Issuu on Google+


Sanatýn Gerekliliði Sýla Erciyes

lk sanat eserleri olarak deðerlendirilen ilkel insanlarýn maðara duvarlarýna çizdiaði resimlerde, dýþ dünyayý sanat yoluyla yansýtma vardýr. Ýnsanlar günlük yaþamda karþýlaþtýklarý zorluklarý ve bu zorluklar karþýsýndaki tavýrlarýný resmetmiþlerdir. Bu da sanatýn boþ bir zaman geçirme aracý, yalnýzca insan beyninin kendi ürünü olduðu sonucunu deðil yaþamýn yansýmasý olduðunu göstermiþtir. “Sanat en eski çaðlardan itibaren insanlýðýn dili olmuþtur. Nasýl ki konuþma dilinde karþýlýðý olmayan bir kavram yoksa, kelimede yoktur. Sanatta da bir imge gerçek dünyada yansýsýný bulmazsa oluþamaz” (Boris Suçkov, Gerçekçiliðin Tarihi) Ýlk insanýn konuþmayý öðrenmesini hatýrlarsak ilk olarak dýþ dünyada olan doðal sesleri taklit ederek baþladýðýný görürüz. Sanatta ilk yolculuðuna doðal yaþamýn taklidi ile baþladý. Onu anlamak için yapýlýyordu ve büyünün etkisi altýndaydý. Ne zaman ki, insan dünyayý ve kendini tanýmaya baþladý o zaman bilinçli bir faaliyet durumuna geldi. Sanat ve felsefe iliþkisine baktýðýmýzda direkt bir baðlantý olduðunu görürüz. Felsefe dünyayý anlama, yorumlama ve deðiþtirme bilimidir. Sanatta bu felsefe üzerinde temellenir. Sanatçý felsefi yaklaþýmýna göre eser verir. Fakat felsefi yan yapýtýn dýþýnda, sonradan eklenme deðildir. Sanat kendi özü gereði felsefidir. Çünkü oldum olasý yaþamýn anlamýndan söz eder, varoluþun temelini kavramakta insana yardýmcý olar ve onun dünya görüþünü etkiler. Biz insanlýðýn geliþim sürecini anlayabilmek için sanat eserlerini inceliyoruz. Bu nedenden dolayý da sanat felsefi yaklaþýma göre farklý biçimler alýr. Felsefi olarak idealizme denk düþen bir sanatçýnýn yapýtý insanlarý gerileten, dünyayý ve insanlýðý bir kaderin boyunduruðu altýnda býrakýrlar, ve yaþamdan onlarý uzaklaþtýrýp ideler dünyasýna taþýrlar. Ýnsanlara varolanlarý anlatýrlar fakat bunu deðiþtirme yönünde ipucu veremezler. Yaþadýklarý toplumu deðiþtirme insan üzerindeki olumsuz etkilerini yoketme yönünde bilinçlendirici olamaz. Varolan sistemin koruyuculuðunu yaparlar. Fakat bu soruna bilimsel bir felsefe ile yaklaþan sanat eserlerinde insanlara sa-

1

YAZ ‘05

Ý


dece yaþadýklarý zorluklar deðil bunun nedenleri, çözümleri de yansýtýlýr. Peki, sanat neden gereklidir? Neden sinemaya, tiyatroya ya da konsere gideriz? Neden izlediðimiz bir filmdeki karakterlerle kendimiz arasýnda özdeþlik kurar, kahramanlarýna benzemek isteriz? Onlarla aramýzda kurduðumuz bu benzerlik, kendimizi aþma, bir üst düzeyde yeniden varetme isteði midir? Yoksa baþka bir nedeni mi vardýr bu özdeþleþtirmenin? Bu sorularý geniþletmek mümkün, ama gerekli de deðil. Ortaya çýkan bir gerçek var, o da, sanatýn insan üzerinde ki deðiþtirici-dönüþtürücü etkisi. Tam da bu nedenden dolayý deðil mi sanatýn görevi, sanatçýnýn sorumluluðu üzerine yapýlan tartýþmalar. Sanatýn dünyayý anlama, kavrama ve deðiþtirme özelliði ona direk ideolojik bir yan vermiþtir. Sýnýf savaþýmý kendini bu alanda da uzlaþmaz bir nitelikte ortaya koymuþtur. Egemen olan sýnýf, tüm alanlarda gösterdikleri tutumu sanata da uygulayarak, onu, yani sanatý kendi ideolojilerinin savunucusu yapmaya uðraþmýþlardýr. Bunda önemli baþarýlarda elde etmiþlerdir. Egemen ideolojiyi yayan birçok sanatçý ve sanat akýmý vardýr. Bu sanatçýlar, kendi kiþiliklerini, Pazar iliþkilerinin içine sokarak yaratýcýlýklarýný, alanýp-satýlan bir metaya dönüþtürerek, kurulu düzenin bozulmamasý gerektiðini, her þeyin alýnýp-satýldýðý, kendi eserinin pazarda bir metaya dönüþtürüldüðü bu sistemi korumaya çalýþýr. Týpký Aristo’nun dediði gibi “kölenin köle olmaktan baþka çaresi yoktur”. Oysa ki, sanatçý kimliði sistemle her zaman kavgalýdýr. Ýçinde yaþadýðý çaðý anlama savaþýmý içinde, ileriyi görür ve sistemin çeliþkilerini yakalayarak yeni toplumun deðerlerini, yeni insaný ve bilincini yaratma ilerici rolünü üstlenerek toplumsal geliþmede bir basamak görevi görür. “Yazarlar modern çaðýn destanýný ortaya koydular ve ister istemez, ki bunun birçok örneði vardýr, sýrf gördükleri yaþamý saðlýklý ve nesnel olarak çizmekle de mülkiyet sahiplerinin yaratmýþ olduðu bu akýldýþý uygarlýðýn kötülüklerini kendiliðinden mahkum etmiþ oldular” Sorun yalnýzca “akýldýþý uygarlýðýn” kötülüklerini kendiliðinden mahkum etmek deðil, bilinçli bir yaklaþýmla yaþadýðý çaðýn gerçekliðini ortaya koymak ve gelecek toplumun deðerlerini, yeni insaný yaratma ilerici rolünü gerçekleþtirmektir. Sanat ve sanatçý ancak böyle insanlýðý ileriye taþýyacak bir güce dönüþebilir. Sanatçýnýn düþünsel üretimde bulunmasý için gerekli olan özgür ortam, her þeyin metaya dönüþtürüldüðü, alýnýp-satýldýðý kapitalizm koþullarýnda yoktur. Tam da bundan dolayý sanatçý bu toplumsal sistemle kavgalý olmak zorundadýr. Kapitalizm Pazar iliþki-

2


lerine girmeyen hiçbir sanatsal yaratýma izin vermez. Kapitalizm sanatçýdan, bu sistemin sömürüye dayalý, insana yabancý deðerlerini yüceltmesi ve ancak bu koþulda ona yaþam hakký tanýnacaðýný söyler. “Þu tipte roman yazacaksýn”, “kapitalizmin deðerlerini yücelteceksin ki bende seni sanatta yarattýðým star sistemine, Pazar iliþkilerine dahil edeyim. Kim ki bu sese kulak verirse hem kendinden, hem de sanatsal yaratýmýndan çok þey kaybedecektir. Sanatý güdükleþecek, kendini tekrar etmekten zamanla tükenecektir. Yaþadýðýmýz bu yeni evrede sanat alanýnda yaþanan çöküþün nedenini burada aramak lazým. 21. yüzyýlda sanatta gelinen bu aþama geniþ incelemeyi gerektiren bir alan olarak karþýmýzda durmakta. Önsöz olarak bu konu üzerinde durmayý geniþ bir araþtýrmayla bu konuyu gündeme taþýmayý istiyoruz. Daha sonra ki kitap dizilerimizde Dosya konusu kapsamýnda ele aldýðýmýzda sanatçý ve aydýn dostlarýmýzdan düþünsel katký bekliyoruz. Bu kýsa açýklamadan sonra konumuza kaldýðýmýz yerden devam edelim. Uzun yýllar “sanat sanat için midir”, “sanat toplum için midir” biçiminde süren tartýþma bugün artýk yapýlmýyor. Yapýlmamasýnýn nedeni bu tartýþmanýn bittiðinden deðil farklý bir biçimde sürdüðündendir. Yapýlan bu tartýþmalar þöyle bir yanlýþ algýlamayý getirmiþtir; toplumcu gerçekçi sanat anlayýþý biçimciliði savunan sanat akýmlarýnýn karþýsýna konularak, toplumculuk yalnýzca içerikçilikmiþ gibi algýlanmýþ ve daraltýlmýþtýr. Bugünde aþýlmasý gereken bir sorun olarak karþýmýzda durmaktadýr. Ýnsan iliþkilerinin bu kadar karmaþýklaþtýðý, yabancýlaþmanýn en üst boyutta yaþandýðý günümüz koþullarýnda, sanatýn yaþanan süreci anlama ve kavramada yeni biçimlere ihtiyacý var. Ayrýntýlarýyla sergilenmiþ yazýnsal modellere baðlanmadan, yeninin arayýþý içinde olmalýyýz. Yöntemler eskiyor, yeni yeni sorunlar çýkýyor ortaya, bunlar yeni yöntemleri zorunlu kýlýyor. Gerçeklik deðiþiyor, bununla baðlantýlý olarak gerçekliði yansýtýþ biçimi de deðiyor. Brecht’e göre toplumcu gerçekçilik, toplumun nedensel karmaþalarýný açýða çýkarmak, egemen bakýþ açýlarý þeklinde ortaya koymak, yenilmesi gerekli güçlüklere karþý çözümler getirebilecek, insandan yana bir toplumu oluþturabilecek bir sýnýfýn açýsýndan sorunlara bakmak, geliþmenin etmenlerini vurgulamak, somutu ve soyutlamayý olabilirleþtirmek. Buradan da anlaþýlacaðý gibi, toplumcu gerçekçilik, insana olaylara ve olgulara hangi pencereden baktýðýmýzla ilgili bir sorundur. Yoksa sýnýrlarý belirlenmiþ bir yazýþ, sunuþ, sahneye koyuþ biçimi deðildir. Elbette ki öz ve biçim arasýnda olmasý gereken bir uyum zorunluluktur. Öz-biçim bütünlüðü olmadan bir eserin estetik olduðundan söz edemeyiz.

3


VE...

AYAÐA KALKTI ÝNSAN

Temade ÇINAR Ve ayaða kalktý insan! Bin yýllarca süründükten sonra ve bin yýllarca emekledikten, bütün türdeþlerinden ayýrdý kendisini doðanýn en zorlu evrimini gerçekleþtirdi. Ýpek böceðinin kozasýndan çýkmasý gibi Yýlanýn kabuðunu deðiþtirmesi gibi yavru kartalýn sarp kayalardan atlayarak gökyüzüne ilk kanat açýþý gibi. Nasýl ve neden ama nihayet Ayaða kalktý insan! Bin yýllar sürdü bu dikiliþ ve yine bin yýllar sürecek yeni bir diriliþ yarattý Anlayamýyordu henüz nasýl doðar güneþ ve kim sallar yeri? Sular nasýl kabarýrda alýr götürür her þeyini? Yenemediði doða güçlerine tapýndý, ateþi buldu tapýndý. Bufaloyu vurdu, postunu giydi, avcýlýðýnýn dansýný yaptý, tapýndý. Bin yýllar geçti böyle hayatta kalabilecek kadardý avladýðý / topladýðý týpký doðanýn diðer canlýlarý gibi. Bin yýllarca doðadaki diðer canlýlardan farksýz sürdürdü yaþamýný Ve nihayet Ayaða kalkýþýnýn son doðruluþunu yarattý:

4


“ALET YAPTI” kesiciler, eziciler, deliciler, vurucular, yontucular... Böylece tarihe “insan” adýný yazdý. Bin yýl sürdü taþý yontmayý öðrenmesi ucunu sivriltmesi bin yýl bin yýl daha sonra cilalandý taþ bin yýl daha sonra mýzraðýn ucuna takýldý böyle zor böyle ölümle burun buruna adýmlarla geçti bin yýllar Kýtlýk, soðuk, sýcak, vahþi hayvanlar, hastalýklar her þey ama her þey yaþamasý yolunda tehditti. En zor çoðalan ve en zor yetiþen çocuðuydu doðanýn insan. Yok olmadý, ayakta kaldý! Çünkü tarihe yazacak daha çok þeyi vardý. Erkek avlanýr, kadýn eker, yetiþtirir, evcilleþtirir, evine bakar ve yönetirdi topluluðu. Anaerkildi toplum bu yüzden. Kimse üreten odur sahibi. Kimin ihtiyacý varsa alýr ondan. Ýnsanlýðýn kanunu bu kadar basitti. Ýlkel komünal toplumun insanlarý ayakta kalmak için paylaþtýlar, yaþadýlar, öldüler... Tarihin geri döndürülemez çarklarýnda Bin yýllar sonra insan, üretebildi geliþtirdiði aletleriyle tüketeceðinden fazlasýný. Geliþtirdiði aletlerin kölesi oldu böylece. Erkek aldý eline aletleri Ve bu da kadýnýn tarihte ilk yenilgisi oldu Daha çok malý olanlar daha azý olanla, daha deðerli madeni olanlar diðerleriyle, daha bereketli topraklar, daha güçlü insanlar, bufalolar, ýrmaklar her þey ama her þey kabile savaþlarýnýn nedeni oldu. Yüzyýllarca süren savaþlarda milyonlar öldü

5


yaþayanlar kazananlarýn kölesi oldu. Köleci toplumun sahiplerine yardým ediyordu tanrýlarý. Tanrýlar böyle emretmiþti. Kölenin köle olmaktan baþka seçeneði yoktu. Efendiler gibi buyruklar da tanrýlardan gelmiþti. Ve sömürücülerinin güç aygýtý DEVLET’i vardý bundan böyle... Dev tapýnaklar, setler, kaleler, saraylar yaptýlar” ve efendileri için savaþtýlar köleler. Ya çalýþarak yada savaþarak öldüler. Çok tanrýlarý vardý hayatýn sahiplerinin çok da zamanlarý sanat ve bilim onlarýn elindeydi bu yüzden. Ýmparatorlar, Firavunlar ve daha niceleri efendilerin týpký tanrýlarý gibi-ki onlar yarý tanrýydýlardoymak bilmezlerdi. Köleler onlarý doyurmak için altýna, topraða ve güce kadýnlarý, çocuklarý, yaþlýlarý ve gençleriyle ölünceye yada öldürülünceye kadar hizmetindeydiler efendilerinin. Bin yýllar sürdü böyle uzaða gidemiyorlardý ama gemileri vardý, yazýlarý, tekerlekleri, örste dövülmüþ demirleri, öküzleri, atlarý da vardý artýk efendinin. Nihayet uyandý köleler Bunca zulüm ve birikimden sonra baþka türlü olmasý da beklenmezdi. Yaþama haklarý için kendi döktükleri zincirlerini kýrdýlar. Bu kez Spartaküs’ün önderliðinde Ve bir kez daha ayaða kalktý insan! Spartaküs; sabaha ölümle birlikte uyanan bir gladyatör. Roma’nýn o muhteþem arenalarýnda Romalýlarý ve onlarýn aristokratlarýný eðlendirmek ve doyurmak için kana öldürmeye ve ölmeye koþulmuþ bir köle. Spartaküs’ün özgürlük savaþý baþladýðýnda önce gladyatörler yani; ölüme yaþayanlar çýktýlar onunla yola.

6


Yüz binlerle zýrhlý, tepeden týrnaða silahlý Roma ordusu binlerle çýplak el, çýplak ayak Spartaküs’ün özgürlük savaþçýlarý. Yaþama hakký için çýktýlar yola. Yüz binlerle öldüler, oluk oluk aktý kan. Çarmýha çivilendiler, yakýldýlar kuyulara atýldýlar, vahþi hayvanlara yem edildiler... Onlar öldüler ama yenilmediler. Kölelerin köle olmaktan baþka bir seçeneði olduðunun habercisi oldular. Ayaða kalkanlar izlediler onlarýn yollarýný Yaþamayý kazandýlar... Spartaküs’ün baþlattýðý ayaklanma efendilere ve tanrýlarýnýn buyruklarýna insanlýðýn ilk baþkaldýrýsýydý Yaþamayý kazandýlar... Özgürlük yolunda ilk büyük adým ezilenlerin ilk büyük zaferi insanýn ilk bilinçli dikiliþi. Yaþamayý kazandýlar. Yüzyýllar sürdü ayaklanmalar köleler serf oldu, aristokrasi kraliyet. Kral, imparator, padiþah ya da raca serf, topraða baðlý köle ya da maraba adlarý farklý ama hep ayný sömürü topraðý býrakýp gidemez serf ya da maraba ancak derebeyi ya da aða caný istedi diye yaþama hakkýný alamaz elinden yasalarý var serflerin kanlarýyla yazdýklarý ve de haklarý ama uygulayan efendiler olduktan sonra ne iþe yarar yasalarý? (devam edecek)

7


Ufuk BULUT

einstein

GÖRELÝLÝK KURAMI YAÞAMA BAKIÞI

Burjuva dünyanýn dahi yeteneklerini ve yaratýmlarýný yadsýyamadýðý insanlardan biri de Einstein’dýr. Onun dünyaca ünlü bir fizikçi olduðunu hemen hemen herkes bilir. Ama Einstein’ýn sosyalist düþüncelere salip bir insan olduðunu bir çoðumuz bilmiyoruz. Tabi ki onu bu bilimsel düþüncelere götüren objektifliðidir. Lenin, kendi araþtýrma alanýnda diyalektiðin yasalarýný kullanýp yaþamda ise bu bilimsel yöntemi terk edenleri hatta bunu bilinçli olarak yapýp kendilerini sermayenin bir aracý olarak kullandýrýp bilimi insanlýðýn geliþmesine engel olacak þekilde kullananlarý ‘bilim böceði’ olarak nitelendiriyordu. Diyalektik baktýðýmýzda doðayý, toplumu ve bireyin yaþamýný karþýlýklý etkileþimleri içerisinde bütünlüklü deðerlendirdiðimizde bilim insaný olmanýn kriterleri de belirlenmiþ olur. Einstein gerçek anlamda bir bilim insaný idi. Bizde yazýmýzda

8

Einstein’ý bu bütünlük içerisinde ele alacaðýz. Önce yaþamýyla ilgili kýsa bir bilgi verdikten sonra görelilik kuramýný ve daha sonrasýnda ise toplumsal yaþamla ilgili düþüncelerini aktarmaya çalýþacaðýz. Einstein 14 Mart 1879’da Almanya’nýn güneyinde küçük bir kent olan Ulm’da doðdu. 1880 yýlýnda babasýnýn elektronik teknolojileri iþi batýnca ailesi Münih’e taþýndý. Albert Einstein Musevi bir aileden olmasýna raðmen eðitimine baþladýðý ilkokul Roma Katolik Okulu’ydu. 17 yaþýna geldiðinde ise Ýsviçre’nin Zürih kentindeki Federal Politeknik enstitüsüne gitmeye karar verdi. Ama giriþ sýnavýnda baþarýlý olamadý ve Aarau Kanton Okulu’nda bir bütünleme yýlý geçirdi. Ýkinci kez baþvurduðunda enstitüye kabul edildi. 1900 yýlýnda mezun oldu. Öðretmenliðe baþladý ve Ýsviçre vatandaþý oldu. Kýsa bir süre sonra Bern’deki Ýsviçre Patent Ofisinde üçüncü sýnýf teknik uzman olarak çalýþmaya baþladý. 1903 yýlýnda Mileva Mariþ”le evlendi. 1905 yýlýnda ise özel görelilik kuramýný ve kütleyle enerjinin birbirine eþdeðer olduðu teorisini geliþtirerek fizik dünyasýnda ve zamanla tüm dünyada tanýnan bir bilim insan olmasýnýn yolu açýldý. 1914 yýlýnda 1. Paylaþým Savaþý baþladýðýnda Berlin Ünv. Profesörüydü. Bu paylaþým savaþýna karþý çalýþmalarýndan ve sosyalist düþüncelere sahip olduðundan dolayý Alman ordusunun hedeflerinden birisi haline geldi. Bu dönemde kendisini


daha çok kuramsal fizik çalýþmalarýna vererek 1916 yýlýnda genel görelilik teorisini tamamladý. 1919 yýlýnda kuramýn doðrulanmasýyla birlikte tüm dünyanýn tanýdýðý bir insan olmuþtu. 1930’lu yýllarda Avrupa da faþizmin yayýlmaya baþlamasýyla birlikte ABD’ye gidip gelmeye baþladý. 1953 yýlýnda Hitler faþizminin Almanya’da yükseliþiyle birlikte ABD’ye göç ederek Avrupa’yý terk etti. Amerika’da da faþizme karþý ve emperyalist savaþa karþý çalýþmalarýyla yoðun gözetim altýnda kaldý. 18 Nisan 1955 yýlýnda 76 yaþýnda yaþama veda etti. Einstein’ýn görelilik kuramý kanýtlanýncaya kadar Newton’un evren modeli geçerliydi. Newton’a göre uzay bir boþluktu ve madde uzay boþluðunun içerisinde bir noktadan baþka bir noktaya hareket ediyordu ve bu hareket esnasýnda bir zaman geçiyordu. Yani madde ve hareket zaman kavramýyla açýklanýyordu. Bu uzay denilen mekan içerisinde gerçekleþiyordu. Yani evren uzay-zamandan oluþuyordu. Ama bunlar birbirinden baðýmsýz ve etkileþim içerisinde deðillerdi. Mutlak boþ bir uzay içerisinde maddenin hareketi. Einstein ise uzay ve zamanýn göreli olduðunu ve birbirleriyle etkileþim halinde olduklarýný kanýtlayarak Evrenin yapýsýný bir üst düzeyde tanýmlayarak fizikte bir devrim yaptý ve diyalektiðin yasalarýnýn evrenin tamamýnda geçerli olduðunu fizik bilimiyle perçinledi. Felsefi olarak da idealizmi evrenin dýþýna atarak bilimsel kanýtlarýyla son darbeyi vurdu. Dini otoritelerin tüm uðraþlarýna raðmen “Ne yazýk ki evrende tanrýya yer yok” demesiyle de cüretli bir duruþ sergiledi. Madde çok yüksek hýzlarda uzay ve zamanda deðiþime yol açtýðýndan dolayý yaþadýðýmýz gezegende bu kuramý gözlemleyebileceðimiz somut bir olay maalesef yok. Ama yine de evrendeki iþleyiþ yasalarý açýsýndan görelilik kuramýnýn açýklamasýný yapmaya çalýþacaðýz. Þunu da hemen belirtelim ki pratik yaþamýmýzda ki olgusal gözlemlerimize ters gelebilecek bir þekilde iþliyor evrenin yasalarý. Marks ne demiþti, bilime giden düz ve kolay bir yol yok. Engellerle ve sarp kayalarla dolu zorlu

bir yolu katetmeyi göze alamayanlar bilimsel düþüncelere ulaþamazlar. Örneðin; en geri bilinçteki bir iþçi patron bana ekmeðimi veriyor. Onun sayesinde ekmeðimi kazanýyorum diyebilir. Kendi yaþamýndaki bireysel deneyimleri onu bu sonuca götürmüþtür. Ama ekonomi-politik bilimi bunun tam tersi olduðunu, bütün dünyayý üretenin iþçiler olduðunu, patronlarýn sermayeyi iþçilerin ödenmemiþ emeðinin karþýlýðýnda biriktirdiklerini yani sermayeyi yaratanýn iþçilerin çalýnmýþ emeði olduðunu kanýtlamýþtýr. Bundan dolayý iþçi sýnýfýnýn bilimsel dünya görüþünü, hem toplumsal yaþamda hem de Evrenin tamamýný anlayabilmek için öðrenmesinin önemini daha iyi anlamalýyýz.

“Çocukluðumda yaþadýðým iki önemli olayý unutamam; biri 5 yaþýmdayken amcamýn armaðaný pusulada bulduðum gizem, diðeri 12 yaþýmdayken tanýþtýðým Öklit geometrisi. Gençliðnde bu geometrinin büyüsüne kapýlmayan kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atýlým yapabileceði hiç beklenmemelidir!” Þimdi kýsaca Görelilik Kuramýný tanýmlayalým: Bir cismin hareket yönünde 1-Boyutu küçülür(boyu kýsalýr.) 2-Kütlesi artar. 3-Zaman daha yavaþ iþler. Düþük hýzlarda bu deðiþimler çok küçük ölçekte yaþandýðýndan çýplak gözle doðayý incelediðimizde bu fizik yasalarýný gözlemleyemeyiz. Çok yüksek hýzlarda bu deðiþim belirginleþmeye baþlar. Ayný zamanda hiçbir madde ýþýk hýzýna (saniyede 300.000km) eriþemez. Çünkü hýzý ýþýk hýzýna yaklaþtýkça boyutu çok küçülür, zaman hiç geçmeyecek kadar yavaþ iþler ve kütlesi sonsuza yaklaþýr. Evrendeki tüm kütle toplansa dahi bu kadar enerjiye ulaþacak miktar bulunmamakta-

9


dýr. Tabi ki bu hýzlara yakýn hýzlarla hareket eden kütle, içersinde bulunduðu uzay ile düþük hýzlardaki ve küçük kütlelerdeki maddelerin uzay ile bulunduðu etkileþimden farklýdýr. Büyük kütleli cisimlerin uzayý eðdiði, burktuðu Einstein’ýn görelilik kuramýyla tanýmlanmýþ ve daha sonra 1919’daki güneþ tutulmasý sýrasýnda ýþýðýn oval bir yol izlediði özel teleskoplarla gözlemlenerek matematiksel olarak hesaplanýp kanýtlanmýþtýr. Yani, uzayýn farklý noktalarýnda yüksek kütleli-yüksek hýzlarda hareket eden cisimlerin fizik hali ile, dünyamýzdaki yavaþ hýzlarda-küçük kütleli Özel Görelilik cisimlerin fizik hali ve bunlarýn uzayla etkileþimleri farkAnlamý: Uzay ve zaman gözleyenin hzýna lýdýr. baðlýlýdýr. Bir de küçük bir mantýk deneyi ile daha somut anSonucu: Hýzlý hareket eden nesneler, lamaya çalýþalým: Birbirine paralel iki tren rayýnda, ayný görelilik teorisinin hareketlilik denklemyönde iki trenin hareket ettiðini düþünelim. Bir tren saleriyle hesaplanmak zorundadýr. Uygulama Alanlarý: TV’lerdeki elektron- atte 200 km ile hareket ederken paralel raydaki trenin lar, uydulardaki atom saatleri parçacýk hýz- hýzý saatte 400 km olsun. 200 km hýzla hareket eden trenin içindeki biri kronometre ile yandaki trenin hýzýný ölçlandýrýcýlarýndaki elektronlar ve protonlar. sün. Kendisi 200 km ile hareket ettiðinden yanýndan geGenel Görelilik Anlamý: Uzay ve zaman çekim kuvvetleri çenin hýzýný 200 km ölçeceðini düþünürüz deðil mi? Atarafýndan bükülür. ma öyle deðil!« Sonucu: farklý çekim alanlarýndaki saatler O da hýzý 400 km ölçüyor. Kendisi hareket halindeyfarklý zamanlarý gösterir. ken yanýndaki trenin geçiþi yerdeki bir insana göre daUygulama Alanlarý:Uygulardaki atom ha yavaþ hareket ediyor gibi algýlanýr. Ama saatte 200 saatleri. Bir yüksek binanýn en üst katýnda- km ile giden trendeki adamýn kronometresi yerdekine ki saatle zemin katýndaki saat ayný hýzla göre daha yavaþ iþlediðinden hýzý 400 km olarak saptýçalýþmaz yor. Her ne kadar olgusal mantýða ters düþse de doða yasalarý böyle iþliyor. Einstein ayrýca maddenin enerjiyle eþdeðerli olduðunu da kanýtlamýþtýr. Enerji=Kütle x Iþýk hýzýnýn karesi (E=m.c2) formülü de Einstein’ýn pratik yaþamýmýza uyarlanan fizikte önemli bir yer tutan buluþudur. Çok küçük miktarda bir maddenin enerjiye dönüþmesi sýrasýnda devasa bir enerji açýða çýkýyor. Bir nükleer denizaltý, kibrit kutusu kadar bir kütlenin enerjiye çevrilmesiyle dünyanýn çevresinde iki defa tur atacak enerji elde edebiliyor. Tabi ki kapitalizm; bu güne kadar tüm bilimsel geliþmeleri, sömürüsünü ve egemenliðini sürdürmek için insanlýða karþý yýkým araçlarý olarak kullandýðýndan bu geliþmeyi de atom bombasý ve diðer nükleer silahlar üretmekte kullandý. Biraz da uzaydaki burkulmadan bahsedelim. Bir misketin düz bir yüzeyde, belirli bir hýzla 1 m hareket ettiðini varsayalým. Ayný misketin ayný hýzla ama bu kez de oval bir yüzeyde hareket ettiðini düþünelim. Ayný misket ayný hýzla ama oval bir yüzeyde hareket ettiðinde yol uzayacaðý için daha uzun sürede yolculuðunu tamamlayacaktýr. Þimdi ise; misketin altýnda bir yüzey olmadýðýný ve uzayda hareket ettiðini düþünelim. Ýþte burkulmuþ bir uzayda cismin hareketi de uzayda daha uzun bir yol kat etmesiyle sonuçlanýyor. Ayrýca; bu 5 gramlýk misketin hýzýnýn saniyede 20.000 km ye çýktýðýný varsaydýðýmýzda aðýrlýðý 200 000 ton kg/kütle ye ulaþacaktýr. Dünyamýzý sýkýþtýrýp bir misket küçüklüðüne getirdiðimizi ve bu misketin dünyamýz kadar kütle barýndýrdýðýný bir düþünün. Bir nötron yýldýzýndan bir çay kaþýðý aldýðýmýzda milyonlarca ton aðýr-

10


lýðýnda bir kütle barýndýrdýðýný bilmekteyiz. Kara deliklerin ise, ne kadar kütle barýndýrdýðý bilinmemekte. Ama yakýnlarýndan geçen ýþýklarý bile yuttuðunu düþünürsek; ne kadar büyük bir kütle çekimine sahip olduklarýný tahmin edilebiliriz.Tabi ki bu kadar büyük kütleler barýndýran cisimlerin bulunduðu bölgelerde fizik yasalarýnýn nasýl iþlediði ve uzayýn ne kadar burkulduðu ve aralarýndaki etkileþimin diyalektiði tam olarak bilinmemektedir. Fakat Einstein’ýn fizikte yarattýðý devrimle, evrendeki (uzay-zaman) geliþimin diyalektik yöntemle çözülebileceðini, çünkü doðanýn iþleyiþ yasalarýnýn diyalektik olduðunu formüllerle bilimsel olarak kanýtlamýþtýr. Son dönemde tarihsel olarak; diyalektik materyalizm tarafýndan bilimin kapýsýndan kovulan, idealist felsefeyi tekrar bilimin bacasýndan sokmaya çalýþan, yeni bilinemezci ve determinist’lerin çabalarýný Einstein görelilik kuramýyla mahkum etmiþtir. Onlar tarihin her döneminde sonsuz deðiþim ve dönüþümün doðal sonucu olan uzay ve zamanýn her seferinde bir üst düzeyde, yeniden tanýmlanmasý gerekliliðini diyalektiðin bir açýðý olarak kullanmaya çalýþmýþlardýr. Materyalist diyalektik bilimciler tarafýndan bunun diyalektiðin bir eksiði deðil üstünlüðü olduðu her seferinde tekrar ispatlanmýþtýr. Ve tarih idealist felsefenin enkazlarýyla doludur. Evrenin nesnel gerçekliði ve evrimi ise; onlarýn öznel istem ve çýkarlarýný yansýtan felsefelerini umursamadan milyarlarca yýldýr yoluna devam ediyor… Einstein’ýn ekonomik üretimle ilgili düþüncelerini çok kýsa bir þekilde kendi yazdýklarýndan açýklayalým: “Benim nezdimde, kötülüðün gerçek kaynaðý bugünkü kapitalist toplumun ekonomik anarþisidir. Kolektif emeðin meyvelerinden birbirini mahrum emek için hiç durmaksýzýn çabalayan bir üreticiler toplumu söz konusu. Bu noktada üretim araçlarýnýn yasal biçim-

11

de ve genel olarak bireylerin özel mülkiyeti olduðu önemli bir gerçek…Üretim araçlarýnýn sahibi, iþçinin emek gücünü satýn alma konumundadýr. Ýþçinin üretim araçlarýný kullanarak ürettiði ürünler kapitalistin mülkü olur. Bu sürecin özü iþçinin ürettiði ile iþçiye ödenen bedel arasýndaki iliþkidir. Her ikisi de gerçek deðer üzerinden ölçülmektedir. Ýþ akdi, emek sözleþmesi “ özgür olduðu müddetçe, iþçiye ödenen bedeli belirleyen onun ürettiði ürünün gerçek deðeri deðil, minimum ihtiyaçlarýdýr ve bu da, söz konusu iþ için rekabet eden iþçi sayýsýyla kapitalistin emek gücünden talebi arasýndaki iliþki ile belirlenen bedeldir. Ýþçiye yapýlan ödemenin, iþçinin ürettiði ürünün deðeri tarafýndan belirlenmediðini, kaðýt üzerinde bile öyle olmadýðýný anlamak önemlidir…” Ayrýca; “ sosyalizmin amaç ve sorunlarýnýn berraklaþmasý, içinde bulunduðumuz geçiþ çaðýnýn en büyük meselesidir.” diyerek çaðýnýn gerçekliðini nasýl kavradýðýný da özetlemiþ oluyor. Not: Ýþçi sýnýfýnýn bilimsel dünya görüþünü özümsemesi, sýnýf olarak; insanlýðýn kurtuluþ mücadelesine öncük etmesini getireceði gibi, birey olarak da yaþamý bütünlüklü ve tüm zenginliði ile duyumsayabilmesinin ön koþuludur. Bundan dolayý; sosyalizmin öngününde Önsöz’ümüzde bilimle ilgili yazýlarýn devam etmesi için, tüm okurlardan dergiyi sahiplenme ve yazý gönderme konusunda duyarlý olmalarýný bekliyoruz…


DOÐA ÝNTÝKAMINI ALIYOR…

YAZ ‘05

Cemre Can Üzerinde yaþadýðýmýz dünyamýz tam bir yýkýmla karþý karþýya. Ýnsanýn yýkýmý ile ayný oranda dünyamýz da yýkým yaþýyor. Çölleþme yoksullukla ayný zamanda ilerliyor; ormanlar adaletle ayný zamanda geriliyor; yoksul ülkelerin gecekondu semtleri ,Üçüncü Dünya topraklarýný ele geçiren ulus aþýrý þirketlerin karlarý ile ayný zamanda büyüyor. Afrika’da yetersiz beslenen çocuklar sararýp, solar ve ölürken, zengin ülkelerin orta sýnýflarý fazla kilolarýný atmak için ne yazpacaklarýný bilmiyorlar. Yaþlý kýtamýz felaketler yaþýyor. Yoðun tarým ile toprak çölleþtiriliyor; kimyasal atýklarla sularýmýz, ýrmaklarýmýz, nehirlerimiz ve denizlerimiz zehirleniyor; hava solunamaz hale geliyor; kurulan otoyollar, metrolar, dev binalarla kentler yaþanmaz hale getiriliyor. Kurulan barajlarla yüz binlerce insan yaþam alanlarýndan kovularak açlýða sürükleniyor. Denizlerin kirlenmesi bir yandan doðayý tehdit ederken diðer yandan da binlerce balýkçýnýn yaþamdan kovulmasýný dayatýyor. Yaþamdan kovulan milyonca insan, Gelecekleri belirsiz, fabrikalarda çalýþan 200 milyon çocuk, dünyada milyonlarca seks kölesi, 100 milyon sokak çocuðu, milyonlarca AIDS hastasý, milyonlarca iþsiz ve aç insan… Yaþanan yýkýma karþý, geleceðine sahip çýkmak isteyen, baþkaldýran kitlelere uygulanan terör… yok edilen milyonlar… Doðayý tahrip eden, þehirleri betonla kaplayýp, ormanlarý yok eden, denizleri-havayý kirleten ve en önemlisi ozon tabakasýný delerek dünyanýn ýsýsýný,dengesini alt-üst eden emperyalist-kapitalist sistem, bugüne kadar yaptýklarýnýn bedelini ödemeye baþladý. Bütün dünyanýn ekolojik felaketler ve iklim dengesizlikleriyle sarsýldýðý son yýllarda, dev dalgalar þehirleri yutuyor; kasýrga ve fýrtýnalar, pek çok ülkede can ve mal kaybýna neden oluyor. Depremler, seller, hortumlar, tayfunlar yoksul sýnýflarýn öfkesini kapitalizme yönlendirmesine neden oluyor. Ve tüm dünyada sýcaklýk artýyor. Kömür, doðalgaz, petrol gibi binlerce yýlda oluþmuþ kaynaklar sözde “insanlýðýn geliþmesi” adýna tükendikçe, atýklarýyla havayý, suyu ve topraðý tüketmeye baþladý. Fosil yakýtlar olarak adlandýrýlan kömür, petrol ve doðalgazýn yarattýðý olumsuzluklar sadece yakýn çevreyle sýnýrlý kalmadý, atmosfere de yayýldý. Sonunda bu kirlilik, iklim deðiþikliðine yol açma-

12


13

YAZ ‘05

ya ve dünya yaþamýný tehdit etmeye baþladý. Fosil yakýtlar yakýldýðýnda altý sera gazýnýn açýða çýkmasýna neden oluyor.Bunlardan en belirleyicileri karbondioksit (CO2) ve metan… Diðerleri ise; kükürt, partikül madde, azotoksit, kurum ve kül…Yanma sýrasýnda ortaya çýkan karbonmonoksit (CO), oksijenden çok daha hýzlý bir þekilde kandaki hemoglobine tutunarak vücuttaki oksijeni bloke ediyor, yakýn dönemde baþ aðrýsý vb. hastalýklara yol açýyor. Kömür ve petrolün yanmasýyla ortaya çýkan, kükürtdioksit (SO2) ise; kokusuyla fark ediliyor. Sülfürik aside dönüþerek insan saðlýðýna ve doðal çevreye onarýlmaz zararlar veriyor; kanser ve diðer hastalýklara yol açýyor. Doðalgazýn yanmasýyla ortaya çýkan kokusuz ve gözle görülemeyen azotoksit ise; güneþ altýnda reaksiyona girerek nitrata dönüþüyor. Akciðerlerin koruma mekanizmasýndan geçen nitrat vücutta nitrik aside dönüþüyor. Bu da baðýþýklýk sistemini çökerten maddelerin baþýnda geliyor. Fosil yakýtlarýn iklim deðiþikliðine yol açmasýnýn nedeni ise; yanma sýrasýnda ortaya çýkan CO2 ve metan gibi sera gazlarýnýn bünyelerinde ýsý tutma özelliklerinin olmasý. Güneþ, gündoðumundan batýmýna kadar atmosferin içine ýsý ve ýþýðýný veriyor. Doðal döngünün devamý için, bu ýsýnýn tekrar uzaya transferi gerekiyor. Oysa fosil yakýtlarýn neden olduðu sera gazlarý, ýsýnýn bir kýsmýnýn atmosferde tutulmasýna yol açýyor. Böylece dünyanýn ýsýnmasýna ve iklim deðiþikliklerine yol açýyor. Tüm insanlýk ve diðer tüm türlerin yaþamalarýnýn gözardý edildiði, tek kaygýnýn kar olduðu kapitalist üretim tarzýnýn yarattýðý sonuçlar bugün bir “kýyamet günü” gerçekliðini dayattý. Kýyamet gününün geldiðini, kendi yarattýðý yýkýmdan çok iyi bilen kapitalist dünya, ekolojik tahribatýn, yok olan kaynaklarýn ve türlerin, artan yoksulluðun tek sorumlusudur. Doðadaki bozulma ve dengesizlik bizlere bir kez daha gösteriyor: KAPÝTALÝZM ÖLDÜRÜR!... 1900’lerden 2000’lere kadar atmosferin ortalama sýcaklýðý 0.5 derece arttý.


YAZ ‘05

2100 yýlýna kadar sýcaklýðýn 1.4 ila 5.8 derece artmasý bekleniyor. Ýklim deðiþikliðinin zincirleme sonuçlarý yavaþ yavaþ yaþamýmýzý etkiliyor. Su kaynaklarý kuruyor, çiçekler erken açýyor, erken yaðan karlar ürünleri telef ediyor, bitkiler zamansýz meyve veriyor yada hiç vermiyor. Sýcaklýk arttýkça buzlar ana kütleden koparak eriyor, çýð olaylarý artýyor, fazla miktarda su dolaþýma giriyor, sel felaketleri, fýrtýnalar, kasýrgalar oluþuyor. Deniz kýyýsýnda yaþayan binlerce kiþi sel sularý altýnda ölüyor. Ortalama sýcaklýk artýþý bu hýzla devam ederse, 2020 yýlýna kadar deniz seviyesi bir metreye kadar yükselecek. Bu, dünyanýn en büyük kentlerinin sular altýnda kalmasý demek. Doðaya ve insana deðer vermeyen ABD Baþkaný Bush, iklim ýsýnmasýna neden olan karbon gazlarýnýn emisyonunun sýnýrlanmasýný ön gören “KYOTO PROTOKOLÜ” nü imzalamayacaðýný açýkladý…. Kyoto Protokolü çerçevesinde; “* Ulusal ekonominin ilgili sektörlerindeki enerji etkinliðinin iyileþtirilmesi, * Protokolün amacýna aykýrý çalýþan ve sera gazý yayan ilgili sektörlere yapýlan mali teþvikler, vergi ve harç istisnalarý ile ekonomik yardýmlarý sona erdirmek, * Yeni ve yenilenebilir enerji çeþitleri, karbondioksit ayýrma teknolojileri ve geliþtirilmiþ, yenilikçi, çevresel bakýmdan saðlam teknolojiler üzerinde araþtýrma yapýlmasý,(Rüzgar,güneþ,su vb.) * Aðaç dikimi ve aðaç desteðine iliþkin teþvikler dikkate alýnarak Montreal Protokolü ile düzenlenen sera gazlarýna iliþkin rezervlerin korunmasý ve iyileþtirilmesi, * Ýklim deðiþikliðine iliþkin yaklaþýmlar ýþýðýnda sürdürülebilir tarýmsal yöntemlerin yaygýnlaþtýrýlmasý” gibi önlem ve öneriler bulunuyor. Oysa doða ana çoktan ikaz düðmelerini çalýþtýrdý…Bir zamanlar “imdaaatt”

14


YAZ ‘05

diye haykýran doða ana artýk “yeteeer” diye haykýrýyor tüm insanlýða… Ýnsan neslinin ve diðer tüm canlýlarýn yaþamýný tehdit eden sera gazýyla mücadele için geliþmiþ ülkelerin 2010 yýlýna kadar gayrý safi yurt içi hasýlasýnýn sadece % 0.2 ila % 2’sini ayýrmalarý yeterli olacak… Bilimsel-teknolojik devrimde elde edilen muazzam geliþmeler insanlýðýn ve tüm canlýlarýn karþý karþýya olduðu tüm sorunlarý aþabilecek olanaklar sunuyor. Fakat bu muazzam geliþme, kapitalizmin elinde yýkým araçlarýna dönüþüyor. Çünkü tüm bu geliþmeler, yalnýzca tekellerin kar hýrsýný besliyor. Bilim insaný kapitalizme karþý verilen mücadelede yer almalýdýr. Eðer bilim, kapitalizmin yarattýðý yýkýma karþý koyamazsa, kapitalizmin yýkýlma zorunluluðundan hareket etmezse çürüyen sistemle birlikte tamamen çürüyecektir. Ýnsanlýk adýna kim ki bir þeyler yapmak istiyor, kapitalizmi yýkmaya yönelmelidir. Eðer bugün, Marx’ýn “yakýn geleceðin zorunlu biçimi” olarak ortaya koyduðu, komünizmin zorunluluðu kavranmaz, bu zorunluluk bilince çýkarýlmaz ve bu zorunluluk doðrultusunda hareket edilmezse insanlýðýn yýkýmý kaçýnýlmazdýr. Ýnsanýn insanlýðýndan uzaklaþtýrýldýðý, doðaya yabancýlaþtýrýldýðý, özel mülkiyete dayalý sömürü düzeninin yýkýlma zorunluluðu kavranmadýðý sürece, hiç kimse kapitalizmin yarattýðý tüm sonuçlardan kendini kurtaramayacaktýr. Dünyanýn güzelliklerinden ve nimetlerinden bir gün olsun nasibini alamamýþ ezilen, sömürülen, köleleþtirilen yoksullar ve emekçiler yine sistemin zenginlere sunduðu nimetlerden uzak kalýrken; acýlarýný, zararlarýný ve göz yaþlarýný fazlasýyla paylaþmak zorunda kalacaklar… Her yandan yükselen insanlýðýn büyük çýðlýðý bizi insanlýðýmýza çaðýrýyor. Bu sese kulak vermemek demek; Ýnsanlýðýmýzdan bir çok þeyi yitirmek demektir… Ekonomik – toplumsal ilerlemenin önünde engel olan, tarihin burjuva dönemi vadesini doldurmuþtur. Geliþmenin tek yolu kapitalizmin yok olmasýdýr. KAPÝTALÝZMÝ ÖLDÜRÜN!

15


cemre can

öykü \ YAZ ‘05

Annemin Sesi... Ölüm Oluyor Uykumda...

Sesimi duyan var mý? Karanlýkta kör oldum… Çekip çýkarsanýza beni zifiri sulardan... Üþüyorum… Duysanýza sesimi… Tükeniyorum… Minicik parmaklarým kaskatý… Göremiyorum… Alsanýza aydýnlýk düþlerinize beni… Küçük bir kýz çocuðuyum ben… Küçük bir oðlan çocuðuyum ben… Her gece düþlerinizden arttýrdýklarýnýzla büyüyen… bebeklerim…topum…pilili eteklerim…kamyonum…kurdelem… Nerde? Ýstemiyorum Silahlar vermeyin bana… Umut verin!... Derin bir uykuda gibi bedenim… Hafiften gülümsüyor gibi mi kapanmayan gözlerim?.. Tutsanýza ellerimden… Sarýlsanýza küçücük bedenime… Annem nerde? Kara çarþaflý annemi verin!... Tutuþmuþ, yangýn yeriydi en son gördüðümde bedeni.

“þimdi bir oyun oynayacaðýz… bu oyun koþarak oynanýyor… bunun için hep koþman lazým! ” demiþti… Ben koþtum… Koþtum… Koþtum… Ama annem hiç gelmedi… Neden soðudu, sessizleþti her yer… Neden karanlýk, güneþ varken gökyüzü… Üþüyorum… Çok soðuk… Uykum var! Ayaklarým ýslak… Göz yaþlarým kýrmýzý… Uzanmak istiyorum ellerinize…Ellerim yok… Koþmak istiyorum düþlerinize…Ayaklarým yok… Annemin sesi geliyor uzaktan… ince nazik güven dolu… Annemin sesi ölüm oluyor uykumda! korkmuyorum hiç… Annem beni çaðýrýyor…

16


cemre can

öykü SUÇLUYUM! Çünkü; kadýnlýðýmýn haklý gururunu yaþýyorum. Bütün tacizlere, tecavüzlere, þiddete ve baskýya raðmen sistemin dayattýðý, köleleþtirdiði (“Ben bilmem beyim bilir”) aptallaþtýrdýðý insanlardan birisi olamadýðým için suçluyum… Toplumun içinde kimseye boyun eðmeden, kendi baþýma adým atabilme hakkýmý kullanabildiðim i-

çin suçluyum… Sevginin artýk sevgi üretmediði yerde kalamadýðým için suçluyum… Bireysel deðil toplumsal olduðum için suçluyum… Ayaklarý çýplak çocuklarý gördüðüm için suçluyum… Evlatlarýný faþizme kaptýrmýþ analarýn seslerini kendi çýðlýklarýma katabildiðim için suçluyum… Duygusal, düþünsel ve bilinçsel bir açlýk çektiðim için suçluyum. Açlýðýmý faþizmin kanlý elleriyle beslemesine izin vermediðim için suçluyum… Ýnsanlaþmak için, insani yanlarýmý insanlýða sunduðum için suçluyum… Kocamýn sokakta annesi, yatakta fahiþesi olamadýðým için suçluyum… Kirlenmiþ, çürümüþ bir düzene kirlenmeden, çürümeden karþý koyabildiðim için suçluyum… Evimin kadýný deðil, ideolojimin insaný olduðum için suçluyum… Hayaller kurduðum ,düþlerimin gerçekleþmesine izin verdiðim için suçluyum… Umudumu kavgamýn kýzýlýna boyadýðým için suçluyum… Düþünebildiðim, üretebildiðim için suçluyum. Sevdiðim ve sevildiðim için suçluyum… Hala bu satýrlarý yazabildiðim için ve yazdýklarýmý haykýrdýðým için suçluyum… Her þeye raðmen güçlü olabildiðim için suçluyum…

SU ÇL UY UM !... 17

YAZ ‘05

Suçluyum… Suçluyum… Suçluyum! itiraf ediyorum!...


G

üz sonlarý, kýþlar, çamura batmýþ insanlar, aldatýcý mevsimler, belirsiz mezarlar, kara çarþaftan kefenler… Ýnanmak istemiyorum öldürebileceðine insanýn… Kalbimi ve beynimi söküp atmakla eþdeðer, inanamam!..Renksiz mevsimler…Soluk insanlar… Diþlerini gýcýrdatarak gelen Deccal… Bir çocuk oyununda olduðu gibi “yandýn” larla bitmiyor masal…Yandýn mý gerçek oluyor bedenin… Nefes alamayan, gerçek , ölü bir beden… Kararmýþ gözlerinde diþlerini gýcýrdatarak gelen Deccal… Ölsün istemiyorum daraðaçlarýnýn gölgesinde bir insan… Solsun istemiyorum atom bulutlarýnýn ýþýðýnda gözlerim… 13 el kurþun sýkýlmasýn istiyorum bir çocuðun düþlerine… Uyanmalýyým bu uykudan!.. Görmeliyim ne var ne yok yaþamda!... YAÞAMAK…

YAZ ‘05

Týbbýn öngördüðü þekliyle deðil yalnýzca… Tüm bu vahþetin, çirkinliðin, kirlenmiþliðin ortasýnda yalnýzca nefes alýp vermek deðil yaþamak!..Yaþamak… “yaþamak biir aðaç giibii tek ve hür ve biir orman giibii kardeþçesiine” Yaþamak istiyorum… Ölmek istemiyorum gözlerim baðlý, tek baþýna bir kuyuda… Irzýma geçimlesin esir edildiðim topraðýmda… Almasýnlar düþlerimi benden… Ve hürriyetimi elimden… Nasýl? Nasýl öldürebilir bir insan… Nasýl ellerine bir baþkasýnýn kaný bulaþmýþken gidip sevdiðini okþar… Düþlerimi çaldýlar… Düþlerimi çalýyorlar… Düþlerimi çalamayacaklar…

18


Ya Zafer… Ya Ölüm!... 19

YAZ ‘05

Týrmanacaklar daha da tepelere üzerime basarak… Özgürlüðümü alacaklar ellerimden, sevdiklerimi, benliðimi, kadýnlýðýmý, erkekliðimi, çocukluðumu… Aç býrakacaklar beynimi daha çok dolsun diye cepleri… Kýþ…Beyaz kýþ kaplamýþ topraklarý… Göremiyorum yerde yatanlarý… Ölülerimiz þimdi daha da yakýn… Derin bir uykudaymýþ gibi Deccal… Nasýlda masum görünüyor uzaktan… Hayýr!..Ýnanmayacaðým…Sahtesin sen!... Biliyorum… Geliyorsun almaya ne varsa elimde kalan… Sevdiklerimi aldýn belki…Acýlar ektin topraðýma… Irzýma da geçtin…Sevdiðimin eli deðmeden elime… Þiirlerimi, þarkýlarýmý da aldýn… Atalarýmdan ne kaldýysa talan ettin, çalýp götürdün, belki! Ýçecek suyum, yiyecek aþým da kalmayabilir… Kalmayabilir topraðýmda tek insan… Ama ya düþlerim…Umutlarým… Sökebilir misin umutlarýmý düþüncelerimden… Silebilir misin beynime kazýdýðým cümlemi… Bir yüreðim… Birde sýkýlý yumruðum…


Estetik kuramý üzerine bir çalýþma düþünüldüðünde ilk akla gelenler sanatçýlar oluyor. Oysa ki, estetik kuramý yalnýzca bu iþin yaratýcýlarýna deðil, sanatý araþtýranlara, sanat eserlerinin tüketicilerine ve toplumda sanat yaþamýný örgütleyenler ve yönetenlere de gereklidir. Peki nedir estetik? Estetik terimi, 18. yüzyýlýn ortalarýndan bu yana kullanýlmakta olup, felsefenin araþtýrdýðý yeni bir alaný belirtmek üzere, Alman filozof Baumgarten tarafýndan ortaya atýlmýþtýr. Estetik biliminin birincil araþtýrma nesnesi güzellik ya da güzel olandýr. “Çok iyi”, “yetkin”, “etik bakýmdan yüksek” ya da “çok hoþ” olan bir þey mi anlamamýz gerekiyor güzellik sözcüðünden? Eðer, güzel kavramýný, insanýn ahlaki özelliklerini anlatmak için kullanýyorsak, o zaman buna ehtik bir anlam katýyoruzdur, ve o zaman bu kavramýn içeriðiyle etik uðraþýr. Güzellik sözcüðünün tam anlamýysa dile getirdiðimiz, burada estetik bir kategori söz konusudur. Bunun içeriðiyle de estetik uðraþýr. Gerçekliðin insanlar tarafýndan estetik özümlenmesinin bilimi olan estetik insanýn çevresinde yatan, insanýn pratik etkinliði içinde yarattýðý ve gerçekliði yansýtan, sanatta saptanabilen tüm estetik deðerlerin zenginliðini araþtýran bilimdir. Ayný zamanda dünyanýn insanlar tarafýndan estetik özümleniþinin, toplumda sanatsal kültürün geliþmesinin ve yapýsýnýn genel yasalarýnýn bilimidir. Estetik, sanatsal deðerler ortaya koyan, sanatsal yaratýcý nitelik taþýyan, böylelikle de özde ötekilerden ayrýlan, kendine özgü insansal etkinliðin bir ürünü olarak sanatý, bu etkinliðin ne denli sanatsal olduðunu ve nasýl yürütüldüðünü araþtýrýr. Peki nedir estetiðin araþtýrma konularý? Bunlarý þu þekilde sýralamak mümkündür:

YAZ ‘05

1- Sanatsal yaratým yasalarýnýn çözümlenmesi Yetenek Ustalýk Dünya görüþü Sanatsal yöntem sorunlarý Yaratým sürecinde bilinçli olanla, bilinçsiz olan

2- Sanat yapýtýnýn yapýsýnýn çözümlenmesi Ýçerik-biçim Sanatsal imge ile anlatým gücü Düþünsel içerik ile hakikate baðlýlýk arasýndaki karþýlýklý iliþkini çözümlenmesi

20


3- Sanatsal algýnýn çözümlenmesi sanatsal beðeni yaþantý sanat dili yaratým sonrasý yorumlama Nasýl ki, toplumcu dünya görüþünün özünü dile getiren maddeci felsefe ile çeþitli idealizm türleri arasýnda kýyasýya bir kavga söz konusuysa, estetik alanýnda da bu kavga söz konusudur. Estetik alanýnda da birbiriyle uzlaþmaz iki rakip karþý karþýya gelmiþtir: diyalektik maddeci estetik ile 20. yüzyýlýn burjuva kültürüne egemen olan öznel idealizme, pozitivizme, bilinemezciliðe baðlý burjuva estetik… Biz, maddeci estetiðin yasalarýn inceleyecek ve bu konuya geçmeden önce þöyle bir felsefe tarihine göz atacak ve estetik sorununa felsefe tarihi boyunca nasýl yaklaþýldýðýný inceleyeceðiz. Cengiz Gündoðdu yönetiminde yaptýðýmýz Estetik çalýþmasýnýn notlarýný siz okurlarýmýzla paylaþmak istiyoruz. Bazý kopukluklar olsa da, Estetik’e giriþ açýsýndan bu notlarýn yararý olacaðýný düþünüyoruz. 2004 Haziran ayýnda baþlayan çalýþmamýz yaz boyunca devam etti. Küba etkinliðimiz dönemi yoðunluðundan dolayý bir süre ara verdiðimiz çalýþmalarýmýz 15 Ocak 2005 tarihiyle birlikte yeniden baþladý. Ýlk dönem yaptýðýmýz Estetik’e giriþ çalýþmalarýný, þimdi estetik üzerine yazýlmýþ kitaplarýn çözümlemesi þeklinde devam ettiriyoruz. Þu anda incelediðimiz kitap Ernest Fischer’in Sanatýn Gerekliliði adlý kitabýdýr. Yaptýðýmýz bu metin incelemelerini de siz okurlarýmýzla paylaþmak istiyoruz. Bölüm bölüm yayýnlamak hedefimiz.

Estetik Atölyesi Ders Notlarý

René Descartes 1596, 1650,

Descartes, bir Fransýz

matematikçisi,

bilimadamý ve filozofudur. Modern felsefenin babasý olarak bilinir. Descartes bilimin ve özellikle matematiðin tümevarým metodunu felsefeye uygulamaya çalýþmýþtýr. Meþhur “Cogito, ergo sum”, “ I think, therefore I am” “düþünüyorum öyleyse varým” sözü ona aittir. Descartes bilime ve matematiðe ö-

Etkinlik Düzeyi

nemli katkýlarda bu-

Yaþamýn her yerinde estetik düzey yaratma bilincidir. Estetik

lunmuþtur.

21

YAZ ‘05

Fransýz filozof Decartes, aklý tanrýnýn evinden çýkartmýþ, mekanik maddeciliði kurarak, modern felsefeyi baþlatmýþtýr. “Sanatçý duyumsadýðý þeyi tasarlar, biz bunu bilim haline getirebiliriz” der. Descartes’e göre estetik deðerlere etik, ideolojik deðerler girer. Estetikte güzeli belirleyen çoðunluk deðil bilim felsefesidir. Estetik Özne – Estetik nesneyle iliþkiye girer. Nesne – özne (yapan, eden) Seyirciyi dönüþtürüyor. Estetiksel Bilinç Estetiksel özne, estetik nesneden haz alýr. Estetik bilinç eksiklik gördüðünde eleþtirir, düzeltir. Sanatsal bilinç etkindir. Gerçekleþtirmek ister. Nesneldir. Sanatsal bilinç yaratý sancýsýndadýr. Sanat yapan bilinçle, sanatý algýlayan bilinç arasýnda bað vardýr. Sanatsal bilinç dýþa açýlmak ister, estetik bilinçte böylesi bir yön yoktur.


düzeyi olan, ne derler diye deðil estetiði temsil ettiði için davranýr. Etkinlik açýsýndan sanatsal ve estetik etkinlik iç içe girmiþtir. Estetik bilinç pastayý yer, sanatsal bilinç ise pastayý yemez seyreder.

Eðitim Düzeyi

Platon düþüncesi. Ýdede masa – marangozun masasý (taklit) – Ressamýn masasý (taklitin takliti) Platon’da ruh – nous (akýl) – irade (Duygu) – Ýstiha (yeme içime cinsellik) Platon’a göre, bireysel özgürlük yoktur, özgürlük toplumsaldýr. Felsefe ve sanatta toplumsaldýr. Platon’da sanat, sanatçýnýn nesnesi koplanýn mimesisidir. Sanat insanýn taþkýn yanýdýr. Akla dayanmaz.

YAZ ‘05

Sanat insaný eðitmeli, toplum için olmalýdýr. Sanat hayatý bilme etkinliðidir. Taþkýn sanat topluma zararlýdýr. Sokrates ve Platon demokrasiye karþýdýrlar.

Estetik bilinç doðuþtan deðildir. Estetik deðer taþýyanla insanarasý ileti, eðitimi gerektirir. Sanatsal eðitim, insanýn yaþayamayacaðý þeyi yaratýr, inceltir, estetik hayatýný düzen koyar. Toplumun estetik deðerlerini yükseltir. Ýnsanýn çevresini deðiþtirme bilinci uyandýrýr. Ýlkçað filozoflarý, bir ilk ilke, evrendeki bütün nesnelerin kendisinden türediði bir ilk madde bulmaya uðraþýyorlardý. Bu baþlangýç maddesini, evrenin arkesini doðanýn somut olaylarýyla, örneðin, su, hava, ateþ vs. ile özdeþleþtiriyorlardý. Ýlk filozoflardan olan Thales’e göre evrenin arkesi (ana maddesi) sudur. Anaksimenes evrenin ana maddesini hava olarak açýklamýþtýr. Anaksimantros… Anaksimianos….. Ýlkçað filozoflarý kendiliðinden diyalektikçilerdi. Yunan düþünürü Heraklit “Her var varlýk içinde yok varlýk vardýr” diyerek ilkel materyalist diyalektiðin yaratýcýlarýndandýr. Hepimizin bildiði “her þey akýp gider, her þey deðiþir” sözü ile “ayný nehre iki defa girip yýkanmak olanaksýzdýr” sözü Heratlit’e aittir. Pitagoras, Sicilya’da aristokratik bir okul kuruyor. Bu okulda kadýnlarda felsefe yapabiliyor. Evreni matematik kategorilere göre açýklýyor. Evrenin müziðini duyduklarýný, dünyanýn yuvarlak olduðunu ve döndüðünü söylüyorlar. Evrenin uyumu sayarla oranlýdýr. Ksenoplon, ilk kez çok tanrýlý dine karþý çýkan filozoftur. Ýnsanlarýn tanrýlarý kendine benzettiðini söyleyen Ksenophon, “öküzlerin tanrýsý olsaydý ona benzerdi” der. Güzeli bir kavram olarak görür ve gözül ancak iyi kavramýyla iliþkiye girerse güzel sayýlabilir. Bu yaklaþýmý ile estetik deðerlerle, etik deðerleri birbirine karýþtýrmýþtýr. Platon, Sokrat’ýn öðrencisi olan Platon M.Ö. 427-347 yýllarý arasýnda yaþamýþtýr. Platonla birlikte sistematik felsefe baþlamýþtýr. Ýdealist felsefenin temeli Platon’la atýlmýþtýr. Platon’un felsefi düþüncesini sokratik dönem, olgunluk dönemi ve yaþlýlýk dönemi diye üçe ayýrmak mümkündür. Güzel sorununu çok ciddiye alan Platon estetiðin babasýdýr. Ýlk güzel tartýþmasý Platon’un hocasý Sokrat tarafýndan baþlatýlmýþtýr. Güzel tartýþmasý, dostluk, ölçülülük, dindarlýk, cesaret gibi kavramlar üzerinden yapýlmýþtýr. Güzellik çeþit çeþit basamaklýdýr: Beden güzelliði (geçici güzel), ruh güzelliði, güzelin kendisi (kavramsal güzel)… Mimesis kavramýný ilk kez Sokrat ortaya atýyor, Platon bu kavramý estetiðe uyarlýyor. Mimesis öykünmedir, ilk insanýn maðra duvarýna doðada gördüðü þeyleri yapmasýdýr.

22


Platon düþüncesi. Ýdede masa – marangozun masasý (taklit) – Ressamýn masasý (taklitin takliti) Platon’da ruh – nous (akýl) – irade (Duygu) – Ýstiha (yeme içime cinsellik) Platon’a göre, bireysel özgürlük yoktur, özgürlük toplumsaldýr. Felsefe ve sanatta toplumsaldýr. Platon’da sanat, sanatçýnýn nesnesi koplanýn mimesisidir. Sanat insanýn taþkýn yanýdýr. Akla dayanmaz. Sanat insaný eðitmeli, toplum için olmalýdýr. Sanat hayatý bilme etkinliðidir. Taþkýn sanat topluma zararlýdýr. Sokrates ve Platon demokrasiye karþýdýrlar.

A r i s t o ( M . Ö . 3 8 4 -33 2 2 )

23

Aristo “Hocamý severim, ama gerçekleri daha çok severim” diyen Aristo, Platon’un gökyüzüne çýkardýðý dünyayý yeryüzüne indirmiþtir. Platon, Yunan soylularýnýn, köleci toplum oligarþisinin bir temsilcisiydi. Politik ve sosyal görüþleri en gerici cinstenti. Bilgelerin, yüksek memurlarýn ve savaþçýlarýn yönettiði köleci aristokratik bir cumhuriyeti ideal devlet olarak düþünüyordu. Kölelere karþý nefretini saklamýyordu.

YAZ ‘05

“Hocamý severim, ama gerçekleri daha çok severim” diyen Aristo, Platon’un gökyüzüne çýkardýðý dünyayý yeryüzüne indirmiþtir. Platon, Yunan soylularýnýn, köleci toplum oligarþisinin bir temsilcisiydi. Politik ve sosyal görüþleri en gerici cinstenti. Bilgelerin, yüksek memurlarýn ve savaþçýlarýn yönettiði köleci aristokratik bir cumhuriyeti ideal devlet olarak düþünüyordu. Kölelere karþý nefretini saklamýyordu. Doðanýn ne olursa olsun hiçbir düþünceye baðlý olmadýðýný göz önüne alarak, maddi evrenin nesnel olarak varolduðunu belirtmiþtir. Aristo doðadaki bütün nesnelerin daima hareketli olduðuna dikkat ederek, ilk deðiþik çeþitten hareketlerin bir sýnýflandýrmasýný yaptý ve baþlýca üç çeþit hareket olduðunu gösterdi: ortaya çýkma, yokolma ve deðiþme. Oðluna adamýþ olduðu Etik kitabýnda insanýn iþi nedir diye soranlar mutlu olur. Erdemli yaþayan insan kendi aleyhinde olsa Erdekli davranan insandýr. Ýnsanlar doðal olarak iyi-kötü olamaz. Erdemli davrana davrana erdemli olur. Aristo, iki gurubu insandan saymaz, birinciler paradan para kazanan tefeciler, ikinciler kadýn satanlardýr. Balinanýn memeli olduðunu ilk söyleyen ve yýldýrýmýn zeus’un kamçýsý deðil bulutun içindeki havanýn patlamasý olduðunu söyleyen odur. Poetika (poesis), doðayla mücadelede ortaya çýkan duyusal sanat… þiir sanatý genel olarak varlýðýný insan doðasýnda temellen iki nedene borludur, taklit(mimesis), hoþlanma… Hoþlanma geçicidir. Sanat eserinde kaçýnýlmaz estetik haz alýnýr. Sanat eseri hoþlanma ile açýklanmaz, sürekli ve kalýcý olmalýdýr. Poetikanýn tam karþýlýðý þiir sanatý ama genel güzel kanunlarýný koymuþ. Hoþlanmayla karar vermemek için eserin teknik karakterinin incelemek gerekiyor. Þ i i r : Dithayrambos, Dionsos Dytrambos; tanrý için yazýlan ilahi þarkýlar, dionsos ise iki kere doðan demektir. M.Ö. 7 yy. arion adlý bir þair ilk kez Dytrambos korusu oluþturuyor. Pesratos adlý bir tiran koroyu kadýnlardan aýyor erkeklere veriyor. Varýlan her geliþme basamaðýnda yetkinleþmesiyle tregadya oluþtu.


YAZ ‘05

Ananki (tanrýlar üstü) ve tanrýlar… Ananke deðiþmiyor, Tanrýlara karþý (yenilmesi mümkün sbelli olmayan düþlere karþý mücadele) Tragedya, ahlaki olarak aðýr baþlý, baþý sonu belli olan belli bir mücadele yapbelli bir umutsuzluktaki bir eylemin taklitidir. Tragedyanýn ödevi, uyandýrðý açýma ve korku duygularýyla ruhu tutkulardan temizlemektir. Tragedya da kiþileri deðil eylemleri taklit eder. Öykü baþta gelir, baðlamasýdýr. Tragedya kiþileri deðil eylemleri taklit eder, öykü baþta gelir. Örge. Ýyi kurulmuþ bir örgenin geliþi güzel baþý sonu olmaz. Güzel belli bir parçalardan oluþmuþ bir nesne olsa bile geliþigüzel olamaz. Bütünlük olmasý yeterli deðil, ne zaman olmalý. Herhangi bir eserden bir bölüm deðil. Ne fazla büyük fazla küçük olmalý. Herhangi bir eserden bir bölüm çýkarýldýðýnda o eser etkilenmiyorsa, eser güzel deðildir. Yazarýn görevi gerçekte olan þeyi deðil olabilir olana yazmaktýr. Tipik olan yoktur. Tarihsel görüþ döngüsel görüþtür. Tarih pek anlatýlmaz. Teorik tarih yapýtýndan üstündür. Tarih tekili, tragedya çoðulu anlatýr. Peripetie, talih dönüþü Anagrorisis, tanýnma, saklý bir karakterin bir iþaretten tanýnmasý Pothos, yýkýcý eylem, acýnýn en derinleþtiði yer Tregadyanýn Ögeleri Þunlardýr Prolog, Episod, Eksodost Parados, bütün koronun toplu söylediði ilk þarký Kommos, sahnede bulunan herkesin söylediði parça Trafik öykü yazmanýn nedenleri: Yalýn deðil karmaþýk olmalýdýr. Korku ve acýma duygularý uyandýran eylemleri taklit eder. Mutluluktan trafik felakete düþmüþ, olarak gösterilmeli. Kölülerin felaketleri mutluluða ermiþ gösterilmesi trajik deðildir. Acýma hak etmediði halde açý çeken kiþi acý çeken kiþi acý uyandýrýr. Korku ise acý çekenle kendi aramýzda kurduðumuz özdeþliktir. Trajik kiþi ahlaki açýdan olaðanüstü deðil bir suçla suçlanmýþtýr. Tarih dönüþü felaketten mutluluða deðil, mutluluktan felakete olmalýdýr. Tarih dönüþü felaketten mutluluða deðil, mutluluktan felakete olmalýdýr. Ýyi olan kiþinin suçu aðýr olmalý. Trajik kiþi toplumda çöküþ yaratabilir. Tanýmlar: Niþan yoluyla tanýma, tesadüfü sözlerle tanýma, olaylarýn zorunlu sonucu yaþanmýþ þeylerin anýmsanmasý, akýl yürütme, birinin yanlýþ akýl yürütmesiyle tanýnma. Tragedyanýn Türü 1- Karmaþýk tiyatro: Peripeti (talih dönüþü) dayanýr. Tanýnmaya dayanýr. 2- Aias (iksiyon tiyatrosu) pratik bir eylemi kapsýyor 3- Karakter belirlemesine dayanan tiyatro 4- Yalýn tragedya

K A N T ( 1 7 2 4 -11 8 0 1 ) Rönesans dönemi kiliseye, skolastik felsefeye eleþtiriyle baþlýyor. Yeniçað ise Descartes, Bacon’la baþlýyor. “Ben acaba bir bilgi mi saðlam bir temele oturtabilir miyim” diyor Descartes “Ben her þeyden þüphe etmeliyim

24


25

Kant

YAZ ‘05

“Düþünüyorum öyleyse varým” Ben ruhumun varlýðýndan þüphe edemem. Ben eksiklikli bir varlýksam, yetkin ve sonsuz bir tanrý var. Yetkin varlýk beni aldatmaz, o halde karþýmda nesneler dünyasý var ve gerçek. Bilginin kökeni nedir? Bilginin kapsamý nedir? Ruhta çakýlý olan bilgilere önem verir, bu da akýldýr. Rasyonalisttir. Descartes maddeyi sefil halinden kurtarýr. Saðduyu herkeste eþittir. Dualizm (Ýkicilik) ruhla bedeni ayýrýr. Kant’a kadar bilgilerin akýldan geldiðini kabul eder. Avrupa felsefesinde bilgi sorunu bilgilerimiz akýldan gelir, duyularýmýz bizi yanýltýr. Ýngiltere’de Bacon: Ölçmeyi, biçmeyi savunur Locke: Zihinde algýlardan önce hiçbirþey yoktur. Bilgiler doðuþtan gelmez. Kapitalist ekonominin teorisyenidir. Özel mülkiyetten ve serbest rekabetten yanadýr. Tanrýnýn varlýðýný kabul eder. Hume: Metafiziði kabul etmez. Sadece algýlarla bilgi ediniriz. Tanrýyý kabul etmez. Rasyonalist filozoflar: bilgiler akýldan gelir Empristler: duyularla edinilir. Berkeley: Bir þey sen algýladýðýn sürece vardýr. Kant’ýn iki dönemi vardýr; eleþtiri öncesi dönemi, eleþtiri sonrasý dönemi. Bilgilerimizin akýlda varolduðunu savunmuþtur. Daha sonra Hume okumuþtur. Hume beni dogmatik uykumdan uyandýrdý, der. Ýkinci döneminde, Salt Aklýn Eleþtirisi (duyumlarýn olmadýðý), Pratik Aklýn eleþtirisi (Ahlak), Yargý Gücünün eleþtirisi (Estetik) Bilginin kendisini ele alýr. Ýnsan bilgisinin yapýsý nedir? Ýnsan bilgisinin sýnýrý nedir? Kant önce yargýlarý ele alýr. Analitik Yargý: bilgisi içindedir. Bütün babalar erkektir. Sentetik Yargý: Bilgimizi geniþleten yargýlardýr. Cisim aðýrdýr. Bütün metaller ýsý karþýsýnda genleþir. A apriori (önsel yargý): deney dýþý yargýlar A posterieri (Sonsal): deney içi yargýlar Deneye dayanmayan sentetik bilgi var mýdýr? Kant’ýn hesaplaþmak istedikleri, doðmatikler ve metafizikçilerdir. “Görürüz kavramlar boþ, kavramsýz görüler kördür” Kant’a göre içi duyumla dolmamýþ kavramlarýn içi boþtur. Nedensellik yasasý deneyle elde edilmez. Biz bu dünyadaki fenomenler dünyasýný bilebiliriz. Salt zihin görüngülere yasalarýný dikte eder. Biz mekan ve zaman kavramlarý içinde görebiliriz


Temade ÇINAR

Yine her zamanki gibi bir sabah.Bir öncekinden hiçbir farký yok” diye düþündü balýkçý.Gece geç saate kadar að atmýþtý.Yorgundu.Güneþ çoktan yükselmiþ,kalýn perdenin arasýndan içeri zorluyordu. Kalkmak istemedi yataðýndan.Teknesine bakacak,aðlarý onaracak,balýklarý pazara götürecek ve gözünde büyüyen bir çok iþ daha.Yine her zamanki hayaline daldý. Bahçesinde þöyle kocaman bir elma aðacý olsaydý,gölgesinde yatsaydý. sulu elmalarý diþleseydi. Her sabah her akþam her gün ayný hayal;bir elma aðacý olsaydý.Kalktý, bir süre oturdu. Özensiz yerleþtirilmiþ, kabaca yapýlmýþ tahta masa tabure ve sedir. Birkaç raf. Saða sola rasgele atýlmýþ giysiler,aðlar,eþyalar,tezgahýn üzerine yýðýlmýþ bulaþýklar... Bezgin adýmlarla kapýya yöneldi.Tulumbadan su çekilecek,yýkanýlacak. Her þey gözünde öyle büyüyordu ki. Kapýyý açmasýyla her zaman gözünü kamaþtýran güneþin bugün daha yumuþak vurduðunu fark etti.Anlam veremediði bir gölge…Oysa havada tek bir bulut bile yok.Bu neydi o zaman? Gözlerine inanamadý.Hayal miydi bu? Geri dönüp eve baktý,ayaðýný yere vurdu,gözlerini ovuþturdu.Hayal deðildi.Ama adým atamýyordu.Sanki gövdesi tonlarca aðýrlýðýndaydý.Durdu baktý baktý.Ne kadar zaman geçti,belki birkaç saniye belki birkaç saat… Ýþte o elma aðacý!Aðýr aðýr ilerledi.Dokundu,kokladý,sarýldý.Törensi bir zaman akýp gitti.Nasýl ama nasýl olur?Aklý almýyordu.Dün burada var mýydý kestiremiyordu.Sanki yýllardýr orada duruyormuþ gibi öylesine canlý, öylesine heybetli...Dallarý meyveleri ta-

26


27

YAZ ‘05

þýyamayýp kýrýlýverecekler sanki.Ýki dalýyla kulübeyi kucaklasa yerinden koparacak.Etrafýnda döndü dokundu,dokundu.Yakýndan baktý,uzaktan baktý.Aðaç sanki baþýnýn etrafýnda dönüyordu.Kendini bir sarhoþlukla yere býraktý.Sýrtýný yasladý.Artýk ona hiçbir þey olmazdý.Hiç bir þey ama hiçbir þey yýkamazdý artýk onu.”Bugün pazara gitmeyeceðim” diye düþündü önce.”bütün gün burada kalacaðým” hayýr hayýr bütün kasabayý dolaþýp elma aðacýmý anlatacaðým” diye karar verdi ardýndan.Ýçi içine sýðmýyordu.aðacýn yanýndan ayrýlmak istemiyordu ama onu herkese anlatmakta istiyordu. “yarýn burada kalýrým,yarýn pazar da yok üstelik.Aðlarýmý burada onarýrým, balýða da gece çýkarým” karar verebilmenin rahatlýðý,coþkun bir enerjiye dönüþtü.Bir gözü hep elma aðacýnda tulumbadan su çekti,her zamankinden daha özenli yýkandý,kulübeye girip temiz bir þeyler aradý.”Yarýn buralarý temizlemeliyim.Ben eskiden böyle miydim?Amma da daðýtmýþým.Þuna bak temiz bir tabak kalmamýþ,ne giyeceðim ben þimdi? Ýnsan aðacýný böyle pasaklý kýyafetlerle anlatmaz ki, hem kimse dinlemez.” Kendi kendine konuþarak giyindi. Balýklarý zulasýndan çekip pazarýn yolunu tuttu.Her ilerleyiþinde dönüp tekrar baktý aðacýna.Ýþte orda duruyordu.Tüm görkemiyle...Sanki uzaklardan ona el sallýyordu. Birden içine bir korku düþtü.Geri dönmeyi düþündü ,ya döndüðünde onu yerinde bulamazsa!Güldü kendine; “Koskoca aðaç iþte nereye gitsin?” diye geçirdi içinden. Kasaba hayli uzaktaydý ve bu yol hep gözünde büyürdü.Bu kez sabýrsýzlýðýydý yolu uzatan.Ýlk evleri gördüðünde artýk neredeyse koþuyordu. Pazar yeri her zamanki gibi kalabalýktý.Nerdeyse herkesin birbirini tanýdýðý, komþu köylerin doldurduðu pazar yerine vardýðýnda nefesi kesildi.Tezgahýný açtý.Köylülerin getirdiði ürünler kasabalýnýn ürünleriyle bu pazarda takas ediliyordu. Eline para geçmesi neredeyse imkansýzdý. Herkesin ondaki canlýlýðý fark ettiði belliydi. Ya da ona herkes bambaþka,daha bir canlý görünüyordu.Komþu tezgahtaki sebze satan köylüyü gözüne kestirdi.Ne kadar zamandýr yan yana dururlardý da doðru dürüst bir laf ettikleri yoktu.Aslýnda genelde pazardaki herkesle öyleydi.Belli belirsiz “Günaydýn” dedi,gerisi gelmedi.Beklemeye koyuldu.”Peynircinin oðlu gelir þimdi,en iyisi ona anlatmak.Þimdi aðacým ne de güzel görünüyordur.Güneþ tepesine yükselmiþtir” diye düþündü.Peynircinin on iki on üç yaþlarýndaki oðlu belirdi.Balýkçýlýða meraklý bu çocuk her zaman balýkçýyla sohbet etmeye can atardý.”Vav ne çok balýk tutmuþsun yine! neyle tuttun?nereden tuttun?”Balýkçý çocuðun hiç de konuþmak istemediði bir konuda bu kadar çok soru sormasýna bozuldu.”Boþ ver sen bunlarý ne oldu biliyor musun?Ýnanamayacaksýn ama bu sabah kalktýðýmda kapýmýn önünde kocaman bir elma aðacý vardý.Tamam saçma geliyor ama gerçek.Ýnan bana.” Çocuk adamýn yüzüne þaþkýn þaþkýn baktý.Düþündü.”Ben sonra geleyim” dedi ve koþarak gitti.Akþama kadar kimseyle konuþmadý.Gün bitmek bilmedi.Çocuk da bir daha uðramadý.Hiç böyle yapmazdý.Çocuk daha önce evine


YAZ ‘05

gelmiþti.Birlikte balýða da çýkmýþlardý. Hatta ondan baþka Pek kimse gelmezdi ona.Çocuk ne düþündü acaba.Kafasý karýþtý,sonra yine aðacýnýn hayaline daldý.”Balýk çok olunca deðeri düþüyor.”diye iç çekti.Tezgahta kalanlarý,pazardan aldýklarýný topladý.Kalanlarý þarapçýya verdi. Ýki þiþe þarapla geri döndüðünde gün batmak üzereydi.Aðacýn günün her zamanýnda böyle güzel görünmesine þaþýrmýþ gibiydi.Ýlk defa bir elma kopardý.Aðaca yaslandý ilk lokmada aðzýnýn içine yayýlan tatla bütün dünyadan koptu.”Harika,harika” diyordu her ýsýrýkta.Ýlk defa elma yiyordu sanki. Aðacýn yapraklarýnýn hýþýrtýsýyla denizin çarparak,sürünerek oluþturduðu ahenk þimdi ona kendisi için bestelenmiþ bir senfoni gibi geliyordu.Açlýðýný unuttu.Þarabý açtý.Ýçmeye baþladý. Hava soðumuþtu. Denizden gelen sert bir rüzgarla iliklerine iþleyen soðuðu hissetti. Aya baktý.gece yarýsýný çoktan geçmiþti. Kulübesine götürdü ayaklarý onu.Yataðýnýn içine gömüldü,uyudu. Aradan aylar geçti. Aðacýndan kimseye bahsetmemeye karar vereli çok olmuþtu.Ama nedense birkaç kiþiye söylenen bir kaç söz herkesin ona “Bahçesinde elma aðacý bulan adam” demesine yol açmýþtý. Pazara gitmek,kimseyi görmek istemiyordu. Bir yaz sabahý bulduðu elma aðacý kýþla birlikte iyice çýplak kalmýþ,yemiþ vermez olmuþtu. Olsun o yine onun aðacýydý. Bahar gelecek çiçekler açacak sonra ona o güzelim elmalarýný sunacak. Mevsimler birbirini kovaladý. Balýkçý çocuðun gözlerinde aðaca olan þaþkýnlýðý boþuna aradý. Sanki hep ordaymýþ gibi davranýyordu çocuk. Balýkçýnýn dallarýna týrmanmasýna neden bu kadar içerlediðini anlayamýyordu. Neden sonra balýkçý aðacýn meyvelerinin eskisi gibi olmadýðýný fark etti. Çoðu kurtlanýyor,eskisi gibi pýrýl pýrýl görünmüyorlardý. Üstelik eski heybetini gün geçtikçe kaybetmesine cýlýzlaþmasýna üzülüyordu. ”Söyle benim güzelim niye böyle yapýyorsun bana? Neden sararýp soldun? Bal gibi meyvelerini niye esirgiyorsun benden?”Balýkçý her gün soruyordu elma aðacýna:”Neden?”Ama nafile…Aðaç için için eriyordu sanki. Üzerine akbabalar gibi karýncalar,böcekler üþüþmüþtü. Gövdesi delik delik olmuþtu. Balýkçý artýk pazara bile gitmez oldu. Gece gündüz aðacýn dibinden ayrýlmýyordu. Sanki aðacý bir anda yýkýlýp tuzla buz olacak gibi zayýf düþmüþtü. Hasta yataðýnýn baþýný ümitsizce bekler gibi hiç ayrýlmadý aðacýn dibinden. Bir sabah çocuk uzun süre haber alamamanýn endiþesiyle balýkçýnýn kulübesine koþarak geldi. Balýkçý aðacýn altýnda aðaca sýký sýký sarýlmýþ kaskatý kesilmiþti. Peynirci oðlunun arkasýndan yetiþti. Balýkçý ölmüþtü. Onu aðaçtan ayýrmak neredeyse imkansýzdý. Peynirci çocuðu kucakladý. Aðaca baktý. Eskiden çok güzel olduðu belliydi ama artýk yapacak bir þey yoktu. ”Bu aðaç mý?”diye sordu çocuða. Çocuk aðlýyordu. Adam:”Yazýk susuz kalmýþ zavallý. Ýlaçlamak lazýmdý. O zaman bu böceklerde sarmazdý. Balýkçý da ölmezdi” dedi. Çocuðun hýçkýrýklarý yapraklarýn hýþýrtýsýna,denizin dalgalarýna karýþtý. Kasabalýya haber vermek üzere birbirlerine sarýlarak oradan uzaklaþýp gittiler.

28


29

YAZ ‘05

Çok yakýndan gelen bir ses Siren sesleriydi onu uyandýran. Büyük uðultuyu duydu önce, sonra sokaklarda yarým kalan insan çýðlýklarýný…Ve ürkütücü bir sessizlik…Çocuk tekrar uykusuna döndü annesinin kucaðýnda … büyük bir patlama daha ve tekrar siren sesleri…Zeytin gözlü çocuk korku ile bakýyordu etrafýna…Artýk annesi yoktu yanýnda. Evi, okulu, arkadaþlarý da yoktu artýk…Silahlar ve silahlarý ellerinde tutanlar vardý sadece.. Top oynadýðý saha, ailesi ile birlikte piknik yaptýklarý göl ve oyun oynadýðý park yasak alanlardý artýk…Her sabah bisikletiyle gezdiði yollar tanklarýn egemenliðindeydi.Babasýyla balýk tuttuðu limana gemiler yanaþýyordu; ama hayat dolu balýkçý tekneleri deðildi bunlar. Denizler de savaþýn olmuþtu.Balýkçýlarýn denize açýlmasý ve balýklarla oynaþmasý yasaktý. Tüm hayallerini yitiriyordu çocuk namlularýn karanlýðýnda.Çocuk artýk karanlýktan çýkmak istiyor…Bu sýðýnak, suskunlar evi olmamalý. Daha kaç çocuk ayrýlacak yaþamdan, hiç tanýmadan…Filistin’e, Baðdat’a bu kaçýncý bombadýr, kaçýncý buluttur çöken insanlýðýn üstüne. Yetmedi mi zenginleþmesine ölüm tüccarlarýnýn bunca bomba, bunca dökülen kan …? Bilirim, yaðmur yaðdýðýnda bizim buralarýn topraðý ýslanmaz ve bir damla su içemezsin yapraktan. Bizim buralarda kýzýla çalmaz hiçbir zaman gökyüzü...Þafak sökümü tek bir kuþ cývýltýsý duyulmaz…Tek duyduðumuz þey tanklarýn yaklaþan uðultusu ve insan çýðlýklarýdýr.


Umutsuzluða cevap bir kitap

YAZ ‘05

Mavi Atlasa Kýzýl Þeritler Çektik “Mavi Atlasa Kýzýl Þeritler Çekenlerin” belki ilk sözleridir bu kitap… Belki de yaþama býrakmaya çalýþtýklarý izleri… Zindanlarda büyütülen, ama zindanlara sýðmayan bir sevda vardýr þiirlerde ve her satýr “sapýna kadar namusludur” Kavgadan sapýlmaz, dosta sýcak bir bakýþla bakan gözler, düþmana göz kýrpmaz hiçbir dizede” 19 Aralýk katliamlarý henüz insanlýk belleðinde çok taze. Ýnsanlýk tarihinin, bilimin, sanatýn ve insaný insan yapan her varlýðýn belleði oldu kitaplar. 19 Aralýk Neron’un çýlgýn kahkahalarýyla Ýskenderiye kütüphanesini yakmasýyla ayný tarihi özellikleri taþýyor. 19 Aralýk’la pek çok insan hayatýný kaybetti ya da sakat kaldý. Binlerce devrimci tutsak, onlarca cezaevine ayný yapýlan operasyonlarla hücrelere kapatýldý. Ancak sessizce silinip giden birikimden çoðumuzun haberi olmadý. Mavi Atlasa Kýzýl Þeritler Çektik þiir kitabý bu katliamdan sadece birkaç hafta önce dýþarý çýktý. Cezaevindeki devrimci tutsaklarýn kendi þiirlerinden derledikleri özel bir çalýþma… Kitabý elinize aldýðýnýzda onun gibi binlercesinin yakýldýðýný, binlerce aný, araþtýrma ve çalýþmanýn kül olduðunu düþünmeyi ihmal etmeyin. “Yaþama baðlýlýðýn, yaþamýn anlamýný yeniden ve yeniden yaratma çabasýnýn ortaya çýkardýðý birer üründür her þiir. Renklerin harman olduðu bir duygu denizinde bütün renkler umudu doðurur bu kitapta. Oysa zindan umudun bitirilmek istendiði yerdir. Ve bu kitap zindanda doðmuþtur. Ýþte bu yüzden umudun yenilmez sesinin kavgaya çaðrýsý, Mavi Atlasa Kýzýl Þeritler Çekenlerin umutsuzluða cevabýdýr bu kitap.”

30


Bir Kavgadýr Yaþamak Ýnsanlýk kitaplýðýna kendi öyküsünü katan bir kitap… Ýnsanlýða doðaya özgürlüðe üretin sevdanýzý gýdalayýn yüreðinizi þiirle müzikle girin denizin içlerine serüvenin dýþýnda kalmadan yaratýn serüveninizi unutmayýn, herkesin bir hikayesi vardýr katýn sizde öykünüzü insanlýk kitaplýðýna yeni sevda doðumlarýnda çiçek bebeklerimiz beslensin ürettiklerimizle Rasim OKTAR

“Biz yaþamý, sevdayý, özgürlüðü çok sevmekteyiz. Prangalý yaþamayý kabul etmedik, sorguladýk her þeyi, irdeledik ve tüm haksýzlýklara karþý büyüdük. Acýlarý yaþadýkça, acýlarý yaþayacaksak daha da ve o acýlar size de ulaþacaksa, bu teslim olmaz, uslanmaz bilincimiz, inancýmýz ve sosyalizm için kavgamýzdandýr. Bu çað ve bu süreçte biz böyle biçimlendik. Kiþiliðimiz, kiþiliðim bu coðrafyanýn tüm gerçekliðinde ille de inat sosyalizmde biçimlendi. Ve onca insandan ayrý yanýmýz uzlaþmasýz, tavizsiz, ille de savaþarak kurtuluþun varlýðýna inandýk. Ve durum ve biz böyle olunca da, en acý ve en zor bedelleri yaþamak bize onur olmakta. Sizi komünist bilincimin ve yüreðimin inatçý güzelliðiyle sevmak denen serüvende inandýklarýnca yaþamak ve sürece tabi deðil, süreci deðiþtirmek için savaþmak.”

31

YAZ ‘05

mekteyim. En onurlusu yaþa-


Karl MARX 197 Yaþýnda “On nun n adý ve öðrettiklleri, in nsan nlar yeryüzün nde var olldukça yaþayac cak. On nun n deh hasý bir gün neþ gib bi bütün n hallkllar üzerin ne ýþýk saçac cak ve yeryüzün nde hiçb bir þey bun nu en ngellleyem meyec cek“ Lessner

YAZ ‘05

PROLETARYAYA ADANMIÞ BÝR YAÞAM 5 Mayýs 1818’de bugün kendi ismiyle anýlan Trier kentinde doðdu. Gençlik dönemi proletaryanýn ilk toplumsal çýkýþ dönemine denk gelir. Zeki ve yürekli genç Marx, hukuk öðrenimiyle sýnýrlý kalmayýp bilime, ekonomi politiðe, felsefe ve tarihe ilgi duymaya baþladý. 1843 yýlýnda Engels’le Paris’te tanýþtýktan sonra bu alanlardaki çalýþmalarýný ilerletti. Yaþamlarýnýn sonuna kadar birbirlerinden hiç ayrýlmayan silah ve kalem yoldaþlarý, iþe felsefeden baþladýlar. Çünkü; “felsefeciler þimdiye kadar dünyayý yorumlamýþlardý, oysa sorun onu deðiþtirmekti.” Cýlýz ve baþ aþaðý duran diyalektiði ve materyalizmi ayaklarý üzerine dikip insanlýk tarihinde yepyeni bir evre açtýlar. Dönemin en ciddi alanlarýndan biri de tarihti. Marx, tarihin özünü anladý. “Þimdiye kadarki tarih, sýnýf savaþýmlarý tarihi” idi. Bu büyük deha, ekonomi-politiði inceleyerek tarih ve sistemle ilgili son noktayý koydu. Sýnýf savaþýmlarý tarihi, sýnýflý toplumdan sýnýfsýz topluma, komünizme doðru ilerliyordu. Kapitalizm son sýnýflý toplumdu. Egemen sýnýf artý-deðer sömürüsü yapýyordu. Kapitalizme son verecek ve toplumu komünizme taþýyacak devrimin öncüsü olacak yegane sýnýf proletaryaydý. Bu düþünceler mücadelenin içinde þekilleniyordu. Onun için Marx kýsa sürede uluslararasý proletarya hareketinin baþýnda buldu kendisini. Avrupa’nýn birçok ülkesi onun yeriydi artýk. Sevdiði bir sözle; “Nerede özgürlük yoksa orada o vardý” Bu yüzden çok acýlar

32


çekti. Hayatýný adadýðý proletaryanýn devrim davasý sýrasýnda, ekonomik sýkýntýlar, dostlarýnýn, sevdiklerinin kaybý ardý ardýna geliyordu. Yaþamýnda çok önemli bir yere koyduðu “Kapital” adlý eserinin çalýþmasý sýrasýnda küçük oðlunun ölümüne raðmen ayakta durmayý baþardý, eserini tamamladý. Acýnýn ve geride býraktýklarýnýn boynunu bükmesine izin vermeden geniþ ve içi ýþýk dolu alnýný yukarýda tutup ileri, daima ileriye bakýyordu… ve ilerliyordu. Komünist Enternasyonalin kurucusu ve önderi Marx, iþçi sýnýfýnýn hep önünde oldu. “iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu kendi eseri olacak”tý. Eserleri proleter harekete yön veriyordu. Çeþitli akýmlar tarafýndan enerjisi heba edilen proletarya, komünist manifesto ile gerin, yoksullarýn devrim mücadelesi için her þeyi yaptý. Onlarýn gönlünde taht kurdu. Fakat, ayný oranda düþman sýnýfýn öfkesini

Düþünürler, gerçek ve özgürlük için savaþanlar, insanlýða düþünceler

de kazandý. Sürgünlerde geçen yaþamý, Ýn-

amaçlar, idealler ve baþarýlar-

giltere’de son buldu.

dan oluþan zengin bir miras

Proletaryanýn öncüsü, bilimsel sosyalizmin kuramcýsý Karl Marx, doðduðu gibi bir bahar ayýnda 14 Mart 1883’de Londra’da

býrakmýþlar. Bende çaðýmýzda bu insanlardan biri olmak istiy-

öldü. Ölümü iþçilerin üzerinde derin izler bý-

orum. Yaþama hakký, sadece ve

raktý. Ama kuramlarýnýn ve pratiðinin asýl

sadece insanlar için yaptýk-

gücü sonralarý ortaya çýktý. Sosyalizm bir-

larýmýzla ödenir. Yükseliþ,

çok ülkede baþarýya ulaþtý. Ve bu gün, Marksizm, insanlýk tarihinde

birinin herkes için yaptýklarýyla

hiç olmadýðý kadar güncel hale gelmiþ du-

sürüyor. Ýnsan bir hayvan

rumda. Adýnda cisimleþen proleter ideoloji

deðil ki, domuzun ateþte ýsýndýðý

ve bilimsel kavrayýþ, insanlýðý yeni evrede

gibi bir Alman esnafý olup

baþarýya ulaþtýracak. Bu yüzdendir ki, onun adý hepimizin geleceðidir.

33

altýnýn parýltýsýyla ýsýnsýn.

YAZ ‘05

leceðe uzanan bir dünya oldu. Marx iþçile-


34

YAZ ‘05


Sosyalizm, Yani þu demek ki dayý kýzý, Sosyalizm, Senin anlayacaðýn yani, El kapýsýnýn yokluðu deðil de Ýmkansýzlýðý. Sosyalizm Devirmek daðlarý el birliðiyle Ama elimizin öz biçimini, Öz sýcaklýðýný yitirmeden. Sevgilimizin bizden ne þan ne para, Vefadan baþka bir þey beklemeyiþi… Sosyalizm, Yani yurttaþ ödevi sayýlmasý bahtiyarlýðýn, Yahut mesela, -bu seni ilgilendirmezesefsiz, güvenle, emniyetle, gölgeli bir bahçeye girer gibi girebilmek usulcacýk ihtiyarlýða, ve hepsinden önemlisi çocuklarýn, ama bütün çocuklarýn, kýrmýzý elmalar gibi gülüþü…

Nazým Hikmet RAN

35


Sevinç iþçileri buluþuyor! Tiyatronun ,müziðin,yazýnýn,resimin Sanatýn,kültürün ve bilimin Ýnsaný,toplumlarý deðiþtirici gücüne inananlar… Deneyimlerimizi paylaþmak,üretmek ve yarýnlarýmýza ýþýk tutmak için buluþuyoruz.

Tiyatro Ýþçileri 2.EKÝM.2005 Pazar Saat:10.00-118.00 Kapsam: Atölye ve oyunculuk çalýþmalarý deneyimleri Drama söyleþileri Yazýn ve Dramaturji deneyimleri

Müzik Ýþçileri 9.EKÝM.2005 Pazar Saat:10.00-18.00 Kapsam: Müzik üzerine söyleþi Canlý müzik paylaþýmlarý

YAZ ‘05

Fotoðraf iþçileri 23.EKÝM.2005 Pazar Saat:10.00-18.00 Kapsam:Özgün fotoðraflarýn sunulmasý ve tartýþma YER:Ayýþýðý Sanat Merkezi Ýstiklal Cad. Rumeli Han 88/10 Kat:6 Beyoðlu-TAKSÝM TEL:(0212) 292 13 48

36

Öykü ve Þiir iþçileri 16.EKÝM.2005 Pazar Saat:10.00-18.00 Kapsam: Özgün þiir ve öykülerin sunulmasý ve tartýþma.


i g z E e ð e m E p u r G 37

YAZ ‘05

Savaþým Müziði


YAZ ‘05

Kral Midas dokunduðu her þeyi altýna çevirmiþti. Kapitalizmde dokunduðu her þeyi metaya çevirdi. Ýyiden, güzelden, emekten yana olan ne varsa, içini boþaltýp bir toz bulutu haline getirmeye çalýþtý. Ýnsanýn toplumsal gerçeklere ve kendisine gittikçe artan bir yabancýlaþma duymasýný ve yozlaþmayý zorunlu kýlýyordu. Ya da kýlmaya çalýþýyor. Bu yozlaþma ve yabancýlaþma içinde sanat bir meta, sanatçýda bir meta üreticisi oldu. Sanatý bir yarýþma, bir rekabet yasasýna uymak zorunda býraktý emperyalist kapitalist sistem… Günümüzde sözüm ona adýna sanat ya da sanatçý ya da sanatçý denilen “þeyler” toplamý “özgür” sanat, “özgür” sanatçý kavramlarý üzerinde yeniden düþünmemize neden oldu. Kapitalizmin sanatta yarattýðý saçmalýklar ve yalnýzlýklar dizisi bir sorgulamaya gitmeye nedenimizdir. “Yarý kurgu, yarý ticaret oldu sanat” Sýnýfýn, çaðýn ortak yaþantýlarýnýsorunlarýný, önemli olay ve düþüncelerini yansýtmak gerekiyordu. Yaþadýðýmýz kentin, sýnýfýn, ulusun insanlarýna bir kiþilik ya da yaþama bilinci aþýlamak istiyordu. Birçok yerinde insanlar yaþadýklarý acýlarý, ezilmiþlikleri, baskýyý, sömürüyü, kötü çalýþma koþullarýný, ayrýmcýlýðý savaþýmlarýnýn önemli bir parçasý saymýþlar; özlemlerini, acýlarýný aktarmakta müziði önemli bir araç olarak görmüþlerdir. Savaþým müzikleri dünyanýn her yerinden yükselmektedir… Savaþým müziði güçlü ve etkileyicidir ve en önemli eylemlerden birisidir. Müzik, toplumsal ve siyasal savaþýmlarda önemli bir yere sahip, gülcü-köklü kültürel bir kaynaktýr. Deðilse müzik bu denli sansüre uðramaz, ezilenle-

38


YAZ ‘05

rin yanýnda olan devrimci sanatçýlar bu denli gözaltý, baský ve iþkencelere maruz kalmaz, senelerce hapis yatmazlardý. Devrimci müzik, savaþým müziði aykýrýdýr. Toplumun örülerinden, acýlarýndan, gözyaþlarýndan, sevinçlerinden oluþur… Savaþým müziði yozlaþmaya, çirkinliðe, kirliliðe karþý çýkar… Devrimci müzik halkýndýr! Halkýn yanýndadýr… Halklarýn ezilmiþliði kadar gerçek savaþýmlarý kadar kararlý ve güçlüdür. Müziðin mesaj iletmekten farklý iþlevleri de vardýr. Notasý, týnýsý, ritmi, seslendireni bir bütündür. Savaþým müziðini oluþturan ayný zamanda sanatçýnýn ya da grubun politik ideolojisini de yansýtmalýdýr. Müziði seslendiren kiþi ya da kiþiler, dinleyenleri ayný zamanda eyleme geçirebilir ve onlarý hareketlendirebilir. Devrimci müziðin ödevi sýnýf çatýþmasýna dayanan kapitalist düzenin insanlarýný belirsiz ve yabancýlaþmanýn verdiði kaygýlardan, güvensiz bir yaþama düzeninin korkularýndan kurtarmaktýr. Bireyseli-toplumsala, kiþiseli-evrensele dönüþtürmektir. Yani, insanýnýn yapabilirliðini arttýrmada öznelliðini desteklemede bir motivasyon aracýdýr savaþým müziði. Genç Ekin Sanat Merkezi yöneticilerinden 2001 yýlýnda Haziran sýcaðýnda ölümsüzleþen ölüm orucu savaþçýsý Aysun Bozdoðan’la adýmýný attý müziðe… Amacýmýz Aysýn Bozdoðan’nýn yükümlülük üstlenmek ve dünya halklarýnýn dilini, acýlarýný, ezilmiþliklerini ve dýþlanmýþlýklarýný diðer dünya halklarýyla paylaþmak… Sonunda birlikte çoðalmak, birlikte üretmek için…

39


YAZ ‘05

Çalýþmalarýmýza Ekim 2005 tarihinde baþladýk. Çok kýsa bir sürede hazýrlanarak 17 Ekim 2004’te Ayýþýðý Sanat Merkezinin düzenlediði Küba Dostluk gününde merhaba dedik sözlere… Ve çok uzun bir yolun ilk Aileriyle Dayanýþma gününde Ýzmir halkýyla buluþtuk. Ve yine Küba Devriminin 46. yýlý dolayýsýyla Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezinin düzenlediði gecede (9Ocak2005) bir kez daha katlandý sevincimiz… Bir kez daha çoðaldýk…. 9 Þubat 2005 günü bütün baskýlara ve saldýrýlara raðmen grevlerini, çevik bir iradeyle sürdürmeye devam eden Lider Kargo iþçilerinin ziyaretindeydik. 5 Mart 2005 günü Genç Yoldaþ dergisi okurlarýnýn düzenlediði 13 Mart 1982’de idam edilen üç öncü komünist iþçinin de anmasýnýn yapýldýðý gece buluþtuk. Ardýnda 11 Mart 2005 günü Gazi Halk Platformunun düzenlediði Gazi Ayaklanmasýnýn yýldönümünde, yiðit Gazi halkýyla Gazi ayaklanmasýnda ölümsüzleþen devrim sa-

vaþçýlarýný unutmayan ve unutturmayacak olan Gazi Halklarýyla buluþmak için sokak konserindeydik. Amacýmýz doðru hareketlendirmeyi saðlayabilmektir. Yani, devrime hizmet etmektir. Emektir asýl sorunumuz… Ezgilerimizi anlamlandýrmak için “Emeðe Ezgi” dedik. Yaptýðýmýz ve yapmak istediðimiz müzik salt bize ait, szalt grup elemenlarýna ait bir üretim deðil kolektifin bir ürünüdür. Daha yolun çok baþýndayýz… Devrime sevdalý yüreklerimiz ve aydýnlýk düþlerimizle çýktýk yola… Bu yolda, bizlere can katan dostlara merhaba… Yürekleri ellerinde yürüyenleri, notalarýmýzla buluþmaya ve insanlýðýn çýðlýðýný yükseltmeye çaðýrýyoruz… Birlikte üretmek için bekliyoruz sizleri… Gelin; Emeðimizi ezgiyle-ezgilerimizi emekle yoðurdum.

40


DOSYA

Üçüncü Paylaþým Savaþý

Bir Alman subayý Picasso’ya sorar; “ Bu resmii siiz mii yaptýnýz?” Picasso yanýt verir; “ Hayýr ben deðiil siiz yaptýnýz!..”


3. Paylaþým Savaþý

baþladý, diyebilir miyiz?

Evet ABD emperyalizmi 3. Paylaþým Savaþýný kendi yönünden baþlatmýþtýr ve bu yolda hýzla ilerlemektedir. Önce Afganistan, sonra Irak, þimdi de sýranýn kime olduðu bilinmiyor. Suriye mi, ýrak mý, Sosyalist Kore mi ya da baþka bir ülke mi… ABD emperyalizminin saldýrganlýðýnýn neden olduðu soru ve düþünceler bu yönde. Bir yandan ABD emperyalizmi, öte yandan þimdilik güçsüz de olsa, ona karþý bir “eksen” oluþturmaya çalýþan Fransa-Almanya ekseni etrafýnda bir araya gelen devletlere karþý Fransa-Almanya ekseni etrafýnda baþka devletlerin bir araya gelip kutuplaþmalarý akýllara 1. ve 2. emperyalist paylaþým savaþlarý öncesindeki saflaþmayý getiriyor. Irak savaþý, emperyalistler arasý çeliþkilerin olgunlaþtýðýný, saflaþmalarýn hýzlandýðýný büyük bir netlikle ortaya koydu. Öyleyse, 3. Paylaþým Savaþý baþladý, diyebilir miyiz? Þayet bir dünya savaþýnýn baþlangýcýndan dar anlamda söz edecek, yani karþýt taraflarýn birbirlerine bütün askeri güçleriyle saldýrmaya baþladý anlamýnda söz edeceksek bu soruya “evet” yanýtý veremeyiz. Fakat, savaþa geniþ anlamýyla, yani uzun bir sürecin ilk adýmlarýnýn atýlýp atýlmadýðý yönüyle ve özellikle de ABD emperyalizmi açýsýndan bakacak olursak, o zaman yanýtýmýz tereddütsüz “evet” olacaktýr. ABD emperyalizmi 3. Paylaþým Savaþýný kendi yönünden baþlatmýþtýr ve bu yolda hýzla ilerlemektedir. Bu durumda haklý olarak þu sorular sorulabilir: Birincisi, ABD emperyalizmi bu savaþý ne zaman baþlatmýþtýr? Ýkincisi, bu emperyalist güç bu savaþý kiminle, kime karþý yapýyor? Her iki soruya yanýt vermeden önce þu noktanýn altýný çizmek gerek: ABD emperyalizmi uzun süredir bu savaþýn hazýrlýðýný yapýyor. Hazýrlýklar, askeri, teknolojik, diplomatik, ekonomik, politik ve daha pek çok yönden yapýlmýþtýr. Zeka düzeyiyle dünyanýn alay konusu olan W. Bush’un hile, entrika, þantaj ve tehditlerle “Baþkan” yapýlmasý da bu hazýrlýklar kapsamýndaydý. Bu adam ve ekibinin þimdi ABD’yi yönetiyor olmalarý bu hazýrlýðýn sonucudur. Savaþýn nedeni ise çok daha derinlerdedir. ABD emperyalizmini böyle bir savaþa sürükleyen þey, emperyalizmin bütün bir tarihsel geliþmesidir. Genel olarak emperyalizm, özel olarak ABD emperyalizmi kapitalizmin bütün bir tarihsel geliþmesi, çeliþkileri, hareket yasalarý sonucu, sýçramalý çöküþ sürecine girmiþlerdir. ABD emperyalizmi, bu çöküþ sürecini durdurmak, elinden kaçan dünyayý tekrar avuçlarýnýn içine almak, rakip emperyalist güçleri tekrar denetimine sokmak için böyle bir savaþýn hazýrlýklarýna giriþmiþtir. ABD emperyalizmi, dünyayý kaybetme sürecine girdikten sonra, dünyayý yeniden egemenliðine almak için “Yeni Dünya Düzeni” adýný verdiði kendi egemenliðini herkese dayattý. Ancak, “Yeni Dünya Düzeni” dediði þey, içine girdiði çöküþü durdurmaya yetmeyince bu defa askeri gücünü tamamen kullanmaya karar verdi ve hazýrlýklara giriþti. Uzun sürece yayýlmýþ hazýrlýklarýn baþlangýcý için bir tarih vermek hem mümkün deðil, hem de gerekli deðil. Fakat, ABD’nin kendi yönünden bu savaþý ne zaman baþlattýðýna dair bir tarih ve olay belirtmek gerekirse, 11 Eylül 2001 tarihini ve bu günü tarihe geçiren olayý söyleyebiliriz. Dünya egemenliðini yeniden ele geçirmek için askeri gücünü kullanmaya karar veren ABD emperyalizmi, 11 Eylül provokasyonun bizzat kendi eliyle tezgahlamýþtýr. 11 Eylül’ün ABD emperyalizmi eliyle tezgahlandýðýndan kuþku yoktur. O, bu provokasyonla, bir dünya savaþýný baþlatmak için gerekli zemini yakalayacaðýný hesaplamýþtýr. Bu nedenle, bu olay, bu sürecin baþlangýcýný oluþturdu. Nitekim Bush, “ikiz

42


kuleler”in dumaný henüz tütüyorken, “bu savaþ uzun süreli olacaktýr” diyerek hem savaþýn baþlangýcýný, hem de içeriðini ilan etmiþ oldu. Evet, bu bir savaþtý ve uzun süreli olacaktý. Ortada savaþan hiçbir güç yokken, zeka yoksunu Bush’un bir savaþtan, hem de uzun sürecek bir savaþtan söz etmesi yeterince anlamlý ve açýklayýcý deðil miydi? Ayný adam, 11 Eylül sonrasý konuþmalarýnda, “bizden yana olmayan bizim karþýmýzdadýr” sözleriyle ABD’nin dünyaya boyun eðdirme politikasýný açýkça ortaya koymuþtur. “Bizden yana olmayan bizim karþýmýzdadýr” anlayýþýyla hedef alýnan dar çevreler, gruplar ya da örgütler deðildi yalnýzca. Onlarla birlikte devletler de böyle bir saflaþmaya zorlanýyordu. Baþka bir ifadeyle, ABD, dünya devletlerini ya kendinden yana ya da kendisinin karþýsýnda olma ikilemiyle baþ baþa býrakýyordu. “ikiz kuleler”in tozu dumaný içinde o sýralar bu sözler üzerinde yeterince durulmadý. Fakat, sonraki geliþmeler, ABD’nin o sözlerde ifadesini bulan nasýl bir süreci baþlatmýþ olduðunu gösterdi. ABD, bu anlayýþla, rakip emperyalist devletlere karþý bir meydan okuma içine girmiþ oldu. ABD emperyalizmi, kendi yönünden baþlatmýþ olduðu 3. Paylaþým Savaþý’ný kime karþý, kiminle yapacaktýr? Irak savaþý süreci bu konuda gerekli verileri vermiþtir. Emperyalistler arasý çeliþkilerin hangi derinlikte olduðunu ortaya çýkaran bu savaþ süreci bu konuda gerekli verileri vermiþtir. Emperyalistler arasý çeliþkilerin hangi derinlikte olduðunu ortaya çýkaran bu savaþ süreci ayný zamanda saflaþmanýn taraflarýný da ortaya koymuþtur. ABD’yle çatýþma halindeki güçlerin baþýnda AB emperyalistleri gelmektedir. Daha doðrusu, AB’nin baþýný çeken Fransa-Almanya ikilisi ABD’ye karþý bir güç odaðý, bir savaþ odaðý oluþturtma çabasýndalar. AB’nin Ýngiltere, Ýspanya, Ýtalya gibi üyeleri ABD’nin yanýnda yer alarak, Almanya-Fransa ikilisi ise, Belçika, Avusturya gibi devletleri yanlarýna alarak bir denge oluþturmaya çalýþýyorlar. ABD yönetiminin etkili adamlarýndan Richard Perle’nin “Fransa, dünyada ve Avrupa’da ABD’nin nüfuzunu azaltmaya yönelik politikalar izliyor” þeklindeki sözleri hem çeliþkilerin derinliðini, hem de Fransa’nýn amaçlarýný yeterince açýklýyor. Buna karþýlýk, Belçika Genel Kurmay eski Baþkaný “NATO ABD’nin askeri malzeme ve silah satýþ giþesi” sözleriyle ABD’nin politikalarýnýn farkýnda olduklarýný ve buna karþý koyacaklarýný ortaya koydu. Almanya-Fransa ekseni etrafýnda bir araya gelen AB emperyalistleri ekonomik ve teknolojik olarak ABD’yle rekabet etmelerine karþýn, askeri bakýmdan ABD ile bir savaþý göze alacak durumda deðiller. ABD, askeri bakýmdan onlardan kat kat üstün ve ileri durumdadýr. Bu-

43


na karþýlýk, Almanya-Fransa ikilisi, Rusya’yý yanlarýna alarak ve böylece onun askeri gücü ile ABD’ye dengelemeye çalýþarak bugüne kadar izledikleri politikayý devam ettirmeye çalýþýyorlar. Irak savaþý süreci bu tabloyu bütün çizgileriyle ortaya koymuþtur. Söz konusu sürecin diplomasi trafiðini izleyenler, Almanya-Fransa ikilisinin Rusya’yý yanlarýna çekme çabalarýný; ABD’nin bundan duyduðu rahatsýzlýðý tüm açýklýðýyla görebildiler. Ayný süreç, ABD’nin AB’ye boyun eðme isteðini ve buna uygun politikasýný da açýða çýkardý. ABD’yle askeri savaþ bakýmýndan karþýlaþabilecek iki güçten biri Rusya, diðeri Çin’dir. Rusya, ABD ile giriþeceði bir savaþýn nükleer bir savaþ olacaðýný biliyor ve böyle bir savaþtan uzak durmaya çalýþýyor. Ýki güç arasýnda iliþkilerin gerildiði her defasýnda, son anda Rusya’nýn geri adým atmasýnýn nedeni ve anlamý budur. Biz, Yugoslavya’nýn parçalanmasý, Afganistan’ýn iþgali ve son olarak Irak savaþý sürecinde bu çekiþmeye ve sonuçlarýna tanýk olarak Irak savaþý sürecinde bu çekiþmeye ve sonuçlarýna tanýk olduk. Rusya, zaman zaman güç gösterileriyle ABD’nin saldýrganlýðýný dizginlemeye çalýþýyor. Fakat iþlerin gerçek bir çatýþmaya evrilir olduðu durumlarda Rusya, her defasýnda savaþtan geri durmaya çalýþtýðýný belli etmiþtir. Rusya’yla birlikte ABD’ye karþý koyabilecek bir diðer güç Çin’dir. Ne var ki, Çin’in týpký Rusya gibi, ABD ile bir dünya savaþýna taraftar olmadýðýný görüyoruz. Belli ki Çin, böyle bir savaþta kendisi için herhangi bir yarar görmüyor. ABD emperyalizmi, kendi yönünden bir dünya savaþýný baþlatmýþ olmakla birlikte, diðer emperyalist rakipleriyle, Rusya’yla, Çin’le giriþeceði sýcak bir savaþýn hazýrlýklarýný da sürdürüyor. Nükleer ve kimyasal, biyolojik silahlarý sýnýrlayan anlaþmalardan tek taraflý çekilmesinin nedeni budur. Ancak, þimdilik karþýsýnda sýcak bir savaþa girecek güç bulamadýðý için, sýcak bir savaþtan elde edeceði sonuçlarý askeri tehdit yoluyla elde etmeye çalýþmaktadýr. Askeri tehditler, Fransa’yý da kapsayacak þekilde artmýþtýr. Yine de askeri tehditlerle, bir savaþtan elde edeceði sonuçlarý elde edemeyebilir. Böyle bir durumun ortaya çýkmasý halinde ABD emperyalizmi kelimenin tam anlamýyla bir dünya savaþý çýkarmanýn koþullarýný oluþturacaktýr. Gerçekte, böyle bir olasýlýða karþý hazýrlýklarýný da yapýyor. Sosyalist Kore Cumhuriyetine karþý sürdürdüðü saldýrgan politika ve tavýrlar bu hazýrlýðýn bir parçasýdýr. Sosyalist Kore’ye yapýlacak bir saldýrý Çin’e sýçrayabilir ve böyle bir geliþme dünya savaþýný ateþleyen bir kývýlcým rolü oynayabilir. ABD’nin Rusya’ya yönelik kýþkýrtmalarý da benzer, hatta ayný rolü oynayabilir. Gürcistan’la, Azerbaycan’la, Batlýk ülkeleriyle ve en önemlisi Çeçen çeteleriyle kurduðu iliþkiler bu kapsamda deðerlendirilmelidir. Çünkü, bu iliþkilerin Rusya’yý kuþatmak amaçlý olduðunu dünya alem biliyor. ABD bu kuþatma politikasýyla Rusya’yý savaþa çekebilir. Bütün bunlar, gerçekleþmesi mümkün ihtimallerdir. Fakat, bunlarý bir yana býrakarak da þunu söyleyebiliriz: Þu anda gerçek olan þey, ABD’nin uzun süreli bir savaþý kendi yönünden baþlatmýþ olduðudur. Önce Afganistan, sonra Irak, þimdi belki de Suriye ya da Ýran bu büyük planýn küçük birer parçasýdýr.

44


Kapitalizmin dünya ekonomik krizi, sermayenin büyük bir bölümüne sahip olan ABD ekonomisini temellerinden sarstý. Tarihin en büyük ekonomik durgunluðunu yaþayan ABD ekonomisi, bir dönem baðýmlý kapitalist ülkelerin ilhakýný sonuna kadar vardýrma politikalarýyla, birikimleri kendi ekonomisine aktararak rahatlamaya çalýþsa da, ekonomik çöküþ süreci durdurulamadý. Ekonomik gücünü kaybeden ABD emperyalizmi çöküþ içindedir. Hiçbir emperyalist ülkede ABD’nin yerini dolduracak ekonomik ve askeri güce sahip deðildir. Yine de hegemonya arayýþýndan asla vazgeçmeyen ABD emperyalizmi yeni bir silahlanma yarýþý ile denetiminden çýkan dünyayý, yeniden denetimi altýna almayý hedefliyor. 11 Eylül, iþte tam da böylesi “hassas” bir dönemde gündeme geliyor. 11 Eylül, ABD’ye sarsýlan ekonomisini ve buna baðlý olarak kaybetmeye baþladýðý hegemonyasýný güçlendirmek için uygun zeminleri hazýrlamýþtýr. 11 Eylül’ün yarattýðý etkiyle, tüm dünyayý silahlanma yarýþýna çekerek, çatýþma, gerginlik ve savaþý dünyanýn her yanýna yayarak, dünyanýn ekonomik kaynaklarýný denetimi ve sömürüsü altýna almak için ataða geçmiþ durumdadýr. Emperyalist-kapitalist sistemin dünya iþçi ve emekçilerine yönelik “terörle mücadele” adý altýnda ilan ettiði savaþtan çok önce, baþlayan ezilen halklarýn ayaklanmalarý ilk hedeftir. Kapitalist dünya, her yerde yükselen toplumsal devrimleri ezmek ve sosyalizme geçiþ sürecini durdurmak için tüm güçlerini bir araya getirerek emekçi sýnýflara ve halklara karþý ortak bir savaþa girilmesinde hem fikir oldu ve toplumsal devrimlere karþý tarihindeki en kapsamlý saldýrýya giriþti. Bu amaç doðrultusunda 11 Eylül saldýrýsýnýn hemen ardýndan ABD ile tam dayanýþma içinde olduðu açýklandý ve stratejik önem atfedilen “anti-terör” ittifak kuruldu. Emperyalist-kapitalist dünya yalnýzca bu noktada birleþmiþtir. Kendi aralarýnda ki ekonomik çýkar karþýtlýklarý artýk çatýþma noktasýna gelmiþtir AB ve Japon emperyalistleri bir yandan ABD ile böylesine güçlü bir ittifak kurarken öte yandan ABD’nin bu süreçten faydalanarak kendi üzerlerinde zayýflayan konumunu yeniden güçlendirmesine izin vermemeye, aksine bu süreçten kendi konumlarýný diðer emperyalist güçler aleyhine alabildiðine güçlendirerek çýkarmaya ve bu sayede ekonomik-siyasal-toplumsal çöküþlerini durdurmaya yönelik bir çaba içine girdiler. Kapitalist dünyanýn, devrimleri ve sosyalizme geçiþi engellemek için ortak bir savaþa girmeleri, kendi aralarýndaki rekabet ve çeliþkinin yok olduðu anlamýna gelmiyor. Rekabet ve çeliþki kapitalizmin doðasýnda vardýr. Bu çeliþkinin derinliði ve alacaðý biçimler, içinden geçilen tarihsel koþullara göre þekillenir. Bilindiði gibi, bundan önce rekabet ve çeliþkiler emperyalist dünya savaþý biçimide kendini gösterdiði gibi, 50 yýl boyunca sosyalist sistemin varlýðý nedeniyle bir dünya savaþýna dönüþmeden dolaylý bir mücadele biçiminde ve bu koþullara uygun bir derinlikte kendini gösterdi. Ama her halükarda varlýðýný korudu. Günümüzde emperyalist ülkelerin yaþadýðý ekonomik, siyasal ve toplumsal çö-

45


küþ, daha fazla sömürü ve pazara ihtiyaç duymalarýný gündeme getiriyor. Her emperyalist güç, baðýmlý ülkelerdeki egemenlik alanýný geniþletmek istediði gibi, bizzat birbirlerinin iç pazarlarýnda dahi daha etkin olmak istiyorlar. Bu durum, aralarýndaki Pazar kavgasýnýn kýzýþmasýna neden oluyor. ABD tüm emperyalist dünyayý kendi ekonomik çýkarlarý doðrultusunda hizaya getirmek istiyor. Daha önce belirlenmiþ olan ekonomik ve siyasal anlaþmalardan tek yanlý olarak çekiliyor. Bu tek yanlý tutum emperyalist dünyadan büyük tepkilerin gelmesine neden oluyor. ABD hegemonyasýna izin vermeyeceklerini yüksek sesle ifade etmekten çekinmiyorlar. Söylediðimiz gibi tek “kutsal ittifak” nedenleri dünya iþçi ve emekçilerinin yükselen hareketini engellemek, yok etmektir. 11 Eylül’le baþlayan sürecin devamý olan Irak Savaþý kendi aralarýndaki çeliþkilerin gözler önüne serilmesi için iyi bir ayna görevi görmektedir. ABD’nin Irak saldýrýsýyla hedefi Ortadoðu’nun, Orta Asya’nýn petrolünü, doðalgaz kaynaklarýný ve baþka ülkelerin enerji kaynaklarýný ele geçirmek ve denetlemektir. Bu hedeflerin ABD için üç temel sonucu olacaktýr. Birincisi, tamamen ele geçirip ve denetleyeceði petrol sayesinde zenginliðini devasa boyutlara çýkaracaktýr. Ýkincisi, petrole baðýmlý olan Avrupa ve Japonya, petrolün denetimi sayesinde ABD’nin egemenliðinde olacak ve böylece dünyadaki hegemonyasýný devam ettirecektir. Üçüncüsü, Ýkinci Emperyalist Paylaþým Savaþýndan bu yana devam ettirdiði burjuva dünyasýnýn liderliðini korumuþ olacaktýr. Yalnýzca petrol kaynaklarý deðil, dünyada, sanayide kullanýlan tüm önemli madenler iyice tükenmekte. Bilimsel araþtýrmalar, bu kaynaklarýn nasýl hýzla tükenmekte olduðunu kesin olarak açýklamýþtýr. Sanayi hammadde kaynaklarý tükendikçe, azalan bu kaynaklar üzerinde emperyalist kapýþma da þiddetleniyor. Her emperyalist güç, azalan dünya kaynaklarýnýn geriye kalanýný bir an evvel kendi denetimine almak istiyor. Emperyalist güçler, yalnýzca bu nedenle bile, yani bu kaynaklarý göstererek, ülkeleri iþgal edebilirler. Tabi ki, emperyalistler için doðal kaynaklarýn insanlýðýn yararýna kullanýlmasý önemli deðil. Zaten tüm doðal kaynaklarý hýzla tüketen, emperyalist-kapitalist sistemdir. Emperyalistler için önemli olan, doðal kaynaklarýn, zenginlik unsurlarý olmasýdýr. Dolayýsýyla, emperyalistlerin tamamen denetlemek istedikleri þey zenginlik öðeleridir. Afganistan iþgalinin olduðu gibi, Irak ve baþka ülkelerin emperyalistlerce iþgalinin ve savaþlarýn olmasýnýn bir nedeni de emperyalist silah tekellerinin, silah satarak zenginleþmesidir. Daha doðrusu, zaten bir maddi zenginlik olarak üretilmiþ olan silahlarýn savaþ yoluyla tüketilmesidir. Bu neden, emperyalistlerin çýkardýðý savaþlar için ileri sürülen en temel nedenlerden biridir. Silah sanayisinin devam etmesi, silah sanayi alanýndaki sermayenin büyümesi için silahlarýn tüketilmesi zorunlu-

46


dur. Bunun için savaþlar çýkartýlýr, ülkeler iþgal edilir. Savaþ, meta üretiminin, sermayenin büyümesinin kopmaz bir parçasýdýr. Silah sanayi yalnýzca dýþ ülkelere silah satmakla kalmaz. Silah tekellerinin en iyi sipariþçisi emperyalist devletlerdir. Silah tekelleri, “kendi” devletlerine silah satarak çok büyük karlar elde ederler. Bu nedenle silah tekelleri, devletlerini sürekli silahlanmaya teþvik eder. Bu amaçla silahlanmasý için politikalar geliþtirirler. Tabi, emperyalist silah tekelleri mali sermayeden ayrý deðildir. Mali sermaye, tüm üretim dallarýný ele geçirdiði gibi, silah sanayini de ele geçirmiþtir. Savaþlar, silahlanma, iþgaller, mali sermayenin bir yönelimidir, eðilimidir, politikasýdýr. Ne var ki, tarihsel geliþmenin yasalarý, onlarýn istek ve taleplerinin tersi yönde ilerliyor. Tarihin burjuva biçimi çöküþ aþamasýndadýr ve bu nedenle kendi karþýtý olan yeninin her alanda önünü zor yöntemleriyle kesmek istemektedir. Ama tarihsel geliþmenin yasalarý eskinin çöküþünü hýzlandýrmakta, yeninin önünü açmaktadýr. Seattle’dan Cenova’ya yükselen baþka bir dünya arayýþý, sermayenin her anlamda egemen konumunu sarsmýþtýr. Marks’ýn Komünist Manifesto’da ortaya koyduðu gibi; “toplumu devrimcileþtiren düþüncelerden söz edildiðinde, eski toplumun içerisinde yeni toplum öðelerinin yaratýlmýþ olduðundan ve eski düþüncelerdeki çözümlenen, eski yaþam koþullarýndaki çözülmeyle atbaþý gittiðinden baþka bir þey ifade edilmiþ olmaz”. Bu anlamda insanlýðýn yaþam koþullarýný kapitalizmin bakýþ açýsýndan farklý bir biçimde ele alýþý, her anlamda devrimci düþüncenin öne çýkýþ, kapitalist sistemin çöküþ dinamiðinin bir sonucudur. Ekonomik küreselleþmenin dizginlenebileceðini söylemek, sermayenin tarihsel eðilimi olan yoðunlaþma ve merkezileþme yönünde ki hareketinin zorunlu yasalarýný yoksaymak demektir. Sorun üretimin çok küçük bir azýnlýk tarafýndan özel mülk edinilmesi arasýndaki çeliþkiyi ortadan kaldýrmaktýr. Her zamankinden daha uygundur koþullar. Kapitalizm altýnda insanlýk geliþmesinin sonuna gelmiþtir. Artýk yýkým üreten, kendi tarihsel zorunluluðunu tamamlamýþ bir toplumsal düzenin son saatinde olduðumuz anlaþýlmak zorunda. Zaten bu gerçekliðin yarattýðý bilincin sonucu deðil mi, baþka bir dünya arayýþý ve bunun mümkün olduðu…Öyleyse sorun kapitalizmin dizginlenmesi, insanileþtirilmesi deðil, sokaktaki insanýn ortaya koyduðu gibi kapitalizme son verilmesidir.

47


ylem içinde insanlarýn tüm davranýþlarý, tavýrlarý, attýklarý sloganlar onlarýn hangi özlem ve hedeflere yöneldiklerini ortaya koyarak bilinç durumunu yansýtýr. Hiçbir eylem biçimi kendiliðinden geliþmez, nesnel koþullarýn bir sonucu olarak ortaya çýkar. Kitlenin bulunduðu bilinç düzeyinin gerisinde veya çok ilerisinde olamaz. Bir dönem kitleleri yasal miting alanlarýna getiremezken, baþka bir dönem taþlý, sopalý, molotoflu kavgalarda bulabiliyor, bir dönem polis ablukasýný yaramayan kitle, baþka bir dönem hiçbir engel tanýmadan ablukanýn üzerine yürüyebiliyor, polis saldýrýsýna karþý durmayý göze alamayýp kaçan kitleler bir dönem sonra saldýrýya kendisi geçebiliyor, bir dönem politik iktidar hedefli genel grevlerde, ayaklanmalarda kendini ortaya koyuyor. Sokaða eyleme çýkmýþ olan kitlenin davranýþlarý, attýðý sloganlar, eylemin niteliði onu sokaða, eyleme çýkaran nedenlerin kitle açýsýndan ne kadar yaþamsal olduðu ile ilgilidir. “Toplumsal kriz uç noktaya ulaþtýðýnda, sadece bu anlarda oluþan atmosfer, kiþilerin olaylara tepki gösterme tarzlarýný belirleyen faktör haline gelir. Çünkü; fiziksel bir varlýðý olmamakla birlikte, bu atmosfer asla soyut ya da belirsiz deðildir. Ýnsanlar onu hissederler ve bu hissettikleri þey eylemlerinin zeminini oluþturur.”(Ýspanya’nýn Kaný syf.17)

E

48

Burardan da anlaþýldýðý gibi hiçbir eylem biçimi ve slogan kendiliðinden ortaya çýkmaz, onu oluþturan toplumsal ekonomik koþullarýn bir sonucudur. Bir dönem barýþçýl sloganlarla alanlarý dolduran insanlar, baþka bir dönem kendini sokak çatýþmalarýnda ve ayaklanmalarda ortaya koyabiliyor. Bu dönemler arasýndaki farklýlýk nedir? 1- taleplerin yaþamsal nitelik kazanmasý; 2kitledeki bilinç sýçramasý; 3- yaþamýný ve dünyayý deðiþtirme özlemi ve isteði. Eylemlere katýlmýþ milyonlarý anlayabilmek, onlarý dünyayý deðiþtirme eyleminde doðru yönlendirmek için; eylemin dilini iyi anlamamýz gerekir. “… Marksizm hareketin geliþtiði, kitlelerin bilincinin ilerlediði, ekonomik ve politik bunalýmlarýn þiddetlendiði ölçüde daha çeþitli yeni yöntemlerini doðuran kitle mücadelesinin dikkatle ele alýnmasýný Partizan Savaþý) ister” (P Ýnsanýn kendini anlatabilme, karþýsýndaki diðer insanla diyalog kurma isteðinden ortaya çýkmýþ olan dil, eylemde sloganlarla kitlenin kendini ifade aracý olmuþtur. Bir kiþinin deðil kitlenin dilidir sloganlar. Bir dilbilimci titizliðiyle ve özeniyle eylemin dili aracýlýðýyla kitlelerin nasýl düþündüðünü, hangi istek ve özlemleri barýndýrdýðýný ve gelecek ile ilgili yönelimini ortaya çýkarabilir ve daha ileriye taþýyabiliriz.


Tüm dünyada geliþen eylemler, milyonlarýn sokaða çýkmasý, ayný hedef ve sloganlarla, ayný kararlýlýkta, dünyanýn her yanýnda eyleme baþlamasý ve ayný zamanda dünyanýn bir çok ülkesinde insanlarýn emperyalist merkezlerde enternasyonal dayanýþma içinde bir araya gelmesinin nedeni nedir? Dünya halklarý eylemlerde ortaya koyduðu hedef ve sloganlarla bizlere neyi anlatýyor? Eylemin dili bize hangi gerçekliði gösteriyor? Sermayenin merkezi niteliði, sermayeye karþý geliþen tüm hareketleri etkiliyor, merkezileþtiriyor. Dünyanýn neresinde olursa olsun proletarya ve emekçi sýnýflar ayný talep ve özlemlerle sokaða çýkýyor. Anti-kapitalist, anti emperyalist, savaþ karþýtý nitelik yaþam tarafýndan kitlelere kabul ettiriliyor. Geliþmelerin sýçramalý biçimde ilerlemesi, dünya proletaryasý ve emekçi halklarda da bilinç sýçramasýna neden oluyor. Yaþam araçlarýndan kovulan, yoksun býrakýlan, yarattýðý tüm deðerler tekeller tarafýndan talan edilen insanlar, gelecek adýna, bunu yaratan tüm güçlere karþý zorlu bir kavga vermenin gerekliliðini fark ediyor. Ýnsanlýk yaþam araçlarýna sahip olmak tekeller karlarýný artýrmak istiyor, bu uzlaþmaz çeliþkinin çözümü de kendini kitlesel eylemlerde ortaya koyuyor. Binler sokaklara dökülüyor çeþitli nedenlerle, ama nedenlerin ortak bir noktasý var; geleceðine ve yaþamýna sahip çýkmak. Yaþam araçlarýndan uzaklaþtýrýlan, çevresine ve toplumuna yabancýlaþtýrýlan binler kendini ortaya koyuyor. Eyleme katýlan insanlarýn deðiþik ülkelerden ve farklý kültürlerden olmasý, o insanlarý birbirinden uzaklaþtýrmýyor, çünkü bu insanlar farklý uluslardan da olsa üreten, yaratan ve yaþamý var eden insanlar. Ortak olan bu yanlarý tüm dünya proleterlerini ve emekçilerini bir araya getiriyor, karþýsýndaki uluslararasý tekellerin egemenliðini kýrmak için ortak hareket etme eðilimi belirgin bir þekilde öne çýkýyor. Tekellerin kendi aralarýnda yaptýðý uluslararasý anlaþmalar ve politikalar sonucunda iþçi ve emekçilere yönelik saldýrýlarý, kitlelerde ancak karþýlýklý dayanýþma içinde birlikte olurlarsa bu saldýrýlara karþý koyabilecekleri bilincini geliþtiriyor. Bu bilinç kendini emperyalist merkezlerde, dünyanýn her yerinde ayný talep ve özlemlerle bir araya gelmiþ milyonlarýn anti-emperyalist, anti-kapitalist, savaþ karþýtý eyleminde ortaya koyuyor. Uluslararasý tekellerin dünya üretim üzerinde karar vermek için yapmak istediði toplantýlar dünya proletaryasýnýn ve emekçi halklarýnýn kitlesel gösterileri ile “bu dünyanýn sömürgeleþtirilmesinden baþka bir þey deðildir. ABD’nin baþýný çektiði güçler dünyayý sermaye için dikensiz bir gül bahçesi haline getirmeye çalýþýyorlar. Ama biz insanlýðýn buna izin vermeyeceðini umuyoruz” diyorlar ve kendi tarihlerini yazmaya kararlý olduklarýný ortaya koyuyorlar. Savaþ baþlamadan yapýlan savaþ karþýtý gösteriler, içinde bulunduðumuz geçiþ döneminin yeni evrenin bir özelliðidir. Ayný anda dünyanýn dört bir yanýnda eyleme geçen kitleler günümüzün olgusudur. Daha önceleri kitleler savaþýn gerçek yüzünü gördüðünde sokaða çýkmýþken, bugün kitleler savaþý durdurmak, engellemek için daha iþin baþýndayken sokaða çýkýyor. Kitlelerin savaþý durdurabileceðine inanmasý, bunun için hareket geçmesi de ayný þekilde yeni bir olgudur ve önemlidir. Eylemin dili bu kararlýlýðý gösterse de, savaþý engellemenin dili bu olamaz ve olmadý da… Savaþ baþladý ve iki yýldýr devam etmekte, hatta daha da yaygýnlaþarak Ortado-

49


ðu’yu savaþ alanýna dönüþtürmek üzere… Savaþý engellemenin yolu, ona karþý disiplinli, kararlý bir mücadele hattý oluþturmaktýr. Ulaþýlan savaþ karþýtý bu bilinç kendini bu tarzda bir pratikte ortaya koymak zorundadýr. Eylemin dili kendini soyut bir savaþ karþýtlýðýndan deðil “emperyalist savaþa hayýr” sloganýnda ifade etmelidir. Savaþýn emperyalist niteliði kitleler tarafýndan kavranýlmýþ durumda, o zaman bu bilincin yapmasý gereken, emperyalist kapitalist sisteme karþý bir savaþýmý baþlatmasýdýr. Genelleþen bir eðilim haline gelen savaþ karþýtlýðýný kapitalizm karþýtlýðý temelinde bir araya getirmek günümüzün acil görevidir. “Yeryüzünün Lanetlileri” sermaye saldýrýlarýna boyun eðmeyeceðini, dünyayý deðiþtirecek bir güç olduðunu grev, gösteri, sokak çatýþmalarýnda ve ayaklanmalarda ortaya koyuyor. 21. yüzyýlý zafer yýlý ilan eden kapitalist sisteme karþý iþçi sýnýfý yüzyýlýn eylemlerini gerçekleþtirdi. Küresel talan programlarýna karþý dünyanýn her yanýnda gerçekleþtirdikleri grev, gösteri ve eylemlerde sýnýf tavrýný ortaya koydu. Eylemin dili bize, dünya proletaryasýnýn ve emekçilerinin kapitalist sistemin, dünyayý birkaç tekel adýna köleleþtirmesine izin vermeyeceðini, geleceðine sahip çýktýðýný anlatýyor. Dünya iþgücünün 1 milyarýnýn üretimden kovulduðu –bu toplam iþgücünün üçte biridir, IMF’nin dayattýðý tarým politikalarý ile milyonlar, bu geliþmelerin hepsi eylemin dilinin kitleselliðini, dünyayý deðiþtirme isteðini, anti-kapitalist, anti-emperyalist yönünü enternasyonal dayanýþma ruhunu, proletaryanýn sürece müdahalede öncü rolünü ortaya koyuyor. “Bütün gözeneklerinden kan ve çirkef sýzdýrarak” dünyaya gelen sermaye, bugünde varlýðýný sürdürebilmek için ayný þekilde bütün gözeneklerinden kan ve çirkef sýzdýrmaya devam ediyor. Sermayenin birikimini artýrmak için yapýlan savaþýmda 174 milyon insan ölmüþ. Açlýk, salgýn hastalýk, iç savaþlar, nükleer denemeler sonucu milyonlarýn hayatý tehlikede. Açlýk nedeniyle saniyede aramýzdan onlarca insan ayrýlmakta. Hiçbir propagandanýn gizleyemeyeceði kapitalizmin yýkým gereði kendini “Kapitalizm Öldürür Kapitalizme Ölüm” sloganýnda somutluyor. Eylemin dili kapitalizmin yýkýlmasýnýn zorunluluðunu ifade ediyor.

50


Bilimle savaþ arasýnda doðrudan bir baðlantý kurmanýn mümkün olduðunu, artýk salt televizyon kültürüyle sýnýrlý olanlar bile biliyor. Bu baðlantýnýn nedeni, savaþý yürütmenin aracý olan silahlarýn bilim tarafýndan geliþtiriliyor olmasý. Ýlk sýnýflý toplumdan bu yana, savaþ aletleri üreten, bileþimleri bulanlar egemenlerin gözünde özel bir önereme sahip olmuþlar. Bugün fiziksiz, kimyasýz hatta biyolojisiz bir Salih sanayi düþünemeyeceðimiz açýk… Yine de bin yýllardýr savaþlarýn yarattýðý felaketlerden, yýkýmlardan, ölümlerden bilim ya da bilim emekçilerini sorumlu tutmak çok kolay olurdu… Oysa bizler tüm üretimin olduðu gibi bilimin de her dönemde egemen güçlerin denetiminde olduðunu ve bu ellerindeki olanaklarý kendi çýkarlarýnca, istedikleri kiþi ya da kiþilere verdiklerini biliyoruz. ABD’de son 4 yýlda verilen proje kredilerinin %45’i biyolojik alana yönlendirilmiþ durumda… Son yüzyýlý biyolojinin zaferi ilan edenler, biyolojik silahlar vaat ediyorlar insanlýða… Bu durumda bilim insanýnýn savunmasý: Benim iþim yeni bilgi üretmektir. Canlý ya da cansýz bütün doðanýn iþleyiþ mekanizmalarýný, þeyler arasýndaki iliþkileri ortaya çýkartmaktýr. Buradan çýkan sonuçlarý, bir takým kimselerin kötüye kullanmasýnda benim bir sorumluluðum olamaz” þeklinde olabilir. Fakat; bu masumane düþünceyi biraz incelememiz gerekiyor. Bilimin bütün alanlarý kendinden öncekilerin üzerinde yükselip geliþir. Örneðin, bir top doktoru kendisinden elli yol önceki týbbýn bulunduðu yerden baþlamýyor, yani bir süreklilik var. Genetik biliminin bugün klonlamayý gerçekleþtirip bir koyunun (hatta insanýn) kopyasýný yapabildiðine tanýk olduk. Varsayalým ki, bu koyun genetik aktarýmýn sonucunda önceleri saðlýklý yaþamýn sürdürüyordu. Genetikçilerin tek sorunu da kromozom baþlýklarý kýsa olduðundan Doly’nin annesinin biyolojik yaþýnda doðmasý gibi görünüyordu. Sonra Doly klonlanma sürecinden kaynaklandýðý düþünülen bir virüs üretip salgýn hastalýða sebep olarak, labora-

51

tuarda çalýþan bilim adamlarýnýn ölümüne ya da felç olmalarýna neden oldu. Böyle bir durum yaþansa bilimin her adýmýnda olduðu gibi bundan sonra da bu iþlemleri yapacak olanlarýn bunu dikkate almamalarýný düþünemeyiz. Çok daha temkinli ve titiz hareket edeceklerdir. Ayný tür örnekleri sýkça bilimin açlýk, dizginsizlik, amatör bir heyecan ve coþkuyla sýçrama yarattýðý kapitalist toplumun ilk dönemlerine baktýðýmýzda görebiliriz. O dönemde bilim insanlarýnýn çoðunluðu ürettiði bilgilerin sonuçlarýnýn nereye hizmet ettiðinin nasýl sonuçlar doðurduðunun tam bilincine varamamýþ olabilirler. Ýþçi sýnýfýnýn, halk kitlelerinin burjuvazinin “eþitlik, özgürlük kardeþlik” þiarýnýn peþine takýlarak feodal yönetimleri yýkmak için tüm gücüyle savaþmasý gibi… Ta ki krallýklar yýkýldýktan sonra kurulan burjuva iktidarlarýn da kendilerini dizginsizce sömürdüðünü, ve insanlýðýn geliþiminin önünde engel olduðunu gördükleri ana kadar… Günümüzde hiçbir dürüst bilim insaný “benim iþim bu, ben bilimi üretirim kim nasýl kullanýr beni ilgilendirmez” deme lüksüne sahip deðildir. Zaten bu tür bir savunma bu çaðda hiç de inandýrýcý deðildir. Bugün her zamankinden daha fazla þunu biliyoruz ki, bilim üreticileri, ekonomi politiði iyi kavramak zorundadýr. Çaðýmýzýn en ileri bilimi olan marksizmi, tarihsel materyalist diyalektiði, dolayýsýyla üretim iliþkilerini bilmeyen kim olursa olsun neye hizmet ettiðini de bilemez. Hele insanlýðýn bilimin deðiþik alanlarýndaki tüm birikimleriyle donatýlmýþ bir bilim emekçisinin ne yaptýðýný bilmemesi kadar korkunç bir þey olamaz. Bilim emekçilerinin meslek etiðini bilmelerinin ve hatta sýký sýkýya baðlý olmalarýnýn bugün onu yanýlmaktan kurtaramadýðýný sayýsýz örnekle görüyoruz. Gen haritasýný bulan bilim ekibinden birisi son derece içtenlikle buluþlarýnýn yararlarýný anlatýyor. Yaþamýn kalitesinin ve süresinin artacaðýný, çaresiz hastalýklarýn tedavi edilebileceðini kök hücrelerin daha etkin kullanýlacaðýný ve daha bir çok þey… Belki de bu

BAHAR ‘05

BÝLÝM VE SAVAÞ


BAHAR ‘05

bilim insaný ne büyük bir katliamýn silahýný ürettiðinin farkýnda deðil ya da insanlýðýn faydalanacaðý yönler açýsýndan görmezden gelinebileceðini düþünüyor. Oysa projelerine milyarlarca dolar yatýranlarýn aslýnda onun aðzýyla biyolojik silah niyetlerini gözlediklerini onu da kitleleri uyutmak için paravan olarak kullandýklarýný göremiyor. Fizik, kimya, biyoloji, matematik, geometri gibi alanlarýn ise savaþ sanayisiyle bire bir baðlantýsý dolayýsýyla özel olarak incelenmesi gerekiyor. Emperyalizmin militarist örgütlenmeleri doðrudan bilimin üzerinde yükseliyor. Özellikle bu alanda üretimde bulunan bilim çalýþanlarý, ürettiklerinin sonuçlarýný birebir görüyorlar. Dünyadaki silah üretimine ve rekabetine kabaca göz atacak olursak; ABD, Almanya, Japonya arasýndaki savaþ teknolojisine dayanan rekabet kendisini daha çok þu alanlarda ifade ediyor: Mikroelektronik, telekomünikasyon, yeni aðýr sanayi ve yeni malzemeler, sivil havacýlýk, robotik ve elektronik kontrol alet ve cihazlarý, bilgisayar ve bilgisayar yazýlýmcýlýðý. ABD askeri araþtýrma ve geliþtirmeye en çok para harcayan ülke durumunda. “21. yüzyýlda silahlý kuvvetler için stratejik teknolojiler” baþlýklý raporda bir mikrodalga feneratörü darbesel elektromanyetik dalga üretiyor ve yayýyor. Düþük frekanslý fakat yüksek voltajlý radyasyonuyla düþmanýn elektronik aygýtlarýný ve bilgisayar sistemlerini felç ediyor, eritiyor. Köreltici bombalar, yüksek patlama gücü ve gaz yayýlýmýyla devasa bir ýþýk yayýyor. O sýrada oraya bakan herkesi kör ediyor. Elle kullanýlan lazer tsfekleri insaný ve elektronik aygýtlarý kör etme gücüne sahip. Araç-

52

larýn ateþleme sistemlerini felç eden bir kimyasalla, motorlarýn yanma için gerekli oksijeni kesilebiliyor. Að silahlar araç ve insanlar üzerine tüfekle atýlýyor. Elektrik çarpmasý etkisi yaratabilir ya da yapýþýp her þeyi hareketsiz býrakabilir. Akustik bombada sýkýþtýrýlmýþ hava boynuz tipi borular içinden geçirilerek insanýn denge sistemini felç ediyor ve bilinç kaybý yaratýyor. Bunlar bize duyurulanlar. Fakat, emperyalist kapitalist sistem tarihsel olarak elinden kaçýrdýðý üretici güçleri silah zoruyla ne kadar denetiminde tutabilir? Bütün bu tarihsel birikimin savaþa yatýrýlmasý kapitalizmin çok güçlü olduðunu deðil, aksine yýkýmýn eþiðinde olduðunu gösteriyor. Tabi ki þöyle bir hataya da düþmemek gerekiyor; kapitalist üretim iliþkilerinin yarattýðý olumsuzluklarý bilime ve bilim insanlarýna yüklemenin bizi hiçbir yere götürmeyeceðini bilmeliyiz. Fakat; bu durum, bilim emekçilerini, emeðinin sonucu olan üretimlerinin kime hizmet ettiðini, ne þekilde kullanýldýðýný ve bunun sonuçlarýný araþtýrma sorumluluklarýný da yadsýmaz. Zaten bilim emekçisi araþtýrmalarýnda kullandýðý yöntemi, yaþamýn bütünlüðüyle baðýný kurarak sonuçlandýrdýðýnda þunu görecektir. “Benim emeðimin ürünleri kapitalist sýnýf tarafýndan, insanlýðýn sömürülmesi, köleleþtirilmesi ve çoðu zaman da yýkýmý için kullanýlýyor. O zaman bana iki seçenek kalýyor: Ya buna boyun eðeceðim (sömürüden pay alma niyeti olmasa da) ya da bilgimi insanlýðýn ve bilimin önünde engel olan insanlýðý yýkýma uðratan kapitalist sýnýfa karþý insanlýðýn kurtuluþu için mücadele edenlere güç katmak için kullanacaðým.”


53

BAHAR ‘05

Madde, hareket, zaman… Tarih, sýnýflar, geliþimin sonsuzluðu… Evren, dünya, yurt… Hareket… Hareket… Hareket… Nerede emekle sermayenin uzlaþmazlýðý ve de uçurumlaþan, derinleþen çatýþkýsý, iþte baþlýyor orada, en acýmasýz, en dayanýlmaz, en kaçýnýlmaz, en muhteþem hareketin dansý… Baþlýyor ayrý ayrý dillerin, ayrý ayrý tenlerin aðýr prangalarý kýrma hareketi… Baþlýyor ezilenlerin prangalarýnýn sokak taþlarýna çarparak yükselen müziði… Ve indi sokaklara, acýmasýz, amansýz, muhteþem dansý hareketin… Hareket… bu topraklarda, on yýllarýn birikimini toplaya toplaya, acýlarý arýta arýta, derinliði çeliþkileri yüklene yüklene, emek ile sermayeye ezilenle ezene buyurmuþtur ki: “Ýþte geldik tarihi bir dönem noktasýna!” Bundan sonra verilecek savaþ, ya senin ölümünü getirecek, ya da ezilenin… Bu topraklarda ya yaþam ezilenlerin iktidarýyla hüküm verecek, ya da ölüm yaþama dair her þeyi sermayenin “tanrýsallýðýyla” yok edecek… Baþladý hareketin dansý sokaklarda… Yoksulluðun ve ölümün aðýr prangalarýna vurulmuþ büyük insanlýk, vurur zincirlerini sokaklara… vurur kendini çeliþkilerin bitmez tükenmez geliþimine… bir yol arar hareketin acýmasýz, kaçýnýlmaz, muhteþem dansý içinde… Ve zulüm artýk, kuþatýlmýþlýðýnýn içinde kuþatýlmýþtýr açlýkla, devrim dansýyla… Bundandýr, binlerce defa kutsadýðý silahlarýný özenle seçmesi… bundandýr, varlýðýnýn çürümüþ, acýmasýz, iðrenç nefesiyle yaþama dair ne varsa, her þeye akýtmasý zehrini… bundandýr… yani büyüyen çoðalan açlýðýn korkunç intikamýný görmesindendir, kendisinden gayri her þeye karþý topyekün, barbarlýðýnda ötesini aþarak gelmesi… Ve gün aðarmadan, sinsice, korkakça çöktü sokaklara, zindanlara dehþetin, barbarlýðýn karanlýk sisi… Ve zindan baþlar türküsünü söylemeye… bir duyulmadýk, bir dokunulmadýk türküdür bu… Yaþamýn türkülenmesi, ateþlerin kanda yakýlmasý … zindanýn türküsü… Savaþýmýz burada baþlamadý ve elbet bitmiyor burada… geleceðe akýþýn, yalnýz dört günlük destanýydý yaþadýklarýmýz… Zindan türkü söylüyor…


6.OCAK.2001.Cumartesi Zorla sökülüp alýndýðýmýz cezaevlerinden hücrelere getirileli on beþ gün oluyor. (burasý idare tarafýndan karalanmýþtýr.BÝTK) Bu gün ilk kez bir avuç olan gökyüzünde ay’ý gördük….hemen seslendi.” yoldaþ gökyüzünde ay var!” diye. Hepimiz fýrladýk bu güzelliði görebilmek için…Dostlardan, yoldaþlardan uzakken ,birçoðunu “kaybetmiþken” ve yüzler ölüme yatýrmýþken bedenini doðanýn güzelliklerinden duyulan mutluluk, yaþama sýký sýkýya baðlý olma isteði herhalde bizi güçlü kýlan bu olsa gerek. Hiçbir zorbalýk, vahþet bizi yaþamýn güzelliklerinden uzaklaþtýramýyor. Hücrelerde bir yaþamý bizlere öyle kolay kabul ettiremeyecekler. Yaþama, insana tutkun bizleri dört duvar arasýnda boðamayacaklar. Tüm kalbim ve bilincimle buna inanýyorum. Zor olacak, bedelleri aðýr olacak ama mutlaka olacak.

BAHAR ‘05

14.OCAK.2001 Pazar (Semra’nýn haberini duyunca) Seni tanýmýyorum, yüzünü hiç görmedim, sesini hiç duymadým. Ama o kadar bildiksin ki benim için…Benim ve bizlerin bir parçasýsýn. Ýlk günden itibaren neler yaþadýðýný, ölüm orucuna nasýl karar verdiðini, bu kararý verirken ve onaylandýðýnda nasýl sevinç duyduðunu anlýyorum. Gazeteden okuyorum haberlerini ablan ölüm orucunu hatýrlamadýðýný söylüyor. Ve seni can yoldaþlarýndan ayýrýp yalnýz baþýna Tekirdað cezaevine götürmüþler. (BÝTK) bilinç kaybýna uðrama sonucu zorla yemek yediriliyormuþ sana…Seni “kurtarmakmýþ” amaçlarý…Oysa ki, sen hücrelerde yaþamak yerine ölümü tercih etmiþtin, ama þimdi seni sakat kalmýþ olarak oralarda yaþamaya zorluyorlar. Hatýrla Semra , seksen gün boyunca yaþadýklarýný hatýrla…Son bir isyan daha göster ve haykýr yüzlerine ”Beni teslim alamayacaksýnýz” diye. Seni çok seviyoruz ve yanýndayýz unutma sakýn… Bu gün açlýk grevinin 25.günü…Daha önceleri böyle bir süreçte yer alýrsam mutlaka ilk günden itibaren günlüðümü tutarým derdim, hatta bu süreçleri anlatmayanlara çok kýzardým. Ben de 25 gün olmasýna raðmen hiçbir þey yazmadým. Ama bu günden sonra yazacaðým. 22.OCAK.2001 Bugünden sonra yazacaðým demiþtim ama yine yazamadým. Tüm yoldaþlarýmýzdan, sevdiklerimizden mektuplar aldýk.O gün hücredeki en mutlu gündü…Ve yüreklerimizin sesini gönderdik dostlarýmýza, satýrlarda bakýþtýk onlarla. Bu gün açlýk grevinin 29.günü yarýn otuza giriyoruz. Çarþamba günü de sanýrým bundan sonra ne yapacaðýmýz belli olur. Saðlýk durumumuz genel olarak iyi….Cuma günü ameliyat olacak, yarasý iyileþmiyor. Hücrelerin belki de en zor gününü, en çaresiz gününü cumartesi günü yaþadýk. Kapýlarýmýz sürekli kapalý, kendimizi koruyacak her türlü olanaktan uzak durumdayýz. En büyük gücümüz olan ortaklýðýmýz, fiziki birlikteliðimiz yok edilmiþ durumda. Amaç da bu deðimliydi zaten? Gardiyanlar geldiler alýp götürdüler. Canlarýmýzý yoldaþlarýmýzý korumaya çalýþtý; ama güç yeterli deðildi. Bizler ise; kapalý kapýlar ardýndan yalnýzca slogan atabildik. Ýnsanlar bilinçlerini kaybettikleri an-

54


23.OCAK.2001 Salý Sabah kalkýp sloganýmýzý attýk…Caným öyle sýkkýn ki…Neden bilemiyorum. Uykudan uyanýr uyanmaz dahi, kafamý meþgul eden sorular beni yoruyor. Yeniden yataða girdim, uyumak istedim; ama ne mümkün…Önce doktor geldi, sonra gazete, daha sonra da yemek…ve tüm bunlar pat-küt diye açýlan kapanan hücre kapýsý sesiyle…Uyunur mu hiç! Uyunmuyor. Kafam daha bir þiþmiþ olarak kalktým. …. “Yerli kýz þarkýsýný söylesin” demiþtin hatýrlýyorsan bir þiirinde. ”Uzak kýyýlarýnda olmak dünyanýn” ve “ve savaþmak o insanlar için” ve ben þarkýmý söylemeye baþlayacaðým. Bunu bilmeni is-

55

BAHAR ‘05

da zorla besleme tehdidi ile karþý karþýya durumdalar. Devlet bu yolla ölümleri önlemeye çalýþýyor. (BÝTK) Çözüm mü? Tabi ki deðil. Nasýl ki “hayata dönüþ” (BÝTK) çözüm olmamýþsa, bu da çözüm olmayacak. Devrimci iradenin öyle kolay teslim alýnamayacaðýný bir kez daha görecek ve yeniden tanýyacak devrimcileri, bizleri… Birkaç saat önce ölüm oruçlarýndan gelenler oldu; demek ki iyiler, hala direniyor bedenleri…Bugün 94.günü…Birazdan öðreniriz hastanede neler yaþadýklarýný. Henüz kitabýmýz yok. Gazete okuyoruz; ama o kadar uzak, o kadar boþ ki gazeteler. Sanki ülkede yaþamýyorlar, kendi gerçeklerine yabancýlar MGK’nýn talimatlarý doðrultusunda haber yapýyorlar. Yapay gündemler, dedikodular, bin bir isimle adlandýrýlarak çok önemli gösterilmeye çalýþýlan çürümenin , tükeniþin göstergesi olan yolsuzluk operasyonlarý…Medya faþizmin en sadýk uþaðý olduðunu gösteriyor. Görevini yerine getiriyor. Televizyonumuz var; ama bir kez daha ne kadar gereksiz bir kutu olduðunu gördüm. Belki uzun zamandýr izleyemediðimiz filmleri , belgeselleri izleriz demiþtik ama ne gezer…Tam bir aptal kutusu. Birkaç kanalýn kültürel programlarý dýþýnda izlenebilecek bir þey yok. En severek izlediðim her zamanki gibi çizgi filmler. Çocukluk dönemimi hatýrlýyor, o anlarýmý düþünüyorum. Ne güzeldi çocukluk…Ve ne kadar dolu dolu geçti. Bana saðladýklarý o mutlu, huzurlu, özgür çocukluk günlerim için caným anneme ve babama çok þey borçluyum. Bana o güzel çocukluk günlerini yaþattýðýnýz için teþekkürler. Beni sevdiðiniz için de…Sevgi ile büyümenin ne demek olduðunu iyi biliyorum ve sevgisiz büyümüþ olsaydým neler kaybedeceðimi de…Sonsuz teþekkürler anneciðim, sonsuz teþekkürler babacýðým…Sizi çok sevdiðimi bilmenizi istiyorum. Hiç unutmayýn olmaz mý? ….. Saat gecenin ikisi oldu. Güzel bir müzik eþliðinde Uyuyan Güzel balesini izliyoruz. Çaðdaþ bir uyarlama anladýðým kadarýyla; ama çok kaba alýnmýþ kadýnla erkek arasýndaki iliþki. Acaba masallarýn geçmiþte kaldýðýný mý söylemek istiyor. Yoksa uyuyan güzellerin bugününü mü anlatmak istiyor. Bir erkek isyan etti. Kendi kaba yanýný yok etti. Bunu kabul edenlere isyan etti. Masal aþkýný buldu. Her aþk; ancak yeni bir aþkýn baþlangýcýna kadar sürer. Doðan bir aþk kendini yeniden yeniden var eder. Bir kadýn ve erkek evleniyor ve aþklarýnýn meyvesi çocuklarý olduðunda; artýk onlarýn hikayesi bitiyor ve çocuklarýnýn hikayesi baþlýyor. Ve her yeni doðan kendine has, kendine ait yaþamak istiyor aþký. Kendi masal aþkýný arýyor.


BAHAR ‘05

tiyorum. Çok gür çýkmasý isteðimdir sesimin, sizin sesinizle birlikte; ama bu olmasa da ben söyleyeceðim þarkýmý uzak kýyýlardaki insanlar ve onlarýn inançlarý adýna… 26.OCAK.2001 Cuma Bugün sabah …’i yine hastaneye gönderdik. Tahliller için günlerdir gidiyor hastaneye. Eðer bir aksilik olmazsa Çarþamba günü ameliyat olacak. Sabah uyandýðýmda gelincik günaydýný ile dolu bir avuç gökyüzü pýrýl pýrýldý. Yataðým tam pencerenin önünde. Pencere dediðime bakmayýn. Öyle bildiðiniz, pencereler gibi deðil, ufacýk sadece hava giriþini saðlayan bir açýklýk. Yine de güneþin muhteþem ýþýklarýný hissediyorum. Bir süre kalkmadan izledim gökyüzünü sonra gelinciklere günaydýn dedim….’nun hediyesi çiçeðe bir öpücük kondurdum ve baktým. Bu güne dek kitabýmýz yoktu, bol bol gazete okuyorduk. Neyse ki; sonunda geldi kitaplarýmýz: Çok sevindik; ama o kadar da hýzlý giriþ yapamadýk. Ben “Ateþi Çakmak”a baþladým; ama yoðunlaþamýyorum. Öðleden sonra Ýstanbul Tabip odasýndan hekimler geldi. Kontrollerimiz yapýldý. Sohbetler ettik, bilgiler almaya çalýþtýk. Güzeldi. TV’lerde deðiþen bir þey yok. Þu anda tüm haberler Diyarbakýr’da öldürülen polislerle ilgili. Kim yaptý, neden korumasý yoktu, neden zýrhlý aracý yoktu, neden bu insan gibi sorular,sorular,sorular…Verilen cevaplar, komplo teorisi, her kanal bunlarla dolu Diyarbakýr’da halkla bütünleþmiþ bir polis modeli propaganda edilen. Ne amaçlanýyor.? Aðar cenaze töreni için ”ETA eylemlerini protesto gibi olmalý” çaðrýsý yapýyor. Yani; sermaye sýnýf mücadelesini ezme, yok etme savcýsýný ”teröre” karþý toplumsal uzlaþma anlayýþý ile devam ettirmek istiyor. 19 Aralýkta tam bir suskunluða giren kitle örgütleri, tek tek açýklama yapýyor polisin vurulmasý ile ilgili. Tabi burada yapýlan eylemin niteliði, içeriði ne amaç güdüldüðü gibi konularý tartýþmýyorum. Bu tür eylemlerde yapýlan kýnamalarda asýl neye karþý durduðuna, asýl etkisizleþtirilmeye çalýþýlanýn ne olduðunu iyi kavramak açýsýndan söylüyorum. F tipi cezaevlerinin kapatýlmasý için verilen mücadele, binlerin eylemi henüz beklemeyle karþýlanýyor. Toplum büyük bir korku, þok, þaþkýnlýk yaþadý operasyonla. Ýnanmadýðý, inanmak istemediði saldýrýya tanýk oldu.Ve henüz kendine gelemedi; ama böyle devam etmeyeceði de bir baþka gerçek. Neden bu gerçekliðe inanýyorum biraz da ona deðineyim. Boþ bir umut, devrimci bir romantizm mi bu beklentimiz. Hayýr deðil. Ekonomik toplumsal geliþmenin zorunlu sonucu. Kapitalizmin; artýk insanlýða verebileceði hiçbir þeyi kalmadý. Kullandýðý hiçbir yol ve yöntem yaþadýðý dünya bunalýmýný aþabilecek güce sahip deðil. Bu bilimsel gerçeklik kendini her geliþmede ortaya koyuyor. Kapitalizm; artýk son dönemini yaþýyor.Nasýl ki: feodalizm büyük bir ihtiþam, lüks, sefahat, eðlence ile boðulmuþsa bu gün kapitalizm de ayný sefahat denizi içinde boðulacak.Ýnsanlýðýn yaþadýðý bu acýlar böyle devam edemez.Zorbalýkla,terörle susturulan insanlýk sonuna kadar böyle tutulamaz. Bu sessizlik yarýlacak hem de hiç beklenilmeyen bir anda, zamanda… O gün dünyanýn en güzel dansý oynanacak halklar tarafýndan. Enternasyonal bir ruhla donanmýþ bir dans…Hiç bitmeyecek, sonsuzca sürecek bir dans… Biraz önce buz pateninde Fransýz çift tarafýndan rüya gibi bir gösteri sunuldu. Muhteþemdi…Kendimi gerçekten bir rüya da hissetti; ama her güzel rüyadan insan nasýl mutsuz uyanýrsa bu rüya da bir kabusla bitti, o güzelim dans küçücük bir hata ile noktalandý. Günde 7-8 saat yapýlan

56


zorlu çalýþma, verilen emek bir anlýk bir hata ile altüst oldu. Ama yine de rüya gibi dans etkisinden bir þey kaybetmedi; çünkü rüya Fransýz çift tarafýndan herkese yaþatýldý. Devrim dansý baþladýðýnda biz de ayný rüyayý yaþatacaðýz tüm insanlýða, tüm insanlýkla ayný rüyayý yaþayacaðýz. 27.OCAK.2001 Cumartesi Sabah 06.30 da nöbeti…’dan devraldým. Buraya geldiðimizden beri ilk kez sabah bu kadar erken kalkýyorum. Kendime gelmem biraz zaman aldý, sonra “Ateþi Çalmak”ý okumaya baþladým. Þimdilik iyi gidiyor; ama kafam biraz yoðun olduðundan birazda açlýðýn etkisiyle, zorlanacaðým gibi görünüyor.. Bu gün cumartesi olduðundan ortalýk çok sessiz. Hücre kapýlarýnýn o pis sesi de yok ortalýkta, yalnýzca kahvaltý ve sayým için mazgal açýldý. Gazete okuduk, televizyon izledik. Biraz uykuya daldým ve rüyamda ilk kez yiyecek gördüm; ama yemedim….ile bir fýrýna gidiyoruz ve simit alýyoruz, ikisi susamlý, biri susamsýz….simit deðil çikolata alalým diyor bir tane de çikolata alýyoruz. Günler ilerledikçe herhalde vücut ihtiyaç duyuyor. Hiç yiyecek rüyasý göreceðimi düþünmemiþtim. Bugün TV.de tenis ve buz pateni izledik. Büyük zevk alýyoruz bu sporlarý izlemekten. Hep birlikte sporun o güzel dünyasýný paylaþtýk. Hücre günlüðü de ancak böyle olur herhalde. Hep ayný… tekrarlanan, deðiþmeyen olaylar. Nasýl sürer burada yaþam? Ýçinde bulunduðumuz eylemden dolayý biraz rahatýz; ama ya sonrasý..Kavgada kararlýlýk, uzun yürüyüþümüz bize hücre yaþamýný þimdilik düþündürmüyor. Bu kararlýlýk olduðu sürece hücrede uzun süreli bir yaþamý düþünmemize gerek yok da zaten. Ama ola ki yaþayacaðýz bu hücrelerde, yine inadýna deyip, sonuna dek ayakta kalýp, bilincimiz eski güzellikleri ile dolu çýkacaðýz bu zindanlardan…

31.OCAK.2001 Çarþamba Bu gün hayatýmýn en kötü satýrlarýný yazdým. Ýdareye açlýk grevine ara verdiðimizi bildiren dilekçeleri verdik. Ýstemeden, buna razý olmamýþken. Tek kiþilik hücrede olmayý tercih ederdim. Çünkü; aldýðým kararý hayata geçirecek, yürüyüþe devam edebilecektim. Ama bu koþullarda olmuyor.Uzun sürmeyecek bu ara, en kýsa zamanda ben de dahil olacaðým kýzýl atlýlara…Birlikte dört nala süreceðiz kýzýl ufka doðru, daha çoðalmýþ, daha güçlenmiþ olarak… Kýsa da olsa nasýl dayanacaðým bu ayrýlýða, nasýl geçecek lokmalar boðazýmdan…Bu acý anlatýlmaz bir þey… Hücre hücre erimeye tanýk olmak, gün gün izlemek…

57

BAHAR ‘05

30.OCAK.2001 Salý Oturmuþ türkü dinliyorduk tüm canlarýmýzla; Neþet Ertaþ’ýn Zahide’m türküsünü söyledi bir genç ve her zaman olduðu gibi yine…’yý andým sevgiyle….’nýn en sevdiði türkülerden biri, bizim de dinlemeyi……ile geçen günlerimizin anýlarý canlandý…..sohbetlerimizin vazgeçilmez yoldaþý….’nin üzerinde anlatýlmaz bir etkiye sahip. Her zaman özlemle, sevgiyle, saygýyla andý onu. Bu gün, bu akþam tüm canlarýmý, sevdiklerimi düþünmek istiyorum. Aylardýr tek kiþilik hücrede kalan can yoldaþlarýmý…Nasýlsýnýz? Güçlü olmak, direnmek, sonuna kadar gitmek zorundayýz.


Latin Müziðinin Tarihi ve Latin Perküsyonlarýnýn tanýtýmýný içeren 4 haftalýk seminerimiz; bana göre çok ilgi gördü. Çok fazla kiþi yoktu. Fakat, katýlan kiþiler 4 hafta boyunca düzenli gelip notlar aldýlar, sorular sordular. Türkçe bilmediðim için seminerde çevirileri eþim Yýldýz yaptý. Katýlýmcýlarda Ýngilizce bilmemelerine raðmen çevirileri dikkatle dinleyip aktif katýlýmcý oldular. Dört haftalýk seminerin sonunda katýlýmcýlarla birlikte yaptýðýmýz Samba show ise görülmeye ve dinlenmeye deðerdi. Latin müziðine olan ilgilerinden dolayý katýlýmcýlara çok teþekkür ederiz. Enrique Maestre.

BAHAR ‘05

15/ocak/2005 1.ders notlarý

1963 yýlýnda Hollanda Antilleri’nden biri olan Bonare’de doðdu. Perküsyon çalmaya Kolombiyalý annesinin ona oynamasý için verdiði sabun kutularý ile 8 yaþýnda baþladý. Kike(takma adý) 10’lu yaþlarýnda müzik eðitimi almaya baþladý. 1978’de Hollanda’da “Fania All Stars”ýn perküsyonisti Nicky Marrero ile karþýlaþtý ve ondan perküsyon dersleri aldý. Daha sonra kendi orkestrasý olan “Salsa Ya Big Band” ile 4 yýl boyunca Avrupa’yý dolaþtý. 2001’de dünyanýn en iyi Marakas çalan kiþilerine aday gösterildi. Þu anda Türkiye’de Latin Müziðiyle ilgilenen herkese Latin Müziði Tarihi ile Latin Perküsyon Ritimleri hakkýnda özel dersler vermektedir.

LATÝN MÜZÝK TARÝHÇESÝ 1492 yýlýnda Colomb Ýspanya’dan Latin Amerika’ya geldi. Ýlk geldiði ada Sansalvador adasýydý. Oradan Domanic Cumhuriyeti’ne ve ardýndan Cuba’ya geçti. Cuba’ya geldiklerinde orada “Oravaklar” ve “Karayip Kýzýlderilileri” vardý. Ve pek insancýl deðillerdi. Colomb, adaya hakim olabilmek için bütün yerli halký öldürdü. Cuba’ya ilk öncüler 1500’lü yýllarda ilk sömürgecilerden olan Ýspanyol askerleri adaya geldi. Ýtalyan olan Clomb, teoride Galile’nin ispat ettiði dünyanýn yuvarlaklýðýný pratikte yaptýðý yolculukla ispat etmiþ oldu. 1492’de dünyanýn yuvarlak olduðunu söyledi ( pratikte). Teoride Galile söyledi. Colomb Hindistan’a çabuk gidebilmek için bu yolu denemiþti. Sansalvador’a geldiðinde burayý Hindistan sandý. Daha sonra yanýldýðýný anladý. Bu seyahati yapabilmek için Papa’dan yardým istediyse de çýlgýn olduðu gerekçesiyle isteði reddedildi. Daha sonra kendisine kraliçe yardým etti. Burada yaþamak için yerleþen ilk kiþiler Colomb’un ailesiydi. Bunun doðal sonucu Ýtalyan müziðinin oraya gitmiþ olmasýdýr. TROVA, sömürgeciler tarafýndan Latin Amerika’ya býrakýlan ilk müziktir. Söyleyene “Trovador” denir. Türkçe karþýlýðý “Ozan” dýr. 2 yýl sonra 1502’lerde, Ýspanyol Trova’sýda gelmeye baþladý. Ýspanyol müziði ve gitarýný da adaya taþýdý. Ýtalyanlarýn çalgýlarý, Vandola ve Lüt’de eklendi. Cuba’daki ilk müzik trova’dýr. Þu anda Ýspanyol etkisi hala devam etmektedir. Ýçinde Percusyon yoktur. Ýçinde çok az Kuzey Afrika etkisi vardýr. Ýspanyol Flamenko’da Müslüman etkisi vardýr. Teknik, DÝANA tekniðidir. Bu tekniði cami hocalarý kullanýrlar. Diana Müslüman tekniðidir. TRESS, Gitar gibi bir ses sahiptir. Þekil olarak Gitarýn küçüðüdür. Üzerinde 12 tel vardýr ve 4 bölüme ayrýlmýþtýr.Teller 3er 3er ayrýldýklarý için trees adýný alýr. Tress 3 anlamýna gelir. Trova’da, Ýtalyan-Ýspanyol etkisi vardýr ve yalnýzca gitarla çalýnýyor. Hasta Siempre aslýnda trova’dýr ama içine percusyon gibi müzik aletleri girince deðiþmiþtir.

58


59

BAHAR ‘05

Ýlk müzik, Çingeneler ve Romanlar tarafýndan yapýldý. Pakistan’dan geldiler. Sintiler, onlar Hindistan’dan geldiler. Bu ismi Pakistan ve Hindistan’dan aldýlar. Ý.Ö.1100 yýlýnda, bu insanlarýn hepsi Ýspanya’ya gitti. Çingeneler tüm dünyaya yayýldý. Bu yüzden tüm dünya müzikleri birbiriyle aynýdýr - iç içedir. Çingeneler, dünyanýn ilk müzisyenleridir. Kendilerine ait dilleri vardýr, Sinti ve romani dilleri. Birbirlerinden farklýdýrlar…Bu yüzden Sinti ve Romlar birbirlerinin dillerini anlamazlar. 1510’da yaþayan son kýzýlderili’de öldü. Ýspanyol sömürgeciler diðer yaþayan insanlarý da esir alarak kullandýlar. Önce ispanya’daki Afrikalý köleleri aldýlar, Cuba’ya býraktýlar.Bu yeterli gelmedi. Bu kez Benin, Angola ve Namibia ülkelerinden aldýlar esirlerini. Bölgede yaþayan insanlarýn isimleri: Yoruba, diðer bölgede yaþayanlarýn isimleri de Bantu’dur. 1. Benin——————Dahomay- Baþkenti:Calabar 2.Yoruba—————Nigeria 3.Bantu——————Congo 1.bölgeden esir almak çok kolaydý. Tarikat problemi vardý ve Kral bu tarikattan hiç hoþlanmýyordu. Tarikatýn ismi Vudun’dur. Ýspanyollar gelince kral vudunlarý sattý. Amazonlar Dahoma’daydýlar. Bütün Vudun’lar Cuba’ya gitti. Amazonlarda. Fakat; Ýspanyollarda tarikattan hoþlanmadý. Ve herkesin Katolik olmasýný istediler. Onlar “tamam” dedi. Dýþtan katoliktiler; ama içten vudun olmaya devam ettiler. Bu grup din Cuba’da hala var. Bu dinin adý Santeria ‘dýr.( Ýbrahim Ferrer vudun’dur ) Cuba’da ýrk ayrýmý politikasý vardý. Örneðin; siyahlar beyazlarla konuþamazlardý. (Apartayt Politikasý), müzik yapmalarý yasaktý. Ama; müzik yapmak istiyorlardý.Hükümet yýlda 1 kez müzik yapabilirsiniz dedi. Bayramlarýnýn adý karnaval. Santeria tarikatý gizlice kutsal müzik yaptý. Kendi müziklerini bu beyaz barbarlara dinletmek istemiyorlardý. Rast gele bir müzik buldular. Adý: “Bomba”. Portorico’da yaptýlar.Müziðe söz kattýlar.Bu yeni bir þeydi “ritüel” müzik olarak nitelendiriliyor bu müzik. Ritüel müzik yeni Cuba müziði için çok önemlidir. Orjinal Adý: Musica Ritualistica Yürüme-marþ-komparþ——————Comparsada müziðin ismi. Bomba 1600’lerde , Comparsa’da 1700’lerde trova ve bomba vardý. Comparsanýn gelmesi 100 yýlý buluyor. Müzik burada çok yavaþ ilerliyor. Bu zamanda Ýspanyollar Meksika’ya gidiyorlar. Burada önemli bir þey oluyor. Burada, Astekler ve Ýnka’lar yaþýyor. Giderken gitarý gördüler. Arp gerçek Meksika enstrumanýdýr. Yatýrýnca pianoyu oluþturur. Gitarý çok sevdiler. Meksika’da ýrk ayrýmý yoktu. Astek’ler ve Ýspanyol’lar çalýþarak yeni bir müzik yaptýlar. Sadece arp kullandýlar. Zenci müziðinde ritim 1-2-3’tür. Astek’ler 3’e diðerleri 4’e kadar sayarlar. Latin Amerika’ya gelen bütün müziklerin kökeni, bebeði son JAROCHO’dur.Yeni ismiyle Mariachi. Bu müzik Meksika’dan Cuba’ya gitti. Piano’da yeni bir enstrumandý. Onu da götürdüler. Mariachi, bomba ve trova müziklerinin hepsini karýþtýrdýlar. Bu hissi sadece Latin Amerika müziðinde hissedersiniz. Müziðin ismi: SALSA.1949’da geldi.Ýsmi Guaracha oldu. Pianodaki ilk müzik 1780’de oldu. Guaracha 1781 diðeri, 1791. Country danse diye bir müzik vardý Ýngiltere’de. Buradan Fransa’ya gitti. Sýrasýyla Ýspanya, Dominic Cumhuriyeti ve Cuba’ya gitti. Cuba’da “contra danza” veya “habanera” diye bilindi bu müzik. Dünyaca ünlüydü. Örnek:Carmen’in Bizeti. Trova söyleyenler bu müziði aldýlar. Ýlk Küba müziði dünyaca ünlü oldu. Ernesto Lecuona—-Küba’da bir müzik yazýcýsýydý. Opera yazdý. Bir operasý Küba’daki karnaval hakkýndaydý. Karnaval’da komparþa müzik çalýyorlardý. Operanýn tanýtým müziði habanera yani komparþa’ydý. Operada ismini buradan aldý.”Lakomparþa”. Basý piano müziðine koyan ilk öncülerdendi. Ýlk kez basýn önemli bir yeri oldu. O bunu ilk kez kullandý.


1820’de esirler Kolombia’ya gittiler. Afrikalýlar büyük bir davul getirdiler. Davul aracýlýðýyla “NKUMBÝ” adýný verdikleri tanrýyla konuþurlardý. Ve “CUMBÝA” adýný verdikleri bir dans ederlerdi davulun etrafýnda dönerek. Küba’da 150, Karayipler’de 275 tane saf ritim vardýr;toplamý 2500’dür. Dünyadaki ritimlerin % 80’i buradandýr. Küba dünyadaki ritim fabrikasýdýr. Latin müzik tarihçileri: Dr.Fernando Ortiz ve Odilio Urfe…..

BAHAR ‘05

22/ocak/2005 2.ders notlarý Tiple, çift taraflý bir müzik aletidir. Bir tarafý yüksek sesleri diðer tarafý alçak sesleri veriyor. Bas, tenor gibi… TROVA : Küba RÝTUALÝSTÝCO : Küba BOMBA : Portoriko COMPARSA: Küba SON JAROCHO : Meksika CONTRADANZA : Küba CUMBÝA : Kolombia 1500’lerin baþýnda Afrika, Ýspanyol ve Küba müziðini ilk kullanan MA THEODORA ve MÝGAELA GÍNES’tir. Bu iki kýz kardeþ Dominik Cumhuriyeti’ne geldiler. Küba’daki Kýzýlderililerin müziklerini karýþtýrdýlar. Küba müziðinin annesi olduðu için “MA” Thedora diye isimlendiriliyorlardý. Önce iþlemiþ olduðumuz tüm müziklere bakarsanýz içinde balanslarý vardýr… 1836’da Latin müziðin içinde bazý þeyler deðiþti, bunun birinci nedeni piyano, ikinci nedeni ise tatlarý deðiþti , Küba’daki kültürde deðiþti. 1500’den 1836’ya kadar pek çok göçmen ve sömürgeci gidip geldiler. Küba müziði bu þekilde daha çeþitlenmeye baþladý. 1836’daki müzik “danza cubana” oldu. Özellikle; bale ve tiyatro için yapýlmýþ bir müzikti. Zengin bir ülkeniz varsa zengin insanlarýn dikkatini çekersiniz. Ýþte; bu müziðin çýkýþ noktasý budur. Bu müzik 2-3 yýl yaþadý ve bitti. Fakat; Portoriko’ya gitti. Portoriko fakir bir ada. Tiyatro ya da baleye giden kiþiler yok. Danza’yý deðiþtirdiler. Piyanoyu kullandýlar; ama daha hýzlý. Onlarýn ulusal müziði oldu. Porto Riko’lularýn 4 ulusal müzikleri var. Bomba, Plena, Donza ve Jibaro. “Donza Portorikenya” 1860’da oldu. Küba’da donza vardý ama baþarýlý deðildi. 1 adam vardý. Daha büyük kitlelere bu müziði açmak istiyordu. Donza’yý ve donza cubana’yý aldý, içine Afrikan müzik koydu. Yoruba, Bantu, Dahomey…bu 3 çeþit Afrika’lý esirler Küba’da yaþýyordu. Yoruba’yý kattý içine. Donza’nýn ismi “danzon” olarak deðiþti. Bu müziði yapan adam:Miguel FAÝLDE. Bu kiþi çok önemli çünkü ilk kez, tarih-kiþi-müzik ayný anda saptanabiliyor. Hükümete gitti. Özel bir þey yaptýðýný söyledi. 1-ocak-1879’da “Danzon” insanlara tanýtýldý. Þarkýsýnýn ismi: “Las Alturas De Simpson” du. Hala çok önemli bir müzik ve hala ayný danzon’u yaratýyor. Bu müzikte 3 temel aþama vardýr. Dinleme kýsmý——————-((classic) Hazýrlanma kýsmý————(African) Dans kýsmý ————————(Latin) Danzon’un yapýlanmasý þimdiye kadar yapýlan Küba müziklerinin kuralý oldu, olacak da…Miguel Failde, Latin müziðe kanun ve kural koydu… Danzon Müzik Aletleri: Flute (Flüt), Violin (Keman)-een fazla 3 tane, Paila griollo-11 tane

60


61

BAHAR ‘05

Piano (Piyano)- 1 tane Guiro-11 tane Marimbula / Kontrabas Sinyalin Ýsmi: Abanico (Yelpaze) Bu 2. ve 3. kýsma geçildiðini iþaret eder. Bu müziði yapan orkestranýn adý:Charanga (çaranga) Danzon bir Charanga müziðidir. Akustik enstrümanlar kullanýyorlar. Tito Puente en ünlü Charanga grubudur. Portoriko’ya geri dönüyoruz. 1880’de Portoriko’ya 3 kiþi geldi. John Clarke, Catharine George ve Carolina. Barbados adasýndan geldiler. Ýngilizce konuþuyorlardý. Trovadores’lerdi. Cathrine tamborin, diðerleri gitar çalýyorlardý. Yaptýklarý müziðin ismi Plena’dýr…Play now’dan gelir…(Þimdi çal, haydi çal…) Bu müziði Portoriko’lular çok beðeniyorlar…Portoriko’da hala çok önemli bir müzik. 2 gitar, 1 tamborin’le çalýnýyor. 1 adam vardý.1930 Joselino Oppenheimer adý.Bomba ve Plena’yý karýþtýrdý.Takma adý:“Bumbun” Oppenheimer…Portorico perküsyon kullanmaya cuba’dan önce baþladý. 1 adam vardý. Plena’yý duyduðu zaman (Küba’lý); Danzon’uda biliyordu. Danzon’dan da yararlanarak bazý þeyleri karýþtýrdý. 1881 Jose ‘Pepe’ Sanchez. Takma adý, Pepe’dir. Bu kiþi 2 adamla birlikte çalýyordu. Emilano Blez ve Pepe Figarola…Jose uzun zaman Ýspanya’da yaþadý. Ravel’le birlikte (Orijinal boleroyu çalýyor…) Bolero’yu Ýspanya’dan alýp Danzon ve Plena ile karýþtýrdý. Böylece; “Bolero Cubana” yý yarattý. Gerçek Bolero, Trompetle çalýnýyor…(Ravel’in bolerosu)… Küba’lýlar trompeti atýp Bongo’yu koydular. Yeni bir ritim yarattýlar. Eski müzikte insanlar Marakasý farklý bir ritimle çalýyorlardý. Aksan yoktu.O marakasa aksan kattý. Pepe Sanchez çok deðiþiklik yaptý. Yarattýðý ritmin ismi: Martino’dur. Salsa, çaça…içinde ise; martino ritmi vardýr. Þimdinin en önemli bolero þarkýcýsý Ýbrahim Ferrer’dir. Ýbrahim Ferrer’den önce bir kiþi vardý. Bolero’yu ünlü yaptý.Küba’nýn tanýtýmýný ve þovunu yapan kiþi Benny More’dir. Trompeti müziðe bu adam koydu. Trambon, saksofon her þey var. Pepe büyük bir yýldýzdý, uyuþturucu ve alkolden dolayý; 39 yaþýnda öldü. Küba’nýn Elvis’idir…. Bütün ritimler Brezilya’ya gidiyor. Irk ayrýmý yoktu. Bantue zencileri vardý burada. Afrika’nýn farklý bölgelerinden geldiler Brezilya’ya…tüm müzikleri karýþtýrýp Samba’yý elde ettiler. Gerçek samba var. ”Samba de Rhoda” sokak samba’sý. Bantue’lar daire olup mutfak eþyalarýný enstrüman olarak kullanýyorlar. Bir kiþi dairenin içine girip dans ediyor. 1 kadýn 1 erkek dairenin içinde arka arkaya dans ediyorlar. 1880 samba’yý çok sevdiler ve karnavalda kullanmak istediler. Küba, Afrika müziklerini kullandýlar. Riodejenaryo’nun yakýnýnda bir ilçe vardý. Adý FAVALES’di. Çok özel bir samba yaptýlar. Pek çok samba ismi var. Batucada Partido Alto Samba Calypso Samba Reggae Frevo Baiao Ýki temel ritm var sambada. 1.Son klavesi gibi…3-2 yada 2-3 olarak gidiyor. Ýki Agor ritmi. (Batucada- samba reggae)


Akdeniz’de dinledim bu öyküyü…

B

ir Akdeniz gecesinde. Gökyüzü yýldýzlarýný giyinmiþ uyuduðumda kayalýklarda uyan-

dýrdý usulca… Akdeniz yakamozdaydý… Gökyüzü tutup elimden yürüdük birlikte yakamoz yoldan ufka doðru… Akdeniz karþýladý bizi… Oturduk birlikte üçümüz… Ben, Gökyüzü ve Akdeniz… Bir Akdeniz, bir gökyüzü baþladý anlatmaya… Ben din-

ledim… Sen de dinle! Tüm yeryüzü karanlýk sular ve buzlarla kaplýydý…Yeryüzü griliðin ölümcül örtüsünün altýndaydý… Yýldýzlardan, yýldýzlarýn arasýndaki karanlýk derinliklerden ve güneþten gelen öldürücü ýþýnlar griliðin besin kaynaðýydý… Iþýnlar griliði güçlendiriyordu ama hiçbir canlýnýn yaþamasýna olanak tanýmýyordu… her þey ölüyor, kavruluyor, yok oluyordu… Tüm okyanuslar, denizler gibi Akdeniz de griliðin altýndaydý… Ama Akdeniz yaþama ve harekete gebeydi… Yaþam ve hareket doðumun eþiðindeydi… Akdeniz zamansýzlýðýn uzunluðu ve aðýrlýðýnca derin düþünceler içindeydi… Öldürücü ýþýnlar engellenmeliydi… Grilik yenilmeliydi… Yaþam ve hareket büyümeliydi… Akdeniz büyük bir sancý içindeydi, kederli ve öfkeliydi… Ama inatçý ve ümitliydi… Aklýðýný, maviliðini saðdý bedeninden Akdeniz yukarýlara doðru… Yüzyýllarca, çaðlarca sürdü bu… Akdeniz kendini yukarýlara, durmadan inatla taþýyordu… Yukarýlarda ak mavi bir yüz oluþuyordu… Akdeniz yoruluyordu… Akdeniz umutluydu… Ak-mavilik yavaþ yavaþ bir að gibi yeryüzünü sarýyordu… Ak mavilik yeryüzünü kuþatan griliði kuþatýyordu. Akmavilik öldürücü ýþýnlarý aðýna alýyor; Akdeniz’in ihtiyacý olanýný geçiriyor; griliðin besin kaynaðýný geri gönderiyor, geçirmiyordu… Grilik yeryüzünden siliniyor, kuytuluklara kaçýyordu… Akdeniz akmaviliðe gökyüzü adýný koydu… Gökyüzü iþte böyle doðdu… Gökyüzü Akdeniz’e, Akdeniz Gökyüzüne maviliðini, aklýðýný veriyordu… Gökyüzü ve Akdeniz mavilikle oynaþýyordu… Zamansýzlýk hýzlandý… çaðlarý dolandý… Akdeniz doðuma hazýrdý… Gökyüzü bunu sevinçle karþýlamaya hazýrlandý… Akdeniz bu sevince maviliðinden saðarak katýldý… Gökyüzü rüzgarlar çýkardý… Rüzgar ve güneþ maviliði aklýða taþýdý…

BAHAR ‘05

Görkemli bir doðumla yaþam ve hareket Akdeniz’den fýþkýrdý… Rüzgarlara, sulara, karalara yürüyen

62


yaþam ve hareket her yana yayýldý… Akdeniz yorgundu… Çaðlarca süren sancýsýný görkemli bir doðuma dönüþtürmenin tatlý bir yorgunluðuydu. Gökyüzü, tüm serin sýcak rüzgarlarý ve nakýþ nakýþ iþlediði bulutlarý Akdeniz’e taþýdý… Gökyüzü, rüzgar kollarýyla meltemler ve karayellerce Akdeniz’i sarýp sarmaladý… Gökyüzü Akdeniz’in yorgunluðunu paylaþtý… Gökyüzü ve Akdeniz yaþamýn ve hareketin adýydý… Gökyüzü ve Akdeniz özgürleþmenin ve sýnýrsýz birleþmenin adýydý… O gün bugün Gökyüzü ve Akdeniz rüzgara, sulara ve karalara taþýdýklarý yaþam ve harekete çaðrý oldular; özgürleþmenin, kardeþleþmenin ve sýnýrsýz birleþmenin çaðrýsý… Grilik sinmiþ saklanmýþtý… Yaþam ve hareket rüzgarlarca, sularca, karalarca yayýldýðýndan beri devamlý pusudaydý, sürekli saldýrmaktaydý… Gökyüzü ve Akdeniz dikildiler karþýsýna her zaman griliðin… Spartaküs’ün özgür ordularýný besledi Akdeniz, Gökyüzü gizledi rüzgarlarla, bulutlarla… Haareket ve yaþam þaha kalkýnca Paris’te griliðe karþý, tüm öfkesiyle kýzýla kesildi Gökyüzü; Akdeniz’se uzandý Sienne’le çocuklarýna… teslim olunmadý… Griliðin saldýrýlarý durmadý… Gökyüzü ve Akdeniz renk renk, ses ses çocuklarýyla Madrid sokaklarýndaydý griliðe karþý… Gökyüzü ve Akdeniz yaþam ve hareketle enternasyonal savaþýn yataðýndan aktý… teslim olunmadý… Sonra Cezayir, Libya, Tunus’ta… Sonra Hayfa’nýn kýyýlarýnda, tozlu sokaklarýnda ve tüm bozkýrlarda… Sonra Ege’nin batý yakasý daðlarýnda… Griliðe teslim olunmadý… Nerede bir kuþatmasý olduysa Þimdi grilik tüm yeryüzünde son saldýrýsýnda… Sularca, rüzgarlarca, karalarca tüm yaþamý ve hareketi boðmaya çalýþmakta… Gökyüzü ve Akdeniz’in çaðrýsý rüzgarlarca, sularca, karalarca tüm yeryüzüne yayýlmakta… Gökyüzü ve Akdeniz yaþamýn ve hareketin özgürleþmesi, kardeþçe sýnýrsýzlýðý eve birleþmesi için savaþa çaðýrmakta… Gökyüzü ve Akdeniz yeni ve görkemli en büyük doðumun hazýrlýðýnda… Doðum yaklaþmakta…

63

BAHAR ‘05

griliðin, Gökyüzü ve Akdeniz yaþam ve hareketle en ön saftaydý…


ça ðr ý BAHAR ‘05

Yola çýktýk…Arkamýzda kaygýlarýmýzý, çekingenliklerimizi býrakarak...Ýnsaný, geleceði, kendimizi tanýmak ve deðiþtirmek için… El yordamýyla yürüyoruz. Ama ýþýksýz deðiliz. Yaþamýn tüm ciddiyetiyle oyunlar oynuyoruz, çocuklar gibi þeniyoruz. Zorlu ve uzun bir uðraþ bu. Hayatýn içinde, daha içinde, daha etkin rol almak istiyoruz. Sahnede olmak, ýþýklarý yakmak ve oyunu baþlatmak istiyoruz. Daha çok rol arkadaþý gerekli bize: Oyunu yazacaklar, sahneye çýkacaklar, kostümleri dikecekler, dekorlarý çakacaklar, makyaj yapacaklar, biletleri daðýtacaklar, sorular sorup cevaplarý verecekler... Yola çýktýk geliyoruz…Kendimizi, geleceði, insaný araþtýrmak ve deðiþtirmek için...

64


dünya tiyatrolar gününde sokaklardaydýk Tüm dünya bugünü dünya tiyatrolar günü olarak kutluyor. Pek çok sahne kapýlarýný ücretsiz açýyor bugün seyircilerine…Birçok yerde salon törenleri düzenleniyor. Tabi pek çok kiþinin bu durumdan ne haberi var ne de bununla ilgilenebilecek durumdalar. Bir 27 Mart’ta daha biz de gözlerimizi ýþýltýlý kutlama salonlarýndan, tiyatrodan habersiz daha büyük kesimlere çevirelim dedik. Tiyatrocular týpký diðer aydýnlar gibi toplumun en ileri kesimini temsil ediyorlarsa, bütün dikkatlerin bize çevrildiði bu günde sahne almanýn, perdeleri açmanýn zamaný olduðunu düþünüyoruz. Tiyatrocular da salonlardan çýkýp yaþama katýlmalýdýr. Hem de herkesten daha fazla… Yaþamla ölüm kavgasýndaki milyonlarca insaný tiyatro’ya getirebilir misiniz? Hayatta kalabilmek için bütün zamanlarýný çalýþarak öldürenlere tiyatronuzu anlatabilir misiniz? Savaþlarýn ve açlýðýn kol gezdiði bir yerde oyununuzu oynayabilir misiniz? Badat’ta, Filistin’de, Somali’de, nýnda sahne alabilir misiniz? 27 Mart’ta Beyoðlu’nda kostümlerimizi giyip tepkilerimizi, düþüncelerimizi dile getireceðiz. Ta ki tüm yeryüzünde bizi izleyemeyecek, oyunlarýmýza katýlamayacak tek bir insan bile kalmayýncaya kadar…

65

BAHAR ‘05

Ruanda’da, daðlarda ve fabrikalarda savaþanlarýn ya-


TÝYATRO’NUN GENEL TARÝHÝ BAHAR ‘05

Tiyatro okulu Tiyatro okulu adýný verdiðimiz bu sayfada tiyatronun kuramsal alanlarýna deðineceðiz. Amatör tiyatroculuk denildiðinde ilk akla gelenler birkaç oyunculuk çalýþmasýndan sonra bir teksi ele alýp el yordamýyla onu sahnelemektir.Oysa amatörlük bundan daha fazla birikim ve derinlik gerektiriyor.Kurumsal bir eðitimden genellikle mahrum olan amatör tiyatro emekçilerinin tiyatronun tarihi, kuramlarý, yaratýcýlarý, terimleri ve daha birçok yönüyle ilgilenmeleri gerekmektedir. Tiyatronun genel tarihiyle baþladýk. Elbette burada geçen pek çok konu kendi baþýna ayrý bir araþtýrma-yazý konusudur. Daha sonraki sayýlarýmýzda daha özele inmek için araþtýrmalarýmýza devam edeceðiz. Katkýlarýnýzý bekliyoruz.

Bilinen ilk tiyatro, insanýn topluluk halinde yaþamaya baþladýðý ilkel kominal toplumda dilin kullanýlmasýndan önce beden diliyle anlatýlardan doðdu. Doða karþýsýnda güçsüz kalan insanýn kendisini ve doðayý taklit (mimesis) yoluyla anlatýlarý tiyatronun kökenini oluþturur. Bu döneme ait maðara resimlerinde ellerine ve yüzlerine hayvan postlarý geçirmiþ insanlarýn ritmik hareketler yaptýklarýný görmekteyiz. Maske ve kostümün (hayvan postlarý ) öne çýktýðý bu dönem insanýn kendi kimliðini aþmak, baþka kimlikleri ve daha genel varlýk biçimlerini temsil etmesinin en etkin yollarýný bulmasýný saðlamýþtýr. Toplayýcýlýk ve avcýlýðýn olduðu bu dönemde tiyatronun temasý bu iki öðeyi içeriyordu. Daha sonra karþýsýnda güçsüz kaldýðý doða olaylarýný (Ýlk tanrýlar) iþlemeye baþladý. Ýnsanýn tören ve ayinlerle doða üzerinde denetim kurmaya çalýþtýðý bu dönem eski Yunan da, Dionysos þenliklerine kadar uzanýr. Yaðmur yaðdýrmak ya da avda baþarýlý olmak için yapýlan törensel danslar, kurallý oyunun ilk örnekleriydi. Ölme ve yeniden dirilmeye yönelik bilinmezlikler de oyun temalarýna bu dönemde girdi. Baþlangýçta doða güçlerine insanlarýn kurban edildiði bu törenler zamanla canlandýrmalara (Ritüel) dönüþtü. Þamanizm de olduðu gibi, Þaman çeþitli oyunlarda tanrýlarla insan arasýndaki aracýyý temsil ediyordu. Ýnsan,avcýlýk ve toplayýcýlýktan alet yapmasýyla üretime geçti .Bu dönem kabile savaþlarý sonucu hayatta kalanlarýn köle olduðu ve egemenlerin devletlerini kurup kurumsallaþtýklarý ilk sýnýflý sisteme evrildi. Köleci dönemde; uzak doðu da Çin, Orta doðuda; Mýsýr, Sümer, Med,Hitit (Eti), Asur ve Avrupa da; Yunan ve Roma imparatorluðu felsefenin,sanatýn ve bilimin merkezleriydiler. Ýlk sýnýflý toplum olan köleci devlette kölelerin yaþamda hiçbir haklarý yoktu. Soylu sýnýf köle sömürüsü sayesinde bilime ve sanata bolca vakit buluyordu. Aristotales bile; insanlarý kadýnlar, erkekler ve köleler olarak sýnýflýyordu. Toplum içindeki kadýnlarýn ve kölelerin durumuna ilk tepkiyi Europides vermiþtir. Bir görüþe göre modern tiyatro; Yunan tiyat-

66


67

BAHAR ‘05

rosuyla baþlar. Çünkü; tiyatronun tüm özellikleri; sahne, izleyiciler, oyun, kurgu bu dönemde doðmuþtur. Tiyatro terimi de, Yunanca ”Theatron” (Seyredilen yer) sözcüðünden gelmektedir. Günümüzdeki anlamýyla tiyatronun baþlangýcý eski Yunan’da Baðbozumu tanrýsý Dionysos adýna yapýlan dinsel törenlere dayandýrýlmaktadýr. Bu törenlere korodaki insanlar keçi derilerine sarýnarak þarký söyledikleri için “keçi þarkýsý” anlamýna gelen ve kaynaðýný efsanelerden alan “Tragedya” adý verilmiþtir. Bu dönemde tiyatro dinsel törenlerden ayrýþarak bir sanat ve felsefenin konusu haline gelmiþtir. Dionysos þenliklerinde farklý kiþiliklerin, konuþmacýlarýn yer almaya baþladýðý “KORO”yu görüyoruz. Koro bu dönemde geliþen duruma iþaret eden bir kimlik taþýyordu. Dyonysos þenliklerinde tragedya özel bir yer aldý. Tespis adýnda bir þair M.Ö.6.yy. daki ilk tragedya yarýþmasýnda koronun karþýsýna bir oyuncu (aktör) çýkararak diyaloðu baþlattý.Böylece tiyatronun ilk oyuncusu doðmuþ oldu. Daha sonra Aiskhlos (Ayklos) 2. oyuncuyu, Sophokles (Sofokles) 3.oyuncuyu sahneye çýkardý. Böylece koro giderek önemini yitirdi ve günümüz tiyatrosunun ilk oluþumlarý baþlamýþ oldu. Bu dönemde ilk kadýn maskelerini sahneye getiren dönemin en ünlü yazarý Koerillos un bugün elimizde hiçbir oyunu yoktur. 67.Olimpiyatta Frinikos ilk kez kadýn karakteri erkeðe deðil bir kadýna oynattý. Dionysos adýna düzenlenen Dramatik yarýþmalarda üç türle karþýlaþýyoruz: tragedya, komedya ve satir oyunlarý. Satir oyunlarýnýn konusu yine tragedyanýn konularýydý; ama bu oyunlarda konular mizahi bir dille ele alýnýrdý. Oyunlarda seyirciye verilmek istenen ana temalar: gururlanma günahý, ölçülülük, cezanýn kaçýnýlmazlýðý, katarsis (acýma ve korku ile ruhu tutkulardan arýndýrmak) olarak sýralayabiliriz. Eski komedya’nýn en büyük temsilcisi Aristofanes’in oyunlarý siyasal ve toplumsal yergileriyle ahlaki bir görev üstlenmiþtir. Sofoklesle tiyatro teknik yetkinliðe ulaþmýþ oyunlarda ilk kez dekor kullanýlmýþtýr. Euripides ise (M.Ö.480-405)günümüz tiyatrosuna daha yakýn eserler ortaya koymuþ,günlük yaþamý ele almýþ ve kuþkuculuk, bilgecilik temalarýndan yola çýkmýþtýr. Antik Yunan tragedyasýnýn tanýmýný ilk kez M.Ö.320 yýllarýnda Poetika adlý eseriyle Aristotales yaptý. Ona göre tragedya; ahlaki yönden aðýrbaþlý, baþý ve sonu olan, belli bir uzunluðu bulunan bir hareketin taklidiydi (mimesis).Aristotales’ in koyduðu kurallar uzun süre-bugün biletiyatro da otorite olmuþtur. Roma tiyatrosunda ise antik Yunan tiyatrosu etkisinden baþka fars, mimus ve pantomimus türlerine rastlýyoruz. Roma tiyatrosu antik yunan tiyatrosundan farklý olarak eðlence ve ticaret amacý taþýr. Oyunculuk bayaðý görüldüðü için köleler tarafýndan sürdürülmektedir. Komedya da Plautus, Terentius, tragedyada ise; Ennius, Pacavius ve Accius ve en önemlisi Seneca Tiyatroyu önemli bir yere getirmek için uðraþmýþlardýr.


ESKÝ ROMA VE YUNAN TÝYATROLARI ARASINDAKÝ FARKLAR YUNAN TÝYATROSU ROMA TÝYATROSU * Oyuncular üst tabakadan Oyuncular alt tabakadan * Ölümcül savaþ sahneleri seyirci önünde olmaz Ölümler seyirci Önünde gerçekleþir. * Tiyatro dað yamaçlarýndadýr Geniþ düzlük alanlara kurulmuþtur * Orkestra büyük yer kaplar Orkestranýn önemi yoktur * Seyirci yeri yükselen dairelerden oluþur Seyirci yeri yarým yuvarlaktýr * Giriþler açýk ve serbesttir Ücretsiz geçiþi önlemek için tünellerden oluþmuþtur. * Sahne seyirciye uzaktýr Sahne seyirciye yakýndýr * Dýþ görünüþü yalýndýr Dýþ görünüþü süslüdür. * Dinsel törenlerde sýklýkla kullanýlýr lence aðýrlýklýdýr .dinseltörenlerde kullanýlmaz * Ön sahne Roma tiyatrosundan iki kat daha yüksek ve daha dardýr. * Her oyunda dekor deðiþir Dekor deðiþmez,sabittir.

BAHAR ‘05

TÝYATRO SÖZLÜÐÜ Agora: Pazar yeri. Antik tiyatro yapýsý orta ya çýkmadan ve Dionyisos Þenlikleri Atina’daki Akropolis’in güneydoðu yamacýnaalýnmadan önce oyunlar pazar yerinin basamaklý tarafýnda oynanýrdý. Seyirciler basamaklara otururdu. Alegori: Belli bir kavram, düþünce yada ahlak kategorisinin kiþileþtirme yoluyla canlandýrmak, alegoriyi simgeden ayýrmak gerekir, çünkü simge kiþisel de özeti verirken alagort genelde özeti verir; alegoride tüm ayrýntýlar imgesel bütünlük içindedir. Agon: 1. Yarýþma Antik tiyatroda, tragedya ozanlarý, oyuncular ve dithyrambas korolarý arasýnda yapýlan yarýþmalar... Yunan tragedyasýnda, savsöz ve

karþý savsözün öneri ve karþý önerinin, yanýt ve karþý yanýtýn, atýþma biçimi içinde yer olduðu söz kapýþmasý sahnesi...Çatýþma. 2Antik Yunan komedyasýnda düþünceleri birbirine karþýt olan iki oyun kiþisinin tartýþmaya girdiði bölüm. 3. Antik tiyatroda sanatçýlar, ezgiciler, yazarlar ve oyuncular arasýnda deðerlendirme ile sonuçlanan yarýþma. Antrakt: Tiyatro oyununun oynanýþý esnasýnda; sahnenin düzenlenmesi, oyuncunun diðer perde için hazýrlanmasý ve seyircinin dinlenebilmesi amacýyla verilen kýsa ara. Anagnorisis: Tanýma. Aristoteles’in Poetika adlý yapýtýndan.Bir oyun kiþisinin gerçek kimliðini öðrenme.

68

Antik Komedya; Ý.Ö 486 yýlýnda baþlayan ve aþaðý yukarý Ý.Ö 200 yýlýna kadar süren bir dönem içindeki yunan ve Latin komedyalarý için kullanýlan terim. Yunan komedyasýnýn üç evresi vardýr; eski komedya (Aristofanes), orta komedya (Antifanes, Aleksis) ve yeni komedya (Menandros) Latin komedyasýnýn iki ustasý Plautus ile Terentius’tur. Antik Tragedya; Ý.Ö VI. yüzyýlda yunanlý Thespis ile baþlayan ve Ý.S. I. yüzyýlda Latin Seneca ile son bulan yediyüz yýllýk bir süreç içinde yazýlmýþ tragedyalardan her biri. En büyükleri Aiskhülos, Sophokles ve Europides’tir.


Ayný okulda, ayný mahallede veya ayný evde bulunan arkadaþlarýnýzla birlikte bir tiyatro grubu ( topluluðu ) kurup kendi aranýzda oyunlar hazýrlayýp çevrenizdeki insanlara sunmak istediniz. Ama bir türlü size yardým edecek tecrübeli birilerine ulaþamadýnýz. Þimdi önünüzde iki seçenek var. Ya her þeyi býrakýp bu sevdadan vazgeçeceksiniz ya da kendi el yordamýyla edindiðiniz birikiminizle bazý oyunlar hazýrlayacaksýnýz. Biz de size bu sayfada üçüncü bir seçenek sunuyoruz. Birikimlerimizi, deneyimlerimizi sizlerle paylaþmak ve bizimde yürüdüðümüz sonsuz öðrenim sürecini karþýlýklý üretim sürecine dönüþtürmek istedik. Þimdiden baþarýlar… 1- Bütün vücut serbest bir þekilde yürümeye baþlayýn. Ayak kaslarýnýzdan baþka hiçbir kasýnýz çalýþmasýn. Kollar serbest ve baþ sarkýk bir biçimde yavaþ yavaþ temponuzu arttýrýn. En yüksek koþma temposuna ulaþýncaya kadar devam edin. (15dk. ) 2- Koþu biter bitmez kollarýnýz vücuda paralel bir þekilde sýrt üstü yere uzanýn. Kendinizi tamamýyla yer çekimine teslim edin. Gözlerinizi kapatýn ve kesinlik-

69

BAHAR ‘05

ömer þahin

PRATÝK ÇALIÞMA ÖNERÝLERÝ


le açmayýn. Bütün ýþýklarý söndürün ve bir müddet enstrümantal klasik müzik dinleyip kendinizi müziðin akýþýna býrakýn. ( 10dk. ) 3- Sabah yataktan kalkar gibi gerinerek ve esneyerek uyanýn. Ayaða kalkýn omuzlarýnýzý sýrayla dairesel bir þekilde çevirin. Bütün vücudunuzu arkaya doðru atarak esneyin ve ayný þekilde öne, saða, sola atarak esneyin. ( 15dk. ) 4- Dilinizi aðzýnýzýn içinde daire çizecek þekilde çevirin ve dilinizi çiðnemeye baþlayýn. Sonra dudaklarýnýzý ( alt ve üst ) çalýþtýrýp dudaklarýnýzla sesler çýkarmaya baþlayýn. ( 15dk. ) 5- Diyafram nefesini kullanarak düzenli baðýrmaya çalýþýn. Beraberce sesinizi yükseltip alçaltýn.Diyafram nefesini almak için aðzýnýzda sýcak bir þey varmýþçasýna aniden nefes almak ya da dilinizi dýþarý çýkartýp hýzlý nefes alýp-verme çalýþmasý yapmak yararlý olacaktýr. Diyafram nefesini almanýn en doðru yolu önce karýn nefesi almaktýr.Bunun içinde yatarak karnýnýzýn üstüne kitap koyun ve nefesinizi alýp verdikçe yükselip alçalmasýný izleyin. (15dk. ) 6- Alfabeyi baþtan sona hep beraber baðýrarak ( diyaframdan ) söyleyin. Yanlýþ telaffuz ettiðiniz harfleri tespit edip doðrusunu çýkarmaya çalýþýn. 7- Birkaç satýrdan oluþan her hangi bir düz yazý veya þiir örneði bulun. Mesela; Sonra birkaç damla göz yaþý düþtü topraða, topraðýn o bir damla göz yaþýný Vantuzlarýyla nasýl emdiðini gördü. Bu yazýyý ilk önce heceleyerek ve bütün harflerin hakkýný vererek okuyun. Sonra bütün yazýyý düzgün ve anlaþýlýr bir biçimde; sesinize üzüntü, mutluluk ve sinir duygularýný katarak okuyun. OYUN: Grubu ikiye bölün, iki grupta gözlerini kapatsýn. Gruplarý birbirinden uzak duracak þekilde ayýrýn. Her birinin kulaðýna bir rakam söyleyin. Gruptan; kesinlikle konuþmadan ve en önemlisi hiçbir ses çýkarmadan birbirlerini rakam sýrasýna göre dizmelerini isteyin. Bu sýralamayý ilk bitiren grup kazanmýþ olur.

BAHAR ‘05

OYUNUN AMACI: Gruptaki iletiþim düzeyini saptamak ve geliþtirmek. OYUNUN SONUCU: Oyunda bazý arkadaþlarýn hiç hareket etmeden bekledikleri, bazýlarýnýn sürekli karmaþýk hareketler yaptýðý ve bazýlarýnýn ise; düzenli bir biçimde yönlendirici rolü üstlendiði görülecektir. Bu bize grup üyelerinin liderlik, yönlendiricilik vasýflarýnýn düzeyini gösterecektir. Böylece her hangi bir tiyatro metnini oynamaya karar vereceðimiz zaman yönlendirici görevlerin kimlerin üstleneceði belli olmuþ olurˆ

70


ey gözleri þiir yazan çocuklar dünya nasýl da yenik ve yaralý bir tek sizin gülüþünüz var onu güldürecek A.Yücel


BAHAR ‘05

ÜÇ NEHRÝN BÝR DENÝZLE BULUÞMASININ DESTANI Geceydi-karanlýktý Ve paslý bir yangýn gibi ölüm… Gün, henüz uyanýþýný tamamlamamýþtý. Sisli ve puslu bir akþamdan kalmaydý gece. Geceydi-karanlýktý-sýcaktý Üç dað Üç nehir Üç yangýn yürekli orman Utandýrýyorlardý çýplaklýklarýyla maskelenmiþ yüzleri… Kahrediyordu dimdik duruþlarý, ölüme gülümseyiþleri. Kusursuz bir ortaklýktý direniþleri… Toprak… Hava… Ateþ… Ve su gibiydiler kirli düþlerin çoðalan vahþetine, zulmüne… ve iðrençliðine karþý. Halktýlar halklar gibi! Yiðitçe çýktýlar yola, söylemek için türkülerini Sevdanýn en amansýzýný Ölümün en zamansýzýný tattýlar. Uðrunda ölüme gittikleri yol kadar aydýnlýktýlar!.. Birgün akacaðým denizlere selam olsun! Adým: Deniz Sevda iþçisiyim Umut iþçisiyim Birgün akacaðým denizlere selam olsun!

72


73

BAHAR ‘05

Adým: Hüseyin Sevda iþçisiyim Umut iþçisiyim Birgün akacaðým denizlere selam olsun! Adým: Yusuf Sevda iþçisiyim Umut iþçisiyim Birgün akacaðým denizlere selam olsun! Bir türkü tutturacaðým Çiçekler ekeceðim halklarýn umutsuz topraklarýna Daðýlmýþ, tek yürek kalmayacak yer altýnda… Hadi! Kavursun bu ateþ beni Hadi! Savursun denizlerin hýrçýn dalgalarý arýndýrsýn beni çirkinliðimden. Hadi! Öfkeyi haykýrmanýn zamanýdýr Hadi! Haykýr Haykýr Haykýr öfkeni. Geceydi-Karanlýktý Yeni doðmuþ bebelere veriliyordu adlarý. Kavganýn 72’ye kanla yazýlmasýnýn zamanýydý. Çýnladý tarih sabahýn alaca þafaðýnda Yankýlandý üç ölümsüz çýðlýk gecenin kararan yüzünde Maviye çalardý gözleri, daraðaçlarý gölgesinde Ýdamlarda cellat katýna oturanlar, Denizlerin karþýsýnda dehþet içindeler þimdi; konuþuyorlar, çýðlýklar atýp, duvarlarý týrmalýyorlar… Söylenen hiçbir þeyi anlamýyor…anlatamýyorlar… Sabah serin ve sessiz Sisli bir aydýnlýk Ve paslý bir yangýn gibi ölüm! Sökülen kaldýrým taþlarý, emekçilerin uyanýþý, Bir çýðlýk yeni güne Üç ortak ölümde de elele… Ne yazýk! Ne yazýk ki bir daha asla, Sevdiði kýzýn ellerini; topraða serpilen özgür bir tohum gibi saramayacak. Af dilemeden çýkýlan onurlu sehpalarda gölgeler düþecek aydýnlýða,


BAHAR ‘05

kararacak tüm renkler Aydýnlansýn diye gidenlerin yüzleri, analar gülümseyerek doðuracak evlatlarýný. Aðlama yaðlý urgan! Aðlama! Arkanda ölüm gülüþlü cellata bel baðlama! Birgün dökülür tüm nehirler denizlere, siyahlar aydýnlanýr, bir çocuk elleriyle taþýr hürriyeti, bir gider bin gelir analarýn yiðitleri Durgun, karanlýk, derin, sýcak ve serin Ve sarý parmaklarý birazdan kýzýllaþacak gökyüzünü yýldýza boðacak gibi çetin… Geceydi-karanlýktý Bulutlar kadar doluydu gözleri izleyenlerin En seven, en cömert, en cesur, en yiðit, en aþýk Üç sevdalý toprak... Üç sevdalý hava... Üç sevdalý ateþ... Üç sevdalý su… Neredeyse boðacaktý analarýn çýðlýklarý kanlý gelincik tarlalarýný Bu gözler: Deniz’in gözleri Baktý! Korkmadan, kýzmadan, inançla!.. Bu sözler: Hüseyin’in sözleri Söyledi! Korkmadan, kýzmadan, inançla!.. Bu eller: Yusuf’un elleri Geçirdi týrnaklarýný kanlý gelincik tarlalarýna Korkmadan, kýzmadan, inançla! Teker teker, bir an olsun tereddüt etmeden geçirdiler kardeþ urganlarý gencecik boyunlarýna. Gül benizli analar doðurdular evlatlarýný. Bir çýðlýk bir ölüme kavuþtu… Üç nehir bir denizle buluþtu… Dün-bugün ve gelecekte Denizlere akan nehirlere selam olsun! Durgun, karanlýk, derin, sýcak ve serin Ve sarý parmaklarý birazdan Kýzýllaþacak gökyüzünü yýldýza boðacak gibi çetin 6 Mayýs 72’in çocuklarý…

74


2004 etkinlikleri Onurun ve direngenliðin meþalesi, Filistin halkýyla dayanýþma etkinliðiyle karþýladýk 2004 yýlýný.

2004 yýlý , sanat merkezimizin yayýlma dönemi oldu…

Antep ve Ýzmir Ayýþýðý’na kavuþtu…


*4 nisan 2004 Gazi Ayýþýðý açýldý… *22 þubat 2004 Ýzmir ayýþýðý’nda “yerel seçimler ve sol “ konulu panel…

*17 nisan 2004 “Bahara Merhaba” etkinliði.. MKM Tiyatro Grubu Nurettin Güleç BÝlgesu Erenus Ayýþýðý Þiir Grubu


*9 mayýs 2004 “doðumunun 186. yýlýnda Marx ve Marksizm” Katýlýmcýlar: Sýrrý Öztürk Orhan Ýyiler Yýlmaz Ekþi *22 Mayýs 2004

Ýzmir Ayýþýðý’nda “ Basýn ve Üzerindeki Baskýlar” konulu söyleþi Katýlýmcýlar: Gazeteci Sinan Kara Mustafa Rollas ÇGD’den Macit Setoðlu Mücadele Birliði Dergisinden Yeþim Tunçsan Ýþçi Köylü Gazetesinden Erdinç Özbay Alýnteri Gazetesinden Selam Topçuoðlu

6 Haziran 2004 Geleneksel Büyükada pikniði

*10 Temmuz 2004 Aysunumuz… ayýþýðýmýzýn anmasý…

Av. Cemal Yücel’le marksizm ve hukuk


17 Ekim 2004 küba dostluk günü

Sarý Gazi Ayýþýðý jandarma tarafýndan basýldý. Ayný saldýrý sonraki günde tekrarlandý… Jandarma baskýný Sarýgazi Ayýþýðý önünde yapýlan basýn açýklamasýyla protesto edildi. Agustos 2004 Ahmed Arif anmasý Antep Ayýþýðý 8 Agustos 2004 400. gününde Remzi Aydýn’la dayanýþma etkinliði Grup Akay 29 agustos 2004 Küba ile dayanýþma etkinliði Antep 19 eylül 2004 Ýzmir Küba Ýle dayanýþma etkinliði 26 eylül 2004 Antep Ayýþýðý’nda Yýlmaz Güney anmasý 15 Ekim 2004 Ýzmir Ayýþýðý’nda Dursun Özden’le “Küba Uzak Deðil”adlý söyleþi…


15 Kasým 2004 Ýkitelli Ayýþýðý’nda müzik dinletisi- Grup Mart Ateþi 16 Kasým 2004 Ýkitelli Ayýþýðý’nda þiir dinletisi- Tiyatro gösterimi Ýþçi Atölyesi kuruldu… 5 Aralýk 2004 Antep Ayýþýðý’nda “Yeni ceza infaz yasasý ve zindanlar” ÝHD Baþkaný Av.Mehmet Þahin 12Aralýk 2004 ÝkitelliAyýþýðý’nda Panel “19 Aralýk ve Zindanlar” Nuran Güvenilir Yýlmaz Ekþi Sakine Sürücü Gazi- Ayýþýðýnda panel 19 Aralýk Vefa Serdar 26 Aralýk 2004 Þubelerde “yeni yýla merhaba” etkinlikleri


merhaba Berrin Taþ

Direngen Dallar… Kültür-sanat alanýnda verilen mücadeleler pek dikkati çekmez ülkemizde. Çoðunlukla kültürün de bir siyaseti olduðu bilinmez ya da görmezden gelinir. Kültür-sanat alanýnda mücadele vermek zordur. Bu anlamda baþarýlý olabilmek için disiplinli, özverili, kesintisiz bir çaba gereklidir. Baþarý kolay gelmez. Bu nedenle kültür-sanat alanýnda mücadele, kararlý, inatçý bir yolculuðu göðüslemektir. Baykuþ

Bur yudum soluk

Yorulmadan

Sevecen

Dinginlik arayanlara… Adým seslerinin BAHAR ‘05

Ayýþýðý Sanat Merkezi, bu kararlý, inatçý mücadeleyi verdi. Bu mücadeleyi Genç Ekin günlerinden beri izliyorum. Her iki kültür merkezinin açýlýþlarýnda, kimi toplantýlarýnda ben de vardým. Coþkulu, heyecanlý gençlerden oluþmuþ Genç Ekinciler gelecek güzel günlere inanýyorlardý. Sevinçliydiler. Ayýþýðýnda tüm engellere karþýn bu coþkulu mücadeleyi devam ettiriyor. Kültür yaþamýmýza katkýlarýný sürdürüyor. Ayýþýðý’nýn aydýnlýk yüzü Songül’ü de Genç Ekin döneminden tanýyorum. Yýllar geçti, fýrtýnalar, rüzgarlar kýramadý direngen dallarýný. Bu mücadeleyi þimdi bir kültür-sanat yayýnýyla Önsöz’le geliþtirecekler. Bu zorlu yolculukta baþarýlar diliyorum. Ayýþýðý’nýn bütün direngen dallarýný bir þiirimle selamlýyorum.

Sabah serinliði

Ýnsan seslerinin

Þarkýya benzer

Kuþ seslerinin

Gün ötüþleri için

Arasýnda Kendini göremeyen

FSessizliði çaðýrýyordu

Baþkuþ

Iþýklý karanlýklar içinde

Sessizliði çaðýrýyordu

Bekliyorken aydýnlýk

80


81

tin çalýþmasý… Bu yöntemde katýlýmcýlara kimse bir þey öðretmiyor. Metnin üstünde çalýþarak öðreniyoruz. Peki neden estetik? Marks þunu belirtir; estetik nesne, hem sanat beðenisi olan, hem güzelliðin zevkini duyan bir çevre yaratýr. Burjuva dünyasýna geldikte… Burjuva dünyasý estetik nesne yaratmaz. Bu nedenle sanat beðenisi olmayan, çirkinden zevk alan bir çevre oluþturur. Bu, insanda çirkini deðiþtirme bilincini dumura uðratýr. Bu çevreye karþý savaþým verebilmek için estetik birikim gerekir. Estetik birikim yalnýzca birikim için deðildir. Marks’ýn deyiþiyle, sanattan tat alabilmek için sanatsal açýdan eðitilmek gerekir. Estetik bu eðitimi verir. Devrimci hareket, yalnýz siyasette de-

ðil, hayatýn bütün alanlarýnda etkisini duyumsatabilmelidir. Sermaye sýnýfý, sanat ý metalaþtýrmýþtýr. Güzellik yasalarýna göre yaratma etkinliði, çok para kazanma etkinliðine dönüþmüþtür. Ahmet Hamdi Tanpýnar’ýn dediði gibi, masa, sokakla birleþirse orada sanat canlanýr. Estetik eðitimi bütün bunlarý kapsar. Ayýþýðý Sanat Merkezi katýlýmcýlarýyla þimdi biz bu yolda yürüyoruz.

BAHAR ‘05

Cengiz Gündoðdu

Tam anýmsamasam da, Genç Ekin Sanat Merkezi’nde on yýldýr seminer veriyorum. Bu seminerler felsefeyle estetik üstüne oldu. Emekten yana bir savaþým veren Genç Ekin emekçileri, insanlýðýn kültür birikiminin kazanýmlarýnda, kültür serüvenine çýktýlar. Anýmsadýkça bugün bile içimi sevinçten titreten bir etkinlikten söz edeceðim. Seminer çalýþmalarý sürerken, Paris Komünü’nü emekçilere götürme düþüncesi doðdu. Bu düþünce sevindirdi hepimizi… Günler süren bir çalýþmadan sonra Komün’le ilgili bütün belgeleri topladýk… Bundan sonra görevimiz þuydu: Bu belgelerden bir Okuma Tiyatrosu metni oluþturmak. Sevinçle, coþkuyla ortak bir çalýþmayla yine günler süren bir uðraþtan sonra metni oluþturduk. Metni oluþturduktan sonra, metnin üstünde çalýþma süreci baþladý. Aylar süren bir çalýþmadan sonra, bu oyunu, Ýstanbul’un çeþitli bölgelerinde emekçilere sunduk. Paris Komünü oyunu her bölgede coþkuyla karþýlandý… Þimdi yýllar sonra, kültür hayatýmýzda, emekten yana savaþým veren Ayýþýðý Sanat Merkezi var. Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde þimdi daha ileri bir düzeyde estetik seminerlerine baþladýk… Bu ileri düzeyin yöntemi, me-


cýmasýz uygulama daha da sertleþiyor. Ýþte kirli

Kuþatýlmýþ ada: KÜBA

örneði: “Þu anda o rezil küçük Küba Cumhuriyeti’ne o kadar kýzgýným ki, bütün Küba halkýný dünya yüzünden silip süpürmek isterdim. Onlardan bütün istediðimiz kendi kendilerine idare e-

Dursun Özden

dip mutlu olmalarýydý; böylece müdahale etmek zorunda kalmayacaktýk. Oysa þimdi, iþe bakýn,

BAHAR ‘05

mazur görülemiyecek anlamsýz bir devrim baþKüba üzerinde 3 Haziran 1960’dan beri süren ABD Ambargosunun içyüzü, insanlýk onurunu zedeleyen ve yayýlmacý küresel kültürün somut bir göstergesi olarak yansýyor. 110 bin kilometrekare alanda, 12 milyon insanýn yaþadýðý ve koruyucu hekimlikte dünyada ilk sýrada olup, AIDS baþta olmak üzere pek çok hastalýðýn aþýsýný bulan Küba, 1600 adadan oluþuyor. Güzel, yoksul ve mutlu insanlarýn onuruyla yaþadýðý küçük bir cennet.... Son Küba gezimde de gördüðüm kadarýyla, Karayiplerin bu küçük ada devleti Küba, ABD’nin yumþak karnýnda tüm abluka ve baskýlara karþýn, onurluca ve inatla ayakta durmaya çalýþýyor. Yoksul ve mutlu Küba halký, tek bir yürekle yaþýyor ve haykýrýyor: “PATRIA & MUERTE” – (VATAN YA DA ÖLÜM!.) (…) Birleþmiþ Milletler Genel Kurulu, 3 Kasým 1993 tarihli oturumunda; ABD’yi, Küba üzerinde sürdürdüðü ticari ablukayý kaldýrmasý konusunda uyarýcý bir karar alýr. 88 ülke kararý desteklerken, sadece 4 tanesi (ABD, Ýsrail, Paraguay, Arnavutluk) karþý çýkar. 57 ülke çekimser kalýr. Onlarca yýl süren bu ambargodan, ABD halký da zarar görmektedir. Önceleri, abluka için “Soðuk Savaþ”ýn koþullarýný bahane gösteren ABD yönetimi, þimdilerde ise kendi içindeki pek çok vatandaþýnýn ve tüm dünyadaki saðduyulu insanlarýn karþý çýkmasýna aldýrmadan hala ablukayý sürdürmesi, anlaþýlýr gibi deðil... Aslýnda anlaþýlmayacak pek bir þey yok... Bu kin ve acýmasýzlýðýn kökleri, 1492’lere kadar dayanýyor. Ya da, yüzyýlýn baþýnda bu a-

lattýlar. Ve iþler o derece sarpa sarabilir ki, müdahale etmekten baþka çaremiz kalmayabilir. Bu da Güney Amerika’daki pimpirikli aptallarý müdahale etmeye zaten hevesli olduðumuz konusunda ikna etmeye yetecektir...” (Baþkan Theodore Roosevelt’ten Herry White’a mektup, 13 Eylül 1906) Tüm bunlara karþýn; özveri, erdem, saðduyu ve onurun temiz belgesi: “Amerika Birleþik Devletleri, (ablukayý kaldýrmamak ve iliþkileri normale döndürmemek için) farklý bahaneler uydurdu. Bir ara, biz Afrika’yken, eðer Kübalýlar Afrika’dan çekilirlerse iliþkilerin düzeleceðini söylerlerdi... Sovyetler Birliði ile Ýliþkiler kesilirse Birleþik Devletler’le iliþkilerimizin baþlayacaðýný söylediler. Þimdi Sovyetler Birliði’nin desteðinden yoksun olduðumuz halde deðiþen bir þey yok. Kale direklerini kaldýrmaya devam ediyorlar... Önceleri Latin Amerika’daki karýþýklýklar vardý, Orta Amerika’nýn durumu vardý... Küba’da “reformlar”dan sözetmelerine gelince, bu ülkemizin baðýmsýzlýðý ve iktidarýna kasdettiði için, asla kabul edemeyeceðimiz bir önkoþuldur. Keþke sorun ben olsaydým. Ama sorun devrimdir; sorun fikirlerimizdir. BirleþikDevletlerin ya da Birleþik Devletler’deki bir takým insanlarýn istediði sadece Fidel Castro’nun emekli olmasý deðil. Onlar, devrimin tamamen yokedilmesini istiyorlar. Bu, Küba’daki büyük çoðunluðun kabul etmeyeceði bir þeydir...”

(Fidel Castro,

Marvin Shankin ile 1994’de yazýnda gerçekleþtirilen bir söyleþiden) “Hasta la vista” – Görüþmek üzere...

82


Dursun Özden Dergi gereksinimi, farkýn farkýnda olma bilincinin ürünü mü? Kültür ve sanatýmýza yeni bir dergi daha girdi... Uzun erimli bu yolda, bir ýþýk daha þavkýdý... Maddi ya da baþka nedenlerden ötürü, pek çok dergi ve gazete kapanýyor... Bu koþullarda, dergi çýkarmanýn bir bedeli olduðu unutulmamalý... Bunu göze alarak çýkarýlacak bir derginin ömrü, süresi ve niteliðini çok iyi ölçüp, tartmak gerekli... Ülkemizde basýlan süreli yayýnlarýn sayýsý 3 bin civarýndadýr. Giderek bunlarýn sayýsý azalmakta... Birbirine benzeyen yüzlerce dergi ve gazete çýkýyor. Dil kirliliði ve niteliksiz ürün yayýmýný da tüm bunlara eklersek, için ciddiyeti ve vahameti daha iyi anlaþýlýr kanýsýndayým... Sanat ve Sanal dergiler de böyle... Tekel ve holding destekli kimi dergi ve gazetelerin köþe baþýný tutmuþ editör ve yazarlarý, Anadolu sevdalýsý çaðdaþ gelenek sahibi aydýnlara, kültür ve sanat adamlarýna ve de güçlü genç kalemlere olanak tanýmýyor... Amatör bir ruh ve profesyonel anlayýþla, özveriyle çýkan, teknik alt yapýsý saðlam ve saðlýklý bir daðýtým aðý olan nitelikli dergiler, hala yayýnlarýný sürdürüyor... Dar, basit, bireysel, güdümlü, gurupçu, bölücü, örgütsel, kurumsal ve sektörel pek çok yayýn var... Tüm bu koþullarda, dergi enflasyonu bolluðunda, niteliksiz ve kýsa ömürlü bir yayýn çýkarmanýn risklerini, getiri ve götürülerini, iyi ve doðru hesap etmeden çýkan dergilerin sonucunu anýmsatmak istedim, yalnýzca... (…) ABD’nin baþýný çektiði, Global-Küresel kültür ablukasý ve eritme politikasý karþýsýnda, ulusal kültürel bir duruþ sergileyerek; “Anadolu Aydýnlanmacýlýðý” yolunda, tüm zorluklara karþýn, çýkarmada karar kýldýðýnýz, bu kültür ve sanat dergisi, dilerim uzun ömürlü olur ve önemli bir boþluðu ve kültürel-toplumsal gereksinimi karþýlar... Önce, sevgide odaklandýk... Ýçimizdeki ýþýðý yaktýk... Ýçimiz aydýnlandý... Kendimizle barýþtýk... Ýçsel bir yolculuk baþladý... Sonra, dýþarýya saçtýðýmýz pozitif enerji ve sevgi ýþýðý ile tüm Anadolu’yu, dünyayý ve evreni aydýnlattýk... Savaþýn ocaðýna çiþ eden tüm dünya çocuklarý ve mazlum halklarýyla birlikte, dansa durmuþum; gönül gönüle, el ele, döne döne, yan yana ve yana yana!.... Farkýn farkýndalýðý bilinci ile içsel bu yolculukta, Merhaba!....

83

BÝR AYIÞIÐI’NIN DOÐUMUNA ÖNSÖZ Av. Hakan Karadað Bu Önsöz Ayýþýðý’ndan, ayýþýðý’da ekin ve sanattan doðdu. Soylu bir kalýtým… bunu biliyorum. Telefonda bir ayýþýðýnýn daha doðacaðýný söyleyen ses, Önsöze yazmamý istediðinde kendime “yine tanýk yazmýþlar” dedim.Esasen kaçýnýlan, sakýnýlan bir durumdur tanýklýk. “durmayalým burada þahit yazarlar” cümlesini ne kadar sýk duymuþsunuzdur. Yazsalarda “görmedim, duymadým, bilmiyorum” da diyebilirsiniz. Ama; gördüm, duydum, biliyorum. Çaresi yok anlatacaðým. Ve özelliklede fýrsat bilip içimi dökeceðim. Bölük pörçük, daðýnýk düþüncelerim ve sözlerimi mazur görün, zira maruzatým var! Rumeli Han’ýn merdivenleri… Ýstiklal koridorunun yabancý tekilliðinden sýyrýlýp, sizi Ayýþýðý’nýn aþina çoðulluðuna götürecek Rumeli Han’ýn cümle kapýsýna ulaþtýðýnýzda, içinizi saran sevince teslim olmamak gerekir. Bilen bilir… Zorlu ve uzun bir týrmanýþýn eþiðindesinizdir çünkü. Aslýnda son kattaki Ayýþýðý’na mý yoksa ayýn ýþýðýna mý týrmandýðýnýz tereddüdünü yaratacak kadar yorucu ve zorludur bu merdiven. Katýlacaðýnýz etkinliðin icra edileceði Ayýþýðý’na ulaþtýðýnýzda artýk; hiçbir etkinliðiniz kalmamýþtýr. Son soluðunuzu vereceðiniz vehmine kapýlmak üzere iken; açýlan kapý yeniden yaþama açýlan bir kapý gibidir. N’olur Ayýþýðý’na bir yürüyen merdiven!.. Önsöz’e, yürüyen merdivenli Ayýþýðý düþümle hoþ geldin diyorum. Ayýþýðý Önsöz’le sanat ve hayatýn üzerine düþen koyu gölgeyi aydýnlatsýn. Bir haksýzlýða da deðinmeden geçmemek gerek. Bu bir kinaye mi? Önzöz’e ilk sözü bize söylettiniz. Ne de olsa son sözü direnenler söyleyecek deðil mi?

BAHAR ‘05

Neden Dergi?


Av. Cemal YÜCEL BAHAR ‘05

ÝNSANLIK VAROLDUKÇA SANAT VAROLACAK Bir Çinli’ye “sen baþardýn” dersen yüzü kýzarýr ve kabul etmek istemez. Çünkü; o “hep baþardýnýz” denilmesini ister. Bir Amerikalý ise; “evet, ben iyiyim ve baþardým” demeyi sever. Bu iki farklý bakýþ, iki farklý toplum düzeninden kaynaklanýr. Birinde “kardeþlik ve dayanýþma”, diðerinde her hücreye nüfus eden “çýkarcýlýk ve bencillik” egemendir. Bu farklý bakýþlar sanata da yansýr. Her iktisadi yapý kendine uygun sanat anlayýþýný da ortaya çýkartýr. Sanat da iktisadi temelin üstünde yükselir. Sýnýf ayrýmcýlýðýna ve özel mülkiyete dayalý sistemlerin, buna uygun sanat üretmesi son derece doðaldýr. Ancak, sistem karþýtlarý da kendi dünya görüþlerine uygun bir sanat anlayýþý geliþtirmelidir. “Karþý sanat faaliyeti” diyebileceðimiz bu çabanýn mevcut sistem içinde hakim olmasý beklenmemekle birlikte, bugünden geleceðin sanatýný yaratma ve sistemi köklü bir eleþtiriye tutarak yýpratma iþlevini yerine getireceði kuþkusuzdur. Devrimci bir hukukçu, gelecekte mesleðinin olmayacaðýný bilir. Zira hukukun da devletin de bulunmayacaðý bir toplumsal yapýnýn yer yüzüne hakim olacaðýný düþünür. Bu yüzden bir hukukçu olarak sonlu bir mesleðin içinde olmaktan hayýflanýyor ve sanatçýlarý kýskanýyorum. Ýnsanlýðýn ürettiði en zarif faaliyet olarak sanat, insanlýk varoldukça varlýðýný sürdürecektir. Nasýl sürdürmesin ki? “Düþmanýn attýðý taþ bana deðmez, dostun bir tek gülü bile yaralar beni” yada “lambada titreyen alev üþüyor” dizeleri zamanlar geçse de deðerinden bir þey kaybedecek midir? Yayýn hayatýnýzda baþarýlar…

84


BÝZDE

YAÞAMAK

Ömürler verdik acýsýna, öfkesine, hýncýna Ömürler verdik sevdasýna yaþamýn Kök verdikçe çoðalan tohumlar gibi Dalda çiçek… Ateþte yalým… Yürekte inat gibi… Vurdukça çakýl taþlarýna Akar kýldýðýmýz nehirleri Çoðalttýk…

Zuhal SÜRÜCÜ Sen seviyorsun ya Gelinciðin nazlý güzelliðini Bende seviyorum Sen seviyorsun ya Gökyüzü hüznünü boþaltýrken üstümüze çýplak ayak ve de paltosuz dolaþmayý Bende seviyorum Sen seviyorsun ya Bende seviyorum…

Büyüttük… Yeþerttik… Bizde yaþamak kaynaðýna asi bir su sevgili Hep yaþamýn akýþýna özdeþ Hep ufkun ötesine tutkun Ama bir ateþ gibi soylu ve kýzgýn Bir su gibi bereketli ve doðurgandýr Yaþamak!.. Gökhan AKYÜZ

DOKTORLA iÞÇÝ Bir ülkenin, bir doktoru vardý. Ýyiydi, hoþtu bilgiliydi de Teþhislerinde de pek fazla yanýlmazdý. Ama bir kusuru vardý. Neþter kullanmaktan korkardý. Bir gün asalaklar, ülkeyi kangren etti yarý beline kadar Ýþte zaman Bir iþçi doktora Neþter atmayý, bir reçmeci yarayý dikmeyi öðretti.

85


…VE SAVAÞ RENGÝYDÝ TOPRAK… Demir bir köprüden geçerdik Karþýyaka’ya, Gri, soðuk, Hep birlikteydik, Þen, Þakrak, Minik bir bayýr týrmanýrdýk, Birkaç basamak, Ve savaþ rengiydi toprak, Zeytin aðaçlarý. Limon aðaçlarý, Ve çardaklýydý evimiz, Týkýþ týkýþtý her yer, Kýpýr kýpýrdýk, Kýkýr kýkýrdýk, Tik-tak tik-tak, Soluk soluðaydý zaman, Dört bir yandan kuþatýlmýþtý aydýnlýk, Süngü süngüye sürüyor döðüþ, Ve savaþ rengiydi toprak, Kan revan içinde kaldýk asýrlar boyu, Yýlmadýk, yýkýlmadýk, Yan yana oldu yürek, Vazgeçmedik sevdamýzdan. Can cana, sürüyor umut, Kabus dolu geceler geçirdik, Bir mevsim boyu, Fýrladýk yataklarýmýzdan apansýzýn, Ok nasýl fýrladýysa yayýndan, Uðursuz gölgeler bastý en sýcak düþlerimizi, Kan-ter içinde kaldýk, Soðuk kýþ gecelerinde, Ve savaþ rengiydi toprak, Zeytin aðaçlarý, limon aðaçlarý, Ve çardaklýydý evimiz, Þen þakraktýk, týkýþ týkýþtý her yer, kýpýr kýpýrdýk, tik-tak, tik-tak, soluk soluðaydý zaman, yan yana oldu yürek, vazgeçmedik sevdamýzdan, can cana sürüyor umut, Demir bir köprüden geçerdik Karþýyaka’ya Gri, soðuk, Ve savaþ rengiydi toprak.

86


(....) Size çay ikram edemiyorum ama þiir okurum ben de, bir türkü tuttururum usuldan; “Hoþ geldiniz yoldaþlar,hoþ geldiniz” diyeceðim. Sonra bir kitabýn sayfalarýný çevirir gibi sohbete baþlayacaðýz. Birimizin býraktýðý yerden bir diðerimiz alacak. Bir kez daha yaþamýn sýrrýna ermek için tanýþacaðýz. Hep devrimi konuþacaðýz; hep hünerli ellerimizle kuracaðýmýz sosyalizmi... Sosyalist bir ülkede yaratacaðýmýz güzellikleri; çocuklarýn süt bulamadýklarý için ölmedikleri, daha küçük yaþlarda harükülade yeteneklerle donatýldýklarý, özgürce geleceklerini belirledikleri bir dünyayý konuþacaðýz. Ýnsanlarýn “birer birer ve hep beraber/ ipek bir kumaþ dokur gibi/ hep bir aðýzdan/ sevinçli bir destan okur gibi” yaþayacaklarý emeðin dünyasýný konuþacaðýz. O hani yaþanmýþ haliyle ama daha parýltýlarýyla dolu gözleriyle gülümseyen Marx’ý konuþacaðýz; çocuklarý sýrtýna bindirip oyunlar oynayan yaramaz Mohr’u birlikte anacaðýz. Ve Jeny’i, Engels’i, Lenin’i,Rosa’yý, Che’yi... ve Murat yoldaþý. Onun iþçi yüreðini, devrim iþçiliðini, sessiz sedasýz devrim için çalýþan halini ve evrenin türküsünü söylemeye baþlamadan önceki son halini... Ondan bize kalanlarý... Büyük kahramanlýklarla yazýlmýþ devrim tarihini, “bizim tarihimizi”... Kitaplarý konuþacaðýz, klasikleri, romanlarý, þiirleri. Birimiz Brumaire’den anlatacak, bir diðerimiz Paris Düþerken’ den. Birimiz Kutsal Aile’den, Felsefenin Sefaleti’nden, Anti Dühring’ten, diðerimiz Yaþamaya Dair’den, Hapiste Yatacak Olanlara Öðütlerden, Hasretinden Prangalar Eskittim’den. Birimiz Devlet ve Ýhtilal’den, Emperyalizm’den, Ne Yapmalý’ dan, diðerimiz Fýrtýna’dan, Fabrika’dan, Ana’dan, birimiz Elsa’nýn Gözleri’nden, birimiz Tanýklýklar’dan... Konuþalým hiç bitmesin, Sefiller’ den konuþalým, Germinal’den, Kavganýn Þafaðý’ndan ve Nasýl Yapmalý’ dan. (....) Bir gün yoldaþ, biz de özgürleþince, herkesin görebileceði bir yere bir kütüphane kuralýn ve üzerinde de þöyle yazsýn: “Evrenin Türküsü’nü dinlemek isteyen herkes bu kitaplarý okuyabilir, onlarýn arasýndan bal toplayabilir” Giriþ kapýlarýnýn (kapýsý olsun mu?) üzerinde þöyle görülebilecek bir yere Marx’ýn o sakallarý kýrlaþmýþ ama muzipçe gülen resmini asalým. Her giren girmeden önce mükemmel bir dünyaya adým attýðýný fark etsin. (Peki haklýsýn her kapýnýn üzerine Marx’ ýn resmini asmayalým. Birine de Rosa’nýn resmini diðerine de Clara’nýn resmini, bir diðerine Leyla Halid’in dediðin resmini asalým) “Evrenin Türküsü’”ndeki Çevsa gibi merak duysunlar o kapýlarý aralarken, yeni bir keþifte bulunduklarýný, Büyük Ýnsanlýðýn, “Birleþik Ýnsanlýðýn” dünyasýna adým attýktan sonra artýk eskiye dönüþün imkansýz olduðunu anlasýnlar. Ve sadece kendileri için deðil, insanlýk için bu adýmýn kaçýnýlmaz olduðunu duyumsasýnlar. ... Ýnsan “Evrenin Türküsü”nü söylemeye baþlayýnca bitimsiz bir yolculuða çýkýyor. Dört duvar betonun arasýndan süzülüp yýldýzlara uzanýyor. Kapýsýz gökyüzüne... Ve sonra yýldýzlara!... O bize çok yakýn, çok uzak yýldýzlara. Belki yerkürede olup biten her þeye tanýklýk eden, o romantizmin bekçilerine...

87

-POSTA GÜNÜ-

F TÝPÝ ZÝNDAN DUVARLARINI AÞAN BÝR DÜÞ


BAHAR ‘05

F TÝPÝ GÜNCESÝ Behey dimdik duran beton duvar Ýþe yaradýðýný sanýyorsun Bak coþuyorum yine 17 yaþým gibi Bak 17 yaþýmýn coþkusal Gülüþleriyle vuruyorum sana Kendini aþýlmaz sanýyorsun Çürüyorsun, yosun baðladý dibin Haberin ola! Bak ben 17 yaþým gibi diriyim Demli çayýmý içip sigaramý çekiyorum Ve o güzel günü düþünüyorum Yani bende bir iþe yaramadýn haberin olsun! Bakma sen bazen deli-d dolu oluþuma Bakma bazen suskunluðu kuþanýþýma Bu da sana karþýdýr, tedbirli ol! Sen anlamazsýn, sana alýþanda Ama biz biliriz Biliriz Her cevabýn içinde bir soru Her sorunun içinde bir yanýt Ve her suskunluðun içinde bir haykýrýþ vardýr Yaþanasý kavgaya dair. Bazen sýrtýmý dayayýp sana, oturduðum olur Sakýn hayal kurma, ne sana alýþtýðýmdan Nede güvendiðimden Seni yosunlu zaman artýðý Yaslanacak bir dað olmayýþýndandýr Ne alýþtýk sana, nede kabullendik seni Önce bize yenildin sonra Sabýrlý yosunlara Sonra da serçe kuþlarýna Bir de güvercinler kuþattý seni Dört bir yandan Bir gün uçup giderim uzaklara Kýsada olsa kýsa bir yaþama Ve çaresiz kalacaksýn Dimdik ayaktayken, haberin ola!

88

Gülüyorum mesela; Kapkalýn duvarlar örüþünüze bedenlerimize. Gülüyorum mesela; Elektrik tellerinize, sehpalarýnýza, zulümlerinize Zavallýðýn bu kadarýna gülüyorum. Bir filizi kabuðuna gömmeye çalýþmanýza Kahkahalarla gülüyorum

Yüreðim, Ben sana sokaklar boyu yaðan yaðmurlarý vermek isterdim… Aðaçlarýn koca gövdelerini cýlýz bir otmuþçasýna sallayan rüzgarý… Ve hepsinden öte bütün bunlarý doyasýya hissedebilmenin Hürriyetini…



Onsoz_01