Issuu on Google+

yeni te or

ik-pol iti

k sosy alist de rgi

Kurtuluþ Bütün Ülkelerin Ýþçileri ve Ezilen Halklarý Birleþin!

Sayý: 5 Haziran-Temmuz-Aðustos 2006

Erginbay Yayýncýlýk Yeni Kurtuluþ Teorik - Politik Sosyalist Dergi (Yerel Süreli Yayýn) Fiyatý: 5 YTL Erginbay Yayýncýlýk Adýna Sahibi: Hüseyin Bektaþ Sorumlu Yazýiþleri Müdürü: H.Cengiz Gültekin Yönetim Yeri: Þehit Muhtar Mah. Yoðurtçu Faik Sk. No: 14/12 Beyoðlu/Ýstanbul e-posta: kurtulusdergisi@mynet.com Havaleler için: Cengiz Gültekin adýna PTT 5155325 nolu posta çeki hesabý Basýldýðý Yer: Gün Matbaacýlýk (0 212 580 63 80)


Kurtuluþ’tan Merhaba! Kurtuluþ’un 5. sayýsý ile tekrar birlikteyiz. Bu sayýmzýn dosya konusu “iþçi sýnýfý”. Dosya konusu içinde iþçi sýnýfý hareketinin tarihte iz býrakmýþ 15-16 Haziran, Antbirlik, Tekel ve Tariþ direniþleri de yer alýyor. Tekel ve Tariþ direniþlerini anlatan yazýlar o yýllarda yayýnlanan Kurtuluþ Sosyalist Dergi ve Öncü dergilerinden alýnmýþtýr. Dili ve üslubu o günün dili ve üslubudur. Ayrýca kamuda çalýþanlar Kurtuluþ Hareketi’nin o yýllardaki bakýþýnýn bir sonucu, “memur” olarak tanýmlanmaktadýr. Kamuda, hizmet iþ kolunda çalýþanlarý bugün, iþçi sýnýfýnýn organik bir bileþeni olarak görmekteyiz. Kurtuluþ dergisinin fiyatý, bu sayýdan itibaren maliyet artýþý nedeniyle, 5 ytl olmuþtur. Okuyucularýmýzýn bu artýþý anlayýþla karþýlayacaðýný umuyoruz. Gelecek sayýda buluþmak üzere...

Ýçindekiler 3 Panorama........................................................................................... 3 Ý. Aras Demokrasi Üzerine............................................................... 3 S. Özbudun ... Ya Güney “Abya Yala”yý ?...................................... 3 Ý. Cüre Ýdeolojik Mücadele ... .......................................................... 3 G. Kubilay Militarizm, Milliyetçilik ve Ýþçi Sýnýfý........ .................... 3 E. Yýldýrým Sýnýfýn Cinsiyeti.............................................................. 3 N. Aldemir Türkiye’de Eðitim Emekçilerinin Örgütlü Müc. ......... 3 M. Özlem Ýþçi Sýnýfý Ýçinde Çalýþma................................................ 3 Þ. Ýba 15-16 Haziran Ýþçi Direniþi ... .............................................. 3 M. Kahya Antbirlik Direniþi............................................................. 3 Kurtuluþ Tekel Direniþi Üzerine...................................................... 3 Öncü Tariþ Direniþi Üzerine....................................... .................... 3 XWE Metin Ayçiçek ... Türk Militarizminin Kökenleri -II- ............. 3 M. Özlem AKP’de Yolun Sonu Mu? ... ...........................................

04 09 17 29 33 39 43 55 60 71 78 93 97 103


Kurtuluþ

B

ahar güzelliktir, renktir, ýþýktýr... Adeta kýþýn karanlýðýný, Prometheus'un zincirlerini parçalamasý gibi, parçalayan doðanýn, bütün çýplaklýðýyla ve sevinciyle yeniden yaþamýn canlýlýðýna kavuþmasýdýr. Ýlk insandan bu güne, doðanýn bir parçasý olan insanýn da yaþama tutkusu, baharla birlikte hep artmýþ, umudu canlanmýþ ve onun için bahar yeniden doðuþun müjdecisi olmuþtur. Ne var ki üzerinde yaþdýðýmýz coðrafya parçasýnda baharýn güzellikleri ölümle, savaþla, kanla ve acýyla örtülmüþtür. Baharla gelen yaþam sevinci örselenmiþtir. Umudu tüketmeye ahdetmiþ cehennem zebanilerinin bu giriþimleri, bahar güzelliðinde günler için umut türküleri söyleyenlerin inadýna direniþleriyle karþýlanmýþtýr. Nisan-Mayýs aylarý bu çeliþkinin yoðun olarak yaþandýðý bir süreç olarak geçti.

panorama

1 Mayýs, Alanlar Doldu Mu? 2006 1 Mayýs'ý öncesi, siyasal olarak sürecin yoðun yaþandýðý bir Türkiye enstantanesiyle karþý karþýya kalýndý. Þemdinli'de Gizli Savaþ ahtoapotunun bir kolu suç üstü yakalandý. Yakalanan ahtapotun kolu, Gizli Savaþ Örgütünün sinir merkezinin Ankara'da olduðunu iþaret ediyordu. Sosyalist Demokrasi Partisi, sürecin analizi üzerinden, "Gizli Savaþ Örgütleri daðýtýlsýn" talebiyle bir kampanya baþlattý. SDP'nin yürüttüðü kampanyanýn önemi, daha sonraki geliþmelerle çok daha anlaþýlýr hale geldi. Ülkenin dört bir yanýnda rant, gasp, uyuþturucu iþlerinide yürüten Gizli Savaþ Örgütü kollarý birbir perde önüne çýkmaya baþladý. SDP, Gizli Savaþ Örgütlerinin hedefi haline geldi. Þemdinli davasý

4


Kurtuluþ

iddianamesinde adý geçen KKK Org. BÜYÜKANIT nedeniyle ortalýk gerildi. Genel Kurmay'ýn Þemdinli muhtýrasýyla hizaya sokulan hükümet, topyekün savaþ konseptinin yürütücüsü oldu. Bu konseptin bir unsuru olarak TMY tasarýsý, raflardan indirilerek yasalaþtýrýlmak üzere yeniden ele alýndý. Operasyonlarda kimyasal silahlar kullanýlmaya baþlandý. Psikolojik savaþ, bütün yöntemleri ve araçlarýyla devreye sokuldu. PKK'yi imha savaþýna hýz kazandýrýldý. Gerilla cenazelerin kaldýrýlmasý sýrasýnda yapýlan müdahale, baþta Diyarbakýr olmak üzere bölgenin bir çok kentinde halkýn baþkaldýrýsýna neden oldu. Newroz alanlarýný milyonlarla dolduran Kürt halkýnýn demokratik taleplerine ve Kürt Sorununun Barýþçýl Siyasal Çözümü istemlerine, savaþla karþýlýk veren oligarþi, Kürt halkýnýn artýk verili duruma rýza göstermeyeceðini, teslim olmaktansa ölmeyi yeðleyeceðini, Diyarbakýr ve diðer bölge kentlerindeki halk patlamasýyla gördü. Baþbakan, bu geliþmeler karþýsýnda adeta cellatlýða soyunarak Savaþ Hükümet Baþbakaný olduðunu gösterdi. Böylesi bir süreçte, "1 Mayýs'ýn Newrozlaþtýrýlmasý", Ýstanbul'la Diyarbakýr, Botan'la Zonguldak arasýnda bir kardeþlik köprüsü oluþturmak için çok önemli bir olanak yaratacaktý. Olmadý! Ne Türkiye iþçi sýnýfý nede ezilen Kürt halký bu momenti bu yönde deðerlendiremedi. Sendika konfederasyonlarýnýn bir kýsmý 1 Mayýs'ý salonlara hapsetmeye çalýþtý. Þovenizmle zehirlenmiþ Türk-Ýþ ve Hak-Ýþ yöneticileri, Ýstanbul'daki 1 Mayýs'ýn örgütlenmesinde yer almadýlar. Yer aldýklarý illerde de sosyalistler ve Kürt'ler alana girerken alanlarý terk ettiler. Onunlada kalmayarak iþçi sýnýfýnýn enternasyonal birlik mücadele ve dayanýþma günü olan 1 Mayýs'ta, ýrkýn ululuðunu ve üstünlüðünü anlatan Ýstiklal marþýnýn söylenmesini þart koþtular. 2006 1 Mayýs'ýnda, 1 Mayýs gösterilerinin yapýldýðý bütün alanlarda, toplam 80bin civarýnda katýlým oldu. Bu katýlým sayýsý geçen yýllardaki katýlýmlara göre bir düþüþ olduðunu gösteriyor. 1 Mayýs'ýn Pazartesi gününe denk gelmesi, katýlýmý düþüren nedenlerden birisi. Ancak asýl neden bu deðil. 1 Mayýs öncesi siyasal geliþmeler (imha savaþýnýn týrmandýrýlmasý ve cephe gerisinin þovenistleþtirilmesi) katýlýmýn düþük olmasýnýn asýl nedenidir. Bu deðerlendirmeden

çýkan sonuç: þovenizme ve militarizme karþý mücadele yükseltilmedikçe, mukadder olmayan yaþanan olumsuzluklar mukadder hale gelecektir. Ekonomide Dalgalanma Türkiye, ekonomisi ve siyasetiyle sürekli çalkantýlý bir ülke olma konumunu sürdürüyor. Eðer bir istikrardan söz edilecekse, istikrarsýzlýðýn istikrarý var demek çok daha doðru olur. Kendi iç dinamiklerini ve bu dinamiklerin dayandýðý potansiyelleri deðerlendirme kabiliyetini gösteremeyen her ülke gibi Türkiye'de, ekonomik ve siyasal olarak belinde sürekli bir kriz kuþaðýyla dolaþýyor. Emperyalistkapitalist sistemin yeni iþ bölümü ve sistamin zincir diziliminin bir halkasý olarak kabuk deðiþtirme sürecine giren Türkiye, bu deðiþimin alt yapýsal ve üst yapýsal gereklerini yerine getirmekte zorlanýyor. Deðiþim yönünde atýlan her adým, rejimin ayrýcalýklý ve imtiyazlý hale getirdiði kurum ve kurulaþlar tarafýndan sekteye uðratýlýyor. Oligarþinin stratejik yönelimi, oligarþi içinde yönelimi yönlendirme yönündeki pozisyon kavgalarýyla kriz gerekçesine dönüþüyor. Týpký Cumhurbaþkanýnýn Anayasa kitapçýðýný Baþbakana fýrlatmasýnýn kriz nedeni olarak dile getirilmesi gibi, "türban sorunu"da kriz nedeni olarak görülüyor. Halbu ki gerçek neden daha derinlerdedir. "Kapitalizmin tüm krizlerinin ardýnda fazla üretim yatmaktadýr. Yani üretilen mallarýn satýlamamasý krizin temel nedenidir. Kriz unsurlarý, tarihin bu evresinde doðrudan mali sermaye ile bað kurularak deðerlendirilmelidir. Çünkü biliyoruz ki 'emperyalizmin ayýrýcý özelliði sýnai sermaye deðil, ama tümüyle mali sermayedir.' Bu nedenle; kriz unsurlarý olarak enflasyon, cari açýk, iþsizlik, siyasi istikrar vb. den söz etmek ama bunlarý mali sermaye egemenliðine baðlamamak" krizin gerçek nedenini kavramamaktýr. Temel sorun, borçlanarak kapitalist geliþme yolu ve borçlarýn ödenme problemidir. Böylesi bir geliþme sürecinin yol haritasý, doðrudan Dünya bankasý ve IMF gibi emperyalist dünyanýn finans merkezleri tarafýndan çizilmektedir. Çizilen bu yol haritasýnýn gösterdiði temel istikamet, borçlarýn sorunsuz tahsilatýdýr. Ýç ve dýþ borç toplamýnýn gayri safi milli hasýlaya eþit olduðu, her yýl bütçenin yarýya yakýnýnýn borç faizlerine gittiði bir ülkede, krizin nereden kaynaklandýðýný görmek için ekonomist olmak

5


Kurtuluþ

gerekmiyor. Böyle bir ülkede, "ekonomide istikrar saðlandýðýný, geleceðin parlak olduðunu" söylemek, ya karþýsýndakini saf yerine koymak, yada siyasi pozisyon kaygýlarýyla gerçekleri tersyüz ederek, insanlara kendi hayal dünyasýnýn ürünü olan istikrar þekeri daðýtmaktýr. Kendi tarihiyle yüzleþmekten kaçýnan, ülkeyi dünya finans merkezlerinin mali ve ekonomik programlarýnýn uygulama alanýna dönüþtüren, sorun dinamiklerini muhattap alarak çözüm üretme yerine çözümsüzlükte ve inkar politikalarýnda ýsrar eden, kaynaklarý ülke insanýn yaþam standartlarýnýn artýrma yerine savaþ girdilerine, yerli ve yabancý sermayenin kasalarýna akýtan bir ülkenin, borç sarmalý içinde belinde sürekli bir kriz kuþaðýyla dolaþmasý kaçýnýlmazdýr.

"ABD'nin dolarýn arkasýndaki petrol desteðini korumak için attýðý adýmý, Ýran müdahalesiyle tamamlamasý gerekiyordu." Çünkü Ýran'da petrolü dolar karþýlýðý satma iþine son vermiþti. Bu yýlýn 5 Mayýs günü Ýran, petrol borsasýnda euro ile satýþ baþlatarak ABD'nin önlemeye çalýþtýðý tahlikeyi keskinleþtirdi. Anlatýlanlar gözönünde tutulduðunda, bu duruma ABD'nin sessiz kalmasý olanaksýz. Ne var ki ABD, Irak iþgaliyle beklemediði ve hesaplamadýðý bir durumla yüzyüze kaldý. Irak'lý direniþçiler ABD'nin bölge planýný bozdu. ABD Irak'ta bataklýða saplandý. Bu durum, ABD'nin "kendi baþýna buyruk" pervazsýzlýðýna bir dur iþareti oldu. O nedenle Ýran'a saldýrý planýna yeni partnerler aramaya yöneldi. ABD, bir yandan tek baþýna Ýran'a saldýrýnýn ortaya çýkaracaðý açmazlarý, Irak iþgalinden çýkardýðý derslerle, bütün dünya güçlerini "Ýran'ýn Nükleer silah ve Uranyum zenginleþtirme faaliyeti" gerekçesi ile yanýna çekerek gidermeye çalýþýrken, diðer yandan Ýran'ýn diklenmesi nedeniyle çaresizlik içinde saldýrýya hazýrlanýyor. "Çaresizlikten çare çýkarmak" için yapýlacak olan bir saldýrý, Irak'ýn iþgali sürecinden çok daha farklý bir dünya dengeleri durumunu ortaya çýkarma potansiyelini de içinde barýndýrýyor. Rusya ve Çin'in baþýný çektiði Þanghay Ýþbirliði Örgütü'nün giriþimleri, ABD'yi Ýran'a yönelik atacaðý her adýmýn hesabýný yapmaya zorluyor. Þanghay giriþiminin haziran ayý içinde gerçekleþtireceði zirvede, Ýran'ý tam üye olarak giriþime dahil etmeyi görüþeceði söyleniyor. 15 Haziran'da Çin'in Þanghay kentinde yapýlacak zirveye, Ýran Cumhurbaþkaný Ahmedinecad'da katýlacak. Bütün dikkatler þimdiden Þanghay'a çevrilmiþ bulunuyor. ABD savunma Bakaný Rumsfeld, bu geliþmeler karþýsýnda ABD'nin endiþelerini þu sözlerle ifade etti: "Bizi dýþarda býrakan bazý çaba ve sistemler var. Biz ise dýþlayýcý deðil kapsayýcý kurumlardan yanayýz." Rumsfeld'in bu sözleri ABD'nin içine girdiði durumu göstermek bakýmýndan oldukça manidar. Anlaþýlan ABD'nin "Ýran sorunu'nda çaresizliði daha da boyutlanýyor. O nedenle ABD, yaptýrým planlarý ve soruna dair "yapýcý davranýþ" görüntüleriyle hareket alaný geniþletecek bir esneklikle davranýyor. Condellezze RÝCHE'ýn "Ýran'nýn Uranyum zenginleþtirme faaliyetinden" vazgeçmesi için, BM Güvenlik Konseyini 5 daimi üyesi ve Almanya'nýn hazýrladýðý teþvik

ABD'nin Ýrana Saldýrý Planý Geniþletilmiþ Ortadoðu ve Kuzey Afrika projesinin bir gereði olarak Ýran, ABD tarafýndan "müdahale edilmesinin zorunlu görüldüðü þer ülkelerinden birisi olarak" ilan edildi. ABD'nin Ýran'ý hedef haline getirmesi, bu gün güncel olan "Ýran'ýn Nükleer silah üretme giriþimi" deðildir. Bu gerekçe, Irak'a müdahale için uydurulan "kimyasal silahlar" gerekçesi gibi uydurmadýr. Dünyada eðilim dolarýn düþmesi ve euro'nun yükselmesi doðrultusundadýr. Dolar bu gün dünya rezerv parasý niteliðindedir. Dolarýn deðerinin düþmesi, piyasa kurallarýnýn devreye girmesiyle, dolardan kaçýþý hýzlandýracaktýr. Bu durumda dolarýn dünya rezerv parasý olma niteliðini korumasý da olanaksýz hale gelecektir. "ABD'nin dolarý dünya rezerv parasý olmaktan düþürmemek için Irak'a yüklenmesinin ve ardýndan da Ýran'ýn gelmesinin temel nedeni, petrolün oynadýðý roldür. Petrol dünya ekonomisinde ikili bir rol oynamaktadýr. Biri hammadde olarak oynadýðý rol. Diðeride dolarýn dünya rezerv parasý olarak yerini güvenceye alma konusunda oynadýðý rol." OPEC ülkeleri kendi aralarýnda yaptýklarý anlaþmayla petrolü dolarla satmaya karar vererek, dünya piyasýnýn dolar talebini garanti altýna almýþlardýr. Venezüella ve Irak, petrolü euro ve diðer paralarla satmaya karar verdiler. Her ikiside ABD'nin müdahalesiyle karþý karþýya kaldýlar. Venezüella'da Chavez'e darbe yapýldý. Halk ayaklanmasýyla Chavez iktidarý geri aldý. Irak ise, ABD'nin doðrudan iþgaline maruz kaldý.

6


Kurtuluþ

paketini açýklamasý, ABD'nin Ýran'ý köþeye sýkýþtýrma planýyla mevzileirini güçlendirmeye çalýþtýðýný gösteriyor. Pakette, "ABD Ýran'â Nükleer teknoloji vadediyor. Ýran'nýn Boeing ve Airbus'tan uçak parçasý almasýna izin veriliyor. Ýran'ýn Dünya Ticaret Örgütü üyeliði teþvik ediliyor. Baþka ülkelerle ortak hafif su reaktörü inþasýna destek ve Nükleer yakýt ihtiyacýný karþýlanmasý sözü veriliyor." Ýran bu paket karþýsýnda kendi hamlelerini yapmaya hazýrlanýyor. Resmi devlet yetkilileri diplomatik bir dille "paketin görüþülebilir olduðunu" açýklarken, dini lider Hamaney þimdiden rest çekerek batý ülkelerini, "herhangi bir saldýrý karþýsýnda petrol sevkiyatýný durdurmakla" tehdid ediyor. Türkiye ise, "iki arada bir derede" vaziyetini korumaya çalýþýyor. Bir yandan ABD'nin Ýran'a saldýrý planýnda yer alarak bölge nimetlerinden pay kapma yönelimini sürdürürken, diðer yandan PKK'yi pazarlýk masasýnýn temel sorunu haline getirerek, bu süreçten PKK'nin imhasýyla çýkýlmasýný hedefliyor. Bir taþla birden çok kuþ vurmak taktiðiyle, süreçten avantajlý çýkmanýn yollarýný arýyor. Militer güçler, Ýran'a saldýrý planýnda yer alarak bölgede yeni maceralara atýlmaya çok daha hevesli görünüyor. ABD, bu durumu deðerlendirerek TC ordusuyla iliþkilerini güçlendiriyor. Türkiye, son dönemlerde ABD yetkililerinin uðrak yeri haline geldi. En son Dýþiþleri bakaný C. RÝCHE'ýn gelmesiyle iki ülke arasýnda, "stratejik vizyon belgesi" hazýrlanmasýna karar verildi. Anlaþýlan o ki, Ýran'a saldýrý planýnda ABD, Türkiye'ye önemli roller biçiyor. Pazarlýklar sürerken, PKK'ye karþý operasyonlarda arttýrýlmýþ bulunuyor. Bu operasyonlara, ABD lojistik destek saðlýyor. Sýnýr ötesi operasyonlarý "görmezden geleceði" imasýnda bulunuyor. Tamda bu süreçte Ýran ve Irak sýnýrýna 250bin asker sevkiyatý yapýlýyor. Sýnýra bu sayýda bir asker yýðýnaðýnýn yalnýzca PKK'ye yönelik olarak yapýldýðýný düþünmek için saf olmak gerek. Geliþmeler tehlikenin giderek büyüyerek yakýnlaþtýðýnýn sinyallerini veriyor.

imha savaþýnýn týrmandýrýlmasýyla baþlayan süreç, önce Cumhuriyet gazetesinin üç kez göstere göstere bombalanmasý, sonra danýþtay ikinci daire üyelerine "türban kararý" vesilisiyle yapýlan katliam giriþimi ile yeni bir aþamaya gelmiþ bulunuyor. En son, içinde halen görevde olan subaylarýnda yer aldýðý Ankara'daki Gizli Savaþ Örgütünün "Atabey" kolunun ortaya çýkarýlmasý ve bunlarýn evinde Baþbakanýn evinin krokisiyle Baþbakanýn Danýþmaný Cüneyt ZAPSUYA yönelik suikast ve bombalama planýnýn ele geçirilmesi, sürecin geldiði aþamanýn nasýl tehlikeli bir duruma iþaret ettiðini gösteriyor. SDP, "Gizli Savaþ Örgütlerinin daðýtýlmasý talebini 2. Kongresinden bu yana aralýksýz olarak ileri sürdü. Bu örgütlerin sadece suikastler yapýp, sabotajlar düzenlemediðini, parlemontadan medyaya oradan siyasi partilere kadar uzandýðýný dile getirdi." Danýþtay üyelerine yapýlan saldýrý ve "Atabey" örgütünün yakalanmasý sonrasý, medyanýn tirajý yüksek gazetelerine ve reytingi fazla tv'lerine, parlamentonun haline ve baþta CHP lideri Deniz BAYKAL olmak üzere bazý siyasi partilerin etkili yetkili isimlerinin tutumlarýna bakmak, SDP'nin iddialarýnýn gerçek olup olmadýðýný görmek için yeterlidir sanýyoruz. Danýþtay ikinci daire üyelerine saldýrýyý gerçekleþtiren Avukat Alpaslan ASLAN'ýn bütün iliþkileri ortaya çýktý. Saldýrganýn iliþkili olduðu örgüt ve kiþiler, ya faþist örgütler ve isimler yada ulusalcý örgütler ve isimlerden oluþuyor. Ýlginç olan, Ordu'dan atýlma Yüzbaþý, ama Gizli Savaþ Örgütü hiyerarþisinde "Paþa" olan Muzaffer TEKÝN, bir þirketin ortaðý. Bu þirketin bir yöneticisi uyuþturucu iþinden sabýkalý. Þirketin baþka bir ortaðý Almanya'da öldürülüyor. Öldürülen ortaðýn hisseleri Muzaffer TEKÝN'e geçiyor. Bu þirketin avukatý da Danýþtay üyelerine saldýrýyý gerçekleþtiren Alpaslan ASLAN. Ne hikmetse, herþey ayan beyan ortadayken, bu isimler arasýnda bir türlü hukuki baðlantý kurulamýyor. Bu iliþkiler aðýndan, saldýrganýn Allah'la ilgili hiçbir örgüt ve kiþiyle baðýnýn olmadýðý ortaya çýkýyor. Saldýrganýn iliþkileri, onun "Allah'ýn askeri deðil provokatörlerin askeri" olduðunu gösteriyor. Ne var ki, týpký 28 Þubat sürecinde olduðu gibi, emek örgütlerinden meslek örgütlerine ve kimi sosyalist parti ve örgütlere kadar geniþ bir yelpazedeki güçler, yapýlan saldýrýnýn hedef ve mahiyetini doðru

Militarizm, Gizli Savaþ Örgütleri "Türkiye, danýþtay üyelerine saldýrý sonrasýnda ortaya çýkan politik geliþmelerle birlikte ekonomik ve politik bir krizin eþiðine dayandý." Irak-Ýran sýnýrýna 250bin askerin yýðýlmasýyla ve

7


Kurtuluþ

analiz edemiyerek, saldýrýnýn ardýndan gerçekleþtirilen statükonun tahkimat gösterisine koþmuþlardýr. Cumhurbaþkanlýðý seçimi dolayýmýyla yapay olarak yaratýlan, "þeriat-laiklik" çeliþkisi üzerinden yürütülen iktidar güçleri arasýndaki mevzi savaþýný, modernist efsunlanmayla göremeyenler, sýnýra yýðýlan 250bin askerin neyi ifade ettiðini de göremiyorlar. Dillerinden düþürmedikleri anti-emperyalizme karþýn, siyasal körlük içinde, ABD'nin Ýran'a saldýrý planýn gündemde olduðu bir süreçte, milliyetçilikle yaratýlan anti-ABD psikolojisinin hedef þaþýrtýcý saldýrýlarla "bölücülük ve þeriatçýlýk tehlikesine" kanalize edilerek, Ýran'a saldýrý planý içinde bölgede yeni maceralara atýlmanýn yolunun açýlmaya çalýþýldýðýnýn farkýnda deðiller. Baþbakan, Danýþtay üyelerine yapýlan saldýrýnýn hedefinin, "Hükümet olduðunu" söyleyerek, "Bu komplonun arkasýndaki karanlýk iliþkilerin fotoðrafý ortaya çýkmýþtýr" diyor. Fotoðrafta görülen suretler hangi örgütlerin iliþkisidir? Hangi örgütler ve güçler bu "komplo"yu düzenlemiþtir? Bu sorularýn yanýtlarý Baþbakanda yok! Þemdinli muhtýrasýyla militarizme teslim olan AKP hükümeti, yürütücülüðüne soyunduðu PKK'yi imha savaþýnýn gereði olarak göz yumduðu Gizli Savaþ Örgütünün "hassas iþleri," baþka bir vesileyle baþka bir mecrada bumerang gibi dönüp kendisini vurduðunda, ancak buzdaðýnýn görünen yüzüyle yetinmek zorunda kalýyor. Buzdaðýnýn görünmeyen yüzünü ortaya çýkarma cesaretini gösteremiyor. O nedenle Danýþtay üyelerine katliam saldýrýsý yapan saldýrgan bütün iliþki ve baðlantýlarýna raðmen "meczup" olarak, Gizli Savaþ Örgütünün "Atabey" hücresi üyesi askerler, "vatansever fevri giriþimciler" olarak kalýyor. Teslimiyetin sonu bitiþ ve tükeniþtir. Bir kere teslim olmaya görün, "daha fazla, daha fazla," diyerek sürekli teslimiyetin derinleþtirilmesi istenir. Genel Kurmay, "Atabey" örgütü operasyonundan kendilerinin haberdar edilmediðini kamuoyuna deklere ederek, Cumhurbaþkanlýðý seçimleri dolayýmýyla týrmandýrýlan gerilim savaþýnýn tarafý olduðunu gösterdi. Yetmedi, Baþbakan Genel Kurmay Baþkanýyla mutad

görüþmelerinin dýþýnda, bu operasyonla ilgili olarak bir görüþme yapmak zorunda kaldý. Anlaþýlan, Gizli Savaþ Örgütlerinin beynine yönelme cesaretini gösteremeyen hükümetin, bu örgütün kollarýna yönelik operasyonlarý Genel Kurmayý rahatsýz ediyor. Rahatsýz ediyor çünkü, her yakalanan kol hücresinin içinden çok sayýda asker çýkýyor. Bu durum kamuoyu nezdinde, bu iþlerin baðlantýsýz ve yukardan daha üst rütbelilerle iliþkisiz olamayacaðý düþüncesini güçlendiriyor. Geliþmeler 28 Þubat koþullarýný aratmayacak bir noktaya sýçramýþ bulunuyor. 28 Þubat süreci sonrasý bir çok muhtýra ile karþý karþýya kalýndý. Bir bakýma 28 Þubat süreklileþti denilebilir. "bu günlerde ortaya çýkan daha sert militarist müdahalenin nedeni, hükümetin alternatifini meclis içinden çýkarma olanaðý olmayýþýdýr. Bu durum býrakýn 28 Þubat'ý, doðrudan askeri darbe koþullarýna bile hazýr bir yapýlanmanýn ortaya çýkma tehlikesini de beraberinde getiriyor." Bu koþullarda yeni provakosyon eylemleri devreye sokularak, gerilim daha da týrmandýrýlarak, hükümet tamamen kuþatmaya alýnýp militarist çevrelerin istediði bir Cumhurbaþkaný adayýna razý edilinceye kadar süreç iþletilecek gibi görünüyor. Bu tehlikeli sürecin yönlendiricisi ve yöneticisi militarist güçlerdir. Demokratikleþmenin kilit sorunu olan Kürt sorununun barýþçýl siyasal çözümünü engelleyen asýl güçde militarizmdir. Militarizm, bu hükümete alternatif olarak faþistulusalcý karmasý milliyetçi bir hükümet oluþumuna þimdiden zemin yaratmaya çalýþýyor. Militarizme karþý mücadele bu gün en güncel görevdir. Sosyalist Demokrasi Partisi 4.PM toplantýsý, bugüne kadar militarzme karþý sürüdürülen mücadele kararlýðýný teyit ederek, yaz dönemi boyunca militarizme karþý mücadelenin daha da yükseltilmesini, partinin önüne temel görev olarak koymuþtur. Yüreklerin kulaklarýnýn saðýrlaþtýðý bir dönemde umudu diri tutmak, Diyarbakýr'la Ýstanbul arasýnda bir köprü oluþturmanýn tek yoludur. Gelecek Kurtuluþ'ta buluþmak umuduyla...

* * * 8


Kurtuluþ

Demokrasi Üzerine

T

ek baþýna demokrasi kavramý üzerinde durmak bize, belki soyut planda bir takým açýlýmlar yapmak olanaðý verir. Ama bu yaklaþým, sorunu anlaþýlýr kýlma bir yana yine yaklaþýma baðlý olarak, özellikle sýnýf mücadelesi dolayýmý gözlerden kaçýrýldýðýnda, durumu açýklamak yerine daha da karmaþýk ve hedef saptýrýcý özellikler taþýmaya baþlar. Nasýl 'Nasyonal Sosyalizm' hem sosyalizmin prestijinden yararlanýrken, hem de ciddi bir halüsinasyona neden oluyor ve iþçi sýnýfý düþmanlarýna hizmet eder bir hale geliyorsa, benzeri sonuçlar demokrasi kavramýnýn kullanýmýyla da kendini bir tarzda ortaya koyar. Özellikle günün koþullarý yaklaþým konusunda büyük bir dikkati davet eder. Uzaða gitmeye de gerek yok 'Büyük Ortadoðu Projesi' olsun geniþletilmiþi olsun bu konuda oldukça öðretici örneklerdir. Olayýn sýnýf temelleri ve günün koþullarý içinde, mücadelenin aldýðý biçimler açýklýkla ortaya çýkarýlamazsa eðer, sadece yanýlsamanýn devamý olanaklarýný içinde taþýmaya devam ederler. Yani dün sömürgelere 'medeniyet' taþýyanlarýn, bugün de

Ýlhami Aras 9


Kurtuluþ

'demokrasi' taþýma görevlerine hizmet etmeye. Veya bir bütün olarak yanýlsama bir yana, sosyalizm saflarýnda demokrasi kavramýnýn gerçek içeriðiyle kavranmasý olanaklarýnýn göz ardý edilmesine neden olurlar. Özellikle sosyalizmin hegemonyasýný yitirmediði dönemde bir bütün olarak demokrasi, özellikle sosyalizm saflarýnda yeterince tartýþýlmak bir yana, saflaþmalara da baðlý olarak yeterli bir itibara da sahip deðildi. Bunda dönemin sosyalizmi kavrayýþ tarzý, sosyalizm anlayýþý önemli bir yer tutarken yine bunun yanýnda, karþýtlarýn 'demokrasi ve özgürlük' havarisi kesilmeleri de oldukça önemli bir nedendi. Tabi ki bu propagandanýn etkili olabilmesinin maddi temelleri de vardý. Bugün artýk açýklanmasý anlamsýz olabilecek sosyalizmin reel kavranýþý ve demokrasi ile ilintisinin doðru kurulamayýþý önemli etkenlerdi. Bu sosyalizmin gerçek içeriðinden koparýlýþ, özellikle saflarda demokratik devrim savunusuyla birleþtiðinde, daha da tuhaf biçimler kazanabiliyordu. Çünkü demokratik devrim burjuvazinin asli bir göreviyken, proletaryanýn geçerken omuzlamak zorunda kaldýðý bir adým gibi görülüyordu. Dolayýsýyla 'burjuvaziye ait her görev' gibi küçümsenerek, mecburiyetin bir algýlanmasý olarak ele alýnýyordu. Dolayýsýyla hem toplumsal ve hem de örgütsel düzeyde demokrasi, bir bütün olarak düþünüldüðünde pek kaale alýnýr bir olgu olmuyordu. Toplumsal düzeyde örnekler için pek zorlanmaya da gerek yoktur. Sadece sosyalizm adýna tarihsel hafýza da silinmesi oldukça güç örnekler, sözgelimi Kamboçya gibi, düþünüldüðünde bugün demokrasi üzerinde ne denli önemle durulmasý gerektiði çarpýcý bir tarzda kendini göstermektedir. Ama çok daha vahimi bir yýðýn örgüt ve partide yaþanan her düzeydeki tasfiye operasyonlarýdýr ki, gelecek toplum projesiyle baðýný kurabilmeyi adeta imkansýz bir hale getirmektedir. Bu nedenle de mesele her yönüyle ele alýnýp irdelenmek durumundadýr. Mesele politik baðlamýyla düþünüldüðünde, devlet konusunu gözden kaçýrarak konunun anlaþýlýr kýlýnmasý olanaklarý hiç mümkün deðildir. Ayný þekilde devlet-devrim iliþkisi saðlýklý kurulamýyorsa bu da bizi açmaza alacak bir baþka olumsuzluk olacaktýr. Çünkü nasýl

devlet 'bir sýnýfýn diðer bir sýnýfý baský altýna almasý, bir sýnýfýn diðer baðýmlý sýnýflarý hakimiyeti altýnda tutmasýný saðlayan bir araç' sa, yine bununla birlikte 'bu aracýn çeþitli biçimlerinin varlýðý' söz konusuysa, bunlarýn ne anlama geldiði, ayrýca izahtan vareste bir þekilde ortaya konulmak durumundadýr. Devlet sadece sýnýflar mücadelesinin bir ürünü deðil, bazen de yarattýðý yanýlsamalar ölçüsünde, kendi baþýna iþlevli sonuçlara yol açabilen bir olgu olarak algýlanamadýkça, baský altýnda tutulmasý gereken sýnýflar içinde saðladýðý hegemonik etkiyi kavrayabilmek güçleþecektir. Uzun yýllarýn bir ürünü olarak egemen sýnýflarýn öncellerinden devraldýklarý yönetme alýþkanlýklarý, tecrübeleri onlara toplumu, adeta sýnýflar ve sýnýf çýkarlarýndan baðýmsýz bir tarzda, yönlendirme olanaklarý sunar. Özellikle günün koþullarý içinde, yaþamýn sunduðu her türlü çarpýcý olanak halüsinasyonun daha da etkisinin artmasý fýrsatlarýný, bir bütün olarak güçleri ölçüsünde öncelikle, egemenlere býrakýr. Bir baþka yüzüyle bu nedenle de sýnýf ve devlet baðýnýn gözlerden kaçýrýlmamasý özellikle önemlidir. Her ne kadar devlet egemenlerin bir baský aracýysa da, devlet biçimleri gerçeði, ayný zamanda sýnýf mücadelesinin bir sonucu olarak algýlanmalýdýr. Bu dolayým üzerinden Lenin; " Engels, týpký bir monarþide olduðu 'kadar' demokratik bir cumhuriyette de devletin 'bir sýnýfýn bir baþka sýnýfý baský altýnda tutmasýna yarayan bir makine' den baþka bir þey olmadýðýný söylerken bu sözleriyle asla ,(...) baský biçiminin þöyle ya da böyle olmasýnýn proletarya bakýmýndan önem taþýmadýðýný anlatmak istemez" derken hem bir nesnel durum saptamasý yapmakta ve hem de mücadelenin kazanabileceði dolayýmlarýn koþullarla baðýnýn önemine deðinmektedir. Mücadelenin daha elveriþli koþullar altýnda verilebilmesi, biraz da devrim hedefinin gözlerden kaçýrýlmamasý gereðini karþýmýza diker. Ama yine de mücadele, kendi isterlerinin bir ürünü de olarak, elveriþli koþullar arayýþýný, son tahlilde mücadelede bulur ve yine bu perspektifle devlet sorununa yaklaþýr. Çünkü Lenin'in de saptadýðý gibi: 'Sýnýf mücadelesinin ve sýnýflarý baský altýnda tutmanýn daha geniþ, daha serbest, daha özgür bir biçimi, proletaryanýn genel olarak sýnýflarýn ortadan kalkmasý için yürüttüðü

10


Kurtuluþ

mücadeleyi önemli derecede kolaylaþtýrýr.' Ama yine unutulmamasý gereken bir olgu da, ne kadar 'serbest' ve 'özgür' bir biçimi olsa da, bu biçim egemenlerin egemenliklerini ortadan kaldýrmayan bir durumun unutulmamasýný bize anlatýr. Dolayýsýyla mücadelenin gereklerine uygun taktik ve örgütlenmelerin geliþtirilmesi, sonuç alýcý her tür yöntemin oluþturulmasý, tüm bu yönelimler içinde atýlan her adýmýn hedefle baðýnýn gerçek muhtevasýyla korunmasý bir görev olarak proletarya devrimcilerinin önünde durmaya devam eder. '...proletaryanýn genel olarak sýnýflarýn ortadan kalkmasý için yürüttüðü mücadele' sýnýflarý, devleti ve son tahlilde demokrasi sorununu yakýndan ilgilendiren daha doðrusu doðrudan bunlarla ilgili bir konudur. Bu nedenle zaten gelecek toplum projemizle günün iliþkilerini saðlýklý bir þekilde kurabilmek önem kazanmaktadýr. Bu baðýn gözlerden kaçýrýlmasý belki bir yýðýn 'pragmatik olanaða' kapý aralarsa da, projemize giden yollarý týkayan, daraltan olumsuzluklara da akla gelmedik yollar açar. Tüm bunlarý yakýn ve uzak tarihimizden biliyoruz. Hem de tek tek sayýlmasý olanaksýz örneklerin bolluðu nedeniyle bunlarý ayrýca açýklama çabasýnýn yersizliðini de biliyoruz. Ayrýca sözünü ettiðimiz iliþkilerin arka planlarýnýn gözden kaçýrýlmasý, devrim sonrasý karþýt sýnýflar bazýnda ortaya çýkan veya çýkmasý muhtemel sorunlar bir yana, proletarya partisi iddiasýyla yol alanlar içinde dahi, hiçbir biçimde hedefle, projeyle baðý kurulamayacak ürünlerle yüz yüze gelinmesine neden oldu. Demek ki mücadele ve mücadeleyi sürdüren örgütlenmelerin projeyle baðýný kuran, koparmayan bir mantalite her þeyin önüne geçmelidir. Yönetme ve yönetilme iliþkilerinden baðýmsýz, soyut bir demokrasiden söz etmek aslýnda insansýz insan iliþkilerinden söz etmek gibi bir þeydir. Bu baðlamda tüm somutluðuyla demokrasi ayný zamanda tarihsel bir süreç ve bulunduðu momentte sýnýf mücadelelerinin düzeyinin yansýmasýdýr. Yine devlet dolayýmýyla Lenin' in dediði gibi; 'Daha köleci toplumda monarþi ile cumhuriyet, aristokrasi ile demokrasi arasýndaki ayrýlýklar belirmiþti. Monarþi tek bir insanýn iktidarýydý, cumhuriyet iktidarýn seçim yoluyla ele geçirilmesiydi. Aristokrasi nispeten küçük bir azýnlýðýn ikti-

darýydý, demokrasi ise halkýn iktidarýydý. (Demokrasi Yunanca da halk iktidarý anlamýna gelir.) Kölelik çaðýnda ortaya çýkan bütün ayrýlýklara karþýn, köleci çaðýn devleti ister monarþi, ister aristokrasi, ister demokrasi olsun, köleci devlet idi.' Yani bir tarzda hiyerarþi, devlet bazýnda olduðu kadar örgütsel düzeyde de, son tahlilde sýnýf ve sýnýf mücadelelerinin ürünüdür. Buradan çýkarýlacak sonuç nedir? Devlet diyerek kestirmeden bir yol alýþ olanaðý olmadýðý gibi bu türden atýlan adýmlar, hem mücadeleyi ve hem de doðrudan buna baðlý olarak mücadele biçimi ve örgütlerini tek tipleþtirme sonucunu doðurabilir. Oysa devlet, sýnýf karþýtlýklarýnýn bir ürünü ve köleci devletten söz edilirken de ortaya konduðu gibi, çeþitli biçimleri içermektedir. Yani sorun sýnýf egemenliði kadar bu egemenliðin sürdürülüþ tarzýný gözden ýrak tutmayan bir yaklaþým tarzýnda düðümlenmektedir. Nasýl köleci toplumlarda kölelerin ayaklanmasý devletin köle sahiplerinin bir diktatörlüðü olduðu gerçeðini ortaya çýkarýyorsa, günün koþullarý daha bir dolayýmla devlet ve egemenler iliþkisi oluþturduðu için, yani üretilen yanýlsama nedeniyle, bu durum sorunun bu denli çýplak bir biçimde ortaya çýkarýlmasý gerçeðiyle bizleri yüz yüze býrakýr. Daha yirminci yüzyýlýn baþlarýnda, yani emperyalizmin yeni þekillendiði bir dönemde, Lenin Buharin' le demokrasi üzerine yaptýðý tartýþmada; her ne kadar emperyalizm demokrasinin inkarýysa da, demokrasi için savaþýmýn anlamsýz olduðu gibi bir sonuca ulaþýlmasýnýn da anlamsýzlýðý üzerinde durmuþtur. 'Emperyalist Ekonomistler' artýk içinde bulunulan çaðda 'uluslarýn kaderlerini tayin hakkýný' savunmayý yanlýþ buluyorlardý. Çünkü onlara göre bu yolda mücadelenin baþarý olanaðý yoktur. Oysa biliyoruz ki 'demokrasi serbest rekabete, siyasal gericiliðin tekele tekabül etmesi' sadece emperyalizm koþullarýnda (tekelci dönem öncesine göre)demokrasinin gerçekleþtirilmesinin güçlüðüne iþaret eder. Gerçi günümüzde de uluslarýn kaderlerini tayin hakkýna karþý çýkýþlarýn ulaþtýðý boyutlar, geçmiþin ekonomistlerine taþ çýkartýr bir hüviyettedir. Oysa emperyalizm kapitalizmin kendine özgü tüm olumsuzluklarýnýn evrenselleþmesi anlamýna da geliyordu. Yani bürokrasi ve mili-

11


Kurtuluþ

tarizmin tabir yerindeyse toplumun en küçük dokularýna sirayet etmesi, toplumu bir bütün olarak dönüþtürme potansiyellerine sahip olmasýydý. Esas olarak bu nedenle zaten, tekelci dönemin karakteristik olgularýnýn serbest rekabetçi dönemden farklýlýklarýna iþaret ederken, Lenin somut koþullarýn somut analizinin gereðine parmak basýyordu. Bu nedenle geçmiþ serbest rekabetçi kapitalizm döneminin taktiklerine, emperyalizm koþullarýnda pek yer olmadýðý saptamasýna ulaþýyordu. Yine demokrasi meselesini bu baðlamda deðerlendiriyordu. Kapitalizmin iki farklý dönemi iki farklý siyasal þekilleniþe ve bunlardan baðýmsýz olmadan döneme uygun politik ve örgütsel önermelere kapý açýyordu. Böyle bir yönelimle Lenin meseleyi þöyle ele alýyordu: "Bu yeni ekonominin, tekelci kapitalizmin (emperyalizm tekelci kapitalizmdir) siyasi üst yapýsý demokrasiden siyasi gericiliðe deðiþimdir. Demokrasi serbest rekabete tekabül eder. Siyasi gericilik tekele tekabül eder. Rudolf Hilferding Finans Kapital kitabýnda haklý olarak 'finans kapital hakimiyet için çalýþýr, özgürlük için deðil' demektedir...Emperyalizm hem dýþ hem de iç siyasette demokrasiyi yýkmaya doðru, gericiliðe doðru mücadele eder. Bu anlamda emperyalizm söz götürmez bir biçimde genel olarak demokrasinin, bütün demokrasinin 'inkarýdýr'." Biz saðladýðý olanaklar nedeniyle, her ne kadar zenginle yoksulu'resmi olarak' eþitlese de, demokratik cumhuriyeti, ikisi de son tahlilde burjuva diktatörlüðüdür deyip sözgelimi, faþizmle bir tutamayýz. Zaten somutun analizinin önemi buradadýr. Ama yine ayný nedenle demokratik cumhuriyetin kapitalizmle 'mantýksal olarak' çeliþkisini de yadsýyamayýz. Çünkü 'bu ekonomik sistemle, siyasal üstyapý arasýnda bir çeliþkidir.' Dolayýsýyla sadece demokratik cumhuriyetten söz etmek, ama onu sýnýfsal temellerinden kopararak ele almak, aslýnda çok þey söylememektir. Demokratik cumhuriyet ama nasýl ve hangi sýnýf temellerine sahip bir siyasal yapý söz konusu bunun da açýklýkla ortaya konmasý gerekmektedir. Bu olmadýkça hem söylenenler ve hem de ileri sürülen taktikler saðlam temellere oturtulabilir bir özelliðe sahip olmayacaktýr. Nasýl biz sýnýf çýkarlarý baðlamýnda hem tak-

tik ve hem de stratejik adýmlarýmýzda, sýnýf pusulasýndan hareket ediyorsak, burjuvazi de bir o kadar bu zaviyeden uzak bir yaklaþým sergiler. Burjuva devrimleri her ne kadar son analizde burjuvazinin deðirmenine su taþýsalar da meselenim ortaya konuluþu hep millet çýkarlarý baðlamýnda olmuþtur. Yani burjuvazi kendi çýkarlarýný bir bütün olarak toplumun çýkarlarý olarak tescile yönelik bir yönelim içinde olmuþtur. Bizde sýk sýk kullanýlan amiyane ifade; 'vatan, millet Sakarya' bir ironiyle aslýnda toplum bazýnda üretilen halüsinasyona iþaret etmektedir. Bu nedenle de biz öncelikle hareket noktasý olarak ulusu deðil sýnýfý alýrýz. Lenin'in de iþaret ettiði gibi: 'Ýlk önce ulusal görevler, ondan sonra proletaryanýn görevleri, diyorlar burjuva milliyetçileri...Biz her þeyden önce proletaryanýn görevleri diyoruz, çünkü bu görevler sadece emeðin ve insanlýðýn sürekli ve hayati çýkarlarýný karþýlamakla kalmýyor ama ayný zamanda bunlar, demokrasinin çýkarlarýna da uygun düþmektedir.' Bir bütün olarak toplumdan, siyasetten söz edip özellikle devrim meselesi söz konusu olduðunda demokrasiyi devletle baðlayamamak, konuyu anarþistçe ele almaktýr. Eðer Leninizm emperyalizm dönemi Marksizmsiyse konuyu sýnýfsal baðlamýndan kopararak ele almak ve açýklayabilmek hiç mümkün deðildir. Çünkü 'Emperyalizm, her yere, özgürlük deðil, egemenlik eðilimi götüren mali sermayenin ve tekellerin çaðýdýr.' Dolayýsýyla emperyalizme baðýmlýlýk her düzeyde mantýki sonuçlarýnýn da ortaya çýkmasýna neden olur. Döneme artýk tekellerin asalak ve çürüyen dünyasý yön verir. Emperyalizme karþý mücadele ve üreteceði sonuçlarda bu gerçekliðin bilinciyle ortaya konabilir. Eðer demokrasi ve devlet iliþkisi saðlýklý bir temele oturtulacaksa buradan hareketle kapitalizmden sosyalizme geçiþ bir devleti ve devlet iktidarýný gerektirir. Yoksa nevi þahsýna münhasýr ayaklarý yere basmayan 'toplumsal ve siyasal organizasyonlar' günü kurtarsalar da, geleceðin kazanýlmasý olanaklarýný bize sunamazlar. Paris Komünü buna uygun bir örnektir. Yani 'emekçilerin iktisadi kurtuluþunun kendisi aracýlýðýyla gerçekleþebileceði en sonu bulunmuþ siyasal biçim' i yani devlet biçimini anlatýr. Zaten Lenin durumu oldukça çarpýcý biçim de

12


Kurtuluþ

özetler: 'Marksizm, anarþizmden, genel olarak devrimci dönem, ve özel olarak da kapitalizmden sosyalizme geçiþ dönemi boyunca devletin ve bir devlet iktidarýnýn zorunluluðunu kabul etmesi ile ayrýlýr.' Komünistlerin devlete karþý olmalarý, devlet olmayan devletten söz etmeleri, bir bütün olarak insanlýðý her türlü hiyerarþiden uzak bir dünyaya taþýma özlemleri bir þey, daha emperyalizme karþý mücadele de, emperyalizmin hakim olduðu bir çaðda devletin gereksizliðinden söz etmek bir baþka þeydir. Bilimsel olmaktan uzak, hayali bir tutum olmak bir yana geleceðe dönük olarak 'devlet' olmanýn üreteceði handikaplara gözleri kapatmak, bu türden handikaplarýn ortaya çýkabilme olanaklarýnýn yolunu kesecek, demokratik önlemler için yeterince yaratýcý adýmlarýn da atýlabilmesini engelleyebilecektir. Bu nedenle zaten hemen her örgütsel adýmda, politik iliþkilerin þekilleniþinde bu dikkat içinde olmak gerekiyor. Çünkü yarýnýn saðlýklý inþasý bugünün tutarlý adýmlarýnda saklýdýr. Bunu görmemek, gözlerden kaçýrmak aslýnda doðrudan pragmatizme kapý aralamak anlamýna gelecektir. Ulusal mücadelenin kendini, düþük yoðunluklu olarak nitelense de savaþla gündeme taþýdýðý koþullar ayný zamanda, bir bütün olarak toplumun militarize olduðu ve yine bunun yanýnda militarizmin geniþ ve etkili bir hegemonya kazandýðý bir dönemdi. Dolayýsýyla ayný koþullar, sýnýrlý da olsa demokratik bir takým alanlarýn da alabildiðine kýsýtlandýðý ve toplumun tüm hücrelerine militarizmin nüfuz ettiði olanaklarýn üretilmesiyle belirlendi. Bugün adeta doðal karþýlanan bir yýðýn askeri renk taþýyan alýþkanlýklarý ve ritüeli o koþullarýn hediyeleridir. Kurulan hegemonya nedeniyle de adeta dokunulmazlýk kazanmýþlardýr. Bu türden koþullarýn yaþandýðý dönemler ayný zamanda demokrasinin de gündemden etkili bir tarzda düþürülmeye çalýþýldýðý dönemlerdir. Çok uzaða da gitmeye gerek yok. Demokrasinin elemanter unsurlarýndan olan seçimin, Irak' ta gündeme gelmesi, hem de demokrasi adýna gerçekleþtirilme çabasý aslýnda demokrasi adýna demokrasinin katledilmesidir. Çünkü bir halkýn iþgal koþullarýnda iþgalcilerce seçime zorlanmasý, yine demokrasinin olmazsa olmazlarý eþit-

lik ve açýklýkla baðdaþabilir, bir þey deðildir. Hem demokrasiden söz etmek ve hem de demokrasinin en sýradan vecibelerini görmezden gelmek, aslýnda demokrasiyi katletmektir. Daha doðrusu halksýz bir demokrasi tahayyülünün açýða vurulmasýdýr. Sadece militarizm ve demokrasi bahsinde deðil, herhangi bir konuda Lenin' le karþý karþýya kaldýðýmýzda, hemen Lenin' in emperyalizm tezlerine bakmak zorundayýz. Çünkü Lenin' in tezleri kapitalizmin ve 'kapitalizmin en yüksek aþamasý' olan emperyalizmin tahlilinin ürünleridir. Emperyalizm döneminde artýk savaþlarýn görülmeyeceði, artýk 'bir süperemperyalizm evresi bütün dünya emperyalistlerinin kendi aralarýndaki savaþýmý býrakýp birleþtikleri, kapitalist düzen içindeki savaþlarýn bittiði bir evre, uluslar arasý ölçüde birleþmiþ mali-sermayeyle yeryüzünün hep birlikte, ortaklaþa sömürüleceði' bir evreden söz eden Kautsky' ci tezler ortaya çýkan koþullarla, daha doðrusu savaþla ve demokrasilerin askýya alýnmasýyla geçersiz kýlýndýlar. Üstelik Lenin' in emperyalizm üzerine tezleri, yaþamýn her alanýnda bugün de doðrulanmaya devam ediyorlar. Yine Lenin devrim sonrasý karþý devrim güçlerinin giriþimlerini engelleyecek ve devrimi koruyacak bir devletten yanadýr. Yani burada silahlý insan müfrezeleri ve sýký bir düzen anlatýlmaktadýr. Ama bir diðer yandan 'artýk terimin gerçek anlamýnda bir devlet olmayan devlet' söz konusudur. Çünkü karþý devrim giriþimlerini acýmasýzca ezmek durumunda olan devlet, devlet olmaktan da çýkmýþtýr. Sözü edilen güçler ' bu silahlý insan müfrezeleri, yýðýnýn kendisidir, tüm halktýr, yoksa halkýn üstünde, ondan ayrý, ayrýcalýklý, pratik olarak görevden geri alýnamaz biri deðil.' Dolayýsýyla devlete karþý çýkarken, bunun nedenlerini anarþistlerden farklý olarak ve yerine ne konmasý gerektiðini, hala meseleleri sýnýf pusulasýyla ele alýp irdeliyorsak, belirgin ve anlaþýlýr ifadelerle dile getirmezsek bilimsel olmak iddialarýndan da o kadar uzaklaþmýþ oluruz. Lenin karþý devrime yönelik örgütlenecek ve tavýr geliþtirecek güçlerden söz ederken, 'yýðýnýn kendisidir, tüm halktýr, yoksa halkýn üstünde, ondan ayrý, ayrýcalýklý, pratik olarak görevden geri alýnamaz biri deðil' derken bir

13


Kurtuluþ

varyantýyla, aslýnda bir kez daha demokrasiden söz ediyor. Demokrasi halk ve hükümranlýðý birleþtiren bir kelime, yani halk iktidarýný anlatan bir kavram. Dolayýsýyla burjuva devrimleriyle, tarihin ve sýnýflar mücadelesinin gündeme soktuðu, biçimsel olsa da halkýn kendini yönettiði yanýlsamasýný da üreten bir sürecin ürünü. Tam bu noktada dahi demokrasi 'ithal edilemez' bir muhtevaya sahip. Bu nedenle demokrasi kitlelerin kendi ürünü olmak durumunda. Oysa özellikle AB' nin gündeme girmesiyle veya gündem de yoðun bir þekilde yer almasý nedeniyle, demokrasi özlemi taþýyan yýðýnlara, 'AB merkezli' demokrasi beklentileri þýrýnga edilmeye baþlandý. Bu tutum aslýnda kitlelere duyulmayan bir güvenin sonucuydu. Daha doðrusu geleceði bir tarzda baþkalarýnýn eline býrakma anlayýþýnýn ve özgüven yokluðunun da bu þekilde kendini ifadelendirmesiydi. 'AB demokratikleþtirir' veya 'cumhuriyetin demokratikleþmesi zorunludur, AB bunu gerektiriyor' demek aslýnda bir emperyalist oluþum olan AB' den demokrasi beklemektir. Yani emperyalizmden demokrasi beklemektir. Zaten bu anlayýþla Amerikan' ýn Irak' iþgaline ve yine bir demokratikleþme ameliyesi olduðunu iddia ettiði Büyük Ortadoðu Projesine, bunun daha da geniþletilmesine karþý çýkmanýn bir anlamý yoktur. Daha kestirme bir ifadeyle söylemek gerekirse; antý-emperyalist bir ilkenin gündemde tutulmasý ve devrimci kavganýn ayrýlmaz bir parçasý olarak ajitasyon ve propagandalarda kullanýlmasý sadece hedef þaþýrtmak anlamýna gelecektir. Oysa demokrasi mücadelesi bir gereklilik olarak gündemde kaldýkça, bilinmelidir ki bu bir takým reformlarla üstesinden gelinebilecek ve devrimi gündemden çýkaracak süreç olarak algýlanamaz. Dolayýsýyla sýnýfsýz toplum hedefimizle demokrasi kavgasý at baþý yürüyecek bir mücadele argümaný olarak önümüzde durmaktadýr. Ta ki demokrasi bir gereklilik olmaktan çýkýncaya dek, yani sýnýflarýn ortadan kalkmasýna kadar. Tam bu noktada iþçi sýnýfýnýn, geleceði de inþa etmek görevi olan sýnýfýn, hem kýsa erimli ve hem de uzun erimli görevleriyle yüz yüze geliriz. Sýnýfýn uzun erimli hedefleriyle baðýný kuramayan sadece güncel taleplere teslim olan politikalarýn kýsa vadede pragmatik bazý sonuçlarý olabilir. Bu da hem bir bütün olarak

ezilen-sömürülen dünyanýn ve hem de insanlýðýn uzun yürüyüþünün ne anlama geldiðinin kavranamamasý ve güne geleceðin terk edilmesidir. Dolayýsýyla devrim hedeflerinin zedelenmesi, devrim kavgasýnýn zaafa uðratýlmasý anlamýna gelir. Oysa iþçi sýnýfýnýn bir bütün olarak demokratik hedefleri doðrudan devrimin hizmetinde olmak durumundadýr. Bu nedenle zaten geçmiþ eleþtirisi, günün iliþkileri, gelecek toplum projesiyle uyumu baðlamýnda ele alýnmalýdýr. Bu da kendini en çok politik mücadelenin yürütülüþ tarzý ve yine mücadelenin örgütlenmesiyle gösterir. Bu konuda komün ve Sovyet deneyimleri bize bir yýðýn zengin örnekler sunarlar. Bu örnekler sadece devrim koþullarýnýn deðil, bir bütün olarak mücadelenin baðlanmasý gereken muhtevasýný da göstermektedirler. Bu muhteva sýnýfa ve kitlelere raðmen devrim deðil sýnýf ve kitlelerle devrimi anlatmaktadýr. Özellikle Sovyetler Birliði' nin çöküþü sonrasý genelde ortaya çýkan hegemonya yitimi, bu evrede belki doðrudan kitleler düzeyinde örgütlenmeler için yol açýcý olanaklar sunmasa da, geçmiþin saðlýklý bir irdelenmesi gereðini ortadan kaldýrmamaktadýr. Bu baðlamda günün koþullarýnýn sunduðu olanaklar çerçevesinde bir yandan uygun araçlar üretimi söz konusuyken, bir diðer yandan geçmiþten devralýnan anlayýþlarýn ciddi ve etkili bir eleþtirisi birbirlerine paralel bir tarzda yürütülmelidirler. Bu da kendini doðrudan sosyalist demokrasi ile ilintilendirmek durumundadýr. Yani eleþtiri ve bir bütün olarak propaganda sosyalist demokrasi eksen alýnarak gerçekleþtirilmelidir. Ancak böyle bir yöntem saðlýklý bir yürüyüþ hattý ve örgütlenme olanaklarýný bizlere sunabilir. Sýnýflar mücadelesi çeþitli evrelerde mücadele edenleri demokrasi sorunuyla yüz yüze getirir. Sadece proletaryanýn deðil kölelerin, serflerin mücadeleleri bu türden örnekleri bizlere sunarlar. Spartaküs' ün olsun, Thomas Müntzer'in olsun, mücadeleleri düþünüldüðünde bile bu örnekleri çeþitli ipuçlarýyla görebilme olanaklarýna sahibiz. Köle sahiplerinin ve feodallerin yönetme tarzý nasýl egemenliklerinin sarsýlmamasý üzerine oturtulmuþsa, bu egemenliklere karþý baþkaldýranlarýn, bizatihi baþkaldýrýnýn gerektirdiði demokrasiyi yaþama geçirme zorunluluðuyla örtüþmeleri

14


Kurtuluþ

kaçýnýlmaz olmuþtur. Dolayýsýyla salt bu mücadele ve yenilgilerin ürettiði sonuçlardan çýkarýlacak dersler kadar, sosyalizmin yenilgisinden çýkarýlacak dersler de vardýr. Bugün bu gerçekliðin bilincinde olmaktan uzak sosyalizm anlayýþlarý aslýnda son tahlilde egemenlerin deðirmenine su taþýmaktadýrlar. Yani iþçi sýnýfý demokrasisi kendini de bir biçimde ortadan kaldýracak araçlarýn mücadelesini anlatmýyorsa, derslerden bahsedebilmenin de olanaðý yoktur. Eskilerin deyimiyle ders var, ders var. Ama öncelikle çýkarýlacak dersler bazý yönelimlerin kendi pratikleriyle doðrudan baðlantýlý olanlardýr. Bunlarý görmekten uzak, daha doðrusu görmemek için her türlü yeteneði sergileyenlerin, yaþanan koþullar da düþünüldüðünde, mevzii baþarýlarýn ötesine geçebilmeleri dahi mümkün deðildir. Daha hafýzalarda hala taþýnmaya devam eden bir yýðýn olguyu yok sayan bu anlayýþlar, tersten sosyalizme zararlý olmaktadýrlar. Dünyayý deðiþtirmek bir yana muhafazanýn temellerini atmaktadýrlar. Bunun yaþamýn diyalektik kavranýþýyla uzak yakýn bir ilgisi yoktur. Aslýnda bu türden tavýr alýþlar, geçmiþin tüm hatalý anlayýþlarýnýn tekrar güçlenmesi dýþýnda, bir umut da sergilemek olanaklarýna sahip deðildirler. Bunun ardýnda da demokratik deðil lafta devrimci tam boy bir monolitik sosyalizm yatmaktadýr. Sýnýf mücadelelerinin kendi argümanlarýný da ürettiðinin farkýnda olarak, tarihin bir anlamda sýnýf çýkarlarý baðlamýnda geliþtiðinin de bilincinde olarak sorun ele alýndýðýnda günümüz koþullarýnda proletaryanýn görevleri daha da belirgin olarak ortaya konabilir. Nasýl burjuvazi burjuva demokratik atýlýmlarýnda kitlelerin sözcüsü ve öncüsü konumuna oturduðunda sýnýf çýkarlarýyla hareket ediyorsa, baþta iþçi sýnýfý olmak üzere yoksul kitlelerin çýkarlarýyla çeliþik bir konuma ulaþtýðýnda da kendi çýkarlarýný savunmaktadýr. Ama güçler dengesi ve tarihsel koþullarýn farklýlaþtýðý gerçeðini gözlerden ýrak tutmadan. Þu bir gerçek ki böyle bir evrede burjuvazi bir yönetici sýnýf olmasý itibariyle geçmiþin tecrübeleriyle aslýnda bir halüsinasyon yaratarak demokrasi baðlamýnda hegemonyasýný kitlelere de, kendilerinin öz tercihleri gibi içselleþtirme yeteneðini gösterir. Bir bütün olarak bu türden edimler içinde olan burjuvazi özellikle örtülü diktatörlüklerde bunu çok daha

maharetle yürütmek durumundadýr. Ama tarihsel olarak ve kapitalizmin kendi dinamikleri ve çeliþkilerinin bir ürünü de olarak da bu görünümü muhafaza edebilme güçlükleriyle yüz yüze gelir. Ýþte sorun tam da bu nokta da kendini tüm çýplaklýðýyla ortaya koyar. Yönetenler ve yönetilenlerin kalýn bir çizgiyle ayrýlabildiði koþullar doðar. Orada bile egemenler ayný zamanda esasýnda teba durumunda olanlara bunun böyle olmadýðýný anlatmaya çalýþýrlar. Yukarýda özetlediðimiz geliþmeler kendi içinde bir yýðýn varyasyonla algýlanmalýdýr. Çünkü hiçbir zaman sýnýf mücadeleleri ve tarih düz bir çizgi izlemez. Ama artýk buradan öteye proletarya bu halüsinasyonu yýkmak durumundadýr. Çünkü toplumsal ve tarihsel olarak sýnýflarý ortadan kaldýrma esprisiyle; sýnýf çýkarlarýnýn bir bütün olarak toplumsal planda hem yönetsel ve hem de örgütsel olarak kendini dayatmasý söz konusudur. Ýþte tam bu noktada demokrasi gerçek içeriðiyle gündeme gelir, artýk buradan öteye demokrasi yürüyüþü demokrasisizliðe de yürüyüþ anlamýndadýr. Ve bu tarihsel evrede sýnýfsal öncü proletaryadýr. Yine þüphe yok ki bu görev nesnel koþullarla uyumu ölçüsünde olduðu kadar, öznel görevlerin gözden kaçýrýlmamasýyla mümkündür. Demokrasi ve demokrasi mücadelesi böyle tarihsel bir spektrum içinde ele alýndýðýnda ancak anlaþýlýr kýlýnabilir. Yoksa sýnýf indirgemeciliðinin bir sonucu olarak, meselelerin ele alýnmasýnýn sonuçlarý er geç kapýyý çalacaktýr. Tarihen yaþanan örnekler ayrýca konunun ele alýnmasýný gerektirmeyecek kadar öðreticidirler. Marksizm'le anarþizm arasýndaki ayrým son tahlilde, genel olarak devrimci dönem ve özel olarak ta kapitalizmden sosyalizme geçiþ döneminin kavranýþýyla ilgilidir. Yani devlet meselesi ve sosyalizmin bu konuda 'bir devlet iktidarýnýn zorunluluðuna' iþaret etmesiyle ortaya çýkar. Ama devletin zorunluluðuna iþaret etmek bir þey onun geçiciliði esprisini gözlerden ýrak tutmak bir baþka þeydir. Yaþanan onca deneyden sonra gözden kaçýrýlmamasý gereken en önemli unsur budur. Demokrasiden demokrasisizliðe yönelmekte bu anlama gelir. Gerek bütün iktidar Sovyetlere sloganý, gerekse düzenli ordunun kaldýrýlmasý ve yerine milis güçlerinin geçirilmesi talebi doðrudan bu mantalitenin ürünleridir. Buradan öteye artýk bu yaklaþýmýn

15


Kurtuluþ

ardýnda yatan tarihsel bakýþ açýsýnýn nereden kaynaklandýðý ve nereye yöneldiði konularýnda daha açýk ve anlaþýlýr olma olanaklarýna sahip olabiliriz. Bilimsel sosyalizmin bizatihi bilimsel olarak adlandýrýlmasý her þeyden önce öznel temellere deðil, nesnel analizlere dayandýrýlýyor olmasdýr. Burada artýk sözü Lenin'e býrakmak çok daha anlaþýlýr olacaktýr. Daha 1917 Nisanýnda Lenin þunlarý söylüyordu, hem olandan hareketle ve hem de olmasý gerekenden hareketle: "Ama 19. yüzyýl sonlarýndan bu yana, devrimci dönemler, demokratik devletin üstün bir tipini, Engels'in deyimine göre, daha þimdiden birçok bakýmýndan bir devlet olmaktan çýkan,'artýk terimin gerçek anlamýnda bir devlet olmayan' bir devleti gösteriyorlar. Bu devlet, halktan ayrý ordunun ve polisin yerini, halkýn kendisinin doðrudan ve dolaysýz silahlanmasýný geçiren Paris Komünü tipi bir devlettir. Burjuva yazarlar tarafýndan kötülenen ve kara çalýnan ve baþka þeyler arasýnda, haksýz yere birdenbire sosyalizmi 'sokma' niyeti yüklenen Komünün özü, iþte budur." Zaten tarih daha sonra bu söylenenlere 'Sovyetleri' ekledi. Burjuva parlamenter cumhuriyet görünürde yýðýnlarý göz önüne alýr. Oysa gerçekliðin fotoðrafý çok farklýdýr. Çünkü yönetim erkleri yýðýnlarýn deðil burjuvazinin temsilcileri tarafýndan doldurulmuþtur, yani demokrasi biçimseldir. Kitlelerin kendi siyasal yaþamlarýný örgütlemelerinin önüne bir yýðýn gerçek engel dikilir. Oysa Lenin'in de dediði

gibi burjuva cumhuriyet 'yýðýnlarýn kendi öz siyasal yaþamýný, dipten doruða tüm devlet yaþamýnýn demokratik örgütlenmesine doðrudan doðruya katýlmalarýný engeller, boðar(ken) .Ýþçi, asker, köylü, vb. vekilleri Sovyetleri ise, bunun tam tersini yapar.' Yani inþa edilen devlet yeni tip bir devlettir. Artýk geçmiþin düzenli ordusu, ki doðrudan iç düþmana karþý konumlanmýþtýr, yerine, 'tüm halkýn hizmet göreceði bir milis kurmak için halkýn örgütleyici dehasýna baþvurmak' söz konusudur. Zaten daha sonra yaþanan bir yýðýn sorun ve geri dönüþlerin temel nedeni de bu demokratik anlayýþ yerine bürokrasiyi esas alan sosyalizmdir. Demokrasi baðlamýnda bir þeyler söyleyip, politik planda kendi güncel gerçekliðimizi göz ardý edebilmenin bir olanaðý yoktur. Daha doðrusu demokrasiden söz edip, bir bütün olarak demokrasi hattýný belirleyen Kürtlerin durumunu ve sorunun çözüm yollarýna iliþkin önerileri dile getirmemek, aslýnda demokrasi üzerine konuþmamaktýr. Bu konuda da sözü dolaþtýrmadan Lenin' e býrakmak hem kestirme ve hem de saðlýklý bir yol olacaktýr: "Ulusal sorunda, proletarya partisi, her þeyden önce, çarlýk tarafýndan ezilen ve Rus devlet çerçevesine zorla baðlanmýþ ya da bu çerçeve içinde zorla tutulan, yani ilhak edilmiþ bulunan bütün uluslar ve ulusal topluluklar-için Rusya'dan ayrýlma gerçek ve mutlak özgürlüðünün hemen ilan edilip verilmesini istemelidir." Söylenenler bugüne de hala ýþýk tutuyorlar.

* * *

16


Kurtuluþ

Latin Amerika’yý Biliyoruz... Ya Güney “Abya Yala”yý ?

Y

aþadýklarý iki kýtayý sömürgeci fatihin adýyla anmayý reddediyorlar. Ona "Kaplumbaða Adasý" diyorlar. Ya da Abya Yala… Yüzyýllar (tamý tamýna 500 yýl, hatta biraz daha fazlasý) sonra, bir kez daha, her þeyleriyle birlikte ellerinden alýnmýþ "isim koyma" haklarýný geri kazanabilmek için. Onlar Amerika'nýn yerli halklarý. Soykýrým, yaðma, sürgün, köleleþtirilme, yoksullaþtýrýlýp-yoksunlaþtýrýlma, aþaðýlanma tarihlerine inat, bir kez daha doðruluyorlar ayaklarý üzerine. Meksika Güneydoðusunda, Chiapas'ta kar maskesi geçiriyorlar yüzlerine; Zapatista olup Meksika'nýn imzaladýðý Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaþmasý'ný (NAFTA) yürürlüðe sokacaðý günün gecesinde kentleri iþgal ediyorlar. Çatýþmalarýn ardýndan, devlet uzun müzakereler sonunda kabul ettiði anlaþmayý çiðneyince özerkliklerini inþaya koyuluyorlar. Kapýsýndan hiçbir devlet memurunun yerli onayý olmadan geçemeyeceði caracole'ler kuruyor, kendi yönetimlerini oluþturuyor, kendi hukuklarýný, kendi eðitim sistemlerini yürürlüðe sokuyor, kendi saðaltým kurumlarýnda geleneksel týplarýný uyguluyorlar… Bolivya'da su için, hidrokarbonlar için, koka için, özelleþtirmelere, çokuluslu þirketlere karþý, ama en çok da özerklikleri için

Sibel Özbudun 17


Kurtuluþ

sokaklara iniyor, yollara barikat kuruyorlar. Ve içlerinden birini devlet baþkaný seçtiriyorlar. Bolivya'nýn çokuluslu, çokkültürlü, çokdilli, özerklikçi yapýsýný tanýyacak yeni Anayasa, yolda… Arjantin'de topraklarýnýn gaz þirketlerince talan edilmesine ve 1999'da inþa edilen boru hattýnýn topraklarýna verdiði zarara karþý, tarým ve kereste sektöründe çalýþanlar ise daha yüksek ücretler, daha insani yaþam koþullarý için mücadele ediyorlar. Brezilya'da topraklarýný iþgal eden çiftlik sahipleri ve madencilere karþý þiddetli bir mücadeleyi sürdürüyorlar. Þili'de "iki-uluslu" bir devlet, Guatemala'da barýþ anlaþmasýnda baðýtlanan toprak daðýtýmýnýn gerçekleþtirilmesi ve yerli halklara Anayasal destek saðlanmasý için, Kolombiya'da yerli toprak ve kaynaklarýnýn yabancý þirketlerce iþletilmesine, Ekvador'da ekonominin dolarizasyonuna, Honduras'da kamu hizmetlerinin özelleþtirilmesine, uluslar arasý malî kurum yasalarýnýn dayatýlmasýna, özelleþtirmeci InterAmerican Bankasý'nýn Puebla Panama Planý'na, Peru'da enerji sektörlerini özelleþtirme giriþimine karþý… evet, her yerde mücadele ediyorlar… Bugün Latin Amerika'daki "Sol Yükseliþ", kýtadaki yerli hareketlerin ona kattýðý dinamizm kavranýlmadan, anlaþýlamaz. Ýki bakýmdan: 1.Latin Amerika toplumlarýnýn en marjinal(leþtirilmiþ), en yoksul kesimlerini oluþturan yerliler, içinde yaþadýklarý sefalet koþullarýnýn sürdürümünden sorumlu ulusal hükümetlere olduðu kadar, onlarýn derinleþtirilmesine katkýda bulunan Çokuluslu Þirketlerin müdahalelerine karþý (hesapta olmayan bir tarzda) ayaklanmakla, Latin Amerika'nýn neo-liberal kýskaç içinde kýstýrýlmýþ toplumsal muhalefetlere yeni bir soluk kazandýrdýlar. Bu, manipüle ettikleri Kuzey-merkezli STÖ'ler eliyle yerli cemaatleri (onlarý baský altýnda tutan) "ulus-devletleri"ne karþý "koruyucu" bir kisveye bürünen ÇUÞ'lar için beklenmedik bir çýkýþtý. 2.Öte yandan, "yerli" çýkýþý, Latin Amerika solu için de bir hesaplaþma gerekliliðini dayatmaktadýr. Çünkü yerliler bu kez, salt campesino'lar (köylüler) olarak, yani salt sýnýfsal güdülerle davranmýyorlar. Yerli muhalefeti,

sýnýfsal talepleri içermekle ve tümüyle benimsemekle ve üstlenmekle birlikte, ayný zamanda Batý-merkezli "uygarlýk/modernleþme" projesini de sorgulayan/eleþtiren ve kendi geliþme koþullarýný, kendi tarihsel birikimleri ve kimliði doðrultusunda, kendi ellerine almayý hedefleyen bir kültürel talepler dizilimiyle birlikte çýkmakta ortaya. (Ýktisadî, siyasal, toplumsal, hukuksal, kültürel…) "özerklik" talebi, bu hareketlerin ortak paydasý ve dayanaðýdýr; ancak hayata geçirilmesi, gerek yerli-olmayan muhalifler, özellikle de sosyalistler, gerekse Latin Amerika ülkelerinde birbiri ardý sýra iktidara gelen antiemperyalist/halkçý/sol yönetimler açýsýndan "nasýl bir kalkýnma, nasýl bir modernleþme, nasýl bir sosyalizm?" sorularýnýn sorulmasýný ve yanýtlanmasýyla iç içedir. Böylesi bir sorgulamanýn yalnýz yerli halklar için deðil, savunuculuðunu üstlendikleri tehdit altýndaki gezegenimiz açýsýndan da "hayýrlý" bulduðumu hemen belirteyim. Ancak bu iki noktanýn açýmlanmasýný biraz erteleyerek, Latin Amerika yerliliðinin tarihçesini, anahatlarýyla izlemeye çalýþalým. Güney Abya Yala’nýn Yerlileri Yerli halklarýn Latin Amerika'daki nüfuslarý 50-60 milyonu buldu. Hiç kuþkusuz ki her bir halkýn, her bir cemaatin, sýnýrlarý içerisinde yer aldýðý ülkeyle de baðlantýlý olan, kendine özgü bir tarihi var. Ama kýtanýn aðýrlýklý olarak Ýspanyol sömürgeciliðine maruz kalmasý, ve tikel ülkelerin baðýmsýzlýk süreçlerinin birbirine bir hayli benzemesi, ortak bir Latin Amerika Yerlileri tarihinin genel hatlarýný çýkartabilmemize olanak saðlamakta. Ýspanyol sömürgeciliðinin fethedilen topraklar üzerinde yaþayan yerli cemaatlerden, fetih sürecinden sað kurutulabilenler karþýsýndaki tutumu ikilidir: bir yandan onlarý haraç ve zorunlu çalýþma gibi önlemlere "en alttakiler" kýlar ve aðýr bir sömürüye tabi tutarken, bir yandan da vesayet rejimleri, askerlikten baðýþýklýk ve dokunulmaz, devredilmez toprak haklarýyla donatarak "cemaat" yapýlarýný korumalarýna olanak tanýyordu. Pek çok yerli cemaati, geleneksel topraklarýndan kopartýlarak kent merkezli kýrsal kesimlere (reducciones) yerleþtirildi (Van Cott 1995: 4). Böylelikle tabi olduklarý hukuksal ve fiilî ayrýmcýlýklar ve

18


Kurtuluþ

tecrit, yerlilerin varlýklarýný ve kültürlerini muhafaza edebilmelerinin de koþullarýný yaratmýþtý. Marjinalleþen cemaatler, içlerine kapanarak kendi dayanýþma örüntülerini oluþturdular ve büyük ölçüde bu sayede, varlýklarýný sürdürebildiler. Sömürgeciliðinin tasfiyesi ve Latin Amerika uluslarýnýn baðýmsýzlýklarýna kavuþmasý (19. yüzyýl baþlarý) yerlilerin konum ve durumunda olumlu bir deðiþikliðe yol açmayacaktý. Baðýmsýzlýk hareketlerinin baþýný çeken yeni creole1 elitlerin öncülüðünde kurulan yeni sistemler de yerliler açýsýndan eski rejim ölçüsünde dýþlayýcýydý; dahasý, sömürge rejimlerinin "korumacý" sistemlerinin tasfiyesi, kýta yerlilerinin durumunu daha da kýrýlganlaþtýracaktý. Tarýmda kapitalist geliþmenin önünü açabilmek amacýyla bölge ülkelerinin çoðu, cemaatlerin topraklarý üzerindeki mülkiyet ve/veya tasarruf haklarýný ilga eden ve bu topraklarý satýþa ve özel mülkiyete açan yasal düzenlemelere gittiler. (Örneðin Peru'da 1845'te; Meksika'da 1857'de; Bolivya'da 1879 sonrasýnda; Guatemala'da Ýspanya'dan baðýmsýzlýðýn kazanýldýðý 1924 sonrasýnda; Ekvador'da 1964'te…) Böylelikle, geniþ yerli topraklarýnýn hacienda'lar (büyük çiftlikler) tarafýndan temellükü olanaðý doðacak, yerliler bu kez serflere dönüþecekti. Yerlilerin bu giriþimlere karþý direnç göstermesi, genç devletleri yerli "sorun"unu farklý biçimlerde "çözme"ye yöneltti. Bu "çözüm" stratejileri Arjantin ve Brezilya'da "yok etme", yani yerleþim ve kalkýnma projeleri için gerekli topraklarýn yerlilerden arýndýrýlmasýndan, Kolombiya, Costa Rica, Honduras ve Panama'da yerli "rezervasyonlarý" oluþturmaya, ya da Meksika'daki ente-

grasyonist ve asimilasyonist indigenismo politikalarýna deðiþiklik göstermektedir (Van Cott 1995: 4-5). Ýktidarýn creole'lardan mestizo2 ara katmanlara devrolduðu Cumhuriyet rejimleri ise (20. yüzyýl baþlarý), "yerli sorunu"nun çözümünde asimilasyon ve entegrasyonu ön plana çýkartmýþtýr. Batý Avrupa "ulus-devlet"leri modelinde örgütlenen cumhuriyet rejimleri "Yerli"yi, "ulus"un kültürel mirasýna içkin bir kalýntý, ama ayný zamanda, ataleti ve cehaleti nedeniyle kalkýnma hamleleri önünde bir engel olarak görmektedir. Bu nedenle, en kýsa zamanda, ulusal (mestizo) nüfus içinde eritilmeleri gerekmektedir. Bunun aracý, 1940'ta Pátzcuaro (Meksika)'da toplanan hükümet temsilcilerinin benimsedikleri indigenismo politikalarýdýr. Böylelikle, "kültür"leri ulusal müzelerde folklorize edilirken, yerli cemaatleri de hem fiziksel hem de kültürel mestizolaþtýrma çabalarýnýn hedefi hâline gelecekti. Öte yandan, gerek sömürgecilik, gerek Baðýmsýzlýk, gerekse cumhuriyet rejimleri dönemleri boyunca yerliler toplumun en alt kesimleri olmayý sürdürecek, hukukî ve fiilî ayýrýmcýlýðýn hedefi olacaklardýr. Örneðin Arjantin'de yerli nüfusun yasal "yurttaþlýk" statüsüne kavuþmasý ancak 1970'te gerçekleþebilmiþtir; Brezilya'da özellikle Amazon bölgesi yerlileri hâlen tam yurttaþ sayýlmamaktadýr; El Salvador devleti sýnýrlarý dahilinde "yerlilerin" yaþadýðýný hâlen resmen kabul etmiþ deðildir; Paraguay'da ise "yerli" öldürmek 1970'lere dek suç sayýlmamaktaydý!3 Latin Amerika'nýn yerli halklarý ise, sömürgecilere karþý olduðu gibi creole hegemonyasýna, mestizo cumhuriyet rejimlerine

ÞÝLÝ

1973 Pinochet darbesi. Çok sayýda yerli önder katledildi. Allende yönetimi tarafýndan daðýtýlan topraklar geri alýndý.

EL SALVADOR

1932'de hükümet politikalarýný protesto eden yerliler 35 ladino'yu öldürdü. Hükümetin tepkisi 35-50 000 kadar yerlinin katledildiði La Matanza (Katliam) olacaktý. Yerlilerin asimilasyonu bundan sonra hýzlandý. 1980-92 iç savaþýnda ölüm mangalarýnýn binlerce yerliyi öldürmesi bu süreci daha da hýzlandýrdý. Günümüzde El Salvador'da pek az kiþi kendini "yerli" olarak tanýmlamaktadýr ve yerli kültürleri neredeyse tümüyle yitmiþtir.

GUATEMALA

36 yýllýk iç savaþta 200 000'in üzerinde yerli öldü, on binlercesi kayýp. Katliam sorumlularýnýn pek azý yargý önüne çýktý. Bu konudaki talepler, yerli önderlerin ölümle tehdit edilmesine yol açýyor; bunlardan birkaçý öldürüldü. 19


Kurtuluþ

Bu diktatörlük ve iç savaþlar yýllarýnda yüz binlerce yerli katledildi, yüz binlercesi de topraklarýný terk etmek zorunda kaldý. Yerliler açýsýndan en acý olaylar, Þili, El Salvador ve Guatemala'da yaþanmýþtýr. Askeri rejimleri ve iç savaþlarý, BM'nin yaný sýra ABD, Kanada ve kimi Batý Avrupa devletlerinin müdahil olduðu "demokratikleþme" süreçleri izledi. Bu müdahaleler, diktatör hanedanlarý elinde toplumun tüm alanlarýna nüfuz eden, yolsuzluklara belenmiþ, yozlaþmýþ

karþý direndiler - kimi zaman ayaklanmalarla, kimi zaman toplu intiharlarla, kimi zaman Marksist gerilla örgütleri oluþturarak ya da bunlara katýlarak, kimi zaman da yýðýnsal protesto gösterileriyle… ABD'nin bölgeyi "arka bahçesi"ne dönüþtürme giriþimlerine baðlý olarak Latin Amerika ülkelerinin çoðunu 20. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda pençesine alan CIA destekli askerî rejimler, yerli cemaatler açýsýndan yeni bir kýyým dalgasý anlamýna gelecekti çoðunlukla.

20


Kurtuluþ

devlet aygýtýnýn gücünü kontrol altýna almayý ve bu amaçla piyasaya uyarlý bir "sivil toplum" alaný yaratmayý hedeflemekteydi. Böylelikle hem Latin Amerika'nýn sola kaymasýnýn önüne geçilmesi, hem de ÇUÞ'larýn kýtadaki faaliyetlerinin önünün açýlmasý öngörülmekteydi ve yerli cemaatler bu alanda simgesel deðeri yüksek "müttefikler" gibi görünüyordu. Yerli halklarýn, Birleþmiþ Milletler bünyesindeki bir dizi giriþimle desteklenen4 "özerkleþtirilmesi" süreciyle bir taþla iki kuþ vurmayý hedeflemekteydi neo-liberal odaklar. Bir yandan, "yerli halklarýn haklarý" savunuculuðu üstlenilerek Latin Amerika'yý kan ve gözyaþýna boðan "Çirkin Amerikalý" imajý cilalanacak, demokrasi havariliði elden býrakýlmayacak; bir yandan da, yerli halklarýn bölgelerinde bulunan deðerli doðal kaynaklarýn (petrol, doðalgaz, akarsular, ormanlar, madenler…) iþletmeye açýlmasýnda hantal ve rüþvetçi bürokrasiler baypas edilerek doðrudan (kolay kandýrýlabileceði düþünülen - öyle ya, büyük dedelerini de deðersiz incik-boncuklarla kandýrýp altýnlarýna ve topraklarýna el koymamýþlar mýydý?) cemaat önderleriyle pazarlýða girme imkâný yaratýlacaktý. Böylelikle, yerli halklar ana hatlarý tablo I’de verilen statülere kavuþtu: Yerli taleplerini köylü hareketlerinden ayýrt

ederek Latin Amerika'daki toplumsal mücadelelerin temellerini aþýndýrma giriþiminin bir süre baþarýlý olduðu kaydedilebilir; gerçekten de 1980'li yýllar, Latin Amerika yerlilerinin büyük çoðunlukla diðer toplumsal kesimlerle ittifaklarýndan kopup kendi içlerine dönerek kültürel haklar üzerinde yoðunlaþtýklarý bir dönem olmuþtur. Bunda Latin Amerika Marksist hareketlerinin "yerliler ve yerlilik" sorununu ikincilleþtiren ve yerliliðin özgün dinamiklerini gözardý eden, kültür-körü, dar "sýnýfçý" yönelimlerinin payý da görmezden gelinemez. Örneðin, Bolivyalý eski gerilla önderi Álvaro García Linera'nýn sözleri bu açýdan dikkat çekicidir6: "Burada, Bolivya'da, bir ideoloji olarak Marksizm 60 ya da 70 yýldýr entelektüel çevrelerde tartýþýlýyor. Ýlk dönemde, 1920'lerde referansý Tristan Marof olan son derece marjinal bir Marksizm söz konusuydu. (…) Kimi tarihçilere göre yerli halk, Tristan Marof ve dört avukat, Sucre'de bir ayaklanmaya hazýrlanmaktaydýlar. Son derece ilginç bir tarihsel mevcudiyet. Ve Marksizm'le -küçük, marjinal, birkaç aydýnpratik yerli hareketi arasýndaki bu ilk karþýlaþma, 1940'larda, çok daha fazla konsolide iki büyük akýmýn Bolivya'da kök salmasýyla kesintiye uðradý: Troçkistler ve Stalinistler. (Bunlar -b.n.) örgütsel yapýya sahip siyasal

21


Kurtuluþ

lik, "en alttakiler" olarak yerlilerin durumunu tahammül edilmez hâle getirirken, hem aðýr borçlarýn baskýsý altýndaki ulusal hükümetlerin, hem de ÇUÞ'larýn gözlerini cemaatlerin yaþadýklarý bölgelerdeki zengin ve henüz iþletmeye açýlmamýþ doðal kaynaklara dikmesi, onlarý sýðýndýklarý son mevzilerindeki geçim temellerinden (ve tabii ellerindeki son özerklik olanaklarýndan) etme tehdidini içeriyordu. Böylelikle, örneðin Meksika'nýn yerli cemaatlerin ortaklaþa iþlediði komünal ejido topraklarý özel mülkiyete açýlacak; Honduras El Salvador sýnýrýndaki yerli topraklarýnda cemaatleri yerinden edecek El Tigre barajýnýn inþaatýna baþlanacak, Kolombiya'da Embera Katio halký uluslararasý bir enerji konsorsiyumunun finanse ettiði baraj nedeniyle su altýnda kalma tehdidiyle karþý karþýya kalacak, Brezilya'da maden, altýn, kerestecilik, petrol açýsýndan zengin Amazon topraklarý çok sayýda yerliolmayan yerleþimcinin hücumuna uðrayacak ve rezervasyon ilan edilmiþ olmasýna karþýn, yüzlerce Yanomami öldürülecek, pek çoðu bulaþýcý hastalýklara kurban olacak; Þili'de Mapuche topraklarý madencilerin istilasýna uðrayacak; Panama'da Cerro Colorado madencilik projesi Guaymilerin ata topraklarýný tehlikeye sokacak; ticari tarým, ormancýlýk, altýn madenciliði ve petrol arama faaliyetleri Peru yerli halklarýnýn geçim temellerini ortadan kaldýracak; Venezüella'da Wayuu çobanlarý sýðýr yetiþtiricilerinin tehdidi altýnda hayatta kalma mücadelesini sürdürürken, Warao ve Karinalar ise petrol endüstrisinden zarar görecekler, Karina topraklarý petrol þirketlerince satýn alýnacak, boksit madenciliðiyse iç kesimlerdeki yerli cemaatleri etkileyecektir...

akýmlardý. Daha fazla insaný katmýþlardý, daha kapsayýcýydýlar. Ve yerlilerle yakýndan ilgili ne varsa terk edip kendilerini iþçilerle çalýþmaya adadýlar. Yani, devrim iþçilerden gelecekse, ve sosyalizm kurulacaksa, görev iþçilerle buluþmaktý, yerliler yoktu, ya da küçük burjuvalardý ya da iþçilerin kurtaracaðý kölelerdi. Yerli halkýn çok ilkel bir okumasý; ve böylelikle iþçi kesimleriyle daha sýký baðlantýlý bir Marksizm adýna yerlilerle Marksistler arasýndaki, çok güzel, çok verimli bir iliþkiyi koparttý. Çok ilkel bir Marksizm'di, çünkü kuramýn Avrupa olmayan, Rusya olmayan bir gerçekliðe, yerli halkýn, baþka dillerin, baþka kültürlerin varolduðu ve iþçilerin nüfusun çok küçük bir kesimini oluþturduðu bir gerçekliðe uyarlanmasýný saðlayacak kritik gereçlerin taþýyýcýsý olamadý. Özetle, baþarýlý olamadý. Yerli halkla Marksizm arasýndaki mesafe 1980'lere dek sürdü. Ve bu yýllarda, 1970'lerde yerli hareketi ve önderleri bir kez daha öne çýktýlar. Ve bu elkitabý Marksistleri, ilkel Marksistler yerlileri gerici olarak gördü, çünkü toplumsal devrime iliþkin olmayan tarihsel temalardan söz etmek istiyorlardý, ya da küçük burjuvaydýlar veya ýrkçýydýlar. Bu Marksizm 1940'lardan 1980'lere dek sürdü, ve yerli hareketlerine yaklaþamadý, onlarý okuyamadý ve böylelikle, toplumsal olgular çatýþtý. Bu nedenle de burada 1970'lerin ve 1980'lerin yerli hareketi yalnýzca liberal ideolojilerle deðil, Marksizm'le de karþýtlýk içinde yükseldi. Hayýr, Marksistlere karþý durdular çünkü Marksistler onlarýn karþýdevrimci ve ýrkçý olduðunu düþünüyordu. Bunun sonucunda, 1980'lerin yerli hareketinin sloganlarýndan biri, "ni Marx ni menos" yani "ne Marx ne de daha azý" idi, çünkü aralarýnda karþýlýklý kabul deðil, çatýþma vardý." Ne ki, Anayasal ve yasal iyileþtirmeler ne olursa olsun, yerli cemaatler, toplumun en marjinal, en yoksul, kamusal hizmetlerden yararlanma oraný en düþük, en yoksun kesim(ler)i olmayý sürdürdüklerini kavramakta gecikmeyeceklerdi. Üstelik, 1980'li yýllardan itibaren kýtayý deneme tahtasýna çevirecek olan ABD kaynaklý neo-liberal politikalar, durumlarýný daha da kýrýlganlaþtýrmaktaydý: kýta genelindeki özelleþtirmeler, sosyal bütçelerin budanmasý, gerileyen yaþam standartlarý, yaygýnlaþan iþsiz-

¡Ya Basta! Çaðrý, öncelikle Meksika hükümetinin topraðýndan edilen farklý cemaatleri yeniden yerleþtirmek üzere kolonizasyona açtýðý Chiapas eyaletindeki Lacandone ormanlarýndan yükseldi; ve tüm Latin Amerika yerlileri arasýnda yanký buldu. Lacandone cangýlýnda birbirini bulan farklý yerli cemaatler ile aralarýnda çalýþma yapmak üzere bölgeye gelmiþ Maoist bir gerilla grubunun etkileþimi, neo-liberalizm karþýtlýðý ile yerli (kültürel) taleplerinin ilginç bir sentezini oluþturan EZLN'yi (Zapatista

22


Kurtuluþ

Ulusal Kurtuluþ Ordusu) biçimlendirecektir. Meksika hükümetinin NAFTA'yý yürürlüðe girme tarihi olarak açýkladýðý 1994 yýlýnýn arifesinde ormandan çýkarak Chiapas'ýn önemli kent merkezlerini iþgal eden Zapatistalarýn çaðrýsý "¡Ya Basta!" kýsa zamanda kýta yerlileri arasýnda yankýsýný buldu. EZLN ayaklanmasý ve talepleri, tümü için bir esin kaynaðý, bir model oluþturacaktýr. Ancak, 1994 yýlýnýn Latin Amerika kýtasý yerlileri açýsýndan bir baþka önemi vardýr. Latin Amerika ülkelerinin büyük bölümü, Amerika'nýn "Keþfi"nin 500. Yýlý'ný kutlamayý gündemlerine almýþtýr. Bu, kýta yerlilerinin "Keþif"in kendileri için ne anlama geldiðini dünyaya duyurmak üzere bir dizi alternatif toplantý düzenlemelerine vesile oluþturdu. Böylelikle, 1987'de Ekvator'un Quijoto kentinde toplanan Amerika Kýtalarý arasý konferansý bir dizi buluþma izleyecekti: Bogotá 1987; Brezilya 1990; Guatemala 1991… 500. Yýl'a yönelik tepkiler, kýta ülkelerinde farklý yerli gruplarýný buluþturarak taleplerini toprak haklarýnýn ötesine taþýmalarýna olanak verdi. Gerek ayný ülkede, gerekse farklý ülkelerde yaþayan farklý yerli topluluklarýnýn buluþmasý, cemaat boyutunun ötesine geçen kültürel kimlik ve özerklik ile siyasal katýlýma iliþkin talepleri biçimlendirmelerine yol açacaktý. Resmî "500. Yýl" kutlamalarý, yerli zihninde hem cemaat, hatta ulus-aþýrý bir yerlilik bilincinin oluþmasý, hem de sömürgecilik ve tahakkümün süregenliðinin bilince çýkartýlýp teþhis edilmesine olanak saðlamasý açýsýndan ters tepti. Günümüzde Latin Amerika yerlileri, düzenledikleri yerel, bölgesel, ulusal, kýtasal hatta uluslararasý konferans, zirve ve kongrelerle7 taleplerini yerel düzlemin üzerine çýkartmayý baþarmýþ, neo-liberalizm karþýtý, uluslararasý etkinliðe sahip, birleþik ve güçlü bir muhalefet hareketi oluþturmuþlardýr. Bu muhalefet bir yandan BM ve diðer uluslararasý kanallar nezdindeki giriþimleriyle yerli haklarýnýn uluslararasý ölçekte kurumsallaþmasýný saðlamak için çaba göstermekte, bir yandan da Dünya Sosyal Forumlarý gibi uluslararasý muhalefet platformlarýna katýlarak diðer muhalefet hareketleriyle baðlarýný güçlendirmekte ve özgün taleplerini diðer toplum kesimleriyle ortaklaþtýrmaya

çabalamaktadýr. Latin Amerika yerlilerinin hem kültürel kimliklerini özgürce temellük etmeyi, hem de Çokuluslu Þirketlerin kendi topraklarý ve ait olduklarý ülkelerdeki faaliyetlerinin önünü kesmeye, bir baþka ifadeyle tüm toplumsal yaþamý dönüþtürmeye yönelen mücadelesi kongrelerle, zirvelerle, toplantýlarla sýnýrlý deðildir. Bu mücadele sokaða inmiþtir: yollara barikatlar kurmakta, toprak iþgalleri organize etmekte, þirketlerin mülklerine saldýrýlar düzenlemekte, kitlesel protesto gösterileri yapmakta, hükümetleri istifaya zorlamaktadýr. Yani Latin Amerika'daki "halkçý-sol" yükseliþin önemli, vazgeçilmez bir bileþenidir. Þu hâlde, yerlilerin talepleri, kendi belgelerinde dile getirdikleri biçimiyle biraz daha yakýndan incelenmeyi hak ediyor. Bu belgeler incelendiðinde, ilk göze çarpan yön, "halk-gelenekler (kültür)-doðal çevresömürgecilik/neo-liberalizm karþýtlýðý"nýn sentezlenmesindeki tikel tarzdýr. Örneðin, Ýkinci Abya Yala Yerli Kýtasal Zirvesi'nin ardýndan yayýnlanan Kito (Quito) Deklarasyonu'nda (özetle) þöyle denilmektedir8: "Bizler Abya Yala'nýn köken halklarýyýz. Atalarýmýz, dedelerimiz bizlere bereketli Pacha Mama'mýzý sevip saymayý, onda bulunan doðal ve tinsel varlýklarla uyum ve özgürlük içinde birlikte yaþamayý öðretti. Siyasal, iktisadi, toplumsal ve kültürel kurumlarýmýz atalarýmýzýn mirasý ve geleceðimizi inþa etmenin temelidir. Ovalar ve pampalar, ormanlar ve çöller, tepeler ve çöküntüler, denizler ve nehirler, kartal ve kondor, quetzal ve colibri, puma ve jaguar, insan ve çevre sürdürülebilirliði üzerine temellenen toplumsal-siyasal kolektif sistemlerimizin tanýðýdýr. Sömürgeciler ve ulus devletler bizi doðduðumuz topraklardan etti; siyasal denetimi saðlayabilmek için böldü; düþmanca bölgelere sürüldük. Bugün üzerinde yaþadýðýmýz topraklar biyoçeþitliliðin korunduðu, doðal kaynaklarla karakterize olan bölgeler ve bu nedenle de çokuluslularýn iþtahýný kabartýyor; bir kez daha sürgün tehdidiyle karþý karþýyayýz. IMF, DB ve BID'in talimatlarýný izleyen ulusal hükümetler dýþ borçlarýn ödenmesi için bizleri yaðmalýyor, topraklarýn özelleþtirmesine, þirketlerce ve þahýslarca temellüküne olanak saðlamak için yasalarý deðiþtirerek kolektif hak-

23


Kurtuluþ

larýmýzý tahrip ediyorlar. Amerika'nýn ulusal hükümetlerinin insan haklarýmýzý ve halklar olarak haklarýmýzý ihlâlleriyle karakterize olan þiddet kullanýmýný, yaþam ve manevi törenlerimizi savunma edimlerimizin suç olarak gösterilmesini, paramiliterleþmeyi, topraklarýmýzýn boþaltýlmasýný, askeri iþgali, yerel otoritelerin atanmasýný ve yolsuzluklarýný, ulusaþýrý þirketlerin zararlarýný 'tazmin eden' projelerin desteklenmesini, yararlarýn sözde adil paylaþýmýný, zorunlu göçleri, ve dýþlayýcý, ýrkçý, baskýcý politikalarýn dayatýlmasý için cemaatler arasýnda silahlý çatýþmalarýn teþvik edilmesini kýnýyoruz. Güney Amerika Bölgesel Altyapý Entegrasyonu (IIRSA), Puebla Panama Planý, Plan Patriota, Kolombiya Planý, Plan Dignidad, Antlar Planý gibi planlarýn uygulanmasýný, askeri üslerin kurulmasýný, gezegenin yaðmacý ülkelerinin çýkarýna olan ve tek hedefleri mallarýnýn dolaþýmý için altyapý yaratmak, topraklarýmýzdaki doðal kaynaklarýn yaðmalanmasý ve çokuluslu þirketlerin çýkarlarýnýn korunmasý olan ALCA'ya ve TLC'lere (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaþmasý) þiddetle karþýyýz. Bunlarý yaðmacýlýk, yýkým ve ölüm için istila planlarý olarak görüyoruz. (…)" Bu satýrlar, yerli topluluklarda kendini doðal çevresi ve bu çevreyi paylaþtýðý canlýlarla birlik içerisinde gören bütüncü bir "kozmovizyon"a tanýklýk etmektedir. Atasal bilgeliðe dayanan bu kozmovizyon, yerlilerin Avrupalý istilacýlara karþý direniþ tarihini, özgül bir tarzda sýnýrlarý içerisinde yaþadýklarý ulus-devletlerin asimilasyonist ve/veya dýþlayýcý politikalarýna olduðu kadar, ÇUÞ'larýn tasallutuna karþý yürütülen güncel mücadeleye baðlamaktadýr. Ýþte bir baþka çarpýcý örnek, Dünya Yerli Araþtýrmalarý Merkezi (Center For World Indigenous Studies) direktörü A. Rodney Bobiwash'ýn Porto Alegre'deki Dünya Sosyal Forumu'na yaptýðý sunum9: "Dördüncü dünya, yerli halklarýn dünyasýdýr - kendi topraklarýnda marjinalleþtirilen, sivil toplumdan dýþlanan, iktisadî fýrsatlar tanýnmayan ve Fetih Mitosu ve Keþif Doktriniyle damgalanan, adýna ilerleme denilen iktisadi determinizmin sahte merdiveninin en alt basamaklarýndan dahi düþmüþ olan Amerika kýtalarýnýn ve yerkürenin baþka bölgelerinin özgün halklarý. And yaylalarýndan Arktik tun-

dralara, Amazon cangýllarýna, Avustralya içlerine, Sibirya taygalarýna Dördüncü Dünya halklarý ve dünyanýn büyük kentlerinin, New York, Sao Paolo, Jakarta, Nairobi ve diðerlerinin sokaklarýnýn çöllerinde yitip gitmiþ olanlar, küreselleþmenin kurbanlarý, cemaatleri ise neoliberalizme karþý direniþin mekanlarýdýr. Neo-liberal gündemde Amerika yerli halklarýnýn 500 yýl önce baþlayan sömürgeleþtirilmesi tamamlanmak üzeredir. Yerli yaþam gerçekliði devletlerimizin iyi iþleyen yurttaþlarý olamayacaðýmýz deðil; yerli olma ýsrarýmýzla yýkýcý olmamýzdýr. Dilimizi muhafaza ederek Amerikan dilsel emperyalizminin hegemonyasýna meydan okuyoruz; Maneviyatýmýzý uygulamakla, madencilik ve kereste þirketlerinin topraða tecavüz edip onu sömürme haklarýna meydan okuyacak tarzda onunla iliþkimizi doðruluyoruz; Geleneksel bilgimizi muhafaza etmekle, ilaç þirketlerinin tüm insanlýðýn saðaltýmý için bize bahþedilmiþ ilaçlarýn kârýný tekeline alma hakkýný reddediyoruz; Bedenlerimizi korumakla batýlý üniversitelerin kutsadýðý akademisyenlerin genlerimizi kâr amaçlý olarak patent altýna alma taleplerini reddediyoruz; Öykülerimiz ve türkülerimizi torunlarýmýz için saklamakla ve yaþam tarzlarýmýzý onlara öðretmekle, eko ve kültürel turizm kisvesiyle yürütülen röntgencilik ayrýcalýðýný reddediyoruz; Güçlü cemaatleri ve geleneksel ekonomileri inþa etmekle sahte tüketim tanrýlarýný inkâr ediyor ve emeklerimizin ter atölyelerinde ve Maquilador'larda kullanýlmasýný reddediyoruz. Geleneksel tarým ve harman örüntülerimizi uygulamakla, besin güvenliðini güvence altýna alýyor ve yalnýzca güçsüz bedenlere ve güçsüz diþlere neden olan Coca-kolonizasyona karþý duruyoruz. Geleneksel topraklarýmýzýn biyo-çeþitliliðini muhafaza etmekle tüm yaþamýn kutsallýðýný ve onun karþýlýklý baðýntýlýlýðýný doðruluyor, ve yine bizim dünyamýz olan bitki ve hayvan dünyasýndaki kardeþlerimizin yok edilmesine boyun eðmeyeceðimizi ilan ediyoruz. Tüm bunlar, yerli halklar olarak varoluþumuzu küresel sermaye makinesi için bir aforoz

24


Kurtuluþ

konusu kýlmaktadýr. (…) Küreselleþme kisvesi altýnda olup biten, kimilerinin söylediði gibi yeniden-sömürgeleþtirme deðil, Kristof Kolomb'un gemilerinde, Cizvitlerin cüppelerinde, tacirlerin battaniyelerinde taþýnan çiçek hastalýðý gibi sürdürülen özgün sömürgeleþtirmenin nihaî evreleridir. (…) Zulüm abasý, iþçilerin, örgütsüzlerin, topraksýzlarýn ve evsizlerin, tarým iþçilerinin, farklý yetilerde olanlarýn, renkli cemaatlerin, öðrencilerin ve yoksullarýn üzerine atýlmýþ durumda. Tüm insanlar -erkekler, kadýnlar, yaþlýlar ve çocuklar- siyah, beyaz, sarý ve kýzýlbireysel ve kolektif olarak kendi yazgýlarýný tayin hakkýna ve temel insan gereksinimlerine besin, saðlýk, kiþi güvenliði, su ve saygýnlýkeriþim hakkýna sahiptir. NAFTA ve tasarý hâlindeki FTAA gibi uluslar arasý ticaret anlaþmalarýyla, serbest ticaret kisvesi altýnda bu gereksinimlerin reddedildiðine tanýk olduk. (…)Mücadele kesimleri arasýnda davayý ortaklaþtýrmalý ve gücümüzün farklýlýklarýmýzdan kaynaklanacaðý yatay stratejiler benimsemeliyiz. Kültürel türdeþleþme aleladeliðini reddedecek ve farklý cemaatlerimizin mücadeleye getirdiði tamamlayýcýlýklara duyulan saygý içinde dökülmüþ çeþitliliðin devasa gücüne sarýlacaðýz." Görüldüðü üzere, geçmiþten günümüze uzanan ve sömürgecilere karþý 500 yýllýk direniþi günümüzdeki mücadelelere baðlayan bu birleþik ve bütünsel "kozmovizyon", Kuzey'li neo-liberal odaklarýn yerlilerden müttefik bir "sivil alan" yaratma giriþimlerinin de çarpýp daðýldýðý duvarý oluþturmaktadýr. Gerçekten de, yerli muhalefeti, son yýllarda kendi bünyelerindeki "Kuzey"li faaliyeti giderek daha fazla sorgular olmuþlardýr. Bu olguyu Quito zirvesinde, Venezüella'dan Conive örgütü sözcüsünün bu konuda (yine özetle) söylediklerinden izleyelim: "Mali çevrelerin talepleri genellikle örgütlerimize kapitalist iþletmelerin kriterlerini dayatýyor. DB, BID, GTZ gibi multilateral organlar örgütlerimize ne tip müdahalelerde bulunmaktalar? Halklarýn ve cemaatlerin kendi kaderlerini tayin haklarýna nasýl müdahalelerde bulunuyorlar? Ýstiþare fikri yerli cemaatlerinden mi, yoksa mali örgütlerden mi çýkýyor? Fonlardan yararlanmak için yerli hareketin nasýl davran-

masý bekleniyor? Finansmanýn sonunda cemaatlerden geriye ne kalýyor? Bu fonlar gerçekten de ülkelerimizdeki yerli cemaatlerin güçlenmesine ve kendi kaderini tayinine destek oluyor mu? Mali organlarla müzakerelerinde özerkliklerini nasýl koruyabilirler? vb. sorular, devrimci Venezüella'dan gündeme getirmek istediðimiz sorulardýr. Bu nedenle soruyoruz: yerlilerin tanýnmasý devletin bir iyicillik edimi midir, yoksa ülkelerimizin hükümetlerinin müdahaleci edimlerinin önünde yeni kapitalist imparatorluðun bir baþka manevrasý mý? Bu imparatorluðun yerli halklarý köleleþtirmek ve boyun eðdirmek için artýk kuvvete ihtiyacý yok, bunu tüm dünyada olduðu gibi IMF, DB, BID gibi stratejik kollarý aracýlýðýyla yapýyor. Bu gerçekleri göz önünde bulundurarak, devletlerin bünyesinde gerçekte ne oldu? Çok-taraflý ya da iki-taraflý organlara gelince, bunlar hangi çýkarlarý temsil ediyorlar? Yoksullar çoðunluðunu mu, yoksa neo-liberal imparatorluðu mu? Gerçek þu ki, çokuluslularýn desteðinde ne kadar yerli STÖ'sü müdahalesi olursa, sakinlerin kritik durumu o denli kötüleþiyor. Bunun neo-liberalizmin bir sonucu olmasý mümkün. Bunlarla çalýþan yerli yöneticilerin tavýrlarýnda deðiþiklikler var; þu hâlde, bunlarýn taban söylem ve gereksinimlerinden uzaklaþmasýný, hareketin parçalanmasý, yerinden olmasýný ve zaafa uðramasýný yöneticilerin sistemli kooptasyonu dýþýnda neyle açýklayabiliriz? (…) Destekçilerine göre tabanýn temsilciliðini ellerinde tutan yöneticiler, kalkýnma ajanslarýnýn çoðunlukla kliyantel mantýða ve dayatýlan stratejilere boyun eðen projeler hâlindeki armaðanlarýnýn daðýtým erkini tekeline alýp bu erki taban örgütleri için dýþ destekleri çekmede ustalýkla kullanan yeni idarecilerdir.10" Kapitalist tüketim uygarlýðýný biçimlendiren rasyonalden tamamen farklý, Ýnsan-doða bütünlüðüne, insanýn çevresiyle sürdürülebilir/yeniden üretilebilir iliþkisine, karþýlýklýlýk, yeniden daðýtým ve dayanýþmaya dayalý toplumsallýða, zamanýn çevrimsel kavrayýþýyla beslenen tarihsel süregenlik algýsýna dayalý bir dünya görüþü üzerine yerleþen yerli tasarýmýnýn talepleri, bu tasarýmýn hayata geçirilmesine ve kalýcýlaþtýrýlmasýna yöneliktir. Bu talepleri ana hatlarýyla þöyle toparlaya-

25


Kurtuluþ

biliriz:

ailelerin devletlerarasý sýnýrlardan serbest geçiþ hakký; yerli ve sivil toplum önderlerine karþý kovuþturmalara son verilmesi; yerli toplumlar arasýnda, bilgilendirilmemiþ ve rýzaya dayalý olmayan genetik araþtýrmalara son verilmesi; cinsiyet eþitliðine, yerli kadýnlarýn mücadele ve bilgilerine saygý;

1.Topraða iliþkin ve teritoryal talepler: Yerli halklarýn topraklarý, doðal kaynaklarý ve bölgeleri üzerindeki, devredilmez, vazgeçilmez, sýnýrlandýrýlmaz kolektif mülkiyet hakkýnýn tanýnmasý; gasp edilen topraklarýn cemaatlere iadesi; yerli bölgelerinde ulusal hükümetlerin ya da ÇUÞ'larýn "kalkýnma" projelerine son verilmesi; kaynaklarýn iþletilmesi konusundaki kararlarýn alýnmasý ve yürütülmesinin yerli cemaatlerine býrakýlmasý11; hükümetlerin ulusal ve çokuluslu þirket politikalarýnýn doðal kaynaklar üzerine uygulanmalarýndan ya da toprak veya can güvenliði yoksunluðundan kaynaklanan her türlü zararý gidermesi ve sorunlarý çözmesi;

5. Sosyal Talepler: Ücretli çalýþan yerliler için daha iyi çalýþma koþullarý ve daha yüksek ücretler; saðlýk kurumlarýna sýnýrsýz eriþim hakký; örgütlerin tüm toplumsal düzlemlerde meþru olarak tekabül eden mekanlara katýlýp haklarýný uygulamasý ve savunmasý; 6. Yerli Örgütleri ve Diðer Toplumsal Kesimlerle Ýliþkiler: Kolektif haklarýn tam uygulanmasýna olanak verecek siyasal ufku saðlamak açýsýndan, ortak stratejileri geliþtirmek ve hayata geçirebilmek için yerli halklar arasýndaki iletiþim ve dayanýþma mekanlarýný güçlendirmek ve harekete geçirmek; ulusal ve uluslar arasý düzlemlerde diðer muhalif sivil toplum kesimleriyle yakýn iþbirliði; yerli hareketin konumunu yansýtan önerilerle Dünya Sosyal Forumu gibi uluslar arasý forumlara katýlmak; yerli örgütleri arasýndaki bilgi paylaþýmý konusunda teknolojik gereçlerin kullanýmý; Abya Yala Yerli Halklarý ve Örgütleri Aðý'ný kurmak için birlikte uðraþ; kolektif ve tarihsel haklarý için mücadele veren tüm yerli halklarla, bu arada Zapatistalarla, Venezüella halký ve Baþkan Chávez'le, sürekli antiemperyalist mücadelesinden dolayý Küba halkýyla dayanýþma;

2. Özerkliðe iliþkin talepler: Yerli halklarýn kaderlerini özgürce tayin haklarýnýn tanýnmasý; Devletlerin, toplumlarýnýn çokkültürlü, çoketnili ve çokdilli yapýsýný tanýmasý12; ýrkçýlýk, ayýrýmcýlýk, hoþgörüsüzlük ve dýþlanmaya karþý mücadele; yerli halklarýn haklarýnýn, özellikle yaþam tarzlarýnýn yoksulluk, marjinalleþme ve toplumsal dýþlanmaya karþý yeterli mekanizmalar olduðunun yasal kabulü; cemaatlerin iç iþlerinde örfî hukuklarýný uygulamasý; 3. Kültürel talepler: Yerli dillerin hükümetlerce kabulü; cemaatlerin eðitim programlarýný kendileri düzenlemeleri; yaþlýlarýn bilgeliðini korumak ve sistemleþtirmek üzere stratejiler geliþtirilmesi, bilgilerin, kültürün ve maneviyatýn eðitim programlarý aracýlýðýyla genç kuþaklara aktarýmý; yerli halklarýn kültürel mirasý ve entelektüel mülkiyetinin tanýnmasý ve korunmasý; yerlilerin kültürel miraslarýnýn yönetiminde söz sahibi olmasý; geleneksel saðlýk pratiklerinin ve saðlýk açýsýndan önemli bitki, hayvan ve madenlerin korunmasý;

7. Uluslararasý Hukuk: BM Altkomisyonu'nca benimsenen Yerli Halklar Haklarý Evrensel Bildirgesi'nin onaylanmasý; ILO Kovansiyon 169'un onaylanýp etkin tarzda uygulanmasý. *****

4. Ýnsan Haklarýna Ýliþkin Talepler: Yerli bölgelerinin demilitarizasyonu; yasadýþý silahlý gruplarýn, beyaz muhafýzlarýn ve diðer gruplarýn silahsýzlandýrýlarak cezalandýrýlmasý; yerli kadýn ve çocuklara yönelik insan haklarý ihlâllerine son verilmesi; yerli kiþi ve

Görülebileceði üzere, yerli hareketlerin taleplerinin ana eksenini, "farklý"lýklarýnýn kabulü, tescili ve bu farklýlýðý sürdürebilme hakký oluþturmaktadýr. Hiç kuþkusuz ki yerli hareketler, cemaatlerini, toplumlarýný, uluslarýný ezelden

26


Kurtuluþ

ebede, yalýtýlmýþ, deðiþimsiz bir biçim içerisinde muhafaza etme tahayyülünden kalkýnmýyorlar. Ancak kalkýnma planlarý, entegrasyon programlarý ya da geliþtirme projeleri adýna kendilerine dayatýlan bir "ilerleme"nin edilgin nesneleri deðil, kendi tasarladýklarý ve denetledikleri deðiþim süreçlerinin aktif katýlýmcýlarý, aktörleri olma isteðini dile getiriyorlar. Ve bunu "Batý Uygarlýðý"nýn ve bu uygarlýðý temellük eden, kendini ona eþitleyen kapitalizmin iþlerliði doðrultusunda gerçekleþtirmeyeceklerini net bir biçimde dile getiriyorlar. Bir baþka deyiþle, en azýndan kuramsal olarak "doðayla, tüm doðal türlerle ve atasal kozmovizyonla" uyumlu bir geliþmeye yetili olduklarýný dile getiriyorlar. Öte yandan, mensubu olduklarý ulus-devletten ayrýlmak, baðýmsýz bir siyasal kendilik oluþturmak gibi bir niyetleri yok. Bu görü, bir yandan homojen ve homojenleþtirici bir tasavvur olarak ulus-devlete, bir yandan da yeryüzünde iþletmeye açýlmadýk kaynak, küresel piyasaya dahil olmadýk bir karýþ toprak, tüketiciye dönüþtürülmemiþ tek insan býrakmamak yönünde iþleyen neo-liberal kapitalizme karþýttýr ve bunlarý ilga edicidir. Yerli hareketleri, bu karþýtlýðýn giderek daha bilincinde davranmaktadýrlar. Talepler ulus-devlete karþýttýr, çünkü nihaî olarak ulus-devlet içerisinde, onun eðitim, hukuk, maliye, mülkiyet, siyasa vb. sistemlerinin geçerli olmadýðý bir teritoryal özerklik tasarýmýný biçimlendirmektedir. Bu model, örneðin ayný hukuk, maliye, siyaset vb. tarzlarýný benimseyen farklý etnik/ulusal kendilik-

lerin oluþturduðu federasyon örgütleniþinden farklýdýr; ve ulus-devletten topraklarýnýn bir bölümü üzerindeki egemenliðinden, cemaatler lehine vazgeçmesini talep etmektedir. Talepler, serbest piyasa ekonomisi mantýðýna da karþýttýr, çünkü orman, ýrmak, toprak, hava, hayvanlar, bitkiler ve insanlarý meta, kaynak, tüketim nesnesi vb. olarak deðil, tekil ve kapsayýcý bir tinsel bütünlüðün birbirini desteklemesi gereken unsurlarý olarak gören bir kozmos kavrayýþýndan hareket etmektedir. Yerli topluluklarýn ÇUÞ'larýn kendi topraklarý üzerindeki faaliyetlerine karþý çýkmasý, "onlar iþletmesin, biz iþletelim" gibi -son tahlildeulusalcý bir kaygýdan deðil, tinsel varlýklardoða-insan birlikte yaþarlýðýna dair bir yaþam tasarýmýndan kaynaklanmaktadýr. Bir baþka deyiþle, yerli hareketleri, bizatihi "uygarlýk projesi"ni ve farklý bir toplum tahayyülünü tartýþmaya açmaktadýrlar. Bu tartýþmalar, yalnýzca yerliler ya da yalnýzca Latin Amerika için deðil, kapitalizmin bitimsiz kâr iþtahýnýn hýzla tükettiði tüm yeryüzü için yararlýdýr. "Baþka bir dünya mümkün" deyiþi, "yeni(den) sosyalizm" þiarý birer sloganýn ötesinde bir anlam taþýyacaksa eðer, hem ulusdevlet formatýnýn hem de neo-liberal kapitalizmin biçimlendirdiði "küresel tüketim toplumu"nun nasýl dönüþtürüleceði konusuna kafa yormak zorundayýz. Dünya ile "sürdürülebilir" bir birliktelik, sürdürülebilir bir "bios", daha tokgözlü, daha az tüketen ve daha dayanýþmacý bir yaþam tarzýný gerektiriyor çünkü.

* * *

27


Kurtuluþ

1- Creole: Amerika kýtasýnda doðmuþ Ýspanyollara verilen ad. 2- Mestizo: Avrupalý-yerli kýrmasý, melezler. 3- Veri ve bilgiler MAR (Minorities At Risk / Risk Altýndaki Azýnlýklar) web sitesinden alýnmýþtýr. Bkz. www.cidcm.umd.edu/inscr/mar/assessment 4- BM bünyesi içerisinde 1946 yýlýnda kurulan Azýnlýklara karþý Ayýrýmcý Önlemlerin Giderilmesi Ýnsan Haklarý Altkomisyonu (günümüzdeki adý: Ýnsan Haklarýnýn Desteklenmesi ve Korunmasý Altkomisyonu), ilk kez 1971 yýlýnda yerli halklarýn durumunu diðer azýnlýklarýnkinden tefrik edecek ve onlara münhasýr bir çalýþma grubunun oluþturulmasýný tavsiye edecektir. Çalýþma Grubu 1981'de oluþturuldu. Her yýl toplanan altkomisyonun faaliyetleri arasýnda, Yerli Halklarýn Haklarý Bildirgesi taslaðýnýn (1994'te tamamlandý) hazýrlanmasý ve 1993'ün Dünya Yerli Halklarý Uluslar arasý Yýlý, 1995-2004'ün ise Dünya Yerli Halklarý Uluslar arasý Onyýlý ilan edilmesi bulunmaktadýr. Dunbar-Ortiz (2006), günümüzde yerli hareketlerin hemen tümünün referansýný oluþturan Bildirge taslaðýnýn hazýrlanýþýnda, topraklarýný sömürgecilik boyunduruðundan kurtarmaya yönelik ulusal kurtuluþ hareketlerinin [Gine-Bissau'dan PAIGC ve önderi Amilcar Cabral, Güney Afrika'dan Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ve Güneybatý Afrika Halk Örgütü (SWAPO), Angola, Mozambik ve Zimbabwe ulusal hareketleri] ve Vietnam savaþýnýn yarattýðý iklimin etkilerine dikkat çeker. 5- Kaynak: www.cidcm.umd.edu/inscr/mar/assessment 6- "Marxism and Indigenism in Bolivia: A Dialectic of Dialogue and Conflict", Jeffery R. Webber'in Álvaro García Linera ile yaptýðý görüþme, 25 Nisan 2005. ZMag, www.znet.org. 7- Ýþte bu toplantýlardan birkaçý: Yerli Halklar Birinci Kýtasal Buluþmasý (Quito, Ekvator 1990), Yerli Uluslar, Halklar ve Örgütler Ýkinci Kýtasal Buluþmasý (Temoaya, Meksika - 1993), Birinci Yerli Kýtasal Zirvesi (Teotihuacan, Meksika - 2000), Ýkinci Abya Yala Yerli Kýtasal Zirvesi (Quito, Ekvator - 2004), Yerli Halklar ve Örgütler Kýtasal Zirvesi (Mar del Plata, Arjantin - 2005). 8- II. Cumbre Continental de los Pueblos y Nacionalidades Des Indígenas de Abya Yala, http://icci.nativeweb.org/cumbre2004/kito.html 9- "Statement To The World Social Forum" Porto Alegre, Brezilya (25-30 Ocak 2001), http://www.cwis.org/fge/swsf.htm 10- Nicio Maldonado (CONIVE - Venezüella), "Los Pueblos Indígenas y Los Organismos de Cooperación Multilateral", http://icci.nativeweb.org/cumbre2004/maldonado.html 11- "Yerli halklar için topraklarýmýz ve kaynaklarýmýz kültürlerimizin geliþmesi için aslidir, tinselliðimizi, kültürlerimizi, adetlerimizi, kurumsallýðýmýzý, geleneklerimizi, ilaçlarýmýzý, besin güvenliðimizi ve halklarýmýzýn yaþamýný temsil ederler ve onlarla iç içedirler.Yerli halklar devletlerin sözde "kalkýnma"yý saðlamak için dayattýklarý politikalardan birinci elden etkilenmektedir. Tarým reformu, maden, hidroelektrik, petrol endüstrileri, çeþitli tiplerde altyapý inþaatlarý gibi politikalar, hiçbir geliþme saðlamamak bir yana, topraklarýmýzýn istilasýný, ormanlarýmýzýn tahrip edilmesini, yer altý ve yerüstü kaynaklarýmýzýn yaðmalanmasýný, çevrenin kirlenmesini halklarýmýzýn yoksullaþmasý ve soykýrýmýný getirmektedir. (…)Yoksulluðu karþý durabilmek için, bölgelerimiz, topraklarýmýz ve doðal kaynaklarýmýzýn ulusal ve uluslar arasý piyasalara açýlma fikrine karþý duruyoruz." (Cumbre Continental de Pueblos y Organizaciones Indigenas, Terriýtorio Mapuche, Mar Del Plata, Argentina, 2-4 Kasým 2005. http://www.cumbrecontinentalindigena.org/declaracion.php) 12- "Yerli halklarýn, çeþitli özerklik ve özyönetim biçimleriyle ifade edilen kendi yazgýlarýný özgürce tayin hakkýný tanýyan gerçek bir toplumsal sözleþmeye dayalý demokratik, içleyici, kültürlerarasý, adil devletlerin kurulmasý." (Fundación Rigoberta Menchú ve Universidad Nacional Autónoma de México (UNAM)'nun çaðrýsýyla düzenlenen Latin Amerika Yerlileri Konferansý bildirisinden - Tepotzlán, Morelos, 12 Ekim 2004.)

28


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

Ýdeolojik Mücadele: Kime Karþý, Ne için?

B

u soruyla tam da iþçi sýnýfýnýn 15-16 Haziran 1970 direniþinin 36. yýlýnda uðraþýrken, ilk aklýma gelen þey, bu direniþe ön gelen aylar ve yýllarda sosyalistlerin önemli tartýþma konularý arasýnda "iþçi sýnýfýnýn var olup olmadýðý ve þayet varsa bir devrime öncülük yapmasýnýn objektif koþullarýnýn olup olmadýðý" gibi sorularýn yer alýyor olmasýdýr. Asker-sivil aydýn zümrenin öncülüðünde bir devrimden dem vuran kemalist-sosyalist karmasý cuntacý eðilimlerden tutalým da, Çin ve Küba devrimlerinin belli yorumlarýnýn etkileriyle, iþçi sýnýfýnýn fiili deðil ama ideolojik öncülüðünün esas olduðunu ileri süren görüþlere kadar deðiþik eðilimler kendisini gösteriyordu. Demirel Hükümetinin o zamanki 274-75 sayýlý toplu sözleþme ve iþ yasasýnda geriye dönük yapmak istediði anti-demokratik deðiþikliklere karþý esas olarak DÝSK'te örgütlü iþçilerin 15-16 Haziran 1970'de fabrika iþgalleriyle ve meydanlara ve yollara çýkarak Ýstanbul ve Kocaeli bölgesinde büyük bir direniþ sergilemesi, polis ve asker barikatlarýnýn üzerine yürümesi birçok bakýmdan dönüm noktasý oluþturdu. Bu direniþte Dev-Genç militanlarý da iþçilerle birlikteydi, ama eylem elbette baþýndan sonuna bir iþçi direniþiydi. Bu direniþin etkileri, sonuçlarýný derhal göstermemiþ olsa

Ýrfan Cüre 29


Kurtuluþ

bile, oldukça derin oldu. Oligarþi derhal sýkýyönetimle cevap verdi. Daha sonra 12 Mart askeri rejimine giden yol bu sýkýyönetimle açýldý. 12 Martta 1971'de paþalar "toplumsal uyanýþýn ekonomik geliþmeden hýzlý" gittiðini ve bunu durdurmak için geldiklerini doðrudan söyleyecek kadar açýk sözlüydüler. Ýþçi sýnýfýnýn 1960-70 arasýnda yürüttüðü ve süreç içinde DÝSK'in kurulmasýna yol açan çetin sendikal mücadeleler, o zaman sosyalistlerin gözleri önünde cereyan ediyor ve sosyalistlerin bir kesimi de bu mücadelelerde yer alýyordu. Ýþçi sýnýfý hareketi ile sosyalist hareketin birleþmediði, bunun ifadesi olacak bir devrimci iþçi sýnýfý partisi olmadýðý, dahasý bu iki hareketin ayrý ve birbirinden kopuk geliþim seyri izlediði koþullarda oligarþi toplumsal muhalefeti ezebilecek gücü kendinde bulabilmiþtir. 15-16 Haziran direniþi, 1960 sonrasýnýn çetin sýnýf mücadeleleri içinde yetiþmiþ bir militan iþçi kuþaðýnýn eseriydi. Öte yandan devrimci gençler, bilimsel sosyalizmin yapýtlarýnýn yaný sýra, Türkiye'de toplumsal devrimin temeli ve öncüsü bir iþçi sýnýfý olduðunu 15-16 Haziran direniþinden öðrendi. 71 Devrimci Hareketinin yenilgisinin ardýndan sosyalistlerin belli bir kesiminin ve tabii KURTULUÞ hareketi adýný alacak bizlerin de daha sonraki tüm siyasal yaþamýmýzý belirleyecek yörüngeyi bu direniþin verdiðini söylersek, bu bir abartma sayýlmamalýdýr. Evet, Türkiye proletaryasý kendi dýþýndaki sosyalist aydýnlarýn tartýþmalarýna eylemiyle kesin bir yanýt vererek, yukarýda andýðýmýz sorularý ortadan kaldýrmakla kalmamýþ; dahasý, yeni sorunsallar ve görevleri ortaya koymuþtur. KURTULUÞ'un daha ilk sayýsýndan itibaren proletaryanýn devrimci partisini yaratmak, iþçi sýnýfý hareketi ile sosyalizmin bileþmesini saðlamak görevini bilince çýkarýp üstlenmesi, -baþka deðerlendirme ve deneyimlerin yaný sýra- bu hareketin doðrudan bir etkisi olarak da anlaþýlmalýdýr. Öyleyse bu yazýnýn asýl konusunu oluþturmamakla birlikte, 15-16 Haziran direniþiyle söze girmemizin nedeni, ideolojik mücadele baðlamýnda akýlda tutmamýz gereken iki temel noktaya iþaret etmek içindir: Birincisi, en çetin ve karmaþýk teorik sorunlarýn, genel olarak ideolojik diye adlandýrýlan sorunlarýn çözüm

yerinin de sýnýf mücadelesi olduðudur. Ýkincisi ise, sözcüðün olumsuz anlamýndaki "ideolojik" bakýþýn, toplumsal gerçekliði anlamayý ve dolayýsýyla da onu dönüþtürmeyi engelleyen bir ayak baðý iþlevi görebileceðidir. 15-16 Haziran öncesi dönemde gerek Türkiye iþçi sýnýfý gerekse de toplumsal-siyasal formasyon üzerine söylenenlerin belli baþlýlarýný bu kategoriye sokmak hiç de yanlýþ olmayacaktýr. Öyleyse sýnýf mücadelesi, sadece sorunlarýn çözümünün deðil, ayný zamanda sorularýn ve sorunsallarýn yeniden tanýmlandýðý, birçok sorunun ise anlamsýz kýlýndýðý alandýr. Ýdeoloji kavramý bir yandan gerçek toplumsal ve ekonomik iliþkilerin bir ürünü ve yansýsý olarak, öte yandan da insanýn gerçek toplumsal iliþkilerini ve dünyadaki yerini anlamlandýrdýðý, olaðan bir biçimde kendisini içerisinde bulduðu bir toplumsal düzey olarak kullanýlmaktadýr. Baþlangýçtaki olumsuzluk yükünden kurtulan ideoloji kavramý, sýnýflara, toplumsal katmanlara, ulusal veya dinsel topluluklara, cinslere, vb. göre belli çýkarlarýn ifadesi ve mücadele aracý haline gelmiþtir. Lenin'de toplumsal sýnýflarýn politik bilinçlerine atýfta bulunan bir vurgu kazanýr ki, buna göre, burjuva ideolojisi burjuvazinin, sosyalist ideoloji ise proletaryanýn sýnýfsal çýkarlarýný ifade eder. Ýdeolojinin ne olduðu ve nasýl tanýmlandýðý önemli olmakla birlikte, orada takýlýp kalmamak da gerekir. Althusser'in deyiþiyle, öznelere "seslenen" ideoloji, seslenme eylemiyle, yani çaðýrarak, hitap ederek, onlarý adlandýrýyor. Birini çaðýrmak, onu adlandýrmak, böylece onu özne kýlmak oluyor. Bu, sýradan, küçük harfli bir özne iken, bu adlandýrma ayný zamanda ikinci bir iþlev de görüyor: çaðrýlan kiþiyi, büyük harfli bir Özneye baðlayýp tabi kýlýyor. Seslenilen kiþinin çaðrýya yanýt vermesi ise, nitelenmiþ olmaya yani itaat etmeye tekabül ediyor. Bu tabi kýlma ya da niteleme süreci, özne haline gelen insanlara bir benlik duygusu veren bir merkezi özneyi gerektiriyor ki, bunlar da büyük harfle yazýlan bir Özne oluyor. Bu büyük harfli Özne, Babadan Peygambere, Allahtan Parti ya da Devlete kadar uzanan bir yelpaze oluþturuyor. Ýdeolojik seslenme, öznelere sýrasýyla "neyin varolduðunu", "neyin iyi olduðunu" ve "neyin olanaklý olduðunu" anlatýyor. Varolan, iyi olan ve olanaklý olan arasýndaki baðlantýyý kurarak,

30


Kurtuluþ

öznelere kimlik duygusu veriyor. Böyle yaparak da ölçüler ya da normlar koyuyor. Neyin normal olup olmadýðýný söylüyor. Umut, korku ve tutkularý biçimlendiriyor. Burada saydýklarýmýz hemen her ideoloji için geçerli özelliklerdir. Ne var ki, ideolojiler bir boþlukta yer almazlar. Sadece söylemsel düzeyde iþlev görmezler; tersine ekonomik, toplumsal ve politik iliþkilerde yer alan onaylama ve yaptýrým mekanizmalarýyla da iþ görürler, etkide bulunurlar. Ýdeoloji ve ideolojik süreçler tekil bireylerin öznelliklerinin oluþumunda rol oynasalar da, onlar asýl olarak toplumsal sýnýflarla ilgilidirler. Çeþitli ideolojilerin ya da ideolojik biçimlerin doðrudan sýnýflarla ilgili olmasý gerekmiyor ve gerçekten çoðu da doðrudan bir sýnýfsal özellik taþýmýyor olabilir. Ancak ne türden olursa olsun her ideoloji asýl olarak sýnýf ideolojileriyle bir eklemlenme iliþkisi içindedir. Týpký sýnýflý toplumda insanlarýn kendilerini üretim iliþkileri baðlamýnda belirli sýnýf veya katmanlar içinde buluyor olmalarý gibi, benzer biçimde özgül ideolojiler de sýnýf ideolojileriyle iç içe bir durumda bulunurlar. Bu kýsa hatýrlatmayla da baðlantýlý bir taným yapmak gerekirse, ideoloji, toplumsal sýnýflar ve katmanlar arasýnda hegemonya mücadelesinin cereyan ettiði, egemenlik ve baðýmlýlýk biçimlerinin akýlcýlaþtýrýldýðý, normalleþtirildiði, meþrulaþtýrýlýp yeniden üretildiði alandýr. Egemen sýnýf, ekonomik ve politik düzeydeki egemenliðini ideolojik düzeydeki egemenliðiyle pekiþtirir. Ancak burjuvazinin ideolojik düzeydeki egemenliðinin maddi temeli, pazar iliþkileridir; üretim iliþkilerinin kapitalist niteliðidir. Burjuvazi siyasal iktidarý ele geçirmeden önce de sonra da çaðýnýn iletiþim araçlarýný kullanarak, kapitalist iliþkileri olumlayan, norm haline getiren ve meþrulaþtýran bir mücadele yürütmüþtür. Bu mücadelenin sadece sözle, sadece sözcüklerle yürütüldüðü elbette iddia edilemez. Bu "ikna" sürecine sopa da gerekli olduðu zamanlarda ve ölçüde eþlik etmiþtir. Ýþçi sýnýfý, ekonomik ve toplumsal konumu gereði elbette bir bilinçlilik geliþtirmektedir. Ama bu kendiliðindenliðe denk düþmektedir ve sosyalist bir bilinç ve ideoloji geliþtirememektedir. Onun dünyayý kavrayýþýný belirleyen üretimdeki yeri ve toplumsal konumudur. Bu

durum iþçi sýnýfýnýn baþka sýnýf ve katmanlar ve bir bütün olarak kapitalizm hakkýnda genelleþmiþ, sistemli düþünceler geliþtirmesini engellemektedir. Belli bir mesleði, belli bir iþi yapmanýn getirdiði kýsýtlýlýk, kýsmilik ve tek yanlýlýk burada kendini göstermektedir. Bu kýsýtlýlýkta, iþçi sýnýfýnýn burjuvaziyle mücadelesinde bir karþý-hegemonya çýkarmasýnýn ideolojik imkanlarý bulunmamaktadýr. Elbette ideoloji ve ideolojik çalýþma herkese açýktýr, ancak esas olarak aydýnlar denen özel bir insan grubunu gerektirir. Ýdeoloji nasýl burjuvazi açýsýndan halk kitlelerini düþünsel olarak tabi kýlmanýn bir alaný ve aracý ise, ezilenler açýsýndan da benzer bir iþlev görür. Ortalama bir iþçi sömürüldüðünü, iþverene karþý iþçilerin örgütlenmesi ve ortak mücadelesi olmaksýzýn tek bir hak kýrýntýsý bile alamayacaðýný bilir; yani bu anlamda hemen her iþçi, sýnýfsal bir bilince sahiptir. Sosyalizm mücadelesinin öznesi iþçi sýnýfýdýr. Ne var ki, iþçi sýnýfýnýn, yukarda belirttiðimiz bilinçle sosyalist olmasý veya sosyalizm için mücadele etmesi olanaklý deðildir. Ýþçi sýnýfýnýn çalýþma ve yaþam koþullarý, iþçilerin kendi konumlarýna iliþkin deneyimle elde edilmiþ bilinçlerini de belirler. Sadece iþçi sýnýfý ile kapitalistler arasýndaki iliþki dolayýmýndan elde edilmiþ en geliþkin iþçi sýnýfý bilinci bile siyasal bir bilinç deðildir. Marksist literatürde bu tür bilince sendikal bilinç yada kendiliðinden sýnýf bilinci denmektedir. Ýþçi sýnýfýnýn esas olarak kendi üzerine düþünmesinin ürünü olan bu bilinci aþmak, iþçi-kapitalist iliþkisinin dýþýndaki tüm toplumsal sýnýf ve katmanlarýn ekonomik, toplumsal, siyasal konumlarý hakkýnda kapsamlý bilgilenmesi ve toplumu ve dünyayý algýlayýþýný deðiþtirip, mücadelesini buna göre örgütlemesi ve geliþtirmesiyle mümkündür. "Dýþardan bilinçlenme" ya da "bilincin dýþardan verilmesi" denilen mesele de buradan gündeme gelir. Ýdeoloji bu durumda, iþçi ve emekçi kitlelerin düþünsel baðýmlýlýðýnýn zincirlerini kýrmanýn, kapitalizme karþý baþka bir alternatifin varolduðunu, bunu gerçekleþtirmenin olanaklý, gerekli ve kaçýnýlmaz olduðu bilincini vermenin ve kitleleri böyle bir seçenek uðruna mücadeleye teþvik etmenin, militan bir coþku ve tutkuyla davaya sarýlmalarýnýn mücadele alanýdýr. Diðer mücadele alanlarý gibi, bu

31


Kurtuluþ

mücadele alanýnýn da kendine özgü özellikleri, araçlarý ve iþleyiþi vardýr. Ýdeolojik mücadelede özellikle kendisine karþý mücadele edilen egemen sýnýf veya bloðun resmi veya gayri resmi ideolojisini, bu ideolojinin her günkü biçim ve argümanlarýný eleþtiriden geçirmek esastýr. Bu eleþtiri, kitleler nezdinde yani onlarýn gözünde, kafasýnda, bilincinde, gönlünde egemen sýnýfýn zamanýný doldurmuþ, haksýz ve yýkýlmaya mahkum olduðunu, yýkýlmasýnýn hem mümkün hem de zorunlu olduðunu göstermelidir. Bu görevi gerçekten baþarmak için, karþý tarafýn tezlerinin, argümanlarýnýn bilinmesi; mitojik, dinsel veya bilimsel kisveler altýndaki çarpýtmalarýný açýða çýkartacak bir donanýma sahip olunmasýný gerektirir. Bu söylediklerimizden ideolojik mücadelenin tek baþýna zafere götürecek bir mücadele alaný olduðu sonucu elbette çýkarýlmamalýdýr; ama ideolojik donanýmý zayýf, tutarsýz ve bilimsel temellerden yoksun politik hareketlerin, herhangi bir biçimde elde ettikleri baþarýyý kalýcý kýlabildikleri görülmemiþtir. Askeri ve örgütsel gücün bizatihi kendisi de bir ideolojik silah etkisi gösterebilir, ama ideolojik alan ve araçlarýn yerini alamaz. Ýdeolojik baðýmsýzlýk, tutarlýlýk ve militanlýkta gösterilen yalpalama, týkanma ve tavizler, politik sonun kendisi deðildir; ama olasý bir sona gidiþin habercisidirler. Politikada esneklik ve en geniþ ittifaklar çizgisi izlemek, ancak sözün, fikrin, ideolojinin kesin, açýk-seçik ve tutarlý savunusuyla bir anlam ifade eder. Ancak o zaman baþarý vaat eder. Ýdeolojik sýnýr çizgilerini iyi çizemeyenler, zamanýn ruhunun gösterdiði doðrultuda sürüklenmekten kurtulamazlar. O zaman da yola çýk-

týklarý proletaryanýn egemen sýnýf olarak örgütlenmesi yoluyla, rekabet dünyasýnýn ortadan kaldýrýlmasý amacýna hizmet edemezler. Ýdeolojik mücadele, öncelikle egemen düþüncelere, yani egemen sýnýfýn düþüncelerine karþý mücadeledir. Bu ise, ideolojik donanýmý ve kendisini sürekli geliþtiren bir bilimsel faaliyeti en çaðdaþ yöntem ve tekniklerle yürütecek sistematik bir örgütlü çabayý gerektirir. Herhangi bir sosyalizmi deðil, proletarya sosyalizmini; milliyetçiliði ve sosyal-yurtseverliði deðil, proletarya enternasyonalizmini savunmayý ve geliþtirmeyi kendilerine yaþamlarýnýn ve mücadelelerinin ilkesi yapanlar, bu iddiaya uygun bir titizlikte davranmalýdýrlar. Marksizmin artýk öldüðünü ilan eden burjuvazinin karþýsýna marksizmin Avrupa merkezci olduðunu ileri sürerek mücadele etmek imkansýzdýr. Bu, eþitsiz bir karþýlaþmada mücadeleye yenik bir ruhla baþlamak demektir. Kendini marksist olarak nitelerken, her gün marksizmi aþtýðýný iddia eden tezler karþýsýnda sessiz kalmak, politik pragmatizm deðilse, kendi içinde çeliþkidir. Öyleyse, ideolojik mücadele öncelikle, bilimsel sosyalizm açýsýndan düzenin teþhir edilmesidir. Yine ideolojik mücadele, iþçi sýnýfýnýn marksizmle eðitilmesi ve donanmasýdýr. Ve nihayet ideolojik mücadele, yanlýþ görüþlere karþý polemik içinde bir fikri üstünlük kurma mücadelesidir. Baþka birçok görevin yaný sýra, bu görevlerin de üstesinden gelebilmek, kabul edilmelidir ki, ancak donanýmlý ve örgütlü kolektif bir çabayla mümkündür.

* * *

32


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

Militarizm, Milliyetçilik ve Ýþçi Sýnýfý

E

nternasyonalizmin en büyük düþmaný þoven milliyetçilik ve "ulusal dar görüþlülük"tür. Milliyetçi önyargýlarý aþamamýþ bir iþçi sýnýfý dünya devrim sürecinin organik bir parçasý olamaz. Türkiye iþçi sýnýfýnýn baþýndaki en büyük bela son yýllarda, yükselen þoven milliyetçi dalganýn sarmalýnda bocalýyor oluþudur. Ne yazýk ki, son yýllarda yükselen deðer, milliyetçilik olarak öne çýkýyor. Militarist ve milliyetçi güçlerce yürütülen milliyetçi ajitasyon her þeyin, bütün tarihsel, siyasal, iktisadi gerçeklerin üstünü soðuk bir buz kütlesi gibi örtüyor. Ne yazýk ki, bütün gerçeklerin üstünü örten bu soðuk buz kütlesi kýrýlýp altýndaki devasa gerçekler gün ýþýðýna çýkarýlmaksýzýn, iþçi sýnýfýnýn ulusal dar görüþlülüðünü aþýp enternasyonalist nitelik kazanmasý olanaklý olamaz. *** 24 Ocak kararlarý, 12 Eylül ve Özal'la süregelen yeni liberal dalga süreci, parayý yükselen bir deðer olarak öne çýkarýrken, insan onurunu ayaklar altýna aldý. Özal'ýn "orta direk" diye ifade ettiði "orta sýnýf", uzun yýllar sýnýf atlama hayalleri peþinde koþtu, ama býrakýnýz sýnýf atlamayý, bir süre sonra elindeki "küçük birikim"lerini de yitirerek eþik atlayamaz hale geldi.

G. Kubilay 33


Kurtuluþ

Kesintisiz biçimde uygulanan emek karþýtý yeni liberal politikalar, iþçi sýnýfý ve emekçileri iþsizliðe, yoksulluða sürükledi. Yeni liberal politikalarla eþ zamana denk düþen ve yirmi yýl boyunca süren kirli savaþla baþlayan zorunlu göç dalgasý Kürt yoksullarýný büyük metropollerin kýyýsýna yýðarak, iþsizlik ve yoksulluðu artýrdý. Bu yoksullaþma süreci AKP hükümeti döneminde inanýlmaz boyutlar kazanarak, iþçileri, emekçileri, kent ve kýr yoksullarýný ölmeden yaþama sýnýrýna sürükledi. AKP hükümetinin yürüttüðü PKK karþýtlýðýna dayanan þoven milliyetçi ajitasyon yeni liberalizmin yarattýðý ve her geçen gün derinleþen yoksullaþma süreci içinde kendisine kitlesel bir taban buldu. Böylece, faþist, milliyetçi ve sol milliyetçi ideolojik kýþkýrtmalar, her þeyden önce Kürtlerin göç ettiði metropollerde ve Batý kentlerinde þiddeti, linç eylemlerini ortaya çýkardý. Öyle ki, bu yeni liberal politikalarýn gereði olarak yapýlan özelleþtirmelere karþý, emekçilerin baþlangýçta sýnýfsal öz taþýyan tepkileri, bu þoven milliyetçi ajitasyonun etkisiyle hýzla sýnýfsal özünü yitirmeye ve özelleþtirmeye karþý çýkýþlarýn milliyetçi bir öz kazanmasýna neden oldu. Sýnýfsal öz yitimi öylesine boyut kazandý ki, "kamu malý" diye nitelenen "devlet tekelindeki "kapitalist iþletmeler"in "yabancý sermaye"ye pazarlanmasýna yoðun tepki gösterilirken, onun organik bir parçasý olan "yerli sermaye"ye satýþýna "milli çýkar"larýn korunmasý adý altýnda alkýþ tutuldu.

lerinin yenilgiye uðratýlmasý, bir alt-üst oluþa yol açýlmasý için deðil, geleceðin iktidar iliþkilerini de þekillendirecek olan bir sýnýfýn, kendi dýþýndaki diðer sýnýf ve ezilenlerle kuracaðý iliþkiye yön verecek düþüncenin ne olmasý gerektiðinden kaynaklanýyor. Bu yalnýzca "ulusal dar sýnýrlar" içerisindeki iliþki bakýmýndan deðil, onun diðer ülkelerin iþçi sýnýfý ve ezilen halklarýyla kuracaðý enternasyonalist iliþkinin, enternasyonalist sosyalizm düþüncesinin de bir gereðidir. Böyle bir tarihsel rolü "ulusal dar görüþlülük"ten uzak, olay ve olgulara ancak enternasyonalist bir perspektifle yaklaþabilen bir iþçi sýnýfý oynayabilir. Hiç kuþkusuz iþçi sýnýfýnýn "ulusal sýnýrlarý" aþacak enternasyonalist iliþkisi soyut bir iliþki olamaz. Türkiye iþçi sýnýfýna yön verecek enternasyonalist yaklaþým ve iliþki en yakýnýndaki ezilen kardeþ Kürt halkýyla, Kürt iþçi sýnýfý ve emekçileriyle baþlamak, kuvveden fiile dönüþmek, giderek bölge ve dünyayý kapsayan bir boyut kazanmak zorundadýr. Türkiye iþçi sýnýfýna bu yaklaþýmýn ýþýðýnda baktýðýmýz zaman, onun politik ve sendikal eylemine yön veren baskýn düþüncenin milliyetçilik olduðunu, "ulusal dar görüþlülük" sýnýrlarýný aþamadýðýný ve büyük ölçüde kendi tarihsel rolüyle çeliþen "yanýlsamalý bir hayat" olduðunu görürüz. Hiç kuþkusuz bu düþünce esin kaynaðýný Kemalist cumhuriyetin yarattýðý ideolojik ve politik temelden alýyor ve ondan özgürleþemediðini gösteriyor. Bu yanýlsamanýn uzun bir zaman boyunca, farklý argümanlarla (bazen 'Komünizm tehdidi, bazen 'Kürt bölücülüðü gibi) iþçi sýnýfýnýn her düzeydeki eyleminde baþat rol oynadýðýný, bütün kritik dönemeçlerde iþçi sýnýfýnýn eylemini derinden etkilediðini söylemek hiç de haksýzlýk deðil. Ýdeolojik kökleri derin, politik baðlarý güçlü bu "resmi düþünce"nin iþçi sýnýfýný derinden etkilediðini, verili koþullarda da "ulusal örtü" altýnda baðýmsýz çýkarlarýyla baðdaþmaz bir mecraya sürüklediðini görüyoruz. Hiç kuþkusuz burada bütün bir tarihsel süreç içerisinde hiç kýrýlmaya uðramadan süregelen "yekpare" bir Kemalist ideolojik yaklaþýmdan söz etmiyoruz. Örneðin 12 Eylül, ABD'nin Ortadoðu'da Sovyetlere karþý geliþtirdiði "yeþil kuþak" projesinin de bir Türkiye versiyonu olan ideolojik

*** Ýþçi sýnýfý, post Marksist ve post modernist akýmlarýn karþý tezlerine karþýn bir tür olarak insanýn özgürleþmesinin yolunu açacak biricik devrimci sýnýf olma özelliðini koruyor. Onu diðer sýnýflar karþýsýnda devrimci kýlan özellik, yalnýzca politik bir devrime öncülük edecek olmasý deðil, devlet biçiminde örgütlenmiþ egemen sýnýf olarak kendi varlýðýna da son vererek bütün insanlýðýn özgürleþmesinin yolunu açacak olmasýdýr. Böyle bir tarihsel-siyasal rolü oynamaya aday bir sýnýfýn, bugünden eylemine yön verecek ideolojik-politik düþüncenin ne olmasý gerektiði büyük önem kazanýyor. Bu önem yalnýzca, karþýt sýnýfýn ve onun bütün politik güç-

34


Kurtuluþ

yaklaþým "Türk-Ýslam sentezi" olmuþtu. Bu ideolojik sentez, bizatihi darbeci generaller eliyle empoze edilerek, "siyasal Ýslam'ýn serpilip büyümesinin yolunu açmýþtý. Sovyetlerin daðýlmasý, "reel sosyalizm"in çökmesi ve ABD'nin Ortadoðu politikalarýný deðiþtirmesi, özellikle 11 Eylül sonrasý "Ýslami terör" olgusunun öne çýkmasýyla, militarist güçler, bir dönem sosyalizme ve sýnýf mücadelesine karþý geliþtirdikleri siyasal Ýslam'a ve onun ideolojik temelini oluþturan "Türk-Ýslam sentezi"ne karþý tavýr takýnmaya baþladýlar. Böylece, sözde "kontrol dýþý" geliþen siyasal Ýslam bir "tehdit unsuru" olarak öne çýkarýlýyor, tarihe "post modern darbe" adýyla geçen 28 Þubat'ýn baþat gerekçesi olarak empoze ediliyordu.

yalýn biçimiyle "siyasal inkarlar tarihidir" olur. Bugün açýða çýkan birçok olgu, "siyasal inkâr" yoluyla "resmi tarih"in karanlýk dehlizlerinde unutturulmaya çalýþýldý. Siyasal inkara dayalý "resmi tez"ler, devlet biçiminde örgütlenmiþ bir ulus yaratma düþüncesine dayanýyor, bütün teorik argümanlar çarpýtýlarak bu teze uyarlanýyordu. Siyasal inkar politikasý yalnýzca Kürtlerin ulusal varlýðýný deðil, ayný zamanda iþçi sýnýfýnýn varlýðýný da yok sayýyordu. "Sýnýfsýz, imtiyazsýz kaynaþmýþ kitle" teziyle iþçi sýnýfýnýn, burjuvaziden ayrý, baðýmsýz bir sýnýf olduðu gerçeði gizleniyordu. Kemalist cumhuriyetin temelini oluþturan bu yaklaþým kýsa bir süre sonra her þeyi tekleþtiren bir "resmi ideoloji"yi ve "resmi devlet politikasý"ný kalýcý kýldý ve "milli ordu", milli sermaye", "milli çýkar" edebiyatýyla günümüze taþýndý. Bunda Kemalist Cumhuriyetin kuruluþunda asker-bürokrasi-aydýn ittifaký içerisinde yer alan, ondan etkilenen aydýnlarýn yarattýðý ideolojik yanýlsamanýn payý büyüktür. Cumhuriyetin kuruluþunu yukardan ikame eden ve bir "ulus-devlet" yaratmaya yönelen "askerbürokrasi" çarkýnýn organik bir parçasý olan aydýnlar bizatihi iþçi sýnýfýnýn inkarýna dayanan "sýnýfsýz, imtiyazsýz, kaynaþmýþ toplum" tezini biçimlendiren milliyetçi ideolojinin hem iþçi hareketine taþýnmasýna, hem de yeniden üretilmesine öncülük ettiler. Doðan Avcýoðlu gibi pek çok aydýn bu rolü oynadýlar. Bu aydýnlarýn Kemalizm'e biçtikleri "devrimci rol" ve "anti-emperyalist misyon" iþçi sýnýfýna sürekli empoze edildi ve deyim yerindeyse kuþaktan kuþaða aktarýldý. Oysa ki, Lozan Antlaþmasý'nýn imzalanmasýndan 4 ay önce toplanan (17 Þubat-4 Mart 1923 tarihleri arasýnda) Ýzmir Ýktisat Kongresi"yle kapitalist ekonomide karar kýlýnmýþ ve kapitalist kalkýnma yoluna koyulmuþtu. Ülke kaynaklarý kapitalist ekonomi politikalarýnýn isterlerine yönlendiriliyor, eðitim süreci kapitalist ekonominin gerektirdiði emekgücünü yaratmaya uygun biçimde yapýlandýrýlýyordu. Artýk her þey bu kapitalist kalkýnma hamlesinin ihtiyaçlarýna göre biçimlendiriliyordu. Yeraltý, yerüstü ve iþgücüyle, bütün kaynaklar devlet eliyle bu yöne seferber ediliyor, 1929'dan itibaren de dünyadaki

*** Bugün oligarþik devletin tepesinde ordu ile AKP hükümeti arasýndaki gerilimin ideolojik boyutunu, (gerilimin ekonomik ve politik temeli görmezden gelinmeksizin) "Türk-Ýslam sentezi" ile "þoven milliyetçilik" arasýnda yaþadýðýný söylemek yanlýþ olmaz. Bugün iþçi sýnýfý ve emekçilere, bu iki ideolojik yaklaþým yön veriyor ve her iki eðilim de Ýslami motifleri bir manipülasyon aracý olarak kullanýyor. Ancak baskýn güç ordunun, yürüttüðü "anti þeriat" ve "anti PKK" eksenli ideolojik-politik kampanyanýn sürekli etki alanlarýný geniþlettiðini, iþçi sýnýfý ve emekçiler arasýnda "þoven milliyetçi" eðilimlerin güçlendiðini gösteriyor. Ne var ki, söz konusu Ermeni sorunu ve Kürt sorunu, (Kürtlerin kolektif haklarý, politik geleceði) gibi "resmi tarih"le çeliþen demokrasi sorunu olunca her iki eðilim arasýndaki farklýlýðýn bir anda silikleþtiðini ve "resmi devlet statükosu"nda ve "resmi tezler"de birleþtiklerini söyleyebiliriz. Ancak, buna karþýn bile verili koþullarda 1920'lerin, 1930'larýn "yekpare Kemalizm"i yok ve deyim yerindeyse artýk "klasik Kemalizm"in kabuðu çatlamýþ bulunuyor. *** Ýþçi sýnýfý ve ezilenler açýsýndan "Türkiye Cumhuriyetinin resmi tarihi nasýl bir tarihtir?" diye sorsalar, bu satýrlarýn yazarýnýn yanýtý, en

35


Kurtuluþ

geliþmelere paralel olarak devlet tekelinde (devletçilik) kapitalist iþletmeler inþa ediliyordu. Artýk, kapitalist kalkýnma yoluna koyulmuþ Kemalist Cumhuriyette tarih sýnýflar arasýnda yaþanan bir tarihti ve her þey bu tarihsel akýþa göre geliþiyordu. Ancak iþçi sýnýfý, cumhuriyetin kuruluþundan beri ayrý ve baðýmsýz bir sýnýf kabul edilmediði için, bu yaklaþým iþçilerin sýnýf örgütleri kurmalarýnýn önünde engel oluþturuyor, örgütlenme özgürlüðünü ortadan kaldýrýyordu. Ýþçiler, cemiyet/topluluk olarak görülüyor, ancak "iþçi cemiyetleri"nde bir araya gelmelerine izin veriliyordu. Düþük ücret ve aðýr koþullarda çalýþan iþçiler arasýnda "milliyetçi duygular" yayýlýyor, iþçiler birbirlerine karþý kýþkýrtýlýyor, milliyetleri temelinde bölünüyordu. Bir tür Osmanlý geleneði Cumhuriyet koþullarýnda da sürdürülüyordu. Ýmparatorluk döneminde sýnýf bilinci yok denecek kadar zayýf Türk, Ermeni, Rum ve Yahudi iþçiler, milliyetçi kýþkýrtmalarla karþý karþýya getiriliyordu. Böylece farklý milliyetlerden iþçileri, aðýr çalýþma koþullarý altýnda karýn tokluðuna çalýþtýrmak mümkün oluyor, kar oranlarýný artýrarak muazzam bir sermaye birikimi saðlanabiliyordu. Bursa'da ipek sanayiinde çalýþan Yahudi kadýn iþçiler, Hýristiyan, Müslüman ve Ermeni kadýn iþçiler alternatif gösterilerek tehdit ediliyor, düþük ücret ve uzun süreli çalýþmaya "ikna" ediliyorlardý. Ýttihat ve Terakki de, olanaklý olduðunca iþleri Türk iþçilere veriyor, Türk iþçiler arasýnda Ermeni, Rum, Yahudi düþmanlýðýný körükleyip iþçileri bölüyor, sürekli "milliyetçi duygular"ý kaþýyarak aðýr sömürü çarklarýnýn dönmesini saðlýyordu. Osmanlý'da sanayinin ilk ortaya çýktýðý yerlerde farklý milliyetlerden iþçiler, bu ideolojik yanýlsamanýn bir sonucu olarak "iþçi örgütleri" yerine, milliyetlerini (Rum, Yahudi, Bulgar, Ermeni) temel alan örgütler kuruyorlardý. Bugün de yükseltilen þoven milliyetçi dalga karþýsýnda ilk iþten çýkartýlanlarýn Kürt iþçiler olmasý bu milliyetçi ideolojik yaklaþýmýn hala sürdüðünü gösteriyor

onlardan etkilenenler, "Kemalist Cumhuriyet, Osmanlý'dan her yönüyle köklü kopuþtur" tezini ýsrarla savunsalar da, soruna iþçi sýnýfý ve ezilen halklar açýsýndan bakýldýðý zaman þunu söylemek mümkündür: Kemalist Cumhuriyet, kendine özgü kurumlarý ve farklý yapýsal özellikleriyle, Osmanlý'nýn politik düþünüþ sistematiðini 20. yüzyýl kapitalizmine uyarlayarak ikame eden, devlet biçiminde örgütlenmiþ katý mirasçýlarýndan biridir. Bu saptama az çok bir gerçeðe iþaret ediyorsa eðer, burada bir saptama daha yapmak yararlý olacaktýr: Kemalist Cumhuriyetin kuruluþ öncülleri ve kuruluþ öncüllerini biçimlendiren düþüncenin iþçi sýnýfýnýn tarihsel varlýðýna, politik eylemine ve örgütlenmesine yaklaþýmý ile Kürtlerin ulusal varlýðýna, politik eylemine ve örgütlenmesine bakýþý ayný olmuþtur. Birinin sýnýfsal varlýðý, diðerinin ulusal varlýðý… Bütün bir tarih boyunca eþitsiz geliþme göstermiþ olsalar da Türkiye iþçi sýnýfý ile Kürtlerin politik eylemi ve örgütlenmesi, Kemalist devletin þoven milliyetçi karakter kazanmýþ ideolojik söylemini ve politik tutumunu belirleyen temel unsurlar olarak öne çýkmýþtýr. Kemalist devletin iþçi sýnýfý ve Kürtlerin ondan baðýmsýz geliþen eylemlerine yönelik tutumu ayný olmuþ, hemen her zaman milliyetçi ajitasyona militarist baský yöntemleri eþlik etmiþtir. Bu bakýmdan Kemalist devlet geleneðinde militarizm ile milliyetçilik iç içe geçerek, birbirini besleyerek geliþmiþtir. Militarizm, her yeni duruma uygun argümanlar kullanarak milliyetçi ideolojiyi yeniden üretmiþ, üretilen ideoloji militarizmin vazgeçilmez baskýn bir güç olarak toplumsal ve siyasal yaþamýn "meþru gerekçesi" olmuþtur. Örneðin, 1925'teki Þeyh Sait öncülüðünde geliþen Kürt baþkaldýrýsý ordu eliyle kanla bastýrýlýrken, iþçi sýnýfý, "Kürt isyaný" gerekçe gösterilerek Takrir-i Sükun gibi bir yasayla susturulmuþtur. Ayný mantalite 12 Eylül'de de devam etmiþtir. 12 Eylül DÝSK'in kapýsýna kilidi vurur, önderlerini tutuklarken, Kürtlere çok yönlü politik yasaklar (Kürtçe konuþma, Kürtçe çocuk adlarý, Kürtçe köy adlarý gibi) getirmiþtir. Kürt halkýnýn ve iþçi sýnýfýnýn mücadelesinin yükseldiði bütün kritik evrelerde þoven milliyetçi ajitasyon militarist politikalarý meþru-

*** Bugün her ne kadar Kemalist aydýnlar,

36


Kurtuluþ

laþtýracak temel dayanak noktasý olarak öne çýkmýþtýr. Milliyetçi ideolojik söylem, militarizmin, diðer unsurlarýyla kýyaslanamayacak ölçüde "düzenli hiyerarþik iliþki" içinde varlýðýný sürdüren ve kendini yeniden üreten ordunun Kapitalist devletin siyasal zor aygýtý olma özelliðinin üstünü örterek "milli ordu" konsepti içerisine yerleþtirmiþtir. Bu ideolojik yanýlsamayý güçlendiren en önemli etken, yukarýda da deðindiðimiz gibi Kemalizm'e "anti emperyalist devrimci" misyon yüklenmesi, ordunun da "Mustafa Kemal'in anti emperyalist devrimci ordusu" olarak nitelenmesidir. Bu görüþe göre ordu "herkesin ordusu"dur, "sýnýrlarýn bekçisi"dir, "emperyalist iþgal" durumunda "misak-i milli"yi koruyacak yegane güçtür. Hiç kuþkusuz bu görüþ sahipleri yalnýzca, sözde "sýnýrlarýn bekçisi" olan, iþçisi ve iþvereniyle, yoksulu ve zenginiyle "herkesin ordusu"nun, neden üç açýk, bir "post modern" darbeye öncülük ettiðini, ülkeyi asker postallarýyla yönettiðini açýklayabilmiþ deðil. Ama bugün Türkiye iþçi sýnýfý saflarýnda, "emperyalist küreselleþme" sürecinin ve yeni liberalizmin sýnýfsal özünün üstünü örten bu milliyetçi ve sol milliyetçi ideolojik yaklaþým, hem emperyalizme ve oligarþiye karþý mücadelenin sýnýfsal içeriðini boþaltýyor, hem de Kürtlerin ezilen ulus olarak kendi politik geleceðini belirleme mücadelesine de sýð yaklaþýmýnýn belirleyici unsuru oluyor.

mayan enternasyonalist politik sýnýf hareketi olamadý. Ýþçi sýnýfýnýn sendikal örgütlenme ve mücadelesi ise, doðrudan (askeri darbeler) veya dolaylý (ideolojik-politik müdahaleler) kesintiye uðratýlarak, baðýmsýz bir sýnýf hareketinin inþasýnýn yolu kesildi. TÜRK-ÝÞ tarihsel olarak, iþçi sýnýfýný en geri muhalefet düzeyinde tutma iþlevi gördü. Devletin ve sermayenin yedeðinde oldu ve bütün askeri darbeleri destekledi. TÜRK-ÝÞ yönetimi 12 Eylül'ü desteklemiþ ve Genel Sekreter Sadýk Þide'yi 12 Eylül kabinesine Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakaný olarak vermiþtir. Dönemin TÜRK-ÝÞ Genel Baþkaný "Ýbrahim Denizcier, müdahalenin hemen ardýndan yaptýðý açýklamada "Milletin baðrýndan çýkan ordunun tam bir bütünlük içinde milletimize huzur veren bu davranýþý"ný onaylýyor ve þöyle diyordu: "Bugün yönetime el koyan idare, iþçi haklarýnýn hiçbir zaman geriye gitmeyeceðini ve iþçilerin bundan sonra da daha iyi kanunlarla kendilerine menfaat saðlayacaðýný bugün devlet bakaný bir asker aðzýyla söylemiþtir. Biz buna son derece riayet, itibar ve saygý duymaktayýz. Biz bugünkü yönetime yardýmcý olmak düþüncesi içerisinde bulunmaktayýz ve çalýþmalarýmýzý bu þekilde tamamlayacaðýz." Yine Denizcier Türk-Ýþ'in 12. Genel Kurulu'nu açýþ konuþmasýnda 12 Eylül'ü þöyle niteliyordu: "12 Eylül Harekatý bir darbe deðil bir kurtuluþ harekatýdýr. Bu harekatýn felsefesinde, sarsýlan demokratik rejimin ve devletin temel yapýsýnýn saðlam temellere oturtulmasý fikri yatmaktadýr. Bu felsefeye sahip çýkanlara destek olmak hepimizin borcudur" DÝSK, 12 Eylül askeri darbesinin yýkýcý etkilerini yaþayan bir sendikal örgüttür. Kenan Evren yaptýðý konuþmalarda adýný vermese de DÝSK'i "yýkýcý ve bölücü" bir örgüt olarak niteledi ve karþý tavýr takýndý. Darbe sabahýnýn ilk saatlerinde Kenan Evren iþçilere þunlar söylüyordu: "Çalýþkan ve vatanperver Türk iþçisinin mevcut ekonomik koþullar çerçevesinde her türlü haklarý korunacaktýr. Ancak temiz Türk iþçisini sömüren, onlarý kendi ideolojik görüþleri istikametinde kullanmak için her türlü baský oyunlarýna baþvuran, iþçinin hakký yerine kendi menfaatlerini ön planda tutan bazý aðalarýn bu faaliyetlerine asla

*** Sosyalistlerin iþçi sýnýfýyla organik bað kurmaya baþladýðý ve etkileþim içerisine girdiði (TÝP dönemi) 60'lý yýllardan 12 Eylül'e uzanan tarihsel bir dönem boyunca Kemalizm'in izleri iþçi sýnýfýnýn üzerinden silinemedi. Baþýndan beri burjuva ideolojisinin Türkiye'ye özgü bir biçimi olan Kemalizm'in ideolojik etkilerinden, onun yedeðinde yürütmekten kendini kurtaramadý. Kemalizm'in etkileri sosyalist solu da derinden etkiledi. Kemalizm'den özgürleþememiþ, onunla baðlarýný koparamamýþ sosyalist solun büyük çoðunluðu deðiþik biçimler altýnda bu ideolojinin taþýyýcýsý oldu. Türkiye'de sýnýf mücadelesinin en geliþkin olduðu yýllar olarak nitelenebilecek 70'lý yýllar dahil, sözü ve eylemiyle milliyetçiliðin izlerini üzerinde taþý-

37


Kurtuluþ

müsaade edilmeyecektir. Tüm iþverenlerin iþ barýþýnýn koþullarýný saðlayacak esaslardan ayrýlmayarak, üretimin artýrýlmasý ve ihracata yönelik gayretlerinin geliþmesine yardýmcý olmalarý için her türlü tedbir alýnacaktýr..." Eðer "12 Eylül kime karþý yapýldý?" sorusuna verilecek en rasyonal yanýt; "sosyalizme ve sýnýf hareketine karþý yapýldý" ise, sýnýf hareketinde de DÝSK'e karþý yapýldý demek yanlýþ olmaz. Ne var ki, 12 Eylül generallerinin "yýkýcý ve bölücü" olarak niteleyerek kapýsýna kilit vurulan DÝSK yönetimine yön veren sol milliyetçi düþünce, 28 Þubat'a destek vermekten kaçýnmadý. Kürtleri gerekçe göstererek 12 Eylül'le hesaplaþma mitinglerinden çekilmekte bir beis görmedi. KESK ise, yaþamýn her alanýný etkileyen ve yönlendiren militarizme ve þovenizme karþý mücadeleyi, izlediði "ekonomist çizgi" ile ertelemeye yönelmiþ, "kitlemiz hazýr deðil" gibi naif gerekçelerle pasifist bir tutum sergilemiþtir. KESK bünyesindeki, en etkili ve kitlesel sendika EÐÝTÝM SEN, militarist güçlerin "psikolojik savaþ" taktiklerine, adeta boyun eðerek, anadil gibi temel bir ilkeden vazgeçebilmiþtir. Nitekim, EÐÝTÝM SEN'in bu ince taktikleri adým adým sendikayý küçültür, içini boþaltýrken, milliyetçi ve militarist güçlerin kuþatmasýyla elindeki tek tutamak noktasý "toplu görüþme yetkisi"sini de TÜRK EÐÝTÝM SEN'e kaptýrmýþtýr.

sine saðladýðý anayasal yetkilerle (MGK), politik yaþamý asker vesayeti altýna alýrken, diðer yandan bu ayrýcalýklý konumunu sermayeyle birleþtirme yönelimine girmiþ, OYAK gibi bir kuruluþla adým adým yerli ve yabancý sermayenin organik bir parçasý haline gelmiþtir. Bugün neredeyse OYAK'ýn el atmadýðý alan yok gibidir. Otomotivden bankacýlýða, silahtan demir çeliðe kadar stratejik deðer taþýyan, büyük artý-deðer yaratan, içerde ve dýþarýda geniþ pazar alanlarý yaratan bütün sektörlerde OYAK vardýr. Yüksek rütbeli emekli subaylar mali ve sýnai stratejik iþletmelerin yönetim kademelerinde belirleyici rol oynuyor. Ordu elbette bir "siyasal zor aygýtý" olmaya devam ediyor, ama ayný zamanda ordu yalnýzca "vatanmillet" edebiyatýyla Sabancýlarýn, Koçlarýn çýkarlarýný korumuyor. O kurduðu askeri-sýnai kompleksle, organik parçasý olduðu "yerli ve yabancý sermaye"yle birlikte doðrudan kendi çýkarlarýnýn da koruyuculuðunu yapýyor. *** "Emperyalist küreselleþme" ve yeni liberalizm koþullarý, "yerel sermaye"leri uluslar arasý sermayenin organik baðlarýný güçlendirmiþtir. Ýþçi sýnýfý, emekçiler ve ezilenler açýsýndan "milli ekonomi", "milli çýkar" gibi ifadeler ideolojik yanýlsamadan, politik propagandadan baþka bir anlam ifade etmiyor. Ama, iþçi sýnýfý ve emekçilerdeki baskýn verili bilinç düzeyi de devletten ve sermayeden baðýmsýz bir sýnýf siyaseti geliþtirmeye yetmiyor. Ýþçi sýnýfýnýn her düzeyde baðýmsýz bir sýnýf programý etrafýnda yeniden yapýlanmaya ihtiyacý var. Bu ihtiyacý karþýlayabilmenin ön koþullarýndan biri, iþçi sýnýfý ve emekçilerin bilinçlerini bulandýran, kendine yabancýlaþtýran ve sorunlarýn sýnýfsal iç yüzünü gizleyen þoven milliyetçiliðe ve onun bayraktarlýðýný yapan militarizme karþý mücadeledir.

*** Oysa ki, býrakýnýz Mustafa Kemal yýllarýna dair uzak geçmiþ analizlerini, artýk 2000'lerin dünyasý ve Türkiye'sinde "Cumhuriyetin kurucu unsuru" olmaktan kaynaklanan "ayrýcalýklý konumu"yla yetinmek istemeyen, ama onu da kullanarak uluslararasý tekelci sermayenin organik bir parçasý olan bir ordu var. 1960'tan itibaren bir yandan 27 Mayýs askeri darbesiyle, kendi-

* * *

38


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

Sýnýfýn Cinsiyeti

1

9. yüzyýldan önceki dönemde Avrupa'nýn ve Amerika'nýn kýrsal kesiminde kadýn iþçiler; terzi, çamaþýrcý, düðmeci, dantelci, dadý, sütçü veya ev hizmetçisi olarak ekmeðini kazanýyordu. Fakat on dokuzuncu yüzyýlda sanayi kapitalizminin geliþi ile birlikte kadýn iþçi büyük önem kazandý. Bu önem kazanma, makineleþme kadýna daha öncesinde var olmayan iþler yarattýðýndan deðil, sanayi devrimiyle birlikte kadýn iþçilerin sorun olarak algýlanmasý ve göze çarpmasýyla iliþkiliydi. Sorun olarak algýlanmanýn esas eksenini bizzat kadýn kimliðinin anlamý ve kadýn olma durumu ile ücretliliðin baðdaþabilirliði oluþturuyordu: Bir kadýn ücret karþýlýðý çalýþmalý mýydý? Ücretli çalýþmanýn kadýn vücudu ve annelik ve ailesel görevleri yerine getirme yeteneði üzerindeki etkisi neydi? Hangi tür iþler kadýna uygundu? Öyle ki 1860 yýlýnda bu sorularýn yanýtlarý aranýrken, Fransýz yasa koyucu Jules Simon iþi "iþçi olan kadýn artýk kadýn deðildir" iddiasýnda bulunmaya vardýrdý. Sanayi öncesi dönemde kadýnlarýn üretken faaliyet ile çocuk bakýmýný ve ev iþlerini baþarýlý bir biçimde birleþtirdikleri düþünülürken üretim biçimlerindeki deðiþimle birlikte bu birleþtirmenin olanaksýzlaþtýðý söylenmeye baþlandý.

Ebru Yýldýrým 39


Kurtuluþ

Kadýnlarýn evlendikten ya da çocuk sahibi olduktan sonra ücretli iþten ayrýldýklarý ve daha sonra eðer kocalarý aileyi geçindiremezse tekrar çalýþmaya geri döndüklerinden, ancak kýsa dönemler için çalýþabildikleri görüþü böylece yaratýlmýþ oldu. Sermaye, doðasý gereði baþlangýçta da en geniþ anlamýyla emek gücüne ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle de özellikle sanayi devrimi ertesinde kadýn ve çocuk emeði yaygýn biçimde kullanýlmaya baþlandý. Bu durum kadýn ve çocuk emeðine ödenen düþük ücret nedeniyle genel ücret düzeyini düþürdü. Böylece 19. yüzyýl sýnýf mücadeleleri, kýsmen cinsiyetler arasý bir mücadele halini almýþ ve bu süreçte erkek egemenliði, sermayeye uyarlanmýþtýr. Buna karþý ilk direnenler erkek iþçiler olmuþtur. Kadýnlar sadece ücreti düþüren bir rekabet unsuru deðil, ayný zamanda karýlarýydýlar. Bu nedenle ilk sendikal hareketler kadýnlarýn emek pazarýna toptan giriþini de hedef alan bir anlayýþla, erkek iþçilerin kendilerini korumak için sendikalar kurmalarý, kadýn ve çocuklar için de koruyucu iþ yasalarý elde etmeleriyle ve bir uzlaþma olarak da aile ücreti (bugünkü haliyle asgari ücret) sisteminin kabul edilmesiyle sonuçlandý. 19. yüzyýl sonu ve 20. yüzyýlýn baþýndan itibaren aile ücreti iþçi sýnýfý aileleri için sabit hale gelmiþtir. Tüm bu anlatýlanlardan da anlaþýlacaðý üzere; erkek egemenliði iþçi sýnýfýný sermayeye karþý mücadelesinde bulmuþtu. Erkekler kapitalistler tarafýndan satýn alýnmýþ, kadýnlar da gözden çýkarýlmýþtýr. Aile ücreti, kadýn emeðinin kontrol edilmesi ve denetimi üzerine kopan çatýþmanýn uzlaþma biçimidir. Erkek iþçiler, erkeklerle kadýnlara eþit ücret verilmesi için mücadele etmek yerine, karýlarýnýn evdeki hizmetini elde tutmayý tercih etmiþlerdir. Sanýldýðýnýn aksine baðýmsýz kadýn mücadelesi deðil, erkek egemen toplumsal iliþkiler sýnýfý bölmüþtür. Ücretli çalýþmayan kadýnýn yaþamý, erkek iþçinin yaþam standardýna baðýmlý hale gelmiþtir. Buna karþý kadýn emekçilerin çalýþma hakký ve eþit iþe eþit ücret mücadelesi ayrý bir kanaldan sürmüþ ve her iki mücadele arasýndaki gerilimler günümüze kadar gelmiþtir. Bunun peþinden emek pazarýnda iþin cinsiyete baðlý daðýlýmý gelmiþtir. Kadýnýn ev sorumluluklarý emek pazarýndaki aþaðý konumuyla pekiþtirilmiþtir. Cinsiyetle sýnýf arasýndaki iliþkinin kapitalizm altýnda aldýðý bu biçim kapitalist sömürünün

temel cinsiyetçi dinamiðini oluþturmuþtur. Aile temelli erkek egemenliði, sanayi temelli erkek egemenliðine dönüþmüþtür. Çalýþma Yaþamýnda Kadýn Ýþçiye Bakýþ 1867 Sanayi Ürünleri Sergisi'nde bir Fransýz delege cinsiyete, malzemeye ve tekniðe göre ayrýmlarý açýkça betimledi: "Erkek için aðaç ve metal, kadýn için aile ve kumaþ." Hangi iþin kadýnlara uygun olduðu, hangisinin olmadýðýyla ilgili kanýlar deðiþmesine ve farklý zamanlarda ve baðlamlarda farklý uygulamalara raðmen, yine de toplumsal cinsiyet istihdam deðerlendirmelerine düzenli olarak girdi. Kadýnlarýn çalýþtýrýldýðý iþler, yani 'kadýn iþi', fiziksel yeteneklerine ve doðuþtan üretkenlik düzeylerine biraz uygun iþler olarak tanýmlandý. Bu söylem kadýnlarý, bazý iþlerde toplayýp bazýlarýnda toplamayarak, her mesleðin kendi içindeki hiyerarþinin her zaman en dibine yerleþtirerek ve ücretlerini asgari geçim düzeyinin altýnda saptayarak emek pazarýnda cinsel iþ bölümünü üretti. Kadýn emeðinin belli tür iþlerle özdeþleþtirilmesi ve ucuz emek olarak tanýmlanmasý on dokuzuncu yüzyýlda çeþitli yollarla resmileþtirilip kurumsallaþtýrýldý. Kapitalist ekonomi tarafýndan kurumsallaþtýrýlan, aslýnda sorunsallaþtýrýlan 'kadýn' kimliði hangi parametreleri içinde barýndýrýyor? Bunlarý þu þekilde sýralayabiliriz: 1-Tüm kadýnlar evlidir. Henüz evlenmemiþlerse bile mutlaka evleneceklerdir; ayný þekilde tüm kadýnlar çocuk sahibidir ya da olacaktýr. 2-Tüm kadýnlar erkek yakýnlarýna ekonomik olarak baðýmlýdýr ve baðýmlý olmak zorundadýr. 3-Kadýnlar 'evkadýný' statüsündedir; üretici kapasiteleri onlarýn bu statüde uzmanlaþmalarýný saðlar. 4-Kadýn iþgücü sanayi sektöründe üretken deðildir. 5-Kadýnlar irrasyoneldir. Ekonomik birim olmaya uygun deðildir. Bu yüzden, doðru ekonomik kararlar alma açýsýndan güvenilmezdir. (Pujol, 1995) Kadýnlarýn iþgücü piyasasýndaki varoluþlarýnýn pek ciddiye alýnmamasýna zemin yaratan unsurlardan biri, tüm kadýnlarýn evli ya da bir gün mutlaka evlenecek olmalarýnýn, onlarýn erkek yakýnlarýna ekonomik olarak

40


Kurtuluþ

baðýmlý olmalarý olarak görülmesi. Kadýnlarýn ihtiyaçlarýnýn erkekler tarafýndan karþýlandýðý varsayýmý/dayatmasý, iþgücü piyasasýnda yer almalarý için bir neden kalmadýðý görüþünü de beraberinde getirmiþtir. Bununla birlikte kadýnlarýn sanayideki verimliliklerinin düþük olduðuna iliþkin varsayým, hem eski hem de yeni iktisatçýlarýn yazýlarýnda yer almaktadýr: "Sanayideki kadýn iþgücü niteliksiz ve ikincildir. Bu yüzden tam rekabet piyasasýnda erkeklerle eþit ücret almalarý beklenemez." (Pigou, 1960) "Kadýnlarýn 'eþit iþe eþit ücret', ayrýmcýlýðýn engellenmesi ve 'olumlu ayrýmcýlýk' gibi yasal düzenlemelerle teþvik ve korunmasý piyasa yapýsýný bozacak ve aksaklýklara yol açacaktýr." (Killingsworth, 1983) Kapitalist ekonomide erkekler özerk, baðýmsýz bireyler olarak belirlenirken, kadýnlar kendi ayaklarý üzerinde duramayan, baþkalarýna baðýmlý, ailenin bir üyesi, eþ, anne, kýz çocuk þeklinde kimliklendirilmektedir. Erkekler kendi ihtiyaçlarý, yetenek ve seçenekleri doðrultusunda piyasada serbestçe varlýklarýný sürdürürken; kadýnlar sadece piyasa dýþýna itilmekle kalmayýp, kendi çýkarlarýný gözetecek kararlar almaktan bile aciz yaratýklar olarak düþünülmektedir. Ekonominin bu þekilde piyasa ile özdeþleþtirilerek, toplumsal cinsiyetçi bir perspektifle erkek faaliyetleri olarak evrenselleþtirilmesi, günümüz hegemonik çalýþma yaþamýnda da kabul gören bir anlayýþtýr. Benzer bir þekilde, eviçi üretimin temel faktörü olan kadýn emeðinin üretken kabul edilmemesi de yaygýn bir görüþtür. Bu nedenle kapitalist iktisadi analizlerde evkadýnlarý iþgücüne dahil edilmemekte ve eviçi üretimi milli gelir hesaplarýnda göz önüne alýnmamaktadýr. Oysa ekonomik faaliyetlerin 'kadýncasý' tanýmlanýrken sadece piyasa deðiþimlerine konu olan üretim ve tüketim faaliyetleri yerine, insanlarýn yaþamlarýný sürdürmeleri ve geliþtirmeleri için gerekli ihtiyaçlarýn teminine iliþkin faaliyet ve politikalarýn tümünü içeren bir anlayýþ önerilmelidir. Böylelikle, kamusal alana iliþkin piyasa merkezli faaliyetler ile, özel alana ve toplumsal yaþama iliþkin faaliyetler ve politikalar arasýndaki ayrýmýn ortadan kalkmasý mümkün olacaktýr.

dir. Kadýn iþgücü hýzlý artmýþtýr, ancak aile ücreti ve cinsiyete dayalý iþbölümü hala var. Kadýnlarýn düþük statüde ve düþük ücretle çalýþmasý erkek egemen ailenin maddi temelini oluþturmaktadýr. Kapitalizmin temel mantýðý ile cinsiyetçilik arasýndaki baðý þöyle tanýmlamak mümkün: Kapitalizm, artýk deðerin büyümesi için emek gücüne ihtiyaç duyar. Bu emek gücünün içine çocuklarý ve kadýnlarý da dahil eder. Dolayýsýyla kadýnlarý, çocuklarý veya her türlü ayrýmcýlýða uðrayanlarý sistem dýþýna atmak mantýðýna terstir. Atmaz, marjinalleþtirir. Sistemin altlarýnda ya da yedek iþgücü olarak tutar. Bununla birlikte sermaye birikimini en üst düzeye çýkarmak, maksimum karý saðlamak için üretim maliyetlerini, ücretleri en aza indirmeyi hedefler. Bu ise ücretli emek içinde yapýsal bir katmanlaþmayla saðlanýr. Bu baðlamda cinsiyetçilik ve ýrkçýlýk, farklýlaþmýþ bir ücretli emeðin oluþmasý için kapitalizmin yararlandýðý ayrýmcýlýklardýr. Kapitalistler, bu marjinalleþtirilmiþ emeði yeri geldiðinde, çalýþanlara karþý bir tehdit unsuru olarak kullanmaktan da çekinmez. Bu durum çok düþük ücretlere zemin saðlar. Yaþadýðýmýz coðrafyada gerek kadýnlara, gerekse de Kürtler'e yüklenen toplumsal anlamlar ve ayrýmcýlýk her ikisinin de çok ucuza çalýþabilirliðinin önünü açmaktadýr. "Böyle düþük ücretler, ücretlilerin hayat boyu hane gelirinin küçük bir kýsmýný karþýladýðý hane yapýlarýnda mümkündür. Hanenin diðer emek girdileri kadýnlar, çocuklar ve yaþlýlar tarafýndan saðlanýr. Böylece ücret geliri düþüklüðü, ücretsiz iþteki emek girdisi ile telafi edilir. Cinsiyetçilik üretim ve yeniden üretim düzeyindeki ayrýþmayý ve çatýþmayý böylece gizler. Kadýnlarýn aile ve ev içindeki emekleri tamamen görünmez olur ve deðer dýþýnda kalýr." (Fevziye Sayýlan) Kapitalizmin emek gücünü yukarýda tanýmlandýðý biçimiyle bölmesi ve kadýnlarý dýþlamasý sadece birikim ihtiyaçlarý ile açýklanamaz. Bu, meselenin önemli bir yönüdür, ancak ve ayný zamanda kadýnlarýn dýþlanmasý ve ikincilleþtirilmesi, toplumsal denetim ihtiyacýný da karþýlar. Kadýnlarýn erkek iktidarlý ailelerde çocuklarý yetiþtirmesi, toplumsallaþma yoluyla, itaatkar bireylerin yetiþmesine, sonrasýnda da kendi mantýðý içinde kapitalizme karþý ciddi bir tehdidin ortadan kalkmasýna neden olur. Cinsiyetçi ideoloji kadýný erkeðe göre deðersizleþtirir. Bu anlayýþýn yayýlmasý sayesinde (görsel ve yazýlý

Ýþçi Kadýnlardan, Kadýn Ýþçilere Bununla birlikte günümüzde kapitalizmin herkesi proleterleþtirme eðilimi devam etmekte-

41


Kurtuluþ

medya, eðitim sistemi, dini kurumlar...vs ile) kadýnlarýn sadece yaptýklarý iþler deðil, kadýnsý özellikler de küçümsenir. Böylece bir yandan kadýnlarýn evde yaptýklarý iþler hafife alýnýr. Bu yolla sermaye, toplumsal ihtiyaçlarý karþýlamadaki yetersizliðini gözden gizler (kadýnlarýn evde yaptýklarý temizlik, yemek, ütü, çocuk bakýmý...vb iþler); bir yandan da özellikle emekçi sýnýftan erkekleri denetlemek ve maniple etmek için, kadýnlarýn baðýmlýlýðý kullanýlýr. Bu yolla toplumsal denetim politikalarý meþrulaþtýrýlýr. Militer süreçler ve güç kullanmayý meþru gören faþizm, ýrkçýlýk gibi ideolojilerin cinsiyetçi söylem aracýlýðýyla meþruiyet kazanmalarý ve yaygýnlaþmalarý rastlantý deðildir. Bu nedenle cinsel eþitsizlik ve ayrýmcýlýk, sýnýflarýn ve sosyo-ekononomik tabakalaþmanýn öyle bir dayanaðý haline gelmiþtir ki, onu yaþatan erkek egemenliðine karþý gelmeden burjuva egemenliðini sarsmak mümkün deðildir. Sýnýflý toplumun dayanaðýný oluþturan politik yapýlarý hedef almadan, erkek egemenliðine son vermek de olanaksýzdýr. Böylesine içiçe geçmiþ bir mücadelenin gerekliliði söz konusudur: Kapitalizmi yýkmak için erkek egemenliðini, erkek egemenliðini yýkmak için kapitalizmi yýkmak gerekmektedir. Bu baðlamda kadýnlarýn kurtuluþu için sosyalizm ön koþuldur. Dolayýsýyla emekçiler, sýnýflar mücadelesi içinde kapitalizme karþý mücadele programlarýna cinsiyetçilikle mücadeleyi koymadýklarý sürece, kadýnlar düþük ücretle, kalitesiz iþlerde çalýþacaklar; emek ve üretim sürecinde yönetimde olma olanaklarý pek az olmaya devam edecektir. Sendikalardaki erkek egemenliði sürdükçe, bu durum sendikal bürokrasinin önemli bir dayanaðý olmayý sürdürecektir. Sayýlan nedenlerden dolayýdýr ki, salt iþçi kimliði üzerinden tanýmlama yapmak, kadýnlarýn sýnýf içinde de yaþýyor olduklarý ayrýmcýlýðý gözardý etmek anlamýna gelecektir. Bu sorunu görünür kýlmak için 'iþçi/emekçi kadýnlar' yerine, 'kadýn iþçiler/emekçiler' tanýmlamasý mücadelenin yönünü ve içeriðini belirlemek açýsýndan önem kazanmaktadýr.

Zaman zaman gerek 8 Mart süreçlerinde, gerekse de yaþam alanlarýmýzda yaþadýðýmýz/dillendirilen, kadýnlarýn baðýmsýz hareket etmelerinin mücadeleyi böldüðü fikriyatý yukarýda deðinilen nedenlerden dolayý gerçekçi deðildir. Oysa sýnýf örgütlerinin cinsiyetçiliðe karþý mücadelesi, kadýn ve erkek emekçilerin gerçek birliðinin önkoþuludur. Bunun hem örgütsel hem de bireysel düzeyde kaçýnýlmaz sonuçlarý vardýr. Öncelikle tek tek erkeklerin cinsiyetçiliðin kendilerine biçtiði rolle hesaplaþmalarý gerekmektedir. Çünkü erkeklerin kadýnlara raðmen sahip olduklarý ayrýcalýklar, erkeklerin iradesine bakýlmaksýzýn toplumsal olarak kurulmaktadýr. Dolayýsýyla kiþisel bir bilinç dönüþümü, ortak mücadelenin ayrýlmaz bir parçasýdýr. Ev iþlerini kimin yapacaðý, çocuklarýn nasýl yetiþtirileceði sorgulanmalý, ayrýca sýnýf örgütlerinde neden hala erkek egemenliðinin sürdüðü; bu durumun sürmesine tek tek ve örgütsel olarak yapýlan katkýlar ya da kayýtsýz duruþlar; sendikalarýn toplu sözleþmelerde üretim alanýna hapsedilen, kadýn emekçilerin sorunlarýnýn dýþýnda tutulan taleplerinin kadýn emekçilerin sýnýf örgütlerindeki konumuyla ilgili sonuçlarý; politik alanýn nasýl ve kime göre tanýmlandýðý; sýnýf örgütlerinin diðer toplumsal hareketlerle iliþkiyi nasýl gördüðü noktasýnda sorular sorulmalý ve verili siyasal anlayýþlar, yönelimler gözden geçirilmelidir. Emekçi sýnýflarýn mücadelesinin kendisi ve bu mücadeleyi yürüten örgütleri, kapitalizmin üzerinde yükselen ve iç içe geçmiþ, birbirini çoðaltan her türlü sömürü, baský ve tabi olmayý barýndýran iliþkilerle bir bütün olarak yüzleþmesi gerekmektedir. Bu durum da, farklý baský ve ayrýmcýlýklara karþý mücadele yürüten örgüt ve hareketlerle (baðýmsýz kadýn örgütleri, homofobi karþýtý ve eþcinsel hareketler, baský altýnda tutulan ulus ve azýnlýklarýn örgütleri...vb) sendikalarýn etkileþimini gerektirmektedir.

Kaynaklar: Kadýnlarýn Tarihi: Ýþ Bankasý Yayýnlarý- IV Ýktisat Dergisi: Çalýþma Yaþamýnda Kadýnlar Beden Emek Tarih: Gülnur Acar Savran Kadýnlarýn Görünmeyen Emeði-Maddeci Bir Feminizm Üzerine: Nesrin Tura-Gülnur Acar Savran

Son Söz Yerine Erkek egemenliðine karþý kadýnlarýn baðýmsýz örgütlenmesinin gerekliliðini bilmekteyiz.

* * * 42


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

Türkiye’de Eðitim Emekçilerinin Örgütlü Mücadelesi -ICumhuriyet öncesi dönem: ürkiye boyutunda eðitim emekçilerinin örgütlü mücadelesi 1908 tarihiyle baþlar.Ýkinci Meþrutiyet'in ilanýný izleyen günlerde (Temmuz 1908) Ýstanbul'da ,henüz bir yasal düzenleme yokken Encümen-i Muallimin kurulur.Dönemim Maarif Nezaretine yakýn kiþilerce kurulduðundan ilgi görmez.Ayný yýl Muhafýz-i Hukuk-ý Muallimin kurulur.Ayný yýl iki örgüt birleþerek Cemiyet-i Muallimin adýný alýr.Baþkanlýðýna Muhafýz-i Hukuk-ý Muallimin'in de baþkaný olan Fransýzca öðretmeni Zeki Bey getirilir.Cemiyet-i Muallimin daha çok ilkokul öðretmenlerinin sorunlarýný dile getirir.Miratý Maarif adýyla bir de dergi çýkarýlmaya baþlanýr.Cemiyetin ömrü uzun sürmez.Ýttihatçýlarýn baskýlarý ile karþýlaþýr. Harekat Ordusu'nun Ýstanbul'a girmesiyle(1909) Cemiyet Baþkaný Zeki Bey tutuklanýr;Cemiyeti-i Muallimin kapatýlýr. Cemiyet-i Muallimin'in kapatýlmasýný takip eden birkaç yýl ciddi bir örgütlenmeye gidilememiþtir.Ýttihatçýlarýn etkisini kaybetmeye baþlamasýyla 8 Mart 1918'de Muallimler Cemiyetý kurulur.Cemiyet tüzüðünde amaçlar özetle "Öðretmenlerin tanýþýp kaynaþmasýna yardýmcý olmak;onlarýn ekonomik ve sosyal haklarýný korumak;kültür düzeylerini ve saygýnlýk-

T

Nurettin Aldemir 43


Kurtuluþ

larýný geliþtirmek" olarak ifade ediliyordu.Cemiyet her eðitim kademesindeki öðretmenleri,öðretim üyelerini üyeliðe kabul edeceðini belirtmesine raðmen öðretim üyeleri raðbet etmemiþ,orta öðretim üyelerinden de çok azý üye olmuþtur. Aylardýr kamuda çalýþan ilkokul öðretmenleri maaþlarýný alamýyorlardý.28 Þubat 1920'de ilkokul öðretmenleri topluca Maarif Müdürlüðü'ne giderek birikmiþ maaþlarýnýn ödenmesini;ödenmediðinde görevlerine devam etmeyeceklerini söylerler.Bu ifadeler bir çeþit grev ilaný olarak tarihe geçer. Maarif Müdürlüðü paranýn ayrýldýðý,ödeneceði yalanýyla öðretmenleri oyalamak ister. Mali yýl Mart ayýnýn ilk günü baþlamaktadýr.Öðretmenler söylenen sözleri inandýrýcý bulmazlar.Bunun üzerine Ýstanbul'da çalýþan ilkokul öðretmenleri grev kararý alarak 1-14 Mart tarihleri arasýnda greve giderler.Kesin olmamakla birlikte o yýllarda Ýstanbul'da 200 kadar ilkokulda 1000 civarýnda öðretmen çalýþmaktadýr.Okullarda da 20 bin öðrenci eðitim görmektedir.Maaþlarýnýn ödeneceði sözü üzerine grevi sona erdirdiler.Ancak söz verilmesine raðmen maaþlarý yine ödenmeyince Eylül ayýnda okullarýn açýldýðý günlerde greve yeniden baþlarlar.Greve Ýstanbul'daki okullarýn tamamýndan yaklaþýk bin öðretmen katýlýr.Bunun üzerine bankalardan borç alýnarak maaþlar ödenir. Bu grev Türkiye tarihinde eðitim emekçilerinin ilk ekonomik hak grevidir. Cemiyet yönetiminin ilkokul öðretmenlerinin grevine baþlangýçta olumsuz yaklaþmasý üzerine grevci öðretmenler ayrý bir örgütlenmeye giderek Mekatib-i Ýptidaiye Muallimleri Cemiyeti'ni kurar. 1919/1920 yýllarýnda Ýstanbul'da iþçi grevleri yaygýndýr.Gazete çalýþanlarý,tramvay iþçileri,deri iþçileri bunlardan bazýlarýdýr.Ýþçi grevleri ile öðretmenlerin grevi arasýnda somut bir bað var mýdýr bilinmez;ancak iþçi sýnýfý ile eðitim emekçilerinin birbirlerinden etkilendikleri þüphe götürmez. Anadolu'da TBMM'nin açýlýþýný izleyen günlerde Anadolu Hükümetine baðlý öðretmenler,yeni örgütlenmelere baþlarlar.Ankara Lisesi öðretmenleri 1920'de Muallim ve Muallimeler Cemiyeti'ni kurarlar.Maarif Vekili Dr. Rýza Nur taþra teþkilatlarýna gönderdiði genelgede cemiyetin her

yerde þube açmasýnýn uygun olduðunu belirtir.Ýdarecilerle iç içe olan cemiyet pek raðbet görmez.Cemiyet 7 Mayýs 1921'de Türkiye Muallime ve Muallim Cemiyetleri Birliði'ne dönüþür.Birlik tüzüðünde amacýný özetle -öðretmenlik mesleðini korumak,öðretmenlerin sosyal statülerini yükseltmek- olarak ifade ederken bu amacýna ulaþmak için "iktisadi ve ilmi vasýtalarý" kullanacaðýný belirtir.Birlik " Ýslamiyet'i dikkate almamakla,sosyalizmi övmekle" suçlanýr.Birlik Kurtuluþ Savaþýný ise açýktan destekler. 1923-1945 dönemi: Cumhuriyetin ilanýndan sonra Ýstanbul ve Ankara merkezli örgütler varlýklarýný ayrý sürdürdüler.Ankara'daki birlik muallim sözcüðünün tüm öðretmenleri kapsadýðý düþüncesiyle adýndan muallime sözcüðünü çýkarýlýr.Türkiye Muallimler Birliði adýný alýr.Ýstanbul merkezli örgütler de Türkiye Muallimler Birliðine katýlýrlar. Birlik 1925 Temmuz'unda genel kurulunu topladý.Mustafa Kemal'in desteklediði birliðin genel kurulunda baþkanlýða Adalet Bakaný Mustafa Necati getirilirken yönetim kurulu da milletvekillerinden oluþturulur.Birlik amacýný "Bütün muallimlerin hukuk ve menafini siyanet etmek,muallimlik mesleðini layýk olduðu mevkie çýkarmak,meslektaþlarýn fikri ve içtimai seviyelerini mesleðin kadrü haysiyetiyle mütenasip bir þekilde ila etmek,yeni nesli asri,iradeli,Cumhuriyetçi yetiþtirmek" þeklinde ilan eder. Birlik 1926 yýlýnda 240 þubeye ulaþýr. Cumhuriyetçi öðretmen anlayýþý, çok sayýda öðretmenin tüm haklarý yok sayýlarak iþten atýlmasýna neden olur.Bu yüzden öðretmenler birlikten uzaklaþmaya baþlarlar.Birlik 1928 yýlýnda yaptýðý kongrede federatif yapýya dönüþme kararý alýr. 1931 yýlýna gelindiðinde 16 yerel örgüt kalmýþtýr.Bunlar da tek partili döneme (1931) girilmesiyle birlikte yoðunlaþan baskýlardan dolayý kapatýlýrlar.1938 yýlýnda çýkarýlan 3512 Sayýlý Cemiyetler Yasasýyla kamu görevlilerine örgütlenme yasaðý getirilir.19311945 yýllarý suskun yýllar olarak geçer. 1940-1945 yýllarý arasýnda Köy Öðretmenleri Tekaüt Sandýðý,Ýlkokul Öðretmenleri Yapý Sandýðý,Ýlkokul Öðretmenleri Saðlýk ve Sosyal Yardým Sandýðý(ÝLKSAN) gibi yarý resmi kuruluþlar kurulur.Sonraki yýllarda Ýlkokul Öðret-

44


Kurtuluþ

menleri Tekaüt Sandýðý,Emekli Sandýðý'na;Ýlkokul Öðretmenleri Yapý Sandýðý, Öðretmenler Bankasý'na(TÖBANK) dönüþür.

Temmuz 1965) toparlayýcý bir iþlev gördü.TÖS'ün kuruluþunu takiben yýllarda TÖDMF(12 Temmuz 1969) ve TKÖDF(1966) varlýklarýna son vererek TÖS' e katýldý. Doksan öðretmenin kurucu üye olduðu TÖS ayný zamanda ilk kamu emekçisi sendikasýdýr.TÖS tarihi boyunca üç kez genel kuru toplayabildi. Genel baþkanlýk görevini 1967 yýlýnda Feyzullah Ertuðrul'un genel baþkan olduðu dönem hariç- Fakir Baykurt üstlenir.Fakir Baykurt ve bazý yöneticiler1971'de askeri yönetimce tutuklanýnca Genel Baþkanlýða Mehmet Cihangir getirilir.20 Eylül 1971 tarihinde askeri diktatörlük 1961 Anayasasýnýn 46 ve 199.maddelerinde deðiþikliðe giderek TÖS'ü ve diðer tüm kamu emekçisi sendikalarýný kapatýr.TÖS kapatýlmadan önce 3 Eylül 1971'de Tüm Eðitim Öðretim Emekçileri Birleþme ve Dayanýþma Derneði(TÖB-DER) kurulur.TÖS kapatýlma tarihinden önce tüm mal varlýðýný TÖB-DER'e devreder.Kapatýldýðý tarih itibariyle(22.Eylül 1971) TÖS'ün 535 þubesi ve 72.000 üyesi bulunuyordu. TÖS'lü öðretmenler "politika yapýyor;din düþmanlýðý yapýyor;Amerika'nýn aleyhine atýyor;Rusya'yý övüyor;anarþi tahrikçiliði yapýyor;zaten hepsi solcu" nitelemeleriyle saðcý partiler ve taraftarlarý tarafýndan sürekli suçlanýyor ve hedef gösteriliyordu. TÖS binalarý ve üyelerine yönelik saldýrýlar bu nedenlerin de etkisiyle zaman içinde ivme kazandý. 12 Mart'tan sonraki günlerde TÖS yöneticileri ve üyeleri gözaltýna alýnmaya baþladý. TÖS'ün 3600 yönetici ve üyesi göz altýna alýndý..Bir bölümü tutuklandý.Askeri savcýnýn hazýrladýðý iddianamedeki suçlamalarla 12 Mart öncesi TÖS'lü öðretmenlere yöneltilen eleþtiriler arasýndaki benzerlik ilgi çekicidir.Askeri savcýya göre TÖS'ün suçu "Kuruluþ amaçlarýnýn dýþýna çýkmak;gizli örgüt kurmak;komünizm propagandasý yapmak;anarþik ortamýn yaratýlmasýna ve sýkýyönetimin ilanýna sebep olmak"týr.Ýddianamede yer alan bu suçlamalar gerekçe yapýlarak 214 kiþi hakkýnda toplu dava açýlýr. TÖS Genel Baþkaný Fakir Baykurt askeri mahkemede savunma yaparken 5 Mayýs 1969 tarihli TÖS gazetesinin 30.sayýsýnda çýkan Asýl Dayanýþma baþlýklý yazýsýndan alýntý yaparak TÖS'ü þöyle anlatýr: "TÖS bir sendikadýr.Bir öðretmen sendikasý.Olaylara,yaþama bir öðret-

1945-1961 dönemi: Tek partili dönemin sona ermesiyle girilen dönemde 5 Haziran 1946 tarihinde 4919 sayýlý yasayla dernek kurma hakkýna sýnýrlý serbesti tanýndý.Öðretmenler yasanýn saðladýðý olanaklarý kullanarak il ve ilçelerde yerel dernekler kurmaya baþladý.Derneklerin amacý birbirine benziyordu.Öðretmenlerin ekonomik,sosyal kültürel yönden dayanýþmasý hedefleniyordu. Ankara Öðretmenler Yardýmlaþma Derneði, 1 Temmuz 1948 tarihli bir mektubu diðer yerel derneklere ve milli eðitim müdürlüklerine göndererek üst birlik kurma çaðrýsý yapar.15 Aðustos 1948 tarihinde 32 yerel örgütün katýlýmýyla Öðretmen Yardýmlaþma Dernekleri Birliði kurulur.Kuruluþ, 1950 yýlýnda Türkiye Öðretmen Dernekleri Milli Birliði;1954 tarihinde ise Türkiye Öðretmen Dernekleri Milli Federasyon(TÖDMF) adýný alýr. TÖDMF iktidara yakýn politikalar izlemektedir;bu nedenle Köy Enstitüsü çýkýþlý öðretmenleri üye yapmak istemez.Bunun üzerine Köy Enstitüsü çýkýþlý öðretmenlerin öncülüðünde yerel köy öðretmeni dernekleri kurulur.Bu türden dernekler, 14 Eylül 1958 yýlýnda Ýzmir merkezli üst birlik kurarlar.Bu birliðin adý da Türkiye Köy Öðretmen Dernekleri Federasyonu'dur. Yasanýn ve idarenin getirdiði sýnýrlama ve baskýlar nedeniyle yerel derneklerin ve federasyonlarýn yaþamý etkileyecek önemde etkinlikleri olamaz.Ýki federasyonda TÖS' ün kuruluþuna kadar varlýklarýný sürdürürler. 1961-1971 dönemi: Kamu emekçilerine sendika kurma hakký tanýyan ilk yasal düzenleme 1961 Anayasasý'nýn 46.maddesinde yer alýr.Anayasa'nýn 46.maddesi dayanak yapýlarak 6 Haziran 1965 tarihinde 624 Sayýlý Devlet Personeli Sendikalarý Kanunu çýkarýlýr.Yasa grev ve toplu pazarlýk hakký tanýmýyordu.Ýþkolu tanýmý da getirmiyordu.Ülkenin dört bir yanýnda sendikaya benzemeyen yüze yakýn örgüt kuruldu.Çoðu örgüt,ödenti sýkýntýsý yüzünden iþlevsiz kaldý.TÖDMF üyesi öðretmenler tarafýndan kurulan Türkiye Öðretmenler Sendikasý(8

45


Kurtuluþ

men sendikasý olarak bakar.TÖS'ün sorumluluðu,öðretmen ve meslek sorunlarýnýn çözümlenmesine çalýþmaktýr.Fakat öðretmen ve meslek sorunlarý halkýn sorunlarýndan ayrý düþünülemez…Daha temel bir anlatýmla,bugün Türkiye'miz bir deðiþme ve yenileþme sancýsý içindedir…Mevcut kanunlar içinde,düzen deðiþikliðinin bir siyasal yaný vardýr.Bunu halkýn kendisi ve partileri yürütecektir.Biz öðretmenlere düþen görev ise,bu deðiþikliðin pedagojik yanýdýr.Deðiþmeyi saðlayacak insanýn kafasýnda deðiþiklik bilincini yaratmak ve yaymaktýr bizim görevimiz…TÖS,bu mücadeleye katýlan öðretmenlerin aracý ve örgütüdür.Bu görüþte olan öðretmenlere TÖS'lü öðretmen denir.TÖS içinde,biz yalnýz kendi çýkarýmýza bakarýz;halk sorunu,düzen sorunu bizi ilgilendirmez ,diyen tek öðretmen yoktur." TÖS'ün dört genel merkez yöneticisinden her birine askeri mahkemece 8 yýl 10 ay 20 gün hapis cezasý verilirken;elli beþ yönetici ve üyeye de 10 ayla 10 yýl arasýnda deðiþen hapis cezalarý verilir.Temyiz için Askeri Yargýtay'a gidilir.Oradan henüz bir sonuç gelmeden af yasasý çýkar ancak;TÖS sanýklarý af istemediklerini belirtirler.Bunun üzerine yargýlama süreci devem eder ve ceza verilen TÖS yöneticisi ve üyelerinin beraatýyla sonuçlanýr. Hukuki varlýðý yaklaþýk altý yýl süren TÖS bu süre içinde eðitim emekçileri mücadelesinde önemli yer tutan ve sonraki dönemlere de ýþýk tutup yol gösterecek eylem ve etkinlikler yapmýþtýr.Bunlardan Devrimci Eðitim Þurasý,ÝLK SEN'le birlikte örgütlenen 1969 boykotu ve büyük eðitim yürüyüþü hafýzalardan silinmeyecek türdendir. TÖS ilkokuldan üniversiteye tüm eðitim kademelerindeki öðretmenleri tek çatý altýnda bir araya getirmeyi hedeflemesine raðmen TÖS'ün kuruluþuyla birlikte kademe sendikacýlýðý tartýþmalarý yoðunlaþtý ve taraftar buldu.O yýllarda 80 civarýnda öðretmen sendikasý kurulmuþtur.Bunlardan birisi de Ýlkokul Öðretmenleri Sendikasý(ÝLK SEN)dýr.Salim Erdem'in kurucu baþkaný olduðu ÝLK SEN 11 Temmuz 1965 'te kurulur.Kurtuluþuyla birlikte ÝLK SEN ve TÖS arasýnda sendikal anlayýþ farklýlýðý yüzünden yoðun tartýþmalar olmuþtur fakat ÝLK SEN'in de mücadeleci bir çizgiye sahip olmasý iki sendika arasýnda yakýnlaþma,dayanýþma ve ortak

mücadele olanaklarý yaratmýþtýr.Yaratýlan havanýn etkisiyle ÝLK SEN ve TÖS 15-19 Aralýk 1969 öðretmen boykotunu birlikte örgütlemiþtir.Büyük yanký uyandýran bu eylem örgütsel birlik isteklerinin konuþulmasýný saðlamýþtýr.Bir süre sonra eþit temsille ortak bir kurultay düzenlenmiþ(6-7 Aðustos 1970) ancak bu kurultaydan birlik kararý çýkmamýþtýr. Eylem birliði kararý alýnmýþtýr. ÝLK SEN üzerinde de yoðun baskýlar olmuþtur.ÝLK SEN baskýlarý protesto etmek için 27 Eylül 1970'te Ýstanbul,Adana,Trabzon, Kayseri ve Erzurum' da açýk hava;Eskiþehir,Malatya,Samsun ve Ýzmir'de kapalý salon toplantýlarý yapmýþtýr. ÝLK SEN de 12 Mart 1971 askeri diktatörlüðü tarafýndan kapatýlmýþtýr.Ýlk Sen Gazetesi adýyla aylýk yayýn organý çýkaran ÝLK SEN kapatýldýðýnda 312 þubesi ve 47.600 üyesi bulunuyordu. 1971-1980 dönemi: Artýk sahnede TÖB DER vardýr.Eðitim emekçileri mücadelesinin tüm mirasýný taþýma sorumluluðu ve birikimini temsil hakký TÖB DER'in, TÖB DER üyelerinin omuzlarýndadýr.Tabi ki sistemin hýþmýna uðrama sonucu da kaçýnýlmazdýr. Aslýnda örgütün ilk adý TÖB(Türkiye Öðretmenler Birliði)dür.Yasa birliði düzenlememiþtir savýyla yapýlan uyarý sonucu 23 Kasým 1971'de Türkiye Öðretmenler Birleþme ve Dayanýþma Derneði adýný alýr.Ancak Türkiye adýný kullanmak bakanlar kurulunun iznine baðlý olduðundan Türkiye sözcüðü kullanýlamaz.Þubat 1973'te ad bu kez Türkiye Öðretmenler Birleþme ve Dayanýþma Derneði olur.Aðustos 1978 kurultayýnda son þeklini alarak Tüm Eðitim Öðretim Emekçileri Birleþme ve Dayanýþma Derneði'ne dönüþtürülür. TÖB DER 40 TÖS üyesi öðretmen tarafýndan kurulmuþtur.Ýlk genel baþkaný Haydar Orhan'dýr. Daha sonra sýrasýyla Ali Bozkurt,Cemil Çakýr,Gültekin Gazioðlu baþkanlýk görevinde bulundular.TÖB DER Uluslar arasý Öðretim Sendikalarý Federasyonu(FÝSE) üyesi olmuþ;12 Eylül diktatörleri tarafýndan kapatýldýðýnda yaklaþýk 650 þubeli,200 000 üyeli bir örgüttür.Sendika olmamasýna raðmen DÝSK'e de fahri üye kabul edilmiþtir. TÖB DER'in tüzüðünde amaçlarý þöyle yer

46


Kurtuluþ

almýþtýr: "Derneðin amacý Atatürk devrimleri,Ýnsan Haklarý Evrensel Beyannamesi ile Anayasamýzýn milli,demokratik,laik ve sosyal hukuk devleti kapsamý içinde üyelerin tüm ekonomik-demokratik sosyal ve özlük haklarýný koruyup geliþtirerek birleþmelerini ve dayanýþmalarýný saðlamaktýr." Bu amaçlara ulaþmak için yapacaðý çalýþmalar ise tüzüðün 4. maddesinde ifade edilir.Bu maddeye göre TÖB DER "Eðitim hizmetlerinde çalýþanlarýn meslek sorunlarýnýn çözümü,mesleki geliþiminin saðlanmasý,personel haklarýnýn korunmasý ve geliþtirilmesi,eðitimin bilimsel ilkeleri,yurt ve dünya sorunlarý,insan haklarý ve Anayasa hükümleri yönünde incelemeler yapýlmasý,ilgililere ve kamuoyuna öneriler götürülmesi,dünyadaki ayný alanýn örgütleriyle bilgi ve deney alýþ veriþinde bulunulmasý,zarara uðrayan üyelerinin geçim güvenliklerinin saðlanmasý,üyelerine maddi ve sosyal yardýmlarda bulunulmasý,üyelerinin mesleki ve genel kültürlerinin geliþtirilmesi,eðitim-bilim,kültür hayatýnýn özgürlük ve demokratik iþleyiþ içinde sürdürülmesi…" çalýþmalarýný yapacaktýr. TÖB DER'in 12 Eylül döneminde askeri savcýnýn iddianamesinde de yer alan,akýllarda kalan bazý eylemleri þunlardýr: 20 Mart 1978 Boykotu:DÝSK'in iþ býrakma eylemine destek vermek;faþist saldýrýlarý protesto etmek için(16 Mart 1978 günü Ýstanbul Üniversitesi'nde yedi öðrenci öldürülmüþtü) yapýlan bir günlük boykottur. 21 Þubat 1976 Ýzmir Mitingi:Hayat pahalýlýðýný ve faþist saldýrýlarý protesto için yapýlmýþtýr. 8 Mayýs 1976 Ödemiþ mitingi:Hayat pahalýlýðýný ve faþist saldýrýlarý protesto için diðer derneklerle birlikte organize edilmiþtir. Ekonomik ve Demokratik Haklar Miting ve Yürüyüþleri: 22 Ocak 1977'de Mersinde;29 Ocak 1977'de Diyarbakýr,Bursa ve Zonguldak'ta yapýlýr. 24 Aralýk 1979 Boykotu:24 Aralýk 1978'de Kahramanmaraþ'ta faþistler mahallelere,tek tek evlere hedef gözeterek saldýrlar.Yüzden fazla emekçi öldürülür.Bunlardan beþi de TÖB DER üyesidir.Bu katliamýn yýldönümünde bir günlük boykot yapýlýr 29 Eylül 1979 Bursa Mitingi: Bitlis, Trabzon, Giresun, Van; Adapazarý; Ordu;

Eskiþehir ve Bursa da ayný gün miting yapýlmak üzere baþvurular yapýlýr.Seçimler öncesinde bulunulduðu gerekçesiyle Bursa'nýn dýþýndaki illerde izin verilmez.Ýzin verildiði halde Bursa mitingine polis planlý olarak saldýrýr.Yüzlerce öðretmen dövülür.Öðretmen Fehmi Yýldýrým ölür.Yöneticiler yargýlanýr;suçsuz bulunarak beraat ederler. 3 Ekim 1979 Yas Eylemi:Bursa Mitinginde polis tarafýndan dövülerek öldürülen Fehmi Yýldýrým anýsýna bir günlük yas ilan edilerek protesto eylem ve etkinlikleri yapýlýr. Demokratik Eðitim Kurultayý:4-11 þubat 1968 yýlýnda yapýlmýþtýr.Kurultayýn açýþ konuþmasýný yapan Genel Baþkan Gültekin Gazioðlu kurultayýn hangi ihtiyaçtan doðduðunu konuþmasýnýn son bölümünde þöyle özetler: "Türkiye'de olanak ve fýrsat eþitliðinin saðlandýðý insanlarýn yetenekleri doðrultusunda geliþtirildiði,özgür tartýþma ortamýnýn saðlanabildiði,öðretmen ve öðrencilerin yönetime katýldýðý,herkesin kendi anadilinden eðitim görebildiði,emperyalist etkilerden arýnmýþ,üretime ve iþe dönük bir eðitim sistemine ihtiyaç vardýr.Biçimde ulusal,özde emekçi halktan yana eðitim dediðimiz demokratik eðitim ,bu özellikleri taþýmalýdýr." Kurultay sonuç bildirgesi oybirliðiyle kabul edilir.Sonuç bildirgesinden bazý çarpýcý bölümler aþaðýdadýr. "DEK,öðretmen hareketinin en ivedi ekonomik ve demokratik sorunlarýnýn baþýnda grevli,toplusözleþmeli sendikalaþma hakkýnýn geldiðini dile getirir.Kurultayýmýz,tüm çalýþanlarýn sendikalaþma hakkýný benimser.Bu hak,tüm ücretli emekçiler için vazgeçilmezdir ve dünyanýn dört bir yanýnda eðitim,bilim ve kültür iþçileri tarafýndan kullanýlmaktadýr.Eðitimin üretimle olan baðý,öðretmenlerin yaþama ve çalýþma koþullarý dikkate alýndýðýnda,eðitim emekçilerini tüm ücretli çalýþanlar gibi iþçilerin dýþýnda düþünmek olanaksýzdýr.Bu ana düþünceden hareketle, Demokratik Eðitim Kurultayý: Sendikal haklarýmýz doðrultusunda mücadelenin;uluslar arasý kardeþ öðretmen örgütleri,demokrasiden yana sendikalar ve diðer meslek örgütleri baþta olmak üzere,emekten yana siyasi güçlerle,gençlik ve kadýn kuruluþlarýyla güç ve eylem birliði içinde

47


Kurtuluþ

sürdürülmesi… Demokratik bir eðitim,ancak demokratik bir toplumda mümkündür.Eðitimim demokratikleþtirilmesi uðrunda verilmekte olan mücadele,toplumumuzun içine girdiði genel demokratikleþme sürecinin önemli bir parçasýdýr.Baskýsýz ve sömürüsüz bir toplum düzenini gerçekleþtirebilmek amacýyla anti demokratik tüm engellerin temizlenmesi tarihsel bir görevdir. Üretici güçlerin özgürce geliþmesine büyük katkýda bulunan eðitimden tüm emekçi sýnýf ve tabakalarýn eþit olarak yararlandýrýlmalarýný… Devlet güdümündeki tüm Ýmam Hatip Okullarý,Kuran Kurslarý gibi gerici eðitim kurumlarýnýn sona erdirilmesi ve feodal eðitime karþý gerekli bütün alanlarda mücadele edilmesinin gereðini belirtir. Yüksek öðretim gençliðinin akademik özgürlüðünün ve üniversite,yüksekokul özerkliðinin gerçek anlamda saðlanmasý,bu kurumlarýn faþistlerden arýndýrýlarak,can güvenliðinin ivedi bir zorunluluk olarak gerçekleþtirilmesi,yükseköðrenim gençliðinin ekonomik ve sosyal yaþam koþullarýnýn iyileþtirilmesi,eðitimde fýrsat eþitliðinin tanýnmasý ve öðrenci gençliðin merkezi,demokratik,yýðýnsal örgütlenmesinin gerçekleþtirilmesi zorunluluðunu belirtir. DEK, öðretmenlere ve memur statüsündeki bütün emekçilere,siyasal partilere katýlma ve siyasal çalýþma yapabilme,kendi siyasal düþünce ve kanýlarýný özgürce ifade edebilme hakkýnýn saðlanmasý için bu konudaki yasal engellere,anti demokratik uygulamalara karþý mücadeleyi savunur. Kurultayýmýz,ezilen cins olan kadýnlarýmýzýn,eðitimde fýrsat eþitliði talebini,Türkiye'de genel olarak eðitimin demokratikleþtirilmesi çerçevesi içinde çözümlenmesi gereðini vurgular…."

çýkarlarýný güvence altýna almak gerekiyordu.Bunun için askeri,siyasetçisi elinden geleni yaptý. Aylar öncesinden baþlayan darbe hazýrlýklarý 12 Eylül 1980 gecesi sona ererek darbe için start verildi.12 Eylül sabahý Genel Kurmay Baþkaný Orgeneral Kenan Evren ilk radyo ve televizyon haberlerinde 12 Eylül'ün ilk bildirisini okudu. "12 Eylül 1980 tarihinde, Türk Silahlý Kuvvetleri, "Emir ve komuta zinciri içinde ve emirle" ülke yönetimine el koymuþtu. Türkiye yeni bir döneme giriyordu... 11 Eylül akþamýndan baþlayan gözaltýlar faturanýn bir hayli yüksek olacaðýnýn da habercisiydi.Öyle de oldu. Diktatörler idam cezasý verdirmek ve verilen idamlarýn infazýnda da ýsrarlýydý. Kenan Evren'in 3 Ekim 1984'te Muþ'ta yaptýðý konuþmada "Hainleri asmayýp da besleyecek miyiz?" demesinin üzerinden dört gün sonra, idamý 12 Eylül öncesinde kesinleþmiþ Kurtuluþ davasý sanýðý Necdet Adalý 7 Ekim 1980 sabahý asýlarak idam edildi.Dönemin ilk idamý olma özelliðine de sahiptir bu idam. 12 Eylül hukukunun(veya hukuksuzluðunun) yaptýðý ilk iþlerden birisi de TÖB DER'i kapatmak ve jet hýzýyla TÖB DERlileri mahkum etmek olmuþtur.22 Mayýs 1981 günü açýlan TÖB DER davasý yedi ay üç gün sonra 25 Aralýk 1981 tarihinde karara baðlandý.Kenan Evren'in her fýrsatta hedef gösterdiði suçlayýcý konuþmalarý TÖB DER duruþmasý devam ederken de sürmüþtür.Oysa o tarihlerde henüz 1982 Anayasa ortada yoktur ve sözde,1961 Anayasasý geçerlidir.Anayasaya göre de "Hiçbir organ,makam,merci veya kiþi,yargý yetkisinin kullanýlmasýnda mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez;tavsiye ve telkinde bulunamaz." TÖB DER ana davasý kapsamýnda 64 kiþi yargýlanýr. (Gültekin Gazioðlu ve 19 kiþi kaçaktýr) Bunlardan yönetici olanlar için 8-15 yýl; DEK sanýklarý için1-10 yýl arasýnda hapis cezasý istenir. Ýsnat edilen suç "Sosyal bir sýnýfýn diðer sosyal sýnýflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek,memleket içinde müesses iktisadi ve sosyal temel nizamlarý devirmeye matuf olarak cemiyet sevk ve idare etmek,bu amaç doðrultusunda komünizm ve bölücülük propagandasý yapmak ve dernekler kanununa muhalefet"

1980-1986 dönemi: Bütün baskýlara,faþist saldýrýlara raðmen 1973'ten sonra iþçi sýnýfý ve Türkiye halklarýnýn,gençliðin uyanýþý ve sýnýf mücadelesindedevrimci mücadelede yer alýþý egemenleri korkutmuþtur.Alýnan gündelik ve rutin tedbirleri aþan;Türkiye'yi gittiði istikametten baþka bir istikamete-oligarþinin istediði istikamete sokmak;baþta ABD ve diðer emperyalist ülkelerin

48


Kurtuluþ

etmektir. Cezaevi koþullarýnda hazýrlanan ortak savunmalarý duruþmalarda Genel Baþkan Yardýmcýlarý Süleyman Yaþar ve Ýsmet Yalçýnkaya okurlar.Yargýlama sonunda 12 sanýðýn beraatine karar verilirken diðer sanýklara 1-8 yýl arasýnda aðýr hapis cezalarý verilir.Genel güvenlik gözetimi cezasý da unutulmaz.Süleyman Yaþar,Ýsmet Yalçýnkaya,Ali Rýza Aydýn,Abdullah Gülbudak,Öner Yaðcý,Ýbrahim Nacar,Ahmet Ýnce,Selahattin Yetkin….gibi yöneticilerin de içinde bulunduðu toplam 31 kiþiye sekizer yýl aðýr hapis ve ikiþer yýl sekizer ay güvenlik gözetimi cezasý verilir. Ankara Sýkýyönetim 3 Numaralý Askeri Mahkemesi'nin TÖB DER ana davasý kapsamýnda yargýlayamadýðý Gültekin Gazioðlu ve 19 arkadaþý için Ankara 2.Aðýr Ceza Mahkemesi'nde ayný isnatlarla dava açýlýr.Mahkeme bilir kiþi görüþü ister.1986/121 esas sayýlý dosya kapsamýnda bilir kiþi olarak tayin edilen Ankara Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Profesörü Nevzat Toroslu dava dosyalarýný inceler ve TÖB DER'in çalýþmalarýnda Türk Ceza Yasasýnýn 141-142. maddelerinde tarif edilen suçlarý iþlemediði yolunda rapor hazýrlar.Mahkeme bu rapora uyarak beraat kararý verir.Önceki davada ceza alanlar Askeri Yargýtay Baþsavcýlýðý'na baþvurarak yeniden yargýlama veya düzeltme isterler.Ýsteme baðlý olarak gereði yapýlýr ve sonunda mahkumiyetler yeniden yargýlama ve düzeltme sonunda kaldýrýlýr. 12 Eylül darbesinin toplumda ve bireylerde yarattýðý travma çok etkili olmuþtur ve bu nedenle genel suskunluk dönemi önceki darbe dönemlerine göre daha uzun sürmüþtür.

Ürel,Sezai Kaynak,Þerif Vural,Hakký Yalçýn,Tahsin Doðan,Ýbrahim Üçyýldýzlýgil Eðit Ýþ ismiyle bir ortaklýk kurarlar.Hepsi de öðretmen olan Eðit Ýþ kurucularý 1 Nisan 1986 tarihinde abece'yi çýkarmaya baþlarlar.Ýlk sayýsýyla birlikte dergide eðitim sorunlarý ve eðitim emekçilerinin yeniden örgütlenmesi üzerine yazýlar yayýmlanýr. Eðit Ýþ 29 Ocak 1987 tarihinde yerini Eðitim Ýþ adlý yeni bir þirkete býrakýr.abece'nin yayýmýný bu tarihten itibaren Eðitim Ýþ þirketi üstlenir.Þirket varlýðýný Eðit Der'in kurulmasýna kadar sürdürür. abece etrafýnda yapýlan tartýþmalar yeniden örgütlenmek için yeni araçlar üzerinde kafa yormayý da beraberinde getiriyordu.12 Eylül yasalarý eðitim emekçilerinin örgütlenme hakkýný kapsamýyordu.Çalýþan eðitim emekçileri ile bir araç yaratmanýn güçlüðü ortadaydý.Bunun için 12 Eylül 'ün 1402 sayýlý yasasýyla mesleðinden uzaklaþtýrýlmýþ veya emekli olmuþ öðretmenler bir araya gelerek Eðit Der'i kurdular(18 Þubat 1988).Eðit Der'in kurucu yönetimi Ali Bozkurt(genel baþkan),Feyzullah Ertuðru,Cemil Çakýr,Kenan Keleþ,Binali Seferoðlu,Mustafa Meriç ve Zeki Löker'den oluþtu.Eðit Der'in kuruluþu ile birlikte abece dergisi derneðin yayýn organý oldu. Eðit Der þubeleri hýzla illerde kurulmaya baþlandý.TÖB DER'in mücadelesini ve mirasýný üstlendi.Derneðin tüzüksel amacý "üyelerinin sosyal,ekonomik,kültürel haklarý için çalýþmalar yapmak" olmakla birlikte asýl amaç eðitim emekçilerinin grevli toplusözleþmeli sendikaya kavuþmalarý için örgütlenmeye ve mücadeleye olanak yaratmaktý. Çalýþan öðretmenler sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi için Eðit Der bünyesinde toplanmaya baþladý.Binlerce öðretmen Eðit Der üyesi olarak örgütlenme yasaðýný da delmiþ oldu.Bir yýl içinde Eðit Der üyesi 20 binlere ulaþtý. Yurt genelinde Eðit Der etkinlikleri yaygýnlaþmaya baþladý.Tüm etkinliklerin temasý grevli toplusözleþmeli sendikal haklardý.Mücadele hedefi konusunda ortaklýk saðlanmýþtý.Eðit Der bu saptamayla sürecin niteliðini yükselterek 2224 Eylül 1989 tarihleri arasýnda üç gün süren Sendikal Haklar Kurultayý düzenledi.Kurultaya illerden gelen eðitim emekçilerinin,yurt dýþýn-

1986-1995 dönemi Eðitim emekçileri kamu emekçileri içinde suskunluðunu ilk bozan kesim olma özelliðine sahiptir.Zonguldak iþçilerinin eylemlerini bir yana býrakýrsak eðitim emekçilerinin öncülüðüyle baþlayan ;diðer iþkollarýndaki kamu emekçileriyle buluþan yeniden mücadele süreci iþçi sýnýfýný ve sendikalarýný da önemli bir süre etkilemiþtir. Eðitim emekçileri açýsýndan dönemin ilk giriþimi abece derginsin çýkarýlmasýdýr. 7 Ocak 1986 tarihinde Ali Bozkurt,Ýlhan Alkan,Hasan

49


Kurtuluþ

dan gelen konuklarýn yaný sýra iþçi sendikalarýnýn,siyasi partilerin-gruplarýn,derneklerin temsilcileri de katýldýlar.Kurultay kamuoyunda geniþ yanký buldu.Kurultaya katýlan eðitim emekçileri ilk kez bu geniþlikte süreci ve ihtiyaçlarý tartýþtýlar.Kurultayda "eðitim emekçilerinin sendikalaþma giriþimlerine baþlanmasý" kararlaþtýrýldý.Kurultay iradesi olarak da Eðit Der'e görev ve yetki tanýndý. Bunun üzerine Eðit Der ,þubelerine18 Kasým 1989 tarihli bir genelge gönderdi.Genelge "Sendikal giriþimin biçimi,saðlayacaðý destek,yaratacaðý olasý sonuçlar,dayanýþma fonlarý…"gibi konularý içeriyor ve bu konularda görüþlerin açýða çýkarýlmasý isteniyordu. Bu genelgeden sonra þubelere15 Þubat 1990 tarihli 06-32-157/274 sayýlý ve Sendikal Haklarla Ýlgili Çalýþmalar Hk. konulu bir genelge daha gönderildi.Bu genelge sendikalaþma sürecinin bölünmesine ve Eðitim Ýþ ve Eðit Sen sendikalarýnýn kurulmasýna kadar uzanan ayrýþmanýn yaþanmasýna zemin hazýrladý. Genelge özetle þöyledir: "Sendika üyesi olmak isteyenler önceden belirlenecek;her þube sendika üyesi olmak isteyenler tarafýndan ileride þube kurucusu da olacak 3-9 kiþiden oluþan sendikal haklar komisyonunu oluþturacak, bu komisyonlar merkezi sendikal haklar komisyonunu belirleyecek,merkezi sendikal haklar komisyonu da ileride sendika kurucu heyeti olacak;sendikal mücadeleyi desteklemek amacýyla dayanýþma fonu için baðýþ kampanyasý baþlatacak;çalýþmalardan genel merkeze düzenli bilgi verilecektir." Genelgeyi þekilsel bulan ,taban iradesini engelleyici bulan eðitim emekçileri ile sahiplenenler arasýnda þiddetli tartýþmalar baþladý.Bu tartýþmalar Eðit Der yönetimini de ikiye böldü.Yine de genelge gereði iþler yapýlýyordu.Kimse genelgeyi tarif ettiði iþler üzerinden yok saymýyordu. Tartýþmalý da olsa genelge gereði iþler yapýlýrken Eðit Der Ankara Þube Yönetim Kurulu sendika giriþim çalýþmalarýný bir gruba devretme yoluna gitti.30 Mart 1990 tarihinde Ankara'da Basýn Ýþ Sendikasý'nda bir toplantý yapýldý.Yapýlan toplantýya sendikal anlayýþlarý farklý otuz kiþi katýldý.Toplantýnýn düzenleyicileri bu toplantýda tüm tartýþmalara ve eleþtirilere raðmen sendikanýn kuruluþu için karar

aldýlar.Sonraki günlerde 23 öðretmen adýyla ifadelerde yerini alacak bu gruba,diðerleri tarihsel sorumluluklarýný hatýrlatarak toplantýyý terk ettiler.Toplantýyý terk edenlerin temel itirazý "Giriþimin tabanýn söz ve karar hakký ilkesini göz ardý ettiði ve gerekli hazýrlýklar tamamlanmadýðý için zamanýn yersiz olduðu…" þeklindeydi.Artýk 23 kiþide somutlaþan bir giriþim süreciyle, Eðit Der'in son genelgesine göre hazýrlýklarýn yürütüldüðü baþka bir süreç iþliyordu. Ýki ayrý sürecin her þeye raðmen birleþtirilme umutlarý tamamen yok olmamýþtý.Bu umutla 12 Mayýs 1990 tarihinde Ankara'da Eðit Der Genel Merkezi'nde Baþkan Feyzullah Ertuðrul 'un baþkanlýðýnda bir toplantý daha yapýldý.Toplantýya Eðit Der Þube Yönetim Kurullarý ve sendikal haklar komisyonlarý çaðrýlýydý.Toplantýya katýlanlarýn çoðunluðu 23 kiþinin tutumunu kýnadý.Sürecin "Eðit Der'den Eðit Sen'e" perspektifine uygun iþletilmesi gerektiðini belirtti.Ne bu toplantýnýn sonuçlarý ne de diðer giriþimler 23 kiþinin yön verdiði süreci durdurmaya yetmedi ve nihayet 28 Mayýs 1990 günü 23 kiþi Ankara Valiliði'ne baþ vuru yaparak Eðitim Ýþ'i(Eðitim Ýþkolu Kamu Görevlileri Sendikasý) kurduklarýný ilan ettiler.Eðitim Ýþ'in kuruluþu Eðit Der bünyesinde sürdürülen sendikal süreci hukuki ve fiili olarak ikiye bölmekle kalmadý ayný zamanda Eðit Der yönetiminde baþkanlýk deðiþimini de tetikleyerek Eðit Der'in de fiili olarak iki baþlý hale gelmesi sonucunu yarattý. Bu geliþmeleri takip eden günlerde Eðit Sen sürecini iþletenler,Eðitim Ýþ'i kuranlarý Eðitim Ýþ tüzüðü ve Eðitim Ýþ Genel Baþkaný Niyazi Altunya'nýn basýna yansýyan açýklamalarý ve üyelere gönderdiði mektuplarý üzerinden eleþtiri yaðmuruna tuttular. Eleþtirileri þöyle toparlamak mümkündür: "Eðit Der'den Eðit Sen'e perspektifinden vazgeçtiniz. Eðitim emekçilerinin söz ve karar hakkýný dikkate almadýnýz. Tüzüðe yansýyan ve ifade edilen mücadele anlayýþlarý yasalcýdýr. Grev ve toplusözleþme hakkýndan bahsedilmiyor. Sýnýf ve kitle sendikacýlý anlayýþý yoktur,demokrasi mücadelesine ve sýnýfýn genel taleplerine ilgi duymayan üyelerin

50


Kurtuluþ

ekonomik,özlük sorunlarý ile kendini sýnýrlayan bir sendikal anlayýþtýr. Niyazi Altunya'nýn Öðretmen Dünyasý dergisinin Nisan 1989 tarihli sayýsýndaki ifadeleri içinde yer alan "TÖB DER ne yaptý;TÖB DER'i fazla övme gereði duymuyorum." ifadelerinden yola çýkýlarak "Niyazi Altunya'nýn bazý çevrelere güvence veriyor" iddiasý. 12 Eylül darbecilerine çektiði telgrafla "Öðretmenlerin can güvenliði,öðrenim özgürlüðü ve okullarýmýzda huzurlu bir eðitim için devletin alacaðý bütün tedbirleri candan destekleyeceðiz…öðretmenler bugün de çocuklarýmýza yurt bütünlüðünü,ulusal birliði telkin etmeye devam ediyorlar…baþarý dileklerimizi ve saygýlarýmýzý sunarýz."diyen bir öðretmenin kurucu yönetim kurulu üyesi yapýlmasý." Eðitim Ýþ dýþýndaki Eðit Der 'de örgütlü eðitim emekçileri, yoðun yaþadýklarý ve yaþattýklarý Temmuz eylemleri sonrasý18 Aðustos 1990 tarihinde Ankara'da bir toplantý yaptýlar.Bu toplantýda dokuz kiþiden oluþan Sendikal Haklar Mücadele Komisyonlarý Genel Yürütme Kurulu'nu ve bölge temsilcilerini belirlediler.Ayrýca aday üye formlarýnýn daðýtýlmasý;sendikal çalýþmalarda kullanýlmak üzere bir banka hesabý açýlmasýný da kararlaþtýrdýlar.Genel Yürütme Kurulu 30 Aðustos ve 22 Eylül tarihlerinde iki ayrý toplantý daha düzenledi.Bu toplantýlarýn sonucunda da taslak programýn hazýrlanmasý ve Kurucular Kurultayý'nýn 27 Ekim 1990 tarihinde yapýlmasýna karar verildi. Kurucular Kurultayý'nda "Nasýl bir sendika,nasýl bir sendikal mücadele,baþvuru tarihi ve yöntemi,sendikal talepler,sendikalarýn genel demokrasi ve toplumsal mücadeledeki yeri" konularý tartýþýldý.Tartýþmalar ýþýðýnda sendika tüzüðü,programý ,kurucu yönetim kurulu,baþvuru tarihi ve biçimi belirlendi. 12 Kasým olarak belirlenen baþvuru günü Ýstanbul dýþýndan katýlmak isteyenlerin isteðiyle Yönetim Kurulu tarafýndan 13 Kasým olarak deðiþtirilir.13 Kasým 1990 günü Ýstanbul Valiliði'ne yapýlan baþvuru ile de Eðit Sen(Eðitim ve Bilim Emekçileri Sendikasý) kurulur.Eðit Sen'in kuruluþ baþvurusu sýrasýnda Eðit Sen'in 333 kurucusu, binlerce eðitim emekçisi de Ýstanbul Valiliði önünde hazýr bulundular. Eðitim Ýþ ve Eðit Sen'in niteliklerini iki

sendikanýn yayýn organýndan aktaralým. Niyazi Altunya'nýn öðretmenlere yazdýðý 24 Nisan 1990 tarihli mektup Eðitim Ýþ dergisinin 20 Aðustos 1990 tarihli 2.sayýsýnda yer aldý.Mektubun yazýldýðý tarihte henüz Eðitim Ýþ kurulmamasýna raðmen kurulacak Eðitim Ýþ'in nitelikleri sýralanýyor. "Dünyanýn her yerinde olduðu gibi ,kurulacak sendikanýn amacý,üyelerine daha çok ücret daha iyi çalýþma koþullarý saðlamaktýr.Sendika ekonomik,sosyal,özlük ve mesleksel sorunlarýmýzýn çözümü için,eðitim iþvereniyle bizim adýmýza pazarlýk yapan,haklarýmýzý koparan ve koruyup geliþtiren bir örgüt olacaktýr.Sendika öncelikle üyelerinin: Daha yeterli aylýk ve ücret alabilmeleri,ek iþ arayýþýndan kurtulmalarý,onurlarýndan fedakarlýk etmemeleri, Yeterli,saðlýklý ve ücretsiz kontlarda oturabilmeleri, Çocuklarý doðduðunda en az bir yýl aylýklý izin kullanabilmeleri, Çocuklarýna uzman ellerde ve ücretsiz bakýlmasý ve onlarýn ücretsiz olarak daha iyi eðitilmesi, Yeterince dinlenme ve moral kazanma olanaklarýna kavuþabilmeleri, Emeklilikte,yaþlýlýkta,sakat ve dul kalma durumlarýnda daha yeterli daha yeterli bakým ve korunma önlemlerinden yararlanabilmeleri, Görevlerini güvenlik içinde ve özgürce yürütebilmeleri, Adil,tarafsýz bir atama,yer deðiþtirme ve mesleðinde,hiçbir engelle karþýlaþmadan ilerleme hakkýndan yararlanabilmeleri, Eðitimin planlanmasýna,programlanmasýna,yönetimine,yü rütülmesine,denetimine ve geliþtirilmesine etkin bir biçimde katýlabilmeleri, Konut ,ev eþyasý ve öteki gereksinmelerini giderme konusunda kooperatifleþme ve benzeri yardýmlaþma olanaklarýna kavuþabilmeleri, Haksýzlýða uðradýklarýnda hukuksal ve ekonomik yardým görebilmeleri,Anayasa,yasalar ve uluslar arasý sözleþmelerden doðan haklardan daha yeterli biçimde yaralanabilmeleri için çalýþacaktýr. Sendika,kendi iþkolundaki resmi ve özel çalýþan tüm öðretmenleri,öðretim üyeleri ve yardýmcýlarýný,yöneticileri,müfettiþleri,uzmanlarý,teknik elemanlarý,usta öðreticiler ve öteki

51


Kurtuluþ

çalýþanlarý,hiçbir ayrým gözetmeksizin ve bugünkü durumlarýndan baþka bir nitelik aramaksýzýn üye olarak kabul edecek ve geniþ sendikal birliði ve bütünlüðü saðlayacaktýr. Sendika,üyelerinin düþünce ve inanç özgürlüðüne sonsuz saygý gösterecek;ancak hiçbir siyasal parti ve siyasal grupla organik iliþkiye girmeyecek ve bu çevrelerden kaynaklanacak hiçbir müdahaleye fýrsat vermeyecektir. Sendika,eðitim sorunlarýnýn çözümünde ve mesleksel saygýnlýðýn kazanýlmasýnda,iyi öðretmen yetiþtirme sisteminin kurulmasýný temel bir koþul olarak kabul edecektir. Sendika,eðitimin çaðdaþ bilim ve eðitim esaslarýna göre yürütülmesine ve insan kiþiliðini tüm yönleriyle geliþtirmesine;çocuklarda,gençlerde ve giderek tüm toplumda insan haklarýna ve temel özgürlüklere saygýyý güçlendirmesine destek olacak ve eðitimde her türlü ýrksal,dinsel,dilsel,etnik ve cinsel ayrýmcýlýðýn dýþlanmasýna çalýþacak,gerektiðinde kadýn üyeleri için ek haklar saðlanmasýný isteyecektir. Sendika,eðitimin maddi ve manevi koþullarýnýn iyileþtirilmesini;eðitim ve öðretim özgürlüðünün saðlanmasýný,öðrenciler için olduðu kadar,üyelerinin mesleksel güvenliði için de gerekli görecektir." Eðit Sen dergisinin Þubat 1991 tarihli 2.sayýsýnda da "Neden Sendika Neden Eðit Sen?" baþlýklý Eðit Sen imzalý yazýda da Eðit Sen'in nitelikleri sýralanýyor. "Eðit Sen,grevli-toplusözleþmeli bir sendikadýr.Grev hakký olmayan bir sendika üyelerinin çýkarlarýný koruyamaz.Sonuçta iþverene teslim olmak zorundadýr.Toplusözleþme görüþmeleri týkanma noktasýna gelindiðinde hak elde etmek için greve çýkmaktan baþka yol kalmayacaktýr.Grev hakký olmayan,bu hakký kullanmayan bir sendikanýn dernek örgütlenmesinden farký olmayacaktýr.Emekçilerin,egemenler karþýsýnda en etkili silahý üretimden gelen güçleridir. Eðit Sen sýnýf ve kitle sendikacýlýðý anlayýþýný benimser.Sýnýf anlayýþý,emekçi sýnýflarýn gerçek anlamda ülke yönetiminde söz ve kara sahibi olacaðý demokratik bir toplumun yaratýlmasý mücadelesinde bir sendika olarak yer alacaðýndan,yani demokrasi mücadelesinden uzak duramayacaðý gerçeðinden kaynaklanýr.Kitle anlayýþý ise

dil,din,ýrk,düþünce,cins ayrýmý yapmadan tüm eðitim emekçilerini üye yapma anlayýþýndan kaynaklanmaktadýr.Yani Eðit Sen bir yandan özel olarak eðitim emekçilerinin talepleri doðrultusunda mücadele ederken,ayný zamanda ülkede yaþanan insan haklarý ihlallerine karþý mücadele eder.Somut bir örnek verecek olursak Eðit Sen bir yandan üyelerinin ekonomikdemokratik ve mesleki sorunlarýnýn çözümü ve eðitimin demokratikleþtirilmesi mücadelesi sürdürürken,ülkemiz ve tüm Ortadoðu halklarý için bir yýkým olacak savaþa karþý mücadele eder/etmelidir.Eðit Sen halklarýn kardeþliði,uluslarýn eþitliði düþüncesinden hareketle diller üzerindeki her türlü baskýyý reddeder.Anadilde eðitimi savunur. Eðit Sen,örgütlenmesinde temel olarak okullarý ve iþyerlerini alýr.Kararlarýn okullardan baþlayarak tartýþma sürecine katýlan eðitim emekçilerinin iradesine baðlý olarak alýnmasýný,üyelerin örgüt içinde söz ve kara sahibi olmasýný savunan demokratik ve katýlýmcý bir sendikadýr. Eðit Sen eðitimin,yönetiminin ve programýnýn demokratikleþmesi anlayýþýna sahiptir.Her kademede,yöneticilerin eðitim emekçileri tarafýndan seçilmesini savunur.Irkçý-þoven ve bilimsellikten uzak eðitim programlarýnýn çaðdaþ ve bilimsel anlayýþla yeniden yazýlmasýný savunur.bunun için mücadele eder.Özellikle laikliðin savunulmasýný önemser ve laikliðe karþý tutum ve düþüncelerle mücadele eder. Eðit Sen mücadelesinin eksenine eðitim emekçilerinin ekonomik-demokratik ve mesleki sorunlarýnýn çözümünü oturtur. Eðit Sen içindeki üyelerin siyasi,felsefi düþüncelerine saygý esastýr. Eðit Sen ,bütün siyasi partilere karþý örgütsel baðýmsýzlýðýný karalýlýkla savunur.Hiçbir siyasal kuruluþa baðlý olmadýðý gibi,onlarýn yan kuruluþuymuþ gibi görünmeye neden olabilecek tutum ve davranýþlara karþý da mücadele eder. Eðit Sen,özelde eðitim emekçilerinin,genelde tüm emekçilerin mücadele birliðini ve dayanýþmasýný savunur." Eðitim Ýþ ve Eðit Sen'e ait bu iki belgede ifade edilen sendika nitelikleri her iki sendikanýn tüzüðünde tüzük diliyle yer almýþtýr. Eðit Sen'in kurulmasýyla iki sendika arasýnda rekabet yaþanmaya baþlandý.Eðit Sen,Eðitim Ýþ'ten yaklaþýk beþ ay sonra kurulmasýna raðmen

52


Kurtuluþ

kýsa sürede psikolojik üstünlüðü ele geçirdi.Eðit Sen üyeleri sýnýfýn diðer bileþenleri ile eylemler yapýyor,onlarýn eylemlerine destek veriyor,kendi eylemlerine destek alýyordu.Eðitim Ýþ ise sokaða çýkmada isteksizdi.Hatta öðretmenleri sokaða dökmenin iyi bir þey olmadýðý anlayýþýna sahipti.Geçen zaman içinde Eðitim Ýþ'e içerden de eleþtiriler yükselmeye baþladý.Hemen hemen tüm Eðitim Ýþ þubelerinden farklý sayýlarda istifalar ,Eðit Sen'e katýlmalar yaþanýyordu. Yapýlan eleþtiriler tüzük ve buna baðlý kýsmi anlayýþ deðiþikliklerini de beraberinde getirdi.Eðitim Ýþ, iki sendikanýn birleþmesine kadar 16 Aðustos 1990 tarihinde yapýlan Kurucular Kurulu'nda,21 Temmuz 1991 tarihinde yapýlan Kurucular Kurulu'nda,14 Mart 1992 tarihinde yapýlan birinci olaðan genel kurulunda,2-4 Temmuz 1993 tarihlerinde yapýlan ikinci olaðan genel kurulunda tüzük deðiþikliðine gitti. Tüm bunlar yaþanýrken 1992 yýlýnda Denizli ve Karaman Eðitim Ýþ ve Eðit Sen þubeleri birlik konulu ortak toplantýlar düzenlediler.Eðitim Ýþ merkez yönetiminin direncine ve isteksizliðine raðmen bu toplantýlar merkezi katýlýmlarla yapýldý.Aylar geçtikçe birlik fikri her iki sendikanýn da üyeleri içinde derin karþýlýk buldu.Eðit Sen Mart 1992'de Birliðe Çaðrý baþlýðýyla Eðit Sen dergisine ait bir özel sayý yayýmladý.Bu özel sayý birlik konusunda Eðit Sen'e yönelik samimiyet tartýþmalarýný sona erdirirken birlik fikri etrafýnda Eðit Sen'i daha güçlü hale getirdi.Bu geliþmelere paralel rekabet anlayýþý ivme kaybederken yazýlý ve sözlü dil kullanýmlarýna özen gösterilmeye baþlandý.Her iki sendikanýn üyeleri arasýnda birlik fikrine sýcak bakmayanlar olsa da ezici üye çoðunluklarý artýk birlik konusunun merkezi düzeylerde görüþülmesi gerektiðini dillendiriyordu.Sendika yayýnlarýnda birlik konulu yazýlar yer almaya baþladý. Tabandan gelen birlik talepleri iki sendikanýn merkez yöneticilerini harekete geçmeye zorluyordu.Muhtelif fýrsatlar yaratýlarak görüþmeler yapýlmaya baþlandý;ancak bir sonuca ulaþýlamadý. Birlik fikrine iki sendikanýn da merkez yönetimleri direnç göstermiyordu ama Eðit Sen yöneticileri birlik sürecini bir takvime baðlamakta kararlýydýlar.Kendi haline býrakýlmýþ bir birlik süreci arzu edilmiyordu.Eðit Sen bu

niyetin etkisiyle olaðan üstü kurultay kararý aldý. 12-13 Aralýk 1992 tarihinde yapýlan olaðan üstü kurultayda kurultay delegeleri, iki sendikanýn birleþmesi doðrultusunda gerekli görüþmeleri yapmasý,kararlarý alýp uygulamasý için Eðit Sen Genel Yönetim Kurulu'na yetki verdi.Genel kuruldan aldýðý yetki ile Eðit Sen Merkez Yönetim Kurulu birlik konusunda daha cesur giriþimlerde bulundu.Eðitim Ýþ Merkez Yönetim Kurulu'na görüþme çaðrýsý yaptý.Eðitim Ýþ Merkez Yönetim Kurulu çaðrýya olumlu yanýt verince görüþmeler yeniden baþladý.20 Þubat 1993 tarihinde baþlayan görüþmeler 10 Aralýk 1994 tarihinde anlaþmayla sona erdi.Yapýlan görüþmeler ýþýðýnda tüzük hazýrlandý.Merkez ve þube yönetim kurullarýndaki sayýsal daðýlým konusunda uzlaþmaya varýldý.Uzlaþma gereði yeni kurulacak olan Eðitim Sen'in Merkez veya Þube baþkanlýðýný isteyen sendika, yönetim kurulunda diðer sendikadan gelen yöneticisi sayýsýndan bir eksik olacaktý.Birlik görüþmelerinin sonuçlarýndan az sayýda üye dýþýnda herkes memnundu.Birlik olmamalý diyenler de kurulacak sendikanýn üyesi olmama düþüncesinde deðildi.Teknik hazýrlýklara hýz verildi ve nihayet 23 Ocak 1995 tarihinde iki sendika Eðitim Sen ismi ve cisminde buluþtular.Eðitim Sen'in Merkez Yönetim Kurulu, baþkan dahil dört kiþi Eðit Sen'den;genel sekreter dahil beþ kiþi Eðitim Ýþ'ten gelen üyelerden oluþmuþtu.Merkez Yönetim Kurulu anlaþma gereði þubelerde belirlenen yönetim kurullarýný onaylayarak þube kurma yetkilerini hýzla verdi.27 Ocak 1995 tarihinde de Eðitim Ýþ ve Eðit Sen olaðan üstü genel kurullarýný yaparak tüm üyeleriyle birlikte Eðitim Sen'e katýlma kararý aldýlar. 28 Mayýs 1990 tarihinde iki ayrý kanaldan akan sendikal süreç 23 Ocak 1995 tarihinde yeniden birleþtirilmiþ oldu.Tarihsel mücadele ve örgüt miraslarý ayný olanlar geçmiþin derslerinden çýkardýklarý sonuçla yaptýklarý yanlýþý ortadan kaldýrmýþtý.Eðitim Ýþ ve Eðit Sen'in hukuki varlýklarýnýn ortadan kalkmasýyla her iki sendikanýn çýkarmakta olduðu yayýnlar da tarihe karýþtý.Eðitim Ýþ,Eðitim Ýþ Bülteni ve Eðitim Dünyasý adýyla ;Eðit Sen ise Eðit Sen ve Eðitim Ve Toplum adýyla ikiþer süreli yayýn çýkarmaktaydý.Eðit Sen kuruluþ öncesi Eðit Sen'e Doðru adýyla üç sayý devam eden bir dergi daha çýkarmýþtý.

53


Kurtuluþ

Eðit Sen var olduðu süre içinde eðitim emekçilerinin ve tüm emekçilerin hak ve çýkarlarý konusunda duyarlý oldu. Ýþçi sendikalarýnýn düzenlediði eylem ve etkinliklere kitlesiyle destek verdi.Kamu Çalýþanlarý Sendikalarý Platformu'nun(KÇSP) kuruluþunda ve eylemlerinde aktif rol aldý.KÇSP bünyesinde örgütlü bulunduðu tüm illerde fiili sokak eylemleri gerçekleþtirmede,üretimden gelen gücünü kullanmada cesur davrandý.Ýnsan haklarý ihlallerine karþý çýktý.Kürt sorunu ekseninde halklarýn kardeþleþmesi ve Kürt kimliðinin tanýnmasý,anadilde eðitim konularýnda taraf oldu. Eðitim Ýþ eðitim emekçilerinin hak ve çýkarlarý konusunda yoðunlaþtý.Genel olarak iþçi sendikalarýnýn gündemlerine ve eylemlerine ilgi göstermedi.Kürt sorunundan ve bu sorun temelinde geliþen diðer sorunlardan uzak durdu.Demokrasi mücadelesine sýnýrlý destek verirken genel olarak sokaktan uzak durmaya çalýþtý.Bu arada izinli yürüyüþ ve mitinglere

katýldý.Sendikal anlayýþýna uygun olan diðer iþkollarýndaki kamu emekçisi sendikalarýyla Eþgüdüm Sendikalarý platformunu oluþturdu. Ýki sendika birleþtiðinde Genel Merkez yetkililerince yapýlan açýklamalara göre Eðitim Ýþ'in 62 ilde toplam 42.524,Eðit Sen'in 80 ilde toplam 59. 356 üyesi vardý. (Gelecek sayý: 1995 sonrasý-Eðitim Sen'lidönem)

Kaynaklar 1.Hukuk Açýsýndan TÖB DER Davasý/Halit Çelenk.Eðit Der Yayýnlarý Mart 1990 2.Devrimci Eðitim Þurasý.TÖS Yayýnlarý.Mart 1969 3.Ýfade(TÖS Savunmasý.Eðitim Ýþ Yayýnlarý.Mayýs 1994 4.Demokratik Öðretmen Hareketi/Ahmet Ýnce.Ekim 1989 5.Demokratik Eðitim Kurultayý(1,2).TÖB DER Yayýnlarý.Þubat 1978 6Eðit Der'den Eðit Sen'e.Eðit Sen Yayýnlarý. 7.Ýstanbul Ýlkokul Öðretmenlerinin Grevi(1920).Ýsmail Göldaþ.Nisan 1984. 8.Eðit Der'den Eðit Sen'e.Eðit Sen Yayýnlarý 1 9.Eðitim Ýþ Bülteni.Sayý 2/20 Aðustos 1990 10.Eðit Sen dergisi.Sayý 2/Þubat 1991

* * *

54


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

Ýþçi Sýnýfý Ýçinde Çalýþma " Eðer bütün utanç verici haksýzlýklara karþý yeteri kadar çarpýcý ve anýnda teþhirleri hala örgütleyemiyorsak suç bizdedir." (LENÝN Ne Yapmalý)

G

elir eþitsizliðinde Mozambik'in gerisine düþmüþ,eðitim ve saðlýk harcamalarýnda OÝCD'nin sonuncusu, Ermenistan'ýn gerisinde,bebek ölümlerinde Avrupa birincisi bir ülkede siyaset yapýyoruz. Yaklaþýk 30 milyon insanýn asgari ücretle yaþadýðý, 4 milyon kiþinin günde 1 dolardan az bir parayla geçindiði ,çalýþan nüfusun % 50'sinin kayýt dýþý olduðu bir ülkede siyaset yapýyoruz. Dolaylý vergilerin en yüksek olduðu, benzin fiyatlarýnda ÝMF birincisi, açlýktan bebeklerin öldüðü bir ülke. Gelirinin % 80'ini borç faizlerine veren nüfusun %20'sinin, milli gelirin % 50'sini aldýðý bir ülke. Nato'nun en büyük ikinci ordusunu besleyen, daðlarda 250 bin askeri nöbete diken, kirli savaþa 16 yýlda 200 milyar dolardan fazla para harcayan bir ülke. Bir yerde Lenin kendisine sýnýfa yönelik ajitasyonun içeriðini soran partili yoldaþlarýna, mealen " bu kadar sorunun içinde hala ajitasyon sýkýntýsý çekiyorsanýz dönüp kendinize bakýn" demiþtir. Ýþçi sýnýfý içinde sýnýf hareketini ve onun sorunlarýný izaha yönelen bir çalýþma

M. Özlem 55


Kurtuluþ

kaçýnýlmaz olarak iþe durum tespiti yaparakbaþlamak zorundadýr. Böyle bir tespitin ortaya çýkaracaðý ilk gerçek sýnýf hareketi ile devrimci hareket arasýndaki iliþkinin neredeyse sýfýr düzeyinde olduðu ve sýnýfýn bu nedenle sarý ve gerici sendikalarýn denetimine býrakýlmýþ olduðu gerçeðidir. Esasen güncel tartýþma baþlýðýný oluþturan sendikal kriz tartýþmasý da bu baðlamda yani iþçi sýnýfýnýn ideolojik ve örgütsel krizi baðlamýnda ele alýnmalý ve tartýþýlmalýdýr. Sýnýfý anlamaya yönelik çalýþmada karþýlaþýlan sorunlar, ortaya konmakta olan tutum alýþlar kaçýnýlmaz bir þekilde Lenin'i yeniden öðrenmeyi, yeniden okumayý ve kavramayý dayatýyor. Gerek uluslar arasý ölçekte emperyalizmin içine girdiði paylaþým ve rekabet mücadelesi ve gerekse uluslar arasý iþçi sýnýfýna yönelik yaþanan saldýrýlar sýnýf hareketin içine düþtüðü örgütsel ve ideolojik kriz, yüzyýl sonra da olsa Lenin'e dönmeden açýklanamýyor.

petrol ve demir çelik alýcýsý olarak öne çýkarken iç pazarýnýn geniþliði, iþ gücü ücretlerinin düþüklüðü ve bunlarýn tetiklediði korkunç büyüme hýzýyla yüzyýlýn süper gücü adayýdýr. Çin ve Hint ekonomilerinin gelecek elli yýl içerisinde ABD ekonomisini geride býrakacaðý herkes tarafýndan kabul edilmiþtir. Aslýnda ABD'nin de Irak'ta yürüttüðü ve Ýran'a yaymaya çalýþtýðý savaþýn temel amacý bu geliþmeyi frenleme ve kendi geleceðini kurtarma çabasýdýr. Çin ekonomisi sadece ABD deðil Avrupa ve "geliþmekte olan ülkeler" dahil pek çok ekonomiyi tehdit etmektedir.Ucuz iþ gücüne dayalý üretim ve serbest pazar iliþkileri dünya pazarlarýnýn Çin mallarý tarafýndan istila edilmesine yol açmýþtýr. Duruma denk gelen baþka bir geliþme ise reel sosyalizmin çöküþünün yol açtýðý sonuçlardýr. Varþova Paktýnýn daðýlmasýyla çöken Sovyet bloku bir yanýyla yeni pazarlar ve paylaþýlmayý bekleyen büyük enerji kaynaklarý ortaya çýkarýrken, diðer yanýyla statükonun bozulmasý neticesinde verili statükoya dayanarak ortada kalan yani paylaþýlamayan bölgelerin de denetime alýnmasý mücadelesini ortaya çýkarmýþtýr. Sovyetler Birliðinin daðýlmasýyla sosyalizmin tehdidinden kurtulan emperyal güçler kar marjýný maksimize edecek ve sosyal devlet anlayýþý gereði devlet kontrolünde bulunan yüksek cirolu kamu hizmet alanlarýný piyasa ekonomisine açacak adýmlar atarken, diðer yanýyla hem rekabet edebilmek hem de karý maksimize edebilmek için maliyetleri düþürecek sosyal devlet anlayýþýný yok edecek, kazanýlmýþ haklarý gasp edecek neo-liberal politikalarý devreye koymuþtur. Bunun bir tek anlamý vardýr: Birim zamana düþen iþçi ücretlerini azaltmak. Bu amacý gerçekleþtirmek için iþ yasalarý deðiþtirilmiþ-deðiþtirilmekte, kazanýlmýþ haklar gasp edilmekte, iþçi çýkarýlarak kiþi baþýna düþen iþ artýrýlmaktadýr. Bu politikalarýn sonucu iþsizlik ve yoksulluktur. Avrupa'da da böyledir, Latin Amerika'da da böyledir, Türkiye'de de böyledir. Bu emperyalizmin içine girdiði yeni dönem mücadelesinin kaçýnýlmaz sonucudur. Ve bütün böylesi dönemler kaçýnýlmaz bir þekilde iþçi sýnýfý hareketlerini tetiklemiþ ve güçlendirmiþtir. Engels'in deyimiyle "Paylaþým dönemleri ve emperyal krizler ve savaþlar devrimlere gebedir." Mesele yükselen iþçi sýnýfý

I Son yýllara damgasýný vuran küresel ekonomiyle bütünleþme eksenli çýkarýlan kanunlar ve imzalanan anlaþmalar, 15 yýl süren kirli savaþýn açtýðý ekonomik yýkým ve yüksek borçlanmalar ve dayatýlan IMF politikalarý bir yanýyla iþçi sýnýfýnýn yaþam koþullarýný dayanýlmaz hale getirirken öte yandan yoksullukta ve gelir uçurumunda devasa bir büyümeye yol açmýþtýr. Süreç küresel anlamda emperyalizmin içine girdiði yeni dönemin ýþýðý altýnda ele alýnmazsa izahý da mümkün olmayacaktýr. Lenin emperyalizmi anlattýðý ünlü eserinde dönemin ayýrt edici özelliklerinden birinin, dünyanýn emperyalist devletler arasýnda paylaþýlmasý olduðunu belirtirken yeni paylaþmalarýn olanaklý hatta kaçýnýlmaz olduðunu vurgular. Zira eþitsiz geliþim yasasý, geç geliþen devletlerin bu paylaþýmýn yeniden tariflenmesi talebini öne sürmelerine yol açar ki bu uðurda iki paylaþým savaþý yaþanmýþtýr. Ýçinden geçilen konjoktür yeni ekonomik güçlerin(Çin ve Hindistan) hýzla dünya pazarlarýnda egemenlik kurmaya baþladýðý, pazar enerji ve hammadde politikalarýný etkilediði ve bu baðlamda eski güçlerin isterleri, çýkarlarý doðrultusunda biçimlenmiþ eski politikalarýn deðiþtirilmesini, paylaþýmýn yeniden tariflenmesini, gündeme getirdiði bir momente tanýklýk etmektedir. Özellikle Çin, ABD'den sonra dünyanýn en büyük

56


Kurtuluþ

hareketine örgütsel ve ideolojik önderlik edecek güçlerin varolma meselesidir. Bu birinci paylaþým savaþý sonrasý içinde böyledir. Ýkinci paylaþým savaþý içinde böyledir. Ýçinden geçtiðimiz tarihsel süreç içinde böyledir. Haklarýna saldýrý yapýlan iþçi sýnýfýnýn kendiliðinden eylemi, dünyanýn her yerinde büyümektedir ve büyüyecektir. Mesele bu kendiliðinden eylemin,siyasal eyleme dönüþtürülmesini saðlayacak önderliklerin oluþturulmasý meselesidir.

yeterince malzemeyi vermektedir. Birinci mesele bu malzemenin doðru bir dile çevrilmesi, sýnýf içinde teþhir edilmesi ve siyasal perspektifle yoðrulmasý meselesidir. Bu noktada merkezi yayýn ve araçlar söz konusu olduðu gibi yerelde de teori, ajitasyon ve propaganda yetenekleri geliþmiþ, sýnýf hareketine dönük merkezi politikalarý sýnýfa taþýyacak, yerel sorunlarý politik dile tercüme edecek, ekonomik ve siyasal problemlerin ajitasyon ve propagandasýný yürütecek kadrolar ve araçlar oluþturulmalýdýr. Ýþçi sýnýfýyla verili baðlarýmýzýn neredeyse sýfýr düzeyde olduðu düþünüldüðünde yapýlmasý gereken ilk iþin sýnýfla iliþkilenmenin yaratýlmasý ve sýnýf içindeki ileri unsurlarýn parti örgütüyle buluþmasýnýn imkanlarýnýn saðlanmasý olduðu görülmelidir. Bu çabanýn ayaklarýndan birisini iþçi sýnýfýnýn yaþam alanlarý oluþturmaktadýr. Bu noktada kabul edilmelidir ki, Türkiye'de konjoktürel olarak örgütlenmeye daha yatkýn unsurlar iþçi sýnýfýnýn en alt kadrolarýdýr. Yoðun olarak kamuda örgütlenmiþ sendikalarýn üyesi olan sendikalý iþçiler, ki buna KESK'li üyelerda dahildir, yaþam düzeyleri ve sosyal haklar bakýmýndan sýnýf içindeki daha üst bir tabakayý oluþturmaktadýrlar. Bu durumda militan bir örgütlenmenin oluþturulabileceði iþçiler sendikasýz ve büyük çoðunluðu kayýt dýþý olan iþçilerdir. Toplumun bütün katmanlarý içinde iþçi sýnýfýný örgütlemek için hareket eden bir parti, iþçi sýnýfýyla iliþkilenecekse, bu durumu göz önüne almak zorundadýr. Varoþlarda yaþayanlar da bunlardan oluþmaktadýr. Ve bu iþçiler yoðun olarak küçük ve orta boy iþletmelerde istihdam edilmiþlerdir. Bu noktada iþyeri üzerinden çalýþma , tek tek iþçilerin çalýþtýðý küçük sanayi siteleri yerine, organize büyük sanayi siteleri tercih edilerek yapýlmalýdýr. Sýnýf içinde çalýþacak kadrolar daðýttýðý metnin anlamýný bilecek, kendisine gelecek sorulara yanýt verebilecek, kapitalist üretim süreci ve iþ hukuku hakkýnda asgari teorik donanýma sahip kadrolardan oluþturulmalýdýr. Bu kadrolarýn politik ve teorik donanýmý da mutlak suretle saðlanmalýdýr. Kuru ajitasyonun hiçbir karþýlýðýnýn kalmadýðý bir momentte yaratýcý propaganda yeteneklerine sahip olmamýz þarttýr. Sýnýf çalýþmasý içersine girdiðimiz andan itibaren özen gösterilmesi gereken önemli noktalardan birisi, sistemli bir teþhir kampanyasýnýn

II Durumu böyle tespit ettiðimiz andan itibaren, iþçi sýnýfýnýn eyleminin nasýl siyasallaþtýrýlacaðý, ML ideolojiyle nasýl buluþacaðý,devrimci hareket ile sýnýf hareketinin nasýl yeniden çakýþacaðý sorunsalý ile karþý karþýya kalýrsýnýz. Yeniden diyoruz, zira Eylül öncesi kurulmuþ baðlar Eylül sonrasý kopmuþ,devrimci hareket, ideolojik ve örgütsel olarak sýnýfýn oldukça uzaðýna düþmüþtür. Eylül sonrasý yaþanan uzun süreli atalet ve yýlký dönemi bir þekilde sýnýfa yönelik politikalarýn hayata geçirilmesi yöntemlerinde,araçlarýnda ve perspektiflerinde bulanýklýða hatta bir çeþit hafýza kaybýna yol açmýþtýr. Sýnýfa siyasal bilinç taþýma ve sýnýf içinde örgütlenmesi hedef edinen iþçi sýnýfýný devrimin öznesi kabul eden hiçbir hareket için verili durumun kabul edilme þansý yoktur. Bu noktada gerek küresel geliþmelerin gerekse ulusal geliþmelerin etkisiyle sýnýf hareketinde ciddi canlanma, eðilim ve olanaklar ortaya çýkmýþtýr. Durumun kendisi örgütlenmenin koþullarýný da içinde taþýmaktadýr. Bunun farkýnda olan pek çok devrimci çevrede mevcuttur. Mesele sýnýfla iliþkilenmenin doðru araç ve yöntemlerini ortaya koymaktýr. "Özellikle ekonomizme eðilim gösterenlerin, çoðunlukla yeterli bulduklarý iþçiler arasýna gidilmelidir…Ýþçilere siyasal bilgiyi verebilmek için, Sosyal Demokratlar nüfusun bütün sýnýflarý arasýna gitmek zorundadýrlar; Onlar ordu birliklerini bütün yönlere sevk etmek zorundadýrlar."(Lenin) III Sýnýf içindeki çalýþmanýn ilk hedefini kanaatimce sýnýf kinini ortaya çýkarmak ve örgütlemek oluþturmalýdýr. Yaþanan konjoktür böylesi bir ajitasyonun ve çalýþmanýn tüm imkanlarýný bize sunmaktadýr. Günlük medya bile bize

57


Kurtuluþ

yürütülmesinin þart olduðu gerçekliðidir. Bu baðlamda pilot bölgeler seçilmeli bu bölgelerde teþhir ve örgütlenme çalýþmalarý ayný kadrolar tarafýndan süreklilik arzeder biçimde yürütmelidir. Her bildirinin bir birinden oldukça uzun zaman dilimleriyle ayrýldýðý ve ayrý ayrý kiþiler tarafýndan daðýtýldýðý çalýþmanýn hiçbir karþýlýðý yoktur. Siyasal ve ekonomik teþhirdeki süreklilik bize bir yandan politik tezlerimizi ve bütünsel bilgileri iþçi sýnýfýna taþýmanýn imkanlarýný sunarken, öte yandan lokal meselelerin teþhiri imkanýnýda saðlayacaktýr. Süreklilik arz eden ve ayný kadrolar tarafýndan yürütülen bir çalýþma kaçýnýlmaz olarak sonuçlar üretme þansýna sahiptir. "Eðer iþçiler, hangi sýnýfý etkiliyor olursa olsun, zorbalýk, baský, zor ve suistimalin her türlüsüne karþý tepki göstermede eðitilmemiþlerse ve iþçiler bunlara karþý baþka herhangi bir açýdan deðil de Sosyal Demokrat* açýdan tepki göstermekte eðitilmemiþlerse iþçi sýnýfý bilinci gerçek bir siyasal bir bilinç olamaz.(LENÝN)

olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Yatay iliþkilerin kurulmasý, insanlarýn gündelik acý ve sevinçlerinin paylaþýlmasý, bu paylaþýma güç ve çap oranýnda katkýda bulunulmasý, propaganda ve ajitasyonu somuta çýkaracak örgütle, halk ve iþçi arasýnda yaþayan bir iliþkinin kurulmasýný saðlayacaktýr. Kabul edilmelidir ki bu zorlu ve sabýr gerektiren bir çalýþmadýr. Yaþadýðýmýz en büyük hafýza kaybý bu noktadadýr. Politik faaliyette süreklilik bir türlü saðlanamamakta yatay iliþkiler geliþtirilerek yaþamsal diyaloglar kurulamamakta, bu nedenle kalýcý iliþkilerin oluþmasý ve dönüþmesi saðlanamamaktadýr. Genel politik perspektifin ve hattýn lokale tercümesi ancak lokali yaþayan kadrolarýn yapabileceði bir iþtir. Bu kadrolarýn varlýðý ve yerelden merkezi beslemeleri , merkezi politikalarýn genel söylemi, politik hattýn, yerelin sýnýfýn- sorunlarýný kapsayan ve anlayabileceði bir dile kavuþmasýný saðlayan temel yöntemdir. V Sýnýfla sosyalist hareketin baðlarýnýn zayýflýðý bir yandan sýnýf hareketinin ve halk kitlelerinin giderek büyüyen devasa sorunlarý, artan iþsizlik, iþçi sýnýfý ve yoksul halk içinde örgütlenmenin imkanlarýný sunarken, diðer yandan da önemli sapmalarýn temel nedenini oluþturmaktadýr. Bu sapmalarýn farklý görünen iki yönelimi söz konusudur. Yönelimlerden biri, kendi siyasal gündemini soyut bir dille sýnýfýn gündemi haline getirirken, aslýnda iþçi sýnýfýnýn siyasallaþmasýnýn imkanlarýnýn olmadýðý temeline dayanmaktadýr. Diðer bir yönelim ise, siyasal mücadele ve söylemin sýnýf hareketini daralttýðý tezinden hareketle, güncel propaganda ve ajitasyonu güncel ekonomik söylemle sýnýrlamakta ve bu yönüyle sendikal mücadelenin ötesine geçememektedir. "Yapýlan teþhirler, yalnýzca belirli bir sanayi kolunda iþçilerle-iþverenler arasýndaki iliþkilere deðiniyordu ve bunlarýn saðladýðý tek þey iþgücü satýcýlarýnýn (iþçilerin) metalarýný (iþgüçlerini) daha iyi koþullarda satmayý ve salt ticari alýþ-veriþ konusunda, alýcýlarla savaþmayý öðrenmeleri oldu… Sosyal Demokrasi yalnýzca iþgücünün daha uygun koþullarda satýlmasý için deðil ayný zamanda mülksüzlerin kendilerini zenginlere satmaya zorlayan toplumsal düzenin kalkmasý içinde, iþçi sýnýfýna önderlik eder. Sosyal Demokrasi, yalnýzca belirli bir iþverenler grubuyla iliþkil-

IV Salt teþhir çalýþmasýnýn ve kadrolarýn sürekliliði sýnýfla iliþkilenmemizin imkanlarýný sunmak açýsýndan tek baþýna yeterli deðildir. Bu noktada, kuru siyasal ve ekonomik ajitasyonun yaþayan hayata uygun hale getirilmesi zorunludur. " Kayseri'de artýk deniz yok" **. Siyasal ve ekonomik verilerin politik söylemin somut,anlaþýlýr,elle tutulur önermeler haline getirilmesi zaruridir. Bildirilerimiz ve afiþlerimiz gündelik yaþamýn sorunlarýný siyasal ve bütünsel bakýþ açýsýyla birleþtiren basit anlaþýlabilir ve vurucu bir dille kaleme alýnmalý ve mutlaka hayata geçirilebilir somut önermeler içermelidir. Parasýz saðlýk için daðýtýlan bir metin, bir yanýyla saðlýk politikalarýndaki eþitsizlikleri güncel ve vurucu örneklerle teþhir ederken (sýnýf kinini örerken) öte yanýyla parasýz saðlýðýn hangi araç ve imkanlarla (borçlara,faizlere ve savunmaya harcanan bütçe kalemleri) saðlanacaðýný da anlatmalýdýr. Ýþçilere hayata geçirilebilecek önermeler ve eylem tarzlarý sunulmalýdýr. Ýþçi sýnýfý içerisinde çalýþma kaçýnýlmaz olarak yaþam alanlarýndaki çalýþmayla desteklenmeli bu noktada güven iliþkilerinin kurulmasýna özel önem verilmelidir. Varoþlarda çalýþacak kadrolarýmýzýn buralarda yaþamasý

58


Kurtuluþ

erde deðil,modern toplumun bütün sýnýflarýyla ve örgütlenmiþ bir siyasal güç olarak devletle de iliþkilerde iþçi sýnýfýný temsil eder. Demek ki sosyal demokratlar kendilerini yalnýzca iktisadi savaþýmla sýnýrlamakla kalmamalý,iktisadi teþhirlerin örgütlendirilmesi iþinin baþlýca eylemleri haline gelmesine de izin vermemelidirler." (Lenin) Ýþçilere sadece iktisadi propaganda yapmak, iþ koþullarýnýn kötülüklerini anlatmak, yaþam koþullarýnýn kötülüðünü anlatmak, onlara sýnýf bilinci kazandýrmak açýsýndan yeterli deðildir. Böylesi bir propaganda bizi sadece iþ koþullarý ekseninde iþçilerle bir araya getirir ki, iþ koþullarýnýn çeþitli sebeplerle deðiþmesi,(lokavt,iþten atýlma) bizim bu baðýmýzýn kopmasýna sebep olur. Ýþçi sýnýfýnýn sýnýf bilincine ulaþmasý için eðitilmesi gerekir. Onda zaten kendiliðinden bir bilinç vardýr. Ýktisadi propaganda tek baþýna bize iþçi sýnýfýyla buluþma imkanlarýný yaratsa da zaten onda varolan kendiliðinden bilincin açýða çýkmasý ötesinde hiçbir kazaným saðlamaz. Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden bilinciyle ulaþacaðý yer sendikal örgütlenmedir. Yapýlmasý gereken, iktisadi propagandayla siyasal propagandanýn sentezlenmesi, ortaya çýkarýlan kendiliðinden bilincin, sendikal duvarlarý aþarak siyasal bilince ve örgütlülüðe dönüþtürülmesidir. Lenin'in deyimiyle bir Sosyal Demokratýn görevi sendika sekreterliði deðil halk hatipliðidir. Bu noktada Kürt sorunu, temel bir problem olarak karþýmýza çýkabilir. Zira halk kitlesinin %90'nýnýn þovenizmin etkisi altýnda olduðu bir ülkede Kürt sorununda, Kürt halkýndan yana taraf olan bir politik hattýn, iþçi sýnýfýna aktarýlmasý kaçýnýlmaz bir þekilde daralmayý getirecektir. Ya pek çok grubun yaptýðý gibi Kürt sorununa deðinmeden, yani þovenizmle mücadele etmeden, yani sýnýf içinde siyasal çalýþma yapmadan kuru ekonomik ajitasyona dayanarak kitleselleþecek ve örgütleneceðiz, ya da iþçi sýnýfýnýn sýnýf bilincine ulaþmasý için ýsrarla mücadele edeceðiz.

Bu anlatýmdan, sýnýf mücadelesinin önemsizleþtirilmesi anlamý da çýkarýlabilir. Fakat yazýnýn bütünü içerisinde anlatýlan perspektif dikkate alýndýðýnda, tam tersi bir noktadan, sýnýfýn içinde sýnýfý örgütlemeye yönelik sistemli bir çalýþmanýn hayata geçirilmesine vurgu yapýldýðý görülecektir. Kürt sorunu dahil bütün siyasal sorunlar herkesin sorunu olduðu gibi, iþçi sýnýfý ve yoksul halkýnda sorunudur. Kendi doðrularýnýzý ve kimliðinizi gizleyerek yani kitleleri kandýrarak, kitleler içinde örgütlenemezsiniz. Özellikle kamu sendikalarýnda ortaya çýkmaya baþlayan, "Kürt meselesine dair söylemin daralmaya yol açtýðý" þeklinde ki iddia, buradan bakýldýðýnda tehlikeli ve yanlýþtýr. Saðlam yatay iliþkiler ve politik iliþkiler kurulduðunda özverili ve sabýrlý bir çalýþma yürütüldüðünde sýnýfýn ve kitlelerin güveni saðlandýðýnda her çeþit sorun kitlelere aktarýlabilir ve anlatýlabilir. Bir derdi anlatmanýn bin bir yolu vardýr ve biz þimdiye kadar hep en kötüsünü seçtik. Kürt sorunun üniversite de anlatýlýþ þekliyle fabrikadaki anlatýlýþ þeklini ayýrabilmek, ayný zamanda bu sorunun yaþamýn bütün alanlarýnda ve güncel bütün sorunlarda kesiþtiði noktalarý yakalamak ve buradan aktarmak, aslýnda iktisadi savaþýmla siyasi savaþýmý birleþtirmek anlamýna gelecektir. Ýþçi sýnýfý içerisinde örgütlenmemiþ bir partinin, devrime önderlik etme durumu olmayacaðý gibi, iþçi sýnýfý içindeki örgütlenmesiyle sýnýf içindeki þovenist etkiyi kýrarak, ezilenlerin dayanýþmasý anlayýþýný bilince çýkaramamýþ bir parti de hiç bir zaman devrimci bir süreci olgunlaþtýrma þansýna sahip olamayacaktýr.

* O tarihlerde komünistler kendilerini sosyal demokrat olarak adlandýrýyorlardý. ** Mahir Sayýn imzalý Sosyalizm Yolunda Kurtuluþ dergisinin, Ekim 1991 tarihli 6. sayýsýnda yayýnlanan ayný baþlýklý yazý, propagandanýn nasýl yapýlacaðýna dair yol göstericidir.

* * *

59


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

15-16 Haziran Direniþi ve Ýþçi Sýnýfýnýn Politik Mücadelesi "Bir tarihsel olaylar zincirindeki halkalarýn ardýþýklýk düzeni, biçimleri, bir araya gelmeleri ve onlarý birbirinden ayýran þeyler, bir demircinin elinden çýkan zincirdeki kadar basit ve ilkel deðildir." (Lenin-1918)

B

ütün büyük olaylar kendisinden önceki dönemin birikimleri üzerinde geliþerek ortaya çýkar. Bu baðlamda öncelikle 15-16 Haziran 1970 Direniþi'ni hazýrlayan tarihsel koþullarýn irdelenmesi önem kazanmaktadýr. Bu ayný zamanda 1960-1971 döneminde geliþen sosyalist hareketin niteliðinin ve tarihsel sürecinin kavranýlmasý anlamýna da gelmektedir. 27 Mayýs Askeri Müdahalesi'yle baþlayan 1960-71 dönemi burjuva demokratik hak ve özgürlüklerin sýnýrlý da olsa kullanýlabildiði, her sýnýf ve tabakanýn kendi ideolojisini geliþtirebildiði, kapitalizmin hýzlý geliþimi nedeniyle sýnýfsal ayrýþmalarýn ve siyasal kümelenmelerin yoðunlaþtýðý bir dönemdi. Bu dönem ayný zamanda, siyasetin toplumsallaþmasý ve toplumun siyasallaþmasýnýn en büyük engeli olan bir tarihsel sürecin, yani askeri müdahaleler döneminin baþlamasýydý. 27 Mayýs 1960 Askeri Müdahalesi ve bu müdahalenin yarattýðý yeni politik ortamda sosyalist canlanma/aydýnlanma iki ayrý kul-

Þaban Ýba 60


Kurtuluþ

varda geliþmiþti. Bunlardan biri Türkiye Ýþçi Partisi (TÝP) diðeri de Yön hareketiydi. Her iki siyasal akým yaklaþýk 10 yýllýk bir tarihsel süreç içinde bölünerek, parçalanarak yok olmakla yüz yüze gelmiþ, fakat onlarýn yerine daha dinamik, genç ve bugünlere kadar devam eden yeni devrimci oluþumlar ortaya çýkmýþtý. Bu nedenle 1960-1971 döneminin bu iki kulvarýnda yaþananlarý yazýnýn kapsamýnýn elverdiði ölçüde özetlememiz gerekmektedir.

ilginçti. Onlara göre, sosyalizme tedricen ve parlamenter yolla gidilecekti. Sosyalizm tartýþmalarýnda Ýngiliz Ýþçi Partisi'nin ve II.Enternasyonal'in devamý olan Sosyalist Enternasyonal'in görüþleri referans olarak veriliyordu. Geliþtirdikleri tezler, yeni bir kalkýnma modeli (yeni devletçilik) ve bir tür "Türk sosyalizmi" teorisi oluþturmaya yönelikti. Yön Dergisi 30 Haziran 1967'de kapandý. Bunun bir nedeni, Yön Hareketi'nin kendi içinde ayrýþmaya baþlamasý ve onun bir tür düþünsel mirasý niteliðindeki Türk Solu Dergisi'nin 17 Kasým 1967'de yayýnlanmaya baþlanmasýydý. Bu sürecin baþlangýcý TÝP içinde baþlayan Milli Demokratik Devrimciler (MDD) ile Sosyalist Devrimciler (SD) saflaþmasýnýn karþýlýklý hesaplaþmaya dönüþtüðü 1966 Malatya Kongresi olmuþtu. Doðan Avcýoðlu ise 1969 baþýndan itibaren haftalýk Devrim Gazetesi'ni çýkarmýþtý. Bu aþamada "Türkiye'nin Düzeni" adýyla yazdýðý kitabýnda ortaya koyduðu tezler doðrultusunda bir tür Kemalist Devrim yapma hedefiyle yola çýkan Avcýoðlu, 27 Mayýs'ýn önderlerinden ve devamýndan yana olan Cemal Madanoðlu, Suphi Gürsoytrak, Ahmet Yýldýz ile Ýlhan Selçuk, Uður Mumcu ve Uluç Gürkan gibi gazetecilerle yeni bir çevre oluþturmuþtu. Bu dönemde Avcýoðlu, "Çaðýmýzda iki tip devrim görülmektedir. Ulusal Kurtuluþ Devrimler ve Sosyalist devrimler. Türkiye ulusal kurtuluþ devrimi aþamasýndadýr. Türkiye'de kalkýnmanýn ön þartý politik ve ekonomik baðýmsýzlýktýr" diyerek burjuva milliyetçi bir akýmýn teorik-siyasal tezlerini geliþtirmiþti. Avcýoðlu'na göre, devrim, "Atatürk'ün tanýmladýðý anlamda bir "devrimci ordu"ya dayanacaktý. Asker, sivil genç devrimci aydýnlar, öðretmenler ve üniversite gençliði, bu devrimin asýl dayanaklarý" olacaklardý. Mehmet Doðu imzasýyla Yön Dergisi'nde ilk kez Milli Demokratik Devrim (MDD) tezini ortaya atan Mihri Belli, bu derginin 14.11.1962 tarihli sayýsýnda þunlarý yazmýþtý: "Geliþmesinin bu safhasýnda bulunan Türkiye'nin önündeki ödev, milli baðýmsýzlýðýný ve demokratik inkýlabýný gerçekleþtirmektir. Türkiye'nin bütün ilerci, zinde kuvvetlerinin kutsal ödevi de emekçilerin yararýna gerçek bir kalkýnma ve gerçek bir demokrasiyi hedef tutan köklü

1. Asker-Sivil Aydýn Hareketinin Yön'ü Doðan Avcýoðlu'nun yönetimindeki Yön Dergisi, ilk sayýsý 160 aydýnýn imzasýný taþýyan bir bildiri ile 20 Aralýk 1961'de Ankara'da yayýnlanmýþtýr. Yön bildirisinde "Türk halkýnýn çok çetin iktisadi, siyasi ve sosyal meseleler ortasýnda, kendisini bütün özlemlerine kavuþturacak bir yön aramakta olduðu, ülkede ciddi bir iktisadi ve sosyal buhran yaþandýðý, çaðdaþ uygarlýk düzeyine ulaþýlamadýðý" vurgulandýktan sonra þunlar söylenmiþtir: "Planlý ve geniþ bir devletçilik sistemiyle bütün imkanlarý harekete geçirmek, yatýrýmlarý hýzla artýrmak, iktisadi hayatý bütünüyle planlamak, sosyal adalete kavuþturmak, istismarý önlemek". YÖN yazarlarý arasýnda Çetin Altan, Fethi Naci, Kemal Tahir gibi kendilerini sosyalist olarak tanýmlayanlar; Turan Güneþ, Þükrü Koç gibi CHP'nin sol kanadýný temsil eden aydýnlar ve 27 Mayýs hareketinin ön saflarýnda bulunan ilerici subaylar vardý. Bildirideki görüþleri derinleþtirenler ise, Doðan Avcýoðlu, Mümtaz Soysal, Sadun Aren, Þevket Süreyya Aydemir gibi kendilerini devrimci ve demokrat olarak tanýmlayan aydýnlardý. Yön yazarlarý, Türkiye'de kapitalist geliþmenin zayýf ve çarpýk olduðunu, bunun temelinde ise emperyalizme baðýmlýlýðýn yattýðýný; ülkede kapitalizm yeterince geliþmediði için Feodalizminde varlýðýný sürdürdüðünü; bu ekonomik ve sosyal temelin politik sonuçlarý itibariyle "yarý sömürge, yarý feodal" bir ülke karakteri gösterdiðini; bu nedenle ilkin emperyalizme baðýmlýlýða son verilmesi ve feodalizmin tasfiye edilmesi gerektiði, ancak iþçi sýnýfý öncülüðü ele alýp demokratik devrimi gerçekleþtirecek bir güce eriþmediði için, bir "milli cephe"nin kurulmasýný istiyorlardý. Yön'cülerin geliþtirdiði "sosyalizm anlayýþý"

61


Kurtuluþ

reformlarýn baþarýlmasý için birleþerek gerici cepheye karþý durmaktýr. Bu karþý duruþ, zorunlu olarak anti-emperyalist bir mahiyet taþýyacaktýr. Demek ki Kemalist kuvvetlerin savaþý sadece demokrasi uðruna anti feodal bir savaþ olarak kalamaz; bu savaþ ayný zamanda emperyalizme karþý bir milli savaþtýr. "Demokratik devrim ve milli hareketlerin, en geniþ anlamda emekçi kitlelerin küçük burjuvazinin ve hatta baðýmsýz bir Türkiye'yi özleyen burjuvazinin bir kýsmýnýn da yararýnadýr; yani baðýmsýzlýk ve demokrasi uðruna savaþ, bir sömürücü dýþýnda bütün Türk milletinin savaþýdýr. Onun için milletin en geniþ temsil edileceði, bütün ilerici çevrelerin desteðini saðlamýþ bir milli cepheyi kurarak, bu savaþý yürütmenin zorunlu olduðu aþikardýr. "Baðýmsýz ve gerçekten demokratik bir Türkiye'yi özleyen her Türk yurtseveri, politik ve mesleki teþkilatlarýyla iþçiler, köy ve þehir emekçileri, Atatürkçü aydýnlar, Kemalist gençlik bu çaðrýya kayýtsýz kalmayacaklardýr..." Bu tezler Devrim Gazetesi grubunun, ordu içindeki cunta faaliyetlerine ve ayrýca devrimci gençlik hareketini manüpüle etmeye yöneltmiþti. Mihri Belli'nin yönetimindeki Türk Solu Dergisi ise, esas olarak TÝP içindeki MDD'ci muhaliflerin toplandýðý bir yayýn organý haline gelmiþti. Türk Solu'nda Þahin Alpay, Halil Berktay, Doðu Perinçek gibi yazarlar MDD tezlerinin geliþtirilmesinde etkili olmaya baþlamýþtý. 1969 yýlýnda Türk Solu kapanmýþ ve yerine Aydýnlýk Sosyalist Dergi (ASD) çýkarýlmýþtý. Mihri Belli'nin öncülüðünde çýkarýlan ASD, ayný zamanda MDD içindeki yeni bir ayrýþmayý, daha doðrusu Kemalistlerden bir kopuþ anlamýna gelmiþti. Bu nedenle önceleri tüm MDD'cilerin ideolojik ve politik bir merkezi gibi faaliyet göstermiþti. Ancak MDD üzerine tartýþmalar kýsa zamanda MDD'ciler arasýndaki ilk ayrýlýðýn doðmasýna da neden oldu. Aydýnlýk Sosyalist Dergi'den ayrýlan Doðu Perinçek, Þahin Alpay ve Halil Berktay daha iddialý bir isimle Proleter Devrimci Aydýnlýk'ý (PDA) çýkarmaya baþladý. Bu ayrýþma MDD'nin tam olarak Çin versiyonundan kaynaklanan ve Türkiye'de Maoculuðu baþlatan bir akým haline geldi. ASD'den ikinci

ve onun sonunu hazýrlayan ikinci bir kopuþ ise 1970 sonbaharýnda daha sonra THKP-C olarak ortaya çýkan siyasal akým tarafýndan gerçekleþtirilecekti. 2. Türkiye Ýþçi Partisi Türkiye Ýþçi Partisi sosyalist hareketin yakýn tarihinde, baþka bir ifadeyle sosyalist canlanmanýn en önemli baþlangýcý olan 1960'dan sonraki sürecinde tarihi bir misyon üstlenmiþtir. Bugünkü tüm sol ve sosyalist akýmlar bu hareketin içinden çýkmýþtýr. TÝP, 13 Þubat 1961 de tamamý iþçi ve sendikacý olan 11 kiþi tarafýndan kuruldu. Parti, bir yýl boyunca hiçbir aydýnýn yer almadýðý bu kurucu heyet tarafýndan yönetildi ve daha sonra partinin kapýlarý aydýnlara açýlmaya baþladý. Bu baðlamda, 1962 yýlýnda, M.Ali Aybar Genel Baþkanlýða ve Cemal Hakký Selek Genel Sekreterliðe getirildi. Aybar'la birlikte partiye alýnan Behice Boran, Fethi Naci, Erdoðan Baþar ve Selahattin Hilav gibi aydýnlar ayný zamanda bir fikir hareketi baþlattý. M.Ali Aybar'a göre "Türkiye'deki sistem, Ortaçað iliþkileri üzerine aþýlanmýþ, geliþmemiþ bir kapitalizmdir". Aybar'ýn 1962 yýlýnda ortaya arttýðý bu tez giderek geliþtirilmiþ ve 1964 yýlýnda Parti Programý'na girdi. Parti programýnda, Türk ekonomisinin en zayýf tarafýnýn sermaye birikiminin yetersizliði olduðunu belirtildikten sonra, "Türkiye geri kalmýþ ülkeler arasýnda, gerek kiþi baþýna yatýrým ve gelir seviyesi, gerekse geliþme potansiyeli bakýmýndan en geri durumda deðildir. Köklü reformlar yapýlýr ve bugünkü sosyal þartlar deðiþtirilirse Türkiye daha ziyade kendi imkanlarýyla kalkýnýp ilerleyebilir" denmekteydi. TÝP'liler bu tespitlerin ýþýðýnda Türkiye'nin kapitalist yoldan kalkýnamayacaðýný, fakat sosyalist bir sistemle kalkýnabileceðini; ancak Türkiye'nin uygun objektif þartlarýna raðmen, subjektif þartlarýnýn henüz sosyalizme geçmeðe elveriþli olmadýðýný, bu nedenle de bir geçiþ evresine ihtiyaç olduðunu iddia ediyorlardý. Bu evrede tatbik edilecek sistemi ise "kapitalist olmayan yol" olarak tanýmlamýþlardý. Kapitalist olmayan yoldan iktidarý almanýn yolu da programda þöyle açýklanmýþtý: "Kapitalist olmayan kalkýnma yolu, emekçilerin yönetim ve kontrolüne katýldýklarý planlý bir

62


Kurtuluþ

ekonomik sistemdir. Bu sistemin kurulmasý için iþçilerin iktidara gelmesi gerekir. TÝP, bu geliþmeyi gerçekleþtirecek, iþçi sýnýfý ve bütün emekçi halk yýðýnlarýný eðitip aydýnlatacak ve ilerlemenin bilinçli itici kuvveti haline getirecektir. Anayasanýn saðladýðý hak ve hürriyetlere dayanarak iþçi sýnýfýný ülke yönetiminde söz ve karar sahibi yapacak, yani mümkün olduðu çok miktarda iþçi temsilcisini meclise sokacak ve demokratik bir seçim yoluyla iktidara gelecektir". 1966 yýlýnda yapýlan II. Kongre'de M. Ali Aybar tarafýndan "Türkiye Özgü Sosyalizm" tezi geliþtirildi ve bu tez partinin resmi görüþü haline getirildi. Bu kongre öncesinde ve sonrasýnda Aybar'ýn tezlerine karþý çýktýklarý için partiden atýlanlar ise, parti dýþýnda çalýþmalarýný sürdürerek MDD çizgisinde giderek güçlenen bir muhalefet hareketi örgütledi. Giderek parti içindede çoðalan MDD'ciler partiden uzaklaþan ve o ana kadar partiye girmeyenleri de kapsayan MDD'ciler Türk Solu dergisinde toplanmaya baþladý1. Daha sonraki süreçte M. Ali Abar'ýn formüle ettiði "Milli ve Baðýmsýz Türkiye Sosyalizmi" teorisine karþý Genel Yönetim Kurulu'ndan baþlayan muhalefet giderek tabana yayýldý. Aybar'ýn Çekoslovakya'nýn iþgaline açýkça karþý çýkmasý ile baþlayan tartýþmalar ayrýþmayý hýzlandýrdý ve giderek Aren-Boran-Aybar klikleri oluþmaya baþladý. Bu saflaþmada Boran ile Aybar arasýnda sadece nüanslar vardý, Aren ise her ikisine karþý olan bir tarafý oluþturuyordu. Fakat Aybar'a karþý parti merkezinde B.Boran, Sadun Aren, Nihat Sargýn, Þaban Erik ve Minetullah Haydaroðlu tarafýndan 5'li bir blok oluþturulmuþtu. 1968'de yapýlan III. Büyük Kongre'ye parti bölünmüþ olarak gitti. Bu kongredeki tartýþma konularýný þunlar oluþturuyordu: a)Sosyalizmin hürriyetçi sosyalizm, hürriyetçi olmayan sosyalizm diye ikiye ayrýlmasý, b)Üstyapý-altyapý iliþkisi ve üstyapýnýn rolünün abartýlmasý. c)Sosyalizmin tekliði-çokluðu konusu, d)Türkiye'ye özgü sosyalizm. e)Kitlelere bilinç götürülmesi ve onlarýn kendiliðinden bilinçlenmesi sorunu. f)Parti içi demokrasi ve kiþisel yönetim sorunlarý. Kongrede muhalefet ortak bir tutum sergileyemedi ve seçimleri yine Aybar'ýn listesi

kazandý. Muhalefetin listesinden sadece Sadun Aren ve Þaban Erik yönetime girebildi. B.Boran, N.Sargýn ve Minetullah Haydaroðlu muhalefetin listesinden deðil, ayrý ayrý aday olarak ve ancak yedek üye olarak seçilebildi. Kongre sonuçlarý muhalefeti harekete geçirdi ve muhalefetin sözcülüðünü yapmaya soyunan ANT Dergisi2 "Toplayýcý Muhalefet" hareketi adýyla TÝP üyelerine bir çaðrý yaparak Olaðanüstü Kongre toplanmasýnýn öncülüðünü yaptý. Çaðrý yerini buldu ve III. Kongre'den 45 gün sonra, 28-29 Aralýk 1968'de toplanan Olaðanüstü Kongre'de ANT Dergisi tarafýndan "tabanýn sesi" olarak baþlatýlan bu hareket baþarýlý olamadý. S. Arenciler, B. Borancýlar, Kürtler ve MDD'cilerin konuþmalarýyla renklenen kongrede yapýlan seçimlerde Aybarcýlar, Muhalefet ve MDD'ciler üç ayrý liste ile seçime girdi. Seçimler sonunda MDD'ciler pek bir varlýk gösteremedi. Muhalefet listesinden Genel Yönetim Kurulu'na Sadun Aren, B.Boran, Nihat Sargýn, Þaban Erik ve Naci Eren'le birlikte 11 kiþi girdi. Bu kongreden sonra partide daðýnýklýk devam etti. Genel Merkez içindeki çeliþkilerde giderek arttý. MDD'ciler ise hem parti tabanýnda ve hem de parti dýþýnda ülke çapýnda güçlenmeye baþladý. Özellikle 1968'lerden itibaren baþlayan öðrenci hareketi ve üretici mitinglerinde devrimci öðrencilerin gösterdikleri militan çabalar TÝP'in tabanýný MDD'ye doðru kaydýrmaya baþladý. 1969 Genel Seçimleri'nde yaþanan baþarýsýzlýk ise bir anlamda Aybar'ýn sonunu hazýrladý. Aybar'ýn "Halkçýlýk Programý" seçim yenilgisine neden olmuþtu. Meclise sadece Ýstanbul'dan M. Ali Aybar ile Rýza Kuas girebildi. Seçimlerden sonra partide tam bir þok yaþanmýþtý. 15-16 Kasým'da toplanan Genel Yönetim Kurulu'nda Aybar muhalefeti suçlayarak istifa etti. Ardýndan genel sekreter Tarýk Ziya Ekinci olmak üzere Merkez Yürütme Kurulu'da istifa ederek yeni bir seçim yapýlmasýný saðladý. Yapýlan seçimlerde aday olan M. Ali Aslan, Nihat Sargýn karþýsýnda Genel Baþkan oldu. Ancak Genel Yönetim Kurulu'nun bir türlü toplanamamasý üzerine M. Ali Aslan istifa etti ve yerine 21 Aralýk'ta Þaban Yýldýz seçildi. Genel sekreterliklere iþçi kesiminden

63


Kurtuluþ

Hüsamettin Güven, iþçi olmayan kesimden Behice Boran getirildi. Bu seçimden sonra M. Ali Aybar, Yaþar Kemal, Samim Kocagöz ve Kemal Aksoy Genel Yönetim Kurulu'ndan istifa etti3.

Böylelikle MDD'ciler TÝP'ten koptu. Mihri Belli'nin ýsrarlarýyla yapýlan Devrimci Kurultay'a, Karadeniz, Ýstanbul, Ankara, Balýkesir, Konya, Aydýn, Ýzmir, Antalya, Adana, Mersin, Yozgat vb. illerden gelen delegelerden oluþtu. Dev-Genç Merkez Yürütme Kurulu'nun da desteklediði bu Kurultay'da TÝP içindeki Sosyalist Devrimciler için benzer bir karar alýndý. 15-16 Haziran Direniþi'nden sonra yeni bir arayýþ sürdüren, IV. Kongre öncesi hem TÝP'den ve hem de Mihri Belli'den kopma hazýrlýðý içinde olan ve daha sonra THKP-C olarak ortaya çýkan Kurtuluþ Grubu bu Kurultay'a gönülsüz bir þekilde katýlmýþtý. Nitekim Kurultay'dan sonra ASD'den kopan bu grup, Mahir Çayan, Münir Ramazan Aktolgalý ve Yusuf Küpeli'nin önderliðinde kýsa bir süre sonra THKP-C olarak örgütlenmiþ ve THKO'nun ardýndan eyleme geçerek yeni bir dönemi baþlatmýþtý. Kurtuluþ Grubu'nun yayýnladýðý "Aydýnlýk Sosyalist Dergiye Açýk Mektup", ASD ve Mihri Belli'den kesin bir kopuþun manifestosu niteliðindeydi. Bu mektuptan hemen sonra da THKP-C'nin yayýn organý olarak Kurtuluþ Gazetesi çýkarýlmýþtý. Kurtuluþ'un ilk sayýsýnda "Hayat devrimci pratiðin içindeki iþçi, köylü, öðrenci militanlarý bir araya getirdi. Böylece, Leninizm'in temelleri üzerinde, devrimci yoldaþlýðýn oluþturduðu, kelimenin geniþ anlamý ile proleter devrimci bir örgüt doðdu. Kurtuluþ Gazete'si, bu örgütün ideolojik ve politik yayýn organýdýr" þekilde ilan edilmiþti. Böylelikle, TÝP'in 1968 Kongresinde baþlayan Sosyalist Devrim-Milli Demokratik Devrim saflaþmasý esas olarak 29-30 Ekim 1970'de yapýlan 4.Büyük Kongresi ile kesin bir ayrýþmayla sonuçlanmýþtý. Bu son kongre, SDMDD saflaþmasýnýn net olarak ayrýþtýðý, THKPC ve THKO gibi hareketlerin ortaya çýkýþýyla birlikte TÝP için son durak olmuþtu. 1965'lerden sonra sosyalizm ideolojisi, toplumun daha geniþ kesimlerinde yanký bulmaya baþladý ve kýsa zamanda toplumun en dinamik ve aydýn kesimi olan öðrenci gençlik içinde geniþ bir taraftar buldu. Sosyalist gençlik önderleri, dinamik potansiyel güçleriyle kýsa zamanda uzun tarihsel geçmiþe tepki göstermeye ve kendi alternatiflerini yaratmaya yöneldi.

TÝP'de Yolun Sonu ve Devrimci Oluþumlar 29-31 Ekim 1970'de yapýlan IV. Kongre'de 70 kadar delegasyonla Kürtler4, bir miktar PDA'cýlar, Sendikacýlar her biri ayrý grup olarak katýldý. Kongre öncesinde toplanan Emek Dergisi çevresi Birleþik Emek Cephesi olarak muhalefeti toplamaya çalýþtý. Kongrede Kürtlerin 68, Sendikacýlarýn 3 ve PDA'cýlarýn da 5 muhalif oyuna karþýlýk Kongrede þöyle bir karar alýndý: "Kongre (...) Türkiye'nin önündeki devrimci aþamanýn Milli Demokratik Devrim olduðu tezinin ve buna dayandýrýlan Milli Demokratik Devrim Stratejisi önerisinin Türkiye için geçerli olmadýðýný; (…) Eylem alanýnda da MDD hareketinin hangi ad altýnda yürütürse yürütülsün ve kendi iç inde kaç gruba bölünürse bölünsün, TÝP'i yýkmak, daðýtmak, etkisiz hale getirmek maksadýný artýk hiçbir þüpheye yer býrakmayacak þekilde güttüðü konusunda kesin yargýya vararak Türkiye için MDD aþamasýný savunmanýn TÝP üyeliði ile asla baðdaþmadýðýný beyan eder". Kongrede Kürt delegelerin sunduðu ve 12 Mart 1970'de partinin kapatýlmasýna gerekçe teþkile eden "Kürt ve Türk sosyalistlerinin parti içinde omuz omuza çalýþmalarýnýn gerektiði" önergesi kabul edildi, fakat Kürtler kongreyi terk ederek ýsrarlara raðmen partinin yönetiminde yer almadý. Þaban Erik ile Behice Boran'ýn çekiþtiði Genel Yönetim Kurulu'ndaki yapýlan Genel Baþkanlýk seçiminde Boran daha fazla oy aldý. Genel sekreterliðe ise Boran'ýn adayý yerine Emek Grubu5 'nun adayý Sait Çiltaþ, ikinci genel sekreter olarak da iþçi kesiminden Þaban Erik seçildi. Kongre öncesi baþlayan özellikle Ýstanbul, Ankara, Ýzmir, Zonguldak, Karadeniz il ve Ýlçe kongreleri MDD'ciler ile Aybarcýlar arasýnda hesaplaþma þeklinde geçmiþti. Aybarcýlarýn egemen olduðu birçok kongreyi MDD'ciler kazanmýþtý. Aydýnlýk Sosyalist Dergisi etrafýnda toplanan MDD'ciler ise bu kongreye katýlmayarak Ankara'da bir Devrimci Kurultay topladý.

64


Kurtuluþ

Marksist teoriyi kendi çabalarýyla öðrendikleri ve kavradýklarý ölçüde, yeni arayýþlara girdi. Böylelikle sosyalist hareket yaþlý önderlerin þaþkýn bakýþlarý altýnda bu yeni kuþaðýn ellerinde hýzla ve "dev adýmlarla" geliþmeye/ilerlemeye baþladý. TÝP'in mücadeleyi düzen sýnýrlarý içerisinde tutmaya çalýþmasý, kýsa zamanda gençlik kitlesinden tecrit olmasýna yol açmýþtý. Mihri Belli ve Hikmet Kývýlcýmlý gibi bazý eski kuþak önderler ise, bu yeni sürece eski yöntemlerle yön vermeye çalýþtý. Fakat yeni, genç ve dinamik hareket, onlarý da aþarak kendi yolunda ilerlemeye devam etti ve 50 yýllýk reformist gelenekleri, tabularý yýkmaya baþladý. Bu süreçte, yani gerek TÝP'den ve gerekse Mihri Belli çizgisinden kopuþta devrimci gençlik hareketinin niteliði ve konumu çok etkili olmuþtu. Bu durum ayný zamanda 1965-71 döneminde yükselen iþçi ve köylü hareketinden olaðanüstü düzeyde etkilenen devrimci gençlik hareketinin konumu, bu dönemin daha dinamik tarzda yaþanýlmasýnýn baþlýca olgularýndan biri oldu. Bu bakýmdan tarihsel bir deney ve ders olarak þunlar söylenebilir: 1- Bu süreçte Devrimci Gençlik Federasyonu (Dev-Genç) þu ya da bu nedenle ama tarihsel bir olgu olarak, TÝP yerine ikame edildi. Ve Dev-Genç bir gençlik örgütü olmasýna raðmen, altýndan kalkamayacaðý bir görevle/devrimci bir örgüt olma göreviyle yüz yüze getirildi. 2- 1965/71 dönemine karakterini veren dinamizm ve devrimci potansiyel devrimci gençliðin, baþka bir deyiþle Türkiye sosyalist hareketinde bir "yol ayrýmý" olan dönemecin yaratýlmasýnda belirleyici olan genç önderlerin doðuþuna neden oldu. 3- Askeri müdahalenin gerekçesinde de belirtildiði gibi, 12 Mart bu siyasal ve toplumsal sürece karþý, daha doðrusu bu süreci durdurmak için gerçekleþti. 12 Mart'ýn askeri mahkemelerindeki yargýlamalar da buna göre yapýldý6.

özellikle de 15-16 Haziran Büyük Ýþçi Direniþi'nden etkilenmiþtir. Ancak, yazýnýn kapsamý bu konuda sadece özet yapmamýza imkan verdiði için bu dönem boyunca ve esas olarak da 15-16 Haziran Büyük Ýþçi Direniþi'ne öngelen günlerdeki iþçi direniþlerini özetlemekle yetineceðim. Bu özet bile iþçi sýnýfý hareketinin o dönemdeki yükseliþ trendini göstermektedir. Bu baðlamda 1960'lý yýllarýn en önemli iþçi direniþlerinden söz etmek gerekirse þunlar sayýlabilir: 1963 Ocak ayýnda: Ýstanbul Kavel Fabrikasý Direniþi. 1965 Mart ayýnda: Zonguldak Kömür Ýþçilerinin Kardon, Kozlu ve Gelik Ocaklarý'ndaki direniþleri. 1966 Þubat ayýnda: Ýstanbul Paþabahçe Cam Fabrikasý direniþi. 1967 Þubat ayýnda: Batman Rafineri iþçilerinin direniþleri. 1968 yýlýnda: Temmuz ayýnda: Ýstanbul'da Derby Lastik Fabrikasý iþçilerinin direniþi. Eylül ayýnda: Ýstanbul Camialtý Tersanesi iþçilerinin direniþi Ekim ayýnda: Zonguldak Kömür iþçilerinin Asma ve Çaydamar Ocaklarýndaki direniþi. 1969 Yýlýnda: Aðustos ayýnda: Türk Demir Döküm Fabrikasý iþçilerinin direniþleri. Eylül ayýnda: Ýzmit Rabak Alüminyum Kablo Ekim ayýnda: Ýzmit Yarýmca Seramik Fabrikasý iþçilerinin iþgali/direniþi. Kasým ayýnda: Maltepe Cevizli ve Cibali Sigara Fabrikalarý iþçilerinin iþgali/direniþi. Aralýk ayýnda: Ýstanbul Gamak Elektrik Motorlarý Yapým Fabrikasý iþçilerinin iþgali/direniþi. 1970 yýlý baþýndan itibaren ise direniþlerin seyri þöyle geliþmiþti: Mart ayýnda: Zonguldak Ereðli Kömür iþletmeleri iþçilerinin ocaklara inmeme direniþi. Nisan ayýnda: Ýstanbul Saðmalcýlar Çiti Deterjan Fabrikasýnda iþten çýkarmalara karþý yapýlan fabrika iþgali. Ýstanbul Eyüpte'ki Sungurlar Isý Kazan Fabrikasý iþçilerinin iþgali. Ýzmir Buca'da Klimasan fabrikasýnýn iþgali. Ankara'da Belediye temizlik iþçilerinin Ankara Bölge Çalýþma Müdürlüðünü iþgali. Ýstanbul'da

3. 15-16 Haziran Büyük Ýþçi Direniþi a) Sýnýf Hareketinin Yükselen Seyri Bu dönemde yükselen iþçi sýnýfý hareketinin niceliði, niteliði, direniþ biçimleri vb. konularýnýn da irdelenmesi gereklidir. Çünkü yukarýda anlatmaya çalýþtýðýmýz bütün devrimci oluþumlar yükselen iþçi sýnýfý hareketinden ve

65


Kurtuluþ

Günterm Kazan fabrikasýnda fabrika yönetimine el koyan iþçilerin fabrikayý kendilerinin iþletmeye baþlamasý. Ýstanbul Yem fabrikasýnda iþçilerin fabrikayý iþgal etmesi. Mayýs ayýnda: Ýstanbul'da Sungurlar Isý Kazan fabrikasýnda iþçilerinin fabrikayý tekrar iþgal etmesi. Ýstanbul'da Alibeyköy Öz Kardeþler Çivi Fabrikasýnýn iþgal edilmesi. Ankara'da Üstünçelik fabrikasýnýn iþgali vb... Bu direniþlerin her biri, Toplu Ýþ Sözleþmesi, Lokavt, sendika seçme ve iþten atýlmalara karþý yapýlan direniþlerdi. Ve her biri 15-16 Haziran'a kadarki mücadele sürecinin dönemeçleri olmuþtu. Bu direniþler iþ býrakma, iþ yavaþlatma, oturma, yürüyüþ ve iþgaller þeklinde çeþitli biçimlere bürünmüþ ve güvenlik güçleriyle þiddetli çatýþmalara dönüþmüþtü. Bu nedenle direniþlerde ölümler ve yaralanmalar olmuþtu.

leþtirmek için iþçi sýnýfýný eðitip, bilinçlendirmek, kendi tabirleriyle iþçi sýnýfýnýn mücadele azmini bileyerek, dayanýþma ve bütünlüðünü dinamik bir halde ayakta tutabilmek için giriþtikleri kitlesel eylemler cümlesinden olduðu" vb. Bu davada yargýlanan DÝSK yöneticilerinin Ortak Savunmasý'nda (s.342-346) ise þunlar yazýlmýþtý: "Ýddia makamý, 15-16 Haziran olaylarýný DÝSK'in "ilk ihtilal" provasý olarak göstermeye çalýþmýþtýr... Dünyanýn hiçbir yerinde bir illegal örgütün, yapacaðý bir ihtilal provasýný, noterden tasdikli karar defterine geçirerek tüm resmi kurum ve kuruluþlara, basýna ve kamuoyuna duyurarak yaptýðý görülmemiþtir... Nitekim DÝSK dýþýnda bulunun 131 baðýmsýz sendika da iktidarýn sendikal özgürlükleri kýsýtlama giriþimlerine karþý çýkmýþ ve Türk-Ýþ üyesi iþçi ve sendikalarýn da katýldýðý bu olay kendiliðinden (spontane) bir giriþim olarak protesto eylemlerine dönüþmüþtür..." Bu þekilde yanlýþ ve birbirinin tersi nitelemelere karþýn 15-16 Haziran direniþi Türkiye iþçi sýnýfýnýn mücadele tarihine malolmuþtur. "Türkiye'yi sarsan iki gün" olarak tarihe geçen bu büyük iþçi direniþi, Ýstanbul ve Ýzmit'te iki gün boyunca egemenlere korkulu anlar yaþatmýþtýr. Bu direniþ üzerine þimdiye kadar yazýlanlar ve yapýlan yorumlar bir yana, o sýrada yaþananlarýn resmi kayýtlarý bile bu olayýn niteliðini anlamamýz için yeterli olmaktadýr. Ýkinci gün. Yani 16 Haziran Salý günü. Sabahýn erken saatleri. Ýstanbul Valiliði'nde Ýçiþleri Bakaný, 1. Ordu Komutaný, Jandarma Genel Komutaný, Emniyet Müdürleri, MÝT Bölge Müdürü, Özel Harp Dairesi uzmanlarý ve diðer güvenlik görevlileri karargah kurmuþ durumda. Olaylarýn geliþimi telsiz merkezinden izleniyor. kimi bilgiler telefonlarla geliyor ve güvenlik güçlerine talimatlar veriliyor. Kadýn iþçilerin yoðun olduðu Levent ve çevresinde bulunan fabrikalardaki hareketlerle ilgili olarak verilen telsiz konuþmalarýnýn bir bölümü þöyledir: "Levent ve çevresindeki bütün fabrikalardaki çalýþan iþçiler iþi býraktý, efendim. Hepsi kapýlardan çýkýyor, efendim... Bazýlarýnýn ellerinde sopalara takýlmýþ kartonlar var... Yazýlarý okuyamýyorum... Þimdi birisini seçe-

b) Direniþle Ýlgili Bazý Detaylar 12 Mart Askeri yönetimi 15-16 Haziran olaylarýný yargýlamaktan bilinçli olarak kaçýnmýþtý. Daha doðrusu iþi Uyuþmazlýk Mahkemesi'ne filan götürerek sürüncemede býrakmýþtý. Tutuklanan iþçilerde cezaevinde ayrý bölümlere konularak davanýn diðer sanýklarý olan devrimci öðrencilerden uzak tutulmuþtu. Benimde içinde bulunduðum Dev-Genç'liler "iþçileri kýþkýrtan ve eyleme sürükleyen" kiþiler olarak açýlan davada sanýk olmasýna raðmen, bu davadan tefrik edilmiþtik. Böylelikle devrimcilerin hem cezaevinde ve hem de mahkeme salonlarýnda iþçilerle yan yana gelmelerinden kaynaklanabilecek karþýlýklý etkileþim ve direniþin savunulmasý önlenmiþti7. Fakat bu direniþ egemenlerin aklýndan hiçbir zaman çýkmadý ve 10 yýl sonra gerçekleþen yeni bir askeri müdahale döneminde yeniden yargýlama konusu yapýldý. Bu baðlamda 12 Eylül 1980 askeri müdahale döneminde açýlan DÝSK Davasý'nýn Ýddianamesi'nde (s.640-653) 15-16 Haziran direniþi için þöyle denilmiþti: "15-16 Haziran 1970 tarihinde Kocaeli ve Ýstanbul'da yaratýlan ve sýkýyönetim ilanýna sebep olan, üç kiþinin ölümü, yüzlerce kiþinin yaralanmasý, birçok iþyerinin ve resmi binalarýn tahribiyle neticelenen ve yandaþlarýnca "Türkiye'yi sarsan sýcak iki gün" þeklinde vasýflandýrýlan büyük çaptaki þiddet olaylarýnýn DÝSK'in mevcut düzeni yýkmak ve Proleter Devrimi gerçek-

66


Kurtuluþ

bildim, efendim. 'Sendikamýz anamýz, feda olsun canýmýz' yazýyor... Evet, analarý sendikaymýþ efendim. Birisin de 'Demirel istifa' yazýlý... Hepsi Tekfen Fabrikasý'na doðru yürüyor efendim...'' "Komiserim, Tekfen'deki iþçileri de yürüyüþe çaðýrýyorlar... Evet efendim, Toplum Polisi fabrikayý koruyor. Müdür Muavini Yusuf Aksu'yu görüyorum, efendim. Yanýnda Emniyet Müdür Muavini Kenan Koç Bey de var, efendim. Bir dakika efendim. Kenan Koç, iþçilere bir þeyler söylüyor... Evet konuþuyor, 'daðýlýn' diyor, 'sonra fena olur' diyor. Ýþçiler, birden toplum polislerinin kordonunu (barikatýný) yarmaya çalýþtý... Hayýr ellerinde bir þey yok. Kadýn iþçiler öne geçti, efendim. Bazýlarýnýn elinde sopa var, pankart astýklarý sopa gibi þeyler efendim. Bizimkiler coplarýný kullanýyor efendim. Ýþçilerden kim olursa, coplarý baþlarýna, bellerine, kollarýna vuruyorlar, efendim. Kadýn iþçiler yerlere yýkýldý efendim, Seslerini duyuyorum, 'yandým, yetiþin' diye baðýrýyorlar. Ortalýk ana-baba gününe döndü efendim. Toplum Polisi çok sert giriyor efendim. Kadýn çýðlýklarý durmuyor. Erkek iþçiler evlerin bahçe demirlerini söküyor; fidanlarý tutan demir çubuklarý da ellerine geçirip toplum polisine saldýrmaya baþladýlar efendim... Evet, kýyasýya bir dövüþ oluyor burada efendim... Ýþçiler çok kalabalýk, yeni yürüyüþçüler de geliyor efendim. Elleri sopalý, demir çubuklu iþçiler çatýþmadan üstün çýktý, bizimkiler hýzla koþuyor, iþçiler de peþlerinden gidiyor efendim...'' "Eczacýbaþý fabrikasýndayým efendim. Beyefendi durum vahim, arzediyorum... Toplum polisi buraya doðru koþar adým geliyor. Bazýlarýnýn miðferleri yok baþlarýnda... Ellerinde de yok. Bazýlarý kalkansýz... Silah sesi duydum. Silah sesleri birbirini izliyor. Göremiyorum kimlerin ateþ ettiðini... Bizimkilerde tabanca ile ateþ ediyor... Birini gördüm. Tabancasýný ateþledi ve fabrikaya girmeye çalýþýyor. Evet Tekfen'den buraya doðru geliyorlar. Yerlerde sürüklenen kadýn iþçiler de var. Ýþçiler taþ atýyor, camlarý kýrýyorlar. Bazý arkadaþlar Eczacýbaþý'nýn karþýsýndaki eve sýðýndýlar. Ýþçiler polisleri dýþarý çýkartmaya çalýþýyor... Ýþçiler evin kapýsýný kýrdýlar efendim. Polisler pencereden atlýyor... Bu yana doðru

geliyorlar... Ýþçiler peþlerini býraktý... Yerlerde sürüklenen yaralýlar var... Ýþçilerin bir kýsmý yaralýlarla ilgileniyor... Tamam efendim ben de bizim yaralýlarla ilgileneceðim...'' "Bir kýsým iþçiler Philips Fabrikasý'na doðru ilerliyor. Yol askeri inzibatlarla kesilmiþ. Subayýn 'Daðýlýn, yoksa ateþ açtýrýrým' uyarýsýna aldýrmayan iþçiler barikatý aþarak yollarýna devam ediyor. Ýþçiler 'Demirel istifa', 'Ýþçi köylü ele ele', 'Baðýmsýz Türkiye, ' Sendikalarda ele ele. Tüm baskýlar nafile' sloganlarý atýlýyor. Ýþçilerin yürüyüþ kolunun öncüleri Mecidiyeköy'e varýyor. Orada Amerikalýlara ait TUSLOG binasý taþlanýyor ve camlarý kýrýlýyor...'' "Ýþçiler Puro Fabrikasý'nýn önüne geliyor. 'Ýþçiler dýþarý' diye sloganlar atarak fabrikayý boþaltýyorlar. Bu sýrada Roche iþçileri geliyor ve alkýþlanýyor. Ardýndan Arý Bisküvi iþçileri... Ve Gripin iþçileri... Hep birlikte Esentepe'den Mecidiyeköy'e doðru yürüyorlar. Mecidiyeköy'de birleþen iþçiler buradaki Ýnzibatlarýn oluþturduðu barikatý da aþýyor... Bu barikatý da öne geçen kadýn iþçilerle aþýyorlar... Daha sonra iþçiler Profilo Fabrikasý'na doðru marþlar söyleyerek gidiyor...'' (Türkiye'yi Sarsan Ýki Uzun Gün, Kemal Sülker YAZKO yayýnlarý, Ýstanbul-1980, Sayfa, 128-130) c) Direniþin Niteliði ve Tarihsel Önemi Öncelikle bu noktada iki önemli vurgu yapmakta yarar var: Birincisi, 15-16 Haziran Direniþi sosyalist hareket için temel bir ayrým yaratmýþtý ve bu aslýnda Türkiye'deki sýnýflar mücadelesinin yarattýðý tarihsel bir yol ayrýmýydý. Ýkincisi de, 15-16 Haziran Direniþi 12 Mart Askeri Müdahalesinin temel gerekçelerinden biri olmuþtu. 15-16 Haziran Direniþi ayný zamanda 196571 döneminde ortaya çýkan en büyük kitlesel eylemdi. 1965-71 dönemi ise tarihsel olarak sosyalist hareketin bir atýlým dönemine tekabül ediyordu. Büyük iþçi direniþlerin ve DÝSK'in ortaya çýkmasý bu devrimci dönemin niteliðinden kaynaklanýyordu. Bu dönemden söz etmeden ve bu atýlým döneminin ana hatlarýný ortaya koymadan 15-16 Haziraný anlamak mümkün deðil. Bu baðlamda sosyalist hareketin yakýn tarihinde iki devrimci dönemin olduðu, bunlardan birinin 1965-1971 dönemi, ikincisinin de 1975-1980 dönemi olduðu unutulmamalýdýr.

67


Kurtuluþ

Yine bu dönemlerin ardýndan gelen 12 Mart ve 12 Eylül yenilgi dönemleri yoðun baský ve teröre maruz kalýnan dönemler olmuþtur. 1965-71döneminde doðan FKF/Dev-Genç, sadece üniversite gençliðinden oluþmasý ve üstlendiði özgün fonksiyonlarý yanýnda, gençliðin en kitlesel, en devrimci örgütüydü. Dev-Genç'in baþlattýðý gençliðin örgütlü mücadele geleneði daha genç kesimlere doðru geliþerek sürdü. 1965-71 Dönemi'ne karakterini veren dinamizm ve devrimci potansiyel, devrimci gençliðin, baþka bir deyiþle Türkiye sosyalist hareketinde bir yol ayrýmý olan dönemecin yaratýlmasýnda belirleyici olan genç önderlerin doðuþuna neden oldu. 1975-80 Dönemi ise, 68 geleneðinin ve 1971 Direniþinin ardýndan geliþti. Önceki dönemin dinamizmini sürdürdü ve Türkiye tarihinin en kanlý faþist saldýrýlar ve anti-faþist mücadele koþullarýnda büyük bir potansiyele kavuþtu. Bu devrimci atýlým dönemlerinin ardýndan yoðun baský, terör, iþkence ve katliamlarýn uygulandýðý askeri müdahaleler geldi ve aðýr yenilgi dönemleri yaþandý. Devlete ve sisteme karþý geliþen toplumsal muhalefetin ezilmesi için, on binlerce insan tutuklandý, iþkence gördü, uzun yýllarýný hapishanelerde geçirdi. Bu dönemlerde yoðun bir arýnma ve ayýklanma üreci yaþandý. Her seferinde devrimci hareket adeta sýfýrdan baþlama noktasýna kadar geriledi ve yeni bir dinamizm kazanana kadar, uzun ya da kýsa süreli bir emekleme dönemi geçirdi. Bu süreçlerde, az sayýda insan devrimci onurunu, bilincini korudu ve devrim yolunda yürümeye devam etti... Haziran 1970'den Haziran 1971'e kadar geçen bir yýl ve ardýndan gelen ikinci yýl, gerek olaylarýn geliþimi ve gerekse sýnýflar mücadelesinin yükselen seyri öylesine sýcak, öylesine hýzlý ve öylesine günü birlik geliþmelere sahne oldu ki, o günden bu yana böylesi bir dönem yaþanmadý. Bu nedenle 15-16 Haziran Büyük Ýþçi Direniþi sýnýflar mücadelesinde önemli tarihsel olgular yaratmýþtýr. Bu baðlamda özetle þunlar söylenebilir: 1- Ýþçi sýnýfý Türkiye tarihinde ilk defa devlete karþý kitlesel ve militan bir tutum aldý. Burjuvaziye korkulu günler yaþattý... 2- Ýþçi sýnýfý kendi tarihinin en büyük

direniþini gerçekleþtirerek yeni bir dönem baþlattý. Sýnýf ve kitle hareketinin dinamizmini, yaratýcýlýðýný ve gücünü gözler önüne serdi. 3- O güne kadar sosyalist hareket içinde yapýlan en temel tartýþmayý, (yani iþçi sýnýfýnýn öncülüðünün ideolojik mi siyasal mý olduðu) noktaladý. Ýþçi sýnýfý adeta "ben buradayým ve her türlü öncülüðe varým" demiþti. 4- Sosyalist hareket içindeki yeni saflaþma ve ayrýþmalarý hýzlandýrdý. Bu baðlamda hem TÝP'ten ciddi bir kopuþ gerçekleþti ve bu hareket kendi tarihinin sonuna gelerek tasfiye oldu. MDD'ciler içinde de ciddi kopuþlar oldu ve THKP-C, THKO, TKPML -TÝKKO gibi örgütler ortaya çýktý. 5- 12 Mart Direniþini gerçekleþtiren hareketler bu süreçte ortaya çýktý ve sonraki bütün bir dönemi günümüze kadar etkilemeye baþladý. Özetle bu ihtilalci geleneðin ilk kývýlcýmýný 15-16 Haziran'da iþçi sýnýfý yaratmýþtý... 6- 15-16 Haziran direniþi iþçi sýnýfýnýn kendi geleneðini sürdürmesinde de etkili oldu. Tariþ, Antbirlik, Çukobirlik gibi kitlesel direniþler, kitlesel grevler, fabrika iþgalleri vb. biçimlerde devam etmiþtir. 15-16 Haziran'dan sonra ikinci en büyük olay 3-6 Ocak 1991'de gerçekleþen Zonguldak Direniþi olmuþtur. "Türkiye'yi sarsan iki gün" olarak tarihe geçen 15-16 Haziran olaylarýný, devletin "DÝSK'in mevcut düzeni yýkmak ve Proleter Devrimi gerçekleþtirmek için" giriþtiði bir eylem, bir "ihtilal provasý" olarak nitelendirmesine; DÝSK yöneticileri ile birçok sosyalist kiþi ve örgütün "kendiliðinden(spontane) bir protesto giriþimi olarak görmelerine karþýn; bu olayý burjuvaziye korkulu anlar yaþatan Türkiye iþçi sýnýfýnýn devrimci bir direniþi/devrimci bir atýlýmý olarak nitelemek daha doðrudur. Eðer hareket daha iyi örgütlenmiþ/planlanmýþ olsaydý ve toplumun diðer kesimleri ve siyasal hareketleri tarafýndan desteklenmiþ olsaydý, bu eylem daha uzun sürebilir ve belki de Ýzmit ve Ýstanbul'da belki kýsa süreli bir Komün bile kurulabilirdi. Bu gerçekleþmedi fakat bu olay, sonraki süreci önemli ölçüde etkiledi. 71 Direniþi bu olayýn yarattýðý þevk ve heyecanla baþladý. Kýzýldere bu direniþ geleneðinin devamý olarak tarihteki yerini aldý. 15-16 Haziran Direniþi'nin baþlattýðý devrimci ayrýþma ve saflaþmanýn bir sonucu olarak

68


Kurtuluþ

ortaya çýkan 1971 Direniþi geleneði, tarihsel olarak 1984'de Kürt hareketinin devrimci atýlýmýyla devam etmiþtir. Ýþçi sýnýfýnýn 15-16 Haziran'da baþlattýðý mücadele geleneði ise, 3-6 Ocak 1991 günlerinde yapýlan Zonguldak Direniþiyle devam etmiþtir. Bugün bilince çýkarýlmasý ve bu tarihsel süreçlerin daha büyük devrimci atýlýmlarla aþýlmasý çabasý geleceði kazanma çabasý olarak algýlanmalýdýr.

konumda bulunuyor. Ancak, o günden bu yana deðiþmeyen bir gerçeklik var ki, hala sosyalist hareket ile iþçi sýnýfý hareketi birbirinden ayrý ve kopuk geliþimini sürdürüyor. Ve bu durum sosyalistler tarafýndan hala þematize ediliyor, sýnýf ve kitle içinde çalýþmamanýn, ondan kopuk olmanýn gerekçeleri olarak gösterilmeye çalýþýlýyor. Bütün sosyalist parti ve örgütlerde iþçiler neredeyse parmakla gösterilecek kadar azýnlýkta bulunuyor. Ve hala sosyalistler iþçi sýnýfý ve diðer emekçi kitlelerden kopuk siyaset yapýyor. Ýþçi ve emekçi kitleler ise, bürokrat, aristokrat ve reformist sendikalarýn/sendikacýlarýn etkisinden kurtulamýyor. Bugün sosyalistlerin büyük çoðunluðu "Yaþasýn 15-16 Haziran" sloganýný atmaktan öteye iþçi sýnýfý içinde yeterli, ilkeli ve tutarlý bir çalýþma yapmýyor. Dahasý iþçi sýnýfýnýn mücadele geleneðini sahiplenmiyor. Sýnýfýn dýþýndaki diðer alanlarla daha çok ilgileniyor ve ondan dolayý sýnýf ve kitle hareketinin gücünü, dinamizmini ve yaratýcýlýðýný anlayamýyor, kavrayamýyor. Bu nedenle iþçi sýnýfýnýn "sýnýf dýþý" ideolojilerden ve þovenizmden etkilenmesinin önüne geçilemiyor. Bu nedenle iþçi sýnýfý ve emekçi kitlelerin kendiliðinden her hareketini yücelterek onun üzerinden menkýbeler yapma anlayýþý hala devam ediyor. 15-16 Haziran ve 1 Mayýs gibi rutin kutlamalar kendilerini iþçi sýnýfýnýn yerine ikame eden siyasal akýmlar tarafýndan politikleþtiriliyor. Yýlda bir kez çýkýlan alanlarda "yaþasýn iþçilerin birliði" gibi sloganlarla bir tür "günah savma" ritüelleri yapýlýyor. Daha da kötüsü ve sýkça yapýldýðý gibi iþçi ve emekçi kitleleri içinde çalýþmanýn zorluklarýný öne çýkartarak kasap dükkanýna bakan kediler gibi, zahmetine katlanýlamadýðý için ulaþýlamayan bu devrimci alan, "murdar" denilip egemenlere ve onlarýn temsilcisi sýnýf dýþý ideolojilere (Faþizm ve Ýslamcýlýk) býrakýlýyor. Geldiðimiz bu noktada Türkiye Sosyalist Hareketi iþçi sýnýfý ve emekçi hareketiyle siyasal ve örgütsel baðlamda bir iç hesaplaþma yapmalýdýr. Sosyalist hareketin yeni bir devrimci atýlýmý için böyle bir muhasebeye ihtiyacý vardýr. Aksi takdirde bu süreç kaçýnýlmaz bir "kader" gibi görülmeye devam edilecek ve iþçi sýnýfýnýn öncülüðünde bir devrim asla baþarýla-

4. Sonuç Yerine Bazý Vurgular Ýþçi sýnýfýnýn dünya görüþü olan sosyalizmi benimsemiþ olmalarýna ve bu doðrultuda mücadele etmelerine karþýn Türkiyeli sosyalistler iþçi sýnýfýnýn bilinç, örgütlenme ve mücadele tarihine pek fazla kafa yormazlar. Bu nedenle sosyalist hareketin siyasal ve örgütsel argümanlarýnýn büyük bölümünü aydýnlar arasýndaki soyut ve þematize edilmiþ tartýþmalar oluþturur. Sýnýf mücadelesinin belirlediði konjonktürel geliþmelere göre ortaya çýkan ayrýlýk ve birlik momentlerinde bu elitizm anlayýþý egemendir. Sýnýf mücadelesinin yükselme veya alçalma seyrine göre ortaya çýkmasýna karþýn bu süreçlerde bile sýnýf mücadelesi perspektifinden öylesine uzak durulur ki, sýnýf bilinçli iþçiler bile tartýþmalarýn dýþýnda tutulur. Türkiye Sosyalist Hareketi'nin karakterini belirleyen olgulardan biri olan parçalanmýþlýk ve bölünmüþlük hali hareketin bu aydýn niteliðinden kaynaklanmaktadýr. Ýþçi sýnýfýnýn ideolojik ve siyasal öncülüðü olmaksýzýn bir devrim ve sosyalizm mücadelesinin mümkün olmadýðýný sýkça tekrarlamalarýna karþýn sosyalistler, bunun önemini yeterince kavrayamazlar ve dolayýsýyla buna uygun davranamazlar. Çünkü içinde bulunduklarý olumlu ya da olumsuz koþullara karþý kendi konumlarýný sadece dar siyasal ve örgütsel platformlarýn içinden bakarak görürler. Bu nedenle sosyalist hareket içinde birçok temel konuya þablonculukla ve reçetecilikle yaklaþýlýyor. Devrimci atýlýmlar için gerekli olan, yaþanýlan zengin deney ve tecrübelerin ýþýðýnda yeni bir yönelim gerçekleþmiyor. 15-16 Haziran'ýn üzerinden 36 yýl geçti. Kuþkusuz bu uzun tarihsel süreçte Türkiye'de çok þey deðiþti. Artýk iþçi sýnýfýnýn niceliði, niteliði o günlerden çok farklý. Ayný þekilde sosyalist harekette eskiye göre daha farklý bir

69


Kurtuluþ

mayacaktýr. Öte yandan tarihsel olaylarýn/olgularýn iyi anlaþýlmasý ve kavranýlmasý için ortaya çýkýþlarýnýn üzerinden yeterli bir zamanýn geçmesi gereklidir. Siyasal ve tarihsel olaylarýn sýcaðý sýcaðýna kavranýlmasý ancak olaylarýn gerçek yaratýcýlarý/aktörleri tarafýndan mümkündür. Olaylarýn aktörleri ile onlarý izleyenlerin ve seyirci konumunda olanlarýn farklý refleksler göstermesi doðaldýr. Geçmiþe bakýþýmýzý bir anlamda þimdiki sonuçlarýn belirlediðini, yani bugünkü somut durumdan hareketle geriye doðru bakmak zorunda olduðumuzu unutmaksýzýn, genel olarak "geçmiþe bakýþýmýz nasýl olmalýdýr? sorusunu yanýtlamamýz gerekmektedir. Geçmiþ ve gelecek söz konusu olduðunda, ikisi arasýndaki diyalektik iliþkinin niteliðini göz ardý etmeksizin bu konuda özetle þunlarý söylemek mümkündür: Öncelikle geçmiþimizi unutmamalýyýz. Eski ya da yeni bütün devrimci deðerlere sahip çýkmalý ve devrimci geleneði devam ettirmeliyiz. Ýkincisi, geçmiþi sloganlaþtýrmaktan ve þematize etmekten kaçýnmalý ve geçmiþle gelecek arasýnda saðlam köprüler kurmalýyýz. Üçüncüsü, asýl hedefimiz geleceði

kazanmak olmalýdýr. Bu nedenle daima ileriye ve geleceðe bakmalýyýz. Dolayýsýyla hayallerimiz yaþadýðýmýz gerçeklerden daima büyük olmalýdýr. Dördüncüsü, kendi deneylerimizden öðrenmeyi bilmeliyiz. Bir sosyalistin Marksist bir anlayýþla kendi deney ve tecrübelerinden çýkaracaðý dersler, kendisine temel alacaðý mükemmel bir "modelden" daha deðerlidir. 15-16 Haziran Büyük Ýþçi Direniþi Türkiye solunun tüm siyasal argümanlarýnda yer almaktadýr. Fakat ayný söylemler devam etmekte, yýlda bir kez hatýrlanmakta ve bir þekilde anma günleri yapýlmaktadýr. Kuþkusuz, sýnýflar mücadelesi tarihindeki böyle önemli günleri hatýrlamak önemli olmakla birlikte, tekelci sermayenin en yoðun ve çok yönlü saldýrýlarýna maruz kalan iþçi sýnýfýnýn bugün yüz yüze bulunduðu sorunlarý anlamak daha önemlidir. Bu baðlamda sosyalist harekette 1970'den bugüne deðiþen fazla bir þey yok. Bu nedenle sýnýf ve kitleler içinde çalýþmayý biricik hedef olarak algýlamak ve bunun gerektirdiði bir siyasal ve örgütsel yönelime girmek, 15-16 Haziran'dan çýkarýlacak en önemli deney ve tecrübe olmalýdýr.

* * * 1- Behice Boran 1966 yýlýnda Malatya'da yapýlan bu kongre için 1970'ler de þunlarý söylemiþtir: "Sözkonusu hizip daha belirginleþmiþ olarak Malatya'da Büyük Kongere'de boy gösterdi. Bu hizip ileride, MDD'ciler olarak tanýnacak bölücü hareketin ve hizipleþmenin baþlangýcýydý. O zamanlar henüz belli bir devrim stratejisi teziyle ortaya çýkmýþ deðillerdi. MDD görüþleri Yön Dergisi'ndeki yazýlarda ve bu derginin Kongre dolayýsýyla ve Kongre öncesi Partiyi iliþkin olarak açtýðý 'tartýþma' kampanyasýnda belirmiþti. Ama bu konuda Kongre'ye gündeme alýnmak önerisiyle getirilmedi. Söz olan delegelerden yalnýz birisi bu konuda yazýlý bir metni anlaþýlmaz bir þekilde okurken, okumasýný kesip kongre delegelerinden birine sataþtý olay çýktý ve konuþmasý yarýda kaldý. Hizbe dahil delegelerin bütün yaptýðý her vesile ile Genel Merkez'e, ordan gelen önerilere, hatta Büyük Kongre Baþkanlýk Divaný'na karþý çýkmak ve seçimler için çok yoðun kulis çalýþmalarý yürütmek oldu. Malatya Kongresi'nde strateji konusu gündeme getirilmiþ ve enine boyuna açýk seçik tartýþýlmýþ olsaydý, her halde daha sonraki geliþmeler açýsýndan parti için çok daha yararlý olurdu" 2- Doðan Özgüden tarafýndan çýkarýlan Ant Dergisi M. Ali Aybar'a karþý parti içinde genel bir muhalefet oluþturma çabasýný sürdürdü. 3- TÝP'de Merkez Yönetim Kurullarýnýn oluþumu þöyleydi: Kongrede sadece Genel Yönetim Kurulu seçilirdi. Genel Yönetim Kurulu'da Merkez Yürütme Kurulu'nu seçerdi. Merkez Yürütme Kurulu'da kendi içinde iþ bölümü yapardý. Yani, kendi içinden genel baþkan, genel sekreterlikler vb. seçerdi. 3- Kürtleri genelde Doðu Devrimci Kültür Ocaklarý(DDKO temsil ediyordu. Parti içindeki Kürt grubu ise Tarýk Ziya Ekinci, Kemal Burkay, M.Ali Aslan, Sait Çiltaþ gibi delegelerden oluþuyordu. 4- Emek Grubu Sadun Aren tarafýndan oluþturuldu ve MDD'ye karþý Sosyalist Devrim tezlerini geliþtirdi. MDD'cilere karþý en etkili ideolojik kampanyayý Emek Dergisi sürdürdü. 5- TÝP, PDA gibi davalar Türk Ceza Kanunun 141.ve 142. maddelerinden açýldý. THKO, TKHP-C, DEV-GENÇ, TÝKKO davalarý ise 146. ve 168. maddelerden açýldý ve cezalandýrýldý. 6- Bende bu davanýn sanýðý idim. Tek baþýma bir kez mahkemeye çýkarýldým. Sadece sorgumun yapýldýðý bu duruþmada davadan tefrik edildim. Bu nedenle 15-16 Haziran direniþi ile ilgili siyasi savunmamý ancak Dev-Genç davasýnda yapabildim.

70


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

Ýþçi Sýnýfýnýn Mücadele Doruklarýndan

Antbirlik Direniþi*

"Ölüler bilgi ve güçlerini birlikte götürmezler, yaþama ilave ederler." (Eski kuþaklar tecrübeyi yeni kuþaklarla yaþama dönüþtürürler.) Kýzýldereli deyiþi.

T

ürkiye Ýþçi Sýnýfý tarihi grev, direniþ ve sermaye karþýtý gösterilerin sýklýkla olmasa da çok sayýda olduðu bir tarihtir. Bu eylemlerin büyük bir çoðonluðu ekonomik düzeyli mücadele talepleriyle gerçekleþmiþtir. Bazý eylemler ise, demokratik bir muhteva kazanarak siyasal içerikli eylemlere dönüþmüþtür. Böyle bir düzey sýçramasý gösteren eylemler, daha sert, militan ve kitlesel eylemler olmþtur. Bu türden eylemlerin karakteri gereði egemen siyasal güçlerle ve onun örgütlü hali devletle karþý karþýya gelinmiþtir. Siyasal içerikli eylemler, "kendiliðindencilikten, kendisi için sýnýf olma" durumuna geçiþ emarelerinin görüldüðü eylemlerdir. Türkiye Ýþçi Sýnýfý tarihinde bu mahiyette eylemler çok deðildir. 15-16 Haziran ve 12 Eylül Askeri diktatörlüðü öncesi Tariþ, Tekel ve Antbirlik direniþleri bu muhtevada eylemler olarak mücadele tarihinde yerini almýþtýr. Bu türden eylemlerin sonuncusu olarak '80 sonrasý Zonguldak Direniþi gösterilebilir. Günümüzde de sýnýf hareketiyle sosyalist hareketin kopukluðu devam ediyor. Dünden

* Kurtuluþ 2001 dergisinden alýnmýþtýr. sayý:2 sf:73-78

Mustafa Kahya 71


Kurtuluþ

farklý olarak iki hareket arasýnda ki makas bugün daha da açýlmýþ durumda. Bunun nedenleri var. Ama, en kaba ve yalýn nedeni; sosyalist hareket reel sosyalizmin yýkýlmasý ve 12 Eylül darbesiyle birlikte çok yönlü bir saldýrýyla karþý karþýya kalýnca güçsüzleþerek dibe vurmuþtur. Sýnýf hareketinin durumu da sosyalist hareketten farksýzdýr. Böyle olmasý da doðaldýr. Çünkü bu iki hareket birbirlerini pozitif veya negatif yönden doðrudan etkilerler. Sosyalist hareketin tarihi ve sýnýf mücadeleleri tarihi bunun böyle olduðunu gösteren örneklerle doludur. Güncel örnekler de bu durumu doðrulamaktadýr; son ekonomik krizlerle sarsýlan Arjantin ve Türkiye bu iki hareketin parelel geliþimine dair bir göstergedir. Arjantin pozitif anlamda, Türkiye ise negatif anlamda. Her ne kadar burjuva ideologlarý farkýn, iki toplumun karakteriyle ilgili olduðunu iddia etseler de gerçeklik daha baþkadýr. Asýl neden sýnýf mücadelesinin düzeyiyle ilgilidir. Sýnýf mücadelesinin düzey farklýlýðý her iki ülke açýsýndan sýnýf hareketinin ve sosyalist hareketin düzey farklýlýðýyla doðrudan baðlantýlýdýr. Arjantin'de toplumsal gösteriler ilk baþlarda, sosyalist örgütlerin ve Peronist partinin etki alaný içinde geliþti. Süreç içinde Peronistlerin etkisi azaldý, devrimci ve sosyalist örgütlerin etkisi ise arttý. Direniþ, mahallelerin baz alýndýðý halk meclisleri biçimindeki bir örgütlenme üzerinden yürütülüyor. Bu meclislerde iþçiler belirgin bir etkiye sahipler. Eylemleri yönlendirenler ise, baþta Arjantin Kominist Partisi ve önderliðini 1979 Nikaragua Devrimi'ne katýlan Enternasyonal Simon Bolivar Tugayý'nýn Komutaný Miguel Sorans'ýn yaptýðý Sosyalist Ýþçi Hareketi ve daha bir çok irili ufaklý sosyalist örgütlerdir. Bu örgütler bir eylem birliði komitesi oluþturarak sokak hareketlerine birleþik ve örgütlü bir yapýyla müdahale etmektedirler. Sanýrým bu tablo Arjantin ve Türkiye'deki iþçi sýnýfý ve sosyalistlerin örgütlenme ve mücadele düzeyi farkýný açýklýkla ortaya koyuyor. Günümüzde bir çok sosyalist, sýnýf hareketiyle sosyalist hareketin durumu söz konusu olduðunda, 12 Eylül öncesi tarihsel koþullarla bugünkü tarihsel koþullarýn çok farklý olduðunu söyler. Evet bu bi nesnellik; koþullarýn farklýlýðý bir gerçeklik. Peki sonrasý? Bu nesnel deðerlendirme giderek acz içinde olmanýn bir

sýðýnaðý haline geliyor. Dönüþtürme edimi bugün ne kadar olanak varsa, bütün olumsuz faktörlere karþýn, onunla baþlama iradesiyle olur. Kararlýlýk böyle bir irade koymanýn gereði ise, mücadele tarihimizi bilmek, hafýzamýzý diri tutmak, birikime tekabül eden geçmiþ olumluklarla beslenmek de, kararlýlýk için bir o kadar gereklidir. Tariþ, Tekel ve Antbirlik direniþlerinin örgütlenmesinde, yönlendirilmersinde ve sürdürülmesinde Kurtuluþçular aktif olarak yer aldýlar. Özellikle Tekel ve Antbirlik direniþlerine Kurtuluþçu iþçiler önderlik ettiler ve bu direniþlerin belirleyici politik güçleri oldular. Bugün bulunduðumuz durumdan çýkýþ için tarihimizin bu olumluklarla dolu sayfalarýna yaslanarak mücadele deneyimlerinden yararlanmamýz ve günümüze iliþkin dersler çýkartmamýz zorunludur. Bu yazý, Antbirlik direniþi zemininde bir ölçüde yukardaki gerekliliðin bir sonucu olarak yer almýþtýr. Esasýnda bu direniþler çok daha kapsamlý bir çalýþmanýn konusu olmalýdýrlar. Dünle bugünün baðlantýsý yönünden mücadele tarihimizin önemli köþe taþlarý belki de böylesi çalýþmalarla bizlere daha bir yol ve yön gösterici olacaktýr. Direniþ Öncesi Koþullar ve Siyasi Geliþmeler Antbirlik, Antalya yöresi pamuk üreticilerinin kooperatif düzeyindeki örgütlenmesidir. Yasal statü olarak yarý özerk bir kuruluþ olsa da, diðer üretici kooperatifleri gibi (Tariþ, Çukobirlik vb) hiçbir zaman özerk bir iþleyiþe sahip olamamýþtýr. KÝT'lerde olduðu gibi hükümet olan partilerin arpalýklarý olarak kullanýlmýþtýr. Genel müdürleri üreticilerin iradesiyle deðil hükümetler tarafýndan belirlenmiþtir. Böyle bir iþleyiþ içinde hükümeti oluþturan siyasal parti ya da partilerin düþüncelirine uygun kadro istihdamý yapmalarýnýn kurumlarý haline gelmiþlerdir. Antalya yöresi, sanayinin yaygýn ve yoðunluk taþýdýðý bir bölge deðildir. 1973 öncesi yöredeki belli baþlý sanayi kuruluþlarý: Dokuma Fabrikasý, Yað Sanayi, Pil Fabrikasý ve FerroKrom tesisleridir. Ayrýca küçük ölçekli pamuk iþleyen cýrcýr fabrikalarý da vardýr. Antbirlik bünyesinde kurulan Ýplik Fabrikasý iþçi sayýsý

72


Kurtuluþ

bakýmýndan yörenin en büyük fabrikasýydý. Baþlangýçta 1500 iþçi istihdam edilmiþken direniþ öncesi bu sayý 2200 civarýna çýkmýþtý. Antbirlik bünyesindeki Yað Kombinasý da önemli bir sanayi kuruluþudur. Ayrýca Anyalya, o yýllarda bugüngü düzeyda turizmin geliþmiþ olduðu bir il olmadýðý gibi, turizme yönelik yatýrýmlar da yok denecek kadar azdý. Ýlin merkez nüfusu 139bin civarýndaydý. Üniversite ve Yüksek okul yoktu. 7 tane Lise vardý. Bu tablodan, o günkü tarihlerde yörede bulunan az sayýdaki sanayi kuruluþlarýnýn ekonomik, sosyal ve siyasal yönden taþýdýðý önem ortaya çýkmaktadýr. 1.MC hükümeti döneminde Ýplik Fabrikasý ve Antbirlik'e baðlý diðer kuruluþlar, Adalet Partisi yandaþlarý ve MHP militanlarýnýn hegemonya mücadelesinin arenasý haline gelmiþlerdir. Ýki taraf arasýnda silahlý çatýþmaya varan kavgalar yaþanmýþtýr. Az sayýda ki bu faþist ve saðcý militanlar, kuruluþlardaki iþçi kitlesini yýldýrma ve korku yoluyla denetim altýnda tutmaya çalýþmýþlardýr. Üstelik bu militanlar gerçek anlamda fabrika iþçisi deðillerdi. Üretim sürecinde yer almayan ama iþ yerinin kadrolu personeli gibi görünen parti militanlarýydý. 1977 yýlýnda CHP hükümetinin kurulmasýyla Antbirlik yönetimide deðiþti. Yönetim deðiþikliðiyle birlikte fabrikadaki iþçiler, üretimle ilgisi olmayan bu faþist ve saðcý militanlara karþý tavýr almaya baþladýlar. Spontane olarak geliþen bu tepkiler giderek faþist militanlara alýnan tutumun ötesine geçmeye baþladý. Ýþçilerin mücadelesi iþverene ve faþizme karþý örgütlü bir mücadele haline geldi.bu süreç bilinç düzeyinde sýçrama yarattý.iþçiler ilk olarak,o süreçte iþçi olmayan faþist militanlar tarafýndan baský altýna alýnan ve dövülen iþçilerin bütün giriþimlerine karþýn sessiz kalan Türk-Ýþ'e baðlý Teksif Sendikasý'ndan ayrýlarak DÝSK'e baðlý Tekstil Sendikas'nda örgütlenmeye baþladýlar. Antbirlik yönetiminden de, üretimle ilgisi olmayan bu faþist militanlarýn iþyerleriyle iliþkilerinin kesilmesini talep ettiler. Bu talepler karþýsýnda iþveren bir süre sonra bu militanlarýn iþ akitlerini fes etti. Ýþe yeni alýnan iþçilerle birlikte sendikal ve siyasal bilinç hýzla yaygýnlaþtý. Daha önceki yaþananlardan ders çýkaran iþçiler örgütlü mücadelenin gereðini kavrayan bir nok-

tadan, her düzeydeki örgütlenmelerini hýzla geliþtirdiler. Anti-faþist mücadelenin yoðun olarak yaþandýðý Antalya ilinde, ANT-GÖR'lü (Antalya Gençlik Örgütü) gençlerin diþe diþ mücadelesinin, faþist mevzilerin daðýtýlmasýnda ve faþist ideolojinin etkisinin kýrýlmasýndaki rolü belirleyicidir. Daha sonraki süreçte Kurtuluþ Hareketinin yürüttüðü anti faþist mücadele, Kurtuluþ'un Antalya yöresinde hýzla kitleselleþmesinin önemli bir nirengi noktasýdýr. Bu mücadele salt propaganda ile sýnýrlý kalmamýþ, bir yandan faþizmin teþhiri yapýlýrken diðer yandan fabrikalarda, okullarda ve köylerde faþizme karþý etkin bir mücadele ve örgütlenme faaliyeti sürdürülmüþtür. O günün koþullarýnda duvar yazýlamalarý, bildiriler ve afiþler militan tarzda, sýk sýk ve zaman zaman polisle ve faþistlerle çatýþýlarak gerçekleþtirilmiþtir. Sokaklarda, fabrika önlerinde, varoþlarda haftalýk Kurtuluþ Gazetisi onlarca satýþ ekibi tarafýndan ajitasyon yapýlarak satýlmýþ, her gazete alan iþçi ve emekçiyle iliþkilerin kalýcý hale getirilmesi için örgütlenme faaliyetinin bütün yöntem ve araçlarý devreye sokulmuþtur. Bir çok mahelle ve köyde dernek örgütlenmeleri bu çalýþmalarýn sonucu olarak ortaya çýkmýþtýr. Haftalýk Kurtuluþ Gazetesinin 6 bin civarýnda satýldýðý, Kurtuluþ pankartý altýnda izinli mitinglerde 10 binin üzerinde insanýn yürüdüðü, sýk sýk yapýlan "korsan" gösterilerin asgari bin kiþilik bir kitleyle gerçekleþtirildiði bir ilde, o günkü nüfusu göz önüne aldýðýmýzda, sola meyilli insanlarda, iþçi ve emekçilerde ve gençlerde, Kurtuluþ Hareketi’nin siyasal etkisinin oldukça güçlü olduðu açýktýr. Bu etkinin Antbirlik'e baðlý birimlerde, özelliklede faþist militanlarýn baský ve zoruna maruz kalmýþ Ýplik Fabrikasý iþçilerinde daha da yoðun olmasý kaçýnýlmazdý. Fabrikaya yeni giren iþçilerle birlikte Kurtuluþçu iþçiler, salt sendikal düzlemde kalmayarak, politik olarak da örgütlenmelerini geliþtirip derinleþtirdiler. Yalnýzca Ýplik Fabrikasý'nda, 1600 civarýnda haftalýk Kurtuluþ gazetesi satýlýyordu. Bilgi ve bilinç edinme, teorik ve politik düzeyi yükseltme ve geliþtirme çalýþmalarýna çok sayýda iþçi grubu katýlýyordu. Bugünden bakýldýðýnda bu çalýþmalarýn, metodolojik olarak yetersiz, içerik olarak eksik olduðu kolayca söylenebilir

73


Kurtuluþ

ve bu saptama doðrudur da. Bunun böyle olmasý, o günkü koþullarda bu çalýþmalarýn iþe yaramadýðý ya da deðersiz olduðu anlamýna gelmez. 1978 1 Mayýs'ýndan sonraki yýllarda, 1 Mayýs'ýn alanlarda kutlanmasý tüm ülkede yasaklanmýþtý. Bütün tehdidlere karþýn, "Antalya'da sokaða çýkýlacaðý, polis barikatlarýnýn yarýlacaðý, çatýþma ihtimalinin olduðu, katýlýmýn bütün bunlar düþünülerek gönüllü olmasý gerektiði" anlatýlýp, riskler ortaya konularak 1 Mayýs örgütlenmesi yapýldý. Bütün risklere karþýn 1500 civarýnda kiþi 1 Mayýs'a kayýldý. Bu sayýnýn çoðunluðunu iþçiler oluþturuyordu. 1 Mayýs günü belirlenen yerde ve belirlenen zamanda ellerinde kýzýl bayraklarla birdenbire bir araya gelen kitle yürüyüþe geçti. Polis barikatlarý yarýla yarýla alana yaklaþýldýðýnda tahmin edilen gerçekleþti. Polis ateþ açtý. Ortaokul öðrencisi olan bir genç yoldaþýmýz katledildi. 4 iþçi yoldaþ kurþunlarla yaralandý. Polislerden de yaralananlar oldu. 500'e yakýn kiþi gözaltýna alýnarak tutuklandý. Bie süre cezaevinde kalan arkadaþlarýmýzýn çoðunluðu iþçiydi. Ýþçi arkadaþlar mahkeme karþýsýnda onurlarýna yaraþýr bir 1 Mayýs savunmasý yaptýlar. Bu durum o günkü koþullarda, Antalya'daki örgütlenme ve bilinç düzeyini özellikle de Ýplik Fabrikasý iþçileri içindeki düzeyi göstermektedir. "Kendiliðinden sýnýf olmanýn" aþýlarak "Kendisi için sýnýf olma" haline önemli bir sýçrama yaþandýðýnýn da göstergesidir.

hýzlandýrýldý. Devlet kademelerinde özellikle üst bürakraside görevden alýnanlarýn yerine faþist kadrolar yeniden atandý. Antbirlik, bu faþistleþtirmede pilot seçilen kurumlardan birisiydi. Kuruluþun yönetim kademesi bütünüyle deðiþtirildi. Öyle ki MÝSK (Milliyetçi Ýþçi Sendikalrý Konfedarsyonu) Antalya Bölge Baþkaný, yeni atanan Antbirlik Genel Müdürü'nün korumalýðana getirildi. Birim müdürlüklerine yönetici kademelere daha önceden bölgede adý çýkmýþ faþistler görevlendirildi. Sýra Ýplik Fabrikasý iþçilerini yýldýrmaya ve iþçi sýnýfýnýn Antbirlik'teki sendikal ve politik kazanýmlarýný ortadan kaldýrmaya yönelik planý devreye sokmaya gelmiþti. Daha önceki yýllarda iþçilere baský yapan, döven, silahlý saldýrýlar düzenleyen ve hiçbir üretim süreci içinde yer almamýþ faþist militanlar yeniden iþe alýndýlar. Bu militanlar, öncü iþçileri desteksiz býrakmak, kolayca iþten atýlmalarýný saðlamak için, iþçi kitlesini yýldýrma hareketine baþladýlar. Ýþçiler pusular kurularak dövülmeye baþlandý. Saldýrýlar arttýrýlarak yoðunlaþtýrýldý. Servis otobüslerinin önleri kesilerek iþçilerin fabrikaya giriþleri engellendi. Bu saldýrýlarýn giderek artmasý üzerine, sendika temsilcileri valiliðe ve jandarma alay komutanlýðýna baþvurarak, "iþ ve can güvenliklerinin olmadýðýný ve isimleri bilinen faþist militanlar tarafýndan sürekli saldýrýya uðradýklarýný, gerekli önlemlerin alýnmasýný" istediler. Bütün baþvurular sonuçsuz kaldý. Hiçbir önlem alýnmadý. Tersine; yapýlan saldýrýlar görmezlikten gelindi. Daha da ötesi, kitlesel ve örgütlü olarak faþist saldýrýlara karþý meþru müdafaa hakkýný kullanan iþçiler gözaltýna allýnmaya baþlandý. Faþistlerin baský ve yýldýrma hareketine bir de devletin güvenlik kurumlarýnýn baskýlarý eklendi. Ýþçilerin önünde tek bir yol kalmýþtý: diðer iþyerlerindeki sýnýf kardeþleriyle dayanýþma içinde kendi öz güçlerine güvenerek, haklý ve meþru bir zeminde örgütlü olarak direnmek! Faþist saldýrýlarýn giderek týrmanmasý sonucu iþçileri taþýyan servis otobüsünün kurþunlanmasý bardaðý taþýran son damla oldu! Bu saldýrý sonucu bir sevis þoförü öldü ve bir çok iþçi yaralandý. Daha önceden böyle bir durumla yüzyüze kalýnacaðýný öngören iþçi önderleri Antbirlik'e baðlý kuruluþlarda direniþ hazýrlýklarýný tamam-

Direniþ Süreci Sendikal ve politik olarak örgütlülük düzeyi yükselen ve örgütlü mücadelesini sýnýf dayanýþmasýyle pekiþtiren Antbirlik iþçileri, Kurtuluþçu iþçi önderlerinin yönlendiriciliðinde, yöredeki anti-faþist mücadelenin de öznelerinden birisi haline geldi. Bu durum iþçilerin örgütlü bulunduklarý sendikalardaki sendika bürokrasisini sarsmaya baþladý. Ayný zamanda, genelde iþçi sýnýfý mücadelesini sýçratma yönünde de ciddi etkilerde buklundu. 1979 yýlýnda CHP Hükümeti'nin çekilmesi ve yerine MHP ve MSP destekli AP azýnlýk hükümetinin kurulmasýyla birlikte, MC yeniden oluþtu. 1. MC döneminde devlet kurumlarýnda sürdürülen faþist kadrolaþma, 2. MC ile birlikte

74


Kurtuluþ

ladýlar. Oluþturulan direniþ komitesinin önderliðinde, 3-4 Þubat 1980 tarihinde direniþ baþladý. Üretim birimlerinde ve ünitelerde direniþ komitesine baðlý alt komiteler oluþturuldu. Direniþi kýrmak için yapýlan saldýrýlar göz önünde tutularak, Ýplik Fabrikasý sahasýnda barikatlar oluþturuldu. Saldýrýnýn boyutlarý düþünülerek fabrika alanlarý içinde hendekler kazýldý. Direniþ Antbirlik bünyesindeki Yað Kombinasý baþta olmak üzere diðer birimlerede yayýldý. Kurtuluþ Hareketi, direniþçi iþçilere destek için, Direniþteki Ýþçilerle Dayanýþma Komitesi oluþturdu. Dayanýþma Komitesi, iþyerlerinde, okullarda, mahallelerde, ilçelerde ve bazý köylerde çok sayýda Dayanýþma Komiteleri oluþturdu. Þehir merkezinde direniþin nedenlerini halka daha iyi ve yaygýn olarak anlatabilmek için direniþ çadýrlarý kuruldu. Direniþ için sýk sýk ve yaygýn olarak direniþi anlatan bildiriler daðýtýldý; afiþlemeler ve duvar yazýlarý yapýldý. Faþist militanlara ve mevzilerine karþý direniþi güçlendiren meþru tutumlar geliþtirildi. Direniþ yerlerinde kitlesel olarak, sýnýf mücadelesi tarihi ve sosyalist mücadele tarihi üzerine bilgi ve bilinç edinme çalýþmalarý yapýldý. Sol düþünceli bir çok þair ve sanatçý direniþçi iþçileri ziyaret ederek desteklerini sundular. Direniþ süresince iþçilerin, günlük yaþamlarýný idame ettirebilecekleri düzeyde parasal destek Dayanýþma Komiteleri'nce saðlandý. Ýldeki diðer iþyerlerindeki iþçiler, köylüler ve kamu çalýþanlarý direniþçi iþçilere yiyecek, giyecek ve parasal katkýlarýyla direniþin sürdürülmesinde önemli bir destek ve dayanýþma gösterdiler. Ayrýca ildeki bütün sol düþünceli örgüt ve kuruluþlar da direniþe destek verdiler. Tekstil Sendikasý'nýn Genel Merkezi, þubenin bütün talep ve ýsrarlarýna karþýn kendi üyesi olan direniþçi iþçilere yeterli bir destekte bulunmadý. Disk'e baðlý sendikalardan genel merkez düzeyinde direniþe katký sunan tek sendika Dev-Maden Sen oldu. Tekstil Sendikasý Genel Baþkaný Rýdvan Budak Antalya'ya gelmesine raðmen direniþteki iþyerlerini ziyaret etmedi. Sendikal bürokrasi, sýnýf mücadelesinin düzeyinin kendilerini aþtýðý durumlarda, ya iþverenlerle uzlaþmaya yöneliyor ve direniþin kýrýlmasýnda rol oynuyor ya da kitlesel ve örgütlü olarak bilinçli bir tutum geliþtiren tabaný karþýlarýna almaktan çekindikleri için eylemleri

destekler gibi görünüp, gerçekte ise pasif bir tutum takýnarak direniþi güçlendirecek desteklerden imtina ediyor. Sendikal büroksasinin tutumunu sýnýfýn bilinç, örgütlenme ve mücadele düzeyi belirliyor. Direniþ süreci içinde, Antbirlik Genel Merkez Binasý iþçiler tarafýndan iþgal edildi. Ýþgal 3 gün sürdü. Bu süre içerisinde iþgalci iþçiler Genel Merkez Binasýnda ki yönetici konumundaki personeli dýþarýya býrakmadýlar. 3. günün sonunda yapýlan görüþmeler sonucu iþgale son verildi. Bir süre sonra asker, polis, devletin güvenlik güçleri Ýplik Fabrikasý'ndaki Direniþi kýrmak için fabrikaya saldýrdý. Direniþçi iþçiler böyle bir saldýrýyý bekledikleri için hazýrlýklýydýlar. Yapýlan görüþmeler sonuç vermeyince iþçilerden direniþi sonlandýrmalarý istendi. Bu talep iþçiler tarafýndan reddedilince güvenlik güçleri direniþçi iþçilere ateþ açtý. Ýþçiler de karþýlýk verdi. 2. gün boyunca iþçilerle güvenlik güçleri arasýnda çatýþma devam etti. 2. günün sonunda fabrika alanýna giren polis ve jandarma bir çok iþçiyi gözaltýna aldý. Buna raðmen direniþ kýrýlamadý. 70 gün süren direniþin sonunda iþçilerin talepleri Antbirlik yönetimince kabul edildi. Bir protokol imzalandý. Direniþ, iþçilerin örgütlü ve kararlý mücadelesinin sonucunda baþarýyla sonuçlandý. Direniþ sonrasýnda Antbirlik'e baðlý bütün iþyerleri üretime baþladý. Bir süre sonra AP azýnlýk Hükümeti direniþi gerekçe göstererek iþyerlerinde soruþturma baþlattý. 70 gün süren direniþin sonucunda imzalanan protokol, olaylarýn nedenleri ve suçlularýn kimler olduðunu net olarak belirlemiþti. Protokole göre gerçek suçlular: O günkü hükümet ve Antbirlik yönetimiydi. Böyle bir protokol hazmedilememiþ olmalý ki Antbirlik Genel Müdürü hükümet tarafýndan görevden alýndý. Sendika iþyeri temsilcileri ve bir çok öncü iþçinin iþ akitleri feshedildi. Direniþin hemen sonrasý sendika þubesinin ve iþyeri temsilcilerinin bütün talep ve ýsrarlarýna karþýn Sendika Genel Merkezi protokol doðrultusunda kararlý bir tutum göstermedi. Protokolün gereklerinin yerine getirilmesi konusunda pasif kaldý. Neredeyse ilerde baþlarýna bela olacaklarýný düþündükleri için olsa gerek, öncü iþçilerin iþten atýlmalarýný istermiþçesine bir tavýr içine girdi. Bu durum yeni

75


Kurtuluþ

operasyonlara zemin yarattý. Direniþin baþarýyla sonuçlanmasýna karþýn, Hükümet'in bu durumu kolay kabullenemeyeceði, fýrsat bulunca yeniden bir saldýrýya yöneleceði öncü iþçiler tarafýndan öngörülmesine raðmen baþarýnýn getirdiði rehavetle öngörülere uygun bir hazýrlýk yapýlamadý; gerekli tedbirler alýnamadý. Direniþ süresince Anbirlik'e baðlý iþyerlerinde, iþçilerin kitlesel olarak politik düzeylerinde belirli bir sýçrama yaratýlmýþ olsa da bu durumun örgütlü politik aidiyet iliþkilerine dönüþtürülmesi yetersiz kaldý. Ýþçiler üzerinde en fazla etkiye sahip öncü iþçilerin sendika þube yönetimlerinde ve iþyerlerinde sendika iþyeri temsilciliklerinde görev almalarý, öncü iþçilerin iþverenin kolay hedefi olmalarýný getirdi. Bir yanýyla direniþ, kendisi için sýnýf olma yönünde belirli bir bilinç sýçramasý yaratmýþken diðer yanýyla siyasallaþan iþçi hareketi sendikalizm cenderesinden tam olarak kurtulamadý. Bunun böyle olmasýnda iþçi kitlesinin meþruiyet kavramýna yaklaþýmýnýn payý olsa da esas olarak gereðinin yapýlmasý konusunda eksik kalan Kurtuluþ Hareketi önderliðinin önemli bir payý vardýr. Yine de bir çok öncü iþçinin iþ akitlerinin feshedilmesine karþýn, direniþin baþarýyla sonuçlanmasýnýn iþçilerde yarattýðý moral, hükümetin ta ki 12 Eylül darbesine kadar, Antbirlik iþyerlerinde hedeflerini gerçekleþtirmesine olanak vermedi. Ýþçileri yýldýrma ve faþist kadrolaþma amaçlarý iþçiler tarafýndan boþa çýkarýldý. Bu süreçte DÝSK, iþçilerin talepleri ve zorlamasýyla Antalya'da bir miting kararý aldý. Tekstil Sendikasý Genel Baþkaný Rýdvan Budak, direniþ süresince direniþ yerlerine hiç uðramamasýna raðmen bu mitingle direniþin baþarýsýnýn semeresini kendi hanesine yazma gayretkeþliði içine girdi. Direniþin baþarýsýný sendika büroksasinin baþarýsýymýþ gibi gösterme çabasý boþa çýktý. Mitingde, direniþçi iþçilerin de konuþma yapmasý talebi, sendika Genel Merkez yönetimince ve DÝSK görevlilerince kabul edilmedi. Direniþ süresince pasif kalan sendika Genel Merkez yönetimi iþçilerin bu haklý talebini kabul etmeme konusunda oldukça kararlý davrandý! Kendilerince bunun nedenleri de vardý; böyle bir durumda sendika bürokratlarýnýn gerçek yüzleri direniþçi iþçiler tarafýndan

daha çok açýða çýkarýlabilir ve direniþin baþarýsýndan nemalanma fýrsatýný kaçýrabilirlerdi. Ýþçilerin talebi kabul edilmeyince Kurtuluþ önderliði, bütün iþyerlerinde bir çalýþma yaparak, nasýl bir tutum takýnýlmasý gerektiðini öncü iþçilerle birlikte kararlaþtýrdý. Miting alanýna herkes girdikten 1 saat sonra büyük bir Kurtuluþ pankartý arkasýnda girilecekti. Kurtuluþ pankartýnýn arkasýnda; Devrimci Tekstil Ýþçileri, Devrimci Belediye Ýþçileri, Devrimci Gýda Ýþçileri, Devrimci Metalurji Ýþçileri pankartlarýyla yürünecekti. Tekstil Sendikasý pankartý arkasýnda 50 kiþi yürürken, sadece Devrimci Tekstil Ýþçileri pankartý arkasýnda 2000 iþçi yürüdü. Diðer iþkollarý için de ayný durum geçerliydi. DÝSK pankartý ve Antalya'daki diðer sosyalist eðilimlerin ve örgütlerin pankartlarý arkasýnda miting alanýna girenlerin toplam sayýsý 4000 civarýndaydý. Kurtuluþ pankartý arkasýnda yürüyenlerin sayýsý ise 13 bin civarýndaydý. 1 saat boyunca, Kurtuluþ korteji alana girinceye kadar mitingi bekletmek zorunda kaldýlar. Mitinge direniþ ruhu egemen oldu. Ýþçilerin baþarý heyecaný ve coþkusu miting alanýna öyle bir yansýtýldý ki, sendika bürokratlarý miting alanýndan silindi ve iþçilerin sýrtýndan pozisyon kazanma imkanýna kavuþamadýlar. MC'nin baþamadýðýný 12 Eylül Askeri Diktatörlüðü baþardý. Baþta Ýplik Fabrikasý iþçileri olmak üzere Antbirlik iþyerlerinde çalýþanlar, 12 Eylül'den sonra onar-yirmiþer kiþilik gruplar halinde gözaltýna alýndýlar; iþkenceden geçirildiler ve gözaltýna alýnanlar gruplar halinde iþten çýkarýldýlar. "Komünist iþçi temizliði" operasyonu sonucu yalnýzca Ýplik Fabrikasý'ndan 500'e yakýn iþçi iþten atýldý. Bir yetkilinin deyimiyle; "Ýplik Fabrikasý artýk dikensiz gül bahçesi olmuþtu!" Yukarýdaki anlatýmlardan geçmiþ tarihe yönelik bir "Kurtuluþ güzellemesi" yapýldýðý sanýlmamalýdýr. Eðer yazýnýn bütünlüðü içinde bir güzellemeden sözedilecekse 12 Eylül öncesi belirli bir siyasal nitelik kazanan ve iþçi sýnýfý mücadelesi tarihinde önemli bir yeri olan 3 önemli direniþten birisinin, Antbirlik direniþinin, olumluluklarýyla, olumsuzluklarýyla güzellemesidir. Bu direniþte, sosyalist hareketin bir parçasýný oluþturan Kurtuluþ'un yönlendiri-

76


Kurtuluþ

ciliðini ve direniþteki rolünü belirlemek bir güzelleme deðil sosyalist harekete ve sýnýf hareketine mütevazi ölçülerde yapýlan bir katkýnýn altýnýn çizilmesidir. Direniþin baþarýsý, iþçi sýnýfýnýn ve sosyalist hareketin bütününün baþarýsýdýr. Olumluluklarýyla, olumsuzluklarýyla geçmiþ tarihimiz bizim olduðu kadar hepimizindir. Hepimizin tarihi de bizim tarihimizdir. Çünkü anlatýlan "bizim hikayemizdir"! Bugünün tarihsel koþullarýyla, o günkü tarihsel koþullarýn ayný olmadýðý; sosyalist hareketin ve sýnýf hareketinin o günkü düzeyleriyle bugünkü düzeyi arasýnda devasa farklýlýklar olduðu bir gerçeklik. Bilimsel teknik geliþmeler ve üretici güçlerin ulaþtýðý düzey itibarýyla iþçi sýnýfýnýn bileþimi, niceliði ve niteliði de deðiþti. Üretim süreci örgütlenmesi ve üretim yöntem-

lerinde de deðiþikliklere gidiliyor. O günkü stratejik öneme sahip iþkollarýyla bugünkü stratejik öneme sahip iþkollarý giderek farklýlaþýyor. Bütün bu deðiþme ve geliþmeler sýnýf içinde çalýþma, devrimde sýnýfýn önderliði gerçekliðini ortadan kaldýrmýþ deðil. Tam tersine daha da güçlendirmiþ bulunuyor. Bugünün hareketi motomot dünün tekrarý olmayacak ama dünden beslenerek ve dünün olumluluklarý üzerinden kendisini zenginleþtirerek oluþacak. Tarih, dünle bugün ve bugünle yarýn arasýnda bir baðlantý kurulursa tarihtir. Geçmiþ mücadele birikimlerimiz, en olumsuz koþulalrda bize yol gösterici kýlýnmazsa yaþayanlarýn ölü bir anýsýna dönüþür. Kýzýlderililer ne demiþti; "ölüler güç ve bilgilerini yaþama ilave ederler." Kaldý ki bizim geçmiþimiz ölü deðil. Öyleyse ilave etmekten öte yaþamalýyýz.

* * *

77


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

Tekel Direniþi Üzerine* Niçin böyle bir yazý hazýrladýk? 1 Ocak sabahý Cibali Tekel fabrikasý, Gýda-Ýþ iþyeri temsilcisi Sabahattin Çakmak'ýn faþist çetelerce katledilmesi üzerine direniþe geçti. Cibali fabrikasý iþçilerinin direniþi sýkýyönetim ilanýndan günümüze deðin anti-faþist mücadelenin en önünde yer alan Cevizli Tekel iþçilerince anýnda aktif olarak desteklendi. Direniþ, çeþitli evrelerden geçerek iki aya yakýn bir süre devam etti. Direniþ süresince direniþçi iþçiler, hükümetin, sýkýyönetimin, Tek Gýda Ýþ'in, faþist çetelerin baskýsý ve tehdidlerine, provokasyonlarýna, iþkencelerine kahramanca göðüs gerdiler. Fakat tüm bu özveriye raðmen direniþ, iþçilerin lehine sonuçlanmaksýzýn sessizce sona erdirildi. Direniþin olumsuz bir biçimde sona ermesi daha doðru bir deyimle kýrýlmasý, çok doðal olarak iþçiler üzerinde olumsuz bir etki býraktý. Direniþ sýrasýnda iþten atýlan öncü iþçilerin konumlarýnýn belirsizliði bu olumsuzluðu daha da derinleþtirmekte. Ayrýca bu olumsuz havayý dar grup çýkarlarýndan baþka hiçbir þeyi düþünmeyecek kadar gözleri kararmýþ küçük-burjuva sosyalist grup ve grupçuklar alabildiðine körüklemektedirler. Sözün kýsasý direniþin kýrýlmasýyla birlikte daðýnýklýk ve umutsuzluk gözle görülen bir olgu. Bu durum Tekel iþçilerini faþist çetelerin, hükümetin ve sýkýyönetimin

2

* Kurtuluþ Sosyalist Dergi’den alýnmýþtýr, Þubat-Mayýs 1980 sayý: 37, sf: 68-99

Kurtuluþ 78


Kurtuluþ

saldýrýlarýna karþý zayýf düþürmektedir. Bunun böyle sürüp gitmesine müsade etmek iþçi sýnýfýna ihanettir. Direniþ kýrýldý, fakat mücadele sona ermedi. Bundan ötürü de direniþle ilgili doðru bir deðerlendirme yapmak ve ders çýkarmak önümüzdeki temel görevlerimizden biridir. Ancak Tekel iþçilerinin geçmiþten bu yana vermiþ olduklarý mücadele ve son durum birlikte ele alýnarak doðru ve tam bir deðerlendirme yapýlabilir ve yenilgiden dersler çýkarmak yeni mücadeleler örgütlemek yerine demagoji yolunu seçenlere gereken cevap verilebilir. Bu yazý, sýkýyönetim dönemi boyunca antifaþist mücadelenin en önünde yer alan ve sýkýyönetime raðmen 3 direniþ tecrübesi geçiren binlerce Tekel iþçisinin mücadele deneylerini özetlemek ve bu mücadelelerden dersler çýkarmak, bu dersleri genelleþtirip Türkiye iþçi sýnýfýna aktarmak ve Tekel iþçilerinin önümüzdeki günlerde giriþecekleri mücadelelere daha örgütlü ve bilinçli giriþmelerini saðlamak amacýyla hazýrlanmýþtýr.

garþinin askeri bir darbeyle 1971 yýlýnda toplumsal muhalefeti ezmesine yol açtý. Bu dönem zarfýnda, oligarþinin toplumsal muhalefeti ezmede kullandýðý en son araç olacak olan faþist hareket beslenerek güçlendirildi. Bunun yanýnda CHP yeni genel baþkaný Bülent Ecevit'le birlikte kabuk deðiþtirerek sosyaldemokrat çizgiyi benimsedi. Ýþçi ve emekçilerin düzene olan tepkisini etkisizleþtirmek, sosyalist hareketin ezilmesiyle birlikte doðan boþluðu doldurmak, geniþ emekçi yýðýnlarý peþine takmak amacýyla Ecevit, partisinin yeni politikasýyla yýðýnlara "umut" olarak gösterildi. Toplumsal muhalefetin büyük oranda ezilmiþ olmasý, oligarþinin kitleleri peþinden sürükleyecek alternatiflere sahip olmasý ve geniþ bir demokratik kamuoyunun oluþmasý seçimlerin yapýlmasýný getirdi. 1973 yýlýnda seçimler yapýldý. Kapitalizmin dýþa baðýmlý çarpýk geliþimi doðal olarak bunalýmlara yol açmakta, ekonomik istikrar ve buna baðlý olarak da siyasi iktidar bir türlü saðlanamamaktadýr. 1973'ten günümüze deðin hükümetler ard arda deðiþmekte ve her deðiþen hükümet, bunalýmýn yükünü iþçi ve emekçilere yýkmakta, açlýða ve sefalete sürüklemektedir. Bu süreç içinde "umut" balonlarý da sönmüþ ve sosyal-demokrat CHP büyük ölçüde prestij kaybetmiþtir. Bu süreç içinde sosyalist hareket geçmiþe oranla daha da parçalanmasýna raðmen yýðýnlar arasýnda geniþ bir etkinliðe sahip olmuþ ve sýnýfla baðlar kurma doðrultusunda önemlice adýmlar atýlmýþtýr. Ekonomik ve politik istikrarsýzlýk iþçi ve emekçi yýðýnlarýn mücadelesini yükseltmiþ ve faþist terör doruk noktasýna ulaþmýþtýr. Bu süreç içerisinde sýk sýk yeni hükümetlerin kurulmasý, daha önceki hükümetlerin yaptýklarýnýn tasfiyesini beraberinde getirmiþti. Özellikle MC hükümetleri döneminde devlet daireleri ve KÝT'ler iktidar ortaðý olan faþist MHP tarafýndan iþgal edilmiþ, KÝT'lerde iþçiler üzerine azgýnca saldýrýlmýþ, iþçiler sindirilmek istenmiþtir. Ýþçileirin DÝSK'e geçmeleri faþist çetelerin saldýrý ve baskýlarýyla engellenmek istenmiþ ve zorla TÜRK-ÝÞ' ve MÝSK'e üye edilmek istenmiþlerdir. Ayrýca KÝT'lere üslenen faþistler çevre halkýna da terör estirmiþler ve KÝT'ler cinayet yuvalarý haline getirilmiþlerdir. MC'nin düþürülmesi ve CHP aðýrlýklý

Sýnýf Mücedelesinde KÝT'lerin Yeri Tekel iþçilerinin sýnýf mücadelesinde aktif bir þekilde yer alýþlarýný incelerken, genel olarak Kamu Ýktisadi Teþekküllerinin (KÝT) geçirdikleri evrelere kýsa bir göz atmakta yarar var. 1973 ve sonraki yýllar KÝT'lerin için için kaynadýðý ve çeþitli mücadelelere sahne olduðu bir dönem oldu. 1971 yýlýna, yani muhtýra darbesine kadarki dönem, Türkiye'de nispi ekonomik ve siyasi istikrarýn olduðu bir dönemdi. Siyasi iktidarlarýn arpalýklarý olan KÝT'ler Amerikancý sarý sendikacýlýðýn da büyük ölçüde etkisiyle iþçi sýnýfý mücadelesi açýsýndan oldukça duraðan bir konumdaydý. Siyasi iktidarlar KÝT'lere Türk-Ýþ dýþýnda sendikalarýn sýzmasýný zor yoluyla engellemekte ve özellikle DÝSK'e karþý kesin bir mücadele verilmekteydi. Ayrýca sosyalist hareketin sýnýfla baðlarýnýn cýlýz oluþu ve sýnýf mücadelesinin boyutlarýnýn KÝT'lerde çalýþan iþçileri sarýp sarmalayacak boyutlarda geliþmemiþliði baþlýca faktörlerdir. Siyasi iktidarlarýn istikrarsýzlýðý da KÝT'lerde sýk sýk iþten atma atama ve siyasi partiler arasý çekiþme alaný olmasýný olanaklý kýlmaktaydý. 1970 yýllarda oligarþinin içine düþtüðü ekonomik kriz, sýnýf mücadelesinin o güne dek görülmemiþ bir biçimde yükselmesine ve oli-

79


Kurtuluþ

hükümetin kurulmasýyla birlikte reformist CHP, faþist MHP'nin ele geçirmiþ olduðu arpalýklarý, müdürlük, Genel müdürlük vb. ele geçirmeye çalýþtý. Bir kýsým faþist idarecileri yerinden etti. Fakat yerleþtiri,len faþist militanlarla iþçiler ve memurlarý karþý karþýya býraktý. Bu durum KÝT'lerde sýnýf mücadelesinin keskinleþmesine, anti-faþist mücadelenin yükselmesine yol açtý. Faþistler mevzilerini terketmemek için daha da saldýrganlaþtýlar, azgýnlaþtýlar. Bu durum da KÝT'lerde mücadelenin sertleþmesine yol açtý. Faþistlere karþý mücadele eden iþçiler Ecevit'ten gereken dersleri aldýlar. "Umut", faþistlere karþý direnen iþçilere polisle, jandarmayla saldýrdý. Faþist MHP'nin dört elle sarýldýðý sýkýyönetimi ilan etti. Sýkýyönetimde iþçilere ve devrimcilere gaddarca saldýrdý. KÝT'lerde diþe diþ mücadele sürerken CHP aðýrlýklý hükümet düþtü. AP azýnlýk hükümeti kuruldu. MHP destekli AP hükümetinin iþlerinden biri KÝT'lerde geliþen mücadeleyi bastýrmak ve KÝT'leri yeniden faþistlerin iþgaline sunmak için harekete geçmek oldu. AP hükümetinden iyice cesaret alan faþist katiller saldýrýlarýný yoðunlaþtýrdýlar. KÝT'lerin baþýna AP hükümetince atanan yöneticiler, provokasyon tertipleyerek toplu iþten atma hazýrlýklarýna giriþtiler. Sarý Türk-Ýþve faþist sendikalarýn, iþçileri açýkca iþverene satmalarý ve enflasyondan iþçilerin büyük oranda etkilenmeleri, açlýk ve sefalete sürüklenmeleri yanýnda birde iþlerinden atýlma kaygýsý KÝT'lerde çalýþan iþçilerin eskiye oranla çok duyarlý hale gelmelerine ve sosyalistlerle baðlar kurmalarýna yol açmýþ ve bu durumda mücadelenin sertleþmesine sebeb olmuþtur. CHP aðýrlýklý hükümet'in düþmesiyle birlikte KÝT'ler sýnýf mücadelesinin önemli bir parçasý haline gelmiþlerdir. Artýk KÝT'lerde 1960'lý yýllarýn duraðanlýðýný aramak nafile. KÝT'lerde baþlayan ve yaygýnlaþan iþçi direniþleri yalnýz deðil. Tekstil ve Metalurji iþ kollarýnýn da toplu sözleþme döneminde olmasý, oligarþinin bunalýmýnýn yükünü iþçi sýnýfýna yýkma çabasý, bu iþ kollarýnda geniþ çaplý grevleri gündeme getirmektedir. Önümüzdeki bu grev dalgasý KÝT'lerde çelýþan iþçilerin mücadelesine güç katacak ve düþmana karþý mücadelede dayanýþmasýnýn en somut ve en geniþ biçimine yol açaçaktýr. Bu gün KÝT'ler anti faþist mücadelenin önemli bir mevzisi konumundadýr. Ve kýyasýya

mücadelelere sahne olmaktadýr. Tekel iþçilerinin mücadelesiyle de ancak böylesine bir çerçeve içerisinde deðerlendirilerek yerli yerine oturtulabilir. Ve Tekel iþçilerinin mücadelesinden çýkartýlan dersler doðru bir biçimde özümlenerek gelecekteki mücadelelerin baþarýsýna hizmet edebilir. Tekel iþçilerinin üç direniþ tecrübesi, Tariþ iþçilerinin kahramanca mücadelesi, Antbirlik iþçilerinin direniþi bu tespitin canlý kanýtýdýr. Cevizli'de Anti-Faþist Mücadele ve Tekel Proleteryasyla Kaynaþma 2. MC'nin hükümet olmasýyla birlikte faþist MHP tüm KÝT'lerde mevziler ele geçirmiþ ve KÝT'leri faþist iþgal altýna almýþtý. Özellikle MHP'li faþist Gün Sazak'ýn Gümrük ve Tekel Bakaný olmasýyla birlikte tekel iþyerleri alabildiðine faþistleþtirilmiþ ve buralarý faþistlerin saldýrý üssü haline getirilmiþtir. Cevizli Tekel sitesi de bu faþistleþtirmenin önemli noktalarýndan biridir. Onbine yaklaþan iþçinin bu sitede çalýþamsý, ayný zamanda bu sitenin sanayi merkezi Kartal'da bulunuyor olmasý, faþist MHP'nin buradaki iþgalinin önemlice bir yanýný oluþturmaktadýr. Herþeyden önce onbin iþçi zapturapt altýna alýnacak, bu büyük sitenin olanaklarý faþist MHP'ce deðerlendirilecek, faþist militanlar istihdam edilerek kadrolaþtýrýlacak ve buradaki güçlenmeye paralel olarak, çevrede terör estirilerek bu sanayi merkezinde faþist sendikacýlýk geliþtirilmeye çalýþýlacak, DÝSK yýldýrýlacak, tek kelimeyle özetlersek, geliþen iþçi sýnýfý mücadelesi, Tekel Sitesi üs olarak kullanýlýp ezilecek, iþçi hareketi saptýrýlacaktý. Bu dönemde yerden biter gibi ülkücü dernekleri oluþmakta idi. Nitekim faþistler Cevizli semtini öylesine etkinlikleri altýna almýþlardý ki, devrimci ve ilericilerin dolaþmasý, ilerici gazetelerin okunmasý olanaksýz hale gelmiþti. Cevizli Sitesinde çalýþan kadýn ve erkek iþçilere saldýrmakta, tehdit edilmekte ve sindirilmekteydi. Bir avuç faþist militan binlerce iþçiyi tehdid altýnda tutuyor ve sindiriyordu. Cevizli sitesine üstlenmiþ bulunan faþist militanlar bölgede de azgýnca terör estiriyor, halktan haraç alýyor ve tüm bunlara örgütsüzlükten ötürü boyun eðiliyordu. Tek-Gýda-Ýþ sendikasý da egemenliðini garanti altýna almak, Gýda-Ýþ örgütlenmesini engellemek amacýyla faþist militanlarla kol kola

80


Kurtuluþ

Tekel iþçilerine saldýrmakta ve açýkca iþverenle birlikte iþçilere karþý mücadele etmekteydi. Bu dönem içinde proleterya sosyalistlerinin dýþýnda hemen hemen tüm sol siyasetler bölgede varlýklarýný sürdürüyor olmalarýna ve iþçilerin yardým taleplerine raðmen "faþistleri ordan atmak güç", "bunlar temizlenmez" diyerek antifaþist mücadeleyi omuzlama cesaretini gösterememiþlerdir. Ýþçi sýnýfýnýn devrimci insiyatifine ve gücüne olan inançsýzlýklarý sonucu Tekel iþçisinin sosyalizme kazanýlamayacaðýna, örgütlenemeyeceðine iliþkin teoriler üretilmekteydi. Sonuç olarak binlerce Tekel iþçisi, faþist katiller, Tek Gýda-Ýþ ve idare tarafýndan öndersizlikten ve örgütsüzlükten ötürü sindirilmiþti. Ayrýca Tekel iþçilerinin geçmek için can attýklarý DÝSK'e baðlý Gýda-Ýþ sendikasý da reformistlerin yönetimde olduðundan ötürü, Tek Gýda-Ýþ zincirinin kýrýlmasý doðrultusunda hiçbir ciddi çaba harcamýyordu. Yetki sorununu reformist CHP iktidarýnýn çözmesini bekliyorlarve iþçileri oyalýyorlardý. Faþistlerle kol kola olan Tek Gýda-Ýþ sendikasýna karþý burjuva mahkemelerinin insafýna sýðýnmaktaydýlar. Burjuva reformistlerin yönetiminde olduðu Gýda-Ýþ sendikasýndan daha ileri bir davranýþ da beklenemezdi zaten. Ýþte böylesi koþullar söz konusuyken proleterya sosyalistleri 1978 yazýnda Cevizli bölgesinde anti-faþist mücadeleyi sabýrla örgütlemeye baþladýlar. Bölgenin faþist iþgalden temizlenmesi, proleterya sosyalistleri açýsýndan ilk adýmý oluþturuyordu. Esas olan bu mücadeleden kalkarak fabriklara ulaþmak ve iþçi sýnýfýnýn faþizme karþý mücadelesinin fabrikalar da yükseltilmesi idi. Tekel proleteryasýnýn aktif siyasi mücadeleye çekilmesi idi. Proleterya sosyalistleri kitle çizgisinden kopmayarak Cevizli halkýna, Tekel iþçilerine faþizmi teþhir ettiler. Proleterya sosyalistlerinin yürüttüðü mücadeleye býyýk altýndan gülen, en saðdan en sola kadar oportünist siyasetler, proleterya sosyalistlerinin faþist çetelerce tepeleneceklerini ve bölgeden çekileceklerini bekliyorlardý. Yaptýklarý propaganda da hep bu yöndeydi. Fakat beklediklerinin tersi olmuþtu. Cevizli semtinden faþist iþgal sökülmüþtü. Önemli bir adým atýlmýþtý, artýk bölgede faþist iþgalin kýrýlmasý ile mücadele daha farklý boyutlara bürünmeliydi. Sözün kýsasý Cevizli

sitesinde çalýþan onbine yakýn iþçi, proleterya sosyalizminin önderliðinde mücadeleye çekilmeli ve site anti-faþist bir kale haline gelmeliydi. Bu amaçla proleterya sosyalistleri, Tekel'de propaganda ve örgütlenme çabalarýný hýzlandýrdýlar. Bu çabalar fabrikada ve bölgede bulunan siyasetler tarafýndan kuþkuyla izleniyordu. Proleterya sosyalizminin baþarýlarýna akýl sýr erdiremiyorlardý. Ýþçi sýnýfýnýn ve emekçi yýðýnlarýnýn gücüne güvenemeyenlerin þaþkýnlýðýydý bu. Tekel iþçilerinin proleterya sosyalistlerine, Cevizli mücadelesiyle güveni artmýþtý, fakat fabrika içindeki yýlgýnlýk devam ediyordu. Bu yýlgýnlýk adým adým yýkýlmalý ve fabrikada örgütlü bir güç oluþmalýydý. Ýþçilere bu mücadelenin siyasi bir mücadele olduðu ve bu mücadele de faþizmin ve faþist katillerin teþhir edilmesi ve süratle örgütlü yapýlar kurulmasý gerektiði anlatýlýyordu. Tek Gýda-Ýþ’e karþý verilecek mücadele, faþistlere karþý verilecek mücadeleden ayrý deðildi. Faþizme karþý mücadele verilmedikçe Tek Gýda-Ýþ'inde kovulamayacaðý açýktý. Bu gerçekler sistemli bir biçimde yazýlý ve sözlü olarak anlatýldý. Ajitasyon yükselince Tekel iþçilerinin faþizme karþý nefreti daha da arttý. Daha da önemlisi, artýk Tekel proleteryasý öndersiz deðildi. Proleterya sosyalizmi, Tekel iþçilerinin önünü aydýnlatýyordu artýk. Proleter sosyalist hareketin merkezi yayýn organlarý ve diðer ajitasyon malzemeleri fabrika içinde elden ele dolaþýyor, eðitim gruplarý kuruluyor ve tüm bunlara paralel olarak Tekel iþçileri örgütleniyorlardý. Faþistlerin fabrika içindeki etkinlikleri hala sürmekteydi. Mücadelenin yükseltilmesi ve Tekel iþçisinin örgütlenmesi faþistlerin yüreðine korku saldý. Bu geliþme durdurulmalýydý. Bir süre önce Tekel iþçilerini iyice sindirmek için Muammer Karan'ý katletmiþlerdi. Ve örgütsüz olan Tekel iþçilerini yýldýrmayý baþarmýþlardý. Bu kez yine ayný metoda baþ vurdular ve 29 Mayýs 1979'da Hamit Akyýldýrým'ý katlettiler. Fakat faþist katiller yanýldýklarýný kýsa zamanda anladýlar. Proleterya sosyalistleri önder iþçileri örgütleyerek anti-faþist ajitasyonu yükselttiler, faþizme karþý mücadelede tek yolun sinmek deðil, faþizmin üzerine yürümek ve direnmek olduðunu anlattýlar. Ve Tekel iþçileri iki gün süreyle direndiler. Direniþin örgütlenmesine aktif olarak katýldýlar. Ekipler, komiteler kurarak

81


Kurtuluþ

direniþi örgütlediler. Sýkýyönetime raðmen Akyýldýrým'ýn cenazesi güçlü bir anti-faþist gösteriye dönüþtürüldü. Çevre fabrikalarýn iþçileri yýðýnsal olarak cenaze törenine katýlarak Tekel iþçilerinin yanýnda olduklarýný vurguladýlar. Somut bir sýnýf dayanýþmasý sergilediler. Tekel iþçilerinin yýlgýnlýðý cesarete dönüþtü ve faþist katillere nefretini haykýrdý.

leyi yükselttiler, saldýrýlarý göðüslediler. Tüm baskýlara raðmen faþist militanlar artýk sistemli bir biçimde tecrit ve teþhir ediliyordu. Adým adým daha örgütlü bir direniþ örülüyordu. Ve faþist militanlar umutsuzca bir çýkýþ yaptýlar. Saldýrdýlar. Saldýrýnýn hedefi fabrikadaki proleterya sosyalistleri idi. Bu saldýrý üzerine direniþ baþlatýldý. Direniþin tek bir talebi vardý: Faþist militanlarýn fabrikadan atýlmasý. Sigara fabrikasýnda baþlayan direniþ 7. gününde tüm siteyi kapsadý ve bütün iþçiler, proleterya sosyalistlerinin önderliðinde direndi. Bu direniþ çok sayýda iþçiyi siyasi mücadele içine çekti. Çok sayýda iþçiyi çeþitli ekip ve komitelerde aktif siyasi mücadeleye kattý. Tekel proleteryasýnýn kendine ve proleterya sosyalistlerine güveni bir kat daha pekiþti. Reformist Gýda-Ýþ yönetimi direniþe sahip çýkmak istemedi. Ve direniþi sendikal bir olay gibi yansýttý. Oysa Tekel iþçilerinin talebi faþist militanlarýn iþine son verilmesiydi. Tamamen siyasi bir talepti. Ýþçi sýnýfýnýn siyasi mücadeleye katýlmasýndan ve sosyalistlere katýlmasýndan rahatsýz olan uzlaþmacýlar direniþin amacýný saptýrmaya çalýþtýlar ama güçleri yetmedi. DÝSK yöneticileri de bu direniþ karþýsýnda suskunluðu tercih ettiler. Reformizmin doðal bir davranýþýydý bu. CHP iktidarý direniþin yaygýnlaþmasýndan ve ayný zamanda uzayýp iþçiler için bir okul olmasýndan ürktüðünden ötürü, iþçilerin tüm taleplerini kabul etti. Sonuç tam bir zaferdi.

Cevizli Tekel Proleteryasýnýn 1979 Haziran Direniþi ve Öðrettikleri Cevizli Tekel proleteryasýnýn Haziran 1979 direniþi iþçi sýnýfýnýn gücüne güvenmeyen oportünist gruplarýn yüzünü açýða çýkardý. Tekel proleteryasýnýn örgütlenemeyeceðine dair teorileri pratikte iflas ettirdi. Sýkýyönetimin baskýlarýna raðmen ilk büyük siyasi iþçi direniþi oldu. Ve iþçi sýnýfýnýn mücadelesine güç kattý. Cenazelerin, anti-faþist gösteriye dönüþmesini engelleyen sýkýyönetim yasaðýný yýkarak cenaze töreni güçlü bir iþçi gösterisi oldu. Sýkýyönetime ve faþist teröre karþý iþçi sýnýfýnýn mücadelesine ýþýk tuttu. Örgütlü mücadeleyle faþist baskýlara ve katliamlara boyun eðilmeyeceðini ispatladý. Ve en önemlisi doðru bir önderlikten yoksun olan iþçi sýnýfýnýn mücadele yeteneðinin geliþemeyeceðinin ve kýsýrlaþacaðýnýn göstergesi oldu. Direniþ proleter sosyalist hareketinin sabýrlý ve sistemli çabalarýnýn doðal bir ürünüydü. Ve yeni mücadelelerin habercisiydi. Direniþ sonrasýnda proleter sosyalist hareket büyük bir sýçrama kaydetmiþ, iþçilerin kendilerine güveni artmýþ ve faþist hareket gerilemiþti.

Cevizli Tekel Proleteryasý Anti-Faþist Mücadelenin Ön Saflarýna MC hükümetleriyle birlikte faþist hareketin önemli geliþmeler kaydetmesi, KÝT'lerin faþist iþgal altýnda tutulmasý ve faþist çetelerin azgýnca terör estirmelerine karþý tutarlý bir mücadele sürdürmek ve faþist hareketi geriletmek, güncel bir görevdi. Toplumun en ilerici ve devrimci sýnýfý proleteryanýn bu baþ belasý faþizme karþý mücadelede öncülük etmesi, kararlý ve bilinçli mücadeleye atýlmasý baþarýnýn temel koþuludur. Ýþçi sýnýfý hareketi böylesi bir görevle karþý karþýyayken bu görevi yerine getirecek bilince, örgütlülüðe ve önderliðe sahip deðil. Daha önce de belirttiðimiz gibi, sosyalist hareket sýnýf hareketiyle çakýþamamýþtýr ve baðlarý cýlýzdýr. Bu da olumsuz bir durum yaratmaktadýr. Nedir bu olumsuz durum? Faþist terörün

Daha Örgütlü Direniþlere Proleterya sosyalistlerinin Cevizli sitesinde sürdürdükleri sistemli politik çalýþma, faþist katillerin ani saldýrýsýna anýnda cevap vermeyi birlikte getirdi. Bu direniþ Tekel iþçileri açýsýndan büyük bir öneme sahipti. Güçlerini pratikte denemiþler ve görmüþlerdi. Faþist militanlarýn iþten atýlmasý için mücadelenin yükseltilmesi can alýcý bir sorundu artýk. Ve ayný zamanda direniþ, Tek Gýda-Ýþ'e de sert bir þamar olmuþtu. Proleterya sosyalistleri;direniþin öðrettiklerini doðru bir biçimde özümseyerek daha örgütlü bir direniþ ve mücadele hazýrlýðýna baþladýlar. Direniþ sonrasý sýkýyönetimin ve faþist zorbalarýn saldýrýlarý yoðunlaþtý. Fakat proleterya sosyalistleri fabrika içinde ve dýþýnda mücade-

82


Kurtuluþ

azgýnlýðý ve bunalýmýn yükünün MC'ler aracýlýðýyla iþçi ve emekçilerin sýrtýna yýkýlmasý sonucu, geliþen toplumsal muhalefeti, kendisine alternatif olacak bir hareket aramaya itmektedir. Sosyalist hareketin daðýnýklýðý ve sýnýfla baðlarýnýn cýlýz oluþu, toplumsal muhalefetin önderliðini alamamayý beraberinde getirmektedir. Ýþte bundan ötürü de, CHP, baþta iþçi sýnýfý olmak üzere ezilen emekçi yýðýnlarýn taleplerini dile getirir görünerek, "umut" oldu. CHP'nin 'umut'olmasýnda, sosyalist hareket içindeki TKP, TÝP, TSÝP gibi revizyonist siyasetlerin büyük etkisi söz konusu olmuþtur. Öyleki o zamanlar üst yönetiminde TPK'lilerin olduðu DÝSK açýkca CHP'nin yanýnda yer almýþ ve iþçi sýnýfýna CHP'yi 'kurtarýcý' olarak sunmuþtur. Bunlar faþizme karþý mücadeleyi CHP'nin iktidara gelmesine baðlamýþlar ve bu görevi yerine getirmesini beklemekteydiler. Ýþçi sýnýfý hareketinin içinde bulunduðu genel durum bu iken, onbine yakýn iþçinin çalýþtýðý Cevizli Tekel sitesi, faþist iþgal altýnda inlemekte, kendi iredesine raðmen Tek Gýda-Ýþ zincirine hapsedilmekte, mücedele yerine CHP iktidarýyla birlikte kurtulacaðýna dair iþçilere reformist afyon yutturulmaktaydý. Baþta Gýda-Ýþ yöneticileri olmak üzere, 'T'K'P'liler umudu CHP iktidarýnda görmekteydiler. Fakat CHP iktidarý da birþey çözmedi. Keskinler ise baþta DEV-YOL olmak üzere, taleplere raðmen mücadeleyi omuzlamaktan çekinmiþlerdi. Yýlgýnlýðýn ve örgütsüzlüðün egemen olduðu Cevizli sitesinde çalýþan onbine yakýn iþçi nasýl oldu da faþist iþgali kýrdý ve bir yýl gibi bir süre içinde sýkýyönetime raðmen iki siyasi direniþe çýkarak anti-faþist mücadelenin ön saflarýnda yer aldý. Cevizli Tekel proleteryasý anti-faþist mücadelenin ön saflarýnda yer aldý. Hem de reformist hayallerin en güçlü olduðu zamanda ve devamla 'Demokrasi Havarasi'Ecevit'in ilan ettiði sýkýyönetim koþullarýnda. Cevizli Tekel proleteryasý siyasi direniþleriyle baþta iþçi sýnýfý olmak üzere tüm ezilen yýðýnlara reformist aldatmacalara, sahte umutlara kanmamalarýný, sýkýyönetime ve faþist teröre karþý acýmasýzca mücadeleye atýlmalarý gerektiðini ortaya koydu. Ýþçi sýnýfýnýn kurtuluþunun kendi eseri olacaðýný ortaya koydu. Cevizli Tekel proleteryasý yürüttüðü mücadeleyle diðer Tekel iþyerlerinde faþist baskýlara ve Tek Gýga-Ýþ zincirinin kýrýlmasýna

karþý mücadeleyi isteklendirdi. Ýþçilerin faþizme karþý mücadelesinde cesaret ve azim kaynaðý oldu. Cevizli Tekel proleteryasýnýn iki siyasi direniþi iþçi sýnýfý hareketine böylesine önemli bir damga vurdu. Ve yeni bir dönemin açýlýþýný müjdeledi. Cevizli Tekel proleteryasýnýn aktif siyasi mücadeleye atýlýþý, anti-faþist mücadelenin öncüsü konumuna geliþi doðrudan proleter sosyalist hareketin önderliði ile baðlantýlýydý. Cevizli Tekel proleteryasý proleter sosyalist hareket ile kaynaþmasý ve onun doðrudan çabalarý sonucu, reformist aldatmacalara karþý uyanýk, faþist teröre ve sýkýyönetime karþý kararlý bir mücadele yürüttü. Sýnýfýnýn gücünü kavradý, bilincine vardý. Burjuvaziden baðýmsýz iþçi sýnfý mücadelesine atýlmanýn, kendi sýnýf politikasý doðrultusunda savaþmanýn gereðini kavradý. Tüm bunlar acaba kendiliðinden kavranan ve baþarýlabilen olgular mýdýr? Bu soruya aklý baþýnda hiçbir sosyalist olumlu cevap veremez. Ve zaten sosyal pratik proleter sosyalist hareketin bakýþ açýsýnýn hayatta doðrulanýþýnýn canlý örneði olmuþtur. Bu da Cevizli Tekel proleteryasýnýn siyasi direniþleri ile reformist hayellere ve sýkýyönetime, faþist terörün kalbine sapladýðý hançerdir. Tüm bunlarý burada bir kez daha toparlayýp hatýrlatmamýzýn nedeni son direniþle birlikte oportünist gruplarýn, proleterya sosyalistlerine giriþtikleri çamur kampanyasý ve spekülasyonlarý açýða çýkarmaktýr. Oportünizm olaylarý geçmiþ ve gelecekleriyle bir bütün olarak deðerlendirmek yerine, tek baþýna günü birlik olarak deðerlendirir. Ve sonuç olarak da kendisini haklý çýkarmaya çalýþýr. Kendisinden baþka doðru olmadýðýný kanýtlamaya çalýþýr. Hayatý bir büütn içinde objektif olarak deðil, kendi keyfine göre görmeye ve yorumlamaya çalýþýr. Fakat güneþ balçýkla sývanmaz! Proleter sosyalist harekete attýðýnýz her çamur, kendi yüzünüzü kirletmekte. Çirkin yüzünüz teþhir olmakta. Tekel proleteryasý sizi daha iyi tanýmakta. Dün mücadeleden kaçan sizler, þimdi mücadele þampiyonluðu yapýyor ve gerçekleri karartmaya, Tekel proleteryasýnýn önünü bulandýrmaya çalýþýyorsunuz. Fakat tüm bunlara meydan vermeyeceðiz. Olumsuzluklarý olumluluklarýn anahtarý yapacaðýz, bu güne dek nasýl baþardýysak ayný kararlýlýk ve azimle tüm bu engelleride, Tekel

83


Kurtuluþ

proleteryasýyla aþarak baþaracaðýz.

katýldýlar. Proleter sosyalist harekete güç verdiler. Cevizli Tekel proleteryasýnýn proleter sosyalist hareketin önderliðinde aktif siyasi mücadeleye katýlmasý ve iþçi sýnýfý hareketine mücadeleriyle örnek teþkil etmesi, oligarþiyi ve sýkýyönetimi rahatsýz etti. Sosyal-demokrat CHP, seçim yenilgisinin acýsýný çýkartmak amacýyla proleterya sosyalistlerine saldýrdý. Saldýrýnýn odaðýný Cevizli bölgesi ve Tekel iþçileri oluþturuyordu. Polis saldýrý üzerine saldýrý düzenleyerek onlarca proleterya sosyalistine iþkence ederek, proleter sosyalist hareketi ezmeyi Ve Tekel'de geliþen mücadeleyi durdurmayý hesaplýyordu. Fakat bu polis saldýrýsý ve iþkenceler, Tekel proleteryasý ile kaynaþmýþ proleter sosyalist hareketi ezemedi. Yok edemedi. Fakat proleter sosyalist hareket bu darbeden oldukça önemli yaralar aldý. Belli bir zaafa uðradý. Buna raðmen polis darbesine denk düþen Gýda-Ýþ þube seçim çalýþmalarýný yürüttü. Þube seçimleri yapýldý. Sosyalist iþçiler yönetime geldiler. Artýk Tekel proleteryasýnýn mücadelesinde yeni bir dönem açýlmýþtý. Bir yandan Tek Gýda-Ýþ zinciri kýrýlarak Türk-iþ'in en büyük sendikalarýna ve sarý sendikalara darbe indirilecek ve Gýda-Ýþ merkez yönetimine alternatif olunarak, DÝSK içinde önemli bir mevzi elde edilerek iþçi sýnýfý hareketine doðru müdahele olanaklarý doðacaktý. Ýþçi sýnýfýnýn DÝSK'te birliði yolunda oldukça önemli bir adým atýlacaktý. Proleterya sosyalistleri önlerindeki görevleri böyle tespit etmiþlerdi. Mücadele zordu. Bir yandan sýkýyönetimin baskýlarýna, faþist teröre karþý mücadele, bir yanda Tek Gýda-Ýþ ve Türk-iþ'n provakosyonlarýný boþa çýkarmak ve bu zinciri kýrmak, diðer yandan da reformist Gýda-Ýþ yönetiminin yüzünü teþhir ve þube yönetimine karþý giriþecekleri tertipleri boþa çýkarmak söz konusuydu. Ve tüm bu görevlerin hakkýndan gelebilecek yeterince tecrübeli bir kadro yoktu. Bu anlamda fabrikadaki öncü iþçiler ve Tekel iþçileri bu zorlu savaþa hazýrlanmalýydý. Tüm Tekel iþyerlerinin gözü, Cevizli Tekel'deki sýnýf kardeþlerindeydi. Zaferlerini sendika yönetimine gelmekle tamamlamýþlardý. Cevizli iþçileri, Tekel iþyerleri için umut ýþýðýydý. Ve onlarý sarý Tek Gýda-Ýþ'e karþý mücadele isteklendiriyordu. Öte yandan bütün görevler polis darbesiyle daha da aðýrlaþmýþ ve zorlaþmýþtý. Fakat görevin aðýrlýðý mücadele azmini daha da bilemekte ve

Cevizli Tekel'de Mücadele Yeni Evrede Proleter sosyalist hareketin kararlý ve sistemli çabalarý sonucu fabrikadaki örgütlenmesi ve gücü daha da pekiþti. Tekel iþçilerinin mücadele içinde önderliklerine güveni daha bir arttý. Bu, pratikte, mücadele içinde oluþan bir güvendi. Þimdi sorun artýk sosyalist iþçilerin Gýda-Ýþ yönetimine gelmeleri ve iþçilerin güvenini saðlamýþ önderlerin sendikal mücadeleyi omuzlamalarý idi. Bu amaçla delege seçimlerine hazýrlanmak gerekiyordu. Bu doðrultuda yoðun bir çaba sarfedildi. Proleterya sosyalistleri Tek Gýda-Ýþ zincirini kýrmak doðrultusunda önemli bir adým teþkil eden Gýda-Ýþ delege seçimlerine adaydýlar. Soyut bir birlikten yana deðil, mücadele eden iþçilerin birliðinden yanaydýlar. Mücadele kaçkýnlarý ve sýnýfýn gücüne güvenmeyenler, herkesin eþit bir þekilde yer almasýný öngören bir liste önerdiler. Böyle bir öneri kabul edilemezdi. Mücadeleyi omuzlayacak olanlar aday olmalýydýlar. Ve öyle oldu. Bu durum karþýsýnda birbirlerini sosyal- faþistlikle suçlayanlar, Partizan ve Ýlerleme bir araya geldiler, ortak liste çýkardýlar proleterya sosyalistleri karþýsýnda. Fakat bu giriþimleri hüsranla sonuçlandý. Niye? Çünkü Tekel proleteryasý mücadele etmeye ve faþist terörü ve Tek GýdaÝþ'i baþýndan def etmeye kararlýydý. Bundan ötürü de tercihini proleterya sosyalistlerinden yana kullandý. Ezici çoðunlukla alýndý delegelikler. Artýk reformist, uzlaþtýrýcý þube yönetimleri sona erecek ve sosyalist iþçilerin baþýnda olduðu þube yönetimi oluþacaktý. Sosyal reformist Gýda-Ýþ yönetimi, bir çok yerde yaptýðý seçimsiz þube atama yöntemini, Cevizli'de gerçekleþtiremedi. Çünkü karþýlarýnda mücadele etmeye kararlý proleter sosyalist hareketin önderliðinde bilinçli Tekel iþçisi vardý. Daha örgütlü mücadele için daha örgütlü ve daha bilinçli davranmak gerekmekteydi. Proleterya sosyalistleri bu gerçeði gözönüne alarak daha fedakarca bir çaba içine girdiler. 14 Ekim 1979 seçimlerini Tekel proleteryasý için bir okul, bir mücadele alaný haline çevirdiler. Öncü iþçiler seçim kampanyasýna aktif bir þekilde katýlarak güç verdiler. Deney kazandýlar. Fabrika dýþýndan da doðrudan siyasi mücadeleye atýldýlar, mücadeleyi yönettiler. Cevizli Tekel içileri seçim gösterilerine yýðýnsal olarak

84


Kurtuluþ

daha saðlam temeller atmamýzý saðlamaktaydý. Bu anlamda da sistemli bir biçimde toparlanmalý, fabrika içinde saðlam temeller atýlmalý ve öncü iþçiler, sýnýf bilinçli tecrübeli önderler düzeyine yükseltilmeliydi. Polis darbesinin, iþçiler üzerindeki etkisi kýrýlmalý ve iþçiler böylesi bir mücadele de deney sahibi kýlýnmalýydý. Ayrýca önümüzdeki günlerin yüzbinlerce iþçiyi kapsayan toplusözleþme dönemi olduðu da gözönüne alýnarak geliþecek iþçi hareketi ile birlikte Tekel proleteryasýnýn yeni mücadelelere hazýrlanmasý gerekiyordu. Önümüzdeki grev dalgasý Tekel iþçilerin talepler öne süreceði ve mücadeleye atýlacaðý olumlu koþullarý yaratacaktý. Böylesi bir olay karþýsýnda Tekel proleteryasý da hazýrlýklý olmalýydý. Objektif durum bu iken,CHP hükümeti seçim sonucundan etkilenerek istifa etti. Ardýndan MHP destekli AP azýnlýk hükümeti oluþturuldu. AP hükümetinin kurulmasýyla faþist MHP daha da azgýnlaþtý ve keybettiði mevzileri hükümet olanaklarýyla ele geçirme savaþaýný yoðunlaþtýrdý. AP azýnlýk hükümeti, sosyal-demokrat CHP'nin açmýþ olduðu sýkýyönetimli ve antidemokratik baskýlarýn yaolundan daha da ileri adýmlar atarak ilerledi. Saldýrýlarýný yoðunlaþtýrdý. AP'nin hükümet olmasýyla birlikte faþistler hemen iþe koyuldular. Ve Tekel iþçilerine saldýrýyý baþlattýlar. Bu saldýrýnýn kökeni, hükümetin Tekel bakanlýðý'nda baþlattýðý provakasyonda yatmaktadýr. Tekel bakaný'nýn gayretleriyle baþlatýlan Bakanllýk olaylarý Tekel iþyerlerine giriþilen saldýrýnýn iþareti olmuþtur. bu kez saldýrýyý daha örgütsüz bulunan Cibali Tekel fabrikasýna yönelttiler. 21 Aralýk'ta GýdaÝþyeri temsilcisi Sebahattin Çakmak'ý sabah iþe giderken kahpece katlettiler.

sonra en büyük iþyeriydi Cibali. Proleterya sosyalistleri Cibali fabrikasý içinde ciddi bir örgütlenmeye sahip deðillerdi, fakat hem bölgede sürdürdükleri anti-faþist mücadele ve bugüne deðin Cibali iþçilerinin faþist çetelere karþý mücadelelerinde aktif olarak yer almalarý ve yardýmlarýna koþmalarý, Cevizli'de yürütülen mücadelenin saðladýðý saygýnlýk proleterya sosyalistlerinin Cibali fabrikasýnda da örgütlenme faaliyetlerine güç katmaktaydý. Nitekim, Sebahattittin Çakmak'ýn katledilmesi, proleterya sosyalistleri ile Cibali iþçileri arasýndaki baðý güçlendirdi. Proleterya sosyalistleri var güçleriyle Cibali direniþinin yanýnda yer aldýlar. Cibali iþçilerinin yardýmýna koþtular ve öncülük yaptýlar. Dahasý bugün spekülasyon þampiyonluðu yapanlarý direniþe güç katmalarý için eyleme çektiler. Direniþin ilk günlerinde duyarsýz kalan ve proleterya sosyalistlerinin dürtüklemeleriyle direniþi destekleyenler bugün kahraman kesiliyorlar! Tekel iþçilerinin bugüne dek yürüttükleri mücadeleyi bir çýrpýda karalayývereceklerini zannediyorlar. Zavallýlar! Bu direniþ, bugüne kadar örgütsüz ve öndersiz olan Cibali iþçilerine doðru bir önderlik kazandýrmalý ve iþçi sýnýfý hareketine bilinçli katkýlarda bulunmasýna yol açmalýydý. Proleterya sosyalistleri direniþten böylesine bir anlam çýkarýyorlar ve çabalarýný yoðunlaþtýrýyorlar. Cibali iþçilerinin, faþist çetelere karþý giriþtiði direniþ eylemi, sosyalist iþçilerin henüz yönetime geldiði Kartal Gýda-iþ þubesi tarafýndan desteklendi. Cevizli Sigara fabrikasý'ndaki iþçiler yemek boykotu yaparak Cibali iþçilerinin yanýnda olduklarýný gösterdiler. Bu davranýþ Cevizli Tekel iþçilerinin faþist teröre karþý ne denli duyarlý olduðunun bir göstergesiydi. Direniþin ertesi günü Gýda-Ýþ merkezi Cibali ve Cevizli iþçileryle bir toplantý yaparak direniþi desteklediðini bildirdi. Ayrýca direniþ baþlamýþken sürdürülmesinden yana olduklarýný ve 14 fabrikayý daha direniþe geçirerek direniþi yaygýnlaþtýracaklarýný belirttiler. Fakat kesin bir karar iletmediler. Direniþin diðer fabrikalara da yaygýnlaþacaðý haberi iþçiler tarafýndan olumlu karþýlandý. Genel Merkez yöneticileri kararýn 24 Aralýk'ta iletileceðini bildirdiler. Proleterya sosyalistleri polis darbesiyle zaafa uðramýþ yapýlarýný onarmaya çalýþýrken diðer

Cibali Tekel Direniþte Bu olay üzerine Cibali Tekel fabrikasý iþçileri bu faþist cinayeti protesto etmek amacýyla direniþi baþlattýlar. Üretim durdu. Cibali iþçileri faþist teröre karþý saflarýný sýklaþtýrarak cevap verdiler. Proleterya sosyalistleri açýsýndan Cibali direniþi büyük bir önem taþýyordu. Çünkü sarý Tek Gýda-Ýþ zincirinin kýrýlmasý için Cevizli'deki mücadelenin hemen yanýnda Cibali fabrikasýnýn yer almasý bir zorunluluktu. Cevizli Tekel'den

85


Kurtuluþ

yandan da direniþi yönetmek ve 24 Aralýða tekabül eden K.Maraþ faþist katliamýný yýðýnsal bir biçimde protesto etmek için güçlerini seferber ettiler. Cevizli ve Cibali'de öncü iþçilere durum kavratýlarak, iþçi sýnýfýndan bu faþist katliama aktif bir tepki örgütlenmesi gerektiði ve sýnýf bilinçli iþçilerin toplumdaki tüm haksýzlýklara tepki göstermeye alýþmalarý, bu bilinçle hareket etmeleri gerektiði vurgulandý. 24 Aralýk günü K.Maraþ katliamýný protesto eylemi ve Genel Merkez'in direniþi sürdürme kararý çakýþarak iki fabrika direniþe geçti. K.Maraþ faþist katliamý Cibali ve Cevizli iþçilerince siyasi grev hareketiyle protesto edildi. Ýþçi sýnýfýnýn diðer kesimleri ya sessiz kaldýlar veya daha yumuþak eylemlerle protestoya katýldýlar. Tekel iþçilerinin Maraþ katliamýný protesto grevi ilerlemeciler vb. oligarþi ve sýkýyönetim tarafýndan unutturulmaya çalýþýldý. Sanki böyle bir þey olmamýþ gibi davranýldý. Oligarþi ve sýkýyönetimin bu tavrý anlaþýlýr bir þey, çünkü onlar iþçi sýnýfýnýn politik eylemlerinden ürkmekte, iþçi sýnýfýnýn diðer kesimlerini etkilememesi için örtbas etmektedirler. Ya sosyalist geçinen baylarýmýzýn maruzatý ne acaba? Tek cümleyle özetlersek 'sýnýfý temsil etme' iddialarýna raðmen sýnýf hareketinin çok gerilerine düþmeleri ve bunu gizlemeye çabalamalarý... Cevizli ve Cibali proleteryasýnýn içinde bulunduðu potansiyeli ve faþizme karþý nefretinin kabardýðýný gören Gýda-Ýþ Genel Merkezi direniþi sürdürme kararý aldý. Bu kararýn hayata geçmesindeki en önemli faktör direniþin 14 fabrikaya daha yaygýnlaþtýrýlmasý idi. Gýda-Ýþ Genel Merkezi'nin, direniþe sonuna kadar sahip çýkacaðýna kararlý gözükmesi idi. Ýþte böylece proleterya sosyalistlerinin önüne geçemediði büyük hata yapýlmýþ oldu. Proleterya sosyalistleri, polis darbesinin hala sürüyor olmasýndan ötürü direniþi doðrudan üstlenememiþler ve dolaylý bir þekilde yürütmekteydiler. Ve bundan dolayý direniþin sürdürülmesi biçimindeki karara müdahale edilemedi. Ve karar alýndýktan sonra direniþten vazgeçmek doðrultusunda çalýþma yapmak doðru bir davranýþ olamazdý. Artýk görev, direniþin baþarýya ulaþmasý için çalýþmaktý. Proleterya sosyalistleri bu kararýn yalnýþlýðýna raðmen direniþin baþarýya ulaþmasý için var güçleriyle çalýþtýlar. Fakat bu kez diðer direniþlerde olduðu gibi, proleter sosyalist

hareket direniþe saðlýklý bir müdahalede bulunma olanaðý bulamadý. Gýda-Ýþ Genel Merkezi'ni bu kadar aceleci kýlan, hatta DÝSK'e dahi danýþmadan bu kararý aldýran þey neydi? Neye göre, nasýl ve hangi güçle 14 fabrikayý daha direniþe geçireceklerdi? Her þeyden önemlisi böylesine bir direniþi yönetmek için ne türden hazýrlýklar yapýlmýþtý? Ýþçiler böylesi bir direniþi yürütmek için hazýrlanmýþlar mýydý? Direniþin sürdürülmesi için hangi þartlar tahlil edilerek zaman böylesine çabuk seçildi? Tüm bu sorular Gýda-Ýþ Genel Merkezi'nin bu kararýnýn kuþkuyla karþýlanmasýný beraberinde getirmektedir. Yoksa Gýda-Ýþ Genel Merkezi 'klasik sendikacý'anlayýþla böyle bir direniþin ardýndan kendisine alternatif olan bu hareketin tasfiyesini mi düþünmüþtür. Böyle bir düþünceyle hareket ettilerse yanýldýklarýný çok çabuk anlayacaklar. Proleter sosyalist hareket, Tekel iþçileriyle güçlü baðlarla, mücadele içinde piþerek baðlanmýþtýr. Tekel iþçileri arasýnda ciddi köklere sahiptir. Mevzi bir geri çekilme bu baðlarý koparmayacak, aksine bu zaafýn kökleri araþtýrýlarak daha saðlam ve hatalara düþmeksizin yeni mücadelelerin örgütlenmesini beraberinde getirecektir. Gýda-Ýþ Genel Merkezi direniþ kararýný aldý ve talepler birer ikiþer gün arayla saptanarak tamamlandý. Sadece bu bile, yani direniþin taleplerinin ortaya çýkmasý bile, Gýda-Ýþ Genel Merkezi'nin direniþi baþlatmasýndaki ciddiyeti, hazýrlýðý göstermeye yeterlidir. Ýki fabrikada 15bine yakýn iþçi direniþe geçiyor fakat direniþlerinin nedenleri olmasý gereken talepler ancak direniþ baþladýktan 10 gün sonra nihai halini alýyor. Ve o talepler Gýda-Ýþ Genel Merkezi'nden çok Cevizli ve Cibali'nin öncü iþleri tarafýndan saptandý. Bu konuda direniþ günlerindeki GýdaÝþ haber bültenlerinin okunmasý yeterlidir. Direniþin ilk haftasýndan itibaren Gýda-iþ Genel Merkezi þaþkýn ördeðe döndü. Direniþin aðýrlýðý altýnda eziliyor, proleterya sosyalistlerinin baskýsyla bunalýyordu. Çünkü proleterya sosyalistleri Genel Merkezin iþçilere danýþmaksýzýn herhangi bir adým atmasýný engellemekte ve Genel Merkezin davranýþlarýný sýnýrlamaktaydý. Genel Merkez'in yaptýðý görüþmelere her iki fabrikadan iþçi temsilcilerinin katýlarak görüþmelerde söz sahibi olmalarýný vurgulamaktaydý. Cibali ve Cevizli Tekel iþçilerinin direniþ-

86


Kurtuluþ

leriyle birlikte Üsküdar, Ýzmit, Adana, Diyarbakýr yaprak tütün ve Bomanti Bira fabrikalarý iþçileri bu mücadeleden isteklenerek direniþe geçtiler. Hazýrlýksýz ve kendiliðinden olan ve daha da önemlisi doðru önderlikten yoksun olan bu direniþler kýsa zaman da faþist çetelerin ve sýkýyönetimin saldýrýlarýyla kýrýldý. Fakat bu mücadele giriþimleri hükümetin, sýkýyönetimin ve sarý Tek Gýda-Ýþ'in demagojilerine sert bir þamar oldu. Tekel iþçilerinin bir anda yaygýnlaþan bu direniþ hareketleri bir referandum niteliðindeydi. Tekel iþçilerinin sarý Tek Gýda-Ýþ'e karþý nefretlerinin ve bu zinciri kýrmaya kararlý olduklarýnýn göstergesiydi. Tekel iþçilerinin, iþçi sýnýfýnýn birliðinin DÝSK'te saðlanmasý yolundaki isteklerinin somut bir ifadesiydi. Fakat böylesine güçlü bir eðilime karþýn DÝSK'in ve Gýda-Ýþ Genel Merkezi'nin tavrý oldukça olumsuzdu. Bu güçlü isteðe sahip çýkmak ve onu yönlendirmek, iþçi sýnýfýnýn ve demokrasi güçlerinin yoðun desteðini saðlayarak direniþleri geniþ kamuoyu desteðine sahip kýlmak doðrultusunda kararlý bir çaba içine girmekten çekindiler. Bu davranýþ DÝSK ve Gýda-Ýþ'in uzlaþmacýlýðýnýn, geliþen iþçi sýnýfý hereketinin yükselmesinden duyduklarý korkunun bir ifadesiydi. Sýkýyönetime, faþist teröre karþý mücadele etmeye yetenekli olmadýklarýnýn göstergesiydi. DÝSK ve Gýda-Ýþ Genel Merkezi somut dayanýþma eylemleri örgütleyecekleri yerde basýn bildirisiyle görevlerini savuþturmaya çalýþtýlar. Bu durum Cibali ve Cevizli direniþlerinin kamuoyundan ve iþçi sýnýfý hareketinden gerekli desteði görmemesini beraberinde getirdi. Bu da direniþçi iþçileri olumsuz bir biçimde etkilemekteydi. Ayrýca sýkýyönetim, Genel Müdürlük, faþist çeteler ve Tek Gýda-Ýþ'in saldýrýlarý artmakta ve bu saldýrýlar doruk noktasýna ulaþmaktaydý. Sýkýyönetim, Cibali ve Cevizli iþçilerine sistemli saldýrýlar yapmakta, genel müdürlük iþçilerinin ücretlerini ödememekte, ünitelerarasý giriþ çýkýþý yasaklamakta, yemek çýkartýlmamakta, fabrikalar soðuklara raðmen ýsýtýlmamaktaydý. Kreþlerde binlerce çocuk hasta olma tehlikesiykle karþý karþýyaydý. Cibali ve Cevizli fabrikalarý jandarma karakolu haline getirildi. Özellikle Cevizli fabrikasýnda faþist çeteler saldýrýlar düzenlemekte ve terör estirmekteydiler.

Direniþ böylesi koþullarda sürerken, Cevizli ambalaj fabrikasýna atanan faþist müdür 12 Ocak günü onlarca içþinin iþ akitlerini fesh etti. Ýþçilerin atýlmasýyla birlikte direniþ yeni bir safhaya büründü. Ýþten atýlanlarýn geri alýnmasý can alýcý bir sorundu. Ýþten atmalar, direniþi moral olarak etkilemiþ ve devamýný tehlikeye düþürmüþtü. Bu olay karþýsýnda Gýda-Ýþ Genel Merkeai tamamen duyarsýz ve kararsýz davrandý. Müdahale etmedi. Proleterya sosyalistleri iþçiler arasýnda ki moral bozukluðunu hemen hissederek direniþin kýrýlmamasý için yoðun bir çaba içine girdiler ve tavýr aldýlar. 12 Ocak günü bir toplantý düzenlendi ve Gýda-Ýþ Merkez yöneticileride çaðýrýldý. Hayati bir karar alýnmasý gerekiyordu. Fakat Genel Merklez bu toplantýya katýlmadý. Proleterya sosyalistleri durumun bilincinde olduklarýndan direniþin fabrika içine girmeden sürdürülmesini önerdiler. Çünkü iþten atýlmanýn yarattýðý olumsuz durum aþýlmadan fabrikaya girmek direniþin kýrýlmasýný beraberinde getirecekti. Toplantýda öneri kabul edildi. Proleterya sosyalistleri, öncü iþçilerle birlikte seferber olarak yoðun ajitasyon çalýþmalarýna giriþtiler. Ev ev dolaþýldý. Servis duraklarýnda durum iþçilere anlatýldý. Bu çalýþmalarýn sonucunda durum düzeltilerek 14 Ocak akþamý fabrikaya girildi ve direniþ fabrika içerisinde sürüdürüldü. Tüm bu olaylara seyirci kalan ve duruma müdahale etmeyen Gýda-Ýþ Genel Merkezi, direniþin fabrika dýþýnda sürdürülmesini eleþtirerek proleterya sosyalistlerinin Genel Merkezi atlattýðýný (!) ve dinlemediðini spekülatif bir biçimde yaymaya çalýþtý. Olaylar karþýsýnda tutarsýzlýðýný ve kararsýzlýðýný spekülasyonlarla örtbas etmeye çalýþarak zaten var olan olumsuzluðu derinleþtirmeye çalýþtý. Fakat proleterya sosyalistleri kararlý çabalarý sonucu bu spekülasyonlarý boþa çýkarttýlar. Polis jandarma baskýsý açlýk ve soðuða, iþten atýlmalara karþý direniþi kararlý bir biçimde sürdüren Cevizli iþçileri sonunda Kartal Tek Gýda-Ýþ þubesini dize getirdi. Ýþçilerin kararlýðý karþýsýnda dize gelen Kartal Tek Gýda-Ýþ þubesi, Kartal Gýda-Ýþ þubesine bir çaðrý yaparak görüþme talep etti. Ve görüþme yapýldý. Bu görüþmede iþçilerin tüm taleplerinin haklýlýðýný kabul eden Tek Gýda-Ýþ þube yönetimi ortaklaþa hazýrlanan bir protokol imzaladý. Cevizli iþçileri

87


Kurtuluþ

için bu protokol önemli bir adýmdý. Önemli bir kazançtý. Artýk Tek Gýda-Ýþ Genel Merkezi'nin köþeye sýkýþtýrýlmasý kalýyordu. Daha sonraki süreçte Cibali ve Cevizli iþyerlerinden katýlan öncü iþçilerle birlikte iki sendikanýn genel merkezleri düzeyinde yapýlan görüþmeler ve genel müdürlükle yapýlan görüþmeler somut bir sonuç alýnmaksýzýn sona erdi. Cevizli ve Cibali iþçilerinin direniþlerinin baþarýyla sonuçlanmasýnýn önemli koþullarýndan biri, yaygýn destek eylemlerinin konulmasýndan ve demokratik kamuoyu oluþturularak hükümete baský yapýlmasýndan geçmekteydi. Sözün kýsasý hükümet köþeye sýkýþtýrýlmaktaydý. Fakat ne yazýk ki, ne DÝSK, ne de Gýda iþ Genel Merkezi kararlý bir tutum takýnmýyor ve Tekel iþçilerinin direniþinin uzamasýndan paniðe kapýlýyorlardý. Direniþin baþarýsý için somut destek onlarý ürkütmekteydi. Proleterya sosyalistleri bu durumun bilincinde hareket ederek güçleri oranýnda Tekel iþçileriyle dayanýþmayý yükseltmeye çalýþtýlar. Tüm siyasetlere ve kamuoyuna çaðrýda bulunarak dayanýþmanýn gerekliliðini ve hayatiyetini vurguladýlar. Bu doðrultuda Türkiye'nin bir çok yerinde aktif eylemler örgütlediler. Herþeyden önemlisi 14 Ocak günü Ankara Bira Fabrikasý iþçilerini direniþe geçirerek Cevizli ve Cibali iþçilerinin yalnýz olmadýðýný gösterdiler. Fakat direniþ sýkýyönetimin azgýnca saldýrýsýyla bastýrýldý. Daha güçlü eylemlerin konmasý ve Tekel iþçilerinin mücadelesinin bu tecrit olmuþluktan kurtarýlmasý Gýda iþ ve DÝSK'in alacaðý kararlý tavýra baðlýydý. DÝSK ve Gýda iþ böyle bir tavýr almaya zorlanmalýydý. Söz konusu olan, basýn açýklamalarý yapmak deðil, geliþen iþçi sýnýfý hareketinin bir kývýlcýmý olan Tekel direniþçilerine aktif dayanýþma eylemleriyle arka çýkmaktý. Böylesine kararlý ve korkusuzca destek gerekliydi. Bu amaçla Cevizli ve Cibali iþçilerinden oluþan bir grup, Gýda iþ genel merkezine giderek bu durumu ve sebeplerini ortaya koydular. Ýþçiler, Gýda iþ genel merkez yöneticilerine sorunu þöyle koydular: "Direniþin bu boyutlarda sürmesi baþarýyý engellemektedir. Baþarýya ulaþýlabilmesi için bir takým adýmlarýn atýlmasý gerekmektedir. 1)Direniþ baþtan belirtildiði gibi 14 fabrikaya, bu olmazsa bir takým kritik fabrikalara

(raký gibi) sýçratýlmalý ve geniþletilerek sürdürülmeli, genel merkez bu konuda büyük çaba sarfetmelidir. 2)DÝSK bu eylemi üstlenmeli, iþçi sýnýfýnýn dayanýþmasý konusunda en geniþ çabayý harcamalýdýr. DÝSK bölgeleri aracýlýðýyla bölgelerdeki fabrika temsilcilerine durum anlatýlmalý, onlar duyarlý hale getirilip yardýmlaþma saðlanmalýdýr. 3)Tek Gýda iþ bu direniþ boyunca yeterince sýkýþtýrýlmamýþtýr. Bunun için bir takým önlemler alýnmalý, iþçiler 200-300 kiþilik gruplar halinde Tek Gýda iþe gönderilmeli ve baský kurulmalýdýr. DÝSK aracýlýðyla direniþ en geniþ kamuoyuna duyurulmak üzere afiþ, bildiri vb. basýlmalý, sýkýyönetim illeri dýþýnda mitingler düzenlenmelidir. 4)Ýþçiler ekonomik olarak sýkýþmýþtýr. Bu, direniþin sürmesinin önünde engeldir. Gereken mali imkanlar çeþitli yerlerden (DÝSK vb.) saðlanmalýdýr." Sorunun böyle konuþu karþýsýnda Gýda-Ýþ Genel Merkezi bu konuda fazla birþey yapamayacaklarýný ve DÝSK yönetimiyle bu sorunun iþçiler tarafýndan tartýþýlmasýný önerdiler. Bunlarý söylerken direniþ kararýný aldýklarýnda sorunu nasýl koymuþ olduklarýný unutmuþ olsalar gerek! DÝSK yürütmeden katýlan bir üye de; "DÝSK'in yalnýz bu sorunu yok. Bu devede kulak kalýr. Baský yasalarý, muhtýra gibi sorunlar var." Diyerek geçiþtirme yolunu seçti. Sonuç olarak Gýda iþ genel merkezi ve DÝSK, Tekel iþçileriyle somut bir dayanýþma içine girmek istememekteydiler. Ýþçilerin direniþiyle baský yasalarý, muhtýra karþý karþýya getiriliyor. Bu ne mantýk! Tüm bunlara karþý kitle hareketliliðini yükseltmek, aktif kitle mücadeleleri örgütlemek gerekmez mi? Ayrýca Tekel iþçilerinin direniþi kitle hareketliliðinin bir kývýlcýmý deðil miydi? Tekel iþçilerinin direniþi temel alýnarak mücadele yükseltilmeliydi. Fakat uzlaþmacýlarýn böyle bir sorunu olamaz. Onlar geliþen iþçi hareketinden vebadan korkar gibi kaçarlar. Onlar denetleyebilecekleri, yani burjuvazinin pek rahatsýz olmayacaðý pasif hareketlerden yanadýrlar. Onlar iþçi sýnýfý hareketini en az direnme noktasýnda tutmaya çalýþýrlar. Fakat uzlaþmacýlar tarafýndan bilinçli bir þekilde yaygýnlaþmasý engellenen iþçi hareketliliði, kendi sorunlarýndan kalkarak direniþe geçen Tariþ ve Antbirlik iþçilerinin direniþiyle daha bir ön plana çýktý. Tekel iþçilerinin baþýný çektiði

88


Kurtuluþ

anti-faþist direniþ, Tariþ ve Antbirlik iþçilerinin mücadeleye atýlmasýyla yeni bir boyuta vardý. Tekel iþçileri böylece anti-faþist direniþte yalnýz deðillerdi. Ve proletarya sosyalistleri bu her üç direniþin içinde aktif olarak rol almakta ve önderlik yapmaktaydýlar. Böylece belki de Türkiye'de ilk kez olarak iþçi sýnýfý, baþta proletarya sosyalistleri olmak üzere diðer devrimcidemokrat hareketlerle birlikte bir mücadeleye atýlmýþ ve kararlýca direnmekteydi. Bu önemli bir dönüm noktasýdýr. Ýþçi sýnýfý böylesine kararlý ve aktif siyasi direniþlere katýlmaktaydý. Bu direniþler, Türkiye iþçi sýnýfýnda derin izler býrakmýþ ve gelecekteki mücadelelerine ýþýk tutmuþtur. Ýþçi sýnýfýný en az direnme noktasýnda tutmaya çalýþan revizyonist-reformist zincire aðýr darbeler indirilmiþtir. Ýþçi sýnýfý hareketine yeni ufuklar açmýþtýr. Cibali ve Cevizli Tekel iþçileri onlarca önderlerinin iþten atýlmalarýna raðmen direniþi kararlý bir þekilde sürdürdüler. Hükümet ve sýkýyönetim, direniþi cepheden bir saldýrý yerine iþten atma, baský ve iþkence yöntemiyle sinsice kýrmaya çalýþtý. Genel Merkez yöneticilerinin kararsýzlýðýný da deðerlendirerek onlarý teslim almaya çalýþtý. Hükümet, Ýzmir'de Tariþ iþçilerine giriþtiði saldýrýyý Tekel iþçilerine uygulamaktan çekindi. Çünkü, Türkiye proletaryasýnýn kalbinin attýðý ve en militan kesimini barýndýrdýðý, ayrýca binlerce iþçinin greve hazýrlandýðý Ýstanbul'da böylesi bir saldýrý, hükümetin göðüslüyemeyeceði bir yaygýn iþçi hareketine dönüþebilirdi. Bugüne kadar ki süreçte Ýstanbul'un böylesi kývýlcýmlarla nasýl tutuþtuðunu ve büyük boyutlara ulaþtýðýný bilmekteydiler. Bundan ötürü böyle bir yöntem yerine sinsice çökertmeyi ve sindirmeyi planlamaktaydýlar. Ve esas olarak da Cevizli direniþini kýrmak amacýyla sistemli baský ve provakasyonlara baþvurdular. 4 Þubat günü iþçilerin oturduðu kahveyi faþistlerin basmasý üzerine proletarya sosyalistleri ve iþçiler, bu saldýyý püskürttüler. Fakat jandarma ve polis, iþçilerle proletarya sosyalistlerini çember altýna alarak 80 kiþiyi gözaltýna aldý. Gözaltýna alýnanlara 4 gün boyunca iþkence yapýldý. Özellikle proleter sosyalist iþçiler saptanmaya çalýþýlarak iþkence yapýldý. Bu olayýn ardýndan fabrika içinde ve dýþarda sendika çevresinde jandarma terörü alabildiðine yoðunlaþtýrýldý. Sendikalar ve kahvehaneler sürekli basýlýyor, iþçiler bu çevrede dolaþtýrýlmýyor,

dolaþýrlarsa hakaretler yaðdýrýlarak yol ortasýnda dövülüyorlardý. Baskýlar bir yandan yoðunlaþýrken diðer yandan da faþistler içeri girerek 16 saat çalýþtýðý Ambalaj Fabrikasý'nda direniþ kýrýldý. Ambalaj Fabrikasý'na atanan faþist müdürün en çok öncü iþçiyi bu bölümden atmasý, faþistlerin poþet basan makinayý çalýþtýrmalarý, faþist militanlarýn, sýkýyönetimin ve faþist müdürün baskýlarý direniþin kýrýlmasýnýn en önemli nedenleriydi. Diðer Tekel iþyerlerine direniþin yaygýnlaþamamasý, Genel Merkez ve DÝSK'in tavrý önemli bir moral bozukluðu yaratmýþtý. Tüm bu nedenler Ambalaj'da direniþin kýrýlmasýna neden oldu. Ambalaj Fabrikasý'nda direniþin kýrýlmasý hükümet açýsýndan önemli bir baþarýydý, çünkü poþetsizlikten tüm Tekel fabrikalarý duracaktý. Direniþin kýrýlmasýyla böyle bir tehlike ortadan kaldýrýlmýþ oldu. 9 Þubat günü gece yarýsý iþçilerin evleri basýlarak 5 öncü iþçi gözaltýna alýndýlar. Gözaltýna alýnan iþçi arkadaþlara insanlýk dýþý iþkenceler yapýlarak yýldýrýlmaya çalýþýldý. Böylece baskýlar doruk noktasýna ulaþtý. Sistemli bir terör uygulanmaktaydý. Tekel iþçileri üzerinde baský ve terör sürerken Ýstanbul Valisi direniþi sonuçlandýrmakla görevlendirildiðini ve taraflarla görüþeceðini açýkladý. 11 Þubat günü Vali'yle bir görüþme yapan Gýda-iþ Genel Merkez yöneticileri, görüþmenin hemen ardýndan basýna bir açýklama yaptýlar. Açýklamada bir takým talepleri geri çekebileceklerini fakat atýlan iþçilerin geri alýnmasý ve ücretlerin ödenmesi söz konusu olursa direniþi bitirebileceklerini belirttiler. Bu görüþmede zaten kararsýz olan Gýda-iþ Genel Merkezi iyice sindirilmiþ ve teslim alýnmýþtý. 13 Þubat günü Cevizli Sigara Fabrikasý'na giren sýkýyönetim kuvvetleri Kartal Gýda-iþ Þube Baþkaný'ný gözaltýna aldýlar. Sistemli bir þekilde gözaltýna almalar, iþkenceler ve yoðun baský sonucu öndersiz býrakýlan Cevizli iþçileri üzerinde uzlaþmacý Genel Merkez inisiyatif koyarak baþýna bela olan bu direniþi bitirebilirdi artýk. 14 Þubat günü akþam üzeri Genel Merkez'e çaðýrýlan Cevizli ve Cibali iþçilerine direniþi býrakmalarý belirtildi. Ýþçiler direniþi bitirebilmeleri için en baþta iþten atýlan iþçi arkadaþlarýnýn ayný iþyerinde iþ baþý yapmalarý, direniþ süresinde ödenmeyen ücretlerinin ver-

89


Kurtuluþ

ilmesini, direniþle ilgili olarak hiçbir iþçi hakkýnda soruþturma açýlmamasý gerektiðini bildirdiler. Fakat Genel Merkez yöneticileri iþçilerin aleyhine olan ve muðlak protokolü göstererek bu biçimde sona erdirilmesini, bu amaçla da hazýrlanan bildirilerin alýnarak daðýtýlmasýný ve ertesi gün iþbaþý yapýlmasýný belirttiler. Toplantýya katýlan iþçilerin böyle bir sorumluluðu üzerlerine alamayacaklarýný ve iþçilere danýþmadan böyle bir karar veremeyeceklerini, ayrýca protokolün çok muðlak ve aleyhte olduðunu belirtmeleri üzerine bir Genel Merkez yöneticisi hakaret ederek direniþi bitirmelerini bir kez daha vurguladý. Bunun üzerine iþçiler toplantýyý terk ettiler. Ayný akþam bildiriler Kartal Gýda-iþ þubesine getirilerek bir toplantý yapýldý. -Öncü iþçiler, polis nezaretinde olmayan öncü iþçiler, bildirilerin getirilmesine kararlý bir þekilde karþý çýkamadýlar. Toplantýda iþçiler öndersizlikten, baskýdan, soðuk ve açlýktan, daha da kötüsü, Genel Merkezin tavrýndan iyice etkilenerek iþbaþý yapmayý kabul ettiler. Daha sonra proletarya sosyalistlerinin ve diðer iþçilerin sigara fabrikasýnda direniþi sürdürme çabalarý da sonuç vermedi. Ve iþbasý yapýldý. Ayný gün direniþin sona erdiðini bildiren Mýhlacý'ya Cibali iþçileri gereken dersi verdiler ve hesap sordular. Fakat Cibali fabrikasý iþbaþý yapmak zorunda kaldý. Cevizli iþçilerinin desteði olmaksýzýn direniþ yürüyemezdi. Tüm bu olaylar olurken gözaltýna alýnan 5 iþçi serbest býrakýldý ve akþama Kartal Gýda-iþ Þube Baþkaný da serbest býrakýldý! Ýçerde tutulmalarýna artýk gerek yoktu. Direniþ sessiz bir biçimde uzlaþmacýlarýn gayreti sonucu kýrýlmýþtý. Bu ihanetlerine ses çýkaracak ve engel olacak olanlar, kýrýlma aþamasýnda iþçilerin önünde olmalýydý. Ve öyle oldu. Tüm bu anlatýlanlarýn ýþýðýnda direniþ olayýna baktýðýmýzda böylesine kapsamlý ve zorlu bir direniþin geliþigüzel baþlatýlmasý olumuszluklar zincirinin ilk halkasýný oluþturmaktaydý. Daha sonraki süreçte DÝSK ve Gýda-iþ Genel Merkezilerinin tavrý, direniþi olumsuz bir þekilde etkilemiþ ve hazýrlýksýzlýk, olumsuz sonuca en büyük etkisi olan bir faktör olmuþtur. Direniþ sürecini doðru bir biçimde tahlil edip doðru dersler çýkarmak yolunu seçmeyen oportünist siyasetler proletarya sosyalistlerine saldýrarak, spakülasyonlar yaparak reformist

Gýda-iþ yönetimini bir kenara koyarak adeta onu akladýlar. Direniþin niçin böyle sonuçlandýðýna dair hiçbir ciddi analiz yapmamýþlardýr. Bu davranýþlarýyla iþçi sýnýfýna karþý sorumsuzluklarýnýn en belirgin örneðini ortaya koymuþlardýr. Dün olduðu gibi bugün de proleter sosyalist harekete karþý aðýz birliði yapmaktadýrlar. Bunu yapmalarýnýn tek cevabý, dar grup çýkarlarýný, tekke çýkarlarýný herþeyin üstünde tutmalarýdýr. Proleter sosyalist hareket, tüm bunlarý göðüsleyecek ve iþçi sýnýfý hareketinin sorumluluðunu üstlenecek olgunluktadýr. Bu türden spakülasyonlarla uðraþma ve cevap yetiþtirme yerine, direniþten dersler çýkararak yeni mücadeleler örgütlemek, Tekel iþçilerinin birliðini pekiþtirmek, iþten atýlan iþçi arkadaþlarýn haklarýný sonuna kadar savunmak için mücadeleyi yükseltme görevini yerine getirecektir. 21 Aralýk Direniþinden Çýkarýlacak Dersler Ne Olmalýdýr? Ýþçi sýnýfýnýn emperyalizme ve oligarþiye karþý mücadelesi, dümdüz bir hat izlemeyen zorlu bir mücadeledir. Bu mücadele sürecinde proletarya kýsmi yenilgilere uðrayabilir. Ama bu yenilgilerden doðru dersler çýkarýlýrsa yenilgiler zafere hizmet eder. Ýþçi sýnýfý bu mücadeleler içinde piþecek, dersler çýkaracak ve düþmana daha örgütlü saldýrýlarýný yönelterek onu çökertecektir. Tabii ki iþçi sýnýfýnýn öncü müfrezesi de böylece mücadele içinde çelikleþecektir. Devrim mücadelesinin düz bir hat izlemediði, iniþli çýkýþlý ve hatta geriye adýmlar atýlabileceði açýktýr. Sorun tüm bu evrelerden gerekli dersleri çýkarmak, olumsuzluklarý olumluluklarýn aracý yapmaktýr. Direniþin olumsuz bir biçimde sona ermesi mücadelenin bittiði anlamýna mý gelmelidir? Bin kere hayýr! böyle bir davranýþ teslimiyetçilik ve ihanet olur. Öyleyse bu olumsuzluktan ne gibi dersler çýkarmamýz gerektiðini toplu bir þekilde ortaya koyup gelecekteki mücadelelerimize ve tüm iþçi sýnýfýna ýþýk tutmak görevimizdir. Bir iþçi direniþinin veya grevinin baþarýya ulaþabilmesi için temel koþul, iþçilerin doðru bir önderlikle mücadeleye atýlmalarý, taleplerini doðru bir biçimde formüle etmeleri ve sosyalistlerle sýký baðlar kurmalarýdýr. Böylesi bir önderlik söz konusu olmaksýzýn kalýcý baþarýlar elde etmek ve kararlý bir mücadele vermek olanaksýzlaþýr. Ýþte MESS direniþi, iþte DGM

90


Kurtuluþ

direniþi... Uzlaþmacý revizyonistlerin önderliðinde sürdürülen bu direniþ ve grevler iþçi sýnýfý hareketine derin yaralar açmýþlar ve olumsuz bir þekilde etkilemiþlerdir. Bu tespitten kalkarak 21 Aralýk direniþini incelediðimiz zaman sorunu þöyle koymak gerekir: Bu direniþte proleter sosyalist hareket en etkin hareket olmasýna karþýn önderlik fonksiyonunu yeterince yerine getirememiþtir. Tekel iþçilerine mücadelenin baþlangýç anýnda böylesi bir direniþin yanlýþ olacaðýný kavratmak için müdahale olanaðýný bulamamýþ, direniþi yönetmekten ziyade kuyruðuna takýlmýþtýr. Bu direniþte iþçilerle sýký baðlar kurulamamýþ ve direniþ yeterince bir mücadele okulu haline getirilememiþtir. Yeterince propaganda ve ajitasyon yapýlamayarak iþçilere sosyalizmin bilimi aktarýlamamýþ, bu görev güdük kalmýþtýr. Böylesi bir durumun ortaya çýkmasý, oligarþinin proleter sosyalist harekete saldýrýlarý ve yapýsýný zaafa uðratmasý sonucu söz konusu olmuþtur. Yapýsýnýn zaafa uðramasý sonucu önderlik fonksiyonlarýný yeterince yerine getiremeyen proleterya sosyalistlerinin direniþin önderliðini yeterince ele alamamalarý ve bu durumu tüm çabalarýna raðmen aþamamalarý doðal olarak tüm direniþ sürecine yansýmýþtýr. Direniþin geliþi güzel baþlatýlmasýna müdahale edememek, direniþin en büyük zaaflarýndan birini oluþturmuþtur. Hazýrlýksýz direniþe geçmek... Böylesine kapsamlý bir direniþe baþlamadan önce sistemli bir biçimde bu direniþ örülmeliydi. Ýþçilerin uðrunda mücadele edecekleri talepler önceden tespit edilmeli, bu doðrultuda ajitasyon yükseltilmeli ve bu duruma uygun örgütlenmelere gidilmeliydi. Ayrýca direniþ aný, hükümetin en zayýf olduðu ve iþçi sýnýfý hareketinin kabardýðý bir noktada seçilmeli ve diðer Tekel iþyerleri de hazýrlanarak direniþ sistemli bir biçimde yaygýnlaþtýrýlmalýydý. Geliþecek olan Metalurji ve Tekstil iþçilerinin grev dalgasýyla çakýþtýrýlmaya çalýþýlmalýydý. Fakat Gýda-Ýþ Genel Merkezinin kuþku verici tavrý, yani direniþi olup bittiye getirmesi, proleter sosyalist hareketin de polis darbesinden dolayý oluþan durumu, tüm bunlarý hesaplayacak bir zemini yok etmiþtir. Fabrikalardan direniþi yürütmekle görevli yaygýn komiteler ya oluþturulamamýþ veya daha önceden oluþturulanlarla sürdürülmüþtür.

Cevizli iþçileri geçmiþ direniþlerinden kalan seçilmiþ organlara sahiptirler, fakat bunlar yeterli deðildi. Bu tür organlar daha da yaygýnlaþtýrýlmalý ve daha çok iþçi, örgütlü mücadele içine çekilerek sivriltilmeliydi. Cibali fabrikasýnda ise tek bir organ, direniþi yürüten komite söz konusuydu. Onun altýnda hiçbir örgütlenme oluþturulamadý. Bu durum, Cibali direniþi açýsýndan büyük bir olumsuzluðu beraberinde getirmiþtir. Halbuki direniþ baþlar baþlamaz direniþ komitesinin altýnda çeþitli organlar kurulmalý ve iþçiler örgütlü çalýþmanýn içine çekilerek en geniþ þekilde direniþin sorumluluðunu üstlenmeli ve bu süreç içinde deney birikimi saðlanmalýydý. Ayrýca her iki fabrika iþçilerinden meydana getirilen koordinasyon komitesi oluþturulmaya çalýþýlmasýna raðmen, saðlýklý müdahaleler olmadýðýndan ötürü baþarýya ulaþýlamadý. Zaman zaman bir araya gelinmesine raðmen tesadüfi bir biçimde çalýþmaktaydý. Bu durum da direniþ açýsýndan olumsuz bir durum yaratmýþtýr. Sarý Tek Gýda-Ýþ'e karþý iþçiler daha uyanýk kýlýnýr ve bu doðrultuda ajitasyon yükseltilirken, reformist Gýda-Ýþ yönetiminin yüzü, gereðince teþhir edilmemiþ ve bu durum iþçilerin Gýda-Ýþ yönetimine büyük oranda bel baðlamalarýna yol açmýþtýr. Halbuki reformizm ve uzlaþmacýlýk teþhir edilerek iþçiler uyanýk tutulmalý ve iþçi sýnýfýýn baþýna çöreklenmiþ bulunan sendika aðalarýna karþý da mücadele etmenin sýnýfýn birliði açýsýndan gerekliliði vurgulanmalý, bu doðrultudaki görevler de ön plana çýkarýlmalýydý. Genel Merkezin ve DÝSK'in uzlaþmacý, kararsýz davranýþlarýndan kalkarak revizyonist akýmlar, iþçi sýnýfýnýn birliðinin DÝSK'te saðlanmasý sorununa saldýrmýþlar ve DSM gibi "alternatifler" sunarak sorunu çarpýtmaya çalýþmýþlardýr. Ayrýca Gýda-Ýþ Genel Merkezinin kararsýz tavrý da iþçiler arasýnda DÝSK'e geçme eðilimini etkilemiþ ve isteksizlik belirmiþtir. Ýþçi sýnýfýnýn birliðinin DÝSK'te saðlanmasý olgusu doðru bir biçimde iþlenmeli ve buradaki görevin de; sosyalist iþçilerin yönetime gelerek DÝSK'i gerçekten sýnýf sendikacýlýðýnýn odaðý, reformist ve revizyonistlerin egemenliklerinin kýrýlarak sýnýfýn gerçek temsilcilerinin eline geçmesi olduðu ortaya konmalýydý. Ýþte direniþin olumsuz bir biçimde sonuçlan-

91


Kurtuluþ

masýnýn belli baþlý temel faktörleri bu eksikliklerdir. Ve bu eksiklikler çabalarýmýzla aþacaðýmýz eksikliklerdir. Yeter ki bu konuda kararlý olalým. Mücadele azmimizi bileyelim.

olmalýdýr. Bugün, binlerce tekstil iþçisi ve metalurji iþçisi greve çýkmýþ durumda. Önümüzdeki günler binlerce iþçinin daha haklarý için mücadeleye çýkacaklarý günler. Sýnýf kardeþlerimizin mücadeleleri bizlere cesaret kaynaðý, yeni mücadelelere hazýrlanmamýz için esin kaynaðý olmalý. Bu mücadeleye aktif destekler saðlamalýyýz. Bu mücadelelere yapacaðýmýz en aktif destek toparlanýp, grevlerin yaygýnlaþtýðý önümüzdeki günlerde kendi taleplerimizi yenidne öne sürerek mücadeleye atýlmak ve grev dalgasýyla kaynaþmak olmalýdýr. Bu kez daha güçlü olacaðýz. Çünkü binlerce sýnýf kardeþimiz mücadele içinde, grev çadýrlarýnda. Gücümüzü birleþtirerek daha etkili olmalýyýz. Geliþen grev hareketleriyle çakýþmak için, daha örgütlü ve bilinçli direniþe çýkmak, haklarýmýzý almak için yüz kat, bin kat kararlýlýk ve cesaretle öne atýlalým. Mücadele bayraðýmýzý daha yükseklerde tutmak için ileri atýlalým.

Yiðit Tekel Ýþçileri Bugüne deðin giriþtiðiniz mücadelelerde ve son direniþ tecrübenizde dostunuzu, düþmanýnýzý daha iyi tanýdýnýz. Faþizme karþý giriþtiðiniz mücadelelerde, iþçi sýnýfý mücadelesinde bir gelenek yarattýnýz. Türkiye iþçi sýnýfýnýn mücadelesine ýþýk tuttunuz. Þimdi duraksamaya, sendelemeye vakit yok. Gün, derlenip toparlanma ve daha örgütlü mücadelelere atýlma günüdür. Gün, iþten atýlan sýnýf kardeþlerimizle dayanýþma içine girme ve arkadaþlarýmýzýn ayný iþyerlerinde göreve baþlamalarý için mücadele etme günüdür. Direniþin kýrýlmasý, soluk almamýz için verilen bir mola olmalýdýr. Tek Gýda-Ýþ zincirine ve faþist teröre karþý mücadelede derlenip toparlandýðýmýz an

* * *

92


iþçi sýnýfý

dosya

Kurtuluþ

Tariþ Direniþi Bir Kere Daha Öncünün Ýþçi Sýnýfý Olduðunu Göstermiþtir

Tariþ Direniþi Üzerine* Direniþ Öncesi Tariþ'te Durum C Dönemlerinde faþist hareketin en önemli saldýrý karargahlarýndan biri durumuna getirilen Tariþ iþletmeleri, CHP iktidarýnda devrimcilerin önemli bir demokratik mevzisi haline gelmiþti. CHP'nin Tariþ yönetiminde kendi lehine yaptýðý deðiþiklikler, faþistlerin fabrikalardan temizlenmesini zorunlu kýlýyordu. Zira CHP yanlýsý yeni yöneticilerin fabrikaya hayatlarýndan endiþe duymadan gelip gitmeleri imkansýzdý. Bu durum ister istemez fabrika içerisinde faþistlerle çetin bir mücadeleyi göze alabilecek olan,devrimcilerin hangi görüþten olduðuna pek bakýlmaksýzýn, iþe alýnmalarýný saðladý. Hemen her siyasi eðilimden iþçiler, Tariþ iþletmelerinde iþbaþý yaptý. Ancak yine iþçilerin genel ekseriyetini CHP yanlýsý iþçiler teþkil etmekteydi. Tabi ki, bu geniþ CHP'li kesim, devrimcilerin önderliðinde faþistlere karþý yürütülen mücadele içinde yer aldýlar. Bu dönemin kayda deðer bir özelliði anti-faþist mücadelede bütün anti-faþist güçleri bir araya getirmesidir. Fakat anti-faþist mücadele kýsa zamanda faþistlerin artýk fabrikalara gelememesi nedeniyle önemini yitirmiþti. Böylece hemen hemen hiçbir fabrikada kolay kolay rastlanmayacak oranda devrimci iþçi, Tariþ iþletmelerinde çalýþmaya baþlamýþtý. O dönemde Tariþ sosyalizm bili-

M

* Öncü dergisinden alýnmýþtýr, Aðustos 1980 s:2

Öncü 93


Kurtuluþ

minin iþçi sýnýfýna en çok taþýndýðý yer olmuþtur. (Nitekim Tariþ iþçisi, Türkiye iþçi sýnýfýnýn en politik kesimlerinden biri olduðunu daha sonra geliþen olaylarda göstermiþtir). Bunun nedeni ise burada çalýþan sosyalist kadrolarýn çokluðudur. Bu insanlarýn sosyalizm propagandalarýný iþletmelerin içinde sürdürmeleridir ki, hem kitleyi genel olarak sosyalizme yaklaþtýrmýþ hemde iþçiler içinden yeni devrimcilerin yetiþmesini saðlamýþtýr. Tariþ iktidar deðiþikliklerinde siyasi çalkantýlara en çok uðrayan yerdir. Bu da onun politik bir merkez olmasýnda önemli rol oynamaktadýr. Kýsaca belirtecek olursak, CHP döneminde Tariþ genel olarak iþçi sýnýfýnýn ortalama politik düzeyini pek yansýtmýyordu. Yukarda belirttiðimiz nedenlerden ötürü, daha ileri bir politik düzeye sahipti. Bu noktadan hareketle, þunu söylemek yanlýþ olmayacaktýr: Tariþ olaylarý iþçi sýnýfýmýzýn siyasi bilinçlenmesinin bir göstergesi olarak ele alýnamaz. Hele hele bu söylediklerimiz Tariþ olaylarýnýn kendiliðinden karakterini hiç mi hiç deðiþtirmez. Þüphesiz, devrimci gruplarýn olaylarýn geliþmesinde azýmsanmayacak rolleri olmuþtur. Ancak, yine de bu müdahale, onun kendiliðinden karakterini deðiþtirmeye yetmemiþtir. Belki de bütün gruplarýn üzerinde birleþtikleri tek nokta budur. Tariþ olaylarýnýn bir baþka önemli yaný da proleter sosyalist hareketle iþçi sýnýfý adýna yola çýkmýþ diðer hareketlerin ideolojik mücadelesini, soyuttan somuta hayatýn pratiðine indirgemiþ olmasýdýr. Bir baþka deyiþle Tariþ olaylarý proleter sosyalist hareketin doðruluðunu bir kez daha kanýtlarken, diðer oportünist ve revizyonist tüm gruplarýn küçük burjuva sýnýf karakterine daha belirgin bir biçimde açýða çýkarmýþtýr.

TKP ve TÝP'in bu konuda söylediklerine bakanlar onlarýn ne denli tutarlý(!) ve kararlý(!) bir mücadeleden yana olduklarýný söyleyebilirler. Örneðin Tariþ direniþine iliþkin TÝP'in söylediði þu sözler ne kadar doðru: ".. ve bütün bunlarla birlikte tüm demokratik haklarýn sonuna kadar müdafaasý ve saldýrýnýn püskürtülmesi gerekmektedir." (Yurt ve dünya sorunlarý sayý 19 sayfa 21) Ancak gelin görün ki TÝP'in yaptýklarý söyledikleriyle çeliþmektedir. Demokratik haklarýn savunalmasý ve bu mevzilere yönelen tüm saldýrýlarýn püskürtülmesi bizzat kitlelerin önünde dövüþmekle mümkündür. Oysa TÝP bu iþin daha çok lafýný yapmýþtýr. Yepyeni eylem türlerini (!) bulmuþ (!) ve uygulamýþtýr (?) "Somut durumun somut çözümlemesinin isabetle yapýlmýþ olmasý, yeni eylem türlerinin yaratýcý bir biçimde bulunup uygulanmasýna yol açtý. Çarpýcý etkiler yaratan dev boyutta duvar gazetelerinin kentin en iþlek yerlerine asýlmasý, semt pazarlarýnda gerçekleþtirilen mitingler, kalabalýklarýn bulunduðu yerlerde yapýlan ajitasyon, kendiliðinden geliþen her türlü yürüyüþ, gösteriye tereddütsüz katýlma ve yönlendirme çabalarý vb. hareketin geliþme çizgisine uygun olarak yaþama geçirilebildi." (abç.) (agd. S19) Yine dergi sayfalarýnda attýðý keskin nutuklara bakacak olursak TARÝÞ DÝRENÝÞÝ TKP'nin önderliðinde geliþen bir mücadeledir. Hatta "bu güçlü direniþe goþist gruplarýn da bulaþmasýna bakarak" (Yeni çað sayý 1 sayfa 39) Tariþ eylemini bu gruplarýn eylemi gibi görmek son derece yanlýþtýr.(!) Zira o eylem TKP'nin eylemidir (!) veya eyleme damgasýný vuran T"K"P'dir. Utanmazlýðýn bu kadarý da fazla doðrusu. Sanki fabrikalarda direniþin baþýndan beri aldýklarý tavýrlar bilinmezmiþ gibi. "Onlar yýðýnlarýn zorlandýðý çatýþmalarda da komünist özverinin, yiðitliðin örneklerini de verdiler. Emekçileri barikatlarda yalnýz býrakmadýlar." (agd sayfa 33) Ýnsanýn böyle bir yalaný söyleyebilmesi için herhalde T"K"P'li olmasý gerekir. Evet, fabrikalarda kurulan barikatlarda emekçileri yalnýz býrakmadýlar (diðer yerlerde zaten yoktular), ancak direniþçilerin morallerini bozmak, pasifizmi yaymak için bulundular. Sýcak mücadelenin sürüdüðü yerlerde bir T"K"P'li görmek zaten mümkün deðildi. Kendi ifadelerine göre Tariþ direniþinde T"K"P, TÝP,

TÝP ve T"K"P'nin Tutumu Tariþ olaylarý üç farklý anlayýþý ortaya çýkardý. Bunlar, TKP'nin baþýný çektiði TÝP, TSÝP ve benzeri siyasetlerin anlayýþý, DY ve HK'nin temsil ettiði anlayýþ ve Kurtuluþ'un anlayýþý olmak üzere sýralanabilir. Lafta çok keskin olan TKP ve TÝP'in Tariþ olaylarýnda üstlendikleri görev; eylem kýrýcýlýðý pasifizm ve sýnýf uzlaþmacýlýðýndan baþka bir þey deðildir. Bu gruplar, direniþi kýrmak için bütün güçleriyle çalýþmalarýna raðmen bunu baþaramayýnca direniþi destekler gözüktüler.

94


Kurtuluþ

TSÝP ve CHP'nin sol kanadý biricik devrimci doðrultuda yer aldýlar. "... Ýþçi sýnýfýnýn politik öncüsü, onun üyelerinin ve örgütlerinin direniþin her bir evresinde yiðit Tariþ iþçilerinin en önünde panzerlere, tanklara, ölüme meydan okumasýndan haklý bir gurur duyuyor." (agd sayfa 40) Ýnsan bu piþkinlik karþýsýnda gerçekten söyleyecek bir söz bulamýyor. Hele T"K"P'nin Tariþ direniþinin ardýndan þu sözleri söyleyebilmesine þaþmamak mümkün deðil. "... evet Türkiye'de böylesi eylem günleri gelip çattýðýnda kuyruðunu bacaklarýnýn arasýna alýp kaçanlar her zaman çýkar." (Agd syf. 41) Peki kendi durumunu çok iyi ortaya koyan bu tespiti T"K"P nasýl oluyor da baþkalarý için söyleyebiliyor? Ne kadar keskin laflar ardýna gizlenirlerse gizlensinler T"K"P Tariþ direniþinde "kuyruðunu bacaklarýnýn arasýna alýp kaçanlarýn" en önündedir. Artýk onlarýn sosyal reformist yüzleri iyice açýða çýkmýþtýr.

doðrudan bir baðlantýsý olmayan ve oligarþinin esas sorunu olmayan Gültepe'de Yað Kombinasý'nýn yeniden ele geçirilmesi mücadelesini destekleyen doðru bir kitle eyleminin ardýndan "kurtarýlmýþ bölge" anlayýþýyla barikat kurmaya yönelinmesi ne kadar yanlýþsa, Tariþ'te ki direniþler kýrýldýktan sonra hala ýsrar edilmesi bir o kadr daha yanlýþtýr. Ve yanlýþlýk yine kitle desteðinin çekilmesi ve barikatlara dahi sayýca yetmeyen devrimcilerin yalnýz kalmasýyla da görülmüþtür. Sonuç olarak Gültepe eylemlerinin ulaþtýðý boyutlar Tariþ olaylarýný gölgede býraktý. En kötüsü Ýzmir'de on binleri miting alanýna indirebilecek boyuta ulaþmýþ olan kamuoyunu olumsuz yönde etkiledi. Ýþte kitlelerden kopukluða yol açan (ki kaçýnýlmazdýr) eylem anlayýþýnýn vardýðý yer. Üçüncü olarak mücadelenin her cephesinde yer alan Kurtuluþ'un temsil ettiði anlayýþtýr ki, Tariþ olaylarý onun ideolojik-politik hattýnýn doðruluðunu kanýtlamýþtýr. Bir atraftan T"K"P'li revizyonistlerin sýnýf uzlaþmacý tavýrlarýna karþý dururken diðer taraftan da DY ve HK'nin "kurtarýlmýþ bölge" anlayýþýný mahkum etti. Proleterya sosyalistleri sadece Tariþ'te kitlelerin en önünde dövüþmekle kalmadý, Çimentepe'deki direniþe de yön verdiler. Proleterya sosyalistleri esas olarak Gültepe'de yukarýda bahsettiðimiz nedenlerden dolayý yer almamýþlardý. Halkýn Kurtuluþu yanlýsý bir öðretmenin barikatta faþistler tarafýndan öldürülmesi üzerine Halkýn Kurtuluþ'unun davetine katýlmýþ, oligarþinin cenaze törenine izin vermeyip amansýz bir saldýrýya geçmesi üzerine, sonuna kadar dövüþmüþ, çok sayýda yaralý ve tutuklu vermiþtir. TARÝÞ direniþinin öðrettiði çok þey var. Ama en önemlisi doðru bir önderliðin önemini hayatýn içinde kavratmasýdýr. Ýþçi sýnýfýnýn ekonomik mücadele araçlarý olan sendikalarýn yönetiminde genellikle reformist ve sosyal reformistlerin bulunuþu bu örgütlerin direniþte gereken rolü oynamasýný engellemiþtir. Öyle ki direniþin baþlarýnda fabrika komitelerinin sendikacýlardan oluþmasý reformizmi ve sosyalreformizmi daha etkin kýlýyordu. Bu durum kýsa sürdü. Fabrikalardaki siyasi gruplar, geliþen olaylarýn çok gerisinde kalan bu yapýlarý tanýmaya ve kendi aralarýnda ilkeli yönetim organlarý oluþturmaya baþladýlar. Oluþan bu yapýlar

"Kurtarýlmýþ Bölge Savaþçýlarý" Devrimci Yol ve Halkýn Kurtuluþu ise direniþte aktif olarak yer alan gruplardýr. Ancak belli hedeflere varmak için araç olmasý gereken direniþ bu gruplar tarafýndan amaç yapýlmýþtýr. Tabi bu durum onlarýn kýsa süre içinde kitlelerden kopmalarýný getirmiþtir. Örneðin Tariþ Ýplik'teki direniþi kýrmak için polisin fabrikaya saldýrýsýný fabrika yakýnlarýndaki Çimentepe halkýnýn göðüslemesi ve polisle çatýþarak onlarý fabrikaya sokmamasý Çimentepe'nin savunulmasýný gündeme getirmiþti. Nitekim polisin Çimentepe'ye saldýrýsý, kitlenin de aktif katýlýmýyla baþlangýçta püskürtülmesine raðmen, Tariþ Ýplik'teki direniþ kýrýldýktan sonra Devrimci Yol ve Halkýn Kurtuluþu'nun Çimentepe'de direnme anlayýþý kitlelerce tasvip görmemiþ ve Çimentepe halký desteðini çekmiþtir. Oligarþiyle yalnýzca devrimcilerin karþý karþýya geldiði mücadeleden yenilgiyle çýkýlmasý kaçýnýlmaz olmuþtur. Böylesi bir dönemde bir semtin "kurtarýlmýþ bölge" anlayýþýyla savunulmasý mümkün deðildi. Bu sakat mantýk kendisini daha somut olarak Gültepe olaylarýnda ortaya koymuþtur. Baþlangýçta Tariþ direniþini desteklemek amacýyla Ýzmir'in çeþitli semtlerinde olduðu gibi Gültepe'de de dayanýþma eylemleri, geniþ kitleleri içine alabiliyordu. Tariþ olaylarý odaðýnda esas olarak Tariþ'le

95


Kurtuluþ

içinde proleter sosyalist görüþ kendini hemen hissettirdi. Direniþin kazanýmlarýnda doðru önderliðin önemi yadsýnamz. Ýþçiler reformist ve revizyonistlerin önderliðinde kalýcý baþarýlar elde edilemeyeceðini bir kez daha kavradýlar. Proleter sosyalist hareket durgun geçen bir kaç yýlda kazanýlamayacak olan deney, prestij ve güveni bu olaylar içinde kazandý.

eylemine katýldýlar. Ýþçiler dayanýþma grevlerine gittiler. Ýþçi sýnýfý gücünü siyasal talepler uðruna mücadeleye atýldýðýnda gösterdi. Bir baþka yanýyla direniþ, iþçi sýnýfýnýn gücünü ve kararlýðýný da gösterdi denebilir. Bu güç, bir yandan oligarþiyi ürkütürken, diðer yandan demokratik devrimde sýnýf mevzilenmesinde iþçi sýnýfýný doðru dürüst bir yerlere oturtamayan oportünist gruplara iþçi sýnýfýn önder sýnýf olduðu gerçeðini göstermiþtir. "Öncü savaþý" gençlerimize gerçek öncünün iþçi sýnýfý olduðunu kanýtlamýþtýr. Sýnýf mücadelesinin odaðýnda iþçi sýnýfýnýn olduðu tartýþýlmaz gerçeði, Tariþ direniþleri ile birlikte bir kez daha kanýtlandý. Þimdiye kadar hiçbir direniþ Tariþ gibi geniþ bir kamuoyu oluþturamadý. TARÝÞ DÝRENÝÞÝ bir dönem için sadece Ýzmir’in deðil, Türkiye sýnýf mücadelesinin kalbi haline geldi. Haftalarca ülkede konuþulan tek konu oldu. Sonuç olarak Tariþ'te mücadele bitmedi. Proleterya sosyalistlerine düþen görev bu mücadeleyi devrim mücadelesine tabi kýlmaktýr. Tariþ'ler yeni direniþlere gebedir. Proleterya hergün oligarþiye karþý yeni bir cephe açýyor. Ancak proleterya bu cephelerde savaþarak devim için tecrübeli bir sýnýf haline gelecektir. Proleterya sosyalistlerine düþen görev ise bu mücadelelerin içinde alabildiðine yer almak, bir taraftan kitleleri örgütlerken, diðer yandan da kendilerini daha da örgütlü hale getirmektir. Proleteryanýn devimci partisi, ancak kitlelerin arasýnda, onlarýn mücadeleleri arasýnda doðar, geliþir. Baþta proleterya olmak üzere geniþ emekçi yýðýnlarýn iktidarý yönünde iktidara emin adýmlarla yürümesinde þaþmaz pusula olur.

Tariþ'te Görev Bitmedi. Doðru önderlik sadece olaylarýn hýzla geliþtiði dönemde deðil, daha sonra, mücadelenin durgunlaþtýðý þu þartlarda kendini gösterdi: Tariþ iþçisinin kavgasý henüz bitmiþ deðil. Ýþçiler önderlerini yitirdiler. Sýra Tariþ'in faþistleþtirilmesine yeniden geldi. Ýþte bu aþamada Tariþ üzerinde mangalda kül býrakmayanlar ortalýktan çekildi. Faþistlerle olan hesaplaþma proleter soyalistlere terk edildi. Ýþçiler doðru anlayýþýn önemini bu dönemde de gördüler, görüyorlar. Tariþ direniþi iþçilere son derece önemli mücadele araçlarýndan biri olan sendikalarýn yönetimine de proleter sosyalist iþçilerin gelmesi gerekliliðini gösterdi. Çünkü mücadelenin baþarasý için sadeec doðru önderlik yetmiyor. Ayný zamanda kitlelerin örgütlü olmasýda gerekiyor. Direniþ sonrasýnda sendikalarýn bir varlýk gösterememesi kitlelerin örgütsüz bir þekilde mücadeleye girmelerini getirdi. Bunlardan baþka direniþin ortaya çýkardýðý gerçekleri sayacak olursak: Ekonomik mücadele ve siyasi talepler uðruna mücadele birbirinden ayrýlmamalýdýr. Ekonomik talepler için mücadele en geniþ kitleleri içine katarken, Tariþ'in faþistleþtirilmesine karþý mücadele, geniþ emekçi yýðýnlarýný bu mücadeleye ortak etti. Okullar boykota girdi. Memurlar kitle

* * *

96


Kurtuluþ

Türkiye’de Ulusal Kurtuluþ ve Türk Militarizminin Kökenleri -II-

T

arihin derinlerine inip eski çað uygarlýklarýný inceleyerek canýnýzý sýkmayacaðým; ama bir önceki yazý gereksinimi de göstermiþti ki, bir toplumda militarizmi tanýmlayabilmek için yüzeysel de olsa tarihte bir gezinti yapmak zorunluluðu kendini dayatýyor. Netekim1 , bir önceki yazýmda Cumhuriyet'e adým atarken, Osmanlý'nýn son yüzyýlý içinden yüzerek gelmemizin nedeni buydu. Savaþ (talan ve yaðma), Orta Asya göçebe Türk toplumlarýnda, yaþam kaynaklarýnýn oluþturulduðu bir ekonomik yaþam biçimiydi. Osmanlý da, fütuhat üzerinden oluþturdu varlýðýný. Osmanlý sisteminde, merkezi ordunun yaný sýra, sürekli yaþanan savaþlar nedeniyle Sultan kararýyla halktan da ordu toplanmasý söz konusudur. Böylece, askerlik, salt düzenli ordunun iþi deðil ama ayný zamanda sivil halkýn da sýkça yüklenmek zorunda olduðu bir zorunluluktu. Bu nedenle, askerlik yaygýn bir alanýn uðraþýydý. Ve elbette toplumun asli yaþam kaynaklarýnýn "üreticisi" konumunda olan ordunun (fetih), siyaset dýþýnda kalmasý düþünülemez. Ordu, siyasetin belirleyicisi konumunda olan asli kurumlarýn baþýnda yer almaktaydý. Siyasetin dýþýnda deðil, tam tersine bütün varlýðýyla siyasetin merkezindeydi. Osmanlý'da ordunun geçirdiði evrimi en

XWE Metin Ayçiçek 97


Kurtuluþ

olarak Türk Silahlý Kuvvetleri karþýmýza çýkmaktadýr. Doðruyu tekelinde tuttuðuna inanan ve halka benimsetmeyi görev edinen kemalist siyasal elitin ordudan baþka dayanacaðý eylemci organize güç odaðý yoktur5." Aslýnda, ordunun Osmanlý ve Cumhuriyet dönemine iliþkin yapýlanmasýný ayrýntýda inceleyerek, giderek siyasal sistemden baðýmsýzlaþmasýný yakýndan incelemek ilginç olacaktýr. Örneðin, Mustafa Kemal'le uzlaþan Fevzi Çakmak'ýn, yeni ordunun kuruluþu ve örgütlenmesinden "tek" yetkili kýlýnmasý, hükümetin ve baþka sivil bürokratik güçlerin Türk Silahlý Kuvvetleri üzerinde denetim kurmasýný engellemek için uygulanmýþ bir tercihtir. 60 darbesi sonrasýnda, Baþbakan Ýnönü'nün, Milli Savunma Bakaný Ýlhami Sancar'a uyarýsý bu geleneðin devamlýlýðýný göstermesi bakýmýndan çok önemlidir: "askerlerin iþine ne sen karýþacaksýn ne de hükümet ve meclisleri karýþtýracaksýn! Askerler kendi iþlerini kendileri görecektir." Nitekim, yayýnlanan bir çok yasayla da, ordu, mülki yetkililerin denetleme yetkisi dýþýnda býrakýlmýþlardýr. Osmanlý'dan tükenerek gelen ordu, "Kurtuluþ Savaþý" baþlarýnda yeniden örgütlenmiþtir. Cumhuriyet ordusu, daha baþýndan "iç düþmana karþý" tecrübesini de oluþturmaya baþlayarak büyümekteydi. Çerkes Ethem'in Kuvayý Seyyare'sinin tasfiye edilmesi, düzenli ordunun en önemli baþarýsý idi. Yeþil Ordu daðýtýlmýþtýr. Sosyalist hareketler ya da Kürt hareketine karþý mücadele zor yöntemleriyle ve sertleþtirilerek sürdürülmüþ, Türk Halk Ýþtirakiyyun Fýrkasý bastýrýlmýþ ve TKP'nin kadrolarýna yönelik Karadeniz katliamý gerçekleþtirilerek, Komünist harekete açýk saldýrý baþlatýlmýþtýr. Militarizm, kan uyuþmazlýðý içerisinde olabileceði bütün güçleri temizleyip atarak meydaný zapt etmeye baþlamýþtý. Þimdi bir de ordunun denetimini mutlak boyuta çýkaran sýkýyönetim uygulamalarýnýn toplamýný hatýrlayalým: "Türkiye'de sýkýyönetim uygulamalarýnýn tarihi, bir bakýma Türkiye'nin siyasal tarihidir" diyen Zafer Üskül, Cumhuriyet tarihinin (27 mayýs 1960 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri sonrasýnda kurulan açýk askeri yönetim dönemleri dýþýnda) 25 yýl 9 ay 18 gününün sýkýyönetimle geçtiðini göstermektedir. (Eylül 1989

güzel tanýmlayanlardan biridir Niyazi Berkes: "Merkezi despotik rejim, feodal eðilimlere karþý kendini emniyete almak için yeniçeri teþkilatý halinde ayrýca bir militer güç hazýrlar ve buna dayanýr. Fakat zamanla, despotik güç, kendi yarattýðý olan militer gücün baskýsý altýna düþer. Buna karþýlýk, merkezi gücün zayýfladýðý hallerde ise toprak rejimine dayanan sipahi militer ve fiskal niteliðinden uzaklaþarak feodalleþme yani güçleri paylaþma eðilimi gösterir2." Berkes'in saptamalarýnýn yeniden deðerlendirmeye gereksinim olsa da büyük oranda doðrularý içermektedir. Osmanlý devletinin, Batý'dan aldýklarý yenilikleri uygulayarak modernleþtirmeye çalýþtýklarý ilk kurum ordu idi. 1876 Birinci Meþrutiyet hareketi, burjuvazinin cýlýzlýðý nedeniyle, ordu bürokrasisinin denetiminde bir darbe ile kabul ettirilmiþti. Ýkinci Meþrutiyet de (1908), büyük oranda orduya (esas olarak ordunun alt kesimlerine) dayanan bir ordu darbesi idi. Bu notlarý, tarihçi Ýnalcýk ile tamamlayarak Cumhuriyet'e geçiþ yapabiliriz: "Türk ordusu 19. asýrda modernleþme devrinde ve bilhassa II. Meþrutiyetten sonra milli bir ordu haline gelmeye baþlamýþtý3." Cumhuriyet idaresi, Osmanlý'dan sadece sömürgeciliði ya da borçlarý devralmýþ deðildir. Ayný zamanda (ve elbette devlet yapýlanmasý açýsýndan en önemlisi), Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlý devletinden bürokratik bir yapý, daha sonraki tarihsel dönemin temel kadrolarýný oluþturacak olan önemli bir personel güç ve devlet refleksi boyutunda yetkinleþmiþ "tutum ve davranýþ bütünü" devralmýþ olmasýdýr. Bu tutum ve davranýþ, ordunun siyasetteki yerini, ekonomik gücünden baðýmsýz olarak da belirleyebilmekteydi. "Türkiye Cumhuriyeti Türk ordusunun bir eseridir" diyen Nurþen Mazýcý, böylesi bir ordunun 'sýnýr bekçiliði' ile yetinmeyeceðini peþin peþin kabul eder4. Siyasal yönelimin, "ulusal bir toplum oluþturma" hedefine kilitlendiði Cumhuriyet'in 1923-1938 dönemi, ordunun, kendi sivil kadrosu ile devleti yönettiði bir dönemdir. Ordu siyasetin tek belirleyicisidir. "Bu dönemde, kendilerini devletin temel direði olarak gören Kemalistlerin, devrimci siyasetinin ana gücü

98


Kurtuluþ

itibariyle.)6 Ordu, devlet bürokrasisinden büyük oranda baðýmsýzlaþmýþ bir yapý idi. Zaten yüzyýllardýr sivil bürokrasiden daha örgütlü ve daha güçlü olduðu için, askeri bürokrasi, siviller tarafýndan sýk sýk önüne çýkan muhalefet hareketlerini ise kolaylýkla saf dýþý býrakabilmekteydi. Böyle kurulan gelenek, ordu erkini geriletmek isteyen sivil siyasal güçlere karþý CHP+Ordu ittifaký olarak birlikte mücadele ederek geliþti. Fakat 40'lý yýllarýn ortalarýnda, devlet iktidarý içindeki yerini giderek sivil bürokrasiye kaptýrmaya baþlayan ordunun özellikle genç kadrolarýnda Ýnönü yönetimine karþý ciddi bir güvensizlik oluþmuþtu. 1949 'da, ordu bütünüyle iktidar ortaklýðýndan çýkarýlmýþtý. Bunun üzerine oluþan gizli örgütler biçiminde örgütlenmiþ askeri muhalefet, desteðini DP'ye vererek CHP ile karþý karþýya geldi. Ýttifak bir süre için de olsa bozuldu. DP iktidara gelince, ordunun beklentisine karþýn, mevcut durumdan yararlanmayý tercih etti. Orduyu bütünüyle kýþlasýna sokmak, siyaset dýþý býrakmak isteyen DP, ordu iktidarýna karþý örgütlü bir siyasal direniþ geliþtirmeye yöneldi. Devlet iktidarý içindeki yerini terk etmemek konusunda kararlý olan ordunun buna tepkisi ise açýktý: 1960 Askeri Darbesi. (DP iktidarýnýn baþýna gelen þey, bu gün de, daha farklý bir boyut ve biçimde olsa da AKP tarafýndan yaþanmaktadýr.) 27 Mayýs 1960 Askeri Darbesi sonrasýnda hazýrlanan 1961 Anayasasý, kýsa bir süre için de olsa iktidardan uzaklaþtýrýlmýþ olan silahlý kuvvetleri yeniden iktidar ortaklýðýna taþýdý. Anayasa'nýn Milli Güvenlik Kurulu adýyla düzenlenen 111. maddesiyle, ordu yeniden devlet iktidarýnýn temel ortaklarýndan biri olmuþtur. 1982 Anayasasý'nýn 118. maddesiyle yetkileri daha da artýrýlan MGK, yeniden Cumhuriyet'in ilk yýllarýndaki yerine benzer bir konumu Anayasal güvence altýna da alarak kazanmýþtýr. Anayasa'da MGK'ye iliþkin madde þöyledir. "Milli Güvenlik Kurumu: Devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulamasý ile ilgili kararlarýn alýnmasý ve gerekli koordinasyonun saðlanmasý konusundaki görüþleri Bakanlar Kurulu'na bildirir. Kurulun, devletin varlýðý ve baðýmsýzlýðý, ülkenin bütünlüðü ve

bölünmezliði, toplumun huzur ve güvenliðinin korunmasý hususunda alýnmasý zorunlu tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulu'nca öncelikle dikkate alýnýr." AB sürecinde, MGK'nin siyasal erkteki büyük öneme sahip yeri için Avrupalý'larýn tepkisi þimdilik, hiç olmazsa MGK Genel Sekreteri'nin bir sivil olmasý önerisinin kabulü ile yumuþadý. Ne var ki, bu önerinin AB tarafýndan yakýn tarihte tekrar gündeme getirileceði bilinmektedir. Asker Millet Militarizmi salt ordu ve ordunun siyasal iktidardaki payýnýn önemi ile açýklamak doðru bir yaklaþým olamaz. Zira, örneðin savaþ koþullarýnda da böylesi kýsa dönemler yaþanabilir ve her birini militarizm diye tanýmlamak sorunu iyice karmaþýklaþtýrýr. Oysa bir toplumda militarizmden söz edebilmek için, "askeri altkültüre ait deðerlerin toplumun egemen deðerleri olarak algýlanmasý" þartýný da aramak gerekmektedir. Michael Howard'a göre militarizm, "askeri deðer ve pratiklerin yüceltilmesi ve sivil alaný þekillendirmesi" olarak tanýmlanabilir. Atalarýnýn "at üstünde doðup, at üstünde ölmeleri" ile övünen nadir milletlerdendir Türk milleti. Büyük devlet yöneticileri tarafýndan sýkça yapýlan "asker millet" tanýmý da, kendince bir böbürlenme olayý deðil, bir ulusal kimlik tanýmýnýn önemli bir parçasýdýr. "Bütün tarih boyunca Türk Milleti adeta büyük bir ordu; Türk vataný adeta büyük bir ordugâh manzarasý arzetmiþtir. Türk ordusu milletimiz için yalnýz bir savaþ kudreti deðil, ayný zamanda bir mektep, þaþmaz bir ilerilik ocaðý, Türklük ruhunun en saðlam temsilcisi ve yaþatýcýsý, hülâsa Türklüðün bir hayat tarzýdýr7" diyor General Cemal Gürsel'in emriyle kurulan Türk Kültürü Dergisi, Ordu Özel Sayýsý'nda. Bu düþünce, günümüzde de çok fazla duyduðumuz ordu-millet kavramýnýn temelini oluþturur: "Türk milleti, millet-ordu vasfýný tarihinin baþlangýcýndan bugüne kadar muhafaza etmiþtir. Osmanlý devrinde Ýmparatorluk kaynaklarý askeri hedeflere göre düzenlenmiþti. Türk'e Orta Asya'daki hayatý, dünyanýn dört köþesine yayýlmak ve bunun için de bir ordu gibi teþkilatlanýp savaþmak mecburiyetini yüklemiþti8."

99


Kurtuluþ

Türk ýrkçýlarýndan Prof. Ýbrahim Kafesoðlu, Türk ordusunun, Türkleri "efendi millet" yapan meziyetlerini sýraladýktan sonra, diðer ordularda olmayan bir meziyeti daha olduðunu söyleyerek þunlarý yazar: "Türk ordusu, baþka milletlerin ordularýndan farklý olarak, beþeriyet çapýnda diðer bir fonksiyonu daha icraya çalýþmýþtýr... Bu fonksiyon, bütün insanlýðý hürriyet bayraðý altýnda toplamak, arz üzerinde Türk töresinden ibaret tek hukuk sistemi kurmak ve insanlarý adalet duygusunda temellenen bir idare mekanizmasýna baðlamak idealidir9." "Yüce Türk Milletinin , Yüce Ordularýna sesleniyorum: Ey Mete'nin Çin'e giren ordularý; Ey Atilla'nýn Avrupa'ya yayýlan, Fatih'in Ýstanbul'a giren, devir açan ordularý, Ey Atatürk'ün Akdeniz hedefine yürüyen ordularý, Dünyaya medeniyet götüren ordular, Köle milletleri uyandýran ordular, Tarihi yazan, yapan ordular Sen Milletin özü Sen milletin gözü Sen milletin sözüsün!10" (Orgeneral Cemal Tural. 1967) Elbette bununla sýnýrlý deðildir. Zaten toplum askerlik mesleðini yetiþkin olmanýn bir niþaný olarak tanýmlayarak "militer erdemleri" kutsamaktadýr. Her Türkün asker doðacaðýný; askerliðin kutsal görev olduðu gibi sözler (düþünceler) de, militarizmin toplum içinde ideolojik biçimleniþini destekleyen bildik düþüncelerdir. "Sürekli barýþ bir düþtür ve savaþ, hoþ dünya düzeyinin bir öðesini oluþturmaktadýr. Ýnsan erdemlerinin en soylularýndan olan yüreklilik, özveri, ödeve baðlýlýk ve yaþamýn sýkýntýlarý karþýsýnda geri çekilmeyen özdengeçerlik, savaþta açýlýr" diyen Helmuth von Moltke'nin savaþ övgüsü, gerçekte Türk eðitiminin olmazsa olmaz öðesidir. Fatih'in Ýstanbul'u zaptýnýn hâlâ çýlgýnlýk biçiminde kutlandýðý bir toplum bilincinin saðlýklý olduðunu söylemek mümkün deðildir elbette. Atalarýmýzýn ne büyük kahramanlar olduklarý üzerine anlatýlan öyküler, bugünkü toplumsal-ekonomik-politik çöküntünün þokundan kaçýþ denemeleri deðil de nedir? Salt toplumsal düþünüþ biçimleri olarak

deðil, ama ayný zamanda geleneksel toplumsal örgütlenme biçiminin de militarizme destek sunacak bir hiyerarþik alt-üst iliþkisini kutsamasý, Türk militarizminin egemenliðini kolaylaþtýrýrken, gücünü kat kat artýrmaktadýr. OYAK Türk Silahlý Kuvvetleri Yardýmlaþma ve Emeklilik Fonu olan OYAK, Türkiye'deki militarizmi tanýmlayabilmek açýsýndan önemli bir konuyu oluþturmaktadýr. Çünkü, dünyada bir çok ülkede bu türden yardýmlaþma kurumlarý var olsa da, ülke ekonomisindeki konumlarý ve kurumsal özellikleri itibariyle hiçbiri OYAK ile benzeþtirilemez. 1961 Askeri Darbesi sonrasýnda kurulan OYAK, 2004 yýlý itibariyle 222 028, özel hukuk hükümlerine baðlý; mal ve idari bakýmdan özerk, tüzel kiþiliði haiz bir kuruluþtur. Kendi raporundan aktararak söyleyecek olursak: "OYAK'ýn temel hedefi, üyelerine en üst düzeyde nema ve hizmet saðlamaktýr. Kurum bu hedefine ulaþmak amacýyla sahip olduðu varlýklarý finansal ve iþtirak yatýrýmlarýnda deðerlendirmektedir. 2003 yýlý itibariyle 661.4 Trilyon TL kar yapan OYAK, 2004 yýlýnda ise karýný artýrarak 925.4 Trilyona çýkarabilmiþtir. 50206.0 Trilyon ciro yapmýþtýr. 2004 yýlý yönetim kurulunu da hatýrlayarak devam edelim: Emekli Korgeneral Yýldýrým Türker. Jandarma Tümgeneral Mustafa Býyýk. Tuðgeneral Kamil Baþoðlu. Prof. Dr. Necdet Sevinç... Listeyi generallerle ve sivil general öðretim üyeleriyle doldurmak mümkündür. OYAK raporu, geçen yýla oranla kâr payýnýn çok fazla arttýðýný açýklýyor: "2004 yýlýnda üye birikintilerine eklediðimiz aktüeryal kâr (nema) 925 Trilyon TL olmuþtur. Kamu oyunda OYAK ve TSK iliþkisi üzerine yükselen hoþnutsuzluk mýrýltýlarýna verilen yanýtta da þöyle söylenir: "Herkesin bildiði ve bilmesi gerektiði gibi OYAK, Türk Silahlý Kuvvetleri mensuplarýnýn yardýmlaþma ve emeklilik fonudur. Burada önemli olan husus Kurumumuz'un Türk Silahlý Kuvvetleri tüzel kiþiliðinin ve teþkilatýnýn bir parçasý olmadýðý gerçeðidir. OYAK'ýn Türk Silahlý Kuvvetleri ile olan tek iliþkisi, sadece ve sadece TSK'da

100


Kurtuluþ

çalýþan mensuplarýnýn kendi öz kazançlarýyla sürdürdükleri bir emeklilik fonu oluþudur." Böyle söylense de, bankacýlýktan endüstriye, gýda sektöründen sigortaya kadar kýrkýn üzerinde katýlýmý olan OYAK, çok yüksek maaþlar ödeyerek, üst rütbeli silahlý kuvvetler mensuplarýna da emeklilik sonrasý iþler bulabilmektedir. "OYAK, artýk yalnýzca üyelerinin aidatlarýyla yaþayan ve onlara "sosyal yardým" saðlayan bir kurum deðil, dýþ pazarlarda at koþturan, KOÇ ve SABANCI gibi artý-deðer yaratan, iþçisini sömüren kapitalist iþletmelere sahip, emperyalist tekelci sermayenin Türkiye'deki üçüncü büyük gücü." (SDP Gazetesi. Erdemir, OYAK ve 'Milli Çýkar' ) Bu nedenle Türk ordusunu, geçmiþteki bütün tanýmlardan farklý olarak, ayný zamanda kapitalist sermayenin bir bileþeni olarak tanýmlamak zorunluluðu vardýr. Büyük komutanlarýn her biri sadece OYAK çerçevesinde deðil, emekliliklerinde holding ve benzeri kurumlarda aldýklarý yeni görevler de, bu sýnýfýn sermayenin bütünüyle kucaklaþtýðýný açýk olarak sergilemektedir. Son Söz Olarak Ne Söyleyebiliriz? "Militarizmin, içinde yer aldýðý uygarlýklar için öldürücü olduðu konusu, biraz aðýrlýðý olan herkesçe, hemen hemen tartýþma çekincesi göze alýnmayan bir konudur. Ne var ki, herkesin bildiði bir þey olsa da, bundan, bir kurum olarak savaþýn, militer güçten yararlanmasý nedeniyle, bu kendi kendini yýkan ve haksýz bir niteliði kapsayan "militarizm" terimi, tek bir biçim deðil, fakat özellikle akýl almaz bir kötüye kullanmaya elveriþli olduðu için, temelde kötü olmayan bir kurumun -çünkü buna özel bir

sözcük uydurma gereði ortaya çýkmýþtýr- bozulmasýdýr" diyor Arnold Toynbee11. Bugün dünya sanayi üretiminin en önemli dilimini savaþ sanayiinin kapsadýðýný biliyoruz. Bu sektörün yýllýk ticaret hacmi, dünyada birinci sýrayý tutmaktadýr. Uluslararasý Af Örgütü, konvansiyonel silahlarla her yýl 500.000 üzerinde insanýn öldürüldüðünü açýklamaktadýr. Yani, dakikada bir insan silahla öldürülüyor. "Militarist ülkelerde savaþ sanayine yapýlan yatýrýmlar eðitim ve saðlýk gibi insanlarýn en temel gereksinimleri olan sektörlerden 10 kat daha fazladýr. Bu pay, militarist devletlerin yýllýk bütçelerinde ve resmi verilere göre % 25-35 arasýnda muazzam oranlar tutmaktadýr12." BOP, Türki Devletler, Bir Millet Ýki Devlet Yalaný vb.. Kapitalist sömürgeciliðin, emperyalist yayýlmacýlýðýn ideolojik ve örgütsel desteklerinden biridir militarizm. Türkiye'de ise, bir yandan biri diðer yandan ötekidir: Hem sömürgeciliði sürdürmenin aracý, hem emperyal yayýlmacýlýðýn içinde gizlendiði ideallerin umut kaynaðýdýr militarizm. Turan öyküleriyle büyüyen ve "yedi düvele karþý mücadele vermiþ" bir ulusun kahramanlýk öyküleriyle onurlandýrýlan yoksul bir halkýn bugünü yoktur. Bu nedenle büyük rüyalar süsler düþlerini. Dünün, Türki devletler yalaný üzerine oturtulmuþ Orta Asya Türk Devletleri Topluluðu ideali (yani Turan), bugünün Büyük Ortadoðu Projesi içerisinde kendine yer bulmaya çalýþsa da, "militarizme geçit yok"sloganýný dünya ölçeðinde bayraklaþtýran halklarýn örgütlü mücadele iradesi, militarizmin de sonunun ön belirtisidir.

* * *

101


Kurtuluþ

1- Biliyorum, yazýnýn içeriðiyle hiçbir iliþkisi yok ama, "ya ben öleyim mi, söylemeyip de !": General "Netekim" ile general Hitler'in en belirgin ortaklýklarýnýn, ikisinin de eli kanlý caniler olmaktan baþka, ikisinin de "ressam olma sevdalarý" olduðunu biliyor muydunuz? Hitler de ressam olmak istiyordu ama babasýnýn zoruyla bu sanat alanýndan çekilmek zorunda kaldý. General Netekim de, sanýrým, "bunu ben bile yapabilirim" diyerek Picasso ile rekabete girerek kendini kanýtlamak istemiþti. 2- Dünyayý fýrçalarýyla renklendiremeyenler, silahlarýyla kana bulamýþlardý. 3- Berkes, Niyazi. Türkiye Ýktisat Tarihi. 1. Cilt. Gerçek Yay. 100 Soruda Dizisi. 2. Baský. 1972. s. 141. 4- Ýnalcýk, Halil. Osmanlý Devrinde Türk Ordusu. Türk Kültürü Dergisi. Aðustos 1964. 5- Mazýcý, Nurþen. Türkiye'de Askeri Darbeler ve Sivil Rejime Etkileri. Gür Yay. 1989. 6- Özdað, Ümit. Age. S. 43. 7- Üskül, Zafer. Siyaset ve Asker. AFA Yay. 1989. 8- Türk Kültürü Dergisi. Türk Kültürünü Araþtýrma Enstitüsü. 1964, Aðustos. Sayý. 22. Ordu Özel sayýsý Sunuþ yazýsý. 9- Ýnalcýk, Halil. Osmanlý Devrinde Türk Ordusu. Türk Kültürü Dergisi. Aðustos 1964. 10- Kafesoðlu, Ýbrahim. Türk Ordusu. Türk Kültürü Dergisi. Aðustos 1964. 11- Org. Cemal Tural'ýn 1965'de yaptýðý bir konuþmadan. Aktaran: Özdað, Ümit. Ordu-Siyaset Ýliþkisi. Gündoðan Yay. 1991. 12- Toynbee, Arnold. Militarizmin Kökenleri. Çev: Mehmet Dündar. A Yayýnlarý. 1989. s. 19. 13- Aktaþ, Ercan. Devlet(ler)in Koruyucu ve Kollayýcý, Kutsanan Gücü;Militarizm.

102


Kurtuluþ

AKP’de Yolun Sonu Mu?

S

ondan baþlamak gerekirse anlatýlmak istenen AKP hükümetinin suyunun ýsýnmakta olduðu yani, sonunun göründüðü olacaktýr.Tartýþýlan mesele bu sonun hangi araçlarla gerçekleþeceði meselesidir. Sene baþýndan itibaren laiklik temelinde týrmandýrýlan gerilim AKP'nin kendi tabanýna oynamasý ve bu tartýþmayý parti içi çekiþmenin malzemesi yapmasý sonucu týrmanmýþ, Danýþtaya yapýlan saldýyla doruða çýkmýþtýr. Provakasyonu gerçekleþtirenlerin yakalanmasý,pravokasyonun sonucuna ulaþmasýný engellediði gibi, gerek emniyetin istihbari faaliyeti ve gerekse dezenformasyon sonucu gözlerin orduya dönmesiyle sonuçlanmýþtýr. Ýlk günün heyecaný, cami ve anýtkabir eylemleri, arkasý gelmediði için etkisiz kalmýþtýr. Yeni yeni çetelerinde açýða çýkarýlmasý ve çetelerle asker baðlantýsýnýn deþifre edilmesi hükümetin elini rahatlatmýþ ve deyim yerindeyse ilk günün korkusunun yerini gereðinden fazla rahatlýk almýþtýr. Yazý boyunca anlatýlmak istenen çatýþmanýn bir iktidar çatýþmasý olduðu ve kýsa vadede bu çatýþmanýn yöneliminin Totaliter bir devlete doðru olduðu iddiasýdýr. Yazýnýn geliþimi böylesi bir sürece temel oluþturan geliþmelerin izahý olacaktýr. Fakat kabul edilmesi gereken bu açýklamanýn yazýnýn sýnýrlarýný aþan bir tartýþmayý

M. Özlem 103


Kurtuluþ

beraberinde getiriyor olmasýdýr. Söz konusu tartýþma Türkiye oligarþisinin yapýsý, bileþenler arasýndaki güç dengeleri ve bu bileþenler arasýndaki iktidar çatýþmalarýna dairdir. Klasik Marksist devlet kavramýnýn açýklamakta zorlandýðý bir ordu-devlet-sermaye iliþkisi yüz yüze olduðumuz bir gerçekliðe tekabül etmektedir. Bu iliþki açýklanmaya muhtaçtýr. Zira böylesi bir açýklama akademik, kuramsal ve politik boyutta yapýlmadan yaþanan ve yaþanýlmasý olasý olay ve olgularý açýklama þansýna sahip olamayacaðýz. Týrmanan gerilim, orduyla hükümet arasýnda, bürokrasi ile hükümet arasýnda, Yargýtay'la Anayasa Mahkemesi arasýnda ve emniyetle ordu mit arasýnda bir çatýþmayý iþaret ettiði gibi derin bir kaygýnýn totaliter bir devlet yöneliminin varlýðýna da iþaret etmektedir. Bu yönelimi ve çatýþmayý anlayabilmek, ordu ve bürokrasinin devlet aygýtý içerisindeki durumunu ve konumlanýþýný tariflemekle mümkün olacaktýr ki, klasik Marksist devlet anlayýþý dar anlamda Türkiye oligarþisi için bu izahý yapmakta zorlanacaktýr. Esas olarak Jön Türk hareketine ve 1908 devrimine dayanan onun devamý olan Kemalist devletin, Türkiye oligarþisinin kuruluþ perspektifi yukarýdan aþaðý modernleþme projesine dayanmaktadýr. Bu baðlamda gerek kuruluþ ittifaklarý yöntemleri, gerekse ideolojik yapýsý bakýmýndan Bismark Almanya'sý ile karþýlaþtýrýlma yapýlmasý mümkündür. Böylesi bir karþýlaþtýrma emperyalizm döneminde geç uluslaþma (modernleþen ülkelerde) sömürge ve yarý sömürge ülkelerde yaþanan devletleþme sürecinde emperyal iliþkilerin doðal sonucu olarak zayýf düþmüþ ulusal burjuvazinin ordu ve bürokrasisinin güdümünde yukarýdan aþaðýya modernleþme projesini hayata geçirdiði, kurulan ulus devletlerde bu ittifakýn doðal sonucu olarak, ordu ve bürokrasinin, ekonomik ve siyasal önemli ayrýcalýklara sahip olduðu, bu ayrýcalýklarýn ne klasik devlet tarifiyle ne de özerklik kavramýyla izah edilemeyeceði görülür. Böylesi bir karþýlaþtýrma bizi Paultsans'ýn deyimiyle "þekil deðiþtirmiþ feodal ideoloji" olarak tanýmlanan Bismarkizm ile Kemalizm arasýnda benzeþmeyi görmeye de götürecektir. Emperyalizm sürecinde geç uluslaþma yaþayan devletler baðlamýnda Türkiye oligarþisinin ve devlet yapýsýnýn tarifi yapýlmadan, bugün orduyla hükümet arasýnda, dolayýsýyla

sermaye arasýndaki girift iliþkiler ve çatýþmalar açýklanamayacaðý gibi, olasý geliþmelere dair perspektifler oluþturma þansý olmayacaktýr. Fakat böylesi bir tartýþma ideolojik, teorik tarihsel bir zeminde Marksizm içi bir tartýþma olup doðuya özgü Marksist devlet anlayýþýnýn bir yorumunu ön kabul olarak almaktadýr ki, bu yazýnýn derdi böylesi bir tartýþmayý yürütmekten öte giriþte yapýlan iddianýn ýþýðýnda bu çeþit bir tartýþmaya vesile olabilmektir. Ön Kabuller Giriþte uzun bir izahý dayatan temel olgu, baþlýkta tariflenen yazýnýn esas konusunu oluþturan politik durum tespitinin, somut bir ön kabulü veri almasý, bu ön kabulün klasik devlet anlayýþýnda ayrýksý bir duruma sahip olmasýdýr.Söz konusu temel ön kabul içerisinden geçilen konjonktürün oligarþik yapý içerisinde sermaye ile ordu-bürokrasi arasýnda oligarþik ittifakýn yeniden tariflenmesi üzerinden bir iktidar çatýþmasýna tanýk olduðu gerçekliðidir. Bu tezi þu basit iddiayla özetleyebiliriz; "Sermaye, ordu ve bürokrasiyi oligarþik birleþimden tasfiye etmek, siyasal ve ekonomik ayrýcalýklarýna son vermek, AB sürecini bu baðlamda kullanmak amacýndadýr." Bu iddia birer aygýt olan ordu ve bürokrasiyi oligarþik yapýnýn bileþeni saymak gibi çok ciddi ve tartýþmalý bir ön kabulü taþýmaktadýr ki, bu tartýþma mutlaka yapýlmalýdýr. Ayný tez kuruluþ ve sonrasý Türkiye burjuvazisinin ekonomik ve siyasal güçsüzlüðü nedeniyle -ki bu tarihsel verilerle ispatlanabilirkendi modernleþme programýný ve devletleþme sürecini hayata geçirirken; gerici sýnýflara,yaslanmak zorunda kaldýðýný, büyük toprak sahipliðinin varlýðýný ve çýkarlarýný kabullenmek -toprak reformunun yapýlmayýþýnýn temel sebebi bu ittifakýn yapýsýdýr- ordubürokrasiye siyasal ekonomik ayrýcalýklar tanýmak zorunda kaldýðýný kabul eder. Geldiðimiz momentte, ekonomik geliþime ve tarýmda sanayileþme, büyük toprak sahipliðinin oligarþik ittifaktan nispetten sancýsýz bir þekilde tasfiyesini getirirken AB'nin siyasal desteði ve kendi ekonomik gücüne yaslanan burjuvazinin ordu ve bürokrasiyi siyasal aygýttan ve ekonomik alandan tasfiye etmeye giriþtiðini savunur. Bu süreç; ordu- bürokrasinin siyasal ve ekonomik ayrýcalýklarýnýn ortadan kaldýrýlmasýyla nokta-

104


Kurtuluþ

lanacaktýr ki, kaçýnýlmaz olarak verili statükonun deðiþtirilmesini ve devlet aygýtýnýn yeniden tarif edilmesini dayatýr. Bu tarif var olan parlamenter sistemin baþkanlýk ya da yarý baþkanlýk sistemine dönüþmesiyle noktalanacaktýr. Ve kabul edilmelidir ki (iþçi sýnýfý mücadelesi göz ardý edilmek kaydýyla) bu kavgadan burjuvazi galip çýkacaktýr. Sürecin baþlangýcýnda AKP tarafýndan hazýrlanan ve meclise sunulmasý beklenen anayasa deðiþiklik paketi ve AB müzakere süreci kavganýn boyutlarýný ve öngörülen geleceði iþaret eden önemli verilere sahiptir. Varolan konjoktürde tartýþmaya açýlan baþkanlýk sistemi ve AB kriterleri doðrultusunda askeri yargýya iliþkin yapýlan deðiþiklikler, Kemalist devlet aygýtýnýn köþe taþlarýnýn yerinden oynatacak daha önemli deðiþimlere iþaret etmektedir. Aslýnda sonbaharda doruða çýkacak olan Cumhurbaþkanlýðý krizi de,bu plandan baðýmsýz algýlanamaz. Anayasa mahkemesinin yeniden tariflenmesi, istinat mahkemelerinin kurulmasý, hakimler ve savcýlar yüksek kurulunun bileþiminin deðiþtirilmesi, Yargýtay'ýn yetkisinin daraltýlmasý gibi yargý karþýsýnda yürütmeyi güçlendiren taleplerin yaný sýra, Askeri Þura kararlarýnýn yargýya açýlmasý, Kuran kurslarýnýn serbest býrakýlmasý, imam hatip liseleri baðlamýnda YÖK'ün üniversiter yetkilerinin tasfiye edilmesi, ÖSYM'nin yetkilerinin daraltýlarak MEB'e devredilmesi gibi bürokratik aygýtý yürütmeye baðlý hale getiren hem de Kemalist laiklik anlayýþýný alt üst eden talepler söz konusudur.Bütün bunlarýn yapýlabilmesi ve hatta ordu içendeki Þahin kanadýn tasfiyesi ancak Cumhurbaþkanýn yürütmeyle ayný taleplere sahip olan bir kiþi ile temsil edilmesiyle mümkündür. Zira 12 Eylül Anayasasý yukarýda sayýlan tüm kurumlarýn bileþimini belirlemede Cumhurbaþkanýna son derece geniþ yetkiler vermiþtir. Gerek Cumhurbaþkaný, gerekse yargý kurumlarýnýn hükümetin uygulamalarýna büyük ölçüde ket vurduðu görüldüðüne göre, yukarýda yapýlan tarif anlamlý bir hal alacaktýr. Son tahlilde bürokratik aygýtýn tüm ayrýcalýk ve yetkilerinin tasfiye edilerek yürütmenin denetimine alýnmasýný saðlayacak sürecin, geliþme aþamasýnda MGK'nin da tasfiyesini beraberinde getireceðini görmek gerekir ki ordu ile bürokrasinin bu geliþmeyi sessizlik içinde izlemediði-izlemeyeceði kabul edilmelidir. Son dönemde yaþanan provakasyonlar daha büyük-

lerinin habercisidir. Bu yazý esas olarak Kürt sorunu dahil, içinden geçilen konjonktürde çeþitli politik baþlýklar altýnda tezahür eden çatýþmalarýn ordu ile tekelci sermaye arasýnda sürmekte olan iktidar kavgasýnýn doðrusal sonuçlarý olduðunu, çözüm ve çözümsüzlüðün, bu çatýþmanýn geliþimiyle paralellik taþýdýðý ön kabulünü veri almaktadýr. AKP Siyasal bir parti olarak AKP'ye sýnýfsal bir temsiliyet ön göreceksek, bu temsiliyetin MÜSÝAD içinde cisimleþmiþ islami sermayeyle çeliþkili bir iliþki içinde olduðu TÜSÝAD'çý tekelci sermayeye ait olduðunu, AKP'nin hükümet olduðu andan itibaren tekelleþen islami sermaye ile tekelci sermayenin politika ve çýkarlarýnýn sözcülüðünü yürüttüðünü görürüz. Tarihsel olarak uygulamada ve programda sýnýfsal temsiliyet hariç AKP ile DP arasýnda belirgin bir benzeþme ortaya çýkmaktadýr. AKP'nin bugün yürürlüðe koymaya çalýþtýðý siyasal program Demokrat Parti programýný anýþtýrmaktadýr. AKP tarafýndan iþleme konan ekonomik ve siyasal program; devlet, toplum ve ekonominin, uluslar arasý þirketlerle tekelci sermayenin isterleri doðrultusunda yeniden inþasý projesidir. Bu program devlet yapýsýnýn ve ekonomik iþleyiþinin ÝMF,Dünya Bankasý, DTÖ… gibi kurumlar tarafýndan küresel bazda devreye konulan,ekonomik ve siyasal uygulamalarýna eklemlenme ve onunla uyumlu hale getirilme programýdýr. Sürdürülen özelleþtirme çalýþmalarý, çýkarýlan yasalar ile kamu hizmetleri, sermayenin kullanýmýna ve denetimine açýlýrken, Kit'lerin ve büyük bankalarýn denetimini elinde tutan bürokratlarda devre dýþý býrakýlmaktadýr. Ýþ yasasý, kamu personel yasasý, yerel yönetimler yasasý, GSS ve Sosyal Güvenlik Yasasý gibi temel yasalarla neo-liberal politikalar kurumsallaþtýrýlmaktadýr. AB yasalarýyla uyum adý altýnda devlet aygýtýnda da önemli deðiþimler baþlatýlmýþtýr. AKP'nin AB adaylýðýyla baþlayan ve müzakere süreciyle devam eden rüzgarý yeterince deðerlendiremediði, sene baþýndan itibaren partinin seçim atmosferine girdiði görülmektedir. 24 Ocak sonrasý hýzla güçlenen tekelci sermaye; uluslar arasý ortaklýklar ve iþ birlikleri sayesinde ve bu ortaklýklarýn çýkarlarý doðrul-

105


Kurtuluþ

tusunda bölgesel yayýlma hesaplarý yapabilecek kadar özgüvene ulaþmýþ olmanýn verdiði rahatlýk sonucu, AB sürecinin siyasal, ekonomik ve ideolojik motivasyonu ile bu süreçte ordubürokrasiyi de kendi denetimine alarak, siyasal ayrýcalýklarýný ve ekonomik gücünü tasfiye ve edecek savunma pazarýný denetim altýna alacak bir mücadele içerisine girmiþtir. Türkiye'nin 3. büyük holdingi ve likidite açýsýndan en büyüðü olan OYAK'ýn kapasitesi de ayrý bir cazibe unsuru olarak durmaktadýr. Gerek imzalanan uluslar arasý ekonomik anlaþmalarýn, gerek ÝMF,DTÖ ve DB dibi kurumlarýn ve gerekse pazarý denetim altýna almak isteyen AB'nin OYAK gibi siyasal ve ekonomik zýrhlarla korunan rekabete kapalý bir kurumu kabul etmeyeceði bilinmelidir. Nitekim OYAK AB içerisinde bir tartýþma konusu olmaya baþlamýþtýr. Ýçinden geçilen süreci, kilisenin mallarýna ve monarþinin iktidarýna göz koymuþ olan reform dönemi burjuvazisinin mücadelesine benzetmek fazlasýyla mümkündür. Sermayenin temel kar alanlarýndan birini ve en önemlisini devlet ihalelerinin oluþturduðu ülkemizde bütçenin en büyük kalemini savunma bütçesinin oluþturduðu da göz önüne alýnýrsa OYAK'ýn önemi fazlasýyla açýða çýkar. Siyasal ve askeri ayrýcalýklarla korunan OYAK, Savunma pazarýnýn neredeyse tamamýný denetim altýna almýþtýr. Savunma bütçesi hükümetin denetimine ve sermayenin kullanýmýna kapalýdýr. Bu alan rekabet dýþýdýr. Deyim yerindeyse tekelci sermaye milyarlarca dolarlýk bu pazarda salça bile satamamaktadýr. Politikayý bir satranç oyununa benzeteceksek bütün hamlelerin þahý ele geçirmeye, dolayýsýyla þahýn savunmasýný zayýflatmaya yönelik olduðunu, bu uðurda piyonlarýn ve bütün diðer taþlarýn feda edilebileceðini,çeþitli hamle varyasyonlarýnýn denenebileceðini görmek gerekir. Danýþtay saldýrýsý,Atabey operasyonu gibi hamleler ve yaratýlan dezanformasyon bu amaca yöneliktir. 28 Þubat'ý hazýrlayan sürecin, Saadet Partisi temsilcilerinin yýllardýr saklanmýþ olan konuþma ve beyanatlarýnýn ortalýða saçýlarak manþetlere taþýnmasýyla baþlatýldýðý hatýrlanmalýdýr. Bu noktada iddia ettiðimiz sermaye ile ordu arasýndaki iktidar kavgasý AKP ile YÖK, Danýþtay ve benzeri bürokratik kurumlar üzerinden cereyan etmektedir. Kavga statü kavgasýdýr. Bu noktada hamleler doðrudan

karþý tarafý hedef aldýðý gibi onu zayýf düþürmeye ve içeriden parçalanmaya dair yönelimler de taþýmaktadýr. Kýbrýs ve Kürt sorunu üzerinden ordunun yükselttiði þoven dalgaya son süreçte, AKP'nin tabana oynamaya yönelik politik hamleleri ve Danýþtay saldýrýsý sonrasý ortaya çýkan provakatif ortam sonrasý, laik-þeriatçý çatýþmasý da eklenmiþtir. Danýþtay saldýrýsýnýn ilk günü, AKP'de baþlayan ve cenaze görüntüleriyle doruða ulaþan panik havasý, olaya kýzýl elmacýlarýn bulaþtýðý emarelerinin ortaya çýkmasýyla yerini rahatlamaya býrakmýþ ve son olarak Atabey operasyonuyla bu rahatlama tam bir gevþemeye ve sýnýrsýz özgüvene dönüþmüþtür. Ama politikanýn santranç hamlelerine benzetildiði Ortadoðu ve Türkiye coðrafyasýnda her hamlenin karþýlýðý verilmektedir. Nitekim gerek Danýþtay çetesi gerekse Atabey çetesiyle -bizce kontrgerillanýn hücresi- ordu arasýndaki baðlantý deþifre edilmemiþ yada edilememiþ ve mütakiben yaratýlan dezenformasyon ortamýnýn etkisiyle bu iliþki neredeyse görülmez hale gelmiþtir. Denilebilir ki derin devletin elinde patlayan bomba, AKP'ninde elinde kalmýþtýr. Sürecin kilometre taþýný Cumhurbaþkanlýðý seçimi oluþturacaktýr. Satranç deyimiyle sonbaharda fil düþecek, þah çekilecektir. Ve bu hamlenin kaçýþý yoktur. Ve Ordu Radikal gazetesinin iç sayfalarýna yansýyan ve birbiri ardýna yayýnlanan 3 röportaj yaklaþýk 1 yýl önceden AB süreci ekseninde yukarýda tariflemeye çalýþtýðýmýz çatýþmayý, provokasyon baþlýðý altýnda iþaretliyordu. Fetullah Gülen,Hasan Cemal ve siyasal bilimci öðretim üyesiyle yapýlan bu ropörtajlarýn kesiþtiði nokta AB sürecinin provokasyonlara, suikastlara ve kesintilere gebe olduðu noktasýydý. Hasan Cemal, süreci izah ederken, önemli provokasyonlarýn gündeme geleceðini, provokasyon yapýlacak tek alanýn Kürt sorunu olduðunu söylüyordu. Yine ayný mülakatta, ordu içinde darbe heveslisi subaylarýn olduðu da belirtiliyordu. Fetullah Gülen ise Ankara'da üst düzey dostlarýndan aldýðý bilgilere dayanarak önemli suikastlarin düzenleneceðini açýklýyordu. 2005 Newroz'u ile beraber ordu tarafýndan týrmandýrýlan sürecin nasýl savaþ ve linç atmosferine dönüþtürüldüðü gözden kaçýrýlmaz ise,

106


Kurtuluþ

Ýmralý'ya yönelik insanlýk onurunu ayaklar altýna alan uygulamalarýn, Þemdinli ve Diyarbakýr olaylarýnýn, Hakkari'de patlatýlan bombalarýn ve batý yakasýnda çeþitli yerlerde ortaya konan linç gösterilerinin ne çapta bir provokasyona zemin hazýrladýðý rahatlýkla görülebilir. Denilebilir ki 2005 Newroz'u ile baþlatýlan süreç ve daðlara yýðýlan 250 bin asker ülkeyi etnik bir iç savaþ olasýlýðýyla yüzyüze býrakmýþtýr. Ordunun, oligarþik yapýnýn parçasý olduðunu kabul eden yaklaþým tarzý, kaçýnýlmaz olarak devlet politikasý haline gelmiþ yönelimlerde, ordunun da payýnýn ve kabulünün olduðu gerçeðini tanýr. Bu noktada, AB'ye girme ve bölgesel güç olma stratejisinin, oligarþinin yönelimini oluþturduðu kabul edilen bir olgudur. Ordunun ve bürokrasinin kavgasý AB'ye siyasal ayrýcalýklarýný mümkün olduðunca koruyarak dahil olma çabasýdýr.Pek çok uzman gibi bu ekipte, AB sürecinin çok uzun bir zaman dilimine yayýlacaðýný ve bu zaman diliminin ayný zamanda Türkiye'nin bölgesel güç olma hedeflerine ulaþmasýný da saðlayacak, bölgesel savaþlara, özellikle Ýran operasyonlarýna gebe olduðunu, böylesi geniþ çaplý çatýþmalarýn ülke içerisinde AB uygulamalarýnýn kesintiye uðramasýna yol açacaðýný, 19 Aralýk ve Kürt savaþýnda olduðu gibi AB'nin bu kesintileri kabulleneceðini görmektedir. Hilmi Özkök'ün; basýna yansýyan Türk Ordusunu, ordu halk iliþkisini, bu iliþkinin Avrupa'dan farkýný anlattýðý demeci, bu çabaya yöneliktir. Günün Kara Kuvvetleri Komutaný geleceðin Genel Kurmay Baþkaný Y. Büyükanýt'ýn Yunanistan gezisi sonrasýnda sarfettiði "Laik cumhuriyet muhafazakar veya hiçbir dini oluþumla baðdaþmaz" cümlesi ordunun, AKP'ye yönelik bakýþýný da özetlemektedir. Çeþitli vesilelerle sýk sýk gündemde tutulan, yenilenen bu bakýþ açýsý tam boy bir güvensizliði ifade etmektedir ki tersten AKP'nin orduya bakýþýný da tariflemektedir. Nitekim Danýþtay saldýrýsý sonrasý ordu ve bürokrasinin verdiði demeçler peþi sýra faillerin yakalanmasýyla rahatlayan AKP'nin doðrudan orduyu iþaretleyen demeçleri, güvensizliði ve çatýþmanýn dozajýný göstermektedir. Hükümete karþý komplo iddiasýný öne süren baþbakanýn, bu iddianýn komplo yapabilecek çapta bir kurumu ve komploya sebep olacak çatýþmanýn varlýðýný tariflediðinin de bilincinde olduðunu kabul etmek gerekir. Zira, kriz

döneminin de parlayan yýldýzý Süleyman Demirel, hükümeti komplocularý açýklamaya, yargýlamaya yoksa susmaya çaðýrmýþtýr. Ayný Demirel, hükümetin gösteremediði adresi tarifleyerek asýlsýz iddialarýn orduyu yýprattýðýný savunmuþtur. Gerilimin temel zeminlerinden birini ve aslýnda esasýný Kürt sorunu ekseninde yaratýlan, þoven dalga oluþturmaktadýr. Bizzat Genel Kurmay Baþkaný'nýn çaðrýda bulunduðu; Danýþtay üyelerine saldýrý sonrasý laiklik eylemleri saman alevi kadar etkili olamazken, Ýzmir'in küçük bir beldesinde, PKK'li yaygarasý yüzlerce kiþiyi, ÝTÜ'de binlerce kiþiyi bir linç komplosu için bir araya getirebilmektedir. Bu durum Kürt sorununun hala egemenler içi çatýþma da dahil provakasyonun temel zemini olarak varlýðýný koruduðunu göstermektedir. Özgürlük hareketinin 5 yýl süren tek taraflý ateþkes giriþimi, bölgede ve ülkede ordunun siyasal baskýsýný ve aðýrlýðýný zayýflatýrken özellikle bölgede ordu karþýsýnda sivil otoriteyi güçlendirmiþtir. Bu iddiayý destekleyen temel olgu ise Diyarbakýr olaylarý sýrasýnda ordunun ve özel timlerin kent merkezine yeniden dönüþü hadisedir. 2005 Newroz'u öncesi en üst makamdan ordu tarafýndan dile getirilen yetki talebiyle baþlayan süreç 2005 Newroz'u sonrasý bizzat 'en demokratik' Hilmi Özkök tarafýndan linç havasýna dönüþtürülmüþ, özgürlük hareketi kendisini savaþa zorlayan imha operasyonlarýyla karþý karþýya kalmýþ ve tek taraflý ateþkes son bulmuþtur. Çatýþma sürecini ordunun baþlattýðýný, bizzat çatýþmayý kullanarak, siyasal erki talep ettiðini, TMY'nin bu minval üzerine gündeme getirildiðini görmezden, bilmezden gelen "milliyetçiliðin her çeþidine karþý olmakla" övünen ve bu baðlamda ezen ile ezileni eþitlemekte hiçbir sakýnca görmeyen liberal solcularýmýz, "PKK'yi çatýþmanýn temel sorumlusu, özgürlük hareketini Kürt sorunun çözümü önünde temel engel olarak" tariflemiþlerdir. Devlete karþý hiçbir talep ileri sürmeden zalimin zulmünün sorumluluðunu mazluma yýkarak tek taraflý silah býrakma çaðrýsý yapan bu kiþiler "silahý eline alan býrakacaðý yeride bilir" pervazsýzlýðýyla neredeyse devlet aðzý ile konuþmaktadýrlar. Önümüzdeki süreçte, olasý linçlerin ve devlet operasyonlarýnýn ve halklarý düþman edecek etnik çatýþmanýn sorumlularýndan birisi de bir

107


Kurtuluþ

ölçüde bu yaklaþým sahipleri olacaktýr. Diyarbakýr'da katledilen ve tutuklanan çocuklarýn elinde silahý yoktu. Fakat Uður Kaymaz'ý öldüren güvenlik görevlilerinin uðurun yanýna býrakacaklarý bir silahlarý vardý. Tayip Erdoðan'ýn Kürt sorununu kabul eden ve demokratik çözüm söylemini kullanarak kendini adres gösteren çýkýþý, gerek yayýlan operasyonlar ve gerekse Þemdinli davasý savcý iddianamesine yönelik ultra modern muhtýra sonrasý boþa çýkmýþ, Diyarbakýr olaylarýndaki demeci ile de tam bir teslimiyete dönüþmüþtür. Kürt Hareketinin siyasal mücadeleyi týrmandýrarak liderliðin meþruiyeti ve tanýnmasý temelinde kentlere yaydýðý militan mücadele, genel kurmay ve konuyla ilgilenen akademik çevreler tarafýndan, Filistin özgürlük mücadelesi ile benzeþtirilecek bir boyuta ulaþtýrýlmýþtýr. Diyarbakýr'ýn iþaret ettiði, Kürdistan'da devrim durumunun varlýðý tespitidir. Süreç dönüþsüzlük aþamasýný geçmiþtir. Özgürlük hareketinin ve Kürt halkýnýn geriye püskürtülme koþullarý aþýlmýþtýr. Ýnkara dayalý atýlacak her adým, KürtTürk çatýþmasýnýn olanaklarýný hazýrlayacak, halklarý karþý karþýya getirecek ve devlet içinde totoliter eðilimleri destekleyecektir. Kürtler özgür olacaktýr. Bu ya Türklerle birlikte ya da Türklere raðmen gerçekleþecektir. Ya barýþçýl ya da bedel ödeyerek. Ama ok yaydan çýkmýþ, sel bendini kýrmýþtýr. Her inkarcý müdahale Osman Baydemir'in deyimiyle, "birlikte yaþama koþullarýný ortadan kaldýrmaktadýr." Zira MGK da bunun farkýndadýr; "bölgede terör deðil ayrýlýkçýlýk sorunu mevcuttur; halk terör örgütünü desteklemiyor ama ayrýlýkçýlýðý destekliyor" þeklinde yapýlan açýklamalar bu dediðimizi kanýtlar niteliktedir. Sonuç Yerine Baþlangýçtaki iddiamýza dönersek, AKP iktidarýnýn sonu gelmiþtir. 2007 ilkbaharýnda ki Cumhurbaþkanlýðý seçimleri bu iktidarýn bir þekilde sonunu hazýrlayan sürç olacaktýr. Süreci yavaþlatacak hamle Cumhurbaþkanlýðýnýn ordu yanlýsý bir kiþiye býrakýlmasý ve peþinden seçimlere gidilmesidir ki Deniz Baykal'ýn hamlesinin de gösterdiði gibi AKP bu kulvarda Süleyman Demirel'in bir þekliyle müdahil olduðu, birleþtirici rol oynadýðý ciddi bir sað cepheyle

karþýlaþacak ve eninde sonunda eriyip yok olacaktýr. Özellikle Atabey operasyonu sonrasý gerek Baþbakan gerekse Hükümet sözcüsünün demeçleri, AKP'nin henüz böylesi uzlaþýya açýk olmadýðý ve Cumhurbaþkanýný kendisinin seçmek istediðidir. Yargýya rüþvet mealinde verilen yüksek zam, yargýnýn ve devlet kurumlarýnýn hükümetle barýþýný saðlamayacaðý gibi Cumhurbaþkanlýðýný ordu-bürokrasi ekibine býrakmak da hem AKP projesinin hem de partinin kendisinin bitmesi anlamýna gelecektir. Tersten okunduðunda ise bu makamýn AKP ile uyumlu bir kiþiye devri ordu- bürokrasisinin teslimiyeti ve tasfiyesi anlamýný taþýyacaktýr. Makamýn önemi sahip olduðu geniþ yetkilerden gelmektedir. Zira yargýtaydan Anayasa mahkemesine, YÖK'ten merkez bankasýna, Genel Kurmay Baþkanýna, valiye kadar askersivil bürokratik bütün kurumlarýn oluþumu birebir Cumhurbaþkanýnýn yetkisi içindedir. Tayip Erdoðan'ýn Kasým Paþalý diklenmeleri, merkez bankasý baþkanýný Cumhurbaþkanýnýn belirlemesini engelleyememiþtir. Denilebilir ki makamýn kendisi çatýþmanýn bamtelidir. Ve Cumhurbaþkanlýðý seçimi krizin ismidir. Sonuç ne olursa olsun TÜSÝAD'ýn desteðini yitirmiþ, 1 Mart tezkeresi sonrasýnda Ýran'a saldýrmaya hazýrlanan ABD'nin güvenini kaybetmiþ, AB ile iliþkileri sýkýntýya girmiþ, yaþanan kur oynamalarý ve artan enflasyonla ekonomik popülaritesini kaybetmiþ, devlet kurumlarýyla çatýþan bir hükümet ve partinin, T.C. siyaset sahnesinde uzun süre barýnma þansý yoktur. Kanaatim odur ki, sonbahara doðru Cumhurbaþkanlýðýnda uzlaþma olmazsa, CHP'nin meclisi terki ve sonrasýnda hükümetin istifaya zorlanmasýyla sürecin, Demirel baþkanlýðýnda bir ara rejime doðru yol alacaðýdýr. Böylesi bir koþulda bizi bekleyen Totaliter devlet yönelimidir. Bu noktada SDP'nin parti meclisi kararý haline getirdiði ve bizzat genel baþkaný tarafýndan deklare edilen mücadele programý, sosyalist solun mücadelede yol haritasý olmasý niteliðindedir. Böylesi bir mücadele, hem militarizme ve bunu ortaya çýkaran sebeplere, hem de týrmandýrýlan imha savaþýna karþý süreci tersine çevirmek yönünden son derece önemlidir.

* * * 108


Kurtuluş Dergi Say-5