Issuu on Google+

EŞCİNSELLERİN KURTULUŞU aynı zamanda HETEROSEKSÜELLERİ DE ÖZGÜRLEŞTİRECEKTİR

“... ürken,tiksinen, önyargıları pekişen insanlar olacaktır, olabilir. Ama önyargıları kriter alırsak yok olmamız lazım.

Oysa ihtiyacımız olan kendimizi ve benzerlerimizi sevmek.”


KAOS GL SATIŞ NOKTALARI:

İçindekiler Yoksa Sen de mi Nevrotiksin Annem? KAOS GL’den Tartışma, Eleştiri, Vs. Lezbiyen Sevgi Lezbiyen (Şiir) Mektup-lar-dan Ayıptır Söylemesi Bize Gelenler Şaibeli Aktivistler Tartışması Şiir Lambda-İstanbul’dan Arkadaşlara… Yaşamın İçinden Kartpostallar GL Kitaplığı Anatomi En Büyük Asker Bizim Asker-2 “Biz GL”yi Kurtlar Yedi

3 5 6 9 10 11 14 15 16 18 19 21 24 25 29 31

BURSA Can Kitabevi (Heykel) Ezgi (Altıparmak, Burç Pasajı), Kelepir (Sönmez İşhanı) ADANA Püren Kitabevi (Arı Sineması Sk.), Kardelen Kitabevi İZMİR Kabile (Konak), İleri (Konak), İletişim (Alsancak), Mephisto (Alsancak), Kelepir (Alsancak) Kemer (Konak) DENİZLİ Kelepir (İleri) Kitabevi, İSTANBUL Taksim Mefisto, Pandora Kitabevi, Pentimento (Beyoğlu Sineması Pasajı)

Eski sayılarımızı İstanbul, Ankara ve İzmir İskenderiye Kütüphanelerinde, İstanbul Pentimento’da (Beyoğlu Sineması Pasajı), İzmir Arkadaş Café’de bulabilirsiniz.

İZMİRLİ arkadaşlara ulaşmak için: : P.K. 41 Karşıyaka- İZMİR BURSALI arkadaşlara ulaşmak için: Alişan Pali, P.K. 894, Ulucami, 16375 BURSA LAMBDA İSTANBUL’A ulaşmak için: P.K. 103 Göztepe/İSTANBUL (e-mail: turkiye@qrd.org)

A B O N E L İ K

ANKARA Dost, Kelepir (Konur 2), Bilim&Sanat, İlhan İlhan, İmge, ve Doruk (Konur 1) Kitabevleri

İ Ç İ N

YURT İÇİ 1 YILLIK ABONE BEDELİ 5.000.000.-TL, 6 AYLIK 2.500.000.-TL YURT DIŞI 1 YILLIK ABONE BEDELİ: 75 DM YA DA 50 $ (POSTA DAHİL) T. İŞ BANKASI MEŞRUTİYET ŞUBESİ (ANKARA) ALİ ÖZBAŞ 4213 0544328 NO’LU HESABA YATIRILMALIDIR PLEASE, TRANSFER 75 DM OR 50 $ AS 1 YEAR SUBSCRIPTION PERIOD TO THE FOLLOWING BANK ACCOUNT: T. İŞ BANKASI MEŞRUTİYET ŞUBESİ (ANKARA) ALİ ÖZBAŞ NO:4213 0544328 DEKONT YA DA FOTOKOPİSİNİ MUTLAKA ALİ ÖZBAŞ P.K. 53 CEBECİ/ANKARA ADRESİNE POSTALAYINIZ. TEK SAYILIK İSTEKLERDE 400.000.-TL’ lık POSTA PULU GÖNDERİNİZ

e-mail:

46. SAYI: Dizgi:

kaosgl@ilga.org kaosgl@geocities.com

Düzelti:

Ali Ferhat Gay’e Efendisiz

Kapak Tasarım:

Özcan

internet sayfamız: http://www.geocities.com/WestHollywood/Heights/3050

KAOS GL AYLIK POLİTİK GAY VE LEZBİYEN DERGİSİ HAZİRAN 1998

YIL 4

SAYI 46

HER AYIN 20’SİNDE ÇIKAR. KAOS GL ilga üyesidir B u

d e r g i

K A O S

G r u b u

t a r a f ı n d a n

YAZIŞMA ADRESİMİZ

Cem Sıtkı Sıyrıldı Kerem Yeşim Atilla Karakış

¨

y a y ı n l a n m a k t a d ı r .


YOKSA SEN DE Mi NEVROTiKSiN, ANNEM? “Kendinden nefreti ve taşıdığı yıkıcı gücü gözden geçirirken, bunun içindeki büyük trajediyi, belki de insan aklının en büyük trajedisini görmekten kendimizi alamayız. Sonsuzluğa ve mutluluğa ulaşmaya çalışan insan, ayrıca kendini de yok etmeye başlar. Ona ün vaad eden şeytanla antlaşma yaptıktan sonra, insan, cehenneme – kendi içindeki cehenneme- gitmek zorundadır.” K. Horney

ÖZET: Bir bahar akşamı, beni, çekirdek yemek için Fatih Köprüsü inşaatına çağıran arkadaşımın niyetinin ırzıma geçmek olduğunu düşünüp sevinirken, onun “Bu kültürde eşcinsellerin sağlıklı olmasına imkan yok, en azından nevrotik olmalılar.” mealindeki sözü ile şehvet yerini nevrotizm hakkında derin bir araştırma ve gözlem açlığına bırakmıştı. Yaptığım çeşitli idrar ve dışkı tahlilleri sonucunda tarihi kararı vermiştim: Maalesef hemcinslerimin büyük bir bölümü nevrotikti ve ben bu gerçeği öğrendiğimde çoktan nevrotik olmuştum. Benim için çok geç, bari siz kendinizi kurtarın. (Son cümle, bir savaşta yaralandığı için yürüyemeyen bir askerin ‘oğlum, elin enayisi sen miydin? Sikim hıyar diyene elinde tuz en önde koştun, bak diğerlerine bir bok olmadı sen ananınkini gördün’ diye içinden geçirirken, arkadaşlarına, kahramanlık icabı söylediği bir söz edasıyla okunursa bir espri olur diye düşündüm.)

İlk kez bir erkek olduğumu fark ettiğimde dünyanın en doğal davranışı, bu özelliğimi bir erkekle paylaşmak gibi gelmişti bana. İçlerinden birinin gün geçtikçe daha çok aklıma düşer oluşu ergenliğin hormonlu bakışlarıyla da olsa gerek bir çiçeğin açması kadar olağanüstü ve doğaldı. Benim de bir yüreğim vardı ve o yürekte özel bir isim. Acı gerçeği, erkek sevgilime evlenme teklifi bile yapamadan bir gece kapıma bırakılan, üzerinde “sen ibnesin oğlum!!! İmza: Bir Dost” yazılı bir nottan öğrenmedim. Her genç ibnenin bir gün başına geldiği gibi “ulan bu herifler (yani arkadaşım olan ve olmayan erkekler) şu karılarda ne buluyor? Yoksa ben ibne miyim neyim?” diye düşünmeye başladığımda çoktan iş işten geçmişti. Maalesef ‘ibne’ kelimesinin gerçek anlamını öğrenmiştim. İşte bu duygu bende kendime yönelik kızgınlık duygularının oluşmasına neden olmuştu. Bu toplumda yaşamanın kazandırdığı bir sezgi ile “kötü” bir insan olduğumu seziyordum. (Üstelik sevdiğim erkek ne derdi acaba? Kendisini seven adam ibne çıkıyor. Rezalet, abla!) Kolay değişmiyor bu duygular: Kendimden utanıyordum, süreçte, en son olmak istediğim kişi kendim olmaya başlıyordu. Doğal olarak, yabanıllaşan iç dünyam ile bir türlü düzen tutamayan dış dünyam arasındaki gerilim anamı mikiyor, donunu da elime veriyordu. Bir sabah aynada fark ettim, koca burunlu, gözü çapaklı, saçı dağınık, gözleri pörtlek, iki ön dişi hala bir tavşandan evrimleşme sürecinde olan biri bana bakıyordu. Çığlıklarıma koşanlar, o yaratığın kendim olduğunu bana kabul ettirmeye çalışınca geçirdiğim

hayal kırıklığı ile anlamıştım: Kendimden nefret ediyordum. Çünkü ben bir garabettim. Eveet, bir delinin hatıra defterinden alınma gibi duran bu pasajlardaki yaşantılar tamı tamına böyle olmasa da yaklaşık olarak durum bu merkezdeydi. O günler geçti. Ama bir çok tepkiyi belirleyici bir dönem olarak –artık yapılacak pek bir şey kalmamış da olsaönemini hep korudu. Kendinden utanma, kendini kabul etmeme kaynaklı suçluluk duygularını yaşamak için ille de eşcinsel olmak gerekmiyor. Aslında bir çok insanın bedenine, sosyal ya da ruhsal konumuna yönelik bu tür tepkileri vardır. Ve özünde nevrotiklik denen nane eşcinsellere özgü bir algı ve davranış biçimi de değildir. Kendinden utanma kaynaklı suçluluk duygularının, insanın kendi içinde ikiye ayrılması ile başladığını söylüyor K. Horney. Bu iki kişiyi: “Eşsiz, ideal bir insan vardır; ayrıca onun (ideal özün) her işine burnunu sokan, onu rahatsız eden, utandıran, istenmeyen bir yabancı (güncel öz) vardır.” şeklinde tanımlıyor. Bu şekilde ikiye ayrılmanın sebebi ne olabilir ve bu hastalıklı bir gelişmenin nedeni olabilir mi? Bir gövdede iki kişi yaşamak insanın doğasında olan bir durumdur neredeyse. Gerçek benliğimiz (Güncel öz denen yanımız), iyi, kötü, gelişmiş, ilkel bir yığın farklı değerlere sahiptir ve bu değerler hayat boyu yaşanılan olaylardan çıkarılan sonuçlardan oluşmuştur. Bu nedenle de her insanda birbirinden farklı yapılar gözlenir. (Hayatım roman, her insan bir derya, insan

KAOS GL 46 / 3


anlaşılmayan bir muamma... gibi bilgece söylenmiş insanları anlama acziyeti ifade edilen tüm cümlelerin arkasında yatan esrar budur. Yoksa biraz gözlem ve çözümleyici bir mantıkla insanların hiç de anlaşılmaz birer garabet olmadıkları görülebilirdi.) Bu gerçek benliğimizden (Güncel benlik) farklı olarak bir de iletişime girdiğimiz toplumun/çevrenin/grubun olumlu hedeflerine, ulaşılması için özendirdiği değerlere göre oluşturduğumuz, ne olduğumuzdan çok ne olmak isteğimiz ile ilgili olan bir diğer benlik katmanı var: İdeal benlik. Doğal olarak, bu benlik katmanı bulunduğumuz çevre içindeki kabul edilir oluşumuz ile ilgilidir. Özendirilen değer ve tavırlara ulaşmaya yönelik enerjilerimizi de bu katmandan alırız. Böylece, bir toplumda ahlaksızlık sayılabilecek onlarca davranışı bizlerle derin bağları olduğu için, içine girmek zorunda olduğumuz daha küçük çevrede kabul gördüğünden benimsemek/yapmak seçiminde bulunabiliriz. İşte tam bu noktada benimsenen davranış ile olan ilişkimizi gözden geçirmek yerinde bir tutum olacaktır. Yüksek sesle herkes güler ve bu rahatlamaya yönelik bir tepkidir ama yapı ve ihtiyacınıza göre bazen yüksek sesle gülmek ne kadar şen şakrak bir insan olduğunuzu ya da dikkatini çekmek istediğiniz bir partner adayının varlığında da işaret olabilir. Dışarıdan bakıldığında genel ahlak yargılarına ters düştüğü için hayret ve öfke ile karşıladığınız insanları aklınıza getirince ne demek istediğimi daha net anlayacaksınız. Biraz içinize eğilirseniz, hep yanlış anlaşılmış, bir türlü keşfedilmemiş, sizden başka kimsenin tam olarak dilini anlayamadığı o yanınızla yüz yüze Kendinden utanma, kendini geliverirsiniz. İşte kabul etmeme kaynaklı bu ideal benliğinizdir. suçluluk duygularını Yuvarlanmamaya yaşamak için ille de dikkat ederek eşcinsel olmak gerekmiyor. eğilmeyi sürdürürseniz bu Aslında bir çok insanın sefer de şapka bedenine, sosyal ya da düşer, kel görünür ruhsal konumuna yönelik misali diğer yanınızı bu tür tepkileri vardır. Ve hissetmeniz an meselesidir. özünde nevrotiklik denen “Uzun nane eşcinsellere özgü bir süre dokunulmadan algı ve davranış biçimi de bir yana bırakılan bebeklerin büyük bir değildir. gerilim gösterdikleri ve her hangi bir

hastalığa hemen yenik düşebilecek bir görünüm içine girdikleri Spitz tarafından saptanmıştı. Bu gözlem duygusal yoksunluğun kötü sonuçları da birlikte getireceğini sergiliyordu. Böylece söz konusu gözlemler uyarılma-açlığı düşüncesinin oluşumuna yol açtı. Bu arada günlük deneyimlerimizden anlaşıldığı gibi en özlenenlerin fiziksel uyarılar olduğu açığa çıktı.” (Berne, E. Hayat Denen Oyun, Mert Yay.,s.13) Yukarıda belirtildiği gibi bir çevre içinde yaşama, diğer bir deyişle uyarılma açlığımızı doyurma zorunluluğumuz var. Bu yüzden benzerlerimizle bir araya gelme, aynı dili konuştuğumuza inandığımız kişilerle toplanma eğilimindeyiz. Sorun olan bu değil, sorun yaşamımızı ne kadar kendimizle barışık, kendimizi kabul ederek diğer bir deyişle ne kadar az suçluluk duyarak geçirdiğimizle ilgili. İdeal öz ile güncel öz arasında farklar olması doğaları gereğidir. Sorun ideal özün, güncel özü örtmesi ile başlıyor. Yani o yılan ideal ben yok mu? Her şey onun başının altından çıkıyor. (İşte suçu bir nedene yüklemeyle verilmiş nevrotik tepki. Kaçar mı benden?) “Abla, karının yediklerini toplasan Ankara-İstanbul otobanına yol çizgisi olurdu. (Aslında,’Ben ne namuslu, ne tek eşli, ne edepli, ne uslu bir gacıyım. Ben ne sağlam bir deliğe sahibim. Büzgülü kaslarımın büzgüleri bir sanat eseri gibi yıllar geçtikçe değeri anlaşılıyor’) dedirten de o, insanı yolda yürürken bir hecin devesi gibi kıvrıla büküle yürütüp de bazı kişilerin ‘nasıl oluyor da oluyor ve homoluklarını fark ettiklerini’ anlamasına engel olan da o. Ne de olsa siz hiçbir kışkırtıcı uyaran göndermezsiniz, kıvırmalarınız da, alıktırma! diye bağırmalarınız da gayet doğal ve masumdur. Ama bazıları nereden anlar, anlamak mümkün değil, o zaman ‘onlar da kadın ayol...’ ya da ‘Abla! gööööt göööt diye inledi’ de vermediniz oluverir (Nearzuedilir olmanın en kolay ve bilinen yolu her halde gösterip de vermemek tabiri ile ifade edilen tutumdur.) Neyse, bu ideal benlik insanı ilerleten, maddi ve manevi alandaki çalışma hevesini arttıran masum bir mekanizmadır doğalında. Ama nevrotiklerin derinliklerindeki o güncel benlik diye tabir edilen özle barışık olmama nedeni ile ideal benlik ilerletici, insanın önüne hedefler koyucu olma fonksiyonun yitirerek daha ziyade saklanmak istenilen özün önüne çekilen bir perde işlevini görmektedir. (Vah vah vah!) Artık birey, racona göre davranmaya başlamıştır. Gözde olan değer neyse (Dar büzükler, kol gibi similya yemeler, daha bir ‘kıdın’ olmalar, hatta, neredeyse bir şempanzeyi temizlemeye yetecek kadar ağdaya rağmen ‘kılsız’ doğmalar... ), hedefi çevresini o değere zaten sahip olduğunu kanıtlamaya çalışmakla

KAOS GL 46 / 4


geçmektedir. Doğal olarak içsel dalgalanmalarla paralel seyreden bir dengesizlik hayatın her alanında kendini göstermeye başlamıştır. Bir gün önce hayatî öneme sahip bir arkadaş ertesi gün en büyük kazığı atan bir düşman oluverir. Bir saat önce yerden yere vurulan bir davranış en uzman yollarla icra edilir. Aklanmanın gerektiği anlardaki ırza geçme senaryoları, kız gibi büyüten ebeveynlerle ilgili senaryolar üç saat sonra detayları unutulmak üzere alelacele yazılıverir. ( “Genellikle nevrotik birey, kendini temize çıkarmak için, duruma bağlı güçlüklerin ya da şanssızlıkların üstüne atlamaya heveslidir: Yapabileceği her şeyi yapmıştır; uzun bir öyküyü özetlemek gerekirse kısaca o harikadır. Ama onu yıkan başkalarıdır, konumun tamamıdır ya da kazara hatalarıdır.” K. Horney) Salya sümük ulaşılmaya çalışılan sevgilinin konumunu ise takdirlerinize bırakıyorum. Tam da onsuz asla yaşanmayacağına kararlar verilmişken, hatta dünyaya onunla birleşip başlarının göğe ermesi için gelindiğini fark etmişken aniden bitiveren ilişkinin acısına hiç girmeyeceğim. Yalnız şu tespit yerinde olacaktır. Başlamamış bir ilişkinin bitmesi ile duyulan ayrılık acısı pek de akıl alır gibi değildir. İşte bir türlü tanımını yapmadığım nevrotizm böyle akılalmayan tepki ve algıların bir genel tutum olarak, hayattaki sorunları çözmeye yönelik bir davranış biçimi olarak benimsenmesidir. Tabi buna sorun çözmek mi yoksa yeni problemler mi çıkarmak denir, orası tartışılır. Alıntılar: ‘Nevrozlar ve İnsanın Gelişimi’ (Karen HORNEY)

KAOS GL’den ABONE VE ESKİ SAYILAR Yeni abonelik koşullarımızı ikinci sayfamızda bulabilirsiniz. Elimizdeki mevcut eski sayılar; Mayıs, Haziran, Temmuz, Aralık 1997, Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs 1998. DAĞITIM Ankara dışı dağıtımı KAOS GL okurları gönüllü olarak üstleniyorlar. Yaşadığı bölgede kitapçı ya da benzeri yerlerde KAOS GL satılabileceğini düşünen arkadaşların bizimle iletişime geçmelerini bekliyoruz. KAOS GL’nin hangi kitapçılarda satıldığını 2. sayfamızda bulabilirsiniz. HAFTALIK TOPLANTILAR TATİLE GİRİYOR! Her Pazar düzenli olarak yaptığımız toplantılara Temmuz ve Ağustos aylarında ara verilecektir. Eylül’de Pazar toplantılarımız yeniden başlayacak. Ancak bu aylarda da bizimle posta kutumuz ve e-mail aracılığıyla iletişim kurabilirsiniz. Ayrıca Temmuz ve Ağustos aylarında dergimiz yine düzenli olarak çıkmaya devam edecek. Yani KAOS GL dergisi tatile girmiyor. Geçen ay da duyurduğumuz gibi 17 Mayıs Pazar’ında James Ivory’nin “Maurice” adlı filmini izledik. 31 Mayıs’ta ise piknik’e gittiğimiz için Jean Genet’nin “Un Chant de Amour/Aşk Şarkısı” adlı filmini 7 Haziran’da, “Go Fish” adlı İngiliz lezbiyen filmini 14 Haziran’da izledik. 28 Haziran’da ise William Freidken’in “Devriye” adlı filmini izleyeceğiz. ADRES: Toplumsal Araştırmalar Vakfı, Ziya Gökalp Caddesi, 16/11 (6. Kat), Kızılay, ANKARA (Fransız Kültür Merkezinin karşısı) PİKNİK Yağmurların dinmesini beklemedik ve 31 Mayıs’ta grup olarak pikniğe gittik. 2 saatlik bir yolculukla Işık Dağı’na vardık. Ankara’ya bu kadar yakın bir mesafede olağanüstü bir ormanın olduğunu pek çoğumuz ilk defa görüyordu. Piknik yaptığımız alandan “Karagöl���e dağcı rehberimiz eşliğinde 2 saat süren bir yürüyüş yaptık. O gün bulunduğumuz alanda yağmurun yağmaması pikniğimizi daha da şenlendirdi. Eşcinseller olarak Işık Dağı’nda gerçekleştirdiğimiz bu pikniğin sadece geceyle yetinmeyerek güneşi de isteme azmimizi kamçılamasını umalım. Hele ki “manyak mısınız, Kızılcahamam’dan linç edilmeden nasıl geçeceksiniz” diyen arkadaşlarımızın sözlerinin şaka mı, ciddi mi olduğunu anlamakta güçlük çekerken… LAMBDA-İSTANBUL’UN TOPLANTI ADRESİ DEĞİŞTİ Yeni adres: Toplumsal Araştırmalar Vakfı, İstiklal Caddesi, Bekar Sokak, 14 (İstiklal’e girişte sağdan 3. sokak. Sappho Bar’ın iki üstü.)

KAOS GL 46 / 5


TARTIŞMA, ELEŞTİRİ, VS. Sevgili Lezbiyenler Dışımızdaki dünya sadece lezbiyenliğimizi değil bir bütün olarak kadınlığımızı, kadın dünyamızı eziyor, hırpalıyor, sindirmeye çalışıyor. Bu acımasız curcunanın içinde KAOS GL birbirimize açılan sıcak bir pencere. Dergiye tüm eşcinseller yazmalı ve içlerinden ne geliyorsa onu yazmalı. Birbirimizin sesini duyabilmek için o kadar az fırsat var ki KAOS GL gibi bir fırsatımız varken bari rahatlığı, içtenliği yaşayabilelim. Bize yabancı olan ve çoğu kez kimliğimizi saklayarak yaşamak zorunda olduğumuz dünyada dışavuramadığımız enerjimizi gönlümüzce KAOS'a taşıyabilelim. İşte Duygu Zafer tam da bunu yapmış 43. sayıdaki tüylü, aşklı, duygulu yazısında. Yazıyı okuyunca "işte canavar gibi bir kadın" dedim. Milyonlarca hetero/lezbiyen pısırık, sinik, ezik kadının arasında dik bir baş. Kadın sıcaklığı hissediliyor yazının her satırında. 45. sayıdaki Eleştiri mektupları ise çok şaşırttı beni. Gül'ün midesi bulanmış, Hacer önyargılardan ürkmüş. Boşverin be kızlar! Bırakalım duygu hepimizin hissettiği ama yazmadığı/yazamadığı bu güzel duyguları dile getirsin. Biraz da önyargılı heterolar düşünsün bizim cinselliğimiz üzerinde. Çünkü vajina sıvısı sahiden tatlı, am tüyleri gerçekten de güzeldir. Ne öğretildi bize, tüm bunların iğrenç bunlardan sözetmenin ayıp, günah olduğu değil mi? Artık Anja Meulenbelt’in dediği gibi “Utanç Bitisin!”. "Bizi kendi bedenimize, kadın bedenlerine yabancılaştırdılar yıllardır. Bu yabancılaşmayı kırmanın bize pis olduğu öğretilen şeyleri ne çok sevdiğimizi haykırmaktan başka yolu yok. Duygu'nun yazısından ürken, tiksinen, önyargıları pekişen insanlar olacaktır, olabilir. Ama önyargıları kriter alırsak yok olmamız lazım. Oysa ihtiyacımız olan kendimizi ve benzerlerimizi sevmek. Duygu tam da bunu yapmış, amı da tüyü de sevdiğini yazmış işte. Yazmasının nedeni bence abazanlığı değil, her yürekli lezbiyende bulunan iç çoşkusu ve enerjisi. Bu kadar az lezbiyenin konuştuğu yazdığı bir ortamda etrafına enerji saçan bu kızkardeşe sanırım haksızlık yapılıyor. Zaten bu biraz da entellektüel lezbiyenlerin sorunu. Bizler halkımın kadınların daha utangacız sanki. Kadın hamamlarındaki muhabbetlere şahit olmadınız mı hiç?

Kapısı perdeyle örtük ağda odalarında yaşananlar ayıpladığınız Duygunun bile dudaklarını uçuklatır. Onlar sıkılmıyor, utanmıyor, başkaları ne düşünür kaygısı taşımıyor. Hamamın ortasında "sike yapışan yeni gelin gibi ama yapıştınız mı kız? çıkın artık ağda odasından" diye bağırıyorlar. Lezbiyen olduğunun farkında olmak acaba bizi utangaç mı yapıyor? Lezbiyenlik belki KAOS kuşağı kadınları ile tanınacak bu ülkede. Belki de bu sorumluluk duygusu bize "Hanımhanımcık, ciddi, aklı başında kızlar olmalıyız" psikolojisini yaşatıyor. Bu ağır bir yük, haklısınız. Ama hepimiz döpiyes giyip şapka da taksak birer cadı olduğumuz düşüncesinin silinmesi zaman alacak. Lezbiyenlerin bugün, bu ülkede neye ihtiyacı olduğuna birlikte karar verelim. Temiz cici kızlar imajına mı? E ülkenin kadın nüfusu hep birlikte bu imaja uymaya çalışıyor zaten. Aile, okul, töre bizden bunu istiyor. Yapıyoruz da ne oluyor? Bir işe yaramadığı ortada. O zaman cici değil deli kızlar olalım, onlara inat sıcacık amlarımız, meme-mestan dağınık, sahici kadınlarız işte. Bırakalım, görsünler! Herşeyin daha çok başındayız ve sayımız az. İhtiyacımız olan şey dayanışma, sevgi, hoşgörü. Utanç değil! Hem bir am tüşünü sevmekle başlamıyor mu herşey?

Meltem/Ankara

ccc LEZBIYEN BAKIŞMALAR Biz Ankara'da bir grup lezbiyen. Bir aydır toplanıyoruz periyodik olarak. Aslında birbirimizi daha uzun süredir tanıyor ve birbirimizden bağımsız olarak bir araya gelmeye ihtiyaç duyuyorduk, ancak ne için, neden, nasıl... bu sorulara yanıt bulamıyorduk. Sorularımızı birbirimize sormamız gerektiğini ancak bir kıvılcımla başlattığımız toplantılarda keşfettik. Birbirimize ve toplantılarımıza karşı bir kavrayışımız var artık, bir birliktelik hissi, bir arayış. Biz bu grubun içinden dört kişi olarak, bu yazıda size toplantılarımızı ve grubumuzu anlatmayacağız. Mayıs 98 Kaos GL' sinde Duygu Zafer'in "Lezbiyenliğin Derininden Yüzeyine" başlıklı yazısında, yazarın lezbiyenlerin toplanmalarına

KAOS GL 46 / 6


çağrısının tam da bizim birbirimize duyduğumuz ihtiyaç olduğunu fark ettik. Biz bu yazıdan ve Duygu'nun yazdıklarına karşılık yazılanlardan bahsedeceğiz. Aslında bir toplantıda bu yazıları okuyup, tartıştık, fakat şimdi, bu gece dördümüz düşündüklerimizi yeniden düşündük ve bulduklarımızı sizlerle paylaşmak istedik. Duygu'nun yazısında yazı olmaktan uzak bir şey vardı, içine giremedik, içine giremeyince dışımızda bıraktık önce. Daha önce okumadığımız kelimeleri vardı Duygu'nun, daha önce dokunulmadık yerlere dokunmuştu, biz de dokunmalıydık. Duygu bizim yazılarda alışık olmadığımız günlük dili kullanmıştı, lezbiyen cinselliğinin gündelik dilde ironi ve sembolizmle anlatımı. Anladık ki biz kendi cinselliğimizden ve yazmaktan korktuğumuz için yazının içine giremedik. Bir anlamda Duygu'nun yazısıyla kendimizi sorguladık. Gerçi bu yazıya karşılık yazılanları okuyunca kendi içimizdeki noktaları yakalamamızdaki içtenliğimizin de hakkini vermek gerek. Bu ilk defa karşımıza çıkmıştı ve biz coşku dolu bir şekilde bu konuya doyduk. Yazıdaki "kil koleksiyonu" sembolizmini anlamayanlar, Duygu Zafer'in Necla Arat'a verdiği ceza gibi, bu yazıyı beş milyon kere okuyabilirler. İşlerine yarayacaktır, bizim içimizdeki coşkuyu kavrayacaklardır. Ancak tüm bu beğenimize rağmen, lezbiyen cinselliğinin bu ilkaktarımının acemilik ve dağınıklık koktuğunu da itiraf etmeliyiz. Sanki iki ya da daha fazla yazı bir araya getirilmiş gibiydi. Ama biz bu yazıyı çok çok sevdik. O, kadın olarak kadını nasıl hissettiğini anlatmanın kelimelerini aramış. "Yüreklerinden, gözlerinden, alınlarından, avuç içlerinden öptüğüm, hayatimi anlamlı kılan, çoğunlukla maddesellikten arınıp, ruhlarına nüfuz ettiğim yaban çiçeklerim." Aslında tekrar tekrar okudukça, özellikle ilk paragrafı yaşama sevinciyle alıntılama isteği duyuyoruz, ama gerek yok herhalde. Hetero cinselliği her yerden üstümüze gelirken, dört yaşında kız çocukları bile erkek çocuklarını öpmeleri

gerektiğini öğrenirlerken televizyondan, biz, heteroseksüel insanların yargılarından korkup kendi cinselliğimizi yok mu sayacağız? Onlardan hoşgörü beklemek adına lezbiyen kadınların arasından cinselliği söküp atacak miyiz? Erkek egemen toplumun kadın cinselliğini yok saymasına biz lezbiyen kadınlar hiç mi karşı çıkmayacağız? Lezbiyen ya da heteroseksüel kadınların bu noktada erkeklere karşı durmaları gereken yerler ne kadar da aynı. Duygu, artık hiçbir kadının kardeşi ya da ablası olamayacağını söylüyor. Yani Duygu, çocukluk çağımızdan beri içimize yerleştirilmeye çalışılan "diğer kadını rakip olarak görmekten" kurtulmanın psikolojisini anlatıyor. Kendimizi bulmamızı anlatıyor. Kadınları bize öğretildikleri konumdan değil, kadın olarak tanımanın yollarını sezdiriyor. İşte yine, yine "cinselliğinizden korkmayın" diyor. Pek çok yerde iki kadın arasındaki cinsellik şiirsel ve/veya estetik olarak gösterilir. İki kadının arasında gerçekten cinselliğe dair olan şey(ler) reddedilir, görmezden gelinir. Oysa Duygu gündelik dilin çıplaklığıyla tam da bunları ifade etmiş. Kadının kendisine karşı konumunu, öğretilmişliklere rağmen belirlemiş ve en önemlisi anlatmaktan çekinmemiş. Bize öğretilir, cinsellik ürkütücüdür, karanlık noktadır, ayıptır; korkarız ondan. Kendimizin cinsellikteki, cinselliğin kendimizdeki yerini anlamak, kavramaktan korkarız hep. Bu yüzden zordur yaşı küçük bir kadının lezbiyenliğini keşfetmesi, keşfedince kabul etmesi, kabul edince etrafına açılması. Tüm bu süreçte küçük kadının yaşı büyür ama korku aynı kalır. Ama yapmıştır ya artık, korkusunu bununla yener, heteroseksüelleri rahatsız etmekten çekinip cinselliğini saklayarak değil. Yürüyeceğimiz yol "heteroseksüellere kendimizi nasıl beğendiririz, onların uygun göreceği davranışlar nasıldır?" sorularının yanıtlarıyla biçimlenmez, kendi içimizden gelenle, kendimizi, kadınları ve yaşamı algılayışımızla belirlenir.

KAOS GL 46 / 7


LEZBİYEN SEVGİ

Biz bunlardan korktuğumuz için yazmaktan korkuyoruz, biz bunlardan korkmamayı öğreniyoruz artık, biz yazıyoruz. Biz Duygu gibi bunlardan, her şeyden korkmamayı öğrenmek için bir araya gelmek istiyoruz. Duygu'nun toplantıları "randevuevi" olarak görmediğini bildiğimiz için içten çağrısını onaylıyor, destekliyor ve yineliyoruz. Biz bir araya gelerek bunları, her şeyi konuşuyor, birbirimizi anlıyor, birbirimize, yüreklerimize dokunuyoruz. Biz birbirimizi seviyoruz.

KADINIMIN MEKTUPLARINA CEVAP Siyah'tan Duygu'ya: 1. Mektup:

Burcu, Ebru, Zeloş, Yeşim/Ankara Not: Duygu'nun yazısına karşılık yazılanlar bizi derin düşüncelere itti: Seviye nedir? Yenir mi, içilir mi?

Yepyeni bir solukla silkinip, uyandığım bir eşikteyim şimdi. Bunca yabanıl ot içinde bir tek benim ayrıksı otu olmadığımı bilmenin verdiği bir heyecan yaşıyorum. Aşırı duyarlılığım hep ayrıntılarda yakalar beni. Oysa şimdi ilk defa yaşadığım bu ayrıntıların tadını, sonuna kadar çıkarmak istiyorum. Seninle öpüştüğümüz zaman beynimin ve vücudumun her hücresinde hissettiğim o teğetsel hazzı anımsadıkça ya da düşündükçe bile ürperiyorum. Aslında çok uzun zamandır böylesi bir heyecan yaşamak istiyordum. Ama ütopik olmamak için tanımlamaktan korkuyordum.

ccc Dergide yazanlarla ilgili olarak, yalnızca gaylerin erotik yazılar yazması ve lezbiyenlerin daha kapalı yazmaları beni hep düşündürmüştür. Lezbiyenler bile “uslu, terbiyeli” kız rolünden sıyrılamamışlar. İlk kez biri çıkıp içinden geldiği gibi yazıyor (ki ben çok çok beğendim sınırsızlığını) ama herkes ayıplıyor!? Hacer Tunalı “hatununu kaptırma” korkusundan toplantılara katılmayacağını söylüyor. Gayleri aynı tip yazılar konusunda eleştirmeyenler, sözkonusu lezbiyen olunca mangalda kül bırakmıyorlar. Bu ayrım niye? Lezbiyen imajı başkaları kapalı yazınca mı değişiyor? Herkesin partneriyle utanmadan (utanmaları da gerekmiyor) yaptıkları yazıya geçirilince mi utanç verici oluyor? Adımız çıktı kötüye düşüncesiyle en insani arzularımızı kağıda dökmeyelim mi? Bütün eleştiriler lezbiyenlerden. Gayler daha açıklar bu konuda. Bir gün toplantıda rastlarsam Duygu’yu enfes ve türünün ilk örneği yazısından dolayı da kutlayacağım. Keşke tüm lezbiyenler böyle sınırsızca yazabilse, insanlar yenilikleri daha kolay kabullenebilse...

Ben bazen gölgesinde dinlendiğin bir çınar, bazen kıyısında güneşlendiğin bir deniz; ama çokça içinde fırtınaların koptuğu bir mevsimim. Çoğu zaman ve çoğu yerde vitalitem yüksek olmasına rağmen yaşamla bağları çok zayıf, kırgın ve mutsuz bir insanım. Ben bu karmaşanın içindeyken bir insana huzur ve mutluluk yada aşk verebilir miyim, bilmiyorum! Bunları niye mi yazıyorum? Madalyonun öbür yüzünü de gör ve sonra eğer hâlâ istiyorsan, açıl benimle maviliklere. Şimdiden kolay bir yolculuk olmayacağını söyleyebilirim. Ama ben kendi adıma, damarlarımı çatlatırcasına bu aşkı yaşamak istiyorum. Sen benimle ne yaşayacağını biliyor musun, ilgileniyor musun bu tip ayrıntılarla, bilmiyorum. Ama ben seninle olağanüstü bir aşk yaşayacağımı kesinlikle biliyorum. Çok yoğun, sancılı duygular yaşıyorum. Kendimi betimlemekte bu kadar zorlandığım anlar sanıyorum çok az olmuştur. Genellikle iyi yazılar yazdığım söylenir ama bu yazıda yazmak istediklerimle yazdıklarım birebir örtüşmüyor. Sana yazdığım bu ilk yazının daha özel ve güzel olmasını isterdim. ama bunu bir şekilde telafi ederim. Gözlerimle ruhuna akıtabilirim tüm duygularımı. Ama yanında hırçınlıklarım, yalnızlıklarım ve huysuzluklarım da olabilir.

Belen KARADAĞLI /İstanbul

"Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim", evet bunu da sevebilirim. Ama en çok; herkese başka çağrışımlar yaptıran kimliğimi, artık anlatmayacağım bir düzen içinde emeğin ve sevginin varlığın sürdürebildiği bir düzlemde, seninle elele yürüyebilme ya da birbirimizin gözlerinde eriyebilme ihtimalini besleme ümidini seviyorum.

KAOS GL 46 / 8


Şimdilik bu kadar bir tanem. Kalbinden beynine giden o yolun yolcusu olmamı kabul etmeni dileyerek gözlerinden ve o güzel dudaklarından öpüyorum. 2. Mektup: Evet, zulada hiçbir şey olmadığı doğru. Böylelikle hiçbir şeyi cepten yeme şansımız olmuyor. Herşeyi ter dökerek biz inşa etmek zorundayız. Zaman zaman birbirimizi algılayamasak da, bunun için gösterdiğimiz çabaların bile güzelliği olduğunu düşünüyorum. Böyle, birdenbire nasıl oldu da hayatıma girdin ve ben nasıl oldu da hayatımla ilgili herşeyde "biz" diye düşünmeye başladım? Bazen senin bir büyücü olduğunu ve gözlerinle aklımı başımdan aldığını düşünüyorum. Evet, doğru zulada hiç bir şey yoktu. Ama 17 günde öyle çok şey birikti ki içimde, şimdi onları nereye sığdıracağımı bilmiyorum. Düş kurmak yada söz vermek hiç tarzım değildir. Eğer hep seninle olmayı istemem bir düşse, evet sana dair düşlerim var. Eğer seni hiç aldatmayacağımı, hep seninle olacağımı söylediysem, evet sana verilmiş sözlerim var. Ne mutlu bana ki, bunları söyleten bir kadınım var. Bir kadınla birlikte olmanın farklılığını ve

güzelliğini beynimin tüm hücrelerine kadar seninle farkettim aslında. Gözlerini düşünüyorum şimdi. Gizil'in arayışında, okşayan, sevişmeye davet eden, hüzünlü bazen, bazen de herşeye teğet geçen... Gel, yaşamı birlikte ıskalayalım, birlikte dokunalım sevgiye, dostluğa, emeğe ve aydınlık günlere... Gel, sevişelim, damarlarımızda dolaşalım birbirimizin. Gel, ak-bulut'un üzerinde birlikte gidelim o "lacivert ülke"ye... Gel, ruhsal orgazmı götürelim kadınlara, erkeklere.... Gel, birbirimizin gözlerine kilitlenmemizi, orda buluşmamızı ve kayboluşumuzu, sonra tekrar buluşmamızı hissettirelim dışımızdaki objelere... Gel seviş benimle, yala vücudumu; çünkü kendi tadını ve kokunu bulacaksın tenimde. Gel vücudumda eri, götüreyim seni, gözlerimizle sevişirken gittiğimiz o med-cezirli yerlere... Gelme artık, biraz da ben geleyim; seni alayım, öpeyim, okşayayım, koklayayım, yalayayım... Yakayım seni vücudumun ateşiyle. Vücudunun her yerinde olayım; ellerimle, dudağımla, dilimle. Gel koş benimle damarlarını çatlatırcasına aşka, özgürlüğe ve tüm güzelliklere... Kadınım; beni çoğaltan, büyüten her parçamdan yeni ben'ler yaratan, beni hayata döndüren, güzelliğiyle beni büyüleyen sevişmesiyle beni çıldırtan KADIN'IM... İyi ki varsın, benimlesin, benimsin, iyi ki seninleyim, seninim. Hep benimle ol, benimle kal. Yaşamı akıtayım ruhuna, gözlerine, beynine. İki başlı bir dev-yada gölge olalım yaşamın içinde. Bana kadın olduğumu, aşık olduğumu hissettiren KADINIM, seninle yaşadığım

KAOS GL 46 / 9


iniş-çıkışları ve sana aşık olmaktan duyduğum gururu seviyorum. Çünkü seni seviyorum aşkım... Kadının. Duygu'dan Siyah'a: Güzel Kadınım, bana duyduğun sevgiyi öyle güzel kaleme almışsın ki... Sana cevabım çok yavan gelecek diye korkuyorum. Ama, benim gibi duygularını aşırı teslimiyetle yaşayan bir insan için kelimeler çokta bir şey ifade etmiyor ve cümlelere dökülmesi basit kalıyor. Bebek gözlüm, bugün birlikteliğimizin 47. günün ve günlerden 1 Mayıs. Ben ilk defa, yüreğim aşırı heyecandan titrerken bugünü bir başka şekilde özgürlük isteyerek geçiriyorum. Ben bir kadın olarak bir kadını –seni- istediğim yerde öpmek istiyorum. Parmağımdaki gümüş alyans olan bu yüzüğün bir erkekle değil de bir kadınla ilgili olduğunu rahatça söyleyebilmek istiyorum. Eğer bir gün konuştuğumuz gibi Avrupa'ya gidip evlenirsek? Bu heyecanı sevdiğim aile üyeleriyle ve arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum. Ama gülüm, çok şey mi istiyorum dersin? Sen, Devrimi, aşkın özgür olarak yaşanması için istediğini söylemiştin. Hangi aşk? Heteroseksüel aşklar (?) heteroseksüel ilişkiler (?) yeterince özgür yaşanmıyor mu? Neden "ben, devrimi, eşcinsel aşkın özgür olarak yaşanması için istiyorum" gibi bir cümleyi söylemeyi düşünmüyorsun? Yoksa "benim sevgim, benim cinselliğim kimseyi ilgilendirmez, kimseye açıklamak zorunda değilim" gibi bir cümleyi ciddi ciddi düşünüyor musun? Eğer böyle düşünüyorsan beni sokak ortasında dudaklarımdan öpmek isteyip de öpemediğin zaman sıkıntıya girmeye hakkın var mı? Öküz dergisinin Şubat 1998 sayısında Küçük İskender'in dediği gibi "bu yüzyıl bir boka yaramadı bari cinsel kimliğine hıyanet dökme!" Aslında bu konuda sana fazla yüklenmemem lazım. Benim için yapacağın en fazla şeyi yaptın zaten. Ama şunu bilki yine de yüreğim hiçbir zaman ferah olmayacak. Sevgilim, bebekten bile saf duygulara, düşüncelere sahip sevgilim. Diğer insanların aksine ben sende diğer kadınlardan daha çok kadınlık gördüm. Ve ben senin insanlığın yanında bu temiz kadınlığını, lezbiyenliğini sevdim. Bir ömür boyu uçsuz bucaksız yeşil ovalarda-yüreğimde, bedenimde siyah bir tay gibi tepişip koşmanı görmek istiyorum. Evet. Bir ömür boyu benim kalır mısın? Bir tanem, ben ölümle yaşam arasındaki seçimimi yaptım. Seni bu dünyada yaşamayı seçecek kadar çok seviyorum. Aynaya her baktığımda senin aşkınla daha çok güzelleştiğimi görüyorum. Gözlerim ışıldıyor. İnsanların dediğine göre yüzüme renk gelmiş. Senin yüreğinin sıcaklığı, bedeninin arzulu ateşi yaradı bana. Ve ben hayatı daha ciddiye almayı düşünüyorum. Çünkü seninle bu aşkıbenim özümle, senin özünle, -özümüzle- deli deli en yangın haliyle yaşamak istiyorum, tümüyle kendimi kadın hissetmiş halimle. Bir kadına kadın olduğunu ancak başka bir kadının tutkusu hissettirebilir. Çünkü kadınlar sevgilerini en saf ve en insani şekilde yaşarlar. Kırmızı güzel ağzından öpüyorum sevgilim.

Duygu Zafer / İstanbul KAOS GL 46 / 10

LEZBİYEN Yaprakların ıpıslak açılır beşik olur parmaklarıma ve sanırım yarın kent duvarlarına kırmızı boyayla çızıktırıvereceğim erkeklerin ağzında kokuşan sapkın ve tedirgin ile uyaklı lezbiyen sözcüğünün ardında "gülücük ve leylak”taki gibi yumuşak bir "l"si ve yaprakların ıpıslak açılıp da parmaklarıma beşik olurken "zarafet"in eriyiverdiği bir z'si olan bu sözcüğün, hep bu sözcüğün bulunduğunu. PAULA JENNINGS (1950-)

Çeviren: Şarmut A. İkarus (Kaynak: THE PENGUIN BOOK OF HOMOSEXUAL VERSE. ed. Stephen Coote. Harmondsworth: Penguin Books, 1983, s. 383-384)


MEKTUP-LAR-DAN ………/Kayseri Bu e-maili size Kayseri’den yolluyorum. İsmim …. 19 yaşındayım ve üniversite imtihanlarına hazırlanıyorum. Cinsel seçimime gelince; erkeklere olan duygusal eğilimlerime bakılırsa eşcinsel eğilimlerim olduğunu görüyorum fakat iş cinselliğe geldiği zaman bunu kabullenemiyorum. Aslında ben de babalarının sadece para verdiği ve gerektiği zaman yanlarında bulunmadıkları, ödipal döneme takılmışlardanım. Hangi sebepten olursa olsun, bildiğim tek şey hayatım boyunca top, ibne gibi hakaretlere maruz kalmış olmam. (eşcinsel tavır sergilemediğim halde). Çünkü insanlar küpe taktığım için (Kayseri’de zor bir iş), farklı saç sitilleri ile dolaştığım için, alışılmışın dışında giyindiğim için böyle söylüyorlar. Fakat beni kurcalayan, kendimi güçsüz hissettiğim zaman bir erkeğin yanımda bulunmasını ve ona sarılmak istiyor olmam. Sevgiyi paylaşmak vb. Hiç bir şekilde bir kıza yoğunlaşamadım hayatım boyunca. Belki çok kompleks bir durum araştırmak lazım ama Kayseri’de terapiye gideceğim bir yer yok. Olsa da kesin babamı

tanıyorlardır zaten. Babamın herkesçe tanınıyor olması, tüm gözlerin üstümde olması, sülalenin tek erkek çocuğu olmam iğrenç yükler bunlar. İşte cevaplayamadığım ben eşcinsel olduğum için mi erkekleri seviyorum yoksa babamın yerini mi tamamlıyorum. Bunu cevaplamam uzun zaman alır herhalde. Neyse tüm sorunlarımı yazıp sizi oyalayacak değilim. Ama bunları yazmak beni rahatlattı. Bunun için teşekkür ediyorum. Sizden istediğim, 41.ve 43. sayılarınızda Kayseri’den Çetin isminde mektup yollayan kişiye nasıl ulaşabileceğimi söylemeniz. Hayatım boyunca kimseyle dost olamayınca eşcinsellerin dostluğunu denemeye karar verdim. Çetin/Kayseri Grubunuz tarafından çıkarılmış olan derginizi ilk günkü heyecanımla, zevkle takip ediyorum. En son sayı(44)’da grubunuza yönelik eleştirileri kınıyorum. Her kim ve her ne sebeple olursa olsun insanlar birbirini kırmamalı. Ne olursak olalım birbirimize katlanmak zorundayız. Küstahça çamur atmak,

kimliğimiz olan insanlığa sığmaz. Kayseri’de yaşayan eşcinselleri nasıl bir araya toplayabilirim? Yani grubunuzdan haberdar olmayanları nasıl uyandırabilirim? Bana bu konuda yol gösterir misiniz? …………/Cezaevi, Bursa Bu mektubu yazmaya karar verene kadar kılı kırk defa yardım, ondan sonra yazmaya başladım. İlk defa böyle bir çevreyle irtibatım olacak. Yaklaşık 6 ay gibi bir süredir derginizi okuyorum. Beğendiğimi söylememe gerek yok sanırım. Eğer bu kadar ilgi görüyorsa beğenilmiştir. Yalnız daha önce okuduğum bazı sayılarınızda yer alan iletişim kurmak isteyen adreslere yazdım, ama herhangi bir cevap alamadım. Bunu size bildirmek istedim. Sahi kendimi tanıtmayı unuttum. Ben 3 senedir siyasi davadan (PKK) içerde yatan birisiyim. Halen de tutukluyum. Kürdüm ve de Diyarbakırlıyım. Boyumu posumu tarif etmeyeyim yani. Ama 20 yaşındayım. Çok heyecanlıyım ve ne yazacağımı bilemiyorum. Ama bu mektubu size yazmamın asıl sebebine gelince, birincisi sizinle

KAOS GL 46 / 11

sürekli olarak irtibatta olmak, ikincisi sizden bana KAOS GL göndermenizi istemem. Daha önce ………… arkadaştan alıyordum. Ama o buradan gittiği için artık okuyamıyorum. Burada okumak isteyen bir çok arkadaş var. Her ay, eğer mümkünse bana gönderirseniz sevinirim. Ayrıca eski, yani geçmiş sayılarından oluşan KAOS GL’leri de gönderirseniz iyi olur. Ben sizin verdiğiniz SAVAŞ’a saygı duyuyorum. Sizleri ve savaşınızı tanımak istiyorum. Hem de yakından. Devrimci selamlar. Yusuf Can/Karaman Kaos’a, sevgili Kaos’a, heyecanlıydım. Kalkıp Karaman’dan Ankara’ya gelmek, benden birisini, erkek sevenlerden birisini görmek içindi. Sabahın bilmem kaçında iniyorsun Ankara’ya. Ve akşama on saat var.. Senin için Ankara’daydım Kaos Ve saat 19.00 suları.. Yüreğim bu denli hızlı, bu denli coşkulu.. Ve sizlerdeyim, sizlerleydim. İlk kez benim gibi birisini görmek bu eller bu sözler, bu gözler bir eşcinselin mi? Ne kadar sıcaktı.. ilk kez bir erkeğin bir erkeğin boynunu sansürsüzce, gönüllüce, ve olanca


Parisli amca'ma, Duyuyorum seni Amca . Hep duydum. Ben küçük değilim Amca. Dağ gibi eşcinselliğim dağ gibi yüreğim ve dağ gibi mazim var sen de beni duy. Amcam kulak ver sesime.. Amcam olma Amca. Dilersen anlayanım ol. Dilersen anlayanın olayım. Sen de mi sitemkarsın hetero ordusuna, sen de mi dış bilersin senin üstünden de mi geçtiler..? Bilmem kaç tane tır ezdi beni. Kemiklerim unufak ve kaosun önünde el uzatıyorum sana. Tutmaz mısın ellerimden. Sevdaya umuda ve yüreğine selam söyle PARİSLİ -parislim.

çıplaklığı ile öpmesi.. Sizinleydim ya, o gün izlediğiniz filme bakmadım ben. Ben sizlere, ben gözlerinize ve ben bu beraberliğe, şu kenetlenişinize baktım... Görmemiştim, bilmemiştim.. Sevgili Kaos, sıcaklığın, sıcak insanlara kucak açışı daim olsun.. seninleyim! Egeli Civa'na. Böyle olmamalıydı can’ Böyle bitmemeliydi. Yüzünü bile görmediğim sen sana vurulduğum sen; ne umutlarımız vardı bizim, Karaman kavrulan bedenlere sahne olmayacak mıydı? Böyle mi olacaktı... Yüreğimdesin egelim var beni bir kenara it. Var geciken veya işlemeyen postanın hesabını bana yükle. Kimbilir hangi namerdin elinde şimdi, sana yazdığım sevda yüklü mektuplar. Bana küfret egeli, beni yerden yere vur, yüreğimden Sevmiştim seni.

Ve benim dostlarıma enesime, çetinime, bursalıma, akçakocalıma, ve bu eşcinsel umutlarda, en azından anlamak isteyen tüm deniz yürekli dostlara. Sizleri seviyorum. Çoşkun/İstanbul Efendim, bu Kaos GL'nin gerçekten enteresan bir okuyucu kitlesi var. Bir yanda çok entellektüel ve okuduğunu çok iyi anlayan ama engin mütevazi oluşlarının verdiği cesaretsizlikle, ölse eline kalem alamayacak olan insanlar. Öte yanda ise okuduğunu anlamayan, yarım yamalak okuduğu bir yazının anafikrini anlamaktan çok uzak olan ama hemen kalem kağıda sarılıp, gerçekte

Ve muşluma, Serhat mıydı adın ne? Sen serhat şehirleri kadar uzak mı kalacaksın bana? Sana yazacak ne kaldı ulan? Yazmadığım ne kaldı.. rahat mısın bari? Vicdanın, ruhun sen rahat mısın? Birgün, birgün muşluyu unutacağım ya da bir gün Karamanlıya kurşun atacağım.

KAOS GL 46 / 12


anlayamamış olduğu o yazıyı yazanı, topa tutanlar. Annemin deyimiyle "zurnasız ölenler" yani sebepsiz yere birisiyle kavga etmeye bayılanlar. Bu ikinci tipteki insanlar, sanırım yaşamlarında kendilerini başarısız hissederler. Bunlar hiçbir konuda görülebilir olduklarına veya var olabildiklerine inanmamış kompleksli insanlar olup, "kavga ederek" ön plana çıkmak kendilerini göstermek isterler. Acırım bu insanlara! Eleştiri mi? Tabii ki olmalı. Ama eleştirmek için eleştiri değil, gerçekten sağlam mesnetlere dayalı, ve iyi niyetle yapılan eleştiriye sözüm yok. Herkesin affına sığınarak söylüyorum. Örneğin Barış Bortaçina Ankara'dan benim için yazmış ki "Coşkun ne biçim bir antimilitarist. Tava sapıyla antimilitarist olunmaz. Antimilitarizm politik bir tavırdır". Bakın şimdi bu devenin her tarafı eğri. Zavallı Barış. Herşeyden önce Mart'97 de "Benim Askerliğim" başlıklı nacizane yazımda ben, antimilitarist olduğumu asla ima etmedim. İlk askeri şubeye gidişimde, ben homoseksüelim, hetero taklidiyle sizi kandırmak istemem. Vereceğiniz her karara saygılıyım, dedim. Bunu

dürüstlük adına yaptım. Antimilitarist olmak için değil. Ben o yazıda, ortada özel yaşam hikayelerim, sözlü ve yazılı beyanlarım, birkaçtane psikolojik test sonuçlarım olmasına rağmen hatta doktorun bile "şüphesiz homoseksüelsin" demesine rağmen, ve ben pasif ilişkilerimi anlatmış olmama rağmen, doktor yani devlet niçin bireye ille de anüs muayenesi yapıyor? Niçin devlet psikoloji bilimine ve bireyine hiç güvenmiyor? Böyle olunca da devlet kendi vatandaşını nasıl da trajikomik durumlara (muayene öncesi ilişki için sokaktan adam aramak ve bulamayınca anüsüne tava sapı sokmak zorunda kalmak gibi) düşürdüğünü anlatmak istedim. Ama kesinlikle antimilitarist olduğumu veya olmadığımı yazmadım. Yani Barış, "Benim Askerliğim (Mart'97 Kaos GL) yazımın içeriğini de anafikrini de anlamadan ve beni hiç tanımazken, bana hakaret dolu bir yazı yazıyor ve bu kişi haklarına saldırmış yazı bizim Kaos'cularımız tarafından "sansürcü olmamak" için aynen yayınlanıyor. Bu hep yapılıyor. Halbuki bir yazı hakkında daha geniş bilgi ve açıklama isteniyorsa önce o yazıyı yazana ulaşılmaya çalışılır (ki

benim cep telefonun Mart'98 de mektuplar kısmında yayınlandı). Veya mektuplar bölümünde, ilgili yazı sahibinden, izahat ve bilgi istenebilir ve cevabı bir sanraki mektuplar bölümünde okunabilir. Ama hiç böyle zahmete girmeden, yarım yamalak bilgiyle zehir zemberek eleştiri "sizin de varlığınızı sadece kavga yaparak hissedebildiğinizi" göstermekten başka bir işe yaramayacaktır. İstanbul'dan Şakir’in de kulakları çınlasın. Sevgiyle kalın. DÜZELTME F. Meral’in 45. sayıda, “Tartışma, Eleştiri, vs.”deki Gül’e Yanıt başlıklı yazısında aşağıdaki dizgi hataları yapılmıştır. 3. paragraf: “… Başkalarının adlarını taşıyanlar …” cümlesindeki “Başkalarının” kelimesi “başkalarının”, 3. paragraf: “ “Eşcinsellik bulunduğu yer itibariyle…” cümlenizi destekler, olacaktı.” “Cümlesini” destekler, değil. 4. paragraf: “Bunları daha açılabilen…” değil “Bunlar daha da açılabilir…”, 6. paragraf: “Tanıdığım lezbiyenlerin heteroseksüel…” değil, “Tanıdığım lezbiyenler…”, 6. paragraf: “Yeterince sorgulanmamış yaşamlarının içinde, doyum peşinde koşan ve devirip duran pek çok eşcinsel tanıyorum” değil, “…… devinip duran…”, 6. paragraf: “Yoksa lezbiyen kadınlar lezbiyen …… bulabilirler”mi?” değil, bulabilirler”i mi? 8. paragraf: “kimlikler çok mu gerekli”de kimlikler kelimesi

KAOS GL 46 / 13

cümle başıydı. Doğrusu “Kimlikler…”, 9. paragraf: “Bu dünya teraneleri…” değil, “Öbür dünya teraneleri……” olacaktı.

İLETİŞİM Schwedish Guy 30, 187, 75, (lawyer), tall, slim educatet, sport, swim, music, is looking for a frind/frinds, Exchange visit possible, after a while. Reply in English, German or Dutch to: Torsten Leder, De Jister. 39, 9255 KM Tytsjerk, The Netherlands.

9 Şarmut A. İkarus ile yazışmak isteyenler; P.K. 481, Yenişehir, 06444 ANKARA adresine yazabilirler. İstanbul’dan KIOS imzalı lezbiyen arkadaş; geçen sayımızda mektubu çıkan Duygu Çelik’le mektuplaşmak istediğini yazıyorsun ama dergide yayınlanacak ya da doğrudan kendisine ileteceğimiz bir adres vermeyi unutmuş olmalısın. Bu arada Duygu Çelik’e yazan bir arkadaşımızın mektubu adresinde bulunamamıştır notuyla geri gelmiş. Bu durumda yapabileceğimiz bir şey bulunmuyor. Sizlerin ya da mektuplaşmak isteyen başka arkadaşların, mektup ya da iletişim bölümünde adresleri yayınlanmadığı halde mektuplaşmak isteyenlere ulaşmak istediklerinde kendi adreslerini de yazmalarını bekliyoruz.


AYIPTIR SÖYLEMESi

Risksiz tek yöntem! (Tabi bir yerinizi kırıp incitmezseniz.)

Hazırlayan: Coşkun/İstanbul Aids üzerine; -Prezervatifsiz ağza boşalmak, ağza alan için hem aids ve hem de hepatit-B (Sarılık) için tehlikelidir. Boşalma olmadan penisi prezervatifsiz ağza almanın riski çok çok küçük. Ancak uzun süre yalarsanız penis aniden ağzınıza boşalabilir, dikkat. Ağza boşalmak isteniyorsa, penisi prezervatifle ağıza alın. -Penisin gövdesini ve testisleri (taşakları) yalamak risk taşımıyor. -Arkadaşınızın penisini el ile mastürbasyon yaparak boşaltmak (otuzbir çektirmek) risk taşımaz. Çünkü elinizde yara yoksa, sağlam deriden virüs bulaşmaz. -Öpüşmeyle, tükrükle (ağızda yara yoksa) aids bulaşmaz. -Öpüşme ve oral seksten (Ağıza alma) önce ve sonra dişlerinizi fırçalamayın. Çünkü diş etlerinde kanama olursa risk artar. Oral seksten sonra dişmacununu parmağınızla dişlerinize sürterek ağzınızı temizleyebilirsiniz. -Okşamak, masaj yapmak, sürtünmek (fırçalamak), çıplak vücut üzerine boşalmanın riski yoktur. -Anüs deliğini yalamakla, aids bulaşmaz. Fakat, temiz değilse değişik mikroplar ve mantarlar bulaşabilir. -Anüse parmak sokmak, meme uçlarını yalamak, birlikte duş veya banyo yapmak risk taşımıyor. -Prezervatifsiz anal ilişki (arkadan ilişki), her iki partner (eş) için de tehlikeli. Normal deriden çok daha hassas olan penisin ucunda, anüste ve bağırsakta, sürtünme sonucu gözle görülemeyecek kadar ince çizilmeler oluşabilir. Bu ise riski doğurur. O halde gerek temiz, çağdaş ve gerekse güvenli bir anal (arkadan) ilişki için mutlaka prezervatif kullanın. Prezervatifin üzerine yağsız (su bazlı) kaydırıcıyı bol miktarda sürün. Bu kaydırıcıdan parmak ile anüs deliğinin etrafına ve içine de sürün. Böylece prezervatif yırtılmaz, ilişki daha kolay ve zevkli olurken; anüs deliğiniz yırtılmaz, genişlemez, taptaze ve genç kalır. -Penis, taşak ve anüs deliğini yaladıktan sonra, eczaneden alacağınız (gargara) ilaçla, ağzınızı çalkalayın, gargara yapın ve tükürün (Gargara ilacı yutmayın). Her oral seksten sonra bir-iki kez yapacağınız bu işlem ile ağız ve boğaz sağlığınızı bakterilerden korurken, ağzınızda hoş bir tat kalacaktır. -Ayrıntılı bilgi ve danışma için, Aids Savaşım Derneği-İstanbul : (0212) 635 12 09

KAOS GL 46 / 14


BiZE GELENLER KiTAP KiTAP KiTAP KiTAP KiTAP KiTAP KiTAP KRONŞTAD 1921 İDA METT, İngilizceden Çeviren: Ümit Altuğ, Fransızcadan Çeviren: R. Macit, Kaos Yayınları, İkinci Baskı; Mayıs 1998, İstanbul “Mart 1921’de Petrograd yakınlarındaki Kronştad deniz üssünde, donanmaya bağlı asker ve işçi sovyeti delegeleri, çeşitli konulardaki taleplerini 15 maddelik bir program halinde hükümete sundular. Ancak, Bolşevik hükümetin Kronştadlıları karşıdevrimcilikle suçlayıp taleplerini reddetmesi üzerine, denizciler ayaklandı. Hükümetin, hava bombardımanı ve topçu ateşiyle desteklenen ve 10 gün süren-saldırısı sonucunda, 17 Mart 1921 günü Kronştad düştü. Ayaklanma kanla bastırılmış, resmi açıklamalara göre yalnızca hükümet kuvvetlerinden 527 kişi ölmüştü. Binlerce ölü ve yaralının yanı sıra, topçu ateşinin buzları kırması üzerine Baltık sularına gömülüp kaybolanların sayısı ise bilinmiyordu. Daha birkaç ay öncesine kadar Rus Devrimi’nin efsanesi olan Kronştad denizcilerinin karşıdevrimci diye suçlanması ve “kendi hükümetleri”ne karşı ayaklanması ne kadar ilginçse, bir “işçi hükümeti”ne karşı savundukları talepleri de en az o kadar ilginçti: İşçi denetiminin sağlanması, Sovyetlerin özgürce seçilmesi ve seçilen delegelerin gerektiğinde geri alınabilmesi, diğer partiler için basın ve ifade özgürlüğü ve siyasi af ilan edilmesi… vb. Her kitle hareketinin temel istemleri olan bu taleplerin, “proletarya devrimi”nden sonra yeniden gündeme gelmesi ve kanla boğdurulması ne demekti? İda Mett, bu tarihi, kurşuna dizilenlerin ağzından anlatıyor.”

Bir Anarşistin Seyir Defteri Ömer Naci Soykan, Kaos Yayınları, Mayıs 1998 “Bir Anarşistin Seyir Defteri, başından sonuna tat alarak, güleryüzle okuyacağınız bir metin. İçinde bunaldığımız yaşam karmaşasını, felsefenin eleştirel bakışıyla araladığı, bizi soluklandırdığı yerlerde düşünmenin keyifli bir yolculuğuna çıkarıyor. Kitap, deyim yerindeyse, “felsefi magazin” denebilecek yeni bir türe kapı açıyor.”

Toplumsal Anarşizm Mi, Yaşam Tarzı Anarşizm Mi? Murray Bookchin, Kaos Yayınları, Mayıs 1998 “Toplumsal anarşizmin, devrimci özünden boşaltılarak bireyci bir yaşam tarzına indirgenip modalaştırılmasına karşı çıkan Bookchin, bireyci anarşizme karşı anarkokomünist bir perspektifi savunur. Günümüz anarşizminin genel bir görünümünü ortaya koyan Bookchin, anarşist düşüncenin soyağacından kopup postmodern nihilizme, Foucaultcu “kişisel isyan”a ve liberal özerkliğe savrulan Lifestyle anarşistlere sert ama bütünlüklü bir eleştiri yöneltiyor.”

Bu kitapları ve yayınevinin diğer kitaplarını yaşadığı bölgelerde bulamayanlar aşağıdaki adrese yazabilirler:

KAOS YAYINLARI, PİYERLOTİ Cd., DOSTLUKYURDU Sk, NO:8 ÇEMBERLİTAŞ/İSTANBUL

KAOS GL 46 / 15


“ŞAİBELİ AKTİVİSTLER” TARTIŞMASI-3 Yusuf'tan Öremcek Kemal'e Biliyorum bu mesajımla uzamasını istemediğim bir tartışmayı biraz daha uzatmış oluyorum fakat haksız ve ilgisiz bir şekilde Kemal tarafından kendimi tartışmanın içinde buldum. Kemal, The Kezban tarafından yazılan yazıyı Coşkun ve benim gönderdiğimi söylemiş. Bir varsayım üzerine benim adımı da ortaya atmış, bunu yapmadan önce telefon açıp bana sorabilirdi. Bu yazıyı ben yazmadığım gibi yazıyı ençok eleştiren kişilerden birisi benim. Aynı yazıda Kemal benim her zaman saklandığımı falan söylemiş, fakat neyden saklandığımı açıklamamış. Come-out olmanın birçok aşamasını tamamlamış birisiyim, Kemal'den farklı değilim. Eğer TV'ye falan niye çıkmadığımı ima ediyorsa buyursun kendisi çıksın, eşcinsel harekete inandığını imâ eden Kemal halkımızı bilinçlendirsin, saklanmadığını bizlere göstersin. Yine Kemal'e göre ben eşcinsel harekete inanmıyormuşum. Bu doğru olsaydı 1989 yılından buyana hareket içinde yer alan en aktivist kişilerden birisi olamazdım. Kemal yazısında insanların karalanması çok kötü demiş fakat tüm bu hakkımda yazdıkları aynı şeyi kendisinin yaptığını gösteriyor. Buradan sadece Kemal'e değil Lambda'ya ve üyelerine destekten çok köstek olan kişilere sesleniyorum, lütfen kişisel çekişmeleri, ön yargıları vs bırakalım bir araya gelelim ya da bir araya gelin, ama amacınız dışınızdakileri karalamak olmasın lütfen.

Yusuf/İstanbul ……… İstanbul’a Bomba Düştü! Geçen gün Kezban’ı gördüm. Sarıldık, öpüştük ve biraz da söyleştik. Kezban ile yaptığım konuşmayı size de aktarmak istedim. Kezban’a Kaos’un Nisan’98 sayısındaki “Şaibeli Aktivistler” yazısının İstanbul’da bomba etkisi yaptığını, bu konuda ne düşündüğünü sordum: Dedi ki; “Tepki bekliyordum ama, yazının böylesi bomba etkisi yapacağını doğrusu beklemiyordum. Yazıdan sonra

kopan gürültü, herşeyden önce Kaos GL’nin artık çoğu eşcinsel tarafından okunduğunu, ciddiye alındığını göstermesi bakımından sevindirici, Yani artık eşcinsel toplumun da sağlam bir yayın organı var. Hiçbirşey gizli kalmıyor ve insanlar günceli, bilgiyi, dedikodu sohbetlerinden değil, böylesi ciddi bir dergiden alıyorlar. Daha da önemlisi, eşcinseller artık bu dergi sayesinde birbirleriyle haberleşiyorlar. Yani eşcinseller arasında organik bir bağ oluştu.” -Peki, dedim, Kezbancım neden böyle bir yazı yazdın? “Bülent Ateş gibi çok güvenilir bir solcu, Lambdanın 7 bin dolarını alıp-kaçtıktan sonra bu olay bana tarihteki diğer yolsuzluk söylentilerini çağrıştırdı. Amacım o insanlara haşâ hakaret etmek değildi. Ben sadece yeni arkadaşları bundan sonra dikkatli olmaları, gözlerini, kulaklarını açık tutmaları ve geçmişten ders alarak gruba sızacak kötü niyetlilerin oyunlarına gelmemelerini istiyorum, hepsi bu.” -Peki yazıdan sonra ne gibi tepkiler aldın? “Tepkiler gerçekten çok ilginçti. Yazıda adı geçen bazı insanlar, örneğin Kemal, yazıda belirtilen para miktarından çok daha az bir miktardan sorumlu olabileceğini söyledi. Halbuki bu tip olaylarda miktarın önemi yoktur. Ama Kemal diğerleri gibi ağzından ateş fışkırtmaktansa, eline kalem almış ve uygar bir insan gibi görüşlerini Kaos GL aracılığıyla eşcinsel topluma ulaştırmış. Örümcek Kemal’e bu uygar yaklaşımı için teşekkür ederim. Lezbiyen Güneş ise yakın arkadaşlarına diyormuş ki “Benim annem sanatçıdır, hiçkimse benim 8 ay önce 500 doları aldığıma nasılsa inanmaz.” İbrahim E. ise Demet Demir’e telefon açmış ve “Tamam, senin avukatın için Almanya’dan gelen 2700 DM, yedi yıldır benim yanımda duruyor ama istediğin an, o parayı sana veririm” demiş. Sanırım Demet’in parayı kaybedebileceğini düşündüğü için parayı hâlen kendi cebinde saklıyor. Üstelik Kaos ve Lambda’ya haber yollamış, demiş ki; ‘Ben parayı çalmadım, eğer parayı alıp gittiysem elbet bir bildiğim vardır. Üstüme gelirseniz, ortada Lambda diye birşey kalmaz, dağıtırım.’ Bunu nasıl yapacağını doğrusu merak ediyorum. Tekrar Ibrahim Eren’e dönersek; İbrahim 80’li yıllarda yaptığı onurlu, cesaret dolu özgürlük mücadelesi Cihangir’de kapısı kırılan travestiler için arkasında üç-beş kişiyle İstiklal Caddesinde

KAOS GL 46 / 16


yürümek istemesi ve bu uğurda sağ kolunun kırılması vs. bunlar tarihe geçmiş onurlu davranışlarıdır. Hatta 80’li yıllarda eşcinselliğin=travestilik olduğu sanılan bir dönemde İbrahim ortaya çıkmış ve tam bir erkek görüntüsüyle ‘Erkekten hoşlandığım için erkekliğimden taviz vermek zorunda değilim’ diyerek, modern gay kültürün ilk sembollerinden olmuştur. Ancak tüm bu pozitiflerine rağmen, Almanya’dan gelen parayla ilgili tarihe mal olmuş rivayeti de göz ardı edemeyiz. Hatta diyoruz ki yeni nesillere ‘Bu kadar değerli bir insan bile paranın büyüsüne kapılabilir. Onun için para konusunda kimseye güvenmeyin. Çok dikkatli olun? Yoksa İbrahim Bey’le alıp veremediğimiz birşey yok. İlginç tepkilerden birisi de Venüs’lü (Nilüfer, Ela, Deniz) kızlardan geldi. Üç sene önce Batı’dan aldıkları 5 bin dolar için dediler ki, ‘Bizim aldığımız paradan size ne. Dünyada para alınacak yüzlerce kurum var siz de alın. Savcı değilsiniz. Size hesap vermek zorunda değiliz’ Artık eşcinsel hareketle ilgili hiçbir çalışma yapmayan bu üç kız parayı kişisel yardım talebiyle alsalardı, haklı olabilirlerdi ama, müslüman bir ülkede lezbiyen hakları için çalışacağız, diyerek aldıkları 5 bin doların hesabını hem Batı’ya, hem de ismini kullandıkları Türkiye’li lezbiyenlere vermek zorundadırlar. Parayı neden kendi hesaplarında yıllardır tutuyorlar. Para ya geri gönderilmelidir ya da Eşcinsel Hareket için gelmiş olan bu para, eşcinsel hareketi sırtlanan eşcinsel gruplara paylaştırılmalıdır. Hiçkimse çeyiz parasını temin için, Türkiyeli eşcinsellerin adını kullanmasın.” -Kezbancığım, son olarak yeni arkadaşlara ne önerirsin? “Vallahi, herşeyden önce şüpheci olsunlar. Herşeyi herkesi sorgulasınlar. Bunu yıkıcı olmak için değil, dürüstlük adına yapsınlar. Gruplar muhasebe defteri tutsun, Muhasebe bilgileri her hafta gruba gelenlere birkaç satırla özetlensin. Ayda bir kamuoyuna bilgi verilsin. En önemlisi, çalışacak kararlı kadrolar oluşturmadan, plansız, programsız laf olsun diye Batıdan para istenmesin. Çünkü hazırlıksız gelen para verimli kullanılamıyor ve bazı kişilerin cebi dolarken, ülkemizin adı, Batıda kötüye çıkıyor.” Evet böyle diyordu Kezban parkta oturmuş söyleşirken. Derken vedalaşıp ayrılıyoruz. Yanımdan uzaklaşırken kezbanın mırıldandığı şarkıyı duyabiliyorum “Aşağıki mahalle bizim mahalle, yukarıki mahalle bizim mahalle” Yine pür neşe gidiyor. Teşekkür ederim Kezbancığım. Keşke herkesin içinde senin gibi birazcık “kezbanlık”olsa.

Neriman/İstanbul

BİZİM DE SÖYLEYECEKLERİMİZ VAR… Geçen sayımızda duyurduğumuz gibi “şaibeli aktivistler” tartışmasında KAOS GL olarak, doğrudan taraf değiliz. Bununla birlikte, bu topraklarda yaratmaya çalıştığımız bağımsız bir eşcinsel hareket açısından, bu konuda elbette ki bizim de söyleyeceklerimiz var. Ali Kemal arkadaşın söylediği gibi biz de, hiç kimsenin avukatlığını yapmayacağız. Ayrıca hiç kimseyi, heteroseksizmin savcılarına vermekle de tehdit etmeyeceğiz. Anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Doğru ya da yanlış… Haklı ya da haksız… Miktarların “küçük” ya da “büyük” olması değil, bizi ilgilendiren, eylem’in kendisidir. Kesinlikle mahkum edilmesi gereken bir zihniyet olarak altı çizilmelidir; yoksa tartışma, kişisel çekişmelerden öteye gitmeyecektir. Gerçek hayattan haberi olmayan, madi koli ile tehdit’i birbirine karıştıran blöfçü ‘aktivistler’ bir yana, İbrahim Bey’in (eğer doğruysa) Lambda-İstanbul ile KAOS GL’yi mahkemeye vermekle tehdit ediyor olması ve de sözkonusu tehdit’in, geçmişte heteroseksizmin mahkemelerinde acı çekmiş birinden geliyor olması, herşeye rağmen, bize sadece acı vermektedir! Oysa anladığımız kadarıyla Lambda-İstanbul ve “Kezban”, hiçbir “kaşar”ı tehdit etmemektedir. Üstelik insanların bilmesi gerekir ki böyle bir bok yendiğinde, örneğin toplumsal mücadele sürecinde, yoldaşlarının ve hareketin parasını yiyen bir kişinin tartışmasız hak ettiği, tek bir kurşundur. Konuşmayı, tartışmayı, daha pek çok şeyi yeni yeni öğreniyoruz; şımarıklık, züppelik ve blöf ise bilinen şeylerdir. Onun için, ithamlar ne kadar ağır olursa olsun adı geçen ya da geçmeyen herkesin öncelikle sakin olmasında fayda olduğuna inanıyoruz. Eşcinsel mücadele hiçkimsenin tekelinde olmadığı gibi, eşcinsel mücadelenin önünü kesen ya da sekteye uğratan her kim olursa olsun ettikleri sözlerin ve yaptıkları hareketlerin sorumluluğunu da taşımak zorundadır. Herşeyden önce bu, bizce önemli bir tartışmadır. Sözkonusu olan “para” olduğu için değil. İtham edilenler bizi yanlış anlamasınlar, önemli bulduğumuz, dedikoduların, ‘allahından bulsunlar’ın, ‘size hesap mı vereceğiz ayol’ların yerini yazının ve tartışmanın alıyor olmasıdır. Eşcinsel Kurtuluş Hareketi için, birincil gruplar’ın yerini hareket’in alması sürecinde daha çok

…………

KAOS GL 46 / 17


şeyi tartışacağız ve tartışmak zorunda kalacağız. “Şaibeli aktivistler” tartışması da taraflarca bu tartışmalardan biri olarak görülmeli ve “kezban”ların hep öyle kalmayacakları unutulmamalı. Kaos eşcinselleri olarak açıkça ve kesin olarak belirtmek isteriz ki Bülent Ateş’e “hakaret etmek” ya da İbrahim Eren’i “karalamak” en azından bize, KAOS GL’ye bir şey kazandırmaz. Kendi cinsine dönük milyonlarca insanın olduğu bu toplumda eşcinseller olarak bir araya gelmeye çalıştığımızda, bir avuçtan öteye geçemiyoruz. Lambda-İstanbul’u, Kaos GL’si bir yana, herhalde hepimizin ortak amacı, yaşı, cinsiyeti, statüsü ne olursa olsun kendisiyle barışık, eşcinsel olmak’tan utanmayan, suçluluk duymayan insanların sayısının artmasıdır. Bunun için belki ‘geniş yürekli’ olmak beklenebilir ancak bu ‘geniş mideli’ olmak anlamına gelmemelidir. İtham edilen bayların ve bayanların unuttukları budur. Duygusal tepkiler, alınganlık ve küstahlık arasında salınırken, götürdüklerinin yanlarına kâr kalacağı düşüncesi, eğer burjuva politikacılarından öğrenmedilerse, seksen sonrasının neo-liberal bataklığından beslenmektedir. Adı geçen kişilere takılıp kalarak bu bataklık ve onu besleyen zihniyet sorgulanmadığı sürece yeni ‘sinsi yılanların’, yeni Bülent Ateş’lerin çıkması kimseyi şaşırtmasın. Tartışmada İbrahim Eren ve Bülent Ateş dışında adı geçen bay ve bayanları hemen geçelim. İbrahim Eren, eşcinsel hareketi tarihinde eğrisiyle doğrusuyla yerini alacaktır. Bu, eleştiri ve sorgulama ile olacaktır. Başka türlü olmayacağını Bay Eren’in kendisi de bilir. Bülent Ateş ise seksen sonrası neo-liberal bataklığın ürünü olup, bir ibreti alemdir. Bildiğimiz kadarıyla, eşcinsel kurtuluş hareketinin, hiçbir ülkede İKTİDAR hedefi olmamıştır. Bununla birlikte eşcinsel mücadele sürecinin bir rant alanı olarak görülebilmesi anlaşılır bir durumdur. “Şaibeli aktivistler” tartışması, ‘ilginç’ olmakla birlikte şaşırtıcı bir gelişme değildir. Eşcinsel mücadele sürecinin bir rant alanı olarak görülmesine ve sözde uzmanlarla, kendinden menkul sözcülerin pragmatizmlerine karşı, çıktığımızı ilk sayımızda duyurmuştuk. Beceririz ya da beceremeyiz, bu süreçte her türlü rantı sabote etmeye kararlıyız. Heteroseksüel erkek iktidarının kıskacındaki heteroseksist toplumda, eşcinsel bireyler, öğrenilmiş çaresizlikle sindirilmişler ve pasifize edilmişlerdir. İnsanlar bu hallerini rasyonalize etmek için, kendilerinin katılmadıkları işlere ve bu işleri yapanlara yönelik hastalıklı bir kıskançlık geliştirebilmektedirler. Bu ruh hali, hem tek tek ilgili insanları hem de hareketi kemirmektedir. Kadın ve erkek eşcinseller, kendi sorunlarına, özetkinlikleriyle sahip çıkmadıkları sürece, hiçbir aktivist ya da “lider” tarafından “kurtarılamayacaklar”dır. Heteroseksizmin sözcülerinden medet ummayın. Onlar hiçkimseyi aklayamaz ya da mahkum edemez. Gelin eşcinsel mücadele içinde arının, gelin birlikte özgürleşelim. KAOS GL

KAOS GL 46 / 18

Mutluluğu arıyorum Ojeli tırnaklarda, Beyaz ellerde, Sigara dumanlarında. Sevgili soruyorum Sakız fallarında. Bir çift mavi arıyorum Kirlenmemiş. Yalnızlığımı kaybediyorum Yalanların çiftliğinde. Yitik sevdalarımdan İntikam alıyorum Orgazm kokulu kadınlarla. Kendimi öldürüyorum Ojeli beyaz ellerle. Sigara dumanlarıyla, sakız fallarıyla Yalanlarla... Orgazm kokulu kadınlarla. Kendimi öldürüyorum. Kendimi, Ellerimle, Orgazm kokulu kadınlarla.

Bahar/Ankara


Lambda-İstanbul'dan arkadaşlara… Sevgili Uğur,

Sevgili arkadaşlar,

Dedikodularla, önyargılarla, yanlış bilgilenmelerle savaşa savaşa özellikle son ki yıldır Lambda-İstanbul ile KAOS GL arasındaki iletişimin artması, bizleri yalnızca mutlu etmektedir. Bu iletişimin, zaman içinde etkileşime, dayanışmaya ve işbirliğine evrilmesi için bir yöntemi sizce de olmamalı mı? Bizce bu, hem eşcinsel hareket için hem de her iki grup için gerekli ve zorunlu. Söz konusu yöntemi düşünmenin, birlikte düşünmenin bir gün mümkün olacağını umarak, KAOS GL olarak, sizden gelen herşeyi ilk sayıda yayınlamaya çalıştık. (En son hiçbir bilgimiz olmadığı halde, "Siyaset Meydanı'na çıkar mısınız?" çağrınızda olduğu gibi.) Ama bu kez, "İnsan Hakları İhlâl Raporu" ile ilgili çağrınız dolayısıyla bir iki söz söyleme gereği duyduk.

Türkiye'de çok sıklıkla eşcinsellerin ister polisle ister başka kişilerle cinsel yönelimleri yüzünden başlarının derde girdiğini biliyoruz. Fakat ne yazık ki bunların çoğunluğu o yaşayan kişinin hayat tecrübesi olmaktan öteye gidemiyor ve hiçbirimiz haklarımızın peşine düşemiyoruz malum sebeplerden dolayı. Lambda İstanbul olarak bu olayların tümünü kayıtlara geçirmek, birer rapor haline getirmek istiyoruz. Böylece bu olayların sıradan tekil olaylar değil, sistemli bir şekilde yürütülen insan hakları ihlalleri olduğunu ispatlamak ve şu anda mecliste yeni yasa reformu üzerinde çalışan komisyona sunmak amacındayız. Bunun dışında bu raporlar Uluslararası Af Örgütü'ne de sunulacak. Sizden istediğimiz şu: Eminiz ki bir çoğunuzun başına eşcinsel olmanızdan dolayı kötü bir şey gelmiştir. Lütfen KAOS GL’deki bu formu doldurun, hatta fotokopiyle çoğaltıp arkadaşlarınıza dağıtın. Sokakta karşılaştığınız ufak bir sözlü saldırıdan görmüş olabileceğiniz ağır işkencelere kadar herşeyi kaydetmek istiyoruz. Gerçek isminizi vermek zorunda değilsiniz. Hatta sadece isminizin baş harflerini bile yazabilirsiniz. Ayrıca çok az zamanımız kaldı. Bu formları doldurup lütfen bir an önce P.K.103 Göztepe İstanbul adresine gönderin.

Öncelikle belirtmek isteriz ki adı geçen konu, "Gay ve Lezbiyen Hakları, İnsan Haklarıdır"dan hareketle bizim de çok önemsediğimiz bir konu. Daha ilk sayımızda (Polis Kimliği ve Heteroseksist Terör, Eylül 1994) bu konuyu bir yönüyle ele aldık. Nisan 1995'le "Eşcinsellere Yönelik Şiddete Karşı Ne Yapmalı?"ya değindik. Ve de şimdiye kadar "rapor" edilebilecek onlarca tanıklık yayınladık. Fakat eşcinsellere yönelik suçlar, gaylerin polise ya da resmi kuruluşlara şikayette bulunarak haklarını isteyemeyeceği inancıyla desteklendiğinden ve de bu maalesef doğru olduğundan bu tanıklıklar dergi sayfalarında kaldı. (Belki ilerde bir kitapta toplanır.) Şimdi sizlerin benzer tanıklıklardan bir "dosya" oluşturma girişiminizi kutlarız. 'Peki o zaman, sorun ne'mi? Sevgili arkadaşlar, lobicilik konusunda Kaos eşcinsellerinin ne düşündükleri ayrı konu; ayrıca yukarda da belirttiğimiz gibi insan hakları ihlâl rapor konusunda sizleri kesinlikle elimizden geldiğince destekleriz ama yanılmıyorsak unutulan pek çok şey yok mu? İçinde bulunduğumuz dönemde, mecliste (herhalde aynı meclisten söz ediyoruzdur!) çalışan hem de yasa reformu üzerinde çalışan bir komisyon mu bulunuyor? Bu komisyon, hangi milletvekillerinden oluşuyor ve şimdiye kadar hangi yasaları ne şekilde reforme ettiler? Ayrıca hepimiz biliyoruz ki TBMM'de eşcinsel milletvekili bulunmuyor! "Eşcinsel dostu" vekillerden de vazgeçtik,

Lambda-İstanbul en azından öteki için de demokrasi isteyen ve henüz ortaya çıkmamış milletvekilleri mi bulunuyor? Hangi yasanın ne şekilde reforme edilmesini istiyorsunuz? Bildiğimiz kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti yasaları açısından, eşcinsellik, "yasal" da değil, "yasadışı" da dağil. IGLHRC ve ILGA'nın nitelemesiyle söyleyecek olursak anılmıyor. Yani eşcinsel edim Türkiye'de, (18 yaş üzerinde) suç değil. Bu durumda, ilgili yasalarda, cinsel ayrımcılık bizleri kapsamadığı için, ‘cinsel yönelimi farklı olanların’ uğradıkları ayrımcılığa karşı mı, bir madde isteniyor? En azından "form"u dolduracak insanlar bunları bilmek isteyebilirler. Belirttiğiniz gibi gerçekten "çok az zaman" kaldı. Meclis, tatile gidecek mi, geceli gündüzlü çalışacak mı, henüz karar verilmedi. İyi de neden çok az zamanınız kaldı? Koşulları bildiğimiz için "şimdiye kadar neredeydiniz"

KAOS GL 46 / 19


diye sormayacağız. Ama yine de yangından mal mı kaçırılıyor diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Yoksa ilgili madde, sonraki dönemlerde, değiştirilmesi dahi önerilemeyecek maddeler kapsamına mı girecek? Avrupa Konseyine girmek için bir adımları kalmış, Güney Kıbrıs'ın papazları ile muhafazakar milletvekilleri "Homoseksüelleri destekleyeceğinize, Kuzey'deki işgali durdurun" derken, Romanya'nın, yaklaşımı bize hiç de yabancı olmayan heteroseksist medyası "Avrupa Konseyine girmek için hepimizin ibne mi olması gerekiyor" derken, Türkiye’de ortada folun ya da yumurtanın olmadığı bir dönemde, hangi komisyondan hangi yasayı reforme etmesini bekliyorsunuz? KAOS GL, ilk önce Yunanistan, Sırbistan gibi ülkelerin eşcinselleriyle iletişim kurmaya çalışırken, Lambdaİstanbul yönünü hep Kuzey Amerika'ya ve Batı Avrupaya döndü. (Elbette ki bunda bir yanlış bulunmuyor.) Dolayısıyla Batı'daki formel işleyişi iyi biliyorsunuz ve biz bunu teslim ediyoruz. Bununla birlikte bilinmesi gereken bir şey var ki Batıdaki formellik sadece 'form'-dan ibaret olmasa gerek. Batı'daki formelliğin arkasında, zamanında koskoca bir Eşcinsel Kurtuluş Hareketinin kendi mücadelesi ve gücüyle yarattığı sosyal, kültürel ve ekonomik zemin olmasıydı onun form'u olabilir miydi? Hele ki Türkiye gibi günlük, toplumsal hayat bir yana, resmi hayatı bile formel olandan daha çok informel olanın belirlediği bir ülkede, sosyal kültürel ve ekonomik zemini olmayan tek başına bir "form" ne işe yarar? (Üstelik, bir yasanın tanımladığı hak, kullanıcılar tarafından hayat içinde mücadele edilerek kazanılmadıkça bir anlam taşımadığı, örneğin bu ülkenin feministleri tarafından çok iyi bilinmekte. Fakat işin bu aşamasına burda girmek yersiz olacak.)

tecavüzler dergimizde, TANIKLIK bölümünde birebir yaşayan insanlar tarafından kaleme alınıyor biliyorsunuz. Bu bölüme daha fazla işlerlik kazandırmak amacıyla, arkadaşlarımıza, yaşadıklarını yazarak bize yollamalarını ve bu konuda tembellik etmemelerini öneriyoruz. Yurttan, işten, vs. atılma, dayak, adli ayrımcılık, tecavüz vb. zulümleri tarih ve şehir ismi belirterek-kişi ismi saklı kalmak koşuluyla gönderirseniz, birbirimizin sessizliğine ses oluruz. Adresimiz...) Kaos GL'de hep tekrarladık. Bunu siz de biliyorsunuz. Fakat gelen cevap ikiyi üçü geçmedi. Oysa hepimiz biliyoruz ki tam tersi, bu toplumda başına birşey gelmeyen eşcinsel sayısı üçü beşi geçmez! En azından tecrübe alışverişi olur diye çok önemsediğimiz "Yaşamın İçinden Kartpostallar" bölümüne en yakın arkadaşlarımızdan bile tanınırız diye yazmayanlar çıkıyor. (Kim, nerden tanıyacaksa.) Sözlü ya da fiziki saldırıya uğrayan eşcinsellerin pek çoğu en yakın arkadaşından dahi bunu gizliyor. Bırakalım yazmayı çizmeyi, şurda şuna, burda buna dikkat edin, hazırlıklı olun, diye uyarmıyorlar bile. Geçen süre içinde bilmediğimiz ne değişti ki insanlar bu formları doldurup geri göndersinler? Sevgili Uğur, sevgili arkadaşlar, umalım ki kaygımızı ve derdimizi anlatabilmişizdir. Heyecanımız bitmesin, ne güzel, ama geç kalmışlık sendromundan kurtulalım artık. Çünkü bu sendrom, bir iş sonuçsuz kaldığnda ya da sekteye uğradığında zincirleme reaksiyona giriyor ve 'bu ülkede bir bok değişmez, böyle gelmiş böyle gider'e kadar sıçrayabiliyor. Onun için tamam hayallerimizden vazgeçmeyelim ama nereye bastığını bildikten sonra ağır adımlarla da hedefe varılır. İmkansızı isterken gerçekçi olmayı unutmayalım.

Sevgili arkadaşlar, bizler aşağıdaki çağrıyı (Biz eşcinsellerin maruz kaldığı ayrımcılık, taciz ve

KAOS GL

Türkiye’nin dört bir yanındaki gayler! Hazırladığımız Türkiye Rehberi için sizlerden hiçbir bilgi gelmedi, lütfen her türlü adres ve detayları ile birlikte bar, birahane, hamam, park-bahçe… ne varsa, gaylerin gittikleri mekanları bize bildirin. Siz de yazmazsanız işimiz zor. LAMBDA-İSTANBUL

KAOS GL 46 / 20


YAŞAMIN İÇİNDEN KARTPOSTALLAR… Parisli Amca, 2. Bölüm, İstanbul

Sayın Akın'a (Samsun) ithaf ediyorum. (Kaos GL Sayı 41 sahife 23) “Erkek erkeğe”

Hemen her gün sevgili Muhsin'imi hayal ederek mastürbasyon yapar, gece rüyalarımda da sevişerek infal (hamamcı) olurdum.

Cumartesi günleri talebe velileri okula gelir çocuklarını evlerine götürürler, pazartesi sabahları da tekrar okula teslim ederlerdi.

Sabahları uyandığımda üstünde haritalar çizili külotumu kirli çamaşır sepetine atar, ılık duşumu alır, kahvaltıya otururdum iştahsız, pısmış bir halim vardı. Sık sık da ağlama krizlerim tutuyordu. Annem zorla sütümü içirir, konuşturmaya çalışırdı. Zannedersem çamaşır sepetindeki kirlilerimi tetkik eder, horozun öttüğüne kanaat getirirdi. Eh kuşumuz da sağlamdı ama vaziyet hiç de annemin bildiği gibi değildi.

Ancak velileri taşrada olan beş on öğrenci cumartesi pazar günleri de okulda kalırlardı. Ben de cumartesi pazar tatillerini evimde geçirirdim. Ta ki Bursalı Tamer isimli arkadaşımla haşır-neşir olana dek.

Doktora gidiyoruz. O günlerde annem beni Almanya’dan gelen çok meşhur yahudi bir sinir doktoruna götürdü. Doktor annemi dışarda bekleterek beni odasında anüsümden husyelerime kadar muayene etti. Sorduğu suallerime kaçamak cevaplar veriyordum. Doktor durumu hemen kavramıştı. Endişelenip ağladığımı görünce: Bak yavrum, sapasağlam akıllı bir çocuksun, senin bu durumunda milyonlarca insan var. Seks duygularının kendi cinsine yönelmesi herkes de olabilen bir ruh halidir. Sadece sende biraz erken başlamış. Sabırlı ol. İlerde aynen duygularını taşıyan çok arkadaşın olacak rahatlayacaksın şimdi annene sadece basit bir sinir zafiyeti geçirmekte olduğunu söyleyeceğim. Vitamin hapları yazıyorum. Spor yap denize gir hadi güle güle, dedi. Okul yaşamım İstanbul Galata Kulesi’nin yakınındaki Fransız Kolejinde yatılı olarak okumaya başlamıştım. Karda kışta okula gidip gelmeyi göze alamadığımızdan annem yatılı okumama karar vermişti. Altışar kişilik ranzalı ve bir de çok büyük bir yatakhane vardı.

Tamer’le birbirimize kanımız hemen ısındı. Her fırsatta üç beş dakika köşe bucak yerlerde gizlice öpüşür sevişirdik. Tamer de Muhsin gibi kumral fıkır fıkır delifişeğin biriydi. Onla sevişirken sanki Muhsin'i öper koklar gibi olurdum. Bazı hafta sonlarında eve telefon açar, ders çalışma bahanesi ile, beni okuldan almamalarını söylerdim. Tabii hafta sonları boşalan yatakhanelerin gizli köşelerinde Tamer’le daha fazla beraber olabilmek için. Repertuarımız zenginleşmiş, oral sekse bile başlamıştık. Romantik iki sevgili yaz tatiline kadar mutlu birlikteliğimizi kimseye sezdirmeden sürdürmeyi başarabilmiştik. Yaz Tatili Okul yaz tatiline girmiş, öğrenciler evlerine memleketlerine dönmüşlerdi. Bizde İstanbul Bostancı’da oturan teyzemlere gitmiştik. Aradasırada Muhsin’le Tamer’le mektuplaşıyordum. Birbirimizden çok uzaklardaydık. Seks ihtiyacım, bunalımlar yine başlamıştı. Denize, plajlara gidiyor, mayolu insanları seyretmekten zevk oluyordum. Beni yalnızca atletik yapılı, mayosunun önü kabarık gençler ilgilendiriyordu. Kızlara nedense hiç bakmıyordum bile. Bir müddet evvel Karaköy’deki genelevlere gitmiş, sarışın bir kadını beğenerek odasına çıkmış, soyunup birbirimize sarıldığımızda penisim hiç uyanamamış, mahcubiyetle kıpkırmızı olarak hiç bir şey söylemeden parasını ödemiş, giyinip gitmiştim. Daha evvelki denemelerim de böyle olmuştu. Halbuki plajda hoşuma giden erkekleri gördükçe hemen uyanıyordum.

KAOS GL 46 / 21


Çok çekingen, tecrübesiz bir insan olduğundan tanımadığım kişilerle hemen arkadaşlık kurmam imkansızdı. Hep ilk teşebbüsün karşı taraftan gelmesini beklerdim. Hâlâ da öyleyim. Bu kötü huyumu değiştiremedim. Bir gün yine plajda sıcak kumların üzerine yatmış etrafımı seyrederken yirmibeş yaşlarında, esmer, göğüsleri kolları bacakları simsiyah tüylerle kaplı çok sevimli bir genç yanıma uzanıverdi. Birbirimizin vücuduna hayran hayran bakışıyorduk.

omuzlarımı öpüyor emiyor, bacaklarımı okşuyordu. Tahta gibi sert penisi oldukça büyüktü. Başımı önüne doğru hafifçe bastırarak oral seks yapmamı istedi. İsteğini zevkle yerine getirdim. Birkaç dakika sonra plaj çantasından çıkardığı pembe renkli bir kremi penisine, sonra da anüsüme sürerek, beni yüzükoyun yatırdı. Çok dikkatli ve tecrübeli idi. Biraz canım yanıyor, ama müthiş hoşlanıyordum o gün tam üç defa uzun uzun sevişmiş çok zevkli heyecanlı dakikalar yaşamıştık.

Ben tüysüz bembeyaz, o ise çok kıllı esmerdi. Bir ara gözüm mayosuna takıldı.

Muhsin’le Tamer’den sonra üçüncü olarak seviştiğim bu tatlı insan, benzeri bulunamaz bir aşk ilahı idi.

Önü bir çadır düzeği gibi kabarmış, sanki yalvaran bakışlarım oraya kilitlenmişti.

Bir büyük şair; “Nazirin yok senin ey mah

O da durumun farkındaydı.

Arar göynüm seni seyyarelerde”

Bembeyaz iri dişleri ile gülümsüyor., yüzüme tatlı tatlı bakıyordu.

“Benzerim yok senin ey ay,

Yüreğim heyecanla çarpıyor, olumlu bir teşebbüsde bulunamıyordum. Pasif ve cesaretsizdim. Neyseki biraz daha yanıma sokuldu, kolumu tuttu, omuzuma ateşli bir öpücük kondurarak hemen çekildi. Vücudumu müthiş bir seks alevi sarmış, zangır zangır titriyordum. Yavaşça doğruldu.

Bazı günler hüzünle yalvardığım gökteki parlak yıldızlar mı, yoksa geylerin hiç sözü geçmeyen mitolojik aşk tanrıları mı, gezegenlerden inen manyetik ışınlar mı? Nedir?

Elimi tutarak: Hadi gel, bak şu

arar gönlüm seni gezegenlerde” demiş.

Bizi, Suadiye plajının kızgın kumları üzerinde ılık terlerimizi birbirine kaynaştırmış bir aşk mucizesi gerçekleşmişti. Birlikteliğimizden duyduğumuz hazzı samimiyetle fısıldaşır, dudaklarımız tekrar tekrar birbirine kenetlenirdi. Sanki bir rüya aleminde yaşıyor gibiydik Acaba birbirimiz için mi yaratılmıştık? Sevişmek ne tatlı, aşk ne yüce bir duygu idi...

karşıdaki yedi numaralı kabindeyim. Ben içeri girdikten bir iki dakika sonra geliver e mi, dedi. Gülümseyerek başımla olur işareti yaptım. Kısa bir tur atıp heyecanla, aralık kapıdan içeri süzüldüm. Yataklı bir kabin tutmuştu. Kapının sürgüsünü çekip boynuma sarıldı. Oh, tatlım dedi. Adanalıyım. İsmim Yaşar, mimarlık fakültesindeyim. O kadar sıcak bakışları vardıki, ondan çok hoşlanmıştım. Mayolarımızı sıyırdık göğüslerimi

Birbirimize adres ve telefon numaralarımızı vererek bir hafta sonra aynı yerde buluşmak üzere sözleşmiş, uzun uzun tekrar öpüşerek ayrılmıştık. Dökülen gözyaşlarım artık sevinç ve mutluluğumuz içindi. Not: Bu mutlu beraberlik iki sene kadar sürer. Çok cahil bir toprak ağasının en küçük oğlu olan sevgilim Yaşar, Adana’ya çağrılır. Çok yakın akrabalarından, hiç sevmediği, hoşlanmadığı bir kızla zorla evlenmeye mecbur edilir. Altı ay kadar sonra... sonrasını yazmaya elim varmıyor..

KAOS GL 46 / 22


Bu yiğidim,. arslanım.. İlkel törelerden birine… Bunca sene sonra bile gözyaşlarımı tutamıyorum.

Pariste bir akrabasının ziyaretinden dönen bir gay arkadaşım;

İstanbul’da Geylerin Acıklı Yaşamı

Hemen hazırlan, Paris’e gidiyoruz, demişti.

Lise son sınıfta iken Adanalı sevgilim Yaşar'ın korkunç akıbeti beni yaşamdan soğutmuştu.

Mırın kırın istemem. Yeni bir hayata başlayacağız.

Okulu terk ettim. Yerli filmler çeken bir stüdyoda işe başladım. İş ağır fakat çok zevkliydi.

Hakikaten, bir ay kadar sonra Cartier Latin’in, Saint Michel'in sihirli havasını koklayarak, sarı saçları bellerine dolanan cinslerimizle, altı sene sürecek, çok mutlu cinsel yaşama kavuşacaktım. Daha ilk geldiğim aydan gönlümce beğendiklerimle aktif pasif kolayca temas mümkündü. Mekan, otel problemi bile yoktu.

Artistler, figüranlar, set işçileri bir hengame ki sormayın gitsin. Kendimi işe vermiş yeni bir hayata başlamıştım. Zeki Müren’in “Beklenen Şarkı” filmi çekiliyordu. Zeki Bey’in enteresan bir kişiliği vardı. Tavırları, sesi, giyimi kadınsı idi ama, kendine aykırı, zıt gelen hareketlere hiç göz yummazdı.

İstanbul’daki mahallemizin namusunu koruyan zorbaların, iğrenç iftiralarla dolu dedikoduların zerresi burada söz konusu olamazdı.

Tüm set çalışanları, hepimiz, elimizden geldiğince saygılı, dikkatli olmaya çalışırdık.

Kimse kimseye, gözünün üstünde kaşın var, bile demiyordu.

Bu arada sinemanın bir çok ünlülerini yakından görmüştüm. Etrafımızda konuşulanlardan anladığıma göre epeyce eşcinsel, lezbiyen sanatçı ve figüran vardı. Bu yönden de sinema sanatını çok sevmiş, çabuk intibak etmiştim.

Muazzam katedral ve kiliselerde pazar sabahları orglu müzikle ayinlere katılan dindar hristiyanlar pek çoktu. Hiçbiri ibnelerin cehennemin kızgın katran kazanlarında çatır çatır yanacağından söz etmemişti. Bilmem ki. Belki de devletten maaş alıp da vatandaşına hayırlı iş yapmayan günahkarların çokluğuna bu kazanlar kafi gelmiyor, Avrupa’da şube açılmıyordu.

Zamanla iş arkadaşlarımla samimiyetim ilerlemiş, seks arkadaşlığı kurmuştum. Beyoğlu Tarlabaşı’nın arka sokaklarında oturan gey arkadaşlarımın evlerinde üç beş kişi gizli gizli toplanır, yer içer sevişirdik.

Saint Michel Paris’in meşhur talebe ve ressamların mahallesi.

Zevklerimizden biri de Beyoğlu’ndaki Çiçek Pasajı’nda bira içmekti. Arada bazı heterolar, geyliğini belli eden, kırıtan, sırıtan arkadaşlarımıza laf atarlar, müstehcen el işaretleri ile hakaret yağdırırlardı. Bazen bu öküzlerle kapışır, polislik, karakolluk bile olurduk.

Paris’e geleli iki ay kadar olmuştu. Le Bronze denen diskoda Jean Pierre'le tanışmış, samimi arkadaşlık kurmuştuk. Jean kendi yaşımda, efemine, beyaz tenli, güler yüzlü, pasif bir geydi.

Tabiî ibneler haksız çıkar, öküzler salınır, bizlerle de gırgır geçildikten sonra iş tatlıya bağlanır, evlerimize dönerdik. Toplumda itibarlı onurlu yerimiz yoktu. Olur olmaz yerlerde bizleri birbirlerine baş parmakları ile işaret parmaklarını halka şekline getirerek gösterirler, bak şu var ya yengen olur, diye öğünürlerdi. Kahvehane, gazino gibi yerlerden bile bazı arkadaşlarımızın kovulduğu olurdu. “Bir daha buraya gelmeyin ha...” derlerdi. Bu hakaretler yenir yutulur şeyler değildi. Neydi bize reva görülen bu zalimce düşmanlık, bizlerden ne kötülük görmüşlerdi ki. İşte otuz sene evvelki medeni İstanbul’da itilip kakılıp, her yerde dışlanan geylerin acıklı durumu...

Yorum Sizin

Her cumartesi pazar günleri de Le Bronze'nin darkroomunda buluşurduk. Bazen tam kadın kılığında, travesti olarak, dudakları rujlu, parmakları ojeli, makyajlı, ince sivri topuklu ayakkabıları ile zarif bir kız görünümünde gelirdi. Birbirimizden çok hoşlanırdık. Bir modaevinde dekoratör olarak çalışıyordu. Ben de bir sinema film laboratuarına kapağı atmış, akşamları da meslek sanat okuluna devam ediyordum. Bir cumartesi Jean Pierre beni evine davet etti. Annesinin çok lezzetli yemekler pişirdiğini ve beni tanımak istediğini söylemişti. Bir güzel pasta alarak beraber yakın bir banliyöde oturdukları apartman dairesine vardık. Kapıyı güler yüzle annesi açtı

KAOS GL 46 / 23


G L KİTAPLIĞI

Evde Jean Pierre'ın kendinden iki yaş büyük güzel bir ablası vardı. Tanıştıktan sonra sofraya kurulduk. Annesi Jean Pierre’le samimi ve dürüst bir arkadaşlık kurduğumdan beni çok sevdiklerini söyledi. Yemek esnasında anne: Kocasının erken öldüğünü, çocuklarını yetim büyüttüğünü, oğlunun ve kızının ancak kendi cinsleriyle mutlu olduklarını, birbirlerinin elbiselerini giydiklerini, psikologların hiç bir müdahalede bulunulmaması yönünde tavsiyelerde bulunduklarını samimiyetli anlattı. “Ne yapalım. Ancak torun sahibi olamayacağım ama çocuklarımdan çok memnunum, mesleklerinde de çok başarılılar. Patronları da çok seviyor..” Yemek esnasında kapı çalındı. Jean Pierre kapıyı açtı. İçeriye yirmi yaşlarında, kot pantolonlu güzel bir kız girdi. Elinde motorsiklete binenlerin başlarını korumak için kullandıkları kocaman bir kask vardı. Anlaşılan motor ile gelmişti. Öpüştüler. Beni de tanıştırdılar, sofraya buyur ettiler, yedik içtik… Yeni gelen kızcağız anlaşılan Jean Pierre'in ablası Janette'in partneri idi. Her halleri yapmacıksız, samimi idi. Mutlulukları hemen belli oluyordu. Yemek uzun sürmüş, kanyakları içmiş, kahve ile pastaları yemiştik. Vakit gece yarısına da yaklaşmıştı. Müsaadelerini rica edip kendilerine lezzetli yemekleri için teşekkür edip, gitmek istedim, Jean Pierre hemen atıldı: Bu saatten sonra hiç seni bırakır mıyım? Annesi de, yerimiz müsait, kalırsanız çok sevinirim. Zaten yarın pazar Size öğlen, soslu tavşan kızartması pişireceğim, dedi. Samimi konuştukları belliydi. Kalmaya karar verdim. Biraz sonra Jean Pierre duşu ve yatacağım odayı gösterdi. Ilık bir duş alıp yatak odasına geçtim. Jeam Pierre’de duşa girmişti. Bir kaç dakika sonra kapı açıldı. Jean Pierre usulca koynuma girdi. Oh... Bebeğim.. Kullandığı parfüm başımı döndürmüştü. Onu öperek ışığı söndürdüm.. Anlaşılan motosikletli kız da Jean Pierre'in ablası Janette'in koynunda yatıyordu... Şefkatli anne çocuklarının mutluluğu için her türlü fedakarlığa katlanıyordu... Evet cennet annelerin ayakları altında idi.

UTANÇ BİTTİ Anja Meulenbelt, Çeviren: İlknur İgan, Roman, Ayrıntı Yayınları Anja Meulenbelt önce anne! Sonra sosyalistliği, feministliği, lezbiyenliği, çokeşliliği ve uyuşturucu maddeleri denemiş bir kadın. Hayatın kıyılarında değil derinliklerinde yaşamayı göze alan; sözcüklere değil hislerine, tenine, kanına, parmak uçlarına inanan biri… Yayımlandığında feminist çevrelerde büyük yankılar uyandıran ve sekiz dile çevrilen bu kitapta erkek egemen toplumun kendisine dayattığı rollerden kurtulma hikayesini kişisel, içten ve cesur bir dille anlatıyor. Feminizmden değil, onun nasıl yaşandığından söz ediyor. Kullandığımız dilin kadınların ifade edemeyecek kadar eril olan özelliklerine; kadınların parçalanmış kimliklerle yaşamak durumunda kaldığına, 1970’leri sarsan “cinsel devrin”in “cinsel” ama “devrimci” olmadığına; “solcu erkekler”in de “erkek” ama “sevgili” olamadıklarına; beyaz atlı prens masalına; kadınlarla/erkeklerle yaşanan cinsellik, kıskançlık, yalnızlık sorunlarına; aydın erkeklerin bile utançlarından arınmış kadınlarla yaşamayı beceremediklerine dikkat çekiyor. Utançlarından kurtulan, kendini, bedenini seven bir kadın olmanın zor ama imkansız olmadığını gösteriyor. Yaş, cinsiyet önemli değil; Antakyalı tüm gay/lezbiyenleri toplantılarımıza bekliyoruz… YER: Her Pazar günü saat 14.00 ile 17.00 arası SELİNA CAFÉ İnönü Caddesi, Özel Ata Lisesi Arkası bitişiği Antakya… Toplanıyoruz… Toplantılarımızda korkulacak hiçbir şey yok… İçinizdeki tüm zincirleri kırıp gelin. Amacımız her yaştan, toplumun her kesiminden olan gay arkadaşlarımızı kucaklamak, baskılara karşı kenetlenmek… ve lütfen bu sesimize kulak verin. Hepinizi bekliyoruz. Bizi tanımanız açısından masamızda pembe bir karanfil bulunduracağız. DAHA GÜÇLÜ, ÖZGÜR, AYDINLIK YARINLAR İÇİN; HEP BİRLİKTE ELELE

KAOS GL 46 / 24


A

N

A

T

O

M

İ

Hazırlayan: Kerem/Ankara Kendiyle barışık olmak, kişinin bir bütün olarak her parçası ve özelliğine karşı önyargılarından kurtulması ile mümkündür. Birşeyi bilmek önyargıdan her zaman kurtarmasa da bu yolda atılacak ilk adım olabilir. Bu yazı dizimize, daha önce duyurulduğu gibi, erkek ve kadın cinsel organlarını tanıtarak başlıyoruz. Peki neden karaciğer değil de cinsel organlar? Çünkü “cinsel organlar” konusu hem önyargıların ve bilgisizliğin en yoğun olduğu hem de bilgi edinmenin en güç olduğu bir alandır.

ERKEK DIŞ CİNSEL ORGANLARI Sik (penis): Baş ve gövdeden oluşur. Sanıldığı gibi kas parçası değildir. Deri ile çevrelenmiş, içi küçük boşluklarla dolu süngerimsi bir organdır. Bu boşluklara kan dolması sikin büyüyüp sertleşmesini (ereksiyon) sağlar ve bu durum, kan orada kaldıkça devam eder. Bu olayın nasıl geliştiğinden daha sonra bahsedeceğiz. Baş dediğimizse gövdeyi oluşturan süngerimsi yapılardan birinin genişlemiş devamıdır. Sünnetli erkeklerde deri ile kaplı değildir. Ucundaki açıklık idrar yolunun dışarı açıldığı yerdir. İdrar yolu ile hem idrar hem meni dışarı atılır. Taşak: Kadınlarda yumurtalıklar karın içindeyken erkeklerde dışardadır. İşte yumurtalıkları asan bu keseye taşak denir. Deri ve ince kas tabakasından oluşur; kas tabakası kasılıp gevşeyerek sıcağa, soğuğa ve bazı diğer durumlara bağlı olarak taşak büyüklüğünün değişmesini sağlar. Normal olarak, bir yumurtalık (soldaki) taşağın içinde daha aşağıda yer alır. (Yani taşağın iki tarafı aynı hizada olmayabilir.) Bütün bu dış organları kaplayan deri, vücudun diğer kısımlarını kaplayandan daha koyudur. Ergenlik çağında bu bölgede gelişmeyle birlikte kıllanma da olur. Bu gelişmenin sabit bir yaşı yoktur, kişiye göre değişir. Gelişme, yumurtalıkların ve sikin büyümesi ve kıllanma ile kendini gösterir. (Bunlarla birlikte vücudun diğer bölgelerinde de kıllanma, seste kalınlaşma gibi bazı değişiklikler olur.) Bu değişikliklerin hiçbirinin 14 yaşında gelişmemiş olması doktora başvurmayı gerektirir. Uyarılmamış sik büyüklüğü ortamın sıcaklığından, duygusal gerginliklerden, derialtı yağ dokusu

miktarından etkilenir. Kişiden kişiye farklılıklar gösterdiği gibi koşullara göre bir kişide de boyu sabit değildir. Bu farklılıklar sik uyarılıp büyüdüğünde çok belirgin değildir. Çünkü uyarılmadan daha küçük olan sikler uyarıldıklarında daha fazla büyürler. Ortalama veya “normal” büyüklük bilimsel çalışmalarla gösterilmemiştir. Kulaktan kulağa dolaşan ölçü ve sayılar, bir gerçekten çok, hayal ürünüdürler. Büyük bir sikin yüceltilmesinin sebeplerine burada girmeyeceğiz, ama kişinin kendini bu ölçülere göre sınıflandırmasının kendisine yapabileceği en büyük haksızlık olduğunu belirtmeliyiz. (Bu, küçük olduğunu düşünüyorsa da büyük olduğunu düşünüyorsa da böyledir.) Bu saplantıdan kurtulmak, bedeni bir bütün olarak tanımak ve cinselliğin sadece cinsel organlardan ibaret olmadığını anlamakla mümkündür. Burada değinilmesi gereken bir nokta daha var. Heteroseksüel dünyada çok yaygın bir inanış da eşcinsel erkeğin cinsel işlevlerini yerine getiremediğidir. Çoğumuzun da bildiği gibi bu yanlıştır. Cinsel yönelimi belirleyen, gelişme ya da işlevde noksanlık değildir.

KAOS GL 46 / 25


ERKEK İÇ CİNSEL ORGANLARI Yumurtalıklar (testis): Erkekte yumurtalıklar taşak içinde yer alırlar. Başlıca görevleri hormon ve döllenme hücresi üretmektir. Erkek döllenme hücresi, sperm, dişideki karşılığı olan ovum ile birleşerek daha sonra bölünerek büyüyen ve insanı oluşturan hücreyi oluştururlar. Hormonlar, vücuttaki organların uyum içinde çalışmasını sağlayan maddelerdir. Vücutta pek çok yerden pek çok hormon salgılanır. Erkek yumurtalığından erkek cinsiyet hormonları salınır; bunlara androjenler denir, en bilineni testosterondur. Bu hormonların başlıca görevleri : anne karnındaki erkek çocuğun iç ve dış organlarının cinsiyetine uygun gelişmesini sağlamak, ergenlik çağında yetişkin erkek vücuduna yönelik bazı değişikliklerin gerçekleşmesini ve bunların yaşam boyu devamını sağlamaktır. Bu hormonların azlığı veya çokluğu kişinin “erkeklik” derecesini belirlemez. Eşcinsel bir erkekte testosteron seviyesi daha az değildir, fazla bile olabilir. Hormonların dışarıdan alınmasına daha sonraki bölümlerde değineceğiz. Yumurtalıklar, bir zar içine sıkıştırılmış küçük kanalcıklar yumağıdır. Bu kanallarda hem sperm hem de hormonlar üretilir. Spermleri oluşturacak hücreler doğumda da yumurtalıklardadırlar, ama gelişme ve olgunlaşma için ergenlik çağında hormonlarda meydana gelen artışı beklerler. Yeterli hormon seviyesiyle yumurtalıkta sperm olgunlaşması sürekli devam eder. Spermlerin olgunlaşması (ileri doğru yüzme yeteneği kazanması vs.), yumurtalıktan çıktıktan sonra takip ettikleri sperm kanallarında da devam eder. Bu kanalın genişlediği karın içinde bir bölümde sperm depolanır. Bir spermin buraya gelmesi yaklaşık 70 gün sürer. (Yani uyarıldığımızda ya da boşalacağımızda hemen üretilmezler.) Salgı bezleri: Sperm olgunlaşırken ve olgunlaştıktan sonra yaşamını devam ettirmek için bazı salgılara gereksinim duyar. Salgı yapan pek çok bez sperm kanalı çevresine dizilmiştir. Bunlar bazı özel kanallarla sperm kanalına ya da idrar yoluna açılarak spermlerle karışırlar, böylece meni oluşur. Bu bezlerden biri de prostattır. Prostat ceviz büyüklüğünde bir organdır. İdrar yolunun idrar torbasından çıktığı yerde idrar yolunu çevreler. Salgısı sperm için önemlidir. Cinsel uyarılma fiziksel temasla veya uyarıcı şeylerin görülmesi, düşünülmesi ve düşlenmesiyle olur.

Fiziksel uyarılar yalnızca cinsel organlarla sınırlı değildir; her bölgenin hassasiyeti kişiye göre değişir. Uyarılara karşı daha hassas olduğu bilinen başlıca yer penisin baş kısmıdır. Penis çevresi, taşaklar, anüs çevresi de oldukça hassas uyarım alanlarıdır. İç organlar da uyarılma kaynağı olabilirler; prostat, diğer salgı bezleri, idrar yolları ve yumurtalıklar uyarıldıklarında cinsel haz uyandırabilirler. Bunlardan özellikle prostat anal birleşme sırasında erkeklerde alınan uyarımın başlıca kaynağıdır. Taşaklar ve testisin duyarlılığı da bilinmektedir; taşakları emmek, öpmek, yalamak anormal veya sağlıksız birşey değildir, iki tarafa da zevk verecek bir paylaşım olabilir. Uyaranlar sinir yollarıyla üst merkezlere, beyine iletilir. Bu merkezler kan akımını penise yönlendirirler, içi kanla dolan odacıklar sikin boy ve çapının artmasını (ereksiyon) sağlarlar. Kanın geri dönüşü de zorlaştığından uyarımlar sürdükçe sik gergin kalır. Benzer merkezlerden gelen emirler cinsel uyarılmanın ileri safhalarında idrar yolu boyunca dizilmiş bezlerden salgı yapımını arttırırlar. Bu salgılar berrak az miktarda bir sıvı olarak dışarı boşaltılırlar. Bu öncü sıvının kayganlaştırıcı etkisi vardır. Az miktarda da olsa bu sıvı sperm ve cinsel yolla bulaşan hastalık etkeni taşıyabilir. Cinsel uyarımlar doruğa ulaştığında başka bir merkezden gönderilen emirler depolanmış sperm ve salgıların idrar kanalına akmasını sağlar. Karışımın yol açtığı doluluk cinsel uyarımı oldukça arttırır. Bu kasık çevresindeki bazı kasların ardarda şiddetli kasılmalarına yol açar, böylece karışım (meni) dışarı atılır. İşte bu son anlatılanlara erkek orgazmı denebilir. Cinsel uyarımın sona ermesiyle bir iki dakika içinde ereksiyon sonlanır. Boşalındığında çıkan sıvı, meni, beyaz, sarı veya grimsi, yapışkan, çok akıcı olmayan bir karışımdır. İçinde 120-600 milyon sperm vardır, hacmin çoğunu salgı bezlerinin salgıları oluşturur. Miktarı ardarda her boşalmada azalır. KADIN DIŞ CİNSEL ORGANLARI Kadın cinsel organlarının dıştan görünen kısmını örten deri vücudun kalan kısımlarına göre daha koyudur. Ergenlikle birlikte bu deride koyulaşma ve kıllanma görülür, bunlarla birlikte kalça kemiklerinin önünde yumuşak bir yükselti oluşur. İç ve dış dudaklar: İdrar yolu ve amın (vajen) dışa açıldıkları ağızların yeraldığı açıklığın her iki yanını baştan başa kateden deri katlantılarıdırlar. Dış dudaklar

KAOS GL 46 / 26


daha geniş, yayvan, altları yağ dokusundan zengin kabartılardır. İç dudaklarsa yağ içermeyen iki kat deridirler. Bunların büyüklüğü ve şekli kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

Tüpler: Rahmin üst ucunda iki köşeden birer tüp yanlara doğru ilerler. Bunlar yumurtalıklarca üretilip bırakılan yumurtaları (ovum) yakalayıp rahme doğru iletmekten sorumludurlar.

Klitoris: İç dudakların birleştiği yerde, bir kısmı iç dudaklarla örtülü bir organdır. Sikinkine benzer bir yapısı vardır, uyarıldığında içindeki boşluklara kan dolmasıyla sertleşip gerginleşir. Uyarılmaya çevre bölgelerden daha hassastır. Klitorisin cinsel hazza katkısı oldukça büyüktür.(Yani bir kadının zevk alması giren çıkan birşeye bağımlı değildir.)

Yumurtalıklar (over): Kadında erkektekinin aksine vücut içerisindedirler. Tüplerin uçlarına yakın, karın duvarına asılmış, üzüm tanesi büyüklüğünde organlardır. Başlıca görevleri hormon salgılamak ve yumurta üretmektir. Yumurtalıktan kadın cinsiyet hormonları salgılanır. Bunların başlıcaları östrojen ve projesterondur. Bunlar bir adet döngüsünde belirli değişiklikler göstererek vücudun organ ve dokularının çalışmasını düzenlerler. Bu hormonların görevleri: anne karnındaki kız çocuğun iç ve dış organlarının cinsiyetine uygun gelişmesini sağlamak; ergenlik çağında vücutta kadına özgü bazı değişikliklerin meydana gelmesi ve bunun devamını sağlamak, yumurta üretiminin ergenlikten menapoza kadar devam etmesini sağlamaktır.

Bunun altında idrar yolunun açıldığı yer vardır. Hemen orta hatta bunun altında am (vajen) girişi yer alır. Bu giriş civarındaki vajen duvarı da uyarılma ile daha dolgun hale gelebilir. Giriş, çocuklarda bir zarla kısmen kapalıdır. Bu zar anne karnındaki dönemden bir kalıntıdır, hiçbir işlevi yoktur. Yırtılması cinsel ilişkinin yanısıra bir çok fiziksel aktiviteyle, bisiklete, ata binmekle olabilir. Vajen ve idrar yolu çıkımı civarında açılan birçok bez vardır. Bunların salgıları kayganlaştırmada (lubrikasyon) önemli rol oynar. KADIN İÇ CİNSEL ORGANLARI Am (vajen): Tüp şeklinde bir organdır. İçerisi ağızdakine benzer bir yüzeyle örtülmüştür, duvarları kas demetlerinden oluşmuştur. Boyu ortalama 7-9 cm’dir. Duvarlardaki kıvrımlarla esnekliği ve genişleme kapasitesi çok büyüktür. İçini kaplayan yüzey deri kadar sağlam değildir ve bu yüzden zedelenmeye açıktır. Bu yüzey kayganlığını daha yukardaki bezlerin yaptığı salgılara borçludur. Söylenti şeklinde dolaşan “G noktası” uyarılmaya son derece hassas olmasıyla ünlüdür. Bilimsel olarak kanıtlanamamışsa da ön duvarda 5 cm içerde yüzeyin altında hassas küçük bir doku olduğu zannedilmektedir. Vajenin en dip bölgesinde rahim ağzı yeralır. Bu dudak şeklinde, biraz daha sert bir dokudur. Burdan itibaren yüzey salgı yapabilir. Kayganlaştıran sıvının salgısı başlıca buradan yapılır; salgının miktarı ve özellikleri adet dönemine göre değişir. Rahim: Armut büyüklüğünde kastan yapılmış bir kesedir. İç yüzeyi adet dönemine göre değişiklik gösterir. Hamilelik sırasında bebek rahimde büyür.

Doğumda her kız çocuğunda 200000 olgunlaşmamış yumurta vardır. Ergenlik çağında hormon seviyelerindeki artışla bu yumurtalar gelişmeye başlar ve genellikle her adet döneminde her kadından bir yumurta olgunlaşır. Menapoz ile yumurta gelişimi sonlanır, yumurtalık işlevleri son bulur. Her adet dönemi kanama ile başlar ve diğer kanamaya kadar devam eder. Süresi kişiler arası farklılıklar gösterir ve sağlıklı olması için saat gibi olması gerekmez. Gene de normal kabul edilen sınırlar 21-35 gündür. Birkaç günlük oynamalar da sorun edilmez. (Bu sürelerin dışındakiler de her zaman sorun değildir: adet kanamalarının başladığının ilk iki yılı ve menapozdan önceki üç yıl kanamalar düzensiz olabilir.) Ortalama 28 gün kabul edersek, bir yumurtanın olgunlaşması ve içinde yer aldığı keseden çıkıp

KAOS GL 46 / 27


yumurtalıktan atılması 14. günü bulur. Adet döngüsü buna göre ikiye ayrılır. Adet kanamasında sadece kan değil rahmin iç örtüsüdür atılan. İlk yarıda yumurta olgunlaşırken hormonların etkisiyle rahim örtüsü de tekrar kalınlaşmaya başlar. İlk yarıda vajendeki kayganlaştırıcı salgılar yapışkan ve koyudur, miktarı azdır. Yumurta atılmasına birkaç gün kala salgı miktarı artar, sulanır ve berraklaşır. Kadın bunu ıslaklık olarak hissedebilir. Yumurtlamadan hemen sonra, yani ikinci yarıda, salgılar yine yapışkan ve koyu hale gelir; miktarı da çok azalır ya da salgı tamamen yok olur. İkinci yarıda iyice kalınlaşmış olan rahim örtüsü salgılarla dolgunlaşıp kendini gebeliğe hazırlar. Döllenme gerçekleşmeyince, azalan hormon seviyelerine bağlı olarak, rahim içi örtüsü atılır. Böylece adet kanaması görülür. Adet kanaması sırasında ve dönemin ortasında (yumurtanın yumurtalıktan atılmasıyla) ağrı hissedilebilir. Adet kanamasının dışında kanamalar görüldüğünde, kanama miktarında çok büyük değişiklikler meydana geldiğinde, beklenen kanama çok geciktiğinde, vajendeki salgı pis kokulu veya gri-sarı renkli veya beyaz peynirimsi parçalar içerir şekilde çıkmaya başladığında doktora başvurulmalıdır. ( Bazılarının sebeplerine daha sonraki bölümlerde değineceğiz.) Adet kanamasının başlamasına yakın memelerde hassasiyet, gerginlik ve yoğunluk artışı hissedilir. Bu bazen ağrılı olabilir. Kanama ile birlikte bunlar ortadan kaybolur. ORTAK ORGANLAR Anüs: Çok kabaca düşünürsek insan vücudunu bir boruya benzetebiliriz. Bu borunun, biri ağız biri anüs olmak üzere iki ucu var. Bu iki ucu birleştiren uzun yola sindirim kanalı denilir ve yediklerimiz bu kanal boyunca işlenir. İnsan kendi ağzını çok iyi tanır da, görüp göreceği anüsler hep başkalarına ait olur. Belki göt deliği de diyebileceğimiz anüs, yaklaşık 4 cm uzunluğunda bir kanaldır. Hemen ardında, yaklaşık 12 cm uzunluğundaki, kalın barsağın genişlemiş son kısmı olan rektum yer alır. Rektum dışkının atılmadan önceki son durağıdır. Sindirim kanalı boyunca içerik duvarların aşağıya doğru büzüşme hareketiyle yol alır. Kanalın

duvarları kastandır, iç yüzü salgı yapıp gereken şeyleri emebilen bir örtüyle kaplıdır. Anüsün örtüsü yarı yarıya deri ve sindirim kanalı örtüsüdür. Duvardaki kas tabakası bir halka şeklinde kalınlaşıp anüsten geçişi kontrollü hale getirir. Bu sayede dışkımızı kontrol edebiliyoruz. Ama aynı halka anal birleşmede karşılaşılan zorluğun da kaynağı. Ama vücudumuzdaki diğer kaslar gibi o da zamanla işine uyum sağlayabilecek hale gelir. Fazla hor kullanılırsa dışkı kontrolü kaybolabilir.( Bu nadir ama can sıkıcı soruna daha sonra değineceğiz.) Anüs ve rektum, iç cinsel organlara, idrar yollarına yakın olduklarından, anal ilişki bu duyarlı organların gerilip uyarılmasına yol açarak cinsel haz verir. Rektum ve anüsün içerideki yarısının örtüsü sindirim kanalı örtüsüdür ve deri kadar güçlü değildir. Maruz kaldığı travma ile bazen küçük bazen büyük yaralanmalar olabilir. Bu kişinin kanını cinsel salgılarla karşılaştıracağı için bir çok hastalığın (özellikle AIDS) bulaşması için ortam oluşturacaktır. Bu yüzden anal ilişkide korunmak çok önemlidir ve bu da en iyi kondomla olur. Vajende bahsettiğimiz kayganlaştırıcı salgılar burada olmadığından kayganlaştırıcı kullanmak hem rahatlatıcı hem koruyucu olabilir.(Kondomla birlikte su bazlı kayganlaştırıcı kullanmaya dikkat edilmeli! Daha sonra buna da değineceğiz.) Travma yalnızca anüs için değil ona sokulan sik için de söz konusudur; yani korunma sadece alıcı için önemli değildir. (Unutulmaması gereken nokta bulaşma için gereken yaralanmanın şakır şakır kanamayı gerektirmediğidir.) Rektum ve anüs için sindirim kanalının sonlandığı yer demiştik. Dışkı bunlardan geçerek dışarı atılır ve dışkı hiçbir zaman temiz değildir.(Bu bölgede yaşayıp da hastalık yapmayan bazı mikroplar başka organlarda hastalık yapabilirler.) Kişi ne kadar temiz olsa da bu çevreyi mikropsuz tutması mümkün değildir. Rektumun dışkıyla sıyrılmış olması ise son derece doğaldır, temizlemek için yapılanları abartmak çok güçlü olmayan duvara zarar verebilir(özellikle basınçlı su kullanmak). Anal kanal çevresinde yer alan damar paketlerinin genişlemesi, bazen dışardan görülebilecek şekilde, ağrılı olabilen basurların (hemoroid) oluşmasına yol açar. Anal ilişki ile direkt bağlantısı yoktur. Sonraki bölümlerde değinilecektir.

KAOS GL 46 / 28


en büyük asker bizim asker (ASKERLİK, MİLİTARİZM, EŞCİNSELLİK, FANTEZİLER VE GERÇEKLER-2) Atilla KARAKIŞ/Ankara “Askerlik hakkı istemek bana ters gelse de, askeri yasaya göre "sağlıksız biri" sayılmanın da hoşuma gittiği söylenemez. Bu ikilemi ve askerlikten rapor almanın basit, abartısız, fantezisiz yolunu önümüzdeki ay yazmak üzere.” diye yazmıştım geçen ayki yazımın sonunda. Askerlik ile ilgili bu ikilemi ileriki sayılarda irdelemek üzere şimdilik bir kenara bırakıyorum. (Umarım “devam edecek” diye yazılan fakat yazarı tarafından unutulan çalışmalara benzemez). Bir eşcinsel olarak, askerlik yapmak istemez ve “çürük raporu” almak isterseniz öncelikle bu isteğinizden emin olun. Sonradan “ben neden öyle yaptım, ah keşke çürük raporu almasaydım” diye dövünmeyeceğinize emin olun. Unutmayın ki, alacağınız bu rapor size hayatınızda hiçbir artı puan getirmeyecektir. Ama sanıldığı gibi de hayatınızın her alanında karşınıza dikilecek de değildir. Bu rapor, herhangi bir işe başvuru vb. durumlar için alacağınız askerlik belgesinde sadece “askerlikle ilişiği yoktur” ibaresiyle yer alacaktır. Ancak işi ciddiye alan ve raporunuzun içeriğini mutlaka öğrenmek isteyenler bunu ayrıntılı bir araştırmayla öğrenebilir. Askerlikten “çürük raporu” almak için kararınızı verdiniz ve bundan eminseniz her Türk erkeği gibi ilk yapmanız gereken “askerlik kararı” aldırmak için bağlı olduğunuz askerlik şubenize ya da askerlik şubeniz başka bir ilde ise oturduğunuz yerin bağlı olduğu askerlik şubesine başvurmak. Bolca vesikalık resim ve teknik birkaç evrak (ikametgah kağıdı, nüfus cüzdan örneği gibi) dışında stresinizle birlikte başvurunuzu yapacaksınız. Eğer “sevk dönemine” rastlamışsanız büyük olasılıkla “sağlık muayenesi” askerlik şubesinde yapılmaktadır. Aksi takdirde şubenizin muayene için göndereceği bir askeri hastaneye gideceksiniz. Her iki durumda da şubeden herhangi biriyle rapor almak isteğiniz ve gerekçesiyle ilgili muhatap olmanız gerekmez. Hele hele bazılarının sandığı ve yaptığı gibi, şubeye travesti kıyafetiyle gitmek ne işinizi kolaylaştırır, ne de “travesti duygularınızı tatmin” dışında bir yararı olur. Travesti ya da psikiyatrik anlamda transeksüel raporu alma düşüncesindeyseniz, bu durumda bile şubeye ya da hastaneye makyajlı ve kadın kılığında gitmeniz gerekmiyor. Kadın kıyafetleriyle çektirmiş olduğunuz resimler yetecektir.

Sağlık muayenesi, askere gideceklere uygulanan bir Türkiye klasiğidir. “Soyun” derler ve şöyle bir bakıp “bir şeyin var mı” diye sorup “yok” derseniz de sağlam kaşesini evraklarınıza basıp işlemi bitirirler. Muayene şubede yapılıyorsa birkaç doktordan oluşan bir kurul, hastaneye gönderildiyseniz hariciye doktoru sizin ilk durağınızdır. Sonuçta bunlardan hangisi ilk durağınız ise ona, psikiyatriye sevkinizi istediğinizi söyleyeceksiniz. Nedenini sorduğu takdirde “rahatsızlığım var” ya da “psikolojik” ya da “seksüel” sorunum var, demeniz yeterli olacaktır. Tüm derdinizi psikiyatriye anlatacaksınız. Doktorun “senin eşcinsel olman bizim için sorun değil” gibi bir yaklaşımı olabilir. Eşcinselliği “bozukluk” olarak gören ve yasalarında yer alan askeriye için eşcinsellik elbette “sorun”, ama görmedim, duymadım, bilmiyorum mantığı burada da geçerli. Almak istediğiniz rapor “eşcinsellik” raporu ise bu sizin üç yıl boyunca her yıl bir kere hastaneye gitmenizi gerektirir. “Eşcinsellik” aşırı zayıflık ve aşırı şişmanlık gibi geçebileceği düşünülen ve 3. yılın sonunda “çürük raporu” verilen bir “hastalık” olarak görülmektedir. Travesti ya da transeksüel raporu alacaksanız ilk başvurunuzda “çürük” raporunuz veriliyor. Psikiyatri sizi 10 gün hastanede yatırma, anal muayene yapma vb. gibi isteklerde bulunabilir. Bu doktorun kişisel tavrıyla şekillenen ve süreci uzatan ya da kısaltan bir

KAOS GL 46 / 29


durumdur. Doktorun kişisel tavrı dışında sizin konuşma ve ikna kabiliyetinizin de rol oynadığını unutmayın. Aşırı feminel davranışlar, kırıtmalar vb. gibi davranışlara girmeniz işinizi kolaylaştırmaz. Bu davranışlar fazla yapmacık kaçarsa sizi daha da zorlamalarına neden olacaktır. Anal muayene isteğinde bulunmaları sizin eşcinselliğinizin fiziksel belirtisini bulmak değil, biraz gözünüzü korkutmak, biraz kendilerince aşağılamaktan başka bir şey değildir. Anal muayene ile ilişkiye geçtikten kısa bir süre sonra yapılmamışsa, kişinin kıçına penis girip girmediğini kesinlikle kanıtlayacak verilere ulaşılmaz. Yani kıçımız yediğimiz penislerin çetelesini tutmamaktadır ya da penisler kıçımızda bir işaret bırakmamaktadırlar. Kişi her gün, günde defalarca anal ilişkiye geçmiyorsa (ki eşcinsellerin öyle olduğu sanılsa da çoğu eşcinselin haftada bir kişiyle bile ilişkiye girmediği ve de zaten böyle bir zorunluluk olmadığı eşcinseller tarafından bilinir) anüsünde bir gevşeme falan da olmayacaktır. Dolayısıyla anal muayene isteği aslında gereksiz bir istektir, ama böyle bir durumla karşılaşırsanız da gözünüzü korkutmasın, “başarıyla” geçeceğiniz bir işlemdir. Bu arada kişinin eşcinsel olmasının mutlaka ilişkiye geçmiş olmasının (hem de pasif ilişkiye geçmiş olmasının) gerekmediği, doktorlar (hele ki psikiyatrlar) tarafından bilinirken “anal muayene” isteğinin mantığı daha iyi anlaşılabilir. Psikiyatrinin vereceği karar, artık geri kalan bürokratik işler için oradan oraya koşturmanız demektir. Yani evrakları oraya buraya onaylatmak, kurula girmek gibi. Ancak bu işlemler belirttiğim gibi sadece bürokratik koşturmacalar. Psikiyatrinin kararından sonra, kurulun bu kararı değiştirmesi gibi bir durum sözkonusu değildir. Ancak kurula girmek ve kuruldaki her doktor tarafından süzülmeniz işin gereğidir. Kuruldan sonra alacağınız “rapor”u askerlik şubenize götüreceksiniz. Askerlik şubenizde, raporunuzu teslim ettiğiniz sivil memurun surat ifadesiyle ilgilenmeyin. Kurulun düzenlediği “asıl rapor” daha sonra hastane tarafından bağlı bulunduğunuz askerlik şubenize gönderilecektir. Hayırlı olsun. Bu süre içinde bolca stres yaşamanız, yemeden ve uykudan kesilmeniz doğaldır. Ama korkularınızı büyütüp, mutlaka biriyle birlikte olmalıyım, bol bol porno resim çektirip götürmeliyim, aman kıçımı genişletmeliyim diye bir uğraşı içine girmenize gerek yok. Hele ki, işimi kolaylaştırır diyerek, askeri hastaneden birini ayarlayıp yatmanıza inanın hiç gerek yok. Tabii ki fantezilerinizi gerçekleştirmede özgürsünüz.

Dergide yer alan imzalı yazılar KAOS Grubunun düşüncelerini değil, imza sahiplerinin düşüncelerini yansıtır!

ÖNÜMÜZDEKİ SAYILARDA ∇ Çürüme Kaçınılmaz Mı? GAY İDEOLOJİSİNE REDDİYE ∇ MEMLEKETİMDEN KAOS MANZARALARI ∇ HERMAFRODİT, YARATIKLAR VE KLONLAMA ∇ EŞCİNSELLİK VE ASKERLİK ÜZERİNE SÖYLENMEDİK BİR ŞEY KALMASIN ∇ TÜRKİYE’DEKİ EŞCİNSEL HAREKETLENMELERE GENEL BAKIŞ ∇ KAZAKİSTAN GAY HAREKETİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARINI ∇ BULUŞMA/MA HEZEYANLARI (Beş), (Altı) ∇ ÇOCUKLUĞUN VE İLKGENÇLİĞİN YAŞATTIĞI (CİNSEL) ÖZGÜRLÜK ∇ AŞKSIZ NEYLEYİM HERKESTEKİ BEDENİ ∇ EŞİKTEKİ ERKEK-1 ∇ BERDUŞ, ŞARMUTA VE MUŞTA ∇ İSLAM ∇ YİNE ERKEKLER VE KADINLAR DİYEREKTEN ∇ KISA BİR ÖZGÜRLÜK HİKAYESİ ∇ AYKIRI KADINLARA VURGUNUM ∇ İSTASYON ∇ DİMDEN RAPORLAR-3 ∇ YAŞAMIN İÇİNDEN KARTPOSTALLAR (Parisli Amca-3) ŞİİRLER İTLER AĞLAMASIN!, VIZIR, ÜŞÜME, YATAY ÜNLÜLER DİKEY EYLEMDE, BÜK, LACRIMA’NIN LANETİ, BENİM DE BİR ŞARKIM VAR, AŞKTAN YA DA…, EBRU AŞK ÇEVİRİ ŞİİRLER ÇİFTE POZ (Ian Young), SİCİLYALI BİR OĞLANA (Theodora Wratislaw) Eğitim ve Çalışma Hayatı Dosyalarına yazılarınızı bekliyoruz. (Kırşehir’den Serdar, Ankara’dan H.G. Eğitim dosyaları için yazılarınızı aldık. Başka yazıların da gelmesini umarak bekletiyoruz.)

İstanbul’dan Orhan arkadaş, mektubunu aldık. Övgüne teşekkürler ama üzerinde durduğun konuyla ilgili Coşkun ve Şakir’den de gelen yazılar, ilgili kişilerin birebir görüşmeleriyle sonuca bağlandığından yayınlanmadı. Bundan dolayı senin yazını da yayınlayamıyoruz. Fakat başka her konuda yeni yazılarını bekliyoruz.

KAOS GL 46 / 30


İZMİR

"Biz", "Ben"e Dönüşünce;

BİZ GL'Yİ KURTLAR YEDİ! Özellikle Kaos GL, kısmen de Lambda İstanbul'dan aldığınız destekle 7 Aralık 1997 tarihinden itibaren İzmir İskenderiye Kütüphanesinde almaya başladığmız Biz GL toplantıları, yeni bir hareketlenmeye kadar noktalanmış durumda.. Oysa herşey ne de güzel başlamıştı. Daha dördüncü toplantıda sayımız altmışa ulaşmış, komisyonlar kurulmuş, görevli arkadaşlar belirlenmişti. Ağırlıklı olarak tiyatroya yönelinmesine karar verilmiş, en kısa sürede bir tüzel kişilik kazanılarak Biz GL’ye özgü bir mekan açılması hedeflenmişti. Öyle güzel projeler vardı ki… Evsiz eşcinsellere hizmet eden bir pansiyon açmak, işsiz eşcinsellere iş bulma ve maddi katkı sağlama şeklinde yardımda bulunmak. “Bir Milyon Oy” kampanyasıyla bütün eşcinsel hareketleri bir araya getirmek, vs. Bütün bu tozpembe atmosfer içinde zaman geçti ve birşeyler yolunda gitmemeye başladı. Öncelikle daha önce biribirinden kopuk küçük gruplar halinde olan eşcinseller, bir araya toplanınca araya pek çok özel ilişki girdi; bu durum da dedikoduya, kıskançlığa, küskünlüğe ve hizipleşmeye yol açtı. Yine toplantılar zamanla bir düzene sokulup kağıt üstünde yapılan

işbölümü yaşamın gerçeğine geçirilemeyince pek çoğu 39. sayıda bahsettiğim X gibi bilinçsiz ve kaygısız olan katılımcılar, bu durumdan sıkılmaya başladı. Çoğunluğun sıkılıp gitmesine fırsat kalmadan da hızla yayılan bir polis baskını söylentisiyle toplantılara ara verildi. Bu söylentinin gerçekliği hiçbir zaman kanıtlanamadı, ancak söylenti güvenlik güçlerinin baskınından bile daha etkili olarak Biz GL'nin çil yavrusu gibi dört bir yana dağılmasına neden oldu. İzmirli eşcinsellerin üzerine gece gibi çöken birkaç haftalık sessizlik ortamından sonra, Biz GL'ye sözcü olarak seçtiğimiz arkadaştan gelen telefonla ortalama onbeş seçilmiş insan, bir mankenlik ajansında gizlice biraraya geldik. Altmış civarında eşcinselin onbeşe (gelmeyenlerle birlikte yirmi yirmiiki kişi) düşürülmesindeki kriterlerin alabildiğine subjektif ve iktidar merkezli olduğunun anlaşılması Biz GL için sonun başlangıcı olmuştu bir anlamda.. İkinci toplantıda ben ve bir arkadaşım, toplantıya çağrılma kriterlerini eleştirerek gruptan ayrıldık. Gruba bir başka eleştirimiz de, bütün eşcinselleri “potansiyel ajan” yerine koyarak ikiyüzlülüğü bile makul bulan ‘gizlilik’ ilkesiydi. Bizim ayrılışımızdan sonra Biz GL, bir ay kadar daha toplantılara

devam etti. Ancak sözcü olan kişinin özel nedenlerle birkaç toplantıya katılmaması sonucu giderek azalan katılımcı sayısı, en sonunda hiçliğe kadar düşmüştü. Bu arada ben ve altı arkadaşım da ömrü birkaç hafta süren bir Terapi Grubu kurduk ve bir lezbiyen psikolog arkadaş öncülüğünde terapi seansları düzenledik. İzmir'den bir Biz GL fırtınası geldi, geçti. “Biz”in, “ben”leştiği noktada örgütlenme bitti; "ben” merkezli bir hiyerarşi kuruldu. Bu da gerçek bir kollektivizmin yokoluşu demekti. Biz GL'den bazı dostlar, sadece bir ara verdiklerini söyleseler de, İzmir'de şu anda bir eşcinsel hareket yok. Başlarsa o mutlaka yeni bir hareket olacak: Kendisini yokeden ben merkezcilikten, kişisellikle örgütlülüğü birbirine karıştıran bilinçsizlikten, hiyerarşiye çanak tutan liderlik tavrından ve ikiyüzlülükten arınmış, hedeflerini saptamış ve bu hedeflere ulaşmasını sağlayacak yöntemleri belirlemiş yeni bir hareket. Başka deyişle Biz GL'de, özellikle gizli toplanılan dönemde eksik olan ne varsa, o özellikleri taşıyan bir hareket… Umuyorum ki o hareket hiç de uzakta değil!

Hakan K./İzmir (04.05.1998) İZMİR

KAOS GL 46 / 31



KaosGLD46