Page 1

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

Nisan-May›s 2003

Say›: 49

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 1.000.000 TL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078

I R A K ’ I N ‹ fi G A L ‹ VE PROLETARYANIN GÖREVLER‹

Emperyalizmin “özgürlü¤ü” HALKLARA KÖLEL‹KT‹R


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:14/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 531 48 53 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Beflir KASAP Bask›: Kayhan Matbaa ISSN. 1303-0078 email: umutyayimcilik@superonline.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TEL: (0216) 306 16 02 ➧ ANKARA: MEfiRUT‹YET MAH. KONUR SOK. NO: 14/24 KIZILAY/ANKARA TEL: (0312) 418 25 26 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE:318 KONAK TEL: (0232) 441 93 09 Cep: 0 536 387 14 52 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 535 434 32 58 ➧ BURSA: GÜMÜfiÇEKEN CAD. ERKMEN ‹fiHANI, NO:7/21, HEYKEL TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ SAMSUN: KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6 NO: 9 TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0 544 521 34 30 ➧ TURHAL: YAVUZ SULTAN SEL‹M MAH. TANRI-VERD‹ SOK. 19/15 2. NOTER YANI TURHAL/TOKAT TEL: (0356) 276 37 20 Cep: 0 533 414 65 54 ➧ MERS‹N: ÇANKAYA MAH. S‹L‹FKE CAD. ÜZÜM ‹fiHANI KAT :1 NO: 47 MERS‹N TEL: (0324) 238 06 89 Cep: 0 535 522 88 75 Yurtd›fl› Hesap Numaralar› Sema Gül Euro Hesab› Ziraat Bankas› ‹stanbul Aksaray fiubesi: 0 751 00 38 65 97 00 00 009 Emlak-Halk Bankas› Atatürt Bulvar› fiubesi: 00 238 041 Vak›f Bank Valide Sultan fiubesi: 401 20 35

PART‹ZAN’DAN Merhaba, Irak’a yönelik emperyalist sald›rganl›¤›n Ba¤dat’›n düflmesiyle iflgale dönüfltü¤ü ama baflta ABD olmak üzere emperyalizmin Ortado¤u’ya yeniden flekil vermek, s›n›rlar› yeniden çizmek, hakimiyetini sa¤lamlaflt›rmak vs. için giriflti¤i sald›rganl›¤›n Irak’›n hemen ard›ndan baflta Suriye ve ‹ran, Kuzey Kore’ye yöneldi¤i bir süreçte Partizan’›n 49. say›s› ile beraberiz. Bundan önceki say›m›z› haz›rlad›¤›m›z dönemde sald›r› haz›rl›klar› tüm h›z›yla sürüyordu. Bu süreçte de en önemli gündem maddesini oluflturan Irak’a yönelik sald›r› 20 Mart’ta bafllat›ld› ve Irak halk›, alçakça kendisini “özgürlefltirme” yalan›n› ortaya atan ABD ve ‹ngiliz emperyalizmini sand›klar› gibi çiçeklerle de¤il, üstün teknolojilerine karfl› ellerinde var olan tüm geri imkanlar›yla direnerek karfl›lad›. Bu say›m›zda “Irak’›n iflgali ve proletaryan›n görevleri” bafll›kl› yaz›da bu sürecin de¤erlendirmesi, emperyalizmin haks›z ve gerici ya¤ma savafllarla dolu tarihiyle birlikte ele al›narak proletaryan›n bu savafllara ve sald›r›lara karfl› tavr›na iliflkin önemli tespitlerde bulunuluyor. Yine bu özgülde ele al›nan “Eskiden Birleflmifl Milletler mi vard›?” bafll›kl› yaz›da da emperyalizme ba¤l› ve onun kontrolünde oluflturulan kurumlar›n dahi “ifllerine yaramad›¤›” durumlarda f›rlat›l›p bir kenara at›labilecekleri kurumlar oldu¤u ortaya konuluyor Proletarya Partisi’nin 7. Oturumuna ve burada al›nan kararlara iliflkin de¤erlendirme yaz›lar› da bu say›m›zda yer alan yaz›lardan. “Bir partinin kendi yan›lg›lar› karfl›s›ndaki tutumu, buna yaklafl›m› ve halka karfl› sorumlulu¤u ve yapt›¤› özelefltiri; o partinin devrimde samimi olup olmad›¤›n›n temel ölçütüdür” belirlemesinden hareketle 31 y›ll›k tarih boyunca verilen mücadelenin muhasebesi yap›l›yor. Bu süreci do¤ru olarak kavramak ve yönelime uygun bir hareket tarz›na girmek için bu yaz›lar› çok dikkatli okumak ve bu kavray›fl do¤rultusunda sürecin gereklerini yerine getirmek önemlidir. Emperyalizmin içinde bulundu¤u, afl›r› üretim kökenli krizinin sald›rganl›kla afl›lmaya çal›fl›ld›¤› günümüzde “Sermayenin tarihsel evrimi” bafll›kl› yaz› da emperyalist sistemi anlamak aç›s›ndan önemli. K›saca süreci nas›l ele almak ve nas›l müdahale etmek gerekti¤i üzerine yaz›lardan oluflan bu say›m›z› da ilgiyle okuyaca¤›n›z› umuyoruz. Bir dahaki say›m›zda buluflmak dile¤iyle... Dostlukla...

‹Ç‹NDEK‹LER Irak’›n iflgali ve proletaryan›n görevleri ..........2 Eskiden Birleflmifl Milletler mi vard›?............26 Proletarya Partisi’nin 7. Konferans kararlar›n›n yol göstericili¤inde..........................................30 Kadrolar›n ideolojik ve teorik e¤itimi............51 Emperyalizmin Irak iflgali ve Sermayenin Tarihsel Evrimi ...............................................77


2

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

Irak’›n ‹flgali Ve Proletaryan›n Görevleri Emperyalizmin sömürgeler, yar›sömürgeler, üzerindeki tahakkümünü pekifltirmek için kendi ç›karlar›na zarar verecek oluflumlar› ortadan kald›rmas›, savafllar ç›kartmas›, k›flk›rtmas›, halklar› birbirine bo¤azlatmaya çal›flmas›, bölgeler üzerindeki hakimiyetlerini muhafaza etmesi geçmiflten beri yapt›¤› fleylerdir ve halen de yapmaya çal›fl›yor. Bu nedenle emperyalizmin tarihsel geliflimi içerisinde, kendi tahakkümünü, sömürüsünü devam ettirebilmek, krizlerinden ç›k›fl yolu bulabilmek için baflvurdu¤u savafllara ve bu askeri yöntemlerin bugün ald›¤› biçimlere k›saca bir gözatmakta yarar vard›r.

Emperyalist haydut ABD’nin bafl›n› çekti¤i (ABD ve ‹ngiltere önderli¤indeki ‹spanya, Avustralya, Danimarka, Çek ve Slovakya Cumhuriyeti, ‹talya, Hollanda, Polonya, Bulgaristan’dan oluflan, ‹srail, Türkiye, Kuveyt, Ürdün, S. Arabistan vb.nin de destek verdi¤i) sald›rgan güçler aylard›r yapt›klar› haz›rl›k sonucu 20 Mart’ta Irak’a girdiler, sald›rarak iflgal ettiler. ‹flgalci güçlerin elebafl› ABD emperyalizmi kuduzca ve dizginsizce hareket ederek di¤er rakip emperyalistleri dikkate almad›. BM, Güvenlik Konseyi vb. gibi kurumlar› -ki bu kurumlarda da özellikle ABD emperyalizminin direkt etkisi vard›r- pek dikkate almad›. Bu durum emperyalistler aras› çeliflkinin ulaflt›¤› aflama itibar›yla dikkate de¤er bir olgudur. Bu nedenle AB’nin bafl›n› çeken emperyalist ülkeler ABD’nin Irak’a müdahale etmesini istemiyorlard›. Emperyalist bloklar aras› çeliflki Irak’a müdahale konusunda su yüzüne ç›kt›. ABD emperyalizminin Irak’a müdahalesiyle, Ortado¤u’da denetim ve hakimiyetini pekifltirmek istemesini, kendisine daha genifl alanlar açma yönelimini, bugün aç›s›n-

dan di¤er emperyalist güçler engelleyecek durumda de¤iller. ABD emperyalizmi ekonomik alanda yaflad›¤› krizi, askeri olarak yapt›¤› müdahalelerle aflmak ve di¤er emperyalist bloklar ile kendi aras›ndaki mesafeyi korumak istiyor. AB’nin belirleyici ülkeleri Fransa ve Almanya’n›n, Rusya ve Çin gibi emperyalist ülkelerle beraber Irak sald›r›s› ve iflgalinde ABD ile birlikte hareket etmemelerinin nedeni bu. Yoksa bunlar›n “iyi”li¤inden gelmiyor. Onlar›n iflgallere, ilhaklara, sömürgecili¤e karfl› olmalar›ndan gelmiyor. Devlet bütünlü¤üne, toprak bütünlü¤üne, iradelerine sayg›l› olmalar›ndan, iç ifllerine kar›flmama, savafls›z-‘bar›fl içinde’ bir arada yaflamaya sayg›l› olmalar›ndan gelmiyor. Ülkelerin ve uluslar›n eflitli¤i, karfl›l›kl› hak ve özgürlüklere sahip olduklar›n› kabullenip, buna sayg›l› olmalar›ndan gelmiyor. Bu anlamda sempatiyle bak›lacak hiçbir yönleri yoktur. Onlar kendilerinin pek hesaba konulmad›¤› bir savafla ve iflgale karfl›lar, mesele bu. Bunlar›n hepsi de emperyalist. Lenin’in dedi¤i gibi hepsi de sö-


mürgesiz, ilhaks›z, talans›z, savafls›z yaflayamazlar. ABD emperyalizmi ve müttefiki ‹ngiliz emperyalizminin Irak’a sald›r›s› ve iflgalini bilinen ve tekrar etme pahas›na da olsa genel hatlar›yla ortaya koyarsak flunlar› söyleyebiliriz: Emperyalizm, kapitalizmin en yüksek aflamas›d›r. Kapitalizmin en yüksek aflamas› olarak çürümüfl kapitalizmdir. Asalak kapitalizmdir, tefeci borçland›rmalarla, spekülatif sermayeyle, rantiyecilikle, borsa, tahvil ve hisse senetleriyle ili¤ine kadar dünya halklar›n› sömürmektedir. Sermaye ihrac›d›r, ihraç etti¤i sermayeyle girdi¤i ülkeleri talan edip, kölece anlaflmalarla kendine ba¤›ml›l›¤› süreklilefltirmektir. Girdi¤i ülkelerin yeralt›-yerüstü zenginlik kaynaklar›n› talan etmektir. Emperyalizm, dünya topraklar›n›n-pazarlar›n›n bir avuç emperyalist ülkeler taraf›ndan paylafl›lmas›n›n tamamlanmas› demektir. Yay›lmac›l›kt›r. Milliyetçilikle-flovenizmle, ‘bü-

yük devlet’ duygular›yla toplumu militarize etmektir. Büyük kriz ve iç savafl koflullar›ndan faflizme geçifltir. A¤›r kriz ve h›zla yükselifl dönemlerinde engelleri siyasal olarak aflamazsa savafllara baflvurmas›d›r. Dünyan›n emperyalist güçler taraf›ndan güce göre yeniden yeniden paylafl›lmas› demektir. Bu nedenle savafls›z yaflayamazlar. Bugün Irak’ta yaflananlar da bunun bir göstergesidir. Bu özelliklerden dolay› Lenin yoldafl, “Kapitalizmde, özellikle emperyalist dönemde, savafllar kaç›n›lmazd›r” diyordu. Birinci ve ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafllar›ndan sonra da yüzlerce bölgesel savafl ç›kard›lar. Kimi yerde bölge ülkelerini birbirlerine karfl› k›flk›rtarak onlar üzerinde savafl ç›karm›fllard›r, kimi yerlerde (1. “Körfez savafl›”, Somali, Yugoslavya, Afganistan gibi) bugün Irak’a sald›rd›klar› gibi direkt kendileri sald›rarak savafllar ç›karm›fllard›r. (Örne¤in:19. yy’da 205 savafl ç›kar›p, 8 milyon kiflinin ölü-

müne, 20. yy’da 275 savafl ile 115 milyon kiflinin ölümüne neden olmufllard›r. 1944’ten bu yana ise her y›la bir savafl düflüyor). Bugün emperyalistler Irak’› yeniden paylaflmak üzerinde aralar›nda anlaflamad›lar. ABD yan›na “müttefiki” ‹ngiliz emperyalizmini de alarak kuduz köpek gibi vahfli ve sald›rgan bir biçimde Irak’a sald›rd›. Emperyalistlerin dünyaya yön vermede aralar›ndaki anlaflmazl›klar› ele almak için kurduklar› BM, BM Genel Konseyi, Daimi Konseyi ve koyduklar› hukuklar›n› da tan›mad›. Bunlar› birer paçavraya dönüfltürüp bir tarafa b›rakt›. Di¤er emperyalist köpekler de “diplomatik” görüflmelerle anlaflmazl›klar›n› gideremedi. Savaflla da engellemeye haz›r de¤iller. Bunu ABD de bildi¤i için bu derece pervas›z davran›yor. Hem rakiplerinin önünü kesmek hem de onlar›n askeri olarak toparlan›p haz›rlanmadan veya aralar›nda daha büyük ittifaklar kurmadan, hem egemenli¤ini sa¤lamlaflt›rmak hem de içinde bulun-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

3


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

4 du¤u ciddi krizi atlatmak istiyor. ABD önderli¤indeki iflgalci güçler muazzam güç üstünlü¤ünden dolay› iflgalde hakimiyet sa¤lam›fl olabilirler, ama rahat yüzü göremeyecek, tutunamayacak ve uzun süre kalamayacaklard›r. Bu durum bir gazeteci yazar›n deyimiyle “‹srailleflmek”tir. ‹flgalciler her fleye hakim olduklar›n› düflünecekler ama rahat yüzü de görmeyeceklerdir. ‹flgalciler kovulacak veya iflgal ettikleri topraklar› terketmek zorunda kalacaklard›r. Ama ne pahas›na olursa olsun, geçici de tutunabilseler, bu iflgali sürdürmeye var güçleriyle as›lacaklard›r. Gerçeklefltirmek istedikleri stratejik planlar›n›n yan› s›ra, baflta sömürge ve yar›-sömürgelerdeki uflaklar›na ve dünya halklar›na ‘efendiye baflkald›rman›n sonu böyle olur’ diye gözda¤› vererek teslimiyet ruhunu ifllemeye çal›flma yönü de var bu iflgalin. Bu yönler hesapland›¤›nda bafllad›klar› bu sömürgelefltirme ve daha da yay›lma iflgal savafl›n› sonuna kadar götürmeye çal›flmalar› daha yüksek ihtimaldir... ABD ve ‹ngiliz emperyalistleri Ba¤dat’a girer girmez hemen bir sonraki sald›r› hedeflerinin Suriye ve ‹ran olaca¤›n›n sinyallerini vermeye bafllad›lar. Nitekim son günlerde bu yönlü ve özelliklede Suriye’yi hedef alan aç›klamalar yap›lmaya baflland›. Irak’a sald›r›s›n›n ilk günlerinde ‹ran’da bir petrol tesisinin, Suriye’de bir yolcu otobüsünün “güdümlü-‘ak›ll›’ füze”lerle (“hedef flafl›rm›fl”! m›fl) ak›ls›zca aç›klamalar›n gizleyemeyece¤i bir biçimde bilinçlice vurulmas› gibi k›flk›rt›c› tutumlar› ve ard›ndan ‹srail hükümeti ve ABD ‘savunma’ bakan› (sizler hep sald›r› bakan› anlay›n) Donald Rumsfeld’in, ‘Saddam’›n kimyasal silahlar›n› Suriye sakl›yor’ yönlü sald›r› için kamuoyunu haz›rlamaya çal›flmas›; ABD’nin Ortado¤u bölgesinde denetimini sa¤lamak için sadece

Irak’› iflgal etmekle yetinmeyece¤inin ipuçlar›n› veriyordu. Tüm bu geliflmeler yaflan›rken, ABD ve ‹ngiltere’nin savafl kârlar› korkunç derecede büyüyor. At›lan her füze, güdümlü bomba, imha olan her tank, her z›rhl›-z›rhs›z araç, düflürülen her uçak ve helikopter, kapt›r›lan, hurdaya ç›kar›lan ve harcanan her silah ve cephane, kullan›lan teçhizat, lojistik malzeme, harcanan akaryak›t korkunç kârlar getiriyor savafl sanayi ve petrol tekellerine (baflka ülkelerin daha fazla silahlanmaya gidecekleri de ayr›ca hesaplanmal›d›r). Savafl sonras› Irak’› imar ederken de afla¤›l›k kapitalistler çok tatl› kârlar kazanacaklar. Bedeli Irak’›n petrol ve mahkum edilen savafl tazminatlar›ndan karfl›lanacak. Nitekim Ba¤dat’›n iflgaliyle birlikte hemen petrol kuyular› “güvenlik” alt›na al›nd›. Çok ucuz ifl gücü sömürüsü de ayr› bir ifltah. Buna iliflkin ihaleler çoktan paylafl›ld› ve paylafl›l›yor. Bunun üzerine kap›flmalar k›r›nt› halinde de olsa burjuva-feodal bas›na yans›yor. ‹lginçtir, Irak’›n yeniden imar edilmesinde Türk firmalara ihale verilmemesini, Türk bas›n› “tafleron bile olamad›k” manfletleriyle vermeye bafllad›. Bu durum emperyalizm karfl›s›nda Türk hakim s›n›flar›n›n uflak bile olamad›¤›n›n bir baflka yönden itiraf› anlam›na geliyordu. Bu durum emperyalizmin Irak’› iflgal etmesini ve sald›rganl›¤›n› bir yönüyle aç›klamaktad›r. Ancak yeterli de¤ildir. Bu nedenle bu iflgal sald›r›s›n›n nedenleri üzerinde daha ayr›nt›l› durmakta yarar vard›r. EMPERYAL‹ZM‹N IRAK SALDIRISI ÇÖZÜMSÜZLÜ⁄ÜNÜN ÜRÜNÜDÜR Emperyalist-kapitalist sistemin uzun bir süredir yaflamakta oldu¤u iktisadi bunal›m›n iktisadi alan

içerisinde esas olan çözüm olanaklar›n›n yitirilmesiyle birlikte çözüm(süzlü¤)ün siyasal alanda (bir uygulama biçimi olarak askeri yöntemler) arand›¤› ve gerilen emperyalist-kapitalist üretim zincirinin rahatlayaca¤› umuduyla dayatt›¤›; iflçi ve emekçi halklar için felaket (ölüm, sakatl›k, yoksulluk vs.) anlam›na gelen emperyalist sald›r› savafl›n›n tehdit yönünün yerini fiili iflgale b›rakt›¤› bir süreci yafl›yoruz. Emperyalist-kapitalist sistemin ‘70’lerde yaflad›¤› -‘29’dan sonraki ikinci büyük- krizin ard›ndan uygulamaya koydu¤u yeni modelin de iflas›d›r bir bak›ma yaflananlar. Emperyalizm “Sosyalist tehlike” karfl›s›nda Keynesyen politikalar ekseninde, emperyalist-kapitalist sistemin özünde varolan emek gücünün yaratt›¤› art›-de¤ere el koyma amaç ve hedefinde en küçük bir sapma göstermeksizin iflçi s›n›f› ve emekçilerin, hayata geçirilen baz› “sosyal” politikalarla emperyalist-kapitalist sisteme yönelik tepkilerini hafifletmeyi amaçl›yordu. Ancak 50’lerin ikinci yar›s›ndan itibaren SSCB’de bafllayan kapitalist restorasyonun 70’lerde görünür hal almas›ndan güç alarak “sosyal” politikalar› rafa kald›rm›fl, yerine 1970’lerde yaflad›¤› krizin çözümüne yönelik gelifltirdi¤i neo-liberal politikalar ekseninde yar›-sömürge ülkeleri iktisadi yar›-sömürgelikten öte bürokratik ve askeri olarak da yeniden flekillendirilerek, bu ülkelerin “yeniden yap›land›r›larak” emperyalist sisteme entegrasyonunun art›r›lmas› politikalar› uygulamaya konulmufltur. Bunu emperyalist tekellerin dizginsiz sömürüsü, sorunsuz sürüm alanlar› haline getirilmesi vb. için yar› sömürge ülkelerle emperyalizmin iliflkilerinin emperyalizm lehine “yeniden” düzenlenmesi olarak da tan›mlayabiliriz. “So¤uk savafl” olarak belirtilen dönemde sosyalizmin karfl›s›nda gelifltirilen


türlü sapk›n burjuva düflünüfl biçimlerinin de sosyal emperyalizmin savunular›yla harmanlanarak biçimlendirildi¤i yeni bir döneme girilmiflti. RSE’nin kapitalist restorasyonun inflas›n›n gerçekleflti¤ini resmi olarak ilan etmesiyle de emperyalist sistem daha rahat hareket etmeye bafllam›flt›r. 1970’lerdeki krizle birlikte uygulamaya konulan neo-liberal politikalar ekseninde yar› sömürge ülkelerde gerçeklefltirilen bir dizi askeri darbe, bu ülkelerde gerçeklefltirilecek “yeniden yap›land›rman›n” bafllang›c›n› ve temelini teflkil eden programlar›n ilan›n› sa¤lam›flt›r. 12 Eylül 1980’de Türkiye’de gerçeklefltirilen askeri darbenin ard›ndan aç›klanan ve uygulamaya konan 24 Ocak kararlar›n›n benzerinin uyguland›¤› bu yönelim 1973’te Afganistan’da, 1979 y›l›nda ise askeri-bürokratik flekilde Irak’ta (Saddam, 1968’de darbeyle gelip 1979’da iktidar› ele ge-

çiriyor) gerçekleflmifltir. 1979 y›l›nda Irak’ta yaflanan geliflmelerin mimar› ad›n› daha sonra çokça duyaca¤›m›z Saddam Hüseyin olacakt›r. 1970’lerden gelen ve temelini esas olarak neo-liberal politikalardan alan; 1990’larda ise uygulanan politikalar daha da azg›nlaflarak yar› sömürge ülkelerin emperyalizm karfl›s›nda, bu ülkelerin pazarlar›n›n eskiden ba¤land›¤›ndan daha direkt, organize iliflkilerle üretim, biçim, yöntem ve miktar›n›n da emperyalizmin istekleri do¤rultusunda flekillendirildi¤i sürece girilmifltir. 1970’lerden itibaren üretimin ve krizlerin yar› sömürge ülkelere kayd›r›lmas› stratejisi sermayenin ba¤ iliflkilerinin koyulaflmas› ve h›z›n›n artmas›yla duvara toslanm›fl, dünyan›n bir ucunda yaflanan kriz, k›sa bir süre de tüm sistem üzerinde a¤›rl›k oluflturmaya bafllam›flt›r.

Emperyalist politikalar›n tasar›da ve uygulamada önde geleni olarak beliren ABD’nin yaflanan bu krizlerden daha fazla etkilenmesi direkt bir sonuç olarak ortaya ç›km›flt›r. Emperyalist sistemin uzun süredir yaflad›¤› mali kriz, resesyonla bütünleflmifl oluflturdu¤u yo¤un bas›nç, sistemin çürüyen yan›n› a盤a vurmufl, sistem dünya genelinde uygulamaya koydu¤u askeri sald›r›larla kendine nefes borusu açma u¤rafl›na girmifltir. Somali’de, Yugoslavya’da gerçeklefltirilen askeri sald›r›lar sisteme geçici rahatlama sa¤l›yor gibi görünse de bu, özünde RSE’nin kapitalist restorasyonun inflas›n›n tamamland›¤›n›n resmen ilan›ndan sonra “Do¤u Bloku” olarak tan›mlanan ülkelerin emperyalist sisteme daha do¤rudan eklemlenmesinin sonucunda yaflanan yo¤unlaflman›n ve derinleflmenin krizin yükünün bugünkü kadar hissedilmemesindendir.

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

5


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

6 Bugün yaflanan krizin bir nedeni de “yeniden yap›land›rma” ad› verilen programla emperyalizme yar› sömürge ülkelerin kendi iç üretim biçim-yöntem ve miktarlar›ndaki söz hakk›n› tamamen yitiriyor olmalar› ile borçla borç ödemelerini sa¤layan ve borç yükünün artarak yar› sömürge ülkeler için ödenemez hale geldi¤i, hatta kimi ülkelerin bu durum nedeniyle iflaslar›n› ilan etti¤i (Malavi ve Arjantin örneklerindeki gibi) durum, sistemin ifllerli¤inin t›kanmas›ndan ileri gelmektedir. Emperyalist ABD, sistemin t›kan›kl›¤›n› giderebilmek amac›yla savafla fliddetle ihtiyaç duymaktad›r. 11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleflen sald›r›lar›n ard›ndan gerçeklefltirilen Afganistan sald›r›s› sistemin özünde yaflad›¤› krizin, yeniden yap›lan›fl›n› gerektirecek kadar köklü oldu¤unu göstermektedir. Nitekim Afganistan’a yönelik sald›r›s›n›n ard›ndan ABD’nin Gürcistan, Azerbaycan, Özbekistan gibi ülkelerde üsler açmas›, bu ülkelere askeri e¤itim vermeye bafllamas› ve bu yolla varl›¤›n› meflrulaflt›r›yor oluflu, dünya petrol rezervlerinin önemli bir bölümünün bulundu¤u alanda toparlanmaya çal›flan Rusya ve geliflen Çin karfl›s›nda duvar örme; Avrupal› emperyalistleri ise varolandan geriye düflürme yönlü politikalar›n›n uygulanmas› bunu do¤rulamaktad›r. Yaln›z Ortado¤u ve Kafkaslar’da de¤il, dünya genelinde “teröre karfl›(!) ata¤a kalkan ABD emperyalizmi önemli ekonomikjeopolitik noktalara fiili olarak yerleflmeye, buralarda da askeri üsler oluflturmaya bafllam›flt›r. Emperyalizmin yaflad›¤› krizin karfl›s›nda ulusal nitelikte politika ve programlar› uygulamada ›srar edenlerle, sistemin neo-liberal politikalar›yla getirdi¤i/dayatt›¤› koflullar dahilinde emperyalizmle tam entegrasyonun gerçekleflmesine flu ya da bu flekilde ayak dire-

yen baz› devletler, ABD’nin yine 11 Eylül sonras›ndaki h›zl› manevralar›yla “fler mihveri” olarak ilan edilmifl, bu ülkelerin “dünya için tehdit” oluflturdu¤u manipülasyonuyla kitleler yönlendirilmeye, gerçeklefltirecekleri fiili askeri sald›r›lar›n› meflrulaflt›rmaya çal›flm›fllard›r. Bu sald›r›lar sonras› en fazla gündemde kalan, Ortado¤u’nun s›n›rlar›n›n yeniden çizilmesi yöneliminin öngününde Irak hedef tahtas›na oturtularak iflgal edildi bile. Emperyalizmin krizinin art›k günümüz koflullar›nda sürekli oldu¤u, bu krizden ç›kamad›¤› ve krizi yönetme politi-

Emperyalizmin sömürgeler, yar›-sömürgeler, üzerindeki tahakkümünü pekifltirmek için kendi ç›karlar›na zarar verecek oluflumlar› ortadan kald›rmas›, savafllar ç›kartmas›, k›flk›rtmas›, halklar› birbirine bo¤azlatmaya çal›flmas›, bölgeler üzerindeki hakimiyetlerini muhafaza etmesi geçmiflten beri yapt›¤› fleylerdir ve halen de yapmaya çal›fl›yor. kas› gelifltirdi¤i ortadad›r. Emperyalizm krizleri atlatamad›¤› gibi, emperyalizmin kendisi de bir krizdir zaten. Emperyalizmin sömürgeler, yar›-sömürgeler, üzerindeki tahakkümünü pekifltirmek için kendi ç›karlar›na zarar verecek oluflumlar› ortadan kald›rmas›, savafllar ç›kartmas›, k›flk›rtmas›, halklar› birbirine bo¤azlatmaya çal›flmas›,

bölgeler üzerindeki hakimiyetlerini muhafaza etmesi geçmiflten beri yapt›¤› fleylerdir ve halen de yapmaya çal›fl›yor. Bu nedenle emperyalizmin tarihsel geliflimi içerisinde, kendi tahakkümünü, sömürüsünü devam ettirebilmek, krizlerinden ç›k›fl yolu bulabilmek için baflvurdu¤u savafllara ve bu askeri yöntemlerin bugün ald›¤› biçimlere k›saca bir gözatmakta yarar vard›r. I. EMPERYAL‹ST PAYLAfiIM SAVAfiI Emperyalist-kapitalizmin dünya halklar›na karfl› düflmanl›¤› her geçen gün kan›tlanmaktad›r. Bu düflmanl›k elbette dünyan›n ezilen halk y›¤›nlar›na karfl› düflmanl›kt›r. Kapitalizmin emperyalizm aflamas›na ulaflmas› ile dünyan›n tekrar paylafl›lmas› gündeme gelmifl, pazarlar üzerinde hegemonya, denetim mücadelesi aç›kça ortaya ç›km›flt›. Bu anlamda kapitalizmin, emperyalizm aflamas›na ulaflmas›yla ayn› zamanda dünyan›n s›n›rlar›n›n, devletlerin s›n›rlar›n›n, hakimiyet alanlar›n›n, denetim alanlar›n›n vb. emperyalist paylafl›m savafl›yla yeniden çizilece¤i anlam›na gelmekteydi. Bu, tamamen emperyalistlerin denetiminde olacakt›. Burada bir ayr›nt› var. Savafllar› kim, ne için ç›kart›yordu ve savafllar›n niteli¤i nedir? Hedefleri ve amaçlar› nedir? Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› haks›z ve gerici bir savaflt›. Halklar üzerinde bir k›y›m ve talan savafl›yd›. Emperyalist Paylafl›m Savafl›, sömürüyü meflrulaflt›rma ve halklar aras›ndaki düflmanl›¤› körükleyen sab›k ve kör bir fliddet ile, dünya halklar›na karfl› bir savaflt›. Ülkeleri yeniden paylaflmak, sömürüyü art›rmak, tekellerin kâr oran›n› yükseltmek için yap›lan bir haks›z savaflt›. Tüm bunlara ra¤men Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›n›n ortaya ç›kmas› kaç›n›l-


mazd›... Kapitalist emperyalist sistem; artan üretim anarflisi ve sömürü, kâr oranlar›n›n düflmesi, sömürgeleri paylaflma, silah tekellerinin geliflmeye bafllamas› vb. etmenler Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›n› flu ya da bu biçimde kaç›n›lmaz k›ld›. Savafl, k›y›m, talan, haks›zl›k, emperyalizmin ç›karlar›na hizmet eden paylafl›m savafl›yd›. Do¤ru bir yan› veya hakl›l›¤› hiçbir zaman olmayacakt› paylafl›m savafllar›n›n. Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›n›n Avusturya Veliahd› prensin vurulmas› ile bafllad›¤›(!) söylendi. Bu alçakça bir yaland›. Demagoji ile halklar›n birbirine düflmanl›¤› körüklendi, bilinç bulan›kl›¤› yarat›ld›. Mani-

edilerek “bir insan öldü, onun için savafl ç›kt›” demek inand›r›c› olmaktan ziyade alçakça bir yaland›r, manipülasyondur. Emperyalizm, dünyan›n yeniden paylafl›m›n› istiyordu. Sömürgelerin yeniden paylafl›lmas› ve bölgeler üzerinde denetim sa¤lanmas› ile k›tasal egemenlikler ile bölgeler, sömürgeler kontrol edilmifl olacakt›. Emperyalist Paylafl›m›n gerçek bafllama nedenlerinden biri buydu. Tabi bu savafl emperyalist haydutlar›n sald›rganl›¤› ve vahfletinin resmedilmesiydi. Bu resim halk kitleleri taraf›ndan görüldü. Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› öncesi ve sonras›, dünyada ayn› zamanda sosyal

püle edilen kitleler burjuvazinin ard›ndan gitti. Ve halklar›n birbirini bo¤azlamas› meflrulaflt›r›lmaya çal›fl›ld›. Veliaht vuruldu, savafl ç›kt›! Bununla gizlenen emperyalist paylafl›m savafl›d›r. Savafl›n pazarlar›n hangi emperyalistin denetiminde olaca¤›n› belirlemek için yap›ld›¤›n› gizlemektir. Dünyan›n paylafl›m›n›, dünya haritas›n›n yeniden çizilmesini, pazarlar›n yeniden paylafl›m›n›.. Sömürgelere sahip olmak.. Binlerce insan›n› katledilmesi.. Tüm bunlar gözard›

ve ulusal kurtulufl savafllar› da mevcuttu ve halklar hem sömürgecili¤e karfl›, hem de emperyalizm, iflgalcilere, talanc›lara karfl› hakl› bir savafl vermekteydi. Bu ulusal kurtulufl savafllar›ndan “ba¤›ms›zl›¤›n›” ilan eden devletler de ç›km›flt›. Emperyalizm, bu ba¤›ms›zl›kç› sosyal ve ulusal kurtulufl savafllar› ile ba¤›ms›zl›¤›n› ilan eden devletlerle hangi emperyalist ülkenin iliflkilerini gelifltirilece¤i, denetim alt›na al›naca¤› vb. hesaplar›n› da yapmaktayd›. Yaklaflan bu

Paylafl›m Savafl›n› Engels yoldafl 1887’de flöyle belirtiyordu. “...Prusya Almanyas› için bir dünya savafl›ndan bugüne kadar boyutlar› ve fliddeti yönünden hayal edilmemifl bir dünya savafl›ndan baflka bir savafl›n olas›l›¤› yoktur. Sekiz on milyon asker birbirlerini bo¤azlayacak. Ve o güne kadar bir çekirge sürüsünün yapt›¤›ndan çok daha fazlas›yla Avrupa’y› bafltan soyup so¤ana çevirene kadar yiyip bitirecektir. Üç ya da dört y›l içine s›k›flt›r›lm›fl ve bütün k›taya yay›lm›fl otuz y›l savafl›n›n y›k›m›, açl›k, veba a¤›r s›k›nt›lar›n ordular ve halk y›¤›nlar› üzerinde genel moral bozuklu¤u; ticaret, sanayi ve kredi üzerindeki yapay mekanizmam›z›n genel bir iflasla sona ermesinin getirdi¤i umutsuz kar›fl›kl›k; eski devletlerin ve bunlar›n geleneksel anlay›fl›n›n, düzinelerce tac›n kald›r›mlara yuvarlanaca¤› ve bunlar› yerden toplayacak kimsenin bulunmayaca¤› ölçüde çöküflü; nas›l sona erece¤inin, mücadeleden kimin muzaffer olarak ç›kaca¤›n›n önceden kestirilmesinin mutlak olanaks›zl›¤›; bir tek sonuç kesinlikle bellidir; genel bitkinlik ve çal›flan s›n›f›n nihai zaferinin koflullar›n›n haz›rlanmas›. Son s›n›ra ulaflm›fl karfl›l›kl› silahlanma yar›fl› sistemin önünde sonunda kaç›n›lmaz olarak beklenen meyveleri bunlard›r. Beyler, prensler, devlet adamlar›, akl›n›zla yafll› Avrupa’y› getirmifl oldu¤unuz yer buras›d›r. Ve en son büyük savafl dans›n›z› bafllatmadan baflka yapacak birfley kalmad›¤› zaman bu bizim iflimize gelecek. Savafl belki geçici olarak bizi geriye itebilir. Kazand›¤›m›z birçok mevzileri bizden kopar›p alabilir. Ama o zaman yeniden denetim alt›na alamayaca¤›n›z kuvvetlerin bafl›n› bofl b›rakt›¤›n›zda herfley kendi iste¤inize göre hareket edebilir; trajedinin sonunda sizler mahvolmufl olacaks›n›z. Ve proletarya ya zaferini gerçeklefltirmifl olacak ya da

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

7


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

8 herhalde zafer kaç›n›lmaz olacakt›r.” (Marks-Engels-Marksizm, Kahince Sözler) Bir yerde gericiler, emperyalist kapitalistler, burjuvazi, sömürücü s›n›flar ve bunlar kendi devlet iktidarlar›n› devam ettirmek; devletin bekas›n› sa¤lamak, sömürü çark›n› sistemli bir flekilde hayata uygulamak, sömürgelerini denetlemek için emperyalist sömürücü s›n›flar›n haks›z savafllar›. Di¤er yandan ise; emperyalizme, kapitalizme, burjuvaziye, sömürücü s›n›flara karfl› verilen hakl› savafllar. Sosyal ve ulusal kurtulufl savafllar›, ba¤›ms›zl›kç› yanlar tafl›yan anti-emperyalist savafllar. Bir yerde halklar› teslim almak için, köleler haline getirmek için, sömürgecili¤i devam ettirmek için emperyalist savafllar, dünya halklar› üzerinde emperyalistlerin ve tüm gericilerin vahfleti ve sömürüyü dolu dizgin uygulamas›. Ve tüm bunlara karfl› verilen devrim, sosyalizm ve kurtulufl savafllar› vb. Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› ile Rusya’da proletaryan›n, Bolflevikler önderli¤indeki devrimci savafl›m› daha da ilerledi ve Rusya’da devrim oldu. SSCB kuruldu. Ezilen proletarya ve halk kitleleri Proletarya Partisi önderli¤inde kendi iktidar›n›, devletini kurdu. Bu yeni bir durumdu. Ezilen, sömürülen y›¤›nlar iktidar› zor yolu ile burjuvaziden alm›flt›. fiiddet ile devrimci bir s›n›f›n iktidar› kuruldu. Bununla birlikte bu devrim tüm dünya halklar›na flu mesaj› da veriyordu. Sosyalizm ve devrim mücadelesi verilirse gericiler ve sömürücüler, emperyalist-kapitalist sistem ve onun devletleri y›k›l›r. Ezenlere karfl›, sömürücü s›n›flara karfl› savafl›ld›¤› müddetçe do¤ru bir önderlik, komünist partisi alt›nda devrimler kaç›n›lmazd›r. Gericiler istedi¤i kadar savafllar›yla, tanklar› ile, toplar› ile gelsinler; devrimi, devrimleri en-

gelleyemezler. Rusya’da gerçekleflen 17 Ekim devrimi dünya proletaryas› ve ezilen halk kitlelerine umut oldu, ›fl›k oldu. Tüm gericiler için bu korkulacak bir fleydi. Çünkü; dünya proletaryas› ve halklar› devrim için savafl›mlar› gelifltirirse emperyalistlerin pazarlar›, sömürüleri, kâr oranlar› darlaflacak ve baflka yerlerde ç›karlar›n› korumak veya daha da gelifltirmek için savafllar ç›karacaklard›. Bunun tümden engellenmesi için devrimlerin engellenmesi gerekiyordu ve engellenmeliydi. Ama nafile Lenin ve Stalin yoldafl önderli¤indeki Sovyetler y›k›lmaz bir kaleydi! Emperyalist kapitalistler Sovyetleri y›kmak için, Sovyet düflmanlar› ile birlefltiler. Tüm gericiler bu ülkeye düflmanl›k besliyordu. Emperyalist kapitalistlerin sald›r›lar›na Sovyetler geçit vermedi ve yoluna devam etti. Diyebiliriz ki emperyalistlerin dünyan›n paylafl›m› için girdikleri savafl Rusya’da devrimi h›zland›rm›flt›r. Sosyalist devrim gerçekleflmifltir. Bununla beraber birinci paylafl›m savafl› öncesi ve sonras› burjuva önderlikli hareketler de birçok yerde ulusal ba¤›ms›zl›¤›n› kazanm›flt›r. ‹K‹NC‹ EMPERYAL‹ST PAYLAfiIM SAVAfiI Kapitalist-emperyalist sistemin krizlerden ç›k›fl yollar›ndan biri de sömürge devletleri ve pazarlar› üzerindeki hakimiyetini art›rmas› ve yeni pazarlara hakim olmak için mücadele etmesi, yani emperyalistler aras› hegemonya mücadelesidir. Kapitalizmin ilk dönemlerinde tarihsel olarak gerçekleflen krizleri vard›r ve bunlar ilk dönemde 10-15 y›lda bir kendini tekrarlad›¤› ve bunlar›n devresel karakteri Marksist politik ekonomide durgunluk-canlanma, kalk›nmabunal›m (kriz) diye belirtilir. Ve yine bu krizlerin kapitalizmin kendi do¤as›nda oldu¤u bir gerçektir. Birinci Emperyalist Paylafl›m

Savafl› ile savafltan sonra emperyalistler nispi anlamda rahatlama dönemine girdi. Ama bu geçici bir durumdu ve ilerleyen y›llarda durumun geçici oldu¤u bir anlamda ortaya ç›km›flt›r. Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›yla dünyan›n paylafl›lmas› emperyalizme yetmemiflti ve bu yetmezlik sonucu yeniden bir savafla girmenin koflullar›n› haz›rlamaya bafllad›lar. Burada fluna vurgu yaparsak; bütün kapitalist emperyalist devletler ve onlara ba¤›ml› olan birçok devlet savunma harcamalar›na bütçeden önemli ölçüde pay ay›r›rlar. Ve bununla militaristleflme ve askeri, savunma sanayi ve silahlanman›n oluflturulmas›n› hedeflerler. Emperyalistler ola¤anüstü derecede silahlanma ve silah üretimine a¤›rl›k vererek paylafl›m veya bölgesel savafllara haz›rl›k yaparlar. Çünkü ç›kabilecek/ç›kartacaklar› paylafl›m veya bölgesel savafllarda güçlerini ortaya koyacaklard›r. Bu anlamda tüm kapitalist emperyalistler güçlü bir savafl sanayine, silah üretimine sahip olmak isterler. Bu onlar için bir anlamda kaç›n›lmazd›r. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› öncesi Alman burjuvazisi ve tekelleri için Adolf Hitler seçimle iktidara geliyordu. Destekleyenler tabi ki paylafl›m esas›na dayanan bir savafl öngörüyorlard›. Alttan örgütlenerek militaristleflmeyi de sa¤layarak iktidara geldi/getirildi Adolf Hitler. “Nasyonel sosyalizm”, “milliyetçi sosyalizm” vb. türünden faflizm propagandas› ile Alman tekelleri ve di¤er emperyalist flirketlerin ve tekellerin savafl k›flk›rt›c›l›¤› ile savafla sürüklenen bir k›y›m, talan ortaya ç›kmak üzereydi. Savafl› körüklediler. Daha do¤rusu bunun için emperyalistlerin arad›¤› adam bulunmufltu. Esas adam(!!) Adolf Hitler’di. Ve yine ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›nda Alman askerlerinin Polonya s›n›r›n› geçerek


9

karakol basmas› ve karfl›l›kl› çat›flma sonucu(!) savafl›n ç›kt›¤› belirtilmektedir (!) Ne tesadüf Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›n›n da Avusturya Veliahd›n›n vurulmas› sonucu ç›kt›¤› iddia edilmiflti. Emperyalistler, burjuvazi tarihsel yalanlar›n› bir kez daha ortaya koyuyorlard›. Vahfli kapitalizmin, asalak, can çekiflen, çürüyen hastal›kl› çocu¤u emperyalizm yeni bir dünya paylafl›m savafl› ç›kartt›. Savafl “bir manyak adam” Adolf Hitler taraf›ndan ç›kar›lm›flt›(!) Burjuvazinin tarihçileri böyle yazd›. “Manyak Hitler savafl ç›kard›(!)” Bunlar halk kitlelerini kand›rmak için söylenen yalanlard›. Burada fluna da vurgu yapmak yerinde olacakt›r. Emperyalistlerin her daim hedefi; SSCB’yi gerileterek y›kmakt›. Bunu nas›l yapacakt›? Savafl›n bafllamas›yla Avrupa’dan ileriye Balkanlar’a ve daha ileriye giderek Sovyetleri y›kmay› hedefliyorlard›. Emperyalizmin ve faflizmin proletaryaya duydu¤u kin... SSCB’den rahats›z olan ve

koflullar› olan sömürü, talan ve ç›karlar›n› devam ettirebilmek iken, di¤er yandan kendilerine karfl› geliflen, geliflecek olan hakl›, ilerici devrimci mücadeleleri bast›rmakt›. Bu “yeni” stratejilere k›saca de¤inirsek, bunlar›n hiç de yeni olmad›¤› rahatl›kla görülecektir. ENGELLEME STRATEJ‹S‹ (ÖNLEY‹C‹ SAVAfi STRATEJ‹S‹) Emperyalizmin devrimlerden korktu¤u bir gerçektir. Bunu her daim çeflitli biçimlerde dile getirmifltir. Bu korkular›n› dile getirirken sosyalizme, devrime ve dolay›s›yla Marksist önderlere, ustalara karfl› karalama kampanyas›, psikolojik savafl, y›pratma vb. ile kitlelerin gözünde sosyalizmi kötülemeye, onun kötü bir yönetim oldu¤unu anlatmaya devam etmifllerdir. Yani s›n›f düflmanl›klar›n› göstermifllerdir. Emperyalist-kapitalistler ve tüm gericiler için sosyalizm “kötü”dür. Kötüdür çünkü, burjuvazinin iktidar›n› y›k›yor “Hür” düzeni y›k›yor, kapitalizmi y›k›yor, sömürüyü ortadan kald›r›yor. Burjuvaziyi mülksüzlefltiriyor. Onlar için tabi ki kötü olacak. Ama bu durum sorunun di¤er yan›n› teflkil eden proletarya ve halk kitleleri için iyidir. Proletarya ve halk için iyi olan burjuvazi için kötüdür. Burjuvazi, emperyalistler bu anlamda kendi “hür” dünyalar›n› korumak için, devrimleri engellemek için karfl›-devrimci stratejileri gelifltirmeye devam ettiler. Esas sorun fluydu; ‹kinci Paylafl›m Savafl›yla birlikte savafl sona erdi¤inde dünyaya kim hakim olacakt›? Hangi emperyalist ülke dünya politikas›n› yönlendirecekti. Dünya iki kutuplu oldu. Bir yerde sosyalist kamp, bir yerde kapitalist kamp. Kapitalist kamp›n bafl›n› çeken ABD emperyalizmi ‹kinci Paylafl›m Savafl›ndan sonra Avrupa’ya ekonomik anlamda “yard›mlarda” bulundu. Savafltan, y›-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

SSCB’den rahats›z olan ve onu her daim bir tehdit olarak gören zihniyet, sömürücü s›n›flar, proletaryan›n diktatörlü¤ünü y›kmak için elinden gelen bütün çabay› harcayan emperyalistler proletarya iktidar›n› y›kacak ve orada pazarlara sahip olacakt›. Bunlar “manyak” Hitler’in düflüncesi mi? Yoksa para babalar›n›n m›? Gerici ve haks›z savafl› bafllatan yine emperyalistler oldu.

onu her daim bir tehdit olarak gören zihniyet, sömürücü s›n›flar, proletaryan›n diktatörlü¤ünü y›kmak için elinden gelen bütün çabay› harcayan emperyalistler proletarya iktidar›n› y›kacak ve orada pazarlara sahip olacakt›. Bunlar “manyak” Hitler’in düflüncesi mi? Yoksa para babalar›n›n m›? Gerici ve haks›z savafl› bafllatan yine emperyalistler oldu. Sovyet k›z›l ordusu ve halk› direndi. Savaflt› ve faflistleri, emperyalizm uflaklar›n› ve onlar› destekleyenleri Berlin’e kadar kovalad›. Asya’da Çin halk›, Komünist Partisi önderli¤inde Baflkan Mao’nun yol göstericili¤inde halk savafl› ile iktidar yürüyüflüne devam etmekteydi. Japonya’ya, emperyalist iflgale karfl›, ABD emperyalizmine karfl› savafl Çin topraklar›nda zafer ile sonuçlan›yordu. ‹kinci Paylafl›m Savafl› da Çin’de devrimi h›zland›r›yordu. Emperyalist iflgale karfl› milli devrim.. Demokratik Halk Devrimi. Bu devrimin gerçekleflmesi Asya halklar›n› devrime yaklaflt›rd›. Çin devrimi onlara umut oldu. Halklar gericilere karfl› savaflt›. Birinci ve ‹kinci emperyalist paylafl›m savafllar› dünyada, iki büyük devrime yol açt›. Onlar› h›zland›rd›. 1917 Ekim Devrimi ve 1949 Çin Devrimi. Bu iki devrim gericilere karfl› savafl›ld›¤› zaman, halk kitleleri proletarya önderli¤inde savaflt›¤› zaman emperyalizmi ve tüm gericileri yerle bir edece¤inin kesin göstergesiydi. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› ve savafl›n durmas› ile birlikte pazarlar›n paylafl›m› bir anlamda tamamlanm›flt›. Ama tüm bu geliflmelere ra¤men hem haks›z savafllar hem de devrimci savafllar devam etmekteydi. Emperyalistler sömürülerini ve kendi varl›klar›n› devam ettirebilmek için “yeni” metodlar, stratejiler gelifltirdiklerini ilan ettiler. Amaçlar› bir yandan kendi varl›k


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

10 k›lm›fl bir vaziyette ç›kan Avrupa ülkelerine ekonomik anlamda “yard›mda” bulunmas› tesadüfi de¤ildir. Bununla beraber Asya’da devrimleri engellemek için müdahale biçimleri ve araçlar› yaratt›. Bunun nas›l olmas› gerekti¤i konusunda ilkin askeri aya¤› oluflturdu. NATO, Emperyalist vurucu askeri güç ifllevini görecekti. Yani di¤er anlamda karfl›-devrimci bir yap›lanma olacakt›. ABD emperyalizminin NATO öncülü¤ünde ilk müdahale alanlar›ndan biri Kore oldu. Kore’de sürmekte olan devrimci mücadeleyi bast›rmak için, devrimleri engellemek için yap›lan bu müdahalenin niteli¤i elbette ortadad›r. Engelleyici savafl stratejisi, önleyici savafl stratejisi olarak da bilinir. Yani devrimleri engellemek için ABD’nin gelifltirdi¤i ve yaflama geçirdi¤i bu strateji emperyalizmin ilk karfl›-devrimci stratejisi olarak da bilinir. Kore’ye yap›lan müdahale basit anlamda devrimin engellenmesi amac› gütse de, ayn› zamanda engellemeyle birlikte dünyan›n haritas›n›n de¤iflmesine karfl› ç›kmak, pazarlar› denetim alt›na almak, bölgenin yeniden yap›lanmas›n› sa¤lamak ve baflka ülkelerde verilen devrimci savafllara da gözda¤› vermekti amaçlar›. Bununla devrimleri engelleyebileceklerini göstereceklerdi(!) Kore’ye yap›lan müdahale ile Asya’da ikinci yenilgisini ald› ABD. Devrimleri engelleyemedi. Sosyalizme ve devrimlere duyulan düflmanl›k kapitalizm ve emperyalizmin yerli uflaklar›n›n siyasal, ideolojik, kültürel, ekonomik, hukuk düzenlerini yerle bir etmesinden dolay›d›r. Bunun içinde kapitalist-

emperyalistler, tüm gericiler devrimleri engelleyerek kendi yay›lmac›l›¤›n› sürdürmeye çal›fl›rlar. Baflta ABD emperyalizmi olmak üzere, emperyalistler birçok ülkede verilen devrimci savafllara müdahaleci olmufllard›r. LatinAmerika ülkeleri bunun en somut kan›t›d›r. ABD emperyalizmi birçok bölge ve k›tada sürmekte olan devrimci savafllar› bast›rmak için engelleme stratejisi ile hareket etmifltir. Tabi bu stratejinin kendi içinde de¤iflik ve geliflkin (!) modelleri ile devrimleri engellemeye çal›flm›fllard›r? Latin-Amerika ülkelerinde CIA’n›n destekledi¤i faflist diktatörler iktidara getirildi. Bu art›k ortada olan bir gerçektir. Bugün bu strateji bir anlamda var olan geliflmeler de göz önüne al›narak yeniden düzenlenmifltir. Bu nedenle emperyalistlerin ilk strateji ile son strateji aras›nda kulland›klar› yöntemlerin benzerli¤i dikkat çeker. Ama adlar› de¤iflmifltir. Uygulanan biçimlerde de¤ifliklik olabilir. Sosyalizme karfl› “Yeflil Kuflak”, “Komünizmin engellenmesi” Sovyet yay›lmac›l›¤›n›n

durdurulmas› vb. gibi kendi korkular›n› tüm halka mal ederek, “yeni” fleyler ç›karm›fllard›. Emperyalizmin devrimleri engellemek için gelifltirdi¤i birçok savafl stratejisi vard›r. Bu savafl strateji-

lerinin ana ekseninde devrimleri engellemek, bo¤mak vard›r. Tabi yapabilirse. Bir di¤er yan ise, müdahale etti¤i yerde kendi emperyalist tahakkümünü sa¤lamak ve bunu bölge devletlerine kabul ettirmektir. Tabi amaç devrimlerin engellenmesi olsa da baflka bir fley daha var. Bu da emperyalizmin pazarlara hakim olma istedi¤i. ‹flte bu gerçe¤in üstü karart›l›yor. Gerçek niyetler gözard› ediliyor ve gizleniyor. Sorun flu; pazarlara kim hakim olacak? Bu soruyla soruna yaklaflan emperyalistler ayn› zamanda flunu da görüyorlar. “Egemen olmak için müdahale biçimleri yarat.” Bunlar nedir? Bölgesel savafllar ç›kart. Bir ülkeye girdi¤inde böl, parçala, ufak devletlere ay›r. Ve yönetim sana ba¤l› olsun. BÖLGESEL SAVAfiLARIN N‹TEL‹⁄‹ ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›n›n sona ermesiyle beraber birçok ülke; ‹ngiltere Fransa, Almanya, ‹talya, Japonya baflta olmak üzere, savafltan y›k›lm›fl bir durumda ç›kt›. Ülkeler y›k›nt› içindeydi. Almanya ile Japonya savafltan yenik ç›kt›lar. ABD emperyalizmi ise kendi toraklar›nda savafl vermedi¤inden ülkesi sa¤lamd›. Ayr›ca savafltan galip ülke olarak ç›kt›¤›ndan güçlüydü. Ve bununla birlikte tabi ki birçok sömürge, yar› sömürge ülkeye sahipti. Yeni durumuyla pazar alanlar›n› biraz daha geniflletti. Bu yeni durumla her ne kadar dengeler, politikalar de¤iflse de esas olan yine sömürge-yar› sömürge ülkeler üzerine kurulu politikalar›n hayata geçirilmesiydi. Emperyalistler kendi politikalar›n› yaflama geçirmek istiyorlar, salt eko-


nomik anlamda güçlü olman›n bir anlam ifade etmedi¤ini biliyorlard›. E¤er bölgelere, sömürgelere sahip olmak istiyorlarsa ayn› zamanda askeri olarak da güçlü olmak zorundayd›lar. Avrupal› emperyalistler bunu yapacak bir güçte de¤ildi. Bunu ABD emperyalizmi öncülü¤ünde, belirleyici güç olmas› itibar›yla, emperyalistlerin ortak hareketi ile sürece dahil olarak yapabilirlerdi. ‹ngiltere, Fransa, ‹talya; savafl› kendi ülkesinde yaflad›¤› için ekonomik ve askeri anlamda güçsüzdüler. Almanya ile Japonya savafltan ma¤lup ayr›ld›klar› için 50 y›l ordu kurmas›, baflka ülkelere askeri müdahale ve asker göndermesi yasaklanm›flt›. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›n› Almanya bafllatt›¤› ve yenik ayr›ld›¤›ndan ve bununla birlikte Almanya ile birlikte hareket eden Japonya da onunla ayn› ak›beti paylaflt›¤›ndan emperyalistler böyle bir karar alm›fllard›. Hiç kuflkusuz bunun alt›nda yatan esas neden emperyalistler aras› rekabet ve savafl› kaybeden emperyalistlerin bir daha mümkün oldu¤unca toparlanamamas› ve savafltan galip ç›kan emperyalist ülkelere rakip olmamas› arzusuydu. Ekonomik ve askeri anlamda güçlü olmayan ve sömürgelerinin birço¤unu kaybeden emperyalistler aras› hegemonya mücadelesi tabi ki devam edecekti. Bu da pazarlar›n paylafl›m› ve denetimi noktas›nda gelecek bir flekle bürünecekti. “Güçlü olan her zaman pazarlar› denetler” formülü geçerliydi. Ortado¤u, Asya, Afrika k›ta ve bölgelere sahip olan güç büyük oranda ABD emperyalizmi idi. ABD emperyalizmi ayr›ca baflka ülkelerin jeo-stratejik öneminden kaynakl› olarak da baflka ülkeleri ve devletleri de farkl› hesaplar› aç›s›ndan denetim alt›nda tutmak istiyordu. Küba ve Vietnam vb. ülkelere

müdahalesi oldu. Küba ve Vietnam’dan yenik ayr›ld›. Bu durum emperyalizmin “ka¤›ttan kaplan” oldu¤unu teyid etmifltir. Ve emperyalizmin halklar›n düflman› oldu¤u bir kez daha gözler önüne serilmifltir. Di¤er anlam›yla Avrupa emperyalizmi de kendini toparlamaya çal›fl›yordu. Bu anlamda pazarlar üzerinde hegemonya mücadelesi kaç›n›lmaz hal al›yordu. Avrupa emperyalizmi askeri anlamda yeterli gücü halen sa¤layamam›fl olsa da pazarlar için müdahale biçimleri ve araçlar› yaratmak için çaba içinde oldu¤u bilinen bir gerçektir. Bugün emperyalistlerin kendi içlerinde üç parçal› bir durum söz konusu. Bazen birlikte hareket etmeleri bizleri yan›ltmamal›d›r. Emperyalistler aras› çat›flma ve çeliflki, hegemonya mücadelesi esast›r. Avrupa Birli¤i (AB)’nin tarihsel oluflumu, AGSP ve Avrupa Ordusu biçiminde bir yap›lanmaya ve güç oluflturmaya gitmesi elbette emperyalistler aras› çat›flman›n ve fliddetin, ç›kar iliflkilerini geldi¤i boyutu gösterir. Nitekim Irak sald›r›s› öncesinde, bu emperyalist bloklar sald›r›ya karfl› ç›km›fllar ancak engelleyememifllerdir. Bafl›n› Fransa ve Almanya’n›n çekti¤i, Rusya’n›n da aralar›nda yer ald›¤› emperyalistler, kendi ç›karlar› gere¤i ABD ve ‹ngiltere’nin Irak’› iflgal etmesine karfl› ç›km›fllard›r. Bu sürece gelmeden önce özellikle ABD emperyalizmine karfl› AB, NATO’ya karfl› Avrupa ordusu kurmak için ad›mlar at›lm›fl, bir anlamda AB’li emperyalistler de kendi içlerinde toparlanma çabas›na içerisinde olmufltur. Çünkü Rus Sosyal Emperyalizminin 1990’larda yeni rotaya girmesi, modern revizyonizmin iflas› ile Rusya bünyesinde bulunan birçok devletin ba¤›ms›zl›¤›n› ilan etmesi, Kafkaslar ve Balkanlar üzerindeki hakimiyetinin zay›flamas› ile Kaf-

kaslara ve Balkanlara kimin sahip olaca¤› sorusu orta yerde duruyordu? Pazarlar kimin denetiminde olacakt›? Bu emperyalistler için önemli bir sorundu. Çünkü yeni bir pazar alanlar› ortaya ç›km›fl oluyordu. Bununla beraber Balkanlara ve Kafkaslara sahip olmak için, burada çok uluslu devletlerin parçalanmas› ufak ufak devletlerin kurulmas›, ve bu kurulan devletlerin emperyalistler taraf›ndan desteklenmesi kaç›n›lmaz oluyordu. Balkanlar’›n askerilefltirilmesi, Yugoslavya’n›n parçalanmas›, Arnavut, Makedon, Kosova çat›flmas› S›rp, H›rvat, Bosna-Hersek çat›flmas› vb. bölgede h›z kazand›. Kafkasya’da do¤algaz ve petrolün denetim alt›na al›nmas›, Çeçenlerin isyan›, Azerbaycan-Ermenistan, Türkmenistan-Özbekistan vb. yerlerin sorunlu olmas›. Ortado¤u petrollerinin hangi güzergahtan geçece¤i, nerelerin denetim alt›na al›naca¤› vb. üzerine paylafl›m esas›na dayanan bölgesel çapta savafllar›n ç›kar›lmas› için kaç›n›lmaz bir f›rsat oluyordu. Çünkü bölgelere sahip olmak isteyen emperyalistlerin her biri farkl› politikaya sahipti. Bu politikalar› hayata geçirmek için de bölgesel çapta savafllar›n ç›kar›lmas› ve ç›karlar› do¤rultusunda belli güçlerin desteklemesi ola¤an bir durumdu onlar için. Çünkü petrol ve do¤algaz tüm emperyalistler için önemlidir. Ayr›ca bölgelerin denetimi olgusu da, pazarlar›n hakimi olma durumu da önemlidir onlar için. Bu hem ABD emperyalizmi hem AB emperyalizmi hem de Çin-Rusya emperyalizmi için de geçerlidir. Bugün Balkanlar, Kafkaslar, Ortado¤u ve Orta Asya üzerinde f›rt›nalar›n kopmas› da bundan kaynaklanmaktad›r. Bölgeler üzerinde denetim sa¤lanmal›d›r. E¤er sa¤lanam›yorsa kar›fl›kl›klar ç›karmak, savafllar›n ç›kmas›, bölgenin çat›flmal› bir hale gelmesini sa¤lamaya çal›fl›rlar. Bu kar›fl›kl›klar

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

11


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

12 belki de y›llarca sürebilir. Bölgeler üzerinde denetim sa¤lanmas› ve pazarlar›n dar anlamda kontrol alt›na al›nmas›na yönelik bu kar›fl›kl›klar, elbette ki emperyalistler için bölgelerin jeo-stratejik, jeo-politik öneme sahip olmas›ndan dolay›d›r. Bugün bir ve ikinci paylafl›m savafllar›n›n yaratm›fl oldu¤u tahribatlar ortadad›r. Tüm bunlara ra¤men devrimlerin engellenemez gerçekli¤i ortad›r. Buna ra¤men emperyalistler aras› dalafl halen devam etmekte ve paylafl›lmayan ya da rakip emperyalist devletlerin denetiminde olan bölgelerin, pazarlar›n kimin denetiminde olaca¤› sorunu ortada olup hegemonya mücadelesi k›z›flmaktad›r. Bölgesel savafllara bak›ld›¤›nda bugün Irak’›n iflgal edilmesi bir yana, Ortado¤u, Orta Asya, Balkanlar, Kafkaslar’da çeflitli düzeylerde savafl›n ve istikrars›zl›¤›n oldu¤u görülür. Bunda hiç kuflkusuzki emperyalistlerin ifade ettikleri flu formülasyonun pay› vard›r. “Avrupa’ya egemen olan, tüm dünyaya egemen olur.” Balkanlar’› bafll› bafl›na savafl alan› haline getiren ve halklar›n k›y›mdan, katliamdan geçirilmesine vesile olanlar; Yugoslavya’n›n parçalanmas›n›, ufak tefek devletlerin kurulmas›n› destekleyenler elbette emperyalistlerdi. Kafkasya bölgesinin sorunlu olmas›, Çeçenistan’› destekleyen güçler ve buna karfl› Rusya’n›n askeri olarak denetimi sa¤lamak için düzenledi¤i askeri operasyonlar, Çeçen-Rus savafl› ortada. Ortado¤u’da zaten y›llard›r savafl sürüyor. Kanayan yara olmaya devam eden Filistin sorunu, Filistin ‹srail

savafl›... Ard›ndan hiç kuflkusuz ki bugün Irak’›n iflgal edilmesi… ABD emperyalizmi ‹ngiltere’yi de yan›na alarak Irak’a sald›rd›. ‹leride hangi ülkeye sald›raca¤›n›n hesaplar›n› yapmakta. Somali, Filipinler, Sudan, vb. Ancak yap›lan aç›klamalara bak›l›rsa s›rada Suriye var. Yani emperyalizm ve gerici devletler kendi “teröristlerine” yöneliyor 11 Eylül’den sonra. Bu du-

rum “ola¤an” hale geldi. Emperyalistler ve gericilerin önünde kim engelse onlar için “terörist” odur. Terörizm yaftas› ile gizlenen ise bölgelere ve pazarlara kimin sahip olaca¤› üzerine dönen hesaplaflmad›r. Bugün emperyalizm ve gericili¤in ç›kard›¤› savafllar ortada. Emperyalizm taraf›ndan ç›kar›lan savafllar, emperyalist bölgeler ve bölgelerdeki devletler üzerinde denetim sa¤lamak içindir. Bölgesel savafllar, bölge halklar›n›n de-

¤il, aksine tamamen emperyalizm ve uflaklar›n›n ç›kar›nad›r. Bölge halklar› birbirine bo¤azlat›l›yor, katlettiriliyor. Düflmanl›k, kin ve öfke k›flk›rt›l›yor. Bölgesel savafllar emperyalist ç›karlar›n› kollamak ve gözetmek içindir. Yafll› dünyam›z iki büyük savafla ve irili ufakl› birçok bölgesel savafla tan›kl›k etti. Bugün de bölgesel savafllar yaflan›yor. Yafll› dünyam›zda bir ve ikinci paylafl›m savafl›n› ç›karanlar, Nagazaki ve Hiroflima’ya atom bombalar› atanlar, oralar› cehenneme çevirenler, binlerce insan› katledenler, Vietnam, Endonezya, Küba, Kore, Kamboçya ve Latin Amerika ülkelerinde halklar› katledenler hakl› bir davaya sahip olabilir mi? Bunlar› emperyalistler yap›yor ve elbette bunlar emperyalistlere hizmet ediyor. Emperyalistkapitalistler, kendi düzenlerini kutsayanlar, elbette devam›n› sa¤lamak için ç›karm›fl olduklar› savafllar› meflru göstermeye çal›flacaklar, sömürülerini, halklardan gizlemeye çal›flacaklard›r. Emperyalistler ve iflbirlikçileri/uflaklar› bölgesel savafllarla güçlerini korumaya çal›flmaktad›rlar. Bölgesel savafllar emperyalizmin bölgeleri ve ülkeleri tahakküm alt›na almak için girifltikleri savafllard›r. Her emperyalist devletin, temel amac› dünya üzerinde bulunan sömürge, yar›-sömürgelerde denetimlerini sa¤lamak, sömürü ve kâr oranlar›n› art›rmakt›r. Bunu esas olarak sermaye ihrac› ile sa¤lamaya çal›fl›rlar. Emperyalist tekeller dünya üzerindeki tüm pazar-


lara tek bafllar›na hakim olmak isterler. Deniz, hava, kara yollar›n› denetim alt›na almak isterler. Emperyalistler için bir bölgenin önemi yaln›zca onun yeralt› ve yerüstü kaynaklar›n›n zenginli¤inden de¤il ayn› zamanda jeo-stratejik, jeo-politik durumundan da ileri gelir. Bölgeler üzerinde dönen dolaplara bakt›¤›m›zda; emperyalizm bunu askeri, siyasi, ekonomik olarak yapmaya çal›flmaktad›r. Örne¤in Balkanlar’a bak›ld›¤›nda yeralt›-yerüstü zenginlik kaynaklar›n›n o kadar genifl olmad›¤› görülür. O zaman buralar› niye kontrol alt›na almaya çal›flmaktad›rlar? O bölgeye iliflkin baflka bölgelerle ilgili planlar›n›n olmas›, deniz ve iç pazarlara baflka bölgelerden geçifl hatt› olmas› bölgenin özelli¤ini ortaya koyar. Bunun için de bölgesel denetimi sa¤lamak için, gerek bölge devletleri içinde çat›flmalar yaratmak, savafllar ç›kartmak, gerekse de bu ç›kard›¤› savafllardan dolay› hakem rolü oynamak emperyalistlerin y›llardan beri hayata geçirdikleri politikalard›r. Bunlarla amaçlanan bölgelerin denetimini kendisi sa¤lamak, tahakkümü pekifltirmek ve hegemonya mücadelesinde olmak flekilde özetlenebilir. Emperyalistler bunu sa¤lamak için, askeri ve ekonomik araçlar›n› devreye sokarlar BM, NATO, IMF, DB gibi. ABD emperyalizminin NATO askeri gücünü elinde bulundurmas›, NATO içinde belirleyici bir konuma sahip olmas›, Dünya Bankas› ve IMF ile ekonomik gücü elinde tutmas› onu di¤er emperyalist güçler aras›nda avantajl› bir konuma getirmektedir. Yaln›z ABD emperyalizmi bu avantajl› durumuna ra¤men, AB emperyalizminin de kendi ekonomik ve askeri gücünü oluflturmaya bafllamas› çat›flmalar›n ya da çeliflkilerin daha da artaca¤›n›n iflaretidir. NATO’ya karfl› AGSP, dolara karfl› Euro. Burada iki kurum da ayn› içerik ve öze sa-

hiptir. Birisi NATO askeri kurumlaflmas›, di¤eri Avrupa ordusu ve kurumlaflmas›. Yani askeri anlamda iki yap›lanma mevcuttur. ‹kisi de ayn› tarzda müdahaleyi öngörüyor. NATO’nun 50. kurulufl y›l›nda yap›lan tespitte “21. yy ayaklanmalar yüzy›l› olacak. Etnik, ulusal, ayr›l›kç›, dinsel, sosyal ayaklanmalar yüzy›l› olacak” denmektedir. Bunu emperyalistlerin kendileri söylüyor. Emperyalistler bir yandan sosyal ve ulusal kurtulufl mücadelelerinin geliflimini engellemeye çal›fl›rken di¤er yandan da kendi aralar›ndaki çeliflkileri kendi lehlerine çözme aray›fl› içerisindedir. Bölgeleri kim denetleyecek? Kim sahip olacak? Denetleyemiyorsan kar›flt›r, savafllar ç›kart, müdahale et politikalar›n› izleyecekler. Bugün bu konsept büyük oranda hayata geçiriliyor. Yafll› dünyam›zda yaflanan bölgesel savafllar›n niteli¤i ve ona ba¤l› olarak bölgelerin neden bu kadar cazibeli oldu¤u ortaya ç›k›yor, anlafl›l›yor. Etnik, ulusal ayr›l›kç›, dinsel, mezhepsel geliflmeleri destekleyenler, körükleyen kendileri. Kendi denetimleri d›fl›na ç›kt›¤›nda ve mücadele eden örgütler oldu¤unda “ayr›l›kç›” olabilir, terörist olabilir. Ama bölgelerde savafllar ç›karan, devletleri bölüp parçalayan kendileri oldu¤unda “terörist” olmazlar(!) Ancak dünya halklar› as›l teröristin baflta ABD olmak üzere emperyalizm oldu¤unu son Irak’a yönelik sald›rganl›k ve iflgal sald›r›s›nda çok daha net görmüfltür. SSCB’ye karfl› yeflil kuflak hatt›n› gelifltiren, örgütleyen ve kendi ç›karlar› do¤rultusunda “komünizm tehlikesi” var diyen kendileriydi. Ortado¤u ve Orta Asya’da dini örgütlenmeleri, diktatörlükleri, Saddam gibilerini yaratan ve destekleyen bizzat emperyalistlerin kendileriydi. Taliban’›, Usame Bin Laden’i kendi çocuklar› gibi besleyen, gelifltiren emperyalist-

lerdir. Saddam diktatörünü besleyen ve bölge halklar›na kan kusturan, kitle imha silahlar›n› üreten ve eline veren kendileridir. Ama denetim d›fl›na ç›km›flsa, farkl› bir emperyalist güç ile ç›kar iliflkileri gelifltiriyorsa, bölgede önceki etkinli¤ini kaybetmeye bafllam›flsa, bölgede tekrar eski tahakkümünü sa¤lamak, bölgeye veya ülkeye askeri operasyon düzenlemek için, onlar art›k bir bahane haline getiriliyor. K›l›f haz›r: “Teröristler” var! “Kitle imha silahlar›” var! Tüm yalanlarla gerçek niyetlerini her zaman cafcafl› sözlerle gizlemeye çal›fl›rlar. Bölgesel savafllar› cazip k›lan sadece petrol ve do¤algaz de¤ildir. Bu, bugün Irak için de geçerlidir. Bu konuda ilerici devrimci bas›nda da yan›lg›l› bir alg›lay›fl var. ABD ve ‹ngiliz emperyalizminin petrol için bu ülkeyi iflgal etti¤i yaz›l›p çiziliyor. Bu bir yan›yla do¤rudur ama eksiktir. Petrol iflgalin önemli aya¤›n› oluflturuyor. Ama ayn› zamanda bölgeye kim sahip olacak? Bölgenin denetimi kimin elinde olacak? Bölge ülkelerinin, halklar›n›n kaderini kim tayin edecek? E¤er bölgede denetimi sa¤layamazsa petrol ve do¤algaza da sahip olamaz. Bu nedenle iflgalin nedeni salt petrolle s›n›rland›r›lmamal›d›r. Yani bu iki olgu iç içedir; bu anlamda günümüzde emperyalistlerin ç›kard›klar› savafllara bakt›¤›m›zda kulland›klar› argümanlar bile kitlelerin bilincinde manipülasyonu hedefler. “Petrol için savafla hay›r” söylemi, asl›nda bu yan›lg›l› kavray›fl›n bir ürünüdür. Emperyalistler iflte bunun gibi halklar›n bilincini manipüle etmeye çal›fl›rlar. Savafla çat›flma, müdahaleye operasyon, iflgale rejim de¤iflikli¤i, demokrasi götürmek derler. Burada amaçlar› nedir? Hangi ülke “tehlike”yse, “haydut”sa, “teröre” destek veriyorsa ona karfl› savafl›l›r! Ancak halklarda savafl olgusuna karfl› duyulan

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

13


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

14 öfke, halklarda anti-emperyalist mücadelenin geliflme dinamiklerini bar›nd›r›r. Bunun için de emperyalistler ç›kartm›fl olduklar› haks›z savafllara “hakl›” bir sebep bulmak zorundad›rlar. Çünkü sald›r›lar› hakl› ve meflru de¤ildir. Bu yüzden herhangi bir ülkeye ya da bölgeye müdahale ederken “savafl› önleme”, “terörü önleme”, “dünyay› kitle imha silahlar›ndan kurtarmak”, “demokrasi getirmek”, “rejim de¤ifltirmek” vb yalanlar›na baflvurarak halklar›n tepkilerini nötralize etmeye çal›fl›rlar. Bölgesel savafllar› “orta yo¤unluklu çat›flma” diye adland›rarak, bölgesel savafllar›n niteli¤ini gizlemeye çal›fl›rlar. Emperyalist Paylafl›m Savafllar›n› “Yüksek Yo¤unluklu Çat›flma” diye adland›rarak ayn› fleyi yapmaya çal›fl›rlar. Ya da “Irak’› iflgal etmiyoruz, rejim de¤iflikli¤i için buraday›z!”, “Irak’a demokrasi getiriyoruz!” derler. Burada kulland›klar› argüman önemli. Emperyalist sald›rganl›¤›n gerçekli¤i yerine, kavram karmaflas› yaratarak, kavramlar›n içeri¤ini boflalta-

rak yumuflat›lm›fl ya da tersyüz edilmifl ifadeler kullan›yorlar. Sonuçta bugün yafll› dünyam›zda birçok bölgede savafllar yaflanmaktad›r. Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar, Ortado¤u ve Irak. Yar›n hangi bölge kim bilir? Emperyalistlerin ç›karlar› nereye sürüklerse oraya gidecekleri ve savafl ç›karmaktan çekinmeyecekleri ortada. Bu anlamda bölgesel savafllar yaflan›yor, yaflanacak. Bu üst boyutta baflka bölgeleri, k›talar› kapsar m›? Bunu süreç gösterecek. Burada emperyalistler aras› hegemonya mücadelesinde çeliflkinin esas oldu¤u, uzlaflman›n tali oldu¤unu düflünürsek, geliflmeler bize flunu gösterir. ABD emperyalizmi Afganistan’› bombaland› ve iflgal etti. Ard›ndan arkas›na ‹ngiltere’yi de alarak ve BM Güvenlik Konseyi gibi kendi kurumlar›n› dahi hiçe sayarak Irak’› iflgal etti. Bu sürecin hangi tarzda devam edece¤i bir handikapt›r. Uzlaflma ile mi sonuçlan›r, yoksa savafl t›rman›r m›? Görünen o ki bölgesel savafllar ve özgülde ABD emper-

yalizmi dünya halklar›na yönelik terörünü ya bizzat ya da uflaklar› arac›l›¤›yla devam ettirecek. ABD emperyalizminin “teröre destek veren ülkeler”, “haydut devletler” yaklafl›m› biliniyor. Bu kavramlar ile yar›n bir gün herhangi bir ülke veya bölgenin terörist ilan edilip bombalanmayaca¤› ya da iflgal edilmeyece¤i ne malum? Nitekim daha Irak’› ya¤malamalar›n› tamamlamadan Suriye’ye yönelik sald›rgan aç›klamalar s›raland›. Haydut ABD ve “orta¤›” ‹ngiltere’nin önümüzdeki süreçteki planlar›n›n uygulan›p uygulanamayaca¤› ise tamamen dünya halklar›n mücadelesine ve emperyalistler aras› çeliflkinin alaca¤› boyuta ba¤l›. AS‹METR‹K SAVAfi KAVRAMI Bu strateji de di¤er emperyalist stratejilerden farkl›, çok yeni bir fley de¤ildir. Buna ra¤men ABD emperyalizmi yeni bir strateji olarak ortaya koymaktad›r. Bu stratejinin esas› militaristleflmeye da-


yal›d›r. Yani bütün güç odaklar› militarist kurumlar ordu, polis vb.nin tek merkezde toplanmas›, birleflmesidir. Bu bir yan›. Di¤er yan› “21. yy ayaklanmalar yüzy›l› olacak” konseptine dayal› yap›lanman›n h›zland›r›lmas›d›r. Bunun alt bafll›klar›, dinsel, mezhepsel, ayr›l›kç›, sosyal ayaklanma, çat›flmalar vb. fleklinde NATO’nun 50. y›l kutlamalar›nda alt› çizilmiflti. Bu konsepte göre güçlerin militarist bir anlay›fl etraf›nda örgütlenmesi ve harekete geçirilmesi ya da k›saca savafla göre konumlanma diyebiliriz. Bu strateji ayn› zamanda bölgesel savafllarda uygulanacak biçimleri de ortaya koymaktad›r. Bu stratejik anlay›fl›n ortaya ç›kmas› esas olarak ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras›na dayan›yor. Bir anlamda “kötü” yönetimlere karfl› yap›lacak müdahaleleri meflru göstermeye yönelik anlay›fl›n somutlanmas›d›r. Bir baflka biçimde örnek vermek gerekirse 1991 Körfez Savafl›nda 32 devlet emperyalistler taraf›ndan “hizaya çekilmesi gereken devletler” olarak belirlenmiflti. Yani Irak türü müdahalelerin yaflama geçece¤i çok önceden söyleniyordu. “Asimetrik Savafl” kavram› içinde yer alan bir baflka husus ise fludur; Bir ülkeye “müdahale” edildi¤inde sadece bir grup ya da ordu de¤il, bütün kesimler düflman olarak görülecektir. Ya imha edilecek ya da hizaya girmesi sa¤lanacak. Böylece “düflman” olarak belirlenenler teslim olursa, emperyalist iflgali, tahakkümü kabul ederse düflman olmaktan belki ç›kabilir. Asimetrik savafl kavram›n›n program› flunlar› bar›nd›r›r: “A) Emperyalist Paylafl›m Savafllar›yla birlikte bafllayan bir sürecin son halkas› olarak cephe ve cephe gerisi kavramlar›n›n silinmesi, B) Düflman sadece bir ordu de-

¤il, bütün halk toplulu¤udur. C) Güvenlik tehdidi kavram›, bölgesel (dini/ etnik çat›flmalar›, iç huzursuzluk, grev ve direnifller, kitle eylemlerini de kapsam›na alm›flt›r. D) ‹ç güvenlik ile d›fl güvenlik aras›ndaki ayr›m›n silinmesi sonucunda ordu ile polis kuvvetleri aras›ndaki ayr›m da ordunun lehine giderek silinmeye bafllad›. Birçok ülkede polis kuvvetleri, askeri otoritenin emri alt›na al›n›rken, birçok ülkede askerler jandarma, ulusal muhaf›z gibi adlarla polisiye faaliyet yürütmeye giriflmifltir. E) Emperyalistler ordular›n› iç/bölgesel çat›flmalara müdahale edebilecek çevik ve profesyonel birimler halinde yeniden örgütlemeye bafllam›flt›r. Kendilerine ba¤›ml› hale getirdikleri ülkeleri NATO gibi askeri ittifaklar yoluyla ayn› rotaya girmeye zorlamaktalar. Pentagon stratejistleri bütün bu özellikleri asimetrik savafl kavram› alt›nda topluyorlar.” (Evrensel, Ekim 2001) Bunlar “asimetrik savafl kavram›n›n” program›n›n bir parças› olarak ele al›n›p ve “21. yy ayak-

Fukuyama’n›n tarihin sonunun geldi¤i teranelerini savurdu¤u s›rada, Peru’da And da¤lar›nda anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-feodal iflçi s›n›f› ve emekçilerin Marksist-LeninistMaoist temel ve perspektifle yürüttükleri eme¤in kurtuluflu kavgas›n›n k›z›l bayra¤› dalgalanmaktayd›.

lanmalar yüzy›l› olacak” konsepti ile birlikte de¤erlendirildi¤inde emperyalist hegemonya, tahakküm kurma çabas›n›n içeri¤i daha anlafl›l›r olur. ABD emperyalizmi 1991 Körfez Savafl›nda Irak’› sürekli bombalamakla “yetinmiflti.” Ve art›k sadece hava sald›r›s› ile yetinmeyece¤i, hava sald›r›s› ile birlikte e¤er bir bölgeye “müdahale “ etmiflse y›llara yay›lan bir savafl› göze alaca¤› ve bu savafl›m içinde yine daha önceden Irak’a uygulad›¤› biçim d›fl›nda yine Irak’a yönelik salt hava operasyonu de¤il gö¤üs gö¤üse çarp›flmay› da göze ald›¤›n› ifade etmifl ve bunlar› 20 Mart’ta bafllatt›¤› Irak sald›r›s›yla gerçeklefltirerek Irak’› iflgal etmifltir. Bölgesel savafllarda askeri, ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel, psikolojik yönlerle bölgeye yüklenecekler. Art›k “düflman” kimse onu ortadan kald›rmay› veya denetim alt›na al›nmas›n› sa¤layacaklar. Burada bir yana dikkat çekmek gerekirse “di¤er savafl biçimlerinden farkl› olaca¤›n› ve lüzumsuz fleyler kullan›lmayaca¤›” n› belirtiyorlar (!) Yani klasik anlamda kullan›lan savafl araç ve gereçlerinin kullan›lmas›n›n d›fl›nda bir savafl yürütmeye çal›flacaklar›n› belirtiyorlar. Nitekim burjuva bas›nda Amerikan hayran› kalemler taraf›ndan bu yönlü propagandalar yap›ld›, “ABD ordusu bugüne kadar kullan›lan klasik savafl stratejilerinin d›fl›nda hareket ediyor”, “düzenli ordu gerilla harbi veriyor” diye. Bunun mant›¤›n› k›saca açmak gerekirse; *Bölgesel savafllar›n art›k uzun sürece¤i ve bu gerçekli¤e uygun bir askeri harekat tarz›. * Kendi iktidar alanlar›n›n yarar›na müdahalelerin yap›ld›¤› yerde askeri operasyon savafl, baflar› ile tamamlan›rsa bile askeri iflgalin bitmeyece¤i, aksine devam edece¤i, kendine ba¤›ml› devletler, kukla hükümetler yaratsa da sonuna

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

15


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

16 kadar orada kalaca¤›. Çünkü geçmifl deneylerinden emperyalistler de dersler ç›kar›yor. Bir ‹ran, Afganistan’da eskiden ABD’nin tahakkümü vard›. Ama ba¤›ml›l›k iliflkisi kurulduktan sonra buralardaki askeri gücü geri çekiyordu. Bundan sonra ise orada ba¤›ml›l›k iliflkisi kurulsa da askeri gücünü bulundurmay› hedefliyor. Yani pazara girdiler mi ç›kmay› de¤il bölgelerde kal›c› olmay› planlamaktad›rlar. Bu askeri güç “gerekti¤inde” ülke içindeki kar›fl›kl›klara müdahale edecek, kar›fl›kl›klar› önleyecek(!) vb. Hükümete destek verecek ve karfl›t güçleri gücü etkisiz hale getirmek üzere “güçlerini birlefltirmek”. Bu güç birlefltirme, pazar› kapt›rmamak için yap›lacak ve bunun için de askeri iflgalin süreklili¤inin sa¤lanmas› hedefleniyor. *Militaristleflmeyi her alana yayma. Kontrgerilla tarz› örgütlenmeyi sa¤lamaya çal›flmak, askerileflmeyi sa¤lamak, operasyonlara haz›r bir flekilde güçlerin bulundurulmas›, ordu ve polis d›fl›ndaki para militer, kontrgerilla güçlerini harekete geçirme vb. vb. *Militarist örgütlenmeyi tek bir kurumda toplama. Bu da askeriyedir. *Kara savafl›n›n hemen bafllamas›. “Kara savafl›n›n kaç›n›lmaz oldu¤u” Asimetrik savafl kavram› içinde yer ald›¤›ndan bölgesel savafllarda hava sald›r›s› ile bombalaman›n d›fl›nda kara birlikleriyle “düflman” içlerine girerek “düflman›” imha veya etkisiz hale getir-

mek. *Düflman sadece bir devlet s›n›rlar› içinde yer alan ordu de¤ildir. Aksine bundan sonra tüm karfl›tlar ve karfl›t güçler “düflman” tan›mlamas›n›n içinde yer al›r. Emperyalizm karfl›s›nda yer alan bütün halkt›r. Yani emperyalizme karfl› olanlar›n tümünü kapsayan bütünlüklü bir “düflman”. ABD emperyalizmi için “Asimetrik savafl kavram›” yeni diye

adland›r›l›yor. Oysa bu, emperyalizmin her zaman uygulad›¤› bir stratejidir. Ama her uygulad›klar› savafl stratejisine “iyi”, “en iyisi “, “üstün bir strateji” demifllerdir. ABD emperyalizmi Vietnam yenilgisi sonras› bu süreci tersine çevirmek için böylesi bir savafla bafllad› m› art›k, orada kal›c› olmaya çal›flacak, askeri iflgal süreklileflecek. Askeri iflgalleri tek bafl›na yapmalar›n›n birçok nedeni olabi-

lir. Pazarlar›n paylafl›m›! “Hep birlikte” yapmak? bunu yaparken çat›flmal› birliktelikleri esast›r. Bir emperyalist, bir bölgeye, ülkeye savafl açt›¤›nda, “müdahale etti¤inde” bir baflka emperyalist de baflka yere ayn› tarzda yapabilir. Bir anlamda ortak “ç›karlar” ayn› olursa birlikte hareket ediyorlar. Bu ortak hareket ayn› zamanda birbirlerinin kuyular›n› kazmay› da beraberinde getirir. Çünkü her emperyalist pazara kendisi tek bafl›na sahip olmak ister. Bunda flafl›lacak bir fley yok. Emperyalizm do¤as› gere¤i böyle yapar zaten. Burada karfl›m›za bir soru ç›k›yor. Eski sömürgecilik yöntemlerine geri mi dönülüyor? Kuflkusuz, tekrar yeniden eski tarzda bir sömürgecili¤e geri dönüfl yok. Ama önceden uygulad›klar› ve baflar›s›z sonuçlar ald›klar› Vietnam, Küba vb. yerlerdeki hatalar›n› tekrarlamamak için yeni fleyler ortaya at›yorlar. “Geliflmifl”, “asimetrik savafl stratejisi”, “terörü önlemek için önce davranmak, önleyici vurufl stratejisi” gibi…Yani bundan sonra savafl› kazansalar dahi bölgeden ç›kmayacaklar. Ve bu da orada kendilerini her anlamda süreklilefltireceklerinin iflaretidir. Buna kim karar verecek? Kuflkusuz ki “zaferi” kazananlar, “bedel” ödeyenler. Peki bölgede kal›c› güçler nas›l konumlanacak? Bu da savafl› bafllatan müttefiklerin pazarl›¤›na ba¤l›. Bu bafll› bafl›na baflka bir yaz›n›n konusu. Biz esas olarak bölgesel savafllarda kulland›klar› yöntemler, uygulama biçimleri ve bölgesel savafl›n ve özgülde de Irak’›n iflgalinin nereye do¤ru evrilece¤i üze-


“The Guardian gazetesinin haberine göre Kuzey Irak’taki iflbirlikçi Kürt liderlerden KDP’nin haz›rlad›¤› taslakta “Irak iki federe bölgeye bölünecek. Bunlardan biri Orta ve Güney Irak’› kapsayan Arap bölgesi, di¤eri ise kuzeydeki Kürtlerin yaflad›¤› bölge. Her bölge kendi meclis ve baflkan›na sahip olacak; ancak iç güvenlik ve federal ordu, Ba¤dat’ta kurulmas› planlanan Amerikan yanl›s› kukla rejime devredilecek.” (Evrensel, 11 Temmuz 2002, sf.10) rinde durmaya çal›flt›k. ‹flte flimdi Irak iflgalinin nedenlerine daha ayr›nt›l› girebiliriz. EMPERYAL‹ZM‹N YEN‹ YÖNEL‹M‹ VE ORTADO⁄U PROJELER‹ EKSEN‹NDE IRAK’IN ‹fiGAL ED‹LMES‹ 11 Eylül olaylar› ABD emperyalizmi aç›s›ndan öteden beri süren krizin afl›lmas› için tasarlanan yeni yönelimin bafllang›c› olmufltur. Afganistan’a gerçeklefltirilen sald›r› ise bu yeni yönelimin ilk ad›m›d›r. Ayn› zamanda 11 Eylül’le bafllayan süreç bir öncesi dönemin -do¤ald›r- sonudur. Postmodernizm olarak adland›r›lan irrasyonel düflünüfl (gericili¤in ideolojik zemini) temelinde yer alan

dünya emperyalist-kapitalist sisteminin dayatt›¤› ‘küreselleflme’ politikas›n›n ve bununla birlikte hayata geçti¤i iddia edilen “evrensel statikli¤in” de sonu olmufltur. Yanl›fl anlafl›lmas›n 11 Eylül bunu gerçeklefltiren de¤il, mali krizle bütünleflen resesyonun verdi¤i ac› içinde k›vranan emperyalist-kapitalist sistemin çürüyen, yenilenmekte zorlanan yan›n› a盤a vuran bir tarihi temsil etmektedir. Yoksa Fukuyama’n›n tarihin sonunun geldi¤i teranelerini savurdu¤u s›rada, Peru’da And da¤lar›nda antiemperyalist, anti-kapitalist, antifeodal, iflçi s›n›f› ve emekçilerin Marksist-Leninist-Maoist temel ve perspektifle yürüttükleri eme¤in kurtuluflu kavgas›n›n k›z›l bayra¤› dalgalanmaktayd›. “Yorumculara kal›rsa ‘küreselleflme’ karfl›t› hareketin giderek yay›lmas›, ‘nokta.com’ balonunun patlamas›, geliflmekte olan piyasalar›n çöküflü, toplumsal eflitsizlik.... ve devam eden durgunlu¤a dair bilinçlenmenin art›fl›, ‘küreselleflme’nin geçici bir heves oldu¤unu haber vermiflti asl›nda. Bu bak›fl aç›s›ndan Dünya Ticaret Merkezi’nin çöküflü ayn› zamanda entelektüel aç›dan çarp›t›lm›fl, zengin ve güçlüyü kay›ran bir dünya görüflünün de çöküflünü simgeliyordu. 11 Eylül adeta küreselleflmenin tabutuna çak›lm›fl son çiviydi.” (Radikal, 15 A¤ustos 2002, sf. 8, Financial Times, Moises Noum) “Emperyalist sistemin yaflad›¤› resesyonun mali krizle bütünleflince oluflturdu¤u bas›nc›n yo¤unlu¤u günbegün artarken yar› sömürge ülkelerde artan açl›k sefalet vs. ile flekillenen, gerçekleflmemifl afl›r› talebe ra¤men bu ülkelerin genel kriz içinde ayr›ca üretimsizlik krizini yafl›yor olufllar› ‘küreselleflmeyle’ ‘köyleflen’ dünyan›n ortaklaflt›¤› iddia edilen ekonomik yap›s›ndaki çarp›kl›¤›n d›flavurumundan, ‘küreselleflme’ diye sat›lan

‘mali geniflleme’nin büyüttü¤ü borç (siz buna hala kredi, sermaye hareketi filan demeye devam edebilirsiniz) zinciri geriyor, yükü giderek a¤›rlafl›yor. Bu mali geniflleme dünya ekonomisindeki fazla kapasiteyi, yavafllayan birikim h›z›n› çekiyor. fiimdi bunun bitti¤i anlafl›l›yor.” (Cumhuriyet, 15 Temmuz 2002 Pazartesi, Dünya Ekonomisine Bak›fl, Godot Geldi mi Ne? Ergin Y›ld›zo¤lu, sf:13) Bu noktada 11 Eylül’den sonra Amerikan emperyalizmi flahs›nda emperyalist sistemin yaflad›¤› t›kan›kl›¤› aflabilmek umuduyla sald›r›ya geçmesi, sistemin konumunu ve sürdürümü aç›s›ndan büyük önem arzetmektedir. Elbette ki, daha önce yineledi¤imiz flekliyle Afganistan sald›r›s› yeni yönelimin ilk ad›m› olmas› bir yana, bu sald›r› esnas›nda emperyalizmin ekonomide yaflad›¤› hareketlenmeleri uzun sürmemifl, bir sonraki ad›m›n at›lmas› için sürecin h›zland›r›lmas›n› emperyalizm aç›s›ndan zorunlu k›lm›flt›r. “11 Eylül ve terörizme karfl› savafl›n mali olanaklar› resesyonu erteledi. Bu kez savafl›n da istimi kaçt›... Ama durun hemen karar vermeyelim. Daha gündemde Irak savafl› var. Hadi hep birlikte savafl ç›ks›n diye dua edelim. Yoksa küreselleflme karaya oturabilir. (Cumhuriyet, 15 Temmuz 2002, Pazartesi, Dünya Ekonomisine Bak›fl, Godot Geldi mi Ne?, Ergin Y›ld›zo¤lu, sf:13) Emperyalist-kapitalist sistemin yaflamakta oldu¤u krizin boyutlar›n› görebilmek için sistemin bafl aktörü durumundaki ABD emperyalizminin iç ekonomik verilerine bakmak yararl› olacakt›r. “So¤uk savafl” ad› verilen dönemden beri emperyalist-kapitalist kamp›n ideolojik ve taktik önderi ABD’de “32 milyon insan yoksulluk s›n›r›n›n alt›nda yaflamaktad›r. Ulusal borcun kifli bafl›na düflen oran›n›n 20 bin dolar oldu¤u gelir düzeyi

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

17


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

18 eflitsizli¤inde ‘en yo¤un’ 112 ülke içinde 71. geldi¤i ve bu oran›n Türkmenistan’da da ayn› oldu¤u, ABD hapishanesindeki 2 milyon tutukluyla dünya cezaevlerindeki nüfusun % 25’inin bu ülkede oldu¤u... (Cumhuriyet, 23 Ocak 2003 Perflembe) bilindi¤inde krizin de biçim ve boyutlar›na dair az çok fikir sahibi olmak söz konusu olacakt›r. Elbette ki yaflanan krizin derin ve yo¤un oluflu ABD’de yaflayan halklar› da rahats›z etmekte, bu rahats›zl›¤›n oluflturdu¤u bas›nç emperyalist tekelleri ve yönetsel organ› ABD devletini daha fazla pazara sahip olma, olanlar› yeni yönelime göre biçimlendirme vs. politikalar›n› hayata geçirebilmek için zorlamaktad›r. “Amerika’da yer alan Pew isimli araflt›rma kuruluflunun yay›nland›¤› nab›z yoklamas›na göre, Amerikal›lar›n yüzde 58’inin ABD’deki durumdan hoflnut olmad›¤›n› ortaya koydu. Bu rakam bir ay önce yüzde 50 idi. Pew’in yoklamas›na göre Amerikal›lar›n sadece yüzde 34’ü ülkedeki durumdan memnun.” (Evrensel, 9 fiubat 2003) Ancak emperyalist tekellerin sorun için çözüm olarak getirdikleri ve 11 Eylül f›rsat›yla uygulamaya koyduklar› plan›n ifllerli¤ine iliflkin hesap edilmeyen en önemli fley, iflçi s›n›f› ve emekçilerin uygulanan neo-liberal politikalara karfl› artan hoflnutsuzlu¤unun yeni yönelimin sonucu olarak ortaya konan komprador-askeri-bürokratik yönetimin tüm zor uygulamalar›n› da ifllevsizlefltirerek, emperyalist sistemi yaflad›¤› krizlerden daha a¤›r krizlere sevk edece¤idir. 11 EYLÜL’LE YANAN FENER BUZLARI ER‹TM‹YOR (Emperyalist kampta yaflanan çeliflkilerin bir üst aflamaya s›çramas› ve NATO) 11 Eylül’le birlikte uygulamaya konan plan›n ilk ad›m› olan Afganistan dura¤›nda emperyalist

kamp mensuplar› flu ya da bu derecede anlaflma ile hareket ederken (bunun alt›nda Rusya, Çin ve Hindistan’›n bölgesel gücünü k›rma ve ABD’yi paylafl›mda serbest b›rakmama hedefi vard›r) plan›n ileriki aya¤›nda çeliflkiler artm›fl ABD’nin yol arkadafllar› AB’li emperyalist bloku d›fllayarak yaflad›¤› krizin ac›s›n› hafifletip sistemin korunumu ve sürdürümü için yaln›z hareket etmesi Avrupal› emperyalist blokun politik-taktik ayr›m›n› daha net ifadelerle belirtmesini do¤urmufltur. NATO’nun yeni hedefi “terör” olarak belirlenip, 11 Eylül olaylar› ard›ndan ABD’ce bafllat›lan yo¤un manüplatif propagandan›n yaratt›¤› “meflruiyet”e dayan›larak, ABD önderli¤inde emperyalist sistem dünya genelinde, iflgal, sald›r›, örgütlenme vs uygulamalar›n› hayata geçirmifltir. Emperyalist sistemin savunma amac›yla ve esas ifllevinin de bunu karfl›lamaya dönük bir araç olarak oluflturuldu¤u iddia edilen NATO’nun bu dönemde esas niteli¤i resmen, aç›kça ilan edilmifltir. “ABD Baflkan› George W. Bush, NATO’nun savafl›n›n ‘komünizme karfl› de¤il teröre karfl›’ oldu¤unu söyleyerek NATO’nun savunma anlay›fl›n›n art›k de¤iflmesi gerekti¤ini söyledi.” (Cumhuriyet, 14 Temmuz 2002, sf.9) Ancak daha önce de belirtti¤imiz gibi NATO’nun bu ‘yeni’ yönelimi ABD’nin di¤er emperyalistleri bir tarafa itmesiyle bofla ç›kar›lacakt›r. “ABD’nin müttefiklerinin yard›m›ndan yüz çevirip Irak ve Ortado¤u’da tek yanl› bir tutum içine girmesinin ittifak›n üyeleri aras›nda uyumu bozaca¤›ndan korkuyorlar.” (Alain Issenberg-Brut Grg›c-The Wall Street Journal-28 Haziran 2002) Emperyalistlerin korkusu gerçekleflmifl, herhangi bir dönemde yaflanan herhangi bir krizden çok daha farkl›, derin ve

yo¤un olarak yaflanan kriz (mali krizin art›-resesyon ile bütünleflmesi) ABD emperyalizminin kurt açl›¤›yla Ortado¤u’ya yönelmesini getirmifltir. Böylelikle 11 Eylül’ün ard›ndan h›zl› manevralarla yap›lan yo¤un ideolojik-manüplatifpropagandan›n da etkisi k›r›lm›fl, sistemin bileflenlerinden bir grup; sistemin öteden gelen öncülük rol ve misyonunu koruyup sürdürme isteminde bulunarak, yeni yönelimde daha fazla pay kapma hedefini güden ABD ve orta¤› ‹ngiliz emperyalizminin genel emperyalist propagandan›n etkisini k›rm›flt›r. Bugün daha olanca aç›kl›¤›yla gündemde duran bu hal öteden beri içten içe yaflanan k›r›lmalar›n ve çeliflkilerin de gün yüzüne tüm berrakl›¤›yla ç›kmas›ndan, çeliflkilerin ve k›r›lmalar›n d›flavurumundan baflka birfley de¤ildir. 1990’larda RSE’nin da¤›lmas›n›n ard›ndan dünyan›n tüm alanlar›n› birbirine eklemleyen ve yar› sömürge ülkeler iktisad›n›n tüm yönleriyle ve de askeri bürokratik yönlerle de “yeniden yap›land›r›ld›¤›” dönemle dünya hakimli¤ini ilan eden emperyalist sistem, öteden beri emperyalist-kapitalist sistemin özünde yaflad›¤› çeliflkileri yo¤unlaflt›rm›fl, bünyesinde tafl›d›¤› buzlar› biriktirmifl, yeni dönemde edindi¤i fener bu buzlar› çözmekten uzak kalm›fl; öte yandan fenerin sahibi, pili olan emperyalist sistemin çeliflkileri krizle orant›sal olarak artm›fl, fenerin pilleri boflalm›flt›r. ORTADO⁄U SINIRLARININ YEN‹DEN BEL‹RLENMES‹ SALDIRISI VE ‹LK ADRES: IRAK Emperyalist-kapitalist sistemin ideolojik-propagandist ayg›tlar› da manipülatif ifllevini yitire dursun, ABD emperyalizmi sald›r›n›n hedeflerini alenen ilanda mahzur görmemifl, bir anlamda emperyalist sistemin di¤er bileflenlerine


aç›ktan s›n›rlar çizerek sistem öncülü¤ünü, hakimiyetini sürdürme istemini ifade etmifltir. Afganistan sald›r›s›ndan sonra yine Ortado¤u’da yer alan iktisadijeopolitik öneme sahip Irak’›n iflgali ve yeniden yap›land›r›lmas› gündeme al›nm›flt›r. Irak’›n sahip oldu¤u petrol rezervlerinin büyüklü¤ü, geliflen Rusya ve Çin’in yak›n›nda bulunuyor oluflu, en önemlisi de emperyalist sistemle özelde ABD ile- tam entegrasyona (dizginsiz sömürü ve yar› sömürge üretim-yönetim iliflkilerinde emperyalist sistemin beklentilerini karfl›lam›yor oluflu) yanaflmay›fl› Irak’› hedef haline getirmifltir. Yaln›z Irak de¤ildir ABD sald›r›s›n›n hedefinde olan petrol üretimi yapan ülkeler. Suriye, Venezüella, Suudi Arabistan, ‹ran da ABD’nin flu anda direkt müdahalelerde bulundu¤u ya da ismini s›kça dillendirip hedef olarak belletti¤i ülkeler aras›ndad›rlar. ABD’nin Irak’a yönelik sald›r› plan›, sald›r› bafllamadan çok zaman önce planlanm›fl, flekillenmifl sald›r› dayana¤› için manipülatif propagandalar yap›lmaya bafllanm›flt›. Irak’›n da Afganistan’a benzer biçimde bir kaç parçaya bölünmesi ve yönetsel oluflumun da buna göre flekillendirilmesi olas›d›r. Böylelikle her bir parçada kesintisiz ve sorunsuz ABD egemenli¤i kukla devlet ve yöneticiler arac›l›¤›yla sürdürülerek ABD’nin dizginsiz sömürüsü ve do¤rudan yönlendirifli söz konusu olacakt›r. “The Guardian gazetesinin haberine göre Kuzey Irak’taki iflbirlikçi Kürt liderlerden KDP’nin haz›rlad›¤› taslakta “Irak iki federe bölgeye bölünecek. Bunlardan biri Orta ve Güney Irak’› kapsayan Arap bölgesi, di¤eri ise kuzeydeki Kürt-

lerin yaflad›¤› bölge. Her bölge kendi meclis ve baflkan›na sahip olacak; ancak iç güvenlik ve federal ordu, Ba¤dat’ta kurulmas› planlanan Amerikan yanl›s› kukla rejime devredilecek.” (Evrensel, 11 Temmuz 2002, sf.10) Tasar›n›n flekilleniflinin ard›ndan uygulamada kimin ne kadar aktif-pasif ve ne kadar uzun süreli rol oynayaca¤› sorusu ekseninde Irak’a komflu (salt s›n›rlar›n›n de¤iflmesi anlam›nda de¤il bölgesel yak›nl›k anlam›nda da) olup da öteden beri Amerikan uflakl›¤› yapan devletlerin durumu gündeme al›nm›flt›r. Burada Türkiye’nin de rol oynayaca¤›na iliflkin ço¤umuzun aflina oldu¤u “IMF Türkiye’yi bizim için sat›n ald›.” (Fox News

TV yorumcusu Dick Morris) sözü bir anlamda veri sunsa da esas durumun flekillenmesi geliflen süreçte Türkiye’nin ABD karfl›t› olarak flekillenen AB’li emperyalist blokla gerekse de Rusya ve Çin’le yapt›¤› danslar›n ard›ndan olmufltur. Türkiye öteden beri sald›r›da oynayaca¤› role iliflkin olarak KADEK’in durumunu öne sürerek ABD’den bu konuda meflruiyetini sa¤layacak güvenceler istemifl R. Tayyip Erdo¤an’›n Washington

gezisinden birkaç gün önce cevab›n› bulmufl, KADEK ABD’nin terör listesine dahil edilerek TC’nin bu konudaki istemi karfl›lanm›flt›r. TC’nin sürekli dile getirdi¤i savafl›n ekonomik etkilerinin hafifletilmesi için yard›mda bulunulmas›, KADEK’in durumu AB ile iliflkileri, süreç içinde cevab›n› bulan sorulard›r. AB ile iliflkilerde AB’li emperyalistlerin geri üretim iliflkileriyle benimsemekten uzak durdu¤u ancak ABD ile iliflkilerinin flekillendirilmesi için uzun vadede de yatay iliflkilerle Türkiye’yi yan›nda, berisinde tutma istemine karfl›l›k, ABD’nin Irak sald›r›s›nda bulunmas› halinde sa¤layaca¤›n› vaat etti¤i kredi, borç ertelemesi, askeri projelerin onaylanmas› “Nitelikli Sanayi Bölgelerinin” ifllevlendirilmesi ve uygulanan kotalarda esnetmeye gidilmesi vb. TC’nin 1950’lerde bafllayan ABD ile iliflkilerinin içeri¤ine uygun olarak ad›m atmas›n› kolaylaflt›rd›. ABD’nin Irak sald›r›s›n›n gündeme gelmesiyle milyar dolarl›k savafl yard›m›n›n miktar›na iliflkin yap›lan pazarl›klarda ABD’nin verdi¤i nakit taahhüdünün yan›nda Irak’ta yeni kurulacak sistemle sürmesinin garantisini verdi¤i ve esas yan›n› a¤›rl›¤›n› bu ileriki dönemin oluflturdu¤u ticari antlaflmalar›n yap›lmas› ard›ndan da yine Amerikan uflakl›¤› tescilli M›s›r’la yap›lan ticari antlaflmalar, IMF’nin iliflkilerde problem oldu¤unu önce aç›ktan belirtip ard›ndan afl›lamaz sorun olmad›¤› ve kredinin serbest b›rak›ld›¤›n› ilan› pazarl›klara son verilmesini sa¤lam›flt›r. Nitekim, sald›rganl›k sonras› Irak’la bozulan iliflkilerden kaynakl› oluflacak ekonomik sorunlar da böylece çözülmüfl ve TC istedi¤i savafl yard›m›na ulaflm›fl

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

19


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

20 oluyordu. Abdullah Gül’ün “Irak bizi düflman olarak görecek yönünde endifleler var ama bunlar yersiz. Irak’ta rejim de¤iflece¤i için Türkiye için bir endifle olmaz” (Zaman, 3 fiubat 2003, Pazartesi, sf:10) sözleri belirtilenler paralelindedir. ABD cephesinde bunlar yaflan›rken karfl›t emperyalist blokta ABD’nin dünya belirlemecili¤i hamlesinin önünün kesilmesi amac› etraf›nda Almanya, Fransa, Belçika’n›n bafl›n› çekti¤i gruba Rusya ve Çin’in de desteklerinin artmas› ve son dönemde Rusya’n›n aç›ktan bu grupla iliflkilerini s›k›laflt›rmas› yaflanan pazarlar›n yeniden da¤›l›m sorununda ortaya ç›kan emperyalistler aras› çeliflkilerin boyutunu göstermekte. BM silah denetçilerinin Irak raporlar›n› BM’ye sunmalar›n›n ard›ndan Almanya, Fransa, Belçika, Rusya, Çin, Hindistan, Kanada, Suudi Arabistan, Suriye, ‹ran, Yunanistan’›n BM denetimlerinin Irak’ta denetimlerin sürdürülmesi gerekti¤ine yönelik aç›klamalar›na karfl›l›k ABD, ‹ngiltere, M›s›r, Kuveyt, Ürdün, Danimarka, Avustralya’n›n ABD istemleri do¤rultusunda bir an önce Irak’a yönelik sald›r›ya geçilmesi (Radikal, 29 Ocak 2003, Çarflamba sf:13)ne yönelik aç›klama yapmalar› ve ard›nda da flu veya bu biçimde sald›r›ya destek vermeleri, paylafl›m mücadelesini ve alt›nda yatan çeliflkilerin boyutunu ve derinli¤ini ve bunlar›n sonucu emperyalist-kapitalist sistemde oluflan kamplaflmay› tüm aç›kl›¤›yla gösteriyor. Almanya Baflbakan› Schröder’in “Tarihi bir yol ayr›m›nday›z. (Evrensel, 11 fiubat 2003, Sal› sf:10) aç›klamas› da bunu yal›n bir flekilde ifade ediyor. ABD’nin Ortado¤u’nun s›n›rlar›n› yeniden belirleme sald›r›s› önceleri “uluslararas› güvenlik” vb. manipülatif propagandalarla meflrulaflt›r›l›p Irak’la s›n›rl› oldu¤u iddia edilse de, gün geçtikçe

sald›r›n›n hiç de öyle Irak’la s›n›rl› kalmayaca¤› baflta da belirtti¤imiz gibi, emperyalist-kapitalist sistemin 1970’lerden itibaren uygulamaya koydu¤u ve 1990’lardan sonra daha fütursuzca uygulad›¤› neo-liberal sistemin ve yar› sömürge ülkeler için uygulanan “yeniden yap›land›rma”n›n t›kanm›fl olmas› ve bu sistemi bir ölçüde koflullayan, uzun süredir devam eden mali krizin yaflanan resesyonla bütünleflip derinlefltirmesi, sistemi sald›rganlaflt›r›p, varolan üretim-pazar iliflkilerini yeniden flekillendirmeye yöneltmektedir. Bunun sonucu olarak da fiili-askeri sald›r›larla dünyan›n önemli ekonomik jeo-politik bölgelerinin en baflta olmak üzere yeniden flekillendirilmesi ortaya ç›kmaktad›r. ‹stifa eden ABD Savunma Bakanl›¤› Dan›flman› Richard Perle’in ‹ngiliz Telegraph gazetesine yapt›¤› aç›klamada “Saddam’›n devrilmesi bafllang›ç, s›rada Suriye ve ‹ran var, sonra ise Suudi Arabistan” aç›klamas›n›n ard›ndan ABD D›fliflleri Bakan› Colin Powell’›n da Senato D›fl ‹liflkileri Komisyonu’nda yapt›¤› konuflmada “Saddam sonras› Ortado¤u’nun siyasi yap›lanmas› Amerika’n›n ç›karlar› do¤rultusunda yeniden flekillenecek (Vatan, 8 fiubat 2003, Cumartesi, sf:17) sözleri çuvala s›¤mayan m›zra¤›n aç›ktan gösterilmesinde, “meflruiyet, manipülasyonlar›na ihtiyaç duymayacak kadar kabaday›laflman›n ifadesi” olarak belirtilmesinden gelmektedir. EMPERYAL‹ST SALDIRININ GÜNDEMLEfiMES‹ VE TC’N‹N NETLEfiEN ROLÜ ABD emperyalizminin Ortado¤u öncelikli olmak üzere dünyan›n tümünde di¤er emperyalist gruplar› d›flta b›rakan bir yeniden flekillendirme plan› uygulama istemi karfl›s›ndaki gruptan gelen tepkilerin art›k meflruluk aranmadan bertaraf edilmesini getirmifltir.

Sald›rganl›ktaki bu acelecili¤in ABD’nin iç ekonomik durumuna iliflkin sunulan verilerden de anlafl›labilece¤i gibi di¤er emperyalistlerin ve bir bütün olarak dünyan›n yaflamakta oldu¤u mali krizin, resesyonun ve yar› sömürge ülkelerdeki emperyalizme yedeklenme ve son dönem “yeniden yap›land›rma” politikalar›yla doru¤una varan üretimsizlik krizinin oluflturdu¤u çarp›k tablonun etkilerinden de anlafl›labilir. Yeni dönemde emperyalist tekellerin dünyadaki toplam gelirin büyük k›sm›n› yine gasp edece¤i, iflçi emekçi halklar›n yine sefalet, yoksulluk, açl›¤a dayal› y›k›m› yaflayaca¤›, yeni yönelimin gelir da¤›l›m› eflitsizli¤ine denge aramayaca¤›, tam aksine alabildi¤ine yo¤unlaflt›r›lm›fl, azg›n sömürü yöntemlerini uygulamaya geçirece¤i aç›kt›r. En son olarak Irak’a yönelik sald›r› ve iflgalin öngününde ABD emperyalizminin büyük gürültüyle aç›klad›¤› 2004 bütçesindeki askeri istihbarat harcamalar›ndaki afl›r› büyüklü¤ünün yan›s›ra ABD içindeki gelir eflitsizli¤ini art›racak nitelikteki zenginler yarar›na vergi indirimi uygulamas›yla birlikte ele al›nmas› buraya kadar anlat›lanlar›n somutta görüntü kazanmas›d›r. AMER‹KA’NIN 2004 BÜTÇES‹NDE Askeri harcamalar 380 milyar dolar ‹ç güvenlik; 41 milyar dolar Füze Savunma Kalkan›; 9 milyar dolar “Müttefik”lere Yard›m; 2.3 milyar dolar Nükleer silahlar›n korunmas›; 6.4 milyar dolar Di¤er ülkelerin silahs›zland›r›lmas›; 1 Milyar dolar Kritik tesislerin güvenli¤i; 500 milyon dolar S›n›r güvenli¤i; 373 milyon dolar ‹stihbarat; 164 milyon dolar Vergi indirimleri; 10 y›lda 670


21 ad›na bölge ülkelerini kapsayan konferanslar düzenlemifl, NATO’yu 4. maddenin iflletilmesi için karara zorlam›fl, bu arada “biz tüm bar›fl çabalar›n›n içindeyiz ancak savafl Saddam’›n tavr› nedeniyle kaç›n›lmazlafl›yor ve bu kaç›n›lmazl›k ortam›nda ç›karlar›m›z› koruyabilmek için ABD’yle hareket etmeliyiz” oyunlar›n› da sürdürmüfllerdir. ‹flte bu son söylediklerimiz çerçevesinde o zaman AKP hükümeti Baflbakan› flimdi ise D›fliflleri Bakan› olan Abdullah Gül’ün sözleri TC’nin bu “oyun”da misyonunu gözler önüne sermektedir: 25 Kas›m: “ABD mutlaka birfley yapacak diye birfley olmaz. BM kurallar› var, uluslararas› hukuk var” 20 Aral›k: “Önemli olan ABD ile ne derecede beraber olaca¤›m›z, flu an için bir taahhüdümüz yok” 27 Ocak: “Savafltan kaçabiliriz. Mutlaka ikinci BM karar› gerekiyor (Avrupa Konseyinde) 3 fiubat: “Günah bizden gitti, Irak’ta ABD’nin yan›nday›z. Bu iflin d›fl›nda kalamay›z” (Radikal, 7 fiubat 2003 Cuma, sf: 6) Ve en sonu

“biz de koalisyon orta¤›y›z” (3 Nisan 2003 Bas›ndan) “SAVAfiA KARfiI BARIfi, BARIfi ‹Ç‹N SAVAfi” (‹R‹ HARFLERLE YAZALIM S‹PERLERE) Emperyalist sald›rganl›¤›n ve iflgalin durdurulmas› için tüm dünyada gerçekleflen eylemlerde iflçi s›n›f›n›n ve emekçilerin STÖ (Sivil Toplum Örgütleri) olarak tan›mlanan, post-modernizmin yo¤un propagandas›yla ete kemi¤e büründürülmeye çal›fl›lan burjuva ideoloji ve eylem odaklar›ndan s›yr›larak öncelikle Porto Allegre’deki gibi direkt iflçi s›n›f› ve emekçilere ait örgütlenmelerde yer almalar›; sonra ise, eylemlerde kendi s›n›f örgütlenmelerinin ekonomik mücadele araçlar› da sendikalarla hareket etmeleri oldukça önemlidir. Yap›lan eylemlerin niceli¤inden öte nitelikteki bu art›fl son derece önemlidir. Sosyal emperyalizmin da¤›l›fl›n›n ard›ndan oluflan karamsarl›k, yenilgi havas›ndan do¤an bofllu¤un bir süre emperyalist hegemonyayla doldu-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

milyar dolar kesinti (Evrensel, 5 fiubat 2003 Çarflamba, sf: 11) Irak sald›r›s› ve iflgalinde Türkiye’yi kullanmamak isteyen ve bunun ad›mlar›n› atan ABD emperyalizmi, ufla¤›n›n nazlanmalar›n› ve fiyat›n› art›rma çabalar›na prim vermedi. Ve aç›lmaz denilen güney cephesinden girerek Irak’› iflgal etti. Bu sald›r› ve iflgalde, TC’nin AKP hükümetinin, hakim sermaye grubu TÜS‹AD’›n “Irak’ta ABD ile birlikte olmal›y›z” isteminden farkl› düflünmedi¤i aç›kt›r, ancak uzun süredir “vurufla vurufla çekiliyoruz” intibas› uyand›r›lmaya çal›fl›larak Türkiye iflçi ve emekçi halklar›na yönelik manipülasyonun da bulundu¤u gören gözlerin malumudur. Pazarl›klar çoktan bitmifl, uflaklar›n sald›r›daki rolü netleflmifl, herkes rolüne göre harekete çoktan bafllam›flt›r. Sald›r› ve iflgal öncesinde ise AKP hükümeti ABD’nin istemleri do¤rultusunda hareket etti¤ini art›k gizleyemez olmufl, hatta bafltan belirlenen rolünün ana denk düflen k›sm›n› oynamaya giriflerek ABD


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

22 rulduktan sonra artan yoksulluk, iflsizlik, sefalet gibi etkenlerden sonra s›n›f hareketinin bu bofllu¤u, tam anlam›yla doldurmaya yöneldi¤inin ifadesidir. Bu içerik ve önemle birlikte nicel yönden de ciddi bir kitleselli¤in yakalanm›fl olmas› ve bunun giderek yayg›nlaflarak ve büyüyerek gerçekleflmesi olumludur. Emperyalizmin küreselleflme politikalar›n›n sonucuyla a盤a vuran iflçi ve emekçi s›n›flar aleyhine gerçekleflen gelir eflitsizli¤i, iflsizlik, yoksulluk vb. olgular iflçi s›n›f›n›n ve emekçilerin tepkilerini tetiklemifl emperyalist sald›r›n›n bunlar› daha da art›raca¤›n›n bilinmesi sald›r›ya karfl› koyuflun niteli¤inin ve niceli¤inin belirlenmesiyle etkili olmufltur. Türkiye’nin pek çok yerinde de emperyalist sald›rganl›¤a ve iflgale karfl› gerçeklefltirilen eylemlerde gerek nitelik gerekse de nicelik yönünden ciddi bir eksiklik, zay›fl›k oldu¤u ortadad›r. Örne¤in 1 Aral›k ‹stanbul’da gerçekleflen eylemde sendikalar›n son derece zay›f oldu¤u gözlerden kaçmam›flt›r. S›n›fa ve emekçilere devrimci öncülük yapma hatt› ve iddias›ndaki gruplar da ne yaz›k ki çok farkl› durumlarda de¤iller. Bu durum daha sonra di¤er illerde gerçekleflen eylemlerde de kendini tekrarlam›flt›r. Türkiye’nin savafltaki rolü

düflünüldü¤ünde bu topraklarda “emperyalist sald›rganl›¤a ve bu sald›rganl›¤a, uflakl›¤a, iflbirli¤ine” hay›r diyebilmek ciddi, kararl› ve de en önemlisi bunlar› da belirleyen olarak s›n›fsal bir duruflu gerektirir. Ancak ne yaz›k ki bu durufl son derece c›l›zd›r. Bunun nedenleri aras›nda belki de en önemlisi olarak uzun süredir yaflanan politik gerilemeye eklenen 19 Aral›k 2000 hapishaneler katliam›n›n yaratt›¤› karamsarl›k, umutsuzluk havas› da vard›r. Ancak bilinmelidir ki hiçbir yenilgi -ne denli a¤›r olursa olsun- esas yönü zafere do¤ru iflleyen evrimsel iflleyiflin içinde kal›c› de¤ildir. Yenilgileri yengilere dönüfltürmek iradi devrimci müdahalelerle gerçekleflecektir. Bu ba¤lamda yaflanan ilgisiz-karamsar hale müdahalede emperyalist sald›r› savafl›n›n ve iflgalin Türkiye iflçi s›n›f› ve emekçileriyle bölge halklar› için yarataca¤› y›k›m›n gösterilmesi, bu sald›r›n›n ne IMF programlar›ndan ne de MAI, MIGA, Tahkim gibi bir bütün olarak ülkeye yönelen sald›r›larla ne de özellefltirme gibi iflçi s›n›f›na, kota uygulamas› gibi köylüye, YÖK gibi ö¤renciye, F tipleri gibi s›n›f›n devrimci öncülerine ve bir bütün olarak halka yöneltilen sald›r›dan ba¤›ms›z, kopuk ele al›namayaca¤›n›, hepsinin yeni

yönelimin ve “yeniden yap›land›rma” de¤iflik alanlardaki yans›malar›, uygulama biçimleri oldu¤u anlat›lmal›, kavran›lmal›, kavrat›lmal›d›r. “Savafl karfl›t›” (?!) eylemlerin yap›ld›¤› süreçte kimi iflçilerin “Niye Amerika için savafl›yoruz, savaflacaksak Amerika’ya karfl› savaflal›m” fleklindeki söylemleri gerçe¤in olmas› gerekti¤i flekilde yorumlanmas›, en berrak en yal›n tarzda ifade edilmesidir. Soyut, hedef ve içeri¤i boflalt›lm›fl bir savafl karfl›tl›¤›n›n emperyalist sald›r›, sömürü, ya¤ma, talan savafl›n› ve iflgalini durdurmak, engellemek defetmek gibi bir ifllevinin olamayaca¤› aç›kt›r. Karfl›s›nda iflçi s›n›f› ve emekçilerin yer ald›¤› savafl ve iflgal karfl›tl›¤› ne oldu¤u belirsiz, her türden fliddeti yads›yan (s›n›fsal ayr›flt›rma yapmadan) bir savafl ve iflgal karfl›tl›¤› de¤il; iflçi s›n›f› ve emekçiler aleyhine sonuçlar do¤uran emperyalist-kapitalist sistemin gerici, ya¤ma, talan, sömürü savafl› ve iflgalidir. Savafl karfl›tl›¤›n›n ne oldu¤unun net olarak tan›mlanmas› buna göre konumlanmay›, bilinçlerdeki post-modernizme (gericili¤in ideolojik zeminine) dayal› gerici yaklafl›mlar›n k›r›lmas›na vesile olacak, gerçek anlamda emperyalist sald›rganl›¤›n ve iflgalin karfl›s›nda


duruflun sa¤lam olarak sa¤lanmas›n› getirecektir. Emperyalizmin dünya genelinde ve bölgemizde iflçi s›n›f› ve emekçi halklara yönelik haz›rlad›¤› yeni sömürü program› hep yeniledi¤imiz haliyle yeni biçimlenifli getirmektedir. Gerek bölgemizde gerekse dünyada Irak sald›r›s› ve iflgalinin son olmayaca¤› aç›kt›r. S›n›rlar›n yeniden çizilmesinin gere¤ini duyacak kadar derin bir kriz içindedir emperyalist-kapitalist sistem. Ülkelere sald›r›p, s›n›rlar›n› de¤ifltirecek, üretim ve pazar iliflkilerini yeniden flekillendirerek yaflad›klar› krizi aflmay› umuyorlar. Ancak hesaba katmad›klar› bir fley var: ‹flçi s›n›f› ve emekçiler neo-liberal politikalar ekseninde uygulanan sömürü programlar›n› dünyan›n pek çok yerinde ifllevsiz k›lmak için harekete geçmekte (Arjantin, Bolivya, Endonezya’da oldu¤u gibi) Nepal, Filipinler, Hindistan’da iflçi s›n›f›n›n ve emekçilerin kurtuluflunun mücadelesi ivme kazanmakta, sosyal emperyalizmin kapitalist-restorasyonun gerçekleflti¤inin resmen ilan›ndan sonra oluflan, y›lg›nl›k, da¤›n›kl›k yerini anti-kapitalist, antiemperyalist temelde örgütlenen kararl›, sistemli s›n›f örgütlerinin do¤mas›na b›rakmaktad›r. Emperyalist kapitalist sistemin ac› k›vran›fllar yaflamas›na sebep olan ekonomik krizin siyasal alanda alaca¤› darbelerle a¤›rlaflaca¤› da zaten içinden ç›k›lmaz olan bu dönemin emperyalizmin özündeki handikab›n› büyütece¤i, iflçi s›n›f› ve emekçilerin eme¤inin kurtuluflu kavgas› aç›s›ndan ise yeni olanaklar do¤uraca¤› varolan mücadeleleri gelifltirece¤i olgunlaflt›raca¤› aç›kt›r, kesindir. O halde flimdi iflçilerin son derece yal›n olarak ifade ettikleri sözleri iflçi s›n›f›n›n ve emekçilerin emperyalist sald›rganl›¤a ve iflgale karfl› mücadelelerinde izleyecekleri yolu göstermek için büyük ustan›n sözleriyle belir-

telim ve tüm bayraklara-siperlere iri harflerle yazal›m. “SAVAfiA KARfiI BARIfi, BARIfi ‹Ç‹N SAVAfi” SONUÇ OLARAK Belirtti¤imiz gibi bu sald›r› ve iflgal emperyalist amaçl›d›r. Sömürgelefltirme, kölelefltirme, ya¤malama sald›r›s› ve iflgalidir. Irak bugün belirsizlik ve otorite bofllu¤u alt›nda da olsa Irak halk› emperyalistlere karfl› koydu¤u-direndi¤i oranda bu direnifl-savafl hakl›, meflru, ilerici bir savafl ve direnifl olacakt›r. ABD ve müttefikleri nezdinde emperyalizme darbe vuran bir direnifl olacakt›r. Bu nedenle desteklenmeli, iflgalin, sömürünün ve ya¤man›n son bulmas› talebi yüksek sesle dillendirilmelidir. Irak Kürt hareketi ise bugün orada iflgalci güçlerin iflbirlikçisi-may›n kat›r› ifllevinde gerici bir rol oynuyor, buna da karfl› ç›k›l›p teflhir edilmelidir. Irak Kürtlerinin ba¤›ms›z bir politika izlemesi, iflgalci güçlere kucak açmamas›, iflgalcilerin bir üssü, s›çrama tahtas›, bir karakolu, jandarmas› ve k›lavuzu olmamas› ça¤r›s›nda bulunulmal› ve bu yön ifllenmeli. ‹flgalcilere tav›r alarak onlar›n çekilmesini istemesi, iflgalciler kendileri çekilmeyeceklerine göre onlara karfl› savaflmas›, bugün Irak’ta anti iflgalci, anti-emperyalist bir birleflik cephe-ittifak halinde Irak’ta direnenlerle birlikte direnmesi istenmeli. ‹flgalcileri kovduktan sonra kendi kaderini tayin etmelidir. Irak’ta siyasi iktidar› ele geçirecek bir Arap ve Kürt proletarya hareketinin olmamas›ndan dolay›, KKTH’n›, ayr›l›p ayr› devlet kurma yönünde kullanmal›d›r. Bugün iflgalci güçler ve taraf› olan ülkelerin proletaryas› ve emekçi halk› baflta olmak üzere bütün ülkelerin proleterleri, devrimcileri, sosyalistleri ve emekçi halk› Irak halk›n› desteklemeli, onlar›n hakl› mücadelesinin yan›n-

da olmal›d›r. Irakl›lar›n iflgalci güçleri kovduktan sonra ‘kendi’ egemen s›n›flar›n› da y›karak proletarya önderli¤inde siyasi iktidar› almas›n› arzulamas› gerekir. Bu yönlü yaklafl›m›n, devrim bilincinin propagandas›n›n yap›lmas› gerekir... Di¤er tarafta iflgalci güçler ve onlarla birlikte hareket eden ülkelerin proleterleri ve emekçileri savafla giren ve destekleyen hükümetlerinin yenilgi almas›na çal›flmal›d›r. Her zamankinden daha çok büyük bir enerji ve emekle siyasal teflhir yürütüp, kitlelere propaganda ajitasyon yapmal›, siyasal bilinç ve eylemlerini art›rmal›, egemen s›n›flar›n y›k›lmas›n› sa¤lamak için ortaya ç›kan devrimci koflullardan yararlanmal›d›r. Propaganda ve Ajitasyonumuz da, sloganlar›m›z da savafl›n kayna¤›n›, kapitalizmle sosyalizm aras›ndaki uzlaflmaz farklar› ifllemeli, kitlelerin bu farklar› görmelerini sa¤lamal›y›z. Her vesileyle iki karfl›t düflman s›n›f›, iki karfl›t ideolojiyi, iki karfl›t politik çizgiyi göstermeliyiz. S›n›fsal saflaflmalar›n›, s›n›f mücadelesini ve s›n›f uyan›kl›¤›n› her vesileyle ifllemeli ve canl› tutmal›y›z. Bunun siliklefltirilmesine, bulan›klaflt›r›lmas›na, önemsizlefltirilmesine, yar›m a¤›zla yap›lmas›na ve üstünden atlanmas›na izin vermemeliyiz. Buna karfl› politik uyan›kl›¤›m›z› korumal› ve uzlaflmaz bir mücadele yürütmeliyiz. Dünya ölçüsünde proletarya ve emekçi halk kitleleri emperyalist iflgale karfl› tepki gösteriyor, tepkisini sokak eylemlerinde ortaya koyuyor. Egemen s›n›flar›n›n silahl› güçleri hemen hemen her yerde genellikle bu bar›flç›l kitle eylemlerine vahflice sald›r›yor. Kitlelerin politize olmas›ndan ve mücadelesinden korkuyor. Cennetlerini yitireceklerinin korkusundan sald›r›yorlar. Ama yaralama, ölüm ve tutuklamalara ra¤men öfkeli kitle gösterilerini durduram›yorlar. Bu

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

23


24 burjuva çizgide olanlar ve ulusal çizgiye kaymaya e¤ilimli olanlar anti-emperyalizmi öne ç›kar›r ama s›n›f mücadelesi, s›n›f bilinci-sosyalizm bilincini vermez. Bu bilinci her vesileyle diri tutmay› s›n›f ç›karlar›na uygun bulmad›¤› ve karfl› oldu¤u için pek veya hiç vermezler. ‹fllediklerinde de kitlelerin devrim ve sosyalizme olan sempatilerini sömürebildikleri ölçüde yaparlar. Ama her vesileyle s›n›f uyan›kl›¤›n› köreltmeye, unutturmaya, zay›flatmaya, bulan›klaflt›rmaya, çarp›tmaya çal›fl›rlar. Bu onlar›n bir görevidir. S›n›f bilinçli proletaryan›n görevi de küçük-burju-

l›d›r. Örgütsel güçlerin zay›fl›¤› misyonunu unutmay›, bir kenara atmay›, kendini ondan muaf sanmay› getirmemeli veya gerekçesi olmamal›. S›n›f bilinci mi anti-emperyalist bilinç mi? Proletarya ve emekçi kitlelere hangisini vermeyi-götürmeyi ve gelifltirmeyi esas almal›d›r? Elbette ikisini karfl› karfl›ya koymamal›. Ancak birincisi ikincisini de kaps›yor, ama ikincisi birincisini kapsamaz. Örne¤in ulusal

va ve burjuvazinin bu niteli¤inin, özelli¤inin ve yönünün bilincinde olarak her zaman ideolojik uyan›kl›kla buna karfl› mücadele ederek s›n›f bilinç ve ç›kar›n› vermeli ve ileri sürmelidir... Proletarya, sömürücü s›n›flar taraf›ndan üretim araçlar›ndan kopar›larak mülksüzlefltirilip iflgücünü satmak d›fl›nda yaflam›n› idame ettirebilecek hiçbir fleyi kalmayan bir s›n›ft›r. Üretim araçlar› ve sermayeyi elinde bulunduranlar tara-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

duyarl›, devrimci kitle eylemlerindeki devrimci etki ve bilinci artt›rmak devrimcilerin, komünistlerin görevidir. Dünyada ve ülkemizdeki devrimcilerin, komünistlerin görevi bu kitle eylemlerinin kat›l›mc›s› de¤il esas olarak örgütleyicisi olmalar› gerekti¤inin bilinciyle hareket etmelidirler. Örgütleyicisi ve ayn› zamanda kat›l›mc›s› olmal›d›rlar. Bu fark güç sorunu de¤il, misyonunun bilincinde olup olmama olay›d›r. Güç, ideolojiktir, politiktir, örgütseldir. Sadece örgütsel güç olarak ele al›nmamal›. Örgütsel güç, di¤erleri ›fl›¤›nda etki derecemize ve çabam›za ba¤-

f›ndan ücretli köleli¤e, sömürü, bask› ve zulme mahkum b›rak›lan bir s›n›ft›r. Bu nedenle proletarya kendisini mülksüzlefltiren ve ezenleri mülksüzlefltirecek ve ezecektir (Ülkemiz özgülünde Demokratik Halk Devrimi ve ard›ndan kesintisizce sosyalizme geçecektir). Özel mülkiyete dayanan siyasal iktidar› ve sisteminin egemenli¤ini y›kmadan, siyasal iktidar› ele al›p emekçi s›n›flara dayanarak toplumu yönetmeden kendisini ve toplumu kurtaramaz. Bir baflka ifadeyle proletarya di¤er emekçileri de kurtaracak ve kurtuluflta önderlik edecek bir s›n›ft›r. S›n›f olarak sömürüye ve sömürücü s›n›flara karfl›d›r. Kendisine düflman olan egemen sömürücü s›n›flar› kendisi de s›n›f düflmanlar› olarak görür. Yani feodalizme de kapitalizme de bunlar›n sistemine de düflmand›r (faflizm de, emperyalizm de bu sistemlerinin temelleri üzerinde besleniyor, ayakta duruyor). Bu ac›mas›z s›n›f düflmanlar›na karfl› ac›mas›z bir mücadeleye haz›rlanmadan ve yürütmeden kendisini ve toplumu -insanl›¤› kurtaramaz. Proletarya s›n›f› ve s›n›f bilinci feodalizme de, kapitalizme de, emperyalizme de, bunlar›n her türlü siyasal biçimine karfl›d›r ve bu düflmanlar›, bunlar›n sistemini y›kacakt›r. Ana görevi ve önceli¤i budur. S›n›f bilinci, bu s›n›f düflmanlar›n›n ve sistemlerinin özünü, niteli¤ini, özelli¤ini, bunlardan kaynaklanan bask›, zulüm ve haks›zl›klar›n›n her tezahürünü, her politika ve prati¤ini a盤a ç›kar›p sistemli bir flekilde teflhir etmeyi, kitlelere sürekli sosyalizm bilincini götürmeyi, onlar› örgütleyip siyasal iktidar› ele geçirmek için harekete geçirmeyi gerektirir. Sömürücü s›n›flar›n ve sisteminin y›k›lmas›n›n bilinç ve prati¤ine yönelmeyi esas almal›. S›n›f bilinci, sömürücü s›n›flar› ve sistemlerini temelleriyle ortadan kald›rmay› ve yerine neyi koymak gerekti¤inin


bilinç ve sorumlulu¤unu tafl›may› gerektirir. Dolay›s›yla sömürücü s›n›flar›, kapitalizmi y›kmay› hedefleyen, bu bilinci götüren, kapitalizmin en geliflmifl, en üst aflamas›, bu sistemin elebafl›s› olan emperyalizme karfl› mücadele bilincini de götürmüfl oluyor ve götürmeden edemez. S›n›f bilinci, kapitalizme, feodalizme, bir siyasal yönetim biçimi olan faflizme, kapitalizmin en geliflmifl, en üst aflamas› olan emperyalizme karfl› mücadeledir. Bunlara karfl› mücadele bilinci yükseltilmelidir. S›n›f bilinci bunlar› gerektirir. E¤er kitlelere her vesileyle s›n›f bilinci-yani devrim ve sosyalizm bilinci verilmezse, bunun ›fl›¤›nda anti-kapitalistemperyalist bilinç gelifltirilmezse, anti-emperyalist bilinç ve mücadele ulusal bir çizgiyle yaklaflanlar› beslemenin ötesine geçmez. S›n›f bilinçli proletarya, anti-emperyalist bilinç ve mücadeleye bu bilinç ve sorumlulukla yaklaflmal›d›r. Irak’› iflgal eden, emperyalistlere destek veren Türk egemen s›n›flar›na, bütün emperyalistlere karfl› geliflen ve gelifltirilecek eylemlik-

lere bu bilinç ve sorumlulukla yaklaflmal›. Devrimci dönem ve olanaklar›n›n ortaya ç›k›fl› bir devrimci için seferberlik dönemidir. Bunun bilinciyle hareket etmeliyiz.. Emperyalist haydutlar›n ç›kard›¤› talan ve sömürü savafllar›na, iflgallere karfl› koymak, kitleleri örgütlemek ve bu savafllar›n haks›z ve gerici niteli¤ini tüm halka ve genifl emekçi y›¤›nlara anlatarak, kitlelerin bilincinde anti-emperyalist bir bilinç gelifltirmek ve hakl› bir savafl›n, meflru bir savafl›n savunucular›n›n, aktif bir flekilde mücadele etmelerini sa¤lamal›y›z. Emperyalizme karfl› anti emperyalist bilinç ve mücadele gelene¤ini gelifltirmeliyiz. Hakl› savafllar›n uygulan›fl biçimleri her ülkede farkl›l›klar arzetse de emperyalist sald›rganl›¤a, haydutlu¤a, iflgale karfl› verilen hakl› savafllar meflrudur. Emperyalizme karfl›, devrimci savafllar› örgütlemek ve ilerletmek, her türlü mücadele biçimleri ile kitleleri bilinçlendirmek örgütlemek ve savaflt›rma göreviyle karfl› karfl›yay›z. Bugün bu mücadelenin di¤er mücadele biçimleri

ile ba¤lant›s›n› kurarak genifl kitleler seferber edilmelidir. Emperyalistler, devrimleri engellemek, halklar›n onurlu ve meflru mücadelesini bast›rmak için “yeni” savafl biçimleri, “yeni müdahale” biçimleri ve iflgaller gelifltirmeye devam etmektedirler. Ama nafile, devrimleri ve halklar›n onurlu mücadelesini engelleyemediler ve bundan sonra da engelleyemeyecekler! “Emperyalizm ka¤›ttan kapland›r” bu tarihi söz bir kez daha teyit edilmifltir. Bugün de emperyalistler Irak somutunda Ortado¤u’yu iflgal etmifllerdir. Evet, ya “savafllar devrimlere yol açar ya da devrimler savafl› engeller.” Bugün her ne kadar böylesi bir durum kendini, devrim anlam›nda hissettirmese de, savafllar›n gerçekli¤i bize devrim yolunda sebat etmemiz gerekti¤ini göstermektedir. Haks›z ve gerici savafllara karfl› devrimci savafllar kaç›n›lmaz ve zorunluluktur. Bunu bilelim ve Dicle nehrinin bundan sonra durgun akmayaca¤›n›n bilincinde olal›m.

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

25


26

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

ESK‹DEN B‹RLEfiM‹fi M‹LLETLER M‹ VARDI? BM Sözleflmesi’nin temel amac› olarak vurgulanan “dünya bar›fl› ve güvenli¤inin korunmas›” ile bunun yasland›¤› ana ilkelerden “kuvvet kullanma ve tehdidi yasa¤›”, “içifllerine kar›flma yasa¤›”, “uluslar›n kendi kaderlerini tayin hakk›”, ABD’nin bir süredir uygulamaya konulan yeni stratejisi karfl›s›nda bütünüyle anlams›z kald›¤› için, BM’nin varl›k koflullar› da kendili¤inden ortadan kalkm›fl olmaktad›r. Günümüze kadar bu ilkeler ka¤›t üzerinde kalm›fl ve bunun sonucu olarak BM ifllevsiz bir pozisyona sürüklenmiflse de; uluslararas› hukukun en büyük kurumu olarak, “meflruiyet flemsiyesi” konumunu can çekiflerek sürdürmektedir. 12

“Böyle giderse, gelecekte Amerikan bayra¤›ndaki beyaz çizgiler siyah olacak, y›ld›zlar›n yerinde de kuru kafalar bulunacak.” Mark Twain, 1898 Bafll›ktaki kinayeli soruyu soran bir tutumla, Birleflmifl Milletler’i devre d›fl› b›rakan ABD emperyalizmi; dünya hakimiyetinde en kritik bölge olan Ortado¤u’yu avucunun içine almak için ilk basamak olarak planlad›¤›, Irak’a sald›r› operasyonunu, nihayet bafllatm›fl bulunuyor. 1991 flartlar›nda, “Saddam”l› Irak’›n devam›n› gerekli gördü¤ü için sald›r›s›n› “cezaland›rma” ile s›n›rl› tutmufl ve Ba¤dat önlerinden geri dönmüfltü. Dünya ölçe¤indeki geliflmeler, 1996’dan itibaren haz›rlanan bir dizi strateji raporunda (Yeni Amerikan Yüzy›l› Projesi, Dört Y›ll›k Savunma De¤erlendirme Raporlar›, Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi vd.) da

öngörüldü¤ü üzere, Irak’›n iflgalini ve rejim de¤iflikli¤ini gerektirdi¤i için, haz›rl›klara giriflilmifl; 11 Eylül ikliminde vites büyütülerek Afganistan iflgali kotar›lm›fl ve s›ra Irak’a gelmiflti. Di¤er emperyalist ülkelerin bugünkü güç dengeleri aç›s›ndan ›srarla “hukuki meflruiyet” kart›na sar›ld›klar› ortamda, dünya halklar›n›n giderek artan öfkesi ve tepkisini istemeyerek “denetçiler” sürecine soktu¤u ABD emperyalizmi; bu aflamada meydana gelen sorun ve engellerin afl›lmas› için yapt›¤› manevralar da tutmay›nca, asl›nda hiç de rahats›zl›k duymadan1 BM GK’ndeki mizansene nokta koyup, en geçerli yol olarak benimsedi¤i ve kulland›¤› silaha/kuvvete baflvurmak suretiyle, Irak topraklar›na ölüm kusmaya bafllam›flt›r.2 “Kâr-iktidar”, “güçlü-hakl›”, “yeniden paylafl›m-hegemonya” kombinasyonlar›n›n yön verdi¤i emperyalizm olgusunun, bask›n ve egemen temsilcisi ola-

1 CHOMSKY Noam, 11 Eylül ve Sonras›, Aram yay. sf.100, “ABD (Afganistan’a sald›r› konusunda) yetki alabilirdi, ama bunu istemedi. Çünkü Güvenlik Konseyi’nin yetkisini almak, Güvenlik Konseyi’nin yetkisine ihtiyac›n›z oldu¤unu ima edecekti, baflka deyiflle, kararlar›n› kabul etmek zorunda kald›¤›n›z bir otorite oldu¤unu ima edecekti. Ve e¤er hegemonya peflinde kofluyorsan›z, bu ilkeyi istemezsiniz. Hiçbir otoriteye baflvurmadan tek tarafl› olarak hareket edebilecek durumda olmak istersiniz.” 2 PINTER Harold, “Amerikan yönetimi art›k kan kokusu alm›fl vahfli bir hayvan. Yegane konuflma dili bombalar.”


rak dünyaya nizam vermeye çal›flan ABD; uluslararas› ve devletler aras› hukuk ve teamüllerin emredici kurallar› baflta olmak üzere, bütün hükümlerini kendi stratejisi do¤rultusunda, kâh ihmal etmekte, kâh yok saymakta, kah yeniden yorumlama ad› alt›nda revizyona tabi tutmaktad›r. II. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’n› takiben önce Sosyalist Sovyetler Birli¤i, bir süre sonra (1960’larda) kendisi gibi emperyalist bir devlet haline gelen Rusya ile girdi¤i rekabeti (“so¤uk sa-

s›yla bozma ve bunu daimi bir karakterde daha ileri boyutlara tafl›ma amac›, di¤er devletlerle flartlar›n daha farkl› oldu¤u dönemlerde yapt›¤› anlaflma ve sözleflmeleri zorlamaya bafllam›fl, do¤al sonucu olarak da, bu çerçevede yap›laflt›r›lm›fl kurumlar, fonksiyonel aç›dan büyük ölçüde ifllevsiz hale gelmifltir. Bu kurumlar›n bafl›nda elbette ki BM geliyor. BM, anti-faflist koalisyonun II. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’nda elde ettikleri galibiyeti baki k›lman›n cisimlefltiril-

vafl”) hasm›n›n çözülmesiyle kazanan ABD; savafl yorgunu ve ma¤lubu Avrupal› devletlerin paralel bir trend yakalayamamas› ile mesafeyi açm›fl ve büyük avantaj sa¤lam›flt›r. Ekonomik, özellikle de askeri bak›mdan elde etti¤i büyük birikim3, 1990’lardan itibaren “imparatorluk” hevesiyle (yeni dünya düzeni, küreselleflme) daha kal›c› ve etkili ad›mlar atmas› sonucunu do¤urmufltur.4 Dengeleri kendi lehine fazla-

mesiydi. Galipler/güçlüler etraf›nda oluflturulan birlik, esas olarak “uluslararas› bar›fl ve güvenli¤i koruma”y› amaç edindi¤ini aç›kl›yordu. Almanya ve Japonya’ya savafl ilan etmifl devletlerce 25 Nisan 1945’de imzalanan BM Sözleflmesi, 6 ay sonra yürürlü¤e girdi. Esas teman›n alt bafll›klar›; “bar›fla karfl› tehditleri savuflturmak; uluslar aras›nda dostça iliflkiler gelifltirmek; ekonomik, sosyal, kültürel alanlarda iflbirli¤i

sa¤lamak; üyelerin d›fl siyasetlerini uyumlulaflt›rmak” olarak s›ralan›yordu. Uluslararas› hukuk kiflili¤i kazanmas› hedeflenmiflti. Bu, BM’nin güç, ifllev, dokunulmazl›k ve belli haklar elde etmesi demekti. Amaçlanan rolü oynamas› için Sözleflme bu özellikleri kazand›rmaktayd›. Milletler Cemiyeti deneyinden ç›kar›lan derslerle, yapt›r›m gücü olan, etkili ve kal›c› bir örgüt yarat›lmaya çal›fl›ld›¤› söyleniyordu. Ne var ki emperyalizmin do¤as›nda var olan hegemonya ve yeniden paylafl›mc›l›k karakteri sayesinde; BM çat›s› alt›nda bir araya gelen bu nitelikteki devletlerin, BM Sözleflmesi’ni ihlal eden pratiklerini görmek için çok fazla zaman geçmesi gerekmedi. Kore ile bafllayan bu süreç, say›s›z müdahale, sald›r› ve iflgalle süreklilik arz eden fiili bir durum yaratt›.5 ABD’nin bafl rolü oynad›¤›, ona daha düflük oranda Rusya, ‹ngiltere, Fransa ve di¤erlerinin efllik etti¤i yaklafl›k yar›m as›rl›k dönemde, BM, yüzde 31’lik finansörü ABD’nin tam manas›yla paravan bir örgütü haline geldi. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine tan›nan veto hakk›n›n aç›k çifte standartlarla iflletildi¤i6, emperyalist devletlerin hareket serbestisi kazand›¤› flartlarda, BM; “anlams›z bir münazara kolu”, “gövde gösterisi alan›” olmaktan öteye gidemedi. Kuruluflunda “denge” sa¤lanmas› ad›na konulan “veto hakk›”, kullananlar›n niteli¤i gere¤i (5 daimi üye, dünyan›n en büyük silah üreticileri), bloklaflma, guruplaflma, müttefiklik olgular›yla beraber, BM GK’ni yapt›r›m

3 MANN Michael, New Left Review-Türkiye Seçkisi, 2001/2, Everest yay. sf. 151, “ABD flu anda ard›ndan gelen on iki ülkenin toplam› kadar savunma harcamas› yapmaktad›r .... Kuzey devletlerinin tamam›na yak›n› ABD’nin müttefiki olmufllar ve Kuzey’in savunmas›n›n teminat› sayd›klar› ABD’nin askeri egemenli¤ine onay vermifllerdir. Kuzey ülkeleri aras›ndaki bu ölçütlerde bir konsensüs, ABD’nin askeri hegemonyas›n› tarih boyunca efline rastlanmam›fl bir noktaya tafl›m›flt›r.” 4 KISSINGER Henry, Amerika’n›n D›fl Politikaya ‹htiyac› Var M›?, ODTÜ yay. sf.9, “Birleflik Devletler, yeni bin y›l›n flafa¤›nda, geçmiflin en büyük imparatorluklar›nda bile efli görülmemifl bir egemenli¤in keyfini sürmektedir. Amerika, silah üretiminden giriflimcili¤e, bilimden teknolojiye, yüksek ö¤renimden popüler kültüre kadar, yerkürede benzeri görülmemifl bir üstünlü¤e sahiptir. Bu üstün konumu Amerika’y› yirminci yüzy›l›n son on y›l› boyunca uluslararas› dengenin vazgeçilmez bir bilefleni durumuna getirmifltir.” 5 Uluslararas› Stratejik Çal›flmalar Enstitüsü, Londra, “1945-2000 döneminde 90’› aflk›n ülkede yaflanan 188 silahl› çat›flmada, 22 milyon 456 bin kifli hayat›n› kaybetti.” 6 Mart 2003’e kadar; Rusya 120 (77’si Sovyetler Birli¤i’nin henüz sosyalist oldu¤u 1955’e kadar), ABD 76 (35’i ‹srail ile ilgili), ‹ngiltere 32 (23’ü ABD ile birlikte), Fransa 18 ve Çin 5 kez veto hakk›n› kulland›.

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

27


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

28

gücü olmayan bir oyuncak konumuna sürükledi. Dileyenler BM kararlar›n› veto ediyor, veto edilenler ise gücüne, flartlara, duruma göre bildi¤ini okuyordu. Do¤al ki bildi¤ini okuma hali dünya çap›nda “güçlülük” ve hegemonik konuma ba¤l› olarak flekilleniyor, keyfiyet bu durumdaki ülke ve müttefikleriyle s›n›rl› kal›yordu. Az da olsa, hamisi, destekçisi kalmayan devletlerin eylemleri cezaland›r›lmakta, büyükler cenah›nda karfl›l›kl› restleflmeler, protesto ve notalar ile yetinilmekteydi. “Çat›flma ve bunal›mlar› yumuflatmak, büyümelerini önlemek ve uyuflmazl›klar›n bar›flç› yollarla çözümüne yard›mc› olmak” amac›yla oluflturulan ve 37’si 1988’den bugüne olmak üzere 50 operasyona kat›lan

BM Bar›fl Gücü (mavi bereliler); ABD’nin yedek gücü olmaktan ve vesayet rejimlerine bekçilik yapmaktan kurtulamad›. Bu tiyatro sahnesinde, Rusya’n›n gard›n›n düflmesi ile birlikte, “yazan, sahneye koyan ve oynayan” rollerini tekeline alan ABD, hamle üstünlü¤ünü bütünüyle ele geçirmesine paralel, keyfiyet ve pervas›zl›k konusunda ç›tay› iyice yükseltmeye bafllad›.7 Her ne kadar AB’nin lokomotiflerinden Almanya ve Fransa, yeniden toparlanmaya bafllayan Rusya ve emin ad›mlarla güçlenen Çin’in gözle görülür bir ilerlemesi söz konusu idiyse de, askeri aç›dan aray› hayli açm›fl bulunan ABD dizginlenemez bir yol tutturdu. ABD emperyalizmi “insani müdahale”den “önleyici müda-

hale”ye geçifl aflamas›n› resmiyete kavuflturdu¤u “ulusal güvenlik stratejisi” belgesinde (Eylül 2002)8 , yeni dönemin iki ana çizgisini; “önce sen vur” ilkesiyle sald›r›/savafl zincirini kesintisiz sürdürmek ile di¤er emperyalist güçlerle aras›nda oluflan mesafenin kapanmas›na izin vermemek, olarak tan›mlam›flt›r. “Anti-terörizm”in kilit kavram olarak ileri sürülmesiyle bütün muhalif dinamikler imha kapsam›na al›nm›fl olmakta9, BM GK’nde bir arada bulunduklar› Rusya, Fransa, Çin ile AB’nin merkezi ülkesi Almanya’ya yönelik hesab›n alt› çizilmekteydi.10 Yeni stratejik yönelimde, “gerekti¤inde tek bafl›na hareket etme” (unilateralism) tarz›n›n benimsenece¤i de vurgulanmaktad›r.11

7 KISSINGER, age, sf.10, “Sonuç olarak Amerikan birlikleri, Kuzey Avrupa düzlüklerinden Do¤u Asya’daki karfl›laflmalar›n yafland›¤› cephelere kadar, dünyan›n dört bir yan›na yay›lm›flt›r. Amerika’n›n kat›l›m›n›n bu ara istasyonlar›, bar›fl› korumak ad›na kal›c› askeri sorumluluklar haline gelmeye bafllam›flt›r.” (abç) 8 DICKERSON John F., Time, 16.12.02, “ABD’nin d›fl politika doktrini: Amerika’n›n dünya üzerindeki tek ve biricik süper güç olarak devam etmesini ve alg›lanan tehditlere karfl› h›zla müdahale etmesini öngören ‘öncelikli üstünlük’ (preemptive preeminence) prensibi.” 9 BERGER John, Le Monde diplomatique-Türkiye, 15 Mart 2003, say› 12, sf.22, “Bu yeni zorbal›¤›n mekanizmas› –her ne kadar pek karmafl›k bir teknoloji üzerine kurulsa da- görece basittir: Demokrasi, özgürlük gibi kelimeleri gasp edin. Her yere kar ve sefalet yaratan yeni ekonomik karmaflan›z› –sonuçlar› ne kadar korkunç olursa olsun- yay›n. Tüm s›n›rlar›n tek yönlü olarak yaln›zca zorbal›¤a aç›k, di¤er unsurlara kapal› olmas›n› sa¤lay›n. Her türlü muhalif gücü terörizm say›p, ortadan kald›r›n.” 10 CHOMSKY Noam, Düflman›n› Arayan Savafl, Everest yay. sf.260, “ABD’nin resmi politikas› aç›kland› zaten. Bütün dünya ‘keskin bir tercih’e davet ediliyor: Ya bize kat›l ya da ‘mutlak ölüm ve y›k›m’la karfl› karfl›ya kal.” 11 PERLE Richard, The Guardian, 21.03.2003, “Tanr›ya Çok fiükür Ki BM Öldü” “21. yüzy›lda, yeni dünya düzenini koruman›n yeni yollar›n› aray›p bulma umudu var. Fanatik terörü, ona karfl› yürüttü¤ümüz savafl› kök buldu¤u bölgelere tafl›yamad›¤›n›z sürece ne alt edebilir ne de engelleyebiliriz. Bu da bazen teröristleri koruyan devletlere karfl› askeri güç kullanmam›z› gerektirecek.”


BM Sözleflmesi’nin temel amac› olarak vurgulanan “dünya bar›fl› ve güvenli¤inin korunmas›” ile bunun yasland›¤› ana ilkelerden “kuvvet kullanma ve tehdidi yasa¤›”, “içifllerine kar›flma yasa¤›”, “uluslar›n kendi kaderlerini tayin h a k k › ” , ABD’nin bir süredir uygulamaya konulan yeni stratejisi karfl›s›nda bütünüyle anlams›z kald›¤› için, BM’nin varl›k koflullar› da kendili¤inden ortadan kalkm›fl o l m a k t a d › r. 1 2 Günümüze kadar bu ilkeler ka¤›t üzerinde kalm›fl ve bunun sonucu olarak BM ifllevsiz bir pozisyona sürüklenmiflse de; uluslararas› hukukun en büyük kurumu olarak, “meflruiyet flemsiyesi” konumunu can çekiflerek sürdürmektedir. Nitekim, 20 Mart 2003’de “Irak’› Özgürlefltirme” sald›r›s›n› bafllatan ABD, büyük bir piflkinlikle 687 ve 1441 say›l› BM GK kararlar›na dayand›¤›n› söyleyebilmektedir.13 BM, ABD emperyalizminin öylesine kullan›m›na girmifltir ki; bir yandan Irak’a “askeri müda-

hale” konusunda GK’nde oy ve veto tart›flmalar› yaflan›rken, bir yandan da Irak iflgali sonras›na iliflkin ciddi haz›rl›klar kotar›lmaktayd›. Kofi Annan’›n sözcüsü Stephane Dujarric’in yapt›¤›

aç›klamaya göre; BM taraf›ndan görevlendirilen 6 kiflilik bir komisyon, Irak’a operasyon sonras›n›n planlar›n› çok daha önceden oluflturmufl bulunuyordu. “Yeniden Yap›land›rma” çerçevesinde haz›rlan›p Afganistan örne¤inin izlenmesi istenen planda; Irak iflgalinin tamamlanmas›ndan 3 ay sonra BM’in görevi ABD ordusunun geçici yönetiminden devralarak, ülkede yeni bir yönetim kurulmas›na yard›mc› olmak üzere çal›flmaya

bafllamas› öngörülüyor.14 Gelinen nokta, ABD’yi uluslararas› hukuku bütünüyle revize etmeye itti¤i için, BM’nin mevcut haliyle perdeleme fonksiyonu da ortadan kalkm›fl olmaktad›r.15 Bu durum, son y›llarda BM bünyesinde kotar›lan bir dizi sözleflme, anlaflma ve protokolü reddeden, imzalamayan, yürürlükteki anlaflmalardan çekilen, imzas› bulunan kararlar› uygulamayan ABD’nin yetkili isimlerinin sözlerinden de aç›kça okunabilmektedir.16 ABD’nin BM GK’ni devre d›fl› b›rakmas› gerekti¤i yolunda PNAC (Yeni Amerikan Yüzy›l› Projesi) taraf›ndan Clinton’a gönderilen 28.01.98 tarihli mektupta, “Amerikan politikas› hiçbir flekilde BM Güvenlik Konseyi’nin ortak kararlar›n› beklememelidir.” deniyordu. Bugün iyice netleflen tablonun sonucu olarak incir yapra¤› olmaktan ç›kan BM; ya ABD’nin yeni sürecine göre flekillendirilecek, ya da 2. Bush’un deyifliyle “tarihin derinliklerine gömülecektir.”

12 ÇEÇEN An›l, Avrasya Dosyas›, BM Özel, ‹lkbahar 2002, cilt 8, say› 1, sf.201, “Kendisinin merkezinde oldu¤u bir dünya imparatorlu¤u ard›nda koflmakta olan ABD, BM Genel Kurullar›’nda ya da di¤er yetkili organlar›nda konular› tart›flmak istememekte, hiçbir itirazla karfl›laflmadan istediklerini uygulamaya çal›flan dünya diktatörlü¤ünü gerçeklefltirmenin yollar›n› aramaktad›r.” 13 GENDREAU Monique Chemillier, Le Monde diplomatique-Türkiye, 15 Aral›k 2002, say› 9, sf. 27, “ABD’nin Irak’a karfl› ilan edilen savafl›, dolambaçl›, metin üstünde uzlaflma arayan kararlarla yasallaflmayacakt›r. Bu, emperyalist düzenin yeni bir gösterisinden baflka bir fley olamayacakt›r.” 14 The Guardian, The Times, 05.03.03 15 PERLE, agm, “Saddam Hüseyin’in terör rejimi sona ermek üzere. K›sa süre sonra çekip gitmifl olacak; giderken beraberinde BM’yi de götürecek. Belki tamam›n› de¤il. BM’nin iyi çal›flmalar› kalacak, sözgelimi düflük riskli bar›fl› koruma bürokrasileri kalacak, Hudson üzerindeki koyunlar melemeye devam edecek. Ölecek olan, BM’nin yeni dünya düzeninin kurucusu oldu¤u felsefesi. Enkaz› kald›rd›¤›m›zda, uluslararas› hukukla korunan o kibirli liberal güvenlik fikrinin nas›l bir entelektüel y›k›nt› oldu¤unu daha iyi görece¤iz.... Güvenlik Konseyi’nin kendi kararlar›n› uygulatmak konusundaki kronik baflar›s›zl›¤›na tahammül edilemez: bu kararlar deneme tahtas› de¤ildir. ” 1 6 POWELL Colin, 05.02.03, “BM GK, Irak’›n isteklerine karfl› gelmesine etkili ve acil bir flekilde yan›t vermezse, kendini konu d›fl› kalma tehlikesine atar.” BUSH George W, Mayport Donanma Üssü, 14.02.03, “BM ya bizden yana olacak ya da etkisiz bir topluluk olarak tarihin derinliklerine gömülecek.” BUSH George W, Mustafa Balbay’›n haberi, Cumhuriyet Gazetesi, 25.02.03, AKP’li Bakanlar Yaflar Yak›fl ve Ali Babacan’la emir-f›rça diyalogu, 14.02.03, “21.Yüzy›lda BM gerekli mi de¤il mi, ona bak›yorum. Arkadafllar›m›z bunu araflt›r›yorlar.”

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

29


30

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

PROLETARYA PART‹S‹’N‹N 7. KONFERANS KARARLARININ YOL GÖSTER‹C‹L‹⁄‹NDE “PART‹ B‹L‹NC‹, DEVR‹M B‹L‹NC‹ IfiI⁄INDA, SÜREKL‹L‹⁄‹ SA⁄LANMIfi GER‹LLA SAVAfiI ‹Ç‹N PART‹ ‹NfiASINDA DER‹NLEfi, K‹TLE ÇALIfiMASINDA YO⁄UNLAfi’’ fi‹ARIYLA ‹LER‹ Parti olmadan ilerlemek, kitlelerle bütünleflmek mümkün de¤ildir. Parti demek örgütlenmek demektir. Parti demek, bilimsel olmak, dünyay› proletaryan›n ideolojisi olan Marksizm Leninizm Maoizm’le de¤ifltirmek demektir. Bu bilinç olmadan partiyi yaflatmak, gelifltirmek mümkün de¤ildir. Bundand›r ki, Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›n›n “Parti örgütlülü¤ünü güçlendirme görevi birincildir. Merkezi önderli¤i örgütlemeye daha bir önem’’ verilece¤i gerçe¤inde ifade etti¤i yaklafl›m› bugün aç›s›ndan Proletarya Partisi için lüks de¤ildir. Bu ayn› zamanda parti inflas›nda derinleflme demektir.

Lenin’i serbest bir yorumla aktaracak olursak flunu söyleyebiliriz ki, bir partinin kendi yan›lg›lar› karfl›s›ndaki tutumu, buna yaklafl›m› ve halka karfl› sorumlulu¤u ve yapt›¤› özelefltiri, o partinin devrimde samimi olup olmad›¤›n›n temel ölçütüdür. Eksik ve hatalar›n› halktan gizlemeyen bir parti, do¤ru bir çizgiye sahipse her zaman kazanmaya aday bir partidir. Özelefltiriden uzak, halk› fazla ciddiye almayan bir parti, isterse komünist bir parti olsun ilerleyemez, halkla bütünleflemez, devrim yapamaz. Proletarya Partisi bu bak›fl aç›s›n› kendinde ilke edinmifl bir partidir. Eksik ve hatalar›n›, baflar› ve baflar›s›zl›klar›n› ortaya koymaktan korkmayan bir partidir. Bu ilkedir ki, onu sürekli olarak gelifltirmifl, geçici sendelemeler olsa da halkla buluflturmufl ve yoluna devam ettirmifltir. Proletarya Partisi 7. Konferans›’nda, geride b›rakt›¤› sürecin ders ve tecrübesiyle son 7 y›ll›k prati¤ini sorgulayarak dönemin Proletarya Partisi’ne yükledi¤i görevleri tespit ederek kararlar ald›. Korkmadan, cesaretlice ve en önemlisi halka

güvenerek, kitlelerin Proletarya Partisi etraf›nda toplanmas›n›n hiç de zor olamayaca¤›n› tespit etti. Zor ve karmafl›k bir süreçten geçti¤imiz aç›kt›r. Dönemin bize yükledi¤i görevlerin dünden hiç de hafif olmad›¤› aç›kt›r. Durum tespiti yapmak ayn› zaman da sonuç ç›kartmakt›r. Sonuç ise plan ve yönelim demektir. Proletarya Partisi de 7. oturumda kendi örgütsel durumunu, dünya ve ülkemizdeki geliflmeleri ve önümüzdeki dönem görevlerini çok yönlü tahlil ederek önüne görevler koydu. 7. oturum kararlar›n›n daha iyi anlafl›lmas› ve kavranmas›n›n yolunun onu özümsemekten geçti¤i aç›kt›r. Öyleyse nedir bu durum tespiti? Öncelikle; tekrar da olsa flunu belirtmeliyiz ki, dünyada egemen olan sistem emperyalizmdir. Dünya flu anda tek kutuplu bir mecrada duruyor. Emperyalist sistem her yönüyle dünyaya hükmediyor. Üretimdeki muazzam ilerleyifl, teknik ve bilgi yönüyle emperyalist sistem bu avantajlar› sürekli olarak kendi lehine kullanmakta-


d›r. 1990’larla birlikte Rus Sosyal Emperyalizminin havlu atmas›yla “çift kutuplu” dünyan›n tek kutuplu bir limanda konaklamas› ‘klasik’ emperyalist güçlere olmad›k avantajlar getirdi. Özellikle bafl›n› ABD’nin çekti¤i bu emperyalist blok ve bloklar, yeni bir ideolojik sald›r›ya geçtiler. Rus Sosyal Emperyalizminin flahs›nda ortaya ç›kan gerekçelerle sosyalizme sald›rd›lar. Do¤u Almanya ve di¤er Do¤u Avrupa ülkelerindeki uygulamalar ‘iflte sosyalizmin sonuçlar›’ diye sürekli olarak propaganda edildi. Geri ve bilinçsiz kitlelerin

küm alt›nda tuttuklar› yar› sömürge ülkelere kendi krizlerini aktarma, bu ülke de¤erlerinin gasp›yla kendi krizlerini atlatma ya da yönetme amac› gerçeklefltirilmek istendi. Paylafl›mda geç kal›nan ya da ulusal çat›flmalardan dolay› problemli olan Yugoslavya gibi ülkeler ise, iç savafllar ç›kart›l›p sonradan iflgal edilip emperyalist güçler taraf›ndan bölüflüldü. Tarihin bu aflamas›ndaki müdahale ve iflgaller emperyalistlerin krizlerini atlatmas›na yetmedi. Emperyalizmin sürekli bir kriz oldu¤u gerçe¤inden hareket etti¤i-

bundan etkilenmedi¤ini söyleyemeyiz. Dünyadaki devrimci durumun geri olmas› kitlelerin bu gerici ideolojik propagandadan etkilenmelerini iyice h›zland›rd›. Körfez savafl› ve ard›ndan gelen bölgesel savafllar, Rusya’n›n kendisinden ayr›lan Çeçenistan gibi ülkelere sald›rmas› yeni dünya düzeninin paylafl›lmam›fl pazarlar›n›n paylafl›m›yd›. Emperyalist güçler ulaflabildikleri tüm bölgelere müdahale ederek çeflitli nedenlerle etkilerinin olmad›¤› ya da az oldu¤u bölgelere/ülkelere yönelmeye bafllad›lar. Bu yönelim emperyalizmin içinde bulundu¤u krizi atlatma amac›n› tafl›yordu. Böylelikle emperyalistler, hem yeni pazarlara aç›larak hem de öteden beri tahak-

mizde bu sonuçlara varmam›z hiç de zor de¤ildir. Bunu daha iyi anlamak için flunu belirtebiliriz ki; “kapitalizmin ‘serbest rekabetçi’ bir flekilde geliflti¤i dönem 20. yy bafllar›nda yerini kapitalizmin tekelci aflamas›na yani emperyalizme b›rakt›. Bu, kapitalist toplumun geliflme yasalar›n›n tamamen normal ve do¤al geliflmesinin bir sonucuydu. Emperyalizm kapitalizmin geliflmesinin son s›n›r›; Lenin’in ünlü deyimiyle ‘can çekiflen kapitalizm’dir. Kapitalizmin emperyalizm aflamas›, çürümüfl ve yozlaflm›fl bütün fleyleri gibi kapitalizmin i¤renç yüzünü tüm ç›plakl›¤›yla ortaya ç›karm›fl; kapitalizmin özünde varolan karakteri, dünya çap›nda yo¤unlaflm›fl ve merkezi-

leflmifl sermayenin tahakkümü olan emperyalizm döneminde tamamen belirginleflmifltir. Emperyalizm döneminde kapitalizmin eflit olamayan s›çramal› iktisadi ve siyasi geliflme yasas›, özü gerici, haks›z ya¤ma ve talan, dünya pazarlar›n›n yeniden pay edilmesi olan iki kanl› dünya savafl›na yol açm›flt›r.’’ Kapitalizmin emperyalizme evrilmesiyle dünya çap›ndaki çeliflkilerde de yeni olgular ortaya ç›kt›. 1917 Ekim devrimi Leninizm’i ortaya ç›kar›rken ayn› zamanda yeni bir ça¤›; emperyalizm ve proleter devrimler ça¤›n› da açm›fl oldu. Emperyalizm sürekli bir krizdir. Bu kriz her aflamada bir ve ayn› de¤ildir. De¤iflik boyutlarda ve dönemin kendisine has özellikleri krizin niteli¤ini belirler. “Dünya ekonomisinin geliflen üretici güçleri ile milli s›n›rlar aras›ndaki derin çeliflmenin do¤rudan sonucu olan 1914 ve 1918”deki Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›n› do¤urdu. Keza 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl› da o özgün dönemin genel buhran›n sonucu olarak ortaya ç›kt›. Genel buhran 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl›n› do¤urdu. ‹çinden geçti¤imiz süreçte de emperyalist sistem yo¤un bir kriz içerisinde bulunmaktad›r. Bu kriz esas olarak üretim fazlal›¤›ndan gelen krizdir. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› bu aflamay› do¤ru olarak flöyle tespit etmektedir. “Emperyalist kapitalist sistemin bugünkü bunal›m›n›n bafllang›c› 1960’l› y›llar›n sonudur. 1970’li y›llarda kapitalist sistem yeni bir afl›r› üretim krizine girmifl ve bu kriz öncekilerinden farkl› olarak uzun y›llar devam etmifltir. Son yirmi y›l içerisindeki tüm politikalar bu krizin etkilerini zay›flatmaya, krizin neden olaca¤› y›k›ma engel olmaya ve bununla birlikte toparlanmaya yöneliktir. Sonradan ‘Küreselleflme’ olarak adland›r›lacak finans sermayenin dünyan›n

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

31


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

32 her noktas›na an›nda ulaflabilme yetene¤i kazanmas›, tekellerin dünyan›n en ücra bölgelerine dahi ürün pazarlamas›, tüketimin teflvikini amaçlayan h›zl› geliflimi vb. sürecinin oluflumu da bu krizle ilgilidir; yar› sömürgelerde uygulanan politikalar da yine bu afl›r› üretim krizinin etkilerini k›rmaya, krizin bu ülkelere ihrac›na ve bu sayede krizi toparlamaya, aya¤a kalkma sürecine dönüfltürmeye yöneliktir. Bugün yaflananlar› kapitalist ekonominin bu afl›r› üretim krizi ile aç›klamamak, çözümü, kesinlikle kapitalizm ile s›n›rlamak ve devrimci olma özelli¤ini de kazanmamak/yitirmektir.’’ Evet emperyalist sistem 1990’larla daha da geliflen bu krizini önce “yeni dünya düzeni” ile aflmaya, sonras›nda da bunun devam› olan “Küreselleflme” politikas›yla sürdürmeye çal›flt›. “Küreselleflme” emperyalizmin dönemin deyimiyle “imaje edilmifl” yüzüdür. Tek fark; emperyalist sistemin “küreselleflme”yle ileri sürdü¤ü argümanlar›n› yumuflatarak, cilalayarak piyasaya sürmesiydi. “Küreselleflme” emperyalist sistemin bunal›m›na çözüm yollar› arayan yeni politikas›d›r. Bu anlamda “Küreselleflme” emperyalist sistemle özü ayn› olan, ona nefes ald›rmak için mali sermayenin dayatt›¤› yeni stratejisidir. “Küreselleflme” emperyalizmin do¤as›nda vard›r. Lenin bunu daha yüzy›l›n bafl›nda aç›k olarak ortaya koydu. Dolay›s›yla flu rahatl›kla söylenebilir, emperyalizmin niteli¤inde, kapitalizmin temel yasalar›nda de¤iflen bir fley yoktur. De¤iflen, ya da daha da artan sermayenin s›n›r tan›mayan dizginsiz dolafl›m›d›r. “Küreselleflme”yi yeni bir aflama ve nimet sayan burjuva ideologlar›n›n tüm savlar›n›n yerle bir oldu¤u bu aflamada, Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›, bu özgün aflamay› do¤ru olarak flöyle ifade etmektedir. “1990’l› y›llara gelin-

di¤inde ‘toplumun bir bütün olarak, kapitalizmin sürekli geliflimiyle ileriye gitti¤i’ni aç›klayanlar ayn› zamanda asalak ve çürümüfl kapitalizm olan emperyalizmi de göklere ç›kar›yorlard›. Belki de bu yüzden burjuva ideologlar ço¤u kez ‘küreselleflme’yi ya da globalizm’i emperyalizmin yerine kullanarak nefret duyulan devletleri ilerici, gelifltirici göstermeye afl›r› önem verdiler. Oysa, sömürü ve talan üzerine kurulu bu ekonomik sistem, ilerici hiçbir özelli¤i kalmad›¤› gibi her türlü ilerici hamlenin de aç›k ve s›n›r tan›maz düflman›yd›. 1900’lerin bafllar› ve son yirmi y›ll›k süreç de bu gerçe¤i hiçbir yan›lg›ya yer vermeyecek kadar aç›k göstermifltir. ‘Geliflme’, ‘ilerleme’, ‘tarihin sonu’, ‘s›n›f savafl›n›n sonu’, ‘bilgi ça¤›’ vb olarak takdim edilen tüm geliflmeler açl›¤›, yoksullu¤u, asalakl›¤›, çürümüfllü¤ü gelifltirdi; tüm veriler sermayenin daha az say›da kapitalistin eline geçti¤ini ve zenginliklerin artt›¤›n›, fakirlerin say›s›n›n artt›¤›n› ve maddi olanaklar›n›n azald›¤›n› göstermektedir. Ve bu tabloyu veren e¤riler ayn› yönde sürekli ilerlemektedir. Her kriz an› bu e¤rilerin ileriye do¤ru s›çramas›yla somutlaflmaktad›r. Hiçbir ülke yirmi y›l öncesiyle k›yasland›¤›nda daha adaletli, daha özgür, daha güvenlikli ve daha ayd›nl›k de¤ildir. En geliflmifl ülkelerde sosyal adaletsizlik, iflsizlik en ileri seviyeye varm›fl bulunmaktad›r. Ve ayn› derecede yoksul ve iflsiz olanlar›n öfkesi de yo¤undur.” Emperyalizmin “Küreselleflme” politikas›yla ortaya att›¤› bu yeni politikas›n›n bafllang›c› olarak 1980’leri alabiliriz. Oradan süzülüp gelen “küreselleflme”nin çeflitli aflamalardan geçti¤ini söylemek yanl›fl olmayacakt›r. “‹thal ikameci” modelin yerine “ihracata dayal›” ekonomik model 1980’lerin yeni modeli olarak yar› sömürge ül-

kelerin önüne kondu. Bunun anlam› “neyin varsa sat ve borçlar›n› öde” stratejisiydi. Ve hemen ard›ndan gelen “yap ve devret” modeli ise emperyalist tekellerin yar› sömürge ülke ekonomilerine dayatt›¤› ikinci aflamas›yd›. Sonuca do¤ru gidecek olursak; “Küreselleflme” emperyalist sistemin “yeni” krizinin bu özgün aflamadaki krizini aflmak ya da yönetmek amac›yla ileriye sürdü¤ü “yeni” stratejisinin ad›d›r. Bu “yeni” politikan›n üzerinde yükseldi¤i merdivenler ise flunlardan olufluyor; Yar› sömürgeler aç›s›ndan; yeniden yap›land›rma, ülke ekonomilerinin emperyalist tekellerin arzu ve isteklerine göre yeniden düzenlenmesi, özellefltirme politikas›yla ülkedeki tüm zenginlik kaynaklar›n›n sat›larak emperyalist borçlar›n ödenmesi, tar›m›n ülke denetiminden ç›kar›larak tamamen emperyalistlere ba¤›ml› hale getirilmesi, militarizmin yayg›n bir flekilde gelifltirilmesi, “iflçiye, emekçiye, küçük esnafa dayat›lan y›k›md›r; y›k›m› da katlan›lamaz biçimde içeren çok yönlü bir y›k›m. Bu özellefltirme üzerinden kitlesel iflsizli¤in yayg›nlaflt›r›lmas›, sermayenin d›fl hareketi ve devlet korumac›l›¤›n›n bitirilmesi üzerinden k›rsal nüfusun ve dolay›s›yla tar›m›n y›k›m›, IMF ve Dünya Bankas›’n›n direktifleriyle memurun y›k›m›, esnaf ve küçük iflletmecinin iflas›, zincirlerinden boflanm›fl uluslararas› sermayenin bask›s› ile ülke pazar›n›n talan›d›r.’’ “Küreselleflme”nin emperyalist ve kapitalist ülkelerde ald›¤› biçim ise; en baflta kazan›lm›fl haklar›n budanmas› ve sürece yay›larak tamamen ortadan kald›r›lmas›d›r. Buralardan tasarruf edilen paran›n büyük tekellerin kasalar›na aktar›lmas›, özellefltirme ile devlet iflletmelerinin tekellere devri, tafleron firmalar›n yayg›nlaflt›r›lmas›yla iflçilerin çok düflük ücretlerle çal›flt›r›lmas›, savafl sanayine a¤›rl›k ve-


33 kullanmak istedi. ABD’nin bu yeni stratejisi “ABD’nin üstünlü¤ünün kabul edilmesi, ABD’nin istedi¤i yere sald›rmas›, ABD ile di¤er emperyalist bloklar aras›ndaki mesafenin en az on y›l olmas› ve bunun kapat›lmas›na müsaade edilmemesini içeriyor.’’ ABD’nin bu plan›na neden Irak’la bafllad›¤›n›n nedeni ise, bunun tamamen Ortado¤u’daki enerji kaynaklar›yla ba¤lant›l› oldu¤u, Kafkaslar’daki petrol ve do¤al gaz boru hatlar›n›n bu bölgeden geçmesi, ‹srail, Türkiye cephesine Irak’› eklemek istemesi ve nihayetinde Ortado¤u’yu tamamen denetimine almak istemesidir. ABD ayn› zamanda Uzakdo¤u Asya’da zay›flayan otoritesini yeniden tesis etmek istiyor. Emperyalistler aras› çeliflkiler esas olarak buradan do¤uyor. Bunun Irak flahs›nda gündeme gelmesi çok fazla

yanad›r. Kurulufl amac› olarak dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birli¤ine karfl› kurulan NATO’nun bu ifllevine ihtiyaç kalmamas› ABD aç›s›ndan çok fley de¤ifltirmiyor. Kas›m ay› içerisinde toplanan NATO’ya, Macaristan, Romanya, Slovakya, Litvanya, Slovenya, Estonya ve Bulgaristan’›n dahil edilmesi ABD’nin NATO’yu güçlendirme plan›n›n bir parças›d›r. ABD, NATO’nun yeniden yap›land›r›lmas›ndan yanad›r. NATO bünyesinde oluflturulmak istenen 20 bin kiflilik çevik güç projesi ABD’nin istemlerinden biridir. Tüm bu geliflmeler ve çeliflkiler emperyalistlerin kendi aralar›ndaki sürtüflmelerin sonucudur. ABD’nin Irak’a sald›rmas›yla daha da keskinleflen bu çeliflkiler muhtemel yeni aray›fllar› gündeme getirecek-

bir fley de¤ifltirmiyor. Emperyalistler aras› çeliflki kendisini sadece pazar alan›nda göstermiyor. Askeri alanda da çeliflkiler giderek art›yor. Bu çeliflkinin ç›k›fl yeri ise NATO ve Avrupa Birli¤i’nin oluflturmak istedi¤i ordudur. ABD, NATO’nun zay›flat›lmas›ndan yana de¤ildir. NATO’yu adeta kendi yedek ordusu gibi kullanmak isteyen ABD, NATO’nun tam tersine güçlendirilmesinden

tir. Rusya’n›n Avrupa Birli¤i’yle hareket etmesi, Almanya ve Fransa’n›n aç›ktan tav›r gelifltirmeleri blok bafllar›n›n çeliflkileri olarak yans›yor. Bundan sonuçlar ç›kartabiliriz. Bu sonuç dünya çap›ndaki temel çeliflmeden kaynaklanan bafll›ca çeliflmelerin komünistlerin önüne koydu¤u görevleri de belirlemifl olmaktad›r. Bu neden böyledir? Bilindi¤i gibi iflçi s›n›f›n›n ödenme-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

rilmesi, içte anti demokratik uygulamalara h›z verilmesi olarak ifade edilebilir. “Küreselleflme”nin de emperyalist sistemi krizden kurtarmad›¤›, emperyalistlerin kendi ideologlar›nca itiraf edilmifl bulunuyor. ‹flas eden tekellerin say›s›n›n hiç de küçümsenecek düzeyde olmad›¤› biliniyor. “Küreselleflme” politikas›, dünyan›n her yerine açl›k, yoksulluk ve y›k›m götürdü. Birçok yar› sömürge ülke tamamen iflas etti. Bu durum emperyalist sistemi yeni aray›fllara itmifl bulunuyor. 11 Eylül sonras›ndaki geliflmeler bunun somut ifadesidir. Emperyalistler aras› çeliflkiler, 11 Eylül sald›r›lar›ndan sonra yap›lan aç›klamalarla ‘yumuflam›fl’ gibi gösterilmeye çal›fl›ld›ysa da bunun böyle olmad›¤› çok geçmeden anlafl›ld›. ABD’nin dünyan›n imparatoru oldu¤unu 11 Eylül sonras›nda di¤er emperyalist bloklara dayatmas›, emperyalistler aras› çeliflkiyi iyice su yüzüne vurdu. Afganistan ve ard›ndan Irak’a sald›ran ABD’nin yeni yönelimi di¤er emperyalist bloklar aras› çeliflkinin sadece bir yönüdür. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› bu bloklaflmay› flöyle tespit etmektedir. “Yine emperyalist tekeller aras›ndaki rekabet kutuplaflmay› kaç›n›lmaz k›l›yor. Bir yanda ABD’nin bafl›n› çekti¤i ve ‹ngiliz emperyalizminin içinde yer ald›¤› kutup, di¤er yanda Alman ve Frans›z emperyalizminin yön verdi¤i Avrupa Birli¤i cephesi. Ve di¤er bir cephe ise, Çin-Rus ittifak›’’ blok ve blok bafllar›d›r. Rekabet ve çeliflki bu güçler aras›nda sürmektedir. Elbette ki Japonya da unutulmamal›d›r. Burada flu sorulabilir; Emperyalistler aras› çeliflki hangi alanda sürüyor? Bunu anlamak için 11 Eylül’e geri gitmekte fayda vard›r; ABD, 11 Eylül sonras›n› o güne kadar hayata geçirmek istedi¤i plan›na iyi bir f›rsat olarak de¤erlendirdi. ABD 11 Eylül’le birlikte içine girdi¤i krizi kendi lehine


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

34 mifl eme¤i kapitalizmin yaflama flart›d›r. Marks’›n da belirtti¤i gibi “proletarya art›-de¤er üretme makinesidir.’’ Ve art›-de¤er “art›-de¤er üretimi, bu üretim tarz›n›n mutlak yasas›d›r’’ der. Bunun anlam›, sürecin bafl›ndan sonuna kadar var olacak olan ve sürecin tamamlanmas›yla çözülecek olan emek sermaye çeliflkisi temel çeliflkidir. Bu temel çeliflkiden ç›kan ve bugün dünya çap›nda bafl çeliflki ise, emperyalizmle ezilen halklar aras›ndaki çeliflkidir. Emperyalistler aras› çeliflki düne göre daha k›z›flm›fl olsa da, dünyada bugün esas ak›m devrimdir. Tüm özgün görev, devrimleri gerçeklefltirmeye yönelik bir süreçtir. Emperyalist sistem en büyük darbeyi yar› sömürge ülkelerden yemektedir. Emperyalist sistem tüm politikalar›n› yar› sömürge ülkeler üzerinden yapmaktad›r. Pazar alanlar›n› esas olarak bu ülkeler oluflturmaktad›r. Direnifl ve karfl› ç›k›fllar da bu emperyalist politikalar üzerinden geliflmektedir. Yukar›da genel hatlar›yla emperyalist sistemin içinde bulundu¤u durumu ortaya koyduk. Buna karfl›n devrim cephesinin de içinde bulundu¤u durumu izah etmek, sürecin bütünlüklü kavranmas› aç›s›ndan önemlidir. Dünya devrim cephesinin bütünlüklü bir tahlilini yapt›¤›m›zda, devrim cephesinin önemli zay›fl›klar›n›n oldu¤unu görüyoruz. Emperyalistlerin bu kadar rahat hareket etmelerine neden olan bir durum da budur. Nepal, Hindistan, Filipinler, Peru ve Türkiye’de Marksist Leninist Maoistlerin önderli¤inde verilen halk savafllar›n› bir yana b›rakt›¤›m›zda, dünya çap›nda bir duraklaman›n oldu¤unu söyleyebiliriz. Bunu s›n›f hareketleriyle ba¤› içinde de¤erlendirdi¤imizde mücadelenin boyutu daha iyi anlafl›lacakt›r. Önderliklerin zay›f olmas› ya da yarat›lamam›fl ol-

mas› geliflmenin dinamiklerini belirliyor. Dünyay› co¤rafik olarak ele ald›¤›m›zda durum daha iyi anlafl›lacakt›r. Afrika k›tas›nda elle tutulur bir hareketin olmamas› ya da ulusal çapta verilen mücadelelerin s›n›rl› ve burjuva önderlikli olmas› önemli bir etkendir. 1970’ler sonras›nda Afrika’daki devrimci hareket çok ileri bir konumdayd›. Eritre, Somali, Fas gibi ülkelerde verilen mücadele süreç içinde ya eridi ya da emperyalistlerin denetimine girdi. Yoksullu¤un ve sefaletin en çok yafland›¤› bu k›tada, gerçek Marksist Leninist Maoist önderliklerin yarat›lamamas›, Kongo’da oldu¤u gibi iktidar› sonuçta emperyalistlerin güdümüne sokabilmektedir. Çeliflki evrenseldir. Ancak o çeliflkiyi çözecek subjektif ö¤enin yarat›lamamas› çeliflkinin çözümünü de uzatmaktad›r. Keza Arjantin, Brezilya gibi ülkelerde, halk daha çok ekonomik krizlerin, yolsuzlu¤un bafl gösterdi¤i dönemlerde soka¤a ç›kmakta ve hareket daha çok bir tepki olarak sonuçlanmaktad›r. Latin Amerika’da Peru d›fl›nda bir hareketlilik fazla göze çarpm›yor. Dünyan›n uzak köflesi Avustralya’da sessizlik hüküm sürüyor. Emperyalist metropollerde s›n›f hareketinden çok “küreselleflme” ve bugün ald›¤› biçim itibar›yla savafl karfl›t› hareketlerde ifadesini bulan tepkiler vard›r. Bu hareketlerin bir bütün olarak anti-emperyalist hareketler oldu¤unu, emperyalist savafllara karfl› ç›kmak, ayn› zamanda emperyalizme karfl› ç›kmak do¤ru bilinciyle bir yönelim içinde oldu¤unu söyleyemeyiz. Düzen s›n›rlar›n› çok fazla aflmayan, insani ve reformist gruplar›n önderlik etti¤i bu hareketlere do¤ru temelde önderlik edilmedi¤inde s›n›rl› kalaca¤› ve sadece savafla karfl› ç›kmakla kendisini ifade edece¤i, zamanla ya da savafl sona erdi¤inde sönüp gidece¤i aç›kt›r. Avrupa’daki durumun di¤er emperyalist

ülkelerden farkl› olmad›¤› aç›kt›r. Emperyalist bir birlik olan Avrupa Birli¤i’nin son y›llarda çekicili¤ini yitirdi¤i ve sorunlar yaflad›¤› art›k gizlenmiyor. Avrupa’n›n klasik s›n›rlar›n› aflt›¤› ve bunun tamamen pazar birli¤iyle ba¤lant›l› olarak geliflece¤ini belirten Almanya Baflbakan›, Avrupa Birli¤inin bir güç olarak di¤er emperyalistlere karfl› durma zaman›n›n geldi¤ini Irak kriziyle birlikte aç›kça dile getirdi. Avrupa emperyalist bloku içinde de çeliflkiler giderek art›yor. ABD’yle dirsek temas› içinde olan 8 Avrupa ülkesi blok içinde sorunlu ülkeler olarak Almanya ve Fransa’n›n karfl›s›na dikilmek arzusunda. Avrupa’da geliflen iflsizlik ve yoksulluk en büyük problem olarak ‘Birli¤in’ bafl›n› a¤r›tmaya devam ediyor. Fransa’da köylülerin dönem dönem kota ve ürünlerini satamamas›ndan ileri gelen tepkileri, özellefltirmeye karfl› yap›lan k›smi grevler, Almanya’n›n inflaat, metal dal› ve on y›l öncesindeki maden iflçilerinin grevleri bir yana b›rak›ld›¤›nda s›n›f hareketinde kayda de¤er bir yükselifl yoktur. ‹talya, ‹spanya gibi ülkelerde ise di¤er ülkelerde oldu¤u gibi sendika önderlikli grevlerin d›fl›na taflan s›n›f hareketinden bahsetmek flimdilik erken. ‹spanya’da ETA’n›n ulusal mücadelesinin önemli kay›plar almas› ve hareketin daha çok legal parti çerçevesinde yapt›¤› kitle eylemleri ‹spanyol burjuvazisini zorlayan bir konumdan uzakt›r. Bu durumun elbette hep böyle gitmeyece¤i aç›kt›r. Savafl, iflsizlik, yoksulluk gelifltikçe kitlelerde de hareketin geliflece¤i aç›kt›r. Sorun buna hangi s›n›f›n önderlik edece¤idir. Burada subjektif gücün yarat›lmas› ya da gelifltirilmesi önemlidir. Ortado¤u’da, ABD’nin Irak’a sald›rmas›yla bir hareketlilik yaflansa da, bunun çok farkl› bir özgünlük oldu¤unu bilinçte tutmal›y›z. Ortado¤u’da en diri olan Filis-


tin hareketi, Siyonist ‹srail devletine karfl› bir direnifl göstermeye devam ediyor. Burada önemli sorun Filistin hareketinin geçmifl anti emperyalist yöneliminin de¤iflmifl olmas›d›r. Arafat önderli¤inde geliflen bugünkü hareket pasif ve uzlaflmac› bir tarzda emperyalistlerin güdümünde bir harekete dönüflmüfl bulunuyor. Ülkemiz, Ortado¤u, Balkanlar ve Kafkaslar›n ortas›nda bir ülke olarak en diri co¤rafyalardan biridir. Emperyalizmin ülkemiz üzerindeki yönlendiricili¤i esast›r. ‘Anti emperyalist’ gibi görünmeye çal›flan AK-Parti hükümeti gibi hakim s›n›f kli¤inin bir kesimi ifl bafl›na gelse de bu gerçek de¤iflmiyor. DSP, ANAP ve MHP koalisyon hükümeti dönemindeki yolsuzluklar, bankalar›n içlerinin boflalt›lmas› ve üst üste gelen ekonomik kriz, IMF ve Dünya Bankas›’n›n tüm isteklerinin kabul edilmesi, özellefltirmeye verilen a¤›rl›k, halk› yeni bir partiye yöneltti. AK-Parti hükümetinin ifl bafl›na gelmesi halk›n bir anlamda ehveni fler’i seçmesiydi. AK-Partinin keskin söylemi, sözde IMF karfl›t› söylemlerinin içinin bofl oldu¤u k›sa zamanda anlafl›ld›. AKP, “yeflil sermaye” denilen islami kesimin temsilcisidir. Bu kesim sözde em-

peryalizme karfl› bir durufl sergiliyor gibi görünse de, gelinen aflamada ABD güdümünde hareket etti¤i daha net göründü. Hiç kuflkusuz ki AKP hükümetinden farkl› bir politika beklenemez zaten. Hakim s›n›flar aras›ndaki çeliflkiler flimdilik keskin görünmüyor. Muhalefette olmalar› bak›m›ndan, DSP, DYP, MHP gibi hakim s›n›f klikleri kendilerini toparlamakla meflguller. Muhalefette olan CHP ise, tam bir zikzak çiziyor. AKP hükümetine destek verece¤ini daha hükümet kurulurken aç›klayan CHP’nin hakim s›n›flarca muhtemelen bir dahaki seçimlere haz›rland›¤›n› söyleyebiliriz. Ülkemizdeki devrimci durumda bir duraklama oldu¤unu kabul etmeliyiz. Bu durum içteki devrimci muhalefetle orant›l› bir geliflmedir. Devrimci harekette toparlanmaya do¤ru bir hamle varsa da bunun istenilen seviyede olmad›¤› aç›kt›r. Kürt ulusal hareketinin Türkiye devriminin do¤al bir müttefiki olarak silahl› mücadeleden çekilmesi ve burjuvaziyle uzlaflma aray›fl› içine girmesi, önemli bir güç kayb›d›r. Bu durumu ‘zaten ulusal hareketin sonuçta gidece¤i yer burjuvaziyle uzlaflmakt›r’ genel söylemiyle aç›klayamay›z. Ulusal devrimci hareketin devre

d›fl› kalmas›, devrimci hareket aç›s›ndan önemli bir mevziinin kaybedilmesiyken, burjuvazi aç›s›ndan ise, bir savafl cephesinin kazan›lmas›/ ya da devre d›fl› b›rak›lmas›yd›. Bu ayn› zamanda burjuvaziye nefes ald›rd›. Savafl giderlerinden büyük kazan›mlar elde eden burjuvazi bunu devrimci harekete karfl› di¤er alanlarda kullanmaya bafllad›. fiimdi baz› sorular› sorman›n tam zaman›d›r. “Ülkemiz devriminin özellikle de teorik yönünün bariz biçimde t›kanm›fl olmas›n›n, dolay›s›yla ülkemiz devrimci ve komünist hareketinin, hem teorisiyle, hem de prati¤iyle önemli ölçüde hayat›n gerisinde kalma durumuna düflmesinin en önemli ve tayin edici etkeni nedir? Ülkemizde objektif flartlar›n devrime oldukça elveriflli olmay›fl› m›? Ülkemizde hiç de küçümsenmemesi gereken devrimci bir potansiyelin bulunmay›fl› m›? Yoksa faflist Türk devletinin herfleye ‘kadir’ oluflu mu?” Kuflkusuz ki, bu bariz genel t›kan›kl›¤›n nedenleri, alabildi¤ine genifl kapsaml› ve çok yönlüdür. Ve bu durum tek bafl›na sadece ne flu ne de bu gerçek ileri sürülerek sa¤l›kl›, bilimsel ve diyalektik tarzda izah edilebilir. K›sacas› sorunu, ya da çeliflkiler yuma¤›n›, iç-d›fl,

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

35


36

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

ulusal-uluslararas›, evrensel-özgül, parça-bütün, esas-tali yönleriyle, bugünü, geçmifli ve gelece¤iyle birlikte ve kopmaz bir diyalektik bütünlük içinde ele al›p irdelemek zorunludur. Aksi takdirde ‘havanda su dövmeye’ devam etmekten öteye geçilemez ve dönülüp dolafl›l›p gelinecek yer, yine ayn›s› olur. Hiç flüphesiz ki, bugüne kadar yaflanan devrimci mücadele süreci; ülkemiz devrimci ve komünist hareketine, tüm olumlu ve olumsuz yönleriyle birlikte belli bir diyalektik bütünlük içinde kazand›rd›¤› zengin deney ve tecrübenin yan›s›ra, ülkemiz devriminin, herkesce tart›flmas›z biçimde kabul edilmesi gereken bir dizi temel gerçe¤ini de aç›kl›kla ortaya ç›kartm›fl ve do¤rulam›flt›r. fiöyle bir dönülüp geriye do¤ru bak›ld›¤›nda, sosyal pra-

taya koydu. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›, geçmifl 7 y›ll›k sürecini de¤erlendirdi¤inde olumsuz bir prati¤i geride b›rakt›¤›n› söylemekten çekinmedi. Bunun içinde olumlu at›l›mlar›n ve yönelimlerin olmas›n›n bu gerçe¤i de¤ifltirmedi¤i gerçe¤ini kabul etti. Özelefltirel bir tutumla hata ve zaaflar›n› ortaya koydu. Bu sürecin bütünlüklü olarak kavranmas› için 1994’de Parti içinde gerçeklefltirilen darbenin yaratt›¤› tahribat ve bunun kadro ve Proletarya Partisi’nin kitlesi üzerindeki etkilerini ortaya koymadan, nas›l bir süreçten süzülerek 6. Konferans’›n (2. OPK) gerçeklefltirildi¤i anlafl›lmaz. Parti içinde yarat›lan bozgun, o güne kadarki en büyük darbe ve bozgun niteli¤indeydi. Proletarya Partisi adeta bir varl›k ve yoklukla karfl›

vi yüklendi¤i bu sürecin 7. Konferansla tamamland›¤› döneme kadar baflta Parti Genel Sekreteri, MK üyesi, kadro, parti üyesi ve savaflç›lar olmak üzere 45 aktif elaman› flehit vermesi Proletarya Partisi’nin neden baz› fleyleri baflaramad›¤›n›n ipuçlar›n› da vermektedir. Otuz y›ll›k Proletarya Partisi tarihi incelendi¤inde görülecektir ki, Proletarya Partisi düflmana yönelmekten çok kendi içinde ç›kan hizip, darbe ve kaçk›nl›kla mücadele etmifl, kendi yöneliminde yürümesi, bir biçimiyle ‘tali’ bir düzeyde kalm›flt›r. Bilineni tekrar etme pahas›na da olsa Proletarya Partisi’nin içte nas›l bir süreci geride b›rakt›¤›n› anlamak için onun tarihi geliflimini bir özet olarak belirtmekte fayda vard›r. Bunun Proletarya Partisi’yle

Parti içinde yarat›lan bozgun, o güne kadarki en büyük darbe ve bozgun niteli¤indeydi. Proletarya Partisi adeta bir varl›k ve yoklukla karfl› karfl›ya gelmiflti. Önder kadrolar›n ezici ço¤unlu¤unun esir olmas›, birçok zorlu¤u birlikte getiriyordu. ti¤in geliflim seyrinin ülkemiz devriminin önüne koydu¤u, çok yönlü ve genifl kapsaml› teorik ve pratik görev ve sorunlar›n, özellikle de “Proletarya Partisi inflas›, silahl› mücadele’’ sorunlar› üzerinde yo¤unlaflt›¤›n› görüyoruz. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› tüm bu sorunlar üzerinde yo¤un ve genifl bir tart›flma yürüterek belli sonuçlara vard›. Parti gerçe¤i ve içinde bulundu¤u durum, gücü, k›sa ve uzun vadeli yapacaklar›, öncelik ve sonral›k sorunlar› üzerinde durarak, gerçeklerin üzerinden atlamayarak kendini masaya yat›rmaktan korkmayan bir yönelimi kendisine esas ald›. Bu her fleyin 7. Konferansla bafllamad›¤›, tüm önceki süreçlerin Proletarya Partisi’nin zenginli¤i ve tarihi oldu¤u gerçe¤inden yola ç›karak, birikimine geçmifli de katarak ilerlenebilece¤i gerçe¤i üzerinden bir yaklafl›m or-

karfl›ya gelmiflti. Önder kadrolar›n ezici ço¤unlu¤unun esir olmas›, birçok zorlu¤u birlikte getiriyordu. ‹çte geliflen güvensizlik birçok kadronun iliflkisini kesmesini, tabanda kopmalar ve küçük çapl› da olsa hiziplerin ç›kmas› Proletarya Partisi’ni kendi içinde u¤raflt›r›yordu. ‹flte 6. Konferans bu flartlarda yap›ld›. Önderli¤in zay›f oldu¤u yönler vard›. Bu da Partiyi yeterince tan›mamas›yd›. Kararl›l›k ve cesaret 6. Konferans önderli¤inin temel ç›k›fl› idi. Geçmifl tecrübeler ›fl›¤›nda silahl› mücadelede gösterilen ›srar, partinin toparlanmas› ve yeniden bir güven kazanmas›nda büyük bir etken oldu. Fakat bu devam ettirilemedi. K›sa süre sonras›nda önderlik kademesinde yakalanmalar›n olmas›, ortaya konan plan›n bütünlüklü gerçeklefltirilmesi önünde engel teflkil etti. Az say›da kadronun birçok göre-

ba¤lant›s› fludur; Proletarya Partisi’nin kuruluflunu takip eden k›sa bir süre sonra kurucu önderinin düflman taraf›ndan esir al›nmas› ve katledilmesini takip eden zaman içinde yenen di¤er darbelerle birleflen güç kayb› ve ard›ndan gelen merkezi önderli¤in kayb› Proletarya Partisi’ni 1. yenilgi olarak adland›ran sürece sokmufl ve bu sürecin ç›k›fl›n› takip eden y›llarda ise KK (Koordinasyon Komitesi) olarak ifade edilen hizip ortaya ç›km›flt›r. Bu dönemin en önemli özelli¤i Partinin hizipler konusunda teorik bilgi ve birikimi olmas›na ra¤men, kendi bünyesinde yaflad›¤› bir tecrübesinin olmamas›ndan kaynakl› olarak dönemin KK olarak bafl›n› çeken kadrolar›na güvenmesi ve Partinin bir an önce bölgesel dönemden ç›karak merkezi yap›ya kavuflmas› ve s›n›f mücadelesindeki yerini almas› özlemi,


dönemin s›n›rl› parti üye, kadro ve taraftarlar›n›n Partiyi gasp eden KK hizbine karfl› uyan›k davranamamalar›n› birlikte getirmifltir. Partinin daha ilk toparlanma hamlesinde Partiyi tart›fl›l›r bir kulvara sokmaya çal›flan KK hizbi kendi kafadarlar› ile yapt›klar› plan ve daha sonra AB olarak tarihe geçecek bir baflka hizbi grup olarak partiye almalar› (ki bunun bafl›n› çeken unsurun Kaypakkaya’n›n ‘hiçbir zaman partiye almay›n’ dedi¤i unsurlar›n parti saflar›na al›nmas›) KK hizbinin planlar›n›n uzun vadeli ve partiyi tamamen gasp ederek ele geçirme ve kendi revizyonist görüflleriyle flekillendirerek parti olmaktan ç›kartma hesaplar› içindeydiler. Bu hizbin Proletarya Partisi’ne verdi¤i zararlar ve daha iflin bafl›ndayken vurulan bu darbe di¤er hiziplerin de Parti içinde filizlenmesinin bafllang›c› olmufltur. KK hizbinin yaratt›¤› tahribat ve verdi¤i zararlar ve savundu¤u görüfller ise Proletarya Partisi’nin 1978 tarihinde yapt›¤› 1. Konferansta de¤erlendirilerek Parti tarihine flöyle geçti; “(...) Ancak yeniden merkezileflme yolunda at›lan çok olumlu bir ad›md›. Ancak yeniden merkezileflme yolunda at›lan bu olumlu ad›m›n üzerinden uzun bir zaman geçmeden, Proletarya Partisi bu kez de içten sald›r›ya u¤rad›. Yeniden infla döneminde Proletarya Partisi’nin içine s›zan baz› dönek unsurlar merkez içinde bir darbe hareketine girifltiler. Daha sonra Koordinasyon Komitesi (KK) ad› ile an›lan burjuva hizbi bir darbe ile parti yönetimini 1974 sonlar›nda ele geçirdi. (....) daha sonra 1976 Nisan›’nda partiye karfl› aç›k bir tasfiye hareketine girifltiler. Ç›kard›klar› bir yaz› ile Proletarya Partisi’nin sosyo-ekonomik yap› tespitinin yanl›fl oldu¤u, buna ba¤l› olarak devrimin yolu konusunda da yanl›fl görüfller savunulmufl olabilece¤i(!), Partinin çizgisinin ML olmad›¤›; ve

TKP(ML)’nin zaten bir Parti olmad›¤›, ML olma yolunda ilerleyen bir hareket(!) oldu¤u; Proletarya Partisi’yle THK(ML), THKP-CML aras›nda nitel bir fark olmad›¤› görüfllerini aç›kça savunmaya bafllad›lar. Onlar›n bu tasfiyeci görüfllerine karfl› önce Proletarya Partisi’nin bir bölge teflkilat›ndan aç›k mücadele bafllad›. Bu mücadele k›sa zaman içinde di¤er bölgelere de s›çrad›. 1977 y›l›n›n bafllar›nda, Proletarya Partisi’nin çal›flma yapt›¤› hemen bütün bölgelerde saflar belirginleflti. Parti tasfiyeci hizip ile parti aras›ndaki örgütsel ba¤ da kesinlikle kopar›ld›. (...) Bu dönemde Partiye “KK’’ n›n niteli¤ine uygun unsurlar; dönekler hizipçiler, bir y›¤›n burjuva doldurulmufltur. ‘KK’ kendisi gibi bir hizip olan AB hizbini, bu hizip, özelefltiri ad›n› verdi¤i bir yaz›da Proletarya Partisi’nin temel görüfllerini red etti¤i halde, grup olarak partiye alm›flt›r. ‘KK’ döneminde izlenen kadro siyaseti, kadrolar› yaln›zca merkezin verdi¤i emirleri yerine getiren me-

murlara dönüfltüren, kadrolar› inisiyatiften yoksun b›rakan bir kadro siyaseti izlemifltir. (...) bütün bunlar› yapan ‘KK’ 1976 Nisan›’ndan sonra Partiyi tasfiye çal›flmas›n› aç›k planda sürdürmeye bafllad›¤› zaman, kendi sorumlusu oldu¤u bütün bu olumsuzluklar› kadrolara göstererek “bu kadar a¤›r hatalar yapan bir partinin ML bir parti olamayaca¤› aç›kt›r’’ demagojisine baflvurmufltur. ‘KK’ hizbi bu tavr› ile ve daha sonraki geliflmesi ile Proletarya Partisi içine s›zm›fl ve amac› bafl›ndan beri Partiyi tasfiye etmek olan bir burjuva hizbi oldu¤unu; sorumlu oldu¤u bütün olumsuzluklar›, Partiyi tasfiye amac› ile bilinçli olarak yapt›¤› ispatlanm›flt›r.’’ Bu hizip çok geçmeden kendi görüfl ve var olma siyasetini Proletarya Partisi’nin görüfllerinin tam reddi üzerine oturtarak gelifltirdi. Parti içinde iken ‘sol’ bir lafazanl›kla kadro ve üyeleri etkilemeye çal›flan KK hizbi parti içinden koptuktan sonra tamamen sa¤a kayarak demirledi. Kemalizm hayranl›-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

37


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

38 ¤›, toplu ayaklanma ve süreç içinde Mao’yu redde varan görüfl ve düflünceleriyle tamamen ‹brahim yoldafl›n görüfllerinden koparak kendi kulvarlar›nda yürümeye bafllad›lar. TKP(ML) Hareketi olarak isim de¤ifltiren bu hizip, daha sonra kendi içinde de birçok parçaya bölündü. Bu hizbin en büyük söylemlerinden biri olan ‘TKP(ML) ile THKO ve THKP-C aras›nda nitel bir fark yok’ görüflüne sonra da ‘sad›k’ kalarak, THKO’yu savunanlar olmasa da, THKP-C’nin bir devam› ve savunucusu olan Halk›n Yolu ile birleflerek bugünkü MLKP oldu. KK hizbiyle Parti aras›nda dönemin kendisinden kaynaklanan çok ciddi siyasi ve ideolojik tart›flmalar yafland›. Ancak Parti kadro, üye ve sempatizanlar› Partiye sahip ç›karak bu hizbin tüm niyetlerini ortaya ç›kararak Partiyi sahiplendi ve 1. Konferansa tafl›d›. fiubat 1978 y›l›nda 1. Konferans›n› gerçeklefltiren Proletarya Partisi ileriye yönelik tarihsel bir ad›m› böylece atm›fl oluyordu. Bölgesel dönemden merkezi yap›ya kavuflan Proletarya Partisi’nin s›n›f mücadelesi içinde s›çrama yaratmas› ve devrime önderlikte, iradi olarak müdahale etmesinde, kendi içindeki iradenin de büyük bir önemi ve pay› oldu¤u gerçe¤ini hiçbir zaman inkar etmedi. Kendi içinde demokrasiyi esas alan Proletarya Partisi bu ilkeden hiçbir zaman taviz vermedi. Tüm üye, kadro ve sempatizanlar›n haklar›n› korumas›n› bilen bir parti olarak, en zor flartlarda bile bu ilkeyi uygulayarak bugünlere geldi. 1978 1. Konferans öncesinde de ayn› demokratik uygulamay› yapan Proletarya Partisi merkezi olarak seçilen delegelerle konferans›n› gerçeklefltirerek Türkiye s›n›flar mücadelesinin kendisine yükledi¤i misyonla hareket etti. 1. Konferans›n hemen öncesinde yaflanan bu tart›flmalar›n ard›ndan daha sonra ad›n› YHF (Yeni Hizipçi Faali-

yet) olarak parti tarihine geçecek bir oluflumla mücadele etmek zorunda kald›. Bu hizip parti içinde çok etkili olan bir hizip olmasa da, KK hizbinin alt edilmesinin hemen ard›ndan filizlenmesi, Parti içinde yeni bir tart›flma yaratt›. Marmara bölgesinde bir bölgeyle s›n›rl› olan YHF hizbi hakk›nda 1. Konferans›n ald›¤› karar ise Proletarya Partisi tarihine flu sözlerle geçecekti,

Bölgesel dönemden merkezi yap›ya kavuflan Proletarya Partisi’nin s›n›f mücadelesi içinde s›çrama yaratmas› ve devrime önderlikte, iradi olarak müdahale etmesinde, kendi içindeki iradenin de büyük bir önemi ve pay› oldu¤u gerçe¤ini hiçbir zaman inkar etmedi. Kendi içinde demokrasiyi esas alan Proletarya Partisi bu ilkeden hiçbir zaman taviz vermedi. “Hakk›nda idari tedbir al›nan iki kifli için yap›lan hizipçi faaliyet tespiti do¤rudur. JÖBK bu kiflilerden savunma istemeli, bu kiflilerin savunmas› al›nd›ktan sonra haklar›nda partiden ihraç, ya da kesin ihraç karar› al›nmal›d›r.’’ Karar›na ba¤l› olarak hareket eden Parti MK’s› görevlendirdi¤i Parti komitesi üzerinde bu hizip faaliyeti için-

de bulunanlar› uyararak, Partiye zarar vermekten vazgeçmelerini isteyerek, varsa farkl› görüflleri bunu Parti içinde kendilerine tan›nan demokratik bir çerçevede kullanmalar›n› söyleyerek ikna etmeye ve özelefltiri vermeye ça¤›rm›flt›r. Konferans esnas›nda da bir yanl›fll›k ve haks›zl›k yap›lmamas› için, Konferansta sorun ele al›narak tart›fl›lm›fl YHF’in ‘Konferansa’ bafll›kl› mektuplar› okunarak buna göre karar verilerek bu hizbin bafl›n› çeken “bu kiflilerin elefltirileri yap›c› de¤il, y›kmaya yöneliktir. JÖBK ve ÖK flahs›nda Proletarya Partisi’nin bütününü hedef alan bir anlay›fl›n ürünüdür’’ denilerek yine de kazan›c› yaklafl›lmas› istenmifltir. Bu hizbin temel ç›k›fl› ise Konferans›n yap›lmas›n› ‘TKP/ML’yi yeni bir tasfiyeci sürece’ sokma iddias›d›r. Yap›lan görüflmeler ve tart›flmalar sonucunda Ekim 1978’de MK konuya iliflkin Partiye yapt›¤› aç›klamayla bu hizbin geldi¤i aflamay› ise flöyle aç›kl›yordu. “Proletarya Partisi’nin durumu ile ilgili bir ikinci mesele ise, Parti konferans›n›n hemen öncesinde bir bölgemizde ortaya ç›km›fl olan Yeni Hizipçi Faaliyet’ti (YHF) Komünist say› 1’de bu hizip faaliyeti hakk›nda Parti 1. Konferans›’nda al›nan karar ve Merkez Komitesinin bu karar do¤rultusundaki giriflimleri anlat›lm›flt›. Parti Konferans›n›n ve Merkez Komitesinin tavr› karfl›s›nda YHF bu kararlar› tan›mad›¤›n› aç›klayarak, örgütsel ayr›l›¤›n› bir kez daha ilan etti. 4 sayfal›k bir aç›k mektup ile tutumlar›n›, Merkez Komitesinin ortaya ç›kt›¤› üst bölgedeki sorumlu kadro ve militanlar›n yürüttükleri mücadele, di¤er yandan YHF içinde bulundu¤u alt bölgedeki kadro ve militanlar›n ilkeli ve sorumlu tav›rlar› ve YHF’ye karfl› tav›r almalar› YHF’nin tecrit olmas›na yol açt›. YHF’nin di¤er bölgelerde yürütmeye çal›flt›¤› hizip faaliyeti ise, yine kadro ve militanlar›n partiye


sahip ç›kan ve parti birli¤ini gözeten tutumlar› neticesinde bofla ç›kart›ld›. Bu geliflmelerin karfl›s›nda YHF’nin bafl›n› çeken bir arkadafl, kendisi ile yap›lan görüflmelerde niyeti ne olursa olsun objektif olarak hizipçilik yapt›¤›na ikna oldu ve iliflkilerini da¤›t›p onlara tekrar Partiye özelefltirileri ile birlikte geri al›nmalar› için baflvurmalar›n› söyledi. Kendisi de ayn› yolu tuttu. Böylece bu hizip faaliyeti 1-2 iflah olmaz›n d›fl›nda tümüyle da¤›ld›.’’ Bu hizbin etkilerinin k›r›lmas›ndan sonra Parti içinde 1. Konferans› takip eden tart›flmalar devam etti. Parti içinde örgütsel sorunlardan kaynakl› ve kiflilerin kendisini dayatt›¤› giriflimlerin uç vermesiyle tek tek hizip faaliyetlerine yönelik giriflimler olduysa da bunlar pek etkili olamadan Parti taraf›ndan da¤›t›ld›. RZ vb. adla an›lan birkaç unsurun Partiyi k›sa bir süre u¤raflt›rmalar›n› saymazsak, en silik hiziplerden biri de Proletarya Partisi tarihine Kurtulufl Yolu olarak geçen hizip olmufltur. ‹stanbul bölgesinde ve daha çok ö¤renci gençlik içinde etkili olmaya çal›flan bu hizbin de temel ç›k›fl› Partinin mevcut görüfllerinin hedef al›nmas›yd›. Yay›nlad›klar› birkaç broflürle yay›n faaliyeti d›fl›na ç›kamayan bu hizbin kitle içinde etkili olmas› söz konusu de¤ildi. Partinin o döneme kadar ç›kan hiziplerden ç›kard›¤› derslerle birleflen yönü bu hizbin k›sa dönemde etkisiz hale gelmesini sa¤lad›. K›sa bir ömrü olan bu hizbin içinden yapt›klar› yanl›fl› görerek partiye özelefltiri verip dönenlerin d›fl›nda, hizip bafl›n›n hiçbir iddias›n›n kalmamas› ve mücadeleden uzaklaflmas›yla Kurtulufl Yolu hizbi de tarihin sayfalar› içine bir not olarak düflmekten öteye gidemedi. Proletarya Partisi tarihi göstermifltir ki, parti d›fl›nda sorunlar› halletmek mümkün olmam›flt›r. Çok iddial› ortaya ç›kan birçok unsur süreç içinde erimifl gitmifl, ya

da mücadeleyi b›rakmay› aç›ktan söylemedikleri için önce hizip faaliyetinde bulunmufl, k›sa bir süre sonra da sessizce köflesine çekilerek mücadeleden tamamen kopmufllard›r. Bunu hiç abartmadan söyleyebiliriz. ‹ddia sahibi oldu¤unu söyleyen hiziplerden biri de GKK’dir. (Geçici Koordinasyon Komitesi) GKK hizbinin temel ç›k›fl› 1. MK’n›n sa¤ sapmas›na karfl› idi. 1. Konferansta seçilen MK ilk bafllarda esas olarak Marksist Leninist Maoist bir hatta idi. Partiyi toparlamada ve ileriye tafl›mada büyük bir çaba sarf edildi. Partinin kitleselleflmesinde, di¤er oportünist ve revizyonistlere karfl› ideolojik mücadelede ileriye at›lan ad›mlar› 1. MK, silahl› mücadele ve parti içi di¤er sorunlarda atamad›. 12 Eylül askeri cuntas› ba¤›rarak geliyorum demesine karfl›n, 1. MK, gerekli öngörüye sahip olamad›¤› için Parti bu sürece haz›rl›ks›z yakaland›. Devrimci mücadelenin ivme kazand›¤›, halk kitlelerinin devrimci harekete ve Proletarya Partisi’ne yönelimlerin oldu¤u bir durumda 1. MK, silahl› mücadele için çaba harcayaca¤›na, Parti içinde yeni tart›flma ve kaoslara yol açan yeni tart›flmalar bafllatt›. 4. toplant›s›yla tam olarak sa¤a kayan 1. MK, ülkede bar›flç›l mücadelenin esas oldu¤unu söyleyerek, gerilla savafl›na haz›rl›k döneminden bahsetmeye ve bu tezini teorilefltirmeye bafllad›. Bu tezler ve bak›fl aç›s› parti içinde tart›flmalar› ve 1. MK’ya karfl› ciddi tepkilerin do¤mas›n› da beraber getirdi. ‹flte tam da bu aflamada May›s 1980’de GKK, yay›nlad›¤› 16 sayfal›k bir yaz›yla partiye cepheden bayrak açt›. GKK’n›n bafl›n› çeken unsurlar›n sa¤l›ks›z ve Partiyle örgütsel anlamda ciddi sorunlar› olanlar›n olmas› ise bir baflka sorundu. Görünürde ‘hakl› bir karfl› ç›k›fl olsa da’ yöntem ve sorunu Partiyle halletme, tart›flma platformundan kaçarak aceleci, ben mer-

kezci bir bak›fl aç›s›yla Partiyi düze ç›karacaklar›n› sanan bu hizbin söylem ve pratiklerinin de bir ve ayn› olmad›¤› çok k›sa bir süre içinde anlafl›ld›. Proletarya Partisi tarihine ad› “k›r kaçk›nlar›” olarak geçen GKK hizbi tam da ad›na uygun davrand›. 1. MK’y› silahl› mücadelede ›srarl› olmamakla suçlayan ve bunun için cepheden bayrak açan bu k›r kaçk›nlar› hizbi, birkaç kafadarla Dersim’e yapt›klar› silahl› ‘ç›kartmayla’ bir ay bile dayanamay›p solu¤u tekrar flehirlerde ald›lar. fiehirlerde yap›lan ve Proletarya Partisi’nin askeri çizgisiyle uzaktan yak›ndan ilgisi olmayan eylem çizgisiyle birkaç bakkal ve esnaf› soyan bu hizip art›klar›, büyük bir ‘silahl› mücadele verdiklerini’ san›yor ve hayat onlar› her defas›nda gerçeklere vuruyordu. 12 Eylül askeri cuntas› birçok hareketi oldu¤u gibi GKK hizbini de pençesine alarak eritti. GKK 12 Eylül döneminde hapishanede (ki bunlar›n tamam›na yak›n› ‹stanbul hapishanelerinde kal›yordu) uzun bir dönem varl›klar›n› korumaya ve devam ettirmeye çal›flt›lar. Ancak hayat onlar›n›n bu yanl›fl ve parti y›k›c›l›¤›n› affetmiyordu. GKK’n›n bafl›n› çeken esas iki unsur düflman cephesine geçerek hainleflti. Ve nihayetinde GKK 1983’lerin sonunda tüm hapishanede bulunan devrimci yap›lara ve örgütlere yay›nlad›klar› bir bildiriyle kendilerini fesh ettiklerini aç›klayarak Partiye döneceklerini aç›klad›lar. Fesh olay›ndan sonra tek tek özelefltiri yapanlar›n durumu de¤erlendirilerek yeniden sempatizan olarak kabul edilenlerin ve bireysel kalanlar›n d›fl›nda, özelefltiri verdikleri halde Partiye verdikleri zarardan dolay› Parti saflar›na al›nmayanlar da oldu. Ve böylece GKK tarihe kar›flarak yok olup gitti. 12 Eylül 1980 askeri faflist darbesi Türkiye co¤rafyas› üzerine bir kara basan gibi çöktü. Devrimci

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

39


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

40 hareket cuntaya haz›rl›ks›z yakaland›. Faflist cunta toplumun birçok muhalif kesimini ezerken bundan devrimci hareket de nasibini ald›. Türkiye devrimci hareketinin yenilgisiyle tamamlanan bu dönem, ayn› zamanda ülkemizde gericilik ve irtica y›llar› oldu. Cunta tüm cephelerden, ekonomik, siyasi, ideolojik olarak sald›r›rken, davadan dönmeler, ideolojik savrulufllar da ciddi tahribatlar yaratt›. Tam da böylesi bir dönemde Proletarya Partisi bir yanda cuntaya karfl› mücadele ederken, di¤er yanda da kendi iç görevlerini yerine getirmek için yo¤un bir u¤rafl içine girdi. Bu, Parti 2. Konferans›n›n haz›rlanmas›yd›. Konferans›n temel konular› silahl› mücadelenin ciddi olarak tart›fl›lmas› ve uluslararas› alanda yaflanan Mao ve çizgisine sahip ç›kma olarak flekillendi. AEP’in bafl›n› çekti¤i Mao Zedung’u red etme tart›flmalar›na 1. MK’n›n yalpalayan tavr›na karfl›, Proletarya Partisi cesaretli bir flekilde Mao Zedung yoldafl› sahiplenerek bu tavr›n› 2. Konferansa tafl›d›. 2. Parti Konferans›’n›n cunta flartlar›nda ve tam da mücadelenin en k›zg›n alan›nda yap›lmas› ise baflka bir baflar›yd›. Konferansta canl› ve ciddi tart›flmalar yafland›. Bu tarihi konferans Proletarya Partisi tarihine özetlenmifl biçimiyle

flöyle geçti. “Konferans›n gündem maddelerinin hemen tümünde iki çizgi mücadelesi sürdü. Parti çizgimize inançs›zl›k ile meflhur revizyonist-Troçkist k›rmas› çizgi tart›fl›lan her konuda ço¤unlukla mahkum edildi. Konferansta karar haline gelmeyen di¤er birçok temel meselelerde k›saca görüfl belirtildi. Revizyonist-Troçkist çizgi savunucular› ülkede kapitalist üretim iliflkileri hakimdir, bafl çeliflme komprador burjuva-toprak a¤alar›n›n iç içe geçti¤i yar›-feodal sistemle halk y›¤›nlar› aras›ndaki çeliflmedir. Bir baflka deyiflle yerli gericilikle halk y›¤›nlar› aras›ndaki çeliflme bafl çeliflmedir. K›rlar›n esas, flehirlerin tali olmas› ilke de¤ildir. Meselenin böyle ele al›n›fl› mekanikliktir. Mücadele neredeyse orada olmal›y›z. Halk savafl› askeri bir stratejidir. Tüm sömürge-yar› sömürge, yar›-feodal ülkeler için genellefltirilmemelidir görüfllerini savundular. Bunlara karfl› ço¤unluk Partinin görüfllerinin do¤ru oldu¤unu savundu. K›sacas› getirilen görüfller eski oportünist o b›kt›r›c› türkülerin tekrar›yd›. Proletarya Partisi’nin 2. Konferans› ilk gündem maddesi olan 57/60 deklarasyonlar›n›n tart›fl›lmas›yla bafllad›. Bu gündem maddesinde YD temsilcileri bu belgelerin özü itibar› ile oportünist oldu¤unu savundular. ML’ler ise bu belgelerin özü itibar›

ile ML oldu¤unu ve neden ML oldu¤unu kararda görüldü¤ü gibi ortaya koydular. Ayr›ca YD’nin bu belgeleri revizyonist olarak de¤erlendirmesinin Mao Zedung’u inkar etmek için bir ön ad›m oldu¤unu da savundular.’’ Parti içindeki yar› Troçkist çizgi savunucular› mahkum edilerek Mao savunulmadan ML savunulamaz fliar› hakim k›l›nd›. Konferans›n baflar›yla tamamlan›p seçilen MK’n›n göreve bafllad›¤› dönemde, Konferansta siyasi yenilgiyi hazmedemeyen yar› Troçkist yurtd›fl› hizbi Konferans sonras›nda yurtd›fl›nda ayr›l›¤›n› ilan etti. ‘Utangaçca hocac›l›¤› savunan ve Mao’yu usta görmeyen, sosyalizmde s›n›flar ve s›n›f mücadelesine, Mao’nun ö¤retilerine s›rt›n› dönen’ bu hizip, ad›n› ‘Bolflevik Partizan’ olarak koydu. Ancak Proletarya Partisi tarihine yurtd›fl› mülteci hizbi olarak geçen ‘Bolflevik Partizan’ hizbi, ilk bafllarda YD’da Parti kadrolar›n›n ezici ço¤unlu¤unu saflar›nda tuttu. Hizip bafllar›n›n birço¤unun dönemin YD kademesinde yer almalar› ve Partinin Konferans sonras›nda YD’na yeterli müdahalesinin olmamas›n›n da getirdi¤i bofllu¤u ‘iyi’ kullanan hizip, k›sa bir dönem bu etkisini sürdürdüyse de, Partinin YD’na yapt›¤› müdahale ve yap›lan aç›k tart›flmalar sonunda YD hizbinin etkisi çok geçmeden k›r›-


larak kadro ve taraftarlar›n tekrar Parti saflar›na dönmesi sa¤land›. Yurtd›fl› Mülteci hizbi de di¤er hizipler gibi, halk›n deyimiyle sözünün eri olamad›. Dediklerinin arkas›nda durmad›. Büyük sözler ederek, düflmana en küçük bir yönelime girmedi. Kapa¤› att›klar› YD’›nda, sürekli olarak aray›fl içinde oldular. ‘Yaz›p çizmeleri’ bir türlü bitmedi. Tanr› aray›c›lar› gibi arad›lar, fakat tanr›lar›n› bir türlü bulamad›lar. Birkaç senede bir kurduklar› hayali partilerle ‘Türkiye ve Kürdistan halklar›n›n’ kurtar›c›lar› olma iddias›nda oldular! Fakat bir türlü mücadelenin s›cakl›¤› içinde olmad›lar. Gerçekler bu hizbi de hayat›n kenar›na iterek siliklefltirdi. Bu dönemden sonraki geliflmeleri ve ç›kan hizipleri anlayabilmek ve Partinin geçirdi¤i evreyi kavrayabilmek için 2. Konferans sonras›n› iyi de¤erlendirmek gerekiyor. YD mülteci hizbinin alt edilmesinden sonraki geliflmeleri flöyle özetleyebiliriz. Yine Parti belgelerinde bu dönem flu flekilde özetlenmifltir. ’’2. Merkez Komite üyeleri çok geçmeden düflman taraf›ndan ya yakaland› ya da çat›flma ve iflkencede flehit düfltü. Proletarya Partisi’nin ‹kinci Genel Sekreteri olan Süleyman Cihan, 1981 y›l›nda düflmana esir düfltü. Yo¤un iflkenceye tabi tutulan Parti Genel Sekreterimiz, Kaypakkaya’n›n iflkencede ‘ser ver, s›r verme’ komünist tavr›n› sürdürerek düflmana en küçük bir s›r vermemifltir. (...) 2. Konferans›n seçti¤i MK k›sa sürede birçok üyesini kaybetti. Bu tarihten sonra MK atamalarla güçlendirilmeye çal›fl›ld›. Ancak bu ( 2. MK 5. Toplant›s› sa¤ sapman›n teorik olarak sistemlefltirildi¤i ve parti içinde çok ciddi tart›flmalar›n yaflanarak, merkezi önderli¤e duyulan güvensizli¤in de had safhaya ç›kt›¤› dönem oldu yn.) kez Parti çizgisinde sa¤ sapmaya düflüldü ve gerilla savafl›nda gerilemeye gi-

dildi. 1980 askeri darbesinden sonra Parti güçlerimizin önemli bir bölümü yurtd›fl›na tafl›nm›flt›. Tecrübeli ve yetkin kadro ve militanlar›n birço¤u hapishanede bulunuyordu. Parti önderli¤i esas olmas› gereken alana de¤il, yurtd›fl›na yerleflmiflti. Parti önderli¤inin sa¤-oportünist çizgiye sapmas›yla özellikle Dersim bölgesinde geliflen ve ciddi boyuta varan askeri bak›fl afl›s›n›n, dogmatizmin, sekterizmin, tohumlar› 2. MK’n›n örgütsel olarak ciddi darbeler ald›¤› 1982-83 y›llar› sonras› oldu.” Proletarya Partisi tarihine 2. MK çizgisi olarak geçen ve bunun tam karfl›t› olan sol çizgi, Proletarya Partisi’ni adeta yeni bir uçuruma do¤ru sürüklüyordu. Güvensizlik, inançs›zl›k ve yeni aray›fllar bu dönemde Parti içine sirayet etmifl ve Parti s›n›f mücadelesinin gerisinde kendi iç sorunlar›yla bo¤uflan bir konumda kalm›flt›. Cuntan›n yo¤un bask› ve sindirme y›llar›nda onca badireyi atlatarak silahl› mücadelede ›srarl› davranan ve 12 Eylül askeri cuntas› döneminde genel bir karfl› koyufl yokken, Proletarya Partisi’nin ülke k›rlar›ndan verdi¤i silahl› karfl› koyuflla umut oldu¤u bir süreçte ve en önemlisi de Parti güçlerinin toparland›¤›, 3. Konferans gibi tarihi bir oturuma haz›rlan›rken Parti içinde sa¤ ve sol çizgilerin Partiye verdi¤i zarar›n etkileri bugünlere tafl›nan sürecin bafllang›c› oldu. 1986’ya gelindi¤inde Parti adeta yeni bir bölünmeyle karfl› karfl›ya b›rak›ld›. Hapishaneden ç›kan kadro ve militanlar›n duruma müdahale eden çabalar›yla Dersim’de sorunu halletmeye gidip 3. Konferans oturumunu gerçeklefltirmek için yapt›klar› görüflmeler s›ras›nda, düflman›n ald›¤› bir ihbar sonucu yedi delege yoldafl›m›z›n katledilmesiyle Parti çok büyük bir kaosa sürüklendi. DABK’›n MK’y› tan›mama tavr›n› resmilefltirmesi sorunu iyice ç›kmaza sokarak Konferans›n

ertelenmesini gündeme getirdi. Tüm çaba DABK’›n Konferansa dahil edilerek partiden kopmalar›n› engellemekti. Bu tart›flma döneminde DABK baflka bir dayatmayla Parti karfl›s›na ç›kt›. Bu dayatma konferans›n yeri ile ilgiliydi. Düflman›n tam bir bilgiye sahip oldu¤u ve her an yeni bir operasyon yapmaya haz›rland›¤› koflullarda konferans›n nerede olaca¤› dayatmas›n› getiren DABK elinde bulundurdu¤u silahl› gücü Partiye karfl› bir koz olarak kullanarak kendisini dayatma tavr›n› sürdürüyordu. Ad› konmam›fl bir cepheden bayrak açma tavr›na karfl› Parti birli¤ini koruma, salt askeri bak›fl aç›s›yla mücadele etme ve ‘biz 2. MK’yla ayn› masaya oturmay›z’ gibi Parti içinde demokrasiyi tamamen ortadan kald›ran ve Parti içinde iki çizgi mücadelesini red eden bu bak›fl aç›lar›n›n etkilerinin k›r›lmas› için yo¤un bir çaba sarf edildi. Ancak DABK bir türlü ikna olmuyor ve kendi ‘do¤rular›nda’ ›srarl› davran›yordu. Tüm ikna çabalar›na ra¤men ikna olmayan DABK’›n tavr›na bir yerde dur denerek 3. Konferans haz›rl›klar›na devam edildi. Bu tart›flmalar›n devam etti¤i dönemde 1987 y›l›nda yurtd›fl›nda bir baflka hizipçi faaliyet, Partiye bayrak açt›¤›n› ilan etti. Kendisine ‘Maoist Parti Merkezi’ ad›n› koyan bu hizip, yar› Troçkist-Kautsky’nin görüflleriyle harmanlanm›fl uyduruk teorileriyle ortaya ç›karak Partiye kafa tutmaya çal›flt›. Yaman Mao’cular olarak ortaya ç›kan bu hizip, Mao’nun ve Kaypakka’n›n tüm tezlerini red ederek Troçkizm’den esinlenen görüfllerini yeni görüfllermifl gibi dayatarak ortaya ç›kt›. Halk Savafl›, yar›-sömürge kavram›, bafl çeliflki, s›n›flar›n mevzilenmesi ve devrimdeki rolleri, uluslararas› hareketi de¤erlendirme ile, partinin mevcut görüfllerini redde dayanan uydurma teoriyle, bir gecede devrim yapma, saatlerin say›l› oldu¤u savafllar ç›-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

41


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

42 karma gibi orijinal(!) görüflleriyle kendilerini avutup, Partiyi oyalamaya çal›flt›lar. 1987’nin bafllar›nda YD’la s›n›rl› olan bu hizip, b›rak›n söylediklerine sahip ç›kmay›, k›sa sürede silinip gitti. DABK’›n ikna çabalar› sonuç vermeyince Parti 3. Konferans› Ekim 1987 y›l›nda gerçeklefltirilerek bu döneme nokta kondu. 3. Konferans›, tarihi bir ad›m olarak k›sa sürede parti güçlerini toparlad›. Gerilla savafl›nda ›srarl› davranarak silahl› güçlerin yeniden tesisine giriflti. Önemli bir güç toparlayan 3. Konferans, DABK’› yeniden kazanma ad›na onun partinin bir gücü oldu¤unu kabul etti. 3. Konferans okun esas sivri ucunu sa¤ oportünizme yöneltirken, sol sapmaya karfl› yeterli bir mücadele yürütemedi. Bunda DABK’›n partinin bir gücü olarak tespit edilmesinin büyük rolü vard›. 3. Konferans›n baflar›yla tamamlanmas›n›n ard›ndan at›lan olumlu ad›m ve partinin ayaklar› üzerine dikilmesi için yo¤un bir u¤rafl ve çaba sarf edilirken, parti içinde 2. MK’c›lar olarak kendilerini ifade eden birçok kifli kendisini partiye dayatt›. Görev kabul etmeyen, yan çizen, Parti 3. Konferans›’nda ç›kan görüflleri kabul etmeyen birçok unsur yeni bir engel olarak Parti içinde boy vermeye bafllad›. Her f›rsatta Partiyi iç sorunlarla u¤raflt›ran ve adeta Parti içinde ayr› bir güçmüfl gibi hareket eden bu kesim, sadece YD’yla s›n›rl›yd›. Partinin tüm iyi niyetli çabalar›na ra¤men, kendilerini tecrit edilmifl saymas›nlar diye önemli görevler teklif edilen ve hatta, önderlikte bile yer alan bu kesim, Parti düflmanl›¤›nda ›srar ediyordu. Ve nitekim 1989 y›l›nda Partiye aç›ktan bayrak açarak hizipçiliklerini ilan ettiler. YD’da ç›kan bu hizip kendisine ‘Devrimci Partizan’ ad›n› koydu. Yeni bir mülteci hizip olarak oraya ç›kan ‘Devrim-

ci Partizan’ partinin tüm görüfllerinin geçersiz oldu¤unu ilan etti. Halk savafl›, iki devrim iki strateji, parti anlay›fl›, sosyo ekonomik yap›, s›n›flar›n tahlili konular›nda bilinen ve tekrardan öteye geçmeyen görüfllerini ‘Genel Hat Üzerine’ adl› bir broflürde toplayarak da¤›tt›lar. Türkiye’de bulduklar› birkaç kafadarla (ki bu unsurlar da önceden partiyle sorunlar› olan ve ço¤u 1988 y›l›nda ‹stanbul Metris Hapishanesindeyken yapt›klar› hizipçi faaliyetten dolay› at›lan kiflilerdi) yay›n organ› ç›karmaya bafllad›lar. En iddial› hiziplerden biri olarak kendisini ilan eden ‘Devrimci Partizan’ da di¤er hizipler gibi fos ç›kt›. Kendi söylediklerine kendileri inanmad›lar. Birbirlerine girdiler, hepsi birbirini suçlamaya bafllad›. Türkiye deyince bu teorinin en keskin savunucular› içinde bir iki kifli d›fl›nda kimse s›cak mücadeleye yanaflm›yordu. Devrimci mücadeleyi b›rakmaya bir bahane gerekiyordu. Bunu bulmufllard› ve partiye karfl› bayrak açarak da bunu siyasi bir k›l›fa büründürerek yapt›lar. Parti içindeyken, hiçbir görüflleri engellenmeyen ve üstelik DABK’›n ‘bunlar konferansa kat›lmas›n’ dayatmas› getirdi¤i dönemde parti, bunlar farkl› görüfl de savunsa, Konferansa kat›lmalar› bunlar›n da hakk›d›r diyerek Parti içindeki az›nl›¤›n tüm haklar›n› garanti alt›na al›rken, bunlar partiyi s›rt›ndan vurarak ayr›l›k ilan ediyorlard›. Ve nihayetinde bu hizip kendi söylediklerini bir yana b›rakarak, devrim diye bir sorunlar›n›n kalmad›¤›n› ilan edip 1992 y›l›nda kendilerini feshettiler. Kendi saflar›nda bulunanlar› serbest b›rakt›lar. Da¤›lan bu hizip içinde yanl›fl yapt›klar›n› gören ve hala içinde devrimci duygular tafl›yanlar›n bir k›sm› partiye, bir k›sm› da dönemin DABK saflar›na geçti. Hizip bafl› ise bayra¤›na “yaflas›n kapitalizm” yazarak ticarete at›ld›. Bu hizip de kendi görüfllerinin

hakim olmas›n› Parti d›fl›na ç›karak olaca¤›n› sand›. ‹nançs›zl›klar› önce kendilerineydi. Parti görüfl ve prati¤i ise sadece bir perdeydi. Bunun böyle oldu¤u süreç içinde ve hizbin kendisini fesh etmesiyle ispatlanm›fl oldu. Ve bu hizip de di¤er hizipler gibi Partiyi bir süre u¤raflt›rmaktan baflka bir ifl yapmad›. Ve da¤›l›p gitti. Proletarya Partisi 4. Konferans›n› Ekim 1991’de yapt›. Bu Konferans›n en önemli özelli¤i 3. Konferans’ta seçilen önderli¤in çok az bir kay›pla Partiyi 4. Konferansa tafl›mas› oldu. DABK 3. Konferanstan sonra elinde bulundurdu¤u askeri güce güvenerek Partinin hiçbir at›l›m yapamayaca¤› ve tekrar gelip kendilerine teslim olunaca¤›n›n hesab› içine girdi. Fakat bir fleyi hesaplamam›flt›, o da Mao’nun ortaya koydu¤u ‘do¤ru politika her fleyi yarat›r’ ilkesini unutarak, salt askeri bak›fl aç›s›nda demirlemesi oldu. Parti 3. Konferans sonras›nda çok ciddi at›l›m ve aç›l›mlar yapt›. K›rsal alanda yarat›lan gerilla grubuyla k›sa sürede DABK’›n askeri say›s›na yak›n bir güç oluflturdu. Gerilla savafl›na bak›fl›, ele al›fl ve geliflimi konusunda yeni aç›l›mlar yapt›. fiehirlerde iflçi s›n›f› içindeki örgütlenmesi ve güç toplamas› elle tutulur bir seviyeye geldi. Gençlik örgütlenmesi ka¤›t üzerinden ç›kar›larak kitlesel bir güç olma yolunda ciddi ad›mlar at›ld›. 4. Konferans›n topland›¤› dönem dünyada önemli geliflmelerin yafland›¤› bir süreçti. Bir yandan emperyalistlerin yeni dünya düzeni aç›l›m›, bir yanda Gorbaçov’un bafl›n› çekti¤i Perestroika ve Glastnost politikalar›yla Rusya’n›n da¤›lma sürecine girmesinin getirdi¤i ‘sosyalizm öldü’ türkülerinin tekrar tekrar söylendi¤i ve kitlelerin bu türkülerle etkilenmeye çal›fl›ld›¤›, milliyetçili¤in h›zla yay›ld›¤› bir dönemde toplanan 4. parti Konferans›n›n tüm bunlara ideolojik bir aç›l›m


43 (MZD) yerine Marksizm Leninizm Maoizm’in kabul edilerek karar alt›na al›nmas› 2. Ordu tüzü¤ünün kabul edilmesi ve parti tüzü¤ünde baz› de¤iflikliklerin yap›lmas›. Bunun yan›nda Türkiye ve dünyadaki geliflmeler ve silahl› mücadelenin ele al›nmas› tart›fl›larak Konferans sonuçland›r›ld›. 5. Konferansta 1987 ayr›l›¤› ve DABK’›n tutumu konunun hassasl›¤› gözönünde tutularak tart›fl›lmad› ve sorgulanmas› yap›lmayarak bu dönemin tart›fl›lmas› kongreye b›rak›ld›. 5. Konferansta DABK tam bir blok olarak hareket etti. Tüm gündemlerde birlikte hareket eden DABK’›n tavr› 5. Konferans› bölünmeyle yüz yüze getirdi. 5. Konferans sonras›nda DABK, grupçu tavr›n› ve parti içinde ayr› bir güç olarak hareket tavr›n› hiçbir zaman elinden b›rak-

lemeye bafllad›lar. Askeri Komisyon toplant›s›nda bu niyetlerini aç›kça ilan ettiler. 5. Konferansta tart›fl›lan parti içi bir karar› deflifre ederek bunu Partiye karfl› kullanmaya bafllad›lar. Partinin tüm iyi niyetli çabas› sonuç vermedi ve 18 Nisan 1994 y›l›nda Partiye darbe yap›ld›. Partinin darbeyi fark etmesi ve Parti iradesinin ezici ço¤unlu¤unun bu darbeye tav›r almas›yla darbeci tasfiyeci hizip Partiye cepheden bayrak açt›¤›n› ilan etti. Darbeci hizip; tüzük ihlali, parti anlay›fl›, parti içinde iki çizgi mücadelesi, sekter ve salt askeri bak›fl aç›s›n›n hakim oldu¤u bir hatta gelip demirlemiflti. En olmad›k sald›r›lar ve çirkince yöntemlerin yan›s›ra, Partinin tüm s›rlar› deflifre edildi. Parti kadro ve üyeleri, darbeci hizip “sayesinde” düflman taraf›ndan

nin önderli¤inde bir ay boyunca “birlik” boykot edildi. Parti sanc›l› ve zor bir sürece girmiflti. Bu zor sürecin 5. Konferans’la (1.OPK) atlat›labilece¤i hesapland›. May›sHaziran 1993’de 5. Konferans gerçeklefltirildi. 5. Konferans›n iki önemli sacaya¤› vard›. 1. ‹deolojik alanda Mao Zedung Düflüncesi

mad›. Görev bölümü sonras›nda Askeri Komisyonda ço¤unlu¤u elinde bulunduran DABK kökenli kadrolar, her f›rsatta Partiye meydan okumaya ve tehditler savurmaya bafllad›lar. Parti kökenli MK üyelerinin düflmana esir düflmesini f›rsat bilen DABK, Askeri Komisyon üzerinden hizip faaliyeti örgüt-

bilinir hale geldi. Parti güveni ve prestiji darbeci hizip taraf›ndan ayaklar alt›na al›nd›. Devrimci ahlak normlar› bir yana b›rak›larak, tehditler, ölüm kararlar›, fiziki sald›r›lar darbeci hizbin baflvurdu¤u yöntemler oldu. Proletarya Partisi tarihinde onca hizip ve ayr›lmalar olmas›na ra¤men bu döneme kadar

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

getirerek devrimde ve silahl› mücadelede ›srarl› davranmas› tarihi bir ad›md›. 4. Konferans, 1987 y›l›nda Partinin bir gücü olarak gördü¤ü DABK’la birlik karar› ald› ve bunun için bir komisyon kurdu. (Nas›l bir birlik ve DABK’›n salt askeri bak›fl aç›s› ve parti anlay›fl› fazlaca sorgulanmadan, DABK bu konularda e¤itilmeden ve dönüfltürülmeden al›nan birlik karar›n›n yanl›fll›¤› ve partiye verdi¤i zararlar daha sonra görülecek ve parti büyük yaralar alacakt›.) Birlik karar› do¤rultusunda Proletarya Partisi DABK’la Nisan 1992’de birleflti. “Birlik” gerçekleflti¤i halde DABK parti içinde kendi grup özelli¤ini koruyarak hareket etti. “Birlik” karar›n›n parti kamuoyuna aç›klanmas›ndan sonra Yurtd›fl›nda DABK flefleri-


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

44 Parti s›rlar›n›n iffla edildi¤i, tüm Parti yaz›lar›n ellerde dolaflt›¤›, kadro ve üyelerin deflifre oldu¤u baflka bir dönem yaflanmam›flt›r. Tüm bunlar› darbeci hizip yap›yor ve kendilerini ispatlamaya çal›fl›yorlard›. Ellerinde bulunan Parti silahlar› ve gasp ettikleri paralarla övünen darbeci hizip, silaha tapan çizgisi ve prati¤iyle, çok geçmeden birbirine düfltü. Darbe yapan klik bafllar› ajan ilan edildi ve tümüne yak›n› öldürüldü. Ad›na ‘Kardelen Hareketi’ dedikleri kendi içlerindeki bu operasyonun ‘tamamlanmas›ndan’ sonra, ‘bak›n içimizdekileri temizledik, gelin birlik yapal›m’ karar›n› ald›klar›n› söyleyerek partinin kap›s›n› çald›lar. Bununla da yetinmeyerek, parti taban›n›n “birlik” konusundaki hassasiyetini de gözönüne ald›klar› belli olan bir yaklafl›mla bu kararlar›n› kamuoyuna da aç›klad›lar. Birlik karar› alanlar s›kça bu kavram›n üzerinde durmaktad›rlar. Neden birlik? sorusu üzerine sayfalarca yaz› yaz›lmakta, propaganda yap›lmaktad›r. Ancak Neden darbe? sorusuna geçerli ve tatmin edici bir yan›t verememektedirler. Darbeci hizip Proletarya Partisine gönül vermifl halk›m›z›n “birlik” konusundaki hassasiyeti ve özlemini kullanan bu yaklafl›mlar›n› halen sürdürmekte, “birlik” söylemi üzerinden politika gelifltirerek, bunun kendileri aç›s›ndan “stratejik” bir mesele oldu¤unu ileri sürmektedirler. Darbeci hizbin Partiye cepheden bayrak açmas›yla bafllayan sürece Parti bir müddet sonra nokta koyarak, Parti birli¤inin tesisi ve 6. Konferans› örgütlemeye giriflti. MK ço¤unlu¤unun iradeyi yitirmesinden dolay›, sürece nas›l müdahale edilece¤i sorununu halletmek için Parti iradesine baflvuruldu. Parti iradesi bunu KÖK (Konferans› Örgütleme Komitesi) olarak ifadelendirdi. ‹rade KÖK’e devredildi. KÖK 6. Kon-

ferans›n örgütlenmesi ve Konferans gündemi üzerinde tart›flmalar yaparak ilerlerken, Parti içinde sa¤ bir çizgi boy vermeye bafllad›. Yaflanan sorunlar karfl›s›nda dirayetli olamayan ve kaçman›n bir yolunu arayan bu kesim kendilerine ‘Oluflumcular’ ad›n› verdi. Tüm çabalar› 6. Konferans›n (2. OPK) yapt›r›lmamas›yd›. Bulunduklar› mevkileri kötüye kullanarak, ellerinde bulunan ve Konferans için ayr›lan hiçbir fleyi Partiye teslim etmek istemiyorlard›. Nitekim; Partiye cepheden bayrak açmalar, darbeci hizip için bulunmaz bir f›rsatt›. Çarflaf çarflaf yaz›lar yaz›p yorumlar yapan darbeci hizip, Partinin da¤›lma sürecine girdi¤inin ve ‘hayat›n kendilerini ispatlad›¤›n›n’ teorilerini yap›p hayal dünyas›nda gezinirken, Parti bir kez daha ve kararl›ca, önüne ç›kan bu engeli de aflarak 6. Konferans›na do¤ru ilerliyordu. ‘Oluflumcu’ hizip ve parti dönekleri, mücadelenin kendilerine zor gelmesi ve süreci karfl›lama cüret ve kararl›l›¤› göstermeyerek çekip gittiler. Büyük laflar ettiler, fakat ettikleri büyük laflar kadar davranmad›lar ve çok geçmeden silinip her biri kendi köflesine çekilerek tuz buz oldular. Proletarya Partisi, darbe ve darbe sonras›nda peydahlanan hiziplere ra¤men HaziranTemmuz 1995 y›l›nda 6. Konferans›n› baflar›yla tamamlayarak bir kez daha merkezi yap›s›n› oluflturarak s›n›f mücadelesinde yerini al›yordu. 6. Konferans s›ras›nda ‘Oluflum’ hizbinin devam› niteli¤inde olan ve 6. Konferans iradesiyle KKSG (Konferans Kaçk›n› Suçlular Güruhu) olarak adland›r›lan bir kesim, ne pahas›na olursa olsun 6. Konferans› yapt›rmak istemedi. Ne kadar yalan ve dalavere varsa Konferans›n önüne süren bu suçlular güruhuna cevab› yine Parti iradesi verdi. Tüm ikna u¤rafl›na ra¤men kaçmay› kafalar›na koyan bu hizip sonunda Konferans esnas›nda Parti iradesini düflmanla kar-

fl› karfl›ya getiren ve imhas›na sebep olacak pratiklere girdi. Proletarya Partisi tarihinde “onbafl› darbesi” olarak adland›r›lan bu yaklafl›m, parti iradesine silah çekilmesi gibi uç bir boyutta kendisini gösterdi. Konferans›n bitmesiyle kendilerine ‘(TKP/ML-Birlik)’! ad›n› koyan bu hizip bozuntular› da teorilerinin arkas›nda durmad›lar. Bu hizip de sözünün eri olmad› ve kavgay› terk etti. K›sa sürede eriyip giden bu hizip de Partiye zarar vermekten ve düflmana objektif olarak hizmet etmekten baflka bir ifle yaramad›. Proletarya Partisi tarihi de göstermifltir ki, parti içinde hiziplerin varl›¤› parti içinde iradenin parçalanmas›, partinin düflman karfl›s›nda zay›f düflürülmesidir. Tüm ustalar Parti içinde sorunlar›n tart›fl›l›p iradeye ba¤lanmas›yla, bu iradeye uyman›n zorunlulu¤undan bahsederler. Bu iradeyle oynamak demek, parti iradesiyle oynamayla ayn› anlama gelir. Stalin bunu çok aç›k olarak flöyle belirtir: “Dolay›s›yla hiziplerin varl›¤›, parti birli¤iyle, demir disiplinle ba¤daflmaz. Hiziplerin varl›¤›n›n birçok merkezlerin varl›¤›na neden oldu¤u aç›kt›r; birçok merkezin varl›¤› ise partide ortak merkezin yoklu¤u, irade birli¤inin parçalanmas›, disiplinin gevflemesi’’ demektir der. Bu belirleme Proletarya Partisi aç›s›ndan çok daha ö¤reticidir. Proletarya Partisi’nin kuruluflunu takiben, önder yoldafl›n düflman taraf›ndan katledilmesinden sonra, deyim yerindeyse hep hiziplerle u¤raflt›. Her yöneliminde ad› de¤iflik, ancak verdi¤i zararlar bir olan hiziplerle cebelleflti. Parti kendi tarihini anlat›rken; ‘Proletarya Partisi’nin tarihi ayn› zamanda hiziplerle mücadele tarihidir’ diye adland›rmaktad›r. Bu tespit kesinlikle abart›l› bir tespit ve de¤erlendirme de¤ildir. Proletarya Partisi bugün s›n›f mücadelesinin olmas› gereken yerinde de-


45 ¤ilse, bunda 31 y›ll›k tarihinde hiziplerle bo¤uflmas›n›n önemli bir pay› vard›r. Hiziplerin varl›¤› ve ç›k›fllar› Partiyi önemli oranda engellemifl ve u¤raflt›rm›flt›r. Bu öyle basit bir olay de¤ildir. Bundan ç›kar›lacak dersler ›fl›¤›nda Proletarya Partisi tarihi ve mücadelesi incelendi¤inde görülecektir ki, hiziplerin bu mücadeleyi engellemede büyük paylar› olmufltur. Sözümüzü Mao yoldaflla ba¤l›yoruz: “Çin Komünist Partisi içinde birlik, direnme savafl›n› kazanmak ve yeni bir Çin kurmak için bütün milleti birlefltirmenin temel önkofluludur. On yedi y›ll›k geliflme süreci, Çin

teren kendili¤indencilik... haz›rl›ks›z, ilk at›lan ad›mlar içindeki yanl›fll›klar, özellikle örgütsel flematizm afl›lmaya çal›fl›ld›. Ama gerek bu müdahalelerin dört bir yana yumruk sallama kendili¤indencili¤i ve subjektivizmi sonucu yetersiz kalmas› gerekse de parti bünyesinin tafl›d›¤› yo¤un örgütsel yetmezlikler ve ideolojik zaaflar nedeniyle dirençle karfl›laflmas› sonucu ….. Partimiz köklü sorunlar›na köklü çözümler getiremedi. Partimizin ve bununla ba¤› içinde önderli¤in tafl›d›¤› zaaflar, sundu¤u zemin üzerinde etkili olan düflman sald›r›lar›yla önderli¤in giderek

melidir” der. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› yöneliminin temeline parti bilinci ve parti inflas›n› koymufl bulunuyor. Bu tespit Proletarya Partisi’nin içinden geçti¤i durum ve gücüyle do¤rudan ilintilidir. Lenin dünyay› ezilenlerin lehine de¤ifltirme mücadelesinde partinin önemi ve irade birli¤ini flu cümlelerle ifade ediyor. “Proletaryan›n iktidar mücadelesinde örgütten baflka hiçbir silah› yoktur.” Devamla; “iflçi s›n›f›n›n öncü gücü örgütünde yatar. Örgüt olmaks›z›n proletarya hiçbir fley gibidir. Örgüt oldu¤unda ise her fleydir’’ bu de¤iflmez yakla-

Komünist Partisine, iç birli¤i sa¤laman›n birçok yolunu ö¤retti. Partimiz flimdi çok daha olgun bir partidir. Dolay›s›yla, direnme savafl›nda zafere ulaflmak ve yeni bir Çin kurmak u¤runa verdi¤imiz mücadelede bütün halk için güçlü bir çekirdek meydana getirebiliriz. Yoldafllar birlik oldu¤umuz sürece, bu hedefe kesinlikle ulaflabiliriz’’ der. ‹flte Proletarya Partisi’nin gerçekli¤i bu k›sa tarihi içinde sakl›d›r. Proletarya Partisi böyle bir tarihi süreçten geçerek bugünlere geldi. 6. Konferans›n zorluklar› da bu tarihi geliflmeden ba¤›ms›z de¤ildir. 6. Konferans sonras›nda al›nan darbeler ve Proletarya Partisi’nin irade sorunuyla karfl›laflmas› süreci ileriye tafl›mada engelleyici unsur oldu. Bu süreç içinde Dersim bölgesinde gerilla faaliyetinin tasfiye olmas› ve ardarda al›nan darbeler, süreci karfl›lamada engelleyici yönleri teflkil ediyordu. Buna “… öteden beri flekillenen al›flkanl›klara, beklentilere göre önümüze görevler koymak olarak kendini gös-

daralmas›, yükleri sürekli a¤›rlaflt›rd›¤› gibi faaliyetin aksamas›nda, sorunlar›n büyümesinde at›lan ad›mlar›n sonuçlar›n›n etkilenmesinde ya da azalmas›nda önemli bir rol oynad›.’’ Proletarya Partisi, tüm bu örgütsel ve sürecin bütünlüklü bir de¤erlendirmesini yaparak önündeki yönelimini belirlemifl oldu. Bu yönelim “Parti bilinci, devrim bilinci ›fl›¤›nda, süreklili¤i sa¤lanm›fl gerilla savafl› için parti inflas›nda derinlefl, kitle çal›flmas›nda yo¤unlafl’’ fliar›d›r. Bu yönelim çok kapsaml› ve derin bir içeri¤e sahiptir. Bu yönelimin kavranmas›n›n yegane yolu, bu fliar›n kavranmas›yla do¤rudan ba¤lant›l›d›r. Bu fliarda dünya ve Türkiye gerçe¤inin bilince ç›kart›lmas›, sürecin tahlil edilmesi vard›r. Bunlar› görmeden ve kavramadan yedinci yönelimi bilince ç›kartmak mümkün de¤ildir. Lenin “Her belirli anda, bütün zinciri tutmak için kavranmas› gereken halkay› bütün gücüyle kavramay› ve ikinci halkaya geçifli sa¤lamca haz›rlamay› bil-

fl›m› Çin gerçe¤ine uyarlayan Mao Zedung ise “E¤er devrim olacaksa, mutlaka devrimci bir parti olmal›d›r. Devrimci bir parti olmadan, ML devrimci teori üzerinde ve ML devrimci tarzda infla edilmifl bir parti olmadan emperyalizmi ve uflaklar›n› alt etmede, iflçi s›n›f›na ve genifl halk kitlelerine önderlik etmek imkans›zd›r” der. Stalin yoldafl da partinin tarihsel önem ve gereklili¤ini toparlad›¤› o engin görüfl ve tecrübelerini özetlerken partinin öneminden flu sözlerle bahsetmektedir. “Parti iflçi s›n›f›n›n öncü müfrezesi”, “proletaryan›n savafl kurmay heyeti”, “parti proletaryan›n s›n›f örgütünün en yüksek biçimi..’’, “proletarya iktidar›n›n aleti olarak parti’’, “proletarya, diktatörlü¤ünü kurmak ve devam ettirmek için partiye muhtaçt›r. Parti, proletarya diktatörlü¤ünün bir aletidir.’’…. “Bundan ç›kan sonuç fludur ki, s›n›flar›n ortadan kalkmas› ve proletarya diktatörlü¤ünün yavafl yavafl, sona ermesi partinin de sona ermesine ne-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

Lenin “Her belirli anda, bütün zinciri tutmak için kavranmas› gereken halkay› bütün gücüyle kavramay› ve ikinci halkaya geçifli sa¤lamca haz›rlamay› bilmelidir” der. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› yöneliminin temeline parti bilinci ve parti inflas›n› koymufl bulunuyor. Bu tespit Proletarya Partisi’nin içinden geçti¤i durum ve gücüyle do¤rudan ilintilidir.


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

46 den olacakt›r’’ der. Tüm bunlar partinin devrim mücadelesinde kitlelerin öfkelerinin bir merkeze toplanmas› ve hedefe sevk edilmesi anlam›na gelir. Kendili¤inden hareketlerin baflar›ya ulaflmamas›ndaki en büyük sorun kitlelerin öfkelerinin bilinçli bir harekete ve en önemlisi de bilinçli ve hedefleri belirlenmifl bir örgütlülü¤e dönüfltürülememesidir. Parti tüm bunlar› tersine çeviren ve iktidar› bu savafl›mla kazanan örgütlü ve bilinçli bir merkezi önderlik anlam›na gelir. Bunu baflarmak için kendi içinde eylem ve söz birli¤ine sahip olmas› temel flartt›r. Bu olmadan ilerlemesi ve baflar›ya ulaflmas› mümkün de¤ildir. Ve tam da bu noktada Stalin yoldafl “hiziplerin varl›¤› ile ba¤daflmayan irade birli¤i olarak parti’’den bahseder. Ve devamla “Birli¤inden ve demir disiplininden güç alan bir parti olmadan proletarya diktatörlü¤ünü kurmak ve devam ettirmek olanaks›zd›r. Ama bütün parti üyelerinin irade birli¤i olmadan, hareket birli¤i olmadan partide demir disiplin düflünülemez. Kuflkusuz ki bu, partide fikir mücadelesine yer olmad›¤› anlam›na gelmez. Tam tersine, demir disiplin, elefltiriye ve fikir mücadelesine engel olmak flöyle dursun, partinin ba¤r›nda elefltiriyi ve fikir mücadelesini gerektirir.” der. Bu bak›fl aç›s› parti bilinci demektir. Parti olmadan ilerlemek, kitlelerle bütünleflmek mümkün de¤ildir. Parti demek örgütlenmek demektir. Parti demek, bilimsel olmak, dünyay› proletaryan›n ideolojisi olan Marksizm Leninizm Maoizm’le de¤ifltirmek demektir. Bu bilinç olmadan partiyi yaflatmak, gelifltirmek mümkün de¤ildir. Bundand›r ki, Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›n›n “Parti örgütlülü¤ünü güçlendirme görevi birincildir. Merkezi önderli¤i örgütlemeye daha bir önem’’ verilece¤i gerçe¤inde ifade etti¤i yaklafl›m› bugün aç›s›ndan Proletarya

Partisi için lüks de¤ildir. Bu ayn› zamanda parti inflas›nda derinleflme demektir. Parti demokratik halk devrimini gerçeklefltirmenin üç silah›ndan biridir. Parti yolumuzu ayd›nlatan fenerdir. Onsuz yürümek mümkün de¤ildir. “Parti inflas› konusunda içinde bulunulan objektif-subjektif flartlara ve taktik evreye uygun olarak önümüze koydu¤umuz bu görev ‹brahim Kaypakkaya yoldafl›n ‘parti silahl› mücadele içinde infla edilmelidir’ tespitiyle çeliflir mi? Elbette ki hay›r. Tam tersine içinde bulunulan somut flartlarda, hem Partinin önündeki di¤er görevleri lay›k›yla yerine getirmesine, hem de bugüne kadar kayda de¤er bir baflar› sa¤layamad›¤›m›z silahl› mücadelenin çok daha ileri ve yayg›n bir aflamaya ulaflt›r›lmas›na ve bugüne kadar edinilen deney ve tecrübelerin ›fl›¤›nda ona çok daha baflar›yla kumanda etmesine en iyi flekilde hizmet edecek taktik görev, onun demokratik merkeziyetçilik ilkesi temelinde, yaralar›n› ihtimamla sarmas›, süratle derlenip toparlanmas› ve kendini militan bir yap›ya kavuflturmas› taktik görevidir. Ki, bu parti inflas› genel görevinde, bugün için bu taktik göreve özel bir a¤›rl›k verilmesini ve bu görevin gereklerinin süratle ve lay›k›yla yerine getirilmesini gerektirir. Ayr›ca bizim parti inflas›n›n, ideolojik, siyasi, örgütsel görevleriyle, bütün bunlar›n hizmet etti¤i di¤er pratik görevlerimizi karfl› karfl›ya koymak gibi bir anlay›fl›m›z yoktur. (….) tart›flma götürmez bir gerçek ki, e¤er içinde bulunulan dönemin özgül flartlar› gere¤i gibi kavranmaz, bu dönemin mümkün oldu¤unca bilimsel diyalektik ve objektif flartlara uygun bir tahlili yap›lmaz, bu dönem çok daha a¤›rl›kl› biçimde önümüze koydu¤u ideolojik, siyasi, örgütsel görevlere s›k› s›k›ya sar›lmaz, tüm olumsuzluklara ve elveriflsizliklere ra¤men hayali de¤il, ama gerçek

sorunlar›n üzerine üzerine gidilmezse; tüm söylenenlere ve yap›lanlara ra¤men hem stratejik baflar›m›z›n koflullar›n›n haz›rlanmas›na fazla bir katk›da bulunulmam›fl olunur. (…) Devam edersek ve sorunun özüne do¤ru inersek, tart›flma götürmez bir gerçektir ki, tüm toplumsal süreç ve sorunlar gibi, alabildi¤ine canl› ve hareketli bir toplumsal organizmay› ifade eden parti ve inflas› süreç ve sorunlar› da; mekanik, basit, tekdüze de¤il, son derece karmafl›k ve girift bir görünüm ve muhtevaya sahiptir. Dolay›s›yla Parti ve inflas› sorun ve süreci tüm devrim sorun ve sürecinin odak noktas›n›, a¤›rl›k merkezini, temel halkas›n› oluflturmas›na ra¤men, asl›nda bizzat kendisi de bafll› bafl›na genifl ve çok yönlü bir çeliflkiler yuma¤› olma durumundad›r. Bu nedenle biz, tüm di¤er görev ve sorunlar›n oldu¤u gibi, parti ve inflas› sorununun da çok daha derinlerine inme, onun oluflturdu¤u çeliflkiler yuma¤›n›n da dü¤üm noktas›n› bulma, dahas› hem parti ve inflas› halkas›, hem de devrimimizin tüm di¤er halkalar›yla ilgili karmafl›k ve çok yönlü görev ve sorunlar›m›z›n tahliline ve çözümüne, öncelikle de bu ilk tayin edece¤i dü¤üm noktas›ndan hareketle bafllama zorunlulu¤uyla da karfl› karfl›yay›z. (….) gerçekten de sosyal prati¤in geliflim seyrinin on y›llar› bulan uzun bir birikim sonucu getirip önümüze koydu¤u, alabildi¤ine çok yönlü ve genifl kapsaml› görev ve sorunlara flöyle bir yak›ndan bakt›¤›m›zda ve onlar›n özüne do¤ru indi¤imizde, bütün görev ve sorunlar›na, son tahlilde, dolayl› veya da dolays›z biçimde gelip, yüksek bir teorik kavray›fla ve derin kültürel birikime sahip, deneyimli, tecrübeli, s›nanm›fl ML ilkeleri savunmada alabildi¤ine kararl›, onlar› hayata uygulamada ise alabildi¤ine esnek ve inisiyatifli, kal›c›l›¤› ve süreklili¤i sa¤lanm›fl ve güçlü bir komü-


nist merkezi önderlik çekirde¤inin yarat›lmas›, daha da özlü ifadeyle M. Suphi ve ‹. Kaypakkaya gibi gerçek komünist önderlere sahip olunmas› sorununa dayand›¤›n› rahatl›kla görebiliriz. Çünkü böylesine güçlü, sa¤lam, kal›c› ve sürekli bir merkezi önderlik çekirde¤ine sahip olunmad›kça, hem komünist partisinin inflas› görevlerinin baflar›yla yerine getirilmesi, hem komünist partisinin kendi kendisine önderlik ederek alabildi¤ine geliflip güçlenmesi, hem genifl kitlelere baflar›yla önderlik etmesi, onlar› devrimin görevleri do¤rultusunda baflar›ya seferber etmesi, hem de bu süreç içinde önüne ç›kan gerek kendisi ve gerekse kitlelerle ilgili tüm görev ve sorunlar› baflar›yla çözmesi ve yerine getirmesi asla mümkün olmaz. Ki; s›n›f mücadelesinin inflas› sorununun alfabesi olan bu gerçek evrensel bir gerçekli¤e sahiptir. Ve istisnas›z tüm komünist örgütlenmeler aç›s›ndan ayn› hayati önemi tafl›r. Önderlik –diyor Lenin yoldafl ‘her ortak eylem için gerekli flartt›r, fakat hepsinden öte, dünya tarihinin bu en büyük savafl›nda vazgeçilmezdir. Komünist partisinin örgütlenmesi, proletarya devriminde komünist önderli¤in örgütlenmesidir. ‹yi bir önder olabilmesi için, partinin kendisinin iyi bir önderli¤i olmal›d›r. Buna ba¤l› olarak, örgütsel çal›flmam›z›n esas görevi proleter devrimci hareketin önderli¤i için, yetenekli yönetici organlara sahip, verimli komünist partiler e¤itmek, örgütlemek ve yetifltirmektir’ der. Yukar›da aktard›¤›m›z anlay›fltan da aç›k olarak anlafl›laca¤› gibi, komünist partisinin örgütlenmesinin en temel halkalar›ndan biri önderli¤in örgütlenmesi görevidir. Partinin tespit etti¤i görevleri yerine getirmesi aç›s›ndan önderli¤in gere¤i vazgeçilmez bir flartt›r. Ve zorunludur. Önderlik, partiyle bütünleflti¤i zaman anlam kazan›r, yoksa parti bir tarafa, ön-

derlik bir tarafa olmaz. O zaman görülecektir ki, bu noktadan itibaren partinin s›n›f mücadelesine önderlik yapabilmesi için Lenin yoldafl›n deyimiyle partinin iyi bir önder olabilmesi için ‘partinin iyi bir önderli¤i olmal›d›r’ görevi hayati bir önem kazan›r ve bu kurum olmadan partinin s›n›f mücadelesinde önderlik rolünü oynamas› mümkün olmaz.’’ Önderlik savafl içinde piflecek ve ülke gerçe¤iyle birleflmifl bir birikime sahip olacakt›r. Önderlik sadece kitabi bilgilerin ezberlenmesinin toplam› de¤ildir. Asgari Marksizm Leninizm Maoizm bilimiyle donanm›fl ve ülke gerçe¤ini gören, bunu yak›n ve uzak bir taktik beceriyle s›n›f mücadelesine uygulayan önderlik ancak baflar›l› olabilir. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› tüm sorunlar›n yan›s›ra “Devrim Bilincinin’’ önemli bir yer tuttu¤unu tespit etti. Bu gerçek karamsarl›k de¤ildir. Aç›kça belirtmeliyiz ki, gerek ülkemizde, gerekse de dünya ölçe¤inde devrim bilincinde bir k›r›lman›n oldu¤u aç›kt›r. Bu durum tamamen sürecin kendisiyle aç›klanabilir. Emperyalizmin yo¤un ideolojik sald›r›s›, medya ve her türlü arac› kullanarak yapt›¤› bombard›man›n kitleler üzerinde yaratt›¤› etki, devrim bilincinin zay›flamas›ndaki en büyük etki olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Buna ek olarak 1990’larla birlikte Rusya ve Do¤u Blokunun aç›ktan havlu atmas›yla bafllayan sürecin de önemli bir etkisini belirtmeliyiz. Sorunu ‘biz zaten önceden söylemifltik’ aç›klamalar›yla izah edemeyiz. Bunun kitlemiz de dahil geri bilinçli insanlar üzerinde hiç de küçümsenmeyecek bir etkisinin oldu¤unu süreç bize gösterdi. Sosyalizmin bir ihtiyaç oldu¤u, emperyalizmin ve uflaklar›n›n bunca sömürü ve dünyay› felakete do¤ru sürüklemelerini engellemenin ancak devrimle mümkün oldu¤u bilincinin kitlelere tafl›nmas› temel

görevlerimizden biridir. Devrim bilincinin, aç›kt›r ki ideolojik duruflla ilintili oldu¤unu gözden kaç›rmadan, bu ideolojik k›r›lman›n ancak, devrim isteme bilinciyle alt edilebilece¤ini söylemeliyiz. ‹deolojik savrulmadan sadece kitlelerin etkilendi¤ini belirtmek eksik olacakt›r. Bu ideolojik savrulmada, Komünist partilerin, kadrolar›n da genifl ve küçümsenmeyecek bir etkilenme anaforuna girdi¤i aç›kt›r. Bu durum kitleleri yeni aray›fllara itti. Milliyetçilik ve din etkisi yükselen de¤erler olarak ortaya ç›kt›. Rusya’n›n da¤›lmas›ndan sonra türeyen Cumhuriyetler bunun sonucudur. Emperyalistler bu süreçte, toplumlar› ileri götürecek olan proletaryan›n tarihi rolünün bitti¤i, sosyalizmin çekicili¤ini yitirdi¤i demagojisine paralel gelifltirilen kapitalizmin her fley oldu¤u ideolojik söylemi kitleler üzerinde etkili olmaya bafllad›. Bu sald›r› sadece bir bölge ya da ülkeye özgü olarak geliflmedi. Dünya çap›nda gelifltirilen bu ideolojik sald›r›ya karfl› koyan devrimci ve komünist güçlerin zay›fl›¤› ve ayn› zamanda da¤›n›kl›¤›, emperyalist burjuvazinin geçici de olsa bir baflar› kazanmas›n› getirdi. Bu ideolojik etkinin bugün de tam olarak k›r›ld›¤›n› söylemeyiz. Birkaç y›l öncesine oranla, kitlelerde bir k›p›rdama olsa da bunun istenilen düzeyde ve gerçek hedeflerine yöneldi¤ini söylemek henüz erken bir tespit olur. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› ülkemizdeki ideolojik k›r›lman›n, dünyadaki geliflmelerden ayr› olmad›¤›n› vurgulayarak, Türkiye co¤rafyas›nda da kitlelerde bir güvensizlik ve aray›fl oldu¤unu tespit etti. Ve Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› bu k›r›lman›n ancak kitle çal›flmas›yla alt edilebilece¤inin, kitleler olmadan devrimi gerçeklefltirmenin mümkün olmad›¤›n›n alt›n› bir kez daha çizdi. Bu bak›fl aç›s› Proletarya Partisi’nin 7.

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

47


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

48 Konferans›’n›n “kitle çal›flmas›nda yo¤unlafl’’ fliar›yla ifadesini bulan bir yönelimi belirlemifl oldu. Proletarya Partisi’nin kitle çizgisi komünist önder Kaypakkaya taraf›ndan özlü bir flekilde ortaya konarak flöyle ifade edilmifltir: “‹htilalci kitle çizgisi fludur; Bütün bölgeler içinde en ileri bölge halk›yla birleflmek, orta bölgelerin düzeyini yükseltmek, geri bölgede de en ileri unsurlarla birleflmek, aradaki unsurlar›n düzeyini yükseltmek, geri unsurlar› kazanmaya çal›flmak. Yani sürekli en ileri kitlelerin en bafl›nda olmak fakat gerideki y›¤›nlardan kopmamak, onlar› ileriye do¤ru çekmek.” Bu bak›fl aç›s› tamamen do¤ru ve Marksist Leninist Maoist bir kitle çizgisinin ülkemiz flartlar›na uygun bir çerçevede çizilmesidir. Devrim kitlelerin eseridir. Dolay›s›yla kitleler devrimin yap› tafl›, hammaddesi, kahraman› ve öznesidirler. Bu bak›mdan kitleler ve kitle çal›flmas› sorunu her fleyden önce ideolojik ve devrim sorunudur. Kitle çal›flmas›n› küçümsemek demek, devrimi küçümsemek demektir. Kitleler olmadan ne komünist partisinin ne de önderli¤in anlam› kal›r. Kitleler olmadan ne yaflam, ne s›n›f mücadelesi, ne devrimci mücadele ve ne de özgürlü¤ün anlam› olur. Kitleleri kazanmak, sorunlar›na sahip ç›kmalar›n› sa¤lamak, onlar› örgütlemek ve savaflt›rmak olmazsa olmaz bir sorundur. Hem düflman›n, hem de bizim ana hedefimiz kitleleri kazanmak ve örgütlemektir. Komünist partisinin öncü ve örgütlü müfreze olmas› ancak ve ancak y›¤›nlarla bütünleflti¤inde, onlar› kendi önderli¤inde örgütleyip savaflt›rd›¤›nda anlam kazan›r. Komünist partisi önderli¤inde disipline edip örgütledi¤i kitlelerle devrimi gerçeklefltirebilir. Proletarya Partisi’nin kitle politikas›, hem kitlelerin kendili¤inden gelen hareketi yücelterek ekonomik mücadeleyi fetifllefltiren, siya-

sal devrimci mücadeleyi d›fllayan ekonomist anlay›fl›, hem de, s›n›f savafl›m›n› fokocu tarzda bir avuç ayd›n›n öfkeli ç›k›fllar›yla ileri götürmeye çal›flan ve sansasyonel eylemleri her fleye kadir gören fokocu anlay›fllar› kap› d›flar› eder. Ve bu sakat, çarp›k ve yanl›fl kitle politikas›na karfl› her zaman mücadele yürütür. Proletarya Partisi’nin kitle politikas›, Marksist Leninist Maoist kitle politikas› olan kitlelerden kitlelere ilkesidir. Bu politika, kitlelerin da¤›n›k-düzensiz sistemsizdisiplinsiz görüfllerini bir ö¤renci misali ö¤renip disiplinli-sistemlidüzenli görüfller haline getirerek, bir ö¤retmen misali tekrar tekrar kitlelere tafl›may› esas al›r. Kitlelerin ‘baflta ö¤rencisi olmal›’ esprisi iflte buradan gelir. Kitlelerle sürekli iç içe olunmaz ve onlara gidilmez ise, kitle nabz› elde nas›l tutulacak, psikolojileri nas›l bilinecek? Bu bak›mdan kitlelere dayanmak, güvenmek ve kitlelere sürekli giderek çeperi geniflletmek oldukça önemlidir. Çünkü y›k›lmayan tek kale ve devrilmeyen tek duvar özellikle komünist parti önderli¤indeki kitlelerdir. Kitleler ekonomik-siyasal-ideolojik-kültürel-demokratik vs olarak tan›namaz ise onlar›n kazan›lmas›na yönelik üretilen politikalar objektif de¤il, subjektif olur. Do¤ru bir politikan›n tespiti, ilk önce politikaya maruz kalan nesnenin objektif ve do¤ru biçimde tahlil edilmesini zorunlu k›lar. Do¤ru tahlil sonucu gelifltirilen politika, yetkin önderlik, do¤ru kadro politikas›, do¤ru çal›flma tarz›, do¤ru yöntem ve araçlarla bilinçli ve planl› flekilde prati¤e uyguland›¤›nda bu politikan›n maddi güce dönüflmemesi mümkün de¤ildir. Çeflitli sorunlar ve zorluklar ç›ksa da afl›lmas› zor de¤ildir. Kuflkusuz tüm bu do¤rular›n bulunmas›, gelifltirilmesi ve uygulanmas›, yetkin ve kurumlaflm›fl bir önderlikte mümkündür. Peki kitleler ne-

rededirler? Fabrikalarda, okullarda, semtlerde, kitle örgütlerinde k›sacas› her yerdedirler. Buradaki y›¤›nlar kendili¤inden bize gelmeyecektir. Bu bak›mdan kitlelerin oldu¤u yerlere gitmek, onlar›n sorunlar›n› ö¤renmek, kaynaklar›n› göstermek, çözümler sunmak zorunday›z. Onlar› ayd›nlatmak ve örgütlemek asli görevlerimiz olmal›d›r... Geçinmeci kitle çizgisi terk edilmeli, her alanda genifl kitleye ulaflmay›, onlarla bütünleflerek onlar›n içinde ve bafl›nda savaflmay›, onlar› düzeylerine göre örgütlemeyi, e¤itme, savaflt›rma ve harekete geçirmeyi kitle çizgimizin ana temelleri haline getirmek zorunday›z. Kitlelerden kopmak, ideolojik zay›fl›¤›n, çürümenin, dökülmenin ve yozlaflman›n temelidir. Y›llarca say›s› birkaç düzineyi geçmeyen, sürekli ayn› yüzlerle sürdürülen, ayn› basma kal›p faaliyetlerin usand›r›c› etkileri sonucu oluflabilecek ideolojik çürümenin de pan- zehirinin kitlelerle s›k› ve genifl siyasal ba¤lar kurmaktan geçti¤i bilinçlere kaz›nmal›d›r. Kitleleri kazanmak için ilk önce do¤ru bir kitle çizgisi bilincine sahip olmal›y›z... Daralma ve kitle say›m›zda gözle görülür bir art›fl›n olmamas› bu politikan›n tam olarak hayata geçirilmemesinde yatmaktad›r. Kitle çal›flmas›n› hangi araçlarla ve neye hizmet edecek flekilde yapmal›y›z? Bu, yönelimimizin hedefine ulaflmas› ve kitleleri gerçek hedefe yöneltmek aç›s›ndan da önemlidir. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›, tüm çal›flmalar›m›z›n “süreklili¤i sa¤lanm›fl gerilla savafl›’’ için olmas› gerekti¤i bilincinden hareketle, savafla göre flekillenmeyen hiçbir çal›flman›n iktidar mücadelemize hizmet etmeyece¤i gerçe¤inin üzerinde durarak parti çal›flmas› esas›n›n bu oldu¤unu belirledi. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›, ülkemiz devriminin uzun sü-


reli bir silahl› mücadeleden geçece¤i bilincinin kaybedilmeden, kitle çal›flmas›nda yo¤unlaflma yönelimi belirledi. Bunun araçlar›n›n sadece bir olmad›¤› bin bir yol ve yöntemin kitle çal›flmas› için kullan›labilece¤ini ve bunun koflullar›n›n ülkemizde çok daha fazla oldu¤unu belirtir. Mao Zedung Çin gerçe¤inden yola ç›karak k›rsal alanda köylüler içindeki kitle çal›flmas›n› flu sözlerle dile getirir: ‘’E¤er halk›, sadece savafl› yürütmek için seferber eder ve baflka hiçbir fley yapmazsak, düflman› yenmeyi baflarabilir miyiz? Elbette ki hay›r. “E¤er kazanmak istiyorsak, daha pek çok fley yapmam›z gerekir. Köylülerin toprak mücadelesine önderlik etmeli ve onlara toprak da¤›tmal›y›z; onlar›n çal›flma flevkini yükseltmeli ve tar›m üretimini art›rmal›y›z; iflçilerin ç›karlar›n› korumal›; kooperatifler kurmal›, d›fl bölgelerle ticareti gelifltirmeli ve kitlelerin karfl›laflt›klar› meseleleri, yani yiyecek, giyecek, konut, yakacak, pirinç, yemeklik ya¤ ve tuz, hastal›k ve sa¤l›k, evlenme gibi meseleleri çözmeliyiz. K›sacas› kitlelerin günlük hayattaki bütün pratik meselelere önem vermeliyiz. E¤er bu meselelerle ilgilenir, bunlar› çözer ve kitlelerin ihtiyaçlar›n› karfl›larsak, kitlelerin refah›n› gerçekten sa¤lar›z. Ve onlar da gerçekten bizim etraf›m›zda toplan›r ve bizi içtenlikle destekler. Yoldafllar; o zaman onlar› devrimci savafla kat›lmak üzere harekete geçirebilir miyiz? Elbette ki geçirebiliriz. Halbuki kadrolar›m›zdan baz›lar›nda görülen e¤ilim fludur; Onlar sadece K›z›l Ordunun geniflletilmesinden, ulafl›m birliklerinin büyütülmesinden, toprak vergisinin toplanmas›ndan ve tahvil sat›fl›ndan söz etmektedirler.’’ Ve devamla Mao Zedung “Biz, kitlelerin hayat›n›n oldu¤u gibi, devrimci savafl›n›n da önderleri ve ö¤rencileriyiz. Devrimci savafl› örgütlemek

ve kitlelerin hayat düzeyini yükseltmek, bafll›ca iki görevimizdir. Bu konuyla ilgili olarak, çal›flma yöntemleri gibi ciddi bir meseleyle karfl› karfl›yay›z. Görevleri tespit etmek yetmez., ayn› zamanda bunlar› yerine getirmek için kullan›lmas› gereken yöntemler sorununu da çözmek zorunday›z.’’ Elbette ki her ülkenin kendisine özgün geliflimi ve içinde bulundu¤u durum farkl› farkl›d›r. Ülkemiz gerçe¤inin de kendisine özgün bir geliflimi oldu¤u aç›kt›r. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› “Örne¤in köylüler önemli derecede yoksullaflm›fl durumdad›r. Mevcut durumda IMF politikalar›n›n sonuçlar›n› en tahripkar biçimde yaflayanlar köylülerdir. Bu kesimi bugün, daha çok anti emperyalist politikalar zemininde örgütleyebiliriz’’ tahlili yaparak, ülkemiz köylülü¤ünün içinde bulundu¤u durumu ve buna karfl› Proletarya Partisi’nin izleyece¤i politikay› belirlemifl bulunmaktad›r. Devrimimizin temel insan gücü olan köylülü¤ün örgütlenmesi demek, savafl›n temel insan potansiyelinin örgütlenmesi demektir. Bunu yapacak olan Partidir. Köy parti komitelerimizin temel örgütlenme biçimi köyleri birer kale haline getirme görevidir. ‹lan edilmemifl bir iktidar› köylerde kurmak ve gelifltirmektir. Keza Proletarya Partisi’nin 7. Konferans› k›r flehir diyalekti¤i içinde, flehirlerdeki çal›flma politikam›z› geçmifl Parti deneyimlerini de gözönünde bulundurarak, flehirlerdeki çal›flmalar›m›z›n buna göre yeniden düzenlenmesi gerçe¤i üzerinde durdu. fiehirlerin devrimimiz için önemi ortad›r. fiehirlerde güç biriktirme ve zaman› geldi¤inde bu gücü harekete geçirmek, ülkemizin devrim stratejisiyle do¤rudan ba¤lant›l›d›r. K›rsal alandan flehirlere yap›lan göç ve iflçi s›n›f›n›n gövdesinin büyük flehirlerde bulunmas›, buradaki çal›flma yöntemimiz, daha sa¤lam zemin üzerinde yüksel-

memizi zorunlu k›l›yor. Sendikalarda çal›flmak, semt örgütlülükleri yaratmak, kitle örgütlerinde mevzilenmek ve nihayetinde kitle çal›flmas›nda yo¤unlaflmak temel çal›flmam›z› kapsamal›d›r. Ne Yapmal›’da Lenin “E¤er iflçiler, hangi s›n›flar gadre u¤rarsa u¤ras›n, her türlü suistimale karfl›, zulmün ve zorbal›¤›n bütün davran›fllar›na karfl› tepki göstermeye al›flm›fl (iseler) ve iflçiler bunlara karfl› herhangi bir aç›dan de¤il de, sosyal-demokrat (sosyalist) aç›dan tepki göstermeye al›fl›k (iseler) iflte o zaman …iflçi s›n›f›n›n bilinci gerçek bir s›n›f bilinci (olabilir) E¤er iflçiler, öteki sosyal s›n›flar›n her birini entellektüel, manevi ve siyasal hayatlar›n›n bütün tezahürlerinde gözleyebilmek için somut ve aktüel siyasi gerçek ve olaylardan yaralanmas›n› (ö¤renirlerse) ….e¤er materyalist tahlil ve k›staslar›, bütün s›n›flar›n, kategorilerin gruplar›n, bütün eylem ve hayat tarzlar›na pratik olarak uygulamay› (ö¤renirlerse, iflte o zaman )….iflçi y›¤›nlar›n›n bilinci gerçek bir s›n›f bilinci olabilir’’ bu siyasi bilinci tafl›yacak olan da Partidir. Bunu iflçi s›n›f›na nas›l ulaflt›raca¤›z? Bunun için iflçi s›n›f›n›n içine girerek çal›flmalar yürütmeli, siyasi kampanyalar örgütlemeli ve kurtuluflun nerede ve nas›l gerçeklefltirilece¤i bilincini iflçi s›n›f›na tafl›mal› ve örgütlemeliyiz. Bunun için fabrikalarda olmal›y›z. Militanlar›m›z bir iflçi gibi fabrikalarda çal›flmal›, grevlerde en önde yer almal›, sendikalarda iflçi temsilcisi olmal›, sendika yönetimlerinde yer almal›d›r. Proletarya Partisi’nin kurucusu ‹. Kaypakkaya, Parti program›n› olufltururken, ülkemizde devrimin niteli¤ini ve devrimin yolunu flu özlü ifadeyle aç›kl›yordu: “Demokratik halk devriminin özü toprak devrimidir. Toprak devrimi, proletarya önderli¤inde halk savafl› yoluyla baflar›ya ulafl›r. Halk sava-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

49


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

50 fl› özünde bir köylü savafl›d›r. Proletarya Partisi (komünist partisi), yoksul ve orta köylülere dayanarak k›rl›k alanlarda silahl› mücadeleye giriflmeli, buralarda kurtar›lm›fl alanlar uzun süreli savafl içinde geniflletilerek buralardan büyük flehirler kuflat›lmal› ve en sonunda ülke çap›nda siyasi iktidar ele geçirilmelidir” tespitinde bulunarak ülkemiz devrim yolunu özlü ve berrak bir flekilde ortaya koyuyordu. Savafl›n kendisi zaten siyasetin bir devam›d›r. Savafl, siyasetin baflka araçlarla yürütülmesi gerçe¤i, devrim ile karfl› devrim güçlerinin içinde bulunduklar› durumu da ifade eder. Savafl karfl› devrimin zoruna karfl›, ezilen s›n›flar›n, komünist partisi öncülü¤ünde kulland›¤› zoru ifade eder. Savafllar›n niteli¤i ve izledi¤i yol bir ve ayn› de¤ildir. Bu anlamda Halk Savafl› bizim gibi ülkelerde iktidar›n parça parça ele geçirilmesi stratejisiyle do¤rudan ilintilidir. Uzun bir evreyi kapsar ve Halk Savafl›, içinde ekonomik, siyasi, kültürel tüm ö¤eleri, kurtar›lm›fl alanlar yaratarak buralarda uygulanmas›n› sa¤layan uzun süreli bir savafl niteli¤indedir. Halk Savafl›n›n her evresi bir ve ayn› de¤ildir. Kendi içinde birçok evreye ayr›lan Halk Savafl›n›n bu özelli¤i karfl› devrimin gücüyle orant›l›d›r. Halk Savafl›n›n ilk evresi gerilla savafl›d›r. Bu ayn› zamanda bir savunma evresini de içinde bar›nd›r›r. Düflmana vur kaç takti¤iyle, karfl› devrim ordusu içinde, moral

bozmak, güç kazanmak, anlam›na gelir. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›, “süreklili¤i sa¤lanm›fl gerilla savafl›n›” esas alan bir prati¤i kendisine temel alm›fl bulunuyor. Proletarya Partisi’nin kuruluflundan bu yana Halk Savafl› ve prati¤i konusunda önemli bir deneyim ve tecrübeye sahip olmas›na ra¤men, bu deneyimini derli toplu olarak sunma, eksik ve yetmezliklerini tam olarak a盤a ç›kartt›¤›n› söylemeyiz. Dönem dönem belli de¤erlendirmeleri olduysa da bu Proletarya Partisi aç›s›ndan tüm sürecin bütünlüklü de¤erlendirildi¤i anlam›na gelmez. Proletarya Partisi tüm eksiklerine, güç kaybetmesine, içte u¤rad›¤› ihanetlere karfl›n, bugün s›n›f mücadelesinin önemli bir gücü olarak mücadelede ›srarl› ve inatç› bir durufl sergiliyorsa, bunun silahl› mücadele sonucu kazand›¤› gücüyle orant›l› geliflti¤i aç›kt›r. Ülkemizde silahl› mücadeleyi esas almayan hiçbir güç geliflemez, güçlenemez. Proletarya Partisi buna ra¤men hala iflin bafl›nda oldu¤unu söylemekten çekinmiyor. Kendisini abartma, oldu¤undan farkl› gösterme tutumu içinde de¤ildir. Ancak silahl› mücadelede ›srarl› oldu¤unu bir kez daha ilan ediyor. Her fley savafla hizmet edecek flekilde geliflmeli, örgütlenmeli ve seferber edilmelidir. Bu sol söylemlerle de¤il, silahlar›n siyasete kumanda etmesini toptan red ederek, bilinçli; sansasyonel

de¤il, bugüne kadar oldu¤u gibi siyasal iktidar› hedef alan bir silahl› mücadeleyi kendisine esas alan bir parti olacakt›r. Gerilla savafl› sadece bir grup insan›n en donan›ml› silahlar› al›p da¤da dolaflmas› de¤ildir. Gerilla gruplar›, ayn› zamanda kitleler içinde örgütleme yapan, siyasi gerçekleri halka tafl›yan, halk›n sorunlar›yla ilgilenen, her bir köyü kurtar›lm›fl bir mevzii olarak örgütleyen birimlerdir ayn› zamanda. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›, Halk Savafl› ve bunun evrensel ilkelerinin ülkemiz koflullar›na indirgenmesinin önemli oldu¤u gerçe¤i üzerinde durdu. Bu düflman›n askeri durumu, emperyalistlerin düflmana verdikleri silahl› destek, düflman›n teknik olarak ne gibi üstünlüklere sahip oldu¤u ve buna karfl›n Proletarya Partisi’nin önderli¤indeki K›z›l Ordunun karfl› taktikleri nas›l gelifltirece¤i, düflman sald›r›lar›n› hangi karfl› sald›r›yla püskürtece¤i üzerinde durdu. Savafl bir bütündür. Tüm politikalar›m›z savafl›n hizmetinde olmal› esprisi neyi ifade ediyor? Savafl›n, k›r flehir diyalekti¤inin de¤iflimleri ve ald›¤› biçimler Proletarya Partisi aç›s›ndan yeni dönemin politik aç›l›mlar› olarak ortaya konacakt›r. “Süreklili¤i sa¤lanm›fl gerilla savafl›’’ derken bunu kesintiye u¤ramayan, kay›plar al›nsa da, gücü zay›flasa da savafl›n devam ettirilmesi olarak ele al›nan önemli aflama olarak görmektedir.


51

Her örgütlenme kendi ideolojisine, stratejisine, yönelimine uygun kadro yetifltirir. Bu belirlemeye uygun davranmayan ve gereklerini yerine getirmeyen bir komünist parti, gelece¤ini s›radanlaflm›fl kadroya teslim ediyor demektir. Partiyi ve devrimi kendili¤indencili¤e terk ediyor demektir. Örgütleme ve yönetme yetenek ve kapasitesine sahip olmayan kadrolardan oluflan komiteler, gerçek anlamda s›n›f savafl›m›n›n görevlerini yerine getiremez. S›n›f savafl›m›nda nitelikli ürün elde etmek ve baflar› kazanmak için proleter ideolojiyle, örgütsel deneyimle donanm›fl, örgütleme ve yönetme yetene¤ine sahip disiplinli kadrolara, militanlara sahip olmak gerekir.

‹deolojik e¤itim, salt okumainceleme faaliyetiyle s›n›rland›r›lamayaca¤› gibi, bunu yapmadan sadece günlük görevleri yerine getirmek ya da, sadece pratik yaflam›n bir alan›nda ustalaflmak da de¤ildir. Yaflam›n, her alan›n diyalektik birli¤ini kavrayarak ele al›nmayan e¤itim, sakat ve güdük kalmak zorundad›r. Bir alanda uzmanlaflmak bugünkü koflullar aç›s›ndan bir zorunluluktur. 1-Diyalektik-materyalizmi her alana, her olguya uygulama bilinci, 2-Yaflam›n her alan›nda teorik e¤itim, 3-S›n›f mücadelesinin her alan›na haz›rlanma bilinci, 4-Bütün bunlar› bir yaflam biçimi haline getirerek s›n›f mücadelesinin k›zg›n atefli içinde yer almakt›r. ‹deolojik e¤itim, davaya inanc› pekifltirici, ekonomik, politik, kültürel, örgütsel, felsefi, askeri vb. teorik ve pratik çal›flman›n bütünü ‘Yeni insan’ yetifltirme çabas›n›n bütünüdür. Kiflinin örgütsüz bir tarzda, tek bafl›na ideolojik e¤itimini sürdürüp, ilerletmesi mümkün de¤ildir. Mutlaka

örgütlü olmak zorundad›r. ‹deolojik e¤itim ancak, örgütlü ve pratik yaflamla bütünleflmifl olarak ve kendi özel çabas›n›n katk›s›yla sa¤l›kl› bir flekilde yürüyebilir. Ancak burada flunu da belirtmek istiyoruz; kiflinin de¤iflme istemi olmadan hiçbir geliflme ve de¤iflim olmaz. De¤iflmek istemeyeni hiç kimse de¤ifltiremez. ‹çimizdeki düflmanla s›n›f savafl›m›n› durmaks›z›n sürdürmek zorunday›z. Bu görevin bir an savsaklanmas›, ertelenmesi, içimizde yendi¤imiz, yenilen burjuvaziyi yeniden canland›racak, ad›m ad›m iktidara getirecektir. Kendimize, s›n›f›m›za, halk›m›za, yoldafllar›m›za karfl› dürüst oldu¤umuzda, bu savafl›m›zda yani içimizdeki düflmana karfl› savafl›mda yaln›z kalmay›z. Partimiz ve yoldafllar›m›z bu savafl›mda destekçi, denetleyici ve uyar›c› olacakt›r. ‹ki fleyden asla vazgeçmeyece¤iz; Elefltiri, özelefltiri silah› ve kolektivizm! Bireycilik ve bencillik öyle bir illettir ki, tüm burjuva sapmalar›n alt›nda yatan, bu olgudur. Baflkalar›n›n s›rt›ndan geçinmeyi, asalakl›¤›, yalanc›l›¤›, dedikoduculu-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

KADROLARIN ‹DEOLOJ‹K VE TEOR‹K E⁄‹T‹M‹


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

52

¤u, siyasal ruhsuzlu¤u, kimi zaman liberalizmi, kimi zaman sekterizmi yaratan olgular›n bafl›nda bireycilik-bencillik gelir. Kadrolar›m›z, partimizin politik çizgisini kavramal›, özümsemelidir. Politik düzeyini yorulmak bilmeksizin yükseltmelidirler. Partimizin temel teorik görüflleri bilinmeden, devrimin temel sorunlar›na iliflkin partimizin savundu¤u görüfller kavran›lmadan s›n›f savafl›n›n gerekleri yerine getirilemez. Stalin yoldafl›n bize ö¤retti¤i gibi teori, pratik çal›flma yapanlara yönelim gücü, görüfl aç›kl›¤›, çal›flmada güven, davan›n zaferine inanç verir. Kadrolar›m›z›n ihtiyaç duydu¤u teori, eylemimize k›lavuzluk eden teoridir. E¤itip, yetifltirece¤imiz kadrolar en baflta partimizin ideolojik-politik-örgütsel hatt›n›n ihtiyaçlar›na cevap vermelidir. Yaflam›n her an› ö¤renme ve ö¤retme prati¤i olarak kavranmal›d›r. Çeflitli konularda genel bir donan›ma-birikime sahip olunmal›, tek tek konularda ise uzmanlafl›lmal›d›r. MLM bilimiyle donanamayan›n tek tek konularda uzmanlaflmas› bir anlam ifade etmez. Kadrolar, merkezi önderli¤in rapor ve genelgelerini politik yan›yla kavramak, ideolojik yan›yla donanmak, örgütsel yan›yla uygulamak amac›yla ele almal› ve bu eksende hareket etmelidir. Proleter düflünce proleter bir yaflam, davra-

n›fl ve çal›flma tarz›yla yaflama geçirildi¤inde maddi bir güce dönüflür, de¤ifltirici dönüfltürücü rolü oynar. Proleter düflünce küçük burjuva yaflam ve davran›fl tarz›yla, kendili¤indenci, liberal, sekter, y›k›c›l›kla, bürokrat ve asalakça yaflama geçirilmeye çal›fl›ld›¤›nda, o proleter düflünce yaflam bulmaz. O, proleter düflünce olmaktan ç›kar, oportünizme ve revizyonizme bürünür. Devrimci teoriye kay›ts›z kalanlar, iflçi hareketi içindeki oportünist yalpalanmalar›n yedeklerini oluflturur. Devrimci teori hafife al›narak kadrolar e¤itilemez. Laf düzeyinde Marksizm Leninizm Maoizme sad›k kalan, partinin içinde bulundu¤u sorunlar›n çözümü için u¤raflmayan, kitleleri kazanmak için çetin bir savafl vermeyen, gerçek anlamda Marksist Leninist Maoist tarzda kitle politikas› uygulamayan bir partide Bolflevik-Maoist kadrolar yetifltirilmez. “Kadrolar her fleyi belirler” (Stalin) Politik iktidar› hedeflemifl komünist partinin do¤ru bir politik çizgiye sahip olmas› yetmez. Bu politik çizgiyi benimseyen, bu politik çizgiyi hayata geçirmeye haz›r, sorumlulu¤unu alabilecek, savunabilecek ve bu çizgi için mücadele edebilecek kadrolara sahip olunmadan, do¤ru politik çizgi yaflamda hayat hakk› bulamaz, maddi bir güce dönüflemez. Enternasyonal proletaryan›n

ustalar›ndan Stalin yoldafl “Do¤ru politik çizgi verildikten sonra, her fleyi, bizzat politik çizginin kaderini de -uygulanmas›n› ya da baflar›s›zl›¤a u¤ramas›n›- örgüt çal›flmas› belirler” der. Do¤ru çizgiye sahip olmak önemlidir, ancak yeterli de¤ildir. Do¤ru politik çizgiye sahip olmak kadar önemli olan, sa¤lam bir örgüt olman›n bilincinde olmakt›r. Sa¤lam ve güçlü örgütü yaratacak olanlar›n da do¤ru politik çizgiyi benimseyen, savunabilen, en iyi ve yarat›c› flekilde hayata uygulamaya haz›r kadrolard›r. Yani sa¤lam ve güçlü örgüt; Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimiyle en üst düzeyde donanm›fl, ideolojik olarak sa¤lam, politik olarak yetkin, örgütsel olarak deneyimli insanlardan yarat›l›r. Çünkü böylesi bir örgüt bileflenleri, e¤itilmifl bilinçli insanlard›r. Dolay›s›yla do¤ru politik çizginin baflar›s› için sa¤lam bir örgüt yaratmak olmazsa olmazd›r. Bunun için de bilinçli, planl› ve örgütlü olarak sürekli kadrolar› yetifltirmek ve e¤itmek durumunday›z. Bir politikan›n baflar›s› için, gerekli olan bileflenler flunlard›r; Do¤ru politik çizgi + sa¤lam ve güçlü örgüt + e¤itilmifl kadro = Politikan›n baflar›s›. Bu ö¤elerden birinin eksik ve yetersizli¤i, baflar›s›zl›¤›n davetiyesidir. Do¤ru politik bir çizgi, en baflta Marksist Leninist Maoist ideolojiye ihtiyaç duyar. Sa¤lam


ve güçlü örgüt ise, do¤ru politik çizgiye, bilimsel çal›flma tarz›na, e¤itilmifl kadroya ihtiyaç duyar. Do¤ru politik bir çizginin hayata geçirilmesinde, pratikte denenmifl kadrolar tayin edici öneme sahiptir. Kadro sorunu komünist partiler için, her zaman tayin edici bir sorundur. Do¤ru bir kadro yetifltirme politikas›na ve süreklili¤i sa¤lanm›fl böylesi bir prati¤e sahip olunmadan, nitelikli, inisiyatifli kadroya sahip olunamaz. Merkezi olarak belirlenen politikalar›n baflar› ve baflar›s›zl›¤› kadrolar›n ustal›¤›na, niteli¤ine, yarat›c›l›¤›na ve inisiyatifine ba¤l›d›r. Partimiz, s›n›f mücadelesinin ihtiyaç duydu¤u her alanda kadro yetifltirmek, gereksinimlerin artmas› ve çeflitlenmesiyle de kadrolar›n› nitelik olarak sürekli yetkinlefltirmek, nicelik olarak da her zaman say›s›n› ve çeflitlili¤ini ço¤altmak zorundad›r. Çünkü MarksistLeninist-Maoist tarzda mücadeleyi gelifltirecek, zenginlefltirecek, kurumsallaflt›racak ve hedefe ulaflt›racak en temel araç insand›r, yani bilinçli-örgütlü-yetkin kadrolar›m›zd›r. Ayn› flekilde, mücadelemizin darbe almas›, gerilemesi, gevflemesi, zay›flamas›, zaman›nda yaralar›n› saramamas›, aç›klar›n› kapatamamas›, ideolojik-siyasal savrulmalar yaflamas›, dar ve üretimsiz kalmas› vb her fley, en baflta kadrolar›n niteli¤ine,akabinde bu niteli¤in nicel durumuna, yani say›s›na ba¤l›d›r. Dolay›s›yla bir komünist parti için, partimiz için kadro, mücadelenin ve partinin en temel arac›d›r. Çünkü, enternasyonal proletaryan›n Marksist Leninist Maoist ideolojisiyle donanm›fl kadrolar olmaks›z›n, kitlelerin iflçi s›n›f›n›n dünya görüflüyle (MLM) bilinçlendirilmesi, ikna edilip de¤ifltirilmesi, dönüfltürülmesi, parti saflar›na kazan›lmas›, örgütlenmesi mümkün de¤ildir. Bu k›sa anlat›mdan da anlafl›laca¤› gibi, devrimci

mücadelemizde parti kadrolar› özne, kitleler ise nesne durumundad›rlar. Veya, bir baflka anlat›mla, s›n›f kavgam›zda kadrolar nitelikli ürün, kitleler ise nitelikli ürün olmaya aday paha biçilmez de¤erde hammaddelerdir. Her örgütlenme kendi ideolojisine, stratejisine, yönelimine uygun kadro yetifltirir. Bu belirlemeye uygun davranmayan ve gereklerini yerine getirmeyen bir komünist parti, gelece¤ini s›radanlaflm›fl kadroya teslim ediyor demektir. Partiyi ve devrimi kendili¤indencili¤e terk ediyor demektir. Örgütleme ve yönetme yetenek ve kapasitesine sahip olmayan kadrolardan oluflan komiteler, gerçek anlamda s›n›f savafl›m›n›n görevlerini yerine getiremez. S›n›f savafl›m›nda nitelikli ürün elde etmek ve baflar› kazanmak için proleter ideolojiyle, örgütsel deneyimle donanm›fl, örgütleme ve yönetme yetene¤ine sahip disiplinli kadrolara, militanlara sahip olmak gerekir. Lenin, her s›n›f›n kendi kadro ve savaflç›s›na olan ihtiyac›n› flöyle ifade ediyor. “Tarihte hiçbir s›n›f, kendi içinden hareketi örgütleme,yönetme yetene¤inde olan kendi politik önderlerini, kendi öncü savaflç›lar›n› yaratmadan egemenli¤e ulaflmam›flt›r.” Bolflevik devrim tarihi boyunca, devrim öncesi ve devrim sonras› kadro sorunu en can al›c› sorun kabul edilmifl, ancak do¤ru bir kadro politikas› ve kadro çal›flmas›yla bu sorunun üstesinden gelinmifltir. Ayn› flekilde Çin devrimi de kadro sorununu stratejik bir sorun olarak görmüfl, buna uygun ›srarl› ve sab›rl› bir çal›flma yürütmüfltür. Kadro sorunu bilimsel bir tarzda ele al›n›p, do¤ru bir çal›flma gerçeklefltirildi¤inde devrim mücadelesinde baflar› elde etmek, s›çramalar yaparak, yeni yeni zirveler hedeflemek mümkündür. Komünist partilerin görevi, zafer ve baflar›yla sonuçlanan Bolfle-

vik devrim tarihini, Bolfleviklerin kadro yetifltirme ve çal›flma politikalar›n› ö¤renmektir. Bolflevik, Çin devrim tarihlerinden, Dimitrov yoldafl›n kadrolar konusundaki bir hazine de¤erindeki ö¤retici ve e¤itici deney ve tecrübelerinden ö¤renmek diye, çok ciddi bir çaba ve iddiam›z olmal›d›r. Böyle bir çaba ve yönelime girmeyen, kadrolar konusunda do¤ru bir politikaya sahip olmayan, belli bir planprogram ve hedefi olmayan, sistemli ve tutarl› bir biçimde kadro yetifltirme çal›flmas› yürütmeyen bir komünist partisi, kendileri e¤itilmeye ve yönetilmeye ihtiyac› olanlardan, örgütçülük beklemek gibi ciddi ve affedilmez bir yan›lg›ya düfler. Bugün teorik ve söylem düzeyinde kadrolar›n devrim mücadelesindeki ihtiyaç düzeydeki aciliyetini, önem ve anlam›n› belirtsek de, devrimci prati¤imizde yaflad›¤›m›z, teori ve söylemimizin z›tt›d›r. Teori ile prati¤in, söylem ile eylemin, belirleme ile uygulaman›n tezatl›¤›n› kadro yetifltirme politikas›nda ve çal›flmas›nda yafl›yoruz. Bugün prati¤imize hakim olan tarz kendili¤indenci ve günü kurtarma tarz›d›r. Proletarya partisine ait olmayan ve kendisine yabanc› bu menflevik tarzdan kurtulup, ideolojimize, stratejimize, yönelimimize uygun; güçlü, sa¤lam, disiplinli ve ideolojik olarak çelikleflmifl kadrolar yetifltirmek olmazsa olmazd›r. Faflizmin ve en koyu gericili¤in hakim oldu¤u ve tepeden t›rna¤a karfl›-devrimci zorun örgütlendi¤i bir ülkede devrimci mücadeleye öncülük eden bir komünist partisinin örgütlü insanlar›y›z. Dimitrov yoldafl›n dedi¤i gibi “biz, bir bilimsel topluluk de¤il, sürekli atefl hatt›nda olan bir mücadele hareketi” oldu¤umuz için kadrolar›m›z›n önemli bir bölümünü mücadelede sürekli yitirdi¤imizden, kadro so-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

53


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

54

runu kendini daha da yak›c› bir biçimde dayatmaktad›r. Faflizm, sürekli olarak bitmeztükenmez bir enerjiyle kadrolar›m›z› fiziksel olarak yok etmeye çal›flmaktad›r. Bu durum onun s›n›fsal duruflu ve ç›karlar›yla gayet uyum içerisindedir. Ancak bizler, bu bilimsel nesnel gerçeklik ›fl›¤›nda, bir tarafta varolan kadrolar›n korunmas› ve elde tutulmas›; al›nmas› gereken önlemleri al›rken, di¤er tarafta ise mücadelede flehit ve tutsak düflen veya kopanlar›n yerlerini dolduracak yeni kadrolar›n yetifltirilmesi ve e¤itimini muazzam bir ciddiyet ve yo¤unlukta baflarmak durumunday›z. EMPERYAL‹ZM‹N VE FAfi‹ZM‹N KOMÜN‹ST PART‹LER ÜZER‹NDEK‹ POL‹T‹KALARI VE OYUNLARI Devrimin en temel sorunu, dost ve düflman s›n›flar tahlilinin bilimsel ve do¤ru tespitidir. Dost ve düflmanlar›n› bilimsel tarzda do¤ru tahlil edemeyen, bunlar› aç›k ve net bir flekilde tan›mayan bir komünist partisi, devrim yürüyüflünü zaferle taçland›ramaz. Bunun en somut ve çarp›c› örne¤ini PKK ulusal hareket örne¤inde yafl›yoruz. Emperyalizmden, faflizmden medet umman›n, ondan özgürlük beklemenin ne büyük bir yan›lg›,

y›k›m ve tahribatlara yol açt›¤›n›, nas›l bir hayal k›r›kl›¤› ve karamsarl›k yaratt›¤›n› yaflayarak görüyoruz. Emperyalizmin ve faflizmin de¤iflen her dönemde politikalar›n›n ald›¤› biçim, hareket tarzlar› ve taktik yönelimleri, hedef ve amaçlar› bütünlüklü olarak izleyip, somut belli de¤erlendirmeler yapmak durumunday›z. Özellikle “yeni dünya düzeni”, “küreselleflme” ad›yla girdikleri yönelim sürecinde, devrimci ve komünist hareketlerin önderliklerine karfl› çok kapsaml› imha, yok etme sald›r›lar›yla birlikte “askeri yöntemlerle engellenemeyen savafllar›, önderliklere ideolojik olarak boyun e¤direrek, etkisizlefltirme” taktikleri gelifltirdiler. Peru devriminin önderi Gonzalo yoldafl karfl›s›nda bu sinsi ve y›k›c› emperyalist-faflist taktik paramparça oldu. Ancak ayn› amaçl› taktik, PKK/KADEK önderi Öcalan flahs›nda baflar›l› oldu. Emperyalistlerin bu sinsi ve ideolojik sald›r› politikas› bile tek bafl›na önderlik, yönetici kadro ve kadrolar›n devrim mücadelesindeki rolü, önemi ve yerinin ne kadar büyük ve özgül a¤›rl›¤a sahip oldu¤unu gösterir. “‹ki lider - ‹ki örnek” gerçekli¤i geçmiflte Komünist önder Kaypakkaya yoldafl ile Kema-

lizm flampiyonu, günümüzün MGK ‘solcu’su Perinçek aras›nda yafland›. ‹ki z›t s›n›f, iki z›t ideoloji üzerinde yükselen iki z›t önder, iki z›t kadro! Bugün farkl› koflullarda, farkl› zaman dilimlerinde farkl› zemin ve co¤rafyalarda yaflayan benzer, ancak farkl› z›t s›n›flar›n benzer farkl› önderlerini, kadrolar›n› Peru devriminin önderi Gonzalo yoldafl ile PKK/KADEK önderi Öcalan flahs›nda “iki lideriki örnek”i yafl›yoruz. Bu son derece çarp›c› e¤itici ve ö¤reticidir. Yaflanan gerçeklik bir kez daha, yal›n ve aç›k bir flekilde kadrolar›n devrim mücadelesindeki durufl ve yürüyüfllerinin, rollerinin tayin edici öneme sahip oldu¤unu göstermifltir. Elbette ki her kadro ve önderi donatan ve flekillendirenin bir ideoloji oldu¤u aç›kt›r. Ancak s›n›f savafl›m› gerçekli¤i karfl›m›za ayn› ideolojiden beslenip donanan kadrolar›n da, s›n›f savafl›m›nda çok farkl› tav›r ve taban tabana z›t durufllar sergilediklerine de çokça tan›k olmufltur. Devrim mücadelesi gibi atefl hatt›nda olan yürüyüflün kadrolar›nda aranmas› gereken en önemli ve belirgin özelli¤in, ideolojik sa¤laml›k ve davaya ba¤l›l›k oldu¤unun bilincinde olmam›z gerekir. S›n›f savafl›m›nda, sadece silahl› savafl›mla zafer elde edilmez. Devrimci moral ve coflkunun,


55 yönelir. Faflizmin 1990’lardan sonra gelifltirdi¤i en önemli taktik, devrimci ve komünist hareketlerin kadrolar›n› hedef alarak, imha ve yok etme amaçl› taktiktir. 12 Eylül faflizminin yafland›¤› dönemde düflman, devrimci ve komünist parti ve örgütlere yönelik gelifltirdi¤i operasyonlarda sempatizan ve kadro ayr›m› fazla yapm›yordu. Ancak 1990’lardan sonra devrimci ve komünist parti ve örgütlere karfl› gelifltirdikleri operasyonlarda sald›r› hedefini ve yöntemini k›smen de olsa de¤ifltirdiler. Düflman takip alt›na ald›¤› her militan› hemen engellemeye gitmiyor, uzun ve ›srarl› bir takip sonucunda gözetim alt›na ald›¤› militan üzerinden, üst düzeydeki kadro ve yöneticilere varmay› hedefliyor. Düflman için as›l hedef kadrolar ve üst kademede bulunan yöneticilerdir. Böyle yaparak s›radan sempatizanlar›n hapishanelerde militanlaflmas›n›, kadrolaflmas›n› engellemifl oluyor. Ayr›ca hedef daraltarak devrimcilerin kitle temelini zay›flatmakta, devrimci kadro ve yöneticileri kitleden soyutlamakta, yaln›zlaflt›rarak, devrimcilerin suda bal›k olmalar›n› engellemeye çal›flmaktad›r. Hangi co¤rafyada yaflad›¤›m›z›, bu co¤rafya üzerinde emperyalizmin, faflizmin stratejik ve dönemsel beklentilerinin, hesaplar›n›n neler oldu¤unu, plan-programlar›ndaki somut hedef ve amaçlar›n›, politikalar›n› yeterince bilmeden düflman›n konumlan›fl›n› bütünlüklü tahlil edip de¤erlendirmeden, k›sacas› s›n›f düflmanlar›m›z tan›nmadan s›n›f düflmanlar›na karfl› güçlü bir savafl›m verilemez. ABD emperyalistlerinin ak›l hocalar›n›n belirtti¤i fludur, “Amerika Washington’dan vazgeçer ancak, Türkiye’den vazgeçmez.” ABD emperyalizminin ülkemizden vazgeçmemesinin en temel sebebi, elbette ki kendi s›n›f ve em-

peryalist ç›karlar›d›r. Onlar›n vazgeçilmez dedikleri, stratejik ç›karlar›d›r. Ve ülkemizin emperyalistlerin stratejik ç›karlar› için çok önemli jeo-stratejik, politik bir bölgede yer almas›d›r. Ülkemiz üzerinde hangi güçlerin hangi beklentiler içinde oldu¤unu, bu ç›karlar› için neler yapabileceklerini bilmek için, herhalde profesörce laflar etmeye ve uzun uzun tahliller yapmaya gerek yoktur. Hangi ülkede devrim yapmak istedi¤imizi bilelim! Öyle ki, hangi s›n›f düflmanlar›yla kuflat›ld›¤›m›z›n bilincinde olarak, hareket edelim. “B‹ZE B‹R DEVR‹MC‹LER ÖRGÜTÜ VER‹N, RUSYA’YI YER‹NDEN OYNATALIM” (Lenin) Lenin yoldafl, Bolflevik parti inflas›nda devrimci örgütün, kadrolar›n rolü ve önemini belirtmek için “bize bir devrimciler örgütü verin, Rusya’y› yerinden oynatal›m” der. Lenin yoldafl›n bu sözlerini dikkate almamak, üzerinde ciddiyetle düflünmemek gibi bir yan›lg›ya düflme hakk›na sahip olamay›z. Halk, devrim, s›n›f kayg›s› tafl›yan bir parti veya onun insan› böyle bir hakka sahip olamaz. Bolflevik tarzda sa¤lam ve güçlü bir örgüt yaratmadan devrim yapmak hayaldir. Devrim tarihinde örgütçülü¤ün bir bilim oldu¤unu belirtir, Lenin yoldafl. Örgütçülü¤ü bir bilim gibi ciddiyetle ele almayan, örgütçülük biliminin gereklerini yerine getirmeyenler, fena halde yan›lg› içindedir demektir. Ya Bolflevik-Maoist örgüt bilimiyle donan›p gereklerini yerine getirece¤iz. Ya da gereklerini ciddiyetle yerine getirmeden örgütçülük gevezeli¤i yapaca¤›z. Baflarmak için sa¤lam bir ideolojiye, Marksizm Leninizm Maoizme ve do¤ru politik bak›fl aç›s›na kilitlenmifl bir iddiaya sahibiz. Öyleyse baflarmamak için hiçbir

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

umut ve motivasyonunda silahla yürütülen savafl›m kadar önemli oldu¤unun alt›n› kal›n bir flekilde çizmemiz gerekir. Devrimci moral üstünlü¤ünü, coflkuyu yaratacak, devrimci motivasyonu sa¤layacak olan›n da, ideolojik olarak sa¤lam kadrolar›n s›n›f savafl›m›ndaki yol ayr›mlar›nda ve keskin dönemeçlerde düflman karfl›s›ndaki tav›rlar›ndaki kararl› durufllar›d›r. Düflman›n iflkencehanelerinde direnifl ve zaferi kanla canla yazan militanlar›n, kadrolar›n s›n›f savafl›m›nda oynad›klar› rolün a¤›rl›¤›n› kim inkar edebilir. Kurflun ve flarapnel parçalar›yla delik deflik olan ve bedenlerindeki son nefesi verirken bile “yaflas›n partimiz TKP/ML” slogan›n› hayk›ran kadro ve savaflç›lar›n yaratt›klar› devrimci inanç, kararl›l›k ve coflkunun büyüklü¤ünü kim inkar edebilir. Proletarya Partisi’nin tarihi yüzlerce, binlerce kahramanl›k ve direnifl örnekleriyle doludur. Bu direnifl ve kahramanl›k destanlar›nda bile proletarya partisinin kadrolar›n›n nas›l ve hangi özelliklere sahip olmas› gerekti¤ini aç›kça görebiliriz. Emperyalizmin ve faflizmin, özellikle silahl› mücadele yürüten devrimci ve komünist hareketlere karfl› gelifltirdikleri ve ileride daha da farkl›laflt›rarak gelifltirecekleri politikalar›n› bütünlüklü görüp, kavramak zorunday›z. Günümüzde emperyalist güçlerin ve uflaklar›n›n özellikle Maoist partilere karfl› gelifltirilen imha ve yok etme politikalar›n›, ideolojik olarak etkisizlefltirme, amac›ndan sapt›rma taktiklerini daha da güçlendirerek, art›racaklar›n› bilmeliyiz. Gelifltirilen her taktik politikaya karfl› daha uyan›k, bilinçli olmal› ve bu taktik politikalar› bofla ç›kar›c› önlemler almal›y›z. Asla unutulmamal›d›r ki, örgütlü insan düflman› korkutan insand›r. Dolay›s›yla düflman her zaman, en fazla ve en baflta örgütlü insana


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

56 hakl› gerekçe yoktur. Bolflevik-Maoist örgüt biliminde örgütçülü¤ün, örgütleme ve yönetme oldu¤u belirtilir. Örgütleme ve yönetme yetene¤ine, becerisine ve bilincine sahip olunmadan örgütçülük yap›lamaz. Örgüt biliminde önderlikten sadece pratik, örgütsel önderlik anlamamak gerekti¤i, politik önderli¤in esas oldu¤u, pratik ve örgütsel önderli¤in tamamlay›c›, bütünleyici oldu¤u belirtilir. K›sacas›:“Önderlikte ideolojik-politik önderlik tayin edicidir. Partinin geliflmesi, canl›l›¤› vb. buna ba¤l›d›r. Partimizin yabanc›s› olmad›¤› ve olmamas› gereken bu vurgular› bir an olsun unutmamak gerekir. Hem önderli¤in bu görev ve rolünü yerine getirmesi yönüyle, hem de önderli¤in bu görev ve misyonunu lay›k›yla yerine getirmemesi veya getirememesi halinde bütün yoldafllar›n uyar›larda bulunmalar› gerekti¤inin ötesinde nefesini ensesinde hissetmeleri gerekti¤i ve sorumluluklar almaktan korkmadan kendini haz›rlamalar› gerekti¤i için belirtiyoruz. Önderlik, teorik önderliktir, ideolojik önderliktir, politik önderliktir, örgütsel-pratik önderliktir. Bu yönleriyle önderlik gerektirir. Bu yap›ld›¤› ölçüde önderliktir. Bu görev yap›lmad›¤› ölçüde önderlik yoktur veya önderlik bofllu¤u vard›r. Marksizm’in büyük mücadelesinin üç bilefliminden biri teorik alan›d›r. ‹flçi s›n›f› davas›n›n geliflim ve baflar›s›n›n bel kemi¤ini teorik-ideolojik mücadele alan› oluflturur. Kuflkusuz, üç bafll›ca mücadele alan›n›n birbiriyle uyumlu, ba¤lant›l›, planl› ve sistemli yürütülmesi gerekir. Davan›n baflar›s› bunlar›n birbirini tamamlamas›nda yatmaktad›r. Bu mücadelede teorik-ideolojik mücadelenin önemi belirleyici durumdad›r. Proletarya hareketinin gücü, yenilmezli¤i, canl›l›¤›,

s›n›f uyan›kl›¤›, militan ruhu bununla meydana ç›kar, ete kemi¤e bürünür. Bunun her küçümsenmesi ve gereken önemin verilmemesi kendi¤ilindencilikten kaynakl›d›r, ekonomizmden kaynakl›d›r veya ekonomizme, reformizme götürür ve onu besler. Tersine, s›n›f mücadelesinin önünü açmak, bilincini, yolunu açmak için ne kadar önem verilirse o kadar az say›l›r. Teorik mücadele alan›n›n önemini Engels yoldafl ilk olarak 1874’te ortaya koymufltur. Alman iflçi hareketinin gücünün teorik mücadeleye verdi¤i önemden geldi¤ini, iflçiler aras›nda teorik anlay›fl olmasayd› bilimsel sosyalizm geliflmezdi diyor. Bu önemden hareketle “bütün teorik sorunlarda gittikçe daha çok ayd›nlanmak, kendini günü geçmifl, eski dünya görüflünün lafz›n›n etkisinden gittikçe daha çok kurtarmak için sosyalizm bir bilim haline geldi¤inden bu yana, bir bilim olarak yürütülmesi, yani incelenmesi gerekti¤ini sürekli göz önünde tutmak, özellikle önderlerinin görevi olacakt›r” diye vurguluyor. Marks’›n ve Engels’in sadece yaflad›klar› döneme damgas›n› vurmalar› de¤il, bugün ve gelece¤e de damgas›n› vuracak güçleri onlar›n bilimsel devrimci s›n›f teorisine verdikleri önemden geliyor. Devrimci teorinin s›n›f mücadelesindeki önemini komünist önder flu dahiyane sözlerle vurguluyor. “Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz”! Lenin yoldafl Bolflevizmin “Marksist teorinin granit temeli üzerinde yükseldi”¤ini söylüyordu. Öncülük ve “önderlik rolünü ancak en ileri teorinin k›lavuzluk etti¤i bir parti yerine getirebilir” diyordu. Stalin yoldafl “parti tarihi bize ayr›ca, iflçi s›n›f› partisinin, iflçi s›n›f› hareketinin en ileri teorisine, Marksist-Leninist teoriye iyice

hakim olmad›kça, s›n›f›n›n önder rolünü, proleter devrimci örgütleyicisi ve önderi rolünü oynayamayaca¤›n› ö¤retiyor. Marksist-Leninist teorinin gücü, bu teorinin partiye her durumda do¤ru yolu bulma olaylar›n›n iç ba¤lant›s›n› anlama, bunlar›n ak›fl yönünü önceden görme ve sadece bugün nas›l ve hangi yönde gelifltiklerini de¤il, gelecekte nas›l ve hangi yönde gelifleceklerini de görme imkan› sa¤lamas›nda yatar” diyordu. Teorik önderli¤in önemine iliflkin birçok aktarma yap›labilir. Ama burada daha fazla gereksiz. Partiye bugün ve gelecekte, özellikle önümüzdeki süreç için bu yönün tafl›d›¤› önemden dolay›, bu yönlü önderli¤in yap›lmas›n›n tayin edici olaca¤›ndan dolay› aktard›k. Biz de okuduk, biliyoruz gibi yaklaflanlar olabilir. Bilme onun kavrand›¤›n›, içsellefltirildi¤ini, ona hakim olundu¤unu göstermiyor. Genel ve yüzeysel bir bilgiye sahip olmak farkl›, onu kavramak, ona hakim olmak, bunun gereklerini yerine getirmek, misyonunu oynamada yarat›c› olmak farkl›d›r.” (KOMÜN‹ST 44)

‹flçi s›n›f› davas›n›n geliflim ve baflar›s›n›n bel kemi¤ini teorik-ideolojik mücadele alan› oluflturur. Kuflkusuz, üç bafll›ca mücadele alan›n›n birbiriyle uyumlu, ba¤lant›l›, planl› ve sistemli yürütülmesi gerekir. Davan›n baflar›s› bunlar›n birbirini tamamlamas›nda yatmaktad›r.


Oysa, saflar›m›zda anlay›fl ve pratik düzeyde küçümsenmeyecek boyutta ciddi çarp›kl›klar vard›r. Önderlik deyince sadece önderli¤in pratik ve örgütsel boyutunu görüyoruz. Ve bu anlay›flla pratik ve yönelime giriyoruz. Önderli¤in politik boyutunu yeterince göremiyor, kavrayam›yoruz. Esas› at›p taliyi al›yoruz. Esastan kopar›lan tali, kendi misyonunu oynayamaz. Tali kendi misyonunu ancak esasla birlikte oynarsa anlaml›d›r. Politik önderlikten kopar›lan pratik önderlik, süreç içinde dar pratikçilik olarak ç›kar karfl›m›za. Ve dar pratikçilik do¤as› gere¤i, kendili¤indencilikle kol-kola yürür. Lenin yoldafl, milyonlar›n ç›karlar›n›n söz konusu oldu¤u yerde politika bafllar, der. B›rakal›m milyonlar›n ç›karlar›n›n söz konusu oldu¤u yerde politika yapmay›, binlerin, yüzlerin oldu¤u yerde bile, gerçek anlamda politika yapam›yoruz. Üzerinde yükseldi¤imiz temel faaliyet alan›n›n sorunlar›na çözüm üretme konusunda, oldukça geri pozisyonday›z. Yapt›¤›m›z belirlemelerin ad›n›, politika koyuyoruz. Kald› ki, belirleme yap-

makla politika yap›lmaz. Zaten en büyük handikap› burada yafl›yoruz. Demokratik kitle örgütlerine iliflkin belirlenmifl do¤ru politikam›z ve ›srarl› bir yönelim varken, hala saflar›m›zda bu alanda çal›flmay› küçümseyen az›msanmayacak say›da yoldafl›m›z var. Söylem düzeyinde küçümseyenlerin yan›nda, söylemde küçümsemeyip de pratikte görev ve sorumluklar› yerine getirmeyen ve bu durufllar›yla demokratik kitle örgütleri faaliyetini küçümseyenler de bir hayli fazla. Bu konuda bilinçli ya da bilinçsizce engel olanlar vard›r. Bu gibi yoldafllar, sözde parti faaliyeti yürüttükleri gerekçesinin arkas›na s›¤›narak, bir biçimde demokratik kitle örgütleri faaliyetlerini engellemeye çal›flmaktad›rlar. Kitlelerle en fazla karfl› karfl›ya geldi¤imiz ve onlar›n en yo¤un taleplerine çözüm üretme imkan ve olanaklar›na sahip oldu¤umuz, kitle örgütlerini, sahip oldu¤umuz çarp›k anlay›fl ve flekillenmeden dolay› resmen ifllevsizlefltiriyoruz. Bu konumumuzla tasfiyeci bir pozisyona düflüyoruz. Bu tip sakat anlay›fl sahiplerinin “parti” faali-

yeti de çaps›z ve çarp›kt›r. Verimsiz ve niteliksizdir. Kitle derneklerinde/örgütlerinde yürütülen faaliyetlerde kendilerini “parti” faaliyeti arkas›nda gizleyenler, asl›nda hiçbir faaliyette olmad›klar› ya da “en iyi” durumda statükoyu koruduklar›, bencil ve burjuva dünyalar›n› gizlemek için böyle sahte “partici” z›rha ve gizemlili¤e büründüklerini rahatl›kla söyleyebiliriz. Saflar›m›zda “sol” sapma kadar güçlü ve yayg›n olmasa da, sa¤ sapma ve anlay›fllar da mevcuttur. Bu anlay›fl sahipleri de kitle faaliyetini parti faaliyetlerinin karfl›s›na, kitle örgütlerini ise parti örgütlerinin karfl›s›na koyarak “ba¤›ms›z” olma, “rahat ve özgür çal›flma” ad›na, partiyi tan›mama ve onun ideolojik-politik önderli¤ini takmama gibi, partiyi küçümseyen pozisyonlara düflüyorlar. Her iki çarp›k anlay›fl›n g›das›n› ald›¤›, beslendi¤i yer, küçük burjuva s›n›f karakteridir. Parti, devrim ve demokratik kitle örgüt anlay›fllar›ndaki anti-bilimsel, anti-MLM bak›fl aç›lar›d›r. Bu konuda, son süreçte düflünce baz›nda yanl›fl ve çarp›k anla-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

57


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

58 y›fllarda belli k›r›lmalar gözlenmektedir. Ancak bu, henüz yeterlilikten uzakt›r. Aslolan pratikte, görev ve sorumluluk alanlar›ndaki yanl›fl ve sakat anlay›fllar›n k›r›lmas›d›r. Faaliyet sürdürdü¤ümüz alanlar›n/bölgelerin sorunlar›n› tart›flma ve çözüm üretme konusunda bir k›p›rdanma yaflan›yor. Fakat, sorunu çözmeye aday yo¤unlaflmadan, planl› ve ›srarl› çal›flmadan uza¤›z. Sadece bu de¤il, h›zla örgütsel mekanizmadaki mevcut t›kan›klar› aflmak ve örgütsel yap›m›z› daha ifllevli hale getirmeliyiz. Alanlar›m›z›n/bölgelerimizin sorunlar›na vak›f, çözümler üreten, dinamik, yarat›c›, ufku aç›k, disiplinli ve kendisini sürekli yenileyen kadrolara/militanlara ihtiyaç var. Daha iyi anlafl›lmas› aç›s›ndan uzun bir al›nt› yapmak yerinde olur: “7. Parti konferans›m›z örgütsel a¤›rl›kl› bir konferans oldu. Geçmifl faaliyet de¤erlendirmesi, süreç, Partinin durumu ve önümüzdeki görevler vb. a¤›rl›kl› oldu¤u biliniyor. Partinin ideolojik, politik, örgütsel ve pratik olarak içinde bulundu¤u durum yoldafllarca biliniyor. …..Yönelimimiz; ‘Parti bilinci, devrim bilinci ›fl›¤›nda süreklili¤i sa¤lanm›fl gerilla savafl› için parti inflas›nda derinlefl, kitle çal›flmas›nda yo¤unlafl’ slogan›yla ifade edilmifltir. Burada ‘Parti inflas›nda derinlefl’mede ‘derinlefl’meyi a¤›rl›k verme ve yo¤unlaflma olarak anlamak gerekir. S›n›rl› bir flekilde, daralm›fl durumdaysak (ki öyledir), yap›lacak olan ve anlafl›lmas› gereken parti faaliyetlerindeki canl›l›kla örgütlülü¤ü, organlar›n› oluflturma ve gelifltirmedir. Parti faaliyetini, organlar›n› oluflturma, gelifltirme, yayg›nlaflt›rma ve yo¤unlaflma (veya yo¤unlaflarak yayg›nlaflt›rma)d›r. Yo¤unlafl›ld›¤› oranda derinleflilir.

‘Kitle çal›flmas›nda yo¤unlaflma’ da partinin varl›k amac›, görevi ve bilincini kavramaya ba¤l›. Bunun sorumlulu¤uyla hareket ederek partinin mevcut faaliyetlerini canl› k›lmaya, sistemli propaganda, ajitasyon eflli¤inde kitleleri örgütlemeye, örgütsel, pratik faaliyetler içinde örgütlerini sa¤lamlaflt›rmaya ve gelifltirmeye ba¤l›d›r. Bunlar yap›ld›¤› ölçüde kitle çal›flmas›nda yo¤unlafl›l›r. Proletaryan›n s›n›f partisi olarak halk kitlelerinin de öncüsüyüz. Proletarya ve emekçilerin kurtulufluna önderlik etmek için ortaya ç›kt›k, bunun için var›z. Varl›k ihtiyac›m›z bu. Amaçlar›m›za, hedeflerimize, s›n›f›m›z ve emekçi kitlelerle varaca¤›z. Devrimi ve sosyalizmi kitlelerle gerçeklefltirece¤iz. Bu proletarya ve emekçi kitlelerin eseri olacakt›r. Kitlelerin bu misyonu oynamas› için bizim misyonumuzu oynamam›z gerekir. Misyonumuzu, yani öncülük ve önderli¤i hem teorik, hem ideolojik, politik hem de örgütsel pratik olarak oynamam›z/yerine getirmemiz gerekir.” (KOMÜN‹ST 44) Bugün ac›s›n›, s›k›nt›s›n› en çok çekti¤imiz kadro ve kurumlaflma sorunudur. Bütün komiteler, hücreler, kadrolar, bu sorunlara iliflkin kafa yorup, çözüm üretmelidir. Nas›l bir kadro, nas›l bir kurumsallaflma ? Kilit sorun budur. Kurumlaflma derken süreklili¤i sa¤lanm›fl kal›c› ve kolektif bir çal›flmadan, profesyonellik ve uzmanlaflmadan bahsediyoruz. Bu temel ö¤elerden birinin eksik ve yetersiz olmas› durumunda kurumlaflmadan bahsedemeyiz. Dolay›s›yla bugün ihtiyaç duyulan profesyonellik ve uzmanlaflmad›r. Kal›c› ve kolektif bir çal›flma yürütebilecek profesyonel ve uzmanlaflm›fl kadrolara ve süreklili¤i sa¤lanm›fl kurum gibi çal›flan örgütlere ihtiyac›m›z vard›r. Bunlar› gerçeklefltirecek zemine, imkan, olanak ve potansiyele sahibiz. Ek-

sik ve yetersiz olan yo¤unlaflma, planl›-bilinçli çal›flma, ›srar ve sab›rd›r. Her kurum ve organ, üzerinde yükselece¤i kitle faaliyetine a¤›rl›k vermelidir. Kitlelerin yak›n›nda, kitlelerle iç-içe olmayan bir kurum yaflayamaz. Kurumlaflmada izleyece¤imiz yöntem flöyle olmal›d›r; 1. Her birey esas olarak kendi kurumunda çal›flmal› ve yo¤unlaflmal›d›r. 2. Her kurumun bir hedefi, kendi gerçekli¤ine uygun bir plan› olmal›d›r. Merkezi kuruma ba¤l› faaliyet yürüten alt kurumlar›n da kendisi için çok daha somut hedefi ve plan› olmal›d›r. 3. Kurumlara insan seçerken kurumun yap›s›na, gerçekli¤ine uygun ve sorunlar›n› çözmeye aday nitelik aranmal›d›r. Hiçbir kurum veya organa gelifli-güzel, sadece organ/kurum olsun diye insan al›nmamal›d›r. O düzeyde faaliyet yürütecek, örgütlenecek hali haz›rda insan yoksa, kurum çok somut olarak kendi önüne organ› oluflturma hedefi koymal›d›r. 4. Kurumda çal›flan arkadafllara görev verilirken, onlar›n kapasite, yetenek ve birikimleri göz önünde bulundurulmal›d›r. Baflaramayacaklar› bir yükümlülük ve yerine getiremeyecekleri ikincil bir görev verilmemelidir. 5. Tüm kurumlar-organlar kesin olarak hesap sorma ve hesap verme bilinci ve anlay›fl›yla hareket etmelidirler. Her faaliyet alan›, ihtiyaç duydu¤u uzmanlaflm›fl ve profesyonel kadrolar›n› yaratmak, yetifltirmek ve e¤itmek zorundad›r. Merkezi politika ve perspektif ›fl›¤›nda, her kurum ve organ›m›z kendi kadrolar›n› bulmak, yetifltirmek zorundad›r. Organ ve komitelerimiz sürekli ve kal›c› bir faaliyet yürütemiyorsa, orada kurumlaflmadan bahsedemeyiz. Bugün birkaç bölgenin d›fl›nda, kal›c› organ ve komite yaratma s›k›nt›s›n› ciddi fle-


kilde yafl›yoruz. Derme çatma, gelifli-güzel oluflturulan baz› komitelerimiz mevcuttur. Özellikle baz› bölgelerde faaliyet yürütenlerden komitede yer almayan hiç kimse kalmad› dersek, gerçekli¤i fazla abartm›fl olmuyoruz. Nedenleri kapsaml›, çok boyutlu incelemeyi gerektirir. Örgütlenmeye, yönetilmeye ciddi boyutta ihtiyac› olanlardan komite kurulmaz. Bir organ› yönetmeyi baflaramayan, aciz, ufku dar, s›¤, beceriksiz, yeteneksiz; yan› s›ra bencil, kariyerist, “kargadan baflka kufl, kendinden baflka önder tan›mayan”, tepeden t›rna¤a problemli insanlardan örgütçülük ve yöneticilik beklenmez. A¤›rl›kl› olarak böylesi bileflimli organ veya komite tek bir fley üretir; PROBLEM! Tek ürettikleri PROBLEM’dir. Bolflevik-Maoist tarzda bir örgüt için, Bolflevik-Maoist tarzda e¤itilmifl, bilimsel, ufku genifl, ideolojik olarak sa¤lam, kararl›, cesur, fedakar, bulundu¤u alan›n sorunlar›na vak›f, üretken insanlara, kadrolara acil ihtiyaç vard›r. Bu özellik ve k›staslara sahip olmayan insanlardan Bolflevik-Maoist tarzda bir örgüt oluflturulamaz. Örgütçülü¤ün bir bilim oldu¤unu belirledik. Önderlik sorununda esas yan›n politik önderlik oldu¤unu söyledik. Örgütleme ve yönetmenin de bir sanat oldu¤unu belirtebiliriz. Bir bahç›van en sevdi¤i meyve a¤ac›n› nas›l özenle, itinayla, dikkatle bak›p yetifltiriyorsa, bir usta örgütçünün de ayn› dikkat ve itinayla yöneticilik yapmas› ve yeni kadro adaylar›n› benzer kayg›larla yetifltirmesi gerekir. Çiçek sevmeyen biri iyi bir bahç›van olamaz, ayn› flekilde yoldafllar›n›, devrimi, halk› sevmeyen biri de örgütçülük yapamaz. Sekterler, da¤›t›c›, sinirli, dar ve benciller yönetici olamaz. Sab›rs›z, günü birlik düflünen, her zaman k›sa vadede sonuç almak isteyen ör-

gütçülük yapamaz. Örgütlenmeye ihtiyac› olanlardan örgütçülük beklemek, politik çizginin kaderini karartmak, gelece¤ini s›radanlaflt›rmak demektir. B›rakal›m düzenli okumay›, kendi yay›nlar›m›z› düzenli takip etmeyi, düzensiz bir flekilde olsa bile uzun süre okumayan, araflt›rmayan, kendini yenilemeyen örgütçü ve yönetici yoldafllara sahibiz.“Siyasal bilincin geliflmesi, siyasal görevlerin yerine ge-

Her partili sadece devrimin, partinin hamal›, askeri de¤il, esas olarak ‘komutan›’ olmal›d›r. Çünkü; bulundu¤u seviyede, alanda partiyi yönetecek, ordularda her komutanda derinlikli bir bilinç aranmadan da komutanl›k yapabilir ama, partide komuta etmesi için bilinç, derinlik, siyasal uyan›kl›k vb. flart. Bu muazzam bir enerji, emek gerektirir. tirilmesi, dünyada, ülkede, partide olup bitenler, siyasal, örgütsel, pratik geliflmeler, ideolojik siyasal uyan›kl›¤›n geliflmesi vb. baflta parti içi ve partinin merkezi yay›nlar›n› düzenli ve zaman›nda takip edilmesiyle olur. Parti üyeleri alta tafl›madan önce tafl›d›¤› fleylerin mahiyetini bilmeli. Çünkü hem kavrayacak ve kendini gelifltirecek,

hem varsa yanl›fllar› partiyi uyaracak, hem de götürdü¤ü kitlelerle onun üzerinde konuflup kavratacakt›r. Parti içi ve partinin kitle yay›nlar›n›, derhal ve ciddiyetle okumayan yoldafllar alt› nas›l yetifltirecek, nas›l parti bilinci ve kültürü tafl›yacak, taktik, yönelim ve örgüt ruhu tafl›yacak, pratik görevlerini kavray›p, kavrat›p o do¤rultuda yap›lmas› gerekenleri örgütleyecek? Okumayan, incelemeyen, araflt›rmayan, kendini gelifltirmeyen parti üyesi olmaz veya partinin durum ve yönünü uzun süre tafl›yamaz. Bunu yapmayan neyi nas›l kavrayacak, nas›l derinli¤i olsun ki ideolojik, siyasi uyan›kl›¤› olsun, nas›l alt› gelifltirebilsin, neyle gelifltirebilsin? Bunu yapmayan iyi bir pratik faaliyet gösteremez, partinin ve s›n›f mücadelesinin zor dönemeçlerinde alt›ndan kalkamaz, tökezler, savrulur. Belki kiflilere güven temelinde (o da neyin üzerinde o ayr› mesele) gidebilir, o da uzun sürmez. Kifli adam› olabilir belki, ama dava adam› olmas› tart›fl›l›r duruma gelir. Aç›kt›r ki bu gibiler ba¤›ml› kifliliklerdir. Böyle olanlar belki iyi bir hamal olabilir, iyi bir asker olabilir ama iyi bir ‘komutan’ olamaz. Oysa her partili sadece devrimin, partinin hamal›, askeri de¤il, esas olarak ‘komutan›’ olmal›d›r. Çünkü; bulundu¤u seviyede, alanda partiyi yönetecek, ordularda her komutanda derinlikli bir bilinç aranmadan da komutanl›k yapabilir ama, partide komuta etmesi için bilinç, derinlik, siyasal uyan›kl›k vb. flart. Bu muazzam bir enerji, emek gerektirir. Her partili bunun bilincinde olmal›, alttaki yoldafllar› da bu sorumlulukla e¤itmeli, yetifltirmelidir. Zaman›n› iyi ve planl› de¤erlendirmeli, ona hükmetmeli... Partinin, örgütlerinin zay›fl›¤›ndan, örgütsüzlü¤ünden, da¤›n›kl›¤›ndan, amatörlü¤ünden vb.

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

59


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

60 yak›n›yoruz. Düflünsel önderlik yönünü belirttik. Onun ›fl›¤›nda kafa aç›kl›¤›yla, do¤ru bir örgütsel önderlikle bu giderilebilir. Do¤ru bir çizgiyle (ideolojik, politik, örgütsel, pratik bir bütünü, do¤ru bir çizgiyi ifade eder) bunlar afl›l›r. Buna sahip insan unsuruyla bu sorun çözülür. Bu, baflta önderlik olmak üzere parti organlar›na, tek tek parti üyelerine ba¤l›d›r. Baflkas› çözmeyecektir. D›flta veya alttaki insanlar bu sorunu çözemeyecektir. Onlar çözseydi, onlar proletarya partisi olurdu. Proletarya partisinin önderli¤i, organlar›, üyeleri onlar olurdu. Bizler bu iddiaya soyundu¤umuza göre bizler yapaca¤›z. Yapacak olanlar›n yak›nmas› kötüdür. Baflkas› yapacaksa bize ihtiyaç yok. Bizler yapacaksak yan›k yan›k yak›nmaya hakk›m›z yok. Haz›r› harcamak kolayd›r, yetenek gerekmiyor, özel çaba gerekmiyor vs. Önderlik emekle, yetenekle yaratmakt›r. Buna lay›k olmayan, alt›ndan kalkamayan bunu yapamaz ve beklenemez de. Bunu yapma iddias›n› tafl›yorlarsa sorumluluk düflüyor. ‹deallerine, partiye sahip ç›karak, görevlerini yapmak durumunda, örgüt yokken, zay›fken onu yaratmak ve güçlendirmek durumunda. Miras yedileri veya alt›ndan kalkamayanlar› bir kenara itmek durumunda. Denilebilir ki “bir kenara itmeyelim, dönüfltürmek laz›m, her fley de¤iflir” bu genel bir do¤ru. Diyalektik olarak her fley de¤iflme ve geliflme halindedir. Ama her fley, her fleye dönüflmez. Her fley istedi¤imiz fleye dönüflmez. Ölü kurtçuklar topra¤a dönüflür, ama onu diriltemeyiz, genç ve dinamik birine dönüfltüremeyiz. Baz›lar› yöntem önemli diyebilir, o da genel bir do¤ru. Ama istedi¤in kadar yöntemin de iyi olsun, efle¤i adam edemezsin. Bir zeka özürlüsünün ak›ll›, yetenekli hale gelmesi teorik olarak mümkün, ama bu binde

yüz-binde bir gibi bir olayd›r, böyle istisnalar› elde etmek için hiçbir ak›ll› komünist zaman›n› ona adayamaz. Parti ifllerini ona ba¤l› k›lacak kadar saf olamaz. Dava, insan unsuruyla baflar›ya götürülür. Ama ak›ll› insanlarla. Toplumun en bilinçli, en uzak görüfllü, en yetenekli, en fedakar vb. insanlar› bizler oldu¤umuza veya olmam›z gerekti¤ine göre, do¤ru bir çizgiyle, ak›lla, yetenekle, özveriyle “olmayan” veya zay›f oldu¤umuz fleyleri yaratabiliriz. Parti örgütleri yoksa, olanlar zay›fsa, örgütsüzlükten, kitle ba¤lar›n›n zay›fl›¤›ndan yak›n›yorsak bunlar› yapacak olan bizleriz. Partinin tarihine bak›n, hiçbir dönem böyle yak›n›lmam›flt›r. ‹nsanlar hemen hemen hiçbir fleyi haz›r bulmam›flt›r. Yapa yapa yaratm›fllard›r. Bizler olan› bile örgütleme becerisi gösteremiyor, yak›n›yoruz. Böyle olmamal›...” (KOMÜN‹ST 44) Her gün kendini yeniden yeniden üreterek yenilemeyen, e¤itmeyen, okuyup araflt›rmayan sürecin, yedinci yönelimin devrimcili¤ini/militanl›¤›n› yapamaz. Karfl› karfl›ya kald›¤› sorunlar› do¤ru tahlil edemez, etse bile çözüm üretemez, olsa bile bu çözümler çok dar ve s›n›rl› olur. Devrimcilik yeniliktir. Devrimcili¤in gerekleri yerine getirilmeden, devrimcilik yap›lmaz. Yap›ld›¤› zannedilen, kuru-s›k› palavrac›l›k olur. Her alanda yetiflmifl-kalifiye insana, kadroya ihtiyaç duydu¤umuzu ve bu s›k›nt›n›n çok büyük oldu¤unu hepimiz bir biçimde biliyor, görüyor ve yafl›yoruz. Bu sorunun varl›¤› bilince ç›kar›lmadan, çözümü konusunda bilinçli, planl›, sistemli, ›srarl› bir çal›flma yürütmez ve bu s›k›nt›y› aflan yönelime somut olarak girmez isek, ayn› veya benzer sorunlar› yar›n, ayn› düzeyde bir kez daha tart›fl›yor olaca¤›z.

YÖNET‹C‹L‹K NED‹R, GÖREVLER‹ NELERD‹R ? Yöneticilik demek, belli amac› ve hedefi olan bir faaliyeti planlamak, organize etmek ve baflarmakt›r. Herkes yönetici olamaz. Birileri iyi düflünce üretebilir, güzel yaz›p, güzel konuflabilir ancak, tek bafl›na bu özelliklere sahip olmakla, yönetici olunamaz. Yönetici, birden fazla faaliyeti tek elde toplayarak iflleyen bir mekanizma haline getiren, ustaca organize eden, planlayan, insanlar› kolektif bir irade do¤rultusunda motive, sevk ve idare eden, faaliyetleri ve insanlar› zaman›nda denetleyen, koflullara ustaca uyarlayan, yenileyen ve sonuçta çözüm üreten, baflaran insand›r. Yönetici, ayn› zamanda usta bir organizatördür. Yöneticide aranmas› gereken en önemli özelliklerin bafl›nda, sa¤lam bir ideolojiyle donanm›fl bir kiflilik, yetenek ve yönetme tecrübesi gelir. Yöneticinin görevleri; Karar verme: karar vermeden önce, süreci bütün yönleriyle kapsaml› flekilde de¤erlendirerek, sorunlar› ve geliflmeleri çok yönlü ele alan, olas›l›klar› önceden sezerek hesaba katan, kararlar› do¤ru ve kolektif aland›r. Al›nan kararlar›n hayata geçirilmesini sa¤layan ve al›nan kararlar›n sonuçlar›n›, olumlu ve olumsuz yanlar›n› zaman›nda denetleyen ve do¤ru karar verendir. Yönetme ve komuta etme: Faaliyetlerin organizesini etkili ve verimli bir flekilde elde etmek için insanlar› motive eden, beraber çal›flanlar aras›ndaki iliflkileri s›cak tutand›r. Çal›flma atmosferini uyumlu, ahenkli, sa¤l›kl›, çekici hale getirendir. Organize etmek ve yönlendirmek: örgütün verimlilik düzeyini art›rmak için, örgütün hedef ve amaçlar›na hizmet eden, program ve yönelimini kavratan, düzenli bir e¤itim çal›flmas›n› yapand›r. Faaliyet yürütenlere görevler verip de-


61

netlemek, kolektif çal›flma için faaliyet yürütenlere yetki ve sorumluluk verendir. Yönetici, örgütün program ve yönelimiyle amaç ve hedefleriyle bütünleflen stratejik düflünerek plan yapand›r. Genifl çapl› araflt›rma yaparak, neler yap›lmas› gerekti¤ini iyi hesaplayarak, k›sa-orta-uzun vadeli plan yapand›r. Hesapl›, planl› çal›flmayan yönetici, t›pk› itfaiyenin yapt›¤› gibi, her yang›n›n peflinden koflar. Bir yöneticinin; “Organ oluflturmas› yetmez, önüne plan, program, somut görev vb. koymak yetmez. Hem uzun olmayan periyotlarla düzenli toplant›lar›n› yapar hale gelmeli, kolektivizmi iflletmeli, sorunlar ç›kt›¤›nda kolektif iradeyle veya üstten müdahaleyle çözmeli, hem faaliyet alan›nda çal›flmalar› ve birbirlerinin çal›flmalar›n› denetlemeli, olumsuzluklara ve aksakl›klara zaman›nda müdahale etmeli, sorunlar› biriktirmemeli, her toplant›da politikas›n›, takti¤ini, çal›flman›n gidiflat›n›, t›kan›klar›,

yap›lmas› gerekenleri, düflman ve d›fl›ndaki güçlerin durum ve hamlelerini ve örgütün buna karfl› yapacaklar› ve alaca¤› tedbirleri zaman›nda almal›, inisiyatifi elde tutmal›, hangi hamleyi ne zaman atmas› gerekti¤ini (siyasi, örgütsel, pratik olarak) iyi düflünme al›flkanl›¤›n›, inisiyatifli¤ini edilmeli; Her toplant› süreleri aras›nda d›fl›m›zda ve partinin yay›nlar›nda belirlenen fleylerde yap›lacak fleyleri, yanl›fl bulduklar› fleyleri, önerilecek fleyleri, yine kendi alanlar›na yönelik fleyleri tart›fl›p partiye iletmeli ve yoldafllar› buna teflvik etmeli hem de toplant› raporlar›n› zaman›nda haz›rlay›p, alan›nda da¤›tt›¤› bildiriler, farkl› yap›lar›n ç›kard›¤› bildiriler, broflürler, devletin, çeflitli kurulufllar›n›n, fabrikalar›n, sendikalar›n ç›kard›¤› bildiri, broflür, kitapç›k istihbarat vb. ile birlikte üste iletmelidirler. Toplant›lar ve raporlar› ayn› gündemlerle, hep ayn› konularda ç›kar›yorsa, ruhsuz ve cans›zsa o organ

komada demektir. Orada canl›l›k yok, ifl yok demektir. Parti organlar› kendi aralar›nda mümkün oldu¤u kadar en iyi isabetli ifl bölümü yapmal›. Marifet dolap beygiri gibi koflturma de¤il, faaliyetini verimli k›lmad›r. Her üye kendine en az bir hücreyi temel almal›. Sorumluluk alan›nda önceden örgütlülük varsa, örgütlü yoldafllardan (alan›n önem ve örgütlülü¤üne ba¤l› olarak) en iyilerinden üç-befl aras› yoldafltan oluflan hücre/hücreler kurmal›. Örgütlemede örgüt ilkemiz hücreler fleklinde örgütlemektir. Örgütlemede bu bir ilkedir. Parti de oldu¤u gibi alta do¤ru üzüm salk›m› gibi hücre örgütlenmesi fleklinde örgütlenilir. Bu biliniyor. Her parti üyesi en az kendine bir hücreyi temel almal›d›r. Esas eme¤i o hücreyi yetifltirmeye, gelifltirmeye vermelidir. Kapasitesi yetiyorsa birden çok hücreye önderlik edecektir. Örgütlülük yoksa veya devredilmifl bir faaliyetin olmad›¤› yerlerde ilkin varsa taraf-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

Bir parti üyesi ve örgütçünün yetene¤i, çal›flkanl›¤›, iyili¤i çok dolaflmas›, çok koflturmas›yla de¤il, kaç kifliyi örgütledi¤i, kaç hücre oluflturdu¤u, kaç hücreyi yönetti¤i ve o hücreleri ne derece yetifltirip ve parti görevlerini bu hücreleriyle ne kadar, ne derece yerine getirdi¤iyle ölçülüdür.


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

62 tarlar› tek tek (tabi ki güvenirlik ve güvenlik sorununu ön planda tutarak) bulmaya, taramaya çal›flacak, ilgilenecek, onlar içinde güvenilir, dürüst, mümkün oldu¤unca üretimde olan insanlardan örgütlenmeye gelebilen/kabullenenlerden hücre oluflturmal›. Bu hücreleri temel alarak örgütleme yapmay›, prensip haline getirmeli. Tek tek iliflkiler yarat›lmaz m›, bulunmaz m›, bunlarla iliflki sürdürülemez mi sürdürülür, olacakt›r da, ama bütün bunlar› yaparken, kimi nerde, nas›l, hangi hücrede örgütlerim anlay›fl›yla yap›lmal›d›r. Bir partili dilenci gibi çal›flmamal›. Günde onlarca insana gitmesi, bu bak›mdan “koflturmas›” onun iyi çal›flt›¤›, iyi örgütçü oldu¤unu göstermez. Tersine örgütçülükten anlamayan bir amatör, dar pratikçi olu¤unu gösterir… Bir örgütçünün meziyeti konuflmalar›nda, davran›fllar›nda meselelere yaklafl›m›nda karfl›ndaki insanlara güven vermesidir. Kitleler, insanlar güvenirse peflinde gelir, verilen görevi yapar, bedelleri göze al›r. Örgütçünün meziyeti bu etkiyi yaratmas›n›n yan› s›ra, hangi insan›n ne ifle yarayaca¤›, ne iflleri yapabilece¤i, neleri kald›rabilece¤inin asgari bir sezgiyle ç›karmas› ve ba¤ kurdu¤u herkese uygun bir ifl vermesinden yatar. Bir tafl duvar› ustas›, rotas›na göre hangi tafl› nereye koyaca¤›n› iyi bilendir, elindeki malzemeyi en iyi de¤erlendirendir. ‘Yap› ustalar›’n›n bilinç ve örgütsel deneyimle daha mükemmel olmas› gerekti¤i aç›kt›r. Bir parti üyesi ve örgütçünün yetene¤i, çal›flkanl›¤›, iyili¤i çok dolaflmas›, çok koflturmas›yla de¤il, kaç kifliyi örgütledi¤i, kaç hücre oluflturdu¤u, kaç hücreyi yönetti¤i ve o hücreleri ne derece yetifltirip ve parti görevlerini bu hücreleriyle ne kadar, ne derece yerine getirdi¤iyle ölçülüdür. Bir parti üyesi ve bir örgütçü

her gün tek tek befl-on insanla görüflmez. Gizli çal›flma prensibine de uygun de¤ildir. Bir parti üyesi bu befl-on kifliden iki hücre oluflturur. ‹ki haftada bir toplant› yapm›fl olsa, gün boyu bir toplant› ile hem onlara derli toplu bir fley verir, hem onlar› derli toplu dinler, hem yapaca¤› iflleri daha planl› yapar, hem kolektif faaliyet iflleyiflini, kültürünü oturtur, hem de illegalite aç›s›nda riski azalt›r vb. Her hücre eleman›n›n en az üçbefl insana gitmesi, yay›nlar›n› tafl›mas›, propaganda yapmas›, ilgilenmesi o kadar çevreye gidilmesi demektir. Onlar da baflka iliflkilere gidecektir. ‹lgilendiklerini faaliyetlere çekecektir. Onlardan uygun olanlar› hücrelefltirecektir. Verdi¤i bilgi do¤rultusunda hücreleflmesini sa¤lamaya yard›mc› ve yönlendirici olmak gerekir, hatta ilk bir kaç toplant›lar›na kat›lmas› çok faydal› olur. Di¤er hücre üyelerinin de benzer çal›flma ve hücre örgütlenmesine önderlik edilirse hem örgütlülük geliflir, hem daha genifl kitlelere gidilir, o kadar genifl kitleler politikam›z ve prati¤imizin etkisine çekilir, örgüt de öyle geliflir, insanlar da öyle ç›kar. ...Parti içi belgeleri bile okunmayan, ya da derhal ve zaman›nda okumayan, inceleyici gözle bakmayan, kavramaya çal›fl›p, yanl›fllara karfl› mücadeleyi düflünmeyen, onun zahmetine katlanmayan üyelerimiz, kadrolar›m›z var. ‹nan›l›r gibi de¤il, ama gerçek. fiimdi biraz okuyup araflt›r›p, inceleyip kendini gelifltirmesi, o edindiklerini alta tafl›ma sorumlulu¤u oldu¤unu, parti içi yaz›lara karfl› ve yine legal ç›kan yay›nlara karfl› böyle isteksiz veya ilgisiz yaklafl›labiliyor. S›n›f bilincine sahip olan veya olmas› gerekenler böyle yaparsa nas›l kendini gelifltirebilir, partinin geliflmesine aç›k olabilir, neyi nas›l kavrayabilir ki alta da götürsün. Neyle, hangi birikimle kitlelere gidebilecek? Nas›l öncülük, önderlik

yapabilecek, kitleleri yönetebilecek? Böyle bir durum ve ruh haliyle hangi bilinç, coflku ve militanl›¤a sahip olabilir ki tafl›yabilsin? Büyük bir davan›n sorunlar›n› nas›l omuzlayabilir ve tabi seni yar› yolda b›rakaca¤›n›n korkusunu tafl›madan nereye kadar güvenebilirsin veya ciddi, uzun vadeli planlarda bu durumda olan yoldafllar›n üzerinde güvenle nas›l hesap kurabilirsin? Bunun yap›lmayaca¤› aç›k de¤il mi?” (KOMÜN‹ST 44) KADRO SEÇ‹M‹NDE HANG‹ ‹LKELER TEMEL ALINMALIDIR Kadro seçiminde esas alaca¤›m›z temel ilkeler flunlar olmal›d›r; A) Politik kriter B) Pratik kriter Politik ve pratik kriter derken ne anl›yoruz? Politik kriter derken bir düzeyden bahsediyoruz. Asgari düzeyde Marksist Leninist Maoist bilince sahip olmas›ndan bahsediyoruz. Çünkü bir kadronun politik düzeyi ne kadar yüksekse, Marksist Leninist Maoist bilince ne kadar çok sahipse çal›flma seviyesi yüksek, verimli ve sonucu o kadar etkili olur. Kadro seçiminde esas alaca¤›m›z en önemli temel kriterler flunlar olmal›d›r. Birincisi; kendini iflçi s›n›f› davas›na adam›fl, her flart alt›nda partiye ba¤l›, s›n›f düflmanlar› önünde s›nanm›fl olmal›d›r. ‹kincisi; kitlelerle güçlü ba¤lar içinde olmal›d›r. Kitlelerin istem ve taleplerini bilmeli; her koflulda onlar›n ruh halini elinde tutmal›d›r. Üçüncüsü; her koflulda ba¤›ms›zca yönünü bulma yetene¤ine sahip olmal›d›r. Sorumluluktan kaçmamal›, inisiyatifli olmal›d›r. Yenilgi an›nda karamsarl›¤a, y›lg›nl›¤a; zafer an›nda sarhofllu¤a düflmeyendir. Al›nan kararlar›n uygulanmas›nda kararl›l›k, sa¤laml›k gösterenler ancak, Bolflevik-Maoist yönetici olabilir.


Dördüncüsü; Marksizm Leninizm Maoizm biliminden sapan bütün ak›mlara ve s›n›f düflmanlar›na karfl› uzlaflmaz olmal›d›r. Kadro seçiminde aranan politik kriterler bunlard›r, ancak her bir maddenin genifl aç›l›m›n› yaparak daha anlafl›l›r, kavran›r hale getirmeliyiz. Kadrolar›n seçiminde ve e¤itilmesinde esas a¤›rl›k verilmesi gerekenin proletarya davas›na ba¤l›l›k ve partiye sadakat oldu¤unun bilinciyle hareket etmeliyiz. ‹deolojik sa¤laml›k denilen gerçekli¤in bu oldu¤unu sürekli akl›m›zda tutmal›y›z. Güzel konuflan, güzel yazan ama eylem adam› olmayan, mücadele için ifle yaramayan birini çok defa güzel yazamayan, konuflamayan ancak partiye ba¤l›, devrime inançl› yoldafla tercih etti¤imiz durumlar› yaflad›k, yafl›yoruz. Bazen hak etmedikleri halde bir sekter, dogmatik, m›zm›z sürecin yaratt›¤› bir tak›m boflluklardan yararlanarak yönetici konuma gelebiliyor. Kitlelerle s›k› ba¤lar› olan, onlar›n ç›karlar› için yaflayan, kitlelerin ruh hallerini ellerinde tutan yoldafllar› öncelikle tercih etmeliyiz. Bu yoldafllar› teflvik etmeliyiz. Kadro yetifltirmede, e¤itmede en fazla önem verece¤imiz ikinci kriter bu olmal›d›r. E¤itip, yetifltirmeye çal›flt›¤›m›z yoldafllar› kitleler içinde faaliyet yürütmeleri, onlar içinde kök salmalar› için teflvik etmeliyiz. Kitleleri ilgilendiren sorunlar› gündemimize almal›y›z. Sorunlar› tart›fl›p, kararlar al›p bunlar› uygulamal› ve nas›l uyguland›klar›n› denetlemeliyiz. Kitleleri, onlar›n ç›karlar›n› temsil etti¤imize, yaflam›m›z› onlar›n yaflamlar›yla birlefltirdi¤imize, onlar›n bir parças› oldu¤umuza ikna etmeliyiz. Kadro yetifltirme ve e¤itmede en önemli kriterlerden biri de sorumluluk bilincidir. Bu düflünce ve duygu olmadan ileri do¤ru hiçbir ad›m at›lamaz. Partinin, dev-

rimin, halk›n ve s›n›f›n bütün sorunlar›na karfl› duyarl› olmaktan bafllar sorumluluk bilinci. Yaflama, halk›na, ülkesine, karfl› duyars›z olan birinden sorumluluk bilinci bekleyemeyiz. Sorumluluk bilinci eme¤e karfl› sayg›l› ve duyarl› olmaktan geçer. Eme¤e karfl› duyarl›l›k ve sayg›d›r, devrimcilik. Yaflamdaki her geliflmeye, her k›p›rdan›fla, her hareketlili¤e karfl› ilgi, duyarl›l›k ve sorumluluk duyarak, bafllar devrimcilik. Parti ve s›n›f mücadelesi sorunlar›na karfl› ilgisiz, duyars›z ve sorumsuz olanlar devrimcilik yapamaz, yöneticilik hiç yapamaz. Devrimci kiflilik araflt›ran, sorgulayan ve de¤ifltiren kifliliktir. Sömürücü s›n›flar›n egemen oldu¤u toplumlarda, egemen s›n›flar egemenlik alt›na ald›klar›, sömürdükleri s›n›f ve tabakalar›n bilincini de esir al›r, köreltir, kendi sömürüsü için yönlendirir. ‹nsanlar›n duyarl›l›k ve sorumluluk bilincini ve duygular›n› bencillefltirerek, kendilerine yabanc›laflt›r›r. Sömürücülerin, egemen s›n›flar›n neden insan beynini esir alarak yabanc›laflt›rd›klar›n›, sorumluluk duygular›n› bencillefltirdiklerini çok iyi kavramal›y›z. Kadrolar› e¤itip, yetifltirirken en fazla üzerinde durmam›z gereken, ciddiyetle e¤ilmemiz gereken olgunun sorumluluk bilinci ve duygusu oldu¤unun bilincinde olmal›y›z. MLM bilinci verirken s›n›f düflmanlar› kadar neden her türlü MLM sapmaya karfl› da ayn› bilinç ve kararl›l›kla mücadele etmemiz gerekti¤ini iyi kavratmal›y›z. MLM çizgisinden her sapman›n, her ayk›r› ve farkl› düflüncenin hizmet etti¤i yerin ayn› oldu¤unu; bu sapmalara karfl› daha uyan›k, daha bilinçli olmam›z gerekti¤ini kavratmal›y›z. MLM biliminden sapan revizyonizm, modern revizyonizm, oportünizm temsilcilerinin sosya-

list ülkelerde kapitalizmi infla ettiklerini, geriye dönüflleri gerçeklefltirdiklerini kavratmal›y›z. Bu türden s›n›f düflmanlar›na karfl› çok daha dikkatli ve uyan›k olmam›z gerekti¤ini kavratmal›y›z. Her teorik, bilimsel olguyu güncel gerçeklik içinde ifadelendirmeliyiz. Somut gerçeklik içinde bilimsel teoriyi zenginlefltirerek kavratmal›y›z. Her bilimsel teoriyi somut yaflam›n içindeki olgularda zenginlefltirip ayd›nlatmal›y›z. Kadro seçiminde ve e¤itiminde politik kriterlerin neler olmas› gerekti¤ine de¤indik. Ancak bu kriterlerin tek bafl›na kadro e¤itimi için yeterli olmad›¤›n› belirtmek gerekir. Politik kriter esas iken tamamlay›c› ve bütünleyici ikinci bir ö¤enin ise pratik kriter oldu¤unu unutmamal›y›z. Pratik kriter deyince ne anlamal›y›z? Devrimci faaliyet için yap›lmas› gereken söz konusu çal›flmalar için bilgiye sahip olup olmamas› anlafl›lmal›d›r. Mesleki alanda özelliklerinin; bilgi, tecrübe yetenek, beceri ve birikime, kültürel, sanatsal, teknik, bas›m-yay›n, bilimin her dal›, askeri konularda asgari bir bilgi ve birikime sahip olmas› anlafl›lmal›d›r. Araba kullanmay› bilmeyenden araba kullanmas›n› bekleyerek, bizi istedi¤imiz yere götürmesini bekleyebilir miyiz? Bu gibi insanlara arabaya bakmas›n›, kontrol etmesini isteyebilir miyiz? Bilgisayar kullanmas›n› bilmeyenden bas›m için dizgi yapmas›n› bekleyebilir miyiz? Yabanc› dil bilmeyenden tercümanl›k yapmas›n› bekleyebilir miyiz? Elbette ki bu sorular›n yan›t› kocaman bir hay›rd›r. Bahsi edilen her çal›flma için bir bilgi ve yetenek gerekiyor. Bahsetti¤imiz pratik kriter bunlard›r. Devrim mücadelesi onlarca alanda yetiflmifl uzman kadrolara ihtiyaç duyar. Kadrolar›n seçim ve görevlendirilmesinde sadece poli-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

63


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

64 tik kriterle yetinemeyiz. Politik bak›fl aç›s› ilk ve son bak›fl aç›s› olamaz. Politik kriteri esas al›rken görevlendirece¤imiz kifliyi alan›n mesleki bilgisine sahip olmas›n› da arayaca¤›z. Devrim mücadelesinde iyi bir tornac›ya, iyi bir matbaac›ya, iyi bir bilgisayar uzman›na, iyi bir ortopedist doktora, iyi bir sanatç› ve edebiyatç›ya k›saca devrimin asgari düzeyde ihtiyaç duydu¤u, farkl› mesleki dallarda yetiflmifl, yetenekli, inisiyatifli uzman kadrolara gereksinimi vard›r. Devrim mücadelesi onlarca yüzlerce renkte, farkl› yetenek ve becerilerin bileflimiyle zafere ulafl›r. Tek tip bilgi, tek tip beceri ve yetene¤in oldu¤u bir yap›da baflar› kazan›lamaz. Bugün çok ac› bir flekilde belirtmek istiyoruz ki, bizde yaflanan durum budur. Saflar›m›zda bulunan yoldafllar›n büyük bir bölümünün bilgi, beceri ve yetenek düzeyi çok az farkl›l›klarla ayn›d›r. Oysa tek bafl›na bir yetenek, beceri ve birikimle devrim yap›lmaz. Bunu tez elden k›rmal›, parçalamal›y›z. Nas›l ki bir dönem saflar›m›zda çok a¤›rl›kl› olarak Dersim kökenli yoldafllar hakimdiyse, bugün, övünerek belirtiyoruz ki art›k saflar›m›zda Karadenizli, ‹ç-Anadolu’dan yoldafllar da giderek ço¤al›yor. Bir tek bölgenin “partisi” olmaktan ç›kt›ysak, ayn› flekilde saflar›m›zda farkl› türden yetenek ve beceriye sahip kadro ve militanlar yetifltirerek “tek tip yetenek” sahibi olmaktan h›zla kurtulmal›y›z. Lenin yoldafl devrimci çal›flmada de¤iflik niteliklerin gerekli oldu¤unu söyler. “Örgütçü olarak tümüyle ifle yaramaz biri, yeri doldurulamaz bir ajitatör olabilir, ya da s›k› gizli çal›flma için uygun olmayan biri, muazzam bir propagandac› olabilir.” Peki biz devrimci çal›flmada insanlardan ne bekliyoruz? Herkesten iyi bir örgütçü, iyi bir yönetici olmalar›n›

bekliyoruz. Beklentilerimizin karfl›l›¤›n› alamay›nca hayal k›r›kl›¤›na u¤ruyoruz. “Herkesin her ifli yapt›¤›” ancak, sonuçta hiçbir iflin lay›k›yla yap›lmad›¤›n› belirtmek istiyoruz. Çünkü bize do¤ru diye ö¤retilen, do¤ru diye kavrat›lan bu olmufltur. Rutin ve bilinen faaliyetleri yapanlar baflar›l›d›r, yapamayanlar baflar›l› de¤ildir. Genel kabul görmüfl, do¤ru olarak bildi¤imiz anlay›fl budur. Oysa gerçek hiç de öyle de¤ildir. Herkesin her ifli yapt›¤›n› -ki çok zaman bu da yap›lm›yor- düflünsek bile, herkesin yapt›¤› bilinen ifllerin d›fl›ndaki iflleri, kim yapacak? Öylesine pasl›, bize ait olmayan düflünce zincirleriyle kendimizi ba¤l›yoruz ki, geliflme bir yana k›p›rdayam›yoruz bile. Biz istiyoruz ki herkes ayn› ifli yaps›n baflka bir ifl yapmas›n. Çünkü baflka ifl

Plans›z-programs›z yaflayarak devrimcilik yap›lmaz. Partinin araç-gereçlerini kullan›rken dikkatsiz, ancak kendi kiflisel araç gereçlerini kullan›rken bir o kadar tutumlu ve dikkatli olanlar, gerçek devrimci olamazlar. Bunlar olsa olsa küçük burjuvalar olur. yaparsa, herkesin yapt›¤› ifl yap›lm›fl olmayacakt›r. Ve biz buna particilik, devrimcilik, ilericilik diyoruz. En geri ve ilkel düflünceyle ilerici bir faaliyet yürüttü¤ümüzü zannediyoruz.

Biz burada, bilinen faaliyetlerin yap›lmamas›n› savunmuyoruz. Bilinen faaliyetleri herkesten çok önemsiyor ve çok daha fazla yap›lmas›n› istiyoruz. Fakat, çok anlams›z buldu¤umuz, karfl› oldu¤umuz fley her fleyin ters yüz edilip amac›ndan, hedefinden sapt›r›larak anlams›zlaflt›r›lmas›d›r. S›n›fl› toplumlar oldu¤u sürece, devrimci faaliyetlerde ifl bölümü denilen bir gerçeklik vard›r. Bu gerçekli¤in bilincinde hareket etti¤imizde, herkesin, bilinen birkaç ayn› ifli yapmas› durumunda, devrimci faaliyetlerin ve görevlerin yerine getirildi¤i anlafl›lmaz. Çünkü devrimci faaliyet ve ihtiyaçlar sadece bir iki faaliyet ve görevden ibaret de¤ildir. Bunu böyle düflünenler en baflta s›n›f mücadelesini ve ihtiyaçlar›n›, en temel noktada kavramam›fl, anlamam›fl demektir. Yukar›da ifade etmeye çal›flt›¤›m›z bir gerçeklikle birlikte, baflka bir gerçeklik daha vard›r ki o da fludur; “Farkl› görevi” oldu¤unu, farkl› yerde örgütlü oldu¤unu ima ederek veya söyleyerek, yap›lmas› gereken görevden kaçman›n yolunu bulma anlay›fl›d›r. Bu anlay›fl ve davran›fl parazit, gösterifl düflkünü küçük burjuva anlay›fl›d›r. ‹fl yapmaman›n, görevden kaçman›n k›l›f›d›r. Her fleyin bafl› dürüstlüktür. Kendine karfl›, eme¤e, devrime ve halka karfl› dürüst olmayanlar, iflah olmaz burjuvalard›r. Kadrolar›m›z›, insanlar›m›z› e¤itirken, yetifltirirken öncelikle devrimcili¤in dürüstlük oldu¤unu ö¤retmeliyiz. Dürüst olunmadan gerçek devrimci olunmaz. Sahtekarlar ve palavrac›lar devrimci olamaz, devrimcilik yapamaz. Herkesin her ifli yapt›¤› zannedildi¤i yerde, gerçek anlamda devrimcilik yap›lmaz. Devrimci faaliyet sadece derne¤e/randevuya gidip gelmeyle, sadece nöbet tutup, gazete satmayla s›n›rland›r›lamaz. Halk Savafl› stratejisinin k›sa ve


orta vadede bizden bekledi¤i ve yapmam›z gereken onlarca faaliyet var. Süreklili¤i sa¤lanm›fl gerilla faaliyetinin onlarca, yüzlerce ihtiyac›n›n örgütlenmesini, kadrosunu yaratmay›, al›fl›lagelmifl bilinen düflünme ve çal›flma tarz›yla yaratamay›z. Yanl›fl, çarp›k düflünce ve anlay›fllar bir anda k›r›lmayacakt›r. Bunun bilincindeyiz. Burjuvazi, küçük burjuvazinin düflünce ve yaflam›ndan etkilenmenin yaratt›¤› sakatl›klar› bir anda ortadan kald›ramayaca¤›z. Ancak bunlara karfl› amans›z bir mücadele yürütece¤iz. Bunlar›n amans›z düflman› olaca¤›z. Yanl›fl çal›flma tarz›ndan, yanl›fl flekilleniflten kurtulmak bir anlat›mla, bir yaz›yla olmayacakt›r. Uzun süreli, sab›rl› bir ideolojik mücadele yürüterek, yanl›fl düflünce ve flekillenifller k›r›l›p, at›lacakt›r. Bunun bir yolu da do¤ru bilimsel kadro politikas›ndan ve nitelikli, ›srarl› bir e¤itimden geçer. Bu konuda Lenin yoldafl› dinleyelim; “Dev büyüklükte bir orkestraya gereksinimiz vard›r; bu orkestrada rolleri iyi da¤›tmak, birisine duygusal keman›, bir di¤erine öfkeli kontrbas›, bir üçüncüsüne orkestra flefi sopas›n› verebilmek için deneyim toplamak zorunday›z.” Saflar›m›zda Lenin yoldafl gibi düflünmeyen küçümsenmeyecek say›da yoldafllar›m›z vard›r. Onlar herkesin sadece saz çalmas›n› istiyor. Onlara sazdan baflka enstrüman gerekmiyor, çünkü bildi¤i tek enstrüman vard›r, o da sazd›r. Oysa sadece sazla orkestra kurulmaz. Art›k sazdan baflka seslere (telli, vurmal›, üflemeli) kulaklar›m›z al›flmal›d›r. Saflar›m›zda yanl›fl ve çarp›k anlay›fl ve çal›flma tarz›n›n y›k›lmas› için düzenli ve sistemli kadro e¤itimine, çal›flmas›na a¤›rl›k vermeliyiz. Biz bunu yapaca¤›z. Stalin yoldafl do¤ru kadro seçiminin anlam›n› flöyle aç›kl›yor:

Birincisi; kadrolara özenle davranmak, onlara sayg› göstermektir. ‹kincisi; kadrolar› tan›mak, her kadronun üstünlük ve eksiklerini özenle incelemek ve hangi görevde yeteneklerini en kolay biçimde gelifltirebilece¤ini bilmek. Üçüncüsü; itinayla kadro yetifltirmek, onlara yard›m etmek, onlar için zaman kaybetmekten korkmamak. Dördüncüsü; herkes kendisini do¤ru yerde hissetmelidir. Kadro sorununun komünist partiler için tayin edici önemde oldu¤unu, kadro yetifltirme konusunda Lenin ve Stalin yoldafllar›n ne kadar büyük bir hassasiyetle ve dikkatle soruna yaklaflt›¤›n› ve bu sorunun çözümü için itinayla yaklaflt›¤›n›, kadrolar›n do¤rudan seçimi, e¤itimi ve da¤›t›m›n› partinin önderi olarak her zaman kendilerinin en baflta gelen yükümlülüklerinden birisi olarak görüp, çözmeye çal›flt›¤›n› biliyoruz. Biz de ayn› ciddiyet ve hassasiyetle devrimin can al›c› bu sorununu ele al›p, gerekli çal›flmay› yürütmeliyiz. Sorunu kendili¤indenci tarza mahkum edemeyiz, zaman› belli olmayan bir gelece¤e erteleyemeyiz. Kadrolar›n BolflevikMaoist tarzda e¤itilmesi büyük öneme sahiptir DEVR‹MC‹ YAfiAM TARZI VE DEVR‹MC‹ TUTUM Devrimci yaflam ve çal›flma tarz›n›n, bir proleter düflüncenin yaflama geçirilmesinde hayati bir öneme sahiptir. Dolay›s›yla, kadrolar›m›z›n yaflamlar›n›n devrimcilefltirilmesi, yaflamsal düzeyde önemlidir. Kadrolar›n yaflam ve çal›flma tarzlar› devrimcilefltirilmeden, proleter düflünceye sahip olman›n önemi anlams›zlafl›r. Kadrolar, sadece partinin düflüncelerini ö¤renip bunlar› çeflitli alanlarda savunmak ya da, propagandas›n› yapmakla yetinmemeli-

dir. Ayn› flekilde, politik-toplumsal yaflamda devrimci-komünist tutuma sahip olmak zorundad›r. Günlük yaflamda tembel, geç saatlere kadar oturup “devrimci” gevezelik yaparak, ö¤lene kadar uyumakla devrimcilik yap›lmaz. Cans›z, ruhsuz, devrimci coflku ve motivasyondan uzak, politiktoplumsal olaylara, yoldafllar›na karfl› duyars›z kal›narak devrimcilik yap›lmaz. Bulundu¤u alandaorganda sürekli sorun ç›karan bencilli¤ini, yetmezli¤ini, gerili¤ini tart›flt›ranlar devrimci olamaz. Plans›z-programs›z yaflayarak devrimcilik yap›lmaz. Partinin araç-gereçlerini kullan›rken dikkatsiz, ancak kendi kiflisel araç gereçlerini kullan›rken bir o kadar tutumlu ve dikkatli olanlar, gerçek devrimci olamazlar. Bunlar olsa olsa küçük burjuvalar olur. Kitleler içinde faaliyet yürütmeyen, kitleleri hor gören, kendini be¤enmifl, kaprisli, kendisiyle bar›fl›k olmayan, burnu havada, her fleyi “ben”le bafllat›p “ben”le bitirenler devrimci olamaz. Bu sahte devrimciler, kuru-s›k› particiler ancak bizim kötü ö¤retmenlerimiz olabilir. Proleter devrimciler ve komünistler alçakgönüllü, fedakar, özverili, halk›n›, yoldafllar›n› seven, planl›-programl›-hedefli çal›flan, disiplinli, yarat›c›, tutu¤unu koparan korkusuz insanlard›r. Sade yaflamay›, s›k› çal›flmay› yaflam tarz› haline getirenlerdir. Partinin ve halk›n de¤erlerini gözü gibi koruyan ve her alanda tutumlu oland›r devrimci. Yaflam›n›, tutumunu devrimcilefltirmeyenler, sözde ve sahte devrimcilerdir. Bir devrimcinin hangi ölçülere ba¤l› kalarak yaflamas› gerekti¤i, devrimcili¤in en temel sorunlar› aras›ndad›r. Dolay›s›yla günlük yaflant›m›z›n her bir kesitinin, tutumun devrimcilefltirilmesi oldukça önemlidir. Dönem dönem baz› alanlar›m›zda yap›lan e¤itim kamplar›nda

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

65


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

66 eksik b›rak›p, önemsemedi¤imiz, ciddiye almad›¤›m›z kadrolar›n yaflam›n›n devrimcilefltirilmesi olay›d›r. Genel teorik-akademik bilgiler verip, yolluyoruz. K›sa bir süre sonra e¤itim kamp›na kat›lanlar›n bir k›sm›n›n devrimcilik yapmad›¤›n›, faaliyet yürütmedi¤ini ö¤reniyoruz. E¤itim kamp›n› tatil kamp› zannederek, birkaç devrimci laf ezberleyerek dönenleri fazla yad›rgamamak gerekir. Çünkü, kampa getirdi¤imiz insanlar›n seçiminde ve e¤itim tarz›m›z› sorgulamas› gerekenler bizleriz. Kadrolar› çal›flma tarz› konusunda e¤itmeliyiz. Kadrolar›m›z nas›l bir çal›flma tarz›yla hareket edecekler? Yöntem sorununu çözmeden, görevden bahsetmek anlams›zd›r. Baflkan MAO “E¤er görevimiz bir ›rma¤› geçmekse, köprü ya da sandal sorununu çözmeden, görev hakk›nda konuflmak yarars›zd›r” der. Anlatmak istedi¤i fludur; çal›flma yöntemlerine özel önem vermeliyiz. Bürokrat, buyrukçu yöntemlerden özenle kaç›nmal›y›z. Sab›r, ikna, kavratma ve yarat›c› yöntemi benimseyerek baflar›l› olabiliriz. Devrimci kiflilik nas›l bir kifliliktir? Hangi özelliklere sahip olmal›d›r? Bunlar kavrat›lmal›d›r. fiehit ve tutsak düflen yoldafllar›m›z›n yaflamlar›ndaki özveri-fedakarl›k, disiplin, çal›flkanl›k, kendini feda ruhu, direnifl, yarat›c›l›k inanç-kararl›l›k, partiye ve yoldafllar›na ba¤l›l›klar› anlat›l›p, kavrat›lmal›d›r. Ve bu tarz e¤itim daha etkili, kal›c› ve sars›c›d›r. ‹zlememiz gereken yönteme bu tarz› da eklemeliyiz. Marksist Leninist Maoist bilinç düzeyi yükseldikçe, çal›flman›n seviyesi, verimi, niteli¤i yükselir. Daha fazla ilerlemenin güçlü etkeni olan devrimci bilincin rolünü art›rmal›y›z. Kadrolar yorulmadan ideolojik-politik düzeylerini yükseltmeli, kendilerini çok yönlü donatmal›d›r. 24 yafl›nda kurucu bir

öndere, 27 yafl›nda bir genel sekretere sahip oldu¤umuzu UNUTMAYALIM. S›n›f mücadelesinin engin denizine kararl›l›kla at›lal›m. Kadrolar tek bafl›na teorik e¤itimle yetifltirilmez. Biz bu konuda yine Stalin yoldafl› dinleyelim. “Tek bafl›na kitaplarla önder yetiflmez. Yönetici fonksiyonerler sadece çal›flma sürecinde yetiflir.” Gerçek yöneticiler bizzat çal›flma içinde, zorluklara karfl› mücadele içinde, zorluklar› aflma çal›flmas› içinde yetiflir. ‹LKELERE BA⁄LILIK ‹lkelere ba¤l›l›k derken, partinin ilkelerine, ideolojisine, stratejisine, politik yönelimine ba¤l›l›k anlafl›lmal›d›r. Partinin ideolojikpolitik hatt›ndan sapmamak, sapmalara karfl› uzlaflmazl›k anlafl›lmal›d›r. Bir fonksiyoner, ilkelere ba¤l›l›¤›, ona verilen göreve karfl› tavr›nda gösterir. Çal›flmas›nda davam›z› pekifltiriyor mu yoksa zay›flat›yor mu, büyümesine katk›da m› bulunuyor, yoksa onun geliflmesini engelliyor mu? Ölçüt budur. ‹lkelerden çokça bahsedip, çal›flmas›nda fedakar, özverili, üretken, yarat›c› olmayanlar, h›rsl› palavrac›lard›r. ‹lkelere ba¤l›l›¤›n temelinde ideolojik donan›m, Marksizm Leninizm Maoizm biliminin do¤rulu¤una sars›lmaz inanç yatar. Marksizm Leninizm Maoizm bilimi, kadrolara çal›flmada güven, günlük çal›flma içinde, küçük fleylerin ard›nda büyük idealler u¤runa mücadeleyi hissetme yetene¤i verir. ‹lkelere ba¤l›l›k demek, elefltiri-özelefltiri konusunda cesur, yap›c›, e¤itici, nesnel ve aç›k olmak demektir. Kendisine yöneltilen do¤ru elefltirileri kabullenme cesareti göstermektir. Elefltiriler bireysellefltirilmemelidir. Y›k›c›, bast›r›c› bir tarz kullan›lmamal›d›r. Kad-

ro e¤itiminde, en önemli konular›n bafl›nda elefltiri–özelefltiride bilimsellik–cesaret, aç›kl›k ve netlik gelir. Elefltiri-özelefltiri bilimsel bir silaht›r, bu silah yerinde, zaman›nda, bilinçle kullan›lmal›d›r, rastgele gelifligüzel, keyfi ve bireysel ç›karlar için kullan›lmaz. Elefltiri–özelefltiri vazgeçilmez ilkemizdir, bundan asla vazgeçilmemelidir. DO⁄RULUK VE DÜRÜSTLÜK “Her fleyin bafl› dürüst olmakt›r” ENGELS Bir devrimci için en temel karakteristik özelli¤in bafl›nda do¤ruluk ve dürüstlük gelir; bu özelli¤in olmad›¤› ya da zay›f oldu¤u yerde proleter devrimcilikten bahsedilemez. Parti ve devrim ç›karlar›n› kendi özel ç›karlar›n›n üstünde tutmakt›r, dürüst olmak. Gerçe¤i zaman›nda söyleme, gerçek durumu oldu¤undan güzel göstermeme, gerçek durumu gösterme, hatalar› zaman›nda gösterme ve hatalara karfl› uyar›c›, düzeltme mücadelesi verme cesaretine sahip olmad›r, dürüst olmak. Dürüstlük ve do¤ruluk, sözde de¤il, eylemde, pratik yaflam karfl›s›ndaki tutumdur. Söz ve eylemin uyumlulu¤udur. Bofluna konuflmayan, verdi¤i sözü tutan, yanl›fl yapt›¤›nda bunu aç›k yüreklilikle belirtendir, dürüst olan. Kibirlilik, kendini be¤enmifllik, devrimcili¤e yabanc›d›r. Devrimcili¤in en büyük erdemi alçak gönüllülüktür. S›n›f düflmanlar›na karfl› ac›mas›z olmakt›r. Bilimin, gerçeklerin, ezilen ve sömürülen, bask› alt›nda olan halklar›n yan›nda korkusuzca yer al›p, mücadele etmektir. Sözde “flu kadar yaman devrimciyim, bu kadar partiye ba¤l›y›m” deyip, k›l›n› k›p›rdatmayanlar, palavrac›lar, sahte devrimcilerdir. Sözün hükmünü bitirip, eylemin hükmünü verdi¤i, yerdir, devrimcilik.


‹N‹S‹YAT‹F, SORUMLULUK B‹L‹NC‹ VE D‹S‹PL‹N Mücadelenin en zor flartlar›nda dahi yönünü kendi tayin edebilecek inisiyatifli sa¤lam iradeye sahip kadrolara ihtiyaç vard›r. Sorumluluktan çekinmeyecek, so¤ukkanl›, en zor sorular› çözebilecek, yenilgi an›nda paniklemeyen, baflar› karfl›s›nda zafer sarhofllu¤una kap›lmayan kadrolara ihtiyaç vard›r. Bolfleviklerin vazgeçemeyecekleri ilkelerin bafl›nda gelir demokratik merkeziyetçilik ilkesi. Merkeziyetçilik disiplin, demokrasi inisiyatif demektir. Bu iki olgu birbirinden kopar›lamayacak kadar diyalektik ba¤la ba¤l›d›r. Disiplin demek üst organlar›n kararlar›n› kay›ts›z flarts›z uygulamak demektir. Ancak disiplin yerel inisiyatifi d›fltalamaz. ‹yi bir yönetici, iyi bir örgütçü olmak sorumluluk duygusuyla kapsaml› inisiyatif gelifltirebilmektir. ‹nisiyatifli olmak demek üst organlar›n kararlar›n›, direktiflerini kendi direktifi gibi ele al›p, yarat›c› bir tarzda uygulamakt›r. ‹nisiyatif, ilerleme iste¤inin oldu¤u yerde do¤ar. Kitlelerle canl› ba¤lar› olan yönetici inisiyatif gelifltirebilir. Kitlelerden kopuk olan yaflam›n nabz›n› tutamaz ve ona do¤ru bir yön verip inisiyatif gelifltiremez. S›n›f savafl›m›n›n sorunlar› çok yönlü ve karmafl›kt›r. Her yeni çeliflki yeni çözüm ister. Gerçek yönetici, somut koflullar›n varl›¤›ndan yola ç›karak do¤ru çözüm bulmaya çal›fl›r. Eski deneyimlerden yararlanarak, bu deneyimleri yarat›c› olarak kullanarak, sorunlar› çözer. Kadrolar›n inisiyatifleri artt›kça çal›flma sorumluluklar› artar. Sorumluluktan kaçanlar inisiyatif gelifltiremez ve davay› ilerletemez. Devrim, bilinçli irade, cesur inisiyatif, ald›¤› ifli sonuna kadar götürme yükümlülü¤ü ister.

Sebat ve ak›lc›l›¤›n birleflti¤i yerde devrim boy verir. Sorumluluk bilinciyle donanarak, görev yerine getirilir; bunun için de yo¤unlaflma ve ›srarl› çal›flma gerekir. Baflar› elde etmenin ve üstlenilen görevi tamamlaman›n, ifli sonuna kadar götürmenin yolu budur. ‹lkelere ba¤l›l›¤›n, parti ve devrime ba¤l›l›¤›n ölçütü, ald›¤›m›z görevi baflar›yla yerine getirmektir. Saflar›m›zda en ciddi zaaflar›n bafl›nda görevlerin baflar›yla yerine getirilmemesi gelir. Çok defa görev almak sorumlulu¤undan kaç›n›r›z ya da ald›¤›m›z görevi tamamlamadan yar›da b›rakarak, haks›z gerekçelerin arkas›na s›¤›n›r›z. ‹fli sonuna kadar götürmek güçlü sorumluluk ve disiplinli bir çal›flma ister. Sorumluluk bilinci ve disiplin kendili¤inden oluflmaz, iflçi s›n›f› davas›na ba¤l›l›k, Marksizm Leninizm Maoizm bilimine inançt›r sorumluluk bilincini ve disiplini güçlendiren. Sorumlulu¤un ve disiplinin olmad›¤› yerde bilinç aranamaz. Dolay›s›yla kadrolar›m›z› sa¤lam ve güçlü Marksist Leninist Maoist bilinçle donatt›kça sorumluluk bilinci ve disiplinli çal›flma geliflir ve al›nan, yap›lmas› gereken ifl sonuna kadar götürülür. “Disiplinsizliklerden yak›n›yoruz. Parti iflleyifl ve disiplinini bilmezsek, kavramazsak, gereklerine göre hareket etmezsek tabi ki disiplin olmaz. Örgüt de disiplinin prensiplerine göre e¤itilmez ve örgütlenmez. Örgüt kültürü haline gelmez. Disiplin örgütlülü¤ün, örgüt bilincinin ne derece içsellefltirildi¤inin bir göstergesidir. Bir parti, gücünü, bilinçli disiplininden al›r. Tek bir insan gibi ayn› hedeflere bak›lmazsa, ba¤lay›c› görüfllerinin tek bir insan gibi savunmazsa, kolektif komutla yöneltilen yöne yönelinmezse, bir karar ve görev al›nd›ktan sonra (do¤ru veya yanl›fl da görsek) tek bir insan gibi hareket edilip onu hayata uy-

gulama kararl›l›¤› gösterilmezse, askeri disipline yak›n bir disiplinle hareket edilmezse, örgüt öyle flekillenmezse hedefine ulaflamayaca¤› gibi, ciddi korkulur bir örgüt haline gelinemez. Örgütlülük gibi, disiplin, gücü onlarca kat yükseltir. Disiplinin olmamas› o derece zay›flat›r ve y›¤›n haline getirir, ciddiyet de tafl›maz. Disiplinin olmad›¤› veya zay›f oldu¤u bir parti olur mu? Veya ne durumda olur bir düflünün? Öyle durumda kim korkar? Disiplinin olmad›¤› ve oldukça zay›f oldu¤u bir fabrikada ciddi bir üretim ç›kar m›? Ayn› durumda olan bir yürüyüfl ve gösteride bile asgari bir disiplin olmadan ciddi bir korku uyand›rabilir mi veya bir düflman sald›r›s›nda ciddi bir direnifl gösterebilir mi? Disiplin olmadan hiçbir ciddi ifl yap›lamaz. Disiplin ve onun prensiplerine uyulmadan yenilebilir durumda bir yemek bile yap›lamaz. Do¤ada kendi kural›na göre geliflmeyen hiçbir fley yoktur. Partinin-örgütün de kendi kurallar›, disiplini, prensipleri vard›r, onlarla ayakta durur, ciddiyet tafl›r ve baflar›l› olur. Örgütlülükten olsun, örgüt görüfllerini savunmada olsun, örgüt görüfl ve kararlar›n› hayata uygulamada olsun, iflleyifl prensiplerine göre hareket etmede olsun, en ufak bir iflin ciddiyetle yerine getirilmesinde olsun vs. disiplin olmadan baflar›lamaz. Örgüt disiplininin gereklerine göre iflletilir, flekillenir ve kal›ba dökülürse ciddi disiplinli bir örgüt haline gelir. ‹nsanlar› da ona göre flekillenmifl olur. Kiflileri de, örgütü de verimli k›lar. Önem ve ciddiyetinin sorumlulu¤uyla disiplinsizliklerin her tezahürüne karfl› kararl› bir mücadele yürütmeliyiz. Bu dönüflüm ve dirili¤in de bir göstergesi olacakt›r. E¤er kendi yaflam›m›z›, zaman›m›z› disipline etmezsek kendimize bile hükmedemiyoruz demektir.

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

67


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

68 Bu durumda olan biri partili yaflam› nas›l içsellefltirebilir. Kendisini disipline edemeyen, parti disiplinini içsellefltirmeyen alta, kitlelere nas›l güven verebilir, nas›l örnek olabilir, onlar niçin ve nas›l güvensin? Bugün kitleler her zamankiden daha çok laflara de¤il güvene ihtiyaç duyuyor. Bu güven verilmeden onlardan güven beklemek hayal olur. Bugün genel olarak devrimci hareket gerili¤iyle, amatörlü¤üyle, beceriksizli¤iyle, ilkesizli¤iyle, adaletsiz ve subjektif yaklafl›mlar›yla, ciddiyetsiz tutumlar›yla vb devrimcilere olan sayg›nl›¤› önemli oranda yitirmifl durumda. Bu bozulmay› kesinlikle gidermeliyiz. Kendimizden bafllamal›y›z. Sözümüzle özümüzle bir olmak durumunday›z. Disiplin ve pratik bunun göstergesi olacakt›r…” (KOMÜN‹ST 44) ÖNGÖRÜ YETENE⁄‹ VE YARATICILIK Stalin yoldafl önderli¤in uza¤› görmek oldu¤unu belirtir “Dümende oturmak ve etrafa bakmak fakat ta ki koflullar herhangi bir kötülü¤ü gözümüzün içine sokana dek hiçbir fley görmemek -bu önderlik etmek de¤ildir. Bolflevizmin önderlikten anlad›¤› bambaflka bir fleydir. ÖNDERL‹K ETMEK ‹Ç‹N ÖNGÖRÜ GEREK‹R.” Bafllang›çta yürüyen ifller için bir öngörü gerekmeyebilir ancak, usta bir yönetici yürüyen ifller içinde ileride karfl› karfl›ya kal›nabile-

cek olumsuzluklar› önceden s›n›f içgüdüsüyle hissedebilen ve görendir. Buna uygun ön tedbirler alabilendir. Öngörü, yüksek düzeyde bilinç ve sorumlulu¤un yo¤unlaflmas›d›r. Yo¤unlaflman›n olmad›¤› yerde öngörü ve baflar› beklenemez. Yöneticiler yo¤unlaflabilmeleri için sakin düflünebilecek zaman› kendilerine ay›rabilmeli-

dir. Çok zaman dar prati¤in içinde, günü birlik çal›flma tarz›ndan kaynakl› b›rakal›m kendimize sakin düflünecek zaman ay›rmay›, düzenli bir tarzda okuyacak zaman bile bulam›yoruz. Dar pratik çal›flma tarz›ndan kaynakl› günlük pratik görevlerin içinde bo¤uluyoruz. Günlük iflleri kofluflturmadan kaynakl› sa¤l›kl› düflünecek zaman bulam›yor, çal›flma ve faaliyetlerimizi sa¤l›kl› de¤erlendiremiyoruz. Çal›flma tarz›ndaki ve kadro konumlanmas›ndaki yanl›fl ve çarp›kl›ktan hemen kurtulmal›y›z. Kadrolara yeteneklerinin d›fl›nda, kapasitelerini aflan, güçlerinin yetmedi¤i görevler verildi¤inde baflar›s›zl›k ve kadro kayb› kap›y› çalar. Çok say›da yoldafl›m›z o kadar fazla sorumlulukla yüklüdür ki,

hiçbirini tam yerine getirememektedir. Halbuki, bu ifllerin önemli bir bölümü baflka yoldafllara verilse, ifller daha iyi yürütülebilir ve bu çal›flma içinde yeni yoldafllar yetifltirilebilir. Bizim aç›m›zdan as›l sorun “baflka yoldafllar›n” olmamas›d›r. Bütün faaliyet alanlar›nda faaliyet yürüten yoldafllar›n alternatiflerinin, haleflerinin yarat›lmamas› ciddi sorun olarak karfl›m›zda duruyor. Bu yüzden birden fazla faaliyet ve görevi az say›da yoldafltan bekliyoruz ve onlar› yanl›fl düflünme ve yanl›fl çal›flma tarz›ndan kaynakl› flekilleniflimizle dar pratik içinde deyim yerindeyse bo¤uyoruz. H›zla halef yetifltirmeliyiz. H›zla kadrolar yetifltirmeliyiz. Kimse insan yok demesin, bu do¤ru de¤ildir. ‹nsanlar› tan›mak, bulmak, e¤itmek, yetiflmeleri için ne kadar çaba sarf ediyoruz, ne kadar bu sorunun çözümü için yo¤unlafl›yoruz. Kafas›nda ‘yok’larla “olmaz”larla yaflayan, zaten yarat›c›l›¤›n kap›s›na bir daha aç›lmamak üzere kilit vurmufltur. Böylesi bir kafa yaratamaz, üretemez. Çaresiz, düflünme fukaras›, ruhsuz, yaflama sevincini yitirenler, gelece¤in yarat›c›lar›, özgürlük kavgas›n›n yürüyüflçüleri olamaz. Onlar zaten kendi yaflam kap›lar›na “OLMAZ” tabelas›n› asarak, kocaman kilit vurmufllard›r. Bizim onlarla iflimiz yoktur, olamaz. ‹nanc›n güçlü yo¤unlaflt›¤› yerde yarat›c›l›k boy verir, olmaz kap›s›n› parçalayan kadro filizlenir,


69 lulu¤unun s›k›nt›lar›na katlan›lm›yor. ‹nsan kazanmak ve örgütlemek için iyi bir ajitatör, iyi bir propagandac› ve iyi örgütçü olmak laz›m. Toplumdaki s›n›flar›n konumunu, yaflam›n›, ruh hallerini bilmeyen, iflçi ve emekçi olmayan veya onlar›n durum ve çekti¤i s›k›nt›lar› iyice kavray›p ruhunda tafl›mayan, büyük bir s›n›f kini tafl›mayanlar›n, iyi bir ajitasyon çal›flmas› yürütemeyece¤i aç›k. Toplumlar tarihini, üretim ve s›n›f mücadelesi tarihini, mevcut dünya sisteminin ve ülkemizin toplumsal sistem ve s›n›flar›n temel özelliklerini, çeliflkilerini, dünya iflçi s›n›f› hareketinin, devrimci ve komünist hareketinin ve Marksizm’in dünya görüflünün temelleri kavranmadan, bir bilinç donan›m›na sahip olmadan, bunu edinmenin “s›k›nt›”s›na katlanmadan, emek verme zahmetine girmeden, iyi propagandac›lar olunmayaca¤› aç›k. Bir lise talebesinin bilgi k›r›nt›s›yla, derme çatma, kulaktan duyma bilgi k›r›nt›lar›na sahip olmakla yetinilirse nas›l iyi ajitatör ve propagandac› olursun? Nas›l önderlik yapabilirsin? ‹yi bir ajitatör ve propagandac› olmaya çal›flmazsak ve her vesileyle sisteme karfl› her türlü P/A’la kitlelere gitmezsek, onlara siyasal bilinç tafl›mazsak, elbette onlar› kazanamay›z. Onlara her vesileyle ›srarla gidersek etkileriz, kazan›r›z ve örgütleriz.” (KOMÜN‹ST 44) Yine LEN‹N yoldafl› dinleyelim, “‹nsan çok, ...yaln›zca inisiyatife, planlara ve giriflimlere hareket alan› b›rak›ls›n; ancak o zaman büyük devrimci s›n›f›n ona yarafl›r temsilcileri oluruz.” Bizlerin insan yok demeye hakk› olamaz. Milyonlarca iflçinin, emekçinin yaflad›¤› ülkede faaliyet yürütüyoruz, yeter ki insanlar› tan›yal›m, anlayal›m. KADRO POL‹T‹KASININ ANA UNSURU ‹NSANLARIN ‹NCELENMES‹-

D‹R. Yeni insanlar›n incelenip de¤erlendirilme çal›flmas› sonucu sa¤l›kl› bir kadro politikas›n›n ciddi ad›mlar›n› atm›fl oluruz.

‹NSANLARI ANLAMAK Her kadronun vazgeçilmez niteliklerinin bafl›nda insanlar› anlamak, kitlelerin sesine, yoldafllar›n›n sesine kulak vermek gelir. Kitlelerin gereksinimlerinin anlay›flla karfl›lanmas›, do¤ru anlafl›lmas› gerekir. Kadrolar›n, faaliyet yürüten fonksiyonerlerin gündelik davran›fl› son derece önemlidir. Politik ve mesleki özellikleriyle birlikte gündelik yaflam›nda bir bolflevi¤e yak›fl›r davran›fl ve tutuma sahip olmas› önemlidir. Politik olarak yetkin, mesleki olarak becerikli, yetenekli olunabilir. Ancak bu art›lara sahip olmak bizi gündelik yaflamda sade olmamaya, bencil, rahat›na düflkün, kalpsiz, bürokrat olma ve ayr›cal›k sahibi olma hakk› vermemelidir. Çevremizde böylesi unsurlara karfl› kay›ts›z kalmamak gerek, önce düzelmesi için uyar›lmal›, tutumunda de¤ifliklik yapmayanlar ise derhal görevden al›nmal›d›r. Kadrolar›n kendi kendilerini övmelerine asla göz yumulmamal›d›r. Saflar›m›zda eski kadrolarda yer yer bu davran›fllara rastlamak mümkündür. Bu yoldafllar h›zla kendilerini düzeltmeleri için uyar›lmal›d›r. Cesur, aç›k ve nesnel elefltiri kadro e¤itiminin temel yöntemi olmal›d›r. Elefltirinin olmad›¤› yerde çürüme, durgunluk bafllar, orada ilerleme olmaz. Hava ve su gibi elefltiriye ihtiyaç vard›r. Elefltiri ve özelefltiri silah›n› do¤ru, yerinde ve zaman›nda kullanmas›n› bilmeliyiz. Bu silah›n gelifli güzel, keyfiyetçi tarzda kullan›lmas›na izin vermemeliyiz. Ülkemizin tarihsel, toplumsal, politik, kültürel, etnik ve inanç gerçekli¤i bilinmeden insanlar ta-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

özel türden insanlar yetiflir. Stalin yoldafl, BOLfiEV‹KLER‹N ÖZEL TÜRDEN ‹NSANLAR oldu¤unu söyler. Sinirleri güçlü, zorluklara karfl› dayan›kl›, inatç›, sab›rla donanm›fl insanlard›r, bolflevikler, der. ‹nsan olmad›¤›n› söyleyenlere Lenin yoldafl bak›n nas›l yan›t veriyor. “Burada insan olmad›¤›n› söylemeye cesaret eden herkesi do¤rudan duvara dayamay› tavsiye ederim. Rusya’da say›s›z insan var, yeter ki genifl yürekli ve cesur, cesur ve genifl yürekli ve bir kez daha cesur bir flekilde onlardan korkmadan, onlar› kazanmak için gençlik aras›nda propaganda yürütülsün.” “Lenin yoldafl›n dedi¤i gibi ‘adam yok’ de¤il, açl›¤›n, yoksullu¤un, sefaletin yayg›n oldu¤u, bask›n›n, haks›zl›klar›n vb. bol oldu¤u, insanlar›n ‘bir dokun bin ah iflit’ durumunda oldu¤u yerde her taraf insan kayn›yor. Böyle bir durumda aç›kt›r ki onlara gitmesini bilmiyoruz, gerekli propaganda/ ajitasyon yapmas›n› bilmiyoruz/ yapm›yoruz, örgütlemesini bilmiyoruz, tutarl›l›k göstermiyoruz, güven vermiyoruz ki onlar da güvensin, ac› gerçek bu. Aç›k ki ‘adam var ama adam yok. Adam gibi adam yok’lu¤u anlafl›l›yor. Kafa aç›kl›¤›yla daha fazla propaganda/ajitasyon, düflünce-pratik uyumunda kararl›l›k ve ›srar, insanlara görev vermekten kaç›nmama, onlar› örgütleme becerisi gösterme. Bunu gidermeliyiz. ‹nsan unsuruyla çözülecek fleyler. Bilinçle, kafa aç›kl›¤›yla, karal›l›kla, özveriyle vb. çözülecek fleyler. Bu yetene¤i göstermemek ünvan›na lay›k olmamakt›r. Ülkemizin koflullar›nda adam yoklu¤undan yak›nanlar› Lenin yoldafl›n dedi¤i gibi “do¤rudan duvar›n dibine dizmeyi öneririm” veya “böyle söyleyenleri emekliye ay›rmal›”. Adam kazanma ve örgütlemenin yetene¤i gösterilmiyor, emek harcaman›n görev ve sorum-


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

70 n›namaz. Bu bilgiler ›fl›¤›nda ele al›nan insan›n sosyal ve s›n›fsal durumu, kültürel flekillenmesi, yetiflme ve yaflam tarz› anlafl›labilir. ‹nsanlar› tan›mak, yeteneklerini a盤a ç›karmak do¤ru bir kadro politikas› için önemli ilk ad›md›r. Kitlelerin kendili¤inden geliflen mücadelesi kendi do¤al önderlerini yaratmakta, onlar› ön plana ç›karmaktad›r. Ancak Leninist örgütlenmede insanlar›n kendili¤inden öne ç›kmalar›n› beklemek do¤ru olamaz. Öne ç›kanlar› örgütlemek vazgeçilmez görevlerimiz aras›ndad›r. Ancak bizlerin esas çabas› geliflim gösterebilecek insanlar› bilinçli olarak öne ç›karmak ve gizli yeteneklerini a盤a vurabilecek koflullar› yaratmakt›r. Kadro yetifltirebilmenin ilk koflulu onlar› benzerlerinin aras›ndan seçip ortaya ç›karmas›n› bilmektir. Bunu yapabilmek için insanlar› tan›mak gerek. Bu insanlar›n duygu ve düflüncelerini, özlem ve e¤ilimlerini k›saca kiflisel tüm özelliklerini, karakter yap›s›n› çözebilmekle mümkündür. Kiflilik çözümlemesi yapmak, kadro yetifltirme, konumland›rma, görevlendirme ve yükseltmede vazgeçilmez yöntemdir. ‹nsanlar› tan›y›p, güven vermek gereklidir. Onlara inisiyatif vererek sorumluluk bilinçlerini gelifltirmek, verilen görevi baflarmas› için yard›mc› olmak, yol göstermek, denetlemek, ilk baflar›s›zl›klar›nda kendine güvenin sars›lmas›na izin vermemek, onlara yeniden güven ve sorumluluk vererek zaman tan›mak gereklidir. Baflar›s›zl›klar›n›n ve yan›lg›lar›n›n nedenini somut olarak ortaya ç›karmak zorunludur. Yenilgi ve baflar›s›zl›klar, deneyimsizlikten, siyasi gerilikten, perspektifsizlikten mi kaynaklan›yor? Yoksa tembellikten ve isteksizlikten mi kaynaklan›yor? Bu sorun çok önemlidir: Her ikisinde de görev yap›l-

mam›flt›r. Deneyimsiz ve siyasi olarak yetersiz olan›n eksikliklerini gidermek için e¤itmek ona yard›mc› olmak gerek; tembel ve isteksiz olan› ise ciddi bir biçimde uyarmak, tembellik ve isteksizli¤in alt›nda yatan gerçekli¤in ideolojik oldu¤unu anlat›p, düzelmesi için bir flans daha tan›mak laz›m. Ancak, tekrar› durumunda onu kap› önüne koymaktan çekinmemeliyiz, çünkü devrime inanc›n, güvenin sars›ld›¤› yerde, düzelme konusunda çaban›n tükendi¤i ortamda yap›lacak fazla bir fley kalmam›flt›r art›k. Al›nan görevin baflar›lmas›, bazen kendili¤inden bazen de bilinçli, özverili bir çaban›n ürünü olarak ortaya ç›kabilir. Görevin neden baflar›ld›¤›, ya da baflar›lmad›¤› a盤a ç›kar›lmal›d›r. ‹nsanlar› eylemlerinin sonuçlar›na göre de¤il baflar› ya da baflar›s›zl›klar›n› koflulland›ran somut verilere göre de¤erlendirmek zorunludur. KADROLARIN YÜKSELT‹LMES‹ “Dikkat çekmemifl kiflilerin keflfedilmesi tek bafl›na yeterli de¤ildir kadrolar› do¤ru bir flekilde yükseltmek gerekir” (Dimitrov) Kadrolar›n yükseltilmesi esas olarak onlar›n siyasi ve ideolojik olarak geliflmelerine, kitlelerle olan s›cak iliflkilerine, partiye, halka ve devrime olan ba¤l›l›klar›n›n somut göstergelerine, kendi bafl›na yolunu çizmede ve yarat›c› ve inisiyatifli olmalar›na, baflar› ve baflar›s›zl›klar›n› koflulland›ran nedenlere bak›larak yap›lmal›d›r. Kadrolar›n yükseltilmesinde esas al›nacak k›staslar flunlar olmal›d›r; Birincisi; parti görevlerini yerine getirirken yarat›c› olan, her zorlu¤u sab›rl› ve yarat›c› çabayla aflan, kendi bafl›na kald›¤›nda yönünü saptayabilen, parti politikas›n› prati¤e uygulamada yetenekli, üzerine ald›¤› görevi yanl›fl görmüfl olsa da canla baflla yerine ge-

tiren, disipline ba¤l›, faal, çal›flkan ve bencillikten uzak olmal›d›r. ‹kincisi; partiye, halka, devrime, yoldafllar›na ve görevlerine sevgi ile ba¤l› olan, yapt›¤› iflten sevinç ve haz duymal›d›r. ‹nanç, sevginin yo¤unlaflmas›ndan baflka bir fley de¤ildir. Sevgi ise üretimdir. Üretmeyen, emek harcamayan›n sevgisi sahtedir. Devrim, kollektivize olmufl üretimin, yüksek düzeyde yo¤unlaflm›fl bilinçli eme¤in büyük müdahalesidir. Emek, bilinç ve sevginin billurlaflm›fl yarat›c›l›¤›d›r, devrim. KADROLARIN DO⁄RU DA⁄ITIMI ve GÖREVLEND‹R‹LMES‹ Partiye ba¤l› kararl› ve inançl› üye ve kadrolar her zaman kapasitelerinin s›n›r›n› bilmeyebilir. Verilen görevi canla baflla kabul eder ama yeteneklerinin ald›¤› görevi baflar›p baflaramayaca¤›n› bilmeden, sadece istekli olmakla, canla baflla çal›flmakla görevleri baflarabileceklerine inanm›fl olabilirler. ‹nsanlar›n yap›s› abartmalara ve zengin hayal gücüne aç›kt›r. Bunun altedilip, yerine devrimci bilinç ve gerçekli¤in almas› uzun y›llar, yo¤un çaba gerekecektir. Kadrolar› yeteneklerine göre görevlendirmek, atamak temel ilkemiz olmal›d›r. Herkes kendisini do¤ru yerde hissetmelidir. Önderlik, görevlendirmelerde insanlar›n abartma ve zengin hayal güçlerinin oldu¤una dikkat etmelidir. Kiflilerin subjektif iyi niyetleriyle de¤il, sosyal pratikleri, yaflam flartlar› ve politik bilinç düzeyleri, beceri ve yetenek düzeylerinin sosyal pratikte denenmesiyle ele al›n›p de¤erlendirilmelidir. Kadrolar›n› tan›mayan, onlar›n yeteneklerini bilmeyen önderlik, yanl›fl konumland›rma ve görevlendirme sonucu ciddi yanl›fll›klara düfler, böyle bir durumda hem kadro, baflar›s›zl›¤›ndan dolay› kendi öz güvenini kaybeder, bunal›ma düflebi-


lir, hem de yap›lmas› gereken görev yap›lmad›¤›ndan dolay› yar›m kalarak, devrim mücadelesi sekteye u¤ram›fl olunur. Kafam›zda ideal insan tipi yarat›p, ki bu çok zaman herkesten çok yönlü yetenek ve beceri beklemektir, buna uygun hareket, davran›fl, görev ve sorumluluk, sonuç al›namay›nca bu yanl›fl e¤ilim ve uygulamadan dolay› kadrolardan yeterli verim al›nam›yor, ciddi zaman, emek ve kadro kayb› yaflan›yor. S›n›f mücadelesinin bir dizi zorluklar›yla karfl› karfl›yay›z, kendi ölçüleriyle bir fleyler yaparak y›llar›n eme¤ini üzerlerinde tafl›m›fl insanlar ya çok basit hatalar veya önderliklerin yanl›fl konumland›rma ve görevlendirmeleri sonucu s›n›f mücadelesinin engebeli yolundan ayr›l›p bir kenara çekilebiliyor. Kadrolar› kazanmak, yetifltirmek ve belli bir seviyeye ulaflt›rmak oldukça zor ve bir hayli eme¤i gerektiriyor. Ama bu kadrolar›, yanl›fl anlay›fl ve uygulamalardan

konumland›rmadan dolay› onlar› yetifltirmekten çok daha kolay kaybediyoruz. ‹deal insan yoktur. Her insan›n de¤erli özelliklerini bulup ortaya ç›karmay› ve do¤ru de¤erlendirmeyi bilmek gerekir. Onlar› oldu¤u gibi almal›y›z. Zaaf ve eksikliklerini düzeltmeliyiz. Kadrolar› do¤ru bir flekilde da¤›tman›n temelinde yatan, esas olarak s›n›f mücadelesinde ortaya ç›km›fl, çeflitli özelliklerinin kullan›lmas›d›r. E¤er bir kadronun kitlelerle s›k› ba¤lar› yoksa, partinin hangi kademesinde olursa olsun, bürokratizme düflmekten kurtulamaz. “Kadrolara sistemli olarak yard›m etmek gerekir. Bu yard›m, etrafl› talimat, arkadaflça denetlemeyi, eksikleri ve hatalar› düzeltmeyi ve kadrolar› somut ve sürekli bir flekilde yönetmeyi içermelidir.”(Dimitrov) Politik olarak engin bir perspektife, ideolojik olarak sa¤lam bir inanca, örgütlenmede yarat›c› bir güce ve enerjiye sahip olan

kadrolara nas›l olsa kendi kendini yönetebilecek durumdad›r anlay›fl›yla yard›m ve önderlik yap›lm›yor. Çok defa yaln›z bafllar›na b›rak›l›yor. Süreç içerisinde önderlikten yoksun olan kadrolar, yetenek ve özelliklerini kaybediyor. Kadro sorunlar›yla yak›ndan ilgilenen, kadrolar›n olumlu ve olumsuz yanlar›yla ortak bir anlay›fl içinde yaklaflan ve sonuçlar›na çözüm getirebilecek anlay›fllara giren bir önderlik s›n›f mücadelesinde baflar› kazanabilir. Kadrolar yoldaflça denetlenmelidir. Sadece olumsuzluklar ç›kt›¤›nda yap›lan denetim “müfettifl” denetimi olur. ‹nsanlar› yak›ndan tan›mak, faaliyetlerini pratik içerisinde bizzat görmek ve yapt›klar› iflin daha verimli ve yarat›c› bir flekilde yap›lmas›n› kolaylaflt›racak yöntemleri bulmak ve bu konudaki deney ve tecrübeleri merkezilefltirmektir. Hata yapan kadrolara karfl› ikna yöntemi kullan›lmal›d›r. Hatalar›n› düzeltmeleri için onlara yard›mc› olunmal›d›r. Olumsuzluklar› aflmada onlara yard›mc› olunmal›d›r. Kadrolar hastal›k, geçim s›k›nt›s› ya da baflka nedenlerden dolay› s›k›nt›ya düfltü¤ünde onlara yoldaflça elimizi uzatmal›y›z. Unutmayal›m ki bir kadro, üye ve savaflç›n›n gerçek tek bir ailesi vard›r, o da PROLETARYA PART‹S‹D‹R. Güvenebilece¤i, s›rt›n› verip, zorluklar›n üzerine yürüyebilece¤i dayanaca¤› biricik gücü PROLETARYA PART‹S‹D‹R. ÇKP DEVR‹M TAR‹H‹NDEN KADRO KONUSUNDA BAZI DERSLER Mao Zedung yoldafl “Büyük bir devrim, büyük bir partiyi ve ona önderlik edecek birçok birinci s›n›f kadroyu gerektirir” der. Ve yine der ki “Partimizde ve ülkemizde daha pek çok yeni kadro ve önderleri keflfetmeyi de görevimiz saymal›y›z.” Baflkan Mao gerek devrim ön-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

71


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

72 cesi gerekse devrim sonras› devrim için halefler yetifltirmek partinin stratejik görevidir, tespitine uygun davranarak t›pk› Lenin, Stalin ve Dimitrov yoldafllar gibi devrimin can al›c› bu temel sorununa bizzat kendisi e¤ilerek, kadrolar›n seçimi, e¤itimi ve da¤›t›m› konusunda bizlere zengin tecrübe ve deneyim miras› b›rakm›flt›r. Baflkan Mao Dördüncü Orduyu bir sahra üniversitesi gibi kadro yetifltiren bir üretim merkezine dönüfltürmüfltür. Dördüncü orduda Kadrolara siyasi e¤itim ve subaylara askeri-siyasi e¤itim vererek di¤er ordulara yolluyordu. Devrimin haleflerini yetifltirme sorununa stratejik bir sorun olarak bak›yor ve çözümü içinde acelecili¤e düflmeyerek sab›rla, itinayla, özenle soruna e¤iliyordu. O çok iyi biliyordu ki devrimin haleflerin birkaç günde ne de birkaç ayda yetiflmez ancak uzun zamanda yetiflebilir. Sosyalist devrimin ve inflas›n›n gelifliminde ise kadrolar›n “hem k›z›l hem de uzman” olun perspektifiyle e¤itilip, yetiflmelerini istemifltir. Yani sosyalist bilinçli ve mesleki bak›mdan yeterli, teknik yetene¤e sahip, iktisat, bilim, kültür ve idarecilik alan›nda profesyonel, usta proleter devrimciler olmalar›n› istemifltir. Proletaryan›n devrim davas›na halefler yetifltirmeyi, stratejik bir sorun olarak, ciddiyetle ele almal›y›z. Nas›l ki Halk Savafl› devrimimizin stratejik sorunudur, ayn› flekilde kadro sorununu da temel bir stratejik sorun olarak ele almal›y›z. Baflkan Mao devrimin haleflerinin üç büyük devrimci hareket içinde gerçek anlamda e¤itilebileceklerini belirtir: “S›n›f mücadelesi, üretim mücadelesi ve bilimsel deney, güçlü bir sosyalist ülke infla etmedeki üç büyük devrimci harekettir. Komünistlerin bürokratizm, revizyonizm ve dogmac›l›ktan

ar›nm›fl olmalar›n›n ve her türlü sald›r›ya karfl› koyabileceklerinin muhakkak garantisidir; bunlar demokratik diktatörlü¤ün uygulanmas› için proletaryan›n en genifl emekçi halk kitleleriyle birleflmesinin güvenilir bir garantisidir.” Sadece bu üç devrimci hareket yoluylad›r ki sosyalizmin ve komünizmin maddi ve manevi etmenleri ortaya ç›kabilir ve geliflebilir. Ve de bu hareketler yoluylad›r ki devrimin yeni güçleri-devrimci halefler-sürekli olarak e¤itilebilirler. Devrimin usta örgütçü ve yöneticileri baflta s›n›f mücadelesinin k›zg›n atefli olmak üzere üretim mücadelesi ve bilimsel deney mücadelesi hareketi içinde yetiflir, çelikleflerek, yeniden flekillenir. Çünkü kadrolar saks›da çiçek yetiflir gibi yetiflmez. Kadrolara çiçek gibi özen gösterilmeli ancak onlar s›n›f mücadelesinin zorluklar› içinden geçerek yetiflir. Devrimin haleflerini yetifltirirken uzak görüfllü olunmal› ve befl, hatta on kuflak hesaba katmal›y›z. Proletaryan›n devrimci davas›n›n haleflerinin özellikleri neler olmal›d›r sorununa iliflkin yine baflkan Mao’ya baflvural›m: “‹lkeler flunlar olmal›d›r. Birinci olarak; gerçek Marksist Leninist olmal›d›rlar. Devrimci saflar›n her seviyesindeki önderlik çekirde¤inin üyeleri Marksizm-Leninizm’i iyi kavram›fl olmal›d›r. Marksizm-Leninizm’in özü diyalektik materyalizm, özel olarak z›tlar›n birli¤i kanunudur ve politikada s›n›f mücadelesi tezidir, özellikle proleter devrimi ve proletaryan›n diktatörlü¤ü tezidir. Gerçek Marksist-Leninistler olaylar› ele al›rken z›tlar›n birli¤i yasas›n› uygulamal›d›r ve proletarya devrimi ile proletarya diktatörlü¤ü üzerinde ›srar etmelidir. ‹kinci olarak, Çin ve bütün dünya halk›n›n ezici ço¤unlu¤una yürekten hizmet eden devrimciler ol-

mal›d›r. Asl›nda, halk›n ezici ço¤unlu¤una hizmet etme sorunu s›n›f konumu ve dünya görüflü sorunudur. Herhangi bir sorunu ele al›rken, proleter devrimci daima insanl›¤›n ezici ço¤unlu¤unu oluflturan, çal›flan insanlar›n ve dünyan›n tüm sömürülen ezilen halk›n yan›nda yer almal›d›r. Proletarya devriminin halefi fedakarca ortak ç›karlara hizmet etmeli ve insafs›zca bireycili¤e karfl› ç›kmal›d›r. Proletarya enternasyonalizminde kararl› olmal› ve ulusal egoizme kesinlikle karfl› ç›kmal›d›r. Üçüncü olarak, ezici ço¤unlukla birleflme ve birlikte çal›flma yetene¤ine sahip proleter olmal›d›r. Yaln›zca kendileriyle ayn› fikirde olanlarla de¤il, ayn› fikirde olmayanlarla ve hatta daha önceleri onlara karfl› ç›k›p o zamandan bu yana yanl›fll›klar› ispat edilenlerle de birleflme yetene¤ine sahip olmal›d›r. Dördüncü olarak, partinin demokratik merkeziyetçilik ilkesini uygulamada örnek olmal›d›r. ‘Kitlelerden kitlelere’ ilkesine dayanan önderlik yönteminin ustas› haline gelmelidir ve demokratik bir tarz› yaymal›, kitlelere kulak vermelidir “Kitlelerden kitlelere” kitle çizgisi, partimizin her tür çal›flmas›nda temel bir çizgidir. Kitlelerin tecrübelerini ve fikirlerini sistemli bir biçimde özetleyip, kitlelere geri sunmakta baflar›l› olmal›y›z ki, kitleler onlara sahip ç›ks›n ve onlar üzerinden eyleme geçsinler. Partinin demokratik merkeziyetçili¤i demokrasi temelinde merkeziyetçiliktir. Ve merkezileflmifl önderlikli demokrasidir, yani demokrasi ile merkeziyetçili¤in birli¤idir. Proletaryan›n devrimci halefleri partinin demokratik merkeziyetçili¤ine bilinçli sar›lmal›d›r. Kolektif önderlikle kiflisel sorumlulu¤u birlefltirme ilkesine sa¤lamca ba¤lanmak üzere yetifltirilmelidir. Beflinci olarak, alçak gönüllü


ve ihtiyatl› olmal›d›rlar. Coflkunluklar›n› denetlemelidirler; özelefltiri ruhuyla afl›lanm›fl olmal›d›rlar ve çal›flmalar›ndaki hatalar› ve eksiklikleri düzeltme cesaretine sahip olmal›d›rlar. ‹yi bir önder çal›flmalar›nda hiç hatas›, eksi¤i olmayan de¤il, hatalar› ve eksikleri daima önlemeye çal›flan mümkün oldu¤u kadar az hata yapan, veya belli bafll› ilke sorunlar›nda hiç hata yapmayan kiflidir. Hata yapt›ktan sonra onlar› ciddiyetle inceleyip düzeltmesi ve onlar›n sorumlulu¤unu da kabul etmesi gerekir. Yanl›fllar›n› kendi ç›karlar›n› örtbas etmemesi, tüm övgü pay›n› kendine ay›r›p, suçlamalar› di¤erlerine yöneltmemesi gereklidir. Elefltiri ve özelefltiriyi ciddiyetle gerçeklefltirebilme. Ciddi siyasi partilerin ve ciddi devrimcilerin ölçütlerinden birisidir. Bu befl koflulu yerine getiren proletarya davas›n›n bütün halefleri, s›n›f mücadelesinin tüm s›navlar›n› karfl›lamaya muktedir olacakt›r.” Görüldü¤ü gibi Çin devrim tarihi, Bolflevik devrim tarihinde kadro ve halef yetifltirme sorunu s›n›f mücadelesinin önemli temel stratejik sorunlar›ndan biridir. Nas›l ki s›n›f mücadelesinin evrensel yasalar› bütün dünya ülkeleri için ayn› öneme sahip ve ayn› düzeyde geçerliyse ayn› flekilde s›n›f mücadelesinin temel sorunu olan kadro yetifltirme ve e¤itme sorunu da evrensel yasalar›yla bütün dünya ülke devrimleri için geçerlili¤i olan yasalard›r. Devrimin evrensel temel yasalar›n› kavramak ve ö¤renmek kadar, kadro, halef yetifltirme ve e¤itmenin evrensel temel yasalar›n› da kavramal› ve ö¤renmeliyiz. MÜCADELEN‹N ‹HT‹YACINA UYGUN ‹NSAN YET‹fiT‹REL‹M Üzerinde yükseldi¤imiz zeminin ihtiyaçlar›n› do¤ru belirlemeliyiz. ‹htiyaçlar bilinmeden bu ihti-

yaçlar› giderecek kadrolar yetifltiremeyiz. En büyük tehlike bildi¤imiz fleyleri uygulamamakt›r. S›n›f mücadelesinin ihtiyaçlar›n› do¤ru tespit etmeliyiz. Ülkedeki s›n›f mücadelesinin, partinin ihtiyaçlar›n› do¤ru tespit edersek, ihtiyaçlar›n giderilmesi için kadro yetifltirebiliriz, dolay›s›yla ihtiyaçlar›n giderilmesini sa¤layacak organ ve komiteler oluflturabiliriz. Ülkemizdeki s›n›f mücadelesinin ihtiyaçlar›n›, taleplerini karfl›layacak faaliyetler yürütüyoruz ve bu faaliyetleri örgütleyecek organ ve komiteler oluflturuyoruz. Planl›, programl›, hedefli çal›flma, yo¤unlaflma olmay›nca baflar›l› olunamaz. Bireylerin çaba ve kofluflturmas› ise baflar›l› sonuç elde etmeye yetmiyor. Bütünlüklü, örgütlü ve kolektif yo¤unlaflma ve çaba olmay›nca pratik sonuç, bireyin çal›flmada gösterdi¤i çaba boyutuyla kal›r. “Örgütlülük bir ölçüde kolektivizmdir. Ama her örgütlülü¤ün yeterli, gerekli ve en iyi kolektivizmi sa¤lad›¤› anlam›na gelmiyor. Çeflitli s›n›flar›n birçok örgütlenme biçimleri var, devrimci ve komünist partiler de örgütlülüklere sahip oldu¤u halde kolektivizmi iyi kavramad›¤› ve do¤ru biçimde uygulamad›¤› çok görülmüfltür. Kendi yap›m›zda da örnekleri çoktur. Önemini kavrayarak do¤ru bir biçimde ele almal›y›z. Üstte de altlarda da örgütlülü¤ün her alan›nda organlar›m›z, komitelerimiz kendi içinde kolektivizmi do¤ru ve iyi bir flekilde iflletmelidir. Kolektivizm sadece örgütlenmek için bir araya gelmek, komiteler vb. oluflturmak de¤ildir, sadece güçlerini birlefltirmek, örgütlü bir faaliyet ve örgütlü pratik göstermek de¤ildir, bunlar›n yan› s›ra esas olarak kolektif fikir üretmektir. Tek tek insanlar, organlar, alanlar›n vb. kendi bafl›na birçok hatalara düflmeleri yüksektir. Kavray›fllar› eksik olabilir, tecrübeleri eksik olabilir, yanl›fl düflünceleri olabilir,

subjektivizmin çeflitli yönlerine düflebilirler, duygular›na yenilebilirler vb. ama bireyler, organlar, komiteler içinde kolektif düflüncelerle daha az hata yaparlar. Organlar, alanlar kendi içinde kolektivizmi iflletmelerine ra¤men hatalara düflebilirler, daha üst alanlar›, parti bütünü, önderli¤i daha genifl, daha yüksek düzeyde bir kolektivizmle daha az hata yapabilirler. Kolektivist mekanizmayla bir birimi denetleme, yol gösterme, olumsuzluklara zaman›nda müdahale, koordineli hareket etme, bir tak›m geri ve dar yaklafl›mlar›n etkisinde kalmadan hareket etmesini sa¤lar. Elefltiri öz elefltiri mekanizmas›n›n iflletilmesini sa¤lar/gerektirir. Ortak sorumluluk, dava sorumlulu¤u, parti sorumlulu¤u ve kültürünün yarat›lmas›n› sa¤lar. Organlarda, kurumlarda, parti bütününde farkl› düflünceleri varsa iflleyifl çerçevesinde dile getirebilir ama ortak karara ba¤land›ktan sonra içte ve d›fla karfl› tek bir insan gibi hareket etme bilinç ve kültürünü yerlefltirmeyi sa¤lar. Bir dizi yeteneklerin bir araya getirilip yerli yerine konulmas›yla, partinin verimli k›l›nmas›d›r kolektivizim... Kolektivizm, parti ve örgüt içi demokrasiyi, kolektivizmi yads›yan flef tipi yöntemi yads›r. Etiket gücüyle ayakta durma ve onu da kötüye kullanmay› yads›r. Sorumluluk yetki ve görevleri, onun gereklerini yerine getirmek için de¤il de, bunlar› organ›na, yoldafllar›na karfl› kullanma gibi “ne oldum delisi” haline dönmeyi yads›r... Kolektivizm organ, komite üyelerinin (görev, yetki ve sorumlulu¤una giren konularda) insiyatiflerini k›rmak olarak da anlafl›lamaz. Ademi merkeziyetçili¤i yads›ma ve onun karfl›s›na koyma olarak ele al›namaz. En ufak fleyi ‘kolektif karar almad›k, kolektif karar gerektirir’bahanelerine sar›lma ve sürekli saplant›lar haline çekmekle, her

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

73


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

74 fleye müzmin muhaliflikle iflletmez durum getirme olarak anlafl›lmaz ve kolektivizmin verimsiz, iflgüzarl›k hastal›¤› haline sokularak yozlaflt›r›lamaz. Kolektivizmi bu savrulma hallerine çekmeden do¤ru bir flekilde ele almal›y›z. Örgütlemede, komite faaliyetinde sadece görev ve sorumluluklar vererek, pratik faaliyetin görevlerini yerine getirerek, pratik faaliyetler içinde geliflmeleriyle, inisiyatif vermekle geliflmez. Gelecek vaadeden yoldafllar›n geliflmesi için sürekli ayn› yerde tutmamak gerekir. Profesyonelli¤e çekmek gerekir. De¤iflik mücadele alanlar›nda partinin de¤iflik faaliyetlerinde örgüt deneyimini sorumluluk ve yönetme deneyimini kazand›rmak gerekir. Ayn› zamanda siyasi polis, jandarma, mit vb. gibi düflman kuvvetlerinin kolay kapmamas› için de bir önlemdir. Yoldafllar›n siyasi polise karfl› mücadele deneyimini kazanmas›, geliflmesi için de önem tafl›yor.” (KOMÜN‹ST 44) Politik önderlik, örgüt, organ, komite, çal›flma tarz›, kadro -kurum ve kurumlaflma vb konular›nda çok yönlü bir sorgulama-araflt›rmaya gitmeli, yaflanan t›kan›klara çözüm bulmal›d›r. Politik önderlik; çözüm üreten politikay› üretendir. Pratik çal›flmay› yönlendiren politikay› üretendir. Örgüt ve örgütlenme, kadro ve çal›flma tarz›, kurum ve kurumlaflma, yönetme ve yöneticilik konular›ndaki yanl›fl ve çarp›k anlay›fllar› y›kmadan bilimsel bir tarzda politik önderlik ve pratik önderlik anlay›fllar›n› hakim hale getirmeden, hatalardan ve baflar›s›zl›ktan kurtulamay›z. “Genel olarak her fleyde, her zaman do¤ru önderli¤in yap›lmas› tayin edici önemdedir. Partimizin içinde bulundu¤u durum aç›s›ndan hayati önemi ortadad›r. Bugün ve önümüzdeki sürecin görevleri aç›s›ndan tafl›d›¤› önem de ortadad›r. Partimiz aç›s›ndan her yönüyle duruflu son derece önemli bir s›nav

olacakt›r. Do¤ru önderlikle önderlik görevi yerine getirilirse ve getirildi¤i oranda ileri s›çrayacak, bu yap›lmazsa veya yap›lmad›¤› oranda ilerleme kaydedilemeyece¤i için mevcut da¤›n›kl›k daha da demoralize olup partiyi yutacakt›r. Da¤›tacakt›r. Bu görülmeli. Dolay›s›yla bu bize ba¤l›d›r. Baflta merkezi önderlik olmak üzere, bütün parti üyelerine ba¤l›d›r. ‹leri mi tafl›yaca¤›z, enerji ve çabam›z› mislilerce mi art›raca¤›z yoksa geriye mi savuraca¤›z? Hepimizin birinci tercihe sar›laca¤›, sar›lmas› gerekti¤i aç›kt›r. Bunda merkezi önderli¤in tayin edici olaca¤› aç›kt›r. Parti, s›n›f bilinçli proletaryan›n s›n›f örgütlenmesinin en yüksek örgütlenme biçimi olarak s›n›f›na ve emekçi kitlelere önderlik etmek, onlar› kurtulufla ulaflt›rmak için kurulmufltur. S›n›fa ve emekçi halka parti önderlik eder ve parti önderli¤i partiyi yönetir. Önderlik kendi içinde iki bölümden oluflur. ‹deolojik ve politik önderlik, örgütsel-pratik önderlik. Bunlar birbirini tamamlar. Biri olmadan di¤eri verimli olmaz ve yine bunlar›n birbirine kar›flt›r›lmas› ve bir ifl bölümüne gidilmemesi parti faaliyetini verimli k›lmaz.” (KOMÜN‹ST 44) S›n›f savafl›m›, devrim yürüyüflü bizden ideolojik olarak sa¤lam, politik olarak yetkin, örgütsel olarak deneyimli, süreklili¤i sa¤lanm›fl önderlik, daha da önemlisi politik önderlik bekliyor. Bunun önem ve anlam›n› görev ve sorumlulu¤unu, yükümlülüklerini k›saca s›n›f savafl›m›ndaki politik rolünü kavrayamazsak, güçlü ve sa¤lam bir örgüt yaratamay›z. Bugün önderlik deyince pratik önderlikle birlikte politik önderli¤i kavramam›z gerekiyor. Kitle deyince s›n›rl› partizan kitlesini anlamaktan kurtulup, sadece onlar›n e¤ilimlerine, istem ve taleplerine uygun politika yapmaktan kurtulmal›y›z. Kitle deyince genifl emek-

çi y›¤›nlar› anlamaya ve onlar›n ihtiyaç, istem, talep ve e¤ilimlerine uygun politika belirleyip, bu politik belirlemeleri hayata geçirecek sa¤lam kal›c› örgütlülükler yaratt›¤›m›zda baflar›l› olaca¤›z. Sorunlar› tespit etmek yetmiyor. Bizim as›l problemimiz bildi¤imiz politikay› uygulamadaki sab›rs›z, k›sa vadeli çal›flma flekilleniflimizdedir. Organ ve bireyin prati¤ine bakt›¤›m›zda günü-an› kurtarma, statükoyu koruma var, yar›nlara de¤er b›rakma yoktur. Pratikte sorun yafl›yoruz, günü birlik, anl›k, dönemsel düflünüflten kaynakl›, aceleci ve sab›rs›z pratik vard›r. Buna kaynakl›k eden küçük burjuvazinin s›n›f karakteridir. “Do¤ru düflüncelere sahip de olsak, tek bafl›na ciddi bir önem tafl›maz. Hatta hayata uygulamad›ktan veya hayata uygulanmas› örgütlenmedikten sonra hiçbir de¤eri yoktur denilebilir. Y›¤›nlarca do¤ru fleyler kitap sayfalar›nda da var, ama kitaplar ve o do¤rular kendi bafl›na hiçbir fley yapmazlar. Onlar›n ö¤renilmesi, kavranmas›, ifllenmesi, hayata uygulan›p, pratik faaliyetler içinde zenginlefltirilip, gelifltirilmesi gerekir. Bilinçli rolün, yani partinin görevi bu. Bizlerin görevi bu. Düflüncede çok do¤ru fleyler de savunsak, onu hayata uygulam›yorsak, hayata uygulamay› örgütlemiyorsak pek bir de¤eri yoktur. Söylemlerimizi hayata uygulam›yorsak, düflüncelerimizin örgütlenmesini onun gereklerini yapm›yorsak, lafa gelince keskinlikte üstümüze yoksa ve etti¤imiz laflara uygun bir prati¤imiz yoksa, söylediklerimize kendimiz inand›r›c›l›k göstermemiflsek, veya ifl ciddiye binince, düflünce ve hayat›n dayatt›klar›, zorluklarla karfl›lafl›nca onlar› çözme/aflma yerine orada olmuyorsak ancak “iyi” oportünist oluruz. Oportünizmin en belirgin özelliklerinden biri budur zaten. Marksisti, komünisti komünist


yapan do¤ru düflünceleriyle pratik uyumunu göstermesidir. Amaç/hedef, programlar›, taktikleri, politikalar›n› hayata uygulamay› yani dünyay›-koflullar› de¤ifltirmeyi örgütlemesidir.” (KOMÜN‹ST 44) Oysa ki küçük burjuvazinin üretim içindeki yerinden kaynakl› karakter yap›s›, acelecidir, heyecanl›d›r, kah kahramanl›¤a umuda, kah karamsarl›¤a, y›lg›nl›¤a düfler. Uzun vadeli sab›r gösteremez. Planprogram baflar›ya kilitlenmifl zirveleri hedefleme yoktur. Baflar› karfl›s›nda sarhofllu¤a, yenilgi an›nda karamsarl›¤a düfler. Dirayet sab›r, Bolflevik dayan›kl›l›k yoktur. Çal›flma tarz›m›z da ciddi problemlidir. Kolektif düflünüp, uzun vadeli plan-program yapmak hedef tespit etmek, yoktur. Dar pratik içinde kofluflturma, günü birlik çal›flma, an› günü kurtarma, statükoyu koruma, yar›n› düflünerek, de¤er yaratma yoktur. “Sadece parti ve örgüt anlay›fl›nda bozukluk yok. Çal›flma tarz›m›zda da bozukluk var. Leninist militan bir çal›flma tarz›nda yoksunluk var. Bu kavran›p içsellefltirilmifl, merkezi örgüt politikas›yla oturtulmufl de¤ildir ve bunu oturtmal›y›z. Rus devrimci at›l›m› ve Amerikan pratik anlay›fl› da denilen çal›flma tarz›n› kastediyoruz. Bu iki tarz›n bilince ç›kar›lmay›p birlefltirilmesinin s›k›nt›s›n› çekiyoruz. Bazen bir tak›m kararlarla, talimatlarla, genelgelerle, tutarl› planlar koymakla, bunlar›n kerametiyle, bunlar üzerine devrimci, lafazanl›k ve “manilavizm” yöntemleriyle üstesinden gelinece¤i san›larak düzelece¤i, yoluna girece¤ini sanma yan›lg›s›na giriliyor, bazen örgüte plan ve perspektif sunmadan, bundan yoksunlukla bodoslama dal›p, dar, ilkesiz, iflgüzarl›kla, dar pratik koflturmakla sorunlar›n ve ifllerin afl›l›p yoluna girece¤i san›l›yor. Her iki abart›ya götürülen zeminin kendisinin birlefltirilmesi do¤ru bir flekilde ele

al›nam›yor. Stalin yoldafl flöyle diyordu: “Rus devrimci at›l›m›, eylemsizli¤e, yerleflmifl verimsiz al›flkanl›klara, tutuculu¤a, zihin durgunlu¤una, eski geleneklere kölece ba¤l›l›¤a karfl› panzehirdir. Rus devrimci at›l›m›, öyle canland›r›c› bir güçtür ki, zihin açar, ileriye do¤ru iter, eskiyi parçalar, perspektif açar. Bu at›l›m olmadan hiçbir ilerici hareket mümkün de¤ildir. Ama pratikte, Amerikan prati¤i anlay›fl› ile birleflmezse bu at›l›m bofl, ‘devrimci’ manilavizme dönüflmesi çok olas›d›r...” “Amerikan prati¤i anlay›fl›, tersine, ‘devrimci’ manilavizme ve iflgüzarl›¤a karfl› panzehirdir. Amerikan prati¤i anlay›fl›, engelleri tan›mayan, her cins ve her türlü engeli verimli çal›flmaya deviren, önemsiz de olsa bafllad›¤› ifli muhakkak bitiren ve ciddi bir kurulufl çal›flmas›nda mutlaka edilinilesi zorunlu olan y›lmaz bir güçtür. Ama Amerikan prati¤i anlay›fl›, Rus devrimci at›l›m›yla birleflmezse yozlafl›r, dar ve ilkesiz iflgüzarl›k derekesine düflebilir... “Ancak bu ikisinin birlefltirilmesi, bize tam Leninist militan tipini ve çal›flmada Leninist tarz› verir” diyordu. fiimdi gerçekten bakal›m Leninizmin bu çal›flma tarz›n› uyguluyor muyuz? Ne derece buna göre hareket ediyoruz. Sorunlar›, onlar›n özelliklerini, yasalar›n›, geliflme yönünü nereye, nas›l, hangi yol ve yöntemlerle, hangi mücadele ve örgüt biçimleriyle müdahale edilebilece¤ini kavray›p, bunun gerekleri olan plan-perspektifleri zaman›nda koyup insanlar›m›z›n kafas›n› aç›p veya açan yol göstericili¤i yap›yor muyuz, ne derece yap›yoruz? T›kan›kl›k ve sorunlar› veya yerleflmifl verimsiz bir al›flkanl›¤› ve çal›flmay›, gerekiyorsa bütünüyle bir tarafa b›rak›p onu verimli

hale getirecek ve gerekiyorsa baflka flekilde sürdürecek bir plan ve perspektif koyup önümüzü açacak bir hale getirebiliyor muyuz? Ve becerebiliyor muyuz?. Sadece verimsiz, t›kanm›fl, ifle yaramaz hale gelmifl, misyonunu doldurmufl bir faaliyet ve al›flkanl›¤› de¤il, bunun yan›s›ra ifllemez duruma gelmifl bir komite, çevre ve kiflilerden vazgeçip baflka verimli bir çal›flmaya dönüfltürecek planl› bir çal›flma ile hareket etme becerisini gösterebiliyor muyuz? Ayn› flekilde büyük olsun, küçük olsun ald›¤›m›z görevi, ifli ciddiyetle ele al›yor muyuz? Ciddiyetle sar›l›yor muyuz? Hiçbir engel tan›madan, her engeli aflma becerisini gösterip onu bir an önce sonuca tafl›ma için gerekli ciddiyeti, azmi ve çabay› gösteriyor muyuz? Bafllad›¤›m›z ifli sonuna kadar götürme, onu yar›m b›rakmama sorumlulu¤uyla hareket ediyor muyuz? Bafllad›¤›m›z iflin daha bitirilmemesi, yar›m kalmas› bizi rahats›z edip uyku uyuyamayacak duruma getiriyor mu? Ne derece getiriyor? Bunlar üzerine bir kez daha düflünüp yaflam, pratik ve faaliyetlerimizi gözden geçirmeli; ak›l ve prati¤i birlefltirerek, çal›flma tarz›m›z› düzeltmeliyiz. Leninizmin militan çal›flma tarz›n›n bu özelliklerinin birlefltirmesini bilmeliyiz, bundan yetkinlik kazanmaya çal›flmal›y›z.” (KOMÜN‹ST 44) Hangi komite ve organ›n plan ve program›, varmak istedi¤i hedefi vard›r. Özellikle kitle faaliyeti yürüten organlar›n› ele alal›m, bu organlar›n hedef kitleleri için planlar› var m›? Faaliyet alanlar›n›n ihtiyaçlar›na yan›t verecek özel kadro yetifltirme ve e¤itme politikas› var m›? Yay›n politikalar› konusunda belli bir hedef ve amac› var m›d›r? Lenin yoldafl insan›n plans›z çal›flamayaca¤›n› belirtir, flayet bu önemli bir parti ve kitle organ› ise

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

75


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

76 plans›z-programs›z çal›flmaya hiç hakk› yoktur. Kendili¤indenci, an›günü kurtarma çal›flma tarz›ndan kurtulmal›, pratikte yo¤unlaflmal›y›z. Yo¤unlaflma ve ›srar baflar›n›n anahtar›d›r. Coflkunun, heyecan›n olmad›¤› proleter bilincin herfleye hükmetmedi¤i yerde yo¤unlaflma olamaz. Kitle faaliyetimiz dar, sabit, s›n›rl› ve problemlidir. Düflüncede problem vard›r. Kitle deyince kimleri anlad›¤›m›z›, kimleri kastetti¤imizi do¤ru belirleyelim. Bugün, biz de dahil olmak üzere bütün devrimci örgütlerin ulaflt›¤› kitle say›s› bellidir, bunlar›n say›s› her bölgede üç-befl yüzü geçmez. Her bölgede bütün devrimci örgütlerin ulaflt›¤› kitle ayn›d›r, say›lar› bellidir. Devrimci yay›nlar›n, bildirilerin, biletlerin da¤›t›ld›¤› kitle hep ayn›d›r. Dar kitleden kurtulup genifl kitleye gitmede kolayc›l›k, tembellik, tüketicilik vard›r. Bütün devrimcilerin kolayca ulaflt›¤› dar, sabit kitlede bir afl›nma, yak›nma, giderekten bir güvensizlik geliflmektedir. Kitle faaliyetindeki yanl›fl bak›fl ve yaklafl›m hem devrimci örgütleri daraltmakta hem de dar kitlede bir yak›nma ve devrimcilere olan güvensizli¤i de getirmektedir. Kitle faaliyeti konusunda korkunç bir kolayc›l›k, tüketicilik ve geçinmeci kitle çizgisi hakimdir. Kitle deyince, yaln›zca çevremizde bildi¤imiz üç-befl parti taraftar› befl-on ilerici-demokrat insan olmad›¤›n› ne zaman ö¤renece¤iz? Camiye, cemevine giden, futbol maçlar›na, diskoya, birahanelere, giden, çember sakall›, bafl› örtülü, namaz k›lan, oruç tutan, ana avrat küfür eden, uzun saçl›-kula¤› küpeli, mini etekli moday› yak›ndan izleyenleri daha ne zamana kadar kitleden kabul etmeyerek kendimizi kand›raca¤›z? Daha ne zamana kadar sakat, çarp›k, dar, s›¤ kitle anlay›fl›n› savunmaya devam edece¤iz?

Alevileri, Yezidileri, Süryanileri, Lazlar›, Sünni Kürtleri ne zaman kitle kabul edece¤iz? Bu insanlarla kendi aram›za daha ne zamana kadar set çekece¤iz? Gazetemizi, bildirimizi, bu insanlara götürmekten daha ne kadar çekinece¤iz? Daha ne zamana kadar kolayc›, tüketici, geçinmeci kitle çizgisi izleyece¤iz? ‹mamlar›, hocalar›, dedeleri, pirleri ne zaman, hangi politik bak›fl aç›s›yla, hangi kitle çizgisiyle, hangi yaklafl›mla, nas›l örgütleyece¤iz? Filipin, Nikaragua devrim tarihlerinden, kitle çizgilerinden ö¤renelim. Do¤ru politikan›n baflar› ve baflar›s›zl›¤›n› belirleyecek olan örgüt çal›flmas›d›r, der Stalin yoldafl. Do¤ru politikan›n baflar›s›n› bekliyorsak güçlü ve sa¤lam bir örgüt yaratmal›y›z. Sa¤lam ve güçlü bir örgüt yaratmak için proletaryan›n dava adamlar›n› yaratmal›y›z. K›sa - orta - uzun süreli olmak üzere, ayn› bilinç düzeyi ve seviyesi olanlar›n yer ald›¤› dar- ortagenifl kat›l›ml› e¤itim kamplar› yaparak, ihtiyaç duydu¤umuz alana yan›t olacak insan yetifltirmeliyiz. Demokratik kitle örgütlerinde, bölge parti komitelerinde, propaganda ve ajitasyon komitelerinde, bas›n yay›n faaliyetini yürütecek komitelerde, teknik ihtiyaçlar› giderecek komitelerde, yabanc› dil bilençeviri yapacak, enternasyonal alanda görev yapacak komitelerde, yer alacak insan yetifltirmeliyiz. E¤itim politikam›z genel ve özel olmal›d›r. E¤itime tabi tutulacak yoldafllar› genel bir e¤itimle donat›rken, her alan›n ihtiyac›na uygun e¤itilecek yoldafllar› ise özel kadro e¤itim politikas›yla donatmak gerekir. Genel e¤itim politikas›nda asgari düzeyde Marksizm Leninizm Maoizm bilimi ve parti politikam›z›n genel ana hatlar› verilir. Özel e¤itim politikas›nda ise alan›n ihtiyac›na yan›t olacak detaylar, keza alan›n ihtiyac›na yan›t olacak mesleki bilgiler verilir.

Örne¤in demokratik kitle örgütlerinde çal›flacak bir yoldaflla propaganda ve ajitasyon alan›nda çal›flacak bir yoldafla genel Marksizm Leninizm Maoizm biliminin ve parti program›n›n asgari formasyonu verilirken, her iki yoldafla faaliyet yürütecekleri alan›n ihtiyaç farkl›l›klar›ndan kaynakl› farkl› formasyonlar, farkl› tutumlar.. Örgütçülük bir bilimdir. Örgütçülük yapmak istiyorsak bu bilimin gereklerini yerine getirmeliyiz. Yani örgütçülük ve yöneticilik yapacak insan yetifltirmeliyiz. Çünkü ihtiyaçlar farkl›d›r, bilinç ve örgütlülük düzeyi farkl›d›r. Böylesi karmafl›kl›¤›n ve heterojenli¤in yafland›¤›, farkl›l›¤›n ciddi boyutta oldu¤u bir yerde tek düzey bir e¤itim program›, bilinçli ve verimli tarzda e¤itim verilmez. Ve verimli e¤itim al›nmaz. fiu soru sorulmal›d›r: Hangi ihtiyaca uygun e¤itim? Kimlere nas›l e¤itim? Demokratik kitle örgütlülü¤ünde faaliyet yürüteceklere iliflkin e¤itim mi? Propaganda ajitasyon komitesinde faaliyet yürüteceklere iliflkin e¤itim mi? Yoksa parti örgütlülüklerinde faaliyet yürüteceklere iliflkin e¤itim mi? Yoksa gençlik içinde çal›flacak insanlara iliflkin e¤itim mi? YANITI DO⁄RU VERMEK GEREK. K‹M ‹Ç‹N? NASIL E⁄‹T‹M? HANG‹ ‹HT‹YACI KARfiILAYACAK E⁄‹T‹M? Güçlü sa¤lam örgütlülük yaratmak için ileri! Do¤ru-bilimsel, kolektif, planl›-programl›, hedefli çal›flma tarz› yaratmak için ileri! Devrimin haleflerini, devrimin güçlü kadrolar›n› yaratmak için ileri! ATEfi HATTININ YÜRÜYÜfiÇÜLER‹! ÖNÜMÜZDE ZOR, ÇET‹N ANCAK fiANLI MÜCADELE GÜNLER‹ VARDIR. BÜTÜN BENL‹⁄‹M‹ZLE SINIF MÜCADELES‹N‹N ENG‹N DEN‹Z‹NE ATILALIM!


77

Emperyalizmin Irak iflgali ve

H›zl› geliflimi ve s›çramalar›yla yo¤unlaflan sermayenin birikim hacmi günümüzde, tarihinin en üst düzeylerine ulaflm›flt›r. Öyle ki içinden ç›kt›¤› üretim sürecine iyice s›¤maz olmufl, hareket halindeki sermayenin toplam hacminde üretken sermayeye k›yasla, dolafl›m d›fl›nda kalan ifllevsiz sermayenin oran› çok daha genifllemifltir. Tüm bunlar günümüzde kapitalizmin üretiminde ciddi tahribatlar yaratm›fl, iflleyiflinde kesintilere neden olmufl, borsa ve para piyasalar›ndaki rezervlerde afl›r› fliflkinli¤e sebep olmufl, o ölçüde de spekülatif ifllemleri öne ç›kararak çok daha tefeci bir ifllev kazanm›flt›r.

Daha 1900’lerin bafllar›nda, Lenin emperyalizmi kapitalizmin en üst aflamas› olarak belirledi¤inde -günümüzde hala geçerlilikleri devam eden- temel karakteristik özellikleriyle birlikte ortaya koymufltu. Kapitalizmin yükselme aflamas›nda üretimin giderek yo¤unlaflmas›yla oluflan tekeller, mevcut koflullarda varl›klar›n› devam ettiriyorlar. Hem de çok daha genifllemifl ve merkezileflmifl -enlemesine ve derinlemesine- çok daha kurumlaflm›fl ve büyümüfl halleriyle pazarlar üzerindeki daha da pekiflmifl konumlar›yla, halklar üzerindeki sömürü oranlar›n› yüzlere katlayan biçimde mevcudiyetlerini sürdürüyorlar... Banka sermayesiyle -sanayi sermayesinin bilefliminden oluflan mali sermaye de, emperyalizmin temel bir özelli¤i olarak varl›¤›n› sürdürüyor. Hem de günümüz koflullar›nda üretkenlik kapasitesinin iyice afl›nd›¤› ve o oranda da iyice tefecileflmifl niteli¤iyle varl›¤›n› devam ettiriyor. Öyle ki sermaye ihrac› afl›r› boyutlarda seyir izliyor. Do¤al olarak da sermaye birikimi iyice ç›lg›n ve dejenere bir hal alm›fl; büyük gruplar ve büyük emperyalist devletler aras›nda pazarlar›n

paylafl›m›n›n zaten yüzy›l öncesinde tamamlanmas›yla uluslararas› boyut kazanan sermayenin evrimi, girdi¤i güzergahla çok daha küresel bir boyut alm›flt›r. Ama onun özünde ve temel niteli¤inde bir de¤ifliklik olmam›fl; ama iç yap›s›nda oluflan afl›nmayla, tahribatlar› ve çeliflkileri derinleflmifl can çekiflen ve asalak karakteriyle daha h›zl› bir çözülme sürecine girmifltir. MAL‹-SERMAYEN‹N VARDI⁄I TAR‹HSEL SÜREÇ Mali sermaye, kendi içinde geçirdi¤i dönemsel süreçler ve evrelerle, daha kemikleflmifl bir tarzda, tarihsel bir yörüngeye girmifltir. Öyle ki, bugün hareket etti¤i yörüngede çok daha merkezileflmifl durumdad›r. Daha uluslararas› boyut alarak pazarlar üzerindeki hegemonik bas›nçlar›n› daha art›rm›fllard›r. H›zl› geliflimi ve s›çramalar›yla yo¤unlaflan sermayenin birikim hacmi günümüzde, tarihinin en üst düzeylerine ulaflm›flt›r. Öyle ki içinden ç›kt›¤› üretim sürecine iyice s›¤maz olmufl, hareket halindeki sermayenin toplam hacminde üretken sermayeye k›yasla, dolafl›m d›fl›nda kalan ifllevsiz ser-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

SERMAYEN‹N TAR‹HSEL EVR‹M‹


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

78 mayenin oran› çok daha genifllemifltir. Tüm bunlar günümüzde kapitalizmin üretiminde ciddi tahribatlar yaratm›fl, iflleyiflinde kesintilere neden olmufl, borsa ve para piyasalar›ndaki rezervlerde afl›r› fliflkinli¤e sebep olmufl, o ölçüde de spekülatif ifllemleri öne ç›kararak çok daha tefeci bir ifllev kazanm›flt›r. Tüm bunlar›n ifadesi mevcut süreçte emperyalizmin daha fazla çürümesi anlam›na gelmektedir. Tekellerin sermaye ihrac›yla artan egemenlik e¤ilimi, emperyalizme o ölçekte çürümüfl ve asalak bir karakter kazand›rm›flt›r. Tekelci kapitalizm çürüdükçe bankalar›n rolü çok daha öne ç›km›flt›r. Mali-sermayenin bu özelli¤ini Lenin emperyalizmin daha ilk dönemlerinde belirlemiflti. “Üçüncü olarak, tekeller bankalardan ç›km›flt›r. Eskiden mütevazi birer araç olan bankalar, bugün malisermaye tekelini ellerinde tutmaktad›rlar. En geliflmifl kapitalist ülkelerdeki, üçbefl büyük banka, s›nai sermayenin ve banka sermayesinin ‘kiflisel’ birli¤ini gerçeklefltirmifl ve bütün ülkelerdeki sermaye ve gelirin en büyük bölümünü oluflturan milyarlar›n denetimini kendi ellerinde toplam›fl bulunuyorlar. Günümüz burjuva toplumunda istisnas›z, bütün ekonomik ve siyasal kurumlar›n üzerine s›ms›k› bir ba¤›ml›l›k a¤› germifl bir mali oligarfli: tekelin en çarp›c› özelli¤i budur.” Tekelci kapitalizmin bu çarp›c› özelli¤i, 17 Ekim Devrimi ile birlikte kapitalist-emperyalist sistemi genel bunal›m sürecine de sokmufltur. Can çekiflen özelli¤iyle, emperyalistler aras› pazar kavgas› yerel ve paylafl›m savafllar› ile bunal›m sürecinin bir aya¤›n› olufltururken; di¤er tarafta baflta 17 Ekim Devrimi, Çin Devrimi ve di¤er bir dizi devrimlerin, emperyalizmin pazar alanlar›n› daraltan proleter devrimler, kapitalizmin genel bunal›m›n›n bir di¤er aya¤›n› oluflturmufltur. Her ne kadar günümüzde prole-

taryan›n kazand›¤› mevziler kaybedilmiflse de kapitalizmin genelbunal›m› stratejik bir süreç olarak varl›¤›n› sürdürmektedir. Çünkü ça¤›m›za damgas›n› vuran burjuvazi-proletarya çeliflmesi ve emperyalizm- ezilen halklar çeliflmesi ile sosyal ve ulusal kurtulufl mücadelelerinin nesnel kaç›n›lmazl›¤›n› da ça¤›n tüm tarihsel sürecinde gündemde tutmaktad›r. Nitekim bunun sonucudur ki, kapitalizm bunal›m ve krizlerle içiçedir. Bu özelli¤i yükselme aflamas›nda, sermaye birikiminin daha istikrarl› oldu¤u tarihsel koflullarda sözkonusu iken; ça¤›m›zda tekelci kapitalizm koflullar›nda, pazarlar›n her metrekaresine kadar girildi¤i, y›¤›nlar›n her geçen gün daha katmerli sömürü ve hegemonya alt›na

¤u göstermelik ve ilkel montaj› and›ran parlamentolarla kendisini maskelese de bu gerçe¤i de¤ifltirmez. En yak›ndan tan›d›¤›m›z TC bizim aç›m›zdan bariz bir örnektir. Egemenlerin islam ülkeleri içinde tek “laik” ülke söylemini (inand›r›c› olmad›klar›ndan “demokratik” ülke söylemini kullanm›yorlar) kulland›klar› Türkiye’de bunal›m ve istikrars›zl›k hep süre¤en olmufltur. Hele bugünkü kronik görüntüsüyle çok daha çarp›c› bir örnektir... Emperyalist ülkelerde bunal›mlar, krizler süreklilik arzetmemifltir. Ama, plans›z, kâr h›rs›n›n ve üretim anarflisinin damgas›n› vurdu¤u üretim iliflkileriyle, toplumsallaflm›fl eme¤in gaspedilmesi gerçe¤i, son tahlilde bunal›mlar› kaç›n›lmaz k›lar. Bu, zengin geliflmifl kapitalist

al›nd›¤›, çürümenin ve can çekiflmenin alabildi¤ince belirgin özellikler gösterdi¤i flartlarda hayhay geçerlidir. Hele içinde bulundu¤umuz mevcut anda... Emperyalizme ba¤›ml›, pre-kapitalist sosyo-ekonomik yap› ve ona uygun düflen faflist ve orta ça¤›n karanl›k meflruti yönetimlerinin egemen oldu¤u arkaik toplumlarda istikrars›zl›k ve bunal›mlar zaten süreklidir. Birço-

ülkelerin temel çeliflkisidir ve kendisini afl›r› üretim ile ifade eden kirizlerin de iktisadi temelini oluflturur. Ama bu durum, emperyalist ülkelerde dönemsel istikrar-canlanma dönemlerini de içinde bar›nd›rm›flt›r. Kapitalizmin devrevi dönemleri, bunal›mlar› oldu¤u gibi, belli periyodlarla göreli istikrarl› süreçleri de kendi içinde tafl›m›flt›r.


2. PAYLAfiIM SAVAfiI SONRASI VE GÖREL‹ ‹ST‹KRAR Mali sermayenin en uzun süreli istikrar› 2. paylafl›m savafl› sonras›nda yaflanm›flt›r. Savaflta hemen hemen tüm Avrupa emperyalizmi ve Japon emperyalizminin tahrip olan ekonomisi, beraberinde büyük ölçüde sermaye kitlesini de yoketmiflti. Savafltan en kazançl› ç›kan ABD emperyalizminin d›fl›ndaki tüm emperyalistler tahrip olan ve y›k›lan ekonomilerini yeniden infla etmek zorunda kald›lar. Üretime ve sanayiye yapt›klar› yat›r›mlarla geniflletilmifl yeniden üretimi de istikrarl› bir rotaya soktular. Ki, bu kaybolan kâr kitlesinin istikrarl› bir flekilde telafi edilmesini sa¤lam›fl, onar›lan ekonomi ile birlikte kurulan yeni iflletmeler ve tekeller h›zl› bir flekilde büyümüfl, sermayelerini geniflletmifl, bankalarda yo¤unlaflan sermaye tekellerin ve iflletmelerin emrine daha çok üretim ve dolafl›m süreçlerinde kullan›larak sunulmufltur. Savafl›n esas galibi ABD emperyalizmi, savafl›n tahribatlar›n›n rakiplerine ç›kmas›ndan do¤al olarak yararlanm›fl, pazarlar›n ezici ço¤unlu¤unu ele geçirmifl, oluflan yeni dengelerde hegemonyas›n› kurmufltur. ABD’nin hegemonik üstünlü¤ünün tarihsel kökeni o dönemin saflaflmas›nda elde etti¤i üstünlü¤e dayanmaktad›r. Sermayenin afl›r› fazlal›¤›n›n sebep oldu¤u zarar, sermayenin iflleyifli gere¤i mutlaka belli emperyalist güçlerce paylafl›lacakt›. Bunun karfl›lanmas› da ekonominin yeniden onar›m› ve üretimin yeniden organizasyonu ve yeni emperyalist politikalarla mümkündü. O özgün flartlarda üretimde sermayenin yeniden yo¤unlaflmas›n› beraberinde getirmifl, dolay›s›yla emek-gücü talebine de ihtiyac› art›rm›flt›r. Öyle ki, emek talebinin küçümsenmeyecek bir oran› geri kalm›fl ülkelerden karfl›lanm›flt›r. Yo¤unlaflan emek

yeni ve teknik düzeyi yüksek üretim araçlar›yla birlikte yeniden düzenlenmifltir. Ve eme¤in toplumsal üretkenli¤i dönüfltürdü¤ü üretim araçlar› kitlesiyle birlikte artm›flt›r. Üretimin bu iflleyifli gerçekte 2. paylafl›m savafl› sonras›nda emekle, teknolojinin yeniden ekonomik yap›ya uygun bir tarzda örgütlenmesini içermifltir. Daha önceki üretimde makineler daha dura¤an ve sabit konumda olduklar›ndan, iflçilerin makineler aras› dizilifli yayg›n; ve aral›kl› bir dizilifli gerektiriyordu. Dolay›s›yla bu diziliflin sebep oldu¤u s›k hareketlilik, nispi zaman kayb›na ve verim düflüklü¤üne neden olmaktayd›. ‹flbölümününde nispi gerili¤i, el ifllerinde kopukluk ve makinelerden birbirine eklenen parçalar›n ve hammaddelerin gelmesinin ald›¤› zaman kayb› daha uzun sürüyordu. Burjuvazi emek-gücünün eski tarz bu örgütlenmesi yerine, fordist üretim dedi¤i yeni bir tarz› geçirmifltir. Fordist sistem ile iflgücünü ve teknolojik makine sistemlerini fabrika sisteminde yeniden organize etmifltir. Makineler aras› kopuklu¤u, bant sistemi ile telafi etmifltir. Sürekli kayan bant üzerinde yap›lan üretim zaman kay›plar›n› daha asgariye indirmifl, üretimdeki verim ve kaliteyi daha yükseltmifltir. Böylelikle bant sistemiyle iflbölümü daha sabit olmufl, her makineden bir iflçi sorumlu olmufltur. Fordist sistem iflçinin ve makinelerin birbirleri karfl›s›ndaki diziliflinin yeniden belirlenmesidir. Eme¤in de kitlesinin artmas› ve yo¤unlaflmas›, fordist sistemde vardiyay› da getirmifltir. Böylelikle eme¤in ve üretim araçlar›n›n yeniden organizasyonu sermayenin birikimine ivme kazand›rm›flt›r. H›zl› bir flekilde artan sermaye muazzam boyutlara ulaflm›flt›r. Sanayi üretimi artm›flt›r. Üretilen yeni ürün kal›plar› ile pazarlarda de¤iflim ve tüketim daha yo¤unlaflm›flt›r. Üretim araçlar›n›n gide-

rek teknolojik boyutlar almas›, eme¤in üretkenli¤inin artmas›, ürün kitlesini art›rm›flt›r. Arz ve talebin uyumu, artan ürün kitlesinin tüketimini de beraberinde getirmifltir. Emperyalist sistemin bu özgün istikrarl› süreci iflgücü fiyatlar›n› yüksek tutmufl ve ödemeleri de istikrarl› k›lm›flt›r. Ayr›ca sosyalist sistemin çekicili¤i sosyal haklar› da zengin k›lm›flt›r. Böylelikle emekçi kitleler yüksek ücret fiyatlar› ve sosyal haklarla yo¤un bir tüketim iliflkileri içinde tutulmufltur. K›sacas› çöken bir ekonominin mimar›, üretimin fordist sistemle yap›lanmas›, art›-de¤erin istikrarl› bir rotada gerçekleflmesi ve yeniden üretimde istikrarl› kullan›m›, üretimin teknik temellerindeki geliflmelerle eme¤in toplumsal üretkenli¤inin artmas›, kendisini birikimin h›zla artmas›nda ifade etmifltir. Asl›nda bu geliflmeler kâr h›rs›n›n bir ürünüydü. Dolay›s›yla eme¤in yo¤un tüketimi ve yeniden üretimi üzerine kuruluydu. Ve de uluslararas› emperyalist tekellerin, uluslararas› alandaki yeniden yap›land›rma girifliminden baflka birfley de¤ildi. Yeniden yap›land›rma iktisadi alanla s›n›rl› de¤ildir. ‹ktisadi yap›n›n koflulland›rmas›yla sosyal, siyasal, kültürel vb. kurumlar›n ve iliflkilerin yap›lanmas›n› da kapsar. Nitekim tekelci burjuvazi üretime dönük örgütlenmelerine koflut olarak banka, borsa gibi finans kurumlar›n› da h›zla örgütlemifl, reel sektörle uyumlu iliflkisini sürdürmüfl, tekelci burjuvaziye yeni kaynak alanlar› yaratm›flt›r. Siyasi ve ideolojik olarak da, kitlelerin köreltilmesi, bilinç kaymas› ve apolitiklefltirilmesine hizmet eden kurumlar›n› da yeniden düzenlemifltir. Ve yine iflçi s›n›f› içindeki aristokrasiyi de iyice genifl tutmufl, sendikalar› da onlar›n üzerinden kontrolü alt›na alm›flt›r. Sar› sendikac›l›¤› iyice gelifltirmifltir. K›sacas› s›n›f ç›karlar› aç›s›ndan sistemi kendi içinde yeniden organize etmifltir. Tüm bu reorganizas-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

79


80

‹THAL ‹KAMEC‹ MODEL Aç›kt›r ki bu yap›lanma, malisermayenin iç pazar›na, iç sistemine tekabül etmifltir. Emperyalizmin yap›lanma siyaseti daha kapsaml› olup ba¤›ml›, sömürge ve yar›-sömürgeleri de kapsar. Ki, esasta emperyalizmin üzerinde yükseldi¤i, varl›k temelini oluflturdu¤u bu ülkelerdir. Emperyalizmin yeni sömürgelerle iliflkisinde en karakteristik özelli¤i sermaye ihrac›d›r. Geçirdi¤i her evrede uygulad›¤› politik süreçlerin ald›¤› her biçimde serma-

çimde gelifltirmek dururken sermayeyi tutup yabanc› ülkelere yat›rman›n nice kötü bir fley oldu¤unu, d›fl ikrazlar dolay›s›yla bol keseden da¤›t›lan milyonlar›n Krupp firmas›na ne denli ‘pahal›ya’ oturdu¤unu anlat›yor. Ne var ki, gerçekler apaç›k ortadad›r: ihracat miktar›, burjuva ahlak›n› hiç umursamayan ve ayn› öküzü iki kez yüzmekten çekinmeyen mali-sermaye önce ikraz kârlar›n› cebe at›yor; sonra borçlu olan›n Krupp’un üretti¤i mallar›n al›m›nda ya da çelik sendikas›ndan demiryolu malzemesi al›m›nda kulland›¤› yine o ikrazdan do¤mufl öteki kârlar› cebe indiriyor, vb.” Lenin’in belirtti¤i gibi, ihraç edilen sermaye yüksek faizlerle tekrar em-

ye ihrac› esas olmufltur. Sermaye ihrac› daha çok borçland›rma üzerine olur. Nitekim “‹thal ‹kameci Model” diye lanse edilen “küreselleflme” öncesinin emperyalist politikas›nda da sermaye ihrac› esas olmufltur. Yine yap›lan üretim ve meta ihrac› da sermaye ihrac›na dayal› olmufltur. “Lansburgh, bu gerçeklerden, e¤lendirici bir küçük-burjuva ibret dersi ç›kar›yor: ikrazlara ba¤l› ihracata ne denli karars›z ve düzensiz bir fley oldu¤unu, ulusal sanayiyi ‘do¤al’ ve ‘uyumlu’ bir bi-

peryalist tekellerin ceplerine akm›flt›r. Ayr›ca ataerkil üretim tarz›n›n tasfiye edilmemifl olmas›, komprador karakterli üretimi ve meta ihracat-ithalat sistemini, yeni-sömürgelerde egemen k›lm›flt›r. Bu da, Lenin’in ifadesiyle “ayn› öküzü iki kez yüzmek”ten çekinmeyen malisermayenin, yeni-sömürgeleri çifte sömürüyle baflbafla b›rakm›flt›r. ‹thal ikameci süreçte, emperyalizmden ihraç edilen sermaye bir taraftan feodal, yar›-feodal üretim ve iliflkileri muhafaza etmifl, di¤er taraftan da oluflturulan komprador ka-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

yon devletin rolünü öne ç›karan Keynesyen politikalarda ifadesini bulmufltur.

pitalizmin teknoloji ve hammadde ihtiyac›n› da kendisine ba¤›ml› k›lm›flt›r. Makine üreten sanayiiden yoksun olan komprador-kapitalizmin üretimi montaja dayal› olmufltur. Emperyalizmden al›nan borçlar halk›n s›rt›ndan ç›kart›lan faizlerle karfl›lan›rken, üretimin montaja dayal› ihtiyaçlar› teknoloji, hammadde ya da yar›-mamul maddelerin ithali de ihraç edilen sermayeyle karfl›lanm›flt›r. Pazarlar ald›klar› borçlarla meta, hammadde, teknoloji al›m›na dayal› üretim yapt›lar. Dolay›s›yla sermaye ihrac›, emperyalizmin meta ihrac›n› da harekete geçiren bir rol oynam›flt›r. Geri pazarlar›n sömürüsüne ve talan›na dayal› iflleyiflle, emperyalizm ya¤malad›¤› do¤al kaynaklar› meta, yar› mamul madde, ifllenmifl hammaddeye çevirerek, tekrar bu ülkelere ihraç etmifltir. Dolay›s›yla ithal ikameci süreçte sanayi üretimi emperyalist patentli olmufltur. Ayr›ca üretim mamullerinin d›fl›nda, baflta silaha, petrole dayal› enerji kaynaklar› da h›zla artm›flt›r. Sermaye ihrac› ve sermaye ihrac›na dayal› ekonomilerden elde edilen kârlar sermaye birikimini art›rd›. IMF-Dünya Bankas› ve di¤er finans kapital kurumlar, emperyalist ç›karlar do¤rultusunda yeniden düzenlemelerle sermayeyi h›zl› bir geniflleme süreci içine soktular. Emperyalist metropollerde oluflan fazla birikim sürekli ba¤›ml› ülkelere ihraç edildi ve tekrar faizleriyle ve meta ihrac›yla emperyalizme geri döndü. Sermayenin bu dolafl›m› giderek daha asalak ve rantiye bir nitelik alm›fl ve ba¤›ml› ülkeleri daha ba¤›ml›laflt›rm›flt›r. Öyle ki al›nan borçlar tekrar tekrar al›nan borçlarla ödenebilmifltir. Tabi buna ödeme denirse... Çünkü sömürge, yar›-sömürgelerin borç yükü fliflmifl ve külfeti de hep y›¤›nlara ç›kart›lm›flt›r. Öyle ki 1970’lere gelindi¤inde ithal ikameci model borç krizine


yol açt›. Al›nan borçlar art›k ödenemez duruma gelmifl olup, IMF’nin, Dünya Bankas›’n›n daha kat› reçetelerini gündeme getirdi ise de borç krizi önlenemedi. Baflta ABD emperyalizminin önderli¤inde örgütlenen ekonomik politikalar, laboratuvar› konumunda olan Latin Amerika’da denendi ve giderek ‘80’lerde “serbest piyasa” ad› alt›nda tüm dünyaya egemen olmaya bafllad›. Rus Sosyal Emperyalizminin bafl›n› çekti¤i di¤er emperyalist kutup da, bunal›m furyas›ndan nasibini alm›flt›r. Hem de daha fazlas›yla... 1982’de tüm dünyay› etkileyen borç krizi giderek emperyalistler aras› kutuplaflmay› daha derinden etkilemifltir. 1980 bafllar›nda pazarlara akan borçlar ödenmedi¤inden, spekülatif sermaye finans kapitalin borsalar›nda yo¤unlaflm›flt›r. ‹yice büyüyen, merkezileflen sermaye, tefeci niteli¤iyle afl›r› bir birikime neden olmufl, daha çok borsalara kaym›fl, ama, giderek artan bir flekilde dolafl›mdan koparak bu seyri izlemifltir. Sonuçta tüketimin art›fl› ve borsa spekülasyonu furyas›n› beraberinde getirmifltir. 1987’deki bu krizle ithal ikameci modelin son uygulamalar› da miad›n› doldurmufl ve mali-sermayeyi daha spekülatif bir güzergaha sokmufltur. Kapitalist-emperyalist sistem aç›kt›r ki, krizin faturas›n› daima iflçi s›n›f›na ve dünya halklar›na ödetir. S›n›f do¤as› bunu gerektirir. Nitekim küresel-kapitalizm sürecinde de, sömürünün dozu artm›fl, iflçi s›n›f›n›n gerekli emek süresi k›salt›larak daha fazla art›-de¤er s›zd›r›lm›flt›r. Ayr›ca kazan›lan sosyal haklar›n tekelci burjuvazinin hükümetlerince giderek gasp› ile de, yarat›lan kaynaklar ile burjuvazinin düflen genel kâr oran› telafi edilmeye çal›fl›lmaktad›r. Tüketimin pompalanmas› ile emekçilerin gelirlerine daha fazla el konulmakta. Hükümetlerce oluflturulan yeni para fonlar›yla eme¤in s›rt›na yüklenen kambur daha art-

makta. Vergilerde yap›lan yeni yeni düzenlemeler de eme¤in aleyhine olmaktad›r. Tüm bunlar düflen ücretler, eme¤in daha fazla gasp›, ba¤›ml› ülke halklar›n›n afl›r› sömürüsü, yoksullaflma, açl›k, sefalet, y›¤›nlara reva görülen çok daha ilkel ve sefil bir yaflamda kendisini gösteriyor. Tüm bu sömürü ve sefalet artan bir iflsizler ordusuyla kendisini tamamlamaktad›r. Karfl›l›¤›nda ise yarat›lan kaynaklarla tekellerin birikimi muazzam boyutlara varm›flt›r. Yarat›lan zenginliklere ve de¤erlere el konulmas› yoluyla sermaye olabildi¤ince yo¤unlaflm›flt›r. Tabi ki, tüm bunlar, kapitalistemperyalist ülkelerdeki üretim-tarz› ve onun üzerinde yükselen fazla birikimin dünyan›n en ücra pazarlar›na kadar ihraç edilmesi pahas›na olufltu. Dolay›s›yla burada emperyalistlerin birbirleriyle olan iliflkileriyle, yar›-sömürgelerin iliflkilerini kar›flt›rmak sorunun özünü kar›flt›rmak olur. Sermaye birikimi esasta pazarlar›n sömürüsü üzerine oluflmufl, ama bu, emperyalistlerin birbirleriyle olan iliflkilerinde, pazarlar›n talan ve ya¤mas›yla, pazar rekabeti ile birlikte yürümüfltür. SERMAYEN‹N MERKEZ‹LEfiMES‹ Emperyalist rekabet, sermayenin yo¤unlaflmas› ve merkezileflmesine devaml› zemin yaratm›flt›r. Rekabet ve çat›flma merkezileflme ile elele yürümüfltür. Rekabet dev boyutlara ulaflan zenginliklerin giderek daha güçlü tekellerin elinde birikmesini de beraberinde getirmifltir. Kapitalizmin kâr h›rs›yla ifade edilen iç yasalar›n›n ifllemesiyle, mali-sermayenin daha güçlü odaklar› nisbeten daha ufak ya da daha zay›f rakiplerini y›k›ma u¤ratm›fllard›r. Ya da günümüz somutunda daha fazla görüldü¤ü gibi dev sermaye tekellerinin birleflerek di¤er tekelleri mülksüzlefltirmesinde ve yutmas›nda kendisini göstermektedir. Bu anlamda sermayenin mer-

kezileflmesi az say›daki tekellerin, bankalar›n daha zay›f rakiplerini mülksüzlefltirmeleri ile koflut gider ve onlar›n paylar› daha az say›daki tekelin ve finans kurumunun elinde birikir. Emperyalist tekeller krizin faturas›n› esasta halklara ödetirken, di¤er yandan da merkezileflerek rakiplerine de ödetmeye çal›fl›yorlar. Bu, düflük verimli iflletmelerin büyükler taraf›ndan tasfiye edilmesi ve pazar paylar›n›n ele geçirilmesi fleklinde olmaktad›r. Afl›r› üretimden kaynaklanan kullan›lamaz durumdaki sermaye farkl›l›¤›n›n yaratt›¤› zarar›n paylafl›lmas›n› da içerir merkezileflme. Ama bu da rekabete dayal›d›r. Her tekel, zarar› mümkün mertebe hasm›na daha çok maletmeye, kendi pay›na düflen zarar› en aza indirmeye, rakibinin s›rt›na yüklemeye çal›fl›r. Marks bu çat›flmay› flöyle aç›klamaktad›r: “Bu çat›flma aç›klan›rken gösterildi¤i gibi u¤ran›lan kay›p hiçbir zaman bireysel kapitalistler aras›nda eflit olarak da¤›lmay›p, bu da¤›l›m daha çok rekabet savafl›m› ile belirlenir ve sahip olunan özel avantajlar ya da daha önce elde olunan konumlara ba¤l› olarak çok farkl› oranlarda bölünmüfl olur, böylece, bir sermaye kullan›lamaz durumda b›rak›l›r, di¤eri yok olur ve bir üçüncüsü nisbeten az bir kay›pla kurtulur ya da geçici de¤er kayb›na u¤rar.” Marks’›n bu tahlili an›n gerçe¤ine ne kadar da uyuyor. Pazar çat›flmas› ayn› zamanda günümüzde, tüm pazarlarda, borsalarda, her türlü finans piyasalar›nda zarar›n da¤›l›m›ndaki çat›flmay› da içeriyor. Dev flirketler birlefliyor, birbirlerini karfl›lar›na al›yor, hatta oluflan ortakl›klar tekrar bozuluyor... K›sacas› k›ran k›rana bir çat›flma yürütüyor dev tekeller... Merkezileflme için rekabette kimin kazanaca¤› yine Marks’›n deyimiyle; “düflman kardefllerin gösterece¤i güce ve kurnazl›¤a ba¤l›d›r.” Tabi ki bu ça-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

81


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

82 t›flma salt emperyalist büyük gruplar›n çat›flmas› de¤il; ayn› zamanda emperyalist devletlerin çat›flmas›n› da içeriyor. Dolay›s›yla emperyalistler aras› çeliflkileri de derinlefltiriyor ve kutuplaflmalara zemin yarat›yor... Emperyalistler aras› iliflkiler yerküresine hakim olmaya ve sermayeyi mümkün mertebe daha çok kendi merkezlerinde tutmaya dayan›rken; yar›-sömürgelerle olan iliflkilerde de daha çok sömürme, daha çok borçland›rma, do¤al kaynaklar›n, hammaddelerin daha talan›na dayan›r. Yar›-sömürgelerde yaratt›¤› kapitalizm, kendi bayii durumunda olan komprador kapitalizmdir. Ve feodal, yar›-feodal bir yap›yla içiçedir. Bu yap› ve bu yap›n›n egemenleri komprador-kapitalistler, feodal toprak a¤alar›, fleyhler, afliretler ve her türden pre-kapitalist kurumlar emperyalizmin iktisadi ve sosyal dayanaklar›n› olufltururlar. Bir baflka deyiflle, tüketime dönük montaja dayal› bir kapitalizmle içiçe geçmifl yar›-feodal sosyo-ekonomik yap›lar emperyalizmin varl›k kofluludurlar. “Kuflkusuz kapitalizm, bugün her yerde sanayiye göre çok geri kalm›fl olan tar›m› gelifltirebilseydi, bafl döndürücü teknik ilerlemeye karfl›n, her yerde aç ve yoksulluk içinde bulunan halk kitlesinin yaflam düzeyini yükseltebilseydi, bir sermaye fazlas› sorunu olmayacakt›. Kapitalizmin küçük-burjuva elefltirmenleri her f›rsatta, bu ‘kan›t’› ileri sürmektedirler. Ama o zaman da kapitalizm, kapitalizm olmaktan ç›kacakt›, çünkü geliflmesindeki eflitsizlik y›¤›nlar›n yar›-aç yafl›yor olmas› bu üretim tarz›n›n koflullar› ve kaç›n›lmaz, temel özelli¤idir... Kapitalizm, kapitalizm olarak kald›ysa, sermaye fazlas› belli bir ülkede y›¤›nlar›n yaflam düzeyini yükseltmeye de¤ilçünkü bu durumda kapitalistlerin kazançlar›nda bir azalma sözkonusudur- d›fl ülkelere geri kalm›fl ülkelere sermaye ihrac› yoluyla, bu kâr-

lar› art›rmaya yönelirler. Geri kalm›fl ülkelerde kâr, her zaman yüksektir; çünkü buralarda sermaye pek az, toprak fiyat› nisbeten düflük, ücretler az, hammadde ucuzdur. Sermaye ihrac›, bir k›s›m geri kalm›fl ülkenin öteden beri dünya kapitalist çark›na kap›lm›fl olmas›ndan ileri gelmektedir; bu ülkelerde bütün demiryollar› yap›lm›flt›r ya da yap›lmak üzeredir, s›nai geliflmenin vb. gerekli koflullar› yarat›lm›fl bulunmaktad›r. Sermayenin ihraç zorunlulu¤u kapitalizmin birkaç ülkede fazla olgunlaflm›fl olmas› olgu-

Meta ihrac›n›n ihtiyaçlar›n› karfl›lamak ve gereklerini yerine getirmek için feodal, manüfaktür basit-meta üretimi aflamas›nda bulunan ülkelere giren sömürgeci kapitalizm; ilk bafllarda bu ülkelerin pre-kapitalist kabu¤unu k›smen parçalam›fl, feodal kapal› ekonomiyi k›smen y›km›fl ve meta ihrac›yla kapitalist ticareti sokmufl ve da¤›n›k pazarlar› ilk bafllarda birlefltirmifltir. sundan ve (tar›m›n geri kalm›fl olmas› ve y›¤›nlar›n yoksullu¤u nedeniyle) sermayenin ‘kârl›’ yat›r›m alan› bulamamas› olgusundan ileri gelir.” Lenin’in belirtti¤i gibi kapitalizmi (emperyalizmi) ve sermaye ihrac›n› vareden ön koflul, y›¤›nlar›n aç ve yoksul oldu¤u, tar›m›n geri kald›¤›, sermayenin pek az oldu¤u vb. koflullar› bar›nd›ran geri kalm›fl ülkelerin varl›¤›d›r. Bu koflullar olmasayd› kapitalizmin (emperyalizmin) olmas› mümkün de¤ildi.

Ve yine sermaye ihrac› kapitalist-emperyalist ülkelerdeki “sermaye fazlas›”n›n yüksek kâr h›rs›yla geri kalm›fl ülkelere yönelmesi olana¤›ndan ileri gelmektedir. 5-10 tane emperyalist ülkeyle bir dizi geri yar›-sömürge ülke aras›ndaki iliflkiye bu iflleyifl damgas›n› vurmaktad›r. Dolay›s›yla emperyalizm ba¤›ml› ülkeleri gelifltirmemifl, tersine geliflmesinin önünde set teflkil etmifl ve ilkel birikim sürecinin s›n›rlar› içinde tutmufltur. ‹LKEL B‹R‹K‹M SÜREC‹ Sömürgeci, yar›-sömügeci siyasetin tarihsel kökleri ilkel birikim sürecine girmemifl ülkelere girmesiyle bafllar. Kapitalizmin dengesiz geliflme yasas› kapitalizmin yükselme aflamas›nda bir avuç ülkede kapitalizmi egemen k›larken; bugünün pazarlar›, o tarihsel kesitte, henüz, ilkel sermaye birikimine girmemifl, ya da o süreci henüz tamamlamam›fllard›. Meta ihrac›n›n ihtiyaçlar›n› karfl›lamak ve gereklerini yerine getirmek için feodal, manüfaktür basit-meta üretimi aflamas›nda bulunan ülkelere giren sömürgeci kapitalizm; ilk bafllarda bu ülkelerin pre-kapitalist kabu¤unu k›smen parçalam›fl, feodal kapal› ekonomiyi k›smen y›km›fl ve meta ihrac›yla kapitalist ticareti sokmufl ve da¤›n›k pazarlar› ilk bafllarda birlefltirmifltir. Ama bu e¤ilim yerini daha sonraki tarihsel süreçte giderek statükocu geliflmeyi engelleyen gerici ve arkaik kurum ve güçlerle ittifak eden bir e¤ilime b›rakm›flt›r. Ve bu e¤ilim tekelci kapitalizmle iyice pekiflmifl ve esas e¤ilim olmufltur. Bugünün emperyalizme peflkefl çekilmifl ülkeleri, dünün, ilkel birikim sürecine girmeden kapitalizme-emperyalizme ba¤lanan ülkeleridir. Her ne kadar kapitalizm-emperyalizm, feodalizme tekabül eden, arkaik-ataerkil iliflkileri k›smen çözerek, pazarlar› ilkel birikim aflamas›na sokmuflsa da sermaye ih-


rac› süreciyle birlikte ilkel birikimin tamamlanmas›n›n da engellenmesinde biricik ve temel rol oynam›flt›r. Öyle ki, emperyalizme ba¤lanmadan önce ilkel birikim sürecine k›smen giren ‹spanya, Portekiz, Yunanistan vb. birkaç pazar›n d›fl›nda, ça¤›m›zda, mevcut pazarlar›n ezici ço¤unlu¤u ilkel birikim sürecindedirler. Tarihsel olarak sermayenin ilkel do¤uflu bu gibi ülkelerde kendi iç dinamiklerinin sonucu olmam›flt›r. Sömürgeci kapitalizmin d›flardan girifliyle, sermaye, bu ülkelere girmifltir. Ve kâr h›rs›yla giren sermaye, durmadan daha fazlas›yla ç›km›fl ve köklü toplumsal dönüflümler gerçeklefltirememifltir. ‹ç pazardan ziyade, kapitalist merkezlerde biriken sermaye c›l›z bir çözülmenin ötesinde kapitalizmin iç dinamiklerini harekete geçirememifltir. Sömürgeci kapitalizmin ve sonradan emperyalizmin kontrolündeki sermaye eski toplumun ba¤r›nda tahribatlar yaratmam›fl, eski üretimtarz›n›, her türlü sosyal iliflkileri, her türlü eski kurumlar› y›k›ma u¤ratamam›fl, tasfiye edememifl; ve do¤al olarak da kapitalizmin sosyal dayanaklar›na tekabül eden ba¤›ms›z burjuvaziyi ve proletaryay› kendi iç ba¤r›nda oluflturamam›flt›r. K›sacas› yabanc› sermaye, kapitalizmin ön koflullar›n› yaratma sürecini tamamlamam›flt›r. Sermayenin ilkel birikimi herfleyden evvel kapitalizmin ön koflullar›n›n yarat›lmas› ve tamamlanmas› sürecidir. Bilindi¤i gibi, bu tarihsel geliflme eski toplumun ba¤r›nda, eski üretim tarz›n›, her türlü eski mülkiyet iliflkilerini, eski s›n›flar› yads›yan ve karfl›t›nda da yeni-burjuva üretim biçiminin, yeni mülkiyet iliflkilerinin ve giderek siyasal yeni yap› ve kurumlar›n vb. filiz vermesi ve giderek egemenli¤ini tamamlamas› sürecidir. Marks, bu süreci çok berrak bir flekilde tahlil ederek “sermayenin tarihinin bafllang›c›n›n oluflumu” olarak de¤er-

lendirmifltir. Ve bu süreç basit-meta üretimine, küçük üretime dayal›, küçük ölçekli do¤rudan üreticinin eme¤ine dayanan özel mülkiyetin, Marks’›n deyimiyle sahibinin eme¤ine dayanan özel mülkiyetin- çözülüp yok olmas›d›r. Ve bu s›n›flar›n mülksüzlefltirilerek, yeni kapitalist sürecin iliflkileri do¤rultusunda proleterlere dönüfltürülmesidir. Mülksüzlefltirilen eski mülkiyetin de sermaye olarak bir avuç burjuvazinin mülkiyetine dönüfltürülmesidir. Böylelikle kapitalizmin önkoflulu olan sermayenin ve emekgücünün (proletaryan›n) yarat›lmas› ve tamamlanmas› sürecidir. Bu iktisadi evrim ancak kendi iç çeliflkilerinin çözümüyle mümkün olur. Oysa, d›flar›dan giren sermaye bu iktisadi evrimi sonuçland›rmam›flt›r. Ama bu toplumlardaki çözülmeyi bafllatan da yine yabanc› kapitalizm olmufltur. Kapal› ekonomiyi y›km›fl, ç›karlar› gere¤i pazarlar› geniflletmifl, meta ihrac›n› sokmufl, kendi iç pazar› için gerekli hammadde ve do¤al kaynaklar› karfl›lamak için girdi¤i toplumun eski iktisadi yap›s›nda yapt›¤› müdahalelerle, eski toplumu çözülme sürecine sokmufl, zorunlu olarak da kendine ba¤›ml› komprador tarzda bir kapitalizm de yaratm›flt›r. Di¤er bir deyiflle kadim toplumlar› ilkel birikim sürecine de yabanc› kapitalizm sokmufltur. Ama bu süreci tamamlamam›flt›r. Tersine bu sürece köstek olmufltur ve tarihsel misyonu gere¤i hala olmaktad›r… Bu nedenledir ki, mali-sermayenin a¤lar› alt›ndaki toplumlar -tarihsel özgül koflullar› d›fl›ndaki, ender baz› pazarlar›n d›fl›nda- emperyalizmin iflleyifli gere¤i, ilkel birikim aflamas›ndad›rlar. Ve bu aflamad›r sermaye ihrac›na zemin yaratan. Sermaye ihrac› rolüyle, emperyalizm bu sürecin tasfiyesini hep engellemifltir. Nitel anlamda iktisadi evrime hep kapal› tutmufltur.

K›smi feodal yap›n›n çözülmesi, komprador-kapitalizmin varl›¤›na karfl›n ilkel birikim süreci, son tahlilde Marks’›n tahliliyle “pre-kapitalist süreçtir”. Eski yap› tümden tasfiye edilmemifl, a¤al›¤›yla, feodal beyleriyle, özel mülkiyete ve sahibinin eme¤ine dayal› köylülü¤ü, zanaatkarlar›, esnaf vb. s›n›flar›yla, fleyh ve afliret kurumlar›yla feodal cebre dayal› politik devlet kurumuyla, ulusal sorunuyla, ortaça¤›n ideolojisi dinin etkili varl›¤› ile vb. tüm ataerkil görünümüyle varl›¤›n› devam ettirmekte. Tabi ki bu, emperyalizmin, komprador kapitalizmin çarp›k yans›malar›yla içiçe geçmifl flekildedir. Tam da bu nedenledir ki, sermaye birikimi ilkel birikim aflamas›ndaki yeni-sömürgeler yerine, emperyalist pazarlarda büyümektedir. Çünkü yeni sömürgelerdeki komprador kapitalizm sermayenin dolafl›m› ve de¤ifliminde esas birikimi sa¤layan üretim araçlar› üreten kesimden muaft›r. Komprador tarzdaki üretim, tüketim nesnelerinin üretimine dönüktür, ki bu üretim de montaja dayal›d›r. Oysa kapitalizmin temel yasas›na göre, ürün, art›-de¤er ve sermayenin gerçekleflmesi ve geniflletilmifl yeniden üretime sokulmas› yoluyla sermayenin birikimi sa¤lan›r. Ve bu birikim de esasta, üretim araçlar› ve teknoloji üreten kesim üzerinden mümkün olur. Çünkü tüketim maddelerini üreten kesimin gerçekleflmesi ile gelen art›-de¤erin büyük k›sm›, sonraki yeniden üretimin üretim araçlar› ve makine bölümüne yat›r›rlar. Kapitalizmin bu iflleyifli tam da üretim araçlar› üreten kesim ile, tüketim nesneleri üreten kesimin ayn› toplumsal yap›da beraber varl›¤›n› zorunlu k›lar. Dolay›s›yla sanayinin bu iki kesminin bölümleri de¤iflmeyen sermaye ve de¤iflen sermaye ve art›-de¤er bölümleri devaml› birbirleriyle, bir makinenin intizam› gibi, iliflki ve de¤iflim halindedirler.

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

83


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

84 Ama bu de¤iflim ve gerçekleflmede birinci kesim (üretim araçlar› üreten kesim), ikinci kesimden (tüketim maddeleri üreten kesim) daha fazla büyür. Bu konuda Lenin’in Marks’a dayanarak yapt›¤› flu saptama önemlidir: “Bizi ilgilendiren sorunla, yani iç pazar sorunuyla ilgili olarak, Marks’›n gerçeklefltirme teorisinden ç›kar›lacak temel sonuç fludur: kapitalist üretim, ve dolay›s›yla, içpazar, tüketim maddelerinden çok üretim araçlar›ndan dolay› büyür. Bir baflka deyiflle, üretim araçlar›ndaki art›fl, tüketim maddesindeki art›fl› geçer. Gerçekten de gördük ki tüketim maddelerindeki (kesim 2) de¤iflmeyen sermaye, üretim araçlar›ndaki (kesim 1) de¤iflen sermaye ve art›-de¤er ile de¤iflilir. Oysa kapitalist üretimin genel yasas›na göre de¤iflmeyen sermaye, de¤iflen sermayeden daha h›zl› büyür. Bu yüzden tüketim maddelerindeki de¤iflmeyen sermaye, tüketim maddelerindeki de¤iflen sermaye ve art›-de¤erden daha h›zl› ço¤almak zorundayken üretim araçlar›ndaki de¤iflmeyen sermaye, hem üretim araçlar›ndaki, de¤iflen sermayedeki (art›-de¤er) art›fl›, hem de tüketim maddelerindeki de¤iflmeyen sermayedeki art›fl› aflarak hepsinden de h›zl› ço¤almak zorundad›r. Dolay›s›yla toplumsal üretimin, üretim araçlar› üreten kesimi, tüketim maddeleri üretenden daha h›zl› büyümek zorundad›r. Bu yüzden kapitalizm için iç pazar›n büyümesi, bir dereceye kadar büyümesi, kiflisel tüketimdeki büyümeden ‘ba¤›ms›zd›r’, ve esas

olarak üretken tüketimden dolay› ortaya ç›kmaktad›r.” Görüldü¤ü gibi, kesim (1)’in de¤iflmeyen sermayesi, kendi de¤iflen sermayesi ve art›-de¤erin tüketime giden bölümünden, ve kesim (2)’nin de¤iflmeyen sermayesinden çok h›zl› büyümek zorundad›r. Dolay›s›yla iç pazar ve birikim esasta böylesi bir iflleyiflle büyüdü¤ü için, sermaye birikiminin bafllang›ç noktas›n› da üretim araçlar› kesiminin varl›¤› oluflturur. Oysa yukar›da gördük ki, birikimin bu bafllang›ç noktas›n› oluflturan alt-yap› bizde ve di¤er ilkel birikim sürecindeki ba¤›ml› ülkelerde mevcut de¤ildir. Kesim I’ den muaf olan ülkeler ve iç pazarlar› da devaml› mali sermayeye bu yüzden ba¤›ml›d›rlar. Yap›lan üretimin sonucu kâr›n aslan pay› da, kesim l’ in oldu¤u emperyalist ülkelere ak-

maktad›r. Kald› ki, yap›lan tüketime dönük üretimin, üretim araçlar› ihtiyac› da emperyalizmden sa¤lanan borçlarla yap›lmakta ve tekeller çifte sömürü elde etmektedirler. Bu gerçe¤i göremeyenler emperyalizmle, yar›-sömürgeler aras›ndaki iliflkileri kavrayamazlar. Komprador kapitalizmi ve yar›-feodal yap›y› anlayamazlar. “Geri”, “orta-kapitalist”, “altemperyalist” vb. tahliller yaparlar… Hatta teknoloji-determinizmine kap›larak, ç›kan son model ürün kal›plar›na dayanarak, hep buzda¤›n›n üstünde hareket ederler. Oysa sorun buzda¤›n›n alt›ndakileri görebilmektir. Tabi ki, bu da, Marksizm-Leninizm-Maoizm ile donanan bir dünya görüflüyle mümkündür. Aksi halde, emperyalizmin kapitalizmi gelifltirdi¤i teorisi (ki emperyalizmin milad›yla bu teori hep söylenegelmifltir) gibi çürük bir silahla kuflan›l›r, ve de, emperyalizme hiç de haketmedi¤i bir paye biçilir. Dolay›s›yla bu gerçe¤in mali sermaye, yar›-sömürgeler aras›ndaki iliflkilerin çok daha objektif olarak görünmesi, sermaye birikiminin iyice küresel boyutlara ulaflt›¤› mevcut anda, çok daha zaruridir. Bir tarafta ihraç edenler, di¤er tarafta borç ithal edenler aras›ndaki mesafenin tarihinde, belki de en fazla aç›ld›¤›, borç fliflkinli¤inin en fazla yafland›¤› mevcut süreç bunu daha gerekli k›l›yor. Tabi ki, uluslararas› kapitalizmin-sermayenin giderek derinleflen bunal›m›na, kendi ifllerli¤inin yasalar›yla yan›tlar aranarak bu yap›lmal›d›r.


“KÜRESEL” KAP‹TAL‹ZM YA DA SERMAYEN‹N AfiIRI B‹R‹K‹M‹ Sermayenin küresel boyutlara ulaflmas› tabi ki yeni bir olgu de¤ildir. Bu olgu yüz y›l öncesinde oluflmufltur. Pazarlar yo¤unlaflan üretimle oluflan tekeller taraf›ndan daha bir as›r öncesinde paylafl›lm›flt›r. Sabit olan pazarlar daha o süreçte paylafl›lm›fl ve birlefltirilmifl, bir dünya pazar› haline getirilmifltir. Küresel çapta yarat›lan pazar›n tarihsel kökleri çok eskiye dayand›¤› gibi durmadan kâr h›rs›yla hareket eden tekeller taraf›ndan hep yeniden paylafl›lm›flt›r. Küreselleflme ile burjuvazinin yapt›¤›, tahrifatlar, çarp›tmalar, demagojiler ile gerçe¤i gizleme çabas›d›r. Belki bunda dünya kamuoyunu manüple etmede “baflar›l›” da oldular. Ama gerçeklerin devrimcili¤i onlar› her geçen gün mahkum etmekten de öte kalm›yor. Bu anlamda küreselleflmeden bizim anlad›¤›m›z farkl› fleydir. Kapitalizmin daha da uluslararas›laflmas›d›r. Sermayenin bu uluslararas›laflmaya paralel olarak daha yo¤unlaflmas› ve daha merkezileflmesidir. Kapitalist-emperyalist sistemin bir dünya sistemi olarak daha h›zl› ve s›çramal› geliflmesidir. Sermayenin kaplad›¤› hacim ve afl›r› birikimin günümüzde vard›¤› doruk noktas›d›r. Lenin’in döneminde en büyük 4 emperyalist gücün 479 milyar Frank’la dünya malisermayesinin % 80’ine sahipken, bugün sadece ABD’nin sahip oldu¤u miktar yüzlerce trilyonlarla ifade ediliyor. Ve yine üretim art›fl h›z› ve dolafl›mdaki sermayenin genifllemesi bile doruk düzeylere varm›flt›r. Teknolojideki dev at›l›mlar ve eme¤in üretkenli¤i ile üretimin kendi içindeki farkl›laflmalar ile, reel sermayenin afl›r› üretime ra¤men vard›¤› dev küresel boyutlara ulaflmas›d›r. Ve de mali sermayenin vard›¤› boyut öyle ki, mali sermayenin büyü-

mesi ve geniflleme hacmi -reel sermaye geriler ve daral›rken- ekonomik ve mali piyaslar› iyice abluka alt›na alm›flt›r. Buna mukabil de sanayi ve üretken sermayenin yat›r›mlar› ve üretimindeki düflüfl de afl›r› sermaye birikimiyle -mali sermayenin muazzam genifllemesine paralel- muazzam ölçülerde düflmüfltür. Sermayenin tefeci niteli¤i çok daha öne ç›km›flt›r. Zaten periyodlar› art›k çok daha k›salan krizlerin temelinde de afl›r› üretimden kaynaklanan reel sermayedeki bu durgunluk, daralma vard›r. Ama “küresel” kapitalizm salt sermayenin tarihsel olarak vard›¤› bu ivme de¤ildir. Dünya konjonktüründe yeni emperyalist kutuplaflmalara giden bir dönemece de giriliyor

“Küreselleflme”, Kapitalizmin daha da uluslararas›laflmas›d›r. Sermayenin bu uluslararas›laflmaya paralel olarak daha yo¤unlaflmas› ve daha merkezileflmesdir. Kapitalist-emperyalist sistemin bir dünya sistemi olarak daha h›zl› ve s›çramal› geliflmesidir. Sermayenin kaplad›¤› hacim ve afl›r› birikimin günümüzde vard›¤› doruk noktas›d›r. olmas›d›r… ABD emperyalizminin dünya çap›ndaki salt kendi hegemonyas›na dayal› statükoyu devam ettirme ve dünyay› “benden olmayan benim düflman›md›r” politikas›n› hergeçen gün daha prati¤e uygulamas›d›r. Giderek artan oranda askeri politikalar› öne ç›karmas›d›r. Buna mukabil, Almanya-Fransa ek-

senindeki AB Rus, Çin, Japonya gibi emperyalist devletler pazarlar›n yeniden paylafl›m›nda daha fazla pay talep ediyorlar. Bu da, emperyalistler aras› saflaflmalar› gündeme getiriyor. Emperyalistler aras› çeliflkileri geriyor ve yeni mevzilenmelere zeminler yarat›yor. Ve de en önemlisi uluslararas› mali sermayenin, kapitalizmin tüm tahribatlar›n› ve külfetini dünya halklar›na ç›karmas›d›r. “Küresel” kapitalizm sömürünün çok daha katmerli bir hal almas›d›r. Yar›-sömürge ülkelerin halklara daha ac›mas›z, daha sefil, daha ilkel bir yaflam›n dayat›lmas›d›r. Giderek artan bir yoksullaflmaya terkedilmesidir. Halklar›n en ilkel, en zalim, en vahfli tutkularla ezilmesidir. Yeniden yap›land›rma ad› alt›nda emperyalist ülkelerde de iflçi s›n›f› “küresel” kapitalizmin reva gördü¤ü uygulamalardan nasibini almaktad›r. Kazan›lan sosyal-haklar›n, demokratik haklar›n ad›m ad›m gasp› çok daha fazla hissedilir boyutlardad›r. “Anti-terör”, “göçmenler”, “iltica” yasalar› ad›m ad›m piyasaya sürülüyor. Sendikas›zlaflt›rma devam ediyor. Çürüyen, yozlaflan kapitalizmin ifadesi olan “küreselleflme” kendi maddi yaflam›na uygun olarak, toplumu manevi olarak dejenere ediyor, akli yozlaflmaya sürüklüyor. “Küreselleflme” bireycili¤in, soysuzlaflman›n, savrulman›n, rezilli¤in topluma dayat›lmas›d›r… Ama tüm bunlara karfl›n halklar›n tepki ve hoflnutsuzluklar›n›n da giderek artan dozlarda baflkald›rmalar›n›, ayaklanmalar›n›, anti-emperyalist dalga oluflturmalar›n› da beraberinde getiriyor. Kitleler yaflad›klar› deney ve tecrübelerle emperyalizmin gerçek yüzünü görüyorlar. Proletarya partilerinin önderli¤inde verilen mücadeleler daha ivme kazan›yor, ileriki dönemeçlerde verilecek mücadelelere de ilham kayna¤› oluflturuyor. Elbette ki subjektif ö¤e aç›s›ndan durum mevcut anda yeterli de¤ildir. Ama unutul-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

85


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

86 mas›n ki, bugünün artan boyutlardaki çeliflkilerin derinleflmesi önümüzdeki süreç aç›s›ndan da, subjektif ö¤enin güçlenmesine zemin yarat›yor. Tüm bu anlamlarda “küreselleflme” süreci, sermayenin iyice dallan›p budaklanmas›, reel sektörden bugüne de¤in görülmedik boyutlarda kopmas› ve o oranda da üretkenlik vasf›n› yitirmesi ve iyice rantiye bir karakter tafl›mas›d›r. Ayn› zamanda bunal›mlar›, patlamalar›, kal›c› iflsizli¤i kendi içinde bar›nd›ran özelli¤iyle s›n›f mücadelesinin çetin süreçlere yol almas›d›r. Emperyalizmin mevcut flartlarda en doruk düzeylere varmas›d›r “küreselleflme”… Kapitalizmin genel bunal›m›na ba¤l› olarak afl›r› üretimin ve afl›r› birikimin, tarihinde ulaflt›¤› en yüksek seviyedir. Kapitalizm bu krizleri daha önceleri belli periyodlarla yaflad›. Yeni gönenç dönemleriyle canlanma ve istikrar dönemlerini de yaflad›. Ama bugün vard›¤› seviye geçmifliyle k›yasland›¤›nda yerini yeni canlanmalar›n ve istikrar›n ald›¤› yeni bafllang›çlara b›rakmad›¤› gibi, bunal›m, istikrars›zl›k, krizler ‘70’lerden bu yana giderek derinleflerek ve süreklileflerek varl›¤›n› devam ettiriyor. Hem de her geçen gün ivmesini yükselterek… Kapitalizm, bunal›m›na neden olan afl›r› birikim fazlal›¤›n› yok edememifl, istikrar›n, canlanman›n önünü açacak y›k›mlar› yerine getirememifl ve yeni bir temel yarat›p istikrarl› bir rotaya girememifltir. Kapitalizm dolay›s›yla sermayenin bugünkü aflamas›yla belki de tarihsel olarak kendi sisteminin en uzun süreli bunal›m ve tahribatlar›n› yafl›yor. Hem de, sömürünün, sald›rganl›¤›n, savafl tehditlerinin, iflsizli¤in, savrulman›n, yoksullu¤un ifade edildi¤i yeniden yap›land›rma politikalar›n›n tonunun da giderek artmas›na ra¤men… Bu süreçten ne zaman ç›kar? Bunun cevab›n› emperyalist haydutlar›n aralar›ndaki çat›flmala-

r›n varaca¤› ivme verecektir. Ve yine halklar›n mücadelesi verecektir. Ama eski süreçlere göre böylesi bir kriz girdab›ndan ç›kmalar› da art›k kolay olmayacakt›r. Kapitalizminsermayenin tarihsel e¤ilimi bunu ve gelecek dönemlerin çok keskin s›n›f mücadelelerine de gebe oldu¤unu ç›plak bir flekilde göstermektedir. Peki, uluslararas› kapitalizm bugüne nas›l gelmifltir? Bunun cevab› bizzat emperyalist-kapitalizmin can çekiflen bünyesindedir. Onun evrensel iflleyiflindedir. Ça¤›m›zda mali karakter alan sermayenin bileflimindeki dengesiz büyüme ve geniflleme ve onun giderek artan bir tempoyla tefeci nitelik alan bir yörüngeye yönelmesindedir bunun cevab›… Hem iç pazar›, hem de sermaye ihrac›yla dünya pazarlar›n› talan ve ya¤ma eden mali sermaye, geniflleme ve merkezileflme e¤ilimini her zaman korumufltur. I. Paylafl›m savafl› sonras›n›n bunal›m›n›, on milyonlarca insan›n katliam› ve enkaz haline gelen ekonomik tahribat pahas›na 2. Paylafl›m savafl›yla “atlatan” emperyalizm, Keynesyen politikalarla sermayenin bileflimini yeni bir güzergaha sokmufltu. Kapitalizmin kendi iç evriminde Marks’›n deyimiyle yeni bir bafllang›ç olan bu evrede de, sermayenin organik bilefliminin büyümesi yasas› do¤al olarak ifllemifltir. Yani pazarlar›n ve emek-gücünün art›-de¤er sömürüsüyle elde edilen yeni kârlarla, yeni bir birikim sürecine sokulmufltur. Giderek yo¤unlaflan ve geniflleyen sermaye, e¤ilimsel olarak, sermayenin organik bilefliminde ayn› oranlarda de¤il, eflit olamayan oranlarda yer alm›flt›r. Bu eflitsizlik biriken sermayenin üretim araçlar›na yat›r›lan bölümün (de¤iflmeyen sermaye), emek-gücü bölümüne yat›r›lan (de¤iflen sermaye) bölümünden daha h›zl› büyümesi fleklinde kendisini gösterir. Aç›kt›r ki, bu yasa, her özgülde farkl› biçimler de alsa, evrensel bir yasad›r. Ve sermayenin tarih-

sel e¤ilimini gösterir. SERMAYEN‹N B‹LEfi‹M‹NDE BÜYÜME KÂR ORANINDA DÜfiÜfi Sermaye, ifllevleri nedeniyle maddi aç›dan bak›ld›¤›nda üretim araçlar› ile emek-gücünün bilefliminden oluflur. Bu da sermayenin organik bileflimini oluflturur. Kapitalist birikimin temel yasas›, eme¤in sömürüsünden elde edilen art›de¤erin, -ya da baflkalaflm›fl biçimiyle kâr›n- her yeniden üretim süreci ve dolafl›m sürecine dahil olmas›d›r. Ama bu kat›l›m dengesizdir. “E¤er bir de sermayenin bileflimindeki bu yavafl de¤iflmenin, yaln›z bireysel üretim alanlar› ile s›n›rl› kalmay›p, afla¤› yukar› bütün ya da hiç de¤ilse, önemli üretim alanlar›nda da meydana geldi¤i ve bu yüzden, bir toplumun toplam sermayesinin ortalama organik bilefliminde de¤iflmelere neden oldu¤u varsay›l›rsa, art›-de¤er oran› ya da eme¤in sermaye taraf›ndan sömürülme yo¤unlu¤u ayn› kald›¤› sürece, de¤iflmeyen sermayenin de¤iflen sermayeye göre tedrici büyümesi zorunlu olarak, genel kâr oran›nda tedrici bir düflmeye yol açar. Görmüfl oldu¤umuz gibi, kapitalist üretimin geliflmesiyle birlikte, de¤iflen sermayede, de¤iflmeyen sermaye, ve dolay›s›yla harekete geçirilen toplam sermayeye oranla nispi bir azalma olmas›, kapitalist üretimin bir yasas›d›r.” Marks’›n yukar›da belirtti¤i gibi, de¤iflmeyen sermayenin de¤iflen sermayeye k›yasla büyümesi, kapitalist üretimin bir yasas› oldu¤u gibi, bu büyümeye paralel olarak, genel kâr oran›n›n tedrici düflüflü de kapitalizmin bir yasas›d›r. Çünkü art›-de¤er -ve toplam sermaye içindeki miktar› kâr›n- kayna¤›, sermayenin organik bileflimindeki de¤iflen sermayedir. Dolay›s›yla de¤iflmeyen sermayenin büyümesi, de¤iflen sermayenin nispi azal›m› ve küçülmesi kâr›n oran›n› düflürür.


Çünkü kâr oran›, art›-de¤erin sermayenin toplam kitlesi içindeki oran›n› oluflturur. Bu iflleyifl gere¤i, sermayenin organik bileflimi büyürken, de¤iflmeyen sermayenin, de¤iflen sermayeye göre büyümesini, ama, ortalama kâr oran›n›n da düflüflünü beraberinde getirir. Bu ilk etapta bir soyutlamad›r. Ama somuta, gerçe¤e dönük bir soyutlamad›r. Ve kapitalizmin tarihsel-e¤ilimsel güzergah›n› ifade eder. Ama bu e¤ilim, kapitalizimin her özgül sürecinde art›-de¤erin ve kâr oran›n›n de¤iflik boyutlar almas›yla elele gider. Nitekim, kapitalizm-emperyalizm tarihi aç›kt›r ki dümdüz bir hat izlememifltir. Çeflitli kesintilere, dalgalanmalara maruz kalm›flt›r. Ve yine istikrarl› süreçler de yaflam›flt›r. Dolay›s›yla kapitalizmin üretiminde, sömürü oran›nda, art›-de¤er ve kâr kitlesinde ve oranlar›nda, kendi içindeki devrevi dönemleriyle sermaye de¤iflik boyutlar yaflam›flt›r. S›n›f müdaleleleri, emperyalistler aras› rekabet ve çat›flma da kâr oran›n›n düflüflünde ve yükseliflinde rol oynam›flt›r. Örne¤in 2. Paylafl›m savafl›n›n hemen akabinde, bir önceki sürecine k›yasla giderek artan kâr oranlar›, daha sonra giderek yerini düflüfle b›rakm›flt›r. Bu anlamda bu soyutlama kapitalizmin -günümüzdeki aflamas›yla, pazarlar›yla birlikte emperya-

list sistemin- tarihsel yönelimini ifade etmektedir. Nitekim bugünkü konumu, kapitalizmin bu iflleyiflini bir kez daha do¤rulamaktad›r. Öyle ki, genel kâr oran›n›n düflüflünü telafi etmek için art›-de¤er oran›n› art›rmaya gitmifllerdir. Ya da, art›-de¤er -ve kâr kitlesini- art›rm›fllard›r. Ama art›-de¤er oran›n›n art›fl›, kâr oran›n›n art›fl› de¤ildir. Çünkü, kâr oran›, art›-de¤erin tüm sermaye bileflimindeki (de¤iflmeyen sermaye ve de¤iflen sermaye) oran›yken; art›-de¤er oran› sadece de¤iflen sermayeye oran›n› oluflturur. Dolay›s›yla art›de¤er oran› artarken bile, kâr oran› düflme e¤ilimi göstermifltir. Çünkü kâr oran›, art›-de¤er oran›ndan mutlak olarak küçüktür. Ve yine, art›-de¤er ve kâr kitlesi büyürken bile, ortalama kâr oran›n›n düflme e¤ilimini gideremez. Çünkü, art›-de¤er ve kâr kitlesi, emek kitlesinin, dolay›s›yla art›emek kitlesinin de¤iflen sermayenin kendi içinde artmas›yla, art›-de¤erin kitlesinde ve kâr kitlesindeki büyümeyi ifade eder. Burada ölçü art›emek kitlesidir. Art›-eme¤in art›fl›yla gelen art›-de¤er kitlesi -dolay›s›yla kâr kitlesi- büyür. Buna ra¤men, genel kâr oran›ndaki düflmeye neden olan, de¤iflen sermayenin nispi azalmas› yasas›, kâr kitlesinin artmas›na karfl›n, kâr oran›n›n düflüflünü yine de beraberinde getirir.

Daha yal›n bir ifadeyle; kâr kitlesinde büyüme, ama, kâr oran›nda düflüfl… Ama, bilindi¤i gibi, tekelci burjuvaizinin kâr kaynaklar› sadece kendi iç pazarlar›yla s›n›rl› kalmam›flt›r. Onun esas kâr kaynaklar› d›fl pazarlar, sömürge ve yar›-sömürgeler oluflturmufltur. D›fl pazarlardan gelen azami kârlarla, kâr oran›n›n düflüflünü telafi etmeye çal›flm›flt›r. Sermayenin birikimine ivme kazand›ran, geliflmesine h›z katan, s›çramalar yaratan esasta sermaye ihrac›na dayal› olan dünya halklar›n›n sömürülmesi pahas›na olmufltur. “Bugünkü kapitalizmin temel ekonomik yasas›n›n bellibafll› çizgileri ve gerekleri afla¤› yukar› flu flekilde ifade edilebilir. Belirli bir ülkenin halk›n›n ço¤unlu¤unu sömürerek, iflasa sürükleyerek ve yoksullaflt›rarak, di¤er ülkelerin ve hele geri kalm›fl ülkelerin halk›n› boyunduru¤u alt›na alarak ve sistemli bir biçimde talan ederek; ve ensonu, savafllarla ve en yüksek kârlar sa¤lamak için ulusal ekonomiyi askerilefltirerek azami kapitalist kâr› sa¤lamak.” Stalin’in belirtti¤i gibi geri kalm›fl halklar›n sömürüsüne dayal› azami kârlar ile sermayenin muazzam birikimi oluflmufltur. Aç›kt›r ki, bu birikim, emperyalist metropollerde yo¤unlaflm›flt›r. Esasta borçland›rmaya dayal› sermaye ihrac›, geri kalm›fl ülkeleri bi-

Sermayenin birikimine ivme kazand›ran, geliflmesine h›z katan, s›çramalar yaratan esasta sermaye ihrac›na dayal› olan dünya halklar›n›n sömürülmesi pahas›na olmufltur.

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

87


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

88 rikimden muaf k›lm›fl, genelde egemen olan ilkel birikim sürecini devaml› beslemifltir. Giderek bu ülkeleri daha sömürerek ve daha borçland›rarak ba¤›ml›l›¤›n da dozunu iyice art›rm›flt›r. Sermayenin azami kâra dayal› bu ifllevi, tabi ki tekelci niteli¤ini de art›rm›flt›r. Öyle ki kapitalizmin genel bunal›m›n›n sonucu olarak zaten devaml› istikrars›zl›k ve bunal›m içinde olan, yar›-sömürgeler, borç düzeylerinin yükselmesi ile, özellikle 1970’ lerden sonra artan oranlarda ve k›salan aral›klarla borç krizlerine sürüklenmifltir. ‘70’lerdeki “serbest piyasa”, 1990’lardaki “küresel politikalar”la pazarlar›n emperyalizme ba¤›ml›l›¤› çok daha fazla artm›fl, bunal›m süreci daha derinleflmifltir. Öyle ki, borçlar›n› ödeyemeyen yar›-sömürgeler, finans kurumlar›n›n artan yapt›r›mlar›yla, geçmifllerini aratacak düzeyleriyle bugün krofle olmufl durumda bulunuyorlar… Pazarlara ihraç edilen sermayenin getirdi¤i kârlar, emperyalizmin merkezlerinde giderek y›¤›lm›fl, fliflmifl ve afl›r› bir birikim yaratm›flt›r. Tabi ki bu durum, emperyalizm ile yar›-sömürgeler aras›ndaki iliflkinin bir tezahürü oldu¤u gibi, birbirine ba¤l› ve birbirine koflut olarak sonuç yaratan bir durumdur. Öyle ki mali sermayenin birikimi, pazar genifllemesinden çok daha h›zl› olmufl ve mevcut süreçte pazarlar taraf›ndan emilemez bir fazlal›k oluflturmufltur. Tüm bunlar, özellikle emperyalist ülkelerin ekonomik yap›s›nda istikrars›zl›klar oluflturmufl, sermayenin bileflimindeki büyümeyle birlikte, dengesizlikler ve kâr oranlar›ndaki düflüflü de h›zland›rm›flt›r. Pazarlardan gelen kârlar da, afl›r› birikim krizi yaflayan can çekiflen emperyalizmin dertlerine derman olam›yor. Sonuç olarak sermayenin organik bileflimindeki büyümeye paralel, genel kâr oran›ndaki düflüfl, mali-sermayenin bugünkü yap›s›nda afl›r› birikimle ifadesini buluyor.

TEKNOLOJ‹ VE EME⁄‹N ÜRETKENL‹⁄‹ Kapitalizmin üretiminde sermayenin organik bileflimi ile birlikte, e¤ilimsel olarak de¤iflmeyen sermayenin, de¤iflen sermayeye göre h›zl› büyümesi, üretim araçlar›n› ve kullan›lan teknolojinin geliflmesinde tezahürünü bulurken; emek gücünün de toplam sermaye içinde giderek nispi azalmas›n› beraberinde getirmifltir. Kapitalist üretimin kâr h›rs›na dayal› yasas› pazar rekabeti gere¤i teknolojinin (üretim araçlar›n›n) gelifltirilmesini flart koflar. Aksi halde pazar kavgas›nda kapitalist havlu atar. Elindeki pazarlar› korumak ve daha fazla pazara hakim olmak dürtüsü, üretim araçlar›n›n geliflmesinde kendisini ifade etmifltir. Beraberinde de eme¤in üretkenli¤ini art›rm›flt›r. Sermaye içinde nispi azalan emek kitlesi, üretimde kullan›lan teknoloji ile daha üretken olmufltur. Dolay›s›yla eme¤in üretkenli¤i, giderek azalan oranda canl› emek kitlesi ile, giderek artan oranda üretim araçlar›n› ve teknolojiyi harekete geçirmesi ve daha fazla ürün kitlesi üretmesidir. Teknolojinin artan oranda harekete geçmesi, eme¤e tekabül eden canl› emek gücü kitlesini azalt›r. Üretim faaliyetinden elde edilen tecrübelerin yeniden üretime teknoloji olarak sokulmas› ve emek gücünde de tecrübe birikiminin artmas› fleklinde kendisini ifade eden eme¤in üretkenli¤i, metan›n de¤er bilefliminde farkl›laflmalar da yarat›r. Eme¤in üretkenli¤i, hem üretilen ürün miktar›n› art›r›r, hem de de¤iflmeyen sermayeye denk düflen maddeleflmifl emek kitlesini artan ürün kitlesine daha fazla yayar. Canl› eme¤in de¤eri de artan ürün kitlesine yay›l›r. Ama maddeleflmifl emek kitlesi, canl› emek kitlesinden daha fazla ürüne yay›l›r. Toplam ürün kitlesi aç›s›ndan de¤er bileflimindeki farkl›laflma, üretim araçlar› aç›s›ndan nispi

art›fl olurken, canl› emek-gücü kitlesi aç›s›ndan nispi azalma oluflturur. Dolay›s›yla eme¤in toplumsal üretkenli¤indeki art›fl, emek gücünün tecrübe ve verimlili¤inin artmas› ve ürüne dönüfltürdü¤ü üretim araçlar›n›n nispi büyüklü¤ü ile ifade edilir. Toplumsal olarak daha fazla ürün sa¤lan›r, ama, tek tek her ürüne eklenen de¤er miktar› ve harcanan emek miktar› daha az olur. Bu durum da tek tek ürün de¤erlerinde mutlak azalmay› beraberinde getirir. Ama, toplam ürün kitlesi aç›s›ndan nispi azalma sözkonusudur. Çünkü canl› emek gücünde nispi azalma olsa da, maddeleflmifl eme¤i harekete geçiren ve ürüne yeni de¤er katan da eme¤in yarat›c› gücüdür. Tüm bunlar eme¤in toplumsal üretkenli¤i ile emek gücünün verimlili¤inin ifadesidir. Üretim araçlar›ndaki teknolojik geliflmeler en üst seviyeye gelmifltir. Ama bu, beraberinde emek üretkenli¤ini de en üst seviyesine getirdi¤i için, üretimin kendi yap›s›nda da de¤iflikliklere neden olmufltur. Teknikteki s›çramalarla geliflme, giderek artan ölçüde, bilimsel geliflmelerin de tek yanl› kapitalizm-emperyalizm için kullan›m›n› da beraberinde getirmifltir. Özellikle günümüzde, fordist üretim sonras›nda esnek üretim ad› alt›nda yeni düzenlemelere gidilmifltir. Üretime bilgisayarlar›n girifli toplumsal emek-gücünü daha üretken k›lm›fl, kafa eme¤inin fonksiyonunu da art›rm›flt›r. Beyaz yakal›lar›n say›s›n› art›rm›flt›r. Ama bu kol eme¤inin yok oldu¤u anlam›na gelmez. Tersine üretime damgas›n› hala vuran kol eme¤idir. Kald› ki kafa eme¤i de emek gücü statüsündedir. Bu sadece emek gücünün kendi içindeki farkl›laflmay› ifade etmektedir. Emek üretkenli¤i ve üretim araçlar›nda daha üstün teknolojilerin kullan›m›, emek kitlesinin istihdam›nda daralmaya neden olmufltur. Yar›-sömürgelerde kitlesel ola-


rak varolan iflsizler ordusu, art›k günümüzde emperyalist metropollerde de artan bir oranda ço¤almaktad›r. Hatta iflsizlik bu ülkelerde de art›k kitlesel ve kal›c› boyutlara ulaflm›flt›r. Giderek de artma e¤ilimi göstermektedir. Üretim sürecindeki teknolojik s›çramalar, eme¤in toplumsal verimlili¤ini de art›rm›fl, giderek ürünlerde afl›r› fazlal›klar oluflmufl ama bu ürün fazlal›¤› pazarlarda tüketilemez olmufltur. Eme¤in toplumsal üretkenli¤i ve verimlili¤inin art›fl›, pazarlar›n genifllemesinden daha h›zl› olmufl, dolay›s›yla üretim fazlal›¤›n› do¤urmufltur. Arz ve talep dengesizli¤ine de yeni boyutlar getirmifltir. Bu arada emek-gücü ile teknoloji aras›ndaki iliflkiye de de¤inmekte fayda var. Üretimdeki teknolojik geliflmeler, emek-gücünün nispi azal›fl›n› getirse de, son tahlilde, art›-de¤eri -ve kâr›- içinde bar›nd›ran canl› de¤eri yaratan emek-gücü kitlesidir. Ürüne kat›lan üretim araçlar›n›n de¤eri daha önceki üretim süreçlerinde yarat›lm›fl ve maddeleflmifl emek kitlesidir. Dolay›s›yla onun ürüne katt›¤› de¤er, içinde yeni art›-de¤er -ve kâr- bar›nd›rmaz. De¤iflmeyen sermaye bölümüne tekabül eder ve ürünün kullan›m de¤erini de ifade eden maliyet k›sm›n› oluflturur. Oysa metaya eklenen ek de¤er, emek taraf›ndan yarat›lan ve metada cisimleflen emek miktar›yla oluflur. Gerekli emek miktar›yla, art› emek miktar›ndan oluflan emek-gücünün yaratt›¤› de¤erin gerekli emek k›sm›, kendisini yeniden üreten emek taraf›ndan tüketilir. Art›-eme¤e tekabül eden bölümü de; gerçekleflen ürünün yeniden üretimde, yerine konulan ve maliyeti karfl›layan sermayeye ek olarak dahil olan, art›-de¤er bölümünü oluflturur. Teknolojiyi her fley gören, üretimde emek gücünün rolünü yads›yan “teknoloji deterministleri”nin aksine kapitalist üretimin bugün-

kü düzeyi, teknoloji fetiflizmini mahkum etmektedir. Öyle ki, teknoloji üretim sürecindeki üretim araçlar› ve de¤iflmeyen sermayeye tekabül eder. Emek gücü de de¤iflen sermayeye... Sermayenin organik bilefliminin büyümesiyle teknolojiyi içeren de¤iflmeyen sermaye büyümüfl, art›-de¤eri yaratan de¤iflen sermaye ise nispi bir küçülme içine girmifltir. Eme¤in toplumsal üretkenli¤i ve verimlili¤iyle, geliflen teknoloji üzerinden harekete geçirilen ve ürüne dönüfltürülen üretim araçlar› kitlesinin maddeleflmifl emek de¤eri, teknoloji gelifltikçe daha geniflleyen ürün kitlesine yay›l›rken, nispi azalan emek-gücünün toplam ürün kitlesine yayd›¤› canl› de¤erde nispi bir azalma sözkonusudur. Dolay›s›yla daha fazla ürün sa¤lan›r, ama her ürünün de¤eri de, daha az eme¤e maloldu¤u için düfler. Teknolojiyi fetifl haline getirenler elbette ki flu çeliflkiyi göremezler: Daha kaliteli ve daha fazla üretilen ürünler, ama, giderek de de¤eri ve fiyat› düflen ürünler… Bu de¤er farkl›laflmas›na aç›kl›k getiremezler. Ve yine, düflen kâr oranlar›n› da yan›tlayamazlar… Teknolojinin geliflmesi emek gücünün nispi azalmas›n› beraberinde getirir, ama, üretim tecrübesi, yo¤unlaflman›n gerilimi ile artan emek üretkenli¤i ile daha fazla ürün üretilir. Dolay›s›yla geliflen teknoloji üzerinden eme¤in üretkenli¤inin art›fl›, canl› emek taraf›ndan ürüne aktar›lan üretim araçlar›n›n nispi büyüklü¤ünü ifade eder. ‹flte, kapitalist üretimin tam da bu iflleyiflinden dolay›, sermayenin organik bileflimi büyüdükçe genel kâr oran› da düfler. Kapitalizmin bu iflleyiflidir ondaki çeliflkiyi derinlefltiren… Geliflen üretici güçlerin statükocu sermaye ile karfl› karfl›ya gelmesi ve çeliflkilerin daha gerilmesi demektir bu. Önemli olan teknolojinin kimin mülkiyetinde, kimin hizmetinde oldu¤u sorunudur. Burju-

vazinin mülkiyetinde olan teknolojiyi -üretim araçlar›n›- onlar›n mülkiyetinden kurtarmak, azad etmek, toplumsal bir mülkiyetle, toplumun hizmetine sunmakt›r. Toplumsal gereksinimin karfl›lanmas›na dayal› mülkiyet biçimi ile ancak teknoloji insanl›¤›n hizmetine sunulur. Aksi halde, bir avuç burjuvazinin mülkiyetinde ve denetiminde kald›kça sömürünün, bask›n›n, emperyalist ve gerici savafllar›n hizmetinde kullan›lan teknoloji ve üretim araçlar›n›n önü, ancak ona uygun düflen toplumsal bir mülkiyetle aç›l›r. Tarihin ve toplumlar›n geliflimi ve de¤iflimi demek olan toplumsal geliflme, onun ba¤r›ndaki karfl›t s›n›flar›n mücadelesi ve devrimci s›n›f›n iktidar›yla mümkündür. Kapitalizm azalan kâr oranlar›n›, gerekli emek süresini k›saltarak art›-de¤er oran›n› art›rma yoluyla telafi etmeye gider. Hatta emek yo¤un sanayileri de geri ülkelere de, günümüzde tafl›yarak, kâr oranlar›ndaki düflüflü gidermeye çal›fl›yorlar. Ve s›n›f karakterleri gere¤i, iflçilerin ve tüm emekçilerin kazand›¤› sosyal haklar› da k›s›tlayarak, gaspederek düflen kâr oranlar›n› yükseltmeye çal›fl›yorlar. Sömürünün art›r›lmas› ve gasplar yoluyla kaynaklar yarat›lmaya çal›fl›l›yor. Sermaye merkezilefliyor, daha az tekelin hükmü alt›na giriyor vb. Ama görünen tablo odur ki, emperyalist sistemin ekonomik yap›s› yine de krizler furyas›ndan ç›kam›yor… Çünkü üretimde yarat›lan art›de¤erin kayna¤› de¤iflen sermayedir. Üretim araçlar› ve onun her türlü teknolojik donan›m› art›-de¤er yaratma arac›d›r. Emek-gücü harekete geçmeden ne üretim olur, ne de üretim araçlar› seferber olur. Eme¤in nispi azal›m› da, iflsizlik süreciyle elele gider. Sermayenin organik bileflimi büyürken, ayn› oranda üretime kat›lamama, sermayeyi afl›r› birikim içine sokar. Ve buna ba¤l› olarak sermayenin üretimdeki kapasite fazlal›¤›, üretim d›fl›nda

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

89


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

90 spekülatif nitelik kazan›r. Bunun anlam› emek-gücünün nispi azal›m›na karfl›n, teknolojinin de kapasitesi alt›nda kullan›mda olmas›d›r. Bu durum, kapitalizm aç›s›ndan açmazlar do¤urmakta, t›kan›kl›klar yaratmaktad›r. Öyle ki, sermaye bugün vard›¤› evrimle, teknoloji, toplumsal ihtiyaçlar›n gereksinimi için kullan›lmad›¤›ndan, üretici güçlerin bir bilefleni olarak, mülk edinmenin özel kapitalist biçimiyle, toplumsallaflm›fl emek-gücü aras›ndaki çeliflkileri açmaktad›r. Sorun da zaten üretici güçlerin devinimi önünde engel teflkil eden kapitalist-emperyalist iliflkilerin, s›n›f mücadelesiyle, proleter devrimlerle tasfiye edilmesi ve yerine devinime ivme veren iliflkilerin konulmas› sorunudur. Eme¤in üretkenli¤i mal kitlesini art›r›rken, bu art›fl beraberinde sermaye fazlal›¤›na da neden olmufltur. Sermaye fazlal›¤› ifl görmeyen sermayedir. Yani üretimde ve dolafl›mda hareket etmeyen sermaye kitlesini ifade eder. Dolafl›mdaki sermaye kitlesi taraf›ndan telafi edilemeyen sermayedir. Borsa oyunlar›n›n, spekülasyonlar›n, kredi sahtekarl›klar›n›n, yolsuzluklar›n, kupon kesen rantiyelerin vb. cirit att›¤› mecrada gelip giden sermaye fazlal›¤›d›r. Dolay›s›yla üretimden kopan sermayedir. Üretim ve meta dolafl›m›n›n d›fl›nda hareket eden sermaye fazlal›¤›d›r. Eflde¤er, ödeme, yat›r›m gibi üretken sermayeye özgü rollerini oynamaktan yoksundur. Bu anlamda ifllevsiz, at›l sermayedir. Kapitalist üretimin yasalar›yla çeliflkili bir durum arzeder. Üretken niteli¤ini kaybettikçe, mali yönü öne ç›kar ve mali piyasalarda hareket eder. Dolay›s›yla giderek de tefeci bir nitelik kazan›r. Rantiye piyasalar›nda hareket eden “kontrolsüz” iflleviyle kendisini gerçeklefltirmeyen, yeni de¤erlerin üretilmesinde arac› rolü oynamayan sermayedir. Ve yine bu kullan›lmayan ser-

maye, üretimin aksamas›na, iflsizler ordusuna neden olan ayn› nedenlerin tezahürüdür. ‹fllevsiz ve at›l niteli¤iyle fazlal›k oluflturan para sermaye, üretim d›fl›ndaki nüfus fazlas›n› tamamlayan olgudur. Her ne kadar birikimin fazlal›¤›n› oluflturan bu sermaye kitlesi iflsizlerden oluflan fazla nüfusun z›t kutbunu da olufltursa, iflsizli¤i daima besleyen bir rol oynar. Kullan›lmayan at›l ve ifllevsiz sermaye salt emperyalist iç pazardaki sermayeden oluflmuyor. Bu pazarlardaki sermaye kapitalizmemperyalizmin en geliflmifl alt-ya-

Eme¤in üretkenli¤i mal kitlesini art›r›rken, bu art›fl beraberinde sermaye fazlal›¤›na da neden olmufltur. Sermaye fazlal›¤› ifl görmeyen sermayedir. Yani üretimde ve dolafl›mda hareket etmeyen sermaye kitlesini ifade eder. p›s›n› olufltursa da, kapitalizmin temelindeki üretimin toplumsal karakteri ile kapitalist mülk edinme biçimi aras›ndaki temel çeliflki bunal›m ve krizleri de kendi içinde bar›nd›r›yor. Dolay›s›yla iç pazardaki sömürü ve kâr›n rolü olmakla birlikte, sermaye birikiminde muazzam s›çramalar yaratan, sermaye ihrac›n›n getirdi¤i kârlar olmufltur. Sömürge, yar›-sömürge ülke y›¤›nlar›n›n katmerli, ac›mas›z sömürüsü pahas›na elde edilen emperyalist kârlar›n tefeci iflleyifli ve do¤al olarak sonuçta yaratt›¤› geniflleme çok h›zl› olmufltur. Dünya pazar›n›n iyice küçüldü¤ü günümüz koflullar›nda, dünya çap›nda afl›r› üretim ve afl›r› bir sermaye fazlal›¤› oluflmufl-

tur. Bu da kendisini günümüzde dünya çap›nda bunal›ml› bir atmosferle göstermifltir. AfiIRI ÜRET‹M, SERMAYEN‹N AfiIRI B‹R‹K‹M‹ VE KR‹Z Son y›llarda uluslararas› malisermayenin literatüründe en fazla kullan›lan kavram haline gelmifl kriz… Küresel kapitalizmin en karakteristik özelli¤i haline gelmifl kriz hatta krizler. Öyle ki kriz içinde krizler yaflan›yor. Kapitalizminen yüksek aflamas›yla- emperyalizmin geldi¤i mevcut süreçte, ‘70’li y›llardan itibaren bafllayan istikrars›zl›¤› ve k›smi aral›klar fleklinde gözüken krizler furyas› giderek, özellikle 1990 sonras›nda iyice h›z alm›fl ve mevcut süreçte iyice kronik bir hal alm›flt›r. Varolan ek sermayenin hacmi öylesine genifllemifltir ki, b›rakal›m yar›-sömürgelerde süresiz kriz ve istikrars›zl›klar›n iyice derinleflmesini, emperyalist ülkelerde bile burjuva ideologlar› krizin vard›¤› boyutu yap›sal kriz diye itiraf etmifllerdir. Bilindi¤i gibi krizin önkoflulunu afl›r› üretim oluflturur. Planl› üretime dayanmayan, halk›n gereksinimlerinin karfl›lanmas› yerine afl›r› kâr h›rs›yla üretim yapan kapitalizmin, emekçi kitlelerin talebi ve sat›n alma yetkinli¤ini aflan düzeyde ürün üretmesi ve do¤al olarak da bu ürün kitlesinin pazarlarda tüketilememesinin sonucu olarak ortaya ç›kar. Üretilen metalar›n pazarda tüketilememe durumu, meta de¤ifliminin aksamas› demektir. Toplumsallaflm›fl meta üretiminin al›fl ve sat›fl›nda kopma durumunun ortaya ç›kmas›d›r. Bunun sonucudur ki, ürünler stok edilir. Tüketilemeyen ürünler nedeniyle üretim k›s›tlan›r. Üretimin aksamas› iflsizli¤i art›r›r. Yeni üretim yerleri aç›lmad›¤› gibi, iflyerleri kapan›r. Ve iflçilere yol verilir, üretim d›fl›ndaki fazla nüfus artar. Böylelikle talep daha düfler.


Kriz daha derinleflir. Ama, giderek daha az tekelin elinde merkezileflen tekeller, tröstler, holdingler vb.. di¤er taraftan rakiplerini y›k›ma u¤rat›rken, iflçi s›n›f›n›n d›fl›ndaki küçük ve orta ölçekli üreticileri de y›k›ma u¤rat›rlar. Tabi birçok iflyeri iflas eder, ticaretin hacmi daral›r. Ayn› bunal›mlar borsalara, hisse ve faiz piyasalar›na da yans›r. Hatta mevcut küresel kapitalizmin koflullar›nda oldu¤u gibi iyice mali boyutlar kazan›r. Nitekim krizin genel özellikleri ve sonuçlar› aç›s›ndan bugünkü özgüle bak›ld›¤›nda bir köy durumunu and›ran arz yuvarla¤›nda iyice kendisini hissettirmektedir. Baflta en geliflmifl ekonomiler ABD, AB, Japonya gibi ülke ve bölge ekonomilerinin içine girdikleri bunal›mlar bile, bariz örnekler oluflturmaktad›r. Geliflen teknoloji, bilimsel bulufllar ve bilgisayar sistemiyle üretim araçlar›n›n vard›¤› düzey ve eme¤in üretkenli¤i, bu ülkelerdeki üretim araçlar›n›n vard›¤› düzey ve eme¤in üretkenli¤i, bü ülkelerdeki üretimi devasa boyutlara ulaflt›rm›flt›r. Üretimdeki afl›r›l›k bir-iki alan d›fl›nda bütün üretim alanlar›nda dünya çap›nda içine alan mutlak boyutlara ulaflm›flt›r. Emperyalist ülkelerde bilgisayar, telekomünikasyon vs. gibi bir-iki üretim sahas›n›n d›fl›nda, talebin alt›nda olan üretim de, özellikle telekomünikasyonda- talebin üstüne ç›km›fl gözüküyor. Tüm dünya pazarlar› co¤rafi olarak sabitken, giderek yo¤unlaflan üretimin hacmi karfl›s›nda iyice daralm›fl bulunuyor. Fazla meta üretimini tüketemiyor. Metada cisimleflmifl birikmifl, canl› ve art›-de¤eri üretti¤i oranda ememiyor. Dolay›s›yla pazarlar metada cisimleflmifl afl›r› fazlal›¤›, dolay›s›yla afl›r› sermaye fazlal›¤›n› da so¤uram›yor ve üretken piyasalar›n d›fl›na itiyor. Sermayenin üretim amac›, toplumun ihtiyaçlar›n›n karfl›lanmas› de¤ildir. Tersine, zenginleflmek, giderek daha zenginleflmek-

tir. Devaml› kendini büyütme etkinli¤idir. Bunun için de herfleyi mübah görür. Dünyan›n en ücra pazarlar›na kadar girmifl, mali-sermayenin üretim anlay›fl› toplumun ihtiyac›n›n karfl›lanmas›, do¤an›n zenginliklerinin toplumsal paylafl›m›na göre de¤il, afl›r› kâr h›rs› ve üretim anarflisine dayal›d›r. Nitekim bugün yaflanan dünya kapitalist sisteminin ekonomik bunal›m›nda varolan kaos üretim anarflisinin bir ifadesidir. Ayn› zamanda… Kâr h›rs›, plans›z üretim, rekabet ve afl›r› sömürüde ifadesini bulan üretim anarflisi iflleyifli, beraberinde emperyalist sistemi yap›sal olarak sarsan krizler silsilesini beraberinde getiren afl›r› üretimle sonuçlanm›flt›r. Afl›r› üretim ayn› zamanda eksik tüketimdir. Pazarlarda fazlal›k oluflturacak boyutlara ulaflm›fl ürün kitlesi, üretildi¤i oranda tüketilemedi¤inden, afl›r› üretim, eksik tüketimle özdefltir. Engels’in deyimiyle “Tüm s›n›fl› toplumlar, kapitalizm de dahil olmak üzere kitlelerin eksik tüketimine dayan›r. Ama eksik tüketim sadece kapitalist toplumda krizi beraberinde getirir, öyleyse krizlerin önkofluludur.” Art›eme¤in gasp›, üretilen ürün kitlelerinin gerekli emek taraf›ndan yeterince tüketilememesini beraberinde getirir. Bir baflka deyiflle üretilen ürün kitlesinin pazarlarda art›-emek sömürüsü nedeniyle emekçi kitleler taraf›ndan tüketilememesi, eksik tüketimi oluflturur. Ama tüketilmeyen ürün kitlesi ayn› zamanda afl›r› üretimi oluflturur. Eme¤inin karfl›l›¤›n› alamayan emekçi kitleler geniflleyen ürünleri giderek sat›n alma yetene¤ini kaybederler. Bu kâr oranlar›n›n düflme e¤ilimiyle birlikte gerçek ücretlerin düflüflüne de zemin yarat›r, elde edilen haklar›n gasp›n›, sömürünün art›fl›n›, iflsizli¤in art›fl› vb. krizin tüm göstergelerini de beraberinde getirir. Kapitalizmin afl›r› üretimi, ayn› zamanda sermayenin afl›r› üretimidir. Sermayenin afl›r› üretimi de,

sermayenin afl›r› birikimine tekabül eder. Onunla özdefltir. Marks’›n belirtti¤i gibi, “Bireysel metalar›n de¤il, sermayenin afl›r› üretimi, bu nedenle -sermayenin afl›r› üretimi daima, metalar›n afl›r› üretimini kapsamakla birlikte- yanl›zca sermayenin afl›r› birikimidir.” Kapitalizimin temel yasas› bilindi¤i üzere, art›-de¤er yasas›d›r. Üretilen metada canl› eme¤in gaspedilen art›-emek bölümünü oluflturur. Bu art›-emek bölümü de sermayenin- ve birikiminkayna¤›d›r. Kapitalizmin ekonomik yap›s›ndaki bu iflleyifl, düzenli ve istikrarl› meta üretimini öngörür. Üretimdeki bu düzen, paralel olarak, sermayenin birikimine de bu düzen ve istikrar› ifllerlik kazand›r›r. Afl›r› üretim durumunda oldu¤u gibi, aksi durumlarda ise sermaye birikiminin istikrar›ndaki ifllerlik bozulur. Dolay›s›yla üretimdeki afl›r›l›k, sermayenin afl›r› birikimini ifade eder. Ve krizin önkoflulu olan üretimdeki afl›r›l›k, pazarlarca emilemeyen ve pazarlar›n d›fl›nda hareket eden afl›r› birikim fazlal›¤›na zemin yarat›r. Ki bu da, bunal›m -ya da kriz- dönemlerinde, gerçekleflmeden muaf (realize olmayan), kesintiye u¤rayan, üretimi aksatan, dolafl›m›n d›fl›nda hareket eden fazla sermaye kitlesi fleklinde kendisini gösterir. Kapitalist yeniden üretimin dönüflümlü olarak kesintisiz uygulanmas› ise, üretilen ürün kitlesinin sekteye u¤ramadan, aksamadan, gerçekleflmesini ve üretken sermayeye dönüflümünü flart koflar. Yani üretilen ürünün pazarlarda tüketilebilmesini zorunlu k›lar. Maddeleflmifl emek, canl› emek ve art›-de¤er kitlesinden oluflan metan›n -pazarlarda tüketilmesi- ile para sermayeye dönüflmesi ve yeniden üretimle; ürünün maliyetine tekabül eden de¤iflmeyen sermaye, de¤iflen sermaye bölümlerinin yerine konulmas›n› ve art›-de¤erin de ek sermaye olarak kat›l›m›yla geniflletilmifl ölçekte yeniden üretimini flart koflar. Ama

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

91


92

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

Kâr oran›ndaki düflüfl, art›-de¤er ve kâr kitlesinin mutlak azal›m›yla bir ve ayn› fleyler de¤ildir. Bilindi¤i gibi kâr haddindeki düflüfl, eme¤in üretkenli¤iyle, de¤iflen sermayenin, de¤iflmeyen sermaye karfl›s›nda nispi küçülmesinin ürünüdür. afl›r› üretim koflullar›nda dolay›s›yla kriz koflullar›nda, tüketilemeyen ürün fazlal›¤› do¤al olarak yerine konulamaz. Ve yine ürün fazlal›¤›nda billurlaflm›fl art›-de¤er de, para sermayeye dönüflemez, ya da ayn› oranda dönüflemez. Di¤er bir ifadeyle, art›-de¤erin üretken sermayeye dönüflümü yasas›, kopukluk gösterir, kesintiye u¤rar. Ki bu kesinti, sermaye birikiminin ifllerli¤inin kesintiye u¤ramas› demektir. Üretim ve dolafl›m süreçlerindeki ritmin bu bozuklu¤u, art›-de¤er üretiminin devam etmesini zorlaflt›ran, hatta engelleyen etkenler olarak kapitalist krizin maddi temelini olufltururlar. Tabi ki bunu toplumsal sermaye aç›s›ndan ele almak gerekir. Çünkü sermaye toplumsal ifllev görür. Kapitalizmin yo¤un iflbölümü, yo¤un üretim birimleri oluflturmufltur. Binlerce sektörde yap›lan üretim ile sat›n al›nan ücretli eme¤in, üretim araçlar› ve hammaddeler ile birlefltirilerek yapt›¤› üretim, dolay›s›yla yarat›lan art›-de¤erin, de¤ifltirilmesinde ve gerçekleflmesinde kendisini ifade eder. Ama toplumsal üretimin gerçekleflmesi (realize olmas›) esasta, üretim araçlar› üreten (kesim 1) ile tüketim maddeleri üreten (kesim 2) kesimlerin de¤iflimindeki gerçekleflmedir. Bilindi¤i gibi, kesim 1’in de¤iflen

sermayesi ile art›-de¤erin tüketilen bölümü kesim 2’nin de¤iflmeyen sermayesi devaml› de¤iflmek zorundad›r. Bu de¤iflim ile üretilen ve tüketilen kesimlerdeki sermaye yerlerine konulur. Tüketilen toplumsal üretimin yerini büyük ölçekli üretimler ve art›-de¤er kitleleri al›r. Böylece toplumsal ürünün gerçekleflmesi, üretim birimleri, sektörleri bileflenleri aras›ndaki kesimlerin mümkün mertebe uyumlu de¤iflimiyle sözkonusu olur. Aksi durumda kesim ve bileflenler aras›ndaki de¤iflimler aras›ndaki uyumlar›n bozulmas›, toplumsal ürünün gerçekleflmesini sekteye u¤rat›r. Ki, göreli istikrar dönemleri d›fl›nda toplumsal gerçekleflme kesintiler alt›nda olur. Kâr h›rs›, üretim anarflisi toplumsallaflm›fl emek ile özel mülkiyete dayal› temel çeliflki, ürünün ve art›-de¤erin gerçekleflmesinde uyumsuzluk e¤ilimini öne ç›kar›r. Nitekim toplumsal ürünün gerçekleflmesindeki kopukluk, geniflletilmifl yeniden üretimde, kopukluk ve aksakl›¤a neden oluyor. ABD, Japonya, AB vb. devletler de dahil olmak üzere, genel olarak kapitalist-emperyalist ülkelerde, üretimde bir durgunluk, hatta daralma var. Emperyalizmin, DB (Dünya Bankas›), Birleflmifl Milletler gibi kurumlar›n›n bile yay›nlad›¤› raporlarda -içeri¤i, nedeni çarp›t›lsa da- bu gerçeklik gizlenemiyor. Ve en büyük düflüfl, onlar›n deyimiyle “imalat sanayii”nde yaflan›yor. Özellikle üretim araçlar›n›n üretiminde yaflan›yor. Buradaki üretim genifllemeden, önceki üretimin seviyelerinin çok alt›nda, hatta ço¤u halde eksi üretiyor. Bu da genel kâr oran›ndaki fliddetli ve ani düflmeleri de beraberinde getiriyor. Bu durum, fordist üretim sürecinde de düflen genel kâr oran›na karfl›n, de¤iflen sermaye oran›n›n yüksekli¤ini ifade eden, art›-de¤er ve kâr kitlesinin yüksekli¤inin de art›k azalmas›n› da beraberinde getirmektedir. Sermayenin bir k›sm›-

n›n ya da tamam›n›n at›l kald›¤› dönemler için, yani afl›r› üretim -sermayenin afl›r› birikimi varsay›m›na dayanarak, Marks, yapt›¤› tespitte bunu aç›kça belirtiyor. “Kâr oran›ndaki düflme, bu durumda, kâr kitlesinde mutlak bir azalma ile birlikte meydana gelecektir. Çünkü varsayd›¤›m›z koflullar alt›nda, kullan›lan emek-gücü kitlesi art›r›l›p art›-de¤er oran› yükseltilemedi¤i için art›de¤er kitlesi de art›r›lamaz. Ve azalan kâr kitlesinin, artm›fl bulunan bir toplam sermaye üzerinde hesaplanmas› gerekecektir.” Burada bir noktaya aç›kl›k getirmek gerekir. Kâr oran›ndaki düflüfl, art›-de¤er ve kâr kitlesinin mutlak azal›m›yla bir ve ayn› fleyler de¤ildir. Bilindi¤i gibi kâr haddindeki düflüfl, eme¤in üretkenli¤iyle, de¤iflen sermayenin, de¤iflmeyen sermaye karfl›s›nda nispi küçülmesinin ürünüdür. Sermaye birikiminde e¤ilim de bu do¤rultudad›r. Ancak -art›- de¤erin, ister emek gücünün kitlesel art›fl›yla olsun, isterse emekgücünün kitlesel azal›m›na karfl›n, gerekli-emek süresinin azalt›l›p, art›-emek süresinin uzamas› fleklinde olsun -art›-de¤er kitlesinin (dolay›s›yla) de¤iflen sermayeye (toplam sermaye de¤il) oran›ndaki art›fl, mutlak art›fl› oluflturur, orandaki azalan da art›-de¤erin (dolay›s›yla kâr kitlesinin) mutlak azal›m›n› oluflturur. Dolay›s›yla kâr oran›n›n düflme e¤ilimine karfl›n, kâr kitlesinde art›fl olabilece¤i gibi, azalma da olabilir. Tüm bunlar kapitalizmin konjonktürel durumuyla ilintilidir. Marks, genellikle kâr oran›ndaki düflüfle ra¤men, kâr kitlesinde art›fl›n dalgalanmalar›n olmad›¤› süreçlerde oldu¤unu belirtmifl; ama dalgalanma süreçlerinde, sermayenin at›l kald›¤› do¤al olarak kullan›lmayan sermayenin bask›s› alt›nda, afl›r› sermaye üretimi koflullar›nda ise, kâr kitlesinde mutlak azalmalar›n yaflanaca¤›n› belirtmifltir. Tüm bu düflüflleri telafi etmek için, yar›-sömürgeler baflta olmak


üzere, sistemin tahribatlar›n› iflçi s›n›f› ve dünyan›n mazlum halklar›na çok daha katmerli boyutlarda yükleyen uluslararas› mali sermaye, girdi¤i ç›kmazlardan yine de kendini kurtaram›yor. Uluslararas› burjuvazinin ideologlar› bugünle-geçmifli k›yaslad›klar›nda, geçmifli ar›yorlar. DB’nin eski yöneticilerinden Branko Milonoviç haz›rlad›¤› bir raporda, “1978-‘98 döneminin sonuçlar›, bir önceki dönemden kesin bir biçimde çok daha kötüdür” derken, Narward Üniversitesi’nden Dani Rodrik de “1980-2001 döneminde ekonomik büyüme, 1950-‘70 döneminin gerisinde kalm›fl” fleklinde ifade ederken, can çekiflen kapitalizmin uluslararas› durumunu itiraf ediyorlar. Öyle ki sermayenin afl›r› üretimi kâr h›rs› histerisine kap›lm›fl emperyalistlerin üretim sürecindeki, üretim araçlar›, teknoloji, bilim emekgücünden oluflan sermayenin toplu bilefliminde büyük oranda kapasite fazlal›¤› oluflturmufltur. Bu kapasite fazlal›¤› daha üretimde afl›r›üretim ve afl›r› birikimi oluflturmaktad›r. Artan iflsizlik, yoksulluk da arz-talep dengesizli¤ini daha art›rm›flt›r. Eksik tüketim talep fazlas›n› azaltm›fl, mal arz›n› da ço¤alt›nca, kâr h›rs›na ve üretim anarflisine dayal› afl›r› üretim, dünya çap›nda, kapitalist ekonomileri durgunlu¤a ve daralmaya götürmüfltür. Ekonomilerdeki afl›r› birikim üretici güçlerdeki (üretim araçlar› ve emek gücündeki) fazlal›¤› ifllevsiz k›lm›fl, kesintiye u¤ratm›fl, üretkenlik yetene¤ini azaltm›flt›r. Toplumsal eme¤in üretti¤i metalar›n gerçekleflmesinin kesintiye u¤ramas›, dolay›s›yla gerçek üretime yabanc›laflmas› afl›r› üretimin tezahürü olarak para sermayenin de üretime yabanc›laflmas›n›, ba¤›ms›z, ifllevsiz, potansiyel bir karakter almas›n› da beraberinde getirmifl, ekomomik krizin yo¤unlaflm›fl ifadesi olarak mali krizi de zorunlu k›lm›flt›r.

SERMAYEN‹N AfiIRI B‹R‹K‹M‹ VE MAL‹ KR‹Z‹ “Küresel” kapitalizm güzergah›nda sermayenin evrimi ve oynad›¤› rol afl›r› üretim, afl›r› ticaret ve borsa spekülasyonlar›n›n iyice h›z kazand›¤› bir seyir izlemektedir. Emperyalizmin milad›yla tefeci bir nitelik alan mali sermaye, “küresel” kapitalizm sürecinde bu niteli¤ini iyice pekifltirmifltir. Sermayedeki kapasite fazlal›¤› onu iyice üretici güçlerin d›fl›na itmifl; borsa, döviz, mali piyasalarda hareket eden muazzam bir spekülatif para sermaye oluflturmufltur. Öyle ki “1970’li y›llar›n sonunda döviz ifllemleri, dünya ticaretinin 3,5 kat› düzeylerindeyken, bu oran günümüzde 70 kat civar›ndad›r. Ve yine bu süre içinde tüm dünya Merkez Bankas› rezervlerinde yüzde 450’lere varan oranda bir art›fl sa¤lanm›flt›r. Ancak, sözkonusu rezervler yine dünyadaki yaln›zca bir günlük döviz ifllemleri hacmine karfl›l›k gelebilmektedir. Günümüzde sadece uluslararas› döviz piyasalar›nda ifllem gören spekülatif nitelikli finansal sermaye ak›mlar›n›n toplam› bir günde 1,8 trilyon dolara ulaflmaktad›r. Üstelik bu tutar›n yüzde 80’i girdi¤i piyasay› bir hafta içinde terk etmektedir.” (Cumhuriyet) “Küresel” sermayenin vard›¤› bu boyut, onun ne kadar spekülatif bir biçim ald›¤›n› ve toplumsal sermaye ve emek üzerinde ne kadar çok denetim imkan›na sahip oldu¤unu gösteriyor. Nitekim günümüzde emperyalizmin, IMF’nin, DB’nin vb. kurumlar›n›n programlar›nda hep spekülatif piyasalara hitap eden mali programlar egemendir. Bu programlarla mali sermaye, dünya halklar› üstünde a¤›r ve katmerli bir bas›nç oluflturmufltur. Geri ekonomileri daha talan etmifl, uluslararas› yoksullu¤u daha art›rm›fl, üretimi ve ekonomileri iyice tahrip etmifltir. Tabi ki bu durum, sermayenin merkezileflmesi ve giderek keskin boyutlar kazanan tekelci

burjuvazinin rekabetiyle elele gitmektedir. Dolay›s›yla, sömürüye ve rekabete dayal› olarak uluslararas› mali sermaye uluslararas› arenada çok daha rahat at oynatmaktad›r. Sermayenin oluflturdu¤u yo¤un birikim, yo¤unlaflt›¤› ölçüde, pazarlar taraf›ndan so¤urulmam›flt›r. Bu da, ekonominin pozitif birimleri d›fl›nda hareket eden hacmi çok genifl, afl›r› birikim fazlal›¤›n›n oluflumuna zemin yaratm›flt›r. Reel sektörün faaliyet alan›n›n d›fl›nda kalan bu birikim fazlal›¤›, üretken olmayan, yeni de¤erlerin yarat›lmas›nda arac› rolü oynamayan, eski üretim süreçlerinde yarat›lm›fl de¤erlerin, spekülatif tarzda talan edilmesinde rol oynayan, tefeci nitelik tafl›yan bir birikimdir. Dolay›s›yla sanayi sermayesinin fonksiyonlar›n› oynamaktan uzakt›r. Emek-gücü sat›n almayan, kendisini üretim araçlar›nda ifade etmeyen, dolay›s›yla realize olmayan ve geniflletilmifl yeniden üretimle dönüflmeyen ve ekomominin genifllemesinde ifllevi olmayan bir sermayedir. Elbette ki sermayenin bu afl›r› birikimi eme¤in sömürüsü, yar›sömürge halklar›n sömürüsüne ve kaynaklar›n, zenginliklerin tarumar edilmesine dayanmaktad›r. Ama üretim ve dolafl›m›n d›fl›nda kald›¤› müddetçe üretken sermaye kitlesi de¤ildir. ‹flte bugün dünyaya hükmeden sermaye, bankalar›n, tefecilerin ve dev sanayi tekellerinin elinde fliflmifl tefeci sermayedir. Ekonomideki krizle oluflmufl bu sermaye fazlal›¤›, kendisine borsalarda, döviz piyasalar›nda, faiz piyasalar›nda yer bulmufltur. Düflen kâr oranlar›n› üretimde telafi edemeyen sermaye kitlesinin bu alanlara kaymas› kaç›n›lmaz olmufltur. Afl›r› üretim, iflaslar, elde kalan meta kitleleri, fiyatlar›n düflmesi, iflsizlerden oluflan nüfus fazlal›¤›… rantiyeleflmifl sermaye kitlesi, artan rantiye s›n›flar, ço¤alan anonim flirketler ve bunlar›n

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

93


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

94

piyasaya sürülen hisse senetleri… oynanan borsa oyunlar› ve büyük spekülatörlerin kazand›klar› kârlar… ve yine faizlerden elde edilen kârlar… ve yüksek döviz kurlar›yla, emekçi kitlelerin yaratt›klar› de¤er ve zenginliklerin ya¤malanmas›… K›sacas› “küresel” mali sermaye odaklar›n›n spekülasyonlar›yla, para üzerinden para kazanan, kabu¤una s›¤mayan boyutlarda bir sermaye kitlesi… Kapitalizmin tarihsel do¤ufluyla emek gücüyle birlikte kapitalizmin önkoflulunu oluflturan sermaye “küresel” kapitalizm güzergah›nda tefecileflmifl sermaye niteli¤iyle oynad›¤› rol bunal›m›ndan çeliflki arzetmektedir. Üretim alan›n›n sermaye ile doymufl olmas›, para sermayede fliflkinlik yarat›r. Sermayenin afl›r› birikimine tekabül eden bu fliflkinlik mali piyasalara yönelir ve genifllemesini bu piyasalarda sürdürür. Dolay›s›yla afl›r› üretimin sonucu oluflan para sermaye rantiye niteli¤iyle üretken sermayeden ayr›, üretimin d›fl›na taflan, ba¤›ms›z bir hat izler ki; bu da farkl› biçimler alan sermayenin kendi içindeki çeliflkisini oluflturur. Ve bu çeliflkiyi giderememe durumu da açmazlar› daha derinlefltirir. Birikim fazlas›-

n›n yokedilmesi demek olan bu durum, tersine artmas›n› getirir, krizin temel koflulu olan afl›r› üretime daha kronik boyut kazand›r›r. Nitekim, can çekiflen ve asalak karakteriyle emperyalist-kapitalizm tam da böylesi bir dönemeçte bulunmaktad›r. Tarihinde müteakip defalar bunal›mlar -krizler- yaflayan ama bunlar› telafi eden kapitalizm, bugünkü süreciyle, krizi telafi etmekten uzak görünmektedir. Öyle ki IMF, DB gibi finans kurumlar›n›n dayatmalar›yla sömürge, yar›sömürgelerden elde edilen finans kitlesi kendi iç pazarlar›nda üretken ve ifllevli sahalardan çok, borsalara.. faiz, döviz sahalar›na kaym›flt›r. Sermayenin genifllemesi daha çok buralarda olmaktad›r. Bu da, kriz sürecinin kendi içinde s›k aral›klarla yaflanan mali krizleri gündeme getirmifltir. S›k s›k patlak veren krizler silsilesi, can çekiflen emperyalizmi iyice sarsar olmufltur. Asalak sermaye, soluk almak için yar›sömürgelere daha fazla yüklenmekte, y›k›ma u¤ratmaktad›r, ama, oralarda yaflanan mali krizlere de bizzat kendisi zemin yaratmaktad›r. Pazarlar›n metrekarelerine kadar giren emperyalizm, buralarda yaratt›¤› krizlerden art›k ken-

disi de etkilenmektedir. Hem de giderek artan bir fliddetle… Tefeci sermayenin spekülatif piyasalarda kaplad›¤› hacim, 10-20 sene öncesine göre çok fazlad›r. Tefeci nitelikli sermaye çok geniflleyen hacmi ve yo¤unlu¤uyla, kapitalist üretimin de gerçek engeli haline gelmifltir. ABD, AB, Japonya, Rusya gibi emperyalist patentli dev flirketlerin iflas›, borsalardaki düflen hisse senetleri, yar›-sömürgelerin yaflad›klar› borç krizleri vs… emperyalist sistemi yeni bir güzergaha sokmaktad›r. Para sermaye gerçek birikimden, üretken sermayeden ba¤›ms›z görüntüsüyle giderek ifllevsizleflen, at›l niteli¤iyle tekelci burjuvaziye “bela” olmufl durumdad›r. Teknolojinin ola¤anüstü imkanlar›yla ülkelerin ulusal gelirlerinden fazla para mebla¤lar›n›n birkaç dakikada gelgitler yapt›¤› sermaye, bu iflleviyle mali piyasalarda volta atan potansiyel sermaye halini alm›flt›r. BA⁄IMLI ÜLKELERE DAYATILAN MAL‹ POL‹T‹KALARIN ‹fiLEY‹fi‹ Uluslararas› alanda yaflanan bunal›m emperyalizmin iktisadi yap›s›n›n ürünüdür. Onun ekonomik te-


mellerinden biri olan sermaye ihrac›, kupon kesen rantiye tabakalar›n›n s›n›rlar›n› iyice geniflletmifltir. Ve bu tabakalar›n giderek üretimden kopuflunu art›rm›flt›r. Geri kalm›fl deniz-afl›r› ülkelerin eme¤in sömürüsüyle yaflayan asalak emparyalist devletlerin bu özellikleri “küresel” kapitalizm döneminde de geçerlili¤ini korumaktad›r. Lenin emperyalizmin tarihteki yerini belirlerken, tekellerin dünya çap›nda kendisini gösteren egemenlik e¤iliminin emperyalizme asalak ve çürümüfl özellikler kazand›raca¤›n› ifade eder. Ve bu e¤ilimlerin “Burjuvazinin gitgide artan bir ölçüde sermaye ihrac›ndan gelen kazançlar ve ‘kupon k›rpmak’la yaflad›¤› rantiye devletin, tefeci devletin yarat›lmas›, gitgide daha belirgin biçimde emperyalizmin e¤ilimlerinden biri olarak ortaya ç›kmaktad›r” belirlemesiyle, sermaye ihrac›ndan gelen kârlarla emperyalist devletlerin giderek daha tefeci nitelik alaca¤›na iflaret etmiflti. Nitekim bugünkü ekonomik politikalar›na bakt›¤›m›zda bu tefeci nitelikleri çok daha ç›plak bir gözle görülür. IMF, DB’nin politikalar› hep “hisse senetleri”, “döviz kurlar›”, “faiz oranlar›”, “repo” vb. üzerinedir. ‹hraç edilen sermayeden gelen kârlar birikti¤i ölçüde rantiye karakter kazanm›fl, yar›-sömürgelere de rantiye programlar dayat›lm›flt›r. Yeniden yap›land›rma ad› verdikleri tüm düzenlemeler iyice asalak nitelik kazanan tefeci sermayeye uygun düflmektedir. Ama bu giderek faturan›n artan ölçülerde ba¤›ml› ülkelere ç›kart›lmas› fleklinde olmaktad›r. Dünya çap›nda tek bafl›na hegemonik bir güç olarak varl›¤›n› devam ettirmeye çal›flan ABD’nin önderli¤indeki “küreselleflme”, “Yeni Dünya Düzeni” yaftal› dönem öncesi, sermaye ihrac› daha çok orta ve uzun vadeli borçland›rmalar üzerinden olurdu. Ancak ba¤›ml› ülke-

lerde yaflanan borç krizleri, “yap›sal uyum politikalar›” ad› alt›nda k›sa vadeli borçland›rmalar› da öne ç›karm›flt›r. Emperyalizme olan borçlar›n› ödeyemeyen uflak devletlerin “aczi” ba¤›ml› ülkeleri daha ba¤›ml›laflt›ran bir sürece sokmufltur. “Yeniden yap›land›rma” kisvesiyle dayat›lan ekonomik, sosyal, siyasal, askeri, kültürel vb. alanlarda, emperyalist tekellerin ç›karlar› do¤rultusunda, emperyalist sisteme yeni bir çekidüzen verilmek istenmifltir. Bunal›m›n afl›lmas› yönünde sistem yeniden dizayn edilmek istenmifltir. Tabi ki, iflçi s›n›f›n›n, dünyan›n mazlum halklar›n›n y›k›m›, tahrip edilmesi pahas›na… Emperyalist-kapitalizm her kriz döneminde, kriz sürecini aflarak egemen oldu¤u uluslararas› sistemi yeni konjonktürel dönemlere sokar. Amac› krizin flartlar›n› bertaraf etmek, yeni bir devrevi sürece girmektir. Dolay›s›yla krizlerin afl›lmas›, sistemde oluflan t›kan›kl›klar›n giderilmesi, dolay›s›yla sermaye birikimine yeniden ifllerlik kazand›rmakt›r. Amaç kendi toplumsal yap›s›n›n istikrar›n› sa¤lamak, yeni bir çekidüzen vermektir. Bunu da sermaye ve eme¤in ekonomik, sosyal, politik, ideolojik, kültürel kurumlar›n› yeni sürece uygun kal›plardan geçirerek gerçeklefltirmeye çal›fl›r. Ve de, yar›-sömürgelerden gelen azami kârlarla, düflen genel kâr oran›na da istikrar kazand›rmak ister. Bu emperyalist burjuvazinin sürece, maddi yaflama müdahalesidir. Amaç emperyalist statükonun devam›d›r. Bu müdahalesini de s›n›flar üstü söylemlerle dile getirir. Oysa bu müdahalelerin s›n›f temeli vard›r. Emperyalizmin ç›karlar› do¤rultusunda krizlerin afl›lmas›… Emperyalizm bugüne kadar yapt›¤› düzenlemelerle, krize sebep olan süreçleri yeni ekonomi-politik uygulamalarla aflm›flt›r, kriz ve durgunluk dönemlerini canlanma ve kalk›nma süreçleriyle yeni rotalara

sokmufltur. Hatta dünya çap›nda 2 paylafl›m savafl› da yap›lm›flt›r. ABD ve Rus Sosyal Emperyalizminin rekabeti ve çat›flmas› yeniden bir paylafl›m savafl›n›n efli¤inden dönmüfltür. So¤uk savafl da, Rus Sosyal Emperyalizminin havlu atmas›yla sonuçlanm›flt›r. Kald› ki, bu çat›flma sonuçlan›p yeni bir paylafl›m› getirmiflse de, emperyalizm, bunal›m girdab›ndan kurtulamam›flt›r. Her bunal›m-kriz süreci göreli olarak çözülmüfltür. Ve her göreli istikrar kendi içinde çok daha derin bunal›mlar› içinde tafl›m›flt›r. Çünkü bunal›m›n temelleri emperyalist sistemin dokusunda vard›r. Nitekim mevcut “küresel” kapitalizmin sürecinde yaflanan bunal›m, emperyalizmin tüm müdahalelerine karfl›n afl›lamamaktad›r. 1970’li y›llar›n ortalar›ndan bafllayan bunal›m, “serbest piyasa ekonomisi”, “yeni dünya düzeni”, “küreselleflme” “yap›sal uyum programlar›” vb. kisvelerle yap›lan müdahale ve uygulamalara ra¤men gitgide derinleflmifl, emperyalist-kapitalizmi tarihinin en zorlu kriz sürecine sokmufltur. Yeniden yap›land›rma ile dayatt›¤› ekonomik, sosyal, siyasal politikalar emperyalist burjuvaziye merhem olmam›flt›r. Düflen kâr oranlar›n›, ba¤›ml› ülkelerden gelen kârlar da art›k telafi edememektedir. Verilen borçlar ödenemedi¤i gibi, giderek fliflmekte. Ya da yeni al›nan borçlarla eski borçlar ödenmeye çal›fl›lmaktad›r. Ki, bu da borç fliflkinli¤ini art›rmaktan baflka birfley de¤ildir. Hatta baz› ülkeler borçlar›n› dondurmufllard›r. Verilen orta ve uzun vadeli borçlar daha çok, emperyalist rekabetteki stratejik ç›karlar do¤rultusundad›r. Ama tüm bunlar borç krizlerini engellemedi¤i gibi, baflta Latin-Amerika örne¤inde görüldü¤ü üzere arka bahçelerin iflas›n› bile getirmifltir. Türkiye bile iflas›n efli¤indedir. TC’ye verilen borçlar da, bölgedeki stratejik konumu gere¤idir. Ama

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

95


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

96 230 milyar dolara ç›kan borcu mevcut koflullarda ödemesi mümkün olmad›¤› gibi, daha da artacakt›r. Yeniden yap›land›rma ile dayat›lan özellefltirmelerin amac›, verimli iflletmelerin emperyalizme peflkefl çekilmesi, ve di¤er taraftan yarat›lan kaynaklarla borçlar›n ödenmesi. Ama özellefltirmelerden elde edilen kaynaklar emperyalizme transfer edilmiflse de borç krizleri yok edilememifltir. Baflta Arjantin olmak üzere, tüm Latin-Amerika ülkeleri, ellerindeki iflletmeleri tüketmifllerdir. Sonuçta borçlar›n› ödemek için ellerinde satacak iflletme kalmam›flt›r. Bu ülkelerin ekonomilerinin yüzde 60’›ndan fazlas› ABD tekellerinin elindedir. Dolay›s›yla bu ülkelerdeki krizler ABD tekellerini, bankalar›n› do¤rudan etkilemektedir. Emperyalizm ve uflak s›n›flar ekonomik tahribat›, iflçi s›n›f›na, köylülere ve di¤er emekçi s›n›flara ç›kart›yorlar. Bu da kendisini, ücretlerin dondurulmas›, köylülü¤ün, ve küçük-orta ölçekli iflyerlerinin y›k›m›nda gösteriyor. Emperyalist ülkeler de dahil olmak üzere, iflçi s›n›f› ve emekçilerin kazand›klar› sosyal haklar budanarak emperyalizme yeni kaynaklar yarat›l›yor. “Devletin küçülmesi”, “elini ekonomiden çekmesi” sloganlar›yla yeni yat›r›mlar iyice s›n›rland›r›lm›flt›r. Devletin harcamalar› k›s›tlanm›fl, iflyerlerinde, dairelerinde iflçiler, memurlar iflten ç›kart›lmaktad›r. Amaç yine uluslararas› mali sermayeye yeni kaynaklar transfer etmek. Tabi ki, milyonlarca emekçinin iflsiz kalmas› pahas›na… Ulus devletlerin pazarlar› yeniden kal›ptan geçirilerek, emperyalizme ba¤›ml›l›k daha pekifltirilmifltir. Öyle ki, giderek asalaklaflan, tefecileflen emperyalist sermaye bu pazarlara çok daha rahat girip-ç›kabilmekte, istedi¤i gibi at oyanatabilmektedir. ‹yice ba¤›ml› hale getirilen sömürge, yar›-sömüge pazarlarda, mali sermaye, hem üretim ala-

n›nda, hem de mali alanlarda, ticari sahada vb. istedi¤i gibi cirit atmaktad›r. Emperyalizmin y›k›ma u¤ratan egemenli¤i tar›mda da kendisini gösteriyor. Yak›n zamanlara kadar tar›m ürünlerini ihraç eden yar›-sömürgeler, IMF politikalar› do¤rultusunda art›k emperyalist ülkelerden tar›m ürünleri ithal etmeye bafllam›fllard›r. Tar›m›n nas›l tahrip edildi¤ini Türkiye örne¤inde bile, çok bariz olarak görmek mümkündür. Sübvansiyonlar›n kald›r›lmas›, destekleme al›m fiyatlar›n›n düflürülmesi, kredi faizlerinin art›r›lmas›, borçlar›n› ödeyemeyen köylülerin mahkemelerde süründürülmesi, tar›m ürünlerini pazara süren devlet kooperatiflerinin özellefltirilmesi, hayvanc›l›¤›n öldürülmesi vb.. uygulamalarla Türkiye’de tar›m›n nas›l bir y›k›ma maruz kald›¤› ortadad›r. Aç›kt›r ki bu uygulamalar salt Türkiye’yle s›n›rl› de¤ildir. Küresel çapta uygulanan bu tar›m politikas›, emperyalizme yeni tar›m pazar alanlar›n›n aç›lmas›n› hedeflemektedir. ‹flçi s›n›f›n›n sendikal örgütlenmesi de ciddi boyutlarda engellenmifltir. Emperyalist ülkelerde bile sendikal› iflçi say›s› yar› yar›ya azalm›flt›r. Ve büyük sendikalar da “sar› sendika” bile olmaktan ç›km›fl, büyük firmalar›n hissedarlar› haline gelmifl, ya da Türkiye örne¤inde oldu¤u gibi devletin dikey kurumlar› haline getirilmifltir. Böylece s›n›f›n mücadelesine set çekilmek istenmektedir. Yerine de egemenlerin denetiminde hareket eden “sivil toplum örgütleri” ad› alt›nda kurumlar öne ç›kar›lmaktad›r. Böylelikle iflçilerin, her türden emekçilerin, sendikal ve mesleki örgütlenmelerin düzen karfl›t› demokratik kitle örgütleri (DKÖ) iyice dumura u¤rat›lmak istenmektedir. Türkiye örne¤inde oldu¤u gibi, TÜS‹AD, Sanayi Odalar›, Ticaret Odalar›, Borsalar Birli¤i, egemen bas›n-yay›n-medya kurumlar› gibi; emper-

yalizmin-egemenlerin patentini tafl›yan kurulufllar, hem devlet yönetiminde daha fazla boy göstermekte, hem de kitlelerin yönlendirilmesinde daha do¤rudan rol almaktad›rlar. Teknolojinin geliflmesi emek üretkenli¤ini art›rm›fl; üretici güçlerin kendi içinde baflkalafl›m ve farkl›laflmay› bereberinde getirmifltir. Üretime sokulan bilgisayar sistemleri, bio-gen teknolojileri, bilimsel geliflmeler daha az emek kitlesi ile ama daha yo¤unlaflm›fl bir üretkenlik ile daha fazla ürün kitlesinin üretimi, üretimdeki iç baflkalafl›m› ve farkl›laflmay› oluflturmaktad›r. Ama bu farkl›laflma gemlenmekte ve s›n›rlanmaktad›r. Daha toplumsallaflan üretim, kapitalist özel mülk edinmeye tak›lmakta, eme¤in gasp›na dayal› üretim iliflkileri, üretimin teknik temelindeki s›çramalar› frenlemekte, önünde engel teflkil etmektedir. Zaten sermayenin temel çeliflkisi de buradan kaynaklanmaktad›r. Ama burjuvazi kendi s›n›f ç›karlar› do¤rultusunda maddi yaflama müdahale etmek zorundad›r. Esnek üretim ad› alt›nda bunu yaparken, üretimin düzenlenmesinde ve yeniden örgütlenmesinde emek gücünün sömürü oran›n› art›rmakta, kazan›lm›fl sosyal haklar› gaspetmekte, kendi vergisini azalt›rken emekçilerin s›rt›na yeni vergi fonlar› yüklemekte, tafleron firmalar devreye sokmaktad›r. Ama esnek üretim de burjuvazi için çare olamam›flt›r. Yak›n zamana kadar ihtiyaç duydu¤u beyaz yakal› emek kitlesi de, firma iflaslar›yla fazlal›k teflkil etmifltir. Yani s›n›rlar› iyice geniflleyen iflsizlere diplomal› iflsizler de kat›lm›flt›r. Burjuvazi sistemi dizayn ederken, siyasal rejimi de daha kat› bir yap›ya büründürüyor. Kazan›lm›fl her türlü haklar› budamaya çal›flan emperyalistler, geri ve ba¤›ml› ülkelerin niteli¤i gere¤i oluflan faflist diktatörlükleri daha karanl›k bir rotaya sokuyor. Burjuva


97 haklar›n gasp›, kimliklere kan ve gen gruplar›n›n ifllenmesi gibi uygulamalar, burjuvazinin flimdiden s›n›f mücadelesine set çeken faflizan önlemleri olarak s›r›t›yor. Sözde yasalar› gere¤i faflist partilerin yasak oldu¤undan dem vuruluyor, ama, öte yandan tekelci burjuvazinin finanse etti¤i mantar gibi faflist partiler türüyor. Ve bunlar seçimlerde oylar›n› art›r›yorlar, 2., 3. parti durumuna geliyorlar. fiovenizmin propagandas› ile toplumun en geri kesimlerinde palazlanan faflist partiler bünyesinde kitle temeli yarat›l›yor. Kürt ulusal sorununu, TC’ye karfl› sözde yapt›r›m olarak kullanan emperyalist burjuvazi, Batasuna’n›n kapat›lmas› karar›na ise hiç ses ç›karm›yor. Tüm bunlar, emperyalizmin artan bask› ve yapt›r›mlar›yla önümüzdeki dönemde çalkant›l› sürece girece¤inin göstergeleridir. Sermayenin evrimi, iktidardaki burjuvaziyi sürece müdahale etmeye zorluyor. Zaten aksi birfley beklenemezdi. Ama tüm bunlar emperyalizmin çürümesini engelleyemiyor. Yine de herfleye kadir olam›yorlar. Finans kapital girdi¤i uluslararas› batakl›ktan bir türlü ç›kam›yor. Yeniden yap›land›rma ad› alt›nda, can çekifltikçe sald›r›yor,

tehdit ediyor, daha fazla sömürü diyor ama üzerinde yükseldi¤i asalak ve çürük zemine yine de çekidüzen veremiyor. Çünkü kapitalizmin tarihsel e¤ilimi hükmünü vermifl bir kere… DEJENERE OLAN SERMAYE Sermaye bu niteli¤iyle pazarlara iyice hakim olmufl, s›cak para ad› alt›nda, pazarlara günü birlik girip ç›kmaktad›r. Geri kalm›fl ülkelerin mali piyasalar› rantiye s›n›flar›n avucu içindedir. Dayatt›klar› programlarla yeniden dizayn edilen pazarlara büyük bankalar, tekeller, spekülatörler istedikleri gibi girip ç›kar olmufllar. Milyarlarca, on milyarlarca dolar bir ülkenin borsalar›na, döviz piyasalar›na rahatça girip ç›kmaktad›r. Sermayenin esas hareket alanlar› buralar› olmufltur. Dünya çap›nda artan Merkez Bankalar› rezervleri, sermayenin tefeci piyasalardaki bir günlük ifllem hacmini ancak karfl›layabilmektedirler. Bu durum, sermayenin nas›l dejenere oldu¤unu gösterir. Sermayenin üretken niteli¤ini ne kadar kaybetti¤ini gösterir. Öyle ki, de¤er yaratmadaki arac›l›k ifllevini kaybederek, iyice kontrolden ç›km›fl spekülatif sermaye, emperyalist borsalarla, geri kalm›fl ülkelerin borsalar›

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

demokrasisinin maddi temellerini tafl›mayan bu ülkelerin uflak yönetimleri, sald›rganlaflan emperyalizmin yaratt›¤› tahribatlar› bu ülke halklar›na, siyasal boyutlardaki daha ilkel, daha katmerli, daha vahfli uygulamalar› reva görerek, bunu gösteriyorlar. Ayr›ca sosyal haklar›n törpülenme giriflimlerine paralel olarak, emperyalist ülkelerdeki burjuva demokrasileri de, giderek budanmakta, burjuva diktatörlükleri faflizan yasa ve uygulamalarla giderek kat›laflmaktad›r. Yabanc› düflmanl›¤› ve ›rkç› söylemlerle de ideolojik zemin yarat›lmaya çal›fl›lmaktad›r. K›sacas›, en sald›rgan emperyalist devlet görüntüsü veren ABD baflta olmak üzere, emperyalizm, krizler, iflaslar, rekabet, askerileflmenin ve her türlü sald›rganl›¤›n damgas›n› vurdu¤u “küresel” kapitalizmin yans›mas› olarak, siyasal yap›da da daha otoriter ve bask›c› olmay› el ele götürüyorlar. ‹flte “küresel” kapitalizm ve diline dolad›¤› yeniden yap›land›rma budur! 11 Eylül bahanesiyle yabanc›lar, göçmenler üzerinde adeta terör estiriliyor. Polise verilen s›n›rs›z yetkiler, ç›kar›lan anti-terör yasalar›, yasaklanan politik yap›lanmalar, fifllenen muhalif kesimler, demokratik


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

98 aras›nda deli danalar gibi dolafl›r olmufltur. Bu ifllerlik, mali sermayenin bugünkü iflleyiflini oluflturmaktad›r. Büyük bankalar›n, tekellerin ellerindeki spekülatif sermaye, kendi bafllar›na oldu¤u gibi, uflaklar› üzerinden de borsalara girdi¤inde hisse senedi fiyatlar› art›yor. Ki bu senetler, göreli olarak çok ortakl› anonim flirketlerin elindedir, ya da önceden ucuza kapat›lm›flt›r. Yabanc› sermayenin borsalara girmesiyle hisse senetleri ufak yat›r›mc›lara pahal› fiyatlarla sat›l›r. Döviz piyasas›nda da, yerli paran›n de¤eri o süre içerisinde yüksek tutulur. Amaç, sat›lan hisse senetlerinin rezerv birikiminin art›r›lmas›d›r. Burada mülkiyet hisse senedi biçimindedir. Yabanc› sermaye borsada kald›¤› müddetçe, döviz fiyatlar› ve faizler düflük tutuldu¤undan, talep sermayenin denetimindeki hisse senetlerine yönelik olur. Dolay›s›yla hisse senetlerinden gelen temettü gelirleri de yüksek olur. Fonlar, borsaya girdi¤inde fiyatlar› s›çrayan hisse senetleri, belli bir rezerv birikiminden sonra, büyük spekülatörlerin borsa oyunlar›yla borsadan ç›kar. Fonlar, borsaya girdi¤inde döviz karfl›s›nda yüksek olan yerli paran›n fiyat›, fonlar›n borsadan ç›k›fl›yla döviz karfl›s›nda düflüfle geçer. Ama bu düflüfl, spekülatörlerin ellerindeki temettü gelirlerini dövize çevirmeleriyle olur. Yerli paran›n de¤eri düflerken, dövizin fiyat› yükselir. Böylelikle rantiyeler hem borsada, hem de döviz piyasas›nda iki kaynaktan kâr ederler. Ve sonras›nda da ç›k›p giderler. Götürdükleri o ülkenin dövize çevrilmifl zenginli¤idir. Yerli paran›n devalüe olmas›yla halk›n gerçek ücretleri ve al›m gücü de düfler. Ki, bu da o halk›n daha yoksullaflmas› demektir. Spekülatörler, ayr›ca ellerindeki tefeci sermayeyi devletin bono ve tahvillerine de yat›r›rlar. IMF’ nin uygulad›¤› programlar gere¤i, yar›sömürgeler, tefeci sermaye için bu

yolla da kaynak olufltururlar. Çünkü borsadan ç›kan fonlar, ayn› zamanda devletin iç borçlanma karfl›l›¤› verdi¤i bono ve tahvillerin faiz hadlerini de yükseltirler. Böylelikle devletin ucuza verdi¤i ka¤›tlar, birkaç ay› geçmeyen k›sa sürelerle, yüksek faiz oranlar› karfl›l›¤›nda devlete iade edilir. Ve buradan da elde edilen yüksek rezervler dövize çevrilir ve akabinde d›flar›ya ç›kar. “Küresel” kapitalizmde, yar›-sömürgelerin iç borcu bu iflleyiflle karfl›lanmaktad›r… Tabi buna karfl›lanma denilirse… IMF’nin bu politikalar›, emperyalizmin sermaye ihrac›na daha fazla ivme kazand›rm›flt›r. “‹ç borçlanma” yoluyla sermaye, uflak devletlerde daha rahat hareket edebilmekte, k›sa sürelerle, daha yüksek oranlarda kâr sahibi olabilmektedir. Nitekim eskiden fazla olmayan iç borç kitlesi, tüm dünya çap›nda fliflmifltir. Görüldü¤ü üzere, emperyalizm tefecileflen sermayenin ihtiyaçlar› do¤rultusunda politikalar üretmekte. Ona sa¤lad›¤› imkanlarla, rantiye karakter kazanan sermaye tefeci güzergahta ülkeleri böyle sülük gibi emmektedir. Sermayenin iliflkilerinde “parayla para kazanma” ifllerli¤i egemen olmufltur. Girdi¤i ülkelerden katlanarak ç›kan yabanc› sermaye karfl›s›nda yerli paran›n devalüe olmas›, emperyalizmin bu ülkelere yapt›¤› meta ihrac›nda da ayr› bir kâr kayna¤› olmaktad›r. Döviz karfl›s›nda devalüe olan yerli paran›n de¤eri emperyalizmden ithal edilen meta karfl›s›nda da düflmektedir. Böylece ticaretten elde edilen kâr da ikiye katlanmaktad›r. Örne¤in yak›n zaman kadar tar›m ürünlerini ihraç eden Türkiye, IMF programlar› sonucu, bu ürünleri emperyalistlerden ithal eder olmufltur. Tabi ki bunun yükü emekçilere ç›kart›lmaktad›r. Devalüasyonla birlikte döviz karfl›s›nda oldu¤u gibi, meta karfl›s›nda da yerli paran›n de¤eri ve al›m gücü düfltü¤ünden,

merkez bankalar› taraf›ndan piyasaya para sürülüyor. Bu da enflasyonu ve do¤al olarak yoksullu¤u getiriyor. “Küresel” kapitalizmle yoksulluk, açl›k, hastal›k, ölüm oranlar› en üst düzeylere varm›flt›r. Bu ülkelerin kaynaklar›, de¤erleri, yaratt›¤› zenginlikler, su, bitki, oksijen gibi en tabi do¤al ihtiyaçlar bile, bu ülke halklar›ndan esirgenmekte, emperyalist tekellere, bankalara, spekülatörlere peflkefl çekilmektedir… Mali sermaye yozlaflt›kça, sömürü dozu daha artm›fl, daha ilkelleflmifl, daha vahflileflmifltir. Sald›rganl›¤› ve y›k›m›yla emekçi insanl›¤› daha tehdit eder duruma gelmifltir. Afl›r› üretimi ve bunal›m girdab›n› aflamayan emperyalizm, tarihsel olarak iyice spekülatif bir rotaya girmifltir. Spekülatif kâr, afl›r› üretim flartlar›nda do¤rudan üretim sürecinden elde edilen kâr de¤ildir. Ama ortalama kâr›n bir parças›d›r. Önceki üretim süreçlerinde yarat›lm›fl, birikmifl eme¤in, para sermaye taraf›ndan gasp›d›r. Küçük yat›r›mc›lar›n ve küçük ifl sahiplerinin ellerindeki para kitlesinin, büyük borsa kurtlar› taraf›ndan mideye indirilmesidir. Ve en sonu emekçilerin eme¤iyle yarat›lan de¤er ve zenginliklerin, özellefltirmeler yoluyla elde edilen kaynaklar›n, iflçilerden, emekçilerden toplanan vergilerin, gaspedilen sosyal haklar›n, yeni vergi fonlar›yla yarat›lan kaynaklar›n vb. tefeci ve potansiyel ifllevli mali-sermayeye peflkefl çekilmesidir. Geçen y›l TC’nin toplad›¤› vergilerin tümü, % 5 fazlas›yla borç ödemelerine gitmifltir. Bu örnek bile, üretken olmayan sermayenin, üretimde yarat›lan de¤eri, üretim d›fl›nda nas›l gaspetti¤ine dair çarp›c› bir örnektir. Sermayenin tefeci iflleyifli ekonomik yap›y› da iyice yozlaflt›rm›flt›r. Tasfiye edilmesi gereken sermaye fazlal›¤› tasfiye edilmedi¤i gibi, deniz afl›r› piyasalardan gelen tefeci sermaye ile daha fliflmifltir. Can çe-


kiflen ve çürüyen emperyalizm tüm dünya çap›nda daha çürümüfl ve yozlaflm›flt›r. Borsalar düflmüfl, tekeller iflas etmifl ekonomik çöküflün efli¤ine gelmifl. Do¤as›nda var olan yolsuzluklar, doland›r›c›l›k, hortumlama, rüflvet iyice aleni hale gelmifl, ki a盤a ç›kan yolsuzluk ve hortumlamalar sadece buz da¤›n›n yüzeyinde görülenlerdir. Oysa kökü çok daha diplerdedir. Mali sermaye ve emperyalist sistem iyice dejenere olmufl; yozlaflma, yabanc›laflma, savrulma, soysuzlaflma, al›kl›k vb. yans›malarla sosyal, siyasal, kültürel yaflama da yans›m›fl ve çok daha belirgin bir flekilde kendisini hissettirmifltir. ‹flas eden IMF politikalar›yla emperyalist çark ancak böyle ifllemekte, varl›¤›n› böyle devam ettirebilmektedir… SERMAYEN‹N (CAN ÇEK‹fiEN KAP‹TAL‹ZM‹N) TAR‹HSEL E⁄‹L‹M‹: Emperyalizm tarihsel olarak en büyük bunal›m›n› yafl›yor. Bu bunal›m›n› aflmak için yapt›¤› her hamle onu daha fazla çukura sürüklüyor. Çünkü onu düzlü¤e ç›karacak afl›r› birikimi yok edemiyor. Onun ç›kmaz› da buradad›r zaten. Düzlü¤e ve istikrara ç›kmas› için birikmifl sermayenin en az›ndan bir k›sm›n› yoketmesi gerekir ki, yeniden genifllemifl ölçekli üretimi istikrarl› bir rotaya soksun, art›-de¤er oran›n› ve düflen kâr oran›n› art›rabilsin. Aksi halde, afl›r› üretim flartlar›nda sermayenin kapasitesini ve borsalarda, tefeci piyasalarda yo¤unlaflan sermayenin afl›r› birikimini yokedemez; dolay›s›yla kullan›lamaz durumda kalan sermaye, emperyalist sistemin yap›s›nda devaml› afl›nmalar yarat›r. Kapitalist iktisad›n iç yasalar› bu ifllerli¤i gerektirir. Bugünkü mevcut görünümüne bak›ld›¤›nda, kendi iç yasalar›na müdahale edebilmekten uzak bir görüntü sergiliyor. En üst düzeyde merkezileflmifl, yo¤unlaflm›fl, en geliflmifl teknolojik yap›s›, emek üret-

kenli¤inin en üst düzeyde seyir izledi¤i bugünkü “küresel” kapitalizm, do¤um sanc›lar› çekiyor. Kullan›lamaz sermaye birikimi, en muazzam boyutlara varm›flt›r ve iyice asalaklaflan, can çekiflen niteli¤iyle bu birikim fazlas›n› tasfiye edemedi¤i gibi pazarlar›n d›fl›na iyice tafl›yor. Emperyalizmin bu ekonomik niteli¤i elbette ki bugünün ürünü de¤ildir. Kapitalizmin en üst aflamas›n›n ürünüdür. Lenin onun tarihsel e¤ilimini on y›llar evvel görmüfltü. “Emperyalizmin ekonomik niteli¤i üzerine yukar›da söylenenlerden flu sonuç ç›k›yor: Emperyalizmi, bir geçifl kapitalizmi, daha do¤rusu cançekiflen bir kapitalizm olarak tan›mlamak gerekir.” Emperyalist sermayenin tarihsel evrimi, bunal›m sürecinden ç›kmak için zorlu bir konjonktüre girmifltir. Kullan›lamayan birikim fazlal›¤› onu bir y›k›ma zorluyor. Elbette ki halklara yönelik y›k›m› s›n›f karakteri gere¤i iyice sald›rganlaflarak yerine getiriyor. Ama bir de ifllevsiz ve potansiyel durumdaki sermayenin de, ifllevli ve hareket eden sermaye halini almas› için, emperyalist sistemin de tahribat› kaç›n›lmazd›r. Bu da pazarlar›n yeniden paylafl›m›yla mümkün olur. Ancak emperyalist savafla dayal› bir paylafl›mla bunal›mlar›, krizleri, iflaslar›, çöküflleri durdurmaya çal›fl›p, geçici bir soluk alabilirler. O da belki. Çünkü emperyalist silahlanma, daha önceki savafllardaki konvansiyonel boyutlarda de¤il. Emperyalistler aras› çat›flma flimdilik bölgesel, yerel müdahale, ya¤ma, iflgal türü sald›r› ve savafllar fleklinde bir seyir izlese de, tüm emperyalist güçlerin yer alaca¤› bir dünya savafl›n›n nesnel koflullar›n›n varl›¤› da unutulmamal›d›r. Olas› böylesi bir savaflta kullan›lacak silahlar nükleer boyutlarda olur. Ama nükleer boyutlarda silahlar›n kullan›laca¤› emperyalist bir savafl iflçi s›n›f›n›n, halklar›n, proleter devrimlerin yapt›r›m› alt›ndad›r. Daha önce

iki paylafl›m savafl› yaflam›fl dünya halklar› kendi tecrübeleri ve deneyleriyle ya¤ma ve talan u¤runa verilecek bir savafla karfl› en güçlü yapt›r›m gücünü oluflturuyorlar. Bu güç belki, bugün, dünya genelinde potansiyel bir güçtür, ama, gelecek aç›s›ndan, emperyalist haydutlara karfl› proleter devrimlerinin dinamik gücünü oluflturuyor. Ayr›ca emperyalizmin soygun ve ya¤ma üzerine kurulu yap›s›, dünyan›n mazlum y›¤›nlar›n› iyice yoksullaflt›rm›fl, aradaki uçurumu iyice açm›flt›r. Hatta emperyalist ülkelerde bile yoksulluk s›n›r›n›n alt›nda yafl›yan kitlelerden bahsediliyor. -Ki eskiden fazla gündeme gelmezdi.“Örne¤in dünyan›n en zengin % 1’i gelirin en az di¤er yüzde 57’sinin ald›¤› kadar al›yor. Baflka bir deyiflle 50 milyondan az zengin insan 2.7 milyar yoksulun ald›¤›n› al›yor.” Dünyadaki en zengin 200 kiflinin kâr›, dünya nüfusunun % 41’inin gelirini aflmaktad›r; ve dünyan›n en zengin üç kiflisinin kâr› 48 az geliflmifl ülkenin toplam GSMH’s›n› aflmaktad›r. (PKP yay›n organ› K›z›l Günefl’ten aktaran ‹flçi Köylü). Bu rakamlar, emperyalist burjuvazinin birçok kurumlar›n›n raporlar›nda s›kça yer al›yor. Onlar›n bu itiraf› mevcut tabloyu çok bariz bir flekilde gösteriyor. Oysa yak›n zamanlara kadar mali sermayenin ideologlar› “zengin ülkeler ile fakir ülkeler aras›ndaki fark kalkacakt›r”, “kapitalizmle tarih bitmifltir”, “MLM ve sosyalizm iflas etmifltir” vb. türden post-kapitalist paradigmalarla, gerçe¤i tahrif eden propaganda furyalar› yürütüyor, bilimin ideolojisine alçakça sald›r›yorlard›. Bugün gerçekler onlar› mahkum etmifl, yüzlerindeki cilalar dökülmüfltür. ‹flçi s›n›f›n›n, ezilen y›¤›nlar›n emperyalizme karfl› öfkeleri, hoflnutsuzluklar› giderek eylemlere, ayaklanmalara dönüflüyor. Anti-

PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

99


PART‹ZAN 49/ Nisan-May›s 2003

100 emperyalist bir dalga oluflmufltur. Latin Amerika halklar› kendi tecrübeleriyle, egemenlerine ve emperyalizmin politikalar›na pratik tav›rlar gelifltiriyorlar. Benzeri tepkiler, Uzakdo¤u’da, Asya’da, Ortado¤u’da da var. Ezilen y›¤›nlara karfl› sald›ganlaflarak gerçek yüzünü gösteren baflta ABD emperyalizmi olmak üzere, emperyalizme karfl› öfkelerini biliyorlar. Filistin’de ‹srail siyonizmi ve ABD emperyalizmine karfl› can bedeli bir mücadele veriliyor. Emperyalist ülkelerde de, “küreselleflme karfl›t›” kalabal›k kitleleri ba¤r›nda tafl›yan genifl ve yayg›n hareketler her eylemde yüzbinleri kucakl›yor. Anti-emperyalist bir dalgay› oluflturan bu hareketler daha çok kendili¤inden hareketler. Yer yer küçük-burjuva, ulusal, reformist ak›mlar bu hareketlere damgalar›n› vursa da, aç›k olan bir fley var; kitleler geleceklerini kapitalist-emperyalist sistemin d›fl›nda ar›yorlar. Ayr›ca Maoist partilerin öncülü¤ünde, s›n›f›n önderli¤inde verilen iktidar mücadeleleri var. Nepal’de, Peru’da, Filipinler’de, Hindistan’da egemenleri tehdit eden, gerici faflist rejimleri sarsan, iktidara yürüyen devrimci süreçler yaflan›yor. Emperyalizmin arka bahçelerini tehdit eden MLM’nin güzergah›ndaki devrimle, giderek dünya halklar›na da ilham kayna¤› oluyor. Türkiye proletaryas›n›n öncü kurmay› da, çetin mücadelelere sahne olan 30 y›ll›k tarihinde, elinden düflürmedi¤i bayra¤› daha yükseklere kald›rarak, devrimi ileri mevzilere tafl›yacakt›r. Can çekiflen, asalak mali-sermayenin tarihsel e¤ilimi onun tarih sahnesinden silinece¤ini gösteriyor. Elbette ki bu zorlu, çetin, kan pahas› mücadele ve katliamlar pahas›na olacakt›r. Ama bu toplumlar tarihinin de bir yasas›d›r. Nitekim emperyalist burjuvazi gelece¤inden endiflelidir. Panik ve telafl atmosferine girmifltir. Öyle ki onlar›n en sad›k kurumlar›ndan biri olan DB’nin

raporu bile, tarihsel e¤ilimlerinin varaca¤› akibeti panik içinde yans›t›yor. “Dünya Bankas› Dünya Geliflme Raporu, bugünkü büyüme modellerini ve ekonomik al›flkanl›klar›n sürdürülemez oldu¤unu, bugünkü ekonomik modelde ›srar edildi¤i takdirde önümüzdeki 50 y›lda küresel nüfusun art›fl›n›n, ekonomik tahribat›n, yok olan kaynaklar›n, artan yoksullu¤un toplumsal yap›lar› da¤›taca¤›n›, siyasi kargaflalara yol açaca¤›n› ileri sürdü.” (Cumhuriyet) S›n›f mücadelesi bir yasad›r. Kapitalizmi tahlil ederken Marks, buradan yola ç›karak sermayenin tarihsel e¤ilimini kendine özgü berrak anlat›m›yla flöyle belirlemiflti. “Bir kapitalist, daima bir çoklar›n›n bafl›n› yer. Emek-sürecinin, gitgide boyutlar› büyüyen kooperatif flekli bilimin, bilinçli teknik uygula-

“Üretim araçlar›n›n merkezileflmesi ve eme¤in toplumsallaflmas›” çeliflkisi dünya kapitalist-emperyalist sistemin temeline damgas›n› vuran çeliflkidir. Ve bu çeliflki s›n›f mücadelesinin maddi temelini oluflturur. Emperyalist sistemi tarihin çöplü¤üne atacak proletarya-burjuvazi çat›flmas›, kaç›n›lmaz olarak sermayenin miad›n› tamamlamas›yla sonuçlanacakt›r. mas›, topra¤›n yöntemli bir biçimde ifllenmesi emek araçlar›n›n ancak ortaklafla kullan›labilir emek araç-

lar›na dönüfltürülmesi, bütün emek araçlar›n›n birleflik toplumsal eme¤in üretim araçlar› olarak kullan›lmas›yla sa¤lanan tasarruf, bütün insanlar›n dünya pazarlar› a¤›na sokulmas› ve böylece kapitalist rejimin uluslararas› bir nitelik kazanmas›, bu merkezileflme ya da birçok kapitalistin birkaç kapitalist taraf›ndan mülksüzlefltirilmesi ile el ele gider. Bu dönüflüm sürecinin bütün avantajlar›n› sömüren ve tekellerine alan büyük sermaye sahiplerinin say›lar›ndaki sürekli azalmayla birlikte, sefalet, bask›, kölelik, soysuzlaflma, sömürü de alabildi¤ine artar; ama gene bununla birlikte say›lar› sürekli artan, kapitalist üretim sürecinin kendi mekanizmas› ile e¤itilen, birlefltirilen ve örgütlenen iflçi s›n›f›n›n baflkald›r›lar› da genifller, yayg›nlafl›r. Sermaye tekeli, kendisiyle birlikte ve kendi egemenli¤i alt›nda f›flk›r›p boy atan üretim tarz›n›n ayakba¤› olur. Üretim araçlar›n›n merkezileflmesi ve eme¤in toplumsallaflmas›, en sonunda bunlar›n kapitalist kabuklar›yla ba¤daflamad›klar› bir noktaya ulafl›r. Böylece kabuk parçalan›r. Kapitalist özel mülkiyetin çan› çalm›flt›r. Mülksüzlefltirenler mülksüzlefltirilirler.” Marks’›n bu söyledikleri flüphesiz ki kehanet de¤ildir. Bilimsel bak›fl aç›s›yla sermayenin tarihsel evriminin nas›l bir sonla sonuçlanaca¤›n›n ifadesidir. “Üretim araçlar›n›n merkezileflmesi ve eme¤in toplumsallaflmas›” çeliflkisi dünya kapitalist-emperyalist sistemin temeline damgas›n› vuran çeliflkidir. Ve bu çeliflki s›n›f mücadelesinin maddi temelini oluflturur. Emperyalist sistemi tarihin çöplü¤üne atacak proletarya-burjuvazi çat›flmas›, kaç›n›lmaz olarak sermayenin miad›n› tamamlamas›yla sonuçlanacakt›r. S›n›fs›z topluma giden tarihi güzergah, s›n›f›n bir dizi yarataca¤› demokratik halk iktidarlar› ve sosyalizm mevzileriyle, yerini nihai hedefe b›rakacakt›r.


partizan49  

E E m m p p e e r r y y a a l l i i z z m m i i n n “ “ ö ö z z g g ü ü r r l l ü ü ¤ ¤ ü ü ” ” H H A A L L K K L L A A R R A A K K Ö Ö L L...

Advertisement