Issuu on Google+

14

www.kurtulushareketi.org

SAYI

ARALIK ‘09 FÝYATI: 1,5 TL

DTP KAPATILDI...

YAÞASIN HALKLARIN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ!

Sayfa 6 Yerel Seçimler ve “Kürt Açýlýmý”: Sosyalistler

3 sf.

Çözüm mü Tasfiye mi? Mustafa KAHYA

Sayfa 7

Pozitif Ayrýmcýlýk Erkek Çýkarlarý Altüst Eder Gülseren PUSATLIOÐLU

Sayfa 8

Ordunun Devletinden Devletin Ordusuna KURTULUÞ


Anýlarý Mücadelemize Rehber Olsun... Aynur Sertbudak (11/12/1976) Ankara. Faþistler tarafýndan katledildi. “Aynur Sertbudak arkadaþýmýzýn öldürülmesi, Ziraat Fakültesi’ndeki mücadelenin ileri boyutlara ulaþtýðý bir döneme rastladý. Aynur, bu kararlý ve tutarlý mücadelenin en önünde yer alan bir arkadaþýmýzdý… (Ýzmit) Derince’de Aynur’un cenaze törenine binlerce kiþi katýldý. Yol boyunca “Aynurlar Ölmez”, “Kahrolsun Faþizm”, “Tek Yol Devrim”, “Kahrolsun Oligarþi”, “Oligarþik Devlet Yýkacaðýz Elbet”, “Faþizme Karþý Omuz Omuza” sloganlarý atýldý…” (Kurtuluþ için Ýleri / Sayý 2 / …) Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi önünde faþistlerin açtýðý yaylým ateþi sonucu yaþamýný yitirdi. Mete Vural (24/12/1978) Trabzon. Faþistler tarafýndan katledilmiþtir. “Faþist katiller tarafýndan yapýlan hunharca bir saldýrý sonucu Mete Vural yoldaþýmýz ölmüþ, kardeþi Tekin Vural ise aðýr yaralanmýþtýr… Öldürülen Mete Vural yoldaþ bu mücadelenin önderlerinden ve Karadeniz Dev-Genç Trabzon Þube kurucularýndandýr…” (Kurtuluþ / Sayý 53 / 3

Ocak 1979) “Mehmet Mete Vural, kardeþi Tekin Vural ve Zeki varlýk arkadaþlarýmýzýn bulunduðu eve faþist katiller bir baskýn yapmýþlardýr… Olay sýrasýnda Mete Vural yoldaþ ölmüþ fakat kararlý mücadele sonucu Tekin Vural aðýr yaralý olarak ve Zeki Varlýk arkadaþ yara almadan kurtulmuþlardýr…” (Kurtuluþ / Sayý 54 / 9 Ocak 1979) Turgay Subaþý (…/12/1978) Adana. Denizli Mahallesi’nde faþistler tarafýndan vurularak katledilmiþtir. “Turgay Subaþý yoldaþýmýz gerek Motor Meslek Lisesi’nde, gerekse mahallesinde “baðýmsýzlýk, demokrasi ve sosyalizm” mücadelesinin en ön saflarýnda, yýlmadan mücadele ettiðinden dolayý faþistlerin boy hedefi haline gelmiþti… Mücadelemizin sýra neferi rahat uyu…” (Kurtuluþ / Sayý53 / Ocak 1979)

Murat Kürekçi (07/12/1979) Ankara. Jandarma tarafýndan katledildi. “Murat Kürekçi yoldaþ 7 Aralýk gecesi Ýsmetpaþa’da sýkýyönetimin kolluk kuvvetleri tarafýndan kahpece katledilmiþtir. Yanýndaki arkadaþý Hasan Güler arkadaþta bacaðýndan yaralanmýþtýr… Ýsmetpaþa’da proleter sosyalist hareketin yiðit neferi Murat yoldaþ arkadaþý ile birlikte evlerine giderken arkalarýndan sinsice yaklaþan jandar-

Orhan BOZALÝOÐLU

Orhan Bozalioðlu 68’liydi. 68lilerin çoðu 1946-47-4849 doðumludur. Orhan Bozalioðlu’da 1949 yýlýnda doðmuþtu. 68’li olmak, o yýllarýn tarihe geçmesine neden olan duygu, düþünce ve eylem insaný olmaktý. Ýnsanlýðýn tarih öncesinden çýkýp kendi tarihini yazacaðý yeni bir toplumsal yaþam için baþlatýlan yolculuðun, tüm dünyaya dalga dalga yayýldýðý o tarihsel kesitte, dönemin deðiþtirme ve dönüþtürme ruhunu varoluþunun anlamý kýlabilmekti 68’li olmak! Yani M.Kemal Kaçaroðlu / Orhan Bozalioðlu serüvenci olabilmekti, devrimci olabilmekti, insanýn kendi özüne yabancýlaþmadýðý bir dünya özlemiyle yanýp tutuþa KURTULUÞ AYLIK SÝYASÝ GAZETE bilmekti… (Yerel Süreli Yayýn) Yoldaþ olabilmekti yeryüzünün bütün Fiyat: 1,5 YTL Yurtdýþý: 3 Euro - 3 Dolar Erginbay Yayýncýlýk Adýna Sahibi: Leyla Can Sorumlu coðrafyalarýnda ayný türküyü Yazýiþleri Müdürü: Hüseyin Ataþ söyleyenlerle! Dayanýþma içinde olaÝrtibat Adresi: Menekþe 1 Sokak Nergiz Apt. A Blok Kat 3 Daire: 6 Kýzýlay/Ankara Tel: 0 312 417 00 24 bilmekti yüreðini bu sevdaya koymakBasýldýðý Yer: Mattek Matbaacýlýk ta ýsrarcý olanlarla ve de paylaþmaktý Bas. Yay. Tan. Tic. San Ltd. Þti. sigarasýný ekmeðini ve aþýný! Orhan GMK Bulvarý No:83/32 Maltepe Ankara Bozalioðlu iþte bu kriterleri meziyet Havaleleri Halil Cengiz Gültekin adýna kýlmýþtý yaþamýnda. PTT 5155325 numaralý Kurtuluþçuydu ve hep öyle kaldý. posta çeki hesabýna yapabilirsiniz. Çýkýlan uzun yolculukta, sevda türkü-

malarý görmemiþlerdir. Jandarma dört kurþun sýkmýþ ve bu kurþunlardan biri Murat yoldaþýn sýrtýna isabet etmiþ bir tanesi de Hasan Güler yoldaþý bacaðýndan yaralamýþtýr…” (Kurtuluþ / Sayý 97 / 19 Aralýk 1979)

Hakan Mermeroluk (14/12/1981) Ýstanbul Alemdað Askeri Hapishanesi’nde jandarmanýn gaz bombalý saldýrýsý sonucu kaldýðý koðuþta katledildi. Sýtký Arýkan (18/12/1979) Samsun. Faþistler tarafýndan katledilmiþtir. “18 Aralýk 1979 Salý günü güpegündüz Cedit Mahallesi’nde Cedit-Der’in karþýsýnda bulunan kahveye girerek proletaryanýn yiðit savaþçýsý Sýtký Arýkan yoldaþý hunharca katlettiler…” (Kurtuluþ / Sayý 99 / 2 Ocak 1980) Behzat Baykal (10/12/1984) Ýstanbul. Polis tarafýndan katledildi. Ýþkence sonucu istediðini alamayan siyasi þube polislerince vurularak katledildi.

leri söylenirken yürüyüþ kolunda, oluþturulan büyük koronun içinde kendine has bir ses rengiydi o! Hani vardýr ya orada olmasa ahengi bozulur koronun, ama olduðunda da göstermez kendisini! Hani derya içinde bir damladýr hükümsüz görünür, ama deryayý oluþturan damlalardýr aslýnda! Hani görünmezler vardýr ya yolculuklarýmýzda, ama yaptýklarýyla çoðu farkýnda olmadan yürümesini saðlar yolcularýn! Ýþte Orhan Bozalioðlu gerçek anlamda böyle birisiydi. 1995 seçimlerinde, Emek, Barýþ ve Özgürlük Bloku’nun Sivas adaylarýndandý. Yaþamýnýn son yýllarýnda deðiþik hastalýklar bir türlü yakasýný býrakmadý. En sonunda yakalandýðý kanser illeti 21 Kasým 2009 tarihinde onu aramýzdan alýp götürdü. O þimdi yýldýzlardan oluþan mavi örtü altýnda, bizim umut türkülerimizin týnýlarýyla ebedi istirahatýna çekilmiþ bulunuyor. Biz yoldaþlarýna düþen, onun özlemlerini gerçekleþtirebilmek için önümüze çýkarýlan her türlü engele raðmen kararlýlýkla ve cesaretle yürüyüþümüzü sürdürmektir. Eðer o bize seslenebilmiþ olsaydý, iþte o zaman þairin dediði gibi þöyle derdi: “Elimde olsa dön geri, yine geçerdim ayný yollardan Görüyor musun þu dizelerdeki Tarifsiz ve yalýn kederi…” Yýldýzlarý çok olsun!

KURTULUÞ


PANORAMA

Nereden Çýktý Bu Açýlým?

Açýlým denilen þeyin aslýnda nasýl bir tasfiye politikasý olduðu, Anayasa Mahkemesinin DPT’yi kapatmasýyla apaçýk ortaya çýkmýþtýr. Hal bu ki, ülkenin en kritik bir sorununda açýlým, çözüm gibi laflar ediliyorsa býrakýnýz DPT’nin kapatýlmasýný, bu durum öncelikle toplumda on yýllardýr üretilen kin ve nefretin temizleneceði koþullarýn yaratýlmasý için bir çaba içinde olunmasýný gerektirirdi. Bu süreçte tam tersi olmuþ, MHP ve CHP’nin þoven yaklaþýmlarla kýþkýrttýklarý güruhlar, Kürtlere yönelik linç giriþimlerine baþvurmuþlar, Hükümet ise kendisini de bitirecek olan bu geliþmelere karþý tutum almak yerine, tersine bir tutumla bu þoven histerinin ortaðý olmuþ ve DPT’nin kapatýlmasýna zemin hazýrlamýþtýr.

B

aþbakan bir tarihte Diyarbakýr’a gidip “devletin hata yaptýðýný, Kürt sorununun kendi sorunu olduðunu” ilan etti. Sonra muhtemel ki asker tepkisine dayanamayýp, demagojide Süleyman Demirel’i yaya býrakacak bir “ustalýkla” “düþünmezseniz Kürt sorunu da olmaz!” deyip iþin içinden çýktý. Çýktý ama çekilen acýlarýn devamýndan baþka bir þeye de hizmet etmemiþ oldu. Zaman geçti; Dünya 1929’dan beri yüz yüze geldiði en büyük krizi yaþarken baþbakan yine Demirel’le olan yarýþýna devam ederek bu “krizin bizi teðet geçeceði” müjdesini verdi. Teðet kavramý yeni bir içerik kazanmýþtý: artýk “teðet” bir çembere bir noktada deðip geçen doðru deðil, yüz binlerce hatta milyonlarca yeni iþsiz, iflas eden fabrikalar ve iddialarýn tersine ekonominin küçülmesi anlamýna gelecekti. Ýþte memleket teðet krizle böyle kavrulurken Baþbakan, Obama’nýn iktidar olup Irak’tan kuvvet çekeceðini ilan etmesini takiben ortaya çýkacak yeni durum ve bu durumun icap ettireceði yeni görevleri göz önünde bulundurarak, “Farklý etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Bu aslýnda faþizan bir yaklaþýmýn neticesiydi” diyerek tarihimizin acýlý sayfalarýna el attýktan sonra yeniden “Kürt meselesinde açýlýma” döndü. Bu kadarla da kalmadý, ondan önce “Ermenistan açýlýmýna” giriþti. Yetinmedi, “Suriye açýlýmýný” gerçekleþtirdi; sýnýrlar açýldý, vizeler kaldýrýldý ve güçlü bir siyasi iktisadi ve askeri iþbirliði baþlatýldý. Ve baþbakan bir adým daha atýp Baðdat’a kadar giderek “tarihi 48 anlaþmaya” imza attý. Demek ki, “deðiþim” konsepti meselenin temelini oluþturmakta ve öyle muhalefetin itirazlarý, Azerbaycan’ýn sitemleri ile deðiþikliðe uðratýlacak bir mahiyette deðil. Tüm bu geliþmeleri ABD’nin yeni yönelimlerinden baðýmsýz olarak deðerlendirebilmek olanaklý deðil. Ne var ki, bütün bu tiyatro boþunadýr denemez. Devlet projesi diz çökmüþ, baþý öne eðik bir Kürde çözüm getirmek için olsa da açýlýmdan, çözümden söz etmekle on yýllardýr tekrarlanmýþ olan “Kürdün yokluðu” teorilerini geri dönülmez bir biçimde mezara gömmektedir. Kürtlerin Kürt olduðu kavrayýþýnýn kabul görüp dillendirilmesi, baþka hiç bir þeye gerek kalmadan Türkler

de, onlarýn da kendilerinin sahip olduklarý haklara sahip olmalarý gerektiði korkusunu kendiliðinden üretmektedir. Bu durum, Türklerin sahip olduklarý millet bilincinin zorunlu sonucu olarak kendiliðinden oluþmaktadýr. Mesele þimdi tek bir millet olmadýðýmýzýn iyice bilince çýkmasýnda yatmaktadýr. Onun içindir ki, “tek devlet, tek millet, tek bayrak, üst kimlikte Türk milleti olma” teranesi tekrarlanýp durmaktadýr. Ama bu mýzrak bu çuvala girmez! Etnik lafýna ya da modern ulus kavramlarýna sýðýnarak varýlabilecek hiç bir yer yoktur. Bu þans hiç deðilse 25 yýldýr ve daha fazlasý da 80 yýldan fazladýr geride kaldý. Kürtleri en baþta inkar edip, 30 kez isyan etmeye zorlayýp, oluk gibi kan akýtýp, ardýndan da 25 yýllýk bir iç savaþ yaþadýktan sonra artýk tek ulus adý altýna girmek olanaklý olamaz. Artýk olabileceklerin en birleþiði iki uluslu bir devlet olmaktýr. Buna karþý olacak olan bütün direniþler, Türkiye halklarýna yaþatýlan acýlarýn devamýndan baþka bir anlama gelmeyecektir. Süren kirli iç savaþ meseleyi bu doðrultuda gittikçe daha da keskinleþtirmektedir. Kirli savaþ sürdükçe Kürtler artýk hiç bir þekilde Türk adý altýnda anýlmak istememe konusunda pekiþirken, Türk devleti altýnda durmaya da itirazlarýný yükseltmeye devam edeceklerdir. Kürdün talebini görmemezlikten gelmenin, o talepleri sürekli þiddet yoluyla bastýrmaya ve sonunda da teslim almaya kalkýþmanýn bedeli bundan baþka bir þey olamazdý. Savaþ uzatýldýkça býrakalým tek bir üst kimlikte bir araya gelmeyi, tek bir siyasal yapý içinde kalmak da olanaksýzlýða doðru ilerlemektedir. Abdullah Öcalan’ýn çaðdaþ geliþmeleri göz önünde bulundurarak bir arada olmanýn þartlarýný sürekli üretmeye çalýþmasý, ayrý devlet kurmaktan vazgeçmiþ olmasý, TC devletince Kürtlerin zoru görünce gerilemesi olarak kabullenilmekte ve zorun devamýyla en aza razý edilebilecekleri bir duruma ulaþýlabileceði umudunu yaratmaktadýr. Ancak Öcalan’ýn birlikte olmak için geliþtirdiklerine bakarken, aradan birliði nelerin engellemekte olduðu ve bir noktadan sonra artýk kendisinin söylediklerinin geçersiz olacaðýna da iþaret ettiði gözden kaçýrýlmaktadýr. Açýlým projesi hiç bir somut adýma tekabül etmiyor olsa da artýk dönülmez bir noktaya ulaþýldýðýnýn ilaný anlamýna da gelmektedir.

Bu noktada artýk ya Kürtler de millet olarak Türklerin sahip olduklarý haklarýn hepsine sahip olurlar ve eþitlik temelinde yeni bir hayat kurulur ve sorun birlikte çözülmüþ olur. Ya da TC devleti böyle bir eþitliði reddetme temelinde davranmaya devam edip tüm Kürtleri ortadan kaldýrarak meseleyi “çözer!” Tüm Kürtleri ortadan kaldýrmak? Yani, hepsini öldürmeyecek olsanýz bile asgari yirmi milyon insana saldýrmak; yirmi milyonun hayatýný tehdit eden bir giriþimde bulunmak? Akýl almaz bir durum! Dünyanýn bugünkü iliþkileri içerisinde böyle bir Türklük dünya üzerinde var olabilir mi acaba? Böyle bir giriþime onay veren bir halkýn kendisinin yüz yüze geleceði felaketi düþünme kabiliyeti yok mudur? Dünyanýn altüstü olduðu, toplumlarýn birbirine girdiði, haritalarýn yeniden çizildiði bir dönemde, Ermeni halkýna karþý giriþilmiþ olan soykýrýmýn hesabýnýn bugün bile verilemediði ve daha hesapta, Asuri-Süryani, Rum halklarýnýn katledilmelerinin faturalarýnýn beklediði biliniyorsa, Kürtlere karþý böyle bir giriþimde bulunmaya kalkýþmak henüz akli melekeleri yerinde olan birilerinin giriþebileceði bir iþ olamaz. “Kürt Açýlýmý”nýn vardýðý son nokta DPT’nin kapatýlmasý oldu 11.12.2009 Cuma günü Anayasa Mahkemesi Baþkaný Haþim Kýlýç yaptýðý açýklamada, “DTP' nin temelli kapatýlmasýna karar verildiðini” açýkladý. Kýlýç bu açýklama sonrasýnda, “Yapýlacak eleþtirileri þimdiden görebiliyorum. Verilecek kararýn zamanlamasý için verilen tarihin amaçlý olduðu

3


söylendi. Bu yorumlar çok acýmasýz. Biz iki yýldýr bu davayý görüþüyoruz. Eksikliklerimiz vardý ve bu eksiklikler raportörümüz aracýlýðýyla giderilmeye çalýþýldý ve bu zamana denk geldi” dedi. Kendi baþýna bu açýklama bile kararýn hukuki deðil siyasi bir karar olduðunu gösterir mahiyettedir. Bir parti kapatma davasýnda, iki yýldýr ellerinde olan bir dosyanýn eksiklerinin, hükümetin “Kürt açýlýmý” söylemlerini sürdürdüðü bir süreçte, üstelik Baþbakan yardýmcýsý Cemil Çiçek’in DPT’nin kapatýlmasý yönündeki demecinden hemen sonra giderilip ele alýnmasý ne anlama gelmektedir? Kararýn oy birliði ile alýnmasý bile hukuk zemininin ne kadar dýþýnda hareket edildiðinin bir göstergesidir. Açýlým denilen þeyin aslýnda nasýl bir tasfiye politikasý olduðu, Anayasa Mahkemesinin DPT’yi kapatmasýyla apaçýk ortaya çýkmýþtýr. Hal bu ki, ülkenin en kritik bir sorununda açýlým, çözüm gibi laflar ediliyorsa býrakýnýz DPT’nin kapatýlmasýný, bu durum öncelikle toplumda on yýllardýr üretilen kin ve nefretin temizleneceði koþullarýn yaratýlmasý için bir çaba içinde olunmasýný gerektirirdi. Bu süreçte tam tersi olmuþ, MHP ve CHP’nin þoven yaklaþýmlarla kýþkýrttýklarý güruhlar, Kürtlere yönelik linç giriþimlerine baþvurmuþlar, Hükümet ise kendisini de bitirecek olan bu geliþmelere karþý tutum almak yerine, tersine bir tutumla bu þoven histerinin ortaðý olmuþ ve DPT’nin kapatýlmasýna zemin hazýrlamýþtýr. Çünkü istenen kürdün baþý dik olarak gerçekleþecek bir çözüm deðil, Kürdün diz çöktüðü, affedildiði, yani suçlu olduðunu kabul ettiði ve bunun sonucu olarak da verilene razý olacak bir ruh hali içinde olmasýdýr. Kürt halký böyle bir ruh hali içine girmeyeceðini on yýllardýr ateþten bir gömlek giyerek, büyük bedeller ödeme pahasýna ortaya koyduðu direniþle göstermiþtir. DPT’nin kapatýlmasý kararýyla Aysel Tuðluk ile birlikte milletvekilliði de sonlandýrýlan Ahmet Türk, “ DTP li milletvekillerinin parlamento çalýþmalarýna katýlmayacaðýný” yaptýðý basýn açýklamasýyla kamuoyuna duyurdu. DPT’nin kapatýlmasý Hükümetin açýlým konusunda inandýrýcýlýðýný tamamen yitirmesi yanýnda yeni siyasal geliþmelere de zemin yaratmýþtýr. A. Öcalan’a yaþatýlan tecridin Ýmralý’da yapýlan yeni cezaevi koþularýnda daha da aðýrlaþtýrýlmasýyla birlikte ayaða kalkan Kürt halký, DPT’nin kapatýlmasýyla birlikte görülen o ki, direniþini daha da boyutlandýracaktýr. Öte yandan Kürt halkýnýn haklý ve meþru tepkilerine karþý Türk ýrkçýlýðýný kýþkýrtanlar, sokak-

4

lara döktükleri þoven güruhlarla etnik bir iç savaþ tehlikesinin sinyallerini de vermeye baþlamýþlardýr. Kurtuluþ Gazetesi, DPT’nin kapatýlmasýný Kürt halkýna ve demokrasi güçlerine karþý bir saldýrý olarak deðerlendirmekte ve kapatýlma kararýný protesto etmektedir. Buradan bir kez daha, Kürt halkýnýn eþit haklara kavuþmasýnýn önüne engel olarak çýkarýlan teslimiyet planlarýnýn yol olmadýðýný ve gerçek barýþýn þartlarýnýn ancak ve ancak kardeþlik iliþkisine gerçekten zemin saðlayacak bir eþitlik temeli olduðunu ifade ediyoruz. Bu vesileyle dün olduðu gibi bugün de Kürt halkýyla dayanýþma içinde olacaðýmýzýn bilinmesini istiyoruz.

Ýþ kazasý deðil iþ cinayeti! Bursa’nýn Mustafakemalpaþa Ýlçesi, Alpagut Köyü yakýnlarýnda bulunan Bükköy Madencilik Ýþletmesi´ne ait kömür madeni ocaðýnda grizu patlamasý sonucu, yerin 250 metre altýnda 19 iþçi diri diri topraða gömülerek can verdi. Sosyal Güvenlik ve Çalýþma Bakaný Ömer Dinçer “proje kapsamýnda Kömür maden ocaklarýnýn düzenli olarak denetimlerinin yapýldýðýný” açýklýyor. Bu açýklamayý yapan bakan 19 iþçinin feci ölümü ile ilgili sorumluluðunu üzerinden atmakta, iþletme sahiplerini de aklayarak adeta ölen iþçilerin kendilerinin suçlu olduðunu ilan etmektedir. Oysa maden ocaðýnda teknik yetersizlik olduðu açýktýr. Zira içerde biriken gazlarýn birikimini boþaltacak tesisat çalýþmaz durumda olduðu için iþçileri kurtarmaya dahi gidilememiþtir. Yaþanan faciadan bu yana hala cenazeleri dýþarýya çýkarmakta güçlük çekilmektedir. 19 maden iþçisinin, yerin 250 metre altýnda yanarak ölümüyle sonuçlanan grizu patlamasýnýn yaþandýðý Bükköy Madencilik'in ortaklarýndan birisi olan Nurullah Ercan, çok sayýda maden sahasý iþleten birisi. Ercan'ýn iþlettiði sahalardan biri olan Kayaaltý linyit ocaðýnda, 2000 yýlýnýn Kasým ayýnda meydana gelen kaza sonucunda da 7 iþçi can vermiþti. Maden sahalarý yanýnda, turizm ve seramik alanýnda da faaliyet gösteren Nurullah Ercan, Türkiye'nin önde gelen turizm iþletmelerinden biri olan ve hisseleri ÝMKB'de iþlem gören Petrokent’in de sahibi. SPK, Nurullah Ercan'ýn Petrokent'teki yüzde 36,44 olan sermaye payýný, borsa dýþý iþlemlerle sermayenin yüzde 14,61'ine karþýlýk gelecek biçimde yüzde 51.05'e yükselttiðini tespit ederek, Ercan'ý, diðer ortaklar nezdinde 'çaðrýda bulunmaya' davet etmiþti. Ercan'ýn bu yükümlülükten muaf olma talebi ise reddedilmiþti. Çaðrý iþleminin sona ermesiyle Nurullah Ercan'ýn Petrokent'teki hisse oraný, yüzde 52.36'ya ulaþtý. Öte yandan SPK Haziran 2009'da da Petrokent hisselerinde usulsüz iþlem yaptýklarý gerekçesiyle Mehmet Ruhi Ýnanç ve Baybora Ercan hakkýnda suç duyurusunda bulunmuþtu. Bozüyük'te faaliyet gösteren Ercan Seramik'in de sahibi olan Nurullah Ercan'ýn, Dev Madensen kapsamýndaki sendikalaþma giriþim-

lerine, iþçi çýkarmayla yanýt verdiði biliniyor. Dev Maden Sen Baþkanvekili Tayfun Görgün, “Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakaný Ömer Din çer’in, madenin en son mayýs ayýnda denetlendiðini söylemesinin, 'suçüstü' niteliði taþýdýðýný” söyleyerek, “Hayati eksiklik varsa, hemen kapatýlýp giderilinceye kadar kapalý tutulmasý, verilen sürenin de 15 günü geçmemesi gerekiyordu” dedi. Maden sahalarýnda taþeronlaþtýrmanýn ve sigortasýz iþçi çalýþtýrmanýn yaygýn olduðu biliniyor. Ölen iþçiler sigortasýz da olabilir. Maden ocaklarýnda ölçüm cihazý bulunmasý ve günlük çizelgeler tutulmasý gerekiyor. Ölçümler düzenli yapýlsa ve gereði yerine getirilmiþ olsa böyle bir kaza yaþanmayabilirdi. Maden Mühendisleri Odasý, 15 Aðustos tarihli Resmi Gazete'de yayýmlanan ve Türkiye'de madencilik alanýnda faaliyet gösteren 4940 iþyerini çok yakýndan ilgilendiren Ýþyeri Saðlýk Yönetmeliði'nin iptali istemiyle Danýþtay'a baþvurdu. Ýptali istenen yönetmeliðe göre, bir iþyeri çok tehlikeli sýnýfta yer alsa bile, 500'e kadar iþçi çalýþtýrýlan iþyerlerinde meydana gelebilecek kazalarda acil müdahale yapabilecek doktorun iþyerinde bulundurulmayabileceði kriterini getiriyor. Bursa Valisi Þahabettin Harput, Mustafakemalpaþa ilçesinde maden ocaðýndaki göçüðün, bir dinamit patlatýlmasýnýn akabinde meydana geldiðini söyledi. Görüldüðü gibi bakan ve valinin açýklamalarý da bir birini tutmamaktadýr. Bütün bu geliþmeler göstermektedir ki Bükköy Maden Ocaðýnda 19 iþçinin ölümü de diðer maden ocaklarýnda kaybettiðimiz iþçilerimiz gibi bir kaza sonucu deðil açýkça devletin ve iþletme sahiplerinin iþçilerinin can güvenliðini saðlayacak çalýþma koþullarýný saðlanmamasý sonucu olmuþtur. 19 Ýþçi, bir kaza sonucu deðil adeta bir vahþete kurban edilmiþtir. Kapitalizm, neoliberal politikalar ve özelleþtirmelerle, bugüne kadar iþçi hayatýný hiçe saymýþtýr. Ýþçi saðlýðý ve güvenliði ile ilgili çýkan yasalarýn kimleri koruduðu da ortaya çýkmýþtýr. Ekonomik kriz her þeyin deðerini arttýrýrken insanlarýmýzýn deðerini ucuzlatmaktadýr. 19 iþçinin hayatý, gereken teknik donanýmdan çok daha önemsiz görülmüþ, iþçilerimiz adeta birkaç kuruþ uðruna bir iþ cinayetine kurban edilmiþtir. Maden ocaklarýnda çalýþan iþçiler, dünyanýn en aðýr iþini yapýp ölümü göze alýrken, asgari ücret karþýlýðý çalýþtýrýlmaktadýrlar. Ýþçiler, bu ücretle geçimlerini saðlamak bir yana madenden aldýklarý zehirden dahi arýnamazlar. Kimse kimseyi kandýrmasýn Ýþsizliðe mahkum edilmiþ insanlarýmýz, en zor koþullarda, çocuklarýna bir lokma ekmek götürmek için ölüm koþullarýnda çalýþmak durumunda býrakýlmýþtýr. Þimdi 19 iþçinin bir cinayete kurban gittiði maden ocaðý ilgili bakanlýk tarafýndan 6 ay süreyle kapatýldý. Kapatýlmasý için 19 iþçinin ölmesi mi gerekiyordu? 19 iþçinin ölümünün sorumlusu Mevcut hükümettir. AKP Hükümeti iþçilerimizin ölümünden üzüntü duyduðunu açýklamaktadýr. Hem ölümlere yol açan koþullarda iþçilerin çalýþmasýna göz yumacaksýnýz hem de gözyaþý dökeceksiniz! Dökülen gözyaþlarý


olsa olsa timsah gözyaþlarý olabilir! Bu ölümlerin bu vahþetin sorumlusu hükümettir, kapitalist sistemdir. Býrakýn iþçileri suçlamayý. Ýþsizliðe son verecek politikalar üretin! Ýþten atýlmalara son verin! Çalýþma koþullarýný bir an önce düzeltin!

Kriz durdu mu? ABD deðiþiyor mu? 2008’in Eylül ayý tüm dünya burjuvazisinin geleceðe endiþeyle baktýðý bir dönemin baþlangýcý oldu. 30 yýldan fazla bir zamandýr ki, dünya üzerinde hüküm süren neoliberalizm denilen vahþi kapitalizm dönemine, içine sürüklenilen mali kriz dolaysýyla bir nokta konulmasý zorunluluk haline gelmiþti. Neoliberal politikalar dönemi burjuvazi açýsýndan öylesine büyük bir baþarý dönemi olarak görülmüþtü ki, sonunun gelebileceðini belki de akýllarýndan bile geçirmemiþlerdi. Bu dönemde kapitalizm nihai zaferini ilan etmiþti! Kapitalizmin ebedileþmesi anlamýnda tarihin sonunu getirmiþ, sosyalizmi dünya sahnesinden bir daha geri gelmemek üzere kovmakta olduðuna cümle aleme inandýrmaya baþlamýþ, piyasanýn sihirli elinin her türlü devlet müdahalesini zararlý faaliyet babýndan sahneden uzaklaþtýrdýðý, dünya ekonomisinin yeni bir iþbölümü içerisinde uyumlulaþtýrýldýðý yalaný, küreselleþme adý altýnda zihinlere nakþedilmeye çalýþýlmýþtý. Tam baþarýdan baþarýya koþulmakta olduðuna inancýn kesinleþecek gibi göründüðü bir anda dünya kapitalizminin kabeleri depreme tutulmuþ çürük binalar gibi sarsýlmaya ve çökme iþaretleri vermeye baþlamýþtý. Önce, Titanic’in batacaðýna inanmak istemeyenlerin güvenli edasýyla bir kaç banka piyasanýn sihirli eline teslim edildi. Ama geminin yarýsýnýn çoktan su aldýðýnýn iþareti gibi ABD’nin en büyük reassürans kurumu batma noktasýna gelince burjuvazinin o güvenli, yukardan atan havasý sönüverdi ve “devlet müdahalesi olmazsa mahf oluruz” yakarýþlarý sermaye dünyasýný teslim aldý. Bu birilerinin diðerlerine yer açmak için battýðý ve çöküþü yeni bir yükselme döneminin izlediði herhangi bir ekonomik kriz deðildi. Bu ayný zamanda burjuvazinin adým adým kurduðu dünya çapýndaki ideolojik hegemonyanýn da yýkýma sürüklendiði, 2. Paylaþým savaþýna neden olacak olan 1929 krizi ile mukayese edilecek çaptaki büyük bir felaketti. Aslýnda ABD ekonomisi 2000li yýllarýn öncesi ve baþýnda da ciddi bir mali krizle yüz yüzeydi. Bu kritik duruma petrol üreten ülkelerden gelen bir dokunuþ tam bir çöküþün baþlangýcý olma sinyalleri veriyordu. Saddam’ýn petrolü artýk Dolar ile fiyatlandýrmayacaðý ve Irak’ýn menkul servetlerinin Dolar yerine Euro’ya dönüþtürüleceðini ilan etmesi, bu durumu tetikleme görevini gördü. Baþlayan süreç baþka ülkeleri de içine alarak ilerlemeye baþlayýnca ABD’nin Afganistan Ýþgalini, baþarýsýz Venezualla darbesi ve Irak’ýn iþgali izledi. Böylece geliþen mali kriz zor yoluyla ertelendi; ama ancak beþ yýl! 2008’in Eylül ayý önceden haberi verilen krizin patladýðý tarih oldu. Kriz sadece ABD’nin saldýrgan politikalarýnýn mahkumiyeti deðil ayný zamanda 30 yýldan fazla zamandýr sürmekte olan Neoliberalizm egemenliðinin de iflasý anlamýna gelmektey-

di.

Kriz öylesine derindi ki, ABD, tarihinin en akýl almaz iþlerinden birine baþvurarak elli yýl önce köpeklerle eþ tuttuðu siyahlardan birini devletin baþýna geçirmekte tereddüt etmedi. ABD imajýnýn yenilenmesi, yeni politikalara yönelinmesi ancak böylesine radikal bir baþlangýçla mümkün olabilecekti. Ne var ki içine saplanýlan bataklýk öylesine derindi ki, bir çýrpýda içinden çýkmak mümkün deðildi. Nitekim Irak bataklýðýndan sonra Afganistan batýklýðýna saplanýp kalma durumuyla yüz yüze kalan ABD, Afganistan’a yeni 30 bin asker gönderme kararý alýrken, müttefiklerini de Afganistan’da ki pasif konumlanýþtan çýkarak doðrudan savaþa katýlmalarý için aktif pozisyona geçmeye zorluyor. Bu yönde istekte bulunduðu müttefiklerinin en baþýnda da Türkiye geliyor. Obama, Nobel Barýþ ödülünü alýrken, “barýþý saðlamak için bazen savaþ yapmak kaçýnýlmazdýr” diyerek, aslýnda ABD politikalarýnýn özde bir deðiþikliðe uðramadýðýný da ifade etmiþ oluyor. Bu gün krizin durdurulduðunu söyleyenler kapitalizmin geleceðine dair iyimser söylemlerle gerçeðin üstünü örtmeye çalýþýyorlar. “Ýpotek krizinin nereden kaynaklandýðý göz önünde tutulmaz ise gerçekten de krizin esas itibariyle atlatýldýðý söylenebilir. Bu esasýnda krizin temel nedenin gizlenmesine dayalý sahte bir umut oluþturur.” Kriz, bir ipotek krizi deðil, Irak ve Afganistan savaþlarýyla ertelenmiþ olan bir genel kapitalist krizdir. Ýþin esasý bütün kapitalist krizin temelini aþýrý üretim oluþturmaktadýr. “Patlayan ipotek köpüðünün zararlarýný telafi etmek için yaratýlan yeni köpük (cary trae ve varlýklara olan aþýrý talep) patladýðý takdirde birincisinden daha büyük bir altüst oluþla yüz yüze gelineceðini krizin birinci evresi konusunda tahminler yapmýþ olan tüm Nobelli Nobelsiz iktisatçýlar ifade etmektedirler. Olgular bu deðerlendirmeleri haklý çýkarýyor.” Kapitalizmin kabesi ABD’de krizle birlikte ortaya çýkan geliþmeleri gösteren aþaðýdaki çeviri, hiçte kimilerinin iddia ettiði gibi “krizin durdurulduðunu, yükseliþe geçiþ iþaretlerinin ortaya çýktýðýný” göstermiyor. Tersine, krizin toplumsal sonuçlarýnýn yarattýðý kritik duruma iþaret ediyor. “Bir zamanlar, herkes tarafýndan paylaþýlan bir Amerikan rüyasý vardý. Ama bu peri masalý yerini kâbusa býraktý. Þimdi, 49 milyon ABD (nüfusun %16’sý) vatandaþý her gün açlýk sorunu çekiyor. Bunlarýn 17 milyonu ise çocuk. Medyada yer almamasýna raðmen bu rakamýn doðruluðu konusunda hiçbir kuþku yok. Bu, 1995 yýlýndan beri Tarým Bakanlýðý tarafýndan her yýl yayýnlanan istatistikî bir bilgidir. Aslýnda, bu veriler 2008 yýlýna ait. Fakat daha sonra, çalýþma yaþýndakilerin iþsizlik oranýnýn resmi olarak yüzde 10,2’e ulaþmasýyla oluþan iþsizlik dalgasý nedeniyle yükseldi (ayda, birkaç saatlik iþe sahip olanlar hesaba katýlýrsa, gerçekte bu rakam yüzde 17’dir ve bu yüzdende bu kesim sefalet listelerinden çýkarýldý). Bakanlýk, bu açlar arasýnda, yoksulluk sýnýrý altýnda yaþayabilecekleri bir maaþa sahip olan, fakir iþçilerin de bulunduðunu açýkladý. 2008 yýlýnda, her dört çocuktan birinin gýda yoksunluðu yaþadýðý bilinmekte. Önceki

yýla göre dört milyon daha fazla. Bu yoksulluk dalgasýnýn ilk kurbanlarý çocuklu aileler olmakta. Þu andaki durum, otuzlu yýllarda, büyük depresyonun baþlangýcýndaki açlýk ile karþýlaþtýrýlabilecek düzeyde. Açlýðýn pençesine ilk düþenler kadýnlar ve çocuklar, sonra siyahlar ve Ýspanyol kökenliler. Acil yardým ve gýda kuponu daðýtan merkezlerin en önemlilerinden biri olan “Feeding America”’nýn Baþkaný Vicky Escarra, “Ýnanýlmaz. Sanki bir Üçüncü Dünya ülkesinde yaþýyoruz” diyerek konunun önemini vurguluyor. Tarým ve Köy Ýþleri Bakaný Tom Vilsack için bu durum, istihdamýn çöküþü sonucu oluþan “bir alarm sinyali”. Baþkan Obama tarafýndan, yetersiz beslenmeye maruz kalan çocuklar için yýlýn baþýnda kabul edilen meblaðlar yetersiz kaldý. Ýstihdam üreten bir politika olmaksýzýn bu kâbus son bulmayacak. Obama’nýn kendisi de bunu kabul ediyor. Fakat onun ekonomiyi canlandýrma planý, fýrtýnayý tetikleyen ve bu mali krizin sorumlularý olan büyük bankalarý canlandýrmak oldu. Acý ve öfkeye neden olan bu karar, baþkanýn kamuoyu anketlerinde yüzde ellinin altýna düþmesine, gerilemesine mal oldu. Kapitalist imparatorluk; Wall Street’in gelirlerini artýrmak için ve hatta açlýk istatistiklerinin ortaya koyduðu yeni bir felaketi kýþkýrtma riskine raðmen, erdemli hür teþebbüs adýna, refah devlete ve kârlýlýðýn yoksun kýldýðý sosyal yardýmlara yaptýðý saldýrýyý durdurmuyor. Son haberlere göre önemli bir alanda kiþilerin satýn alýnmasý hesaplanýyor: baský gruplarýnýn; ilaç endüstrisinin ve sigorta þirketlerinin menfaatlerine uygun olmayan, saðlýk sistemi reformuna, oy vermemeleri için kongre üyelerini sýkýþtýrdýklarý belirtiliyor.” 1- “Feding America” tarafýndan yayýnlanan bir raporda: • Son bir yýl içinde gýda yardýmý alan aile sayýsýnda yüzde 30’luk artýþ olduðu, • Ekonomik krizin baþlamasýndan bu yana, açlýk programýna katýlan Amerikalýlara her ay 20 bin kiþinin katýldýðý, • 750 ilçede, üç siyah Amerikalýdan birinin yaþamýný gýda kuponuyla sürdürdüðü, • 800 ilçede her üç çocuktan birinin gýda yardýmý alamazsa ölümle karþýlaþacaðý, belirtiliyor. 2- Afganistan’daki savaþa 1 trilyon dolar aktaran Baþkan, gýda destek programlarýna sadece 1 milyar dolar ayýrdý. Hükümetin gýda bakaný da “zengin Amerikalýlarýn aç komþularýna yardým etmelerini” istedi. Biz, ABD’ de krizin ilk ortaya çýkýþýyla birlikte yarattýðý ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçlar üzerinden yaptýðýmýz analizde, “neo-liberalizmin iflasýyla birlikte sosyalizmin ideolojik olarak yaþadýðý zahiri yenilgiden çýkarak, kapitalizme karþý yeniden seçenek kýlýnmasýnýn olanaklarýnýn arttýðýný” söylemiþ ve “Neo-Liberalizm Bitti, Tek Seçenek Sosyalizm!” þiarýný, bugünün temel þiarý olarak belirlemiþtik. 21. yy. Sosyalizmini seçenek kýlmak için yola çýkanlar, dünya, bölge ve ülkedeki geliþmeler göz önünde tutulduðunda, iþçi sýnýfýnýn siyasete müdahalesi olanaklarýný yaratma ve ezilenlerin demokratik mücadele cephesini oluþturma görevlerinin gereklerini hýzla yerine getirmek için kollarý sývamalýdýrlar. 5


“Kürt Açýlýmý”: Çözüm mü Tasfiye mi?

K

ürt açýlýmýnýn bir tasfiye planý olduðunu ve PKK’nin verdiði iyi niyetli yanýta, “Biz üzerimize düþeni yaptýk, hadi artýk sýra sizde. Silahlarý býrakýp gelin ve teslim olun.” denileceðini daha açýlým laflarý edilmeye baþlar baþlamaz söylemiþtik Ve olay tam tamýna böyle cereyan etti. Açýlýmdan, barýþtan, çözümden söz ederken, barýþýlacak tarafý suçlu olarak görmeye devam etmek, zaten niyetin ne olduðunu ortaya koyuyordu. “Terörün” tasfiyesinden, teslim olmaktan, piþmanlýktan bahsetmek, meclisten sýnýr ötesi operasyon için karar çýkarmak, barýþ guruplarý gelirken Kandil’i bombalamak, ülkenin dört bir yanýnda PKK’ye ve DTP’ye karþý operasyonlarý sürdürmek, DTP yönetiminin yarýsýndan fazlasýný ve yüzlerce üyesini tutuklamak, hiç de barýþmak, açýlým, çözüm kavramlarýyla baðdaþmayacak giriþimlerdir. Bunlarla da yetinmeyerek DTP’yi kapatmak, eþ baþkanlardan Ahmet Türk ve DTP milletvekili Aysel Tuðluk’a siyasi yasak getirerek parlamentoda grup kurulmasýný önlemeye çalýþmak, açýlým denilen þeyin aslýnda nasýl bir tasfiye politikasý olduðunu apaçýk ortaya koymaktadýr. Sürekli olarak, Kürtlerin önüne “þiddete baþvurmasalar ya da þiddetten vazgeçseler çözümün olacaðý” getirilmektedir. Bu koroya liberal çevreler ve bazý solcu aydýnlarda katýlmýþ bulunuyor. Þiddetin olmadýðý zamanlarda bu iþ hiç de böyle ele alýnmadý. Þimdi neye güvenilecek? Üstelik kaç baþbakan “Kürt realitesini tanýyacaðýný” ilan ettikten sonra arkasý boþ çýktý. O zaman Kürtler neden güvensinler; Nasýl inansýnlar demokratikleþme olacaðýna? Kim yapacak bu demokratikleþmeyi? Kürt Özgürlük Hareketinin silahlý mücadele iradesi üzerlerinden uzaklaþtýðýnda, sorunu da rafa kaldýrmayacaklarýnýn en ufak bir güvencesi mi var? Bu silahlý mücadele olmasa idi acaba Kürt sorunu bir sorun olarak kabul edilecek miydi? Kürtler eðer hiç bir þey elde etmeden bu kadar can verecektiyseler neden giriþtiler bu iþe? Hükümet açýlýmdan söz ederken her attýðý pozitif adýmý hemen bir negatifle dengelemektedir. Kimileri bu tutumu muhalefeti sakinleþtirmek için izlenen bir taktik olarak görmekte ve hoþ karþýlamaktadýr. Hal bu ki, toplumda on yýllardýr üretilen kin ve nefretin temizlenmesi muhalefete istediði doðrultularda tavizler vererek deðil; bu kin ve nefret propagandasýna karþýlýk vermekle mümkün olabilir. Bu iþ öyle bir noktaya varmýþtýr ki, Ýzmir’de DTP konvoyuna saldýran faþist güruhu haklý gösterecek bir söylemle Baþbakan, saldýrýya uðrayan DTP’yi suçlu 6

göstermiþ, Baþbakan yardýmcýsý Cemil Çiçek ise adeta DTP’nin kapatýlmasý için çaðrý yapmýþtýr. Anayasa mahkemesi de yýllardýr bekleyen DTP dosyasýný raftan indirerek acilen görüþmeye baþlamýþ ve DTP’nin kapatýlmasýna karar vermiþtir. Hükümete göre açýlým: “Milli birlik ve beraberlik” adýmýdýr; açýlým, “Türkiye’nin tek devlet, tek millet, tek bayrak altýnda bütünleþmesidir”; onun için de açýlýmýn sýnýrlarýný belirleyen kýrmýzýçizgiler baþtan bellidir: 1Anayasal güvence yok; 2-idari özerklik yok; 3-anadilde eðitim yok. Ama baþka her þey var! Bu kýrmýzýçizgileri çizdikten sonra artýk geriye bir þey kalmadýðýný anlamak için ya ebleh ya da Türk þovenisti olmak gerekir. Meselenin temelinde Kürt sorununu “çözme zorunluluðunun” yattýðýný 25 yýllýk savaþ sürecinin kendisi ortaya koymaktadýr. Ancak bu “çözüm”ün ne olacaðý meselesi iþin can noktasýný oluþturmaktadýr. Çözüm Kürtlerin istediði bir biçimde, yüzyýldýr yüz yüze bulunduklarý adaletsizliðin ortadan kaldýrýlmasý biçiminde mi olacaktýr, yoksa TC devletinin istediði ve belirlediði bir biçimde mi? Hükümetin açýlým politikasý iþte bu ikinci temelde ortaya çýkmaktadýr. Kürtlerin ne istediðine aldýrmaksýzýn, onlarý muhatap olarak kabul etmeden kendi bildiðince sorunu çözmek! Ýþte bunun içindir ki, Kürt halkýnýn taþýdýðý en ufak bir devrimci havaya tahammül edilememekte ve hemen tahrik olunmaktadýr. Onun içindir ki, barýþýn gerçekleþebileceðinin bir umudu olarak ortaya çýkan “barýþ gruplarýnýn Türkiye’ye gelmesinin” yarattýðý sevinç ve kutlama havasý, devlette bir yenilgi sendromu yaratmaktadýr. Çünkü istenen Kürdün baþý dik olarak gerçekleþecek bir çözüm deðil, Kürdün diz çöktüðü, affedildiði, yani suçlu olduðunu kabul ettiði ve bunun sonucu olarak da verilene razý olacak bir ruh hali içinde olmasýdýr.

Buradan çözüm çýkmaz! Bugün Kürt halký sorunun çözümü için en minimal düzeye çektiði taleplerini, esas olarak iki temel ayak üzerinden formüle etmiþ bulunuyor: Birincisi; Kültürel haklar, ikincisi ise; siyasi haklar. Görülen o ki devlet, tasfiye planýnýn bir gereði olarak kültürel haklar düzleminde bireysel kullanýma yönelik kimi adýmlar atacak. Bu düzlemdeki tartýþma daha çok Anayasadaki Türk milleti kavramý ve anadilde eðitim sorunu üzerinden sürmektedir. Devletin hiç yanaþmadýðý ise siyasi-idari talepler düzlemidir. Kürt halký siyasi olarak “Demokratik Özerklik” talebinde bulunmaktadýr. CHP anadilde eðitimi, Devlet Bahçeli ise anadilde eðitim yanýnda

“demokratik özerklik“ yönünde atýlacak adýmlarýn da “ülkeyi bölüp, parçalayacaðýný” ileri sürerek ýrkçý söylemlerle feveran etmektedirler. Bu arada sol ve sosyalist etiketi taþýyan kimilerinin yaklaþýmlarýnýn MHP ve CHP’nin yaklaþýmlarýyla paralellik taþýmasý ise, sosyalist kesimde Kürt sorunu üzerinden yaþanan yarýlma nedeniyle þaþýrtýcý olmasa da, üzerinde durulmasý gereken bir tehlikeye iþaret ediyor. “…Emperyalizmin belirlediði yeni giriþimlere karþý uluslararasý anlaþmalara dayalý sýnýrlar korunmalýdýr… Kürt sorununda emperyalist manipülasyona zemin sunan, halklar arasýnda diyalogu olanaksýz hale getiren, derin etnik/ulusal boðazlaþmalarýn bir tehdit olarak canlý tutulmasýna neden olan silahlý mücadeleye son verilmelidir… Bugün emperyalizm, kendi egemenliðini güçlendirmek, ulusal, bölgesel düzeydeki güçleri kendine mahkûm etmek için sürekli ölçek küçültmekte, toplumlarý cemaatlere, etnisitelere bölmektedir. Yerelliklerin yetkilerinin artýrýlmasýnýn bu sürecin parçasý olmasýný engellemek mümkün olmayacaktýr. Dolayýsýyla yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden istikrar, refah ve huzur deðil, bölücülük çýkacaktýr… Türkiye’nin eyaletlere bölünmesi ve bölgesel özerkliðin geliþtirilmesi, toplumsal parçalanmayý derinleþtirir. Merkezi yapýnýn bugüne dek antidemokratik, baskýcý ve zorla asimilasyonu hedefleyen bir karakter taþýmýþ olmasý, ademi merkeziyetçiliðin doðru seçenek olmasý için yeterli deðildir. Eyaletleþme yeni, saðlýklý, üzerinde iradi birlikteliðin tesis edileceði bir zemin deðil, parçalanmanýn bir evresi olacaktýr.” ( Barýþ, Kardeþlik ve Birlik Bildirgesi, TKP Aðustos 2009 ) TKP bildirgesinden yaptýðýmýz bu alýntý, býrakalým “söz, yetki, karar ve iktidarýn” halkta olmasý anlayýþýyla yerel inisiyatiflerin geliþtirilip güçlendirilmesini ve temsili demokrasi iþleyiþiyle doðrudan demokrasi iþleyiþini birleþtiren ve giderek süreci doðrudan demokrasi lehinde iþleten bir sosyalist demokrasi perspektifine karþýtlýðý, UKTH ve “Uluslarýn Tam Hak Eþitliði” prensiplerini de ayaklar altýna almaktadýr. Sosyalistlere düþen temel görev; Kürt halkýnýn eþit haklara kavuþmasýnýn önüne engel olarak çýkarýlan teslimiyet planlarýnýn yol olmadýðýný ve gerçek barýþýn þartlarýnýn ancak ve ancak kardeþlik iliþkisine gerçekten zemin saðlayacak bir eþitlik temeli olduðunu bilerek, Kürt halkýyla dayanýþma içinde demokrasi mücadelesini yükseltmektir.

Mustafa KAHYA


K

Pozitif Ayrýmcýlýk Erkek Çýkarlarýný Altüst Eder

amusal alan olan siyasetin içinde olmasanýz da medyadaki görüntüler bile bu alanýn nasýl erkek dünyasý olduðunu iyi yansýtýr. Baþbakanýn seyahatlerindeki bir uçak dolusu bürokratlarýn, iþadamlarýnýn ve gazetecilerin hemen hepsinin de erkek olduðunu görürsünüz. Diðer yandan muhalif sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve sosyalist partilerin durumunun da benzer olduðunu görmek erkek egemenliðinin ne kadar yaygýn ve köklü olduðunu gösterir. Bu durum siyasetin cinsiyetinin erkek olduðunu gözler önüne serer. (Kürt özgürlük hareketinde Kürt kadýnlarýnýn siyasete taþýnmýþ olmasýný hariç tutarak.) Erkek iþi ve alaný olarak görülen/gördürülen siyaseti erkekler, kapitalist sistemin kamusal-özel alan ayrýmýnýn avantajlarýyla yapýyorlar. Cinsiyetçi iþbölümü nedeniyle siyaset kadýnlara çekici gelmiyor. Toplumsal cinsiyet rolü, kadýnlarý ezilen cins olarak eþ ve anne rolüne hapsediyor. Siyasette yer alan kadýnlar bu rolleriyle politik yaþamlarýný sürdürmek zorunda kalýyorlar. Bu durum kadýnlarý siyasal yaþamda izleyen, genellikle seçmen ve edilgen olma pozisyonuna hapsediyor. Siyasi yaþamlarý da kadýnlarýn gündelik yaþamlarýnda bir deðiþiklik yaratmak yerine; kapitalist sisteme eklemlenen kadýn rolünü benimsemeyi pekiþtirme halini dönüþtürmeden sürdüren bir yapý oluyor. Erkek egemen bakýþ açýsýyla kadýnlarýn politikada erkek deðerleriyle var olmasý istendiðinden, yetenekler ve kriterler de erkeklere göre belirlenen ölçüdedir. Kadýnlardan "çalýþ sende hak edersin" mantýðýyla erkeklerle rekabet etmesi istenirken; kadýnlar arasýnda ise erkeklerin 'tercih edeceði' kadýn olunmasý için ikinci bir rekabete zorlanýr. Kadýnlar siyasette olabilmek için gerekli zaman ve para gibi olanaklara da erkekler gibi sahip deðillerdir. Örneðin toplantýlar genelde akþam yapýlýr. O saatte toplantýlarda çok az sayýda kadýn bulunur. Bu kadýnlarýn çoðunun çocuksuz ve genç olduðu da dikkatlerden kaçmaz. Orada bulunan çocuklu kadýnlarýn aklýnýn evde kaldýðý da pek bilinmez. Kadýnlar cinsiyetçi iþbölümü nedeniyle akþamlarý çocuklarýna "mesaim bitti" diyerek zamaný kendi istedikleri gibi düzenleyemezler. Kadýn ve erkeklerin mazeretleri de farklýdýr. Bir kadýn için çocuðunun, kocasýnýn hastalýðý, akrabalarýnýn ziyareti gibi mazeretler erkekler için mazeret bile sayýlmaz, hatta bunlar kadýnlarýn zaaflarý olarak görülür. Çünkü geç saatte biten toplantýlarda kývranan erkeklere rastlanmaz! Kadýnlar için "isteseler gelirler, istemiyorlar" diye düþünenler olabilir ki, bu tam da liberal bireyciliði iþaret eder; cinsiyet iliþkilerinin yapýsal boyutlarýný gözden kaçýrýr. Burada

bireysel deðil toplumsal bir meseleden; bireysel irade, istek ve cesaretten deðil toplumsal-ekonomik-politik anlamda eþitsizlikten söz ettiðimizi de anýmsatmýþ olalým. Sosyalist ve feminist bilince sahip olan kadýnlar da toplumsal cinsiyet rolünden kurtulmuþ deðiller. Sosyalist kadýn da bir iþte çalýþsa da, çalýþmasa da ayný zamanda 'ev kadýný, eþ ve anne'. Politikaya sosyalist erkekle eþit koþullarda baþlamýyor. Sosyalistlerin de cinsiyeti var. Kadýn ve erkek sosyalistler olarak devrim ve sosyalizm mücadelesinde yer alýyoruz. Bu nedenle kadýnlarýn ev içinde harcadýklarý karþýlýksýz ve görünmeyen emeðin yükü azaltýlmadýðý sürece politikada erkekler gibi eþit özne olarak yer almalarý zor görünüyor. Sosyalist erkekler ev iþleri ve bakým iþlerini paylaþtýklarý oranda sosyalist kadýnlar da politikada özne olabiliyorlar. Anayasa tüm yurttaþlarýn eþit olduðundan bahseder. Liberalizmin soyut eþitliðinin kadýný erkekle eþitleme aldatmacasý, burjuvazi ile proletaryayý eþitlemeye benzer. Ayný durum sosyalist örgütlerde de toplumsal cinsiyet rolünü görmeden kadýnlarý erkeklerle eþit görür, pozitif ayrýmcýlýða ve kotaya karþý çýkar. . Sosyalistler, pozitif ayrýmcýlýðý cinsiyetçi olmayan bir sosyalizm mücadelesinde cinsiyetçiliðe karþý ilkenin temel uygulamasý olarak ele alýr. Bir sosyalist, iþçi sýnýfýnýn siyaset sahnesinin önüne getirilmesi görevini sadece erkek proletarya ile deðil; proletaryanýn yarýsýný oluþturan kadýn proleterleri de siyaset sahnesinin önüne getirme göreviyle sorumlu olduðunu bilir. Eþitsizliðin giderilememesindeki en temel adým, erkeklerin fazlasýyla gasp ettikleri haklarýn teslimiyle olur ki, bu da pozitif ayrýmcýlýðýn kota ile uygulanmasýdýr. Kota, erkeklerin karar organlarýný paylaþýrken, ayný zamanda bir kýsmýndan kadýnlar lehine geri çekilmeleri demektir. Bugün için kota geçici bir önlem olarak kadýnlarýn karar süreçlerinde var olmasýný tüzüksel önlemlerle garanti altýna alýyor. Ama baþka pozitif ayrýmcý uygulamalarla desteklendiði oranda kadýnlarýn vitrin olmaktan öte görünürlükleri de artýyor. Bir partide kadýnlarýn karar organlarýnda

olmasýný isteyen bir sosyalist, demokratik bir seçimin gereði "nasýl olsa kotadan girecekler" diye davranmaz; cinsiyetçilik karþýtý tutumunu kadýnlara oy vererek gösterir. Kadýnlarý diðer aday olan erkeklerle eþit görüp oy vermemek de ayný zamanda eþitsizlere eþit davranma anlayýþýna, liberal demokrasinin anlayýþýna tekabül eder. Kaldý ki, sosyalist siyasette az sayýda kadýn yönetici organlarda olmayý teþvik edilirlerse kabul ediyor. Herkese düþen görev bu kadýnlarý cesaretlendirmek olmalýdýr. Demokrasinin erkek çehresini deðiþtirmek adýna, kadýn adaylarý sadece bu tercih üzerinden deðerlendirmek de; bu mekanizmalarda kadýnlarýn olmasýný görmek için tercih etmek de bir sosyalistin bakýþý olmalýdýr. Bu da kadýnlara erkekler tarafýndan verilen bir lütuf asla deðildir. Feminist politikanýn ve kadýn dayanýþmasýnýn gücüyle kota ilk 1995 yýlýnda BSP'de uygulanmaya baþlamýþtý. Bu hakkýn parti tüzüklerinde hak olarak yer almasý önemli bir kazanýmdýr. Kadýnlarýn kurtuluþu mücadelesinde pozitif ayrýmcý uygulamalarýn hayatýn her alanýnda uygulanmasý için, daha çok kadýnýn siyasette var olabilmesi için kadýn dayanýþmasýný hep güçlendirelim, örgütlenelim.

Gülseren PUSATLIOÐLU 7


ORTA SAYFA

Ordunun Devletinden Devletin Ordusuna

Artýk güneþin balçýkla sývanamayacaðý noktaya gelmiþ bulunuyoruz. Demokratlýðýn ne olduðu bin birinci kez olgularla kanýtlanmakta ve gerçek bir demokrasi cephesinin oluþumunun imkanlarý kaybedilen zamana karþýn daha açýk bir biçimde ortaya çýkmaktadýr. Obama’nýn Türkiye ziyareti ve Erdoðan’ýn ABD ziyaretlerinin ortaya koyduðu gerçekler, merkezi Asya’dan baþlayýp, Kafkaslarý da içine alan bölgemizde ciddi deðiþimlerin olacaðýný haber vermektedir. Bu geliþmelere devrimci bir müdahalenin gerçekleþtirilebilmesinin iki temel zemininden birisi, sýnýfýn sosyalist örgütlenmesinin siyaset sahnesinde etkin bir yer almasýný saðlamak, diðeri de tüm demokrasi güçlerinin eylem birliði zeminini oluþturacak bir demokrasi cephesinin ortaya çýkarýlmasýdýr.

C

umhuriyet kuruluþuyla birlikte bir gerginlikler ve altüst oluþlar rejimi oldu. Henüz burjuvazinin iktidar sahibi olacak kadar güçlenmediði bir dönemde Osmanlý aydýnlarýnýn ve özellikle de kýlýçlýlar tabakasýnýn batýrdýklarý imparatorluktan bir ulus devlet çýkarma baþarýsý, cumhuriyetin temel karakterinin belirleyicisi oldu. Tarihsel olarak feodal devlete göre ileri görünen ama asla ilerici olduðunu söyleyemeyeceðimiz cumhuriyet, toplumsal destekten yoksun olmak sonucu aðýr baskýcý bir rejim oluþturmak durumunda oldu. Cumhuriyet meselesi ilk kez 1923’de gündeme gelmedi. 1908 ihtilalý sýrasýnda ve öncesinde de gündemde olan bir meseledir bu. Zaten tarihsel olarak tüm dünyada meþruti krallýklar, burjuvazinin feodal iktidara ortaklýðýnýn ifadesi olmuþ ve adým adým da krallýk meþruti karakterini korumaya devam etse de iktidar tümden burjuvaziye geçmiþtir. Yani tipik olmayan bir devlet biçimi, burjuvazinin egemenliðini sürdürmesinde herhangi bir engel yaratmamýþtýr. Bugün hala Birleþik Krallýk, Belçika Krallýðý, Ýsveç Krallýðý, Hollanda Krallýðý gibi devletler, krallýk kurumu için sembolik denecek olsa da varlýklarýný devam ettirmektedirler. Sembolik denilerek görmemezlikten gelinemez. Bu hale geliþ bir süreç sorunudur. 1908 sürecinin de benzer doðrultuda geliþmesini esaslý olarak engelleyen yine asker müdahalesi ve Türk milliyetçiliðinin ta kendisidir. Cumhuriyetin zayýf sýnýfsal temeli esasýnda kendisinin oluþturduðu bir durumdur. Osmanlý’da burjuvazi yok deðildi. Ancak burjuvazinin aðýrlýklý 8

KURTULUÞ

kesimini oluþturan Ermeni, Rum ve Süryanilerin, Ýttihat ve Terakkinin soykýrýmcý, Türk milliyetçisi politikalarýnýn kesintisiz ve yoðunlaþarak uygulanmasý sonucu soykýrýma uðratýlmalarýyla varlýklarýna tümden son verilmesi, burjuva sýnýfýný da neredeyse ortadan kaldýrmýþ ve bürokrasinin denetimi altýna düþen zayýf bir Türk burjuva sýnýfýnýn oluþmasýna yol açmýþtý. Böylece bir sýnýf adýna egemenlik aracý olan tüm devletlerin bu egemenliði güvenceye alan ordusu olurken, bizim ordumuzun bir devleti oldu ve bu çeliþki tüm cumhuriyeti karakterize etti. 1946’ya kadar tam bir zulüm uygulamasýyla aksamasýz iþleyen bu proto-faþist denilebilecek sistem, faþizmin dünya çapýnda uðradýðý yenilgi, sosyalizm ve demokrasinin kazandýðý zafer ve dünyanýn iki kutuplu hale gelmesi sonucu eski yapýsýný koruyamayacak bir konuma sürüklendi. Toplumla devlet arasýndaki onmaz çeliþkiye bu kez de devletin kendi içindeki bir baþka çeliþki eklendi. Demokrasinin faþizme karþý kazandýðý zafer ister istemez CHP diktatoryasýnda bir gedik açýlmasýna yol açtý. Ýki kutuplu dünyanýn arasýnda sýkýþmanýn yarattýðý basýnç ayný dünyadaki benzerleri gibi denetimli bir çoðulculuk aracýlýðýyla, rejimde bir gevþemeye gitti. Alternatif olarak ortaya çýkan DP’yi oluþturanlar da esasýnda eski rejimin uygulayýcýlarýndan baþkalarý deðildi, ama artýk bürokrasiye, egemen sýnýflarýn emrine girmeyi dayatmaktaydýlar. Ordunun devleti-devletin ordusu çeliþkisi her dönemde deðiþik biçimler alarak, 27 Mayýs 1960, 12 Mart 1971 (bu arada düþük yapan iki darbe giriþimi daha olmuþtur: 22

Þubat 1962 ve 21 Mayýs 1963), 12 Eylül 1980 darbeleri, 28 Þubat 1998 “post modern” darbesi ve akim kalan ve bugün Ergenekon davalarýna temellik eden 2004 Sarýkýz, Yakamoz darbe giriþimlerinden (Talat Aydemir ve 2004 darbecileri ABD onayý alamadýklarýndan darbeleri akim kalmak zorunda kalmýþlardýr) iki adým ileri bir adým geri ilerleyiþi içerisinde günümüze kadar gelmiþtir. Bittiðini ya da Ergenekon davasý sonucu biteceðini söyleyebilmek olanaklý deðil, zira darbeciyle darbeye karþý olan ayný sýrça köþkün içinde yaþamakta ve birbirlerine atacaklarý taþýn sýrça köþkü tuz buz edeceðini bilmektedirler. Gerek Susurluk davasýnýn ve gerekse Ergenekon davasýnýn akýbetinin ne olmasý gerektiðini tayin eden bu “sýrça köþk” sahipliðidir. Çeliþkinin kaynaðý olarak ortaya atýlan tüm diðer, antiemperyalizm, Batý’yý býrakýp doðuya yönelme, terör, bölücülük vs. vs. hikâyeler, bu temel gerçeðin halk önünde tekrarlanamayacak nazik bir konu olmasýndan dolayý uydurulmuþ ikame hikâyeleri oluþtururlar. TC’de cereyan eden darbelerin hiç biri ABD emperyalizminin onayý ve denetimi olmadan gerçekleþmiþ darbeler deðildir. Bu ABD emperyalizminin dünya çapýndaki hâkimiyetinden kaynaklandýðý kadar, emperyalizmin birçok baðýmlý ülkede olduðu gibi bir iç olgu, kendini ülkenin her türlü yapýsýnda yeniden üretebilen bir olgu olmasýndan kaynaklanýr. Yeni sömürgeciliðin bu evresinde artýk emperyalizm deniz aþýrý ülkelerden gelen bir tehdit deðil, ülkenin, baþta ordu olmak üzere bizatihi kendi kurumlarý tarafýndan emperyalizm adýna iþgal edilmesinin adý haline gelmiþtir.

Böyle olunca da hiçbir toplumsal düzey, süreç ya da olay emperyalizmin müdahalesinin dýþýnda kalamamaktadýr. Bütün bir Cumhuriyet tarihi halkýn aleyhine cereyan etmiþ tuhaflýklarla dolu olsa da, SSCB’nin çöküþünden sonra dünyanýn yeniden paylaþýmý süreci içerisinde daha önce tahayyül edilemeyecek yeni tuhaflýklar hayatýmýza eklenmiþ bulunmaktadýr. ABD emperyalizmi daha önceleri SSCB’nin de belirleyiciliði ya da aðýr etkinliðinin bulunduðu Merkezi Asya, Kafkaslar ve Ortadoðu bölgesini hem jeopolitik stratejik nedenlerle hem de enerji kaynaklarýnýn denetim altýna alýnmasý amacýyla adým adým iþgale karar verdiðinden beri TC devletine yeni görevler düþmüþtür. Kürt özgürlük mücadelesinin yükseldiði bir dönemde, ABD emperyalizmin bölgeye iliþkin olarak yaptýðý hesaplarla, TC devletinin kendine has hesaplarý arasýnda bir çeliþkinin ortaya çýkmasý sonucu patlayan “Tezkere Krizi”ni bir dizi tuhaflýk izledi. Krizden önce TC devleti bir yandan ABD’nin Irak’a müdahalesine yandaþ olup “bir koyup üç alma” hesaplarýna girdi, diðer yandan bu iþe karþý durmak için Genelkurmay Baþkaný istifa etti; Bir yandan “çekiç güç”ün TC’de konumlanmasýna görünüþte Kürt sorunu nedeniyle karþý çýktý, diðer yandan onun oluþturulmasýna katýldý. Esasýnda mesele talandan mümkün olan en büyük parçayý koparmaktý: Açýk sözlü TC devlet baþkaný bunu “bir koyup üç almak” olarak ifade etmiþti, ama ABD emperyalizminin bire bir vereceði bile þüpheliydi. Pazarlýðý böyle yüksek tutma hesaplarý yapýlýrken gündeme Büyük


Ortadoðu Projesi ve Bush’un “önleyici savaþ doktrini” geldi. Tüm Ortadoðu eklentileriyle birlikte demokratikleþecekti! 28 Þubat post modern darbesine onay veren ve Erbakan’ýn tasfiyesine katýlan ABD, bir yandan islamý dünya çapýnda terörün kaynaðý olarak ilan ederken “ýlýmlý Ýslamcýlarýn” TC’de iktidara gelmesine kapýlarý sona kadar açtý. Bu kapýnýn açýlmasýyla asla hayal edilemeyecek bir ilk gerçekleþti: Cezalandýrýlmýþ birisinin, geçip gitmiþ seçimlerin yenilenmesi yoluyla, baþbakanlýða getirilmesi sürrealist bir tablo gibi gözlerimiz önünde çizildi. TC, ABD’ye bir yandan kendi topraklarý üzerinden Irak’a saldýrýnýn gerçekleþtirilmesi sözünü verdi, diðer yandan da bu iznin TBMM’den geçmesi mümkün olmadý. ABD yetkilileri büyük hayal kýrýklýðýna uðramýþken, hiçbir iþe karýþmaktan geri kalmayan askerlerin bu iþte pek kýllarýný kýpýrdatmamýþ olmalarýna fena halde içerlediler. Et kokarsa tuzlanýrdý, ama ya tuz kokarsa? ABD biraz daha fazla masraf edip Irak operasyonunu Güney’den gerçekleþtirdi. Ama bunca yýlýn iþbirlikçisinin kendisine yaptýðýný da unutmadý. TC ordusunun iki kez burnunu sürttü. ABD, iþgalin gerçekleþtirilmesinden kýsa bir süre sonra, 4 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’de “ valiye suikast yapacaðý tespit edilen” 11 TSK mensubunu tutuklayýp, onlarý aþaðýlamak amacýyla olsa gerek, kafalarýna çuval geçirip bir cemsenin arkasýna koyup götürdü. Apoletli basýn, bu durum karþýsýnda hop oturup hop kalktý. ABD’nin özür dilediði ile baþlayan bir sürü yalanýn ardýndan görüldü ki, tüm bu iþe dâhil olan generalinden alt rütbeli subayýna kadar emekli edildiler. Buna karþýlýk operasyonu gerçekleþtiren ABD subaylarýnýn hepsi birden terfi ettirildiler. Herkes alacaðý mesajý çoktan almýþtý. Ama ABD bununla da yetinmedi, Bu dönemin üst rütbelileri de paylarýna düþeni Ergenekon ile aldýlar. Önce muhtemelen darbe için teþvik edildiler, sonra da silahsýz olarak aslanýn önüne atýldýlar. Bu elitist Kemalist bürokrasi için çok aðýr bir darbe idi. Bunu böylece kabullenmek olanaklý deðildi. Bu bürokrasinin sivil kesimi de kendini yükümlü hissedip iþe atladý. Anayasaya olmayacak yorumlar getirildi. Erken seçimler yapýldý. Dönemin komutanlarý birer birer mahkeme önüne çýkarýlýrken, AKP Anayasa Mahkemesinde uçurumun kenarýndan döndü. Artýk her

kesim zayýftý. Hepsinin payandaya ihtiyacý vardý. Ayakta kalmak isteyen ABD’nin istediklerini yerine getirmek zorunda idi. Meseleyi içeriden bilen istihbaratçý M. Kaynak durumu mealen þöyle deðerlendiriyordu: “Artýk direnmeye gerek yok. Teslim olup sonuca razý olmak gerekir. Ama eski komutanlar direnmeye devam ediyorlar. Böyle yaptýklarýnda devlet daha fazla zarar görecek. O zaman ortaya cesetler de çýkacak (o zamanlar henüz hiç “faili meçhul”lere ait ceset bulunmamýþtý).” Mesele sýrça köþkün içinde taþ atýlmasýydý. Gerçekten de cesetler çýktý, ama komutanlarýn direniþi bitmedi. Direniþe Kemalist bürokrasinin diðer kesimleri, yargý kanadý da çoktan katýlmýþtý. Birden sadece komutanlarýn deðil, yüksek yargý mensuplarýn da izlenip dinlenmekte olduklarýný öðrendik. Kemalist elit Ortadoðu’daki, zeminin son derece kaygan olduðunu, Bush politikalarýnýn ABD’yi iflasa sürüklediðini ve yeni konjonktürler doðabileceðini çok iyi bildiklerinden, bu yeni konjonktürde ABD’nin kendilerine olan ihtiyacýnýn yeniden gündeme gelip þanslarýnýn da yükselebileceðini hesaplayarak bütün kanatlarýyla eski patrona direnmeye devam ediyorlar. Bugün AKP’nin ABD ile yakýn iliþkide ve Kemalist elitin de çeliþki içerisinde olduðuna bakarak, birincilerin iþbirlikçi ikincilerin ise antiemperyalist olduðunu düþünenler az deðil. Hele bir de bu iþe AKP’nin þeriatý getireceðine iliþkin korkular da eklenince ikincilerin antiemperyalistliðini kabullenmek daha kolay bir hale gelmektedir. Esasýnda bütün çatýþma TC devletinin 1946’dan beri süren bir adým ileri iki adým geri politikasýyla ilerleyen yarý askeri niteliðinden uzaklaþmasý zarureti ve artýk neoliberal dönemin bitmiþ olmasý sonucu, o döneme ait iliþkilerin de yenilenmesi zaruretinden kaynaklanmaktadýr. Çatýþma emperyalizme baðýmlý sistem ve alternatifi arasýnda deðil. Liberallerin yutturmaya çalýþtýðý gibi demokrasi güçleriyle demokrasi düþmanlarý arasýnda hiç deðil. Tümüyle, ayný 1946 yýlýnda üst katta gerçekleþen çatýþma gibi demokrasi düþmanlarýnýn, halk düþmanlýðýnýn nasýl yapýlacaðý konusundaki alternatifler arasýndaki rejim içi bir çatýþmadýr. Uzun zamandýr kimileri, bizim hareketimizi de içine alacak bir biçimde, darbe tehdidi var diyerek toplumu telaþa sürükleyip sözde demokrasi mücadelesine

yandaþ çýkýlýyormuþ gibi yaparak, AKP’nin deðirmenine su taþýdýlar. Bu hakikatleri sergileyen bizleri karalamayý birincil görev olarak önlerine koyup, Kürt sorununun bu çeliþkinin içinden çözüleceðine iliþkin hayallerine Kürt özgürlük hareketini de ortak etmeye çalýþtýlar. Ama yalanýn bir bacaðý kýsadýr derler. Öncüleri ve artçýlarýyla birlikte ancak “açýlým” politikasýna kadar koþabildiler ve þimdi sanki eskiden beri ayný þeyi söylüyormuþ gibi, “AKP ile oluþturma peþinde olduklarý köprüleri” unutup, açýlýmýn bir “kapanýþ” olduðunu anlatýyorlar. Evet, açýlým denilen iþ Kürt özgürlük hareketinin birikimlerini tasfiyesi için ABD ile birlikte oluþturulmuþ tam bir tezgahtýr, ama mesele bu tezgahý kurulmadan önce görebilmekte idi. Böyle bir tezgahýn kurulduðunu anlatanlara zifos sýçratanlar, þimdi öðleden sonra günaydýn diyenlerin tuhaflýðý içerisinde olduklarýnýn da farkýna varýlmadýðýný sanmaktadýrlar. Bu gerçeklik anlattýðýmýz devirlerde görülebilse, “askeri vesayete ve Kürt sorununda çözümsüzlüðe karþý çýkana demokrat denir” diye insanlarýn kafalarý allak bullak edilip olmayacak yerlerden medet umulmasýna neden olunmazdý. Çatý Partisi giriþimi de yýllarýný boþa harcamýþ olmaz, demokrasi güçlerinin ciddi bir cephesinin ortaya çýkmasý mümkün olabilir, bugün demokrasi güçlerine karþý gerçekleþtirilen saldýrýlara güçlü bir biçimde yanýt verilebilir ve hükümetin açýlým demagojisinin yerle bir edilip, açýlýmýn gerçekliðe dönüþtürülmesinde daha ciddi adýmlarýn atýlmasý saðlanabilirdi. Ama demokrat olmanýn anti-emperyalist olmadan, antiþovenist olmadan, anti-cinsiyetçi olmadan, anti-faþist olmadan, örgütlenme özgürlüðünden yana olmadan mümkün olmadýðýnýn farkýnda olmayan

ya da olmak istemeyenler, bu anlayýþlarýyla bir bütün olarak demokrasi mücadelesine boylarýndan büyük zarar vermeyi baþarmýþlardýr. Artýk güneþin balçýkla sývanamayacaðý noktaya gelmiþ bulunuyoruz. Demokratlýðýn ne olduðu bin birinci kez olgularla kanýtlanmakta ve gerçek bir demokrasi cephesinin oluþumunun imkanlarý kaybedilen zamana karþýn daha açýk bir biçimde ortaya çýkmaktadýr. Obama’nýn Türkiye ziyareti ve Erdoðan’ýn ABD ziyaretlerinin ortaya koyduðu gerçekler, merkezi Asya’dan baþlayýp, Kafkaslarý da içine alan bölgemizde ciddi deðiþimlerin olacaðýný haber vermektedir. Bu geliþmelere devrimci bir müdahalenin gerçekleþtirilebilmesinin iki temel zemininden birisi, sýnýfýn sosyalist örgütlenmesinin siyaset sahnesinde etkin bir yer almasýný saðlamak, diðeri de tüm demokrasi güçlerinin eylem birliði zeminini oluþturacak bir demokrasi cephesinin ortaya çýkarýlmasýdýr. Bugün Demokrasi Ýçin Birlik Hareketi adý altýnda adýmlarý atýlmakta olan demokrasi cephesini tüm Türkiye sathýna yaymak ve yerel hareketlilik üzerinde yükselmesini saðlamak, özgürlük hareketinin olduðu kadar, sosyalist bir iþçi sýnýfý hareketinin de müdahalesi sayesinde mümkün olabilir. Sosyalist hareketin ciddi bir yeniden yapýlanmasý gerçekleþmediði, bu yola girilmediði takdirde, temelleri saðlam bir demokrasi cephesinin oluþmasýný da beklemek boþuna olacaktýr. Bu iki geliþime zamandaþlýk kazandýrmak suretiyle ancak devrimci bir dalganýn oluþmasý ve halklarýmýzýn çýkarlarýna uygun çözümlerin geliþtirilmesi mümkün olabilir. Aksiyse, dönüþüm imkanlarýnýn ortaya çýktýðý durumlarý deðerlendiremeyen tüm hareketlerin baþýna gelen akýbete uðramak olur. 9


Ezilenlerin Demokrasi Cephesi (Çatý Partisi) G

erici saldýrýlarýn yükseldiði her dönemde ister istemez gericiliðe karþý ortak mücadele önerileri de daha sýk telaffuz edilir oluyor. Neredeyse bir on yýldýr Kürt halkýnýn mücadelesini de içeren deðiþik muhalefet partilerinin, örgütlerinin, çevrelerinin ve bireylerinin bir araya gelmesinden oluþan çatý partisi diye telaffuz ettiðimiz bir yapýlanma, 2002 seçimleri sýrasýnda kazandýðý gerçekleþme þansýnýn boþa çýkmasýyla söz düzeyinde kalan ve bir türlü baþarý hanesine kaydedilemeyen bir istek olarak kalmaya devam ederken, 2008 yýlýnýn sonu itibariyle gerçekleþme ihtimali artan bir süreç olarak yaþanmaya baþlamýþtýr. Her seçim döneminde belli düzeylerde ortaklýklar gerçekleþtirilmesine karþýn çatý partisi yapýlanmasýnýn hayat bulamamasýnýn nedenleri esasýnda sosyalist örgütlerin bir araya gelemeyiþinde de var olan nedenlerdir. Ne var ki, çatý partisi sorunu daha ziyade parti þeklinde örgütlenmiþ bir cephe yapýlanmasýna tekabül ettiði için bir güçler iliþkisine tekabül etmekte ve bunun yarattýðý zorluklar da yapýlanmanýn gerçekleþtirilmesinin önündeki önemli engellerden birisini oluþturmaktadýr. Herhangi bir yasa deðiþikliðini amaç edinmiþ olanlarýn ortak programýný o yasa deðiþikliði talebi oluþturur. Bunu isteyen güçler deðiþik biçimlerde ortak eylemler gerçekleþtirirler ve bu eylemlerin mahiyetine uygun da yapýlar kurarlar. Ya da herhangi bir yapýya ihtiyaç duymadan ayrý ayrý ama paralel eylemler yürütürler. Çatý partisinden murat herhangi bir yasa deðiþikliði deðil, bir sistem deðiþikliðidir. Bu sistem deðiþikliðinin mahiyetinin ne olduðunu, oraya nasýl gidileceðini anlatan çerçeve, kimlerin hangi iliþki içinde bir araya geleceðini de bize söyler. Sözünü ettiðimiz bir düzen deðiþikliði programýdýr. Belli bir programa baðlý olarak tarif ettiðimiz düzen deðiþikliðinden kimler çýkar umuyorlarsa, ezilenlerin mücadele örgütü olarak demokrasi cephesini de onlar oluþturacaktýr. Eðer TC emperyalizme baðýmlý, geri býraktýrýlmýþ, çaðdaþ demokrasiden nasibini alamamýþ, milliyetler hapishanesi, militarizmin egemenliði altýnda bir ülke ise, genel kabul gören terminolojiye göre bir demokratik devrim ihtiyacý içerisindedir. Dolayýsýyla devrimci demokrasi programýný esas alan bir yapýlanma, ancak ezilenlerin çýkarlarýnýn temsiliyle saðlanabilir. Bu program devrimci demokrasi olarak nitelenmelidir ki, düzeni iyileþtirmek, egemenlerin egemenliklerinin pekiþtirilmesinin aracý olarak reformlarýn bir demokrasi programý olarak ezilenlere yutturulabilmesi imkanlarýnýn önüne geçilebilmiþ olsun. Biz, daha önce böyle bir programýn en genel çerçevesinin: “1.Emperyalizmle iliþkilere son verip, onun uzantýsý oligarþik yapýyý yýkarak yerine emekçilerin çýkarlarýný esas alan demokratik bir halk iktidarý hedefiyle antiemperyalist ve 10

anti oligarþik, 2. Sömürgeciliði ortadan kaldýrarak, Kürt halkýnýn ve tüm diðer ezilen milliyetlerin kendi kaderini tayin hakkýnýn gerçekleþmesine imkan verecek ve TC’nin Osmanlýdan devralýnmýþ merkeziyetçi yapýsýnýn yerine, merkezden özerk, sahici iktidara sahip çaðdaþ yerel yönetimleri geçirecek, halkýn, iktidarýn biçimini özgürce belirlemesine olanak saðlayacak, tüm ezilenlerin kendilerini en özgürce ifade edebilmelerine imkan saðlayacak tam bir düþünce ve örgütlenme özgürlüðünü içeren, tüm çaðdaþ insan haklarýyla birlikte çocuk haklarýný koruyucu bir siyasal þekillenmeyi gerçekleþtirecek ölçüde demokratik, anti faþist, anti þovenist, 3.Kadýnlarýn kurtuluþunu, cins ayýrýmcýlýðýna ve cinsel tercihlerinden dolayý baskýya karþý mücadeleyi kurumsallaþtýracak ölçüde anti cinsiyetçi, 4.Militarizmi ordudan ibaret görmeyen, toplumun ve siyasetin üzerinde yer alan ordunun, toplumu ve siyaseti þekillendirerek rejime temel karakterini veren yönlendirici konumda olduðu yarý askeri diktatörlükten baþka bir þey olmayan askeri vesayet rejimine karþý oluþuyla anti militarist, 5.Çevrenin yýkýmýna neden olup, insanlýðýn yok oluþunu hazýrlayan insanýn doðaya egemenliði yerine, insan-doða uyumunu gerçekleþtirip koruyacak bir anlayýþla ekolojist“ olmasýný gerektiðini söylemiþtik Yukarda sýralanan taleplerde kendilerinin asgari düzeyde ifade bulduðunu görüp bir araya gelen güçlerin bu bir arada duruþunu bilinen türden bir parti deðil de bir çatý partisi olarak tanýmlamak, katýlan güçlerin özerkliðini de varsayan federal bir yapýdan söz edildiðini ortaya koyar. Bu, çatýnýn altýnda talepleri birbiriyle bütünüyle örtüþmeyen ve kendi taleplerini ayrýca kendi usulünce dile getirecek yapýlarýn varlýðýnýn kabul görmesi, hiç kimsenin taleplerinin sýnýrlanmasý gibi istenmeyecek bir durumun ortaya çýkmasýnýn önüne geçer. “Olmayacaklardan” baþlamak yerine olabilecek olanlardan baþlayýp, bu “olmayacaklarýn” da nasýl aþýlacaðýnýn formülasyonunu bulmaya çalýþmak daha mantýki bir yol oluþturur. Ýttifak yapacak güçler arasýndaki iliþkinin þu anda var olan durumu statik olarak esas almasý ve sýnýf güçleri düzleminden soruna bakýlmamasý hep bu türden problemlere gözlerin dikilmesine neden olmaktadýr. Bugün siyaset arenasýndaki esas eksiklik iþçi sýnýfýnýn siyasete müdahale edemiyor olmasýdýr. Dolaysýyla karþýmýza dikilen meseleleri ittifaktan bir biçimde kaçmak suretiyle aþmaya kalkýþmak yerine sorunlarýn temelinde yatan asýl meseleye çözüm bulmaya çalýþýrken ittifak iliþkilerini de sürdürmeye devam etmek gerekir. Çatý partisinin oluþumunu birkaç grup arasýndaki bir araya geliþe indirgemek en genel muhalefet hareketinin bir araya getirilmesinin önündeki engeli oluþturur. Partilerden bireylere kadar geniþ bir yelpazeyi bünyesinde barýndýracak bir

hareketin esas olarak eylemli bir taban hareketi gibi geliþtirilmesi gerekir. 2008 yýlýnýn Aralýk ayýnda gerçekleþtirilen Ýstanbul toplantýsýyla Çatý Partisine dair belirsizlikler ve anlayýþ bazýndaki kaotik durum kýsmen aþýlarak, çýkarýlan sonuç bildirgesiyle hangi anlayýþla ve hangi temelde bir araya gelineceði belirli bir zemine kavuþturulmuþtur. 2009 Haziranýnda Ankara’da gerçekleþtirilen Türkiye toplantýsýyla Ýstanbul toplantýsýnda yaratýlan zemin daha belirgin hale gelmiþtir. Zeminin belirginleþmesiyle birlikte baþlangýçta giriþim içinde yer alanlardan kimileri giriþimden ayrýlmýþlardýr. Çatý Partisine dair baþlangýçtaki fikri kargaþa önemli ölçüde aþýlmýþ olmasýna karþýn bu gün giriþim içinde yer alanlarýn sýnýrlýlýðý, hem sempatiyle bu oluþuma gözlerini dikenler hem de giriþimin asýl öznelerinden olan Kürt Hareketi tarafýndan oluþuma kuþkuyla yaklaþýlmasýna neden olmaktadýr. Çatý Partisi Giriþimine yüklenen misyondan iradi olarak vazgeçilmiþ olmasa da Ankara toplantýsýnda giriþimin adýnýn DEMOKRASÝ ÝÇÝN BÝRLÝK HAREKETÝ olarak deðiþtirilmesi, çalýþmalarýn bu nedenle sürece yayýlarak mevcut darlýktan çýkýþ için zaman kazanma düþüncesi olsa gerek. Demokrasi Ýçin Birlik Hareketinin bileþenlerinin çoðaltýlmasý için yürütülecek temaslarý önemsizleþtirmeden, esas olanýn hareketin kendi toplumsal karþýlýðýný yaratmasýyla gerçek bir mücadele cephesine dönüþebileceðini bilince çýkartmak gerekiyor. Bu da siyasal faaliyet içinde gerçekleþebilecek bir durumdur. Ezilenlerin Mücadele Birliðinin bir aracý olarak düþündüðümüz Demokrasi Cephesinin oluþturulmasý için, Demokrasi Ýçin Birlik Hareketinin toplumsal karþýlýðýný oluþturma faaliyetlerine, bugüne kadar olduðundan çok daha güçlü bir biçimde enerjimizi yansýtmalýyýz. Devletin “Kürt Açýlýmý”nýn, Kürt halkýnýn birikimlerini tasfiye politikasý olduðu, DPT’nin kapatýlmasýyla daha açýk olarak ortaya çýkmýþtýr. DPT’nin kapatýlmasý, hem egemenler nezdinde hem de ezilenler nezdinde yeni siyasi geliþmelere zemin yaratmýþtýr. Demokrasi Ýçin Birlik Hareketi ve diðer demokrasi güçleri, bu yeni geliþmeleri ezilenlerin en geniþ mücadele cephesini yaratma yönünde deðerlendirebilirse, belki de ezilenler açýsýndan olumsuzluk olarak görünen koþullar, en hayýrlý bir durumu ortaya çýkararak olumluluða dönüþebilir. KURTULUÞ


Y

Örgütlenme, Çalýþma Tarzý ve Parti Ýçi Demokrasi Sorunlarý

eniden Sosyalist Kuruluþ Meclislerinin oluþmasýnýn üzerinden yaklaþýk iki yýl, Sosyalist Parti’nin kuruluþu üzerinden tam bir yýl geçti. Ýþçilerin Sosyalist Partisi’nin varlýðýnýn temel belirleyeni olan iþçi sýnýfý içinde örgütlenme ve güçlenmesi için çalýþma tarzý, örgütlenme ve parti içi demokrasi sorun alanlarýný kapsayan köklü bir dönüþüme ihtiyaç vardýr. Bu yazýnýn sýnýrlýlýðýný dikkate alarak, ayrýntýlý bir analize giriþmeksizin kimi temel saptamalar yapmakla yetineceðiz. 1)Ýþçilerin Sosyalist Partisi, iþçi sýnýfýna yönelik siyasal faaliyetin layýkýyla yerine getirilebilmesi için yeni baþtan inþa edilmelidir. 2)Öncelikle merkezi ve yerel yönetici organlara yardýmcý olacak uzmanlýk organlarýnýn oluþturulmasý gerekmektedir. Uzmanlýk organlarýnýn oluþturulabilmesi için saðlýklý bir kadro ve istihdam politikasýna ihtiyaç vardýr. 3)Saðlýklý bir kadro politikasý, üyeler ile ilgili deðerlendirmenin kolektif olarak yapýlmasýný gerektirir. Üyelerin deðerlendirilmesinde tek kýstas partinin genel politik ve örgütsel ihtiyaçlarý olmalý, üyeler bu ihtiyaçlar doðrultusunda deðerlendirilmeli, kiþisel yakýnlýklar, sübjektif faktörler bu deðerlendirmeye bulaþtýrýlmamalýdýr. Bir parti hangi üyelerinin örgütçü, hangilerinin ajitatör, hangilerinin hangi uzmanlýk alanýnda ehil olduðunda ortak fikirlere sahip olmalýdýr. Bunun için parti organlarýnýn üyelerin yetenek, birikim ve zaaflarýný açýklýkla tartýþýlmasý gerekmektedir. Son yýllarda olduðu gibi, organ dýþý zeminlerde üyeler hakkýnda deðerlendirme yapmak olaðan bir iþ olarak görülürken, organ toplantýlarýnda bundan kaçýnýlmasý devam ettikçe amatörlükten çýkýþ mümkün deðildir. 4)Parti saðlýklý bir kadro politikasýnýn gereði olarak üyeleri hakkýnda ortak deðerlendirmelere sahip olmalý, uzmanlýk organlarý bu deðerlendirmeye dayanarak oluþturulmalýdýr. ÖDP döneminden devir alýnan “gönüllülük esasý” terk edilmeli, uzmanlýk organlarý ehil insanlardan oluþturulmalýdýr. 5)En kýsa zamanda bir eðitim seferberliðine giriþilmelidir. Eðitim iki düzeyde gerçekleþtirilmelidir. Ýlki genel politik ve ideolojik eðitimdir. Ýkincisi uzmanlýk eðitimidir. Partinin genel merkezi ve il yönetim kurullarý eðitimi hangi parti üyelerinin alacaðýný saptamalý, parti eðitimi kadro yetiþtirme politikasýnýn bir parçasý olmalýdýr. Uzmanlýk eðitimi ise merkezi ve yerel uzmanlýk organlarý tarafýndan verilmelidir. Böyle bir eðitimin verilebilmesinin ilk þartý, bir önceki maddede belirttiðimiz gibi, uzmanlýk organlarýnýn “gönüllülük esasýna” göre oluþturulmasýnýn terk edilmesinden, bu organlarýn ehil insanlardan oluþturulmasýndan geçmektedir. 6)Dar anlamda parti, profesyonel devrimciler örgütü ve iþçilerin örgütlerinden (taban örgütleri) oluþur. Profesyonel devrimci dendiðinde bir uzmanlýk alanýnda ehil olan insanlarý anlamak gerekir. Bu kapsamdaki üyelerin dýþýndaki bütün üyeler kendi yaþama ve çalýþma alanlarýnda faaliyet göstermelidirler. Uzmanlýk organlarýnda yer alan üyeler de uzmanlýk organýnda yürüttükleri faaliyetten arta kalan zamanlarýnda diðer üyeler gibi

kendi çalýþma ve yaþama alanlarýnda faaliyet yürütmelidirler. (Herhangi bir konsipiratif kýsýt yoksa…) 7)Parti hangi yaþama alanlarýnda faaliyet yürüteceðini saptamalýdýr. Saptanan yaþama alanlarý, olanaklarýmýzýn olduðu yaþama alanlarý ve olanaklarýmýzýn olmadýðý ama örgütlenmeyi hedeflediðimiz yerler olmalýdýr. Bu yaþama alanlarýnda örgütlenmenin hangi süre içerisinde gerçekleþtirileceði önceden belirlenmelidir. 8)Yaþama alanlarýnda yürütülecek faaliyet iþçi sýnýfýný siyaset sahnesinin önüne taþýma görevine baðlý olarak planlanmalý, faaliyet esnasýnda sýnýfla kurulacak iliþkiler partinin sýnýf örgütlenmesi ile ilgili birimleriyle iliþkilendirilmelidir. 9)Yaþama alanlarýnda hangi örgütsel ve siyasal kurumlaþma hedefi ile ilerleneceðine o yaþam alanýnýn özgüllüklerini dikkate alarak o yaþama alanýnda faaliyet yürüten partililer karar vermelidirler. 10)Bilindiði gibi partimizin sýnýf iliþkileri cýlýzdýr. Ýþçiler daðýnýk olarak partimiz saflarýnda yer almaktadýr. Bu þartlar altýnda tarihsel tecrübelerimizden de yararlanarak komite kolu türünde örgütlenmenin, bizim þartlarýmýzda spesifik sýnýf çalýþmasý için en uygun form olduðu söylenebilir. Komite Kolu, yaygýn iliþkilere sahip olmadýðýmýz bir iþ kolunda, farklý iþyeri ve yaþama alanýnda olsalar bile o iþ kolundaki iþçilerden ortak bir organ oluþturarak, ilgili iþ koluna yönelik çalýþma yapýlmasý esasýna dayanýr. Bu organ bu iþ koluna yönelik faaliyet yürütür. Kuþkusuz böyle bir organýn o iþkoluna yönelik faaliyet yürütebilmesi için uygun propaganda araçlarýna da ihtiyacý vardýr. 11)Ýçinde bulunduðumuz þartlar altýnda sýnýf çalýþmamýzýn esasýný Komite Kolu türü örgütlenmeler oluþturmalýdýr. Ayný iþkolunda bulunan iþçiler (geçmiþte ayný iþ kolunda çalýþmýþ, tecrübesi olan üyeler de böyle bir organda istihdam edilebilirler.) zaman geçirmeksizin yan yana getirilmeli, iþ kolunun panoramasý çýkarýlmalý, iþ kolundaki ilgili sendikalar ile Komite Kolu iliþkilenmelidir. 12)Komite kolu, iþkoluna yönelik yayýn faaliyeti yapýyorsa, yayýnýn daðýtýmýnda yerel birimlerimizin bulunduklarý alanda iþkolu ile ilgili iþyeri ya da iþçi varsa yerel birimlerimiz daðýtýmda aktif rol üstlenmeli, yerel birimler ile Komite Kollarý arasýndaki koordinasyonu Ýl Yönetim Kurullarý saðlamalý, yerel birimlerde ortaya çýkan iliþkiler zaman geçirilmeksizin Komite Koluna devredilmelidir. 13)Komite Kollarý iþkolunda belli bir yaygýnlýk kazanýldýktan sonra, ilgili Komite Kolu ile koordinasyon içinde ilgili Ýl Yönetim Kurulu tarafýndan daðýtýlmalýdýr. 14)Kuruluþunun bütün özgül koþullarýna raðmen Ýþçilerin Sosyalist Partisi’nin kadýn üyelerinin oraný düþüktür. Partinin kadýn üyelerinin oranýnýn yükseltilmesi, partinin kadýn çalýþmasýnýn gerçekleþtirilmesine baðlýdýr. Partinin kadýn çalýþmasý, partinin bütün organlarý tarafýndan ciddiyetle ele alýnmalý, hangi cinsiyet ya da cinsel yönelime sahip olursa olsun partinin bütün üyelerinin sorunu olmalýdýr. Partiye kadýn üye kazanmak partili kadýnlarýn görevi olarak deðerlendirilmemeli,

bu görev bütün partililerin görevi olarak görülmelidir. Partinin kadýn çalýþmasý, iþçi sýnýfýný siyaset sahnesinin önüne getirme görevine baðlý olarak ele alýnmalý, kadýn çalýþmasýnýn ne türden propaganda araçlarý ile ne türden özel örgütlenmelerle ve nasýl bir kurumsallaþma hedef alýnarak yapýlacaðýna zaman geçirmeksizin karar verilmelidir. 15)Yürütülmekte olan Devrimci Gençlik Birliði ve Dev-Lis faaliyeti ile Ýþçilerin Sosyalist Partisi faaliyeti arasýnda sýký bir koordinasyona ihtiyaç vardýr. Partinin örgütlenme hedefleri ile gençliðin örgütlenme hedeflerinin uyumlulaþtýrýlmasý, yerel çalýþma yürüten organlarla ve sýnýf çalýþmasý yürüten birimlerle gençliðin iliþkilendirilmesi zorunludur. 16)Partimiz yeni ve yaratýcý eylem biçimleri üretmelidir. Yýllardýr uygulana gelen eylem biçimlerinin sýnýrlarýna sýkýþýp kalmaktan vazgeçilmeli, gerek merkezi gerek yerel birimlerimiz yeni ve yaratýcý eylem biçimlerini uygulamaktan çekinmemelidir. 17)Partimizin propaganda materyalleri ara sýra yayýmlanan afiþ ve bildiriler ile sýnýrlýdýr. Yeni ve yaratýcý propaganda materyallerine ihtiyaç vardýr. Yerel çalýþma ile sýnýf çalýþmasýnýn ara sýra yayýmlanan afiþ ve bildiri ile yürütülebilmesi mümkün deðildir. Gerek yerel çalýþma gerek sýnýf çalýþmasý için yeni ve yaratýcý propaganda materyalleri üretilmelidir. 18)Partimiz popüler bir yayýn organýnýn çýkarýlmasýna karar vermelidir. Ancak böyle bir yayýn organýnýn çýkarýlmasý aceleye getirilmemelidir. Daha önceki deneyimler çýkarýlmasý aceleye getirilen yayýn faaliyetinin kýsa bir süre sonra aksaklýklarla karþýlaþtýðýný göstermiþtir. Bu itibarla, planlama yapýlmalý, kadro ve mali olanaklar önceden yaratýlmalý, yayýnýn uzun bir süre çýkýþý garanti altýna alýndýktan sonra yayýn faaliyetine giriþilmelidir. 19)SDP içi kriz dönemi, parti üye, taraftar ve dostlarýnýn parti içi demokrasi sorunlarýna ilgisini arttýrmýþ, parti içi demokrasi bilincini yükseltmiþtir. Ancak bu gerçek parti içi demokrasi sorunlarýna sahip olmadýðýmýz anlamýna gelmemektedir. Var olan sorunlarýn temel nedeni demokrasi sorununu kavrayýþtaki çarpýklýklardýr. Uzun yýllar boyunca saflarýmýzda hüküm sürmüþ olan çarpýk demokrasi bilinci bugün de etkisini sürdürmektedir. Bu çarpýk bilinçle savaþmanýn yolu, genel politik ve ideolojik eðitime gerekli önemin verilmesinden geçmektedir. 20)Partimizin örgütsüzlüðü gerçeði parti içi demokrasi sorunlarýnýn diðer nedenini oluþturmaktadýr. Parti üyelerinin örgütsüz bir yýðýn halinde bulunduklarý þartlar altýnda parti içi demokrasinin yaþam alaný bulabilmesi mümkün deðildir. 21)Örgütlü bir yaþam kurulamamýþ olmasýnýn birinci dereceden sorumlusu partinin yönetici organlarýdýr. Bu gerçek, parti üye, taraftar ve dostlarýndan gelen parti içi demokrasi taleplerini ciddiye almayý, parti politikalarýnýn oluþturulmasýna parti üye, taraftar ve dostlarýnýn katýlýmý saðlayacak mekanizmalarý titizlikle hayata geçirmeyi gerektirmektedir.

Erdal KARA 11


Sosyalist Koordinasyon Üzerine

S

osyalist Koordinasyon önerisi, Sosyalist Parti’nin kuruluþundan önce, Yeniden Sosyalist Kuruluþ Meclisleri döneminde tartýþma gündemine girmiþ, Sosyalist Parti Giriþimi döneminde þekillenmiþ ve partinin kuruluþunun ardýndan 27–28 Aralýk 2008 tarihinde gerçekleþtirilen 2. Parti Meclisi toplantýsýnda karar altýna alýnmýþtýr. Sosyalist Parti 2. Parti Meclisi Toplantýsý’nda kararlaþtýrýlan “Sosyalist Koordinasyon” kararý soruna nasýl baktýðýmýzý ortaya koymaktadýr. Parti Meclisi kararý geçmiþ parti deneyimlerinden çýkarýlan derslerin ýþýðýnda kaleme alýnmýþtýr. Sosyalist Koordinasyonun bugünkü durumunu deðerlendirmeden önce, ilgili Parti Meclisi kararýnýn geçmiþ deðerlendirmesi de içeren bölümlerini hatýrlamakta yarar var:

“Sosyalist Koordinasyon; 1)Sosyalist hareketin yeniden yapýlanma çabalarýnýn önemli bir zemini olarak ele alýnmalýdýr. BSP, ÖDP ve SDP deneyimlerinden çýkarýlan dersler, Türkiye sosyalist hareketinin yeniden yapýlanmasýnýn etraflý bir sosyalizm anlayýþý tartýþmasýnýn yol göstericiliðinde ve devrimci bir program temelinde gerçekleþtirildiði takdirde kalýcý kazanýmlara yol açabileceðini ortaya koymuþtur. Bu gerçek, ‘sosyalist koordinasyon” önerimizin temel doðrultusunu oluþturmaktadýr. 2)Sosyalist Parti, ‘Sosyalist Koordinasyon’ önerisinin, BSP, ÖDP ve SDP deneyimlerinden çýkarýlan derslerin ýþýðýnda, farklý sosyalist çevrelerin önerileri ve sosyalist hareketin içinde bulunduðu olumsuz þartlar nedeniyle revize edilmemesi gerektiðini, sosyalist demokrasi temelinde 21. yüzyýl sosyalizminin temel esaslarýnda anlaþma saðlanmadýðý ve devrimci bir program temelinde görüþ birliðine varýlamadýðý takdirde, ‘sosyalist koordinasyon’ parti þeklinde bir örgütsel forma kavuþturulmamalýdýr. 3)Kuruçeþme’den bugüne kadar gelen süreç, yeniden yapýlanma çabalarýnýn tabanda pratik faaliyet ortaklýðýyla taçlandýrýlmaksýzýn baþarýlý olamayacaðýný ortaya koymuþtur. Bu gerçek, ‘Sosyalist Koordinasyon’ önerimizin diðer bir temel dayanaðýný oluþturmaktadýr. ‘Sosyalist 12

Koordinasyon’ daha ortaya çýktýðý ilk adýmýnda içinde yer alan çevrelerin siyasal faaliyet ortaklýðýný da gerçekleþtirmeye baþlamalýdýr. 4)Birleþik parti deneyimleri, iþçi sýnýfýnýn siyaset sahnesinin uzaðýnda kalmaya devam ettiði müddetçe baþarýlý sonuçlar alýnamayacaðýný ortaya koymuþtur. Bu gerçek, ‘sosyalist koordinasyon’un iþçi sýnýfýný siyaset sahnesinin önüne getirme görevini en temel görev olarak benimsemesi gerektiðini, siyasal ve örgütsel çalýþmasýnýn aðýrlýðýný da bu doðrultuda þekillendirmesi gerektiðini ortaya koymaktadýr(…)”

Ýþçilerin Sosyalist Partisi komünistlerin, iþçi sýnýfý devrimcilerinin bir bölümünü bünyesinde barýndýrmaktadýr. Ýþçilerin Sosyalist Partisi’nin dýþýnda komünistler, iþçi sýnýfý devrimcileri vardýr. Sosyalist Koordinasyon önerisinin çýkýþ noktasýný bu yaklaþým oluþturur. Sosyalist hareketin yeniden yapýlanmasý, hangi konumda bulunursa bulunsun (bir siyasal çevre içinde ya da bireysel olarak) iþçi sýnýfý devrimcilerinin ortak çabalarýyla baþarý kazanabilir. Partimizin “Sosyalist Koordinasyon” önerisi, sosyalist hareketin içinde bulunduðu þartlarý dikkate alarak formüle edilmiþ konjonktürel bir öneri deðil, kendisi dýþýnda komünistler, iþçi sýnýfý devrimcileri bulunduðu gerçeðini temel alan stratejik bir öneridir. “Sosyalist Koordinasyon” önerisi, devrimci bir program temelinde devrimci bir iþçi sýnýfý partisinin inþasýný hedeflemektedir. Geçmiþ tecrübelerin ortaya koyduðu derslerin ýþýðýnda þunu söyleyebilmek mümkündür: Böyle bir parti yolunda ilerlemek isteyen güçlerin sosyalizm anlayýþýnda asgari bir ortaklýk saðlamalarý gereklidir. BSP, ÖDP ve SDP deneyimleri, sosyalizm anlayýþýnda asgari ortaklýðý olmayanlarýn, siyasal eyleme birlikte yön verme yeteneði gösteremeyeceklerini ortaya koymuþtur. Ortak siyasal eylemin devindirici gücünün, programatik sorunlarýn tartýþýlmasýný rahatlatacaðý, devrimci program doðrultusunda ilerleyiþi kolaylaþtýracaðý beklentisi boþ çýkmýþ, Türkiye’nin siyasal gündeminde var olan saflaþmalar etkisini birleþik parti süreçlerinde de göstermiþ, eylem birleþtirici deðil ayrýþtýrýcý bir iþlev görür hale gelmiþtir. Bütün iyi niyetli çabalara raðmen, sosyalizm anlayýþlarýnda asgari ortaklýk olmadýðý taktirde ortak siyasal eylem yeniden yapýlanma çabalarýný hýzlandýran bir katalizör deðil tersine rekabetçiliði körükleyen bir iþlev görmektedir. Devrimci teori olmadan

devrimci pratiðin olamayacaðý gerçeði birleþik parti süreçleriyle bir kez daha doðrulanmýþtýr. Bu tespit, Sosyalist Koordinasyonun öncelikle sosyalizm anlayýþýnda asgari ortaklýða ulaþmýþ olanlarýn birliði olarak görülmesini gerekli kýlmaktadýr Sosyalist Koordinasyon’da yer alan güçler en kýsa zamanda sosyalizm anlayýþlarýnda asgari bir ortaklaþma olup olmadýðýný test etmelidirler. Böyle bir ortaklaþmanýn var olup olmadýðýný tespit edebilmek için, koordinasyon içinde yer alan bütün siyasal çevreler, sosyalizm anlayýþlarýný basit bir biçimde formüle etmelidirler. Koordinasyonun içinde yer alan her siyasal çevre bu formülasyon ile uyuþup uyuþmadýðýný test etme imkânýna sahip olmalý, ortada bir uyuþma yok ise, Sosyalist Koordinasyon kendisini sosyalist hareketin yeniden yapýlanma zemini olarak deðil, bir eylem birliði platformu olarak tanýmlamalýdýr. Bizim yaklaþýmýmýza göre, bugün Sosyalist Koordinasyon içinde yer alan siyasal çevrelerin sosyalizm anlayýþlarýnda asgari bir ortaklýða sahip olup olmadýklarýný tartýþmalýdýrlar. Bu durum açýklýða kavuþturulmalý, böyle bir ortaklýk olduðu taktirde daha ileri adýmlar atýlmalý, olmadýðý görüldüðü taktirde, Sosyalist Koordinasyon bir eylem birliði zemini olarak tanýmlanarak, böyle bir eylem birliði zemini içinde yer almasý mümkün olan diðer siyasal çevreler de bu zemine davet edilmelidir. Partimizin “Sosyalist Koordinasyon” görüþüne göre, sosyalist hareketin yeniden yapýlanmasý ancak iþçi hareketi temeli üzerinde gerçekleþtirilebilir. Bu yaklaþým, sosyalizm anlayýþýnda asgari ortaklýða sahip olanlarýn, devrimci bir programýn oluþturulmasý doðrultusundaki çabalarýna hýz verirken, siyasal faaliyetlerini de iþçi sýnýfýný örgütleme temel görevi üzerinde ortaklaþtýrmalarýný gerektirir. Bu alýþýlagelmiþ bir eylem birliði zemini deðildir. Sosyalist Koordinasyonu oluþturan siyasal çevrelerin ve tek tek bireylerin, siyasal faaliyetlerini ortaklaþtýrdýklarý bir zemindir bu. Sosyalist Koordinasyonun oluþturulmasýnýn üzerinden nerede ise bir yýla yakýn bir süre geçmiþ olduðu halde Sosyalist Koordinasyonu sosyalist hareketin yeniden yapýlanma/kuruluþ zemini olarak deðerlendirebilmek mümkün deðildir. Sosyalist Koordinasyon bir eylem birliði zemini gibi iþlev görmüþ, Ýþçi Forumu’nun oluþmasýna vesile olmuþ, Ýþçi Forumu da “Ýþten Atmalar Yasaklansýn Platformu”nun kurulmasýný mümkün kýlmýþtýr. Kuþkusuz bu haliyle de Sosyalist Koordinasyon bir iþlev görmektedir. Ancak þimdiye kadar görmüþ olduðu iþlevin, bizim düþündüðümüz anlamdaki, sosyalist hareketin iþçi sýnýfý hareketi temeli üzerinde yeniden yapýlanma zemini olarak tarif ettiðimiz Sosyalist Koordinasyon ile ilgisi yoktur. Murat KAYMAZ


Büyüyen Kriz Oligarþinin Sýrtýna Yýkýlabilir

Global kriz yeni bir safhasýnda Konut ipotekleri alanýndaki þiþme ile patlayan ve iki büyük bankanýn batýþýný takiben bir üçüncüsünün de batacaðý ve sonuçlarýnýn tüm dünya ekonomisini dahi kaldýramayacaðý kadar aðýr olacaðýnýn anlaþýlmasýndan sonra, ABD hükümeti neoliberal tabuyu (devletin piyasanýn sihirli eline dokunmamasý gerektiði) bir kenara koyup Lehmahn Brothers Bankasýnýn batmasýný engelleyici tedbirleri alýrken batan iki bankanýn Fannie Mae and Freddie Mac, and guaranteed their debt. borçlarýný da üstlendi. Herkes mevcut krizin 1929 büyük depresyonu ile mukayese edilebilir bir büyüklükte olduðunu ve hatta ekonominin çapýnýn büyüklüðü dolayýsýyla daha da büyük etkileri olacaðýný söylerken, kriz bir yýl içerisinde durulma noktasýna geldi. Kurtarýlan bankalar, devlet tahvilleri ve merkez bankasý kanalýyla batýþa giden mali kurumlara saðlanan destekler gerçekten de krizin iddia edilen muazzam yýkýcý etkilerinin ortaya çýkmasýný sýnýrladý. 1929 krizinin cereyan ettiði tarihe göre hem devletlerin çapýnýn ve olanaklarýnýn büyümüþ olmasý, Dünya Bankasý, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, BM gibi uluslar arasý müdahale kurumlarýnýn oluþturulmasý krizin denetimsiz geliþmesini bir ölçüde önüne geçti. Burjuvazi bu geliþmeyi yeni bir atmosfer yaratmak için kullanmaktan geri kalmadý. Ýpotek balonunun patlamasýndan doðan krizin sona erdirildiði ve artýk yeniden büyümenin baþlayacaðý ilan edildi. Bu esasýnda krizin temel nedeninin gizlenmesine dayalý sahte bir umut oluþturur. Ýpotek krizinin nereden kaynaklandýðý göz önünde tutulmaz ise gerçekten de krizin esas itibariyle atlatýldýðý söylenebilir. Kriz üzerine olan daha önceki analizlerimizde global krizin bir ipotek krizi deðil, Irak ve Afganistan savaþlarýyla ertelenmiþ bir genel kapitalist kriz olduðunu; iþin esasýnýn bütün kapitalist krizin temelini oluþturan aþýrý üretimden kaynaklandýðýný anlatmýþtýk. Tekellerin devasa boyutlara ulaþmýþ olmasý sayesinde kýsmi bir denetim altýnda tutulsa bile aþýrý üretim bir sermaye fazlasý olarak ortaya çýkmýþ ve ne kadar ertelense de dünyanýn rantýný yiyerek yaþamaya devam eden ABD emperyalizmi (negatif faizle alýnmýþ 10trilyon dolar borç ve 2 trilyon dolar açýk) bu sermaye fazlasýnýn istilasýna uðramýþtý. ABD bu ertelemeden yararlanarak, dolar ihracý sayesinde dünyaya olan aþýrý borçlanmasýnýn sonucu olarak yüz yüze bulunduðu kriz etkilerini tüm dünyaya yayarak, zaten global bir karakter kazanmýþ olan dünya ekonomisinin sonucu olarak büyük ölçüde paylaþýlmak zorunda olan yýkýcý etkileri önemli ölçüde hafifletmiþti. Buna raðmen ipotek krizi iþte bu sermaye fazlasýnýn emilmesini saðlamak isterken patlamýþtý. Krizin etkisi dünya ekonomisinin barometresi görevini gören borsalarý vurdu ve neoliberal tabularýn yýkýlmasý pahasýna baþta ABD hükümeti olmak üzere hükümetler piyasalara, devlet tahvilleri, merkez bankalarýnýn emisy-

onlarý ile müdahale ederek borsa düþüþü durduruldu. Bu dünya kapitalizminin sinir sistemine rahatlatýcý bir ilaç vermek gibi bir etki yarattý ama ilacýn etkisinin ebedi olmasýnýn olanaðý yoktu. Bizatihi verilen ilacýn kendisinin bir zaman sonra yýkýcý etkiler ortaya çýkarmasý durumu geliþti. Patlayan ipotek köpüðünün zararlarýný telafi etmek için yaratýlan yeni köpük (cary trae ve varlýklara olan aþýrý talep) patladýðý takdirde birincisinden daha büyük bir altüst oluþla yüz yüze gelineceðini krizin birinci evresi konusunda tahminler yapmýþ olan tüm Nobelli Nobelsiz iktisatçýlar ifade etmektedirler. Olgular bu deðerlendirmeleri haklý çýkarýyor. Dünya ekonomisi o kadar kýrýlgan bir hale geldi ki, terörün kol gezdiði günlerde egzoz patlamasýný bomba zannetmek gibi Dubai'nin iki þirketinin borçlarýný ertelemesini istemesi, dünyanýn en büyük on bankasýnýn kredilerinin tehlikeye girmiþ olduðu sinyali ile dünya borsalarýný altüst ediverdi. Yaþanan kriz global mahiyettedir ve yanýtýnýn da global olmasý gerekmektedir. Ne var ki, kapitalizm doðasý gereði, olanlardan ders çýkarýyor olsa bile rekabetin yýkýcýlýðýndan kendini kurtaramaz ve global olanýn yerine yerel olanýn geçirilmesi kaçýnýlmaz olur. ABD bunu kendi hegemonyasýný tüm dünyaya egemen kýlarak, bir dünya devleti olarak gerçekleþtirmek istedi ve yenildi. Yenilgisini de mevcut ekonomik kriz tüm dünyaya ilan etti.

Yeni bir ideolojik kopuþa doðru Ýhracata yönelik sanayileþmenin en zayýf noktasýný dünya çapýndaki ekonomik daralma oluþturur. Türkiye neo-liberal dönemin iþ bölümüne 12 Eylül darbesi sayesinde “baþarýyla” entegre olurken canýný da bu mekanizmaya teslim etmiþ oldu. Bunun anlamý dýþ ticaretin daralmasý durumunda iç üretimin dolaysýz bir biçimde daralmasý ve bir iflasa sürükleniþidir. Böyle bir iflas noktasýna gelmedik, zira dýþ ticaretin verdiði büyük açýklar (GSMH’nýn %10’u) borsa ve carry trade1 denilen mekanizma sayesinde þimdiye kadar çok büyük sarsýntýya yol açmadan kapatýldý. Bu mekanizmanýn da kýrýlganlýðý son derece yüksektir. Yüksek bir enflasyon devlete borç veren bankalarýn batmasý anlamýna geleceði gibi, borsadan saðlanan gelirlerin (%70’i yabancý sermaye) birden geri çekilmesi durumunda tam bir iflasýn yaþanmasý beklenir. Zaten ekonominin mevcut durumu bütün aksine iddialara karþýn (ki, baþbakan artýk krizin bizi teðet geçeceðinden söz edememektedir.) ciddi bir resesyon olduðunu göstermektedir. Milyonlarý bulan iþsizler ordusu sosyal açýdan olduðu kadar ekonomik açýdan da sisteme karþý ciddi bir tehdit oluþturmaktadýr. Dünya çapýndaki ekonomik krizin yansýmalarý sonucu esasýnda Türkiye ekonomisi tam bir aþaðý gidiþ sergilerken ayný þiddetle geliþen bir toplumsal muhalefetin olmamasý bizi þaþýrtmamalýdýr. Böyle bir muhalefetin geliþmemiþ olmasýna raðmen egemen sýnýflar

huzur içerisinde deðildir. Ergenekon davasý, iktidar partisinin Anayasa mahkemesinde yargýlanmasý ve son olarak da DTP’nin kapatýlmasý, iktidar katýndaki kapýþmanýn ifadelerinden baþka bir þey deðildir. Benzer bir durum 2000’li yýllarýn baþýnda devlet toplum iliþkisinin ciddi bir biçimde kýrýlmasýna, ideolojik hegemonyanýn ciddi biçimde zayýflamasýna ve yöneten burjuva partilerinin tümünün iflasýna yol açmýþ ve devrimcilerin zamanýnda müdahale edemeyiþi dolayýsýyla yeni bir ideolojik hegemonya çerçevesi ancak egemen sýnýf saflarýndaki çeliþkiyi þiddetlendirerek saðlanabilmiþti. AKP bu durumun ürünüdür. Ama bu yeni krizde onun da günlerinin sayýlý olduðunu söylemek, tarihsel deneyimin ortaya koyduðu gerçeði liberal hayaller prizmasýndan geçirmeden görmek demektir. Muhaliflerin bir kesimi bugün egemen sýnýflar arasýnda cereyan eden mücadelenin deðiþik taraflarýnda yer alarak halkýn mücadelesini geliþtirilebileceðini iddia edebilmektedirler. Bir kýsmý liberalizm kanalýndan AKP’nin verdiði “demokrasi” mücadelesinin geliþtirilmesinden medet umarken, bir baþka kesimi de (kimi doðrudan kimi ihtirazý kayýtlar koyarak) AKP’ye karþý Kemalist bürokrasinin verdiði “antiemperyalist” ve “anti þeriatçý laik” mücadeleden medet ummaktadýrlar. Bu iki politika da egemen sýnýflar arasýndaki mücadelenin dolgu malzemesi olmaktan öteye gitmez. Devrimci alternatif bütünüyle bunlarýn dýþýnda iþçi sýnýfý önderliðinde, Kürt özgürlük mücadelesi ile birleþmiþ devrimci demokratik bir cephenin oluþturulmasýndadýr. DTP’nin kapatýlmýþ olmasý hükümetin demokrasi konusundaki alakasýzlýðýnýn yeni bir örneðini sergileyip, “açýlým”ýn tam bir tasfiyeciliðe tekabül ettiðini gösterirken, burjuvaziden her anlamda baðýmsýz bir politik hat geliþtirmek düþüncesinde olanlar için de her þeyin yeniden gözden geçirilmesi gerektiði ve birleþik bir hareketin yaratýlmasýnýn nasýl zorunlu ve olanaklý olduðunu göstermesi gerekir. Demokrasi için Birlik Hareketi’nin nasýl zaruri ve doðru bir giriþim olduðu bu geliþmelerle bir kez daha kanýtlanmýþ olmaktadýr. Kürtlerden uzak kalarak ulusalcýlýk ve liberalizm (esasýnda muhafazakârlýktýr) ekseninde çözüm arayanlar, yarýn esamisi bile okunmayacak aldatýcý “birlikteliklerin” çözüm olduðu iddialarýyla devrimcileri oyalayanlar bu konumlarýný bir kez daha gözden geçirmelidirler. Kaçýrýlan fýrsatlarýn yeniden yakalanmasý on yýllarý alýyor. ÖDP baþarýsýzlýðýnýn hesabýný hala verebilmiþ deðiliz. Ekonomik krize eklenen “açýlým” krizi hiçbir þeyi açmayacaksa da artýk en azýndan muhalefetin gözünü açmalýdýr. Mahir SAYIN 1- Carry trade, düþük faizle kredi veren ülkeden alýnan paralarýn yüksek faiz ödeyen ülkelere borç olarak verilmesi mekanizmasýdýr. ABD faizleri aþaðý çektikçe, þimdilerde sýfýra yaklaþtý- Türkiye %19’a kadar çýkardý ve hükümet artýk kendisi doðrudan borçlanmak yerine özel bankalarýn dýþarýdan aldýðý kredileri onlardan satýn alarak halk üzerindeki sömürüyü katmerlendirdi.

13


Sosyalist Parti 1. Olaðan Konferans ve Kongresi’ne Giderken S osyalist Parti 19-20-21 Aralýk tarihinde 1. Olaðan Konferans ve Kongresini gerçekleþtirecek. Her ne kadar muhataplarý tarafýndan gereken ilgiyi göremese de bu kongre, kolektif hayatýmýz için, bir dönemin sonu ve yeni bir dönemin baþlangýcý niteliðinde. Bu kongre ayný zamanda, geleneðimizin 90’lý yýllarýn baþýnda sosyalist hareketin önüne koyduðu ve o dönem için oldukça ileri sayýlabilecek temel yönelimine, daha doðru ve sahici temellerde bir geri dönüþ olarak da tariflenebilir. Bu da ancak, 5. Konferansýn önümüze koyduðu ÖrgütHareket-Birlik perspektifinin, bugüne kadar hayatýmýza hakim olan sað yorumundan kopuþ ile mümkündür ki, bir bakýma bu kongrenin esas muradý da budur. Bunu yapmak ise, bugüne kadar zihinlerimize ve hayatýmýza egemen olmuþ olan paradigmanýn dýþýna çýkarak mümkündür. Kongre ve konferansýmýz bunu kuramsal açýdan gerçekleþtirecektir. Ancak esas sorun bu paradigmayý yeni yönelimimiz doðrultusunda pratik olarak aþmaktýr. Ýþte tam da bu noktada tüm yoldaþlarýmýz 1. olaðan konferans ve kongre sürecine giderken iþçi sýnýfý ve ezilenler arasýnda örgütlenmemizin önünü týkayan politik ve örgütsel durumumuzu eleþtirel bir süzgeçten geçirmelidir. Bu sürece, kendi yaþam pratikleri üzerinden de esastan bir itirazda bulunmalý ve hayatlarýnda köklü deðiþiklikler yapma iradesini ortaya çýkarmalýdýrlar. Tartýþmasýz bir gerçektir ki, çok uzun bir zamandýr, iddialarýmýzla yaþadýðýmýz hayat birbiriyle çeliþmektedir. Yýllardýr politik öngörülerimiz üzerinden yaþadýðýmýz hayat ve bunun üzerinden kurmaya çalýþtýðýmýz örgütsel iliþkiler somut olarak göstermiþtir ki, yaþadýðýmýz hayat iþçi sýnýfý ve diðer ezilen toplumsal kesimlerin uzaðýna düþmekte hatta onlarla organik iliþkiler kurmanýn olanaklarýný yaratmamýzýn önünde engel olmaktadýr. Ayaklarýmýzý bastýðýmýz zemin ve üzerinden yürümemiz gereken yol ile varmamýz gereken hedef arasýndaki diyalektik iliþki doðru tarif edilmemektedir. Ýþçi sýnýfýnýn örgütlenmesi, Kürt özgürlük hareketiyle ittifak ve sosyalistlerin birliði meselesini neredeyse çeyrek asýrdýr hep tersten okuduk. Artýk hayata tersten bakmaktan vazgeçmeli yaþama kendi gerçeðimiz üzerinden bakmayý ve yürümeyi becermeliyiz. Bunu yapmayý becermek elbette ki salt iradi bir çabayla mümkün deðildir. Sistemin her düzeydeki saldýrýlarýnýn karþýsýnda iradi bir duruþ sergilemek devrimciler için varlýk gerekçesidir. Ancak eðer insan yaþadýðý koþullarýn bir ürünüyse bu durumdan devrimcilerde bir bütün halinde azade olamaz. Yaþadýðýmýz hayatý deðiþtirmek için öncelikle örgütsel anlamda somut adýmlar atmamýz 14

gerekmektedir. Bu da ancak hedef kitle kurulacak organik baðlarla mümkündür. Sosyalist bir özne için, “sýnýf içinde örgütlenmek gerekir, onlarla organik iliþkiler kurmak gerekir” tespiti, aslýna bakýlýrsa trajikomik bir belirlemedir. Eðer devrimci mücadeleyi bilimsel sosyalist bir perspektiften ele alýyorsak sýnýf içinde örgütlenmemiz zaten varoluþ gerekçemiz demektir. Bilimsel sosyalist bir bakýþ açýsýna sahip bir sosyalist özne sýnýf içinde örgütlü deðilse, hayatýn her alanýna, mücadelenin her cephesine sýnýfý ve onun çýkarlarýný esas alarak bakmýyorsa, aslýnda varlýðýný reddediyor demektir. Eski sorunlu hayatýmýzdan koparak kurmayý hedeflediðimiz yeni hayatýn temel dinamiðini sýnýfla kuracaðýmýz organik iliþkiler oluþturacaktýr. Bir toplumsal proje ancak, içine nüfuz edebileceði, onun içinde filizleneceði toplumsal bir tabaka olursa hayatýn içinde karþýlýk bulur ve ancak böylece deðiþimin dinamiði haline gelebilir. Bilimsel sosyalist dünya görüþünün üzerinde þekilleneceði tek toplumsal tabaka proletaryadýr. Ýþte tam da bu noktadan deðerlendirirsek, yenilenmiþ bilimsel sosyalist bir programa sahip olmak ve o program temelinde bugünden devrimci bir hayat kurmak için atýlacak temel adým, sýnýf içinde örgütlenmek olmalýdýr. Ýþçi sýnýfý ve ezilenler arasýnda örgütlü olmayan hiçbir sosyalist hareketin devrim ve sosyalizm mücadelesinde kendini yeniden yapýlandýrma ve ileri doðru devrimci bir sýçrama gerçekleþtirebilme þansý yoktur. Ýþçi sýnýfý ve ezilenlerle iliþkisi olmayan, politik ve pratik açýdan iþçi sýnýfý örgütlenmesini önüne hedef olarak koymayan ve bu iradeye sahip olmayan sosyalist yapýlar býktýrýcý bir þekilde sürekli kendini tekrar eden, kendi iç çeliþkileri ile boðuþan, gittikçe farklý gerekçelerle daðýlan, küçülen ve tükenen yapýlar olmaya mahkûmdurlar. Türkiye sosyalist hareketinin, özelde de kolektifimizin tarihini ve geldiði noktayý biraz da buradan okumakta fayda vardýr. Sosyalist Parti þimdiye kadar temel hedefi iþçi sýnýfý içinde örgütlenmek olan bütünküklü merkezi politik bir faaliyet üzerinden yürüyemedi. Sýnýfa yönelik sürdürülen çalýþmalar lokal faaliyetler olarak yetersiz bir düzeyde kaldý. Sosyalist Parti merkezi bir irade ile iþçi sýnýfýnýn örgütlenmesini ve sýnýfýn siyaset sahnesine çýkmasýný temel hedef olarak önüne koymalý ve bunun araçlarýnýn yaratýlabilmesi için bütünlüklü bir mücadele yürütmelidir. Politik yaþamýmýzda önemli bir yer tutan birlik projelerinin hayal kýrýklýklarýyla sonuçlan-

masýnýn nedenini de burada aramak gerekir. Ýþçi sýnýfý ve ezilenlerle bað kurmayý zorunlu bir iliþki olarak görmeyen ve sadece deðiþik yapýlarýn teorik düzlemde yaptýklarý bir dizi tartýþmanýn ardýndan, günü kurtaracak olan programlar temelinde anlaþmýþ ekiplerin bir araya gelmelerine dayanan birlik projeleri ne yazýk ki bir balon gibi elimizde patlamýþtýr. Sosyalist hareketin, geçmiþin amaç üzerinden deðil araç üzerinden yaþanan problemli saflaþmalarýný aþarak, yenilenmiþ devrimci bir program ekseninde bir araya gelmesinin temel koþulu da sýnýfý esas alan bir faaliyetten geçmektedir. Sosyalist hareketin krizini, sýnýf çalýþmasýný temel almadan, iþçi sýnýfýna yönelik örgütlü bir pratikte ortaklaþmadan, irili ufaklý sosyalist gruplarý bir araya getirip, onlarý genel geçer bir program ekseninde bir parti içine týkýþtýrarak gerçekleþtirilecek birlik projeleri ile aþmak mümkün deðildir. Asýl iþ, sosyalistlerin iþçi sýnýfý ve ezilenlerle buluþmasýný saðlayacak bir siyaseti egemen politika yapma biçimimiz haline getirmek, yaþamamýzý ve sosyalistlerin birliðini bu pratik zemin üzerinden inþa etmektir. Kapitalizme karþý mücadelede iþçi sýnýfýný, ezilenleri, yoksullarý ve diðer toplumsal kesimleri devrim ve sosyalizm mücadelesinin öznesi haline getiremezsek, sosyalistleri de bir araya getirmek asla mümkün olmayacaktýr. Sosyalistlerin birliði, sosyalist gruplarýn kendi ihtiyaçlarýnýn deðil, sýnýf mücadelesinin dayattýðý zorunluluklar ve ihtiyaçlar üzerinden gerçekleþtirilebilir. Bu zamana kadar iþçi sýnýfýnýn ve diðer ezilen toplumsal kesimlerin örgütlenmesini sosyalistlerin birliðinin ardýna öteledik. Bundaki amaç, sosyalistlerin birliðini izafi olarak gerçekleþtirdikten sonra ortaya çýkan birleþik güçle sýnýfa ve ezilenlere yönelmek doðrultusundaydý. Bu süreçten umulan, bir araya gelen gruplarýn ortak pratiðinin onlarý harmanlayacaðý þeklindeydi. Ancak bu hedefe hiçbir zaman ulaþýlamadý. Yaþanan pratik sürecin kendine özgü sorunlarý bir yana, yönelinen hattýn taþýdýðý yapýsal sorunlar girilen bütün birleþik süreçleri baþarýsýzlýkla taçlandýrdý. Dolayýsýyla çok fazla boþa kürek çektik ve bütün enerjimizin bir türlü gerçek-


leþtiremediðimiz sosyalistlerin birliði projeleri üzerinden tükenmesine, yoldaþlarýmýzýn moral deðerlerinin çökmesine neden olduk. Birçok yoldaþýmýzýn, “gönlümüz sizinle ama…” diyerek Sosyalist Parti’ye mesafeli durmasýnýn, Sosyalist Parti’yi inandýrýcý bulmamasýnýn ve siyaset arenasýnda baþarýlý olacaðýna inanmamasýnýn temelinde bu tarihsel sürecin belirleyici bir etkisi vardýr. Sosyalistlerin birliði konusunda üzerinden atlanmamasý gereken bir diðer nokta ise, birbirinden farklý düþünen ya da birbirine yakýn düþünen sosyalist yapýlarýn illaki ayný parti çatýsý altýnda olmasýna gerek olmadýðýdýr. Eðer sosyalizmi tek partililikle nitelemiyorsak, sosyalist öznelerin ayný parti içinde kendi görüþlerini özgürce ifade edebilmeleri ve örgütlenebilmelerini mutlak ve olmasý gereken zorunlu bir iliþki olarak deðil, olmasý arzulanan bir iliþki olarak görmemiz gerekir. Unutulmamalýdýr ki sosyalist demokrasi ayný zaman da farklý düþünceleri ve talepleri olan sosyalistlerin ayrý örgütlenme özgürlüðüdür. Sosyalist Parti’nin ve çoðulcu sosyalizm perspektifine baðlý tüm siyasal öznelerin kendini örgütlemesi, sýnýf içinde güç olmasý çoðulcu sosyalizm anlayýþýnýn hayatýn içinde güç olmasý anlamýna gelir. “Kendini örgütlemeye çalýþan bir yapý birlik sürecinde inandýrýcý olmaz” yaklaþýmý nedeniyle ne yazýk ki yýllardýr iþçi sýnýfý ve ezilenler arasýnda örgütlenme ve ayný zamanda kendimizi örgütleme meselesi sosyalistlerin birliðinin engeli olarak kavranmýþ, sýnýf içinde örgütlenme ve ayný zamanda kendimizi örgütleme meselesine ýsrarlý bir þekilde uzak durulmuþtur. Bu problemli anlayýþ yýllarca birlik ile kendi varlýðýmýzý karþý karþýya koymuþtur. Artýk buradan öteye,

bir daha geri dönmemek üzere, bu hastalýklý yaklaþýmý geride býrakmak kolektif hayatýmýz için en hayýrlýsý olacaktýr. Geleneðimizin, esas olarak demokratik devrim stratejisine baðlý biçimde savunduðu Kürt özgürlük hareketi ile stratejik ittifak taktiðinin gerçek temellerine oturmasýnýn merkezinde de sýnýf içinde örgütlü bir güç olmamýz yatmaktadýr. Stratejik ittifak kavramýndaki ittifak olgusu esasta, siyasal olarak yoksul köylülüðü temsil eden Kürt hareketi ile iþçi sýnýfýný temsil etmesi gereken sosyalistlerin ittifakýna dayanmaktadýr. Ancak bugün için sosyalistlerin içinde bulunduðu durumdan kaynaklý olarak yapýlan ittifaklarýn anlamlý bir tarafý olmakla birlikte, sosyalist hareketin kendi hedef kitlesiyle buluþmamasý durumunda ideal bir forma hiçbir zaman kavuþamayacaktýr. Ýþçi sýnýfý ve ezilenlerden kopmuþ ve hala ýsrarla iþçi sýnýfý ve ezilenlerle iliþki kurma çabasý içinde olmayan, iþçi sýnýfý içinde örgütlenmeyi baþaramayan sosyalist yapýlarýn Kürt sorunun çözümüne de katký sunamayacaklarý ortadadýr. Buradan anlaþýlmasý gereken þey “önce iþçi sýnýfý ve ezilenler arasýnda örgütlenelim, hatýrý sayýlýr bir güç olalým, daha sonra Kürt meselesinin çözümüne bakarýz” deðildir. Bu anlayýþ sýnýf indirgemecilik bataklýðýna gömülmüþ bir sapmadýr. Bizim vurgulamak istediðimiz þey, sosyalizm mücadelesini temel alan ve devrimci demokrasi ekseni üzerinden þekillenen bir çizgide Kürt özgürlük hareketiyle sonuna kadar ortak bir mücadele ve dayanýþma içinde olmamýz, ayný zamanda esas olarak iþçi sýnýfý ve ezilenler arasýnda örgütlenmemiz gerektiðidir. Bir diðer sapma anlayýþ ise, “Kürt sorunu

çözülmeden iþçi sýnýfý içinde örgütlenmek mümkün deðildir” anlayýþýdýr. Bu bakýþ açýsý da sýnýf içinde örgütlenme meselesinin zorluklarýný teorize etmeye çalýþan problemli bir anlayýþtýr. Bu anlayýþ ayný zamanda emperyalizm çaðýnda demokrasi sorununun esas muhatabý olan iþçi sýnýfýný görmezden gelmekte ve ulusal sorun gibi çok önemli bir sorunun çözümünü, ideal form olan devrimci demokrasi çizgisinin dýþýnda aramaktadýr. Bu arayýþýn son tahlilde varacaðý yer, liberal solun yaptýðý gibi demokrasi sorununu burjuvaziye havale etmek olacaktýr. Þunu hiçbir zaman aklýmýzdan çýkarmamalýyýz: Sosyalizme ait olan bütün teorik, politik belirlemeler esas olarak yeni insan iliþkilerinin bilimsel temelde kurulmasý içindir. Eðer bu temel tespitte ortaklaþýyorsak bu faaliyetin gereklerine uygun bir yaþam için fedakârlýk yapmamýz ve ilk önce kendimizi deðiþtirmemiz gerekmektedir. Buna ihtiyacýmýz olduðu ortadadýr. Ayný kalmakta ýsrar etmek, dirhem dirhem çürümekte ýsrar etmektir. Sosyalist Parti’nin 1. Olaðan Konferans ve Kongresi’nde partinin örgütsüzlüðüne, olumsuz iliþkilerine, sýnýfla olan baðlarýnýn kopukluðuna itirazda bulunmak ve deðiþimden yana tavýr koymak, ayný zamanda kiþisel olarak kendi örgütsüzlüðümüze, yoldaþlarýmýzla aramýzdaki olumsuz iliþkilere ve sýnýfla kendi aramýzdaki iliþkisizliðe bir itiraz olacaktýr. Kendimizi deðiþtirmeden Sosyalist Parti’yi deðiþtirmek ve dönüþtürmek mümkün olmayacaktýr. Öyleyse tüm yoldaþlar görev baþýna!

Savaþ KARADUMAN H.Cengiz GÜLTEKÝN

Kýtasal Bolivarcý Hareketin Kurucu Kongresinde Kürt Sorunu Ve DTP Hakkýnda Alýnan Karar (Caracas, 8 Aralýk 2009)

8 Aralýk tarihinde Türkiyeli devrimcilerin önergesi üzerine Kýtasal Bolivarcý Hareket Kurucu Kongresi Caracas-Venezüella’da düzenlenen toplantýsýnda aþaðýdaki kararý oybirliðiyle kabul etti. Kürt Sorunu, Türkiye’nin en yakýcý sorunu olmayý sürdürüyor. Otuz yýlý aþkýn bir süredir, kimi zaman açýk çatýþmalar, kimi zaman da Kürt halký üzerinde kirli operasyonlar halinde süren “düþük yoðunluklu savaþ”ýn bilançosu, büyük çoðunluðu Kürt on binlerce ölü, yerinden, köyünden edilerek büyük kentlerin varoþlarýna sýðýnmak zorunda býrakýlmýþ milyonlarca yoksul Kürt, yakýlmýþ tarlalar ve ormanlar, harap edilmiþ bir coðrafya olarak özetlenebilir. Ve nihayet bugün, Türkiye burjuvazisi, “çözüm”den söz ettiðinde bunu Kürtlerin anadilde eðitim, kendi geleceðini özgürce tayin gibi en temel haklarýný söz konusu dahi etmeden ve Kürt halkýnýn meþru temsilcilerini muhatap saymadan, kendi bildiðini okumak olarak anladýðýný açýkça ortaya koydu. Daha da vahimi, burjuvazi bir yandan “çözüm”den, “kardeþ kavgasýný sona erdirmekten” söz ederken, bir yandan da Kürtlerin parlamentodaki temsilcisi DTP’yi kapatmanýn hesaplarýný yapýyor. Caracas’da toplanan Kýtasal Bolivarcý Hareket Kurucu Kongresi, DTP’yi kapatma yolundaki her türlü giriþimi þiddetle protesto ederken, Türk devletini Kürtler üzerindeki baskýlara derhal son vermeye, Kürt sorununun onurlu çözümü ve kendi geleceklerini özgürce tayin konusunda Kürtlerin meþru temsilcileriyle doðrudan muhatap olmaya çaðýrýr. DTP kapatýlamaz! Yaþasýn enternasyonal dayanýþma! 15


GENETÝÐÝ DEÐÝÞTÝRÝLMÝÞ ORGANÝZMALAR

S

aðlýklý beslenme bireysel çözümü olmayan bir sorundur, siyasaldýr. Henry Kissinger’ýn ‘Ekonomileri denetlersen ülkeleri denetlersin, gýdayý denetlersen insanlarý denetlersin’ sözü aslýnda her þeyi özetliyor. ABD’de yýllar önce baþlamýþ çalýþmalar ve SSCB’nin tahýl kýtlýðýna çözüm olarak gönderdikleri ürünlerle iyice iþtahlanmýþlar ve büyüyerek devam etmiþ çalýþmalar. GDO (Genetiði Deðiþtirilmiþ Organizmalar), Biz istiyoruz ki mýsýr, püskülüne musallat olan kelebeði öldürecek bir protein üretsin. O proteinin dizilimini biliyorsun, karþýlýðýný oluþturup mýsýrýn DNA’sýna ekliyorsun ve artýk o mýsýrý yiyen böcekler ölüyor. Biz mýsýrý yiyince pestisit üreten bir genetik þifreyi de yemiþ oluyoruz. Hayvanýn, bitkinin DNA’sýný aldýðýmýz halde bizim DNA yapýmýz bozulmuyor da neden bu GDO’ya karþý çýkýyoruz, nasýlsa vücut bu DNA’yý da sindirir. Yanlýþ! Çünkü bütün canlýlarda evrensel bir gen yapýsý ve buna uygun kalýp algýlama reseptörleri mevcut. Bu reseptörler m-RNA’yý tanýyan reseptörlerdir. Aldýðýmýz besindeki m-RNA’yý tanýyarak parçalara ayýrýr. Hayvanlardan ve bitkilerden aldýðýmýz tüm genetik þifre evrensel reseptörler aracýlýðý ile parçalanýr böylece. Ama þu zehri üreten genetik þifre evrensel gen sistemi içinde olmayan yabancý bir genetik þifredir. Vücut bunu algýlayamýyor ve parçalayamýyor. Bu yüzdendir ki insanýn karaciðerinde, lenfatik sisteminde, akciðerinde, üreme organlarýnda bu genetik þifreyi tespit etti bilim. Bu genetik þifrenin bizim kendi genetik yapýmýza nasýl bir etkisi olacaðý yeni yeni ortaya çýkmaya baþladý, bu konuda araþtýrma yapmak çok pahalý olup devletten ve bilim kuruluþlarýndan destek alýnamadýðý için çok zor yapýlýyor. Çok kýsýtlý araþtýrmalarla bile ortaya çýkan sonuçlar dehþet verici düzeyde ve bu sonuçlarý gizlemek için GDO’lu tohum üreticisi þirketler milyonlarca dolar rüþvet veriyorlar. GDO’lu tohum satýlan ülkelerde bir de tarým dedektifleri var. Çiftçinin tarlasýna rüzgârla bulaþan tohumun ürününü yakalarlarsa “sen benim tohumumu kaçak olarak

FATOÞ

kullanmýþsýn” diye dava ediyor, fakir ülkelerde çiftçinin topraðýný elinden alýyorlar. Çünkü tohumu patentlemiþler, bu da ne demekse. Her þeyde yiyoruz GDO’lu ürünleri, istediðiniz meþrubatý için, içinde mýsýrdan üretilmiþ niþasta þurubu var ve bu þurubun üretilmesi aþamasýnda genetik yapýsý deðiþtirilmiþ bakteriler kullanýlýyor. Bisküvi yiyorsunuz, içerisinde soya lesitini var ve soya ile mýsýr en yüksek miktarda satýlan GDO’lu ürünler. Hayvan beslenmesi için binlerce ton soya ve mýsýr, giriþi oluyor ve bu ürünlerin neredeyse tamamý GDO’lu ürünler. GDO’nun ekildiði toprak kontaminasyona uðruyor ve o tohum orada 10 yýl canlý kalabiliyor. Baþka þey ekseniz bile ektiðiniz bitkiye GDO etkisi bulaþabiliyor. Bu yüzden AB’deki bu ülkeler kendi topraklarýnda GDO istemiyor da Bulgaristan’da ekiyor. GDO ekiminin en çok yapýldýðý ülkeler Amerika, Kanada, Çin, Arjantin ve Brezilya. Ama maalesef lobisi çok güçlü ve yayýlmak istiyor. GDO’lu tohum ve ilaçlarý üreten en büyük üretici ülkeler, ABD, Kanada, Almanya, Japonya ve Ýsrail, en büyük üreticiler de Monsanto, Syngenta, Bayer, Cargill firmalarý. Tüm dünya bu durumda deðil tabii, Macaristan ve Venezuela GDO’lu hiçbir þeyi ülkesine almýyor, ürün, tohum vs. Baþlarda GDO’nun daha iyi olduðunu iddia ederek ortaya çýktýlar ama dünya bunu yemedi. Sonra en az onlar kadar iyi dediler. AB bile %5 kota diye bir karar aldý. Bu da lobinin gücünü gösteriyor. GDO’lu tarým ticaretinin %94’ünü Monsanto firmasý yapmaktadýr. Gençliðimizde filmlerde bir silah üretilir ve bütün dünyaya hakim olunurdu. Dünyaya hakim olmak için kullanýlan o silah artýk tohum. GDO’lu tohumun daha verimli olduðu da bir yalan ve bunu sürekli öne sürüyorlar, geleneksel metotlarla üretilen ürün hem daha verimli hem de temiz. Ayrýca bu tohumlarý kullandýðýnýzda patent diye bir þey uydurdular ve bu nedenle inanýlmaz paralar ödüyorsunuz bu þirketlere veya ödeyemiyorsunuz. Bu þirketler size kredi de veriyor bunu da ödeyemediðinizde tarlalarýnýzý elinizden alýyorlar, týpký Hindi standa, Meksika’da olduðu gibi, çok uluslu þirketlerin kölesi oluyorsunuz böylece. GDO'lu tarým, kendi dýþýndaki tarým þekillerini, özellikle ekolojik tarýmý ve son tahlilde de biyoçeþitliliði tehdit eden totaliter bir tekniktir. GDO'lar 5-10 km'lik bir alana yayýlmakta, komþu tarla ya da köylerdeki geleneksel ekinin ya da orman bitkileri gibi yabani türlerin genetiðini deðiþtirme tehlikesi doðurmaktadýr. Milyonlarca yýlda oluþan türler 5-10 yýllýk bir sürede yok olmakta ve yeni oluþan deli bitki türleri ortaya çýkabilmektedir. Sonuç olarak GDO, yeryüzündeki milyonlarca canlý türün varlýðýný tehdit etmekte, ekosistemi tahrip etmektedir.

Türkiye'de Neler Oluyor? Türkiye’ye GDO’lu tohum giremiyor ama ürün girebiliyor. Çünkü Türkiye’de biyogüvenlik yasasý yok. Bu yasa olmadýðý için, ithal bir mal için býrak GDO’yu þu zehir var bunda dersen markayý ifþa etmekten hapse girersiniz. Bir biyogüvenlik yasamýz var aslýnda ama parlamentoya giremiyor; sebep kapitalistlerin baskýsý. Yasa olmadýkça etiketlere GDO’ludur diye yazýlmasýný da isteyemezsiniz. Bir çocuk mamasý alýyorsun, içinde ne olduðunu bilme hakkýn yok. Kaçak olarak GDO tohumu geliyor Türkiye’ye. ODTÜ’den iki öðretim üyesi domateste GDO tespit etmiþler, iþinizden olmak istemiyorsanýz susun denmiþ. GDO aleyhine çalýþma yapmak çok zor, yaparsanýz yayýnlamak çok zor çünkü kimse basmak istemiyor makalenizi. Türkiye’de baþka bir tehlike de 12000 çeþit tohuma sahip müthiþ bir ülkenin tüm ürün çeþitliliðini yitirecek olmasý, bu öyle bir þey ki bir süre sonra kýsýr birkaç çeþit ürün üretir her þeyinizle dýþa baðýmlý olursunuz. Hükümet önce bir yasa hazýrladým dedi, Cemil Çiçek açýklama yaptý fakat hiçbir sivil toplum örgütüne göstermeden gizlice, daha sonra bu yasa meclise inmeden tepkiler baþlayýnca Tarým Bakanlýðý genelgesi olarak uygulamaya aldýlar. Üzerinde çok küçük düzeltmeler, basýn ve STK’larýn baskýsý ile mümkün oldu fakat þu anda GDO’lu ürünler ülkeye rahatlýkla girebilmekte maalesef. Tarým bakaný kanal kanal dolaþýp anlatmaya çalýþýyor ama bilim insanlarýnýn söyledikleri çok somut veriler karþýsýnda cidden komik oluyor. Þu anda genelgeye koyamadýklarý tek þey tohum üretimi, ikinci aþamada bunu yapacaklar çünkü GDO üreticisi þirketler ciddi biçimde sýkýþtýrýyorlar hükümeti. AB’yi, mahkemeye veren Monsanto’nun daha neler yapabileceðini göreceðiz. GDO’ya Hayýr Platformu’nun çalýþmalarýný desteklemek gerekir, yaþamýmýzý sahiplenmezsek geleceðimiz de olamaz.


Kurtuluş Gazete Say-14