Skip to main content

kadin dünyası

Page 20

Nefret Cinayetlerine ve Medyadaki Homofobiye Karşı

Hep Birlikte... Son 2 Ayda 5 kişi daha Nefret Cinayetine Kurban Gitti! Homofobi ve Transfobi öldürmeye Devam Ediyor, Medya Destekliyor! 2010 başından beri, yani sadece iki ayda Denizli, Afyonkarahisar, Antalya ve İstanbul’da 5 nefret cinayeti islendi; 3 gey ve 2 transseksüel öldürüldü. Ankara’da bir transseksüel ve Diyarbakır’da bir gey bıçaklı saldırılar sonucu yaralanırken yine Diyarbakır’da bir transseksüel linç edilmek istendi. Üstelik bunlar sadece bizim bildiklerimiz! Gerek haber aldığımız gerekse hukuk hattımıza gelen hak ihlalleri başvuruları durumun kaygı verici boyutlarını ortaya koyuyor! Internet çeteleri, saldırılar, linç girişimleri … Şiddet azalmıyor aksine fiziksel şiddet Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel bireyler üzerinde ağırlığını daha da fazla hissettiriyor! Homofobi ve transfobi kısa sürede bu kadar can almışken, medya bu cinayetleri gündemleştirmiyor, onun yerine homofobik, bilimdışı şarlatanları birer tip otoritesi olarak ilan edip "eşcinsellik tedavileri"nin reklamını yapıyor. Nefret suçlarına değer vermeyen medyanın Zekeriya Beyaz, Esra Erol ve Cemil İpekçi'nin homofobik açıklamalarına yer vermesi ise medyanın toplumdaki nefreti nasıl da beslediğinin bir kanıtıdır! Homofobiye, bifobiye, transfobiye ve nefreti üreten medyanın sessizliğine hayır diyen Lambda İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği’nin çağrısını destekliyor ve hayatın her anında, bulunduğumuz her alanda nefret cinayetlerine, homofobiye karşı hep birlikte mücadele diyoruz.

Kayıplarımızı İstiyoruz! Bu coğrafyada onbinlerce insan, muhalif düşünceleri, etnik kimlikleri nedeniyle devletin polis, asker ve sivil güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedildiler. Kayıpların Aileleri ise, yıllardır gözaltında kaybedilen yakınlarının, öldürüldüyse mezarlarını yaşıyorlarsa akıbetini bilmek, suçluların yargılanarak adaletin yerine gelmesini istiyorlar. Galatasaray meydanında, insanların nasıl kaybedildiklerini, öykülerini delilleriyle Cumartesi Annelerinden dileyen herkes dinleyebilir, öğrenebilir. Cumartesi Annelerinin baskılara, saldırılara inat her hafta Galatasaray meydanında yükselen adalet çığlıklarına kulak verip bu sesin büyütülmesi gerekir. Cumartesi Annelerinin Adalet Nöbetlerinde `Ulusa sesleniş` konuşmasında demokrasinin çıtasını tartışılmaz bir seviyeye çıkartmaktan bahseden Başbakan Tayyip Erdoğan`a “çocukların bile kaybedildiği topraklarda demokrasiden söz etmenin mümkün değil” diye cevap veriyorlar. Yatağından kaldırdıkları 13 yaşında, okulundan, evinden alınan lise öğrencisi çocuklarını, 50, 60 yaşında baskınla evlerinden alınan ve bir daha kendilerinden haber alınamayan annelerini, babalarını arıyorlar. “Bu zamanın mimarı Kenan Evren, elindeki fırça ile resim yaparak yüreğimizdeki acıları ve kanı silemeyecek. Yaşananların mimarı Necdet Menzir, Mehmet Ağar, Hayri Ko-

20

zanoğlu, Tansu Çiller ve nice ismini sayamadığımız suçlular hala yargılanmadı. Demokrasiden söz edenler neden bunların hesabını sormadı. Yine çocuklarımız sokak ortasından gözaltına alınıyor, kurşunlanıyor. İşkence, zulüm devam ediyor. Bizi değil, kayıplarımızın faillerini yargılayın” diyorlar. “Subaylarını, askerlerini birer ‘ölüm makinesi’ haline dönüştüren Genelkurmay neden hala susuyor?” “Devlet, kayıpların akıbetini açıklamak, faillerini yargılamak yerine, burada oturan biz kayıp yakınlarına hala ‘şüpheli şahıs’ muamelesi yapıyor. Bizi değil, kayıplarımızın faillerini tutuklayıp, yargılayın” diyorlar.. 1999 yılından bu yana barış mücadelesi için aktif çalışmalarda bulunan Barış Anaları da savaşa karşı dört bir yanda barış için girişimlerde bulunuyorlar. Ve birçok kez analar barış ve insan haklarını savundukları için gözaltına alınmış, çeşitli taciz ve işkencelere maruz kalmışlar, tutuklanarak cezaevlerine kapatılmışlardır. Bu çatışmalı süreçlerde çocuğunu yitirmiş, çocuğu cezaevinde olan ya da yıllardır çocuğunu göremeyen ve bunun için mücadele veren yüreği yanmış analar Kürt sorunda Demokratik Çözüm diyen, Devlet terörüne karşı direniş gösterirken yaşadıkları acıları barış çığlığına dönüştürerek Anaların “artık ço-

cuklarımız ölmesin. Asker annesi de ağlamasın, gerilla annesi de ağlamasın” diyen çığlıklarına hala yetkililer kulaklarını tıkadıkları yetmezmiş gibi bir de bu sesi susturmak için Barış Analarını cezaevlerine kapatılıyorlar. Bunca bedel ödemiş, bunca acıyı çekmiş olan Anaların acılarına sebep olmaya devam eden operasyonların durdurulması ve genel af istemleri onların en doğal hakları değil midir? Gelin hep birlikte, Barış Analarının, her hafta Galatasaray Meydanında kayıplarını arayan Annelerin seslerini büyütelim. Sesleri seslerimiz olsun. Kayıplar Bulunsun, failleri yargılansın. Kayıpların hali hazırda kayıp olmaya devam ettiği bir coğrafyada yeni kayıplar olmaya da devam edecektir. Suçlular yargılanmadığı sürece adalet yerini bulmayacak, barış güvercinleri özgürce gökyüzünde uçamayacaktır. Failler bulunmadığı, adalet yerine gelmediği sürece Analar ağlamaya devam edecekler. Analar ağladıkça demokrasi de olmaz, barış da olmaz. Analar ağlarken kadınlar özgür olamaz.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook