Issuu on Google+

yeni te or

ik-pol iti

k sosy alist de rgi

Kurtuluþ Bütün Ülkelerin Ýþçileri ve Ezilen Halklarý Birleþin!

Sayý: 8 Ocak-Þubat 2007

Erginbay Yayýncýlýk Yeni Kurtuluþ Teorik - Politik Sosyalist Dergi (Yerel Süreli Yayýn) Fiyatý: 5 YTL Erginbay Yayýncýlýk Adýna Sahibi: Hüseyin Bektaþ Sorumlu Yazýiþleri Müdürü: H.Cengiz Gültekin Yönetim Yeri: Þehit Muhtar Mah. Yoðurtçu Faik Sk. No: 14/12 Beyoðlu/Ýstanbul www.kurtulushareketi.org / e-posta: dergi@kurtulushareketi.org & kurtulusdergisi@mynet.com Havaleler için: Cengiz Gültekin adýna PTT 5155325 nolu posta çeki hesabý Basýldýðý Yer: Gün Matbaacýlýk (0212-580 63 80)


301 Kurþun 301 3 Yüz 1 3 Surat 1 3 suratlý vahþi: IDA 3 isimli katil ýrkçý despot alçak hazýrlanan adým adým her an ve kanlar içinde bir insan 19.01.2007 yurttaþ dink katledildi 301 kurþun arkadan göz göre göre göstere göstere KÖK içimizde KÖK kýþkýrtan öldürten kýnayan ve canlar içinde bir can bir can kanlar içinde altý milyar insan Tarýk Günersel


Kurtuluþ’tan Merhaba! Yeni yýlýn ilk sayýsý ile tekrar birlikteyiz. Türkiye’de gündem yoðunluðu içinde sýcak günler yaþanýyor. Bütün sorunlar gelip askeri vesayet ve Kürt sorununun çözümsüzlüðü kayalarýna çarpýyor. Savaþ güçlerinin inisiyatifinde geliþen bu sancýlý sürecin ne yöne evrileceði, barýþ ve demokrasi güçlerinin iradesine baðlý. Ülke bölgenin bir parçasý... Bölge emperyalist güçler tarafýndan tam bir cehenneme çevrilmiþ bulunuyor. Bu sayýnýn dosya konusu cehenneme çevrilen bölge ile ilgili: Ortadoðu... Dosya konusu ile ilgili yazýlarý umarýz ilgi ile karþýlarsýnýz. Gelecek sayýda buluþmak üzere...

Ýçindekiler 3 Panorama.............................................................................................

05

3 Kurtuluþ Politik ve Örgütsel Durum..................................................

10

3 Ý.Aras Birlik..........................................................................................

18

3 A.Kaya Ýttifak Politikamýzýn Aktüel Sorunlarý...................................

26

3 Ö. Aðýrbaþlý Ortadoðu Sorunlarýnýn Tarihsel Arka Planý.................

34

3 M.U.Bayraktaroðlu Ortadoðu’da Kaotik Durum...............................

42

3 Þ.Ýba Ortadoðu, Kürtler ve Türkiye...................................................

49

3 E.Kara “ABD Daha Derine Doðru Kazmaya Devam Edecektir”.....

61

3 G.Taþyakan “Þark Sorunu”nun Geleceði........................................

72

3 H.Aykol Filistin’de Çözüm Mümkün Mü?........................................

79

3 S.Özbudun-T.Demirer Marksizm ve Devrim -2-...............................

86

3 A.Berkman Kronstand Ayaklanmasý...............................................

107


Kurtuluþ

ABD'nin Ortadoðu Politikasý Ve Saddam'ýn Ýdamý ABD kongre seçimlerini "Demokratlar"ýn kazanmasý, ABD'nin Irak'ta karþý karþýya kaldýðý durumun bir sonucuydu. Yapýlan hesaplarýn aksine, iþgal sonrasý Irak'ta direniþin boyutlanmasý ve Irak'ýn ABD açýsýndan bir bataklýða dönüþmesi, kaçýnýlmaz olarak ABD kamuoyunda da yankýsýný bulacaktý. Seçimleri "Demokratlar"ýn kazanmasý, Bush'un politikalarýna karþý ABD halký içinde oluþan tepkinin somut bir iþaretiydi. Demokratlarýn seçim zaferiyle, ABD'nin Ortadoðu ve Irak politikasýnýn deðiþmeyeceðini, sorunun emperyalist-kapitalist sistem içinde hegemonya sorunu olduðunu, olsa olsa politikalarda bir revizyona gidilebileceðini, bu dergi sayfalarýnda daha önce yazdýk. Baba Bush döneminin bakanlarýndan Baker ve akademisyen Hamilton'un içinde yer aldýðý "Irak Çalýþma Grubu" raporu açýklanmadan önce, beklentiler Bush'un Ortadoðu politikalarýnda deðiþikliðe gideceði yönündeydi. En azýndan, ABD kongresinde "Demokratlar" çoðunluk haline gelince, Bush'un bu durumu dikkate almadan adým atamayacaðý söyleniyordu. "Irak Çalýþma Grubu" raporu açýklandýðýnda, ilk tepki Kürt örgütlerinden geldi. Rapor, Kürtlerin bir kenara itilmesini önermese de Kürtlere daha az dayanarak hareket edilmesini savunuyordu. Rapor ayrýca kademeli olarak Irak'ta askeri güç azaltýlmasýna gidilmesini, Suriye ve Ýran'la diyalog geliþtirilmesini de istiyordu. Bush, Irak politikalarýna dair beklenen yeni açýklamalarýný Ocak ayý ortalarýnda yaptý. Bush'un açýklamalarýndan önce, Saddam'ýn, alelacele 30 Aralýk sabahý idam edilmesi, aslýnda ABD'nin Irak politikasýnda bir deðiþiklik olmayacaðýný, olacaksa da bu deðiþikliðin mevcut politikalarý derinleþtirme yönünde olacaðýný gösteriyordu. Saddam'ýn idamýný, birincisi; her þeyden önce ilkesel olarak

panorama

5


Kurtuluþ

idamlara karþý olduðumuz için onaylamýyoruz. Ýkincisi; Saddam, iþgalci güçlerin oluþturduðu meþruiyeti olmayan uydurma bir mahkeme tarafýndan idam cezasýna çarptýrýldý. Üçüncüsü; Saddam'ý idam ettirenlerinde Saddam'ýn yargýlanmadýðý daha büyük savaþ ve katliam suçlarýnýn (Kürt katliamlarý, Ýran savaþý, Kuveyt iþgali, Komünist kýyýmý vd.) suç ortaðý olduðu bu idamla birlikte gizlendi. Dördüncüsü; uluslar arasý bir mahkemede yargýlama talebi hiç dikkate alýnmadý. Çünkü, "Uluslar arasý Savaþ Suçlarý Mahkemesi" benzeri bir mahkemede yargýlanmasý durumunda, Saddam'ýn suç ortaklarýnýn kimler olduðu bir bir ortaya çýkacaktý. Beþincisi; Saddam Müslümanlar için kutsal olan bir bayram sabahý idam edilerek ve insanlýk dýþý yöntemlerle gerçekleþtirilen idamýn görüntüleri medyaya servis yapýlarak, mezhep çatýþmalarý üzerinden bir iç savaþ zemini hazýrlandý. Saddam, idam sehpasýnda gösterdiði duruþla, direniþi etkisizleþtirmek bir yana, idamýyla birlikte direniþi daha da boyutlandýracak bir motivasyona vesile oldu. Bush, Ortadoðu'ya ve Irak'a yönelik olarak yaptýðý açýklamada, ABD'nin Ortadoðu politikasýnda deðiþiklik olmayacaðýný ilan etti. Eðer, bir deðiþiklikten söz edilecekse bu deðiþiklik, mevcut politikalarýn daha da derinleþtirilmesi yönündedir. Bush, "Irak'a 20 bin yeni asker gönderileceðini, daha önce uygulamaya konulan planýn aynen sürdürüleceðini, Ýran ve Suriye'nin terörü destekleyen þer güçleri olmaya devam ettiðini" söyledi. Bush'un açýklamasýna yönelik yorumlar, "Neo Conlar'ýn ABD politikalarýný belirlemeyi sürdürdüðü" yönündeydi. Erbil'de Ýran Diplomatlarýna, baþlarýna çuval geçirilerek yapýlan operasyon, bu politikalarýn bölgede nasýl cereyan edeceðini gösteren bir iþarettir. ABD sistem içi hegemonyasýný tehlikeye sokacak herhangi bir adým atmayacaktýr. Bunun anlamý ise, Ortadoðu'da çok daha kanlý süreçlerin yaþanmasý demektir.

yaratýlan gerilim, anlaþýlan o ki, tehlikeli bir uzlaþmayla, sonuçlanacak gibi görünüyor. Cumhurbaþkanýnýn AKP'den birisi olmasý karþýlýðýnda hükümet, militarist güçlere sýnýr ötesine operasyon yolunu açmýþ bulunuyor. Böyle bir uzlaþmanýn sonucu olarak Baþbakan, milliyetçilik silahýný eline alarak, Kerkük'e seferberliðin baþkomutanlýðýna soyunuyor. Kurtlar sofrasýnda milliyetçilik dalaþýnýn tarafý oluyor. Seçimler süresince, o kulvarda at koþturacaðýnýn iþaretlerini veriyor. Baþbakanýn açýklamalarý, sanki ilan edilmiþ bir ateþkes yokmuþ gibi, sýnýr ötesinden Türkiye'ye yönelik yoðun bir saldýrý yapýlýyormuþ havasý vererek, bu saldýrýya karþý bir operasyon hazýrlýðý içinde olunduðu izlenimini yaratýyor. Hükümet, PKK'ye yönelik tehditlerini Kerkük sorunuyla birleþtiriyor. Durup dururken, "Kerkük'te Kürtler tarafýndan Türkmenlerin katledildiði" söylemleri, milliyetçi argümanlarla topluma yeniden servis ediliyor. Ayný anda hem içerde hem dýþarýda, Kürt karþýtý militarist bir politikanýn týrmandýrýldýðý görünüyor. Ne hikmetse! Birden bire, "artýk Irak'ýn Avrupa Birliði'nden daha öncelikli olduðu" Baþbakan tarafýndan ilan ediliyor. Buch'un, Irak ve Ortadoðu politikasýna yönelik olarak Ocak ayý ortalarýnda yaptýðý açýklamayla birlikte, Türkiye oligarþisi ve militarist güçlerin bölgedeki pastadan pay kapma iþtahý yeniden kabarýyor. Türkmen bahanesiyle Kerkük petrolüne göz dikildiði, artýk gizlenme gereði duyulmuyor. Bu tehlikeli yönelimin gereði olarak, içerde halklarý birbirine kýrdýracak, Kürt karþýtlýðý temelinde þovenist histeri kýþkýrtýlýyor. Dýþarýda ise, "Kandil terörist yuvasý olmaya devam ediyor" söylemiyle, Kerkük seferberliðine gerekçe üretiliyor. Bu yönelim çýlgýnca bir yönelimdir. Türkiye'yi iç savaþa ve bölgesel savaþlara sürükleme tehdididir. Türkiye oligarþisi ve militarist güçler attýklarý adýmlarla bu tehdidi daha güncel hale getirmiþ bulunuyorlar. Ortadoðu'da oluþmaya baþlayan Þii hilaline karþý Türkiye, bölgede bir Sünni hilali yaratmanýn baþoyunculuðuna

Hükümetin Kerkük Seferberliði Cumhurbaþkanlýðý seçimi dolayýmýyla 6


Kurtuluþ

soyunuyor. Kaos ve kargaþadan, fýrsat yaratarak nemalanmaya çalýþýyor. "Ýstikrarsýzlýk zemininde istikrar" olarak tarif edilebilecek olan, emperyalist güçlerin bölge politikalarýndan Türkiye'de faydalanmak istiyor. Mezhep çatýþmalarýndan ve bölgenin bu zeminde gireceði çok daha kanlý bir sürecin ortaya çýkaracaðý yýkýmdan nasiplenme anlayýþýyla, Türkiye, sonu belirsiz bir maceraya doðru hýzla sürükleniyor. Yýkým, halklarýn birbirine boðazlatýlmasý, insanýn tükeniþi ve petrole bulanmýþ kan üzerinden bölgesel bir güç olmaya çalýþýlýyor. Bunun olanaklý ya da olanaksýz olduðu, dengelerin ve Türkiye'nin sistem içi pozisyonunun böyle bir ihtimalin gerçekleþmesine imkan tanýyýp tanýmadýðý tartýþmasý bir þey, Türkiye oligarþisinin böyle bir stratejik yönelime sahip olmasý ve bölgede güç merkezi olma politikasý, baþka bir þeydir. Bu politika somut bir gerçeklik olarak önümüzde ciddi bir tehlike olmayý sürdürüyor. Tarihte, sonucu ne olursa olsun, olmaz denen birçok þey olmuþtur. Böyle bir tehlikeli politika ve yönelim önümüzde duruyor ve giderek tehlike daha da büyüyorsa, bizimde karþý politika üreterek harekete geçmemiz zorunludur. Türkiye'nin Ortadoðu macerasýnýn önüne geçmek, hükümeti bu çýkmaz yoldan geriye çevirmek, iç savaþ ve bölgesel savaþ tehlikesine karþý, halklarýn demokratik iradesini harekete geçirmekle mümkündür.

leþtirilen, "Türkiye Barýþýný Arýyor" konferansý, aydýnlarýn deklarasyonla baþlattýklarý süreci, bir üst düzeyde devam ettirdi. Konferans, bu konuda bugüne kadar yapýlanlarýn ortaya çýkardýðý birikime dayanarak, o birikimi daha ileri bir düzeye taþýdý. Bugüne kadar ki barýþ çabalarýnýn ve giriþimlerinin bir toplamý olarak, barýþýn programlanmasý ve bu programý yaþama geçirecek bir inisiyatifin oluþturulmasý, meclis fonksiyonu gören konferans ta güçlü bir irade olarak ortaya çýktý. Hem konuþmacýlarýn, hemde katýlýmcýlarýn sayýsý ve bileþimi, konferansýn ana baþlýðýna uygun bir fotoðrafý ortaya çýkardý. Çok sayýda bilim insaný, gazeteci, yazar, kitle örgütü ve siyasi parti temsilcisinin konuþmacý olarak yer aldýðý konferansa, Türk ve Kürt edebiyatýnýn zirveleri Yaþar KEMAL, Vedat TÜRKALÝ ve Mehmet UZUN'nun (rahatsýzlýðý nedeniyle konferansa katýlamadý. Gönderdiði yazý okundu) katýlýmlarý ve konuþmalarý, hem konferansa güç kattý, hemde popülerleþmesini ve medya ilgisinin artmasýný saðladý. Sorunun çözümüne dair farklý bakýþ açýlarýna sahip çok sayýda konuþmacý, yaklaþýmlarýný ve çözüm önerilerini ortaya koydu. Farklý düþünenler, ayný oturumlarda bile birbirlerine yönelik eleþtiri yapmaktan imtina etmediler. Ancak, bu eleþtiriler, konferansýn havasýný bozucu bir dille deðil, empati kültürünü geliþtirici ve ayný sorun için bir araya gelenlerin birbirinin farklýlýklarýný meþru gören bir zeminde, dinleme ve anlamaya dönük hoþgörü diliyle yapýldý. Konferans, birincisi; Askeri vesayet ve Kürt sorununun çözümsüzlüðü politikasýnýn, Türkiye'nin demokratikleþmesi önündeki en temel iki engeli oluþturduðu gerçeðinin altýný bir kez daha çizdi. Bölgelerde oluþturulan barýþ inisiyatifleri adýna yapýlan konuþmalarýn büyük bir çoðunluðu, demokratikleþme önündeki bu iki engele vurgu yaptý. SDP adýna Veysi SARISÖZEN'in yaptýðý ve ilgiyle karþýlanan yazýlý konuþmanýn esasýný da bu yöndeki politik çözümlemeler ve öneriler oluþturuyordu. Konferansta, bu engellerin aþýlmasý için demokrasi ve barýþ güçlerinin geniþ bir cephe

Konferans Ve Çözüm Ýradesi 1 Ekim tarihinde ilan edilen tek taraflý ateþkesten sonra, Kürt sorununda demokratik barýþçý çözümü savunanlarýn atýl kalmasý ve devletin bu süreçte operasyonlarý daha da yaygýnlaþtýrmasý, daha önceki ateþkes süreçlerinde olduðu gibi, sürecin yine heba olacaðý yönündeki düþünceleri güçlendirdi. 324 aydýn ve bilim insanýn, sorunun barýþçýl çözümüne dair yayýnladýklarý deklarasyon ve bu deklarasyonda çözüm için yapýlmasý gerekenlere dair yapýlan saptamalar, bu atýl sürecin aþýlmasý yönünde bir iþaret oldu. 13-14 Ocak tarihlerinde Ankara'da gerçek7


Kurtuluþ

içinde bir araya gelmeleri yönünde güçlü bir eðilim oluþtu. Ýkincisi; Kürt sorununun bir terör ve asayiþ sorunu olmadýðýnýn altý çizildi. Üçüncüsü; Kürt sorununun barýþçýl ve demokratik çözümü yönünde daha önceki yapýlan etkinlikleri ve önerileri görmezlikten ve duymalýktan gelen, hatta "bölücü" yaftasýyla karalama yolunu seçen medyanýn tavrý, birçok faktörün bir araya gelmesi sonucu, bu konferansla birlikte önemli ölçüde kýrýldý. Hem katýlýmcýlarý, hem konuþmacýlarý, hem de ortaya çýkardýðý sonuçlar itibariyle konferans, medyanýn gündemine girdi. Dördüncüsü; Ateþkes sonrasý süreçte yaþanan karamsar havayý daðýtan, savaþ güçleri karþýsýnda barýþ güçlerinin, mücadele heyecanýný arttýran bir iþlev gördü. Partimiz yönünden ise, birincisi; aydýn, akademisyen, sanatçý kesimiyle olan kopukluk ve iletiþimsizlik konferans süreci içinde kýsmen giderildi. Ýkincisi; yaþam tarafýndan doðrulanan politik çözümlemelerimiz ve önermelerimiz, imkânlarýmýzýn ve gücümüzün sýnýrlýlýðý nedeniyle, parti dýþýnda kýsmen iliþkide olduðumuz kesimler tarafýndan biliniyordu. Konferans, politik çözümleme ve önermelerimizin toplumun deðiþik kesimleri tarafýndan öðrenilmesine ve ilgi görmesine vesile oldu. Katýlým, kalite ve hedeflenen sonuçlara yaklaþýlmasý bakýmýndan baþarýlý bir konferans gerçekleþtirildi. Çaðrýcýlarýndan Hrant DÝNK'in katledilmesi, askeri vesayet ve Kürt sorununun çözümsüzlüðü politikasýna karþý konferansta oluþan çözüm iradesini kýrmaya dönük bir hava oluþturabilir. Bu havayý parçalamak, konferansta oluþan irade doðrultusunda hýzla harekete geçmekle olanaklýdýr. Hrant DÝNK'in katline karþý oluþan kitlesel tepki, konferans iradesinin gerçekleþtirilmesi yönünde güçlü bir kitlesel potansiyelin mevcudiyetine iþaret etmektedir.

cenazesi kalkmadan, "Hrant DÝNK bahanesiyle Türkiye'nin gündemi unutturulmaya çalýþýlýyor. PKK, Kerkük-Musul, Türkmen meseleleri ortada kaldý" diyen ýrkçý, faþist kafalar yalnýz deðil. Bugün timsah gözyaþý dökenlerin birçoðu, birkaç gün sonra bu koroya dâhil olacak. Soy isminden yola çýkarak, tetikçinin Ermeni olduðunu ilan edecek kadar insani yanýný bütünüyle çürütmüþ olanlar var. H. Celal GÜZEL gibi, "cinayeti milliyetçiler ve ulusalcýlar iþleyemez. Muhtemelen PKK ya da Ermeni Diasporasý yapmýþtýr" diyecek kadar þirazeden çýkmýþ olanlar var. Ötekileþtirilenlere karþý kin kusmayý her zaman ve her koþulda sürdürenler deðildir asýl tehlike. Asýl tehlike, bu insanlýk düþmaný kafa yapýlarýna meþruiyet kazandýran timsah gözyaþý dökücüleridir! Hrant DÝNK Ermeniydi. 1915 yýlýnda uygulanan tehcir sonucu, soykýrýma uðrayan bir halkýn evladýydý. 1900'lü yýllarýn baþýnda, bu topraklardaki toplam nüfusun dörtte biriyken, 2binli yýllarda toplam nüfusun iki bin beþ yüzde biri haline getirilen, acýlý bir halkýn "güvercin ürkekliðinde yaþamak" zorunda býrakýlan bir ferdiydi. Irkçý ve þoven düþüncenin yarattýðý linç kültürü sonucu, linç edilmesi gerekenler listesinde baþa konulan, o nedenle þoven ve ýrkçý atmosferin nefesini sürekli ensesinde hissederek yaþamanýn, "güvercin ürkekliðinde bir yaþam" olduðunu herkese ilan eden, ama korkusunu cesaretle dengeleyerek onurlu bir insan ve namuslu bir aydýn olarak bu topraklarda kalmakta direnen birisiydi. "Türk kardeþlerim! Biliyorum kolay deðil, zorunuza gidecek belki ama söyleyeyim: Dedeleriniz halkýmý katletti. Yok etti… Yaþanan bir soykýrýmdýr. Gerekçeleri ne olursa olsun bu böyledir. Bu gerçeði görmezden gelemem… Ýnkâr edemem… Sizin için neyi ifade eder bilemem ama, Aðrý/Ararat daðý bizim için bir yükseklik deðil, bir derinliktir!" çýðlýðýyla yüreðini yakýp kavuran acýyý ortaya döken, inkarýn çözüm olmadýðý gerçeðini her platformda haykýran bir demokrasi ve barýþ savunucusuydu.

Canlý Ateþten Yangýna… Hrant DÝNK'in öldürülmesinin ardýndan timsah gözyaþý dökenlere bakmayýn siz. Daha 8


Kurtuluþ

"Hrant DÝNK'in katili, Trabzonlu 17 yaþýnda bir çocuk" diye yazýyor gazeteler! Daha þimdiden, "onlarý da anlamak gerekir" diyerek, cinayete karþý oluþan tepkiyi kýrmaya çalýþanlar var. Olumlu olan bütün kavramlarý kirletme konusunda uzmanlaþanlar, empati kavramýný da kirletmeye baþladýlar. Sadece kavramlar kirletilmekle kalmýyor, insan insani olan ne varsa her þey bu kirlenmeden nasibini alýyor. Hrant DÝNK'in katili, militarist-þovenist rejimdir. Geçmiþiyle yüzleþerek utançlarýndan kurtulma yerine, insanlýk ayýplarýyla dolu o geçmiþe öykünmeyi sürdüren, o öykünme ile yarattýðý üstün ýrk psikolojisiyle etrafýndaki bütün halklarla düþmanlaþan, savaþ ve kanla ayakta kalmaya çalýþan, bu rejimdir Hrant DÝNK'in katili! Bu rejim, bu topraklar üzerinde yaþayan halklara kýþ mevsiminden ve zemheri soðuðundan baþka bir mevsim ve iklim yaþatmamaktadýr. O nedenle bu topraklar üzerinde yaþayan herkes üþüme halindedir. Bu rejim titreten, üþüten, yakan, yýkan bir rejimdir. Hastalýklýdýr… Çürürken çürüten, tükenirken tüketen, ölürken öldüren bir rejimdir. Hrant DÝNK'in gerçek katili, bu tüketen, çürüten, öldüren, ötekileþtiren ve yok eden rejimin ta kendisidir. Hrant DÝNK, bu hastalýklý, tüketici, çürütücü

ve öldürücü rejime karþý çýkan aydýnlara gözdaðý vermek için öldürülmüþtür. Halklarýn kardeþliðini savunanlarýn sesini kýsmak için öldürülmüþtür. Toplumu terörrize ederek, yürütülen savaþ politikalarýna zemin hazýrlamak, suskun bir toplum yaratmak için öldürülmüþtür. Hrant DÝNK'in katili kimdir? Milliyetçiþoven kurtlar sofrasýnda gözü dönmüþ biçimde kan içme yarýþýna girenlerdir. Militarist güçlerdir, medyadýr, sistem partileridir, yargýdýr, geçmiþteki yaþanmýþ ayýplarýn üstünü örtmeye çalýþan bilcümle statükoculardýr, kerinççekler ve perinçsizlerdir, aþaðýlama suçuyla ilgili olarak aþaðýlýk bir madde olma haliyle gündemde duran 301. madde ve o maddeyi savunanlardýr. Hrant, Ermeni'ce de "canlý ateþ" demekmiþ. Canlý ateþin katli, bu coðrafyada kocaman bir yangýn yarattý. O kocaman yangýn vicdanlarý aydýnlattý. O kocaman yangýnýn aydýnlattýðý yüz binlerce vicdan, Canlý Ateþin arkasýndan "Hepimiz Ermeniyiz!" diyerek, sel olup aktý! Bu sel, bu topraklarda yaþayan halklarýn geleceðini karartmak isteyenlere verilmiþ tarihi ve insani bir cevaptýr. Canlý Ateþin tutuþturduðu yangýn hiç sönmesin! Gelecek Kurtuluþ'ta buluþmak umuduyla

* * *

9


Kurtuluþ

Politik ve Örgütsel Durum Hedefimiz Neydi, Þimdi Ne Durumdayýz? A)Giriþ: Yoldaþlar! Örgütler, hangi mücadele düzlemi olursa olsun, ihtiyaç sonucu oluþur. Ýhtiyacý karþýladýklarý ölçüde varlýklarý devam eder. Ýhtiyacý karþýlayamadýklarý ya da yaþam tarafýndan ihtiyaç olmaktan çýkarýldýklarý durumda, iþlevsiz hale gelirler. Hedefleri belirleyen program ve o programý maddi bir güce dönüþtürecek olan örgüt, mücadele için ne kadar gereklilik ise, programý kavramýþ, yaptýðý iþin bilincinde olan, amaçlara uygun bir örgütün geliþip güçlenmesini saðlayacak kadrolarda bir o kadar gerekliliktir. Kadro, örgütlü olarak saptanan hedeflere ulaþabilmenin olmazsa olmazýdýr. Doðru ve bilimsel bir programa sahip olmak, o programý yaþama geçirecek nitelikte bir örgüt olmadýkça, söz yýðýný olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Nitelikli bir örgüt, nitelikli kadrolarla yaratýlabilir. Örgüt canlý bir organizma gibidir. O canlý organizmaya canlýlýk veren de kadrolardýr. Kadro örgütün kalbidir.

Kurtuluþ 10


Kurtuluþ

alýndýðýnda, ilerisi için bir birikimi ve hedeflenen alanlarda ve toplumsal kesimlerde yürütülecek çalýþmalara kadrosal yýðýnak yapýlmasýný saðlayacak oldukça önemli bir adýmdýr. Yürütülen bu çalýþma, kadro çalýþmasýnýn deðiþik safhalarýnýn bir ilk basamaðý olarak düþünülmelidir. Buradan çýkacak sonuçlarla bu çalýþma, planlý ve programlý olarak sürece yayýlan bir biçimde, her safhasý bir sonraki safhaya bizi sýçratacak bir perspektifle yürütülmek zorundadýr.

Neyi amaçladýðýný bilmeyen, proletarya ve tüm insanlýðýn kurtuluþ davasýna kendisini adamayan, kolektif yaþam ve davranýþ alýþkanlýlarýndan uzak olan, yaþadýðý dönemin gerektirdiði devrimci militanlýðý gösteremeyen, mücadelede risk almaktan kaçýnan, örgütlü davranýþ yerine bireyci davranýþý öne çýkaran, kolektif irade içinde yaratýcý birey olma yerine birey olmayý kolektif iradenin karþýsýna koyan, bilgili-bilinçli bir yaratýcýlýkla kolektif çalýþmayý besleme ve güçlendirme yerine idare i maslahatçý bir tutumla geliþmenin ve güçlenmenin engeli haline gelen, cevhal ve atýlgan olmak yerine, uyuþuk, hareketsiz, durgun bir konumlanýþla geliþtirici ve sýçratýcý olamayan kadrolarla, amaca ve ihtiyaca uygun bir örgüt yaratýlmasý olanaksýzdýr. Her kadro bir örgüttür anlayýþýyla hareket etmeyen kadrolara sahip bir örgüt, gerçek anlamda kadrosu olmayan bir örgüttür. Kadrosu olmayan bir örgütün ise yaþama karþýlýk gelen canlý bir organizma olabilmesi mümkün deðildir. Kadro çalýþmasý, bir yandan mevcut kadrolarýn mücadelenin gereklerine uygun hale getirilmesiyken, diðer yandan mücadelenin gereklerine uygun yeni kadrolarýn yaratýlmasý çalýþmasýdýr. Bu çalýþmayý, örgütlerimizin planlý, programlý ve hedeflere uygun olarak yürüttüðünü söylemek gerçekçi olmaz. Ancak, bir önceki dönemde bu örgütsel zaafý bilince çýkaran ve mevcut insan malzemesi üzerinden bu zaafý aþma yönünde baþlatýlan çalýþmanýn, bu yönde atýlan olumlu bir örgütsel adým olduðu söylenebilir. O çalýþmanýn sonucu, örgütlerimize yeni kadrolar kazanýlmýþ, "parti" yi gençleþtirme perspektifine uygun olarak da görece bir kazaným elde edilmiþtir. Ayný baþarýnýn, kazanýlan kadrolarýn donanýmlý hale getirilmesinde gösterildiðini söylemek olanaksýzdýr. Bugünkü koþullarda, kadro kaynaðýnýn gençlik alanýyla sýnýrlý olduðu bir gerçekliðimizdir. Bu gerçekliðin bilincinde olarak, kadro çalýþmasýný bugün gençlik eksenli sürdürmek durumundayýz. Bu, proletarya davasýyla yola çýkan bir örgüt için handikapmýþ gibi görünse de, nesnel durum göz önüne

B) Politik ve Örgütsel Durum Politik mücadele iktidar mücadelesidir. Ýktidar mücadelesi, iktidarý hedefleyen politik örgütlerle yapýlýr. Programatik yaklaþýmlarýn ya da programýn bilimsel ve gerçekçi olmasý, doðru politik hat için bir gerekliliktir, ama yeterlilik deðildir. Somut koþullarýn somut analizi üzerinden oluþturulan politikalarýn ve bu politikalarýn yönünü tayin eden politik hattýn doðruluðu, o politikalarý yaþama geçirecek olan bir örgütün yokluðunda bir anlam ifade etmez. Bilimsel ve gerçekçi bir program, somut koþullarýn somut analizi üzerinden doðru bir politik hat ve bu program ve politik hattý maddi bir güç haline getirecek bir örgüt… Ýþte bize gerekli olan budur. Hedefleri belirlenmiþ, bu hedeflere nasýl ve hangi yollarlardan gideceðini bilen, belirlenmiþ hedeflere doðru yürüyüþ yolunu aydýnlatan perspektifler ýþýðýnda kolektif bir yürüyüþü örgütleyebilen bir politik yapý, nesnel durumun ortaya çýkardýðý en olumsuz koþullarda dahi, sürekliliði olan, direngenliðini koruyan, güncel olanla tarihsel olanýn baðlantýlarýný kuran, nihai hedeflerle güncel politik mücadelenin diyalektik iliþkisi içinde davranan bir örgüttür. Burada, politik hattýmýzýn ve o politik hattýn oluþturulmasýný saðlayan politikalarýmýzýn ne olduðuna girmiyoruz. Yaptýðýmýz iþin ne olduðunu kýsa baþlýklarla ifade etmek için kaleme alýnan bu yazýnýn böyle bir amacý da yok. Kaldý ki, bugünkü koþullarda politik mücadelenin aracý olan partimizin kongre ve konferans kararlarý, parti merkezi organlarýnýn yaptýðý politik belirlemeler, baþta Sosyalist 11


Kurtuluþ

istenilen düzeyde bütünlüklü bir örgütsel sýçrama saðladýðýmýz söylenemez. Yerel örgütlerimiz, hedeflerimize uygun bir örgütlülük içinde deðildirler. Bazý yerel örgütler, görece olarak örgütlü davranýþ normlarýný geliþtirmiþ olsalar da, genel durumun olumsuz olduðu gerçeðini geçersiz kýlacak bir örgütsel düzey henüz elde edilememiþtir. Merkezle yereller arasýndaki koordinasyonsuzluk, merkezi örgütlenme bürosunun iki aylýk periyotlarla yerelleri dolaþmasý ve buralarda yapýlan toplantýlarla bir ölçüde giderilmiþtir. Bir ölçüde diyoruz, çünkü, salt örgütlenme bürosunun dolaþmasý ve yaptýðý toplantýlarla bu koordinasyonsuzluðu gidermek ve bütünlüklü bir örgüt iþleyiþini oluþturmak olanaksýzdýr. Ýstisnalar bir yana, yerel örgütlerimiz periyodik olarak kendi toplantýlarýný dahi yapmamakta/yapamamaktadýr. Bu durumun, örgütlü bir davranýþý oluþturmak ve kolektif çalýþmayý örgütlemek bakýmýndan ortaya çýkaracaðý olumsuzluklar, her kadro tarafýndan bilinip görülebilir. Örgütlü yaþamýn oluþturulabilmesinin abcsi olan bu ilk adýmýn dahi bilincinde olmayan kadrolardan söz etmek demek, aslýnda kadrosuz olunduðunu söylemek demektir. Merkezi olarak üretilenleri tartýþýp, kolektif bir tarzda yaþama geçirmek ve yerelde yapýlacak olanlarý güncel geliþmeler ýþýðýnda planlamak, ancak periyodik olarak yapýlacak gündemli toplantýlarla mümkündür. Kendisini örgütleyemeyen bir örgütün, ne hedefleri olabilir, ne de hedefleri olsa bile o hedefler doðrultusunda baþkalarýný örgütlemesi mümkün olabilir. Yerel örgütlerimizin ya çalýþma programlarý yok, ya da çýkarýlan çalýþma programlarý bir kenarda unutulmuþ durumda. Çalýþma programý olmayan, olsa da, kendisini örgütlü hale getirememenin sonucu bir kenarda unutulmuþ kalmýþ çalýþma programlarýyla, yaþama müdahale etmek olanaksýzdýr. Hedefsiz, daðýnýk, ne yaptýðýný bilmeyen, savruk bir çalýþmayla politik faaliyet sürdürülemez. Böyle bir çalýþmayla, ne yeni kadrolar çýkartýlabilir, ne de örgütsel atýlým ve sýçrama saðlanabilir. Rapor alýþveriþi karþýlýklý denetimin en bili-

Demokrasi Gazetesi olmak üzere partinin kullandýðý deðiþik propaganda araçlarýyla, periyodik aralýklarla ve sistemli olarak üyelere ve kamuoyuna duyurulmaktadýr. Ayrýca Kurtuluþ Dergisi, belirlenmiþ olan politikalarý, sosyalist hareketin bugünkü grift ve kaotik ortamý içinde belirsizlikten çýkararak, neyi amaçladýðýmýzý bugün ne yapmamýz gerektiðini daha anlaþýlýr kýlacak bir yayýn faaliyeti sürdürmektedir. Politik yönelimlerimiz ve bu yönelimler doðrultusunda üretilen politikalar, yaþam içinde ortaya çýkan her geliþmeyle doðrulanmaktadýr. Pratiðe dönük olarak üretilen politikalar, pratikte sýnanma yoluyla doðrulanýr. Politikalara dair pratiðin ortaya çýkardýðý eksikler ya da ana yönelimi bozmayan yanlýþlar, üretilen politikalarýn veya politik yönelimin yanlýþlýðý anlamýna gelmez. Geliþmeler tarafýndan üretilen politikalarýn ana hatlarý doðrulanmýþsa, ayrýntýlara ya da tali olanlara takýlmak, yapýlan iþin ne için, neden ve neye karþý yapýldýðýný bilmemek demektir. Zihin karýþýklýðý, özle biçim, nitelikle nicelik, ana yönelimle ayrýntý diyalektiðini kuramamak, örgütü de kadroyu da ufuksuz ve moralsiz kýlar. Politik hattýmýzýn ve bu hatta baðlý olarak üretilen politikalarýn doðruluðu, ne var ki o politik hattý ve politikalarý yaþama geçirecek bir örgütsel düzeye ve istenilen örgütsel düzeyi yakalamaya haiz kadrolara sahip olduðumuz anlamýna gelmemektedir. Politik hatla örgütsel düzey arasýndaki bu açý farký, toplum içinde etkimizin sýnýrlý kalmasý yanýnda, ayný zamanda üretilen politikalarýn yaþama geçirilmesi için kullanýlan olanaklarýn ve araçlarýn da sýnýrlý ve yetersiz olmasý demektir. Daha açýk bir ifadeyle, politikalarýn doðruluðu, o politikalarý yaþama geçirecek kadrolardan ve örgütlenmeden yoksunsanýz, toplum nezdinde ciddi bir politik etki yaratmanýzý saðlamaz. Bizim bugünkü en temel açmazlarýmýzdan birisi budur. Bir önceki döneme göre, bugün merkezi düzeyde daha ileri adýmlarýn atýldýðý, görece olarak daha örgütlü bir pozisyonun yakalandýðý, iþlerin daha sistemli ve planlý gerçekleþtirilmesi imkânlarýnýn arttýrýldýðý bir gerçeklik olsa da, 12


Kurtuluþ

C) Kadrolarýn Durumu: Kadronun bir örgütün kalbi olduðunu söylemiþtik. Canlý bir organizma olarak tasavvur edilen örgütte, böylesi hayati bir fonksiyona sahip olan bir unsurun, oldukça komple bir unsur olmasý gereklilikten öte zorunluluktur. Kadro denince ne anlamalýyýz? Kadro hangi özelliklere sahip olmalýdýr? Sorularýna iki düzeyde yanýt verilebilir. Birincisi, her durumda geçerli olan bir yanýt. Ýkincisi, konjonktürün ortaya çýkardýðý gerekliliklere uygun bir yanýt. Her þeyden önce kadro, Marksist-Leninist bir dünya görüþüne sahip olmalýdýr. Ýkincisi, proletarya davasýna kendisini adamýþ ve o davanýn gerekliklerini yerine getirmeye hazýr olmalýdýr. Üçüncüsü, burjuvaziye ve kapitalizme karþý mücadelede belirli ölçüde tecrübe kazanmýþ, baþka bir ifadeyle bu mücadelede görece ustalaþmýþ olmalýdýr. Dördüncüsü, bu mücadelenin gerektirdiði militanlýða, özveriye, coþkuya, heyecana ve inanca sahip olmalýdýr. Beþincisi, örgütlü çalýþmaya yatkýn, kolektif irade içinde özgür birey olma niteliðine haiz olmalýdýr. Altýncýsý, örgütün-partinin bir organýnda sistemli ve düzenli faaliyet sürdürmeye, örgütlü tarzda politik çalýþma yapmaya hazýr olmalýdýr. Yedincisi, politik faaliyeti bir yan iþ olarak deðil kendi var oluþ gerekçesi görmeli ve bu faaliyetin gerektirdiði bir donaným içinde olmalýdýr. Sekizincisi, yaratýcý olmalý, içinde yaþadýðý koþullarda mücadelenin gerekliklerine uygun bir davranýþ esnekliði içinde, nerede ne yapmasý gerektiðini bilen, karþýlaþtýðý her durumun analizi üzerinden anýnda inisiyatif geliþtiren bir yeteneklilikte olmalýdýr. Dokuzuncusu, dayanýklý, sabýrlý, inatçý, direngen, kararlý, atýlgan ve cesaretli olmalýdýr. Þimdi kendimize ve kadrolarýmýza bir bakalým ve soralým: yukarda sýralanan kadro özelliklerine sahip miyiz? Ya da bu kriterlere uygun kadrolarýmýz var mýdýr? Yoksa, nasýl yarata biliriz? Var olan kadrolarý bu kriterlere uygun olarak nasýl yetkinleþtire biliriz? Bu sorulara verilecek yanýtlar kadro durumumuzu ve bu konuda yapýlmasý gerekenleri ortaya çýkaracaktýr.

nen yöntemidir. Bütünlüklü örgütsel bilgiye sahip olunmadan, olumsuzluklara bilinçli bir müdahale söz konusu olamaz. Bu ise karþýlýklý rapor alýþveriþ ile saðlanabilir. Bugün iç iliþkilerimizde, rapor alma ve vermenin bir iþleyiþ normu haline geldiðini söylemek de mümkün deðildir. Merkezi rapor, merkezi çalýþma programý doðrultusunda belirlenen iþlerin, planlanan biçimde gerçekleþip gerçekleþmediðinin, ya da ne kadarýnýn gerçekleþtiðinin bilgisi ile, örgütün genel durumunun bilgisini ve merkezi olarak alýnan kararlarýn yerel örgütlere taþýnmasýný içerir. Yerel örgütlerin raporu ise, çalýþma programlarý doðrultusunda belirlenen hedeflerin ne olduðunun, bu hedeflere ulaþýlýp ulaþýlmadýðýnýn, yereldeki örgütlenme düzeyinin, hangi alanlarda örgütlü olunduðunun ve örgütlenmenin hedeflendiði alanlarýn, hangi alanlara aðýrlýk verildiðinin ya da verileceðinin, olanaklarýn ve olanaksýzlýklarýn, yerelin politik durumunun, kadrolaþma yönündeki giriþimlerin, kýsa ve özlü olarak merkeze aktarýlmasýný içerir. Ayrýca yerel örgütler kendi alt örgütleriyle de rapor alýþveriþi içinde olmak durumundadýr. Böyle bir iþleyiþi kural haline getirmemiþ bir örgütün, bütünlüklü ve kolektif bir örgütsel davranýþý geliþtirmesi de olanaklý deðildir. Diðer bir sorunda organlý çalýþma sorunudur. Organlý çalýþma olmaksýzýn, kolektif davranýþ ve mücadele örgütlenip geliþtirilemez. Organlý çalýþma örgütlülük, organsýz çalýþma örgütsüzlük demektir. Kitlelerin politikleþmesi, politikanýn kitleselleþmesi, yaþam ve çalýþma alanlarýnýn örgütlü hale getirilmesiyle olanaklýdýr. Baþta iþçi sýnýfý olmak üzere, örgütsel hedefimiz olan toplumsal kesimler içinde örgütlenme yaratýlamadýðý, yaratýlan örgütlenmelerin kalýcýlaþtýrýlýp kurumsallaþtýrýlamadýðý bir durumda, doðrudan demokrasi imkânlarýnýn arttýrýlmasý ve üretilen politikalarýn maddi bir güç haline getirilmesi olanaksýzdýr. Organ ihtiyaç üzerinden kurulur. Organ kurmak için organ kurmak, nasýl örgüt anlayýþýný biçimsiz hale getirmekse, bu gerekçeye sýðýnarak organlaþmadan kaçýnmakta örgütsüzlüðe davetiye çýkarmak demektir.

13


Kurtuluþ

Sosyalizmi amaçlayan birden çok politik örgütün olabileceði ve bu örgütlerin var oluþ meþruiyeti, geçmiþte araçlar üzerinde yaþanan bölünmelerin doðal bir durum olarak görülmesinin gerekçesi yapýlamaz. Örgüt-parti, iþçi sýnýfýnýn devrim ve sosyalizm mücadelesinde bir araçtýr. Örgüt fetiþizmine düþerek, sýnýfýn yerine örgütü-partiyi, sýnýfýn devrimi yerine örgütün-partinin devrimini ikame etmek, bizi ideallerimizden uzaklaþtýrarak, araçlarýn amaç haline getirilmesi sonucunu doðuracaktýr. Yaþanmýþ sosyalizm pratikleri, tamda bugün aþmamýz gereken bu sapmalarla doludur. Biz, devrime öncülük etme iddiasýyla hareket ediyoruz. Bizim dýþýmýzda devrime öncülük etme iddiasýný taþýyan baþka komünistlerin ve örgütlerin varlýðý da bir gerçeklik. Amaç, kapitalist sistemin radikal bir tarzda, devrim yoluyla aþýlarak, sosyalist bir toplumsal yaþamýn oluþturulmasý ve ezme-ezilme iliþkilerinin olmadýðý sömürüsüz bir dünyanýn yaratýlmasýysa, bu amacý taþýyan ve sosyalizm tasavvurlarý ayný olan komünistlerin sentezlenerek, program birliði zemininde olanaklarýný ve birikimlerini birleþik bir politik iradeye dönüþtürmeleri, proletarya davasýnýn çýkarýnadýr. Devrimin çýkarýnadýr. Doðru olaný görmek ve savunmak, tarihsel, siyasal, kültürel birçok faktörün ortaya çýkardýðý engellerin varlýðýný ortadan kaldýrmaz. Bu engellerin içinde aþýlmasý en zor olaný, demokrasi anlayýþýyla doðrudan baðlantýlý olan, farklýlýklara tahammülsüzlüðün ve dayanýþma yerine rekabetin sonucu oluþan önyargýlardýr. Sosyalist hareketimizin kültürel hamuru, sosyalizmin ekonomist yorumu ve ondan beslenen dogmatizmin mayasýyla yoðrulmuþtur. Yeni bir anlayýþ ve bu anlayýþla yaratýlacak yeni bir kültürel hamur oluþturulmadýkça, eski kültürel zemin üzerinden sosyalist hareketin, amaçlara uygun olarak yeniden yapýlandýrýlmasý olanaksýzdýr. Farklýlýklarýn meþruiyeti üzerinden, sosyalist hareketin deðiþik birlik biçimleri, bu yeni kültürün oluþturulmasýnýn da zeminleri olacaktýr. Devrimci iddialarýmýza ve sosyalizm tahayyülümüze baðlý olarak oluþturulan, teorik

D) Kurtuluþ-Parti iliþkisi Sosyalist Demokrasi perspektifiyle, sosyalist hareketin yeniden yapýlanmasý ve sosyalistlerin birliði anlayýþýný, örgütsel ve politik yöneliminin temel argümanlarýndan birisi haline getiren Kurtuluþ, bu yaklaþýmýnýn bir gereði olarak çeþitli birlik giriþimlerinin içinde yer almýþ, bu giriþimlerin oluþturucu öznelerinden birisi olmuþtur. Bu birlik deneylerinin olumsuzlukla sonuçlanmasý, kadrolarýmýzda ve genel olarak saflarýmýzda içe kapanma yönünde bir refleksi ortaya çýkarmýþtýr. Yaþanan deneylerin olumsuzlukla sonuçlanmasýnýn nedenlerini ortaya çýkarmak ve ortaya çýkarýlan nedenlerin nesnellikle ilgili olanlar yanýnda, öznelerle ilgili olanlarýný da perspektifimizin prizmasýndan geçirmek bir zorunluluktur. Olumsuzluklardan hareketle pratiðin, perspektifimizi yanlýþladýðý yargýsý kolaycý bir yaklaþýmdýr. Sosyalist hareketimizin tarihi, o tarih içinde edinilen alýþkanlýklar, bu alýþkanlýklarla oluþan gelenek, geleneðin þekillendirdiði kültür ve dv. yeni olana karþý eskinin tutuculuðunun harekete geçirdiði aþýlmasý zorunlu birer barikat olarak önümüzde durmaktadýr. Marksist diyalektik yöntemle, dünya sosyalist pratiðinin analizi ve bu analizin sonucu ulaþýlan teori, daha çok sübjektiflik içeren kendi sýnýrlý ve dar örgütsel zeminimizin sýnavdan geçireceði bir yaklaþým olamaz. Bütüne ve genele dair teori, bütünün ve genelin pratiðinde sýnanýr. Teoriye böyle bir gözlükle baktýðýmýzda, bizde yaþanan olumsuzluklar yanýnda baþka coðrafyalarda ortaya çýkan olumlu örnekler de görülebilir. Sosyalist hareketin yeniden yapýlanmasý, yaratýlmýþ olan birikimin, olanaklarýn ve deðerlerin sentezlenmesi demektir. Deðiþik birlik biçimleri yapýlanmanýn kendisi deðil, yapýlanmaya zemin teþkil eden adýmlardýr. Kurtuluþ, böyle bir yapýlanmanýn gerekliliðini, yenilginin yarattýðý dibe vuruþtan çýkýþ için, güç olmanýn bir gereði olarak savunmamaktadýr. Tahayyül ettiðimiz sosyalizm anlayýþýnýn bir gereði olarak, amaçlarý bir olanlarýn çoðulcu bir perspektifle, mücadele aracýnda da ortaklaþmalarýnýn gerekliliði nedeniyle savunmaktadýr. 14


Kurtuluþ

güncelci bir yaklaþýmý oluþturmaktadýr. Kadrolarýmýzda gözlemlenen, amaç-araç iliþkisine dair bu yanlýþ eðilimlerin hýzla giderilerek, amaçla-araç, güncelle tarihsel olanýn diyalektiðine dair perspektifimizin kolektif bir bilinç haline getirilmesi, ne yaptýðýný, ne için yaptýðýný ve neden yaptýðýný bilen bir örgütsel duruþ için zorunluluktur.

yaklaþýmlarýmýzýn prizmasýndan geçerek þekillenen programýmýz, kadrolar tarafýndan içselleþtirilememiþtir. Öte yandan, kadrolarýmýzýn güncel olanla nihai hedef baðlantýsýný kurarak, bunu kolektif bir bilinç ve davranýþa dönüþtürdüklerini söylemek de olanaksýzdýr. Bugün, politik mücadelenin temel politik aracý, nihai amaçlarýmýzýn yön verdiði partimizdir. Sosyalizme doðru yürüyüþümüzün bugünkü evresinde, koþullarýn ortaya çýkardýðý ihtiyaca karþýlýk olarak oluþturulan parti, kesintisiz devrim sürecinin bugünkü safhasýnýn bir aracýdýr. Devrim mücadelesinin ileriki safhalarýnda ve mücadelenin daha keskin süreçlerinde partinin, mücadelenin o günkü evresinin ihtiyaçlarýna yanýt veren bir araç olup olmayacaðý, partinin mücadelenin o günkü gereklerine uygun bir araç olarak iþlev görüp görmeyeceðiyle ilgilidir. Bugünkü haliyle, devrim mücadelesinde kendimizi mevcut parti aracýyla sýnýrlamak, mücadelenin daha keskin biçimlere bürüneceði günlere ideolojik ve örgütsel hazýrlýðý ihmal etmek, oligarþiye karþý kendimizi silahsýzlandýrmak anlamýna gelir. Diðer yandan kapitalizmi devrimci tarzda aþma yoluyla, sosyalist demokratik bir toplumsal sistemi amaçlayanlarýn, sentezlenerek yeniden yapýlanmasýnýn gerçekleþmediði koþullarda, sönümlenerek kendimizi mevcut parti yapýsýyla sýnýrlandýrmak, hedeflerimizi göz ardý ederek güncel olana teslim olmak demektir. Bu konuda, kadrolarýmýzda iki yanlýþ eðilim gözlenmektedir. Bu eðilimlerden birisi, yaþanan olumsuz birlik deneylerinden hareketle, sosyalist hareketin yeniden yapýlanmasý perspektifinden uzaklaþarak, içe kapalý dar örgütçü bir anlayýþa düþülmesi ve partinin bir politik mücadele aracý olarak küçümsenip, neredeyse bir kitle örgütü derekesine indirgenmesidir. Diðeri, "parti Kurtuluþçu'lardan oluþuyor. Kurtuluþ parti örtüþmesi var. Öyleyse Kurtuluþa ne gerek var?" diyen anlayýþtýr. Bu anlayýþ, nihai amaca doðru yürüyüþ yolumuzun daha ileriki evrelerinde keskinleþecek olan mücadelenin ihtiyaçlarýný göz ardý eden ve devrim anlayýþýmýzla araç diyalektiðini kuramayan,

E) Kadýn Sorunu ve Þiddet Kurtuluþ, erkek egemen yaklaþýmý, "Kadýn Sorunu Erkeklerinde Sorunudur" perspektifiyle karþýsýna aldý. Bu anlayýþ süreç içinde daha da geliþtirilip olgunlaþtýrýlarak, geleneðimizin temel yaklaþýmlarýndan birisi haline getirildi. Erkek egemen bir anlayýþýn biçimlendirdiði kadrolarla, ezme ve ezilme iliþkilerinin her türlü tezahürüne karþý çýkýlmasý olanaksýzdýr. Ezilmenin diðer biçimlerine karþý mücadele kararlýðý, cins ezilmiþliðine karþý mücadele kararlýðýyla tamamlanmadýkça, özgür insan olunamaz. Bu mücadele üç düzeyde yürümek zorundadýr. Birincisi, toplumsal düzeydir. Erkek egemen ideolojiye ve toplumsal iliþkilere karþý, kadýn cinsinin cins olarak öznesi olduðu Kadýn Kurtuluþ Mücadelesi, bu düzeydeki mücadelenin temel mücadele yöntemidir. Kadýn Kurtuluþ Mücadelesi bir iktidar mücadelesi deðil, erkek egemenliðinin sona erdirilerek kadýn ve erkeklerin özgür bireyler olarak eþitlenmesi mücadelesidir. Ýktidar erkinden arýnan erkek ve örgüt, bu mücadelenin savunucusu ve destekçisidir. Ýkinci mücadele düzeyini, karma örgüt yapýlarý içindeki mücadele oluþturur. Bu örgütlerde kadýnlar ikincil konumdadýrlar. Erkek egemen ideoloji bu örgütler içinde de baþattýr. Erkek egemen toplumun izlerini taþýyan ve geleneksel kadýn erkek iliþkisini kendi örgütsel zeminlerinde yeniden üreten bu örgütlerde, kadýnlarýn özneleþmesi oldukça zordur. Önlerine, erkek egemen iliþkilerin ürettiði bin bir türlü engel çýkar. Bu örgütlerde, kadýnlara karþý pozitif ayrýmcý bir tutum, eþitsizliði ortadan kaldýrmaz; ama eþitsizliðin giderilmesine yönelik bir önlemi ifade eder. Pozitif 15


Kurtuluþ

bir dönüþüm yaþamalarý gerekmektedir. Ýdeolojik donaným olmadan dönüþümün olabilmesi de mümkün deðildir.

ayrýmcý tutum bu örgütlerde örgüt içi iþleyiþi düzenleyen tüzük uygulamasýna dönüþmedikçe, bu yönde kalýcý sonuçlar yaratmaz. Bu örgütlerdeki kadýnlarýn cins olarak erkek iktidarýna karþý bir mücadele içinde olmalarý, eþitlenme mücadelesi açýsýndan gerekli bir tutumdur. Ancak, "Kadýn Sorunu Erkeklerinde Sorunudur" yaklaþýmý içinde olan bir örgüt içinde, erkek egemen ideolojiye karþý mücadele erkeklerinde katýlmasý gereken bir mücadeledir. Sorun salt kadýnlarý ilgilendiren bir sorun olarak görülüp, kadýnlara havale edildiðinde, erkek egemen davranýþ ve deðerler örgüt içinde bir baþka biçimde yeniden üretilmeye baþlanýr. Erkek egemen ideoloji ve bu ideolojinin oluþturduðu deðerlere karþý bir baþka mücadele düzeyini de, sosyalist erkeklerin kendilerine karþý yürüttüðü mücadele oluþturur. Erkek egemen bir toplum içinde yaþayan ve o toplum tarafýndan biçimlendirilen hiçbir erkek, o toplumsal kültürün etkisi dýþýnda deðildir. Baþka yönleriyle verili toplumsal yaþamý ve sistemi deðiþtirme ve dönüþtürme konusunda en radikal tutum içinde olan bir sosyalist erkek, iþ cins ezilmiþliði sorununa gelince, iktidar olmanýn avantajlarýndan ve olanaklarýndan vazgeçmeye kolay kolay yanaþmaz. Ýktidar pozisyonunu koruyabilmek için birçok gerekçe üretir. Sýnýflý toplumlardaki iktidar konumlanýþlarýnýn havuç ve sopa yöntemi, cins iktidarý düzleminde de geçerlidir. Sosyalist erkek bile, kendisini ideolojik olarak erkek egemenliðinden arýndýrmadýkça, o ideolojinin beyninde, zihninde, davranýþlarýnda, dilinde yarattýðý erkeksilikten kurtulmadýkça, zorlandýðý her durumda, iktidar olmaktan kaynaklý þiddet yöntemini kadýna karþý devreye sokar. Kurtuluþ saflarýnda dahi bu durumun istisna olduðu söylenemez. Ýktidar olma pozisyonundan bütünüyle vazgeçmemiþ, sözün gerçek anlamýyla kendisini iktidarsýzlaþtýrmamýþ, kendi içindeki erkeði öldürmemiþ hiçbir erkek, kadýna karþý zulasýnda taþýdýðý sopayý bir kenara býrakmaz. Kadýn sorununda saflarýmýzda yaþanan ve kadýna karþý þiddete kadar varan olumsuzluklarý, radikal tarzda aþmak için kadrolarýmýzýn ciddi anlamda

F) Yayýn Faaliyeti Yayýn faaliyetimiz iki araçla yürütülmektedir. Partimizin 15 günlük periyotlarla çýkardýðý Sosyalist Demokrasi Gazetesi ve 2 aylýk periyotlarla çýkardýðýmýz Kurtuluþ Dergisi. Sosyalist Demokrasi Gazetesi politik bir yayýndýr. Partimizin politikalarýnýn propagandasýný yapan politik bir araçtýr. Üretilen politikalarýn, kýsa aralýklarla tüm parti örgütlerine ve üyelerine ulaþmasý, gazete aracýlýðýyla saðlanýr. Gazete, ayný zamanda hedeflenen toplumsal kesimler içinde politik etki oluþturmanýn da bir aracýdýr. Üretilen politikalarýn taþýyýcýsý olan gazete gibi bir aracýn yokluðu demek, örgütün nefes alýp verme olanaklarýnýn yokluðu demektir. Yayýn, örgütlenmenin de bir aracýdýr. Ancak böyle bir iþlevi yerine getirmesi, o aracý örgütün nasýl kullandýðýyla ilgilidir. Politik anlamda bize nefes alýp verme olanaðýný saðlayan bu araç, yerel örgütler tarafýndan beslenmedikçe, örgütlenmeye katkýsý istenilen düzeyde olmayacaktýr. Yayýný sahiplenme, her þeyden önce, her örgütün gazeteyi kendi yayýna haline getirmesiyle mümkündür. Yerel muhabiri olmayan, o yerelde yaþanan mücadele deneylerini baþka yerellerin yararlanacaðý bir tecrübeye dönüþtürmeyen, gazeteyi partiye uðrayanlarýn aldýðý bir araca indirgeyen, hedefli ve planlý bir daðýtým örgütlenmesine sahip olmayan, gazete parasýný zamanýnda göndermeyen, gazetedeki politik yazýlarý kolektif olarak tartýþmayan, gazeteyi günlük faaliyetinin yönlendiricisi yapmayan bir yerel örgüt, gazeteyi sahiplenmiyor demektir. Gazete paralarýnýn dönmediði, yaþanan mücadele deneylerinin gazeteye yansýtýlmadýðý, daðýtýmýn hedefli ve planlý olarak örgütlenmediði, devrimci bir sorumlulukla davranan muhabirler ortaya çýkarýlmadýðý sürece, parti kongre kararýný yerine getirerek, gazeteyi haftalýk çýkarmamýz olanaklý deðildir. Haftalýk bir gazete için merkezi olarak gerekli kadro ve alt yapý tamamlanmýþ bulunmaktadýr. Sorun, yerel 16


Kurtuluþ

Gazetede olduðu gibi dergide de para sorunu temel sorunlardan birisi haline gelmiþtir. Gönderilen dergilerin yarýsýnýn parasý istenmektedir. Ne var ki, bazý yerel örgütler dergi paralarýný ya zamanýnda göndermemekte ya da hiç göndermemektedir. Yayýn konusundaki bu tablo örgütlülüðümüzün düzeyini ve kadrolarýn sorumluluk anlayýþýný göstermek bakýmýndan önemlidir. Örgütlenme düzeyi geliþkin olan bir örgüt, yayýn faaliyetinin gereklerini de yerine getiren bir örgüttür. Tersi, örgütsüzlüðün bir göstergesidir.

örgütlerimizin haftalýk bir gazete için hazýr olmamalarýdýr. Birçok gerekçe ileri sürülebilir. Gerekçe üretmek, zaaflarýn üstünü örtmek için baþvurulan bir yöntemdir. Bu davranýþ bilinçli bir davranýþ olmasa bile, rutini muhafaza refleksinin dýþa vurumudur. Bu durumdan çýkmak gerekir. Var olaný deðiþtirme yönünde inatçý ve kararlý olmamak, konformist bir tutumdur. Kurtuluþ Dergisi, iki aylýk periyotlarla düzenli olarak çýkarýlmaktadýr. Her sayýda yer alan panorama bölümü, dünyada ve ülkede öne çýkan iki aylýk geliþmelerin bir özetini ve o geliþmelerden üretilen politik çýkarsamalarý içermektedir. Her sayýda bir dosya konusu bulunmaktadýr. Dosya içinde ele alýnan konuyla ilgili yazýlar yer almaktadýr. Dosya konularý, güncel olarak ideolojik mücadele yürütmemizin gerekli olduðu konularla, kadrolarýmýzýn teorik-politik donanýmýný arttýrmaya yönelik konulardan oluþmaktadýr. Dosya konularýmýz ilgiyle karþýlanmýþtýr. Ancak ayný ilginin dergideki yazýlarýn okunmasýna gösterilip gösterilmediðini bilmiyoruz. Panorama bölümüyle birlikte, özellikle dosya içinde yer alan yazýlar, hiç olmazsa bu yazýlardan bir bölümü kolektif olarak okunup tartýþýlmalýdýr.

Yoldaþlar, Ortaya koyduðumuz bu örgütsel tablo hiç de istenen bir tablo deðildir. Bu durumun hiç birimizi memnun ve mutlu etmesi düþünülemez. Olumluluklarýmýza övgü yerine olumsuzluklarýmýza vurguyu öne çýkarmak, ne durumda olduðumuzu ve bu durumu aþmak için ne yapmamýz gerektiðini bilmek bakýmýndan gerekli ve zorunludur. Karamsarlýk bizi felç eder. Karamsar olan umutsuz demektir. Umutsuz olan, olumsuzluklarý olumluluða dönüþtürmek için ortaya ne irade koyabilir, ne de bir inisiyatif geliþtirebilir. Bugün bize gerekli olan, irade, inisiyatif, cesaret ve atýlganlýktýr. Öyleyse görev baþýna…

* * *

17


Kurtuluþ

“Birlik”

B

aþlýðý týrnak içine aldýk. Oysa yalýn bir tarzda düþünüldüðünde oldukça basit ve anlaþýlýr bir kelime. Týrnak hem bir dolayým kazandýrýyor ve hem de sosyalizm (bize özgü diye de eklemek gerekiyor) baðlamýnda akla gelmedik bir içerikle ele alýnma olanaklarý sunuyor. Özellikle dünden bugüne, sosyalizm bazýnda öne çýkan geliþmeler konunun tekrar tekrar ele alýnmasý gereðini, adeta bir görev gibi karþýmýza dikiyor. Bu yapýlmadýkça ileriye doðru adýmlar, daha doðrusu ciddi adýmlar atabilme olanaklarýna sahip deðiliz. Sorun, yani birlik sorunu, 'Eylül' öncesi de bir 'sorundu'. Ayrýca belirtmeye gerek yok ki çerçevesini ve muhtevasýný tarihsel geliþimin, günün koþullarýnýn çizdiði bir sorundu. Aslýnda sorundu demek yerine belki konuydu demek daha da anlatýcý olacaktýr. Þüphe taþýmadan belirtmek gerekirse, maksat ayný oldukça iki kelimeye yer deðiþtirmek, esasý pek deðiþtirmeyecektir. Ama zaten kelimeyi týrnaklarken de bu nüansa iþaret etmek istemiþtik. Birlik hem koþullarýn saðlýklý bir deðerlendirmesini, hem sosyalizme eleþtirel bir yaklaþýmý, hem günün iliþkilerini kurma tarzýný ve hem de tüm bunlarý gelecek toplum tahayyülüyle birleþtirebilme yeteneðini gösterme gereðine iþaret eden bir kavram olarak kavranmalýdýr ki durumun vuzuha kavuþturulabilme olanaklarý ortaya

Ýlhami Aras 18


Kurtuluþ

çýksýn. Bu anlamda belki nüanstan deðil, nüanslardan söz etme gereði var. Ama nüans gibi görünen bir yýðýn faktör birleþtiklerinde esasý da ortadan kaldýran bir neden durumuna geçebiliyorlar. Bazen de bir nüans her þeyi peþinden sürüklüyor. 'Eylül' öncesi de bir sorundu dedik. Nasýl bir sorundu sorusuna verilebilecek 'güzel' bir cevap kendini, yine 'Eylül' deðerlendirmelerinde gösterdi: 'Eylül' öncesi etkili bir sosyalist grubun temsilcisi, birlik diye sorulduðunda; 'saðlayamadýk diðerleri durumun bilincinde deðildiler' tarzýnda bir cevap veriyor. Burada araþtýrýlan konu 'Eylül' ve 'direniþ'. Tam bu noktada iþaret ettiðimiz tarz deðiþmedikçe, her þey bir yana, saðlýklý bir tartýþmaya bile kapý aralamak olanaðý yoktur. Saptamayla önce gerçeklik alt üst ediliyor. Sonra yine buna baðlý olarak zýmnen sorumluluk baþkalarýna yýkýlýyor. Devamýnda kelimelerin ötesinde bir böbürlenme yansýyor. Oysa fazla ileriye gitmeye gerek yok, durumun kavranabilmesi için, yakýn geçmiþin bir yýðýn örneði var. Yani bu söylenenleri yadsýyan örneklerden söz ediyoruz. Herhalde bu durumla ilgili olarak söylenecek en etki1i söz; durumun ciddiyetinin bilincinde olmamak olmalý. Çünkü yaþananlar hem doðrudan, bir bütün olarak toplumu ve hem de konuþan dahil, tüm özneleri derinden etkiliyor. Yukarýda cevabý irdelerken gördük, konu ele alýnýrken bile nesnellikten uzaklaþýlýyor ve öznel bir yaklaþým sergileniyor. Tereddüdü bir yana koyarak bir deðerlendirme yapýyorsak, konunun hem nesnel ve hem de öznel nedenleri üzerinde durmak gereklidir. Ayrýntýlar bir yana günün koþullarý ve dolayýsýyla nesnellik deðiþmiþ, her ne kadar somut koþullarýn analizinin önemi üzerinde durulsa da, buna uygun ciddi ve anlaþýlýr analizler getirilememiþtir. Þurasý kesin, sorun global planda dolayýsýyla cevaplar da böyle bir içeriðe sahip olmak durumunda. Bizatihi bu saptama bile öznellikten sýyrýlma gereðine iþaret ediyor. Aslýnda belki, ülke söz konusu olduðunda '71 Direniþinin' tüm yanlarýyla ele alýnýp tartýþýlamamasý veya yeterli sonuçlar üretilememesi, 80 ve sonrasýný koþulladý demekte mümkün. Ama bu durum bize iliþkin. Zaten yüz yüze geldiðimiz olgu, genelden koparýlamayacak bir konuyu, kendi içinde bile tutarlý bir çerçeveye kavuþturma yeteneði gösterememek. Direniþ baðlamýnda birlikten söz etmek ayný zamanda güçten de söz etmek. Yani mücadele

edilecek hasma karþý, birinci elden birleþtirilebilecek kuvvetlerin toplanmasý. Böyle bir konu ele alýndýðýnda bir stratejik olmazsa olmazdan söz ediyoruz. Burada sosyalistlerin birliðini de aþan bir giriþim söz konusu. Ama bilimsel ve nesnel olmasý gereken bir deðerlendirme, öncesi için de bir araya gelemeyiþin nedenlerini araþtýrma gereði duymuyorsa, ona nesnel diyebilmek mümkün deðildir. Hele sorumluluðu daha baþtan baþkalarýna yüklemek ve 'zaten durumun bilincinde deðildiler' tarzýnda bir yaklaþým sergilemek, konunun farkýnda olmak bir yana, sorunun konuya eðilme biçimiyle, yani bilinç ve örgütlenmeyle, baðýný görememek anlamýna da geliyor. Bu baðlamda sorun ortak olduðu gibi, oluþumundaki paylar kadar çözümünde de paylaþýmcý bir içeriðe sahip olarak ele alýnmadýkça, üstesinden gelebilme olanaklarý yoktur. Dikkat edilirse çözümün ne olduðu deðil çözüme nasýl ulaþýlabileceði üzerinde duruluyor. Dolayýsýyla bu yapýlýrken izlenecek yol ve geçmiþ örneklerin eksiklikleriyle de olsa önümüze sunduðu olanaklar ele alýnmadýkça, konuyla ilgili olarak tutarlý bir yolun üretilebilmesinin güçlükleriyle karþýlaþmak kaçýnýlmaz olacaktýr. Örnekler bize bir yýðýn olumsuzluk sunsa da, irdeleme ciddi olursa, buna uygun verimli ürünler de ortaya çýkarabilme olanaklarýný verecektir. Sosyalistlerin bugün buna ihtiyaçlarý gerçekten fazlasýyla vardýr. Veya bu görülemedikçe geleceðe iliþkin yürüyüþün güdük kalmasý kaçýnýlmazdýr. Geleceðe bakmak zorundayýz. Ama kim geçmiþsiz bir gelecek tahayyül ediyorsa, o ancak hayalperest olarak nitelenmeye mahkûmdur. Geçmiþi yaþanmamýþ gibi bir yana koymaya çalýþmak, geleceðe de boþvermek anlamýna gelecektir. Geçmiþ örneklerden çýkarýlmýþ sýkça tekrarlanan bir 'ders' var: 'Daha önce yapýldý da ne oldu' tarzýnda. Bire bir tam böyle söylenmiyor ama söylenenler bir yana konduðunda, tam da bu söylemin iþaret ettiði sonuçlarla yaþýyoruz. Yani bir þey çýkmayacaðýna göre bir þey de yapmamak gibi. Þuna da iþaret etmeden geçmek tabloyu tasvir açýsýndan yeterli olmayacaktýr. Sýnýrlý da olsa 'yapýldý da ne oldu' demeyen durumu aþma çabasýnýn gösterildiði giriþimler de var. Bu evrede, bu giriþimlerin genele sirayet ettiðinden söz edebilme olanaklarýna, sahip deðiliz. Ama konunun genele yayýlabilmesinin yolu da sorunu gündemde tutmaktan geçiyor.

19


Kurtuluþ

Bölünme Esas Sosyalizmin kitleselleþtiði, toplum bazýnda etkili ve ciddi sonuçlar ürettiði TÝP dönemi öncesi bir yana konursa (konu itibariyle o dönem de oldukça netamelidir), ülkede sosyalizm tarihi baþtan sona bölünmeler tarihidir demek pek yanlýþ bir saptama olmayacaktýr. Yine burada diðer ülkelerde bu baðlamda geliþmeleri de kapsam dýþý býrakarak böyle bir saptama yapýyoruz. Çünkü ülkede olan biten, son tahlilde bu anlamda diðer ülkelerde olan bitenden ayrý olarak ele alýnamayacak bir içeriðe sahip olmakla birlikte, kendi özgüllüðüyle ele alýnmaya çalýþýlacak. Ara baþlýk, daha baþtan söylemek gerekirse, bir saptamadan söz edilecekse: Bölünme, saptamasýndan söz ediyor. Böyle bir saptama bir genellemeyle ifade etmek gerekirse, sýnýf temellidir öncelikle. Eðer bununla yetinmeyeceksek, analizi baþka faktörler planýnda da geliþtirmek gerekir. Söz gelimi dünyada sosyalizmin güçlü mihraklara bölünmüþ olmasý, örgüt ve mücadele anlayýþý, sosyalizmin yerelliði, bu yerelliðin ürettiði farklýlýklar vb. diye devam edebiliriz. Ama ülkede olsun, genelde olsun temel bir faktör bu parçalýlýða yol açan hatta belirleyen olarak ele alýnmalýdýr. Dolayýsýyla durumun aþýlmasý çabasý, ayný zamanda sosyalizmi kavrayýþ tarzýmýzý gözden geçirme çabasý olarak da algýlanmalýdýr: yani sosyalizmin monolitik kavranýþýyla ilgili bir tarihçeden söz ediyoruz. Konuyla ilgili olarak TÝP adeta bir laboratuar gibidir. Daha kuruluþta sosyalizm planýnda saðlam bir temele sahip olmayan Parti, sosyalizmin yýllarca itildiði soyutlanmýþlýðý aþarken, içinde bulunduðu koþullara da baðlý olarak, hem yönetiminde ve hem de muhalefetinde parçalýlýðý, bölünmüþlüðü yaþadý. Aybar, Boran, Aren bölünmüþlüðü görünürde programatik temellere dayanmýyor gibiyken, sosyalistdevrim, milli demokratik devrim tartýþmalarý doðrudan program temelinde gibiydiler. Gibiydiler diyoruz, çünkü içerik söz konusu olduðunda, iki yaklaþýmýn da oldukça benzerlik arz ettiði inkâr edilemeyecek bir vakýaydý. Özellikle parti içi mücadele ele alýndýðýnda, sadece bu aðýrlýklý eðilimler deðil, hemen her düzeyde benzer anlayýþlar sergileniyordu. Teorik olduðu varsayýlan tartýþmalar çok kýsa bir sürede, geleceðe hiç olumlu izler taþýmayan biçimlere, lafzý ve ruhuyla kavgalara dönüþtüler. Yaklaþým tarzýmýz suçlama ve suç arama

þeklinde oldukça, nesnel olabilme olanaklarýný elden kaçýrmamýz da kaçýnýlmaz olacaktýr. Geçmiþten de tevarüs edilmiþ bir alýþkanlýkla yoðun tartýþmalar durum ve tavýr ne olursa olsun, daha çok devrimcilik-reformizm baðlamýnda ifadesini buluyordu. TÝP içinde MDD-sosyalist devrim ayrýmý, verimli bir tartýþma süreci yaþanamadan, özellikle dönemin ülke ve dünya koþullarýnýn ürünü olan 12 Mart'a girilirken, artýk çok deðiþik boyutlar kazanmýþtý. Dünya ve ülke koþullarý genellemesi, ayný zamanda mücadele biçimlerinde köklü ayrýmlarýn gündeme gelmesi, anlamýný da taþýyordu. Burada reformizm olarak deðerlendirilenler olsun, devrimci olarak nitelenenler olsun, kendi aralarýndaki farklarý mücadele biçimlerinde temellendirirken, ayný kulvarda at koþturanlarýn 'derin ayrýmlarýný' kavrayabilmek için büyüteç kullanmak þart oluyordu. Söz gelimi savaþýn hangi evresinde hangi taktiðin izleneceði meselesi, her ne kadar dereyi görmeden paçalarý sývamak olsa da, güçlü bir bölünme nedeni olabiliyordu. Daha sonra oldukça fazla mirasçý býrakan THKO ve THKPC' nin, ayrýlýðý bilhassa bugün sonuçlardan bakarak deðerlendirildiðinde, izah edilemez bir durum arz ediyor. Örgüt ve mücadele anlayýþý itibariyle, yazýlanlar bir yana yapýlanlara bakýldýðýnda, oldukça ciddi benzerlikler ortadadýr. Belki bu durum hareketin bir bütün olarak gençliðine verilebilirdi. Ama 12 Mart sonrasý bir yýðýn türev, tabir yerindeyse bu durumu oldukça sollamýþtýr. Hatta bugün sosyalizm alanýnda boy gösteren örgütlenmeler bir yanýyla, hala bu dönemin mahsulleri olarak görülmelidirler. Yani bir tür sosyalizm anlayýþýnýn da. Mart sonrasýný mücadele baðlamýnda karakterize eden temel olgu anti-faþizmdir demek, dönemi belirgin renkleriyle anlatmak olacaktýr. Bu yaþama dair verilen bir yýðýn mücadeleyi göz ardý etmek deðil, öne çýkan olguya iþaret etmektir. Faþizm konusu olsun, anti-faþist mücadele olsun dönemin en yoðun tartýþma konusuydu ayný zamanda. Ayrýca eklemeye gerek yok ki, bu mücadelelerin birleþtirilmesi gereði, eylem birliði Dimitrof' tan alýntýlarla en çok dile gelen bir temaydý. Oysa daha önce deðindiðimiz yaklaþým biçimi nedeniyle, konu teorik olarak konsa da pratik olarak bir karþýlýk bulamýyordu. Zaten 'Eylül' de birliði saðlayamadýk diyenler, bu durumu izah gereði bile duymuyorlardý. Belli ki sorumlular 'onlar' dýþýndak20


Kurtuluþ

ilerdir. Ýlkeler manzumesi temelinde, mücadelenin birleþtirilebilmesi önüne engeller dikilinmesiyse, bir baþka göz ardý edilmemesi gereken eksiklikti. Mücadele týpatýp benzer yöntemlerle sürdürülmesine karþýn mücadelelerin ortaklaþtýrýlamamasý, sadece mücadeleye bakýþýn deðil onu da belirleyen sosyalizm anlayýþýnýn ürünüydü. Oysa pratik bir araya geliþler, bir anlamda mücadelenin gerektirdiði güçlerin oluþturulmasýný saðladýðý gibi, ortak kavganýn geleceðe dönük daha üst düzeyde birlikteliklerinin de, yolunu açmasý olanaklarýný doðurabilirdi. Görüldüðü gibi sadece birlik; kutsanmasý gereken bir kavram olmaktan çýkarýldýðýnda, mücadele baðlamýnda oldukça iþlevsel olabilmeye de kapý aralayacaktý. Daha sonra geleceðini gördüklerini söyledikleri, cunta öncesinin görevleri yerine getirilemediði için, býrakalým "Eylül' e karþý mücadeleyi birleþtirmeyi, ceza evlerinde birleþmek kaçýnýlmaz oldu. Tüm bunlarý söylerken 'Eylül' sonrasý ortaya çýkan fakat bir sonuç vermeyen birlik çabalarýný unutmuyoruz. Çünkü o çabalar eski anlayýþlar terk edilmeden gündeme geliyorlardý. Konunun en çarpýcý yanýysa, birbirine oldukça yakýn kümelerin, o koþullarda bile en hasmane tutumlar içinde olmalarýydý. Zaten her birlik giriþimi yeni bir bölünmenin habercisi gibiydi. Bu güne kadar geliþmelerin de gösterdiði gibi, sosyalistler arasýnda bölünme esas, birlikse istisnai bir olaydý.

'Eylül' sonrasý Pentagon'dan yükselen 'bizim çocuklar'sözlerine atýfta bulunmak durumu anlatmak için yeterlidir. Ama bunun ötesinde olan biten daha çok 'bize' münhasýr olarak düþünülmelidir. 'Eylül' ün yükselen siyasi figürü Özal olmuþtur. Yani, daha 24 Ocak 1980 de dünya finans merkezlerinin güdümünde gündeme gelen programýn yürütücüsü, zamanýn baþbakanlýk müsteþarý Turgut Özal. (Daha sonra baþka koþullarda, baþka yöntemlerle ama benzer amaçlarla gündeme gelen, Kemal Derviþ ve attýðý adýmlarla ürettiði sonuçlar yeni olduðu için durumun anlaþýlabilmesi için iyi bir örnektir). 24 Ocak programý, bir yanýyla sivil bir yönelimle yaþam bulamayacaðý için de, gündeme gelmiþtir Cunta. Sað-sol çatýþmasý sadece meþrulaþma literatürünün bir parçasýdýr. Özellikle 'Eylül' 'sað'ýn ne olduðunu saðlam pratiklerle gösterirken, 'sol' un ne hallere düþürüldüðü de açýk bir olgudur. Her ne kadar 'sol'un daha sonra toparlanamama gerekçesi olarak, sosyalizmin dünya planýnda yitirdiði hegemonya dile gelse de, Askeri Diktatörlük' ün açtýðý derin yaralar görülmeden durumun açýklanabilmesi mümkün deðildir. Özal' dan söz etmek sadece ekonomiden deðil, bir yerde sivil planda 'Eylül'ün devamýndan da söz etmek anlamýna gelir. Bu da bir bütün olarak toplumun dönüþtürülmesi, emperyalist küresel isterler doðrultusuna sokulmasýdýr. Bugün yaþama dair hemen her sorun, bu baðlam düþünülerek ele alýnmadýkça, saðlýklý sonuçlara ulaþabilme olanaklarýna da sahip olamayýz. Özal döneminde, Irak' la baðlantýlý olarak söylediði; 'bir koyup beþ almak' sözleri akla getirildiðinde, durumun bütünsel ele alýnma gereði kendini zaten dayatmaktadýr. 24 Ocak Programý uygulanabilirliðe 'Eylül' le kavuþmuþtur. Kitlelerin, yaratýlan terörle, en masum taleplerinin bile dile getirilebilmesine olanak bulunmayan koþullarýn oluþturulmasý, özellikle can güvenliði bazýnda toplumsal taleple birleþtiðinde, egemenlerin özgürce at koþturabildikleri ortamýn doðmasý için yeterli oldu. Bu durum saptamasý gerçeðin ancak bir kýsmýný anlatýyor. Çünkü tüm bunlara karþýn sadece sosyalistler deðil, bir bütün olarak muhalefetin de ortalýktan çekilmesinin nedenleri ortaya konulmadan, 'Eylül' ün baþarýsýnýn sýrrý da ortaya dökülemez. Sýkça, bazý adýmlarýn niçin atýlamadýðý üzerinde durulurken bunun temellerinin, daha 'Eylül' öncesinde aranmasý gereðine iþaret ediliyordu. Meseleyi salt askeri bir yak-

'Eylül' Biz ne kadar, ülke de sosyalizm açýsýndan 'Eylül' ü ele alýyor olsak da, sorun ülkeye has bir olay olmanýn oldukça ötesinde. Bu durumu ne emperyalizmin bütünselliðinden koparabilir, ne de dönemin daha çökmeyen 'sosyalizminin' etkilerinden baðýmsýz olarak ele alabiliriz. Daha çok, ABD' nin, arka bahçesi Latin Amerika da gündeme soktuðu askeri darbelerden, kendine has koþullarla ülkenin de bir tür nasibini almasýdýr. Burada nasip kaderciliði çaðrýþtýran, bir kelime gibidir. Oysa emperyalizmi, hiyerarþisini de göz ardý etmeyen bir sistem olarak görüyorsak, hem siyasal ve hem de ekonomik olarak (daha tali konularý bir yana koyuyoruz ) 'Eylül' ü de bu sistemin bir parçasý olarak algýlamak durumundayýz. Bunu böyle görmezsek sadece geçmiþi deðil, günü ve geleceði de ele alýrken saðlýklý temeller üzerine oturtma olanaklarýna sahip olamayýz. Burada 21


Kurtuluþ

laþýmla ele aldýðýmýzda bile, en kritik dönemde güçlerin en uygun noktada bir araya getirilmesinin önemine iþaret ediyoruz. Salt güçlerin birleþtirilmesi deðil, nasýl birleþtirilmesi gerektiði de önemli bir sorun olmakla birlikte, konunun bu kýsmýný bir yana koyuyoruz. Çünkü önderlik iddiasý içinde olan bir yýðýn sosyalist grubun, ilk elde býrakalým bir anti cunta programda buluþmayý, 'Eylül' geldiðinde konuþabilme durumlarý bile yoktu. Ýliþkiler teorik tartýþma adýna bir kör dövüþüne dönüþmüþlerdi. Bu saptamalar hem Türkler ve hem de Kürtler için geçerliydi. Sosyalizm anlayýþý temelinde bir sorgulama söz konusu olduðunda, eðer ayrýntýlara takýlýp kalmayacaksak, ülkede sosyalizme monolitizmin hakim olduðunu biliyoruz. Nasýl bu anlayýþ 'Eylül' öncesinde bir araya geliþleri engellediyse, 'Eylül' ün görünür zulmüne karþýn, daha ilk günlerde eskiyi aratmayan bir vurdumduymazlýk devam ediyordu. Dönemin sýcak geliþmeleri içinde, önerilen anti cunta temelinde birlikte mücadele, bugün akla getirildiðinde inanýlmaz cevaplarla karþýlanýyordu. Bir cevap; 'ya öyle bir grup mu var' þeklindeyken daha olumlusuysa; 'önce tarým programýnda anlaþmak' gereðine iþaret ediyordu. Tüm bu saptamalar sosyalizmi kavrayýþý anlattýklarý kadar, 'Eylül' ün ciddiyetinin de farkýnda olamayan, bir anlayýþý yansýtýyorlardý ki sorunu sýnýf temelleriyle de ele almayý gerektiriyor. Ýlk elde 'Eylül' gerçek boyutlarýyla kavranamasa da, geliþmeler sadece sosyalizmin deðil bir bütün olarak yýðýnlarýn, ne denli ciddi bir tehlikeyle yüz yüze olduðunu gösterdiðinde, artýk önemli bir fýrsatýn kaçýrýldýðýný her gören göz fark edebiliyordu. Sadece bir araya gelmek bir yana, rekabetin engellediði tutarlý taktik adýmlarýn da gündeme getirilebilmesi olanaklarý tüketilmiþti. Rekabet, her þey bayýr aþaðý giderken, geçmiþi aratmayan boyutlarýyla devam ediyordu. Zaten Cunta' nýn yoðun saldýrýlarý, taktik düþünmeye de fýrsat býrakmadan, sosyalizmin hýzla geri çekilmesine neden oldu. Bu durum, yeterli olmayan kitle iliþkilerinin de köklü bir þekilde elden yitirilmesiyle, daha da vahim bir þekle dönüþtü. Geçmiþin tüm arýzalarýný bünyesinde taþýsa da, anti-faþist temelde bir cephe giriþimi; ancak durumun ciddiyetini Cunta' nýn göstermesiyle gündeme gelebildi. Söylenenler dýþýnda da bir takým giriþimler olmakla birlikte, en ciddisinden söz etmek hepsi içinde konuþmak anlamýna

geldiði için, seçici olmak bu noktada anlatýcý da olmaktýr. Yalap þalap program tartýþmalarý bir yana konduðunda, sonuçlardan da ortaya çýktýðý gibi, derme çatma ortaya çýkarýlan 'Cephe' daha mücadeleye baþlamadan çöktü demek durumu tasvir etmek için yeterlidir. (Tam bu noktada PKK ve cephe sorununa yaklaþýmýndaki ciddiyeti ayýrmak gerekir.) Nitekim daha sonraki geliþmeler kimin niyetinin ne olduðunu da açýklýkla göstermiþtir. Karþýlýklý suçlamalar bir yana konduðunda, sürecin ciddi bir deðerlendirmesinin yapýlmadýðý da ortadadýr. Bu baþarýsýzlýklarda payý olanlarýn tutumuysa, hiçbir þey olmamýþ gibi yola devam etmek olmuþtur. Zaten artýk bir kýsmý siyasi arenadan da silinmiþlerdir. 'Eylül' e iliþkin bu kýsa özet bile tek baþýna durumu açýklamak için yeterlidir. Sadece mücadele yeteneði gösterilememiþ olmasý itibariyle deðil, var oluþu tehdit eden koþullarda bile anlayýþlardan en ufak taviz vermemek için atýlan adýmlar, bunun somut göstergeleridir. Dönemin cezaevlerinin birlikte mücadeleyi dayattýðý koþullarda bile bu anlayýþlar þu veya bu düzeyde kendilerini göstermiþlerdir. Bu sonuçlarý ortaya çýkaran kaynaklara inilmeden ki en baþta akla getirilmesi gereken unsur dönemin bugün de hala devam eden sosyalizm anlayýþýdýr, öncelikle bu konu ele alýnmalýdýr. Yani en basit kavranýþýyla bile sosyalizm anlayýþý irdelenmeden, yola devam etmek aslýnda gelecekteki muhtemel araba kazalarýna deðil, günün sorunlarýna da cevap arayýþlarýný olanaksýz kýlmaktadýr. Hele geçmiþin mevzii baþarýlarý üzerinde durmak, dayanýþma deðil rekabetin ve dolayýsýyla parçalanmýþlýðýn, savunusuyla eþdeðerlidir. Ayný zamanda bu tutum geçmiþ hatalarýn bir þekilde kutsanmasý anlamýna da gelmektedir. 'Eylül' bir anlamda yarattýðý travma ile de, yeni açýlýmlar için bir vesile olarak ele alýnmasý gerekirken, olumlu sayýlabilecek adýmlarýn toplumsal olarak düþünüldüðünde kýsa sayýlabilecek bir sürede akamete uðramasýný engelleyebilecek bir ders olarak algýlanamadý. Oysa bu denli köklü bir problem, ancak kendi boyutlarýna uygun bir çabayla aþýlabilirdi. Hele dünya planýnda yaþanan derin hegemonya kaybý, artýk sorunun bir anlamda sadece bizim deðil, bir bütün olarak sosyalizm dünyasýnýn sorunu olduðunu da göstermesine karþýn, gelinen yer hiçte durumla uygun ürünlerin ortaya çýkarýlmadýðýný göstermektedir. 22


Kurtuluþ

arayýþý deðil, savunulan anlayýþlarýn sorgulanmasý ve sosyalizmin yeniden yapýlanmasýnýn yollarýnýn açýlmasýydý. Buraya kadar kurmaya çalýþtýðýmýz arka planýn da bir ürünü olarak önerilen 'birlik', daha 1991 yýlýnda þöyle dile geliyordu: "Birlik giriþimlerinin sonuç verebilmesi ve ortak bir programa ulaþabilmek için gerekli tartýþmalarýn, görüþmelerin yapýlmasýný gerekli kýlsa da, bunlar kendi baþýna yeterli olamazlar. Her türlü iliþkiye pratik bir zemin kazandýrmak birliðin koþullarýnýn hazýrlanmasýnda hayati bir önem taþýmaktadýr. Eylem birlikleri tek tek alanlarda olabileceði gibi ilkeler temelinde geniþ kapsamlý da olabilirler. Böyle eylem birliklerine yapýsal konum kazandýrmak olanaklý olduðunda, baðýmsýz eylemimizi engellemeyecek çerçevede örgüt olarak buralarda yer almak gereði vardýr. Seçim kampanyalarý gibi eylem birliklerinin, seçim partisi gibi bir ortak platform üzerinde yürütülmesi bu perspektifin gerekleri içerisindedir. Var olan siyasi parçalanmanýn gereði olarak ortaya çýkabilecek olan muhtemel bir erken seçim, efektif olabilmek için seçim partisi giriþimlerinin en kýsa sürede baþlatýlmasýný gerekli kýlmaktadýr. Seçim partisi, deðiþik örgütlerin seçime katýlmayý gerekçe edinerek bir araya geliþlerinin tarifidir. Öyle bir partinin oluþturulmasý bugün seçim kampanyasýna katýlan örgütlerin çoðalmýþ olmasýyla da olanaklý hale gelmiþtir. Bu partinin programý katýlan hiçbir örgütü peþinen baðlamaz ve katýlanlarýn baðýmsýz eylemlerini yürütmelerini olanaklý kýlar. Bu giriþimin belli bir platformda bir araya gelmiþ olan örgütlerin daha ileri bir birlik gerçekleþtirebilmelerinin olanaklarýný yaratacaðý aþikârdýr. Devrimci bir programýn ortakça benimsenmesi durumunda bu programýn gerçekleþebileceði alandaki ortaklýðýn saðlanmasý da bu platformda olanaklý hale gelebilir." Öneri; sosyalizmin geldiði noktada koþullarýn baþtan sona saðlýklý bir analizinin ürünüydü ve gerçekten de yaþamda karþýlýðýný buldu. Sözünü ettiðimiz süreçler yaþandý. Yani önce BSA ve daha sonra BSP oluþturuldu. Aslýnda yaþamýn öngörülere cevabý olumlu olmakla birlikte salt tutarlý öngörülerle yürümenin güçlükleri de kendini göstermeye baþladý. Her ne kadar öneri sahipleri, önerilerini daha ileri birliklere doðru yürüyüþün baþlangýcý olarak düþünseler de, kýsa da olsa ortak bir yürüyüþ nispi baþarýsýyla belki geçmiþe taþýnma

Ve Sonrasý Baþtan beri anlatmaya çalýþtýðýmýz konu, sosyalizmimizin eleþtirel bir içeriðe sahip olmasýdýr. Sýnýfsal olarak yalnýz dýþarýya deðil içe dönük olarak ta eleþtirel olma gereðine vurgu da bulunmak, apriori farklýlýklarla yaþamak anlamýna gelir. Nitekim toplumsal planda da canlý ve üretken olabilmenin baþka bir yolu da yoktur. Bu baðlamda saðlýklý eleþtiri ve özeleþtirilerin olmadýðý, yaþanan yenilginin can havliyle davranýldýðý için, hemen 'Eylül' üzeri 'birlik' giriþimlerinin baþarýsýzlýðý söz konusudur. Daha sonra geliþtirilen 'birlik' giriþimleriyle yaþanan olumsuzluklarýn ardýnda, geçmiþten kopuþu yaþayabilecek bu türden ciddi deðerlendirme ve tartýþmalarýn yapýlamamýþ olmasý önemli belki de en öne alýnmasý gereken bir nedendir. Kim, hangi grup ve eðilim ne derse desin geçmiþten bir tarzda kopuþ deðil, yani basýlan toprakla problemli olmak deðil, geçmiþle saðlýklý bir kopuþun saðlanamamasý, 'birlik' giriþimlerinin baþarýsýzlýða yönelmesinin yolunu açmýþtýr. Konu 'birlik' olduðunda etkileri itibariyle, döneme damgasýný vuran giriþimler Birleþik Sosyalist Parti (BSP) ve bir anlamda devamý olan Özgürlük Ve Dayanýþma Partisi (ÖDP) olmuþtur. Çünkü sonuçta deðerlendirmemize de örnek olmakla birlikte bu giriþimler, geçmiþten bir tarzda kopuþu, en azýndan lafýzlarda dile getiren örgütlenmelerdi. BSP seçimler öncesi oluþan bir sürecin, Birleþik Sosyalist Alternatif' in ürünüydü. Esas olarak, geçmiþte hiçbir biçimde bir araya gelebilecekleri düþünülemeyen gruplarýn (Sosyalist Birleþik Parti ve Kurtuluþ) bir araya gelmesiyle oluþmuþtu. Bu evrede temel sorun, her örgütlenmenin dogmatik yaklaþýmlar nedeniyle, baþkalarýný kendi politik yaklaþýmlarý temelinde örgütleyebileceði anlayýþýydý: Bu veri aþýlamayan ve geçmiþten taþýnan bir problemdi. Gerek sosyalizmde yaþanan büyük çöküntü, gerekse bu baðlamda ekonomizmin geriletilebilmesi olanaklarýnýn ortaya çýkmasý, giderek sosyalist demokratik anlayýþla yaþanan parçalanmaya son verilebileceði düþüncesinin, yaþamda karþýlýk bulmasýnýn ürünleriydi BSA ve BSP. Bu düþünceler seçim partisini durumun aþýlabilmesi için de bir form olarak öne çýkarýyordu. Zaten süreç belki bu nedenle de bir seçim öncesi hýz kazandý. Bu çerçeve düþünüldüðünde 'birlik' anlayýþý sadece basitçe görünürde güç 23


Kurtuluþ

olanaklarýný da üretti. Hem de adýmlar geçmiþin aþýlmasý iddialarýyla geliþtiriliyor olsa da. Birlik politikalarýn oluþturulmasýnda ilk çatlaðý yaþamaya baþladý. Bir yandan demokrasi mücadelesinin önemine deðinirken, bir diðer yandan ülke de temel demokratik sorunlardan biri olan Kürt sorunuydu çatlaðýn nedeni. Durum zorlanýrsa, geçmiþin devrimci-reformist ayrýmýna uygun bir geliþme söz konusuydu, demekte mümkündü. Konu böylesine önemli olmakla birlikte ciddi ve çerçevesi saðlýklý çizilmiþ bir tartýþma sürecinden söz etmek olanaklarýysa pek yoktu. Yani görünürde onca demokrasi ve çoðulculuk söylemine karþýn, geçmiþin kültürel ikliminin aþýldýðýný gösteren bir emare kendini göstermiyordu. Devrimci bir program temelinde ortaklýðý hedefleyen bu giriþim, önce de belirttiðimiz gibi hem geçmiþi eleþtirel bir deðerlendirmeye tabi tutarken, hem de sosyalizmin hegemonya yitirmesi nedenleri üzerinde ciddi tartýþmalarýn yapýlabileceði, adeta yeni bir kültürel iklimin oluþturulmasý göreviyle yüz yüzeydi. Her eðilimin kendinden emin tavýr ve görüþleriyle ki politik pratik temelinde de yürütülecek tartýþmalardan murat edilen geçmiþin rekabetçi ve kavgayý davet eden anlayýþlarýndan sakýnmaktý, ortakça yürünebilecek koþullar ortadan kalkmaya baþladý. Belki de BSP' yi bir baþka isim altýnda olsa da devam ettirebilmenin olanaklarýnýn yolu böyle açýldý. Artýk gündeme Geleceði Birlikte Kuralým (GBK) da eklenmiþti. Bir yanýyla GBK giriþimiyle iliþkiler belki BSP' yi kurtardý ama bu kez de soyut, politik pratikten kopuk, aslýnda birlik ve yeniden yapýlanmayý içselleþtirmeyen bir sürecin ürünü olan ÖDP ortaya çýktý. BSP' de çoðulculuktan da ne anlaþýldýðý yeterince tartýþýlmamýþtý. Ayrýca bir açýk alan örgütlenmesi olan partinin iç iliþkileri de yeterli incelikle ele alýnmamýþtý. Daha doðrusu geçmiþin alýþkanlýklarýyla, ciddi bir tartýþma olanaðý bulunamadan, tabir yerindeyse sorunlar geçiþtirilmiþti. Aslýnda BSP de sorun olarak dile getirilebilecek her þey, GBK için de geçerliydi. Zaten bu tuhaf durum kendini ÖDP' de bir baþka biçimde bir araya geliþlerle, kanýtladý. Böyle bir söylemle, dýþarýdan ve sonuçtan bakýldýðýnda ÖDP yanlýþtý denebilir. Ama orada durmamak ve BSP de, GBK' da, dolayýsýyla birlik giriþimi yanlýþtý demekte mümkün. Oysa bu tutum öznel bir giriþimde hatayý hep dýþýmýzda aramak ve nesnel koþullara baðlamak anlamýna gelecektir. Sorun

bir bütün olarak nesnelliðe baðlanmaya baþladýðýnda, hareketsizlik ve 'godoyu beklemek' tek doðru yol olacaktýr. Doðrulanmýþ referanslarla konuþulmadýðýný da unutmamak gerektiði gibi, çizgi ne olursa olsun yenilmiþ bir dünyanýn saflarýndan konuþtuðumuz gerçeðini de göz ardý etmemek gerekiyor. Bu durum bizatihi bilimsel bir tevazuyu gerektiriyor olmasýna karþýn, sýnýfsal içgüdülere teslim olunmasý, ayný zamanda birlik giriþimlerinin de akamete uðramasýnýn nedeni oldu. Bir Kez Daha Bir anlamda yazýya daha baþlarken sosyalizmin karakteristik bir vasfýna iþaret ederek, birliðin deðil bölünmenin esas olduðu saptamasýný yapmýþtýk. Sosyalizm saflarýnda adeta, geçen kýsa sayýlamayacak süreye bakýldýðýnda, ne zaman ve nasýl büyüyeceði belli olmayan 'küçük dükkâncýlýðýn' hâkim olduðunu söylemek aslýnda yeni bir þey söylemek anlamýna gelmiyor. Belki burada yeni sayýlabilecek þey, bu durumdan hoþnutluk sergilemek yerine aþýlmasý gereðinde ýsrardýr. Genel olarak bakýldýðýnda ýsrar kýsa erimde bir sonuç sergilemeyecek gibi olsa da, gerçeklik unutulmasýn ki bizden çok daha ýsrarcýdýr. Derin istatistik araþtýrmalarý yapmadan da görmek mümkündür. Toplumsal planda kaale alýnacak bir güç sergileme olanaklarýndan, sosyalizm bir bütün olarak yoksundur. Geliþmelerin kaba bir incelemesi de bu durumun görülebilmesi için yeterli olanaklarý sunmaktadýr. Bu nedenle politika yapabilmek bir güç meselesidir, üç-beþ bin kiþiyle yýllardýr kitleleri temsil iddiasý ise, kiþilerin kendilerini kandýrmasýndan baþka bir þey deðildir. Öncelikle görülmesi gereken yer burasýdýr. Sadece bu durumu görmek ve buradan hareketle sosyalizmin bir yýðýn sorununun da üstesinden gelmek olanaðý yoktur. Ama bu hareket noktalarýndan biridir. Salt bu mesnetten hareketle atýlan adýmlarýn sonuçlarýný yaþadýk ve gördük. Zaten bu yazýnýn bir nedeni de bunlara iþaret etmekti. Ama bu örneklerin olumsuzluðundan hareketle sorunlarý görmezden gelmek deðil, gerekli dersler ýþýðýnda sorunlarý çözümlemek geleceðe yürüyüþün elveriþli araçlarýna da sahip olmak anlamýna gelecektir. Demek ki bir yeniden yapýlanma yakýn örneklerin de verdiði derslerle söylemek gerekirse, yeniden tartýþmayý da içeren ortaklýklara ihtiyaç duyurmaktadýr. Bu türden yapýlanmalarda belki yeni bir iklimin oluþturulmasý bir ilk þart olarak 24


Kurtuluþ

algýlanmalýdýr. Böyle bir iklim oluþturulmadan atýlacak her adým ya disiplin cezalarýyla ayakta durmaya çalýþacak veya bunun ayrýlmaz bir parçasý olan bölünmeyle sonuçlanacaktýr. Geçmiþin çoðulculuktan uzak, devrimciliði kendinden menkul öncü partisi anlayýþlarýmýz sorgulanmak durumundadýr. Sadece günümüz koþullarýnda ki bu 'öncülerin' sosyalizm anlayýþlarý irdelendiðinde, benzerlerinin geçmiþte yaptýklarý akla getirildiðinde, pek sosyalizmin isterleriyle baðdaþýr öncülükler olmadýðý, ayrýca açýklamayý gerektirmeyecek bir olgular demetidir. Sorun böyle bir bilinçle ele alýndýðýnda, belki geçmiþten kopuþun ilk þartý olarak, böyle bir öncü anlayýþýndan uzaklaþmak olmalýdýr. Bu nedenle zaten politik pratik temelinde þekillenecek oluþumlar, ayný zamanda yeni eðilim ve saflaþmalarý da ortaya çýkarýrken, geçmiþle çoðulculuk bazýnda kopuþunda olanaklarýný bizlere sunabilecektir. Geçmiþin basite irca edilen, devrimcilik ve reformizm çatýþmalarý saðlýklý sonuçlar üretmediði gibi, kafalarda þekillenen sosyalizm anlayýþýnýn da çarpýlmasýna neden oluyorlardý. Tarihi birçok örneðin de gösterdiði gibi, devrimcilik ve baþarý adýna sunulanlar bugün, devimciler tarafýndan bile savunulamaz durumdadýrlar. Aslýnda geçmiþin deðerlendirmesinden söz etmek, bu türden bir yýðýn örneðin tekrar tekrar ele alýnmasý gereðinden söz etmektir. Ama þüphe yok ki tüm bunlardan gerekli dersleri çýkarmayý bilerek bu iþleri yapabilmektir. Devamlý geçmiþe göndermede bulunuyoruz. Oysa günün birçok örneði geçmiþin oldukça ilkel tekrarlarýdýr. Günümüzde lafta dile gelenler özde pek bir þeyin deðiþmediðini ortadan kaldýrmamaktadýrlar. Yeni bir sentez yeni bir iliþkiler biçiminin oluþturulmasý anlamýna da geliyor. Yeniden bir yapýlanma böyle bir sentezi öngörmüyorsa peþinen yapacaklarý konusunda bir yanýlgý içindedir. Ýliþkilenme daha baþýndan politik pratiðin karþýmýza diktiði sorunlar karþýsýnda yeni saflaþmalar anlamýna gelirken, sosyalist demokrasi baðlamýnda bölünmeyi deðil, dayanýþmayý esas alan bir yaklaþýma oturtulmalýdýr. Nasýl geçmiþ örnekler bize rekabetin olumsuzluðunu anlatýyorsa, bu nedenle yeni sentez rekabet deðil dayanýþmayý esas almak zorundadýr. Bu temelde geçmiþe dönük eleþtiri, günün iliþkilerinin þekilleneceði alan, gelecek toplum projesiyle kurulacak bað, ancak berraklýða kavuþturulabilir. Ne türden bir sosyalizm amaçladýðýmýz gerçeðinden

koparýlmýþ bir birlik ve örgütlenme, sadece geçmiþin bir tür devamý olmaktan kurtulamayacaktýr. Demek ki böyle bir örgütlenmede sosyalist demokrasi ve dayanýþma bütün iliþkilere muhteva kazandýracaktýr. Geldiðimiz noktada yaþanan olumlu veya olumsuz deneyler itibariyle ilerideyiz demek mümkün. Oysa bir diðer yandan birlik ve birlikçiliðin yitirdiði bir itibarsýzlýk da var. Bu nedenle birlik dendiðinde ipe un serenler bu itibarsýzlýða ayaklarýný basmaktadýrlar. Her ne kadar hatalý bir yaklaþým içinde olsalar da kendilerine böyle örneklerden hareket alaný yaratma olanaklarýna sahip olabiliyorlar. Söz gelimi 'birlik tabandan oluþacaktýr' tarzýnda bir yaklaþým, ayný zamanda sýnýf perspektifinin de bunu gerektirdiðini söylerken, aslýnda son tahlilde kendiliðindenciliði savunmak bir yana, kendinin öncülük iddiasýnýn nereden geldiðini de sorgulamak durumunda deðildir. Sadece rekabet içinde olduklarýna sýnýf temelli bir yaklaþýmla karþý çýkarken, kendi sýnýfsal durumunu kavramaktan uzak, güçlü bir egosantrizmle bunu görme yeteneðinden yoksun olduðunun bile, farkýna varamamaktadýr. Sözünü ettiðimiz etkili birlik giriþimleri bir seçim partisi projesiyle yola çýkmýþtý. Önümüzde yine bir seçim süreci var. Yine bunun yanýnda bölge ve ülke oldukça kritik koþullarla karþý karþýya. Hem sosyalizmin güçlerini birleþtirmesi ve hem de bir bütün olarak demokrasi güçlerinin birliði meselesi ciddi bir görev olarak karþýmýzda durmaktadýr. Üstelik þimdi geçmiþte yaþanan bir yýðýn olumsuzluðun derslerine de sahibiz. Ya geçmiþin olumsuz dersleri nedeniyle olumlu adýmlar atmaktan çekineceðiz, ya da bir kez daha devrim için devrimci mücadele için yeniden yapýlanmayý göze alacaðýz. Mesele karþýmýzda bu çýplaklýkla durmaktadýr. Hep olumsuz derslerden söz ettik oysa ülkede ses getiren, baþka düzeylerde de olsa, olumlu birlik giriþimleri de oldu. Hiyerarþik bir sýralama yapmadan önümüzdeki günlerde her türlü vesileyi deðerlendirerek atýlacak adýmlar, aslýnda geleceðe umudu da pekiþtirecek adýmlar olacaktýr. Vesileleri deðerlendirme yeteneði gösteremeyenler, aslýnda bilinmelidir ki devrimi de yeterince ciddiye almamaktadýrlar. Tüm bu nedenlerle, sosyalizm, devrim ve demokrasi için yeni bir atýlýma, bir kez daha demek gerekiyor.

25


Kurtuluþ

Ýttifak Politikamýzýn Aktüel Sorunlarý

1

Ekim'de KKK tarafýndan ilan edilen ateþkesten sonra týpký daha önceki ateþkeslerde olduðu gibi, "silahlarýn susmasýný isteyenler sustu." Devletin de, Hükümetin de susmasý doðaldý. Çünkü onlar, ateþkes ilanýndan en büyük yararý görenlerdi. Her zaman olduðu gibi iki ateþkes arasýnda hem askeri bakýmdan, hem de politik bakýmdan "soluklanma" fýrsatýný yine onlar deðerlendirdi. Onlar ayný zamanda ateþkes ilanýnýn kamuoyunda barýþtan yana sosyal-psikolojik etki yapmamasý için elden geleni yaptýlar ve bunda da medyadaki uzantýlarý aracýlýðý ile etkili de oldular. Bu durumda, demokratik güçlerin ve barýþtan yana çevrelerin suskunluðu, doðrudan doðruya devlet ve hükümet güçlerinin ateþkesten "tek taraflý" olarak yararlanmalarýna yardým emiþ oldu. "Bir bildiriden ne çýkar?", "zaten Hükümet seçimlere kadar adým atmayacak", "askeri operasyonlar dursun demekle duracak mý?" türü suskunluða bulunan bahaneler iþte bu gerçeði görmezden gelmiþti. Ateþkes askeri açýdan silahý sustur-

Atilla Kaya 26


Kurtuluþ

maktýr. Politik açýdan ise barýþýn silahlandýrýlmasýdýr. Kürt tarafýnýn silahlarý susturduðunu ve bunun da yalnýz çarpýþanlar için deðil, Türk, Kürt herkes için büyük bir fýrsat olduðunu açýklamak ve en geniþ kitleleri barýþtan yana kazanmak için, silahlarý susturan ateþkes kararý, bizim elimize verilmiþ bir silahtýr. Daðdaki ateþ etmiyorsa, "ovadakinin" eline verilen ateþkes silahýný vargüçle kullanmasý gerekir. Bu politik aydýnlatma kampanyasý olamadýkça, askeri kararlarýn, politik sonuçlara dönüþmesi mümkün deðildir. O nedenle ateþkes sürecinde en küçük bir çýkýþ, en basit bir kampanyanýn bile deðeri vardýr. Örneðin bizim partimiz SDP, ateþkes ilanýnýn hemen arkasýndan "Kürt sorununda ateþ etme, konuþ" sloganýyla, kendi gücümüz oranýnda bir kampanya örgütledi ve yaptýðýmýz afiþler ve düzenlediðimiz kitle toplantýlarý, daðýttýðýmýz bildiriler, ulaþabildiðimiz her yerde yanký uyandýrdý. Konuþmanýn önemi baþlangýçta anlaþýlamasa bile, 21 Aralýk'ta 324 aydýn, nihayet seslerini yükseltti. Aydýnlarýn seslerini yükseltmesi gecikmiþti. Ama ayný zamanda bu gecikme tam zamanýnda aþýldý. Çünkü, 1 Ekim'de silahlar sustuktan sonra yaklaþýk üç aya yakýn herkes susunca, geniþ halk kitlelerinin hafýzasýndan ateþkes kararý silikleþmeye baþlamýþ ve hem askerler, hem de hükümet sözcüleri, sanki ortada bir ateþkes durumu yokmuþ gibi, yeniden ABD ile giriþtikleri pazarlýkta "sabrýmýzýn da bir sýnýrý var, sýnýr ötesi harekat yapabiliriz" demeye baþlamýþlardý. Ýþte 324 aydýnýn bildirisi, kesilen ateþin küllendiði bir anda ortaya çýktý ve tüm Türkiye Kürt tarafýnýn ateþkes ilan etmiþ olduðunu hatýrladý. Bizim de, gerek partimize güvenen aydýnlarla, gerekse bir kaç parti yöneticimizin imzasýyla katýldýðý bu aydýn çýkýþý, bundan önceki aydýn giriþimlerinden nitelik bakýmýndan farklýdýr. Gerçi, bildiriyi imzalayan aydýnlarýn, bundan sonraki aþamada örgütlü bir barýþ hareketi biçiminde çalýþmalarýný sürdürmeleri çok küçük bir olasýlýktýr. Buna

karþýlýk, onlarýn kamuoyuna açýkladýklarý görüþler, eðer kitlelere mal edilirse, muazzam bir maddi güç olmaya adaydýr. Ýþte bu yazýmýzýn ana konusu aydýnlarýn bildirisinde yer alan görüþlerin, ittifak ve seçimler açýsýndan nasýl bir öneme sahip olduðu sorusunu aydýnlatmaya ayrýlmýþtýr. SDP'nin Güncel Temel Hedefleri SDP'nin eylem programýna damgasýný vuran yaklaþým, hedefi maksimum daraltmak ve en geniþ güçleri bu hedefler etrafýnda toplamaktýr. Ýþte bu yaklaþýmýn sonucunda partimiz, bugünkü aþamada oligarþik iktidara, emperyalizme, neoliberalizme karþý yürüttüðümüz mücadelenin sivri ucunu þu iki somut hedefe yöneltmiþtir: Birincisi, askeri vesayet rejimine ve ikincisi, Kürt sorununda çözümsüzlüðe son vermek!.. Bu taktik yönelim, "milliyetçi sol" dýþýndaki sosyalistlerden, CHP'nin dýþýndaki "sosyal demokratlara", liberallerden, islamcýlara kadar geniþ bir politik ve sosyo-politik çevreyi kucaklamamýza elveriþlidir. SDP, askeri vesayet rejiminin gerçekte azýnlýðý oluþturan örgütlü güçlerine karþý, AKP'nin bu güçlere teslimiyet politikasýný felce uðratmak ve Türkiye'nin en geniþ demokrasi güçlerinin Kürt özgürlük hareketi ile ittifakýný saðlamak için mücadele ediyor. Bizim taktik planýmýz, hükümetin AB politikasýnýn krizinden, Kýbrýs ve Kürt sorunu çevresinde oluþan milliyetçi histeriden ve ABD'nin Irak politikasýnýn içine girdiði açmazdan, nihayet Kerkük petrolleri karþýsýnda kabaran yayýlmacý iþtahtan yararlanarak kurulmaya çalýþýlan Kýzýl Elma Koalisyonu'nu geriletme, seçimlerden sonra bir CHP-MHP hükümetinin kurulmasýný önleme planýdýr. Bu plan ayný zamanda, Türkiye solunun ve Kürt özgürlük hareketinin yýllar boyu yürüttüðü mücadele sonucunda yaratýlan ve kökleri derinlere giden antiemperyalist kitlesel potansiyelin, milliyetçiliðin kanalýna akýþýný önlemeyi amaçlýyor. Biz, Türkiye'nin ABD-Ýsrail ittifaký saflarýnda bölgede yayýlmacý maceralara sürüklenmesini 27


Kurtuluþ

önlemek için, askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüðe son verilmesi gerektiðini, saðlam kanýtlara dayanarak anlatýyoruz ve böylece gerçek anti-emperyalist güçlerin milliyetçi sahte anti-emperyalistlerin tuzaðýna düþmesini önlemeye çalýþýyoruz. SDP'nn bu çizgisi, þu anda Türkiye'de formüle edilebilecek biricik esnek çizgidir. Biz bu çizgimizi, 1950 seçimlerinde tek parti diktatörlüðüne karþý mücadelenin sembolü haline gelen, Demokrat Parti'nin seçim afiþlerindeki "Yeter! Söz milletindir" sloganýný, milliyetçi ayakbaðlarýndan kurtararak, "Yeter! Söz Halklarýndýr" sloganýyla ifade ediyoruz. Eðer bu seçimlerde geniþ bir ittifak kurulabilir ve Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Ermeni, Rum tüm kimliklerden barýþtan ve demokrasiden yana geniþ güçler parlamentoda temsil hakkýný elde edebilirse, böyle bir sonuç, 1950 seçimlerinde biçimsel parlamentarizme yol açan evrimi, nitel bir aþamaya yükseltecek, askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüðe son verme sürecinde "söz halklarýn" olacaktýr. Elbette ortaya koyduðumuz hedefler kolay hedefler deðildir. Askeri vesayet rejimine karþý konuþmak, çoðu zaman rahatýna düþkün çevreleri ürkütebilir. Ama bizim ortaya koyduðumuz hedefler, sýradan milyonlarca yurttaþ bakýmýndan kolayca kavranabilecek hedeflerdir. Türkiye'de ezici çoðunluk darbelere karþýdýr ve kanýn durmasýndan yanadýr. Hedeflerde esneklik ve eylemde ataklýk partimizin mücadele tarzýdýr. Biz, örgütlenecek bir barýþ hareketinin kendine özgü bir barýþ diline sahip olmasýný kesinlikle kabul ediyoruz. Böyle bir barýþ hareketinin saflarýnda çalýþacak olan partili yoldaþlarýmýz barýþ dilinden de anlýyorlar. Ama partinin mücadele diliyle, barýþ hareketinin barýþ dilini birbirine karýþtýrmamak gerekir. Birisinin ötekinden daha iyi ya da üstün oluþundan deðil. Sýnýf mücadelesinin, týpký toplum gibi "çok dilli" olmasýndan ötürü dilleri birbirine karýþtýrmamak gerekir. Lenin vaktiyle, barýþçýl dönemlerin dilinin Almanca

ve devrim dönemlerinin dilinin de Fransýzca olduðuna dair bir benzetme yapmýþtý. Biz buna, günümüzde savaþla barýþýn iç içe geçtiði koþullarda, Batýdaki durgunlukla, Doðu'daki devrimci yükseliþin ayný anda yaþandýðý þu zaman dilimi içinde, mücadelenin çok dilli olacaðýný ekleyebiliriz. Parti olarak "sivri dilli" olduðumuz söylenebilir. Ama biz alevilerin pek güzel dediði gibi "elimize, belimize, dilimize hakimiz". Þu son aydýn giriþimi hakkýnda bilgisi olanlar SDP'nin her zaman parti çýkarlarýný bir yana býrakarak, hareketin genel çýkarlarýný üstün tuttuðunu görmüþ olmalýdýrlar. Farklý aydýn giriþimlerinin birleþtirilmesi için SDP, kendisine yapýlan önerileri tereddütsüz benimsemeyi bilmiþtir. SDP'nin Eleþtirel Yaklaþýmý Bundan önceki aydýn giriþimleriyle ilgili SDP'nin politikasý, hem ilkesel, hem de esnek bir politika olmuþtur. Biz aydýnlarýn barýþtan yana attýklarý en küçük adýmlarý bile destekledik. Ayný zamanda, ortaya konan görüþlerdeki zayýf yanlarý çoðu zaman dolaylý, kimi zaman dolaysýz, ama her zaman yapýcý ve dostça eleþtirdik. SDP, her þeyden önce, bazý çevrelerin "devlet de yanlýþ yapýyor, PKK de yanlýþ yapýyor" diye özetlenebilecek tutumlarýný eleþtirdi. Böyle düþüncelerin olmasý doðaldýr. Ancak, silahlarýn susmasý için atýlacak adýmlar söz konusu olduðu zaman, böyle bir yaklaþýmýn anlamsýzlýðý da açýktýr. Partimiz bu yaklaþýmý "her iki taraftan negatif uzak durma" tutumu olarak deðerlendirdi. "Üçüncü" ve sonucu belirleyebilecek, yani barýþý temin edecek bir gücü temsil etmedikçe, böyle bir yaklaþýmýn "güçlüden yana" sonuç vereceði açýktýr. Ezenle ezilenin karþý karþýya geldiði durumda, onlarý ve onlarýn "yanlýþlarýný" eþitlemek, güçlünün lehine olur. Biz ayný zamanda, kimi çevrelerin, devleti bir yana býrakýp, sürekli olarak PKK'den talepte bulunma tutumunu da eleþtirdik. 28


Kurtuluþ

"PKK'nin kayýtsýz þartsýz silahlarý býrakmasý" talebinden söz ediyorum. Partimiz bu talebi, "kayýtsýz þartsýz kapitülasyon" yani teslim olma çaðrýsý olarak reddetmiþtir. PKK'nin teslim olmak için, aydýnlarýn çaðrýsýna ihtiyacý olmadýðýný, devletin teslim ol çaðrýlarýný kabul etmeyen bir güce, bir tür "teslim ol ultimatomu" vermenin gülünç olacaðýný açýkladýk. Biz bunlarýn yaný sýra, her hangi bir aydýn giriþiminin, Kürtler adýna "çözüme yönelik" her hangi bir görüþ öne sürmemesi gerektiðini de ýsrarla vurguladýk. Örneðin "Türkiye Cumhuriyeti çatýsý altýnda birlikte yaþama" gibi, ancak Kürt halkýnýn kendi özgür iradesiyle vereceði kararlarý dile getirmenin anlamsýz olduðu açýktýr. Üstelik þu anda devlet hukuku, böyle bir görüþün dýþýndaki her türlü çözümü yasaklamýþken, bu yasaklara uyulmasýný istemek, herhalde Türk aydýnlarýnýn iþi olamaz. Türk aydýnlarýnýn ve barýþtan yana olanlarýn Kürt sorununda çözümsüzlüðe son verme mücadelesine en büyük katkýsý, "diyalog" için elden geleni yapmaktýr. Devletin karþýsýnda stratejik muhatabýn PKK olduðu açýktýr. Yasal muhataplar çoktan beri ortaya çýkmýþtýr, DTP ve seçilmiþ belediye yönetimleri böyle bir muhataptýr. SDP, baþýndan beri böyle bir siyasal muhatabýn cesaretle ortaya çýkmasýný savunmuþ, AKP ile DTP ve seçilmiþ temsilciler arasýnda müzakere sürecinin baþlatýlmasýný talep etmiþtir. Ve nihayet partimiz, býkmadan usanmadan, Kürt sorununun "hangi yoldan çözüleceði" sorusuyla, Kürt sorununun "nasýl çözüleceði" sorusunu birbirinden ayýrdý. Her politik sorunda olduðu gibi Kürt sorununda da yollar ve çözüm ayrý þeylerdir. Biz her iki konuda da Kürt halkýna her hangi bir görüþün dayatýlmasýna karþýyýz. Kürtler hangi yoldan, nasýl bir çözüme gideceklerine kendileri karar vereceklerdir. Bu görüþten hareketle biz, Kürt özgürlük hareketinin Kürt sorununu "silahsýz yoldan" çözmek üzere dile getirdiði iradeye saygýyla yaklaþtýðýmýz gibi, onlarýn bu kararý-

na ikircimsiz ve tam bir destek verdik. O nedenle, sistemli bir biçimde kamuoyuna, Kürt özgürlük hareketinin sýlahsýz yola koyulabilmesi için devletin neler yapmasý gerektiðini açýk-seçik anlattýk. Yapýlmasý gerekenler özetle, birincisi, tek taraflý ateþkesten iki taraflý ateþkese geçiþ, ikincisi, Kürt kimliðinin ve dilinin anayasal temelde tanýnmasý, üçüncüsü, Kürtlerin kendi kimlikleriyle, kendi dilleriyle, kendi partileri ve çözüm programlarýyla silahsýz yoldan çözüm elde etmeleri için, düþünce ve örgütlenme özgürlüklerinin eksiksiz saðlanmasý, dördüncüsü, Kürtlerin temsili kurumlara katýlýmýný önleyen seçim barajýnýn kaldýrýlmasý ve beþincisi, devletin Kürt sorununda izlediði politikalarýn bir öz eleþtirisi olarak, bugüne kadar verdiði cezalarý yok saymasý anlamýnda genel politik af ilan edilmesidir. SDP'ye göre bunlar Kürt sorununun "nasýl çözüleceði"ni deðil, "hangi yoldan çözüleceðini" gösteriyor. Sorunun nasýl çözüleceði, Kürtlerin özgür iradeleriyle kabul edecekleri programa, bu programý yaþama geçirmek için gerekli iç ve dýþ koþullara, Türk halký içinden elde edilecek desteðe, kýsaca güçler oranýna ve mücadele azým ve iradesine baðlý kalýyor. Aydýnlarýn Bildirisi: Bütünsel Çizgi 21 Aralýk 2006 tarihinde aralarýnda Yaþar Kemal, Vedat Türkali, Mehmut Uzun, Adalet Aðaoðlu, Akýn Birdal, Oya Baydar, Gençay Gürsoy, Osman Kavala gibi tanýnmýþ kiþiliklerin ve yüzü aþkýn akademisyen ile biz de içinde kimi politik parti temsilcilerinin yer aldýðý 324 aydýnýn bildirisi, Kürt sorununu silahsýz yoldan çözmek için gerekli düþünselpratik temeli mükemmel biçimde hazýrlamýþ bulunuyor. SDP bildiriyi gerek kapsamý ve gerekse özü bakýmýndan, þu ya da bu terminoloji dogmatizmine düþmeksizin, bütünüyle benimsemiþtir. Partimizin yukarda özetlenen çizgisi bu bildiriyle örtüþmektedir. Bildiride, geçmiþten farklý olarak, aydýnlar siyasi iradenin sorumluluðuna vurgu yapmýþlar, PKK'ye karþý ulti29


Kurtuluþ

matomcu eski dili reddetmiþler, ateþkes sürecini sahiplenmiþler ve devletin de buna yanýt vermesinden yana tutum almýþlardýr. Kürtlere her hangi bir çözüm modeli empoze etmemiþler, buna karþýlýk, her þeyden önce Kürt kimliðinin ve dilinin her bakýmdan tanýnmasýný, bu kimlik ve dille politik yaþama katýlmak için Kürtlerin düþünce ve örgütlenme özgürlüðünü savunmuþlar, Kürtlerin parlamentoda temsilini önleyen seçim barajýna karþý çýkmýþlar, gerillanýn politik, toplumsal ve kültürel yaþama katýlmasýný saðlayacak hukuki olanaklarýn saðlanmasýný talep etmiþler, bölgesel eþitsizliklerin giderilmesini istemiþlerdir. Aydýnlar bildirilerinde þiddetin nedenlerini, herkesin, kendi üstlerine düþenleri yapýp, yapmadýklarý açýsýndan deðerlendirmeyi de önermiþlerdir. Böyle bir özeleþtirinin, Kürt özgürlük hareketi tarafýndan talep edilen "Gerçekleri araþtýrma ve adalet Komisyonu" talebiyle tam bir uyum içinde olduðunu söylemek isterim. Aydýnlarýn bu bildirisindeki saðlam mantýk ve içerik, onun arkasýndaki muazzam manevi güçle birleþmiþtir. Partimizin görüþüne göre, bu bildiri, hepimizin, bütün sosyalist partilerin, bütün barýþtan yana güçlerin, Kürt özgürlük hareketinin, halklarýmýzýn Kürt sorununda çözümsüzlüðe son verme özlemini eksiksiz yansýtýyor ve bizlerin samimi desteðine hak kazanýyor. Büyük bir bölümü, bizim partimizle ayný görüþleri paylaþmasa bile, SDP, 324 Aydýnýn bildirisini bütünüyle desteklemiþ ve onu Kürt sorununun çözüm yolu hakkýnda bir tür eylem programý olarak benimsemeye hazýr olduðunu belirtmiþtir. Bizim kanýmýza göre, aydýnlarýn bildiri metni, sosyalist partilerin ve Kürt özgürlük hareketinin ve tüm barýþ güçlerinin üzerinde birleþebileceði asgari bir programýn Kürt sorunuyla ilgili bölümünü þimdiden oluþturmuþtur. Bu metne, ayný mantýkla, yani askeri vesayet rejimine karþý sivil iradenin üstünlüðüne iliþkin benzer bir belgenin eklenmesi,

bize göre, bugünkü aþamada ittifakýn politik temelini hazýrlamak demektir. Biz böyle bir adým atmayý ve aydýnlarýn bildirisinin içeriðine, milyonlarca emekçinin desteðini alarak harekete geçmeyi öneriyoruz. Gerek Kürt özgürlük hareketi, gerekse onunla ittifak iliþkisi içinde olan sosyalist çevreler, özellikle Ýmralý sürecinden beri, devletin bilinçli yöntemleriyle ve ne yazýk ki kimi demokratik çevrelerin bu yöntemlerin tuzaðýna düþmesiyle, giderek yoðunlaþan bir izolasyon çemberine düþtü. Orhan Pamuk'un Gündem Gazetesinin bombalanmasýna karþý sokakta gazete sattýðý günlerden, Orhan Pamuk'un, aldýðý Nobel'e raðmen Kürt sorununda susturulduðu günlere geldik. Bu ortamda 324 aydýnýn bildirisi, bu izolasyon çemberinde ciddi bir gedik açmýþ bulunuyor. Bu önemli adýmda Barýþ ve Çözüm Grubunun çabalarýný özellikle anmak isterim. Seçimler ve Ýttifak SDP'ye göre, aydýnlarýn bildiri metni, seçimlerde geniþ bir seçim ittifaký için saðlam bir temel hazýrlamýþ bulunuyor. 324 aydýnýn paylaþtýðý talepler temelinde herkesle seçim ittifaklarý için müzakere yapma imkâný ortaya çýkmýþtýr. Elimizde en karmaþýk sorun olan Kürt sorununda çözüme gidiþi temellendiren hazýr bir düþünsel-pratik platform var. Bize göre, eðer bu platform, bir de askeri vesayet rejimine son vermenin programatik belgesiyle tamamlanýrsa, ortaya saðlam bir seçim programý çýkmýþ olacaktýr. Bu konuda düþüncelerimi þöyle özetlemek istiyorum. Elbette Türkiye'nin askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüðe son verme dýþýnda da pek çok temel meselesi var. Bir seçim programý tüm bu meselelerde çözüm yollarýný da göstermek zorundadýr. Bu sorunlarýn baþýnda iþsizlik ve yoksulluk geliyor. Neoliberal ekonomik politika emekçileri sefalete sürükledi. Bu halkýn refahý sorunudur. Türkiye'nin ABD-Ýsrail ittifakýyla birlikte, kendi yayýlmacý amaçlarý için bölgede oynadýðý militarist rolü ve emperyal30


Kurtuluþ

izmin bölgedeki saldýrgan politikalarýný geriletme sorunu da var. Bu, bir bölgesel savaþý önleme sorunudur. Türkiye'nin giderek keskinleþen ekolojik sorunlarý var. Türkiye'nin erkek egemen toplum olma durumu ve cinsiyetçilik sorunu var. Nihayet Türkiye'nin Avrupa Birliði mi yoksa demokratik Ortadoðu Federasyonu mu diye anýlan temel bir sorunu var. Bunlara seçim programýnda saðlam yanýtlar vermek gerekir. Açýktýr ki, bütün bu sorunlar yumaðýný çözmek için, zincirin hangi halkasýndan tutacaðýmýza karar vermeliyiz. Bütün sorunlarý karma karýþýk bir þekilde halkýn önüne yýðmak ve bunlarýn tümünü "biz çözeceðiz" demek inandýrýcý olamaz. Bugün halkýn temel sorunlarýný nasýl çözeceðimizin yanýtýný doðru olarak vermeliyiz. Bütün bu sorunlarý çözme vaadiyle halkýn karþýsýna çýkacak olan düzen partilerinden kendimizi ancak bu yolla ayýrabiliriz. Öyle bir çözüm önermeliyiz ki, bu hem doðru olsun, hem gerçekçi olsun, hem de inandýrýcý olsun. Örneðin sekter solcular, bütün bu sorunlarý sosyalizmle çözeceklerini söyleyebilirler. Ama kadýnlar bu çözüme asla inanmayacaklardýr. Ekolojistler de, kapitalist rekabete ve yýkýcýlýða karþý koymak için sosyalizmde ekolojik sorunlarýn nasýl ihmal edildiðini bize hatýrlatacaklardýr. Emperyalist savaþlara sosyalizmde son vereceðimizi söylediðimizde, bölge devletlerinin bile nükleer silahlarla donandýðýný bilenler, o güne kadar insanlýðýn varolmayý baþarýp, baþaramayacaðýný haklý olarak soracaklardýr. Ýþçiler ve emekçiler ise, bize sosyalizmin "ne zaman geleceðini" sorduklarý zaman onlara inandýrýcý bir yanýt bulunamayacaktýr. Halkýn yaralarý derin ve o, lüks bir hastane deðil, acil servis arýyor. Bizim sorunumuz sosyalizme sosyalizmle gitmek deðil, sosyalizme nasýl gidilebileceðine dair önümüzdeki ilk adýmý aydýnlatmaktýr. SDP'nin bu soruna yanýtý açýktýr: Halk refahýnýn, iþsizliði aþmanýn, yoksulluða son vermenin önünde duran bugünkü temel

engelin askeri vesayet rejimi ve Kürt sorununda çözümsüzlük olduðunu kanýtlamak zor deðildir. Askeri vesayet rejimi emekçilerin birleþmesini önlüyor, iþsizliðe ve yoksulluða karþý savaþý anti-demokratik yollarla önlüyor. Kürt sorununda çözümsüzlük, iþçi sýnýfýnýn ve emekçilerin saflarýný parçalýyor, onlarý milliyetçiliðin etkisi altýnda sermayenin ve devletin kucaðýna itiyor. Her iki olgu, ülkede yaratýlan gelirin silahlanmaya ve savaþ masraflarýna harcanmasýna neden oluyor ve sosyal adaletin saðlanmasýnýn ekonomik temelini yok ediyor. Bunun sonucunda eðitim alanýnda, saðlýk alanýnda, konut alanýnda, þehirleþme alanýnda, ekolojik alanda hiç bir köklü çözüm olanaðý kalmýyor. Seçim programýmýzda, bütün bu sorunlarýn çözümü yolunda atýlmasý gereken ilk adým olarak, askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüðe son vermek olduðunu ifade ettiðimiz zaman bu inandýrýcý olacaktýr. Þurasý da çok açýk: Askeri vesayet rejiminin ve Kürt sorununun sona erdiði bir Türkiye'de militarizmin ve þiddet kültürünün zayýflayacaðý, o nedenle kadýnlarýn erkek egemen topluma karþý mücadelesi için elveriþli koþullarýn yaratýlacaðý açýktýr. Ve, emperyalizme ve Türkiye'nin bölgesel savaþlara sürüklenmesi tehlikesine karþý mücadele askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüðe son verme mücadelesiyle doðrudan ve organik biçimde baðlýdýr. Bu iki olguya son vermek Türkiye topraklarýnda emperyalizme ve Türk oligarþik güçlerinin hegemonyacý savaþ politikalarýna aðýr bir darbe indirmek demektir. Ilýmlý Ýslamcýlarýn ve liberallerin saydýðýmýz sorunlara çözüm önerisi ise bilindiði gibi Avrupa Birliði ile bütünleþme ve Türk kapitalizminin bölge pazarlarýnda payýný arttýrma programýdýr. Nevar ki geliþmeler, AB hedefinin çok uzak bir hedef , belki de bir hayal olduðunu ortaya koymuþtur. AB programý derin bir krizdedir. Dýþ pazarlardan pay almanýn yolunun ise, islamcýlarýn ve liberallerin amaçlarýyla derin bir çeliþki içinde olan, bölgesel savaþ potansiyeli taþýdýðý ve bu 31


Kurtuluþ

yolun militarist bir rejim dýþýnda mümkün olmayacaðý inkar edilemez. Ýslamcý ve liberaller, AB hedefini de, dýþ pazarlarýn "barýþçý" paylaþýmýný da askeri vesayet rejimi ve Kürt sorununda çözümsüzlük yüzünden hayal bile edemezler. Þurasý da açýktýr: Gerek islamcý çevreler, gerekse liberal çevreler, her biri kendi sýnýfsal çýkarlarý temelinde olsa da hedeflerine sivil, parlamenter rejim içinde ulaþabileceklerinin farkýndalar. Onlarýn dayandýðý sýnýflarýn çýkarlarý çoðu zaman askeri vesayet rejimiyle ve Kürt sorununda çözümsüzlükle örtüþse de, liberal ve islami düþüncelere sahip geniþ kitleler darbelere ve kanlý çatýþmalara, pazar kavgasý için bölgede müslümanýn müslümaný öldürmesine karþýdýrlar. Bu analizden hareketle SDP, gerek sýnýfsal olarak farklý inançlara, düþüncelere ve politik geleneklere sahip en geniþ emekçi kitlelerinin, sosyo-politik ve politik bakýmdan da sosyalistlerden, liberallere, Kürt özgürlükçülerinden islamcýlara kadar, kültürel kimlik bakýmýndan Türk ve Kürt sünnilerden alevilere, özgürlükçü laiklerden ateistlere, Rumlardan, Ermenilere, Asurilere kadar, ekolojistlerden feministlere, Ýslami kadýn çevrelerine kadar en geniþ çevrelerin, askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözüme son verme hedeflerinde birleþebileceklerini düþünüyor. Kürt özgürlük hareketinin politik terminolojimize özgün bir içerikle kazandýrdýðý "konfederalizm" kavramý açýsýndan soruna bakmak, sanýrýz aydýnlatýcý olabilir. Bilindiði gibi geçmiþte, bu gibi ittifaklara katýlan güçler, ortak bir programda anlaþmayý mekanik bir anlayýþla gerçekleþtirmeye çalýþtýlar. Onlar, ittifak için, her sözcüðünde anlaþtýklarý bir program için, sonu gelmez tartýþmalara boðuldular ve sonuçta kimsenin içine sindiremediði muðlak, her anlama gelen bir programda anlaþmak zorunda kaldýlar. Oysa, "konfederalizm" bakýþ açýsýndan bu sorunu aþmak mümkündür. Seçim ittifakýna katýlacak güçler, halkýn önüne kendi baðýmsýz

programlarýyla çýkabilmelidirler. Onlar yalnýzca þunu söylemelidirler: "Bizler, birbirinden ayrý programlara sahip partiler, herbirimiz kendi programlarýmýzýn, dolayýsý ile temsil ettiðimiz sýnýflarýn ya da kitlelerin çýkarlarýný yansýtan amaçlarýný, ancak þu ortak hedefe ulaþýrsak gerçekleþtirebiliriz: Askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüðe son vererek...Her birimiz kendi programlarýmýzý koruyoruz ve acil olarak hep birlikte bu iki hedefe ulaþmayý öngören ortak eylem ya da seçim programýnda birleþiyoruz." Yazýmýn bundan önceki bölümlerinde bu ortak programýn iki hedefinden birisi olan Kürt sorununda çözümsüzlüðe son verme hedefiyle ilgili bölümünü aydýnlarýn bildirisi olarak tanýmlamýþtým. Eðer biz, ikinci bölümle, yani askeri vesayet rejimine son verme bölümüyle ilgili benzer bir belgeye ortaklaþa ulaþabilirsek ki, bu mümkündür, en geniþ ittifakýn ortak proramaný yaratmýþ oluruz. Sosyalistlerin Birliði Bitirirken son olarak deðinmek istediðim sorun, solun birliði ile en geniþ demokratik güçlerin iþbirliði arasýndaki iliþki sorunudur. Sosyalist güçler arasýnda ortak bir program, açýktýr ki, onlarýn tek bir partide birleþme sürecine hizmet etmek gibi bir amaç taþýr. Eðer bu partiler arasýnda gerçekten de ortak bir partide birlik için görüþ birliði olgunlaþmýþsa, böyle bir ortak programda birleþmek mümkün olur. Yok eðer birlik için görüþ birliði olgunlaþmamýþsa, ortak programda ýsrar anlamsýzdýr. Çoðu zaman sorunu böyle koymak yerine, formüllerle oynayarak ortak programda birleþme eðilimi ortaya çýkmýþ ve bu da yapay birliklere yol açmýþtýr. Sosyalistlerin ortak bir programda birleþme çabalarý ciddi bir tartýþma, hazýrlýk, karþýlýklý ikna çabasýný gerektirir. Ama sosyalistler birlik için ortak bir programa ulaþmak için tartýþýrlarken, bu tartýþmanýn hangi aþamasýnda olurlarsa olsunlar, politik mücadeleye atýlmak için, o muhtemel 32


Kurtuluþ

programdaki sosyalizm amacýnýn önünde duran aktüel ve asýl engelleri doðru ve gerçekçi biçimde saptayýp, o engellere karþý mücadeleyi öne almak, o mücdalenin eylem programýnda birleþmek durumundadýrlar. Bunu yapmamak, sonu gelmez doktriner tartýþmalar arasýnda politik mücadelenin dýþýna sürüklenmek demektir. O nedenledir ki, SDP, bu yazýda ifade edilen iki ana baþlýk altýndaki eylem programýna temel teþkil edecek olan görüþleri sosyalistlerin birlik sürecinde de öne sürmektedir. Sosyalistler þimdilik kendi baðýmsýz programlarýný koruyarak, gelecekte bu programlarýný birleþtirmek için çalýþýrken, ayný zamanda hemen þimdi politik mücadelenin görevlerini aydýnlatan ve en geniþ demokratik ve barýþ güçlerini birleþtirmeye, harekete geçirmeye yetenekli bir asgari programda bir-

leþmelidirler. Görülüyor ki, bizim partimizin ortaya koyduðu bu görüþler, bir yandan en geniþ demokrasi güçlerinin birleþtirilmesine, öte yandan sosyalistlerin politik mücadeledeki birliðine bütünüyle uygundur. Öyle olduðu içindir ki, biz partimizin bu çizgisini herkesle tartýþmaya ve elbette karþýlýklý görüþ alýþ veriþiyle geliþtirmeye, deðiþtirmeye, tamamlamaya hazýrýz. Biz Demokratik Toplum Partisi ve Emek Partisi ile bütün bu sorunlarý her fýrsatta ele alýyor, aramýzda görüþ birliði saðlamak için çalýþýyoruz. Þimdiden söylemek gerekir ki, partilerimiz, aralarýndaki görüþ farklarý ne olursa olsun, en geniþ demokratik güçlerin cephesi ile sosyalistlerin birliði sorunlarýný birbirinin karþýsýna koymadan ele alýyor.

* * *

33


ortadoðu

dosya

Kurtuluþ

Ortadoðu Sorunlarýnýn Tarihsel Arka Planý* I- Ortadoðu Kavramýnýn Kapsamý ugün Ortadoðu denince, insanlarýn aklýna, petrol, savaþ, ticaret, Müslümanlýk, uygarlýðýn doðuþu, yoksulluk ve zenginliðin iç içe geçmesi gibi kavramlar geliyor. Aslýnda petrol hariç diðerleri Ortadoðu kavramýnýn yeni argümanlarý deðil. Bu bölge petrol önem kazanmadan çok önce de coðrafi olarak uzak veya yakýn bütün büyük devletlerin ilgi alanýndaydý. Ama galiba buna geçmeden önce Ortadoðu denilen bölgeden ne anladýðýmýzý coðrafi açýdan tarif etmek gerekiyor. Çünkü bu konuda dünyada genel bir anlaþma yok. Bu nedenle Ortadoðu'ya iliþkin hemen bütün araþtýrmalar ve yazýlar bölgeyi tarif etmekle iþe baþlýyor. Her bir yazar kendine göre bu coðrafyayý daraltýyor veya geniþletiyor. Mesela bazýlarý Sudan, Kuzey Afrika ve Afganistan'ý Ortadoðu kavramý içerisinde gösterirken bazýlarý bu ülkeleri kavramýn kapsamý dýþýnda tutuyorlar. "Bilimsel çalýþmalarda ve uluslararasý siyasette kullanýmý yaygýn olan "Ortadoðu" kavramýný ilk defa 1902 yýlýnda Amerikan deniz tarihçisi Alfred Thayer Mahan, National Review'de yayýnlanan Basra Körfezi'nin önemini ele aldýðý "Basra Körfezi ve Uluslar arasý Ýliþkiler" baþlýklý yazýsýnda Arabistan ile Hindistan arasýnda-

B

Öznur Aðýrbaþlý 34


Kurtuluþ

Ýpek Yolu ise daha çok karadan kervanlarla iþliyordu. Ýran'dan sonra bir kol, Anadolu üzerinden Ýstanbul ve Balkanlara, bir kol ise Suriye limanlarýna ulaþýyordu. Dolayýsýyla bu yollarýn üzerinde veya sonlandýðý yerlerde egemen olan devletler, kolay yoldan büyük gelirler elde ediyorlardý. Ortaçaðda görülen büyük fetihlerin tamamýna yakýnýnýn, bu ticaret yollarýna egemen olmak veya güvenliðini saðlamak için yapýldýðýný söylemek abartý olmaz. Ticaret yollarýnýn geçtiði yerlerde bulunan devletlerin en önemli gelir kalemini, yolun ve yolcularýn güvenliðini saðlama karþýlýðýnda aldýklarý, yüksek oranlý vergiler oluþturuyordu. Hindistan'dan ucuza alýnan bir malýn fiyatý, yolda ödenen vergilerle Avrupa'ya ulaþýncaya kadar yirmiye otuza katlanýyordu. Zaten bu nedenle baþka saiklerin yanýnda Avrupalýlarýn coðrafi keþiflere çýkmalarýnýn en önemli nedeni, mümkün olduðunca az vergi verecekleri yeni yollar aramaktýr. Nitekim buldular da. Portekizli gemici Vasco de Gama Afrika'nýn güneyinden dolaþýp, Hint Okyanusu üzerinden Hindistan'a ulaþýnca, Ortadoðu'nun cazibesi sona ermeye baþladý. Osmanlýlar her ne kadar bu durumu deðiþtirmek için giriþimlerde bulundularsa da baþarýlý olamadýlar. Önce Portekizliler ve Ýspanyollar, ardýndan Ýngilizler ve Fransýzlar, yeni yolu kullanarak Avrupa'ya mal taþýmaya baþladýlar. Bu durum en çok Osmanlýlarý ve Venediklileri etkiledi. Biri gümrük vergileriyle, diðeri taþýmacýlýkla eski yollardan büyük gelirler elde eden bu iki devlet, eski güçlerinden uzaklaþmaya baþladýlar. Elbette ticaretin Akdeniz havzasýndan Atlas Okyanusu limanlarýna kaymasý birdenbire olmadý. Ama Akdeniz limanlarýna gelen ticari mallarda, sürekli bir azalma olduðu kesindir. Bu durum Ortadoðu'ya olan ilgiyi eskisine göre azalttýðý için bölge, kendi tarihine göre uzun sayýlabilecek bir süre barýþ ortamýnda yaþadý.

ki bölgeyi ifade etmek için kullanmýþtýr"1. "Ýngiliz gazetesi The Times'in dýþ politika editörü Valentine Chirol ise yine ayný yýllarda Basra Körfezi'nin stratejik önemini anlattýðý birkaç yazýsýna "Ortadoðu'nun Problemleri" baþlýðýný koyarak kavramý Basra Körfezi bölgesini anlatmak için kullanmýþ ve kavramýn benimsenmesine katkýda bulunmuþtur"2. "Hindistan'da Kral naibi olan Lord Curzon, 1911'de Hindistan'a yakýn yerleri ifade etmek için resmi konuþma ve belgelerde "Ortadoðu" kavramýný kullanarak ona yarý resmi bir nitelik kazandýrmýþtýr.”3 Sözün kýsasý "Ortadoðu" kavramý da týpký "Uzakdoðu" ve "Yakýndoðu" (Near East) kavramlarý gibi Batý merkezli ve sübjektif bir kavramlaþtýrmanýn ürünü olarak ortaya çýkmýþtýr. Bu kavramlaþtýrmayý yönlendiren ana bakýþ, Avrupa'yý dünyanýn merkezi olarak kabul eden ve dünyanýn diðer bölgelerini bu merkeze olan uzaklýklarýna göre "yakýn", "orta" ve "uzak" þeklinde kategorize eden bakýþtýr. Bütün farklý kullanýmlar ve kapsamýn deðiþkenliði dikkate alýnmak þartýyla bugün Ortadoðu kavramýnýn Türkiye, Ýran, Mezopotamya, Arap Yarýmadasý, Körfez ülkeleri ve Mýsýr'ý içine alacak þekilde kullanýlmakta olduðunu söylemek mümkündür. Stefanos Yerasimos Orta-Doðu'yu üç ana bölgeye ayýrýr. Merkez ülkeler, Bereketli Hilal ve Arap Yarýmadasý. Merkez ülkeler, Türkiye, Ýran ve Mýsýr'ý; Bereketli Hilal, Irak, Ýsrail, Ürdün, Lübnan ve Suriye'yi; Arap Yarýmadasý, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleþik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Umman ve Yemen'i içerir.4 II- Sanayi Devrimine Kadar Ortadoðu Yukarýda Ortadoðu bölgesinin eskiden beri büyük devletlerin ilgisine mazhar olduðundan bahsetmiþtik. XV. ve XVI. yüzyýllardaki Coðrafi Keþiflere kadar, bugünkü Türkiye, Suriye, Lübnan, Ýsrail ve Mýsýr'ýn Akdeniz limanlarý ile Irak ve Ýran'ýn Basra Körfezindeki limanlarý, dünya ticaretinin odaklandýðý bölgelerdi. Çin'den gelen Ýpek Yolu ile Hindistan'dan ve güneydoðu Asya'dan gelen Baharat Yolu, burada alýcýlarýna ulaþýyordu. Özellikle Baharat Yolu, genellikle deniz yoluyla Basra Körfezi'ne geldikten sonra, kervanlarla Doðu Akdeniz limanlarýna ulaþarak Venedikli tüccarlara devrediliyordu. Bir baþka kol, yine deniz yoluyla Kýzýldeniz üzerinden Mýsýr limanlarýnda sonlanýyordu.

III. Emperyalizmin Ortadoðu'ya Girmesi XVIII. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren bir yandan Hindistan'a yerleþmeye baþlayan Ýngiltere, diðer yandan onun en büyük rakibi olan Fransa ve yükselen yeni güç olan Rusya, yeniden ilgilerini Ortadoðu'ya yöneltmeye baþladýlar. Siyasi olarak bölgeye egemen olmasýna raðmen eski gücünden çok uzak olan Osmanlýlar, artýk bu üç büyük devletin kapýþmasýnda özne olmaktan çýkmýþtýr. Napoleon Bonaparte'ýn alt üst ettiði Avrupa'da, eski 35


Kurtuluþ

düzeni yeniden kurmak için toplanan 1815 Viyana Kongresi'nde "Þark Meselesi" de gündeme gelmiþ, daðýlmak üzere olan Osmanlýnýn mirasýnýn nasýl paylaþýlacaðý tartýþmaya açýlmýþtý. Ýngiltere'de baþlayan Sanayi Devrimi, diðer Avrupa ülkelerine yayýlmýþ ve özellikle makineleþen dokuma sanayisi için büyük miktarda pamuk vb. hammadde ihtiyacý ortaya çýkmýþtý. Ortadoðu ve özellikle Mýsýr, hem pamuk üretim kapasitesi hem de Hindistan'a giden yol üzerinde bulunmasý nedeniyle, Ýngiltere için stratejik bir bölge haline gelmiþti. Bugün olduðu gibi geçmiþte de, rakip sömürgeci devletlerden biri için stratejik olan yer, diðeri için de stratejiktir. Dolayýsýyla Fransa da bölgeyle ilgilenmekte gecikmedi. Nitekim Napoleon Bonaparte'ýn, 1798'de Osmanlý topraðý olan Mýsýr'ý iþgal etmesinde, yaðmadan payýný alma isteði önemli bir etkense de, asýl amaç, Ýngiltere'nin Mýsýr'dan pamuk almasýný engellemek ve Hindistan'a giden yolu denetim altýnda tutmaktýr. Zaten bu nedenle Fransýz donanmasýný Abukir limanýnda yok eden Osmanlýlar deðil, Amiral Nelson kumandasýndaki Ýngiliz donanmasý olmuþtur. Bu arada kuzeyde Rusya, Çar I. Petro liderliðinde, batýlý ülkeleri örnek alarak sanayileþmeye baþlamýþ ve artýk dünya siyasetine müdahil olmanýn yollarýný aramaktadýr. Ancak coðrafi konumu nedeniyle dünya ticaretinin ve dolayýsýyla siyasetinin nabzýnýn attýðý bölgelerden uzaktýr. Güneyinde Osmanlýlar, kuzeyinde okyanusu denetim altýnda tutan Ýngiltere, onlarýn dünya siyasetine müdahil olmasýný engellemektedir. Uluslar arasý diplomaside "sýcak denizlere inmek" olarak adlandýrýlan politika, böyle bir ihtiyacýn ürünüdür. Nitekim Rusya'nýn, Doðu Akdeniz'e yerleþme çabalarý, ünlü Kýrým Savaþýna yol açacak ve Ýngiltere ile Fransa, Rusya'yý durdurmak için Osmanlýlarýn yanýnda, Kýrým Yarýmadasýndaki Sivastopol limanýna asker çýkaracaklardýr. XIX. yüzyýl baþlarýnda Ýngiltere dünyanýn en büyük sömürgeci gücüdür. "Topraklarýnda güneþ batmayan imparatorluk" unvanýný bu sýralarda almýþtýr. Dünyada el atmadýðý yer yok gibidir. Bazý bölgeleri doðrudan askeri iþgalle, bazý yerleri ise ekonomik olarak kendisine baðlayýp, yerel yöneticiler üzerinde siyasi baský kurarak yönetmektedir. Bu dönemde Ýngiltere'nin Ortadoðu politikasý; Osmanlýlarýn ayakta kalmasýný saðlayarak rakiplerine karþý

bir tampon olarak kullanmaktýr. 1838 Balta Limaný Antlaþmasýyla, büyük ticari ayrýcalýklar koparan Ýngiltere için, bu bölgede, kendisine kafa tutamayacak durumdaki Osmanlýlarýn varlýðý en iyi seçenektir. Ýngiltere, ancak yüzyýlýn sonlarýna doðru, Osmanlýlar onlarýn çýkarlarýný koruyamayacak kadar zayýflayýnca fiili iþgal yolunu seçerek, çýkarlarýný bizzat koruma yoluna gidecektir. Özellikle 1869'da Süveyþ Kanalý'nýn açýlmasýyla -ki inþaatý Ýngilizlerin verdiði kredilerle yapýlmýþtýr- Mýsýr'ýn önemi bir kat daha arttý. Artýk Ýngiltere ile Hindistan arasýndaki deniz yolu yarýya inmiþti. Bu kadar önemli bir yer, Osmanlý veya onun özerk eyaleti olan Mýsýr hükümetine býrakýlamazdý. Nitekim Ýngilizler önce 1878'de Süveyþ'in giriþini kontrol eden Kýbrýs'a, 1882'de Mýsýr'a yerleþtiler. Kýzýldeniz'in güneyden giriþini kontrol eden Yemen kýyýlarýndaki Aden limaný ise daha 1839'da iþgal edilmiþti. Yerel isyanlar nedeniyle, zaten bölgeyi denetleyemeyen Osmanlýlar, bu iþgali, Ýngilizlerle olan dostluklarýný zedeleyecek bir hareket olarak görmemiþlerdi. Fransa, 1798'deki Mýsýr'ý iþgal giriþiminden sonra, uzun süre bu bölgede en azýndan askeri olarak görülmedi. Ortadoðu'ya komþu olan Cezayir, Tunus ve Fas'ý iþgal etmesine raðmen Doðu Akdeniz'i Ýngiltere'ye býrakmak zorunda kaldý. Ama bu durum bölgeyle hiç ilgilenmediði anlamýna gelmiyor elbette. Osmanlý valisi Kavalalý Mehmet Ali Paþa ve seleflerinin yönettiði Mýsýr, bir yandan Osmanlýlardan baðýmsýzlaþýrken, diðer yandan Fransýz ve Ýngiliz bankalarýndan aldýklarý borçlar yüzünden, bu ülkelerin mali denetimine girdiler. Öyle ki çok geçmeden Mýsýr maliyesi iflas etti ve Osmanlýlardan altý yýl önce, 1875'te Duyun-u Umumiye* rejimi kuruldu. 1878'e gelindiðinde, artýk Mýsýr hükümetinin Maliye bakaný bir Ýngiliz, bayýndýrlýk bakaný ise bir Fransýz olmuþtur. 1882'de Ýngiltere'nin Mýsýr'ý resmen iþgal etmesinden sonra Fransýz etkinliði azalýrken, Ýngiliz manda yönetimi tam olarak kurumsallaþmýþtýr. 1905'e gelindiðinde artýk üst düzey memurlarýn %28'i Mýsýrlý, %42'si Ýngiliz, %30'u Ermeni ve diðer Hýristiyan Suriyelilerden oluþmaktaydý. IV. Ortadoðu'da Petrol Mücadelesi ve I. Paylaþým Savaþý XX. yüzyýla gelindiðinde, Mýsýr ve Cezayir çoktan sömürgeleþtirilmiþ durumdadýr. O 36


Kurtuluþ

zamana kadar Arap Yarýmadasý ve Bereketli Hilal, jeopolitik açýdan önemli görülmüyor, buralarda, Osmanlý padiþahý I. Selim'in 1517 Mýsýr seferi ile oluþan statüko devam ediyordu. Doðu Akdeniz kýyýlarýnda, Mýsýr hariç olmak üzere, Osmanlý egemenliði sürmekteydi. Ýç bölgeler ise çöl ve denetlenemez göçebe aþiretleri nedeniyle herkes tarafýndan baþa bela olarak görülüyordu. XX. yüzyýl baþýnda bu eðilim deðiþti. Deðiþikliðin iki ana nedeni vardýr. Birincisi; Ýngiltere, 1878 Berlin Konferansýndan beri, artýk Bereketli Hilal'de de, Osmanlýlar üzerinden egemenlik kurma fikrinden vazgeçmiþtir. Çünkü Osmanlý Devleti daðýlmak üzeredir. Artýk "kim nereyi nasýl alacak?" sorusu sorulmaktadýr. Dahasý Fransa ve Rusya gibi eski rakiplerin yanýnda, Almanya ve Ýtalya gibi yeni rakipler de ortaya çýkmýþtýr. Nitekim büyük devletlerin arasýndaki çekiþmelerden yararlanarak, izlediði denge politikasýyla varlýðýný korumaya çalýþan Osmanlýlar, Baðdat Demiryolu inþaatýný Almanlara vererek Ýngilizleri kýzdýrmýþtý. Ýkinci neden petroldür. Yerasimos'un da belirttiði gibi, sývý yakýt ile çalýþan motorlarýn icadý ve Ýngiliz donanmasýnýn bu yakýtlarý kullanan araçlarla modernleþtirilmesi, eskiden beri varlýðý bilinen petrolü, birdenbire stratejik bir ürün haline getirmiþtir.5 Artýk bundan sonra, Ortadoðu'daki çekiþmenin ana konusu, petrol olacaktýr. Emperyalist devletler, hem kendi enerji ihtiyaçlarýný karþýlamak, hem de rakiplerinin enerji kaynaklarýný denetim altýna almak için, bu bölgede çetin bir mücadeleye girecektir. Ortadoðu'da, bugün de yakýcý bir biçimde yaþanan Arap-Ýsrail çatýþmasý, Kürt sorunu, Ýslami fundamentalizm vb. sorunlarýn hemen hepsinin tohumlarý, iþte bu dönemde topraða serpilmiþtir. Emperyalist ülkeler arasýndaki liderliðini pekiþtirmeye çalýþan Ýngiltere, Arap Yarýmadasý ve Bereketli Hilal'i kontrol etmenin yolu olarak, bölgenin tamamýna yayýlan ve bilinen petrol rezervlerini kapsayan bir "Büyük Arap Krallýðýnýn" kurulmasýný planlýyordu. Bu devleti korumak için Osmanlýlara karþý küçük bir Kürt Devleti ve Ruslara karþý da Anadolu'nun kuzeydoðusunda küçük bir Ermeni Krallýðý kurulacaktý. Ýngiltere bu plan doðrultusunda Arap Yarýmadasý'nda yerel ve geleneksel liderlerle iliþkiye geçmeye baþladýðýnda, ortalýk da karýþmaya baþladý. Osmanlýlarýn Kutsal Þehirlerdeki çýkar ve denetimini temsil eden Mekke Þerifliði

ile Suud Sülalesinin yönettiði Necd Emirliði, yüzyýllardýr bölgede, egemenlik mücadelesi veriyorlardý. 1900'lerin baþýnda Mekke Þerifi Hüseyin, Osmanlýlarý veya Ýngiltere'yi tercih etmede kararsýz kalmýþtý. Sünnilik, PadiþahHalifeye karþý savaþ kararýný zorlaþtýrýyordu. Ýttihat ve Terakki iktidarýnýn merkezi ve Türkçü politikalarý, Hüseyin'i Osmanlý'dan uzaklaþtýrdý. Þerif Hüseyin, Halifelik vaadinin de heyecaný ile Osmanlý'ya isyan ettiyse de kurgu gerçekleþmemiþ, Arap halklarý Hüseyin'i izlememiþtir. Hüseyin, bizzat etkin olduðu Medine'den bile asker devþirmekte zorlanmýþtýr.* Savaþýn baþlarýnda Osmanlýlar, Ýngiltere'ye karþý kýsmi baþarýlar elde ettilerse de, çok geçmeden yenilmeye baþladýlar. Almanlarýn ýsrarýyla düzenlenen kanal seferlerinde, Süveyþ kontrol altýna alýnamadýðý gibi, önce Filistin, sonra Suriye elden çýktý. Diðer yandan Ýngilizler, petrol bölgelerini ele geçirmek için, Basra Körfezi'nden asker çýkardýlar. Birinci dalgayý savuþturup, Kut-ul Amare'de Ýngiliz ordusunu esir eden Osmanlýlar, ikinci dalgaya dayanamayarak, Musul'a kadar geri çekildiler. Böylece daha savaþýn sonu gelmeden, Osmanlýlarýn Arap bölgeleriyle iliþkisi kesilmiþti. V. Ortadoðu'da Manda Rejimleri Birinci Paylaþým Savaþý sona erdiðinde manzara þöyleydi: Sýnýrlý kaynaklarý hem kendine, hem de zayýf müttefiklerine yetmeyen Almanya, teslim oldu. Afrika ve Pasifik'teki sömürgelerinin tümünü yitirdi. Avrupa'daki topraklarý saðdan soldan týraþlandý ve orta halli bir devlet durumuna getirildi. Avusturya Ýmparatorluðu, parçalandý ve yerine Macaristan, Çekoslovakya, Yugoslavya gibi yeni devletler kuruldu. En az zararý Bulgaristan gördü ve Ege Denizi'ne çýkma hayallerini bir baþka bahara ertelemekle kurtuldu. Ama savaþtan tartýþmasýz en çok zarar gören, Osmanlýlar oldu. Kavganýn ana temasý, Ortadoðu'yu paylaþmak olduðundan, bu kaçýnýlmaz bir sonuçtu. Devletin baþýndaki Ýttihatçýlar, bir koyup üç alma(!) hevesine kapýlýp, kazanacaðýna mutlak gözüyle baktýklarý Almanya'nýn yanýnda savaþa girince, eldeki bulgurdan da oldular.* Baþkent Ýstanbul ve boðazlar, Ýtilaf devletlerinin ortak kuvvetleri tarafýndan iþgal edildi. Suriye ve Lübnan'a Fransa, Irak, Ürdün ve Filistin'e Ýngiltere yerleþti. Ardýndan sýra, Ýttihatçýlarýn, Türklere "saðlam" bir vatan oluþturmak için, Ermeni ve Rumlardan temizlediði, Anadolu'ya geldi. 37


Kurtuluþ

Antalya ve Konya çevresi Ýtalyan, Adana, Mersin, Urfa, Maraþ ve Antep Fransýz iþgaline uðradý. Türkler, bu süreçten, tuhaf bir antiemperyalist* kurtuluþ savaþýndan sonra, Kürdistan'ýn bir bölümünü de içine alan, yeni bir devlet kurarak çýktýlar. Bu arada hiçbir zaman doðrudan sömürge olmayan Ýran, uzun yýllar Ortadoðu'nun egemenliði için, Osmanlýlarla baþa baþ bir mücadele verdikten sonra, emperyalizmin bölgeye gelmesiyle iniþe geçti. Özellikle Ýngiltere ve Rusya, Ýran'da, önemli ticari ve hukuki ayrýcalýklar elde ettiler. Paylaþým savaþýnda tarafsýz kalarak varlýðýný koruyan Ýran, Pehlevi ailesinin hükümranlýðýnda, bir ulus devlet inþasýna giriþerek, týpký Türkler gibi, Ortadoðu'nun diðer bölgelerinden yollarýný ayýrdýlar. Ortadoðu'nun diðer bölgelerinin, siyasi olarak nasýl þekilleneceði ise savaþýn bitimiyle birlikte, temel tartýþma konusu haline geldi. Þerif Hüseyin liderliðindeki "Büyük Arabistan" hayali fiyaskoyla sonuçlanýnca, Ýngiltere planlarýný deðiþtirmek zorunda kaldý. Zaten savaþtan galip çýksalar da hem Ýngiltere, hem de Fransa, mali olarak çökmüþ vaziyetteydi. Ortadoðu'da, klasik emperyalist iþgalin mali yükünü kaldýramaz hale gelmiþlerdi. Ayrýca farklý amaçlarla da olsa, hem ABD'nin, hem de Büyük Ekim Devrimiyle Rusya'da iktidara gelen Bolþeviklerin, "uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakký" ilkesini yaymalarý, artýk klasik sömürgeciliði gözden düþürmüþ ve halklara "özgürlük" fikrinin Ortadoðu'ya da girmesine yol açmýþtý. Sonuçta Ýngiltere, bölgeyi alelacele çizilmiþ sýnýrlarla belirlenen küçük manda rejimleriyle kontrol altýna alma yoluna gitti. Ortadoðu çöllerinde tarihi olmayan, yapay devletler ortaya çýktý. Þerif Hüseyin'in oðullarýndan Faysal Irak'ta, Abdullah Ürdün'de kral oldu. Arabistan yarýmadasý parçalanarak, Ýngiltere mandasýnda, çok sayýda krallýk ve þeyhlik oluþturuldu. Bu arada Fransa da boþ durmayarak, Lübnan ve Suriye'de kendi manda rejimlerini kurdu. Ýngiltere'nin Hüseyin'i tercih etmesi, Suud'un Ýngilizlerden uzaklaþmasýna neden olmuþtu. 1918'den itibaren, Hüseyin'in birliklerine saldýrmaya baþlayan Ýbn Suud'un baþarýlarý, Ýngilizlerin yanlýþ ata oynadýklarýný fark etmelerini saðlasa da, artýk iþ iþten geçmiþti. Merkeze Sünni Müslümanlýðý yerleþtiren Ýngilizler, Hicaz'da kurduklarý Hüseyin iktidarýnýn devam etmeyeceðini gördüler ve Vahhabi

mezhebinden olan Suud'u "serbest" býraktýlar. Suud 1924'te, Hüseyin'e saldýrdýðýnda, Ýngilizler, kendileri yardým etmedikleri gibi, oðullarýnýn babalarýnýn yardýmýna koþmalarýna da izin vermediler. Hüseyin yenildi ve tasfiye oldu. Irak-Hicaz sýnýrý netleþti. Ýki yýl sonra da daha sonra Suudi Arabistan'a dönüþecek olan Hicaz Krallýðý-Necd Sultanlýðý ilan edildi. VI. Arap-Ýsrail Çatýþmasýnýn Kökleri II. yy'da Romalýlar tarafýndan sürgün edilen Yahudiler, yaþadýklarý bölgelerin çoðunda, yerel halk ile kaynaþamamýþ, genellikle ikinci sýnýf vatandaþ muamelesi görmüþlerdi. Siyonizm düþüncesi, bunun bir sonucu olarak, bireysel asimilasyonun imkânsýz olduðunu hisseden Yahudiler tarafýndan yaratýldý. Zaten ilk Siyonist örgütlenme, anti-semitizme karþý, Yahudi cemaatini korumakla ilgilidir. Dini-ýrksal bir kimliðin yüceltilmesinden çok, rasyonel bir harekettir ve amacý Yahudilere bir yurt saðlamaktýr. Siyonizmin kurucusu sayýlan Theodor Herlz'e göre, yeni devlet her yerde kurulabilirdi.* Ama radikal siyonistler, Yahudi Devleti'nin ancak, Tevrat'taki Zion'da kurulabileceðini savunuyorlardý. Kutsal kitabýn bu yorumuna göre Zion, Filistin olarak bilinen ve yüzyýllardan beri Araplarýn yaþadýðý toprak parçasýydý. I. Paylaþým Savaþý öncesinde, Siyonizm için ilk önemli hedef; Filistin'e Yahudi göçünün saðlanabilmesi için, uluslararasý bir meþruiyet kazanýlmasýydý. Osmanlýlar Filistin'e toplu bir Yahudi göçüne izin vermedi. Almanlar zaten Osmanlýlarla ittifak halindeydi. Bunun üzerine, bir büyük gücü arkasýna alma hedefi çerçevesinde, Siyonist faaliyet, Ýngiltere üzerinde yoðunlaþmaya baþladý. Siyonistlerin, Ýngiliz yetkililerine sunduklarý savaþ-sonrasý senaryo þöyleydi: "Filistin Ýngiliz mandasý haline gelecek; Ýngiltere 20-30 yýllýk bir süreçte Filistin'e 1 milyon Yahudi'nin göç etmesini kolaylaþtýracaktý. Ayrýca, Manda'nýn sona ermesi ve yeni Yahudi devletinin Ýngiltere adýna Süveyþ Kanalý'ný koruyacak bir güç olarak Doðu Akdeniz'de kurulmasý öngörülüyordu."6 Buna karþýn, Ýngilizlerin Filistin'de çoðunluk olan Araplara verdiði sözler ve Ýngiltere'de Siyonist-olmayan (asimilasyoncu) Yahudi örgütlerinin baskýsý sonucu Balfour* deklarasyonu þöyle þekillendi: Ýngiliz hükümeti Yahudiler için Filistin'de bir ulusal vatanýn temin edilmesini destekleyecek; fakat Filistin'de 38


Kurtuluþ

Yahudi olmayan topluluklarýn haklarýna saygý gösterilecek ve bu topluluklar aleyhine hiç bir þey yapýlmayacaktý. Siyonistler 1920'den itibaren Filistin'e göçleri yoðunlaþtýrýnca, Arap tepkisi geliþmeye baþlar. 1920'de Kudüs'te bir Arap ayaklanmasý çýkar. 1921'de ayaklanma büyür ve Filistin Arap Kongresi, Balfour Deklarasyonunu protesto eder. Ýngiliz yetkililer, mandanýn, bütün Filistin'de bir Yahudi devleti kurmayý amaçlamadýðýný söyleseler de Araplar ikna olmazlar. 30'lu yýllar boyunca artan Yahudi göçü ve Filistin'den toprak satýn alýmlarý, Arap baþkaldýrýlarýný körükler. 1936'da bir genel grev ile baþlayan ilk Filistin intifadasý 1939'a kadar sürer ve Ýngiliz askerleri ile Siyonist güçler tarafýndan zalimce bastýrýlýr. Fakat yeni bir paylaþým savaþýnýn ufukta gözükmesi, Ýngiliz yönetimini Yahudi-Arap çatýþmasýna bir çözüm bulmaya yönlendirdi. Ýngilizler, Filistinlileri sakinleþtirmek için, Yahudi göçünü sýnýrlandýrýlmasýndan söz eden MacDonald Bildirisini yayýnladýlar. Savaþ bitip de Almanya'daki Yahudi soykýrýmý gözler önüne serilince, Siyonizm dünya Yahudileri nezdinde ilk defa çoðunluða seslenen bir fikir haline geldi. Savaþ yýllarýnda Filistin'deki pek çok Yahudi Ýngiliz ordusuna katýlmýþtý. Savaþ sona erdiðinde, Filistin'deki Yahudi cemaati, iyi silahlanmýþ ve örgütlenmiþti ve savaþmaya kararlýydý. Filistinliler, feodal yöneticilerin yönetimindeydi ve silahlarý yoktu. Hem Filistinliler, hem de Siyonistler, baðýmsýz bir devlet kurabilmek için, Ýngilizlerin gitmesini istiyorlardý. Siyonistler, özellikle Menahim Begin'in liderliðini yaptýðý bir sað kanat hizip, Britanya'ya karþý bir terör kampanyasý baþlattý. Siyonistler içinde küçük bir sol kanat azýnlýk ise her iki halkýn bir arada yaþayabilecekleri, her birinin ulusal haklarýnýn tanýnacaðý iki uluslu bir devlet önerdi. Bu görüþ Yahudi ve Filistinliler arasýnda pek az destek gördü. Savaþ sonrasýnda bitkin düþen Londra, bu meseleden el etek çekeceðini ve sorumluluðu Birleþmiþ Milletlere devredeceðini açýkladý. Kasým 1947'de BM Genel Kurulu, Filistin'in ikiye bölünerek, ekonomik birlik oluþturacak, iki baðýmsýz devlete, bir Yahudi ve bir Arap devletine bölünmesi için oy kullandý. Kudüs uluslararasý bölge olacaktý. 1947'de Yahudiler, Filistin nüfusunun üçte birini oluþturuyorlardý ve topraklarýn % 6'sýna

sahiplerdi. Buna raðmen bölünme planý Yahudi devletine topraklarýn % 55'ini veriyordu. Arap devletinin nüfusu çok büyük oranda Arap olacaktý, Yahudi devleti ise neredeyse Yahudiler kadar Arap nüfusa da sahip olacaktý. 1948 yýlýnda BM Filistin'deki Ýngiliz himayesini sona erdirdi ve Ýsrail devletinin kurulmasýna onay verdi. Bu plan, Arap Devletleri ve imparatorluðun bir parçasýný kaybedeceði hissine kapýlan Ýngiltere tarafýndan reddedildi. Ýngiltere, Irak, Mýsýr ve Trans-Ürdün üzerindeki nüfuzunu kullanýp, bu devletleri, planý sekteye uðratmak üzere, ordu göndermeye teþvik ediyordu. Sonunda oluþacak kaos ortamýnda, kendisinin bölgenin kontrolünü yeniden almasýný ve baðýmsýzlýða geçiþin düzenli bir þekilde olmasýný saðlamasýnýn isteneceðini umut ediyordu. 15 Mayýs 1948'de baþlayan çatýþmalarýn önemli bölümü Filistin'e ait olmasý gereken topraklarda cereyan etti. Yani Ýsrail, temelde kendi yaþamý için deðil, sýnýrlarýný Filistinliler aleyhine geniþletmek için savaþýyordu. Arap ordularýnýn koordine olamadýklarý ve farklý amaçlar için çarpýþtýklarý gerçeði bir kenara býrakýlsa dahi Ýsrailliler savaþ boyunca hem nicel hem de nitel askeri üstünlüðe sahiptiler. Ýsrail ordusu Arap lejyonlarýný yenilgiye uðrattý. Ýsrail lideri Ben Gurion, Filistinlilere ayrýlan topraklarýn yarýsýný (Batý Þeria'yý) teklif ederek Ürdün kralý Abdullah'ý satýn aldý. Geriye kalan topraklar ise Ýsrail tarafýndan ilhak edildi. Filistin'de Müslüman ve Hýristiyan Araplarýn yarattýðý ortak kültür ciddi bir parçalanmaya uðradý. 1949'da ateþkes anlaþmalarý imzalandýðýnda, Filistin devleti yok oldu. Topraklarý Ýsrail ve Ürdün tarafýndan paylaþýldý. Mýsýr ise Gazze Þeridi'ni kontrol altýna aldý. Uluslararasýlaþtýrýlmasý gereken Kudüs, Ýsrail ve Ürdün arasýnda bölünmüþtü. Ýsrail artýk Filistin'in % 78'ini elinde bulunduruyordu. Ýsrail tarafýna geçen Filistin topraklarýnda yaþayan 860 000 Arap'tan geriye yalnýzca 133 000'i kalmýþtý. 470 000 kadarý Batý Þeria veya Gazze Þeridi'ndeki mülteci kamplarýna taþýnmýþlardý. Geri kalanlar Lübnan, Suriye ve diðer ülkelere daðýldýlar. VII. Devletsiz Bir Halk: Kürtler* Kürdistan, uzun yýllar çeþitli istilacýlarýn egemenliðinde yaþadýktan sonra, 1514 Çaldýran savaþýyla, Ýran ve Osmanlýlar arasýnda paylaþýldý. Osmanlýlar, Ýran'daki Safevilere karþý 39


Kurtuluþ

tampon olarak kullandýklarý Kürtlerin, bir tür iç özerkliðe sahip beylikler halinde yaþamalarýný, çýkarlarýna daha uygun buldu. 1639 Kasr-ý Þirin Antlaþmasý, bu bölünmüþlüðü pekiþtirdi. XX. yüzyýl baþlarýnda, Ýngiltere'nin petrol bölgelerini denetim altýna almak için geliþtirdiði, "Büyük Arabistan Krallýðý" projesine baðlý olarak gündeme gelen, küçük Kürt devleti, gerek Þerif Hüseyin fiyaskosu, gerekse Kuzey Kürtlerinin, Türklerle birlikte savaþa girmesiyle, gündemden kalktý. Ama zaten Kürdistan'ýn kendisi de önemli bir petrol bölgesi olduðu için** göz ardý edilemezdi. Nitekim yeni kurulan Türk devleti, emperyalist devletleri Sovyetler Birliði'nin izinden gitmeyeceðine ikna edince, Lozan'da Kürdistan ikinci bir defa bölünmeye uðrayarak, dört devletin arasýnda paylaþtýrýldý. (Ýngilizler kendi iþgali altýnda Irak devletini, Fransýzlar da Suriye devletini oluþturarak, Kürdistan'ýn kendi paylarýna düþen parçalarýný bu devletlere býraktýlar.) Bu tarihten sonra, bütün parçalarda izlenen sömürgeci politikalar, Kürdistan'ý derinden etkilemiþ, Kürt diline, kültürüne korkunç bir baský uygulanmýþ, baðýmsýz oluþumlarý tahrip edilen Kürdistan ekonomisi, sömürgeci ekonomilere daha çok tabi bir hale getirilmiþtir. Kürt halkýnýn bizzat varlýðýna yönelik olan bu politikalar, Kürdistan'ý ekonomik, sosyal, siyasal vb. yönlerinden diðer sömürge ülkelerdenbiçimsel de olsa-çok farklý bir yapýnýn için sokmuþtur. Sömürgeci devletler, Kürtleri, Ýran'da Fars, Türkiye'de Türk, Irak ve Suriye'de Arap olarak asimile etmeye çalýþtýlar. Bu politikalara karþý, her parçada, deðiþik zamanlarda isyan hareketleri görülmüþse de, bunlarý bütünlüklü bir mücadeleye dönüþtürmek mümkün olmamýþtýr. Hatta sömürgeci devletlerin, kendi çýkarlarý doðrultusunda, diðer parçalardaki Kürtleri desteklediði bile olmuþtur.*** Sonuçta Kürtlerin birleþik ve baðýmsýz bir özne olarak varlýklarýný sürdürme sorunu, Ortadoðu'da hala çözüm bekleyen bir sorun olarak günümüze kadar taþýnmýþtýr.

yüzyýl ortalarýndan itibaren, diðer kýtalara ilgi duymaya baþladýysa da, XX. yüzyýla kadar esaslý bir faaliyet gösterdiði söylenemez. O zamana kadar daha çok, sonralarý "arka bahçe" olarak adlandýrýlan, orta ve güney Amerika'da, egemenliðini kurma çalýþmasý içindeydi. Bunun tek istisnasý Filipinler ve birkaç Pasifik adasýnýn ele geçirilmesidir. ABD'nin Ortadoðu'da boy göstermesi, büyük paylaþým savaþý dolayýmýyla olmuþtur. Savaþa resmen girmeden önce, Baþkan Wilson tarafýndan ilan edilen ve ABD'nin savaþa girme þartlarýnýn konduðu meþhur "ilkeler", eskisinden farklý bir sömürgeleþtirmenin de yolunu açýyordu. Milletler Cemiyeti gibi kurumlar ve manda sistemi gibi uluslar arasý meþrutiyete dayanan egemenlik biçimleri, bu yeni sömürgeleþtirmenin önemli bileþenleri olarak þekilleniyordu. Savaþýn sonundan itibaren ekonomik ve siyasal olarak yýpranmýþ eski emperyal güçler, bu yeni koþullarý göz ardý edemediler. Dünyada artýk kimse emperyal iþgal ve yönetim biçiminin "kendi baþýna geliþmesi mümkün olmayan halklarýn tek þansý" olduðunu alenen savunamýyordu. Fakat bu durum, eski güçlerin aniden stratejilerini ve emperyal çýkarlarýný terk ettikleri anlamýna gelmemektedir. Ortadoðu'da, geleceðin politikalarýný biçimlendiren, önce ABD ile Ýngiliz-Fransýz hedefleri arasýndaki çatýþma, ardýndan soðuk savaþ ile birlikte ABD-SSCB rekabeti olacaktýr. Halklara özgürlük talep eden Amerika'nýn kastettiði özgürleþmenin, daha çok, bölgede faaliyet gösterecek petrol þirketlerinin dilediði gibi iþ yapma özgürlüðü olduðu, bir müddet sonra ortaya çýkacaktýr. Bu dönemin temel sorunsallarý petrol imtiyazlarý ve petrol sahalarýnýn denetimini saðlayacak sýnýrlar, baðýmlý-bekçi yönetimlerin tesis edilmesiydi. Ýngiltere'nin, petrol arama iznini sadece Ýngiliz vatandaþlarýna tanýyan 'yurttaþlýk yasasý' aracýlýðýyla, petrol sahalarý üstünde tekel kurma giriþimleri, önce ABD þirketleri ile baðlantýlý paravan Ýngiliz þirketleri aracýlýðý ile delindi. Ardýndan 1930'da, ABD'nin baskýlarýyla, yasa iptal edildi ve petrol meselesi tamamen "özgürleþti". Önce Ýngiliz vatandaþlarý aracýlýðýyla fiyat yükselterek imtiyaz toplayan ABD petrol þirketleri, 1927'den itibaren bizzat bölgeye girer. Daha sonra ARAMCO (Arabian American Oil Company) adýný alacak ve bölgedeki yeni emperyal vizyonun simgesine -en önemli aygýtýna- dönüþecek olan þirket, 1933'te Suudi

VIII. Ortadoðu'da Yeni Bir Aktör: ABD Yaþlý kýta Avrupa, sanayi devrimi sonrasý, sömürgecilik rekabeti dolayýsýyla içine girdiði çatýþmalarda yýpranýrken, ABD bütün bu çatýþmalardan uzakta, kendi kuruluþunu gerçekleþtiriyordu. Üzerine oturduðu geniþ ve her yönden verimli topraklarda, kimse tarafýndan rahatsýz edilmeden, büyük bir güç haline geldi. XIX. 40


Kurtuluþ

kontrolünü saðlamak olan, çok tutarlý bir Ortadoðu dýþ politikasý olduðunu söyleyebiliriz. ABD Dýþiþleri Bakanlýðý, 1945 tarihinde, bu rezervlerin "muhteþem bir stratejik güç kaynaðý ve dünya tarihindeki en büyük maddi ödüllerden biri" olduðunu kaydetmiþti. Ýran'da, CIA destekli 1953 darbesinin ardýndan, Amerikan petrol þirketleri, Ýran petrollerinin %40'ýný kontrol ediyordu. '50'lerin ortasýna gelindiðinde, bölgedeki Amerikan hâkimiyeti ve Suudi Arabistan üzerindeki tam hâkimiyet tamamlanmýþtý.

Arabistan'ý üs olarak kullanarak bölgede petrol aramaya baþlayacaktýr.7 II. Paylaþým Savaþýnda, ülkesine ABD üssü kurulan Suudi rejimi, 1950'lerin ikinci yarýsýndan itibaren, Nasýr'ýn anti-emperyalist Arap enternasyonalizmine karþý, Arap dünyasýnda, emperyalizme baðýmlý rejimlerin yeniden üretilmesinin, maddi-manevi önderi oldu. Komünizme ve laik milliyetçiliðe karþý önemli bir kale iþlevi gördü. Buradan hareketle ABD'nin, XX. yüzyýlýn ortalarýndan bu yana, temel kaygýsý Ortadoðu enerji rezervlerinin sýký

* * *

*Sayfa sayýsýnýn sýnýrlý olmasý nedeniyle tarihsel sürecin XX. yüzyýl ortalarýndan sonraki kýsmý kapsam dýþýnda býrakýlmýþtýr. Zaten dosyadaki güncel sorunlara iliþkin yazýlarda bu dönemden sonraki geliþmeler de yer alacaktýr. 1-Bernard Lewis, "Orta Þarkýn Tarihi Hüviyeti", Ankara Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Dergisi, XII, 1964, s.75. 2-Roderic H. Davison, "Where Is The Middle East?", Foreign Affairs, Vol. 38, New York 1959-1960, s.668. Akt. Doç. Dr. Davut Dursun, Ortadoðu Neresi? 3-A.g.y. 4-Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sýnýrlar, Ýletiþim Ýstanbul:1994 *Týpký ABD'nin Irak'ý iþgalinin ardýnda yatan saiklerden birinin rakiplerinin Irak'tan kendi denetimi dýþýnda petrol almalarýný engellemek olmasý gibi. *Deli diyen de var Büyük diyen de. Bakýþ açýsýna göre deðiþiyor. *Genel Borçlar Ýdaresi. Yabancý banka temsilcilerinin yönettiði bu kurum devletin bütün gelirlerini topladýktan sonra paranýn yarýsýný alacaklýlara paylaþtýrýr, kalanýný devlet harcamalarý için kullanýrdý. Osmanlýlarda 1881 Muharrem Kararnamesi adýyla anýlan bir kararla ayný idare kurulmuþtur. 5-Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sýnýrlar, Ýletiþim Ýstanbul:1994, sf: 123 *Bu durum Kemalistlerin 'Araplar bizi arkamýzdan vurdu' iddialarýnýn ne kadar yanlýþ olduðunun da kanýtýdýr. *"Dimyat'a pirince giderken eldeki bulgurdan olmak" deyimi belki de bu sýralarda türemiþtir. Malum Dimyat Mýsýr'da bir liman kentidir. *Tuhaf, çünkü M.Kemal'in önderlik ettiði TBMM'ne baðlý düzenli ordular Ýngiltere, Fransa ve Ýtalya gibi emperyalist devletlere karþý hiç savaþmadýlar. Savaþ, doðuda düzensiz Ermeni güçlerine ve batýda Ýngiltere'nin sonradan desteklemekten vazgeçtiði Yunanistan'a karþý verildi. Adana-Antep bölgesinde Fransýzlara karþý savaþanlar ise düzenli ordu deðil, yöre halkýdýr. Onlar da esasen Fransýz iþgaline deðil, iþgal kuvveti olarak, Osmanlýlarýn Suriye'ye sürdüðü Ermenilerin kullanýlmasýna karþýdýrlar. *Örneðin, Arjantin bir dönem en ciddi olasýlýk olarak tartýþýlmýþtýr. 6-Alan Taylor, Ýsrail'in Doðuþu - 1897-1947 Siyonist Diplomasinin Analizi, Pýnar Yayýnlarý:2001, sf:26 *Dönemin Ýngiltere Dýþiþleri Bakanýdýr. ** Kürdistan'ý paylaþan ülkelerin hepsinde en çok petrol üretilen yerler Kürtlerin yoðun olarak yaþadýðý bölgelerdir. *** Aralarýnda savaþ varken Ýran, Irak'taki Kürtleri, Irak, Ýran'daki Kürtleri destekliyordu. Türkiye kendi topraklarýndaki Kürtlerle savaþýrken, Irak'taki Kürt liderleri Ankara'da aðýrlýyordu. 7-Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sýnýrlar, Ýletiþim Ýstanbul:1994, sf: 228

41


ortadoðu

dosya

Kurtuluþ

Ortadoðu’da Kaotik Durum

1

M.Ulaþ Bayraktaroðlu 42

1 Eylül 2001'de, ABD'de ikiz kulelerin vurulmasýyla birlikte yeni bir politik dönemin baþlandýðýndan yaygýnca bahsedildi. Yeni çatýþma dönemini "medeniyetler çatýþmasý" teorileri ile izah etmeye çalýþanlar, emperyalizmin tarifini "imparatorluk" terimi ile yapmaya çalýþanlar oldu. Halbuki halklarýn birbirlerine kýrdýrýlmasý, farklý kültürel yapýlarýn tarihte sömürgeciler, günümüzde emperyalistler tarafýndan ezilenlerin aleyhine kullanýlmasý hiç de yeni deðildi. ABD soykýrýma uðrattýðý Kuzey Amerika yerlilerini bile birbirlerine karþý kýþkýrtmýþ ve savaþtýrmýþtýr. Ýspanyol sömürgecileri papazý, yöneticisi, askeri ile Latin Amerika'ya medeniyet mi götürmüþtür? En köklü kültürlerden birine sahip olan Hindistan'a Ýngiliz sömürgecileri eðitim almaya mý gitmiþlerdir? Hindistan ve Pakistan'ýn ayrýlmasý, kabaca bakýldýðýnda kültürler arasý çatýþma olarak nitelendirilebilir. Fakat bu tahlil, uluslararasý kapitalist iliþkilerden soyut ele alýndýðýnda tam doðru sonuçlara varamayýz. Hindular-Sihler ve müslümanlar arasýndaki çatýþmalarýn sonucu olarak deðiþik kültürlerden birçok insanýn ölmesi, medeniyetler çatýþmasýnýn sonucu deðildir; bilakis emperyalizm kasýtlý olarak kültürler arasý çatýþmalarý tekrar tekrar kýþkýrtmak-


Kurtuluþ

tadýr ve halklar arasý çatýþmalar sonucu ölen insanlar, kültürler arasý uçurumu arttýrmakta, kin ve nefret tohumlarý ekilmektedir. Ruanda'da ve eski adýyla Yugoslavya'da yaþanan iç savaþlar esnasýnda neden "medeniyetler çatýþmasý" tahlili yapýlmadý? Çünkü aslýnda "medeniyetler çatýþmasý", emperyalistlerin büyük Ortadoðu operasyonunun adýdýr. Ortadoðu, her açýdan, daha evvel destekledikleri bölgesel diktatörlüklere býrakýlamayacak kadar önemli bir bölgedir. Ve bugün uluslararasý emperyalist güçler tarafýndan yeniden paylaþýlmaktadýr. Modern Ortadoðu tarihi açýsýndan, Osmanlý'nýn çözülüþ dönemi, Birinci Emperyalist Bölüþüm Savaþý sonrasý, Ýkinci Emperyalist Bölüþüm Savaþý sonrasý ve Sovyetler Birliði'nin çöküþünden sonraki dönem olmak üzere dört karakteristik dönemden bahsedebiliriz. Osmanlý Ýmparatorluðu'nun çözülüþ döneminde Avrupa'dan yayýlan ulus devlet anlayýþý Ortadoðu'yu da etkisi altýna almýþtý. Osmanlý'nýn geleneksel eyalet yönetim þekli bu geliþen ulusalcý, baðýmsýzlýkçý hareketlerle beraber çözülmeye baþlamýþtý. Bu arada 20. yüzyýlýn baþýnda eski sömürgeci devletler yerlerini emperyalist devletlere býrakýyorlardý. Baþta 19. yüzyýlýn ortalarýnda güçlenen Rusya'ya karþý ve "imparatorluk yolu" olarak adlandýrdýðý Hindistan'a giden yolu kontrolü altýnda tutmak amacýyla, Osmanlý Ýmparatorluðu'nun toprak bütünlüðünü savunan Ýngiltere, 20. yüzyýlýn baþýnda bu politikasýndan tamamen vazgeçti ve Ortadoðu'daki baðýmsýzlýkçý hareketleri destekledi. Bu dönem Ortadoðu'nun diðer aktörleri Fransa ve Rusya'dýr. Kýsaca, 20. yüzyýlýn baþýyla beraber Osmanlý Ýmparatorluðu, Ortadoðu'da artýk tamamen edilgen bir durumdadýr. Bu geliþen tabloyla beraber Osmanlý artýk Almanya'ya yanaþacaktýr ve Birinci Emperyalist Bölüþüm Savaþý'na da onun yanýnda katýlacaktýr. Bütün bu emperyalist devletlerin Ortadoðu'ya olan ilgilerinin temel sebepleri bölgedeki petrol rezervleri, kanallar, ticaret yollarý ve jeo-stratejik olarak askeri üslenme alanlarýdýr. Bilindiði üzere, bugün dünyanýn mevcut petrol rezervlerinin yüzde seksen beþi Ortadoðu'da bulunmaktadýr. Avrupa'da tüketilen petrolün yüzde yetmiþbeþi, Japonya'da tüketilen petrolün yüzde doksaný bu bölgeden edinilmektedir. Bölgenin en zengin petrol rezervleri Irak, Ýran Kuveyt ve Suudi Arabistan'da bulunmak-

tadýr. 20. yüzyýlýn baþýnda patlamalý motorlarýn sanayide yaygýn bir þekilde kullanýlmasýyla beraber petrol, temel enerji kaynaðý haline gelmiþti. Enerji kaynaðý olmasýnýn yanýnda petro-kimya ürünleri birçok baþka sanayi ürününün imalatýnda hammadde olarak kullanýlacaktý. Bu mevcut rezervler üzerindeki hakimiyet ayný zamanda dünya çapýndaki sanayi üretimi üzerindeki hegemonyayý da saðlayacak bir unsurdur. Bölgedeki baþta Süveyþ Kanalý olmak üzere su geçitleri (Boðazlar, Kýzýldeniz, Hürmüz Boðazý, Basra Körfezi), Avrupa'daki emperyalist devletlerin çok daha uzun bir yol olan Akdeniz'i ve Afrika kýtasýný Atlas Okyanusundan dolaþýp Uzakdoðu'ya ulaþmalarýna alternatif olan çok daha kýsa bir yoldu. Yolun kýsalmasý hem genel maliyet hem de savunma giderleri açýsýndan çok ciddi tasarruf saðlamaktaydý. Uzakdoðu ve Afrika'ya giden, Akdeniz'i tutan bu bölgede, askeri üslenme ve en genel anlamda siyasi nüfuz çok önemliydi. Bölge kapitalizmin yayýldýðý her alan gibi emperyalistler açýsýndan doðal olarak gelecekte potansiyel pazar olma açýsýndan da önem taþýmaktaydý. Ýronik olarak belirtmek gerekirse, emperyalistlerin en "kârlý" silah pazarý olduðundan bahsetmek hiç de abartý olmayacaktýr. Birinci Emperyalist Bölüþüm Savaþýndan sonra özellikle galip devletler (baþta Ýngiltere ve Fransa) lehine dünyada ve Ortadoðu'da dengeler deðiþmiþti. Savaþtan sonra Osmanlý Ýmparatorluðu'nun yýkýntýlarýndan kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin Lozan Barýþ Anlaþmasý ile birlikte savunduðu "Misak-ý Milli" sýnýrlarýna kadar gelmiþ olan Musul Sorununu, Ýngiltere taraf olarak T.C. ile karþýlýklý tartýþýyordu. Musul'un nüfus yoðunluðunu Kürtler oluþturmaktaydý. O zamanki Türk hükümeti, Musul'da Kürtlerin Türkiye'ye katýlmayý isteyip istemediklerine dair bir referandum yapýlmasýný istemekteydi. Sonuç olarak, Ýngiltere bunu kabul etmedi ve referandumun yapýlmasýný engelledi. Lozan Barýþ anlaþmasý sonucu olarak Musul Irak'a verilmek suretiyle Ýngiltere hakimiyetinde kaldý, T.C.'nin Musul topraklarý üzerinde hiçbir hakký kalmadý. Zaten Hükümet daha çok topraklar üzerinden deðil, petrol üzerinden pazarlýk yürütüyordu. Bölünmüþ bir Kürdistan'ýn sömürge olarak kontrolü çok daha kolay olacaktý. T.C., Musul petrollerinden 25 yýl süreyle yüzde on pay alma hakký edinebildi, ancak onu da kullanamadý. 43


Kurtuluþ

Kürt isyanlarýnýn bir devamý olarak geliþen Þeyh Said ayaklanmasý Lozan'ýn sonuçlarý ile beraber dýþlanan ve bölünmeye devam edilen Kürt halkýnýn isyaný olarak gerçekleþti. Resmi devlet politikasýna uygun olarak dini içerikli, saltanatý-hilafeti isteyen bir ayaklanma olduðu propagandasý Þeyh Said asýldýðýndan bugüne kadar devlet tarafýndan yapýlmaya çalýþýldý. Bu propagandaya bir de kliþeleþmiþ resmi bir þiar olan "dýþ mihraklar" hikayesini eklemek gereklidir. Emperyalistler doðal olarak deðiþen güç dengeleri içinde yatýrýmlarýný tek bir odaða yapmazlar, çýkarlarý bölgesel hakimiyet saðlayabilen güçlerin kontrolünü ellerinde tutmalarýna baðlýdýr. Daha evvel Kürt ayaklanmasýný destekleyen Ýngiltere, daha sonra Þeyh Said isyaný sýrasýnda, Barzani ayaklanmaya destek vermesin diye Irak sýnýrýný tutmuþtur. Keza tarihte böyle de olmuþtur. Þeyh Said ayaklanmasý sýrasýnda Fransa da Suriye sýnýrýný tutmuþ ve T.C. birliklerine demiryollarýný kullandýrmýþlardýr. Demek ki, T.C. hükümeti "kendi halkýna karþý" dýþ mihraklardan destek almýþtýr. Ülkedeki tek muhalefet Þeyh Said isyaný deðildi. Bu durum bahane edilerek "tahrir-i Sükun kanunu" uygulamaya geçirilmiþti. Böylece ülke içindeki muhalefetin tümü susturulmuþtur. Kendisine Kürt isyaný yerine, dini bir isyan yaptýðýný ifadesinde belirtirse asýlmayacaðý sözü verildiði halde asýlmasýnýn sebebi neydi? Bu baðlamda kim Ýngiltere'nin Musul ile ilgili amacýna ulaþmasýna hizmet etmiþ ve bu konuda Ýngiltere'nin iþini kolaylaþtýrmýþtý? 1925 yýlýnda Þeyh Sait isyanýnýn bastýrýlma þekli ve Þeyh Sait'in idamý Bölgede halklarýn kardeþleþmesine deðil, tam tersine düþmanlaþmasýna yol açmýþtýr. Ve bugün de, halen Türk ve Kürt halklarýnýn iliþkisin de bu genel politikanýn süregiden kirli savaþla sonuçlarýný yaþamaktayýz. T.C.'nin kuruluþunda totaliter, zorlama bir bütünlüðü savunan ideolojik çerçevenin hatlarý çok kalýn çizgilerle çekilmiþti. Yapay bir Türk milliyetçiliði cumhuriyetin diðer kurucu halklarýný yok sayarak kendini çeþitli baský ve þiddet yöntemleriyle kabul ettirmiþti. Çok büyük bir çoðunluðunu hem Alevi hem de Sünni topluluklarýn oluþturduðu coðrafyaya dini otorite olarak Sünni menþeli Diyanet Ýþleri Baþkanlýðýnýn yetkili kýlýnmasý ise ayný totaliter rejimi oluþturan politikanýn temel unsurlarýndan biridir. Bugün üzerinde "ilkelerimizden taviz veriliyor" diyerek yükselttikleri 'Kýbrýs elden gidiyor' politikasý tamamiyle sahtedir; çünkü

Lozan antlaþmasýnýn 20 ve 21. maddelerinde Ýngiltere'nin Birinci emperyalist bölüþüm savaþý baþýnda ilhak ettiði Kýbrýs'ýn, resmen Ýngiltere Ýlhaký olduðunu kabul ettiler. T.C.'nin Kýbrýs politikasý da adada yaþayan iki halkýn düþmanlýðý üzerinden hegemonya saðlayan Yunanistan ve T.C. olmak üzere ve adada üslenen Ýngiltere ve ABD gibi emperyalist devletler olmak üzere ayný totaliter sömürgeci anlayýþýn ürünüdür. Balfour Deklarasyonu ile Ýngiltere, 1917'de Yahudilerin Filistin'de bir devlet kurmasý gerektiðini savunuyordu. O dönemde Yahudiler dünya çapýnda daðýnýk topluluklar halinde yaþamaktaydýlar. Filistin'de varlýklarý küçük bir azýnlýk halindeydi. Deklarasyondan sonra adým adým Filistin topraklarýna göç etmiþler, esas olarak bu göçün ciddi yoðunluðu Ýkinci Emperyalist Bölüþüm Savaþý sýrasýnda ve sonrasýnda gerçekleþmiþtir. Genelde 1948'de Ýsrail devleti kurulana kadar bu yerleþim ve yayýlým Araplardan toprak satýn almak suretiyle gerçekleþmiþtir. Devlet kurulduðunda Ýsrail kaynaklarýna göre Ýsrail'li nüfus altý yüzbin kadardý. Birinci ve Ýkinci Paylaþým Savaþlarý arasýnda Ýngiltere'nin Ortadoðu politikasý, rakibi Fransa'nýn gücünü zayýflatmak ve Arap topluluklarý arasýna karþýt bir unsur olarak kolonici bir anlayýþla Ýsrail devletini yerleþtirmekti. Böylece kendisinin de Akdeniz'e açýlan Ortadoðu'da bir üssü olacaktý. Ýngiltere'nin Kýbrýsý Ýlhaký ile Balfour deklarasyonu'nun ayný döneme gelmesi bir tesadüf deðildir. Kýbrýs Ortadoðu'nun Akdeniz'deki kapýsýdýr. Genel olarak Ýngiltere ve Fransa, Ortadoðu'da mandacý bir anlayýþý savunurken, Ekim Devrimi'nden sonraki iç savaþ sonrasý toparlanan ve güçlenen SSCB, bölgede anti-emperyalist ve baðýmsýzlýkçý hareketleri destekliyordu. Bu destek politikasýnýn Ýkinci Paylaþým Savaþý öncesinde gücü ve etkisi zayýftýr. Esas olarak bu dönem, soðuk savaþ dönemine Sovyetler açýsýndan temel karakteristik özelliðini veren politikanýn baþlangýcýdýr. Bu baðlamda, SSCB 1917 Ekim devrimi sonrasý Ýran'ýn toprak bütünlüðünü savunuyor, Ýngiltere karþýsýnda Afganistan'ýn baðýmsýzlýðýný destekliyor, Türkiye'de ki ulusal kurtuluþ savaþýný destekliyordu. Bu arada iki dünya savaþý arasý Türkiye yüzünü Batýya çevirmiþ ve birçok alanda devlet eliyle modernizasyonunu gerçekleþtirmeye çalýþýyordu. Siyasi alanda gerek batý ile, gerekse Sovyetler ile mesafeli bir iliþki sürdürüyordu. Ulusal kurtuluþ savaþýnda kendisine tam destek 44


Kurtuluþ

veren Sovyetler Birliði ile iliþkiler, Türkiye Komünist Partisi'nin yasaklanmasý ve yöneticilerinin katledilmesiyle birlikte, bozulmaya baþladý. Ýçeride oligarþik bir yönetim yaratan totaliter bir devlet yapýlanmasýyla ekonomik ve sosyal tedbirleri uygulamaktaydý. Bu oligarþik yapýlanmanýn temel unsurlarýný büyük toprak sahipleri, ticaret burjuvazisi ve askeri bürokrasi oluþturmaktaydý. Bu, TC adýyla Ortadoðu'nun geçiþ bölgesinde yapýlanan oligarþik diktatörlük, doðal geliþim seyri içerisinde Sovyetlere karþý tampon bölge, emperyalizmin bölgede üssü ve daha sonra kaçýnýlmaz olarak stratejik kader ortaðý olma yolunda konumlanýyordu. Bugüne gelindiðinde oligarþinin bileþimini sanayiye, finans sektörüne ve tümüyle iç pazara hakim olan emperyalizmle iþbirliði içerisindeki tekelci burjuvazi oluþturmaktadýr. Emperyalistlerle kurduðu iliþki bakýmýndan TC'nin devlet biçimi önemlidir. Ýki paylaþým savaþý arasýnda nispeten tarafsýz görünmesinin temel nedeni Almanya, Ýngiltere ve Fransa daha sonra ABD arasýndaki henüz sonuçlarý kestirilemeyen denge ve iç politikadaki düzenlemeler ihtiyacýndan kaynaklanmaktadýr. Uzunca bir zaman Almanya yanlýsý kaldýktan sonra, Almanya yenildikten hemen sonra ona savaþ ilan etmesi ve ABD'nin savaþ sonrasý Marshall Planý'na dahil olmasý ve ABD'den 100 milyon dolar yardým almasý ve son olarak NATO'ya katýlmasý, Türkiye oligarþisinin karakteristik özelliklerini sergilemektedir. Bugün de ABD ve Ýsrail ile beraber ayný politikanýn devamý olarak Ortadoðu'da askeri stratejik ittifak halindedir. Bilinmektedir ki, "Büyük Ýsrail Devleti" anlayýþýna göre "verimli hilal" denen bölgenin içerisine Türkiye'nin topraklarýnýn bir kýsmý da girmektedir. Bölücü olduðunu iddia ederek onbinlerce kiþinin ölmesine yol açan bir kirli savaþý sürdüren TC oligarþisinin kendi çizdiði "Misak'ý Milli" sýnýrlarý içerisinde devlet kurmayý hedefleyen Ýsrail anlayýþý ile stratejik, askeri ittifak kurmasý nasýl bir çeliþkidir? Bunun cevabý memleketimiz genelindeki NATO ve ABD üslerinin yaklaþýk sayýsý incelendiðinde ortaya çýkacaktýr. Görülüyor ki, Menderes zamanýndan beri egemenler arasýndaki çatýþmanýn temel konusu, emperyalist güçlerle iþbirlikçi temelde ülke kaynaklarýnýn paylaþýlmasý sorunudur. Ýkinci emperyalist bölüþüm savaþýnýn sonuçlanmasý ile beraber dünyada ve Ortadoðu'da SSCB ve ABD olmak üzere iki

yeni güçlü odak konumlanmýþtýr. Avrupalý emperyalist güçler önemli bir etki alanýný SSCB ve ABD'ye býrakmýþlardýr. Ýki kutuplu yapý dünyada olduðu gibi Ortadoðu'da da hâkim olmaktadýr. 1948'de Ýsrail kurulduktan sonra Mýsýr, Ürdün, Suriye ve Irak Ýsrail'e savaþ açtý. Fakat genel olarak birbirleriyle olan rekabetçi anlayýþtan ve ikinci bölüþüm savaþýnda soykýrýma uðrayan Yahudilerin dünya çapýnda bir yurt edinme ideali meþru görüldüðünden, Araplar yenildiler. Ýsrail'i kurulduktan sonra ilk tanýyan ABD, ikinci tanýyan SSCB, üçüncü tanýyan ise Çin'dir. Bu savaþ sonucunda Ýsrail, Filistin topraklarýnýn yüzde seksenine yakýn kýsmýný iþgal etmiþ oldu. Ýsrail Kudüs'ü 1950'de baþkent ilan etti. Aslýnda bu hareket bölgede halen süren Arap-Ýsrail savaþýný en çok körükleyen eylemdir. Bu durum emperyalistlerin iþine geldi ve ayný yýl ABD, Ýngiltere ve Fransa "Üçlü Bildiri" ilan ederek "Ortadoðu'da güven ve istikrar uðruna çalýþan Batýlý bir ülke" olarak kabul ediyorlardý Ýsrail'i. Bu Ýsrail'in Ortadoðu'da emperyalizmin jandarmasý olduðunun tescili anlamýna geliyordu. Halklar arasýnda savaþ ve istikrarsýzlýk emperyalistlerin istediði istikrardý. Bütün bunlarýn yanýnda SSCB'nin etkinlik alanýný geniþletmesine engel olmak için NATO kuruluyor. Bu politikaya müteakip TC, Yugoslavya ve Yunanistan'dan oluþan Balkan paktý ile Irak-Ýran-Pakistan-TC-Ýngiltere'den oluþan Baðdat paktý oluþturuldu. Bu giriþim Ortadoðu'yu politik olarak yeniden böldü. Sovyetler'in desteklediði Mýsýr-Suriye-Yemen bu pakta karþý çýktýlar. Ürdün-Suudi ArabistanLübnan bu durum karþýsýnda tarafsýz kaldýlar. Görüldüðü gibi Araplar arasýnda birleþik bir eðilimden söz etmek mümkün deðil. Aþiretçilik, mezhepçilik ve milliyetçilik, Arap dünyasýnda egemen durumdaydý. Ortadoðu'da hakimiyet yarýþý bölge halklarýnýn birliði önünde en büyük engeldir. Homojen bir Arap dünyasýndan bahsetmek mümkün deðildir. Deðiþik aþiretler ve mezhepler sýnýfsal olarak her türlü sömürü iliþkisini desteklediði gibi emperyalizme daha kolay sömürebileceði zayýf, parçalanmýþ bir Ortadoðu kitlesi sunar. Araplarda birlik arayýþý daha çok Baas partisinin ideolojik açýlýmýnda cisimlendirilmeye çalýþýlmýþtýr. Baas örgütlenmesi sosyalizmi daha çok bir araç olarak görür. Marksizmle herhangi bir alakasý yoktur. Bu baðlamda Araplarýn yaþadýðý bölgelerdeki ekonomik zenginliðin Araplara eþit bir þekilde daðýtýlmasýný savunur. 45


Kurtuluþ

Felsefi olarak geleneksel Arap kültürünü; Ýslamý savunur. Bu sosyalizmle alakasý olmayan bir sosyalizm savunmak gibidir. Aslýnda uygulamalarý ve geliþimi itibariyle sosyalizm belki dünyanýn birçok yerinde mevzi kaybetmiþ ama Ortadoðu'nun Arap yarýmadasýnda ciddi anlamda bir etkiye sahip olmuþtur. Sosyalizm daha çok bu bölgede yaþanýlan deðil, kullanýlan bir olgudur. Baas Suriye'de ve Irak'ta çok güçlü bir þekilde örgütlüdür. Suriye'de temel tüketim maddeleri ucuzdur ve geçimi nispeten kolaylaþtýran bazý sosyal devlet uygulamalarý vardýr. Fakat oldukça totaliter, ayrýcalýklý bir azýnlýðýn iktidarý da söz konusudur. Yine Irak'ta devlet baþkanlýðý yapan, birkaç gün önce iþgal güçleriyle iþbirliði yapan kukla Irak hükümeti tarafýndan asýlan Saddam, Baas partisi tarafýndan baþkanlýða atanmýþtý. Irak'ta Sünni kültürü örtüsünde burjuva diktatörlüðü, Ýran'da Þii kültürü örtüsünde teokratik bir burjuva diktatörlüðü, ezilen Irak ve Ýran halklarýnýn birbirine düþürülmesi için uygun ortamý saðlýyordu. Kültürel yapý farklarý halklarý kendi içerisinde bütünleþtiren sosyal yaþantýlarýný sürdürmelerini saðlayan özellikler bütününü kapsadýðý gibi farklý toplumlarýn birbirlerine karþý örgütlenmesini de saðlayan temel etkenlerdir. Farklýlaþmanýn ve çatýþmanýn temel nedeni kýt kaynaklarýn kullanýmýdýr. Bu baðlamda, kaynaklarýn adil paylaþýmý, sorunu çözecektir. Son tahlilde adalet, güçlünün saðladýðý kurallar bütünü olduðuna göre gerçek gücü, üretimin gücünü elinde tutan dünya iþçi sýnýfý ve emekçi halklarýn adil paylaþýmý saðlayamamalarýnýn temel nedenlerinden birisi de dinci ve milliyetçi ideolojilerle birbirlerine suni olarak düþman edilmeleridir. Ýran'da 1979 devrimi her ne kadar mollalarýn teokratik diktatörlüðü ile sonuçlansa da aslýnda anti-emperyalist ve Þah karþýtý bir hareket olarak sosyalistlerden, ulusalcýlardan, liberallerden ve Ýslamcýlardan oluþan bir cepheyle baþarýya ulaþmýþtýr. Þah devrildikten hemen sonra baþta sosyalist örgütler Tudeh ve Halkýn Fedaileri olmak üzere devrimin bütün müttefikleri, mollalar tarafýndan yok edilmiþlerdir. Ýran'da kendi ekseninde hareket eden Þah rejimini kaybeden ABD, Irak - Ýran savaþýný "destekledi". Aslýnda teþvik etti. Ufak bir sýnýr sorunu bir milyon insanýn öleceði yýllarca süren bir savaþa sebep oldu. Türkiye'de ise ABD, 12 Eylül askeri diktatörlüðünü açýktan destekledi. Dönemsel olarak

otoriter burjuva diktatörlüklerini destekleyen ABD'nin o dönemki stratejisi, Sovyetlere karþý istikrarlý bir tampon bölge oluþturmaya dayanýyordu. 1970'li yýllarda Saddam Irak'taki petrolleri ulusallaþtýrdýðýnda aslýnda ABD'nin buna karþý savaþacak durumu yoktu. SSCB'nin gücüyle beraber iki kutuplu dünya ve denge vardý. Bugün bayramým birinci günü Saddam'ý asarken, çýkartmak istediði ve hatta büyük oranda çýkarttýðý Ortadoðu'daki kaos ortamýnda en büyük güç kendisi olduðunda avantaj da ondadýr. Ýkinci bölüþüm savaþý sonrasý yýllarca SSCB karþýsýnda emperyalizmin jandarmalýðýný yaparak bilenmiþ ve büyük bir savaþ aygýtý haline dönüþmüþtür. Bugün kontrol edebileceði güçler ve birbirini yýpratan bölgesel güçler arasýnda durumu yöneten bir pozisyona çekilme taktiðini uygulamaya koymuþtur. Þii - Sünni çatýþmasý, El-Fetih - Hamas çatýþmasý, Kürt Türk çatýþmasý., Kürt - Arap çatýþmasý ve ABD baþarýlý olursa muhtemel bir Türk - Arap çatýþmasý bu politikanýn ürünüdür, ya da olacaktýr. 1999 sürecinde neden birdenbire TC, Suriye'yi PKK'yi desteklediðinden ve Abdullah Öcalan'ý barýndýrdýðýndan dolayý savaþla tehdit etti? Neden bu hamleyi TC çatýþmalarýn çok daha yoðun olduðu 1990'larýn ilk yarýsýnda yapmadý? Çünkü Suriye Ýsrail'in iþgal etmiþ olduðu Golan Tepelerini geri almak konusunda o dönem Ýran'la anlaþmýþtý. Yani; Ortadoðu'nun Arap yarýmadasýnda ABD'nin hegemonya savaþýnda, kendisinin kontrolü dýþýnda bir geliþmeyle yüz yüze kalmasý anlamýný taþýyordu. ABD, Irak iþgalini planlarken kendi üslerinden biri olan Ýsrail, Ortadoðu'daki bölgesel güçler tarafýndan kuþatýlmýþ olacaktý. TC vasýtasýyla Suriye'yi "yola getirmiþ" oldu. Ortadoðu'da ilk ulus devletlerden biri olarak kurulan Mýsýr'da geliþen Nasýrcýlýk ordu içerisinde gizli ve baðýmsýzlýkçý subaylar tarafýndan Hür Subaylar Örgütü adýyla cisimleþti. Gerek Müslüman Kardeþler ile gerekse Mýsýr'daki Komünist Partisi ile ittifaklar kurdu. Ortadoðu'da Arap halklarýnýn birliðini savundu. Afrika'da baðýmsýz halklarýn anti-emperyalist birliðini savundu. 1952'de Hür Subaylar askeri bir darbe ile Mýsýr kralýný tahttan indirdi ve iktidara geldi. Darbeden hemen sonra Mýsýr'daki iþçi sýnýfý darbeye karþý grev yaptý. Grev þiddetle bastýrýldý. Nasýr "toplumda sýnýfsal ve tekil çýkarlardan arýnmýþ olan ve yalnýzca ulusun kurtuluþunu düþünen tek güç ordu" diyordu. O da temel olarak Ortadoðu üzerine Mýsýr'ýn 46


Kurtuluþ

hamiliðini savunuyordu. Bu baðlamda Nasýr'ýn bir tür Mýsýr milliyetçisi olduðundan bahsedebiliriz. Sýnýflar üstü baðýmsýzlýkçý bir ordu yönetiminden bahsederken yeniden ezilenlerin üzerindeki baskýyý ve sömürüyü kurumsallaþtýran bir burjuva diktatörlüðünün biçimini anlatýyordu. Nasýr, 1955'te Asya ve Afrika ülkelerinin bir araya geldiði Bandung Konferansýnda emperyalist ve SSCB odaklý askeri bloklara karþý "Üçüncü Dünya Ülkelerinin" baðýmsýzlýðýný sloganlaþtýrmaya çalýþtý. 1956'da Süveyþ Kanalýný millileþtirdi ve böylece bir Ýsrail-Arap savaþý daha baþlamýþ oldu. Bu savaþ sonucu Süveyþ Kanalý Mýsýr denetiminde kaldý. Mýsýr ve Suriye, 1958'de Birleþik Arap Cumhuriyeti'ni kurdular. Mýsýr Komünist Partisinin örgütlenmesini engellediði için 1959'da SSCB Mýsýr'a askeri yardýmý kesti. Bu tarihten itibaren Mýsýr ABD'den askeri yardým almaya baþladý. Mýsýr'ýn bugünkü pozisyonunun ipuçlarý dünkü Nasýr döneminden alýnan mirasýn temeli üzerinden biçimlenmektedir. Nasýr'la kurulan burjuva diktatörlüðü bugüne gelindiðinde en geliþmiþ kapitalist güçlerle, emperyalistlerle iþbirliði içerisindedir. Bir bütün olarak kamulaþtýrmalar ve ulusallaþtýrmalar Mýsýr burjuvazisinin ve emperyalizmin doðal olarak hizmetine girmiþtir. Kuzeydoðuya doðru Ortadoðu'nun üst sýnýrýný oluþturan Afganistan 1747'de ilk defa kabile devletlerinin birleþmesiyle oluþan bir devletti. Ýkinci Emperyalist Bölüþüm Savaþý öncesi Ýngiltere'nin hegemonya saðlamaya çalýþtýðý bir bölge iken, Sovyet desteði ile baðýmsýzlýðýný korumaya çalýþýyordu. 1979 yýlýnda SSCB Afganistan'ý iþgal etti. 1992 yýlýnda bu iþgal tamamen sona erdi. Sovyet iþgalinin sona ermesiyle birlikte, bütün direniþçi guruplar birbirine girdi. Ülkede bir iç savaþ baþladý. 1994 yýlýnda Taliban(Öðrenci) Hareketi bölgede ortaya çýktý ve güçlendi. Bu hareket de Peþtun'larýn yoðunluklu yaþadýðý bölgeden çýkmýþtýr. 11 Eylül 2001 sonrasý El Kaide lideri Usame bin Ladin'i Taliban'ýn sakladýðý iddiasýyla ABD Afganistan'ý iþgal etmiþtir. Görüldüðü gibi, Afganistan gerçeðinde toplumsal örgütlenme kabilelere dayanmaktadýr. Ýslam bir üst ideoloji olmakla beraber bütünleþtirici bir özelliði yoktur ve asýl amaç ülkede herhangi bir kabilenin egemenliðidir. 1964 yýlýnda FKÖ, Filistin kökenli Ahmet Þukeyri tarafýndan Nasýr'ýn desteðiyle kurulmuþtu. 1965'te Arafat ve arkadaþlarý, El Fetih

örgütü içinde Filistin'de silahlý mücadeleye baþladýlar. Kurduklarý ilk müfrezenin içerisinde Arafat da vardý. Burada, El Fetih'in, Filistin Halk Kurtuluþ Örgütünün ve El Saika'nýn, FKÖ'ye sonradan katýlarak birleþik Filistin direniþinin önünü açmalarý Filistin halkýnýn temsilcisi olarak FKÖ'ye gerçek niteliðini kazandýrmýþ olmalarý önemle belirtilmelidir. Daha sonra El Fetih, Filistin Halk Kurtuluþ Cephesi, El Saika yanýnda Filistin Demokratik Halk Cephesi, Irak tarafýndan desteklenen Arap Kurtuluþ Cephesi, Filistin Komünist Partisi, Filistin Kurtuluþ Cephesi, Halk Mücadele Cephesi, Filistin Halk Kurtuluþ Cephesi-Genel Komutanlýk olmak üzere birçok örgütü FKÖ bünyesinde toplayabildi. Ortadoðu'dan ve dünyadan Filistin halkýnýn emperyalizme karþý özgürlük mücadelesine destek olmak için birçok devrimci Ýsrail'e karþý FKÖ saflarýnda savaþtý. 1980'lere gelindiðinde FKÖ aþaðý yukarý bütün dünya tarafýndan Filistin halkýnýn meþru temsilcisi olarak kabul edilmiþti. FKÖ yapýsýnda Filistin Ulusal Konseyi (Parlamento), Filistinli birlikler ve sendikalar, baðýmsýzlar (resmi olarak direniþ örgütlerine baðlý olmayanlar), Filistin dýþýndaki Filistin topluluklarý ve yukarýda saydýðýmýz Filistin direniþ örgütleri eþit bir þekilde temsil ediliyordu. Bu eþitlik guruplarýn Filistin halký içerisindeki örgütlenmeleriyle orantýlý olarak saðlanýyordu. Filistin Ulusal Sözleþmesi, FKÖ'nün ideolojik çerçevesini oluþturuyordu. Sözleþme çerçevesinde mücadelenin hedefleri net bir þekilde madde madde belirtilmiþti. FKÖ, Sözleþme ile tüm Arap halklarýnýn desteðini arkasýna aldýðýný belirtir ve Arap birliðinin kopmaz bir parçasý olduðunu teyid eder. Baðýmsýzlýk mücadelesinde her türlü "müdahale, vekillik ve yönetimi" reddeder. Ve kendini tüm insanlýðýn özgürlük mücadelesinin bir parçasý olarak görür. Sözleþmenin bütününe bakýldýðýnda baðýmsýz ve özgün bir hatta sahip olduðu görülür. Anti-emperyalist, ulusal kurtuluþ mücadelesi Sözleþme'nin temel þiarýdýr. Filistin'de Ýsrail ve emperyalizmin tüm zulmüne karþý iþgal altýnda bir halkýn, Filistin halkýnýn geleceði FKÖ'nün vermiþ olduðu mücadeleyle garanti altýna alýnmýþtýr. Uzunca bir süre hiç durmaksýzýn savaþan Filistin halký henüz daha moderniteyi bile tamamiyle yaþayamadan daha ileri bir toplumun çekirdek örgütlenmelerini direniþin içinde oluþturmuþtur. Sapanlarý, taþlarý silah yapan yaþý küçük Filistinliler emperyalizmin tanklarýný, uçaklarýný, bom47


Kurtuluþ

balarýný haklý ideolojilerinden kaynaklanan güç ile yenilgiye uðratmýþlardýr. Arafat'ýn ölümünden sonra seçimleri Hamas kazanmýþtýr. Bu sonucu bölge politikalarý açýsýndan kabullenemeyen baþta ABD olmak üzere emperyalist güçler ve Ýsrail, Filistin halkýný ve direniþini bir iç çatýþmaya sürüklemiþlerdir. Bugün El Fetih ve Hamas çatýþma durumundadýrlar. Aslýnda tam da Ýsrail'in istediði olmuþtur. Ýsrail bir guruba karþý diðer gurubu muhatap almýþ, iki gurubu birbirlerine karþý kýþkýrtmýþtýr. Böylece kendisine karþý savaþan güçleri zayýflatmayý baþarmýþtýr. Ortadoðu'da bölgesel güç olma, Ortadoðu'ya hakim olma hevesi tüm Ortadoðu'daki antiemperyalist hareketlerin aleyhinedir. Bu yaklaþým sürekli olarak Ortadoðu'daki antiemperyalist hareketi bölmüþ ve Ortadoðu ezilen halklarýný iç savaþlara sürüklemiþtir. Mezhepçi ve aþiretçi kültürel kimlikleri ile örgütlenmeler hýzlý ve konjonktürel güçlenmelere yol açtýysa da, yine ayný hýzla farklýlarla çatýþmalara dönüþüp sonuçta hep çok daha büyük güç kaybýna yol açmýþtýr. Ayný zamanda bu yaklaþýmlar emperyalizmle iþbirliðini milliyetçi, mezhepçi, aþiretçi, hegemonyacý hedeflerle meþrulaþtýrmaya çalýþmýþtýr. Buna karþý baþta Türk, Kürt, Arap, Fars olmak üzere tüm Ortadoðu halklarýnýn kardeþliði tesis edilmelidir. Bunun için ortak bir anti emperyalist mücadele programý þarttýr. Program açýk net temel maddelerden oluþmalýdýr. Açýk iþgale karþý tüm halklar ortak

aktif mücadeleye giriþmelidir. Böyle bir durumda, günümüzde yaþadýðýmýz gibi susmak iþgalciyi onaylamak anlamýna gelecektir. Her antiemperyalist ve devrimci hareket kendi ülkesindeki egemenleri öncelikle emperyalistlerle kurduklarý tüm askeri iliþkileri laðvetmek konusunda zorlamalýdýr. Hedef bölgenin tüm emperyalist askeri güçlerden arýndýrýlmasýdýr. Emperyalistlere olan tüm borçlar iptal edilmeli ve bölgenin tüm ekonomik kaynaklarý tüm bölge halklarý arasýnda eþit ve adil bir þekilde paylaþýlmalýdýr. Ýlk aþamada, yýllarca sömürdükleri ekonomik kaynaklar, öldürdükleri-iþkence ettikleri Ortadoðu ezilenleri için emperyalistler tazminata mahkum edilmelidirler. Ortadoðu'da kirli savaþlarý yürüten bütün emperyalist haydutlar yargýlanmalýdýrlar. Hiçbir sebeple Ortadoðu halklarý, aralarýndaki sorunlarý þiddetle çözmemelidirler. Unutulmamalýdýr ki, gerçek düþman ne Arap, ne Kürt, ne Fars, ne Türk ne de Ýsrail halkýdýr. Gerçek düþman, tüm düþmanlýklarý ve savaþlarý yaratan emperyalizmdir. Emperyalizmi ona benzeyerek veya onun yöntemlerini kullanarak yenmek mümkün deðildir. Ona benzemek anlýk bir güç kazandýrabilir. Fakat bir þeyin müsveddesi asla aslýný yenemez. Ortadoðu halklarýnýn kurtuluþ stratejisi, kendilerini vuran emperyalizme öykünmek deðil, ancak ve ancak emperyalizme karþý, kendi öz güçlerine güvenerek baðýmsýz, ortak bir mücadele hattý geliþtirmek olabilir.

* * *

48


ortadoðu

dosya

Kurtuluþ

Ortadoðu, Kürtler ve Türkiye "Türklerin Güney Kürdistan kararlýlýðý bizim Irak'taki Kürt bölgelerine özerklik vereceðimiz inancýna dayanmaktadýr. Bu, Türk idaresine býrakýlan bölgelerdeki Kürtlerin tepkisine yol açacak ve bunlarý özerklik istemeye zorlayacaktýr" (4 Ekim 1923 tarih ve E 9846 No'lu Ýngiliz gizli belgesi) 1-Ortadoðu'nun Dünyadaki Yeri ve Önemi Orta Doðu, güney batý Asya'da, tarihi, dini, etnik ve kültürel yakýnlýðý olan ülkelerin oluþturduðu bir bölgedir. Baþka bir deyiþle Arap ülkeleriyle Arap olmayan üç ülkenin (Türkiye, Ýran ve Ýsrail) oluþturduðu alandýr. Yakýn Doðu olarak da adlandýrýlan Orta Doðu ülkeleri Suriye, Irak, Ürdün, Ýsrail, Lübnan, Ýran, Suudi Arabistan, Birleþik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt, Bahreyn ve Yemen'den oluþmaktadýr. Asya, Avrupa ve Afrika kýtalarýnýn kesiþtiði yer olan Ortadoðu, ekonomik, siyasal, toplumsal ve tarihsel yapýsýyla yerkürenin en önemli bölgesidir. En eski medeniyetler ve büyük imparatorluklar bu bölgede kurulmuþtur. Bölge etnik, kültürel ve dinsel yapýsýyla son derece karmaþýk bir toplumsal mozaik oluþturmaktadýr.

Þaban Ýba 49


Kurtuluþ

Bütün semavi dinler bu bölgede doðmuþ ve tarih boyunca dinler ve medeniyetler çatýþmasýnýn odak noktasý Ortadoðu olmuþtur. Petrol, doðalgaz ve madenler bakýmýndan dünyanýn en büyük rezervlerine sahip olan bölge 19.yüzyýldan beri büyük güçlerin çekiþme alanýdýr. Bu nedenle Ortadoðu sömürgecilik döneminde ve ardýndan gelen Emperyalist dönemde büyük güçlerin çatýþma ve paylaþým alaný haline gelmiþtir. Emperyalistlerin çizdiði sýnýrlar üzerinde kurulan cetvel devletler ile bölgenin egemen ulus ve devletlerin etnik, kültürel ve siyasal sorunlarý Ortadoðu'daki çatýþmalarýn kaynaðýný oluþturmuþtur. Bölgede egemen ulus ve devletler kuran uluslar Farslar, Türkler, Araplar ve Yahudilerdir. Yoðun baský, terör ve katliamlarla yüz yüze gelmiþ ve ulusal onuru kýrýlmýþ bölgenin üç ulusu ise, Ermeniler, Kürtler ve Filistinlilerdir. Birinci Paylaþým Savaþý'na kadar Ortadoðu'ya egemen olan son imparatorluk Osmanlý devletidir. Osmanlý'nýn bütün mirasýný devralan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise, bölgede Osmanlý'nýn etnik, kültürel ve dinsel ayak izlerini sürdürmeyi bir ulusal refleks haline getirmiþtir. 20.yüzyýlýn iki büyük Dünya Savaþý'nýn ve Soðuk Savaþ'ýn en önemli cephesi olan Ortadoðu, 20. yüzyýlýn 60'lý ve 70'li yýllarý boyunca dünyadaki ulusal ve sýnýfsal mücadelenin bellibaþlý merkezlerinden biri olmuþ, dört bölgeden üçü (Güneydoðu Asya, Güney Amerika, Afrika) eski önemlerini yitirmiþ, fakat Ortadoðu 21.yüzyýlda da eski önemini korumuþtur. Ulusal, sýnýfsal, etnik, dinsel ve kültürel dinamikleriyle karmaþýk bir fay hattý oluþturan Ortadoðu, yeni yüzyýlýn baþýndan itibaren giderek artan önemiyle ulusal ve sýnýfsal mücadelelerin odak noktasý haline gelmiþtir. Filistin Sorunu, Kürt Ulusal Mücadelesi, Arap Kurtuluþ hareketleri, Siyasal Ýslam, Siyonizm vb. bütün siyasal güçleri barýndýran Ortadoðu, ayný zamanda ulusal ve sýnýfsal dinamikleriyle devrim ve sosyalizm mücadelesi için yeni imkanlar yaratmaya baþlamýþtýr.

yeni bir strateji geliþtiren ABD, Soðuk Savaþ dönemindeki bölgesel sorunlarý tek yanlý çözümlemek için harekete geçmiþtir. Bu baðlamda ABD, Yugoslavya'nýn parçalanmasý ve yeni bir Balkanlaþtýrma politikasýyla iþe baþlamýþ, ardýndan Ortadoðu, Kafkasya ve Orta Asya'ya yönelik stratejilerini uygulamaya koymuþtur. 11 Eylül, bu yeni küresel stratejinin uygulanmasýna önemli bir zemin oluþturmuþtur: Önce Afganistan'ý, ardýndan Irak'ý iþgal eden ABD, her iki ülkede de "yeni sömürge tipi" yönetimler kurmuþtur. ABD'nin uygulamakta olduðu ve büyük bir bölgeyi kapsayan bu yeni yönelimi kýsaca "Büyük Avrasya Stratejisi" olarak tanýmlanmýþtýr. Afganistan'ýn iþgalinden bu yana ortaya atýlan bütün stratejik kavramlar bu temel stratejiden kaynaklanmýþ, Türkiye ve Ortadoðu'daki yaklaþýmlarda Avrasya stratejisinin bir parçasý olarak ele alýnmýþtýr. Ulusal, sýnýfsal, etnik, dinsel ve kültürel dinamikleriyle karmaþýk bir fay hattý oluþturan; petrol, doðal gaz ve madenler bakýmýndan dünyanýn en büyük rezervlerine sahip olan Avrasya bölgesi, 21. yüzyýlýn baþýndan itibaren bütün küresel stratejilerin ve çatýþmalarýn odak noktasý haline gelmiþtir. Bölge, ulusal ve sýnýfsal ayrýþmalarý, bölgesel ve yerel çatýþmalarýyla 21.yüzyýlýn karakterini belirleyebilecek potansiyelleri taþýmakta ve eðer yeni bir dünya savaþý çýkacaksa bunun alanýnýn Avrasya olacaðý konusunda bütün stratejistler hemfikir görünmektedir. Avrasya bölgesi, dünya nüfusunun % 75'ni barýndýrmakta, dünyanýn bilinen enerji rezervlerinin % 65'i ile çok zengin petrol, doðal gaz ve maden kaynaklarýna sahip bulunmaktadýr. Bu baðlamda ve mevcut üretim potansiyeliyle dünya gayrisafi hasýlasýnýn % 60'ný üretmektedir. ABD'nin global stratejilerinin mimarý Brezinski'nin "21. Yüzyýlýn en önemli stratejisinin Avrasya üzerinde kontrol kurmak olduðu" þeklindeki tezini benimseyen ABD, Avrasya'daki güç dengelerinde üstünlüðü elinde tutmak için her þeyi yapmaktadýr. Bu nedenle ABD, bölge için özel bir askeri komutanlýk kurmuþ, okyanus ötesi silah, araç ve gereçlerinin büyük bir bölümünü buraya yýðmýþ ve yeni savaþlarý göze alarak bu stratejiyi uygulamaya baþlamýþtýr. ABD'nin kararlýlýkla uyguladýðý bu stratejinin amacý Avrasya'daki petrol, doðal gaz ve

2-ABD'nin Avrasya Stratejileri ve Ortadoðu Sovyetler Birliði'nin yýkýlýþý sürecinde "Globalleþme" ve "Küreselleþme" söylemiyle 50


Kurtuluþ

maden kaynaklarýný ele geçirmektir. Çünkü ABD tek baþýna dünya enerji kaynaklarýnýn % 22'ni, dünya petrolünün de % 25'ni kullanmaktadýr. 2015 yýlýndan itibaren dünyada petrol tüketimi de % 50 oranýnda artacak daha stratejik hale gelecektir. Buna karþýn ABD'nin kendi petrol kaynaklarý tükenmeye baþlayacaktýr. Bu baðlamda ABD'nin kendi üretimini yavaþlattýðý ve hatta durdurduðu iddia edilmektedir. Bu nedenle çeþitli uluslararasý platformlarda dünya çapýndaki yeni saflaþmalarý ve çatýþma alanlarýný barýndýran ve "Avrasya Seçeneði" olarak dillendirilen senaryolar üretilmektedir. Bu baðlamda ABD ve müttefiklerine karþý bölgede Rusya, Çin ve Hindistan'ýn baþýný çektiði yeni saflaþmalardan söz edilmektedir. Türkiye-ABD- Ýsrail arasýnda oluþan stratejik ittifakýn Pakistan, Mýsýr, Ürdün, Suudi Arabistan, Azerbaycan gibi ülkelerle geniþletilmesine yol açacaðý þeklinde öngörülerde vardýr. ABD emperyalizmi, dünyanýn yeniden paylaþýmý mücadelesinde dünya egemenliði kurmak amacýyla daha önce attýðý adýmlara ek olarak ve özellikle 11 Eylül'den sonra "Önleyici Savaþ" doktrini denilen yeni bir saldýrganlýk dönemi baþlatmýþtýr. Buna göre, ABD çýkarlarý açýsýndan potansiyel tehlike geliþmeden iþgal edilecek alana saldýrmaktadýr. ABD artýk geçen yüzyýlýn Komünizm tehdidine karþý korunma demagojisinin yerine þimdi "Terörizm tehdidi" demagojisini getirmiþtir. Afganistan'la baþlayan süreç, bütün taþlarý yerinden oynatmýþtýr. Irak'ýn iþgali ve ardýndan dillendirilen Ýran ve Suriye senaryolarý, bu arada Somali'ye müdahale vb. geliþmeler, bu yeni sürecin boyutunu göstermektedir. Ýkinci Dünya Paylaþým Savaþý'ndan bu yana kapitalist üretim ve yeniden üretimin temel sektörlerinden olan enerji kaynaklarýnýn denetimi ve paylaþýmý þimdi emperyalistler arasýnda en önemli mücadele alaný olmaya baþlamýþtýr. Emperyalizmin bu yeni dönemi sadece genel ve bölgesel savaþlar dönemi deðil, ayný zamanda dinsel, kültürel, etnik çeliþkiler ve çatýþmalarýn, sýnýfsal ve ulusal mücadelelerin geliþtiði/daha da geliþeceði dönemdir. Anti-emperyalist, antikapitalist, anti-küresel ve savaþ karþýtý kitle hareketlerinin yükselme seyri göstermektedir ki, emperyalizmin bu yeni aþamasý, yeni iktisadi ve siyasal krizlere, yeni devrimlere gebedir. Son 17 yýlda dünyanýn dört bölgesindeki

savaþlarýn (Yugoslavya'nýn parçalanmasý Savaþý, Körfez Savaþý, Afganistan'ýn iþgali ve son olarak Irak'ýn iþgali) yarattýðý ulusal, sýnýfsal, etnik, dinsel, kültürel ve insani sorunlar, emperyalist iþgal ve savaþlara karþý bölgesel ya da dünya çapýnda bir karþý cephe oluþturma eðilimlerini güçlendirmiþtir. Özetle ulusal, sýnýfsal, etnik, dinsel ve kültürel dinamikleriyle karmaþýk bir fay hattý oluþturan; petrol, doðal gaz ve madenler bakýmýndan dünyanýn en büyük rezervlerine sahip olan Ortadoðu bu aþamada küresel stratejilerin ve çatýþmalarýn odak noktasýný oluþturmaktadýr. 3-Büyük Ortadoðu Projesi'nin Amacý Resmi adýyla "Geniþletilmiþ Ortadoðu ve Kuzey Afrika Giriþimi" olan Büyük Ortadoðu Projesi (BOP), ABD'nin batýda Fas, doðuda Moðolistan, kuzeyde Çeçenistan, güneyde Yemen'e kadar uzanan bir coðrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eðitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarýný içeren kapsamlý bir "Ýslam coðrafyasý" dönüþüm stratejisidir. Bu alanlarda uzun vadeli bir deðiþimi hedefleyen BOP, Donald Rumsfeld, Dick Cheney, Paul Wolfwitz, Richard Perle ve William Kistol öncülüðünde, 1997'de oluþturulan "Yeni Amerikan Yüzyýlý Projesi"nin bir alt unsuru olarak ele alýnmýþtýr. BOP'a iliþkin bütün deðerlendirmeler, NNSS 02 olarak kodlanan "Ortadoðuda ABD'nin Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi: Bir 11 Eylül Sonrasý Analizi" (New National Security Strategy of The USA in the Middle East Apost September 11 Analysis) adlý belgeye dayandýrýlmaktadýr. ABD Hükümeti bu politikasýný farklý yollarla açýða çýkarmaya baþlamýþ ve önümüzdeki 10 yýlda "ABD-Orta Doðu Serbest Ticaret Alaný" önerisi ve Aralýk 2002'deki "Orta Doðu Ortaklýk Giriþimi" bünyesinde destek programlarý bunlardan birkaçýný oluþturmuþtur. ABD Büyük Orta Doðu Projesini, desteðini almak istediði G-8'i oluþturan Fransa, Almanya, Ýtalya, Japonya, Kanada, Ýngiltere ve Rusya'ya iletmiþ ve bu ülkelerde mercek altýna alýnan proje, Haziran 2004'te Amerika'da, G-8 zirvesinde ele alýnmýþ ve ardýndan da NATO konsepti haline gelmiþtir. Büyük Ortadoðu Projesi, ABD'nin uluslararasý çýkarlarý doðrultusunda yeni bir "düzen ve istikrar" kurmak, baþka bir deyiþle dünya 51


Kurtuluþ

egemenliðini büyük bir dayanaða ve güvenceye kavuþturmak anlamýna gelmektedir. Baþta petrol olmak üzere doðalgaz, su ve madenler gibi stratejik kaynaklarýn ele geçirilmesi, bunlarýn nakil yollarýnýn denetlenmesi bu stratejinin temel dayanaklarýdýr. Afganistan'ýn iþgaliyle bu ülkedeki zengin uranyum kaynaklarý ele geçirilmiþ, Çin'e ve Hindistan'a uzanacak olan petrol ve doðalgaz nakil yollarý denetim altýna alýnmýþ, ardýndan Ortadoðu petrollerinin %40'ý olan Irak petrolleri ele geçirilmiþtir.(1) Küresel petrol nakillerinin güvenliði, ABD'nin stratejik bir önceliðidir. Her gün tüm dünyada tüketilen petrolün % 55'i, yani 43 milyon varil, ithalat ve ihracat yoluyla el deðiþtirmektedir. Günde 35 milyon varil petrol, Süveyþ Kanalý, Hürmüz (13 milyon), Malaka (10 milyon), Bab el Mandeb, Ýstanbul ve Çanakkale boðazlarýndan geçmektedir. Bunlara, Kýzýldeniz ve Akdeniz'e akan 4 adet petrol boru hattý da eklenmelidir. Suudi Arabistan'ý batýdan doðuya geçip Yambu limanýna varan hat, günlük 5 milyon varillik kapasitesiyle en önemli olanýdýr. Daha düþük kapasiteli bir diðer hat ise, Irak'tan Ceyhan'a ulaþmaktadýr. 2025 yýlýna gelindiðinde, ABD'de tüketilen petrolün % 71'i, Batý Avrupa'dakinin % 68'i, Çin'dekinin % 73'ü kendi ülkeleri dýþýndan saðlanacaktýr. Enerji gibi yaþamsal bir sektörde oluþan ve gitgide artan bu dýþa baðýmlýlýk, Orta Doðu, Afrika, Orta Asya'da, büyük güçler ve petrol þirketlerinin kendi aralarýnda baþlatmýþ olduklarý petrol savaþýný ve daha da önemlisi ABD'nin Irak'ý iþgalinin nedenlerini izah etmektedir. ABD ekonomistlerinin yaptýklarý hesaplamalara göre, küresel petrol ihtiyacý 2030 yýlýna kadar her yýl % 1.6 oranýnda artarak günde 75 milyon varilden 120 milyon varile yükselecektir. ABD 2029 yýlýnda ithal edilecek petrol için yýlda 150 milyar Dolar ödemek zorundadýr. Bu tarihte Çin'in petrol ihtiyacý yüzde yüz artacak, AB ülkeleri tükettikleri petrolün % 92'sini ithal edecektir. Dünya nüfusunun % 5'ni oluþturmasýna raðmen, dünya gelirinin % 40'ný kontrol eden ABD için enerji akýþýnýn sürekliliðini ve enerji kaynaklarýnýn bulunduðu bölgede istikrar ve güvenliði saðlamak bir zorunluluk olarak algýlanmaktadýr. Ortadoðu'nun küresel enerji kaynaklarýnýn

bölgeye yönelik stratejileri ve egemenlik mücadelelerini tek baþýna açýklar gibidir: Zira, dünyanýn kanýtlanmýþ doðalgaz rezervlerinin yüzde 34'ü Ortadoðu'dadýr. Ortadoðu petrolünün kalitesi bir hayli yüksek ve maliyeti de ucuzdur. Ortadoðu dünya petrol rezervlerinin yüzde 65.4'üne sahiptir. Bu rezerv 1.047 milyar varildir. Mýsýr, Cezayir, Libya ve Tunus rezervleri de eklenince toplam, rezerv dünya rezervlerinin yüzde 69.6'sýna ulaþmaktadýr. Ortadoðu'nun potansiyel rezervleri ise 252.5 milyar varildir. 2002 Yýlýnda Ortadoðu küresel petrol ihtiyacýnýn yüzde 41.4'ünü karþýlamýþtýr. Geleceðin küresel petrol ihtiyacýný karþýlayabilecek ve bu maksatla üretimi artýrabilecek bölge Ortadoðu'dur. Kuzey Amerika'nýn 2025'e dek Ortadoðu'dan alacaðý petrol yüzde 85 artacak, bunun büyük bir kýsmý ABD'de tüketilecektir. 2025'e kadar Avrupa'nýn Ortadoðu'dan petrol alýmý yüzde 57, Japonya'nýn yüzde 50, Pasifik'teki geliþmekte olan ülkelerin yüzde 100 ve Çin'in ise yüzde 500 artacaktýr. ABD Baþkaný Bush'un kararlýlýkla uygulamaya çalýþtýðý Büyük Ortadoðu Projesi eski güvenlik danýþmaný (þimdi Dýþiþleri Bakaný) Condolezza Rice, "bölgedeki 22 ülkenin sýnýrlarýnýn deðiþmesi gerektiði ve bunun ilk adýmlarýnýn da Afganistan ve Irak'ýn iþgalleri ile atýldýðý" þeklinde dile getirmiþtir. CIA'nýn eski direktörü James Woolsey'de "Bu, teröre karþý bir savaþ olmanýn ötesinde, bizim 20. yüzyýl boyunca inþa edip savunduðumuz liberal uygarlýðý tehdit eden Arap ve Müslüman dünyasýna demokrasi götürme savaþýdýr. Bu savaþ, tarihsel nedenlerle demokrasiye geçemeyen Ortadoðu'nun çehresi tamamen deðiþinceye dek sürecektir. Amerika son yüzyýlda 4 kez ayaða kalkmýþtýr. (Birinci Dünya Savaþý, Ýkinci Dünya Savaþý, Kore Savaþý ve Vietnam Savaþý), Bu savaþ, bölgeye özgürlük getirene dek sürecektir" demiþtir. Pentagon'la iliþkili Amerikan Silahlý Kuvvetler Dergisi "American Armed Forces Journal"da adlý dergide Neocon akýmýnýn önde gelen isimlerinden emekli Albay Ralph Peters tarafýndan kaleme alýnan "Kanlý Sýnýrlar" baþlýðýyla yayýnlanan makale açýkça Ortadoðu haritasýnýn yeniden çizilmesi gerektiðini vurgulamaktadýr. Peter bu yazýsýnda; "demokrasiyi yaymak ve terörün kökünü kazýmak için Ortadoðu'da sýnýrlarýn yeniden belirlenmesi gereklidir, Churchill'in mirasý olan bu yapay 52


Kurtuluþ

sýnýrlarýn istikrarsýzlýða yol açmaktadýr, yeni sýnýrlarýn etnik köken ve din ekseninde yeniden çizilmelidir" diyerek ABD'nin asýl amacýný dile getirmektedir.

tiðini" vurgulamýþtýr. Panelde konuþan dýþ politika yazarý Ferai Týnç ise, Ortadoðu'nun siyasisosyal açýlýmlara ihtiyacý bulunduðunu ifade ederek, demokrasi sürecine yapacaðý katký açýsýndan BOP'un pozitif etkileri olacaðýný belirtmiþtir. 1980'li yýllarda Ortadoðu'ya, 1990'lý yýllarda Orta Asya ve Kafkaslara model olarak sunulan Türkiye, þimdide "ýlýmlý Ýslam" modeli olarak Ýslam ülkelerine BOP'nin bir unsuru þeklinde sunulmaktadýr. BOP'ni uluslararasý meþruiyet kazanma aracý olarak gören AKP iktidarý da Türkiye'nin model ülke olarak kullanýlmasýný istemektedir. Böylelikle Türkiye Soðuk Savaþ döneminde olduðu gibi þimdi de bölgenin en önemli Cephe Ülkesi olma konumunu sürdürmektedir. Baþka bir ifadeyle Türkiye þimdi NATO'nun Ýstanbul Zirvesi'nde alýnan kararlar doðrultusunda Büyük Ortadoðu Projesi'nde "Merkez Ülke" rolü üstlenmiþtir. NATO'nun Ýstanbul Zirvesi nedeniyle Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan NATO Dergisi'ndeki "Doðru Yer Doðru Zaman" baþlýklý yazýsýnda "Soðuk Savaþ sýrasýnda Türkiye'yi NATO'nun periferiðinden çýkartýp bugünün ön cephesine yerleþtiren güvenlik ortamýndaki deðiþiklikler ayný zamanda Ýttifak'ýn dönüþümünü tetikleyen olgulardýr... Türkiye'nin dünyanýn bu bölgesiyle olan baðlarýný dikkate alarak, ülkem stratejik kaydýrmanýn iþlerlik kazanmasýna yardýmcý olmayý taahhüt etmektedir" diyerek bu yeni süreçte Türkiye'nin rolüne daha fazla açýklýk getirmiþtir. Bu yazýda Erdoðan'ýn vurguladýðý konular NATO'nun 28-29 Haziran 2004 yapýlan Ýstanbul Zirvesi'nde NATO Konsepti haline gelen Geniþletilmiþ Ortadoðu Projesinde Türkiye'den beklentiler, daha doðrusu bu projede Türkiye'ye verilmek istenilen roldür. Ýstanbul Zirvesi'nde NATO Konsepti haline gelen ve daha önceden ABD tarafýndan uygulamaya konulan "Büyük Ortadoðu Projesi" Türkiye için önemli bir dönemeci oluþturmuþtur. Bu askeri ve politik proje ile yapýlmak istenilen özetle þudur: BOP'da Türkiye'ye verilmek istenilen rol; gerek bölgedeki stratejik konumu ve gerekse ABD, NATO, AB vb. batý ile çok yönlü iliþkileri bakýmýndan bir tür "Merkez Ülke" rolüdür. Bu rol Türkiye için bir tür model oluþturmayý

4-Büyük Ortadoðu Projesi'nde Türkiye'nin Rolü AKP Hükümeti'nin Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül, Büyük Ortadoðu Projesi (BOP) hakkýnda "Türkiye'nin dýþ politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacýmýz Ýslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmektir" demiþtir. Baþbakan Erdoðan'da Bush ile 28 Ocak 2004'te Beyaz Saray'da yaptýðý görüþmenin ardýndan, "Türkiye'nin, sýnýrlarý geniþleyen ve demokratik deðerlerin yerleþtirilmesini öngören bu projeye destek verdiðini, Türkiye'nin projede anahtar rol oynayacaðýný" söylemiþtir. Avrasya stratejisinin mimarý Zbingniev Brezinski, "Türkiye Karadeniz bölgesini istikrar içinde tutar, Akdeniz'e giriþi kontrol eder, Kafkasya'da Rusya'yý dengeler, hâlâ Müslüman fundamentalizmine karþý panzehirdir ve NATO'nun Güney kanadýnýn dayanaðýdýr" diyerek ABD'nin Türkiye için biçtiði role iþaret etmiþtir. 20 Nisan 2005'te Iþýk Üniversitesi'nde düzenlenen ve eski MÝT Müsteþarý Sönmez Köksal'ýn yönettiði "Büyük Ortadoðu Projesi Paneli"nde, araþtýrmacý-yazar Andrew Mango, müdahaleci politikasý dolayýsýyla Amerika'nýn bugünkü yönetiminin AB ülkelerinde eleþtirildiðini ve kaygýya neden olduðunu belirtirken, "bütün geliþmiþ ülkelerin Büyük Ortadoðu'daki çýkarlarýnýn örtüþtüðünü" söylemiþtir. Iþýk Üniversitesi öðretim üyesi, Dýþiþleri Eski Bakaný Emre Gönensay ise, Türkiye'nin Ortadoðu ülkeleri için önemli bir örnek teþkil ettiðini ve Ortadoðu bölge halklarýnýn artýk kendi kaderlerini belirlemeye baþladýðýný belirtmiþtir. Gönensay, Irak, Afganistan, Gürcistan ve Lübnan örneklerini analiz ederek, "Amerika'nýn Ortadoðu'daki hedefinin istikrardan ziyade, demokrasiyi bölgeye getirmek olduðunu" iddia etmiþtir. Panele katýlan Dýþiþleri Bakanlýðý "Geniþ Ortadoðu Giriþimi Koordinatörü" Büyükelçi Ömür Orhun'da Türkiye'nin Ýslam ve bölge ülkelerine Giriþim çerçevesindeki katkýlarý olacaðýný ve Ortadoðu Giriþimi'ni güvenlik, insan haklarý ve ekonomi boyutuyla ele almak gerek53


Kurtuluþ

gerektirmektedir. Bu da yapýsal bazý deðiþiklikleri öngörmekte ve Türkiye'yi bundan sonraki ABD ve NATO politikalarýnda daha etkili olmaya zorlamaktadýr. Geniþletilmiþ Ortadoðu Projesi'nin mimarý Ronald Asmus'un þu sözleri asýl amacý daha net bir þekilde açýklamaktadýr: "Bizim amacýmýz var olan devletlerin bizi, birbirlerini ve yönetici olarak mimledikleri insanlarý tehdit etmelerini önleyecek bir dönüþüme girmelerine yardýmcý olmaktýr. Ýki hedefe odaklanmalýyýz: Bu toplumlardaki olumlu deðiþim güçlerini kuvvetlendirmek ve bu tür deðiþimi kolaylaþtýracak jeopolitik ortamý yaratmak." Bu projede Türkiye'ye verilmek istenilen rol; gerek bölgedeki stratejik konumu ve gerekse ABD, NATO, AB vb. batý ile çok yönlü iliþkileri bakýmýndan bir tür "merkez ülke" rolüdür. Bu rol bir tür model oluþturmayý gerektirmekte ve bu da yapýsal bazý deðiþiklikleri öngörmektedir. Yani, etnik, dinsel, kültürel vb. çeliþkilerin uyumlaþtýrýlacaðý "ýlýmlý islam" uygulamalarýdýr. Büyük Ortadoðu Projesi'nin mimarý Ronald Asmus'un þu sözleri asýl amacý daha net bir þekilde açýklýyor: "Batý Almanya' Doðu Avrupa'nýn kapýsýnda anahtar rejimdi, Türkiye'de Büyük Ortadoðu'nun merkezinde ayný önemdedir. 11 Eylül'den sonra, bölgenin sorunlarýnýn çaðýn en büyük stratejik tehdidi olduðu ve Batý'nýn bu bölgeye yaklaþýmýný temelden gözden geçirmesi gerektiði doðrultusunda yeni bir ortak görüþ var. Bölge sorunlarý, kapsadýðý ülkeleri dengesizliðe sürüklemekle kalmýyor, Batý'ya karþý terörizm, toplu göç ve kitle imha silahlarý gibi büyüyen tehdit unsurlarýný tetikliyor. Dünyanýn en tehlikeli bölgesinin, ayný zamanda dünyanýn en az özgür ve en az demokratik bölgesi olmasý rastlantý deðil. 11 Eylül'ün ardýndan strateji uzmanlarý "nerede yanlýþ yaptýk"ý tartýþmaya baþladýlar; bölge halklarý neden Amerika'ya karþý böylesine nefret besliyordu? Eski ABD politikasýnýn baþarýsýz olduðunu ve yeniden düzenlenmesi gerektiði sonucuna vardýk. "Biz bu toplumlara, onlarý içten kemiren hastalýklarýyla baþa çýkmalarýnda yardýmcý olmak istiyoruz. Ancak öyle onlarýn, bizi yok etmeye yönelik ideoloji ve hareketler üretmelerini engelleyebiliriz. Geçmiþte Batý'nýn hareket tarzý dýþ politikalarýný bizim çýkarlarýmýza uydurduklarý sürece bu ülkelerin iç iþleyiþleri hakkýnda endiþe duymamýza gerek

olmadýðýnýydý. Farklý olduklarý, daha demokratik toplumlar haline gelmelerinin mümkün olmadýðý kabullenilmiþti. 11 Eylül, bu toplumlarýn doðalarýyla ilgilenmediðimiz de aðýr bedel ödeyeceðimizi öðretti. "Bizim amacýmýz var olan devletlerin bizi, birbirlerini ve yönetici olarak mimledikleri insanlarý tehdit etmelerini önleyecek bir dönüþüme girmelerine yardýmcý olmaktýr. Ýki hedefe odaklanmalýyýz: Bu toplumlardaki olumlu deðiþim güçlerini kuvvetlendirmek ve bu tür deðiþimi kolaylaþtýracak jeopolitik ortamý yaratmak. "Bu yeni yaklaþým modeli ve strateji deðiþiminden potansiyel olarak Türkiye kadar yarar saðlayabilecek baþka bir ülke düþünemiyorum. (Nokta Dergisi, 5-11 insan 2004) ABD, yeni Ortadoðu stratejileri için Türkiye'yi bir sýçrama tahtasý olarak kullanmaktadýr. Türkiye ise bölgesel güç olma hedefine yeni imkanlar saðlama çabasýný da içeren bir refleksle ABD ve NATO'nun en sadýk müttefiki olarak yeni roller üstlenme çabasýný sürdürmektedir. 5-Türkiye, Kürdistan ve Kürtler Ekonomik, siyasal, askeri ve stratejik öneminden dolayý geçen yüzyýlýn baþýndan beri Kürdistan emperyalist güçlerin çekiþme alaný olmuþtur. Ýki dünya savaþýnda da baþlýca emperyalist güçlerin ve sömürgeci bölge devletlerinin paylaþým mücadelelerine sahne ola Kürdistan'daki Kürt ulusal hareketi genel olarak yalnýzlaþmýþ, uluslararasý destekten yoksun kalmýþ ve Kürtler kendi kaderlerini tayin etmekte zorlanmýþtýr. Baþka bir ifadeyle Kürtlerin "kendi kaderlerini tayin hakký" emperyalistler ve bölgedeki egemen ulus ve devletler tarafýndan her aþamada engellenmiþtir. Bu tarihsel süreç boyunca Kürt ulusal hareketinin en temel zaafý, mücadele tarihi boyunca birleþik ve güçlü bir önderliðe ve birleþik mücadeleye sahip olamamasýdýr. Toplumsal geriliðinden kaynaklanan dinsel öðelerin ve aþiret yapýsýnýn etkisi, bir yandan onun varlýðýný sürdürmesini saðlarken, bir yandan da ulusal ve demokratik bilincin geliþmesini geciktirmiþtir. Feodal ve dinsel etkilerin günümüze kadar devam etmesine karþýn, 1880'lerden beri devam eden bir ulusal mücadele geleneðine sahip olan Kürt ulusal 54


Kurtuluþ

hareketi varlýðýný ve sürekliliðini günümüze kadar korumuþtur. Kürdistan'ýn bölgedeki egemen ulus ve devletler tarafýndan bölünmesine koþut olarak 4 parçalý sömürge statüsü Birinci Emperyalist Paylaþým Savaþý'ndan beri devam etmektedir. Bu bölünmüþlük baþlangýçtan beri bir parçanýn diðerini etkileyebileceði ve birinin kurtuluþunun diðerlerinin de kurtuluþu anlamýna geleceði için sömürgeci egemen devletlerin (ve emperyalistlerin) ortak çýkarlarý gereði baský ve terör uygulamalarý devam etmiþtir. Ayný þekilde Kürt ulusal hareketinin her parçadaki örgütlenmesi de hem birbirlerine karþý ve hem de egemenliði altýnda bulunduklarý devletlere karþý benzer etki ve tepkileri içermiþtir. Bu tarihsel olgular, dünyada bir benzeri olmayan (gerek parçalanmýþlýk ve gerekse kendi kaderini belirleyememe bakýmýndan) bu ulusal hareketin önderlik ve birlik konularýnda ortaya çýkan iliþki ve iþleyiþten kaynaklanan temel sorunlarýn ana kaynaðýný oluþturmuþtur. Kürdistan'ýn bölünmüþlüðüne baðlý olarak her parçada kendi özgün ulusal ve sýnýfsal temellerde ve birbirleri arasýnda genel olarak gergin iliþkilerin sürdüðü ayrý örgütlenmeler ortaya çýkmýþtýr. Bu nedenle parçalanmýþlýðýn gerektirdiði ortak mücadele ve örgütlenme perspektifi saðlanamamýþ ya da geliþkin olan bir parçanýn kurtuluþu için gerekli olan birlik ve ittifak sorunlarý çözümlenememiþ ve her parçadaki mücadele birbirinden kopuk olarak devam etmiþtir. Ancak, Ýkinci Dünya savaþýndan sonra (1944) her parçada kurulan ve hala varlýklarýný sürdüren KDP'ler yeni bir dönem baþlatmýþtýr. Ýkinci Dünya Savaþý'ndan sonra Doðu Kürdistan'da Mahabad'da kurulan ve 6 ay yaþayabilen Kürt Devleti kanla bastýrýlmasýna raðmen Kürt ulusal hareketinin geliþiminde yeni bir dönemeç yaratmýþtýr. Bu baðlamda, 1944'da KDP'lerin kuruluþu ve sürgündeki Molla Mustafa Barzani'nin 1964 yýlýnda Güney Kürdistan'a dönüþü bu dönemecin yeni bir aþamasýný baþlatmýþtýr. KDP'lileþme süreci Kuzey'de gerçekleþmemiþtir. Bunun bir nedeni, T.C. devletinin inkarcý ve asimilasyoncu politikalarý ise, ikinci bir neden de Kuzeydeki KDP önderliðinin Barzani tarafýndan yok edilmesi ve ortaya çýkan boþluðu bir þekilde PKK'nin doldurmasýdýr.

PKK'nýn ortaya çýkýþý ve diðer parçalardakinden daha farklý bir mücadele perspektifine ve potansiyeline sahip olmasý, Kuzeydeki ulusal ve sýnýfsal mücadele dinamiklerinden kaynaklanmýþtýr. Bu baðlamda PKK, gerek ortaya çýkýþý ve gerekse geliþim süreci bakýmýndan benzerlerinden farklý bir nitelik kazanmýþtýr. Bunun nedenlerini þöyle özetlemek mümkündür: Genel olarak ulusal hareketler, ilgili ülkenin geliþmiþlik düzeyinin belirli bir aþamasýnda ulusal burjuvazinin tamamýnýn olmasa bile büyük bir bölümünün sýnýfsal desteðiyle ortaya çýkar ve bu destek devam ettiði sürece hareket varlýðýný sürdürür. PKK ise, diðer parçalardaki örgütsel yapýlardan da farklý olarak ne Kürt feodallerine/aþiretlerine ne de Kürt burjuvazisine dayanmýþtýr. Bir grup Kürt ve Türk devrimci gencinin baþlattýðý bu hareket; giderek Kürt yoksul köylülüðü; Kürt emekçileri; þehir küçük burjuvazisi ve kent yoksullarýnýn desteðini almýþtýr. Bu sýnýfsal konumu onun devrimci karakterini ve dinamizmini belirlemiþ; bu da hareketin devrimci ve demokratik hedeflerden uzaklaþmasýný engellemiþtir. PKK, ulusal ve sýnýfsal devrimci niteliði bakýmýndan, antisömürgeci ve anti-feodal mücadele içinde þekillenen, halkýn önemli bir desteðini alan ve bölgede tek parti olma özelliðini de koruyan bir ulusal devrimci bir hareket konumundadýr. Bu partinin önderliði, siyaset tarzý ve stratejileri, Kürt ulusal hareketinin tarihsel mücadele geleneðinden ayrý olarak ele alýnmamalýdýr. Kürt özgürlük hareketinin bu nitelikleri ayný zamanda onun birliðinin, bütünlüðünün ve gücünün de göstergesidir. Türkiye, uzun yýllar Ýran, Irak ve Suriye üniter yapýlarý tehlikeye sürüklendiði her anda Kürtlere karþý ortak tutum almýþtýr. Ýran'da Humeyni devrimi, Irak'ta Saddam rejimi ve Türkiye'de PKK'nin ortaya çýkýþýna kadar bu üç devlet arasýndaki yakýn iþbirliði kesintisizce devam etmiþtir. Son 20 yýllýk süreçte ise, hem bu dört ülkede ve hem de Kürt örgütleri arasýnda köklü deðiþikliler olmuþ ve bu geliþmeler hem bölgedeki ve hem de sözkonusu ülkelerdeki dengeleri tümüyle etkilemiþtir. Irak'ýn iþgaliyle oluþan sömürge yönetimi koþullarýnda kurulmaya çalýþýlan etnik, dinsel, kültürel özerklik bölgeleri ve Irak'ta federal bir yapýnýn oluþturulmasý ise, Kürtler için yeni ve tarihi imkanlar yaratmýþtýr. Bu olgulardan ikisi 55


Kurtuluþ

yani, Irak'ta KDP ve KYB'nin Kürt Federe yapýlanmasýný gerçekleþtirmeleri ile Türkiye'de PKK'nin bölgenin yeni ve en etkili bir gücü haline gelmesidir.

devletler ise Türkiye, Ýran ve Suriye olacaktýr. ABD'nin Büyük Ortadoðu Projesi ile Irak'ta kurduðu yeni yapýlanmanýn iki temel amacý vardýr: Biri, ABD'nin bölgedeki sýnýrlarý deðiþtirme çabasýdýr. Ýkincisi de yeni yapýlanmalarý kendi yönetim modeline göre gerçekleþtirmesidir. ABD öncelikle islam ülkelerindeki imajýný ve bu ülkelerdeki baský ve teröre dayalý yönetimleri süreç içinde dönüþtürme çabasýyla da örtüþen bu politik yönelim, adýna "ýlýmlý Ýslam" denilen bu strateji, ulusal, sýnýfsal, cinsel vb. çeliþkileri de göz ardý edecek þekilde, esas olarak etnik, dinsel ve k��ltürel farklýlýklarý uyumlaþtýrmayý amaçlamaktadýr. Irak'ta uygulamaya konulan bu model, yani yeni anayasa ve eyalet sistemine dayalý yapýlanma, ABD'nin devlet ve hükümet sisteminden kaynaklanan bir modeldir.(2) AB'nin Kürtleri ön plana çýkarma çabasý, Kürdistan'ýn ekonomik, siyasi ve askeri stratejik konumu ile Kürtlerin yeni ve dinamik bir güç olmasýndan kaynaklanmaktadýr. Bölgedeki tek stratejik ortaðý olan Ýsrail'in de desteðini alan bu askeri ve stratejik yönelimle ABD, bölgeye kalýcý ve planlý bir þekilde yerleþmektedir. Yukarýda ifade ettiðimiz gibi, Dýþiþleri Bakaný Condoleezza Rice'den, CÝA Baþkaný'na ve Türkiye'de bir hayli gürültü koparan Amerikan Silahlý Kuvvetler Dergisi'nde yayýnlanan yeni Ortadoðu haritasýna kadar yapýlan her þey ABD'nin Ortadoðu'da sýnýrlarý "etnik; kültürel ve dinsel eksende" yeniden çizmeye çalýþmasýdýr. Kuþkusuz bu büyük ve uzun vadeli bir plandýr. Ama ABD'nin global olarak yapmaya çalýþtýðý þeyi, Ýkinci Dünya Savaþý'nýn asýl galipleri Ýngilizler ile Sovyetler Birliði'nden miras kalan Yalta ve Postam Konferanslarý ile Sevr Antlaþmasý'nýn çizdiði yapay sýnýrlarý deðiþtirme çabasýdýr. Sovyetler Birliði'nin yýkýlmasýyla uygulamaya konulan bu büyük plan ilkin Avrupa'da Yugoslavya'nýn parçalanmasý ve Balkanlaþtýrma politikalarýyla baþlamýþ, þimdi sýra Avrasya'ya gelmiþtir.

6-Güney Kürdistan'daki Geliþmeler ve Türkiye Körfez Savaþý'ndan sonraki en önemli geliþme Kürtlerin Irak'ta 36.paralelin kuzeyinde özerk bir yönetime kavuþmuþ olmalarýdýr. Irak'ýn iþgali ve ardýndan kurulan sömürgeci yönetimi koþullarý ise bu sürecin yeni biri aþamasý olarak Kürt Federe yapýlanmasýna yol açmýþtýr. Kürtler açýsýndan bu yeni süreç kuþkusuz bir devrimle filan deðil, ABD'nin desteðinde ve onunla iþbirliði halindeki IKDP ve IKYB tarafýndan gerçekleþtirilmiþtir. Körfez Savaþý'ndan sonra baþlayan ABDKürt ittifakýnýn yeni bir aþamasýna tekabül eden bu geliþmeler ayný zamanda Kürtlerin bölgede yeni roller üstlenerek Ortadoðu'daki tüm dengeleri etkilemeleri anlamýna gelmiþtir. Baþka bir ifadeyle, bölgede dört ülkeyi doðrudan etkileyebilecek bir coðrafyayý kontrol etmeye baþlayan ve kendi geleceklerini belirleme olanaklarý yaratan bu yeni konjonktürde Kürtler, kendi tarihsel rollerini oynamaktan kaçýnmamýþlardýr. Kürtlerin ABD ile kurduklarý stratejik ittifaklar, gerek kendi aralarýnda (ve daha da önemlisi diðerlerinden daha farklý bir güç ve konumda bulunan PKK ile) ve gerekse bölgedeki egemen ulus ve devletlerle iliþkilerinde yeni ve ciddi sorunlar yaratmaktadýr. Kürtler bu sorunlarý kendi birleþik güç ve imkanlarýyla aþabilirlerse, kendi kaderlerini özgürce belirleme koþullarýna da kavuþmuþ olacaklar ve böylelikle birleþik Kürdistan için somut adýmlar atmýþ olacaklardýr. Iran, Suriye, Irak ve Türkiye gibi dört ülkeyi birden çok yönlü olarak etkileyebilecek anahtar konumda olan Kürtlerin bu konumunun farkýnda olan ABD, Kürtleri yeni ve dinamik bir güç olarak sahneye çýkararak yeni Ortadoðu politikalarýný onlar üzerinden uygulamaya baþlamýþtýr. Bu baðlamda artýk Güney Kürdistan'da geriye dönülemez bir noktaya gelinmiþ ve Kürt Federe Devleti'ne yönelik somut adýmlar atýlmýþtýr. Önümüzdeki süreçte Irak'ýn bir þekilde bölünmesi baðýmsýz ve belki birleþik bir Kürdistan'ýn kurulmasýný hýzlandýracak, bu durumdan en fazla etkilenecek olan

7-Irak'ýn Geleceði ve Kürtler Irak'ýn iþgalinden 4 yýl sonra bugün Irak'taki durum ABD'nin beklentilerinin çok ötesinde bulunuyor. Çünkü þu ana kadar ki geliþmeler ABD'nin önceden planladýðý gibi olmadý. Irak sömürge yönetimi öngörülenden daha geç kurulabildi fakat bir türlü istikrar saðlanamadý. Ne 56


Kurtuluþ

anayasa ve ne de genel seçimler orta vadede siyasal ve toplumsal bir istikrar getirmedi. Ýþbirlikçi hükümetin kuruluþu bile seçimlerden aylar sonra gerçekleþti ve bu hükümet ABD'nin beklentilerine icraat yapamadý. Göstermelik bir seçimle oluþan parlamento ve hükümette bütün adýmlar mutabakatla atýlýyor. Gruplar arasýndaki çýkarlara dayalý uzlaþma çabalarý her aþamada ortaya çýkan yeni bir sorunla bozuluyor. Her þey kaygan bir zeminde sürdüðü için, uzun vadeli bir konsensüsün devam etmesi zor görünüyor. Özetle ABD, Vietnam'dan sonra ikinci bir bataða Irak'ta saplanmýþ durumda bulunuyor. Bu yüzden kendi arka bahçesindeki (Güney Amerika) çok önemli geliþmeleri bile göz ardý etmek zorunda kalýyor. Ortadoðu halklarýnýn ABD'ye karþý gösterdiði direniþ, bir bakýma Güney Amerika halklarýnýn demokrasi ve sosyalizm mücadelelerine katkýda bulunuyor. Irak'ta coðrafi, etnik ve dini temeller üzerinde kurulmaya çalýþýlan federatif yapý ülkenin geleceðini garantiye almadýðý gibi, iç savaþý da körüklüyor. Dünyadaki örneklerinde görüldüðü gibi federatif yapýlar ya etnik ya da coðrafi temeller üzerine kurulmaktadýr. Irak'ta oluþturulmaya çalýþýlan federatif yapýlanmanýn ise, hem coðrafi, hem etnik, hem de dini ve kültürel temeller üzerinde kurulan karmaþýk bir özelliði var. Buna göre, ülke kaðýt üzerinde 18 vilayete ayrýlmýþ ve esas olarak Kürtler, Þii Araplar ve Sünni Araplar kurucu öðe olarak kabul edilmiþtir. Üstelik bu yeniden yapýlanma Irak'ý oluþturan halklarýn özgür iradelerine göre deðil, iþgal altýnda ve iþgalci güçlerin yukarýdan aþaðýya doðru zorlamasýyla biçimsel olarak gerçekleþtirilmiþtir. Geçen yüzyýlda birçok örneðinde olduðu gibi bu tür federatif yapýlarýn uzun süreli olmasý mümkün deðil. Bu biçimsel ve gevþek yapýlanma önümüzdeki dönemde ABD'nin küresel ve bölgesel stratejik çýkarlarýna göre deðiþebilecek veya yeni bir yapýlanmaya dönüþebilecek bir potansiyel taþýyor. Irak'ta ulusal, sýnýfsal, etnik, dinsel ve kültürel çeliþkilerin önümüzdeki süreçte de devam edeceði biliniyor. Zira bu çeliþkilerin hiçbiri yeni ve iþgalden dolayý ortaya çýkmýþ deðil. Her biri Irak'ýn kuruluþundan beri var olan ulusal ve sýnýfsal çeliþkilerdir. Daha geriye gitmeye gerek yok. Saddam dönemini hatýrlayalým: Nüfusun çoðunluðu Þii olmasýna karþýn, iktidarda Sünni azýnlýk vardý ve bu azýnlýk

devlet ve toplum hayatýnda egemen konumdaydý. Kürtler ise, Irak'ýn kuruluþundan beri dýþlanmýþ durumda ve sömürge statüsü yaþýyordu. Ayrýca Türkmenler ve Asuriler de azýnlýk haklarýný yeterince kullanamýyordu. Saddam Irak'ý Araplaþtýrmak için her çareye baþvurmuþtu. Bu nedenle 1967'de BAAS'ýn verdiði demokratik haklarý sürekli olarak kýsýtlamýþtý. Bu nedenle BAAS taraftarlarý ile Sünni Araplarýn dýþýnda kalan ve ABD ile stratejik iþbirliði yapan baþta Kürtler ve Þiiler olmak üzere diðer etnik milliyetler þimdiki konumlarýný eskiye göre önemli bir kazaným olarak görüyorlar. Saddam'ýn idamýna ve Bush'un yeni Irak planýna raðmen ABD'ye karþý direniþ bütün hýzýyla sürüyor ve kýsa zamanda duracak gibi de görünmüyor. Direniþi zayýflatmak için ABD tarafýndan da kýþkýrtýlan direniþçi gruplar arasýndaki çatýþmalar, direniþin en büyük zafiyetini oluþturuyor. Çünkü ABD direniþçi gruplar arasýndaki çeliþkilerden yararlanýyor ve bazý provakatif eylemlere giriþiyor. ABD'nin amacý, "bakýn ben olmazsam, Irak'ta iþler daha da karýþacak, iç savaþ çýkacak" þeklinde mesaj vermek istiyor. ABD'nin kendi devlet modelinden esinlenerek gerçekleþtirmeye çalýþtýðý federatif yapýlanma Irak'ýn bölünmesinin de önkoþullarýný yaratmýþ görünüyor. Bu baðlamda, orta ve uzun vadede Irak'ýn 3 parçaya (Kürtler, Þiiler ve Sünniler) bölünme ihtimalini artýk herkes kabul ediyor. Kürtler zaten kendi federasyonlarýný kurmuþ durumdalar. Þiiler ise önümüzdeki dönemde dini refleksle Ýran'la bütünleþme çabalarýna hýz verebilirler. Önceleri ABD'yi destekleyen Þiiler giderek Irak'ýn yönetimi konusunda hem kendi aralarýnda, hem de ABD ile iliþkilerinde bölünmeye baþladýlar. Kendilerini Irak'ýn asli sahipleri olarak gören Þiiler üzerinde Ýran'ýn etkisini sürdürmesi ABD'yi ciddi olarak kaygýlandýrýyor. Sünni Araplar, ya Þiilerle birlikte yaþamayý ya da BAAS geleneðine sahiplenerek eski konumlarýný kazanmaya çalýþacaklardýr. Bu arada Sünni direniþinin esas olarak BAAS Direniþi olduðu göz ardý edilmemelidir. Son zamanlarda her þeye karþýn BAAS döneminin aranýlýr hale gelmesi ve ayrýca Saddam'ýn mahkemedeki ve idam sehpasýndaki tutumu onlara güç vermektedir. Diðerlerinden daha örgütlü ve silahlý olan Sünni güçler aslýnda BAAS kadrolarýndan oluþuyor. Anayasa ile yasaklanmýþ olsa da, 57


Kurtuluþ

Irak'ta en köklü geleneðe sahip siyasal bir akým olan BAAS, bir þekilde varlýðýný sürdürüyor.(3) Baðlantýsýzlýk politikasýný benimseyen, emperyalizme ve sömürgeciliðe karþý çýkan Parti, Ýslamýn olumlu deðerlerinden yararlanmayý ve sýnýf farklýlýklarýnýn üzerine çýkmayý amaçlayan bir siyasal çizgi geliþtirmeye çalýþtý. Katý disipline dayalý aþýrý merkeziyetçi bir yapýsý olan partide liderlik her zaman önem kazandý. Tek parti diktatörlüðüne, orduya ve özel kuvvetlerden olan Muhafýz Birlikleri'ne dayanan BAAS rejiminin asýl gücü, ulusal, dinsel ve etnik bölünmüþlükten kaynaklanýyor. Durumun farkýnda olan ABD Irak'ta iþleri saðlama almadan, yani Irak'taki çýkarlarýný garantiye alacak düzeyde iþbirlikçi bir yönetim oluþmadan askeri güçlerini çekmek istemiyor. Daha doðrusu baþlangýçtakinin aksine artýk çekilme sözünü hiç etmiyor ve uzun süre kalýcý olmak için yeni planlar yapýyor: Bunlardan biri, Milli Güvenlik Konseyi(4) kurmasýdýr. Bu konseyle ABD her zaman inisiyatifi elinde bulundurmaktadýr. Ýkincisi de, Irak'ta dünyadaki en büyük ABD Büyükelçilik binasýný yapmasýdýr. 110 bin m2 büyüklük ile dünyada birinci olacak büyükelçilik, ayný zamanda her þeyiyle kendi kendine yeterli hale gelen bir askeri, idari ve siyasi kompleks biçiminde inþa edilmektedir. Üçüncüsü de 21 bin yeni ve seçkin askerin Baðdat ve çevresine yerleþtirilmesidir. ABD'nin zaaflarýný gösteren Irak Çalýþma Grubu'nun hazýrladýðý Hamilton-Baker Raporu'nun açýklanmasýndan sonra Bush'un yönetim kadrosunu deðiþtirerek Irak politikasýný revize etmesinin, Irak iþgali ve BOP'un iflasý olarak yorumlanmasý için henüz erkendir. Daha önceleri Afganistan için de yapýlan bu ve benzeri acele yorumlar, ABD'nin küresel stratejilerinin yeterince kavranýlamamasýndan kaynaklanmaktadýr. Önümüzdeki dönemde Bush'un yerine Cumhuriyetçi bir baþkan gelse bile, bazý yanlarý revize edilerek ABD'nin bugünkü Ortadoðu politikalarý ayný hýzla devam edecektir. Bu gerçeði deðiþtirecek tek þey, ancak Ortadoðu'da bölgesel bir devrimi tetikleyecek olan yeni bir devrim dalgasý veya bir bölgesel savaþ olabilir. Öte yandan bu aþamada ABD'nin Ýran ve Suriye politikalarýný istediði gibi uygulamakta zorlandýðý da bir gerçektir. Bir ara, Irak için Ýran'la bile görüþme imkanlarý arayan ABD,

Ýran'ýn uranyum zenginleþtirme çalýþmalarýndan vazgeçmemesi nedeniyle bunu askýya aldý. Þimdi de Irak'daki durumdan yararlanan Ýran'a karþý yaptýrýmlar uygulama yoluna gidiyor. Bu aþamada ABD'nin önünde iki yol görünüyor: Ya her þeyi göze alarak Ýran'a saldýracak ve Irak'ýn geleceðini de Ýran'la birlikte arayacak. Ya da Irak'ta iþleri saðlama almadan Ýran'a cepheden bir saldýrýya giriþmeyecek. Ýran yönetimini ambargo, BM yaptýrýmlarý ve hava saldýrýlarýyla çökertmeye çalýþacak. Irak'taki federatif yapýnýn daðýlmasý, Irak'ýn bölünmesi ve parçalanmasý anlamýna gelecektir. Böyle bir durum ise, baþta Türkiye, Suriye ve Ýran'ý etkileyecektir. Bu üç devlet aslýnda Kürdistan'ýn birer parçasýna sahip olduklarý için Irak'ta Üniter bir yapý kurulmasýný istemiþler, fakat bunda baþarýlý olamamýþlardýr. Þimdi de Irak'ýn bölünmesine karþý tutum alacaklardýr. Kuþkusuz bu parçalanma esas olarak Kürtlerin iþine yarayacak ve birleþik bir Kürdistan'ýn kurulmasýnýn önü açabilecektir. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Güney Kürdistan'daki Kürtlerin Kürdistan'ýn diðer bölgeleriyle bütünleþme refleksleri giderek artacaktýr. Bu da, Kürdistan'ýn diðer parçalarýndaki (Türkiye, Ýran ve Suriye) egemen ulus ve devlet yönetimlerini derinden etkileyecektir. Türkiye Irak'ta Üniter yapýlanmayý savunmuþ, bunun gerçekleþmeyeceði anlaþýldýktan sonra da, federatif yapýnýn asli öðesi olarak Türkmenleri sokmaya çalýþmýþtýr. Türkmenlerin Þii ve ABD karþýtý olmalarý ve Türkiye'ye fazla destek olmamalarý bu planýn gerçekleþmesini engellemiþtir. Fakat Musul-Kerkük sorununu sürekli olarak gündemde tutmaya çalýþan Türkiye, bu yýlsonunda Kerkük'te yapýlacak olan ve sonucuyla Kürtleri kentin meþru sahibi yapacaðýna kesin gözüyle bakýlan Kerkük Referandumu'nu engellemeye çalýþmaktadýr. 8-Türkiye'nin Ýrredentizmi Tarihte birçok örneði görüldüðü gibi bir devlet hangi tarihsel koþullar ve sýnýfsal temeller üzerinde kurulmuþsa, sonraki geliþimini de bu özellikler üzerinde sürdürmektedir. Bu baðlamda Türkiye'de devletin niteliðini, tarihsel süreç içerisindeki dönüþümünü ve bugünkü karakterini irdelemek konumuzun dýþýnda olmakla birlikte T.C. Devleti'nin, bürokratik ve askeri niteliðini, egemen ulus, devlet ve toplum iliþkilerini, Osmanlýdan devralýnan tarihsel 58


Kurtuluþ

geleneklerini, Cumhuriyet dönemi boyunca devam eden Ýrredentalist (bir devletin kendisinin saydýðý topraklarý ulusal sýnýrlarý içine almak istemesi) ve Fundementalist (kutsal kitabý kendilerine temel sayanlar) vb. politikalarýný hatýrlamak yeterli olacaktýr. Türkiye'nin egemen ulus ve devlet iliþkilerinin somut biçimlere büründüðü siyasal planda dört temel refleksi vardýr: Bunlardan biri Kürt sorunudur. Ýkincisi Ermeni sorunudur. Üçüncüsü Kýbrýs ve onunla ilgili Yunanistan sorunudur. Dördüncüsü son yýllarda ön plana çýkan Musul-Kerkük sorunudur. Musul-Kerkük sorununun ortaya çýkýþý bir hayli eskidir. Mondros Ateþkesi'nden beri Musul'un bir Kürt sorunu olduðunun bilincinde olan Kemalist hareket Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluþ sürecinde bunu Türk sorunu haline getirmiþtir. Aslýnda Kemalistler bu sorunu, Sevr Anlaþmasý'yla belirlenin ve aslýnda Kürdistan'ýn yeni bir bölünmesiyle çizilen sýnýrlarý dikkate alarak genelde Kürtlerin ve özel olarak da Türkmenlerin aleyhine olacak bir þekilde çözümlemiþtir. (Kemalist hareketin kendi konumunu güçlendirme çabalarýyla örtüþen bu tutumun gerekçelerini M. Kemal'in meclisteki konuþmalarý ve Ýnönü'nün Lozan'daki reflekslerinde görmek mümkündür.) Gerek ortaya çýkýþý ve gerekse siyasal boyutu bakýmýndan Musul ve Kerkük Sorunu gerçekte bir Kürt Sorunu'dur. Bu sorun ilk kez Paris Barýþ Konferansý'nda Kürdistan'ýn sýnýrlarýnýn belirlenmesinde ve Sevr Antlaþmasý'yla Kürdistan'ýn bölünmesi sýrasýnda ortaya çýkmýþtýr. Bu nedenle Musul sorunu, Lozan Antlaþmasý görüþmelerinde tek anlaþmazlýk konusu olmuþ ve Konferans gündeminden ayrýlarak/ertelenerek Ýngiltere ile Kemalist Hükümet arasýnda özel müzakerelerle çözümlenmiþtir. Bu baðlamda 1926 yýlýnda yapýlan Türkiye-Ýngiltere (Irak) Antlaþmasý, hem Kürtlerin ve hem de Türkmenlerin aleyhine, fakat Araplarýn ve Ýngilizlerin lehine olacak þekilde imzalanmýþtýr. Ancak, ulusal sorunlarý daima egemen ulus ve devlet refleksiyle çözümleme alýþkanlýðý olan T.C., hem çifte standartçý politikalardan ve hem de Ýrredendist yönelimlerden vazgeçmemiþtir. Cumhuriyetin kuruluþundan beri Kürtlere karþý ulusal inkarcý ve asimilasyoncu politikalarý sürdürmüþtür. Gelinen aþamada artýk kendisini her düzeyde sorunlarýn

sorunu olarak dayatmasýna karþýn, Kürt ulusal hareketine karþý devlet hala Sevr ve Lozan Sendromu'yla davranmaktadýr. Öte yandan Kýbrýs'a benzer bir durum Kerkük'te Türkmenler(5) üzerinden gerçekleþtirilmeye çalýþýlmaktadýr. Kýbrýs'ta Dr. Küçük'e karþý Denktaþ'ý destekleyerek uygulanan "bölme ve yönetme" politikasý benzer bir biçimde Türkmenler üzerinde uygulanmaya konulmuþtur. Kürt sorunu bahane edilerek Türkmenler bölünmüþ ve bir kesimi Türkiye'ye baðlý bir topluluk haline getirilmiþtir. Gerek PKK'ye karþý sýnýr ötesi harekatlarýnda ve gerekse Körfez Savaþý sonrasýnda oluþan güç dengeleri koþullarýnda Türkmenlerle kurulan irredentist iliþkilerle, Türkmenlerin bir bölümü Türkiye'nin güdümüne sokulmuþtur. Irak'ýn iþgalinden sonra Türkmenler daha demokratik bir ortamda Kurultaylarýný yaparak gerçek temsilcilerini seçti. Türkmen Cephesi'nin yeni yöneticileri Kürtlerle ve Araplarla kardeþçe yaþama kararlýlýðýný sürdürüyor. Ancak, Türkiye bazý Türkmen kesimlerini Kürtlere karþý kýþkýrtýyor.Buradaki amaç, Irak'ýn sömürge yönetimi koþullarýndan yararlanarak bir Türkmen Özerk Bölgesi kurmak ve böylelikle bölgede Türkiye'nin söz sahibi olmasýný saðlamaktýr. Bu amaçla, Erbil'de bir Türkmen özel silahlý gücünün eðitimi ve donanýmý saðlanmýþtýr. Ayrýca bölgeye çok sayýda özel kuvvetler elamaný yerleþtirilmiþ ve çok yönlü bir Türkleþtirme politikasý izlenmeye baþlanmýþtýr. Irak'ýn iþgali sýrasýnda kendisinden beklenilen refleksi gösterememesi nedeniyle Türkiye'nin ABD ile iliþkileri zedelenmiþ, fakat þimdilerde yeni bir döneme girmiþtir. Þimdi Türkiye kendi ulusal ve yayýlmacý politikalarýný da dikkate alarak ABD ile pazarlýklara giriþmiþtir. Güney Kürdistan Federasyonu'nu tanýma adýmlarý atmaya hazýrlanan Türkiye, PKK'nýn güneydeki konumu üzerine gerek ABD ve gerekse Barzani ile pazarlýklar yapmaktadýr. Bu dönemde ortaya çýkan bazý olgular Türkiye açýsýndan da önem kazanmaktadýr. Bunlarýn baþýnda, PKK'nýn güneydeki varlýðý Türkiye için ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Türkiye onlarý yok etmeyi, olmazsa orada tutmayý ve kuzeye girmelerini engellemeye çalýþmaktadýr. Yani hükümet ABD'nin desteði ve iþbirliðiyle PKK'yý tasfiye etmeyi 59


Kurtuluþ

amaçlamaktadýr. Ancak bunun o kadar kolay olmadýðýnýn herkes farkýndadýr. Türkiye ne eskisi gibi sýnýr ötesi operasyonlar yapabilir, ne de toplumsal bir meþruiyet kazanmýþ olan PKK'yi yok edebilir. ABD ile kurulan Koordinatörlük bir iþe yaramamýþtýr. Tek yanlý ateþkes ilan eden PKK yeni bir barýþçýl yaklaþýmla somut çözüm önerileri sunmuþtur. PKK artýk Güney Kürdistan Federe Devleti topraklarýnda barýnmaktadýr. Üstelik Güney Kürdistan hýzla ekonomik ve sosyal bir kalkýnma sürecine girerek Kürdistan'ýn diðer parçalarýnýn ilgi odaðý olmaya baþlamýþtýr. Önümüzdeki süreçte birleþik ve büyük Kürdistan ideali bütün parçalarda yanký bulacak, dahasý PKK dahil, baðýmsýz bir Kürt devletinin kuruluþuna hiçbir Kürt örgütü ilgisiz

kalamayacaktýr. Bu aþamada Türkiyeli sosyalistlerin unutmamasý gereken þudur: Ulusal, sýnýfsal, etnik, kültürel ve dinsel dinamikleriyle bir fay hattý oluþturan bu bölgede Kürtler, bölgesel bir devrimi tetikleyecek ve bütün dengeleri alt üst edebilecek bir fonksiyon üstlenebilme potansiyeline sahiptir. Bu baðlamda Kürt özgürlük hareketiyle yapýlacak stratejik ittifak ve bu doðrultudaki yeni örgüt ve mücadele biçimleri bölgedeki devrim ve sosyalizm mücadelesinde hayati bir önem taþýmaktadýr. Kapitalizme, emperyalizme, militarizme ve þovenizme karþý tutarlý bir mücadele perspektifi ve buna uygun güç ve eylem birlikleri geliþtirmek, enternasyonal görevlerimizi sýnýf bilinçli bir duyarlýlýkla yerine getirmek, önümüzdeki temel siyasal görevlerimizi oluþturmaktadýr.

* * *

1-Bu arada, önemli bir enerji kaynaðý olan dünyadaki bor tuzlarýnýn %75 ine sahip bulunan Türkiye'deki bor kaynaklarý da AKP hükümeti tarafýndan özelleþtirme kapsamýnda Etibank'ýn bir ABD þirketine satýþý yoluyla ABD'nin eline geçmek üzeredir. 2-Her emperyalist devlet, iþgal ya da ilhak ettiði bir ülkede kendi devlet ve hükümet modelini uygulamaktadýr. Bu baðlamda Ýngilizler ile Fransýzlarýn Birinci Dünya Savaþý'ndan sonraki manda yönetimlerinde uyguladýklarý modeller ile ABD'nin Ýkinci Dünya Savaþ'ýndan sonra uyguladýðý modeller, bu anlayýþtan kaynaklanmýþtýr 3-BAAS üzerine birkaç þey söylemekte yarar var: Arap Sosyalist BAAS Partisi, tek bir sosyalist Arap toplumu oluþturmayý amaçlayan bir parti. Pek çok Arap ülkesinde kollarý olan BAAS Partisi, 1943'denMiþel Eflak ve Salah el-Bitar tarafýndan Þam'da kuruldu. 1953'de Suriye Sosyalist Partisi'yle gerçekleþtirilen birleþme sonucu Arap Sosyalist BAAS Partisi adýný aldý 4-ABD Irak hükümetine inisiyatif vermemek için adý Irak Milli Güvenlik Konseyi olacak bir kurum yaratmýþtýr. Milli Güvenlik Konseyi, parlamentoda en az 10 sandalyesi olan partilerin temsilcileri yer almýþtýr. Konsey, "yeni hükümetin güvenlik ve ekonomik politikalarýný çizmek ve ülkenin milli güvenlik yönetimine, Bakanlar Kurulu ile birlikte etkin olmak" için kurulmuþtur 5-27 Ocak 1970'de General Hasan el-Bekr'in devlet baþkanlýðý döneminde iktidardaki Baas Partisi Türkmenlere bazý kültürel haklar tanýmýþtýr. Irak Devrim Komuta Konseyi, ilkokullarda Türkmence eðitimin yapýlmasýna, Türkmen yazar, þair ve edebiyatçýlarýna bir dernek altýnda toplanmasýna, Türkmence gazete ve dergilerin yayýnlanmasýna, Kerkük televizyonunda Türkmence programlarýn arttýrmasýna karar vermiþti. Bu kültürel haklar baðlamýnda ilk yýllarda Musul ve Kerkük bölgesinde Türkçe eðitim yapan 48 okul açýlmýþ ve Türkmenler kültürel haklardan en geniþ bir þekilde yararlanmýþtý. Ancak Saddam Hüseyin döneminde Kürtlerle birlikte Türkmenler de çeþitli baskýlara maruz kaldý ve kazanýlmýþ haklarý ellerinden alýndý. Körfez savaþýndan sonra ise, Kuzey Irak'ta kurulan Kürt Özerk Bölgesi'nde Türkmenler yeniden daha demokratik bir ortama sahip oldu.

60


ortadoðu

dosya

Kurtuluþ

“ABD Daha Derine Doðru Kazmaya Devam Edecektir!” "Gerçek müminler, gerçeklerin inançlarýna uymadýðýný gördüklerinde gözlerini kapar ve daha sýký dua ederler." (Naomi Klein) Yeni Bir Dönem Analizi Zorunludur Lenin'in söylediði gibi, pazar kavgasýnda, emperyalistler arasý barýþçý bir paylaþým döneminin ardýndan, savaþçý biçimlerin tekrar gündeme geldiði bir tarihsel kesitte yaþýyoruz. Pazarlarýn paylaþýlmasý kavgasý, eskisi gibi yine dünya savaþlarý þekline varacak mýdýr? Bugünden bir þey söylemek mümkün deðil. Ama, Yugoslavya, Afganistan saldýrýlarýyla hýz kazanan, Irak'ýn iþgaliyle, diðer kapitalist devletlerle birlikte tesis ettiði eski dünya nizamýný hiçe sayan ABD'nin yaptýðý hamleler barýþçýl paylaþým biçiminin geride kaldýðýnýn iþaretleridir. Son 15 yýl içerisinde cereyan eden tüm savaþlar emperyalistlerarasý pazar kavgasýnýn sonuçlarý. Yugoslavya'da milliyetçiliði kýþkýrtarak halklar birbirine kýrdýrýldý, ardýndan emperyalist müdahaleye giriþildi. Kafkasya'da, halklararasý düþmanlýk tohumlarý ekmek ya da siyasal istikrarsýzlýk yaratacak her türlü unsuru

Erdal Kara 61


Kurtuluþ

kullanmak suretiyle, burjuva kozmopolitizminin "içiþlerine karýþmama" ilkesini ayaklar altýna alýnarak sonuç alýnmaya çalýþýldý. Afganistan ve Irak'ta, sudan bir bahane yaratýlarak, emperyalist açýk iþgale giriþildi. Gürcistan ve Venezuella'da, iþbirlikçiler palazlandýrýlarak, geniþ yýðýnlar kýþkýrtýldý, sözde "despotik" rejimlere karþý "demokrasi" kartý masaya sürüldü. Filistin'de, seçimlerden baþarýyla çýkan Hamas "terörist" ilan edilerek iç karýþýklýk yaratýlmaya çalýþýldý. Lübnan'da, Hariri süikastý bahane edilerek Suriye'nin etkinliðine son verilmesinin ardýndan Ýsrail bombardýmanýyla ülke yerle bir edildi. Bütün bu örnekler, emperyalistler arasý pazar kavgasýnýn artýk barýþçýl biçimler altýnda sürdürülmediðini, emperyalistlerin pazarlarý savaþçýl biçimler altýnda paylaþmaya giriþtiðini, deyim yerindeyse, çaða özgün biçimler altýnda üçüncü -kimilerine göre dördüncü- paylaþým savaþýnýn cereyan ettiðini açýk bir biçimde ortaya koyuyor. Bu yeni dönem her þeyden önce emperyalizme karþý mücadelenin önemini arttýrýyor. Bu önemin artmasýna paralel olarak, her ulusun burjuvazisi paylaþým kavgasýnda yer alabilmek için saldýrgan bir çizgi izliyor, bu geliþme küreselleþme ideologlarýnýn iddialarýnýn tam tersine milliyetçiliðin azgýnlaþmasýna neden oluyor. Emperyalizme karþý kavganýn kendi ülkesinin burjuvazisine ve onun ideolojik silahý olan egemen milliyetçiliðe karþý kavgayla birleþtirilmesi daha fazla önem kazanýyor. Bir bakýma dünya sosyalist hareketi I. Paylaþým Savaþý'nda olduðu gibi, enternasyonalizm ve sosyal þovenizm kutuplarýnda ayrýþýyor.

güçlendirmeye çalýþýyor. Ama bu gerçek bir baþka gerçekle paralel gidiyor. ABD ekonomisi durgunluða doðru ilerliyor. Diðer emperyalist güçlerin 20-25 yýl içinde ABD emperyalizmini yakalayacaðý ve uluslararasý emperyalist hiyerarþide ABD'nin varolan konumlanýþýný sürdürmeyeceði öngörülüyor. Birçok analist 21. yüzyýlýn ilk çeyreðinin sonlarýna doðru dünyanýn merkezinin Uzak-Doðu olacaðýný iddia ediyor. Çin'in yaklaþýk % 10'larda seyreden yýllýk büyüme hýzý bunun önemli göstergelerinden biri. Dolarýn rezerv para oluþunun avantajýný kullanan ABD'nin, 550 milyar dolar civarýnda olan dýþ ticaret açýðýn büyük kýsmý, her yýl Japonya, Çin ve Avrupa'ya yaklaþýk 100'er milyar dolar borçlanarak karþýlanýyor. Bu ülkelerin merkez bankalarý ABD devlet tahvilleri ile dolmuþ durumda. Nasýl 20. yüzyýlýn baþýnda erken sanayileþen Ýngiltere emperyalist hiyerarþide alt basamaklara düþmek zorunda kaldýysa, kar oranlarýnýn eðilimsel düþme yasasýnýn bir gereði olarak, erken yükselen gücün erken düþüþe geçmesi kuralý bu kez de ABD'yi emperyalist hiyerarþide alt basamaklara düþmenin eþiðine getirmiþtir. Wallerstein'in söylediði gibi, "ABD'nin dünya sistemi içindeki düþüþü konjonktürel deðil yapýsaldýr. Bu düþüþ tersine çevrilemez." Bu düþüþün en önemli nedenlerinden birisi ekonomiktir. ABD'nin Avrupa ve Japonya karþýsýnda 1945'deki gibi bir ekonomik üstünlüðü yok. Bugün Avrupa, Japonya/Uzak Asya araþtýrma geliþtirme, ulaþýlabilir sermaye ve insani vasýflar açýsýndan ABD ile rekabet edebilecek düzeyde ulaþmýþ durumda. ABD'nin, petrolün dolara endeksli olmasýndan kaynaklanan parasal avantajý da tehlike altýnda ve muhtemelen bu avantaj da belli bir süre içinde sona erecek gibi görünüyor. ABD diðer emperyalist/kapitalist ülkelere göre tartýþýlmaz bir askeri üstünlüðü sahip. Ancak bu üstünlük, sermayeyi ve teknolojik yenilenmeyi üretken sermaye alanýnýn dýþýna çektiði için uzun vadede ekonomik alanda dezavantaja dönüþme potansiyeli taþýyor. 1990'larýn sonralarýndan itibaren durgunluk içinde bulunan dünya ekonomisinin ilk ataðýnda diðer emperyalist ülkelerin ekonomik iþletmelerinin muhtemelen daha baþarýlý olacaðý öngörülüyor. ABD yaklaþýk çeyrek asýrdýr sürmekte olan ekonomik

Dünya Ýmparatoru ABD Bugün dünya emperyalist sistemi, Avrupa ve Asya'daki emperyal rakiplerini diplomatik þantaj baþta olmak üzere bir dizi tedbire baþvurarak kendisine tabi kýlan, emperyal ülkeler dýþýndaki ülkeleri ise, Irak ve Afganistan'da savaþlar, Kolombiya'da askeri varlýðý, Venezuella ve Küba'ya uyguladýðý ekonomik sýnýrlamalar ve Kuzey Kore'ye yönelik uyguladýðý kitlesel imha silahlarý tehdidi ile fethetme mücadelesine giriþmiþ olan ABD emperyalizmi tarafýndan kontrol ediliyor. ABD dünya ekonomisi içindeki jeo-stratejik konumunu, petrole, dolara ve askeri güce dayalý egemenliðini 62


Kurtuluþ

düþüþünü kültürel ve politik araçlarla frenlemeye çalýþýyor. Esas olarak üretken yatýrýmlara dayanmayan, sermayenin organik bileþiminin çok yüksek olduðu bu ABD askeri-sanayi kompeksi, Keynesyen politikanýn içine girdiði krizden en çok etkilenen sökterlerin baþýnda geliyordu. Neo-liberal politikalarla birlikte bu sektör yeniden yapýlandýrýldý. Carter Doktrini bu amaçla ortaya atýldý. Bu doktrin, petrol bölge ve yollarýna yönelik tehdit karþýsýnda ABD'nin savaþa girmesi esasýna dayanýyordu. Düþüse neden olan yapýsal sorunlarýn farkýnda olan ABD seçkinleri, ABD'nin askeri gücüne dayanarak muhtemel rakipleri engelleyebileceðini gördüler. Bu yaklaþým askeri gücün devamlý büyütülmesini ve kullanýlmasýný zorunlu kýlýyordu. '90'lar ABD'ye tek kutuplu bir dünya kurma imkaný verdi. Baba Bush Birinci Körfez savaþýný baþlattý. Carter Doktrini hayat alaný buluyordu. Clinton'un ilk baþkanlýk döneminde silikleþen bu dýþ politika çizgisi, Clinton'un ikinci dönemine egemen oldu. Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasýndaki fark silikleþti. Clinton'un dýþiþleri bakanlarýndan Madeline Albright, "asla kullanamayacaksak, dünyanýn en güçlü ordusuna sahip olmanýn anlamý ne?" diye soruyordu. 1997 yýlýnda, Dick Cheney, Jeb Bush, Paul Wolfowitz, Elliot Abrams, Lewis Libby, Donald Rumsfeld, Eliot A. Cohen gibi Neo-Conlarýn içinde yer aldýðý düþünce kuruluþu "Yeni Amerikan Yüzyýlý Projesi"ni þekillendirdi. Dick Cheney'in sözleriyle bu proje "eneji güvenliðini dýþ politika ve ticaretin ilk maddesi" yapacaktý. "Yeni Amerikan Yüzyýlý Projesi" 11 Eylül'le hayat alaný buldu. ABD'nin dýþ politika çizgisi belirginleþiyordu. ABD dünya hegemonyasý peþinde koþmakla yetinmeyecek dünya imparatorluðu rolüne soyunacaktý. Bu role soyunan ABD Afganistan'ýn iþgaline giriþti. ABD petrol þirketi Unocol Cop'un eski bir çalýþaný olan Hamit Karzai Afganistan Devlet Baþkanlýðýna getirildi. Böylece Hazar petrol havzasýnda bir köprü baþý tutulmuþ oldu. 1986'da ABD 1/3 oranýnda dýþ petrole baðýmlýydý. Bu oran bugün % 55'e çýktý. 2010'da % 58'e, 2020'de % 65'e, 2025'de de % 68'e çýkacaðý öngörülüyor. Petrol üreticisi Ýran, Irak, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt ve

Arap Emirliklerinin yer aldýðý körfez bölgesi dünya petrol rezervlerinin % 66, gaz rezervlerinin ise % 35'ine sahip. Günlük petrol tüketimi 80 milyon varil olan ABD, ihtiyacýnýn dörtte birini Körfez ülkelerinden karþýlýyor. 2020'de 115 milyon varile ulaþacak olan tüketiminde Körfez'in payý artacak. Bu gerçek ABD'nin Irak'a yönelik iþgalinin önemli nedenlerinden birisini oluþturuyor. Afganistan'ýn ardýndan, uluslararasý terörizme destek verdiði ve kitle imha silahlarýna sahip olduðu gerekçesi ile Irak'ýn iþgal edildi. ABD imparatorluk yolunda ilerliyordu. Ýþgalin ardýndan Bush, Ýran, Suriye ve Kuzey Kore'yi þer ekseni ilan etti. Sýra Suriye ve Ýran'daydý. Kýsa sürede Irak'ta istikrar saðlanacak, bölge ülkeleri tehdit, þantaj, iç karýþýklýk çýkarma vb. her türlü yola baþvururak rejim deðiþikliðine zorlanacak, bu yöntemlerle sonuç alýnamazsa askeri zor uygulanacak, imparatorluk tacý Ortadoðu'ya dikilecekti. BOP'un yol haritasý buydu. Ýki faktör planý bozdu. Irak direniþinin varlýðý ve bölge ülkelerinde gerçekleþen seçimler. Mýsýr, Lübnan ve Filistin seçimlerinden Ýslami hareketler güçlenerek çýkarken, Irak'ta ABD'nin tercihi Allawi % 14 oy aldý. Çoðunluk Þii ittifakýndaydý. Ýran'da muhafazakarlar güçlenirken, Ahmedinecad büyük bir popülarite elde etti. Ýþgalden üç yýl sonra BOP uygulanamaz hale gelmekle kalmamýþ, bölgesel bir savaþ olasýlýðý da gündeme gelmiþti. ABD seçkinleri üç yýl önce böyle bir olasýlýðý akýllarýndan bile geçirmiyorlardý. Karamsar senaryolar vardý kuþkusuz. Besbelli ki, kimse onlara itibar etmemiþti. Ýþgalden Bugüne Irak "Washington tek taraflý müdahale eder, caniler, kabile reisleri ve etnik savaþ aðalarý ittifakýna dayalý yeni bir kukla rejim atar; kendi çokuluslu þirketleri için büyük yeniden yapýlandýrma projelerini gaspeder; tüm stratejik kaynaklar ve ulaþým yollarý üzerindeki denetimi ele geçirir ve sonra yeni iþbirlikçi rejime polislik yapmak, pisliði temizlemek ve insani yardýmý finanse etmek üzere Avrupa'yý çaðýrýr." (James Petras) ABD Irak'ta Neyi Baþardý? Rakamlarýn dili yalýndýr. 100 milyar dolar 63


Kurtuluþ

olacaðý hesaplanan iþgalin maliyeti, dolaylý harcamalarla birlikte bugün 2 trilyon dolarý geçti. Sadece bu gösterge bile baþarýsýzlýðýn kanýtýdýr. Ýþgal öncesinde Neo-Conlarýn cebinde iki plan vardý. Ýlki, Ýsrail'in de desteklediði Irak'ýn bölünmesi planý. Eski devlet aygýtýnýn tasfiye edilerek sýfýrdan bir devlet aygýtýnýn yaratýldýðý, küçük bir ordu, Ýsrail'le dostluk iliþkileri olan tarafsýz bir devlet, bir çeþit Arap Ýsviçresiydi bu. Ýþgalciler çiçeklerle karþýlanacak, kýsa zamanda istikrar saðlanacaktý. Hayal buydu. Ýþbirlikçi Çelebi bu planýn hararetli savunucusuydu. Ýþgalin ilk aylarýnda uygulandý plan. Ordu ve polis daðýtýldý, sýfýrdan yeni bir devlet aygýtýnýn kurulmasýna giriþildi. Ama direniþin varlýðý planýn uygulanmasýný imkansýz kýldý. Bu sýrada Saddam yakalandý. Kendi laflarýna aþýktýlar. Direniþin önderliðini Saddam'ýn yaptýðýný sanýyorlardý. Direniþin hýz keseceði beklentisine girdiler. Aslýnda, Saddam'ýn elinde az bir para ve bir çukurda yakalanmýþ olmasý, bu iddiayý yalanlýyordu. Ama beklediler. Lakin direniþ hýzýný kesmedi. ABD kayýplarý arttý. Bunun üzerine bu planý kaldýrýp attýlar. Ýkincisini uygulamaya giriþtiler. Önce Çelebi tasfiye edildi. Felluce direniþinin bastýrýlmasýndan ardýndan yeni planý uygulamaya giriþtiler. Eski BAAS'çý generallerle uzlaþýp, Ordunun yeniden yapýlanmasý görevini onlara verdiler. Kendileri de halkýn Bremer duvarlarý dediði güvenlik duvarlarýnýn içine çekilerek canlarýnýn derdine düþtüler. Ama bu plan da sorun çýkardý. Eski BAAS unsurlarýnýn kullanýlmasýna itirazý vardý Þiilerin. Ordunun yapýlanmasýnda böyle bir yönelime girilmesi, seçimlerden baþarýyla çýkan Dava Partisi ve Sadr yandaþlarýnýn zaten varolan milis güçlerini arttýrmalarýna, zaman içinde de özellikle El Kaide'nin sivillere yönelik eylemlerinin yarattýðý tepkiyi gerekçe göstererek paramiliter eylemlere giriþmeleri sonucunu doðurdu. Daha önce ABD iþgaline karþý Necef'te ayaklanma gerçekleþtiren, Felluce direniþi sýrasýnda Baðdat'ýn Sadr semtinde dayanýþma kampanyalarý örgütleyen, ABD'nin bastýrmaya gücünün yetmediði Mehdi Ordusu'nun lideri Sadr, mezhepler arasý çatýþmanýn kesinlikle bir parçasý olmayacaklarýný ýsrarla vurgulasa da, süreç ister istemez onlarý da çatýþmanýn tarafý olmaya sürüklüyordu. Geçtiðimiz günlerde Saddam'ýn idamýnda

bulunduðunun iddia edilmesi üzerine bunun ABD'nin Mehdi Ordusu'nun itibarýný zedelemek için uydurduðu bir yalan olduðunu ilan eden Sadr'ýn açýklamalarý, bu gücün mezhepler arasý çatýþmanýn bir unsuru olmamak için direndiðini gösteriyor. Irak'ta bugün hergün onlarca kiþinin öldüðü sivillere yönelik bombalamalar gerçekleþtiriliyor. Henüz cepheleri netleþmiþ bir iç savaþtan söz etmek olanaklý deðilse de, Irak'ýn adým adým bu yöne doðru ilerlediðine kuþku yok. Sonuçta ABD ikinci planýný da uygulama olanaðýndan yoksun kaldý. Wolfowitz, Feith ve Rumsfeld tarafýndan kurulan Özel Planlar Bürosu'ndaki gayri resmi danýþmanlarýn ürettikleri yalanlardan birisi Irak'ýn uluslararasý teröristlere yardým ettiði, Irak'ta El Kaide'nin yuvalandýðý iddiasýydý. Ýþgalle birlikte ortaya çýktý ki, Irak'ta El Kaide'nin izi bile yoktu. Bugün ise direniþ hareketinin çirkin yüzü El Kaide, Irak'ýn gerçeðidir. Ýþgal olmayaný var etmiþtir Irak'ta. ABD petrol kuyularý üzerinde hakimiyet kurmak istiyordu. Bugün Irak'ýn petrol üretimi Saddam döneminin gerisine düþmüþ vaziyette ve petrol kuyularý hergün bombalanýyor. Diðer hedef kýsa sürede istikrarlý bir yönetim kurmaktý. Yani Allawi'nin kilit rolde olacaðý bir devlet yapýlanmasý. Ne yazýk ki seçimlerde Allawi % 14 oy aldý. Þii ittifakýný oluþturan güçler, Ýslam Devrimi Yüksek Konseyi, Dava Partisi ve Sadr yandaþlarý ise zaferle çýktýlar seçimden. Sadr'ýn seçimlerde kazandýðý baþarý ABD için tam bir hayal kýrýklýðýydý. % 20 civarýnda oy alan Sünnilerin durumu daha da düþündürücüydü. Seçilen Sünni temsilcilerin çoðunun arkasýnda Irak direniþ hareketi bulunuyordu. Kýsa bir zaman sonra Sünniler ve Sadr yandaþlarý ABD'nin Irak'ý terketmesi için belli bir takvim verilmesini isteyerek parlamentoyu boykot etmeye baþladýlar. Seçimlerin ardýndan hükümetin oluþturulmasýnýn da aylar aldýðý hatýrlanacak olursa, istikrardan deðil fiyaskodan söz edilebilirdi. Ya Irak'ýn yeniden inþasý... Yeniden inþa denince anlaþýlmasý gereken Irak ekonomisinin uluslararasý neo-liberal politikaya entegrasyonuydu. Kamu iþletmelerinin özelleþtirilmesi bunun ilk maddesiydi. Bremer emir üstüne emir yayýmladý. Emirler neo-liberal politikanýn vahþi yüzünü gösteriyordu. "Irak'ýn 200 devlet teþebbüsünün özelleþtirilmesi, Irak'taki tüm yatýrým64


Kurtuluþ

larýn % 100 yabancýlar tarafýndan yönetilebilmesi ve tüm gelirlerin vergiden muaf tutulmasý" bu emirlerden biriydi. Bir baþka emir, "yabancý yatýrýmcýlara Irak yasalarýndan tam muafiyet imtiyazý" veriyordu. Uluslararasý tekeller için yaratýlan bütün kolaylýklara raðmen özelleþtirme kampanyasý yürümedi. Sermaye Irak'ý güvenli bulmuyor, yok pahasýna satýlmaya çalýþýlan iþletmeleri almýyordu. Bu iþletmelerin büyük çoðunluðu bugün günde sadece bir kaç saat çalýþýyor. Niçin böyle olduðunu bir kamu yöneticisi çok güzel açýklýyordu: "hiç kimse kamu sektörünün yararýný kabul etmiyor." Bugün Irak'ýn kamu iþletmeleri çürürken, geçmiþte Irak'ta üretilen tüm ürünler ithal ediliyor. Ýþgalciler Irak ekonomisini tam bir yýkým içerisine sürüklediler. Irak'taki ulusalcýlýðýn mimarý, kendisini panArap ve devrimci olarak niteleyen Abdul Kerim Kasým, 1958'de bir darbeyle monarþiyi yýkarak iktidara gelmiþti. Sovyetler Birliði ile dostluk iliþkilerini geliþtiren ve petrol endüstrisinin bir kýsmýný ulusallaþtýran Abdul Kasým'ýn iktidarýna 1963 yýlýnda BAAS darbesiyle son verildi. Irak Komünist Partisi'nin sað kanadýnýn desteklediði darbenin hedeflerinden en önemlisi, güçlenen ve liderliðini Halid Ahmet Zeki'nin yaptýðý, halk savaþýný baþlatmayý ve Kürt hareketi ile ittifak içinde ulusalcý iktidarý devirip sosyalizmi kurmayý amaçlayan Irak Komünist Partisi'nin sol kanadýnýn tasfiyesiydi. Darbenin ardýndan BAAS'çýlar Komünist Parti'nin darbeyi destekleyen sað kanadýný da ezdiler. 1970'lerde Irak Komünist Partisi tekrar güçlendi. Hatta ülkenin en kitlesel siyasal partisi haline geldi. Ancak Sovyetler Birliði'nin "barýþ içinde birarada yaþama politikasý"nýn gereði olarak BAAS'la uzlaþma yoluna gitti. 1979'da BAAS'ýn sað kanadýnda yer alan Saddam Hüseyin, Irak Komünist Partisi'nin merkez kanadýnýn da desteðini alarak iktidarý ele geçirdi. Darbeye BAAS'ýn ve Komünist Partisi'nin sol kanatlarý karþý çýktý. Saddam iki gücü de bastýrdýktan sonra, darbeyi destekleyen Komünist partisinin sað kanadýný da ezdi. (*) Ardýndan da iktidarý boyunca Kürtlerin üzerinden baský ve zulmü eksik etmedi. BAAS ulusalcýlýðý Saddam'la birlikte tam anlamýyla gerici ve þoven bir niteliðe kavuþtu. Saddam'ýn iktidardan devrilmiþ olmasý demokratik temellerde bir ulusalcýlýðýn geliþebilmesinin önündeki önemli bir bariyerin

ortadan kalkmasý anlamýna gelir. Devlet katýnda örgütlenmiþ gerici ve þoven ulusalcýlýk tekelinin ortadan kalkmasý, demokratik bir ulusalcýlýðýn geliþebilmesine olanak verir. Ýþgalle birlikte Arap ulusçuluðu Irak siyaset sahnesinin vazgeçilmez bir unsuru olmuþtur. Bu ulusalcýlýðýn hangi yöne doðru evrileceðini bugünden kestirebilmek mümkün deðildir.(**) ABD'nin Irak'ta baþarýlý olduðunu söyleyebileceðimiz tek alan Kürtlerle iliþkileri. Ortadoðu'nun baský, asimilasyon, þiddet ve katliamlara tabi tutulmuþ halký Kürtler çok uzun yýllar boyunca kendi kaderlerini özgürge tayin etme olanaðýna kavuþamadýlar. Bu gerçek ABD'nin Ortadoðu'yu iþgalinin arifesinde, Irak Kürdistaný'ndaki KDP ve KYP önderliklerinin Irak Kürtlerini ABD iþgalinin Kürtlerin kendi kaderini tayin hakký için çok geniþ imkanlar yarattýðýna ikna etmesini mümkün kýlmýþtýr. (***) Ýþbirlikçi bir politik çizgi izleyerek ABD emperyalistlerini Irak'a davet eden KYP ve KDP önderlikleri çizgilerini ýsrarla sürdürüyorlar. ABD bugün bu önderliklerinin desteði olmadan bir gün bile Irak'ta kalamaz. KYP ve KDP önderliklerinin izlediði bu çizgi Ortadoðu'da halklar arasýndaki düþmanlýðý geliþtiriyor. Bugün açýkça görünmeyen bu gerçeklik, ABD'nin Irak'ý terkettiði koþullar altýnda net bir þekilde ortaya çýkacaktýr. Ýþgalin ardýndan gündeme gelen önemli projelerden biri Musul/Kerkük-Hayfa petrol boru hattýdýr. Ýsrail ile Kürt yönetimi arasýnda bu projeyle ilgili pazarlýklar sürmektedir. Fýrat/DicleÜrdün-Hafya su hattý projesi de görüþme masasýnda bulunuyor. Ayrýca Ýsrail Kürt bölgesine ekonomik yatýrýmlar yapýyor. Ýsrail ile Kürt yönetimi arasýnda askeri alanda da iliþkiler sürmekte, permergelerin eðitimi Ýsrail'li askeri uzmanlarca gerçekleþtirilmekte. Bu geliþmeler Kürt yönetiminin geleceðini ABD-Ýsrail ittifakýna baðladýðýný ortaya koyuyor. Seçimlerde Ýslamcý bir Kürt partisinin oylarýný katladýðý da belirtilmelidir. ABD Irak'ta kalmaya devam ettikçe bu eðilim güçlenecektir. Sonuç olarak, Kürtlerle iliþkileri dýþarýda tutulursa, ABD Irak'ta baþarýlý olamadý. BAAS'ýn tasfiyesi bir kenara konuldu, Irak'ta olmayan El-Kaide hortladý, petrol kuyularý bombalanmaktan delip deþik halde, býrakýn yeniden inþanýn gerçekleþtirmesini, þehirlere 65


Kurtuluþ

yeterli su ve elektrik bile verilemiyor, siyasal istikrar yok, bölgede Ýran'ýn etkinliði arttý, Arap ulusalcýlýðý Irak siyaset sahnesinin ayrýlmaz bir parçasý haline geldi. Ýþgalin hemen ardýndan "neden yaðma ve yýkým?" diye soranlara Rumsfeld "Neden olmasýn" diye yanýt veriyordu: "Biz kazandýk! Onlar kaybetti!" Rumsfeld bu lafý ettikten bir kaç yýl sonra günah keçisi ilan edildi ve istifa etti.

ABD, Ýran'ýn nükleer silah edinme duygusunu güçlendirmiþtir. Ý Irak Þiileri Irak-Ýran savaþýnda Irak Sünnileri ile birlikte Ýran'a karþý savaþtýlar. Bunun temel nedeni, BAAS ulusçuluðu Saddam döneminde gerici ve þoven bir niteliðe bürünmüþ de olsa Irak'ta BAAS'ýn yarattýðý Araplýk bilinciydi. Irak Þiilerinin en büyük otoritesi sayýlan Sistani Farsi ancak, Irak Þiilerinin çok büyük bir çoðunluðu Arap. Sanýldýðýnýn aksine Irak ile Ýran Þiileri arasýnda geçmiþten bugüne gelen yakýn baðlar bulunmuyor. Ancak ABD'nin Irak'ý iþgali durumu deðiþtirdi. Ýþgalin baþarýsýzlýðý ve ABD'nin kalýcý olduðunun anlaþýlmasý Þiilerin yüzlerini Ýran'a dönmelerine neden oldu. Böylelikle Ýran, Irak'ta etkili olma olanaðý buldu. Ýran'ýn etkisinin artmasý Irak'la sýnýrlý kalmadý. Ahmedinecad'ýn Ýsrail ve Amerika karþýtý söylemi, Filistin davasýna sahip çýkmasý bütün Ortadoðu ülkelerinde Ýran'a yönelik bir sempati yarattý. Son iki yýl içinde gerçekleþen seçimler bunu gösteriyor. Arafat'ý devreden çýkarmak için ABD'nin baskýsýyla yapýlan Filistin seçimlerinde Hamas birinci parti oldu. Lübnan'da Hizbullah gücünü neredeyse ikiye katladý. Mýsýr'da Hizbullah'ýn paralelindeki Müslüman Kardeþler oylarýný beþ katýna çýkardý. Batý Þeria'ya komþu ve nüfusunun % 70'i Filistin kökenli olan Ürdün'de de Müslüman Kardeþler güçlendi. Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Körfez Emirlikleri'nde de benzer geliþmeler yaþandý. ABD'nin yorumuna göre Ortadoðu'daki Ýslami direniþ ve halk hareketleri Ýran'ýn güvenlik hinterlandýný oluþturuyor. ABD iþgali bu hinterlandý dört yýl öncesine göre güçlendirdi. Chomsky bir kaç yýl önce, "ABD Ýran'ýn üzerinde etkili olduðu bir Þii hilalinin doðuþunu engellemek için nükleer silah kullanmaktan çekinmez" diyordu. Bugün manzara nedir? Irak'ta Þiilerin etkinliði arttý, Lübnan'ýn en etkili gücünü oluþturan, Ýsrail saldýrýsýný püskürtme baþarýsýný gösteren Hizbullah bileði bükülemez hale geldi, Suudi Arabistan'ýn petrol rezevrlerinin olduðu Þiilerin yaþadýðý bölgesinde güçlü bir Þii muhalefet þekilleniyor, Suriye'de zaten Þiiliðin bir kolu olan Alevilerin iktidarda olduðu bir yönetim var. Ürdün'de de azýmsanmayacak sayýda Þii bulunuyor. Tacikistan, Kýrgýzistan, Türkmenistan, bu ülkelerde de çok sayýda Þii var. Yaklaþýk olarak 800 milyon

Yýldýzý Parlayan Ýran Ýþgalinden önce Ýran'da reformcu bir Cumhurbaþkaný ile güçlü bir muhalefet vardý. Petrol fiyatlarýndan ötürü Ýran ekonomisi zor durumdaydý. Konvansiyonel silahlarýný geliþtirme ve nükleer silah elde edinmek istese de varolan silahlanma programýna bu kadar hýz kazandýrmamýþtý. Daha da önemlisi tecrit edilmiþ bir ülke halindeydi. Ýþgalin dördüncü yýlýnda manzara nedir? Ýran'daki anti-amerikancý hava güçlendi. Mollalar reformcu cumhurbaþkanýný alaþaðý etti, Ahmedinecad açýk ara iktidara geldi ve radikal çýkýþlarýyla popülarite kazandý. Savaþtan önce petrolün varili 50 dolarýn altýndaydý. Ýran ekonomisi belini doðrultamýyordu. Þimdi petrolün varili 60 dolar. Ýran ekonomisi iyi günlerini yaþýyor. Mollalar Ýsrail'in '80'lerin baþýnda Osirak nükleer tesislerini yerle bir ettiðini unutmuþ deðillerdi. Ayný durumla karþýlaþmamak için bir silahlanma programý uyguluyorlardý. ABD'nin burunlarýnýn dibine gelmesiyle konvansiyonel ve nükleer silah programlarýna hýz verdiler. Ýsrail 2005 yýlýnýn Nisan ayýnda Ýran'a karþý yürütülecek bir askeri harekat için silah stoklarýný tamamladý. Bu doðrultuda ABD'den 100 adet GBU-28 Buster-Bunker füzesi aldý. Nükleer baþlýk takýlabilen bu silahlar iki metrelik duvarý delerek topraðýn altýnda patlama yeteneðine sahip. Ýran geçtiðimiz yýl Peygamber II tatbikatýnda yeni füze denemeleri yaptý. Askeri gözlemcilere göre Ýran'ýn füze denemelerinin gösterdiði þu: Ýran caydýrýcý silahlara sahip. Mollalar uzun zamandýr nükleer enerji arayýþýnda. Bu arayýþýn nükleer silah yapma niyeti taþýdýðýndan da kuþku duyulamaz. ABD ve Ýsrail tehdidi altýndaki Ýran nükleer silah sahibi olarak kendini güvende hissedebilir. Ýran'ýn nükleer programýný engellemek isteyen 66


Kurtuluþ

Þiinin yaþadýðý bu bölgede Ýran'ýn yýldýzý parlýyor. Bir de buna Ýran ile Rusya arasýnda geliþen iliþkileri ekleyelim. Hazar ile Körfez bölgesi dünya petrol rezervlerinin % 75'i sahip. Ýran'ýn Rusya ile geliþen iliþkileri Hazar petrollerinin Ýran üzerinden geçme olasýlýðýný arttýrýyor. Bu olasýlýk gerçekleþirse Ýran'ýn bölgedeki önemi daha da artacak. Irak'ýn ardýndan Ýran'daki rejimi deðiþtirmehayallerini kuran ABD'nin iþgalden 4 yýl sonra karþýsýna çýkan tablo budur. Bölgesel güç olma potansiyeli düne göre katlanarak artmýþ bir Ýran. Bir baþka çarpýcý gösterge de þu: ABD, Ýran'ýn iki hasmýný,can düþmanýný, Saddam'ý ve Taliban'ý kendi elleriyle tasfiye etmiþtir.

muhataplarýn gözden düþürülmesini amaçlýyor. Arafat'ýn uzun süre ofisinde abluka altýna alýnmasý bunun örneðiydi. Ýsrail þimdi de muhataplarýný beðenmiyor. Hamas'a ayný yaklaþým uygulanýyor. Þaron nasýl Arafat'la müzakere yürütülemeyeceðini ileri sürdüyse, halefi Ehud Olmert de Hamas'la müzakere yürütülemeyeceðini söylüyor. Filistin sorununa çözüm bulma arayýþlarý Oslo sürecini doðurdu ve 1. Ýntifada'ya son verdi. Oslo süreci, Batý Þeria ve Gazze'yi Filistin yönetiminin kontrol etmesi karþýlýðýnda, Ýsrail'in 1967 sýnýrlarýndan öteye iþgal ettiði topraklardaki yerleþimcilerin çekilmesi ve yerleþimlerin inþaasýnýn dondurulmasýndan vazgeçilmesi anlamýný taþýyordu. 1993'de baþlayan Oslo sürecinde 167 bin olan yerleþimlerin sayýsý, 2. Ýntifada'nýn baþladýðý 2000 yýlýnda 488 bine yükselmiþti. Ýsrail hamle üzerine hamle yapýyor, tek taraflý bir politika izliyor ve Filistin Yönetimi'ni kabule zorluyordu. Ýsrail'in izlediði bu çizgi ve 2. Ýntifada'nýn baþlamasý oslo sürecini bitkisel hayata soktu, ölümün eþiðine getirdi. Uyguladýðý politikalarla Filistin ekonomisini çökerten ve kendisine baðýmlý hale getiren Ýsrail, elinde anlamlý bir gelir kaynaðý bulunmayan Filistinlilere Gazze ve Batý Þeria'nýn yönetimini býrakýyordu. Böylelikle Filistin Yönetimi ABD ve AB'nin mali desteðine baðýmlý hale geliyor, bu durum yolsuzluklara neden oluyordu. Oslo sürecinden kýsa bir zaman sonra Filistin Yönetimi ve etrafýndaki küçük bir elit tabakanýn refah içinde, geniþ yýðýnlarýn yoksulluk içinde yaþadýklarý bir Filistin toplumu þekillendi. El-Fetih çürüyor, 1987-88 Ýntifadasý'nda kurulan Hamas toplumsal destek projeleriyle yoksullarýn sorunlarýna çözüm arayýþý içinde giriyordu. Buna bir de Arafat'ýn Ýsrail'e ardý ardýna verdiði tavizler eklenince Hamas son seçimlerde El-Fetih'in 45 milletvekilliði karþýsýnda 75 milletvekilliði kazanýyordu. Seçimlerden galip çýkan Hamas Ýsrail ve ABD tarafýndan terörist ilan edildi. Oslo sürecinden beri yapýlan mali yardýmlar durduruldu. Hamas Hükümeti memurlarýn maaþlarýný bile ödemeyemez duruma düþtü. Hamas iyi silahlanmýþ bir örgüt ve Ýsrail'e karþý Filistindeki en önemli ve militan direniþ gücünü oluþturuyor. Ýsrail'in talebi Hamas'ýn

Oslo Süreci Öldü Ýþgalle birlikte Filistin sorunu yeni bir rotaya girdi. Ýsrail'in Filistin'e yönelik saldýrýlarý artarken, Filistin yönetimine muhalif Hamas güçlendi, Hükümet kurma olanaðýný elde etti. ABD Filistin sorununu kýsa sürede Ýsrail'in isterleri doðrultusunda çözmeyi umuyordu. Evdeki hesap çarþýya uymadý. Mültecilik Filistin halkýnýn kaderi. Ürdün'de 1,5 milyon, Suriye ve Lübnan'da 400'er, Irak'da 40, Batý Þeria'da 600, Gazze'de 800 bin olmak üzere 4 milyon Filistinli mülteci konumunda. 1 milyon 200 bin Filistinli de göçmen kamplarýnda yaþayor. Rakamlar, Filistin halkýnýn çektiði acýlarýn somut kanýtlarý. Ýsrail kurulduðundan beri yayýlmacý politika izliyor. Onun kronik ilhak politikasý Filistin topraklarýyla sýnýrlý da deðil. Tek taraflý politika izleyen yani önce bir hamle yapýp ardýndan bu hamleyi meþrulaþtýrmaya çalýþan Ýsrail, Filistin yöneticileriyle müzakere yaptýðý zamanlarda bile bu çizgisini deðiþtirmedi. Filistin topraðýný iþgal ederek sýnýrýný geniþletiðinde Filistinlileri durumu kabule zorladý. Filistin sorununun çözümsüz kalmasýnýn temel nedenlerinden biri budur. Ýsrail'de seçimler Filistin politikasýný deðiþtirmez ve bunun en önemli göstergelerinden birisi, 1960'dan bu yana Ýsrail'in baþýna geçen bütün politikacýlarýn asker kökenli ve eli Filistinlilerin kanýna bulaþmýþ kiþilerden oluþmasýdýr. Ýsrail'in kökleþmiþ devlet politikasý, Filistin ile barýþ yapmanýn Araplarý cesaretlendirdiði düþüncesine dayanýyor ve bu yaklaþýmýn sonucu olarak müzakere edilecek 67


Kurtuluþ

silahsýzlanmasý. Bu gerçekleþtiðinde Ýsrail, Lübnan'a istediði gibi müdahale edebilecek. Þaron'un ölümünün ardýndan Baþbakan olan Olmert Ýsrail'in kökleþmiþ devlet politikasýný icra etmeye devam ediyor. "Yeniden sýnýrlarýn belirlenmesi" adýný verdiði politikayý izliyor. Ýsrail, Hamas'ýn bir Ýsrail askerini esir aldýðý gerekçesiyle Gazze ve Batý Þeria'ya bombalamaya baþladý. Günler süren saldýrýlarda çok sayýda sivil öldü. Hizbullah da Filistinlilerle dayanýþma amacýyla düzenlediði bir operasyonda iki Ýsrail askerini esir aldý. Bu geliþme üzerine Ýsrail Lübnan'ýn iþgaline giriþti. 1993'den beri süren Oslo süreci, Ýsrail'in Lübnan saldýrýsý ile birlikte öldü. Bu süreci tekrar ayaða kaldýrmanýn imkanlarý ortadan kalktý. Ortadoðu halklarýnýn vicdanýnda önemli bir yer tutuyor Filistin sorunu. Bu sorunun ABD'nin Irak'ý iþgalinin ardýndan iyice içinden çýkýlmaz bir hal almasý ve ABD'nin Ýsrail'in Filistinlilere yönelik yaptýðý katliamlara verdiði onay, hemen hemen bütün Ortadoðu ülkelerinde anti-Amerikan havanýn yükselmesine neden oldu. Filistin davasýna sahip çýkan örgütler güçlendiler, bir çok ülkede iþbirlikçi rejimlerin karþýsýnda en güçlü muhalefet odaðýný belirdiler.

içinde saðlam bir örgütlenmesi olan Hizbullah'ýn silahsýzlandýrýlmasý kolay bir iþ deðildi. Hizbullah'ýn bir operasyonda Ýsrail'in iki askerini esir almasý üzerine, Hizbullah'ý silahsýzlandýrmak ve Güney Lübnan'dan söküp atmanýn gerekçesini bulduðunu düþünen Ýsrail, 2000 yýlýnda terkettiði Lübnan'ýn tekrar iþgaline giriþti. Gerekçesi Filistin'e yönelik iþgal giriþimlerindeki gerekçenin aynýsýydý. Kuzey sýnýrlarý tehdit altýndaydý, "sýnýrlarýn yeniden tanýmlanmasý" zorunluydu. Bütün dünyanýn itirazlarý altýnda Lübnan'ýn iþgaline giriþen Ýsrail ABD'nin tam desteðini alýyor, daha sonra Büyük Ortadoðu kavramý yerine kullanýlanacak olan Yeni Ortadoðu kavramý da ilk olarak o günlerde Rice'ýn aðzýndan telaffuz edilmeye baþlanýyordu. Lübnan'ýn bombalanmasýný "Yeni Ortadoðu'nun doðuþ sancýlarý" olarak niteleyen Rice, uluslararasý tepkiler karþýsýnda sabýrlý olunmasýný tavsiye ederken, Ýsrail'in Hizbullah'ý kýsa süre içerisinde Güney Lübnan'dan söküp atacaðý beklentisi içerisindeydi. Ýsrail'in de böyle bir beklenti içinde olduðuna kuþku yoktu. Ancak beklenen gerçekleþmedi ve Ýsrail Hizbullah'ý Güney Lübnan'daki mevzilerinden söküp atma becerisini gösteremedi. Baþarýsýzlýk Ýsrail'i daha da saldýrganlaþtýrýyor, Hizbullah militanlarýnýn saklandýðý gerekçesiyle sivil yerleþim yerleri bombalanýyor, uluslararasý komuoyundan yükselen tepkileri umarsamaksýzýn, Lübnan Hükümeti'nin Hizbullah'ý silahsýzlandýrmadýðý gerekçesiyle iþi Beyrut'u yerle bir etmeye kadar vardýrýyordu. Hizbullah yerinden kýpýrdatýlamadý. Daha da önemlisi, Arap-Ýsrail savaþýndan beri ilk kez Ýsrail aðýr kayýplar verdi. Bunun kadar önemli bir diðer geliþme ise, Ýsrail'in sivillere yönelik katliamlarý karþýsýnda Nasrallah'ýn açýklamasýnda kendini gösteriyordu. Nasrallah Hizbullah roketlerinin hedefinin sadece Ýsrail askerleri olduðunu söylüyor, sivillere yönelik saldýrýlara asla yönelmeyeceklerini belirtiyordu. 1982 yýlýndaki Ýsrail iþgali sýrasýnda kurulan Hizbullah, kendisi reddetse bile, 1983 yýlýnda 241 Amerikan deniz piyadesinin öldürüldüðü bombalamanýn faili olarak gösteriliyordu. ABD deniz piyadeleri bu bombalama eyleminin ardýndan Lübnan'ý terketmiþti. Hizbullah resmi olarak kuruluþ bildirgesini açýkladýðý 1985 yýlýnda kuruldu. O günden sonra da adým adým

Ýsrail'e Hizbullah Tokadý Ýran'la birlikte Suriye'yi de þer ekseni ülkelerinden biri olarak tanýmlayan ABD, iþgalle birlikte Suriye üzerindeki baskýlarýný arttýrdý. ABD Suriye'yi Irak direniþine destek olmak ve sýnýrlarýný denetlememekle suçlarken, Lübnan'da arka arkaya iki suikast gerçekleþtiriliyor, Lübnan Komünist Partisi lideri Geroges Hawi ile Refik Hariri öldürülüyordu. Ýsrail ve ABD Hariri suikastinin arkasýnda Suriye'nin bulunduðu iddiasýyla, Suriye'nin Lübnan'da bulunan askerlerini derhal geri çekmesini istiyor, Suriye'ye karþý gerçekleþtirilen büyük kitle gösterilerinin ardýndan Suriye askerleri Lübnan topraklarýný terkediyordu. Ýsrail ve ABD Suriye'nin Lübnan'ý terketmesiyle birlikte yanlýzlaþacak olan Hizbullah'ý tasfiye etmenin hesabý yapýyordu. Ancak, iþbaþýna gelecek hükümetin sert bir çizgi izleyerek Hizbullah'ý silahsýzlandýracaðý beklentisi gerçekleþmedi. Lübnan ordusundan çok daha iyi silahlanmýþ, Ýsrail'i vurabilecek roketlere sahip, özellikle Þiiler 68


Kurtuluþ

örgütlendi. Aðýrlýkla Þiilerin içinde olsa da Lübnan'ýn bütün kesimleri arasýnda taraftar buldu. Ýslami referanslara sahip bir örgüt olmakla birlikte kendisini ulusal kurtuluþ hareketi olarak niteleyen Hizbullah, Lübnan'ýn bir halklar ve mezhepler mozaðiyi olduðunu, bu mozayiðin her bir parçasýnýn Lübnan'da istediði gibi yaþama özgürlüðüne sahip olduðunu savunuyor. Hizbullah uzun yýllardýr neredeyse devletin iþlevini üstlenmiþ durumda. Hastaneleri, okullarý, kreþleri, spor tesisleri olan bir örgütlenme. Ayný zamanda çok güçlü bir toplumsal dayanýþma aðý kurmuþ olan Hizbullah, Güney Lübnan yoksullarýnýn sorunlarýnýn çözümünde yanlarýnda bulduklarý bir örgüt. Ýsrail'in Lübnan'a yönelik bombalamasý sürerken Hizbullah'ýn kahramanca bir direniþ sergilemesi (Ki, Lübnan Komünist Partisi de bu direniþin bir parçasýný oluþturdu.) Lübnanlýlarýn gözünde Hizbullah'ý Lübnan'ýn savunmasýný gerçekleþtiren yurtsever bir örgüt durumuna getirdi. Ýsrail'in hiçbir hedefine ulaþamayýp çekilmek zorunda kalmasý da bu etkiyi perçinledi. Birinci Körfez Savaþý Ortadoðu'da dengeleri Ýsrail'in lehine çevirmiþti. ABD'nin Irak'ý iþgali de baþlangýçta böyle bir iþlev gördü. Ýþgalden üç yýl sonra ise Lübnan'da Ýsrail'in Hizbullah karþýsýnda ilk kez yenilgiyi tatmasý dengeleri deðiþtirdi. ABD Ýsrail'in güvenliðini de pekiþtirmek için Ortadoðu'ya yerleþmiþti. Oysa þimdi Ýsrail kentleri Hizbullah roketlerinin tehdidi altýndaydý ve buna bir türlü çözüm bulunamýyordu. Bugün Ýsrail ve ABD Lübnan'da kaybettikleri maçýn rövanþýný almaya çalýþýyorlar. Geçtiðimiz yýlýn son aylarýnda Pierre Cemayel'in öldürülmesi bu hesabýn bir parçasý. Ýþgalle sonuç alamayan Ýsrail, Lübnan'ý bir iç savaþýn içine sürükleme planlarý yapýyor. Besbelli ki önümüzdeki günlerde Lübnan'da bir dizi suikaste ve provakasyona tanýk olacaðýz.

gerekli kýlýyor. Türkiye'nin bölge politikasýnýn temelini "Avrasya'da güç merkezi olma yoluyla Avrupa Birliði'ne giriþ stratejisi" oluþturuyor. Türkiye bölgede ABD'nin pis iþlerini görmeyi, bu yolla sermaye birikimini arttýrarak Avrupa Birliði'ne girmeyi tasarlýyor. ABD'nin Ortadoðu'ya yerleþmiþ olmasý Kürt sorununu uluslar arasý bir sorun düzeyine yükseltti. Irak Kürdistaný'nda ABD'nin isteði zayýf bir ikinci Ýsrail. Türkiye, ABD'nin Irak Kürdistaný politikasýnýn aktif destekçisi olamaz, bu kendi Kürtlerini "azdýrýr", Türkiye'nin bütün hesabýný da zaten bu durum belirliyor. Ancak Türkiye Irak Kürdistan'ý sorununda uzun bir süre direnmiþ, þimdi direnmeye devam ediyor olsa da, kýrmýzý çizgilerini çoktan terketmiþtir. Irak'ýn iþgali PKK'yý ABD etkisine hassas hale getirirken, ABD'nin PKK meselesine ilgisi artmýþ, sorunu kendi isterleri doðrultusunda çözmek iradesi güçlenmiþtir. ABD Türkiye'ye ve PKK'ya kendi çözümünü dayatmaktadýr. ABD ile Türkiye arasýnda yaklaþým farklýlýklarý olmakla birlikte PKK'nýn tasfiyesi söz konusu olduðunda tam bir mutabakat vardýr. Ancak tasfiyenin nasýl yapýlacaðý konusunda bir yöntem farklýlýðýndan söz etmek mümkündür. Görüldüðü kadarýyla AKP, ABD'nin Kürt sorununa çözüm planýný benimsemektedir. PKK'yý baský altýna alarak silahsýzlandýrarak zaman içinde tasfiye etmeyi amaçlayan bu planýn özelliði, Kürt sorununu PKK'sýz bir biçimde çözmeyi hedeflemesidir. ABD'nin Kürt sorununa çözüm planý ile Genelkurmay'ýn yaklaþýmý arasýnda nitel bir fark yoktur. Her ikisi de PKK'sýz çözümden yanadýr. Nihayetinde ABD planý da Kürt hareketinin uzun yýllar sürdürmekte olduðu mücadeleye kazanýmlar elde edilmeksizin son verilmesi amacýný taþýyor. PKK'nýn tasfiyesi karþýlýðýnda Türkiye'nin ABD'nin Ýran'a yönelik politikasýnýn desteklenmesi esas pazarlýk konusunu oluþturuyor. Türkiye Lübnan'a asker yollamakla ABD'nin bölgedeki pis iþlerini yapmaya soyunmuþtur. Lübnan'a yollanmýþ olan asker bir sýcak çatýþmanýn unsuru olduðu taktirde, AKP Hükümeti burnuna halka takýlmýþ bir ayý gibi ABD'nin oyuncaðý olacaktýr. ABD'nin Ýran politikasýna destek verdiði taktirde ise boylu boyunca Ortadoðu bataklýðýna sürüklenecektir. PKK baþta ABD olmak üzere, Türkiye, AB

Türkiye Ortadoðu'nun Neresinde? ABD'nin geçmiþten beri bölgedeki en önemli müttefiki Ýsrail'dir. Kürt sorunundaki kimi sürtüþme noktalarýna raðmen ABD'nin bir diðer müttefiki Türkiye. Bu tablo, ABD'nin Ortadoðu'ya yön verirken ABD-Türkiye-Ýsrail ittifakýna dayanarak politika þekillendirmesini 69


Kurtuluþ

Sonuç Olarak Yukarýda özetlediðimiz tabloya bir de, ABD'nin içine girmiþ olduðu yönelim nedeniyle sarsýlmýþ olan meþruiyet krizini eklemek gerekiyor. Bu gerçeklik kýsa vadede ABD'yi jeopolitik arenada geri dönülmez biçimde zayýflatma riski taþýmakla kalmayacak, onun bugünkü saldýrgan ve maceracý yönelimini daha da güçlendirecektir. Kýsa süre önce gündeme gelen kimi geliþmelerin, Baker-Hamilton raporunun yayýmlanmasýnýn, ABD seçimlerinden Cumhuriyetçilerin yenilgiyle çýkmasýnýn ve ardýndan Rumsfeld'in istifasýnýn ABD'nin Ortadoðu'da bir politika deðiþikliðine gideceði beklentisini yükselttiðini gördük. Bir çok yorumcu bu doðrultuda deðerlendirmeler yaptý. ABD ekonomisinin yapýsal sorunlarý ve 1980'lerin baþýndan, Carter Doktrini'nin ortaya atýlmasýndan beri ABD'nin izlediði stratejinin analizi böyle bir beklentinin anlamsýz olduðunu ortaya koyuyordu. Zaten kýsa bir süre sonra, yeni yýlýn baþýnda Bush'un yaptýðý konuþma da bu beklentilerin tümünü boþa çýkardý. Wallerstein'ýn, ABD'nin Irak'ta baþý belaya girmeye baþladýðý zamanlarda yaptýðý yorum bugün de geçerliliðini koruyor: "Eðer derin bir çukurdaysanýz yapmanýz gereken ilk þey kazmayý býrakmaktýr. Ama kazmayý býrakmak için de çukura daha baþlangýçta girmenin, bir hata olduðunu kabul etmek gerekir. Ben açýkça Washington'da bunu yapacak kimseyi görmüyorum. ABD daha derine doðru kazmaya devam edecektir."

ve Irak Kürdistaný yönetiminin baskýsý altýndadýr. PKK'nýn ateþkes çaðrýsý bu zor koþullar altýnda gerçekleþmiþtir. PKK'nýn ateþkes çaðrýsýna karar vermesinde varolan koþullarýn güçlü etkisi var. Bu etki ateþkes çaðrýsýný desteklemenin engeli olarak görülemez. ABD'nin PKK'nýn ateþkes ilan etmesi yönünde baský yapmasýnýn nedeni, Ýran'a yönelik politika hazýrlýðýdýr. ABD, PKK'yý ateþkes ilan etmesi doðrultusunda zorlarken, Türkiye'ye de PKK'nýn ateþkes çaðrýsýnýn onu tasfiye yolunun baþlangýcý olduðunu anlatmaktadýr. PKK'nýn ateþkes çaðrýsýný daha ileri aþamalara taþýmak ve böylelikle bu çaðrýdan Türkiye'deki ve bölgedeki sýnýf mücadelesi adýna olumlu sonuçlar çýkarmak için, ABD'nin bölgeye ve özellikle Ýran'a yönelik politikalarýna karþý anti-emperyalist bir cephenin kurulmasý gerekmektedir. Kürt hareketinin içinde bulunduðu koþullar itibariyle ilk adýmda bu cephenin aktif bir unsuru olmasý beklenemez. Ýlk elde güçleri sýnýrlý da olsa enternasyonalist sol bir eksende birleþmeli, bu birleþmenin verdiði güç ve ideolojik netliðe dayanarak, anti-Kürt olmayan bütün güçlerle birlikte ABD'nin bölgeye ve Ýran'a yönelik politikalarýna karþý antiemperyalist bir cephenin inþasýna giriþilmelidir. Böyle bir cephe içinde enternasyonalist sol etkili olduðu taktirde, bugün içinde bulunduðu koþullar nedeniyle ilk adýmda böyle bir cephenin unsuru olmasý beklenemeyecek olan Kürt hareketinin bu cephe içerisine çekilmesi de mümkün olacaktýr.

* * * (*) Irak sosyalist hareketi de bu tarihten itibaren kitlesel bir niteliðe kavuþma imkanýna sahip olamadý. ABD'nin Irak'ý iþgali sýrasýnda ise Komünist Partisi'nin merkez kanadý iþgale karþý bir bildiri kaleme almýþ olsa da fiilen iþgali destekledi. Böylelikle de itibarýný bütünüyle yitirdi. Partinin iþgale karþý mücadele veren sol kanadý ise etkili bir güç oluþturmuyor. 1980'ler siyasal Ýslam'ýn güçlendiði yýllara tanýklýk etti. Reel sosyalist ülkelerin çözülüþünün de ortaya çýkarmýþ olduðu ideolojik kargaþa sosyalizmi dünya çapýnda çok geri mevzilere savurdu. Bu gerçeklere bir de Irak Komünist Partisi'nin ana gövdesinin tarihsel süreç içerisinde gerçekleþtirdiði vahim hatalar eklendiðinde, bugün Irak'ta neden güçlü bir sosyalist/devrimci hareketin olmadýðý kolayca anlaþýlýr. (**) Irak direniþ hareketi birkaç bileþenden oluþuyor. Ýslami fundemantalistler, BAAS'çý olmayan milliyetçiler, eski BAAS unsurlarý ve El Kaide'nin uzantýlarý. Direniþ hareketinin içinde yer alan Ýslami gruplarýn en güçlüsü Müslüman Ulemalar Birliði. El Kaide'nin sivil yerleþim yerlerini bombalayarak iç savaþý kýþkýrtmasýna þiddetle karþý çýkan ve çizgisini "onurlu direniþ" olarak formüle eden

70


Kurtuluþ

Müslüman Ulemalar Birliði direniþin meþru hedeflere yönlendirilmesi gerektiðini savunuyor. Ancak Ýslamcý örgütlenmelerin içinde ABD'nin Irak'ý iþgalini Ýran'ýn iþgali olarak gören gruplar var ve bu gruplarýn sivilleri hedef alan saldýrýlar yaptýklarýný düþünmek gerekir. (***) Uluslarýn kendi kaderini tayin hakkýnýn kullanýmý gerçek içeriðine ancak tam demokratizm koþullarýnda sahip olabilir. ABD'nin Irak'ý iþgali býrakalým tam demokratizmi, demokrasinin boðazlanmasýndan baþka bir anlama gelmez. Kuþkusuz böylesi koþullar altýnda da, kendi kaderini özgürce tayin hakkýný her ulus istediði doðrultuda kullanmak hakkýna sahiptir. Bu yön iþbirlikçi bir mahiyet de kazanabilir. Uluslar arasýndaki sorunlarý silahlý yöntemlerle çözmenin halklar arasýnda düþmanlýklarý derinleþtirmekten baþka bir amaca hizmet etmediðini, böylelikle farklý uluslardan iþçi ve emekçilerin birliðinin önüne aþýlmaz duvarlar diktiðinin bilincinde olan Marksistler, uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakký hangi yönde kullanýlýrsa kullanýrsýn onun meþruiyetini tartýþmazlar. Tayin hakkýnýn kullanýldýðý yönün meþruiyetini tartýþmak peþi sýra uluslar arasýndaki sorunlarý silahlý yöntemlerle ve giderek savaþla da çözme iradesini peþi sýra getirir. Bu yaklaþým kimi tarihsel dönemlerde kýsa erimde sonuç alýcý görünse de uzun vade açýsýndan halklar arasýnda düþmanlýk tohumlarý ekerek farklý uluslardan iþçilerin birliðinin önüne kalýcý duvarlar örer. Ama bu yaklaþým hiçbir zaman için hiçbir Marksistin elinden hangi ulus söz konusu olursa olsun, uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakkýnýn yanlýþ doðrultuda kullanýlmasýný eleþtirme hakkýný almaz. Tam tersine bunu zorunlu kýlar. Uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakkýnýn uygulanma biçiminin meþruiyetini tartýþmak baþka þey, bu biçimi eleþtirmek baþka þeydir. Ýkisi arasýndaki bir yanýyla ince, bir yanýyla kalýn çizginin farkýnda olmayanlar Marksist olma vasfýný kazanamazlar. Irak Kürdistan'ýnda yaþayan Kürtlerin kendi kaderlerini istedikleri doðrultuda, hatta iþbirlikçilik yönünde kullanmalarýnýn meþruiyetini tartýþmak sosyal þovenizme tekabül eder. Üstelik bu yetmez. Ayný zamanda bu hakkýn demokratik koþullarda kullanýlabilmesi için de mücadele etmek zorunludur. Bu gereði yerine getirmemek de ayný suçlamayý hak eder. Bir hakkýn savunulduðu, ancak o hakkýn kullanýlabileceði koþullarý yaratmak için mücadele vermekle kanýtlanabilir. Marksistleri oportünistlerden ayrýþtýran, teori ile pratiðin böylesi birliðidir. Ama buradan öteye gitmek, bu hakkýn kullanýlýþ biçiminin eleþtiri konusu olamayacaðýný iddia etmek kapýdan içeri alýnan enternasyonalizmin bacadan dýþarý atýlmasýndan baþka bir anlama gelmez. Bacadan dýþarý atýlan enternasyonalizmin yerine konulan ise burjuva ulusçuluðundan baþka bir þey olamaz. Çünkü ortada bir yer yoktur. Ya enternasyonalizm ya da hangi biçimi altýnda olursa olsun burjuva ulusçuluðu. Marksistlerin sloganý, uluslarýn kaderini tayin hakkýnýn her türlü kullaným biçimine tam meþruiyet, bütün uluslarýn iþçilerine her ulusun kendi kaderini tayin hakkýný kullaným biçimini tam eleþtirme özgürlüðüdür. Farklý ulustan iþçilere bu özgürlük tanýnmadan farklý uluslardan iþçilerin kardeþçe birliði saðlanamaz.

71


ortadoðu

dosya

Kurtuluþ

“Þark Sorunu”nun Geleceði

E

mperyalist metropoller "kozlarýný" Ortadoðu'da paylaþmaya devam ediyorlar. Dünyadaki doðalgaz ve petrol rezervlerinin üçte ikisine sahip olan bölge, geçmiþten bugüne þiddetli paylaþým savaþlarýna tanýk oldu ve Ortadoðu halklarýnýn kaderleri hemen her dönem baþkalarý tarafýndan tayin edildi. Ortadoðu denilince akla elbette ki pek çok þey gelir. Bölgenin önemi; yeraltý kaynaklarýnýn zenginliði, jeopolitik konumu1 ve kendi içinde yaþadýðý çeliþkilerin bir sonucu olarak sömürüye açýk hale gelmesi/getirilmesinden kaynaklanýyor. Ortadoðu üzerine bugün söyleyeceðimiz sözlerin büyük bir kýsmý maalesef ki emperyalist saldýrganlýk altýnda bulunan bölgenin deðiþen dengelerinin analizinden baðýmsýz olamaz. Çünkü bir bütün olarak NATO güçlerinin, ABD, Ýsrail, AB'nin bölge politikalarýnýn, Ortadoðu üzerindeki etkisi bu "baðýmsýz" tartýþmaya engel olmaktadýr. Dolayýsýyla tartýþma kapsamý bu çerçevede düþünüldüðünde oldukça geniþ tutulmalýdýr. Büyük Ortadoðu Projesi çerçevesinde bölgeye yapýlan müdahale þiddetli bir saldýrganlýk çerçevesinde gerçekleþti. Bu plan Birleþik Devletler Baþkaný George W. Bush'un aklýna esmesinin bir sonucu olarak

Gökhan Taþyakan 72


Kurtuluþ

þekillenmedi. Bush elbette ki bu saldýrganlýðýn uygulayýcýsý olarak insanlýða karþý büyük suçlar iþledi. Ve her geçen gün yenilerini eklemeye devam ediyor. Ancak bölgeye yapýlan müdahalelerin Bush'u da aþan stratejik bir "projenin" ürünü olduðunu unutmamak gerekiyor. Aksi taktirde Demokratlarýn seçimi kazanmasýnýn emperyalist saldýrganlýðý durduracaðý sonucuna varýrýz ki, bu tam boy bir yanýlgý olacaktýr! Emperyalist-kapitalist ekonominin en temel sorunlarýndan biri haline gelen enerjinin "paylaþým" sorunu, Ortadoðu topraklarýna bu pencereden bakmayý zorunlu kýlýyor. Daha geniþ çerçevede Avrasya, dünyadaki enerji kaynaklarýnýn yüzde 75'ini barýndýrýyor. Ayrýca dünyanýn bilinen petrol rezervlerinin yüzde 63'ü gene Ortadoðu'da bulunuyor. Dünyada petrol ve doðalgaz üreten devletlerin Venezüella, Meksika, Birleþik Devletler (Texas ve Alaska eyaletleri) dýþýnda kalanlarýn tümü yalnýzca (Suudi Arabistan, Irak, Rusya, Kuveyt, Libya, Ýran, Kafkaslar ve Hazar Denizi) Avrasya topraklarý içerisinde bulunuyor. Bu durum Avrasya ve Ortadoðu politikalarýnýn "hassas" dengelerini açýklamaya yetiyor. Ve özellikle Ortadoðu topraklarýnýn dünden bugüne çatýþmaya açýk hale getirilmesinin sonuçlarý da bu durumu özetliyor. Emperyalist-kapitalist ekonominin petrol ve doðalgaza olan baðýmlýlýðý, Birleþik Devletler Savunma Bakanlýðý'nýn 1995 tarihli raporunda "bizim Ortadoðu'da en büyük ulusal güvenlik çýkarýmýz, Basra Körfezi'nden dünya pazarlarýna istikrarlý fiyatlarla ve pürüzsüz olarak petrol akýþýnýn sürmesidir" olarak belirtilirken, AB Komisyonu 2000 yýlý yasa tasarýsýnda "Petrol ekonomi için yaþamsaldýr" olarak özetleniyor. Bu çerçevede bölgenin kazandýðý önemin altý bir kez daha kalýn çizgilerle çizilmiþ oluyor.

kanunlarýnýn" büyük etkisi oldu. Ýlk etapta Birleþik Krallýk tarafýndan kullanýlan Ortadoðu kavramý giderek yaygýnlaþmakla birlikte Ortadoðu haritasýnýn kapsam alaný da politik perspektiflerdeki farklýlýklarla deðiþim göstermeye baþladý. Batý-merkezci bir bakýþ açýsý olarak nitelendirilen Ortadoðu kavramý, ayný zamanda dünya üzerindeki haritalarda da birbirinden farklýlýk arz ediyor. Örneðin, ülkelerin politik tutum alýþlarý ayný topraklarýn Filistin ya da Ýsrail olarak gösterilmesine neden oluyor. Bölge dengelerinde yaþanan sürekli deðiþim, yýl yýl haritalarýn farklýlýk kazanmasýna yol açsa da halklarýn yaþadýðý kültürel "deðiþim" daha yavaþ gerçekleþti. Ancak özellikle Arap halkýnýn farklý devletlere bölünmüþ olmasýnýn sonuçlarý bu "deðiþim" sürecini hýzlandýran bir faktör olarak karþýmýza çýkýyor. Oysa Osmanlý egemenliðinin bölge üzerindeki etkisi -hemen her imparatorluk gibi- vergi yükümlülüðü ile sýnýrlý idi. Çünkü Osmanlý dönemi, üretim ve egemenlik iliþkisini deðiþtirmeyen ve çoðunluk ile var olan "dini birlik" nedeniyle "gevþek" olarak tanýmlanabilecek bir takým yapýsal özellikler taþýyordu. Dünyada petrol ve doðalgaz rezervlerinin öneminin artmasý modern kapitalizmin geliþme dönemine denk gelir. Sanayinin geliþmesi ile birlikte üretimde gerçekleþen yoðunlaþma bu ihtiyacý gün be gün arttýrmýþ ve bugün emperyalist metropollerin ilgilerinden de anlaþýlacaðý üzere vazgeçilmez bir olgu haline gelmiþtir. Bu durumun Ortadoðu'ya kazandýrdýðý stratejik önem "soðuk savaþ" döneminin "denge"lerini de belirlemiþtir. Geçmiþte Osmanlý'nýn üç kýtaya yayýlmýþ gücü, "muzaffer" ordusunun sahip olduðu prestij ve Müslüman bir Ýmparatorluk olmasýnýn kendisine sunduðu avantajlar bölgeye hakim olurken, Birinci Paylaþým savaþýyla birlikte bölgedeki aktörler tamamýyla deðiþmiþtir. 1800'lü yýllarýn Ortadoðu'sunun önemi elbette ki zengin enerji kaynaklarýný barýndýrmasýndan ileri gelmiyordu. Fakat bölgenin Hindistan yolu üzerinde önemli bir kavþak ve baðlantý noktasý olmasý geliþen kapitalizmin ticaret yollarý üzerinde yaþanmaya baþlayan bir "hâkimiyet" sorununu ortaya çýkaracaktý. Osmanlý'nýn irtifa kaybetmeye baþlamasý da bölgeyi cazip hale getiren bir baþka önemli fak-

Bölgenin Önemi Uzunca bir dönem Osmanlý Ýmparatorluðu'nun sömürüsü altýnda kalan bölge Osmanlý'nýn "gerileme dönemi" sonrasýnda çok parçalý hale getirildi. Bugün yaklaþýk olarak 225 milyon insanýn yaþadýðý bölgede Türkler, Kürtler, Ermeniler, Araplar, Asuriler, Yahudiler, Farslar baþta olmak üzere pek çok halk yaþamýný sürdürmekte. Ancak bu halklarýn yaþadýklarý topraklar üzerinde sahip olduklarý ya da olamadýklarý egemenlik haklarý içerisinde "orman 73


Kurtuluþ

tördü. Bölge üzerinde paylaþým sürecine iliþkin ilk atak 1789-1801 yýllarý arasýnda Mýsýr'ý iþgal eden Fransa'dan geldi. Böylece Osmanlý'nýn yaþadýðý irtifa kaybý deðerlendirilmiþ ve Birleþik Krallýkla mücadelenin baþlamasýna da neden olunmuþtu. 1869 yýlýna kadar Birleþik Krallýk karþýsýnda Fransa'nýn tutunmasýný saðlayan bu süreç Cezayir'in sömürgeleþtirilmesiyle devam ederken Osmanlý'nýn bölge üzerindeki etkisi de giderek daraltýlmaya baþladý. Ancak 1869 yýlýnda açýlan Süveyþ Kanalý da Birleþik Krallýðýn bölgeye olan ilgisini arttýrdý.

Fransa ve Ýspanya'nýn bölge çapýnda hegemonyasý geliþirken, Ýkinci Paylaþým savaþýyla "dengeler" yeniden alt üst oldu. Emperyalist paylaþým savaþlarýnýn her ikisinde de açýða çýkan durum tekellerin uzlaþma deðil, egemenlik eðiliminin sistematik biçimde artmasýndan kaynaklanmaktaydý. Oluþan dünya pazarýnda kimin belirleyici olacaðýna hiç kuþkusuz ki; sermaye birikimi, asker ve sanayinin geliþkinliði yön verdi. Ancak kapitalizmin eþitsiz geliþimi, patronun kim olduðunun yani 'son analizde' kararýnýn verilmesinin olanaklarýný saðlamadý. Birinci ve Ýkinci emperyalist paylaþým savaþlarýný koþullayan da bu oldu. Bu durumun ötesinde iki paylaþým savaþýnýn sonuçlarý da kapitalizmi rahat býrakmadý. Birinci paylaþým savaþýnýn Ekim devrimi ile sonuçlanmasý sosyalist bir alternatifin açýða çýkmasýna olanak saðlarken, oluþan denge koþullarý kapitalizmi bir hayli meþgul etti. Artýk iki kutuplu bir dünyadan bahsetmemek olanaksýz hale gelmiþti. Ýkinci Paylaþým savaþý ile birlikte Hitler faþizminin yenilgiye uðratýlmasýnda büyük payý olan SSCB, Avrupa ve Asya sýnýrlarýnýn yeniden çizilmesinde belirleyici rol oynadý. Yine paylaþým savaþý sonuçlarý itibariyle Birleþik Devletler'in "kendini yeniden üreten ve geliþtiren" kapitalist/emperyalist sistem içerisindeki söz sahibi olma payýný muazzam düzeylerde arttýrdý. Bir tarafta bilimsel ve teknolojik geliþmeler itibariyle karþýlýklý yarýþan bloklaþma süreci geliþirken, diðer taraftan bu baskýnýn bir sonucu olarak Birleþik Devletler emperyalist ülkeler içerisinde hegemonyasýný iyiden iyiye arttýrýyordu. Bu hegemonya elbette ki emperyalist geliþim içerisinde Birleþik Devletlerin kazandýðý gücün sonuçlarýyla doðru orantýlýydý. Birleþik Devletler yýpranmýþ klasik sömürgecilerin defterini tek tek dürmeye baþlamýþtý. Onlarý Ortadoðu'dan göndermenin formülasyonunu Wilson ilkelerinin týlsýmýnda bulacaktý. "Halklara özgürlük" temasýnýn geliþtirilmesi dönemi Ortadoðu'ya böyle sýzdý. Sömürgeciliði tasfiyesi için Wilson ilkeleri anayasal yoldan (müzakereler ile) bir hattýn çizilmesini salýk verirken, Lenin tarafýndan formüle edilen "Uluslarýn Kendi Kaderlerini Tayin Hakký" fiili meþru mücadeleyi öngörüyordu. Ancak iki farklý tezin buluþtuðu nokta sömürgeler yoluyla

Ve Beklenen Olur 1882 yýlýnda Birleþik Krallýk Mýsýr'ý iþgal eder. Mýsýr böylece hukuki çerçevede deðerlendirildiðinde Osmanlý topraðý olmakla birlikte, fiilen Birleþik Krallýða baðlanmýþtýr artýk. Ülke gelirinin yarýsý Birleþik Krallýðýn kasasýna akmaya baþlamýþtýr bile. Bu süreç içerisinde ekonomi "modernleþtirilerek" Arap yarýmadasýna baðlý olmadýðý da ilan edilmiþtir. Öyle ki, Mýsýr Valisi Ýsmail Paþa (M. Ali Paþa'nýn yeðeni) "Mýsýr artýk Afrika deðildir, Avrupa'nýn bir parçasýdýr" diyebilmiþtir. Ortadoðu'nun geleceði kapitalizmin geliþim süreciyle birlikte yeniden þekillenirken iþgal karþýsýnda direniþ hareketleri de boy göstermeye baþlamýþtýr. Cezayir'de Fransa'yý yormaya baþlayan en önemli faktör de bu direniþtir. Þeyh Abdülkadir Direniþ hareketi, kendisinin 1847'de yakalanmasýna karþýn, 40 yýl boyunca iþgalciler karþýsýndaki direniþini sürdürür. Böylece 150 yýlý aþkýn bir süredir Ortadoðu'ya rengini veren iþgal ve direniþtir artýk. Nedenler birbirinden farklýlýk arz etse de emperyalizm "kozunu" bu alanda paylaþmaya baþlamýþtýr. Bölge geçmiþten bugüne emperyalizmin ilgi odaðý olurken bugün getirildiði çok parçalý hali, emperyalizmin geliþim süreciyle doðru orantýlý olarak arttý. Klasik terim ile "böl-parçala-yönet" stratejisinin en fazla uygulamaya girdiði alan herhalde Ortadoðu oldu. Bu bölünmüþlük dinsel-mezhepsel-ulusal temellerde gerçekleþirken, kurulan "uydu devletler", iþbirlikçi iktidarlar, Ortadoðu'yu her dönem "çözümsüzlük" sarmalýnýn içerisine aldý. Ortadoðu'da her þey hassas dengelerin üzerine oturmaya baþladý. Birinci Paylaþým savaþýnýn sonrasýnda Birleþik Krallýk, 74


Kurtuluþ

uluslarýn geliþeceði tezini boþa çýkartma açýsýndan bir anlam taþýdý. Klasik sömürgecilik geçici de olsa rafa kaldýrýldý. Hiç kimsenin sömürgeleri "meþru olarak görmemesinin" Birleþik Devletler tarafýndan anlamý elbette ki farklýydý. Petrol tekellerinin özgürlüðü, Keynesyen tezlerin dolaysýz bir sonucu olarak gündeme gelecekti. Yýpranmýþ eski emperyal merkezler, yerlerine yenilerini býrakýrken, Ortadoðu kendi kaderini belirlemek için "baðýmsýz" hatta girmeye çalýþtý. Bu baðýmsýz hat 1970'li yýllara gelindiðinde emperyalizme petrol akýþýnýn "önlenmesi" için bir çabayý içerecekti. Dolayýsýyla sosyalizm Ortadoðu'da hiçbir zaman gerçek manada karþýlýðýný bulamadý. Ve daha çok bir araç olarak algýlandý. Ve ne yazýk ki öyle de uygulandý. Bu durum katý-merkeziyetçi, pan-arap, milliyetçi Ortadoðu devletlerinin ortaya çýkmasýna neden olurken mezhepsel dikta rejimleri, bir bir ülkeleri kendi "iç gerilimleriyle" baþ baþa býrakýyordu. Bu "iç gerilimler" emperyalist müdahaleleri kolaylaþtýrmak dýþýnda bir sonuç üretmezken, Ortadoðu "kan gölüne" dönmekte/döndürülmekte zorlanmýyordu. NATO güçleri üzerinden Birleþik Devletlerin sürdürdüðü "soðuk savaþ" stratejisi SSCB'nin çok yönlü kuþatýlmasý anlamýný taþýyordu. Ortadoðu'nun zengin kaynaklarýnýn deðerlendirilmesi ise "klasik iþgal" yöntemiyle gerçekleþmese de iþbirlikçi hükümetler ve petrol tekellerinin sahip olduðu geniþ kabiliyet alaný üzerinden gerçekleþiyordu. Adým adým Ortadoðu'da müttefikler þekilleniyor, "soðuk savaþýn" neredeyse bütün yükü bu topraklara býrakýlýyordu. Türkiye ve Yunanistan'ýn, NATO'ya dahil edilmesi de bu stratejiyi kolaylaþtýran faktörler arasýndaydý. Ýkinci Paylaþým savaþý sonrasýnda özellikle daha 1940'lý yýllarýn sonunda 442 bin askeri bulunan Türkiye'nin rolü önemliydi. SSCB'nin güney cephesinde oluþan "tampon bölge", stratejik bir anlam taþýyordu. Öyle ki 1952 yýlýnda Türkiye ve Yunanistan NATO'ya birlikte üye olmasýna raðmen, 1951 yýlýnda Birleþik Devletler, Birleþik Krallýk ve Türkiye ayný masada Yunanistan'ýn üye alýnýp alýnmamasý gerektiðini müzakere edeceklerdi. Bu durum "tampon bölgenin" kontrolü açýsýndan önemliydi. Ekonomik, sosyal siyasal sorunlarý nedeniyle ciddi yapýsal boþluk-

lar barýndýran bir ülkenin askeri yönden geliþtirilmesinde hiçbir sakýnca yoktu. Çünkü yarýbaðýmlý karakteri ile oligarþi yönetilebilir bir "özerklik" taþýyordu. Ýkincisi ise 1946-49 iç savaþýndan çýkan Yunanistan'ýn Balkanlarda alacaðý pozisyon SSCB'nin hareket alanýný kýsýtlayabilecekken tersi emperyalizm açýsýndan zor bir dönemin baþlamasý anlamýný taþýyordu. Ýþte tüm bu nedenlerle Türkiye oligarþisinin bir müttefik olarak Yunanistan'ý kabul etmesi gerekiyordu. Dolayýsýyla "ikna edilmesi" önemliydi. Ve edildi! Ancak Birleþik Krallýðýn, Kýbrýs konusundaki yaklaþýmlarý bu durumu deðiþtiren bir karakter taþýyordu. Böl-parçala-yönet stratejisiyle adaya hakim olmaya çalýþýrken bu strateji bir tehdidi ortaya çýkaracaktý. Adanýn bölünmüþlüðünün bir sonucu olarak iki NATO müttefiki ülke yani Türkiye ve Yunanistan savaþýn eþiðine gelecekti. Türkiye hukuki çerçevede bir hak tartýþmasý yürütmüyordu. Bu elde ettiði askeri gücün durumunu da gösterecekti. NATO tartýþmalarýnýn yapýlma sebebi ortadaydý ancak Yunanistan beklenenden daha "kývrak" bir dýþ politika sergileyerek askeri yönden geliþkin komþusunu durdurmayý baþardý. Ve sonrasýnda AB vizesini cebine koyarken, Almanya ile ittifakýný da güçlendirmiþti. Ortadoðu'da yaþanan önemli bir geliþme de Mýsýr'da Cemal Abdünnasýr, Suriye'de ise Baas'ýn iktidarý ele geçirmesiydi. "Antiemperyalist", milliyetçi ve "Birleþik Arap Cumhuriyeti"ni savunan "Arap sosyalizminin" güç kazanmasý, Ortadoðu'ya yerleþtirilen Ýsrail devleti açýsýndan son derece rahatsýz ediciydi. Süveyþ Kanalý'nýn Mýsýr tarafýndan millileþtirmesi ise en önemli sorundu. Ýsrail, kuþatýlmýþlýðýný 1967'de baþlattýðý "altý gün" savaþý ile sona erdirmeyi planladý. Mýsýr, Ürdün ve Suriye'ye 5 Haziran sabahýnda saldýrarak eþine az rastlanýr bir zafere imza atmýþtý. Ve Ortadoðu'da bir devlet altý gün içerisinde kendi sýnýrlarýný üç katýna çýkartacak ve "dengeleri" alt üst edecekti. Filistin ise artýk bir devlet olma vasfýný iyiden iyiye kaybedecekti. "Soðuk savaþ" stratejisinin ve emperyalizmin yapýsal boþluklarýnýn oluþturduðu sorunlar büyüyecekti. 1967'de Ýsrail'in kazandýðý zafer Ortadoðu'da oldukça önemli bir geliþme idi. Nasýr hareketinin yükseliþi böylece durdurulmuþtu. Mýsýr ve Suriye'nin 1973 yýlýnda 75


Kurtuluþ

Ýsrail'e karþý baþlattýðý Yom Kippur2 savaþý durumu daha da karmaþýk hale getirdi. Mýsýr ve Suriye Ýsrail karþýsýnda ciddi bir baþarý elde edememiþti belki de. Ancak Ýsrail'in elde ettiði avantajlý pozisyondan bir nebze de olsun gerileme saðlanabilmiþti. Yom Kippur bayramýnda3 Mýsýr ve Suriye eþzamanlý olarak iþgal edilen topraklarýný geri almak için savaþ ilan etti. Ancak Birleþik Devletler savaþýn ikinci gününden itibaren Ýsrail'e yoðun silah sevkýyatý yaparak iki yönden ilerleyen Arap devletlerini durdurulmasýný saðladý. Bu Ortadoðu'da Birleþik Devletlerin uzun dönemli planlarý açýsýndan son derece önemliydi. Çünkü bu yardým Ortadoðu'daki stratejik ittifakýnýn daha da baðýmlý hale getirilmesi açýsýndan son derece önemli bir anlam taþýyordu. Yom Kippur'un ardýndan Araplar her ne kadar durdurulmuþ olsa da bu durum yenilmez Ýsrail ordusunun 1967'deki pozisyonundan farklýlýk arz ediyordu. 1971'de Bretton Woods4 anlaþmasýnýn çöküþünün ardýndan petrol krizi patlak verecekti. Yom Kippur'dan savaþý sonrasýnda OPEC'e üye Arap ülkelerinin toplam ihracatlarýný yüzde 25 kýsmalarý ve Ýsrail'i destekleyen ülkelere yönelik olarak5 1974'e kadar baþlattýklarý petrol ambargosu dünya çapýnda yeni bir "krizin" baþlamasýna neden olacaktý. Enerjinin "paylaþým sorunu"nun önemi bir kez daha anlaþýlmýþtý. Emperyalizmin "sosyal devlet" refahý sarsýlýyordu. Petrol akýþýnýn "kontrol altýna alýnmasý" garanti edilmediði müddetçe benzeri krizler her zaman kapýda olacaktý. Ortadoðu iyi incelenmiþti. Ve hangi temellerde "bölünebileceði" iyi biliniyordu. Ancak SSCB'nin varlýðý bu planlarýn "yavaþlamasýnda" önemli bir faktördü. "Soðuk savaþa" damgasýný vuran bu geliþmeler SSCB'nin gerçekçi "ittifaklar" yaratamamasý ve sonrasýnda Afganistan'ý iþgali ile bu sarmal daha da derinleþecekti. Geçmiþin "yeþil kuþak" projeleri anlam yitimine uðrayacak ve "petrolün" geleceði baþka gerekçelere dayandýrýlarak garanti altýna alýnmaya çalýþýlacaktý. Yani Ortadoðu'nun geleceði karartýlmaya devam edilecekti. Petrolün ve deðiþim aracý dolarýn girdiði tehlike Birleþik Devletlerin uzun vadeli planlarý açýsýndan ve tabi ki kendi geleceði açýsýndan son derece önemliydi ki imdadýna reel sosyalizmin çöküþü yetiþti. Böylece "soðuk savaþ"ýn

engelleri, nedenleriyle birlikte ortadan kalkmýþtý. Tozlu raflardan eski "stratejiler" bir bir çýkmaya baþladý. Ortadoðu'nun yeniden hareketlenmesini de koþullayan bu oldu. Geçmiþten bu güne devam eden "paylaþým savaþlarý" þiddetlenerek devam ediyor. Yukarýdaki baþlýklarla sýralamaya çalýþtýðým kýsa bölüm geçmiþin yalnýzca birkaç satýrbaþýný içeriyor. Ancak Irak bugün iþgal altýnda! Ve her geçen gün yeni iþgal planlarý yapýlýyor. Bu çerçevede Ortadoðu'nun geleceði için birkaç saptamada bulunmak faydalý olacaktýr. Körfez Savaþý'ndan Bugüne 1990'lý yýllara gelindiðinde "soðuk savaþ baskýsýndan" kurtulan Birleþik Devletler iþgal hazýrlýklarý yapmaya baþladý. Öncesinde sekiz yýl süren Irak-Ýran savaþýnda Irak'ýn yanýnda saf tutan, çeþitli düzeylerde kitle imha silahlarý sunan Birleþik Devletler, 1986 yýlýnda Birleþmiþ Milletler Güvenlik Konseyi'nin Irak'ýn Ýran'a karþý kitle imha silahlarý (kimyasal ve biyolojik silahlar) kullanmasýný eleþtiren kararlar almasýný, karþý oy kullanarak engelledi. Ancak Ýran, Irak'a karþý geçmiþte Birleþik Devletlerden aldýðý silahlarla savaþýyor, Irak ise savaþ süresince Birleþik Devletlerden aldýðý silahlarýn yaný sýra SSCB yapýmý silahlarý da kullanýyordu. Her iki ülke de Birleþik Devletler tarafýndan farklý dönemlerde desteklenmiþti. Sekiz yýl süren savaþ Irak'ý oldukça yýpratmýþtý. Ve "galibi" olmayan bir biçimde Irak-Ýran savaþý bitirilmiþti. Ardýnda da özellikle Irak açýsýndan devasa bir borç yýðýný býrakmýþtý. Bu kez borçlardan kurtulmak Irak açýsýndan önemli bir sorun teþkil ediyordu. Birçok kaynaðýn bildirdiðine göre Birleþik Devletler'in de desteðiyle 2 Aðustos 1990'da Irak, Kuveyt'i iþgal etti. Bir hafta içerisinde Kuveyt güçleri teslim oldular. I. Körfez savaþýnýn gerekçesi de bu iþgal oldu. Öncesinde "yol verilen" Irak'a, Kuveyt'ten derhal çýkmasý Birleþmiþ Milletler kararýyla bildirildi. Birleþik Devletler öncülüðünde 33 ülke, Basra Körfezi'ne çýkarma yaparak deniz ambargosunu baþlatmýþ ve hava ambargosuyla harekat geniþletilmiþ oldu. 17 Ocak 1991 tarihinde, saldýrý baþlatýlarak Irak'ýn Kuveyt'ten çýkmasýyla sonuçlanacak savaþ ilan edilmiþ oldu. Ancak yapýlan ateþkes anlaþmasýnda Irak, Kuveyt'ten çýkmayý ve tazminat ödemeyi kabul 76


Kurtuluþ

etmesine raðmen Birleþik Devletler, Baðdat baþta olmak üzere birçok kenti bombalamaya devam etti. Ortadoðu'ya yapýlan bu müdahale Birleþik Devletler'in, Irak petrollerine bir adým daha yaklaþmasýný saðlanmýþ oldu. Irak, yoðun bir ambargo dönemiyle karþý karþýya býrakýldý. Deniz ve hava ambargosuna devam edildi. Borç yükü büyüdü. Emperyalistler tarafýndan verilen "Kitle imha silahlarýna" da el konuldu. Ancak aradan geçen zaman bu saldýrýyý adeta unutturmuþtu. Ta ki 11 Eylül olaylarýnýn yaþanmasýna kadar. 11 Eylül'ün ardýndan ortaya atýlan "terörizme karþý savaþ" konseptine farklý veçhelerle sürekli yenileri eklense de asýl amacýn ne olduðu artýk "herkes" tarafýndan bilinmekte. Hiç kuþkusuz ki 11 Eylül, Birleþik Devletler açýsýndan bir sýçrama tahtasý olarak deðerlendirildi. Ve ortada ne "kitle imha silahlarý" vardý. Ne de dünyayý ikna edebilecek herhangi bir gerekçe. Ancak Birleþik Devletler'in geçen süre içersinde elde ettiði hegemonya dikkat çekiciydi. Asýl mesele diðer emperyalist metropoller de dahil kendisine "denk" güçlerin kalmamýþ olmasýydý. Önce Afganistan ve ardýndan da Irak iþgal edildi. Þimdi sýrada hangi "terörle" savaþýlacaðýnýn tartýþmalarý yapýlýyor. Irak'ta girilen bataklýk karþýsýnda Birleþik Devletler güçlerinin saldýrýlarý artarak devam ediyor. Ortadoðu kan gölüne çevriliyor. Burada asýl dikkat çekici olan þeyse Saddam Hüseyin'in Müslümanlarýn Kurban Bayramýnda idam edilmiþ olmasýnýn yarattýðý travma ve halklar arasýna ekilen nefret tohumlarýnýn boyutu olsa gerek. Ortadoðu'nun geleceði mezhep çatýþmalarýyla karartýlmak isteniyor. Bölparçala-yönet stratejisi halen uygulanmaya devam ediliyor. Emperyalizmin "barýþçýl" döneminin yerinde yeller esiyor!..

emperyalist güçler bu bataklýktan kurtulmanýn yolunu "medeniyetler çatýþmasýnda" görüyorlar. Ortadoðu halklarý giderek daha fazla mezhepsel, dinsel kimliklerine doðru geri çekilmeye baþladýlar. Irak direniþ güçlerini aþamadýðý durum da tam olarak bu olsa gerek. Saddam Hüseyin'in, Mukteda el-Sadr sloganlarýyla idam edilmesiyle yeniden ivmelenen bu süreç Ortadoðu halklarýnda onarýlmaz yaralar açmaya ve bir gün gidecek iþgalcilerin iþini kolaylaþtýrmaya devam ediyor. Sivillerin de etkilenmesini göze alan bombalama eylemleri, elektrik direklerine asýlan Þiiler ve Sünniler, Hüseyin'in idam edilmesine "dans eden" Þii'ler içerisinde tablo pek de parlak deðil. Ve giderek Þii-Sünni geriliminin yükseltildiði ve bu çerçevede direniþ güçlerinin bölündüðü ise tartýþmasýz bir gerçek. Irak'ta Barzani ve Talabani'nin Birleþik Devletler ile girdiði iþbirliði de bugüne kadar olandan daha tehlikeli bir mecraya doðru sürükleniyor. Baðdat'a konuþlandýrýlacak "Peþmerge Tugaylarýnýn" direniþ güçlerini "bitireceði" tahmin edilmiyorsa eðer, bölge halklarýnýn girdiði cendere kalýn çizgilerle çizilmek isteniyor demektir. Ýþbirlikçi Irak Hükümetinin, Irak ekonomisinin yüzde 70'ini oluþturan petrol gelirlerini Birleþik Devletler þirketlerine teslim edeceði de düþünüldüðünde durum daha da karmaþýklaþýyor. Tüm bu tablo içerisinde Türkiye oligarþisi de Irak'a girme planlarý yapýyor. Kerkük tartýþmasý "zamandan ve mekandan baðýmsýz olarak" sürekli gündeme sokulurken, Kürt Özgürlük hareketinin tasfiyesini hedef alan bir konsept devreye giriyor. Ortadoðu'da bölgesel güç olma peþinde girilmeye çalýþýlan bu tehlikeli yol durdurulamazsa, halklar arasýna ekilen nefret tohumlarýna bir yenisi daha eklenecek. 20 yýl yaþanan "kirli savaþýn" ardýndan bunun bir çözüm olmadýðý aþikar. Ancak Türkiye oligarþisi Irak'tan pay kapma telaþý içerisinde tehlikeli bir dönemece yaklaþýyor. Bu dönemecin eþiðinde Türkiye iþçi sýnýfý ve emekçileri güçlerini birleþtiremez ve Kürt halkýnýn uzattýðý barýþ elini tutamazsa Ortadoðu sarmalý daha da karmaþýklaþacak ve bataklýðýn boyutu daha da büyüyecektir. Türkiye sosyalist hareketi bu temelde üzerine düþen sorumluluðu yerine getirmek için derhal inisiyatif üstlenmelidir. Aksi, halklarýmýza biraz daha fazla yýkýmdan baþka bir sonuç getirmeyecektir. Bu çerçevede

Peki, Ne Olacak? Bunu emperyalizm açýsýndan deðerlendirmek çok zor olmasa gerek. 150 yýllýk tarihten kýsa alýntýlar bile aslýnda geleceðimizi neyin beklediðini gösteriyor. Ancak burada direniþ hareketinin geldiði yer önemli. Irak'ta geliþen direniþ hareketinin Birleþik Devletler güçlerini zorladýðý aþikar. Girilen bataklýktan daha fazla asker göndererek kurtulmaya çalýþtýðýný yeni Irak planý ile görüyoruz. Birleþik devletler baþta olmak üzere diðer 77


Kurtuluþ

Lübnan direniþinden öðrenmemiz gereken çok fazla þeyin olduðunu düþünüyorum. Ýsrail siyonizmi karþýsýnda 32 gün direnen Lübnan direniþ güçleri sýnýrda bulunan 17 köy baþta olmak üzere geniþ bir savunma hattý örmeyi baþardýlar. Ýsrail güçlerine aðýr kayýplar verdirerek püskürtmeyi baþardýlar. Bu açýdan direniþ güçleri hiç kuþkusuz ki önemli bir zafere imza attý. Çünkü Hizbullah ve Lübnan Komünist Partisi baþta olmak üzere oluþturulan geniþ ittifak, en azýndan Siyonist güçlerin ataðýna geçit vermedi. Yeni bir cephenin açýlmasýna engel oldu. Ülkenin güneyini tamamen ellerinde bulunduran direniþ güçleri, mezhep çatýþmalarýna da izin vermedi. Bu ilk adým olarak baþarýlýydý. Þii'ler içerisinde örgütlü Lübnan Hizbullah'ý, Birleþik Devletler'in oluþturmaya çalýþtýðý Þii hilaline itibar etmedi. Ve komünistler þimdiden ilan ettiler, Hizbullah'a gelecek bir saldýrý da onlarý savunacaðýz diye. Tüm bu geliþmeler Lübnan'da komünistlerin imkanlarýný her geçen gün arttýrmakta. Direniþ hareketini biraz daha geliþtirmektedir. Ve bugün Ortadoðu'nun en diri hareketlerinden birini oluþturmaya aday gözüküyorlar. Birbirlerinden

oldukça farklý güçlerin "ideolojiler ayrý, politikalar bir" olarak formüle ettikleri ittifakýn anlamý açýsýndan bu geliþmeler son derece önemli. Lübnan direniþ hareketinin mezhep ve din çatýþmalarýna hayýr diyen bir anlayýþa sahip olmasý oldukça avantajlý bir durum. Elbette ki, direniþ hareketinin zaaflarýný da görüyoruz. Bu inkar edilemez. Ancak Ortadoðu'daki diðer direniþ güçlerinin geldiði nokta ile birlikte düþünüldüðünde bu geliþmeler önemli bir anlam taþýyor. Eðer Lübnan direniþ hareketinin saðladýðý ittifak, Türkiye sosyalist hareketi ve Kürt Özgürlük Hareketinin birleþtirilmesi ile desteklenebilirse, Ortadoðu'da baþka bir tabloyu görmek hayal deðildir. Bu, Ortadoðu çapýnda oluþturulacak bölgesel bir ittifakýn yaratýlmasýnda oldukça geniþ imkanlar saðlayacaktýr. Emperyalist saldýrganlýk ve bölgesel yayýlmaya dur demek için, acil görev bu güçlerin yan yana getirilmesi ve ortak bir program etrafýnda mücadeleyi yükseltmesini saðlamak olmalýdýr. Latin Amerika'da geliþen bölgesel uyanýþ yolumuza rehber olsun!

* * * 1-Afrika, Asya, Avrupa kýtalarýnýn kavþaðýnda yer almasý 2-Yahudilikte tutulmasý gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adý verilen keffaret orucu. Kippur piþmanlýk anlamýnda kullanýlýyor. Yahudiler bu günde günahlarýndan piþman olurlar. Allah da onlarý affeder. Yom Kippur ise Ýbranice'de 'tövbe günü' anlamýna gelirken Müslümanlarýn Ramazan Bayramý ile ayný anlamý taþýyor. 3-1973 yýlýnda 6 Ekim 4-Temmuz 1944'te ABD'nin New Hampshire eyaletinin Bretton Woods eyaletinde toplanan Birleþmiþ Milletler Para ve Finans konferansýnda imzalanan "Uluslararasý Para Anlaþmasý" ile uluslararasý ödemelerde kullanýlacak yeni bir sistem belirlendi. Bretton Woods'a göre Anlaþmaya katýlan ve parasýný altýna dönüþtürülebilir yapmayý kabul eden her ülkenin parasýnýn deðeri yalnýzca dolara göre saptanmýþtý. Böylece Dolar dünya ticaretinde hakim hale getirilmiþti. Ancak gene anlaþmanýn kapsamýna göre isteyen ülke elindeki dolar karþýlýðýnda Birleþik Devletlerden altýn talep edebilirdi. Ve bu talep 1969 yýlýnda Fransa'dan geldi. Böylece Birleþik Devletlerin elinde bulunan altýn rezervlerinin dünya çapýndaki dolar miktarýný karþýlayamayacaðý açýða çýktý. Böylece Birleþik Devletler Baþkaný Richard Nixon, dolarýn altýna konvertibilitesini askýya alýp yüzde onluk ek bir ithal vergisi koyarak Bretton Woods sisteminin sona erdiðini ilan etti. 5-Özellikle Birleþik Devletler ve Hollanda

78


ortadoðu

dosya

Kurtuluþ

Filistin’de Çözüm Mümkün Mü?

E

n son söyleyeceðim þeyi, ilk baþta söylemem gerekirse; Filistin'de çözüm, Ýsrail varoldukça mümkün deðil! Biliyorum; Filistin konusunda, þimdiye kadar mutlaka pekçok makale, birçok kitap okumuþsunuzdur. Ama meseleyi bir de bu konuyu yýllardýr izleyen, bir kitap yazan ve bizzat kutsal topraklara giderek gözlemlerde bulunan bir kiþiden dinlemek istiyorsanýz; buyrun devam edelim. Mesele genelde II. Dünya Savaþý sonrasýndan baþlatýlýyor. Çünkü Nazilerin soykýrýmýna uðrayan Yahudilere, Birleþmiþ Milletler'in jesti Filistin topraklarýnda kurulacak bir Yahudi devleti oluyor. Oysa sorunun geçmiþi yüzyýllýk hatta 1.5 yüzyýllýk. Ancak biz o kadar eskiye gitmeyi düþünmüyoruz. Osmanlý'dan Ýngilizlerin denetimine geçen Filistin topraklarý, bu yüzyýlýn baþýndan itibaren Yahudilerin akýnýna uðradý. 1948 yýlýnda Ýsrail devletine dönüþecek olan bu yönelim bir yandan toprak satýn almayla bir yandan da savaþla bugünkü duruma geldi. Bu konudaki yakýn tarihi, Filistin lideri, Yaser Arafat'ýn yaþam öyküsünde okuyup, hatýrlayabilirsiniz. Amerika Birleþik Devletleri'nin Ýsrail eliyle Filistin'e biçtiði kaderde son dönüm noktasýný 2004 yýlýnda yaþananlar oluþtururdu. O yýl Mart ayýnda Hamas ruhani lid-

Hüseyin Aykol 79


Kurtuluþ

eri Þeyh Yasin ve ardýndan onun yerine seçilen Abdülaziz Rantisi Nisan ayýnda Ýsrail tarafýndan öldürüldü. Kasým ayýnda ise Filistin'in ulusal kurtuluþ önderi Yaser Arafat, þimdiye dek açýklanmayan bir nedenle öldü. ABD ve Ýsrail'in son iki yýldýr fiilen yok saydýðý Arafat'ýn da bir þekilde ortadan kaldýrýlmasýyla, Batý'nýn yeni politikasý uygulamaya konulabilecekti.

Cumhurbaþkaný Hüsnü Mübarek'in ev sahipliði yaptýðý bu toplantýda Ýsrail Baþbakaný Ariel Þaron ile Filistin Devlet Baþkaný Mahmud Abbas ilk kez el sýkýþacaktý. Toplantýdan gayri resmi, kaðýda dökülmeyen bir ateþkes anlaþmasý çýktý. Ýsrail, ateþkes karþýlýðý bazý Filistinli mahkumlarýn serbest býrakýlmasý da dahil kimi adýmlar atmaya söz verdi. ABD'nin bir süreç sonunda Filistin Devleti'nin kurulmasýný öngören Yol Haritasý'na destek veren BM, AB ve Rusya yetkilileri 1 Mart günü Londra'da düzenlenen Filistin Konferansý'nda bir araya geldiler ve kimi ekonomik yardým vaatleri yapýldý. 15 Mart 2005 günü Mýsýr'da Filistinli örgütlerle toplanan Abbas, onlardan ateþkes sözü aldý. Örgütler, Ýsrail'in kendilerine yönelik suikast saldýrýlarýný durdurmasý halinde kendilerinin de saldýrýda bulunmayacaðýný belirtip, mahkumlarýn salýnmasý konusunda adým atýlmasýný istediler. Nitekim o günden bu güne, sadece birkaç intihar saldýrýsý yaþandý. Ancak Filistin'de ölenlerin sayýsý yine yüzlerle ifade edilecekti.

Arafat'sýz Yýllar Filistin'in efsanevi ulusal kurtuluþ lideri Yaser Arafat'ýn ölümünün üstünden iki yýl geçti. Önceki yýl 29 Ekim 2004 günü tedavi amacýyla Paris'e götürüldüðünde, aslýnda yolun sonuna gelindiði biliniyordu; ancak yine de resmi ölüm haberi için 11 Kasým gününü beklemek zorunda kalmýþtýk. Ne o gün; ne de sonraki açýklamalar Arafat'ýn ölüm nedenini açýk þekilde ortaya koyamadý; ancak Filistinlilerin çoðu ve dünya kamuoyunun belli bir kýsmý, Arafat'ýn Ýsrail tarafýndan öldürüldüðüne inanýyor. Arafat'ýn ölümü beklenirken baþlanan ve daha sonra kesinleþtirilen süreçle Filistin Kurtuluþ Örgütü'nün baþýna örgütün "ikinci adamý" olan Mahmud Abbas getirildi. Daha sonra düzenlenen seçim kampanyasý ve 9 Ocak günü gerçekleþtirilen seçimlerde Abbas, Filistin'in yeni devlet baþkaný seçilecekti. Bu sonuca en çok Ýsrail ve dolayýsýyla ABD sevindi. Nitekim, siyasi muhatap olarak kabul etmeyip Arafat'ýn ne Filistin içinde ne de yurtdýþýnda dolaþmasýna izin vermeyen Ýsrail yönetiminin ve Arafat'ý aþmak için kendisine bir baþbakan atamasý yönündeki ABD telkinlerinde Mahmud Abbas, bu yeni makam için zikredilen isimlerin baþýnda geliyordu. Mahmud Abbas'ýn Filistin'e yeni lider olarak seçilmesi öncesi ve sonrasýnda ilk 'kazaným' hemen göze çarptý. Arafat, Filistin Devlet Baþkanlýðý Sarayý Mukata'daki odasýndan binanýn diðer bölümlerine bile geçemezken, Abbas hem Filistin içinde hem de dünyanýn istediði yerine gidip gelebiliyordu. Dahasý ABD ve Ýsrail tarafýndan muhatap alýnmasý için hemen harekete geçilecekti.

Abbas Dünya Turunda! Bush, 11 Nisan 2005 günü Þaron'u kabul etti. Herhalde gidiþattan memnuniyetini bildirdi. Bir de ikili Ýsrail'in Gazze'den çekiliþinin ayrýntýlarýný konuþmuþ olmalýlar. Bu arada, Filistin Devlet Baþkaný Abbas, kendisini ziyaret eden devlet adamlarýndan baþýný alamaz hale gelmiþti. Kendisini ziyaret edenler arasýnda Rusya Devlet Baþkaný Vladimir Putin bile vardý. Baþbakan Erdoðan ise, ABD'nin isteði üzerine yaptýðý Ýsrail gezisini, yarým saatlik Ramallah ziyaretiyle dengeleme çabasýndaydý. Sonra Abbas, yola çýktý! 10 Mayýs 2005'ten itibaren Brezilya, Þili, Japonya ve Çin'e gidip, adeta dünyayý bir ucundan diðerine dolaþtý. Sosyalist Enternasyonal toplantýsý günlerinde Filistin'e uðrayan Abbas, 26 Mayýs günü de Beyaz Saray'da Bush tarafýndan kabul edilecekti. Gazze'den çekiliþle ilgili kimi ayrýntýlarý konuþmak üzere Þaron, 21 Haziran 2005 günü Abbas ile Kudüs'te görüþtü. Görüþmenin çok verimli geçmediði söylendi; ancak taraflarýn bir araya gelme alýþkanlýðý bile iyi karþýlandý. Daha önceki görüþmelerde Ýsrail, Þaron yerine baþbakan yardýmcýsýný muhatap etmeye çalýþmýþtý. 23 Haziran günü Yol Haritasý'nýn yetkilileri Rusya'da bir araya geldi; ancak bu toplantý bir iyiniyet zirvesinden öteye geçeme-

Gayri-Resmi Ateþkes ABD'nin yeni Dýþiþleri Bakaný Condoleezza Rice'ýn ilk dýþ gezisi Ortadoðu'ya oluyor ve Ýsrail'li yetkililerden sonra 7 Þubat 2005 günü Mahmud Abbas ile görüþen ABD Dýþiþleri Bakaný, taraflarý ertesi gün Mýsýr'ýn Þarm el Þeyh þehrinde bir araya getiriyordu. Mýsýr 80


Kurtuluþ

di.

edilmesi olasýlýðý her zaman ciddiyetini koruyordu.

Ýsrail, Gazze'den Çekildi Ýsrail, 15 Aðustos 2005 günü Gazze'den çekilme sürecini baþlattý. Gazze'deki Yahudi yerleþim birimleri biraz da gürültülü bir þekilde boþaltýldý. Direnen Yahudilere Ýsrail güvenlik güçleri hoþgörülü davranmadý. Geride kalan binalar yýkýldýktan sonra 12 Eylül günü, Gazze'deki son Ýsrail askeri de geri çekildi. 11 Ekim'de yapýlmasý planlanan Þaron-Abbas zirvesi ertelendi. Taraflar bu zirveden bir sonuç elde edilemeyeceðini düþünmüþlerdi. Ancak Ýsrail ile kimi Ýslamcý Filistin örgütleri arasýnda yeniden patlak verme eðilimi taþýyan çatýþma günlerinde Bush, Abbas'ý yeniden Washington'da kabul etti. 20 Ekim günü yapýlan görüþmenin ardýndan Abbas'a güvenliði saðlama konusunda öðütler verildi. Arafat'sýz geçen ilk yýlýn sonunda Filistin'e baktýðýmýzda yeni olan ilk þeyin serbest hareket edebilen bir Devlet Baþkaný olduðunu görüyoruz. Ýsrail yönetimine "Son bir yýl içinde olumlu olarak ne oldu" diye sorsak; "Gazze'den çekildik. Filistinliler daha ne istiyor?" diyeceklerdir. Ancak Ýsrail'in Batý Þeria'daki duvar inþaatý sürüyor. Uluslararasý kuruluþlar tarafýndan yapýmý þiddetle eleþtirilen duvar, sadece Ýsrail ile Filistin'i ebedi olarak ayýrmakla kalmýyor; inþaat þartlarý yüzünden neredeyse Batý Þeria'daki Filistin topraklarýnýn yüzde 30'unu Ýsrail'e katýyor. Gerek Batý Þeria'da, gerekse de (özellikle) Kudüs'te böylece Ýsrail'e dahil edilen topraklarýn bir daha asla Filistin'e geri verilmeyeceðinden korkanlar hiç de haksýz sayýlmaz.

Likud'un Parçalanmasý Ýsrail Baþbakaný Ariel Þaron, Likud'daki sað kanadýn Gazze karþýtý politikalarýndan bunalýp, parti liderliðini kaybetme olasýlýðý ortaya çýkýnca, partiden ayrýlýp Kadima isimli merkez sað bir parti kurma kararý aldý. Ýþçi Partisi'nde liderliði Amir Peretz'e kaptýran Þimon Peres'in de desteklediði bu yeni parti, anketlerde öne çýkýnca erken seçim kararý alýndý. 2006 yýlýnýn Mart ayýnda yapýlan seçimleri Kadima Partisi önde bitirdi. Beklenildiði üzere Ýþçi Partisi ve bir-iki küçük partiyle koalisyon hükümeti kuruldu. Ancak partinin ve hükümetin baþýnda -Þaron hastalanýp bitkisel hayata girdiði için- artýk Ehud Olmert vardý. Olmert de tek yanlý kararlarla Ýsrail'in kalýcý sýnýrlarýný belirleyeceðini belirtiyordu; ancak 2006 yýlýnýn yaz aylarý, Ýsrail için hüsranla anacaðý bir dönem olacaktý. Ebu Ammar 1929 yýlýnda doðan Yaser Arafat'ýn (Ebu Ammar) çocukluðu Kudüs ile Kahire arasýnda geçti. 1948'de Kahire Üniversitesi'nde Ýnþaat Mühendisliði öðrenime baþladý. 1949'da Kahire'de Filistin Öðrenci Birliði'ni kurdu. 1956'da Arap Ýsrail savaþýna katýldý. 1959'da arkadaþlarý ile birlikte El Fetih (Filistin Ulusal Kurtuluþ Hareketi) örgütünü kurdu. Ýsrail hedeflerine karþý yapýlan ilk askeri harekatý gerçekleþtiren birliðe komuta etti. 1967'de Batý Þeria'da direniþ hareketini örgütledi. 1969'da Filistin Kurtuluþ Örgütü'nün baþkaný oldu. 1970'de Filistinli gerillalarýn Ürdün'ü terk etmeye zorlandýðý, 40 bin kiþinin öldüðü iç savaþta çarpýþtý ve FKÖ nün merkezini Beyrut'a taþýdý. Kasým 1974'de Birleþmiþ Milletler Genel Kurulu'nda konuþma yaptý. 1975-76'da Lübnan'a giren Suriye'ye karþý direnenler arasýndaydý. 1982'de Güney Lübnan'a giren Ýsrail'in Beyrut kuþatmasý sýrasýnda iki ay direniþ gösterdikten sonra FKÖ merkezini Tunus'a taþýdý. 1987'de Birinci Ýntifada baþladý. Kasým 1988'de Filistin Baðýmsýzlýk Bildirisini yayýmladý. Cezayir'de baðýmsýz Filistin Devleti'nin kuruluþunu ilan etti. 1988'de BM'nin Cenevre Genel Kurulu'nda konuþtu. Aralýk 1988'de Ýsrail'in var olma hakkýný kabul edip, terörizmi kýnadý. 1993'de ilk Filistin Ýsrail Barýþ anlaþmasýný imzaladý. 1994'de 26 yýl sonra ilk kez

Niçin Gazze? Onarýmýna izin verilmeyen havaalaný ve limaný olmadan; dahasý tüm dünyadan tecrit edilmiþ bir Gazze'nin Filistinliler için ne ölçüde bir nefes borusu olabileceði tartýþmalýyken; buradaki yerel yönetimleri kazanan Hamas ile merkezi yönetimi elinde bulunduran FKÖ arasýnda zamanla ciddi çatýþmalarýn baþlayacaðý üzerine deðerlendirmeler az deðil. Bir de Filistin intifadasýnýn en diri unsuru olarak görülen Hamas'ýn yönetimine geldiði belediyeler yüzünden rant kavgasýna girip, çürümeye baþlayacaðý hesaplarý var. Dahasý, her þeye raðmen imar edilen ve halkýn sorunlarýna çözüm bulunmaya baþlayan bir Gazze'nin sudan bahanelerle Ýsrail uçaklarý tarafýndan yerle bir 81


Kurtuluþ

Filistin'e ayak basýp özerk yönetimini kurdu. 1994'de Ýsrail Baþbakaný Ýzak Rabin ve Dýþiþleri Bakaný Þimon Peres ile birlikte Nobel Barýþ Ödülü aldý. 1996'da ilk genel seçimde Filistin Yönetimi Baþkaný oldu. 1998'de Ýsrail ile toprak devri anlaþmasý imzaladý. 1999'da Ýsrail baþbakaný Ehud Barak ile barýþ görüþmelerine yeniden baþladý. Temmuz 2000'de ABD Baþkaný Bill Clinton gözetiminde Barak ile nihai barýþ için maraton zirve yaptý. Ýsrail Kudüs'ü paylaþmayýnca anlaþmayý imzalamadý. Eylül 2000'de Ýkinci Ýntifada baþladý. Aralýk 2001'de Ýsrail'in tecrit politikasý ile Ramallah'taki Mukata'ya hapis oldu. Mart 2002'de Ýsrail'in saldýrýlarý karþýsýnda beþ hafta boyunca ölüm kalým savaþý verdi. Nisan 2002'de Þaron'un "daimi sürgün" önerisini "Batý Þeria'yý terk etmektense ölürüm" sözleri ile reddetti. 2002'de ABD Baþkaný Bush Arafat'ýn yerine yeni lider seçilmesini istedi. Nisan 2003'te ABD'nin baskýsýyla yardýmcýsý Mahmud Abbas'ý baþbakaný yaptý. 2003'te Arafat'sýz ilk Ýsrail-Filistin zirvesi Ürdün'de toplandý. 29 Ekim 2004 günü tedavi için Paris'e götürüldü. 11 Kasým 2004'de 75 yaþýnda öldü.

Binler Sokaklara Döküldü Yasin'in öldürülmesinin ardýndan on binlerce Filistinli, Þeyh Ahmed Yasin'in El Þifa Hastanesi'nden alýnan naaþýný, törenin yapýlacaðý camiiye götürmek için Gazze'de sokaklara döküldü. Yas iþareti olarak sokaklarda yüzlerce lastik yakýldý ve Gazze Þeridi'ndeki okullar ve iþyerleri kapandý. Batý Þeria'da genel grev ilan edildi. Bu arada, Filistin'in Sesi radyosunda, Kuran-ý Kerim'den ayetler okundu; marþlar çalýndý. Filistin Devletinin Tavrý Filistin Devleti, suikasti resmen kýnadý. Devlet adýna açýklamada bulunan Baþbakan Ahmed Kurey, "Bu delice bir eylem. Büyük çaplý bir kaosa kapý açýyor. Yasin, ýlýmlýðý ile bilinen bir liderdi ve Hamas'ý kontrol ediyordu. Bu yüzden bu tehlikeli ve korkakça bir eylemdir" diye konuþtu. Filistin Devlet Baþkaný Yaser Arafat, Þeyh Yasin'in ölümü nedeniyle üç günlük yas ilan etti. Filistinli Bakan Saib Erakat da, Þeyh Yasin'in öldürülmesini "alçakça bir suç" olarak niteledi ve Filistin halký için "uluslararasý koruma" talep etti. Ýsrail'in Biz Yaptýk 'Gururu' Ýsrail ordusu, Hamas liderine yönelik saldýrýsýný 'gururla' hemen üslenirken, Ýsrail Savunma Bakaný Þaul Mofaz ise, Hamas lideri Þeyh Ahmed Yasin'in öldürülmesinden sonra bu örgüte yönelik "savaþýn süreceðini" söyledi. Mofaz, yaptýðý açýklamada, "Ahmed Yasin bir terör lideriydi, Filistinli Bin Ladin'di" dedi. Bu arada, Ýsrail ordusu, Hamas lideri Þeyh Yasin'in öldürülmesinin ardýndan, Filistinlilerin Ýsrail'e giriþini engellemek için Gazze Þeridi ve Batý Þeria'yý kapattý.

*** Asla Unutulmayacak Bir Gün... 22 Mart 2004 gününü Filistinliler herhalde asla unutmayacak! Þafak sökerken sabah namazýný kýlmak üzere cami yolunu tutan insanlar, biraz sonra baþlarýna geleceklerden habersizdi. Cami önüne gelen bir otomobile Ýsrail helikopterlerinin düzenlediði füze saldýrýsýnýn hedefinde bu kez Hamas lideri Þeyh Ahmed Yasin vardý. Uðursuz Ýsrail helikopterleri Gazze'deki cami önünden ayrýldýðýnda, ardýnda aralarýnda Þeyh Yasin'in de bulunduðu 9 ölü, 17 yaralý býrakmýþtý. Þeyh Yasin'in kanlar içindeki tekerlekli sandalyesi cami kapýsýna kadar savrulmuþ; füze seslerinin dinmesi üzerine bölgeye ambulanslar akýn etmiþti. Camilerde Kuran'dan ayetler okunmaya baþlandý ve Yasin'in þehit olduðu ilan edildi. Ölenlerden en az ikisinin Þeyh Ahmed Yasin'in korumalarý olduðu belirtilirken; yaralanan 17 kiþinin arasýnda Hamas lideri Yasin'in 2 oðlunun da bulunduðu açýklandý.

El Aksa Savaþ Ýlan Etti Arafat yanlýsý El Aksa Þehitleri Tugayý, Hamas lideri Þeyh Ahmed Yasin'in öldürülmesi üzerine Ýsrail'e savaþ ilan ederek, misilleme yapacaðý tehdidinde bulundu. Filistinli grubun açýklamasýnda, "Allah'ýn izniyle, birkaç saat içinde cevabýmýz olacak" dedi. Hamas, Gazze Þeridi ile Ýsrail sýnýrýndaki Erez geçiþ noktasýna füze fýrlattýðýný bildirdi. Hamas kaynaklarý, geçiþ noktasýna 4 adet Kassam füzesi fýrlatýldýðýný söylediler. Erez geçiþ noktasýnda patlama meydana geldiði bildirilmiþti. 82


Kurtuluþ

ABD'den 'Sakin Olun' Çaðrýsý Amerika Birleþik Devletleri, Þeyh Ahmed Yasin'in Ýsrail saldýrýsýnda öldürülmesinin ardýndan yapýlan açýklamada, taraflardan sakin olmalarýný istedi. ABD Dýþiþleri Bakanlýðý'ndan, isminin açýklanmasýný istemeyen üst düzey bir yetkili, "Tüm taraflardan, sakin olmalarý ve kendilerini kontrol etmelerini istiyoruz" dedi. Yetkili, olayý incelediklerini ve Ýsrail ile Filistinli yetkililerle temas halinde olduklarýný kaydetti.

gerekçe gösterilerek uluslararasý izolasyona tabi tutuldu. Ýsrail, Filistinlilerin satýn aldýðý mallara karþýlýk ödemesi gereken vergi iadelerine el koydu. ABD ve AB Filistin halkýna yaptýðý mali yardýmý kesti. Hamas hükümeti, memurlarýn maaþlarýný aylardýr ödeyemiyor. Gerek maaþ sýkýntýsý, gerekse de çoðu El Fetih üyesi resmi Filistin güvenlik güçleriyle Hamaslý milisler arasýndaki sürtüþme nedeniyle Filistin'de bir yýldýr, taraflar arasýnda silahlý çatýþmalara varan gerginlik yaþanýyor. Taraflar çok daha ciddi boyutlara ulaþan bir iç savaþýn içine düþmemiþse, bunun nedeni Ýsrail'in daha saldýrgan politikalarý yüzünden oldu. Geçen yaz baþlarýnda Gazze'ye müdahale eden Ýsrail güçlerinden bir askerin Filistinlilerce kaçýrýlmasý üzerine, Olmert hükümeti Hamas üyesi bakanlar da dahil olmak üzere yüzlerce Filistinliyi hapse attý; Gazze günlerce bombalandý. Ayný günlerde Hizbullah'ýn 8 Ýsrail askerini öldürüp, ikisini esir almasý üzerine Ýsrail, bir ayý aþkýn bir süre Lübnan'ý bombardýmana tuttu. Ülkenin bir bölümü yerle bir olurken, Ýsrail ordusunun Güney Lübnan'ý iþgal etme giriþimi Hizbullah tarafýndan püskürtüldü. Yenilmez Ýsrail ordusu efsanesi çökerken, Olmert hükümeti kendi içinde sorgulanmaya baþladý. Ýsrail kendi içinde durulmaya çalýþýrken; Filistin'de taraflar içine düþtükleri izolasyonu kýrabilmek için önce ulusal birlik hükümeti arayýþýna girdiler. Bu baþarýlamayýnca, Filistin Devlet Baþkaný Mahmud Abbas, erken seçim yapýlacaðýný ilan etti. Hamas'ýn katýlmayacaðýný açýkladýðý seçimin günü belli deðil. Ancak taraflar arasýndaki görüþmeler deðiþik düzeylerde sürüyor. Ýsrail ise Hamas'a karþý El Fetih'in elini güçlendirmek için mali yardým, kimi tutsaklarýn serbest býrakýlmasý gibi jestlerde bulunmaya baþladý. Yeni yýl Filistinliler için kolay geçmeyecek. Çözüm ise ufukta görünmüyor.

Tüm Dünya Kýnadý Ama... Yasin'in suikastle öldürülmesi neredeyse tüm dünya liderleri tarafýndan kýnanýrken, konu Birleþmiþ Milletler'de görüþüldü; ancak ABD yüzünden BM Güvenlik Konseyi'nden karar çýkarýlamadý. O zaman ki BM Genel Sekreteri Kofi Annan suikastla ilgili olarak yayýnladýðý bir kýnama mesajýnda, "Þeyh Ahmet Yasin ve beraberindekilere yönelik suikastý kýnýyorum. Bu tür eylemler ne uluslararasý hukuka uygundur, ne de barýþçý bir çözümün bulunabilmesine katký saðlar" dedi. ABD yönetimi, suikastten sonra, Ýsrail ve Filistinlilere sakin olmalarý çaðrýsýnda bulunurken, Avrupa Birliði yetkilisi Javier Solana ve Fransa Dýþiþleri Bakaný Dominique de Villepin, Ýsrail'in bu eyleminin barýþa büyük bir darbe vurduðunu söyledi. Ýngiltere Dýþiþleri Bakaný Jack Straw da suikastý kýnadý, Ýsrail'in kendisini teröre karþý korumaya hakký olduðunu; ancak bunu hukuk kurallarý çerçevesinde yapmasý gerektiðini vurguladý. Yasin, Rantisi, Arafat... ABD Baþkaný George W. Bush'un ikinci dönem için seçilememe ihtimaline karþý ve belki korkulduðu kadar yüksek misillemeyle karþýlaþmadýðý için olsa gerek Ýsrail güçleri, 17 Nisan 2004 günü de ayný þekilde düzenlenen bir saldýrýyla Yasin'in yerine getirilen Abdülaziz Rantisi'yi katletti. Daha sonra Bush'un ikinci kez seçilmesiyle rahatlayan Þaron yönetimi, henüz aydýnlatýlamayan bir þekilde Filistin Devlet Baþkaný Yaser Arafat'ýn 11 Kasým 2004'te ölmesini saðladý. Ardýndan Filistin'de Arafat'ýn yerine Devlet Baþkaný seçilen Mahmud Abbas'ýn önü açýldý; ancak 2006 yýlý baþýnda düzenlenen parlamento seçimlerini biraz da beklenildiði üzere Hamas kazandý. Seçimlerin ardýndan Hamas'ýn kurduðu hükümet, Ýsrail varolma hakkýný tanýmadýðý

Þeyh Yasin ve Hamas Hamas lideri Þeyh Ahmed Yasin 1938 yýlýnda Filistin'de dünyaya geldi. Geçirdiði bir kaza sonucu 1952'de felç olan Yasin, 1984 yýlýnda silah kaçakçýlýðý iddiasýyla 13 yýl hapse mahkum oldu. 1985'de Ýsrail ve Filistin Halk Cephesi arasýnda yapýlan mahkum deðiþimi sýrasýnda serbest býrakýlan Yasin, 1987'de Gazze kentinde arkadaþlarýyla birlikte gizlice Hamas'ý kurdu. 83


Kurtuluþ

Baþta Müslüman Kardeþler Örgütü'nün bir kolu olarak kurulan Hamas'ýn liderliðini üstlenen Ahmed Yasin, 1991'de yeniden hapse girdi. Þeyh Yasin, Ýsrail tarafýndan Ýsrail askerlerini öldürmeye ve kaçýrmaya azmettirmekten, Hamas'ý ve askeri kanadýný kurmaktan, ömür boyu hapse mahkum edildi. Ürdün'ün 1997'de yakaladýðý Ýsrailli iki ajanýn salýverilmesi karþýlýðýnda Ahmed Yasin serbest býrakýldý ve birkaç gün sonra Gazze'ye döndü. Dönüþüyle birlikte Hamas'ýn Filistin'deki gücünü artýran Þeyh Yasin, Filistin içinde demokratik yapýnýn kurulmasý için hükümete destek vereceklerini açýkladý. Ancak 1998'de Ýsrail ile Filistin arasýnda yapýlan barýþ görüþmelerini protesto amacýyla Hamas'ýn giriþtiði bombalama eylemi, Arafat ile Yasin'in arasýnýn açýlmasýna neden oldu. Hamas örgütü bugüne kadar Ýsrail'i hedef alan çok sayýda intihar saldýrýsýný üstlendi. Þeyh Yasin, Eylül 2003'te Ýsrail'in düzenlediði füze saldýrýsýndan hafif yaralarla kurtulmuþtu.

birçok ayrý örgütlenmesi var. Ýstihbarat örgütü ise Siyonistler ile iþbirliði yapan Filistinlileri bulup, cezalandýrmakla görevli. Dahasý ayný örgütün görevleri arasýnda islamiyetin Filistin'de yaþatýlmasý da bulunuyor. Bir yandan Ýsrail'e karþý silahlý mücadele verilirken, diðer yandan da Hamas, inþa ettiði okullarda kendi eðitim programlarýný yürütüyor ve kurduðu hastanelerde hastalara, yaralýlara hizmet sunuyor. 1987'den 1993 yýlýna dek süren I. Ýntifada yýllarýnda sadece askeri hedeflere yönelen Hamas, 25 Þubat 1994'te Ýsrailli bir yerleþimcinin El Halil'deki Ýbrahim Camisi'ne yönelik saldýrýsýnda namaz kýlan 29 kiþiyi öldürmesinin ardýndan sivillere yönelik intihar saldýrýlara baþladý. Ýsrailli yöneticilerin Sovyetler'den yardým alan ve sosyalizmden etkilenen FKÖ ve lideri Yaser Arafat'a alternatif olsun diye el altýndan desteklediði ya da geliþmesine gözyumduðu Hamas'ýn geldiði yerin Müslüman Kardeþler örgütlenmesi olduðu biliniyor. Kuruluþu 1926'lara dayanan Müslüman Kardeþler'in, önce Ýngilizler, sonra ABD ve bölgedeki kadim dostlarý Suudi Arabistan ve Körfez þeyhleri tarafýndan desteklendiði de herkesin malumu. Müslüman Kardeþler, kuruluþu ve kullanýmý açýsýndan aslýnda ilk örnek deðil. Ýslamiyetin sömürgeciler tarafýndan kendi çýkarlarý doðrultusunda kullanýlmasý önce Hindistan'da oldu. Ýngilizler, ellerinden gitmekte olan Hindistan'dan hiç olmazsa bir parçasýný kurtarmak adýna baþlattýðý Pakistan operasyonunda kullandýðý bir yöntem bu. Yani islamiyeti koz olarak kullanmanýn ilk mucidi ünlü "Yeþil Kuþak" projesiyle ABD deðil, Pakistan'ý Hindistan'dan koparan Ýngilizler oluyor. Ortadoðu'yu cetvelle deðiþik devletler haline getirirken Ýngilizler bölgedeki dini ve etnik daðýlýmý daha uygun yönetilir þekilde ayarlamakta dikkatli davranmýþtý. Ancak 1960'lý, 70'li yýllarda yükselen ulusal kurtuluþçu anlayýþlardan etkilenen Mýsýr'da Nasýr, Libya'da Kaddafi, Suriye'de Esad ve Irak'ta Saddam'ýn kurduðu laik yönetimler bir yandan ülke kaynaklarýný ulusallaþtýrmaya baþlarken, diðer yandan önce Ýngilizlerin sonra da onlarýn yerini almaya baþlayan ABD'nin baþlarýna musallat ettiði Ýslamcý örgütlenmeler (özellikle Müslüman Kardeþler) ile baþetmeye çalýþtý. Saddam ve Kaddafi, ülkelerinde baþkasýnýn özellikle de islamcýlarýn- örgütlenmesine zerre kadar fýrsat vermedi. Hafýz Esad'ýn Müslüman

Hamas: Nereden Nereye? HAMAS, yani Filistin Ýslami Direniþ Hareketi, 1987 yýlýnda baþlayan ilk intifada yýllarýnda kuruldu. Esinlendiði güç, Mýsýr'daki Müslüman Kardeþler idi. O yýllarda sürgünde bulunan Filistin Kurtuluþ Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat'a alternatif olabileceði ve yine zamanýn Yeþil Kuþak yaklaþýmýna uygun olduðu için ABD ve onun Ortadoðu'daki temsilcisi Ýsrail tarafýndan kurulmasýna ve geliþmesine göz yumulduðu iddia ediliyor. Umulan Filistinlilerin kendi aralarýnda iktidar mücadelesine girmesi yüzünden, Ýsrail ile savaþamayacak duruma düþmesiydi. Gelinen aþamada, ABD ve Ýsrail ikilisinin hiç ummadýðý bir þey oldu: En az FKÖ kadar güçlü bir örgütlenme ve neredeyse Arafat'a baðlý örgütlerden daha güçlü darbeler vurabilen bir Hamas çýkmýþtý ortaya. Yaser Arafat, ulusal kurtuluþ lideri olarak gücünü -beklendiði kadaryitirmese de, marksist kökenli biri olarak, artýk ortalýk yerde namaz kýlar hale gelmesi ironik bir durum arzetmeye baþlamýþtý. Bugünlerde hem Gazze Þeridi'nde hem de Batý Þeria'da onbinlerce destekçisi olan Hamas, sadece askeri bir örgütlenme deðil. Onlar camilerde, okullarda, hastanelerde, toplumsal faaliyetlerde çalýþýyorlar. Örgütün askeri kolu, faaliyet alanlarýndan sadece bir tanesi. Ýsrail hedeflerine saldýrýlarda bulunan askeri kanadýn 84


Kurtuluþ

Kardeþler'e yönelik tavrý, Hama ve Humus kasabasýný içindeki binlerce insaný katlederek yerle bir edecek denli sert oldu. Müslüman Kardeþler'in merkezi durumundaki Mýsýr'daki geliþmeler ise daha deðiþik oldu. Müslüman Kardeþler'in önce Süveyþ kanalýnýn devletleþtirilmesi sürecinde Ýngilizlerin desteðiyle eylemleri düzenlediði söylendi. Daha sonra Nasýr'ýn devrilmesi için CIA ile birlikte çalýþtýðýna dair belgeler olduðu iddia ediliyor. Nasýr sonrasýnda Mýsýr yönetimine gelen Enver Sedat'ýn Sovyetler Birliði ile iliþkisini kesip ABD'ye yönelmesi ve bunun sonucu olarak Ýsrail ile barýþ anlaþmasý imzalamasýyla Müslüman Kardeþler'in siyasi etkinliði sýfýrlanmasa da iyice daraltýldý. Ýngiltere ve ABD kaçan Müslüman Kardeþler liderlerine sýðýnma saðladý ama daha fazlasýný yapmadý; çünkü Mýsýr'da istediklerini artýk elde etmiþlerdi. Yani Sedat yönetimi, Müslüman Kardeþler'in yerine kendisi ABD'nin safýna geçmiþti. Daha sonra Yeþil Kuþak anlayýþýyla islamcý örgütlenme ve militanlarýn kullanýlmasý iþi 'küreselleþtirildi'. Cezayir, Balkanlar, Kafkaslar ve özellikle de Afganistan operasyonunun temeli buydu. Daha sonra baþýna bela olsa da; kurduðu, kolladýðý ve geliþtirdiði El Kaide ABD için neyse, Hamas da Ýsrail için biraz oydu. Þaron "Þeyh Yasin, bizim Usame bin Ladin'imizdi" derken, ABD ve Ýngiltere'ye sadece bugünü deðil geçmiþte yaptýklarýný hatýrlatmak istemiþ olmalý...

AB ve Rusya isterken, Araplar ve Ýslam dünyasý istemiyor. Filistinlilerle, Yahudiler aslýnda ayný ýrktan geliyor. Yahudiler, 3 bine yakýn yýldýr Musevi dinine inanýrken; Filistinliler bin yýldýr Müslüman. Araplar, Filistinlilere Müslüman diye sahip çýkmak istiyor; ancak son tahlilde çok fazla sevdikleri de söylenemez. Arap devletleri, Ýsraille uðraþmak, kendileri adýna savaþsýnlar diye Filistinlilere sahip çýkmaya çalýþýyor. Dahasý onlarý da kendi kurduklarý ya da destekledikleri Filistin örgütleriyle Filistin sorununa müdahil olmak istiyorlar. Oslo Barýþ Anlaþmasý ile Filistin sorunu bir ara çözülmek üzereydi. Anlaþma olsun diye çok taviz vermekle suçlanan Yaser Arafat'ýn bile son rotüþlerini imzalamaktan vazgeçtiði anlaþmanýn pürüzünü Kudüs'ün nihai statüsü oldu. Ýsrailliler, Kudüs'ü bir bütün olarak kendi baþkentleri olarak görürken; Filistinliler, Doðu Kudüs'ü (eski þehir) kendi baþkentleri yapmak istiyor. Doðu Kudüs'te Müslümanlarýn ilk kabesi, Kubbet-ül Sahra ile El Aksa Camisi bulunuyor. Filistinliler burayý, Ýsraillilere býrakmayý aklýnýn ucundan bile geçirmiyor. Çünkü Hz. Muhammed'in göðe yükseldiðine inanýlan Kubbet-ül Sahra ile El Aksa Camisi, binlerce yýl önce yýkýlan Hz. Musa tapýnaðý üzerinde bulunuyor. Ki burasý "Aðlama Duvarý" olarak Musevilerin en kutsal mekaný ve mümkün olduðunda üzerindeki binalarý yýkýp, tapýnaðý yeniden inþa etmeyi düþünüyorlar. Elbette böylesi bir giriþim, Ortadoðu'da onyýllarca sürecek bir savaþ anlamýna gelecektir. Ýsrail'in akýllý politikacýlarý böyle bir þeye giriþmek istemese de, ülkedeki fanatik dincilerin bu yöndeki rüyasý devam ediyor.

Doðu Kudüs Sorunu Yazýya baþlarken, "Filistin sorunu çözülmez" demiþtim. Çözülmez çünkü bu sorunun karýþaný çok. Ýsrail'in varolmasýný ABD,

* * *

85


Kurtuluþ

Marksizm ve Devrim-2V. Ayrým: Dünya Devriminden Halk Cephesine Komünist Enternasyonal "Hata etmek bir þey deðildir. Hata ettiðini unutmak kötüdür."1 "Hatalarýnýza gülmeyi baþardýðýnýz gün büyümüþsünüz demektir."2 Birinci Dünya Savaþý'nda savaþtan yana tavýr alan ve ülkelerindeki hükümetleri destekleyen partiler nedeniyle Ýkinci Enternasyonal ciddi bir kriz içine girmiþti. Lenin, 1917'de, 'Nisan Tezleri'nde yeni bir enternasyonalin kurulmasý gerektiðine iþaret etmiþti. Ayrýca 1916'da yayýnlanan 'Emperyalizm' adlý kitabýnda da dünya devrimi açýsýndan yeni saptamalarda bulunuyordu: devrimin merkezi Avrupa'nýn dýþýna kaymýþtý, çünkü emperyalist metropoller sömürgelerinden elde ettikleri kârlarla içerde iþçi sýnýfýnýn bir bölümünü (iþçi aristokrasisi) satýn almýþlardý. Bu durumda devrim daha çok "zayýf halka"lardan, Avrupa'nýn kenar ülkelerinden, yarýsömürgelerden beklenebilirdi. Ekim Devrimi'nden sonra yeni bir enternasyonal daha da acil hâle geldi. Çünkü, yukarýda özetlenen tezlere karþýn

Sibel Özbudun Temel Demirer 86


Kurtuluþ

yine de o yýllarda bir dünya devrimi bekleniyordu, hem de öncelikle Avrupa'nýn merkez ülkelerinde. Rus devriminin yaþayabilmesi de önemli ölçüde buna baðlanýyordu. Lenin, yeni enternasyonalin bir dünya partisi olmasýný istiyordu. Komünist Enternasyonal (Komintern) Mart 1919'da ilk toplantýsýný ve ilk kongresini Moskova'da yaptý. Kongreye çaðrý metninde "Proletaryanýn bugünkü görevi, devlet iktidarýný ele geçirmekten ibarettir. Devlet iktidarýnýn ele geçirilmesi, burjuvazinin devlet aygýtýnýn imha edilip, proletarya iktidarýnýn yeni aygýtýnýn örgütlenmesi anlamýna gelir" deniliyordu. 6 Mart 1919'da oylanan "Komünist Enternasyonal Platformu"nda ise, "Yeni bir çað doðdu; kapitalizmin çözülmesi, içten yýkýlýþý çaðý; proletaryanýn komünist devriminin çaðý" saptamasý yapýlýyor; "Ýnsanlýk yýkým tehdidi altýndadýr, onu kurtarabilecek tek güç proletaryadýr" deniyor; bunun için de siyasal iktidarýn proletarya tarafýndan fethedilmesinin zorunlu olduðu vurgulanýyordu. Mustafa Suphi'nin de katýldýðý bu kongrenin bitiminde "Bütün Ülkelerin Proleterlerine" baþlýklý bir bildiri yayýnlandý. Zinovyev tarafýndan "ikinci bir komünist manifesto" olarak nitelenen bu bildiride, tüm dünya iþçileri bir yandan Rusya'daki Sovyet iktidarýný desteklemeye, diðer yandan dünya devrimi için mücadeleye çaðrýlýyordu. Troçki tarafýndan kaleme alýnan ve 'Komünist Enternasyonal Manifestosu' olarak da bilinen bu bildirgede, sömürgelerin kurtuluþunun ancak metropollerdeki iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu ile mümkün olabileceði de belirtilmiþti. 1919 yýlý boyunca Avrupa'daki Komintern yanlýsý sol grup ve partiler içinde yoðun bir parlamentarizm tartýþmasý yaþandý. Avrupa'daki bir çok partide "sol" kanat parlamentoyu küçümsüyor, seçimlere katýlmayý reddediyordu. Komintern'in kongreye katýlým çaðrýsýnda ve Lenin'in kongreye sunduðu 'Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüðü Üzerine Tezler' yazýsýnda da burjuva demokrasisi ve burjuva parlamentarizmi küçümsenmiþti; Lenin, parlamentonun proletaryayý bastýrma aracý olduðunu söylüyordu. Ona göre burjuva diktatörlüðü ile proletarya diktatörlüðü arasýnda "Üçüncü bir yolu hayal etmek, gerici bir küçük burjuva sýzlanmasýndan baþka bir þey deðildi." Ancak 1919 yýlýnda Almanya, Ýngiltere ve Fransa'daki komünist hareket bu tartýþma

nedeniyle bölünme tehlikesi yaþamaya baþlayýnca konu yeniden ele alýndý. Lenin ilk kez Temmuz 1919'da, proletaryanýn, sýnýf mücadelesinde parlamento faaliyetlerinden yararlanmayý ihmal etmemesi gerektiðini vurguladý. Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi (KEYK) baþkaný Zinovyev de Eylül ayýnda yayýnlanan 'Komünist Enternasyonal' dergisinde, parlamenter hükümete karþý olmanýn seçimlerden kaçýnmayý gerektirmediðini, aksine devrimci stratejinin parlamentoyu bir silah olarak kullanmayý gerektirdiðini yazdý. Kýsa bir süre sonra Lenin, ünlü yapýtý, 'Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalýðý'ný kaleme aldý. Lenin bu kitapta, Almanya, Ýngiltere, Ýtalya ve Hollanda'daki "sol" gruplarý hedef almýþ, parlamenter ve sendikal mücadelenin küçümsenmesini eleþtirmiþti. Ne var ki bu eleþtiriler söz konusu ülkelerdeki hareketin bölünmesini engelleyemeyecek, üstelik II. Kongre'de, Komintern'e üye olmak isteyen partiler için getirilen ünlü 21 koþul bölünme sürecini hýzlandýracaktý. Komintern'in II. Kongresi Temmuz 1920'de yapýldý. Bolþevikler iç savaþý kazanmýþlardý ve Kýzýlordu 4 Temmuzdan itibaren Varþova'ya doðru ilerlemeye baþlamýþtý. Bu durum, Bolþeviklerle Avrupa'nýn "en ileri" proletaryasý olarak görülen Alman proletaryasýnýn kýsa sürede birleþebileceðine dair bir umut yaratmýþ, bu umut, ulusal partiler için Komünist Enternasyonal'in çekim gücünü artýran bir etken olmuþtu. 1919 ve 1920 yýlýnda birçok sol parti yeni Enternasyonal'e girmek için müracaat etmeye hazýrlanýyordu. Hâlbuki Lenin ve Bolþevikler, o coþkulu günler içinde, bu partilerin bir bütün olarak, komünist olmayan gruplarla birlikte Enternasyonale girmesini istemiyorlardý. Ýþte ünlü 21 Koþul bunu engellemek, Komintern'i sýký merkeziyetçi ve üye partileri yönlendiren bir örgüt hâline getirmek amacýyla önerildi ve kongrede kabul edildi. 21 Koþul'a göre, Komintern'e katýlmak isteyen her partinin tüm ajitasyon ve propaganda faaliyetine komünist bir kimlik kazandýrmasý gerekiyordu; basýn, tümüyle parti MK'sine baðlý olmalýydý; parti illegal bir aygýta sahip olmalýydý; reformistler sorumlu mevkilerden uzaklaþtýrýlmalýydý; kapitalizm ancak devrimci yoldan yýkýlabilirdi; her ülkede ancak tek bir Komünist parti olabilirdi, dolayýsýyla çeþitli ülkelerdeki grup ve partiler bu yeni ilkeler 87


Kurtuluþ

etrafýnda yeniden örgütlenmek zorundaydý. Bu sýký merkeziyetçi koþullara karþýn parlamenter mücadele reddedilmiyor, sendikalar baþta olmak üzere her türden kitle örgütünün içinde çalýþmanýn zorunlu olduðu bildiriliyordu. Lenin de Komünist Enternasyonal'in Görevleri Üzerine Rapor'unda, Avrupa komünist hareketi içindeki "sol" eðilimi ve anti-parlamentarist tutumu eleþtirmiþti. Lenin'e göre parlamento kitlelerin gözünde meþru oldukça, parlamenter mücadele de önemini koruyacaktý. Nitekim Kongre "komünist partisi ve parlamentarizm" konusunda aldýðý karar metninde, parlamentarizmin bir hükümet biçimi olarak burjuva egemenliðinin "demokratik" bir biçimi hâline geldiði, iþçi sýnýfýnýn durumunun düzeltilmesinde ve reformlar için mücadelede tamamen iþlevini yitirdiði vurgulanýyorsa da, ilkesel anti-parlamentarizm "çocuksu ve safdil bir doktrin" olarak niteleniyordu. II. Kongre'de yoðun olarak tartýþýlan konulardan biri "ulusal sorun ve sömürgeler sorunu"ydu. Özellikle Lenin ile Hintli delege Roy arasýnda Doðu'nun sömürge ülkelerinde devrim konusunda önemli tartýþmalar oldu. Lenin, eðer anti-emperyalist bir karakter taþýyorlarsa burjuvazinin önderliðinde bile olsalar ulusal kurtuluþ hareketlerinin desteklenmesi gerektiðini savunuyordu. Roy ise antiemperyalist savaþta milli burjuvaziye güvenilemeyeceðini, gerçek anti-emperyalist savaþý gerçekleþtirecek olanlarýn proleterler ve köylüler olduðunu ileri sürerek Lenin'e karþý çýkýyor; Batý'da gerçekleþmesi muhtemel devrimlere öncelik verilmesini savunan kongre çoðunluðuna karþýlýk "Batý devriminin kaderi bütünüyle doðu devrimine baðlýdýr" tezini savunuyor; üstelik Doðu'da da devrime komünistlerin öncülük edebileceðini ileri sürüyordu. Ona göre örneðin Hindistan'daki topraksýz köylü ve proleter nüfus komünist bir hareketin yaratýlmasý için yeterliydi ve burjuva demokratik ulusal hareketleri desteklemek yanlýþtý. Eðer milli burjuvaziyle bir ittifak gündeme gelirse de, öncülük mutlaka komünistlerde olmalýydý. Lenin, Roy'un bu görüþlerini dikkate alarak tezlerinde kimi deðiþiklikler yaptý ve Roy'un görüþleri kongrede "tamamlayýcý tezler" olarak kabul edildi. Lenin'e göre, Sovyet cumhuriyetlerinin baþarýlý proleter sýnýfý baðýmlý ülkelerdeki devrimci hareketlere destek olurlarsa bu ülkeler "Geliþmenin kapitalist aþamasýndan geçmeden,

sovyet rejimine ve bazý geliþme dereceleri açýsýndan komünizme geçebilirler"di. Bu görüþ aslýnda Marx ve Engels'in, Batý'daki bir proleter devrimin, Rusya'nýn kapitalist aþamayý atlayarak komünizme geçebileceðine iliþkin görüþünün bir uyarlamasýydý. Sonuçta Kongrenin kabul ettiði "ulusal sorun ve sömürgeler sorunu hakkýnda tezler"de Lenin'in bu görüþü yer aldý. Tezlerde, "Sömürgelerdeki devrim ilk aþamasýnda komünist bir devrim olamaz deniyor ve devrimin ilk aþamalarýnda toprak daðýtýmý gibi küçük burjuva reformlarý içermesinin zorunlu olduðu vurgulanýyordu. Bununla birlikte yine de bu ülkelerde önderliðin burjuva demokrasisine devredilmesinin gerekmediði, ileri ülkelerin bilinçli proleterlerinin yardýmý ile bu ülkelerin doðrudan komünizme ulaþabilecekleri kabul ediliyordu." II. Kongre'de Komintern yürütme kurulu bir "Doðu Halklarý Kurultayý" düzenlenmesi için çaðrý yayýnladý. Bu kurultay Eylül 1920 baþlarýnda toplandý. 10 Eylül'de de Türkiye Komünist Partisi Bakû'de ilk kongresini topladý. Bu yýllar Avrupa'da da devrim yýllarýydý. Ne var ki 1920 yazýnda Kýzýlordunun Varþova yönündeki ilerleyiþi durdurulacak, devrimci giriþimler çok geçmeden yenilecek, Avrupa'da devrimden ümidini kesen Bolþevikler ise yavaþ yavaþ yeni bir yönelime gireceklerdi: "tek ülkede sosyalizm." Bu, artýk dünya devrimi beklentisinin azalmasý, aðýrlýðýn sosyalist anavataný korumaya verilmesi demekti. III. Kongre3, böyle bir ortamda, "Bütün ülkelerde burjuvazinin saldýrýya geçtiði bir dönemde", 22 Haziran-12 Temmuz 1921 tarihleri arasýnda Moskova'da toplandý. Bu kongreye damgasýný vuran slogan "kitlelere"ydi. Lenin konuþmalarýnda iþçilerin birliðinin saðlanmasý üzerinde ýsrarla duruyor, bununla da yetinmeyerek, devrim zamanlarýnda "kitle" sözünden yalnýzca iþçilerin deðil, tüm sömürülenlerin çoðunluðunun anlaþýlmasý gerektiðini ileri sürüyordu. Bunun aksini savunmak "goþizm"di. Kongre, Lenin'in bu tezlerini destekledi. Büyük kitlesel komünist partilerin yaratýlmasý hedefini benimsedi. Buna uygun olarak da "tek/birleþik cephe" politikasýný ortaya attý. KEYK, tek cephe politikasýný, "Kapitalizme karþý mücadele etmeyi arzulayan bütün iþçilerin birliði" olarak tanýmlýyordu. Ayrýca Komintern, partilere; sermayenin saldýrýlarýna karþý en geniþ demokratik cepheyi oluþturabilmek için yarý-proleter ve küçük burjuva tabakalarý, küçük köylülüðü ve 88


Kurtuluþ

kent küçük burjuvazisini, memurlarý ve aydýnlarý da proletaryanýn safýna çekme görevi veriyordu. Ancak reformist parti ve sendikalarla iþbirliði yapacak komünist partileri, her koþulda siyasal baðýmsýzlýklarýný korumalarý konusunda da uyarmýþtý. 5 Kasým-5 Aralýk 1922 tarihleri arasýnda yapýlan IV. Kongrede, "birleþik cephe" politikasýnýn sürdürülmesi ve derinleþtirilmesi kararlaþtýrýldý. Buna ek olarak "iþçi hükümeti" (ya da iþçi ve köylü hükümeti) parolasý da benimsendi. Buna göre komünistler, uygun koþullarýn oluþtuðu yerlerde sosyal demokratlarýn katýldýðý iþçi hükümetlerini destekleyeceklerdi. Sosyal demokrat hükümetlerin, kapitalistlerin gücünü sýnýrlamak üzere bir dizi politik, ekonomik, mali tedbir uygulayacaklarý umuluyordu. Örneðin, sosyal demokratlarýn komünistlerin parlamento grubunun desteðine ihtiyaç duyduklarý Ýsveç'te, IV. Kongre, bu gruba, eleþtiri hakkýný ve siyasal baðýmsýzlýðýný koruma koþuluyla, hükümeti desteklemesini salýk verdi. IV. Kongre, Batý'da izlenecek bu politikalara paralel bir biçimde, sömürge ve yarý-sömürge ülkelerde de "anti-emperyalist birleþik cephe" politikasýný benimsedi. Bu ülkelerde antiemperyalist, anti-feodal, demokratik devrim programý izlenecek, tarým devrimi (büyük toprak sahiplerinin mülksüzleþtirilmesi) için mücadeleye özel bir önem verilecekti. "Sömürge devriminin nesnel görevleri" deniyordu, "Burjuva demokrasisinin sýnýrlarýnýn ötesine geçer, çünkü bu devrimin kesin bir zaferi dünya emperyalizminin hâkimiyetiyle uyuþmaz. Sömürgelerdeki devrimci hareketi savunmakta, önceleri yerli burjuvazi ve burjuva aydýnlar baþý çeker, ancak proleter ve yarý proleter köylü kitlelerinin katýlýmý arttýkça ve sýradan yýðýnlarýn toplumsal çýkarlarý öne çýktýkça, hareket büyük burjuvaziden ve burjuva-toprak sahibi unsurlardan kopmaya baþlar." Komünist Enternasyonal, sömürge ve yarýsömürge ülkelere iliþkin olarak iki temel görev belirlemiþti: "Bir yandan ulusal siyasal baðýmsýzlýðý kazanmaya yönelmiþ olan burjuva demokratik devrimin taleplerine daha köklü bir yanýt vermek için mücadele etmek; diðer yandan da, ulusal burjuva demokratik kamptaki tüm çeliþkileri sonuna dek kullanarak, iþçi ve köylü kitlelerinin kendi sýnýf çýkarlarý için mücadelesini örgütlemek." Sovyet Cumhuriyetiyle sýký bir ittifak talebi, anti-

emperyalist birleþik cephenin temel ilkesi olarak belirlenmiþti. Bunun yanýnda sömürge ülkelerdeki komünist partiler "Siyasal sistemin en yüksek derecede demokratikleþmesi için (demokratik bir cumhuriyet, tarým reformu, vergi reformu, yönetim aygýtlarýnýn halkýn kendi kendini yönetmesi temelinde örgütlenmesi, iþ yasalarý, çocuk emeðinin kýsýtlanmasý, analýk ve çocuk yardýmý vb. talepler için) kararlý bir mücadele" yürütmeliydi.4 Komintern, "birleþik iþçi cephesi" ve sosyal demokrat hükümetleri destekleme politikasýný 1923 yýlýnýn sonlarýndan itibaren terk etti. Bunda, 1923 yýlýnýn Ekim ayýnda Almanya'da iþçileri ayaklanmaya çaðýran komünistlere karþý sosyal demokratlarýn gösterdiði karþý-devrimci tavýr önemli rol oynadý. O zamandan sonra sosyal demokrasi önce Almanya Komünist partisi tarafýndan, sonra da Komintern tarafýndan "faþizmin bir kanadý" olarak görülmeye baþlandý. Bu tanýmlama Ocak 1924 tarihindeki KEYK toplantýsýnda bizzat Zinovyev tarafýndan da tekrarlandý. Bundan böyle "birleþik iþçi cephesi"nin ancak tabandan, sosyal demokratlarýn liderleriyle uzlaþma aramaksýzýn, kurulabileceði kabul edildi5. 1924 yýlýnda yapýlan V. Kongre6, "Kitlelere" sloganýnýn bütün deðerini korumakta olduðu deðerlendirmesini yaptý. Komünist partilerin örgütlenme düzeyinin yetersiz olduðunu tespit etti ve ekonomik mücadelenin önemsenmesini istedi. Ancak bir önceki kongrede baþlayan "sol" eðilim bu kongreden güçlenerek çýktý. Sosyal demokrasiyi burjuvazinin partisi olarak görme ve faþizmin bir þubesi sayma tutumu devam etti. Sömürge ülkelerdeki ulusal hareketleri destekleme politikasý bu dönemde de devam etti. Çin KP'sinden Kuomintang'a katýlmasý istendi. 1926'da ülkede burjuva demokratik devrim aþamasýnýn "üzerinden atlayarak" doðrudan proletarya diktatörlüðüne ve Sovyet iktidarýna geçmek isteyen ÇKP'nin sol kanadý daha önceki bu doðrultudaki tezler yok sayýlarak- "goþist" bulundu ve mahkûm edildi. Çin halký, "Topraðýn millileþtirilmesi ve yabancý sermaye mülkiyetine el konulmasý gibi sorunlarý çözerek iþçi sýnýfýnýn ve köylülüðün devrimci demokratik diktatörlüðünü kurmaya" çaðrýldý. Bu yýllarda, SSCB'de sosyalizm programýnýn hýz kazanmasý ve baþarýlarý, emperyalizmin artan çeliþkileri, sömürge ve yarý-sömürgelerde89


Kurtuluþ

naklanýr. Kongre çalýþmalarýna ve programa ana rengini "tek ülkede sosyalizm" öðretisi verdi. Eþitsiz geliþme yasasý nedeniyle proleter dünya devriminin her yerde ayný anda gerçekleþmeyeceði kabul edildi. "Sosyalizmin zaferi ilk baþta yalnýzca birkaç kapitalist ülkede, hatta tek bir ülkede mümkündü." Dünya devrimi uzunca bir sürece yayýlacak ve bu süreç içinde kapitalist ülkelerle sosyalist ülkeler bazen barýþçýl iliþkiler, bazen de çatýþma içinde olacaklardý. Dünya devriminin geliþme çizgisine ortaya yeni çýkan bir çeliþki egemendi artýk: Sovyetler Birliði ile kapitalist dünya arasýndaki çeliþki. Programa göre, SSCB "dünya devrimci hareketinin öncü gücü" hâline gelmiþti ve "tüm ezilen sýnýflarýn uluslararasý hareketinin üssü, uluslararasý devrimin merkezi ve dünya tarihindeki en önemli etken" olmuþtu. "Sovyetler Birliði proletaryanýn gerçek anayurdu" olduðu için de uluslararasý proletaryanýn ilk ve en önemli görevi, SB'de sosyalizmin inþasýný baþarýya ulaþtýrmak ve bu ülkedeki proletarya diktatörlüðünü kapitalist güçlerin saldýrýlarýna karþý her yoldan korumaktý8. Yine de sömürgelerdeki ulusal kurtuluþ mücadeleleri ve tek tek ülkelerdeki sýnýf mücadeleleri önemlerini yitirmemiþlerdi, oturumlarda bu konular uzun uzun tartýþýldý. Komünist partiler için en büyük tehlikenin "sað sapma" olduðu tespit edildi. Esas olarak iþçi aristokrasisine dayanmakta olan sosyal demokrasi, "iþçi sýnýfý içinde emperyalizmin acentasý hâline gelmiþ"ti; faþizm tahlillerinin yapýldýðý programda, sosyal demokrasinin kapitalizm için kritik anlarda sýk sýk faþist bir rol oynadýðý, faþist eðilimler gösterdiði saptamasý yapýldý. Kongreye "Sosyal demokrasi ve sömürge sorunu üzerine bir rapor" sunan Ýtalyan temsilci Ercoli, sosyal demokrat partilerin özellikle savaþtan sonra tamamen sömürgeci bir tutum takýndýklarýný, bunu da dünyanýn her yerinde kapitalizmin geliþmesinin sosyalizmin yolunu açacaðý tezine dayandýrdýklarýný belirtti. Ama bu tez ancak Marksizmin bir karikatürü olabilirdi Ercoli'ye göre... Proleter devrimin, "Proletaryanýn burjuva toplumun mülkiyet iliþkilerine zorla müdahale etmesi, sömürücü sýnýflarý mülksüzleþtirmesi ve iktidarýn, önüne toplumun iktisadi temelini köklü bir þekilde yeniden biçimlendirmek ve

ki ulusal kurtuluþ hareketlerinin baþarýlarý... komünist saflarda kapitalizmin sonunun yakýn olduðu umudunu yeniden uyandýrmýþtý. Komünist Enternasyonal'in bu yýllarýna ve VI. Kongreye damgasýný vuracak "sýnýfa karþý sýnýf" politikasýnýn temelleri böyle bir atmosferde atýldý. 1927 yýlýnda Çin'deki Çan Kay Þek darbesi de burjuva milliyetçilerinin karþý devrimci yüzlerini bir kere daha açýða çýkarmýþtý. KEYK, ayný yýl Ýngiltere ve Fransa'da yapýlan seçimlerde "sýnýfa karþý sýnýf" taktiðinin uygulanmasýný, sosyal demokrasiye karþý cephe alýnmasýný istedi. Bu, "birleþik cephe" politikasýndan kesin bir kopuþ demekti. Bu yýllarda Komintern içinde bir "sol" muhalefet de vardý. Alman Komünist Partisi içindeki muhalefet özellikle "tek ülkede sosyalizm" öðretisini eleþtiriyor, ayrýca Komintern içinde muhalefetin susturulmasýný kýnýyordu. Rus Komünist Partisi içinde de Troçkistler, iþçi muhalefeti grubu ve 1926'da Zinovyev'in KEYK baþkanlýðýndan alýnmasýndan sonra Zinovyev taraftarlarý Komintern'in aþýrý ölçüde Rus komünist Partisi'nin etkisinde kaldýðýný, Batýlý komünistlerden sadece itaat istendiðini ileri sürüyorlardý. Ayrýca bunlar Komintern'in Çin politikasýný da eleþtiriyorlar, ÇKP'nin küçük-burjuva Kuomintang içinde tutulmasýný yanlýþ buluyorlardý. Muhalefete göre, "Önce burjuva devrimin tamamlanmasý ve sonra onun sosyalist raya oturtulmasý" þeklindeki Menþevik aþamalar teorisinin ÇKP'ye dayatýlmasý kabul edilemezdi. Komintern, Çin Devriminin görevini yalnýzca anti-emperyalist bir savaþ olarak görüyordu, oysa bu mücadele kendi burjuvazilerine karþý verilen mücadeleden ayrý tutulamazdý. Muhalefetin bu eleþtirileri Komintern politikalarý üzerinde etkili olamayacak ve kýsa süre sonra muhalifler tasfiye edilecekti. V.1-) Komintern'in Vý. Kongresi Ve Komünist Enternasyonal Programý "Bir neslin kaderini, bir evvelki nesil tayin eder."7 1928 yýlýndaki VI. Kongre, Avrupa'da faþizmin yükseliþe geçtiði bir dönemde yapýldý ve faþizm tehlikesi kongrenin önemli gündem maddelerinden birini oluþturdu. Ama bu kongrenin asýl önemi, Komünist Enternasyonal Programý'ný kabul etmiþ olmasýndan kay90


Kurtuluþ

devlet çiftliði kurulacak, topraðýn ancak görece küçük bir bölümü köylülere verilecektir. 2) Orta düzeyde geliþmiþ kapitalist ülkeler: Ýspanya, Portekiz, Polonya, Macaristan ve benzer ülkelerden oluþan bu grupta, tarýmda önemli ölçüde yarý-feodal kalýntýlar söz konusuysa da, sosyalizmin kurulmasý için gerekli bazý asgari önkoþullar mevcuttur. Burjuva-demokratik devrimin henüz tamamlanmadýðý bu ülkelerin bazýlarýnda burjuva-demokratik devrimin az çok hýzlý bir þekilde sosyalist devrime dönüþmesi; diðerlerinde ise burjuva-demokratik nitelikli kapsamlý görevlere sahip proleter devrim tipleri mümkündür. Birinci durumda, proletarya diktatörlüðü hemen deðil, proletarya ve köylülüðün demokratik diktatörlüðünden sosyalist diktatörlüðe geçiþ sürecinde kurulacaktýr. Doðrudan proleter devrimin yapýlabileceði diðer durumda ise tarým devrimi ve tarým reformu çok önemli bir rol oynayacaktýr. Sosyalizme geçiþ görece yavaþ olacaktýr. 3) Sömürge ve yarý-sömürge ülkeler: Çin, Hindistan gibi sömürge ülkelerle Arjantin, Brezilya gibi baðýmsýz ülkelerin oluþturduðu bu grupta, sanayi kimi yerlerde oldukça geliþmiþ olmasýna raðmen sosyalizmin baðýmsýz inþasý için yeterli bir düzeye eriþmemiþtir. Hem ekonomide hem de siyasi üstyapýda Ortaçaðýn feodal iliþkileri baskýndýr; ayrýca en önemli sanayi, ticaret, bankacýlýk iþletmeleri ve en önemli ulaþým araçlarý, latifundiyalar, plantasyonlar vb. yabancý emperyalist gruplarýn elindedir. Bu ülkelerde, feodalizme, kapitalizm öncesi üretim biçimlerine karþý mücadele ile emperyalizme karþý ulusal baðýmsýzlýk mücadelesi el ele gider ve tarým devrimi belirleyici bir öneme sahiptir. Proletarya diktatörlüðüne geçiþ, bu ülkelerde, kural olarak bir dizi hazýrlýk aþamasýndan sonra, ancak burjuva demokratik devrimin tamamlanmasýndan sonra mümkün olacaktýr. Bu ülkelerin çoðunda sosyalizmin kurulabilmesi için proletarya diktatörlüðünü kurmuþ ülkelerin yardýmý gereklidir. 4) Daha da geri ülkeler: Ücretli sanayi iþçilerinin ve milli burjuvazinin hemen hemen ya da hiç bulunmadýðý, nüfusun çoðunluðunun hâlâ kabile þartlarýnda yaþadýðý ve emperyalizmin ilk planda topraðý yaðmalayan silahlý iþgalci biçiminde ortaya çýktýðý bu ülkelere örnek olarak Afrika kýtasýnýn bazý bölgeleri verilmektedir. Bu ülkelerde esas mesele ulusal kurtuluþ meselesidir. Ulusal ayaklanmanýn zafere ulaþmasý proletarya diktatörlüðüne sahip ülkeler

insanýn insan tarafýndan her türlü sömürüsünü ortadan kaldýrmak görevini koyan sýnýfýn eline geçmesi" olarak tanýmlandýðý programda, iktidarýn barýþçý yollarla ele geçirilemeyeceðine vurgu yapýldý: "Ýktidarýn proletarya tarafýndan ele geçirilmesi, parlamentoda çoðunluðu kazanarak hazýr burjuva devlet aygýtýný barýþçýl yoldan "ele geçirmek" deðildir. Burjuvazi, haydut mülkiyetini korumak ve siyasi hâkimiyetini saðlamlaþtýrmak için her türlü zora ve teröre baþvurur. Kendinden önceki feodal soyluluk gibi burjuvazi de tarihteki yerini en sert ve amansýz mücadeleye giriþmeden yeni sýnýfa terk etmeyecektir. Bu nedenle burjuvazinin þiddeti ancak proletaryanýn þiddetinin en kararlý kullanýmýyla kýrýlabilir. Ýktidarýn proletarya tarafýndan ele geçirilmesi, burjuva iktidarýn þiddet yoluyla yok edilmesi, kapitalist devlet aygýtýnýn (burjuva ordusu, polisi, devlet memurlarý hiyerarþisi, mahkemeleri, parlamentolarý vb.) parçalanmasý ve yerine, her þeyden önce sömürücüleri bastýrmanýn aletleri olan proleter iktidarýn yeni organlarýnýn geçirilmesidir." VI. Kongre, çeþitli ülkelerin geliþmiþlik düzeyi ile bu ülkelerdeki devrim biçimleri arasýnda bað kurdu, daha doðrusu, Marx ve Engels'ten bu yana Marksizm içinde bazen açýk, bazen üstü örtük biçimde zaten hep kurulagelen bu baðý, resmileþtirdi. Geliþmiþlik düzeyi ile ulusal koþullarýn; proletaryanýn iktidara geliþ hýz ve yollarýnýn çeþitliliðini, geçiþ derecelerini, sosyalizmin biçimlerini belirleyeceðini savundu. Bu ayrýma göre proletaryanýn uluslararasý devrimi belli baþlý üç biçimde gerçekleþecektir: Saf proleter devrimler, proleter devrimlere dönüþen burjuva-demokratik tipte devrimler ve ulusal kurtuluþ savaþlarý/sömürge devrimleri... Emperyalizm aþamasýnda daha da belirginleþen kapitalizmin eþitsiz geliþmesi sonucunda ülkeler birbirinden hayli farklý iktisadi ve sosyal yapýlara sahip olmuþlardý. Komünist Enternasyonal programý, ülkeleri proletarya diktatörlüðüne geçiþin çeþitli yollarý bakýmýndan þu dört kategoriye ayýrýyordu9: 1) Hayli geliþmiþ kapitalist ülkeler: ABD, Almanya, Ýngiltere gibi ülkelerde üretici güçler çok geliþmiþ ve üretim büyük ölçüde merkezileþmiþtir. Eski ve iyice yerleþmiþ bir burjuva-demokratik siyasi sisteme sahip bu ülkelerde doðrudan proletarya diktatörlüðüne geçiþ esastýr. Ýktisadi alanda, tüm büyük iþletmeler mülksüzleþtirilecek, çok sayýda Sovyet 91


Kurtuluþ

katýldýlarsa da, Çin'de Koumintang'ýn yaptýðý gibi, ulusal özgürlük mücadelesine henüz ihanet etmediler... Komünistler bu aþamada ateþi onlara karþý deðil, ulusal burjuvaziye karþý deðil, onlarýn þimdiki doðrudan baþ düþmaný, egemen emperyalist-feodal bloka yöneltmelidir." Çin konusunda da benzer bir yaklaþýmý savunan Kuusinen raporunda, esas olarak Çin'de doðrudan sosyalist devrimi savunan Troçki'nin görüþlerini eleþtirdi. Kuusinen'e göre Çin'de iþçi-köylü devrimi12, yani devrimin burjuva demokratik aþamasý gündemdeydi ve derhâl bir proletarya diktatörlüðünün kurulmasý için mücadele etmek gerektiðini öneren Troçki bu aþamayý atlayarak hata yapýyordu. Benzer bir tartýþma da Latin Amerika ülkeleri konusunda yaþandý. Ayný "aþamacý" anlayýþ13 bu ülkeler için de geçerliydi: gündemde burjuva demokratik devrim vardý, hedef "iþçilerin ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüðü"nü14 kurmaktý; ama bu devrimin hedeflerine ulaþabilmesi için proletaryanýn hegemonyasýnda gerçekleþtirilmesi þarttý. Hâlihazýrda devrime küçük-burjuvazinin önderlik etmekte olduðu Latin Amerika'da, komünist partiler proletaryanýn hegemonyasýný kurmak için daha fazla mücadeleye çaðrýlýyordu. Çeþitli tartýþmalardan sonra Kongre 1 Eylül 1928 tarihli 46. oturumunda "Sömürgelerde ve Yarý-sömürgelerde Devrimci Hareket Üzerine Tezler"i kabul etti. "Sömürge ve yarý-sömürge ülkelerde, ileri ülkelerde sosyalizmin kurulmasý ve buralardaki muzaffer proletaryanýn desteði þartýyla, kapitalist olmayan geliþme yolundan sosyalizme varýlabilir" þeklindeki klasik varsayýmýn tekrarlandýðý Tezler'de, bu ülkeler için "burjuva-demokratik devrim"in, "yani proletarya diktatörlüðü ve sosyalist devrim için önkoþullarýn hazýrlanmasý"nýn söz konusu olduðu saptamasý yapýlýyordu. Devrimin ulusal kurtuluþ mücadelesi ile organik baðýna dikkat çekilen tezlerde, bunun sonucunda devrimin bir "halk devrimi" görünümüne bürünebileceði ileri sürülüyor, böyle olursa devrime küçük-burjuvazinin de katýlabileceði, ulusal burjuvazinin ise ikircikli bir tutum izleyeceði belirtiliyordu. Ulusal burjuvazi konusunda genelde yapýlan iki hataya (ya burjuvazinin peþine takýlmak ya da onu hiç önemsememek/ onun kitleler üzerindeki etkisini hesaba katmamak) dikkat çekilen tezlerde, ulusal burjuvaziyle blok oluþturmanýn yanlýþ

yardým ettiði takdirde, bu ülkelerin kapitalizm aþamasýný atlayarak sosyalizm yoluna girmesini saðlayabilecektir. Görüldüðü gibi bu sýnýflandýrmada özellikle ikinci ve üçüncü gruptaki ülkeler için aþamacý bir devrim anlayýþý ön plandaydý10. Daha geri ülkelerde, proletarya diktatörlüðüne geçmiþ ülkelerin yardýmýyla, kapitalizmi atlayarak doðrudan sosyalizme ulaþýlabileceðine dair vurgu ise Marx ve Engels'in ilk kez Rusya için dile getirdikleri ve daha sonra Lenin'in baþka sömürge ülkeler için de geçerli bulduðu önermenin bir kez de Komintern tarafýndan yinelenmesiydi. Kongreye "Sömürgelerde Devrimci Hareketin Sorunlarý Üzerine" bir rapor sunan Kuusinen, raporunda, emperyalizmin Çin ve Hindistan gibi ülkeleri "dekolonize ettiði" yolundaki tezi eleþtirdi. Emperyalizmin bu ülkelerde belli bir sanayileþmeye yol açtýðýný ve yerli bir burjuva sýnýfý yarattýðýný, bu yerli burjuvaziyle emperyalist ülke burjuvazisinin çýkarlarýnýn ortaklaþtýðýný öne süren ve dolayýsýyla emperyalizme karþý mücadele ile yerli burjuvaziye karþý mücadelenin birbirinden ayrýlamayacaðýný savunanlara karþýlýk Kuusinen, emperyalizmle yerli burjuvazi arasýnda asýl olanýn ortaklaþma deðil çatýþma olduðunu, Hindistan'da aðýr da olsa bir sanayileþme hareketi görülmekle birlikte bunun Ýngiltere tarafýndan pek de desteklenmediðini savundu. Bununla birlikte Kuusinen, Hindistan burjuvazisinin emperyalizme karþý devrimci bir siyaset izlemediðini, "ulusal-reformist" bir çizgiyle kitle hareketini zehirlediðini de kabul ediyordu. Kuusinen'den daha sonra söz alan bir ABD'li delege de (tutanaklarda "Pepper" adýyla geçiyor) Hindistan'da baþ düþmanýn hâlâ Ýngiliz emperyalizmi olduðunu vurgulamýþ ve eklemiþti: "Burjuva demokratik devrimin bütün sömürgelerde kaçýnýlmaz bir aþama, sosyalist devrime bir hazýrlýk aþamasý olduðunu ileri sürebiliriz." Kongreye sunulan tezlerde de Hindistan'da ulusal burjuvaziye karþý alýnmasý gereken tavýr þöyle belirlenmiþti11: "Komünist partisinin ajitasyona, ulusalreformistleri (Svarajistler, Vafdistler vs.) egemen, karþý-devrimci emperyalistler ve feodaller bloku ile ayný kefeye koymakla baþlamasý ultrasol bir hata olurdu... Svarajistler, her ne kadar birçok somut durumda emperyalizmin önünde alçakça teslim oldularsa ve hatta devrimci veya yarý-devrimci iþçi eylemlerinin bastýrýlmasýna 92


Kurtuluþ

olacaðý, ama bazý durumlarda geçici anlaþmalar ve koordinasyonlarýn gerçekleþebileceði savunuluyordu. Sömürge ve yarý-sömürge ülkelerde aþamalý devrim stratejisini "resmileþtiren" tezlerde, devrimin bir aþamadan daha yüksek bir aþamaya dönüþümü için de þu uðraklarýn belirleyici önemde olduðu ileri sürülüyordu: 1) Hareketin devrimci proleter önderliðinin, yani ilgili ülke Komünist Partisinin geliþme seviyesi (partinin sayýsal gücü, baðýmsýzlýðý, sýnýf bilinci, mücadele yeteneði, otoritesi, kitlelerle baðý, sendikalar ve köylü hareketi üzerindeki etkisi); 2) Ýþçi sýnýfýnýn ve belli bir dereceye kadar da köylülüðün örgütlenme ve devrimci deneyim derecesi. VI. Kongre sýrasýnda dünya ülkeleri devrim aþamalarýna göre gruplara ayrýlýrken, yürütme Kurulu üyesi Kuusinen Türkiye'yi en geri -feodalizm öncesi-, dolayýsýyla da devrim beklenmeyecek ülkeler kategorisinde deðerlendirmiþ; buna karþýlýk TKP temsilcisi Ali Cevdet (Fahri), Türkiye'de kapitalizmin hiç de küçümsenemeyecek bir yol aldýðýný kanýtlamaya çalýþmýþtý. Ali Cevdet'e göre Türkiye'de bir burjuva devrimi gerçekleþmiþti ve bu, kapitalizmin belli bir geliþme aþamasýna ulaþtýðýnýn baþlýca kanýtýydý. Türkiye'deki kapitalist geliþme düzeyi ve buna baðlý olarak ortaya çýkan iþçi sayýsý herhangi bir Balkan ülkesinden daha az deðildi. Türkiye'de "milli" burjuva devriminin niçin kapitalist bir yol izlediði yolundaki soruya yanýt olarak da þu sebepleri sýralýyordu: proletarya Türkiye'nin çeþitli yerlerinde daðýnýk bir biçimde bulunuyordu, önemli bir kýsmý emperyalizmin iþgali altýndaki bölgelerdeydi, bu yüzden aralarýnda bir baðlantý kurulamamýþtý; proletarya, yetersiz örgütlenme seviyesi ve deneyimsizliði yüzünden ve milli devrimin ulusal kurtuluþçu karakteri nedeniyle kolayca burjuvazinin etkisinde kalmýþtý; Komünist Parti henüz örgütlenmesinin baþýndaydý, mücadeleye önderlik etmeye yeni baþlamýþtý; Komünist Enternasyonal ile Türkiye proletaryasýnýn baðlarý çok zayýftý; köylü kitleleri içinde yeterince örgütlü bir hareket yoktu; burjuvazi, eski rejime karþý mücadelesi sýrasýnda büyük deneyim kazanmýþtý, Anadolu'nun burjuva sýnýfýný birleþtirmeyi baþarmýþtý ve orduyu da arkasýna almýþtý; emperyalistler arasýndaki çeliþmeler yerli burjuvazinin iþine yaramýþtý.

Ali Cevdet'e göre Türkiye'de milli devrimin kapitalist bir yol izlemesine yol açan etkenler bunlardý, Kuusinen'in tezlerinde ileri sürdüðü gibi Türkiye'nin feodalizm öncesi iliþkilere sahip olmasý deðil. Kemalist iktidar baþlangýçta yerel güçlere dayanan, milli bir yol izlemekteydi. Ama Ali Cevdet'e göre, bir süredir bu yolun sonuna gelinmiþti. Çünkü milli burjuvazi, sermaye birikimini kendi olanaklarýyla sürdüremeyeceði bir noktaya ulaþmýþtý ve giderek daha fazla yabancý sermaye ithal etme zorunluluðu duymaktaydý. Kemalist burjuvazi, iþçi kitlelerini beraberce sömürebilmek için emperyalist sermayeye baþvurmak zorundaydý ve emperyalizm de, Musul sorununda olduðu gibi, bu durumdan yararlanmaktaydý. Kemalizm, Musul sorununda ve dýþ borçlar meselesinde tamamen emperyalizme boyun eðmiþti ve baþka tavizler de vermek zorundaydý. "Böylece Kemalizm, ülkenin baðýmsýzlýðýna ihanet yoluna sapmak zorunda" kalmýþ, "Kemalist burjuvazi tamamen karþýdevrim saflarýna geçmiþ"ti. Ali Cevdet'e göre bu durum, sömürge ve yarý-sömürge ülkelerde milli burjuvazinin, zaferi kazanmýþ olsa da, bir süre sonra karþýdevrim yolunu tutacaðýna iyi bir örnekti. Ayný zamanda da kapitalist geliþme yoluna giren sömürge ya da yarý-sömürge ülkelerin, kapitalizmi baðýmsýz olarak geliþtirme olanaðýna sahip olmadýklarýnýn bir göstergesiydi. Sonuçta, TKP delegesi Ali Cevdet'e göre, Türkiye bir burjuva devrim yaþamýþtý ama bu devrim, burjuva demokratik devrimin bütün görevlerini (tarým devrimini, milliyetler sorununu vs.) çözmemiþti. Ayrýca Türkiye, örneðin Almanya gibi çok geliþmiþ bir sanayi ülkesi de deðildi, nüfusun çoðunluðu küçük köyl�� üreticilerden oluþmaktaydý: "Ýþte bu yüzden, Türkiye proletaryasýnýn önünde ancak, iþçi-köylü diktatörlüðünden proletarya diktatörlüðüne geçme görevi durabilir. Türkiye'de bu geçiþ dönemi kýsa sürecektir, çünkü ülkede asgari düzeyde bir sanayi, bunun için yeterli büyüklükte bir iþçi sýnýfý ve kitlelerle baðý olan bir Komünist Partisi vardýr. Bu iþçi-köylü diktatörlüðünün, proletaryanýn doðrudan önderliði ve hegemonyasý altýnda gerçekleþtirileceðini ayrýca belirtmeye gerek yok." Ali Cevdet'in bu eleþtirilerine raðmen Komintern'in Türkiye'ye iliþkin politikalarýnda pek deðiþiklik olmayacaktý. Kuusinen'in 93


Kurtuluþ

Türkiye'yi devrim beklenmeyecek ülkeler kategorisinde deðerlendirmesi, ülkedeki komünist hareketin zayýflýðý kadar, SSCB'nin Kemalist iktidarla iyi geçinme politikasýna da baðlanabilir. Komintern programýnda sömürge ve yarýsömürge ülkelerde milli burjuvaziyle ittifak konusuna da deðiniliyor, programýn genel "sol" çizgisine uygun olarak bu konu tali bir sorun olarak tarif ediliyordu: Bu ülkelerde esas görev, iþçileri ve köylüleri baðýmsýz olarak (proletaryanýn komünist sýnýf partisinde, sendikalarda, köylü birliklerinde, köylü komitelerinde ve devrimci durum olduðunda Sovyetlerde) örgütlemek ve onlarý milli burjuvazinin etkisinden kurtarmaktýr. Milli burjuvazi ile geçici anlaþmalar ancak iþçilerin ve köylülerin devrimci örgütlenmesini engellemediði ve emperyalizmle gerçekten mücadele ettiði takdirde caizdir.15 1929 ekonomik bunalýmý bir dünya devrimi beklentisini artýrmýþtý. Kapitalist dünyanýn iktisaden gerilediði, büyük bir iþsizlik sorunu ve ciddi bir iþçi sýnýfý mücadelesiyle karþý karþýya kaldýðý bu yýllarda SSCB ekonomisi ise hýzlý bir büyüme içindeydi. Bu durum devrim umudunu büyütüyordu. Almanya'da faþizm yükselirken sosyal demokrasi komünistlerin iþbirliði önerilerini geri çeviriyor, çeþitli ülkelerde sosyal demokrat partiler "en az kötü"yü tercih etmek adýna yükselen faþizmle mücadele etme gereði duymuyorlardý. Faþizme ve gericiliðe karþý mücadele eden tek güç komünistlerdi. Bu durumda "birleþik cephe" politikasý, iþçilerin birliðini tabanda saðlama hedefiyle yürütülüyor, sosyal demokrat partiler "sosyal faþist" olarak nitelenmeye devam ediliyordu. KEYK, 1932'de yaptýðý toplantýsýnda "kitlelere" sloganýnýn altýný bir kez daha çizdi. O an için en gerekli eylemin kitleleri harekete geçirmek olduðu düþünülüyordu: iþçi sýnýfý faþizm tehlikesine karþý genel greve çaðrýldý. Partisiz ve sosyal demokrat iþçilerle süreklilik gösteren iliþkiler kurulmasý isteniyordu. KEYK, 5 Mart 1933 tarihindeki toplantýsýnda, bu kez komünist partileri sosyal demokrat partilerle açýk iþbirliði yapmaya çaðýrdý. Bu çaðrý, Komintern politikalarýnda bir dönüþüme iþaret ediyordu Ne var ki çaðrý Sosyalist Enternasyonal tarafýndan reddedildi. 1934'de Fransa'da "birleþik cephe" için çaðrý yapan FKP'ye Sosyalist Parti nihayet olumlu yanýt verdi (1923'ten beri 26 çaðrý yapýlmýþtý ve

sosyalistler bunlarýn tümünü reddetmiþlerdi)16. FKP, "birleþik cephe"nin yanýna bir de "halk cephesi" sloganýný eklemiþti; iþçi sýnýfýnýn köylüler ve kent küçük burjuvazisiyle ittifakýný öngören bu slogan, Komintern'de tartýþmalar yarattýysa da, çok geçmeden onaylandý. 1935 yýlýnda yapýlan VII. Kongre'de Georgi Dimitrov, FKP'nin bu politikalarýný övdü ve diðer ülkelere örnek gösterdi. Böylece "halk cephesi" politikasý da resmileþmiþ oldu. VII. Kongrenin önemli bir gündem maddesi "faþizm"di. Dimitrov kongrede yaptýðý analizde, faþizmi, tekelci sermayenin ürünü olarak tanýmladý ve faþizm ile sosyal demokrasiyi birbirinden ayýrdý. Faþizmin, burjuva hükümetler arasýnda sýradan bir yer deðiþtirme olarak kabul edilmesine karþý çýktý. Dimitrov'a göre seçim artýk proletarya diktatörlüðü ile burjuva demokrasisi arasýnda deðil, burjuva demokrasisiyle faþizmin temsil ettiði açýk terörist burjuva diktatörlüðü arasýndaydý. Böylece Komintern'in sosyal demokrasiye bakýþý tümüyle deðiþmiþ oluyordu ve ortak eylemlerin önü açýlýyordu. Komintern, komünistlerin halk cephesi hükümetlerini desteklemesini zorunluluk olarak kabul etti. Ýþçi-köylü hükümeti sloganý yeniden ön plana çýkarýldý. Sömürge ve yarý-sömürge ülkelerle ilgili olarak aþamalý devrim anlayýþý daha da geliþtirildi. Önceden bu tür ülkelerde hýzla sosyalist devrime dönüþecek burjuva demokratik devrim olasýlýðý kabul ediliyordu. Kongrede bu görüþ revizyona uðratýldý ve bu ülkelerin çoðunda gerçek halk devriminin ilk adýmýnýn zorunlu olarak bir ulusal kurtuluþ mücadelesi uðraðýndan geçmesi gerektiði savunuldu. O hâlde bu ülkelerde komünistler anti-emperyalist birleþik cephenin yaratýlmasý için çalýþmalýydýlar. KE, daha sonra ÇKP'ye Japon emperyalizmine karþý savaþta milli burjuvazinin de cepheye çekilmesini salýk verecek, bunun üzerine ÇKP, Kuomintang'a iç savaþýn durdurulmasý için çaðrý yapacaktý. Böylece de "Ýþçi-köylü cumhuriyeti" sloganýnýn yerini "Halk cumhuriyeti" sloganý alacaktý. VII. Kongre, Komünist Enternasyonal'in son kongresiydi. 1939 yýlýnda imzalanan SSCB ile Nazi Almanyasý arasýndaki pakt, ulusal KP'leri zor duruma düþürmüþ, 1940'da ABD KP'si Komintern'den ayrýlmýþtý. 1941'e kadar savaþý her iki taraf için de haksýz, gerici ve emperyalist olarak nitelendiren Komintern, Almanlarýn 94


Kurtuluþ

SSCB'ye saldýrýsýndan sonra desteðini koþulsuz olarak Sovyetler'e ve onun Batýlý müttefiklerine verdi. Komintern, komünist hareketin içinde bulunulan koþullarda uluslararasý bir merkezden yönetilmesinin olanaksýzlaþtýðý gerekçesiyle, KEYK prezidyumunun önerisi doðrultusunda, Haziran 1943'te daðýldý/ daðýtýldý. Claudin'e göre, bu karar, Stalin'in Batýlý müttefiklerine hoþ görünme arzusunu da yansýtýyordu. Bu bir dönemin nihayete ermesiydi...

"Devrim"den söz etmek; -sýnýflý-sömürücü toplumlarýn- doðasý gereði "devlet"ten de söz etmeyi "olmazsa olmaz" kýlar... Devletsiz, bir devrim tartýþmasý olamaz... Radikal sosyalistler için devlet; karakterize ettiði sýnýflý-sömürü iliþkileri ve beþeri münasebetlerin hücrelerine dek nüfuz ettiði geçiþkenlikle; hemen her yerdedir... (Bunun içindir ki devrimin önemli mücadele alanlarýndan, mevzilerinden biri de, gerici-geleneksel iliþkilerin kendini sakladýðý kültürel/ ideolojik alan ve kurumlardýr...) Bu baðlamda kimilerinin, "Klasik devrim teorileri iktidarý devletin elindeki kaynaklar bütünü olarak hayal eder. Devrimi yapmak için, sosyal güçler bu büyük nesneyi ele geçirmek için örgütlenmelidir. Michel Foucault'nun katkýsýyla, iktidarý tek bir yerde toplanmýþ deðil, aksine daðýnýk, çeþitli yerlerde var olan bir olgu olarak algýlayan yeni bir iktidar anlayýþý ortaya çýktý. Ýktidar artýk her yerdeydi, modern sosyal düzenin tüm disipliner pratiklerindeydi," "iddia"larý devlet ve iktidara iliþkin devasa bir tartýþma daðarcýðýný yok sayan bir aculluktan malûldür. Kaldý ki yine onlara göre de, "Foucault'nun çözümlemesi, klasik sosyal teorinin devrimin neden sürdürülebilir siyasi bir program olmadýðýný açýklamaya yardýmcý oldu. Ancak yeni bir alternatif önermedi"!22 Alýn size "çok eleþtirel bir laf salatasý"! Her neyse biz devam edelim: Sýnýf devletinin aþýlmasýna denk düþmeyen bir devrimden söz etmek radikal sosyalistlere özgü olamaz... Çünkü "Devlet topluma dýþarýdan dayatýlmýþ bir erklik deðildir. Hegel'in ileri sürdüðü gibi, 'ahlâk düþünün gerçekliði', 'aklýn imgesi ve gerçekliði' de deðildir. Devlet, daha çok toplumun geliþmesinin belirli bir aþamasýnýn ürünüdür; bu toplumun, önlemekte yetersiz olduðu uzlaþmaz karþýtlýklar biçiminde bölündüðünden, kendi kendisiyle çözülmez bir çeliþki içine girdiðinin itirafýdýr... "Toplumdan doðan, ama onun üstünde yer alan ve ona gitgide yabancýlaþan erklik devlettir..."23 Ve "Marx'a göre, eðer sýnýflararasý uzlaþma olanaklý olsaydý devlet ne ortaya çýkabilir, ne de ayakta kalabilirdi... Marx'a göre, devlet, bir sýnýf egemenliði organý, bir sýnýfýn baþka bir sýnýf üzerindeki baský organýdýr..."24 Bunlar böyle ise, ki kuþkusuz böyledir; devrim doðasý gereði, devleti devirme eylemine mündemiç olmakla mükelleftir...

VI. Ayrým: Devrim... Deyince! "En son devrim, en son sayý yoktur."17 "Sartre komünizmin çaðdaþ toplumun engellenemez ufku olduðunu söylemiþti. Gelgelelim, komünizm artýk ufukta yok,"18 denilen postmodern vazgeçiþ koþullarýnda "Devrim..."den söz edebilmenin vazgeçilemez koþulu; Gustave Flaubert'in, "Erdemin ilk þartý burjuvalardan nefret etmektir,"19 sözünü yutkunmadan ve yüksek sesle haykýrmaktýr... Evet, burjuvaziden (yani kapitalizmden) nefret etmeden; ya da onlarýn yýkýlmasý gerekliliðine iliþkin "Ama"lý, "Fakat"lý cümleler kurmadan devrimden söz edilemez... Kapitalizmi yýkmak, elbette, bir örgütlenme (=biriktirme) eyleminin tarihsel süreciyle baðlantýlýdýr. Yani iktidarýn ele geçirildiði "an", yýllarca biriktirilenin eseridir. Bunun içindir ki, 'Fransýz Devrim Tarihi' baþlýklý yapýtta, "Devrim'i hazýrlayan yüzyýllar, yýl be yýl kendini ifade edebileceði, zincirlerinden boþanacaðý, yoksun olduðu haklara kavuþacaðý, öteki insanlarla özgürce bir araya geleceði aný bekleyen yapayalnýz, bitmek bilmez bir gençlik gibidir," diyen Michelet'in anlattýðý tarihsel praksisin ürünü olan devrim; vazgeçmeyen bir sýnýfsal ýsrarýn ve kolektivist tutkunun yüzlerce yýllýk baþkaldýrýsýdýr... VI.1-) Zorunlu Not: Devlet "Salt deneycilik -hatta 'deneyci felsefe'hiçbir yere götürmez." 20 "Tarih üzerine düþünmek, ayný zamanda iktidar hakkýnda düþünmektir."21 95


Kurtuluþ

Bir sýnýfýn diðer sýnýfa ya da "mülksüzler"in "mülk sahipleri"ne karþý tarihsel eyleminde ifadesini bulan bir devrim; "Akýl yýkýlmýþtýr" iddiasýna sarýlan postmodernizmin aklýnýn almadýðý bir tarihsel eylemdir... Söz konusu tarihsel eylemin eksenini sýnýflar mücadelesi ve ücretli kölelik sistemi oluþtururken; Max Weber'in ifadesiyle, "Mülksüzlerin emekleri dýþýnda hizmete sunabilecekleri bir þeyleri yoktur. Dolayýsýyla, 'mülk' ve 'mülksüzlük', bütün sýnýf ayrýmlarýnýn temel kategorileridir..." Sýnýf ayrýmlarýný ve bunun net ifadesi olan devleti gündem maddesi ilan eden devrim, hiç bir þeyi mutlak görmez. Bu nedenle de eleþtirel bakma/ aþma yeteneðine/ dinamiklerine sahip olan bir yýkma/ yaratma eyleminin bizatihi kendisidir... "Küçük güzeldir"in "palyatif dönüþtürücülüðü"yle iþtigal eden postmodernlerin anlayamadýðý, iþte tam da bu tarihsel yýkma/ yaratma eyleminin yaslandýðý tarihsel zaruretler; ve bu zaruretler kilidini açacak olan anahtar sýnýf ve de tarihsel eylemidir... Emekçi insan(lýk)ýn giderek, Marx'ýn tarif ettiði "kolektif proletarya"ya dönüþtüðü gidiþatta gerçek yaþamý ve sýnýflar mücadelesini temel alan Marksizm için herþey ekonomiye indirgenemez. Ekonomist/mekanik ele alýþlarla arasýna net çizgiler çeken devrimci Marksizm; sýnýflýsömürücü talan/ ve tahakkümü, insan(lýk)a dayatýlan tüm toplumsal sorunlarý aþmayý amaç edinmesiyle ayýrt edilir. Bunu içindir ki devlet ve devrim ile insanýn neden yabancýlaþtýðý ve yabancýlaþmasýna nasýl son verileceði, yani "yöneten/yönetilen" ikileminin aþýlmasý, ya da siyasetin toplumsallaþtýrýlmasý devrimci Marksizmin temel ilgi alanýdýr... Marksizm, özünde anti-otoriterdir;25 antidevletçidir... Bu konu yeterince algýlanamadýysa, bu Marx'ýn sorunu deðil; onu yorumlayanlara aittir... Devrimci Marksizm, "devletçi sosyalizm" deðildir... (Devletçi-sosyalizmin anlayýþýnýn mucidi Ýkinci Enternasyonal'dir. Bu düþüncenin temelleri Ferdinand Lassalle'a kadar uzanýr...) Yine Marx'ýn ifadesiyle, "Proletaryanýn çýkarlarýnýn insanlýðýn çýkarlarýný öncelemediði"ni bilen radikal sosyalistler için Marx'a mal edilen "Tarih sürekli bir ilerlemedir," iddiasý yabancýdýr. Çünkü Marksizm için, ilerleme ve çöküþ iç içe geçmiþ süreçlerdir. Kapitalizm koþullarýnda ekonomik-teknolojik

ilerleme, toplumsal geliþmeye endekslenemez. Kapitalizmin "ekonomik büyüme" veya "teknolojik ilerleme" dediði þey -sadeceniceldir; toplumsal geliþmeyi belirleyen ise "nitel" olandýr. Büyüme ve geliþmenin ayný anlama gelmediði Marksizme göre, ekonomik büyüme ve teknolojik ilerleme sarmal bir "süreklilik"e; toplumsal geliþme de, kesintili-sýçramalý-zikzaklý alt üst oluþa mündemiçtir. Kapitalizmin toplumsal yaþamýn tüm alanlarýný -giderek- metaya tahvil ettiði güzergâhta insan(lýk) giderek deðersizleþir. Ve bunun içindir ki, kapitalist ekonomik büyüme insanýn para karþýsýnda "deðersizleþmesi"ni, yani toplumsal gerilemeyi yaratýr. O hâlde devrim; sýnýfsýz/ sömürüsüz/ sýnýrsýz/ savaþsýz bir dünyanýn; yani "ekmek ve gül günleri"nin yaratýlmasý için, insan(lýk)a dayatýlan toplumsal gerileme/ çürüme/ yok olma/ yabancýlaþma hâlinin yani "barbarlýk"ýn aþýlmasýný hedefleyen, "eþitlik ve özgürlük"ün bizatihi kendisidir; veya asla bundan baþka bir þey deðildir... Kabul edin, ya da etmeyin: Yepyeni bir dünya uygarlýðý, yani sosyalizm, insanlýðýn bugüne kadar yarattýðý birikimin yoðunlaþtýðý dünyanýn kadim uygarlýk alanlarýnýn ayaða kalkmasýyla, kapsayýcý, olgun, bilge ve yapýcý bir devrimcilikle gerçekleþecektir. Bunun taþýyýcý ise kolektif proletaryada ifadesini bulan tarihsel harekettir... Küreselleþme ile "YDD"nin en has ideolojik/kültürel epigonlarý olan postmodernlerin anlayamadýðý bu çerçeve, elbette bir iktidar sorunudur da... Burada bir parantez açýp ekleyelim: Günümüzün kapitalist-emperyalist sisteminde iç içe geçmiþ üç süreçten söz edilebilir: i) ekonomik -süreç olarak- küreselleþme; ii-) siyasal -süreç olarak- "Yeni Dünya Düzen(sizlið)i"; iii-) ideolojik/kültürel -süreç olarak- postmodernizm... Postmodernizmi ciddiye almayanlar olabilir. Ama radikal sosyalistler, devrimi/ devrimciliði kuþatarak onda ihtilalci ne varsa içini boþaltan postmodernist fikirlerle hesaplaþmak zorundadýr. Burjuva ideolojisinin bir varyantý olarak postmodernizm bugün, Marksist düþünce ve yöntemi tanýnmaz hâle getirmenin yoðun çabasý içindedir. Bu saldýrýnýn hedefinde "Devrim" ya da "11 96


Kurtuluþ

Oysa 'révolution'un, en azýndan kâðýt üzerindeki anlamý, bir þeyi 'devirmek'ten çok yeni bir þeyi 'kurmak' olmalý34..." diyenler devrimin yaratýcý bir yýkýcýlýk olduðunu; ya da bu olmazsa devrim olarak anýlmayý hak etmediðini bilmezler mi? Elbette bilirler; ancak onlarýn soru(n)larý burada deðildir! Onlar için soru(n), devrimin böyle bir devrim olmasý için, sýnýfsal bir devirmeye muhtaç olmasýna yabancýlýklarýdýr... "Devrim kavramý devirmek ya da yýkmakla deðil dönüþtürmekle ilgili bir kavramdýr,35" diyenlere yöneltilecek temel soru(n) þudur: "Devrim" kavramý, düþman sýnýfýn egemenliðini devirmeyi "olmazsa olmaz" kýlar mý, kýlmaz mý? Biz, "kýlar" deyip, ekliyoruz: Bazýlarýnýn "ölü" görmekten hoþlandýðý V. Ý. Lenin, "Yalnýz bir tek gerçek vardýr: Somut gerçek," derdi... Ya siz? "Kýlmaz" diyenler, sözünü ettiðiniz hangi "somut gerçek"tir? Devrim, "somut" bir soru(n) ise, "topyekûn devrim fikri" diyerek "lanetlenmeye kalkýþýlan" yaratýcý yýkýcýlýk fikrine/zikrine nasýl olur da sýrt döner? "Topyekûn devrim fikri"ne "hayýr" diyenler, öznesiz bir "ýslahata" yani "reformizme" göz kýrpanlardýr! Bakýn onlardan biri ne diyor: "Devrimci siyasetin gerçekten radikal bir dönüþüm amacý olacaksa, ilk devireceði topyekûn devrim fikrinin kendisi olmalýdýr. Ýlk bakýþta muhafazakâr gibi görünen bu fikir, aslýnda devrimciliðin kendisinin muhafazakâr bir týný taþýyabileceðine iþaret ediyor. Peki devrimciler muhafazakâr olabilirler mi? Bu soruyu yanýtlamanýn, Türkiye'nin ve solun içine düþtüðü dilsizlikle baþa çýkmada önemli bir adým olduðunu düþünüyorum. Topyekûn devrim fikri toplumsal yapýlarýn tamamen yýkýlmadan yerine daha adilinin dikilmesinin zorluðuna iþaret ediyor. Topyekûn devrim, insaný insanlýktan çýkaran süreçlerin tasfiyesi için kökten, siyasetaltý bir alana saldýrýp onu alaþaðý etmek demek. Bir diðer deyiþle her þeyi ayný anda hedefleyip deðiþtirmeyi deðil, toplumun baðlý olduðu ana politik dinamoyu, yani en merkezi çeliþkiyi bulup çözme amacýný anlatýyor. Sosyalistler için bunun anlamý açýk: Eðer topyekûn bir devrim özlemleri varsa, kapitalizmi hedef almalarý gerekiyor.

Tez" bulunmaktadýr... "Örnek" mi? Alýn size, "Devrim nedir sorusunu yeniden sormak"tan;26 "Devrimin ne olduðu sorusuna nihai bir yanýt aramanýn nafile olduðu kadar, devrim fikriyle taban tabana zýt bir çaba olduðunu belirtmek"ten27 söz ederek; "Devrim tarihsel bir zorunluluk mu?"28 sorusunu soran; ve ardýndan da; "Che Guevara'nýn Bolivya'da infaz ediliþini hatýrladýðýmýzda artýk öfkelenmiyor ya da daðlarda devrim düþüyle büyülenmiyoruz... "Karl Marx'ýn gözünü diktiði gökyüzünü zaptettiðini ilan eden devrimci söylemin ta kendisi Üçüncü Dünya'da kuþku uyandýran kaynaklarý ve öncelikleriyle hükümet dýþý kuruluþlarýn uydurduðu uzlaþmacý ve çapraþýk söylemin önünü açtý. Ve aydýnlar, Sartre'dan Foucault'ya, Bourdieu'den Edward Said'e XX. yüzyýlýn vicdaný olan aydýnlar, arkalarýnda doldurulmasý zor bir boþluk býrakarak bu dünyadan göçtüler... "Ve devrimci düþ kâbusla sona eriyor... "Ýþte, tüm bunlar karþýsýnda sorulmasý gereken esas soru yitirdiðimiz ilkeleri nasýl geri kazanacaðýmýz olmalýdýr. Bugün devrim, adalet ve eþitlik ilkelerinin yeniden yazýlmasýnýn karmaþýk sürecidir..."29 diyen Birikim'in Mayýs-Haziran 2006 külliyatý veya evrak-ý metrukesindeki üzere30... VI.2-) Devrim "Tartýþmalarý" "Paul'un Peter hakkýnda söyledikleri, Peter'dan çok Paul'u tanýmamýzý saðlar."31 Postmodern vazgeçiþin körüklenerek/ büyütüldüðü güzergâhta, eski(meyen) ülkücülerden Taha Akyol'un, "... 'Proletarya, devrim' falan gibi 'makro' retorik, özellikle þu teknoloji çaðýnda iþe yaramýyor! Netice: Görünür gelecek için, yol 'devrim' deðil, 'evrim' gibi gözüküyor,32" saptamasýný "ciddi"ye alan "sivil toplum"culara þunu anýmsatmak yerinde olur: Kant'a göre devrim, signum remmemorativum, prognosticondu yani geçmiþe, bugüne ve geleceðe dair bir göstergedir... Öte yandan, "Esnek bir Marksizm"33 vurgularýyla Marksizmi Marksizm olmaktan çýkartanlar; ya da çýkartmakta yarar umanlar; devrimi de devrim olmaktan çýkartanlarýn ta kendileridirler... Örneðin, "... 'Devrim', besbelli, 'devirmek'ten gelen bir þey. 97


Kurtuluþ

Ancak kapitalizmin, üzerine yüklenen topyekûn eyleyicilik rolünü kaldýramayacak kadar cýlýz ayaklarý var. (...) Modernliðin ve devrimin metafiziðine aþýk, iktidar düþkünü siyasetler peþindeyiz. Topyekûn devrimi özleyen, toplum denilen þeyi yeniden kurmaya eðilimli siyasetler örgütlüyoruz. Çok ve tam yol devrim mümkündür, acildir ve hemen baþlayabilir, ancak topyekûn olamaz. Zira ne topa ihtiyacý vardýr ne de yekünü istenilir bir sonuca özlemi. Devrim fikrinin topyekûn deðiþtirmesi gereken ilk þey, devrimin metafiziði olmalýdýr. Devrimde devrim hiç olmadýðý kadar bugün elzem."36 Hayýr; devirmesiz (ve iktidarsýz) bir devrim olamaz; olmayacaktýr da! "Sol nedir?" sorusuna -binlerce malumatfurûþlukla- muhtelif yanýtlarýn üretildiði; ya da sýk sýk, Orhan Veli'nin, "Sarhoþ oldum da/ Seni hatýrladým yine/ Sol elim, acemi elim, zavallý elim..." dizelerine baþvurulduðu ortamda, en önemli saptama, "CHP'yi solun kütüðünden düþürmedikçe Türkiye'de gerçek bir sol seçenek yaratmanýn zor"37 olduðudur... Bir þey daha: Devrimci olmayan bir sol farklý versiyonlarýyla- "reformist"tir... Devrimci sol ise sosyalisttir...38 "Sosyalizm geri mi dönüyor?"39 sorularý, yeniden ve yüksek sesle telaffuz edilirken; devrimci ve devrimci olmayan sol arasýnda anlamsýz "benzerlikler" ya da abartýlý karþýtlýklar kurmaktan özellikle kaçýnmalýyýz... Görülmeli: "Türkiye'de sol, kendisini sözde bir sosyal demokrasi/ demokratik sol anlayýþla iç içe geçirdi. 1970'lerde, bütün eksiðine raðmen solun hiç deðilse ütopya ve potensia kavramlarý arasýna sýkýþarak tartýþtýðý bir devrim kavramý vardý. Bugün yok..."40 Devrimi, bir siyasal devirme hareketiyle iç içe geçmiþ ekonomik-politik-kültürel kesintisiz dönüþtürücü devrimci praksis ile insan(lýk)ýn özgürleþme ve eþitlik hareketi olarak düþünmemek, "devrimcilik"e yabancýlaþmýþ düzen içi reformistlikten baþka bir þey deðildir... "Küreselleþme"nin postmodern müdahalesinin devreye soktuðu dinamiklerle birlikte insanlýk büyük bir kopuþma sürecini yaþýyor... Kopuþma, ayný zamanda, kapitalist sistemin krizini, burjuva toplumsal formasyonu bütün kerteleriyle bir çözülme ve çürüme sürecine sokuyor. Bunlarýn toplamý ise, "burjuva uygarlýk" çaðýnýn aþýlmakta olduðu ve miadýnýn

dolduðunu öne çýkartan bir "geçiþ süreci"nde karakterize oluyor. Yaþadýðýmýz, kopuþma + krizi + çözülme + çürüme ile iç içe geçen bir alt üst oluþtur... Dünyanýn, tarihin hiçbir kesitinde olmadýðý kadar -radikal eksenlerde- deðiþtirilmeye ihtiyacý vardýr; ve bu ihtiyaç da giderek büyümektedir... Þimdi burada durup, dünyadaki devrim ihtiyacýnýn büyüdüðünün altýný bir kez daha çizerek, muhtacý olduðumuz devrimin; Henry David Thoreau'nun, "Devrim hakký diye bir hakkýn olduðunu herkes kabul eder. Bu bir yönetimin despotluðunun veya yeteneksizliðinin tahammül edilemez olmasý hâlinde, ona destek olmayý reddetmek ve ona karþý direnmek hakkýdýr,"41 saptamasýndaki, onu yöneticilerin deðiþtirilmesine hasreden kadük sýnýrlýlýða asla- tekabül etmediðini bir kez daha ifade edelim... Bunun çok önemli olduðunu düþünüyoruz; çünkü, Soros Vakfý'nýn "sipariþ" darbelerinin "direnme hakký/ devrim" diye sunulmaya kalkýþýldýðý postmodern kaos ortamýnda, dünyanýn en büyük spekülatörüne ait vakfýn gerekçesine göre "yerküreyi demokratikleþtirip, dünyaya demokrasi getirme isteði"ne, devrim deðil, olsa olsa -kitlelerin de Bizans'ta olduðu gibi/kadar katýldýðý- saray darbeleri denilebilir... Spekülatörlerin "demokratikleþtireceði dünya" ya da "turuncu devrim"ler... "Duy da inanma" dedikleri postmodern yalan (veya manipülasyon) bu olsa gerek! "Ýyi de Soros ne yapmak istiyor" diyenleri, hemen bir parantez açarak yanýtlayalým: emperyalist talanýn, küreselleþmenin, "YDD"nin "Avrupa-Merkezci" sömürgeciliðin "5'inci kol"unu oluþturan Soros, postmodern müdahalenin ideolojik/ kültürel bir parçasýný oluþturuyor... Bu emperyalistler için gerçekten de çok gereklidir! Unutulmasýn: Latin Amerika'yý yerle bir eden Cortez'in Merkantalist sömürgeciliði, kilisenin misyoner faaliyetleri olmasaydý baþarýya ulaþamazdý... Týpký emperyalist zorbalýðýn kültür emperyalizmi olmadan düþünülemeyeceði gibi... Kim bilir? Bu görüþler, kimilerine "toptancýlýk" gibi gelebilir! Ancak anýmsayýn: Postmodern müdahale bizi topyekûn düþünmek yerine "parçalarla" uðraþan bir labirentin açmazýna mahkûm kýl98


Kurtuluþ

mak istiyor... Soros Vakfi mý? Bir an Ukrayna ve Gürcistan'da olup biten (daha doðrusu bitemeyen!) "turuncu devrimleri" düþünün! Bunlarýn neresi "devrim"? Bunlar bal gibi örgütlü postmodern devirmeler... Bir þey daha; oralarda adýna STK denilen yapýlarýn maaþýný Soros veriyor... (Buna Gürcistan'daki bakanlar da dahil...) Lenin'in, "emperyalizm demokrasi deðil, tahakküm ister," deyiþini kulaðýnýza küpe ediniz... Tahakküm sisteminin asalak/spekülatörü Soros ve vakýflarýnýn farklý davranmasý mümkün mü? Elbette deðil!42 Ýþte bu örneðin ardýndan, Birikim'in MayýsHaziran 2006 külliyatý veya evrak-ý metrukesindeki saptamalara geçebiliriz... Onlar; "Devrim özlemini isabetsiz coðrafi anolojilerden sýyýrmalýyýz. Topyekûn dönüþümden ziyade, birbirini takip eden, küçük ama daha etkili deneylerin hayata geçirilmesine dair bir inadý canlý tutmanýn aciliyetini teslim etmeliyiz. Geçiþ dönemi hiç bitmeyecek. (...) Topyekûn Devrime inanç modernliðin kendine uydurduðu metafiziðin büyüsüne kapýlmak demek..."43 diyorlar... Ardýndan da -sanki yeni bir þey söylüyorlarmýþ gibi!- ekliyorlar: "Devrim yapmakla olmak arasýndaki fark bir kelime oyunu deðildir. Devrim yapmak, verili bir öznenin kendi dýþýndaki dünyayý dönüþtürmek için giriþtiði eylemi iþaret ederken; devrim olmak, öznenin bizatihi kendisini dönüþtürmekten, öznelliðini sorunsallaþtýrmaktan geçer. Devrim yapmak, gelecekyönelimlidir ve bu perspektifte sosyalist insanýn/iliþkilerin ancak burjuvazinin iktidarýna son verildikten sonra (devrim yapýldýktan sonra) ortaya çýkabileceðine inanýlýr. Devrim olmak ise 'þimdi-ve-buradadýr'. Özne, hiçbir þeyi ertelemeden, þimdi-ve-burada, kendisini ve iliþkilerini sosyalist deðer, idealler ve amaçlar doðrultusunda dönüþtürülmeye davet edilir."44 Devrim, elbette bir dönüþtürme iþi; ancak, "dönüþüm" deðil, altýný özenle çizerek ekliyoruz: Örgütlü silahýn ve siyasetin dönüþtürme iþi; ve ayrýca sadece de dönüþtürme deðil, devirme/yýkma/yaratma/yýðýnlarý seferber etme/ siyaseti toplumsallaþtýrma iþi... Biz bunlarýn tümüne, diyalektik bütünlüðüne devrim diyoruz... Buna "Hayýr!" diyen onlar ise, "topyekûn devrime inanç" diyorlar! Gelelim "devrim yapmak ve devrim olmak"a; yapmadýðýnýz þeyi olmazsýnýz;

olmadýðýnýz þeyi de yapamazsýnýz! Devrim kesintisizdir; süreklidir; ve en önemlisi ölçeði itibariyle hep enternasyonal olmak zorundadýr... Devrim yeryüzünün lanetlileri açýsýndan edilgenlikten etkenliðe; nesnelikten özneliðe sýçrayýþtýr... Bunlar; Marksist kuramda devrimin vazgeçilemez asli özellikleriyle birlikte, bir devrimin temel özellikleri; ya da "olmazsa olmazlarý"dýr... Bunlarýn artýsý yok mudur? Olmayacak mýdýr? Elbette olacaktýr... Devrimci Marksizm gibi, onun devlet/devrim teorisi de kendini durmadan geliþtiren, geliþtirmek zorunda olan dinamik bir inþa tarihidir... Tam bu noktada; bunlarýn böyle olduðunu göz ardý eden bir agnostisisizm (bilmezcilik) ile þunlarý demek, sadece, "güneþ doðu'dan doðar, batý'dan da batar" demiþ olmaktan daha önemli olmayan bir lafolojidir... Bakýn ne diyor Murathan Mungan? "Bunca yýl sonra 'Devrim nedir?' sorusunu, 'Bilmiyorum' diye yanýtlamanýn sýzýsýyla söz alýyorum... "Bugün devrim için yeni bir 'dil' arýyor, bildiklerimiz kadar bilmediklerimizle de biçimlenen, belki de en önemli belirleyeni 'hýz' olan çok daha karmaþýk bir sürecin içinde yer alýyoruz. Devrimin argümanlarý, nesneleri, taþýyýcýlarý deðiþti; zenginleþti, karmaþýklaþtý. Büyük anlatýlar döneminin çökmesi diye nitelenen bu postmodern çaðýn kurumsal yelpazesinde yer alan, yapýsalcýlýktan, yapýsöküme çeþitli bilgi disiplinleri, yöntemleri zihinsel dünyamýzý kuþatýrken, devrim tasavvurunun programýna almasý gereken konularýn, olgularýn sayýsý arttý... "Bugün 'Devrim nedir?' sorusu, bence 'Artýk devrim nedir?' sorusuna evriltilmelidir..."45 Buna benzer ötekilere gelince: "Devrim, toplumun kendi toplumsal hayatýndan koparýldýðý bir deðiþim, insanlar tarafýndan insanlar için getirilen yeni bir baþlangýçtýr. Böyle bir baþlangýç, dünya için sadece iyi niyetli bir beklenti deðil, sosyolojik koþullarý olan, iþlem görmeye açýk bir ihtimaldir..."46 "Devrim kafamýzda bir anda þimþeklerin çaktýðý, her þeyin billurlaþtýðý mükemmel an olmak zorunda deðil. Ne de olsa kafamýzýn bu karýþýk hâli, teorize edilmeden de hayli üretken olabilir..."47 Tüm bunlarý dinledikten sonra, "So what?"/ 99


Kurtuluþ

"Eee yani"?! Demiþtik; tekrarlayalým: Devrim kendini durmadan yenileyen bir dinamik olmadan; ya da "yeni soru(n)lara" -eski yanýtlarla yetinmeden- "eski(meyen)" ile çözümler getiren volontarist bir müdahale olmadan; devrim(cilik) olarak anýlmayý asla, ama asla hak etmez... "Eski(meyen) çözümler"e gelince; onlarý "tu kaka mantýk(sýzlýð)ýyla" bir kalemde silip atarak, yok sayamazsýnýz! Ya da bu yolda büyük laflar etmeniz; büyüðü büyük olmaktan çýkarma kastýnýn "küçüklüðü"nü gölgeleyemez... Örneðin "Devrim, kapitalist tahakkümün örüntüsünde çatlaklar açmak olarak algýlanmalýdýr. (...) Kapitalist tahakkümdeki çatlaklardan devlet-dýþý (siyasal toplumsal) alanlarý anlamalýyýz," diyen John Holloway ekliyor: "Eski Leninist devrim anlayýþý krizde. (...) Devrim kavramý krizde çünkü onun temeli; soyut ve yabancýlaþmýþ emek krizde. Eski devrim kavramý iþçi hareketinin, ücretli emeðin (veya soyut emeðin) sermayeye karþý mücadelesinin devrimci teorisiydi.48 Mücadelesi sýnýrlýydý, çünkü ücretli emek sermayenin yadsýmasý deðil, aksine sermayenin tamamlayýcýsýdýr."49 "Ahîr zaman" teorisyeni, çok þey söylermiþ gibi yapýp, hiçbir þey söylememe cambazlýðýna sarýlýyor. Ya da "eski(meyen)"i çarpýtýp deðersizleþtirme elçabukluðuna. Böylelikle, üç sözcükle "ücretli emeðin ilgasý"yla özetlenebilecek devasa Marksist miras, "ücretli emek (…) sermayenin tamamlayýcýsýdýr" demogojisiyle etkisizleþtirilip hiçlenmeye çalýþýlýyor. Aslýnda Batýlý yýlgýn entelektüeller için sorun iþçi sýnýfýnýn artýk XIX. yüzyýl sýnaî kentlerindeki örgütlü öncelleri gibi göz önünde olmayýþýnda. XXI. yüzyýlda Marksizm kaçkýný, ama "solculuðu" da elden býrakmak istemeyen pek çok (postmodern) teorisist için bu durum, neoliberal sirenlerin "elveda proletarya!" çaðrýsýna kapýlmalarýnýn gerekçesini teþkil etti. Oysa proletarya yok olmuþ deðildi - yalnýzca Kuzey metropollerinden, Asya'nýn, Latin Amerika'nýn, Afrika'nýn "ter atölyeleri"ne, "enformel"e çekilmiþti ve XIX. yüzyýldaki Avrupalý öncellerinden çok daha aðýr koþullar altýnda, XXI. yüzyýl Kuzey metropollerinin boðulduðu metalarý üretiyordu! Ciddi olduklarý "iddiasý"ndaki bu teorisistlerin ciddi olduðuna inanmak çok güç... Týpký þu saptama gibi; "Görünen o ki, yeni bir devrimci tahayyül ortaya çýkýyor. Son yýllar-

da ortaya çýkan ve internet, baðýmsýz medya ve son günlerde Dünya Sosyal Forumlarý ile görünürlük ve farkýndalýk kazanarak doðan bu tahayyül, küresel ile yerel, devrim ile reform, mücadele ile deney, kurumsal ile bireysel dönüþüm arasýndaki bayatlaþmýþ karþýtlýklarla hesaplaþýyor..."50 Dünya Sosyal Forumlarý'nýn "yeni bir devrimci tahayyül ortaya çýkardýðý", tartýþmalý bir "iddia"dýr; bu "iddia"yý gerçekmiþ gibi varsayarsanýz; bu gibi forumlarýn bünyelerinde henüz ayrýþmamýþ radikalleþme ve vaz geçiþ potansiyellerini barýndýrdýðý gerçeðinin üzerinden atlamýþ olursunuz. Hayýr; Dünya Sosyal Forumlarý önemsizdir demiyoruz... Ancak, "iddia"lardaki üzere, arkasýna saklanýlan vazgeçiþlerin malzemesi de deðildir; ve olmamalýdýr da! VI.3-) Ekim Devrimi "Hava kurþun gibi aðýr Baðýr/ baðýr/ baðýr/ baðýrýyorum Koþun/ kurþun/ erit-/ -meðe çaðýrýyorum..."51 Devrimden söz ediyorsanýz; baþkaldýrýnýn "eski(meyen) tarihi"ne sýrt dönemezsiniz... Örneðin, tartýþma baþlýðý altýnda inkâr edilmeye kalkýþýlan, Lenin'in/ Bolþeviklerin/ Putilov Ýþçilerinin/ Kýzýl Süvarilerin Büyük Ekim Devrimi gibi... V. Ý. Lenin'in hakkýnda, "Rus devrimiyle kazanýlmýþ olan geri alýnamaz. Yeryüzünde hiçbir güç bunu silemez; yeryüzünde hiçbir güç Sovyet devletinin yaratýlmýþ olduðu gerçeðini yok edemez. Bu tarihsel bir zaferdir. Yüzlerce yýldýr devletler burjuva modele göre yaratýldý ve ilk kez burjuva olmayan bir devlet keþfedildi... Yönetim aygýtýmýz bozuk olabilir; ama icat edilen ilk buharlý makinenin de bozuk olduðu söyleniyor. Hatta hiç kimse bu ilk makinenin çalýþýp çalýþmadýðýný bilmiyor; ama önemli olan bu deðil; önemli olan buharlý makinenin bulunmuþ olmasýdýr..." dediði; ve tamý tamýna da böyle algýlanmasý gereken Büyük Ekim Devrimi; hata yapmaktan korkmadan dünyayý deðiþtirmek isteyenlerin, Paris Komünarlarý gibi gökyüzünü fethe çýkmalarý eylemidir... Onlarýn hatalarýnýn altýný durmadan çizmekten baþka hiçbir þey yapmayanlara þunu hatýrlatalým: Onlar dünyayý deðiþtirirken, hata yapmaktan hiç mi hiç korkmadýlar... 100


Kurtuluþ

Bu nedenle onlarýn tarihsel eyleminden söz ederken, çýkarýlmasý gereken ilk ders, yine onlarýn dünyayý deðiþtirme cüretinden öðrenmek olmalýdýr... Onlarýn devrimi örgütleyen cüreti, hata yapmakla özdeþleþtirilerek "lanetlenemez"! Nasýl olur da; Alfred Whitehead'ýn, "Hata yapmaktan korkmak, ilerlemenin ölümüdür"; A. Lincoln'un, "Hatadan korkan bir insan hiçbir þey yapamaz"; William James'in, "Bugünün gerçeklerine göre yaþamak zorundayýz ve yarýn bunlarý hatalý bulmaya alýþmalýyýz," uyarýlarýný unutabilirsiniz... Hayýr; tarihi yaratmak yerine onu -mükemmel þemalarla- yorumlamayý seçenler; Lenin'in/ Bolþeviklerin/ Putilov Ýþçilerinin/ Kýzýl Süvarilerin Büyük Ekim Devrimi'ni ve onun tarihi konumunu/ ve önemini asla anlayamazlar... Büyük Ekim Devrimi'nin öncülerinin de, Immanuel Kant'ýn ifadesiyle, "Ýktidara sahip olmak, aklýn özgürce yargýda bulunmasýný kaçýnýlmaz olarak sekteye uðratýr," olumsuzluðundan baðýþýk olmadýðý/ olamayacaðý herkesin bilgisi dahilindedir... Ancak, sýnýflý-sömürücü köleliðin yýkýlmasý için, tarihin yolunu ezilenlerin iktidar (olmamayý içermesi gereken) aygýtlarýndan yoksun olarak açamayýz... ("Silahý ilk siz çektiniz bay burjuvazi," diyen F. Engels'i anýmsayýn...) Tam bu noktada, tarihi -mükemmel þemalarla- yorumlamayý seçenler; "Aþýrý bir iddiayla diyelim ki, Marksizmin bilimi þu ya da bu alan deðil, tarihtir,"52 vurgusuyla ekliyorlar: "Tarihsel sorunlar olarak görülen sorunlar kuþkusuz aslýnda bugünün ve geleceðin sorunlarýdýr."53 "Baþta Lenin olmak üzere Bolþevikler çubuðu Ýhtilal'den ve Devlet'e büktüler."54 "Anlýyoruz ki Bolþeviklerin yürüdükleri devlet yolu bir taþlý tarla idi. Onlar bu yolda yürümeyeceklerine atýlmýþ olan taþlarý temizlemeye çalýþtýlar. Ve þu anlaþýldý ki devrimin yolu devletten deðil (merkezi ya da federatif tartýþmasý ve araþtýrmasýna burada girmeksizin söylemek gerekirse) Komün'den geçer."55 Ýþte dünyayý sarsan on günün yani Büyük Ekim Devrimi'ni ve V. Ý. Lenin'i çarpýtmanýn bir "yolu".... Düzeltmeye nereden baþlamalý? Önce þu "tarih" saptamasýndan! Marksizm gibi Büyük Ekim Devrimi de (Paris Komünü de) inþa hâlindeki bir tarihti... Kimse merak etmesin, bunlar

bir daha tekrarlanmayacak, ancak öðrenilmesi, ders çýkartýlmasý gereken devrimci deneyimlerdir. Ortada "bitmiþ", "tamamlanmýþ" bir þey yoktu... Ayrýca olamazdý da... Onlar; yani Marksistler; Bolþevikler; Komünarlar karanlýk bir ormanda yol açýyorlardý... Bu yol hâlâ açýlmaya çalýþýlýyor... Yol açmanýn çeþitli sýkýntý, hata ve hatta güzergâhýn dýþýna çýkma soru(n)larý olmuþtur; ve olacaktýr da... Burada önemli olan ana doðrultuyu kaybetmemektir; ve Büyük Ekim Devrimi de, Paris Komünü'nün, Spartaküs'ün ana doðrultusundan sapmamýþtýr... Ha; "çubuðu Ýhtilal'den ve Devlet'e bükme" konusuna gelince; teori gridir dostum, yaþam aðacý yeþil... Yeþil de ne mi? Sadece tek ülkede "kurtuluþa kadar savaþ"arak deðil; dünya düzleminde "zafere kadar savaþ"arak elde edilmesi, kazanýlmasý mümkün olan sosyalizmin alt aþamasý; yerel/ ve uluslararasý sýnýf mücadelelerinin biçimlendirmesiyle, "Ýhtilal ile Devlet" arasýndaki bir denge(sizlik) ile karakterize olur... Baþka türlüsü hayata ait olmayan, kategorik/ teorisist hezeyanlardýr... Ha; siz buna; Aldous Huxley gibi, "Devletçi sosyalistlere göre, kapitalizmin kötülüklerinin tek çaresi, bankalarý, topraðý ve sanayii devletleþtirmek, yani ekonomik ve siyasi iktidarý merkezileþtirmektir. Otokratik veya oligarþik sosyalizm, sosyalizm deðildir. Olsa olsa müþfik bir despotizmdir ve herhangi bir despotizmin þefkatini uzun süre sürdürdüðü tarihte görülmüþ þey deðildir," diyebilirsiniz... Hatta, Cornelius Castoriadis gibi daha da ileri giderek, "Çaðdaþ dünyamýzda yönümüzü bulma gereksinimindeyiz: Ne Ýstiyoruz? Bu tasarý neleri içeriyor? Nasýl gerçekleþebilir hâle gelir? Hangi yeni sorunlarý ortaya çýkarýr? Tüm bu konularda, Marx'ýn bize söyleyecek hiçbir þeyi yoktur -yalnýzca üretim araçlarýndaki özel mülkiyeti yýkmak gerektiðinin dýþýnda; bu da ancak, tam olarak ne anlama geldiðinin bilinmesi koþuluyla (bugün 'devletleþtirme'leri sosyalizm diye yutturmaya devam ediyorlar, öyle deðil mi?) doðrudur. Baþka sorunlar da vardýr,"56 türünden bir "izaha" da sarýlabilirsiniz! Bunlarýn hiç biri; ya da sorunu Kruþçev'in yaptýðý gibi bir "isim"le açýklamaya kalkýþmak da, açýklayýcý ve ilerletici olmaz!57 101


Kurtuluþ

Týpký Zizek'in, "Lenin'i tekrarlamak Lenin'e dönmek anlamýna gelmez. Lenin'i tekrarlamak 'Lenin öldü'yü onun çözümünün yenilgisini, hatta korkunç biçimde yenildiðini anlamak ve ayný zamanda ondan saklanmaya deðer ütopyacý bir kývýlcým olduðunu da kabul etmektir," saptamasýnda dile getirdiði üzere... VI.4-) "Alternatif" (Gevezelikler)?! "Bahaneler her zaman iþe yarar: Yapmak istediklerinizi yapmamaya..."59 "Hiç bir þey yapmamak, yapýlanlarýn en yaygýn olanýdýr."60 "Leninizmin ve Ekim Devrimi'nin nihayete erdiði"ni söyleyenler, bu "iddia"ya sarýlanlar, "Ne diyorlar" ya da "Ne öneriyorlar" derseniz? Ýþte orasý meçhul... Onlar, bu konuyu hâlâ araþtýrýyorlar! Onlarýn, "araþtýrma"sý baþlý baþýna bir araþtýrma konusuyken; araþtýranlarýn yollarý da, "Sosyalizm ve liberalizm hakkýndaki yazýlarým üzerine sosyalist okuyuculardan tepkiler aldým... Lenin tarzý militan retorikten ibaret tepkilere söyleyecek bir þey yok," diyen Taha Akyol'larla kesiþiyor!61 O Akyol ki þunlarý diyendir: "Piyasa ekonomisinin yoksulluðu artýrdýðý iddiasý doðru deðildir, ama yoksulluða çözüm getirmediði doðrudur. Peki yoksulluðun çaresi sosyalizm midir? Sovyetler'de 1930'larda açlýktan ölen milyonlara ne diyeceðiz? Günümüzde Kuzey Kore mi, Güney Kore mi yoksul?62 Liberalizm, sosyalizm, din gibi hiçbir 'büyük kavram'a havale etmeden bir gerçeði görmeliyiz: Bugüne kadar yoksulluðu sona erdirmiþ bir sistem görmedik! Murat Belge, bu noktadan hareketle, yoksulluk sorununa tarih boyunca sosyalistlerin nasýl yaklaþtýðýný irdeliyor. Marx'tan önceki sosyalistler yoksulluðu ahlâki bir sorun olarak ele almýþlardý. Marx onlarý 'ütopik' diye suçladý, Sosyalizmin ahlâka deðil bilime dayanmasýna öncelik verdi. Üstelik Marksizmin sorunu 'yoksulluk' deðildi, 'proletarya'nýn devrim yapmasýydý. Bunu, determinist bir anlayýþla, 'bilim'in gereði gibi görüyordu... Belli ki çözüm 'büyük anlatýlar'da, devrimci eylemlerde, putlaþtýrýlmýþ dâhilerde deðildir. Liberal, sosyalist, muhafazakâr... Hepimizin yoksulluðu ve sosyal çürümeyi daha bir cid-

diyetle ele almamýz, ahlâki davranýþlarla çözüm için uðraþmamýz gerekiyor."63 Dikkat! "Piyasacý" Akyol, "Marx'ýn sosyalizmin ahlâka deðil bilime dayanmasý" gerektiði yollu "tezi"ni Murat Belge'den -ve de onun yanlýþlamasýna katýlarak- aktarýyor. Ve de "Marksizm'in yoksulluða 'ahlâki' bir sorun olarak bakmaktan kaçýndýðýný söylemiþtim,"64 diyen Murat Belge, yine þu satýrlarý da kaleme almýþtýr: "Marx proletaryanýn geleceði kurma potansiyeline sahip olduðunu düþündü, çünkü bunu yapacak entelektüel potansiyele sahip olduðuna inandý. Marx'ýn yaþadýðý çaðda bu olabilir miydi, bence tartýþýlýr, ama þüphe yok ki bugünküne oranla 'olabilme ihtimali' son derece yüksekti. Ta 1920'de, Torino'da iþçiler fabrikalarý iþgal etmiþ ve patronlu zamandan daha fazla otomobil üretmiþlerdi- (ama ya yeni otomobil dizayný gerektiðinde ne yaparlardý? diye sorabilirsiniz tabii).... Sýnýflý, hiyerarþik toplumsal düzende her kerte hiyerarþiyi yeniden üretir. Normal bu. Proletarya Marx'ýn dediðini anlayýncaya kadar, kapitalist iþbölümü, kafa ve kol emeðini bir daha yan yana gelemeyecek derecelerde birbirinden ayýrdý. Onun için, Marksist politik sanatýnda da büyük pazýlý ama küçük kafalý resmedilen proletaryanýn yeni bir dünya kuracak hâli kalmadý."65 Böylece "kafa emeði"ni "kol emeði"ne katmaktan feragat eden Belge, görünüþe bakýlýrsa, faþist eskilerine ideologluk etmekten rahatsýz deðildir! Böylelikle devrim, Belge için onu yapacak sýnýfýn da nihayete ermesiyle "rafa kaldýrýlýr"; artýk konuþulmasý gereken "genelleþtirilmiþ bir ahlâk sorunu"ndan baþka bir þey deðildir... Ancak anýmsatalým: Kapitalizmin sýnýflý gerçeðinden kaçarak "ahlâk sorununa" sýðýnmak boþ bir çabadýr. Ahlâk sorunu, ancak "gerçekle" iliþki içinde, "olumsuz olanla boðuþurken" ele alýnabilecek bir þeydir; ve bu da nihai kertede sýnýf endeksli bir olgudur66... Kapitalizmdeki sýnýf ve bunu aþacak devrimci sýnýf gerçeðini görmezden gelirseniz; kapitalizmin sýnýrlarý içine hapsolursunuz! Unutmayýn, kapitalist ideolojinin temel misyonu, burjuva toplumunun ve kapitalizmin anlaþýlmasýný engellemek ve olup bitenleri meþrulaþtýrmaktýr. Kabul edin ya da etmeyin: Marx üretim kavramýný geliþtirirken, proletaryanýn önemini gördü. Üretimin asli öðesi olarak proletaryanýn, geleceðin toplumunu kuracak entelektüel ve 102


Kurtuluþ

fiziksel yeteneklere sahip olduðunu düþündü. "Ýþçi sýnýfýnýn felsefeyle buluþmasý"ndan, yani bunun gerçekleþtirilebilirliðinden söz etti. Proletaryayý, yoksuldan ayýrdý; teorisinde "yoksul" kadar genel ve tanýmsýz bir kategoriden kaçýnmaya çalýþtý... Özetle devrimci Marksizm, proletaryayý "yoksul" olduðu için deðil, devrimi gerçekleþtirerek, sýnýfsýz toplum aþamasýna geçiþi gerçekleþtirebilecek sýnýf olduðu için teorisinin merkezine koydu. Bu da onun teorisini, "ütopik" sosyalistlerin soruna yaklaþýmýndan farklýlaþtýrdý... Burada durup nakledelim: Frank Füredi, "Karamsarlýk bugün Batý'nýn içine iþlemiþ durumdadýr," der ve ekler: "[Oysa] Bizler 'eski güzel günlerin' mevcut koþullarýn yaratabileceði her þeyden daha fazla ilham yarattýðý nostaljik bir evrede yaþýyoruz."67 Bu evrenin yaygýn sorunu: Geçmiþin güzelliði yerine konacak bir hayat, mücadele tarzý, devrimci duruþ ve ideolojik/ kültür bulamayýþýmýzda düðümleniyor... Söz konusu düðümün mutlaka çözülmesi gerek... Devrimci bir yenilenme ancak bununla mümkün olabilecek.. Bu gerekli ve kaçýnýlmazdýr. Çünkü "Soðuk Savaþ" ertesindeki dünyayý açýklama biçimi, genelleþtirilmiþ doðrular ve dogmalar dýþýnda yeterince verimli bir düþünce üretimine tanýk olmadý. Yaratýcý bir düþünce dizgesi kuran devrimci Marksizm de, sonra gelenlerin kurduðu düþüncelerin duraðan, donuk, iktidar amaçlý oluþlarý yüzünden yýprandý ve hâlâ yýpranýyor... Meselemiz bu yýpranmýþlýðý aþabilmektir. Ancak araþtýranlarýn, araþtýrma konusu olmasý gereken uzlaþmalarýyla deðil elbette! VI.5-) "Sonuç Yerine": Deðiþmek... "Yüzleþmek"... Vd... "Bazý yýkýlýþlar, daha parlak kalkýþlarýn teþvikçisidir."68 "Ne kadar yaparsan o kadar olursun."69 Soru(n)larda, "yýpranmýþlýðý aþmak"tan söz ettik... Bunlar kolay deðil; ancak kolay olmayaný da biz(ler), tarihin örgütlü öznesi olmayý baþaran insanlar hâlledecekler...

Bu konuda ilk adým; aslýmýzý reddetmeden yüzleþmeyi, aynaya bakabilmeyi baþarabilmektir: "Yüzleþme korkusu dediðimiz, mevcut bilginin ertelenmesidir bir bakýma... Yüzleþme korkusu... köklü bir inkâr yeteneði geliþtirir/ geliþtirilir..."70 Ýkincisi; devrimci Marksizm inþa hâlindeki bir tarih ise, ki öyledir, öyleyse F. Engels gibi, "Benden öncekilerden daha bilgiliyim, benden sonrakiler de benden daha bilgili olacak," diyebilmeliyiz... Üçüncüsü "baþkalaþma"dan deðiþmektir devrim... Ya da J. R. Cowell'in, "Ancak aptallar ve ölüler düþüncelerini hiç deðiþtiremezler"; C. F. Ketterinf'in, "Dünya deðiþimden nefret eder, yine de ilerlemeyi yalnýzca o saðlamýþtýr"; Picabia'nýn, "Baþlar düþünceler yön deðiþtirebilsin diye yuvarlaktýr"; Leonardo da Vinci'nin, "Tek bir yýldýza baðlanýp kalmýþ kiþi, fikrini deðiþtirmez"; Jawaharlal Nehru'nun, "Bugünün esas olgusu, insan hayatýnda olan büyük deðiþikliðin hýzýdýr," uyarýlarýný unutmamalýyýz... Dördüncüsü, devrimin güncelliði fikrinden asla vazgeçmeden, "barýþçýl devrimi olanaksýz kýlan, þiddetli devrimi kaçýnýlmazlaþtýrýr," gerçeðini yýðýnlara mal edeceðiz... Beþincisi, Devrim yapmak; Bernard Shaw'ýn ifadesiyle, "Nasýl ki saðlýklý bir insan durmadan kendi omuriliði üzerine düþünmezse, saðlýklý bir ulus da durmadan kendi ulusal kökeni üzerine düþünmez," diyen; ve de ýrk/ renk/ sýnýr/ vd'i "sýnýrlýlýklarý" aþan, milliyetçilik karþýtý sýnýrsýz bir enternasyonalizmdir... Altýncýsý, devrim bir yapma/ eyleme iþidir... Bunun içinde devrimciliðin ve devrim yapmak eyleminin spekülatif/ postmodern gevezeliklerden kurtarýlmasý gerekiyor... Yine hatýrlatýp/ nakledelim, bu konuda; Louis E.Boone'un, "Baþarýsýzlýktan yeni þeyleri denemeye korkacak kadar korkmayýn. En üzücü hayatlarýn özeti üç kavram ile tanýmlanabilir: Yapabilirdim, Yapardým, Yapmalýydým"; David Lloyd George'un, "Yapamayanlara kulak asarsanýz hiçbir zaman yapamazsýnýz"; Lao Tzu'nun, "Binlerce kilometrelik yolculuk tek bir adýmla baþlar"; Roberto Baggio'nun, "Dünün hatalarý yarýnýn deneyimleridir"; Erasmus'un, "Talih cesaretli ve atýlganlara güleryüz gösterir"; Churchill'in, "Uçurtmalar rüzgâr kuvvetiyle deðil, bu kuvvete karþý uçtuklarý için yükselirler"; Baudelaire'in, "Ýþini erteleyen insan, iþinin hiçbir zaman yapýlmamasý riskine giren 103


Kurtuluþ

insandýr," sözlerindeki gerçeði özümsemek gerekiyor... Yedincisi, devrim göze almak iþidir. AB standartlarýnda "devrimcilik" olamaz; devrim mücadelesinde Horace'nin, "Güne sarýlýn ve yarýna mümkün olduðu kadar az güvenin"; Jackson Brown'un, "Baþarýnýn gerçek ölçüsü nelere sahip olduðun deðil; nelerden vazgeçebildiðindir," sözlerinin de kulaklara küpe edilmesi gerekir... Sekizincisi, devrim örgütlü bir ýsrarýn, umutlu bir tutkunun eseridir: Eray Canberk'in, "Baþlayan ve Bitmeyen" dizelerindeki üzere: "bitmeden susarsa/ bitmiþ gibi türküsü/ biliyorsanýz eðer/ siz sürdürürsünüz/ /solarsa çiçeði/ vaktinden önce/ anýlarda yaþatýn/ kalsýn ölümsüz..." Dokuzuncusu, Devrim inadýna hafýza demektir; unutmamaktýr; affetmemektir; Filistinli Þair Abu Salma'nýn dizelerinde dile getirdiði gibi, "Gene geleceðiz/ karþýlaþmanýn yollarýnda/ Bir bülbül kulaðýma fýsýldadý/ Gene geleceðiz/ Bülbüller oradalar/ yaþarlar henüz,/ þakýrlar yazýlarýmda/ Gene geleceðiz/ gölgeleri arasýnda özlemin,/ yadýrgamanýn mezarlarýnda/ bizim de bir yerimiz var bu kesin/ Yorulma gönül,/ dönüþün yollarýnda/ çökme sakýn./ Gene geleceðiz/ gene..." Onuncusu, Devrimciler "ün" deðil, efsane yolunda yürümelidirler. Bu konuda Cemal Süreya der ki "Ün, türlü koþullar içinde koþuyu

kazanan bir attýr. Efsane, koþuyu kaybetse de 'kaybettikten sonra da' koþuyu sürdüren bir at. Zapata'nýn atý gibi... Vurulduktan sonra da bir süre uçan kuþ... Halk onu alýr, can kafesinin içine sokar, orda besleyip durur can yongasýyla. Budur efsane. Ünümüz bizden çýkar, ama baþkalarýnýn elindedir. Efsanemiz ise baþkalar��nýn yazgýlarýnda..." Ve nihayet on birincisi, devrim "11 Tez"i canlý tutarak Axel Munthe'nin, "Baþarýný dört þartý; bilmek, istemek, cesaret etmek ve susmak"; Edward Gibbon'ýn, "Ýlerlemeyen gerilemeye mahkûmdur"; J. M. Powe'ýn, "Rüyalarý gerçekleþtirmenin en kestirme yolu, uyumamaktýr"; Thomas J. Watson'ýn, "Yolunuza devam edin ve hata yapýn. Yapabildiðiniz kadar yapýn; çünkü baþarýyý bu yol üzerinde bulacaksýnýz"; Alfred North Whitehead'ýn "Hata yapmaktan korkmak, ilerlemenin ölümüdür"; James B. Conant'ýn, "Kaplumbaðaya dikkat et. Ancak kafasýný çýkarýp risk aldýðýnda ilerleyebiliyor"; Nietzsche'nin, "Uçurumlarý sevenlerin kanatlarý olmalý"; Oscar Wilde'ýn "Baþarý kuvvetli olana gülümser, baþarýsýzlýk zayýflara çullanýr"; La Fontaine'in, "Hiçbir baþarýya çiçekli yollardan ulaþýlmaz"; George M. Adams'ýn, "Herþeye baþtan baþlamak sizin için kötü deðildir; tam tersine bu bir olanaktýr"; Montaigne'nin, "Siz kendinize inanýn, baþkalarý da size inanacaktýr," sözlerindeki praksis vurgusunu yýðýnlarla buluþturmaktýr…

* * * 1-Konfüçyüs. 2-Ethel Barrymore. 3-III. Kongre, Mustafa Suphi ve yoldaþlarýnýn Ocak 1921'de Karadeniz'de boðularak öldürülmesinden sonra toplanan ilk KE toplantýsýydý. Bu toplantýya Türkiye'den Þefik Hüsnü, Sadrettin Celal ve Süleyman Nuri katýlmýþlardý. Süleyman Nuri kongrede yaptýðý konuþmada Mustafa Suphi ve arkadaþlarýnýn öldürülmesinden Mustafa Kemal'i ve genç Türk burjuvazisini sorumlu tutmuþtu. 4-Kararda, "baðýmsýz Türkiye'de bile" iþçi sýnýfýnýn dernek kurma hakkýna sahip olmadýðý hatýrlatýlýyor, bunun da burjuva milliyetçilerinin proletaryaya karþý tutumlarýnýn bir göstergesi olduðu vurgulanýyordu. Ayrýca, Komintern kararýnda, sömürge ülkelerde devrimin, ancak ileri ülkelerdeki bir proleter devrimin eþliðinde zafer kazanabileceðine bir kez daha dikkat çekilmiþti. 5-IV. Kongrede "Türkiye'nin Emekçi kitlelerine Çaðrý" baþlýklý bir bildiri de kaleme alýndý. Türkiye'de son dönemde TKP'ye ve sendikalara yapýlan baskýlarýn kýnandýðý bu metinde, milliyetçi Ankara Hükümeti'nin büyük burjuvazinin yararýna bazý tavizler elde etmek için emperyalistlerle anlaþma yoluna gittiði tespiti yapýlýyor, söz konusu baskýlar da buna baðlanýyordu. Bildiride, TKP'nin milliyetçi burjuva hükümetini her zaman desteklemiþ olmasýna, ortak düþman karþýsýnda kendi programýndan geçici tavizler vermesine raðmen, burjuva hükümet iþçi sýnýfý ve köylülüðün bilinçli temsilcilerini saf dýþý etmek istemektedir, deniyordu. 6-1924 yýlýna kadar her yýl düzenli bir biçimde yapýlan kongreler bu tarihten sonra düzenini kaybedecek,

104


Kurtuluþ

VI. Kongre ancak 1928 yýlýnda, VII. Kongre ise 1935'te yapýlabilecekti. 7-Konfüçyüs. 8-Yaklaþan savaþ tehlikesine de dikkat çekilen programda, emperyalist savaþ durumunda Komintern'in þu üç þiarý yükselteceði belirtiliyordu: emperyalist savaþý iç savaþa çevirmek, "kendi" emperyalist hükümetinin yenilgisi için mücadele etmek ve savaþýn Sovyetler Birliði'ne ve sömürge ülkelere sýçramasý durumunda her yoldan bu ülkeleri savunmak. 9-Kongredeki tartýþmalar sýrasýnda Kýzýl Sendikalar Enternasyonali temsilcisi olarak söz alan Losovski, devrim tiplerinin ve ülkelerin bu kadar çeþitli kategorilere ayrýlmasýný karmaþýk ve anlaþýlmaz bulmuþtu. 10-Nitekim programýn kabul edilmesinden sonraki bir tarihte Stalin SBKP (B) MK Plenumunda yaptýðý bir konuþmada, bu aþamalara itiraz edenleri Troçkizm'e sapmakla suçluyor ve feodal kalýntýlara sahip ülkelerde proletarya diktatörlüðünden önce proletarya ve köylülüðün diktatörlüðünün zorunlu olacaðýný bir kere daha vurguluyordu. 11-Kongrede yaptýðý konuþmada tezlerden bu bölümü aktaran Losovski, buradaki yaklaþýmý eleþtirmiþ, bu tezlere göre hareket edilirse Hindistan'da da Çin'de yapýlan hatalarýn tekrarlanacaðý uyarýsýnda bulunmuþtu. Almanya temsilcisi H. Neumann da ulusal burjuvazinin devrimci bir misyonu olamayacaðýný belirttikten sonra eklemiþti: "Hintli yoldaþlara þimdiden þunu söylemekten çekinmemeliyiz: Hint burjuvazisi size ihanet edecektir, o ihanetin partisidir. Partinin bunu söylememesi, Çin'de yaptýðýmýz en büyük hataydý, bu Çin'de en kötü olanýydý." Ne var ki tüm bu eleþtiriler etkili olamayacak, Kuusinen sömürge sorunu ile ilgili kapanýþ konuþmasýnda eleþtirileri yanýtlarken ulusal burjuvazinin karþý-devrimci kampta yer almadýðýnda ve belirli bir ilerici rol oynayabileceðinde ýsrar edecekti. 12-Bir "iþçi-köylü devrimi" savunmakla birlikte Kuusinen, Komintern'in genel çizgisine paralel olarak, Komünist Partinin baðýmsýzlýðýnýn korunmasý konusunda ýsrarlýydý. "Ýþçi köylü" partilerine karþýydý, köylülükle blok oluþturma politikasýný savunurken, çeþitli sýnýflarla her türden kaynaþmaya karþý çýkýyordu. 13-Komintern kongresine ve sonrasýnda kabul edilen programa "aþamacý" anlayýþ egemen olmasýna raðmen, bu anlayýþa itiraz edenler de vardý. Bu itirazlarý dile getiren Losovski (Kýzýl Sendikalar Enternasyonali temsilcisi), sömürge ve yarý-sömürge ülke komünistlerinin burjuva demokratik devrim tanýmlamasýndan hoþlanmadýklarýný, devrim bu þekilde tanýmlanýnca Komünist Partinin rolü küçültülüyormuþ gibi düþündüklerini, bir KP'nin her zaman ve her yerde sosyalist devrimden yana olmasý gerektiðini ileri sürdüklerini aktarýyor. 14-Losovski, bu tanýmýn yeterince anlaþýlýr olmadýðýný, Lenin'den sonra bu konuya hiçbir biçimde açýklýk getirilmediðini savunarak Komintern'i eleþtiriyor. 15-Diðer yandan Kongre'de, küçük burjuvazi, köylülük ve hatta iþçi sýnýfý kitleleri üzerinde etkisi olan burjuvazinin ulusal reformizminin öneminin küçümsenmesinin komünistlerin tecridine yol açabileceðine de dikkat çekilmiþti. 16-1934 sonlarýnda sosyalist Enternasyonal de kendisine baðlý partilerin komünist partilerle ittifak kurmalarýný yasaklayan kararýný kaldýrdý. 17-Yevgeni Zamyatin. 18-Halil Turhanlý, "Ufkun Ötesindeki Yeni Toplum", Radikal, 11 Ekim 2006, s.11. 19-Gustave Flaubert, Mektuplar- Gustave Flaubert/ George Sand, Arkadaþ Kitaplar. 20-A. Gramsci, Hapishane Defteri, çev: Adnan Cemgil, Belge Yay., 3'üncü baský., 1997, s.76. 21-Guy Debord, Gösteri Toplumu, Çev: Ayþen Emekçi-Okþan Taþkent, Ayrýntý Yay., 2'inci basým, 2006. 22-Timothy Mitchell, "Devrim Planlama", Birikim Dergisi, No:205-206, Mayýs-Haziran 2006, s.70. 23-F. Engels, Ailenin Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni, Sol Yay., s.217. 24-V. Ý. Lenin, Devlet ve Ýhtilal. 25-"Karþýlaþtýðým sosyalizan fikirlerin çoðu, otorite fikirleriyle lekelenmiþ durumdalar. Elbette ki otorite ve zorlama söz konusu bile olmamalý. Her türlü ortaklaþma isteyerek yapýlmalýdýr. Ýnsan, sadece isteyerek giriþtiði iþbirliklerinde kendini iyi hisseder." (Oscar Wilde, Sosyalizm ve Ýnsan Ruhu, Çev: Fatih Özgüven., s.29.) 26-"Devrim? Dün-Bugün-Yarýn", Birikim Dergisi, No:205-206, Mayýs-Haziran 2006, s.26. 27-yagk, s.24. 28-Derya Nizam, "Devrimin Dikiþleri? Laclau ve Mouffe'un Alternatifleri", yagk, s.157. 29-Elias Khoury, "Sadece Anýlar", yagk, s.75-76. 30-Bkz: Birikim Dergisi, No:205-206, Mayýs-Haziran 2006; Ömer Laçiner, "Postmodern Zamanda Devrim", s.28-33; Partha Chatterjee, "Uzun Soluklu Bir Mücadele Olarak Devrim", s.48-51; Tomas Mastnak, "Devrimden Önce Devrim", s.67-68; David Graeber, "Devrimci Eylem Nedir?", s.72-74; Ernestro Laclau, "Devrim Nedir?", s.80-81; Ufuk Uras, "Devrimde Devrim", s.82; Biray Kolluoðlu Kýrlý, "Devrim Ne Zaman?", s.87-89; Saul Newman, "Devrim: Birçok Cephede Ýþleyen Bir Strateji Serisidir", s.90-92; Simon Torney, "Tek Olmayan Devrim", s.93-95; Ayþe Hür, "Biz Devrim'i Çok Sevdik: Devrim Tarihinde Bir Gezinti", s.96-107; Luc Boltanski, "1968 Mayýs'ý Sonrasýnda Sol ve Topyekûn Devrime Duyulan Özlem!", s.108-120; Duygu Gül, "Devrimin Modern Anti-Prensi: Gramsci", s.134-139; Neil Smith, "Baþka Bir Devrim Mümkün", s.170-172;

105


Kurtuluþ

Tuðba Diyar, "Rosa, Bakunin ve Umudun Devrimi", s.173-177. 31-Baruch Spinoza. 32-Taha Akyol, "Yine Sosyalizm ve Liberalizm", Milliyet, 7 Aðustos 2006, s.13. 33-Semih Gümüþ, "Gramsci, Kültür ve Yenilenme", Radikal Kitap, Yýl:5, No:274, 16 Haziran 2006, s.46. 34-Murat Belge, "Adalet", Radikal, 30 Eylül 2006, s.11. 35-Kürþat Kýzýltuð, "Devrimin Konusu: Tüm 'Hayat'...", Birikim Dergisi, No:205-206, Mayýs-Haziran 2006, s.63. 36-Koray Çalýþkan, "Topyekûn Devrim, Sol ve Muhafazakârlýk", Radikal Ýki, 4 Haziran 2006, s.4. 37-Zafer Aydýn, "Solsuzluk", Radikal Ýki, 4 Haziran 2006, s.4. 38-Burada bir ara not: "Radikal sistem deðiþikliði talebinin bir adý var: 'Sosyalizm'. (...) Eðer radikal bir dönüþüm istiyorsak bunu sistemin içinden yapmak metodolojik ve hata postülasýdýr. Sistem kendisini korur ve o dönüþtürümü kendisini iyileþtiren bir katký olarak kullanmaya baþlar." (Hasan Bülent Kahraman, "12 Eylül'ü Aþmak ya da Sosyalizm", Radikal Ýki, 1 Ekim 2006, s.5.) 39-Viktor Kuznetsov, "Sosyalizm Geri mi Dönüyor?", Moskovskiye Novosti, 14 Temmuz 2006. 40-Hasan Bülent Kahraman, "Sol Ama Nasýl?", Radikal Ýki, 16 Temmuz 2006, s.6. 41-Henry David Thoreau, Sivil Ýtaatsizlik, Vadi Yay. 42-Bu konuda Özgür Üniversite Kitaplýðý'ndan çýkan ve Metin Çulhaoðlu ile Can Soyer'in "Solda 'Sivil Toplum' Söylemi: Gerçekler ve Yanýlsamalar" baþlýklý yapýtý çok önemli açýlýmlar saðlýyor... 43-Koray Çalýþkan, "Tek Yol Topyekûn Devrim mi?", Birikim Dergisi, No:205-206, Mayýs-Haziran 2006, s.37. 44-Murat Paker, "Olmak ve Yapmak Gerilimi Arasýnda Devrim Meselesi", yagk, s.41. 45-Murathan Mungan, "... 'Artýk' Devrim Nedir?", yagk, s.44-45-46. 46-Göksel Aymaz, "Bir Uzun Koþuysa Devrim...", yagk, s.86. 47-Canan Özden, "Dünyayý Deðiþtirmek Ýçin Kaç Ýmparatorluk Deðiþtirmek Gerekir?", yagk, s.130. 48-Bkz: John Holloway, "Soyut Emeðin Krizi Biziz", Conatus Çeviri Dergisi, No:5, Nisan-Temmuz 2006, s.163-166. 49-John Holloway, "Devrim Nedir? Bir Milyon Arý Sokmasý, Bir Milyon Erdem", Birikim Dergisi, No:205206, Mayýs-Haziran 2006, s.61-62. 50-J. K. Gibson-Graham, "... 'Mekân Tabanlý Küreselleþme': Devrim Ýçin Yeni Bir Tahayyül", yagk, s.52. 51-Nâzým Hikmet. 52-Semih Yakýn, Lenin Dönemi ya da Mutlaka Okunmasý Gereken Alýntýlar Kitabý, Dipnot Yay., 2006, s.6. 53-yage, s.27. 54-yage, s.105. 55-yage, s.177. 56-Cornelius Castoriadis, Dünyaya, Ýnsan ve Topluma Dair, Ýletiþim Yay., 2001. 57-Nikita Sergeyeviç Kruþçev, Stalin'i "facia" olarak nitelediði ünlü XX. Kurultay konuþmasýnda, "Stalin olmasa Ýkinci Dünya Savaþý olmazdý," der. ("Kruþçev'in 50 Yýl Gizlenen Sözleri", Radikal, 21 Þubat 2006, s.2.) Söz konusu raporda, "tek adam" sisteminin kaldýrýlmasý gerektiði belirten Kruþçev, þöyle devam ediyordu: "Facianýn suçlusu Stalin'dir. Biz yoldaþ Lenin'in ölümünden önce yazdýðý yazýlarý yayýmlamak istiyoruz. Bu yazýlarda Lenin de, Stalin'in görevini suiistimal edebileceði uyarýsýnda bulunarak Stalin'in çok kaba biri olduðunu ve yoldaþlarla çalýþamayacaðýný vurgulamýþtý." ("Yarým Asýrlýk Rapor... Kruþçev: Stalin Dönemi Faciaydý", Cumhuriyet, 24 Þubat 2006, s.10.) 58-Slovan Zizek, Lenin Üzerine, çev: Nilgün Aras, Encore Yay., 2004, s.87. 59-Gloria Mc Kenzie. 60-Jerry Brown. 61-Taha Akyol, "Sosyalizm ve Piyasa", Milliyet, 10 Aðustos 2006, s.15. 62-Burada býrakalým Akyol'a bir baþka "liberal" iktisatçý yanýt versin: "Kabul etmeliyiz ki, salt yoksulluðu da, göreli yoksulluðu da sosyalist sistemler azalttý. Çünkü iþsizliði ortadan kaldýrdýlar." (Hurþit Güneþ, "Yoksulluk, Sosyalizm ve Liberalizm", Milliyet, 9 Aðustos 2006, s.10.) 63-Taha Akyol, "Yoksulluk, Sosyalizm, Liberalizm", Milliyet, 5 Aðustos 2006, s.17. 64-Murat Belge, "... 'Yoksulluk'tan Devam", Radikal, 11 Aðustos 2006, s.11. 65-Murat Belge, "... 'Altta Kalan' Meselesi", Radikal, 12 Aðustos 2006, s.11. 66-"Eðer yaþamaya devam etmek istiyorsanýz, þimdi ihtiyacýnýz olan þey ahlâklý olmaya geri dönüþ deðil, ahlâklý olmayý keþfetmektir..." (Ayn Rand, Ýhtiyacýmýz Olan Felsefe, Türkçesi: Nejdet Kandemir, Plato Film Yay., 2003, s.7.) 67-Tarihin Sonu mu? Fukuyama-Marx-Modernite, Derleyenler: Christopher Bertram-Andrew Chitty, Ýmge Kitabevi, 2006 68-Shakespeare. 69-Angie Papadakis. 70-Murathan Mungan, "Yüzleþme Korkusu", Birikim Dergisi, No:210, Ekim 2006, s.25-26.

106


Kurtuluþ

Kronstand Ayaklanmasý

B

ir Anarþist olan Alexander Berkman'ýn aþaðýdaki yazýsý, olaylar sýrasýnda orda olan ve o tarihi ana tanýklýk yapan birisinin gözlemlerine dayanýyor. Ne var ki bu gözlemler ve Kronstadt olayýndan çýkarýlan sonuçlar, yazarýn ideolojik yaklaþýmý nedeniyle daha çok subjektif bir deðerlendirme haline geliyor. Yazar süreci takip etmiþ, yaþananlarý önemli ölçüde kiþilerin ve Bolþevik Partisinin despotluðuna baðlamýþtýr. Ama yazarýn esas sorunu (niteliðinden baðýmsýz bir biçimde) devlettir. Yazara göre devlet, her zaman özgürlük ve kendi kaderini belirleme hakkýnýn düþmanýdýr. Devletin ruhu, ilkesi yoktur. Onun tek amacý vardýr: iktidarý güvenceye almak ve her ne pahasýna olursa olsun onu elde tutmak. Kronstadt'ýn verdiði politik dersi yazar, bu olarak görmektedir. Bu Anarþistlerin görüþüdür. Yazarýn anlatmak istediði, devlet olursa bu tür olaylarýn olmasýnýn kaçýnýlmaz olduðudur. Bu nedenle (Sosyalist ya da kapitalist) esas olan devlete karþý olmaktýr. Biz ise, devleti bir araç olarak görmekteyiz ve devletsizliði amaçlamaktayýz. Zaten Marksizm'le Anarþizm arasýndaki en temel ayrýmlardan birisi budur. Tarihsel olaylarý ve olgularý bilimsel ve doðru analiz etmek, her þeyden önce temel bir per-

Alexander Berkman Çeviri: Ýrfan Cüre 107


Kurtuluþ

spektife sahip olmayý gerektirir. Tarih, elbette bu perspektifin zihinsel olarak teste tabi tutulabileceði bir laboratuardýr. Çünkü her þey her zaman ayný durmuyor; deðiþik duruyor. O nedenle biz, bize karþý duranlara ait belgelerden ve düþüncelerden de istifade ederiz. Alexander Berkman'ýn aþaðýdaki yazýsýný da o nedenle yayýnlýyoruz. Yazýdaki üslup, dil ve hakaretleri bizim hiçbir biçimde onaylamamýz düþünülemez. Bütün bunlara karþýn, bu yazýyý tarihe baþka bir pencereden bir tanýklýk olarak gördüðümüz için yayýnlýyoruz. Yayýn Kurulu 1-Petrograd'ta Ýþçilerin Huzursuzluðu 1921 yýlý baþlangýcýydý. Uzun savaþ yýllarý, Devrim ve iç mücadeleler Rusya'yý yiyip bitirmiþ ve halký umutsuzluðun kýyýsýna getirmiþti. Fakat iç savaþ nihayet bitmiþti: çok sayýda cephe daðýtýlmýþ ve Antant istilacýlarý ve Rus karþý- devrimcilerinin son umudu Wrangel yenilmiþ ve Rusya topraklarýndaki askeri faaliyeti bitirilmiþti. Halk þimdi sýký Bolþevik rejimde bir yumuþama bekliyordu. Ýç Savaþýn sona ermesinden sonra, komünistlerin, yükleri hafifleteceði, savaþ zamanýnýn kýsýtlamalarýný kaldýracaðý, bazý temel özgürlükleri getireceði ve normal bir yaþamýn örgütlenmesiyle yeni bir baþlangýç yapýlacaðý umuluyordu. Bolþevik hükümet, gerçi halk tarafýndan seviliyor deðildi, ama hükümetin ilan ettiði askeri operasyonlar biter bitmez ülkenin ekonomik yeniden inþasýna baþlama planý iþçilerin desteðini almýþtý. Halk birlikte çalýþmaya, yýkýlmýþ ülkenin inþasý için giriþimci ve yaratýcý çabalar göstermeye istekli idi. Ne yazýk ki, bu beklentiler, boþa çýkmaya mahkumdu. Komünist devlet, boyunduruðu gevþeteceðine iliþkin hiçbir niyet göstermiyordu. Eski politika sürdürüldü, iþin askerileþtirilmesi halký daha fazla köleleþtirdi; yeni baský ve tiranlýkla býktýrdý ve bu yüzden sanayiyi canlandýrmanýn her bir olanaðýný kötürümleþtirdi. Proletaryanýn son umudu söndü: Komünist Partisinin devrimi kurtarmaktan çok politik iktidarý kendi elinde tutmaya büyük bir ilgi gösterdiði inancý geliþmeye baþladý. Rusya'nýn en devrimci öðesi olan Petrograd iþçileri ilkin seslerini yükseltti. Halkýn çektiði sefalet ve acýlarýn büyük bir bölümünün doðrudan sorumlusu olarak, baþka nedenlerin yanýnda, bolþevik merkezileþme, bürokrasi ve köylü ve iþçilere karþý otokratik tavrý suçluyorlardý.

Petrograd'da birçok iþyeri ve fabrika kapandý ve iþçiler kelimenin tam anlamýyla açlýk çekiyordu. Durumu deðerlendirmek üzere düzenledikleri toplantýlar, hükümet tarafýndan bastýrýldý. Devrimci mücadelelerin en ön saflarýnda yer almýþ ve fedakarlýk ve kahramanlýðý tek baþýna kenti Yudeniç'in saldýrýlarýndan kurtarmýþ Petrograd proletaryasý, hükümetin bu yaklaþýmýna öfke duydu. Bolþeviklerce izlenen yöntemlere karþý hoþnutsuzluk, sürekli büyüdü. Baþka toplantýlar düzenlendi ve ayný þeyler oldu. Komünistler Avrupalý ve Amerikalý kapitalistlerle uzlaþmalar yapmaya hazýrken, proletaryaya taviz vermek istemiyorlardý. Ýþçiler bu duruma içerliyordu ve bu öfke yaratýyordu. Hükümeti taleplerini ciddiye almaya zorlamak için, Patronny Cephane imalathanelerinde, Truboçni ve Baltiyski imalathanelerinde ve Laferme fabrikasýnda grev ilan edildi. "Ýþçi ve köylü hükümeti", hoþnutsuz iþçilerle koþullar hakkýnda konuþmak yerine, Petrodgrad'ýn en nefret edilen adamý Zinovyev baþkanlýðýnda savaþ haline uygun bir "savunma komitesi" (Komitet Oborony) kurdu. Bu komitenin açýk hedefi, grev hareketini bastýrmaktý. 24 Þubat'ta grevler ilan edilmiþti. Ayný gün Bolþevikler, Kursanti'leri (Ordu ve Donanmaya subay yetiren Askeri Akademinin komünist öðrencilerini) Petrograd'ýn iþçi semti Vassilevski Ostrov'da toplanan iþçileri daðýtmak üzere gönderdi. Ertesi gün 25 Þubat'ta Vassilevski Ostrov'un öfkeli iþçileri, Donanma imalathanelerini ve Galernaya tersanesini ziyaret ettiler; oradaki iþçilerin, kendilerinin hükümetin otokratik tavrýna karþý protesto eylemlerine katýlmasýný saðladýlar. Grevcilerin sokak gösterisi yapma giriþimi, silahlý askerlerce daðýtýldý. 26 Þubat'ta Petrograd Sovyeti bir toplantý yaptý.Orada Savunma Komitesi ve Cumhuriyet Devrimci Askeri Konseyi üyesi, tanýnmýþ komünist Laþeviç, grev hareketine en sert ifadelerle saldýrdý. Truboçni fabrikasý iþçilerini huzursuzluðu kýþkýrtmakla ve "bencil emek düþmaný (schkurniki) ve karþý-devrimci" olmakla suçladý ve Truboçni fabrikasýný kapatmayý önerdi. Petrograd Sovyeti Yürütme Komitesi (Baþkaný Zinovyev) öneriyi kabul etti. Truboçni grevcileri iþten atýldý ve otomatik olarak yiyecek karnelerine el kondu. Bolþevik Hükümetin bu tarz yaklaþýmý, iþçilerin öfkesini ve muhalefetini daha da artýrdý. Grevcilerin bildirileri þimdi Petrograd cad108


Kurtuluþ

delerinde görünmeye baþladý. Bazýlarý açýkça ifade edilen politik karakter almaya baþladý; 27 Þubat'ta duvara asýlan bildiride þöyle deniyordu: Hükümet politikasýnda tam bir deðiþiklik acilen gereklidir. Her þeyden önce iþçiler ve köylüler özgürlük istiyor. Bolþeviklerin emirlerine göre yaþamak istemiyorlar, kendi haklarýnda kendileri karar vermek istiyorlar. Yoldaþlar, devrimci düzeni koruyun! Kararlý ve örgütlü biçimde þu talepleri haykýrýn: Tutuklanan tüm sosyalistler ve partisiz iþçiler serbest býrakýlsýn Savaþ Hukukuna son; tüm çalýþanlar için söz, basýn ve toplantý özgürlüðü. Ýþyeri ve fabrika komitelerinde (savkomi) ve iþçi dernekleri ve sovyet temsilciliklerinde özgür seçim. Toplantýlar düzenle, delegelerini devlet makamlarýna gönder ve taleplerinin kabul edilmesi için uðraþ. Hükümet iþçilerin taleplerini, sayýsýz tutuklama ve pek çok iþçi örgütünü kapatmayla yanýtladý. Bu yaklaþým, halkýn havasýný daha da anti-bolþevik yaptý; gerici sloganlar duyulmaya baþladý. Nitekim 28 Þubat'ta "Newsky Semti Sosyalist Ýþçileri"nin Kurucu Meclis toplanmasý çaðrýsý yapan bir bildirisi çýktý: Kurucu Meclisten kimlerin korktuðunu biliyoruz. Bunlar halký artýk yaðmalayamayacak olanlardýr. Onlar halk temsilcileri önünde hile, soygunculuk ve tüm suçlarýnýn hesabýný vereceklerdir. Kahrolsun nefret edilen komünistler! Kahrolsun Sovyet hükümeti! Yaþasýn Kurucu Meclis! Bu sýrada Bolþevikler Petrograd'a taþradan çok sayýda asker yýðdýlar ve cephedeki en güvenilir komünist alaylarý kente getirttiler. Petrograd "olaðanüstü savaþ hukuku" altýna alýndý. Grevcilere gözdaðý verildi ve iþçi hareketi demir yumrukla bastýrýldý. II. Kronstadt Hareketi Kronstadt denizcileri Petersburg'da olup bitenlerden çok etkilendiler. Hükümetin grevcilere yaptýðý kaba muameleyi kuþkulu bakýþlarla izlediler. Baþkentin devrimci proletaryasýnýn devrimin ilk gününden beri neler yaptýðýný, Yudeniç'e karþý nasýl kahramanca mücadele ettiðini ve mahrumiyet ve sefalete sabýrla nasýl katlandýðýný biliyorlardý. Fakat Kronstadt, Kurucu Meclisi ya da Petrograd'da kendini gösteren ticaret özgürlüðü talebini

desteklemiyordu. Denizciler, ruh ve eylemleriyle baþtan aþaðý devrimciydiler ve Sovyet sisteminin kararlý destekçisi, ama herhangi bir politik parti diktatörlüðünün de karþýtýydýlar. Petersburg grevcilerine sempati hareketi, Petropavlovsk ve Sivastopol adlý savaþ gemilerinin denizcileri arasýnda baþlamýþtý; bu gemiler, 1917'de Bolþeviklerin ana üsleriydi. Hareket tüm Kronstadt filosunda ve daha sonra da orada yerleþik Kýzýl Ordu alaylarý arasýnda geniþledi. Petropavlosk mürettebatý 28 Þubat günü bir karar metni kabul etti. Burada baþka þeylerin yaný sýra, görev süresi sona ermekte olan Kronstadt Sovyeti için özgür seçim yapýlmasý da talep ediliyordu. Ayný zamanda Petrograd'daki durum hakkýnda bilgi almak üzere bir denizciler heyeti oraya gönderildi. 1 Mart günü Kronstadt'ta Jakorny Meydanýnda bir toplantý yapýldý; toplantý çaðrýsý resmi olarak Baltýk Denizi Donanmasýnýn Birinci ve Ýkinci Filosu tarafýndan yapýlmýþtý. 16.000 denizci, Kýzýl Ordu askeri ve iþçi katýldý. Kronstadt Sovyeti Yürütme Komitesinin Baþkaný, komünist Vassiliev idi. Rus Sosyalist Federatif Cumhuriyeti Baþkaný Kalinin ve Baltýk Denizi Donanmasý Komiseri Kuzmin de vardý ve toplantýda konuþma yaptýlar. Kalinin'in Kronstadt'a geliþinde askeri tören, müzik ve bayrakla karþýlanmasý, denizcilerin Bolþevik Hükümete dostça tavrýnýn bir iþareti olarak belirtilmiþ. 28 Þubat'ta Petrograd'a gönderilen heyet de bu toplantýda raporunu verdi. Bu rapor, Kronstadt'ýn en kötü korkularýný doðruluyordu. Toplantý, Petrograd iþçilerinin makul taleplerinin bastýrýlmasýnda komünistlerin uyguladýðý yöntemlere karþý haklý tepkisini açýktan ifade etti. Petropavlovsk tarafýndan 28 Þubat'ta alýnan karar, açýklandý. Baþkan Kalinin ve Komiser Kuzmin ayný karara sertçe saldýrarak, Petrograd iþçilerini ve Kronstadt denizcilerini suçladýlar. Fakat ileri sürdükleri argümanýn dinleyiciler üzerinde hiçbir etkisi olmadý ve Petropavlovsk Kararý oybirliðiyle kabul edildi. Bu tarihsel belgede þöyle deniyordu: Baltýk Denizi Donanmasý Birinci ve Ýkinci Deniz Filosu Denizcileri Genel Toplantýsýnýn 1 Mart 1921'de Kabul Ettiði Karar Petrograd'taki durumu incelemek üzere Denizciler Genel Toplantýsýnca oraya gönderilen temsilcilerin raporu dinlendikten sonra, aþaðýdaki kararlar alýnmýþtýr: 1. Mevcut Sovyetlerin iþçi ve köylülerin 109


Kurtuluþ

iradesini ifade etmediði olgusu dikkate alýnarak, gizli oy ile derhal yeni seçimler yapýlmalý ve öncesinde yapýlacak seçim kampanyasýnda iþçi ve köylüler arasýnda tam bir ajitasyon özgürlüðü olmalýdýr. 2 .Ýþçiler, köylüler, anarþistler ve sol sosyalist partiler için konuþma ve basýn özgürlüðü uygulanmalýdýr. 3. Ýþçi dernekleri ve köylü örgütlenmeleri için toplanma özgürlüðü garanti edilmelidir. 4. Petrograd, Kronstadt ve Petrograd Eyaleti partisiz iþçiler, Kýzýl Ordu askerleri ve denizcileri konferansý 10 Mart 1921 tarihinden geç olmamak üzere toplanmalýdýr. 5. Sosyalist partilerden tüm politik tutuklular ve iþçi ve köylü hareketleriyle iliþkili olarak tutuklanan tüm iþçiler, köylüler, askerler, denizciler serbest býrakýlmalýdýr. 6. Hapishane ve toplama kamplarýnda bulunanlarýn durumunu incelemek üzere bir komisyon kurulmalýdýr. 7. Hiçbir partinin kendi düþüncelerinin propagandasýný yapmakta ayrýcalýk sahibi olmamasý veya böylesi amaçlarla hükümetten mali yardýmý almamasý gerektiði için, tüm politik bürolar ( politotdell) kapatýlmalýdýr. Bunlarýn yerine yerel olarak seçilecek ve hükümetçe finanse edilecek eðitim ve kültürel amaçlý komisyonlar kurulmalýdýr. 8. Tüm sagryadltelniye otryadi1 kaldýrýlmalýdýr. 9. Saðlýða zararlý iþlerde çalýþanlarýn dýþýnda tüm iþçilerin tayýný (erzak istihkaký) eþit olmalýdýr. 10. Ordunun tüm dallarýnda komünist mücadele bölümleri ile imalathane ve fabrikalarda hizmet gören komünist nöbetçiler kaldýrýlmalýdýr. Bu tür nöbetçilikler veya askeri bölümler kurmak gerekli olursa, o zaman bunlar orduda birliklerce atanmalý ve fabrikalarda da iþçiler tarafýndan seçilmelidir. 11. Köylülere kendi araçlarýyla yetinmek yani ücretli iþçi çalýþtýrmamak koþuluyla kendi topraðýný tam bir serbestlikle iþleme ve hayvan yetiþtirme hakký tanýnmalýdýr. 12. Ordunun tüm bölümleri ve askeri akademide okuyan meslektaþlarýmýz kararlarýmýza katýlmalýdýr. 13. Basýnýn kararlarýmýzý tam metin olarak kamuoyuna sunmasý istenmelidir. 14. Gezici bir denetleme komisyonu kurulmalýdýr. 15. Kendi emeðiyle bireysel küçük çapta

üretime (kutsar) izin verilmelidir. Karar, Tugay toplantýsýnda iki çekimser oyla alýnmýþtýr. Petriçenko, Tugay Toplantýsý Baþkaný. Perepelkin, Sekreter. Kronstadt Garnizonu kararý ezici bir çoðunlukla alýnmýþtýr. Vasilyev, Baþkan. Yoldaþ Kalinin ve Vasilyev aleyhte oy vermiþlerdir. Kalinin ve Kuzmin'in þiddetle karþý çýktýðý bu karar, onlarýn protestosuna raðmen alýndý. Toplantýdan sonra Kalinin hiçbir sataþmayla karþýlaþmadan Petrograd'a geri gidebildi. Ayýn tugay toplantýsýnda Petrograd'daki iþçilere ve oradaki garnizona Kronstadt'ýn taleplerini iletmek ve Petersburg proletaryasýnca Kronstadt'a partisiz delegeler gönderilmesine çalýþmak ve gerçek durumu ve denizcilerin taleplerini duyurmak üzere bir komite seçildi. Otuz üyeden oluþan bu komite, Bolþevikler tarafýndan Petrograd'da tutuklandý. Bu, Komünistin Hükümetin Kronstadt'a ilk darbesiydi. Komitenin kaderi hala bir bilmece olarak durmaktadýr. Kronstadt Sovyetinin görev süresinin sonuna yaklaþýldýðý için, tugay toplantýsýnda, yeni seçimlerin biçimini tartýþmak üzere 2 Mart günü bir delegeler konferansý yapýlmasý kararý alýndý. Bu konferans, gemiler, garnizon, çeþitli Sovyet kurumlarý, iþçi dernekleri ve fabrikalarýn temsilcilerinden oluþmalý ve her örgüt iki delege göndermeliydi. Konferans 2 Mart'ta Eðitim Evinde (Eski Kronstadt Mühendislik Okulu) yapýldý ve aralarýndan komünistler de olmak üzere 300 delege katýldý. Toplantý denizci Petriçenko tarafýndan açýldý ve beþ üyeden oluþan bir baþkanlýk (yürütme komitesi) alkýþlarla seçildi. Delegeler için ana sorun, Kronstadt Sovyetinin yaklaþan seçimlerinin o zamana kadar olandan daha adil temellerde yapýlmasýydý. Toplantý, 1 Mart toplantýsý kararlarýný da ele almalý ve ülkeyi açlýk ve yakacak kýtlýðýnýn yarattýðý umutsuz durumdan çýkartacak yol ve araçlarý tartýþmalýydý. Konferansýn ruhu, baþtan aþaðý sovyetikti: Kronstadt, bir politik partinin müdahalesinden baðýmsýz Sovyetler istiyordu. Ýþçilerin ve köylülerin ihtiyaçlarýný ve iradesini gerçekten yansýtan partisiz Sovyetler istiyordu. Delegelerin tavrý, bürokratik komiserliklerin keyfi egemenliðine karþý düþmanca, ama 110


Kurtuluþ

komünist partisinin kendisine dostça idi. Sovyet sisteminin saðlam taraftarýydýlar ve dostça ve barýþçý yöntemlerle acil sorunlara cidden bir çözüm arýyorlardý. Konferansta ilkin Baltýk Donanmasý Komiseri Kuzmin konuþtu. Enerjisi, yargýlama yeteneðinden daha fazlaydý ve o anýn büyük önemini anlamaktan tamamen uzaktý. Böyle durumlar için yetersizdi. Bu sýradan insanlarýn yani devrim için canlar vermiþ ve umutsuzluða düþecek kadar bitkin düþmüþ denizcilerin ve iþçilerin ruh ve duygularýný etkilemeyi bilmiyordu. Delegeler, hükümet temsilcileriyle konuþmak ve danýþmak için toplanmýþlardý. Ama Kuzmin'in konuþmasý bunun yerine barutun üzerine atýlan ateþ rolü oynadý. Pervasýzlýðý ve utanmazlýðýyla konferansý ateþledi. Petrograd'da iþçi protestolarý olduðunu inkar etti; kentin sakin ve iþçilerin memnun olduðunu açýkladý. Komiserlerin görevlerini övdü; Kronstadt'ýn devrimci niyetini tartýþmalý buldu ve Polonya'dan gelecek tehlikeye karþý uyardý. Alabildiðine aþaðýlýk iftiralara baþvurdu ve tehditler savurdu. Sözlerini "eðer siz açýktan savaþ istiyorsanýz, o zaman göreceksiniz; çünkü komünistler, hükümet dizginlerini býrakmayacaktýr. Sonuna kadar mücadele edeceðiz" diyerek bitirdi. Baltýk Denizi Donanmasý komiserinin bu kaba ve meydan okuyucu konuþmasý, delegeleri aþaðýlayýp hakaret etmeye hizmet etti. Ondan sonraki konuþmacý Kronstadt Sovyeti Baþkaný Komünist Vasilyev'in sözleri, dinleyicilerde hiçbir etki yapmadý. Renksiz ve kararsýzdý. Toplantý sýrasýnda genel hava, belirgin biçimde anti-bolþevik hale geldi. Buna raðmen delegeler, hükümet temsilcileriyle herhangi bir dostça anlaþma gerçekleþebileceðini umut ettiler. Ancak resmi raporun2 açýkladýðý gibi kýsa sürede anlaþýldý ki, "Bizler artýk Kuzmin ve Vasilyev yoldaþlara güvenemezdik, onlarý geçici olarak tutuklamak gerekli oldu, çünkü komünistler silah taþýmaktadýrlar ve telefonlara giriþimiz yoktu. Askerler, toplantýda okunan mektubun ispatladýðý gibi, komünistlerden korkuyorlardý ve komünistler garnizonlarýn toplantý yapmasýna izin vermiyorlardý." Kuzmin ve Vasilyev böylece toplantýdan çýkartýlýp göz altýna alýndýlar. Konferansýn ruhunu anlamak bakýmýndan ilginçtir ki, orada bulunan diðer komünistlerin de tutuklanmasýný isteyen bir önerge, ezici bir çoðunlukla reddedildi. Delegelerin düþüncesine göre,

komünistler diðer örgütlerin temsilcileri olarak eþit olarak görülmeli ve eþit hak ve muameleye sahip olmalýydý. Kronstadt hala Komünist Parti ve Bolþevik Hükümet ile bir anlaþma saðlamak kararýndaydý. 1 Mart kararlarý okundu ve coþkuyla kabul edildi. Bir delege, Bolþeviklerin toplantýya saldýracaklarýný, tüfek ve makineli tüfeklerle silahlanmýþ onbeþ araba dolusu asker ve komünistin bu amaçla yollandýðýný açýkladýðýnda, konferansa o anda büyük bir heyecan hakim oldu. Ýzvestia'nýn haberi þöyle devam ediyordu: "Bu haber, delegeler arasýnda müthiþ bir öfke yarattý. Araþtýrmalar, haberin asýlsýz olduðunu kýsa sürede gösterdi, ama ünlü çekist Dukiss tarafýndan yönetilen bir askeri akademi öðrencileri alayýnýn Krasnaya Gorka Kalesine doðru yola çýkmýþ olduðu söylentisi devam etti." Bu yeni durumu ve Kuzmin ve Kalinin'in tehditlerini göz önüne alarak, Konferans, derhal Kronstadt'ýn bir Bolþevik saldýrýsýna karþý savunmasýný örgütleme sorununu ele aldý. Zaman sýkýþtýrýyordu ve Konferans Baþkanlýðýnýn, kentin huzur ve güvenliðini saðlamakla görevli bir geçici devrimci komiteye dönüþtürülmesi kararlaþtýrýldý. Bu komite ayrýca Kronstadt Sovyeti için yeni seçimlerin yapýlmasýyla ilgili gerekli hazýrlýklarý yapmalýydý. III. Kronstadt'a Karþý Bolþevik Kampanyasý Petrograd'da sinirler gerilmiþti. Yeni grevler patlak vermiþ ve Moskova'da iþçi huzursuzluklarý ile Doðu'da ve Sibirya'da köylü ayaklanmalarý olduðuna iliþkin sürekli rivayetler söz konusuydu. Güvenilir bir basýn özgürlüðü olmadýðý için, halk en abartýlý ve elle tutulur yanlýþ haberlere bile inanýyordu. Tüm gözler tayin edici önemde olaylar beklentisi içinde Kronstadt'a çevrilmiþti. Bolþevikler Kronstadt'a karþý saldýrý örgütlemekte hiç zaman kaybetmediler. Daha 2 Mart'ta Hükümet, Lenin ve Troçki tarafýndan imzalanan bir kararnamede (prikas), Kronstadt hareketi, komünist makamlara karþý bir isyan olarak suçlanmaktaydý. Bu belgede denizciler, "sosyalist devrimcilerin saflarýndan hainlerle birlikte proletarya cumhuriyetine karþý bir karþý-devrimci komplo hazýrlayan eski Çar generallerinin aleti olmakla" suçlanýyordu. Özgür Sovyetler Ýçin Kronstadt Hareketi, Lenin ve Troçki tarafýndan Antant istilacýlarý ve Fransýz ajan111


Kurtuluþ

larýnýn bir ürünü olarak niteleniyordu. Kararnamede deniyordu ki: "28 Þubat'ta Petropavlovsk mürettebatý, Kara Yüzlerin ruhunu canlandýran kararlar aldýlar. Daha sonra eski general Kozlovski sahnede göründü. Bu ve adlarý henüz saptanamayan üç subay, açýktan bir isyan rolünü üstlendiler. Böylece kýsa bir süre önce meydana gelen olaylarýn anlamý açýða çýktý. Sosyalist devrimcilerin arkasýnda yine bir çarcý general duruyor. Bütün bu olaylarý dikkate alarak, Emek ve Savunma Konseyi, 1) eski General Kozlovski ve yardýmcýlarýnýn yasadýþý olduklarýný ilan etmeye, 2) Petrograd kenti ve eyaletinde savaþ hali uygulanmasýna, 3) tüm Petrograd bölgesi üzerinde en üst iktidar yetkisinin Petrograd Savunma Komitesine verilmesine karar vermiþtir." Gerçekten de Kronstadt'ta Kozlovski adýnda bir eski general vardý. Troçki onu oraya topçu uzmaný olarak göndermiþti. Kronstadt olaylarýndan hiçbir rol oynamadý, ama Bolþevikler, denizcileri Sovyet Cumhuriyetinin düþmaný ve hareketlerini de karþý-devrimci olarak suçlamak için onun ismini kullandýlar. Resmi bolþevik basýn þimdi Kronstadt'ý "General Kozlovski'nin baþýný çektiði beyaz komplonun" fideliði olarak niteleyen karalama ve iftira kampanyasýna baþlamýþtý ve proletaryayý "Kronstadt'taki karþýdevrimci ayaklanmaya karþý iþçi ve köylü hükümetini desteklemek ve savunmak üzere toplanmaya" çaðýrmak için komünist ajitatörleri Petrograd ve Moskova'nýn imalathane ve fabrikalarýna gönderdiler. Kronstadt denizcilerinin, generaller ve karþýdevrimcilerle hiçbir alakasý yoktu ve üstelik Sosyalist Devrimciler Partisi'nden yardým almayý da reddettiler. O zaman Reval'de bulunan Viktor Çernov, denizcileri kendi partisi ve talepleri lehine etkilemeye çalýþtý ama Geçici Devrimci Komite ona yüz vermedi. Çernov, Kronstadt'a aþaðýdaki telsiz mesajýný3 gönderdi: Kurucu Meclis Baþkaný Çernov, 1905'den beri tiranlýðýn boyunduruðunu üçüncü kez sarsýp atan kahraman denizci, Kýzýl Ordu askeri ve iþçi yoldaþlara kardeþçe selamlarýný yollar. Birlikler yollayarak yardým etmeyi ve yurtdýþýndaki Rus Kooperatif Dernekleri aracýlýðýyla Kronstadt'a erzak saðlamayý önerir. Neye ve ne kadar ihtiyacýnýz olduðunu bildirin. Kendim bizzat gelerek enerjimi ve yetkimi halk devriminin emrine vermeye hazýrým. Ýþçi kitlelerinin nihai zaferine inanýyorum (..) Yaþasýn halk kurtuluþ bayraðýný yükselten öncüler! Kahrolsun

sað ve sol despotizm! Ayný anda Sosyal Devrimciler Partisi aþaðýdaki mesajý Kronstadt'a aþaðýdaki mesajý gönderdi: Yurtdýþýndaki Sosyal Devrimciler delegasyonu (..) halk öfkesinin taþtýðý þu anda, özgürlük ve halk hükümeti için mücadeleye elindeki tüm araçlarla yardým etmeyi önermektedir. Ne tür yardým istendiðini bildirin. Yaþasýn halk devrimi! Yaþasýn Özgür Sovyetler ve Kurucu Meclis! Kronstadt Geçici Devrimci Komitesi, Sosyal Devrimcilerin önerilerini reddetti. Viktor Çernov'a aþaðýdaki yanýtý gönderdi: Kronstadt Geçici Devrimci Komitesi, yurtdýþýndaki kardeþlere gösterdikleri sempati için en derin teþekkürlerini bildirir. Geçici Devrimci Komite, yoldaþ Çernov'un önerisine müteþekkirdir, ama þimdilik yani geliþmeler daha açýk hale gelinceye kadar [kabul etmekten] geri durmaktadýr. Bu arada her þey göz önünde bulundurulacaktýr. Petriçenko, Geçici Devrimci Komite Baþkaný Fakat Moskova çarpýtma kampanyasýný sürdürdü. 3 Mart'ta Bolþevik Radyo Ýstasyonu bütün dünyaya aþaðýdaki mesajý gönderdi (Bir baþka istasyonun karýþmasý nedeniyle bazý bölümler anlaþýlamadý): (...)Eski General Kozlovski'nin silahlý ayaklanmasýnýn, daha önceki benzer birçok komplolar gibi, Antant ajanlarýnca örgütlendiði, Kozlovski ayaklanmasý daha baþlamadan iki hafta önce Helsingford'tan gönderilen aþaðýdaki telgrafý yayýnlayan Fransýz burjuva gazetesi Matin'den açýkça anlaþýlmaktadýr: "Kýsa bir süre önce gerçekleþen Kronstadt Ayaklanmasýndan sonra Bolþevik Askeri Makamlarý, Kronstadt'ý tecrit etmek ve Kronstadt'lý denizcilerin ve askerlerin Petrograd'a girmesini engellemek için önlemler aldýlar". (...) Kronstadt Ayaklanmasýnýn Paris'te hazýrlandýðý ve Fransýz gizli servisince örgütlendiði açýktýr (...) Yine Paris tarafýndan yönetilen Sosyal Devrimciler, Sovyet Hükümetine karþý ayaklanmalar hazýrlamaktaydýlar ve hazýrlýklarýný henüz tamamlamýþlardý ki, gerçek efendi, Çarlýk Generali ortaya çýktý. Moskova'dan gönderilen çok sayýdaki baþka haberlerin karakterini aþaðýdaki radyo yayýnýndan deðerlendirmek mümkündür: Petrograd sakin ve düzenli. Ve kýsa bir süre önce Sovyet Hükümetine karþý iddialarýn bulun112


Kurtuluþ

duðu birkaç fabrikanýn kendisi bile, þimdi bunun provokatörlerin bir iþi olduðunu görmektedir. Antant ajanlarý ve karþý-devrimciler tarafýndan nereye sürüklenmiþ olduklarýný anlamaktadýr. (…) Tam da þimdi Amerika'da yeni Cumhuriyetçi rejimin Hükümeti aldýðý ve Sovyet Rusya ile ticari iliþkilere eðilim gösterdiði bir zamanda yalan-yanlýþ söylentilerin yayýlmasý ve Kronstadt'da kargaþa örgütlenmesinin tek amacý, yeni Amerikan Baþkanýný etkilemek ve Rusya'ya iliþkin politikasýný deðiþtirtmektir. Ayný zamanda Londra Konferansý da oturumlarýna devam etmektedir ve bu tür söylentilerin yayýlmasý, Türk Delegasyonunu da etkileyebilir ve Antant'ýn talepleri karþýsýnda itaatkar yapabilir. Petropawlovsk mürettebatýnýn ayaklanmasý, kuþkusuz, Sovyet Rusya'da kargaþa yaratmak ve bizim uluslararasý konumumuza zarar vermek isteyen büyük bir komplonun bir parçasýný oluþturmaktadýr. ( ...) Bu plan Rusya içerisinde bir Çarcý general ve eski subaylar tarafýndan yürütülmekte ve bunlarýn faaliyetleri, Menþevikler ve Sosyal Devrimciler tarafýndan desteklenmektedir. Baþkaný Zinovyev tarafýndan yönetilen Petrograd Savunma Komitesi, kent ve eyalet üzerinde tam hakimiyeti üstlendi. Tüm Kuzey kesimi, savaþ hali kapsamýna alýndý ve toplantýlar yasaklandý. Hükümet kurumlarýný korumak üzere olaðanüstü önlemler alýndý ve Zinovyew ile diðer üst dereceli Bolþevik memurlarýn kaldýðý Astoria oteline makineli tüfekler yerleþtirildi. Caddelerdeki ilan tahtalarýna asýlan afiþler, tüm grevcilerin fabrikalara derhal geri dönmesini emrediyor, iþ býrakmayý yasaklýyor ve halký sokaklarda toplanmamasý için uyarýyordu. Bir emirde, "böyle durumlarda askerlerin silah zorunu kullanacaðý, direnme halinde ise, derhal olay yerinde kurþuna dizeceði" belirtiliyordu. Savunma Komitesi, "kentin temizliðini" sistemlice yürütmeyi üstlendi. Kronstadt'a sempati gösterdiðinden kuþkulanýlan çok sayýda iþçi, asker ve denizci tutuklandý. "Politik olarak güvenilmez" olarak görülen tüm Petersburg'lu denizciler ve birçok ordu alayý uzak yerlere gönderilirken, Petersburg'da yaþayan Kronstadt denizcilerinin aileleri rehin olarak hapse alýndý. Savunma Komitesi, 4 Mart'ta kentin üzerinde tayyareden atýlan bildirilerle uygulamasýný Kronstadt'a duyuruyor ve þu açýklamayý yapýy-

ordu: "Savunma Komitesi, tutuklananlarýn, Baltýk Donanmasý Komiseri Kuzmin, Kronstadt Sovyeti Baþkaný Vasilyev ve diðer komünistlere karþýlýk rehin olarak tutulduðunu ilan eder. Tutuklanan yoldaþlarýmýza en küçük bir zarar verildiði takdirde, rehineler bunu hayatlarýyla ödeyeceklerdir." Kronstadt'ýn yanýtý ise þöyleydi: "Biz kan dökmek istemiyoruz. Bizim tarafýmýzdan hiçbir komünist vurulmamýþtýr". IV. Kronstadt'ýn Hedefleri Kronstadt kendini yeniden canlanmýþ hissediyordu. Devrimci coþku, denizcilerin kahramanlýk ve özverisinin alabildiðine tayin edici bir rol oynadýðý Ekim Devrimi günlerindeki seviyesine ulaþtý. Devrimin tek baþýna yönetimi ve Rusya'nýn kaderi Komünist Partisince üstlenildiðinden beri ilk kez, Kronstadt kendini özgür hissediyordu. Yeni bir dayanýþma ve kardeþlik ruhu, denizcileri, garnizon askerlerini, fabrika iþçilerini ve partisiz unsurlarý, ortaklaþa davalarý için birleþik çabada bir araya getirdi. Bizzat komünistlerin kendilerine de tüm kentin kardeþleþmesi bulaþtý ve gelecek Kronstadt Sovyeti seçimlerinin hazýrlýk çalýþmasýna katýldýlar. Geçici Devrimci Komitenin ilk adýmlarý arasýnda, Kronstadt'da devrimci düzenin saðlanmasý ve Komite'nin resmi organý olarak günlük Ýzvestia gazetesinin çýkarýlmasý vardý. Komitenin Kronstadt halkýna ilk çaðrýsý (3 Mart 1921 tarihli ilk sayýda), denizcilerin tavýr ve havasýný anlamak bakýmýndan baþtan aþaðý karakteristik bir özellik taþýmaktadýr. Orada þöyle denmektedir: "Devrimci Komite, kan dökülmemesi için çalýþmaktadýr. Kentte, kalede ve tabyalarda devrimci düzeni örgütlemek için olaðanüstü çaba göstermektedir. Yoldaþlar ve yurttaþlar, iþinizi býrakmayýn! Ýþçiler, makinelerinizin baþýnda kalýn! Denizciler ve askerler, görevinizin baþýnda olun. Tüm sovyet memurlarý ve kuruluþlarý, iþlerine devam etmelidir. Geçici Devrimci Komite, destek ve yardýmlarýnýz için hepinize, yoldaþlara ve yurttaþlara seslenmektedir. Onun görevi, sizlerle kardeþçe ortak çalýþma içinde yeni Sovyetlerde dürüst ve adil seçimler için gerekli koþullarý örgütlemektir." Izvestia sayfalarý, Devrimci Komitenin Kronstadt halkýna olan derin inancýný ve komünist bürokrasinin baskýsýndan kurtuluþun doðru yolu olarak özgür Sovyetlere özlemini 113


Kurtuluþ

fazlasýyla belgelemektedir. Günlük gazetesinde ve radyo mesajlarýnda Devrimci Komite, Bolþeviklerin karalama kampanyasýný hiddetle reddetti ve Rusya ve dünya proletaryasýný tekrar tekrar anlayýþ, katýlým ve yardým göstermeye çaðýrdý. 6 Mart tarihli radyo mesajý, Kronstadt çaðrýlarýnýn ana düþüncesini içermektedir: Davamýz, haklý bir davadýr: Biz partilerin deðil, Sovyetlerin iktidarýný istiyoruz. Ýþçi kitlelerinin özgür seçilmiþ temsilcilerini istiyoruz. Komünist Partisi tarafýndan çalýþtýrýlan ikame sovyetler, bizim ihtiyaç ve taleplerimiz karþýsýnda saðýrdýr. Bize verilen tek yanýt, kurþuna dizmektir (…) Yoldaþlar! Sizi sadece yanýltmýyorlar, tamamen kasýtlý biçimde gerçeði tersine çeviriyor ve en aþaðýlýk iftiralara baþvuruyorlar ( ...) Kronstadt'da tüm güç, yalancý Moskova radyosunun sizleri inandýrmak istediði gibi, Kozlovski denen birinin yönetimindeki karþý devrimcilerin deðil, yalýzca devrimci denizcilerin, askerlerin ve iþçilerin elindedir ( ...) Tereddüt etmeyin yoldaþlar! Bize katýlýn, bizimle iliþkiye geçin! Temsilcilerinizin Kronstadt'a giriþine izin verilmesini isteyin! Bunlar size tüm gerçeði anlatacak ve Finlandiya ve Antant tarafýndan verilen ekmek üzerine söylenen þeytani karalamalarýn boþ olduðunu açýða vuracaktýr. Yaþasýn devrimci proletarya ve köylülük! Yaþasýn özgürce seçilmiþ sovyetlerin iktidarý! Geçici Devrimci Komitenin karargahý ilkin Petropavlovsk bayrak gemisinde idi, ama birkaç gün sonra, Ýzvestia'nýn söylediði gibi, "halk ile daha sýký temas halinde olmak ve Komite'ye ulaþmayý gemide olduðundan daha kolaylaþtýrmak için", Kronstadt'ýn merkezindeki "Halkevi"ne taþýndý. Gerçi komünist basýn Kronstadt'ý "General Kozlovski'nin karþý devrimci ayaklanmasýnýn" kenti olarak suçlamaya devam etse de, gerçek, Devrimci Komitenin salt proleter karakterde olduðu ve büyük bir kesiminin de devrimci baþarýlarý tanýnan iþçilerden oluþtuðudur. Komite, aþaðýdaki 15 üyeden meydana geliyordu: 1.Petriçenko, Kýdemli Memur, Bayrak Gemisi Petropavlovsk 2.Yakovenko, Telefoncu, Kronstadt Bölgesi 3.Ossossov, Makinist, Sivastopol 4.Arçipov, Mühendis 5.Perepelkin, Mekaniker, Sivastopol 6.Patruçev, Baþ Mekaniker, Petropawlowsk 7.Kupolov, Týbbi Baþ Asistan

8.Werþinin, Denizci, Sivastopol 9.Tukin, Elektromekaniker 10.Romanenko, Avyatik tersanesinde muhafýz 11.Oreþin, Üçüncü Sanayi Okulunda Yönetici 12.Valk, aðaç fabrikasý iþçisi 13.Pavlov, Deniz mayýný iþçisi 14.Baykov, Arabacý 15.Kilgast, Açýk deniz tayfasý Koronstadt Ýzvestia'sý mizahi çeþniyi de ihmal etmeksizin bu baðlamda þöyle demektedir: "Sayýn Baylarýmýz Troçki ve Zinovyev, Brusilov'lar, Kamenev'ler, Tuhaçevski'ler ve diðer çarlýk rejimi generalleri sizin tarafýnýzda yer alýrken, bizim generallerimiz iþte bunlardýr." Geçici Devrimci Komite, tüm Kronstadt halkýnýn güvenine sahipti. "Herkese eþit hak ve hiç kimseye ayrýcalýk" ilkesini uygulayarak ve buna kesintisiz baðlý kalarak, genel bir saygýnlýk kazanmýþtý. Pajok (erzak istihkaký) eþitlendi. Bolþevik egemenlik altýnda her zaman iþçilerden çok daha fazla istihkak alan denizciler, bizzat kendileri, artýk ortalama yurttaþ ve iþçiden daha fazla almamayý kararlaþtýrdýlar. Özel gýdalar ve leziz yiyecekler sadece hastanelere ve çocuk yuvalarýna verildi. Devrimci Komitenin Komünist Partisinin Kronstadt'taki üyeleri karþýsýndaki adil ve alicenap tavrý (ki, Bolþeviklerin baskýlarýna ve denizcilerin ailelerini rehine olarak alýkoymalarýna raðmen, bunlardan sadece çok azý tutuklanmýþtý), bizzat komünistlerin saygýsýný kazandý. Ýzvestia'nýn sayfalarý, merkezi hükümetin tavrýný mahkum eden ve Geçici Devrimci Komitenin bakýþ açýsý ve temel kurallarýný kabul eden Kronstadt'lý komünist grup ve örgütlerin çok sayýda açýklamalarýný içermektedir. Birçok Kronstadt'lý komünist, partinin despotizmini ve bürokratik yozlaþmasýný protesto için partiden istifalarýný kamuoyuna açýkladýlar. Ýzvestia'nýn çeþitli sayýlarýnda, içlerinden bazýlarýnýn ifade ettiði gibi, "Troçki celladýnýn partisinde" kalmaya vicdanlarý izin vermeyen yüzlerce komünistin ismi bulunmaktadýr. Komünist Partisinden istifa açýklamalarý, kýsa sürede öylesine arttý ki, partiden toptan bir ayrýlmaya eþit hale geldi4. Büyük bir deste içinden geliþigüzel alýnan aþaðýdaki mektup, Kronstadt'lý komünistlerin duygularýný yeterince karakterize etmektedir: Komünist Partisinin politikasýnýn ülkeyi umutsuz bir çýkmaz sokaða sürüklediði kanýsýna 114


Kurtuluþ

vardým. Parti bürokratik hale geldi, hiçbir þey öðrenmedi ve hiçbir þey öðrenmek istemiyor. 15 milyon köylünün sesini duymak istemiyor. Sadece konuþma özgürlüðü ve ülkenin yeniden inþasýna katýlma fýrsatýnýn, seçim yöntemlerini deðiþtirdikten sonra, ülkemizi içinde bulunduðu uyuþukluktan çýkarabileceðini düþünmek istemiyor. Ayrýca kendimi artýk Rus Komünist Partisinin bir üyesi olarak görmüyorum. Tüm kent toplantýsýnca 1 Mart'ta kabul edilen kararlara tamamen katýlýyorum ve bundan böyle tüm güç ve yeteneðimi Geçici Devrimci Komitenin emirine sunuyorum. Hermann Kanev, Krasniy Komandir (Kýzýl Ordu subayý), 193'ler davasýnda bir politik sürgünün oðlu5. (Izvestia, sayý: 3., 5. Mart 1921.) Yoldaþlar, Sanat okulu, Kýzýl Ordu ve Denizcilik Okullarýndaki öðrencilerim! Yaklaþýk otuz yýldýr halk için daha derin bir sevgi ile yaþadým ve gücümün yettiðince þu ana kadar arzulayan herkese ýþýk ve bilgi götürdüm. 1917 Devrimi, mesleðime daha büyük bir alan açtý; görevimi artýrdý ve ben daha büyük enerjiyle kendimi ideallerimin hizmetine adadým. Komünistlerin "her þey halk için" sloganý, onur ve güzelliðiyle beni büyüledi ve Þubat 1920'de Rus Komünist Partisine aday üye olarak girdim. Fakat barýþçý halka karþý, yaklaþýk yedi bin tanesi Kronstadt'ta bulunan en sevgili çocuklarýma karþý sýkýlan "ilk kurþun", masumlarýn akýtýlan kanlarýndan sorumluluk payým var diye görüleceðim diye, beni dehþete düþürdü. Artýk kendisini þeytani bir eylemle kirletmiþ olan þeye inanamayacaðýmý ve onun propagandasýný yapamayacaðýmý hissediyorum. Bu nedenle daha ilk kurþunla birlikte kendimi Komünist Partisinin üyesi olarak görmeye son verdim. Maria Nikolayevna Þatel (Öðretmen). (Izvestia, sayý 6, 8. Mart 1921.) Bu tür açýklamalar Ýzvestia'nýn hemen her sayýsýnda yer alýyordu. En ilginci, üyelerine yaptýðý çaðrý Ýzvestia'nýn 4 Mart tarihli 2. sayýsýnda yayýnlanan Komünist Partisi Kronstadt Seksiyonu Geçici Bürosunun açýklamasýydý: (... ) Partimizin her üyesi þu andaki durumun önemini anlamalýdýr. Komünistlerin kuþuna dizildiði ve Kronstadt'lý komünistlerin silahlý bir ayaklanmaya baþlayacaklarý þeklinde yanlýþ söylentilere

inanma. Bu tür söylentiler, kan dökülmesine yol açmak için yayýlmaktadýr. Partimizin, iþçi sýnýfýnýn kazanýmlarýný, Ýþçi ve Köylü Sovyetleri Ýktidarýnýn açýk ve gizli tüm düþmanlarýna karþý savunduðunu ve savunmaya devam edeceðini açýklýyoruz. Kronstadt Komünist Partisi Geçici Bürosu, yeni sovyet seçimlerinin aciliyetini kabul eder ve Komünist Partisinin tüm üyelerini seçimlere katýlmaya çaðýrýr. Komünist Partisi Geçici bürosu, tüm parti üyelerine görevlerinin baþýnda kalmalarý ve hiçbir þekilde Geçici Devrimci Komitenin kurallarýna engel olmamalarýný veya onun yoluna müdahale etmemeleri talimatýný verir. Yaþasýn Sovyet Ýktidarý! Yaþasýn iþçilerin uluslararasý birliði! Komünist Partisi Kronstadt Seksiyonu Geçici Bürosu F. Pervuþin, J. Ilyin, A. Kabanov Benzer biçimde çeþitli diðer sivil ve askeri örgütler de Moskova rejimine karþý muhalefetlerini ve Kronstadt denizcilerinin taleplerini tamamen desteklediklerini ifade ettiler. Bu içerikte birçok karar, Kronstadt'da yerleþik veya tabyalarda görev yapan Kýzýl Ordu birliklerince de kabul edildi. Aþaðýdaki metin onlarýn genel ruh hali ve eðilimini göstermektedir: Biz "Krasnoarmejetz" tabyasýndaki Kýzýl Ordu askerleri, tamamen Geçici Devrimci Komitenin yanýnda yer alýyoruz ve Devrimci Komiteyi, iþçileri ve köylüleri sonuna kadar savunacaðýz. (…) Hiç kimse tayyareden atýlan Komünist bildirilerin yalanlarýna inanmamalýdýr. Burada bizim hiçbir generalimiz ve çarlýk yanlýsý subayýmýz yok. Kronstadt her zaman iþçi ve köylülerin kentiydi ve öyle de kalacaktýr. Generaller komünistlerin hizmetindedir. (…) Ülkenin kaderinin teraziye konduðu þu anda, iktidarý elimize aldýðýmýzý ve Devrimci Komiteyi mücadeleye önderlik görevi verdiðimizi açýklýyoruz. Tüm garnizona ve emekçi kitlelere açýklýyoruz ki, emekçi kitlelerin özgürlüðü uðruna ölmeye hazýrýz. Üç yýllýk komünist boyunduruk ve terörden kurtulmuþ olarak, tek bir adým geri atmaktansa ölmeyi tercih ederiz.Yaþasýn emekçi halkýn özgür Rusya'sý! "Krasnoarmejetz" tabyasý askerleri (Izvestia, sayý 5, 7 Mart 1921.) Kronstadt, tutkulu bir özgür Rusya sevgisiyle ve gerçek sovyetlere sýnýrsýz bir inançla doluydu. Tüm Rusya'dan ve özellikle 115


Kurtuluþ

Petrograd'dan destek alacaðýna ve böylece ülkenin nihai kurtuluþunun saðlanacaðýna inanýyordu. Kronstadt Ýzvestia'sý, sürekli bu tavrý ve bu umudu dile getiriyordu. Ve çok sayýdaki makale ve çaðrýlarda Bolþeviklere karþý kendi konumunu açýkça belirlemeye ve yeni bir hayatýn kendisini ve tüm Rusya için temel ilkelerini koymaya çalýþýyordu. Bu büyük özlem, gerekçelerinin temizliði ve ateþli bir kurtuluþ umudu, Kronstadt Geçici Devrimci Komitenin resmi organýnýn sayfalarýndan çarpýcý biçimde yükseliyor ve askerler, denizciler ve iþçilere hakim olan ruhu tam olarak ifade ediyordu. Kronstadt'ý karþý-devrimci ve beyaz komplonun aleti olmakla suçlayan bolþevik basýnýn zehirli saldýrýlara, Moskova radyosundan tüm dünyaya gönderilen alçakça yalanlara karþý, tüm bunlara karþý, Devrimci Komite onurluca yanýt verdi. Bolþeviklerin hangi seviyeye düþtüklerini Kronstadt halkýna göstermek için, çoðu kez kendi yayýn organýnda Moskova'nýn bildirilerini aynen verdi. Yeri geldiðinde komünist yöntemler, Ýzvestia tarafýndan haklý bir öfkeyle açýða çýkarýlýp teþhir edildi. Örneðin 8 Mart 1921 tarihli 6. sayýdaki "Biz ve Onlar" baþlýklý yazýda olduðu gibi: Ellerinden kayýp giden iktidarý nasýl tutacaklarýný bilemeyen komünistler, en çirkin provokatif yollara baþvuruyorlar. Onlarýn aþaðýlýk basýný, kitleleri kýþkýrtmak ve Kronstadt hareketini beyaz muhafýzlarýn bire komplosu olarak göstermek için elinden geleni yapýyor. Þimdi bir utanmaz alçaklar kliði, tüm dünyaya "Kronstadt kendini Finlandiya'ya sattý" lafýný yayýyor. Gazeteleri ateþ ve zehir kusuyor. Kronstadt'ýn karþý-devrimcilerin elinde olduðu yalanýna proletaryayý ikna etmeyi baþaramadýklarýndan dolayý, þimdi de milliyetçi duygularý harekete geçirmeye çalýþýyorlar. Tüm dünya zaten radyolarýmýzdan, Kronstadt garnizonu ve iþçilerinin ne için mücadele ettiðini biliyor. Fakat komünistler, olaylarýn anlamýný tersine çevirmeye ve böylece Petrograd'lý kardeþlerimizi yanýltmaya çalýþýyorlar. Petrograd, Kursanti'lerin ve "muhafýzlar" partisinin süngüleriyle çember altýna alýnmýþtýr. Ve Maliuta Skuratow - Troçki - partisiz iþçi ve askerlerin Kronstadt'a gitmesine izin vermemektedir. Onlarýn burada tüm gerçeði öðreneceðinden, gerçeðin komünistleri derhal silip süpüreceðinden ve böylece aydýnlanmýþ kitlelerin kendi iktidarlarýný kendi nasýrlý eller-

ine alacaklarýndan korkmaktadýr. Petro-Sovyetin (Petrograd Sovyetinin) bizim radyo ile yolladýðýmýz telgrafa yanýt vermemesinin asýl nedeni budur; o mesajda biz gerçekten tarafsýz (partisiz) yoldaþlarýn Kronstadt'a gönderilmesini rica etmiþtik. Kendi canlarýnýn telaþýna düþtükleri için, komünist önderler, gerçeði saklýyor ve Kronstadtdta Beyaz Muhafýzlarýn iþ baþýnda olduðu, Kronstadt proletaryasýnýn kendisini Finlandiya'ya ve Fransýz ajanlarýna sattýðý, Finlilerin Kronstadt'lý asilerin (miyatezniki) yardýmýyla Petrograd'a saldýrmak için zaten bir ordu kurduklarý, vb. yalanlarýný yayýyorlar. Bütün bunlara biz þu yanýtý verebiliriz: Tüm Ýktidar Sovyetlere! Ellerinizi, Beyaz Muhafýzlara, toprak sahiplerine ve burjuvaziye karþý mücadele ölen özgürlük þehitlerinin kanlarýyla kýzýllaþmýþ ellerinizi, Sovyetlerden çekin! Kronstadt basit ve açýk bir dille, özgürlük ve kendi kaderini kendi belirleme olanaðýný elde etmek için yanýp tutuþan halkýn istemini dile getirmeye çalýþtý. Kendisini deyim yerindeyse, Ekim Devriminde halkýn uðruna mücadele etmiþ olduðu büyük amaçlarý savunma amacýyla, Rus proletaryasýnýn yaklaþan ayaklanmasýnda onun öncüsü olarak hissediyordu. Kronstadt'ýn sovyet sistemine olan inancý derin ve saðlamdý; onun kapsamlý sloganý þuydu: Tüm Ýktidar Sovyetlere; Partilere Deðil! Program buydu. Bunu geliþtirmeye veya teorileþtirmeye zamaný yoktu.Halkýn komünist boyunduruktan kurtuluþu için mücadele söz konusuydu. Bu artýk dayanýlmaz boyunduruk yeni bir devrimi, üçüncü devrimi zorunlu kýlmýþtý. Özgürlük ve barýþa giden yol, "yeni devrimin köþe taþý" olan özgürce seçilmiþ Sovyetlerden geçiyordu. Ýzvestia sayfalarý, Kronstadt denizcileri ve iþçilerinin doðruluðu, bilinçli duyarlýlýðý ve üçüncü devrimin yol açýcýsý olarak kendi misyonuna olan dokunaklý inancýna iliþkin zengin belgeler içermektedir. Bu özlem ve umutlar, Ýzvestia'nýn 8 Mart tarihli 6. sayýdaki "Ne için Mücadele Ediyoruz" baþlýklý baþyazýda açýk-seçik anlatýlmýþtýr: Ýþçi sýnýfý Ekim Devrimiyle kendi kurtuluþuna ulaþmayý umut etmiþti. Ama bunu, insani kiþiliklerin daha büyük köleleþtirilmesi izledi. Polis ve jandarma monarþisinin iktidarý, halka özgürlük vermek yerine onu sürekli Çeka korkusuyla sindiren, kendi zalimlikleri bizzat Çarlýk'ýn jandarma rejimini geçen sömürücü116


Kurtuluþ

lerin -komünistlerin- eline düþmüþtür (…) En kötüsü ve canice olaný ise, komünistlerin manevi hileleridir: Ellerini emekçi kitlelerin iç dünyasýna da sokmakta ve herkesi, komünist talimatlara göre düþünmeye zorlamalarýdýr. (...) Ýlkin emeðin kurtuluþunun kýzýl bayraðýný yükselten cefakar emekçilerin Rusya'sý, komünist egemenliðin þaný için düþen þehitlerin kanýyla sulandý. Bu kan denizinde komünistler Ýþçi Devriminin tüm parlak vaatlerini ve olanaklarýný boðdular. Þimdi açýða çýktý ki, Rus Komünist Partisi, kendisini gösterdiði gibi, hiç de iþçi kitlelerinin savunucusu deðildir.Emekçi halkýn çýkarlarý, ona yabancýdýr. Ýktidarý ele geçirdi ve þimdi de onu kaybetmekten korkmakta ve bu nedenle her aracý kullanmaktadýr: iftira, hile, þiddet, öldürme ve isyancýlarýn ailelerinden intikam alma. Uzunca süren sabýr, artýk bitti. Orada burada ülke, baský ve þiddete karþý mücadele içinde isyan ateþiyle aydýnlanmaktadýr. Ýþçilerin grevleri arttý; ama Bolþevik polis rejimi, kaçýnýlmaz üçüncü devrimin patlak vermesine karþý tüm önlemleri aldý. Fakat her þeye raðmen devrim geldi ve emekçi kitlelerin elleriyle yapýlmaktadýr. Komünizmin generalleri, bunun ayaklanmýþ halk olduðunu, komünistlerin sosyalizm ideallerine ihanet ettiði kanýsýna varmýþ halk olduðunu açýkça görmektedirler. Kendi güvenliklerinden korkmakta ve belki de kendilerini iþçilerin öfkesinden kurtarabilecekleri hiçbir yer olmadýðýný bilerek, komünistler hala isyancýlarý hapisle, kurþunlamakla ve diðer barbarlýklarla sindirmeye çalýþmaktadýr. Ama komünist diktatörlük altýnda yaþamak, ölümden daha beterdir (…) Ara yol yok. Ya zafer ya ölüm! Karþýdevrim korkusunun saðdan ve soldan olduðuna örnek, Kronstadt tarafýndan verilmiþtir. Burada büyük devrimci eylem gerçekleþti. Monarþizmin üç yüz yýllýk despotizmini gölgede býrakan, komünist otokrasinin üç yýllýk tiranlýk ve baskýsýna karþý ayaklanmanýn bayraðý burasýdýr. Ýþçilerin son zincirlerini kýracak ve sosyalist yaratýcý faaliyetin yeni, geniþ yolunu açacak olan Üçüncü Devrimin köþe taþlarý burada Kronstadt'da döþendi. Bu yeni devrim, Doðu'da ve Batý'da kitleleri uyandýracak ve hükümet talimat göre basma kalýp komünist "inþa"nýn aksine, yeni sosyalist inþa faaliyetinin örneði olarak hizmet edecektir. Çalýþan kitleler, þimdiye kadar iþçiler ve

köylüler adýna olmuþ olanlarýn sosyalizm olmadýðýný öðrenecektir. Tek bir kurþun sýkýlmadan, tek bir damla kan akýtýlmadan, ilk adým atýlmýþtýr. Ýþçilerin kan dökmeye ihtiyacý toktur. Onlar bunu ancak öz savunma için dökerler (…) Ýþçiler ve köylüler, Kurucu Meclisi (uçredilka) burjuva rejimiyle ve iþçilerin boðazýna halkayý geçirmiþ ve boðmakla tehdit eden komünist parti diktatörlüðünü de Çeka ve devlet kapitalizmiyle arkalarýnda býrakýp ileri gidiyorlar. Þu andaki deðiþiklik, iþçi kitlelerine, nihayet parti kamçýsý korkusu olmaksýzýn iþleyecek, özgürce seçilmiþ Sovyetleri saðlama almak fýrsatýný veriyor. Þimdi onlar, hükümetin egemen olduðu iþçi derneklerini iþçi, köylü ve emekçi aydýn insanlarýn gönüllü birliklerine çevirebilirler. Nihayet komünist otokrasinin polis sopasý kýrýlmýþtýr. Program ve doðrudan talepler bunlardý; iþte bunlardan dolayý Bolþevik Hükümet 7 Mart 1921 günü akþam saat 6:45'de Kronstadt'a karþý saldýrýya baþladý. V. Bolþeviklerin Kronstadt'a Ültimatomu Kronstadt alicenap idi. Bütün provokasyonlara, kentin abluka altýna alýnmasýna ve Bolþevik hükümetin misilleme kurallarýna raðmen, tek damla komünist kaný dökmedi. Komünistlerin intikam örneðini taklit etmeye tenezzül ermedi ve dahasý o kadar ileri gitti ki, hiç kimsenin Komünist Parti üyelerine saldýrarak kendisini suçlu duruma düþürmemesi için Kronstadt halkýný uyardý. Geçici Devrimci Komite, üstelik Bolþevik Hükümet denizcilerin Petrofrad'da rehin tutulanlarýn serbest býrakýlmasý talebini görmezden geldikten sonra, Kronstadt halkýna bu içerikte bir çaðrý yaptý. Radyo aracýlýðýyla Petrograd Sovyetine gönderilen talep ve Geçici Devrimci Komitenin bildirisi, ayný gün (7 Mart) yayýnlandý. Þöyle deniyordu: Kronstadt Geçici Devrimci Komitesi, Petrograd Sovyeti tarafýndan rehin tutulan denizci, iþçi ve Kýzýl Ordu askerlerinin ailelerinin 24 saat içerisinde serbest býrakýlmasýný, Kronstadt Garnizonu adýna talep eder. Kronstadt Garnizonu, komünistlerin Kronstadt'da tam bir özgürlük içinde olduklarýný ve ailelerinin de mutlak bir güvenlik içinde olduklarýný açýklar. Petrograd Sovyeti'nin örneði, burada taklit edilmeyecektir; çünkü biz böylesi yöntemleri (rehin alma), bunlar umut117


Kurtuluþ

suz bir öfkeden kaynaklýyor olsa bile, alabildiðine utanç verici ve çürümüþlük olarak görüyoruz. Tarih böyle bir alçaklýk tanýmýyor. Denizci Petriçenko, Geçici Devrimci Komite Baþkaný, Kilgast, Sekreter. Kronstadt halkýna seslenen bildiride ise, þöyle deniyordu: Ýþçi kitlelerinin komünist diktatörlük tarafýndan uzun zamandýr devam eden ezilmesi, halk arasýnda çok doðal öfke ve kine yol açmýþtýr. Bunun bir sonucu olarak, bazý olaylarda komünistlerin akrabalarý iþlerinden atýlmýþ ve boykot edilmiþlerdir. Bu asla kabul edilemez. Biz intikam peþinde koþmuyoruz. Biz kendi emek çýkarlarýmýzý savunuyoruz. Kronstadt kendi kutsal seferinin ruhu içinde yaþýyordu. Davasýnýn haklýlýðýna tereddütsüz inancý vardý ve kendisini devrimin gerçek savunucusu olarak hissediyordu. Bu ruh hali içerisinde denizciler, Hükümetin kendilerine silahla saldýracaðýna inanmýyorlardý. Yeryüzü ve denizlerin bu sade çocuklarýnýn bilinç altýnda belki de, sadece þiddetle zafere eriþilemeyeceði duygusu fýþkýrmýþtý. Slav psikolojisi, davanýn haklýlýðý ve devrimci ruh gücünün zafer kazanmasý gerektiðine inanýr görünmekteydi. Kronstadt ne olursa olsun saldýrýya geçmeyi reddetti. Devrimci Komite, askeri uzmanlarýn büyük stratejik önemi olan Oranienbaum'da bir kaleyi derhal ele geçirme önerisini kabul etmek istemedi. Kronstadt denizcileri ve askerleri, özgür Sovyetlerin kurulmasýný istiyorlardý ve saldýrýlara karþý haklarýný savunmak istiyorlardý ama saldýrgan olmak istemiyorlardý. Þimdi Petrograg'da, Hükümetin Kronstadt'a karþý askeri operasyonlar hazýrladýðýna iliþkin sürekli söylentiler dolanýyordu; ama halk bu hikayelere inanmýyordu. Mesele saçma deðilse de, çok öfkelendirici gözüküyordu. Daha önce belirtildiði gibi, Savunma Komitesi (resmen Emek ve Savunma Sovyeti olarak tanýnýyor), baþkentte "olaðanüstü kuþatma hali" ilan etti. Toplantýlara ve sokaklarda toplaþmalara izin verilmiyordu. Petrograd iþçileri Kronstadt'ta neler olduðu konusunda çok az þey biliyorlardý; çünkü tek ulaþýlabilecek haber kaynaðý komünist basýn ve sýkça yayýnlanan bildirilerdi ki, onlarda da "Çarlýk Generali Kozlovski'nin Kronstadt'da karþý-devrimci bir ayaklanma örgütlediði" anlatýlýyordu. Halk, Kronstadt meselesini ele almak üzere yapýlacaðý duyurulan Petrograd Sovyeti toplantýsýný merakla bekliyordu.

Petro-Sovyet 4 Mart'ta toplandý; giriþ kartlý idi ve bunu da kural olarak sadece komünistler alabiliyordu. Bu satýrlarýn yazarý da o zaman Bolþeviklerle ve özellikle Zinovyev ile dostça iliþkileri nedeniyle toplantýda vardý. Petrograd Sovyeti Baþkaný olarak oturumu Zinovyev açtý ve uzun bir konuþma yaparak Kronstadt'daki durumu deðerlendirdi. Ýtiraf ederim ki, bu toplantýya Zinovyev'in bakýþ açýsýný doðru kabul eden bir düþünce ile gelmiþtim. Kronstadt'da karþý-devrimci etkilerin olabileceði ihtimali çok az da olsa kafamda vardý. Fakat bizzat Zinovyev'in konuþmasý beni, komünistlerin denizcilere yönelik iddialarýnýn tamamen uydurma olduðu ve gerçek hiçbir yanýnýn olmadýðýna kanýsýna ulaþtýrdý. Ben Zinovyev'i daha önce çeþitli toplantýlarda dinlemiþtim. Eðer önkoþullarý varsa, karþýsýndaki ikna etmeyi bilen bir konuþmacýydý. Fakat bu kez tüm tavýrlarý, argümanlarý, sesinin tonu ve tarzý, bütün bunlar sözlerinin yalan olduðunu açýða vuruyordu. Vicdanýnýn kendi sözlerini nasýl protesto ettiðini hissedebiliyordum. Kronstadt'a karþý getirilen tek "kanýt", talepleri haklý ve hatta ölçülü olan 1 Mart kararlarý idi. Ve sadece bu belge temelinde ve Kalinin'in denizcileri sert ve neredeyse histerik denecek suçlamalarýna dayanarak, uðursuz adým atýldý. Daha önceden hazýrlanmýþ ve Zinovyev'in sað kolu Yevdokimov'un davudi sesiyle okuduðu Kronstadt'a karþý karar, hoþgörüsüzlük ve kana susamýþlýðýn zirvesindeki delegeler tarafýndan, Petrograd fabrikalarýnýn birçok delegesi ve denizcilerin sözcülerinin þiddetli protestolarý altýnda, kabul edildi. Karar, Koronstadt'ý Sovyet Ýktidarýna yönelik karþýdevrimci ayaklanma yapmakla suçlu ilan ediyor ve derhal teslim olmasýný istiyordu. Bu bir savaþ ilanýydý. Bizzat birçok komünist kararýn uygulamaya konulacaðýna inanmak istemiyordu. Bir zamanlar Troçki'nin denizcileri adlandýðý gibi, "Rus Devriminin onur ve þaný"na karþý silahla saldýrmak korkunç bir þey olurdu. Birçok makul komünist, arkadaþ çevrelerinde konuþurken, böyle kanlý bir eyleme baþvurulursa, partiden ayrýlacaklarý tehdidinde bulunuyordu. Troçki'nin Petro-Sovyet'te konuþacaðý bekleniyordu. Ve onun toplantýda olmamasý, kimileri tarafýndan durumun ciddiyetinin abartýlacaðýnýn iþareti olarak deðerlendirildi. Fakat Troçki gece Prtrograd'a geldi ve ertesi sabah 5 Mart'ta Kronstadt'a ültimatom verdi: Ýþçi ve Köylü Hükümeti, Kronstadt ve 118


Kurtuluþ

isyancý gemilerin derhal Sovyet Cumhuriyetinin otoritesine boyun eðmesi gerektiði kararýný aldý. Bu nedenle Sosyalist Anavatana el kaldýran herkese, derhal silahlarýný býrakmalarýný emrediyorum. Direnenler silahsýzlandýrýlacak ve sovyet makamlarýna teslim edilecektir. Tutuklanan komiserler ve diðer hükümet temsilcileri derhal serbest býrakýlacaktýr. Sadece ve sadece kayýt þartsýz teslim olanlar, Sovyet Cumhuriyetinin merhametini umabilirler. Ayný zamanda isyanýn bastýrýlmasý ve isyancýlarýn silah zoruyla ezilmesi için hazýrlýk yapýlmasýný emrediyorum. Barýþçýl halkýn maruz kalacaðý zararlarýn sorumluluðu tümüyle karþý-devrimin elebaþlarýnda olacaktýr. Bu uyarý, son ve kesindir. Troçki, Cumhuriyetin Devrimci Asker Sovyeti Baþkaný, Kamenev, Baþkomutan Durum vahim görünüyordu. Petrograd ve çevresine sürekli büyük askeri güçler yýðýlýyordu. Troçki'nin ültimatomunu, tarihsel bir tehdit içeren bir prikas [emirname] izledi: "Hepinizi sülünler gibi kurþuna dizeceðim." O zamanlar Petrograd'da bulunan bir anarþist grup, Bolþeviklerin Kronstadt'a saldýrma kararýný bir kere daha düþünmelerini saðlamak için son bir giriþimde bulundu. Durum umutsuz da görünse, Rusya'nýn devrimci gençlerinin, Kronstadt denizcileri ve iþçilerinin yaklaþan katliamýný önlemek için çaba harcamayý, devrime karþý yükümlülükleri olarak hissediyorlardý. 5 Mart'ta Kronstadt taleplerinin barýþçýl niyetini ve haklýlýðýný vurgulayan, komünistlere denizcilerin kahraman devrimci tarihilerini anýmsatan ve çatýþmayý yoldaþlara ve devrimcilere layýk bir tarzda giderecek bir yöntem önerisi getiren bir protestoyu Savunma Komitesine gönderdiler. Bu belgede þöyle deniyordu: Petrograd Emek ve Savunma Sovyetine, Baþkan Zinovyev, Þimdi susmak imkansýz, dahasý suçtur. Son olaylar biz anarþistleri konuþmaya ve mevcut duruma iliþkin tavrýmýzý açýklamaya zorlamaktadýr. Ýþçiler ve denizciler arasýnda meydana gelen kargaþa ve huzursuzluk ruhu, üzerine tüm ciddiyetimizle eðilmemiz gereken ana nedenlerin bir sonucudur. Soðuk ve açlýk, hoþnutsuzluk üretmekte ve bir tartýþma ve eleþtiri fýrsatýnýn olmayýþý, iþçileri ve denizcileri þikayetlerini açýkta ifade etmeye zorlamaktadýr. Beyaz Muhafýz çeteleri, bu huzursuzluðu

kendi sýnýf çýkarlarý lehine kullanmak istemektedir ve bunun için denemeler yapmaktadýr. Ýþçi ve denizcilerin arkasýna gizlenerek, Kurucu Meclis, ticaret özgürlüðü ve benzeri sloganlarý atmaktadýrlar. Biz anarþistler bu sloganlarýn yalanlarýný çoktan açýða çýkarmýþtýk. Ve tüm dünya önünde ilan ederiz ki, Sosyal Devrimin tüm dostlarýyla ve Bolþeviklerle ele ele vererek, karþý-devrimci her giriþime karþý silahla mücadele edeceðiz. Sovyet Hükümeti ile iþçiler ve denizciler arasýndaki çatýþmaya gelince, bunun silah zoruyla deðil, aksine devrimci arkadaþlýk, kardeþlik anlaþmasýyla çözülmesi gerektiði kanýsýndayýz. Eðer Sovyet Hükümeti kan dökmeye baþlarsa, bu, verili koþullarda, iþçileri korkutmayacak ve yatýþtýrmayacaktýr. Tam tersine durumun daha da keskinleþmesine hizmet edecek ve Antant'ýn ve iç düþmanlarýn elini güçlendirecektir. Daha da önemlisi, Ýþçi ve Köylü Hükümetinin iþçilere ve denizcilere þiddet uygulamasý, uluslararasý devrimci harekete karþý tepkici etkilere neden olacak ve dünyanýn her yerinde Sosyal Devrime hesaplanamayacak zararlar verecektir. Bolþevik yoldaþlar! Zaman geçmeden, bir kere daha düþünün! Ateþle oynamayýn. Çok ciddi ve tayin edici bir adým atmakta olduðunuzu biliyorsunuz. Size þu öneriyi yapýyoruz: Ýkisi anarþistlerden olmak üzere beþ kiþilik bir komisyon seçilsin. Bu komisyon, çatýþmayý barýþçýl biçimde sona erdirmek için Kronstadt'a gitsin. Verili durumda bu en radikal yöntemdir. Uluslararasý devrimci anlamý olacaktýr. Petrograd, 5 Mart 1921. Alexander Berkman, Emma Goldman, Perkus, Petrovski Kronstadt sorunu ile ilgili olarak bir yazýnýn Savunma Sovyetine sunulmasý gerektiði kendisine bildirilen Zinovyev, bunun için kendi özel temsilcisini gönderdi. Adý geçen organýn bu mektubu tartýþýp tartýþmadýðý, bu satýrlarýn yazarýnca bilinmemektedir. Ama her halükarda bu meselede hiçbir þey olmadý. VI. Ýlk Ateþ Kahraman ve alicenap Kronstadt, baþlamasýyla gurur duyduðu Üçüncü Devrimle Rusya'nýn kurtuluþunu hayal ediyordu. Hiçbir program formüle edilmemiþti. Sloganý, özgürlük ve evrensel kardeþlik idi. Üçüncü Devrimi, 119


Kurtuluþ

ilk adýmýný hiçbir politik partinin hakimiyeti altýnda olmayan, halkýn iradesini ifade eden ve onun çýkarlarýna uygun baðýmsýz sovyetler için özgür seçimin olduðu kapsamlý bir kurtuluþ süreci olarak tasarlýyordu. Cana yakýn, içtenlikle karar veren denizciler, dünya iþçilerine büyük ideallerini ilan ediyor ve kendi davalarýnýn coþkulu bir destek bulacaðý ve en baþta da Petrograd iþçilerinin kendilerine yardým için koþacaðý inancýyla, proletaryayý ortak mücadeleye katýlmaya çaðýrýyorlardý. Bu arada Troçki gücünü toplamýþtý. Cephenin en korkunç birlikleri, Kursanti Alayý, Çeka bölümleri ve sadece komünistlerden oluþan askeri birlikler, þimdi Ssestroretzk, Lissy Noss, Krasnaya Gorka tabyalarý ile çevredeki müstahkem mevkiler önünde toplanmýþlardý. Kuþatma ve Kronstadt'a saldýrý planlarýný hazýrlamak üzere, en büyük Rus askeri uzmanlarý acilen toplanmýþlardý. Kötü ünlü Tuhaþevski, Kronstadt kuþatmasýnýn komutaný olarak atandý. 7 Mart günü akþam saat 6:45'de Ssestroretzk ve Lissy Noss'taki komünist bataryalar Kronstadt'a karþý ilk atýþlarý baþladýlar. Emekçi Kadýnlar gününün yýldönümü idi. Kuþatma ve saldýrý altýndaki Kronstadt bu büyük günü unutmamýþtý. Sayýsýz bataryalarýn ateþi altýnda, kahraman denizciler, dünya kadýnlarýna radyo ile selamlarýný gönderdirler. Ýsyancý kentinin psikolojisini anlamak bakýmýndan, bu, karakteristik bir davranýþtý. Radyo mesajý þöyle diyordu: Bugün genel tatil günü. Emekçi Kadýnlar günü. Biz Kronstadt'da toplarýn yeri göðü inleten gürültüleri altýnda dünya emekçi kadýnlarýna kardeþçe selamlarýmýzý gönderiyoruz (..) Þiddet ve baskýnýn her türlüsünden kurtuluþunuzu en kýsa zamanda gerçekleþtirmenizi diliyoruz (…) Yaþasýn özgür, devrimci kadýnlar! Dünyanýn her yerinde yaþasýn Sosyal Devrim! Ýlk ateþ açýldýktan sonra Ýzvestia'nýn 8 Mart tarihli 6. sayýsýnda yayýnlanan, Kronstadt'ýn yürekler parçalayan "Bütün dünya bilsin ki" çýðlýðý da daha az karakteristik deðildi: Ýlk ateþ açýldý (..) Dizlerine kadar iþçilerin kanýna batmýþ Mareþal Troçki, komünistlerin otokrasisine karþý gerçek Sovyet Ýktidarýný kurmak için ayaklanan devrimci Kronstadt'a karþý ilk ateþi açtý. Biz Kronstadt'ýn Kýzýl Ordu askerleri, denizcileri ve iþçileri, tek bir damla kan dökmeden, kendimizi komünistlerin boyunduruðundan kurtardýk ve dahasý onlarýn hayatýný da koruduk.

Topçu birliklerinin tehdidi altýnda þimdi kendi tiranlýklarýna boyun eðmemizi istiyorlar. Bizler kan dökülmesini istemediðimizden, Kronstadt'ýn Sovyet Ýktidarý için mücadele ettiðini öðrenmeleri için Petrograd proletaryasýnýn partisiz delegelerinin bize gönderilmesi istedik. Fakat komünistler bizim taleplerimizi Petrograd iþçilerinden sakladýlar ve þimdi de ateþ açtýlar: Sözde Ýþçi ve Köylü Hükümetinin emekçi kitlelerin taleplerine alýþýlageldik yanýtý, iþte budur. Bütün dünya iþçileri bilsin ki, bizler, Sovyet Ýktidarýnýn savunucularýyýz, Sosyal Devrim kazanýmlarýnýn bekçisiyiz. Ya kazanacaðýz ya da emekçi kitlelerin haklý davasý uðrundaki mücadelede, Kronstadt'ýn yýkýntýlarý altýnda öleceðiz. Dünya iþçileri bizim yargýcýmýz olacaktýr. Masumlarýn kaný, otorite düþkünü komünist fanatiklerin elebaþlarýnýn üzerine dökülecektir. Yaþasýn Sovyet Ýktidarý! VII. Kronstadt Yenilgisi 7 Mart akþamý baþlayan Kronstadt'a yönelik topçu bombardýmanýný, kaleyi bir fýrtýna hareketiyle ele geçirmek için yapýlan deneme izledi. Finlandiya körfezini derinlemesine kaplayan donmuþ kar renginde beyaz kamuflaj örtülere bürünen seçme komünist birlikler, kuzey ve güneyden saldýrýya geçti. Ýnsan kaybýný hiç göz önüne almadan kaleyi ele geçirmek için yapýlan bu ilk korkunç deneme, Kronstadt'ý karþý-devrimci görecek þekilde kandýrýlmýþ silah arkadaþlarýna içtenlikle duyduklarý acý içinde denizciler tarafýndan suçlanmýþtýr. 8 Mart günü Ýzvestia'da þöyle yazýyordu: Biz kardeþ kaný dökmek istemiyorduk ve zorunlu kalýncaya kadar tek kurþun sýkmadýk. Halkýn haklý davasýný savunmak ve halkýn sýrtýndan yaðlanan komünistler tarafýndan ölüme gönderilmiþ kardeþlerimize ateþ açmak zorundaydýk. (...) Sizlerin talihsizliði, korkunç bir kar fýrtýnasý patlamýþ olmasý ve zifiri karanlýk gecenin her þeyi karanlýða boðmasýydý. Buna raðmen komünist cellatlar kayýplarý azaltmayý düþünmeksizin sizi buzun üzerine sürdüler ve komünist bölümlerin elinde bulunan makineli tüfeklerle sýrtýnýzdan sizi tehdit ettiler. Birçoðunuz bu gece Finlandiya Körfezindeki büyük buzlarýn altýnda yok oldunuz. Ve sabah olup, fýrtýna dinince, sadece 120


Kurtuluþ

hayatta kalanlarýnýzýn bitkin, aç, hareket etmeye mecali kalmamýþ ve beyaz kefenleriniz içinde inlemeleri geliyordu. Sabahýn erken saatlerinde zaten sizlerden yaklaþýk bin kiþi ve günün ilerleyen saatlerinde sayýsýz insanýn hali böyleydi. Bu macerayý kanýnýzla pahalý ödediniz ve baþarýsýzlýðýnýzýn ardýndan Troçki, mezbahaneye sürecek yeni þehitler toplamak için acele Petrograda gitti; ne de olsa biz iþçi ve köylülerin kanýný ucuza satýn almaktadýr! Kronstadt, Petersburg proletaryasýnýn kendisine yardýma geleceðine derinden inanýyordu. Fakat orada iþçiler terörize edilmiþti ve Kronstadt, gerçekten de hiçbir yerden yardým gelemeyecek þekilde etkili bir kuþatma ve tecrit altýndaydý. Kronstadt garnizonunun, 10.000 tanesi denizci olmak üzere, 14.000'den daha az mevcudu vardý. Bu garnizon, birçoðu körfezin geniþ alanýna daðýlmýþ kaleler ve tabyalardan oluþan geniþ bir cepheyi savunmakla yükümlüydü. Merkezi Hükümetin taze birliklerle takviye ettiði Bolþeviklerinin tekrarlayan saldýrýlarý, kuþatma altýndaki kentte yiyecek sýkýntýsý, soðuk altýnda uzun, uykusuz geceler, bütün bunlar, Kronstadt'ýn yaþama gücünü aþýndýrýyordu. Ama denizciler, kahramanca dayandýlar ve kendilerinin verdiði büyük kurtuluþ örneðinin bütün ülkede onlarýn izinden gidecek ardýllar bulacaðý ve onlara kolaylýk ve yardým saðlayacaðý inancýný sonuna kadar korudular. Geçici Devrimci Komite, "Ýþçi ve Köylü Yoldaþlara Çaðrý"sýnda (Ýzvestia, sayý: 9, 11 Mart) þöyle diyordu: Yoldaþlar, Ýþçiler! Kronstadt sizler için, açlar, soðukta donanlar, çýplaklar için mücadele ediyor ( ...) Kronstadt isyan bayraðýný yükseltiyor ve on milyonlarca iþçi ve köylünün çaðrýsýný izleyeceðine inancýný korumaktadýr. Kronstadt'da baþlayan þafaðýn tüm Rusya için parlayan güneþ olmamasý imkansýzdýr. Kronstadt patlamasýnýn, tüm Rusya'yý ve hepsinden önce de Petrograd'ý uyandýrmamasý imkansýzdýr. Fakat hiçbir yardým gelmedi ve Kronstadt her gün biraz daha bitkin düþtü. Bolþevikler, kuþatma altýndaki kaleye karþý devamlý taze birlikler yýðdýlar ve sürekli saldýrýlarla onu zayýflattýlar. Bütün bunlara, sayý, araç ve konum olarak her türlü avantaj da komünistlerden yanaydý. Kronstadt, cephe gerisinden gelecek

bir saldýrýya karþý inþa edilmiþ deðildi. Bolþevikler tarafýndan denizcilerin Petrograd'ý bombalayacaðý þeklindeki söylenti, elle tutulacak kadar yanlýþtý. Ünlü kale, sadece Petrograd'ý denizden gelecek bir yabancý saldýrýya karþý korumak için planlanmýþtý. Ayrýca dýþardan bir düþmanýn kente hakim olmasý ihtimaline karþý da, Krasnaya Gorka'daki kýyý tabyalarý ve kaleleri de, oralardan hareketle Kronstadt'a karþý mücadele edilebileceði hesaplanarak yerleþtirilmiþti. Kronstadt'ýn arka tarafýný güçlendirmek, daha en baþýnda inþa sýrasýnda bu nedenle ihmal edilmiþti. Hemen her gece Bolþevikler saldýrýlarýný sürdürdüler. Bütün bir 10 Mart günü komünist topçu, güney ve kuzey kýyýlarýný sürekli ateþe tuttu. 12'yi 13'e baðlayan gece komünistler güneyden saldýrdýlar ve yine beyaz örtüler kullandýlar ve yüzlerce Kursanti'yi kurban ettiler. Kronstadt, birçok uykusuz geceye, yiyecek ve savunmacý eksikliðine raðmen, kendini tereddütsüz savundu. Kronstadt tabyalarý kaleyi ve Batý tarafýný savunurken, Kronstadt ayný anda kuzey, doðu ve güneyden gelen saldýrýlara karþý kahramanca mücadele etti. Denizcilerin elinde, komünist güçlerin yaklaþmasýný imkansýz kýlmak için bir buzkýran bile yoktu. 16 Mart'ta bolþevikler üç yönden (kuzey, güney ve doðu) ayný anda yoðun bir saldýrý yaptýlar. "Saldýrý planý" diyordu eski Bolþevik gemi komutaný ve daha sonra maðlup edilen Kronstadt'ýn diktatörü Dibenko, "Baþkomutan Tuhaçevski'nin ve güney birlikleri kurmayýnýn emirlerine göre en ince ayrýntýsýna kadar hazýrlanmýþtý (..) Hava kararýnca kalelere saldýrý baþladý. Beyaz kamuflaj örtüleri ve Kursanti'lerin cesareti, kalelere girmemizi mümkün kýldý." 17 Mart sabahý bir dizi kale gele geçirildi. Bolþevikler, Kronstadt'ýn en zayýf yeri Petrograd Kapýsýndan kente girdiler ve o anda orda en merhametsiz katliam baþladý. Denizciler tarafýndan hayatlarý esirgenmiþ komünistler, þimdi onlara arkalarýndan saldýrýyorlardý. Komünistlerce hapisten kurtarýlan Baltýk Denizi Donanmasý Komiseri Kuzmin ve Kronstadt Sovyeti Baþkaný Vasilyev, þimdi teke tek sokak mücadelelerine katýlýp kardeþ kaný döküyorlardý. Kronstadt denizi ve askerlerinin ezici üstünlükteki güçlere kadar umutsuz mücadelesi gece geç vakitlere kadar sürdü. Onbeþ gün boyunca hiçbir komünistin tek bir kýlýna dokunmamýþ kent, þimdi kendi erkekleri, 121


Kurtuluþ

kadýnlarý ve çocuklarýnýn akan kanýyla kýzýla boyanmýþtý. Kronstadt Komiserliðine atanan Dibenko, "baþýbozuk kenti temizlemek" için mutlak yetkiyle donatýldý. Bir intikam dalgasý baþladý; ve Çeka gece kitlesel kurþuna dizme (rasstrel) eylemlerinde sayýsýz insaný kurban etti. 18 Mart'ta Bolþevik Hükümet ve Rus Komünist Partisi, Galliefet ve Thiers'in Fransýz iþçilerinin kanýný içtiði 1871 Paris Komününün anýsýna kutlamalar yaptýlar. Ayný anda Kronstadt üzerindeki "zaferi" de kutuluyorlardý. Birkaç hafta boyunca Petrograd hapishaneleri aralýksýz Kornstadt'tan gelen tutuklularla dolup taþtý. Her gece Çeka'nýn ayný emri gereðince küçük gruplar halinde, bir daha sað görülmemek üzere, alýnýp kaybedildiler. En son kurþuna dizilenler arasýnda Kronstadt Geçici Devrimci Komitesi üyesi Perepelkin de vardý. Archangelsk'in buzlar altýndaki bölgesinde bulunan hapishane ve toplama kamplarý ile uzak Türkistan'daki zindanlar, Bolþevik bürokrasiye karþý ayaklanan ve Mart 1921'de, 1917 Ekim Devriminin "Bütün Ýktidar Sovyetlere!" parolasýný ilan eden Kronstadt erkeklerini yavaþ yavaþ öldürdü. Yazarýn Sonsözü Kronstadt Dersleri ve Anlamý Kronstadt hareketi kendiliðinden, hazýrlýksýz ve barýþçý idi. Bundan kanlý bir trajediyle sonuçlanan silahlý bir çatýþma çýkmasýnýn tek suçlusu, komünist diktatörlüðün tatarca despotizmidir. Her ne kadar Kronstadt Bolþeviklerin genel karakterini biliyor olsa da, barýþçýl bir çözüm olanaðýna inancý daima vardý. Komünist Hükümetin makul olabileceðine inanýyor; adalet ve özgürlük lehine bir belli bir duygusu olacaðýný onun hanesine yazýyordu. Kronstadt deneyimi yeni olarak kanýtlamýþtýr ki, hükümet, devlet -adý ve biçimi ne olursa olsun- her zaman özgürlük ve kendi kaderini belirlemenin düþmanýdýr. Devletin ruhu, ilkesi yoktur. Onun tek amacý vardýr: iktidarý güvenceye almak ve her ne pahasýna olursa olsun onu elde tutmak. Kronstadt'ýn verdiði politik ders budur. Baþka bir ders, her isyanýn öðrettiði stratejik bir ders daha var Bir ayaklanmanýn baþarýsý, kararlýlýk, enerji ve saldýrganlýðý þart koþar. Ýsyancýlar, kitlelerin kendi taraflarýndan olduðu duygusuna sahiptiler. Bu duygu, isyan seli yük-

selirken, daha hýzlý hissedilir. Bu duygunun yatýþýp sönmesine ver günlük yaþamýn renksizliðine geri dönmesine asla izin verilmemelidir. Öte yandan her ayaklanma, güçlü devlet makinesinin bizzat kendisine karþýdýr. Hükümet, tüm gýda kaynaklarýný ve ulaþým araçlarýný kendi elinde toplayacak konumdadýr. Ona bu iktidarýný kullanabilmesi için asla zaman verilmemelidir. Bir ayaklanma, güçlü olmalý ve beklenmedik ve kararlý vuruþlar yapmalýdýr. Yerel kalamaz, çünkü bu durgunluk demektir. Geniþleyip geliþmelidir. Yerelliðe kýsýtlanmýþ, bekleme politikasý izleyen veya savunmacý tavýr alan bir ayaklanma, kaçýnýlmaz olarak yenilgiye mahkumdur. Bu baðlamda Kronstadt, özellikle Paris Komüncülerinin feci stratejik hatalarýný tekrarladý. Onlar, Thiers Hükümeti birlikleri örgütsüz haldeyken, derhal Versay'a saldýrýlmasý önerisini izlememiþlerdi. Devrimi, taþraya yaymamýþlardý. Ne 1871 Paris Ýþçileri ne de Kronstadt denizcileri, hükümeti ortadan kaldýrmayý denediler. Komüncüler, sadece belli cumhuriyetçi özgürlükler istiyorlardý ve hükümet onlarý silahsýzlandýrmaya kalkýnca, Thiers'in bakanlarýný Paris'ten sürdüler, özgürlüklerini aldýlar ve kendilerini savunmaya hazýrladýlar. Daha baþka bir þey yapmadýlar. Ayný þekilde Kronstadt da sadece Sovyetler için özgür seçimler yapýlmasýný talep etti. Bazý komiserlerin tutuklanmasýndan sonra, denizciler, saldýrýya karþý kendilerini savunma hazýrlýðýna giriþtiler. Askeri uzmanlarýn tavsiyelerini izlemekten ve derhal Oranienbaum'u almaktan imtina etti. Bu yerin büyük askeri deðeri vardý ve orada Kronstadt'a ait 50.000 put6 buðday vardý. Bolþevikler ayaklanmanýn patlamasýndan þaþkýn iken ve takviye güçler getirmeye henüz zamanlarý yokken, Oranienbaum'u almak mümkündü. Fakat denizciler saldýrý uygulamak istemediler ve böylece psikolojik momenti kaçýrdýlar. Bir gün sonra, Bolþevik Hükümetin açýklamalarý ve eylemleri Kronstadt'ý bir ölüm kalým savaþýna sürüklendiðine ikna ettiði zaman ise, bu hatayý gidermek için artýk çok geç idi7. Ayný þekilde Paris Komününün baþýna da bu gelmiþti. Girmeye zorunlu kaldýðý mücadelenin mantýðý, Thiers rejimini sadece kendi kentinde deðil, tüm ülkede ortadan kaldýrmak gerekliliðini ispatladýðýnda, artýk çok geç idi. Kronstadt ayaklanmasýnda olduðu gibi Paris Komününde de pasif, savunmacý taktiðin vahim bir hata 122


Kurtuluþ

olduðu ispatlanmýþtýr. Kronstadt düþtü. Özgür Sovyetler için Kronstadt hareketi, kanla boðuldu; ayný zamanda ise, Bolþevik Hükümeti, Avrupalý kapitalistlerle uzlaþmalara karar verdi, Riga Anlaþmasýný imzaladý, on iki milyon nüfusu Polenlerin insafýna terk etti ve Kafkas Cumhuriyetlerini bastýrmasý için Türk emperyalizmine yardým etti. Fakat Bolþeviklerin Kronstadt üzerindeki "zaferi", kendi içinde bolþevizmin yenilgisini taþýmaktadýr. Komünist diktatörlüðün gerçek yüzünü açýða vurmuþtur. Komünistler, komünizm için kendilerini feda etmeye, uluslararasý kapitalizmle neredeyse her uzlaþmayý yapmaya hazýr olduklarýný ispatlamýþlardýr, ama kendi halkýnýn haklý taleplerini, yani Bolþeviklerin bizzat kendilerinin ifade ettiði, Ekim Devrimi günlerinin sloganý olan doðrudan ve gizli oyla seçilmiþ Sovyetler, Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinin Anayasasýna uygun olarak devrimci partiler için konuþma ve basýn özgürlüðü taleplerini ise reddetmiþlerdir. Komünist Partisinin Onuncu Tüm Rusya Kongresi, Kronstadt Ayaklanmasý zamanýnda Moskova'da toplandý. Bu kongrede, Kronstadt olaylarýnýn ve Rusya ve Sibirya'nýn deðiþik kesimlerinde halkýn benzer tehdit edici tavrýnýn bir sonucu olarak, tüm Bolþevik ekonomi politikasý deðiþtirildi. Bolþevikler kendi temel politikalarýný tamamen deðiþtirmeyi, zorla el koymayý (raswerstka) kaldýrmayý, ticaret özgürlüðü getirmeyi, kapitalistlere ayrýcalýklar vermeyi ve komünizmin bizzat kendisinden -yani Ekim Devriminin uðruna mücadele ettiði, oluk oluk kanlar akýtýlan ve Rusya'yý harabe ve umutsuzluða sokan komünizmden- vazgeçmeyi tercih etti; bütün bunlara izin verildi ama özgürce seçilmiþ sovyetlere verilmedi. Hala Bolþeviklerin nihai amacý nedir diye bir soru sorulabilir mi? Onlar komünist idealler için mi yoksa hükümet iktidarý için mi canla baþla uðraþýyorlar? Kronstadt'ýn büyük bir tarihsel önemi vardýr. Parti diktatörlüðü, kokuþmuþ merkezciliði,

Çeka terörizmi ve bürokratik kastýyla birlikte Bolþevizme ölüm çanýný çalmýþtýr. Komünist otokrasiyi kalbinden vurmuþtur. Ayný anda Avrupa ve Amerika'nýn zeki ve dürüst düþünürlerine Bolþevik teori ve pratiðin eleþtirel deðerlendirmesi için itilim saðlamýþtýr. Komünist devletin "Ýþçi ve Köylülerin Hükümeti" olduðu þeklindeki Bolþevik masalý yerle bir etmiþtir. Komünist parti diktatörlüðü ile Rus Devriminin birbiriyle çeliþkili ve birbirini dýþlayacak þekilde karþýt olduklarýný ispatlamýþtýr. Bolþevik rejimi hiçbir þeyle yumuþatýlmamýþ tiranlýk ve gericilik ve komünist devletin bizatihi kendisinin ise, en güçlü ve en tehlikeli karþýdevrim olduðunu göstermiþtir. Kronstadt düþtü. Ama kendi idealizmi ve moral temizliði, kendi soyluðu ve kendi yüksek insancýllýðý içinde baþarýyla düþtü. Kronstadt görkemliydi. Kendi içindeki düþmanýnýn, komünistlerin kanýný dökmemiþ olmakla gururluydu. Hiç kimseyi idam etmedi. Konuþma ve hareketleri kaba, eðitilmemiþ, incelmemiþ denizciler, Bolþevik intikam örneðini taklit etmeyecek kadar soylu idiler: Nefret edilen komiseri bile kurþuna dizmek istemediler. Kronstadt, Slav maneviyatýnýn alicenap, baðýþlayýcý ruhunu ve Rusya'nýn yüzyýllýk eski kurtuluþ hareketini kendi þahsýnda cisimleþtirmiþtir. Kronstadt, devlet sosyalizminin boyunduruðundan kurtuluþ için ilk halkçý, tamamen baðýmsýz bir giriþimdi. Halkýn, iþçilerin, askerlerin ve denizcilerin doðrudan giriþimiydi. Kaçýnýlmaz olan ve uzunca zamandýr acý çeken Rusya'ya sürekli özgürlük ve barýþ getireceðini umut ettiðimiz Üçüncü Devrime doðru atýlmýþ ilk adýmdý. Metnin dayanaðý: Orjinal broþürün "El Altýndaki Derleme" içine alýnan baskýsý (Verlag "Der Syndikalist", Berlin 034, 1923) esas alýnmýþtýr. Orijinal broþürde Kronstadt'ýn coðrafi haritasý ile Kronstadt Ýzvestia'sýndan bir sayfanýn resmi vardýr.

* * *

123


Kurtuluþ

1-Bolþevikler tarafýndan ticareti bastýrmak ve gýda ve diðer ürünlere el koymak üzere kurulmuþ silahlý gruplar. Davranýþlarýnýn sorumsuzluðu ve keyfiliðiyle tüm ülkede dillere destandý. Hükümet, Kronstadt'a saldýrýsýnýn öngününde -Petrograd proletaryasýna bir rüþvet denemesi olarak- bunlarý Petrograd eyaletinde kaldýrdý. 2-Kronstadt Geçici Devrimci Komitesince çýkarýlan Izvestia gazetesi, Sayý 9, 11 Mart 1921 3-Revolutsionnaja Rossija (sosyal devrimci dergi, sayý :8, Mayýs 1921 ve yine Moskova'da çýkan Izvestia (komünist), sayý:154, 13 Haziran l922 yayýnlandý. 4-Rus Komünist Partisi yürütme komitesi, Kronstadt'taki seksiyonunu öylesine "demoralize" buluyordu ki, Kronstadt'ýn yenilgisinden sonra Kronstadt komünistlerinin partiye yeni baþtan yazýlmalarý iþlemini baþlattý. 5-Rus devrimci hareketinin ilk dönemindeki ünlü 193'ler Davasý. 1877 yýlýnýn ikinci yarýsýnda baþladý ve 1878'in ilk aylarýnda sona erdi. 6-Rus aðýrlýk birimi, 1 put 16 kilo 38 gram. 7-Kronstadt'ýn Oranienbaum'u almamasý, Hükümete, bu kaleyi güçlendirme, garnizonun "bulaþmýþ" kesimlerini tasfiye etme ve Kronstadt isyancýlarýna katýlmanýn eþiðinde olan hava bataryasý komutanýný idam etme fýrsatýný verdi. Bolþevikler daha sonra kaleyi, Kronstadt'a karþý saldýrýda çok iyi bir nokta olarak kullandýlar. Oranienbaum'da idam edilenler arasýnda Kýzýl Ordu Hava Kuvvetleri Tümen Komutaný ve Oranienbaum'da daha yeni örgütlenen Geçici Devrimci Komite Baþkaný Kolossov, bu komitenin sekreteri Balakanov ve Komitee üyeleri Romanov, Vladimirov, ve diðerleri vardý.

124


Kurtuluþ ...kitap...kitap...kitap...kitap...kitap...kitap...kitap...kitap...kitap...kitap...kitap Antropoloji: Kuramlar/ Kuramcýlar Antropoloji bu ülkede giderek ilgi çeken bir alan. Bu konuda yayýn sayýsý gerek çeviri, gerekse telif olarak artýyor. Ýyi de oluyor. Ancak bu yayýnlar, ne yazýk ki konunun ilgililerine alana iliþkin sistemli bilgi sunmaktan uzak, aðýrlýklý olarak son dönem eðilimleri üzerinde yoðunlaþmakta. Bu durum ise, alanýn "talip"lerini, antropolojinin tarihsel birikiminden yoksun kýlma sakýncasýný taþýyor. Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nden üç öðretim elemaný tarafýndan kaleme alýnan "Antropoloji: Kuramlar/Kuramcýlar"ýn ilk baskýsýnýn bir yýl içerisinde tükenmesi, bu saptamanýn okur nezdinde de geçerli olduðunu doðrulayan, sevindirici bir geliþme oldu. "Antropoloji: Kuramlar/Kuramcýlar"ýn bu tarihsel seyr ü seferi, antropoloji meraklýlarý olduðu gibi diðer sosyal bilim ilgilileri için de yararlý bir baþvuru kaynaðý oluþturmakta... Künye: Sibel Özbudun-Balký Þafak-N. Serpil Altuntek, Antropoloji: Kuramlar/ Kuramcýlar, Dipnot Yay., Geniþletilmiþ ikinci baský, Ocak 2007, 404 sayfa.

Ýmparatorun Soytarýsý Egemen Medya ABD'nin 11 Eylül gerekçesiyle tetiklediði küresel saldýrganlýk, egemen medyayý ve medya etiði sorunsalýný yeniden tartýþmalarýn odaðýna taþýdý. Egemen medya, gerek Kuzey ülkelerinde, gerekse Türkiye'de ABD'nin savaþ(lar)ýnda bir kez daha kötü bir sýnav vererek doðrudan savaþ propagandistliðine soyundu ve aðýr ve haklý tepkilere, eleþtirilere uðradý. Söz konusu eleþtirilerin muhatabý olan "Amerikancý Medya"nýn, "ABD icraatlarý" yanýnda, "Andýç"larla da hizaya sokulduðu coðrafyamýzda, sadece sermaye medyasýndan deðil, ayný zamanda onun baskýn özelliði olan apoletli yanýndan da söz etmek, bunun altýný özenle çizerek deþifre etmek gerekir... Bu kitap, öncelikle bunu hedefliyor; ama bununla da sýnýrlý kalmayarak, alternatif medya olanaklarýný ararken egemen söylem (ve sahibinin sesleriyle) hesaplaþmanýn yollarýný arýyor... Künye: Sibel Özbudun-Gökçer Özgür-Temel Demirer, Ýmparatorun Soytarýsý Egemen Medya, Ütopya Yay., Ocak 2007, 320 sayfa. 125


Kurtuluş Dergi Say-8