Issuu on Google+

0asdaI iüçileri

direniyor! »7

Liseliler me\dDnlDrD DNW× »12

\DíDVÜQ sosyalist

6D\Ü0D\ÜV7/

6HoLPLQüLIUHVL

LíÁLGHmokrasisi

Öldüremezdi, güçlendirdi!

Kürt halkı, demokratik mevzi ve kazanımları için “Dokunan yanar!” mesajını sokaklarda vermiş ve o kararı YSK’ya deyim yerindeyse yedirmiştir. Bir bütün olarak burjuva parlamenter siyaset de ofsayttan atılan golü saydırmamakla kalmayarak pozisyonunu güçlendirmiştir. » 11

Burjuva demokrasisi, zaten hiçbir zaman emekçiler içerisinde ortadan kalkmayan parlamenter hayalleri yine harladı. Oysa o, işçi sınıfını, kent ve kır yoksullarını kapsama alanı dışında bırakır. Seçimin “şifresi”, tek tek patronlara ve hükümetlere karşı mücadelenin, umudunu bir burjuva partisinden diğerine taşımanın çıkışsızlığını, sistem içiliğini sınıf kardeşlerimize anlatmaktır. Kolay olmayacak, ama biz üretiyorsak biz yönetmeye, eni sonu devleti, sınıfları, sınıflı toplumun en küçük tortusunu bırakmaksızın sonsuz özgürlüğü yudumlamaya yürüyeceğiz. » 8-9

7aNsim úzlenimleri Bu yıl Taksim 1 Mayıs'ı kitlesel, renkli, ancak savaşım ateşi ve militan proletarya ruhundan ve istemlerinden oldukça uzak, burjuva, reformist, ulusal reformist ve reformistleşen devrimci partilerin, daha ziyade seçimleri ve burjuva demokrasisini gözettikleri, talep ve içeriğin bu sınırlar içinde tutulduğu bir havada geçti. Taksim 1 Mayıs'ı, Taksim alanının 30 yıl sonra direne direne kazanılmasının coşkusunun etkilerini halen taşımakla birlikte bunun da uzun sürmeyeceği belli oluyordu. »3

Güney Kürdistan’da s×n×I müFadelesi Güney Kürdistan’ın işçi ve emekçileri mücadeyi emek-sermaye çelişkisi üzerinden yürütmeye başladıkları bu yeni eşikte, yüzyıllık mücadele birikimleri ve deneyimleri ile birlikte Ortadoğu’nun kavgacı baharına güç katmaya geliyorlar. » 15


2

NƌNRJHQNXN

$UNDGDĂ­ĂœPĂœ]ĂœQĂ RFXĂ°X KDVWDODQGĂœGLUHQLĂ­HEDĂ­ODGĂœN da gĂśzaltÄąna alÄąndÄąÄ&#x;ÄąmÄązda her zaman direniĹ&#x;teki erkek iĹ&#x;çi kardeĹ&#x;lerimizle birbirimize destek oluyoruz. Ailelerimiz de bize destek oluyorlar direniĹ&#x;in baĹ&#x;Äąndan beri, onlar da zaman zaman umutsuzluÄ&#x;a dĂźĹ&#x;seler de hep yanÄąmÄązda oluyorlar. Biz umudumuzu yitirmedik ilk direniĹ&#x;imiz olduÄ&#x;u için yorucu olabiliyor ama biz bu sĂźreçte çok Ĺ&#x;ey ĂśÄ&#x;rendik, direniĹ&#x; bize çok Ĺ&#x;ey ĂśÄ&#x;retti. Hiçbir Ĺ&#x;eye yenik dĂźĹ&#x;medik gĂźvenceli iĹ&#x; ve sendika için mĂźcadelemize devam ediyoruz. Seçimler yaklaĹ&#x;Äąyor, bu konuda ne dĂźĹ&#x;ĂźnĂźyorsunuz?

Kendinizi tanÄątÄąr mÄąsÄąnÄąz? DireniĹ&#x;e baĹ&#x;lama kararÄąnÄą nasÄąl aldÄąnÄąz? GĂźlbeniz DĂśnmez: Konak Belediyesi'nde taĹ&#x;eron olarak çalÄąĹ&#x;an direniĹ&#x;çi iĹ&#x;çiyim. DireniĹ&#x; komitesinde de yer alÄąyorum. DireniĹ&#x; sĂźreci ilk olarak bir arkadaĹ&#x;ÄąmÄązÄąn iĹ&#x;i bÄąrakmasÄą ile baĹ&#x;ladÄą. ArkadaĹ&#x;ÄąmÄązÄąn çocuÄ&#x;u hastalanmÄąĹ&#x;tÄą ve biz 2 aydÄąr maaĹ&#x;larÄąmÄązÄą alamÄąyorduk. SĂźrekli maaĹ&#x;larÄąmÄązÄą almamÄąz erteleniyordu. ÇocuÄ&#x;u hastalanan arkadaĹ&#x;ÄąmÄązÄąn buna tepki gĂśstererek iĹ&#x;ten çĹkmasÄą diÄ&#x;er iĹ&#x;çi arkadaĹ&#x;larÄąn da desteÄ&#x;ini aldÄą ve hep beraber iĹ&#x;i bÄąrakarak direniĹ&#x;e baĹ&#x;ladÄąk. Bu sanÄąrÄąm TĂźrkiye’de ilk oldu iĹ&#x;ten atÄąlmadan kendimiz iĹ&#x;i bÄąrakarak direniĹ&#x;e geçtik. Daha Ăśnce de aramÄązda sendikadan çok bahsediyorduk. SendikalÄą olmak istiyorduk ve bir sene Ăśnce sendika giriĹ&#x;iminde bulunduk ama o gĂźn Ĺ&#x;imdi gĂśsterdiÄ&#x;imiz cesareti gĂśsteremedik. Belediye de bizi iĹ&#x;e aldÄąÄ&#x;Äąnda 4 ay taĹ&#x;eron olarak çalÄąĹ&#x;mamÄązÄą 4 aydan sonra kadrolu olarak iĹ&#x;e devam edeceÄ&#x;imizi sĂśyledi fakat 2 yÄąl geçmesine raÄ&#x;men kadrolu olmadÄąk. Bizi sĂźrekli oyalayarak cesaretlenmemize engel oldular. ArkadaĹ&#x;ÄąmÄązÄąn çocuÄ&#x;unun hastalanmasÄąnÄąn vesilesi bizi cesaretlendirdi ve Ĺ&#x;u an tĂźm cesaretimizle direniĹ&#x;imize devam ediyoruz. TaĹ&#x;eron olarak çalÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;ÄąnÄąz sĂźreç içinde çalÄąĹ&#x;ma koĹ&#x;ullarÄąnÄąz nasÄąldÄą?

Asgari Ăźcret alÄąyorduk. Yemek ve yol parasÄą verilmiyordu. BazÄą arkadaĹ&#x;larÄąmÄązÄąn sigortalarÄą eksik yatÄąrÄąlÄąyordu. Bazen yatÄąrÄąlmÄąyor iĹ&#x;e girdi-çĹktÄą olarak gĂśsteriyorlardÄą. Bunlar normalde yasak ama sistemi kendilerine gĂśre yontuyorlar. Bayramlarda da zorla çalÄąĹ&#x;tÄąrÄąlÄąyorduk. Ăœstelik maaĹ&#x;larÄąmÄąz da eksik yatÄąrÄąlÄąyordu. Mesaiye kalmaya zorlanÄąyorduk. KalmayacaÄ&#x;ÄąmÄązÄą sĂśylediÄ&#x;imizde 3 yevmiye keseceklerini sĂśyleyerek tehdit ediyorlardÄą. Biz bĂźtĂźn bu sÄąkÄąntÄąlardan sonra direniĹ&#x;e çĹktÄąÄ&#x;ÄąmÄązda ise "Niye sÄąkÄąntÄąlarÄąnÄązÄą bize aktarmÄąyorsunuz da direniĹ&#x;e çĹkÄąyorsunuz?â€? diyor belediye ama biz sÄąkÄąntÄąlarÄąmÄązÄą aktarmaya kalktÄąÄ&#x;ÄąmÄązda tehditlerle karĹ&#x;ÄąlaĹ&#x;Äąyorduk, bunlarÄą unutmuĹ&#x; gibiler. Sendikalar da onlarÄąn tarafÄąnda iĹ&#x;çilerin haklarÄąnÄą savunmuyorlar. DÄ°SK ve Belediye-Ä°Ĺ&#x; bu sendikalarÄąn en baĹ&#x;Äąnda geliryor. Biz iĹ&#x;çileriz sendikayÄą var eden, biz olmazsak sendika da olmaz ama sendikalarÄąn baĹ&#x;Äąndakiler bunlarÄą unutmuĹ&#x; gibiler. Biz de kendi direniĹ&#x; komitemizi kurduk mĂźcadelemizi sĂźrdĂźrĂźyoruz, mĂźcadelemizi bu sendikalara bÄąrakmayacaÄ&#x;Äąz. Bir kadÄąn iĹ&#x;çi olarak direniĹ&#x;te olmayÄą nasÄąl deÄ&#x;erlendiriyorsunuz? KadÄąn direniĹ&#x;çi olmak zaman zaman zor oluyor. Hatta direniĹ&#x; baĹ&#x;ladÄąÄ&#x;Äąnda bir kadÄąn arkadaĹ&#x;ÄąmÄąza saldÄąrÄą olmuĹ&#x;tu belediye tarafÄąndan. Eylem yaptÄąÄ&#x;ÄąmÄąz-

DireniĹ&#x; baĹ&#x;lamadan Ăśnce arkadaĹ&#x;larÄąmÄązÄąn çoÄ&#x;u CHP’liydi.

CHP 2 dĂśnemdir Ä°zmir’de. Fakat bize hiçbir faydalarÄą olmadÄą. Biz burada gĂźvenceli iĹ&#x; ve sendika için mĂźcadele ederken onlar bizi gĂśrmezden geliyorlar. CHP lideri "Ä°Ĺ&#x;çiden, emekçiden yanayÄąmâ€? diyor ama burada Konak Belediyesi iĹ&#x;çilerini, Buca Belediye iĹ&#x;çisi BatÄągĂźl Tunç’u gĂśrmĂźyor. GĂśrmek istemiyor, çßnkĂź kendi sĂśylediÄ&#x;ine kendisi de inanmÄąyor. Bizler seçim sĂźrecine kadar CHP’nin gerçek yĂźzĂźnĂź iĹ&#x;çi ve emekçilere gĂśstereceÄ&#x;iz. 1 MayÄąs alanlarÄąnda da ses getiren eylemler yapacaÄ&#x;Äąz ve diÄ&#x;er taĹ&#x;eron iĹ&#x;çilere Ăśrnek olacaÄ&#x;ÄąmÄązÄą dĂźĹ&#x;ĂźnĂźyorum. Ä°Ĺ&#x;çi arkadaĹ&#x;larÄąmÄązla birlik ve beraberlik içerisinde eylemimizi devam ettireceÄ&#x;iz.

$ydĂ—n da  0ayĂ—s AydÄąn’da 1 MayÄąs kutlamasÄą Zafer MeydanĹ’ndan tren garÄąna kadar yapÄąlan yĂźrĂźyĂźĹ&#x;le kutlandÄą. Kutlamalara KESK, BDP, Ă–DP, EMEP, Ä°P, CHP ve “GĂźvenceli iĹ&#x; insanca yaĹ&#x;anacak Ăźcret istiyoruzâ€? pankartÄą ile Nazilli inĹ&#x;aat iĹ&#x;çileri katÄąldÄą. YaklaĹ&#x;Äąk bin kiĹ&#x;inin katÄąldÄąÄ&#x;Äą 1 MayÄąs kutlamalarÄąnÄąn saat 14'de yĂźrĂźyĂźĹ&#x;e geçilerek baĹ&#x;ladÄą. AydÄąn 1 MayÄąs kutlamalrÄąnÄąn tertip komitesi KESK, BDP, EMEP ve CHP‘den oluĹ&#x;tuÄ&#x;u için kĂźrsĂźden yapÄąlan konuĹ&#x;malar da iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄą taleplerinin dile getirilmediÄ&#x;i konuĹ&#x;malarÄąn daha çok yaklaĹ&#x;an seçimlere dĂśnĂźk milletvekili tanÄątÄąmÄą Ĺ&#x;eklinde oldu. Mitinge CHP kitlesel olarak katÄąldÄą. CHP’nin katÄąlÄąmÄą inĹ&#x;aat iĹ&#x;çileri tarafÄąndan tepkiyle karĹ&#x;ÄąlandÄą. “Bunlar iĹ&#x;çiyi dĂźĹ&#x;ĂźnmĂźyor oy toplamak için gelmiĹ&#x;ler. 1 MayÄąs’Ĺn ĂśzĂź bu deÄ&#x;ildir. 1 MayÄąs iĹ&#x;çilerin bayramÄądÄąr, iĹ&#x;çilerin sĂśz sĂśylemesi lazÄąm. Ĺžimdi hazÄąrlÄąksÄąz yakalandÄąk ama gelecek 1 MayÄąs’ta kĂźrsĂź bizim olmalÄąâ€? diyerek tepkilerini dile getirdiler. KĂźrsĂźde hak gasplarÄąndan bah-

setseler de sÄąnÄąf çeliĹ&#x;kilerinin olduÄ&#x;u bir karĹ&#x;Äą duruĹ&#x;tan ziyade AKP karĹ&#x;ÄątlÄąÄ&#x;ÄąnÄąn Ăśtesine geçmedi. Nazilli inĹ&#x;aat iĹ&#x;çilerinin korteji sloganlarÄąyla pankartÄą ve coĹ&#x;kusuyla dikkat çekiciydi. YĂźrĂźyĂźĹ&#x; boyunca “İĹ&#x;çilerin birliÄ&#x;i sermayeyi yenecekâ€?, â€?KĂślece çalÄąĹ&#x;maya kĂślece yaĹ&#x;amaya hayÄąrâ€?, “Kahrolsun patron meclisleriâ€?, “YaĹ&#x;asÄąn iĹ&#x;çi meclisleriâ€?, “KadÄąn erkek el ele ĂśrgĂźtlĂź mĂźcadeleyeâ€?, â€?YaĹ&#x;asÄąn ĂśrgĂźtlĂź mĂźcadelemizâ€?, “YaĹ&#x;asÄąn 1 MayÄąs biji yek gulanâ€? sloganlarÄą sÄąklÄąkla atÄąlan sloganlardÄą.

Ä°Ĺ&#x;çi Meclisi - Yerel SĂźreli Siyasi Dergi - SayÄą:9- Fiyat: 1 TL Pina BasÄąm YayÄąm San. ve Tic. Ltd. Ĺžti. adÄąna sahibi HĂźseyin Kezik Sorumlu YazÄą Ä°Ĺ&#x;leri MĂźdĂźrĂź: Ali Filizler Adres: Bereketzade Mah. BĂźyĂźkhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 BeyoÄ&#x;lu/Ä°stanbul Tel: 0 212 251 20 89 BaskÄą: Ă–zdemir MatbaasÄą Adres: DavutpaĹ&#x;a Cad. GĂźven Sanayii Sitesi C Blok No:242 TopkapÄą/Ä°stanbul Tel: 0212 577 54 92


3

NƦNRJHQNXN

7DNVLPL]OHQLPOHUL İ

stanbul Taksim’de 1 Mayıs 100 binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. Sabah 8.302dan itibaren kortejlerde toplanmalar başladı. Taksim’e dört koldan yüründü. Şişli kolunda DİSK, TMMOB, TTB, sol ve devrimci kurumlar, taraftar grupları, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Platformu, Dolmabahçe kolunda Türk-İş, CHP, HKP ve TKP, Mete Caddesi'nde ise Hak-İş ve Memur Sen yer aldı. Tarlabaşı’ndan yürüyen Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun pankart ve sloganların da, seçim barajlarının kaldırılması, operasyonların durdurulması, siyasi tutsakların serbest bırakılması, anadilde eğitim talepleri dile getirildi. Bu koldan yürüyen KESK'e bağlı sendikalardan Eğitim-Sen kitlesel katılım gösterdi. Gökkuşağı Hareketi de bu koldan yürüdü. Türk-İş kolunda, öne çıkan sendikalar, Yol-İş, Belediye-İş, Tümtis, Deri-İş, Petrol-İş, Hava-İş, Tez Koop-İş oldu. Türk-İş kortejlerinin 11.00'den önce alana girilmeyecek kararına karşın alana erken girmesi, alana herkes girmeden miting programı başlatılmayacak kararına karşın Şişli kolundan yürüyen devrimci örgütler alana girmeden programın başlatılması, bazı sendika bürokratlarının da devrimciler alana girmeden işçileri alana alel acele sokup dağıtmaları, tepkilere neden oldu. CHP, TKP, HKP'nin kortejlerinde tipik AKP muhalifi ve ulusalcı pankart ve sloganlar öne çıktı. CHP’nin sosyal liberal hamleleri ve seçim politikası vesilesiyle katılımı kitlesel, ancak orta sınıf ağırlıklıydı. Şişli kolunda yürüyen DİSK’te öne çıkan grevleri yeni bitirmiş olan Birleşik Metal işçileri ile sıcak direnişlerle gündemde olan Devrimci Sağlık İş, Sosyal-İş, Nakliyat İş oldu. Özellikle geçen yıla kadar sessiz sedasız bir sendika olan Sosyal-İş'in Baro, Metro, Bilgi üniversitesi işçileri, özel okul

öğretmenlerinden bir grupla canlı yürüyüşü dikkate değerdi. TMMOB, meslek Odaları, meslek dernekleri, Alevi dernekleri, lise ve üniversiteliler ile zengin görüntüler sundu. Son dönemde grev ve mitingleriyle öne çıkan TTB ve Tabipler Odası, hekimlerin, stajyerlerin, tıp öğrencilerinin kitlesel katılımını 1 Mayıs'ta da sürdürdü. Devrimci ve sol parti ve örgütlerin kortejlerinin alana girebilmesi, saat 13.00'ü buldu. Kürsüden 1 Mayıs marşının ardından sendika bürokratları, hazırladıkları ortak resmi ve ruhsuz, "sosyal adalet, demokrasi, hukuk" isteyen metni bir sağlık emekçisi ve direnişteki bir işçiye okutarak, geçen yılki Taksim 1 Mayıs'ındaki öncü ve direnişçi işçilerin kürsü işgalinin kulak çınlamasını gidermeye çalıştılar. Ancak bu bürokrasi manevrası da, direnişteki işçilerin söz hakkı istemini engelleyemedi. Ontex, PTT taşeron işçileri ve İzmir Konak Belediyesi işçileri slogan ve pankartlarıyla söz hakkı istediler. Direnişteki işçiler Grup Yorum konserinden sonra, Kardeş Türküler sahnedeyken kürsüye pankartlarıyla çıkarak, kürsüyü işgal ettiler. Sendika bürokratları ile işçiler arasında ufak çaplı arbede yaşandı. Bu sırada alandaki geniş ekranlar, kürsüdeki işçileri göstermemek için her şeyi yaptılar. Kardeş Türküler grubu işçileri selamlayarak şarkılarını söylerken, işçiler biraz daha kürsü işgallerini sürdürdükten sonra sloganlarla aşağıya indiler. BDP, Devrimci 1 Mayıs Platformu ve çok sayıda reformist örgüt tarafından 100 binleri temsilen olduğu söylenen, dar AKP muhalefeti ve burjuva demokratik içerikli – DP’nin imzalamadığı- bir metinde okundu. Taksim alanı hınca hınç doluydu. Sayısız sendika, dernek, örgüt, partinin yanı sıra, bir o kadar kitle de herhangi

$dana da  0ay×s Adana’da 1 Mayıs her yıl olduğu gibi bu yıl da Mimar Sinan Açık Hava Tiyatrosu önünde yapıldı. Miting için saat 13.00'de iki ayrı yürüyüş kolu üzerinde kortejler oluşturuldu. İlk yürüyüş kolunda DİSK'e bağlı sendikalar, KESK'e bağlı sendikalar, Adana Tabip Odası, Eczacılar Odası, İHD, BDSP, EÖC, DHF, ÇAĞRI, ESP, BDP, SDP, SP, TÖP yer aldı. İkinci yürüyüş kolunda ise Türk-İş’e bağlı sendikalar, TMMOB, Birleşik Kamu-İş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Devrimci Yaşam, DİP, EMEP, ÖDP, TKP vardı.

Devrimci Proletarya, günler öncesinden Meydan, Levent, Anadolu 19 Mayıs mahallelerinde 1 Mayıs bildirileri dağıtımı ve çalışmalarının ardından yürüyüş güzergahında, “Kahrolsun Burjuva Diktatörlük! Yaşasın Sosyalist İşçi Demokrasisi/ Yaşasın 1 Mayıs” yazılı pankartı ve döviz ve flamalarıyla yerini aldı. AKP Adana İl Binası ve bir dersane önüne gelindiğinde 'şifre' iddialarıyla gündeme gelen YGS'nin iptal edilmesini isteyerek "Parasız eğitim parasız sağlık", "Gençlik gelecek gelecek sosyalizm" sloganları atıldı.

bir korteje girmeden alana aktı. Bu yıl Taksim meydanı ve kürsüde öne çıkan şeylerden biri de, sık yapılan Kürtçe konuşmalar ve Kürtçe şarkı ve marşlar oldu. Geçen yılki zafer 1 Mayıs'ında Kürtçe konuşma ve şarkılara yer verilmeyişi ciddi tepkilere yol açmıştı. Bu yıl ise, okunan ortak metinlerin Kürtçesi de okundu, Grup Yorum ve Kardeş Türküler'in Kürtçe birer şarkısının ardından Miting Agira Jiyanın Kürtçe 1 Mayıs marşı ve türkü ve halay parçaları ile tamamlandı, Hernepeş de kürsüden 2 kez seslendirilmiş oldu. Bu yıl Taksim 1 Mayıs'ı kitlesel, renkli, ancak savaşım ateşi ve militan proletarya ruhundan ve istemlerinden oldukça uzak, burjuva, reformist, ulusal reformist ve reformistleşen devrimci partilerin, daha ziyade seçimleri ve burjuva demokrasisini gözettikleri, talep ve içeriğin bu sınırlar içinde tutulduğu bir havada geçti. Pankart ve sloganlarda bolca işçi sınıfı ve sosyalizm kelimeleri geçmesine karşın, proletarya- burjuvazi, kapitalizm-sosyalizm karşıtlığı ve gerilimini sergilemekten uzaklık, bunların da geriye doğru burjuva demokratizmine havale edilmesi belirgindi. Grup Yorum ve Kardeş Türküler’in konserleri, Agire Jiyan ve Kürtçe, ufku burjuva demokratizmini geçmeyenler için tatmin edici oldu, ancak alana alel acele sokulup dağıtılan on binlerce işçinin

gerçek sınıf istem ve özlemleri, mücadele gereksinmelerinin ağırlığı kürsü bir yana alanda bile hissedilmedi. Devrimci Proletarya mitinge "Sermaye için değil işçileri için demokrasi” pankart ile katılırken "Yaşasın Bir Mayıs, Biji Yek Gulan!”, "Milyonlar Aç, Milyonlar İşsiz, İşte Kapitalist Sisteminiz!”,”Kahrolsun Burjuva/Kapitalist Diktatörlük!”, "Yaşasın Devrim, Yaşasın Komünizm!”, "İşçi Sınıfı Savaşacak, Sosyalizm Kazanacak!”, "Bağımsız Sosyalist Türkiye, Bağımsız Sosyalist Kürdistan!” sloganları sıklıkla atılan sloganlardı. Kürsüden söz hakkı isteyen, verilmeyince fiili olarak kürsüye çıkan direnişteki işçilere yapılan müdahale ise, burjuva demokrasisinin proleter demokrasi ile karşıtlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Taksim 1 Mayıs'ı Taksim alanının 30 yıl sonra direne direne kazanılmasının coşkusunun etkilerini halen taşımakla birlikte bunun da uzun sürmeyeceği belli oluyordu. Taksim kazanıldı sıra 1 Mayıs kürsüsünün işçi sınıfı tarafından kazanılmasında. İşçilerin işgal eylemleriyle kısa ve sınırlı kullandıkları kendi kürsüleri değil çıkıp kendi özlem ve taleplerini haykırdıkları mücadele programlarını deklare ettikleri kürsülere çevirme zamanıdır.

Alana gelindiğinde tüm kortejler alana girdiği sırada devrim şehitleri için yapılan saygı duruşunun ardından Tertip Komitesi Başkanı Kamuran Karaca işçi ve memurların dayanışmaya ve birlikteliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Tekel işçilerinin işten çıkartıldığı dönemde yanlarında olmadıklarını ileri sürerek tepki gösterdi. Çıkan arbede esnasında Gülnar işçilere tekme attı. Bu durum gerginliğin daha da tırmanmasına neden oldu. İşçiler platforma plastik su şişeleri fırlattı.

Kamuran Karaca’nın konuşmasının ardından KESK, Adana Tabip Odası, Dev Sağlık-İş, Türk-İş adına birer konuşma yapıldı.

Bu yıl alanda dikkat çeken iki grup ise taraftar toplulukları arasında yer alan Çarşı Grubu üyelerinin yanı sıra Adana Demirspor’un 'Şimşekler' adlı taraftar grubunun da mitinge katılarak işçilere sloganlarıyla destek vermesiydi.

Bu 1 Mayıs’ta da kürsüde sendika bürokrasisi hakimdi. Tertip Komitesi üyesi Hülya Özcan konuşma yaparken platforma yaklaşan Türk-İş’e bağlı bazı sendika üyeleri ve Tekel işçileri Türk-İş Adana 4. Bölge Temsilcisi Edip Gülnar’a

Yaklaşık 8 bin kişinin katıldığı 1 Mayıs mitingi kayıttan seslendirilen parçalar eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi.


4

NƦNRJHQNXN

úzmir’de Nitlesel  0ay×s

7DNVLP0D\ÜVÜ İstanbul Taksim’de 1 Mayıs 100 binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. Sabah 8.30'dan itibaren kortejlerde toplanmalar başladı. Taksim’e dört koldan yüründü. Şişli kolunda DİSK, TMMOB, TTB, sol ve devrimci kurumlar, taraftar grupları, Tarlabaşı kolunda KESK ve Emek, Demokrasi ve Özgürlük Platformu, Dolmabahçe kolunda Türk-İş, CHP, HKP ve TKP, Mete Caddesinde ise Hak-İş ve Memur Sen yer aldı. Devrimci Proletarya 1 Mayıs’a Şişli kolundan "Sermaye için değil, işçiler için demokrasi” pankartı ile katıldı. Kolların en önünde bulunan sendikalar yürüyüşe saat 10.00'da başladılar. Alana DİSK, KESK ve Türk-İş ayrı kollardan saat 11'de giriş yaptı. Sendikaların alana girişinden sonra arkalarında sıralanan gruplar da yürüyüşe geçtiler. Şişli

kolunda direnişte bulunan MasDaf ve Casper işçilerinin, Tarlabaşı kolunda ise TÜMTİS ve direnişteki Kampana ve DESA işçilerinin bulunduğu kortejlerin epey canlı olduğu gözlendi. İzmir’de direnişlerini sürdüren Konak Belediyesi işçileri de Şişli kolunda yerlerini alarak "Direne direne kazanacağız”, ” Direnen işçiler yenilmezler” sloganlarını yükselttiler. Miting programından önce 1 Mayıs’ta katledilenler anıldı. İsimler tek tek okudu ve bu sırada bütün alandan "Aramızda!” sesleri yükseldi. Miting programı henüz Şişli kolunun tamamı alana girmeden başladı. Ruhi Su Dostlar Korosu'nun 1 Mayıs marşını söylemesiyle başlayan program, bir sağlık işçisi ve MasDaf direnişinden bir işçinin ortak metni okumasıyla devam etti. Türkçe ve Kürtçe, iki dilde okunan metinde güvencesizleştirme saldırısı ön plandaydı. Metnin okunmasının ardından

$QNDUDnGD0D\ÜV Ankara’da 1 Mayıs geçmiş yıllarda olduğu gibi yine Sıhhiye Meydanı'nda kutlandı. Birçok sendika ve yapı Taksim’e gitmesine rağmen eylem yaklaşık 20 bin kişiyle gerçekleştirildi. BDP, Halkevi ve TKP kitlesel bir katılım gerçekleştirirken sendikalar zayıf bir katılım sergilediler. Seçimlere bir buçuk ay kalmasının etkisi alanda ve özellikle kürsüde hissediliyordu. AKP karşıtlığının ötesine geçmeyen kürsü konuşmaları, alanın değişik yerlerine dağılmış CHP bayrakları, direnişdeki işçilerden CHP’li belediyelerde çalışanların unutulması, TGB, Birleşik-Kamu İş, Eğitim-İş

gibi ulusalcı yapıların alana dahil edilmeye çalışılması tabloyu tamamlıyordu. BDP’lilerin geçişi sırasında yuhlayan Eğitim-İş’in BDP’liler tarafından alaşağı edilmesini engellemeye çalışan tertip komitesi TGB’lileri alandan kovan Devrimci Proletarya’nın da aralarında bulunduğu grubu da ısrarla alana çağırarak rengini ortaya koydu. Kısacası direnişteki işçilerin çıkamadığı kürsü ile reformizmin elinde coşkusuz, bol müzikli bir 1 Mayıs yaşandı Ankara’da. 1 Mayıs’a Devrimci Proletarya "Sermaye için değil, işçiler için demokrasi” pankartıyla katıldı.

Grup Yorum sahne aldı. Grup Yorum’un türküleri eşliğinde halaylar çekildi. Bu sırada Hakİş ve Memur Sen’in alandan ayrıldığı gözlendi. Grup Yorum’un ardından sahneye Kardeş Türküler çıktı. Kardeş Türküler'in türkülerini seslendirdiği sırada Konak Belediyesi direnişçi işçileri kürsüye çıktı. "Zafer bizim olacak/ Konak Belediyesi taşeron işçileri" yazılı pankartla kürsüye çıkan işçiler söz hakkı istediler. İşçiler sahnedeki görevliler tarafından zorla sahneden indirildiler. Daha sonra Agire Jiyan müzik grubu sahne aldı ve miting programı sona erdirildi. Miting programı sona ererken direnişçi Ontex/ Canbebe ve Konak Belediyesi direnişçilerinin kitleyi selamladığı söylendi. Bunun ardından Ontex işçileri kürsüye çıkarak tertip komitesini teşhir eden konuşmalar yaptılar. Taksim’de 1 Mayıs programı saat 15'de sona ermiş oldu.

İzmir’de 1 Mayıs kutlamalarının yapılacağı Gündoğdu Meydanı’na 3 ayrı koldan yüründü. DİSK Basmane, KESK Konak, Türk-İş ise Alsancak’tan alana giriş yaptı. BDP, SDP, ÖDP, EMEP, EDP, DİP ve ESP’nin de yoğun katılım sağladığı 1 Mayıs kutlamalarında, "1 Mayıs 77’yi Unutmadık, Unutturmayacağız”, "Milyonlar İşsiz, Milyonlar Aç, Kahrolsun Kapitalist Sisteminiz", "Biji 1 Gulan”, "Yaşasın 1 Mayıs” yazan pankartlar açılırken, "Şiddet kaderimiz değil”, "Güvencesiz çalışmaya karşı mücadele”, "Dişe diş, direniş”, "Sendikalı ol, güçlü ol”, "İşçinin emeği torbada, öğrencinin emeği şifrede. Haklıyız, buradayız" şeklinde dövizler taşındı. Kutlama ilk olarak '77 1 Mayısı'nda yaşamını kaybedenlerin tek tek isimlerinin okunmasıyla başladı. Daha sonra ‘emek, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde’ yaşamını kaybedenler anısına 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı. Enternasyonal Marşı’nın okunmasının ardından konuşmalara geçildi. İlk olarak 66 gündür taşeron sisteme karşı direnişte olan Konak Belediyesi işçileri adına söz alan Nilgün Gökdeniz, Genel-İş ve Belediye-İş sendikalarını eleştirerek, "Bu süreçte yanımızda olmayan bu sendikaları kınıyoruz” dedi. Daha sonra söz alan Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Türkiye’de her geçen gün artan sömürü sisteminin işçinin belini büktüğünü ifade ederek, "Ülkemizde vahşi kapitalizmin tüm kuralları uygulanıyor. İşçiler, emekçiler karın tokluğuna çalıştırılıyor” diye konuştu. DİSK Ege Bölge Temsilcisi Ali Çeltik ise, sömürü düzenine karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı.

1iùde de  0ay×s Niğde’de 1 Mayıs mitingi Şefik Soyer Meydanı'nda gerçekleştirildi.Tertip komitesini KESK, Türk-İş ve TMOBB'un oluşturduğu ve Halkevleri'nin de yer aldığı mitinge yaklaşık 500 kişi katıldı . Saat 12.30'da Eğitim-Sen binası önünde toplanan işçi ve emekçiler miting alanına doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında sık sık “Yaşasın 1 Mayıs”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni” sloganları atıldı. Kamu işçilerinin mitinge katılımı önceki yıllara göre azdı. Belediye-İş sendikasında örgütlü işçilerin katılımı fazlaydı. Halkevleri korteji kitlesellik ve coşku açısından ön plana çıktı. Yapılan konuşmalarda genelde dar AKP karşıtlığı üzerinde kuruluydu. Yaklaşık 1 saat süren miting söylenen parçalar eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi.


5

NƦNRJHQNXN

0HUVLQ GH0D\ÜV Tertip komitesinin DİSK, KESK, Turk-İş, TMMOB ve TTB‘nin olduğu bu yılki 1 Mayıs mitingi için, geçen yıl da olduğu gibi Cumhuriyet Meydanı seçilmişti. İşçi ve emekçilerin düzenlediği etkinlikler dışında bütün gösterilere açık olan bu meydan, Taksim Meydanı gibi geçen yıl işçilere açılmıştı ve Valilik tarafından bu yıl da kabul edilmek zorunda kalındı. Bu yılki 1 Mayıs bileşeninde ilk dikkat çeken, geçen senelere göre işçi sayısındaki artıştı. İşçiler arasında gerek sayısallık gerekse de coşku bakımından TÜMTİS'de örgütlü liman ve taşımacılık işçileri ön plana çıkıyorlardı. TÜMTİS dışında Genel-İş de diğer bir kitlesel işçi kortejiydi. Ayrıca Belediyeİş, Liman-İş, Petrol-İş, Kristal-İş sendikalarında örgütlü işçiler ve EmekliSen her zamankine göre daha kitlesel katılmışlardı. Kamu işçilerinin de katılımı geçen senelere göre daha yoğundu. Başta Eğitim-Sen olmak üzere BES, SES,

BTS, Tarım Orkam-Sen ve diğer sendikalardaki işçiler yürüyüşte ve alanda önlük, flama ve bayraklarıyla coşkulu bir şekilde yer aldılar. Sendikalar dışında Ataması Yapılmayan Öğretmenler, Eğitim Emekçileri Derneği, Eğitim Fakültesi Öğrencileri ve Genç-Sen alanda yerini alırken, Bağlarbaşı Köylüleri ise "Yaşasın 1 Mayıs” "İşçi- Köylü El Ele Genel Greve” pankartları ile alanın renkli kortejlerindendi. Sanatçılar ve Nükleer Karşıtı Platform coşkularını ve borazan seslerini hiç durdurmadan alanda yerlerini aldılar. Devrimci, sosyalist ve demokrat çevre ve kurumlar ise yürüyüşte sendikalar ve çeşitli kitle örgütlerinin arkasında yerlerini aldılar. Dev-Lis, Öğrenci Muhalefeti ve Halkevleri'nin kitlesel ve coşkulu kortejleri dikkat çekerken, ayrıca DHF, ESP, SDP, Sosyalist Yeniden Kuruluş Parti Girişimi, Partizan, EHP ve DİP pankartları, önlükleri ve flamaları ile katılım sağladılar.

Seçim döneminin etkisiyle CHP kitlesi hiç olmadığı kadar ortama uyum sağlamaya çalıştı. BDP kitlesi Newroz gibi olmasa da geçen senelere göre kitlesel olarak katıldı. Biz İşçi Meclisi okurları ise bu yılki 1 Mayıs eylemine "Sermaye İçin Değil İşçiler İçin Demokrasi” yazılı pankartımız ile katıldık. Ayrıca yürüyüş boyunca ve alanda Devrimci Proletarya flamaları dalgalandırıldı, başta işçi sendikaları olmak üzere bütün alana bildirilerimiz dağıtıldı. Sendika şube başkanlarının büyük kısmının AKP’yi hedefe çakan uzun konuşmalarının ve sıcağın etkisiyle alana giren kalabalıkta dağılmalar başladı.

Alanda dikkat çeken en önemli gelişme ise Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin sahibi olduğu İmar İnşaat Şirketinin işçilerinin konuşma talebinin kürsü tarafından engellenmek istenmesi idi. İşçilerin örgütlü olduğu sendika olan Genel-İş’in şube başkanının konuşmasının en sona ertelenip sonra da zaman kısıtlılığı nedeniyle engellenmeye çalışılması, "patron” Büyükşehir Belediyesi’nin tüm ayak oyunlarına rağmen örgütlenerek yetki başvurusunda bulunan işçiler tarafından büyük tepki aldı. Hep birlikte kürsüye yürüyen ve kürsüyü işgal etmek isteyen işçilerle kürsüyü kullananlar arasında kısa bir itiş kakış yaşandıktan sonra, sendikacılar müziği keserek işçilere söz hakkı vermek zorunda kaldılar.

%al×Nesir de  0ay×s

úsYiçre de  0ay×s

Balıkesir’de 1 Mayıs kutlaması yaklaşık bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. Çarşamba pazarında toplanan kitle eski kütüphaneye kadar yürüdü. Sendikaların eylemen katılımı sınırlıydı. Yol-İş en kitlesel katılımı gerçekleştiren sendika oldu. KESK ise düşük bir katılım gerçekleştirdi. İşçilerin katılımının az olduğu eylemde örgenci örgütleri yoğun bir katılım gerçekleştirdi. Kürsüden yapılan konuşmalara AKP karşıtlığı damgasını vurdu. İşçi sınıfının talepleri ve mücadelesi ise göstermelik bir tarzda dile getirildi.

Bu yıl İsviçre Basel’de 1 Mayıs çalışmalarına bir ay önceden hazırlık yaparak girdik. Çalışmaların ilk aşaması Devrimci Proletarya’nın da bileşeni olduğu Devrimci 1 Mayıs Platformu'nun kurulması oldu. Platform 1 Mayıs’ı devrimci ruhuna uygun kutlamak için yoğun bildiri ve afiş çalışmasıyla sınıfı ve emekçileri 1 Mayıs'a çağırdı.

Devrimci Proletarya "Kölece çalışmaya kölece yaşamaya hayır" pankartıyla eylemde yerini aldı. CHP mitinge kalabalık bir kitle ile katıldı. Alanda "Konak ve Buca işçisi yalnız değildir"

sloganları ile teşhir edildi. İşçilerin alana girdikten kısa bir süre sonra sendikalara tepki gösterek alandan ayrılmaları dikkat çekti. İşçi Meclisi okurları olarak önlüklerimiz ile alanda yoğun bir şekilde e-bülten dağıtımı gerçekleştirdik. Alanda kuşlama gibi araçları da kullanarak 1 Mayıs alanına rengimizi vermeye çalıştık. Miting konser ve halaydan sonra bitirildi.

9iYe le FommXnisme Paris’te 1 Mayıs, kortejlerin Republique Meydanı'ndan yürüyüşüyle başladı. Beş büyük sendika tarafından düzenlenen 1 Mayıs gösterilerinde sendikaların pankartlarında ücret ve çalışma koşullarının düzeltilmesi istemleri yer alıyordu. Sendikaların açıklamasına göre katılanların sayısı 30 bin. Bu sayı geçen yıla göre düşük. Emeklilik yasasının geri çekilmesi için yapılan genel grev ve yürüyüşlerde sonuç alınamamış olması katılanların sayısında belirgin bir düşüşe yol açtı. Sol partiler, kağıtsızlar, göçmenler, feministler, çevreci gruplar yürüyüşte yerlerini aldılar. Türkiyeli örgütlerin katılımında da sayı geçen yıla göre daha düşüktü. Paris’te 1 Mayıs bir ezilen halklar mozaiği idi.

Kuzey Afrikalılar, Fildişi sahilleri, Türkler, Kürtler, İranlılar, Sri Lankalılar, Çinliler kendi renkleriyle 1 Mayıs’taydılar. Yürüyüşün en öfkeli korteji Fildişililerdi. Fransız ordusunun Fildişi'ne yaptığı askeri müdahaleyi protesto eden pankartlar taşıdılar. Halk isyanlarının olduğu Kuzey Afrika ülkelerinden katılan gruplar da dikkat çekiyordu. Tunuslu grupların bir pankartında "Demokratik devrimi yaptık/size desteğe geldik" yazıyordu. Devrimci Proletarya okurları 1 Mayıs’a “A bas le capitalisme/Vive le communisme (Kahrolsun kapitalizm/Yasasın komünizm )” ve “Sermaye İçin Değil İşçiler İçin Demokrasi” pankartlarıyla ve flamalarıyla katıldı. Yürüyüş boyunca İşçi Meclisi de satıldı. Öğleden sonra başlayan yürüyü�� akşam saatlerinde Nation Meydanı'nda sona erdi.

Toplanma alanında ve yürüyüş kolunda işçi emekçilere devrimci bir 1 Mayıs coşkusu ve bilinci taşımak için her devrimci kurumun kasete yaptıkları konuşmalar aktarıldı. Bizler de Devrimci Proletarya olarak Almanca ve Türkçe hazırladığımız kısa bir metinle emperyalist kapitalist sistemin teşhirini gerçekleştirirken, devrim ve sosyalizmi öne çıkararak İşçi sınıfını sosyalizmin bayrağı altında birleşmeye ve mücadele etmeye çağırdık. Hazırlamış olduğumuz kısa metinle toplanma alanında ve yürüyüş kolunda tekrarlar halinde işçi ve emekçilere seslendik. Devrimci Proletarya okurları "Sosyalizm için kapitalizme ve emperyalist hegemonyaya karşı mücadeleye!” pankartıyla

eylemde yerini aldı. Her yıl olduğu gibi işçi ve emekçiler sabah saat 9.30’da Messeplatz’da toplanmaya başladı. Saat 10’da kortejler oluşturularak yürüyüşe geçildi. Yol boyunca Enternasyonal marşı ve başka birçok devrimci marş kayıttan seslendirildi. Eylemde kapitalist sömürünün teşhiri hemen hemen tüm kortejlerin gündemini oluşturuyordu. Ayrıca işsizlik, hak gaspları ve emperyalist savaş karşıtlığı da önemli gündemler olarak öne çıktı. Devrimci 1 Mayıs Platformu'nu oluşturan Devrimci Proletarya, İDHF, Devrimci İnşa Basel, TKİP, İsviçre İşçi Partisi ve MLKP'nin yanısıra ATİK de eylemde yer aldı. Miting alanına kortejlerin ulaşmasından sonra sendikalar tarafından işsizlik ve ücretlerin düşürülmesinin kabul edilemezliği üzerine kısa konuşmalar yapıldı. Türkiyeli ve İsviçreli devrimci kurumların kitlesel katıldığı eylemde yaklaşık 2500 kişi vardı. Atılan sloganlardan sonra miting sonlandırıldı. Ayrıca Zürich kantonunda merkezi olarak düzenlenen 1 Mayıs’a on bin işçi emekçi katılım sağladı.


6

NƦNRJHQNXN

$nteS te  0ay×s ústasyon 0eydan× ndayd×

.ÖUWÁH(QWHUQDV\RQDO Son ana kadar Diyarbakır'da kutlanacağı belli olmayan 1 Mayıs sendikaların öncülüğünde Dağkapı Meydanı'nda kutlandı. KESK, DİSK, TÜRK-İŞ tarafından örgütlenen 1 Mayıs'ın en kitlesel katılımcısını Eğitim-Sen korteji oluşturuyordu."Biji Yek Gulan", "Biji Yekitiya Kerkeran", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz" sloganlarının sık sık atıldığı alanda sendikalı işçiler çoğunluğu oluşturuyordu. Sendikalar haricindeki ku-

rumların katılımı yok denecek kadar azdı. Kürsüden yapılan konuşmaların ağırlığı AKP karşıtlığı üzerinde ve İran'da idam edilecek siyasi tutsaklara da değinen konuşmalar sırasında alandaki kitle ıslıklarıyla, yuhalamalarıyla İran’ın bu kararını protesto etti. Kürsüden Kürtçe Enternasyonal müziği dinletildikten sonra halaylarla, türkülerle, zılgıtlarla 1 Mayıs kutlamaları devam etti.

Antep'te Yeşilsu, Kırkaya ve Balıklı parklarında toplanan binlerce kişi, Prestij Sineması önünden 1 Mayıs kutlamasının yapılacağı İstasyon Meydanı'na doğru kortejler halinde yürümeye başladı. KESK, DİSK ve Türk-İş'e bağlı sendika üye ve yöneticilerinin de bulunduğu kitle, "Bijî yek Gulan’ ve "Yaşasın 1 Mayıs” pankartları ile "Jin jiyan, azadî”, "Savaşa değil eğitime bütçe” ve "Ortak düşman ABD” dövizlerini taşıdı. Yürüyüş boyunca sık sık, "Bijî biratiya gelan”, "Yaşasın bir mayıs”, "Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, "Bijî serok Apo” ve "PKK halktır halk burada” sloganları atıldı. Kutlamanın açılış konuşmasını yapan Eğitim-Sen Antep Şube Başkanı Ömer Faruk Koç, dayanışma ve birlikte mücadelenin en çok ihtiyaç duyulduğu günlerden bir günü yaşadıklarını bu nedenle her kesin 1 Mayıs İşçi bayramında dayanışma içinde olması gerektiğini vurguladı.

Son yıllarda Kürt sorununda gelinen nokta ile seçim arifesinde YSK’nın almış olduğu veto kararına dikkat çeken Koç, "Biz emekçiler biliyoruz ki Kürt sorunu çözülmedikçe bütçeden her zaman daha az yararlanacağız. Türkiye Kürt sorununun çözümsüzlüğü üzerinde; kaynaklarını, zamanını, insanlarını ve geleceğini harcamaktadır. AKP demokratikleşmenin önündeki en önemli engel olan Kürt sorunun çözümsüzlüğü konusunda ısrarda devam ediyor” dedi.

9an’da EasN×lara Narü× 'ünyan×n Eütün ortaN müFadele çaùr×s× iüsizleri Eirleüin Van’da 10 bin işçi ve emekçinin katıldığı 1 Mayıs mitinginde idam cezasına çarptırılan Şêrko Maarifi’nin çok sayıda posteri taşındı ve idamının derhal durdurulması istendi. 1 Mayıs nedeniyle Erzurum, Bitlis, Muş, Kars, Iğdır, Ardahan, Siirt, Hakkari ve Ağrı’dan yola çıkan emekçiler Van’da Karayolları Kavşağı ve Belediye Garajı’nda Vanlı işçi ve emekçilerle buluştu. Mitingte Tertip Komitesi "belirlenen

sloganlar dışında slogan atılmaması” uyarısında bulundu. Kitlenin tertip komitesine cevabı ise "Bijî Serok Apo” sloganı oldu. Saygı duruşunun ardından söz alan İHD Van Şube Başkanı Ömer Işık İran rejiminin idam politikasını kınayarak bütün dünyayı başta Şêrko Maarifi olmak üzere idam cezası ile karşı karşıya olanların idamlarını durdurmak için ortak mücadeleye çağırdı. Program, Koma Pel’in sahne alması ile devam etti.

'ersim’de &+3 alandan NoYXldX Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen 1 Mayıs için binlerce kişi bir araya geldi. Kitle örgütleri ve siyasi parti ile sendikalar tarafından oluşturulan kortejler de, "Yaşasın 1 Mayıs” ile üzerine yapıştırılan 7 gülün yer aldığı pankart ile yürüyüşe geçti. Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı yürüyüş Seyit Rıza Parkı’nda son buldu. Alanda 3 ayrı arama noktası kurulurken, mitinge BDP Dersim Milletvekili Şerafettin Halis, Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu Dersim bağımsız milletvekili adayı Ferhat Tunç, Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin ile birçok siyasi parti yöneticisi katıldı. Bu arada 50 kişilik bir grup ile miting alanına gelen CHP Dersim milletvekili adayları

Kamer Genç ile Hüseyin Aygün, binlerce kişi tarafından yuhalanarak protesto edildi. CHP’liler miting alanını terk etti. Miting bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşu sırasında Çerxa Şoreşê ile birçok devrim marşı okundu. Kitleye hitap eden Tunç, konuşmasında, "Hepinizin 1 Mayıs devrimci direngen ruhu ile selamlıyorum. Onların bıraktığı yerde Türkiye emekçi sınıfı ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile taçlanan yeni bir Türkiye yi yaratmak için alanlardayız” dedi. Tunç’un ardından sahneye çıkan sanatçı Suavi, Dersim’de 7 HPG’li için ilan edilen yas nedeniyle şarkı söylemeyerek kısa bir konuşma yaptı.

Batman Emek Platformu'nun düzenlemek istediği 1 Mayıs mitingi, polis engeline takıldı. Polis engelinin oturma eylemiyle protesto edildiği kutlamada konuşan Bengi Yıldız, "Marks dünyanın bütün işçileri birleşiniz diyordu. Ben de diyorum ki, dünyanın bütün işsizleri birleşiniz dünyanın bütün işsizleri bütün işçileriyle birleşiniz” dedi. Batman'da Emek Platformu’nun düzenlemek istediği 1 Mayıs mitingi için Zeki Otel kavşağında gelen binlerce işçi ve emekçi ile oluşturulan kortejle 1 Mayıs’ın kutlanacağı Cumhuriyet Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. "Bijî 1 Gulan”, "Unutmadık, unutturmayacağız! Meslektaşımız Nejdet Atalay‘ı geri istiyoruz” pankartları taşıyan emekçiler, aralarında "AKP halka hesap verecek”, "Faşizme karşı omuz omuza” bulunduğu sloganları attı. Polisin kurduğu barikata ve üst aramasına takılan emekçiler, arama noktalarının kaldırılmasını istedi. Tertip komitesi ile

polis arasında yapılan görüşmelerden sonuç çıkmayınca duruma tepki olarak alana gitmekten vazgeçen emekçiler burada oturma eylemi başlattı. İşçi ve emekçilere seslenen Petrol-İş Batman Şube Başkanı Mustafa Mesut Tekik, "Bugünkü modern Dehhaklar da kapitalist sistem yöneticileri Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere’nin başını çektiği bu zihniyetin Türkiye’deki temsilcileri de halkımızın başına bomba yağdıran, köyleri yakan, boşaltan, öldüren, seçilmiş insanları cezaevlerine atan, onlara saldırı yapıp yaralayan bugünkü iktidarda olan zihniyettir. Provakatif bir kararla bugün önümüz kesiliyor. Ama dün olduğu gibi bugün de biz emekçiler olarak mazlum halkların yanında bu çağdaş Dehak zihniyetine karşı direnişimizi sürdüreceğiz” dedi. Konuşmalardan sonra binlerce işçi ve emekçi uygulamayı protesto ederek, beş dakikalık oturma eyleminden sonra 1 Mayıs'ı kutlayamadan dağıldı.


7

NƦNRJHQNXN

0DVGDILíÁLOHULGLUHQL\RU Bir direniştesiniz. Direnişiniz bu noktaya gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğini detaylı şekilde anlatı rmısınız? Neler yaşadınız? Biz bu fabrikada çalışanlar olarak 4-5 yılımızı verdik. Bu zaman sürecinde fabrika yeni kurulduğu için farklı şekilde fedakarlıklar yaptık. Örneğin; gece çalışmaları, mesaiye kalmalar, 10 saatlik çalışma süresinin 12 saate çıkarılması gibi. Neden? Çünkü fabrika kalkınsın. Çünkü bizim ekmek teknemiz. Çeşitli fedakarlıklar yaptık, fabrika kalkınmaya devam etti. Birtakım işler alarak kazanmaya başladı. Bunu içerİde çalışanlar olarak görüyoruz; talebin ne kadar olduğunu, ne kadar yoğun olduğunu görüyoruz. Bir yerden sonra yılbaşından itibaren bize zam yapma sözü verdiler. Bu 2009 yılıydı. Bu zamanda genel müdürümüz Vahdet bey “Yönetim kurulunun verdiği zammı beğenmedim. Haziran ayında daha iyi tatmin edici bir zam yapacağım bekler misiniz?” dedi. Biz de tabii ki ekmek teknemiz olduğu için “Fedakarlık bunu da gerektirir” dedik, bekledik. Haziran ayına kadar sözüne itimat ederek birkaç arkadaş borçlandı. Çünkü geriye dönük olan zam alacağımızı da verecekti. Haziran ayı geldiğinde bankamatikte çekeceğimiz maaşı göremedik. Hala eski meblağ görünüyordu. Vahdet beyi çağırdı,k oturup konuştuk “Ben böyle bir söz vermedim, muhatabım siz değilsiniz” dedi, bizi yalancı durumuna düşürdü. Biz de durumu müdür yardımcılarına anlattık “Hakkımız yeniyor” dedik. “Hak verilmez arkadaşlar alınır, siz de hakkınızı arayın” dediler. Biz de bu şekilde kendi içimizde sorunu aşamadığımızdan örgütlenmeye karar verdik. Örgütlenme kararımızın bir diğer nedeni de düşük ücret almamızdı. 2 sene hiç zam yapmayıp, 2 sene sonra 600 TL maaş alan birine 20 TL zam yapıldı. Yani tüpe baktığınızda 65 TL, 1 çuval un (köyde yaşadığımızdan toplu alıyoruz) 60 TL. Diğer temel ihtiyaçlarımız da keza aynı, kesinlikle geçimimizi sağlayacak düzeyde değil. Bayram geldiğinde bayramımızı yaşayamıyor, ailemizle bir yere gidemiyoruz. Yaşamımız kölece bir hal almıştı. Biz de sendikaya başvurduk. Kendi aramızda geniş bir toplantı yaptık ve insan gibi yaşamamız için sendikanın bir olanak olduğunu gördük, resmen bizi çağırıyordu, biz de bu hakkımızı kullandık. İlk başlarda fabrikanın büyük çoğunluğu imza attı ama tamamı değil. Patron yandaşları veya borçları yüzünden korkan arkadaşlar vardı, bunları alamamıştık yanımıza ama büyük çoğunluğu imza atmıştı. Bundan sonra bizlere

gözdağı vermek için 20 kişiyi işten attı. Yılmadık usanmadık patron sonunda “Tamam” dedi. Haliyle psikolojimiz bozuktu, üretim de düşüyordu. Siparişler yetişmiyordu. Patron da “Tamam, o işçileri geri alacağım” dedi, ama 5 arkadaşımızı almayacağını belirtti. Çünkü kendisine küfür ettiklerini idda ediyordu. (Böyle bir şey yok ama öne çıkan, sendikal mücadelenin başını çeken arkadaşlarımızı saf dışı bırakmak istiyordu, fakat arkadaşlarımızın tazminatlarını verdiler.) “Toplu sözleşmeye oturacağız” dediler, “Normal işteki huzuru sağlayalım” dediler, biz de normal işe döndük. “2 ay sonra toplu sözleşmeye oturacağız, temsilcilerinizi seçin” dediler. Zamanı geldiğinde temsilcilerimizi seçip istedikleri gibi buraya Ataşehir’e yolladık. Ama “Biz sizi tanımıyoruz, niye geldiniz?” dediler, “Öyle bir şey yok. Ben sendikayı, hiçbir sendikayı almayacağım. Lütfen işinizin başına dönün” dediler. Biz de şok olduk bu süreçten sonra fabrikaya birtakım insanları işçi diye aldılar. Buna karşı çıktık. Çünkü işten çıkardığı arkadaşları kriz nedeni ile attığını söylüyordu. Eğer sonradan işçi alacaksa önceliğin bu insanlara verilmesi gerekiyor, iş kanunu bunu emrediyor. Ve fabrika kapısının önünde beklemeye başladık. Bunun üzerine idari müdür arabasıyla aramıza dalıp üzerimizden geçti. Bu olaydan sonra imza atmayan arkadaşlar da patronun gerçek, çirkin yüzünü görmeye başladılar ve onlar da imza attılar. Böylece tüm işçiler imza atmış oldu. Patron buna da tahammül etmedi ve hepimizi işten attı. Sendika tam olarak ne zaman girdi? 2010 yılının 1 Ağustos’unda girdi. Sendikaları araştırdık, hakkımızı en iyi temsil edebilecek sendikayı seçmek istiyorduk. Görüp duyuyoruz işçinin haklarını savunmayan, patronlarla işbirliği içinde olan sendikalar var çünkü.

Kendi aramızda geniş bir toplantı yaptık ve insan gibi yaşamamız için sendikanın bir olanak olduğunu gördük, resmen bizi çağırıyordu bizde bu hakkımızı kullandık. İlk başlarda fabrikanın büyük çoğunluğu imza attı ama tamamı değil. Patron yandaşları veya borçları yüzünden korkan arkadaşlar vardı, bunları alamamıştık yanımıza ama büyük çoğunluğu imza atmıştı. İlk akşam çok üzücü bir durumdu. Ailelerimize açıklamak oldukça güç geldi. Kimi arkadaşlar Cumartesi nişan, düğün hazırlıkları yapıyorlar. Hediyeler alıyorlar. Pazartesi geliyorlar ve işsiz kaldıklarını öğreniyorlar. Bunu ailelerine anlatmaları çok zordu. O borcun altından nasıl kalkacaklarını düşünemiyoruz bile, ama ailelerimiz arkamızda durdu. Fabrikada şu anda üretim var mı?

Bu olay sonrasında bile jandarma bizi gözaltına aldı. Onlara bir şey yapmadı, sanki onların bir dokunulmazlığı var. Vergi dairesindeki memurundan tutun da vali, polis ve jandarmaya kadar para ile satın alabildiği herkesi kullanarak üzerimizde oyun oynuyorlar. Birleşik Metal-İş’e üye olmasaydık rahatlıkla bizleri parçalayıp dağıtmışlardı. Ama örgütlenmek çok güzel.

Şu anda üretim durma aşamasında. Yani işi bilmeyen insanları doldurmuşlar oraya. Sadece içeride çalışan var havası yaratıp bizim psikolojimizi bozmaya çalışıyorlar. Kullandığımız makineleri kullanabilecek kapasiteleri yok. Yüzde 1 hassasiyetle çalışıyoruz, saçınızn kalınlığı kadar hata yapsam o pompa biter o malzeme atılır. Yoğun tempo ve hassas iş istiyor. Bu psikoloji ile o hassasiyeti göstermek, o işi çıkarmak mümkün değil. Kendine zarar verirsin, makinelere, malzemeye zarar verirsin. Kullandığın makina 600 milyar değerinde zarar versen ne olur, vatana millete zarar. Milli değer bunlar.

112 arkadaşınızla işten atıldınız, ne hissetiniz?

Direnişteki işçilerin moral motivasyonu için süreç ilerledikçe

Üzerinize araba sürüldü, yaralandınız. Bu olaydan sonra yasal bir yaptırımda bulunuldu mu?

geriye çözülmeyi engelemek için neler yapıyorsunuz? İç ilişki durumuz nasıl, herkes sonuna kadar gidecek mi? Şöyle söyleyeyim 5 parmağın beşi aynı değil. Aramızda farklı düşünenler çıkabilir. Bilincinin yetersizliği, kaygılar, korkular nedeniy ile farklı tavırda olanlar çıkabilir. Bunları biz motive ediyoruz, içimizen hiç kimsenin patronun tezgahına düşmemesi için her şeyi yapıyoruz. İşçi ve emekçilerin diğer bölüklerine neler söylemek istersiniz, beklentiniz ne? Buradaki sese kulak verilmesini istiyoruz. Bu sorun sadece bizim sorunumuz değil, tüm ülkenin sorunu. Örgütlenmek tek yol örgütlenmek hep kötülendi. “Bunlar şöyledir, bunlar teröristtir” falan denildi. Arkadaşım bir dinle, gel, bir tanı, yüzyüze konuş, “Burada eylem yapıyorsunuz ama amacınız ne?” ilk ağızdan öğren. Tek başına olunca hiçbir şey değiliz ama örgütlü olursak birlik olursak dünyayı sarsarız. Herkesi buradan örgütlenmeye çağırıyorum. Örgütlenirsek altından kalkamayacağımız iş yok… Hakkımızı hukukumuzu savunalım!


8

NƦNRJHQNXN

6HÁLPLQíLIUHVL

Onların özgürlük olarak gösterdikleri yerde bizim boynumuzu ücretli kölelik mengenesi sıkar. Tuğla gibi seçim bildirgelerinde de hiç saklamadan bize vadettikleri istihdam dostu büyümenin anlamı, güvencesizlik, 12-14 saati bulan mesai, mezarda emeklilik, hafta sonu tatilini unutmaktır. Onların demokrasisi, işsizlik kırbacıyla madenlere, tersanelere, OSTİM’lere gömülmemizin demokrasisidir

S

eçim zamanı! Televizyon haberleriyle, mahallemizdeki seçim bürolarının gürültüsüyle, olmadı çatkapı arsız ziyaretleriyle evlerimize doluyorlar. Konuşun diyorlar, şimdi söz sizin… Oy kutsaldır diyorlar, sandık başına, oyunuz boşa gitmesin… Korkmayın, yaklaşın, demokrasi var artık. Şimdiye dek yok sayılanlar, görünmeyenler, önü kesilenler, kadınlar, Kürtler, Aleviler, gençler görünür olacak. Evlere hapsedilen engelliler, yaşlılar, çocuklar görünür olacak. İnsan odaklı, demokratik, katılımcı yöntemle hazırlanacak özgürlükçü bir anayasa, insan odaklı ekonomi, yoksulluğa karşı aile sigortası, yerel özerklik için kullanın oylarınızı. Oylarınızla ortaya koyun sivil toplumun gücünü, onaylayın ki, kapatalım demokrasimizin açığını… İşsizlik ve yoksulluk mu? Onu da bölgesel siklet merkezi konumundan dünyanın 10. büyük ekonomisi olma hedefiyle, işgücünü esnek yapılandırarak, yaşam boyu eğitimle vasıflandırarak, genç, kadın ve engelli işgücünü destekleyerek aşalım. Oylarınızla onaylayın istihdam dostu büyümeyi. 12 Haziran sabahına kadar dinleyeceğimiz burjuva partiler korosu, ton farklarına rağmen işte bu şarkıyı söylüyor. Nereden gelinirse gelinsin, söze nereden başlanırsa başlansın, yollar burjuva demokrasisinin kutsanmasına, ideal sistem olarak sunulmasına, onaylatılmasına çıkıyor. Kime? En genç kuşağı bile 27 Nisan muhtıra deneyimine sahip, ailede, işyerinde, siyasette, sendikada, okulda demokrasiye susamış emekçi sınıfa; işçilere, gençlere, kadınlara, Kürt kır ve kent yoksullarına. Burjuva sınıf egemenliğinin kemiklerini ve ruhunu ezdiği işçi ve emekçilere! İşsizliğin utancını sanki kendi suçuymuş gibi taşıyan, “Ya işsiz kalırsam” korkusuyla ömrünü tüketen, sınıf kardeşiyle rekabete koşulan işçilere! Bu seçim burjuva demokrasisini ve onun anayasasının neoliberal ruhunu onaylatma seçimiyse eğer, sınıf bilinçli işçilere tek bir yol kalıyor: Eskisiyle yenisiyle önüne çıkan tuzaklara karşı uyanıklığını korumak. Kendisine umut gibi, acılarının sonu gibi sunulan burjuva demokrasisinin, tekelci kapitalistler için azami egemenlik ve özgürlük, kendisi için ise yalnızca azami kölelik olduğunu sınıf düşmanının

suratına çarpmak! Seçimlerde sınıfa karşı sınıf yolunu tutmak! Kürdüyle Türküyle işçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının, emekçi kadınların, gençlerin özlemleri ve talepleri burjuva demokrasisine sığmaz! Onların özgürlük olarak gösterdikleri yerde bizim boynumuzu ücretli kölelik mengenesi sıkar. Tuğla gibi seçim bildirgelerinde de hiç saklamadan bize vadettikleri istihdam dostu büyümenin anlamı, güvencesizlik, 12-14 saati bulan mesai, mezarda emeklilik, hafta sonu tatilini unutmaktır. Onların demokrasisi, işsizlik kırbacıyla madenlere, tersanelere, OSTİM’lere gömülmemizin demokrasisidir. Hangi özgürlük?! Yelkenlerini şişirmek için yarıştıkları burjuva parlamentolar, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, bizim kurtuluşumuzun değil, tekelci kapitalizmin egemenliğini daha geniş temellerden örgütleyip tahkim etmesinin araçlarıdır. En küçük sınıfsal talebimiz işte bu yüzden karşısında pervasızca gaz ve copu bulur. Kapitalizmin karı ve güvenliği için her hareketi kaydedilen, sendikal girişimlerinde ikna odalarına tıkılan, sesi çok çıkan orta sınıflar değil, biz işçiler olur. Burjuva demokrasisi işçi sınıfını, kent ve kır yoksullarını kapsama alanı dışında bırakır. Önümüzdeki yıllar bize bunu çok daha fazla gösterecektir. Bu savaşım içinde pişecek, örgütlenecek ve siyasal özdeneyimlerimizle olgunlaşacağız.

Sosyalist devrim için, işçi sınıfının devrimci iktidarı, sosyalist konseyler demokrasisi için savaşmayı da öğreneceğiz. Biz üretiyorsak biz yönetmeye, eni sonu devleti, sınıfları, sınıflı toplumun en küçük tortusunu bırakmaksızın sonsuz özgürlüğü yudumlamaya yürüyeceğiz. 12 Haziran seçimleri, sınıf bilinçli işçiler için bu savaşımın bir durağı olarak elbette ki anlam taşır. Sınıf bilinçli işçi ne seçimlere, ne de sınıf kardeşlerinin burjuva ideolojisi ve burjuva demokrasisi tarafından baştan çıkarılmasına kayıtsız kalacaktır. Bunun için o, 12 Haziran seçimlerine katılan siyasal parti ve adayların hiçbirinin kendisinin sınıf çıkarlarını temsil etmediğinin bilinciyle sandık başına gitmeyecek, hiçbir parti ve adayı desteklemeyecektir.

Seçime katılan güçler içerisinde işçi sınıfının destekleyebileceği hiçbir politika yoktur. Şimdiden iki oydan birini cebinde sayan AKP mi? İşçi sınıfı ve emekçiler, Kürt emekçiler, kadınlar, gençler mücadele yönünde adım attıklarında 9 yıldır karşılarında AKP hükümetini, badem bıyıklı bürokratlarını görmüyorlar mı? Maden cinayetlerini takdiri ilahi ilan eden kim? Şifre marifetiyle 2 milyona yakın öğrencinin kaderiyle oynayan kim? Kadınlara “3 çocuk yapın” fetvasını veren kim? İşçi sınıfının, Kürt emekçisinin, gençliğin AKP’den beklentisi olabilir mi? Elbette ki hayır! Fakat sınıf bilinci ne tek tek patronlara ne de hükümetlere karşı mücadeleye sığabilir. Hele hele biraz Ergenekoncu safrası attı diye paklandığını sanan, ama her akşam televizyonlarda “Ben Kemal Kılıçdaroğlu… Zengin fakir ayırmam” diye TÜSİAD’a secde eden CHP zokasını kimse yutmamalıdır. CHP, orta sınıfların, hatta solun bir kesiminde umut yaratabilir, ama işçiler için olsa olsa eşeğin boyanmış halidir! Seçimin “şifresi”, tek tek patronlara ve hükümetlere karşı mücadelenin, umudunu bir burjuva partisinden diğerine taşımanın çıkışsızlığını, sistem içiliğini sınıf kardeşlerimize anlatmaktır. Elbette ki bu ne kolaydır, ne de bir hamlede yapılabilir. Burjuva demokrasisi, zaten hiçbir zaman emekçiler içerisinde ortadan kalkmayan parlamenter hayalleri yine harladı. Bıkmayacak, usanmayacağız, bu hayallerle çarpışacağız!


9

NƦNRJHQNXN

Peki ya Emek Demokrasi Özgürlük Bloku? Liberallerden işçi sınıfı politikası yaptığını iddia edenlere dek azımsanmayacak bir kesim, Kürt sorununun öneminden çıkış alarak bağımsız adayları desteklediklerini açıklıyorlar. Parlamentoya girerek orayı emeğin ve demokrasinin kürsüsü olarak kullanacaklarını ilan ediyorlar. BDP’ye ve Kürt halkının iradesine koyulan ipoteğin, yüzde 10 barajının kaldırılması elbette ki demokratik taleplerimizden biridir. YSK’nın bağımsız adayların seçime girmesini önlemeye yönelik en son hamlesi ve yasağın sokaklarda paçavraya çevrilmesi bile bu taleplerin kazanılması için ne amansız bir mücadelenin verilmesi gerektiğini ortaya koydu. Fakat Kürt sorununda sınıf politikası seçimlerde de “ulusal birliğin” savunulması değil Kürt işçi ve emekçilerinin sınıf konumlarından hareket etmeyi gerektirir. Blok, burjuva sınıf egemenliğine, Kürt burjuvalarına, kır

kapitalistlerine toz değdirmeyen, ulusal sorunda da reformcu bir seçeneğin temsilcisidir. Blokla ilgili bu gerçeği, onun Kürt işçilerin, kent ve kır yoksullarının ne sınıfsal ne de ulusal taleplerini, özlemlerini karşılayamayacağını vurgulayacağız. Kendisine sınıf devrimcisi diyen küçük burjuva solun “Politikalarını eleştiriyoruz, ama adaylarını destekliyoruz” bahanesiyle aynı burjuva demokrasisinin sol muhalefet kulvarına boylu boyunca yerleşmekte olduğunu göstereceğiz. Devrimci proletarya, parlamento ve yerel yönetim seçimlerine katılmak ve bu gibi mevzileri işçi sınıfının devrimci özdeneyimini yükseltmek için kullanmak dahil hiçbir mücadele biçimini reddetmez. Sınıf ve kitle hareketinin yeni bir mayalanmaya rağmen devrimci bir yükseliş halinde olmadığı, kitleler içerisinde parlamentonun yeniden çekim etkisi kazandığı mevcut koşullarda “boykot” sloganını

kullanıp onu yozlaştırmaz. Seçimlerde oy kullanmamakta ifadesini bulan sınıfa karşı sınıf çizgisi işte bu yüzden “boykot” değildir.“Sermaye için değil işçiler için demokrasi” bayrağının yükseltilerek burjuva demokrasisinin karşıt kutbunda yer alınması, işçi sınıfına sosyalist işçi demokrasisi özlem ve idealinin taşınması, emeğin korunması, Kürt sorunu, sınıfsal-toplumsal özgürlük sorunu, kadın ve gençlik sorunu… gibi her bir temel gündeme dair kendi taleplerinin yükseltilmesidir. 12 Haziran seçimlerinin sosyalist devrim savaşımında anlam kazanabilmesi, sınıf düşmanının karşısına çıkıp katiline “Seni tanıdım!” diyebilmesine, burjuva demokrasisinin çekim etkisine tam karşıt cepheden politika ve taleplerle yürüyebilmesine bağlıdır. Sınıf bilinçli işçiler, akıma karşı yürüme gücünü attıkları her adımda büyütmekle yükümlüdürler.

Seçimin “şifresi”, tek tek patronlara ve hükümetlere karşı mücadelenin, umudunu bir burjuva partisinden diğerine taşımanın çıkışsızlığını, sistem içiliğini sınıf kardeşlerimize anlatmaktır. Elbette ki bu ne kolaydır, ne de bir hamlede yapılabilir. Burjuva demokrasisi, zaten hiçbir zaman emekçiler içerisinde ortadan kalkmayan parlamenter hayalleri yine harladı. Bıkmayacak, usanmayacağız, bu hayallerle çarpışacağız!

Biz bir işçi ailesi olarak resmen aç kalıyoruz. Günü birlik yaşıyoruz. Yarını çıkartır mıyız onun hesabını yapıyoruz. Seçimden sonra da böyle olacak. Ne giden parti ne gelen parti hiçbiri işçi sınıfı için bir şey yapmıyor. Çünkü bu partiler işçi sınıfının partisi değil. İşçi sınıfının partisi yok. Bundan dolayı hiçbir partiden beklentimiz yok. Sendikalar da siyasi partilerin peşinden sürükleniyor, ve işçilerin haklarını savunmaları gerektiğini unutuyorlar. Artık bu sendikaların değişmesi de gerekiyor. AKP demokrasi diyor ama kimin için demokrasi? Bu bizim demokrasimiz değil. Bizim demokrasimiz işçi, demokrasisi. CHP “İşçiden, emekçiden yanayız” diyor ama İzmir’de direnen Konak Belediye işçileri,Buca Belediye işçileri onların belediyelerinin önünde direnişteler. Bunu görmezcesine işçiden emekçiden yanayız diyor hala. Bugün hiçbir parti işçiden emekçiden yana değil. Bunun için biz işçiler emekçiler seçimlerde sandık başına gitmemeliyiz. Eğer biz işçiler sandığa gitmezsek patronların ve hükümetin yüreğine korku salmış oluruz. Kendimizin söz sahibi olduğu işçi meclislerimize yürüyelim. Bunu başarmak bizim elimizde. Sınıf kardeşlerim sandığa gitmemeli ve seçimi boykot etmeli. Ev emekçisi Berna Tangüner Kulis

%X da <6K yasaù×n×n úsSanyolFas×! İspanya’da 22 Mayıs’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde Bask bölgesinde kurulan Bildu koalisyonunun seçimlere katılmasını yasaklandı. Yüksek Mahkeme tarafından Siyasi Partiler Yasası’na dayanılarak alınan karar, Bildu’nun 254 adayının seçimlere katılmasını engelliyor. İspanyol burjuva demokrasisi tarafından ETA hedef alınarak “terörizmle mücadele” kapsamında 2002 yılında değişikliğe uğratılan Siyasi Partiler yasası uyarınca yapılan değişikliği, Türkiye’deki Emek, Demokrasi ve Özgürlük blokunun muadili Bildu “İspanyol demokrasisinin ayıbı” olarak nitelendirildi. YSK’nın benzer nitelikteki yasak denemesi Kürt halkının sakınmasız mücadelesiyle 3 günde ıskartaya çıkarılmıştı. Bask halkının İspanyol Yüksek Mahkemesi’nin kararını aynı şekilde paçavraya çevirip çevirmeyeceği önümüzdeki günlerde belli olacak.


10

NƦNRJHQNXN

ñQWÐUQKHNLPOHU LQVDQFDÁDOÜíPDNLVWL\RU G

eçtiğimiz günlerde ATO intörn sorununa yönelik kendi çözüm önerilerini içeren bir bildirge yayınladı. Bildirgeye otuz yıllık bir soruna yönelik geç kalınmış bir adım diyebiliriz ve aynı zamanda son eylemlerde genç hekimlerin kitlesellliği üzerine mecburi bir adım olduğunu söylemeden de geçemeyeceğiz. İntörn hekimler hiçbir ücret almaksızın, güvencesiz esnek saatler içinde çalışan ayrıca bu dönemde meslekleri dışında birçok iş ile ilgilenirken mesleklerine yönelik eğitimden mahrum bırakılan işçiöğrencilerdir. Bildirgede intörnlerin öğrenci değilde çalışan olduklarını, intörn doktorların çalışma koşulları üzerinden ve bu süreçte herhangi bir eğitim almadıklarını örnekler üzerinden göstererek intörn hekimleri çalışan olarak kabul edilmeleri gerektiği söylenmektedir. Bunu savunurken intörnlerin eğitim alamama durumlarını da meşrulaştırılıyor. Özellikle öğrenci mi çalışan mı ayrımının yapılması kapitalizmin işçi-öğrenci sömürüsüne denk düşüp sorunun çözümünden de bizi uzaklaştırıyor. Çünkü bizim savunduğumuz intörnlerin dolayısıyla işçi-öğrencilerin insanca yaşayacak bir ücret karşılığında kendi mesleklerine yönelik eğitimlerini de alarak çalışmalarıdır. Bizler bu dönemde intörn hekimlerin kendi mesleklerine yönelik bilgi becerileri almalarına yönelik eğitimden mahrum bırakılıp meslek dışı işler ile uğraşmalarını doğru bulmuyoruz. Diğer bir konu ise ücret konusu. Bilindiği gibi stajyer avukatlar düşük bir ücret karşılığında güvencesiz çalışıyorlar. İntörnlere model olarak sundukları çalışma biçimi de işte bu. Önceki yıllarda stajyer avukatların tepkilerine neden olan mesleğe yeni başlayan avukatların emeğini sömürmeye yönelik “yarı maaş” adı altındaki çalışma modeli aynı anda asistan hekim, hemşire, tıbbi sekreter ve hasta bakıcı olarak çalışan intörn hekimlerin önüne çözüm olarak geliyor. İntörn hekimler yeri geldiğinde can güvenlikleri olmadan çalışmalarına rağmen herhangi bir güvenceleri yok ve bu konuda en az ücret kadar önemli bir konudur. Bunun dışındaki maddelerde ise çalışma saatlerinin düşürülmesi, harç parasının alınmaması, intörnlerin nöbet sonrası izin kullanabilmesi,

İntörn sorununun daha net ortaya konularak bu soruna yönelik çözüm önerilerine eski kölelik koşullarının zincirlerini biraz gevşetme üzerinden değilde insanca çalışacak zaman, insanca yaşayacak ücret, insanca çalışma üzerinden alınmasıdır çalıştıkları birimlerde radyasyon güvenlikleri garanti altına alınması ve ders çalışma imkanı bulabildikleri, asgari beslenme ve barınma koşulları sağlanması gibi insanca çalışma koşullarını savunan taleplere rastlıyoruz. Bunun dışında belkide bildirgenin en önemli notası intörn hekimlerin çözüm önerilerini tartışacakları “Kurultay” önerisi diyebiliriz.

Bu bildirgede en önemli sorunlarımıza yeterince çubuk bükememesinin en önemli nedeni maalesef ki intörnlerden oluşan bir meclis tarafından oluşturulmaması. Öbür taraftan bu konuda birinci derece muhattap olan TÖK’ün konuya eğilmemesi ve ATO’nun da bu ortak çalışma zemini ayarlayamamasıdır. Yapılması gereken intörn öğrencilerden, tıp öğrencilerinden ve ta-

biplerden oluşan bir meclis oluşturulması sonrada intörn sorununun daha net ortaya koyarak bu soruna yönelik çözüm önerilerine eski kölelik koşulların��n zincirlerini biraz gevşetme üzerinden değilde insanca çalışacak zaman, insanca yaşayacak ücret, insanca çalışma üzerinden alınmasıdır. Bir intörn hekim

doùX int|rn greYe Eile Nat×lmad×! Kendini kısaca tanıtır mısın?

Bu dönemde bir ücret alıyor musunuz?

Ben Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisiyim. İntörn doktor/öğrenci de diyorlar aynı zamanda bize. Ne kadar doktor ne kadar öğrenci olduğumuz tartışmalı olsa da kısaca işlerine geldiği noktada doktor işlerine geldiği noktada öğrenci hatta diğer sağlık çalışanlarından herhangi birisiyiz.

Ne ücreti! Üzerine harç veriyoruz.Gerçekten arkadaşlarımızla kendi aramızda da konuşuyoruz kölelik döneminden bile kötü halimiz. Bir yemek hakkımız var onu da zaman zaman “Elinizden alacağız” diyorlar. Alırlar! Niye almasınlar ki? Kimse bu durumuma ses çıkarmıyor. Düşünün çalışıyoruz ama sosyal güvencemiz yok. Örneğin AIDS’li hastaların muayenesini yapıp kanlarını alıyoruz. Bırakın kan almayı bizim hastanemizde patlayıcı bir madde olan sıvı nitrojeni bile intörnler taşıyor.

Bize kısaca çalışma koşullarından bahseder misin? Çok net bir şey söyleyemeyeceğim bu konuda. Çünkü ortalama yedi bölümde staj yapıyoruz ve her birinde karşımıza farklı bir uygulama çıkıyor. Bazı bölümlerde bizim işimiz olmayan işler diğer bölümlerde başlıca görevimiz oluyor. Ama genel olarak kan almak, damar yolu açmak, hastalar adına giriş yapmak, sonda takmak, hastaların genel öykülerini almak, ameliyathanelerden hastalardan alınan parçaları laboratuara götürmek, kan şekeri bakmak, hasta dosyalarını düzenlemek, vizitlere katılmak, ameliyathanelerde yardımcı olarak bulunmak(edilgen olarak)… Çok doktorlukla ilgili şeyler değil aslında değil mi bunlar? Evet! Ama hocalarımız bunları yaparak iyi doktor olacağımızı söylüyorlar. Tamam ben kan almaktan rahatsız değilim, öğreneyim de bu işlerle uğraşmaktan hiç kendi işimizle ilgili bir şey öğrenemiyoruz. Şunun şurası altı ay sonra hastalarla karşı karşıya geleceğiz. Hem biyopsi materyallerini laboratuara taşımak bana nasıl bir beceri kazandıracak?

Peki bu durumlar karşısında bir tepki oluşmuyor mu? Zaman zaman ama küçük tepkiler.Hatta bu grevde bile intörlerin çoğu iş bırakmadı. Yani herkes tepkili ama susuyorlar çünkü bu süreç geçici bir süreç ve arkadaşlarımız sıkalım dişimizi diyerek bir yıl dayanıyorlar. Sanıyorlar ki ertesi yıl asistan veya pratisyen olduklarında her şey çok iyi olacak. Ama bakın bugün bütün doktorlar ayakta ama en çok sömürüleni sessizce payına düşene razı oluyor. Sence çözüm nasıl bir yoldan geçiyor? Tıp öğrencisi genelde yıllardan beri ders çalışan, toplumun yöneltmesi ile genelde bu mesleği seçen öğrencilerden oluşuyor. Onların direkt örgütlenip bu konuda mücadele etmelerini bekleyemeyiz. Bence tabip odasının bu konuda ciddi bir çalışma yapıp intörnlerin de güvenini kazanması gerekiyor. Belki o zaman yavaş yavaş intörnler de kendileriyle ilgili bir konuda söz söylemeye başlarlar.


11

NƦNRJHQNXN

1SPMFUBSZBOðO Dilinden Oy: Şimdi söz bizdeymiş... Seçimler yaklaşıyor. Gazete sayfaları renkli demeçlerle, vaatlerle, atışmalarla dolmaya başladı. Şimdiye kadar işçinin, emekçi ailenin adını bilmeyenler bizim oylarımıza gözünü dikti. Yoksulluk maaşı söylemleri havada uçuşuyor. Diğer taraftan çılgın projeler, büyüyoruz, ilerliyoruz, tam gaz devam havası esiyor. Kendi adlarına haklılar. Onlar büyüdü, semirdi. Gün gün büyüyen yoksulluğumuzla biz neresindeyiz bu büyümenin? Yanıtı uzaklardan bir sınıf kardeşimizden, İşçi B.’den alıyoruz. Büyük satışlı gazeteler Büyük büyük yazdılar Özel teşebbüs, kalkınmanın motorudur! Arkadaşları sordu İşçi B’ye Doğru mu bu? Hem doğruysa eğer Biz neciyiz bu işte? Cevap verdi B Biz benziniyiz o motorun Biz yanarız O gider. (P.Maiwald, İşçi B.’nin Hikayeleri) Seçimler için halk sözünü söyleyecek diyorlar. Burjuva meclisinin seçimlerinde işçilerin de politikaya katıldığını hatta kendi kendini yönettiğini iddia ediyorlar. Verdiğimiz oylarla ülkenin kaderini çiziyormuşuz. Şimdi söz bizdeymiş. Bunlar hep patronların gazetelerinde yazıyor. Onların dilinde bizi hem söz hakkından yoksun bırakmak hem de yönetime katıldığımızı hissettirmek esastır. Patronların oylarımızla yönetime katıldığımız söylemi de tam buraya denk düşüyor. Burjuva seçimleri tamamını ürettiğimiz, pusulalarından sandıklarına her karışında alınterimiz bulunan dünya da 4-5 senede bir yine bize onların sunduğu seçeneklerden birini seçmek anlamına gelir. Buradaki özgürlük, ölüm ya da sıtmayı seçme özgürlüğüdür. Patronların pusulasına oradan da meclisine girebilmek için onların çıkarlarıyla uyuşmak temel şarttır. Aksi halde "özgür” seçimlerinde gerekirse kendi yasalarını çiğner, sizi dışarıda bırakır. Patronların şekillendirdiği on-yirmi amblemden birine oy vermek bizim politikaya katılmamız anlamına gelmez. Bizim olmadığımız seçimin sonunda da onların meclisinden başka bir şey çıkmaz. Hakikaten siz hiç işçi milletvekili gördünüz mü? İşçi sınıfının politikası, kendi yarattığı dünyada asalakların yöneticiliğine isyan olmalı, ürettiğini yönetmeyi istemelidir. Her sınıf kendi çıkarları doğrultusunda politika yapar. Burjuva seçimlerinde bizim yaşamımızın yeri yok. Onların pusulalarını elimizin tersiyle geri itmeliyiz. Bizi yoksayanlara, seçimler gelince kendi ürettiğimiz dünyada sadaka vermeye yeltenenlere, hayatımızı işkenceye çevirenlere ve onların renkli amblemlerine bu kez karnımız tok. Yönetim biz dünyayı yaratan işçilerin olmalıdır. Her karışıyla bunu hakediyoruz. Ufkumuz onların meclisleri ve vaatleriyle sınırlı olmamalıdır. Kendi kürsümüzü, kendi meclisimizi kurmalı. Kendi siyasetimizi üretmeye bugünden başlamalıyız. İşçinin siyaseti oyla, sandıkla değil hayatın her alanı üzerinde söz söylemekle, birbirini ikna etmekle, ortak kararlarla yürümekle ilerler. Üretken gücümüzle, birliğimizle burjuva politikasını silip atacak gücü içerisinde barındırır. Bunun aracı bu kez başkalarının karı için değil kendimiz ve geleceğimiz için yaratacağımız işçi meclisleridir. Gün bizim için artık silkinip ayağa kalkma zamanı. İlk işimiz 1 Mayıs alanını onların seçim politikalarından kurtarmak kendi alanımızı kendi rengimizle varetmek olmalı. Bulunduğumuz her yerde kendi taleplerimizi, hedeflerimizi seslendirmeli, birbiriyle buluşturmalıyız. Sistemlerinin karşına dikilmediğimiz, gücümüzü baştan aşağı bütünleştirip kendi meclislerimizi yaratmadığımız sürece senin, benim binlerce sınıf kardeşimizin hayatı kar motorlarında yanmayı sürdürecek.

Öldüremezdi, güçlendirdi! YSK

’nın BDP’nin desteklediği bağımsız adayların adaylıklarını iptal etme kararı, Kürt halkının irade duvarına çarparak parçalandı. YSK eylemlerin ardından yaptığı açıklamasında adaylık önüne koyulan gerekçelerin hükümsüz kaldığını onamak şeklinde oldu. YSK’nın adaylıkları iptal kararının hükmü, "Osmanlı’nın yasağı” gibi 3 gün sürdü. Kürt halkı Diyarbakır, Batman, Hakkari, Mersin, İstanbul ve diğer yerlerde sokakları zaptederek iradesini çiğnemeye yönelik girişimi YSK’nın ağzına tıktı. Çok sayıda gözaltı, göstericilerin üzerine ateş açılması ve bir göstericinin katledilmesi ve yaralanmalara karşın, demokratik haklarını sakınmasızca savundu. YSK’nın acemice yasa elbisesi giydirilmiş siyasi kararının karşısına hiçbir perdeye bürünmeden siyasal talepleriyle çıktı. Polis panzerinin karşısında sadece bir gösterileri savunma aracı olmakla kalmayıp kendi mevzilerini simgeleyen belediye kepçelerini çıkardı. Ezilmedi, ezdi! Burjuva parlamenter siyaset, uygulanmaya cüret edildiği takdirde sadece Kürt halkının sokakları zaptetmesi sonucunu vermekle kalmayıp, seçim ve anayasa sürecinin tümden baltalanmasına yol açacak olan YSK kararına, panik içinde, neredeyse aynı hızla müdahale etti. AKP, Kürdistan’da BDP’nin tek gerçek rakibi olarak haliyle ilk "olağan şüpheli” olmanın ötesinde, ilgili yasaları değiştirmeyerek işin siyasal sorumluluğunun da üzerinde olmasıyla, savunma konumuna çekilmek durumunda kaldı. Yurtdışında çalışanların oy kullanması vb. konularındaki taleplerini YSK’nın reddettiğini belirterek, "Vallahi ellerim temiz”e bağladı. Diyarbakır’da polisin gözaltına aldığı göstericileri AKP İl Başkanlığı'na götürmesi, ellerin ne kadar temiz olduğunun da ifadesi sayılmalı! Erdoğan ağzını açıp konuşamadı; "tasvip etmeme” açıklamasını onun yerine Genel Başkan Yardımcısı yaptı. Kararı destekleyen tek parti olan MHP, "demokrasi sınavında çakmış” ilan edildi. "Evet”çilerden, "Yetmez ama evet”çilere ve "Hayır”cılara dek bütün siyasal aktörler, domino etkisi yapacak karara derhal müdahale edilmesini, gerekirse kapanmış olan parlamentonun sırf bunun için toplanmasını istediler. CHP, ilk kınama açıklamalardan birini direkt "Ergenekon avukatı” Deniz Baykal üzerinden yaparken, HSYK operasyonuyla tırnakları çekildikten sonra "çakma sendika” başkanı olan Eminağaoğlu da iptal kararının kaldırılmasına yeşil ışık yakan isimlerden biri oldu. Tıpkı Erdoğan’ın yerine AKP Genel Başkan Yardımcısının konuşması gibi YSK adına da kırık ritmli açıklamayı yapan YSK Başkan Vekili oldu: "Ben kurulumuzun demokratik hakların gelişmesi yönünde, temel hak ve özgürlüklerin önünü açacak mahiyette yorum ve değerlendirmeler yapabileceğini umuyorum, düşünüyorum. Bu benim şahsi kanaatim.”

Şu halde YSK, hem Kürt halkı hem de ana akım burjuva parlamenter siyaset tarafından boşa çıkarılacağı açık olan bu kararı nasıl aldı? Siyaset bir yana, biraz hukuk ve mahkeme bilgisi olan hiç kimse, burada yasaların motamot uygulanmasından kaynaklı bir işgüzarlık olduğu şeklindeki bir açıklama ile yetinmeyecektir. YSK, kuşkusuz tıpkı yüzde 10 barajı gibi 12 Eylül’den kalma, BDP korkusuyla da halen değiştirilmemiş olarak kalan, ilgili anayasa maddeleri ve seçim yasası gibi içerisinde hareket edebileceği bir manevra alanına sahipti -nitekim, Hatip Dicle’nin adaylığı 2007 seçimlerinde aynı gerekçeyle iptal edilmişti.- ve tabii 27 Nisan muhtırası da dahil dönemin atmosferi ve güç dengeleri içerisinde kimsenin aklına "kararın demokrasiye aykırılığı” gelmemişti! YSK, Kürt sorununun burjuva neoliberal parlamenter siyaset zeminine taşınmasına ve buradan "çözüm”üne küçük de olsa bir taş koyma inisiyatif ve cesaretini ise, kendi yetkilerinden çok, devlet ve bürokrasi içerisinde neoliberal çözümü önleyemeyecek bile olsa sündürmeye yönelik pozisyonlardan aldı. Manevra alanını başarısızlığa mahkum bir siyasal darbe girişimi yönünde kullandı ve yanıtını aldı! BDP cephesinden zaten ilk akla gelmesi gereken seçimlere katılmama kartının ifadesinden Kürt halkının sokaklara akın edişine, burjuva parlamentarizminin çevik kuvvet vaziyeti alıp kriz yönetimine geçmesine dek, aslında burada kimin kaybettiğinden çok, kimin kazandığı sorulmalıdır. Kimin kaybettiği çok açıktır. Kürt halkı, demokratik mevzi ve kazanımları için "Dokunan yanar!” mesajını sokaklarda vermiş ve o kararı YSK’ya deyim yerindeyse yedirmiştir. Bir bütün olarak burjuva parlamenter siyaset te ofsayttan atılan golü saydırmamakla kalmayarak pozisyonunu güçlendirmiştir. Kürt işçiler, kent ve kır yoksullarının mücadele talepleri ve ihtiyaçlarının burjuva parlamentarizmi ve burjuva demokrasisine sığmayacağı gerçekliği için ise, çok daha fazlası gerekmektedir. Kürt işçiler, kent ve kır yoksulları bu açıdan da muazzam bir gücü ortaya koyacaklardır.


12

NĂ&#x2020;ÂŚNRJHQNXN

ĂŹLIUH\LĂ Ă?]GĂ&#x2013;N VRUXGDGDWXWX\RU Ă&#x2013;SYM 

tarafÄąndan gerçekleĹ&#x;tirilen YGS sÄąnavÄąnÄą takip eden gĂźnlerde Ĺ&#x;ifre skandalÄą patlak verdi. 2010 KPSS sÄąnavÄąndaki kopya ile çßrĂźmĂźĹ&#x;lĂźÄ&#x;Ăź iyice teĹ&#x;hir olan ve yĂśnetici deÄ&#x;iĹ&#x;iklikleriyle yamanmaya çalÄąĹ&#x;Äąlan sÄąnav sisteminin yamasÄą tutmadÄą. SÄąnavdan sonra ortaya koyulan Ĺ&#x;ablonlarla matematik testindeki sorularÄąn bĂźyĂźk çoÄ&#x;una yanÄąt verilebiliyor. Ă&#x2013;SYM tesadĂźf dedi, CumhurbaĹ&#x;kanÄą ve hĂźkĂźmet cephesi buna ikna oldu. Ancak hayatlarÄąnÄąn ilk yÄąllarÄąnda sÄąnav sistemleriyle baskÄąlanan, birbirlerinden, hayatlarÄąndan ve bilgiden yabancÄąlaĹ&#x;tÄąrÄąlan gençler için bu açĹklamalar pek ikna edici gĂśrĂźnmedi. TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;nin birçok yerinde gençler sÄąnav sistemini protesto eden eylemler dĂźzenledi ve dĂźzenlemeye devam ediyor. Ă&#x153;niversiteye giriĹ&#x; sÄąnavlarÄąnÄąn gerekçesi Ăźniversiteye giriĹ&#x;lerin adil ve saÄ&#x;lÄąklÄą yapÄąlmasÄą olarak gĂśsteriliyordu. Adalet ve saÄ&#x;lÄąk kelimelerinin kapitalizmin egemen olduÄ&#x;u koĹ&#x;ullarda ne kadar anlamsÄąz olduÄ&#x;u ise her geçen gĂźn gĂśzler ĂśnĂźne seriliyor. Ă&#x153;niversite sÄąnavlarÄą her zaman toplumun emekçi kesimleri için geçerli olan bir sistemi oluĹ&#x;turdu. Patronlar için bu durum hiçbir zaman sorun teĹ&#x;kil etmedi. Onlar zaten binlerce iĹ&#x;çinin sÄąrtÄąndan kazandÄąklarÄą para ile çocuklarÄąna en iyi koĹ&#x;ullarda, yurtdÄąĹ&#x;nda eÄ&#x;itim imkanÄą sunuyorlardÄą. Bizler içinse sÄąnavlar hem Ăźzerimizden yeni sektĂśrlerin palazlandÄąÄ&#x;Äą, rekabetçi, bireyci kĂźltĂźrĂźn pompalandÄąÄ&#x;Äą hem de bilgiden uzak tutulup anlamsÄąz bir pratik eleme içerisinde hayatlarÄąmÄązÄąn un ufak edildiÄ&#x;i bir deÄ&#x;irmen anlamÄą taĹ&#x;Äąyor. Kapitalist sistemde toplumsal yaĹ&#x;amÄąn her nĂźvesi burjuvazinin çĹkarlarÄąna gĂśre dĂźzenlenir. EÄ&#x;itim onlar için bir yandan yeni kar alanlarÄą açarken diÄ&#x;er yandan iĹ&#x;çi kitlelerini eÄ&#x;ip bĂźkme, kendi sistemine uygun hale getirme yeridir. SÄąnav sistemi de yÄąllardÄąr burjuvazinin sÄąnÄąf çĹkarlarÄąna uygun Ĺ&#x;ekilde tepemize dikildi. SÄąnavda Ăślçßlen bilgi ve yetenek deÄ&#x;ildir. Ă&#x153;niversiteye giriĹ&#x; sÄąnavlarÄąnÄąn kendine has bir Ĺ&#x;ablonu, Ĺ&#x;ifresi vardÄąr. Ĺ&#x17E;ifre meselesi bu sÄąralar gĂźndem olduysa da sÄąnav sisteminin altÄąnda her

zaman kapitalizmin Ĺ&#x;ifreleri yatÄąyordu. HÄązlÄą, mekanik, belli kalÄąplara uygun bunun dÄąĹ&#x;Äąna çĹkamayan bir dĂźĹ&#x;Ăźnme sistemi (daha doÄ&#x;rusu dĂźĹ&#x;Ăźnmeme). Bilgi, sorgulama, deÄ&#x;erlendirme, tespit bu sĂźrecin içerisinde yer almaz. Ă&#x2021;ĂźnkĂź Ĺ&#x;ifreleri koyanlar iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn dĂźĹ&#x;Ăźnmesini istememektedir. Kendi sÄąnÄąfsal çĹkarlarÄą gelecekte dĂźĹ&#x;Ăźnmeyen, hakkÄąnÄą aramayan, makineleĹ&#x;miĹ&#x;, azami kar kaynaÄ&#x;Äą iĹ&#x;çiler istemektedir. DiÄ&#x;er taraftan eleme sistemi iĹ&#x;çi çocuklarÄąnÄą daha ilkĂśÄ&#x;retim yÄąllarÄąndan itibaren birbiriyle rekabete sokar. DayanÄąĹ&#x;manÄąn olmadÄąÄ&#x;Äą, birbirini geçmek için uÄ&#x;raĹ&#x;an bir kĂźltĂźrĂź baskÄąn hale getirir. Keza, patronlarÄąn sÄąnÄąf çĹkarlarÄą iĹ&#x;çiler arasÄą rekabetten beslenerek azami kara ulaĹ&#x;mayÄą ister. Patronlar bunla da yetinmez. SÄąnav sistemi Ăźzerinden dershaneler, Ăśzel eÄ&#x;itim kurumlarÄą, kurslar açĹlÄąr, yeni bir sektĂśr ve yeni kar alanlarÄą açĹlÄąr. SÄąnavÄąn Ĺ&#x;ifresi bellidir. SÄąnav her yanÄąyla burjuvazinin sÄąnÄąfsal çĹkarlarÄąna hizmet etmekte, iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn çocuklarÄąnÄą daha baĹ&#x;tan kendi çarkÄąna sokmaktadÄąr. Burada aslolan sÄąnavlarÄąndan, mĂźfredatlarÄąna kadar tĂźm eÄ&#x;itimin burjuvazinin sÄąnÄąf rengiyle yapÄąlandÄąÄ&#x;ÄądÄąr. Kapitalizmin Ăźretim biçimlerine, kar hedeflerine gĂśre farklÄą biçimler alsa da ĂśzĂźnde iĹ&#x;çiler için sĂśmĂźrĂź ve bilimsellikten uzaklaĹ&#x;tÄąrÄąlma sĂźrecidir. BugĂźn matematik testindeki Ĺ&#x;ablonlarÄąn bu kadar kolay açĹÄ&#x;a çĹkmasÄąndan ve burjuva medyada sĂźrekli yer almasÄąndan da biraz tÄąrsmak gerekir. Ă&#x2021;ĂźnkĂź, Ăźniversiteye giriĹ&#x; sÄąnavlarÄą kapitalizm için alternatifsiz deÄ&#x;ildir. SÄąnavlar sadece bir araçtÄąr. Ă&#x153;niversite kontenjanlarÄą arttÄąrÄąlÄąr, iĹ&#x;çi çocuklarÄąna Ăźniversite kapÄąsÄą açĹlÄąr. Bu kez genç iĹ&#x;sizlik gĂślgelenir, yeni kar alanlarÄą açĹlÄąr. Ă&#x153;retim sĂźreçlerine dahil olan ĂśÄ&#x;renciler hem Ăźniversiteli hem de ucuz emek alanÄąna dĂśnĂźĹ&#x;Ăźverirler. Burjuvazinin iktidarÄąnda biçimler, sĂśmĂźrĂź yĂśntemleri deÄ&#x;iĹ&#x;ir ancak iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn ezilmesi baki kalÄąr. DĂźĹ&#x;man sÄąnav sisteminin Ăśtesindedir. DĂźĹ&#x;ĂźndĂźrmeyen de bunaltan da ĂśldĂźren de burjuvazidir. Biz sÄąnavÄąn Ĺ&#x;ifresini çÜzdĂźk. 40 sorunun da arkasÄąnda bir Ĺ&#x;ablon yatÄąyor: Kapitalizm!

/LVHOLOHUPH\GDQODUDDNWĂ&#x153; YGSâ&#x20AC;&#x2122;deki Ĺ&#x;ifre skandalÄąndan sonra liseliler sokaÄ&#x;a dĂśkĂźldĂź. YapÄąlan eylemler ve boykotlarla Ă&#x2013;SYM baĹ&#x;kanÄą Ali Demirâ&#x20AC;&#x2122;in istifasÄą ve yapÄąlan YGSâ&#x20AC;&#x2122;nin iptali istendi. YGS iptal edilmemesine karĹ&#x;Äąn liselilerin isyanÄą ve Ăśfkesi her geçen gĂźn bĂźyĂźyor.

NiÄ&#x;de NiÄ&#x;de HĂźkĂźmet MeydanÄą'nda lise ĂśÄ&#x;rencileri, ĂśÄ&#x;renci velileri, saÄ&#x;lÄąk ve eÄ&#x;itim iĹ&#x;çileri yĂźksekĂśÄ&#x;retime geçiĹ&#x; sÄąnavÄąna ve bu yÄąl yapÄąlan sÄąnav sonrasÄą açĹÄ&#x;a çĹkan Ĺ&#x;ifre skandalÄąna tepkilerini gĂśstermek için basÄąn açĹklamasÄą gerçekleĹ&#x;tirdiler. Eylem NiÄ&#x;de EÄ&#x;itim-Sen sendika binasÄą ĂśnĂźnden baĹ&#x;ladÄą. YaklaĹ&#x;Äąk 120 kiĹ&#x;inin katÄąldÄąÄ&#x;Äą eylemde sÄąk sÄąk "Ä°kna olmadÄąkâ&#x20AC;?, "BoĹ&#x;a çalÄąĹ&#x;ma Ĺ&#x;ifreli çalÄąĹ&#x;â&#x20AC;?, "AKP nin imamÄą kaça sattÄąn sÄąnavÄąâ&#x20AC;?, "Ali Demir Ä°stifaâ&#x20AC;?, "Direne direne kazanacaÄ&#x;Äązâ&#x20AC;? sloganlarÄą atÄąldÄą. HĂźkĂźmet MeydanÄą ĂśnĂźne gelindiÄ&#x;inde ĂśÄ&#x;renciler ve ĂśÄ&#x;renci velileri adÄąna basÄąn açĹklamasÄąnÄą NiÄ&#x;de EÄ&#x;itim-Sen Ĺ&#x17E;ube Sekreteri DoÄ&#x;an GĂźneĹ&#x; okudu. Eylem davul zurna eĹ&#x;liÄ&#x;inde halay çekilerek sona erdi.

BalÄąkesir BalÄąkesirâ&#x20AC;&#x2122;de Facebook Ăźzerinden ĂśrgĂźtlenen yaklaĹ&#x;Äąk 300 liseli ĂśÄ&#x;renci Ă&#x2013;z Merkez ĂśnĂźnde toplanarak bir basÄąn açĹklamasÄą gerçekleĹ&#x;tirdiler. ArdÄąndan ise yolu trafiÄ&#x;e kapattÄąlar. Polis mĂźdahalesi de gecikmedi. Israr ile alandan ayrÄąlmak istemeyen liseli ĂśÄ&#x;rencilere bir ĂśÄ&#x;rencinin "ArkadaĹ&#x;lar amacÄąmÄąza ulaĹ&#x;tÄąk daÄ&#x;Äąlabiliriz" demesi Ăźzerine alandaki lise ĂśÄ&#x;rencileri bu duruma tepki gĂśsterdi. Ancak polisin saldÄąrgan tavrÄąndan dolayÄą liseliler basÄąn açĹklamasÄąndan sonra alanÄą terk ettiler. AçĹklamada Ĺ&#x;u ifadelere yer verildi: "Bizler burada liseli kimliklerimizle birleĹ&#x;tik. Yapmak istediÄ&#x;imiz çiÄ&#x;nenen haklarÄąmÄązÄąn hesabÄąnÄą sormaktÄąr. 27 Mart 2011 tarihinde her birimiz bir sÄąnava tabi tutulduk. GĂźnlerce, aylarca hatta yÄąllarca durmadan çalÄąĹ&#x;tÄąk. Hepimizin idealleri vardÄą ve buna ulaĹ&#x;mak için yÄąlmadan emek harcadÄąk, geleceÄ&#x;imizi Ĺ&#x;ekillendirmekti tek amacÄąmÄąz.

Bizleri burada birleĹ&#x;tiren ortak payda iĹ&#x;te bu oldu. Geçen sene yaĹ&#x;anan KPSSâ&#x20AC;&#x2122;deki kopya skandalÄą bu dĂźĹ&#x;Ăźncemizin ortaya çĹkmasÄąnda etken oldu. HenĂźz kafamÄązdaki bu soru iĹ&#x;aretlerinin cevabÄąnÄą bulamamÄąĹ&#x;ken bir Ĺ&#x;ifreleme durumu su yĂźzĂźne çĹktÄą."

Ä°stanbul YGSâ&#x20AC;&#x2122;deki Ĺ&#x;ifre skandalÄąna tepki olarak Ä°stanbulâ&#x20AC;&#x2122;da liseliler boykot yaptÄąlar. OkullarÄąnda derse girmeyerek YGSâ&#x20AC;&#x2122;yi boykot eden binlerce liseli Ä°stiklal Caddesine akÄąn etti. Gezi ParkÄą ve Galatasaray MeydanÄą liselilerin buluĹ&#x;ma alanlarÄą oldu. Okul bandolarÄąnÄąn davullarÄą ve dĂźdĂźklerle yĂźrĂźyen liseliler sÄąklÄąkla â&#x20AC;&#x153;Ali Demir istifaâ&#x20AC;?, â&#x20AC;&#x153;BatsÄąn sÄąnav sisteminizâ&#x20AC;?, â&#x20AC;&#x153;SÄąnav kalksÄąn hayat bize kalsÄąnâ&#x20AC;? sloganlarÄąnÄą attÄąlar. YĂźrĂźyĂźĹ&#x; boyunca caddedeki insanlar alkÄąĹ&#x;larÄąyla liselilere destek verdiler. Eylemde veliler ve eÄ&#x;itim emekçileri de ĂśÄ&#x;rencilerle beraber yĂźrĂźdĂźler. Galatasaray Lisesi ĂśnĂźnde gruplar buluĹ&#x;tu ve konuĹ&#x;malar yapÄąldÄą. Liseliler burada attÄąklarÄą sloganlarla ve yaptÄąklarÄą konuĹ&#x;malarla YGSâ&#x20AC;&#x2122;nin iptalini ve Ă&#x2013;SYM baĹ&#x;kanÄą Ali Demirâ&#x20AC;&#x2122;in istifasÄąnÄą istediler. Ĺ&#x17E;iĹ&#x;li KurtuluĹ&#x; Lisesi boykota yĂźzde 100, BeyoÄ&#x;lu Anadolu Lisesi yĂźzde 90, Cumhuriyet Lisesi yĂźzde 80â&#x20AC;&#x2122;lik katÄąlÄąm oranÄąyla â&#x20AC;&#x153;boykotta baĹ&#x;arÄąâ&#x20AC;? listesindeki liselerden bir kÄąsmÄąydÄą. O gĂźn arkadaĹ&#x;larÄąyla buluĹ&#x;amayan liseliler de vardÄą. EyĂźp Refhan TĂźmer Lisesiâ&#x20AC;&#x2122;nde eyleme katÄąlmak isteyen ĂśÄ&#x;rencileri okul yĂśnetimi engelledi. KapÄąlarÄą kilitleyen yĂśnetim liselileri vazgeçirmeye çalÄąĹ&#x;tÄą. Okul yĂśnetimlerinin baskÄą ve engellemelerine karĹ&#x;Äąn tĂźm liseliler TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;nin dĂśrt bir yanÄąndan haykÄąrÄąyor â&#x20AC;&#x153;SÄąnavsÄąz yaĹ&#x;am istiyoruz!â&#x20AC;? Liselilerin patlayan Ăśfkesi kendisini 1 MayÄąsâ&#x20AC;&#x2122;a kitlesel katÄąlÄąmlarÄąnda da ortaya koydu.


13

%XUMXYDGHPRNUDVLVL G

eçtiğimiz ay demokrasi kavramının ortaya çıkışını dönemin toplumsal koşulları ile birlikte incelemeye çalışmıştık. Dimo-kratia, yani halk iktidarı anlamında kelime ilk ortaya çıktığında geniş yığınların yönetime katılmasını sağlayamamış, sınıflı toplum gerçekliği ile birlikte egemenlerin özgürlüğü anlamına gelmişti. Köleci demokrasi, Antik Yunan'daki köle sahipleri ve erkeklerin özgürlüğü anlamına geliyor, kölelere ve kadınlara yönetime katılma hakkı vermiyordu. Bu tarihsel gerçeklik bizi demokrasiyi sınıflı toplumda ortaya çıkan ve sınıfların iktidarından bağımsız tanımlanamayacak bir kavram olarak nitelememizi beraberinde getirmişti. Eğer üretim araçları bir sınıfın elindeyse siyasal sistemde özgürlük ve eşitlikten söz etmek anlamsızdır. Demokrasi feodal dönemde unutulan bir kavram oldu. Tarıma dayalı köylü nüfus üretiminin büyük kısmını artı-ürün olarak feodallere veriyordu. Siyasal rejim mutlak baskıya ve ayrıcalıklı sınıflara dayanırdı. Egemen olan kral, serflerin topraklarında çalıştığı büyük toprak sahipleri, rahipler, soylular. Uzun yıllar süren toprak köleliği ardından yerini büyük feodal yükümlülüklere bıraktı. Hem toprak sahibi beylere hem de devlete vergi vermek zorunda kalan köylülerin yaşamlarını devam ettirmeleri dahi oldukça zordu. Biriken vergi borçları yaşamı için ihtiyaç duyduğu herşeyin elinden alınmasıyla sonuçlanabiliyordu. Bu dönemde egemen olan toprak sahipleri ve onların iktidarının temel direkleri kral, kilise ve soylular geniş köylü yığınlarını zora dayanarak kontrol altına tutuyordu. Artı-ürün’e el koymak için silahlı ordular, halkı düşünsel olarak esir alan kilise insanlık tarihinin gelişiminin en kısıtlı olduğu dönemi yarattı. Üretkenliğin sınırlandığı feodalizm uzun yıllar hakim kaldıktan sonra Avrupa'dan başlayarak tarihin motoru ilerledi ve eski üretim tipini parçalayan kapitalizm ortaya çıktı. Üretici

güçlerin gelişmesi temelinde üretim ilişkileri yeni bir evreye girdi. Sayısı az olan zengin köylüler yeni türden ve gelişkin bir üretim aracının, atölyelerin, fabrikaların özel mülkiyetini eline geçirdi. Daha gelişkin bir pazar, önceki dönemde gücün kaynağı olan toprak mülkiyetinin yerini sermayenin alması. Yeni bir sınıf toplumsal güç dengelerini alt-üst ederek doğdu. Sermayenin gücü burjuvaziyi siyasal ölçüde de güçlenen bir sınıf olarak ortaya çıkarttı. Aynı tarihsel dönemde burjuvazinin büyük düşmanı, emeğini sömürerek sermaye biriktirdiği proletarya da tarih sahnesinde yerini alıyordu. Kapitalist üretim ilişkilerinin ilerlemesinin önünde engel teşkil etmeye başlayan feodalite ve onun hükümleri yeni güç burjuvazi tarafından ortadan kaldırılmak zorundaydı. Burjuvazi zaten feodal yükümlülüklerin altında ezilen işçi ve köylü kitlelerini özgürlük ve eşitlik bayrağı altında topladı. Feodalitenin temsilcisi krallığın karşısında cumhuriyet ve demokrasi kapitalizmin siyasal sloganlarıydı. İlk burjuva devrimi 17.yüzyılda İngiltere'de gerçekleşti. Bunu Fransız burjuvazisinin işçi ve köylü yığınlarıyla birlikte gerçekleştirdiği Fransız Devrimi izledi. Devrimler üretim gücünü eline geçiren burjuvazinin siyasal iktidarını da ilan edişiydi. Yeni bir sınıflı toplum yeni bir demokrasi biçimini tarih sahnesine çıkardı. Burjuva demokrasisi. Fransız burjuva iktidarının aygıtı Kurucu Meclis 1789'da "insan ve vatandaş hakları bildirisi"ni kabul etti. Bu bildiride halk egemenliği kavramı tekrar karşımıza çıkıyor. Tüm insanlığın eşitliği ilan ediliyor ve feodal sınıflar ortadan kaldırılıyor. Ancak bu demokrasi tipi de daha ilk bildirisinde kendi sınıf rengini alıyor, burjuva rejiminin temel ilkesini koyuyor: "Mülkiyet dokunulmaz ve kutsal bir haktır; hiç kimse bundan yoksun bırakılamaz." Eşitlik yeni demokraside de boş sözlerden ibaretti, burjuvazi mülkiyeti yasallaştırarak yeni bir eşitsizlik yaratıyor, özgürlüğü değil

işçilerin burjuvaziye bağımlılığını getiriyordu. Fabrikalar ve tüm diğer üretim araçları üzerinde özel mülkiyete dayanan ve bununla işçilerin üzerinden sermaye biriktirerek güç kazanan burjuvazi daha ilk günden kendi sınıfının diktatörlüğünü ilan etmişti. 1791'de çeşitli sendikalarda toplanmaya başlayan işçilere karşı Kurucu Meclis bütün işçi kuruluşlarını yasaklayan bir kanun yayınladı. Burjuva devrimi bir grup sömürücünün yerine bir başka sömürücü grubu iktidara getirmişti. Bir toplumun siyasal biçimleri onun üretim şekliyle ilişkili olarak şekillenir. Özel mülkiyet insanlık tarihine girdiğinden beri farklı biçimler aldı ancak özü değişmedi. İnsanın kol emeği tek üretim gücü iken insanın üzerindeki mülkiyet yani kölecilik yaşandı. Tarım üretimine dayalı toplumlarda ise toprak mülkiyeti ana belirleyen oldu. Üretim tekniklerinin ilerlemesi ve sanayi üretiminin ortaya çıkışı ile bu kez fabrikaların üzerindeki özel mülkiyet ortaya çıktı. Özel mülkiyet yani insanın ihtiyaçlarını üreten güçlerin bir sınıfa ait oluşu toplumdaki eşitsizliği sağlayan temel faktördür. Bu durumda bir sınıf

NƦNRJHQNXN

Sınıfların ve sömürünün varolduğu toplumda demokrasi ancak bir sınıfın egemenliğini temsil edebilir. Burjuva demokrasisi de doğuşundan itibaren bize burjuvazinin egemenliği ve sömürü özgürlüğünü anlattı

yaşamını diğer sınıfa bağlı olarak sürdürmek zorunda kalır. Bugün işçi sınıfının yaşamak için burjuvaziye emekgücünü satma zorunluluğunda oluşu gibi. Bu eşitsizlik tarihte sömürücü sınıfların kullandığı eşitlik sözlerini boş bir yalana dönüştürür. Köleci demokrasi ile burjuva demokrasisi bir çok farklılığına rağmen özü itibariyle aynıydı. Çünkü ikisi de özel mülkiyetin varolduğu, sınıflı toplumların sistemleridir ve egemen sınıfın özgürlüğü beraberinde kölelerin ve bugün kü modern köleler olan işçilerin esaretini beraberinde getirir. Antik Yunan demokrasisinden çıkarttığımız temel sonuç demokrasinin bir sınıf rengiyle birlikte varoluşuydu. Köle sahiplerinin demokrasisi. Burjuva demokrasisinin daha ilk uygulamalarında bu tespitin doğrulandığını görüyoruz. Sınıfların ve sömürünün varolduğu toplumda demokrasi ancak bir sınıfın egemenliğini temsil edebilir. Burjuva demokrasisi de doğuşundan itibaren bize burjuvazinin egemenliği ve sömürü özgürlüğünü anlattı. O halde, kavramın kökeni ve bütün baskı karşıtı görüntüsüne karşın demokrasi aynı zamanda bir diktatörlük biçimidir. (devam edecek)

Köleci demokrasi ile burjuva demokrasisi bir çok farklılığına rağmen özü itibariyle aynıydı. Çünkü ikisi de özel mülkiyetin varolduğu, sınıflı toplumların sistemleridir ve egemen sınıfın özgürlüğü beraberinde kölelerin ve bugün kü modern köleler olan işçilerin esaretini beraberinde getirir


14

NƦNRJHQNXN

Nükleere inat yaüas×n Kayat Türkiye’nin en büyük insan zinciri eylemi, Akkuyu'da kurulmak istenen nükleer santrale karşı yapıldı. Devletin, tüm tepkilere rağmen kurulmasında ısrar ettiği Akkuyu nükleer santraline karşı toplanan Mersinliler, 159 kilometrelik insan zinciri oluşturdu.

8ÁD]XðDWLH]GXPV V

adilerden yükselen şehirde yankılanan bir çığlık duyuluyor, kulak verin! Hayatları talan edilen insanlar köylerinde, vadilerinde, dere yataklarında, alanlarda direniyor. Viçe, Xopa, Senoz, Hasankeyf, Allianoi, Dersim, Bartın, Munzur ayaklandı. Enerji üretmek bahanesiyle, devlet tarafından özel şirketlere satılan, derelerine el konan bu insanlar, aslında mevzunun enerji olmadığının, kapitalist sistemin çarklarını yağlamak olduğunun farkında. HES’lerin asıl amacı, enerji üretmek adı altında temel yaşam kaynaklarımızdan biri olan suların kullanım hakkının 49 yıllığına şirketlere devredilmesidir. Son dönemin güç simgesi haline gelen ve bize ait olan su hakkımız, bize sorulmadan, danışılmadan, doğa ve insan tahribatına yol açan 2 bini aşkın HES projeleri ile elimizden alınmaya çalışılıyor. Doğa tahribatını, yok olma tehlikesi altında olan kültürel mirası, insan hayatını hiçe sayarak şirketler vadilere saldırıyor. Bir tek amaç var: Para! İlk önce ‘radyasyon’ yağdı üzerimize, örtbas edildi, “Etkisi yok” denildi. Sonra ‘sahil yolu’ ile denizimizi kopardılar bizden, ağıt yaktı Karadeniz kadınları, tüm sahil şeridini talan ettiler. Şimdi de HES projeleri ile can damarlarımızı kesmek, derelerimizi borulara hapsedip bizim olanı bize sormadan alıp bizi ölüme terk etmek istiyorlar. Unutulması mümkün olmayan bir facia yaşandı 26 Nisan 1986Ğda! Çernobil Nükleer Santralinde gerçekleşen bir reaktör kazası ile Karadeniz’in üzerine kara bir bulut çöktü. O günden bu güne Artvin Hopa’da yaşanan ölümlerin yüzde 47 si kanserden. Karadeniz’de radyasyonlu çaylar gömülüyor, denize dökülüyor ve yakılıyor, çocuklar sakat doğuyor ve hatta hiç doğmuyor, mitolojik yaratıkları hatırlatan iki başlı hayvanlar dünyaya geliyor, birçok bitki türü yok oluyor. Karadeniz bu kayıpları yaşarken dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral televizyon karşısına geçip

‘Biraz radyasyon iyidir’ diyerek çay içiyordu. 25 yıldır zihniyet hiç değişmedi…TBMM Kanser araşt��rma komisyonu bilimsel bir araştırma yapıyor ve sonucu açıklıyor : “Çernobil faciası bölgede kanseri artırmadı.” Çocuk kandırır gibi toplumun acılarıyla dalga geçerek unutturulmaya, temize çıkarılmaya çalışılan nükleer santral gerçeğinin ne olduğunu ortadadır. Bilimsel araştırma adı altında yapılan bu çalışmaların, kamuoyunu Karadeniz’de yapılacak Nükleer Santral Projelerine ve yüksek gerilim hatları ile Karadeniz Vadilerini kanser vadilerine dönüştürecek olan HES projeleri için bir zemin oluşturulmak istediği çok açık. Bu yolla artık isyan halinde olan halk tekrar susturulmak ve pasifize edilmek isteniyor. Japonya’da yaşanan felaket sonrası Fukuşima’daki patlamalar ve radyoaktif sızıntının etkileri hala canlı ve dünyada nükleer karşıtlığı hız kazanırken, nükleer santrali evdeki tüp gaza indirgeyerek Sinop’a, Mersin’e ve Trakya’ya nükleer santral yapmayı planlayan bu dayatmacı zihniyete boyun eğecek değiliz. A Naşkvit ! Ğalepe Çaçxalas. Viçeli Ayten Hala deresinin başına geleni duyunca kaşları çatılıyor ve başlıyor içini dökmeye “Vuu! Zuğa-çkimi so ren, ğalepe-çkimi va çaçxalams ma haзi mu ῥa do so bidare. Dopxombi! Guriçkimişen di iri gamulun .” Vadilerde, köylerde yaşayan insanlarımız santraller ile iki seçeneğe zorlanıyor. Ya göç edecekler ya da yörelerinde ölecekler. Su yoksa yerel halkın geçim kaynakları kurur. Geçim kaynağı kuruyan halkın tek bir alternatifi kalmıştır, göç etmek. Göç kaynaklı vadiler insansızlaştırıldığı için bölgede yaşayan kültürler de yok olacaktır. Lazca, Hemşince, Rumca, Megrelce, Gürcüce, Çepnice gibi diller yok olacak. Kültür ve dillerin yokolmasıyla beraber atmacalık kültürü, horon, köçek, kemençe, tulum, dilli kaval, çonguri, panduri, akordillon, Karadeniz zurnası

ve bu enstrümanlarla sanatını icra eden müzisyenlerimizin sayısı azalacak ve zamanla yok olacaktır. Giresun Gelevera deresini hatırlatmak isterim. Bugün oraya yapılan HES projesiyle kuruyan geleveranın o meşhur türküsü sizce 10 yıl sonra söylenecek mi? Hiç sanmıyorum! Bu gün bizler su hakkı mücadeleleri veriyoruz, “Su Yaşamdır, Yaşam Satılık Değildir” sloganıyla yola çıktık. Bu mücadele kazanılamaz ise yarın bizler, suya erişim mücadelesi vermek zorunda kalacağız. HES karşıtı mücadele yıllardır sistem tarafından birbirinden ayrıştırılan kültürleri yan yana getirmiş, süreç kendi ortak mücadelesini oluşturmuştur. Munzur, Karadeniz dereleri ve vadileri, Hasankeyf, Alianoi gibi bütün HES ve baraj madurları bugün yanyana, birlikte mücadele ediyorlar. Vadiden vadiye uzanan direniş bir yandan hukuk mücadelesi sürerken, diğer yandan köyün genci yaşlısı dere yatağına inip bastonlarıyla kepçeleri kovuyor, şehirlerde şirket önlerine yürüyor, oturuyor ve kazanıyorlar. Kastamonu–Cide Loç vadisi, OR-YA enerji şirketi önünde 28 günlük oturma eylemi sonunda kazandı mücadelesini ve kazanmaya devam ediyor… RizeFındıklı direne direne kazanılacağını kanıtladı… Hopa, Little Big (LTB) kot üreticisi Erva Enerji’yi Güneşli Deresi üzerine kurulmak istenen HES projesine karşı protesto ediyor… Sanatı katliamıyla kirleten Borusan’a karşı Aksu vadisi direniyor… Kizirnos ‘Su, hayatın tanımı, anlamı ve özüdür‘ diyerek Yüceyurt Enerji firmasına karşı mücadele veriyor… Hema A.Ş’nin termik santral projesine karşı Bartın direniyor… Yüzünü beyaza bulayıp ağaç dikse de, yaptığı doğa katliamları ortada olan TEMA vakfına karşı tüm vadiler isyandadır. Arçkva Dubağun – Artık Yeter, Uçazuğa kodgun – Karadeniz Ayaktadır, Uçazuğa ti ezdums -Karadeniz İsyandadır. Uçazuğaşi Ansenari Bozo (Karadenizin asi kızı)/karadenizisyandadir.org

Çevreciler daha önceden belirlenen 30 noktadan el ele tutuştu. İnsan zincirine, yoldan araçlarıyla geçenler de korna ve zafer işaretleri ile destek verdi. Çevreci bisikletçiler de pedal basarak eylemcileri yalnız bırakmadı. İşçi Meclisi okurları olarak bizler de önlüklerimiz ve dövizlerimizle zincire el vererek kapitalizmin yarattığı doğa tahribatını vurgulamaya çalıştık. "Nükleere inat yaşasın hayat”, "İnsanca yaşam sosyalizmde”, "Kapitalizm öldürür nükleer süründürür” sloganları, döviz ve önlüklerimizle oradaydık. Balıkçı barınağından başlayan ve marinaya kadar uzayan yürüyüş güzergahı boyunca Mersin’de yaşayan insanların da alkışlı sloganlı destekleri hiç kesilmedi. Ayrıca toplanma noktalarından aldığımız bilgiler doğrultusunda zincirin Akkuyu’ya özellikle Mersin’in köylerinden gelen insanlar tarafından ulaştırıldığını öğrendik.

 y×ld×r XnXtmad×k Karadeniz İsyandadır Platformu eylemcileri 25 yıl önce gerçekleşen çok sayıda insanın yaşamını kaybetmesine neden olan Çernobil nükleer santral kazasını anmak için sokaklara çıktı. Taksim Tramvay durağında bir araya gelen yaşam savunucuları “Sisteme lanet nükleere hayır”, “25 yıldır ölüyoruz” yazılı pankartları ile Galatasaray Meydanı’na yürüdüler. Ellerinde, Lazca ve Hemşince “İsyan”, “Nükleer istemiyoruz” ve “ Bizde Radyasyon var” yazılı dövizleri taşıdı. Grup çalınan sirenlerin sesleri ile birlikte Çernobil faciasının ölüm anını canlandırmak üzere, kısa süreli olarak yerlere yattı. Basın açıklamasını öncesinde “Karadenizliler Yüksek Derecede Radyasyon yayıyor” diyerek basın mensuplarına birer adım geri çekilmeleri istendi. Bir konuşma yapan Emel Çolak “Bizlerin nükleer karşıtı olmamız için, Fukuşima‘da nükleer kaza olmasına gerek yoktu. Bizler 25 yıldır bu ülkede “Çernobil’in Çocukları” olarak her gün öldük. Sevdiklerimizi, dostlarımızı, yakınlarımızı toprağa koyduk. 25 yıldır her gün, her saat nükleere ve bunu başımıza bela eden sisteme lanet ettik” dedi, Çolak “Ucuz, temiz, yenilenebilir enerji bahaneleri ile nükleere karşı alternatif sunmak iktidarın ve şirketlerin ekmeğine yağ sürmek demektir. Çünkü biliyoruz ki amaç enerji değil, amaç Karadeniz’i ve Akdeniz’i nükleer atık çöplüğüne döndürmek, kanlı savaşlarınız için silah elde etmektir. Amaç kar hırsıdır, amaç talandır, amaç doğayı ve yaşamı yok etmektir” dedi.


15

NƦNRJHQNXN

)UDQVDYHñWDO\D DUDVÜQGDJÐÁPHQNUL]L

úran’da  de en az  kiüi idam edildi İnsan Haklarını İzleme Örgütü (HRW), İran rejimi tarafından 1 Mayıs’ta idam edileceği bildirilen Kürt siyasi tutsak Şerko Maerifi’nin infazını derhal durdurulmasını istedi.

Söz konusu birkaç bin kişilik işçi emekçinin nerede yaşayacağı olunca burjuva demokrasisinin işçi sınıfına ve emekçi halklara karşı en açık biçimiyle diktatörlük olduğu yalın bir biçimde açığa çıkıyor

S

öz konusu birkaç bin kişilik işçi emekçinin nerede yaşayacağı olunca burjuva demokrasisinin işçi sınıfına ve emekçi halklara karşı en açık biçimiyle diktatörlük olduğu yalın bir biçimde açığa çıkıyor. Kuzey Afrika’daki ayaklanmaların ardından İtalya’nın Lampedusa adasına ve oradan da diğer Avrupa ülkelerine geçiş yapan göçmenlerin artış göstermesi, Avrupa Birliği sınırları içerisinde serbest dolaşım hakkı getiren Schengen Antlaşması’nı tekrardan tartışmaya açtı. Göçmenler konusunda Avrupa Birliği üyesi ülkelerden beklediği desteği bulamayan İtalya, çoğunluğunu Tunusluların oluşturduğu yaklaşık 25 bin göçmene AB sınırları içerisinde serbest dolaşım belgesi verdi. İtalya ile sınırı bulunan Fransa bu gelişmeye oldukça sert tepki göstererek serbest dolaşım hakkı tanıyan Schengen Antlaşması’nın iptal edilmesi gerektiğini gündemleştirdi. Serbest dolaşım belgesi alan binlerce göçmen trenlere binip Fransa’ya giriş yaparken Fransız sınır güvenliği tarafından "kaçak göçmen taşıyor” gerekçesiyle durdurularak geçişleri engellendi. Bunun üzerine İtalya hükümeti, Fransa’nın trenlerin geçişini engellemesine dair Schengen Antlaşması’nın ihlal edildiği ve uyulmadığı yönlü tartışma başlattı ve iki devlet arasında karşılıklı söz düellosu ile diplomatik kriz patlak verdi. İki ülke arasında yaşanan diplomatik krizin ve göçmen sorununun aşılması için İtalya’nın başkenti Roma’da bir görüşme organize edildi. Bu toplantıda devlet başkanları düzeyinde bir araya gelen Nicolas Sarkozy ve Silvio Berlusconi Avrupa Birliği’nin diğer üye devletlerine çağrıda bulunarak geçici bir süreliğine Schengen Antlaşması’nda sınırlamalar yapılarak bu konuda kimi reformlar yapılması gerektiğine vurgu yaptılar. Burada "reform” dendiğinde, sınır kontrolünün tekrar devreye sokulması ve serbest geçişlerin

engellenmesi anlaşılmalıdır. Sarkozy; "Schengen’in yaşamasını istiyoruz, ancak reformdan geçirilerek yaşaması gerekiyor” diyor. Hem Berlusconi hem de Sarkozy "olağanüstü koşullar” yaşandığını, dolayısıyla AB sınırları içerisinde serbest dolaşım hakkı demek olan Schengen’in geçici bir süre ve sınırlı olarak uygulanması gerektiği noktasında mutabıklar, ancak bunun öyle kolayca halledilecek bir iş olmadığı da biliniyor. Her iki devlet başkanı Haziran ayı içerisinde Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları toplantısında konunun ele alınmasını talep ediyorlar. Ancak Avrupa Birliği Komisyonu Schengen’in askıya alınması taraftarı değil. Komisyon yetkilileri Schengen’in AB anlaşmalarından biri olduğunu söyleyerek buna herkesin uyması gerektiğini vurguluyorlar. Avrupa Birliği, gerek sınırlar konusunda gerekse serbest dolaşım konularında çok sık tartışmalara vesile oluyor. O çok övündükleri burjuva demokrasisinin kimler için demokrasi olduğu tartışmaya açılan her sorunda kendisini açıkça gösteriyor. Emperyalist kapitalist devletlerin demokrasisinin sadece ve sadece sermayenin serbest dolaşımını ve güvenliğini kendine görev edindiğini bizler çok iyi biliyoruz. Söz konusu birkaç bin kişilik işçi emekçinin nerede yaşayacağı olunca burjuva demokrasisinin işçi sınıfına ve emekçi halklara karşı en açık biçimiyle diktatörlük olduğu yalın bir biçimde açığa çıkıyor. Göçlerin, savaşların, sömürünün, işsizliğin geleceksizliğin, doğanın tahrip edilmesinin gerçek ve tek sorumlusu emperyalist kapitalistlerdir. İşçi sınıfının ve emekçilerin de tek çıkar yolu ve kurtuluşu sosyalizmdir. Bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır, bu bilinçle kapitalizme karşı mücadele etmekten başka çıkar yol yoktur. Çitlerin olmadığı bir dünya ancak sosyalizmle mümkündür.

"Kürt bir aktivistin infazını engellemek gerekiyor” başlıklı açıklamada, Maerifi’nin 28 Nisan’da açlık grevine girdiği belirtildi. HRW, Ekim 2009’da Sine’de bir hakimin Maerifi ile İhsan Fetahiyan ve Hebibulla Letifi’nin infazına karar verdiğini hatırlatarak, Fetahiyan’ın 11 Kasım 2009’da idam edildiğini

belirtti. Letifi’nin infazının ise 26 Aralık 2010’da öngörüldüğünü ancak HRW ile diğer insan hakları organizasyonlarının yürüttüğü bir kampanya sonucu bu infazın askıya alındığının ifade edildiği açıklamada, "Bununla birlikte Letifi halen ölüm koridorunda bulunuyor” dedi. HRW, resmi rakamlara göre İran’da 2011’in başından bu yana en az 135 kişinin idam edildiğini belirtirken, gerçek rakamın daha yüksek olduğunu kaydetti. Bu yıl idam edilenlerden en az ikisinin çocuk olduğu belirtildi.

Güney Kürdistan’da s×n×I müFadelesi Ortadoğu’da işçi ve emekçilerin diktatörlükleri sarsan kalkışması, Güney Kürdistan emekçilerine ilham veriyor. Güney Kürdistan federatif bölgesi şimdiye kadar emperyalistlerin yatırım yaptıkları gözde bölgelerden biri olarak tanımlanıyordu. Ancak bölge federatif bir yönetime geçilmesinin ardından emperyalist tekelci şirketlerin şantiyesi durumuna getirildi. Güney Kürdistan federe yönetimi hızla tekelci kapitalist şirketlere sınırlarını sonuna kadar açtı. Bu süre içersinde palazlanmaya başlayan Kürt burjuva sınıfı sermaye birikimi süreçlerini hızlı bir bir biçimde gerçekleştirmeye başladı. sınırsız kuralsız artıdeğer sömürüsünün yanı sıra yolsuzluk, rüşvet, devlet kurumlarının burjuvalara görülmemiş ölçüde sunulması, Kürt emekçilerinin tepkisini çekmeye başladı. Güney Kürdistanlı emekçiler tarafından işsizliğe,yolsuzluğa ve adam kayırmacılğa karşı gerçekleştirilen gösterilerde, 10 kişi rejim güçleri tarafından öldürüldü. Son bir hafta

içinde ise 300'ü aşkın kişinin gözaltına alındığı bildiriliyor. İşçi ve emekçiler hükümetin istifasını istiyorlar. Gazeteci Asos Hardi, "Şimdiye kadar kültürel olarak, ulusal ve halk olarak varlığımızı koruyorduk. Bugün, inanlar varlıklarını iyileştirmek istiyorlar” diyor. Sınıf mücadelesi Güney Kürdistan’da emekçilerin taleplerini daha güçlü haykırdıkları bir eşiğe doğru ilerliyor. Güney Kürdistan’ın toplumsal yapısı daha önce olduğundan hızlı bir biçimde işçi sınıfı ve gelişen burjuvazi şeklinde farklılaşıyor. Bir yandan hızlı bir şekilde her yerden mantar gibi binalar yükselirken, diğer yandan gelir paylaşımı arasındaki uçurum da büyüyor. İşsizlikteki güçlü artışın yanısıra, adam kayırma ve yolsuzluk diz boyu. Güney Kürdistan'ın işçi ve emekçileri mücadeyi emeksermaye çelişkisi üzerinden yürütmeye başladıkları bu yeni eşikte, yüzyıllık mücadele birikimleri ve deneyimleri ile birlikte Ortadoğu'nun kavgacı baharına güç katmaya geliyorlar.


İşçi sınıfı ve emekçi halkın başlattığı kalkışma haftalardır büyük direnişlere sahne olurken gerici Suriye rejiminin ayaklanmayı bastırma girişimi de tam bir katliama dönüştürülmüş durumda

6XUL\HnGHNDQOÜ&XPD Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan halk ayaklanmalarının son ayağı olan Suriye’de de direniş büyüyerek devam ediyor. İşçi sınıfı ve emekçi halkın başlattığı kalkışma haftalardır büyük direnişlere sahne olurken gerici Suriye rejiminin ayaklanmayı bastırma girişimi de tam bir katliama dönüştürülmüş durumda. Son olarak 29 Nisan’da kitlenin üzerine ağır silahlarla saldıran gerici rejim 90 civarında direnişçiyi katletti.

Son olarak 29 Nisan’da kitlenin üzerine ağır silahlarla saldıran gerici rejim 90 civarında direnişçiyi katletti

Suriye’nin güney ucunda bulunan Dera kenti ayaklanmanın karargahı durumunda bulunuyor. Bunun bilincinde olan gerici rejim tank birlikleri eşliğinde Dera’yı ordu güçlerince kuşatmış durumda. Buradaki ayaklanmanın diğer kentlerle bağlantısını keserek teslim almayı hedefleyen rejimin hesapları tutmadı ve Dera’nın kuşatılmasını protesto etmek için Şam, Banyas, Hama, Humus, Lazkiye Harasta ve Kamışlı'da on binlerce gösterici dün sokaklara çıktı. Ülkenin belli başlı büyük kentlerinin tamamına yayılan ayaklanma, yaşanan büyük kayıplara rağmen giderek büyüyor. Özgürlük, demokrasi ve insanca bir yaşam için sokaklara dökülen on binlerin başata gelen talebi diktatör Beşar Esad’ın istifa etmesi, siyasi tutsakların serbest bırakılması, ayaklanmada yaşamını yitirenler için üç günlük yas ilan edilmesi ve Anayasa’da değişiklik yapılması biçiminde sıralanıyor. Muhalefet güçleri, sosyal paylaşım ağı Facebook üzerinden yaptıkları açıklamada, önümüzdeki bir haftayı "Kuşatmayı kaldırma haftası” olarak ilan ediyorlar. Pazar günü Dera’da, Pazartesi Şam’da, Salı günü Baynas ve Ceblah’ta Çarşamba günü

Humas, Tibles, Lazkiye ve Tal Kahl kentlerinde gösteriler düzenleyecekler. Perşembe günü ise ülke genelinde sokağa çıkacaklar. Libya’daki ayaklanmaya müdahale eden emperyalist kapitalist devletler, şimdi de Suriye’ye müdahale etmenin fırsatını kolluyorlar. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, barışçıl gösterilere kanlı müdahalede bulunması nedeniyle Suriye’yi kınadığını ve can kayıplarının soruşturulmasını kararlaştırdı. Bu açıklama,

yapılacak emperyalist müdahalenin önünü açmaktan başka bir anlam taşımıyor. BM’nin yaptığı açıklamadan sonra ABD’nin Birşemiş Miletlerin yaptığı açıklamayı memnuniyetle karşıladığını belirtmesinin anlamı da müdahaleye kapının aralanmış olmasındandır. Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney, "ABD, atmakta olduğumuz adımlara ilaveten, Suriye’nin kendi halkına karşı giriştiği elim eylemlerin, güçlü bir uluslararası yanıtı gerektirdiğine

inanmaktadır” diyor. Ayrıca Suriye devlet yetkililerine ve alile çevresine yönelik ekonomik yaptırım kararı da Obama tarafından onaylandı. Emperyalist müdahalenin engellenmesi Suriye işçi sınıfı ve emekçi halkın gerici Suriye rejimine olduğu kadar emperyalist kapitalist güçlere karşı da bayrak açmasıyla mümkündür ve gerçekte özgürlük ve demokrasi de ancak işçi emekçilerin sınıfsal temelde yürütecekleri mücadeleyle elde edilebilinir.

KaddaIi’den ateükes çaùr×s× Libya’da diktatör Kaddafi güçleri ve emperyalistlerin desteğini alan işbirlikçi muhalefet arasındaki gerici iç savaş hız kesmeden devam ediyor. İlk aşamada işçi-emekçilerin özgürlük ve demokrasi talebiyle başlayan Libya süreci, ilerleyen haftalarda işbirlikçi muhalefetin çağrısı üzerine emperyalistlerin müdahalesiyle kirli bir iç savaşa evrildi. NATO’nun savaş uçakları attıkları bombalarla yüzlerce emekçinin yaşamını yitirmesine yol açtı. On binlercesi ülkesini terk ederek mülteci konumuna düştü.

olması mümkün değil. Sağlanacak bir ateşkesten ilk biz mutluluk duyarız ve kabul ederiz. Ama Haçlı NATO saldırısı durmalıdır" diye konuştu. Kaddafi’nin çağrısı emperyalistler tarafından karşılık bulmadı. NATO yetkilisi, Kaddafi’nin sivillere yönelik saldırılarına son vermesi çağrısını yineledi. Aynı yetkili, Kaddafi güçlerinin ateşkes çağrısından sadece saatler öncesi Misrata Limanı'na ayrım gözetmeksizin topçu atış yaptığını ve çok sayıda sivilin öldüğünü söyledi. İşbirlikçi muhalefet güçleri de ateşkes çağrısını reddettiler.

Ateşkes çağrısında bulunan Kaddafi, "Libya, ateşkes görüşmelerine girmeye hazırdır. Ancak ateşkesin tek taraflı

Libya’da yaşanan savaşta işçi sınıfı ve emekçi halkın hiçbir çıkarı yoktur. Bu kirli savaşı kim kazanırsa kazansın,

kaybeden işçi ve emekçiler olacaktır. Gerek Kaddafi diktatörlüğü gerekse de emperyalist kapitalizmin çıkarları için yürüttüklen bu savaş bizim savaşımız değil. İşçi sınıfı ve emekçilerin kurtuluşu, bu her iki sermaye diktatörlüğüne karşı savaşmaktan geçer.


im9