Skip to main content

KaosGLD96

Page 58

müzik olay mahallinden

bir yangının külünü yeniden yakıp gitti antony and the johnsons surp agop hastanesi (eski şan tiyatrosu), 8 temmuz 2007

56

evet, sonunda istanbul'a antony de geldi! dünya gözüyle sahnede canlı canlı izleyebildik şarkılardan tanıdığımız, her an ağlayabileceği gibi bizi de eşlik etmeye zorlayan o muhteşem sesin sahibini. sabrımız tükenmeye başlamıştı ki sonunda geldi çattı, o 1 ay önceden bileti alınan gece. sahneye ilk, bir gitar virtüözü olan josé gonzalez çıktı. bir buçuk saate yakın gitarına adeta vokal yaptı. fakat eski şan tiyatrosunun yanmış duvarlarının arasında bekleşen kalabalık her şarkı bitiminde daha da heyecanlanıyordu, sahneye biraz sonra çıkacak olanı beklerken. ne giydiğini ve ilk hangi şarkıyı söyleyeceğini aramızda tartışırken sahneye utangaç bir edayla antony çıktı. kalabalık heyecandan kıpırdayamazken kendisinden on kat daha heyecanlı birini görünce konserin nasıl geçeceği gözümüzde belirmeye başladı. her an sahneden kanatlanıp uçabilecek bir melek gibi ellerini ve parmaklarını hareket ettiren antony hiç de sandığımız gibi giyinmemişti. son derece yalın, hatta özensizdi. şarkılarını bir bir seslendirirken arada kalabalığa seslenmeyi de ihmal etmedi. öncelikle bülent ersoy'dan bahsetti. ona hayran olduğunu ve tanışmak istediğini, fakat bülent ersoy asaletinin buna engel olduğunu söyledi. kendisini 'berduş' olarak niteleyen antony'nin bu çocuksu rahatlığı görülmeye değerdi. ardından tekrar şarkılarına dönen antony, istanbul maceralarını anlatmaktan da geri durmadı. asistanıyla birlikte gittiği travesti kulübü sahra'da rentboy tarafından rahatsız edildiğini ve kendisini sokağa attığını anlatırken kalabalık arasında diğer izleyenlerden farklı bir merakla dinliyorduk hikayenin sonunu. bulunduğu sokağın tekin olmadığını söyleyen birinin kendisine yardım etmesini minnetle anlatan antony sahnede o saniye bir şarkı bile yapmıştı: 'last night my life was saved in istanbul, last night my life was saved in istanbul, that hustler boy, he didn't kill me.' derken olduğu yerde dönen antony'nin bir new yorklu olarak istanbul'u bu kadar çabuk kavrayıp sahiplenişi aklımızda tek bir hayale sebep oldu; 'umarım bir daha gelir. hatta hiç gitmez'. 'man is the baby'yi söylemeyerek bizi azıcık üzse de, beyoncé'nin 'crazy in love'ını seslendirmesi bir o kadar sürpriz oldu. 'for today i am a boy' ise tartışmasız konserin en güzel anıydı. geldiği gibi uçarak gitse kimsenin şaşırmayacağı kesindi. bir yandan herkes 'hope there's someone'ı beklerken, diğer yandan da konseri bu şarkıyla bitireceğini tahmin ettiğimizden söylememesini de tercih edebilirdik. zira o hiç istemediğimiz an geldi. fakat kimsenin bir yere gittiği ve antony'yi de göndermeye niyeti yoktu. sahneye tekrar gelen antony piyanonun başına geçti ve yanmış, köhne binanın tarihini unutturmak istercesine bir rüya gibi bitirdi konseri. geldiğimiz gibi kapıdan geri çıkarken yüzümüzde yalnızca buruk bir huzur ifadesi vardı ve her ne kadar antony'ye sormamış olsak da bir daha ki buluşma için gün alıyorduk...(kerem uzun)

şarkı söylemek çok kolay norah jones harbiye açık hava tiyatrosu, 1 ağustos 2007 "hiç dert değil, çok kolay." sahneden ayrılmak üzereyken seyircilerden birinin "şarkı söylediğin için teşekkürler!" haykırışına işte bu yanıtı verdi norah jones. bakınca o kadar net anlaşılıyordu ki; şarkı söylemek onun için gerçekten kolaydı. konuşmaktan, hatta sahnede öylece, hiç bir şey yapmadan durmaktan bile. hem onun, hem de bütün seyircilerin en rahat ettiği anlar şarkı söylediği zamanlardı. izleyenler norah'nın pek çok yanından, ama en çok tevazu dolu tavrından etkilendiler. o gece sahnede sahteliğin tozu bile yoktu. bütün yaz istanbullulara bir kez bile yüzünü göstermeyen serin rüzgar, piyano başındaki norah jones'a eşlik ederken, o bundan gayet hoşnut halde saçlarını savurdu, rüzgarla konuştu, şarkı söylemeye devam etti... (onur yaşar)

yıldızların altında, çimlerin üstünde... the good, the bad and the queen parkorman, 11 ağustos 2007 neresinden başlamalı, nasıl anlatmalı bilemiyor insan. her biri, birbirinden müsemma 4 adamın proje topluluğu the good, the bad and the queen istanbul'daydı. evet, blur ve gorillaz'ın dahiyane frontman'ı damon albarn, çoktan kült mertebesine yükselmiş ingiliz punk 4'lüsü the clash'in efsane basçısı paul simonon -ki sahnenin en karizmatik ismiydi, the verve'ün gitaristi simon tong ve dünyanın yaşayan en iyi davulcusu kabul edilen fela kuti'den tony allen'dan oluşan bu süper grup parkorman'da bulunan şanslı insanlara unutulmaz dakikalar yaşattı. ön gruplar 'sakin', 'fungu', 'dandadadan' ve 'mor ve ötesi' ile birlikte coşan seyirci enerjisini atmayı beklerken topluluğun sakin ve hüzünlü şarkılarıyla bir an sendelediler önce, ama hemen toparlanıp gecenin ve müziğin kollarına bıraktılar kendilerini. yağmurlu londra'yı ve ingiltere'nin cümlelerle anlatılamayacak denli tezatlarla dolu hayatını anlattıkları şarkılarını peşi sıra çalan ve sonlara doğru bir rapperın sahneye çıkmasıyla konseri barış mesajıyla bitiren 4'lünün sahnedeki halleri görülmeye değerdi. kendi adlarını taşıyan ilk albümlerinden '80s life', 'kingdom of doom', 'green fields' ve 'herculean'ın da aralarında bulunduğu şarkılarını çalarken, parkorman'ın çimlerine uzanmış, yıldızlı gökyüzüne dalmış bizleri ihya ettiler. bir the clash ya da blur cover'ı bekledik ama bu haliyle bile tadından yenmez bir performans sergileyen 4'lünün sahneyi terk ederkenki halleri iyi müziğe ve barışa olan inancımızı da perçinledi. evlerimize çocukluk kahramanlarını dünya gözüyle görmüş olmanın verdiği o uçucu hisle dönerken mırıldanıyorduk; "...and we will keep singing it's not too late four you..." (bawer çakır)


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
KaosGLD96 by sol yayin - Issuu