Issuu on Google+


PART‹ZAN’DAN UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:14/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 531 48 53 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Numan BOZER Bask›: Kayhan Matbaa ISSN. 1303-0078 email: umutyayimcilik@superonline.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TEL: (0216) 306 16 02 ➧ ANKARA: TUNA CAD. ÇANAKÇI ‹fiHANI NO:11 KAT:3 DA‹RE: 32 ÇANKAYA/ANKARA TEL: (0312) 432 23 01 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE: 318 KONAK TEL: (0232) 445 09 73 Cep: 0 537 252 16 70 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 536 697 94 19 ➧ BURSA: SELÇUK HATUN MAHALLES‹, ÜNLÜ CAD, SÖNMEZ ‹fi SARAYI KAT:2 NO: 185 HEYKEL TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ SAMSUN: KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6 NO: 9 TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0 537 597 69 84 ➧ MERS‹N: ÇANKAYA MAH. S‹L‹FKE CAD. ÜZÜM ‹fiHANI KAT: 1 NO: 47 MERS‹N TEL: (0324) 238 06 89 Cep: 0 535 516 79 47

Yurtd›fl› Hesap Numaralar› Emriye Demirk›r Ziraat Bankas› ‹stanbul/Aksaray fiubesi Euro Hesab›: 0751 0067 5731 0000 009 TL Hesab›: 0751 0067 5743 0000 009 ‹fl Bankas› ‹stanbul/Aksaray fiub. Euro Hesab›: 1002 1130549-TL Hesab›: 1002 1180043 Vak›fbank Valide Sultan fiubesi Euro Hesab›: 00158 048 000 213746

Merhaba; Emperyalizmin, “terör” borusunu tüm gücüyle üflemeye h›z verdi¤i bugünlerde, dünyan›n ezilenleri de bu 盤›rtkanl›k içinde saf tutmaya ça¤›r›l›yor. Rusya’da yaflanan rehine eylemi ve ard›ndan Rusya devletinin “müdahalesi” ile katliama dönüflen geliflmeler, emperyalistlerin terör borusunu yeniden ve daha “güçlü” üflemesine vesilesi yap›ld›. “Dünyan›n her yerinde öldürülmeye mecburlar”, “Rusya’n›n 11 Eylül’ü”, “teröre karfl› ABD takti¤i” gibi ifadelerle lanse edilen geliflmeler, “terörle mücadele”de ortak anlaflma ve görüflmelerin h›z verildi¤i bir dönemi daha beraberinde getirdi. Eylemi kimlerin, neden yapt›¤› tart›flmalar›n› bir kenara b›rakarak, desteklenemeyecek bu tarz eylem biçimleri, emperyalist haydutlar›n ezilenlere yönelik sald›r›lar›n› flaha kald›rman›n da bir arac› haline geldi. Tabi bu vesileyle her türden reformist ve revizyonistler de, nas›l ve neden olursa olsun savafllar›n tümüne lanet okumaya bafllad›lar. Hakl› ve onurlu mücadelelere karfl› olan kinlerini de bu vesileyle bir kez daha kustular. Bu geliflmelere paralel, dünya egemenli¤ini tesis etmenin s›nav›n› Irak’ta veren ABD’nin kanl› katliamlar›na paralel Ortado¤u’da büyüyen direnifllere tan›k oldu¤umuz bir dönemi yafl›yoruz. Felluce ve Necef baflta olmak üzere Irak’›n sokaklar›na yay›lan direnifli, her türlü sald›r›s›yla engellemeye çal›flan emperyalist haydutlar›n, Irak’ta yaflad›¤› yenilginin ve ç›kmaz›n bilançosunu görüyor ve okuyoruz. Irak’ta her ay yap›lan sald›r›lar sonucunda 3 bin çocuk yaflam›n› yitiriyor. Ancak tüm bu katliamlar›na ra¤men engellenemeyen ve üstü örtülemeyen gerçek, ABD’nin Irak’ta büyüyen ve geliflen direnifli yok etme pahas›na sald›rmas›na ra¤men engelleyemedi¤idir. Ülkemizde ise bu geliflmelere paralel geliflmeler yaflanmaktad›r. Irak’ta rehine eylemlerinin yaflanmas›n›n ard›ndan, bölgedeki ABD askerlerine malzeme tafl›yan nakliyat firmalar› anlaflmalar›n› geri çektiler. Bunlar›n yan›nda Konya’da yap›lan NATO tatbikat çal›flmalar› önemli geliflmeler aras›nda. Bu, önümüzdeki dönemde Türkiye’ye biçilen rolün ve bölge aç›s›ndan nas›l kullan›lmas› hedeflendi¤inin de önemli sinyallerini veriyor. Bunlara paralel ezilenlere yönelik sald›r›lar her dönem oldu¤u gibi kesintisiz devam etmektedir. Yoksulluk ve açl›k oran›n›n her gün katlanarak büyüdü¤ü ülkemizde birçok bölgede bu sald›r›lara irili ufakl› direnifllerle yan›t verilmektedir. 28-29 Haziran s›cak çat›flma günlerinin ard›ndan tarihe düflülen anlaml› ve önemli notlardan ç›kar›lan tarihi tecrübe ve derslerle yar›nlara hükmetme mücadelesi devam ediyor. Baflkan Mao’nun ölümünün 28. y›l›nda Nepal’in baflkenti Katmandu’da yaflanan Maoist kuflatman›n etkisi ve Halk Savafl›’n›n kurtuluflu sa¤layacak tek güç oldu¤u gerçe¤inin ispat›yla s›n›f mücadelesi ilerliyor. Dünyan›n çat›s›ndaki bu kuflatma, emperyalizmin ve iflbirlikçi- uflaklar›n›n yenilmez denilen gücünü ayaklar alt›na alm›flt›r. fiimdi bu kuflatmay› ve g›das›n› ald›¤› gücü dünyan›n dört bir yan›nda emperyalistleri rüsva eden di¤er direnifl ateflleriyle birlefltirerek büyütmenin zaman›d›r. Dünya ezilenleri bizden bunu istiyor ve bekliyor. Bir sonraki say›m›zda buluflmak üzere...

‹Ç‹NDEK‹LER Emperyalist Sald›rganl›k. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 2 “Enternasyonalle Kurtulur ‹nsanl›k” . . . . . . . . . . . . . . 13 Göçlerin Tarihsel Geliflimi Üzerine . . . . . . . . . . . . . . . 23 Kimin ‹çin Enerji . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 45 Yeni Demokratik Gençlik Hareketi . . . . . . . . . . . . . . . 52 Kahraman Kad›nlar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .58


2

Emperyalist Sald›rganl›k; Halklar›n Mücadele Birli¤iyle

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

PÜSKÜRTÜLECEKT‹R! Tasfiyecilik, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm karfl›s›nda inkar› seçti¤i için, olgunun sadece tek yönünü görüyor, bütün ruhuyla ve düflünsel melekeleriyle bu egemen yönün karfl›s›nda huflu içerisinde e¤ilerek ulusal ve sosyal kurtulufl mücadelelerinin bitti¤ini ilan ediyordu. Tek tek ülkelerde devrimci durumun gerilemesi, genel bir e¤ilim olarak dünya çap›nda devrim rüzgarlar›n›n c›l›z, zay›f esintileri nas›l ki son yirmi y›l›n realitesiyse, emperyalist-kapitalizmin derinleflen krizi, yo¤unlaflan sömürü ve talan› ve özellikle son y›llarda Maoist KP’lerin halk savafl›nda kat ettikleri mesafe de günümüz dünyas›n›n bir realitesidir. Bu iki gerçe¤in tan›m› s›n›flar mücadelesinin keskinleflti¤i ve üst bir noktaya evrildi¤idir.

1980’lerin sonuna do¤ru TKP flöyle diyordu: “Ulusal kurtulufl mücadeleleri dönemi bitmifltir, devrimler ça¤› kapanm›flt›r, flimdi toplumsal uzlaflma dönemidir.” Özetledi¤imiz bu de¤erlendirmelerin üzerinden fazla zaman geçmemifl, TKP-T‹P birleflmesinden TBKP (veya o günkü yak›flt›rmayla TövBeKP) oluflmufl, legal parti çabalar› dönemin koflullar›nda faflizmin duvarlar›na toslam›fl, en nihayetinde yok olup gitmiflti. TKP’nin sonu ve sosyalist kisveli Rusya’n›n da¤›lmas› ayn› süreçlerin eseridir. Her ikisi de art›k tafl›yamayacaklar› kadar a¤›rl›k haline gelmifl maskelerini atarak, gerçek kimlikleriyle tarih içerisindeki yerlerini alm›fllard›. Evet, sonuç böyle olmufltur. Fakat hem bu sonuca götüren nedenler ve hem de bu sonucun yaratt›¤› bafllang›çlar enternasyonal proletaryan›n tarihi tecrübelerine ve gelece¤i ad›mlamadaki yönelimine büyük dersler b›rak-

m›flt›r. Dikkat ederseniz TKP’nin ama ondan önce de Gorbaçov’un ulusal kurtulufl savafllar›, s›n›f mücadeleleri ve toplumsal uzlaflmac›l›k üzerine gelifltirdikleri söylemler bat›l› emperyalist sermayenin karargahlar›nda da yeni ideolojik sald›r› dalgas›n›n temelini ve ilham kayna¤›n› oluflturmufltur. “Yeni tip” tasfiyecilik Gorbaçov ve hempalar›n›n sosyalizm ve Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye olan düflmanl›klar›yla, emperyalist karargahlar›n tarihi derslerinin harmanlanmas› sonucu “birey”, “özgürlük”, “demokrasi”, “uzlaflma” vb. kavramlar üzerinden gelifltirilmiflti. “Yeni tip tasfiyecilik” derken böylesine apaç›k ve bütünsel, ve böylesine do¤rudan olarak önceki süreçlerde çok az rastlanm›fl olmas›n› kastetmektedir. ‹deolojik-siyasal-örgütsel-kültürel alanlarda karfl›t bir ç›k›fl, rüzgar her yan› sarm›flt›. Latin Amerika’daki gerilla hareketlerine, devrimci yap›lan-


3

Bugün Amerikan ve ‹ngiliz emperyalizmi ve onlar›n besleme köpe¤i olan Siyonist ‹srail karfl›tl›¤› ekseninde geliflen, ama genel olarak anti-emperyalist bir aflamaya evrilmenin, s›çraman›n güçlü dinamiklerini tafl›yan bir dalgan›n varl›¤›n› tespit etmek subjektif olmayacakt›r.

vuran tasfiyecilik nas›l bir politik iklimde yeflermifltir ve bu cüretini nereden alm›flt›r? Bir kere devrim dalgas›n›n geriledi¤i ve buna karfl›l›k emperyalizmin neo-liberal politikalarla kapsaml› bir sald›r›ya geçti¤i koflullardan, Rus Sosyal Emperyalizmi’nin (RSE) “k›ble” bellenmesi, RSE’nin çöküflüyle birlikte “ideolojilerin sonu” ve “sosyalizm öldü” ile demokrasi cenneti ABD ve onun Yeni Dünya Düzeni’nin (YDD) yeni k›ble olarak benimsenmesinden… Son 15-20 y›ll›k zaman diliminde dünyadaki politik durumda esasl› de¤ifliklikler oluflmam›flsa da, yaflanan geliflmeler ve bunlar›n seyri 90’lardaki histeriyi kesmeye, bo¤maya yetmifltir. Ulusal, sosyal kurtulufl savafllar›n›n döneminin kapand›¤›na dair yarat›lan kuru gürültü dinmifl, flimdi “terör”, “direnifl”, “ge-

rilla savafl›”, “Vietnam” 盤l›klar› kopmaya bafllam›flt›r. Zamanlamas› mükemmel tarihi bir ironidir bu. Kurnaz burjuva, olgunun ad›n› de¤ifltirdi¤inde olguyu da yok etti¤ini söylemiflti, hat›rlayal›m! Marks pek güzel alay etmiflti bu bönlükle. Bugün Amerikan ve ‹ngiliz emperyalizmi ve onlar›n besleme köpe¤i olan Siyonist ‹srail karfl›tl›¤› ekseninde geliflen, ama genel olarak antiemperyalist bir aflamaya evrilmenin, s›çraman›n güçlü dinamiklerini tafl›yan bir dalgan›n varl›¤›n› tespit etmek subjektif olmayacakt›r. Tasfiyecilik, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm karfl›s›nda inkar› seçti¤i için, olgunun sadece tek yönünü görüyor, bütün ruhuyla ve düflünsel melekeleriyle bu egemen yönün karfl›s›nda huflu içerisinde e¤ilerek ulusal ve sosyal kurtulufl mücadeleleriPART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

malara, sendikal hareketlere a¤›r bir tasfiyecilik sinmiflti. Her bir alanda hedef tahtas›na ulusal ve sosyal kurtulufl mücadeleleri, devrim ve sosyalizm idealleri konulmufl, en baya¤›s›ndan, en i¤renç sald›r›lar buralara yöneltilmiflti. ‹nce tarz ve biçimlere gerek duymaks›z›n do¤rudan ve en üst boyutta kendisini a盤a


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

4 nin bitti¤ini ilan ediyordu. Tek tek ülkelerde devrimci durumun gerilemesi, genel bir e¤ilim olarak dünya çap›nda devrim rüzgarlar›n›n c›l›z, zay›f esintileri nas›l ki son yirmi y›l›n realitesiyse, emperyalist-kapitalizmin derinleflen krizi, yo¤unlaflan sömürü ve talan› ve özellikle son y›llarda Maoist KP’lerin halk savafl›nda kat ettikleri mesafe de günümüz dünyas›n›n bir realitesidir. Bu iki gerçe¤in tan›m› s›n›flar mücadelesinin keskinleflti¤i ve üst bir noktaya evrildi¤idir. Yine bu sonuca eklenecek bir di¤er unsur da emperyalistlerin derinleflen krizi kadar emperyalistler aras›ndaki çeliflkilerin de derinleflti¤ini gösteren geliflmelerdir. Bu belirttiklerimiz bugünkü dünya tablosunu oluflturuyor, ama eksik, tamamlanmam›fl bir tablodur. Bu tabloda yer almas› mutlak zorunlu olan çeliflmelerden henüz bahsetmedik. Yaz›m›z içerisinde bunlara de¤inecek ve durumu resmetmeye çal›flaca¤›z.

Afl›r› yo¤unlaflm›fl sermaye, daralan pazarlar ve keskinleflen pazar çeliflkisi Afganistan, 11 Eylül’ün yaratt›¤› atmosferin bir sonucu olarak, Amerikan emperyalizminin yan›nda di¤er emperyalistlerin de yer almas› suretiyle iflgal edildi. Bu iflgal için “haz›rl›klar› önceden yap›lm›fl bir sürecin start almas›” diyebiliriz. Yeni süreç Amerikan emperyalizminin de¤iflen “ulusal güvenlik

konsepti”nin bir sonucu olarak ifade edilmiflse de ve bu da Amerikan devletinin güvenli¤ini tehdit eden unsurlar›n ve önceliklerin de¤iflti¤i anlam›na geliyorsa da, belirlenen hedefler ve aç›klanan strateji, meselenin özünü de¤iflen tehdit alg›lamas› de¤il, emperyalist sermayenin içerisinde bulundu¤u yap›sal krizin gittikçe derinleflmesi ve bundan ç›k›fl›n zorunlu hamlelerini oluflturmaktad›r. Bu gerçek bizi bir baflka gerçe¤e daha götürmektedir, ki o da “ulusal güvenlik”in emperyalist sermaye ve uflaklar›n›n ç›karlar›n› korumak, gelifltirmek, maksimize etmek anlam›na geldi¤i gerçe¤idir. Bu do¤runun sa¤lamas›n› yak›n say›labilecek bir zamanda ülkemizde de ertelenen, yasaklanan lastik ve cam fabrikalar›ndaki grevlerde ve bunun gerekçelendirildi¤i nedende yapabiliriz. Ford tekelinin Almanya’daki araç üretiminde kullan›lan camlar ülkemizdeki cam fabrikalar›nda üretiliyordu. Paflabahçe’nin greve gitmesi demek Ford’un araç üretiminin aksamas›, bu ise Ford’un kâr›n›n düflmesi demektir. Paflabahçe’deki grev uluslararas› sermayenin ve ülkemizdeki acentelerinin ç›karlar›n›, tatl› kârlar›n› tehdit edince TC’nin “ulusal güvenli¤i” tehdit edilmifl oldu ve grevler böylece yasaklan›verdi. Kavram çerçevesinde yarat›lan gizemli hava bir süre daha halklar› yan›ltmaya devam edecektir. Fakat grevleri yasaklayan, özellefltirmeyle ifllerinden at›lan iflçiler gibi daha genifl kesimler kavram›n arkas›ndaki gerçe¤i gö-

receklerdir. Amerikan emperyalizminin “ulusal güvenlik” diyerek meflruiyet oluflturmaya çal›flt›¤› Afganistan iflgali, Amerikan mali sermayesinin krizi neticesinde gerçekleflmifltir. Tüketimi art›rmak için tüketici kredi faizleri görülmedik biçimde düflürülmüfl, nedense sembolik oranlara çekilmifltir. Tüketimi bir yaflam tarz› olarak benimseyen Amerikan halk› kredi faizlerinin cazibesine pek kap›lmam›fl, yaflam›na yans›yan ekonomik krizi ve belirsizlik durumunu en az y›k›mla atlatma kayg›s›na düflmüfltür. Amerikan borsalar›ndaki dalgalanma ve düflüfl, yat›r›mlar›n azalmas›, büyüyen iflsizlik, iflaslar, emperyalist tekeller aras› k›yas›ya rekabet, içeride ve d›flar›da daralan pazarlar vs… bunlarla birlikte daha fazla kâr-talep, daha yayg›n ve etkin egemenlik “dürtüsü” sermayeyi yeni programlar yapmaya, bunlar› yaflama geçirmeye zorlam›flt›r. Afganistan iflgalinde di¤er fleylerin (jeopolitik, jeo-stratejik vb.) yan›s›ra bu durum baflat bir rol oynar. Tam da bu nedenle yeni “güvenlik” kavram› “önleyici vurufl” olmufltur. Yani sermayenin iflaret etti¤i yeri iflgal etme, ele geçirme vs. Rockefeller elli y›l önce Amerikan Baflkan› Eisen Hower’a “bayrak sermayeyi takip eder” diye buyurmam›fl m›yd›? Olan, biten tam da budur. Afganistan iflgalinde di¤er emperyalistlerin pek sorun ç›karmam›fl olmas› onlar›n henüz ABD’ye güçlü bir biçimde itiraz edemeyece¤i, “hay›r” diyemeyece¤i bir durumda olduklar› biçiminde


aç›klanabilir. Bunun de¤erlendirmesini bir yana b›rak›p fluraya dikkat çekmek istiyoruz: Uzun bir iktidar savafl›ndan sonra Talibanlar Kabil merkezli Afganistan’da egemenliklerini ilan ettiler. (Ayr›ca fiah Mesut, Raflit Dostum gibi “yerel” güçlerin elinde bulunan bölgeler de söz konusuydu.) CIA denetiminde bir Taliban iktidar› ve uzun iktidar dalafllar›ndan harap olmufl bir ülke… bu gerçeklik di¤er emperyalistlerin “burka hareketi”nde yer almalar› için yeterli bir nedendi. Yani ABD’nin kükremesi ve di¤er emperyalistlerin ard› s›ra gitmesi de¤il, stratejik ç›karlar›n öncelenmesi ve buna uygun koflullar›n varl›¤›d›r. Burada flunu sormak gerekiyor: Afganistan di¤er emperyalistlerin denetiminde, egemenli¤i alt›nda veya belli düzeylerde söz sahibi olduklar› dolay›s›yla ABD’nin iflgal plan›yla bunlar› yitirecekleri bir ülke de¤ildi. Gerek co¤rafik, gerek politik ve ge-

rekse güç dengelerinin stratejik durumu aç›s›ndan di¤er emperyalistlerin kârl› ç›kt›¤› bir ülke ise, iflgal durumundaki Afganistan’d›r. ABD emperyalizmi aç›k oynam›flt›r, “sizinle ya da yaln›z” demifltir. ABD aç›s›ndan uluslararas› meflruiyet ve kamuoyunun yan›lt›lmas›na hizmet etmesi, “önleyici vurufl”un ilk büyük ölçekli ad›m› ve bunun tecrübe edilmesi, vermek istedi¤i mesaj ve ciddiyetinin kan›t› olmas›, di¤er emperyalistleri kendi minderine çekme olana¤›n›n do¤mas› gibi nedenlerden dolay› özellikle Avrupal› emperyalistleri sürece gönülsüz de olsa dahil etme durumunda b›rakm›flt›r. Tam bu noktada durup Komintern’in 6. Kongresinde oluflturulan Komünist Enternasyonal Program›ndan (1928) bir al›nt› yap›p konumuza devam edelim: “… emperyalist devletlerin sömürge siyaseti bu devletler aras›ndaki çeliflki ve savafllar›n en güçlü k›flk›rtan› olarak etkide bulunmaktad›r.

Bu antagonizma gittikçe keskinleflmekte ve her fleyden önce yar›-sömürge ülkelerde emperyalistlerin s›kça ittifak›na ra¤men önemli bir rol oynamaktad›r.” Afganistan’›n iflgal edilmesinde ABD’yle birlikte ortak hareket eden di¤er emperyalistler, ayn› birlikteli¤i Irak’›n iflgalinde neden göstermediler? 11 Eylül’le yarat›lm›fl olan bas›nc›n da¤›lmas›, Irak iflgali için öne sürülen gerekçelerin zay›fl›¤›, uluslararas› kamuoyu, Avrupa’da savafl ve iflgal karfl›tl›¤›n›n artan gücü vs. bunlar›n hepsi sonuca etkide bulunan unsurlard›r. Irak’›n Avrupa emperyalistleriyle gelifltirdi¤i iliflkiler, yap›lan anlaflmalar, Irak’taki ç›karlar›, güç ve nüfuzlar› ABD emperyalizminin denetiminde bir Irak paylafl›m›n›n önüne geçmifltir. Ayr›ca Amerikan emperyalizminin hedefledi¤i, gerçeklefltirmek istedi¤i programda bu emperyalistler oyun kurucu güçler olarak de¤il, tamamlay›c› unsurlar pozisyonundayd›. B›rakal›m ç›karlar›n örtüflmesini, Avrupal› emperyalistlerin elindeki olanaklar› da kaybedece¤i, orta vadede ç›kar ve egemenlikleri için alabildi¤ince daralaca¤› bir plan›n parças› olmama, kendi ç›kar ve geleceklerini sonuna kadar koruma, uygun f›rsatlar yaratma-kollama vb. nedenlerle Irak iflgaline onay vermemifl, kat›lmam›fllard›r. Emperyalizmin “sömürge siyaseti” aç gözlü sermayenin doyumsuz keyfiyeti de¤ildir. Ona karakterini veren bask›n bir özellik ve emperyalist ekonomi politi¤in zorunlu yasas›d›r. Dolay›s›yla

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

5


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

6 bu yasan›n iflletilmesi, ifllemesi ABD emperyalizmi için ne kadar yaflamsal ise di¤er emperyalistler için de en az o kadar yaflamsald›r. Tam da bu nedenden dolay› emperyalistler aras›ndaki çeliflki ve savafllar›n en güçlü k›flk›rtan› olarak etkide bulundu¤unu söylüyor Komintern. Dünya pazarlar›nda etkin olmak, hatta pazarlara rakipsiz sahip olmak, di¤er tüm rakiplerinin alan›n› daraltarak onlar› yutmak… bazen ivmesi düflse de sürekli olan, yaflanan budur. Ekonomik ve siyasal zorunluluk bu çeliflkiyi en üst noktalara çekti¤inde çeliflkinin çözümü için seçenekler s›n›rlanmaya bafllar. Sömürgecilik siyasetinde geçici uzlafl› devam m› edecek? Arka arkaya gerçeklefltirilen emperyalist zirveler (G8’ler, ABD-AB, NATO zirveleri) önümüzdeki süreci tayin edici öneme sahiptir. Emperyalistlerin sömürgeler siyaseti zirvelerde çat›flmakta; Ortado¤u’nun merkez al›nd›¤› oldukça genifl bir co¤rafyan›n kaderi bu çat›flmada çizilmektedir. Amerikan emperyalizmi flu ana kadarki haz›rl›klar›yla, pratiklefltirdi¤i politikalar›yla, yedekledi¤i küçümsenmeyecek güçlerle zirvede yerini alm›flt›. Bu avantajlar› “Amerikan yüzy›l›” ilan etti¤i 21. yüzy›l düfllerinin gerçekleflmesinde bir basamak, hem de önemli bir basamak olarak kullanaca¤› aflikard›r. Bu geliflmelerin bize gösterdi¤i iki önemli olgunun alt›n› çizmek istiyoruz. Bunlardan birincisi emperyalistlerin derinleflen krizi ve arala-

r›ndaki çeliflkinin keskinleflmesidir, ki bunu yaz›n›n içerisinde açm›flt›k. ‹kincisi ise emperyalizmle ezilen ulus ve halklar aras›ndaki çeliflkinin çok daha keskinleflece¤idir. Stalin yoldafl 1924 y›l›nda flöyle diyordu: “a- dünya iki kampa ayr›lm›flt›r, mali sermayeyi ellerinde tutan ve dünya nüfusunun muazzam ço¤unlu¤unu sömüren bir avuç uygar uluslar›n kamp›, ve bu ço¤unlu¤u oluflturan, sömürgelerin ve ba¤›ml› ülkelerin, ezilen ve sömürülen halklar›n›n kamp›. b- mali sermaye taraf›ndan ezilen ve sömürülen ülkeler emperyalizmin çok büyük bir yedek gücünü ve çok önemli bir güç kayna¤›n› oluflturur”. (Marksizm Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu) fiimdi, emperyalist ülkeler bu çok büyük yedek güçlerin durumunu müzakere edecekler. Sermayenin ve üretimin muazzam yo¤unlaflmas›, ama buna karfl›l›k dolafl›m ve talepte gittikçe artan daralma… Benzeri göstergelerin 1997 y›l›nda daha dar bir alanda “Asya Kaplanlar›” denilen ülkelerde nas›l yafland›¤› ve ne tür sonuçlara yol açt›¤› henüz unutulmufl de¤ildir. Dünya ekonomisinde k›r›lmalar büyüdükçe paylafl›lm›fl pazarlar›n yeniden paylafl›m süreci daha bir ›s›nmaya bafllar. Bugün bütün emperyalistler, ama özellikle Amerikan emperyalizmi yeni yeni pazarlara bu nedenle göz dikmifltir. Ayr›ca flunlar› da ekleyelim. * Tamamen emperyalist sistemin, Pazar a¤›n›n d›fl›nda olmasa da, emperyalist sermayenin diledi¤ince ya¤malayamad›¤› ülkeler, kaç›n›l-

maz olarak emperyalist sermayenin öncelikli hedeflerini oluflturur. Nitekim bir metafora dönüfltürülmüfl olan “terör” kavram›, bu ülkelere de uygulanm›fl, bu ülkelerin “fler ekseni” olarak adland›r›lmas›n›, böylece ABD taraf›ndan aç›ktan hedefe konulmas›n› getirmifltir. * Emperyalistlerin yar›sömürgelerde k›ran k›rana yürüttü¤ü egemenlik savafl› bu ülke egemenlerinin komprador burjuvazi ve büyük toprak a¤alar›n›n hem bu rekabetten yararlanarak belli ölçülerde kendine oynamamas›n›, hem de emperyalist politikalar›n uygulanmas›n› geciktirmesi ve hatta egemen emperyalistler aras›nda a¤›rl›k merkezlerinin de¤iflmesi koflullar›n›n tercihinin do¤mas›n› getirmektedir. * Emperyalist politikalar yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelerin ba¤›ml›l›¤›n› derinlefltirirken, ezilen halklar›n açl›¤›n› yoklu¤unu da büyütmekte, yaflamlar›n› zehir etmektedir. Sermayenin belli bir doyum noktas›n›n olmad›¤› gerçekli¤i bu politikalarla daha pervas›zca uygulanmas›n›, devam ettirilmesini flart koflmaktad›r. Bunlar karfl›s›nda ezilen emekçi y›¤›nlar›n tepkileri de¤iflkenlik gösterse de genel e¤ilim olarak sürekli yükselmektedir. Kitlelerden yükselen bu direnç emperyalist politikalar›n uygulanmas›n› zaafa u¤ratmakta, budamakta, do¤rudan engellemektedir. Ayr›ca kitlelerin öfkesini kendi potas›na ak›t›p ve emperyalist politikalara karfl›t söylemlerle ya da bu politikalar›n d›fl›nda anlay›fllarla iflbafl›na gelen yönetimler,


hükümetler Ekvador, Meksika, Brezilya, Venezüella’ya yine özgün bir durum olarak Arjantin prati¤ine kadar de¤iflik biçim ve içeriklerde deneyimlerin oluflmas›n› ve emperyalist politikalar›n buralarda tökezlemesini getirmifltir. Benzeri örneklerin içerisinde Güney Asya ve Afrika’n›n kimi ülkelerini de dahil edebiliriz. Bu ve benzeri çeliflkiler emperyalist sermayenin son derece hassas olan bünyesinde ar›zalara sebep olmaktad›r. Aç›kças› emperyalist sermayenin kalbi tekliyor. Bir by-pass’la ar›zalar› gidermek, kalbini yenilemek istiyor. G-8’ler, ABD-AB ve NATO zirveleri bu zorunlulu¤un sonucu olarak di¤er zamanlarda farkl› bir özellik içermektedir. Bu zirvelerde ziyafet sofras›na di¤erlerinden daha erken oturan ABD-‹ngiltere ittifak› birkaç ad›m önde olman›n getirisiyle sonucu tamamen kendi ç›karlar› ve gelecekleri do¤rultusunda tayin etmeye çal›flt›lar. Belli ki ABD-‹ngiliz ittifak› di¤er emperyalistlerin ümü¤ünü s›kmay› hedefliyor. Petrol, do¤algaz gibi enerji kaynaklar›n›n menbaas›na ç›kartmay› hesaplam›fl; “Ortado¤u’nun diktatörleri gidecek demokrasi gelecek” diyerek hedeflerini aç›klam›fl; flu süreç için istikamet olarak petrol vanalar›n› iflaretlemifl ve fakat direniflle zorlan›nca di¤er emperyalistlere dönüp “sofraya buyurun” denmektedir. Gelinen aflama pazarlar›n ve zenginliklerin paylafl›m›d›r. Ama yeryüzü ayn› yeryü-

züdür. Emperyalistler taraf›ndan paylafl›m› 1900’lerin bafl›nda tamamlanm›fl ve iki emperyalist savaflla yeniden paylafl›lm›fl yeryüzüdür. Öyleyse Haziran ay›nda yap›lan zirveye tafl›nan nedir? Paylafl›m› tamamlanan dünyan›n Lenin yoldafl›n ifadesiyle “yeniden paylafl›m›d›r”. Lenin emperyalizmin I. ve II. Paylafl›m Savafllar› tek tek ülkelerde k›ran k›rana süren rekabet, darbeler, iflgaller bu görüflü tart›flmas›z bir biçimde (tabii Kautsky’nin emperyalizmin entegrasyonu ve Kautskygillerden küreselleflmeci, YDD solcusu ideologlar hariç) kan›tlam›flt›r. G-8 Zirvesi, ABD-AB Zirvesi ve NATO Zirvesi emperyalistlerin dünya pazarlar› ve zenginlikleri üzerine paylafl›m siyasetlerinin, sömürge ve yar›-sömürgeler üzerinde egemenlik siyasetlerinin hesaplaflt›¤› zirveler olmufltur. Siyasetin özü paylafl›m ve egemenliktir, çözümü ise uzlaflma veya siyaseti fliddet araçlar›yla sürdürmedir. Komünist Enternasyonal’in program›nda belirtildi¤i gibi “…emperyalist devletlerin sömürge siyaseti, bu devletler aras›ndaki çeliflkilerin en güçlü k›flk›rtan› olarak etkide bulunmaktad›r…” Bu belirleme bütün anlam ve a¤›rl›¤›yla durumu tan›mlamaktad›r. Fakat durum böyle olmakla beraber bugünkü konjonktüre damgas›n› vuran hala “bar›fl” etkenleridir. Emperyalizmin derinleflen krizi ve emperyalistler aras›ndaki keskinleflen çeliflki, karfl›t olan flu çeliflkiyle birlikte vard›r; Emperyalizm ve dünya gericili¤iyle ezilen

dünya halklar› aras›ndaki çeliflki ve yine emperyalizmle ezilen ulus ve halklar aras›ndaki çeliflki. Ezilen uluslar, Ulusal hareketler: Kapitalizmin emperyalizm aflamas› bir tek dünya pazar›n›n oluflmas› ve emperyalistlerin Pazar aray›fl›, hammadde ihtiyaçlar›n›n karfl›lanmas›, sermaye ihrac›, ucuz iflgücünün temini için k›yas›ya bir rekabeti ve her bir emperyalist ülkenin s›n›rlar›n› geniflletme zorunlulu¤unu getirdi. Bu dönemle birlikte ulusal sorun bir devletin iç sorunu olmaktan ç›km›fl uluslararas› bir sorun haline gelmifltir. Ezilen uluslar›n burjuvazisi önderli¤inde geliflen ulusal hareketler Do¤u Avrupa ve Asya’n›n çok uluslu devletlerini sarst›¤›nda süreç 1. Emperyalist Paylafl›m Savafl›na do¤ru evriliyordu. Nitekim savafl sonunda eski çok uluslu devletler parçalanm›fl, yerine birçok yeni ulus devlet do¤mufltur. Ne var ki, yeni kurulan bu ulus devletler ba¤›ms›z-egemen olmay›p emperyalizm taraf›ndan kölelefltirilmifl devletlerdi. 1. Emperyalist Paylafl›m Savafl› ve Ekim Devrimi sömürge ve yar› sömürgelerde geliflen ulusal hareketlerin hedef ve kapsam›n› geniflletmiflti. Daha önceleri çok uluslu devlette egemen ulusun burjuvazisine-egemenlerine karfl› yönelirken ve salt kendi burjuvazisinin egemenli¤inde yani ulus devlet kurmakla s›n›rl›yken kapitalizmin emperyalizm aflamas›na evrilmesi, 1. Emperyalist Paylafl›m Savafl› ve Ekim

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

7


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

8 Devrimiyle uluslararas› sömürgeler sorunu haline geldi. Osmanl› Devleti, Çarl›k Rusyas›, Avusturya Macaristan ‹mparatorlu¤u gibi çok uluslu devletler gitmifl, yerine onlarca yeni ulus devlet ve sosyalist Rusya geçmifltir. Siyasal ba¤›ms›zl›klar›na kavuflan bu yar› sömürge devletlerin d›fl›nda henüz sözde de olsa siyasal ba¤›ms›zl›klar›n› kazanamam›fl sömürge ve ezilen ba¤›ml› uluslar dünyas› vard›. Savafl›n hemen ard›ndan emperyalist egemenli¤ine ve iflgale karfl› geliflen ulusal hareketler, hiç flüphe yok ki Rusya gibi bir ülkede gerçekleflen devrimden ve baflta ‹ngiliz, Frans›zlar olmak üzere emperyalizme kafa tutulmas›ndan olumlu etkilenmifl, savafltaki ›srarlar›n› büyütmüfllerdir. Ulusal sorun ve ulusal hareket emperyalizmin sömürge siyasetini hedefliyordu art›k. Bu nedenle ulusal sorun bir ulusun iç meselesi olmaktan ç›km›fl, uluslararas› sömürgeler sorunu haline gelmifltir. Sorunun özü pazar sorunu olmakla birlikte ulusal hareket art›k pazarlar› do¤rudan ya da dolayl› elinde tutan emperyalizmi hedeflemek durumundad›r. Ulusal hareketin pek çok de¤iflkene sahip oldu¤unu unutmadan belirtelim ki buradan her türlü ulusal hareketin emperyalizmi hedefledi¤i sorunu ç›kart›lmamal›d›r. Esas e¤ilim budur. Tam da bu nedenledir ki, ulusal hareketler

dünya devriminin bir bilefleni olarak kabul edilegelmifltir. Do¤u’da yükselen ulusal hareketler emperyalizmi kimi tedbirler almaya gelifltirmeye götürdü. Bu tedbirlerden birini ABD Baflkan› Wilson’dan dinleyelim. Wilson Arap topluluklar›na Osmanl›’dan kurtuluflun sonucu olarak ‘kendi kaderlerini belirleme hakk›’n› tan›d›¤›n› aç›kl›yordu. Keza ayn› “alicenapl›¤›” o günün ‘Birleflmifl Milletler’i olan ‘Milletler Cemiyeti de

gösteriyor, kurulufl sözleflmesine ‘kendi kaderini tayin hakk›’n› koyuyordu. Bunlar›n pratik ifadesi ise ya kukla devletçikler, ya sömürgenin bir biçimi olan farkl› yönetimler olmufl, veya söylem düzeyinde kalm›flt›r. Ayn› ‘Milletler Cemiyeti’ 1922 y›l›nda ‹ran Körfezi ile Akdeniz aras›nda kalan bölgeyi ‘manda’ yönetimler biçiminde onaylayarak ‹ngiliz-Frans›z

koruma bölgeleri diye bu emperyalistler aras›nda bölüfltürüyordu. Emperyalizmin manevralar› meseleyi çözmekten elbette uzakt›. Aksine bu ‘çözümler’ sorunu daha bir alevlendirmeye hizmet etti. 1928 y›l›nda Komünist Enternasyonal durum tespitini flöyle yap›yordu “…dünya emperyalizminin sömürge siyaseti ile sömürge halklar›n ba¤›ms›z geliflmesi aras›ndaki objektif çeliflki, ne Çin’de, ne Hindistan’da, ne de herhangi bir di¤er sömürge ve yar› sömürge ülkede bir nebze bile ortadan kalkmam›flt›r; tersine bu çeliflki giderek keskinleflmektedir.” Dikkat çekilen emperyalist kapitalizmin varolufl nedenidir.(1) Sömürge ve yar› sömürgelerin ‘devrimin oca¤›’ olarak tan›mlanmas› bu objektif çeliflkinin sonucudur. Emperyalizm ezilen uluslara ve halklara kurtulufl getirmemifltir. Bir k›s›m sömürgeye tan›nan sözde siyasal ba¤›ms›zl›k emperyalizmle ezilen uluslar aras›ndaki çeliflkiyi ‘bir nebze olsun’ ortadan kald›rmam›flt›r. Kendi pazar›na hakim olmak için egemen ulusun egemen s›n›flar›na karfl› geliflen ulusal hareketler sömürgelerde do¤rudan emperyalizmi, yar› sömürge çok uluslu ülkelerde ise dolayl› olarak emperyalizmi hedefler. Bilindi¤i gibi sömürgeci güce veya sömürge-


lefltirme girifliminde bulunan güce karfl› bunlar›n iflbirlikçileri d›fl›nda kalan bütün s›n›f ve katmanlar ulusal hareket içerisinde yer alabilir/al›r. Bu özgün durum gözetilerek 1922 y›l›nda yap›lan Komintern’in 2. Kongresi’ne Lenin yoldafl ‘ulusal demokratik hareketler’ hakk›nda ayr›m yapan tezleriyle kat›l›r. Orada ‘ulusal devrimci hareketler’ ve ‘ulusal reformist hareketler’ diye iki ulusal hareket tipi ortaya koyar. Bunlardan ulusal devrimci olan› emperyalizme karfl› yönelmifl olmas› ve komünistlerin örgütlenmesi, propagandas› önünde engel ç›kartmamas› olarak tan›mlay›p, komünistler için destekleme zorunlulu¤u olan ulusal hareketi bu tip ulusal hareket olarak belirler. Lenin yoldafl bu realiteden hareket ediyordu. Ulusal hareketin bafl›n› çeken burjuvazinin bir bölümü komünistlere aç›ktan karfl›yken, bir bölümü çok de¤iflik nedenlerden (Komünist hareketi kendisi için henüz bir tehlike olarak görmemesi, burjuvazinin di¤er kesimine karfl› komünistlerin deste¤ine ihtiyaç duymas›, uluslararas› destek ve Sovyetlerin do¤rudan yard›m›n› alma gibi) dolay› komünistlerin örgütlenmesini, propaganda ve ajitasyonunu engellemez. Bu özellik ulusal hareketin ayr›m noktas› ve komünistler için destekleme zorunlulu¤u olmas›n›n kendisidir. Bunlardan reformist ulusal harekete karfl› kay›ts›z kal›naca¤› sonucu elbette ç›kar›lmamal›d›r. Ondaki ulusal bask›ya karfl› demokratik yönü ve ayr›ca sömürgeci veya sömürgelefltirme tehdidinde bulu-

nan emperyalist güce karfl›tl›¤›n› destekler. Her iki hareket aras›nda ayr›m, kal›n çizgilerle belirlenmedi¤i gibi uygun koflullarda birbirine dönüflebilirler de. Ulusal harekete iliflkin bu ayr›mlar 1920’lerin dünyas›nda yani ulusal hareketlerin flahland›¤› ve yüzlerini sosyalist Sovyetler’e döndü¤ü, Komüntern gibi bir dünya partisinin özel olarak ‘Do¤u Halklar› Kurultay›’ gibi bir örgütlenme ihtiyac› duydu¤u, çok yayg›n bir biçimde ezilen uluslarda KP’lerin kuruldu¤u, emperyalistlerin art›k ‘kendi kaderini tayin hakk›’ demek durumunda oldu¤u ve ulusal hareketlerde uzlaflma e¤ilimlerini k›flk›rtarak güçlendirerek iflbirlikçi kukla devletlere gidildi¤i bir dönemde yap›lm›flt›r. Sömürgelerde veya 1920’lerin Türkiyesi gibi sömürge, yar›-sömürge bir yerde duran ülkelerde geliflen ulusal hareketlerde ayr›m kriterleri olarak belirlenenleri bugüne ve bütün ülkelere (ulusal sorunun oldu¤u) uyarlarsak yan›lt›c› sonuçlara var›r›z. Ekonomiksiyasal-kültürel-sosyal yap›lardaki dönüflümleri bir yana örne¤in yar›-sömürge Türkiye’de ezilen ba¤›ml› Kürt ulusunun ulusal hareketini “Ama komünistlerin örgütlenmesini engellemiyor” diyerek bir ç›rp›da “ulusal devrimci hareket” diye de¤erlendiren arkadafllar bu de¤erlendirmeye yaslanarak gelifltirdikleri di¤er görüfllerle politik savrulmalar›n› perçinlemifllerdir.2 Ulusal sorunun çözümü için siyasal-örgütsel ve askeri planda savunulanlar ve gelifl-

tirilen pratik ulusal hareketlerde “devrimci” veya “reformist” de¤erlendirmesinin genel ölçütleridir. Bugün Kürt ulusal sorununun çözümünde b›rakal›m TC’ye ve emperyalizme karfl› ba¤›ms›zl›k bayra¤›n› yükseltmeyi, bu güçleri kutsad›¤› gibi UKKTH’yi reddederek ulusal sorunun çözümünü hem daralan taleplere ve hem de hukuksal anlamda kimi düzenlemelere indirgemifl; daha da ötesi içindeki devrimci dinamikleri fliddet dahil çeflitli biçimlerle bast›rmay› seçmifl bir ulusal harekettir de¤erlendirme konusu olan. Bu hareketle ilgili “reformist” oldu¤u dahi hakl› olarak tart›fl›l›rken “ulusal devrimci” de¤erlendirmesi düflündürücüdür. Stalin yoldafl ulusal sorunun çözümünde Avusturya biçimini ve Rus komünistlerinin tarz›n› koymufltu. Y›llar sonra Yugoslav komünistleriyle tart›flmas›nda ulusal sorunun çözümünde anayasal düzenlemeleri yeterli bulan Semiç’e verdi¤i cevaplar› hat›rlayal›m. Stalin yoldafl bunun Avusturya tarz› oldu¤unu, reformist oldu¤unu “bir kez daha” hat›rlatm›flt› Semiç’e. Ulusal hareketin her iki tipi de özü itibar›yla burjuva milliyetçi bir karakter tafl›r ve aralar›ndaki fark› niceldir. Art›k kendisi de bir egemen ulus olan, sömürge ve yar›-sömürgeleriyle çok uluslu bir karakter tafl›yan emperyalizme karfl›, kendi pazarlar›na hakim olmak temelinde yükselmifl ve nesnel olarak dünya devrimini güçlendiren ve onun bir parças› olan ulusal hareketler var olan ezen-ezilen ulus çeliflki-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

9


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

10 sinin d›fla vurumudur. Gerek Lenin ve Stalin yoldafl gerekse Komüntern bu çeliflmeye ve bunun üzerinden yükselen harekete büyük önem vermifllerdir. Özellikle bat›da beklenen devrimin seyri de¤iflince, do¤udaki ulusal hareketler üzerinde dahi bir yo¤unlaflmay› getirmifltir. Komünist Enternasyonal program›nda geçen flu cümledeki “emperyalizmin anavatan› olan ülkelerle sömürge ve yar›-sömürge ülkeler aras›ndaki çeliflmeler de keskinleflmektedir” durum tespiti yaklaflan f›rt›nay› haberliyordu. Sonraki geliflmeleri biliyoruz. “Savafl›n bafl k›flk›rt›c›lar›” olan Alman-‹talyan ve Japon emperyalizmi Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’ya kadar birçok ülkeyi iflgal etti. 1945 y›l›nda savafl›n bitti¤i resmen ilan edildi¤inde foto¤raf karesine Stalin yoldafl, Roosvelt, Churcil yans›yordu. Savafl›n faturas› a¤›r olmufltu. Dünya harabeye dönmüfl, milyonlarca ölü-yaral›, yetim çocuklar Hiroflima ve Nagazakiler ve Kretoryumlar haf›zalara kaz›nm›flt›. Proletarya hareketi, savafl› önleyememiflti ama savafl devrimlere yol açm›fl, Balkanlar ve D. Avrupa’da 10’dan fazla ülkede Halk Demokrasileri kurulmufltu. Ayr›ca savafl öncesi zaten varolan ezen-ezilen ulus çeliflmesi iflgallerle daha bir ivme kazanm›fl, emperyalizmin sömürge siyasetine, iflgallere karfl› ulusal direnifller alabildi¤ince yo¤unlaflm›flt›. Amerikan emperyalizminin öncülü¤ü ve denetiminde

kurulan emperyalist sermayenin uluslararas› ekonomik ve askeri kurumlar› yukar›da bahsetti¤imiz geliflmelerin sonucuydu. Birleflmifl Milletler (BM), Dünya Bankas› (DB), Uluslararas› Para Fonu (IMF) siyasal ve ekonomik düzenlemeler için, NATO ise “Komünizm tehdidi”ne karfl› askeri bir güvence olarak oluflturuldu. Bu kurumlar› yaratan nedenler elbette aç›kland›¤› kadar›yla s›n›rl› de¤ildi. Amerikan emperyalizminin hegemonik güç durumunu korumaya ve gelifltirmeye hizmet eden daha genel bir arka plan söz konusuydu. Özellikle NATO gerçekli¤i de¤iflik boyutlar›yla di¤er yaz›lar›m›z›n konusu oldu¤u ve ele al›nd›¤› için bu bölümde üzerinde durmay›p ayn› dönemin bir di¤er geliflmesine geçece¤iz. ULUSAL KURTULUfi HAREKETLER‹NE ÇEK‹LMEK ‹STENEN SET VE YEN‹ YARISÖMÜRGELEfiT‹RME Balkanlar ve D. Avrupa’daki devrimlere bir büyük devrim daha eklenmifl Çin’deki uzun süreli halk savafl› zaferle sonuçlanm›flt›. Büyük Çin devrimiyle birlikte dünyan›n üçte birinde sosyalist ya da demokratik halk iktidarlar› kurulmufltu. Bu dönemin bir di¤er karakteristi¤i de sömürgelerdeki ulusal kurtulufl savafllar›n›n Çin’in ya da di¤er halk demokrasilerinin yoluna girece¤inden öcü gibi korkan emperyalizmin benimsedi¤i politikad›r. Ulusal kurtulufl savafllar›na karfl› direnifl göstermeye devam etmek, savafl-

mak yerine bu ülkeleri tan›yarak onlara “siyasal ba¤›ms›zl›¤›n›” verme politikas›d›r. Bunun sonucu ABD 1946 y›l›nda Filipinler’in, ‹ngiltere 1948’de Birmanya ve Seylan’›n yine ‹ngiltere 1945’te fiilen 1947’de resmen Hindistan’›n ba¤›ms›zl›¤›n› tan›d›. Keza yine ‹ngiltere 1953 y›l›nda Malezya’dan çekilerek “ba¤›ms›zl›¤›n›” kabul etti. Benzeri bir geliflme Afrika ve Latin Amerika’da da yafland›. Oluflan yeni ulus devletler gerçek manada birer ba¤›ms›z ülke de¤ildi. Emperyalistler yönetimi iflbirlikçilerine devredip çekilip “gitmiflti”. Bu sayede söz konusu ülkeler üzerinde ekonomik ve siyasal ç›karlar›n› devam ettirebildiler. Siyasal olarak sözde ba¤›ms›zl›¤› olan ama özünde ekonomik ve siyasal anlamda ba¤›ml› olan bu ülkelerin siyasal statüsü “yeni sömürge” olarak de¤erlendirilirken, emperyalizmin bu politikas› “yeni sömürgecilik” olarak adland›r›ld›. Burada flunu belirtmekte yarar var; Emperyalizme ba¤›ml›l›k iliflkileri anlam›nda “yeni” olan bir durum yok. Yeni sömürgecili¤e mahsus olarak belirtilen “ekonomik olarak ba¤›ml›, sözde siyasal olarak ba¤›ms›z” olma özelli¤i Lenin yoldafl›n yar›-sömürgeler için belirtti¤i özelliklerin kendisidir. Bunlar “yeni” yar›-sömürge ülkeler olman›n d›fl›nda bir fley de¤ildir. Yeni sömürgecili¤i o güne kadarkinden farkl›, yepyeni bir ba¤›ml›l›k iliflkisi olarak de¤erlendirmek ve yar›-sömürgelerden ayr› bir yere koymak emperyalizmi ele al›flla ilgili


bir sorundur. Nitekim Guevara-Kastrocu görüfllerin Latin Amerika’da ifadesi olan fokocu yap›larda ve ülkemizdeki versiyonlar›nda meselenin bütünlüklü yan›n› görebiliriz. II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras›n› emperyalizmin 3. bunal›m dönemi olarak de¤erlendirip, di¤er teorik siyasal anlay›fllar›nda oldu¤u gibi yeni sömürgecili¤i de bunun içerisine yerlefltirmektedirler. Oysa dönüp 1900’lerin bafl›ndan itibaren bak›ld›¤›nda görülecektir ki Avrupa’da, Balkanlar’da, Asya’da, Latin Amerika’da do¤rudan iflgaller yan›nda sözde ba¤›ms›zl›k tan›narak ama emperyalizme göbekten ba¤›ml› birçok kukla devlet kurulmufltur. Yaz›m›z›n bafl›nda Amerikan Baflkan› Wilson’un Arap halklara “Kendi Kaderini Tayin Hakk›”n› bahfletti¤ini yazm›flt›k. Stalin yoldafl da emperyalistlerin “Kendi Kaderini Tayin Hakk›” manevras›yla nas›l ba¤›ml› küçük devletler oluflturdu¤unu, bunlar›n emperyalizmin kuklas› oldu¤unu daha 1920’lerin bafl›nda belirtmiflti. Dolay›s›yla yar›-sö-

mürgecili¤in d›fl›nda ondan farkl› yeni bir emperyalizmle ba¤›ml›l›k iliflkisi yoktur. Ulusal kurtulufl mücadelelerinin gücü ve emperyalizmin bunlar karfl›s›nda acizleflmesi ipi kaç›rmamak için baflvurdu¤u manevralar ve özellikle bir dönem için yayg›n olarak bu manevralara girifltiklerini göstermek için yeni-sömürgecilik kavram› bir yere kadar kullan›labilir. Ama bunun üzerinden teorik-siyasal-örgütsel de¤erlendirme ve flekillenifllere gitme ideolojik iflas› büyütür. “YEN‹ NATO”YA KARfiI YEN‹ KORE VE YEN‹ V‹ETNAMLAR Ulusal kurtulufl savafllar› karfl›s›nda yeni sömürgeci tercih esas olarak Amerikan, ‹ngiliz politikas›yd›. Di¤er sömürgeciler, sömürge iliflkisini devam ettirmede ›srar edip kovuluncaya kadar iflgallerini sürdürdüler. Vietnam’da Frans›z sömürgecileri direnifl karfl›s›nda iflgal politikalar›n›n iflas›n› bu ›srar nedeniyle yaflad›lar. Afrika ve Asya’daki ulusal kurtulufl sa-

vafllar› karfl›s›nda da yaflanan ayn› iflast›. 1960-70 y›llar› boyunca yerküreyi saran ba¤›ms›zl›k savafllar›n›n aleviydi. Laos, Kamboçya, Vietnam, Cezayir, Angola, Mozambik, Gine ve daha niceleri. Ulusal kurtulufl atefli kimilerinde zaferle sonuçlan›p ba¤›ms›zl›k ve demokrasiyle taçlan›rken, kimilerinde ise hareketin parçalanm›fll›¤› ve iç çat›flmalar› nedeniyle ve son olarak s›n›fsal durufllar›n›n bir sonucu olarak yar›-sömürgeleflmenin ötesine geçemedi. Çeliflkinin egemen yönü yeni emperyalizmin ezilen uluslar üzerindeki bask› ve tahakkümü bugün güçlenmifl durumdad›r. Emperyalizmin neo-liberal politikalar› ve dünya halklar›na yönelik sald›r› dalgas› devrimci durumun gerilemesini de do¤urmufltur. Ulusal ve sosyal kurtulufl hareketlerinin yayg›nl›k ve yükselme e¤risi bunu göstermektedir. Son 20 y›la bak›ld›¤›nda düflüfl ve daralma görülür. Yaz›m›z›n bafl›nda k›saca da olsa buna de¤inmifl

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

11


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

12 ve son y›llarda yükselen yeni bir devrim dalgas›ndan bahsetmifltik. Bu nedenle tekrara girmeden konu bafll›¤›m›za dönelim. Emperyalizm birleflik askeri gücünü ve yar›-sömürgelerinden toplad›¤› kuvvetleri ve büyük olanaklar›n› “demokratik, birleflik Kore” için savaflan ulusal kurtuluflçu güçlerin üzerine sürmüfltü. Genel e¤ilim olarak iflgali kald›r›p yar›-sömürgelefltirmeyi uygulayanlar Kore’ye iflgal kuvvetlerini y›¤m›flt›. K›sacas› zorunluluk tercihlere damgas›n› vuruyordu. “Domino Teorisi” diyorlard›, flayet domino tafllar›ndan biri devrilirse di¤erlerinin de devrilmesi yani Kore’de devrimin zaferini engelleyemediler, emperyalizmin o birleflik uluslar oran› büyük gücü direniflin zaferi karfl›s›nda rezilrüsva oldu. Direnmeye ve savaflmaya cüret etmek ve zafere inanmakt› Kore. Bir bak›ma tarla kuflunun file karfl› savafl› ve zaferinin öyküsüydü. Bunun için “emperyalizm ka¤›ttan kapland›r” sözü en çok Kore da¤lar›na, Kore’ye yak›fl›r. NATO’nun yeniden ele al›nd›¤› ve “yeniden” tan›mland›¤› flu süreçte Kore’yi hat›rlamamak/hat›rlatmamak olmazd›. BM’nin karar ve ça¤r›s›yla 20’nin üzerinde ülke Kore’yi fethe ç›km›flt›. Sonuç yukar›da belirtti¤imiz gibi oldu. Amerikan emperyalizminin öncülü¤ünde ve denetiminde yeni iflgallerin yaflanaca¤›/yafland›¤› günümüzde emperyalizmin birleflik askeri gücü olan NATO da¤›lmak, daralt›lmak veya müdahale

alanlar›n› geniflletmek gibi iki uç senaryoda dahil olaca¤› yeni biçim için, emperyalistler aras› pazarl›¤›n somutluk kazanmas›n› beklemektedir. ABD yaln›zca pastan›n en büyük dilimini kapmak için de¤il, rakiplerini de kuflatmak için hamle yapm›fl, fakat ikinci büyük hamlesinde Irak halk›n›n direnifliyle karfl›laflm›flt›r. Direniflin daha da uzamas› halinde ataca¤› di¤er ad›mlar›n zaafa u¤ramas› gerçekli¤i elini çabuk tutmaya götürmekte; bu ise, Irak iflgalinde her yeni denemenin direnifli daha da büyütmesi ve ayr›ca farkl› seçenekler üzerinde yo¤unlaflmas›na sebep olmaktad›r. NATO gücünün “Büyük Ortado¤u Projesi” ekseninde konumland›r›lmas› ABD aç›s›ndan yeni ortaya ç›kan bir durum de¤ildir. Mesele Avrupal› emperyalistleri kendi projesine yedeklemek veya eklemlemektir. ABD “Yeni NATO”yu, ABD’nin Yeni Ortado¤usu kapsam›nda anlaml› ve gerekli görmektedir. NATO’nun daralmas›, da¤›lmas› veya genifllemesi (müdahale alanlar›n›n) buna ba¤l› olacakt›r. Askeri planda AGSP ad›m›n› atan fakat devam› zamana yay›ld›¤› için askeri olarak hemen alternatif düzeyinde olmayan ve bu nedenle de ABD karfl›s›nda oldukça dezavantajl› durumda olan Avrupal› emperyalistler, itirazlar›n de¤il k›l›çlar›n sözünün geçti¤i böylesi bir süreçte etkisiz ve geliflmelerin pefline tak›lmaktansa koflullu olarak sürecin içerisinde olacakt›r. Her halükarda iflgallerle, anti iflgalci mücadele ve direnifllerle, emperyalist sald›r-

ganl›¤a karfl› dünya çap›nda anti-emperyalist kitlesel eylemliliklerle tan›mlanacak bir dönemin içerisindeyiz. Emperyalizmle ezilen dünya halklar› aras›ndaki çeliflki ve emperyalizmle ezilen uluslar aras›ndaki çeliflki tarihsel ilerlemenin esas dinami¤ini oluflturmaktad›r. Emperyalist “Büyük Ortado¤u Projesi” gibi nice projeleri bozacak, emperyalizmi krizlere sürükleyecek olan da bu dinamiklerdir. Bugün Proletarya Partisi’nin nicelik gücü etkin bir anti-emperyalist oluflum yaratmaya uygun olmayabilir. Bu ufkumuzu darlaflt›rmay› de¤il, sürecin bugünle s›n›rl›, gelip geçici olmad›¤›n› görüp pratik ve düflünsel haz›rl›klar› bu oluflumlar› yaratmaya yönelik olarak yapmay› getirmelidir. Ülkemizde kendisini dayatan bu ihtiyaç bölgesel planda da oldu¤u gibi geçerlidir. Yükseltilen halk savafllar› dünya devrimine yeni bir s›çrama yapacak potansiyele sahiptir. Ezilen halklar›n büyük ac›lar çekece¤i aç›kt›r. Ama ayn› zamanda büyük ç›k›fllar›n koflullar›n›n oluflturuldu¤u/olufltu¤u da aç›kt›r. 1 Burada dekolonizasyon savunucular›n› ve günümüz türevleri olan küreselleflmeci liberal solu ve liberalleflmifl ulusal hareketi anmak gerekiyor. ‘Emperyalizmin girdi¤i ülkelerde esas ifllevinin ekonomiyi, sosyal yap›y› gelifltirmek’ oldu¤unu ‘geri ülkelerde halklar› refaha, ileriye götürüldü¤ü ve kültürel olarak e¤itti¤i’ söylemi bugün ‘demokratik sömürgecilik’ ‘medeniyet’ gibi kavramlarla zenginlefltirilerek, çürüyen can çekiflen kapitalizm olan emperyalizm kurtar›c› ve talih kuflu olarak kutsanmaktad›r. (2S›n›f Teorisi” Say› 5’de savunulan görüfllere bak›n›z)


13

Bugün emperyalist güçler ve özel olarak ABD emperyalizmi ve suç ortaklar›n›n Afganistan ve Irak özgülünde oldu¤u gibi, emperyalist sald›rganl›klar›na h›z verdikleri, baflta iflçi s›n›f› olmak üzere tüm emekçilerin üzerinde bask› ve sömürüyü art›rd›klar›, ezilenlerin yo¤un emekler ve bedeller ödeyerek kazand›klar› sosyal haklar›n birer birer budand›¤› ve yine devrimcilere, komünistlere, tüm ilerici güçlere karfl› sald›r›lar›n› giderek daha da yo¤unlaflt›rd›klar› bir süreçten geçiyoruz. Böylesi bir süreçte öncellikle uluslararas› planda komünistlerin birli¤ini yaratmak acil bir görev olarak karfl›m›zda durmaktad›r.

Baflta iflçi s›n›f› olmak üzere, tüm ezilen dünya halklar›n› emperyalist-kapitalist sisteme karfl› mücadeleye seferber ederek; demokrasi, ba¤›ms›zl›k, sosyalizm ve nihai olarak komünizme ulaflma hedefi tüm komünist partilerin esas ve temel görevidir. Bu görevleri yads›yan bir komünist partisi düflünülemez. Yine ak›llardan ç›kar›lmamas› gereken di¤er bir gerçek ise; bask› ve sömürünün, tüm eflitsizliklerin temel kayna¤› olan, emperyalist-kapitalist sistemin yerel, bölgesel de¤il, tüm dünyay› bir ahtapot gibi sard›¤›d›r. Dolay›s›yla sömürü biçimi, refah düzeyleri aras›ndaki farklar nas›l olursa olsun sonuç itibariyle tüm iflçiler, ifl güçlerini satarak yafl›yorlar. Ve kapitalistler de çald›klar› bu art› emekle servetlerine servet kat›yorlar. Çünkü herkesin iflgücünün karfl›l›¤›n› ald›¤› bir toplumda, hiç kimse art› de¤er yarat›p zengin olamaz. Zenginlik sarf edilen emeklerin karfl›l›¤›n› verme-

den, yarat›lan art› de¤erlerle ve sömüren-sömürülen, ezen-ezilen çeliflkisi de bu h›rs›z özel mülkiyetçi iliflki biçiminin ortaya ç›kmas›yla bafllad›. Dolay›s›yla bugün dünyada baflta iflçi s›n›f› olmak üzere tüm ezilen halklar›n düflman› ortakt›r. Bu düflman emperyalist-kapitalist sistem ve onlar›n iflbirlikçi suç ortaklar›d›r. Ortak düflmana karfl› ortak tutum gelifltirmek; ekonomik siyasi ve askeri sald›r›lar›na karfl›, düflünsel, ruhsal ve pratik olarak direnifl barikatlar› kurmak ve sald›r› hamleleri gelifltirmeye çal›flmak her komünist partinin varl›k kofluludur. “Bütün ülkelerin iflçileri ve ezilen dünya halklar› birleflin” fliar›n›n somut ifadesi budur. Bu birlefltirme için somut ad›m atmayan, olaylara, olgulara hep kendi yaflad›¤› topraklar penceresinden bakan, dünyan›n herhangi bir co¤rafyas›nda sömürü ve zulme maruz kalan ezilen halklar›n ac›lar› karfl›s›nda üzüntü; baflar› ve zafer-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

“Enternasyonalle kurtulur insanl›k”


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

14

leri karfl›s›nda sevinç duymayan bir komünist partisinin, komünistli¤i her zaman tart›flmaya muhtaçt›r. Çünkü; burada “dünya bizim için bir vatand›r; zulmün oldu¤u her yerde dövüflürüz” perspektif zay›flam›flt›r. Zay›flayan bu perspektif yerini dar ulusal bir perspektife b›rakm›flt›r. Yani, sorunu-sorunlar› s›n›fsal ve enternasyonalist bir bak›fl aç›s›yla de¤il, dar ulusal co¤rafi bak›fl aç›s›yla ele alma anlay›fl› devreye girmifltir. Bu anlay›fla temel teflkil eden, proleter ideoloji de¤il, burjuva ideolojisidir. Burjuva milliyetçi ideolojiler, ezen halklar› birlefltirmenin, ezilen halklar›n kardeflli¤ini yaratman›n harc› de¤ildir. Bilakis burjuva düflünüfl tarz›-burjuva ideolojisi her fleyi kendi dar ulusal burjuva ç›karlar›na göre belirler. Kendi burjuva ç›karlar›n› bütün ezilen emekçilerin ç›kar›ym›fl gibi göstermeye çal›fl›r. Ama bu tutum gerçekleri

perdelemeye dönük yan›lg›l› bir yaklafl›md›r. Çünkü; burjuva ideolojisi özünde özel mülkiyetçi ve sömürücü bir felsefenin ürünüdür. Kendi ulusundan iflçileri-emekçileri sömüren bir burjuvazinin, baflka ulustan iflçilerin ve emekçilerin gerçek birli¤ini ve kardeflli¤ini savunmas› düflünülemez. Çünkü; sorun niyet sorunu de¤ildir. Sorun s›n›fsald›r. Sorun hangi s›n›f›n ç›karlar›n› temsil etti¤i sorunudur. Komünizme ulaflma perspektifine sahip olan komünistler dil, din, renk fark› gözetmeksizin her flart alt›nda sorunu s›n›fsal ç›karlar do¤rultusunda ele al›rlar. Ve bunun somut ifadesi de “Bütün ülkelerin iflçileri birleflin”dir. Bütün ülkelerin iflçileri ve ezilen halklar›n›n birleflme perspektifine hizmet etmeyen her türlü küçük burjuva ve ulusalc› düflünüfl tarz›n› enternasyonal proletarya kesinlikle ret eder.

fiüphesiz birleflmeden kast etti¤imiz mekanik bir birlik de¤ildir. Birleflmeden kast etti¤imiz ideolojik birliktir. Ayn› hedefe ve amaca yönelme perspektifidir. Bu perspektif “benim ülkem”, “benim halk›m”, “önce ben” anlay›fl›ndan hareket etmez. Tam aksine kendisini dünya iflçi s›n›f›n›n bir birli¤i olarak görür. Ve her birli¤in baflar›s›n›n dünya devrimine ve Marksizm-Leninizm-Maoizmin zaferine hizmet edece¤inin gerçe¤ini bilir. B›rakal›m Marksist-Leninist-Maoistlerin önderli¤inde geliflen s›n›f savafl›mlar›n›, bugün somut olarak Irak özgülünde, Irak halk›n›n emperyalist iflgale karfl› geliflen direnifli de (direnifl yön veren güçlerin ideolojik durufllar›nda ba¤›ms›z olarak) objektif olarak emperyalizme darbe vurdu¤u, ve dünyada anti-emperyalist bilincin geliflmesine hizmet etti¤inden dolay› sahiplenir. fiu aç›k ki; haks›zl›¤a karfl›


15

mücadele etmek, hakl› ve meflru olan› sahiplenip ve savunmak enternasyonalist olman›n bir gere¤idir. Emperyalizm ve proleter devrimler ça¤›nda, emperyalizme ve dünya gericili¤ine darbe vuran ve o tarihi kesitte objektif olarak ilerici bir rol oynayan her hareket her güç yan›nda enternasyonal proletaryan›n dayan›flma s›cakl›¤›n› hissetmifltir. Yaflanan tek tek istisna olaylar bu gerçek tabloyu asla karartamaz. Bilindi¤i gibi geçti¤imiz yüzy›lda yaflanan iki büyük dünya savafl› ve yine bölgesel bazda ç›kan onlarca savaflta, dünya iflçi s›n›f› ve ezilen halklar›n ayn› cephede ayn› amaç ve hedefler için dövüfltü¤ü, farkl› uluslardan ve milliyetlerden emekçilerin kanlar›n›n birbirine kar›flt›¤› gerçe¤i, söylemden çok yaflanan ve tarihe mal olan pratik bir olgudur. Bu olumlu pratiklerin yan› s›ra, t›pk› birinci dünya savafl›nda oldu¤u gibi Kautsky önderli¤indeki ikinci enternasyonalcilerin “Yurt savunmas›” ad› alt›nda Alman sosyal demokratlar›n sergiledikleri ihanete benzer. Olumsuz örnekler de mevcuttur. Kendi emperyalist burjuvazilerinin ç›karlar›na yedeklenen bu hainlere en iyi cevap yine Alman komünist önderler Karl Liebknecht ve Rosa Luksemburg’dan geldi. Bu komünist önderlerin kendi burjuvalar›na karfl› sergiledikleri kahra-

manca tutum, tafl›d›klar› enternasyonalist bilincin ve enternasyonalist sorumlulu¤un en somut ifadesiydi. Bu Komünist Manifesto’da ifade edilen flu görüfllerin savafl meydanlar›nda a¤›r bedeller ödenerek prati¤e geçirilmesiydi: “Farkl› ülke proleterlerinin ulusal savafl›m›nda, her türlü milliyetten ba¤›ms›z olarak, tüm proletaryan›n ortak ç›karlar›n› iflaret eder ve bunlar› öne sürerler –iflçi s›n›f›n›n burjuvaziye karfl› savafl›m›n›n geçmek zorunda oldu¤u çeflitli geliflme aflamalar›nda, her zaman ve her yerde tüm hareketin ç›kar›n› temsil eder.” (K. Manifesto). Marksist-Leninist-Maoist bak›fl aç›s›yla bu gerçeklerin ortaya konulmas›, asla bir komünist partisinin yürüttü¤ü s›n›f savafl›m›nda üzerinde yaflad›¤› topraklar› temel almas› anlay›fl›yla çeliflmez. Bilakis proleter enternasyonalizmine sad›k tüm komünistlerin öncellikli görevi kendi yaflad›¤› topraklarda devrim yapmakt›r. Çünkü; her devrim emperyalist-kapitalist sistemin hareket alan›n› daralt›r; dünya ezilen halklar›n kurtuluflu için bir umut, bir cesaret kayna¤› olur. Mesela bugün Nepal’de, zafere do¤ru emin ad›mlarla ilerleyen, ve Nepal’in baflkenti Katmandu’yu

kuflatan ve Nepal gerici yönetimini Maoistlere bar›fl ça¤r›s› yapmaya zorlayan komünist kararl›l›¤›n ve yürüyüflün yaratt›¤› umut ve coflkunun Nepal’le s›n›rl› oldu¤unu kim iddia edebilir? Elbette ki hiç kimse. Demek ki burada temel sorun yaflad›¤› ülke devrimini dünya devriminin bir parças› olarak görme ve ona tabii olarak ele alma noktas›nda dü¤ümleniyor. Bu bak›fl aç›s›na sahip olan her devrimci, her komünist bulundu¤u ülkede yürüttü¤ü mücadeleye karfl› duydu¤u sorumlulu¤un benzerini; baflka ülkelerde geliflen s›n›fsal ve ulusal savafl›mlara karfl› da duymak zorundad›r. E¤er bu duyulmuyorsa ve bu mücadelelere karfl› gereken sorumluluklar yerine getirilmiyorsa burada ideolojik ve enternasyonalist bak›fl aç›s›nda ciddi bir problem vard›r. Bu problem afl›lmad›kça söz konusu parti ve örgütler kendilerini dar ve milliyetçi bak›fl aç›s›na düflmekten kurtaramazlar. Di¤er yanl›fl bir bak›fl aç›s› ise; yaflad›¤› ülkede s›n›f savafl›m›n› gelifltirmek ve bu u¤urda a¤›r bedeller ödemek için ortaya bir irade koymak yerine, mülteci bir yaflam› tercih edip, ülke devrimi ve enternasyonalizme dair bolca vaazlarda bulunmaktad›r. En büyük enternasyonalist görevin, bulundu¤u ülkede devrim yapmak oldu¤unu unutan bu mülteci

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Proleter enternasyonalizmine sad›k tüm komünistlerin öncellikli görevi kendi yaflad›¤› topraklarda devrim yapmakt›r. Çünkü; her devrim emperyalist-kapitalist sistemin hareket alan›n› daralt›r; dünya ezilen halklar›n kurtuluflu için bir umut, bir cesaret kayna¤› olur.


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

16

bak›fl aç›s›, enternasyonalist düflünüfl tarz›yla ba¤daflmaz. Yaflad›¤› ülkedeki emperyalist zinciri parçalamada, gereken duyarl›l›¤› ve özveriyi ortaya koyamayanlar, baflka ülke devrimlerini enternasyonal bir bilinçle ve samimiyetle sahiplenmeleri düflünülemez. Burada sözünü etti¤imiz, baflka ülkelerdeki s›n›fsal savafl›mlara gidip kat›lan tek tek bireyler de¤ildir. Burada sözünü etti¤imiz, belli ülke devrimlerini kendilerine temel almalar›na(!) ra¤men, ülke devrimi için üzerlerine düflen tarihsel sorumluluklar› yerine getirmek için, ortaya bir irade koyma yerine mülteci yaflam› tercih ederek enternasyonal görevlere dair bolca nutuklar atan mülteci ak›mlard›r. Bu mültecilerin Lenin yoldafl›n “tüm ülkelerde devrimi gerçeklefltirmek, desteklemek, yayg›nlaflt›rmak için bir ülkede yap›labilecek olan›n en fazlas›n› yapmak”t›r tezini unutuyorlar. “Bir ülkede yap›labilecek olan›n en fazlas›n› yapmak” asla dünyan›n herhangi bir co¤rafyas›nda, geliflen sosyal ve ulusal kurtulufl savafl›mlar›na karfl› kay›ts›z kalmak anlam›na gelmez–gelmemelidir de. Özellikle s›n›f bilinçli proletarya MLM bir hatta s›n›f savafl›m›n› verirken tüm kardefl parti ve örgütlerin mücadelesine karfl›

gereken en üst duyarl›l›¤› göstermek zorundad›r. Tabi ki bu zorunluluk ve bu zorunlulu¤un yükledi¤i görev ve sorumluluklar›n lay›k›yla yerine getirilip getirilmemesi tamamen s›n›f bilinçli proletaryan›n bulundu¤u ülkedeki s›n›f savafl›m› düzeyinden ba¤›ms›z de¤ildir. S›n›f savafl›m›nda geri düzeyde olan bir Komünist Partisi’nin enternasyonal görevini esas olarak yerine getirdi¤i söylenemez. Çünkü; bu gerilik s›n›f düflmanlar›na karfl› ideolojik ve askeri cephede yürütülecek savafl›mda yap›lmas› gereken ama yap›lmayan bir dizi görevi kaç›n›lmaz hale getirir. SINIF SAVAfiIMINI ENTERNASYONAL B‹R B‹L‹NÇLE YÜRÜTMEL‹Y‹Z! “Baz› ülkelerde yeni bir teknolojik devrime yaklaflan teknikteki s›çramal›, hummal› geliflme, sermayenin merkezileflmesi ve yo¤unlaflmas› sürecinin h›zlanmas›, dev tröstlerin, ‘ulusal’ ve ‘uluslararas›’ tekellerin kurulmas›, tröstlerin devletle iç içe geçmesi kapitalist dünya ekonomisinin büyümesi -tüm bunlar, kapitalist sistemin genel krizini alt edemez. Dünya ekonomisinin bir kapitalist ve bir sosyalist kesime bölünmesi, pazarlar›n daralma-

s› ve sömürgelerdeki antiemperyalist hareket, savafltan sonra ortaya ç›kan yeni temeller üzerinde geliflen kapitalizmin tüm çeliflkilerini son derece keskinlefltiriyor. Teknolojik ilerlemenin ve sanayinin rasyonellefltirilmesinin di¤er yüzü ise bir dizi iflletmenin kapanmas› ve tasfiye olmas›, üretimin k›s›tlanmas›, ifl gücünün amans›zca sömürülmesi ve tüm bunlar›n muazzam, efli görülmedik bir müzmin iflsizli¤e yol açmas›d›r. ‹flçi s›n›f›n›n durumundaki mutlak kötüleflme, bir dizi geliflmifl kapitalist ülkede bile olgu haline geliyor. Emperyalist devletler aras›ndaki rekabetin büyümesi ve sürekli savafl tehlikesi, s›n›f çat›flmalar›n›n yaratt›¤› gerginli¤in gittikçe artmas›, kapitalizmin genel krizinin ve proleter dünya devriminin yeni, daha yüksek bir geliflme aflamas›n›n ön koflullar›n› yarat›yor.” (Komünist Enternasyonal Program) Komünist enternasyonal program›nda söz konusu tarihi kesitte yap›lan çözümlemelerden uzunca bir aktarma yapt›k. Yap›lan çözümlemeler dikkatlice incelendi¤inde görülecektir ki, komünist enternasyonal sadece düne de¤il bugün de ›fl›k tutmufltur ve o tarihi kesitten bugüne kadar gerek karfl› devrim cephesinde gerekse de dev-


rim cephesinde yaflanan tüm de¤iflmeler objektif olarak irdelenip ortaya do¤ru devrimci sonuçlar ç›kar›lamazsa, bugünün görevlerini do¤ru bir temelde belirleyerek ona uygun ad›mlar atmak daha da zorlafl›r. Dolay›s›yla dün ile bugün aras›ndaki diyalektik ba¤› do¤ru kurmak, s›n›f savafl›m› için ortaya ç›kan avantaj ve dezavantajlar› objektif olarak belirlemek, somut görev ve hedefler için olmas› gereken bir zorunluluktur. Ve bu anlam›yla Komünist Enternasyonalin ortaya koydu¤u görüflleri güncellefltirmek, yaflanan de¤iflimlere yeniden dikkat çekmek, tüm Marksist-Leninist-Maoist’lerin görevidir. Ve biz de sorunu bu bilinç ›fl›¤›nda ele almal›y›z. Dünyada emperyalist-kapitalist sistemin denetiminde ve ç›karlar›na uygun olarak muazzam derecede bir teknolojik geliflmenin oldu¤u do¤rudur. Sermayede bir merkezileflmenin ve ekonominin bir yans›mas› olan siyasetin-politikan›n merkezileflen bu uluslararas› tekellerin ç›karlar› u¤runa sald›rgan ve savafl siyasetine dönüfltü¤ü de bir baflka do¤rudur. ABD ve suç ortaklar›n›n Irak iflgali bunun en somut örne¤idir. Bu somut örnekte de görülece¤i gibi; tüm sald›rganl›¤a ve azg›n sömürüye ra¤men, emperyalist-kapitalist sistem, içine düfltü¤ü ekonomik krizden kendini kurtaram›yor. Krizin yükünü baflta iflçi s›n›f› olmak üzere tüm ezilen dünya halklar›na yüklemeye çal›flan emperyalistler, uluslararas› kurumlar›

olan IMF, DB ve DTÖ gibi örgütleri vas›tas›yla emek h›rs›zl›¤›n› en vahfli ve gayri insani bir temelde yapmaya devam ediyorlar. Derinleflen kriz, bir yandan emperyalist tekeller aras›nda rekabeti k›z›flt›r›rken, di¤er yandan teknolojinin ilerlemesi, sanayinin daha da rasyonelleflmesinin yan› s›ra, yeni ifl alanlar›n›n aç›lmamas›, ifl gücü alan›nda daralman›n yaflanmas›, dünya çap›nda bir iflsizlik ordusunun yarat›lmas›na neden oldu. Al›m güçleri sürekli düflen emekçiler, açl›kla yüz yüze geldiler. Bugün dünya nüfusunun neredeyse dörtte üçü, normal geçimini sa¤lamak için para kazanam›yorsa ve her geçen gün bir milyar insan aç kal›yorsa, bunun tek sorumlusu ve yarat›c›s› emperyalist-kapitalist sistemdir. Bu somut verilerde de görüldü¤ü gibi “yeni dünya düzeninde” küreselleflen “zenginlik” de¤il, yoksulluktur. Yine “yeni dünya düzeninin” ideologlar›n›n da¤›lan sosyalist maskeli bürokrat diktatörlüklerden hareketle, art›k dünyada “savafllar dönemi” kapand› idealist tezleri de s›n›f savafl›m›n›n bilimsel yasalar› karfl›s›nda bir kez daha çöktü. Burjuva ideologlar›n›n sözcülü¤ünü yapt›klar› emperyalist tekeller pazarlar›n› geniflletmek için her gün Irak’ta kan banyosu yapmaktad›rlar. Hiç flüphesiz bafl›n› ABD’nin çekti¤i iflgalci güçlerin planlar›, bu kan banyosunu Ortado¤u’nun baflka ülkelerine de yaymakt›. Ama Irak’ta iflgal karfl›t› yükselen direnifl yaln›z iflgalcilerin bu planlar›n› bozmakla kalmad›, ayn› zamanda yeniden anti-

emperyalist bir bilincin geliflme zeminini de yaratt›. Enternasyonal proletarya bu gerçe¤i yaln›z tan›mlamakla kalmamal›d›r. Tam aksine bu nesnel zeminin yaratt›¤› olumlu koflullardan hareketle, yeni bir anti-emperyalist mücadele ve enternasyonalist bir dalgan›n yarat›lmas› için çabalar›n› yo¤unlaflt›rmal›d›r. Bugün emperyalist güçler ve özel olarak ABD emperyalizmi ve suç ortaklar›n›n Afganistan ve Irak özgülünde oldu¤u gibi, emperyalist sald›rganl›klar›na h›z verdikleri, baflta iflçi s›n›f› olmak üzere tüm emekçilerin üzerinde bask› ve sömürüyü art›rd›klar›, ezilenlerin yo¤un emekler ve bedeller ödeyerek kazand›klar› sosyal haklar›n birer birer budand›¤› ve yine devrimcilere, komünistlere, tüm ilerici güçlere karfl› sald›r›lar›n› giderek daha da yo¤unlaflt›rd›klar› bir süreçten geçiyoruz. Böylesi bir süreçte öncellikle uluslararas› planda komünistlerin birli¤ini yaratmak acil bir görev olarak karfl›m›zda durmaktad›r. Yarat›lacak bu birli¤in tabi ki ikili görev olacakt›r. Bir yandan emperyalist-kapitalist sistem ve iflbirlikçilerine karfl› güçlü bir mücadele a¤› olufltururken; di¤er yandan anti-MLM anlay›fllara karfl› ideolojik mücadeleye h›z kazand›rmas› gerekir. ‹stikrarl› bir tarzda yürütülecek bu ideolojik mücadele, ayn› zamanda Marksist-Leninist-Maoist güçler aras›nda var olan farkl›l›klar›n da giderilmesine, daha yüksek seviyede birliklerin oluflmas› zemininin güçlen-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

17


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

18 mesine de hizmet edecektir. Bu konuda var olan eksikliklerin giderilmesi görevi hala önümüzde durmaktad›r. Tüm bu eksikliklere ra¤men, Marksist-Leninist-Maoist’lerin ve devrimci demokratik kurumlar›n son süreçte emperyalist-kapitalist sistemin çok yönlü ve kapsaml› sald›r›lar›na ve özelde emperyalist sald›rganl›kta bir ad›m öne ç›kan ABD emperyalistlerine ve suç ortaklar›na karfl›, Selanik’te bafllayan ve Mumbai’de devam eden, yine birçok iflgal karfl›t› olarak ortaya ç›kan birlikteliklerinin tarihsel önemini ve anlam›n› do¤ru kavramam›z gerekir. Birçok anti-MLM bak›fl aç›s›na karfl› esas olarak devrimciler ve komünistlerin siyasal yönlendirmeleriyle Selanik’te bafllayan ve Mumbai’de giderek geniflleyerek devam eden, devrimci ve demokratik inisiyatif, ezilenler ve emekçiler lehine hangi yolda nas›l yürünmesi gerekti¤inin de somut bir prati¤i niteli¤indedir. Sorunun daha iyi anlafl›lmas› için Proletarya Partisi’nin enternasyonal politikas›na iliflkin genel bak›fl aç›s›n› ifade eden görüfllerinden belli aktarmalar yapmakta yarar görüyoruz. “Partimiz, Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimini ve proletarya enternasyonalizmi ilkesini rehber al›r. Her tür enternasyonal faaliyetlerine bu bilinç ve bak›fl aç›s› yön verir. Çok yönlü enternasyonal faaliyetler içerisinde komünistlerin birli¤ine yönelik çal›flmalar› esas al›r. Uluslararas› komünist hareketin (UKH) ideolojik-siyasal-ör-

gütsel birli¤inin ancak Marksizm-Leninizm-Maoizm zemininde olabilece¤ine inan›r. Partimiz, belli bir zamana kadar merkezi yan› a¤›rl›kta olmayan ve oluflacak merkezin de partilerin iç-ifllerine kar›flmad›¤›; karfl›l›kl› dayan›flma ve yap›c› elefltirilerde birbirini gelifltiren; ortak kavray›fla ulaflma ve yanl›fl bak›fl aç›lar›n› giderme amaçl› verilen ideolojik mücadele yöntemlerinde y›prat›c› ve y›k›c› davranmayan, ... nitelikteki bir inisiyatifin günümüz koflullar›nda daha objektif oldu¤u kanaatindedir. Partimiz, sadece merkezi yan› a¤›rl›kta olmayan ideolojik birlikteli¤i ifade eden birlik veya platformu di¤er kardefl partilerle birlikte kurmak ve bu do¤rultuda çaba sarf etmekle yetinmez. Ayn› zamanda bu çal›flmaya ba¤l› olarak, emperyalizme karfl› mücadeleyi dünya çap›nda gelifltirmek ve örgütlemekle yükümlüdür. Bu perspektif ›fl›¤›nda komünist ve devrimci güçlerin aç›ktan içinde yer almad›¤› ancak, ideolojik ve siyasal olarak yön verdikleri

genifl yelpazeli anti-emperyalist demokratik birli¤in kurulmas› için çaba gösterir. Bu gibi oluflumlar› emperyalist güdümlü radikal devrimci hareketleri pasiflefltiren ve kitleleri s›n›f perspektifinden sapt›ran ‘sivil toplum örgütleri’, ‘sosyal forum’ vb. örgütlenmelere ve sivil toplumcu anlay›fllara karfl›,

Marksist-LeninistMaoist’lerin ve devrimci demokratik kurumlar›n son süreçte emperyalist-kapitalist sistemin çok yönlü ve kapsaml› sald›r›lar›na ve özelde emperyalist sald›rganl›kta bir ad›m öne ç›kan ABD emperyalistlerine ve suç ortaklar›na karfl›, Selanik’te bafllayan ve Mumbai’de devam eden, yine birçok iflgal karfl›t› olarak ortaya ç›kan birlikteliklerinin tarihsel önemini ve anlam›n› do¤ru kavramam›z gerekir.


halklar›n anti-emperyalist zeminde oluflturdu¤u alternatif demokratik kurumlar olarak de¤erlendirir.” (Komünist 45) Bugün dünyada MLM’lerin birli¤inin istenilen düzeyde tesis edildi¤i söylenemez. Hala Marksizm-LeninizmMaoizm veya Maoizm’den etkilenen parti ve örgütler ayr› platformlarda yer almaktad›r. Bu durumun oluflmas› esas olarak pragmatist yaklafl›mlarla aç›klanamaz. Bu durumun oluflmas›n›n esas nedeni; parti ve örgütlerin aras›nda istenilen düzeyde ideolojik mücadelenin yaflanmamas›d›r. Çünkü; ideolojik mücadele farkl›l›klar›n a盤a ç›kmas›, do¤ru ve yanl›fl›n ay›rt edilmesi için olmazsa olmazd›r. Maoist güçler aras›nda yürütülecek yoldaflça tart›flmalar, karfl›l›kl› birbirini anlama ve farkl›l›klar›n› giderme yönünde olumlu bir zemin yaratacakt›r. fiu aç›k ki; demokrasi, ba¤›ms›zl›k ve sosyalizm için dünyan›n belli co¤rafyalar›nda halk savafl› perspektifine uygun olarak savafl› büyüten veya silahl› savafl›m› bafllatmak için haz›rl›klar yapan Maoist parti ve örgütlerin birli¤i; yeni bir devrimci dalgan›n yükseltilmesi için gerekli ve zorunludur. Hele hele emperyalist-kapitalist sistemin içinde bulundu¤u kriz ve bu krizi aflmak için baflta iflçi s›n›f› olmak üzere tüm ezilen halklar için çok yönlü ve kapsaml› sald›r›lar yürüttü¤ü böylesi bir dönemde ortaya güçlü devrimci ve komünist bir inisiyatif ç›karmak ve uluslararas› planda bu inisiyatifin yön verece¤i

daha genifl esnek anti-emperyalist demokratik kurumlar yaratmak enternasyonal cephede yap›lmas› gereken acil görevlerden biridir. Bu görevlerin aciliyetine dün de dikkat çekilmiflti ve bu konuda gerek geçmiflte gerekse yak›n tarihimizde at›lan pratik ad›mlar da mevcuttur. 2004 y›l›nda Mumbai’de demokratik alanda ortaya konulan inisiyatif de bunun bir parças›d›r. Hemen belirtmeliyiz ki; bu konuda devrimci güçlerin bak›fl aç›s›nda belli yanl›fll›klar ve darl›klar vard›r. Yaz›n›n ak›fl› içersinde buna de¤inece¤iz. Yeniden yukar›da ifade etti¤imiz gibi Maoistlerin birli¤inin aciliyeti önümüzde durmaktad›r. Ve bu konuda özellikle son süreçte daha istekli baz› çabalar›n oldu¤u görülmektedir. Bu somut durumu hesaba katmak ve bundan hareketle uluslararas› planda anti-emperyalist mücadelede pratik ortakl›klar› art›rmak, Nepal ve di¤er ülkelerde yükselen mücadeleyi sahiplenici temelde ortak pratik tutumlar gelifltirmek, var olan güvensizliklerin güvene dönüflmesine ve mevcut sorunlar›n çözümü için daha uygun tart›flma zeminlerinin yarat›lmas›na hizmet eder. Bu anlam›yla Proletarya Partisi’ne de önemli görevler düflmektedir. Özellikle objektif durumdan kaynakl› olarak ülke d›fl›nda güçlerimizin bulunduklar› çal›flma alanlar›nda kardefl güçlerle birlikte bu somut geliflmeler karfl›s›nda ortak tutum gelifltirmeleri; güncel görevlerinin bir parças›d›r. Bunu böyle alg›lamamak ve ona uy-

gun davranmamak enternasyonal cephedeki mücadelenin önemini yeteri kadar kavramamakt›r. Unutmamak gerekir ki; Maoist güçlerden etkilenen parti ve örgütleri daha derinden etkilemek, var olan ve yine daha genifl bir temelde oluflturulmas› hedeflenen Maoist birli¤in temel tafllar› haline getirmek; demokrasi, ba¤›ms›zl›k ve sosyalizm rüzgar›n› daha güçlü bir flekilde dünyada estirmekle mümkün olabilir. Bilindi¤i gibi sosyalist maskeli bürokrat burjuvalar› modern revizyonist hainler, ikiyüzlü ve karfl› devrimci icraatlarla baflta iflçi s›n›f› olmak üzere tüm emekçiler üzerinde var olan sosyalizm prestijini önemli oranda sarst›lar. Sars›lan güveni, yeniden güvene dönüfltürmek için pratik olarak güçlü devrimci ve sosyalist bir alternatif yaratmak gerekir. Bu da ancak her Proletarya Partisi’nin öncelikle esas ald›¤› ülkedeki s›n›f savafl›m›n› büyütmek ve yürüttü¤ü savafl›m› dünya devriminin bir parças› olarak alg›lama ve dolay›s›yla uluslararas› enternasyonal dayan›flma ve komünistlerin birli¤i için gereken çabay› ortaya koymakla mümkün olur. Bu gerçekleri do¤ru okumayanlar, yanl›fl ve tek yanl› bak›fl aç›s› ve de¤erlendirmelerden kendilerini kurtaramazlar. Bu da enternasyonal görevlerin yerine getirilmesini engeller. Enternasyonal cephede yap›lacak devrimci hamlelerin genel olarak mücadelemizin bütününe sunaca¤› olumlu katk›lar gözard› edilir. Oysa karfl› devrimin yürüttü¤ü bu

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

19


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

20 genel sald›r›lar karfl›s›nda, ezilen halklar cephesinde ortak tutum yaratmaya çal›flmak, “Bütün ülkelerin iflçileri birleflin” fliar›n› güncellefltirerek somut bir olgu haline getirmek her komünist partisinin görevidir. Özellikle anti-Marksist ve sivil toplumcu bir dizi örgütlenmelerin ezilenlerin mücadelesini sapt›rarak, sistem içine endekslemeye çal›flt›¤›, MarksizmLeninizm-Maoizm’e karfl› ideolojik cephede sald›r›lar›n yürütüldü¤ü, iflçi s›n›f›n›n tarihsel devrimci rolünün yads›nd›¤›, s›n›flar savafl›m› yerine s›n›f uzlaflmac›l›¤›n›n savunuldu¤u bir dönemde ilkeli bir temelde yarat›lacak birliklerin oynayaca¤› tarihsel rol hiç kimse taraf›ndan yads›namaz. Di¤er önemli bir nokta ise “sivil toplumcu örgütler” ve bu örgütlere karfl› tak›n›lmas› gereken tav›r sorunudur. Uluslararas› planda sivil toplumcu örgütler (NGO) yani, “burjuva egemen iktidarlardan ba¤›ms›z” olarak tan›mlanan bu kurumlar ülkemizde

de sivil toplum örgütleri olarak tan›mlanmaktad›r. Her fleyden önce bu kurumlara karfl› toptanc› bir yaklafl›m sergilenmemesi gerekir. Bunun nedenine gelince; birincisi bu kurumlar›n siyasal iktidarlar karfl›s›ndaki durufllar› yekpare de¤ildir. Yani, bu genel örgütlenme içinde yer alan ve esas olarak sistemin koltuk de¤nekli¤ini yapmaktan öteye bir ifllevi olmayan kurumlar ile ezilenlerin mücadelesi karfl›s›nda daha duyarl› davranan kurumlar bir ve ayn› kefeye konulamaz. ‹kincisi; bu kurumlar›n esas› emperyalist-kapitalist sistemin yaratt›¤› sonuçlara itiraz ediyorlar, dolay›s›yla çözümü de bu olumsuz tabloyu yaratan nedenleri ortadan kald›rmakta de¤il, sistem içinde ar›yorlar. Ki bu da ezilenlerin sisteme karfl› geliflen öfke ve tepkilerinin yeniden sistem içinde eritilmesinden baflka bir anlam ifade etmiyor. Bu nesnel tablo bize; bu ve benzeri kurum ve örgütlerin etkisi alt›na ald›klar› kitleyi etkilemek için bu ku-

rumlarda çal›flmay› ve somut duruma göre bu kurumlar›n baz›lar›yla daha esnek platformlarda yer almay› dayat›yor. Hiç flüphesiz bu genel do¤ru anlay›fl› mekanik bir tarzda de¤il, her somut durumda s›n›f mücadelesine sunaca¤› katk›lar› da dikkate alarak uygulamal›y›z. Ama her halükarda; ba¤›ms›z devrimci bir inisiyatifi ortaya ç›karma ve kitleleri emperyalist-kapitalist sistem ve iflbirlikçilerine karfl› mücadeleye seferber etme, devrim ve sosyalizm mücadelesine yak›n-

Di¤er önemli bir nokta ise “sivil toplumcu örgütler” ve bu örgütlere karfl› tak›n›lmas› gereken tav›r sorunudur. Uluslararas› planda sivil toplumcu örgütler (NGO) yani, burjuva egemen iktidarlardan ba¤›ms›z olarak tan›mlanan bu kurumlar ülkemizde de sivil toplum örgütleri olarak tan›mlanmaktad›r.


laflt›rma perspektifine sahip olmal›y›z. Bu perspektiften uzak bir kitle çal›flmas›, bir enternasyonal faaliyet düflünülemez. Mesela uluslararas› planda emperyalist-kapitalist sistemin ekonomik-askeri-siyasal sald›r›lar›na karfl› -sonuçlardan hareketle de olsakitlelerin tepkilerinin zaman zaman sokaklarda büyük öfkelere dönüfltü¤ü nesnel bir olgudur. Di¤er bir olguysa, bu kitle selinin içine pankartlar›m›zla kat›l›p slogan›m›z› hayk›rmakla ne enternasyonal görevimizi, ne de devrimci sorumlulu¤umuzu yerine getirmifl oluyoruz. Burada yanl›fl bir anlay›fla meydan vermemek için hemen belirtmeliyiz ki; bu tür kitlesel eylemlere kat›lmay› yanl›fl bulmuyoruz; her halükarda kat›lmak gerekti¤ini düflünüyoruz. Ama bizim esas he-

Selanik, Mumbai ve uluslararas› yap›lan di¤er tüm anti-emperyalist etkinliklerin önemi ve anlam› da burada yatmaktad›r. Mumbai’deki devrimci-demokratik inisiyatif, uluslararas› planda bütün hamleler için bir cesaret, bir özgüven kayna¤› olmufltur. Gelecek aç›s›ndan da antiemperyalist mücadelenin zeminini güçlendirecek olan bu hamleler bu çabalar büyütüldü¤ü oranda DSF’nin bünyesinde hareket eden ama bir bütün olarak onlar›n politikalar›na angaje olmayan güçleri etkileme, demokratik zemine çekme olas›l›klar› ve imkanlar› giderek daha da artacakt›r. Dahas›, bugün egemen sistemlerin mevcut politikalar›nda hoflnutsuz olan ve buna karfl› ç›kan, mücadele etmek için, çeflitli örgütlenmeler yaratan ve uluslararas›

güçlerin örgütledikleri yerel ve uluslararas› plandaki etkinliklerde hiç yer al›nmayaca¤› anlam›na gelmez. Tam aksine yukar›da ortaya koymaya çal›flt›¤›m›z anlay›fl do¤rultusunda bu tür etkinliklerde de yer al›n›r. Çünkü DSF bünyesinde yer alan ileri karars›z güçleri etkilemek için de bu ve benzeri taktik ad›mlar›n gereklili¤i asla göz ard› edilemez. Hiç flüphesiz hangi koflullarda, hangi pratik tutumun belirlenece¤i tamamen somut durumla alakal›d›r. Somut durumdan ba¤›ms›z bir pratik tutum belirlenemez. Sonuç olarak; bugün somut olarak ayr› platformlar içinde yer alan devrimci ve Maoist güçlerin ve bu güçlerin ideolojik-siyasal olarak yönlendirdikleri devrimci demokratik inisiyatiflerin

Sonuç olarak; bugün somut olarak ayr› platformlar içinde yer alan devrimci ve Maoist güçlerin ve bu güçlerin ideolojik-siyasal olarak yönlendirdikleri devrimci demokratik inisiyatiflerin birli¤ini sa¤lama görevi hala önümüzde durmaktad›r. Dolay›s›yla enternasyonal cephede ataca¤›m›z ad›mlar bu objektif durumu göz ard› eden de¤il, dikkate alan ad›mlar olmal›d›r. defimiz; proleter ve devrimci politikalardan etkilenen uluslararas› kurumlar› bir araya getirecek ve DSF gibi uluslararas› oluflumlar›n bünyesinde hareket eden kurum ve kitleleri etkileyecek bir çekim merkezi yaratmakt›r. fiu aç›k ki; çekim merkezi olmak için güçlü olmak gerekir. Güç olunmadan çekim merkezi olunamaz. Çekim merkezi olunmadan, sistem içi reformist güçlerin etkisinde kalan kitleleri etkilemek de mümkün olamaz.

platformlar oluflturan say›s›z örgütlenmeler mevcuttur. Bu örgütlenmelerle ba¤ kurman›n ve onlar› etkilemenin yolu da; devrimci ve komünist inisiyatifin siyasal olarak yönlendirdi¤i uluslararas› devrimci demokratik inisiyatiflerin ortaya ç›kar›lmas›ndan geçiyor. Parçal› durufllar, parçal› yürüyüfller bu reformist ve sistemlere endeksli barikatlar› sarsamaz-yaramaz. Bu genel perspektife sahip olmak yerel, bölgesel ve uluslararas› planda DSF gibi

birli¤ini sa¤lama görevi hala önümüzde durmaktad›r. Dolay›s›yla enternasyonal cephede ataca¤›m›z ad›mlar bu objektif durumu göz ard› eden de¤il, dikkate alan ad›mlar olmal›d›r. Bu ad›mlar› atmak, bugüne kadar yaflanan sorunlar› veya var olan ideolojik farkl›l›klar›n üzerine bir çarp› iflareti koymak anlam›na gelmez. Tam aksine at›lacak pratik ad›mlarla birlikte bu farkl›l›klar› tart›flmaya devam etmenin ortaya daha olumlu sonuçlar ç›karaca¤› muhak-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

21


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

22 kakt›r. fiu aç›k ki; kendi ideolojisine, prati¤ine, politik hatt›n›n do¤rulu¤una ve Maoistlerin birli¤ine inanan herkes bu yönlü çaba sarf etmek zorundad›r. Aksi yaklafl›m, yani ortak noktalar› büyütme-birlikte yürüme yerine, ilkeli davranma, ilkelerden taviz vermeme ad›na, ilkelerin gölgesinde uykuya yatarak hiçbir fley yapmaman›n s›n›f savafl›m›na bir katk›s› olamayaca¤› aç›kt›r. Devrimci-demokratik temelde oluflacak genel ve bölgesel birliktelikleri çekim merkezi haline getirmek, elbette ki tutarl› bir anti-emperyalist mücadele ve emperyalist-kapitalist sistemin yaratt›¤› çok yönlü ve kapsaml› sald›r›lar›na, yani, özellefltirmeye, iflsizli¤e, ›rkç›l›k ve flovenizme karfl› mücadele etmekle mümkündür. Yine bu mücadele cephesine daha genifl güçleri katmak Marksist-Leninist-Maoist ve anti-Marksist güçlerin aras›nda kalan ara ak›mlar› veya anti-Marksist güçlerin etkisinde kalan kitleleri etkilemek için daha esnek ve gev-

flek platformlar içinde somut duruma uygun olarak yer alma perspektifini de asla göz ard› etmemeliyiz. K›sacas›, soruna duygusal ve tepkisel de¤il, sa¤duyulu ve bilimsel bir temelde yaklaflmal›y›z. Bugün Troçkizm, revizyonizm ve milliyetçilik ile ideolojik zeminde hesaplaflman›n önemi her zamandan daha çok gerekli ve zorunludur. Ne yaz›k ki bu görevimizi asgari düzeyde yerine getirdi¤imizi söyleyemeyiz. Ama bu konudaki eksiklerimizi giderme, yetersizliklerimizi yeterli hale getirmenin, s›n›f savafl›m› içindeki düzeyimizden ba¤›ms›z olmad›¤› gerçe¤ini de görmeliyiz. Bunun pratik anlam› fludur; s›n›f savafl›m›n›n her cephesinde ilerleme, ideolojik cephedeki geliflmeyi de beraberinde getirecektir. Veya ideolojik netlik, anti-Marksist-Leninist-Maoist anlay›fllarla tavizsiz hesaplaflma, pratik olarak s›n›f savafl›m›nda güçlü hamleler yapman›n zeminini yaratacakt›r. Bu konuda, yani ülkelerinde s›n›f savafl›m›n› ileri

boyuta tafl›yan kardefl partilerimizin anti-Marksist Leninist Maoist anlay›fllar›n ipli¤ini nas›l pazara ç›kard›¤›n›, bugün somut olarak görmekteyiz. Bu objektif durum bize enternasyonal bir bilinçle uluslararas› planda Marksizm-Leninizm-Maoizm’in ideolojik ve siyasal olarak yönlendirdi¤i devrimci-demokratik inisiyatifleri daha güçlü mevziler haline getirmek, egemen burjuva sistemin-tekellerin ideolojik uzant›lar› ve koltuk de¤nekleri olmaktan öteye bir ifllevi olmayan baz› “sivil toplumcu örgütler”in ve anlay›fllar›n gerçek niteli¤ini a盤a ç›kar›p kitleler içerisinde teflhir olmas›n›, siyasal etkilerinin daha da zay›flamas›n› da sa¤layacakt›r. Bunun için ideolojik mücadele, bunun için her ülkede s›n›f savafl›m›n› büyütme ve bunu güçlü bir enternasyonalist dalgaya dönüfltürme görevi tüm Marksist-Leninist-Maoist güçlerin ve bu güçlerin yönlendirmeye çal›flt›klar› devrimci-demokratik inisiyatiflerin önünde durmaktad›r.


23

Göç veya göçebelik çok eski bir gelenek olmakla birlikte, nedenleri ve sonuçlar› aç›s›ndan toplumsal, tarihsel ve sosyal realiteye göre her zaman de¤iflik biçimler alarak günümüze kadar insanl›¤› meflgul eden olaylar olarak güncelli¤ini korumufllard›r. De¤iflmeyen bir fley varsa o da, göçmenlerin hangi koflul alt›nda olursa olsun -kaç›n›lmaz olarak- yeni yerleflim alanlar›nda da sosyal, hukuksal, kültürel ve siyasal sorunlarla karfl›laflt›klar› gerçe¤idir. Bu anlamda eflit haklar temelinde göçmenlik hakk› ve sorumluluklar› adil çözüm gerektiren sorunlar olarak daima varolagelmifllerdir.

Göçmenlik olgusu ve hareketleri bafllang›ç itibar› ile maddi ve manevi faktörlerin bileflimi olarak toplumsal tepkilerdir. Yani; yeni üretim ve yaflam alanlar› aray›fl›, savafl, iç savafl, soyk›r›m, katliam, açl›k, sefalet, do¤al afetler, do¤an›n tahribat› vs. gibi çeflitli nedenlerden dolay› oluflan gönüllü veya zoraki, bireysel ya da kitlesel, yeni yerleflik yaflam alanlar› arama hareketleridir. Göç veya göçebelik çok eski bir gelenek olmakla birlikte, nedenleri ve sonuçlar› aç›s›ndan toplumsal, tarihsel ve sosyal realiteye göre her zaman de¤iflik biçimler alarak günümüze kadar insanl›¤› meflgul eden olaylar olarak güncelli¤ini korumufllard›r. De¤iflmeyen bir fley varsa o da, göçmenlerin hangi koflul alt›nda olursa olsun kaç›n›lmaz olarak- yeni yerleflim alanlar›nda da sosyal, hukuksal, kültürel ve siyasal sorunlarla karfl›laflt›klar› gerçe¤idir.

Bu anlamda eflit haklar temelinde göçmenlik hakk› ve sorumluluklar› adil çözüm gerektiren sorunlar olarak daima varolagelmifllerdir. Göçler ve sonuçlar› insanl›¤›n sürekli karfl›laflt›¤› sorunlar oldu¤una ve çözüm metodlar› gerektirdi¤ine göre, bu olguya s›n›fsal aç›dan yaklafl›m nas›l olacakt›r? Bu sorunun cevab› konunun derinli¤ine ve geniflli¤ine irdelenmesiyle bulunabilir. ‹nsanlar›n ortaya ç›k›fl› sonras› oluflan bütün toplumsal formasyon ve modellerde bir sorun olarak karfl›m›za ç›kan bu olay, çok yönlü araflt›r›l›rken, s›n›flararas› iktidar mücadelesinden soyutlanarak ele al›namaz. Bu gerçekler ›fl›¤›nda göç hareketleri; a)Üretimin geliflmesine ba¤l› olarak, b)Yeni yaflam alanlar›n›n keflfine ba¤l› olarak, c)S›n›flar aras› iktidar mücadelesine ba¤l› olarak, d) Vas›fl›-vas›fs›z ve kalifiyeli emek gücü ihtiyac›na ba¤l› olarak,

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Göçlerin tarihsel geliflimi üzerine


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

24

e) Demografik geliflmelere ba¤l› olarak, f) Generasyon de¤ifliklikleri ve kal›c›l›k e¤ilimlerine ba¤l› olarak, göç hareketleri günümüze de¤in çözüm veya çözümsüzlüklerle hafl›r-neflir olmufltur. Bu anlamda, tarih göçmenlik politikalar›nda s›n›fsal durufllara paralel olarak, birçok çat›flma-anlaflma, uyum-uyumsuzluk ve zoraki-do¤al asimilasyon yaklafl›mlar›na sahne olmufltur. Bilhassa, ‹lkel Birikim Süreci (‹BS) esnas›nda, dönemin sermaye sahiplerinin yat›r›mlar› için iflgücü ihtiyac›n› karfl›lamak ve bu sürecin tamamlanmas›n›n önemli bir önkoflulu olarak, yoksul köylülü¤ün topraklar›ndan kopart›larak köyden kente do¤ru göçleri sonras›, yar› ve saf proleterlere dönüfltürülmesi söz konusudur. Bu evrede kitleler halinde trajedik göçler yaflanm›flt›r. ‹flçi s›n›f›n›n da, tarih sahnesinde baflrol almaya bafllad›¤› bu dönemde ve ertesinde gerçekleflen burjuva demokratik

devrimleri sonras›nda, göç olgusu -bugünkü kadar belirgin olmasa da- sosyal, kültürel ve siyasal yanlar›yla s›n›flar aras› mücadelenin çözüm bekleyen yan meseleleri olarak belirginleflti. 21. yüzy›lda bile, k›r ve kent aras›ndaki çeliflkinin büsbütün çözülememifl olmas›ndan kaynakl› olarak, hala bu nedenli göçlerin yaflan›yor olmas› reel bir durumdur. Özellikle de yerküremizin k›rlar›n› oluflturan, geri b›rak›lm›fl ülkelerde patlamaya haz›r bomba gibi duran çarp›k kentleflme olgusu, ayn› zamanda durdurulamayan zorunlu ya da zoraki göçlerin de sonucudur. Altyap›s› olmayan, ifl ve konut sorunu çözül(e)meyen, sosyal ve kültürel ihtiyaca cevap veremeyen bu kentleflme proje(sizlik)leri ‹stanbul, Mexico City, Rio de Jenerio, Bombay gibi metropolleri yatalak hasta durumuna sokmufltur. Küreselleflme ile birlikte, fakirleflmenin dünya çap›nda h›zla artt›¤›, bu sürecin en fazla geri b›rak›lm›fl

üretim ve kültür odaklar›n› vurdu¤u ve böylesine çarp›k tablolar›n bunun kaç›n›lmaz sonucu oldu¤u unutulmamal›d›r. Emperyalizm iktisadi, siyasi sosyal ve kültürel alanda geri b›rakt›¤› bu ülkelerde, “üstün” iktisadi ve kültürel de¤erleri sayesinde lokal ekonomileri (Tahkim yasalar› vb. ile) ve kültürleri (yoz kültür, Post-modern kültür ile) rahatça yok edebiliyor ya da geriletebiliyor.Tam da bu nedenle, Rio de Jenerio’nun periferi’sindeki (etraf›) slam’lar›na (Varofl-Gecekondu) açl›k ve iflsizlikten dolay› göç edenlerin, ‹stanbul’un varofllar›na köyleri yak›l›p-y›k›ld›¤› için göç edenlerin ya da tekelci kapitalist-emperyalist burjuvazinin emek gücü a盤›n› kapatmak için anlaflmal› olarak Avrupa’ya gelen iflçilerin, problem ve s›n›fsal ç›karlar› temelde ayn›d›r. Lakin, emekçi kesimlerin yaflad›¤› alanlar›n reel durumundan kaynakl› olarak göçmenlik meseleleri, farkl› içerik ve biçimlere bürünmüfltür. Do-


lay›s› ile bu sorunun çözümü için, iflçi s›n›f›n›n genel ve güncel ç›karlar› do¤rultusunda, stratejik ve taktik politikalar gerekli olmaktad›r Gelgörelim ki, taktik aç›dan bu meseleleri -en gerici koflullarda dahi- iflçi s›n›f›n›n (hangi ulustan olursa olsun) kaynaflmas›na hizmet edebilecek demokratik kazan›mlara ulaflt›rmak ve nihayetinde bunu genel demokrasi mücadelesinin bir kilometre tafl› olarak görmek gerekir. Bunu baflarmak için de, taktik-politik taleplerimizi somutlaflt›rmak ve bunlar› kazanman›n yol ve yöntemlerini bulmak, nihayetinde demokratik mücadele araçlar›n›, genifl kitlelerin eline vermek gereklidir. DÜNYA’DA VE AVRUPA’DA GÖÇ HAREKETLER‹ ÜZER‹NE Avrupa’da Ayd›nlanma Dönemi (Rönesans) ve sonras›ndaki Burjuva Demokratik Devrimleri’nin akabinde üretimin yo¤unlaflmas›nayayg›nlaflmas›na ve iflgücü (kafa ve kol eme¤i) ihtiyac›n›n artmas›na paralel olarak göçler çeflitli biçimlerde, sürekli olarak yaflanm›flt›r. Özellikle Emperyalizm ça¤› ile birlikte daha fazla gündeme gelmifltir. Yeni kaynak aray›fllar›n›n ve pazar kavgalar›n›n kaç›n›lmaz sonucu olarak yaflanan 1. ve 2. Dünya paylafl›m savafllar›n›n öncesi, an› ve sonras›nda ise savafl araçlar›n›n sürekli üretilmesi için esir-sürgün göçleri fleklinde, savafllar sonras›nda da yeni iktidar, pazar ve yat›r›m mücadelelerinin kazan›lmas›n›n gere¤i olarak tehcir

göçleri ve emekçi transferleri biçiminde hep canl› kalm›flt›r. 15. yüzy›ldan itibaren artan bir biçimde var olan bu durum, tek tek ülkelerdeki özgün realiteye göre de¤iflmekle birlikte, baz› ortak nedenlerden dolay› vuku bumufltur. ‹flgücü göçleri afla¤›daki flekillerde gerçekleflmifltir; 1) Anlaflmal› kalifiyekalifiye olmayan emek gücü transferi (Birçok Avrupa ülkesi) 2) S ö m ü r g e l e r d e n emek gücü transferi (Hollanda, Fransa, ‹ngiltere) 3) Savafl esirlerinin emek gücü gasp› (Özellikle Almanya, Japonya) 4) Mülteci, ‹lticac› ve Tehcir göçleri (Fakir ülkelerden zengin ülkelere do¤ru) Bugün özellikle en aktif ve güncel göç nedeni yukar›da 4. fl›kta izah edilendir. Bu göçler özellikle Yeni Dünya Düzeni’nin belirginleflti¤i ve Gorbaçov taraf›ndan yoldaki engellerin tek tek kald›r›ld›¤› 80’li ve Globalizmin devreye sokuldu¤u 90’l› y›llardan sonra ço¤ald›. “So¤uk Savafl” döneminden arta kalan yerel pazarlar›n yeniden paylafl›m› için süregelen, çat›flma-savafl-iç savafl fleklindeki yeni iktidar kavgalar› ve akabindeki emperyalist müdahaleler kitlesel mülteci (s›¤›nmac›) ve iltica ak›m›n› daha da art›rd›. Bu çat›flmal› ortamlarda, milyonlarca insan öldürülürken, yine milyonlarcas› da bilinmezlik serüvenlerine do¤ru yurtlar›n› terkederek-ettirilerek sürgünlere yelken açar duruma geldiler. Özde; pazar ve iktidar

kavgas› olan, biçim olarak ise siyasal, ulusal ve inançsal anlaflmazl›klar diye lanse edilen, gerçekte ise; emperyalist a¤alar›n ve onlar›n iflbirlikçi uflaklar›n›n, daha fazla sömürmek için halklar› birbirine k›rd›rtma savafllar› olan, bu çat›flmal› bölgelerden (Asya, Afrika, Latin Amerika) nispeten daha “huzurlu” baflka ortamlara do¤ru göçün aktüalitesi için her yola baflvuruluyor. Bahsi geçen nedenlerden dolay› halihaz›rda yaklafl›k 60 milyon (gayr› resmi yüz milyon civar›nda) mülteci ve s›¤›nmac› insan, gelecek perspektifinden yoksun olarak sürgünde yaflamakta iken sosyal, t›bbi ve hijyenik aç›lardan ise tamamen sefilleri oynamaktad›rlar. Bu önü al›namayan ak›m›n %3’ü Avrupa Kalesi’nin o afl›lmas› güç surlar›n› afl›nd›r›rlarken (16 fiubat 01’de Fransa’ya gelen 900 Kürt mülteci vakas› gibi) Avrupa ülkelerine gelebilecek ne maddi imkanlar› ne de iliflkileri olmayan ve arta kalan % 97’sini oluflturan kesim ise en yak›n ülkelerde kalmaya mahkum ediliyorlar (Türkiye’ye s›¤›nan Irakl› Kürtler gibi). Yani, hem töhmetini hem de zahmetini çekmek zorunda b›rak›l›yorlar ve sahnenin arkas›nda, yeni yat›r›mlar için el o¤uflturan senaristler, yeni fesatl›k seanslar›n› kaleme al›yorlar. Asya-Afrika-KafkasyaLatin Amerika ve Balkanlar’daki, iktisadi olarak geri b›rak›lm›fl ülkelerin, hem kavga odaklar› hem de sürgün halindeki milyonlarca insan›n yeni yerleflim alanlar› oldu¤u düflünülür ve bura-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

25


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

26

lardaki gerici-faflist ve iflbirlikçi iktidarlar›n, sürgündeki insanlara hizmet diye bir amaçlar›n›n olmad›¤› bilinirse, bu sürgün göçmenlerin sorunlar›n›n daha vahim oldu¤u anlafl›l›r. Peki hangi sebeble olursa olsun Avrupa’ya gelmifl ve gelecek olan insanlar›n sorunlar› daha m› önemsizdir? Elbette ki hay›r. Önemlilik derecesi; salt yarat›lan tablonun görünüflündeki çarp›c› bozukluklar›nda de¤il, neden-niçinnas›l olgular›n›n diyalektik bütünlü¤ünde ve farkl› çeliflkilerin farkl› metodlarla çözülmesi zorunlulu¤unda aranmal›d›r. Öyleyse, hangi nedenle gelmifl ya da gelecek olursa olsun, Avrupa’da olan göçmenlerin kendilerine has çeliflkileri ve çözüm aray›fllar› olacakt›r. ‹flte, Avrupa bu gerçe¤i çok iyi biliyor ki; çeflitli ülkelerde kendi ihtiyac›na göre kendince (faydal› olan do¤ru oland›r pragmatist anlay›fl› ile) “çözümler” üretmeye çal›fl›yor. Bu “çözümlerin” bir ülkede ad› yabanc›lar yasas› iken, bir baflkas›nda az›nl›klar ya da göçmenler yasas› olarak yasal düzene sokul-

mufltur. Bu durum karfl›m›za göç ve göçmenlikten kaynakl› sorunlara müdahalede afla¤›daki tarzlar ortaya ç›kar›yor. a) Amerika tarz› (Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda dahil) b) Asyatik tarz c) Avrupa tarz› Amerika tarz› Bu tarzda dikkat çeken temel ö¤e, keflifler sonras› yerli halklar›n topraklar›na ve de¤erlerine göçmenler taraf›ndan el konulmas› olay› ve yerlilerin sömürülmesine dayal› oluflan sistem ve zoraki dayat›lan yeni iktisadi, siyasi ve kültürel formasyonlar›n sonucu oluflan durumdur. Buralarda göçmenlerin haklar› her zaman asli olmufl, hukuk yerli ve kölelerin haklar›n›n inkar› üzerine kurulmufltur. Bu ülkeler birçok etnik kökenleri kendi içlerinde birlefltirerek ortak ulusal kimlik oluflturduklar›n› iddia etseler de, Avrupa kökenli göçmenlerin ezici ço¤unlu¤unun kilit noktalardaki hakimiyeti söz konusu iken, yerlilerin, köle ya da Asyatik kültürlerden gelen göçmen-

Hangi sebeple olursa olsun Avrupa’ya gelmifl ve gelecek olan insanlar›n sorunlar› daha m› önemsizdir? Elbette ki hay›r. Önemlilik derecesi; salt yarat›lan tablonun görünüflündeki çarp›c› bozukluklar›nda de¤il, neden-niçin-nas›l olgular›n›n diyalektik bütünlü¤ünde ve farkl› çeliflkilerin farkl› metodlarla çözülmesi zorunlulu¤unda aranmal›d›r. lerin ise toplumun en alt tabakalar›n› oluflturmalar› tesadüf mü acaba? Bununla birlikte göçmenler aras›nda da yaflanan mücadele (örnek: Amerika’daki Kuzey Güney çat›flmas›, ya da ‹ngiliz kökenlilerin bugün bile köfle bafllar›n› tutmalar›) göz önünde bulunduruldu¤unda, bu ülkelerdeki tarihsel ve reel durumun farkl›l›¤› anlafl›l›r olsa gerekir. Bu nedenledir ki, ortaya ç›kan sonuçlar› itibar› ile politik, kül-


türel ve hukuki durumlar› kendilerine özgüdür ve hiç bir Avrupa ülkesi gerçekli¤ine benzemez. Fakat bu ülkelerin co¤rafik olarak çok büyük olmalar›, tar›m ve hayvanc›l›k imkanlar›n›n varl›¤› ve bilhassa da kapitalist-emperyalist iktisadi yap›ya sahip olmalar› bak›m›ndan da emek gücü göçüne en fazla ihtiyaç duyuyor olmalar› sebebi ile, göçmenlik olgusu bu ülkelerde yüzy›llard›r anayasal haklar kapsam›nda yer almaktad›r. Zengin ülkeler olma durumlar›na ba¤l› olarak, illegal s›¤›nmac›l›k ve mültecilik buralarda da sürekli güncelli¤ini korumufltur. Bu ülkelerin ço¤unda az›nl›klar›n horlanmalar›na karfl› yasalar ve göçmenlerin bu yasal haklar›ndan yararlanma f›rsatlar› olsa da, bu durum, onlar›n toplumun en alttakilerini oluflturmalar›n› önleyememifltir. Zaten egemenlerin arad›¤› da sonuç olarak bu durumdur. Böylece böl, parçala, yönet tarz› daha rahat uygulanacakt›r. O halde, ›rkç›l›k ve ayr›mc›l›k yasalarla de¤il, hangi etnik kökene sahip olursa olsun, ezilenlerin bireflik iradesinin iktidar olmas› ile bertaraf edilecek hususlard›r. Bugün itibar› ile bahsedilen bu ülkelerde geçerli olan göçmenlik yasalar› çerçevesinde, bu ülkelerin üretim ihtiyac›na dayal› olarak, her dönem belirlenen kontenjanlar sayesinde denge sa¤lanmaya çal›fl›lmaktad›r. Uluslararas› bir vaka olarak göçmenli¤in do¤urdu¤u bas›nç, bu flekilde kontrol alt›na al›nmak istenmektedir. Buralardaki yasal düzenlemeler, ge-

linen aflamada birçok Avrupa ülkesinin de örnek ald›¤› ya da almak istedi¤i politikalard›r. Asyatik tarz ‹lkel Birikim Sürecini tamamlayamayan, pazar yaratmaktan muzdarip, baflkalar›n›n pazar› olan ya da emperyalist efendilerinin bekçili¤ine soyunan Asya, Afrika ve Latin Amerika’n›n geri b›rak›lm›fl ülkeleri de uluslararas› bir vaka olan göç olgusundan etkilenmektedirler. Hem kendi s›n›rlar› dahilinde hem de komflu s›n›rlar içinde yaflanan çat›flmalardan kaynakl› olarak göç almaktan kurtulamamaktad›rlar. Kapitalistleflme yolunda iktisadi aç›dan s›n›fta kalan, siyasi ve kültürel aç›dan ise notlar› zay›flar› aflamayan ve çal›flkan ö¤renciye ba¤l› kalan tembel ve yalaka ö¤renci (misali) durumundaki Asyatik ülkelerde, göçmenlik hakk›ndan bahsetmek bile suçtur. Örne¤in Türkiye Kürdistan›’ndaki savafl ortam›ndan dolay› zorla göç ettirilen binlerce Kürt emekçisinin haklar›n› savunanlar›n Anti-terör yasas› kapsam›nda yarg›lanmalar› gibi. Özellikle bu ülkelerdeki emperyalistler aras› pazar dalafl›m› ve iktidar kavgalar›n›n yo¤unlu¤u bu alanlar› yerel savafl, iç savafl odaklar› durumuna sokmaktad›r. S›n›fsal, ulusal, cinsel ve inançsal bask›lar›n en yayg›n halde yaflanmas› da göçleri, iç nedenlerin sonuçlar› olarak sürekli gündemde tutmaktad›r. Sefalet, fakirlik, açl›k, iflsizlik gibi realiteler süreklili¤in baflka etkenleri-

dir. ‹flin ilginç taraf›, yerküremizin geri kalm›fl bu ülkeleri en fazla s›¤›nmac›, mülteci ve tehcir ak›m›na maruz kalmaktad›rlar. Ruanda, Yugoslavya, Eritre vs. örneklerinde oldu¤u gibi. Bu alanlardan kurtulup Avrupa Kalesi’nin surlar›n› aflabilenler ise cuzi oranda kal›yorlar. Tabi bu aflma giriflimi 16 fiubat 2001’de Fransa’ya gelen Irakl› Kürt mülteciler gibi her türlü tehlikeye maruz kalarak ve ölümü göze alarak (300’e yak›n› 5 yafl›n alt›ndaki çocuklardan olufluyordu) gerçeklefliyor. Bununla birlikte, bahsi geçen ülkelerde k›rlardan kentlere do¤ru yaflanan do¤al ve zoraki göçlerden dolay› flehirlerde oluflan nüfus patlamas› ve çarp›k kentleflmenin kaç›n›lmaz sonucu olarak büyük metropolleri kaynayan kazan durumuna ve yaflanmaz hale sokuyor. Yabanc›lar yasas›, göçmenlik haklar› ve entegrasyon uygulamalar› baz›nda ele al›rsak bu odaklar›n; örnek al›nacak bir taraflar› bulunamaz. Zaten gerici, iflbirlikçi ve faflist iktidarlar taraf›ndan yönetiliyor olmalar› vesilesiyle burjuva demokratik geleneklerden yoksundurlar. ‹ktisadi alt yap› üzerine infla edilen siyasi üst yap›lar›n›n sonucu olarak, kendi yerli halklar›na fliddet uygulayan bu iktidarlar›n, s›¤›nmac›, mülteci ve göçmen kitlelere demokrasi uygulamas› da olas› de¤ildir. Bu ülkelerin inkar ve fliddete dayal› asimilasyon politikalar› asli uygulamalar›d›r. Kürtlerin, Tutsilerin, Bosnal›lar›n ve Arnavutlar›n s›¤›nd›klar›

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

27


28

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Bizler göçlerin sonuçlar› ile u¤rafl›rken, neden ve niçinlerini asla unutmamal› ve demokratik mücadelemizde,

ezilen halk ve uluslar›n haklar›n› savunman›n, bu alanlardaki mücadeleyi desteklemekten geçti¤ini asla unutmamal›y›z.

komflu ülkelerde durumlar› buna örnektir. Bizler göçlerin sonuçlar› ile u¤rafl›rken, neden ve niçinlerini asla unutmamal› ve demokratik mücadelemizde, ezilen halk ve uluslar›n haklar›n› savunman›n, bu alanlardaki mücadeleyi destekle-

mekten geçti¤ini asla unutmamal›y›z. Avrupa tarz› Bu ülkelere göçler daha çok üretimdeki ifl gücü a盤›n› kapatmak için yap›lan karfl›l›kl› anlaflmalar, savafl esirlerinin emek gücünü zorla gaspetmek ve sürekli olarak

varolan mülteci ve iltica ak›n›n›na maruz kalmak sayesinde olmufltur. Almanya’da bunlara ek olarak Do¤u Bloku ülkelerinden kaçan ya da anlaflmalar sonucu getirilen Alman as›ll›(!?) insanlar›n oluflturdu¤u yüzbinlerce tehcir göçmenleri (baflka yere iskan eden, Aussiedler) mevcuttur. Avrupa Birligi ülkelerinde “yabanc›lar” yasalar›, göçmenlik yasalar› konular›nda homojen bir durum yoktur. En gerici yasalar Avusturya, ‹sviçre ve Almanya’da mevcuttur. Görece en ileri yasal düzenlemeler ise Hollanda ve ‹sveç’te uygulanmaktad›r. Yasalar›n en gerici oldu¤u ve farkl› etnik kökenlere karfl› düflmanl›¤›n devletsel, kurumsal ve bireysel olarak hatta faflist örgütler vas›ts›yla sürekli canl› tutuldu¤u ve toplumun suni çat›flma ortamlar›na sürüklendi¤i ülkeler Almanya ve Avusturya olmakla birlikte di¤er ülkelerde de faflizm içten içe örgütlenmektedir. Faflist partilerle yerel ve merkezi iktidar organlar›n› bile paylaflmaktad›rlar. Kapitalizmin üretim anarflisinden kaynakl› sosyal sorunlar›n suçlusu “yabanc›lar” olarak lanse edilmekte, istinaden de topun a¤z›na onlar sürülmektedirler. Bilanço; Hoyerswerda, Rostock, Mölln ve Solingen’de hunharca katledilen ve her zaman demokratik haklar›ndan mahrum b›rak›lan göçmen kitlesi. Benzeri sorunlar nispeten daha ileri yasalara sahip ülkelerde yaflansa da, bu ülkelerde uyum ve entegrasyon görece daha ahenkli gözükmekle birlikte,


en ileri göçmenlik haklar› durumunda bile göçmenler sosyal pratikte hiçbir zaman eflit haklara sahip de¤ildirler. Çünkü, sömürü sistemleri her zaman iç ve d›fl düflmanlar, suçlular aldatmacas›na ihtiyaç duyduklar›ndan dolay› eflitlik ad›na ayr›mc›l›¤› sürgit k›lmaktad›rlar. Tüm bu gerçekleri de göz önünde tutarak, göçmenlik haklar›n›n “anayasal” HAK olarak elde edilmesi küçümsenmeyecek bir kazan›md›r. Yasal bazda, sosyal ve etnik ayr›mc›l›¤a karfl›, kazan›lm›fl bir hak olarak savunulmal› ve sürekli ileri tafl›nmas› için özel çaba sarfedilmelidir. Halklar›n kardeflli¤inin sözde de¤il icraatta pekifltirilmesi, bu haklar›n bilince ç›kart›lmas›, her flart alt›nda mücadele yolu ile ilerletilmesi (birgün tekrar gaspedilme ihtimaline ra¤men) bir ihtiyaçtan da öte zorunluluktur. Aksi tarzda, mücadele etme anlay›fl›, Don Kiflot’un yel de¤irmenlerine karfl› sözde savafl›na benzer. Demokratik kitle örgütlerini lafta de¤il, sosyal pratikte kitlelerle buluflturman›n yegane yolu da Don Kiflotçu de¤il bilimsel, diyalaktik yoldur. Kitlelerin sorun ve taleplerini siyasal süzgeçten geçirerek rafine etmek ve mücadelenin yöntemlerini de tespit ederek onlar›n elinde bir araca dönüfltürmek, ancak bu politik anlay›flla mümkün olabilir. Gelinen aflamada, Avrupa ülkelerindeki baz› burjuvaliberal sa¤ partilerin dahi, ülkelerinin birer göçmen ülkesi oldu¤unu -istemeyerek de ol-

sa- kabul etmeleri sözkonusudur. “Avrupa ülkeleri göçmen ülkeler de¤ildir” savunusu -geçici de olsa- sadece radikal sa¤c›lar›n ve faflistlerin ileri sürdü¤ü görüfller durumundad›r. Bu göçmenli¤in sözde kabulünün arkas›nda baz› ç›karlar vard›r ve nedenleri flunlard›r; Birincisi: Göç hareketinin durdurulamaz oluflu gerçe¤i. ‹kincisi: Küreselleflmeye ba¤l› olarak sürekli hareket halinde (seyyar) olacak, vas›fl› ve zihin gücü emekçilerine, sürekli artan oranda duyulan ihtiyaç. Üçüncüsü: Demografik gerçekler; yani Avrupa nüfusunun sürekli ve durdurulamaz flekilde h›zla yafllanmas›,

Halklar›n kardeflli¤inin sözde de¤il icraatta pekifltirilmesi, bu haklar›n bilince ç›kart›lmas›, her flart alt›nda mücadele yolu ile ilerletilmesi (birgün tekrar gaspedilme ihtimaline ra¤men) bir ihtiyaçtan da öte zorunluluktur. Aksi tarzda, mücadele etme anlay›fl›, Don Kiflot’un yel de¤irmenlerine karfl› sözde savafl›na benzer. göçmenlerde ise tersi olan durumdan dolay› bizlerden denge unsuru olarak faydalanma istemi. Dördüncüsü: Avrupa Birli¤i’nin gelecekte ortak bir göçmenlik yasas›na olan zorunlulu¤unun her geçen gün artmas›. Beflincisi: Göçmenlerin taleplerinin daha genifl kesimlerce savunuluyor olmas›. Alt›nc›s›; Göçmenlerde kal›c›l›¤›n netlefl-

mesi. Bu gerçeklerden hareketle, savunaca¤›m›z politikalarda göçmenli¤in bir süreç sorunu oldu¤u ve bu sürecin “misafir iflçi” dönemi ile bafllad›¤›, ço¤alan göçler, jenerasyon de¤ifliklikleri ve yerleflik düflünme e¤ilimlerinin pekiflmesi ile geliflti¤i, bir zaman sonra zorunlu olarak yaflad›klar› ortamlara uyum sa¤lad›klar›, sa¤layacaklar› kabul edilmelidir. Bugünkü esnada, Avrupa Birli¤i’nin esasen iktisadi bir birlik oldu¤unu iflverenlerin, monopolist kapitalistlerin birli¤i oldu¤unu bilmeyen kalmad›. Zaten flimdilerde hakim s›n›f temsilcilerinin baz› kesimlerinin “Birlik art›k sosyal ç›karlara da el atmal›” ya da “Birlik inflas› politik, askeri, sosyal ve kültürel alanlarda da yukardan afla¤›ya do¤ru örgütlenmelidir” gibi söylemleri de rastlant› de¤il. Dolay›s› ile Avrupa Birli¤i’nin önümüzdeki onbefl y›l içindeki hedefleri tali planda yayg›nlaflma iken, asli planda ise yo¤unlaflmad›r. Yani; önemli oranda oluflan iktisadi birlikten sonra stratejik, askeri, politik, sosyal ve kültürel hususlarda da yukardan afla¤›ya kurumlaflmad›r. Bunu ne kadar baflaracaklar› ya da ne kadar uyuflacaklar› sorusunun cevab› uluslararas›, yerel ve güncel geliflmelerde sakl›d›r. Aç›k olan bir cevap vard›r ki o da, hangi ulustan ya da etnik kökenden gelirse gelsin, emekçi s›n›flar›n ortak mücadelesi ne oranda birleflirse, o oranda da halklar aras›ndaki düflmanl›k tohumlar›n›n ortadan kalkaca¤› gerçe¤idir.

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

29


30

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Avrupa’daki göçmenlerin demokratik haklar mücadelesi de, yerli halklarla birlikte baflar›l› k›l›nabilir. Mücadeleyi, göçmenlerin özgül talepleri ile emekçi s›n›flar›n ortak taleplerinin birleflimi yoluyla yükseltmek en ak›lc› olan›d›r. Aksi durumda uluslararas› burjuvazinin ördü¤ü çitler içine hapis olmak kaç›n›lmaz olacak ve s›n›f ç›karlar› ad›na milliyetçi, ve solculuk ad›na da sa¤ politikalara yelken açm›fl olaca¤›z. O halde “yerli” halklarla ve s›n›f kardefllerimizle mücadelenin bütün alanlar›nda demokratik temelde bir araya gelmek bir zorunluluktur. TÜRK‹YEL‹LER‹N AVRUPAYA GÖÇLER‹ Türkiyelilerin Avrupa’ya göç olgusunu tart›fl›rken 2. Paylafl›m Savafl› ve sonras›ndaki geliflmelere çok k›sa cümlelerle de olsa de¤inmek gerekiyor. Zira Türkiyelilerin Avrupa’ya göç olgusunun yaflanan savafl sonras›nda ortaya ç›kan durumla yak›ndan iliflkisi vard›r. 2. Paylafl›m Savafl› Avrupa’n›n çehresini tamamen de¤ifltirmifl ve savafl sonras›nda y›k›lm›fl bir Avrupa b›rakm›flt›. Emperyalist Paylafl›m Savafl› geride milyonlarca insan›n ölümü, yüz binlerce insan›n sakat kalmas›n› birlikte getirdi¤i gibi savafltan dolay› flehirler yerle bir olmufl ülke ekonomileri iflas›n efli¤ine gelmiflti. Tüm bu ve benzer sonuçlar 2. Emperyalist savafl›n yol açm›fl oldu¤u sonuçlard›. Savafl sonras›nda iktidarlar, y›k›lan ülkelerini yeniden inflayla u¤rafl›rken, en önemlisi, Em-

peryalist burjuvazi kaybetti¤i “prestijini” yeniden sa¤lamak, Dünya ekonomik sistemi içinde yerlerini alarak pazarlara yeniden hakim olmak istiyordu. Eldeki birikim ve tecrübeyle emperyalist burjuvazi sahnede yerini almaya çal›fl›rken, ihtiyaç duyduklar› en önemli unsur ise insan gücüydü. Savafl sonras›nda ellerinde yeterince kalifiye eleman olmamas›, çal›flabilir nüfustaki azl›k, burjuvaziyi yeni aray›fllar içine soktu. Bu a盤›n giderilmesi için 1950’lerin sonlar›na kadar içteki ifl gücüyle aya¤a dikilmeye çal›flan burjuvazi, ekonominin daha ileriye tafl›nmas›na çal›fl›yordu, Bu ba¤lamda ifl gücü için yeni formüller ve aray›fllar bafllad›. Ancak d›flar›dan getirilecek olan ifl gücüyle ihtiyaca cevap verilebilirdi. ‹stisnas›z tüm Avrupa ülkeleri için bu geçerliydi Bu anlamda Avrupa’ya ilk ifl gücü Türkiye ile Almanya aras›nda olmufltur. Almanya ekonomisinin 1950’lerin sonlar›na do¤ru yabanc› ifl gücüne duydu¤u ihtiyaç giderek artm›fl birçok Alman iflverenin kendi inisiyatiflerini kullanarak Akdeniz ülkelerinden çal›flmaya getirdi¤i iflçileri bir süre sonra ülkeler aras› antlaflmaya çevrilerek “30 Ekim 1961’de TC ile A.F.C. (Almanya Federal Cumhuriyeti-b.n.-) aras›nda iflçi mübadele antlaflmas›” imzalam›fl oldu. Bu antlaflman›n imzaland›¤› dönemde Almanya’da bulunan Türkiyeli iflçi say›s› 30 bin civar›nda bulunuyordu. “‹flçi mübadele antlaflma-

s›” sadece Almanya ile s›n›rl› kalmam›fl “daha sonraki y›llarda Avusturya, Hollanda, Belçika (1964), Fransa (1965), ‹sveç (1967)”le yap›lan antlaflmayla Türkiye’den söz konusu ülkelere ifl gücü gönderilerek bugünlere gelinmifl oldu. Antlaflman›n yürürlü¤e girdi¤i 1961’den 1973’e kadar Türkiye’den Avrupa ülkelerine süreklilik arz eden ifl göçü 1973’te bafl gösteren Petrol krizi ve Avrupa’n›n da bu krizden etkilenmesi sonucu bu tarihten sonra Türkiye’den resmi iflçi al›m› durdurulmufltur. Ancak buna ra¤men Avrupa’ya kaçak ifl gücünün gelmesi engellenememifltir. Resmi olmasa da sürekli bir iflgücü Avrupa’ya ak›n etmifltir. Türkiye d›fl›nda, ‹spanya, Yunanistan, ‹talya, Yugoslavya, Portekiz vb. birçok ülkeden de Avrupa’ya getirilen ifl gücü içinde en çok say›y› Türkiye’den gelenler oluflturmufltur. 1961’de yap›lan antlaflmayla birlikte Türkiye’den Avrupa’ya gelen iflçi say›s›nda sürekli bir art›fl›n oldu¤u görülmektedir. Örne¤in: “1967’de ço¤unlu¤u Almanya’da olmak üzere Bat› Avrupa’da toplam 200 bin Türkiyelinin bulundu¤u tespit edilirken, bu say› “1972’de 500 bine” ulaflm›fl, 1974’lere gelindi¤inde ise “1 milyon 300 bine ulaflt›¤› tespit edilmifltir. Bu oran özellikle de aile birleflmesinin gerçekleflmesinden sonra daha da artarak sürekli bir yükselifl göstermifltir. Örne¤in: 1993’de yap›lan bir araflt›rmada Avrupa’da yaflayan Türkiyelilerin da¤›l›m› flu fle-


YABANCILAR YASASINA KARfiI OLUNMADAN IRKÇILI⁄A KARfiI OLUNAMAZ! ..

..

OHNE GEGEN DIE AUSLANDERGESETZE ZU ..KAMPFEN KANN MAN NICHT GEGEN RASSISMUS KAMPFEN!

AT‹K kilde tespit edilmifltir: Almanya; 1.918.385, Hollanda; 248.656, Fransa; 240.000, Belçika 84.935, ‹ngiltere; 65.000, Danimarka; 37.000, ‹sviçre; 79.382, Avusturya; 150.000 bin olarak tespit edilirken 1995’te yap›lan genel bir tahminle tüm Avrupa ülkelerinde yaflayan Türkiye ve Türkiye Kürdistanl›’n›n 3 milyon oldu¤u tahmin edilmektedir. Türkiyelilerin böylesi büyük bir say›ya ulaflmas›n› Avrupal›lar tahmin etmemifllerdi. Bunun nedeni fluydu; yap›lan antlaflmayla birlikte Avrupa’ya gelen iflçiler belli bir süre çal›flt›ktan sonra Türkiye’ye geri dönmeyi planl›yorlard›. ‹lk bafllarda uzun süre kalma gibi bir sorunlar›

olmayan iflçiler, bundan dolay› da efllerini ve çocuklar›n› yanlar›na getirme gibi bir düflünceleri yoktu. Avrupal›lar da ihtiyaçlar› olan süre dolduktan sonra veya bir ekonomik kriz döneminde, gelenleri rahatl›kla geri göndereceklerini hesapl›yorlard›. Bu düflüncenin geçen 35 y›ll›k süre içinde hayata geçirilmesi mümkün olmad›. Bugün bile hala ihtiyaç duyulan bu ifl gücü Avrupal›lar›n vazgeçemeyecekleri bir konuma sahiptir. Ödenen vergiler, tüketime harcanan paralar, ekonomiye yap›lan katk›larla göçmen iflçiler önemli bir potansiyel güç oluflturmaktad›rlar. Ama ilk y›llar böyle de¤ildi, ilk y›llarda flunu görüyoruz; ilk ge-

lenlerin geri dönme e¤ilimlerinin sonucu olarak, burada biriktirilen paralarla Türkiye’ye önemli yat›r›mlar yap›lm›flt›r. Bu yat›r›mlar Türkiye’den Avrupa’ya çal›flmaya gelenlerin, geldikleri bölgelere göre bir de¤iflme de göstermifltir. K›rsal alanlardan gelenler daha çok tarla, traktör, ba¤, bahçe al›rken flehirlerden gelenlerin ise daha çok arsa, ev ve küçük iflyerlerine yat›r›m yapt›klar›n› görüyoruz. Bu do¤al bir davran›flt›. Geri döndüklerinde kendilerini güvenceye almaya çal›flan iflçiler do¤al olarak da bu alanlarda yat›r›m yap›yorlard›. Bu yat›r›mlar sadece bununla da s›n›rl› kalmam›fl, ayn› bölge ya da yöreden gelenler ifl ortakl›¤›na dayanan yat›r›mlar bile yapm›fllard›r. 1970’lerde h›z kazanan bu yat›r›m alanlar›nda, bir araya gelen iflçiler kazand›klar› paralarla kurduklar› ifl ortakl›¤› bir süre sonra sona ermifl ve bir ço¤u da süreç içinde iflas etmifltir. Bu geliflmenin geri dönüfl e¤iliminin tersi bir durum do¤mas›na büyük etkisi olmufltur. Bunun yan›s›ra ilk dönem çal›flmaya gelen iflçilerin büyük bir ço¤unlu¤unun bulunduklar› ülkelerde, lüks yaflamak, düflünceleri olmam›flt›r. Genellikle iflçi yurtlar› (haim) denilen yerlerde hayatlar›n› sürdüren iflçileri buna sevk eden düflünce, fazla para biriktirme düflüncesiydi. Bunun bir di¤er nedeni de sözleflmeli olarak getirilen iflçilerin dil problemleri, çevreyi tan›mamalar› ve kald›klar› yerlerin iflyerlerine yak›n olmas›, iflçileri böyle bir ya-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

31


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

32 flant›ya sevk etmifltir. Ancak bu yaflam biçimi süreç içinde de¤iflmifltir. Avrupa ülkeleri ile Türkiye aras›nda yap›lan aile birleflme sözleflmesiyle, o güne kadar düzenli bir yaflant›s› olmayan iflçilerin efl ve çocuklar›n› yanlar›na getirmeleriyle birlikte, kald›klar› iflçi evlerinden ç›karak daha düzenli bir yaflam biçimine geçmifllerdir. Bu düzenli yaflant›ya geçifl çal›flanlar›n görüfl ve gelece¤e bak›fl aç›lar›nda da önemli de¤iflmeler getirmeye bafllam›flt›r. K›sa süre sonra dönme e¤ilimi biraz daha kalma e¤ilimine dönüflmeye bafllam›flt›r. Gelen çocuklar büyümüfl okula bafllam›fl ve bu geliflme onlar›n anne ve babalar› üzerinde de etki yapm›flt›r. ‹lk y›llar›n tersine, çal›flt›klar› ülkelerde daha uzun süre kalma e¤ilimine dönüflmüfltür. Bu sosyal geliflme Türkiyeliler aras›nda belli bir iliflki kurmay› da gelifltirmifltir. Düzenli bir yaflant›ya geçen iflçilerin aralar›ndaki feodal ba¤l›l›k, onlar›n ayn› mahallelerde kümelenmelerini sa¤lam›flt›r. Karfl›l›kl› yard›mlaflma ve birbirlerine duyduklar› ihtiyaç ya da ayn› yöreden gelmenin verdi¤i hemflehrilik duygusu Türkiyeliler mahallesini do¤urmufltur. Bugün bu sosyal iliflkilerde bir gerileme olsa da o günlerden kalan mahalleler hala az de¤ildir. Buna ba¤l› olarak; Türkiyelilerin art›k kal›c› bir kitle haline geldiklerinin en önemli göstergelerinden biri Almanya’daki kal›fl süreleridir. 1993 y›l› verileri göz önüne al›nd›¤›nda, Almanya’daki yaflayan “Türkiyeli-

lerin” yar›s›ndan fazlas›n›n (%64,7) en az 10 y›l ve daha fazla bir zamand›r Almanya’da yaflad›¤› görülmektedir. Bunun d›fl›nda yine “1/4’ünü (%28,3) oluflturan bir kitle ise en az 20 ve daha fazla bir zamand›r Almanya’da yaflamaktad›r.” Göç hareketinin sonucunda oluflan bu yeni kategorik de¤iflme sadece demokratik düzlemde (nüfus say›s›, bileflimi) de¤il, kültürel, düflünsel, sosyal ve politik düzeylerde de yaflanm›fl, halen de yaflanmaktad›r. 30-35 y›l önce bafllayan bir süreç, baz› yönleriyle noktalan›rken baz› yönleriyle devam ederek ve yeni özellikler, yeni boyutlar kazanarak ak›p gitmektedir. Örne¤in, sürecin ifl gücü göç yönü çoktan bitmifl, onu aile göçünün noktalanmas› izlemifltir. Fakat her y›l Türkiye’den getirilen gelin ve damatlar, az say›da da olsa Avrupa ifl piyasas›na Türkiye’den yeni iflgücü transferlerinin bir yönüyle devam etti¤ini göstermektedir. Ayn› flekilde göç hareketinin sonucunda oluflan yap›lar ve iliflkilerdeki dura¤anl›k ve kapan›kl›k yerine hareketlili¤e, d›fla aç›lmaya terk etmifltir. Göçün sonucunda oluflan topluluk 80’li ve özellikle 90’l› y›llarda, 60’lardan, 70’lerden farkl› olarak oldukça dinamiktir. Türkiyeliler yaflam flekli bak›m›ndan da de¤iflmifltir. Yemeyip, içmeyip memlekete para gönderenlerin yerini, iyi giyinen, e¤lenceye giden, tüketime para harcayan, arabas›z yapamayan insanlar alm›flt›r. Fötr flapkal› tipi tarihe kar›fl›rken, yerine alametli, yeni

iflaretler alan ve her meslekten, her yafltan, her cinsten insan› kapsayan, yeni tipler gelmifltir. Kal›c›l›¤›n bir baflka göstergesi de, son y›llarda Türkiye ve Türkiye Kürdistanl› iflçilerin bulunduklar› ülke vatandafll›¤›na geçiflte yavafl davranmalar›n›n bafll›ca nedenlerinden birisi, iflin psikolojik yönünün olmas›n›n yan› s›ra vatandafll›¤a geçtiklerinde, Türkiye’deki mal varl›klar›n›n ne olaca¤›yd›. TC de geri dönmelerin art›k zor oldu¤unu bildi¤inden en az›ndan döviz ak›fl›n› kesmemek ve buradaki iflçilere hofl görünmek için, bu konuda belli kolayl›klar getirmifl ve çifte vatandafll›¤› kabul etmifltir. Bu da vatandafll›¤a geçiflte önemli bir art›fl› beraberinde getirmifltir. Örne¤in; Avusturya’da vatandafll›¤a geçenlerin say›s› %3,2 olup, 1995’te Avusturya vatandafll›¤›na geçenlerin say›s› 4800 kiflidir. Vatandafll›¤a geçiflte, önemli bir istek olmas›na ra¤men, Viyana d›fl›ndaki eyaletler vatandafll›¤a geçifli adeta imkans›zlaflt›rm›fl durumdad›r. Örne¤in; Almanya’da yaflayan Türkiyelilerin “ekonomik sorunlar› ve 1. nesil çocuklar›n›n F.Almanya’da kalma istemleriyle büyük ölçüde azald›¤› görülmektedir’’ 1986’da yap›lan bir araflt›rmada Türkiyelilerin %61,5’i geri dönmeyi düflünmezken, bu oran 1992’de %83’e yükselmifltir. Almanya’da yap›lan bir baflka araflt›rma da flunu göstermifltir; “Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde” yo¤un olarak yaflayan Türkiyelilerin “kalma e¤ilimi büyük ölçüde


art›fl göstermifltir”. 1988’de yap›lan bir araflt›rmada bu eyalette yaflayanlar›n “% 13’ü önümüzdeki y›llarda Türkiye’ye dönme özlemi içinde olduklar›n› belirtmifllerdir.” Özellikle genç nüfusun Almanya’da kalma e¤ilimi yafll›lara göre büyük ölçüde artmaktad›r. Genç nüfusun bu eyalet k›stas al›nd›¤›nda geri dönme e¤ilimi sadece %6 d›r. Bir baflka veri de 1984’te geri dönenler aras›nda yap›lan araflt›rmad›r. 1984 y›l›nda geriye dönüflü teflvik eden yasayla birlikte, belli bir ke-

kas›, ya da geri dönüflü özendirici yasa Türkiye’ye dönüflleri bir anda yükseltmifltir. Bu nedenle ifl kontrat›n›n yenilenmesi ve mali teflvikler göçmenlerin geri dönüflünü özendiren ve en s›k kullan›lan yöntem aras›nda say›lmaktad›r. Ayn› zamanda iflsizlik, düflük ücretler, yerli toplumlar›n çal›flmay› reddetti¤i ifllerde çal›flmak, iflyerinde veya sosyal yaflamda ayr›mc›l›k ile karfl›laflmak, iflyerinde terfilerde karfl›lafl›lan güçlükler vb. gerçeklikler geri dönüfl e¤ilimini güçlendiren faktörler-

karfl›ya b›rakm›flt›r. Geriye dönenler aras›nda yap›lan bir istatistik araflt›rmada “dönenlerin % 49,9’u mümkün olsa Almanya’ya tekrar geri döneceklerini belirtmifllerdir. Bu kiflilerin % 20,3’ü ekonomik, % 25,3’ü Almanya’daki daha iyi yaflam standard›n› ve sosyal nedenleri öne sürmüfllerdir.” Özellikle gençlerde görülen bu e¤ilim neticesinde, Federal Alman hükümeti bir kereye mahsus olmak üzere 1987 y›l›nda “Rückkehr option, geri dönüfl seçene¤i” ad› alt›nda yeni bir yasa ç›kartm›flt›r. Bu

sim bu yasadan yararlanarak geriye dönüfl yapm›fl, ancak k›sa sürede verdikleri karar›n yanl›fll›¤›n› ç›kan olumsuz sonuçlarla görmüfllerdir. Bu yasayla birlikte geri dönenler sadece Türkiyeliler olmam›flt›r. Yunanistan, Portekiz, ‹spanyol ulusundan iflçilerden de yasadan yararlanarak dönenler olmufltur. Bu konuda yap›lan araflt›rmalar flunu göstermektedir. “Geri dönüfl hareketlerinde birçok faktör bulunmaktad›r. ‹flgücü al›c›s› durumundaki ülkelerin, kat› bir yabanc›lar politi-

dendir. Ek olarak yabanc› bir topluma uymada karfl›lafl›lan sorunlar, vatan hasreti, güçlü aile ba¤lar› bireyin geri dönüfl karar› üzerinde etkili olabilmektedir. Tüm bunlar geriye dönüfllerde önemli faktörleri içerse de yine de geriye dönenlerin, geri dönüfllerinde önemli uyumsuzluk içerisinde olduklar› k›sa sürede görülmüfltür. Al›nan teflvik primleri geriye dönenleri k›sa vadede tatmin etmiflse de belli bir süre geçtikten sonra birçok aileyi önemli sorunlarla karfl›

yasaya göre Türkiye’ye dönüfl yapan 23 yafl›n alt›ndaki gençler, ailelerinden ba¤›ms›z olarak Almanya’ya dönmeye hak kazanm›fl ve bu gençlere oturma ve çal›flma hakk› verilmifltir.” Benzer bir araflt›rma da 1986 y›l›nda yap›lm›flt›r. Almanya’n›n 8 kentinde yap›lan bu araflt›rma sonucu burada yaflayan Türkiyelilerin %39,4’ü Türkiye’ye dönmeyi düflünmediklerini, %21’i ise en erken 10 y›l içinde Türkiye’ye dönmeyi düflündüklerini belirtmifllerdir. Bu-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

33


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

34 nun yan›nda kuflkusuz ki, “dönenler ve dönme planlar›” da olacak. Bunlar›n say›lar› her y›l belki de binleri bulacak. Fakat bunlar hem peyder-pey dönecekler, hem de yerleri yo¤un nüfus art›fl› sayesinde fazlas›yla doldurulaca¤› için Avrupa’da Türkiyelilerin say›s›nda azalma olmayaca¤›, hatta istikrarl› bir art›fl›n olaca¤› söylenebilir. Geliflmenin daha yak›ndan bilinmesi bak›m›ndan flunu belirtebiliriz; “Geri dönüfllerin 1974’ten sonra da devam etti¤i biliniyor. Örne¤in; 1979’da geri dönenlerin say›s› 66 bin iken, bu rakam 1980’de 70 bin olarak gerçeklefliyor. 1981’de yine 70 bin, bir y›l sonra da 86 bin kifli Türkiye’ye dönüyor. Alman hükümetinin izledi¤i yeni politikalar (teflvik primi ve zorlay›c› baz› önlemler) sonucunda 1983’te 100 bin, 1984’te ise yaklafl›k 220 bin kiflinin geri döndü¤ü saptan›yor. Geri dönenlerin say›s› 1985’te 150 bin, 1987’de ise 150 bin dolay›nda gerçeklefliyor.” Böyle olmakla birlikte, hem yeni geliflmelerin devam etmesi, hem de do¤um oran›n›n yüksek oluflu nedeniyle Almanya’daki Türkiyeli say›s›nda düflme olmuyor.” Bundan ç›kar›lacak sonuç fludur; “Avrupa’da yaflayan Türkiyeliler 1990’la birlikte art›k Avrupa’da kal›c› olmaya karar vermifllerdir. Bu tarihten sonra geri dönüfllerde önemli bir düflüfl oldu¤u görülmektedir.” Avrupa genelinde yaflayan genç kufla¤›n ise geri dönme e¤ilimi çok daha geri plandad›r. Buna karfl› yafll› kufla¤›nda, gerek

çocuklar›n›n burada olmas› gerekse de Türkiye’deki beklentilerinin eskisi gibi a¤›r basmamas› onlar›n da kalma konusunda kararl› olduklar›n› ortaya ç›karmaktad›r. Örne¤in; “Köln flehrinde ‘91 y›l› itibar›yla 70 bin dolay›nda Türkiyeli yaflamaktad›r. Bunlardan 800’ü emeklidir. Emekli olduklar› halde halen Köln’de yaflamaya devam eden bu 800 kifliden bir bölümü Türk-Dan›fl’›n da yard›m›yla emekli kulübü kurmufllard›r.’’ Tüm bu geliflmeler Avrupa’da yaflayan Türkiyelilerin kal›c› olma istemlerini önemli ölçüde güçlendiren verilerdir. TC’de Avrupa’da yaflayan Türkiyelilerin yaflad›klar› ortam› bildi¤inden geriye dönüfllerin çok zor oldu¤unu düflünmekte ve bu yönlü belli kolayl›klar sa¤layarak Avrupa’da yaflayan Türkiyelilerin Türkiye’yle ba¤lant›lar›n› koparmamalar›n›n yollar›n› aramaktad›r. TC’nin son kararlar› içinde çifte vatandafll›¤› kabul etmesi, yurt d›fl›nda bulunanlara oy hakk› tan›mas› ve bulundu¤u ülkenin vatandafll›¤›na geçenlere, o ülkede askerlik yapmas›n› sa¤layan yasay› ç›karmas›, TC’nin de uzun vadeli hesaplar içinde oldu¤unu göstermektedir. Hatta bugün Almanya’da Türk partisinin kurulmas› da dahi, TC’nin ileride oluflturmay› düflündü¤ü lobi iflinin ilk basama¤› olarak anlafl›lmal›d›r. Ayn› durum Avrupal›lar için de geçerlidir. Ekonomik alanda hala önemli bir potansiyel olan iflçilerin yapt›klar› katk›lar›n bilincinde olan Avrupal›lar, bunun yan›nda Tür-

kiyelilerin art›k geri dönüfllerinin çok zor oldu¤unu bilmektedir. Bunun için de kendi vatandafll›¤›na geçmeye teflvik etmektedirler. KALICILI⁄IN SOMUT B‹R BAfiKA GÖSTER‹S‹ OLAN EKONOM‹K ALANDAK‹ YATIRIMLAR Türkiyelilerin Avrupa’ya geldiklerinin ilk y›llar›nda geri dönme gerçe¤inden hareketle, burada biriktirdikleri paralarla Türkiye’ye önemli oranda yat›r›m yapt›klar›n› görüyoruz. Bu yat›r›m alanlar› de¤ifliklik gösterse de, Önemli olan bir tek hedefte birleflmeleriydi. O da Türkiye’ye döndüklerinde kendilerini güvencede hissedecek yat›r›mlar yapmalar›yd›. K›rsal alandan Avrupa’ya çal›flmaya gelen önemli bir bölüm iflçi, köylerinde tarla, traktör, ba¤, bahçe alan›nda mülkiyet edindikleri gibi, ev yapt›rm›fl, flehirlerden gelenler ise; ev, arsa al›m›n›n yan› s›ra, iflyeri açarak geleceklerini garanti alt›na almaya çal›flm›fllard›r. Örne¤in: Almanya’da yaflayan Türkiyeli iflçiler “1966 y›l›ndan itibaren kolektif dönüfl stratejileri de gelifltirmeye bafllad›lar. Ayn› yöreden olan ya da Almanya’da ayn› firmada çal›flan iflçiler ortak flirketler kurmaya giriflmifllerdir... Bu amaçla Köln’de 2200 ortakl› ilk Türk iflçi flirketi Türksan kurulmufltur. Bu flirketin kuruluflunu çok say›da baflka iflçi flirketlerinin kuruluflu izledi. Say›lar› 1972’de 28’e kadar yükselen iflçi flirketlerinde ortak say›s› da 28 bin 200’e ulaflm›flt›. 1975’e ge-


lindi¤inde 56’ya ç›kan bu ve benzeri flirket say›s›, 1983 y›l›nda 345 bin orta¤› olan ve bunlardan 154 bin 500’ü halen Almanya’da çal›flan toplam 322 iflçi flirketi mevcuttu. Yat›r›m hacimleri 2 milyar› aflk›n bir rakama ulaflm›flt›.” Bu yat›r›m alanlar› ve mülk edinme süreç içinde önemli bir de¤iflmeye u¤rad›. Aradan geçen uzun y›llar, Avrupa’da yaflayan Türkiyelilerin gelece¤e bak›fllar›nda önemli bir de¤ifliklik getirmifl ve art›k kal›c›l›¤a karar veren önemli bir kesim, yat›r›mlar›n› Türkiye’den çok bulunduklar› Avrupa ülkelerine yapmaya bafllam›fllard›r. Türkiye ve Türkiye Kürdistanl›lar›n bu süreç içinde biriktirdikleri paralar›n önemli bir bölümü bulunduklar› ülkede yat›r›ma dönüflmüfltür. Kendileri direkt yat›r›m yapmayanlar ise birikimlerini burada yetiflen çocuklar›na aktararak onlar›n yat›r›m yapmalar›n› sa¤la-

m›fllard›r. Bu yat›r›mlara “Nish Economics” denilmektedir. Baflka bir deyiflle bu ifllemler kendi etnik gruplar›n›n spesifik ihtiyaçlar›n›n tatminine yönelik ve Alman iflletmelerinin sunmad›klar› mal ve hizmet taleplerinin bu iflletmelerin iktisadi temelini oluflturduklar› fikrini benimsemektedir. Buna göre yabanc› müteflebbislerin kendi etnik gruplar›n›n yaratt›¤› Pazar olanaklar›yla serbest mesle¤e at›lm›fllard›r. Etnik gruplar›n bu özel mal ve hizmet talepleri, farkl› bir piyasa oluflmas›na ve geliflmesine temel olmufltur. Bu müteflebbisler, hitap edecekleri müflteri grubu olarak yaln›zca kendi ülkelerinden gelen gruba yöneldiklerinden, mesleki gelecekleri etnik müflteri grubunun talebi ile s›n›rl› kalmaktad›r. Bununla beraber yabanc› müteflebbisler piyasadaki boflluktan faydaland›klar› için, Alman iflletmeleri ile bir rekabet iliflkisi içinde bulunama-

maktad›rlar. Ancak “Nich Economics” kavram› yabanc›lar›n serbest mesle¤e geçiflinin genel olarak göçün ilk dönemindeki süreci tamamlamaktad›r. Göçün ileriki dönemlerinde Almanlar›n tüketim al›flkanl›klar›nda de¤ifliklikler olmufl ve yabanc› ürünlere olan talepte göçün ilk sürecine oranla art›fl görülmüfltür. Bunun sonucunda yabanc› müteflebbisler giderek yaln›zca kendi etnik gruplar›na de¤il, Alman al›c› gruplar›na da yönelmeye bafllam›fllard›r. Yap›lan araflt›rmalar sadece Almanya’da 40 bin 500 Türkiyeli iflverenin bulundu¤u saptanm›flt›r ve 1995’de bu ifl yerlerinde çal›fl›r durumda 168 bin kifli oldu¤u tespit edilmifltir. Avusturya’daki Türkiyeli nüfusun % 41,8’i iflçi olarak çal›flmakla birlikte, toplam nüfusun % 2,3’ü ise iflveren durumuna gelerek kendi iflyerlerini kurmufllard›r. Almanya d›fl›nda da Tür-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

35


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

36 kiyelilerin yo¤un olarak yaflad›¤› ülkelerde de yat›r›mlar yapt›klar›n› görmekteyiz. Geçmiflten günümüze aktar›lan bu istatistik verilere göre “1992 y›l› itibariyle Hollanda’da 1703 Türkiyeli serbest meslek sahibi ve iflvereni bulunmaktad›r. Belçika’da yaln›zca 1990 y›l› içinde 1367 Türkiyeli, serbest meslek ve çal›flma kart› alm›flt›r. Fransa’da ise Türkiyeli inflaat firmalar›na s›k rastlanmaktad›r. Küçük ölçekli bu inflaat firmalar›n›n baz›lar› bir araya gelerek Fransa’da kamu projelerine talip olmaktad›rlar. Danimarka’da ise yetkili makamlar taraf›ndan uygulanan iflsizleri, kendi iflyerlerini açmaya özendirici programlar›nda Türkiyeli küçük esnaflar›n say›s›n›n 300’ü aflt›¤› bilinmektedir.’’ Türkiyelilerin Avrupa’da kal›c› olmalar›n›n bir göstergesi sadece ifl alanlar›na yapt›klar› yat›r›mlarla da s›n›rl› de¤ildir. Tafl›nmaz mallara yap›lan yat›r›mlar da her geçen gün artmaktad›r. Eskiden Türkiye’de bir ev sahibi olmak isteyenlerin bu özlemi tersine dönerek bulunduklar› ülkede bir ev sahibi olmak için çabalamaktad›rlar. Sadece Almanya’da bir ev sahibi olan Türkiyelilerin oran› %10 civarlar›ndayken bu oran Avusturya’da %2,8’dir. Tüm bu geliflmeler Türkiyelilerin Avrupa’da art›k kal›c› olduklar› ve geriye dönmeyi düflünmediklerini göstermektedir. “Bu kuflaklar›n Türkiye’ye olan kültürel ve politik ilgisi azalmakla birlikte maddi ba¤lant›lar›nda da önemli bir kopma söz konusudur.

1995 y›l› rakamlar›na göre Alman üniversitelerinde 16000 Türk ö¤renci bulunmaktad›r. Bu ö¤renciler içinde k›z ö¤rencilerin oran› % 45 dolay›ndad›r. Ayn› flekilde Alman ilkö¤retim okullar›nda da Türk ö¤rencilerin e¤itimleri daha sonra yüksek ö¤renim yapma olana¤› sa¤layacak olanaklar› de¤erlendirme yönündedir. 19821992 y›llar› aras› döneme bak›ld›¤›nda, Alman e¤itim sisteminde daha çok meslek e¤itimine yönelen, k›sa sürede ifl hayat›na bafllamak isteyenlerin tercih ettikleri orta okullarda okuyan Türk ö¤rencilerin say›s›nda %18’lik

eden Türklerin say›s›nda %157’lik bir art›fl gözlenmektedir. Meslek okullar›na kay›tl› Türk ö¤renci say›s›nda da sürekli bir art›fl vard›r. 1992 y›l›nda toplam 101 bin 104 ö¤renci meslek e¤itimi görmüfl durumdad›r

AVRUPA’DAK‹ GÖÇMEN GENÇL‹K Yurtd›fl› gençli¤ini ele al›rken çözümlenmesi gereken en önemli kesiti göçmen gençlik oluflturmaktad›r. Göçmen gençli¤in ikili bir yönünün oldu¤unu belirtmemiz gerekiyor. Birinci yön kendisi gibi genç olan yerli gençlikle ayn› sorunlar›n muhatab› olmas›, ikinci yön ise göçmen gençlik olarak Eskiden Türkiye’de bundan kaynaklanan sorunlar›n›n olmas›d›r. bir ev sahibi olmak Ayn› koflullarda yaflan›yor isteyenlerin bu özlemi olmas›ndan dolay›, gerek tersine dönerek okul dönemi, gerek meslek bulunduklar› ülkede bir ev sahibi olmak için e¤itimi, gerekse de ifl hayat›nda yerli ve göçmen gençliçabalamaktad›rlar. ¤in bulufltu¤u bu ortak sorunSadece Almanya’da bir lar karfl›s›nda, yerli ve göçev sahibi olan men gençli¤in birlikte hareTürkiyelilerin oran› ket etmeleri gerekti¤i aç›kt›r. %10 civarlar›ndayken bu Üzerinde durdu¤umuz oran Avusturya’da göçmen gençli¤in mevcut durumu ve sorunlar›n› ele %2,8’dir. Tüm bu geliflmeler Türkiyelilerin al›rken bu gençlik kesiminin tümünün bir ve ayn› sorunAvrupa’da art›k kal›c› larla karfl› karfl›ya olmad›klaolduklar› ve geriye r›n› belirtmeliyiz. Göçmen dönmeyi gençli¤i ele al›rken üç ana düflünmediklerini grupta toplamak gerekiyor. göstermektedir. 1. Grup: Türkiye’de do¤up, orada belli bir yafla geldikten sonra Avrupa’ya ailebir gerileme görülmektedir. lerinin yan›na gelen genç keYüksek okul denilen Realsc- sim. Bu gençlik kesimi, genç hule’ye giden Türk ö¤renci- nüfusun pek de önemli bir lerin say›s›nda %140’l›k ve kesimini oluflturmamaktad›r. süreklilik gösteren bir art›fl›n Kültürel flekillenifl ve hayata ayn› flekilde liseleri tercih bak›fl aç›s›, Türkiye’de ald›¤›


e¤itim ve bu e¤itim üzerinden edindi¤i de¤er yarg›lar›na göre flekillenmifl, ailelerinin etkisi alt›ndad›rlar. Bu genç grubuna , anne ve babalar›n›n politik göçmen olarak yaflamlar›n› sürdürdükleri Avrupa ülkelerine sonradan gelen genç kesimi de ekleyebiliriz. Bunlar da yukar›da anlatt›¤›m›z di¤er genç kesimlerden ruhi flekillenme bak›m›ndan pek farkl› olmamakla birlikte, geliflmeye aç›k olmalar›, toplumsal olaylara daha duyarl› davranmalar› bak›m›ndan örgütlemeye aç›k bir kesimdir 2. Grup: Burada do¤up büyüyen genç kesim. Avrupa’da genç nüfusun a¤›rl›kl› bir kesimini bu genç grup oluflturmaktad›r Burada do¤up büyümeleri, ald›klar› e¤itim ve ruhi flekilleniflleri bak›m›ndan yukar›da belirtti¤imiz gençlik kesimlerimden çok farkl›d›rlar. Bu kesimin Türkiye’yle olan ba¤lar› çok zay›f ya da hiç yoktur. Türkiye, bu genç kesim için herhangi bir ülkedir. Ba¤lar› anne babalar›ndan ve birlikte yafl›yor olmalar›ndand›r. Evet Türkiye kültürüyle içi içe olmalar›, TV, gazete ve medya iliflkilerinden dolay› iki kültür ars›nda bir gel git olsa da bu genç kesimin esas etkilendi¤i kültür bulundu¤u Avrupa ülkesinin kültürüdür. Toplumsal iliflkilerine ve de¤er yarg›lar›na yön veren, ald›¤› e¤itimin önemli pay› vard›r. Feodal kültür ve de¤er yarg›s› bu genç kesim üzerinde çok güçlü de¤ildir. Etkilenme ailesinin kendisiyle olan iliflkisi ve ilgilenmesiyle orant›l› bir düzeyde seyretmektedir. Genç olma-

n›n genel bir karakteri olarak bu kesim de di¤er gençlik gibi dinamik ve at›lgand›r. Geliflmeye daha aç›k ve ö¤renme iste¤i olan bir kesimdir. Ancak bu kesim içinde apolitikleflme ve toplumsal geliflmelere ilgi duyma di¤er kesimlere göre az ve daha geri plandad›r. Böyle olunca da örgütlenmede bir tak›m zorluklar› beraberinde getirmektedir. Türkçe ve Almanca problemlerinden dolay› zorluk çekmektedir. 3. Grup: Politik ilticac› genç kesim. Bu genç kesim ya aileleriyle birlikte gelip iltica eden kesimdir. Ya da tek bafl›na gelip iltica eden kesimden oluflmaktad›r. Türkiye’de herhangi bir siyasi yap›lanmayla iliflkisi oldu¤undan toplumsal olaylara karfl› duyarl› ve geliflmeye aç›k bir kesimdir. Geldiklerinde iliflkilerini devam ettirmelerinden dolay› örgütlenmeye aç›k bir kesimdir. Dil ve ö¤renim problemleri di¤er kesimlere göre daha yo¤undur. GÖÇMEN GENÇL‹⁄‹N SORUNLARI Her üç kesimdeki göçmen gençli¤in problemleri ayn›d›r. Avrupa’daki ayr›mc›l›ktan göçmen gençli¤in tümü flu veya bu flekilde etkilenmekte ve bunu üzerinde hissetmektedir. F›rsat eflitli¤inde yerli gençlikle göçmen gençlik aras›nda önemli bir ayr›cal›k söz konusudur. Bu, ö¤renim alan›ndan, mesleki e¤itime, ifl bulmadan di¤er konulara kadar kendisini göstermektedir. Örne¤in meslek e¤itiminde önceli¤in yerli gençli¤e verilmesi, üniversite ö¤reniminde göçmen

gençli¤e s›n›rl› bir kontenjan ayr›lmas›, göçmen gençli¤i olumsuz olarak etkileyen önemli etkenlerden biridir. ‹flsizlik, gençli¤i etkileyen di¤er bir olumsuz etkendir. Bundan ilk etkilenen de göçmen gençlik olmaktad›r. Kapitalistlerin her zaman bir iflsizler ordusu yaratt›¤› ve bu iflsizler ordusunu dönem dönem bir koz olarak kullanarak geliflmeyi bast›rd›¤› bilinmektedir. Dolay›s›yla iflsizlik gençlik üzerinde çok derin izler yaratmaktad›r. Bu da hayata karfl› besledi¤i umutlar›n›, beklentilerini k›rmakta, gençli¤i farkl› aray›fllara sürüklemektedir. Yaflam tecrübeleri olmayan gençlik, ç›k›fl yolu bulamad›¤› oranda burjuvazinin a¤›na düflmektedir. Böylece bu gençler her türlü destekten yoksun, gelece¤i kararm›fl bir flekilde iflsizlik, sefalet canavar›na terk edilirler. Önemli di¤er bir sorun da göçmen gençli¤in Aile sorunlar›d›r. Belli bir yafla kadar anne, babas›n›n yan›nda kalan gençler, evde sürekli bir bask› alt›nda yaflarlar. Anne ve babas›n›n Türkiye’nin o feodal kültürüyle flekillenifli, de¤er yarg›lar›n›n hala buna göre oldu¤u bir toplumdan kopup gelen ve ‘yabanc› eller dedi¤i’ Avrupa kültürü örf ve adetlerine hala al›flmad›¤› bir durumda, çocuklar›n›n da kendileri gibi düflünmesini ve hareket etmesini isteyen aileler ile gençler aras›nda sürekli bir çeliflki yaflad›¤›ndan, evden kaçmalar›, farkl› yollara itilmeleri gençli¤in önemli sorunlar›n›n bafl›nda gelmektedir.

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

37


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

38 AVRUPA’DA YAfiAYAN TÜRK‹YEL‹ GÖÇMEN KADINLARIN DURUMU Çeflitli Avrupa ülkeleriyle Türkiye aras›nda yap›lan iflçi mübadele sözleflmesiyle birlikte Avrupa’ya çal›flmaya gelenlerin ço¤unlu¤unu erkekler oluflturmaktayd›. Bu tablo süreç içinde de¤iflikli¤e u¤ramaya bafllad›. Örne¤in iflgücü göçüne kat›lan kad›nlar›n oran› 1962’ye kadar yüzde 4 dolay›nda seyrederken, bu oran 1967’de yüzde 40’a yükseliyordu. Almanlar›n 1964 y›l›ndan itibaren kad›n iflçilere öncelik tan›nmas› politikas› yürüttü¤ü anlafl›l›yor. Almanlar daha sonra bu uygulamadan vazgeçince, göçe kat›lan kad›n iflçi say›s›nda azalma bafll›yor. Örne¤in: 1973’de oran yüzde 22’ye düflüyor. 1970’de Almanya’daki Türkiyelilerin yüzde 82’sinin evli oldu¤u fakat bunlardan sadece yüzde 34’ünün eflini yan›na getirmifl oldu¤u saptan›yor. Almanya’n›n Türkiye’den iflçi al›m›n› resmen durdurdu¤u Kas›m 1973’den sonra aile birleflmelerine kolayl›k getirilmesi sonucunda Almanya’da Türkiyeli kad›n say›s› artmaya bafllam›flt›r. Buna Almanya’da do¤an ya da Türkiye’den getirilen k›z çocuklar› da eklenince, kad›nlar›n Türkiyeli topluluk içindeki say›sal a¤›rl›¤› artm›flt›r. 1977’de, Almanya’da bulunan 1 milyon 118 bin Türkiyeli’nin, 110 bini iflçi statüsünden olmak üzere yaklafl›k 350 bininin kad›n oldu¤u anlafl›l›yor. Yaklafl›k 10 y›l sonra ise (1988’de), toplam Türkiyeli say›s› 1

milyon 510 bin, kad›n Türkiyeli say›s› (tüm yafl gruplar› dahil) 656 bin olarak saptanm›flt›r. 1988’de kad›n iflçi say›s› 160 bin dolay›ndad›r. 1993 tarihinde, Almanya’da yaflayan Türkiyeli nüfusun %55’inin erkek ve % 45’inin kad›nlardan olufltu¤unu görmekteyiz. Fransa’daki durum daha ilginçtir. “Frans›z Hükümeti Nezdinde Türk ‹flçi Temsilcisi” oldu¤u söylenen Gaye fialom’un belirtti¤ine göre, Fransa’da yaflayan 240 bin TC’linin yüzde 42’si kad›n ve bunlar›n sadece yüzde 19’u çal›fl›yor; gerisi ev kad›n›. Ev kad›nlar›n›n yüzde 51’i okuma-yazma bilmiyor.

“‹sviçre’de ise 3654 Türkiyeli kad›n nüfus yaflamaktad›r. Avrupa somutunda, Türkiyeli kad›n›n somut durumuna bakt›¤›m›zda, Türkiye’de yaflayan kad›nlar›n durumunda öz itibar›yla çok da farkl› bir tablonun önümüze ç›kmad›¤›n› görebiliyoruz. Son zamanlarda daha da büyüyen iç faflistleflme ve yabanc› düflmanl›¤› “göçmenler” somutunda de¤iflik tart›flmalar› da gündeme getirmifltir. Ve bundan “göçmen” statüsüne sahip kad›nlar da nasibini almaktad›r. Avrupa’da yaflayan kad›nlar›m›zda yüzeysel de¤ifliklikler olsa da kafalar›n hala ülkede oldu¤u kendini aç›kça göstermektedir. Ve


üzerindeki bask› ve sömürü de, içinde yaflad›¤› toplumsal flartlara göre de¤iflmifl, modernleflmifl olsa da yok olmam›flt›r. “Ülkemiz kad›n›n›n Avrupa’da içinde bulundu¤u durum, neden öz itibar› ile farkl›l›klar arz etmiyor?” sorusuna geniflçe cevap arayacak olursak: Onlar›n durumlar›n›, konumlar›n›, mensup olduklar› kategorileri vb. biraz olsun bilmek gerekir. Burada olufl nedenlerinden bafllay›p, kültürel yap›lanmalar›n›, sosyal iliflkileri, vb. gibi toplum içinde onlar›n yaflamlar›na yön veren olumlu ya da olumsuz de¤erlendirmelerine neden olan, ya da yaflad›klar› ülkelerde gerek aile içinde gerekse devlet nezdinde durumlar›, sorunlar› ve bunlar›n çözümleri, genel hatlar› ile ortaya ç›kar›lmas› gereken noktalard›r. Böylece ülkemiz kad›n›n›n, Avrupa toplumunda neden öz itibar› ile de¤iflime u¤ramad›¤› biraz olsun a盤a ç›kacakt›r. Bugün Avrupa ülkelerinde bir milyona yak›n Türkiyeli kad›n yaflamaktad›r. Ve bu kitlenin yar›s›ndan ço¤u çal›fl›r durumda. Bundan dolay› s›n›f sömürüsünü evdeki kad›nlara nazaran daha da yo¤un hissetmektedirler. Türkiyeli kad›n›n toplumsal üretime kat›l›m› Almanya, Avusturya, ‹sviçre gibi ülkelerde k›smen daha fazla olmas›na ra¤men, Fransa, Hollanda vb. gibi ülkelerde bu kat›l›m, krefl yoklu¤undan, çocuk paras›n›n fazlal›¤› gibi nedenlerden dolay› daha düflüktür. Üretime bu kadar yo¤un

ve fazla kat›l›yor olmalar›, onlar› genelde toplumun en alttakiler statüsünden kurtaramam›flt›r. Bir kesimi “misafir iflçi” olarak y›llar önce gelmifl oldu¤undan dolay›, bunlar› birinci kuflak kad›nlar olarak adland›rabiliriz. Bunlar›n önemli bir bölümü çal›fl›r durumda olmalar›na ra¤men, bir kesimi hastal›k nedeni ile emekli olmufl, fakat eflleri ve çocuklar› burada oldu¤u için yaflamlar›n›n geri kalan k›sm›n› vatan özlemi çekmelerine ra¤men burada geçirmeye karar vermifl kesimlerdir. Yine “misafir” iflçi ak›nlar›n›n oldu¤u bu dönemlerden k›sa bir süre sonra, buralarda bulunan efllerinin yan›na gelen kad›nlar› da bu kufla¤a dahil edebiliriz. Süreç içinde bunlar da ev bütçesine katk›da bulunmak için yedek ifllerde çal›fl›r duruma gelmifl olan kad›nlard›r. Avrupa sevdas›na yüzünü dahi görmedi¤i ya da istemeyerek ilk defa gördü¤ü efliyle ailesi taraf›ndan evlendirilip, Avrupa’ya gelen kad›nlar›m›z› genel olarak ikinci kuflaktan sayabiliriz. Bunlar genelde belli bir yafl s›n›r›ndan sonra buraya geldikleri için, uyum sa¤lamalar› da di¤er kad›nlar gibi zor olmakla birlikte, iflçi statüsüne kavuflup, üretime kat›lan kad›nlard›r. Üretime kat›lan bu kesime genel olarak flunlar› söyleyebiliriz; Kad›n olmalar›n›n yan›nda bir de buna göçmen olmalar› da eklendi¤inde, en düflük ücretle, en geri ve bedenen, ruhen çökertici ifllerde çal›flmaktad›rlar. Vücuttaki kireçlenmelerin yo-

¤unlaflmas›, monoton çal›flmadan do¤an dengesizlik ve ruhsal bunal›mlar bu kad›nlarda giderek artm›flt›r. Dolay›s›yla emperyalist sömürü sisteminden en çok etkilenen ve bu çarklar›n difllilerine giren bir kesim olmufltur. Tüm bu durumun olumsuz özelliklerine ra¤men, olumlu yönlerini de görmek mümkündür. Toplumsal üretime kat›ld›klar›ndan dolay›, d›fl dünyaya k›smen de olsa aç›lmalar›, kapitalizmden k›smen etkilenmeleri, köreltici ev ifllerinden k›smen kopmalar› olumlu yönü oluflturmaktad›r. Çal›flmayan, ev kad›nl›¤› “görevini” yürütenlerin durumu ise, çok daha kötüdür. Bu kesim çal›flan kad›nlar›n olumlu avantajlar›ndan tamamen mahrumdur. Tarihsel konumu “kader” misali devam ettirilmektedir. Bir de yurtd›fl›nda olman›n dezavantaj› (dil bilmeme, hayat tarz›ndaki farkl›l›klar, çevre darl›¤› vb.) onlar› kendi de¤erlerinde, konumlar›nda daha tutucu, ba¤›ml› hale getirmektedir. Böylesi oluflumda kendi konumuna isyan edenler ezici ço¤unluktad›r. Köylük alanlar›n dar çerçevesinden geldikleri de hat›rlan›rsa, bu yap› daha anlafl›l›r olacakt›r. Fakat bu kesimden uzaklafl›p, gelinen aflamada üretime kat›l›mdaki yerleri de¤ifliklikler arz eden kad›n kesimine gidecek olursak, olumlu bir tabloyla karfl›lafl›yoruz diyebiliriz. Göçmen olman›n zorlu¤unu çekseler de, zaman zaman bunu duyumsuyor olsalar da, sosyal iliflkiler

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

39


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

40 ve kariyer bak›m›ndan kad›nlar›n de¤iflime u¤rad›¤› da gözlemleniyor. Örne¤in; Genç k›zlar›n ö¤retim gördü¤ü ya da çal›flt›¤› alanlara göz att›¤›m›zda bu de¤iflimi rahatl›kla görebiliyoruz. Önceleri k›sa zamanda iflçi olup, ifl bulup çal›flma perspektifi ile hareket ediyor olmalar›na ra¤men gelinen süreçte meslek sahibi olup kalifiye iflçi statüsünde olmay› tercih ediyorlar. ‹fl sahalar› fabrikalar, tezgahtarl›k, kuaförlük olarak karfl›m›za ç›k›yordu. Fakat bugün teknik dallarda T›p ve Hukuk alanlar›nda, halkla iliflkiler somutunda birçok Türkiyeli kad›na rastlamak mümkün. Göçmen statüsünde oldu¤undan ve bugüne kadar kendilerine bedenen ve ruhen çökertici ifller öngörülen kad›nlar›m›z bulunduklar› ülke insanlar›n›n sahip oldu¤u hak ve imtiyazlara sahip olma mücadelesine girmifllerdir. Ve bu durum özellikle Türkiyeli kad›n›n Avrupal› kad›nlar›n gözündeki “erke¤in on ad›m gerisinde yürüyen” imaj›n› da yavafl yavafl y›kmaya bafllam›flt›r. “‹fl kad›nlar›”na rastlamak da bunlara verilecek di¤er bir örnektir.

Üretime kat›lmalar› genel olarak böyle bir durum olufltururken, yaflad›klar› topluma uyum sa¤lamalar›, sosyal iliflkileri ve entegre olma durumlar›na göz att›¤›m›zda alm›fl olduklar› yar›-feodal kültürün hala onlar üzerindeki hakimiyetini rahatl›kla görebiliyoruz. Kariyer sahibi olmalar›, ekonomik ba¤›ms›zl›klar›n› k›smi de olsa kazanm›fl olmalar›, bu kad›nlar›m›z›n aile içindeki yaflant›lar›nda pek etkili olamam›flt›r. Kad›n› ikinci cins olarak görüp, feodal despotizmi onun üzerinde estiren ailelere rastlamak zor bir fley de¤il. Kendi baflar›s›, azmi, mücadelesi sonucunda toplumda kariyer edinmifl olmas›na karfl›n, sosyal iliflkilerinde erkekten ba¤›ms›z hareket edemez. D›flar›da “ba¤›ms›z” baflar›l› bir ifl kad›n› görünümündeki bu kad›nlar›m›z, evlerine döndüklerinde yine evin bo¤ucu atmosferi ile bafl bafla kal›rlar. Al›flverifl, çocuk bak›m›, bulafl›k, çamafl›r vb. gibi evin tüm ihtiyaçlar› yine kad›nlar üzerinden yürütülür. Bunlar› görev bilip yürütmek istemeyen kad›nlar›n ise tek bir seçene¤i vard›r, Boflanmak. Fakat bir kad›n

için boflanman›n toplumdaki dezavantajlar› düflünülürse bunun pratikte yaflam hakk› buldu¤u çok az rastlanan bir pratiktir. Ve tek tarafl› özveri gündeme gelir. Özveride bulunan kad›n olur. Elde etmifl oldu¤u kazan›mlar›n› aile birli¤i diyerek feda etmek zorunda kal›r ve evine kapan›r. Bu tür kad›nlar›m›z›n say›s› Avrupa’da hiç de az de¤ildir. Di¤er de¤inilmesi gereken kad›n kesimlerinden, Kürt kad›n›n›n Avrupa’daki durumuna gelince; Kürt ulusuna mensup olmak, üzerindeki milli bask›ya karfl› ç›kmak ve bunun mücadelesini vermek, bundan dolay› da sürekli olumsuzluklara alternatif oldu¤u için yaflam›n›n devam›n› kendi vatan›ndan uzak, Avrupa’da sürdürmek zorunda b›rakt›r›lan ilticac› Kürt kad›nlar› da kad›nlar›m›z›n büyük bir bölümünü teflkil ediyor. Di¤er kad›n kesimlerinin yan›s›ra, daha tepkici, daha duyarl› ve ço¤u zaman üzerindeki üçlü bask›dan dolay› tav›r tak›nabilen bu kesimin durumu da, özellikle hukuksal aç›dan düflünüldü¤ünde önemli zorluklarla doludur.

Kürt ulusuna mensup olmak, üzerindeki milli bask›ya karfl› ç›kmak ve bunun mücadelesini vermek, bundan dolay› da sürekli olumsuzluklara alternatif oldu¤u için yaflam›n›n devam›n› kendi vatan›ndan uzak, Avrupa’da sürdürmek zorunda b›rakt›r›lan ilticac› Kürt kad›nlar› da kad›nlar›m›z›n büyük bir bölümünü teflkil ediyor.


Örne¤in; Almanya’da çal›flan kad›nlar çocuk paras› alabiliyorken, ilticas› kabul olmayan bu kad›nlar›m›z bu haktan mahrumdurlar. Çocu¤u olan ilticac› kad›nlar kendi geçimleri için ald›klar› yard›mla çocuklar›na da bakmak zorundad›rlar. Fakat tüm bu kad›n kesimlerinin içinde önemli yeri ve rolü olan genç kad›nlar›m›z›n durumuna daha bir özen ve itina gösterilmesi gerekti¤i gerçekliktir. Toplumun en dinamik ve geliflmeye en aç›k olan bu kesimi içinde bulundu¤u duruma bir göz atacak olursak, bu kesime gitmenin neden ilk etapta önemlilik arz etti¤ini, onlar› neden devrim cephesine yak›nlaflt›rman›n veya çekmenin aciliyeti ve önemi kavranm›fl olur. ‹ki kültür aras›nda bocalayan genç kad›nlar›m›z›n durumu bir kozmopolitlik arz etmektedir. fiöyle ki; bu kesimi en sorunlu kesim olarak da de¤erlendirebiliriz. Çünkü kad›n olmalar›, göçmen olmalar›, ve hala genç olmalar› da konumlar›na eklenince durumlar› daha da kötüleflmektedir. Genç kad›nlar› Avrupa’da do¤an ya da küçük yaflta Türkiye ve T. Kürdistan›’ndan gelip burada yetiflenler ve belli bir gençlik yafl›ndan sonra gelenler fleklinde iki kategoride ele alabiliriz. Birinci kategoride olanlar, burada yetiflmelerinden dolay› yaflam tarzlar›, düflünceleri Avrupa kültürüne daha yatk›n, hatta az›nl›k bir kesim içinde ise, yak›ndan çok kendisidir de diyebiliriz. Bunlar okulda ve d›flar›da de¤iflik yetiflirken evde daha

de¤iflik flekilde yetifltirilmeye çal›fl›lmaktad›r. Bu durum ev ve d›flar›daki yaflam aras›nda döndürüp durmaktad›r onlar›. Böylesi bir yaflam›n genç k›zlar›n üzerinde tahribatlar yaratt›¤›n› hepimiz görebilmekteyiz. Buna ra¤men bunlar›n esas tercihi daha ba¤›ms›z, daha özgür inisiyatifler yaratt›¤›ndan dolay›, bulunduklar› Avrupa ülkelerinin yaflam tarz›n›, daha aç›k bir ifade ile kapitalizmi ye¤leme yönündedir. Burada bulunduklar› sürede çok çat›flmal› geçen yaflamlar›, Türkiye ve T. Kürdistan›’na döndüklerinde uç noktaya varmakta, ya aileyi terk etme ya da intihar fleklinde sonuçlanmaktad›r. Tüm bunlara ra¤men bu kesimin önemli bir bölümünün tamamen Türkiyeli çevreden kopamad›¤› ve bulunduklar› ülke gençleri ile tam bir uyum sa¤layamad›klar› da görülmektedir. Sonradan gelen ikinci kesime gelince: Bunlar yaflamlar›n›n en dinamik, en geliflken döneminde Avrupa ülkelerine geldiklerinden dolay› etkilenmelere aç›kt›rlar. Dolay›s›yla ev yaflam› ile d›fl yaflam aras›nda gidip gelmeler bunlarda daha sanc›l› olmaktad›r. D›fla karfl› büyük ilgileri olmalar›na ra¤men küçük yafltan beri ald›klar› feodal yaflam tarz› ve dil yetersizli¤i onlar› engellemektedir. Bunlar›n bir k›sm› Türkiyeli çevre içinde kal›rken ve tipik feodal Türk k›z› rolünü korurken (ama hala bir gözleri d›fl yaflamdan kopmadan), bir k›sm› da ne olursa olsun d›flar›yla bütünleflmeye çal›fl-

maktad›r. Belirtti¤imiz dezavantajlardan dolay› da feodal ve burjuva yaflam aras›nda ne Türkiyelilere ne de Avrupal›lara uyan acayip bir durum sergilemektedirler. Gerek burada do¤up büyüyenlerin gerekse de sonradan gelenlerin di¤er bir toplumsal sorunlar› da evliliktir. Türkiyelilerin genelinde var olan özel mülk edinme h›rs› ve tutuculuk, evlilik problemlerine de yans›makta ve ço¤u evliliklerin temelini oluflturmaktad›r. Birço¤umuz bu durumu gerek d›fl›m›zda gerekse de kendi arkadafllar›m›z›n içinde çeflitli örnekleri ile görebilmekteyiz. Burada yaflayan Türkiyeli genç k›zlar›n ço¤unlu¤u iflçi haklar›na sahip olduklar›ndan Türkiye’den gelecek bir genç erke¤in iflçi olmas›nda bulunmaz bir araç olaca¤›ndan, evlilikler bu temele dayand›r›lmaktad›r. Böylesi evliliklerin sonu ve yaratt›¤› sonuçlar hepimizin malumudur. Di¤er milliyetlerden insanlara uyum sa¤lamalar› da bunun yan›nda o kadar zorlafl›yor. Aile içinde feodal kültürün hakim olmas› onlar› daha da zor durumda b›rak›yor. Her iki tarafa da tam bir uyum sa¤layamamalar›n› beraberinde getiriyor. Gönüllerinde yatan daha serbest, daha ba¤›ms›z bir kifli yatmas›na ra¤men aile içinde alm›fl oldu¤u kültür, terbiye onlar› bunlar› yaflamaktan uzaklaflt›r›yor. Ya da çok az bir flekilde veya gizli olarak gerçeklefltirmelerini sa¤l›yor. Tabi bu özlem ve yapmak istedikleri fleyler, küçük burjuva özentilerinden kaynaklanan

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

41


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

42 olgular oluyor. Devrimci bir bak›fl aç›s› olmuyor yaklafl›mlar›nda. Bu da yukar›da da vurgulamaya çal›flt›¤›m›z gibi, burjuva kültürü ile feodal kültür aras›nda bocalamalar›ndan, devrimci bak›fl aç›s›n›n kendilerine iletilmemesinden kaynaklan›yor ve sonuç olarak; Ya, aile içinde gördükleri bask›lardan dolay›, önlerine ç›kan ilk erkekle “düfllediklerini yaflayabilmek” için evlenmek, Ya, evden kaçmak ve burjuvazinin sunmufl oldu¤u her türlü pislik içine düflmek ya da dünyaya küsüp bunun böyle gelmifl, böyle gidece¤ini düflünerek intihar yolunu seçmek. Ama bunlar›n yan›nda çeflitli kad›n kurulufllar›na s›¤›nmak, feministlerle diyalog içine girmek, istisna da olsa devrimcilerle iliflkiye geçip do¤ru olan›n ne oldu¤unu kavrayarak hareket etmek. Toplum yap›s›ndaki sosyal farkl›laflma görüldü¤ü gibi sosyal yap›s›ndan da farkl›laflma yaratmaktad›r. Kapitalizmin özellikleri ile, orta ça¤›n feodal özelliklerinin iç içe geçmesi ile oluflan bu mozaik, kültürel zeminde kendisini yurtd›fl›nda da belirgin bir flekilde gösteriyor. Birinci kuflak daha çok Türkiyelidir. ‹kinci ve üçüncü kuflak Türkiye ile Avrupa kültürü aras›nda bir mengenede s›k›flm›fl gibidir. Genç kuflak Türkiye kültüründen biraz törpülenirken, Avrupa kültürü ile de yo¤rulmaktad›r.

GÖÇMENL‹K HAKLARI VE TALEPLER‹ Avrupa Birli¤i ülkelerinin, birer göçmen ülkeleri oldu¤u art›k kabul edilmek zorundad›r. Özellikle 60’l› y›llarda bafllayan ifl gücü göçü, 70’li y›llarda aile birleflimi ve 80’li y›llardan sonra artan mülteci, iltica ve tehcir ak›n› sonucu ve jenerasyon de¤iflimleri sonras› oluflan kal›c›l›k e¤ilimiyle -kabul edilsin ya da edilmesin- bu ülkeler sürekli göç alan, göçmen ülkeleridir. Birçok Avrupa ülkesinde vatandafll›k hakk› ve seçme-seçilme hakk› ve yerleflme hakk› gibi, uyumun sa¤lanmas›ndaki temel direkler olarak kabul edilen haklar, gerici ve milliyetçi temelde ele al›nmakta ve uygulanmaktad›r. Do¤al ve zoraki asimilasyon iç içe yaflan›rken, zoraki olan yan her zaman hakim k›l›nmak istenmektedir. Göçmen ve yerli halklar›n kaynaflmas›n›n tek yolu ikisinin de birbirlerini tan›malar› ve anlamalar› fleklinde olur. Zaten dostluk, arkadafll›k iliflkileri de bunlar üzerine yükselmiyor mu? Göçmenlerin hak talepleri flöyle s›ralanabilir: 1- Bütün AB ülkelerinde geçerli olacak flekilde göçmenler yasas›n›n kabulü ve buna uygun olarak, göçmenler politikas›n›n tespiti ve derhal uygulanmas›. 2- Göçmenli¤in resmi olarak tan›nmas›yla birlikte, eflit haklar temelinde çok kültürlü bir toplumda yaflaman›n yasal olarak düzenlenmesi. Karar merci-i kurumlar›na sendikalar, sosyal kurulufllar ve demokratik

göçmen örgütlerinin kat›l›m›n›n yasal olarak düzenlenmesi. 3- AB vatandafll›k hukukunun teritoryal ve yerleflik yaflam anlay›fl› hukukuna göre yeniden tan›mlanmas›, geniflletilmesi ve iki y›l sonra baflvurma hakk›n›n, üç y›l sonra da vatandafll›k verme zorunlulu¤unun tan›nmas›. 4- Ayr›mc›l›¤a, horlanmaya karfl› aktif bir eflit haklar politikas›n›n kabulü ve kurumsal ve bireysel ayr›mc›l›¤›n hukuksal takibat›. 5- Tüm AB ülkelerinde oturanlar için genel ve yerel seçimlerde, seçme (pasif) ve seçilme (aktif) hakk›n›n verilmesi. 6- Tüm AB ülkelerinde oturanlar için seyahat, tafl›nma ve yerleflme özgürlü¤ü 7- Tüm AB ülkelerinde çal›flan göçmen iflçilerin çal›flma koflullar›n›n ve sosyal hukuklar›n›n gelifltirilmesi. ‹fl bulmada eflit kurallar›n geçerli k›l›nmas›. Çal›flma hakk›n›n iflyerinden ba¤›ms›z olarak verilmesi ve kriz dönemlerinde bu haklar›n dokunulmazl›¤›n›n sa¤lanmas›. 8- Göçmenlerin aile birleflimlerinin önündeki engellerin kald›r›lmas› ve göçmenlik baflvurusunun kabulü ile birlikte bu hakk›n derhal tan›nmas›. Ailelerdeki ayr›l›k vakalar› sonras› çocuklar› yetifltirme hakk›na sahip olmayan anne ve babalar›n oturum ve ifl haklar›na dokunulmamas›. 9- Göçmen kad›nlar›n haklar› ve kad›n›n ifl, aile ve toplum ortam›na uyum sa¤lamas› yönünde maddi ve manevi olarak desteklenmesi. 10- Göçmen çocuklar›n


Anaokulu temel e¤itim ve mesleki e¤itim noktalar›nda özel teflviki ve her türlü desteklenmesi. Kültürel e¤itime, e¤itim sürecinin bütün aflamalar›nda önem verilmesi. Ayr›ca anadilde e¤itim hakk›n›n kullan›lmas›. 11- Göçmen iflçi gençlerin mesleki e¤itim, kültürel, sosyal ve sportif faaliyetlerde desteklenmesi ve teflvik edilmesi. ‹flverenlere, göçmen gençleri -ç›rakl›k e¤itiminde kontenjan yolu ile- ifle alma zorunlulu¤unun getirilmesi. 12- Göçmen üniversiteli gençli¤in Avrupal›larla bilimsel e¤itimi ve ifl bulmas› için eflitlenmeleri. Ayr›ca mesleki hayata at›lma sonras› karfl›laflt›¤› sorunlar›n çözümünde maddi ve manevi deste¤in sunulmas›. 13- Geriye dönüfllerde uyum sa¤layamayan insanlar›n ve özellikle de gençlerin tekrar bütün haklar› ile birlikte kabulü. Bu sürenin en az üç sene olmas›. 14- ‹steyenlere çifte vatandafll›k hakk›n›n tan›nmas›. 15- AB düzeyinde ortak bir iltica hukuku ve siyasi takibata u¤rayanlar için koflulsuz iltica hakk›. Baflvuru ifllemleri devam edenler için serbest çal›flma ve tafl›nma hakk›. ‹ltical›k hakk›n›n verilmesi aflamas›nda Avrupa’da bulunan göçmen ve yerli demokratik kurulufllar›n karar verme ya da dan›flma hakk›n›n kabulü. S›¤›nmac› insanlar için kald›klar› süre boyunca oturma ve çal›flma hakk›n›n verilmesi. ‹ki sene sonra hala dönmemifl olanlar için süresiz oturma hakk›n›n verilmesi.

16- Göçmenlerin kendi kültürlerini, dillerini koruma, gelifltirme ve sergileme amaçl› imkanlar›n yarat›lmas› ve yerli halklar›n bu kültürleri tan›ma imkanlar›n›n ço¤alt›lmas›. 17- Göçmenlerin konut sorunlar›n›n çözümü için özel projelerin gelifltirilmesi, konut bulmada eflit muameleye tabi tutulmalar› ve gettolaflman›n önlenmesi. 18- Göçmenlerin düflünce, toplant›, koalisyon ve örgütlenme haklar›n›n sa¤lanmas›. Yerli veya yabanc› faflist örgütlenmelerin yasaklanmas›. 19- Göçmen iflçilerin, bütün Avrupal› emekçilerle birli¤inin pekifltirilmesi ve ayr›mc›l›¤›n kald›r›lmas› için politik ve sendikal örgütlenme haklar›n›n tan›nmas›. 20- Emekli göçmenlere bofl zamanlar›nda dinlenme ve seyahat imkanlar›n›n yarat›lmas› için maddi ve manevi desteklerin sunulmas›. Mücadele araçlar› ve yöntemlerimiz Mücadelenin araç ve yöntemlerini belirlemeden önce yukarda bahsedilen haklar›n savunusunu yapabilecek, onlar› gelifltirebilecek ve kitlelerle buluflturabilecek insan malzemesine ihtiyaç vard›r. Yani savunma ve uygulama baz›nda becerikli, yetenekli kadrolar olmadan kitlelerin destek ve güvenini kazanmadan bunlar›n gerçekleflmesi mücadelesi verilemez. O halde bahsi geçen kriterlere sahip insanlar› yaratmak birincil görevimizdir. ‹kincil olarak ise, bu politikalar› veya benzerlerini savunan çeflitli

kurum, parti ve demokratik örgüt, sendika ve hatta kiliselerle iliflkiler kurarak ortak tav›r ve faaliyetlerin örgütlenmesi aflamas›na geçilmelidir. Bugün, her zamankinden daha elveriflli zemin vard›r. Çünkü, önümüzdeki y›llarda göçmenlik tart›flmalar› daha da güncel olacak ve yasal zemin oluflturma f›rsatlar› olgunlaflacakt›r. Avrupa ülkelerinin de ortak bir yasal düzenlemeye olan ihtiyaçlar› ise günden güne artmaktad›r. Üçüncüsü bu politikalar›n göçmen kitleler taraf›ndan aktif olarak savunuluyor olmas› ve savununun pratikte uygun eylemlere dönüfltürülmesi gerekmektedir. Aksi halde burjuvalar›n verdikleri ile yetinen kitle sürülerine biz de kat›lm›fl oluruz. Dördüncüsü bu talepler için ba¤›ms›z eylemsel takvimimizi acilen belirlememiz ve bunu uygulamaya derhal geçirmemiz gerekmektedir. Beflinci ve sonuç olarak, medyan›n ve genifl kitlelerin ilgisini çekecek çarp›c› eylemlerin ve Ajitasyon/Propaganda materyallerinin tespiti ve yayg›nlaflt›r›lmas› gereklidir. Bu befl noktalarda gösterilen özen ve çaba bizleri kitlelerle buluflturabilir ve kitle örgütü olarak ciddi bir kurum haline getirebilir. Göçmenlik, konusunda yeni modeller yaratabilmek için bütünlük arz eden, toplumsal-politik temeli olan, hukuksal temeli olan ve toplumun bütün kesimlerini içine alacak tarzda politikalara ihtiyaç vard›r. K›sa süreli ifl göçmenli¤inden uzun sürelikal›c› göçmenli¤e ve uluslararas› politik geliflmelere

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

43


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

44 ba¤l› olarak mülteci hareketlerine, iltica ve tehcir göçlerine kadar çok genifl alanlar› kapsamal›d›r. Bu durumlarda madalyonun iki yüzündeki geliflmeleri de takip etmek ve ciddiye almak gereklidir. Yani; hangi nedenle olursa olsun, dünya çap›nda sürekli göç hareketlerinin varl›¤›n› ve birçok ülkelerde göçmenlerin bulundu¤unu kabul etmek gerekir. Sosyal ya da politik sorunlar›n s›n›fsal farkl› çözümleri zaten varolan ve sürekli varolacak bu realitenin kabulü ya da reddi üzerine olufluyor. Bu durumu kabul edenler aç›s›ndan çözüm aray›fllar› belirirken, kabul etmeyip de yok sayanlar aç›s›ndan ise az›nl›klar›n haklar›n›n her türlü gasp› demokrasi ad›na devam ettiriliyor. Bu anlamda bir göçmenlik konsepti haz›rlan›rken, olaya sadece hukuki teknik aç›dan de¤il, toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren bir sorun alarak bakmak ve buna göre de ekonomik, politik, sosyal, kültürel, etnik ve pratik yönleri ile beraber de¤erlendirdikten sonra çözüm yollar› üretmek gerekiyor. Avrupa çap›nda “de facto” olarak var olan göçmenlik olgusu kimi ideolojik politik ç›karlar sebebi ile yok say›lmaktad›r. Bir baflka kesimler de kendi uluslar›n›n sürekli yafllanmas›ndan ötürü geleceklerinin tehlike alt›nda olmas› ve bunun ifl gücü bulamama, sosyal sigorta sistemini alt üst etme tehlikesini bar›nd›rmas› tedirginli¤ini yaratmas›ndan dolay›, “yabanc›lar›n” ne kadar gerekli oldu¤unu kan›tlamaya çal›fl›yorlar.

Tüm bu geliflmeler ›fl›¤›nda, göçmenlerin haklar›n›n kabulü ve eflit haklar temelinde çok kültürlü bir toplumda yaflam›n sa¤lanmas›n› tek yanl› olarak de¤il, her iki yan› ile birlikte ele almak gerekmektedir. Ayr›ca, eflit haklar temelinde çok kültürlü bir toplumda yaflam demek farkl› iki kuvvetin birbiri ile karfl›laflt›¤› ve en mant›kl› sonucun bunlar›n karfl›l›kl› tahammül ve anlamaya dayal› olarak birbirlerini ilerletebilecekleri görülmelidir. Bu anlamda bizler göçmen emekçilerle yerli emekçi halk›n bu temelde kaynaflma yolunun en do¤ru yol oldu¤unu savunuyor ve her türlü ayr›mc›l›¤a karfl› ç›k›yoruz. Eflit haklar temelinde çok kültürlü bir toplumda yaflam hakk› ayn› zamanda göçmen halklar›n topluma uyum sa¤lamalar› anlafl›l›r ve yerli halklar›n da politik, kültürel ve e¤itsel aç›lardan haz›rlanmalar› gerekti¤i kavranmaz ise tek yanl› düflünüflten kurtulunamaz. Çok kültürlü mozaik toplumlar›nda halklar›n bir arada yaflama ve birbirlerini gelifltirme imkanlar› var-

ken düflmanl›k tohumlar› ekmek ancak sömürücü s›n›flar›n politikas› olabilir. Bizler bu ba¤lamda çok kültürlülü¤ü bir kazan›m olarak de¤erlendiriyoruz. Ayr›ca, bütün emekçi s›n›flar aras›nda oluflturulan suni çitlerin y›k›lmas› ve her türlü ayr›mc›l›¤›n kald›r›lmas› için eflit haklar temelinde çok kültürlü bir toplumda yaflam› savunuyoruz. Ve bunu mücadelesini veriyoruz vermeye de devam edece¤iz.

Eflit haklar temelinde çok kültürlü bir toplumda yaflam hakk› ayn› zamanda göçmen halklar›n topluma uyum sa¤lamalar› anlafl›l›r ve yerli halklar›n da politik, kültürel ve e¤itsel aç›lardan haz›rlanmalar› gerekti¤i kavranmaz ise tek yanl› düflünüflten kurtulunamaz.


45

Sürekli yay›lan, seri üretime a¤›rl›k veren, kâr aç›s›ndan en verimli enerjiyi kullanmaya çal›flan emperyalistlerin bugüne kadar kulland›klar› petrole olan ra¤betin ve buna ba¤l› olarak fiyat›n›n artmas›yla girdikleri krizi, bombalarda kulland›¤› nükleer enerjiyi sözde toplumsal hizmete açarak aflabilece¤ini düflündü. 1980’lerde, halen de kullan›lan 6 atom reaktörü ve santralinin 4’ünün planlar› gelifltirildi ve s›ras›yla hayata geçti. Baflta ABD ve SSCB aras›nda k›z›flan bu yar›fl 2-3 y›l içinde Avrupa’daki di¤er emperyalist ülkelere de s›çrad›. Bir dizi termodinamik (›s› aktar›m›n› içeren bir fizik bilimi dal›) formülünü ve çoktan bulunup da kullan›lmayan baz› teknikleri içeren nükleer enerji santrallerinin geliflmesi yeni bir ekonomi alan›n›n aç›lmas›n› da sa¤lad›.

Bugüne dek üzerine en çok yaz›l›p çizilen ve hatta ça¤›m›zda yoklu¤undan veya pahal›l›¤›ndan dolay› iflgallerin varoldu¤u bir konudur enerji. Dünyan›n halen tamam›na yak›n› petrol kaynakl› enerji kullan›rken yaln›z 12 emperyalist ülke; ABD, ‹ngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, Japonya, Rusya, Çin...vs; nükleer enerjiye dayanm›fl durumda ancak yine de bu ülkeler ekonomik ve politik e¤ilimlerini petrol üzerinden yap›yorlar. Bu noktada “neden, niçin” sorular› bafll›yor. Nükleer enerji ilk keflfedildi¤inden tutun da bugünkü varl›¤›na kadar iyi bir de¤erlendirme, emperyalist ülkelerin niye baz› ülkeleri nükleer enerjiye teflvik ederken baz›lar›na bu yüzden sald›rd›¤›n› ve ayn› zamanda bu enerjinin kimler için oldu¤unu anlatacak olan fleydir. NÜKLEER‹N DO⁄UfiU VE GEL‹fi‹M‹: Nükleer enerji ‹kinci Em-

peryalist Paylafl›m Savafl›ndan önce ilk keflfedildi¤inde atomun gücü insanlara tüm enerji sorununun çözümü gibi gelmifltir. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› esnas›nda kontrol edilerek kullan›labilecek bu enerjiyi ani bir flekilde serbest b›rakarak çok h›zl› bir fisyonla havada parçalanmas›n› tercih eden sözde bilim adamlar› bu sayede atom enerjisinden dünyada kimyasal ve biyolojik silahlardan çok daha ölümcül bir silah› gelifltirmifl oldular; Atom Bombas›. Ancak atom bombas› 6 A¤ustos 1947’de Hiroflima ve 9 A¤ustos 1947’de de Nagazaki’de kullan›ld›¤›nda tüm dünya gözlerini burada ölen ve yaralanan binlerce insana çevirdi. Bu flehirlerde oturan insanlar›n % 60 kadar› ilk patlama an›nda, % 20 kadar› ise patlamadan birkaç y›l sonra vücutlar›nda iyileflmek bilmeyen yan›k yaralar› ve radyoaktiviteden oluflan kanserlerden dolay› öldü. Geri kalanlar›n ço¤u halen ya

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Kimin için Nükleer Enerji


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

46 kanser ya da do¤an çocuklar› sakat! Bugün atom bombalar›n›n b›rakt›¤› etkilerden dolay› ölenlerin say›s› ise 134 bin 592’dir. Uzun bir süre elinde daha fazla bomba oldu¤unu söyleyen ABD, birinci ve ikinci emperyalist paylafl›m savafl›ndan sonra bu vahfletin s›n›fsal tahlillerini yapm›fl ve kendi ülkelerinde devrimi gerçeklefltirmifl ülkelere karfl› bunu bir flantaj arac› olarak kullanm›fl ancak yarat›lan bu tehdit durumu o dönem sosyalist yap›s› tam y›k›lmam›fl geri dönüflün tam vücut bulmam›fl SSCB’nin de atom enerjisini bulmas› ve kullanabilecek flekle getirmesiyle bozulmufltu. 10 y›l kadar k›sa bir zaman zarf›nda ‹ngiltere, Fransa ve sözde yenilmifl Almanya bu enerjinin tad›na varmaya bafllad›. Tüm bu tarih sürecinde toplum için de¤il efendiler için yap›lm›fl bu keflif asla bir enerji santraline dönüflmemifl ve sadece bir silah olarak kalm›flt›r. Çok sonras›nda 1970’lerin sonun-

da hammadde ve sermaye krizlerini ileriki tarihlere erteleyen emperyalizm yeni bir krizin ad›n› ö¤rendi; enerji krizi. Sürekli yay›lan, seri üretime a¤›rl›k veren, kâr aç›s›ndan en verimli enerjiyi kullanmaya çal›flan emperyalistlerin bugüne kadar kulland›klar› petrole olan ra¤betin ve buna ba¤l› olarak fiyat›n›n artmas›yla girdikleri krizi, bombalarda kulland›¤› nükleer enerjiyi sözde toplumsal hizmete açarak aflabilece¤ini düflündü. 1980’lerde, halen de kullan›lan 6 atom reaktörü ve santralinin 4’ünün planlar› gelifltirildi ve s›ras›yla hayata geçti. Baflta ABD ve SSCB aras›nda k›z›flan bu yar›fl 2-3 y›l içinde Avrupa’daki di¤er emperyalist ülkelere de s›çrad›. Bir dizi termodinamik (›s› aktar›m›n› içeren bir fizik bilimi dal›) formülünü ve çoktan bulunup da kullan›lmayan baz› teknikleri içeren nükleer enerji santrallerinin geliflmesi yeni bir ekonomi alan›n›n

aç›lmas›n› da sa¤lad›. Termik santrallerde yak›t kazan› olarak kullan›lan bölüme atom reaktörünü koyarak ›s›nma sonucu elde edilen buhar trübünlerine veriliyor, oluflan hareket enerjisi de jeneratörlerle elektrik enerjisine çevriliyordu. 1 kg kömürden 16 MJ (mega julie) enerji sa¤lan›rken 1 kg do¤al uranyumdan 443000 MJ enerji sa¤lan›yordu. Ancak hiçbir fley birbirinden ba¤›ms›z de¤ildi. Nükleer enerji için yak›t olarak kullan›lan uranyum ve plütonyum hem bomba yap›m› hem de enerji alan›nda kullan›m› için “zenginlefltirme” denen bir dizi ifllemden geçmelidir. Do¤al uranyumdan elde edilenin 7,8 kat daha fazla enerji elde edilebilen ‘zenginlefltirilmifl’ uranyum (veya plütonyum) kavram› keflfedilmifl oldu. Zenginlefltirme ifllemi atom çekirdekleri parçalanan bu maddelerin çekirdeklerine daha fazla enerji aktararak çekirde¤in daha karars›z (rahat parçala-


47

nabilecek) hale gelmesini sa¤l›yor ve a盤a ç›kacak enerjinin miktar›n› art›r›yordu. Özellikle ortaya ç›kan durum yani maddeden elde edilen enerjinin 8 kata yak›n artmas› ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›ndan sonra daha da k›z›flan silahlanma ve silahla tehdit politikalar›n› perçinledi. Yani zenginlefltirme daha güçlü yak›t, daha güçlü atom bombas› anlam›na geliyordu. Emperyalistler bir yandan bulunan bu üstün enerjiyle fabrikalar›n› besliyor, bir yandan da kimsenin dikkatini çekmeden bu santrallerin yan ürünü olan zenginlefltirilmifl uranyum ve plütonyumlarla silahlar yap›yordu. Çok geçmeden ABD ve Rus Sosyal Emperyalizmi yay›lan ve gelifltirilen bu teknolojiyi kendi sömürge ve yar› sömürgelerine karfl› hem bir tehdit hem de bir “ödül” gibi kullanm›flt›r. SÖMÜRGE VE YARISÖMÜRGE ÜLKELER ‹Ç‹N NÜKLEER POL‹T‹KALAR Dünya, üzerinde kurduklar› ekonomik tekellerinin k›r›lmas›n› istemeyen emperyalistler “so¤uk savafl” döneminde birbirleri aras›nda yar›-sömürgelefltirdikleri veya tam sömürgeleri olan ülkeleri kullanarak yapt›klar› pazar

dalafl›nda ellerinde tuttuklar› enerji ve silah teknolojisiyle fazlas›yla kana buland›. RSE uzun dönem sömürgesi olan ülkelere bu enerjiyi zorla satarak para kazand›, s›n›fsal veya ulusal bak›fl aç›lar›yla baflkald›ranlara karfl› ise bu enerjinin hammaddesinin ve at›klar›n›n kullan›larak yap›lan silahlarla sald›rd›, katliamlar gerçeklefltirdi. Dünyan›n öbür ucunda ise ABD h›zla geliflen sanayisini doyurabilecek imkanlar›n bulundu¤u ülkelere girebilmek ve gerekti¤inde iflgal edebilmek için bunu bir koz olarak kulland›; bombas›yla olsun, enerjisiyle olsun, yan ürünleri olan radyoaktif at›klarla gelifltirilen di¤er kimyasallarla olsun kendi sömürücülü¤ünü ve katliamc› do¤as›n› ortaya koydu. Bu s›rada sürekli çal›flan ve gideri çok az olan nükleer enerji santralleri seri üretim yapan a¤›r sanayiinin fabrikalar›n› besledi, perde arkas›nda gözükmeyen silah sanayisi ise zenginlefltirdi¤i hammadde ile say›s›z bombalar yaparak ç›kar›lacak muhtemel savafllar için depolar›n› doldurdu. Enerji alan› yar›-sömürgelerin ekonomilerine yeni bir girifl kap›s› oldu. Zaten bir nükleer enerji santral› peflinde getirdi¤i hammadde, at›k, teknoloji ve parça al›m›, teknik bak›m ...vs gibi sorunlar-

la yar›-sömürgelerin emperyalistlere olan ba¤›ml›l›k zincirine, bir halka daha ekliyordu. Bu durum 1985’li y›llar›n sonuna kadar böylece gitmifltir. “So¤uk savafl” döneminde her ne kadar so¤uk dense de yar›-sömürge ülkeler kullan›larak savafllar›n ›s›s› art›r›lm›fl, yeni canlanan emperyalist ekonomi bir paylafl›m savafl› daha kald›ramayaca¤› için bu ülkeler may›n beygiri olarak kullan›lm›flt›r. Ta ki pek çok konuda ABD’ye ve di¤er Avrupa emperyalistlerine rakip olarak ortaya ç›kan RSE’nin ekonomisi tam anlam›yla çökene dek. “SO⁄UK SAVAfi” SONRASI NÜKLEER ENERJ‹ “So¤uk Savafl›n” da sona ermesiyle artan silah stoklar›na muhalif, ço¤unlu¤u s›n›fsal kavramlardan uzak ülke içi ve uluslararas› k›smi muhalefeti (anarflistler, çevreciler, savafl karfl›tlar›, silahs›zlanma yanl›lar›...vs.) susturmak amaçl› son kullanma tarihi geçmifl, tehdit unsuru düflük (orta ve k›sa menzilli) silahlar› karfl›l›kl› protokollerle imha etmeye bafllayan emperyalistler, bir yandan da geliflen silah pazar›yla bunlar› d›flar›ya satmaya bafllad›. ‹lk al›c›lar sürekli savafl ortam› içindeki Ortado¤u ülkeleri oldu. Bundan çok öncesinde ise ABD, ‹srail ve flimdi hedef tahtas›na koydu¤u ancak o dönemde uflakl›¤›n› yapan Suriye gibi ülkelere bu silah› ve onu saklamas› için nükleer enerji santrali teknolojisini ödünç vermiflti. Yani kendi ülkelerin-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Enerji alan› yar›-sömürgelerin ekonomilerine yeni bir girifl kap›s› oldu. Zaten bir nükleer enerji santral› peflinde getirdi¤i hammadde, at›k, teknoloji ve parça al›m›, teknik bak›m ...vs gibi sorunlarla yar›-sömürgelerin emperyalistlere olan ba¤›ml›l›k zincirine, bir halka daha ekliyordu.


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

48 deki muhalefeti bast›rmak için bir yanda sözde bir silahs›zlanma kampanyas› yap›lm›fl, di¤er yanda ise baflka ülkelerde pek çok emekçinin ölmesine sebep olan bir silah pazar› aç›lm›flt›r. Dünya üzerinde en güçlü emperyalist olarak bayra¤›n› dalgaland›ran ABD’nin savunma-sald›r› üssü Pentagon, 50 y›ll›k silah sat›fl plan›n› gizli toplant›larla müflterilerine, üstü kapal› söylemlerle ise bas›na ve kamuoyuna aç›klarken, siyasi erk ise teknoloji transferi yap›lacak ad› alt›nda daha da kölelefltirilecek ve efendilerin verece¤i sorumluluklar› art›r›lacak ülkeleri aç›klad›. Teknoloji transferi hem o ülkelerin piyasas›na ve ekonomisine girmenin hem de onlar› yeni cephelerin bafl komutanlar› yapman›n di¤er bir ad› oldu. Ve bu ülkelere ilk teklif edilen fleyse nükleer enerjisini kendisinin üretebilmesi oldu. Pek çok Asya ülkesinde uluslar aras› izinlerle önü aç›lan nükleer enerji politikalar› ülkelerin ekonomik aç›l›mlar›na bir fayda getirmezken, bu ülkelere yerleflmifl emperyalist sermayelerse oluflturulan bu potansiyeli sonuna kadar sömürdü. Yar›feodal ülkelerde “nükleer enerji kurumlar›” aç›ld›, bu kurumlar emperyalist sermayenin ülke kaynaklar›n› tan›mas›n›n ve bunlar›n kullan›m flekillerinin keflfedilmesinin ön ayaklar›n› oluflturdu. Üniversitelere aç›lan tekno-kentler gibi bir iflleve ulaflan bu kurumlar bulunduklar› ülkelerde bilimi de emperyalizmin kölesi haline getirmenin araçlar›ndan biri olmufltur.

Ayn› zamanda ulafl›lan bu silah ve teknoloji seviyeleri bu ülkelerin bulunduklar› co¤rafyalar içinde ileri karakollar olarak kullan›lmalar›n›n zeminini ördü. Bahsetti¤imiz bu uflak ülkelerin baz›lar› (‹ran, Suriye, Irak, M›s›r, Pakistan...vs) “so¤uk savafl” s›ras›nda ABD taraf›ndan RSE’ye karfl› kullan›lsa da flu anda kendi bafllar›na geliflimi sa¤lamak istedikleri için ABD’nin hedef tahtas›ndad›r. Özellikle sözde ‘terörist’ Ortado¤u’ya girmek ve enerji krizini ertelemek isteyen ABD bu ülkelere sald›r›y› gündemine al›rken onlar›n nükleer teknolojilerinin gelifliminin tehlikeli boyutlara gelmesini (atom bombas› yapabilecek ve orta menzilli füzelere sahip halde olmalar›) bahane ederek bu sald›r›n›n sözde baflkomutan›, ileri karakolu olacak uflaklara ise hedef olan di¤er uflaklara bir dönem sundu¤u geliflimi teklif ediyor. TÜRK‹YE’N‹N GERÇEKL‹⁄‹NDE NÜKLEER ENERJ‹N‹N ‘FAYDALARI’ Enerji kaynaklar›n› verimli kullanmayan Türkiye’de y›lan hikayesine dönen, üzerinde bilenin de bilmeyenin de konufltu¤u bir konu var ki o da nükleer enerji ülkemizde olsun mu olmas›n m› tart›flmas›d›r. Türkiye nükleer enerjiyle ilk Çernobil ile tan›flt›. RSE’nin “yap› harikas›” olan Çernobil ayn› zamanda 1000’den fazla insan›n da gördü¤ü son fley oldu. Çernobil facias›ndan sonra her 3-4 y›lda bir aç›lan nükleer enerjiye geçme fikri

ertelendi, ta ki son 5 y›la kadar. Peki Çernobil bize nükleer enerji santralleri hakk›nda neler ö¤retti bir bakal›m. Bir nükleer enerji santrali uranyum veya plütonyumu yak›t olarak kullan›r. Kulland›¤› yak›t nas›l radyoaktifse at›¤› da ayn› özelli¤i tafl›r. At›¤› asla yok edilemedi¤i gibi ve bu at›klar için nihai bir mezarl›k da (çöplük de¤il mezarl›k denir çünkü çevresine yanaflmak bile ölüm demek olabilir) bulunamad›, hem de tüm dünyada. Nükleer at›klar tüm dünyada ya gömüldü ya da varil varil Karadeniz k›y›lar›m›za vurdu. Bir de olay›n güvenlik yönü var; raydan ç›kan trenlere nazar, radyasyonlu çaydan oluflan kanser vakalar›na kader, betonundan çal›na çal›na en ufak bir depremde bile çöken binalara Allah’›n ifli diyen bir zihniyetle Çernobil aras›nda da incecik bir çizgi durur. Olay›n akademik yönü ise içler ac›s›; Türkiye’de 1982’den beri Nükleer Enerji Mühendisli¤i (NEM) bölümü ve konusuna hakim fizik ve kimya anabilim dal› olan birkaç bölüm var ancak tek istihdam alan› olan TAEK’in (Türkiye Atom Enerji Kurumu) 1200 kiflilik mühendis kadrosunun 360 kadar› NEM’den, geri kalanlar ise ziraat mühendisi ve veteriner. (bknz. 2002 y›l›nda yay›nlanan Ocak ay› Milliyet gazetelerine) Bundan daha fenas› Çernobil’de halka içti¤i çaylarda radyasyon oldu¤unu söylemeyen ve de söyleyecek olanlar› susturan bir zihniyet bir kaza durumunda ne tav›r tak›n›r bellidir. Ancak bu


Türkiye nükleer enerjiyle ilk Çernobil ile tan›flt›. Rus Sosyal Emperyalizmi’nin “yap› harikas›” olan Çernobil ayn› zamanda 1000’den fazla insan›n da gördü¤ü son fley oldu. Çernobil facias›ndan sonra her 3-4 y›lda bir aç›lan nükleer enerjiye geçme fikri ertelendi, ta ki son 5 y›la kadar. gerçekliklere ra¤ men nükleer enerji santralleri isteyenlerin de yine bu tavr› tak›nan kiflilerin olmas› gerçekten düflündürücüdür. Emperyalizmin ve onun uflaklar›n›n tutumu gayet nettir. Uflak nükleer teknolojiye sahip olsun istiyor, efendi ise geçmiflte buldu¤u bu uflak

edinme formülasyonunu tekrardan yeni bir ufla¤a uygulas›n istiyor. Masalarda bahsedilen reaktör ve santral teknolojileri 1. veya 2. kuflaklar ki art›k 3. ve 4. kuflak nükleer santraller düflünülüyor. Elde kalm›fl eski mal bir flekilde sat›ls›n isteniyor, sat›ls›n ki hem elde kalmas›n, hem yenilerinin önü aç›ls›n, hem de daha sonras›ndan yarataca¤› ba¤›ml›l›kla beraber daha fazla kâr getirsin. Günümüzde bu teklifi yapan Fransa’n›n ve bu teknolojiye sahip di¤er emperyalist ülkelerin at›klar›n› gömecek bir yer arad›¤›n› düflünürsek durum daha vahim bir hal al›yor. Bunlar iflin ekonomik ve insani boyutunun yan›nda bir de siyasi boyutu var. Türkiye ABD’nin Ortado¤u’daki ileri karakol görevini üslenmek istiyor. Her y›l

devlet bütçesinin % 40’› silahlanmaya gidiyor. Yani Türkiye ABD’nin en militarist ufla¤› olmaya niyetliyken kimse atom bombas›n› pefli s›ra getiren bu teknolojinin al›nmak istenmesini, “nükleer enerjiye dayanmazsak on y›l içinde karanl›kta kal›r›z” diyerek üstünü örtemez. Türkiye’deki madenlerin (buna uranyum, plütonyum ve toryum madenleri de dahil) gelecek 30 y›l daha emperyalist ülkelere kiralanm›fl halde oldu¤unu da sayarsak, yani santralin yak›t›n› da d›flardan para ile al›naca¤› düflünülürse bunun emperyalizmin kararlar›na sadece bu yönüyle dahi (borç vb. konular d›fl›nda) 30 y›l daha emperyalizme uflakl›k demek oldu¤u görülür. Bugün Türkiye için nükleer santral daha fazla iflgallere ortakl›ktan, kandan ve ölümden baflka bir fley de¤ildir. T. Kürdistan›’nda napalm gibi kullan›lmas› insanl›k suçu say›lan silahlar›n köy boflaltmakta kullanan Türkiye’de bu teknolojiden elde edilecek silahlar›n kullan›ld›¤› alanlar› da belli olan bir fleydir. A¤›r sanayisinin ise komprador kapitalistlerin elinde olmas› ekonomik aç›dan da halka hiçbir faydas›n›n olmayaca¤›n›n göstergesidir. Ekonomisinin sanal olarak büyüyüp, asker sat›p kredi alarak ayakta kald›¤›n› düflündü¤ümüzde gerçekler, yüzümüzü yakarcas›na ayd›nlatmaktad›r. Türkiye, özellikle son yirmi y›l içerisinde silahlanmaya a¤›rl›k vermifl, kendisini olabildi¤ince militarize etmifl bir uflakt›r. Türkiye’nin

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

49


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

50 kendine ait enerji sto¤u yoktur. Madenlerini 50’fler y›ll›k “kiralayan” bu ülkenin yak›t olarak kullanabilece¤i kömür, petrol, uranyum ve toryum yataklar› emperyalizme çal›flmakta, Türkiye ise buna karfl›l›k IMF kredileri almakta ve borçlar›n›n faizlerini bile ödeyememektedir. Türkiye’deki nükleer enerji alan›nda kullan›labilecek tahmini maden oran› 3100 ton uranyum ve 980000 ton toryumdur; bunlar›n sahiplikleri de; iflletimden tutun da ifllenip pazara sunulmas›na kadar; ABD, ‹ngiltere ve Fransa’ya aittir. Ayn› zamanda bu ülkeler nükleer enerjiyi en fazla kullanan ve onun önemini ve tafl›d›¤› stratejik riskleri en iyi bilen emperyalistlerdir. Öte yandan bu santrallerin bahsedilmeyen ve de hem çevre için hem de insan için çok tehlikeli ve de bir o kadar masrafl› riskleri vard›r ve emperyalistler bile bu riskler karfl›s›nda acizliklerini defalarca ortaya koymufltur. NÜKLEER ENERJ‹ TÜRK‹YE’YE NE GET‹R‹YOR? Herkesin enerjiye ihtiyac›m›z var, nükleer enerji oluflturulsun dedi¤i bir aflamada bu teknolojinin kim için, neyin ihtiyac›n› karfl›layaca¤›n› konuflmak gerekir ki geçmifl tarih bunu gayet net olarak göstermifltir. Gelecek bu teknoloji yaln›zca ülke içindeki komprador burjuvazi ve efendilerinin yarar›na çal›flacakt›r. Bu 1971’den beri istenen bir fleydir. “Türkiye kendi hidrolik, linyit ve taflkömürü kaynak-

lar›ndan ekonomik olarak en çok 246 milyar kWh/y›l (bir y›la düflen kilo watt) elektrik üretebilecektir. Oysa, 2010 y›l›ndaki elektrik talebi 290 milyar kWh ve 2020 y›l›ndaki elektrik talebi de 547 milyar kWh’d›r. Aradaki fark›n ithal kömür ve ithal do¤al gaz ile kapat›lmas› önemli ithal ve çevre sorunlar›n› ortaya ç›karacakt›r. Bu nedenle, temiz, güvenli, ekonomik ve yo¤un üretime uygun nükleer teknoloji Türkiye için zorunlu duruma gelmifltir” diyor TUS‹AD. Komprador sermayenin bafl temsilci kurumu TUS‹AD bu sözcükleri kulland›¤› raporda bunun kendilerine olacak faydalar›n› ortaya koymufltur. TÜS‹AD’›n haz›rlad›¤› bu raporla pek çok fley çak›flmaya bafll›yor, ancak tarihin ö¤rettikleri ve varolan pazarl›klar, gerçekler TÜS‹AD’›n söylediklerini resmen yalanl›yor. Türkiye egemen s›n›flar›n›n bu çal›flmas› ABD’nin 1955’te “Bar›fl ‹çin Atom” anlaflmas›n› imzalad›¤›ndan beri var. 5 May›s 1955’te ilk AR-GE’si olan AEK (Atom Enerji Komisyonu) olufluyor. AEK y›llar içinde kendisini bir kurum haline getirerek TAEK’i (Türkiye Atom Enerji Kurumu) oluflturuyor. Bu tarih içinde Türkiye’ye yabanc› sermaye yani emperyalistler arac›l›¤›yla 4 kere nükleer santral aç›ls›n istenmifl ve yer olarak 1967’de Akkuyu, 1983’te de Sinop belirlenmifl; bu ticari anlaflmalar o dönemki muhalefetten ve iktidar koflullar›ndan dolay› geri çekilmifltir. Bu ticarete kat›lan devletler hiç de¤iflmemifltir; ABD, Kana-

da, Fransa, Almanya, ‹ngiltere, Japonya, ‹sveç. Her bir santral sürecinde halk›n önüne enerji üretimi ve tüketimi ile ilgili tablolar konuldu. Her seferinde üretim, tüketimin alt›nda denilse de tablolar halinde gösterilenlere bakarsak bunun zaten net olarak komprador sermayenin ihtiyaçlar› oldu¤u görülür. ‹kinci olarak sistemi oluflturan parçalar›n önerisi ›srarla PHWR (Pressured Height Water Reacter: Bas›nçl› A¤›r Su Reaktörü) tipi reaktör kullan›lan santrallerdir. Bu santraller yaz›m›z›n bafllar›nda belirtti¤imiz ve silah yap›m›nda en iyi verim (ölüm) yüzdelerine sahip zenginlefltirilmifl uranyum kullanmaktad›r. Ayn› zamanda Türkiye egemen s›n›flar›n›n ›srarla aralar›na girmek için ç›rp›nd›¤› AB’de atom santrallerinde önde gelenler bu yap›y› bir k›stas olarak görmektedir. Zaten bu yap›-infla pazar›nda ABD, Rusya ve Fransa’d›r ve özellikle ABD ve Fransa bu yat›r›mlara beraber girmektedir. Bu pazar›n hem zenginli¤i hem de yat›r›m aç›s›ndan alan geniflli¤i aç›kt›r. Ancak istenen yaln›zca yeni bir maden veya müflteri de¤ildir. Nükleer enerjide en büyük ve en fazla muhalif sesleri yükselten at›k konusudur. Santrale giren her madde tam anlam›yla yok olmaz. Maddenin en verimli koflullarda % 4-5’i kadar› enerjiye dönüflürken % 96’s› at›k olarak kal›r; bir nevi termik santrallerde yak›lan kömür gibi. Bu durumda geriye fisyon ürünleri ve uranyum-


Çernobil facias›nda reaktör kalbinin so¤utulmamas›ndan ötürü yak›t kendi k›l›f›n› parçalam›fl, oluflan patlama sonucu santralin en üst tavan› y›k›lm›fl ve yak›t a盤a ç›km›flt›r. Yani bu ma¤ara veya madenlerin so¤uk olmas› flartt›r. ötesi elementlerden (uranyumdan daha a¤›r ve daha zararl› yan ürünler) oluflan bir kar›fl›m kal›r; iflte bu kar›fl›ma, Yüksek Aktiviteli Nükleer At›k ad› verilir. E¤er kullan›lm›fl nükleer yak›tlar›n yeniden ifllenmesi yolu benimsenmezse -bu ispatlanm›fl bir teknoloji olmas›na ra¤men oldukça külfetli ve ekonomik aç›dan tart›flmal› bir ifllemdir- o zaman kullan›lm›fl yak›t›n kendisi Yüksek Aktiviteli Nükleer At›k (içerdi¤i yüksek radyoaktivite nedeniyle) olarak nitelendirilir. Yüksek Aktiviteli Nükleer At›klar›n yeryüzünün 500 ile 1,200 m alt›nda özel olarak seçilmifl jeolojik oluflumlarda infla edilecek büyük bir maden iflletmesini and›ran depolara (repository) gömülmesi planlanmakta ve bu konudaki çal›flmalar sürmektedir. Yeralt›na gömülü nükleer at›klar›n biyosfere ulaflmas›n› sa¤layabilecek tek mekanizma, yeralt› suyu hareketleri oldu¤undan, jeolojik oluflumun yeralt› suyundan özellikle uzak olmas› gerekir. Jeolojik ortam olarak granit, bazalt, tuz ve tüf yeterli özelliklere sahip bulunmufltur. Kullan›lm›fl nükleer yak›tlar son derece radyoaktif olmalar›n›n yan›s›ra, so¤utmay› gerektirecek ölçüde ›s› da üretirler ve bu nedenle de re-

aktörden al›nd›ktan sonra havuzlarda su ile so¤utularak muhafaza edilirler. So¤utman›n düzgün olmad›¤› koflullarda nükleer at›klar›n paslanmaz çelikten yap›lm›fl koruma k›l›flar›n› ›s›tarak parçalad›klar› önceden de görülmüfltür. Çernobil facias›nda reaktör kalbinin so¤utulmamas›ndan ötürü yak›t kendi k›l›f›n› parçalam›fl, oluflan patlama sonucu santralin en üst tavan› y›k›lm›fl ve yak›t a盤a ç›km›flt›r. Yani bu ma¤ara veya madenlerin so¤uk olmas› flartt›r. Sorun tek bu da de¤il; hiç kimse bu depolar›n kendi yaflad›¤› yerde olmas›n› istemiyor. Nükleer at›klar yak›tlarla ayn› özelli¤i gösteriyor; her ikisinin de gücü azalabiliyor ama hiç bitmiyor! Enerji için atom reaktörü kullanan 28 ülkenin hepsi bu at›klar› atabilece¤i yerler ar›yor. Türkiye halk› da bu at›klar› 1996-98 y›llar› aras›nda Karadeniz k›y›lar›na vuran at›k varillerinden, 1999’da ‹stanbul’da hurdac›dan ç›kan röntgen makinas› çekirde¤inden, Hatay ve çevre illerdeki çöplüklerden tan›yor. Asl›nda bu maddeler için riski düflük saklama teknikleri de var; bunlardan biri de flöyle: Kullan›lm›fl yak›tlar, içerdikleri uranyum ve plütonyumu geri kazanmak üzere iflleme tabi tutulurlarsa,

fisyon ürünleri ve uranyum ötesi elementlerden oluflan bir sulu at›k çözeltisi elde edilir. Bu çözelti kuruyana kadar buharlaflt›r›ld›ktan sonra yüksek s›cakl›kta cam eriyi¤i ile kar›flt›r›l›p metal silindirler içine boflalt›l›r ve so¤udu¤unda kat›lafl›p cams› bir yap› (camlaflt›r›lm›fl at›k) oluflturur. Cam, suda kolay çözünmeyen, uygun mekanik özelliklere sahip, binlerce y›l kararl› olarak kalabilen, nispeten ucuz ve ifllenmesi kolay bir malzeme oldu¤u için günümüzde nükleer at›k formu olarak tercih edilmektedir. Camlaflt›r›lm›fl nükleer at›k ile dolu silindirler, bir metal muhafaza içine konup yeralt› deposundaki deliklere yerlefltirilirler. Ancak atom taneci¤i koflarak kaç›labilecek bir fley olmad›¤›ndan ›fl›mas› ve çevreye yay›l›m› en çok azalt›labilir ama durdurulamaz. Çevre yaflant›s›n› birkaç y›l içinde etkileyece¤i kesindir, biyologlar taraf›ndan çeflitli tez ve raporlarla ispatlanm›flt›r. Peki bunca tantana ne içindir? K›stas›m›z ne olursa olsun; ekonomi, strateji, çevre ve sa¤l›k.... hiçbiri birbirinden ba¤›ms›z de¤ildir ve bizi ayn› sonuca götürmektedir. Halk için hizmet yerine egemenler için hizmet yap›lan bir toplum sisteminde nükleer enerji sadece halk›n daha fakirleflmesine ve ölümüne sebep olur. Aldatmaca ne ile gelirse gelsin insanlar›n kan›yla para kazanan bir zihniyet halk› asla umursamayacakt›r. Amaç halk›n de¤il; egemen s›n›flar›n ve onlar›n efendilerinin ç›karlar›d›r.

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

51


52

Yeni Demokratik Gençlik Hareketi ‹çin

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Deneyimi birikime dönüfltürüp daha büyük devrimci pratiklere cüret edelim! Bir kampanya sürecine bafllarken ve kampanya sürecini bitirirken kampanyan›n amaç ve hedeflerinin ne kadar gerçeklefltirildi¤ini görmek için o sürede yürütülen kitle çal›flmas›na, ne kadar kitleyle iliflkiye geçildi¤ine ve ne kadar kitleyi bu kampanya çerçevesinde harekete geçirildi¤ine bakmak önemlidir. Kampanyan›n verimli geçip geçmedi¤ini anlamak için sadece pratikte yap›lan eylemler yeterli olmayacakt›r. Yap›lan eylemler, etkinlikler bizler için sadece bir araç olarak alg›lanmal›d›r. Bu araçlar›n hepsi kitlelere yönelik propaganda ve onlar› sorunlar› etraf›nda harekete geçirme amac› tafl›r.

“Ka¤›ttan kaplanlar halklar›n devrimci f›rt›nas› ile y›k›lacakt›r” Kampanya faaliyetleri genel olarak belli bir zaman aral›¤›na s›k›flt›r›larak yo¤unlaflt›r›lm›fl süreçler olarak ifade edilir. Ve kampanya boyunca tüm örgütlülükler, belirlenen gündemler do¤rultusunda yo¤unlaflt›r›lm›fl bir faaliyet sürdürür. Bu yo¤unlaflt›r›lm›fl faaliyetten kast›m›z, kampanyan›n niteli¤ine göre de¤iflir. Bu anlam›yla kampanyalar aras›nda fark vard›r ve her kampanya somut bir ihtiyaç temelinde örgütlenir. Bu ihtiyaçlar, kampanyalar›n niteli¤ini belirler. Ve hiç kuflkusuz ki bu kampanyalarda amaçlanan, kampanyan›n sonucunda, kampanyay› yürüten örgütün, örgütlenmenin, komitenin kampanya sonucunda bulundu¤u yerin daha önce bulundu¤u yerden daha ilerde olmas›d›r. Kampanyalar› genel olarak içe dönük ve d›fla yani kitlelere dönük olmak üzere

ikiye ay›rabiliriz. Ancak her halükarda kampanyalar, mutlaka ama mutlaka kitlelerle iliflkilendirilmelidir. Ve bu nedenle her kampanyan›n kitlelere dönük bir yönü bulunmaktad›r. Bu kampanya da, var olan sürecin politik geliflmeleri göz önüne al›narak belirlenmifl ve uygulanmaya çal›fl›lm›flt›r. Kampanyan›n fliar›ndan da anlafl›laca¤› gibi bu süreç esas itibariyle anti-emperyalist tepkileri örgütlemeyi amaçlayan ve bu mücadeleye en genifl kesimleri katmay› hedefleyen bir içeri¤e sahipti. Bilindi¤i gibi 2000 y›l›n›n Aral›k ay›nda toplanan TMLGB, 6. MK toplant›s›nda al›nan kararlar do¤rultusunda yeni bir yönelime girmifltir. Bu yönelimle birlikte süreci kampanyalarla örgütlemek ve varolan sorunlar› bu flekilde aflmak hedeflenmiflti. Geçen süreçte Gençlik Birli¤i merkezi olarak 3 kampanya süreci örgütlemifltir. Ve bu kampanyalar›n kit-


lelere yönelik aya¤›nda esas olarak anti-emperyalist vurgu ön plana ç›km›flt›r. Elbette ki bu bir tesadüf de¤ildir. Dünyadaki ve Türkiye’deki geliflmeler göz önüne al›nd›¤›nda, süreçteki emperyalist sald›rganl›¤›n boyutuna ve buna karfl› oluflan tepkilerle birlikte yaflanan mücadelelere bakt›¤›m›zda sürecin ana halkas›n›n ne olmas› gerekti¤i kendini ortaya koymaktad›r. Dünya çap›nda ve ülkemizde yaflanan genifl çapl› emperyalist sald›rganl›k (ekonomik, siyasal, askeri ve ideolojik) do¤al olarak karfl›t›n› yaratmakta ve ayn› flekilde genifl çapl› bir tepkinin oluflmas›na ve en önemlisi de bunun bir tepki olarak kalmay›p, prati¤e dökülmesine yol açmaktad›r. Bu temelde gençlik içerisinde bu tepkilerin daha yayg›n oldu¤unu söylemek do¤ru bir belirleme olacakt›r. Yani içinden geçti¤imiz dönem emperyalizmin derin krizinin kontrol alt›na al›nmas› için sald›r›lar›n›n daha da pervas›z olarak art›r›ld›¤› bir sürecin bariz özelliklerini içermektedir. Ve do¤all›¤›nda bu sald›r›lar›n›n birincil hedefi genifl emekçi y›¤›nlard›r. Beraberinde ezi-

len emekçi y›¤›nlar›n da dolays›z olarak gördükleri bir gerçek vard›r ki o da; emperyalizmin kendilerine dayatt›¤› sefalet içinde bir yaflamd›r. Ekim ay›nda bafllat›lan kampanya sürecinde emperyalist sald›rganl›klar h›z kesmeden devam etmekteydi. Bu nedenle söz konusu kampanyaya neden ihtiyaç duyuldu¤unu anlayabilmek için; k›saca kampanyan›n bafllat›ld›¤› süreçteki politik geliflmelere bakmakta fayda vard›r. E¤itim alan›nda özellefltirme sald›r›lar›n›n en kapsaml› ve yap›sal aya¤› olarak ele al›nan yeni YÖK Yasa Tasar›s›, yan› bafl›m›zda Irak topraklar›nda emperyalizmin askeri sald›rganl›¤›n›n ve iflgalinin yaflanmas› ve buna faflist TC’nin de ortak olma/edilme planlar› ve yine ülkemizde yaflanan özellefltirme sald›r›lar›n›n (Kamu Yönetimi Yasa Tasar›s›, Yerel Yönetimler Yasa Tasar›s› ve birçok K‹T’in özellefltirilmeye bafllanmas›) kapsam›n›n geniflleyerek yayg›nlaflmas›, öte yandan tüm bunlarla birlikte emperyalizmin yeni askeri sald›rganl›k planlar› vs. fleklinde bu sald›r›lar› s›-

ralamak mümkün. Bunun yan›nda as›l olarak dünya üzerinde emperyalizmin halk düflman› yüzü ve politikalar› neredeyse tüm dünya ülkelerinde teflhir oluyor, de¤iflen güçte karfl› koyufl ve tepkilerin a盤a vurulmas› durumu belirginlefliyordu. Denilebilir ki halklar›n anti-emperyalist rüzgar› h›z›n› art›rmaya bafllam›flt›. Politik gündemlerin bu yo¤unlu¤u do¤rultusunda süreci karfl›layabilmek, halk gençli¤ine ulaflmak ve örgütlülü¤ü derli toplu bir flekilde seferber etmek önemli bir zorunluluk olarak Komsomolcular›n karfl›s›na ç›kmaktayd›. Bu do¤rultuda geçmifl kampanyalarda ortaya ç›kan yetmezlik ve eksikliklerin giderilerek, sürece müdahale edecek etkin bir kampanyan›n örgütlenmesi perspektifiyle hareket edilmifltir. Ve salt kampanya tarz› çal›flman›n üstün körü uygulanmas›yla de¤il geçmifl kampanyalardan edinilen örgütsel ve politik deneyimlerin bir sentezi fleklinde ele al›nmas› gereklili¤i ortaya konmaya çal›fl›lm›flt›r. Anti-emperyalist mücadele ekseninde Irak sald›r-

‹çinden geçti¤imiz dönem emperyalizmin derin krizinin kontrol alt›na al›nmas› için sald›r›lar›n›n daha da pervas›z olarak art›r›ld›¤› bir sürecin bariz özelliklerini içermektedir. Ve do¤all›¤›nda bu sald›r›lar›n›n birincil hedefi genifl emekçi y›¤›nlard›r.

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

53


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

54 ganl›¤› ve iflgali merkezi gündem olarak belirlenerek, TC askerinin Irak’a gönderilmemesi perspektifiyle kampanya süreci ele al›narak anti-emperyalist bir hatta kampanya süreci bafllat›lm›flt›r. Kampanyan›n enine boyuna irdelenmesi ve de¤iflik alanlara nas›l uyarlanaca¤›n›n belirlenmesi kampanyadan en üst düzeyde verim elde etmek için önemliydi. Kampanyan›n bafllang›c›ndan bitimine kadar bir plan ve program dahilinde hareket etmesini sa¤lamaya çal›flmak, kampanya süreçleri aç›s›ndan önemlidir. Geçmifl kampanyalarda yeteri kadar uygulanamayan bu yönteme bu kampanya döneminde ›srarla as›lmak bir gereklilikti. Geçmifl kampanyalar›n bir süre sonra k›s›rlaflmas›, s›radanlaflmas› tehlikesinin bafl göstermesi, var olan bu plans›z ve programs›z hareket ediflten ba¤›ms›z olarak de¤erlendirilemez. Bunun yan›nda kampanyalarda s›radanlaflman›n ve tek düzeleflmesinin önüne geçmek amac› ile söz konusu kampanyan›n süresi de makul düzeyde tutulmaya çal›fl›lm›flt›r. Ve bu süre zarf›nda hangi araçlar›n kullan›laca¤›, nas›l hareket edilece¤i, hangi politik gündem ekseninde örülece¤i belirlenmifltir. Bu pratik süreci baflar›yla örebilmek için var olan politik ve örgütsel seviyeden kaynaklanan sorunlara nas›l müdahale edilebilece¤i asgari oranda ortaya konmufltur. Bu kampanya vesilesiyle yay›nlar›n ne kadar etkili bir araç oldu¤una da bir kez daha tan›k olunmufltur. Özel-

likle örgütlü olmad›¤›m›z, ulaflamad›¤›m›z bölgedeki insanlar›m›z›n yay›nlar arac›l›¤› ile harekete geçmesi önemsenmesi gereken olumluluklardand›r. Yay›n organlar›n›n okunmas› ve da¤›t›m›n›n sa¤lanmas›n›n önemi bir kez daha görülmelidir. Politik yönelimin ve hedefin sadelefltirilmesi ve araçlar›n do¤ru belirlenmesi ve buradan kitleye yönelik, aç›l›mlar yap›lmas› mutlaka kitleden cevap almas›n› beraberinde getirecektir. Ekim ay›nda yap›lan kampanya; YÖK ve yeni YÖK yasa tasar›s›na ve Irak’ta yaflanan iflgale karfl› örülen bir kampanya olarak ortaya ç›km›flt›r. Yani bu kampanya do¤rudan kitlelere yönelik onlar› harekete geçirmeyi hedefleyen bir kampanyad›r. Bir kampanya sürecine bafllarken ve kampanya sürecini bitirirken kampanyan›n amaç ve hedeflerinin ne kadar gerçeklefltirildi¤ini görmek için o sürede yürütülen kitle çal›flmas›na, ne kadar kitleyle iliflkiye geçildi¤ine ve ne kadar kitleyi bu kampanya çerçevesinde harekete geçirildi¤ine bakmak önemlidir. Kampanyan›n verimli geçip geçmedi¤ini anlamak için sadece pratikte yap›lan eylemler yeterli olmayacakt›r. Yap›lan eylemler, etkinlikler bizler için sadece bir araç olarak alg›lanmal›d›r. Bu araçlar›n hepsi kitlelere yönelik propaganda ve onlar› sorunlar› etraf›nda harekete geçirme amac› tafl›r. Ekim kampanyas›nda kitlelere gitmeyi, onlara etkin propagan-

da yapmay› sa¤layacak yeterli derecede araç ve ayn› flekilde politik malzeme mevcuttu. Bunlar di¤er kampanyadan daha ileri bir düzeyde berrak flekilde konmufltu. Bu, kampanya aç›s›ndan olumluluktur. Ancak bunlar›n yaflam bulmas› pratikle ilgili bir sorundur. Üretken, planl›, programl› bir çal›flma tarz› ve kitle çal›flmas› ancak bu araçlar›n ve politikan›n yaflam bulmas›n› sa¤layabilir. Bu kampanya çerçevesinde çal›flmalara bakacak olursak; var olan araçlar ve politik malzemeye oranla yeterli derecede etkili bir çal›flma yürütülemedi¤i görülmektedir. Geçmifl kampanyalara göre az›msanmayacak ve önemsenmesi gereken bir hareketlenme sa¤lanm›flt›r ve yine ayn› flekilde önemli oranda kitleye ulafl›lm›flt›r. Bu kampanyan›n da gösterdi¤i gibi e¤er örgütlenmeler, bulunduklar› alanda en genifl kitleyi ve özellikle de ileri kitleyi kucaklayacak bir çal›flma tarz› izlediklerinde ve bu çal›flma tarz›n›n an›n ortaya ç›kard›¤› politik yaklafl›mlarla desteklediklerinde önemli bir kitleyi harekete geçirebilmektedir. Lenin yoldafl›n deyimiyle, politika “zincirin zay›f halkas›n› yakalama” meselesidir. Bizler bulundu¤umuz alanlarda zincirin zay›f halkas›n› yakalad›¤›m›z oranda ve bu zay›f halka üzerinden ileri kitlelere ça¤r› yapt›¤›m›z oranda, bu kitlelerin harekete geçti¤ini görüyoruz, tan›k oluyoruz. Bizim d›fl›m›zda pek çok küçük burjuva devrimci yap›lanman›n y›llara varan çal›fl-


55 mokrat kitlenin herhangi bir ilerici talebini bu hareket çerçevesinde ifade etmesini sa¤lamay› baflarabilmek ve kitleyi bu hareketin etraf›nda toplayabilmek gerekiyor. Bu kampanya süreçlerinde iki anlay›fl karfl›m›za ç›kabilmektedir. Bir anlay›fl var olanla yetinen ve kendi özgünlü¤üne kafa yormama fleklinde ele al›rken di¤er anlay›fl var olanla yetinmeyen ve kitleye gitmenin çeflitlili¤ini art›rma fleklinde ortaya ç›km›flt›r. Bunun alt›nda yatan gerçeklik ise kitlelerle iliflkide olmak ve onlar›n gerçekli¤ini görerek araçlara biçim vermek ihtiyac›d›r. Kitlelerle yüzeysel ve gelifligüzel bir iliflki elbette onlar›n

li bir eksiklik de politik yönelimi kavramamakt›r. Kampanyalar›n iki temel politik yönü vard›. Irak’ta yaflanan iflgal ve “Türkiye Cumhuriyeti”nin buna ortak olma planlar› ve yeni YÖK Yasa Tasar›s›. Bu anlamda kampanya yeni YÖK Yasa Tasar›s› ön plana ç›kar›larak yürütülmeye çal›fl›lm›flsa da önemli bir politik gündem olan Irak iflgali de gündemlerden birisi idi. Ancak çal›flmalar boyunca bu iki gündemin iç içe geçmiflli¤inin yeterince kavran›lamad›¤› ortaya ç›km›flt›r. Özellikle Irak iflgali çal›flmalar boyunca gölgede kalm›flt›r. Hatta Irak’a asker gönderme tezkeresi kampanya yürütülürken

kaç›n›lmazd›r. Bu anlamda Yeni Demokratik Gençlik Hareketini demokratik devrimden ç›kar› olan halk gençli¤inden her kesimin kendini ifade edebilece¤i politik bir hareket olarak ele almak gerekmektedir. Bu çerçevede, uygulanan politikalar bu hareketin yarat›lmas›na yöneliktir. Bu anlamda ilerici de-

gerçek durumunu baz almayacak ve var olanla yetinecektir. Var olan araçlar›m›z› etkin bir flekilde yaflama geçirmek büyük önem tafl›rken sadece bu araçlar arac›l›¤›yla faaliyeti yürütece¤ini düflünmek en sade tan›mla yetinmeciliktir. Yani elde olanakoflullara tabi olmakt›r. Kampanyalar süresince ortaya ç›kabilen di¤er önem-

meclis gündemine gelmifl ve ancak baz› yerlerde “flimdi ne yapaca¤›z hangisini ön plana ç›karaca¤›z” gibi gereksiz ve geri bir tart›flma yürütülmüfltür. Bunlarda politik gerili¤i ele veren yaklafl›mlar olmufltur. Emperyalizmin topyekün sald›r›lar›n›n yeterince kavran›lmad›¤› ortaya ç›kmaktad›r. Yeni YÖK Yasa Tasar›s›

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

mas›na ra¤men, reformistlerin, revizyonistlerin gençlik kitlelerine yönelik alabildi¤ince yüklenmelerine ra¤men; hitap etti¤imiz, harekete geçirdi¤imiz gençlik kitlelerinin neredeyse onlarla eflit düzeyde, kimilerinden de fazla oldu¤unu görebilmekteyiz. Bu ne demektir? Bu flu demektir. E¤er Komsomolcular do¤ru politikalarda ›srar eder ve en önemlisi de Yeni Demokratik Gençlik Hareketinin hakl›l›¤›n›n ve meflrulu¤unun bilinciyle hareket edip, hiç kuflkusuz ki bu mücadelede ›srarl› ve cüretli bir biçimde ileri kitleleri hedefleyip, onlara yönelik ça¤r›lar› yenilerse yeni bir gençlik hareketi yaratmalar›


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

56 emperyalist patentli bir sald›r›d›r. Bunu defalarca yay›nlar›m›zda iflledik. Hatta bir önceki kampanya emperyalizmin topyekün sald›r›lar›na karfl› mücadele hatt› örmeye çal›flan bir kampanyad›r. Bu kavray›fls›zl›¤›m›z F tiplerine karfl› yürütülen mücadelede de ortaya ç›km›flt›r. Bu kavray›fls›zl›k aç›kt›r ki birçok politik gündemi iç içe geçirmede sorunlar yaflanmas›na neden olmaktad›r. Var olan bir gündeme yo¤unlafl›rken di¤er gündemi gölgede b›rakacak derecede gerilikler içerisine düflülebilmektedir. Politikay› yaflama geçirmek, prati¤e uygulamak elbette genifl bir kavray›fl ve bunun yan›nda deneyim gerektirmektedir. Ama önemli olan kavray›flt›r. Dünyada ve Türkiye’deki geliflmeleri iyi takip etmenin yan›nda çeflitli gündemler aras›ndaki diyalektik ba¤› iyi kavramak ve bu eksende faaliyeti örmek gerekmektedir. Bu kavray›fl edinilmedi¤i taktirde kitleyi kucaklamak, var olan gündemleri do¤ru tarzda ele almak imkans›z hale gelecektir. Bu kampanyada YÖK ön plana ç›kar›l›rken Irak iflgali gölgede kalm›flt›r. Bu da esas itibariyle var olan politik gerili¤in bir ürünüdür. Örgütlü bireylerimiz okuma inceleme tarzlar›n› yeniden gözden geçirmeli ve okuduklar›na kafa yorarak, sorgulayarak ele almal›d›r. Ayn› flekilde alanlar›n özgün sorunlar›n› ele al›rken de iç içe geçirme noktas›nda yetmezliklerle, hatta ço¤u zaman büyük eksikliklerle karfl›laflmaktay›z. Var olan gündemlerin d›fl›nda bir

sorunla karfl›laflt›¤›m›zda nas›l hareket edece¤imizi, pratik hatt›m›zda, kitle çal›flmas›nda hangi yönelime girece¤imizi flafl›rmakta ve do¤al olarak deyim yerindeyse “iki arada bir derede” kalmaktay›z. Bizim için her araç, her sorun kitle çal›flmas›n› amaçlar. Bunu akl›m›zdan ç›karmad›¤›m›z taktirde kitlenin gündeminde acil olarak ön plana ç›kan sorunlar karfl›s›nda an›nda müdahale edebiliriz. Ve alan›n özgünlü¤ünde ç›kan sorun karfl›s›nda tav›r gelifltirip kitle çal›flmas› yürütebiliriz. Bu çal›flmalar yürütülürken unutmayal›m ki iliflkiye geçti¤imiz kitleye kendi esas gündemlerini tart›flma zemini yaratm›fl oluruz. Ve yapt›¤›m›z kitle çal›flmas› esasa evrilen bir hal al›r. Ekim ay› boyunca Komsomolcular taraf›ndan yürütülen kampanyada pratikte ortaya ç›kan yetmezliklerimizi ve olumluluklar›m›z› ortaya koymaya çal›flt›k. Ve gördü¤ümüz gibi özellikle kitle çal›flmas›nda, planl› ve programl› bir hareket tarz› oluflturmada, araç-amaç diyalekti¤ini kavray›flta önemli yetmezliklerimiz oldu¤u ortaya ç›km›flt›r. Bu yetmezliklerimiz do¤rultusunda kampanyan›n ne derece baflar›l› ya da baflar›s›z oldu¤unu ortaya koyarken ne kadar kitle çal›flmas› yürüttü¤ümüz, ne kadar kitleyi çevre çeperimizde ya da ekonomik-demokratik kurumlarda örgütledi¤imize bakmakta fayda oldu¤unu söylemifltik. Kampanya boyunca di¤er kampanyalara göre, görece daha

hareketli ve yayg›n bir çal›flma yürüttü¤ümüzü söylemek yanl›fl olmayacakt›r. Ama kampanya boyunca bunca koflturmaca bunca yayg›n çal›flma sonucunda çevremizde yeterince kitle oluflmad›¤›n› ya da yeterince iliflki yakalamad›¤›m›z› görebilmekteyiz. Kimi yerlerde belli bir kitleyi harekete geçirmesi d›fl›nda kendi etraf›m›zdaki kitleyi yeterince aktiflefltiremedi¤imiz ve ilerletemedi¤imizi görmekteyiz. Kimi yerlerde kampanya bafllang›c›nda neyse kampanya sonunda da ayn› durumda kalm›flt›r. Kimi yerlerde çevre çeperini k›smen geniflletse de bu çevreyi daha da ileriye tafl›mada en az›ndan merkezi eyleme katma noktas›nda ad›m atamam›flt›r ve var olan kitlesiyle kat›l›m sa¤lam›flt›r. Oysa aktif olarak harekete geçirdi¤i kitleye do¤ru ve yerinde bir yaklafl›mla daha da ileri tafl›ma zemininin mevcut oldu¤unu görmekteyiz. Yine kimi yerlerde genifl bir kitleye etkili bir flekilde ulaflma çabas› verirken ve bunda belli baflar›lar elde ederken, çal›flmas›nda oldukça da¤›n›k hareket etmesi ileri kitlenin yakalanmas›nda önemli yetmezlikler oluflmas›na neden olmufltur. Kampanya, alanda oldukça genifl kitleye sesli ajitasyon ve imza arac›l›¤›yla ulafl›rken çevre çeperdeki ileri unsurlar›n örgütlenemedi¤ini yeni iliflkilerin lay›k›yla yakalanamad›¤›n› görmekteyiz. Yine genel olarak kitleyi bilinçlendirme ve tav›r koymaya yönelik planlanan paneller, forumlar, eylemler vb etkinliklerin kitleyle bulufla-


57 d›r. Ya da olumsuz yaklafl›mlar karfl›s›nda ideolojik zafiyete düflmemize neden olmaktad›r. Bu tarz sorunlar›n çeflitli yans›malar› her alan›m›zda bir flekilde mevcuttur. Aç›kt›r ki bu sorunlar›n çözümü, a盤a ç›kan yetmezliklerin yo¤un bir e¤itim sürecine girerek üzerine gitmekle olacakt›r. Sorunlar karfl›s›nda baflvuraca¤›m›z oldukça genifl materyallerimiz söz konusudur. Bunun yan›nda basitten karmafl›¤a do¤ru yol alan bir pratik hatta girmek esas çözüm yolumuz olacakt›r. Ekim kampanyam›z›n birçok eksikli¤ine ve yetersizli¤ine ra¤men merkezi eylemle baflar›l› bir flekilde taçland›r›lmas› oldukça önemli bir ad›m olarak görülmelidir. Merkezi eylemin baflar›lmas› ve hedefledi¤imiz kitle kat›l›m›n›n sa¤lanmas› örgütümüzde belli bir coflkunluk ve heyecan yaratm›flt›r. Geliflimimizin somutlanmas› aç›s›ndan da oldukça faydal› olmufltur. Merkezi eylemin yap›lmas›nda ve organizasyo-

nunda baz› teknik haz›rl›klar›n yetersizli¤i ise esasta deneyimsizlik ve bunun yan›nda var olan plans›zl›¤›m›zdan kaynaklanm›flt›r. Özellikle metin haz›rl›¤› ve seçilen yer noktas›nda eksik davran›lm›flt›r. Bu eksiklikler merkezi önderli¤in yeterli derecede denetim sa¤layamamas› ve teknik ayr›nt›lara kafa yormamas›n›n bir sonucudur.

Ekim kampanyam›z›n birçok eksikli¤ine ve yetersizli¤ine ra¤men merkezi eylemle baflar›l› bir flekilde taçland›r›lmas› oldukça önemli bir ad›m olarak görülmelidir. Merkezi eylemin baflar›lmas› ve hedefledi¤imiz kitle kat›l›m›n›n sa¤lanmas› örgütümüzde belli bir coflkunluk ve heyecan yaratm›flt›r. Geliflimimizin somutlanmas› aç›s›ndan da oldukça faydal› olmufltur.

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

mad›¤›n› ya da kitleye tafl›namad›¤›n› söyleyebiliriz. Kimi alanlar›m›z bu etkinliklerin örgütlenmesinde dahi önemli sorunlar yaflarken, kimi alanlar›m›zda plans›zl›¤›ndan ve faaliyeti s›k›flt›rmas›ndan kaynakl› bafltan savma bir flekilde bu etkinlikleri gerçeklefltirmifltir. Bu gerçeklik do¤rultusunda alanlar›m›z›n faaliyetin alt›n›n doldurulmas› noktas›nda ad›mlar› olmas›na ra¤men yetersiz ve da¤›n›k hareket edifl kampanya çal›flmas›na yans›m›flt›r. Bizim yapt›¤›m›z her etkinlik kitlenin kendini ifade etmesine yöneliktir. Kitleyi sorunlar noktas›nda ayd›nlatmak amaçl›d›r. E¤er etkinliklerimizi, eylemlerimizi alanlar›m›zda kendi kendimize yap›yorsak aç›kt›r ki büyük oranda bu araçlar amac›ndan sap›yor demektir. Bizler kendi örgütlü gücümüze bu etkinliklerin amac›n› anlatamasak ve kitle kat›l›m›n›n sa¤lanmas›n› baflaramasak bir süre sonra araçlar›m›z›n s›radanlaflmas› ile kaç›n›lmaz olarak yüz yüze kal›r›z. Elbette ki bir anda var olan çevrenin çok çok üstünde bir kat›l›m beklememek gerekiyor ama bilinen ayn› yüzlerle karfl› karfl›ya isek çal›flmalar›m›z ve kitleye gidiflimiz derin bir sorgulamaya tabi tutulmal›d›r. Ve sorunlar›n nedenlerini a盤a ç›karacak bir kafa yorufl sa¤lanmal›d›r. Ve örgütümüz kendi içerisinde bu sorunlara karfl› bir e¤itim sürecine girmelidir. Örne¤in kitleye karfl› önyarg›l› yaklafl›mlar ço¤u zaman onlara gitmememize ya da gitsek dahi ›srarc› olmamam›za neden olmakta-


58

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Kahraman Kad›nlar* Bu yaz›da ad› geçen befl kad›n, hepsi öne ç›km›fl Marksist devrimcilerdir: Nadezhda Krupskaya, Alexandra Kollantai, Clara Zetkin ve Eleanor Marks, Avrupa ve Rusya’da iflçilerin hareketinin Marksizme ve sosyalist devrime dönüfltü¤ü bir dönemde yaflad›lar. Devrimci olmak büyük özveriler gerektirir: Sürgün, hapishane, yoksulluk ve zorluklar. Kad›n olarak onlar ayn› zamanda (hatta Marksist hareket içindeki) kad›n› afla¤›l›k olarak gören geleneksel anlay›fllara karfl› da savaflmak zorunda kald›lar. Eleanor Marks d›fl›nda, bu kad›nlar ayn› dönemde yaflad›lar ve birbirleriyle tan›fl›yorlard›. Onlar yaln›zca kendi ülkelerinde sosyalist devrim için mücadele etmediler; ayn› zamanda iflçi s›n›f› enternasyonalizminin ilkelerine de ciddiyetle ba¤l›yd›lar.

G‹R‹fi Bu yaz›da ad› geçen befl kad›n, hepsi öne ç›km›fl Marksist devrimcilerdir: Nadezhda Krupskaya, Alexandra Kollantai, Clara Zetkin ve Eleanor Marks, Avrupa ve Rusya’da iflçilerin hareketinin Marksizme ve sosyalist devrime dönüfltü¤ü bir dönemde yaflad›lar. Devrimci olmak büyük özveriler gerektirir: Sürgün, hapishane, yoksulluk ve zorluklar. Kad›n olarak onlar ayn› zamanda (hatta Marksist hareket içindeki) kad›n› afla¤›l›k olarak gören geleneksel anlay›fllara karfl› da savaflmak zorunda kald›lar. Eleanor Marks d›fl›nda, bu kad›nlar ayn› dönemde yaflad›lar ve birbirleriyle tan›fl›yorlard›. Onlar yaln›zca kendi ülkelerinde sosyalist devrim için mücadele etmediler; ayn› zamanda iflçi s›n›f› enternasyonalizminin ilkelerine de ciddiyetle ba¤l›yd›lar. Bu öne ç›kan kad›nlar iflçilerin hareketine önemli

katk›larda bulundular ve tarihte onurlu bir yer kazand›lar. Onlar gerçekten kahraman kad›nlard›. NADEZHDA KRUPSKAYA (1869-1939)

Krupskaya ismi, Rus Devriminde aktif ve lider bir rol oynamas›na karfl›n, bugün Bat›’da çok az insana tan›d›k gelmektedir. Alexandra Kollantai ve Rosa Luxemburg gibi zaman›n›n di¤er kad›n devrimcileri kadar


59

Krupskaya’n›n ilk y›llar› 1869’da demokrat bir memurun k›z› olarak do¤an Krupskaya, 14 yafl›nda yoksul ailesine katk›da bulunmak için ö¤retmen olarak yaflam›n› kazanmaya bafllad›. Okuldaki yüksek notlar›yla St Petersburg’da o dönemin kad›nlara aç›k olan tek akademisinde bir ö¤retmen e¤itim kursuna kabul edildi. Burada Marksist düflüncelerle tan›flt› ve bir fabrika bölgesinde iflçiler için gece okuluna kat›lmaya bafllad›. 5 y›l boyunca (18911896) iflçiler aras›nda devrimci propaganday› yayd› ve Eme¤in Kurtuluflu ‹çin St Petersburg Mücadele Birli¤i’nin örgütlenmesine yard›mc› oldu. Bu nedenle 1896’da tutukland› ve 1898’de uzak taflrada üç y›ll›k sürgün cezas› ald›. Bu dönemde Lenin’le evlendi ve sürgün cezas›n› doldurdu. Uzun sürgün y›llar› Çarl›k Rusya’s›ndan ayr›lmaya zorlanan Krupskaya ve Lenin 1901-1905 ve 1907-1917 y›llar› aras›nda yurtd›fl›nda yaflad›lar. Avrupa’da sürgündeyken Krupskaya yorulmaks›z›n çal›flt›.

Rus Sosyal-Demokrat Partisi’nin (henüz Bolflevik ve Menflevik olarak ayr›lmam›flt›) tüm ülke için ç›kard›¤› ilk illegal gazete olan Iskra’n›n (K›v›lc›m) sekreteriydi. Bu gazete Devrimci Rus Marksistlerinin örgütünün bir araya gelmesine bir örgütçü olarak hizmet etti. Krupskaya’n›n elinden bir ayda 300 civar›nda mektup geçti ve Çarl›k polisinin dikkatini çekmemek için flifrelendi. O ayn› zamanda Rus Sosyal-Demokrat Parti Merkez Komitesi Yurtd›fl› Bürosu’nun da sekreteriydi ve 1903-1906 y›llar› aras›nda bir dizi konferansta delege olarak Partiyi temsil etti. Rusya’da efl zamanl› olarak yükselen 1905 demokratik devrimi Partiye k›sa bir yar›-legal dönem getirdi ve k›sa bir süre için Lenin ve Krupskaya’n›n Rusya’ya dönmesine izin verildi. Bu dönemde Krupskaya St Petersburg’da ve daha sonra Finlandiya’da Parti Merkez Komitesi’nin sekreteri olarak hizmet verdi. Fakat 1905 burjuva demokratik devrimi Çarl›k taraf›ndan ezildi ve Lenin ve Krupskaya yeniden Avrupa’da sürgüne ç›kmak zorunda kald›. E¤itimci ve örgütçü 1910’dan 1913’e kadar Krupskaya, e¤itim reformu üzerine Partide kendisine önder e¤itimcilerden biri olarak itibar kazand›ran bir dizi makale yazd›. Ayn› zamanda Partinin illegal gazetesinin editör sekreteri olarak çal›flt› ve Parti okulunda e¤itmenlik yapt›. Birçok Parti konferans›nda delegeydi ve sosyalist

gençlik birli¤inin kurulmas›na yard›mc› oldu. 1915’te ‹sviçre’deki Uluslararas› Kad›n Konferans›nda Bolflevik delegelerden biri de yine Krupskaya idi. fiubat 1917 Demokratik Devriminden sonra Rusya’ya döndü¤ünde Krupskaya, St Petersburg bölgesi belediye encümen üyesi seçildi ve ayn› zamanda iflçi s›n›f› içinde e¤itim örgütçüsü olarak çal›flt›. Ekim Devrimi öncesindeki haftalarda Lenin, Finlandiya s›n›r›nda gizleniyordu ve Lenin’in talimat mektuplar›n› Merkez Komite’ye, Partinin Sankt Petersburg Komitesine ve Devrimci Askeri Komiteye gönderilmesi tehlikeli görevini Krupskaya üstlendi. Okuma-yazma kampanyalar› Ekim Devriminden sonra Krupskaya Halk E¤itim Komiserli¤i üyesi oldu ve halk e¤itimi üzerine talimatlar›n haz›rlanmas›na yard›mc› oldu. Krupskaya, yetiflkinlerin e¤itiminin gelifltirilmesinde ve okuma-yazma kampanyalar›nda etkili isimdi ve bu dönemde cehaletle savafl için 30 binin üzerinde s›n›f oluflturuldu. 1919’da sosyalizmin inflas›n› ilerletmek amac›yla ülkeyi dolaflarak konferanslar veren, filmler gösteren, gazete ve broflür yay›nlayan Marksist bir grubun bafl›ndayd›. Bu görev müthifl yiyecek s›k›nt›s› ve iç savafl döneminde al›nm›flt› ve kolay bir ifl de¤ildi. Lenin’in ölümünün ard›ndan Krupskaya, Lenin’den An›lar ad›yla Lenin’in yafla-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

uluslararas› alanda çok iyi tan›nmasa da, Krupskaya 30 y›l boyunca Bolflevik Komünist Parti’nin önderli¤indeydi ve 1939’da ölünceye kadar sosyalizm davas› için durmaks›z›n çal›flt›. Krupskaya Rusya’daki Ekim Sosyalist Devriminin önderi Lenin’in efliydi, fakat bir eflten çok daha ileriydi. O bir ömür boyu süren devrimci ve yoldaflt›.


60

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

m›n›n paha biçilmez öyküsünü yazd›. Kuflkusuz O büyük bir Parti iflçisi ve e¤itim teorisi alan›nda bir liderdi, fakat Lenin, hatta Stalin gibi çok yönlü Marksist teorisyen de¤ildi. Troçki-Zinovyev muhalefeti Lenin’in ölümünden sonra Krupskaya, “Yeni Muhalefet” olarak bilinen, Bolflevik Parti içindeki bir hizbe kat›ld›. Bu gruba önderlik eden Troçki’ydi (Lenin’in birçok ideolojik muharebede mücadele etti¤i Menflevik). Asl›nda Troçki, Ekim Devriminden hemen birkaç hafta önce Bolfleviklere kat›lm›flt›. Bu grubun liderli¤inde ayn› zamanda Zinovyev ve Kamanev de vard›. Bu ikisi, Ekim’de sosyalist bir ayaklanmaya karfl› oy kullanan ve silahl› ayaklanman›n planlanan tarihini aç›klayan, uzun zamand›r Bolflevik Parti üye-

leriydi. Bu hainli¤in sonucu olarak ayaklanma, yenilgiyi önlemek için ertelenmiflti. Lenin, onlar›n Merkez Komite karar›na ihanet ettiklerini aç›klad› ve Zinovyev ve Kamanev’in Partiden ihraç edilmesini istedi. Muhalefet grubunun, Krupskaya’n›n saflar›nda olmas›ndan politik baz› ç›karlar› vard› ve Aral›k 1925’teki 14. Parti Kongresinde tek ülkede sosyalizmin inflas›n›n mümkün oldu¤unu reddeden ve Partinin sanayileflme planlar›na karfl› ç›kan bir doküman sundular. Oysa Lenin y›llar önce Avrupal› devrimciler Rusya’daki devrimi takip etmedikleri durumda sosyalizmin tek ülkede infla edilmesi gerekti¤ini yazm›flt›. (Bkn. Lenin 1915, Avrupa Birleflik Devletleri Slogan›) Stalin, Lenin’in SSCB’de sosyalizm inflas› program›n› yaflama geçirdi ve sanayileflme ve kolektivizasyon kam-

panyalar›n› bafllatt›. Stalin y›k›c› konumdaki Yeni Muhalefete karfl› azimle durdu. Stalin Parti üyelerinin ço¤unlu¤unun deste¤ini kazand› ve Yeni Muhalefet çizgisi güçlü bir flekilde reddedildi. Lenin, devrimci politikalar›n›n devam› amac›yla Merkez Komite’ye birçok üyesini karakterize eden bir yaz› yazd›. Önder üyeler aras›nda hoflgörüyle karfl›lansa da, Stalin’e yönelik temel elefltirisi, onun Genel Sekreterlik görevi için çok kaba oldu¤u yönündeydi. Bununla birlikte, Troçki de uzun bir Menflevik geçmifle sahipti. Lenin’in ölümünden bir süre sonra Krupskaya Buharin’i destekleme e¤ilimine girdi fakat Stalin’in politikalar›n›n do¤rulu¤unu görerek, Muhalefet’i terk etti ve bundan sonra Stalin’in politikalar›n› ciddi olarak savundu. 16 Ekim 1926’da, Kongredeki korkunç yenilgiyle ve komünist iflçilerin uyar›s›yla karfl›laflan muhalefet liderleri geri çekildiler ve hatalar›n› itiraf eden ve hizipçilikten vazgeçtikleri sözünü veren bir demeç gönderdiler. Bu aç›klamadan k›sa bir süre sonra Krupskaya Muhalefet Grubunu terk etti ve onun karfl› devrimci karakterini görerek Troçkizm düflman› oldu. Heykeller de¤il, okullar Krupskaya, yaflam›n›n geri kalan k›sm›nda Bolflevik Parti içinde birçok lider konumlar üslendi ve çocuk ihmali ile savaflan ve okul öncesi e¤itimi gelifltiren kampanyalar yaflama geçirdi. Konferanslar vererek, maka-


61

ROSA LUXEMBURG (1870-1919)

“Kartallar bazen tavuklardan daha alçaktan uçabilir, fakat tavuklar asla kartallar›n yüksekli¤ine ulaflamaz... O, hatalar›na karfl›n bir kartald› -ve bizim için hep öyle kalacak.” (Lenin) Rosa Luxemburg bir kartald›. Bugüne kadar, bu yüzy›l›n en iyi tan›nan ve en sayg›de¤er kad›n devrimcisi olarak kald›. Onun gözal›c› yaflam› kendisi gibi bir devrimci önder olan Karl Liebknecht ile birlikte, ayn› zamanda Alman Sosyal Demokrat Partisinin de baflkan› olan Freidrich Ebert’in liderli¤indeki Sosyal Demokrat Hükümetin emriyle askerler taraf›ndan tutukland›¤› 1919 y›l›nda 49 yafl›ndayken sona erdi. Rosa ve Karl polis hücresinde öldürüldüler. Rosa, Subay Korps’un bir grup askeri taraf›ndan vahflice dövüldü, ard›ndan bafl›ndan vurularak öldürüldü ve cesedi bir kanala at›ld›. 1870 y›l›nda Born’da do¤an Rosa, orta halli bir Yahudi ailesinin befl çocu¤unun en küçü¤üydü. O zamanlar Rus Emperyalizmine ba¤l› topraklar olan Polonya’n›n baflkenti Varflova’da büyüdü. Polonya’da, Çarl›k otokrasisi taraf›ndan k›flk›rt›lan ve yoksulluk, cahillik ve ulusal flovenizmle desteklenen antisemitizm yayg›nd›. “Pogrom” denilen Yahudi katliamlar› yayg›nd›. Bunlar, Çar›n siyasi polisi, Kara Yüzler taraf›ndan örgütleniyordu. 19 yafl›nda Rosa, ‹sviçre’ye tafl›nd› ve Zürih Üniversitesinde do¤a bilimleri, ekonomi, felsefe ve hukuk okudu. Bu kent, birçok dev-

rimci e¤ilimi temsil eden mülteci ve göçmenle doluydu, Rosa bir Marksist olarak geliflti ve 1892’de orta¤› Jogiches ile birlikte, Polonya Krall›¤› Sosyal Demokrasi ad›nda bir parti kurdu ve yine kendisinin bafl editörlü¤ünü ve yazarl›¤›n› yapt›¤› ‹flçi Davas› adl› yay›n organ›n› ç›kard›. Yükselen flöhret Rosa, 1897’de hukuk ve siyaset bilimi üzerine Zürih Üniversitesinden doktora kazand› ve ard›ndan iflçi hareketi içinde k›sa sürede coflkulu bir konuflmac› olarak tan›nd›¤› Berlin’e tafl›nd›. O k›sa zamanda, Alman Marksist hareketi içindeki önemli flahsiyetlerle yan yana çal›fl›yor ve ideolojik tart›flmalar sayesinde uluslararas› bir ün kazan›yordu. Alman iflçileri ona “Bizim Rosa” diyordu. Rosa’n›n yaflam› çok enternasyonal bir karakteri sahipti; Polonya Sosyal Demokrat Komünist Parti’yi kurmufltu; Alman Sosyal Demokrat Parti’ye kat›ld› ve daha sonra 1905 Devrimi s›ras›nda Rusya’dayd›. Bu ayaklanma baflar›ya ulaflmasa da onun devrimci aflk›n› büyük bir flekilde canland›rd›. Fakat Alman Sosyal Demokrat Parti oportünizmle delik deflik edilmiflti. Genifl bir üye say›s› ve parlamentoda birçok temsilcisi mevcuttu, fakat önderli¤in ço¤unlu¤u, seçimlerde koltuk kazanmay› di¤er mücadele biçimlerinin önüne koyuyordu. Marks ve Engels bu e¤ilimi “parlamento kretinizmi” olarak damgalam›flt›. 1914’te 1. Dünya Savafl›-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

leler yazarak, fabrika toplant›lar›nda ve konferanslarda konuflmalar yaparak yorulmaks›z›n çal›flt›. Uluslararas› hareket içinde de rol oynad› ve Komünist Enternasyonal’in dört kongresinde delegeydi. Krupskaya, kocas› için heykeller ve an›tlar yap›lmas›na karfl› ç›kt› ve onun ölümünden sonra iflçilere ve köylülere bir ça¤r›s›nda flunlar› yazd›: “Vladimir ‹lyiç (Lenin) ad›n› onurland›rmak istiyorsan›z, ana okullar›, çocuk yuvalar›, çocuk evleri, okullar, kütüphaneler, klinikler, hastaneler, güçsüzler yurtlar› örgütleyin; tüm bunlar›n üzerinde onun talimatlar›n› prati¤e geçirin.” (1) Krupskaya iflte bunu yapt›. Yaklafl›k 50 y›l boyunca, ölümüne kadar, kendini sosyalizm davas›na adad›. Dipnot (1) A. Rothstein, Lenin’den An›lar Girifl, sayfa 13, 1970


62

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

n›n patlak vermesiyle kesin ayr›flma geldi. Sosyal Demokrat partilerin uluslararas› konferans› 1912’de gerçeklefltirildi ve tüm Marksistlerin emperyalist savafla karfl› ç›kma ve onu kendi egemen s›n›flar›na karfl› devrimci savafla çevirme görevini deklare etti. Bolflevik Parti, bu görevi yerine getiren tek partiydi; bunun yan›nda Alman Partisi emperyalist savafl›nda Hükümeti destekledi. Karfl› ç›kanlar yaln›zca Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’ti. Parlamentodaki Sosyal Demokratlar›n ço¤unlu¤u savafl kredilerine onay verdi. “Kokan ceset” Alman Partisinin ihanetinin ard›ndan Rosa “4 A¤ustos 1914’ten itibaren, Alman Sosyal Demokrasisi kokan bir cesettir” diye ilan etti. Lenin’in de dikkat çekti¤i gibi, bu demeç “Rosa Luxemburg ad›n› uluslararas› emekçi hareketi tarihinde en ünlü isim yapt›.” Do¤ru fikirler için, sosyalist devrime baflar›l› bir önderlik yapabilecek teori için mücadele 20. yüzy›l›n ilk on

y›llar›nda güçlü bir flekilde ortaya ç›kt›. Rosa da bu ideolojik mücadelelerde aktifti. ‹kinci (sosyalist) Enternasyonal’in uluslararas› konferanslar›nda, Kongre’deki devrimci sol kanad› temsil eden Lenin ve Rus delegelerle ittifak yapt›. Rosa üzerine say›s›z biyografilerden hiçbiri bir Marksist-Leninist taraf›ndan kaleme al›nmam›flt›r, ve bu yüzden onun teorik sa¤laml›¤› ve uyan›kl›¤›n› tam olarak de¤er biçecek bir pozisyona sahip de¤ildir. Ulusal sorun tart›flmas› Özel bir ideolojik hesaplaflma da ulusal sorunla ilgiliydi. Önceleri Rosa, SDKP’de Polonya’n›n ba¤›ms›zl›k için mücadelesine karfl› olmak olarak ifade edilen ulusal sorun üzerine bak›fl aç›s› gelifltirdi. Rosa asl›nda Polonya’n›n ba¤›ms›zl›¤›n› “ütopya” olarak adland›rd›. Ulusal sorun üzerine, uzun y›llar, Rosa, Lenin ve Bolfleviklerle dikkat çekici bir biçimde ayr›ld›. Lenin Bolfleviklerin bu konudaki bak›fl aç›s›n› flu flekilde özetledi:

“Bütün uluslar›n ayr›lma hakk›n› tan›mak; her somut ayr›lma sorununu, her türlü eflitsizli¤i, her türlü ayr›cal›¤›, her türlü istisnac›l›¤› ortadan kald›rma aç›s›ndan de¤erlendirmek.” Rosa ise “Junius” takma ad›yla yazd›¤› broflürde flunlar› öne sürüyordu: “Ulusal savafllar, bu dizginsiz emperyalizm ça¤›nda art›k olas› de¤ildir. Ulusal ç›karlar, iflçi s›n›f›n›, öldürücü düflman› emperyalizmin hizmetine sokmak için, aldatma arac› olarak ifllev görmekten baflka fleye yaramamaktad›r.” Rosa’ya göre ulusal savafllar, otomatik olarak emperyalist savafllara dönüflebilirdi. Lenin “Bu iddian›n yanl›fll›¤› ortadad›r” diyor ve ekliyordu “Ulusal bir savafl emperyalist bir savafl dönüflebilece¤i gibi, tersi de do¤rudur.” “Emperyalit bir savaflla ulusal savafl aras›ndaki fark›, biri ötekine dönüflebilir diye önemsememek, ancak bir safsatac›ya (sofist) yarafl›r.” Ulusal savafllar olas›yd› ve hala da öyledir; bu noktada Rosa aç›kça hatal›yd›. Lenin bunun kesinli¤ini Junius Broflürü’nde (1916) iflaret etti ve birçok gerici ve ilerici ulusal savafl örnekleri gösterdi. O, gelece¤in ilerici ulusal kurtulufl savafllar› getirebilece¤ini aç›kça görmüfltü ve flunlar› ifade etti: “Emperyalist ça¤da sömürge ve yar› sömürgelerde ulusal savafllar yaln›zca olas› de¤il, ayn› zamanda kaç›n›lmazd›r.” Di¤er tüm konular gibi, Lenin, ulusal sorun meselesine de tüm yanlar›yla bakt› ve


63

Alman Devrimi Yükseliyor Almanya’da Kiel Kanal›ndaki Alman gemilerindeki bir donanma isyan›n›n öncülük etti¤i yeni bir devrimci ak›m yükseliyordu. Denizciler Sovyetler oluflturdu ancak Rusya’da Ekim Devriminde Lenin ve Bolflevikler taraf›ndan verilen taktik deneyim ve önderlikten yoksundu. 9 Kas›m 1918’de yüz binlerce Berlinli iflçi fabrikalardan döküldü, Kral 2. Wilhelm ülkeden kaçt›, Almanya bir Cumhuriyet oldu; fabrika ve k›fllalarda iflçi ve asker konseyleri kuruldu ve hükümet daireleri iflçiler taraf›ndan ele geçirildi. Hapishaneler hücu-

ma u¤rad› ve aralar›nda Rosa’n›n da bulundu¤u binlerce tutsak serbest b›rak›ld›. Rosa derhal tüm enerjisini devrimci harekete ak›tt›. ‹ki y›l önce O ve Karl Liebknecht Almanya’n›n tek devrimci örgütü Spartakistleri kurmufllard›. Çürümüfl Sosyal Demokrat Parti’nin iflbirli¤iyle karfl›-devrimciler üstünlü¤ü ele geçirdi ve Ocak 1919’da devrim bast›r›ld›. 15 Ocak 1919’da Karl Liebknecht ve Rosa tutukland› ve katledildi. Alman Sosyal Demokrat Partinin cinayetteki suç ortakl›¤› tüm dünya devrimci iflçilerine yönelik bir sald›r›yd›. “Yeni Zelanda’da, tan›nm›fl iflçi s›n›f› lideri daha sonra ‹flçi Partisi üyesi olan Alex Galbraith, ‹flçi Partisi Ulusal Temsilcisine gitti ve Alman Sosyal Demokrat Partisine, cinayeti tüm ülkelerin iflçilerine karfl› ifllenen bir suç olarak k›nayan bir telgraf gönderilmesi ça¤r›s› yapt›. Temsilcilik, parma¤›n› dahi k›p›rdatmay› reddetti.” Alex Galbraith için Yeni Zelanda’n›n Sosyal Demokrat Partisi efliti olan ‹flçi Partisinin sermaye s›n›f›n›n bir arac› oldu¤u aç›kt›. Derhal bu partiyi terk etti ve Yeni Zelanda Komünist Partisinin kurucu üyesi oldu. Karfl› devrimci hareket için Karl ve Rosa’n›n öldürülmesi bir kutlama nedeniydi. Çünkü bu iki insan Alman devriminin prensipli liderleriydi. Dünya sosyalist hareketine yi¤it ve uzlaflmaz adanm›fll›¤› Ona tüm dünya devrimci ve ilericilerinin sayg›s›n› kazand›rd›. O her zaman gerçek bir kahraman bir kad›n olarak hat›rlanmaktad›r.

ALEXANDRA KOLLONTAI (1872-1952)

Tarih boyunca devrimler kad›n iflçilerin kat›l›m›na itimat etmifltir, en büyük devrim de -Rusya’daki Ekim 1917 sosyalist devrimi- bu anlamda bir istisna de¤ildi. Bu devrimde kad›nlar yaln›zca kat›lmakla kalmad›lar, fakat önder roller de oynad›lar. Bunlar›n en tan›nm›fl› Alexandra Kollontai idi. Daha çok cinsiyet eflitli¤ini gelifltirme çal›flmalar› bilinse de, Kollontai ayn› zamanda 1923’te dünyan›n ilk kad›n büyükelçisi olma payesine de sahipti. Marksizme yak›nlaflma Kollontai, St. Petersburg’da burjuva liberal düflüncelere sahip bir generalin k›z› olarak do¤du. Ailesi, k›zlar›n›n iyi bir e¤itim görmesini ve rahat ve f›rsatlarla dolu orta s›n›f yaflam›ndan zevk almas›n› istiyordu. Fakat Kollontai, orta s›n›f›n, çevresindeki halk›n yoksullu¤una ve ac›lar›na karfl› kör olma yetene¤ine sahip de¤ildi ve erken yafllarda Rusya’da güç kazanan Marksist

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

her durumu kendi özel tarihi, sosyal ve ekonomik koflullar› içerisinde araflt›rd›. Kabul etmek gerekir ki, Rosa bu standard› oldukça k›sa kesmifltir; ulusal sorun üzerine iddialar› da bunu göstermektedir. Onun baflka hatalar› da vard› -tarih Alman Sosyal Demokrat Parti içinde oportünizmden böylesi bir ayr›flma gerekli oldu¤unu kesin bir flekilde kan›tlad›¤›nda; Bolflevikleri Menfleviklerle birlefltirmek için harcad›¤› uzun çaba gibi. Bu kusurlara karfl›n o her zaman proletarya enternasyonalizmi tavr›n› göstermeyi amaçlad› ve ölümünden k›sa bir süre önce bak›fl aç›s›n› yeniden gözden geçirerek hatalar›n›n ço¤unu düzeltti. Rosa, birçok kez tutukland› ve y›llar›n› Almanya’da hapishanede geçirdi. 1918’in ço¤unlu¤u ve ölümünden önceki y›llar› sadece k›s›tl› insanla yaz›flmas›na izin verildi¤i izolasyon hücresinde geçti.


64

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

devrimci harekete ilgisi geliflti. Kollontai 1893’te evlendi ve bir o¤lu oldu, fakat kocas› onun komünist anlay›fl›n› paylaflm›yordu ve evlili¤i 6 y›l sonra sona erdi. Kollontai’›n devrimci bir aktivist olma iste¤i ile entelektüelli¤i mahkum etti¤i dönem kendili¤inden bir burjuva demokratik devrim olan 1905’ti. Her ne kadar 1905 Devrimi bast›r›ld›ysa da, daha sonraki 1917 Devrimi için bir prova olarak ifllev gördü. Kollontai’›n Menflevik y›llar› Kollontai 1906’da Rus Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin (RSD‹P) Menflevik fraksiyonuna kat›ld›. RSD‹P 1903’te iki fraksiyona ayr›lm›flt›: Lenin���in önderlik etti¤i Bolflevikler ve Markov’un önderlik etti¤i Menflevikler. Bolflevikler, Parti’yi, üyelerinin Parti’ye örgütlerinin biri taraf›ndan kabul edilmesinin zorunlu oldu¤u ve Parti disiplinini kabul etti¤i örgütlü bir müfreze olarak görüyorlard›. Bu örgütlü, militan bir partiydi. Ve baflka hiçbir çeflit parti, sosyalist devrime önderlik etmeye uygun de¤ildi. Menflevikler üyeli¤in herkese aç›k olmas›n› ve illegalite ile bafl edemeyecek disiplinsiz ve donan›ms›z flekilsiz bir parti yaratmay› istiyorlard›. Kollontai, içinde çal›flma yapmak için Çarl›k Dumas›’na (parlamento) taktik destek veren Menfleviklere kat›ld›. Bolflevikler bu noktada Duma’y› boykot etmifller, Lenin bu hatay› görmüfl ve derhal düzeltmiflti. Kollonti,

bununla birlikte 1. Dünya Savafl›na kadar, yaflam›n› Rusya d›fl›nda geçirerek Menflevik fraksiyonunun üyesi olarak kald›. 1914 Savafl›, emperyalist devletler aras›nda dünyan›n ve nüfuz alanlar›n›n yeniden bölüflüm için yap›lan bir savaflt›. Emperyalistlerin hepsi gizliden savafl için haz›rlan›yorlard› ve savafl patlak verdi¤inde her hükümet, kendi ülkelerini savunmak için savaflt›¤›n› deklare etti. Rus burjuvazisi de yeni pazarlar ele geçirmek; savafl kontratlar›ndan yüksek kârlar elde etmek ve ayn› zamanda geliflen devrimci hareketi bast›rmak amac›yla savafla girdi. 1. Dünya Savafl›n›n içindeki di¤er ülkelerin burjuvazileri de ayn› amaçlarla harekete geçmifllerdi. “Emperyalist Savafl› ‹ç Savafl› Çevir” Bolflevikler, savafl›n emperyalist bir savafl oldu¤unu ilan ettiler ve kendi emperyalist hükümetlerinin yenilgisi için bu savafl› devrimci iç savafla çevirme ça¤r›s› yapt›lar. Menflevikler ise, tam aksine, savafla karfl› harekete geçmediler ve emperyalist savafl› bir iç savafla çevirmeye karfl› durdular. Kollontai, Lenin’in Savafl Tezleri adl› broflüründe aç›klad›¤› durufllar›n› düzeltmeleri karfl›s›nda ikna olarak 1915’te Bolfleviklere kat›ld›. Bu süreçte Kollontai ‹sveç’te sürgündeydi ve savafl karfl›t› çal›flmada aktifti. Toplant›larda konufluyor, Lenin’in Tezlerini tercüme ediyor ve sol-sosyalist yay›nlar için makaleler yaz›yordu. Bu

faaliyetler, onun tutuklanmas›yla sonuçland› ve Kollontai ‹sveç’ten s›n›rd›fl› edilmeden önceki haftalar› tek bafl›na tecritte hapishanede geçirdi. Avrupa’dan ABD’ye Geçifl Savafl s›ras›nda Kollontai, Lenin’le s›k› ba¤lar›n› koruyarak birçok Avrupa ülkesinde ve ABD’de anti-militarist propaganda yürüttü. Onun ABD’deki konuflma turu 4,5 ay sürdü; bu süre içinde 4 ayr› dilde 123 konuflma yapt›: ‹ngilizce, Rusça, Almanca ve Frans›zca (Kollontai 11 dil konuflabiliyordu). Bu ABD’deki tur çok canl›yd› ve ço¤u günler uzun tren yolculuklar›n› da içeriyordu. Los Angeles’teyken Kollontai, iflçi s›n›f›n›n kahraman› ve Dünya Sanayi ‹flçileri adl› devrimci sendikan›n üyesi Joe Hill’in ölümünü protesto eden aç görünümlü solgun yüzlü iflçilerin büyük protesto gösterisiyle karfl›laflt›. Joe Hill ikiyüzlü bir flekilde cinayetle suçlanm›fl ve Nevada yetkilileri taraf›ndan idam edilmiflti. Tüm bu yo¤unlu¤a karfl›n Kollontai, ABD’den ayr›lmadan önce sosyalist yay›nlar için 5 makale ve 8 Mart Uluslararas› Kad›nlar Günü için bir broflür yazmaya zaman bulabildi. Kollontai Norveç’e döndü ve Lenin’in editörlü¤ünü yapt›¤› ve 1916’da bas›lan Savafl Kimin ‹çin Gereklidir? broflürünü tamamlad›. Broflür askerler için, emperyalist savafllar›n do¤as›n›n gerçek yüzünü ve büyük asker kitlelerinin kapitalistler taraf›ndan nas›l sömürüldü¤ünü göstermek için yaz›l-


m›flt›. Askerleri yabanc› askerlerle kardeflleflmeye ça¤›r›yordu. Broflür askerler aras›nda hemen etkili oldu ve çevirisi yap›larak yurtd›fl›na gönderildi. Sonraki y›l Kollontai, Birleflik Devletlere döndü ve yeni bir Komünist Enternasyonal taahhüt eden 40 sosyalistten biri oldu. Eski ‹kinci Enternasyonal, içindeki partilerin savafl s›ras›nda kendi burjuvazilerinin yan›nda tav›r almas›yla toptan çürümüfllü¤ü ortaya ç›km›flt›. “Bar›fl, ekmek ve toprak” Rusya’da ise devrimci durum gelifliyordu. 7 Mart’ta (eski Rus takvimine göre 18 fiubat) iflçiler St Petersburg’da Putilov silah depolar›n› iflgal etti¤inde flehrin kad›nlar› da büyük gösterilerle sokaklarda yerini ald›. Bunun ard›ndan gelen günler daha çok grev ve gösteri getirdi. Burjuva Demokratik fiubat Devrimi Çarl›k otokrasisini kald›r›p att› ve Geçici Hükümet kuruldu. ‹flçi ve köylüler “bar›fl, ekmek ve özgürlük” talep ediyorlard›, ancak bu talepler Ekim Sosyalist Devrimine kadar karfl›lanmad›. Kollontai yolunu Rusya’ya çevirdi ve Petrograd (St Petersburg) Sovyeti ‹dare Heyetinin üyesi olarak hizmet verdi. ‹flçi, asker ve köylülerin konseyleri olan Sovyetler 1905 Devrimi s›ras›nda filizlenmiflti ve Ekim sosyalist devrimi öncesindeki periyotta güç kazand›. Kollontai Sovyetler 1. Kongresinde Bolflevikleri temsil etti. Askerler ve denizciler aras›nda aktif bir ajita-

tördü. Rusya boyunca yolculuk yaparak iflçi ve askerlere konuflma yapt› ve ülkeyi emperyalist savafla tafl›yan Geçici Hükümeti desteklemeyen Bolflevik politikas›n› yayd›. Bu süreçte Kollontai, cesur durufluyla ünlü bir Karadeniz Filosu askeri olan Pavel Dybenko ile tan›flt›. Dybenko yoksul bir köylü ailesinden geliyordu ve genç yafllarda Bolflevik olmufltu. O ve Kollontai 5 y›l süren bir iliflkiye bafllad›lar, dostluklar› ise daha uzun y›llar sürdü. Rus kitleleri Geçici Hükümet konusunda bilinç bulan›kl›¤›n› at›yorlard›. Zira Hükümet savaflta yer almay› sürdürüyor ve iflçilerin koflullar›n›n düzeltilmesini reddediyordu. Her gün daha fazla iflçi ve asker savafl›n sona erdirilmesini isteyen bir programa sahip olan Bolfleviklere kat›l›yordu. Öne ç›km›fl bir Bolflevik olarak Kollontai, Geçici Hükümet taraf›ndan tutukland› ve hemen hemen iki ay boyunca tecritte kald›. Onun tehlikeli boyutta yüksek tansiyon ve çarp›nt›s› vard›. Ancak yüzü ve bacaklar› yataktan kalkamayacak kadar fliflti¤inde doktora görünmesine izin veriliyordu. O hapishanedeyken iflçi ve askerlerden paketler ve selamlar al›yordu ve Maxim Gorki ve Leonid Krasin’in çabalar›yla sonunda kefaletle serbest b›rak›ld›. Ekim silahl› ayaklanmas› Sadece birkaç ay geçti ve Ekim Sosyalist Devrimi patlak verdi. Kollontai Petrograd’da Ekim silahl› ayaklanmas›n›n haz›rl›¤›nda ve yaflama geçirilmesinde yak›ndan

yer ald›. Bolflevik Merkez Komitesinin ayaklanmay› bafllatmay› karar ald›¤› 10 Ekim’deki oturumuna kat›ld›. ‹ktidar Sovyetlere geçmiflti; Sovyetler kitle demokrasisinin ifade edilebilece¤i yeni bir hükümet biçimi haline gelmiflti. Kollontai’a Sosyal Refah Komiserli¤i görevi verilmiflti ve kargafla ve iç savafl döneminin zor döneminde yorulmaks›z›n çal›flt›. Kollontai Kad›n Sorununu da iflleyen birçok makale ve broflür yazd›, fakat onun çal›flmalar›n›n hepsi tam olarak Marksist bak›fl aç›s›n› tafl›m›yordu. Tan›nm›fl Alman devrimci Clara Zetkin ile bir konuflmas›nda Lenin, Kollontai’›n öne sürdü¤ü meflhur “su barda¤›” teorisini defalarca elefltirdi. Bu teori, cinsel iste¤in, susuzlu¤un giderilmesi gibi basitçe giderilmesi gerekti¤ini öne sürüyordu. Lenin için bu, sadece eski burjuva genelev al›flkanl›¤›n›n gelifltirilmesiydi. Tüm bunlar›n Komünistlerin anlad›¤› biçimiyle özgür aflkla ortak bir yan› yoktu. Lenin “su barda¤›” teorisini antiMarksist bir teori olarak kabul etti: “Kuflkusuz, susuzluk giderilmelidir. Fakat normal bir kifli, normal olarak hende¤e yat›p bir su olu¤undan su içer mi? Yada kenar› birçok dudakla ya¤lanm›fl bir bardaktan?... Elefltirimin asla çilecili¤i beslemesini istemem. Bu, benim fikirlerimden çok uzakt›r. Komünizm, di¤er fleylerin yan›nda mükemmel bir aflk yaflam›n›n önüne set çeken çilecili¤i de¤il, haz ve kuvvet getirmeli-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

65


66

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

dir. Oysa bugün, bence, cinsel yaflam doygunlu¤u elde etmek ne haz ne de kuvvet sa¤lamaktad›r.” Kad›nlar için tam yasal eflitlik kabul eden yeni düzenlemeler devrimden sadece birkaç hafta sonra yasalaflt›r›ld›. Yeni sosyalist cumhuriyetin karfl› karfl›ya oldu¤u as›l görev ise bu yasal haklar› gerçekli¤e çevirmekti. “‹flçi Muhalefeti” 1920’de Kollontai Rus Komünist Partisi (Bolflevik) Merkez Komitesi Kad›n Seksiyonuna baflkanl›k etti ve bu zaman içinde “‹flçi Muhalefeti”ne kat›ld›. ‹flçi Muhalefeti broflüründe Kollontai flunlar› yaz›yordu: “Ulusal ekonominin yönetiminin örgütlenmesi yetkisi, bütün cumhuriyetin ulusal ekonomisini yönlendirecek merkezi bir organ› seçecek olan mesleki ve üretim birliklerinde bir araya gelmifl üreticilerin Panrus Kongresine aittir.” Bu Parti karfl›t› muhalefet, Sovyet gücünün son derece k›r›lgan oldu¤u, benzeri görülmemifl kriz ve iç savafl döneminde, iflçi sendikalar›n›n ekonomiyi yürütmesini istiyordu. Bu, sosyalizmin inflas›nda yaflamsal önemdeki Parti ve proletarya diktatörlü¤ünün (iflçi s›n›f› yönetiminin) önderlik rolünü yads›ma anlam›na gelecekti. Lenin’in iflaret etti¤i gibi “ekonomik cephenin dayatt›¤› devasa görevler göz önüne al›nd›¤›nda, sendikal örgütler bu yeni dönemin flafa¤›nda son derece güçsüz bir durumda” idi. ‹flçi Muhalefeti sendikalar› Partinin karfl›s›na

koyarak sosyalizmin inflas› gibi büyük ve kompleks bir görevi sendikalara yüklüyordu. ‹flçi Muhalefeti’nin ayn› zamanda bürokrasi konusunda da flikayetleri vard›. Lenin, bunlar› flu flekilde yan›tlam›flt›: “Biz, 1919’daki Program›m›zda bürokratik pratiklerin varoldu¤unu yazd›k. Kim ki ortaya ç›kar ve bürokratik uygulamalar›n durdurulmas›n› isterse o bir demagogdur. Bizler bürokrasi belas› ile y›llard›r mücadele yürütüyoruz ve aksini düflünen kim olursa demagoji ve hile yap›yordur, çünkü bürokrasi belas›n› alt etmek yüzlerce önlemi, toptan okuma-yazma, kültür ve ‹flçi ve Köylülerin denetimi faaliyetine kat›l›m gerektirmektedir. Shlyapnkikov (‹flçi Muhalefeti sözcüsü) ‹flçi ve Sendika ve Sanayi Halk Komiserli¤i yapt›. Bürokratik uygulamalara son verdi mi? Kiselyov Tekstil Sanayisi Merkez Kurulundayd›. Bürokrasi belas›na son verdi mi?” Rus Komünist Partisi 10. Kongresi ezici ço¤unlukla ‹flçi Muhalefeti’nin taleplerini reddetti ve hizip örgütlenmelerine son verilmesini istedi. 1922’nin sonunda Kollontai ‹flçi Muhalefetinden ayr›ld› ve Norveç’e büyükelçi olarak gitti. Büyük kazan›mlar ‹flçi Muhalefetinin yeni sosyalist devlete elefltirilerine karfl›n Kollontai, müthifl zor koflullar alt›nda elde etti¤i büyük kazan›mlar›n fark›ndayd›. 26 Ocak 1921’de arkadafl› Dora Montefiore’ye

yazd›¤› mektupta devrimden bu yana kazan›mlar hakk›nda flunlar› söylüyordu: “Sadece üç y›l! Her tarafta de¤iflim öyle büyük ki, bazen yüzy›llar geçmifl gibi geliyor. Sadece Sovyetler üyesi olan kad›nlara de¤il, yerel Sovyetlerde baflkan olan kad›nlara da sahibiz. Birçok kad›n sosyal ve Devlet yaflam›n›n tüm bölümlerinde, cephede komiser olarak faaliyet yürütüyor. Bu y›llarda cephede Siyasi Komiser olarak çal›flmas›nda K›z›l Y›ld›z niflan› dahi al›yor. Bir Halk Komiseri ve yüzlerce Komünist kad›n›m›z çeflitli devlet bakanl›klar›n›n bafl›nda yer al›yor; özellikle de Halk Sa¤l›¤›, Sosyal Refah, Halk E¤itimi ve Halk Beslenmesi Komiserliklerinde. “Partimiz, iflçi kad›nlar aras›nda iyi ifller yap›yor. Her yerel Parti komitesinde özel bir kad›n seksiyonumuz var. Ben flimdi tüm çal›flman›n bafl›nday›m. Ço¤unlu¤u Parti üyesi olan komünist yaklafl›k 400 bin örgütlü kad›n›m›z var. (Partide cinsel ayr›m ve Partinin içinde özel kad›n örgütü yok)” Kollontai’›n diplomatik görevleri aras›nda 1926’da Meksika’da, 1927’den 1930’a kadar Norveç’te ve 1930’dan 1945’e kadar büyük elçilik görevleri vard›. 1945’ten sonraki dönemde SSCB D›fliflleri Bakanl›¤› dan›flmanl›¤› yapt›. Ço¤unlu¤u kad›nlar›n devrimci hareketi ile ilgili say›s›z makale, broflür ve çeflitli romanlar yazd›. Kollontai’›n fevkalade zengin ve olayl› yaflam› 80. do¤um gününden sadece on


67

CLARA ZETK‹N (1857-1933)

Modern emperyalizm döneminde, uluslararas› iflçi s›n›f›n›n önemli liderlerinden biri de sosyalist kad›n hareketinin kurucusu ve teorisyeni ve uluslararas› kad›n hareketi içinde öne ç›km›fl bir flahsiyet olan Clara Zetkin’di. Bu önemli devrimci 19. yüzy›l sonlar›ndaki hareketin önderlerinden Engels, Wilhelm Liebknecht ve August Bebel’e yak›nd›. Daha sora Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ile birlikte Almanya Komünist Partisi’nin kurulufluna yard›mc› oldu. Ayn› flekilde Clara Bolflevik Partinin sa¤lam bir destekçisi idi ve kendisine

büyük de¤er veren Lenin’le güçlü bir birlikteli¤e sahipti. Clara Eissner, 1857’de Saksonya’da küçük bir dokumac› köyünde do¤du. Ortaokuldan s›n›f›n›n birincisi olarak mezun olmas›na karfl›n Clara, kad›nlar›n Alman üniversitelerine girifli yasak oldu¤undan üniversite ö¤renimine devam edemedi. Ailesi, kad›nlar›n üniversiteye gitmesine izin veren ilerici bir iklimin oldu¤u ‹sviçre’ye göndermeyi baflaramad›, bu yüzden Clara mürebbiye olarak ifle bafllad›. Yasal bask› Clara’n›n Marksizm’e ilgisi zaten geliflmiflti ve 1878’de Alman Sosyal Demokrat Partisiyle yak›n iliflkiye geçti; Oysa kad›nlar›n 1908’e kadar Almanya’da politik örgütlere kat›lmalar› yasal olarak engellenmiflti. Kad›nlara ayn› zamanda oy kullanma hakk› reddedilmiflti ve yasal olarak evleninceye kadar babas›n›n vasili¤ine tabiydiler. ‹kinci s›n›f vatandafl olarak kad›nlar›n ev d›fl›nda çal›flmalar› için kocas›n›n izni gerekiyordu ve evlili¤e getirdikleri eflyalar›n kullan›m›n› kocas›na teslim etmek zorundayd›. En çok sömürülenler, s›n›fsal ve cinsel olarak çifte bask›yla karfl› karfl›ya olan iflçi kad›nlard›. Fakat iflçi s›n›f› hareketi gelifliyor ve güç kazan›yordu. Bismarck ise bu hareketi 1878’den 1890’a kadar etkili olan Anti-Sosyalist Yasa ile ezmek istiyordu. Bu Yasan›n yürürlü¤e girmesiyle Sosyal Demokrat Parti yasakland› ve Clara bir baflka sürgün olan Ossip Zetkin ile

fiilen iliflki yaflad›¤› Paris’e sürgün gönderildi. Sürgünde zor y›llar Clara, o dönemde babaerkil evlilik yasalar›na göre kaybedece¤i Alman vatandafll›¤›n› elinde tutmak için bekar olarak kalmay› seçti. Fakat Ossip Zetkin’in ad›n› ald› ve ondan iki çocu¤u oldu. Zetkin çifti on y›l sonra Ossip’in tüberkülozdan ölümüne kadar birlikte yaflad›. Sürgündeki y›llar yoksulluk ve zorluklarla doluydu; ifl bulmak zordu ve Ossip’in hastal›¤› s›ras›nda ve ölümünden sonra Clara ekme¤i kazanan tek kifliydi. Bu deneyim, kapitalizmin sosyalizmle yer de¤ifltirmesi gerekti¤i üzerine komünist bilincini daha da güçlendirdi. Clara bir parti lideri ve kad›n sorunu üzerine teorisyen olarak ün kazan›yordu. 1889’da Paris’te ‹kinci Enternasyonal’in Kurulufl Kongresinde kad›n sorunu üzerine Avrupa iflçi s›n›f›n›n ilk politik demecini da¤›tmak için seçildi. “O, kad›n›n ba¤›ms›zl›¤›n› kazan›ncaya kadar, iflçi olarak sermayeye oldu¤u gibi, erke¤e kölelili¤inin devam edece¤ini savundu. Proleter kad›n erkekten ekonomik ba¤›ms›zl›¤›n› kazand›¤› zaman bile, sadece patronunu de¤ifltirmifltir ‘erke¤in kölelili¤inden iflverenin kölesi haline gelmifltir’. Clara, sadece kapitalizmin y›k›lmas› ve sosyalizmin zaferiyle, kad›n cinsinin tam olarak özgürlü¤üne kavuflmas›n›n mümkün olaca¤›n› savundu. (Jane Slaughter ve Robert Kern)

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

gün önce bir kalp kriziyle sona erdi. 1933’te kad›nlar aras›ndaki çal›flmalar› için, Lenin Niflan› ile 1942 ve 1945 y›llar›nda da diplomatik çal›flmalar› için ‹flçi S›n›f› K›z›l Sanca¤› ile ödüllendirildi. O Sovyetler Birli¤i ve yurtd›fl›nda sosyalizm davas› için yaflam› boyunca yürüttü¤ü çal›flmalar›ndan kaynakl› büyük bir sayg›ya sahipti. O, yüzy›l›n kahraman kad›nlar›ndan biriydi.


68

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

Sonraki y›l Reichstag, Bismarck’›n Anti-Sosyalist Yasas›n› yenilemeyi reddetti ve Clara ve di¤er sürgün Komünistler Almanya’ya dönebildi. ‹flçi s›n›f› kad›nlar›n›n hareketi 1892 ve 1916 y›llar› aras›nda kad›nlar› komünist harekete katman›n arac› olan, kad›nlar için haftal›k parti yay›n› Eflitlik’i yay›nlad›. Konferanslar aras›nda kad›n faaliyetleri için geçici bir merkez olarak ifllev görecek ve kad›nlar taraf›ndan yürütülecek ayr› bir kad›n bürosunun oluflumunu sa¤layarak, uluslararas› kad›n konferanslar› kurulmas›na yard›mc› oldu. Ve 1910’da Uluslararas› Kad›n Günü’nün ilan edilmesine arac›l›k yapt›. Kad›n hareketi için tüm çal›flmalar›nda Clara, sosyalist devrimin gereklili¤ini ve bu mücadelenin s›n›fsal do¤as›n› hep önde tuttu. O, 1. Dünya Savafl›nda Alman emperyalist egemen s›n›f›ndan yana tav›r koyan Alman Sosyal Demokrat Parti’nin sosyalist ilkelerine ihanetine muhalif olarak 1915’te oluflturulan Spartakist Partinin üyesiydi. Spartakistler, hareketin yenilenmesini savundu ve 30 Aral›k 1918’de Alman Komünist Partisini kurdular. Sosyal Demokrat Partinin baflkan› olan Friedrich Ebert’in bafl›nda bulundu¤u Sosyal Demokrat Hükümetin talimat›yla liderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in öldürülmesiyle Spartakistler kuruluflundan sadece iki hafta sonra ilk yenilgisini ald›. 1.

Dünya Savafl›n›n patlak vermesiyle sosyal demokrasi, iflçi s›n›f›na ihanetle efl anlaml› hale gelmiflti. Lenin’le konuflmalar 1920’de, Clara’n›n Lenin’le Rusya ve Avrupa’daki kad›nlar›n durumu ve proleter hareketi ileri tafl›mak için gerekli görevleri ve kad›nlar›n eflitli¤i mücadelesi üzerine tart›flt›klar› ünlü konuflmalar› var. Clara, bu renkli ve teflvik dolu konuflmalar› Lenin’in An›lar› bafll›kl› bir kitapta topland›. Yeni Alman Komünist Partisi 3. Komünist Enternasyonal’e kat›ld›, güçlendi ve üyeleri Parlamentoya seçildi. Clara, 1920’den 1932’ye kadar sandalye sahibi oldu¤u Reichstag’›n en tan›nm›fl Komünist üyeleri aras›ndayd›. Bir dönemin sonu Clara, Nazilerin iktidara geldi¤i dönemde 1933’te öldü. Nazilerin esas amac› komünist hareketin ezilmesi ve Komünist Partinin y›k›lmas›yd›. Bunda baflar›l› da oldu ve Alman Komünist Partisi 2. Dünya Savafl›na kadar yeniden infla edilemedi. Clara’n›n insano¤lunun kurtuluflu davas›na adanm›fl yaflam› Almanya tarihinin en karanl›k dönemine girdi¤inde sona erdi. O, büyük devrimci hareketler döneminin büyük bir flahsiyetiydi. Zorluklar›na ve tehlikelerine karfl›n uluslararas› sosyalizm davas›nda asla tereddüte düflmedi. Tarihçiler ve bibliyograflar taraf›ndan da önemsenen Clara, ‹ngilizce konuflulan dünyada, yaflam› ve bak›fl aç›s› üzerinde çal›fl›lmaya

de¤er en kahraman kad›nlardand›. ELEANOR MARKS (1855-1898)

Eleanor Marks’›n radikal politik yaflam için do¤du¤u söylenebilir. Sosyalizm davas› için adanm›fl bir savaflç› olarak bilinen Eleanor, bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marks’›n en küçük k›z›yd›. Korkunç yoksulluklar›na ra¤men ailesi Eleanor Marks’›n mutlu bir çocukluk geçirmesini sa¤lad›. Bu yaflam, müthifl hikaye anlat›c›s› olan babas›n›n anlatt›¤› öykülerle zenginleflti. Onun birçok lakab› vard›, fakat yetiflkinlik dönemine kadar süren en bilineni Tussy idi. Eleanor, tüm çocuklar›na Homeros ve Donkiflot ve Arap Geceleri gibi birçok klasik öykü okuyan babas› taraf›ndan evde e¤itimini gördü. Fakat ailenin büyük tutkusu Shakspeare idi ve Eleanor üç ya da dört yafl›nda tüm pasajlar›n› ezbere okuyabiliyordu.


69

Ezilmiflli¤in genç flampiyonu Zeki ve erken geliflmifl bir çocuk olan Eleanor, 8 yafl›nda ‹rlanda Cumhuriyeti davas›yla ciddi olarak ilgiliydi. ‹rlanda hareketi ile tan›flmas› babas›n›n yaflam boyu arkadafl› ve bilimsel sosyalizmin kurucular›ndan Frederick Engels sayesinde olmufltur. Engels’in efli ‹rlandal›yd›. Eleanor 15 yafl›nda, ezilen ulus davas› üzerinde politik bilincini gelifltirmiflti. Paris iflçileri 1871’de iktidar› ele geçirdi¤inde, Eleanor k›z kardeflleriyle birlikte Fransa’ya gitti ve Paris Komünü için destek örgütlenmesine yard›mc› oldu. Paris iflçileri, Versailles ordular› taraf›ndan yenilgiye u¤rat›l›ncaya kadar iktidar› alt› hafta ellerinde tuttular ve bu-

nu devlet bask›s› dönemi takip etti. Eleanor ve kardeflleri, ‹spanya s›n›r›n› geçerek Fransa’dan kaçmak zorunda kald›lar. Yolda Frans›z jandarmalar› taraf›ndan tutukland›lar, sorguland›lar ve bir gece hapishanede kald›lar. Marks’›n en büyük k›z› Jenny (annesi ile ayn› ad› tafl›yordu), bulundu¤u takdirde New Caledonia’dan s›n›rd›fl› edilecekleri anlam›na gelen, bir Komün liderinin mektubunu yok etmeyi baflard›. Londra’ya döndüklerinde Uluslararas› ‹flçi Birli¤i’nin konferans›na kat›ld›lar. Gençli¤ine ra¤men Eleanor sosyalist mücadele içinde inisiyatif almaya bafll›yordu. Marks ve Engels’in yak›n arkadafl› ve kendisi de önde gelen bir Alman Marksist olan Wilhelm Liebknecht Ulusla-

Uluslararas› ba¤lant›lar Ailesi sayesinde Eleanor, erken yafllarda arkadafll›¤› olan Karl Kautsky (Kautsky 1. Dünya Savafl› öncesi dönemde önemli katk›lar› olmas›na karfl›n daha sonra revizyonist oldu) gibi zaman›n komünist hareketi içindeki önemli flahsiyetlerle tan›flt›. Tiyatro, Eleanor’un di¤er tutkusuydu. Büyük piyes yazarlar›n›n çal›flmalar›n› teflvik eden ve basan edebi bir yap› olan Yeni Shaksheare Toplulu¤una kat›ld›. Her zaman paras›zl›k önemli bir problemdi ve Eleanor 26 yafl›nda fiziksel ve zihni bitkinlik yüzünden hastaland›. Haftalarca çok az yemek yedi ve uykusuzluk nöbetleri çekti. Bu sorun, yaflam›n bas›nc›yla çeflitli zamanlarda kendini tekrarlayan bir hastal›kt›. 1880’li y›llar›n bafllar› Eleanor için hiç de mutlu geçmedi. 1881’de annesi Jenny Marks, y›llarca süren hastal›¤›n›n ard›ndan karaci¤er kanserinden yaflam›n› yitirdi. Sadece birkaç y›l sonra Eleanor’un k›z kardefli Jenny Longuet tüberkülozdan öldü. Y›llard›r sa¤l›k problemleri çeken Marks, iki ay sonra, eflinden sadece 15 ay daha uzun yaflayarak öldü. Tiyatro ve Aveling Annesinin ölümünden k›sa bir süre sonra Eleanor, ba¤›ms›z bir yaflam kurma karar›yla oyunculuk s›n›f›na girdi. Bu süreçte coflkulu bir Shakspeare ö¤rencisi, oyun yazar›, yap›mc› ve aktör olan Dr Edward Aveling ile ta-

PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

raras› ‹flçi Birli¤i içinde büyüdü¤ü yorumunu yapt›.


PART‹ZAN 54/Eylül-Ekim 2004

70 n›flt›. Aveling militan ateist hareket içinde aktifti ve Eleanor’un etkisiyle ilgisini sosyalizme çevirdi. Aveling evliydi fakat eflinden ayr› yafl›yordu ve k›sa bir zaman sonra iliflkilerine yasal bir statü vermeksizin birlikte yaflamaya bafllad›lar. Bu iliflki o dönemde uygun görülen bir biçim de¤ildi. Ancak Eleanor bu önyarg›lar› önemsemedi. Eleanor ve Aveling 1884’te Sosyalist Ligi kurdular ve ayl›k bir gazete olan Commonweal’i (Toplum Yarar›) ç›kard›lar. Onlar ayn› zamanda sosyalist e¤itim s›n›flar›nda ve tiyatro oyunu gösterilerinde de aktiflerdi. Commonweal’de Eleanor, kad›n sorunu da dahil birçok konuda makaleler yazd›. Bebel’in Geçmiflte, Günümüzde ve Gelecekte Kad›n kitab›n› yenilefltirdi ve Aveling ile birlikte Kad›n Sorunu broflürünü bast›. 1886’da Eleanor, Aveling ve Wilhelm Liebknecht bir konuflma turu için Amerika’y› dolaflt›. Bu, Amerikan iflçi s›n›f› hareketinin 8 saatlik iflgünü için fliddetli bir mücadele yürüttü¤ü y›ld›. Tur oldukça baflar›l› geçti ve ABD’nin genifl bir bölgesini kapsad›. Aveling birçok yönden çok yetenekli bir aktivistti fakat karakteri oldukça olumsuzdu. Birçok insan taraf›ndan sevilmiyordu, zevklerinde savurgan ve kad›n düflkünüydü. Bununla birlikte Kapital’in ‹ngilizce’ye çevrilmesindeki yard›mlar›nda önemli bir katk›s› vard›. Eleanor ve Aveling ba¤›ms›z bir iflçi s›n›f› partisinin oluflturulmas›na ihtiyaç

oldu¤una inan›yorlard› fakat bunu yapmay› baflaramad›lar. Sosyalist Lig ise Anarflistler taraf›ndan ele geçirilmiflti. Günbegün tiyatroya yüzlerini döndüler fakat bu alanda da tam olarak baflar›l› olamad›lar. Eleanor Flaubert’in Madam Bovary ve ‹bsen’in birçok oyunu gibi edebi eserlerin tercümelerini yapt›. Eleanor ne zaman ki kendini tamamen s›n›f mücadelesine adad›, en büyük baflar›lar› da burada kazand›. Eleanor, 1 May›s’›n Uluslararas› ‹flçi Günü olmas›nda arac› oldu ve ‹ngiltere’de 300 bin iflçinin kat›ld›¤› ilk 1 May›s kutlamalar›n›n örgütlenmesinde önemli bir rol oynad›. Yeni sendikac›l›k ve 8 saatlik iflgünü 1890’lar ‹ngiltere’de Eleanor’un en önde oldu¤u “Yeni Sendikac›l›k” dönemine girdi. Bu dönem, sendikalar›n flimdiye kadar önemsenmeyen vas›fs›z iflçilere do¤ru genifllemesiyle karakterize olmufltu. Eleanor, Do¤algaz ‹flçilerinin grevlerinin desteklenmesinde aktifti ve sendikan›n kad›n bölümünden delege olarak sendika konseyine kat›ld›, konsey üyeleri taraf›ndan “Annemiz” olarak tan›nmas› etkileyiciydi. Bu sürecin büyük ço¤unlu¤u 8 saatlik iflgününün sa¤lanmas› ve korunmas› mücadelesi üzerine kuruluydu. 5 A¤ustos 1895’te Engels yaflam›n› yitirdi. O, Eleanor ve Aveling ile birlikte yak›ndan çal›flm›fl ve Marks’›n ölümünden beri çiftin paha biçilmez politik rehberleri olmufltu. Engels’in Eleanor için miras b›rakt›¤› para

onun bir süre maddi konular› bir yana b›rakmas›n› sa¤lad›. Fakat bu süre ne yaz›k ki çok k›sa sürdü. Aveling en rezil yollarda gelirlerinin büyük k›sm›n› çarçur etti. ‹lk eflinin ölümünün üzerinden 5 y›l geçmiflti ve 14 y›ld›r Eleanor ile evli olmas›na karfl›n Aveling gizlice bir baflka kad›nla evlendi. Aveling Eleanor’un geliriyle çifte evlilik yafl›yordu. Eleanor 31 Mart 1898’de bunu keflfetti¤inde kloroform ve zehir içerek kendi yaflam›na son verdi. Eleanor’un trajik ölümü Eleanor’un cenaze töreninde ac›l› genifl bir kitle kat›ld›. Birçok Sosyalist örgütten, tabutunun çevresine konulan çelenk gönderildi. K›z kardefli üzüntüden mahvolmufltu ve Aveling “gözleri tek kuru kifliydi ve sözlerinde ve hareketlerinde yapmac›kt›”. Eleanor’un iflçi s›n›f› içinde sayg›nl›¤› ve etkisi çok aç›kt›. Do¤algaz ‹flçileri Sendikas›n›n kurucusu ve lideri Will Thorne’un Eleanor’un isçi s›n›f›na adanm›fl yaflam›n› ve sendikaya yapt›¤› katk›lar› ve dostluklar›n› anlat›rken kontrolünü kaybederek a¤lamas› bunun göstergesiydi. O e¤er ölmeseydi, Marksizmi gelifltirecek katk›lar yapabilirdi. Babas›na çok benzeyen Eleanor, için Marks “Jenny bana en çok benzeyen k›z›m, fakat Tussy... ben’im” diyordu. Onun trajik ölümü ‹ngiltere ve uluslararas› hareket aç›s›ndan büyük bir kay›pt›. * Yeni Zelanda ‹flçi Partisi taraf›ndan 1997 Haziran’›nda yay›nland›.


✔ Dünyan›n Çat›s›ndaki K›z›l Bayrak; NKP(M)’nin yürüttü¤ü Halk Savafl›’n›n canl› tan›kl›¤›na dayanan bir çal›flman›n ürünü olan bu kitap, Nepal’de yürütülen Halk Savafl›’n›n Türkiye kamuoyuna duyurulmas› ve dünyan›n çat›s›nda yaflanan bu altüst oluflun hak etti¤i biçimde de¤erlendirilmesi aç›s›ndan yararl› olacakt›r. ✔ Marks’tan Mao’ya Gerilla Savaflfl››; Ülkemizde iflçi s›n›f› ve ezilen halk aç›s›ndan gerilla savafl› ve genel olarak silahl› mücadele konusunda tereddütlerin yarat›lmaya çal›fl›ld›¤› bu süreçte genel Marksist bilgileri içeren bu çal›flma büyük önem tafl›maktad›r. ✔ Ç›ban; Toplumsal belle¤imizin yenilenmesi için gerekli oldu¤unu düflündü¤ümüz ve yaflanan trajedinin canl› tan›klar›n›n anlat›mlar›yla Dersim katliam›n›n öykü fleklinde anlat›ld›¤› bu kitab›m›z›n ve di¤erlerinin ideolojik ve politik birikimimize katk›da bulunaca¤›n› umuyoruz.



Partizan54