Issuu on Google+

<DOQĂ&#x2014;]ĂźLGGHWGHĂšLOP FDGHOHGHYDUGĂ&#x2014; 2011 yÄąlÄą aynÄą zamanda kadÄąna yĂśnelik Ĺ&#x;iddete karĹ&#x;Äą mĂźcadelelerle de geçti. Ĺ&#x17E;iddetin zirvesi olan cinayetlerle ilgili açĹlan ceza davalarÄą baĹ&#x;ta kadÄąnlar olmak Ăźzere geniĹ&#x; bir toplumsal destek kazandÄą. KadÄąnlarÄąn baĹ&#x;ta â&#x20AC;&#x153;en yakÄąnlarÄąâ&#x20AC;? sayÄąlanlar olmak Ăźzere Ĺ&#x;iddete boyun eÄ&#x;memeleri, Ĺ&#x;iddet gĂśrdĂźkleri ve artÄąk sevmedikleri kiĹ&#x;ilerle iliĹ&#x;kilerini sĂźrdĂźrmemeleri ve zincirlerinin bir halkasÄąnÄą koparmalarÄą, yine kadÄąnlardan baĹ&#x;layarak bir toplumsal kabul haline geldi. Bununla da kalmadÄąâ&#x20AC;Ś

Â&#x2022;10

úßoL0HFOLVL¡QGHQ ´0DU['|QG ¾J|VWHULPL

Â&#x2022;8

\DĂ­DVĂ&#x153;Q

sosyalist 6D\Ă&#x153;ĂŹXEDW7/

.DUDUĂ&#x2014;EL]LĂźoLOHUYHUHFHĂšL]

LĂ­Ă LGHmokrasisi /HIWHUYH'HQNWDĂź

Lefter ve DenktaĹ&#x; ĂśldĂźler. Talihin bir eseri, aynÄą gĂźn ĂśldĂźler. Her ikisi de bir defterin kapanmasÄąnÄąn simgesi oldular. Futbolda insana dair ne varsa, sembolik olarak Lefterâ&#x20AC;&#x2122;le gĂśmĂźlĂźp gidecek. KÄąbrÄąsâ&#x20AC;&#x2122;ta DenktaĹ&#x;â&#x20AC;&#x2122;a dair ne varsa, onun gĂśmĂźlmesi ancak Rumuyla TĂźrkĂźyle iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄą ve emekçilerin KÄąbrÄąsâ&#x20AC;&#x2122;ta kendi kaderlerini tayin etmeleri ile baĹ&#x;layacakâ&#x20AC;Ś Bunun için kapitalizmin bir iĹ&#x;çi devrimiyle tarihe gĂśmĂźlmesi gerekecek. Â&#x2022;2

%HQLPDGĂ&#x2014;PNDSLWDOL]P Kapitalistler iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn siyasetten uzak durmasÄąnÄą isterler. Ä°Ĺ&#x;çinin siyasetle ilgisi â&#x20AC;&#x153;bu hĂźkĂźmet ĂśbĂźrĂźnden daha iyi, ya da daha kĂśtĂź, Ĺ&#x;una oy vereyim, buna vermeyelim, belki buna verirsek daha iyi olur, inĹ&#x;allahâ&#x20AC;? dĂźzeyinde olursa, bu sÄąnÄąrlarda kalÄąrsa bu sermaye için iyidir.BugĂźn siyasette patronlarÄąn sÄąnÄąf çĹkarlarÄą, patronlarÄąn kapitalist hedefleri, patronlarÄąn â&#x20AC;&#x153;bĂźyĂźk TĂźrkiyeâ&#x20AC;? hayali konuĹ&#x;uluyor. Ä°Ĺ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn çĹkarlarÄą, insanlÄąÄ&#x;Äąn idealleri, sosyalist bir TĂźrkiye ve KĂźrdistan arzusu konuĹ&#x;ulmuyor. Ĺ&#x17E;ubat ayÄąnÄąn soÄ&#x;uÄ&#x;u, Martâ&#x20AC;&#x2122;a oradan MayÄąsâ&#x20AC;&#x2122;Äąn baharÄąna dĂśnĂźyor. Elbet bu havalar ÄąsÄąnacak. Ä°Ĺ&#x;çi sÄąnÄąfÄą bu coÄ&#x;rafyada siyasetin denkleminin kendisi hesaba katÄąlmaksÄązÄąn kurulmasÄąna izin mi verecek? KararÄą biz iĹ&#x;çiler vereceÄ&#x;izâ&#x20AC;Ś

6R\NĂ&#x2014;UĂ&#x2014;PNDUDUĂ&#x2014;YH NDQĂ&#x2014;WHPL]OHPHQLQ\ROX 1915 yÄąlÄąnda Ermeniler OsmanlÄą nĂźfusunun yaklaĹ&#x;Äąk onda birini oluĹ&#x;turuyorlardÄą. 20 milyon nĂźfusun 1.750.000'i Ermenilerden oluĹ&#x;uyordu. BugĂźn TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de 70 bine yakÄąn Ermeni var. DoÄ&#x;duklarÄą topraklardan ĂślĂźmĂźne koparÄąlan, TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;deki varlÄąklarÄą 1915'tekinin yĂźzde 4'Ăźne indirilmiĹ&#x; olan Ermeniler bugĂźn dĂźnyanÄąn dĂśrt bir yanÄąna daÄ&#x;ÄąlmÄąĹ&#x; durumdalar. Peki onlara ne oldu? Okullara, kiliselere, evlereâ&#x20AC;Ś ne oldu? TĂźrk devleti bu soruyu duymak istemiyor. Tarihin alnÄąna soykÄąrÄąmcÄą damgasÄąnÄą 100 yÄąl Ăśnce vurduÄ&#x;u OsmanlÄą Ä°mparatorluÄ&#x;uâ&#x20AC;&#x2122;nu bĂślge gĂźcĂź semirmesi ile yad eden TĂźrkiye tekelci burjuvazisi, toplam tutum itibariyle hala â&#x20AC;&#x153;Tarihçiler konuĹ&#x;sun, arĹ&#x;ivler açĹlsÄąn, bakarÄązâ&#x20AC;Śâ&#x20AC;? sularÄąnda! Â&#x2022; 13

Benim demokrasimde tĂźm devletler Ăśz itibarÄąyla sermayeyi korumaya yarayan polis devletleriâ&#x20AC;Ś Sizlerin yine sizin kemiklerinizi kÄąracak polis devletlerini, â&#x20AC;&#x153;yurttaĹ&#x;lÄąkâ&#x20AC;? adÄąna vergilerinizle canÄą gĂśnĂźlden fonlamanÄąz saçma deÄ&#x;ilse nedir? Amerikaâ&#x20AC;&#x2122;da AfrikalÄą-AmerikalÄąlar nĂźfusun %10â&#x20AC;&#x2122;u iken cezaevi nĂźfusunun %50â&#x20AC;&#x2122;sidirler. Siz de Â&#x2022; 14 KĂźrtlerin oranÄą ne?


2

NƦNRJHQNXN

/HIWHUYH'HQNWDí Lefter ve Denktaş öldüler.

Lefter Türkiyeli bir Rumdu. Denktaş Kıbrıslı bir Türk… Lefter Türk ordusunda dört yıl zorunlu askerlik yaptı. Denktaş Türk ordusunda ömür boyu gönüllü askerdi… Lefter bize futbolu sevdirdi, Denktaş bizi burjuva politikasından nefret ettirdi. Lefter zayıftı, Denktaş şişman…

Lefter’in hayatı yoksayıcı politikalara rağmen sessizce kimliğinde tutunma çabasıyla geçti, Denktaş’ın hayatı burjuva politika sayesinde kimlik edinme çabasıyla… Lefter Fenerbahçe’yi onurlandırdı, Denktaş Türk devlet erkânını… Lefter’in yaşamı halkların kardeşliğinin simgesiydi, Denktaş’ın hayatı halkları ayırmanın/bölmenin/düşmanlığın… Lefter bir futbol işçisiydi, Denktaş bir siyaset patronu…

Lefter fakir öldü. Denktaş zengin… Lefter terbiyeliydi, Denktaş ise yaşamına kontra örgütçülükten başlayıp y p Özalvari liberal terbiyesizliğe y ğ uzanan, uzan uz anan an,, en son son tekrar ttek ekra rarr Ergenekon Erge Er gene neko kon n savunuculuğuna savu sa vunu nucu culu luğu ğuna na p par park arkk ed eden en b bir ir u ulu ululu-salcı… salc sa lcı… ı… Le Lefte fter’ r’in in h hay ayat atıı bu ü ülk lked edee mütemüte mü te-Lefter’in hayatı ülkede vazı va zı biçimde biç b içim imde de vvar ar o olm lmak akla la ggeç eçti ti,, olmakla geçti, Denktaş’ın Denk De nkta taş’ ş’ın ın hayatı hay h ayat atıı devlet devl de vlet et kkur kurmak urma makk ve devlet devl de vlet et o olm olmakla… lmak akla la… …

Lefter kendince futbola ve insanlığa hizmet etti, Denktaş burjuvaziye… şç y Denktaşş p Lefter işçiydi, patron…

g gidecek.

Lefte Le fterr ve D Den enkt ktaş aş öldüler. öld ö ldül üler er.. Ta Tali lihi hin n Lefter Denktaş Talihin bir es eser eri,i, aayn ynıı gü gün n öl öldü düle ler. r. H Her er iiki kisi si bir eseri, aynı öldüler. ikisi de b bir ir d deft defterin efter erin in kkap kapanmasının apan anma ması sını nın n si simg simgemgeesi o old oldular. ldul ular ar..

Kıbrıs’ta Kıbr Kı brıs ıs’t’taa De Denk Denktaş’a nkta taş’ ş’aa dair dair ne ne va vars varsa, rsa, a, onun onun ggöm gömülmesi ömül ülme mesi si aanc ancak ncak ak Rumuyla Rum R umuy uyla la Türk Tü rküy üyle le iişç şçii sı sını nıfı fı ve ve emekçilerin emek em ekçi çile leri rin n Türküyle işçi sınıfı Kıbr Kı brıs ıs’t’taa ke kend ndii ka kade derl rler erin inii ta tayi yin n et et-Kıbrıs’ta kendi kaderlerini tayin mele me leri ri iile le b baş aşla laya yaca cak… k… meleri başlayacak…

Futb Fu tbol olda da insana iins nsan anaa da dair ir ne ne va vars rsa, a, Futbolda varsa, semb se mbol olik ik olarak ola o lara rakk Lefter’le Lefte Le fter’ r’le le gömülüp ggöm ömül ülüp üp sembolik

Kapi Ka pita tali lizm zm ve ve emperyalist empe em pery ryal alis istt kapitakapi ka pita ta-Kapitalizm

%\NRWHOVUQGUUNDSLWDOL]P|OGUU Merhaba arkadaşlar. Büyük bir otelde çalışan taseron işçiyim. Bundan önceki yazımda belirtmiştim, otelde gözlemlediğim olayları burada paylaşacağım diye. Genel olarak otelde çalısan taşeron işçilerin sıkıntılarında biraz bahsedeceğim. Son GSS kanununda yapılan değişiklik, otelde çalısan kısmi istihdamlı işçiler için büyük bir sorun oldu. Bu işçiler en fazla bir ay içinde en fazla 21 gün çalışıyor ve kalan günler izinli sayılıyor. Yeni GSS’ye kayıt yaptırmak için gittiklerinde siz çalışıyorsunuz ama sigortanız tam değil, onun için gidip kaymakamlığa gelir beyanında bulunun denilmiş. Devlet bu kanunu çıkartırken nasıl uygulanacağını kendi bile kavrayamamış.Olan yine işçilere oluyor. Otelde çalısan farklı taseron şirketler bulunmakta. Temizlik departmanında çalışan taşeron isçilerin de sorunları var. Bunlardan bir kaçını söyleyeyim. Birinci sorun yeni yılla birlikte ücretlere zam yapılacaktı ama şu ana kadar otel yönetimi zam yapmadı. İkinci sorun ise temizlik bölümünde çalışan taşeron işçilere halen yazdan kalma kısa kollu gömlek ve kısa süeter veriliyor. Housekeeping (temizlikdepartman) yönetimine belirttiğimiz halde hala bir değişim olmadı. Ayrıca yine temizlik bölümünde çalışan bir işçi arkadaşımız otelin genel müdürüne selam vermediği için istenmeyen kişi ilan edildi ve arkadaşımızın işten çıkması için baskı yapmaya başladılar. bir taraftanda yönetimle karşılaştırmamak gece vardiyasına göndermeye çalışıyorlar. Otelde bulunan, "banket" diye adlandırdığımız taşeron işçiler mesai saatleri çok uzun

lizm yıkılmadan ulusal düşmanlıklar lar ve uluslar ortadan kalkmayacak, kültürlerin küll kü kardeşçe kaynaşmasıyla, içerisine geçerek la, birbirlerinin b erim er im erimesi, ulusların sönümlenmesi mü mümkün olmayacak. Bunun Bun Bu n için kapitalizmin bir işçi devrimiyle rim ri m tarihe gömülmesi gerekecek.

İşçi Meclisi olarak Anka Ankara’da, 29 Aralık 2005'de Bursa Özay Tekstil Fabrikası’nda Fabrikası’n yanarak ölen 5 kadın işçiyi çalışma koşullarımızla ilgili anmak ve giderek ağırlaşan ağırla konuşmak amacıyla bir etkinlik gerçekleştirmiştik. Bu etkinliğimize katılan bir kadın arkadaş, orada aldığı notlarla aşağıdaki yazıyı kaleme almış, yazıyı sizlerle de paylaşıyoruz. Yeni yıl hediyesi: Ruhla Ruhlarına El sigorta!

olması yetmiyormuş gibi sürekli fazla mesaiye kalmaları için zorlanıyorlar. Bu bölümde çalısan iki ayrı taşeron şirket var ve işçilerin bazılar üniversite öğrencisi. Otel yönetimi eleman almak yerine elinde bulunan taşeron işçileri daha fazla çalıştırarak daha fazla kar elde etmek için işçilerin sağlığıyla oynuyor. Otelde gözlemlediğim olayları yazmaya devam edeceğim. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere. İşçi Meclisi okuru bir işçi

Arka sayfalarda “Öldükten üç gün sonra sigortalandılar” … altında üç kadın resmi. İkisi çocuk. kalan beş işçiden üçü Fabrikadaki yangında mesaiye m yanarak ölmüş. acaba! İkisi nasıl kurtulmuş aca Yanarak ölenlerden en büyüğü b yirmiiki yaşında, evli ve bir çocuğu var! arkadaş. Diğer ikisi yakın arkada Ayşe onbeş, Meliha onyedi ony yaşında. Yeniyıla üç gün kala dokuz lira için mesaiye kkalan arkadaşlarına yeni yıl hediyesi he almak isteyen hiç çocuk olmamış çocu çocuklar alevlerin çok sevdiği ely elyafların arasından kurtulamamışlar. Atölyedeki iki kapıdan birini b alevler sarmış, diğeri, patronun ofisine açılan kapı o gün de kilitliymiş. Alevlerden kaçabilen iki ik kişi şanslıymış. Hakim de öyle düşünmü düşünmüş! Neden diğerleri şanslı d değilmiş? Haber gazetede çıkınca, İşveren hemen hatırlamış! hatırlam ölenlerin gazetedeki fotoğraflarını foto almış iş güvenliğini düşünen b biri olarak sigortalattırmış. Ruhlarına El sigorta! İşçilerini sigortalattırmı

İşçi Meclisi - Yerel Süreli Siyasi Dergi - Sayı:18 - Fiyat: 1 TL Pina Basım Yayım San. ve Tic. Ltd. Şti. adına sahibi Hüseyin Kezik Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ali Filizler Filizl Adres: Bereketzade Mah. Büyükhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 Beyoğlu/İstanbul Tel: 0 212 251 20 889 Hesap No: İş Bankası Koca Mustafapaşa Şubesi 1105 0792812 Baskı: Özdemir Matbaası Adres: Davutpaşa Cad. Güven Sanayii Sitesi C Blok No:242 Topkapı/İstanbul Tel: 0212 577 54 92


3

NƦNRJHQNXN

6ÜQÜIYHVL\DVHW

(OEHWEXKDYDODUGDÜVÜQDFDN Bu coğrafyada siyaset sınıfsız yapılır.

Kapitalistler işçi sınıfının siyasetten uzak durmasını isterler. İşçinin siyasetle ilgisi “bu hükümet öbüründen daha iyi, ya da daha kötü, şuna oy vereyim, buna vermeyelim, belki buna verirsek daha iyi olur, inşallah” düzeyinde olursa, bu sınırlarda kalırsa bu sermaye için iyidir.

İşçi sınıfı siyaset yapmadığı için… Yapılırsa belki işçi sınıfı “adına” siyaset yapılır. Oysa bu da sınıfın kendisini siyasetten uzak tutmaya yarar! İşçilere ekonomi ile siyaset iki ayrı şey diye belletilir. Siyasi alan da işçilere sıkı sıkıya kapalı tutulur. Osmanlı döneminde bu normal sayılabilir, herkes tebaadır sonuçta. Ancak cumhuriyet döneminde bu “normal” sayılabilir mi? Sınıfsız, ayrımsız, kaynaşmış bir kitle midir ulus ya da cumhur, yoksa hep belletildiği gibi? Hayır, cumhuriyet döneminde kapitalist ekonomi daha da büyür, genişler, sermaye birikimi devlet eliyle desteklenir, beyden-ağadan modern Türk burjuvalarına evrilen bir kapitalist sınıf ortaya çıkar. İşçi sınıfı da büyür, serpilir, sayıca çoğalır, artı-değerin kaynağı olarak ekonominin belirleyeni haline gelir. Son 30 yılda, 12 Eylül askeri faşist darbesinden bu yana bu gerçek daha da belirgin hale geldi. Özellikle son 10 yılda Türk burjuvazisi küresel kapitalist ekonomiyle bütünleşmesinde daha da yol aldı, orta-ileri kapitalist gelişmişlikte bir ülke haline geldi. Öyle ki bugün üretim ilişkileri eski kabuğuna sığmaz hale geldi, siyasette de yeni bir burjuva anayasa gereği hâsıl oldu. Peki, bu neoliberal kapitalist ekonomi işçileri görüyor, tanıyor, var sayıyor mu dersiniz… Hayır, yeni anayasa tartışmalarında bu net bir şekilde görülüyor ki, bir sınıf olarak işçi sınıfı hiçbir yasada yok. Yazar Duygu Asena “Kadının Adı Yok” isminde bir kitap yazmıştı, bugün işçilerin bir sınıfı yok! Birey olarak işçi olabilirsiniz, ama bir sınıf olarak asla! Konya’da Müslüman işçi, Kürdistan’da bölgesel asgari ücretli işçi, İstanbul’da taşeron işçi olabilirsiniz. Ama tek kişi olarak “sözde” yaşamak değil de, toplumsal olarak sesinizi duyurmak istiyorsanız, bu ancak kapitalistlerin onayladığı biçimlerde olabilir. Dergimiz yayına hazırlanmak üze-

Ama işçiler burjuvaların bu siyaset meydanına giderek artan biçimde nefret besliyorlarsa, orada bir sorun var demektir.

reyken SGK istatistikleri açıklanmak üzereydi, işyerleri temelinde yeni sendikalı işçi sayımına göre Türkiye’de hükümet çizgisinde olmayan hiçbir sendikanın toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi kalmayacak. Ocak ayından itibaren Genel Sağlık Sigortası devreye girdi. Buna göre sağlık herkes için ayrımsız biçimde satın alınması zorunlu bir meta haline geldi. Hastalanmak, sürünmek, ölmek bile parayla! Kapitalist çalışma bakanı, Şubat ayında kıdem tazminatı konusunu ele alacaklarını açıkladı. Buna göre Kıdem Tazminatı Fonu, Kıdem Tazminatının sonu olacak. İşçi sınıfının emeğini korumasına dönük eldeki tüm geçmiş kazanımları tek tek elinden alınmakta… Bu coğrafyada siyaset sınıfsız yapılır. İşçi sınıfı siyaset yapmadığı için… Kapitalistler işçi sınıfının siyasetten uzak durmasını isterler. İşçinin siyasetle ilgisi “bu hükümet öbüründen daha iyi, ya da daha kötü, şuna oy vereyim, buna vermeyelim, belki buna verirsek daha iyi olur, inşallah” düzeyinde olursa, bu sınırlarda kalırsa bu sermaye için iyidir. Ama işçiler burjuvaların bu siyaset meydanına giderek artan biçimde nefret besliyorlarsa, orada bir sorun var demektir. Şimdi meclis koridorlarında bir anayasa tartışması yürütülüyor. Komisyon kuruldu, “sivil toplum” görüşlerini söylesin diye dolaşıyorlar. Arada da şikâyet ediyor Meclis Başkanı, “neden daha fazla görüş gelmiyor?” diye.

İşçiler burjuvaların anayasasını pırıltılı, çekici, albenili bulmuyorlar çünkü. Genelde de “en iyi anayasa olsa ne olacak, benim koşullarım böyleyken” refleksi geliyor.

sunuz, durduramayacaksınız, çünkü örümcek bağlamış kafalarınızla aileyi kutsayıp onun çözülüşünü engellemeye beyhude uğraşanlar sizlersiniz!

Haksız da değiller. Sizin siyasetiniz, sizin yasalarınız, sizin mahkemeleriniz, sizin cezaevleriniz işçi sınıfı ve emekçilerin aleyhine çalışıyor çünkü. Ne Hrant Dink cinayetinin, ne Davutpaşa katliamının sorumlularını cezalandırıyorsunuz. Çünkü bu cinayetleri siz işlediniz, katilleri sizlersiniz!

Bu coğrafyada siyaset sınıfsız yapılıyorsa, demokrasi “herkes için”, “sınıfsız”, sınıflar üstü bir şey diye yutturuluyorsa, bu işçi sınıfı kendi çıkarları için siyaset yapmadığındandır.

İşçilerin yaşam koşullarını düzeltecek bir tek yasa dahi çıkartmıyorsunuz, çünkü bu (kapitalist) işinize gelmiyor, siz zaten bunları çıkarmamak üzere varsınız.

Sizin sınıf çıkarlarınız, sizin kapitalist hedefleriniz, sizin “büyük Türkiye” hayaliniz bugün siyasette konuşuluyor. İşçi sınıfının çıkarları, insanlığın idealleri, sosyalist bir Türkiye ve Kürdistan arzusu konuşulmuyor.

Kürt işçilerin ve yoksul köylülerin ulusal özlem ve taleplerine yanıt olamıyorsunuz, olamayacaksınız; çünkü tüm tarihsel inkâr ve yok saymaların, “ulus olma” adına düzlenmiş, kanla yıkanmış tüm ulusal farklılıkların asıl sorumlusu sizlersiniz!

Şubat ayının soğuğu, Mart’a oradan Mayıs’ın baharına dönüyor. Elbet bu havalar ısınacak.

Kadın cinayetlerini durduramıyor-

Kararı biz işçiler vereceğiz…

İşçi sınıfı bu coğrafyada siyasetin denkleminin kendisi hesaba katılmaksızın kurulmasına izin mi verecek?


4

NƦNRJHQNXN

$UDVWD7HNVWLOLíÁLOHULQGHQH\OHP

6D\DD\DNNDE× LüoLOHULQLQND]DQ×P×

Yaklaşık 4 ay önce işten atılan 35 civarında tekstil işçisi aradan geçen zamana rağmen alacakları olan parayı patrondan alamıyorlar.

Adana Büyüksaat Ayakkabıcılar Çarşısı’nda çalışan yaklaşık 3-4 bin ayakkabı işçisi var. Bine yakını ise saya (ayakkabının üst tarafı) işçisi.

Patronun iş makinelerini Denizli‘ye kaçırmasına müdahale eden işçiler kamyonların önünü kesmiş, iş makinelerinin işyerinden çıkışını engellemeye çalışmıştı. Ama Arasta patronunun makineleri Denizli’deki diğer işyerine kaçırmasına engel olunamamıştı.

En kısa süreli çalışan 10 yıl. Çünkü saya işçiliği öyle kısa sürede oluşan bir meslek değil. Bu ayakkabı çarşısında 20-30 yıldır çalışanlar bile var. Ayakkabı çarşısında uzun yıllardır emek veren saya işçileri, yılların suskunluğunu üzerinden atmayı başardı. Evet, 1000’e yakın saya işçisi, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve ücretlerinin insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye getirilmesi için direnişe geçti.

Daha önce alacakları için patron ve temsilcileri ile defalarca görüşen işçiler sürekli ileri tarihler verilerek oyalandılar. Yine işyerine giderek alacaklarını talep eden işçilere en baştaki gibi tarihi belli olmayan senet verme teklif edildi. İşçiler hiç bir yaptırımı olmayan bu senetleri almayacaklarını belirtiyor, paralarının nakit olarak verilmesini talep ediyorlar.

Saya işçileri, “Biz çalışmazsak, onlar da (patronlar da) para kazanamaz.” diyerek üretimden gelen güçlerini kullandılar. İşçilerin kararlılığı sonucu; parça başı ücretlerine yüzde 25’lik zam yapılırken, çalışma saatleri de 3 saat kısalmış oldu. Uzun süredir hiçbir şekilde zam alamayan saya işçilerinin bu kazanımı, işçilerin bir arada olduklarında istediklerini alabileceklerini göstermiş oldu.

Arasta’da patron vekilleri ile yapılan görüşmenin ardından işçiler bir açıklama yaptılar. Arasta mağduru işçinin okuduğu açıklamada şunlara yer verildi: “Bizler Arasta Tekstil mağduru işçileriz. Kimimiz geciken maaşlarımız için gösterdiğimiz tepkiden, kimilerimiz de ‘artık dikimhaneyi kapatıyoruz’ gerekçeleriyle içeride kalan maaşlarımızla birlikte ihbarsız işten atıldık. Aylarca bizleri maaş vermeden çalıştırdı ve kapının önüne koydu, hala da paralarımızı verme gibi bir düşünceye sahip değil, bizleri oyalamaktan başka bir işi olmayan Meral Çetin artık senin yalanlarına kanmıyoruz ve maaşlarımızı alana kadar sesimizi daha gür çıkaracağız. Artık yeter! Sen lüks evlerde otururken, bizler ev kiralarımızı ödeyemiyoruz. Sen özel şoförünle ulaşımını sağlarken bizler eve bir ekmek alalım diye minibüsle bile ulaşımımızı sağlayamıyoruz.

Bugün buraya yol parası olmadığı için gelemeyen arkadaşlarımız var. Buradan bütün işçilere sesleniyoruz. Biz işçilerin emeğini sömürerek palazlanan, zenginliklerine zenginlik katan patronlara karşı birlikte mücadele edersek haklarımızı söke söke alabiliriz. Bizler sessiz kaldığımız, sustuğumuz sürece patronlar daha fazla ezer ve daha fazla sömürürler. Bizler karşı çıkarsak ve mücadele edersek bu gidişata dur deriz. Sınıf bilinçli, örgütlü mücadeleci işçileri hiçbir gücün yenemeyeceğini biliyoruz ve Arasta patronuna bu gücü göstereceğiz. Bizler işçi sınıfının birer üyeleri olarak sınıf düşmanımız olan Meral Çetin’e ve bizi ezen, haklarımızı gasp eden tüm patronlara karşı mücadele bayrağını açıyoruz.” Arasta tekstil işçisinin yaptığı açıklamanın ardından Hey Tekstil mağduru olan bir işçi de söz alarak düşüncelerini paylaştı. Hey Tekstil’de 14 yıl çalıştığını belirten tekstil işçisi sonunda sokağa konulduğunu, buna karşı ise hiç birşey yapamadığını, sadece hukuksal mücadele için adımlar atabildiğini belirterek “İşçilerin örgütlü mücadelesinin

önemini yaşadığım deneyim ile görmüş oldum” dedi. Son olarak Arasta Tekstil’den bir işçi söz alarak süreci nasıl devam ettirecekleri şöyle açıkladı: “Hakkımız olan maaşlarımızı alana dek her mücadelemizin meşruluğuna inanarak eylemlerimizi artıracağız. Yeni, farklı kampanyalarla Meral Çetin’i huzursuz edeceğiz. Bütün sınıf örgütlerini, sendikaları ve sınıf kardeşlerimizi bu haklı mücadelemize destek olmaya, gücümüze güç katmaya çağırıyoruz.” İşçi açıklamayı dinleyen çevredeki işçilere de seslenerek “Şu an sizler çalışıyor olabilirsiniz, ama yarınımız garanti değil. Patronların bu pervasızlığı ve rahatlığı karşısında işçiler de örgütlenmeli. Bakın onların sınıf örgütleri var, TÜSİAD‘da, MÜSİAD‘da örgütlüler. Kendi ihtiyaçlarını karşılaması için yasalar hatta yeni anayasa çıkarttırıyorlar. Bizler de kendi haklarımız için kendi sınıf örgütlerimizde örgütlenmeliyiz. Tek tek olunca yeni anayasaya etkimiz olacak mı? Ama birlik olsak, örgütlü olsak durum farklı olur. Tüm sınıf kardeşlerime sınıf örgütlerinde örgütlenme çağrısı yapıyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

Saya işçileri artık ayakkabıcılar çarşısında hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını patronlara göstermiş oldular.Hatta işçiler, bu birlikteliklerinin devam edebilmesi için daha sistemli ve örgütlü olmaları gerektiğinin de farkına vardılar. Bu yüzden de saya işçileri dernek kurma girişimleriyle de ortak mücadelelerini somutlamış oldular.

(F]DF×ODUGDQPLWLQJ Eczacılık fakültesi öğrencileri, eczacı odaları üyeleri ve eczacı teknisyenleri, ilaç ve eczacılık alanındaki yıkım politikalarını protesto etmek için Kadıköy’de “Yıkıma Dur De!” mitingi yaptı. 29 Ocak pazar günü Dr. Siyami Ersek Hastanesi önünde toplanan, beyaz gömlekler giyen eczacılar, “Sağlık haktır satılamaz!”, “Susma haykır, yıkıma hayır!”, “Sağlıkta yaşam hakkına sahip çık!”, “Sağlıkta özelleştirmeye hayır!” vb. sloganlarla Kadıköy İskele Meydanı’na yürüdüler. Mitingte konuşan İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Semih Güngör, eczacıların ekonomik taleplerini karşılayacak yeni sözleşme istediklerini; eczacıların batma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını; anlaşma sağlanamazsa Şubat ayı içinde ilaç hizmetinin durabileceğini söyledi.

6HQGLND\DVDVÜQDNDUíÜ.(6.H\OHPL Bakanlar Kurulu’nda görüşülmesi yaklaşık üç aydır bekletildikten sonra onaylanarak TBMM Başkanlığına gönderilen 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasa Tasarısı‘na dair çeşitli illerde KESK eylemleri yapıldı. Sahte sendika yasasına karşı KESK protestosu İstanbul’da Taksim’de gerçekleştirildi. Galatasaray meydanında toplanarak Taksim meydanına doğru yürüyüşe geçen KESK’liler, “işçi konfederasyonlarına başka bakanlar kurulu’na başka yasa taslağı sunarak takiye zihniyetini sürdüren AKP’ye ‘Yasanı Al

Da Başına Çal’ diyoruz” diye tepki gösterdiler. “Sahte Sendika Yasasına Hayır – KESK” pankartıyla Taksim meydanına gelen yürüyüş korteji, oturma eylemi ve basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklaması sırasında Ankara’da gerçekleştirilen protesto eylemine ve polisin kamu emekçilerine saldırdığına da değinilerek oturma eylemine başlandı. “Arkadaşlarımız Ankara’da bir yürüyüş yaparak AKP Hükümetinin sahte sendika yasasını protesto etmek istediler. Polis tarafından engellendiler. Gaz bombalarıyla arkadaşlarımıza

saldırıldığını öğrendik. Arkadaşlarımıza destek olmak için oturma eylemi yapacak ve ardından da basın açıklamamızı gerçekleştireceğiz” denilerek bir süre oturma eylemi gerçekleştirildi. Oturma eyleminin ardından basın açıklaması metni okundu. Metinde sendika yasasının kamu emekçilerini kandırma ve oyalamadan ibaret olduğu belirtilerek “KESK, 2 milyon kamu emekçisinin haklarına yönelik saldırıları ortaya çıkarmaya, yalanları teşhir etmeye, maskeleri düşürmeye ve mücadeleyi yükseltmeye devam edecektir” vurgusu yapıldı.


5

NƦNRJHQNXN

%LOOXU7X]LüWHQ atar atar atar… Billur Tuz Fabrikası’nda Tek Gıda-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan işçilerin direnişi birinci ayını geride bıraktı. Billur Tuz 54 işçiyi işten attı. 1 Ocak’tan beri direniş sürüyor. İşçiler yeni yıla direnişle merhaba dedi. Billur Tuz Fabrikası 48 yıllık işletme. Direniş sendikayı işyerine sokmak için değil, sendikalılık durumunu devam ettirmek için. Zira Tek Gıda-İş, 13 dönem boyunca toplu sözleşme imzalamış ve tam 28 yıldır burada örgütlü. Billur Tuz 3 yıl önce el değiştirmiş. Yeni patronlar işçilerin sendikalı olmasına razı değil. Sendikasızlaştırmak, işçilerin örgütlülüğünü kırmak için bildik yöntemlere Billur Tuz patronu da başvurmuş. 3 ayrı taşeron sokmuş işyerine ve yıllardır çalışan işçileri de taşeronlara aktarmış. Asıl işi artık taşeronlar yapar olmuş. Yeni alınan işçilerle sendikanın yetkisini düşürmeye çalışmış. Sendika taşeron işçisini de üye yapınca, bu kez taşeron adını değiştiriyor. Sendika yeni giren işçileri de üye yapınca patron kendi hukukunun geçerli olduğu yargıda alt etme derdinde şimdi. Ama mahkemenin aylar sürecek araştırmasına işçilerin tahammülü yok. 1 Ocaktan itibaren işten atılan 54 işçi direnişte. Mücadele hem direniş çadırında hem içerde devam ediyor şimdi. Patron desteğe de tahammül edemiyor. En son 15 ve 25 yıldır çalışan iki işçiyi direnişe destek verdikleri ve sendikadan istifa etmedikleri için işten atıyor. Şimdi o işçiler de direnişte. İzmir Çigli’deki Billur Tuz fabrikasında devam eden direnişe en başta Schneider Elektrik’te çalışan Birleşik Metal-İş üyesi işçiler olmak üzere destek yoğun bir şekilde devam ediyor. İşçiler de kazanana kadar devam etmekte kararlı.

'DYXWSDíDNDWOLDPÜXQXWXOPDGÜ İstanbul Davutpaşa’da, kaçak maytap üretimi yapan bir atölyede 31 Ocak 2008 yılında meydana gelen patlama sonucu 21 işçinin hayatını kaybetmesinin ve 117 işçinin de yaralanmasının üzerinden tam 4 yıl geçti. Aradan geçen zaman katliamı unutturamadı. Katliamın yıldönümünde yine katliam ve sorumlularını lanetlemek için başta katliamda yaralı kurtulan işçiler, yaşamını kaybeden işçilerin aileleri olmak üzere “katliamın hesabını soracağız” diyenler yine katliam yerindeydi. Aradan geçen sürede yoğun bir hukuk mücadelesi trafiği sürerken aileler de katliamı unutturmamak için mücadeleye devam ediyorlar. Patlamada yakınlarını kaybeden aileler, her duruşma öncesinde adliye önünde, her benzer katliamda işçilerin ailelerin yanında oldular. Kendilerini ifade edebilecekleri her platformu değerlendirmeye çalıştılar. Ve Davutpaşa’nın unutulmaması ve davanın sonucunda sorumluların cezalandırılması için süreci devam ettiriyorlar. Bu mücadelenin önemli duraklarından birisi de katliamın yıldönümü anmaları. Acıların tekrar yaşandığı anmalarda sorumluların cezalandırılması ve yeni katliamların önüne geçmek için süren mücadele bir o kadar istimleniyor. Pazar günü sabah saat 10.00'dan itibaren Davutpaşa’da buluşmaya başlayan eylemciler burada üzerinde katliamda hayatını kaybedenlerin fotoğrafları bulunan ve “Davutpaşa’yı unutmadık unuttur-

mayacağız” yazılı pankart açarak katliamın yaşandığı yere yürüdüler. Yürüyüş boyunca “Sorumlular yargılansın, adalet istiyoruz”, “Davutpaşa’yı unutmadık, unutturmayacağız” , “Kaza değil bu bir cinayet”, “ Adalet istiyoruz” sloganları atıldı. Yürüyüşün ardından patlama yerine gelindiğinde buraya karanfiller bırakıldı ve yaşamını kaybedenler için sirenler eşliğinde saygı duruşu yapıldı. Daha sonra basın açıklamasına ve konuşmalara geçildi. Aileler adına açıklama yapan İdris Çabuk, davanın gidişatıyla ilgili bilgi verdi. Acılar bizi bir araya getirdi, birleştirdi diyen Çabuk “Sorumluluğu olan herkesin yargılanması için mücadele ettik. Sayısız engellerle karşılaştık. Anladık ki, adalet kendiliğinden tecelli etmiyor, acımız-mağduriyetimiz yetmiyor. Yılmayacağız, daha adaletli bir hayata inancımızdan takibimizi sürdüreceğiz.”dedi.

'LUHQLüWH\×OJHULGHE×UDN×OG× 0HUVLQ6HUEHVW %|OJH·GHLüE×UDNPD 26 Ocak 2011’den beri hastane bahçesinde işlerine dön-

Mersin Serbest Bölge’de İçel-2 Tekstil fabrikasında çalışan işçiler tazminatlarını almak için iş bıraktı.

mek için onurlu bir mücadele yürüten Samsun Gazi Devlet Hastanesi taşeron sağlık işçilerinin direnişi bir yılı geride bıraktı. Dev Sağlık-İş üyesi oldukları için işten çıkarılan Cemalettin Kömpe ve Ali Aslan, 26 Ocak 2011 tarihinde hastane bahçesinde çadır kurarak direnişe geçti. Direniş sürerken, 1 Temmuz’da 3 işçi ve 4 Ağustos’ta 2 işçi daha işten çıkarıldı. Böylece Samsun Gazi Devlet Hastanesi’ndeki direniş 7 kişiyle devam etti.

mize geri dönmek istiyoruz” pankartını Ankara Kızılay Meydanı’na taşıdılar. AKP’li bakanların kenti ziyaretlerinde “önlemler” taşeron sağlık işçilerinin eylem yapmaması için alındı ama onlar yine protestolarını yapmayı bildi. İşçiler, çevik kuvvetin ve hastanedeki özel güvenlikçilerin saldırılarına defalarca maruz kaldı ama yılmadılar.

İl Sağlık Müdürlüğü, Samsun Valiliği işçilerine eylemlerine sahne oldu. Ankara’ya yürüdüler, Sağlık Bakanlığı önünde eylem yaptılar. “İşi-

Bir yılı geride bırakan Samsun Gazi Devlet Hastanesi direnişi hastane önünde sürüyor.

Yaklaşık on bine yakın işçinin çalıştığı Mersin Serbest Bölge’de İçel-2 Tekstil işçileri daha önce aynı patrona ait olan ve yanan Palmiye Tekstil‘den doğan tazminat alacakları için işbıraktı. Yaklaşık 150 işçinin çalıştığı işyerindeki işçiler yanan işyerinde 10 yıllık tazminat alacakları olan işçiler bulunduğunu ifade etti. Palmiye Tekstil‘in yanmasıyla patronun kendilerini 3 ay izne gönderdiğini ve İçel2’yi açınca tekrar çağırdığını anlatan bir işçi; “Tazminatlarımız ne olacak sorusunu sordu��umuzda bizlere herhangi bir açıklama yapmayan patron, bizler sıkıştırınca tazminat vermeyecegini söyledi. Bunun üzerine bizler de iş bıraktık. Avukatlarımız fabrikaya gelince yüzde 50’sini vereceğini söyledi. Bu sözün ardından işbaşı yaptık ama tazminatımızın takipcisi olacağız.”dedi.

İdris Çabuk’un ardından milletvekili Levent Tüzel söz aldı. Tüzel “Acılarımıza neden olan asıl sorumlular yargılanmıyor. Davutpaşa ilk de değil son da. Madenler, tersaneler, inşaatlar ve nicelerinde sürekli işçi cinayetleri yaşanıyor. İşçi sağlığı ve güvenliği hiçe sayılıyor. Sistem bunların üzerine gitmiyor, bu cinayetleri önleyecek yasalar çıkartmıyori çünkü bu sistem işçilerin, emekçilerin sistemi değil” dedi. Daha sonra aileler söz aldı. Patlamanın unutulmaması ve üzerinin örtülmemesi için patlama yerinin park yapılmasını istediklerini belirten aileler; “Bizler sadece Davutpaşa ile sınırlı kalmadık Zonguldak Karadon’da, Bursa Kemalpaşa’da, Ankara OSTİM-İvedik’te yaşanan katliamların ardından buralara giderek ailelerle görüştük. Birlikte mücadele etmeye başladık “biz” olduk. Bu katliamların hesabı sorulana dek adalet sağlanana dek mücadelemiz devam edecek” dediler. Eyleme İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ve gazetemiz İşçi Meclisi okurları da katıldı.

3D]DUF×NHQGLQL\DNW× Adana’da pazarcılar ile CHP’li belediye arasında uzun süredir süren pazar kavgası, bir pazarcını uygulamayı protesto etmek için kendini yakmasıyla sonuçlandı. Çukurova Belediyesi’nin dükkan sistemine geçmeyi gerekçe göstererek pazar yerleri elinden alınan Barış Manço Bulvarı üzerindeki semt pazarı esnafı, uygulamayı protesto etmek için sabah saatlerinde tezgahlarını ana cadde üzerine kurmak istedi. Sabah saatlerinde tezgah ve kamyonetlerle Barış Manço Bulvarı’nı trafiğe kapatan esnafa çevik kuvvet polisi ve zabıta ekipleri müdahale etti. Müdahalesi sırasında 30 yaşındaki 4 çocuk babası Mehmet Oğuz, pet şişe içerisindeki benzini üzerine dökerek, müdahalenin durmasını istedi. Oğuz, arkadaşlarının bağışları arasında kendini yaktı. Vücudunda 2. derece yanıklar oluşan Oğuz, ve onu söndürmek isterken hafif şekilde yanan iki kişi hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Oğuz’un sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenilirken, pazarcı esnafı eylemine 3 saat daha devam etti. Polisle yapılan görüşmelerin ardından yol trafiğe açıldı.


6

NƦNRJHQNXN

0DOWHSHGLUHQLíLQGHSHUGH Maltepe Belediyesi’ne bağlı, parkbahçe, yapı, ulaşım, temizlik gibi farklı iş kollarında çalışan taşeron işçiler güvencesiz, esnek çalışma koşullarına karşı örgütlenince işten atılmışlardı. Bu saldırının karşısında direnişe geçen dokuz işçi, Maltepe Belediyesi binası önünde 28 gün boyunca işe geri alınmak ve taşeron sisteminin getirdiği çalışma koşullarına karşı taleplerini kazanmak için direndi. İşçiler, Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin‘in siyasi danışmanı Yüksel Çiftçi ile yapılan görüşmede tüm işçilerin geri alınacağı ve taleplerinin ortak komisyonda görüşüleceği sözü almışlardı. Ama işçiler, “işe alınacaksınız” denip işe alınmayınca yeniden direnişe başladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “21. Yüzyılda taşeronluk kölelik rejimidir, bedel ödenmeden hak alınmaz, ağlamayana kimse meme vermez” sözlerinin yazılı olduğu pankart açan işçiler, direnişlerinin ikinci devresini basın açıklamasıyla başlattılar. Maltepe Belediyesi taşeron işçilerinin direnişi bir ayı geride bırakarak sürüyor. Direniş birçok direnişte olduğu gibi sendikaya karşı da devam ediyor. Maltepe Belediyesinin önünde devam eden direniş buraya kapalı kalmıyor. İşçiler Bağdat Caddesindeki CHP binası başta olmak üzere farklı mekanları da direniş ye-

Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC), 29 Şubat’ı “kemer sıkma politikaları”na karşı Avrupa çapında eylem günü ilan etti. AB’nin yeni bütçe dayatması için toplanacağı 1-2 Mart öncesinde, toplantının yapılacağı Bürüksel’de 29 Şubat’ta kitlesel bir eylem yapacağını açıklayan ETUC, üyesi federasyonların kendi ülkelerinde yapacakları eylemler için de, eylem biçimlerini konfederasyonlara havale etti.

rine çeviriyor. Bu mekanlardan biri de Taksim. Taksim’de yapılan açıklamada belediye bünyesindeki sendikaların kuralsız ve kölece çalışma koşulları, yani orman kanunlarının geçtiği taşeronluk sistemine karşı başlatmış oldukları direnişe destek olmak yerine, Mustafa Zengin’in tehditlerine boyun eğerek saflarını patron tarafında belirledikleri belirterek sendikaları teşhir ettiler. Ayrıca Belediyenin hazırlamış olduğu deklarasyonda imzası olan tüm sendikacıları istifaya davet ettiler. Açıklama Genel-İş ve Belediye-İş sendikalarına yapılan şu çağrı ile sonlandırıldı. “Atılan imzalar geri

%DNDQFUHWOL|ùUHWPHQOHUL KHGHIJ|VWHUGL Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bir televizyon kanalında Kürt illerinde görev yapan ücretli öğretmenlerin “PKK propagandası” yaptığını iddia ederek, bölgede görev yapan bütün ücretli öğretmenleri suçlayan, onları hedef haline getiren açıklamalarda bulundu. Hakkâri, Şırnak ve Van’dan örnek vererek “Gönderdiğimiz öğretmenler ayrıldıkları zaman ücretli öğretmen almak durumunda kalıyoruz ve PKK’nın yönlendirdiği ücretli öğretmenleri almak durumunda kalıyoruz” dedi. Milli Eğitim Bakanı bu açıklaması ile bizzat sorumlu olduğu ücretli öğretmenlik uygulamasının ve ataması yapılmayan öğretmenlerin, eylemleri ile ve özellikle sosyal medyayı kullanarak bakanlığı köşeye sıkıştırmasını kısa yoldan bildik bir taktiğe başvurarak bertaraf etmek istedi. Eğitim-Sen yaptığı basın

(78&·WDQWDEDQ ]RUX\ODH\OHPOHU

çekilsin, sorumlulardan hesap sorulsun. Yoksa bu kirli oyuna bir parçası da siz olursunuz.” İşçilerin Taksim’deki yürüyüşünde güzel dayanışma sahneleri yaşandı. İşçilerin önü İstiklal Caddesi‘nde kesildi. Ama bu sefer farklı bir şekildeydi bu. İşçilerin önünü kesen ne polis ne panzerlerdi. Bu sefer dayanışma için kesilmişti yürüyüşün önü. Grup Emeğe Ezgi kesti işçilerin önünü birlikte direniş ezgileri söylemek, direnişi omuz vermek için. Grup Emeğe Ezgi’nin “Maltepe işçileri yalnız değildir” pankartı ile işçilerin önünü kestikleri yerde Çav Bella söylendi hep birlikte. Ardından yürüyüşe birlikte devam edildi.

Eylem gününün sloganını “Aşırı aşırıdır! Kemer sıkma tedbirleri krize verilecek tek yanıt değildir!” olarak belirleyen ETUC’un “karşı çıkışı”, emperyalist sendikalizme uygun ve yakıcı sınıf taleplerini tümden dışlıyor: “Hazırlık aşamasında bu sözleşmeye karşıyız, tünelden çıkış için çözümler sunmuyor. Avrupa projesini frenliyor, büyümeyi söndürecek bir fren olarak sosyal Avrupa’yı frenlemekte.” Avrupa çapında düzenlenecek eylemlerde, işçilerin AB yönetimine, “sosyal kırılmayı durdurun. Alım gücünü azaltan ve gelecek perspektifini karartan bu kemer sıkma trenlerini durdurun. Alternatifler vardır. Oynanacak başka kartlar da var” diye yalvaryakar olmasını istiyor. İşçi sınıfının ETUC vb. emperyalist sendikalardan hiçbir beklentisi olamaz; kendi yolunu sınıf talep ve militan mücadelesiyle açacak.

<DVDNV×]YHEDUDMV×]ELUVHQGLND

açıklaması ile Milli Eğitim Bakanı’nı bölgede görev yapan tüm ücretli öğretmenlerden özür dilemeye çağırdı. “MEB verilerine göre, 20112012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda Urfa’da 2.662, Diyarbakır’da 1.558, Mardin’de 817, Şırnak’ta 794, Adıyaman’da 620, Siirt’te 520, Batman’da 493 ücretli öğretmen istihdam edilmektedir. Milli Eğitim Bakanı’nın açıklaması, daha önceki pek çok açıklaması gibi, büyük bir talihsizliktir. Ömer Dinçer, başta Van olmak üzere, bölgede büyük fedakarlıklarla görev yapan ücretli öğretmenlerden özür dilemelidir. Milli Eğitim Bakanı, kadrolu öğretmenlerle aynı işi yaptıkları halde hiçbir sosyal ve özlük hakları olmayan ücretli öğretmenleri suçlayacağına onların sorunlarını anlamaya çalışmalı ve ücretli öğretmenlik uygulamasını kaldırarak, herkesin kadrolu ve güvenceli çalışması için gerekli adımları atmalıdır.”

DİSK üyeleri, “Sendikal haklarımız engellenemez” pankartı açarak, Çalışma Bakanlığı önüne yürüdüler. DİSK’e bağlı sendikaların yanı sıra Türk-İş’e bağlı TGS ve Basın-İş Sendikasının da katıldığı yürüyüşte, hükümetin 2821 ve 2822 sayılı yasaların yerine gündeme getirdiği Toplu İş İlişkileri Kanunu’nda yasakları korumak istemesine tepkiler dövizlere yansıdı. DİSK üyesi işçiler, “Grev yasaklarına hayır”, “Yetki uyuşmazlıklarında referandum”, “Örgütlenme barajlarına hayır” yazılı dövizler taşıdılar. İşçiler sık sık, “Genel grev geliyor”, “Genel grev, genel direniş” sloganları attılar. Burada konuşan DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Hak ve özgürlükleri kısıtlayan bu taslağı kabul etmeyeceklerini kaydederek , “Sorun yalnızca grev hakkımızın, toplusözleşme hakkımızın kısıtlanmasıyla sınırlı değildir. Bu tehdidin bir başka yönü ise, kıdem

tazminatı hakkımızı da elimizden almaya zemin hazırlamaktır. Önümüze iki seçenek konulmuştur. ‘Ya bu yasa taslaklarını kabul edeceksiniz, ya da kapınıza kilidi vuracağız’ denilmektedir. Biz kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Ne sendikal hak ve özgürlüklerimizden ne de kıdem tazminatımızdan vazgeçmeyeceğiz” dedi. DİSK İstanbul’da da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü önüne yürüdü. Bakanlığın istatistiklerin açıklandığı zaman DİSK’in yetkisiz kalacağı açıklamalarına tepki gösteren DİSK’liler Saraçhane Parkı’ndan, “Örgütlenme barajlarına hayır”, “Grev yasaklarına hayır” dövizleri ve sloganlarla bölge müdürlüğü önüne geldiler. Müdürlük önünde yapılan açıklamada, hükümetin işçi mücadelesini etkisiz hale getirmeye çalışıldığı vurgulandı.


7

NƦNRJHQNXN

7DQÜPÜ\RUX]<RNKÖNPÖQGHGLU İşçilerin sınıf örgütü sendikalar tümden tasfiye ediliyor. Toplu İş İlişkileri Kanunu çıkarılmadan sendikalı işçi sayısının açıklanması, sendikaların ezici çoğunluğunu tasfiye edecek. Sendikalarda örgütlü işçileri toplu iş sözleşmesi hakkından yoksun ve örgütsüz kılacak… Saldırının yıkıcılığına karşın, sermayeleşmiş sendikal bürokrasiden mızmızlanma dışında tık çıkmıyor. Üç yıl boyunca yaptıkları rezil pazarlıkların, işbirliğinin sonuna gelmiş haldeler. Sendikalı işçi sayısı açıklansın amenna, yasa da çıksın ama; işçi sömürüsü üzerinden kestikleri rantlar ve koltukları baki kalsın yeterki! Biz işçilerin, işçi sınıfının, bu sermayeleşmiş asalaklardan en küçük bir beklentisi olamaz, olmamalı. Sınıf örgütlerini tasfiye etmeye yönelik sermayenin bu dehşetli saldırısını, iradesini sendika bürokrasisine teslim ederek, bu asalaklardan birşeyler yapmalarını bekleyerek hiç değil; doğrudan fiilen militan ve kitlesel bir tarzda göğüsleyip püskürtmeyi hedeflemeli, hazırlanmalı ve yaşama geçirmeliyiz. Sermayenin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, yaptığı açıklamada; Özcesi, biz işçilere, ‘sendikal örgütlenmeniz önüne koyduğumuz barajı çekiştirmeye kalkarsanız, sendikaları bitiririz, örgütsüz kalırsınız’ sopasını sallıyor. ‘Baraja da, sendikalara da, sizin ne için ne kadar örgütlenebileceğinize de vb. biz karar veririz’ buyuruyor! ‘Siz işçiler de, sendikal bürokrasi aracılığıyla kararlarımıza destek verip katılırsınız’ lütfuyla da, burjuva demokrasisine şükranlarımızı sunmamızı istiyor! Çünkü kriz var! Sermayedarlar da pek ala biliyorlar, artık faşist 12 Eylül Anayasası’na bağlı örgütlenme yasak ve sınırlamalarıyla saltanatlarının sürdürülemeyeceğini; bizim bu köleci cendereye artık sığamayacağımızı, sığmayacağımızı… Eninde sonunda patlayacağını, patlatacağımızı! Fakat kriz var… Şakası yok, sırtımızdan sermaye üretimlerinin ve birikimlerinin krizi var! “Teğet geçti” demelerinin üzerinden ne kadar zaman geçti, afiyetle yaladılar tükürdüklerini; “en az hasarla atlatmaya çalışıyoruz!” diye tükürük saçıyorlardı etrafa daha dün; bugünlerde “sıfır büyüme”, giderek de “küçülme”den söz etmeye başladılar. İşte bu yüzdendir, sendikal örgütlenmemizin önündeki engellerin,

.×GHP7D]PLQDW× )RUXPXJHUoHNOHüWLULOGL Burjuva hükümetin gündeminde bulunan kıdem tazminatı hakkının gaspı saldırısına karşı Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu ‘Kıdem Tazminatı Fonu ve İş Güvencesi’ başlıklı bir forum düzenledi. Forumda kıdem tazminatı saldırısının içeriği ve yaratacağı sonuçların yanı sıra, birleşik mücadelenin olanakları da tartışıldı. Forumun açılış konuşmasını yapan TTB’li Hüseyin Demirdizen, kıdem tazminatının gaspı planının, bütünlüklü bir saldırının parçası olduğunu hatırlatarak bütünlüklü saldırıya karşı bütünlüklü bir mücadeleyle yanıt vermenin gerekliliğine vurgu yaptı.

barajların bir nebze ucundan azaltılmasının TÜSİAD raporlarına kadar girmesine karşın bir türlü komisyonlaşmaması; komisyonlaştığında yasalaşmaması; yasalaştığında Meclis’e gönderilmemesi, … Patronlar olmaz derler, rest çekerler; sermayenin bakanları olmaz derler, rest çekerler… Ve, adına “Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı” dedikleri, grev vb. yasakları aynen korunan fakat örgütlenmemize yüzde 10 barajını kıyısından bir parmak aşağıya düşüren ucubeye dahi, olmaz derler! Sermayenin sopası da, havucu da, sermayeleşmiş ağası da ortada. Hepsi bizim, biz işçilerin üzerinden geçiniyor, üzerimizde tepiniyor, adımıza karar alıyor, … Ne kadar sömürüleceğimize (“çalışma” diyorlar!), ne kadar karbonhidrat ve protein alacağımıza (“asgari ücret” diyorlar), ne kadar konuşacağımıza, düşüneceğimize, ne kadar eyleyeceğimize (cop ve gaz bombası, hediyesi F Tipi!), neye ne kadar katılacağımıza (“yönetişim”, “demokrasi” diyorlar), ne kadar örgütleneceğimize, ne kadar öleceğimize (“güzel öldüler!” diyorlar), … Tamam da güzel kardeşim, sınıf kardeşim, can yoldaşım, bizler bunun neresindeyiz? Sınıf örgütlerimiz olan sendikaları tasfiye ettirmeyeceğiz! Tam da burasındayız işte; başlangıç noktamız burada. Özelleştirilmiş sosyal güvenliğin tümden sermayeleştirilmiş bir üst kurulunun (SGK), tümden sermayenin ihtiyaçlarına göre yaz boz istatistikleri biz işçileri zerre kadar bağlamaz! Tanımayız, tanımayacağız! O istatistikleri istediğiniz kadar artı değer sömürüsünden kaynaklanan kar grafiklerinize bağlamaya çalışın, bizleri bağlayamaz. Hükmü yoktur. Öncü işçilerden başlayarak, sendikalarda örgütlü tüm işçiler, örgütlenmeye çalışan tüm işçiler, kendilerini ortaya koyacak, açık, net, ve işçinin sınıf yalınlığıyla: O istatis-

Başlangıç noktamız, sınıf örgütlerimizin tasfiye edilmesi saldırısını geri püskürtmektir. Tehdidin, sopa sallamanın sökmeyeceğini amansız göstermektir. Böylesine ağır bir saldırıyı geriye püskürtmek, sermayeye tükürdüğünü yalatmak, sınıf örgütlenmemiz önündeki sermayenin koyduğu tüm engelleri, tüm barajları, yasa ve yasakları toptan ortadan kaldırma talebiyle birlikte mümkün olacak. tiklerinizi alın başınıza çalın, tanımıyoruz, hükmü yoktur. Başlangıç noktamız, sınıf örgütlerimizin tasfiye edilmesi saldırısını geri püskürtmektir. Tehdidin, sopa sallamanın sökmeyeceğini amansız göstermektir. Böylesine ağır bir saldırıyı geriye püskürtmek, sermayeye tükürdüğünü yalatmak, sınıf örgütlenmemiz önündeki sermayenin koyduğu tüm engelleri, tüm barajları, yasa ve yasakları toptan ortadan kaldırma talebiyle birlikte mümkün olacak. Yüzde 10’u yüzde bilmem kaça, binde bilmem kaça indirme pazarlığıyla değil! Kayıtsız koşulsuz sınırsız örgütlenme özgürlüğü. Yasa, adına ne denirse densin, ister “Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı”, ister Anayasa; ille de buradan başlamak zorunda: Kayıtsız koşulsuz sınırsız örgütlenme özgürlüğü! Hele ki, bu koltuklaşmış, sermayeleşmiş, sırtımızdan semirmiş, irademizi teslim almış, mecalsiz, aciz, sermaye ve devletine yüzsüren sendika bürokratlarıyla aman hiç değil. Kahrolsun sendika ağaları! Alçaklıkta sınır tanımayan bu rezil yaratıkları sarsmadan, yapıştıkları koltukları tekmeleyip birlikte kapı dışarı etmeden, onlardan amansız hesap sormadan, sınıf örgütlerimizin tasfiye edilmesi saldırısını püskürtemeyiz.

Gazeteci Atilla Özsever, kıdem tazminatı gaspı saldırısını hükümetin Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) çerçevesinde ele alarak UİS’in çalışma yaşamında kökten değişikliklere yol açacak bir içeriğe sahip olduğunu belirtti. Yapılması gerekenler açısından, sanayi bölgelerinde bilgilendirme kampanyalarının yanı sıra sermayenin ve hükümetinin kıdem tazminatıyla ilgili iddialarına karşı ideolojik bir mücadele yürütmenin önemini vurguladı. Birleşik ve ortak mücadele zeminlerinin yaratılması gerektiğini ekleyerek sunumunu tamamladı. Birleşik Metal-İş Sendikası TİS Uzmanı İrfan Kaygısız, çalışma yaşamında son 30 yılın en köklü değişiklikleriyle karşı karşıya olunduğunu vurgulayarak, kıdem tazminatı fonu tartışmasının sadece ücret değil, aynı zamanda çalışma koşullarını da yeniden düzenleme amacı taşıdığını vurguladı. Kaygısız, gelişmiş kapitalist ülkelerle Türkiye’deki kıdem tazminatı uygulamasını karşılaştırarak, özellikle Avrupa’daki gelişmiş kapitalist ülkelerdeki kıdem tazminatı miktarının Türkiye’ye göre düşük olmasının hükümetin iddialarını doğrulamadığını, bu ülkelerdeki diğer sosyal destek mekanizmalarının varlığının bu tartışmalar içerisinde görmezden gelindiğini belirtti. Kaygısız konuşmasının sonunda, işçilere düşen görevin bu hakkı korumak ve ileriki kuşaklara devretmek olduğunu da vurguladı. ÇHD Emek Komisyonu’ndan Av. Nilgün Şahinkaya, kıdem tazminatı fonu planını, İş Kanunu ve mevcut esneklik uygulamaları üzerinden değerlendirdi. Şahinkaya, kıdem tazminatı fonunun geçmiş on yıllardan beri hükümetlerin gündeminde olduğunu hatırlatarak, yapılması planlanan düzenlemeyle ilgili hukuki bilgilendirmelerde bulundu. Son konuşmacısı İsviçre Tekstil Sendikası’ndan Mehmet Akyol, işçi sınıfının 200–300 yıllık mücadele deneyimine vurgu yaparak kıdem tazminatı hakkının nasıl kazanıldığıyla ilgili tarihsel sürecin unutulmamasının önemine değindi. Akyol patronları, işten çıkarmalar konusunda zorlayacak yasal değişikliklerin hayata geçirilmesi için mücadele vermek gerektiğini söyledi. İkinci emeklilik sigortası ve işten çıkış maliyetlerinin yükseltilmesini sağlayacak adımların atılması için mücadele verilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Forumun ikinci bölümünde ise birleşik mücadelenin olanaklarına ilişkin tartışmalar yürütüldü. Bu bölümde HSGGP deneyiminin yarattığı orta mücadele kültürünün değerine dikkat çekilerek, İSİG Meclisi, Güvencesizler Platformu, 1. Bölge çalışması gibi benzer nitelikte emek mücadelesi temelinde yürütülen çalışmaların birleştirilmesi gerekliliğine işaret edildi. Devrimci Proletarya adına yapılan konuşmada ekonomi alanında sınıfa dönük saldırılarla siyaset alanındaki işçi sınıfının yok saymaların bütünlüğü vurgulanarak, burjuvazi açısından Ulusal İstihdam Stratejisi vb. makro ekonomik planlamalarla yeni anayasa tartışmaları sürecinin birleşik bir nitelik taşıdığına dikkat çekilerek, işçi sınıfının ancak kendi mücadele talepleri ve öz örgütlenmeleriyle bu ablukayı dağıtabileceğine işaret edildi.


8

NƦNRJHQNXN

ñíÁL0HFOLVLnQGHQo0DU['ÐQGÖpJÐVWHULPL İşçi Meclisi olarak İstanbul’da ”Marx Döndü” oyununun gösterimini 15 Ocak’ta gerçekleştirdik.

En başta İşçi Meclisi okurları olarak birlikte iş yapma, birşeyler üretmiş olmanın hazzını yaşadık bu etkinlikte ve organizasyonunda. Elbette tüm ilklerde olduğu gibi bu ilkde de aksayan, ağır aksak ilerleyen şeyler oldu. Ama bu adımın en önemli yanının, uzun sürecek yolculuğumuzun ilk adımlarından biri olarak birlikte üretmenin önemini, dahası kolektifin tek tek bireylerin toplamından çok daha fazla ve başka bir şey olduğunu duyumsatmış ve yaşatmış olmasıydı.

Etkinlik İşçi Meclisi olarak bu tarz etkinliklerin organizasyonu açısından ilklerimizden birisi olma özelliği de taşıyordu. Etkinlik öncesi elimizdeki davetiyelerin tükenmiş olması bizleri tatlı bir telaşa sürüklemişti. 150 kişilik salon için 200 davetiye dağıtımı yapmıştık. Bu da “insanları salona sığdıramazsak” gibi bir soru oluşturdu bizlerde. Bundan kaynaklı hafif fren de yaptık davetiye dağıtımında. Gösterimden birkaç saat önce salona giderek son kontrolleri yaparken, tiyatrocu arkadaşlar da sahne hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı. Gösterimden bir gün önce İstanbul’da karlı ve soğuk bir hava keyfimizi kaçırırken, bir de yetmiyormuş gibi tüm Marmara’yı kapsayan bir elektrik kesintisi koşulları iyice zorlamış ve keyifleri kaçırmıştı. Ama gösterim sabahı düne inat bahardan ödünç alınmış bir hava vardı. Etkinlik başlama saatine doğru gösterim için gelenlerin kapı önünde birikmeye başlaması da keyifsizliğimizi iyice dağıtıyor, tatlı bir keyfe dönüyordu havamız. Oyun öncesi bir kadın arkadaşımız kısa bir hoş geldin konuşması için sahneye çıktı. Burada olabilmek için izin almak zorunda kaldığını, çünkü bugün nöbeti olduğundan işte olması gerektiğini belirterek başladığı konuşmasında şunlara yer verdi: “Bu yoğun çalışma temposunda kendimize ayıracak zaman bulmakta çok zorlanıyoruz. Ben iznimi böyle bir etkinlikte sınıf kardeşlerimle işçi sınıfının önderi Karl Marx’ın hayatını konu alan bir oyunu izlemek için kullanmış olmaktan çok memnunum. İşçi Meclisi olarak bu gibi etkinlikler yaparak biraraya gelmeye devam edeceğiz. Yeni anayasanın tartışıldığı bu süreçte bizler işçiler olarak sık sık biraraya gelerek kendi duruşumuzu oluşturmalıyız. Şubat ayının sonunda Yeni anayasa gündemli “Bu anayasada işçiler yok” başlıklı bir panel düzenleyeceğiz. Yeni anayasa sürecinde etkinliklerimiz de süreklileşecek. Bu etkinliklerde görüşmek dileğiyle.” Yapılan bu konuşmanın ardından İşçi Meclisi tarafından hazırlanan yeni anayasa konulu bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Sinevizyon sunumu metninde şunlar yer alıyordu; “12 Eylül’le birlikte burjuvazinin yolu düzlenmiş, yüzbinlercemiz işkencehanelerde ezilmiş, katledilmişti. Sermaye “kalkınma” diyordu, işte şimdi kalkınabilirdik gönül rahatlığıyla. Ne de olsa örgütlenmek külliyen yasaktı artık. Sendika yasaktı; eylem yapmak,

grev yapmak, boykot yapmak, hak aramak yasaktı. Örgütlü işçi olmak, Kürt olmak, hele hele devrimci olmak, katiyen yasaktı. ’82 anayasası o gün için bal kaymak idi “büyüklerimize”. Hatta ne diyorlarda, “bugüne kadar işçiler güldü, bundan sonra biz patronlar güleceğiz.” Gün oldu, kalkındık. Nurtopu gibi bir bölgesel güç olduk. Ve bize henüz doğmamışken, daha doğmazdan önce dar gelen bu anayasa, bu kez “büyüklerimize” yetmez oldu. Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi, “bize başka bir gömlek lazım” oldu. Üzerimizdeki eskimişti zira, tutulacak tarafı yoktu. Şimdi patronlar “alın size iyi kötü bir burjuva demokrasisi, gelin şu iş barışını tesis edelim” diyorlar. “Veren biziz, istediğimiz kadar demokrasi veririz, sizin için en doğrusunu zaten en iyi biz biliriz” diyorlar. Nasıl allayıp pulluyorlarsa pullasınlar, biliyoruz: Bu anayasada biz yokuz! Bu anayasada işçiler, işçi sınıfı yok! İşçi sınıfının payına düşen 100 yıllık kolektif kazanımlarının elinden alınması, 8 saatlik işgününü, hafta tatilini, kıdem tazminatını, emekliliği unutmak. Sermayenin esnek, ücretli kölesi olmak! Bu anayasada Kürt halkı yok! Neredeyse 100 yıldır onbinlerce can pahasına mücadele eden Kürt halkının, Kürt işçilerinin ve yoksullarının payına düşen adının bile anılmadığı bir anayasa. Bu anayasada emekçi kadınlar yok! Kadınların payına düşen isimlerinin bile geçmediği bir bakanlık, anaç bakan teyzeler eliyle ücretli köleliğe uyum sağlamak, bir de bölgesel güç için en az 3 çocuk doğurmak! Ya bir nebze nefes alırız hayaliyle burjuva demokrasisine tutunmak, ya da kendi demokrasimizi, işçi sınıfının sosyalist demokrasisini kurmak için mücadele etmek. Can babanın dediği gibi, “sınıfımızı bilip safa gelmek zorundayız.” Bizi çizeni biz de çizmeliyiz. İşçi sınıfını, Kürt halkını, emekçi kadınları, gençliği yok sayan burjuva anayasasını sokaklarda paspas etmeliyiz! Kendimiz üretip kendimiz yöne-

teceğimiz, ne bir ulusun, ne de bir cinsin diğeri üzerinde tahakkümüne yer olmayan, baskının, sömürünün, ücretli köleliğin sözlüklerden silindiği gerçek bir demokrasi için, günde 4 saatten fazla çalışmayacağımız, kendimizi özgürce geliştirebileceğimiz bir dünya için, sosyalist bir işçi demokrasisi için artık safa gelme zamanı.”

lizmin eleştirisinin günümüzde de geçerli ve güncel olduğunu gösteriyor.

Gösterimin ardından oyuna geçildi. Howard Zinn‘in kaleme aldığı, “Marx Döndü” adlı oyun, krizle sarsılan kapitalist sistemi Karl Marx’ın bakış açısı ile tiyatro sahnesinde sorguluyor.

Yapılan bu sonbetin ardında İşçi Meclisi adına yapılan konuşmada Şubat ayı içerisinde Yeni Anayasa konulu bir panelin gerçekleştirileceği duyurusu yinelendi ve “daha sonraki etkinliklerimizde yeniden biraraya gelmek dileğiyle” denilerek etkinlik sonlandırıldı.

Marksizmin ölümünün ilan edilmesi üzerine, Karl Marx’ın Londra Soho’ya bir saatliğine inmek için yukarıdakileri ikna etmesi, fakat bürokratik bir yanlışlık nedeniyle New York Soho’ya inmesiyle başlar oyun. Marx dünyaya döndüğü bu süreyi, referanslar vererek kendini ve yazdıklarını savunarak kullanır. Marx ayrıca, yaşamıyla ilgili olaylar, Jenny ile yaptığı evlilik, Londra’ya sürülmesi, üç çocuğunun ölmesi, zamanın politik çatışmaları, İrlanda’nın İngiltere’ye karşı direnişi, Avrupa’daki 1848 devrimleri, Komünist Hareket, Paris Komünü olayları hakkında konuşuyor. “Marx Döndü” oyunu, Marks’ın Almanya’da başlayan ve Londra’ya uzanan hayat hikayesini, tutkulu ve kendini davaya adamış devrimci yönünü ve Marx’ın kapita-

Yaklaşık 80 dakika süren oyunun ardından Marx‘ı oynayan tiyatrocu Süleyman Zencir ile izleyicilerin sohbetine geçildi. Sohbette Süleyman Zencir‘e oyun ve tiyatro hakkında sorular yöneltildi.

Etkinlikte, aralarında ağırlıklı olarak çeşitli sektörlerden işçiler, emekçi kadınlar, liseli ve üniversiteli öğrenciler olan 140 kişi biraraya geldi. En başta İşçi Meclisi okurları olarak birlikte iş yapma, birşeyler üretmiş olmanın hazzını yaşadık bu etkinlikte ve organizasyonunda. Elbette tüm ilklerde olduğu gibi bu ilkde de aksayan, ağır aksak ilerleyen şeyler oldu. Ama bu adımın en önemli yanının, uzun sürecek yolculuğumuzun ilk adımlarından biri olarak birlikte üretmenin önemini, dahası kolektifin tek tek bireylerin toplamından çok daha fazla ve başka bir şey olduğunu duyumsatmış ve yaşatmış olmasıydı diyebiliriz.


9

NĂ&#x2020;ÂŚNRJHQNXN

7. Alarm Ă&#x153;ç L Her yÄąl Ocak ayÄąnda, 15 Ocak 1919â&#x20AC;&#x2122;da Alman devleti tarafÄąndan katledilen KPD (Alman KomĂźnist Partisi) Ăśnderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ile Ocak ayÄąnda yaĹ&#x;amÄąnÄą yitiren Leninâ&#x20AC;&#x2122;i anmak için geleneksel olarak gerçekleĹ&#x;tirilen ve kÄąsaca LLL yĂźrĂźyĂźĹ&#x;Ăź olarak bilinen eylemler yapÄąlÄąr. Binlerce kiĹ&#x;i ellerinde kÄązÄąl bayraklar, komĂźnist Ăśnderlerin resimleri, pankartlarÄą, kÄązÄąl karanfilleri ve dillerinde mĂźcadele sloganlarÄąyla anÄąt mezarlÄąkta buluĹ&#x;urlar. Lenin, Rusyaâ&#x20AC;&#x2122;da 1917 Ekim Devrimiâ&#x20AC;&#x2122;ni gerçekleĹ&#x;tiren partinin Ăśnde gelen lideriydi. Luxemburg ve Liebknecht ise Almanyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn komĂźnist hareketinin liderleriydi. Bir PolonyalÄą, bir Alman ve bir Rus olarak aynÄą davanÄąn ßç lideriydiler ve Ĺ&#x;imdi onlarÄąn izinde ve aynÄą yolda yĂźrĂźyen tĂźm milletlerden iĹ&#x;çiler, emekçiler ve devrimciler tarafÄąndan yine hep birlikte anÄąlÄąyorlar. 19. yĂźzyÄąlda sÄąnÄąfsÄąz bir toplum hayalini, hayal olmaktan çĹkarÄąp toplumsal ve ekonomik çalÄąĹ&#x;malarla bilimsel bir alana taĹ&#x;Äąyan Marx ve Engels olmuĹ&#x;ken, bu iki dĂźĹ&#x;ĂźnĂźrĂźn muazzam dĂźĹ&#x;Ăźnsel atÄąlÄąmlarÄąnÄą politika sahnesine taĹ&#x;Äąyan ise Lenin olmuĹ&#x;tur. Lenin ismi, bir yandan Marx ve Engelsâ&#x20AC;&#x2122;in ĂśÄ&#x;retisine sÄąkÄą sÄąkÄąya sarÄąlmayÄą simgelerken, diÄ&#x;er yandan onlarÄąn eksik kaldÄąÄ&#x;Äą yerlerde devrimci teoriyi en ince Ĺ&#x;ekilde oluĹ&#x;turmayÄą da anlatmaktadÄąr. Modern tarihin en bĂźyĂźk muzaffer iĹ&#x;çi devrimi olan Ekim Devrimiâ&#x20AC;&#x2122;nin Lenin adÄąyla beraber anÄąlmasÄą, Leninâ&#x20AC;&#x2122;in politik yeteneklerinin, iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąyla olan derin baÄ&#x;ÄąnÄąn ve ĂśrgĂźtçßlĂźÄ&#x;ĂźnĂźn tartÄąĹ&#x;Äąlmaz niteliÄ&#x;ini ortaya koymaktadÄąr. BugĂźn Leninâ&#x20AC;&#x2122;i savunmak, sosyalizmi savunmak demektir Rosa Luxemburg, Polonyaâ&#x20AC;&#x2122;da dĂźnyaya geldi. ZamanÄąn Rusya sĂśmĂźrgesi olan Polonyaâ&#x20AC;&#x2122;da politik mĂźcadele Ĺ&#x;artlarÄąnÄąn sertliÄ&#x;i Rosaâ&#x20AC;&#x2122;yÄą da vurdu. Genç yaĹ&#x;ta cezaevine giren Rosa, tutsaklÄąÄ&#x;ÄąnÄąn hemen ertesinde Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;ya, akabinde de Almanyaâ&#x20AC;&#x2122;ya kaçtÄą.

Rosaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn Almanyaâ&#x20AC;&#x2122;yÄą seçmesinin nedeni, o zamanÄąn en bĂźyĂźk sosyal demokrat partisinin burada olmasÄąydÄą. KÄąsa zamanda partide tanÄąnan bir isim olan Rosa, partinin sol kanadÄąnÄąn sĂśzcĂźlĂźÄ&#x;ĂźnĂź Ăźstlendi. Her zaman sÄąkÄą bir polemikçi olarak anÄąlan Rosa, bu cesur tavrÄąnÄą, kendisinden epey bĂźyĂźk yaĹ&#x;ta ve hemen hepsi erkek olan parti yĂśnetimine karĹ&#x;Äą Alman Sosyal Demokrat Partisiâ&#x20AC;&#x2122;den kopana kadar sĂźrdĂźrdĂź. 1914'te baĹ&#x;layan Birinci DĂźnya SavaĹ&#x;Äą ile ilgili olarak o dĂśnemin sosyal demokrat partileri, yurt savunmasÄą adÄą altÄąnda kendi hĂźkĂźmetlerinin emperyalist giriĹ&#x;imlerine soldan destek olan bir politika benimsediler. Bu çizgiye karĹ&#x;Äą enternasyonalist tavÄąrda Äąsrar eden ve savaĹ&#x;Äą emperyalist bir savaĹ&#x; olarak niteleyen Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Franz Mehring 2 Ocak 1915 tarihinde SpartakĂźs Grubuâ&#x20AC;&#x2122;nun kuruluĹ&#x;una Ăśn ayak oldular. Grubun adÄą Roma Ä°mparatorluÄ&#x;uâ&#x20AC;&#x2122;na karĹ&#x;Äą bĂźyĂźk bir kĂśle ayaklanmasÄąnÄąn efsanevi lideri SpartakĂźsâ&#x20AC;&#x2122;ten geliyordu. Alman Sosyal Demokrat Partisi kurucularÄąndan Wilhelm Liebknechtâ&#x20AC;&#x2122;in oÄ&#x;lu olan Karl Liebknecht, tÄąpkÄą babasÄą gibi hayatÄąnÄą mĂźcadeleye adamÄąĹ&#x; bir devrimciydi. Marksizmi devrimci ĂśzĂźnden arÄąndÄąrmaya çalÄąĹ&#x;an SPD (Alman Sosyal Demokrat Partisi) yĂśneticilerinin, babasÄąnÄąn en yakÄąn arkadaĹ&#x;larÄą olmasÄą, onlara karĹ&#x;Äą politik bir savaĹ&#x; açmasÄąna engel olmadÄą. Rosa LĂźxemburg ve Karl Liebknecht, hunharca katledildiler. Ă&#x2013;nce dipçikle kafalarÄą parçalandÄą. Ă&#x2013;lmeyen Liebknechtâ&#x20AC;&#x2122;i gĂśtĂźrĂźp kurĹ&#x;una dizdiler. Rosa, ilk dipçik darbeleriyle ĂślmĂźĹ&#x;tĂź. KurĹ&#x;unlanmasÄąna gerek kalmadÄą. Ve onun kanlar içindeki cesedini bir kanala attÄąlar. Katledilmeden hemen Ăśnce Ĺ&#x;Ăśyle yazÄąyordu Rosa: â&#x20AC;&#x153;YarÄąndan tezi yok. KÄąyamet gĂźnĂź kopmuĹ&#x;casÄąna, tĂźm tantanasÄąyla, en ummadÄąÄ&#x;ÄąnÄąz yer ve anda devrim karĹ&#x;ÄąnÄąza yeniden çĹkacaktÄąr:â&#x20AC;&#x2122; â&#x20AC;&#x2DC;VardÄąm, varÄąm, varolacaÄ&#x;Äąmâ&#x20AC;&#x2122; â&#x20AC;? ArkasÄąnda kesintisiz mĂźcadele dolu, ilkeli ve ĂśdĂźnsĂźz bir militan yaĹ&#x;amÄą bÄąrakan Rosa Luxemburg ve Karl Liebknechtâ&#x20AC;&#x2122;i unutmayacaÄ&#x;Äąz!

%HUOLQnGH/HQLQ5RVD YH/LHENQHFKWDQPDVĂ&#x153;

Almanyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn Berlin kentinde onbini aĹ&#x;kÄąn kiĹ&#x;i, 15 Ocak gĂźnĂź Alman proletaryasÄąnÄąn Ăśnderlerinden Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve dĂźnya proletaryasÄąnÄąn Ăśnderi Leninâ&#x20AC;&#x2122;i andÄą. Anma etkinliÄ&#x;i kapsamÄąnda enternasyonal bir yĂźrĂźyĂźĹ&#x; gerçekleĹ&#x;tirildi. Sosyalizmin Ăśnderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknechtâ&#x20AC;&#x2122;in katlediliĹ&#x;lerinin 93. yÄąldĂśnĂźmĂźnde Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn deÄ&#x;iĹ&#x;ik Ĺ&#x;ehirlerinden Berlinâ&#x20AC;&#x2122;e gelen binlerce kiĹ&#x;i, Luxemburg ve Liebknechtâ&#x20AC;&#x2122;in mezarÄąnÄą ziyaret ederek, karanfiller bÄąraktÄą. â&#x20AC;&#x153;Ă&#x2013;lĂźlerimiz Bizi UyarÄąyorâ&#x20AC;? yazÄąsÄąnÄąn yazÄąlÄą olduÄ&#x;u anÄąt mezar karanfillerle doldu. Etkinlik, sabahÄąn erken saatlerinde Sol Parti (Die Linke) delegasyonunun mezara çelenk bÄąrakmasÄą ile baĹ&#x;ladÄą. Birçok sol parti temsilcisinin katÄąldÄąÄ&#x;Äą tĂśrende BDP Mersin Milletvekili ErtuÄ&#x;rul KĂźrkçß de yer aldÄą. Buradaki konuĹ&#x;malarda, Luxemburg ve yoldaĹ&#x;larÄąnÄąn mĂźcadelesine vurgu yapÄąlarak dĂźnya genelindeki savaĹ&#x;lar ve kapitalizmin neden olduÄ&#x;u yÄąkÄąmlar sert bir dille eleĹ&#x;tirildi. Daha sonra Berlinâ&#x20AC;&#x2122;deki sosyalist, komĂźnist, antifaĹ&#x;ist, sol parti ve kitle ĂśrgĂźtlerinin organize ettiÄ&#x;i yĂźrĂźyĂźĹ&#x; saat 10'da DoÄ&#x;u Berlinâ&#x20AC;&#x2122;in Frankfurter Tor meydanÄąnda baĹ&#x;ladÄą. BaĹ&#x;ta Almanya olmak Ăźzere

Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn çeĹ&#x;itli kentlerinden gelen, aralarÄąnda Devrimci Proletarya okurlarÄąnÄąn da bulunduÄ&#x;u yaklaĹ&#x;Äąk 10 bin kiĹ&#x;i kendi bayrak ve pankartlarÄąyla yĂźrĂźyĂźĹ&#x;e geçti. YĂźrĂźyĂźĹ&#x; boyunca sÄąk sÄąk kapitalizm karĹ&#x;ÄątÄą sloganlar atÄąlarak, dĂźnyadaki savaĹ&#x;lara son verilmesi mesajÄą verildi. â&#x20AC;&#x153;Kapitalizme, onun krizlerine ve savaslarina son ver!â&#x20AC;? (â&#x20AC;&#x153;Den Kapitalismus und seine Kriesen-Kriege beenden!â&#x20AC;?) â&#x20AC;&#x153;Enternasyonel dayanismayi yĂźkselt!â&#x20AC;?, â&#x20AC;&#x153;Ana dĂźĹ&#x;man kendi Ăźlkemizde ve adi Alman emperyalizmi!â&#x20AC;? sloganlarÄą atÄąldÄą. YĂźrĂźyĂźĹ&#x; kortejinde KĂźrdistanlÄą, TĂźrkiyeli devrimci ĂśrgĂźtlerin yanÄą sÄąra, Bask, Katalan, Filistin, Ä°ran, Ä°talya ve Latin Amerika Ăźlkelerinden sol ĂśrgĂźtler yer aldÄą. Gençlerin yoÄ&#x;unlukta olduÄ&#x;u yĂźrĂźyĂźĹ&#x;Ăźn baĹ&#x;ÄąnÄą ise DDR kĂśkenli yaĹ&#x;lÄą kuĹ&#x;ak çekti. YaĹ&#x;lÄąlÄąÄ&#x;Äąn verdiÄ&#x;i hicbir fiziki engel onlari bugĂźn evlerinde tutamamÄąĹ&#x;tÄą. Kimi bastonlarindan, kimi kolundaki gĂśrece dinç partnerinden destek alarak kÄązÄąl karanfillerini Luxemburg ve Liebknechtâ&#x20AC;&#x2122;in yanÄąbaĹ&#x;Äąna usulca bÄąraktÄąlar. Pankart ve dĂśvizlerde aÄ&#x;ÄąrlÄąklÄą olarak gĂśze çarpan ise sosyalizmin Ăśnderleri Marx, Engels, Lenin, Rosa ve Liebknecht´ti. YaklaĹ&#x;Äąk iki buçuk saat sĂźren anma eylemi Karl ve Rosaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn mezarlarÄąnÄąn ziyaret edilmesinin ardÄąndan son buldu.

2VWLPĂşYHGLN 8QXWPDGĂ&#x2014;N 8QXWWXUPD\DFDĂšĂ&#x2014;] Ostim ve Ä°vedik Organize Sanayi Sitelerinde art arda meydana gelen patlamalarda 20 iĹ&#x;çinin hayatÄąnÄąn kaybetmesinden ve onlarcasÄąnÄąn yaralanmasÄąnÄąn Ăźzerinde tam 1 yÄąl geçti. Katliamda hayatlarÄąnÄą kaybeden iĹ&#x;çilerin aileleri katliamÄąn Ăźzerinin kapatÄąlmasÄąna ve unutturma çabalarÄąna karĹ&#x;Äą birlikte hareket ediyorlar. KatliamÄąn 1. yÄąl dĂśnĂźmĂźnde OstimÄ°vedik katiamÄąnda yaĹ&#x;amÄąnÄą kaybeden iĹ&#x;çilerin aileleri 3 Ĺ&#x17E;ubatâ&#x20AC;&#x2122;ta patlamalarÄąn olduÄ&#x;u iĹ&#x;yerlerinin ĂśnĂźnde basÄąn açĹklamasÄą yaparak karanfil bÄąrakacaklar.

Ostim Ä°Ĺ&#x;çi SaÄ&#x;lÄąÄ&#x;Äą ve GĂźvenliÄ&#x;i Meclisiâ&#x20AC;&#x2122;de 3 Ĺ&#x17E;ubatâ&#x20AC;&#x2122;ta Ostim metro çĹkÄąĹ&#x;Äąnda bir basÄąn açĹklamasÄą yapacak. Ostim Ä°Ĺ&#x;çi SaÄ&#x;lÄąÄ&#x;Äą ve GĂźvenliÄ&#x;i Meclisi olarak baĹ&#x;ta Ostim'de çalÄąĹ&#x;an iĹ&#x;çi arkadaĹ&#x;larÄąmÄąz olmak Ăźzere duyarlÄą bĂźtĂźn kesimleri Ostim-Ä°vedik katliamÄąnda yaĹ&#x;amÄąnÄą kaybeden iĹ&#x;çilerin aileleri ile dayanÄąĹ&#x;maya çaÄ&#x;ÄąrÄąyoruz.


10

NĂ&#x2020;ÂŚNRJHQNXN

<DOQĂ&#x153;]Ă­LGGHWGHĂ°LOPĂ&#x2013;FDGHOHGHYDUGĂ&#x153; 2011 yÄąlÄą yine kadÄąnlar için cinayetler tacizler ve çocuk dahi tanÄąmayan tecavĂźzlerle geçti. Resmi kayÄątlara gĂśre 257 kadÄąn, 14 çocuk ve 2 bebek ĂśldĂźrĂźldĂź; 102 kadÄąn ve 59 çocuÄ&#x;a tecavĂźz edildi; 167 kadÄąn taciz edildi. 2010'da ise 217 kadÄąn ve 3 çocuk ĂśldĂźrĂźlmĂźĹ&#x;tĂź. KadÄąna yĂśnelik Ĺ&#x;iddet olaylarÄą en fazla Marmara bĂślgesinde ve Ä°stanbulâ&#x20AC;&#x2122;da yaĹ&#x;andÄą. Adana, Antalya ve Ä°zmir onu takip etti.

Fakat 2011 yÄąlÄą aynÄą zamanda kadÄąna yĂśnelik Ĺ&#x;iddete karĹ&#x;Äą mĂźcadelelerle de geçti. Ĺ&#x17E;iddetin zirvesi olan cinayetlerle ilgili açĹlan ceza davalarÄą baĹ&#x;ta kadÄąnlar olmak Ăźzere geniĹ&#x; bir toplumsal destek kazandÄą. KadÄąnlarÄąn baĹ&#x;ta â&#x20AC;&#x153;en yakÄąnlarÄąâ&#x20AC;? sayÄąlanlar olmak Ăźzere Ĺ&#x;iddete boyun eÄ&#x;memeleri, Ĺ&#x;iddet gĂśrdĂźkleri ve artÄąk sevmedikleri kiĹ&#x;ilerle iliĹ&#x;kilerini sĂźrdĂźrmemeleri ve zincirlerinin bir halkasÄąnÄą koparmalarÄą, yine kadÄąnlardan baĹ&#x;layarak bir toplumsal kabul haline geldi. Bununla da kalmadÄą: KadÄąnlara yĂśnelik -birçok durumda bir arada uygulanan- taciz ve mobbing artan biçimde mĂźcadele konusu oldu. Devlet dairelerinde bu yĂśnlĂź Ĺ&#x;ikayetler yĂźkselir ve ardarda davalar açĹlÄąrken, sendikalarda da ezen cinsin suçlarÄąnÄą gizleyen â&#x20AC;&#x153;Kol kÄąrÄąlÄąr yen içinde kalÄąrâ&#x20AC;? kuralÄą çiÄ&#x;nenmeye baĹ&#x;ladÄą. KESK ve Hava-Ä°Ĺ&#x;â&#x20AC;&#x2122;te beyaz yakalÄą kadÄąn emekçiler, verdikleri sesle aynÄą zamanda sendikalardaki bĂźrokratik yozlaĹ&#x;manÄąn da kapaÄ&#x;ÄąnÄą kaldÄąrdÄąlar. â&#x20AC;&#x153;KasabanÄąn sÄąrrÄąâ&#x20AC;? aylarca gizli tutulduktan sonra ortaya çĹktÄą; KESK OlaÄ&#x;anĂźstĂź Genel Kurula gitmek zorunda kaldÄą. â&#x20AC;&#x153;KadÄąnÄąn beyanÄąnÄąn esas olduÄ&#x;uâ&#x20AC;? ve hukuksal, ama daha Ăśnemlisi toplumsal yargÄąlama sĂźrecinin baĹ&#x;latÄąlmasÄą için çĹkÄąĹ&#x; noktasÄą olarak ele alÄąnmasÄą gerekliliÄ&#x;i, ezen cinsi koruyan barajlarÄą yÄąkmaya baĹ&#x;ladÄą; bu ilke Petrol-Ä°Ĺ&#x; tĂźzĂźÄ&#x;Ăźne girdi.

Ne var ki, bu mĂźcadelelerin bir gĂśsterdiÄ&#x;i de, kazanÄąlan toplumsal mevzilere raÄ&#x;men çok daha etkin ve kitlesel çabalarÄąn gerekliliÄ&#x;i oldu. En fazla sÄąnÄąr çekilen cinayet, tecavĂźz ve çocuk istismarÄą olaylarÄąnda bile sonuç alÄąnmasÄą, ancak son derece ÄąsrarlÄą bir takip, gĂźndemleĹ&#x;tirme ve hesap sorma bilinci ile gerçekleĹ&#x;ebildi. KadÄąnlarÄąn Ĺ&#x;iddete karĹ&#x;Äą korunmasÄą ve Ĺ&#x;iddetin cezalandÄąrÄąlmasÄą yĂśnlĂź kararlarÄąn hemen tĂźmĂźnĂźn arka planÄąnda, bu mĂźcadelelerle birlikte, yine kadÄąnlarÄąn Ăśdemeye devam ettiÄ&#x;i bedeller yer alÄąyordu. AyĹ&#x;e PaĹ&#x;alÄą davasÄąnda katile aÄ&#x;ÄąrlaĹ&#x;tÄąrÄąlmÄąĹ&#x; mĂźebbet cezasÄą verilmesi, sadece PaĹ&#x;alÄąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn deÄ&#x;il daha onlarca kadÄąnÄąn hunharca ĂśldĂźrĂźlmesi pahasÄąna elde edilebildi. Ă&#x153;stelik, ezen cinsin direnci, her koĹ&#x;ulda varlÄąÄ&#x;ÄąnÄą sĂźrdĂźrdĂź. TÄąpkÄą Hrant Dink davasÄąnda olduÄ&#x;u gibi, N.Ă&#x2021;. davasÄąnda da toplumun gĂśzĂźne baka baka â&#x20AC;&#x153;N. Ă&#x2021;. suçludurâ&#x20AC;? kararÄą verilebildi. Pek çok Ĺ&#x;iddet ve taciz olayÄąnda ezilen cinsin ĂśzgĂźven, moral ve yeni mevzileri elde etme iradesini olabildiÄ&#x;ince tĂśrpĂźlemek genel tutum olmaya devam etti.

Elbette ki burada sorun â&#x20AC;&#x153;yasa/ilkeler ile uygulamaâ&#x20AC;? arasÄąndaki çeliĹ&#x;ki deÄ&#x;ildi. Yasalar toplumsal iliĹ&#x;kilere gĂśre daha geç ve aÄ&#x;Äąr tarzda deÄ&#x;iĹ&#x;irken, bu, emekçi kadÄąnlar için bir mĂźcadele konusu olarak seyreder. Sorun, kadÄąnlar için çizilen çerçevenin onu boÄ&#x;an zincirlerden tĂźmĂźyle kurtuluĹ&#x; deÄ&#x;il, â&#x20AC;&#x153;sĂźrdĂźrĂźlebilir tutsaklÄąkâ&#x20AC;? olmasÄądÄąr. KadÄąnlarÄąn kurtuluĹ&#x;u bir sosyal-sÄąnÄąfsal devrimin hem ĂźrĂźnĂźdĂźr hem de ancak onun yol açĹcÄąsÄą olarak geliĹ&#x;en kazanÄąmlarla gerçekleĹ&#x;ebilir. Hiçbir sĂśmĂźrĂź ve tahakkĂźm iliĹ&#x;kisi, onun tadÄąnÄą çĹkaranlarÄąn sÄąnÄąfsal-toplumsal-siyasal-cinsel konumu yÄąkÄąlmadan ortadan kaldÄąrÄąlamaz. KÄąsmi reform ve kazanÄąmlarÄąn sÄąnÄąf mĂźcadelesi-

nin ivmelendirilmesindeki Ăśnemini ancak her konuda olduÄ&#x;u gibi kadÄąn sorununda da â&#x20AC;&#x153;kollarÄąnÄą kovuĹ&#x;turup o bĂźyĂźk gĂźnĂźn gelmesini bekleyenlerâ&#x20AC;? gĂśzardÄą edebilir. Fakat aile ve iĹ&#x;bĂślĂźmĂźnĂź, rekabeti, maddi ve kĂźltĂźrel yoksunluÄ&#x;u yeniden yeniden Ăźreten kapitalizm yÄąkÄąlmadÄąkça kadÄąnÄąn kĂśleliÄ&#x;i esasen emekçi kadÄąnda simgelenmiĹ&#x; olarak gĂźnĂźmĂźzĂź ve geleceÄ&#x;imizi belirlemeye devam edecektir. Tekelci kapitalistler kadÄąnlarÄąn patlamak Ăźzere olan kapaÄ&#x;ÄąnÄą muhafazakar olan ve olmayan versiyonlarÄąyla iĹ&#x;te tam da neoliberalizmi etkinleĹ&#x;tirerek açmaktadÄąrlar. Geleneksel aile ve iĹ&#x;bĂślĂźmĂźndeki esaslara asla dokunmayacak, dahasÄą kadÄąnlarÄąn Ăźzerindeki yĂźkĂź aÄ&#x;ÄąrlaĹ&#x;tÄąracak olan ince ayarlar bunun sonucudur. Bir yandan kadÄąnlarÄąn vasÄąfsÄąz ve orta vasÄąflÄą, ucuz, esnek emekgĂźcĂź olarak mevzilendirken, bir yandan da bu ince ayarlarla toplumsal iliĹ&#x;kileri, cinsler arasÄąndaki iliĹ&#x;kileri sĂźrdĂźrĂźlebilir kÄąlmakta, dahasÄą neoliberal muhafazakar ĂśrtĂźsĂź ile sarmalamaktadÄąr.

KÄąsmi reform ve kazanÄąmlarÄąn sÄąnÄąf mĂźcadelesinin ivmelendirilmesindeki Ăśnemini ancak her konuda olduÄ&#x;u gibi kadÄąn sorununda da â&#x20AC;&#x153;kollarÄąnÄą kovuĹ&#x;turup o bĂźyĂźk gĂźnĂźn gelmesini bekleyenlerâ&#x20AC;? gĂśzardÄą edebilir. Fakat aile ve iĹ&#x;bĂślĂźmĂźnĂź, rekabeti, maddi ve kĂźltĂźrel yoksunluÄ&#x;u yeniden yeniden Ăźreten kapitalizm yÄąkÄąlmadÄąkça kadÄąnÄąn kĂśleliÄ&#x;i esasen emekçi kadÄąnda simgelenmiĹ&#x; olarak gĂźnĂźmĂźzĂź ve geleceÄ&#x;imizi belirlemeye devam edecektir.

Âś8WDQoGDYDVĂ&#x2014;¡QGD\LQHNDUDU\RN .DGĂ&#x2014;QODU0DUW¡Ă&#x2014;QWDWLO ROPDVĂ&#x2014;LoLQDODQODUDoĂ&#x2014;NDFDN Siirtâ&#x20AC;&#x2122;te aralarÄąnda kamu gĂśrevlilerinde olduÄ&#x;u çok sayÄąda kiĹ&#x;inin 7 ilkĂśÄ&#x;retim okulu ĂśÄ&#x;rencisi kÄąz çocuÄ&#x;una cinsel istismarda bulunduÄ&#x;u ve kamuoyunda â&#x20AC;&#x153;Utanç davasÄąâ&#x20AC;? olarak bilinen davanÄąn 13. duruĹ&#x;masÄąnda da karar çĹkmadÄą. DuruĹ&#x;mada tutuklu yargÄąlanan 10 sanÄąk ile tutuksuz yargÄąlanan 9 sanÄąk ve maÄ&#x;dur avukatlarÄą hazÄąr bulundu. DuruĹ&#x;mayÄą çok sayÄąda kadÄąn kurumlarÄą temsilcileri de takip etti. DuruĹ&#x;ma, eksik evraklarÄąn giderilmesi için 22 Ĺ&#x17E;ubatâ&#x20AC;&#x2122;a ertelendi. Adliye ĂśnĂźnde kadÄąn ĂśrgĂźtleri adÄąna açĹklama yapan Siirt Belediyesi Berfin KadÄąn DanÄąĹ&#x;ma Merkezi çalÄąĹ&#x;anÄą Katibe Demir, davanÄąn zamana yayÄąlmasÄąna tepki gĂśstererek sorumlularÄąn bir an Ăśnce cezalandÄąrÄąlmasÄąnÄą istedi. Rengi, dini, dili, ulusu, ne olursa olsun, kadÄąnlarÄąn Ĺ&#x;iddete maruz kaldÄąÄ&#x;ÄąnÄą belirten Demir, â&#x20AC;&#x153;KadÄąnlara ve çocuklara yĂśnelik her tĂźrlĂź taciz, tecavĂźz, ĂśldĂźrme, bastÄąrma politikalarÄąnÄą teĹ&#x;hir etmeye de-

vam edeceÄ&#x;iz ve bu davalarÄąn takipçisi olacaÄ&#x;Äązâ&#x20AC;? dedi. Demir, tĂźm kamuoyunu bu davalara sahip çĹkmaya çaÄ&#x;ÄąrdÄą. Demir, tĂźm erkeklere kendi cins gerçekliÄ&#x;i ile yĂźzleĹ&#x;meye, kadÄąnlarÄą ise eril zihniyete karĹ&#x;Äą birlikte mĂźcadeleye etmeye çaÄ&#x;ÄąrdÄą. YoÄ&#x;un polis ablukasÄą altÄąnda yapÄąlan basÄąn açĹklamasÄą sÄąrasÄąnda ring aracÄą ile cezaevine gĂśtĂźrĂźlen sanÄąklarÄąn bozkurt iĹ&#x;areti yapmasÄą dikkat çekti.

KESK KadÄąn Meclisi, â&#x20AC;&#x153;kadÄąnlar için kadÄąnlardan yana politikalar Ăźretmek amacÄąylaâ&#x20AC;? 28-29 Ocak 2012 tarihinde Ankaraâ&#x20AC;&#x2122;da toplandÄą.

-â&#x20AC;?Toplumsal yaĹ&#x;amÄąn muhafazakarlaĹ&#x;masÄą ve erkin erkeÄ&#x;i koruyan yasalarÄąyla her gĂźn 5 kadÄąnÄąn katledildiÄ&#x;i, katledenlerin korunduÄ&#x;uâ&#x20AC;?

KESK KadÄąn Meclisi toplantÄąsÄą sonuç bildirgesine gĂśre, kamu emekçisi kadÄąnlar 8 Martâ&#x20AC;&#x2122;Äąn resmi tatil ilan edilmesi için hizmet Ăźretmeyerek alanlara çĹkacak. AynÄą zamanda Roboski katliamÄąnda yakÄąnlarÄąnÄą kaybeden kadÄąnlarÄąn acÄąlarÄąnÄą paylaĹ&#x;mak için Uludereâ&#x20AC;&#x2122;ye gitme kararÄą aldÄą.

-â&#x20AC;?Milliyetçi-ÄąrkçĹ sĂśylemlerin yĂźkseltildiÄ&#x;i, savaĹ&#x; çĹÄ&#x;ÄąrtkanlÄąÄ&#x;ÄąnÄąn arttÄąÄ&#x;Äą, faĹ&#x;izan uygulamalarÄąn çoÄ&#x;aldÄąÄ&#x;Äą, gĂśz gĂśre gĂśre katliamlarÄąn yapÄąldÄąÄ&#x;Äą; gĂśzaltÄą ve tutuklamalarÄąn fĂźtursuzca arttÄąÄ&#x;Äą tĂźm bu uygulamalarÄąn kadÄąnlara acÄą, açlÄąk, yoksulluk, gÜç, tecavĂźz, fuhuĹ&#x; olarak yaĹ&#x;attÄąÄ&#x;Äą bir dĂśnemde bir araya gelmenin Ăśnemini vurgulamÄąĹ&#x;lardÄąrâ&#x20AC;?

Sonuç bildirgesinde, tĂźm dĂźnyada kapitalist ekonomik sistemin temel istihdam biçimi haline getirilen gĂźvencesiz, esnek çalÄąĹ&#x;ma koĹ&#x;ullarÄąnÄąn en fazla kadÄąnlarÄą maÄ&#x;dur ettiÄ&#x;i ve kadÄąn emeÄ&#x;inin sĂśmĂźrĂźsĂźnĂźn arttÄąÄ&#x;Äą belirtildi. Sonuç bildirgesinde ayrÄąca ��&#x;unlara yer verildi;

-â&#x20AC;?KadÄąnlarÄąn gĂźvencesiz, esnek, kuralsÄąz, dĂźĹ&#x;Ăźk Ăźcretle, performansa dayalÄą kĂślece çalÄąĹ&#x;masÄąna karĹ&#x;Äą gĂźvenceli iĹ&#x;; savaĹ&#x;, Ĺ&#x;iddet, cinayet, taciz, tecavĂźzle yaĹ&#x;am hakkÄąnÄąn tehdit altÄąnda olmasÄąna karĹ&#x;Äą gĂźvenli yaĹ&#x;am Ĺ&#x;iarÄąyla mĂźcadele yĂźrĂźtmelidir.â&#x20AC;?


11

NĂ&#x2020;ÂŚNRJHQNXN

°]JĂ&#x2013;UOĂ&#x2013;NEDKVLQGHVHĂ HQHNOHU

Bir an için gÜzlerimizi kapatalĹm ve gÜzlerimizin Ünßne;

â&#x20AC;&#x153;Ă&#x2013;zgĂźrlĂźkâ&#x20AC;? bahsinde kadÄąnlara iki seçenek sunuluyor: Birincisi â&#x20AC;&#x153;kadÄąn giriĹ&#x;imciâ&#x20AC;? olmak. Ä°kincisi ise ev kĂźlfetinde hiçbir hafifleme olmadan, en az 3 çocuk doÄ&#x;urma yĂźkĂźnĂź de ĂźstlenmiĹ&#x; olarak esnek iĹ&#x;gĂźcĂź olarak biçimlendirmek.

- KadÄąnlarÄąn ucuz iĹ&#x;gĂźcĂź olarak gĂśrĂźlmediÄ&#x;i, - KadÄąn erkek sĂśmĂźrĂź olmadan çalÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;ÄąmÄąz, ĂźrettiÄ&#x;imiz ve ĂźrettiÄ&#x;imizin bizim olduÄ&#x;u, - HerĹ&#x;eyinde sĂśz sahibi olduÄ&#x;umuz ve bizim yĂśnettiÄ&#x;imiz, - PatronlarÄąn ve onlarÄąn kar hÄąrsÄąnÄąn olmadÄąÄ&#x;Äą, - Patronlar ve dolayÄąsÄąyla onlarÄąn sistemi de olmayÄąnca onlarÄąn â&#x20AC;&#x153;kazaâ&#x20AC;? dediÄ&#x;i cinayetlere kurban gitmediÄ&#x;imiz bir dĂźnya getirelim.

Birinci seçenek, kadÄąnlara bir â&#x20AC;&#x153;rĂźyaâ&#x20AC;? gibi sunuluyor. Tabii bu da kadÄąnlarÄąn sosyal kĂśkenine ve eÄ&#x;itim durumuna gĂśre kendi içinde sÄąnÄąflandÄąrÄąlÄąyor. Ă&#x153;niversite ĂśÄ&#x;rencileri, Ăźniversite ya da meslek yĂźksek okulu mezunlarÄą, tekelci burjuvazinin kadÄąn ĂśrgĂźtlerinden TĂźrkiye KadÄąn GiriĹ&#x;imciler DerneÄ&#x;i (KAGÄ°DER) tarafÄąndan yĂśnlendiriliyor. Bunun yanÄąnda il ve ilçe belediyeleri de Kßçßk ve Orta Ă&#x2013;lçekli Ä°Ĺ&#x;letmeleri GeliĹ&#x;tirme ve Destekleme Ä°daresi BaĹ&#x;kanlÄąÄ&#x;Äą (KOSGEB) iĹ&#x;birliÄ&#x;i ile eÄ&#x;itim ve hibe programlarÄą dĂźzenliyorlar. KadÄąnlar bu kuruluĹ&#x;lara iĹ&#x; fikirleri ile baĹ&#x;vuruyor ve yabancÄąsÄą olduklarÄą sanayi ve ticaret yaĹ&#x;amÄąnÄąn gĂźnlĂźk akÄąĹ&#x;Äą, â&#x20AC;&#x153;hukuk, patent, finans, fonlar ve destekler, reklam, pazarlama, insan kaynaklarÄą, projelendirme ve yĂśnetim eÄ&#x;itimiâ&#x20AC;? eÄ&#x;itim alÄąyorlar. Uygun gĂśrĂźlen projeleri karĹ&#x;ÄąlÄąÄ&#x;Äąnda da hibe ve kredi yardÄąmÄą veriliyor. Ă&#x2021;ok kßçßk çaplÄą iĹ&#x;ler kuran, hayatÄąnda hiç kimse, hiçbir durum Ăźzerinde sĂśz sahibi olmamÄąĹ&#x; olan kadÄąnlar için ise mikrokredi uygulamalarÄą var. Mikrokredi uygulamalarÄąnda kadÄąnlar yaĹ&#x;amlarÄąndaki en kßçßk deÄ&#x;iĹ&#x;ikliÄ&#x;e bile sarÄąlÄąrcasÄąna yaklaĹ&#x;malarÄąndan dolayÄą borçlarÄąna daha sadÄąk ve Ăśdeme konusunda daha sorumlu olduklarÄą için tercih ediliyorlar. Toplarsak, tekelci burjuvazi, â&#x20AC;&#x153;kadÄąn giriĹ&#x;imciâ&#x20AC;? projeleri ile geniĹ&#x; KOBÄ° denizinin içindeki kadÄąn kßçßk ve orta burjuvalarÄąn sayÄąsÄąnÄą artÄąrarak kendi toplumsal temelini geniĹ&#x;letmeyi he-

defliyor. Fakat ambalaj elbette ki ĂśzgĂźven, liderlik, kendi iĹ&#x;inin sahibi olma, erkek dĂźnyasÄąnda kadÄąn varlÄąÄ&#x;ÄąnÄą ve gĂśrĂźnĂźrlĂźÄ&#x;ĂźnĂź artÄąrma Ăźzerinden kuruluyor ve çekim gĂźcĂź yĂźkseltiliyor. Ortaya â&#x20AC;&#x153;Ä°Ĺ&#x;te Ă&#x2013;zgĂźr DĂźnyaâ&#x20AC;? filmindeki gÜçmen iĹ&#x;çi sĂśmĂźrgeni gibi kadÄąnlar çĹkÄąyor. Her burjuvanÄąn rĂźyasÄą bu iĹ&#x;te! Madalyonun diÄ&#x;er yĂźzĂźnde ise, iĹ&#x;te tam da her yÄąl açĹklanan â&#x20AC;&#x153;kadÄąn giriĹ&#x;imci baĹ&#x;arÄą ĂśykĂźleriâ&#x20AC;? yaratÄąlÄąrken amansÄązca sĂśmĂźrĂźlen kadÄąn emeÄ&#x;i yer alÄąyor. DĂźĹ&#x;Ăźk oranda olmakla birlikte â&#x20AC;&#x153;kendi iĹ&#x;ini kurmuĹ&#x;, ayaklarÄą Ăźzerinde duran kadÄąn giriĹ&#x;imciâ&#x20AC;?ler bĂźyĂźk Ăślçßde kadÄąn iĹ&#x;çi çalÄąĹ&#x;tÄąrÄąyorlar. Ă&#x2013;rneÄ&#x;in hizmet iĹ&#x;kolunda, ev yemekleri, yemek hizmeti sektĂśrĂź silme kadÄąn iĹ&#x;çilerle dolu. Burada binlerce yÄąllÄąk kadÄąn kĂśleliÄ&#x;inde edindikleri yemek piĹ&#x;irme, ikram, servis ve gĂźleryĂźz becerileri kapitalizm tarafÄąndan biçimlendirilmiĹ&#x; olarak kadÄąn iĹ&#x;çiler çalÄąĹ&#x;Äąyor. KĂźrt illerinde de sÄąklaĹ&#x;an tarzda konfeksiyon, halÄą, ĂśzgĂźn dokuma iĹ&#x;lerinde kadÄąn patronlar bĂślgesel asgari Ăźcretin tadÄąnÄą çĹkararak çocuk yaĹ&#x;tan baĹ&#x;layarak kadÄąn iĹ&#x;çileri sĂśmĂźrĂźyorlar. Ä°Ĺ&#x;yeri ve

ev temizliÄ&#x;inde, hasta, yaĹ&#x;lÄą, çocuk bakÄąm iĹ&#x;lerinde belediye ve bir dizi sivil toplum kuruluĹ&#x;unda gĂśrĂźlen kurslarÄąn ardÄąndan verilen sertifikalarla kadÄąn iĹ&#x;çiler aÄ&#x;Äąr bir sĂśmĂźrĂź, â&#x20AC;&#x153;iĹ&#x; kazasÄąâ&#x20AC;? ve taciz korkusunun gĂślgesi altÄąnda çalÄąĹ&#x;Äąyor. GĂźvencesizlerin en gĂźvencesizi olan bu iĹ&#x;kolunda çoÄ&#x;u eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelen gÜçmen iĹ&#x;çi emeÄ&#x;inin amansÄąz sĂśmĂźrĂźsĂź devam ederken, yalnÄąz dÄąĹ&#x; politika hamlesi olarak deÄ&#x;il aynÄą zamanda â&#x20AC;&#x153;yerli kadÄąn iĹ&#x;gĂźcĂźâ&#x20AC;?nĂź bakÄąm sektĂśrĂźne daha fazla yĂśneltmek amacÄąyla gÜçmen iĹ&#x;çilerin çalÄąĹ&#x;masÄąna iliĹ&#x;kin yeni dĂźzenlemeler yapÄąlÄąyor.

BĂśyle bir dĂźnyada yaĹ&#x;ayabilmek bizim elimizde. BugĂźnden ĂśrgĂźtlenerek, birleĹ&#x;erek kadÄąnerkek tek dĂźĹ&#x;manÄąmÄąz kapitalizme karĹ&#x;Äą mĂźcadele ederek kendi dĂźnyamÄązÄą yaratalÄąm! Bu sistemin bize reva gĂśrdĂźÄ&#x;Ăź ĂślĂźmleri reddedelim! Onun bize verdiÄ&#x;i tek Ĺ&#x;ey ĂślĂźm ise biz de onu yÄąkarak hesabÄąnÄą soralÄąm ondan! 8 Martâ&#x20AC;&#x2122;ta alanlarÄą dolduralÄąm ĂślĂźmlerin hesabÄąnÄą alanlarda soralÄąm!

KadÄąnlar elbette ki eve kapalÄą, harçlÄąÄ&#x;a muhtaç ve ezik yaĹ&#x;amaktansa dÄąĹ&#x;arÄąya doÄ&#x;ru bir adÄąm atÄąp kanat çĹrpmayÄą tercih edecekler. Ancak bunu, içlerinden ancak çok kßçßk ve devrimle yÄąkÄąlacak tekelci/orta burjuva azÄąnlÄąÄ&#x;a dahil olarak deÄ&#x;il, geleceÄ&#x;i olan sÄąnÄąfÄąn kadÄąn neferleri ve Ăśnderleri olarak gerçekleĹ&#x;tirecekler. Bu da biz iĹ&#x;çi, emekçi kadÄąnlarÄąn 8 Mart DĂźnya Emekçi KadÄąnlar GĂźnĂźâ&#x20AC;&#x2122;ne taĹ&#x;ÄąyacaÄ&#x;ÄąmÄąz, bir adÄąm kadar yakÄąn olan rĂźyasÄą iĹ&#x;te!

0DUW\DQJĂ&#x2014;QNĂ&#x2014;YĂ&#x2014;OFĂ&#x2014;PROGX 8 Mart 1857 yÄąlÄąnda ABDâ&#x20AC;&#x2122;nin New York kentinde konfeksiyon ve tekstil fabrikalarÄąnda çalÄąĹ&#x;an 40 bin iĹ&#x;çinin Ăźcretlerininin yĂźkseltilmesi, 12 saatlik çalÄąĹ&#x;ma sĂźresinin kÄąsaltÄąlmasÄą ve fazla mesai Ăźcretleri için baĹ&#x;lattÄąklarÄą grev, polisin saldÄąrÄąsÄąyla kanlÄą bitti. Bu, iĹ&#x;çi kadÄąnlarÄąn kapitalizmin amansÄąz sĂśmĂźrĂźsĂźne karĹ&#x;Äą ilk bĂźyĂźk eylemiydi. SaldÄąrÄą sÄąrasÄąnda çĹkan yangÄąnda çoÄ&#x;u kadÄąn 129 iĹ&#x;çi can verdi. Ä°Ĺ&#x;çilerin cenaze tĂśrenine 100 bini aĹ&#x;kÄąn kiĹ&#x;i katÄąldÄą. 1910 yÄąlÄąnda Danimarkaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale baÄ&#x;lÄą kadÄąnlar toplantÄąsÄąnda, Almanya Sosyal Demokrat Parti Ăśnderlerinden Clara Zetkin, bu yangÄąnda yaĹ&#x;amÄąnÄą yitiren 129 kadÄąn iĹ&#x;çi anÄąsÄąna 8 Mart gĂźnĂźnĂźn DĂźnya Emekçi KadÄąnlar GĂźnĂź olarak kutlanmasÄąnÄą Ăśnerdi. KadÄąn haklarÄą hareketini, Ăśzellikle oy hakkÄąnÄą onurlandÄąrmayÄą amaçlayan KadÄąnlar

GĂźnĂź Ăśnerisi oy birliÄ&#x;i ile kabul edildi. Ă&#x2021;ok Ĺ&#x;ey ve hiçbir Ĺ&#x;ey! Ă&#x2021;ok Ĺ&#x;ey; çßnkĂź o zamanlar kadÄąnlarÄąn eÄ&#x;itim gĂśrmesinin, çalÄąĹ&#x;masÄąnÄąn, kendi yaĹ&#x;amÄą Ăźzerine karar vermesinin hiçbir olanaÄ&#x;Äą yoktu. KadÄąnlar oy bile veremeyecek kadar zavallÄą, aĹ&#x;aÄ&#x;Äą varlÄąklar sayÄąlÄąyorlardÄą. DĂźnyanÄąn her yerinde dinci gerici ĂśrĂźmcek aÄ&#x;larÄąyla kadÄąnlar evin, ailenin, kocalarÄąnÄąn ĂśmĂźr boyu baÄ&#x;lÄą kuzu gibi sessiz kĂśleleri olarak yaĹ&#x;ÄąyorlardÄą. Hiçbir Ĺ&#x;ey; çßnkĂź kadÄąnÄąn eÄ&#x;itim gĂśrmesinin, Ăźretimde yer almasÄąnÄąn, kendi yaĹ&#x;amÄą Ăźzerine karar vermesinin ĂśnĂźndeki engellerin kaldÄąrÄąldÄąÄ&#x;Äą sĂśylenen bu çaÄ&#x;da, 21. yĂźzyÄąlda kapitalizmin emekçi kadÄąna sunduÄ&#x;u, kocaman bir yalandan, vahĹ&#x;i bir emek sĂśmĂźrĂźsĂźnden ve yoksulluktan, tarifsiz acÄąlardan baĹ&#x;kasÄą deÄ&#x;il! Yalan mÄą?

KadÄąnlar Ăźzerindeki sÄąnÄąfsal ve cinsel sĂśmĂźrĂźyĂź, baskÄąyÄą ona en fazla kaÄ&#x;Äąt Ăźzerinde hak eĹ&#x;itliÄ&#x;i saÄ&#x;layan kapitalizm ortadan kaldÄąramaz. KadÄąnlara vadedilen ÄąĹ&#x;ÄąltÄąlÄą vitrinleri en baĹ&#x;ta beynimizde tuzla buz ettiÄ&#x;imiz zaman yĂźzĂźmĂźze çarpan, yalnÄązca ve yalnÄązca kapitalizmin emekçi kadÄąnlar için yÄąkÄąm ve geleceksizliÄ&#x;idir. Ă&#x153;cretli kĂślelik, açlÄąk sÄąnÄąrÄą altÄąnda, gĂźvencesiz, her an iĹ&#x;siz kalabilecek, kendisi de burjuvanÄąn kĂślesi, evin efendisi olan bir babanÄąn, kocanÄąn, çocuÄ&#x;un eline bakarak tĂźkettiÄ&#x;imiz ĂśmĂźrlerimizdir. Kapitalizm Ăźcretli kĂśleliktir; iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn, insanlÄąÄ&#x;Äąn, ama en fazla da emekçi kadÄąnÄąn ayaÄ&#x;Äąna vurulmuĹ&#x; bir prangadÄąr. BaĹ&#x;ka bir ulusu ezen bir ulus, baĹ&#x;ka bir cinsi ezen bir cins ĂśzgĂźr olamaz. KadÄąn kĂślelik zincirleriyle ne kadar baÄ&#x;lÄą ise toplum da, erkek de o kadar baÄ&#x;lÄą demektir.

KadÄąn zincirlerini kÄąrÄąyorsa, emekçi ĂśzgĂźveni ile yĂźrĂźyorsa iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄą sosyalizmin ĂśzgĂźrlĂźk dĂźnyasÄąna doÄ&#x;ru bir adÄąm daha atÄąyor demektir. Sosyalizm için, emekçi kadÄąnÄąn erkekle gerçek eĹ&#x;itliÄ&#x;i için, Ăźcretli kĂślelik nedir bilmeyecek çocuklarÄąn elma gĂźlĂźĹ&#x;leri için 8 Mart bayraÄ&#x;ÄąnÄą her gĂźn yĂźkseltelim!


12

NƦNRJHQNXN

Patronsuz Kapitalist toplumda sömürü neden ve nasıl gerçekleşir? Kapitalist toplumda işçilerin neden ve nasıl sömürüldüğünü görmek, anlamak gerçekten güçtür. Kapitalist toplumda sömürü gizlenmiştir, saklanmıştır. İşçinin ürettiklerine zorla değil, fark ettirmeden el konulmaktadır. Örneğin köleci toplumda sömürüyü görmemek için aptal olmak lazımdır. Zorla, kamçı altında, bir tas çorba, bir parça ekmek karşılığı çalıştırılan kölelerin sömürüldüğü apaçık ortadadır. Feodal düzende de sömürüyü görmek kolaydır. Bu düzende de emekçiler zor altında çalıştırılıp sömürülür. Örneğin bir köylü haftada üç gün kendisi için çalışırken, üç gün de beyi için çalışmak zorundadır. Ağaları için angarya yapmak zorundadır. Ama kapitalist toplumda sömürüyü görmek zordur. İşçi köle ya da serf değildir, sözde özgürdür. İstediği yerde, istediği patronla, istediği biçimde çalışır gibi gelir insana. Aldığı ücret “emeğinin hakkı” gibi gelir insana. Ödenmeyen emeği ödenmiş gibi görünür. Acaba gerçekten öyle mi? Kapitalist toplumda sömürü gizlenmiştir, maskelenmiştir. İşte biz bu maskeyi indireceğiz. Propaganda araçlarıyla işçilerin kafalarına sokulmak istenen tüm yalanları sergileyerek, kapitalist sömürünün esrarını çözecek anahtarı vereceğiz. Kapitalist toplum nasıl bir toplumdur? Kapitalizm nedir? Kısaca söylersek, kapitalist toplum temelinde yalnız işgücünü satarak geçinen, ücretle yaşayan işçiler ve üretim araçlarına sahip patronlardan, kapitalistler’den meydana gelen bir toplumdur. Kapitalizm, üretim araçlarının (toprak, fabrikalar, makineler…) ufak bir azınlığın özel mülkiyetinde toplandığı, bu özel mülkiyetten yoksun işçilerin bu ufak azınlık tarafından sömürüldüğü bir düzendir. Köleci ve feodal toplumda olduğu gibi bu düzende de insan insan tarafından sömürülür. Ama sömürü biçimi değişmiştir. Egemen sömürücü sınıflar, kapitalizmi ve bu düzenin doğasını gizlemek için bu toplum biçimine çeşitli adlar verirler: Sanayi toplumu derler. Çağdaş toplum derler. Özel teşebbüs derler. Modern ve büyük Türkiye derler. Parlamenter demokrasi derler… derler… Bütün bu sözlerle kastedilen kapitalist toplumdur. İşçiler bu sözlerle ne anlatılmak istendiğini çok iyi bilmek zorundadır. Kapitalist toplumda da köleci top-

lum ve feodal toplumda olduğu gibi bir yanda sömürülenler, öte yanda sömürenler vardır. Bir yanda işçi sınıfı (amele sınıfı), öte yanda kapitalist sınıf. Kapitalist sınıfa, yani patronlara, işverenlere ayrıca “şehirli” anlamına gelen burjuvazi denir. İşçi sınıfına da proletarya denir. İşçi Sınıfı X Kapitalist Sınıfı Proletarya X Burjuvazi Peki, kapitalist ne demek? Kapital bize yabancı dillerden geçmiş bir kelimedir. Kapital, sermaye demektir. Bu yüzden biz sermaye sahibi işverenlere, patronlara Sermayedar, kapitalist deriz. Demek ki, kapitalizm sermayenin hâkim olduğu düzendir. Peki, sermaye nedir? Sermaye para yığını mı demektir? Hayır; hareketsiz para sermaye demek değildir. Para sömürüye yararsa, daha fazla değer yaratmaya koşulursa sermaye olur. Ümit Ninenin yatağının altında duran altınlar, Sakıp Ağanın bir torba parası sermaye değildir. Altınlar yatağın altında, torbada durdukça kimseyi sömürmez. Ama o altınlar bir fabrikaya yatırılırsa ve işçiler sömürülmeye başlanırsa sermaye olur. Demek ki sermaye üretim araçları, yani makineler, fabrikalar, işyerleri, işçilere ödenen paralar, kısacası kapitalist düzeni niteleyen ilişkiler sistemidir. Kapitalizmde işçiler ücretli kölelerdir Her gün gazetelerde, radyolarda kapitalizmin bir “hürriyet düzeni” olduğu, işçilerin, özgürce, serbestçe yaşadıkları söylenir. Bu yalanlar sömürüyü gizlemek için işçilerin kafalarına sokulmak istenir. Oysa kapitalizmde işçiler özgür değildir. Kapitalizmin ortaya çıkışıyla köylüler şehirlere akın etmişlerdir. Şehirlerdeki küçük esnaf ve zanaatkârlar işlerini kaybedip fabrikalara girmiş ve işçi olmuşlardır. Kapitalistler onları eskiden yaptıklarıyla aynı biçimde öldüremez, satamaz, dövemez. Artık bunlar sözde “hür” işçilerdir. Gerçekte hepsi sermayeye esir olmuşlardır. Artık üretim araçları, toprakları, makineleri yoktur. Bir mal olan işgüçlerini belirli bir para (ücret) karşılığında satarlar. Üretim araçları olmadığından, açlıktan ölmemek için işgüçlerini kapitalistlere satmak ve sömürü boyunduruğuna katlanmak zorundadırlar. Kapitalizmde işçilerin özgürlüğü işsiz kalma, aç kalma özgürlüğüdür. Kapitalizmde köleler devrinde olduğu gibi kamçı yoktur. Ağa baskısı, derebeyi korkusu yoktur. Ama “işten atma tehdidi”, İş Kanunu’nun ilgili maddeleri kamçını yerini almıştır. Kapitalizmde işçiler özgür değil, ücretli kölelerdir.

m3DUÜOWÜOÜELQDODUÜQDUNDVÜQGD ELQOHUFHÐOÖLíÁLYDUn İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi , aydın, akademisyen, mühendis ve öğrencilerin katılımıyla “İşçi sağlığı” isimli sempozyum düzenledi. Sempozyumda inşaat sektöründe yaşanan kazalarla ilgili sunum yapan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emre Gürcanlı, inşaat sektöründe yılda 475 ölümlü kaza olduğunu belirtti. 10 yıldaki kaza oranının 11 binden fazla olduğunu kaydeden Gürcanlı, “Bugün yaşananların Ortaçağ’daki egemen ceberutlardan bir farkı yoktur” dedi. İstanbul’da son yıllarda yapılan parıltılı binaların arkasında binlerce işçinin ölümü olduğunu hatırlatan Gürcanlı, inşaat sektöründe istihdam arttığında ölümlerin de arttığına dikkat çekti. “Sektörde yatırım oranı arttıkça ölüm oranı da artıyor. Demek ki inşaat sektörü üzerinde yoğunlaşıldığı zaman farkındalık arttırıldığı oranda biz toplamdaki

ölümleri ve sakat kalmaları azaltmış olacağız. Başka bir husus da inşaat sektöründeki büyüme rakamları. İnşaat sektörü azaldığı zaman ölümler azalıyor, arttığı zaman ölümler de artıyor. İnşaat sektöründeki istihdam artışı birebir olarak ölümlere ve sakat kalmalara da yansıyor” dedi. En çok karşılaşılan kazalara bakıldığında 5 bin 200 dava dosyasını incelediklerinde kazaların birinci nedeninin düşmeler ve elektrik çarpmaları olduğunu kaydeden Gürcanlı, “SGK verilerine göre kişilerin yüksek yerlerden düşmesinin ölümlerle sonuçlandığını görüyoruz. Sonrasında makine kazaları ve cisim düşmesi olarak gösteriliyor. Düşmeyi önlerseniz, elektrik çarpmasını önlerseniz hemen hemen toplam ölümlerin yüzde 60'ını önlemiş olursunuz” diye kaydetti.

8QXWPDGÜNXQXWWXUPD\DFDðÜ] Ostim’deki patlamaların ardından bir yıl geçti. 20 işçinin patronların kar hırsına kurban gidişinin ardından geçen koca bir yıl. Bu bir yılda sadece aynı sınıfın, işçi sınıfının parçası olduğu için hayatını kaybeden işçilerin sayısı üç bini geçti. Resmin kayıt dışında ise çok daha fazlamız istatistiklere bile yansımadan ölüverdik. Her sene ihracat rakamlarıyla rekorlar kıran burjuvazinin övüntülerinden yer bulamadı ölülerimiz haber kanallarında. Ölüyorsak bir sebebi vardı. Elbistan’da olduğu gibi ticari bir sırrın arkasında kaybolsa da, işçilerin dikkatsizliği, eğitim yetersizliği burjuvazinin ilk elde karşımıza çıkardığı gerekçeler olarak duruyordu. Ostim’de de aynı şeyler söylendi patlamanın ardından. Patlamanın ardından bir çok işyerinde patronlarla işbirliği içinde eğitimler düzenlendi. İşçilere eğitim aldığına dair belgeler imzalatıldı. Tiyatro gösterisi tadındaydı bu eğitim seminerleri. Denetimler mizansenden öteye gitmedi. Evinin yıkılacağından emin olan birinin deprem tatbikatı yapması gibi bir şey. Baretsiz çalışılmaz tabelası, denetimden denetime giyilen baretler… Maskesiz, eldivensiz çalışmayın tabelası, kağıttan maskeler,

yamadan geçilmeyen eldivenler… Kimyasal madde uyarı tabelaları, tabela altında korunmasız çalışma zorunluluğu. Burjuvazinin anladığı tabelalar dikmek uyarılarda bulunmak. Sırtındaki 40 kilonun üzerine bir 40 kilo daha yıkıp beline dikkat et deyip kenara çekilmek. Burjuvazi bildiği dilden konuşmaya devam ediyor. Ya biz. Bu yazıyı yazarken biraz mahcubuz. Söz vermiştik patlamanın olduğu gün, Ostim’de bir işçiler anıtı dikeceğiz, sokaklara ölen işçi kardeşlerimizin ismini vereceğiz diye. Öfkemiz azalmadı büyüdü. Sözümüzün arkasındayız. Ostim'den İşçi Meclisi Okurları


13

NƦNRJHQNXN

6R\NÜUÜPNDUDUÜYHNDQÜWHPL]OHPHQLQ\ROX 1915 yılında Ermeniler Osmanlı nüfusunun yaklaşık onda birini oluşturuyorlardı. 20 milyon nüfusun 1.750.000'i Ermenilerden oluşuyordu. Bugün Türkiye’de 70 bine yakın Ermeni var -ve tabii Erdoğan’ın ülkelerine göndermekle tehdit ettiği, tehdit etmekle kalmayıp uygulamaya da geçeceği 100 bine yakın olduğu tahmin edilen, pek çoğu kadın bakım işçisi kayıt dışı Ermeni göçmenler bunun dışında. 1914 öncesinde 2 bine yakın okulu, 2 bin 200 kilisesi olan Ermenilerin, bugün tamamı İstanbul’da 16 okulu, büyük bölümü İstanbul’da olmak üzere 45 kilisesi var.

Türkiye nüfusu 74 milyon olarak açıklandı. Yukardaki orana göre Ermenilerin sayısının 7 milyon olması gerekiyordu. 7 milyon nerede, 70 bin nerede? 1915 öncesi, 1915'te, 1940'larda, 1955'te, 1974'te… doğdukları topraklardan ölümüne koparılan, Türkiye’deki varlıkları 1915'tekinin yüzde 4'üne indirilmiş olan Ermeniler bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdalar. Peki onlara ne oldu? Okullara, kiliselere, evlere… ne oldu? Türk devleti bu soruyu duymak istemiyor. Tarihin alnına soykırımcı damgasını 100 yıl önce vurduğu Osmanlı İmparatorluğu’nu bölge gücü semirmesi ile yad eden Türkiye tekelci burjuvazisi, toplam tutum itibariyle hala “Tarihçiler konuşsun, arşivler açılsın, bakarız…” sularında! Ortadoğu’daki bölgesel rekabeti Peru’du kurban eti dağıtmak kadar kolay sanan AKP hükümeti, işte tam da o rekabette dezavantajlarından vurulmaya, sorular çalışmadığı yerden gelmeye başlayınca “Sorguluyoruz” dediği devlet geleneğine sarılıverdi. Fransız senatosunun Ermeni soykırımı ile ilgili kararı Hrant Dink davasında dalga geçer gibi verilen kararla burun buruna geldi. Cinayetin internet kafede kafa kafaya vermiş birkaç sokak serserisine bağlanması, nicedir biriken infiali öfkeye çevirdi. Sokakları taşırdı.

Başka bir ulusu ezen bir ulus özgür olamaz. Bu toprakların yüzde 99,5 Müslüman, yüzde 99,5 Türk çoğunluğu özgürlüğün kimseye yar olmamasıyla yaratıldı. Burjuvalar önce diğer ulus ve ulusal toplulukları yok etmeye giriştiler. Sermaye birikimi bunu gerektiriyordu. Türdeşlik büyük oranda sağlandıktan sonra bu kez İkinci Dünya Savaşı döneminde ulusal azınlık durumuna indirilmiş Türk olmayan burjuvalara ağır vergiler koydular. Ya bunları ödeyecek, ya da Erzurum’da taş kırmaya gideceklerdi. Her dış politika krizi, her bölgesel dalgalanma, sermaye birikiminin her yükseltilme evresinde gitgide azalan sayıdaki ulusal azınlıklar hedef olmaya devam etti. Sayıları azalmıştı ama bellekler silinmemişti. Ne ezen ulusun ne de ezilen ulusun belleği silinebilirdi çünkü! Ermenilerin ve diğerlerinin yerini Kürtler aldı almasına. Ancak “resmi tarih”i artık kaldırılmamacasına masaya getiren Ermeniler içerisindeki liberal-demokratik uyanış, onların çok daha savunmasız olduğunu bilen faşist kontrgerillanın hedefi oldu. Hrant Dink katledildi. Katillerin sırtı, 5 yıl sonra, Fransa kararını verdiği günlerde, “Örgüt yok” denilerek verilen mahkeme kararı ile sıvazlandı.

Fransa Senatosunun Ermeni soykırımı ile ilgili kararıyla ilgili Türkiye tarafından kontrollü yaptırımlar uygulanıyor. Öyle kontrollü ki, tıpkı Mavi Marmara baskınından sonra İsrail’le ticaretin yüzde 30 artması gibi, Fransa’ya da her gürlüyorlar hem de yatırımlarınız güvence altındadır açık mesajını gönderiyorlar. Nasıl olmasın ki? Türkiye’de 2 bin Fransız şirketi faaliyet yürütüyor. Fransız tekelleri son 6 yıldır Türkiye’ye toplam 6 milyar dolarlık sermaye ihraç ediyorlar. İşte bu yüzden, “boğaz dokuz boğum” demek ve yaptırım kararlarını sarsıcı olmayan ölçülerde tutmak gerekiyor. Senato kararıyla Türkiye’ye “orantısız güç” kullanan Fransa, elbette ki

bunu Türkiye’nin burnunu sürtmek ve kendisinin bölgesel ilişkilerindeki pozisyonunu güçlendirmek için yapıyor. Emperyalist sömürgeci geçmişi ve Türkiye’ye oranla çok daha geniş olan hareket olanakları, ona yalnızca kanlı katliamları ile değil siyasal, diplomatik manevra yeteneğini de bileme fırsatı veriyor çünkü. Ancak Türk devletinin Fransa’yla katliam yarıştırması, Fransa “Ermeni” dediğinde Türkiye’nin de “Cezayir ve Ruanda…” diye saydırması her iki ülkenin pençesinde yüzyıllarını, onyıllarını geçirmiş olan bölge halkları açısından da eskisi kadar “cezbedici” olmuyor elbette. Bu gerilimin içeriği ile zamanlaması birbirini bütünlüyor. Kriz, işçi sınıfı ve emekçilerin burjuva milliyetçiliği ile gözünün kör edilmesini, burjuvaziye yönelteceği öfkeyi birbirine yöneltmesini, tarihsel düşmanlıkların harlanmasını ve işçi sınıfının şovenizmin lağım suyuna bulandırılmasını gerektiriyor. Işte bu açıdan al birini vur ötekine! Fransa emperyalist burjuvazisi Cezayir bağımsızlık savaşında burnu sürtüldükten ve sömürgesinin kurtuluşunu kafasına vurula vurula kabul etmek zorunda kaldıktan yıllar sonra bile “Cezayir savaşı” diyemedi.

.UWKDON×Q×WHVOLPDODPD\DFDNV×Q×] KCK operasyonu adı altında sürdürülen Kürt halkına yönelik baskın, gözaltı ve tutuklama terörü sürüyor. hemen hemen hergün bir yenisinin eklendiği operasyonlar artık toplu ve birkaç ilde birlikte olmayınca haberleşmiyor bile. En son toplu olarak 17 ilde 123 adrese düzenlenen baskınlarda Milletvekili Leyla Zana‘nın evinin yanı sıra, KESK Genel Merkezi de vardı. KCK baskınları adıyla BDP ve Kürt siyasal hareketi temsilcilerine yapılan operasyonlarda devlet saldırılarının kapsam ve derinlik kazanarak devam ettiğini gösteriyor. Kürt ulusal mücadelesi açısından simgeleşmiş bir isim olan Leyla Zana ve sendikal alanda önemli

bir mevzi olan KESK şahsında “bu operasyonların sonu gelmeyecek” mesajı hakim kılınmaya çalışılıyor. Kürt ulusal hareketine dönük olarak Nisan ayından bu yana gerçekleştirilen operasyonlarla yasal alanda milletvekilleri hariç -neredeyse kim var kim yoksa- tutuklayan burjuva devlet, bu saldırısını askeri operasyonlarla birleştirerek Kürt halkının özgürlük hasretini bastırmaya çalışıyor. Yeni anayasa sürecinin fonunda yürütülen bu kapsamlı saldırılarla Kürt halkının mücadele gücü ve azminin kırılmaya çalışılmasının yanı sıra, esas amacın tekelci burjuvazi ve AKP‘nin bir kıskaç hareketiyle ulusal hareketi sopanın ardından gelecek bir havuç operasyonuyla geri düzeyde bir “çözüm”e razı ederek, tasfiye etmek

ve güçten düşürmek olduğu görülüyor. Böylesi tasfiye dönemleri siyasette özel bir direngenlik ve net bir politik duruşa sahip olmayı zorunlu kılıyor. İşçi Meclisi’nin de bu saldırılara karşı sessiz kalması düşünülemez. Sınıf bilinçli işçiler burjuvazinin bu saldırıları karşısında Kürt halkıyla dayanışma içinde olmalı. İşçi Meclisi’nin ulaştığı, bulunduğumuz tüm illerde ve alanlarda “Kürt Ulusuna Özgürlük!” ve “İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği” sloganları yükseltilmelidir. Baskı, saldırı, katliam, gözaltı ve operasyonlar bizleri yıldıramaz! Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği!

Tıpkı Türkiye’nin “Ermeni soykırımı” diyememesi, bunun bedelini ödemeye uzak durması gibi. Fakat emperyalistler, tekelci burjuvalar aradan onyıllar geçtikten sonra geçmişe bakıyor ve bugünlerini aklayacak biçimde “özür” diliyorlar. Ağızlarından “Keşke olmasaydı…” çıkarken -ve bu gerçeği onların kafasına vura vura halklar söyletirken- aynı zamanda boğazlarına dek yeni suçlara batıyorlar. Türkiye gibi bölge hesaplarının yön verdiği iç politika nedeniyle devlet düzeyinde bu kapağı kaldıramayanlar ise yeni tarihsel suçlarla boğazlarına dek gömülmeye devam ediyorlar. Ne de olsa onun altında Ermeni soykırımından Kürt, Alevi katliamlarına dek kitlelerin kolektif belleğine kanla yazılmış tarihsel gerçeklikler var. Ve işte liberallerin üzerini örtmeye çalıştığı şu ki, kan en zor çıkan lekedir. O lekeyi temizlemenin yolu ise duvarlara kat kat boya atıp ardından yeniden kana bulamaktan değil, duvarın kendisini yerle bir etmekten, tekelci kapitalizmi, burjuva sınıf egemenliği ve devletini yıkıp tarihe gömmekten geçiyor. Ulusların düşmanlaşmasından işçi sınıfı ve emekçilerin ulusal önyargıları birleşik mücadele ile gidermesine ve giderek özgürce kaynaşmasına giden yol, biz işçileri öncelikle önümüzdeki bu görevi yerine getirmeye çağırıyor.

9DQdRFXNODU\DQ×\RU Van’da, küçük çaplı depremler sürerken, bir çadır yangınında daha çocuklar öldü. Merkez üssü Akçift Köyü’nde 4,4 düzeyinde bir deprem oluştu. Erçek Beldesi Ilıkaynak Köyü’nde, Saliha Atlı’nın çocuklarıyla birlikte kaldığı çadır, kömür sobasından çıkan kıvılcımların sıçramasıyla yandı; yangında 4 yaşındaki Mustafa Atlı, ağır yaralı olarak kaldırıldığı Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde öldü. Depremden bu yana, çıkan 127 çadır yangınında, 11 kişi öldü. Kar yağışı, çadırkentlerde yazlık çadırların çökmesine neden oluyor. Kontenyr sözü ise, lafta! Soğuk, kar, bir kap yemek için saatlerce kuyrukta beklemek; çocukların hastalıklarla boğuştuğu çadırkentler, kalan depremzedelerin çığlık çığlığa söyledikleri gibi, işkenceye dönüştü.


14

NƦNRJHQNXN

%LUILOPYH DQODPOÜELUSURWHVWR

#FOJNBEðNLBQJUBMJ[N Burası benim köşem kardeşim, işçi gazetesi falan anlamam, fikrimi buradan da yayar, hepinizi buradan da ezerim. Var mı bir diyeceğiniz!

Neoliberal saldırının koçbaşlarından İngiltere Başbakanı Margareth Thatcher’ın yaşamını anlatan “Demir Leydi” adlı filme, İngiltere’nin kuzeyinde bulunan maden bölgesinde boykot!

Benim adım kapitalizm, beni zengin etmek için daha sıkı çalışmalısınız!

Thatcher, Reagan’ın hava trafik işçilerine yaptığı gibi, “ilk iş” olarak, işçi sınıfının güçlü bileşenlerinden olan maden işçilerinin grevine saldırmıştı. Uzun süren direnişin ardından maden işçilerinin yenilgiye uğratılmasıyla, neoliberal politikaların önü açılmıştı.

Kapitalizm yıkılmadan ulusal düşmanlıklar ve ulusların ortadan kalkması, ulusların sönümlenmesi mümkün olmayacak.

Benim sistemimde memleketlerinizi, dinlerinizi, ulusal cümlelerinizi, cinsel kimliklerinizi, sıradan rekabetlerinizi bir kenara koyabilseniz, aynı sınıftan olduğunuzu fark edebilirsiniz.

Thatcher, hükümete gelmeden önce, işçi sınıfının ve özellikle 1974 yılında, hükümetlerini devirmeleri nedeniyle partisi için bir nefret odağı olan maden işçilerinin gücünü kıracağına söz vermişti.

Filmde, Thatcher’ı Merly Streep canlandırıyor, yönetmen ise Phyllida Llyod. Maden işçileri grevi İngiltere’de, Mart 1984'te başlayıp Mart 1985'e kadar süren büyük madenci grevinin üzerinden 25 yıl geçti. 120.000 işçi, bir yıl boyunca grevdeydi. Seçimlerde burjuvazi, “Hoşnutsuzluk Kışı” olarak adlandırılan ve işçi sınıfının grev dalgasıyla dehşete düşmüş orta sınıfın korkularına oynayarak, Margaret Thatcher’ı başbakan yaptı. Thatcher, hükümete gelmeden önce, işçi sınıfının ve özellikle 1974 yılında, hükümetlerini devirmeleri nedeniyle partisi için bir nefret odağı olan maden işçilerinin gücünü kıracağına söz vermişti. Thatcher, 30 bin işçiyi işten çıkaracak bir düzenleme sundu. Bu düzenlemeye karşı çıkan 50 bin demiryolu işçisi sendika onayı olmadan greve çıktı. Thatcher hükümeti ise tükürdüğünü yalayarak geri adım atmak zorunda kaldı. Arjantin’de askeri cunta sınıf mücadelesini engellemek, ülkenin emperyalist kapitalist arenada kaybettiği itibarı kurtarmak amacıyla, İngiltere’ye ait, toplamda 3 binden az nüfusu olan Falkland adalarını işgal etti. Savaş, tam da İngiltere’nin emperyalist burjuvazisi ve Thatcher’ın ihtiyaç duyduğu şeydi. Bayraklar çekildi, donanmalar gönderildi. Grevde olan hemşireler, “vatansever” olmamakla suçlandı. 74 günlük savaşın ardından güçlenen Thatcher için sıra işçi sınıfına gelmişti. Devlet çıkacağı öngörülen madenci grevi için kömür stoklayarak hazırlandı. Ulusal Kömür İşletmesi’nin 20 madenin kapatılacağını ve 20 bin işçinin işten çıkarılacağını du-

yurmasının ardından, 5 Mart’ta maden işçileri greve çıktı. İşçiler grevi diğer maden ocaklarına gezici grev gözcüleri aracılığıyla taşıdı. Madenciler Sendikası grevi işçilerin zoruyla benimsemiş, ancak işçileri yalnızlaştırmak için elinden geleni yapıyordu. Gezici grev gözcülüğünü durdurarak, maden bölgeleri arasındaki iletişimi kopardı. Böylece grevci işçiler ile henüz greve çıkmamış işçiler arasındaki bağlantı kesilmiş oldu. Grev, polis ablukasına alındı. Grev gözcülüğü yasa dışı ilan edildi, grev gözcülerinin alanları polis tarafından işgal edildi. Grevdeki işçilere polis saldırırken, burjuvazi elindeki tüm olanaklarla, medya dahil greve saldırı kampanyası başlattı.

düşmanlarla mücadele etmek zorundayız. Mücadele etmesi çok daha zor olan ve özgürlük için çok daha büyük tehlike oluşturan iç tehdide karşı her zaman tetikte olmalıyız” diyordu. Kışa doğru grevi destekleyenler gittikçe azalıyor ve binlerce işçi grevi bırakıp işe dönüyordu. Mart’ın başında kitlesel olarak işe dönüşler başladığında işçilerin sadece yüzde 60'ı hala grevdeydi. Maden işçileri, tüm saldırılara karşı dişe diş mücadele ettiler; 20 bin işçi polis saldırılarında yaralandı, 2 işçi grev gözcülüğü yaparken öldürüldü, 13 bini gözaltına alındı, 200'ü tutuklandı, binden fazlası işten atıldı.

İşçi sınıfı, grevdeki maden işçileriyle dayanışmak için, kömür taşımayı reddetti. Ancak sendikal konfederasyonlar, sınıf dayanışmasının gelişmesini engellediler.

Farklı sektörlerdeki işçiler, liman işçileri, feribot kaptanları, bir yıldır grevde olan matbaacılar izole edildi ve grevlerinde yenildi. Tüm dünyanın işçileri İngiltere’deki mücadeleyi izliyor ve madencilerin militanlığından ve kavgasından ilham alıyordu.

18 Haziran’da madenciler Orgreave Biritanya Çelik Fabrikası’nı kapatmaya gittiler. 6 bin işçi 10 bin polisle karşı karşıya geldi, şiddetli çatışmalar çıktı. Thatcher “sadece Falkland adalarındaki düşmanlarla değil, tüm

İngiltere’deki yenilginin uluslararası bir etkisi oldu. Maden işçilerinin kendisi de büyük bir yenilgi almıştı. İngiltere’deki maden ocaklarının büyük bir kısmı kapatıldı ve geriye ancak birkaç bin maden işçisi kaldı.

Benim adım kapitalizm, siz yeni dizinizin sezon finalini beklerken, her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölüyor. Yüzleşin artık bu gerçekle; yaşadığınız bu harika hayat 45 yıl boyunca 9–5 çalışmaktan ibaret… Ben kapitalizm, sizin birbirinizden nefret etmenizi, birbirinizle rekabet etmenizi, birbirinizin ayağını kaydırmanızı istiyorum; böylece bana yönelen olmaz. Türkiye’de 10,4 milyon işçi olmasına rağmen SGK kayıtları sadece 917 bin sendikalı işçi gösteriyor. Biraz yüklenip onları da kazıyacağım! Uludere’de kaçakçılıkla geçinen 35 genci bombalayan benim! 50 TL için uğraşıp sınırın öte tarafına geçiyorlardı, olur böyle “iş kazaları”… Lefter ve Denktaş öldü. Lefter Türk ordusunda dört yıl zorunlu askerlik yaptı. Denktaş Türk ordusunda ömür boyu gönüllü askerdi… Lefter’in yaşamı halkların kardeşliğinin simgesiydi, Denktaş’ın hayatı bana hizmetin, yani halkları ayırmanın/bölmenin/düşmanlığın… Benim adım kapitalizm, ilerisiyle-gerisiyle, tüm sürümleriyle benim demokrasim bana demokrasi, size diktatörlük! Benim demokrasim, işçilerin işsiz kalma özgürlüğü! Benim adım kapitalizm; Wal-Mart’ta 3 milyon işçi varken bir tanesinin bile sendikalaşmaya girişememesinin nedeni benim… Benim demokrasimde tüm devletler öz itibarıyla sermayeyi korumaya yarayan polis devletleri… Sizlerin yine sizin kemiklerinizi kıracak polis devletlerini, “yurttaşlık” adına vergilerinizle canı gönülden fonlamanız saçma değilse nedir? Amerika’da Afrikalı-Amerikalılar nüfusun % 10’u iken cezaevi nüfusunun %50’sidirler. Siz de Kürtlerin oranı ne? “İnsanlarla yüzyüze konuşarak her sorunu halledebilirsin; ama bazı insanlar gelir önüne, hangi yüzüne konuşacağını bilemezsin.” Neruda beni düşünmüş de yazmış sanki…


15

NĂ&#x2020;ÂŚNRJHQNXN

1LNHSDEXFXVĂ&#x153;\Ă&#x153;UPD\DĂ DOĂ&#x153;Ă­Ă&#x153;\RU Emperyalist spor giyim tekeli Nike, Endonezyaâ&#x20AC;&#x2122;daki fabrikasÄąnda sĂśmĂźrdĂźÄ&#x;Ăź iĹ&#x;çilere tazminat Ăśdemeyi kabul etmek zorunda kaldÄą. Fabrikadaki iĹ&#x;çiler iki yÄąl boyunca Ăźcretsiz fazla mesai yapmak zorunda bÄąrakÄąlmÄąĹ&#x;lardÄą. SendikalarÄąn dava açma tehdidi ve iĹ&#x;çilerin sĂźreklileĹ&#x;en eylemleri Ăźzerine Nike, bir yÄąldÄąr sĂźren gĂśrĂźĹ&#x;melerin ardÄąndan, 4 bin 500 iĹ&#x;çiye iĹ&#x;çi baĹ&#x;Äąna 230 dolar dĂźĹ&#x;ecek Ĺ&#x;ekilde 1 milyon dolar tazminat ĂśdeyeceÄ&#x;ini duyurdu.

Nike, yaptÄąÄ&#x;Äą açĹklamada, â&#x20AC;&#x153;varÄąlan anlaĹ&#x;ma, iĹ&#x;yerinde haklarÄąn korunmasÄąna verdiÄ&#x;imiz Ăśnemi gĂśsteriyor, fazla mesai Ăźcretlerinin Ăśdenmemesi gibi bir durumun yeniden yaĹ&#x;anmasÄąna izin vermeyeceÄ&#x;izâ&#x20AC;? derken; Endonezyaâ&#x20AC;&#x2122;daki vahĹ&#x;i iĹ&#x; yasalarÄąna yaslanÄąyor. Fazla mesai Ăśdenmemesi 20 yÄąldÄąr sĂźrmĂźĹ&#x;ken, yasalar tazminat Ăśdemelerini geriye dĂśnĂźk olarak sadece iki yÄąlla sÄąnÄąrlÄąyorlar!

Ăźcreti olan 3.20 dolar verildi.)

DayanÄąlmaz sĂśmĂźrĂź ve baskÄą koĹ&#x;ullarÄąna karĹ&#x;Äą iĹ&#x;çi mĂźcadelelerinin yĂźkselmesi ve en bĂźyĂźk pazarlarÄąnda boykotlarla, teĹ&#x;hir kampanyalarÄąyla sÄąkÄąĹ&#x;an Nike, Ăśnce, elbette inkara yeltendi. YalandÄą, dolandÄą, rakiplerinin uydurmasÄąydÄą. Ä°nkar fayda etmeyince, bu kez, â&#x20AC;&#x2DC;98'de, â&#x20AC;&#x153;iĹ&#x;çi çalÄąĹ&#x;ma standartlarÄąâ&#x20AC;?nÄą savunan bir deklerasyonu reklamlarÄąna taĹ&#x;ÄądÄą. Bunun palavradan ibaret olduÄ&#x;u, UzakdoÄ&#x;u fabrikalarÄąndaki çalÄąĹ&#x;ma koĹ&#x;ullarÄąnÄąn deÄ&#x;iĹ&#x;mediÄ&#x;i ortaya çĹkÄąnca, hakkÄąnda davalar açĹldÄądĂźnyadan haberler + NÄ°KE. Ä°Ĺ&#x;çi haklarÄąnÄą savunan bir ĂśrgĂźte para baÄ&#x;ÄąĹ&#x;Äą yaparak, uzlaĹ&#x;ma yollarÄąnÄą arayarak kaçak dĂśvĂźĹ&#x;Ăź sĂźrdĂźrdĂź.

Ă&#x2021;ocuk ve kadÄąn iĹ&#x;çilerin sefalet koĹ&#x;ullarÄąnda, amansÄązca ezilerek, iĹ&#x;kence, baskÄą altÄąnda sĂśmĂźrĂźldĂźkleri açĹÄ&#x;a çĹkarken; bir yandan da bu koĹ&#x;ullarÄą zorlayan iĹ&#x;çi eylemleri yĂźkseliyordu. leri gĂśnderiyor, â&#x20AC;&#x153;sosyal sorumluluk sertifikalarÄąâ&#x20AC;? daÄ&#x;ÄątÄąyordu?

Sorumluluk Nikeâ&#x20AC;&#x2122;lemek Nike, Gap, Mark&Spencer, Zara, Timberland, Tommy Hillfiger gibi tekellerin tedarikçisi YeĹ&#x;im Tekstil, â&#x20AC;&#x153;Sosyal Sorumluluk SertifikasÄąâ&#x20AC;? aldÄą. â&#x20AC;&#x153;500 bĂźyĂźk Ĺ&#x;irketâ&#x20AC;? içinde ilk 50â&#x20AC;&#x2DC;de yer alan, en bĂźyĂźk â&#x20AC;&#x153;Anadolu KaplanÄąâ&#x20AC;?, Bursa'daki entegre tekstil-konfeksiyon iĹ&#x;letmesinde 5 bin iĹ&#x;çiyi çalÄąĹ&#x;tÄąran YeĹ&#x;im Tekstil, â&#x20AC;&#x2DC;98'den beri, fason Ăźretim yaptÄąÄ&#x;Äą tekeller tarafÄąndan â&#x20AC;&#x153;denetleniyorâ&#x20AC;?. Denetlemelerde kullanÄąlan kriterler; uluslararasÄą ĂśrgĂźtler tarafÄąndan Ăśnerilen genel kriterler ve TĂźrk Ä°Ĺ&#x; Kanunu. Bu denetimlerde insan haklarÄąndaki ana prensipler; firmanÄąn Ăśzellikle çocuk iĹ&#x;çi çalÄąĹ&#x;tÄąrmamasÄą, Ăźcret Ăśdemelerinin dĂźzenli yapÄąlmasÄą ve asgari Ăźcretin altÄąnda olmamasÄą, iĹ&#x;çilerin yasal haklarÄąnÄąn Ăśdenmesi, iĹ&#x;çilere yĂśnelik herhangi bir hakaret, taciz ve ayrÄąmcÄąlÄąÄ&#x;Äąn yapÄąlÄąp yapÄąlmadÄąÄ&#x;ÄąnÄąn kontrol edilmesi, iĹ&#x;çi saÄ&#x;lÄąÄ&#x;Äą ve iĹ&#x; gĂźvenliÄ&#x;i açĹsÄąndan çalÄąĹ&#x;ma ortamÄąnÄąn gĂźvenli olup olmadÄąÄ&#x;Äą, çalÄąĹ&#x;anlara yĂśnelik sosyal aktivitelerin yapÄąlÄąp onlarÄąn motivasyonlarÄąn saÄ&#x;lanÄąp saÄ&#x;lanmadÄąÄ&#x;Äą ve ayrÄąca fabrikanÄąn çevreye saygÄąsÄą sorgulanÄąyor. Tekeller, ne olduysa son dĂśnemde â&#x20AC;&#x153;çevreâ&#x20AC;?yi ve â&#x20AC;&#x153;insan haklarÄąâ&#x20AC;?nÄą Ăśne çĹkarmaya baĹ&#x;ladÄą. YeĹ&#x;im Tekstil ve Ă&#x153;niteksâ&#x20AC;&#x2122;in fason Ăźretim yaptÄąÄ&#x;Äą Nike, yakÄąn zamanda bir ilki gerçekleĹ&#x;tirerek, â&#x20AC;&#x153;Ĺ&#x17E;irket Sorumluluk Raporuâ&#x20AC;?nda, dĂźnyanÄąn çeĹ&#x;itli Ăźlkelerinde kendisi için Ăźretim yapan, yaklaĹ&#x;Äąk 500 bin iĹ&#x;çinin çalÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą 700 fabrikanÄąn listesini yayÄąnladÄą. Nikeâ&#x20AC;&#x2122;a fason Ăźretim yapan Ăźlkelerin baĹ&#x;Äąnda 124 fabrikayla Ă&#x2021;in geliyor. Onu, Tayland 75, Endonezya 39, G. Kore 35, Vietnam 35, Malezya 33, TĂźrkiye 26, Sri Lanka 25, Taiwan 19 fabrikayla izliyor. Neler oluyordu da, emperyalist tekel Nike, tĂźm fabrikalarÄąnÄą açĹÄ&#x;a çĹkarÄąyor; oralara â&#x20AC;&#x153;insan haklarÄąâ&#x20AC;? denetçi-

Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äąn diktatĂśrlĂźk rejimleri altÄąnda ezilen iĹ&#x;çiler Ăźzerindeki vahĹ&#x;i sĂśmĂźrĂźsĂź â&#x20AC;&#x2DC;97'de patladÄą. Ă&#x2021;ocuk ve kadÄąn iĹ&#x;çilerin sefalet koĹ&#x;ullarÄąnda, amansÄązca ezilerek, iĹ&#x;kence, baskÄą altÄąnda sĂśmĂźrĂźldĂźkleri açĹÄ&#x;a çĹkarken; bir yandan da bu koĹ&#x;ullarÄą zorlayan iĹ&#x;çi eylemleri yĂźkseliyordu. â&#x20AC;&#x153;Nikeâ&#x20AC;&#x2122;lemekâ&#x20AC;?, Vietnamâ&#x20AC;&#x2122;da iĹ&#x;çilere aĹ&#x;ÄąrÄą kĂśtĂź davranmak anlamÄąna geliyordu. Vietnam, Endonezya ve Ă&#x2021;inâ&#x20AC;&#x2122;de, kadÄąn ve çocuk iĹ&#x;çiler, gĂźnde 10-12 saat çalÄąĹ&#x;tÄąrÄąlÄąyor, ĂźstĂźne fazla mesaiye zorlanÄąyor; gĂźnde, o da en çok 2 dolar Ăźcret alÄąyorlardÄą. ABD-Avrupa pazarÄąnda 70 dolara satÄąlan bir çift Nike spor ayakkabÄąsÄąndan, Nike 30 dolar, satÄącÄą 20 dolar (eÄ&#x;er Nike Town ve Nike bayilerinde satÄąlÄąyorsa, bunun bĂźyĂźk bir kÄąsmÄą yine Nikeâ&#x20AC;&#x2122;e gidiyordu), fason Ăźretim yapan Ĺ&#x;irket ise 3 dolar kazanÄąyordu. BaskÄą, cezalandÄąrma, cinsel taciz neredeyse gelenekselleĹ&#x;miĹ&#x;ti: Ă&#x2021;alÄąĹ&#x;ma saatinde konuĹ&#x;tuÄ&#x;u için kadÄąn iĹ&#x;çilerin aÄ&#x;zÄąnÄąn bantlanmasÄą, 45 kadÄąnÄąn elleri havada diz ĂźstĂź çÜkĂźp dik durmaya zorlanmasÄą, â&#x20AC;&#x153;sÄącaklÄąk cezasÄąâ&#x20AC;? olarak saatlerce gĂźneĹ&#x;te bekletilmeleri, iĹ&#x; ayakkabÄąlarÄąnÄą giymedikleri için fabrikanÄąn etrafÄąnda koĹ&#x;turulmalarÄą, ayakkabÄąlardaki tek dikiĹ&#x; hatasÄą yĂźzĂźnden 15 kadÄąnÄąn baĹ&#x;larÄąndan ve enselerinden kendi Ăźrettikleri Nike marka ayakkabÄąlarla dĂśvĂźlmeleri, kabul edilebilir seviyenin tam 177 katÄą â&#x20AC;&#x2DC;Toluene Toksinâ&#x20AC;&#x2122; zehirli maddesine (dĂźĹ&#x;Ăźklere, ĂślĂź bebek doÄ&#x;umlarÄąna, geliĹ&#x;im bozukluklarÄąna, sinir sisteminin zarar gĂśrmesine neden oluyor) maruz kalmalarÄą, fabrika denetçilerinin kadÄąn iĹ&#x;çilere sarkÄąntÄąlÄąk etmesi,â&#x20AC;Ś â&#x20AC;&#x153;AdÄąm Lern. Taylandâ&#x20AC;&#x2122;Äąn kuzeyinde kÄąrsal bir alanda bĂźyĂźdĂźm. Orada iĹ&#x; bulmak çok zordu, bu nedenle 1998'de iĹ&#x; aramak Ăźzere Ĺ&#x;ehre gÜç ettim. KÄąsa zamanda Bed and Bath Prestige Ĺ&#x;irketinin fabrikasÄąnda iĹ&#x;

buldum. Ben iĹ&#x;e baĹ&#x;ladÄąÄ&#x;Äąmda fabrikada Nike ĂźrĂźnleri Ăźretiliyordu. FabrikanÄąn 2002'deki kapanÄąĹ&#x;Äąna kadar da bu devam etti. Fabrikada bizden boynumuza, Ăźzerinde Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äąn kurallarÄą yazÄąlÄą olan bir kaÄ&#x;Äąt asmamÄąz â&#x20AC;&#x2DC;rica edildiâ&#x20AC;&#x2122;. Haftada 70 ile 110 saat arasÄą çalÄąĹ&#x;Äąyordum. YaptÄąÄ&#x;ÄąmÄąz fazla mesai 50 saati ne kadar aĹ&#x;arsa aĹ&#x;sÄąn bize sadece 50 saat karĹ&#x;ÄąlÄąÄ&#x;Äą Ăźcret Ăśdeniyordu. Ä°Ĺ&#x;lerin yoÄ&#x;un olduÄ&#x;u zamanlar fabrikanÄąn sahibi Chaiyapat Photikamjorn bize içine amfetamin koyduÄ&#x;u buzlu kolayÄą içirirdi. Bizler içtiÄ&#x;imiz Ĺ&#x;eyin amfetamin olduÄ&#x;unu biliyorduk, ama çok azÄąmÄąz içmeyi reddediyordu. Ă&#x2021;ĂźnkĂź bu Ĺ&#x;eyden içtiÄ&#x;imizde 48 saat kadar durmadan çalÄąĹ&#x;abiliyorduk. Zaten o koĹ&#x;ullarÄą kaldÄąrabilmenin tek yolu da o ilaçlardÄą. Paketleme bĂślĂźmĂźnde çalÄąĹ&#x;an erkek iĹ&#x;çilerin bĂźyĂźk bir kÄąsmÄą amfetamin baÄ&#x;ÄąmlÄąsÄą olmuĹ&#x;tu. Fabrikada bulamadÄąklarÄąnda dÄąĹ&#x;ardan satÄąn alÄąyorlardÄą. Biz çalÄąĹ&#x;Äąrken patron hoparlĂśrlerden konuĹ&#x;malar yapÄąyor, sendika ĂśrgĂźtlemeye çalÄąĹ&#x;an herkesin â&#x20AC;&#x2DC;anne-babasÄąna elveda demesi gerektiÄ&#x;iniâ&#x20AC;&#x2122; sĂśylĂźyordu. YanÄąnda altÄą korumayla gezerdi. Biz ondan çok korkardÄąk. Ä°ki iĹ&#x;çi yan yana konuĹ&#x;ursak korumalar derhal yanÄąmÄąza gelip bizi sorguya çeker, sonra da ayÄąrÄąrdÄą.â&#x20AC;? KuĹ&#x;atma VahĹ&#x;i sĂśmĂźrĂź ve eziyetin haber ve fotoÄ&#x;raflarÄą ABD ve Avrupa medyasÄąnda arka arkaya yayÄąnlanmaya baĹ&#x;layÄąnca, bĂźyĂźk bir tepki topladÄą. Sendikalar, insan haklarÄą ĂśrgĂźtleri vb. kitle ĂśrgĂźtleri, Nikeâ&#x20AC;&#x2122;a karĹ&#x;Äą kampanyalar açtÄąlar, kitlesel boykotlar dĂźzenlendi. Her yÄąl dĂźzenlenen, Nike Ä°Ĺ&#x;çileriyle UluslararasÄą DayanÄąĹ&#x;ma GĂźnĂźâ&#x20AC;&#x2DC;nde protesto yĂźrĂźyĂźĹ&#x;leri yapÄąldÄą. Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äą teĹ&#x;hir eden broĹ&#x;Ăźrler daÄ&#x;ÄątÄąldÄą, sokak oyunlarÄą oynandÄą. Ă&#x153;niversitelerde Nike karĹ&#x;ÄątÄą koĹ&#x;ular dĂźzenlendi (KoĹ&#x;uya katÄąlanlardan Vietnamâ&#x20AC;&#x2122;daki Nike iĹ&#x;çilerinin ortalama gĂźnlĂźk Ăźcreti 2.08 dolar alÄąndÄą, kazanana, Endonezyaâ&#x20AC;&#x2122;daki Nike iĹ&#x;çilerinin gĂźnlĂźk

Ä°Ĺ&#x;çi eylemleri ve kitle ĂśrgĂźtlerinin dĂźnya çapÄąnda dĂźzenlediÄ&#x;i kampanyalarÄąn sonucunda, Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äąn satÄąĹ&#x;larÄą yĂźzde 10 dĂźĹ&#x;tĂź, hisseleri yĂźzde 15 deÄ&#x;er yitirdi. KaçĹĹ&#x; Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äąn ucuz, ĂśrgĂźtsĂźz ve bastÄąrÄąlmÄąĹ&#x; iĹ&#x;gĂźcĂź arayÄąĹ&#x;Äą G. Koreâ&#x20AC;&#x2122;de baĹ&#x;ladÄą. 1990'da Nike ayakkabÄąlarÄąn yarÄąsÄąndan fazlasÄą burada Ăźretiliyordu. â&#x20AC;&#x2DC;90'lardan itibaren G. Koreâ&#x20AC;&#x2122;de iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄą mĂźcadelesinin geliĹ&#x;mesi ve faĹ&#x;ist rejimin tĂśrpĂźlenmesiyle, buradaki Ăźretimi azaltarak, tasfiye etti ve Ăźretimi Endonezya ve Ă&#x2021;inâ&#x20AC;&#x2122;e taĹ&#x;ÄądÄą. Suharto rejiminin sÄąnÄąf ve yerli halklarÄąn hareketini baskÄą altÄąnda tutmasÄąndan yararlanarak, iĹ&#x;çilerin vahĹ&#x;i sĂśmĂźrĂź ve eziyete tabi tutulduÄ&#x;u dev Ăźretim havzalarÄą kuruldu. â&#x20AC;&#x2DC;98'de Suharto rejiminin yÄąkÄąlmasÄąyla, Ăźretimi bu kez, Vietnam ve Taylandâ&#x20AC;&#x2122;a taĹ&#x;ÄądÄą. Vietnam Labor Watch adlÄą dernek, Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äąn bu Ăźlkedeki fabrikalarÄąnda insan haklarÄąnÄą ihlal ettiÄ&#x;ini açĹklayarak, Nike BaĹ&#x;kan YardÄąmcÄąsÄą Joseph Ha'dan Vietnamâ&#x20AC;&#x2122;Äąn en bĂźyĂźk sendikasÄą olan Genel Emek Konfedarasyonuâ&#x20AC;&#x2DC;ndan ĂśzĂźr dilemesini istemiĹ&#x;ti. Haâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn yanÄątÄą, â&#x20AC;&#x153;DerneÄ&#x;in bu suçlamasÄą Nikeâ&#x20AC;&#x2122;a yapÄąlmÄąĹ&#x; bĂźyĂźk bir haksÄązlÄąktÄąr. Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äąn amacÄą Vietnamâ&#x20AC;&#x2122;da Amerikan tarzÄą bir demokrasinin yerleĹ&#x;mesine katkÄąda bulunmaktÄąrâ&#x20AC;? oldu. Endonezyaâ&#x20AC;&#x2122;da binlerce iĹ&#x;çinin Ăźcret artÄąĹ&#x;Äą ve çalÄąĹ&#x;ma koĹ&#x;ullarÄąnÄąn iyileĹ&#x;tirilmesi için protesto gĂśsterileri yapmasÄą (â&#x20AC;&#x2122;97) Ăźzerine Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äąn yaptÄąÄ&#x;Äą açĹklama, â&#x20AC;&#x153;Eylemlerin sĂźrmesi halinde Endonezya kendini pazarÄąn dÄąĹ&#x;Äąnda bulacakâ&#x20AC;? oldu. Meksikaâ&#x20AC;&#x2122;da Nikeâ&#x20AC;&#x2122;a fason Ăźretim yapan fabrikalarda sendikal ĂśrgĂźtlenme baĹ&#x;arÄąya ulaĹ&#x;Äąnca, buradaki Ăźretimi azaltarak, UzakdoÄ&#x;uâ&#x20AC;&#x2122;ya kaydÄąrdÄą. Nikeâ&#x20AC;&#x2122;Äąn çengeli Ă&#x2021;engelin bir ucunda, iĹ&#x;çi sÄąnÄąfÄąnÄąn sĂśmĂźrĂźlmesi ve ezilmesi varsa; diÄ&#x;er ucunda da, kitleleĹ&#x;tirilerek kimliksizleĹ&#x;tirme ve hiçleĹ&#x;tirme; ancak çengelleri her yanÄąna takarak bir kimlik sahibi olabilen yÄąÄ&#x;Äąnlar var.


1LMHU\DnGDJHQHOJUHYYHH\OHPOHU Afrika’nın nüfusu en büyük ve petrol ihracatçısı ülkesi Nijerya’da hükümetin benzin, gaz ve ulaşım fiyatlarını iki kat artırması, gıda fiyatlarının da iki kat artması üzerine başlayan genel grev, bir çok şehirde hükümete karşı kitlesel gösterilere ve yer yer militan eylemlere dönüştü. Nijerya’da petrol üretimi, ulaşım, kamu işletmeleri, okullar tamamen durdu. Zamlara karşı başlayan grevler, tüm çalışma ve yaşam koşullarına, bozuk yollara, eğitim ve sağlık sisteminin durumuna, yolsuzluklara, petrol zengini ülkedeki korkunç sefalete, bir çok yoksul emekçi mahallesinde elektrik ve su olmamasına, baskılara karşı öfkeli gösterilere dönüştü. İşçilerin, işsizler ve kent yoksullarının, gençlerin gösterileri, bazı şehirlerde

Hazırız!” pankartını astılar. Eylem ve çatışmalarda 9 işçi ve eylemci, 1 polis amiri öldü.

ve mahallelerde polisle çatışmalara, yollarda barikatlı eylemlere, bazı yerlerde devlet binalarını işgal ve saldırılara, zengin semtlerindeki evlere, büyük mağazalara karşı saldırılara

dönüştü. Niger eyaletinde göstericiler valinin evine saldırdı. 15 milyon nüfuslu başkent Lagos’ta, bir grup eylemci zenginlerin oturduğu adalara giden iskeleyi işgal edip “İç Savaşa

Hükümet “şiddete ve anarşiye karşın yapılan düzenlemelerden geri adım atmayacağını, yapılan grev ve gösterilerin yasa dışı olduğunu, greve katılan kamu işçilerinin işten atılacağını ve ücretlerin ödenmeyeceğini, tehdit altındaki düzeni korumak için gereken önlemleri alacağını” tarzında beylik açıklamalar yaptı. İşçiler ise zaten haftalardır ücretlerinin ödenmediğini, aldıklarının ise gıda ve ulaşıma bile yetmediği cevabını vererek grev ve gösterilerini sürdürüyorlar. Petrol işçileri de, talepleri kabul edilinceye kadar grevlerini tırmandırarak sürdüreceklerini açıkladılar.

3HWUROLüoLOHULQLQJUHYOHUL 5RPDQ\D6DùO×NUHIRUPXJHULSVNUWOG GQ\DoDS×QGD\D\×O×\RU Hükümetin sağlık reformu kapsamında ulusal amblans sistemini özelleştirme kararını açıklamasının ardından onbinlerce kişi sokaklara çıkarak protesto gösterileri düzenledi, polisle yoğun çatışmalar yaşandı. Dört gün boyunca süren eylemlerin ardından, hükümet, sağlık reformu paketini geri çektiğini açıklamak zorunda kaldı. Geri çekme eylemleri sonlandırmadı; eylemciler hükümetin ve Cumhurbaşkanı Başesku’nun istifasını istiyorlar.

Kazakistan’da petrol işçilerinin, militan eylemlere ve yerel isyana dönüşen, 17 işçinin öldürülmesiyle bastırılamayan direnişi… Nijerya’da genel greve ve çatışmalı kitle gösterilerine dönüşen petrol işçilerinin süren grevi… Tunus’ta ülkenin Tunus-İtalyan ortaklığındaki en büyük petrol yataklarında çalışan petrol işçileri, “rejim değişti ama yolsuzluklar ve bizim çalışma koşullarımızda hiç bir şey değişmedi” diyerek, emeklilik yaşının düşürülmesi ve bir gün fazla dinlenme hakkı taleplerinin de olduğu süresiz grev başlattılar.

.×EU×V+DYDWUDILNNRQWURO|UOHULJUHYGH

Arjantin’de de, Arjantin’in en büyük burjuvası “El Turco” ile Çin ortaklığındaki petrol yataklarında işçiler, süresiz grev ilan ettiler.

Hava trafik kontrolörleri, ücret dondurmayı da içeren “kemer sıkma” saldırısına karşı, 18 Ocak’ta 4 saat iş bıraktılar. Larnaka ve Paphos havalimanlarında 38 uçuş yapılamadı ve 5 bin yolcu grevden etkilendi. Hava trafik kontrolörleri, geçen ay da 12 saatlik grev yapmışlardı. Önümüzdeki hafta yeniden 4 saatlik iş bırakma planlanıyor. Kıbrıs İşverenler ve Sanayiciler Federasyonu, grevi özelleştirme saldırısıyla karşıladı; hükümete hava trafik hizmetlerinin özelleştirilmesi için çağrıda bulundu!

'DYRVNDUü×W×J|VWHUL\HSROLVDEOXNDV× Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu‘nu teşhir etmek üzere gerçekleştirilmek istenen gösteriye binlerce polisli önlem alındı. Komünist bir parti kurmayı hedefleyen Devrimci İnşa Örgütü İsviçre’nin büyük kentlerinde birçok gösteri yapma çağrısı yapmıştı. Tekelci kapitalist Davos zirvesi karşıtı gösterilerin ilkinin de 22 Ocak tarihinde Bern‘de yapılması hedeflenmişti. Ancak İsviçre devleti gösterinin yapılacağı alana ve çevresine polis ve panzerleri ve ordudan alınmış askeri kamyonları yığarak burjuva demokrasisini göstermiş oldu. Çevre Kantonlardan yapılan tak-

viyelerle savaşa hazırlanır gibi istenen yedek polis gücüyle, alan ve neredeyse şehrin tüm merkezi noktaları ablukaya alınmış, bütün sokak araları, geçiş noktaları tutulmuştu. Ellerinde bayraklarla o bölgeye gelen devrimciler etrafı sarıldı ve demir barikatlarla çevrelendiler. Demir barikatların çevresine polis minibüsleriyle ayrıca bir duvar ördüler, ayrıca onunda çevresine çevik kuvvet polisleriyle üçüncü bir abluka kurdular. Bu ablukanın dışında toplanan devrimciler dayanışma sloganlarını yükselttiler. Ablukaya alınanlar kimlik kontrolü, üst araması yapılarak ve gösterinin yasadışı olduğu hatırlatılarak tek tek salıverildiler.

Devrimci İnşa Örgütü’nün tekelci kapitalizmin ekonomik forumuna karşı çağrı bildirisinde şunlara yer verildi: Davosta Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısı gerşekleştirilecek. Kapitalizmin genel krizi yakın dönemde giderek derinleşti. Ve Kapitalizm eleştirisi söz ve eylemde dünya çapında somut bir gerçeklik halini aldı. Buna WEF büyük dönüşüm ve yeni modelleri tasarlamak politikasıyla yanıt veriyor. Tekelci kapitalizmin toplumsal yapıyı dönüştürmek istemesi Ya da yeniden tasarlama hayalleri sedece içi boş bir propagandadan ibarettir. Temelinde ise giderek dünya çapında yükselen sınıf mücadelesinden dolayı artık eskisi yönetemeyeceklerinden duydukları korku onları

böylesine önlemler almaya itiyor. Sadece bir devrim kapitalizmin içinde bulunduğu durumu onu yıkarak yeniden tasarlayabilir ve şekillendirebilir. Kapitalizme eleştiri radikal demokrasi taleplerinin ötesine toplumsal bir devrim ve sosyalizm hedefine doğru yol alıyor. Bir bütün olarak kapitalizm karşıtlığına karşı alınan önlemler bu örnekte görüleceği üzere burjuva demokrasisinin çikolata, saat ve refah toplumundan ibaret olmadığını açık bir biçimde gözler önüne seriyor.


im18