Page 1

E Ş Cİ N S E L L E R İ N K U R T U L U Ş U a y n ı z a m a n d a H E T E R O S E KS Ü E L L E R İ D E Ö Z G Ü R L E Ş T İ R E C E K T İ R

EYLÜL 1996

YIL 3

SAYI 25

MASKELER DÜŞÜYOR!

AIDS’İN TANRININ EŞCİNSELLERE LANETİ OLDUĞUNU SÖYLEYEN ALÇAKLAR ŞİMDİ NEREDE


E T K i N L i K KAOS GL İSTANBULLU OKURLARIYLA BULUŞUYOR! 26 EKİM 1996 CUMARTESİ GÜNÜ SAAT 15.00’TE İSTANBULLU OKURLARIMIZI VE EŞCİNSELLERİ TOPLUMSAL ARAŞTIRMALAR VAKFI’NA SOHBET ETMEYE BEKLİYORUZ. SÖYLEŞİMİZ KESİNLİKLE BASINA KAPALIDIR. ADRES:

TOPLUMSAL ARAŞTIRMALAR VAKFI BAŞAĞA ÇEŞMESİ SOKAK NO: 17/6 GALATASARAY - BEYOĞLU - İSTANBUL

KAOS GL SATIŞ NOKTALARI: ANTALYA: Akdeniz Kitabevi BURSA: Can Kitabevi (Heykel) ADANA: Püren Kitabevi (Arı Sineması Sk.), Ada Kitabevi (SİEM Dersanesi Karşısı), Kardelen Kitabevi MERSİN: Dilan Kitabevi, İZMİR: Kabile Kitabevi (Konak), Ayrıntı Kitabevi (Alsancak), Ayrıntı Kitabevi (Karşıyaka) DENİZLİ: İleri Kitabevi, Kibele Kitabevi ESKİŞEHİR: Turkuaz Kitabevi İSTANBUL: Taksim Mefisto, Pandora Kitabevi, Zihni (Kadıköy), Pentimento (Beyoğlu Sineması Pasajı. Bu kitabevinde eski sayılarımızı da bulabilirsiniz) ANKARA: Dost, ABC, Arkadaş, İlhan İlhan ve İmge Kitabevleri KAOS GL LONDRA ADRESI: KAOS GL PO BOX 10116 LONDON SE22 8ZD ENGLAND

“RADYO KAOS” Gay ve Lezbiyen Kültür Programı 88.4 ANKARA ARKADAŞ RADYO TEKNİK DONANIMINI GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI DOLAYISIYLA PROGRAMLI YAYINLARINA ARA VERDİ. SADECE MÜZİK YAYINI YAPIYOR. BU NEDENLE KISA BİR SÜRE İÇİN “RADYO KAOS” DA YAYININA ARA VERMİŞTİR. ARKADAŞ RADYO’YU DİNLEMEYE DEVAM EDİN.

KAOS GL AYLIK POLİTİK GAY VE LEZBİYEN DERGİSİ EYLÜL 1996

YIL 3

HER AYIN 20’SİNDE ÇIKAR. B u

d e r g i

K A O S

G r u b u

t a r a f ı n d a n

SAYI 25 YAZIŞMA ADRESİMİZ ¨ y a y ı n l a n m a k t a d ı r .


Eylül 1996. Dergimizin 3. yılı. Anlatılamaz bir mutluluk. Birçok sıkıntının, teknik olanaksızlığın hala çözülememiş olmasından dolayı da anlatılamaz koşuşturmalar. Bütün bu “anlatılamaz”ları biraz da olsa anlatmak, sizlerle paylaşmak isteyerek bu yazıyı yazma gereği duydum. Bu yazı kesinlikle dert dökme yazısı değil. Bizlerin (siz okurlar ve derginin çıkması için koşturan/koşturmamakta direnen hepimiz bu “biz” içinde) bir dergisi olan KAOS GL’nin herşeyini paylaşmak için yazılmış bir yazı.

çoktu, yazı sıkıntısı çekmezdik. Ama herkesin sesimizi duymasını istiyorduk. “Ne yazarım”, “nasıl yazarım” kaygısı taşımadan tüm eşcinsellerin ve anti-heteroseksist heteroseksüellerin yazmasını istedik. Bizler hakkında bilir bilmez, sözde bizlere anlayış gösteren yazılardan, sözümona araştırmalardan gına gelmişti. Aktüel’inden Tempo’suna, Nokta’sından bir başkasına bütün dergiler eşcinselleri, eşcinselliği defalarca kapak yapmış; ya hiçbir şey anlatmayan sayfalar ya da açıkca alay eden yazılar dışında geriye hiçbir sey kalmamıştı.

Bügün Türkiye’de yüzlerce dergi var. Her çeşit, her konuda, her ebatta… Profesyonel yayın gruplarının (medya tröstlerinin) dışındaki dergiler ne yazık ki düzenli bir periyodu izleyememekte, çoğu dergi birkaç sayıdan sonra yayın hayatından çekilmek zorunda kalmakta. 5-10 yıl öncesinden hoşuma giden dergilerin (Sokak, Beyazperde vs. ) birer birer bayilerden çekilmesi hep bir boşluk, bir üzüntü yaratmıştır bende. Çıkmasını dört gözle beklediğin, her hafta/ay alışkanlıkla aldığın şeyler her gün yemek zorunda kaldığın yiyeceklerden pek de farklı olmuyor bir süre sonra. Alışıyorsun, farketmesen de zorunlu bir ihtiyaç oluyor. Belki alırken anlaşılmıyor ama birden ortadan yok olduğunda yeri/önemi anlaşılıveriyor. Ama bu noktadan sonra yapılabilecek şey de kalmıyor. KAOS GL gerek tiraj olarak, gerek de ulaştığı şehirler açısından farkedilmese de bayiilerdeki bir çok dergiden daha geniş çevreye ulaşıyor. Ticari anlamda bir tiraj kaygımız olmadı, olmayacak da. Ancak ulaşılan insan sayısı her zaman bizi ilgilendiriyor. Ve hiçbir zaman bu sayı bizim için yeterli olmuyor, olmayacak. Çünkü biliyoruz ki milyonlarca gay, lezbiyen, anti-heteroseksist var. Ve biliyoruz ki birbirimizin sesini duymaya, seslerimizi duyurmaya ihtiyacımız var. Eşcinsel mücadele ile ilgili tartışmada nedenler ve nasıllar üzerinde duracağım için burada asıl yazmak istediğim şeye, derginin 3 yıllık sürecine gelmek istiyorum. 3 yıl öncesinden de gelen düşünceler, birikimler vb. ile yokluğu hissedilen “eşcinsel dergisi”ni başkalarından beklemek yerine neden biz çıkarmıyoruz diyerek hazırlıklara başladık. Gerçekten sayıca çok azdık ve maddi imkanlarımız ancak günlük ihtiyaçlarımızı karşılayacak düzeydeydi. Ama artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Bir yerlerden başlanması gerekiyordu. Maddi imkansızlıklar içinde matbaa baskısı bir derginin çıkması mümkün değildi. En az iki aylık dergi basım masrafının hazır olması gerekiyordu. Ayrıca olabilecek herhangi bir aksaklık, başarısızlık gibi durumların, uzunca bir dönem eşcinsel hareketin olumsuz etkilenmesine neden olcağının bilincindeydik. Amacımız sesimizi duyurmaksa eğer, bir kıvılcımla başlamak, zamanla bu kıvılcımın büyük bir şenlik ateşine dönüşmesine katkı koymak demekti. Önceden Express dergisinde KAOS GL imzalı bir yazımız çıkmıştı. Sıra KAOS GL’nin kendisindeydi. Söyleyecek sözümüz

Evet, artık sıra biz eşcinsellere gelmişti. Kendi dergimizde kendi ifadelerimizle varolma sırası… Madem elimizin altında bir bilgisayar yoktu, yazılarımızı çalıştığımız yerlerde kaçak dizecektik. Madem matbaa için paramız yoktu, dergiyi fotokopiyle çoğaltacaktık. Tam anlamıyla dergimizin ulaşacağı kitleyi bilemiyorduk, dilimiz ağır oldu. Piyasayı bilmiyorduk, fotokopi istediğimiz kalitenin altında oldu. Bilgisayar kullanmayı yeterince bilmiyorduk, sayfa düzenimiz verimsiz oldu. Ama tüm bunlara ve bunların dışındaki olumsuzluklara rağmen 20 Eylül 1994’de KAOS ŞANLADI. İlk tepki şaşkınlıktı. “Sonunda bizlerin de bir dergisi var” sevinciydi. Ne var ki katkı koymak, elbirliğiyle dergiyi geliştirmek yerine, görmezden gelen, bir kenara iten, burun kıvıranlar da oldu. İşin komiği okumadan, sadece yazının başlığına bakarak dergiyi belli bir siyasi görüşün temsilcisi olmakla suçlayanların varlığıydı. Bu komik olduğu kadar acı vericiydi de. Ama hiçbir zaman bu kişilere küsmedik. “Böyle dergi mi olur” diyerek, asıl Aktüel ayarında bir “dergiyi” çıkartacaklarını söyleyenlere rakip gözüyle bakmadık. Bütün samimiyetimizle biz de farklı dergilerin çıkmasını istedik, bekledik. Yıl 1996, aylardan Eylül… KAOS GL’nin 25. Sayısı elinizde. Hala başka bir dergi yok. Bu bizim kıs kıs gülmemizi sağlamıyor. Çünkü biz ne yaptığımızı ve niye yaptığımızı biliyoruz. Şov yapmıyoruz. Farklı seslere çamur atmayacağımızı, öyle bir durum gerçekleştiğinde farklı dergileri bizlerin de okuyacağını biliyoruz. 1994 yaz-sonbaharında İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesinde, Gay ve Lezbiyen Hakları Komisyonu’nda KAOS GL’yi çıkaranlar olarak da yer alıyorduk. Ancak bir süre sonra gerçekleşen yönetim değişikliğinin bizlerin komisyonunu onaylamaması sonucu bu dernekteki çalışmalarımız ve 2 sayı çıkan Çığlık adlı bültenimiz sona erdi. Tartışacağımız, bir şeyler üreteceğimiz mekanımız yoktu. Bizler de kafelerde toplanmaya başladık. Kalabalık, gürültü, müzik sesleri arasında uzun bir dönem düzenli toplantılarımızı gerçekleştirdik. Son 3 ay öncesine kadar, bize ait, sessiz bir odada toplantı yapmak sadece bir özlemdi.

KAOS GL 25


Tabii bu arada medya bizleri “keşfetti”! Kanal D Haber Bülteni’nde ve Hürriyet gazetesinde “Eşcinseller dergi çıkarıyor” başlıklı, yorumsuz haberler yer aldı. Medya’nın işleyişini, “farklı” şeylerin üzerine atılıp medyatik şova çevirerek tüketme tavrını bildiğimiz için medya tarafından ardarda gelen görüşme tekliflerini reddettik. Bu tavrımız kimi eşcinseller tarafından korkaklık olarak değerlendirildi. Kimi eşcinseller ise daha çok insana sesimizi duyurabilme şansını geri çevirdiğimizi iddia etti. Oysa biz parlayıp sönmek değil, emin adımlarla, üreterek ilerlemek istiyorduk. Yaptıklarımızla insanlara ulaşmak istiyorduk. Ve en önemlisi eşcinsellere yaklaşımlarını her zaman gördüğümüz, bildiğimiz medyaya ilkelerimiz doğrultusunda, malzeme olmayı reddediyorduk. Samimiyetine inandığımız yerel radyo/basına karşı açıktık. İlk önce, 1994 Aralık ayında Çağdaş Radyo’da ”Fahrenheit 451” programına konuk olduk. 3 Şubat 1996’da da Arkadaş Radyo’da “Siz de Varsınız” programındaydık. Yoğun istek nedeniyle, bir hafta sonra bu program tekrar yayınlandı. 23 Nisan 1996’da SiyahBeyaz gazetesiyle görüştük. Bu görüşme 28 Nisan tarihli gazetede yayınlandı. Haziran’da Hürriyet gazetesi ve Aktüel dergisinde, dergimizle ilgili kısa yazılar ve Mayıs sayısının kapağı yayınlandı. 2 yıllık süreçte, Hacettepe Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde söyleşiler, 1996 ODTÜ Bahar Şenliği’nde bir stand açtık ve bir söyleşi gerçekleştirdik. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen mitinge katıldık. Burada bir metin dağıttık ve kendi taleplerimizi haykırdık. 16 sayfa ile başladık yayınımıza. Sayfalar yetmiyordu. Bugün 32 sayfayız. Ve hala her sayı dışarda kalan yazılar bizi üzüyor. Ancak maddi olanaklarımız sayfa sayımızı daha fazla arttırmamızı engelliyor. Dergimizde resimler görmek istiyoruz. Ancak fotokopinin olanaklarıylave yine sayfa sayısının yetersizliğiyle-az sayıda resim yayınlayabiliyoruz. Özlemini çektiğimiz matbaa baskıya hala geçemedik. Her sayfayı tek tek katlayıp, her dergiyi elimizle

hazırlıyoruz. Dizgi işi hala bir koşturmaca, geceleme demek bizim için. Ama tamamlanmış dergiyi elimize almak da mükemmel bir haz, harika bir sevinç. Yurtdışındaki gruplarla iletişimlerimiz, yurtiçindeki/dışındaki okurlarımızla yazışmalarımız doğru yolda ilerlediğimizi gösteriyor. 25 Haziran 1996 Salı günü, Ankara’da FM 88.4 frekansından yayın yapan Arkadaş Radyo’da 1 saat olarak başlayan “RADYO KAOS” 90 dakikaya ulaştı. 11 programdan sonra Arkadaş Radyo’nun teknik donanımını güçlendirmek üzere programlı yayınlarına ara vermesi nedeniyle biz de yeni dönemde daha iyi programlar için çalışmalara başladık. Kısa bir süre sonra 12. “Radyo Kaos”la yeniden Ankara’ya sesimizi duyururken, kimbilir, belki birgün “Radyo Kaos” da 3. yılına giriverecek. İlk sayımızın ayın 20’sinde çıkması nedeniyle her ayın 20’sinde çıkardığımız KAOS GL, diğer illere de 1-2 gün içinde, posta/kargo ulaşımı nedeniyle kimi zaman bir haftayı bulan bir sürede ulaşıyor. Sadece Ankara ve İstanbul’da başlayan satışımız, artık İzmir, Eskişehir, Bursa, Mersin, Adana, Antalya ve Denizli illerinde de gerçekleşiyor. Ve biz tüm Türkiye gaylerine, lezbiyenlerine ulaşmak istiyoruz. Artık yazılarımız dışında yüzyüze de görüşmek istiyoruz. Bunun için 26 Ekim’de, İstanbul’da ilk okur toplantımızı gerçekleştireceğiz. Yapmak istediğimiz o kadar şey var ki… Umuyoruz bir gün hepsi gerçekleşecektir. Bunun için bir avuç insanın yeteceğini bilsek de, biz “hep birlikte” diyoruz. Beğenilmeyen yönlere küsüp geri çekilmek gibi bir tepki değil, “Şunu da böyle yapalım” türü öneri istiyoruz. KAOS GL 3. yılında… Eylül 1994’de “3-5 kişi”… Eylül 1996’da “büyükçe bir grup”… Gelin, önümüzdeki süreçte “hep birlikte”!…

Atilla Karakış

KAOS GL 25


R A D Y O

K A O S

Şanlıurfa, Siverek’in Bozlak köyünde AIDS! Bozlak köyünün imamının karısı ve bebeği, bir kan nakli sonucu AIDS’e yakalandılar. Başta medya olmak üzere pek çok kurum ve kişi bir kez daha sapla samanı birbirine karıştırdılar. KAOS GL grubu olarak gerçekleştirdiğimiz haftalık radyo programlarından birini, AIDS’in tıbbi yönü ile ideolojik yönünün birbirinden ayırtedilemediği bu “olay”a ayırdık. Program 20.08.1996 tarihinde gerçekleşti. Programın derlemesini aktarıyoruz. 14. yüzyıl Avrupa’sında veba salgını bahsinin ve dehşetinin vebanın kendinden önce yayılması, toplumu korku salan metafizik bir olguymuşcasına sarsması, günümüzde AIDS kılığında devam etmektedir. Özellikle Siverek’in Bozlak köyünde ortaya çıkan AIDS vakasının üstüne atlayan medya, her konuda olduğu gibi “skandal” feryatlarıyla hem sayfaları ve ekranları ilgi toplayabileceği bir konuyla doldurmuş oluyor, hem de topluma salgın dehşetini yayıyor. AIDS nedir, diye sorma gereği bile duymayan insanlar kendilerini dehşete kapılmaktan alıkoyamıyorlar. Oysa AIDS 1981’den bu yana beliren bir şey. Bizim ülkemizde ise nerdeyse herkesin, hatta doktorların pek çoğunun bile AIDS cahili olduğu görülüyor. Aslında, Bozlak köyü imamının karısı ve çocuğunun AIDS’e yakalanmaları tam bir kara mizah örneği. Özellikle AIDS ortaya çıkıp, Türkiye’de de gündeme geldikten sonra, her şeyden anlayan (!), bilgisi kendinden menkul köşe yazarları, AIDS’in “Tanrı’nın eşcinsellere verdiği bir ceza, bir lanet” olduğu safsatasını defalarca yaydılar. Bunlar ya eşcinsel düşmanı ya da cahil. Çünkü herhangi bir hastalıkla bireyler ya da bazı gruplar arasında özel bağlantı aramak, hem ahlâkçı bir yaklaşım hem de ırkçılıktır. Kara mizah demiştik… Bu olayda da görüldüğü gibi bir imam karısı ve dünyadan haberi bile olmayan bir bebek AIDS’e yakalanabiliyor. Benzer bir önyargıyı da İstanbul Müftülüğü göstermişti. Diyanet, cami vaazlarında AIDS konusuna da değinilmesini istediğinde, Müftülük buna hararetle karşı çıkarak İslam’ın kurallarına göre yaşanılan cinsellikle AIDS’in bir alâkası olamayacağını öne sürmüştü. Aslında Diyanet’in de niyeti başkaydı. Çünkü Diyanet daha önce, Lut kavminin başına gelenleri hatırlatarak, AIDS’in eşcinsel hastalığı olduğu vurgusunu yapmıştı ve insanları yanlış bilgilendirerek asıl derdinin başka olduğunu ortaya koymuştu: Eşcinsel hastalığı olduğu önyargısının yanısıra, AIDS’in bir başka boyutu daha var. Gazetelerde okumuş, televizyonlarda görmüşsünüzdür… Karısı ve çocuğu ile birlikte, imam da, hemşehrileri ve komşuları tarafından kovuluyor. Bu yanlış ve rezil yaklaşım, onların cahilliklerinden ve köylülüklerinden kaynaklanmıyor. Çünkü aynı yaklaşımı entellektüel ve sorumluluk sahibi geçinen köşe yazarları da göstermekte. Aynı zamanda, bu insanlar, AIDS’in ne olduğunu ve nasıl bulaştığını söylemeye gerek bile duymadan, başka bulaşma yolları da olduğu halde, AIDS’i

cinsellik (hatta eşcinsellik) ile ilgili bir hastalık olarak görmeye utanmazca devam ettiler. Bu arada, ailenin avukatı, Kızılay’ın sorumsuzluğuna işaret ederek, tam bir işgüzarlık örneği gösterip, “dünyanın hiçbir yerinde böyle bir rezalet olmadığını” iddia ediyor. Aynı şekilde medya da, tüm suçu Kızılay’da görüyor. Medya, her zaman için kurumlara saldırmak gibi bir özelliği olmadığı halde, bu olay dolayısıyla, “nesnel habercilik” adına günah çıkartırcasına Kızılay’a saldırdı. Yıllar önce, Romanya’nın bir köyünde de 8 yaşında bir kız çocuğu, AIDS hastalığına yakalanınca (aynı şekilde kan nakli yoluyla) onun ailesi taşlanmıştı; bu ailenin, Bozlak köyündeki örnekte de olduğu gibi, köyü terketmesi istenmişti. Romanya’daki çocuk, AIDS’i bir devlet yurdunda kalırken kapmıştı. Ailenin avukatı görmeli ki, bu tür “rezalet”lere dünyanın her ülkesinde rastlanabilir. Romanya’da, çocuğun ailesi maruz kaldığı şiddetten dolayı, çocuğu yurda geri yolluyor. Türkiye’de olanlar da pek farklı değil. Devlet, tüm ikiyüzlülüğüyle aileyi Ankara’ya getiriyor. Aileye tedavi olanağı sağlamak bir yana, aileyi yaşadığı yerden uzaklaştırmak, bu “ bela”yı ortadan kaldırmıyor. AIDS’li hastaların, bırakın köyü, kentte hatta tıp kurumlarınca bile dışlanmaları ve gözardı edilmeleri hiç şaşırtıcı değil. Hastalığın kendisi lanetli olursa, hastalar sadece hastalıktan değil, aynı zamanda toplumdan da çekerler. AIDS hastalarına olan bu toplumsal baskı, manevi dışlamadan fiziksel şiddete kadar varabiliyor. Çocukluğumda, AIDS’i ilk duyduğum zamanları hatırlıyorum. Elinde Tan gazetesi ile bir hışım odaya dalan teyzem “Ay çocuklar, sakın eşcinsellerden kan almayın, onlardan bir hastalık bulaşıyormuş, gazetede yazıyor!” Sanki bizde de herkes zırt-pırt kan alır ya! Teyzem bir yana, o zamanlar hiç kimse, Tan gazetesi dahil neyin ne olduğunu bilmiyordu. Medya ve ailenin avukatı, sağlık ocağı görevlilerinden tutun da Kızılay’ın bürokratlarına kadar zincirleme bir suçlamada bulunup, bu “rezalet”in başka bir yerde olamayacağını ileri sürmüşlerdi. Oysa aynı sorumsuzluk Kızılhaç için de geçerli. Bozlak köylüleri, tepkilerinden dolayı eleştirilebilir ama, 22. sayımızda da belirttiğimiz gibi Kızılay kanın %75’ini askeriyeden alıyor, o nedenle hiçbir testi uygulamaya gerek görmüyor! Burda sorun sadece HIV değil, Hepatit ya da başka bir hastalık etmeni de olabilir. Kızılay kurumu, bu kanı satarken, HIV virüslü olduğunu biliyor muydu, bilemiyorum. Benzer bir olay daha önce Fransa ve İsviçre’de de yaşanmıştı. Bunun için 3. sayımıza bakabilirsiniz. Fransa’da da birkaç doktor yargılanarak, Fransa devleti aklanmış oluyordu. Burda da birkaç bürokratı yargılayarak devleti aklamaya çalışıyorlar. Ama ne AIDS’le ilgili birşey yapılıyor ne de önyargılar değişiyor. Yani devlet bildiğiniz gibi…

Kaos gl 25/5


Derleyen: Didem AIDS’in tıbbi öneminin yanı sıra ideolojik bir önem taşıdığını daha önce de vurgulamıştık. Toplumsal ve bilimsel araştırmalarda çoğu kez yok sayılan veya gözardı edilen kadınlar, AIDS konusunda da bundan nasibini aldı. Son yıllarda AIDS’in kadınlar arasındaki yaygınlığı dört kat arttı. En hızlı yayılım gösterdiği grubu kadınlar oluşturuyor. Ancak üzerinde en az araştırma yapılan ve en az bilgi sahibi olunan grup lezbiyen ve biseksüel kadınlar. ABD’de AIDS’lilerin çoğunluğunu erkekler oluşturmasına rağmen, AIDS virüsü HIV (+)nın gruplar arasında en hızlı artışı kadınlarda görülmektedir. Lezbiyen ve biseksüel kadınların risk grubu kategorisinde oldukları açıklanmış, fakat bulaşmaya neden olan özel davranış biçimleri belirtilmemiştir. Lezbiyen ve biseksüel kadınların deneyimleri sürekli gözden uzak tutulmuştur. Sonuç olarak lezbiyen ve biseksüel kadınlar HIV riskini anlayabilmek için gerekli olan hizmet ve eğitimden yararlanamamakta, risk taşıyan davranışları sürdürmektedir. Sunacağımız araştırma Haziran 1992 ile Mayıs 1993 tarihleri arasında San Francisco’da 498 kadınla yapılmıştır. Bu çalışmaya göre HIV ile enfekte lezbiyen ve biseksüel kadın oranı %1.2’dir. Bu oran San Francisco’daki tüm kadınlarda görülme sıklığından üç kat yüksektir. Çalışmaya katılanlarda, erkek ve kadınlarla korunmasız cinsel ilişki oranı yüksektir. Katılımcıların %10’u damar içi uyuşturucu kullanımı sırasında enjektörü paylaşmaktadır. Ek çalışmalar lezbiyen ve biseksüel kadınların diğer uyuşturucu kullanan kadınlara oranla daha büyük risk altında olduğunu göstermiştir. Bu çalışma, HIV açısından risk altında olan lezbiyen ve biseksüel kadınların genellikle araştırma ve istatistiklerin dışında tutulduğunu, HIV eğitimi ve korunma yöntemlerinden yeterince yararlanamadığını ortaya koymuştur. Araştırma sırasında yüz yüze görüşme ve grup çalışması yöntemleriyle HIV eğitimi yapılmış, kadınların AIDS konusundaki algı ve davranışları incelenmiştir. Eğitim çalışması şu konularda yürütülmüştür: 1. HIV’ın bulaşma yolları, 2. HIV riskinin azaltılması, 3. HIV ile uyuşturucu kullanımı arasındaki ilişkiler, 4. Kadınlarda HIV belirtileri, 5. Testler ve tedavi, 6. Lezbiyen ve biseksüel kadınlar için güvenli cinsel ilişki yöntemleri. Güvenli cinsel ilişki yöntemleri temel olarak eşlerin vücut sıvılarının birbirine geçişini önleyen bariyer yöntemler kullanımıdır. Bunlar; 1. Vagina, anüs ve ağıza penis girişi sırasında kondom kullanımı, 2. Vagina ve anüse parmak girişi için latex eldiven kullanımı, 3. Kadınlarda oral seks sırasında vaginal ve anal bölgeyi örten ağız kondomları kullanımı, 4. Paylaşılan seks oyuncakları için kondom kullanımı. Korunmasız veya güvenli olmayan cinsel ilişki ise, vücut sıvılarının (örneğin kan, sperma, vaginal sıvılar) geçişini önleyici yöntemler kullanılmadan yapılan cinsel aktivitedir.

KAOS GL 25/6


Yüksek riskli cinsel aktiviteler şunlardır: 1. Orogenital cinsel ilişki, 2. Oro-anal cinsel ilişki, 3. Adet kanaması sırasında cinsel ilişki, 4. Seks oyuncaklarının eşler arasında değiştirilerek kullanımı.

HIV RİSKLİ TAŞIYAN ALGI VE DAVRANIŞLAR Bu çalışmanın en belirgin sonucu “kadınlarla birlikte olmanın HIV riski taşımadığı” düşüncesiydi. Bu düşünce nedeniyle kadınların HIV riski taşıyan başka davranışlarda da bulunduğu (damar içi uyuşturucu kullanımı, kadın ve erkeklerle korunmasız cinsel ilişki, kadın ve erkeklerle düzenli olmayan güvenlşi cinsel ilişki) gösterildi. Lezbiyen ve biseksüel kadınların bağışıklık konusundaki yanlış kültürel altyapıları nedeniyle riskli davranışlarda bulunduğu kanısına varıldı. İşte bazı kadınların görüşmeler sırasında belirttiği düşünceler: ∇ Böyle bir şey asla lezbiyenlerin başına gelmez!! ∇ AIDS bir gay hastalığıdır!! ∇ AIDS konusunda kaygılanmıyorum çünkü asla erkeklerle yatmam!! ∇ Lezbiyenler hemen hemen her şeye karşı bağışıktır!! ∇ Sadece fahişelik yapan kadınlar AIDS olabilir!! ∇ AIDS ilk gündeme geldiğinde pek dikkate almamıştım. Şimdi aniden kadınların da hastalığı olduğunu öğreniyorum. Ve ne yapmam gerektiği konusunda hiç bir fikrim yok!! ∇ Uyuşturucu kullanımının riskli olabileceğini hiç düşünmedim. Çünkü enjektörü sadece lezbiyenlerle paylaşırım!! ∇ Kadınlarla ilgili hiç bilgi yok. Demek ki kadınlara AIDS bulaşmaz!! ∇ Lezbiyenlerin risk taşıdığına dair istatistikler nerede? Hiç çalışma yok. Öyleyse nasıl bana her zaman yaşadığım cinselliği yaşayamayacağımı söyleyebilirsiniz?!! Araştırma AIDS konusunda lezbiyenlerin eğitimsiz ve önyargılı olduğunu gösterdi. Yukarıdaki tepkiler belki içimizden bir çoğunun da taşıdığı görüşler olabilir. Cinsiyetçi bilim çoğu kez yaptığı gibi biz kadınları AIDS konusunda da görmezden geliyor ve aydınlatmıyor. Kapitalizmin bilimine bile güvenmeyerek; yaşamın her alanında özgürlükçü eşcinseller olarak alternatif üretmemiz ve yaratımlar gerçekleştirmemiz gerekiyor. * * * Ö N E M L İ N O T : Güvenli kondom NONOXYNOL-9 adlı kimyasal madde (sperm öldürücü krem) ile birlikte kullanılan latex kondomdur. Doğal-deri kondomlar ve petrolden üretilmiş kayganlaştırıcılarla kullanılan latex kondomlar güvensizdir. Petrol bazlı kayganlaştırıcılar kondomların geçirgenliğini arttırmaktadır. Eğer gerekliyse su-bazlı kayganlaştırıcılar kullanılmalıdır.

-SÜRECEK-

ABONELİK İÇİN YURT İÇİ 1 YILLIK ABONE BEDELİ 1.750.000.-TL (POSTA DAHİL) T. İŞ BANKASI MEŞRUTİYET ŞUBESİ (ANKARA) ALİ ÖZBAŞ 4213 0544328 NO’LU HESABA YATIRILMALIDIR YURT DIŞI 1 YILLIK ABONE BEDELİ: 75 DM YA DA 50 $ T. İŞ BANKASI MEŞRUTİYET ŞUBESİ ALİ ÖZBAŞ ADINA İSME HAVALE EDİLMELİDİR. DEKONT YA DA FOTOKOPİSİNİ MUTLAKA ALİ ÖZBAŞ P.K. 53 CEBECİ/ANKARA ADRESİNE POSTALAYINIZ.

KAOS GL 25/7


Yasemin ÖZALP Geçtiğimiz sayıdaki yazımda, eşcinsel hareketin öncelikle yasal taleplerle ortaya çıkmasını doğru bulmadığımı belirtmiştim. Şimdi bu karşı çıkışımı gerekçelendirmek için, hukukun tarih boyunca gelişimi ve toplumsal işlevi konusuna biraz değinmek istiyorum. ********* “Ben hiçbir hak istemiyorum, bu nedenle de hiç bir hak tanımaya mecbur değilim.” Max Stirner “Nerede toplum varsa, orada hukuk vardır.” Hukuk ilk çağlardan bu yana toplumsal yaşamın bir öğesi olarak toplum yaşamında yer almıştır. Hukuk ilk olarak teokratik nitelikli örf-adet kuralları şeklinde ortaya çıkmıştır. Yani belirli bir zaman diliminde, belirli bir toplulukça benimsenen ve o toplulukta uygulanma kabiliyeti bulan örf-adet kuralları, o topluluğun hukukunu oluşturmuştur. Bu kurallar genellikle belirli bir davranış kalıbı öngörürler ve emir niteliğindedirler. Bu kurallara uyulmamasının yaptırımını da, o topluluk belirler. Köleci toplumlara geçişle, özellikle Roma İmparatorluğu’yla birlikte toplum yaşamının ve ihtiyaçların değişimi, hukukta da değişimi beraberinde getirmiştir. Roma hukuku da özünde örf-adet kurallarına dayanmaktadır. Ancak bu dönemde toplumsal yaşamı düzenlemek üzere İmparatorlar tarafından çıkarılan kanunnameler de göze çarpmaktadır. Orta Çağ’da egemen olan ise kilise hukukudur. Zamanla dinsel hukukun yanında monarkların iradesiyle yaratılan hukuk gelişmiş ve günümüzde hukuk siyasal otorite tarafından yaratılan kurallar bütünü haline gelmiştir. Bütün bu söylediklerim genellemelerden ibarettir. Hemen değinmek istediğim bir konu var ki; o da tıpkı felsefi alanda olduğu gibi hukuk hayatında da tarih boyunca ortaya çıkan akımlar. Ben bunlardan yalnızca Tabii (doğal) Hukuk Akımı’na değineceğim. Tabii Hukuk; olması gereken hukuk, pozitif hukuk ise; olan hukuk anlamına gelmektedir. Tabii hukukun ilk felsefi temellerini Eski Yunan’da görmekteyiz. Daha sonra Roma İmparatorluğu döneminde de tabii hukuk akımı gelişimine devam etmiştir. Tabii hukuk akımı tarihin çeşitli evrelerinde, “olması gereken hukuk” konusunda çeşitli görüşler ortaya atmıştır. Örneğin hukukta din kurallarının egemen olduğu Orta Çağ’da tabii hukukçular olması gereken hukukun kilise hukuku olduğunu savunmuşlar, rönesans ve reform hareketlerinden sonra ise tabii hukukçular olması gereken hukukun akıl yoluyla bulunması gerektiğini, akıl yoluyla her zaman ve her yerde geçerli hukuk kuralları bulunabileceğini savunmuşlardır. Kısacası tabii hukuk olan (pozitif) hukukun yeterli olmadığından (onların terimiyle adaleti gerçekleştirmediğinden) hareketle yalnızca var olan hukukla ilgilenmemiş, ama hukuk hayatında olması gereken ilkelerin uygulanma kabiliyeti bulabilmesi için çaba sarfetmişlerdir. Buna karşın pozitivist akım hukukçuların yalnızca olan (yani pozitif) hukukla ilgilenmesi gerektiğini iddia etmiştir. Türkiyenin de dahil olduğu Kara Avrupası ülkelerinde ise pozitif hukuk devletin siyasi otoritesine dayanarak koyduğu hukuk kuralları ve siyasal otoritenin yerleşik hukuk sisteminin uygulanmasına izin verdiği örf-adet kurallarından ibarettir. Ayrıca Bakanlar Kurulu’nca imzalanan ve usulüne uygun olarak TBMM’nce onaylanan Uluslararası Antlaşmalar da iç hukuk mevzuatı olarak hukuk kaynaklarından birini oluşturur. Türkiye’de cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte genel olarak normcu pozitivist akım benimsenmiştir. Buna göre kanun koyucu kanunları yaparken toplum yaşamında meydana gelebilecek hukuki uyuşmazlıkların tümünü göz önünde bulundurmaya çalışarak, olası her duruma çözüm bulmalıdır. Hakimlerin uyuşmazlık konusundaki takdir yetkileri son derece sınırlıdır. Peki, hukuku oluşturan unsurlar nelerdir? Hukuk, siyasal otoritenin vazgeçilmez unsurudur. Siyasal otorite, otoritesine bağlı bireylerin birbirleriyle ve kendi otoritesiyle olan ilişkilerini düzenlemek için hukuk kuralları koyar. Bu kurallara uymayan bireyleri ise çeşitli yaptırımlarla tehdit eder. Buna göre hukuk üç unsurdan oluşur: 1.Sosyal olgu (örneğin Hırsızlık) 2.Değer yargısı (örneğin Hırsızlığın kınanabilir bir davranış olduğu) 3. Norm (örneğin T.C.K. madde 491 “Her kim, diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alırsa altı aydan üç seneye kadar hapsolunur.) Hırsızlık bir sosyal olgu olarak çeşitli toplumlarda ortaya çıkabilir. Yani belirli bir sosyal olgu tek bir topluma özgü değildir. Ancak bu sosyal olguya karşı alınan tavır, yani bu sosyal olgu karşısındaki değer yargısı ve bu sosyal olguya uygulanacak norm toplumdan topluma değişir. Örneğimize dönersek, hırsızlığı cezalandıran normun gerisinde, kanun koyucunun hırsızlığın kınanabileceğine dair sahip olduğu değer yargısı vardır. Bizim sistemimizde kanun koyucu normları koyarken, koyduğu normların mevcut anayasaya aykırı olmaması gerekir ve kanun koyucuyu denetlemenin tek yolu anayasa yargısıdır. Anayasa Mahkemesi kanunların ve diğer hukuk kurallarının anayasaya uygunluğunu denetler. Peki anayasa geçerliliğini nereden almaktadır? Referandum yoluyla halkın oylamasına sunulan anayasa, halkın çoğunluğu tarafından benimsenirse yürürlüğe girer ve geçerliliğini halkın çoğunluğunun iradesinden alır. Yani bir anlamda çoğunluğun iradesi toplumsal yaşama dolaylı olarak yön vermektedir.

KAOS GL 25/8


Ülkemiz genel olarak normcu pozitivist akımı benimsemekle birlikte, Türk Anayasaları 1924 Anayasası’ndan beri temel hak ve özgürlüklere yer vererek tabii hukuk akımının bir kısım ilkelerini kabullenmiştir. (Bkz. 1982 Anayasası madde 12-madde 74). Temel hak ve özgürlükler kavramı ise, günümüz demokrasisinin en büyük yalanıdır. Temel hak ve özgürlükler kavramının içeriğine tamamen aykırı olan düşünce suçlarına hiç değinmiyorum. “Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir” diyen anayasa madde 23, ancak seyahat edebilecek paranız olduğu sürece bir anlam ifade eder. Yoksa ancak kağıt üzerinde kalır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Sistemin eşitlik anlayışına bir göz atalım. Anayasa madde 10; “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir…” Sistemin kendi koyduğu bu kurala ne kadar uyup uymadığını yine tartışmıyorum. Ancak başka bir noktaya değinmek istiyorum. Bu maddeyle Aristotales’in ortaya attığı denkleştirici adalet kavramına işaret edilmektedir. Buna göre, bir hukuk normunu her kim ihlal ederse etsin, ihlal edene uygulanacak yaptırım aynıdır. Ve bu yaptırım önceden, genel ve soyut olarak tesbit edilir. Oysa Aristotales’in adalet kavramının bir başka yönü vardır ve bireylerin çağlar boyunca içeriğinde uzlaşamadıkları yan da budur. İçinde yaşadığımız sistem Aristotales’in işaret ettiği dağıtıcı adalet anlamında, hiç de eşitlikten yana olmayan hiyerarşik bir yapı arz etmektedir. Aristotales’e göre dağıtıcı adalet, “şeref ve malların paylaştırılmasında herkese kendi payına düşeni vermek” anlamına gelmektedir. Herkesin payına ne düştüğü sorusunun cevabı nedir? İşte bu noktada sistemin hiyerarşik yapısı ortaya çıkmaktadır. Ve bu hiyerarşik yapı toplum yaşamının çeşitli alanlarına uygulanan değişik normlarda ortaya çıkmaktadır. Şimdi sistemin cinsiyet ve cinsel kimlik konusunda sahip olduğu ve/veya öncelik tanıdığı değer yargılarına kendi koyduğu normlar aracılığıyla bir göz atalım: Kanun koyucu eşcinselliği, aşağıdaki şartlar olmadığı takdirde suç saymamıştır: 1. Alenen (açıkça) olmayacak, 2. Bireylerin karşılıklı rızası olacak, 3. Bireyler 18 yaşından küçük olmayacak Şimdi Medeni Kanun’daki düzenlemelere bir göz atalım: Mevcut hukuk sistemine göre aynı cinsten iki kişinin evlenmesi yok hükmündedir. Yani böyle bir evlenme bir şekilde gerçekleştirilse bile baştan itibaren hukuk dünyasında hiç ortaya çıkmamış sayılır ve hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Aynı cinsten bireylerin evlenmesi, mutlak evlilik engelidir. Ayrıca M.K. madde 29’a sonradan eklenen fıkraya göre, evlilik birliğinin devamı sırasında eşlerden birinin cinsiyet değiştirmesi ve bu cinsiyet değişikliğinin nüfus kaydına işlenmesi yolundaki mahkeme kararının kesinleşmesi ile evlilik de kendiliğinden ortadan kalkar, yani yok hükmündedir. Bu kural doktrinde haklı olarak eleştirilmiştir. Çünkü böylece evlilik birliği hiç doğmamış gibi kabul edilmektedir. Eğer evlilik sırasında eşler çocuğa sahip olmuşlarsa, bu çocuk nesepsiz mi sayılacaktır? Sistemin heteroseksist değer yargılarına gözattıktan sonra; cinsiyetçi, erkek egemen yanlarına da bir bakalım; M.K. md. 152/1 :”Koca aile birliğinin reisidir” M.K. md. 152/2 :”Eşlerin ve çocukların oturacakları ortak konutu seçme hakkı kocaya aittir.” M.K. md. 153/1 :”Karı kocanın soyadını taşır.” :”Karının meslek ve sanatla uğraşabilmesi için kocanın iznini almak zorunda olması” M.K. md. 159 M.K. md.319/1 :”Ev reisinin evin düzenini ve yaşam kurallarını belirleme hak ve yükümlülüğü” Bunlarla sınırlı olmayan örneklerin de bize gösterdiği üzere, sistem hangi değer yargısına sahip olduğunu, kanunlar yapılırken nelere öncelik tanıdığını bize göstermektedir. Pek sayın bayan millet vekillerimizden biri de, bu gibi kuralların bir kısmını değiştirmek için bir yasa teklifi hazırlamış. Bu yasa teklifi mecliste onaylanır mı bilmiyorum ve bu konuyla da ilgilenmiyorum. Çünkü benim için önemli olan kağıt üzerinde kalmayan ve toplum yaşamına yansıyan değişiklikler. Hukuk toplumsal yaşamı düzenlemekle birlikte, birebir toplum ahlakını yansıtmaz. Bazen toplum hukukun önüne geçer, bazen de hukuk toplumun. Hukukun günümüzdeki işlevi, kanımca pozitivist akımın da etkisiyle, sistemin sürekliliğini ve istikrarını sağlamak için siyasal otoritenin en önemli aracı olmaktır. Burada sözünü ettiğim resmi (pozitif) hukuktur. Toplumsal yaşamın karmaşıklaşmasıyla birlikte siyasal otorite otoritesini sağlamlaştırmak için toplumsal yaşamın hemen her alanında kural koyma çabasındadır. Siyasal otorite bu kuralları koyarken kendi çıkar ve değer yargılarına ve bunlara uygun olduğu sürece çoğunluğun taleplerine öncelik tanır. Çünkü sistem sürekliliğini çoğunluğun kendisine ve kendi değerlerine itaatine borçludur. Azınlıklar ve sistemin değer yargılarına sahip olmayanlar ise her zaman sistem tarafından göz ardı edilmekte, yok sayılmaktadır. Siyasal otorite kendi değer yargılarını meşrulaştırmanın her zaman yolunu bulmuştur. Orta Çağ’da siyasal otoriteler değer yargılarını meşrulaştırmak için nasıl kiliseye sığınmışsa, günümüzde de bu meşruluğu hukuk devleti ilkesiyle kazanmaya çalışmaktadır. Buna göre, kanunlara uygun davranan siyasal otorite, kendini adaletli saymaktadır. Bu kuralları koyan da aynı siyasal otoritedir. Böylece mesele “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan?” haline dönmektedir. Hukuk devleti kavramını da beynimize kilise kuralları gibi kazıyan sistem, bize hak elde etmenin tek yolunun siyasal otoriteden medet ummak olduğunu söylemektedir. Çünkü o kutsal ve mutlak olandır(!) Max Stirner’in de belirttiği gibi, “Eski Rejim’deki dışsal kölelik içsel kölelik; yani meşruiyetini kabul ettiğimiz bir kölelik haline dönüşmüştür.” Öyle ki kendimizi siyasi otoriteden bağımsız olarak düşünemiyoruz. Bizim dışımızdaki bir bireyle ilişki kurmak için adeta siyasal otoriteden izin istiyoruz. Hak elde etmek için siyasal otoritenin kağıt üzerinde tanıdığı sahte özgürlüklere bile talip oluyoruz. Özgürlüğü siyasal otoriteyle birlikte tanımlayan içsel köleliğimizden kurtulmak zorundayız. Önemli olan, toplumsal yaşamı dönüştürmek, yalnızca bizim değil ama herkesin gerçek özgürlüğünü sağlayan yeni bir yaşam biçimi için mücadele etmek ve sistemin hiyerarşik zincirlerini kırmaktır. Sistemden talep ettiğimiz her hakkın beraberinde sisteme tanıyacağımız bir yetkiyi de getireceğini göz ardı edemeyiz. Bize gerekli olan, bireylerin doğumlarından itibaren hiçbir ayrımcılığa tabi olmadığı bir yaşam biçimi kurmak ve kağıt üzerindeki özgürlükleri bir yana bırakarak, gerçek özgürlüğü toplumsal yaşama taşımaktır. Hukuk, yalnızca siyasal otoritenin koyduğu kurallardan ibaret değildir. Kendi hukukumuzu yaratabiliriz. Bunun için de kimseden izin almamıza gerek yok.

KAOS GL 25/9


ADALET VE LEZBİYENLER Yeşim T. Başaran Medyanın sıkı takipçileri farketmişlerdir. Biri 13.08.1996, diğeri 02.09.1996 tarihli iki Yeni Yüzyıl gazetesinde iki ayrı boşanma davası haberi. Biri Türkiye’de, diğeri Birleşik Devletler’de. İki davanın da odak konusu, boşanma sonucu çocuğun lezbiyen anneye mi, yoksa babaya mı verileceği. Türkiye’deki davada yerel mahkeme, ayrıntılarını bilemediğim bir nedenle çocuğu anneye veriyor, fakat Yargıtay bu kararı “Böylesine hastalık derecesine varan bir alışkanlığı bulunan kadına, kız çocuğunun velayetinin verilmesi, onun geleceğini tehlikeye düşürebilir“ diye bozarak çocuğu lezbiyen anneden alıyor. ABD’deki mahkemenin karşılaştığı durum, hukuk açısından daha karışık, çünkü bir tarafta lezbiyen anne, bir tarafta önceki karısını öldürmüş katil baba var. Jüri oyunu babadan yana kullanıyor. Bu şaşırtıcı değil. Çünkü mahkeme Florida’da gerçekleşmiş, yani eşcinselliğin yasak olduğu bir eyalet. Hem bizim ülkemizde hem de ötekisinde, bir suç işlemenin acısını kendi yöntemleriyle hapishanelerde çektirmiş olsalar da, yaşamınızın geri kalan bölümünde geçmişiniz sizin arkanızdan gelir, hiç kimse bu ‘suç’ denilen eylemi neden gerçekleştirdiğinizi önemsemez-tabi, eğer o ülke hukukunun öngördüğü hafifletici nedenler kategorisine giriyorsa bu koşullar, hapishane yaşantınız daha kısa sürebilir. Sabıkalı insanların iş bulma, toplumsal yaşam, yakınlarıyla olan ilişkiler konusunda uğradıkları ayrımcılıkların kadın ve erkek eşcinsellerin karşılaştıklarından pek farklı olmadığını düşünüyorum. Şöyle bir gerekçeye ne dersiniz: ABD’de bazı eyaletlerde, işyerlerinde belli bir oranda gay ve lezbiyen çalıştırma zorunluluğu varken, Türkiye’de de devlet dairelerinin sabıkalı çalıştırma zorunlulukları var. Günden güne insancıllaşma derdinde olan hükümetlerin kendilerini bu yasaları çıkarmak zorunda hissetmeleri, toplumsal gerçekleri ortaya koymuyor mu? Heteroseksist olmasının yanısıra, yasalara saygılı, vergisini ödeyen, oy kullanan uyumlu aile bireylerini yücelten bir toplumda yaşamıyor muyuz? Devlet hukukunun yanısıra, gelenek, ahlâk ve görgü kurallarıyla da kuşatılmış değil miyiz? Tolstoy, Diriliş’te, önceleri iyi niyetli, dürüst ve düşünceli bir birey olan, askerlik ve savaş yıllarından sonra tüm bu olumlu özelliklerini kaybeden Prens Nehludov’un, bir mahkeme vesilesiyle hem geçmişiyle hem de hukukla hesaplaşmasını oldukça çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş. ‘Metres’iyle olan randevusuna geç kalma endişesiyle, bir kadın sanığın yaşamını mahveden bir yargıcı ve düzeni sağlama perdesiyle halkın kanını emen hukukçuları, prensleri, bürokratları gayet sade bir kalemle deşifre etmiş. Nehludov, bu yazıda ayrıntılarına girmek istemediğim bir nedenden dolayı, birçok hapishaneyi dolaşmak, birçok kanun koyucuyla tanışmak zorunda kalıp, yaşamı ve adaletsizliği kavrıyor ve artık çok geç olduğunu düşünse de, askerlikten önceki kişiliğini yeniden kazanıyor. İnsanların yaşam koşullarını, hapishaneye düşme nedenleri olan ‘suç’larını, hapishanelerde yaşadıklarını, eğer yaşamın içinde hala gözlemleyemediyseniz, bu kitabı okurken görüyorsunuz. Yani, yaşamınızda hiç mahkeme ile bir işiniz olmamışsa veya bu konuda hiç kafa yormamışsanız, koca koca sandalyelerinden koca koca adamların alenen sizin geleceğinize dair kararlar vermesi, size garip gelmeyebilir. Ama, inanın benim aklım pek almıyor. Yaşamı düzenleme ve toplumsal yaşam için sınırlar belirleme derdinde olan bir otoritenin, otorite olmak için tüm bunları yapmak zorunda olan bir otoritenin, bazı normları seçmesi ve dışında kalanları hapishane dışında müebbet hapisle cezalandırması hiç şaşırtıcı değil. Çünkü işin gereği bu. Bundan eşcinseller ve sabıkalılar paylarına düşeni alıyorlar. Toplumsal hayata, aile hayatına bir tehdit olarak görüldüklerinden, uyumlu insanların sahip oldukları hak ve ayrıcalıklara kavuşamıyorlar. Devlet tarafından olduğu kadar, ‘uyumlu’ insanlar tarafından da dışlanıyorlar. Holywood filmlerinde yüceltilen aile değerlerinin, Amerikan toplumunun, sabıkalıları, hele hele aile bireylerinden birini öldürmüş katil bir babayı nasıl dehşetle karşıladığını görüyoruz. Karısını öldüren bir baba, toplumsal ahlâk çerçevesinde, her an aile bireylerinden birini katledebilecek bir cani olarak algılanıyor. Bu nedenle, gerçekten bu davaya bakan mahkeme oldukça zor durumda. Bir tarafta kızını öldürebilecek tehlikede bir baba, diğer tarafta ise ahlâki çöküntüye uğramış bir anne. Bu mahkemenin çıkış yolu yok: Çocuğu ya ölüme yollayacak, ya da lezbiyen olmaya! Lezbiyen bir annenin, çocuğunu lezbiyen olarak yetiştirmesinin bir zorunluluk olmadığını belirtmek istemiyorum. Çünkü bence bu bir sorun değil. Ya da, gelin lezbiyen bir annenin çocuğuyla etkileşiminin nasıl olacağını başka bir sayıya bırakalım. Ama öte yanda, heteroseksist aile çocuğunu heteroseksüel yapmaya çalışıyor, olsun bu doğru olanı; lezbiyen olmaya izin yok, heteroseksüel olmak zorunluluk. Kendini bulma, anlamlandırma çabasında olan bir kadın ailesinin tüm ‘uğraşlarına’ rağmen lezbiyen olmuşsa, devlet de ona yasalarıyla ulaşamıyorsa, geriye bir tek çözüm kalıyor, çocuğu kurtarmak. Neden? Çünkü bu kadın, lezbiyen olduğu için heteroseksist olamıyor, ama devletin heteroseksist ebeveynlere ihtiyacı var. Neden? Çünkü baskıcı olmayan, yaratttığı normların sürekliliğini sağlayamayan iktidar yokolur. Bundan korkan otorite/mahkeme çocuğu katil babaya veriyor. Çünkü heteroseksüel ölü ya da diri bir lezbiyenden daha iyidir. Bir çocuk katliamından çekinen mahkeme, toplumdaki lezbiyen sayısının artmasını hiç göze alamıyor. Olsun, diyor, büyüdüğü zaman ben onu öldürmek/onunla başa çıkmak zorunda kalacaktım, şimdi babası öldürür, ben de babasını hapse atarım, kutsal Amerikan toplumu bir taşla iki kuş vurup, bir pislikten daha kurtulmuş olur. Türkiye’deki davaya gelecek olursak, Yargıtay’ın benzer kaygılarla kız çocuğunu babaya vermiş olduğunu söylemeye gerek yok. Ama bu kaygıyı basitçe “çocuğun lezbiyen olarak yetiştirilmesi” diye belirleyip geçmemek, altında yatan tüm nedenleri elden geldiğince çözümlemek gerekiyor. Öncelikle lezbiyen annenin, kız olduğu için, çocuğu taciz edeceği düşünülür. Anne zaten ‘sapık’, çünkü lezbiyen; işinin gereğini yerine getiren tüm ‘sapıklar’ gibi, o da çocuğu istismar edebilir. Hulusi Kentmen edasındaki hükümet, tüm ikiyüzlülüğüyle bir çocuğun, hem de kendi cinsinden birinin tacizine

KAOS GL 25/10


uğramasını engellemeyi kendine görev bilir, bu heteroseksist önyargıyla dolu korkusundan dolayı kız çocuğunu lezbiyen annenin ellerinden alır. Öte yanda yozlaşmış heteroseksist toplumda çocukların aile içinde her türden istismarı sürer gider; bunların bir bölümü eğitim adınadır ve doğal karşılanır, cinsel istismar ise zaten bir tabudur, hakkında konuşulmaz ve yokmuş gibi davranılır. Tüm bunlar toplumun selameti içindir. Çocuğa aile içi tacize dair bir iki örnek bir şekilde su yüzüne çıkmışsa, bu insanlar ahlâksızlıkla, sapıklıkla suçlanarak korkunç bir toplumsal gerçekliğin üstü örtülmüş olur. Lezbiyen bir kadın ‘sapık’ olduğu gibi, aynı zamanda ‘ahlâksızdır’ da. Cinsel terbiye almamıştır veya bu konuda eksik kalmıştır. Toplumsal kadınlık görevini yerine getirip, saçını ve bedenini erkeğine süpürge etmesi gerekirken, kadınlarla birlikte olur, erotik ve duygusal açıdan kadınlara bağlılık ve yakınlık duyar. Böyle bir kadını, bir erkeğin belirleyici otoritesi altına sokamazsınız; başına buyruktur ve ar damarı çatlamıştır. Toplumsal değerlerle onu kuşatmak oldukça güçtür, o kendi değerlerini yaratır. Böyle bir kadın, toplumun öngördüğü tanımlamalara uygun bir birey yetiştiremez. Ya orospu yetiştirir, ya da kendisi gibi ahlâki çöküş içerisinde bir lezbiyen. Çocuğuyla beraber kaldığı ev içerisinde her türlü ahlâksızlığı yapar, kendi cinsinden bireylerle sevişir. Kimbilir, bu ahlâki çöküş içerisinde, sevişmelerini bu çocuğun gözleri önünde yapar, çünkü devletin evlilikle denetleyemediği bu ‘ahlâksız’ cinsel yaşantı, aile değerlerine uygun bir şekilde gerçekleşemez. Devlet lezbiyen kadını denetleyemez, çünkü onu denetlenmesi için bir erkeği başına bekçi dikemez. Eeee o zaman ne yapar, ototritesini kullanır ve çocuğu bu pislik yuvasındaan uzaklaştırır. (Şu son iki paragrafı okurken, lütfen art niyetli olmayın, nerenin mizah nerenin gerçek olduğuna dair çıkarımınızı KAOS GL’de daha önce okumuş olduğunuz yazılara göre yapın. Bu arada eklemeliyim ki, mizah dediklerim, tam da heteroseksist toplumun önyargıları, ben kendim uydurmuyorum; bu parantez içini eklemek istemezdim ama heteroseksist zihniyete hiç belli olmuyor, işine nasıl gelirse öyle anlıyor bir eşcinselin yazdıklarını) Asıl pislikler ise, toplum bireylerinin kendi bedenlerini tanımalarına, kendi cinselliklerini ortaya koymaya çalışmalarına katlanamayan heteroseksizmin tam orta yerindedir. Heteroseksist ideoloji, yaşanabilecek tek cinsellik biçimini heteroseksüellik olarak dayatır, onu da kendini göstermeye ortam bulduğu kişilerin çizdiği çerçevelerle. Maço, önüne geleni düzmenin peşinde bir erkek için ‘sevici’ ne demekse, mazbut, aile değerlerine bağlı muhafazakâr biri için de o anlama gelir. Bu iki insan türü de, kendi çocuklarının bile cahiliyken, onları dövüyor veya başka bir şekilde incitiyorken, çocuk doğurmadan önce bir an bile düşünmemişken, söz konusu olan lezbiyen bir anne olunca mangalda kül bırakmazlar. Doğal olarak bu toplumsal kuşatma, mahkemelerle bir işiniz olduğunda da peşinizi bırakmaz, bu hiç şaşırtıcı değil. Yoksa siz heteroseksist mahkemelerden hala adalet mi bekliyorsunuz?

KAOS GL 25/11


T A R T I Ş M A NASIL BİR EŞCİNSEL HAREKET?

DÜŞÜNCELER, İZLENİMLER, GÖNDERMELER, TAŞLAMALAR emil Eşcinsellerin ayrı bir iktisat kuramı olmalı mı, yoksa bir tarih felsefesi, felsefe ansiklopedileri, tv. kanalları, partileri, sözlükleri, tıraş bıçakları vb… En başta da bunlardan zaten bağımsız olamayacak olan bir siyasal ideolojileri… Emre Güven’in Temmuz sayısında yazdığı gibi “Gay ve lezbiyen özgürleşme hareketi her daldan beslenmediği sürece alternatif bir kültür yaratamayacaktır.” demek acaba tamamıyla doğru mu? Bunlara cevap verebilmek için eşcinselin kim olduğunu kendimize sormamız gerek. Eşcinsellik elbette ki egemen cinsel yönelim gibi, cinsellikten ibaret değildir. Bunun fazlasıyla böyle olamayışının nedeni de baskı gören bir cinsel yönelim oluşudur. Bu nedenle de bir eşcinsel için cinsellik bir karşıcinsele göre çok daha kapsayıcı bir alandır. Eşcinsel insan ise hiçbir zaman cinsellikten ibaret olmamıştır, hem nasıl olabilir. Eşcinseller arasında çok görüldüğü düşünülen duyarlılık, barışseverlik, sanata yatkınlık vs. onların cinsellik dışındaki belirleyici özellikleri olsa bile, ki değildirler, bunlar bir insanın eşcinsel olduğunu göstermez. Bu nitelikleri olan bir karşıcinsel kolayca bulunur. Anlatmak istediğim eşcinselleri, karşıcinsellerden ayıran özelliğin onların kendi cinslerinden hoşlanıyor oluşlarıdır. Bu da bizim ayrı bir iktisat kuramına sahip olmamızı gerektirmez. Cinsellik temelli bir siyasal ideoloji zorlama olur, üstelik gereksizdir de. Böyle bir çaba içine girmek sanırım çoğumuzun karşı çıktığı gettolaşma, çoğunluktan ayrışma ve azınlığın kendi normalliğini yaratması gibi çok yanlış bir yöne götürür. Eşcinsellerin çok farklı toplum katmanlarından gelmesinden, ötürü sınıf perspektifinden bakan biri olarak kanımca, bu olanaksızdır. Kaos Grubu gibi sayısı fazla olmayan bir oluşumda bile siyasal aidiyet kampları farklı insanların oluşu bunun göstergesidir. Bu eşcinsellerin hiçbir siyasal kanada yakınlıkları olmayacak, anlamına gelmez. Eşcinseller doğal olarak düzene muhaliftirler ve bir eşcinselin ülkücü, şeriatçı olması olsa olsa onun topluma sığınarak egemene yaltaklanarak kabullenileceğini sandığını, kendini aldattığını gösterir. Eşcinsel hareketin yönü kesinlikle kapitalizm sonrası bir toplum hedefi olmalıdır. Burjuva toplum düzeni içinde özgürleşmek olanaksızdır, çünkü kapitalizmin temelinde cinsiyet ayrımcılığı, azınlıkların ezildiği, horlandığı orta sınıf ahlakı yatar. Nefreti, baskıyı hiç durmadan yeniden üreten bu düzen içinde çıkış yolu yoktur. Eşcinsel, varlığıyla burjuva toplum düzeni için yaşamsal önemdeki aile, miras, özel mülkiyet, sahiplenme gibi olgu ve kurumlar için büyük bir tehdittir. Ekonomik dayanakları olmadığı için geri alınmaları da pek muhtemel olan hak ve özgürlükler, eşcinsellere onların bir cinsel azınlık olduğu düşüncesinden hareketle verilir, onlara hoşgörü gösterilir. Baki kalan normal-anormal, çoğunluk-azınlık, hoşgörenhoşgörülen şeklinde insanların bölünmesi ve alttaki grubun görece farklılıklar olsa da hep baskı altında olmasıdır. İşe önce bunları sorgulayarak başlayalım: Kendilerine eşcinsel diyen insanlar azınlıkta olsa da eşcinsel edimlere girenler kesinlikle toplumda çoğunluğu oluşturur. Bu bağlamda azınlık olduğumuzu reddediyorum. Hoşgörü sorununa gelince, ortada böyle bir kavramın oluşu zaten baskıyı kanıtlar. Bizim istediğimiz hoşgörü değil, eşitlik olmalıdır. Eşcinsellerin toplumun özgürleşmesiyle sıkı bağı gözönünde tutularak kadın hareketine, karşıcinseller için cinsel özgürlük çabalarına yoğun destek verilmelidir. Anti-faşist bir siyasal duruşta birleşilmelidir. Türkiye’nin içine yuvarlanmakta olduğu ırkçı, gerici, militarist çukurda ilk boğulanlardan biri de biz olacağız. Ezilenler farklı olsa da, ezenler aynıdır. Gündüz annelere cop indirenler, geceleri gay, travesti avına çıkmaktadırlar. Ezilenlerin madem böyle ortak bir ezenleri var, onu alaşağı etmek için de birleşmekten daha mantıklı bir çözüm düşünülemez. Bunları söyledikten sonra yapılması gereken birleşmemiz gereken insanlara bakmak. Bir sosyalist oluşumdan ötürü zaten hiç uzak kalmadığım bu insanlarla, yaz tatili dolayısıyla daha fazla görüşme olanağım oldu. Adana’da KAOS GL’nin dağıtım ve tanıtım çalışmalarında konuştuğum EP’li ve ÖDP’li arkadaşlar her zaman yardımcı olmaya çalıştılar. Eşcinseller arasında tartışma yaratan ÖDP’yi daha yakından tanımak için partiye gittim, partililerle tanıştım, barış şenlikleri dolayısıyla da çalışmalarına, toplantılarına, panellerine katıldım. Politik eşcinsellerin yalnızca isimlerinin değil cisimlerinin de olması insanlarda meraklı bakışlar uyandırsa da, kendimi her zaman rahat hissettim. Takım tutar gibi partileşmeye hayır ya da evet demeden önce parti eşcinsellere ne diyor, sanırım ona bakmak gerekiyor. ÖDP parti programında doğrudan bizi ilgilendiren maddeler şöyle: • Farklılıklarından ötürü insanların aşağılanmasına, küçük düşürülmesine ve ayrıma tabi tutulmasına son verilmelidir.

KAOS GL 25/12


• Farklı olanların farklılıklarını dilediklerince yaşayabilmeleri için, örgütlenme ve ifade özgürlüğünden yararlanabilmeleri yönünde lehte ayrımcılık ilkesi uygulanmalıdır. • FARKLI CİNSEL TERCİHLER ÜZERİNDEKİ HER TÜRLÜ BASKIYA KARŞI DURULMALIDIR. İçimi umut ve sevinçle dolduran bu cümlelr çabuk bir yargıya varmama neden oldu. “Eşcinseller ÖDP’ye derhal katılmalıdırlar.” Bir süre sonra bu; “İsteyen eşcinseller ÖDP’ye katılabilirler”e dönüştü. Bunun başlangıç nedeni partinin bir unsuru olan Sol Blok’un kuruluş bildirgesinde yazılanlardı. Kalabalık olmasalar da sesleri çok çıkan Marksist-Leninist çizgide yürüyen bir bölüm partili bizler için şunları söylüyor: “Sol Blok, ÖDP’nin gerçekten bir kitle partisi olmasını istemekte, ama kucaklanacak kitleyi bugünkü düzene yönelik özel bağlamlı tepkiselliklerin kendi kimlikleriyle toplamı olarak değil, emek ve emekçiler olarak görmektedir. Başka deyişle, eğer “kitle partisi” dendiğinde kastedilen, emek-sermaye çelişkisi dışındaki kimi çelişkileri başat sayan, işçi sınıfının siyasal iktidarı ve sosyalizm hedeflerine bilinçli tercihlerle uzak turan hareket ve yönelimlerin de kendi özel grupsal kimlikleriyle ve eşit katılımcılar olarak partide yer almaları ise, Sol Blok böyle bir anlayışa temelden karşıdır. Yukarıda söylenen örneğin feministlerin, çevrecilerin, eşcinsellerin vb. partide bireyler olarak yer almalarına yönelik bir karşı çıkış değildir. Söylenen, bu tür grupsal kimliklerin ve oluşumların, sosyalistlerle aynı siyasal parti çatısı altında kendi grupsal kimlikleriyle ve eşit bileşenler olarak yer almalarının olanaksızlığıdır. Sosyalist bir partinin, bu tür toplumsal hareketlerle çeşitli platformlarda buluşmaları ise hem doğal hem de mümkündür. Ancak siyasal parti, böyle bir platform olamaz; eğer yeni parti bir platform olacaksa, bu platform en çok kendilerini sosyalist olarak tanımlayan grupların platformu olarak kalmalıdır. Daha açığı, Sol Blok, ÖDP’nin, sosyalistlerle feministlerin, çevrecilerin, farklı cinsel tercihleri olanların, vb. oluşturacakları bir konfederasyon biçiminde düşünülmesine şiddetle karşıdır.” Bu metni, yumuşatarak, bana açıklamaya çalışan Sol Blok’tan arkadaşların sanırım anlamadıkları, eşcinsellik, kadın sorunlarının sınıf savaşımıyla bağlantılı olsa da ayrı birer konu oldukları, tek başına iktisadi, politik yapının değişmesinin bu sorunları çözümüne kavuşturmayacağıydı. Ben özel, grupsal kimliğimi bırakarak bireysel olarak MHP’ye de gidebilirim. ÖDP’nin farkı ne? Bir diğeri de açık bir çifte standartla karşı karşıya oluşumuzudır. Hiçbir Kürt’e, Alevi’ye sen partiye özel, grupsal kimliğinle katılamazsın, denmemektedir. Sınıf sorunundan bağımsız olmasalar da bir Kürt sorunu, Alevi sorunu olduğunu bilmektedirler. Benzer şekilde üzerinde durulması gereken, sosyalizmin çözümler önermesi gereken eşcinsellik sorununa kulak asılmamaktadır. Nedenleri var: • Yeni olan her şeye karşı çıkan Bay Stalinistlere göre kadın, çevre, eşcinsellik sorunlarını Marksizm içerisinde tartışmak onu sulandırmak demektir. Bunlar tali, ikincil sorunlarıdır. Önemli olanlı işçi sınıfının iktidarının bir an önce kurulmasıdır. Kısa vadede çözümsüz olan bu sorunlarla uğraşmak ilgiyi, enerjiyi dağıtır, devrim yolunu kapatır. • Halkımı bu tür ne idüğü belirsiz marjinal grupları görüp, partiden kopabilir. • Bu sorunlar devrimin ardından kurulacak proleterya diktatörlüğünden sonra oluşacak yeni sosyalist insanla birlikte ancak çözüme kavuşabilir. Kapitalist düzende bunlarla uğraşılmamalıdır. Yeryüzünde şu ana kadar çoğu Stalinist, tamamı reel-sosyalist kırk küsür devlet kuruldu. Tamamında eşcinseller katlanılmaz bir baskı altında yaşadılar. Devrim sonrasında sosyalist insan asla eşcinsel olamazdı. Son kalemiz dedikleri Küba’dan, Küba Kominist Partisi tüzüğünden bir alıntı: “Eşcinsel sapmalara gelince, bunlar toplumsal patoloji alanına girerler. Bu gibi belirtileri ilke olarak hiçbir biçimde kabul edemeyiz; yapılacak iş, bu tür eğilimlerin yaygınlık kazanmasını önlemektir, ancak bu da yeterli değildir, bu karmaşık sorun, alınması gerekli önlemleri belirleyecek derin bir irdeleme temeline dayandırılarak çözülmelidir. Kongre, eşcinselliğin, toplumumuzun temel sorunlarından biri olmadığını, ancak buna bir çözüm getirmek zorunda olduğumuzu kabul etmiştir. Olayın kaynağı ve evrimi, günümüzde aldığı boyutlar, anti-sosyal karakteri ve bu konuda alınması gereken koruyucu önlemler bir bir gözden geçirilmiştir. Eşcinsel ilişkileri saptanan gruplar dağıtılmalı, hatta kimi durumlarda bununla da yetinilmeyerek yeniden eğitme ilkelerinden ve koruyucu amaçlardan hiçbir zaman sapmaksızın en köklü önlemler alınmalıdır. Ahlaki sapmaların derecesi her özel durum için aynı değildir ve önlem alınırken bu olgu da hesaba katılmalıdır. Komisyon, eşcinsellik konusunda, sanat yeteneği bahanesi altında, herkesçe bilinen, sicilli eşcinsel kişilerin gençlik üzerinde etkinlik kazanmasına göz yumulamayacağı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, kültür kurumlarında görevli eşcinsellere karşı benimsenecek tavrı saptamak üzere çalışmalar yapılması zorunludur. Eşcinsel kişilerin, gençliğin kültür ve sanat eğitimiyle doğrudan ilişkili olan görevlere getirilmemeleri yolunda önlemler alınmalıdır. Gerekirse, bu kişiler başka görevlere atanmalıdır. Devrimimizin saygınlığını zedeleyici, gölge düşürücü ahlak anlayışı ve davranışlara sahip kişilerin, yabancı ülkelere gönderilen sanat topluluklarında yer almalarına engel olunmalıdır. Son olarak, erişkin olmayanların ahlak dışı davranışları ile, ahlak dışı davranışlarını sürdürmekte direnen ve eğitim yoluyla düzeltilmesine olanak bulunmayan kişiler hakkında sert yaptırımlar uygulanmalıdır.” Evet bunlar sosyalist bir ülkenin Komünist partisinin eşcinsellere bakışı. Eşcinselller neden kötü, bu insanlara ağır yaptırımlar uygulanmasını gerektiren ne gibi bir iş yapmışlar. Hangi kriterlere göre, kime göre anormal, hastadırlar. Bunlardan bahsedilmemekte, burjuva toplumundan kalan bilinçle hareket edilmektedir. Eşcinsellerin bu tür bir sosyalizm için çalışmalarının beklenmesi, Bay Stalinistlere neden böyle oldu diye sorduğumuzda tarihsel koşulların önümüze sürülmesi, aslında Türkiye’nin şimdiki bazı sosyalistlerinin de ellerine fırsat geçse yapacaklarının bu olduğunu bize gösteriyor. Tartışmalarda sıkıştıklarında eşcinsellerin öyle fazla bir sorunları olmadığını, herkes eşcinsel olsa sorunların çözülmeyeceğini, eşcinsellik üzerine böyle vurgu yapmanın gereksiz olduğunu söylerler. Zaten genelde cinsellik tutuk oldukları bir konudur.

KAOS GL 25/13


Saatlerce Lenin vekil olarak Troçki’yi mi yoksa Stalin’i mi bıraktı, hangisiyle daha iyi anlaşırdı, hangisini daha çok severdi bunu tartışırlar. Bu gerekli olur, eşcinsellik gereksiz olur. Marx’ı bırakıp, peygambermiş gibi Lenin’den bahsederler. Lenin der ki… demek sorunları çözer, tartışmaların galibini belirler. Deli gibi çırpınıp eşcinsellerin sorunlarını sayacağımıza, Lenin’den eşcinsellerle ilgili olumlayıcı tek cümle bulsak çok daha fazla iş çıkarırdık. Ne Sol Blok’un tavrı, ne de kırkdan fazla sosyalist etiketli ülkede eşcinsellerin eziyet görmesi benim sosyalist oluşumu değiştirmedi. Çünkü sosyalizmin bu olmadığını biliyorum. Ancak eşcinsellerin, kuramda Ortodoks Marksizm, uygulamada Stalinizm olarak karşımıza çıkan siyasal duruş içine girmeleri olanaksızdır. Neden yalnızca yukarıdakiler değil, Leninist parti örgütlenmesinin özellikleri olan merkezileşme, kadrolaşma, demirden parti disiplini, üst-ast ilişkisinin içinde eşcinsellerin bir hareket geliştirmeleri olanaksızdır. Eşcinsel stereotipiyle, devrimci proleter kadar uyumsuz iki insan düşünemiyorum. ÖDP gibi birleşik cephe mantığıyla kurulan, değil Leninist, sosyalist bile olmayan bir parti içinde bunlar geçerlidir. Partide anarşistler, özgürlükçü sosyalistler olsa da ezici çoğunluğu Leninistler oluşturuyor ve bunların klasik Leninist parti örgütünden vazgeçemeyeceklerini biliyorum. Bu siyasal durutakilerin dergilerinde “parti gibi parti isterük” feryatları yükselerek çıkmakta, bireysel insiyatif, doğrudan katılım, üstten alta değil, yan yana duruş gibi düşünceleri savunanlara karşı savaş tamtamları çalınmaktadır. Yerel örgütlerde alınan kararlar da bunu gösteriyor. ÖDP de sol partilerin pek iyi bildikleri tasfiye hareketine maruz kalabilir. Anarşistler, ılımlı sosyalistler, çevreciler hadi neyse de eşcinsellerin bir partiden tasfiye edilmeleri başarısı sanırım başlıbaşına Türkiye eşcinsel hareketi için bir zafer olacaktır. Şimdilik ÖDP gibi çok canlı, pek hararetli, tartışmaların sular seller gibi aktığı bir partiden uzak durup kitleselleşmeye, sayımızı, etkimizi arttırmaya çalışmalıyız. Eşcinsellerin parti çalışmalarına katılıp, izlenimlerini bizlere aktarması eğer bir eşcinsel hareket geleneği oluşturmak istiyorsak gereklidir. Ancak KAOS Grubu olarak odaklaşmamız gereken, daha önce gelen sorunlar var. İdeolojik olarak örgüte karşı çıkmıyorum, gevşek bağlarla içiçe geçmiş, bireysel çeşitlilikte kollektif çalışmanın elele yürüyebileceği bir örgüt oluşturabileceğimize inanıyorum. Bu yazıda dost olarak çok sevdiğim, özverilerini ve cesaretlerini hayranlıkla karşıladığım bazı arkadaşlarımın düşüncelerini eleştirdim. Ancak bu onlarla ortak çalışmalar yapmamıza, eylemlere katılmamıza engel olmadı. Türkiye gibi bir ülkede ortak tavır geliştirebileceğimiz, hala geniş bir alan olduğunu düşünüyorum. Fazla uzatmadan bitireyim, gelecek sayıda diğer arkadaşların cinsel hareket yazıları üzerine yorumlarımı, hareket için bazı somut önerilerimi aktaracağım. Bu sayıda reelsosyalistlere yönelen eleştiri oklarımı da, gelecek sayıda anarşist dostlarımın üzerine yönelteceğim. En sert düşünsel tartışmaların, en kuvvetli birlikleri doğurması dileğiyle.

NASIL BİR EŞCİNSEL HAREKET TARTIŞMASI… Sedat Eşcinsel hareketin ilk ulaşması gereken nokta, kendini Eşcinsel olarak tanımlayan insanların artması ve bir Eşcinsel kültürü oluşumudur. Kısaca; kendini tanımlayan bu grubun gelişimiyle Eşcinsel duyarlık, Eşcinsel hareket olarak gelişecek; bu harekette parlementoyla veya sivil toplum örgütü olarak-yada zamanın koşullarının belirleyeceği bir yöntemle- gelişimine ve mücadelesine devam edecektir. Bu hareket için belirlenebilecek bir mutlu son (parlementoda temsil, evlilik hakkı vs.) yoktur. Bu tartışmaya ‘Neden parlementoda temsil edilmiyoruz?..vs.’ ile başlamak yanlıştır. Çünkü parlemento çok daha ilerde karar verilmesi gereken bir aşamadır. Türkiye’de şu anda KAOS, Lambda İstanbul ve diğerlerini de sayarsak kendini Eşcinsel olarak tanımlayan ve varım diyen 100 civarında insan vardır ki bu insanlar arasında da ciddi şekilde, olaya bakış ve yöntem farklılıkları bulunuyor. 100 kişiyle büyük hayaller kurmak zaman kaybı ve boşuna uğraştır. Ya da en azından neden’li soruları soran arkadaşların aramıza gelmesi ve bunları nasıl becereceğimizi birlikte tartışmamız gerekmektedir. Kabul etmek gerekir ki var olan Eşcinsel duyarlıktır, hareket değil. Şu anda yapılması gereken iş kendini Eşcinsel olarak tanımlayan insanların artması ve Coming out süreci için uğraşmaktır. Tabi ki bu bir bilinç aşamasıdır ve en ağır ilerleyecek olan aşamadır. KAOS bence bu aşama için vardır. KAOS kendi içerisinde gelişimini sürdürürken, ulaşabildiği Eşcinsel’lere yazılar yoluyla bu birikimlerini aktarmaya çalışmaktadır. Hiç bir hareket hak mücadelesi bittikten, derneği kurulduktan sonra yandaş toplamaz. Bunun için KAOS’un ve her Eşcinsel bireyin arkadaşlarının dışa açılım sürecine yardımcı olmaları gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki KAOS bir kurtarıcı değildir; her Eşcinsel kendisi mücadele vererek ve birlikte çalışarak hareketi oluşturacaktır. Eşcinsel kolay gelişebilmesi için; amaç birliği açısından Kadın grupları ve konumundan rahatsız Heteroseksüel erkeklerle, Antiheteroseksist cephe olarak çalışmak bence en uygunudur. Gerçi şu anda Antiheteroseksist cepheyi tek sahiplenen KAOS’tur. Ama ben bu mantıkla düşünen Heteroseksüel erkeklerin ve Kadın gruplarının var olduğu ve iletişim kurulabileceği kanısındayım.

KAOS GL 25/14


GAY & LEZBİYEN HAREKET ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Devrim

II“Kimlik mi yoksa kimliksizlik mi”ye tartışmayı oturtmak istemiyorum. Geçen sayıda yeralan yazıyı da -kişisel ve kimileri tarafından “soyut” kabuledilebilecek görüşlerimi- beyin cimnastiği yapmak için yazmamıştım. (Geçen sayıda adım bir yanlışlık sonucu “Evrim” olarak çıkmıştı) Zaten hayatı da teorik ve pratik, soyut ya da somut ikilikleri içinde algılamaktan yana değilim. İletmeğe çalıştığım yaşamlarımızı ve deneyimlerimizi ısrarla bir kategoriye sokmak isteyen, heteroseksizmin de üreticisi olan, totaliter ahlak anlayışlarını reddetmenin ve kendimizi, cinsel ve duygusal deneyimlerimizi, gündelik hayatlarımızı varolan kalıplarla ifade etmekten vazgeçmenin yollarını aramanın artık zamanı geldiğiydi. Belki de anlık rahatlamalara (terapi işlevi gören toplantılar, dergideki kartpostallar ve mektuplar) daha çok gereksinim duyuyor çoğumuz; bu, biraz da üzerimizde baskı kuran ve bize kendi cinsiyetimizden birine dokunmayı yasaklamaya çalışan toplumsal yaşama duyulan tepkiden kaynaklanıyor. Ama bu, totaliter toplumsal ahlakın temellerini sarsmaksızın, gay ya da lezbiyen olmayı salt “seks”le özdeşleştirip, aynı ahlak anlayışını, sınırlarını biraz daha genişleterek de olsa, yeniden üretmekten başka bir işe yarar mı? Hoşgörü dilenmek, toplum tarafından onaylanmak değil de, sınırsızca yaşamak istediğimiz cinsel, kültürel ve duygusal pratikler dolayımıyla verili yaşam tarzlarını sorgulamak, kendimizi ifade etmenin “kimlik fetişizmi”ne düşmeksizin yeni yollarını yaratmak, birlikte yaşamanın evlilik ve aile kurumları dışında da olabileceğini görmek, birbirimizle iletişim kurmanın her şeyi yüzeysel ve tüketilebilir bir şekilde gösteren medya dışında yollarını aramak amacımız olsa nasıl olur acaba? Şu ya da bu kimliğe (cinsel, milli, vs.) ve kategoriye sığınmadan yaşayabilmenin ve bir kimlik üretmeksizin de isteklerimizi ifade etmenin, birbirimizle her türlü iktidarı ve hiyerarşiyi dışlayan iletişim kurmanın ve dayanışma içinde olmanın kanallarını açsak nasıl olur? Bu tip ilişki kurma biçimlerini nasıl gerçekleştireceğimizi ve bunlardan hareketle toplumsal hayatın hangi boyutlarını nasıl dönüştüreceğimizi biraraya geldikçe ve birtakım durumlarla karşılaştıkça birlikte üreteceğiz. Eylemde bulunmanın tek bir biçimi olduğuna inanmıyorum. Farklılıklarımızı ezmeyen ama aynı zamanda kutsamayan bir dayanışma biçimi oluşturmak durumundayız. Bunun için yaşadığımız coğrafyaya özgü tembellikten sıyrılmanın ve başkalarının bizim için eylemde bulunmasının yeterli olduğunu düşünmenin terkedilmesinin gerekliliğine inanıyorum. Herkesin kendi yaşadığı alanlarda, farklı kanallarla heteroseksist ahlakla ve homofobiyle mücadele edebileceğini ve etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, zamanla kabuğumuzu kırmamıza da (coming out) yardım edecektir. Israrla gay ya da lezbiyen olduğumuzu her durumda açıklamak değil, gay ya da lezbiyen olmanın kurumsal ve toplumsal ilişkilere ne gibi alternatifler getirebileceğinin ve klişeleşmiş davranış ve ilişki kurma biçimlerini sürekli olarak nasıl dönüştürebileceğinin yollarını aramalıyız -saklanmadan ama aynı zamanda kendimizi afişe etmeden de. Kendimizi ve birbirimizi yargılamaksızın ve bir etiketle sınırlamadan düşüncelerimizi ve eylemlerimizi birbirimize iletmeğe gereksinim duyuyoruz. Sosyalist, anarşist, feminist, apolitik, liberal gibi tanımlamalarla (“sataşmalarla”) birbirimizi mahkum etmeden de birbirimizi dinlemenin ve ifade etmenin yollarını yaratmalıyız. Toplumsal sınıfların, meslek gruplarının, kültür düzeylerinin ve etnik ayrımların bize ısrarla kabul ettirmeğe çalıştığı kurumsallaşmış ve tektipleşmiş davranış biçimlerini (kimlikleri) kabul etmeksizin, bireyselliği dışlamayan varoluş biçimleri etrafında paylaşılan bir yaşam biçimi yaratılabilir. Ve eşcinselliğin bize bütün bunların gerçekleştirilmesinde sunduğu olanaklar var. Oluşacak olan gay & lezbiyen hareketi bu olanakları kullanarak etkili olabilir. Politik olmak ya da olmamak gibi bir tartışma bana anlamlı görünmüyor. Toplumsal hayata dair talepler zaten ister istemez politiktir. Ama “politika yapmak salt siyasal partiler kanalıyla olabilir” mantığından kurtulunması gerekir. Tabi bütün bu düşüncelerim şu sorulara kesinlikle her koşulda olumsuz yanıt verilmesi gerektiğini düşündüğüm anlamına gelmiyor: “Medyayı kullanalım mı kullanmayalım mı?”, “partilere üye olalım mı olmayalım mı?”, “bir takım hakları talep edelim mi etmeyelim mi?”, “kimlik mi kimliksizlik mi?”. Ve bunlara benzer “ya şunu ya da bunu” seçme mantığı anlamsız, özellikle başlangıç aşamasında. Varolan tüm kanalları, manipüle edilmediğimiz sürece, kullanmanın gerektiğini düşünüyorum; başka kanalların da yaratılabileceği gerçeğini unutmaksızın.

KAOS GL 25/15


EYLÜL 1995-EYLÜL 1996 KAOS GL’LERDE YER ALANLAR EYLÜL 1995/13. SAYI *Şimdi Okullu Olduk………………….…Gay’e EFENDİSİZ *Yaşamın İçinden Kartpostallar *Pornografi 4………………………………..Atilla KARAKIŞ *Pembe Üçgenin Ortasında………………...Haluk CÖMERT *Mektuplardan *Siyah Bir Gay’in Notları…………………Marlon T. RIGGS ……………………………………………...Çev:Doğan HÜRKAN *Q……………………………………..…David J. THOMAS ……..………………………………………………..Çev: Harun T. *AIDS Haberleri/Genel Haberler/Eşcinsel Haberleri/Ne Yapmaya Çalışıyorlar?

EKİM 1995/14. SAYI *Eşcinsellerin Kurtuluşu aynı zamanda Heteroseksüelleri de Özgürleştirecektir………………………Gay’e EFENDİSİZ *Gay’liği Yaşa(ya)mamak……………………………ESAT *Zamanın Kıyısındaki Kadın………………Atilla KARAKIŞ *Yaşamın İçinden Kartpostallar *”Yalnız” Bir Kadın Olarak Lezbiyen…..Nanette GARTREL …………………………………………..Çev:Yeşim T. BAŞARAN *Homofobik Önyargı, Eşcinsel Bireyler ve Terapistleri ……………………………………………Sinan DÜZYÜREK *Şiir…………………………………..…Metin GÜNDOĞAN *Amblem

KASIM 1995/15. SAYI

ARALIK 1995/16. SAYI *Kapitalizmin Çarkı Dönüyor/ALÇAKLAR ……………………..……………………..Gay’e EFENDİSİZ *Rusya’da Gay Kültürü ve Edebiyatı…….Simon KARLISNKI …………………………………………………………….Çev: Cem *Lezbiyenlikle İlgili 10 Önyargılı Soru………………….ILIS …….……………………………….Çev: Venüs’ün Kızkardeşleri *Artemis’in Tapınağı……………………….Yasemin ÖZALP *Yaşamın İçinden Kartpostallar *Bakışık Tartışmasında Son Durum……………Başak UPAR *Hamburg Homofobileri………………..Der: Sibel TÜRKER *Kadın Eşcinselliğine Psikoanalitik Bakış. “Yalnız” Bir Kadın Olarak Lezbiyen Hakkında Bir Tartışma Charles W.SOCARIDES/Çev: Yeşim T. BAŞARAN/Harun T. *Nanette Gartrell’in Yanıtı *Hepatit B/Verem *”Lesbia Magazine” Dergisinden Çeviriler. ………………………………………….Çev: Sibel TÜRKER *Evrensel Oy Hakkı Yanılsaması……….Michael BAKUNIN

*Gerçek Çocuk Sahte Çocukluk………….Gay’e EFENDİSİZ *Yaşamın İçinden Kartpostallar *AIDS’I Tanı *”Merhaba Arkadaş”/Bir BUDDY Anlatıyor *Kapitalizm ve Gay Kimliği………………..John D’EMILIO …………………………………………………………….Çev: Cem *Genital Emperyalizme(de) Son. Vücudun Her Noktası Boşalabilir……………………………………………….Birol *Mektuplardan *ILGA Bülten’den……………………Çev: Yasemin ÖZALP *Bir Arkadaşınız Gay Olduğunu Açıkladığında YAPMANIZ/YAPMAMANIZ Gereken Şeyler/Çocuğunuzun Eşcinsel Olduğunu Öğrendiğinizde Ona Nasıl Davranmalısınız

OCAK 1996/17. SAYI *Bilim Masum Değildir!…………………Gay’e EFENDİSİZ *Bir Baskı Aracı Olan Psikiyatri…………..Hrayr TERZİAN *Tanıklıklar *Söyleşi-D.T.C.F. Psk. Böl. Bşk. Prof. Dr. Ali SÖNMEZ *Kızım Kadınları Seviyor!…………………Yasemin ÖZALP *Yaşamın İçinden Kartpostallar *Eşcinseller Güzeldir. ……………………..Adam NAGOURNEY/Ç:Y.T. BAŞARAN *Önyargı ve Homofobi……………………Güneş K. GÖKER *”İyi” Bir Psikiyatrist(?) Tanıklığı *Kainatın Merkezinde… …………………….Derya KURAT *Cinsel Tedavilerde Etik…………Prof. Dr. Şahika YÜKSEL *Şiir…………………………………….Metin GÜNDOĞAN

ŞUBAT 1996/18. SAYI *Hayallerin Kızı Emma Goldman…………..Emine ÖZKAYA *Seminer: AİLE *Lezbiyen İlişkiler Hangi Nedenlerle Başarısızlığa Uğramaktadır?………….Monika STREIT/Çev: Başak UPAR *Bir Serüvendir Her Eşcinsel İlişki………………MUSTAFA *İp Cambazı Eşcinseller………………..Yeşim T. BAŞARAN *Ve Homofobi *Yaşamın İçinden Kartpostallar *Erkekler ve Estetik……………………..Gay’e EFENDİSİZ *Arkadia *Moda Sendromları…………………………Yasemin ÖZALP *Mektup *ILGA Bulletin’den……………………………..Çev: Didem *Kötü Kan………………………………..Arthur RIMBAUD

KAOS GL 25/16


MART 1996/19. SAYI *KAOS GL Meydanlardaydı *Jean Genet/Bir Aziz, Bir Suçlu……………………….Savaş *Un Chant D’Amour….………………..Yeşim T. BAŞARAN *Ve Homofobi *Aile ve Yokettikleri………………………..Yasemin ÖZALP *Öykü……………………………………….Yasemin ÖZALP *Tanrıdır Bütün Phalluslar……………………….MUSTAFA *Arkadıja………Jelica TODOSIJEVIC/ Yeşim T. BAŞARAN *Hayallerin Kızı: Emma Goldman (2)……..Emine ÖZKAYA *Mektup *Kuğular Şarkı Söylemez (Mi?)…………….Atilla KARAKIŞ *Arkadaş Z. Özger Şiirleri

NİSAN 1996/20. SAYI *Cinsel Kimlik Üzerine Birkaç Düşünce……………MURAT *Konuşulmayan Kurallar-İran-Ürdün…Çev: Y. T. BAŞARAN *Eşcinsellik; Hiperseksüalite……………….Yasemin ÖZALP *Söyleşi/Ferdi MERTER *λ Erzurum……………………….MELİK/Lambda Erzurum *Tartışma (Tanrıdır Bütün Phalluslar) *Merhaba KAOS GL………………………….Mehmet ALAZ *Yaşamın İçinden Kartpostallar *Ve Homofobi……………………………..Güneş K. GÖKER *Eşcinsellik ve Flört………………………Güneş K. GÖKER *ILGA Bülletin’den Çeviriler

MAYIS 1996/21. SAYI *Mutluyuz, Evlenmiyoruz……………….Gay’e EFENDİSİZ *Çiğnenmiş Haklarımız *Tanıklık…………………….Kaleme Alan Haluk CÖMERT *Homofobi…………….Douglas HUNTUN/Belkıs ÇORAKÇI *Yalnızlığa Dair………………………………Derya KURAT *Mektuplardan *Tartışma (Tanrıdır Bütün Phalluslar)…………..MUSTAFA *”Nasıl Bir Eşcinsel Hareket” Tartışmasına Çağrı …………………………………………..Yeşim T. BAŞARAN *Hükümlünün Cinselliği Yok *Esmer Devrimci Kız……………………….Yasemin ÖZALP *Tapınaklar Yerine Gül Bahçeleri..………..Yasemin ÖZALP *Film Özetleri…………………Derya KURAT/Barış EVREN *Ayıp…………………………………………….Ferit EDGÜ *Eşcinsel Hareketin Öncüleri…….SiyahBeyaz Gazetesi’nden *Yönetilme Üzerine

HAZİRAN 1996/22. SAYI

*”O Başkalık Benim Kendimdir”……………………KEMAL *Kent Planlaması…………………………Derleyen Emre G. *Planlama Gerekli ve Meşru Mu?…………..Batur ÖZDİNÇ *Ve Homofobi…………………………………..Yalçın KAYA *Yaşamın İçinden Kartpostallar *Mektuplardan *Değinmeler…..…………………………Gay’e EFENDİSİZ *Gözlerimdeki Işığın Gölgelenemez Yansımalarının Oluşumu…………………………………..Güneş K. GÖKER *AIDS………………………………Der: Gay’e EFENDİSİZ *Aşk Üzerine 1……………………………..Yasemin ÖZALP *Avrupa’da Gay ve Lezbiyen Yaşamı Üzerine Beş Söyleşi ……………………………………………………….Çev: GAYBOY

TEMMUZ 1996/23. SAYI *Gay ve Lezbiyen Özgürlük Hareketi …….…………………….Margeret CRUNSHANK/Çev: Cem *Ve Homofobi…………………………..Yeşim T. BAŞARAN *Beyin Cimnastiği…………………………….Emre GÜVEN *Şehir…………………………………….Gay’e EFENDİSİZ *Aşk Üzerine 2……………………………..Yasemin ÖZALP *Dış Mihraklar/Triangle Center/LGFM …………..………………..Der. ve Çev: Yeşim T. BAŞARAN *Söyleşi: Evli Bir Erkek Eşcinsel *ABD’de Eşcinseller ve Evlilik Hakkında Anayasal Tartışmalar………….David A. KAPLAN/Daniel KIADMAN ………………………………………………………Çev: Harun T. *Erkekler de Tecavüze Uğrar, Heteroseksüeller Dahil ………………………………………………………Nedim B. *Erkeklere Tecavüz Suç İstatistiklerinde Gizleniyor ……………………………………SiyahBeyaz Gazetesi’nden *Erkek Özgürlüğü…………………………………..Nedim B. *İstanbul Kanatlarımın Altında; Eşcinsellik ise Ayaklar Altında………………………………………….Atilla KARAKIŞ

AĞUSTOS 1996/24. SAYI *Radyo Kaos/Din *Eşcinseller Takdis Edilirse Ne Olur? *”Sevgi İçerikli Dine Evet, Eşcinselliğe Hayır!” …………………………………………..Der: Derya KURAT *Tartışma (Nasıl Bir Eşcinsel Hareket) ..Batur ÖZDİNÇ-Yasemin ÖZALP-Barış EVREN-Can ATAK/Burak CEM-Devrim SEZER-Kemal YİĞİT-Hasan *Yorumsuz/Türkiye-Meksika Güneydoğu Dağları *Dış Mihraklar/Ilga-Portugal/GALZ/The Chaikovsky Foundation *Konuşulmayan Kurallar/Zimbabwe ……………………….Bew CLARK Çev: Yeşim T. BAŞARAN *Tecavüz *Mektuplardan *Tanıklık/Uslanırsam Şerefsizim…………………….Coşkun *Sahteyan / Konuk İşçi *Değinmeler..…………………………….Gay’e EFENDİSİZ *Danimarka’da Toplum ve Eşcinsellik ………Hazırlayan Mogens CAPRANI Çev: Hüseyin YILMAZ

KAOS GL 25/17


emil Kitapların, kağıtların arasında ilerleyen bir gece daha. Terliyorum, hiç durmadan, burda hava hiç serinlemiyor; gündüz, gece, sabahın beşi hava hep sıcak. Sıcak artık öylesine gerçek hale geliyor ki etten, kandan oluşmuş bir insan gibi hep yanınızda, devamlı size sarılıyor, onu istemiyorsunuz ama kaçış yok, yirmidört saat yanınızda, hep kucak kucağasınız. Hiç durmadan ellerini vücudunuzda gezdiriyor, ağır ağır ama vazgeçmeden sizi okşuyor. Burada sokaklar dar, evler çatısız ve birbirlerine bitişiktir. Komşu evlerin avlularını hatta odalarını kolaylıkla görebilirsiniz, konuşmaları dinleyebilirsiniz. İnsanların pek saklısı gizlisi yoktur. Bu evlerde bireysel yaşama izin verilmez, yemek birlikte yenir, çay birlikte içilir. Kimse odasına çekilip tek başına oturmaz. Hatta karşıdaki evde üç aile aynı tuvaleti kullanıyor. Buralarda işçiler, işsizler ve emekliler oturur. Şehrin merkezi dolmuşla on dakika uzaktadır ama hemen hemen kimse şehre inmez, hayatları şehirden kopuktur. Özellikle kadınlarınki daha dışa kapalıdır. Yan komşularımız genç sayılabilecek bir karı-koca, iki çocukları var. Kadın buraya köyden gelin geldi ve o yıllardır burada ama işte denize bile gidememiş. Komşumuz genç bir aile daha var. Yine genç bir çift. Kadın benim gibi 75 doğumlu ve üçüncü çocuğuna hamile. Hergün kocasından eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyor, ne zaman görsem ya dudağı patlak ya da gözü morarmış. Bu yaşında hızla çirkinleşiyor. Kocası çok kıskanç olduğundan ne zaman beni

görse hızla yanımdan uzaklaşıyor. Büyük çocukları bir kız, daha iki yaşında, doğru dürüst konuşamıyor ve annesi de babası da kızlarını “orospu” diyerek dövüyorlar. Severken de kullandıkları kelime aynı. Dövmelerine daha kız küçükken, yürüyemezken başlamışlardı. Bu dört kişilik ailede oldukça ilginç bir hiyerarşi var. Baba, karısını, kızını ve daha emekliyemeyen oğluna dayak atıyor, hem de ne dayak. Anne iki çocuğunu ve çok ilginç iki yaşındaki o küçük kız da erkek kardeşini dövüyor. Yani gücü yeten yetmeyene girişiyor. Küçük kıza çok acırım, bazen elindekini benimle paylaşmak ister, koluyla gözlerini kapatarak bana doğru koşar, avucuma birşeyler bırakır, sonra arkasını dönüp paytak paytak koşar, gözlerime bakamaz, gözlerini hep kaçırır. Siyah, yuvarlak, güzel Kürt gözleri var. Ne acı hayatlar yaşıyor bu insanlar. Dayanılır gibi değil. Bu insanlara fazla seçenek sunulmaz. Hayat onlara acımasızdır. Tüm acılar, eziyetler, işkenceler başta kadınlar, bu insanlar içindir. Bu ıstırap çocuklukta başlar. Burdaki çocuklar zayıf, çelimsizdirler, yüzleri solgundur, dişleri çürümüştür. Aralarında büyüyememiş, yaşlarına göre güdük kalmış çoktur. Çok sık dayak yerler, çok küçükken hayatları sokakta geçer. Biraz büyüyünce yaz tatillerinde çalıştırılırlar, çok komik paralarla… Tamirci atölyelerindekilerin işleri en zor olanıdır. Burada çalışanlar demirle dövülür, ustalarından, kalfalarından ölesiye korkarlar. Evlerinde ders çalışabilecekleri mekanları yoktur, birçok evde yalnızca iki oda vardır ve ödevler yerde, çünkü masaları yoktur, televizyonlu odada yapılır. Sonunda okuyamazlar ve üniversitelerde işçi çocuklarını göremezsiniz. Buralarda birçok etnik kökenden insan var. Bir kaç yıl önce ortam çok gergindi. Geceleri havaya ateş edilir, devamlı polis sirenleri duyulurdu. Duvarlarda değişik örgütlerin isimleri yazılıydı. Kürt gençleri toplanıp, lastik yakarlar, türkü söylerlerdi, dükkanlar kepenklerini indirirlerdi. Burada elektrik trafosunu patlattılar. Şimdi durum sakin ama yollar polis arabası kaynıyor, ana caddede önünde panzerleriyle bir karakol var. Bu, Kürtlerin yoğunlaştığı varoşlarda iyice yoğunlaşıyor sadece polis değil askeri panzerler de yollarda cirit atıyor. Ancak yoksulluğun o pis kokusunu ne panzerler, ne de minarelerden bağırdıkları binbeşyüz yıl önce yazılmış şiirler bastıramıyor. Koku yayılıyor, kesifleşiyor. Cicilerimi giyip, dolmuşa atladım mı, kentin varsıl alanları önümde dizilirler. Çok hoşuma giderdi eskiden bulvarlarda alış veriş merkezlerinde dolaşmak, birbirinden parlak genç çocuklar saçlarını rüzgarda savurarak, güneş gözlükleriyle, markalı giyileriyle yürürler, arabalarıyla müziğin sesini açıp, hız yaparlar. Geçen gün alış veriş merkezinde çok yakışıklı bir çocuk gördüm. Yanmış tenini, sert kaslı vücudunu sergiliyordu, yarı tanrı gibiydi. Birden göründü ve kayboldu. Gördüm, haz aldım ve tükettim yani bitti. Radyodan genç bir kadın sesi geliyor, vurulan devrimci yarinin arkasından ağıtlar yakıyor, haberler geçiyor. Gaziden, Gaziantepten ayak sesleri duyuluyor. Aşk ve Devrim, nasıl da iç içe. Aslında aradan fazla zaman geçmedi ama yine de onu özledim. Bir sivrisinek kıllarımdan fırsat bulup, beyaz tenime iniyor. Sıcağın ve sivrisinek ısırıklarının verdiği hararet gecenin ilerleyen saatlerinde artıyor. Beni artık yalnızca bir erkek serinletebilir. Ne olur şimdi yanımda olsaydı, saçlarını yüzüme döküp, göğsümden diliyle geçip, elleriyle kalçalarımı avuçlasaydı, bedenini bedenime saplasaydı, ben de onun altında erkeğin güzelliğini seyredebilseydim.

KAOS GL 25/18


Yağmur yağmaya başladı, bu hoş soğukluk insanın içini ferahlatıyor. Dışarda gürültü de var. Arkadaşını askere göndermek için gençler sesleriyle terör estiriyorlar. Yaptıklarından değil, beni düşüncelerimden alıkoydukları için onlara kızıyorum. Şu sıralar ne istediğimi anlayamıyorum. Hem korkmak, hem de mutlu olmak nasıl birşey bilemiyorum. Uzun zamandır bu hoş gerilimle yaşıyorum. Seni ilk gördüğümde, dik dik bakıp kafamı çevirdim. Sokakta gördüğüm sıradan birisiydin işte. Caddeye çıktığımda, yürümemi engelleyen şiddetli rüzgar ve yanıp sönen sokak lambaları herşeyi tekrar düşünmemi sağladı. Gülmek istiyordum, içimden geldiği gibi olsun, aptalca görünmek umrumda olmasın. Yürüdüğümü ya da hareket edip etmediğimi bilemiyordum. Sadece ilerlerde bir yerde olmaktı isteğim. Yaşamımın nasıl değiştiğini anlatmaya başlıyayım. Üstüme giydiğim hiçbir şeyi beğenmiyorum, günde üç beş çeşit giyiniyorum. Suratımda daha önce fark etmediğim binlerce tuhaflık var. Bacaklarım eğri gibi geliyor, kıvırtarak yürüyor gibiyim, bunu değiştirmek istiyorum. Artık sokaktaki hiçbir erkek hoşuma gitmiyor. Bana diğerleri seninle karşılaştırılamaz gibi geliyor. Ne tanışmasak, ne de koyu sohbete dalmasak da ben senden eminim. Çünkü benim ümidimi yıllar sonra getiren kişisin sen. Beni endişelendiren birşey var. Birara senin hiç gelmeyeceğini sanarak abuk subuk adamlarla yatmıştım. Beni bağışlar mısın? Bu gece yatarken Tanrım’a yakaracağım. En güzeli, kendi uydurduğum dualardan birini okuyacağım. Sonra diyeceğim ki “Rol yapıyordum. Kötü bir oyuncuyum belki. Arkadaşlarımdan geri kalmak istemedim. Onların anlatacakları varsa, benim de anlatacağım birşey olmalı diye düşündüm. İlgi çekmek istedim.” İnan canım sen olmayınca, sanki benim için tek seçenek varmış sandım. Tanımadığım o adamlarla birlikteyken bile senin varlığını yanımda hissettim. Kızdım. Uzun zaman gelmemene ve umudumu kırmana. Sabah kalktım ve yaşamımdaki bu yeni gelişmeden dolayı kendimi değiştirmem gerektiğini düşündüm. Önce işe telefon defterimden bazı isimleri karalamakla başladım. Şimdi yok oldular. Seni düşünmeye devam ederek sokağa çıkıyorum. Caddedeki erkeklerin artık insandan farkları yok benim için. Daha önce buluşmak için sözleştiğim adama telefon ediyorum. Sevinç içinde yaşamımı değiştiren büyük bir olay olduğunu ve buluşamayacağımızı söylüyorum. Anne babasının iki hafta sonra geleceğini defalarca tekrarlıyor ama hiç çelişkiye düşmeden kapatıyorum telefonu. Sıra kelimelere geldi. Beş dakika insan öldüren o kelimeleri nasıl yaşamımdan atacağım? Hiçbirini duymak istemiyorum, duyduğumda kulaklarımı kapatacağım. Söylemek istediğim hiçbir şey o kelimelerle benzerlik taşımıyor. Oldukları yere gönderilmeli, kafamdan atılmalı. Onlara meydan okuyorum işte. Onların istediği gibi yaşamayacağım. Onların bana baktığı gibi kendime bakmıyorum. Evet ne istediğimi iyi biliyorum ben. Hissetiğim gibi yaşamak istiyorum. Binlerce yıllık geçmişi ardımda bırakıyorum. Tat alıyorum kendimden. Bundan sonra hiç kuşkunuz olmasın, duygularım ve hormonlarım birlikte çalışacaklar. Senin gözlerinin rengini düşünüp uçuyorum. Ağlamayı unutmuştum. Önceleri aklıma acıklı öyküler getirip ağlayabiliyordum, bu beni rahatlatıyordu. Şimdi sadece senin sevginle ağladım ve mutlu oldum. Nereye gitsem, seni oraya götürüyorum. Sakın beni sevmeni beklediğimi düşünme. Seninle tanışmış olmak herşeyin sonu olabilir. Kendi isteklerimiz sandığımız, onların yaşadıklarının değişik biçimini yaşayacağız. Doyumsuz olacağız, televizyon kafalarımızla konuşup yüz kelimeyi geçmeyen muhabbetler kuracağız. Sonra tüketeceğiz herşeyi. Biliyorsun bunlar ayrılığı çabuk getirir. Seninle tanışmak mı? Buna hiç niyetim yok. Mutluluğumu sen bile elimden alamayacaksın. Aman Tanrım! Sen geldin. Arkadaşımla konuşuyor gibi görünsem de, kulağım senin yaklaşan ayak sesinde. Yanımıza oturdun. Nefes alış verişini duyabiliyorum. Benimle konuşmaya çabalıyorsun. Bakışlarında farklılık var. Benim düşündüğüm gibi değilmiş gözlerinin rengi. İstemiyorum işte, ne sana bakacağım, ne de seni dinleyeceğim. Yanından uzaklaşıp, düşlerime hızla koşmak istiyorum. Sana dokundum ben, dokunmadığımı nerden çıkardın? Sana dokundum. Boynundan ve alnından defalarca öptüm. Hey, benden uzak dur! Canının istediği kadar adamla yat, sevgilini koluna takıp gel ama benden hiçbir şey bekleme. Gerçeklerle boğuşmak ne zor şeymiş Tanrım! Olaylar istemediğim kadar hızlı gelişiyor. Senden uzaklaşamıyorum. Bakışlarınla başbaşayım. Yazlar, kışlar hepsi bir gibi geliyor. Annem İstanbul’da şimdi ne yemek yapıyor? Toros dağlarından gelen rüzgârlar Kadirli’ye yağmur getirir mi? Etrafımızda aynalar var. Senin ve onların bakışları. Onların istedikleri gibi oluyor. Tüm aynaları kırmalıyım, olmuyor. Senin ve benim aramdalar. Yok edecek gücü yitirdim. Neler de düşlemiştim? Senin yokluğunda tepelere bakıp, yolunu gözleyecektim. Hiç şansım kalmadı. Kuş olup, kanat gerip kaçamam. Bu akşam yağmur yağıyor yine. Dışarda gürültü yok, sessizlik etrafı kapladı. Sen de yoksun. Ağlamak istesem, bunu becerebilecek birşey kalmadı işte. Tüm acıklı öyküleri de bitirdim. Canımdan da sıkıldım. Cigara içemem. Sevmiyorum ve üstelik sonuna gelmeden sönüyor. Telefon defterimi ele almalıyım, karaladığım numaraları okumaya çalışmalıyım. Arkadaşımla o küçük mekâna gitmeye karar verdik. Dansetmeye başladım. Gülmeye çalışıyorum, mutluyum nasıl olsa. Canımın çektiği herşeyi yapabilirim bugün. Donuk bakışlara göz gezdiriyorum. Özgürüm, ne güzel!

Cengiz

KAOS GL 25/19


K

endime yabancılaştım. Son derece

bunalımlı zamanlar geçiriyorum. İlk kez cinsel ilişki yaşadım. (Bu insanı nasıl bulduğumu sormalı!) Samsun’da 2, İstanbul’da 2, Ankara’da 3 adamla birlikte oldum. Cinsellik sürekli beynimde. Eşcinselliğim… Otobüslerde, çalışma salonunda, kuyruklarda, sinemada… Her an bir adam bulmak için can atıyorum… İstanbul’da başıma korkunç bir olay geldi. Tramvayda sürtünme sonucu bir adamla tanıştım. Gülhane sırtlarında ilişkiye girdim. İlişki sırasında param ve kimlik kartlarımı kaptırdım. Bu benim için ders olur mu bilmiyorum... Bu yazılar beni rahatlatıyor. Dışarı çıktığımda bambaşka bir insan oluyorum. Cinselliğim baskı altındaydı, şimdi nasıl kullanacağımı bilmiyorum. Keşke 2-3 yıl önce bunları yaşasaydım. Şimdi bu bunalımlarımı atlatırdım sanırım. Kabul etmeliyim ki seks sineması seyretmek cinselliği tanımamı sağladı. 2 ay önce kara cahildim. Bu ilişkiler bana olgunluk kazandırdı. Umrumda bile değil yaşadığım o kötü anlar. Tek dileğim gerçek bir sevgili edinmek. Casablanca’da gibi bir ayrılık olsa bile yine de bir aşk yaşamak!… Beynimde düşlerim… Tam özgürleşmek istiyorum. Çalışmak ve ekonomik bağımlılığımdan kurtulmak istiyorum. Kendimin sahibi olmalıyım. Kendimi anlatacak insan bulamıyorum. Okulda cinselliğim sınırlı ve cinselliğim yaralı tarafım. Büyük oyuncu olmalıyım. Sanırım kendimi önemli hissetmek gibi bir ihtiyacım var. İnsanlara kendimi kabul ettirmek isteği bu… 20. Yüzyılın en iyi oyuncusu olma hayali var bir kaç haftadır kafamda (7 yılım kaldı!) Tabii bunları nasıl gerçekleştireceğimi bilmiyorum. Sinema üzerine ne bir kitap okuyorum ne de eleştiri. Oturmayı ya da zaman akışına uymayı tercih ediyorum… Kızarkadaşım Yehova Şahidi olmuş. Bu yeni bir din. Onların ibadet yerine gittim. İbadet biçimleri kitaplarındaki soruları cevaplamak. Gittiğim ilk gün çok cesurca ben de cevapladım. Hem de pek havalı bir cevaptı. Mikrofondan konuşuyorduk. Cesurluğumun nereden geldiğini söylemeliyim. Parkta tanıştığım biriyle yarım saat kadar önce iş pişirmiştim. Kenedime ne kadar telkinlerde bulunsam da, birşeyler beni zorluyor, yaparken birşeyler düşünmeye hiç vaktim olmuyor. Yehova Şahidi olma düşüncesi çok mu delice? Şu cinsel azgınlıklarımı sona erdirmek istiyorum. Böyle gitmemeli. Son 2 haftada 4 ilişkim oldu. Tatil oluncaya dek kendime cinsel ilişkiyi yasaklıyorum! (Kim dinlerse…) Bir ruh doktoruyla mutlaka konuşmalıyım. Toplumdan ve insanlardan kopma aşamasına geldim. Canım adam bulmak istiyor. Hasta mıyım yoksa? Eşcinsellik bir hastalık mı? Hiç bir yere kabul edilmeyeceğim, dışlanacağım, gerçek arkadaşlıklarım olmayacak. Herşeyimi kaybetmekten korkuyorum. Aşık olmak, biriyle sarmaş dolaş olmak… Beni seven biriyle hiç karşılaşmayacak mıyım? Cinselliğimin anlayamadığım tarafı ilişkilerimden zevk almamam. Sadece acı çekiyorum. Şu ana kadar kendimi ilişkiye girmemiş, hiç kimseyle yatmamış gibi hissediyorum.

Güven

KAOS GL 25/20


YAŞAMIN İÇİNDEN KARTPOSTALLAR Bu sayımızın kartpostalını LGFM ’nin bir bülteninden aldık (LGFM-Lezbiyen Gay Özgürlük Hareketi, 23. Sayımızda LGFM hakkında küçük bir tanıtım yazısı vardı)

Çeviren: Yeşim T. Başaran Lezbiyen Times’ı okumaya başladım. Bunlar anarşi, devrim, Cinsel yaşantımın nasıl olduğunu öğrenen bir eğlendirici haplar ve eğlendirici seks üzerineydi. öğretim görevlisi, bana cinsiyetimi “lâğımda” bulduğumu, Gözlerimin önüne yeni bir dünya seriliyordu, fakat onu nasıl kendime ve bedenime saygım olmadığını belirtti. Bütün bulacaktım? Bulsam bile, bu dünya kesinlikle benim gibi bunlara katılmıyorum. birisini kabul etmezdi… Küçük bir kızken, küçük tatlı, gerçek bir kızın 21 yaşımda, halâ sıkıcı zamanlar geçiriyordum. hoşlanması gereken şeylere ilgi duymuyordum. Bisiklete Sonra yaşantımda bütünsel ve kalıcı devrim gerçekleşti. binmekten, yüzmekten, ağaca tırmanmaktan ve Meraktan dolayı, en yakın arkadaşımla yeni Gay Liberation döğüşmekten hoşlanıyordum. Erkek olmayı istemekle Front’un (Gay Kurtuluş Cephesi) bir toplantısına gittik. O suçlanıyordum. Ama ben hiçbir zaman erkek olmayı gece arkadaşım bana gay olduğunu, hatta bu nedenle bir istemedim; sadece fiziksel olarak bana heyecan verici keresinde intihara teşebbüs ettiğini söyledi. Kendimi tutkulu etkinliklerden hoşlanan bir kız olmayı istedim. bir şekilde GLF içerisinde buldum. Bu, toplumun tamamen 11 yaşımdayken, üzücü bir kararla yüzyüzeydim. değişmesini ve hiç kimsenin cinselliğinden dolayı Bana sürekli gülünmesinden bıktığım için, pantolon ve şort dışlanmamasını isteyen bir hareketti. Temelinde dayanışma giymeyi bıraktım, elbise ve etek giymeye başladım. Bu beni vardı ve hepimiz “kız ve erkek kardeşlerdik”. El ele tutuştuk, dansettik, politik gösterilerde kolkola yürüdük, mutlu yapmamıştı ama üzerimdeki baskılar kalkmıştı. yürüyüş ve mitinglerde birbirimizle kucaklaştık ve öpüştük. 12-13 yaşlarındayken, kızların erkek arkadaşı Sevdim, sevildim ve kabul edildim. Bedenim daha rahattı olması beklenirdi; kıkırdaşmak, pop müzik, moda veya artık. Ona sahip olduğumu hissediyordum. Çevremdeki erkeğin hoşlandığı şeyler hakkında konuşmak için. insanlara lezbiyen olduğumu söyledim, yalnız değildim. Bu Hiçbirimizin cinsiyeti yoktu, sadece oynanan roller vardı. O yılın sonunda bir erkekle seviştim; ardından bir kadınla yaşlarda “evlilik gecesi” denilen çocukca bir oyun oynardık. birlikte olmaya başladım. Seksi sevdiğimi keşfettim, Her erkek çocuk, bir kızı seçerdi ve birbirlerine özel sorular sorarlardı. Ben her zaman en son seçilen olurdum; ve bu her özellikle kadınlarla olursa. Onu kolay ve doğal buldum… ikimiz için de cinselliğin kesinlikle Asla geriye bakmadım. 1995 boyunca 35 kişiyle dışlandığı bir deneyim olurdu. Hiç erkek cinsellik yaşadım ve her biri önemliydi benim arkadaşım olmadı, cinselliğe ve ilişki için. Kurtuluş kurmaya ilgi duymadığım için değil, gerekli Son 2 yıldır, aynı kadınla bitmeyen, bedeninizle ne davranış kalıplarının heyecan verici bir ilişki yaşıyorum. Ona aşığım, üstesinden yaptığınızla ilgili fakat başkalarını dışarda bırakan bir ilişki değil gelemediğim ve bunun için çaba bizimki. Başkalarıyla da cinsellik yaşıyorum, sarfetmediğim için. Giyim şeklimi değil, aklınızla uzun süredir tanıdığım insanlarla, yakından değiştirdiğim gibi, spor gibi fiziksel yaptığınız tanımadığım insanlarla veya hiç tanımadığım etkinliklerle uğraşmayı da bıraktım (kızların kriket veya hokey oynamasına izin yoktu, şeylerle ilgilidir. insanlarla. Örneğin bir kadın arkadaşım ve onun üç kadın arkadaşı ile birlikte bir peep show çünkü tüm bunlar erkek oyunuydu). Çekici düzenledik. Sıcak ve şefkatli bir deneyimdi. Bir ve alımlı olmadığımı düşündüğümden, bir şekilde bedenimle olan bağımı da kaybettim. Giysilerimi fetiş klubünde, partnerimle sevişirken başka insanlar annem seçerdi, ki bunlar genelde orta yaşlı, alâlade geldiler, beni öpüp okşamaya başladılar ve bize katıldılar. kadınların giydiği türdendi. Hiç kimse bana çıkma teklif Bu iki saat kadar sürdü. Bu kadın ve erkekler, kibar ve etmedi; yalnızlık ve yalıtılmışlıkla yaşayacağımı düşünerek, saygılıydılar. Bu insanlardan şefkat gördüm ve kendimi geleceğime dair üzüntü duyardım. şımartılmış hissettim. Cinselliğimden çok memnunum. Kendime Ben 20’li yaşlara yaklaşırken, birden bire kısa güveniyorum ve saygı duyuyorum, birisine hangi kıyafeti etekler moda oldu. Bunlar yaşadığım en kötü anlardı. Mini çekici bulduğunu sorduğumda, “mini etek” diye cevap eteklerle ilgili herşeyden nefret ettim. Mini eteğin verirse, sonraki görüşmemizde mini etek giymeye karar yakışıksız, utanç verici ve cinsiyetçi olduğunu veriyorum. Mini etek giydiğim son günleri halâ düşünüyordum. Neticede modaya uyarak eteklerimi hatırlıyorum; bütün oğlanlar dizlerime gülerdi; mini etek kısalttım ama kendimi hantal, biçimsiz, çıplak ve küskün giyebilmek için gerekli ölçülere sahip olmak zorunda hissediyordum. Fakat o günlerde, odamda yalnız başıma hissederdim kendimi. Şimdi farkediyorum ki, kendime vakit geçirdiğim zamanlar, radyodaki underground müziği saygımın az olduğu o günler sonsuza kadar kayboldu. Artık keşfettim. Zamanın alternatif dergileri Oz ve International

KAOS GL 25/21


yaptığım ya da giydiğim herhangi birşey, kendim için istediğimden; toplumun benim yaşımdaki kadınlardan beklentilerine uymaya çalışmıyorum. Daha ileri gideyim, yalıtılmış birliktelikler ve rekabet norm olmazsa, inanıyorum ki dünya daha iyi bir yer olacak. Anarşizmin dünyası, sevgi ve işbirliğinin dünyası olacak. Şu an, insanlar arzu edilebilirlikleri ve cinsel statüleri açısından korkunç bir hiyerarşide sıralanmışlar: Erkekler, kadından üstündür Yetişkinler, çocukları kontrol eder Çiftler, poligamiklerden daha iyidir Ayrıca: Zengin, fakirden daha çok arzu edilir Genç, yaşlıdan daha çok arzu edilir Zayıf, şimandan daha çok arzu edilir Düzgün görünümlü, diğerinden daha çok arzu edilir Bedeni sağlam olan, özürlüden daha çok arzu edilir Modaya uygun giyinen, modaya uymayandan daha çok arzu edilir Sağlıklı olan, hasta olandan daha çok arzu edilir Ve elbette, toplumun bize eziyet etmek, bizi bunaltmak için kullandığı yollardan biri de, partneri olanların partneri olmayanlardan daha üstün olduğunu söylemesidir. Bazı insanlar partner bulamaz; bazıları seksten hoşlanmaz; bazıları sadece sevişmek istemez. Kurtuluş

bedeninizle ne yaptığınızla ilgili değil, aklınızla yaptığınız şeylerle ilgilidir. Herkes cinsel ve duygusal açıdan doyurgan bir yaşam arzu eder. Maalesef, straight toplumun bizi içinde bıraktığı koşullardan kurtulmak o kadar kolay değil; güzelliği ve arzu edilebilirliği herkeste görebilmeyi zor bir iş olarak görürüz. Fakat, bu yönde çalışabiliriz. Doğumumuzdan beri zihnimize işlenmiş, hangi insanın daha değerli ve “arzu edilir” olduğuna dair baskıcı kavramlara karşı direnebiliriz. Frank Zappa sormuş, “Bedeninizin, en çirkin yeri neresi?” Ve yanıtlamış: “Bazıları ayak parmaklarını, bazıları burnunu söyler… ama bence zihniniz.” Çirkin bedenler değil, çirkin akıllar olduğunu söylüyorum. Bedenlerin çirkin olduğunu düşünürüz, çünkü şartlandırıldığımız yol budur. Geniş bir çerçevede yaşanan cinsellik, insanların dışlandığı değil, kucaklandığı bir toplumu öngörür. Gay kurtuluş eylemcisi Charley Shively’nin “Bir Devrim Eylemi Olarak Gelişigüzel Poligami” isimli makalesini destekliyorum. Cinsiyetçi ve iktidara dayanan bir toplumdan kurtulmanın, sevecen ve devrimci bir topluma ulaşmanın yolunun, bizimle sevişmek isteyen herkesle sevişmenizden geçtiğine inanıyor Charley Shively.

FiLM ÖZETLERi Derleyen: Yasemin ÖZALP FISTIK GiBi MAŞALLAH (Star, 12.07.1996/10:30) Yönetmen : Hulki SANER Oyuncular : Türkan ŞORAY, Izzet GÜNAY, Sadri ALIŞIK İzzet Günay ve Sadri Alışık eski patronlarını polise ihbar ederler ve ondan kurtulmak için kadın kılığına girerek kadınlardan oluşan bir orkestraya katılıp turneye çıkarlar. Her ikisi de orkestranın solisti olan Türkan Şoray’a aşık olurlar. Hayli kalabalık bir kadın ekibinden oluşan orkestradan erkek olduklarını gizlemek zorundadırlar. Ancak diğerleri onları kadın sandıkları için yanlarında çok rahat davranmaktadırlar. İzzet Günay Sadri Alışık’ı filmin bir sahnesinde şöyle uyarır; “Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş. Sürekli “ben kızım” de”. Filmin ilerleyen bölümlerinde İzzet Günay erkek haliyle Türkan Şoray’la tanışır ve aralarında bir ilişki başlar. Bu arada yaşlıca bir milyoner de Sadri Alışık’a aşık olmuştur. Ona evlenme teklif eder. Sadri Alışık kendini kadınlık rolüne öyle şartlandırmıştır ki, milyonerle nişanlanır. İzzet Günay bu durumu öğrenince Sadri Alışık’ın kendini kaptırdığını anlar ve onu ikna etmeye çalışır. Sadri Alışık’ı, “Ben erkeğim de” diye telkin eder. Sadri Alışık da, “Ben böyle bir milyoneri bir daha nereden bulacağım. Erkek olmanın şimdi sırası mı?” der. Daha sonraki sahnelerde, kendisinden kaçtıkları patronları çalıştıkları otele gelir ve İzzet Günay ve Sadri Alışık’ı tanır. Patrondan kaçmak için acele otelden ayrılan İzzet Günay Türkan Şoray’a telefon açıp başka birisiyle evleneceğini söyler. Türkan Şoray kadın sandığı Günay ve Alışık’ın odasına giderek onlara dert yanar. O sırada kadın kılığındaki İzzet Günay Türkan Şoray’ı öper. Aynı anda odaya giren orkestra şefi bayan olayı görür ve hepsini kovar. Çünkü lezbiyen olduklarını sanmıştır. Otelden çıkmadan eski patronlarınınadamlarıyla karşılaşan Günay ve Alışık kendilerini onlarla dans pistinde bulurlar. Bu arada Alışık’ın erkek nişanlısı oteli basar ve eski patronunun adamlarıyla kavga eder. Bu sırada Sadri Alışık, Günay’a dönerek; “Hani bana bu adamla evlenme diyordun. Ben bir daha nereden bulurum böyle adamı?” der. Sonra dördü birlikte arabayla ayrılırlar. Arabada nişanlısı Alışık’a annesiyle konuştuğunu ve hemen evleneceklerini söyler. Alışık evlenemeyeceklerini söyler ve çeşitli bahaneler ileri sürer. Ancak nişanlısı ikna olmaz. Alışık nihayet peruğunu çıkarır ve “Evlenemeyiz, çünkü ben erkeğim. Hem de sapına kadar” der. Nişanlısı ise, “O kadar kusur kadı kızında da olur” cevabını verir. Film Alışık’ın, “Peki şimdi ne olacak?” sözleriyle sona erer.

KAOS GL 25/22


NOT: Siyah beyaz olarak çekilmiş bu filme rastgelirseniz izlemenizi tavsiye ederim. Ben izlerken çok eğlendim. Özellikle Günay ve Alışık kadın rolünde başarılı sayılırlardı.

YOLUN SONUNDAKi KARANLIK (Star, 11.07.1996/14:30) Yönetmen : Orhan AKSOY Oyuncular : Sibel TURNAGÖL, Yalçın GÜLHAN Sibel Turnagöl artist olmak amacıyla İstanbul’a gelir. Bir barda kadın satıcısı olan Yalçın Gülhan’la tanışır. Gülhan, Turnagöl’e prodüktör olduğunu söyler ve onu evine götürür. Turnagöl’le birlikte olmayı dener ancak birden yatakta ağlamaya başlar ve daha önce hiçbir kadınla birlikte olmadığını ve olamayacağını söyleyerek odadan kaçar. Gülhan merdivenleri iner ve alt katta kendisini bekleyen erkek sevgilisinin yanına döner. Yatakta kadın geceliği içinde uzanmış, tırnaklarını törpüleyen erkek sevgilisi onun elinden tutarak teselli eder. Ertesi sabah Gülhan, Turnagöl’e kadın satıcısı olduğunu söyler ve kendisi ile çalışmayı teklif eder. İtiraz eden Turnagöl’e de “Ben gerçek bir erkek olsaydım(!) dün gece bu işi parasız yapacaktın.” der. Sonra Turnagöl fahişelik yapmaya başlar. Müşterilerinden biri ona oğlunun sıkılgan ve karşı cinsle iletişim kurmakta zorlandığını söyler. Ve eğer oğlunun bu sıkılganlığını giderirse kendisine yüklü bir para ödeyeceğini söyler. Neyse, utangaç küçük beyimiz erkekliğini kazanır ve normal hayat adapte olur. (Parantez içinde, oğlanın babası karısının Turnagöl’ün eve getirilmesine itirazı üzerine karısına şöyle der: “Eğer sen küçükken onu koynundan çıkarsaydın, şimdi eve kendi getirirdi kızları.” Yani erkek çocukların kendini anneyle özdeşleştirmesi sonucu eşcinsel oldukları ya da kadınsı oldukları yolundaki tezlere gönderme yapılır.) Zengin çocuğun Turnagöl’e aşık olmasıyla olaylar iyice karışır ve nihayet Turnagöl’ün sokakta çarka çıkarken gösterildiği sahneyle sona erer. NOT: Her ne kadar böylesi bir kültürden fazlasını beklemesem de, eşcinselliğin Türk sinemasında böyle vesilelerle dile getirilmesi yine de sinirlerimi bozuyor. Böylece toplumumuzun “ibne” imajı da tazelenmiş oluyor.

KARDEŞiM iÇiN (My Brother Keeper, Kanal6, 17.07.1996/23:35) Yönetmen : Glenn JORDAN Oyuncular : John LITHGOW, Annette O’TOOLE Filmin konusu gerçek bir olaydan alınmış. Tom bir eşcinseldir ve AIDS’e yakalanır. Kendisi de eşcinsel olan ikiz kardeşi Bob’tan ilik nakli yapılması yoluyla kurtulma şansı vardır. Ancak sigorta şirketi maliyeti hayli yüksek olan ameliyat masraflarını ödemeyi kabul etmez. Bunun üzerine iki kardeş sigorta şirketi aleyhine dava açmaya karar verirler. Avukatları, eğer sigorta şirketinin bu tutumu basına yansırsa, şirketin ikna edilmesinin daha kolay olacağını söyler. Ancak Tom’un ailesi ve çevresi onun kan kanseri olduğunu sanmaktadır. Bu yüzden Tom ailesine ve çalıştığı okulun müdürüne AIDS olduğunu açıklamak zorunda kalır. Ve beklediğinin aksine onlardan destek görür. Daha sonra bir gazeteyle röportaj yaparlar. Böylece bütün kasaba gazeteden Tom’un AIDS olduğunu öğrenir. Buraya kadar herşey tanıdık. Alışılmadık olan bundan sonrası. İlkokul öğretmeni olan Tom’un öğrencileri ve onların velileri paniğe kapılıp onu dışlamak veya labaratuvarlara koşup test yaptırmak yerine, öğrenci velilerinden birinin girişimiyle Tom’a destek kampanyası başlatırlar. Doğal olarak medya bu konuyla çok ilgilenir. Dava günü kasaba halkı adliye önünde Tom için gösteri yaparlar ve nihayet Tom davayı kazanır. Ancak bu esnada aradan dört ay geçmiştir. Ve Tom hastaneye yatııldığında bir hafta önce enfeksiyon kaptığı için ilik naklinin faydasız olacağını öğrenir. Ancak alışıldığının aksine Tom okuluna ve öğrencilerine geri döner ve toplumdan tecrit edilmeden bir yıl sonra ölür. Filmdeki ilginç noktalara değinmek istiyorum. Velilerden birinin, “AIDS’i nasıl kaptığı önemli değil. Ona destek olmalıyız.” Cümlesi AIDS’in ideolojik yanını tamamen dışlıyordu. Ayrıca geri planda, aşırı dindar olan Tom’un annesinin, her iki oğlunun da kilise tarafından dışlanan bir cinsel kimliğe sahip olduklarını öğrendikten sonraki bocalamaları işlenmişti. Tom’un kızkardeşine söylediği şu sözler de din ve eşcinsellik konusunu yeterince vurguluyordu; “Bu yüzden anneme yüklenme. Bizi kabullenmesi demek, yaşamı boyunca koruduğu değerleri reddetmesi demek. Kilise ile bizim aramızda bir seçim yapmak zorunda bırakma onu.” Tom’un öğrencilerinin anne ve babalarının, Tom’un okula dönüşüne karşı çıkmamaları da dikkat çekilecek bir nokta. Toplumumuzda yaygın olan eşcinsellerin küçük çocukları taciz ettiği ya da onlara kötü örnek olacağı yargılarına sahip olmamaları bir yana, Tom’un çocuklarına AIDS bulaştıracağı gibi bir paniğe bile kapılmıyor. Fazlaca dramatik öğelere yer verilmesi rağmen AIDS ve eşcinsellik konusuna önyargıyla yaklaşmayan bir filmdi. Umarım bu filmi izleyen heteroseksistler olmuştur.

KAOS GL 25/23


NELER

OLUYOR!!!!!!!!!!!!!!!!!

MEKSİKA Meksika’nın kuzey sınırındaki Tijuana kentinde 300’ün üzerinde gay ve lezbiyenin katıldığı “Gay ve Lezbiyen Hakları” yürüyüşü yapıldı. Kent merkezinde yapılan yürüyüş alışveriş yapan insanlardan yoğun ilgi gördü. Bu yıl ikincisi düzenlenen yürüyüşe katılan Amerikalı aktivist Robin Tyler hareketin amacını şöyle özetliyor: “Bu, belden aşağı bir hareket ya da bacak arasının siyaseti değil; bütün dünyada hareketimizin giderek güçlenmesinin ve desteklenmesinin asıl nedeni özgürce sevebilme hakkından sözediyor olmamız.”

AVUSTRALYA Avustralya’da ilk kez, birlikte yaşayan gay ve lezbiyen çiftler “Ulusal Nüfus ve Konut Sayımı’nda” birlikte yaşayan çiftler olarak kaydedilecekler. Daha önceki sayımlarda, birlikte yaşayan eşcinsel çiftler aynı evi paylaşan fakat birbirleriyle ilişkisi olmayan iki insan olarak kayıtlara geçiyordu. Avustralya İstatistik Bürosu, özel hayatlarının gizliliği insanlar için önem taşıdığından, isimlerin ve adreslerin bilgisayar kayıtlarına geçmeyeceğini ve sayım işleminden sonra kayıt formlarının geri kazanım amacıyla hamur haline getirileceğini duyurdu.

İRLANDA IRA’nın siyasi kanadı Sinn Fein gaylerin ve lezbiyenlerin hayatın her alanında eşit haklardan yararlanmasını desteklediklerini açıklayan bir bildiri yayınladı. “Moving On” adını taşıyan bildiri üç ana bölümden oluşmakta: Yasaların reformu da içeren, Sinn Fein’in konuyla ilgili siyasi yaklaşımını özetleyen bir taslak; eğitim programı; ve İrlanda’lı gaylerin ve lezbiyenlerin eşitlik için mücadelelerini destekleme sözü.

HİNDİSTAN Hindistan’da bir lezbiyen topluluğun üyeleri “Aile Yaşamı” konulu bir hükümet konferansında ‘aile içinde ortak yaşam’ üzerine bir sunuş yaptılar. Grup üyeleri, bu olayın Hintli eşcinsellerin kamuya açık ilk etkinliği olduğunu belirtiyorlar.

FİLİPİNLER Haziran ayında Manilla’da 500 gay ve lezbiyenin katıldığı bir yürüyüş yapıldı. Yürüyüşü gerçekleştiren gruplar, amaçlarının gaylerin ve lezbiyenlerin toplumun her kesiminden ve çok çeşitli meslek gruplarından insanlar olduklarını göstermek olduğunu belirttiler.

HONG KONG Hong Kong’lu gayler ve lezbiyenler 1997’de çok daha baskıcı Çin rejimine geçilmeden bir takım hakların kazanılması için kolları sıvadılar. Bazı bakanlarla ortaklaşa

hazırlanmaya çalışılan kanun taslağı, özellikle iş yerlerinde ve medyada eşcinsellere yönelik ayrımcılığa karşı korunabilmek için birtakım hakların elde edilmesini amaçlıyor. Gayler ve lezbiyenler, bu yasanın onaylanmasıyla, ayrımcılığın bir anda sona ermeyeceğini ve eşcinsellerin kitlesel bir “coming out” gerçekleştiremeyeceklerini bildiklerini, asıl hedeflerinin hükümet tarafından tanınmak ve böylece eşcinsellerin toplumda varolduklarının ve herkesin yararlandığı haklardan yararlanmaları gerektiğinin altını çizmek ve kabul ettirmek olduğunu belirttiler.

İNGİLTERE / GAY LIBERATION, LESBIAN AND GAY PRIDE 1 IGünümüzde İngiliz lezbiyenlerinin ve gaylerinin miras aldıkları bütün toplumsal ve siyasi mücadelelerin ve kazanımların köklerinin 1970’lerin başlarındaki “Gay Liberation” hareketinde bulunması, bu yıl birinci Britanya Gay Gününün Hyde Park’ta bir gösteriyle ve Trafalgar Meydanı’na bir yürüyüşle yirmi beşinci yılının kutlanması için yeterli bir sebep oluşturmakta. 70’lerde İngiltere’deki ve Avrupa’daki eşcinsel hakları hareketleri tolerans ve yasalarda eşitlik için mücadele edip kampanyalar düzenlerken, Gay Liberation hareketi cinsellikle ilgili konuların, kadınların maaşlarından eğitim müfredatlarına kadar toplumun her alanını etkilediği düşüncesinden hareketle dar bir parlementoculuk anlayışına yönelmemişti. Bugün birçok genç lezbiyen ve gay için, Gay Liberation Cephesi(GLC) hareketi uzak ve garip görünüyor: Kıllı ve acayip kılıklı hippiler, Kültür Devrimi yanlısı ateşli Maoistler, makyajlı kadınları aşağılayan asık suratlı feministler, vb. Evet bunların hepsi doğru, ama tüm bunlar, o yıllardaki ilk toplantılara, danslara ve gay günlerine akın eden binlerce insan için Gay Liberation’ın ifade ettiği anlamı azalt(a)maz. GLC, anarşizmden aşırı solun devrimci partilerine özgü yaklaşımları savunan politik görüşlere kadar birçok düşüncenin buluşma noktasıydı. Geçmişe dönüp bakıldığında asıl önemli olanın, gaylerin ve lezbiyenlerin, benzer baskılara maruz kalmanın ve benzer hazları paylaşmanın dolayımıyla tanımlanan özgün bir toplumsal alan oluşturduklarına dair ortak bir inanç ve güç birliğinin yaratılmış olması. GLC’nin 70’lerde gayler ve lezbiyenler tarafından/için kurulmuş olan birçok kurumun oluşturulmasına dolaylı ya da dolaysız katkıda bulunduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Modern lezbiyen ve gay hareketinin (GLC) doğuşuyla, ona paralel bir tarihsel gelişim izleyen bugünkü gay ve lezbiyen topluluğunun doğuşunu birbirinden ayrı ve birbiriyle çelişen iki ayrı oluşum olarak göstermek bazen ikna edici gibi görünse de, aslında yanıltıcı bir yaklaşımdır. GLC, her zaman eşcinselliğin gerek kamusal gerekse özel hayata dair

1

Pink Paper’da, Pride ‘96 dolayısıyla Alan Sinfield ve Simon Watney tarafından yazılan metinlerden derleyerek çevrilmiştir.

KAOS GL 25/24


boyutuyla politik bir önemi olduğunu vurgulamıştır. Bazıları solcu siyasetin “anti kapitalist” saflığı olarak gördüklerini, dejenere ve apolitik olarak gördükleri bazı gay ve lezbiyen topluluklarına tercih etme eğilimindeydiler. Kimileriyse, bütün politik konuları cansıkıcı bulmaktaydı. 1990’ların sonuna doğru artık bu ikilik aşılıyor gibi görünmekte: Artık, bütünlüğü olan gay ve lezbiyen politikalar üretmek, cinsel politikaların dışındaki konuların işgaline uğramadan -ve bu gibi konuları tamamen dışlamadan- başarılabiliyor. Tabi ki, hala gay ve lezbiyen toplulukların apolitik bir doğası olduğunu varsayanlar var, sanki politika siyasal partilerle başlar ve bitermiş gibi. Solun püritenliği ve ahlakçılığı, bugün de tıpkı yirmi beş yıl önce olduğu gibi sözkonusu; gene de vurguladıkları konular önemli ölçüde değişti. Şimdilerde bazı çevrelerde, gay topluluğunu ve kimliğini kötülemek pek bir moda. Fakat bazı yanlış izlenimlerin ve görüşlerin aksine, gettolarla sınırlı kalmak gibi bir durum sözkonusu değil. Kollektif çabalarla çok geniş bir alana yayılan bir sosyal dünya kuruldu, dışarıdan çok fazla bir destek olmaksızın. Bu da, GLC’nin başardığı pek çok şeyden biri. Bugün 70’lerde tahmin bile edemeyeceğimiz bir sürü yeni sorunlar var. Yine de, lezbiyen ve gay kültürü nasıl yaşayacağımız ve birbirimizle nasıl iletişim kuracağımız üzerine yeni yaklaşımlar getirmeyi sürdürecektir.

II“Gay Liberation, ‘Bütün insanlar için cinsel özgürlük, tam anlamıyla ancak varolan sosyal kurumlar ortadan kalkınca gerçekleşebilir’ düşüncesini paylaşan erkek ve kadın devrimci eşcinsellerin oluşturduğu bir grup.” New York Gay Liberation’ın 1969’daki manifestosu böyleydi. Bu yılki Brighton Pride üyeleri vurgunun politikadan bütün gay topluluğuna ve destekleyicilere açık Mardi-Gras stili bir olaya kaydırıldığını duyurdu. Yerel ve ulusal iş çevrelerinden oldukça büyük bir destek aldılar. Gay Liberation, sistemin kendini cinselliği bastırmasıyla sürdürebildiğine inanıyordu: İki ebeveyn ve misyoner pozisyonunda yapılan ortalama 2.4 çocuklu çekirdek ailenin temellerini sarsarsak, devrim gerçekleşebilecekti. Bazı teorisyenlerimiz hala cinsiyetlerin sınırlarıyla biraz oynamakla kapitalizmin yıkılacağını yazıyorlar. Thatcher yıllarının bir etkisi de, pazarın geleneksel sınırlamalardan kısmen kurtulması oldu. Artık gayler bile pazardan destek görüyorlardı. Absolat, Haagen-dazs ve Benetton imajlarına “pembeyle” renk verdiler: “Gay şık ve bakımlıdır.” Gene de gaylerin pazarlanabilir olması, bir tehdit unsuru olmadığımız anlamına gelmez. İş dünyası gay ve lezbiyenleri önemsedikçe, başka güçler gay ve lezbiyenleri daha çok kontrol altına alabilecekler. Genç gay ve lezbiyenler, kendilerinin türlerinin tek örneği olduklarını düşünür ve yalnız olduklarına inanırlardı. Bugün en azından gizli kalmak zorunda değiliz. Ama sorun şu ki, gay ve lezbiyen altkültürünün boyutları, tüketim toplumunun etkilerine açık olunduğundan gittikçe daralmakta

DIŞ MİHRAKLAR

LGFM The Lesbian and Gay Freedom Movement (LGFMLezbiyen ve Gay Özgürlük Hareketi) erkek egemenliğin, cinsiyetçiliğin ve cinsel şiddetin olmadığı bir dünya için çalışıyor; biz hepimiz pornografinin elenmesine karşıyız. Pornografinin tamamının cinsiyetçi olmadığına, bazılarının özgürleştirici olduğuna inanıyoruz. Pornografi ve cinsel şiddet arasında birebir bağlantı olamaz. Toplumdaki yanlışlıklardan dolayı pornografiyi suçlamak oldukça kolay, çünkü bu tam da devletin istediği-bizi sansürleyecek ve baskı altında tutacak daha çok yasa. Sağcı, seks karşıtı zamanlarda, çekirdek aileyi tehdit eden cins ve cinselliklere saldıran bir hükümetle beraber yaşıyoruz (örneğin Madde 28, kürtaj ve yapay döllenme haklarını yasaklamaktadır). Doğal olarak pornografiye karşı olan her şeyi destekleyeceklerdir. Biz hangi taraftayız, peki? Cinsiyetçilik ve cinsel şiddetle, pornografi arasında ilinti kurmak, tam anlamıyla sapla samanı birbirine karıştırmaktır. Cinsiyetçilik fantazilere yansıyabilir ama fantaziler tarafından üretilemez. Biz insanların, dünyada kurumsallaşmış erkek egemenlik ve cinsiyetçilik hakkında konuşmasını ve mücadele etmesini istiyoruz; günlük yaşantımızdan tamamen farklı olan cinsel fantazilerimize saldırmalarını değil. Biz insanların, özellikle erkeklerin, işyerlerinde, barlarda, çekirdek ailede, okullarda, reklamlarda, televizyonda ve dergilerdeki cinsiyetçilik ve erkek egemen anlayışla mücadele etmesini istiyoruz. Kadınların erkeklere sunulmasını reddediyoruz. Toplumumuzdaki cinsel şiddet, cinsiyetçilik ve erkek egemen anlayışın yıkılması için daha radikal bir yaklaşım gerektiğine inanıyoruz. Erkeği güçlendiren, kadınları ve çocukları baskılayan erkek egemen kurumlara saldırmaya gerek duyuyoruz; tüm hükümetlerin baskıcı kanunlarını yürütmek için gereksinim duyduğu polis ve mahkeme gibi kurumlara karşı kampanyalar yürütmeye ihtiyaç duyuyoruz, ve en önemlisi kadınların ve çocukların cinsel şiddete maruz kaldığı çekirdek aileyle mücadele etmek gerektiğini öngörüyoruz. Cinsel şiddete yol açan, cinsel baskılar, cins ve cinselliğe dair anlayış yoksunluğudur. Sekse dair herşeyi tartışabileceğimiz, cinselliğin ‘çirkin’ birşey olarak görülmediği, cinsel anlamda daha az baskıcı olan bir toplum istiyoruz. Bizi giysi giymek zorunda bırakan, giysilerimizi cinsiyetimize göre belirleyen bir toplum istemiyoruz. Çıplak insanların, sevişen insanların fotoğrafları, vb. gibi cinsellik ve cinsiyet hakkında daha çok bilgiye ihtiyacımız var. Cinsel heyecan ve mastürbasyonda hiçbir yanlışlık olamaz. Özellikle lezbiyenler ve gayler için, bize dair çok az bilgi olduğundan, diğer insanların bedenlerini fotoğraflarını görmek, onlar hakkında okumak oldukça özgürleştirici olabilir. Sansürden dolayı lezbiyen pornografisine ulaşmak oldukça güç; her yeni sansür yasası reklâmlardaki cinsiyetçi imajlara değil de, bu tarz pornografiye karşı kullanılır. Pornografi özellikle, seks için partner bulamayan veya bulmak istemeyen insanlar için önemlidir, örneğin yalıtılmış insanlar, özürlüler, yaşlılar, HIV/AIDS taşıyıcıları, vb. LGFM, PORNOGRAFİNİN, LEZBİYEN VE GAY ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN HER TÜR SANSÜRE KARŞI OLAN KAVGAMIZDA OLUMLU BİR İŞLEVE SAHİP OLDUĞUNA İNANIYOR. Çeviren: Yeşim T. BAŞARAN

Derleyerek çevirenler: devrim & emre

KAOS GL 25/25


HABERLER… İZLANDA (First Dergisi 8/96) Reykljavik-İzlanda Parlementosu 27.6.96’da aldığı bir yasa değişikliği kararıyla eşcinsel beraberliklerin bir tür evlilik kurumu olarak tescil edilebilmesine karar verdi. Bu yasa özde Danimarka, İsveç ve Norveç’in uygulamalarına benziyor. Bunun yanısıra ceza yasasındaki bir yenilikle de eşcinselliğin aşağılanması, baskıya uğratılması ve hakkında takibat yapılması yasaklanıp ceza kapsamına alındı. HOLLANDA (Down-Town Dergisi 8/96) Utrecht (Hollanda)- Utrecht Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre Almanya’nın Köln Kenti, Avrupa’da Amsterdam’dan sonraki en gay kent olarak tesbit edildi. Eşcinsellere ilişkin altyapının çok sağlam ve çeşitli olduğu Köln, Gay’ler arasında dünyaca ünlü. Nüfus sayılarına göre ancak Newyork, Amsterdam ve tabii ki San Francisco daha fazla mekanlara ve sosyal içerikli kurumlara sahip. Köln aynı zamanda Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde Türklerin en kalabalık olduğu kent. ABD (First Dergisi 8/96) Washington- ABD’de son zamanlarda, eşcinsellerin diğer yurttaşlarla eşit haklara sahip olmasına ilişkin tartışmalar, seçim öncesi iyice yoğunlaştı. Özellikle Cumhuriyetçi Parti eşcinsellere yönelik olumsuz yaklaşımıyla, tutucu olarak bilinen Amerikan halkının sempatisini kazanıyor. Cumhuriyetçilerin parolası: “God made Adam and Eve, not Adam and Steve” (Tanrı Adem’le Havva’yı yarattı, Adem’le Steve’i değil.) Bununla birlikte ABD başkanı Bill Clinton, seçim öncesi, hükümete geldiğindeki açıklık politikasını değiştirme yolunda. Nitekim Clinton şu günlerde eşcinsellerin evliliğini tanımayı reddeden bir yasayı onaylayacağını açıklamış durumda. Özellikle son günlerde ABD’nin Hawaii eyaletinde planlanan eşcinsel evliliklerin tanınması, tutucu parlementerleri “Evliliği Koruma Yasası”nı yürürlüğe sokma çabasına getirdi. Bu koruma yasasına göre salt bir erkek ve bir kadın dünyaevine girebilirmiş. Buna benzer yasa tasarıları 32 eyalette görüşüme sunulmuş. 17 eyalette bu yasa tasarıları iptal edilirken, yedi eyalette kabul edilmiş, diğer sekiz eyalette ise henüz görüşülme aşamasında. Ayrıca halen yürürlükte olan “Eşcinselleri Kınamadan Koruma Yasası” da yürürlükten kaldırılmak isteniyor. Sebep, devletler (ABD) ve yerel yönetimler eşcinsellere özel koruyucu haklara sahip olamazlarmış. Çünkü her Amerikan yurttaşı yasa önünde eşitmiş ve yasa onları eşit olarak korurmuş. (?) ALMANYA (First, Box, Down-Town ve Rosa-Zone Dergilerinden ve gazetelerden 8/96) Berlin/Köln- Federal Almanya’da ilk kez halkın çoğunluğu eşcinsel evliliklere olumlu bakıyor. “Forsa” adında bir araştırma enstitüsünün 26 ve 27 Haziran 1996’da 1995 kişiyle gerçekleştirdiği ankette sorulanlaın %48’i eşcinsel evliliğe “evet” demiş. Alman halkının yalnızca %42’si bu tür evliliklerin olmamasından yana. Bu sonucu büyük bir başarı olarak nitelendiren “yeşiller”in eşcinsel milletvekili Volker BECK, Alman halkının yavaş yavaş “eşcinsellik” konusunda bir yargının değişimine uğradığını düşünüyor. Nitekim daha 1994 yılında yine Forsa’nın düzenlediği ankete katılanların yalnızca %33’ü eşcinsel evliliği desteklerken, %57’lik kesim bunu reddediyordu. Yeşillerin gerekli yasa değişikliği ve bu konudaki Hristiyan Demokrat Parti (CDU/CSU)nin engellerini aşmak üzere Sosyal Demokrat Parti (SPD)den ve Liberal Parti (FDP)den destek arıyorlar. Bunun yanısıra Almanya’nın pekçok kentinde 9 Ağustos’da “Nikah Dairesi Eylemi” gerçekleştirildi. Almanya Eşcinseller Derneği (SVD)nin çağrısıyla bu eylemle, evlenmek isteyen aynı cinsten kişiler (bunların eşcinsel olmaları şart koşulmadan) bu tarihte tüm Almanya’da nikah isteklerini ilgili dairelere yazılı olarak yaptılar. Almanya’da ilk kez 1992 yılında eşcinsel çiftler evlenme isteklerini dilekçeleriyle sunmuşlardı.

Bu haberler Almanya-Köln’den SVD (Almanya Eşcinseller Derneği) tarafından gönderilmiştir. NOT: Geçen sayımızdaki “Eşcinseller Takdis Edilirse Ne Olur?” haberini Hamburg’dan Sibel Türker arkadaşımız göndermişti.

KAOS GL 25/26


SÖZCÜKLERİN BÜYÜLÜ (BÜYÜCÜ) PRENSİ MURATHAN… İlk söz Kaos GL okuyucuları tarafından gay-lezbiyen yazar/şairlerin konusu itibariyle, gay-lezbiyenleri ilgilendiren kitapların tanıtılması istenmekteydi. Her ne kadar bundan önce bir kaç tanıtım yazısı dergide yer aldıysa da hem Kaos GL oluşumunun içinde yer alan birisi olarak hem de Kaos GL okuyucusu olarak daha kapsamlı yazılar yazılması gerekliliğini düşündüm. Bir önceki tümcemle yazımı hayli iddialı konuma getirmiş olmak rahatsızlığı, bende saklı kalmak koşuluyla devam etmeğe çalışacağım. Bir yazarı-şairi tanıtırken teknik (yazınsal anlamda) bir dil kullanma gerekliliği konusunda söyleyecek sözü olanlara (mutlaka olacaktır.) yazım belki de doyurucu gelmeyecektir. Yine de yazınsal anlamda ki eleştirilerimle duygulanımlarımı, sizlerle paylaşmak istiyorum. Ayrıca; Söz konusu yazar-şairin, Murathan Mungan gibi okuyucularıyla organik bağlar kuran bir yazar şair olduğu göz önüne alındığında, işimin iki kat zor olduğu hususunda hakverirsiniz umuyorum. Bu yazıyı hazırlamayı düşünürken Mungan’la yeni serüvenler yaşayacağımı bilmiyordum. (?) M. M. hakkında bir şeyler yazmak istediğimi arkadaşlarla konuştuğumda, “M. Mungan’ı tanımayan mı var?, yeni yazarlar ve kitapları tanıtalım” vb. sözler hevesimi kursağımda bırakmaya yetti. Bu biraz da kırılgan bir yapıya sahip olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Fakat sonuç olarak M. Mungan’ın kitaplarını ister okumuş ister okumamış olsun, dergi okurları için belki de farklı bir bakış açısı kazandırmak en azından böyle düşünen birisi var demek gerekliliğinin yazıya dönüştürülmüş halidir bu.

Murathan Mungan’ı Anlatmak-Tanıtmak Hiç oldu mu? Sizin de bir öykü okurken, o öyküyü anlattığınızı düşündüğünüzü, bir şiir okurken dizelerini tek tek sevgilinize söylediğinizi, sevgilinizden duyduğunuzu duyumsadığınız. Bir öyküyü defalarca okuyup yine de tekrar okumak istediğinizi, tekrar tekrar okurken, yeni öykülerle karşılaştığınız hiç oldu mu?. Mungan gerek şiirlerinde gerek öykülerinde tarihsel bir zemin arar kendine ki bunu da fazlasıyla becerir. Tarihini iyi bilen(!) bir ulus olarak, gizemli coğrafyamızı bize masalsı bir havada anlatır. Sanırım yıllar önce yaşasaydı, bir dengbej, bir masalcı, bir masal kahramanı olurdu. Öykülerinde yaşanmışlık hissi çok kuvvetlidir. Bu anlatılan coğrafya, zaman, kahramanların ve öyküyü anlatanın (yazanın) birlikte yaşamışlığı derecesinde sağlam bir kurgulamanın ürünüdür. Murathan’ı okuyup doğuyu (Mardin’i) doğunun sıcak bungun havasından yaşayanların gerçek anlamda da sıcak dünyalarını tanımamak imkansızlaşıyor. Doğu töresi ve “töre”nin kıskacındaki insanların duygu dünyasında yolculuklar vaadeden öykü kitapları; “ Cenk Hikayeleri, Lal Masalları”, tiyatro oyunları, bir üçleme olan “Geyikler Lanetler, Mahmut ile Yezida, Taziye” günümüz insanının da temel sorunsallarına oldukça denk düşen duygu ve düşünceleri ile beslenmiş oldukça ince elenip sık dokunmuş yapıtlarıdır. Murathan’ın (her öyküsü ile) aşk, fakat nasıl bir aşk? sorusunun ardına düşüp her aşkın özgün bir yaşanmışlık olduğu konusunda hemfikir olursunuz. Mungan hep bildiğimiz, bildiğimizi sandığımız yaşanmışlıkları sunarken bile tamamen özgün ele alınmamış konulardan sözeder gibidir. Bu da yaşama bakış açısının genişliği, entellektüel birikiminin cömertçe okuyucuları ile paylaşmasından başkaca birşey değildir. M.Mungan kullandığı dilde de özğünlüğü yakalayan ender şair-yazarlardandır. Türkçe’nin kullanım olanaklarını iyice araştırmış ve bunu zorlayan bir yönü olmasına rağmen anlaşılırlığı ve akıcı dili ile okurlarını zorlamadan yeni tatlar sunar. Mungan ile kimi unutulmuş (tarihsel, yöresel) sözcükleri, kimi yeni (dile tam olarak yerleşmemiş) sözcükleri öğrenirsiniz. Düz yazılarında (oyunlar, öyküler) şiirsellik kimi zaman doruklara çıkar ki bundan çok hoşlanmadığını kendisi beyan etmiştir. Şiir türünde seçkin ürünler veren bir sanatçı olarak şiir yazma hevesinin bir tatmini değildir bu şiirsellik. M. M. (Marilyn Monroe değil) öykü, şiir, tiyatro oyunu film senaryosu, şarkı sözleri, deneme, gazete ve dergilerde yeralan yazıları, metinler gibi birçok yazın türünde örnekler veren ender sanatçılarımızdandır. Her türde başarılı örnekler vermenin zorluğunu inkar eder adeta. Onun için değişik türleri denemek değil, çok yanlı bir yazın adamı olmak sorunsalı vardır. Sorun ne türde yazdığı değil, yazdığı türün olanaklarını en iyi şekilde kullanarak ortaya güzel birşeyler çıkarabilmektir.

KAOS GL 25/27


M. Mungan’ın demeçler vermekten çok da hoşlandığı söylenemez. Gerek kendi şahit olduğum olaylar, gerekse basında yeralan söyleşilerindeki tavrı ve açıklamaları da bu düşüncemi haklı kılıyor. Buna rağmen söyleşilerini bir “görev bilinci” ile yaptığını ve popülist çizgiden oldukça uzak, okurları ile kucaklaşmanın (son ve pek istenmeyen) bir yolu olarak yorumluyorum.

Şiiri Sevmeye Ne dersiniz Başından beri iddialı görünen yazım seçtiğim altbaşlıklarla da iddiasını sürdürüyor sanırım. Elimden geldiğince abartıdan uzak yazmaya özen göstersem de sözkonusu M. Mungan olunca mangalda kül bırakmak gelmiyor içimden. Yazımın bu kısmına kadar Mungan’ın söylediklerinden alıntı yapmadan ilerlemeye çalıştım, alıntılama biraz da işin kolayına kaçmak gibi geliyor bana. Fakat bu bölümde Mungan’ın şiir üzerine birkaç sözüne yer vermek istedim. Mungan Türkiye’de çok ürün verilen bir tür olması nedeniyle şiirin kolay görünen bir yazın türü olmasının altını çiziyor ve şiir yazanların ”Bunu niye böyle yaptın”ın cevabı “Paşa gönlüm istedi” olabiliyor. Bu nedenle çok şiir yazılıyor. İnsanlar da şiir konusunda söz alırken bu nedenle çok temkinliler.”Ben şiirden anlamam” diye söze başlayan bir toplumuz. Şairlerin kendi şiirleri üzerinde bu kadar propagandist olmalarının altında da bu ortam yatıyor olabilir. Kimse anlamıyor, durun ben size doğrusunu anlatayım tavrı” diyor. Hal böyleyken benim kullandığım başlık bir anda askıda kalıyor gibi görünse de M. M. şiirleriyle imdadıma yetişiyor. Mungan’ın şiirleri teknik anlamda olsun duygu bazında olsun, bir “yerindelik” taşır. “Yerindelik” kavramını, şiirlerinde geometri uğruna duygu vurgulamalarının ya da söylenmek istenenin makaslanmadığı ve şekil için fazladan söylenmiş sözcüklere yer verilmemesi olarak tanımlayabilirim. “O”nu okurken bir sahicilik duygusu sarar içinizi, dizeler tek tek çok iyi kotarılmış olduğu için bütünsel anlamda oluşan güzelliğin dışında, kimi dizeler tek başına verilen duygu ve söyleniş güzelliği ile ayrıca hafızalarda yer eder. Fakat bu dizelerin sırf şık dursun diye şiirlerinde yeraldığını asla düşündürtmez. Öykülerinde olduğu gibi şiirleri de kendi serüvenini katettikten sonra -gerçek anlamda- bir bütün oluşturur kitaplarında. Çoğu şiir kitaplarında göremediğimiz bu özgün ve organik bağ suni zamanlama ve bir kavram üzerinde yoğunlaşma tarzından sıyrılmanın başarısını da taşır. Kullandığı kimi yaygın olmayan sözcükler şiirini süslemek amacı gütmez. Bu seçilmiş sözcüklerden çok şiirin zamanı, coğrafyası, tarihi, ve hatta koordinatları ile ilgilidir. Önceki tümcemde duygu sözcüğüne değinmemem “ben yaptım, oldu” diyen şairlerin sığınağı olan açıklamalarından sıyrılmak amacını taşıyor. Pek tabii ki duygu ve düşünceleri anlatmak için dilin olanaklarını kullanmak hatta zorlamak gerekliliğine inananlardanım. Fakat değişiklik, uçukluk, absürdlük, yenilik uğruna üslupsuzluğa düşülmesi soytarılıktan öte birşey değil gibime geliyor. Oysa Mungan gibi dilin olanaklarını çok iyi bildiğini kanıtlamış bir şair türü denemekle yetinmez ayrıca kendini dener dizelerinde. Kendini sınamak acemilik ya da uslup arayışı olarak görünmez, daha çok değişik tatlar sunmak için çaba gösteren usta bir aşçının ellerinden çıkmış tarifi içinde gizli yemekler yapmak gibidir. Uzun şiirlerinde öyküsel bir bütünlük görülür. Bazen bir aşkın anatomisi, bazen kişilik tahlilleri ağır basarken işin psikolojik ve toplumsal yönü ile örtüşmesi-çatişması ele alınır. Şiirlerinde sahicilik dokunabilirlik derecesindedir. Kimi nesneleri (tensel, görsel, işitsel, vb.) duyu organlarınızla duyumsayabilirsiniz. Başvurduğu imgeler çağrışımlı ve kendini çoğaltan türdendir. Böyle oluşu her okunuşunda değişik kapılardan geçerek birbirinden “güzel bahçelere” çıkmanızı sağlar. Zengin dil dağarı sözcük sıkıntısına düşürmez onu dil bilinci taşıması -belki de abartılı gelecek- “Mungan Deyimleri” oluşturacak düzeydedir. Söyleyiş güzelliği ile birleşen duygu zenginliği ayakları yere sağlam basan M. M. çok rahat yazan bir şair olarak görünür bize. Fakat kendisi aksine çok müsvedde yaptığını söylemiştir. Mungan’ın yapıtlarında sevda, güzellik, ölüm üçgeni sürekli karşımıza çıkar. İhanet-sadakat çelişkisi, gündelik hayattaki iktidar ilişkileri izleklerindendir. Gündelik dildeki gizli şiiri ortaya çıkarmak ve bütün anlatım tekniklerini aşarak yeniden kurmak amaçları arasındadır. Yabancılık, yabancılaşma eksenlerindendir.

Yapıtları(nda)yla Mungan Öykü Kitapları; Son İstanbul (1985), Cenk Hikayeleri (1986), Kırk Oda (1987), Lâl Masalları (1989), Kafdağının Önü (1994)dür. Son İstanbul, eski ve yeni İstanbul’u iki ayrı bölümde ele alan, kitabın ortasında katlanan öykülerin roman dokusu ayrı bir güzellik taşır. İkinci bölümde öykülenen İstanbul, hamamıyla, eşcinsel yaşamdan kesitleriyle oldukça çarpıcıdır. Tiplemelerin oldukça başarılı olması, iyi gözlemler kadar, eşcinsellerin eşcinsel bir yazar tarafından anlatılmasına da dayanır. Cenk Hikayeleri, “doğu” ve töre kavramlarının iyi betimlemelerin yer aldığı, aşk, sadakat, ihanet üçgeni üzerine kurulmuş masalsı havada anlatılmış öykülerden oluşur. Kafdağının Önü de insanı roman mı öykü mü diye düşündürten, ayrıca metin olarak kitaptan ayrılabilecek (kısaca konusu ititbariyle de bölünüp parçalanabilen) fakat birarada çok uyumlu bölümlerden oluşur. Kırk Oda, yine modern masallar kavramı ile karşı karşıyayız. Kimi bildik masalları çağrışımlarla yeniden kurarak bizlere sunar.

KAOS GL 25/28


Bütün öykü kitaplarında duygulanım olarak bize eşcinselliği çağrıştırdığı gibi konusu itibariyle eşcinselliği ve aşkı ele almış bizlere bizi bizden birisi olarak anlatmıştır. (Ne kadar da ayrımcıyım değil mi!) Tiyatro Oyunları; Mahmud ile Yezida (1980), Taziye (1982), Geyikler Lanetler (1992), Bir Garip Orhan Veli (1993),dir. İlk üçü bir üçlemedir. (Mezopotamya Üçlemesi) Oyunlarından Mahmud ile Yezida ve Bir Garip Orhan Veli’nin sergilendiğini biliyorum1. Ayrıca oyun olarak yazılmış olmasına rağmen, okumak için oldukça elverişlidir. Şiir Kitapları; Osmanlıya Dair Hikayat (1981), Kum Saati (1984), Sahtiyan (1985), Eski Kırkbeşlikler (1989), Yaz Geçer (1992), Oda, Poster ve Şeylerin Kederi (1993), Omayra (1993), Metal (1994) Şiir kitapları için ne söyleyebilirim diye düşünüyorum da şiir okumayı seveceksiniz inanın. “Yaz Geçer” iyi bir başlangıç olur sanırım.

Murathan, Mungan’ı Anlatıyor Bu bölümde M. M.’nın yaptığı söyleşilerden bazı alıntılara yer verip kendi ağzından onu tanıtmaya çalışacağım. -“Kim için yazdığıma gelince, ilkin kendim için yazıyorum. Herkes gibi. İlkin kendim için yazdığımın bilincindeyim (…) Bunun bilincinde olmak, başkalarına yazmanın ilk koşuludur bana kalırsa.” -“(…) Kim ne derse desin, büyük hayatlar yaşamadan sanatçı da şair de olunmazmış gibi geliyor bana. Gerisi kupkuru bir düzen temizliğidir olsa olsa… Yalnız büyük hayatlar derken ordan oraya savrulmayı ya da yalnızca “bohem yaşamayı” kasdetmiyorum. Kimi zaman en büyük fırtınalar herkesin gözüönünde cereyan eder ve kimse farketmez.” -“Kum Saati, çok çağrışımlı bir nesne. Doğu Asya usulü zaman ölçüyor, Batı’daysa ölümün simgesi. Bazı fal kâğıtlarında Azrail’in elinde kum saati tuttuğunu görüyoruz. Doğu’da zaman olan Batı’da ölüm olabiliyor. Bense hep karşıtların birliğine tutkunum; hep bu ikiliklere, paradokslara ilgi duydum. Kitabın oniki şiirden oluşması da bir rastlantı değil kuşkusuz. Batı saatinin oniki dilimine uygunluk gözettim. Bu da bir paradoks elbette.” -“Gençlik öteden beri kimliği parçalanmış bir biçimde ele alınıyordu. Siyasetle ilgilenen gençliğin rock müzikle ilgilenmesi ancak bir sapmaydı. Ya da futbolla ilgiliyseniz dünya meselelerinde zaten yabancı sayılıyordunuz. “Entel takılanlar” dünyanın hafif neşelerine burun kıvırıyorlardı. (…) Bir de geçmişteki en önemli hatalarımızdan biri, sanırım, gençliği yaşama sevincinden ve coşkusundan koparan şeylere tanınan fazla primdi. Hayat bile ölüm duygusuyla seviliyordu. Oysa yaşamı bütün rengi, coşkusu, zenginliği içinde sevmemiz ve sahip çıkmamız gerekiyor.” -“Ben en otantik olanın en modern olduğu kanaatindeyim. Tabi önemli olan, otantiğin hangi bakış açısıyla, hangi dünya görüşü ışığı altında ele alındığı.” -“(…) Bana kadın-erkek ilişkisi kadar sentetik hiçbirşey gelmiyor. Kadın-erkek ilşkisi bence bir ütopyadır, gerçek bir yalandır. Aradaki duvarlar tıpkı sınıf ilişkileri gibi yıkılmadığı sürece bu sürüp gidecektir. İki ayrı dünyada toplumsal belirlenimlerle büyümüş, birbirine çok kapalı iki dünyanın biraraya geldiklerinde ürettikleri dünya, işte “Kırk Oda”nın masalları.” -“Ben ütopyaları gerçekçi buluyorum. Ütopyası olmayan insanların yaşadığı sığlığı ve sıradanlığı gerçekmiş gibi sanmaları zaten korkunç bir yalan.” -“Erkeklik zor birşey… Hiçbir kadın topluma kadın olduğunu kanıtlamak durumunda değildir. Oysa bir erkeğin topluma erkek olduğunu kanıtlama sınavlarından geçmek zorunda kalması hoş ve imrenilecek birşey değil (…) Sürekli rekabete, üstünlük kurmaya, düzülmek korkusuna, sebepsiz öfkelere, duygu bastırmalarına dayanan bir dünya.” -“Eşcinselliği açıklama biçimleri bana hep komik gelmiştir. Çünkü ya yasaklarla ya serbestlikle açıklanır. Yani insanların eşcinselliği açıklarken seçtikleri şey, kendi yaşamlarının temel metaforlarıdır; yasak ve özgürlük. Batı’daki eşcinselliği yozlaşmaya, kadın bolluğuna, “aşırı serbestliğe”, Doğu’dakini de kadın yokluğuna erkek bolluğuna, kapalı toplum özelliklerine bağlayarak yüreklerini yelpazelerler.” -“Erkekliğin ve erkeğin fetiş haline geldiği bütün kurumlar ve feodal yapıların tümü kendiliğinden eşcinsel müesseselerdir. Bizim aydınlarımız da dahil, insanımız “anlamak” ile “olmayı” karıştırıyor. Anlarsam olurum korkusu ile kafasını hiçbir şey anlayamayacak noktaya daraltıyor.” -“Aşk kalbi zorlayarak yaşanmaz. Aşkta en önemli şey kalp yetmesidir, oysa bizim aşklarımızın çoğu kalp yetmezliğinden ölüyor. İlişki kurmaya da yetmiyor; çünkü biz ilşki kurmayı bilen bir toplum değiliz. Akdenizliyiz, sıcak insanlarız diye her türlü yalaklığı, sırnaşıklığı, yavşaklığı samimiyet adı altında yapıyoruz. Biz sevgiyi kötü yaşıyoruz. Mesela dünyadaki insanların rakı sofrası kurup, acı çekmek için kaset taktıkları başka bir toplum tanımıyorum. Müziğini bile kendi yüreğini acıtmak için dinliyor ve onun törenini hazırlıyor. Acılı bir toplum olsan bile onu değiştir. Biz acıyı zevkle anlatıyoruz. Bu çok çirkin, iblisçe bir teşhirciliktir.” -“Beni Türkiye’de eşcinsel olmayan eşcinseller ilgilendiriyor. Çünkü kendi için bu uzak tarifin yaşamının odağında duran birşey olduğunu o görmüyor, ben görüyorum (…) Hayatının negatif fotoğrafını çekemeyen bu insanlar, iktidar oldukları zaman, diyelim ki, bir gazetede köşe yazarı olduklarında, ibnelikle olan bütün dertlerini güce dönüştürüyorlar. Kendilerinde çözemediklerini, kendilerini çözmüş, tarif etmiş, keyfiyle yaşayan insanlara saldırarak, onları taciz ederek çözmeye çalışıyorlar. Artık dünyanın her yerinde, din, dil, ırk ayrımı olmadan insanlar aşık olabiliyorlarsa, cinsiyet ayrımı olmadan da 1

Üçleme, Antalya Devlet Tiyatrosu tarafından sergilenmiştir (dizgicinin notu)

KAOS GL 25/29


aşık olmak kabul edilmeli ve yaşanmalı (…) Kıstırılmışlık, bastırılmışlık insanları gaddar yapıyor. Kendini yaşayan insandan kötülük gelmez. Kendini yaşayan insanın başkalarıyla derdi olmaz çünkü. Ben sevişen insanlardan korkmuyorum, sevişemeyen insanlardan korkuyorum.”

SonSöz M. M. eşcinsel kimliğini açık etmiş ender sanatçılarımızdandır. Bu nedenle gerek “entellektüel” (!) çevre, gerek okuyucu kitlesi tarafından bir çok haksız eleştiriyi göğüslemek durumunda kalmıştır. Hatta eşcinsel okuyucuları tarafından “eşcinsel yaşamı deşifre ederek eşcinselleri zor durumda bırakıyor” diye komik suçlamalarda bulunulmuştur. Anımsadığım ilginç bir örnek “Özgür Gündem” gazetesine yapılan baskılar sırasında aydınlar ve sanatçılar İstanbul Beyoğlu’nda sokakta Ö. G. gazetesi satmışlar ve “Şanlı Medya” (!) Eşcinsel Şair Yazar M. M. diye başlık atıp son günlerde sevgilisi Alp Buğdaycı’ya ithaf ettiği kitabıyla adından söz ettiren diye devam eden bir haber yapmışlardı. Orada yapılan demokratik eylemden ve niçin yapıldığından tek bir söz etmeden, Mungan’ın kitabının ne ismi, ne içeriği hakkında hiçbir bilgi vermeden M. M.’yi hedef göstermişlerdi. Yazımın başlangıcında (hatta başlamadan önce), zor bir işe kalkıştığımdan söz etmiştim. Zaten yazı dili ile söylenecekler yeterli de olamayabiliyor. Hele hele bir yazarı-şairi tanıtma yazısını hazırlıyorsanız iyice zor oluyor. Elimden geldiği, dilimin döndüğünce sizleri biraz da olsun “sözcüklerin büyülü (büyücü) prensi” ile tanıştırabildiysem ne mutlu bana. Bundan sonrası sizlere kalıyor, hiç okumayanlar en kısa zamanda bir M. M. kitabı edinmeye, okuyanlar ise yeni kitaplar, yeni tekrarlarla yeni serüvenlere. Hoş kalın, Murathan’la kalın.

Murathan’a Açık Mektup İlk tanışıklığımız ne zamandı!? Yıllarca benim de senin de bilmediğin (!) bir aşkla bedellendim. Senin için geyik ne ise, benim için sen ‘o’ idin. En güzel aşk mektubunu “ben” yazmak isterdim sana; en büyülü sözlerle yeniden yazmak isterdim her şiirini. Sen ki doğunun gizemli şairi, sen ki batının batmayan güneşi, sen ki koynumda muskam başucumda mushaf olan; okudum seni, okudun beni. Elimden tutup bahçende gezdirdin. Bilmezken bahçen dediğimin bahçem olduğunu. :Hangi aşkını kâğıda dökebildinse, hangi sözcükler yettiyse sana (!) “Aşkımızı” o sözlüklerde ara… Aramazsın bilirim, kanırtılmış sözcükler sana göre değil. Seni görmekten korktuğumu ilk haberdar olduğum söyleşin ilk imza gününde anladım. Ankara’daydın. Seni gezdiğin sokaklarda yokluğunda yerine dolaşır senin yerine Ankara günlerini yaşardım. Ta ki bir gün çıkıp gelene kadar. İstanbul’da oturan yıllardır sadece mektuplarından tanıdığın arkadaşını ilk kez görecek olmanın sancısıydı yaşadığım, yaşadığım “kazciğerini” çok sevenlerden olmayışımdı. (Okurlarım dediğin insanlardan bir aşıklar ordusu kurduğunun farkındasındır umarım.) Söyleyecek sözler tükenmez mi. Tükenir elbet tükendiği yerden yeniden kurarım seninle herşeyi. Bu bir mektup bile değil, belki de, yarım kalmış bir…

ANKARA “Gözleriyle tanışıp, gözleriyle vedalaşanların şehri” Bir gün gelir “O” tüm görkemiyle Çıkar karşınıza Ve siz Tüm sözcükleri unutup Gözlerinizle Anlatırsınız aşkınızı (öykünüzü) Bir çıkmaz sokak olur gözleri Kaybolursunuz. Tek bir sözcük onarır (mı) Yüreğinizi Belki aşk belki sevgi

Atilla A.

KAOS GL 25/30


İSVEÇ TOPLUMUNDA EŞCİNSEL HAREKETİN ROLÜ Eşcinsel haklarının kanunlarla güçlendirilmesine karşın, halâ homo ve heteroseksüellere göre farklılık gösteren birçok alan vardır. Aynı zamanda toplumda eşcinsellere karşı tavırlar vardır ve eşcinsellik halâ önyargı ve büyük aldırmazlıkla karşılanır. Daha ötesinde, olası her yolla, eşcinsellerin kazandığı gelişmelere ve eşcinselliğe ilişkin tüm bilgilere karşı çaba harcayan -çoğu dinsel kökenli- güçler bulunmaktadır. 1987’de eşcinsel hareketin yoğun çabaları sonucunda İsveç parlementosu eşcinsel örgütlerine maddi destek verilmesini kararlaştırdı. Aynı zamanda parlemento, Ulusal Halk Sağlığı enstitüsünü: • eşcinseller için yapılan girişimleri koordine etmek • eşcinsellerin durumunu geliştirmek, öncelikle ayrımcılık durumlarında ayrımcılığı azaltacak yollar bulmak • eşcinsellik ve eşcinsellerin durumlarıyla ilgili araştırma yaparak kendi bilgi girişimlerini başlatıp diğer otoritelerin girişimlerini izlemek • hükümete onların (eşcinsellerin) faaliyetlerine ilişkin düzenli raporlar sunmakta görevlendirdi. Eşcinsel hareket bu diğer çabalarının yanında, konumunu korumak,ve tavır ve kanunları değiştirmek için bilgi yaymak amacıyla yoğun çalışmalar yapmalıdır. Eşcinsel örgütlenmeler bu amaçla kapsamlı bir lobicilik faaliyeti yürütmeli ve toplumun bu konularda uzman olduğunu düşüneceği politik bir güç olmalıdır.

O ZAMAN VE ŞİMDİ Antik Yunan’da yaşlı erkeklerle genç delikanlılar arasındaki aşkın büyük değeri vardı. Ancak genç erkeğin amacı evlilikten başka birşey olmadığından eşcinselliğin tam anlamıyla kabul edildiğini söyleyemeyiz. Ve kadınlar ya da köleler için benzer bir eşcinsellik yoktu. Bu nedenle bu biçimdeki eşcinsellik, aşırı ataerkil bir toplumu tanımlar. Şair Sappho’nun MÖ. 6. yüzyıldaki genç kızları anlattığı Yunan adası Lesbos, adını kadın eşcinselliği kelimesine vermiştir: lezbiyen (lesbian) Hristiyanlık eşcinselliğe yönelik yeni bir bakış getirdi. Arzu ve şehvet ayıplanırken üremeye önem verildi. Böylece eşcinsel davranışlar, yaratma emrine karşı bir günah sayıldı. 1734’de İsveç’te, hayvanlarla cinsel ilişkiye (bestiality) karşı bir yasa çıkarıldı, ancak aynı paragraf altında eşcinsel davranışlar bile yasaklandı. 1864’de yeni bir kanun çıkarıldı. 10. Paragraf tüm “doğa-dışı cinsel pratiklere” karşı kullanılmak içindi, ancak önce eşcinsel davranışlara karşı kullanıldı. Başka birçok ülkenin kanunlarından farklı olarak, 10. Paragraf hem erkeklere hem de kadınlara uygulandı, ancak daha çok erkekler cezalandırıldı. Eşcinsel davranışları yasaklayan kanun 1944’de kaldırıldı. Bu kanun değişikliği toplumun bir anda eşcinselleri kabullenmesi anlamına gelmiyordu. Tam tersi oldu. 1950’lerde sosyal açıdan sakıncalı olduğu gerekçesiyle eşcinselliğe karşı kampanyalar vardı. 1960’ların sonunda dünya çapında bir protesto dalgası vardı. ABD’de eşcinseller toplumun sürekli baskısını protesto etmeye başladılar. Gay Pride bu protestolardan doğdu. 1970’ler eşcinsel hakları için yeni bir bilinçlenmeye ve yoğun politik kampanyalara tanıklık etti. 1973’de İsveç parlementosu, eşcinsel birlikteliğin “toplumun bakış açısından tümüyle kabul edilir bir yaşam biçimi” olduğunu ilân etti. 1978’de İsveç’te evlenme-cinsel temasta bulunma yaşı homo ve heteroseksüeller için aynı oldu:15 1979’da Ulusal Sağlık ve Refah Kurulu (İsveç) eşcinselliği hastalık listesinden çıkardı. 1987’de İsveç’te eşcinsellere yönelik ayrımcılık yasaklandı ve 1988’de İsveç aynı cinsten çiftleri kapsayan kanunu çıkardı. 1990’larda İsveç, Danimarka ve Norveç’te olduğu gibi aynı cins eşlere dair kanunu çıkarmak üzeredir (bu kanun çıktı). Kendilerini eş olarak kaydettiren eşcinsel çiftler, evli heteroseksüel çiftleri garanti altına alan hak ve korumalara büyük oranda sahip olacaklardır.

Çeviren: Batur Özdinç çeviriler RFSL (İsveç Gay&Lezbiyen Hakları Federasyonu) broşüründen yapılmıştır.

KAOS GL 25/31


KAOS GL

G E R Ç E K T E N

Ö Y L E

M İ ?

nEşcinsel ilişkilerde bir eş kadının rolünü ve diğeri erkeğin rolünü oynar.

YANLIŞ.

Eşcinsel ilişkilerde eşler her iki cinsiyetin bakış açısını da benimseyebilmelidirler. Bu, herhangi birisi karşı cins rolünü “oynamaz” anlamına gelir. oEşcinseller sekse heteroseksüellerden daha fazla düşkündürler.

YANLIŞ. Seks kadınlardan çok erkek ilişkilerinde daha önemli görünür. Bu özellikle gay erkekler arasında farkedilebilir. Erkek ve kadın cinsellikleri arasındaki farklar, eşcinsel ve heteroseksüel cinsellikleri arasındaki farklardan çok daha büyüktür. pEşcinsel erkekler pedofilidir ve çocukları taciz ederler.

YANLIŞ. Heteroseksüel erkeklere oranla çocuklara cinsel saldırıda bulunan eşcinsel erkek sayısı daha azdır. qEşcinselliğe çocuklukta geçirilen bir travma neden olur.

YANLIŞ.

Birisinin neden eşcinsel “olduğunu” kimse bilememektedir. Kalıtım ya da çevreden sözeden farklı teoriler vardır. Çoğu eşcinsel çocukluğunda olağanüstü zorluklarla karşılaşmamıştır. rEşcinsellerin çocukları eşcinsel olurlar.

YANLIŞ. Yapılmış bir bilimsel araştırma, bu çocukların heteroseksüellerin çocuklarına oranla daha fazla eşcinsel olmadığını göstermektedir. sEşcinseller aynı cinsten olan herkese ilgi duyarlar.

YANLIŞ. Kişinin aynı cinsiyetten olması yeterli değildir. Eşcinseller eşlerine heteroseksüeller kadar ihtiyaç duyarlar. tEşcinsellik hakkında olumlu bilgi, daha fazla insanın eşcinsel olmasına yol açar.

YANLIŞ. Bilgi daha fazla insanı eşcinsel yapmaz. Ancak bilgi önyargıların azalmasını sağladığından daha fazla insan eşcinseller gibi yaşamaya cesaret eder. uSiz eşcinselsiniz çünkü karşı cinsle ilişki kuramıyorsunuz.

YANLIŞ. Eşcinselliğin karşı cinsi etkileme yeteneğiyle bir ilgisi yoktur. Ancak daha çok, eşcinseller kendi cinslerine ilgi duyarlar.

Derleyen: BATUR ÖZDİNÇ


ILGA 1996 YILLIK RAPORU hazırlayanlar lisa power - micha ramakers çeviren yeşim t. başaran

EK K A O S

G L

Y I L

3

E Y L Ü L

1 9 9 6


MERHABA Bu ay, ILGA’nın (International Lesbian and Gay Association-Uluslararası Lezbiyen ve Gay Birliği) 18. kuruluş yıldönümü dolayısıyla, ilk defa hazırlamış olduğu 95-96 yıllık raporunu sunuyoruz. Bu rapor, 95 Ağustos ayından 96 Ağustos ayına kadar yaşanılan süreçten, ILGA’nın özetleyip sunduklarından oluşuyor. Zaten bugüne kadar, dergimizde ILGA Bülteni’nden çevirmiş olduğumuz pek çok habere yer verdik. Vermiş olduğumuz bu ekin, son sayfasında ILGA’nın nasıl bir organizasyon olduğunu da okuyacaksınız. Ayrıca 7. Sayımızda (Mart 95), ILGA’yı tanıtan bir derleme sunmuştuk. ILGA, yılda dört defa bülten yayınlayarak (ILGA Bulletin), dünyanın dört bir yanından gay, lezbiyen, biseksüel ve transgender’larla ilgili yasal değişmelerin, toplumsal gösterilerin, etkinliklerin ve kendi düzenlediği bölgesel ve uluslararası konferansların haberlerini üyesi olan grup ve bireylerin yanısıra iletişimde olduğu gruplara ulaştırıyor. KAOS GL de ILGA üyesi olmayan ama ILGA ve bazı ILGA üyesi gruplarla iletişim halinde olan gruplardan biri. Onların bize bültenlerini göndermeleri gibi, biz de onlara düzenli olarak dergilerimizi gönderiyoruz. ILGA’dan bize gönderilmiş Türkçe bir mektup dolayısıyla biliyoruz ki, ILGA dergimizde yayınlamış olduğumuz yazıları okuma olanağına sahip. Ama gel gör ki, ortada ters giden birşeyler var. Çünkü bugüne kadar ne Türkiye’den herhangi bir haber, ne de Türkiye’de iki yıldır yayın hayatını sürdüren bir gay&lezbiyen dergisi hakkında iki satır bir duyuru ILGA Bulletin sayfalarında yer alamadı (Lambda İstanbul’un engellenen bir etkinliğine dair Reuters’in geçtiği bir haber dışında) Bu size bir yakınma gibi gelebilir. Bir noktadan bakınca gerçekten de öyle. Ancak, ILGA’nın, yüklenmiş olduğu misyon açısından, Türkiye’de olup bitenleri önemsemesi gerektiğini düşünüyoruz. Varolan gerçekler bu yönde olmadığı için, bu raporda da gözleyebildiğimiz ve daha önceden de tanıdık gelen bu yaklaşımı sizlere sergileme gereği duyduk. Ama bizim tek sorunumuz ILGA’nın ilerki satırlarda da göreceğiniz özensiz (!) yaklaşımı değil. KAOS GL okurları, ILGA’nın umarsamazlığına rağmen yayınlamış olduğumuz ILGA Bulletin haber özetlerinden pek hoşnut değiller. Bu sayfaları (haberleri) önemsemeyip okumayanların yanısıra, felâket tellallığı yaptığımızı düşünenler bile çıkıyor. Biz bu iki duruma rağmen ILGA’nın göndermiş olduğu haberleri yayınlamaya devam ediyoruz, edeceğiz de. Fakat ILGA’nın çalışmaları hakkında ne düşündüğümüzü de ekleyeceğiz. Peki, biz bu haberleri niye önemsiyoruz ve sığamadığımızdan dert yandığımız sayfalarımızda onlara yer ayırıyoruz? Öncelikle, bu haberlere yer verdiğimiz sayfalar, herhangi bir gazetenin Dış Haber sayfası gibi değil. Felâket tellalığı da yapmıyoruz. Meksika, Arjantin, Zimbabve, Sırbistan’da ve dünyanın dört bir yanında eşcinsellerin neler yaşadığı, nelere maruz kaldıkları ve nasıl mücadele ettikleri, Türkiyeli eşcinseller olarak bizleri çok yakından ilgilendiriyor. Hem zaten, günlük gazetelerde ve haftalık dergilerde, bu haberlere eğer sansasyon yaratmamışlarsa, ya da gazeteciler bir eşcinsel yürüyüşünde fotoğraflarını çekecekleri renkli kişiler bulamamışlarsa- rastlayamıyoruz. Bu durumda, uluslararası bir takım gay ve lezbiyen grupları da olmasa, eşcinsellerin yaşadıklarını kendilerinden başka kimse bilmeyecek, ölen öldüğü yerde kalacak. Diğer ülkelerin koşulları ve o koşullar altında eşcinsellerin konumu bizleri ilgilendiriyor. Peki, ILGA’nın bizleri haberdar etme misyonu çerçevesinde konumu ne? 18. yıldönümü itibariyle hazırlamış oldukları bu yıllık raporda, bütün dünya ülkelerinde eşcinselliğin yasal durumuna dair bilgiler var. Bu çerçevede ordu, evlilik, eşlilik gibi kurumlarda eşcinsellerin yasal konumlarının ne olup olmadığına dair bilgi bulabileceksiniz. Ayrıca hangi ülkelerde gay ve lezbiyen organizasyonu veya basını olduğunu da


öğreneceksiniz. Ek olarak, ILGA’nın kendi reklâmını da yapmaktan geri kalmadığı bazı alanlardaki gelişmeleri de okuyacaksınız. ILGA, bu raporu ve düzenli bültenlerini hazırlarken bizim pek kavrayamadığımız bir yöntem izliyor olsa gerek. Artık dikkatsizliğinden mi yoksa önemsemediğinden mi nedir, bizleri yanlış bilgilendirebiliyor. Bunu hem iletişimde olduğumuz gruplar aracılığıyla biliyoruz, hem de ILGA’nın kendi verdiği haberler sayesinde. Örneğin, İran’da organizasyon olmadığını söylüyor. Oysa, “İran’da organizasyon yok!” deyip geçmek, orada yaşanılanları gözardı etmek anlamına geliyor. KAOS GL’nin 20. Sayısında da okuyabileceğiniz gibi, ne zaman İran’da bir lezbiyen ve gay grubu kurulsa, bu insanlar Ceza Yasası’ndan yola çıkılarak idam ediliyorlar, işkenceye maruz kalıyorlar. Böylesi bir çaba, bizce “İran’da organizasyon yok!” denip geçilerek gözardı edilemez. Fakat, bilgiye istatiksel yaklaşım, böylesi korkunç boyutlara varabiliyor. Peki, Tayvan’ın başkenti Taipei’de bir radyo programının başladığını müjdelerken, Türkiye’de aylardır İstanbul’da ‘Lambda İstanbul’ grubunun, Ankara’da ise Kaos grubunun hazırlayıp sunduğu radyo programlarını ILGA, dünya eşcinsellerine duyurmaya bile gerek görmüyor mu? Aynı şekilde, Tayvan’ın gay ve lezbiyen dergisinin yayınına başladığını duyururken, neden Türkiye’nin iki yıllık gay ve lezbiyen dergisinden bir kere bile bahsetmiyor? Peki, kendi çelişkisine ne buyrulur? Bir yandan Tayvan’ın dergisinden bahsediyor, öte yanda Organizasyon ve Basın Tablosu’nda Tayvan’ın bir yayını olmadığını söyleme gafletinde bulunuyor (Bunu, biz düzelterek yayınladık, ama tabi eğer önceki söylediği doğruysa!) Örnekleri çoğaltmak çok mümkün. Tüm bunlar, basit bir dizgi hatası olamaz! Öncelikle dikkatinizi çekmiştir, yapılan bir etkinlikten bahsedilirken, özellikle organizatör grubun ILGA üyesi olduğunun altı çiziliyor. Demek ki bizim tek kusurumuz, ILGA üyesi olacak kadar paramızın olmaması! İnanın, kuşkuculuğumuzdan veya kötü yürekliliğimizden değil, aklımıza başka bir neden gelmiyor. Parası olmayan eşcinseller de kendi etkinlik alanlarını yaratabileceklerine göre, ILGA’nın bu konuda biraz daha dikkatli davranması gerekiyor. ILGA’nın dikkatini çekebilmeniz için, paranızın olması dışında, uluslararası bir sansasyon da yaratmanız gerekiyor. Meselâ, Zimbabve’deki gay ve lezbiyen kardeşlerimizin-ki GALZ’la iletişim halindeyiz-, Mugabe’nin heteroseksizmine maruz kalmasını artık duymayan kalmadı. Her türlü yanlış anlama olasılıklarına karşın belirtmeden edemeyeceğiz, bizi sinirlendiren GALZ’ın yaşadıklarının duyurulması değil, dünya çapında ün kazandıkları için sadece onların önemsenmesi ve başka birçok grubun yaşadıklarını duyuramaması. Bu paragözlülüğü ve sansasyon aşkı dolayısı ile, ILGA’nın yerel gay lezbiyen gruplarının çalışmalarıyla değil de, BM, AGİK gibi hükümetler üstü organizasyonlarla ilgilenmesi-ki buna lobicilik denir- bizi hiç şaşırtmıyor. Böylelikle, ILGA’ya liberalizme teslim olmuş ve toplumsal mücadeleden sadece lobiciliği anlayan eşcinsellerin BM’si gözüyle bakabiliriz. Birleşmiş mİlletler’in nasıl bir organizasyon olduğunu, bütün dışlananlar ve ezilenler zaten biliyorlar. Bütün bu düşüncelerimize rağmen, bu raporu yayınlamamazlık etmediğimiz için, siz de ILGA 96 Yıllık Raporu’na göz atmamazlık etmeyin. Dünye eşcinselleri ezilmekten, dayanışma ile kurtulacaklar! Sevgiyle…

KAOS GL


ILGA YILLIK RAPORU 96 Her yıl, dünya çapında lezbiyen, gay ve biseksüel hareket ve topluluklarımız, homofobi ve bağnazlıkla mücadeleye devam ediyor ve insan hakları adına zaferler kazanıyorlar. ILGA, geçtiğimiz yıl boyunca, bazı ülkelerden, gay yaşamına şekil veren bir takım olayları biraraya getirdi. Partnership (Eşlilik) İzlanda’da, 27 Haziran 1996’da, aynı-cins eşliliğin kayıtlı olmasına dair Danimarka, Grönland, İsveç ve Norveç’teki yasaları da birleştiren bir yasa yürürlüğe girdi. İsviçre’de, Ulusal Konsey, 68’e 61 hükümete aynı-cins eşliliğe dair bir yasa sunmaya karar verdi. Belçika’nın Antwerp şehrinde, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren, ister heteroseksüel ister eşcinsel, birlikte yaşayan çiftler kaydedilmeye başlandı. Diğer Belçika şehirleri de bu uygulamaya başlayacaklarını haber verdiler. Macar Parlementosu, Mayıs 1996’da eşcinseller arası yasal birlikteliği onayladı. Heteroseksüel çiftlere verilen haklardan, evlat edinme hakkı dışındakiler, eşcinsel çiftlere de tanındı. ABD’de San Francisco Belediye Başkanı Willie Brown Jr. Mart 1996’da, herhangi bir Birleşik Devletler eyaletinde eşcinsel evliliğinin yasal olması yönünde destek vermek amaçlı, 200’e yakın eşcinsel çifti “evlendirdi”. Ayrıca Hawaii’nin Anayasa Mahkemesi de yasal evliliğin haklarından yararlanmak isteyen 3 gay çiftin yararına kararlar verdi. Hawaii’nin gelecek yıl içinde evliliği yasallaştırması bekleniyor. Fransız hükümeti, İsveçli heteroseksüel çiftlerin Paris elçiliğine kaydolmalarına izin verirken, aynı-cins eşlere aynı hakları tanımıyor.

Medya Tayvan’da ilk gay dergisi yayınına başladı. Ayrıca başkent Taipei’de günde iki saatlik bir radyo programı başladı. Zimbabve’nin devlet Başkanı Robert Mugabe, ülkenin tek lezbiyen ve gay grubu GALZ’ın, devlet destekli “İnsan Hakları ve Adalet” çerçevesinde düzenlenen Zimbabve Uluslararası Kitap Fuarı’na katılmasını yasakladı. Yasak, uluslararası bir olay haline geldi. Dünya çapında hükümetler ve Mugabe’nin ziyaret ettiği yerlerdeki insanlar onun gaylere yönelik şiddeti kışkırtmasını protesto ettiler. Ancak, zarar vermeye yönelik bu devlet çalışmaları, GALZ’a hem Zimbabve’den hem dünyanın başka yerlerinden gelen desteklerin artmasını, GALZ’ın üye sayısının iki katına çıkmasını sağladı.


Portekiz’in ilk gay gazetesi Trivia, Ocak 1996’da yayınına başladı. Uluslararası muhafazakâr iş dünyası dergisi The Economist, uluslararası gay hareketine dair önemli bir makale yayınladı, ayrıca bir kapağını da gay evliliğini desteklemeye ayırdı.

Yeni Organizasyonlar Kosta Rica’da, 1995’te bir lezbiyen ve gay grubu yasal kabul gördü. Önceleri “Abraxas” adıyla reddedilmişlerdi, fakat sonra halk protestoları dolayısıyla “Association Triangulo Rosa” adıyla kabul edildiler.Grup, Hollanda hükümetinden de destek aldı. Sibiryalı gay ve lezbiyenler, ilk izinli konferanslarını düzenlediler. Kenya’da ilk açık gay AIDS yardımsever vakfı kuruldu. FOPOGAP (AIDS Korumaya Destek Veren Gayler Forumu) uluslararası destek için ILGA’ya başvurdu. Karayipler’de, Curacao da bir bülten ve gece klübüyle beraber ilk organizasyonuna kavuştu: Orguyo (Onur) Sri Lanka’lı gayler, erkekler arası seksin 12 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını öngören yasaya rağmen “Companions on a Journey-Yol Arkadaşları” adında bir grup kurdular ve gay kimliklerini açık ettikleri bir konferans düzenlediler. Macar grup Meleg Hatter, Soros Vakfı’ndan aldığı destekle Şubat 1996’da Budapeşte’de lezbiyenler ve gayler için bir yardım hattı çalışması başlattı.

AIDS Tayland’da bir AIDS merkezi, lokallerinin 1995’te bombalanmasından ve kimliği belirsiz bir kişi tarafından saldırıya uğramasından sonra taşınmak zorunda kaldı. Çoğu ILGA üyesi, AIDS ve gayler üzerine çalışmalar yürüten Avrupalı gruplar, bölgede gay turizmcileri için AIDS korumaya yönelik birlikte yapılacak çalışmaları tartışmak için Şubat 1996’da Londra’da biraraya geldiler. 1995’de Ibiza’da elde edilen başarıya rağmen, maalesef Avrupa Topluluğu kampanyaya fon ayırmayı reddetti. Hindistan’da, New Delhi’deki Uluslarası AIDS Konferansının delegelerinin, sodomy kanununun kaldırılmasına ve ülkede erkeklerarası ilişkilerde HIV virüsünün yayılıyor olduğunun tanınmasına dair çağrıları, hükümet tarafından reddedildi. Yoğun lobi çalışmalarından sonra, Hindistan demiryolu şirketi Sanjay, AIDS’li yolcularına koyduğu seyahat yasağını kaldırdı. Brezilya, Curitiba’da, Mayıs 1996’da altı ülkeden 26 organizasyonu biraraya getiren başarılı bir eğitim semineri düzenlendi.


Kanada, Vancouver’daki Uluslararası AIDS Konferansı’nda, ILGA AIDS Çalışma Partisi, Latin Amerika’daki AIDS Önleme Projeleri’ne de ilgi gösteren BM AIDS tarafından resmi olarak kabul edildi. Arjantin’de, HIV testini ordu ve güvenlik kuvvetleri için zorunlu kılan ulusal bir kararname kabul edildi. Ayrıca üç eyalette ağır seks işçileri, eşcinseller ve uyuşturucu madde bağımlıları için de test zorunlu hale getirildi.

Yeni Yasalar Güney Afrika’nın yeni anayasası, cinsel yönelimle ilgili ayrımcılığa karşı korumayı da içeriyor. Dünyada anayasal kapsamda, lezbiyen, gay ve biseksüelleri koruyan ilk ülke. Bir Fransız temyiz mahkemesi, Fransa’da partnership (eşlilik) haklarına dair bir örnek oluşturarak, partneri araba kazasında ölen bir lezbiyene sigorta ödenmesine dair bir karar aldı. İspanya’da, Kasım 1995’te cinsel yönelimi temel özgürlüklerden biri olarak ele alan bir ceza yasası kabul edildi. Bu, Latin Katolik ülkelerinde eşcinsellerin haklarını savunan ilk kanun. Slovenya’nın yeni ceza yasası, cinsel yönelime ilişkin ayrımcılığı yasaklıyor. Kanada’nın insan hakları yasası cinsel yönelimi de içeriyor. Polonya’nın anayasa tasarısını insan hakları fıkrası cinsel yönelimi de içeriyor. Eğer kabul edilirse, Polonya, anayasal olarak lezbiyen, gay ve biseksüelleri koruyan ikinci ülke olacak.

Şiddet ve Yasal Suistimal İran, hukuki yollardan eşcinselleri öldürmeye devam ediyor; Hamadan’da Kasım ayında bir adam taşlanarak öldürüldü. Almanya’da, anti-gay şiddete maruz kalan kurbanların başvurdukları telefon hattına göre 1995 yılında, bu tür olaylarda %15 artış gözlendi. Peru Ulusal Polisi, Lima’daki gay diskolarına Ocak ve Şubat aylarında yaptığı baskınlarda 600 insanı hiçbir gerekçe göstermeksizin gözaltına aldı. Arjantin, Buenos Aires’te Ağustos 1995’te ve Bolivia, La Paz’da bu yıl polis baskınlar düzenleyerek bir çok gay ve lezbiyeni tutukladı.

Birleşmiş Milletler/AGİK BM’nin 50. Yıldönümünde, ILGA Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi ve Avrupa Konseyi’ne cinsel yönelimin insan hakları çerçevesinde ele alınmasına dair çağrıda bulundu


IGLHRC’nin (Uluslararası Gay ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu) Ekim 1995’te organize ettiği Cinsel Azınlığa Yönelik İnsan Hakları İhlali Uluslararası Kürsüsü de 50. yıl kutlamalarına tesadüf etti. Temmuz 1995’te, AGİK parlementerleri “Ottowa Deklerasyonu”nda cinsel yönelimi ayrımcılık dışı bir alan olarak tanıdığını bildirdi. İltica ve Göç İrlanda, cinsel yönelimin politik iltica kapsamına girdiğini kabul etti. ABD’de İran’dan lezbiyen ve gaylerin iltica talepleri kabul edildi. İsveç’te ise İranlı bir gayin iltica talebi kabul edilmedi ve bu gay İran’a geri gönderildi.

Ordu İngiltere, ILGA üyesi Stonewall grubunun tüm kampanyalarına karşın, lezbiyen ve gaylerin orduya alınmasını engelleyen yasayı kabul etti.

Pekin Dünya Kadın Konferansı Dünyanın pek çok yerinden lezbiyenler ve ILGA üyeleri, Konferanstaki lezbiyen görünürlülüğünü organize ettiler. Peru’dan Rebeca Sevilla Sivil Toplum Örgütleri Forumu’nda konuştu; ayrıca Güney Afrika’dan Palesa Beverley Ditsie de ILGA, IGLHRC, Uluslarası Lezbiyen Bilgi Servisi ve diğer gruplar adına konuştu. Pek çok lezbiyen, IGLHRC’nin organizasyonunu başarıyla üstlendiği lezbiyen çadırında biraraya geldi ve “Lezbiyen Hakları İnsan Haklarıdır” pankartıyla ana salonun balkonunda toplanarak, dünya haber ajanslarında kullanılacak yeni imaj yarattı. Fakat bir grup hükümetten gelen baskılardan dolayı cinsel yönelim sonuç bildirisinden çıkarıldı.

Transeksüellik Yeni Zelanda’nın Carterton kentinde, 1995 Kasım’ında transeksüel olduğu bilinen biri Belediye Başkanı seçildi. Dünyada ilk transeksüel belediye başkanı böylece seçilmiş oldu. Singapur’da Ocak 1996’dan itibaren transeksüeller karşı cinsle evlenebiliyorlar.

Onur (Pride) ve Diğer Gay Etkinlikleri Tokyo’da Ağustos 1995’te kutlanan ikinci Pride’a katılım 2000’den fazlaydı.


Avusturalya’da Gay ve Lezbiyen Mardi Gras gösterileri dünya çapında 600.000 kişiyi Sidney’de biraraya getirdi; bu olayın Sidney ekonomisine katkısı 44 milyon Amerikan Doları’ydı. Londra Pride’ı üyeleri arasında yapılan bir oylamada çoğunluğun kabulüyle ismini Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transgender Pride olarak değiştirdi. Avrupa Pride organizatörleri, 1995’te kıta çapında kutlanan Pride gösterilerine yarım milyondan fazla insanın katıldığını tahmin ediyorlar. Bu rakam 1990’da 50.000 civarlarındaydı. Slovenyalı lezbiyen ve gayler ilk defa Ağustos 1995’te ABD, İngiltere, Hollanda ve Almanya’dan pek çok konuşmacının katıldığı uluslararası bir konferans düzenlediler. Rio de Janeiro’da gerçekleştirilen 17. ILGA Dünya Konferansı, Brezilya’nın ilk uluslararası lezbiyen ve gay etkinliğine ve ayrıca ilk Pride yürüyüşüne tanık oldu. Brezilyalı eylemciler ulusal bir federasyon oluşturmak için biraraya geldi.

Din Avusturyalı ILGA eylemcisi Kurt Krickler ve gay grup Opus Lei’nin Ağustos 1995’te bildirdiğine göre, anti-gay yasalarının reformuna dair protestoda bulunan eşcinsel yönelimli dört Avusturyalı piskopos hükümet tarafından tekrar tekrar reddedildi. Piskoposlar hakaret davası açacaklarını belirttiler. Güney Afrika Başpiskoposu Desmond Tutu, eşcinsel düşmanlığını ırkçılıkla (apartheid) karşılaştırarak, eşcinselleri desteklediğini açıkladı.

Diğer Olaylar Yeni Zelanda, bir sonraki nüfus sayımının gay ve lezbiyen çiftleri de kapsamasına karar verdi. Tazmanya’da gay olduğu kamuoyunda bilinen biri, Avusturalya Federal Hükümeti’ne seçildi. Tazmanya, Avusturalya’da eşcinsel edimin yasal olmadığı tek eyalet. Güney Afrika’da açık bir gay eylemcisi, Edwin Cameron, Anayasa Mahkemesi’ne yargıç olarak atandı. Eşcinselliğin yasal olmadığı Şili’de bir gay eylemci, Kasım 1996’daki belediye seçimleri için yarışıyor. Danimarka gay hareketinin öncülerinden ve 1989’da Kopenhag’da dünyanın evlenen ilk gaylerinden biri olan Eigil Axgil, Eylül ayında 71 yaşında dünyaya gözlerini yumdu.


1996 DÜNYA DURUMU : EŞCİNSELLİĞİN YASAL KONUMU Afrika Ülke Cezayir Angola Benin Botswana Burkina Faso Burundi Kamerun Cape Verde Orta Afrika Cumhuriyeti Çad Komor Adaları Kongo Cibuti Mısır Ekvator Ginesi Etyopya Gabon Gambiya Gana Gine Gine Bissau Fildişi Sahili Kenya Lesotho Liberya Libya Madagaskar Malawi Mali Moritanya Mauritius Fas Mozambik Namibya Nijer Nijerya Reunion Ruanda Sao Tome ve Principe Senegal Seyşel Adaları Sierra Leone Somali Güney Afrika

Lezbiyen Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Yasal Bilgi yok Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Bilgi yok Anılmıyor Bilgi yok Anılmıyor Bilgi yok Yasa dışı Anılmıyor Bilgi yok Anılmıyor Bilgi yok Bilgi yok Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Bilgi yok Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Bilgi yok Anılmıyor Yasal Anılmıyor Bilgi yok Anılmıyor Yasa dışı Bilgi yok Bilgi yok Yasal

Gay Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasal Bilgi yok Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Bilgi yok Anılmıyor Bilgi yok Anılmıyor Bilgi yok Yasa dışı Anılmıyor Bilgi yok Yasa dışı Bilgi yok Bilgi yok Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Bilgi yok Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Bilgi yok Yasa dışı Yasal Anılmıyor Bilgi yok Anılmıyor Yasa dışı Bilgi yok Bilgi yok Yasal


Sudan Swaziland Tanzanya Togo Tunus Uganda Zaire Zambiya Zimbabve

Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor

Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı

Lezbiyen Anılmıyor Anılmıyor Yasal Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Yasal Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Yasal Yasal Bilgi yok Yasal Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Yasal Anılmıyor Yasal Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasal Yasa dışı Bilgi yok

Gay Yasa dışı Anılmıyor Yasal Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasal Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Yasal Yasal Yasal Bilgi yok Yasal Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Yasal Anılmıyor Yasal Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasal Yasa dışı Bilgi yok

Amerika Ülke Antigua & Barbuda Arjantin Aruba Bahama Adaları Barbados Belize Bermuda Bolivya Brezilya Kanada Cayman Adaları Şili Kolombiya Kosta Rica Küba Dominik Cumhuriyeti Ekvador El Salvador Malvinas/Falkland Adaları Fransız Guyanası Grönland Grenada Gadelop Guatemala Guyana Haiti Honduras Jamaika Martinik Meksika Hollanda Antilleri Nikaragua Panama Paraguay Peru Porto Riko (ABD) Saint Kitts ve Nevis


Saint Lucia Surinam Trinad ve Tobago Turks ve Caicos Adaları Uruguay Venezuela

Amerika Birleşik Devletleri

Eşcinselliğin yasal olduğu eyaletler

Amerika Birleşik Devletleri Anal veya oral, eşcinsel seksin yasa dışı olduğu eyaletler

Amerika Birleşik Devletleri Anal ve oral seksin hem eşcinseller hem heteroseksüeller için yasa dışı olduğu eyaletler

Yasa dışı Yasal Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor

Yasa dışı Yasal Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor

Maine, New Hampshire, Vermont, Connecticut, New York (Eyalet Mahkemesi Kararıyla) New Jersey Pensilvanya (Eyalet Mahkemesi Kararıyla) Batı Virjinya Ohio, İndiana İllionis (1961, yasallaştıran ilk eyalet) Winconsin, Iowa Kuzey Dakota Nebraska,Kolorado New Mexico Wyoming Washington Oregon, Kaliforniya Alaska,Hawaii

Maine, New Hampshire, Vermont, Connecticut, New York (Eyalet Mahkemesi Kararıyla) New Jersey Pensilvanya (Eyalet Mahkemesi Kararıyla) Batı Virjinya Ohio, İndiana İllionis (1961, yasallaştıran ilk eyalet) Winconsin, Iowa Kuzey Dakota Nebraska,Kolorado New Mexico Wyoming Washington Oregon Kaliforniya Alaska, Hawaii Massachusetts Maryland Kolombiya Bölgesi Kuzey Karolayna Güney Karolayna Georgia, Florida Kentucky , Tenessee Alabama, Mississippi Louisiana, Missouri Michigan, Minnesota Idaho, Utah Arizona Arkansas, Kansas Oklahoma (1986’da Eyalet Yüksek Ceza Mahkemesi, bu yasağın heteroseksüellere uygulanmasının anayasaya aykırı olduğuna karar verdi) Teksas, Montana Nevada

Massachusetts Maryland Kolombiya Bölgesi Kuzey Karolayna Güney Karolayna Georgia, Florida Kentucky , Tenessee Alabama, Mississippi Louisiana, Missouri Michigan, Minnesota Idaho, Utah Arizona Arkansas, Kansas Oklahoma (1986’da Eyalet Yüksek Ceza Mahkemesi, bu yasağın heteroseksüellere uygulanmasının anayasaya aykırı olduğuna karar verdi) Teksas, Montana Nevada


Asya-Pasifik Ülke Avusturalya (Federal) Queensland Güney Avusturalya Tazmanya Batı Avusturalya Merkez Bölgesi New South Wales Kuzey Bölgesi Viktorya Afganistan Bangladeş Butan Bruney Burma/Myanmar Kamboçya Çin Cook Adaları (Yeni Zelanda’nın eyaleti) Fiji adaları Fransız Polonezyası Guam Hong Kong Hindistan Endonezya Japonya Kazakistan Kiribati Kırgizistan Laos Makau Malezya Maldiv Adaları Marshall Adaları Mikronezya Moğolistan Nauru Nepal Yeni Kaledonya Yeni Zelanda Niue (Yeni Zelanda bir eyaleti) Kuzey Kore Pakistan Papua Yeni Gine Filipinler Singapur Solomon Adaları Güney Kore Sri Lanka

Lezbiyen Yasal Anılmıyor Yasal Anılmıyor Anılmıyor Yasal Anılmıyor Yasal Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Bilgi yok Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor

Gay Yasal Yasal Yasal Yasa dışı Yasal Yasal Yasal Yasal Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Bilgi yok Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı

Anılmıyor Yasal Bilgi yok Yasal Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Bilgi yok Yasal Yasa dışı Bilgi yok Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Bilgi yok Yasa dışı Yasal Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Yasal Anılmıyor

Yasa dışı Yasal Bilgi yok Yasal Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Bilgi yok Yasal Yasa dışı Bilgi yok Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Bilgi yok Yasa dışı Yasal Yasal Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Yasal Yasa dışı


Tayvan Tacikistan Tayland Tokelau(Yeni Zelandanın bir eyaleti) Tonga Tuvalu Türkiye Türkmenistan Özbekistan Vanuatu/ Yeni Hebridler Vietnam Batı Samoa

Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor

Anılmıyor Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı

Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor

Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor

Anılmıyor Yasa dışı

Anılmıyor Yasa dışı

Lezbiyen Yasal Anılmıyor Anılmıyor Yasal Anılmıyor Anılmıyor Yasal Anılmıyor Yasal Yasal Anılmıyor Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Anılmıyor Yasal Yasal Yasal Yasal Anılmıyor Yasal Anılmıyor Yasal Yasal Yasal Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Yasal

Gay Yasal Anılmıyor Yasa dışı Yasal Yasa dışı Yasa dışı Yasal Yasa dışı Yasal Yasal Yasa dışı Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasa dışı Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasa dışı Anılmıyor Yasal Yasal

Avrupa Ülke Arnavutluk Andorra Ermenistan Avusturya Azerbeycan Belarus Belçika Bosna Hersek Bulgaristan Hırvatistan Kıbrıs Çek Cumhuriyeti Danimarka Estonya Faroe Adaları Finlandiya Fransa Gürcistan Almanya Yunanistan Macaristan İzlanda İrlanda İtalya Letonya Liechtenstein Litvanya Lüksemburg Makedonya Malta Moldova Monako


Karadağ Hollanda Norveç Polonya Portekiz Romanya Rusya San Marino Sırbistan Slovakya Slovenya İspanya İsveç İsviçre Türkiye Ukrayna İngiltere Vatikan

Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor Anılmıyor

Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasa dışı Yasal Anılmıyor Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Yasal Anılmıyor Yasal Yasal Anılmıyor

Lezbiyen Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Anılmıyor Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı

Gay Yasa dışı Yasa dışı Anılmıyor Yasal Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı Yasa dışı

Orta Doğu Ülke Bahreyn İran Irak İsrail Ürdün Kuveyt Lübnan Umman Katar Suudi arabistan Suriye Birleşik Arap Emirlikleri Yemen

Ayrımcılık KarşıtıYasalar Aşağıdaki ülkelerde, cinsel yönelim temelindeki ayrımcılıklar ulusal bazda yasak: Kanada Danimarka Fransa Hollanda Yeni Zelanda Norveç Slovenya Güney Afrika İspanya İsveç


Partnership (Eşlilik) Yasaları Aşağıdaki ülkelerde, ulusal yasama lezbiyen ve gay eşliliğini düzenliyor: Danimarka Norveç İsveç İzlanda Not: Halen parlementolarında bu tür yasalara dair tartışmalar yürüten ülkeler var. Bunlar, Belçika, Finlandiya, Çek Cumhuriyeti ve Hollanda. Birleşik Devletler’de, Hawaai Yüksek Mahkemesi’nin, kısa süre içerisinde lezbiyen ve gay çiftler için evlilik yasaları çıkarması bekleniyor. Macaristan’da aynı-cins birliktelikleri hukuki olarak kabul ediliyor. Fransa, İspanya, Belçika ve Birleşik Devletler’in bazı şehir ve belediyelerinde de aynı-cins birliktelikler kabul görüyor. Aynı zamanda Kanada’nın bazı eyaletlerinde ve İspanya’da da bu tür birliktelikler kabul görüyor.

Siyasi İltica Aşağıdaki ülkelerde, cinsel yönelim siyasi iltica nedeni olarak görülüyor. Avusturya Belçika Kanada Danimarka Finlandiya Hollanda Norveç Almanya İsveç Birleşik Devletler

Göç Lezbiyen ve gaylerin aşağıdaki ülkelere, bir ilişki temelinde göç etme hakları var: Avusturalya Danimarka Hollanda Yeni Zelanda Norveç İsveç Kanada ve Birleşik Devletler’de ise bu izin duruma göre alınabiliyor.

Ordu Aşağıdaki ülkelerde, lezbiyen veya gay olmak orduya girmeye engel değil: Avusturalya Belçika Kanada Danimarka Estonya


Finlandiya İsrail Hollanda Yeni Zelanda Norveç İsveç

1996 Yılında Dünyada Lezbiyen ve Gay Organizasyonlar ve Basın Afrika Ülke Boltswana Mısır Gana Kenya Lesoto Liberya Nijerya Güney Afrika Uganda Zimbabve

Organizasyon Var Arkadaş Grubu Var Var Yok 80’lerin sonlarında bir gay grup vardı Arkadaş Grubu Var Arkadaş Grubu Var

Basın Yok Yok Yok Yok Yok Yok Yok Var Yok Var

Organizasyon Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var 80’lerde bir grup vardı Var Var Var Var Var

Basın Var Yok Yok Var Var Yok Var Var Var Var Var Yok Yok Yok Var Yok Yok Var Var

Amerika Ülke Arjantin Belize Bolivya Brezilya Kanada Şili Kolombiya Kosta Rica Dominik Cumhuriyeti Ekvador EL Salvador Guatemala Honduras Jamaika Meksika Hollanda Antilleri Nikaragua Peru Porto Riko (ABD)


Surinam ABD Uruguay Venezuela

80’lerde bir grup vardı Var Var Var

Yok Var Yok Yok

Organizasyon Var Arkadaş Grubu Var Var Var Var Var Arkadaş Grubu Var Var Var Var Var Var Var Var Var Arkadaş Grubu

Basın Var Yok Yok Var Var Var Var Yok Yok Var Yok Var Yok Yok Var Var Var Yok

Organizasyon Var Var Yok Arkadaş Grubu Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var

Basın Yok Var Yok Yok Var Var Var Yok Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var

Asya-Pasifik Ülke Avusturalya Bangladeş Çin Hong Kong Hindistan Endonezya Japonya Kazakistan Malezya Yeni Zelanda Pakistan Filipinler Singapur Sri Lanka Tayvan Tayland Türkiye Batı Samoa

Avrupa Ülke Arnavutluk Avusurya Azerbeycan Belarus Belçika Bulgaristan Hırvatistan Kıbrıs Çek Cumhuriyeti Danimarka Estonya Finlandiya Fransa Almanya Yunanistan Macaristan İzlanda İrlanda


İtalya Letonya Liechtenstein Litvanya Lüksemburg Malta Moldova Hollanda Norveç Polonya Portekiz Romanya Rusya Sırbistan Slovakya Slovenya İspanya İsveç İsviçre Türkiye Ukrayna İngiltere

Var Var Yok Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var

Var Var Yok Var Yok Yok Yok Var Var Var Var Yok Var Yok Var Var Var Var Var Var Var Var

Organizasyon Yok . Ama bazı ülkelerde İranlı lezbiyen ve gay mültecilerin grupları var Var

Basın Yok

Orta Doğu Ülke İran İsrail

Var


ILGA Biz Kimiz? ILGA (Uluslararası Lezbiyen ve Gay Birliği) 8 Ağustos 1978’de Coventry, İngiltere’de kuruldu. ILGA, dünyanın en eski ve en büyük lezbiyen, gay, biseksüel ve transgender grupları federasyonudur. ILGA üyeleri, 18 yıldır lezbiyen ve gaylere yönelik baskı ve ayrımcılıklara, insan hakları ihlallerine karşı savaşmakta.

Biz Ne Yaparız? ILGA üyeleri, dünyanın dört bir yanından biraraya gelen insanların deneyimlerini ve geleceğe dair stratejilerini paylaştıkları uluslarası ve bölgesel KONFERANSLARA katılır. ILGA dünyadaki tek uluslararası gay ve lezbiyen haber bülteni olan ILGA BULLETTIN’i yayınlar. Bu bülten, en küçük lezbiyen gruplarından büyük kuruluşlara, İstanbul’dan St. Louis’e kadar her yere ulaşıyor. ILGA, Sri Lanka, Bolivya, ve Kenya gibi ülkelerde ortaya çıkan yeni gruplara bilgi gönderiyor. Üye gruplara ve bireylere yardım ulaştırıyoruz. Akademisyenlere, hukukçulara ve öğrencilere bilgi ulaştırıyoruz. ILGA, AGİK, BM ve Avrupa Birliği gibi organizasyonlara yönelik lobi çalışmaları yaaparak, lezbiyenlerin ve gaylerin uluslararası forumlarda varlıklarınının kabulünü ve cinsel yönelim çerçevesinde ayrımcılığın cezalandırılmasını sağlamaya çalışır.

Başarılarımızdan Bazıları Brezilya, Meksika ve Doğu Avrupa’da, ulusal ilgiyi lezbiyenler ve gaylerle ilgili konulara çeken konferanslar. Dünya Sağlık Örgütü’nün Hastalık Sınıflandırması’ndan eşcinselliğin çıkartılması. Uluslararası Af Örgütü’nün, cinsel yönelimlerinden dolayı hapse düşmüş insanların da “düşünce suçlusu” olarak kabul etmesine katkıda bulundu.

Daha Fazla Ne Yapabiliriz? ILGA, dünya çapındaki grupların ve bireylerin federasyonudur. Biz sizin için varız. Masraflarımızın hemen hemen tamamı üyelik aidatları ve bağışlardan elde edilmektedir. Desteğinize, enerjinize ve katkınıza ihtiyacımız var. Bize katılın!… ILGA 81 Kolenmarkt B- 1000 Brussels BELGIUM phone/fx: +32-2-502-2471 e-mail: ilga@ilga.org


KaosGLD25  

AIDS’İN TANRININ EŞCİNSELLERE LANETİ OLDUĞUNU SÖYLEYEN ALÇAKLAR ŞİMDİ NEREDE EYLÜL 1996 YIL 3 SAYI 25 E Ş Cİ NSELLERİ N KURTULUŞ U aynı zama...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you