Page 1

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

PART‹ZAN May›s-Haziran 2004

Say›: 53

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 2.000.000 TL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078

Filistin ve Irak halk›n›n direnifliyle

NATO’YA ‹Z‹N VERMEYEL‹M!


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:14/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 531 48 53 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Beflir KASAP Bask›: Kayhan Matbaa ISSN. 1303-0078 email: umutyayimcilik@superonline.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TEL: (0216) 306 16 02 Cep: 0 537 252 16 70 ➧ ANKARA: TUNA CAD. ÇANAKÇI ‹fiHANI NO:11 KAT:3 DA‹RE: 32 ÇANKAYA/ANKARA TEL: (0312) 432 23 01 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE: 318 KONAK TEL: (0232) 441 93 09 Cep: 0 536 387 14 52 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 535 434 32 58 ➧ BURSA: GÜMÜfiÇEKEN CAD. ERKMEN ‹fiHANI, NO:7/21, HEYKEL TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ SAMSUN: KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6 NO: 9 TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0 537 427 71 48 ➧ MERS‹N: ÇANKAYA MAH. S‹L‹FKE CAD. ÜZÜM ‹fiHANI KAT: 1 NO: 47 MERS‹N TEL: (0324) 238 06 89 Cep: 0 535 516 79 47

Yurtd›fl› Hesap Numaralar› Sema Gül Euro Hesab› Ziraat Bankas› ‹stanbul Aksaray fiubesi: 0 751 00 38 65 97 00 00 009 Halkbank Laleli fiubesi: 3474/63487 Vak›f Bank Valide Sultan fiubesi: 401 20 35 Yurtiçi Hesap Numaras› Ziraat Bankas› ‹stanbul Aksaray fiubesi: 0751 00533 106

PART‹ZAN’DAN Merhaba; Irak topraklar›nda halk›n onurlu ve tarihsel mücadelesinin ivme kazand›¤› ve dünya ezilenlerine umut verdi¤i bu tarihsel dönemde yeni say›m›zla sizinle birlikteyiz. Irak’ta ABD iflgal ve terörüne karfl› halk›n birleflerek yürüttü¤ü hakl› mücadele emperyalistleri bu topraklarda bekleyen hazin sonun önemli bir foto¤raf›d›r. Tarih sahnesinde çizilen bu foto¤raf›n bugün ve gelecek aç›s›ndan tafl›d›¤› önemli ve de¤erli mesaj› büyütme ve ülkemiz topraklar›na tafl›ma görevi ile yüz yüzeyiz. Dergimizin bu say›s›nda Haziran ay›nda ‹stanbul’da yap›lacak olan NATO zirvesinin temel politikalar›n› inceleme ve ortaya koyma anlam›nda “ABD’nin sars›lan hegemonyas› ve Büyük Ortado¤u ç›kmaz›” bafll›kl› yaz›m›z yer almaktad›r. Önümüzdeki 50 y›l›n belirlenmifl politikas› olarak tart›flt›r›lan ve yeni maskesiyle tan›t›lan bu politika özellikle önümüzdeki dönem aç›s›ndan hem ülkemiz ezilenlerini hem de Ortado¤u halklar›n› önemli ölçüde etkileyecektir. ABD’nin “demokrasi” vaatleri ile sundu¤u bu politikan›n bekledi¤i ve istedi¤i gibi ilerlemeyece¤i kesin. Irak’ta geliflen direnifl bu konuda önemli veriler sunmaktad›r. Yine dergimizde ülkemiz politik gündeminde önemli bir yer teflkil eden 28 Mart Yerel Seçimleri’ne yönelik bir de¤erlendirme bulunmaktad›r. Genel anlamda yerel seçim de¤erlendirmesinden öte yerel seçimlerde CHP’nin oynad›¤› rol ve bunun kitlelere yans›mas› ayr›nt›l› olarak yaz›m›zda ortaya konulmaktad›r. Üzerinde durulmas› gereken bir konu olan kitlelerin örgütlenmesinin önemi üzerine bir de¤erlendirme de bu say›m›zda okurlar›m›za sunulmaktad›r. Kitlelerin örgütlenmesinde nas›l bir yol ve politika izlenmesi gerekti¤ini irdeleyen bu çal›flmam›zda özellikle içinden geçti¤imiz ve geçece¤imiz dönem aç›s›ndan dikkatle okunmal› ve irdelenmelidir. Ülkemiz gençli¤ini irdeleyen son yaz›m›zda; genel anlamda gençli¤in içinde bulundu¤u durum irdelenmektedir. ‹flçi, köylü, ö¤renci ve semt gençli¤ine de¤inilerin yap›ld›¤› bu çal›flmam›zda, bu kesimlere yönelik nas›l bir politikayla hareket edilmesi gerekti¤i de vurgulanmaktad›r. Proletarya Partisi’nin ülkemiz topraklar›nda kök sal›fl›n›n ilan› olan 24 Nisan’da, Öncü Kurmay’›n önderi ‹brahim Kaypakkaya’n›n katlediliflinin y›ldönümü olan 18 May›s’ta bugünleri kitlelerin gündemine tafl›mak oldukça önemli. Yine iflçi s›n›f›n›n flanl› mücadele günü olan 1 May›s’›n bu y›lki içeri¤i emperyalist sald›rganl›¤›n vard›¤› boyut ve Haziran ay›nda ‹stanbul’da yap›lacak olan NATO zirvesine haz›rl›k anlam›nda daha da önemli. Haziran’da dünya halklar›n›n katillerini a¤›rlamaya haz›rlanan ülkemiz egemenleri haz›rl›klar›na flimdiden bafllad›lar. Zirveye karfl› büyük direnifller örgütlemek ve ülkemizde yükselecek anti emperyalist mücadelenin öncüleri olmak için tüm gücümüz ve enerjimizle haz›rlanal›m. Dostlukla

‹Ç‹NDEK‹LER ABD’nin Sars›lan Hegemonyas›, Büyük Ortado¤u Ç›kmaz›. .3

Yerel Seçimlerin Arkas›nda Yatan Gerçek . . . . . . . . . .18 Kitlelerin Önemi ve Örgütlenme Yöntemleri . . . . . . . .33 Ülkemiz Gençli¤ine K›sa Bir Bak›fl . . . . . . . . . . . . . . .44


3

Tüm karmafl›k stratejik planlar›n, ittifak ve iflbirliklerinin yap›lmas›n›n, sald›r›lar›n›n flifrelerinin çözümlenmesini bir kenara b›rakal›m; emperyalizmin do¤al karakteri kendini aç›kça ortaya koymaktad›r. Bölgeye insan haklar›n›n, demokrasinin götürülmesi vb safsatalar› bir kenara b›rakt›¤›m›zda; Büyük Ortado¤u olarak tan›mlanan bölgenin dünyadaki tüm do¤algaz ve petrol rezervlerinin % 70’ini bar›nd›rd›¤›n› görürüz. Bu enerji kaynaklar›n›n denetlenmesi ve ulafl›m yollar›n›n güvence alt›na al›nmas›n›; Hazar Havzas›’n›n, Basra Körfezi’nin, Do¤u Akdeniz’in, K›z›ldeniz’in ele geçirilerek hakimiyet sa¤lanmas› amac›n› görürüz.

Dünyan›n tek hegemonik gücü oldu¤u iddias›nda olan ABD san›ld›¤› ve görüldü¤ü kadar güçlü mü? Elinde bulundurdu¤u kimyasal silahlarla dünya halklar›n› büyük bir tehdit alt›na alan bu emperyalist güç yenilmez mi? Dün Somali ve Afganistan’a, bugün Irak halk›na büyük ac› ve yoksulluk yaflatan ABD’nin bu sald›rganl›¤›n›n ve meydan okuyuflunun nedeni güçlülü¤ü mü, yoksa her gün biraz daha sars›lmaya bafllayan egemenli¤inin korunmas› ve devam›n›n sa¤lanmas› m›? Dünya halklar›na böylesine zulüm ve ac› yaflatan bu gücün ekonomik olarak son birkaç y›lda yaflad›¤› dar bo¤az›n ne boyutlarda oldu¤unu biliyor muyuz? Özellikle son dönem artan sald›rganl›¤›n›n yaflad›¤› derin buhran›n bir sonucu olarak “ka¤›ttan kaplan” oluflunun bir ispat› m› yoksa? Özgürlük götürmek için girdi¤i topraklarda özgürlü¤ünün aradan uzun y›llar geç-

mesine ra¤men etkilerinin hala sürdü¤ü gerçe¤i bugün bilançolar›yla ortada. “Seyreltilmifl uranyum içeren silahlar yüzünden ‘91 Körfez savafl›ndan bu yana Basra dolaylar›nda 100 bin kanser vakas› görüldü¤ünü ve her ay 140 eski muhabirinin öldü¤ünü” biz biliyoruz. Yani ABD sadece bar›fl için girdi¤i ülkelerin halk›n› katletmekle yetinmeyerek bölge halklar›n› ve kendi halk›n› da büyük tehdit alt›na al›yor. 11 Eylül sald›r›lar›n›n ard›ndan içinden geçti¤imiz yüzy›l›n emperyalist slogan› olan “terör” bahanesiyle bafllat›lan sald›r› zinciri devam ediyor. Hedef önce Ladin’di, ard›ndan Saddam oldu ve daha sonra di¤erleri eklendi. ‹ran en yak›n hedef durumuna konulmufl bile. Tüm bunlarla birlikte alt›n› çizmeden geçemeyece¤imiz flu gerçeklik; Afganistan ve Irak’ta yaflanan tablo emperyalist sald›rganl›¤›n dizginsizli¤ini gösterirken, di¤er

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

ABD’nin sars›lan hegemonyas› ve “BÜYÜK ORTADO⁄U” ÇIKMAZI


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

4 taraftan da halklar›n yurtlar› ve topraklar›n› savunmak ve sahiplenmek için hiç çekinmeden bedel ödediklerini de kan›tlad›/kan›tl›yor. Üstelik do¤ru bir önderli¤e sahip olunmaks›z›n bu direniflin halk›n iradesi ile dahi sürdürülebilece¤ini. ‹çinde birçok yönü bar›nd›ran bu dönem, çat›flmalar› ile birlikte devam ediyor. Emperyalist ülkeler aras› çat›flma ve kutuplaflma, bu dönemin ba¤›ml› ülkelere yans›mas› ve dünya halklar›n›n bu çat›flmal› dönemden etkilenifli oldukça kapsaml› oldu. ABD’nin dünyan›n süper gücü olma rüyas› sand›¤› kadar kolay olmad› ve olmayacak. Irak halk›n›n direnifli ile yenilgiyi büyük bir ac›yla yaflayan ABD ard›ndan rakip olarak di¤er emperyalist güçleri görmeye bafllad›. Karfl›-

s›nda duran sadece emperyalist güçlerle s›n›rl› kalmayarak k›sa vadede etkisi alt›na almaya çal›flt›¤› yar› sömürge ülkeler de bu dönemde ABD karfl›s›nda bir duvar oluflturma projeleri içinde yer ald›. 2003 y›l›nda Cancun’da yap›lan DTÖ zirvesinde bunun somut örnekleri yafland›. Çin’in bafl›n› çekti¤i blokta Brezilya… gibi ülkeler ABD karfl›t› bir yönelimin ad›mlar›n› biraz daha pekifltirdiler. Devam eden bu geliflmeler ABD’yi tedirgin edecek boyutlarda yaflan›yor bugünlerde. Özellikle bafl›n› Almanya ve Fransa gibi ülkelerin çekti¤i bu kamplaflmada ülkeler aras› yap›lan ikili anlaflmalar ABD’nin etki gücünü k›rma anlam›nda yaflanan önemli geliflmelerdir. Bu anlaflmalar esas olarak

ABD taraf›ndan öne sürülen bir politikad›r. 1982 GATT toplant›s›nda ABD’nin ekonomik teklifine Avrupal› emperyalistlerin direnç göstermesi sonucu pazarlar üzerindeki dalafl yo¤unlaflt›. Bu dalafl›n bir sonucu olarak da ABD d›fl ticaretin sa¤lanmas›nda “ikili yol” projesini öne sürdü. Yani serbest ticaret için hem ikili anlaflmalara yönelik yo¤unlaflan bu ad›mlar, 1984 y›l›nda Karayip ‹nisiyatifi’nin bölge ülkelerine ticari öncelik vermesine, bir y›l sonra ‹srail ile bir ticaret pakt›n›n kurulmas›na, 1988’de Kanada-ABD Serbest Ticaret Anlaflmas›’n›n imzalanmas›na ve 1994 y›l›nda bu anlaflmaya Meksika’n›n da dahil edilmesiyle Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaflmas›’n›n (NAFTA) oluflmas›na yol açt›. Ya-


5 ABD’nin hedeflerini çok somut gösterirken hem de ülkemizin kullan›lma planlar›n› da a盤a ç›karmaktad›r. ‹ncirlik üssünün ABD taraf›ndan kullan›m› yaklafl›k 50 y›ll›k bir zaman dilimini kapsarken, bu kullan›m her dönem farkl› biçim ve renkler alt›nda gerekçelendirilmifltir. Bugün ise geçici bir kullan›m de¤il kal›c›laflt›r›lmak isteniyor. ABD’nin yeni rüyas› ‘Büyük Ortado¤u’ planlar›n›n gerçeklefltirilmesinde Türkiye birçok aç›dan önemli bir hacmi kapl›yor. Türkiye’nin bugüne kadar çekinmeden oynad›¤› ileri karakolluk misyonerli¤i bu dönem daha da yo¤unlaflarak kendini gösterecektir. Gündemdeki üsler tart›flmas› bunun bir parças›n› gösterirken ve bir anlamda askeri gibi gözükse de öz olarak siyasal boyutunu gösterirken, yaflanacak di¤er geliflmeler önümüzdeki dönem rengini daha fazla belli edecek. Bu ba¤lamda NATO’nun Haziran toplant›s› önümüzdeki dönem yaflanacak geliflmelerin belirlenmesi anlam›nda önemli. Ancak flu da bir gerçek ki ve bunu Irak’a sald›r› döneminde çok net gördük; ABD sald›rganl›k için gerekti¤inde NATO gibi bir güce ihtiyaç duymayabilir. Bu anlam›yla sorun ikili bir yön arz etmektedir. ABD’nin yeni ve önümüzdeki dönem aç›s›ndan stratejik belli hedefleri içinde kapsayan “Büyük Ortado¤u” projesi NATO’nun önemini ve kullan›m›n› da belirleye-

cek düzeyde. ‹stanbul toplant›s›n›n ana gündemlerinden biri olan bu proje önemli kap›flmalar›n yaflanmas›na da neden olacakt›r. Geliflen ve de¤iflen dengelere paralel olarak flekillenen emperyalistler aras› dalafl bu noktada kendini çok daha belirgin bir flekilde gösterecektir. ABD elbetteki bu kap›flmada kendi hegemonyas›n›n hakim k›l›nmas› yönünde bask›n ç›kmaya çal›flacakt›r. Bu kap›flmay› ‹stanbul toplant›s›nda çok daha yak›ndan hep birlikte görece¤iz. ABD EKONOM‹S‹; B‹TMEZ DEN‹LEN RÜYA B‹TMEYE M‹ BAfiLADI? Bir çoklar›n›n bitmek bilmez pembe renkli Amerikan rüyas› bu günlerde siyaha yak›n bir tonla dolafl›yor rüyalarda. Hiç bitmeyecekmifl gibi bafllayan bu rüya bugünlerde oldukça tedirgin ve endifleli. Ve iflin kötüsü kararmaya bafllayan bu rüyaya ne kadar pembe renk vurmaya çal›fl›l›yorsa renk o kadar bulan›klafl›yor, hem de karart› hakimiyetini hiç yitirmiyor. fiimdi bu kara tablonun görünümünü çizmeye çal›fl›rsak. Emperyalist-kapitalist sistemin bugün büyüyen ve bafl›n› oldukça a¤r›tan yap›sal krizi her gün yeni boyutlar ve biçimler alt›nda kendini gösteriyor. Emperyalistlerin süreklileflen bu krizi aflma çabalar›, yerini idare edilebilir boyutta tutma politikas›na b›rakal› aradan epey zaman geçti. Ancak mevcut yap›sal kriz art›k denetimi de kabul

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

ni ABD’nin üretti¤i bu silah gelinen aflamada dönüp kendisini vurdu. Ekonomik alanda yaflanan bu kamplaflma gelinen aflamada askeri ve siyasi arenada da kendini göstermektedir. Ekonomik krizin tüm emperyalist ülkeleri sard›¤› bu dönemde kamplaflmalar›n keskinleflmesi kaç›n›lmaz bir biçimde yaflan›yor. Askeri anlamda ABD için oldukça önemli bir güç olan NATO’ya alternatif içerikte yine Almanya ve Fransa taraf›ndan imzalanan yeni oluflumlarla askeri anlamdaki etki gücünü de k›rman›n mücadelesi yürütülüyor. ABD’nin yaflad›¤› bu egemen güç krizi hiç kuflku yok ki kendi yöntemlerince afl›lmak ve üstesinden gelmek zorundad›r. Her gün biraz daha zay›flayan gücün tesis edilmesi ve özellikle de korunmas› bugün çok daha belirleyici bir önem tafl›makta. Bu yüzden de kendi gücünü ve yedek güçlerini daha genifl perspektifli kullanma hedefi bugün çok daha belirgin bir flekilde görülüyor. Somut olarak ülkemiz buna bir örnektir. Bugünlerde yine ABD taraf›ndan dillendirilen “Büyük Ortado¤u” hedefi hem yeni sald›r› ve çat›flmalar›n haberini verirken, di¤er taraftan da bu hedefe paralel ülkemizin ABD taraf›ndan çok daha ileri bir noktada kullan›laca¤›n›n sinyallerini gönderiyor. Yine bu dönem gündemde yer kaplayan üsler, bu verili koflullar›n bir yans›mas›. ‹ncirlik üssü somutunda alevlenen bu tart›flmalar hem


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

6 etmez boyutlarda emperyalistleri oldukça zor bir duruma sokuyor. Bugün askeri gücü ile hegemonyas›n› ve gücünü kan›tlamaya çal›flan ABD’nin Vietnam yenilgisini yaflad›¤› dönemdeki resmini and›r›yor, bugün yaflad›klar›. Ekonomik krizine tedavi olarak üretti¤i askeri güç ABD’nin kurtuluflunu sa¤lamayacak kadar s›radan asl›nda. Neden mi? ABD en “parlak” dönemini 19441971 y›llar› aras›nda yaflad›. Ancak bu dönem içerisinde Vietnam yenilgisini ve Kore’den geri çekilime durumunu yaflamaktan yine de kurtulamad›. Yani en “parlak” döneminde dahi askeri gücü onu kurtarmaya yetmedi. ABD ekonomisinde tehlike çanlar›n›n çald›¤›na dair baz› kan›tlar; 1950’de ABD, dünyadaki gayri safi üretimin yar›s›n› pazarlara sunarken bugün bu oran yüzde 21 oran›ndad›r. Dünya ekonomisinin en h›zl› geliflen parçalar›n›n ticari servislerinin büyük bir kesimini elinde bulunduran ABD’nin dünya pazar›ndaki yar› yar›ya olan pay› 2001 y›l› verilerine göre yüzde 24 olmufltur. AB üyesi ülkelerin bu pazardaki pay oran› ise yüzde 23’dür. Ve AB üyesi ülkeler aras›ndaki ihracatla birlikte bu pay yüzde 40’a ulaflmaktad›r. ABD’nin dünya pazar›nda azalmaya bafllayan etki gücünün ilk verisi. Yine çarp›c› di¤er bir örnek; 2002 y›l› verileri itibar›yla dünya pazarlar›ndaki temel tüketim araçlar›n›n büyük bir kesimi Amerika tara-

f›ndan üretilememifltir. Elektronik ve elektrikli alet üreten en büyük on flirketin dokuzu; motorlu tafl›t, gaz ve elektrik araçlar›n› üreten en büyük on flirketin sekizi; petrol rafine eden en büyük on flirketin yedisi; telekomünikasyon alan›nda en büyük on flirketin alt›s›; on ilaç üreticisinin befli; alt› kimyasal üreticisinin dördü; yedi hava yolu flirketinin dördü ABD’ye ait olmayan flirketler taraf›ndan üretilmektedir. Dünyan›n en büyük bankas› Citigrup ve Bank of America olsa da dünya genelinde 25 büyük bankan›n 19’u Amerikal› de¤ildir. ABD’nin ekonomisindeki bu dar bo¤az ba¤›ml› ülkelere çok daha kapsaml› boyutlarda yans›yor. Mali kaynaklardaki daralma ve erime yar›-sömürgelere ay›rd›¤› kayna¤›n da daralmas›na neden oluyor. Bu da di¤er emperyalist ülkelerin ABD ile aralar›ndaki bu oran›n her gün biraz daha küçülmesine neden oluyor. 2001 y›l› verilerine göre di¤er ülkelere yap›lan yat›r›m stokunun yüzde 21’lik k›sm› ABD’nin. Ayn› oran 1947 y›l›nda yüzde 47. 1996-2001 y›llar› aras›nda di¤er ülkelere yeniden yap›lan yat›r›m›n toplam›na göre ABD’ye düflen oran yüzde 17, Britanya’n›n pay› yüzde 16, Fransa, Belçika ve Lüksemburg’un toplam› ise yüzde 21’dir. ABD 1997 y›l›ndan itibaren ekonomik büyümenin temelini flu formülle kurmaya çal›flt›; Asya’dan gelecek ucuz mallar ve gayri menkul

piyasalar› yoluyla elde etti¤i tasarruflarla bu durumu destekleyip büyümeyi sa¤lamak. Ancak ABD’nin bu beklentisinin aksine elde edilen tasarruf üretim için kullan›lamad›, tüketime harcand›. Bu nedenle de bütçe aç›klar› her gün biraz daha büyüdü. Bütün bu aç›klar›n kapat›lmas› için gereken oran The Asia Times’in verilerine göre bir gün için elli befl milyar dolara ç›kt›. ABD bu dengesizli¤i aflma ç›rp›n›fllar› gösterirken Çin ve Japonya bu durumu en iyi biçimde kullanmaya bafllad›. Bu iki ülkenin yan› s›ra Asya, sermayelerini ABD piyasalar›ndan çekerek kendi bölgelerindeki bat›k borçlar›n giderilmesinde kulland›. Bununla da s›n›rl› kalmayarak eldeki sermayesini yeni yat›r›mlar yaparak de¤erlendirdi. Ve bugün ABD aç›s›ndan önemli rakip güçlerden biri olan Çin y›ll›k yüzde 9 gibi önemli bir oranla ekonomik büyüme yafl›yor. Bu büyüme Çin’in dünya ekonomisinde ABD’den sonra ikinci önemli güç olmas›n› da sa¤l›yor. Bu büyük ülkeyi ABD’nin dünya hegemonyas› mücadelesinde dengeleri de¤ifltiren hat›r› say›l›r bir güç konumuna getiriyor. “Amerika’n›n dar bo¤az›n›n foto¤raf› bunlarla da s›n›rl› de¤il. Gelir ve giderler aras›ndaki dengesizli¤in artmas› ve bu tablonun büyümeye bafllamas› borçlanma ile kapat›ld›. 2002 y›l›nda ABD, di¤er ülkelerden ald›¤› 503 milyar dolar borçla bu uçurumu kapatmaya çal›flt›.


7

Ekonominin krize girmesi 10 zengin ülkede 100 milyon insan›n yoksulluk s›n›r› alt›nda yaflamas›na neden olmufltur. Yoksullukla vars›ll›k aras›ndaki uçurum iyice derinleflmifltir. En zengin % 20’lik nüfus dünya zenginli¤inin % 80’ine el koyarken, en yoksul % 20’lik nüfus dünya zenginli¤inden %1 oran›nda yararlanmaktad›r.

% 25’ini kaybetti. Kuflkusuz Amerikal› ve ‹ngilizlerin ço¤u borsada hisse senedi fleklinde varl›¤a sahip de¤il. Ço¤unlukla varl›klar› evlerinin de¤erinden ibaret. Ve flu ana kadar evlerin de¤eri oldukça artt›. Fakat art›k ölüm çanlar› onlar için de çalmaya bafllad›.” Ekonominin krize girmesi 10 zengin ülkede 100 milyon insan›n yoksulluk s›n›r› alt›nda yaflamas›na neden olmufltur. Yoksullukla vars›ll›k aras›ndaki uçurum iyice derinleflmifltir. En zengin % 20’lik nüfus dünya zenginli¤inin % 80’ine el koyarken, en yoksul % 20’lik nüfus dünya zenginli¤inden %1 oran›nda yararlanmaktad›r. Burada birkaç çarp›c› örnek vermek istiyoruz. Bu örnekler dünya ekonomisinin ne durumda oldu¤unu ve insanlar› ne hale getirdi¤ini çok iyi aç›klamaktad›r. Dünya nüfusunun % 10’u her gün aç geziyor.

11 milyon çocuk her y›l gerekli olan birkaç dolarl›k yard›m› alamad›¤› için ölüyor. “F›rsatlar ülkesi” ABD’de 1990’lar›n birinci yar›s›nda yoksulluk s›n›r›nda yaflayan insanlar›n say›s› 38 milyondur (nüfusun %14’ü). Bu rakam 1997 verilerine göre %18’e yükselmifltir. ABD’de iflsizlik %5,5 civar›ndayken, Avrupa’da bu rakam %15’lere yak›nd›r. ABD’li üç zenginin serveti en yoksul 48 ülkenin GSMH’sinden daha fazlad›r. ‹flte dünyadaki eflitsizli¤in genel tablosu. ABD EKONOM‹S‹NDE S‹LAHLANMAYA AYRILAN PAY VE ABD’DE YOKSULLUK “ABD yönetimi kana susam›fl vahfli bir hayvan haline geldi¤i için…onun söz hazinesi sadece bombalardan ibarettir.” ABD bütçesi tüm bu can çekiflme sürecinde silahlan-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

Bu borçlanma ABD flirketlerinin borç al›nan bu ülkelerin denetimi alt›na girmeye bafllamas›n› da beraberinde getirmifltir. Amerikan flirket bonolar›n›n yüzde 24’ü; flirket hisselerinin de yüzde 13’ü yabanc›lara aittir. Yine yeni yüzy›l›n ve bin y›l›n bafl›nda, gelecek yüzy›llar›n Pax Americana egemenli¤inde geçmeyece¤ini gösteren iki olay gerçekleflti. ‹lkin, kapitalizmin büyük sembolü ve can damar› olan ABD borsas› çöktü. Dünya borsalar›, neredeyse kesintisiz üç y›l boyunca, %60’a varan bir düflüfl yaflad›. ABD imparatorlu¤unun dört bir köflesindeki flirketlerin ve zengin hanelerin servetleri eridi. Büyük flirketler iflas etti ya da bunlar›n kay›plar›n› gizlemek için muhasebe hesaplar›nda hile yapt›klar› ortaya ç›kt›. ABD’de ortalama hane halk›, hisse senedi ve tahvil fleklindeki servetinin


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

8 maya ay›rd›¤› oran› düflürmedi. Çünkü ekonomik krizin devasa çözümü sald›rganl›kt› ve bunun için gerekli olan malzemeden k›s›tlanma yap›lamazd›. Son teknolojik geliflmelerin tümü kullan›larak üretilen bu silahlar “ne gariptir ki” baflka bir ülkeyi iflgal etmenin gerekçesi olarak kullan›ld›. Sadece kendi ülkesindeki silahlanmaya ev sahipli¤i yapmakla s›n›rl› kalmayan Amerika yar›-sömürge ülkelerin silah pazar›n›n önemli bir k›sm›n› elinde bulunduruyor. Yar›-sömürge ülkelerin silah pazar›n›n yüzde 60’l›k gibi bir oran› ABD flirketlerinin elinde. Yine hem ABD ekonomisi aç›s›ndan hem de di¤er emperyalistler aç›s›ndan önemli olan enerji ve petrol bölgelerini de silahland›ranlar›n bafl›nda ABD gelmektedir. Saddam’›n ve di¤er uflak ülkelerin kulland›¤› kimyasal silahlar›n Amerika’da üretildi¤i bugün kan›t gerektirmeyecek itiraflarla ortadad›r. Ayr›ca ABD’nin bu önemli bölgelerde bulunan ülkelerde askeri üsleri de bulundu¤u unutulmamal›d›r. Bugün parlat›lan K›br›s krizinin bir aya¤›n› hem de önemli bir aya¤›n› oluflturan yan buras›d›r. K›br›s’›n hem enerji kaynaklar› hem de jeostratejik konumu itibar›yla durdu¤u yer ABD aç›s›ndan önemlidir. Bu örneklerin ard›ndan ABD dünya ülkeleri içinde silahlanmaya en büyük pay› ay›ran ülke olma özeli¤ini hala koruyor. 11 Eylül sald›r›lar› öncesi ABD’nin

askeri harcamalar› 281 milyar dolar iken bu harcamalar bugün 350 milyar dolar› aflm›fl durumdad›r. Yine Amerikan Kongresi taraf›ndan haz›rlanan bir raporda 1980 y›l›na kadar tam 30 bin ton sinir gaz›, hardal gaz› ve gosgen stoklar› bulunuyordu. 1980 y›l› sonras› daha ölümcül iki kimyasal silah üretildi. Bu silahlar Irak’a ilk sald›r› döneminde daha sonra Bosna’da ve ard›ndan Irak’a ikinci sald›r› döneminde kullan›ld›. Ancak bu sald›r›n›n ABD’ye maliyeti bekledi¤inden fazla oldu. Direniflle birlikte uzayan

ABD ekonomistlerinin yapt›¤› yüksek vergiler toplama politikas› ekonomiyi rahatlatmad›¤› gibi, halk› da oldukça s›k›nt› içine sürükledi. Bu yoksulluk beraberinde Amerika’da özellikle bir dönem yo¤unlaflan ve bugün hala devam eden fliddet olaylar›n›n yaflanmas›n› beraberinde getirdi. iflgalin bugün ABD ekonomisini bir hayli s›k›flt›rd›¤› bir gerçek. Di¤er bir gerçek de ABD’nin kimyasal silahlanmay› art›rd›¤› oranda di¤er ülkelerden de ayn› nitelik ve içerikte aç›klamalar gelmesi. Kuzey Kore son dönem bunun en bariz örne¤i. ABD’ye meydan okurcas›na yap›lan aç›klamalar ABD’nin korkusu. Ekonomi-

sinde sosyal yat›r›mlar› yüzde 8 gibi bir orana çekerek yapt›¤› silahlanma hükmü belli boyutlarla k›r›lmaya bafllad›. ABD’deki bu dar bo¤az›n halka yans›mas› tahmin edilmeyecek bir durum de¤il. Yukar›da verdi¤imiz sosyal giderler için bütçeden ayr›lan pay yüzde 8 gibi bir oran. Yoksullu¤un artt›¤› Amerika’da iflsizlik ve açl›k oran› da büyüyor. ABD ekonomistlerinin yapt›¤› yüksek vergiler toplama politikas› ekonomiyi rahatlatmad›¤› gibi, halk› da oldukça s›k›nt› içine sürükledi. Bu yoksulluk beraberinde Amerika’da özellikle bir dönem yo¤unlaflan ve bugün hala devam eden fliddet olaylar›n›n yaflanmas›n› beraberinde getirdi. Biraz geçmifle do¤ru gidersek; Vietnam savafl› y›llar›nda sald›r›da ölen ABD askerlerinin say›s› 40.000 iken ayn› y›l içinde 50.000 Amerikal› kendi ülkesinde çeflitli fliddet olaylar›nda ölmüfltür. 1997 y›l› Temmuz ay›nda ABD’de 25 saat süren bir elektrik kesintisinde binlerce insan sokaklara dökülerek 400’den fazla yerde yang›n ç›kararak ya¤ma yapm›flt›r. 2000 ma¤aza soyulmufltur ve tecavüz olaylar› için rakam verilememifltir. Ki geçti¤imiz y›l da bu olay›n bir benzerine New York’ta tan›k olduk. ABD’nin büyük kentleri bugün 20 yafl›ndan küçük gençlerin oluflturdu¤u say›s›z çeteler taraf›ndan parsellenmifltir. Yaln›zca Chicago kentinde 110 çete oldu¤u tahmin


ediliyor. Bu tablo “terör” 盤›rtkanl›¤› yapan Bush’un kendi ülkesinde terör ve fliddeti nas›l yarat›¤›n›n da bir göstergesi. Dipsiz bir uçurumda yuvarlanan ABD ekonomisi sadece kendisini yuvarlamakla s›n›rl› kalmayarak kendine ba¤›ml› ülkeleri de beraberinde yuvarl›yor. Ülkemizde yaflanan geliflmeler bunun en bariz örne¤i. Açl›k s›n›r› her gün biraz daha zorlan›rken, halklar›n boynundaki zincir, iyiden iyiye bo¤ucu bir hal alm›fl durumda. Emekçilere yönelik gerçeklefltirilen dizginsiz sald›r› paketleri mecliste hummal› tart›flmalar›n ard›ndan bir bir onaylanarak geçiyor. IMF’nin kurtarma projeleri ile getirilen belli yapt›r›mlar emekçilerin sab›r s›n›r›n› hayli zorluyor. Kamu Yönetimi Temel Kanunu bu kapsaml› sald›r›lar›n önemli bir aya¤›n› olufltururken önümüzdeki dönem bu sald›r›lar› yenilerinin takip edece¤i bir gerçek. Bu noktada yeniden emperyalizme ve özelde de ABD emperyalizmine döne-

cek ve bugünkü hamlelerinin en önemlilerinden biri olan “Büyük Ortado¤u”ya daha yak›ndan bakacak olursak ABD’nin (ki yerinde baflka bir ‘süpergüç’ olsa hiç de farkl› bir tarzda davranmayacak olan herhangi bir emperyalist ülkenin) bugününü ve sald›r›lar›n›n neyi hedefledi¤ini daha do¤ru olarak okuyabiliriz. EMPERYAL‹ZM VE “BÜYÜK ORTADO⁄U”NUN N‹METLER‹ Emperyalist talan ve sömürünün, hegemonya mücadelesinin hep merkezinde olmufl bir bölge; bugün zaten büyük çat›flmalar› içinde olan ve daha da “büyük”lerine haz›rlanan Ortado¤u. Dünyaya egemen olma stratejisini çizen her emperyalist gücün bu bölgeyi kontrol etmeyi planlar›na katmamas› mümkün de¤il. Ki bugün ABD’nin s›n›rlar›n› Kuzeyde Fas’a Güneyde Pakistan’a kadar geniflletme emeliyle ata¤a kalkt›¤› Ortado¤u “önümüzdeki 50 y›l›n” planlamalar›nda bu önemli

yeri koruyor. Osmanl›’dan, Alman emperyalizmine, ‹ngiliz ve Frans›z emperyalistlerine ve Amerikan emperyalizmine kadar kontrolünü ele geçiren gücün egemenlik hayallerinde önemli bir rol oynad› hep Ortado¤u. (Rus sosyal emperyalizminin bölgeye yönelik hamlelerini de unutmamak gerek) Ortado¤u’yu bu denli önemli bir çat›flma alan› haline getiren özelliklerini açmakta fayda var. Ortado¤u ile ilgili her politikan›n ana eksenini enerji kaynaklar›n›n varl›¤›na dayand›rmak hiç de abart›l› de¤ildir. Çünkü; Dünya petrol rezervlerinde en büyük paya sahip olan Ortado¤u, dünya petrol üretiminin ortalama % 40’›n› karfl›lamaktad›r. Sadece tek bafl›na Suudi Arabistan’›n rezervleri ABD’nin sahip olduklar›ndan 10 kat fazla durumda. Ve emperyalist güçlerin bölgeye ba¤›ml›l›klar› da küçümsenmeyecek boyutlarda. Örne¤in % 70 oran›nda petrol enerjisine ba¤›ml› olan Japonya, bu ihtiyac›n›n %

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

9


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

10 70’ini Ortado¤u’dan karfl›larken, Avrupa yaklafl›k yar›s›n›, ABD ise % 20’sini bu bölgeden ithal ediyor. Ortado¤u petrollerinin çekici bir di¤er özelli¤i de dünyadaki en ucuza üretilen petrol olmas›d›r. Sanayi devrimiyle stratejik bir hammadde haline gelen petrolün bugün ve yar›n için de bu özelli¤ini koruyor olmas›, Rusya d›fl›nda ithal petrole ihtiyac› olan emperyalistler için bölgenin önemini korumas›na neden olmaktad›r. Dünyada kullan›lan enerji kaynaklar›n›n da¤›l›m›na göre, yaklafl›k % 40 payla birinci s›rada yer alan petrolün dünyadaki mevcut rezervleri (ve olas› rezervleri) konusunda ise ciddi s›k›nt›lar›n yaflanaca¤›na iflaret ediliyor. Bu konudaki rakamlar çeflitlilik gösterse de petrole ihtiyac› y›ll›k ortalama % 1 oran›nda artmakta olan dünyada (üretim düzeyleri veri olarak al›n›rsa) 41 y›ll›k petrol, 216 y›ll›k kömür ve 62 y›ll›k do¤al gaz stoku bulunmaktad›r. Bu rakamlar ispatlanmam›fl/olas› rezervler de hesaba kat›larak bir miktar daha art›r›labilir. Ancak sonuç olarak her daim stratejik bir önemde olan enerji kaynaklar›n›n içinde bulundu¤umuz yüzy›l›n tüm çat›flmalar›n›n merkezine oturaca¤› aç›kt›r. Bugün bu çat›flman›n formülasyonu Büyük Ortado¤u Projesi olabilir yar›n baflka bir fley; fakat nihayetinde enerji kaynaklar›n›n kontrolü tüm plan ve projelerin esas›n› oluflturacakt›r. Tabi bunu söylemek

Amerika’y› yeniden keflfetmek olarak da alg›lanabilir. Ancak özellikle son y›llarda piyasaya s›kça sürülen ve emperyalizmin “de¤iflimini” vurgulayan tart›flmalar ve bizlerin de bu tart›flmalara onlar›n istedikleri noktalardan kat›lmaya zorlanmam›z, bu tür vurgular› yapmay› zorunlu k›l›yor. Ortado¤u’nun stratejik öneminin bir di¤er aya¤›n› ise üç k›tan›n birleflti¤i bir merkez üzerinde bulunmas› sonucu ortaya ç›kan co¤rafik durumu oluflturuyor. Do¤uyu ve Bat›y› birbirine ba¤layan Basra Körfezi ve Süveyfl Kanal›yla, üç k›tay› (Avrupa, Asya ve Afrika) birbirine ba¤layan en yak›n yol Ortado¤u’dur. Bu nedenle de ticaret yollar› ve enerji-hammadde sevkiyat›n›n da merkezi konumundad›r. Bölgenin bu co¤rafik konumuyla emperyalist güçlerin dikkatinden kaçmas› ve sadece bölge de¤il tüm dünya üzerinde ürettikleri strateji planlar›nda önemli bir yer tutmamas› mümkün de¤ildir. Tüm bu önemli özelliklerine ba¤l› olarak bunca emperyalist güç çat›flmalar›n›n yafland›¤›, özellikle bu güçlerin k›flk›rtmalar›yla iç çat›flmalar›na yo¤unlukla sahne olan, ayr›ca kendi halklar›na karfl› dayanmak zorunda olduklar› silahlanmaya a¤›rl›k veren gerici iktidarlar›yla Ortado¤u, aç›k bir pazar olarak silah tüccarlar› için de bulunmaz bir nimettir. Bölgedeki silah ticaretinde en büyük sat›c› olarak ABD, silah pazar›n›n en büyük bölü-

münü elinde bulundurmaktad›r. ‹flte emperyalizm için böylesine önemli özellikler tafl›yan Ortado¤u bölgesinde devletlerin s›n›rlar› da bu politikalar üzerine çizilmifltir. Ancak bugün bölge, çok daha genifl kapsaml›, ve ABD yönetiminin önümüzdeki 50 y›l›n politikalar›n› belirleyece¤ini ifade etti¤i bir projeyle yüz yüze: Büyük Ortado¤u Projesi. ABD EMPERYAL‹ZM‹N‹N KANLI STRATEJ‹LER‹ Büyük Ortado¤u Projesiyle yap›lmak istenenlere geçmeden önce, Projenin sahibi ve günümüzde emperyalist sald›r› ve talan›n bafl›n› çeken ABD haydutunun politikalar›n› çok k›saca gözden geçirmek aç›klay›c› olacakt›r. 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl›ndan emperyalist cephedeki muzaffer güç olarak ç›kan ve bu tarihlerden itibaren de dünya halklar›na sald›rganl›kta birincili¤i kimseye kapt›rmayan ABD, “So¤uk Savafl” denilen dönem boyunca paylafl›m savafl›ndan yenik ya da y›pranm›fl olarak ç›kan di¤er emperyalistleri süper güç olarak flemsiyesi alt›nda toplad›. Bu dönem boyunca sald›rganl›klar›n›n ana temas›n› “Komünizm tehdidine karfl› savafl” oluflturuyordu. Sözde düflmana karfl› ve geri b›rakt›r›lm›fl ülkelere götürmeyi kendine vazife edindi¤i bar›fl, insan haklar›, özgürlük yalanlar›yla sald›rganl›¤›n› yürütüyordu. Rus Sosyal Emperyaliz-


minin dünya emperyalist kapitalist sisteme tam entegrasyonu, duvarlar›n y›k›lmas› vb ile geliflen ve Yeni Dünya Düzeni safsatas›n›n cilas›n›n dökülmesi ile ortaya ç›kan 1990’l› y›llarda dünyan›n gündemine Henry Kissenger’›n deyimiyle “ABD kapitalizmi” olan “küreselleflme” oturtuldu. Bu, sözde küreselleflme denen fley, bilgi ve teknolojik geliflimin verdi¤i süper imkanlarla uluslararas› sermaye ve mallar›n s›n›rs›zca dünyay› dolaflabilmesi, herhangi bir engele tak›lmaks›z›n ülkelere girebilmesi, bunun için ulus devletlerin zay›flat›lmas› (ama yaln›zca sömürge, yar›-sömürge, geri b›rakt›r›lm›fl olanlar›n, buna karfl›n emperyalist kapitalist ulus devletlerin güçlendirilmesi) vb. idi. Bu sözde küreselleflme ile dünyan›n art›k global bir köy halini ald›¤›, kutupsuz, s›n›rs›z,

çeliflkisiz bir hale geldi¤i/gelece¤i iddia ediliyor ve dünya halklar›na empoze edilmeye çal›fl›l›yordu. Kimsenin bu sürece müdahalesi veya karfl› koyuflu söz konusu olamazd›, çünkü bu süreç, tarihin ileri do¤ru ak›fl› içinde “iradeye tabi olmayan do¤al” bir süreçti. Bu süreç için Marksist-Leninist-Maoistler “Küreselleflme emperyalizmin do¤as›nda vard›r. Sermayenin küresel bir boyut kazanmas› yeni de¤il eski bir olgudur. Son süreçte yaflananlar, emperyalistlerin talan ve sömürü politikas›n›n yeni geliflmelere ve koflullara uygun olarak yap›land›r›lmas›d›r. ‹ki fley önemlidir: Birincisi; hiçbir fley olmam›fl gibi davranamay›z. Her fleyi bütünüyle eski kal›plar içine hapsederek ele alamay›z. ‹kincisi; emperyalizmin niteli¤inde, özü ve bafll›ca e¤ilimlerinde temel bir de¤iflik-

lik yoktur” diyerek do¤ru de¤erlendirmeyi yapm›fllard›r. Dünya halklar› ise bu gerçekli¤i daha büyük ac›lar, sömürü ve talan politikalar›yla yaflayarak ö¤renmifllerdir. Bugün Küreselleflme denilen politikalar›n gerçek yüzü genifl halk kitleleri taraf›ndan daha net olarak görülmüfltür, görülmeye devam etmektedir. Son y›llarda emperyalizmin “küreselleflme” oyunundan sonra sahne alan ikinci bir olgu da “teröre karfl› savafl” olmufltur. Do¤u Bloku denilen kamp›n dünya kapitalist emperyalist sisteme entegrasyonu ile birlikte “düflmans›z” kalan emperyalizmin, halklara yönelik sald›rganl›¤›n› perdeleyecek, hareketlerini “meflrulaflt›racak”, bir düflmana ihtiyac› vard›. Bunu bulmakta gecikmeyecekti. Ve 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kuleleri ve Pentagon’a yönelik intihar uçaklar›yla gerçeklefltirilen sald›r›lar y›llar önce haz›rlanm›fl planlar›n uygulanmas›n›n da zemini yap›l›verecekti. Bu planlar “bir taflla çok kufl vurma” hedefiyle hemen uygulamaya kondu. Bu kufllardan biri “komünizm tehdidine” karfl› oluflturulan yeflil kuflak stratejisinde kurdu¤u ve kulland›¤› ‹slamc› terörist örgütleri tasfiye etmekti. Yine “komünizm tehlikesine” karfl› kanatlar› aras›nda tutabildi¤i ancak bu “tehlikenin” “son bulmas›yla” tek bafl›na hareket edebilmeye bafllayan, ekonomik olarak önemli bir geliflme kaydeden, ortak para

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

11


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

12 birimi ile birli¤ini güçlendiren, hatta kendi ordusunu kurma konusunda planlar yapan Avrupal› emperyalistlerin, kapitalist emperyalist dünyaya dahil olarak önemli derecede bir ekonomik güç haline gelen ve bu ilerlemesini sürdüren, bu haliyle de önümüzdeki y›llarda önemli bir rakip güç olmaya aday Çin’in, yine Japon ve Rus emperyalistlerinin önlerinin kesilerek, yine “eski mutlu günlerde” oldu¤u gibi ABD süper gücünün flemsiyesi alt›na girmesi, vurulmak istenen “kufl”lardand›. Dünya halklar› nezdinde iyiden iyiye teflhir olan, kulland›¤› “bar›fl, adalet, insan haklar›, özgürlük” vb. kavramlar›n gerçek anlam› ortaya ç›kan emperyalizme “yeni bir yüz”, “meflrulu¤unu” sa¤layacak “yeni bir imaj” gerekiyordu. Ve 11 Eylül’ün s›cakl›¤›nda di¤er tüm emperyalistleri ve uluslararas› emperyalist kurumlar› da arkas›na alarak sald›rganl›¤›ndaki bu sürecin ilk ad›m›n› “Afganistan”da att›.

leri daha eskilere dayan›yordu. 1997’de bir strateji gelifltirme grubu olarak kurulan “Project for the New American Century” (Yeni Amerikan Yüzy›l› Projesi-PNAC) adl› grubun kurucular› ve üyeleri Bush’un baflkanl›¤a gelmesiyle yönetimi oluflturan esas kadrolar haline geldi. ‹flte bu “flahinler” ya da “yeni muhafazakarlar” (neocon’lar) denilen ABD yönetimi içindeki bu grup üyelerinden birkaç örnek: Dick Cheney (ABD Baflkan Yard›mc›s›), Donald Rumsfeld (ABD

11 EYLÜL SONRASI ABD STRATEJ‹S‹ ABD’de 1986 y›l›nda kabul edilen Goldwater-Nichols yasas›na göre her y›l, ABD baflkan› Kongre’ye Amerika’n›n stratejisini sunmak zorundad›r. W. Bush’tan önce ABD Baflkan› olan Bill Clinton’un ilk ulusal güvenlik stratejisi “çat›flma ve geniflleme” üzerine kuruluydu. Ocak 2001’de hileli bir seçimle W. Bush baflkanl›k koltu¤una oturduktan sonra ortaya att›¤› stratejinin ise kök-

Savunma Bakan›), Paul Wolfowitz (ABD Savunma Bakan Yard›mc›s›), Lewis Libby (Savunma Bakan›n›n ulusal güvenlikten sorumlu yard›mc›s›), John R. Bolton (ABD D›fliflleri Bakan Yard›mc›s›), Richard Perle (Bush’un seçim çal›flmalar›na “zarar vermemek” için istifa eden Beyaz Saray Savunma Politikalar› Dan›flman›) ve Zalmay Khalilzad (Bush’un Afganistan özel elçisi). Bu grubun Eylül 2000’de

Bu askeri stratejinin hedefi ABD’nin “güvenli¤ine” yönelik “tehdit” teflkil eden örgütler ve daha da önemlisi bu “terörist” örgütlere destek veren/vermesi muhtemel, kitle imha silah› “bulunduran” ya da bulundurmas› “muhtemel” devletlere ABD’nin müdahalesini öngörüyordu.

haz›rlad›¤› “Amerikan Savunmas›n›n Yeniden ‹nflas›” belgesinde “Gelecek y›llarda ABD’nin askeri üstünlü¤ünün korunabilmesi için Savunma Bakanl›¤›’n›n yeni teknolojiler ve operasyonel kavramlar ile ilgili çal›flmalarda daha agresif hareket etmesi ve askeri konularda yaklaflan devrimden yararlanmas› gerek” denilerek tam da 11 Eylül 2001 sonras› süreci anlat›yor. Oysa tarihlere dikkat edilirse tam bir y›l önce yaz›ld›¤› görülecektir. Bu stratejinin uygulanmas› için ise flu “öngörü”de bulunuluyor: “dönüflüm süreci devrimci de¤ifliklikler getirse bile, yeni bir Pearl Harbour gibi, felakete yol açan (“catastrophic”) ve kolaylaflt›r›c› (“catalyzing”) bir olay yaflanmamas› halinde, bu uzun bir süreç olacakt›r.” Bu süreci uygulamak üzere Raporun haz›rlanmas›ndan 4 ay sonra W. Bush ve ekibi ABD yönetimine geliyor ve “felakete yol açan ve kolaylaflt›r›c› bir olay” olarak 11 Eylül sald›r›lar› yaflan›yordu. ABD’nin ve lokomotifi oldu¤u dünya ekonomisinin h›zla resesyona yuvarland›¤› bir süreçte bu “tesadüflerin” ard›ndan Bush’un Kongreye 20 Eylül 2002’de (yani PNAC’nin raporundan iki y›l, 11 Eylül’den bir y›l sonra) sundu¤u Ulusal Güvenlik Stratejisi ABD’nin dünya hegemonyas›n› sa¤lamlaflt›rma yolundaki amac›n›n resmilefltirilmesi olarak da görülebilir. Bu stratejinin ana temalar›ndan birini oluflturan “önleyici savafl” (karfl›


13 laklaflt›r›lmakta, böylece uluslararas› kamuoyuna kan›t sunma, onlar› ikna etme süreci ortadan kald›r›larak ABD, tam bir uluslararas› haydut, gerçek bir terörist olarak davranmaktad›r. BM gibi, NATO gibi uluslararas› kurumlar›n ABD’nin inisiyatifi d›fl›nda hareket edebilmesinin ne kadar mümkün oldu¤u (ya da olmad›¤›) ortada iken bu kurumlar›n de¤iflen dünya dengelerine ve ABD’nin yeni stratejisine göre yeniden flekillendirilmesi de gündeme gelmifltir. “Kan›t sunma” konusundaki pervas›zl›k ise yine Irak’a sald›r›n›n gerekçesi olarak sunulan “kitle imha silahlar›n›n varl›¤›” iddias›nda görülmüfltü. Sald›r›n›n üzerinden bir y›l geçmesine karfl›n hala bu silahlar›n bulunmamas›, hatta bu konuda yönetimin birinci a¤z›ndan espriler yap›lmas› pervas›zl›¤›n vard›¤› noktay› göstermektedir. ABD’nin bu stratejik planlar›, tüm dünyaya yay›lm›fl denizafl›r› üsleriyle stratejik konumdaki enerji kaynaklar› üzerindeki bölgelere hakimiyeti sa¤lamay› hedeflemektedir. ABD Savunma Bakanl›¤›n›n “Üs Yap›land›rma Raporu”na göre Pentagon, 11 Eylül sonras› kurdu¤u askeri üsleri ve tesisleriyle birlikte 130 ülkede 700’ün üzerinde üs ve tesise sahip. Kendi topraklar›nda ise 6 binden fazla üssü var. Resmi olarak tan›d›¤› 192 ülkenin 135’inde 320 bin asker bulunduruyor. Örne¤in yaln›zca Almanya’da 2. Emperyalist Payla-

fl›m Savafl› y›llar›ndan kalma 75 bin askeri bulunuyor. Yani dünya, ABD’nin ördü¤ü üsler a¤›yla sar›lm›fl bir durumda. Bugün ABD, bu sözde yeni stratejisiyle baflta enerji kaynaklar› olmak üzere tüm dünyaya hakim olmaya, kendine rakip olabilecek güçleri bertaraf etmeye çal›fl›yor ve Ulusal Güvenlik Stratejisinin ana temas›n› da bu oluflturuyor. BÜYÜK ORTADO⁄U PROJES‹ YA DA GEN‹fiLET‹LM‹fi ORTADO⁄U ABD emperyalizmi 11 Eylül sonras›n›n s›cak ortam›nda Afganistan’a yönelik sald›r›s›nda tüm uluslararas› deste¤i arkas›na almay› ve genifl bir koalisyonla birlikte hareket etmeyi baflarm›flt›. “Terörizme Karfl› Savafl” açt›¤›n› ilan ederek, yukar›da bahsetti¤imiz stratejinin uygulamas›na bafllan›ld›. K›sa bir sürede Afganistan’›n iflgali gerçekleflmifl ve Kabil’de kukla bir rejim oluflturulmufl ancak bölgede konumland›r›lan uluslararas› askeri güç ISAF, Kabil d›fl›nda hiçbir yerde “istikrar›” sa¤layamam›flt›r. Bugün sald›r› ve iflgalin üzerinden bir buçuk y›la yak›n bir zaman geçmifl olmas›na karfl›n hala çat›flmalar ve birçok bölgede Taliban güçlerinin etkinli¤i sürmektedir. Irak’ta ise durum ABD aç›s›ndan çok daha vahim bir haldedir. 20 Mart 2003’te savafl›n bafllamas›ndan bu yana iflgal güçlerinin verdi¤i kay›plar flöyle: ABD 428’i ça-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

taraf sald›rmadan sald›r›) stratejisi Afganistan ve en çok da Irak’›n iflgali örne¤iyle yaflam bulmufltur. Bu askeri stratejinin hedefi ABD’nin “güvenli¤ine” yönelik “tehdit” teflkil eden örgütler ve daha da önemlisi bu “terörist” örgütlere destek veren/vermesi muhtemel, kitle imha silah› “bulunduran” ya da bulundurmas› “muhtemel” devletlere ABD’nin müdahalesini öngörüyordu. Bu devletler ise, dünya enerji kaynaklar›n›n üzerinde veya yak›n›nda bulunan, jeopolitik önem arz eden ve hem bölgesel planda ABD’ye meydan okuyup, hem de ABD’ye küresel planda meydan okuyabilecek büyük güçlerin etki alanlar›n› geniflletebilecek iliflkilere girebilecek devletlerdir. Bu özellik, ABD’nin hedef ald›¤› ülkelerin jeopolitik durumuna ve di¤er emperyalistlerle iliflkilerine bak›nd›¤›nda da rahatl›kla görülmektedir. Bu strateji içinde ABD yönetimi, çok tarafl› uluslararas› iflbirli¤ine taraf olmakla birlikte kendi “ulusal güvenli¤i ve ç›karlar›na” zarar verebilecek durumlar karfl›s›nda tek bafl›na hareket etmekte tereddüt etmeyece¤ini de aç›klad›. Bunun örne¤i yine Irak’a iflgal sald›r›s› öncesi yafland›. Di¤er emperyalist ülkelerin birço¤u sald›r›ya karfl› iken ve BM’nin varl›¤›n› da tart›fl›l›r hale getirerek sald›r› bafllat›ld›. Bu noktalarda dikkat edilmesi gereken bir husus da; olas›l›k, muhtemel vb. kavramlarla “düflman” ya da “tehdit” alg›lamas› mu¤-


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

14 t›flmada, 192’si çat›flma d›fl›nda olmak üzere toplam 620; ‹ngiltere 59; ‹talya 17; ‹spanya 11; Bulgaristan 5, Salvador 5; Tayland ve Polonya 2’fler; Ukrayna 3; Estonya ve Danimarka 1’er asker kaybettiler. Son süreçte fiiilerin ve Sünnilerin iflgal güçlerine karfl› Necef’te bafllayan ve gittikçe de fliddetlenen çat›flmalar bu kay›plar›n çok daha artaca¤›n›n da iflaretlerini veriyor. Hatta bu çat›flmalarla ilgili “Savafl yeniden bafll›yor” yorumu yap›l›yor. Bu arada yine ABD’nin Vietnam yenilgisini hat›rlat›rcas›na askerler aras›nda intihar vakalar›nda da art›fl mevcut. Ordunun resmi istatistiklerine göre, Irak ve Kuveyt’te geçen y›l 23 ABD askeri intihar etti. Yetkililer, 23 say›s›na ABD’ye döndükten sonra intihar eden askerlerin dahil olmad›¤›n› kaydettiler. Irak ve Kuveyt’teki ABD askerleri aras›ndaki intihar oran›, ABD ordusundaki ortalama rakam›n iki kat›na yak›n

bulunuyor. Bu rakamlar›n hepsinin ABD’nin resmi aç›klamalar› oldu¤u ve yaln›zca ABD’li askerleri kapsad›¤› dikkate al›n›rsa Irak’ta durumun hiç de emperyalistlerin hesap etti¤i gibi olmad›¤›, hesaplar›n Ba¤dat’tan döndü¤ü görülecektir. Saddam’›n yakalanmas›ndan sonra direniflin bitirilece¤i konusundaki umutlar da suya düfltü. Art›k Saddam gölgesinden de kurtulan iflgal karfl›t› güçler, birbirlerine daha da yak›nlaflmakta, direnifli büyütmektedir. Bugün bu direnifl kimi d›fl bas›n yazarlar›nca “Irak ‹ntifadas›” olarak adland›r›lmaktad›r. Irak’ta askeri olarak durum kendi ifadeleriyle “pek de iyi de¤il”ken ekonomik olarak savafl harcamalar›n›n yüksekli¤i ve ele geçirilen petrol yataklar› ve yollar›n›n güvenli¤inin sa¤lanamamas› ABD ekonomisinde istenen canlanman›n da önüne geçti. 2003 y›l›nda d›fl ticaret a盤›n› da içeren cari ifllemler he-

sab›na bak›ld›¤›nda ABD’nin d›fl dünyaya karfl› 553 milyar dolar (milli gelirin yüzde 5.1’i) d›fl aç›k verdi¤i görülecektir. Ve bütçe a盤› da Irak sald›r›s›n›n da katk›lar›yla 520 milyar dolarak ulaflm›flt›r. ABD ekonomisinin de bu iflgalden umdu¤unu bulamaman›n ötesinde daha da kötüleflmesine neden olmufltur. Son süreçte direnifl güçlerinin rehin alma eylemleri karfl›s›nda birçok ülke Irak’taki flirket çal›flanlar›n›n ülkelerine dönmesi ça¤r›s› yapmakta ya da ‹ngiltere gibi “çok zorunlu haller d›fl›nda” Irak’a gidilmemesi ö¤üdünde bulunmaktad›r. Bunun yan›nda kendi halk›ndan ve uluslararas› destekten de tamamen mahrum kalan ABD, dünya halklar› karfl›s›ndaki durumuyla da teflhir ve tecrit olmaktad›r. Özellikle Ortado¤u halklar› içinde ABD’nin ad› nefretle an›lmakta. ‹flte böyle bir süreçte ABD emperyalizmi, Büyük


Ortado¤u Projesini (ya da Geniflletilmifl Ortado¤u Projesi) ileri sürdü. Yine eski “bar›fl, adalet, insan haklar›, medeniyet” argümanlar›na sar›lmaya bafllad›. Özellikle Kas›m ay›nda yap›lacak ABD baflkanl›k seçimlerinde önemli bir kazan›m sa¤lamay› planlad›¤› bu Proje ile Ortado¤u’nun s›n›rlar›n› yeniden çizmeye ve bölgenin s›n›rlar›n› geniflleterek, üzerinde hakimiyetini kurmaya ve sa¤lamlaflt›rmaya çal›fl›yor. Proje bir anda dünyan›n gündemine de oturdu ve flimdiden üzerinde herkesin bir fleyler söylemeye bafllad›¤› bir konu oldu. Ancak as›l hesaplaflmalar, Projenin hepsi Haziran ay› içinde gerçeklefltirilecek olan ve ekonomik platformda tart›fl›laca¤› G-8 Zirvesi, askeri aya¤›n› oluflturmas› için yeniden flekillendirilmeye çal›fl›lan NATO’nun ‹stanbul Zirvesi ve siyasi boyutunun belirlenece¤i AB-ABD Platformu’nda yaflanacak. Asl›nda Büyük Ortado¤u tan›m› ilk kez 1995 y›l›nda Joint Force Quarterly dergisinin Sonbahar say›s›nda ana dosya olarak yay›nlanm›flt›r. Bu say›da Hans Binnendijik imzal› yaz›da; So¤uk Savafl›n dar kapsaml› Ortado¤u tan›m›n›n eskidi¤ini, gelifltirilen “Büyük Ortado¤u”nun Kuzey’de Türkiye’den, Güney’de Afrika boynuzuna, Bat›’da Fas’tan Do¤u’da Pakistan’a uzanan bölgeyi içerdi¤i” belirtiliyor. “Medeniyetler Çat›flmas›”n›n fikir babas› Samuel Huntington’›n, ABD’nin “So¤uk Savafl”

sonras› stratejisi için söyledi¤i gibi “... ABD baflar›l› olamad›, yeni bir siyaset oluflturmas› flart oldu” ve 1999 y›l›ndan itibaren böyle bir araflt›rmaya girdi. ‹flte bu araflt›rmalar›n sonucu olarak Ulusal ‹stihbarat Konseyi’nin haz›rlad›¤› “Global Trend 2015” adl› belgede de üzerinde önemle durulan konu; “Avrasya”. Yani bugün “Geniflletilmifl Ortado¤u” olarak tarif edilen bölge. Büyük Ortado¤u Projesinin siyasi dayanak noktalar›ndan birini de 1975 tarihli Helsinki ‹nsan Haklar› Sözleflmesi oluflturuyor. 1975 Y›l›nda 35 ülke aras›nda imzalanan bu anlaflman›n do¤u blokunun da¤›lmas›nda önemli bir yer tuttu¤u düflünülerek bu yeni Projenin de tutucu, reform karfl›t› Arap ülkelerinin da¤›lmas›nda bir ad›m olaca¤› hesaplan›yor ve model olarak bu Sözleflme al›n›yor. Yani her ne kadar yeni bir proje olarak pompalansa da bu Proje, ne emperyalizmin genel karakterinden ba¤›ms›zd›r ne de yenidir. Haritalar› yeniden yeniden çizmekten, yeni yeni isimlendirmelerle kafalar› buland›rmaktan çekincesi olmayan emperyalizmin, bu yeni haritas›nda Büyük Ortado¤u olarak isimlendirdi¤i bölge önemli özellikler arz etmekte. Yaz›n›n ilk bafl›nda enerji kaynaklar›n›n ömrü ve hangi bölgelerde oldu¤u hat›rlan›rsa, bu tan›mlaman›n yap›ld›¤› bölgenin önemi de ortaya ç›kar. Tüm karmafl›k stratejik planlar›n, ittifak ve iflbirliklerinin yap›lmas›n›n,

sald›r›lar›n›n flifrelerinin çözümlenmesini bir kenara b›rakal›m; emperyalizmin do¤al karakteri kendini aç›kça ortaya koymaktad›r. Bölgeye insan haklar›n›n, demokrasinin götürülmesi vb safsatalar› bir kenara b›rakt›¤›m›zda; Büyük Ortado¤u olarak tan›mlanan bölgenin dünyadaki tüm do¤algaz ve petrol rezervlerinin % 70’ini bar›nd›rd›¤›n› görürüz. Bu enerji kaynaklar›n›n denetlenmesi ve ulafl›m yollar›n›n güvence alt›na al›nmas›n›; Hazar Havzas›’n›n, Basra Körfezi’nin, Do¤u Akdeniz’in, K›z›ldeniz’in ele geçirilerek hakimiyet sa¤lanmas› amac›n› görürüz. Bölge ülkelerinin askeri gücünün zay›flat›larak etkisiz k›l›nmas›n› ve ABD hegemonyas›n› itirazs›z kabul etmesini, Pax Amerika ülküsünün yaflama geçirilme hedefini, di¤er emperyalistlerin bu ülkelerle iliflkilerinin s›n›rland›r›lmas›n› ve ABD denetimine geçmesini görürüz. Yani amaçlar gayet klasik bir biçimde emperyalist hegemonya hedefini vermektedir. Bu noktada art›k ne “küreselleflmenin” nimetleri ne de Ortado¤u’ya demokrasi vb. götürülmesi uydurmacalar›n›n bir hükmü kalmaktad›r. Büyük Ortado¤u Projesinin her ne kadar ad› bölgesel olsa da tüm dünyay› kapsayacak bir sald›r› olarak görülmelidir. Birincisi; emperyalizmin tüm bölgesel planlar›, onlar›n dünya egemenli¤ine hizmet etmek içindir. ‹kincisi de; Büyük Ortado¤u olarak tan›mlanan böl-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

15


16

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

ge tüm dünyay› kontrol alt›nda tutmada vazgeçilmez bir önemdedir. Büyük Ortado¤u Projesi için Irak örne¤i (ya da dersi) hem Arap yönetimlerine karfl› ve hem de di¤er emperyalistlere karfl› verilmifl bir mesajd›r. Arap yönetimlerine; “bafl a¤r›tmaya” devam ederlerse ve bölgesel anlamda bir güç oluflturmay› ak›llar›ndan dahi geçirirlerse karfl›laflacaklar› sonu gösterirken, di¤er emperyalist güçlere de, “gerekirse” ABD’nin tek bafl›na hareket edece¤i ve bu vazgeçilmez pastadan kimseye pay verilmeyece¤i gösterilmifltir. Bugün Ortado¤u’daki ülkelerinin zaten ABD’nin nüfuzu alt›nda olmas› kafalar› kar›flt›rsa da; ABD’nin di-

kensiz gül bahçesi istemesi, bu enerji zengini alanlar›n hakimiyeti ve güvenli¤i düflünüldü¤ünde tafllar yerine oturmaktad›r. Durumlar›n›n kritikli¤inin fark›nda olan bu gerici yönetimleri ise flimdiden telafl sarm›fl durumda. Son süreçte Mart ay› sonunda yap›lmas› planlanan ve “Büyük Ortado¤u”nun ana gündem maddelerinden olmas› öngörülen Arap Zirvesi kendi içlerindeki derin görüfl ayr›l›klar› nedeniyle ertelenerek asl›nda hiçbir güçlerinin de olmad›¤›n› göstermifllerdir. Bunun yan›nda bu gerici, kukla rejimlerin kendi halklar› nezdinde y›pranm›fll›¤›, halk›n en az›ndan reform iste¤i göz önüne al›n›rsa bu ayn› zamanda güçten düflmüfl eski rejimlerin de-

¤ifltirilmesi de ABD’nin ç›kar›na hizmet edecektir. Çünkü bunlar›n yerine getirilecek hükümetler de ne bir öncekinden daha ilerici ne de daha ba¤›ms›z olacakt›r. ABD bir yandan halklar›n bu taleplerini dikkate al›yormuflças›na insan haklar› vb. konular› esas sald›r›s›n›n örtüsü haline getirmeye çal›fl›rken, di¤er yandan ulusal, etnik ve dini çat›flmalar› da körüklemekten geri durmayacakt›r. Bu konuda önemli bir örnek olarak Mart ay›nda Suriye’de yaflanan çat›flmalar› gösterebiliriz. Ortado¤u planlar›nda önemli bir yer tutan “Kürt kart›” bu süreçte önce Irak’ta kullan›lm›flt›r, bugün de ayn› kart, Suriye özgülünde kullan›lmak istenmektedir. Nitekim gerici Suriye yönetimine karfl› sokaklara ç›kanlar›n “Yaflas›n Bush” sloganlar› Kürtlerin farkl› ülkelerde yaflad›¤› zulümlere eflde¤er bir görüntüdür. Projede, bu gerici yönetimlere gösterilen örnek ülke ise, sözde laik ve demokratik yap›s›yla Türkiye. fiu anda hükümette bulunan ‹slam a¤›rl›kl› bir parti olan AKP’den sonuna kadar yararlanmay› düflünen ABD emperyalizmi, bir bölge ülkesi olarak, uflakl›kta kusur etmemeye çal›flan TC devletinin bu görevde karfl› taraftan ne kadar kabul görece¤i ise malumdur. Zira Avrupa, Türkiye’yi ne kadar demokratik ve Avrupal› olarak kabul ediyorsa, Ortado¤u ülkeleri de o kadar Müslüman olarak kabul ediyor. Ayr›ca askeri olarak da oldukça güç-


fiu anda hükümette bulunan ‹slam a¤›rl›kl› bir parti olan AKP’den sonuna kadar yararlanmay› düflünen ABD emperyalizmi, bir bölge ülkesi olarak, uflakl›kta kusur etmemeye çal›flan TC devletinin bu görevde karfl› taraftan ne kadar kabul görece¤i ise malumdur. lü olan bölgesel bir gücü “model” olarak kabul etmek bu yönetimler aç›s›ndan mümkün görünmemektedir. Hele de Kürt kart›n› bu Projede oldukça önemseyen ve bölgede ‹srail’den sonra güvenebilece¤i bir grup olarak Kürtleri kabul eden ABD emperyalizminin bu iki ufla¤›n› nas›l bir arada tutaca¤› da tart›flma konusu. Bu noktada AKP hükümeti Eylül ay›nda Irak’a asker gönderme teskeresini Meclisten geçirdikten sonra Irakl› direnifl gruplar›n›n, “Müslüman” bir

ülkeden gelecek askerlere tav›rlar›n›n farkl› olmayaca¤› yönündeki do¤al tepkisinin yan›nda Kürt gruplar›n›n da karfl› koymas›yla ABD, Irak’a Türk silahl› kuvvetlerinin girmesini istememesi böylece “bizim egemenlerin” heveslerinin de kursa¤›nda kalmas› hat›rlanabilir. Di¤er emperyalistlerle rekabete ve çeliflkinin fliddetlenmesine gelince, bu konuda özellikle öne ç›kan ülke olarak karfl›m›za Çin ç›kmaktad›r. Ekonomik olarak önemli bir güç olarak Çin’in büyümesi sürmekte, bu arada örne¤in ordusunun modernizasyonu gibi konularda askeri olarak da ad›mlar atmakta. Ki, ABD’nin bir süredir üzerinde çal›flt›¤› stratejik programlarda da gelecekte ABD’nin karfl›s›nda durabilecek güç olarak Çin gösterilmektedir. (Stratejik araflt›rmalar yap›l›rken bilgisayar ortam›nda yarat›lan oyunda Çin’in ABD’yi yenmesi ABD’nin dikkatlerini bir kez daha bu ülke üzerine çekmifltir) Petrol ithalat› 2000 y›l›nda 50 bin ton olan Çin, 2003

y›l›nda Japonya’y› geride b›rakarak ikinci büyük petrol tüketicisi ülke konumuna yükseldi. Ve bu ihtiyac›n›n % 80’ini “Büyük Ortado¤u”dan karfl›lamakta. Bunun yan›nda bölgesel olarak büyük bir güç olan Hindistan’›n da petrol ihtiyac› h›zla artmakta ve bölgeye yak›nl›¤› ona da önemli avantajlar sa¤lamakta. Kendi topraklar›nda petrol bulunmayan, ihtiyac› ise sürekli artan Avrupa ise büyük oranda yine büyük oranda bu bölgenin ithalatç›s› konumunda. Rusya da petrol ihraç eden bir ülke olarak bu enerji kaynaklar› üzerindeki çekiflmenin içinde direkt yer almaktad›r. Tüm bu verileri yan yana getirdi¤imizde karfl›m›za ç›kan gerçeklik fludur ki; Büyük Ortado¤u Projesi, ABD emperyalizminin Avrasya kap›flmas›nda Çin, Rusya, Japonya, Hindistan’a karfl› dünya hegemonyas›n› ele geçirme ve bu hegemonyay› korumada enerji kaynaklar›n›n ele geçirilmesi projesinden baflka bir fley de¤ildir.

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

17


18

Yerel seçimlerin huzur içinde geçti¤i yalan›n›n arkas›nda yatan gerçek

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

K‹TLELER‹N DEMOKRAS‹ OYUNUNU B‹R KEZ DAHA OYNAMADI⁄IDIR! Türkiye genelinde seçimlere kat›l›m oran› yüzde 82 oran›nda kald›. Örne¤in, ‹stanbul’da seçime kat›l›m oran› yüzde 68.21 oran›nda, yani seçmenlerin 3’te 1’i sand›¤a gitmemeyi tercih etti. Böylesi büyük bir oranda komünistlerin tavr›n›n, “burjuva faflist partilere oy yok” yaklafl›m›n›n birebir etkili oldu¤unu söylemek do¤ru bir yaklafl›m olmayacakt›r. Ancak burada önemli olan; komünistlerin kitlelerin içinde bulundu¤u durumu iyi okumalar›, kitlelerin tepkilerini ve bugün burjuva feodal siyaset arenas›nda oy kapma yar›fl› içinde bulunan her türden düzen partisine, varolan tepkiyi, kitlelerin yerel seçim de olsa sistemden umutlar›n›n kalmad›¤›n› görmesidir.

Yerel seçimlerin ard›ndan, burjuva feodal medya taraf›ndan seçimin huzur içinde geçti¤i ve Türkiye halk›n›n bu anlam›yla kendisine sunulan “demokrasi”yi içine sindirdi¤inin dillendirildi¤ine tan›k olduk. Ancak gerek seçim öncesinde ve gerek seçim s›ras›nda çeflitli nedenlerle resmi olarak aç›klanan ve kay›tlara geçen 26 kiflinin ölümü ve binlerce kiflinin yaralanmas›yla sonuçlanan olaylar, s›radan olaylarm›fl gibi geçifltiriyorlar. Öte yandan günlük bas›na yans›mayan ve kay›tlara geçmeyen birçok olay›n oldu¤unun da gözden kaç›r›lmamas› gerekiyor. Bir de yol kenarlar›nda, çöplüklerde bulunan kullan›lm›fl oylar ve mükerrer oy kullan›m› ve oylar›n sat›n al›nd›¤›, seçmenlere bask› yap›ld›¤› iddialar›n›n dillendirildi¤i bir ortamda Türkiye halk›; kendisine sunulan “demokrasi” oyununun bir kez daha baflar›yla sahnelendi¤ine tan›k oldu. Tan›k oldu di-

yoruz, çünkü esas olarak Türkiye halk›n›n önemli bir ço¤unlu¤unun kendisine sunulan “demokrasi” oyununa çeflitli nedenlerle kat›lmamay›, kay›ts›z kalmay› ya da tepki göstermeyi seçti¤ine tan›k olduk. Ve üstüne basarak yenilemek gerekirse, bu tepkinin, seçime kat›lmayan seçmenin büyük bir ço¤unlu¤unun sol seçmen olarak grupland›r›ld›¤›na tan›k olmaktay›z: Bo¤aziçi Üniversitesi ö¤retim görevlisi ve Siyaset Bilimi Uzman› Prof. Dr. Zafer Üskül, “sol seçmen mesaj vermek için, sa¤ seçmen rehavetten sand›¤a gitmedi” yorumunu yaparak, “özellikle, sol seçmenin bir bölümünün gerekçesinin ise ‘kendisine uygun parti ve aday bulamamas› oldu¤unu’ vurgulad›”(Cumhuriyet Gazetesi, Yerel Seçim 2004, sayfa 4, 1 Nisan 2004) Bu sand›¤a gitmemeyi rakamlarla ifade etmek gerekirse; Türkiye halk›n›n büyük bir ço¤unlu¤u kay›tl›


seçmenin yaklafl›k olarak 10 milyonu kendisine sunulan bu “demokrasi” oyununa çeflitli nedenlerle kat›lmamay› tercih etti. Seçime kat›l›m il genel meclisinde yüzde 76.14 olarak gerçekleflirken, belediye baflkanl›¤›nda yüzde 70’lerde kald›. 28 Mart’ta 10 milyon 394 bin 929 seçmen sand›¤a gitmedi. Bir milyonun üzerinde oy ise geçersiz say›ld›. Bu rakamlar›n bize anlatt›¤› ise; geride b›rakt›¤›m›z yerel seçimlerin, son 20 y›l›n en düflük kat›l›ml› seçimi oldu¤u gerçe¤idir. Bu tercihin üzerinde durmak gerekir. Türkiye genelinde seçimlere kat›l›m oran› yüzde 82 oran›nda kald›. Örne¤in, ‹stanbul’da seçime ka-

Türkiye halk›n›n büyük bir ço¤unlu¤u kay›tl› seçmenin yaklafl›k olarak 10 milyonu kendisine sunulan bu “demokrasi” oyununa çeflitli nedenlerle kat›lmamay› tercih etti.

t›l›m oran› yüzde 68.21 oran›nda, yani seçmenlerin 3’te 1’i sand›¤a gitmemeyi tercih etti. Böylesi büyük bir oranda komünistlerin tavr›n›n, “burjuva faflist partilere oy yok” yaklafl›m›n›n birebir etkili oldu¤unu söylemek do¤ru bir yaklafl›m olmayacakt›r. Ancak burada önemli olan; komünistlerin kitlelerin içinde bulundu¤u durumu iyi okumalar›, kitlelerin tepkilerini ve bugün burjuva feodal siyaset arenas›nda oy kapma yar›fl› içinde bulunan her türden düzen partisine, varolan tepkiyi, kitlelerin yerel seçim de olsa sistemden umutlar›n›n kalmad›¤›n› görmesidir. Bu anlam›yla yerel seçim düzeyindeki kat›l›m da komünistleri hakl› ç›karan bir gösterge olarak ele al›nmal›d›r. Çünkü komünistler, yerel seçime kat›lmakla birlikte, bu kat›lmay› baz› flartlara ba¤lam›fllard›. Komünistler yerel seçim politikalar›n›, “hakim s›n›f partilerine, faflizmin eli kanl› temsilcilerine oy yok! Gösterdi¤imiz veya onaylad›¤›m›z devrimci,

demokrat, yurtsever adaylar› destekleyelim! Kurtuluflumuz; seçimlerde de¤il, Demokratik Halk Devrimindedir!” fleklinde ele alm›fllar ve ajitasyon propagandalar›na bu yaklafl›mlar› yön vermifltir. Tam da bu nedenle komünistlerin tavr›n›n ne kadar hakl› ve do¤ru bir tav›r oldu¤unu görmekteyiz. Kitlelerin önemli bir bölümünün -ki bu kitlelerin alternatif bulamad›¤›, sisteme ve düzen partilerine tepki duyduklar› için- sand›k bafl›na gitmediklerini ifade etmek gerekir. Bu sand›¤a gitmemeyi, Avrupa ülkeleri ile karfl›laflt›rarak, orada da öyle oluyor deyip bunun normal oldu¤unu savunmak aç›kt›r ki Avrupa ülkelerinin, sosyo-ekonomik yap›s› ile Türkiye’nin sosyo-ekonomik yap›s›n›n ayn› oldu¤unu iddia etmektir. Bu da do¤ru bir yaklafl›m de¤ildir. Avrupa ülkelerinde sand›¤a gitmenin esas olarak nedenleri farkl›d›r. Ülkemizde kitlelerin sand›¤a gitmemelerinin belirleyici nedeni, varolan sosyo-ekonomik yap›dan kaynakl› olan çeliflkilerin büyüklü¤ü ve keskinli¤i nedeniyle kitlelerin kendi sosyal pratiklerinde defalarca görmüfl olduklar› gibi “bu sistem içinde hiçbir fleyin de¤iflmeyece¤i” gerçe¤idir. Kitlelerin deyimiyle “sa¤› da gelse, solu da gelse hepsi yiyor, hiçbir fley de¤iflmiyor, biz yine iflsiziz, yine aç›z, o yüzden sand›¤a gitmenin bir anlam› yok” anlay›fl›n›n yaflam bulmas›d›r. Kitleler kendi sosyal pratik-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

19


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

20 lerinde çok iyi görmektedir ki “gelen gideni aratmaktad›r”. Bu nedenle seçimler ve “demokrasi” oyunlar›yla sorunlar›na çare bulunmamaktad›r. ‹flçi s›n›f› ve emekçi halk›n karfl›s›na ç›kart›lan partiler de¤iflse de, bu sa¤ ya da sol referansl› olsa da uygulanan programlar yine IMF programlar›, yine özellefltirmeler, yine emperyalizme ba¤›ml›l›k vs. politikalar›d›r. Kitleler bunu kendi pratiklerinde görmektedir ve gördükleri için de kendi karfl›s›na yine hakim s›n›flar taraf›ndan ç›kart›lan yeni partilerle, yeni yüzlerle aldat›lmakta, kitleler, faflizmin “demokrasi” oyunu içerisinde, yine faflist devletin devam› ve tahkimi için ustaca kullan›lmaktad›r. ‹flçi s›n›f› ve emekçi halk›n gerçek kurtuluflunun, burjuva feodal s›n›flar›n sunduklar› “çözümlerin” d›fl›nda oldu¤u, bunun bir niyet sorunu ya da ütopik bir düflünce olmad›¤›, tam aksine bunun ülkemizin sosyo-ekonomik yap›s›n›n, s›n›flar mevzilenmesinin do¤al bir sonucu oldu¤u, bu anlam›yla da gerçek çözümün ancak ve ancak demokratik bir devrimle olabilece¤inin alt›n› çizmek gerekir. Yerel seçimler sonucunda birçok de¤erlendirme yap›ld› ve halen de yap›l›yor. Bu de¤erlendirmeler içerisinde burjuva feodal medyan›n da etkisiyle özellikle bir konu ön plana ç›kart›ld›. CHP’nin seçimlerde ald›¤› sonuçtan hareketle, solculu¤un bitti¤i, tükendi¤i, t›kand›¤› yeniden

keflfedildi! Ve tüm burjuva feodal medya CHP ve solculu¤un nas›l kurtulaca¤› üzerine tart›flmaya bafllad›. B‹TEN YA DA TIKANAN SOLCULUK DE⁄‹L FAfi‹ZM‹N HAS ÇOCU⁄U CHP ‘SOL’CULU⁄UDUR! 28 Mart’ta gerçeklefltirilen yerel seçimlerin ard›ndan gerek hakim s›n›flar cephesinde ve gerekse de devrimci demokrat çevrelerde de¤erlendirmeler, yorumlar yap›l›yor. Hiç kuflkusuz ki bu yorum ve de¤erlendirmeler bütün bu kesimlerin s›n›fsal durufllar›ndan ba¤›ms›z de¤ildir. Bu vurguyu yapmak önemli çünkü, hakim s›n›flar cephesinde yap›lan yorum ve de¤erlendirmeler genel olarak estirilen havan›n bir yans›mas› olarak, s›n›fsal de¤erlendirmelerden öte daha çok hakim s›n›flar›n yönlendirdi¤i ve bu anlam›yla istedikleri bir tarzda yap›l›yor. Seçim öncesinden bafllayan ve anketlerle desteklenen bu “s›n›flar üstü” ya da daha do¤ru bir deyimle “ideolojilerin ölmesi” ile ilan edilen bir sürecin ürünü olarak, kavramlar›n içinin boflalt›ld›¤›, kimin “sol” oldu¤u, kimin “statüko”dan yana oldu¤u, kimin “de¤iflim”den yana oldu¤u, kimin “sa¤” oldu¤unun bir birbirine kar›flt›r›ld›¤› ve hiç kuflkusuz ki bunun bilinçli yap›ld›¤› ve dikkat edilirse bu tabloda kimin “faflist” oldu¤unun özenle dillendirilmedi¤i bir süreç yaflan›yor. Öyle ya bir yandan emekten, s›n›f olgusundan, ezilen-

lerden, yoksullardan uzak bir siyaset daha do¤rusu siyaset olarak, “ideolojilerden ar›nm›fl” bir politik söylem tutturuluyor, ama öte yandan ise bu politik söylem sonucunda, bütün de¤erlendirmelerinde, yorumlar›nda solun yenilgisinden, solun bitmiflli¤inden ve tükenmiflli¤inden dem vuruluyor. Siyasetin büyük bir çabayla ideolojilerinden “ar›nd›r›larak” -ki bu anlam›yla yeniden üretilerekburjuva feodal hakim s›n›flar›n hizmetine sunuldu¤u, böylelikle tam da siyasetin ideolojiden ar›nd›r›lamayaca¤›n›n, yap›lan yorumlar›n ise esas olarak siyasetten ve politik söylemden ezilenlerin, iflçi s›n›f›n›n, yoksullar›n hak ve ç›karlar›n›n ar›nd›r›lmas› olarak ifade edildi¤i gerçe¤inin bir kez daha kan›tland›¤› bir seçim sürecine tan›k olduk. T›pk› ekonomiden siyasetin ar›nd›r›lmas› gibi bir süreçle, devletin (ki bu olgu da hakim s›n›flar taraf›ndan “s›n›flar üstü” bir olgu olarak dillendirilmektedir) ekonomiden elini çekmesi gerekti¤i ileriye sürülerek, ekonominin bafl›na “ba¤›ms›z” kurullar getirilmesi ve böylelikle “ekonomiden siyasetin elini çekmesi” anlay›fl›nda oldu¤u gibi siyasette de böyle bir yol izlenmeye çal›fl›l›yor. Nas›l ki ekonomiden siyaset ayr›lamazsa, ve bu anlam›yla “ba¤›ms›z kurullar” olarak adland›r›lanlar›n bizzat emperyalistlerin ve hakim s›n›flar›n temsilcileri oldu¤u göz önüne al›n›rsa, yapacaklar› çal›flmalar›n ç›karlar›n›n


temsilcisi olduklar› s›n›flar›n çal›flmalar› ve ç›karlar› olaca¤› gerçe¤inden hareketle, siyaset olgusu da sadece hakim s›n›flar›n siyaseti olarak ileriye sürülmekte ve böyle alg›lanmaktad›r. K›sacas› bugün yerel seçimler baz›nda ileriye sürülen görüfller ve tart›flmalar, de¤erlendirmeler, hakim s›n›flar›n siyaset anlay›fllar› üzerinden yap›lmaktad›r. Ki bu siyaset anlay›fl›nda iflçilerin, emekçilerin, ezilenlerin ç›karlar› ve amaçlar› yoktur. Bu da gayet do¤ald›r. Çünkü burada meseleye nereden ve hangi noktadan bakt›¤›n›z önem kazanmaktad›r. Meseleye burjuva feodal s›n›flar›n cephesinden bakarsan›z ve de¤erlendirmelerinizi bu anlay›fl üzerinden yaparsan›z, pek çok noktay› aç›klayamazs›n›z. Ya da aç›klasan›z bile bu yeterli ve do¤ru bir aç›klama olmaz. Ancak meseleye bilimsel yaklafl›r ve s›n›fsal pencereden bakarsan›z pek çok sorunun yan›t›n› do¤ru verirsiniz. Bu bak›fl aç›s›yla meseleye yaklaflt›¤›n›zda burjuva feodal s›n›flar›n yerel seçim sonuçlar›ndan hareketle “solun” yenilgisini ilan etmelerini anlayabilirsiniz. CHP’de somutlanan ve hakim s›n›flar›n sol olarak adland›rd›¤›, di¤er burjuva partilerin oy oranlar› ile desteklenen bu olgu kendi içerisinde bir tutarl›l›k tafl›maktad›r. Do¤rudur “sol” bitmifltir. Ancak biten bu sol “burjuvazinin solu”dur. Burjuva feodal siyasetin kendi normlar› ya da daha do¤ru bir deyimle kendi

ideolojik çerçevesi içerisinde de¤erlendirdi¤i bir solun t›kand›¤›, kitlelerin taleplerine ve istemlerine yan›t olmad›¤› rahatl›kla söylenebilir. Ancak burada üzerinde durmam›z gereken nokta fludur; bugün hakim s›n›f temsilcilerince “sol” olarak adland›r›lan partilerin büyük bir ço¤unlu¤u faflist partilerdir. Örne¤in bugün hakim s›n›f partilerince “sosyal demokrat” olarak adland›r›lan CHP, kat›ks›z bir faflist partidir. Bugün ülkemizde hakim s›n›flar taraf›ndan devrimcilik, ilericilik olarak adland›r›lan ve hareket noktas› Kemalizm olan, Kemalizmin bayraktarl›¤›n› yapan bütün anlay›fllar ve partiler faflisttirler. Çünkü Kemalizm faflizmdir. Bu anlam›yla bugün CHP, DSP gibi partiler faflist partilerdir. Bu partileri sosyal demokrat olarak adland›rmak, hele hele solcu, devrimci olarak adland›rmak olsa olsa bilinçli bir politikan›n ürünüdür. Nitekim bugün yap›lan da budur. Ancak böyle bir tan›mland›rma yani bu partilerin sol olarak

adland›r›lmas› do¤al olarak ortaya flöyle bir sonuç ç›karmaktad›r. Madem bu partiler ‘sol’ partiler, öyleyse bu partilerin destekleyenlerinin, bu partilerin taban›n›n iflçiler, emekçiler, yoksullar olmas› gerekmez mi? Oysa ki bu kadar yoksulluk, özellefltirmeler, iflsizlik, sa¤l›k sorunu, e¤itim sorunu k›sacas› solun üzerinde yükselece¤i ve solun genifl kitlelerle buluflaca¤›, onlar› harekete geçirece¤i bunca sorun varken, neden bu “sol” partiler oylar›n› artt›ramamaktad›r? Evet bu bir çeliflkidir. Bu çeliflkiyi burjuva feodal kalemler yan›tlayamamakta, ya da meseleyi kiflilere-liderlere indirgemektedirler. Oysa bu partilerin faflist olmas› ve esas olarak dertlerinin, çizgilerinin, programlar›n›n, kitlelerin özlem ve taleplerini ileriye tafl›mak, çözmekten ziyade sistemi, sistemin bekas›n› devam ettirmek olarak, ortaya koymalar› ile aç›klanabilir ancak. Yani bu partiler, dillerinden ve programlar›ndan devrimcili¤i, halkç›l›¤›, ilericili¤i düflürmemelerine ra¤men esas olarak onlara yön veren

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

21


22

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

Türkiye solu olarak ilan edilen CHP; gerçekte iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n ç›kar›n› savunmaktan ziyade, baflta temsil etti¤i burjuva feodal s›n›flar olmak üzere, emperyalistlerin sözcüsü olmufltur her daim. bu sistemin devam›n› sa¤lamakt›r. “Ülkenin ve milletin bölünmez bütünlü¤ü” önünde secde etmektir. Bu anlam›yla mesele esas olarak bu partiler de¤ildir. Esas olarak mesele Kemalizm’dir. Kemalizmin ilerici, devrimci, olarak dillendirilmesidir. Oysaki Kemalizm b›rakal›m devrimcili¤i, halkç›l›¤›, koyu bir halk düflmanl›¤›d›r. Faflizmin ta kendisidir. Bu nedenle Kemalizm’den hareket eden partileri, kendilerine Kemalizmi referans alan partileri sol olarak adland›rmak, gerçek sola yap›lacak en büyük sald›r›d›r. Nitekim bugün yap›lan da budur. Bu olguyu böyle ifade ettikten sonra, bugün baz› burjuva feodal kalemlerce de dile getirilen, kimin solda, kimin sa¤da oldu¤unun birbirine kar›flt›r›ld›¤›, kimin daha ilerici kimin statükodan yana oldu¤unun neden bu kadar kafa kar›flt›rd›¤›, asl›nda daha net anlafl›l›r. Öyle ya asl›nda kendisi de faflist bir parti olan AKP’nin CHP’den daha “solcu” bir görüntü çizdi¤i CHP’nin devletçi, statükodan yana bir parti olarak

alg›land›¤›n› daha iyi anlayabiliriz. Tam da bu nedenle CHP’nin neden gelir seviyesi iyi olan, bu anlam›yla da s›n›fsal olarak orta ve büyük burjuva kesimlerden oy ald›¤›n›, neden iflçi s›n›f›n›n, ezilenlerin, emekçilerin partisi olamad›¤›n› iyi aç›klar. Asl›nda tam da bu nedenlerle özellikle seçim öncesinde baz› köfle yazarlar› bunu dile getirmekteydi. Örne¤in Radikal gazetesinde yazan H. Bülent Kahraman “CHP cephesinde yaflanan sorunlar›n bir nedenini de 1920’lerdeki anti-emperyalist politikan›n, ‘zamanla dönüflerek, sonunda anti bat›c›, nasyonalist, faflizan yani faflizme yatk›n bir politika haline gelmesi’ olarak” ifade etmekteydi. Bu yaklafl›m CHP’nin hangi s›n›flar›n partisi oldu¤unu gözden kaç›ran ancak sosyal prati¤in dayatmas›yla baz› gerçeklerin ifade edilmesinden ibaret bir yaklafl›md›r. CHP’nin kuruldu¤u günden itibaren burjuva feodal s›n›flar›n faflist bir partisi oldu¤u gerçe¤i, bugün sosyal pratikte bir kez daha ortaya ç›kmaktad›r. Ancak bu de¤erlendirmede bile yap›lan bariz yanl›fll›k hemen göze çarpmaktad›r. CHP’nin bafl›ndan, yani kuruldu¤u günden itibaren faflist bir parti oldu¤u gözden kaç›r›lmaktad›r. 1920’lerde oldu¤u dile getirilen baflta Türk devletinin çizgisi ve ard›ndan da CHP’nin politikas› oldu¤u ileriye sürülen anti-emperyalist politika, yan›lt›c›, özünde emperyalizmle iflbirli¤i için-

de olan bir politikad›r. Bu yüzden güdük bir anti-emperyalistlik söz konusudur. Türk burjuva feodal s›n›flar› emperyalistlerle girdikleri pazarl›kta ellerini güçlendirmek ve halk kitlelerini kendi arkalar›na alma çabalar›n›n bir sonucu olarak ortaya ç›km›flt›r. Bu nedenle Türkiye solu olarak ilan edilen CHP; gerçekte iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n ç›kar›n› savunmaktan ziyade, baflta temsil etti¤i burjuva feodal s›n›flar olmak üzere, emperyalistlerin sözcüsü olmufltur her daim. Bu nedenle CHP her zaman hakim s›n›flar›n ç›karlar›n› savunmufl, iflçi s›n›f› ve halk›n ç›karlar›n› dönemsel olarak savundu¤unda ise yine bu savunuyu ustaca hakim s›n›flar›n ç›karlar›n› savunmak, korumak ve sa¤lamlaflt›rmak için yapm›flt›r. (Ki bu durum koflullar›n, daha do¤rusu kitlelerin kendili¤inden hareketinin geliflmesi ve bu hareketlenmenin hakim s›n›flarca yine devletin devam› ve bekas› için ustaca kullan›lmas›ndan baflka bir anlam ifade etmez. Özellikle CHP’nin lideri konumundayken Ecevit’in Karao¤lan olarak adland›r›ld›¤› y›llar buna iyi örnektir. Ki Türkiye’de bu tür siyasi partilerin tarihi iyi incelendi¤inde, devlet partilerinden muhalefette kalanlar›n genel tavr›, düzen karfl›t› kimi politikalarla kitleleri kendi saflar›na çekmek ve iktidar mücadelesinde kendilerini destekleyen ve hatta var eden egemen s›n›f kliklerini güçlendirmek olagelmifltir her da-


im. O yüzden iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n gözünde de CHP esas olarak devletin partisidir. Bu durum bugün CHP’nin bafl›nda bulunanlarca da ifade edilmektedir. Örne¤in emperyalizmin memuru ve sol bir ideolojiye sahip oldu¤unun hiçbir kan›t› olmayan Kemal Dervifl bile “‘CHP eflittir; devlet, yasaklar, güdüm’ hissi yurttafllar›n bir k›sm›nda devam etmektedir” (K. Dervifl. Yeni fiafak Gazetesi, syf.12, 1 Nisan 2004) diyebilmektedir. Faflizmin has evlad› CHP’nin böyle bir görüntü çizmesinden daha do¤al ne olabilir ki; içerik biçime yans›maktad›r! Son seçimden sonra yo¤un olarak sol ad›na/sol lehine CHP’de önemli de¤iflimlerin gereklili¤i tart›fl›lmaktad›r. Kemal Dervifl de bunun sözcülü¤ünü yapanlardan biridir ve yukar›daki ifadesi de bu yaklafl›m›n bir ürünüdür. CHP ne kadar u¤rafl›rsa u¤rafls›n, hiçbir zaman “sol” bir parti olamaz. Çünkü CHP’nin bütün hücrelerinde faflizm, az›l› bir iflçi s›n›f› ve halk düflmanl›¤› vard›r. Yap›lacak olanlar makyajdan, görünümü kurtarmaktan öteye gidemeyecektir. Ve bu da tabi ki esas olarak kitlelerin kendili¤inden hareketinin yükseldi¤i ve hakim s›n›flar›n kitlelerin bu kendili¤inden hareketinin taleplerini yine kendi iktidarlar›n›n devam› için kullanma çabalar› içinde de¤erlendirilebilir. CHP aç›s›ndan bunun da mümkün olamayaca¤›n› iddia etmek bir kehanet olmayacakt›r. Sol ad›na yap›la-

cak makyaj› CHP tafl›yamaz. Bu anlam›yla CHP gibi düzen partilerinin dillerinden ve programlar›ndan düflürmedikleri, “devrimcilik”, “halkç›l›k”, “özgürlükçülük” gibi kavramlar daima iflçi s›n›f› ve emekçi halk› aldatman›n, bilincini manipüle etmenin bir arac› olagelmifltir, ve art›k bu durum CHP için geçerlili¤ini kaybetmifltir. TÜRK‹YE’DE S‹YAS‹ PART‹LER‹N ÜZER‹NDE YÜKSELD‹KLER‹ ZEM‹N VE OYNADIKLARI ROLLER DO⁄RU TAHL‹L ED‹LMEDEN, B‹L‹MSEL SONUÇLARA ULAfiILAMAZ! Ülkemizde ‘sosyal demokrasi’nin oluflumu ve geliflimi baflka bir çal›flman›n konusu olmakla birlikte, fluna de¤inmekte yarar vard›r. Bugünkü sosyal demokrasinin özellikle Marksizmin revize edilmesinin, sözde Marksizmin kapitalist-emperyalist sistem içerisine hapsedilmesinin, hakim s›n›flar aç›s›ndan kabul edilebilir bir biçime getirilmesinin bir sonucu olarak ortaya ç›kt›¤› ifade edilebilir. Yani sosyal demokrasi, Marksizm biliminin baflta ve esas olarak iflçi s›n›f›n›n ve di¤er ezilenlerin kendili¤inden hareketi ile kaynaflmas›n›n, birleflmesinin engellenmesi çabas›/hedefi/anlay›fl›d›r. Farkl› ülkelerde ve farkl› dönemlerde farkl› biçimler almas› da bu burjuva anlay›fl›n bu karakterinin tipik bir yans›-

mas›d›r; bu özellik onun oportünist karakterinden gelmektedir. CHP gibi faflist bir partinin sosyal demokratl›¤› da ülkemizdeki ayn› burjuva politikan›n içler ac›s› görüntüsünden baflka bir fley de¤ildir. Hiç kuflkusuz ki bu, bilinçli yap›lmaktad›r. Çünkü ülkemizde halihaz›rda varolan çeliflkilerin boyutu ve keskinli¤i, ülkemiz hakim s›n›flar›n›n “bu ülkeye komünizm laz›msa onu da biz getiririz” anlay›fl›nda oldu¤u gibi, onlar›; bu ülkeye solculuk laz›msa onu da biz yapar›z prati¤i içerisinde olmaya itmektedir. Ülkemiz hakim s›n›flar›, gerçek anlamda iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n ç›karlar›n› savunan, bu ç›karlar do¤rultusunda mücadele yürüten solu istemezler. Bu istemezlik sözde kalmaz. Bizzat pratik içerisinde gerçek sol üzerinde ve kaç›n›lmaz olarak iflçi s›n›f› ve emekçi halk üzerinde her türlü terörü estirirler. Çünkü ülkemizde varolan çeliflkilerin boyutu ve keskinli¤i yan›nda, hakim s›n›flar›n güçsüzlü¤ü ve emperyalizme ba¤›ml›l›¤›, onlar› sürekli bir biçimde iflçi s›-

CHP ne kadar u¤rafl›rsa u¤rafls›n, hiçbir zaman “sol” bir parti olamaz. Çünkü CHP’nin bütün hücrelerinde faflizm, az›l› bir iflçi s›n›f› ve halk düflmanl›¤› vard›r. Yap›lacak olanlar makyajdan, görünümü kurtarmaktan öteye gidemeyecektir.

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

23


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

24 n›f› ve emekçi halk›n kendilerine karfl› gelifltirebilece¤i bir hareketten geliflmifl ülkelerdeki s›n›fsal akrabalar›na nazaran daha fazla korkmalar›na vesile olur. Bu anlam›yla iflçi s›n›f› ve emekçi halk üzerinde bask› uygularlar. Öte yandan yine bu korkudan kaynakl› ve yine yönetme ihtiyaçlar›ndan dolay›, iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n ç›karlar›n› gözetti¤ini, savundu¤unu iddia ettikleri partileri kendi elleriyle kurarlar. Bu durum bazen hakim s›n›flar aç›s›ndan riskli olabilmektedir. O halde ya aç›ktan ya da perde arkas›ndan müdahale etmektedirler. Ya da bu burjuva feodal partiler kendilerine bir çeki-düzen verirler. Çünkü, yapmazlarsa yap›laca¤›n› çok iyi bilirler. Çünkü ülkemizde demokrasi hakim s›n›flar›n demokrasisidir ve bu oyunda iflçi s›n›f› ve emekçi halka ve onlar›n gerçek partisine, onlar›n politikalar›na rol yoktur. Sadece kurulu düzenin yani burjuva feodal düzenin kurallar›n› kabul ederseniz küçük bir rol kapabilirsiniz. Bu rol asla baflrol olamaz. Çünkü baflrol her zaman burjuva feodal s›n›flar›n partilerine aittir. Düzenin s›n›rlar› içerisinde dahi baflrol oynamaya yeltenirseniz ve bu anlam›yla genifl kitleleri arkan›za al›rsan›z, mutlaka size bir balans ayar› çekilir. Dikkat edilirse Türkiye’de CHP’de somutlanan, tek parti olgusunun ve bu partinin devletçi, faflist, statükodan yana olan çizgisinin karfl›s›nda, oynanan demokrasi oyu-

nunun bir parças› olarak ortaya ç›kan bütün partiler, kitleleri peflinden sürükleyebilmifltir. Yani sol olarak ilan edilen ama özünde faflist olan partilerin karfl›s›nda kurulan ve sa¤ oldu¤u ilan edilen ve hiç kuflkusuz ki faflist olan partiler. Sadece bu konumlar›ndan dolay›, yani devlete, sisteme, kurulu düzene, esasta hiçbir itirazlar› olmamalar›na ra¤men genifl kitleleri pefllerinden sürükleyebilmifllerdir. Yani ülkemizde sa¤, muhafazakar olarak kurulan partiler de özünde faflist olmalar›na ra¤men s›rf görünürde bu muhalif kimliklerinden dolay› kitlelerin ilgisini çekebilmifllerdir. Ki bu partilerin kitlelerin geri yanlar›n›, dini duygular›n› vb. kullanmalar› gerçe¤i hiç kuflkusuz ki vard›r ve bu olguda da hakim s›n›flar›n kitleleri kendi politikalar› do¤rultusunda kullanmalar› gerçe¤i orta yerdedir. Ancak ülkemizde özellikle sa¤ olarak adland›r›lan faflist partilerin devletle “kavgal› görüntüsü” onlara her zaman art› bir puan kazand›rm›flt›r. Halk kitlelerinin tek partili sistemden çok partili sisteme geçiflte, tek parti faflizminin uygulad›¤› bask›, terör, iflkence vb. yerine, yine Türk hakim s›n›flar›nca kurdurulan baflka bir faflist partiye/partilere yönelmesinden daha do¤al ne olabilir ki. Bu yüzden, Türk hakim s›n›flar›n›n esas partisi “sol” olunca, ona “muhalif” kurulan partiler sa¤ olmufltur. Ve genel olarak kitlelerin faflizme olan tepkilerini, yine

faflist olan ama “muhalif” olan partilere kanalize edilmifltir. Böylelikle Türk hakim s›n›flar›nca ezilen kitlelerin talepleri, özlemleri, kontrol alt›nda tutulabilmifltir. Bu durum baz› yazarlarca kitlelerin “sa¤a çekti¤i” olarak yorumlanm›flt›r. “Ama Türkiye’nin sa¤a çekmedi¤i kaç durum, kaç seçim, kaç konjonktür sayabiliriz? 1973’ten baflkas›n› düflünemiyorum. Ama o zaman toplum ‘sola çekerken’, o sol kendisi de sa¤a çekmekten geri durmam›flt›. Bafl sorun bu. Ülkenin tarihinde sol bir alternatif oldu mu ki, seçmenin sa¤a çekti¤ini söyleyelim?” (Murat Belge, Radikal Gazetesi sayfa 11, 30 Mart 2004) ‹lericili¤in büründürüldü¤ü bask›c›, yasakç›, floven devlet politikalar›, kitlelerin devlet karfl›t› olarak kimi “halkç›” argümanlar arkas›ndan giderek “sa¤c›” partilere yaslanmas›na neden olabilmektedir. “Sa¤” partilerin, kitlelerin geri yönlerini, dini ve milliyetçi yönlerini kullanmalar› bir yana, ülkemize özgü bir durum olarak, “sol” olarak ilan edilen partinin gerçek anlamda devlet partisi olmas› ve devletin faflist niteli¤inden kaynakl› olarak uygulanan terörizm, bask›c› ve floven politikalar karfl›s›nda, baflka (“sa¤”) faflist partiler alternatif olabilmifltir. Bu alternatif olmada hiç kuflkusuz ki kitlelerin sisteme olan tepkilerinin rolünü de görmek gerekir. Ki bu durum özellikle faflist Kemalist ideologlar taraf›ndan her zaman karfl›-


25

devrim olarak adland›r›lm›flt›r. Kemalist hareketi ve Kemalist zulmü devrim olarak adland›ran bu kadrolar›n, Türkiye halk›n›n istem ve arzular›n› yine Kemalist ama “sa¤c›” olan partilerce sistem içerisinde de¤erlendirme çabalar›n› karfl› devrim olarak adland›rmalar›, sistemin kendi içerisindeki ç›kar dalafllar›n›n, burjuva feodal s›n›flar›n klik çat›flmalar›n›n bir ürünüdür. Yani bir k›s›m egemen s›n›f kli¤i di¤er egemen s›n›f kli¤ini kimi zaman “halk karfl›t›”, kimi zaman “millet düflman›”, kimi zaman da “devlet düflman›” olarak suçlamaktad›r, o kadar. Olan yine Türkiye halk›na olmaktad›r. Kitlelerin geri istem ve talepleri, dini duygular› kullan›larak, sistem her defas›nda kendi devam›n› sa¤layabilmifltir. Kemalist kadrolar›n devrim olarak yans›tt›klar›, Kemalist “devrimler” ise üst yap›n›n uç k›s›mlar›nda at›lan ad›mlardan ibaret kalm›flt›r. Altyap›da yani bir devrimin devrim olabilmesi için olmazsa olmaz olan üretim biçiminde ise herhangi bir de¤ifliklik yap›lmam›fl, tam aksine bu alanda emperyalizmle iliflkiler gelifltirilerek, ülkenin altyap›s›n›n emper-

yalizme ba¤›ml› komprador feodal bir biçimde sürdürülmüfltür. Bu durum böyle olunca üst yap›da yap›lan “devrimler” bir devrim olmaktan ziyade, kitlelerin üzerinde Kemalist diktatörlü¤ün faflist zulmü olarak sürdürülmüfltür. Hiç kuflkusuz, kitlelerin geri yanlar›, dini duygular›n›n de¤iflim ve dönüflümü demokratik bir devrimle ve ancak kitlelerin kendi hareketlerinin bir sonucu olarak ve elbette devrimci bir önderlikle gerçekleflebilir. Ancak bunun için burjuva feodal s›n›flar›n önderli¤inde bir hareketten ziyade bizzat iflçi s›n›f›n›n önderli¤inde bir hareket, gerekmektedir. Çünkü günümüzde bunu gerçeklefltirebilecek biricik s›n›f iflçi s›n›f›d›r. Emperyalizme ba¤›ml› burjuva feodal s›n›flar bunu gerçeklefltiremez, bilakis bu gerici s›n›f ve tabakalar, kitlelerin gerici duygu ve düflüncelerini, istem ve arzular›n› kullanarak, kendi iktidarlar›n› devam ettirmek isterler. Nitekim Kemalist “devrim” olarak adland›r›lan ancak bir devrimden ziyade

emperyalist-kapitalizme ba¤›ml›l›¤›n ad› olan Kemalist hareket de bunu gerçeklefltirmifl, emperyalist burjuvaziyle iflbirli¤ine girmifl, ülke içerisinde gerici s›n›f ve tabakalarla bu iflbirli¤ini sürdürmenin bir arac› olarak birlikte davranmaktan geri durmam›flt›r. K›sacas› bugün sol olarak adland›r›lan Kemalizm ve bu ideolojinin yön verdi¤i TC devleti bafl›ndan itibaren bu tür gerici güçlerle iflbirli¤i içerisinde olmufltur. TC, kuruluflundan itibaren Kemalist ideoloji do¤rultusunda Komprador Büyük Burjuvazi ve Büyük Toprak A¤alar›’n›n faflist diktatörlü¤üdür. Ve bu faflist diktatörlük içerisinde, hükümete gelen partiler sa¤da ya da solda olsun hepsi bu s›n›flar›n temsilcisi olan faflist partilerdir. Bu yüzden bu partilerin dönem dönem birbiriyle girdikleri dalaflma, klik çat›flmas› asla ve asla sistemin temellerine yönelik, faflist diktatörlü¤ün temellerine yönelik bir mücadele olarak adland›r›lamaz. Kitlelerin bu partilerin çat›s› alt›nda sisteme yönelik, faflist

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

Kitlelerin geri yanlar›, dini duygular›n›n de¤iflim ve dönüflümü demokratik bir devrimle ve ancak kitlelerin kendi hareketlerinin bir sonucu olarak ve elbette devrimci bir önderlikle gerçekleflebilir.


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

26 diktatörlü¤e yönelik tepkilerinin eritilmesi, kitlelerin kendili¤indenci hareketini yine sistemin içerisine kanalize etmenin bir arac› olarak kullan›lm›flt›r. E¤er ki kitlelerin bu kendili¤indenci hareketi kontrolden ç›kma belirtileri gösterirse, önce bu partilerce bu durum giderilmeye çal›fl›lm›fl, bu yap›lam›yorsa da müdahalelerle bu yap›lm›flt›r. Devlete ra¤men kurulan partilerin hiçbiri mevcut düzenin kurallar› içerisinde bir alternatif olamam›flt›r. Olmas› da beklenemez zaten. Çünkü sistem buna izin vermez. O yüzden bugün gerçek sol, ilericilik, devrimcilik parlamento d›fl›ndad›r, d›fl›nda olmak zorundad›r. Nitekim sol bir alternatif olarak özellikle silahl› mücadeleyi, tam ba¤›ms›z ve gerçekten demokratik Türkiye’yi savundu¤u ‹brahim Kaypakkaya’lar, Mahir Çayan’lar, Deniz Gezmifl’ler döneminde kitlesel bir biçime bürünmüfl ancak bilindi¤i gibi, faflizm bu hareketi ezmek için parlamentosunu bir palto gibi cebinden istediklerini ç›kartarak (idam kararlar›, s›k›yönetim kanunlar› vs.), ç›kar›p giyerek, elinden geleni yapm›flt›r. Türkiye devrimci hareketi için, sol hareket için önemli ve simgesel isimler olan bu önderlerin katledilmesi, kitlelerin mücadelesini bir dönem duraksatmaya u¤ratsa bile ard›ndan gelen kitlesel hareket bu mücadelenin bir kez daha yükseldi¤ini, bu sol hareketin de 80 Askeri Faflist Cunta ile kesildi¤ini

ifade etmek gerekir. K›sacas› ülkemiz hakim s›n›flar›, ülkemiz gerçek solu üzerinde faflist bask› ve terörünü kullanmaktan bir an olsun geri durmam›flt›r. Bu durum büyük devrimci ilan edilen, solcu ilan edilen ancak kat›ks›z bir faflist olan M. Kemal’in, M. Suphi ve 14 yoldafl›n› Karadeniz’de alçakça katlettirmesi, bununla da yetinmeyip, sahte komünist parti kurdurmas› ile bafllay›p bugüne kadar uzanan bir inkar, yok etme, katletme politikas› olarak gözler önündedir. Bugün halen ülkemizin gerçek devrimcileri ve komünistleri faflizmin yo¤un bir katletme, bask› alt›nda tutma, her türlü fliddeti uygulama politikas› alt›ndad›rlar. Bugün ülkemizin gerçek devrimcileri ve komünistleri, kitlelere gitmede, kitleleri harekete geçirmede ve sol bir alternatif oluflturmada her türlü faflist uygulama ve politikayla engellenmekte, katledilerek yok edilmek istenmekte, zindanlara t›k›lmaktad›rlar. Kitlelere ise faflist olduklar› her hallerinden belli CHP gibi DSP gibi partiler “sol” olarak gösterilmektedir. Kitleler bu faflist partilere yönelmeyince “solun bitti¤i”, “solun tükendi¤i” ilan edilmektedir. Bu burjuva feodal s›n›flar›n, alçakça ve ikiyüzlü politikalar›n›n ürünü olarak görülmeli ve öyle de¤erlendirilmelidir. Bu anlam›yla bugün yans›t›ld›¤› gibi, tükenen, kitleler nezdinde itibar kaybeden sol de¤il, devletçi, statükodan yana olan faflizmdir. Ancak bu gerçek, hakim

s›n›flarca ustaca gizlenmekte, bununla da kalmay›p bir de bu gerçeklik solun, ilericili¤in, devrimcili¤in bitti¤i, tükendi¤i ilan edilerek kullan›lmaktad›r. T›pk› özellikle dünya üzerinde, sosyalizmden geriye dönüfllerin yaflanmas› ve bunun sonucunda bürokratik burjuva diktatörlüklerinin birer birer y›k›lmas›yla, sosyalizmin, s›n›fs›z, sömürüsüz bir toplum düflüncesinin öldü¤ünün ilan edilmesi gibi. Y›k›lan sosyalizm maskeli burjuva diktatörlüklerinin sonucunda, sosyalizmin bir ütopya, gerçekleflmesi imkans›z bir düflünce oldu¤unun tüm dünyada b›kt›r›rcas›na yenilenmesi gibi. Oysaki sosyalizmde geriye dönüfllerin yaflanabilece¤ini, kapitalizmin kendisini restore edebilece¤ini, komünizme ulaflmak için daha yüzlerce, binlerce devrim gerçeklefltirilmesi gerekti¤inin ve bunun bizzat prati¤inin komünistler taraf›ndan Büyük Proleter Kültür Devrimi ad› alt›nda hayata geçirildi¤inin bilinmesine, bu konuda bir bilinç aç›kl›¤›n›n olmas›na ra¤men bu yap›ld›. Bugün de dünya üzerinde oynanan bu oyunun bir benzerini yaflamaktay›z. Yerel seçimler nedeniyle ortaya ç›kan tablodan hareketle bu yap›lmaktad›r. CHP nezdinde faflistli¤i yüzlerce kez kan›tlanan bir partinin ald›¤› oylar solun, ilericili¤in, devrimcili¤in bitmiflli¤i, tükenmiflli¤i olarak propaganda ediliyor. Böylelikle iflçilerin, emekçilerin demokratlar›n bilincinde gerçek sol yani ifl-


çi s›n›f› ve emekçi halk›n ç›karlar›n› ve haklar›n› savunan sol mahkum edilmek, gözden düflürülmek isteniyor. Oysa ki CHP’nin ve özellikle Kemalizmin gerçek yüzünün; solcu bir anlay›fl de¤il, faflist bir anlay›fl oldu¤u, devrimcilik de¤il bilakis karfl› devrimcilik oldu¤u bundan 30 y›l önce komünistler taraf›ndan net ve berrak bir flekilde çözümlenmifl ve aç›kça ilan edilmifltir. Buna ra¤men halen bugün CHP, DSP ve SHP gibi partilerin, kayna¤›n›, özlerini, her fleylerini Kemalizm’den alan partilerin sol olarak ilan edilerek bunun üzerinden solun bitti¤ini, tükendi¤ini ilan etmek aç›kt›r ki burjuva feodal s›n›flar›n siyaset yap›fllar›yla, ikiyüzlülükleriyle, kitleleri manipüle etme siyasetlerinin do¤al bir sonucudur. Bu yalan ve sahtekarl›k onlar›n ideolojik durufllar›yla direkt ilgili ve alakal›d›r. Söylemlerinde yer alan emekçilerin, iflçilerin, yoksullar›n partisi olma söylemi kendilerinin burjuva feodal s›n›flar›n partileri oldu¤u gerçe¤inin üstünü örtemez. Bu anlam›yla bugün tükendi¤i ya da bitti¤i ilan edilen burjuva feodal s›n›flar›n soludur. Gerçek sol bütün engellemelere, faflizmin bask› ve katliamlar›na ra¤men bugün iflçi s›n›f› ve emekçilerin içerisinde, zindanlarda, da¤larda, okullarda k›sacas› iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n içerisinde mücadelesini sürdürmektedir. Ve bu solun yani gerçek solun derdinin ve amac›n›n parlamento içerisinde ya da sis-

temin çarklar› içerisinde yer almak olmamas›, onun hedefinin bizzat politik iktidar olmas›, bu anlam›yla burjuva feodal sistemi karfl›s›na almas› ve onunla mücadele etmesi onun olmad›¤› anlam›na gelmez. Tam aksine ideolojik planda güçlü bir alternatif olarak, burjuva feodal düzenin karfl›s›nda yer almas› onun bu s›n›flar taraf›ndan her f›rsatta yok edilmeye çal›fl›lmas›, imha edilmek istenmesi bu da yap›la-

Bugün esas›nda faflist bir parti olan ve kendisini de sa¤ muhazafakar ilan eden AKP’nin sol görülmesi, sol oldu¤u iddia edilen CHP’nin ise sa¤ bir izlenim vermesinin alt›nda yatan gerçek neden, yukar›da ifade etmeye çal›flt›¤›m›z gibi ülkemizde devlet güdümlü siyasi partilerin üzerinde yükseldikleri zemin, oynad›klar› rollerle birebir ilintilidir. m›yorsa gözden düflürülmeye çal›fl›lmas›na yol açmaktad›r. T›pk› yerel seçimler sonras›nda yap›lmaya çal›fl›lan yorum ve de¤erlendirmeler gibi. Oysa ki komünistler, burjuva faflist partilere oy yok anlay›fl›yla hareket etmiflti. Bu burjuva faflist partilerin içerisinde “sol” olan CHP, DSP, SHP de yer almaktayd›.

SOLCULU⁄UN DAYANILMAZ CAZ‹BES‹ VE HALKIN HAKLI TEPK‹LER‹N‹N FAfi‹ZM TARAFINDAN G‹DER‹LMES‹N‹N YEN‹ AKTÖRLER‹! Bugün esas›nda faflist bir parti olan ve kendisini de sa¤ muhazafakar ilan eden AKP’nin sol görülmesi, sol oldu¤u iddia edilen CHP’nin ise sa¤ bir izlenim vermesinin alt›nda yatan gerçek neden, yukar›da ifade etmeye çal›flt›¤›m›z gibi ülkemizde devlet güdümlü siyasi partilerin üzerinde yükseldikleri zemin, oynad›klar› rollerle birebir ilintilidir. Bugün mecliste temsil edilen AKP ve CHP, birbirlerinden politik söylem olarak ayr›lsalar bile özde ayn› partilerdir. Her iki parti de burjuva feodal s›n›flar›n partileridir. Ve her iki parti de faflist partilerdir. Ancak, AKP’nin kurulufluna kadar varolan bütün siyasi partilerin halk kitleleri nezdinde y›pranm›fll›¤› ve teflhir olmufllu¤u, denenmiflli¤i, “onun da ayn› soydan oldu¤u”nun henüz görülmedi¤i gerçe¤i orta yerdedir. Hakim s›n›flar›n kitleler nezdinde bu “yenilikleri” olan AKP’yi büyük bir medya deste¤iyle desteklemeleri bu nedenle anlafl›l›rd›r. Bir de ülkemizin gerçekli¤inden hareketle, siyasi partilerin oynad›klar› rol ve misyonlar›n›n bir gere¤i olarak AKP’nin baflta T. Erdo¤an flahs›nda olmak üzere laik-anti laik çat›flmas›, ordu ile so¤uk ve mesafeli-kavgal› bir görüntü vermesi, k›sa-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

27


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

28 cas› AKP’nin “düzen karfl›t›”, “sistem karfl›t›” bir makyajla allan›p pullamas›, kitleler nezdinde bu partinin daha özgürlükçü, daha demokrat, daha “sol” oldu¤u izlenimi vermektedir. Bu durum hiç kuflkusuz ki bir devlet politikas› olan AB üyeli¤i meselesi ile gündeme gelen “demokrasi paketleri” ile de¤erlendirildi¤inde daha bir pekiflmektedir. AKP’de kendilerini ifade eden burjuva feodal s›n›flar›n, devlet gücü içerisinin de daha iyi konumlanma çabas›n›n bir ürünü olarak, AB üyeli¤i meselesini kendi ç›karlar› aç›s›ndan kullanmalar›, örne¤in ordunun siyasette a¤›rl›¤›n›n azalt›lmas› gibi nedenle hararetle savunmalar›, AKP’yi daha solcu ya da demokrasi afl›¤› yapmaz. Olsa olsa kitleler nezdinde daha “solcu”, “özgürlükçü”, “demokrasi afl›¤›”, gibi; asl›nda bu kelimelerin anlam ve içeri¤i bak›mdan yan›ndan bile geçmeyen bir parti olan AKP’nin, daha iyi makyajlan›p, halk kitlelerine pazarlanmas›n›n koflullar›n›n daha iyi olmas›n› sa¤lar. Nitekim bugün AKP flahs›nda yap›lan da budur. Öyle ya AB ile gelece¤i iddia edilen “demokrasi”nin, faflizmin zulmü alt›nda bulunan iflçi s›n›f› ve emekçi halk taraf›ndan cazip bulunmas› ve desteklenmesinden daha do¤al ne olabilir ki. Ve hiç kuflkusuz ki bir devlet politikas› olan AB üyeli¤i meselesinin, AKP flahs›nda böyle somutlanmas› ve burjuva feodal s›n›flar›n

bu durumdan gayet hoflnut olmas›, seçimler öncesinde bir AKP rüzgar› estirilmesine vesile olmufltur. Burjuva feodal s›n›flar›n AB üyeli¤i bayraktarl›¤›n› elinde tutan ama gerçekte bir devlet politikas›n› uygulayan AKP’yi bu aç›dan kullanmas›n›n kendileri aç›s›ndan birçok nedeni vard›r. AB üyeli¤i meselesinde, AB emperyalistleriyle girdikleri iliflkilerde verilecek tavizlerin, AB emperyalistlerinin her dediklerinin yap›lmas›n›n, bugün aç›s›ndan çok fazla görülmeyen ama önümüzdeki süreçte daha da belirginleflecek olan olumsuzluklar›n AKP’ye mal edilmesi gibi nedenlerle, kendilerinin y›pranmamas›n›n amaçlanmas› aç›s›ndan yararl› olmaktad›r. Nitekim kimi hakim s›n›f temsilcileri bugün aç›s›ndan yapt›klar› yerel seçim de¤erlendirmelerinde DYP, MHP gibi faflist partilerin oy oran›n› artt›rmalar›n›, bu olumsuzluklar›n üzerinden yapt›klar› propagandalara ba¤lamaktad›r. Ancak bizim bahsetti¤imiz daha uzun vadeli bir yaklafl›m›n, plan›n parças›d›r. Bugün aç›s›ndan halk kitlelerinin bilincinde AB üyeli¤i meselesi, bir kurtulufl yolu olarak sunulmaktad›r. Ancak AB üyeli¤inin gerçekleflmesi yolunda at›lan ad›mlarda verilen ve verilecek olan tavizlerin ya da daha do¤ru bir ifade ile Türk burjuva feodal s›n›flar›n›n AB emperyalistlerine ba¤›ml›l›¤›n›n, uflakl›¤›n›n birer birer gözler önüne serilecek olmas›, ve yine halk kitlelerinin

AB üyeli¤i propagandalar› ile hiçbir sorunlar›n›n çözülmedi¤ini görecek olmalar›n›n faturas› önümüzdeki y›llarda AKP’ye kesilecektir. Bu fatura Türkiye’nin AB üyesi yap›l›p yap›lmamas› ile ilgili de¤ildir. Her flart alt›nda bu fatura kesilecektir. Böylelikle her flart alt›nda “günah keçisi” ilan edilecek olan AKP olacakt›r, Türk hakim s›n›flar› de¤il. fiunun alt›n›n bir kez daha çizilmesi gerekir. AB üyeli¤i meselesi Türk hakim s›n›flar›n›n bir politikas›d›r. Herhangi bir partinin, kesimin politikas› de¤ildir. K›saca bir devlet politikas›d›r. Bugün aç›s›ndan bu devlet politikas›n›n AKP’ye uygulatt›r›lmas›n›n ard›nda yatan neden yukar›da ifade etti¤imiz nedenlerdir. Ancak AKP de bu hizmetinin karfl›l›¤›n› “merkez partisi” olmakla almaktad›r. Bugün AKP nezdinde gündemlefltirilen AB üyeli¤i meselesi uzun y›llard›r tart›fl›l›yor. Ancak bu meselede iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n bilincinin en çok buland›r›ld›¤› ve kitlelerin hakl› olarak en çok ihtiyaç duydu¤u, insan haklar›, demokrasi vb. gibi özgürlüklerin AB üyeli¤i ile sa¤lanaca¤› yalan›d›r. Faflizmin ve onun kalemlerinin bu konuda sayfalarca yaz› döktürmesinin, bu kadar üzerinde durmas›n›n hiç kuflkusuz ki nedeni, ülkemizdeki iflçi s›n›f› ve halk kitlelerinin üzerinde uygulanan zulmün ve politikalar›n art›k hiçbir gerekçeyle üstünün örtülememesidir. Ve tam da bu ne-


denle AKP gibi “sistem karfl›t›” görünen, üstelikte bu ülkenin hapishanelerinde aylarca yatm›fl(!) bir kiflinin liderli¤indeki partinin AB üyeli¤i yalan›yla, Türk hakim s›n›flar›n›n politikas›n›n savunusunun yapt›r›lmas›ndan daha do¤al ne olabilir ki! Ancak aç›kt›r ki bu AKP gibi bir aktörle, kitlelerin üzerinde yarat›lan ve demokrasi paketleri ile uyum yasalar›yla gelece¤i iddia edilen demokrasinin, insan haklar›n›n ve özellikle de iflçi s›n›f› ve emekçi halk aç›s›ndan yaflamsal önemde olan sosyal haklar›n hiçbir zaman “bizim memlekete” u¤ramayaca¤›d›r. Hakim s›n›flar bir kez daha örne¤in 12 Eylül Askeri Faflist Cuntac›lar›na karfl› ANAP ve Özal balonunu fliflirmeleri gibi, bugün de AKP ve Tayyip balonunu fliflirmektedirler. Nas›l ki ANAP ve Özal bu ülkeye demokrasi getirmediyse, insan haklar›, sosyal haklar getirmediyse, AKP’de getiremeyecektir. Ve zamanla, AKP de di¤er soydafl partileri gibi y›pranmaktan kurtulamayacakt›r. Bu anlam›yla bugün AKP nezdinde fliflirilen balon, yar›n mutlaka indirilecek, fliflirilecek baflka balonlar bulunacakt›r. AB üyeli¤i ve bu politika ile ilgili olarak, Türk hakim s›n›flar›n›n d›fl politikada izledi¤i çizginin sonucunda yerel seçimlerin ortaya ç›kartt›¤› bir gerçek de DYP ve MHP gibi daha sa¤da görülen faflist partilerin oy oranlar›n› artt›rmalar› oldu. Yap›lan genel de¤erlendirmeler,

AKP hükümetinin uygulad›¤› d›fl politikada verdi¤i tavizlerin bu partiler taraf›ndan ustaca kullan›ld›¤› yönündedir. Ancak genel kamuoyuna hakim olan bu düflüncenin eksik yanlar› bulunmaktad›r. Bunlardan birincisi, AKP hükümeti uygulad›¤› d›fl politikada kendi bafl›na bir politika izlememektedir. ‹zledi¤i politikalar esas olarak Türk hakim s›n›flar›n›n politikalar›d›r. Ve bu anlam›yla verilen tavizler, at›lan geri ad›mlar, emperyalizme daha fazla ba¤›ml›l›k vesaire sadece AKP’nin de¤il, Türk hakim s›n›flar›n›n politikalar›d›r. ‹kincisi; DYP, MHP gibi partilerin, bunu bildikleri

Hakim s›n›flar bir kez daha örne¤in 12 Eylül Askeri Faflist Cuntac›lar›na karfl› ANAP ve Özal balonunu fliflirmeleri gibi, bugün de AKP ve Tayyip balonunu fliflirmektedirler. Nas›l ki ANAP ve Özal bu ülkeye demokrasi getirmediyse, insan haklar›, sosyal haklar getirmediyse, AKP’de getiremeyecektir. halde, Türk hakim s›n›flar›na de¤il de AKP’ye yüklenmeleri anlafl›l›rd›r. Çünkü ülkemizde yukar›da partilerin misyonu ve rollerinde de¤indi¤imiz gibi “demokrasi” oyunu böyle oynanmaktad›r. Öte yandan bu “oyun”dan en fazla kârl› ç›kan yine Türk hakim s›n›flar› olmaktad›r.

Bir taraftan flu an için esasta AKP’yi kullanarak politikalar›n› hayata geçirmekteler, öte yandan oluflacak ve oluflabilecek tepkilere karfl› DYP, MHP gibi alternatifleri ellerinin alt›nda tutmaktad›rlar. Emperyalizmle varolan iliflkilerin daha da derinlefltirilmesi sürecinde kitlelerin tepkilerini ak›tabilecekleri, anti ABD’ci ya da anti AB’ci söylem üzerinden ama anti emperyalizme kaymadan ve düzeni yani devleti hedef almadan, bu tepkilerin yeniden burjuva feodal siyaseti üretmenin ve bu anlam›yla devletin kendisini devam ettirmesinin bir arac› olarak kullanacaklard›r. Bu anlam›yla burjuva feodal s›n›flarca bu kanallar›n da aç›k tutuldu¤unu, halk kitlelerinin bu sa¤c› ve faflist söylem üzerinden yine hakim s›n›flar›n politikalar›n›n arkas›nda saf tutturulabilece¤ini de görmek gerekir. Türk hakim s›n›flar›nca bu partilerin AKP’ye karfl›, hem halk kitlelerinin yönlendirilmesi ve hem de AKP’nin yönlendirilmesi ba¤lam›nda elde tuttuklar› bir alternatif oldu¤unu ak›ldan ç›karmamak gerekir. Bir de ‹flçi Partisi gibi, bu durum üzerinden yani halk kitlelerinin anti emperyalist tepkilerinin üzerinden politika gelifltiren, “sol” söylem üzerinden düpedüz faflist politika yapan çevreler bulunmaktad›r. Yerel seçimlerde bu partilerin çal›flmalar›na ve pratiklerine de tan›k olduk. ‹flçi partisi olarak adland›rd›¤›m›z ancak sol söylem ad› alt›nda direkt Türk hakim s›-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

29


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

30 n›flar›n›n politikalar›n› savunmalar› nedeniyle, Atatürkçü, ‹slamc›, Türkçü vb. gibi genifl çevrelerle ayn› saflarda yer alan bu anlam›yla de¤erlendirilmesi gereken bu partiler ve örgütlenmeler seçimlerde ciddi bir varl›k gösteremediler. Bu partilere flu an için Türk hakim s›n›flarca bir rol verilmeyece¤ine, en az›ndan DYP, MHP gibi k›sa/orta vadede bu partilerin kullan›lmayaca¤›na iflaret etmek gerekir. Ancak de¤inmeden geçemeyece¤imiz bir nokta var ki, oldukça ilginç bir durum. Y›llarca halk kitlelerine solculuk, ilericilik yapan ‹flçi Partisi çevresi, bugün bu ayn› trajikomik söylemlerini kullan›yor. K›br›s, AB gibi gündemlerde sert muhalefet yürütüyor! Öte yandan ise bu politikalar›n uygulanmas›n›n birebir bekçisi, Türk hakim s›n›flar›n›n en has arac› olan orduyu yere gö¤e s›¤d›ram›yorlar! Halk›m›z›n güzel deyimiyle “bu ne perhiz, bu ne lahana turflusu”! DEMOKRAT‹K GÜÇ B‹RL‹⁄‹’N‹N YEREL SEÇ‹M HÜSRANI! 28 Mart yerel seçimleri sonucunda en çok tart›fl›lan ve burjuva feodal s›n›flar›n temsilcilerinin bayram etti¤i noktalardan birisi de Demokratik Güç Birli¤i’nin ald›¤› seçim sonucuydu. Özellikle Demokratik Güç Birli¤i’nin en önemli bilefleni DEHAP’›n T. Kürdistan›’nda ald›¤› oy ve kaybetti¤i belediyeler, bu kesimlerin adeta

bayram yapmalar›na vesile oldu. Burjuva feodal s›n›f temsilcilerinin hemfikir oldu¤u konu; “etnik tabana” dayal› siyasetin art›k prim yapmad›¤›yd›. Bununla birlikte T. Kürdistan›’nda önemli say›labilecek belediyelerin AKP’ye kapt›r›lmas›, bu kalemlerin, “bak›n demek ki Kürtler baflka partiye de oy verebiliyormufl” söylemleri içerisinde, zafer naralar›yla de¤erlendirmeler yapmalar›n› da beraberinde getirdi. Hiç kuflkusuz ki Demokratik Güç Birli¤i’nin 3 Kas›m seçimlerine nazaran daha az oy almas›n›n nedenleri bulunmaktad›r. Ancak bunu bir bütün olarak AKP’nin baflar›s›na ya da rüzgar›na ba¤lamak yanl›fl olacakt›r. DEHAP, Demokratik Güç Birli¤i ve SHP çat›s› alt›nda girdi¤i 28 Mart yerel seçimlerinde, 3 Kas›m’daki yüzde 6.23’deki oy oran›n›, Türkiye genelinde yüzde 4.9’a kadar düflürdü. A¤r›, Bingöl, Van, Siirt Belediye Baflkanl›klar›n› Adalet ve Kalk›nma Parti’li Belediye Baflkanlar›na kapt›rd›. Bu önemli say›labilecek fark›n hiç kuflkusuz ki nedenleri bulunmaktad›r. Buna de¤inece¤iz. Ancak bu de¤erlendirmeyi yapmadan önce flunu vurgulamal›y›z. Özellikle bu yerel seçimlerde, T. Kürdistan›’nda baz› illerde seçimlere kat›lmama oran›n›n fazla olmas› dikkat çekicidir. Rakamlar›n diliyle konuflursak: Örne¤in il genel meclisi seçimlerinde Malatya yüzde 65.47, yüzde 66.30

kat›l›mla Batman, yüzde 67.48’le Erzurum, yüzde 67.87’yle Bayburt, yüzde 68.1’le Rize, yüzde 69.14’le Van, yüzde 69.24’le A¤r›, yüzde 69.53’le Elaz›¤, yüzde 69.62’yle Kars izliyor. Belediye baflkanl›¤› seçiminde kat›lma oran› ise yine Malatya yüzde 44.4’le ki bu oran, seçmenlerin yar›s›ndan fazlas› demek; Malatya’y› yüzde 46.24 ile Ad›yaman, yüzde 55.36’yla A¤r›, yüzde 57.82’yle Diyarbak›r, yüzde 57.85 ile Mardin izliyor. Yukar›da verdi¤imiz seçime kat›lmama rakamlar›nda T. Kürdistan›’ndaki illerin bulunmas› dikkat çekicidir. Bunun nedenlerinin aras›nda, bölge halk›n›n e¤itim seviyesi, zorla göç ettirmelerle oluflan istatistiki oynamalar, faflizmin bölge halk› üzerindeki bask›lar› vb. etken olmuflsa da, esas belirleyici neden olarak, T. Kürdistan›’nda bulunan DEHAP’l› belediyelerin icraatlar›n›n onaylanmamas›, yani DEHAP çizgisinin ve temsil etti¤i ulusal hareketin belediyelerde Kürt halk›n›n istem ve taleplerini karfl›layamamas› ve en belirleyici nokta olarak da DEHAP’ta somutlanan; Kürt Ulusal Hareketi’nin reformist tasfiyeci bir hatta girmesiyle, Kürt halk›n›n özgürlük talebini, ulusun kendi kaderini tayin hakk›n› savunmaktan vazgeçip, burjuva feodal sisteme, “demokratik cumhuriyet” söylemi alt›nda yedeklenme politikas›d›r. Kürt halk› uygulanan sistemli tasfiyeci, teslimiyetçi politikalarla sis-


teme yedeklenmektedir. Önemli say›labilecek derecede belediyelerin özellikle AKP’ye kapt›r›lmas›, Kürt halk›n›n yavafl yavafl yüzünü sistem içine, sistemin partilerine çevirdi¤ine tan›k olmaktay›z. Bunda özellikle Kürt Ulusal Hareketi’nin AB üyeli¤i ile sorunlar›n çözülece¤i anlay›fl›n› yerlefltirmesi ve AB üyeli¤inin bayraktarl›¤›n› yapan AKP’ye yönelmesi bu anlam›yla anlafl›l›rd›r. Burada önemli olan Kürt halk›n›n silahl› mücadele ile elde etti¤i haklar›n, ad›m ad›m tasfiye edilmesi, Kürt devrimci dinami¤inin elbirli¤i ile sistem içine kanalize edilmesidir. SHP gibi faflist bir partiyle üstelik Kürt Halk›n›n katledilmesinde rol oynayan, T. Kürdistan›’nda sürdürülen operasyonlarda imzas› olan bir partiyle ittifaka girmekte mazur görmeyen DEHAP ve as›l olarak da ‹mral› çizgisi; belirleyici kitlesini oluflturdu¤u Kürt halk›ndan oy almas›, hele hele silahl› mücadelenin ortaya ç›kartt›¤› ulusal bilinçten kaynakl› oy alabilmesi zor görünüyordu. Nitekim izlenen politikalar ve özellikle “demokratik cumhuriyet” safsatas›yla dillendirilen strateji sonucunda, Kürt halk› “madem di¤er partilerden bir fark›n›z yok, ya da fark olarak ileriye sürdü¤ünüz, ulusal kimlik, dil vb. gibi haklar, bunlar da AB üyeli¤i ile zaten yaflama geçirilen haklar, o yüzden AB üyeli¤ini hararetle savunan ve üstelik de hükümet olan AKP’ye veri-

rim. AKP’nin hükümette olmas› nedeniyle de, ulusal kimli¤imin yan›nda ayn› zamanda bana hizmet gelir, ifl bulurum,” fleklinde özetleyebilece¤imiz bir anlay›fl ile hareket etmifltir. Böylelikle Kürt halk›n›n silahl› mücadeleyle kazand›¤› haklar, özellikle AB üyeli¤i masal›yla, sadece kimlik, dil gibi alt düzeyde haklar olarak verilerek asl›nda Kürt halk›n›n devrimci dinami¤i, hakim s›n›flar aç›s›ndan bir tehlike olmaktan ç›kar›l›yor. Biz Demokratik Güç Birli¤i olarak ileriye sürülen bu alicengiz oyununu “bu tip kof ‘birlik’ler, ‘güç’ de¤il, ‘güçsüzlük’ yarat›r. Nitekim, her halleriyle verdikleri görüntü budur. Seçim platformundan, parlamento zemininden, faflizmin icazet kuca¤›ndan, bu devletin k›l›c› sallayanlar›n ete¤i alt›nda, ‘yerelden genele halk iktidar› yürüyüflü’ne ç›kanlar, de¤il halk› kendilerini bile kand›ramazlar” diyerek oluflturulan bu platformun Kürt halk› aç›-

s›ndan bir anlam ifade etmeyece¤ini söylemifltik. Biz hakl› ç›kt›k demenin bir anlam› yok. Bizim aç›m›zdan bu kötü bir durum. Çünkü ad›m ad›m, yavafl yavafl bu politikalar ve girilen ittifaklarla sistemin içine çekildi¤ini, giderek devrimci dinamizminin törpülendi¤ini gözlemlemekteyiz. Bu durum üzücü bir durumdur. Üzücü oldu¤u kadar da komünistlere özellikle Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakk›n›n kay›ts›z flarts›z savunulmas›n› ve Kürt halk›n›n kendi kurtuluflunun ya da demokratik bir cumhuriyetin ancak ve ancak savafl›larak kazan›laca¤›n›, bunun da Türk, Kürt ve çeflitli milliyetlerden proletaryan›n önderli¤i alt›nda sürdürülecek silahl› demokratik devrimle gerçeklefltirilebilece¤inin ›srarl› bir biçimde ifade edilmesi ve ifade etmekle kalmay›p bunun prati¤i içerisine girilmesi görevini koflullamaktad›r. Evet bugün DEHAP somutunda uygulanan ‘‹mral› çizgisi’yle Kürt halk›n›n ta-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

31


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

32 lepleri ve istemleri basit birer ‘hakka’ indirgenmekte, (ki bu haklar b›rakal›m Kürt dilini Kürt kelimesini bile kabul etmeyen faflizm aç›s›ndan küçümsenecek haklar de¤ildir, çünkü bu haklar›n elde edilmesi için binlerce Kürt genci kanlar›n› ve canlar›n› vermifltir) uluslar›n kendi kaderini tayin hakk› red edilmekte, Kürt halk›na ‘Demokratik Cumhuriyet’ ad› alt›nda ‘kendi katili ile bir arada yaflama’ dayat›lmaktad›r. Evet Kürt illerinde önemsenecek say›da bir kitlenin sand›¤a gitmedi¤i düflünülürse ve giden kitlenin de bugün Kürt yurtseveri oldu¤unu düflünerek oy verdiklerinin de ad›m ad›m, zamanla di¤er partilerin özellikle de AKP gibi yeni partilerin söylemde savunduklar›yla bir fark› olmad›¤›n› görmelerini ve o partilere yönelmelerini beraberinde getirecektir. Kürt halk› özellikle ‹mral› çizgisinin tasfiyeci, teslimiyetçi politikas›n› zamanla görecektir. Bu süreç ustaca ifllenmektedir. Dikkat edilirse AKP aç›s›ndan ve Erdo¤an taraf›ndan dillendirilen, k›rm›z› çizgiler ve söylemde ifade etti¤i “bar›fl, kardefllik, bir arada olma ve ‹slami kimlik vb.” gibi tan›mlamalar›n içerisinde Kürt yoktur. Zaten olmas› da beklenemez. Çünkü onu ve esas olarak temsil etti¤i devleti zorlayan bir mücadele yerine, ona tabi olan, onunla birlikte yaflamaya zorlayan bir çizgi izlenmektedir. Bu politika da zamanla Kürt halk›ndan bekledi¤i ilgiyi göreme-

yecektir. Ve bu boflluk hiç kuflkusuz ki devrimci dinamiklerle doldurulmad›¤› müddetçe, hakim s›n›flar bu bofllu¤u ustaca dolduracakt›r. Nitekim bu yönlü görev ça¤r›lar› gazete sayfalar›nda, köfle yaz›lar›nda bafl göstermeye bafllam›flt›r. “Ak Parti olan biteni do¤ru okur, canla baflla ifle koyulursa, Do¤u-Güneydo¤u insan› asl›nda var oldu¤u do¤ru mecrada yerini alacakt›r” (“‹ki Soru”, Ahmet Taflgetiren, Yeni fiafak, syf. 13, 1 Nisan 2004) gibi ifadelerle burjuva feodal s›n›flar›n temsilcisi kalemler, AKP flahs›nda, T. Kürdistan›’n›n da varolan sorunlar›n “çözümünü” dillendirmeye bafllam›fllard›r. Hiç kuflkusuz ki bu “çözümü”, Kürt halk›n›n sistem içerisine çekilmesi olarak alg›lamak gerekir. Üstelik yazar›n dillendirilmesiyle ‹slami bir çerçevede, Kürt halk›n›n bu yönünün kullan›larak bunun yap›lmas› önerilmektedir. Yerel seçimler nedeniyle bu bafll›k alt›nda de¤inmek istedi¤imiz di¤er bir konu ise

güç birli¤iyle seçimlere giren di¤er partilerin durumlar›d›r. Bu partilerden EMEP çevresinin AB karfl›t› keskin söylemine ra¤men, gerek SHP ve gerekse de AB’li¤inin keskin savunuculu¤unu yapan DEHAP’la bu iflbirli¤ini nas›l içine sindirdi¤idir! San›r›z “Ecevit’vari bir içine sindirme” sözkonusu oldu! Ancak buna ra¤men yerel seçim sonras› güç birli¤i içerisinde, birlik yap›lmadan önce de yaflanaca¤› bilinen “sorunlar›n” dile getirilmesi, (bknz. Evrensel Gazetesi “KONUM” köflesi. Çetin Diyar, 2 Nisan 2004) tam da bizleri hakl› ç›karan konular›n ifade edilmesi bir anlam ifade etmiyor. Bir anlam ifade edecekse flunu söylemek gerekiyor. “‹lkesel gördü¤ünüz” baz› konularda taviz verirseniz nerede duraca¤›n›z belli olmaz! Ya da taviz verdi¤iniz konular sizin için ilkesel de¤ildir! O zaman iflçi s›n›f› ve halka do¤ru söyleyin. Bu her onurlu ve namuslu insan›n yapmas› gereken bir tav›rd›r! Bizden söylemesi…


33

“Devrim kitlelerin eseri olacak” anlay›fl›n› hepimizin kavramas› gerekmektedir. Bu ifadeden çok aç›k olarak devrimi kitlelerin yapaca¤›n› anlamaktay›z. Fakat sürekli kulland›¤›m›z bu ifadeyi ne kadar kavrad›¤›m›z pratiklerimizde kendisini göstermektedir. Bugün kitleler bir dizi geriliklerine ve sessizliklerine ra¤men içlerinde önemli bir potansiyeli tafl›yor ve gün geçtikçe daha çok sömürülerek kölece yaflamaya mahkum ediliyor olmalar›na ra¤men, bizlerin onlardan kopuk oluflumuz bunu yeteri kadar kavramad›¤›m›z› gösterir. Bunlar› harekete geçirmeyiflimiz, örgütleyemeyiflimiz devrim-kitle iliflkisinde yanl›fl/eksik anlay›fllara sahip oldu¤umuzu gösterir.

‹nsanl›¤›n ilk ortaya ç›k›fl›ndan günümüze gelinceye kadarki süreçlerde yaflanan alt-üst olufllara, savafllara ve sistemlerin de¤iflimlerine bakt›¤›m›z zaman belirleyici olan›n kitleler oldu¤unu görürüz. Her zaman için onlar› gerek harekete geçirecek, gerekse de harekete geçmifl olan kitleleri bir yerlere yönlendirecek önderlikler olsa bile as›l olarak de¤ifltiren-y›kan ve yerle bir eden kitlelerdir. Yani tarihi yazan kitlelerdir. ‹nsan›n insan taraf›ndan ilk olarak esaret alt›na al›nmaya bafllad›¤› günden bugüne kadar bakt›¤›m›zda kitlelerin neler baflard›klar›n› ve kendilerinde olan o gücün a盤a ç›kar›l›p do¤ru bir flekilde yönlendirildi¤i zaman önüne set çekilemeyen bir hale nas›l dönüfltü¤ünü görebiliriz. Tabi ki gerek ulusal, gerekse de s›n›fsal kurtulufl mücadelelerinde her zaman için bir önder ya da önderlikler mevcuttu. Ayn› flekilde

kitlelerin zulme ve sömürüye karfl› geliflecek olan kendili¤inden hareketlerini de yönlendirecek ve do¤ru yerlere kanalize ederek sonuç ald›rtacak bir önderli¤in olmas› gerekmektedir. Ama burada flunu unutmamak gerekir ki önderli¤in önemli olan rolü, kitleler olmadan hiçbir anlam ifade etmez. O rol kitlelerle bulufltu¤u ve bu muazzam gücün üstünden yükseldi¤i oranda anlaml› olur. Onun için kitlelerin ne kadar önemli oldu¤unun bir kez daha bilinçlere ç›kar›lmas› gerekmektedir. Tarihten gelen bu önemli özelliklerinden dolay› kitlelere giderken ve gelece¤e dair planlar yaparken kitlelerin flimdiki durumlar›na göre de¤il, tarihi yazan›n onlar oldu¤u gerçe¤ine uygun olarak davranmak gerekmektedir. Gerek dün gerekse de bugün hakl›n›n da haks›z›n da dayand›¤› güç kitleler olmufltur. Onlar sadece bi-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

K‹TLELER‹N ÖNEM‹ VE ÖRGÜTLEME YÖNTEMLER‹ ÜZER‹NE


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

34

Devrimin kitlelerin ç›kar›na oldu¤unu ve kurtulufllar›n› sa¤layacak tek yol oldu¤unu düflünecek olursak o zaman kitlelerin bizler için ne kadar önemli oldu¤unu görürüz. Kendi kurtulufllar›n› sa¤lamak için ne kadar yarat›c› ve ›srarc› olduklar›n› dünden bugüne bakt›¤›m›zda görebiliriz. zim için de¤il egemen s›n›flar için, sömüren az›nl›k için de önemlidir. Egemen s›n›flar›n mallar›-mülkleri fliddet araçlar› ve aç›k ya da gizli de¤iflik güçleri olabilir. Çeflitli bask› yöntemleri uygulayarak insanlar› sindirebilirler ve güçlerine güç, zenginliklerine zenginlik katabilirler.

Fakat sömüren s›n›flar da kitlelerin gücünü tarihi yazan›n onlar oldu¤unu ve kendi egemenliklerini devam ettirecek olan›n da, y›kacak olan›n da onlar oldu¤unu bildikleri için her zaman kitlelere yönelik politikalar üretmektedirler. Gerek zorla, gerekse de “flirin” gözükerek onlar› kazanmaya ve kendi saflar›nda tutmaya çal›flmaktad›rlar. Bunu bask› ve zor ile ancak bir yere kadar yapabileceklerini biliyorlar. Bask›n›n ve zulmün oldu¤u yerde isyan edenlerin de olaca¤›n› biliyorlar. Onun için zor yöntemlerinin yan›nda daha çok da sözde onlar›n yarar›na çal›fl›yormufl gibi gözükerek tepkilerini çekmeden kazanmaya çal›fl›yorlar. Yani havuç ve sopa politikas›n› her zaman için ve her yerde uyguluyorlar. Gerek baflka ülkelerin de-

neyimlerine gerekse de yaflad›¤›m›z ülkeye bakt›¤›m›z zaman egemenler kitleleri yanlar›nda tutabilmek, egemenliklerini devam ettirebilmek, geliflecek ve geliflen mücadelelerin önünü keserek geliflmesini engellemek için bazen sopay› bazen de havucu göstermekte olduklar›n› görürüz. Fakat sopan›n sak›ncalar›n› ve isyana-baflkald›r›ya yol açaca¤›n› biliyorlar. Sopa ile bu mücadelelerin ortadan kald›ramayacaklar›n› bildikleri için daha çok kitleleri de¤iflik politikalarla kazanmaya çal›flmaktad›rlar. Onlar› uyutup baflka fleylerle meflgul ederek bilinçlenmelerini ve sömürüye karfl› mücadelelerini engellemeye çal›flmaktad›rlar. Zulmedenler kendilerini ayakta tutacak olan›n da y›k›p yerle bir edecek olan›n da kitleler oldu¤unu yani


tarihi yazacak olan›n onlar oldu¤unu bildikleri için kitleleri önemserler. Devrimin kitlelerin ç›kar›na oldu¤unu ve kurtulufllar›n› sa¤layacak tek yol oldu¤unu düflünecek olursak o zaman kitlelerin bizler için ne kadar önemli oldu¤unu görürüz. Kendi kurtulufllar›n› sa¤lamak için ne kadar yarat›c› ve ›srarc› olduklar›n› dünden bugüne bakt›¤›m›zda görebiliriz. Bu durum kitlelerin öneminin kavranmas›n› ve onlara güvenmenin gereklili¤ini bir kez daha ortaya koyuyor. O zaman ataca¤›m›z ad›mlar ve yönelimimiz bu gerçekli¤e paralel olmal›d›r. Her fleyden önce bu gerçekli¤e inanmak gerekir. O zaman onlara yönelik oluflturaca¤›m›z politikalar da, müdahalelerimiz de ve onlara gidiflimizdeki ele al›fllar›m›z da dünden daha farkl› olacakt›r. Kitlelerin bugün içinde bulunduklar› durum bizlerde onlara karfl› bir güvensizlik yaratmamal›d›r. Onlar›n flimdiki durumlar›n›n ne oldu¤u ve nelerden kaynakl› oldu¤una daha sonra k›saca de¤inece¤iz. Fakat burada flunun belirtilmesi ve dikkate al›nmas› gerekiyor. Kitlelerin bugün içinde bulunduklar› durumlar› onlar›n bir fley yapmayaca¤›, onlar için bir fley yapmaya de¤meyece¤i ve güçlerine karfl› bir inançs›zl›k-güvensizlik yaratmamal›d›r. Do¤ru bir önderlik ile neler yapabildiklerini ve nas›l görkemli alt-üst olufllara yol açt›klar›n› unutmamak gerekiyor. Birçok

ülkenin de¤iflik deneyimlerine bakmak ve yeniden yeniden onlardan ö¤renmek gerekiyor. Burada as›l sorunu kendimizde aramal› ve kendimize yönelmeliyiz. fiu sorular› sormal› ve objektif cevaplar vermeliyiz. Biz nerede yanl›fl yap›yoruz? Yapt›klar›m›z›n do¤ru ve yanl›fllar› nelerdir? Kitlelerin gerçekli¤ine ve somut flartlara göre mi yoksa kendi öznel beklentilerimiz do¤rultusunda m› hareket ediyoruz? Bu sorulara verece¤imiz yan›tlar ne kadar do¤ru ve objektif olursa o oranda da hem kitlelere olan inanc›m›z› kaybetmez, hem de zor olan› baflarmak için ad›mlar›m›z› daha güçlü atar›z. Kitlelerin önemini k›saca belirttikten sonra, flimdi s›ra ile onlar›n içinde bulunduklar› duruma ve örgütlenebilmeleri için yapmam›z gerekenlere ve bizlerin bu noktadaki eksikliklerimize de¤inelim. Bugün içinde bulunduklar› duruma bakt›¤›m›z zaman kitlelerin bir yandan ekonomik olarak sorunlar›n›n artt›¤›n› ama öte yandan ise sessizliklerini korumaya devam ettiklerini görüyoruz. Tar›ma, hayvanc›l›¤a ve birçok alana uygulanan yok etme politikalar›na, çal›flanlara verilen asgari ücret ile aç›klanan açl›k s›n›rlar›na, emeklerinin karfl›l›¤› olarak ödenen ücretler ile piyasadaki fiyatlara, yeni yeni ç›kar›lan yasalar ile iflçinin-memurun ifl güvencesinin kalmamas›na ve sosyal güvencelerinin ellerinden al›nmas›na ve iflten

ç›kar›lan çal›flanlar›n say›s› ile birlikte birçok fleye bakt›¤›m›z zaman bu ülkedeki halk›n ne durumda oldu¤unu görebiliriz. Gerçeklerin hiç de egemen s›n›flar›n aç›klad›klar› gibi halk›n durumunun hiç de iyi olmad›¤›n› görebiliriz. Önceleri bir evde bir-iki kifli çal›fl›yorken, flimdi ise bu durum de¤iflmifl ve hemen hemen durumu müsait olan bütün bireyler çal›flmaya bafllam›flt›r. E¤er bir ailede yetiflkin befl kifli var ise befli de çal›flmaya bafllam›flt›r. Böylece bir yandan eme¤in sömürülmesi artm›fl bir yandan da çal›flan say›s› art›nca eve daha çok para girdi¤i için sanki geçim düzeyleri de artm›fl gibi gözükmektedir. Geçinmenin zor oldu¤u bu koflullarda bu durumdan kaynakl› olarak açl›¤› ve yoksullu¤u çok yak›c› olarak yaflamaktad›rlar. Açl›k s›n›r›n›n giderek artmas› ve çal›flanlar›n ald›klar› ücretlerin yiyip içmek için gerekli olan ihtiyaçlar›n› bile zor karfl›l›yor olmas›na ra¤men, yukar›da da belirtti¤imiz gibi bir evdeki birçok kiflinin çal›fl›yor olmas› ve yap›lan baflka ek ifllerle vb. fleylerle geri düzeyde de olsa temel ihtiyaçlar karfl›lanabilmekte. Kitlelerin durumu iyi olmamas›na, yo¤un bir sömürüye maruz kalmalar›na ra¤men yine de neredeyse hemen hemen hiç ses ç›kmamaktad›r. Uygulanan politikalar ile birçok kesimden toplumsal patlamalar beklendi¤i halde, kitlelerden ses ç›kmamas›na burjuvazi bile flafl›rmaktad›r! Haz›rlad›klar› de¤iflik prog-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

35


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

36 ramlarla kendi ideologlar›na bu durumu tart›flt›rmakta ve nedenlerini bulmaya çal›flmaktad›rlar. Birçok kesimden toplumsal patlamalar, kendili¤indenci toplumsal patlamalar beklendi¤i halde kendili¤indenci hareketler bile ya hiç geliflmemekte ya da çok c›l›z olarak geliflmektedir. Durumun böyle olmas›nda birçok faktörün etkili oldu¤unu düflünmek gerekir. Yukar›da da belirtti¤imiz gibi kitlelerin geçici de olsa k›smi bir refah düzeyi içinde olmalar›, bilinç düzeylerinin gerili¤i, kendi haklar›n› arama bilincinde bile olmamalar›, k›r›nt› bile olsa kaybedecek bir fleylerin varl›¤›, ekonomik olarak zar-zor geçiniyor olsalar ve emekleri daha çok sömürülüyor olsa bile açl›¤› ve zorbal›¤› yak›c› olarak hissetmemeleri, dinin etkisi ile birlikte kadercilik ve flükürcülük anlay›fl›, devletin güçlülü¤üne ve de¤iflmezli¤ine olan inanç, önceden yaflad›klar› deneyimlerinden elde ettikleri güvensizlikler, korkular› ile birlikte devrimcilerin de komünistlerin de onlara ulaflmam›fl olmalar› gibi birçok neden bu durum-

Sessizli¤in, harekete geçmemenin ve örgütsüzlü¤ün nedenlerini sadece dünyada yaflananlara ve kitlelere ba¤larsak, o zaman ataca¤›m›z ad›mlar yine yetersiz ve sorunu çözecek tarzda olmayacakt›r.

da olmalar›nda etkilidir. Kitlelerin durumunu sadece bunlarla da aç›klamak yeterli olmayacakt›r. Emperyalist sald›r›lar ve egemen s›n›flar›n uygulad›klar› de¤iflik politikalar onlarda birbirlerine karfl› güvensizli¤i ve bireycili¤i de had safhaya vard›rm›flt›r. Ezilen, sömürülen, ayn› kaderi paylaflan ve kurtulufllar› da ortak olan emekçi kitleler, mahalledeki komflular, ailedeki bireyler birbirlerine güvenmemekte ve bireycilik al›p bafl›n› gitmektedir. Burjuvazi de¤iflik kurum ve kurulufllar› ile böyle flekillendirerek onlar›n bir araya gelmelerini ve beraber hareket etmelerini engellemeye çal›flmaktad›r. Tabi ki dünyadaki genel durumun da kitleler üzerinde etkisi vard›r. Bir tane bile sosyalist ülkenin kalmam›fl olmas› ve emperyalistlerin yo¤un sald›r›lar› en duyarl› olan ve devrime sempati duyan kesimlerde bile bir inançs›zl›k yaratmaktad›r. Bunlarla birlikte bizlerin yani devrimcilerin yetersizlikleri ve yanl›fl ele al›fllar› da

kitleler üzerinde etkili olmaktad›r. Bu noktan›n üzerinde önemle durmak gerekiyor. E¤er ileri olan bu kitleleri örgütleyemiyor ve onlar› kendi sorunlar› etraf›nda harekete geçirmiyorsak bu konuda geçmiflten bugüne kadar yapm›fl oldu¤umuz pratiklerimizin muhasebesini yapmak zorunday›z. Sessizli¤in, harekete geçmemenin ve örgütsüzlü¤ün nedenlerini sadece dünyada yaflananlara ve kitlelere ba¤larsak, o zaman ataca¤›m›z ad›mlar yine yetersiz ve sorunu çözecek tarzda olmayacakt›r. Kitleleri örgütleyerek onlar› harekete geçiremeyiflimizde ve onlarda oluflan güvensizli¤in boyutlanmas›nda kendi misyonumuzu görmeliyiz. Bununla birlikte kitlelere karfl› yanl›fl ele al›fllar›m›zda devrimi kitlelerin yapaca¤› ve tarihi onlar›n yazaca¤›n›n bizler taraf›ndan yeteri kadar kavranmam›fl oldu¤unu görmek gerekiyor. Tabi ki di¤er eksiklikleri ve faktörleri de gözard› etmeksizin. fiunu unutmayal›m ki, da-


ha dün Sovyetler Birli¤i’nde, Çin’de sömürücülere karfl› savaflan ve onlar› yerlebir eden bu halkt›. Vietnam’da dünyan›n “en güçlü” emperyalist ülkesine karfl› savaflan ve kazanan bu halkt›. Daha birçok ülkede esaret alt›nda yaflamak istemeyip, özgürlük mücadelesi veren bu halkt›. Ve bugün dünyan›n birçok ülkesinde Filistin’de, Nepal’de, Peru’da, Hindistan’da ba¤›ms›zl›¤› için savaflan yine bu halkt›r. Yani dün de tarihi yazan ve bugün de gelecekte de yazacak olan yine kitlelerdir. Ama onlara do¤ru bir önderlik yap›ld›¤› oranda kitleler bu misyonlar›n› gerekli flekilde yerine getireceklerdir. Do¤ru bir önderlik yap›ld›¤› oranda bu tarih ezilen ve sömürülen emekçilerin lehine yaz›lacakt›r. Yani kitleleri harekete geçirmek için onlar›n gücünü a盤a ç›karmak için Çin’de, Sovyetlerde, Nepal’de, Peru’da oldu¤u gibi do¤ru ve güçlü bir önderli¤e ihtiyaç vard›r. Ne kitlelerin flimdi içlerinde bulunduklar› durum bizlerde güvensizlik ve umutsuzluk yaratmal›, ne de önderlik yapmak ad›na kitlelerin misyonlar›n› kendimiz yerine getirme hatas›na düflmeliyiz. Devrimi yapacak ve alt-üst olufllar› sa¤layacak olan onlard›r. Onlar›n içlerindeki gücü a盤a ç›karacak, yönlendirecek ve devrime seferber edecek olan ise bizler oldu¤umuzu unutmamal›y›z. Bundan dolay› kendi misyonumuza ve gerçekli¤imize uygun olarak davranmal›y›z.

‹lk önce sürekli olarak ifade etti¤imiz “Devrim kitlelerin eseri olacak” anlay›fl›n› hepimizin kavramas› gerekmektedir. Bu ifadeden çok aç›k olarak devrimi kitlelerin yapaca¤›n› anlamaktay›z. Fakat sürekli kulland›¤›m›z bu ifadeyi ne kadar kavrad›¤›m›z pratiklerimizde kendisini göstermektedir. Bugün kitleler bir dizi geriliklerine ve sessizliklerine ra¤men içlerinde önemli bir potansiyeli tafl›yor ve gün geçtikçe daha çok sömürülerek kölece yaflamaya mahkum ediliyor olmalar›na ra¤-

Kitleleri örgütlemek. Bunu nas›l yapaca¤›m›z noktas›nda kafa aç›kl›¤›na sahip olmak ve neyi nas›l yapaca¤›m›z›n bilincinde olmam›z gerekmektedir. Bu konudaki yanl›fl/eksik kavray›fl›m›z ve bundan hareketle belirledi¤imiz yanl›fl politikalar bizleri onlar› örgütlemek yerine onlardan uzaklaflt›rmaktad›r. men, bizlerin onlardan kopuk oluflumuz bunu yeteri kadar kavramad›¤›m›z› gösterir. Bunlar› harekete geçirmeyiflimiz, örgütleyemeyiflimiz devrim-kitle iliflkisinde yanl›fl/eksik anlay›fllara sahip oldu¤umuzu gösterir. Devrim kitlelerin eseri olacak ise genifl kitleleri devrimci sa-

vafla katmal› ve onlar› seferber etmeliyiz. Peki bunu nas›l gerçeklefltirece¤iz: Bu sorular› hepimizin sürekli düflünerek cevaplamas› gerekmektedir. Kitleleri devrimci savafla seferber edebilmek ve onlar›n devrimi yapabilmeleri için örgütlenmeleri gerekmektedir. En önemli sorunlar›m›zdan birisi budur. Kitleleri örgütlemek. Bunu nas›l yapaca¤›m›z noktas›nda kafa aç›kl›¤›na sahip olmak ve neyi nas›l yapaca¤›m›z›n bilincinde olmam›z gerekmektedir. Bu konudaki yanl›fl/eksik kavray›fl›m›z ve bundan hareketle belirledi¤imiz yanl›fl politikalar bizleri onlar› örgütlemek yerine onlardan uzaklaflt›rmaktad›r. Kitlelerin durumlar› k›saca da olsa daha önceden belirtilmiflti. Bu durumda kitlelerin kendili¤inden bir araya gelmelerini ve örgütlenmelerini beklememeliyiz. Onlar›n bilinçlenmeleri, haklar›n› aramak için seferber olmalar› ve örgütlenebilmeleri için her fleyden önce bizlerin kitleler içerisinde olmam›z ve onlara ulaflmam›z gerekmektedir. Kitleler ile aram›zda mümkün olan en s›k› iliflkilerin kurulmas› gerekmektedir. Yapaca¤›m›z bütün çal›flmalar›m›zda kitlelerin içerisinde olmal›, onlar› tan›mal› ve kendi niyetlerimize göre de¤il, kitlelerin ihtiyaçlar›na göre isteklerine göre somut politikalar belirlemeliyiz. Kitlelerle güçlü politik ba¤lar kurmal› ve gerçekliklerine denk düflecek örgütlülüklerde örgütlemeliyiz. Ancak

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

37


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

38 o zaman onlar› mücadeleye çekebilir ve seferber edebiliriz. Yoksa onlardan kopuk ve uzak olarak yapaca¤›m›z ça¤r›larla ve onlar ad›na yapaca¤›m›z bir dizi fley ile kitleleri ne kavgaya çekebilir, ne de seferber edebiliriz. Bu flekilde bizlerin yan›nda olmalar›n› da sa¤layamay›z. fiimdi ak›llara flunlar gelebilir; biz bunlar› zaten biliyoruz. Evet bunlar› bilmiyor de¤iliz. S›k olarak da ifade ediyoruz. Fakat prati¤e gelince bu çerçevede hareket ediyor muyuz? Gerçekten devrimi kitlelerin yapaca¤› anlay›fl› do¤rultusunda ne kadar politika belirleyip bunlar› hayata geçiriyoruz? Devrim yapaca¤›n› söyledi¤imiz kitleler ile iliflkilerimiz ne düzeyde? Onlar›n içinde ne kadar bulunuyor ve onlar› ne kadar tafl›yoruz? Politikalar› belirlerken kendi niyetlerimizden de¤il, kitlelerin istemlerinden ve ihtiyaçlar›ndan yola ç›k›yor muyuz? Sorunlar›n› çözecekleri ve kendilerini ifade edecekleri örgütlülükler oluflturuyor muyuz? Bunlar› düflündü¤ümüzde ya böylesi yönelimlerin uza¤›nda oldu¤umuzu ya da yer yer yapmaya çal›flsak bile yine de bir dizi eksik ve yanl›fllar›m›z›n oldu¤unu, bu do¤rultuda hareket etmedi¤imizi görürüz. Pratiklerimizde bu do¤rultuda hareket etmiyor ve ad›mlar›m›z› buna uygun olarak atm›yorsak, kavray›fl›m›zda bir sorun var demektir. Bunun için yeniden yeniden okumal›, araflt›rmal› ve baflka ülkelerin deneyimlerinden

ö¤renmeliyiz. Çok uzaklara gitmeden önce kendi deneyimlerimizden, kitlelerin deneyimlerinden ö¤renerek pratiklerimizi süzgeçten geçirmeliyiz. Nerede yanl›fl, nerede eksik yapt›¤›m›z› ortaya koymal› ve bunlar› giderme yönelimine girmeliyiz. Kendi deneyimlerimize bile bakt›¤›m›zda kitlelerle iç içe oldu¤umuz, onlar› tan›yarak sorunlar›ndan ve ihtiyaçlar›ndan yola ç›kt›¤›m›z zaman nas›l da s›k› iliflkiler kurdu¤umuzu ve çeflitli flekillerde seferber etti¤imizi görebiliriz. K›rlarda, flehirlerde, mahallelerde, okullarda, iflçi s›n›f› içerisinde bu

ha aramaya çal›flal›m. Harekete geçmek, tan›mak ve bilinçlendirebilmek için onlar›n içinde olmak gerekir. Fakat içlerinde olmay› sadece olanaklardan yararlanmaya ve onlarla ahbap-çavufl iliflkisi kurmaya indirgememeliyiz. Sadece bafl›m›z s›k›flt›¤›nda ve gidecek yerimiz olmad›¤›nda kitlelere gitme tarz›na indirgememeliyiz. Kitlelerin içinde olmay› sadece onlarla iliflki kurma ve desteklerini alma fleklinde geçinmeci bir tarza sokmamal›y›z. Onlar› tan›mak, güçlü politik ba¤lar kurmak ve devrime seferber etmek için kitlelerin içinde olmal›-

1977-Ümraniye Gecekondu Direniflflii anlay›fl do¤rultusunda hareket etti¤imizde elde ettiklerimiz buna örnektir. Önderlik ederek kitlelerle birlikte gösterdi¤imiz gecekondu direniflleri buna örnektir. Bu pratiklerden ö¤renmesini bilmeliyiz. Sadece bununla da kalmay›p, kitlelerin deneyimlerinden de ö¤renmeliyiz. fiimdi kitlelerin içinde olman›n gereklili¤ini biraz da-

Harekete geçmek, tan›mak ve bilinçlendirebilmek için onlar›n içinde olmak gerekir. Fakat içlerinde olmay› sadece olanaklardan yararlanmaya ve onlarla ahbap-çavufl iliflkisi kurmaya indirgememeliyiz.


y›z. Devrim her fleyden önce ezilen emekçi kitlelerin ç›kar›na oldu¤u ve bunu gerçeklefltirecek olan da onlar oldu¤u için kitlelere gitmeli ve içlerinde olmal›y›z. Onlar› acil sorunlar›ndan yola ç›karak seferber etmeliyiz. Bunu sürekli hale getirerek hep ileriye tafl›mal› ve Proletarya Partisi’nin politikalar› çerçevesinde harekete geçirmeliyiz. Kavray›fl›m›zdaki bir dizi eksiklikten, devrim-kitle iliflkisindeki eksik kavray›fl›m›zdan ve bireylerin de bir dizi geri ve eksik yönlerinden kaynakl› olarak yer yer yanl›fl pratiklere düfltü¤ümüz oluyor. Yani kitlelere giderken, onlar›n içinde bulunurken bilinç tafl›mak, harekete geçirmek ve örgütlemek anlay›fl› ile de¤il, daha çok çeflitli imkanlar›ndan yararlanma amac›yla hareket ediyoruz. Onlara sadece kalacak yer ve de¤iflik imkanlar›ndan yararlanaca¤›m›z “kaynak” gözü ile bakt›¤›m›z oluyor. Tabi ki bu tür fleylere de ihtiyac›m›z oldu¤u için bunlar› da yapmam›z gerekmektedir. Fakat böylesi ihtiyaçlar›m›z›n giderilmesini as›l yapmam›z gerekenlerin önüne geçirmemeliyiz. Ve flunu unutmayal›m ki kitleleri bilinçlendirip, de¤iflik yol ve yöntemlerle harekete geçirerek örgütledi¤imiz oranda böylesi olanaklar›m›z artacakt›r. Bu sorunlar›m›z› ancak o zaman daha iyi flekilde çözece¤iz. Ancak o zaman suda bal›k olabiliriz. Aksi taktirde kurumufl gölde sadece küçük birikintilerde yaflamaya çal›flan bal›klara döneriz.

Bir di¤er önemli nokta ise kitleleri kendi sorunlar›ndan yola ç›karak örgütleme anlay›fl›d›r. Bu da bildi¤imiz ama pratiklerimizde bu do¤rultuda ad›mlar›m›z› az att›¤›m›z bir do¤ru. Onlar› varolan sorunlar›ndan yola ç›karak harekete geçirmek, gerçekliklerine denk düflen örgütlülüklerde örgütlemek ve ileriye tafl›yarak iliflkilerimizi siyasi bir flekle büründürmeli devrim mücadelesine katmal›y›z. Burada “sorunlar›ndan yola ç›karak” derken onlar›n sorunu olarak neleri gördü¤ümüz ve bunlar›n hangisini nas›l ele alaca¤›m›z noktas›nda da kafalar›m›zda çeflitli netsizliklerin oldu¤u görünüyor. Acaba nedir onlar›n varolan ve bizlerin yola ç›kmam›z gereken sorunlar›? Varsayal›m ki bir mahallede yaflayan insanlar›n en yak›c› olarak hissettikleri yol, su, temizlik, bar›nma, çeteleflme, uyuflturucu, fuhufl vb. sorunlar› olsun. Yine benzer flekilde ö¤rencilerin okullarda harçlar›n›n yüksek olmas›, bar›nma, beslenme, sa¤l›k, düflük e¤itim, ulafl›m vb. sorunlar› olsun. Benzer flekilde fabrikalardaki iflçilerin, köylülerin ve halk›n de¤iflik kesimlerinin yak›c› olarak hissetti¤i ve ilk olarak çözülmesini istedikleri bir dizi sorunlar› vard›r. ‹flte bunlar onlar›n çözmek için harekete geçecekleri ve bizlerin de onlar› ilk olarak harekete geçirece¤imiz yak›c› olarak hissettikleri sorunlard›r. Bunlar yaflamlar› boyunca karfl› karfl›ya geldikleri ve s›k›nt› yaflad›klar› ve gideril-

di¤inde daha iyi yaflayacaklar› acil olan sorunlard›r. Bunlar›n çözümüne yönelik somut taleplerle harekete geçebilirler. Bu taleplerinin yerine getirilinceye kadar da mücadelelerini sürdürüp haklar›n› elde edebilirler. Çünkü sonucunda direkt olarak kendileri fayda sa¤layacaklard›r. Fakat burada kendi sorumlar›n› çözmek için bile bir araya gelerek hak arama mücadelesinden yoksun olan bu kitlelere “birilerinin” yol göstermesi gerekmektedir. Hak arama bilincini vermesi ve onlar› harekete geçirmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek için kitlelerin durumlar›n› ve hangi sorunlar› oldu¤unu araflt›rmal›y›z. Bu sorunlardan yola ç›karak onlara somut politikalarla, somut çözüm yollar›yla gitmeliyiz. Ancak o zaman onlar› harekete geçirebilir ve gelifltirerek politik mücadeleye çekebiliriz. Unutmayal›m ki onlar bu sorunlar› yüzünden devlete ve hükümete tepkilidirler. Buralardan yola ç›karak onlara as›l sorunlar›n›n kayna¤›n› göstermek ve s›n›f mücadelesine çekmek bizlere düflüyor. Politikalar üretirken ihtiyaçlar› olarak gördü¤ümüz ve harekete geçirebilece¤imizi düflündü¤ümüz fleylerle kitlelerin o dönem yak›c› olarak hissettikleri sorunlar›n›n, ihtiyaçlar›n›n denk düflüp düflmedi¤ine bakmal›y›z. Bazen onlar›n yak›c› olarak hissettikleri bir dizi sorunlar›na dudak k›v›rd›¤›m›z ve zaten devrim yaparak bir dizi sorunlar›n› çözece¤imizi düflündü¤ümüz

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

39


40

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

oluyor. Bundan dolay› da daha çok kendi niyetlerimizden yola ç›karak oluflturdu¤umuz politikalar ile onlara gitti¤imiz oluyor. Böyle olunca da kitleler bizim istemlerimize yan›t olmuyorlar. Onlardan bekledi¤imiz karfl›l›¤› görmüyoruz. “Kendileri için oluflturdu¤umuz” politikalar›m›z› sahiplenmiyorlar. Çünkü onlar›n yak›c› olarak

Kitlelerin içerisinde olup onlarla iliflflk ki kurup ve kendi sorunlar› etraf›nda harekete geçirirken flflu unu asla unutmamak gerekir. Yakalanan iliflflk kilerin, kurulan ba¤lar›n politik olarak geliflflttirilmesi, siyasi flfle ekle büründürülmesi ve örgütlenmesi gerekmektedir.

hissettikleri ve çözülmesini istedikleri sorunlar› baflka, ama bizim onlara duyarl›l›k göstermeleri için götürdü¤ümüz sorunlar ise baflka fleyler. Kald› ki hak arama bilincinden bile yoksun olan kitlelerden onlar için daha bir üst aflama olan politik sorunlar› sahiplenmelerini, emperyalist iflgale hay›r demelerini, ölüm orucu eylemlerini sahiplenmelerini, 6 May›s, 18 May›s, 30 Martlar› ve 1 May›slar› sahiplenmelerini ve bunlardan dolay› alanlara ç›kmalar›n› bekleyemeyiz. fiunu unutmamak gerekir ki, kitleler mücadele içinde gelifleceklerdir. Desteklerini kazanmak ve mücadeleye çekmek istiyorsak, acil olan sorunlar›n› sahiplenmeli, çözüm yollar› sunarak birlikte çözmeye çal›flmal›y›z. Ç›karlar›n› temsil etti¤imizi göstermeli ve onlarla bütünleflmeliyiz. Ç›karlar›n›n kayna-

¤›n›n ortadan kalkaca¤›n› göstermeli ve devrimi ister hale getirmeliyiz. Kitleleri devrimin destekçisi de¤il, gerçeklefltireni yapmal›y›z. Bunu da ancak basitten karmafl›¤a do¤ru giderek yapabiliriz. Onlar›n yak›c› olarak hissettikleri sorunlar›n›, çeflitli taleplerini sahiplenip çözüm yollar› götürerek ve bu çözüm yollar› çerçevesinde harekete geçirerek seferber ederek yapabiliriz. Kitlelere sadece eylemden eyleme, etkinlikten etkinli¤e gitmek bizlere karfl› güvensizlik yarat›r. Ayr›ca onlar› kendi sorunlar› ile baflbafla b›rakm›fl oluruz. Böylece kitleler bir yanda, biz ise bir yanda kal›r›z. Onlar mücadeleden uzak, bizler ise onlar ad›na devrim yapma hayali ile baflbafla kal›r›z. Aram›zdaki aç› ise gittikçe aç›l›r. Kitlelerin içerisinde olup onlarla iliflki kurup ve kendi


sorunlar› etraf›nda harekete geçirirken flunu asla unutmamak gerekir. Yakalanan iliflkilerin, kurulan ba¤lar›n politik olarak gelifltirilmesi, siyasi flekle büründürülmesi ve örgütlenmesi gerekmektedir. Kendi sorunlar›na sahip ç›k›p harekete geçerek çözer hale gelen kitleleri Proletarya Partisi’nin politikalar› ile harekete geçmeye haz›r hale getirmeli ve onlar› daha ileriye tafl›yarak politik mücadeleye katmal›y›z. ‹lk önce gerçekliklerine denk düflen örgütlülüklerde zamanla ise onlar› gelifltirerek aflama aflama ilerleterek Proletarya Partisi’nin saflar›nda örgütlemeliyiz. Politik olarak gelifltirilmeyen kitleler hem bizleri istedi¤imiz sonuca götürmez, hem de zamanla yok olurlar. Kendi deneyimlerimizde yine böylesi pratikleri görürüz. Kitlelerle çeflitli yollarla iliflkiler yakalad›¤›m›z halde bunlar› politik flekilde devam ettirmedi¤imiz ve onlar› örgütlemedi¤imiz zaman nas›l da onlardan uzaklaflt›¤›m›z› görürüz. Yakalad›¤›m›z iliflkilerin zamanla yok oldu¤unu, hareketlili¤in bitti¤ini görürüz. Seferber etti¤imiz kitleleri onlar›n gerçekliklerine denk düflen örgütlülüklerde örgütlemeliyiz. Buralarda onlar› sürekli olarak daha ileriye tafl›ma hedefi ile hareket etmeliyiz. Oluflturulacak olan bu örgütlülükler kitlelerden kopuk olmamal›d›r. Bu örgütlülükler hem kitlelerin ihtiyaçlar›na yan›t olacak, hem de bizim amaçlar›m›za yan›t ola-

cak flekilde olmal›d›r. Kitleler bu örgütlülüklerde kendilerini ifade edebilmelidirler. Buralarda bir araya gelebilmeli ve sorunlar›n› sahiplenerek çözebilmelidirler. Kitlelerin içinde olup onlarla yaflam› soludu¤umuz zaman oluflturaca¤›m›z örgütlülükler de gerçekliklerine denk düfler. Ancak o zaman bu örgütlülüklerin süreklili¤ini sa¤layabiliriz ve kal›c› hale getirebiliriz. Bir yerde kitlelerin ihtiyaçlar›na yan›t olaca¤›n› ve onlar› bir araya getirebilece¤imizi düflündü¤ümüz bir örgütlülük oluflturdu¤umuzda bu örgütler, oluflturulma amac›na uygun olarak faaliyet yürütmelidir. Temel ald›¤› kitleden kopuk olarak varl›¤›n› devam ettirmeye çal›flmamal›d›r. Bunlar herhangi bir DKÖ –bir dernek, sendika vb.- gibi bir örgütlülük olabilir. Bu örgütlülükler sadece belirli çevrelerin gidip geldikleri yerler ve devrimcilerin tart›flma kulüplerine dönüflmemeli. Kurulma amac›na uygun politikalar belirlemeli ve temel ald›¤› kitle ile birlikte hareket ederek faaliyet yürütmelidir. Yani kurdu¤umuz örgütleri amac›ndan, niteli¤inden uzak hale getirmemeliyiz. Böylesi örgütlülükler arac›l›¤› ile daha genifl kitlelere ulaflaca¤›m›z› ve onlar› daha kolay olarak bir araya getirece¤imizi unutmamal›y›z. Oluflturaca¤›m›z bu örgütlülükler, tüketen ve kendisini yok eden de¤il, sürekli olarak daha fazla üreten ve geniflleyen bir hal almal›d›r. De¤iflik isimlerde

olan ve kitlelerin gerçekli¤ine denk düflen bu örgütlülükleri olufltururken, kitlelerin genifl kat›l›m› ile oluflturmaya dikkat etmeliyiz. Bunun için öncesinde altyap› çal›flmalar› yürütmeli ve bizler sadece onlara önderlik etmeliyiz. Kitleler kendi örgütlülüklerini kendileri oluflturmal›d›r. O zaman daha çok sahiplenir ve daha canla baflla çal›fl›rlar. Bizler de esasta görevlerimize uygun olarak gücümüzü ve eme¤imizi, oluflturdu¤umuz bu örgütlülüklerin amac›na uygun faaliyet yürütmelerini sa¤lamak ve kal›c› olmalar›n› sa¤lamak için harcamal›y›z. Böylece kitlelere daha kolay ulafl›r ve onlar› harekete geçirerek daha ileriye tafl›y›p politik mücadeleye çekebiliriz. Kitlelerin içinde olup onlar› kendi sorunlar›ndan yola ç›karak örgütlemeye çal›fl›rken flunlara dikkat etmemiz gerekir: Her fleyden önce onlara somut plan ve programlarla, somut politikalarla gitmeliyiz. Kendi anlad›¤›m›z her fleyi kitlelerin de anlad›klar›n›, düflünüfl tarz›m›z›n onlarda da oldu¤unu sanmamal›y›z. Bu bak›fl aç›s› onlar› anlamadan, dinlemeden kendi niyet ve istemlerimize göre gerçekli¤e denk düflmeyen politikalar belirlememize neden olur. Böyle olunca da onlarla birleflmek yerine onlardan uzaklafl›r›z. Sürekli olarak ifade etti¤imiz flu do¤ruyu ›srarl› flekilde hayata geçirmeliyiz; kitlelerden ö¤renmesini bilmeli ve onlar›n ö¤rencisi olmadan anlay›p dinlemeden bir fleyler ö¤-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

41


42

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

“Kitleler bizi öncü olarak kabul edinceye kadar –halk savafl›n›silah›n de¤erini kavray›ncaya kadar çeflitli ve zengin biçimler alt›nda kitle çal›flmas›n› yürütmeliyiz. Sebat etmek zorunday›z. ‹flçi s›n›f› ve halk bizim önderli¤imizi kabul edene dek, iflçi s›n›f›na giderek daha fazla kazanmal›y›z”.

retemeyece¤imizi bilince ç›karmal›y›z. Devrimciyiz diye her fleyin en iyisini bildi¤imizi düflünmemeliyiz. Üst perdeden yaklaflan ve onlardan ö¤renecek bir fleyimizin olmayaca¤› izlenimi veren gereksiz pozisyonlar sergilememeliyiz. Kitlelerin bin y›llardan beri gelen bilgi, birikim ve tecrübeleri var. Bu birikim ve tecrübelerden ö¤renmesini bilmeliyiz. Do¤rular›ndan ö¤renip yanl›fl ve eksikliklerini ise düzelterek, sentezleyerek tekrar onlara

götürmeliyiz. Bunlar› yaparken mütevazi olmal› ve kitlelerin de¤er yarg›lar›na ters düflen davran›fllar sergilememeliyiz. Bu durum bizleri onlardan uzaklaflt›racakt›r. Onlar›n gerilikleri ile uzlaflmamal› ama uzlaflmamak ad›na da hemen cepheden karfl› ç›karak tepkiye neden olmamal›y›z. Geriliklerini, eksikliklerini daha yap›c› ve kavrat›c› flekilde onlara göstermeliyiz. Daha önceden de belirtti¤imiz gibi kitleler mücadele içerisinde gelifleceklerdir. fiunu unutmayal›m ki; onlar› gelifltirecek olan bizleriz. Önderlik ederek bilinçlendirecek olan bizleriz. Söylemlerimizde ne kadar do¤rular› ifade edersek edelim, kitleler üzerinde davran›fllar›m›z daha çok etkili olmaktad›r. Bu yüzden do¤ru olan düflüncelerimizi, davran›fllar›m›z ile bütünlefltirmeli ve sadece laf ebeli¤i yapmak yerine birçok fleyi pratiklerimizde göstermeliyiz. Ancak o zaman içlerinde daha iyi bir yer ediniriz. Bizleri benimser ve kendilerine yak›n görürler. Do¤rular› pratiklerimizde gösterdi¤imiz oranda güvenlerini kazanabiliriz. Bu güven onlar için yanl›fl ve kötü olan fleyleri düflünmeyece¤imizi ve yapt›klar›m›z›n yararlar›na olaca¤› bak›fl›n› getirir. Böylece kitleleri harekete geçirmek, örgütlemek için avantajl› duruma geçmifl oluruz. Bütün bunlar› yaparken kitlelerin bizi hemen sahiplenmelerini ve ard›m›zdan gelmelerini beklememeliyiz. Gonzalo’nun da dedi¤i gibi


“Kitleler bizi öncü olarak kabul edinceye kadar –halk savafl›n›- silah›n de¤erini kavray›ncaya kadar çeflitli ve zengin biçimler alt›nda kitle çal›flmas›n› yürütmeliyiz. Sebat etmek zorunday›z. ‹flçi s›n›f› ve halk bizim önderli¤imizi kabul edene dek, iflçi s›n›f›na giderek daha fazla kazanmal›y›z”. Sab›rl› olmal› ve kitleler kurtulufllar›n›n devrimde oldu¤unu görünceye ve bunu yapacak olan›n kendileri oldu¤unu anlay›ncaya kadar sürekli olarak onlara gitmeli ve kazanmaya çal›flmal›y›z. Bunlar› yapt›¤›m›zda bizlere kay›ts›z kalmayacaklar ve yan›t olacaklard›r. Ama uzun vadeli planlar yapmam›z ve onlar›n flimdiki durumlar›n› da düflünerek yolumuzun çok uzun ve zorlu oldu¤unu bilince ç›karmal›y›z. Bu durum bizlerde umutsuzluk yaratmamal›, ya da yakalad›¤›m›z birkaç iliflkiye, yapt›¤›m›z birkaç olumlu prati¤e bakarak yar›n her fleyin de¤iflece¤ini düflünmemeliyiz. Bunlara bakarak kitlelerin her fleyin fark›na varmaya bafllad›¤› ve harekete geçmeye, örgütlenmeye haz›r olduklar› yan›lg›s›na kap›lmamal›y›z. Böylesi de¤erlendirmeler sonunda yapaca¤›m›z subjektif belirlemeler bizleri onlardan uzaklaflt›r›r ve yolumuzu daha da uzat›r. Sonuç olarak flunlar› ifade edecek olursak; bizleri kitlelerden koparan fley kitle-devrim iliflkisindeki yanl›fl/eksik anlay›fllar›m›zdan dolay› belirledi¤imiz yanl›fl politikalard›r. Bu durum kitlelerle

bütünleflmemizi, onlar› örgütlememizi de engellemektedir. E¤er birçok do¤ruyu ifade etti¤imiz halde pratiklerimizde bunlara denk düflmeyen fleyler yap›yorsak, o zaman ifade ettiklerimizi hem yeteri kadar kavramad›¤›m›z›, hem de yanl›fl kavrad›¤›m›z› görebiliriz. Devrimi kitlelerin yapaca¤›n›, onlar› devrimin destekçisi de¤il, sahibi oldu¤unu yani tarihi yazacak olan›n kitleler oldu¤unu bilince ç›kar›rsak, pratiklerimizde de bu anlay›fllar do¤rultusunda ad›mlar atar›z. E¤er bu bak›fl aç›s›nda kitledevrim iliflkisini ele al›fl›m›zda bir netsizlik varsa ne kadar yaz›p çizsek de pratiklerimiz o do¤rultuda olmaz. Kitlelere önderlik de¤il onlara sadece “öncülük” yapar›z. Onlar ad›na devrim yapacakm›fl gibi faaliyetler yürütürüz. Yanl›fl bak›fl aç›lar› ile yürütece¤imiz faaliyetler de onlara yan›t olmayacak ve bizleri onlardan uzaklaflt›racakt›r. Beraber faaliyet yürütürken bile kitleleri küçümseyen, edilgen k›lan ve sadece devrimin destekçisi olarak gören pratiklerimiz olacakt›r. Durum böyle olunca yani devrimi yapacak olan›n onlar oldu¤unu görmeyince, onlar› sadece devrimin destekçisi olarak görünce, onlar ad›na devrim yapmaya kalk›nca kitlelerle politik ba¤lar gelifltirip, geçinmeci kitle çizgisini ortadan kald›rabilir miyiz? Onlar› bilinçlendirip hak arama mücadelesine katabilir ve seferber edebilir miyiz? Tabi ki yapamay›z. Çünkü zaten devrimi yapacak olan› kendi-

miz olarak görüyoruz ve bunun için de bir fleyler yap›yoruzdur. Biz kitlelere sadece öncülük de¤il, onlara önderlik yapmal›y›z. Kitleler ad›na de¤il, onlarla birlikte ve en önde olarak mücadele vermeliyiz. Bizlerin müdahalesi ve yönlendiricili¤i olmadan do¤ru bir flekilde büyüyüp geliflecek bir kitle hareketi olmayaca¤›n› ama o muazzam alt-üst oluflu sa¤layacak, devrimi yapacak olan›n kitleler oldu¤unu beynimize kaz›mal›y›z. Bu do¤ruya ve kitlelerin gücüne inanmal›/güvenmeli, pratiklerimizi bu do¤rultuda ele almal›y›z. Buna göre politika belirlemeli ve kitle faaliyeti yürütmeliyiz. Son olarak flu soruyu hepimizin sürekli sormas› gerekmektedir: Bu kitleleri nas›l örgütleyece¤iz? Kitleleri nas›l harekete geçirece¤iz? Bu sadece kuru kuruya onlara gitmekle, onlarla s›radan iliflki kurmakla olmayacakt›r. Onlara flunu yapaca¤›z, bunu yapaca¤›z demekle de olmayacakt›r. Yapacaklar›m›z›, amaçlar›m›z› ve onlardan kopuk olmadan bilimsel araflt›rmalarla gerçekliklerine göre belirleyece¤imiz politikalar›m›z› somut programlar oluflturarak onlara gitmeliyiz. K›sa ve uzun vadeli hedeflerimizi programlaflt›rmal› ve yüzümüzü kitlelere dönmeliyiz. Böylece neler yapaca¤›m›z›, amaçlar›m›z› daha iyi görecekler ve ç›karlar›n›n bizde, devrimde oldu¤unu kavrayarak do¤ru politikalar do¤rultusunda örgütlenerek, harekete geçeceklerdir.

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

43


44

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

ÜLKEM‹Z GENÇL‹⁄‹NE KISA B‹R BAKIfi VE POL‹T‹KALARIMIZ

Faflizm 12 Eylül AFC ile halk gençli¤ini bu do¤rultuda flekillendirmeye çal›flt›. Halk gençli¤ini kendi politikalar› do¤rultusunda, düflünmeyen, sorgulamayan “her koyun kendi baca¤›ndan as›l›r” felsefesi do¤rultusunda flekillendirmeye çal›flt›. Bunda da belli oranda baflar›l› oldu. Bugün aç›s›ndan halk gençli¤inin büyük bir k›sm› bu ideolojik formasyon do¤rultusunda flekillenmifltir. Bu öyle bir flekillenmedir ki günümüz gençli¤i bir on y›l öncesinin do¤ru ya da yanl›fl olan de¤er yarg›lar›n› reddetmekte ancak bu reddedifl özümseyerek, bilince ç›kart›larak yap›lmamaktad›r.

Bu yaz›m›zda dünyada ve Türkiye’de iflçi gençlik, köylü gençlik ve ö¤renci gençlik gündemlerini incelemeye çal›flaca¤›z. Ülke nüfusunun yaklafl›k dörtte birini oluflturan genç kesimin içerisinde çal›flmalar›m›z, bu oran düflünüldü¤ünde henüz oldukça c›l›z bir çal›flma, bir çeflit embriyon olarak nitelendirilebilir. Genç nüfusun yo¤un oldu¤u ve bunun her f›rsatta egemen s›n›flar taraf›ndan dile getirildi¤i bir ülkede, bizlerin faaliyetinin bu kadar dar kapsaml› olmas› hiç kuflkusuz ki salt bizim yanl›fllar›m›zla, eksik ve hatalar›m›zla aç›klanamaz. Bu durum gerek devrimci hareketin ve gerekse de komünist hareketin darl›¤›, kitlelerden uzakl›¤› ile do¤ru orant›l›d›r. Ülkemizdeki devrimci ve komünist hareketin içinde bulundu¤u durumun bizler aç›s›ndan da belirleyici oldu¤unu görmek gerekiyor. Bu anlam›yla burada bir bütün olarak gençlik faaliyetinin neden bu kadar darlaflt›¤›n›n

üzerinde durmak yerine bu darl›¤›n, genel olarak dünya üzerinde s›n›fs›z, sömürüsüz bir dünyan›n varl›¤›na olan inanc›n ve umudun emperyalistler ve onlar›n uflaklar›n›n yo¤un ideolojik politik sald›r›ya u¤ramas›, bu sald›r›n›n halen sürmesi ve içinde yaflan›lan bu sistemin baflka alternatifinin olmad›¤›n›n genifl halk kitlelerine ve bu anlamda gençli¤e yo¤un bir flekilde propaganda edilmesiyle devam ettirildi¤inde aramak gerekmektedir. Özellikle bugün aç›s›ndan bizim hedef kitlemizi oluflturan halk gençli¤ini yafl itibariyle ‘80 kufla¤›’ gençlerinin oluflturmas›, ülkemizin emperyalizme ba¤›ml›l›¤› ve emperyalizmin ç›karlar› do¤rultusunda flekillendirilmesiyle direkt ilintilidir. ‘80 AFC’si ile birlikte ülkemizin emperyalizme ba¤›ml›l›¤›n›n daha üst boyutta flekillendirilmesiyle birlikte, bu flekillendirmenin ideolojik, politik, örgütsel, askeri, psikolojik, kültürel sald›r›-


lar›yla do¤ru orant›l› olarak toplumun flekillendirilmesi ve bu flekillendirme içerisinde halk gençli¤inin de bu sald›r›lardan etkilenmesini beraberinde getirdi. “Türkiye’de 80’ler, liberal ekonomik politikan›n uyguland›¤›, sanayi sektörünün teflvik edildi¤i, Bat›l› anlamda burjuva toplumunun de¤erlerinin yükseliflinin yarat›ld›¤›, dünyayla bütünleflme dönemi olarak yafland›. ‹letiflimin geliflmesiyle medyan›n tüm cilalanm›fl renkleriyle h›zla toplumun içine girdi¤i, özellikle popüler e¤lence arac› olan televizyonla Bat›l›n›n sahip oldu¤u dünya nimetlerinin görsel dünyam›za sokuldu¤u dönem... Dallas, Cosby Show, fiahin Tepesi gibi dizilerde mutlu zengin insanlar›n; Rambo gibi filmlerde bol bol adam öldüren ‘kahraman katil’lerin ideallere sunuldu¤u dönem... Can Kozano¤lu o günün politikas›n› ‘biraz ‹ngilizce, biraz bilgisayar, biraz korku, biraz hayal’

olarak tan›mlam›flt›. Bask› rejiminin az ötede duran cezaland›r›c› tehdidi yan›nda, sözcük aralar›na ‘‹ngilizce’den ithal(!) çerezler serpifltirilmifl yeni bir ‘söylem’ ve Bat›l›n›n sahip oldu¤u s›n›rs›z imkanlar›n vaadini içeren sosyal ve ekonomik program yeni dönemin yeni imgeleriydi. ‘80 sonras› devlet ideolojisi ile yükselen burjuvazi kavram› Özal’›n ‘Ben zengini severim’ söylemiyle biçimsel olarak genelde Bat›l› ama düflünsel planda biraz oryantal bir kültür yaratt›.”1 ‹flte rahatl›kla denilebilir ki bir yanda AFC, getirdi¤i aç›k faflizmin dizginsiz terörü, ard›ndan da demokrasi maskeli faflizmin sald›r›lar› en çok da halk gençli¤ini etkiledi. Bir yanda faflizmin bask›s›, iflkence, hapishane, ölüm tercihi öte yanda televizyon, okullar bilcümle devletin ideolojik ayg›tlar› arac›l›¤›yla propaganda edilen sahte mutluluklar, dünyalar. Halk gençli¤i devrimci

ve komünist hareketin da¤›n›kl›¤›ndan da faydalan›larak, faflizm aç›s›ndan bir tehlike olmaktan ç›kar›lmaya, kendisinden baflkas›n› düflünmeyen bir kitle haline getirilmeye çal›fl›ld›. “Bir yanda devletin resmi bask› kurumlar› di¤er yanda medyan›n, bir ad›m ötedeymifl gibi sundu¤u, güya seçeneklerle dolu ve mutlulu¤un bunlara sahip olmaktan geçti¤ine iflaret eden telkin en çok da genç kufla¤› etkiledi.”2 Hiç kuflkusuz faflizm bununla yetinmedi. Bir yandan bunlar yap›l›rken, yine de önlem olarak emperyalizmin yeflil kuflak politikas› do¤rultusunda halk gençli¤i flekillendirilmeye çal›fl›ld›. Halk gençli¤ine ‹slami e¤itimin önü aç›ld›. ‹mam Hatiplerin, Kuran Kurslar›n›n oldukça fazla say›da aç›lmas›n›n alt›nda yatan bir neden de buydu. Yani bugün faflizmin “dinci terör” olarak adland›rd›¤› hareketin temelleri bizzat o dönem kendisi taraf›ndan at›ld›. Devrimcilere ve komünistlere karfl› din olgusunu toplumu uyutan bir afyon olarak kulland›. Gerçi bu kullanma ‘80 öncesinde de vard› ancak ‘80 sonras› faflist cunta fleflerinin a¤›zlar›ndan art›k aç›k aç›k yap›lmaya, din olgusu bizzat devlet eliyle halka propaganda edilmeye baflland›. Okullarda din e¤itimin zorunlu hale getirilmesi bu döneme rastlamaktad›r. Faflizm bu politikalar› hiç kuflkusuz ki kendisi aç›s›ndan bir tehdit olarak gördü¤ü halk gençli¤ini, kendi politikalar› do¤rultusunda flekillendirmek, bunu yapam›yorsa tarafs›zlaflt›rmak-apolitiklefltirmek ama-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

45


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

46 c›n› güdüyordu. Ali Akay, “‹stanbul’da Rock Hayat›” çal›flmas›nda flunlar› ifade ederek, demek istedi¤imizi çok güzel özetliyor: “Gençlik gelece¤i temsil eder. Onlara verilecek formasyonun baflar›yla uygulanmas›, hakim ideolojinin, dolay›s›yla otoritenin parlak gelece¤inin garantisidir. Okullarda verilen bilgiler ve pratikler hep bu yöndedir. ‹deolojik kal›plar oluflturulduktan sonra, görecelili¤i kesin olan kapitalist sistem özgürlü¤ü içinde makyajlan›p, moda tutkunlu¤u, içi boflalt›lm›fl magazinler, politik söylemler içeren müzikler... Sonuç, tüketen, görmeyen, konuflmayan, ideal GENÇL‹K.”3 ‹flte faflizm 12 Eylül AFC ile halk gençli¤ini bu do¤rultuda flekillendirmeye çal›flt›. Halk gençli¤ini kendi politikalar› do¤rultusunda, düflünmeyen, sorgulamayan “her koyun kendi baca¤›ndan as›l›r” felsefesi do¤rultusunda flekillendirmeye çal›flt›. Bunda da belli oranda baflar›l› oldu. Bugün aç›s›ndan halk gençli¤inin büyük bir k›sm› bu ideolojik formasyon do¤rultusunda flekillenmifltir. Bu öyle bir flekillenmedir ki günümüz gençli¤i bir on y›l öncesinin do¤ru ya da yanl›fl olan de¤er yarg›lar›n› reddetmekte ancak bu reddedifl özümseyerek, bilince ç›kart›larak yap›lmamaktad›r. 20 y›l 10 y›l öncesinin olumlu baz› de¤er yarg›lar›, örne¤in toplumu, arkadafl›n›, ülkesini düflünmek, sevgiyi, paylafl›m› önemsemek ve benzeri de¤er yarg›lar› bugün aç›s›ndan önemsiz birer ayr›nt› olabilmektedir. Bu durum

emperyalizm ve faflizmin yaratmak istedi¤i “gençlik tipolojisini” büyük oranda hayata geçirdi¤ini göstermektedir. Örne¤in ülkemiz aç›s›ndan ülke nüfusunun yaklafl›k dörtte birini oluflturan genç yafl grubu içerisinde üniversite gençli¤i yaklafl›k onda 1’lik bir oran oluflturmas›na ra¤men siyasi hareketlilik, sosyal ve kültürel konularda duyarl›l›k gibi özellikleriyle hep ön planda olmufltur. ‹flte bu özelli¤iyle halk gençli¤i içerisinde önemli bir yeri ve misyonu olan üniversite gençli¤i içerisinde yap›lan bir araflt›rma bu gerçekli¤i çok çarp›c› bir biçimde ortaya koymaktad›r. 1970 ve 1992 y›llar›nda bir grup üniversite gençli¤ine uygulanm›fl “sosyal tutum” anketi, 2002 y›l›nda bir kez daha uygulanm›fl. Eskiflehir’deki Osmangazi Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi’ne ba¤l› 6 fakültenin birinci ve dördüncü s›n›flar›nda rastgele örnekleme yöntemiyle gerçekleflen çal›flmada toplam 600 ö¤renciyle görüflülmüfl. Çal›flmada ortaya ç›kan sonuçlar çarp›c›: “…Ülkede sürekli de¤iflen politik ortam, üniversite gençli¤inin inanç, tutum ve davran›fllar›n› da belirgin bir biçimde de¤ifltiriyor. Kuflaktan kufla¤a aktar›lan dersler ve tecrübeler sayesinde, eski de¤erlere yenilerinin eklenmesi beklenirken, araflt›rmam›z sonucunda, sanki her dönemi yaflayan baflka baflka ülkelerin insanlar›ym›fl gibi sadece kendi dönemlerine ait özellikler tafl›yan gençlerle karfl›laflt›k... Günümüz gençli¤inin “kendi” isteklerini doyurmada gösterdi-

¤i s›n›rs›zl›k ile “öteki”ne verilecek özgürlük anlay›fl›ndaki kat› ve agresif tutumu büyük bir çeliflki olsa gerek… ‘68 kufla¤› toplumsal sorunlara duyarl› yaklafl›m›, birey olman›n yolunu okumakta-bilgiye ulaflmakta gören tavr›yla dikkat çekerken, günümüz gençli¤i “farkl›l›¤›” dürtüsel davran›fllar› yaflayabilmekte görüyor. Bu fark, kuflaklar aras›nda uçurum denebilecek bir ayr›m noktas›. 30 y›l gibi k›sa süre içinde üç kuflak gençlerin yaflam flekilleri ve sorunlara bak›fl›nda gözlenen bu ilginç de¤iflime bakarak, asl›nda bu ülkede geçirilmifl büyük düflünce de¤iflikliklerinin özümsenmeden ortaya ç›kt›¤›n›; ‘Sil bafltan ve o an› yafla’ fleklinde olufltu¤unu söylemek mümkün. Tragedya var karakter yok; özümsenmifl, içe al›nm›fl ve aktar›lan de¤erler yok. Kuflaklar aras›nda en temel konularda bile öylesine derin kopukluklar var ki, insan bunun sebebini izahta zorlan›yor. …Evet, neredeyse her on y›lda bir toplumca yeniden do¤uyoruz. Ve her dönemin kendine ait de¤erlerini yarg›lamadan, üzerinde derinlikli düflünmeden çabucak benimsiyoruz. Sil bafltan yeniden... Cumhuriyet Devrimi sonras› 1950’lerin siyasi çalkant›lar›, 12 Eylül darbesi ve sonras›... Ve son olarak Amerika’n›n küreselleflme politikas›yla postmodern yaflama girifl... Küreselleflme politikas› hepimize hay›rl› olsun, günümüzün kabul gören de¤eri bu çünkü ve bunu da de¤erlendirip yarg›layacak haf›zam›z olmad›¤›ndan lay›k›yla yaflayaca¤›z. Tam da yaflamam›z is-


tendi¤i gibi....”4 Evet bugün halk gençli¤inin genel ço¤unlu¤u tam da “birilerinin” yaflamas›n› istedi¤i gibi yaflat›lmaktad›r. Bu birilerinin hiç kuflkusuz ki emperyalizm ve onun yerli uflaklar› olan Türk hakim s›n›flar› oldu¤u aç›k. Ancak yine de belirtmek gerekir ki; halk gençli¤i bir bütün olarak kendisine dayat›lan, kendisinden yap›lmas› istenen, nas›l yaflamas› gerekti¤ini gösteren flekillendirmeye tam anlam›yla uymamaktad›r. Halk gençli¤inin içinden ç›kan, hakim s›n›flar›n deyimiyle “birkaç kendini bilmez” yine de faflizme karfl› gelmektedir. Bu karfl› gelme dönem dönem kitlesel karaktere bürünme ö¤eleri de bar›nd›rmakta. ‹flte bu yüzden faflizm halk gençli¤inin ileriye ç›kan bu bilinçli unsurlar›n› “demokrasisinin” gere¤ince gözalt›na almakta, en küçük bir gençlik muhalefetine dahi tahammül edememekte, bafl›n› kald›ranlar› ise gözalt›, iflkence ile susturmaya çal›flmakta bu da kâr etmiyorsa F tipi hapishanelere yollamaktad›r. Bu da bize gösteriyor ki yaflad›¤›m›z ülkenin sosyo-ekonomik yap›s› de¤ifltirilmedi¤i, demokratik devrim gerçeklefltirilmedi¤i müddetçe, faflizm ne kadar u¤rafl›rsa u¤rafls›n, halk gençli¤ini zapt-› rapt alt›na alamayacakt›r. Çünkü faflizmin bizzat kendi varl›¤› bile ona karfl› mücadelenin olmas›n› ortaya ç›karmaktad›r. Faflizmin halk gençli¤ini ve halk gençli¤i içerisinde belli bir öneme sahip olan ve bu anlam›yla kontrol edilmesi olmazsa olmaz olan üniversite gençli¤ini kontrol etmek, ide-

olojik olarak flekillendirmek için ilk elden üniversitelere el atm›flt›. YÖK bunun arac› olarak hayata geçirildi. Ancak bugün gelinen aflamada faflizm tüm kurumlar›yla en çok da üniversiteleriyle t›kanm›fl durumda. Bu t›kanman›n kendili¤inden bizlerin lehine dönüflece¤ini sanmak, do¤ru bir yaklafl›m de¤ildir. De¤ildir çünkü faflizm, bu türden t›kanmalar› kendi lehine kullanmay›, kendi iktidar›n›n devam etmesini sa¤lama aç›s›ndan “iyi bir flekilde kullanmay›” baflarabilmektedir. Bu olgu komünist gençler aç›s›ndan gözden kaç›r›lmamal›d›r. Örne¤in bugün üniversitelerde sürdürülen laik-anti laik kamplaflmas›, hükümet-rektörler kap›flmalar› vesaire tüm yanlar›yla çürümüfl bir kurumun ya da daha do¤ru ifadeyle toplumun bariz bir yans›mas› olan üniversitelerin içinde bulundu¤u durumun-t›kan›kl›¤›nçürümüfllü¤ün üzerinde sürdürülen kap›flman›n bir yans›mas›d›r. Onlar›n dertleri hiç kuflkusuz ki eski yap›n›n, eski ku-

rumlar›n devam› ve bu anlam›yla iktidarlar›n›n sürdürülmesidir. Kendi aralar›nda sürdürdükleri “mücadele” bu anlam›yla “s›rtlanlar›n lefl kavgas›na” benzemektedir. Öylesine benzemektedir ki, bu gündeme dair bir fleyler söylemek isteyen halk gençli¤inin ilerici kesimine karfl› yaklafl›mlar› tam bir s›rtlan›n leflini koruma güdüsüne benzemektedir. Halk gençli¤inin ileri kesimlerine, devrimci ve komünist gençlere yönelik “AB demokrasisi” içerisinde gerçeklefltirilen azg›nca terörü ve sald›rganl›¤› baflka nas›l aç›klayabiliriz ki! Evet faflizmin tüm kurumlar› gibi üniversiteler de çürümüfl, eski toplumun bariz birer örnekleri olarak halk gençli¤inin önünde durmaktad›r. Bunu sadece bizler de¤il faflizmin üniversitelerinde bilim adaml›¤› yapanlar söylemektedir. “Kan›m odur ki, üniversite mensuplar›n›n ço¤unlu¤u (ö¤retim üyesi, ö¤renci ve çal›flanlar›) üniversite bilinci ve üniversite yaflam biçimi

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

47


48

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

Bugün halk gençli¤inin genel ço¤unlu¤u tam da “birilerinin” yaflamas›n› istedi¤i gibi yaflat›lmaktad›r. Bu birilerinin hiç kuflkusuz ki emperyalizm ve onun yerli uflaklar› olan Türk hakim s›n›flar› oldu¤u aç›k. Ancak yine de belirtmek gerekir ki; halk gençli¤i bir bütün olarak kendisine dayat›lan, kendisinden yap›lmas› istenen, nas›l yaflamas› gerekti¤ini gösteren flekillendirmeye tam anlam›yla uymamaktad›r. hakk›nda pek de genifl bilgi sahibi de¤ildirler. Ço¤u kifli üniversiteyi sabah 8, akflam 5 mesaisi içinde bir iflyeri olarak görmektedir. ‹l üniversitesi düzeyinde faaliyet yürüten taflra üniversitelerinde bu durum daha da vahim durumdad›r. Üniversitelilik bilinci oluflmad›¤› için stratejileri ve vizyonlar› da k›s›r olmaktad›r. Hal böyle olunca yukar›da s›ralanan ciddi sorunlar oluflmakta ve o noktadan itibaren de üniversiteler bilim üreten ve ö¤reten kurumlar olmaktan ç›kar duruma gelmektedirler. Her fleyden önce üniversitelerin kendi durufl noktalar›n› belirlemeli ve kendi misyonunu yerine getirmesi için kendilerini yeniden flekillendirmesi gerekmektedir. Bugün gelinen noktada toplumun önü t›kanm›fl ve bu t›kan›kl›k kendisini yans›ma prensiplerine uygun olarak üniversitelerde de hissettirmektedir. Toplumun önünün aç›lmas› kendi sorunlar›na ve toplumun sorunlar›na sahip ç›kan bir üniversite anlay›fl› ile olacakt›r.”5 ‹flte tam da ifade etmeye çal›flt›¤›m›z gibi, bugün aç›s›ndan toplumun birer yans›mas› olan üniversiteler bize

toplumun içinde bulundu¤u durum hakk›nda ipuçlar› vermektedir. Do¤ru bir flekilde ifade edildi¤i gibi, bugün Türkiye toplumunun önü “t›kal›”d›r. Hakim s›n›flar yaflanan sorunlara do¤alar› gere¤i çözüm bulamamaktad›rlar. Zaten bulamazlar da. Çünkü toplumun yaflad›¤› “t›kan›kl›¤›n” esas sorumlusu kendileridir. Bu anlam›yla hakim s›n›flar alafla¤› edilmeden toplumun önü aç›lamaz. Bu da bize ülkemizde demokratik devrimin güncelli¤ini ve aciliyetini göstermektedir. Ancak bir kez daha ifade etmekte fayda var ki, toplumun yaflad›¤› bu “t›kan›kl›k” ancak ve ancak demokratik devrimle afl›labilir, bu yerine getirilmez ve bu u¤urda mücadele edilmezse, hakim s›n›flar bu “t›kan›kl›¤›” yine kendi iktidarlar›n›n devam› için “baflar›yla” kullanacaklar›d›r. S›n›f mücadelesi tarihi bize bunu oldukça net bir biçimde göstermektedir. Hakim s›n›flar bu “t›kan›kl›¤›” aflma ad› alt›nda kitleleri kendi politikalar› do¤rultusunda harekete geçirmekte, ya da kitlelerin kendili¤indenci hareketine bir süre sonra müdahale ederek kendi politikalar› do¤rultusunda kullanmay› baflarabilmekte ve böylece ikti-

darlar›n›, yeniden ve yeniden sürdürebilmektedirler. Komünist gençler olarak bu gerçekli¤in fark›nda olmak zorunday›z. Hakim s›n›flar›n kendi iktidarlar›n› devam ettirmenin bir yolu olan bu politikalar›na karfl› uyan›k olmal› ve kitleleri uyarmaya bilinçlendirmeye devam etmeliyiz ve yine kitlelerin kendili¤indenci hareketlerinin hakim s›n›flar›n politikalar›n›, iktidarlar›n› güçlendirmenin bir arac› olarak kullanmalar›na izin vermeme çabas› içerisinde olmal›y›z. ‹flte yaflanan bu “t›kan›kl›k” nedeniyle halk gençli¤i kendince çözüm yollar› aramakta; genifl halk y›¤›nlar› ve bu arada da halk gençli¤i emperyalizmin ve onun yerli uflaklar›n›n ideolojik politik kültürel sald›r›lar›ndan etkilenmekte, bizlerin genel olarak devrimci hareketin özel olarak da komünist gençli¤in, halk gençli¤ine bu “t›kan›kl›¤›” aflma ad›na alternatif bir yol oldu¤unu gösterememesi, halk gençli¤inin bu alternatifsizli¤inin devam etmesine yol açmaktad›r. Halk gençli¤inin bu durumu, giderek kendi içerisinde bir umutsuzlu¤u, mutsuzlu¤u beraberinde getirmekte, imkanlar› olanlar ve özellikle de e¤itim görenler ve ifl arayanlar, ‘kendi gemisini kurtaran kaptan misali’ kapa¤› ilk f›rsatta yurtd›fl›na atmak istemektedir. Bu durum istatistiklerde net olarak ifade edilmektedir. “Türkiye, beyin göçü en fazla olan 34 ülke içinde 24. s›rada yer almakta, iyi e¤itim gören 100 kifliden 59’unu elinden kaybetmektedir”.6 Ve yine flu sat›rlar, ülkemiz halk gençli¤inin, (ki bun-


lar›n büyük ço¤unlu¤unun imkan› olanlar, s›n›fsal aç›dan iyi gelir gruplar›nda yer alanlar oldu¤unu ifade etmek gerekiyor) düzenden umudunu kesti¤ini göstermektedir. “YÖK’ün haz›rlad›¤› bir rapora göre 24 bini Almanya’da, 15 bini ABD’de olmak üzere 50 binden fazla Türk genci yurt d›fl›nda e¤itim görmektedir. Dünya Bankas›na göre yurt d›fl›nda yüksek ö¤retim gören ö¤rencilerimizin yurt içindekilere göre oran› %3.2’ler civar›ndad›r. Yurt d›fl›nda önce e¤itim ve sonra ifl arayan gençlerimizin bir k›sm› da üniversitelere giremedi¤inden yurt d›fl›nda okumay› tercih etmektedir. Türkiye yurtd›fl›na en çok ö¤renci gönderen/okutan ülkeler aras›nda 11. s›rada yer almaktad›r.”7 Ülkemizde Kas›m 2000 ve fiubat 2001 tarihlerinde yaflanan son iki ekonomik krizden sonra bu rakam daha da artm›flt›r. Ülkemizden insanlar deyim yerindeyse “kaçmak istemekte”, bu ülkede yaflaman›n kendilerine bir gelecek getirmeyece¤ini düflünerek, ‘anl› flanl› Türk devletinden’(!) umutlar›n› kesmektedirler. “Araflt›rma sonuçlar›na göre, son ekonomik krizde iflsiz kalan e¤itimli ve nitelikli iflgücünden halihaz›rda yurt d›fl›na gidenlerin oran› yüzde 7, yurtd›fl›na gitme çabalar› sürenlerin oran› yüzde 12, iflsiz kald›¤› boflluk dönemini yurt d›fl›n-

da yüksek lisans yaparak veya dil ö¤renerek geçirmek üzere yurtd›fl›na ç›kanlar›n oran› yüzde 8 ve nihayet; bir f›rsat yakalarsam yurtd›fl›na gitmek isterim diyenlerin oran› ise yüzde 30 olarak belirlenmifltir.”8 Bu durum asl›nda bizlere flu veriyi rahatl›kla vermektedir. Özelikle gençlik, Türkiye’de kendisi aç›s›ndan bir gelecek görmemektedir. Bu nedenle ilk f›rsatta yaflad›¤› topraklardan ‘kaçmak’ istemekte, bunun içinse baflta e¤itim olmak üzere yurtd›fl›na çal›flmak için ç›kmaktad›r. Bunun bir nedeni bugün ülkemiz hakim s›n›flar›n›n halk gençli¤ine gelecek aç›s›ndan hiçbir fley vermemeleriyken, di¤er yan› ise hiç kuflkusuz ki ülkemizin yar› sömürge yar› feodal yap›-

s›yla ilgilidir. Emperyalizm bu aç›dan da ülkemizin genç beyinlerini, gelece¤ini, kendi denetimine almak için, bir yandan da kendi yaratt›¤›, ülkemiz halk gençli¤inin önünde duran bu geleceksizli¤i oldukça iyi kullanmaktad›r. “Lisedeki baflar›l› ö¤renciler, kendi okullar›ndan önce dershaneler taraf›ndan keflfedilir ve buralara çekilirler. S›navda çok

yüksek puan alan ve kendine güvenen ö¤renciler üniversitenin ilk y›llar›ndan itibaren baflta Amerikan Üniversiteleri olmak üzere ülkemizde faaliyet gösteren ve hiçbir resmi s›fat› olmayan yabanc› üniversitelerin arac› kurulufllar›nca Yüksek Lisans ve Doktora e¤itimi için çok iyi vaatlerle yönlendirilmektedirler. Özellikle ODTÜ, Bo¤aziçi ve Bilkent gibi ‹ngilizce ile e¤itim yapan üniversitelere en yüksek puanla giren ö¤rencilerin en iyileri neredeyse bu yolla beyin göçüne u¤ramaktad›rlar.” 9 K›sacas› bu tablo da bize ülkemizdeki emperyalizmin sömürüsünün-etkinli¤inin bir baflka yönünü de göstermekte, bizlerin halk gençli¤inin bir kesimine yönelik emperyalistlerin politikalar›n›n ne boyutta oldu¤unu da göstermektedir. Burada üzerinde durmam›z gereken nokta ise bu durumun, yani gerek emperyalizmin ve gerekse de ülkemiz hakim s›n›flar›n›n halk gençli¤inin “gelecek kayg›lar›”n›n yine kendi amaçlar›, emperyalizmin amaçlar› do¤rultusunda kullan›ld›¤›n› görmemizdir. Faflist devlet emperyalizm güdümlü politikalar›yla gençli¤e bir gelecek vaat edememekte, gençlik ise kendi bireysel kurtuluflunu yine emperyalizmin kollar›nda aramaktad›r. Öte yandan halk gençli¤inden bir ke-

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

49


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

50 simin bu tablosu bize, genel olarak halk gençli¤inin nas›l bir ruh hali içinde oldu¤unu da göstermektedir. Ki bu durum bizce önemsenmesi gereken bir durumdur. Halk gençli¤inin faflist devletten umudu yoktur. Kendisini kurtarman›n yolu olarak ‘kapa¤›’ yurt d›fl›na atmak istemektedir. Bunun nedeni bu ülke topraklar›nda kendisi aç›s›ndan bir gelecek görememesidir. ‹flte bu nedenle bizlerin ilk planda yapmas› gereken, halk gençli¤inin kendi sosyal prati¤inden de oldukça net olarak gördü¤ü gibi bu faflist devletin halk gençli¤ine bir gelecek vaat etmedi¤i, gelecek olarak iflsizlik, yoksulluk, diplomal› iflsizler ordusu oldu¤u, bask›, sömürü oldu¤unun anlat›lmas› ve bu anlamda da halk gençli¤inin ancak faflizme karfl› örgütlenerek, Yeni Demokratik bir Gençlik Hareketi yaratarak ve saf›n›n Demokratik devrimin saf›nda oldu¤unun, kendi gelece¤inin ancak ve ancak mücadele etmekle gerçekleflebilece¤inin propagandas› yap›lmal›d›r. Görülece¤i üzere halk gençli¤i bir alternatif aramaktad›r. Bu alternatifin do¤ru olabilmesi ve gerçek anlamda baflar›ya ulaflabilmesinin yolunun Yeni Demokratik Gençlik Hareketinin yarat›lmas›ndan geçti¤inin net olarak ortaya konulmas› gerekiyor. Bu nokta önemlidir. Önemlidir çünkü “siyaset, boflluk tan›maz” ilkesinden hareketle, bizler bunu net olarak ileriye sürmezsek ve propagandas›n› yapmazsak, Atilla ‹lhan gibi Kemalistli¤i ve faflizm yandafll›¤› oldukça aç›k olan sol maskeli kendinden

menkul, “gazi” propagandac›lar›n›n, ne idü¤ü belirsiz gibi görünen ama söylemleriyle “kaflarlanm›fl faflist” olduklar› su götürmez olan “k›z›l elmac›lar›n”, ‘dipten gelen dalga’ söylemleri ad› alt›nda gençlik hareketini yine her zaman yapt›klar› gibi faflizme, faflizmin kendini tahkim etmesine olanak tan›yan çabalar›na imkan vermifl oluruz. Yada gençlik hareketini kendi reformist hayallerinin gerçekleflmesi için her zaman kullanmak isteyen ama bunda bir türlü baflar›l› olamayan “tatl› su devrimcilerinin”, “salon devrimcilerinin”, “legal parti ile komünistçilik oynayanlar›n” ekme¤ine ya¤ sürmüfl oluruz. ‹flte bunun için b›kmadan, usanmadan, Yeni Demokratik

Halk gençli¤i bir alternatif aramaktad›r. Bu alternatifin do¤ru olabilmesi ve gerçek anlamda baflar›ya ulaflabilmesinin yolunun Yeni Demokratik Gençlik Hareketinin yarat›lmas›ndan geçti¤inin net olarak ortaya konulmas› gerekiyor. Bu nokta önemlidir. Gençlik Hareketinin propagandas›n› yapmal›, halk gençli¤inin gerçek kurtuluflunun buradan geçti¤ini net ve aç›k olarak ilan ederek, bu do¤rultuda çal›flmalar›m›z› sürdürmeliyiz. Yukar›da ifade etti¤imiz gerçeklik bugün aç›s›ndan halk gençli¤i içerisinde bir olgu olarak ortaya ç›kmaktad›r.

Halk gençli¤i içerisinde ve özellikle de üniversitelerde bu anlamda belirgin bir saflaflma bulunmaktad›r. Gençlik hareketleri, özellikle de ilerici devrimci gençlik hareketleri esas olarak üniversitelerde taban bulabilmektedir. Bunun d›fl›nda ise, genel gençlik tablosunun ne durumda oldu¤u, hangi halet-i ruhiye içerisinde bulundu¤una dair yine bilimsel bir çal›flmaya dayanarak flu tespitte bulunabiliriz. “Günümüz gençli¤i belki biraz G›lgam›fl gibi... ‘Bir gün ben de özne olabilirim’ çabas›yla baflkalar›n›n öyküsü içinde yan rollere raz›... Baflkalar› özne - kendisi nesne ve sürekli öznenin dilini ö¤renmeye çal›flan, kendi dili ve varl›¤›yla kendine ait bir bölge kuramayan, mevcut tek tip bölgeye ait olabilmek için makyajlar›n› uygun bir flekilde yapmaya çal›flan, kendi öznelli¤i, kendi dili, kendi öyküsü olmayan bir varolufl söz konusu. Öyküsel ‘kendilik’ hasar›, dilsel ‘kendilik’ hasar›, öznel ‘kendilik’ hasar› var ve sürekli hüsran ve hayal k›r›kl›¤›. Boflluk duygusu, yaln›zl›k. Depresyon... Öykü yok, anlam yok, amaç yok... Günün en çok satan kitaplar› aras›nda ‘bir fley’ olman›n yollar›n› anlatanlar› görmek rastlant› olmasa gerek: ‘Dost Kazanman›n Yollar›’, ‘Lider Olman›n Yollar›’, ‘Çok Para Kazanman›n Yollar›’, ‘Mutlu Olman›n Yollar›’, ‘Kad›nlar› Kullanma K›lavuzu’, ‘Erkekleri Kullanma K›lavuzu...’ Evet, ‘Belki ben de bir gün özne olurum’un yollar› bu kitaplar› okumaktan geçiyor!”10 fiu aç›k ki gerek yukar›da


ortaya koydu¤umuz, halk gençli¤inin bir k›sm›n›n ve özellikle de imkanlar› olanlar›n ilk f›rsatta tercihinin bu ülkeden kaçmak olmas›, öte yandan ise halk gençli¤inin yukar›daki al›nt›da da ifade edilmeye çal›fl›lan “yaln›zl›k”, “bofllukta olma”, “bir fley olma” çabas› içerisinde “yol” aramalar› bizlere görevlerimizin ne kadar çok oldu¤unu, halk gençli¤inin arad›¤› bu “yol”un demokratik devrimin ta kendisi oldu¤unun; halk gençli¤inin Yeni Demokratik Gençlik Hareketinin bizzat “öznesi” olmas› gerekti¤inin anlat›lmas› gerekmektedir. Ve yine flu bir gerçek ki halk gençli¤ine bu yolu biz göstermezsek, baflkalar› mutlaka gösterecektir. Bugünlerde, dillendirilen “Yeni Beyaz Türk Gençli¤i” kavramlar› ve TV’lerde yay›nlanan dizilerle, yine çok satan kitaplar ve müzik klipleriyle bunun gerekleri yerine getirilmeye devam ediyor.

Bu genel tespitlerden hareketle, halk gençli¤inin katmanlar›n› de¤erlendirerek çal›flmam›z› sürdürecek olursak flöyle bir tablo ile karfl›lafl›r›z. ‹flçi-semt gençli¤i: ‹flçi gençli¤i örgütlemek bizim için önceliklidir. Öncü s›n›f›n, örgütlülü¤ümüzün köylü gençlikle birlikte temel yap› tafl› olmas› oldukça önemlidir. Bu anlamda bu kesim içerisindeki çal›flmam›z oldukça önemlidir. ‹flçi gençli¤in bugün için en temel sorunu azg›n sömürü çark›ndan en fazla etkilenen kesim olmas›d›r. Genç iflçi kesimi egemenlerin iflgücünü en ucuza sat›n ald›¤› kesimlerden birisini oluflturmaktad›r. Ayn› flekilde iflçi gençli¤in çal›flma koflullar› ve yo¤un olarak küçük iflletmelerde çal›flmas› örgütsüzlü¤ün hat safhada yaflanmas›na neden olmaktad›r. Küçük da¤›n›k fason atölyelerde kaçak flekilde milyonlarca genç iflçi azg›n bir sömürü çark›n›n içerisinde çal›flmaktad›r. Küçük atölye-

lerin insan kayna¤› olarak genç kesimin seçilmesi özellikle bilinçli bir tercih olarak ortaya ç›kmaktad›r. Genç ve deneyimsiz olan ve büyük iflsizlik sorunu yaflayan kesimlerin sistemin önemli bir parças› olan fason üretim atölyelerinden baflka bir tercihinin olmamas›n›n bir sonucudur. Bu küçük iflletmeler her mahallede, her sokakta oldukça yayg›n bir flekilde bulunmaktad›r. Ama baz› bölgelerde bu yayg›nl›k odaklanm›fl bir flekilde mevcuttur. Ve bu bölgelerde kentin nüfusuna ba¤l› olarak binlerce bazen 100 binlerce genç çal›flan kesim bulunmaktad›r. Bu tarz ifl yerlerinde genç iflçiler önemli oranda örgütsüz bir yap›lanma içerisindedir. Zaten ifl yerlerinin koflullar› da bu örgütsüzlük mant›¤› içerisinde ele al›nmaktad›r. Yani ifl yerlerinin küçüklü¤ü yan›nda sürekli doldur boflaltlar yaparak örgütlenmenin önünde büyük engeller oluflturulmaktad›r. Bu

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

51


PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

52 alanda çal›flan kesimler kültürel anlamda da sürekli olarak yozlaflt›r›lmaya çal›fl›lmaktad›r. Ve bunda da oldukça baflar›l› sonuçlar al›nmaktad›r. Özellikle bu ifl yerlerinde çal›flan kesimlerde yar› lümpenlik de önemli bir sorundur. Üretim iliflkilerindeki konumu bu noktada önemli bir etkendir. Bunun sonucu olarak yo¤un kültürel dejenerasyondan çabuk etkilenmektedir. Yani kimlik aray›fl›nda oluflu ve bu aray›flta gençli¤in baz› karakteristik özelliklerinin etkisiyle sistemin ideolojik-politik-kültürel-örgütsel sald›r›lar›na maruz kalmakta ve buna tabi olmaktad›r. Bu anlamda aray›fl› geri ve ba¤naz bir flekilde sistem taraf›ndan doldurulmaktad›r. Özellikle kad›n erkek iliflkisi, arabesk-popüler kültür, futbol, çetecilik gibi sorunlarla iç içe geçen bir yaflam tarz› oluflmaktad›r. Bu kesim özünde sistemle çeliflkisi en yo¤un olan kesimdir. Gelecek sorunu oldukça kapsaml›d›r. Ayn› flekilde iflsizlik sorunuyla en fazla yüz yüze kalan kesim olmas› ve en azg›n sömürüye tabi olmas›, aile bask›s›, kimlik edinme sorunu vb. bu çeliflkilerdendir. ‹flçi gençlik kesiminin, halk gençli¤i içerisinde en kalabal›k k›sm› oluflturmas› da ayr›ca vurgulanmas› gerekmektedir. Bu kesimlerle iç içe geçmifl iflsiz yar› lümpen kesim de oldukça önemlidir. Bu anlamda özellikle semtlerin önemi ortaya ç›kmaktad›r. Özellikle emekçi kesimlerin oturdu¤u semtler oldukça önemlidir. Göç etti¤i bölgeler itibariyle memleketçilik temelinde bir arada yaflayan ve devrim-

ci-demokrat özellikleri geliflkin olan semtler çal›flma alanlar›m›z olmal›d›r. Buralarda yo¤un bir yoksulluk ve sefalet söz konusudur. Ayn› oranda büyük bir gençlik kesimi mevcuttur. Ve bu kesim inan›lmaz derecede yozlaflt›r›lmaya çal›fl›lmaktad›r. Uyuflturucu, çetecilik, h›rs›zl›k oldukça yayg›nd›r bu semtlerde. Ve buna karfl› önemli tepkiler de mevcuttur. Bu kesim zaman›n›n büyük bir k›sm›n› kahvehanelerde, bilardo salonlar›nda bofl bir flekilde geçirmektedir. Bu kesim sistem taraf›ndan duyars›z apolitik kiflilikler haline getirilmifltir. Bu koflullar›n yan›nda özellikle kendi içerisinde memleketçilik ve mezhepsel temelde bir tutunma söz konusudur. Bu noktada yöre ve mezhepsel dernekler oluflturulmakta ve kendi sorunlar›n› bu DKÖ’ler arac›l›¤›yla dayan›flmaya dönüfltürmektedirler. Bu DKÖ’ler parçay› bütünden koparmas› aç›s›ndan bir tehlike oluflturmakla birlikte do¤ru bir ele al›flla oldukça etkin kurumlar haline getirilme koflulu vard›r. Buralar› örgütleyen kesimler büyük ço¤unlukla sisteme tepkili ancak bu tepkiyi reformist ve gerici bir flekilde gösteren kesimlerdir. Bu noktada kurumlar› ele al›fllar› da oldukça geridir. Ancak bunu bir kenara b›rak›p bu kurumlar›n kitle temeline bakarsak önemli bir muhalefet potansiyeli vard›r. Özellikle Kürt bölgelerinden, Karadeniz’deki gerilla savafl› olan bölgelerden göçen insanlar›n oluflturdu¤u dernekler önemlidir. Bu dernekler içerisinde çal›flma yürütmek özellikle bu dernekle-

rin bünyesi alt›nda gençlik kollar›n› oluflturmak, buralar arac›l›¤›yla kitle çal›flmas› yürütmek; önemsenmesi ve ciddiye al›nmas› gereken noktalard›r. Bu kurumlar arac›l›¤›yla kültürel, sosyal ve sportif etkinliklerle genifl iliflkilerle ba¤ kurmak, sa¤l›kl› bir ele al›flla süreç içerisinde etkin DKÖ’ler flekline büründürmek önemlidir. Bunun yan›nda buralarda yap›lacak çal›flmalar önemli bir kitleye ulaflmam›za neden olacakt›r. Ayn› flekilde bu kurumlar›n yan›nda daha nitelikli DKÖ’ler oluflturma çal›flmalar› ciddiyetle ele al›nmal›d›r. Özellikle yozlaflt›rmaya, uyuflturucuya ve semtlerin ulafl›m-bar›nma-hizmet sorunlar›na yo¤unlaflarak politika üretme ve tepkiyi somut bir güce ve örgütlenmeye çevirme koflullar› fazlas›yla vard›r. Bu alanlarda önemli bir çal›flma da legal kitle yay›n› arac›l›¤›yla yürütülecek kitle çal›flmas›d›r. Özelikle yay›n›n da¤›t›m›n› sistemli bir flekilde yapmak; çeliflkisi en yo¤un, örgütlenmeye en yak›n kesimleri seçmek, buralarda yo¤unlaflm›fl ve odaklanm›fl bir çal›flma yürütmek örgütlenme zeminimizin önemli bir aya¤›n› oluflturmal›d›r. Ayn› flekilde bölgedeki kesimlerin ortak sorunlar›n› ele alan A/P çal›flmas› yürütmek de etki gücü yaratmak aç›s›ndan önemlidir. Geleceksizlik, iflsizlik, kültürel yozlaflt›rma vb. sorunlar temel materyallerimiz olmal›d›r. Bunun yan›nda yaflanan özgün bir dizi sorun materyal olarak kullan›lmal› ve siyasal ajitasyona dönüfltürülmelidir. Bu genifl kesimin yan›nda k›smen büyük olan iflletmeler-


de çal›flan kesimler vard›r. Bu kesim di¤er kesime göre oldukça dar ve s›n›rl›d›r. Buralarda çal›flan gençlik kesimleri daha düzenli ve disiplinli bir yaflam içerisindedir. Bu kesimler aç›s›ndan da önemli bir gelecek kayg›s› vard›r. Özellikle esnek üretim sonucu oluflan üretim biçimi ve örgütlenmesi önemli oranda örgütsüzlefltirme sald›r›lar›n› beraberinde getirmifltir. Buralarda her an iflini kaybetme kayg›s› oldukça yo¤undur. “Küreselleflme” sald›r›s›n›n ekonomik yönünden do¤rudan etkilenmesi, bu kesimin çeliflkilerini oldukça artt›rm›flt›r. Özellefltirme sald›r›lar› bu kesimin yaflam›na daha fazla yans›maktad›r. Bu kesimlerin çal›flma alanlar›nda sendikalaflma görece daha rahatt›r. Bu anlamda bilinç düzeyleri k›smen daha ileri düzeydedir. Son süreçte geliflen iflçi eylemlerine bakt›¤›m›z zaman bu yans›malar› daha berrak görebiliriz. Önemli tepkiler geliflmektedir. Bu tepkiler daha çok, bu ifl yerlerinde çal›flan kesimler taraf›ndan konulmufltur. Ancak burada da önemli bir sorun olarak sat›lm›fl sendikac›lar karfl›m›za ç›kmaktad›r. Bu sendikalar iflçi s›n›f› ad›na her türlü iflbirli¤ini yapmaktad›r. Bu anlamda iflçi s›n›f›n›n s›n›f bilincini köreltmeyi kendilerine bir görev olarak koymufllard›r. ‹flçilerin ekonomik demokratik hakk›n› savunmay› kendi varl›k koflullar›n›n devam etmesi temelinde ele almaktad›r. Ancak gelinen aflamada var olan kriz, iflçi s›n›f›n›n kazan›lm›fl haklar›n› h›zla ellerinden almay› ve en gerici sendikalar›n dahi t›rpanlanma-

s›n› beraberinde getirmektedir. Bu durum sistemle olan çeliflkilerinde daha derinleflmesine neden olmaktad›r. Özellikle Kamu Yönetimi Yasa Tasar›s›yla bu sald›r›lar boyutunu en kapsaml› seviyeye ç›karacakt›r. Buna gerici sendikalar›n dahi tahammül edemedi¤ini, kof da olsa sisteme yönelik ç›k›fllar yapt›¤›n› görmekteyiz. Bu anlamda sald›r›lar›n emperyalist merkezli oldu¤u gerçe¤i iflçi s›n›f›n›n bilincinde daha berraklaflmaya bafllam›flt›r. IMF-DB patentli uygulanan sald›r›lar iflçi s›n›f› ve tüm emekçi kesimlerin malumu olmufltur. Gelinen bu noktada iflçi gençli¤in örgütlenmesi bir görev olarak önümüzde durmaktad›r. Bu anlam›yla önümüzdeki süreçte bu alana iliflkin çal›flmalarda bulunmak, gerekmektedir. Köylü gençlik: Köylüler ülkemizin koflullar› itibariyle çeliflkisi en yo¤un ve devrimimizin temel gücünü oluflturmaktad›r. Köylülük ve özgülde köylü gençlik ülkemizdeki en örgütsüz kesimdir. K›rsal alanda yaflanan ekonomik sosyal sorunlar önemli bir göç olgusunun yaflanmas›na neden

olmufltur. Ama buna ra¤men ülkemizdeki nüfusun % 40’› hala k›rsal alandad›r. Bunun yan›nda çal›flan kesimin %50’sini bu kesim oluflturmaktad›r. Kentlere göç olgusu yo¤undur ama feodalizmin tasfiye olmamas›ndan kaynakl› bu göç oldukça karmafl›k bir durum oluflturmufltur. Topra¤a dayal› feodal üretim iliflkileri bu göçle tümden ortadan kalkmam›flt›r/kalkamaz da. Tam tersi geçim koflullar›n› daha rahat sa¤layabilmenin bir sonucu olarak ikili bir yön oluflmufltur. Y›l›n belli k›sm› flehirlerde geçici ifllerde çal›flma önemli ve a¤›rl›kl› bir k›sm› ise köyünde topra¤›n› ekip biçme fleklinde bir kar›fl›kl›k oluflturmufltur. Bu durum yar› feodal yap›n›n önemli bir sonucudur. Yüzlerce kapitalist iliflkiyle yüzlerce feodal iliflkinin iç içe geçmesidir. Köylülü¤e yönelik kapsaml› sald›r›lar bu kesimin daha çetrefilli bir durumla karfl›laflmas›na neden olmaktad›r. Özellikle tar›m›n tasfiyesi fleklide geliflen emperyalist sald›r›lar bu kesimde önemli tepkilere neden olmaktad›r. Uygulanan kotalar, do¤rudan gelir deste¤i

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

53


54 gençli¤e yönelik yaklafl›m›m›zla ilintilidir. Köylü gençlik içerisinde faaliyet yürütmenin koflullar›n› yaratmaya zorlamak, devrimimiz aç›s›ndan oldukça önemlidir. Köyden kente göç olgusunun karmafl›kl›¤›ndan bahsetmifltik. Bu durum esas›nda bizlere belli avantajlar sa¤lamaktad›r. Köylük bölgelerde çal›flma yürütmemizin koflullar›n› oluflturmaktad›r. fiehirlerden edinece¤imiz iliflkiler sayesinde köylere aç›lma koflullar›n› yakalamam›z mevcuttur. Bu anlamda ö¤renci gençlik içerisinde yada semt çal›flmalar›nda yakalad›¤›m›z iliflkiler sayesinde köylere yönelmemiz sa¤lanmal›d›r. Özellikle yaz›n zaman›m›z› köylerdeki çal›flmaya ay›rmak, buralarda faaliyet yürütmek anlay›fl olarak

bir sessizlik vard›r. Köylülü¤ün örgütsüzlü¤ü bu tepkisizli¤in en temel nedenidir. Köylü gençli¤e yönelmek gençlik birli¤imizin önemli bir görevi olarak alg›lanmal›d›r. Bugün için bu kesim içerisinde bir çal›flmam›z mevcut de¤ildir. Bunda önemli bir sebep ise ele al›fl›m›zla ve köylü

benimsenmelidir. Her yoldafl›m›z›n çevresinde ailesi, akrabas› köyde olan insanlar vard›r, hatta bizzat kendimizin köylerimizle ba¤lant›s› mevcuttur. Bu ba¤lant›y› faaliyetimiz için kullanmak önemlidir. Ö¤renci gençlik: Ö¤renci gençlik içerisindeki bugün için en önemli sorun e¤itimin

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

vb sald›r›lar zaten geri ve zor koflullarda üretim yapan köylülü¤ün üretim yapmas›n›n önünde tam anlam›yla bir engel oluflturmufltur. Emperyalist ülkelerin geliflkin tar›m üretimi karfl›s›nda ülke pazar›n›n bu kesimlere tümden aç›lmas›yla oldukça zay›f düflmüfl ve rekabet ettirilemez hale gelmifltir. Bunun yan›nda tefecinin azg›n sömürüsü de buna eklenince köylülük için yaflam çekilmez bir hal alm›flt›r. Üründen elde etti¤i geliri, maliyetini karfl›layamaz hale gelmifltir. Ve tan›k olmaktay›z ki bir çok köylü sadece Ziraat Bankas›na olan borçlar›n› ödeyemedi¤i için zindanlarda yatmaktad›r. Ve yak›n tarihte köylüler buna karfl› az›msanmayacak tepkiler koymufltur. Bu gün için ise önemli oranda

özellefltirilmesi sald›r›s›d›r. Üniversitelerde ve liselerde y›llard›r egemen s›n›flar kendi anayasalar›n› çi¤neyerek e¤itimin mali kaynaklar›n› ö¤renci gençlik üzerinden sa¤l›yordu. Harçlar, aidatlar, zorunlu ba¤›fllar vb fleklinde uygulanan ve yat›r›lmad›¤› taktirde kay›tlar›n yap›lmad›¤› bir yöntemle adeta bir talan ve soygun uygulan›yordu, ö¤renci gençlik üzerinden. Geldi¤imiz noktada ise neo-liberalizm, serbest piyasa ekonomisi ad› alt›nda adeta e¤itim talan alan› haline getirilmeye çal›fl›l›yor. Zaten yaflam koflullar› oldukça zor olan halk gençli¤i bu uygulamayla e¤itimden de mahrum b›rak›lacakt›r. Zaten var olan düzenlemelerle eflitsiz bir yar›fl içerisinde uygulanan üniversiteye girifl s›navlar› sayesinde gelece¤i olmayan bölümlere zorlanan halk gençli¤i, gelinen aflamada bunu da okuyamaz hale getirilecek. Bu sald›r› oldukça kapsaml›d›r. Emperyalizmin e¤itim alan›ndaki talan›d›r bu sald›r›. Özellikle üniversite gençli¤inin bafl›na musallat olan 12 Eylül’ün öz çocu¤u faflist YÖK kurumu bu sald›r›lar›n ekonomik-politik-ideolojik-kültürel ayaklar›n› parça parça ve y›llara yayarak oluflturmufltur. Bu kurum 12 Eylül darbesiyle kurulmufltur ve y›llar›n mücadelesi sonucu elde edilen k›smi haklar azg›n bir flekilde bu kurum taraf›ndan ortadan kald›r›lm›flt›r. Ve üniversiteleri yeniden düzenlemifltir. Geçen 10 y›llar sonucunda sistemin devaml›l›¤›n› temel ilke edinen YÖK, uygulad›¤› politikalarla adeta faflist karakterini kitlelerin bilincine


55

kaz›m›flt›r. Her türlü demokratik uygulamay› ortadan kald›rm›fl, sorgulamayan düflünmeyen beyinler yaratmak için bilimsel e¤itim yönteminin zerrelerini de alt üst etmifltir. Bu anlamda, dürüst, samimi, muhalif bilim adamlar›n› her türlü yol ve yöntemle zapt-› rap alt›na alm›fl. Ayn› flekilde bu taleple ç›kan ö¤renci hareketlerine karfl› da çeflitli ideolojik ve zor araçlar›n› kullanarak. Gelinen noktada ise ö¤renci gençlik içerisinde büyük bir dejenerasyon yaratmay› baflarm›flt›r. Tepkisiz; duyars›z, verileni kabul eden beyinler yetifltirmede uzmanlaflm›flt›r. Sürecin olgunlu¤a eriflmesi ve yaflanan global krizin sonucu olarak emperyalizmin tüm yar› sömürgelerine uygulad›¤› politikalar bugün için de egemen s›n›flar taraf›ndan ülkemizde pervas›zca uygulanmaktad›r. Yani talan, ya¤ma bir üst aflamaya s›çrat›larak uygulanacakt›r. Ve bunun ad› da yeni YÖK yasa tasar›s›d›r. Bu tasar› üzerine oldukça yaz›ld› çizildi. Ve asgari oranda amaçlar›, hedefleri kavrand›. Burada yeniden yenilemek gerekiyor ki flu an için üniversitelerde temel sorun bu

özellefltirme sald›r›s›d›r. Bunun kavranmas› oldukça önemlidir. Ve bu sald›r› sadece bizim ülkemizle s›n›rl› de¤il, bütün yar› sömürgelerde uygulanan bir politikad›r. Bu anlamda bu sald›r› özgülünde ö¤renci gençlik içerisinde anti-emperyalist bir hareket yaratmak ya da var olan bilinci bu somutluk özgülünde üst aflamaya s›çratmak önemli bir görevdir. Kitlelerin emperyalizme karfl› az›msanmayacak tepkisi vard›r. Gerek askeri sald›r›lar› gerek ekonomik sald›r›lar› önemli oranda görülmektedir. Ö¤renci gençli¤in ayd›n özelli¤i ve kavray›fl›n›n di¤er kesimlere oranla daha ileri düzeyde oldu¤unu düflünürsek bu anlamda tarihteki devrimci dalgalanmada da ö¤renci gençli¤in bafllang›çtaki dinamik ve at›lganl›¤› göz önüne al›n›rsa yarat›lacak hareketlenmedeki önemini daha iyi kavrar›z. Burada yeri gelmiflken önemle belirtilmesi gereken bir nokta da ö¤renci gençli¤in bu dönem için niye daha fazla önemsenmesi sorunudur. Bu yaklafl›m›n do¤ru kavranmad›¤›na tan›k olmaktay›z. Devrimin temel gücü olan ifl-

çi-köylü gençli¤e bilinç tafl›mada önemli bir misyonu vard›r ö¤renci gençli¤in. Bu gün oldukça geri düzeyde bir devrimci hareketlenme gerçekli¤i ile yüzyüzeyiz. Bu koflullar içerisinde ö¤renci gençli¤e verdi¤imiz önem do¤al olarak biraz daha ön plana ç›kmaktad›r. Ancak bu, kafalarda bir karmaflaya neden olmamal›d›r. Öncü ve temel güç noktas›nda bir problemin oldu¤u ç›kar›lmamal›d›r. Sadece sürecin özgünlü¤ü iflçi ve köylü gençlik içerisindeki bilinç gerili¤i bu yaklafl›m› do¤urmaktad›r. Süreçte kadro s›k›nt›s›n› en acil olarak çözece¤imiz temel çal›flma alanlar›m›zda daha kuvvetli olmam›z›n koflullar›n› sa¤lamam›z, ö¤renci gençli¤e dönemsel olarak yo¤unlaflmam›zla afl›lacakt›r. Ö¤renci gençli¤in bilinç düzeyi ileri demifltik. Bunun yan›nda bir arada olma ve sorgulama düzeyi de düflünülürse en çabuk örgütlenece¤imiz ve harekete geçirece¤imiz kesim buras›d›r. Bu yaklafl›m›n dönemsel oldu¤unu var olan t›kan›kl›¤› açmak için uyguland›¤›n› kavramam›z önemlidir. Bugün için küçük burjuva karakterde olmakla birlikte çeliflkileri daha fazla ve geliflkindir. Bu avantajlar

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

Köylü gençli¤e yönelmek gençlik birli¤imizin önemli bir görevi olarak alg›lanmal›d›r. Bugün için bu kesim içerisinde bir çal›flmam›z mevcut de¤ildir.


56 D‹PNOTLAR

PART‹ZAN 53/ May›s-Haziran 2004

1 68’den 2000’e gençlik...Psk. Dr.

do¤rultusunda buralara yo¤unlaflmak daha da önemli bir hal almaktad›r. Bu konuda bir kafa kar›fl›kl›¤›m›z yoktur ve olmamal›d›r da. Ö¤renci gençli¤in yaflad›¤› bu önemli sorunlar›na paralel olarak genifl kapsaml› bir hareketlenme olmamas› önemli bir sorundur. Bu anlamda ö¤renci gençli¤in önderi olan devrimci siyasi yap›lanmalar›n geri yaklafl›mlar› ve çal›flma tarzlar› bunda önemli bir etkendir. Bu anlamda gençlik birli¤imizin de ayn› flekilde büyük eksiklikleri vard›r. Kitle çal›flmas›nda kitleyi seferber edecek politik yönelimin belirlenmesinde az›msanmayacak gerilikler mevcuttur. Özellikle örgütlenme tarz›m›zda sa¤l›kl› bir çal›flma oturtulmufl de¤ildir. Kitle çal›flmas› yeterince kavranm›fl de¤ildir. Kitlelerin sorun ve taleplerini örgütlü güce çevirmek hala birincil sorunumuzdur. Kitlelerin önemli bir memnuniyetsizli¤i ve bunun yan›nda ne yapaca¤›n› bilememe sorunu vard›r. Gençlik kitlesinin apolitiklefltirilmesi önemli bir sorundur bizim için. Ama ayn› zamanda kitle-

ler politiktir de içinde yaflad›klar› koflullardan kaynakl›. Sorunlar›n›n ne oldu¤unu kavramada bilinç düzeyinde bir gerilik mevcuttur ama memnuniyetsizlik bile bafll› bafl›na politikleflmeyi sa¤layan bir olgudur. Sorun bunun bilinçli bir flekilde sisteme yönelmesi sorunudur. Bu gün seçimlere karfl› en ilgisiz kesimi oluflturmaktad›r ö¤renci gençlik. Bu gençli¤in burjuva siyasetine olan uzakl›¤› ve tepkisi olarak yorumlanmal›d›r. Ancak alternatif olarak neyi nas›l yapaca¤›n› da bilememektedir. Bu anlamda ekonomik-demokratik taleplerini dahi dillendirememektedir. Bunun yan›nda burjuvazinin kültürel anlamda oldukça yo¤un sald›r›lar›n maruz kalmakta ve bundan do¤al olarak etkilenmektedir. Kitle çal›flmas›n›n en önemli aya¤›n›n ve temel çal›flman›n bu oldu¤unu kavramam›z önemlidir. Bu çal›flmay› yürütmedi¤imiz yada bu yönlü bir anlay›fl›m›z olmad›¤› sürece ö¤renci gençli¤in siyasal iktidar mücadelesine sevk edilmesinin imkans›z oldu¤unu kavramal›y›z.

Figen Özdemir 01.12.2002 Bkz: http://www.medyapirasa.com/psiko16.htm 2 68’den 2000’e gençlik...Psk. Dr. Figen Özdemir 01.12.2002 Bkz: http://www.medyapirasa.com/psiko16.htm 3 Aktr. 68’den 2000’e gençlik...Psk. Dr. Figen Özdemir 01.12.2002 Bkz: http://www.medyapirasa.com/psiko16.htm 4 Heyy Türk gençli¤i! biraz sükûnet Psk. Dr. Figen Özdemir 15.07.2002 bkz: http://www.medyapirasa.com/psiko.htm (Eskiflehir Osmangazi Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dal›’nca yap›larak 2002 Ulusal Psikiyatri Kongresi’nde sunulan 68, 80, 90 ve 2000 gençli¤inin sosyal tutumlar›n› karfl›laflt›ran araflt›rman›n 80 kufla¤›na ait bölümü’nden) 5 Üniversitelerin Sorunlar› -1Prof. Dr. ‹brahim Ortafl Çukurova Üniversitesi Makale bkz: http://www.turkstudent.net/art/2340) 6 Yrd. Doç. Dr. Özlem Ifl›¤›çok UÜ, ‹‹BF Çal›flma Ekonomisi ve Endüstri ‹liflkileri Bölümü bkz. http://www.yenibir.com/articledispl a y _ y e n i b i r y a sam/0,,lmt~0@lc~1@viewid~155959,00.asp) 7 (bknz..http://www.populermedikal.com/beyingoc.htm) 8 Yrd. Doç. Dr. Özlem Ifl›¤›çok U. Ü. ‹‹BF Çal›flma Ekonomisi ve Endüstri ‹liflkileri Bölümü (bkz.http://www.yenibir.com/articled i s p l a y _ y e n i b i r y a sam/0,,lmt~0@lc~1@viewid~155959,00.asp) 9 ÖSS S›nav› ve Beyin Göçü Prof. Dr. ‹brahim Ortafl Çukurova Üniversitesi Makale-2003 ( b k z . . h t t p : / / w w w. t u r k s t u dent.net/art/2340) 10 68’den 2000’e gençlik...Psk. Dr. Figen Özdemir 01.12.2002 Bkz: http://www.medyapirasa.com/psiko16.htm) (Eskiflehir Osmangazi Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dal›’nca yap›larak 2002 Ulusal Psikiyatri Kongresi’nde sunulan 68, 80, 90 ve 2000 gençli¤inin sosyal tutumlar›n› karfl›laflt›ran araflt›rman›n 80 kufla¤›na ait bölümünden)


Partizan53  

N N A A T T O O ’ ’ Y Y A A ‹ ‹ Z Z ‹ ‹ N N V V E E R R M M E E Y Y E E L L ‹ ‹ M M ! ! FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER...

Advertisement