Issuu on Google+

12 Eylül 2013• 1,25 TL

Y›l 8 • Say› 191

Baskı, şiddet, ölüm durduramıyor

Halk AKP’nin üstüne yürüyor

Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz! Ahmet’in de aktif bir parças› oldu¤u Antakya direnifli hem ö¤retmeye hem de AKP’ye kök söktürmeye devam ediyor. SF. 3

ODTÜ’de Gökçek’in talan yolu, Tuzluçay›r’da “‹zzettullah”›n asimilasyon projesi ve Antakya’da can alan polis fliddetine karfl› isyan yeniden alevlendi

AKP faflizmi, Antakya’da 22 yafl›ndaki direniflçi Ahmet Atakan’› katletti. Yoldafllar›, hesap sormak için ülkenin dört yan›nda soka¤a ç›kt›

Korktu¤u bafl›na gelen AKP yine yalan ve karalamalar eflli¤inde teröre sar›ld› ama nafile. Kad›köy’den ‹zmir’e, Antalya’ya barikatlar ço¤al›yor

Ahmet Atakan onurumuzdur! “Halk›n arkanda oldu¤u sürece korkmuyorsun hiçbir fleyden…” Abdullah’› kaybettik, öfkemiz bin kat artt›. Ali ‹smail’i kaybettik, direncimiz bin kat artt›. Ahmet’i kaybettik, bu ülke bundan sonra uyumaz… Ahmet Atakan’› 9 Eylül’ü 10 Eylül’e ba¤layan gece, polisin Antakyal› direniflçilere yönelik sald›r›s›nda yitirdik. Haziran ‹syan›’n›n bafl›ndan bu yana AKP faflizminin katletti¤i 6’nc› can, Ahmet… Savafla ve AKP faflizmine karfl› Antakya direniflinin en ön saflar›ndayd›. Halkevci’ydi. Ahmet, Antakyal› devrimci gençlerinin kararl›l›¤›n›, halk›na duydu¤u sevgiyi, güveni ve korkusuzlu¤unu flöyle anlatm›flt›: “Barikatlara geçerken, barikatlarda biber gaz›ndan korunmaya çal›fl›rken bir bak›yorsun, yukar›dan çekyat at›l›yor, çamafl›r makinesi

at›l›yor. ‹nsanlar onu görünce tüyleri diken diken oluyor. Ve sen afl›r› bir flekilde motive oluyorsun. Korkmuyorsun hiçbir fleyden. Halk›n arkanda oldu¤u sürece, o dayan›flmay› görünce korkmuyorsun. Abdullah’› kaybettik, öfkemiz bin kat artt›. Ali ‹smail’i kaybettik, direncimiz bin kat artt›. Herkes bunu bilsin. Antakya bundan sonra uyumaz.” Ahmet’in ard›ndan yoldafllar› söz verdi: “Katilleri bu topraklarda rahat yüzü görmeyecek. Direniflleriyle sokaklar› özgürlefltiren halk›m›za sözümüzdür: Eflit ve özgür bir ülke kurma kavgas›nda yaflam›n› yitiren tüm yoldafllar›m›z›n, Ahmet’in hayallerini hep birlikte gerçeklefltirece¤iz.”

Uyan Berkin! Berkin 16 Haziran’da gaz fifle¤i ile bafl›ndan vuruldu. Yüzbinlerce kifli, o günden beri yo¤un bak›mda olan 14 yafl›ndaki

Berkin’in “uyand›” haberini bekliyor. Ama en çok ailesi. Çapul TV, Baba Sami Elvan’la söylefli yapt› § S.10

Ali ‹smail’in katilleri gün gibi ortada Ali ‹smail Korkmaz davas›nda 4’ü polis 8 kifli hakk›nda kasten adam öldürme ve kasten adam öldürmeyi

kolaylaflt›rma suçundan 10-15 y›l hapis ile müebbet hapis aras›nda ceza istemiyle dava aç›ld›.


2

DİRENİŞ 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi ‹stanbul/Cihangir

‹zmir

Halk, Ahmet için ayakta Antakya’da polis tarafından katledilen Ahmet Atakan için Türkiye ayakta. İstanbul, Ankara, Antakya, İzmir, Çanakkale, Adana, Antalya’da halk polisle çatıştı. Eskişehir’de tren yolları direnişçiler tarafından kesildi. Çorum, Adapazarı, Bolu, Bursa, Aydın, Kocaeli, Tarsus, Artvin, Tekirdağ, Uşak, Antep, Denizli, Trabzon, Samsun’da on binler AKP binalarına yürüdü.

Antakya barikatları alev alev LEMAN MERAL ÜNAL

9

Eylül’de Halkevci Ahmet Atakan’ın polis tarafından katledildiği Antakya’da kitlesel çatışmalar 11 Eylül’ün ilk ışıklarına kadar sürdü. Cenazenin, otopsinin ardından Adana’dan Antakya’ya doğru yola çıktığı sırada Ahmet’in vurulduğu yerde bekleyen Antakyalılar “Katil polis hesap verecek” sloganlarıyla Akdeniz Hastanesi’ne yürüdü. Ahmet’in

cenazesine katılmak için aynı anda Samandağ’dan da yürüyüşe geçen Antakyalılar, hastaneden alınan cenaze ile birlikte on binler olup Uğur Mumcu Meydanı’na aktı. Alkışlarla ve sloganlarla uğurlanan Ahmet’i evinde ailesi ve yoldaşlarının yanı sıra Ali İsmail Korkmaz ve Abdullah Cömert’in aileleri de karşıladı. Evin önünde yapılan törenin ardından Ahmet defnedilirken, on binlerce Antakyalı “Hepimiz Ahmetiz öldürmekle bitmeyiz” sloganları attı. Cenazeden

sonra Antakyalılar, Valilik tarafından yasaklanan Köprü Meydanı’na yürüme kararı aldı. Yürüyüş başlamadan Uğur Mumcu Meydanı’nda toplanan halka, Armutlu BP önünde polisin saldırmasıyla sabaha kadar sürecek olan çatışmalar başladı. Polisin gaz bombasıyla saldırdığı Antakyalılar, geri çekilmeden saatlerce polisle çatıştı. En yoğun saldırının yaşandığı Armutlu’da sokakların dört bir tarafına barikat kuran direnişçiler, barikatları Ahmet için ateşe verdi. Akşam saatle-

Antakya

rinde Armutlu’nun ardından Gazi Mahallesi ve Semt Pazarı’na da yayılan çatışmalarda halkın Uğur Mumcu’ya kurduğu barikatlar sayesinde polis, Armutlu’ya giremedi. Polisin Semt Pazarı’ndan bölgeye girmeye çalışması üzerine çatışmalar gece saatlerinde bu bölgede yoğunlaştı. 11 Eylül’de Ahmet’in vurulduğu yerde tekrar bir araya gelen Antakyalılar, Armutlu BP önünde polisin saldırısına uğradı. Çatışmalar yine Semt Pazarı ve Armutlu’da yoğunlaştı.

‹stanbul’un her yeri direnifl alan› A

Antalya

Hepimiz Ahmet’iz ‹zmir’de 10 Eylül’de sendikalar›n, Alevi örgütlerinin, kitle örgütlerinin ça¤r›s›yla Alsancak’ta toplanan halk, Basmane Meydan›’na yürüdü. On binlerin sokaklara döküldü¤ü ‹zmir’de, direniflçilerin meydana giriflini engellemek için polis, Basmane’yi üç tarafl› kuflatt›. Polisin gaz bombas› ve tazyikli suyla sald›r›s›na ra¤men geri çekilmeyen ‹zmirliler, ara sokaklarda çat›flmay› sürdürdü. TOMA’lar› engellemek için halk arabalar›n› yola çekti. Polisin Basmane’ye girifli engelleme çabalar› bofla ç›kt›. Halk, TOMA ve akrepleri aflarak Basmane Meydan›’na girdi. Polisin sald›r›s›nda çok say›da kifli yaraland›. 11 Eylül’de de çat›flmalar sürdü. Espark önünde toplanan Eskiflehirliler, burada direniflte hayat›n› yitirenler için sayg› duruflunda bulundu. Eskiflehir Halkevi fiube Baflkan› fiahabettin Arpac›’n›n yapt›¤› aç›klaman›n ard›ndan flehir merkezine yüründü. Eskiflehir halk›, Ba¤lar demiryolu geçidinde oturma eylemi yapt›. Önce bir yük trenini durduran direniflçiler, ard›ndan Konya’dan gelen baflka bir treni durdurdu. Direniflçiler, Eskiflehir-Ankara treninin kalkmas›n› engelleyerek, gecenin ilerleyen saatlerine kadar demiryolunda bekleyifllerini sürdürdü. Çanakkale halk›, Özgürlük Park›’ndan ‹skele Meydan›’na yolu kapatarak yürüdü. Polisin engellemesine ra¤men, halk direEskiflehir

nifli sürdürdü. AKP önüne yürüyen Çanakkalelilere polis sald›rd›, 3 kifli gözalt›na al›nd›. Adana’da 5 Ocak Alan›’nda bir araya gelen bin kifli Atatürk Park›’na yürüdü. fiehir merkezine hareket edenleri engellemek için mahalle ç›k›fllar›n› tutan polis, çok geçmeden direniflçilere Akkap›’da sald›rd›. Halk›n geri çekilmemesi üzerine polis, bir süre sonra geri çekildi. Kocaeli’de Cumhuriyet Park›’nda bir araya gelen halk, Vali taraf›ndan “yasaklanan” tüm sokaklardan geçerek AKP binas› önüne yürüdü. AKP önünde polis barikat›yla karfl›laflan direniflçiler, barikatlar› kald›rarak Ahmet için slogan att›. Eylemin ard›ndan Cumhuriyet Park›’na dönen direniflçiler burada geç saatlere kadar nöbet tuttu. Antalya Çall›’da AKP binas›na yürüyen yüzlerce kifli polisin sald›r›s›yla karfl›laflt›. Uzun süren çat›flmalar s›ras›nda çevredekiler polisin gözalt›na almak istedi¤i direniflçileri kurtard›. Direnifl sonucunda polis, püskürtüldü. Mersin’in Tarsus ilçesinde Halk E¤itim Merkezi önünden yürüyüfle geçenler, Bar›fl Meydan›’na yöneldikleri s›rada polisin sald›r›s›na u¤rad›. Sald›r› sonucu 4 kifli gözalt›na al›n›rken, bir kifli de yaraland›. Artvin’de Halkevleri’nin ça¤r›s›yla gerçekleflen eyleme kat›lan yüzlerce kifli Birinci Caddesi’ni kapatarak sloganlar eflli¤inde AKP binas›na yürüdü. AKP binas›na siyah bir çelenk b›rakmak isteyen eylemciler ile polis aras›nda k›sa süreli bir arbede yafland›. Bolu Valili¤i önünde bir araya gelen Bolu halk›, AKP il binas›na yürürken polis engeliyle karfl›laflt›. Polis barikat›n› aflan eylemciler, AKP il binas› önünde bir aç›klama yaparak eylemlerini sonland›rd›.

hmet Atakan’ın polis tarafından katledilmesinin ardından İstanbul halkı sokağa çıktı. Polis İstanbul’daki yürüyüşlere saldırdı. Çatışmalar Gazi Mahallesi, Sarıgazi, Nurtepe, Taksim, Cihangir, Tarlabaşı, Kadıköy Yeldeğirmeni, Bahariye ve Moda’ya yayıldı. Taksim Dayanışması’nın 10 Eylül saat 19.00’da Taksim’e yaptığı çağrı ile on binler sokaklara döküldü. Taksim’e yakın yerlerdeki forumların yanı sıra Kadıköylüler de Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. Polis, Gezi Parkı’nı bir kez daha halka kapattı. Saat 19.00 olmadan polis Taksim’de bir araya gelenlere gaz bombalarıyla saldırdı. Polis saldırısına rağmen İstiklal Caddesi ve Sıraselviler’de toplananlar geri çekilmedi, polisin gaz bombasına direnişçilerin yanıtı havai fişek oldu. Taksim’de çatışmalar sürerken Kadıköy’den gelen binlerce kişi Şişhane üzerinden İstiklal Caddesi’ne çıktığında polis saldırısına uğradı. Çatışmanın yoğun yaşandığı Cihangir’de halkın kurduğu barikatlar ateşe veril-

di, polis gece boyunca barikatları aşmakta zorlandı. Polisin plastik mermi ve gaz bombası kullandığı saldırıda çok sayıda kişi yaralandı. Polisin sıktığı gazlar Kasımpaşa’daki statta oynanan Türkiye-İsveç U21 maçına da ara verilmesine sebep oldu. Taksim’deki çatışma pek çok farklı noktada sürerken Gazi Mahallesi’nde halk Eski Karakol önünde, Sarıgazi’de Vatan İlkokulu önünde ve İkitelli’de cemevi önünde bir araya gelerek yürüyüşe geçti. Kartal halkı ise Kartal Meydanı’nda Adalet Nöbeti başlattı. Sarıgazi’de yürüyenlere ve Gazi Mahallesi’nde bir araya gelenlere polis gaz bombalarıyla saldırdı, iki mahallede de polis saldırılarının ardından halk sokağa akın etti. Sarıyer Büyükdere’de halk, AKP İrtibat Bürosu’na “Katil AKP hesap verecek” yazılaması yaptı. Kadıköy’den Taksim’e gelenler Kadıköy’e geri dönerek AKP binasına yürüyüşe geçti. Polis, giderek kitleselleşen Kadıköy’deki yürüyüşe saldırdı, eylemciler havai fişeklerle yanıt

verdi ve çatışmalar tüm Kadıköy’de gece boyunca sürdü. Bahariye Caddesi, Yeldeğirmeni, Moda’da barikatlar kuruldu. 10 Eylül’de yaşanan polis saldırısının ardından 11 Eylül’de “Katil polis Kadıköy’den defol” pankartıyla binlerce Kadıköylü tekrar sokağa çıktı. Binler “Ahmet’in katili AKP’nin polisi” sloganlarıyla yürürken Söğütlüçeşme’de polis saldırısı başladı. Kadıköy halkı polis terörü karşısında sabah saatlerine kadar tüm Kadıköy’ü direniş alanına dönüştürdü. Abbasağa Forumu Beşiktaş’ta yaptığı yürüyüşün ardından forumda karar alarak Kadıköy direnişine katılmak için Anadolu yakasına geçti. Kadıköy halkının sokağa indiği saatlerde Vali Mutlu sosyal medyadan polis saldırısının gerekçesini “halkı korumak” olarak açıkladı. Gazi Mahallesi’nde 10-11 Eylül’de çatışmalar sürdü. Akrepleri ateşe veren halk polisi defalarca püskürttü. Sarıgazi’de birçok sokakta barikatlar kuruldu. Nurtepe’de de gece saatlerinde çatışmalar şiddetlendi.

‹stanbul/Kad›köy

Mahallelerden K›z›lay’a insan seli O

DTÜ-100. Yıl, Tuzluçayır ve Dikmen'de günlerdir direnişte olan Ankara'da forumlar ile emek ve demokrasi güçleri Ahmet’in hesaını sormak için mahalle meydanlarında ve Kızılay Güvenpark'ta olma çağrısı yaptı. Batıkent Halk Meclisleri direniş metrosu oluşturarak, Seyranbağları ve Mamak halkı da yürüyerek Kızılay'daki eyleme katılım sağlarken, Dikmen, Keçiören ve Eryaman bölgelerindeki yürüyüşler ise mahallelerde yapıldı. Kızılay'daki eylemin buluşma adresi Haziran Direnişi'nin kazanımı Güvenpark'tı. Ahmet için sloganların atıldığı, marşların okun-

Ankara/K›z›lay

duğu eylemde Öğrenci Kolektifleri'nin "Korkacaksın, titreyeceksin, yıkılacaksın adi hükümet" ve Çarşı'nın "Ölmek de güzeldir anne, ölmek özgürlük için" pankartları bü-

yük alkış aldı. Güvenpark'taki kitlenin Atatürk Bulvarı'nı kapatmasıyla birlikte polis saldırısı başladı. TOMA'lar, akrepler ve yüzlerce çevik kuvvet polisi meydanı bir anda gaz altında bırakırken, saldırılar ara sokaklarda da sürdü. Tuzluçayır'dan Kızılay'a yürüyen kitleye Kurtuluş'ta yürüyüş kolunun arkasından saldırı geldi. Akreplerle yapılan saldırıya direnişçiler havai fişeklerle yanıt verirken, aynı dakikalarda Tuzluçayır Meydanı'nda eylemini sürdüren halka da polis gaz bombalarıyla saldırdı. Dikmen-İlker halkı ise Ziraat

Kavşağı'nda bir araya geldi. Dikmenlilere, 100. Yıl'dan yürüyen üniversiteliler ve mahallelilerin katılımından bir süre sonra helikopter destekli polis saldırısı başladı. Dikmenliler ellerindeki boyalarla pist çizerek helikoptere “gel gel” diye seslendiler. Gecenin son çatışması ise Kennedy Caddesi'ndeydi. Saat 23.00'a yapılan çağrıyla sokağa çıkan direnişçiler, çöp tenekelerinden barikatlar kurdu, gaz bombalı saldırılara direndi. Çatışmalar yaklaşık iki buçuk saat sürdü. 11 Eylül’de de Tuzluçayır ve Dikmen’de sokağa çıkan halka polis saldırdı. Çatışmalar sabaha kadar sürdü.


3

GÜNDEM 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

Ü Ç E V L A D I N I Y ‹ T ‹ R E N K E N T S AVA fi A V E FA fi ‹ Z M E K A R fi I D ‹ R E N ‹ Y O R

“Ahmet’i kaybettik, hesap soracağız!” Ahmet, AKP faşizmine karşı sokağa çıkan milyonlarca onurlu insandan biriydi. 23 yaşında, Antakya’daki polis saldırısında hayatını kaybetti. Şimdi adı direnişte yaşatılıyor

Halkevleri heyeti Antakya’da

A

hmet Atakan, 9 Eylül’ü 10 Eylül’e bağlayan gece Antakya halkına yönelik vahşi polis saldırısında yaşamını yitirdi. Ahmet 23 yaşındaydı. Halkevciydi. Celal Bayar Üniversitesi mezunu işsiz bir gençti. Haziran İsyanı’nda AKP faşizmine karşı ayağa kalkan milyonlarca onurlu insandan, bir yıldır savaş politikalarına karşı adım adım yükselen Antakya direnişinin en önündeki devrimci gençlerden biriydi. ÖLÜM NEDEN‹ POL‹S SALDIRISI Süreci yakından takip eden Hatay Halkevi Başkanı Eylem Mansuroğlu, Ahmet’in öldürülmesi ve devamında gelişen süreci şöyle özetledi: “31 Mayıs tarihinden beri şiddetin her türlü biçimiyle yüz yüze kalan kentimiz 3 yiğit evladını bu süreçte kaybetmiştir. Abdullah ve Ali İsmail’in ardından 9 Eylül gece yarısından sonra da Ahmet kardeşimizi kaybettik. Ahmet 23 yaşında pırıl pırıl bir genç iken polis

saldırılarıyla her gece yüz yüze olan Armutlu’da, yine bir polis saldırısı sonucu hayatını kaybetmiştir. 9 Eylül saat 20’de Abdullah’ın anması ve yanı başımızda bir tehlike olarak duran Suriye’ye müdahale edilmesi olasılığını protesto etmek için toplandık. Eylem tamamlanmak üzereyken polis saldırısı ile karşılaştık. Polis saldırısı saatlerce sürdü. Saat 01.00 civarı Armutlu Gündüz Caddesi’ne polis akrep adı verilen araçlarla ve yoğun gaz bombardımanı ile girdi. Ahmet’in öldürülmesi, asıl olarak bu saldırı ile gerçekleşmiştir. Gaz bulutlarının ortasında Ahmet; yerde sırtüstü yatarken gördük, hemen yanına gittik. Başından yoğun kan geliyordu. Hemen hastaneye kaldırdık ve ölüm haberini hastanede aldık. İlk olarak götürüldüğü Doğu Akdeniz Hastanesi’nde düzenlenen adli raporda gerekse daha sonra sevk edildiği Adana Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ön raporda sol kulağının arka tarafında künt trav-

manın mevcut olduğu tespit edilmiştir. İster yüksekte isterse yerde olsun, gaz kapsülü ile kafasından yaralandığı açıktır. Basına yansıyan düşme görüntüleri de bilinci yerinde olmayan bir insanın düştüğü izlenimi vermektedir. Hatay Valiliği sabah 09.45’te yaptığı açıklamayla, Ahmet’in ‘yüksek bir yerden düşerek öldüğü’ne dair kanısını kamuoyuyla paylaşmış ve Ahmet otopsiye dahi alınmadan‘kamu otoritesinin sorumluluğunu üzerinden atarak eylemcileri suçlayan bir kampanya yürütmeye çalışmıştır. Ahmet bir düğünde, kahvede, piknikte ya da sokakta yürürken kendiliğinden ölmemiştir. Ahmet saatler süren gaz saldırısı sırasında ölmüştür. Bu ölüm bu nedenle ‘öldürülmedir’ ve sorumlusu da ‘polis’tir ve polise saldırı emrini veren yetkililerdir.” Mansuroğlu mezhepsel kışkırtmaya, can alan polis şiddetinin iktidarın sorumluluğu ile artarak devam etmesine izin vermeyeceklerini belirterek, sorumluları istifaya çağırdı.

Halkevleri Genel Baflkan› Oya Ersoy, GYK Üyesi ‹lknur Birol, Çukurova Bölge Temsilcisi Osman Erkut ve Hatay Halkevi Baflkan› Eylem Mansuro¤lu’nun yan› s›ra Hatay ve Adana Halkevleri yöneticilerinden oluflan bir heyet, Ahmet Atakan’›n ailesine taziye ziyaretinde bulundu. Taziye çad›r›nda Atakan ailesiyle görüflen Halkevleri heyeti daha sonra direniflte polis sald›r›s› sonucu yaflam›n› yitiren Abdullah Cömert’le, Ali ‹smail Kokrmaz’›n ailelerini de ziyaret etti. Temaslar s›ras›nda Cömert ailesi, yetkililerin cinayetleri ayd›nlatmaya yönelik bir çabas›n›n bulunmad›¤›n›, Abdullah’›n ölümünün üzerinden aylar geçmesine ra¤men hala bir soruflturma bile aç›lmad›¤›n› belirtti. Ailelerin ortak mesaj›, ölümlerin iktidar taraf›ndan teflvik edilen polis sald›r›lar›ndan kaynakland›¤› ve Antakya halk›n›n art›k yeni ölümler istemedi¤i fleklinde oldu. ACISI DA D‹REN‹fi‹ DE BÜYÜK KENT

Ziyaretin ard›ndan bir aç›klama yapan Halkevleri Genel Baflkan› Oya Ersoy, May›s ay›nda Reyhanl› patlamala-

r›nda 53 can›n›, Haziran ‹syan›’ndan bugüne süren polis sald›r›lar›nda da direniflçi 3 genç evlad›n› yitiren Antakya’n›n ac›s›n›n da direniflinin de büyük oldu¤unu belirtti. Ersoy, Atakan’›n ölüm nedeni üzerinden yürütülen spekülasyonlara da de¤inerek, “Her ne olursa olsun, mesele bu ülkenin gençlerinin nas›l de¤il neden öldü¤üdür” dedi. Ersoy flöyle konufltu: “Bütün dünya savafltan uzak dururken, yat›p kalk›p Suriye’yle savaflmaktan bahseden, ölülerimizi bile Alevi-Sünni diye ay›ran, bu kadar can kayb›na yol açan polis fliddeti için “talimat› ben verdim, polisim kahramanl›k destan› yazd›” diyen, halk›n elefltirileri karfl›s›nda çareyi daha fazla gaz bombas› ve TOMA almakta bulan, demokratik hakk›n› kullananlar için ‘hadlerini bildiririz’ diyen bir Baflbakan olduktan sonra laf› fazla uzatmaya gerek yok. Ölümlerin sorumlusu bellidir. Antakya halk›n›n talepleri bellidir. Kardeflli¤in kentini kana ve düflmanl›¤a bulamaya çal›flan savafla ve faflizme karfl› omuz omuza mücadeleye devam edecek, yitirdiklerimizin hesab›n› soraca¤›z.”

Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz! “Benim polisim kahramandır,” “Müdahale emrini ben verdim.” Bilindiği gibi bu cümleler Tayyip Erdoğan’dan başkasına ait değil! Haziran’dan beri halka karşı sürdürülen kirli devlet şiddetinin hem siyasi sorumlusu hem de polis komutanı olduğunun açık ifşaatı ve kanıtı. Bu pozisyonda duran Başbakanın son icraatı Antakya’da Ahmet Atakan’ın öldürülmesi oldu. Ahmet, Gezi’den başlayan halk isyanında AKP hükümeti tarafından öldürülen altıncı direnişçi. Komutanlığını Erdoğan’ın yaptığı devletin polis ordusu bu süreçte, aynı zamanda binlerce insanın yaralanmasının, onlarcasının sakat kalmasının da doğrudan sorumlusu. Bu suçlular, halk tarafından asla unutulmayacak, asla affedilmeyecek. “Kendi halkını bombalayan bir insandan daha zalim ne olabilir”. Bu cümle de Tayyip Erdoğan tarafından söylendi, ancak Esad’a söylediği için (aklınca) kendisi muaf. Roboski’de T.C. uçaklarıyla bombalanan hangi halktı? Suriye’de kimyasal silah kullanılmasıyla tüm dünyayı ayağa kaldırmaya çalışan, en önde savaş çığırtkanlığı yapan Erdoğan ve şürekası, son dört aydır bu ülkenin neredeyse tüm şehirlerinde halka karşı kullandığı on binlerce gaz bombasını ne kimyasal silahtan sayıyor ne de bombadan. Kimyasal silah sayılması için ilk bir dakikada öldürmesi, bomba sayılması için uçaktan atılması mı gerekiyor! (Madem Esad’ın her an kimyasal silah kullanabileceği ihtimali sözkonusu, AKP’nin, ya da bölgeye sınırında olan belediyelerin halka gaz maskesi dağıtması gerekmez mi?) “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz”. Bu cümle de yine Tayyip Erdoğan tarafından ama bu kez İsrail devleti için söylenmişti. İsrail’in ne kadar çok insan öldürdüğüne ve bu insanları öldürme konusunda kullandığı yöntem ve çeşitliliğe vurgu yapmıştı (aklınca). Tayyip Erdoğan’ın AKP iktidar olduğu son on

yılda İsrail’den daha fazla insan öldürdü. Bu cinayet ve katliamlarda kullandığı yöntem ve çeşitlilik değil İsrail’e, en ilkel kabile devletine bile taş çıkartır nitelikte. (Eli kanlı İsrail devleti bile kendi vatandaşlarına gaz maskesi dağıtıyor, olası bir kimyasal savaşta ölmesinler diye. AKP devleti ise kendi kullandığı kimyasaldan korunmak için halkın edindiği gaz maskelerini toplamakla kalmıyor, maske bulundurdukları için onları yargılayıp, cezalandırıyor, kendi kimyasal savaşında daha kolay öldürebilsin diye). Halkın patlayan öfkesi son dört aydır sokaklarda, parklarda. Bunun asıl sorumlusu, uygulanan neoliberal kapitalist politikalar olduğu kadar, yıllardır, AKP tarafından uygulanan dışlayıcı, aşağılayıcı, ötekileştiren gerici, baskıcı politikalardır. Ve elbette ikiyüzlü siyaset yapma tarzıdır. İşlerine gelmeyen her konuda ipe un sererler: “Olay yargıya intikal etti”, “Yargı aşamaları henüz bitmedi”, “Soruşturmak için müfettiş gönderdik” vs. Ancak işlerine gelen konularda ise yukarıdan aşağıya tek vücut olurlar. ODTÜ’de cemaat propagandası yapan, gerici yurtlara kayıt zorlamasında bulunan ve solculara, demokratlara iftira atan üç-beş yobaz için cumhurbaşkanından sözde akademisyenine kadar bütün AKP şürekâsı “eğitim hakkına saldırı var” (türbanlıların okul kaydı engelleniyormuş) yaygarasında birleşir. (Sanki yüzlerce üniversite öğrencisini okuldan uzaklaştırmış, atmış olanlar kendileri değil). Araştırma, soruşturma yapılmaz. Bu üç-beş yobazın üniversiteye kayıt için gelmedikleri (biri havaalanı çalışanı, biri mezun, biri zaten öğrenci), yani eğitim haklarına da bir engellemenin olmadığı açığa çıkınca da maskeleri düşer. Ama yüzsüzlükleri baki kalır. Ancak YÖK Başkanı Çetinsaya kraldan çok kralcılığa devam etmekte. Çetinsaya diyor ki “farklı düşünüyor diye misafirin ifade özgürlüğü kısıtlanamaz”. Pekiyi, solcular, demok-

ratlar istedikleri üniversiteye misafir olup ifade özgürlüklerini kullanabiliyorlar mı? *** Erdoğan, kendi yarattığı bataklığın dibine doğru hızla sürükleniyor. Kurtulmak, iktidarını bir süre daha devam ettirmek için uzandığı her dal elinde kalıyor. Şimdi ektiğini biçiyor. Bataklıktan kurtulmak için Suriye’ye el attı, olmadı. Kürt sürecine el attı, olmadı. Uluslararası faiz lobisine el attı, olmadı. Olimpiyatlara el attı, olmadı. Hatta büyük umut bağladığı Fethullah hediyesi cami-cemevi projesi bile (acayip göz boyayacaktı) elinde patladı. Suriye konusunda Tayyip’in AKP’si artık tamamen devre dışı, üstelik sadece Suriye konusunda değil, tüm önemli uluslararası konularda da durum aynı. En son Rusya’da yapılan G20 toplantılarında görüldü ki hiç kimse Erdoğan’ı ciddiye almıyor. Görüşebildiği ülke temsilcileri Fransa, Almanya ve Singapur ile sınırlı kaldı. Üstelik, anlaşıldığı kadarı ile orada planlanan “Suriye’nin kimyasal silahları denetime açma” sürecinden Erdoğan’ın, müdahil olmak bir yana haberi bile olmamış. Diğer yandan bu sürecin işlemesi Esad’a en az üç ile altı ay arasında bir zaman kazandırmış durumda. Bu süreç boyunca AKP’ye düşen ise mülteci sorunlarıyla boğuşmak, el altından desteklediği El Kaideci katillerin icraatlarına meşruiyet kazandırmak olacak. Kirli politikalarının mağduru ise başta Antakya halkı olmak üzere tüm bölge halkları olacak. Erdoğan’ın Kürtleri oyalama/kandırma taktiği ise duvara çarpmak üzere. Yerel seçimlere kadar Kürt hareketini pasifize etme planı, daha önceki süreçlerden deneyim kazanan Kürt siyasi hareketi tarafından “gerillanın sınır dışına çekilmesinin” durdurulmasıyla tökezledi. Şimdiye kadar çeşitli gerekçelerle ertelenen sözde “demokrasi paketi” artık açıklanmak zorunda kaldı (Erdoğan’a kalsa

üç-beş ay daha beklerdi elbette). Ancak bu haliyle bile beklentileri ve pazarlıkta anlaşılan konuları karşılamaması kesin. Anadilde eğitim yok, seçim barajının düşürülmesi yok, karakol/korucu tasfiyesi yok. Olabilecek en iyi seçenek uzun tutukluluk sürelerinin kısaltılması olacak ki KCK tutuklularının salıverilmesi de (üstelik sadece bir kısmının) iki-üç aylık zamana yayılacak. Tayyip’in hesabının yeni ötelemeler sağlamak olduğu da bir kez daha kanıtlanacak. Bu konuda Erdoğan’ın amacı ve bu amacı gerçekleştirmek için uygulayacağı taktikler belli. Kürt siyasi hareketinin bu süreçte genel inisiyatifi daha ne kadar bırakacağı/devredeceği ise belirsiz. 8 Mayıs’ta başlayan çekilmenin durdurulması, inisiyatif alma yönünde olmasa da zorlama yönünde önemli bir adım. G20 toplantısı, Erdoğan’ın uzandığı bir dalı daha boş çıkardı. ABD Merkez Bankası’nın tüm uluslararası piyasalardan fazla dövizi geri toplama kararının, özellikle merkez kapitalist ülkelerle göbek bağı güçlü olan ülkelerin ekonomilerini olumsuz etkileyeceği zaten kabul edilen bir gerçekti. ABD’nin bu tavrının yaratacağı olumsuz sonuçlara önlem almak üzere toplanan BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) kapsamlı bir mutabakata varamadı. Sadece 100 milyar dolarlık bir fon oluşturulabileceği kararı alındı. Bu fona kimin ne kadar katkı sunacağı konusunda ise anlaşamadılar. Tayyip, bu tezgâhın da içinde olamadı, sonuç alınsa bile nemalanamayacak, çünkü kurtarılacaklar listesine girebilmek için cazibesini kaybetti. Açıkçası Olimpiyat’a çok umut bağlamıştı Erdoğan. Yol yorgunluğunu hiçe sayıp Rusya’dan taa Arjantin’e gidip sadece bu başarının tatlı yorgunluğunu yaşamak istiyordu, haa bir de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandığını Arjantin’de kutlaya-

caktı. Olmadı. Yazıkkk, dönüş yolunda ne çektiler be. İçi boş ama dışı şatafatlı paketlerle oy toplamak çok kolaydı oysaki. Üstelik savaş çığırtkanlığı yaparken çocuklar için ağlayabilme yeteneği bile vardı. Sıcak para dopingiyle şişirilmiş ekonomi, Kasımpaşa egosuyla şişirilmiş lider ve kimyasal dopingle şişirilmiş sporcular. Birilerinin Erdoğan’a olimpiyat başarısının; olimpiyatları düzenlemek ve tesis yapmak olmadığını söylemesi gerek. 1936’dan beri olimpiyatlara katılan Türkiye’nin toplam madalya sayısı; 36 altın, 23 gümüş madalya. Sadece son olimpiyatlarda, yani 2012 Londra’da ABD’nin aldığı 46 altın, 29 gümüş, yani tek bir olimpiyatta Türkiye’nin toplam aldığından daha fazla. (Londra’da Türkiye ise 2 altın, 2 gümüş, 1 bronz ile toplam 5 madalya, Japonya ise toplam 38 madalya). AKP iktidarında sporda dopingin artmasının nedeni ise kullanılan grip ilaçları oluyor, nedense. Fethullah-İzzettin tezgâhı olan “Camiye iliştirilmiş Cemevi” projesinden de AKP’nin nemalanmasını sağlayacak bir sonuç çıkmadı. Yıllardır mezhep bölücülüğü yapmış, tek bir mezhebin (Sünni) üstünlüğü propagandası ile cemaat ve oy toplamış bir zihniyetin kuzu postuna bürünmesi Tuzluçayır halkının tek bir tepkisiyle yerle bir oldu. İzzetin Doğan’dan beslenen (ki onun da geçmişten beri DP, DYP ve AKP’den beslendiği unutulmamalı) küçük bir azınlığın dışında kim gidecek o Cemevi’ne? Bu arada CHP’li birkaç aklı evvel tezgah kurucuya da işaret etmek gerek, Erdoğan Toprak ve Sinan Aygün’ün başını çektiği bu zatlar, Aleviliği Sünniliğe iliştirerek (akılları sıra Fethullah’ın icazetini alarak) CHP’nin oylarını arttıracak. Bu taktik ne zaman başarılı oldu ki? Deniz Baykal, Edibali’yi göklere çıkardı da oyu mu arttı, Yaşar Nuri’yi milletvekili yaptılar da prestij mi sağladılar? Artık bu icraatlar taktik olmaktan çıkıp AKP’nin işine yara-

yan tezgahlar haline geldi. Son günlerde gelişen iki tepki; sınırlı bir alanda ve sınırlı bir yerel güçle gerçekleştirilmiş olsa da –ki bunlar Cami/Cemevi projesine karşı Tuzluçayır halkının tepkisi ve ODTÜ ormanlarının bir kısmının Melih Gökçek tarafından gasp edilmesine karşı ODTÜ öğrencilerinin ve 100. Yıl mahallesi halkının tepkisi- göstermiştir ki AKP’nin içine girdiği bataklıktan kurtulmak için yapacağı her hamle, halkın doğrudan müdahalesi ile engellemekle birlikte, tersine çevrilebilir. Özellikle yerel seçim sürecine girildiği bu dönemde AKP, daha fazla hamle yapmak zorunda kalacak. İşte tam da bu noktada devrimcilere düşen görev; Haziran İsyanı ile başlayan ve süren genel tepkinin sürekliliğini sağlamak olduğu kadar, ki bu konuda Gezi’de açıklanan taleplerin arkasında durmak hala çok kritik, küçük büyük demeden AKP’nin halka karşı her hamlesine, her icraatına karşı çıkmak gerek. Bundan daha önemli olan ise bu karşı çıkışın örgütlenmesidir. Sadece bireylerin ya da toplulukların kendi güçleriyle harekete geçmesi değil, zaten öfkesi büyümüş, polis karşısında korku sınırını aşmış kitlelerin eylem içindeki davranışlarının örgütlenmesinden başlayarak, önümüzdeki tüm süreçlerin örgütlenmesi gerçekleştirilmelidir. Devrimciler; halk eylemini, bütün katılanlarıyla örgütleme deneyimi ve yeteneğini tam da böylesi dönemlerde kazanabilirler. Bu kazanımla birlikte artık her mücadele gündemi dar bir grubun uğraşı olmaktan çıkıp, halkın geniş katılımıyla ve sahiplenmesiyle sürdürülen süreçlere dönüştürülebilir. Antakya’da gerçekleştirilen de aslında budur. Antakya’nın genç direnişleri AKP’ye karşı verilen siyasi mücadelede eşitlik, kardeşlik ve barışın ileri mevzisi oldu. Ahmet’in de aktif bir parçası olduğu Antakya direnişi hem öğretmeye hem de AKP’ye kök söktürmeye devam ediyor.


4

GÜNDEM 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

A K P ’ N ‹ N

S U R ‹ Y E

H E S A B I

T U T M A D I ,

Ç E K ‹ LM E

D U R D U

Süreç sadede gelirse Diplomatik yoğunlaşma nedeniyle Haziran İsyanı'nı “ıskalayan” Kürt hareketinin, “Eylül İsyanı”na bigane kalabilmesi artık oldukça güç FERDA KOÇ

K

CK, Gerilla'nın Türkiye sınırları dışına çıkışının durdurulduğunu, ateşkes konumunun AKP hükümetine barış ve demokratik çözüm sürecine uyum sağlamak üzere fırsat vermek amacıyla sürdürüleceğini açıkladı. KCK'nin “pause” düğmesine basmasının Öcalan AKP görüşmelerindeki tıkanmanın bir sonucu olup olmadığını henüz bilmiyoruz. AKP hükümeti Kürt sorununun çözümüne ilişkin olarak atması beklenen demokratikleşme adımlarının hiçbirini atmayacağını ilan edeli çok oldu. Erdoğan “Anadilde eğitim, genel af, seçim barajında değişiklik, Öcalan'ın statüsünde değişiklik” olmayacağını mayıs ayından bu yana tekrarlıyor. “Akil Adamlar” mutabakatının da uygulamada kötürüm edildiği biliniyor. Yani sürecin Türkiye'deki Kürt sorununa ilişkin ayağının yürümediği ve yürümeyeceği, birkaç ay içinde ortaya çıkmıştı. Erdoğan işin başında sürecin “hiçbir şey vermeden ve almadan” yürütüleceğini ilan ettiğinde “o zaman anlaşma ne üzerinden” sorusu sorulmuştu. Bu sorunun yanıtı olabilecek iki gelişme ise Türkiye sınırlarının dışında ortaya çıkmıştı. Birincisi, Suriye Kürdistanı Özerk Yönetimi'ne karşı Selefi kontra saldırılarını örgütlemeyi durdurmaksızın, PYD ile görüşmelere başlamaktı. İkincisi ise, AKP hükümetinin, Kürt Ulusal Kongresi'nin toplanmasına yönelik vetosunu geriye çekmesi oldu. AKP hükümetinin, ABD önderliğindeki bir koalisyonla Suriye'ye askeri müdahalede bulunma girişimi ile ikiyüzlü Batı Kürdistan mutabakatının üzerine taşıyamayacağı bir yük eklenmiş oldu. Gerillanın çekilmesinin durdurulduğunun açıklandığı günlerde Ulusal Kongre’nin de ertelenmesi, Ulusal Kongre ile

Gezi Park› eylemlerinde toplumsal muhalefetin do¤usu ile bat›s› aras›ndaki mesafede o güne kadar afl›lmaz olan pek çok duvar da y›k›ld›

süreç arasındaki bağlantıyı ortaya koydu. Kongrenin ertelenme sebebi olarak gösterilen “delegasyonun dağılımı” sorunun, odağında Batı Kürdistan bulunuyordu. Anlaşılan Kürt Ulusal Konferansı'na ilişkin mutabakat da Suriye Kürdistanı ile yakından ilgiliydi. AKP iktidarının şu ya da bu şekilde Suriye'ye müdahalesinin odağında Batı Kürdistan'daki Kürt Özerk Yönetimi'nin bulunacağı endişesi, KCK'nin çekilmeyi durdurarak AKP'den gelecek hamleleri beklemeyi tercih etmesine neden olmuş

olabilir. Ve yine, ABD'nin Suriye müdahalesinin kartların yeniden karılmasına da imkan sağlayacağını gören AKP hükümeti Kürt Ulusal Konferansı için zamanı erken bulmuş olabilir. Tabii tersi de mümkün. PYD'nin Selefi çetelerini yenmekte olduğunu ve Türkiye'nin Suriye trenini yakalayamayacak bir biçimde kaçırdığını gören PKK de pazarlıkta elin kendisine geçtiğini hissederek eli yükseltmek üzere süreci durdurmuş olabilir. Her ne şekilde olursa olsun, “barış ve demokratik çözüm süreci”nin

sona eren ilk evresinde “olay Suriye'de geçiyordu.” Türkiye Suriye'de batağa saplandıkça süreç de batağa saplandı. Çekilmenin durdurulmasının hemen ardından KCK'nin “kırmızı çizgi” olarak ilan ettiği “anadilde eğitim” talebine yönelik bir kitle kampanyası geliştirilmeye başlandı. Yani KCK, Batı Kürdistan'da elde ettiği konumu “cebine koydu” ve AKP ile uzlaşma zeminini Türkiye Kürdistanı merkezli olarak elden geçirmeye girişti. Kürt hareketinin bu hamlesiyle birlikte “Barış ve Demokratik

Çözüm Süreci”nin bundan sonraki evresinin Türkiye Kürdistanı merkezli bir süreç haline gelmesi ciddi bir olasılıktır. Yani “Süreç sadede geliyor.” Sürecin krize girmek üzere olduğunun hissedildiği günlerde hükümetin 1 Eylül'e kadar "Demokratikleşme Paketi"ne son şeklini vermiş olacağı yolundaki haberler, hükümet cephesinden el altından yayılmış ancak krizin derinleşmesiyle birlikte "uyutulmuştu". KCK'nin gerillanın çekilmesini durdurduğunu açıklamasıyla birlikte, Anayasa çalışmalarının hızlandığı, Erdoğan'ın kısa sürede pakete son biçimini kazandıracak çalışmayı yapacağı söylenmeye başladı. Son olarak 11 Eylül'de açıklanması beklenen pakete nihai biçiminin verilmesi 13 Eylül'e ertelenirken, açıklanması da "Başbakan'ın uygun göreceği bir zamana" bırakıldı. Yani hükümet de artık sürecin ağırlık merkezinin Türkiye'deki Kürt sorununa kaymış olduğunu zımnen kabul etmiş durumda. Müzakere sürecinin içeriğine ilişkin bu gelişmeyle birlikte, müzakerenin taraflarının da değişmesi, Öcalan'ın yerini PKK'nin, MİT'in yerini de doğrudan doğruya AKP hükümetinin almasına neden olabilecektir. Sürecin sadede gelmesi, yani Türkiye'deki Kürt sorununun sürecin merkezine oturması, uzun süredir şikayet edilen “kapalı kapılar ardında ve yukarıdan pazarlık” halinin en azından Kürt hareketi nezdinde sonuna gelinmesine sebep olacaktır. Taraflar arasındaki tartışması açık yürütülen bir "demokrasi paketi"nin, beklendiği üzere patlak veren Eylül İsyanı ile reaksiyona girilmesi ise kaçınılmaz olacaktır. Diplomatik yoğunlaşma nedeniyle Haziran İsyanı'nı “ıskalayan” Kürt hareketinin, “Eylül İsyanı”na bigane kalabilmesi artık oldukça güç.

AKP’nin umudu El Kaide AKP Suriye’ye ve Kürt hareketine karşı El Kaide militanlarına verdiği desteği abarttı. Adana’da sarin gazıyla yakalanan 12 cihatçıdan 11’inin serbest kaldığı açığa çıktı

A

Aleviler İzzetullah’a tepkili Sağ siyasete ve devlete yakınlığı ile bilinen Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan’ın Fethullah Gülen’le birlikte yürüttüğü Cami-Cemevi projesi Alevilerin tepkisiyle karşılandı

A

levi hareketi içinde devletçi-sağ kanadı temsil eden Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan ile Fethullah Gülen’in ortak projesi ‘CamiCemevi Kültür Merkezi’ için provokatif bir hamleyle Ankara’da Alevilerin devrimci hareketle kuvvetli bağlara sahip olduğu Mamak ilçesi seçildi. Fethullah Gülen hareketine yakınlığı ve sağcı-devletçi siyaset tarzı nedeniyle, Aleviler arasında “İzzetullah” diye de anılan Doğan, Fethullah Gülen’e öneriyi nasıl götürdüğünü de şöyle anlattı: “Cami ve cemevini bir bahçe içinde yapalım. Aleviler için bunun hiçbir sakıncası yok, tam aksine çok güzel bir şey olur demiştik. Ne Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ne de bendenizin bir kaygısı olmadı; acaba şöyle mi olur, Sünniler Alevileşir mi, Aleviler Sünnileşir mi? Acaba bu tür yakınlaşmayla birinin diğerini alt etmesi gibi bir kaygıya

kapılmadık.” Mamak Tuzluçayır’daki direniş İzzetullah’ın CHP-Sarıgül destekli tezgahını bozarken, Alevi örgütleri de ekim ayından itibaren söz konusu projeye karşı kitlesel eylemler düzenleneceklerini açıkladı.

ILIMLI ‹SLAM PROJES‹ Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, 2 Temmuz Pir Sultan Abdal Kültür Vakfı ve Alevi Kültür Dernekleri temsilcileri ortak bir açıklamayla eyleme geçeceklerini ilan etti. Alevi örgütleri adına açıklama yapan Kemal Bülbül, Gülen ve Doğan’ın projesinin “barış projesi” olmadığını ifade ederek, projenin her iki inanç açısından da meşruiyeti ve hakkaniyeti olmadığını söyledi. “Arsasından imar projesine, temelinden har-

cına kadar yöntemi korsan, zihniyeti gayri meşrudur” diyen Bülbül, asimilasyon projesinin Aleviliği “ılımlı siyasal İslam” içinde eritmeyi amaçladığını vurguladı. Mevcut anlayış tarafından kasıtlı olarak “Alevileri, Sünnilerle barıştırma” cümlesinin kullanıldığını dile getiren Bülbül, Alevilerin sorununun Sünnilerle değil devletle olduğunu belirterek “demokratik, laik bir Türkiye ve eşit yurttaşlık” istediklerinin altını Alevi kurumlarının “hoca efendilerin” ve AKP’nin aktör olduğu bu asimilasyoncu, ırkçı ve katliam senaryosunun uygulanmasına izin vermeyeceklerinin altını çizen Bülbül, Alevi örgütleri olarak Gezi ruhuyla demokrasi mücadelesini yükselteceklerini vurguladı. Bülbül, ekim ayı içinde birçok ilde düzenleyecekleri kitlesel mitingleri, Ankara yürüyüşü ile sürdüreceklerini belirtti.

dana’da, Reyhanlı katliamının ardından başlatılan El Kaide - El Nusra operasyonunda sarin gazıyla yakalanan 12 militanın 11’i serbest bırakıldı. Zanlılardan yedisi savcılık tarafından serbest bırakıldı, beş kişi ise cezaevine gönderildi. Soruşturma hakkındaki iddianame henüz tamamlanmamışken, tutuklanan zanlılardan dördü de itiraz üzerine serbest bırakıldı. Sarin gazı yakalatan El Kaide militanlarından sadece biri cezaevinde tutuklu kaldı. Soruşturmanın devamında ise emniyet istihbarat ekiplerinin sarin gazı olarak duyurduğu maddenin “antifriz” olduğu belirtildi. Zanlıların da bu nedenle serbest bırakıldığı söylendi. Oysa antifriz ile sarinin fiziksel benzerliği olmadığı için açıklama inandırıcılıktan yoksun. Daha önce Türkiye El Kaidesine ilişkin pek çok haber yapan Taraf gazetesinin açığa çıkardığı olayda, serbest kalan militanların El Nusra saflarında savaşmak için Suriye’ye gittiği belirtiliyor.

KÜRDÜ, ‹SLAMCI KÜRDE KIRDIRMAK Dünyadaki istihbarat servislerinin faaliyetlerini yakından takip eden Fransız Intelligence Online dergisi, Ankara’nın Batı Kürdistan’a PYD’ye karşı savaşmak için tamamen Kürtlerden oluşan cihatçı bir tabur kurduğunu yazdı. Dergiye göre, bunların bir kısmı Fethullah Gülen yurtlarından geliyor ve her biri bin dolar alıyor. AKP’nin kurduğu iddia edilen Ketibet el Taliban adlı bu yeni grubun tamamı Kürtlerden oluşuyor. Suriye Kürtlerinin Temmuz 2012’de özyöne-

Ali ‹smail’in katilleri gün gibi ortada skişehir’de 2 Haziran günü katıldığı eylem sonrası polisler ve onların tetikçiliğini yapan siviller tarafından dövülen, 38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz davasının iddianamesi mahkemeye sunuldu. Eskişehir Valisi Ali İsmail’in arkadaşları tarafından dövüldüğünü iddia etmiş, dövülme anını kaydeden kameraların görüntüleri silinmiş, cinayeti örtbas etme girişimi katillerin bulunması için mücadele yürüten Eskişehir halkının çabalarıyla boşa çıkarılmıştı. Eskişehir halkının mücadelesi ile yakalanan sanıklardan Ali İsmail’in önünde dövüldüğü fırında çalışanlar polise yardım ettiklerini itiraf etmişlerdi. Görüntülerdeki polisler ise polise toz kondurmayan Vali’yi yalancı çıkarmıştı. Dava iddianamesinde 5’i tutuklanan, 4’ü polis 8 kişi hakkında kasten adam öldürme ve kasten adam öldürme suçunu kolaylaştırma suçundan 10-15 yıl hapis ile müebbet hapis arasında cezalandırılmaları istemiyle dava açıldı. Tutuklu polis Mevlüt Saldoğan’ın iki

E

kez dönüp baş kısmına tekmeler vurarak Korkmaz’ın kasten ölümüne neden olmaktan müebbet hapsi istendi. İddianamede şüpheliler Şaban Gökpunar (TEM Şube’de polis), İsmail Koyuncu (tutuklu), Hüseyin Engin (TEM Şube’de polis), Ebubekir Harlar (tutuklu), Mevlüt Saldoğan (tutuklu-TEM Şubede polis), Muhammet Vatansever (tutuklu), Yalçın Akbulut (TEM Şube’de polis), Ramazan Koyuncu (tutuklu) isimleri yer aldı. Kamera görüntülerinin Jandarma kriminale gönderildiği, burada olayın ertesi günü silindiği tespit edilen kamera kayıtlarının kurtarıldığı belirtildi. Tanık ifadelerine rağmen şüpheli polisler suçu reddetmeye çalıştılar. Ali İsmail’i defalarca tekmelediği görülen polis M.Saldoğan olay yerine “ayırmak için” gittiğini iddia etti. Ş.Gökpunar; yerdeki mağdura vuran Mevlüt’e benzediğini, şifahen görev yaptığını savundu. Eskişehirli direnişçiler katillerin cezasız kalmasına izin vermeyeceklerini vurguluyor.

timler kurup Suriye’nin Tükiye sınırındaki kuzey bölgesinde denetimi ele alması ile birlikte, AKP destekli cihatçı grupların saldırıları arttı. ÖSO ve El Nusra’ya bağlı olduğu belirtilen çeteler, lojistik desteği Suriye’den alıyor.


5

DÜNYA 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

A B D S U R İ Y E ’ D E S AVA Ş V E D İ P LO M A S İ A R A S I N D A S I K I Ş T I

Emperyalizmin krizi, AKP’nin dramı ABD emperyalizminin hakimiyet krizi, Suriye’de daha belirgin hale geldi. Askeri müdahale konusundaki tereddüt bundan. AKP ise ABD’nin gücünden faydalanmayı umarken krizinin bedelini ödemenin dramını yaşıyor kararlı büyük güç imajını tehlikeye atma pahasına, Rusya’nın uzlaşma formülüne onay verdi.

ALİ ERGİN DEMİRHAN

S

uriye’de 21 Ağustos’ta kimyasal silah kullanılmasının ardından bugüne kadarki en yüksek seviyesine ulaşan dış askeri müdahale tehdidi, müdahale gerekçelerinin ikna edici bulunmaması ve olası bir savaşın bütün taraflar açısından yıkıcı sonuçlar barındırması nedeniyle yerini diplomasiye bıraktı. ABD Başkanı Barack Obama, Rusya'nın gündeme getirdiği Suriye'nin kimyasal silahlarını uluslararası kamuoyunun temsilcilerine teslim etmesi teklifini görüşmeyi kabul etti. Böylece zaten tek tek dökülen savaş koalisyonunun son adresi de, savaş bekleyenlerin hevesini kursağında bıraktı. Savaş seçeneğinin rafa kalktığı mevcut durum ABD, Rusya, Suriye başta olmak üzere bütün dünyada olumlu karşılanırken AKP hükümeti, özellikle de Beşar Esad’ın düşmesini bir onur meselesi haline getirmiş olan Başbakan Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu bu duruma üzüldü. İngiltere hükümeti bir askeri müdahale için parlamentodan onay alamamış, Almanya ve İtalya savaşta yer almayacaklarını açıklamıştı. Geriye kalan Fransa ve ABD ise güçlü bir iç muhalefetle karşı karşıya geldi. Ne var ki, Obama’nın kimyasal saldırıyı kırmızı çizgi ilan etmesi ve saldırıdan Esad’ı sorumlu tutması nedeniyle, ABD’nin artık geri dönülmez bir noktaya geldiği yorumları yapıldı. Oysa ABD de karşı tarafı zorlamaya yönelik olarak askeri tehdidi tırmandırırken bir yandan da askeri müdahalenin temel çözüm olmadığını vurguluyordu. Gelinen noktada ABD’nin hem askeri tehdidi tırmandırarak Suriye’ye kimyasal silahlar konusunda adım attırdığını savunabileceği hem de yeni bir savaşın yıkımından uzak durabileceği bir manzara açığa çıktı. HERKES DAHİL VE HERKES UZAK İki buçuk yıldır yabancı cihatçıların akını altında bulunan Suriye’de, çatışma zaten uluslararası bir boyut almış durumda. Taraflar doğrudan çatışmaya girmek yerine, Suriye’de çatışan farklı güçleri destekleyerek bölge-

DİPLOMASİNİN KAYBEDENLERİ ABD daha büyük bir kayıptan kaçınmak için, Ortadoğu’da Rusya’nın etkinliğinin artmasına göz yummuş görünüyor. İranSuriye-Lübnan Hizbullah’ından oluşan direniş ekseni ve hatta karşı taraftaki Ortadoğu ülkeleri de savaş badiresini en azından bir süreliğine atlatmış oldu. Ne var ki, Suriye ordusunun ilerleyişi karşısında umutlarını bir ABD saldırısına bağlayan ÖSO ve El Kaide türevleri ile bütün dış politika iddiasını Beşar Esad yönetiminin devrilmesine bağlayan AKP iktidarı kaybetti. Mevcut durumda, Türkiye’yi “oyun kurucu ülke” yapma iddiasındaki AKP, küresel ve bölgesel süreçlerde bütünüyle oyun dışında tutuluyor ve artık en yakınlarınca bile “maceracılık” olarak adlandırılan aktif taşeron dış politikasının ağır faturasını ödüyor. Bu faturada en büyük payı ise bir yıldır yükselen bir halk muhalefetine sahne olan Antakya’daki toplumsal sarsıntı oluşturuyor.

sel ve uluslararası çıkarlarını savunmaya çalışıyor. Çatışmanın bir tarafında ABDAB ve bölgesel işbirlikçileri Türkiye-Katar-Suudi Arabistan, diğer tarafında ise Rusya-Çin ve Ortadoğu’nun ABD karşıtı direniş ekseni İran-Suriye-Lübnan Hizbullahı yer alıyor. Esad karşıtı cephe Suriye’de rejime karşı savaşan silahlı gruplara istihbarat, para, silah, geri üs imkanı ve lojistik destek imkanı sunuyor ancak doğrudan bir savaşa girişemiyor. Çünkü herhangi bir dış aktörün doğrudan yer alacağı bir savaşın bölgesel ve uluslararası düzeyde karşılıkları olacak. VURMAK KOLAY DEĞİL Önceki yıl Türkiye’nin bir uçağı Suriye hava savunmasının karmaşık bir müdahalesiyle Akdeniz’e düşürülmüştü. Bu test, Rus askeri teknolojisiyle

‘Baba beni neden terk ettin’ *

güçlendirilmiş Suriye hava savunmasının olası bir savaşta sürprizler yaratabileceği yönündeki çekinceleri de güçlendiriyordu. İkinci test 3 Eylül günü yapıldı. ABD ve İsrail Doğu Akdeniz’de gizlice balistik füze denemesi yaptı. Rusya bunu anında tespit etti ve açıkladı. Daha sonra da bu tespiti yapan Karadeniz’deki gemilerini, Suriye kıyılarındaki askeri üssünün de yer aldığı Doğru Akdeniz’e yolladı. Suriye’ye füzelerle saldırmayı planlayan ABD böylece elinin o kadar da rahat olmadığını gördü. Suriye olası bir saldırıda ABD’nin müttefiklerini ve üslerini vuracağını, İran ve Lübnan Hizbullah’ı da savaşın bütün bölgeye yayılacağını söyledi. Bu da ABD’nin 3 günlük, az masraflı ve sınırlı operasyon senaryosunun pek de olanaklı olmadığını ortaya koydu. Ayrıca ABD, Esad ordusunu

Suriye’ye yönelik askeri bir müdahale tart›fl›l›rken baflkent fiam yak›nlar›ndaki tarihi H›ristiyan kasabas› Malula, El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi’nin sald›r›s›na u¤rad›. Kasaba çevresinde fliddetli çat›flmalar yaflan›rken kontrol noktalar›n› ele geçiren cihatç›lar çok say›da askerin kafas›n› kesti. Malula, ‹sa’n›n çocuklu¤unda annesi Meryem’le s›¤›nd›¤›, çok say›da tarihi kiliseye ev sahipli¤i yapan ve

vurup zayıflattığında Suriye’yi uluslararası alanda yeni hedef haline getiren El Kaide’yi güçlendirecek ve böylece çatışmaların daha da kontrol edilemez hale gelmesine ve daha tehlikeli bir “düşmanın” yükselmesine yol açabileceğini de biliyor. Birleşmiş Milletler’den onay alınmamış ve sınırlı sayıda müttefikle gerçekleştirilecek böylesi bir operasyonun ABD’ye askeri ve ekonomik maliyetinin yanı sıra ağır bir politik maliyeti de olacak. Bu da dışarıda ABD’nin dünya hakimiyetinin daha fazla sorgulanır hale gelmesi, içeride ise savaş karşıtı kamuoyunun hükümetten desteğini çekmesi ve seçimlere daha 3 yıl varken muhalefetin iktidarı iş yapamaz derecede sıkıştıracağı bir koz elde etmesi şeklinde yaşanabilir. Tüm bu faktörlerin etkisi altında ABD, dediğini yapan

EFENDİLERİN KRİZİ VE İŞBİRLİKÇİLERİN DRAMI ABD emperyalizminin bir yandan askeri müdahalelerle onarılmaya çalışılan ancak çelişkili biçimde bu müdahaleler nedeniyle daha da derinleşen hakimiyet krizi, Suriye’de daha da belirgin hale geldi. Askeri müdahale konusundaki tereddüt tam da bundan. Öte yandan ABD emperyalizmine askeri ve ekonomik açıdan bağımlı iken durumdan vazife çıkararak en önde inisiyatif almaya çalışan AKP yönetimindeki Türkiye ise, ABD’nin gücünden faydalanmayı umarken krizinin bedelini ödemiş oluyor. Bütün ülke ve halka ödetilen bu ağır bedelin içerdeki siyasal karşılığı ise halk tarafından sokakta AKP’ye kesiliyor.

Kim takar Tayyip’i Uluslararası alanda prestij ve etkinlik testi olarak görülebilecek iki olay da AKP açısından hüsranla sonuçlandı. 2020 Olimpiyatları için İstanbul’un adaylık yarışını yitirmesini ardından G20 zirvesi sonrasında Tayyip Erdoğan’ın hiçbir ciddi diyaloga dahil edilmediği ve memlekete adeta olan bitenden habersiz döndüğü anlaşıldı. ABD ile Rusya arasında geliştirilen ve Suriye’nin de kabul etmesiyle olası bir Amerikan saldırısının askıya alınmasına yol açan diplomatik formül, dört gözle saldırı bekleyen AKP’de şok etkisi yarattı. AKP OLAN BİTENDEN BİHABER AKP, Obama yönetiminin kırmızı çizgi olarak nitelendirdiği kimyasal silahların kullanımına mutlaka askeri bir yanıt vereceğine ilişkin çok kesin bir yargıya sahipti. BBC Türkçe’denTürkiye’deki “Batılı bir diplomat”ın “Halbuki Washington, bir yandan askeri olasılığı konuşurken diğer yandan da yaratıcı diplomatik seçenekleri araştırıyordu. Obama hiçbir zaman Suriye konusunda askeri seçenekten yana olmadı” ifadelerini aktardı. Demirtaş’ın şu yorumu da yeterince açıklayıcı: “Bunun da ötesinde, Erdoğan’ın önce Türkiye’nin kurulacak her türlü uluslararası koalisyona katılabileceğini ifade etmesi ardından da Pazar günü Arjantin dönüşünde “koşullara bağlı olarak olası operasyona muharip ya da lojistik destek verilebileceği” açıklamasını yapması, Türkiye’nin G-20 Zirvesi sırasında gelişen diplomatik sürecin dışında olduğunun da göstergesi olarak değerlendirildi.”

‹sa’n›n konufltu¤u dil olarak bilinen Aramice’nin konufluldu¤u son yerleflim olarak H›ristiyanlar aç›s›ndan önem tafl›yor. Suriye’ye bir sald›r›n›n El Kaide’nin elini güçlendirece¤i fleklindeki yarg›y› da pekifltiren bu kritik sald›r›, Türkiye medyas›nda s›radan bir haber olarak bile görülmedi. *‹sa’n›n çarm›ha gerilirken ölmeden önce söyledi¤i sözler.

ABD’de büyük fast food grevi ABD’deki toplam çalışan sayısının yüzde 3’ünü oluşturan yaklaşık 3.5 milyon fast food işçisi, saat ücretine yüzde 70 zam almak için 60 kentte greve gitti

A

Kıbrıs’tan Ahmet için: ‘Acınız, acımızdır’ Antakya’da Halkevci Ahmet Atakan’›n polis sald›r›s› sonucunda yaflam›n› yitirmesi ile ilgili olarak K›br›s’›n kuzeyinden Baraka Kültür Merkezi, bir dayan›flma mesaj› yay›mlad›. Baraka’dan Münür Rahvanc›o¤lu’nun aç›klamas›: “Halkevleri üyesi Ahmet Atakan’› polisin faflist sald›r›s› ile kaybetmenin derin üzüntüsünü sizinle paylafl›yoruz. Haziran ‹syan›’n›n bafllang›c›ndan beridir kaybetti¤imiz tüm di¤er gençler gibi Ahmet de yüre¤imize yang›n oldu… Türkiye halklar›n›n en meflru taleplerine fliddet,

bask›, zulüm ve hakaretlerle sald›ran; gözü dönmüfl bir hükümet karfl›s›nda fiili ve militan direniflinizi gururla takip ediyoruz. Onuru için direnen bir halk› hiçbir yalan›n sindiremeyece¤ini gösteriyor, Türkiye tarihini yeniden yaz›yor ve bize umut veriyorsunuz. Türkiye’nin tüm “çapulcular›na” ve “eflkiyalar›na”; K›br›s’›n “beslemelerinden” selam olsun… Baflta Antakya halk›na, ailesine, Türkiye halklar›na ve yoldafl örgütümüz Halkevleri üyelerine en derin baflsa¤l›¤› duygular›m›z› iletiyoruz. Ac›n›z, ac›m›zd›r…”

BD’de, fast food (hazır yemek) işçileri, ücret artış talebiyle ülkenin yaklaşık 60 kentinde protesto gerçekleştirdi. Makul ücret talebiyle işverenlerle masaya oturabilecek bir sendika isteyen fast food işçilerinin bir yıl önce başlattığı kampanya, ülkenin en geniş katılımlı protestolarından birine dönüştü. Asgari ücretli diğer sektör çalışanlarının da desteklediği fast food işçileri, Mc Donald’s, Burger King, KFC, Wendy’s ve Taco Bell gibi zincir restoranların önlerinde ortalama 8,94 dolar

olan saatlik ücretlerinin 15 dolara yükseltilmesini talep etti. Eylemler sırasında söz konusu restoranların eksik personelle hizmet vermeye devam ettikleri ancak Milwaukee, Detroit ve St. Louis’de bazı restoranların çalışanların gösterilere katılması nedeniyle kapandığı belirtildi. Fast food sektörü işçi örgütlenmesinin en zor, çalışma koşullarının en olumsuz olduğu sektörlerin başında geliyor. ABD’deki grev bu nedenle sınıf hareketi açısından büyük önem taşıyan bir gelişme.


KENT ÇEVRE

6

12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

Ankara Gökçek’e mülk değil! belirtmişti. Şimdi durum ortada.

ÖZEN TAÇYILDIZ

Y

aşadığı kente sahip çıkan, “söz hakkım var” diyenlerin mücadelesi, Gezi’den bu yana tüm Türkiye’de, bugünlerde özellikle de Ankara’da hayli güçlü yükseliyor. Büyükşehir Belediyesince ODTÜ içinden geçirilmek istenen yol hem ODTÜ’lüleri, hem de yolun geçeceği 100. Yıl ve Çiğdem Mahallesi halkını ayaklandırdı. Üniversitelilerle mahalleliler Haziran İsyanı’nın forumlarından doğan 100. Yıl İnisiyatifi’nde birleşti. Kesilecek ağaçların yanında başladıkları çadır nöbetine sabaha karşı baskın yapılıdı. Başlayan çatışmalar, polisin sert saldırılarına rağmen 2 gün boyuna saatlerce sürdü. Türkiye’ye yayıldı. Peki mesele tek başına “ODTÜ’deki ağaçlar” mı? Yıllardır Melih Gökçek tarafından yönetilen belediyenin icraatları bu meselenin neresinde? “EYM‹R GÖLÜ MANZARALI” Gökçek’in ODTÜ’yle kavgası, 2008’e uzanıyor. ODTÜ’lü akademisyenlerden oluşan bir bilirkişi heyetinin, Ankara’nın içme suyundaki arsenik miktarının normalin iki katı olduğunu açıklamasının ardından Gökçek, kampüsteki 45 bina için imar, iskan belgeleri olmadığı gerekçesiyle 1.8 trilyon para cezası kesti. Dahası, gerekli düzenlemeler yapılmazsa binaları yıkacağını söyledi. Dönemin rektörü Ural Akbulut, binaların ODTÜ’nün kuruluş dönemindeki yasal koşullara göre yapıldığını, konuyla ilgili muhatap olan Çankaya Belediyesi ile görüştüklerini açıkladı. Rektör Akbulut, Gökçek’in ODTÜ’den arsa kapmaya heveslendiğini, zaten halka açık olan ODTÜ içindeki Eymür Gölü için Gökçek’in “halka açacağız” iddiasının aslında bölgede başlattığı lüks konut-AVM inşaatı için olduğunu teşhir etti. İnşaatın reklamı “Eymir Gölü manzaralı” ifadeleriyle yapılıyordu. Gökçek elbette yıkım için ODTÜ’ye gidemedi. Çünkü ODTÜ’lü öğrenciler o zaman da

AKP’nin neoliberal yağma politikası Ankara’ya da sirayet etmiş durumda. Ankara’nın her ağacına, her bir parça yeşiline, ortak her alanına… Ancak karşısında memleketin her köşesine yayılmış bir mücadele var Gökçek’in ve rant sevdasının karşısında, eylemdeydiler. HER YOL, AVM’S‹YLE GEL‹R ODTÜ şimdi de içinden geçirmeyi planladığı yol ile Gökçek’in hedefinde. Söz konusu alan 40 yıl önce bir bataklık iken ODTÜ’lülerce inatla ağaçlandırılmış ve bugün bir ormana dönüştü. Üstelik sit alanı. Hemen yanı başındaki 100. Yıl ve Çiğdem mahallelerinin geçmişi de benzer. Yolu, suyu olmayan tarlalar buraya yerleşen yoksul işçilerin emeğiyle yaşanabilir hale geldi

ve kent içinde kaldıkça da sermayenin hedefi oldu. Şimdi yolla birlikte, ODTÜ’nün ağaçları kesilecek, binaların altyapısı zarar görecek. Mahallelerden viyadük ve 8 şeritli otoyol, evlerin önünden günde 40 bin araç geçecek. Trafik, hava kirliliği artacak, hem mahalleler arası hem de 100. Yıl-ODTÜ arası yaya ulaşımı ortadan kalkacak. Her yol, binası, AVM’si, iş merkeziyle beraber geliyor. Burada oturan ODTÜ’lü öğrenciler ve mahalleli de sürülecek. 100. Yıl’ın yanıbaşında Çukurambar örneği var. Çukurambar’ın silinen gece-

kondularının yerinde şimdi pahalı konutlar yükseliyor. B‹R YANDAN YOL AÇIYOR B‹R YANDAN ‹NfiAAT YI⁄IYOR Yapılan yollar, Ankara trafiği için bir çözüm de değil. Kaldı ki Gökçek, trafiği hafifleteceği iddiasıyla ODTÜ’nün içinden geçireceği yolla bağlantı kurmaya çalıştığı Eskişehir yolu çevresini inşaatla doldurmakta kararlı. Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisinden koparılarak 2007’de Eskişehir yolu üzerinde yapımına başlanan Demir Kafes, yıllarca inşaat halinde atıl

kalınca geçtiğimiz yıl söküm ve yerine de yeni bir işyeri inşaatı ihalesi yapıldı. Eskişehir yolunun mevcut trafiği dahi kaldıramazken Demir Kafes yerine yapılacak olan 200 bin metrekarelik işyerini kullanacak binlerce insanın yükünü nasıl kaldıracağı meçhul. Aynı dönemde uçuş güvenliği hattı belediye meclisi kararı ile kaldırıldı. Böylece bölgede gökdelenlerin önü açıldı. O dönem Mimarlar Odası Sekreteri Tezcan Karakuş Candan, bu durumun, Gökçek'in, ODTÜ arazisinden yol geçirme planlarına zemin hazırlayacağını

HEM AKP'YE HEM ABD'YE Belediye için ODTÜ kadar önemli bir rant kapısı daha var: AOÇ. Kurulduğu yıllarda tarım, hayvancılık, endüstriyel üretim yapılan, yıllar boyunca piknik alanları, bahçeleri, havuzları ile Ankaralılar için önemli bir sosyal alan sunan bu yeşil alan, büyüyen kentin önemli bir rant odağı haline geldi ve yağmalanmaya başlandı. Yapılaşmaya ve kent trafiğine açıldı. Henüz 30 Ağustos’ta Başbakan Erdoğan tarafından açılan bulvar AOÇ içinden geçiyor, üstüne bir de devam eden projeler var. AOÇ’den 1983’de “eğitim alanı olarak kullanılması şartı” ile Gazi Üniversitesi’ne, 2010’da da “ticari tesis kurulması” için üniversiteden TOKİ’ye devredilen bir arazi, ABD’ye yeni elçilik binası için verilmiş durumda. Çünkü 1 Şubat’taki bombalı saldırının ardından ABD kendisine “güvenli” bir yer arıyor. Sorununu da AKP iktidarının inşaatçısı TOKİ, ortak bir kent alanından kopardığı parça ile çözüyor. AOÇ’de yapımı devam eden bir diğer inşaat da Başbakan Erdoğan’a özel yapılan başbakanlık binası. 1. derece tarihi ve doğal sit alanı olan bölgede binayı yapmak için bölgenin sit derecesini düşürdüler. Binlerce ağaç kesildi. Üstelik sit derecesi azaldığı için bölge yeni yapılara da gebe. “D‹REN ODTÜ SEN‹NLEY‹Z” Ankara’nın talanının kısa özeti böyle. AKP’nin neoliberal yağma kent politikası Ankara’ya da, Ankara’nın her ağacına, her bir parça yeşiline, ortak her alanına sirayet etmiş durumda. Ancak memleketin her köşesine yayılan yaşam savunusu da, Ankara’da güçlü bir biçimde yer buluyor kendisine, oradan da tüm Türkiye’yi besliyor. Bugün ODTÜ ayakta. Tüm Türkiye de “Diren ODTÜ seninleyiz” diyerek yanında…

Gökçek’ten ağaç sorulur mu? Gökçek idaresindeki Ankara’da var olan iki önemli yeflil alan ODTÜ ve AOÇ, parçalanarak ya¤maya aç›lmak isteniyor, karayolu ulafl›m› esas al›narak hiçbir biçimde çözüm getirmeyecek yollar, kavflaklar arka arkaya yap›l›yor. Gökçek de tüm bunlar› yaparken t›pk› Baflbakan› gibi yeflil sevdas›ndan, dikti¤i a¤açlardan dem vuruyor. Teleferik tart›flmalar›n›n yafland›¤› Yenimahalle’de kat›ld›¤› bir iftarda “iddial›” konuflmufltu: “Ben belediye baflkan› oldu¤umda Ankara’da yeflil alan kifli bafl›na 2 metrekareydi, bugün 19 metrekare. Nüfus 2 kat

artt›, e¤er nüfus sabit kalsayd› bu rakam 38 metrekare olacakt›. Yani biz Cumhuriyet tarihinde dikilen a¤aç kadar a¤ac› her sene diktik. Bizden a¤aç sorulur mu?” ODTÜ’den a¤aç kesece¤ini inkar ederken de olur da a¤aç kesecek olursa her 1 a¤aca karfl›l›k 10 a¤aç dikmeyi teklif etti. AOÇ için de 10 milyon say›s›n› verdi. Gökçek konufluyor ancak 1994’ten bu yana Ankara’n›n bir a¤açland›rma plan› yok. Onun yerine Gökçek bolca ithal a¤aç getirtiyor. Y›llard›r belediye baflkan› ama haz›r a¤aç almay› “Bunlara verilen pa-

rayla zaman› sat›n al›yoruz. Küçük bir a¤ac›n büyütülmesi zor” sözleriyle savunuyor. A¤aç ithalinden kimler para kazan›yor bilinmez ama dikim yerinin durumu dikkate al›nmadan dikilen, iklime uygun olmayan ithal a¤açlar›n kuruma oranlar› çok yüksek. Bunun son örne¤i De Gaulle Caddesi’nde yafland›. Metro ve metronun havaland›rma bacas› bulunan yerlere gürgen a¤açlar› dikildi. Bu a¤açlar ya kuruyacak ya da metro hatt›na zarar verecek. Üstelik gürgen Karadeniz iklimine uygun bir a¤aç.

İstanbul değil AKP kaybetti 2

020 Olimpiyat Oyunları’nın ev sahibi Tokyo oldu. Halbuki AKP iktidarı hayli istekliydi, bizzat Erdoğan sonuçların açıklanacağı Arjantin’de şürekasıyla hazır bulunmuştu. Ama olmadı. Bu “yenilgi”de İstanbul’un altyapı sorunlarından AKP’nin son aylarda iç ve dış politikada sergilediği performansa kadar bir dizi etken var. AKP olimpiyat oyunlarına adaylığı çok yönlü bir PR çalışmasına dönüştürmeye çalışmış, uluslararası alanda yaşadığı imaj yıpranmasını bir ölçüde telafi etmek istemişti. Ne var ki kaybeden İstanbul değil AKP ve bu işin rantını yiyecek bir avuç sermaye grubu oldu. Olimpiyatlara Hayır girişimi, “Olimpiyatları neden istemiyoruz?” başlığı altında bir rapor yayımlayarak

itirazlarını gerekçelendirdi. Raporda mahalle yıkımları ile zorla yapılan tahliyelerden olimpiyatların maliyetine, doğa ve çevre katliamından bezdiren altyapı çalışmalarına 6 alt başlıkta olimpiyatların kirli yüzü inceleniyor. Kent Hareketleri ve Halkevleri, Gezi Parkı eylemlerine yönelik vahşi polis saldırısı sürerken olimpiyat komitesine bir çağrı yaparak Türkiye’nin adaylığı konusunda hükümetin halka yönelik şiddet politikalarına onay anlamına gelecek bir karar verilmemesi çağrısında bulunmuştu. Bunun üzerine AKP’liler direnişçileri hedef almış, olası bir başarısızlıktan direnişi sorumlu tutmaya çalışmıştı. Ne var ki başarısızlık AKP’nin kent politikalarının ve demokratik hakları ayaklar altına alan uygulamalarının sonucu olarak yaşandı.

İBB’nin kazmaları Taksim Meydanı’nda Taksim Meydan› Yayalaflt›rma Projesi ad›yla Taksim’i, Gezi’yi betona bo¤acak proje art›k tüm Türkiye’nin malumu. Kepçelerle, dozerle parka giren, meydana ç›kan araç yollar›n› dal›fl tünelleriyle yer alt›na alarak “yayalaflt›ran”, yayalar›n geçti¤i yerleri de otoyol bariyerleriyle çeviren Belediye, Gezi direnifliyle durmak zorunda kalm›flt›. ‹syan›n ilk günlerinde de, 6 Haziran’da, ‹stanbul 1. ‹dare Mahkemesi’nin karar› ile projeye iliflkin imar plan› de¤ifliklikleri, Koruma

Kurulu’nun karar ve ilkeleriyle planlama esaslar›na uygun bulunmam›fl, proje iptal edilmiflti. Taksim’de yayalaflt›rma, batt›-ç›kt›, Gezi Park› ve Topçu K›fllas› gibi tüm projelerin iptalini kapsayan bu karar›n aç›klanmas›n›n ard›ndan Mimarlar Odas› bu inflaatlarla ilgili suç duyurusunda bulunmufltu. Ancak polisin 15 Haziran'da park› vahflice boflaltmas›n›n ard›ndan çal›flmalar da mahkeme karar›na karfl›n kald›¤› yerden hukuksuz bir biçimde

devam etti. 28 A¤ustos’ta yeniden ifl makineleri meydana girdi. Direnifl s›ras›nda “Yarg› karar›n› bekleyece¤iz, ona sayg›l› olaca¤›z” diyen AKP iktidar›, yarg› karar›n› be¤enmeyince tan›mad›. ‹stanbul Büyükflehir Belediyesi yapt›¤› aç›klamada, hala projeyi tamamlama derdinde oldu¤unu ilan etti. Proje kapsam›nda S›raselviler ve Gümüflsuyu istikametlerinden Taksim Meydan›’na ulafl›m› sa¤lamak amac›yla yol düzenlemesi yap›ld›¤›n› belirtti.

Kuzey Ormanlar› ça¤›rd›, gittik K

uzey Ormanları Savunması’nın “Gezi daha başlangıçtı mücadele Kuzey Ormanları’nda devam ediyor” çağrısıyla düzenlediği Riva Kampı, 7-8 Eylül’de gerçekleşti. 3. köprü, 3. havalimanı, Kanal İstanbul gibi projelerin İstanbul’da son kalan ormanları, su havzalarını, tarım arazilerini ve yaşam alanlarını yok edeceğini söyleyen Savunma’nın çağrısına katılım yüksekti. Kentin her iki yakasından, çocukları ve hayvanlarıyla yüzlerce insan, Kuzey Ormanları’nı ve barındırdığı doğal yaşam alanlarını savunmak için bir araya geldi, çadırlarıyla kamp alanını doldurdu, iki gün boyunca mücadelenin geleceğini konuştu. İlk gün, orman ve doğaya ilişkin atölyeler, ulaşım politikalarının konuşulduğu tartışmalar yapıldı, AKP’nin büyük bir övünç ile anlattığı inşaat projelerinin yaratacağı onarılamaz etkiler anlatıldı. Gece de müzik ve tiyatro etkinlikleri düzenlendi. Kampın ikinci gününde Kuzey Ormanları

Savunması Forumu yapıldı. Forumda, savunulan konuların İstanbul’u aşan geniş bir ölçeğe sahip olduğuna ve bunu kapsayan bir örgütlenmeye ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekildi. Bu ölçekte bir mesele için de en büyük güven kaynağının halkın kitleselliği olduğu belirtildi, mücadelenin çeşitlenerek devam edeceği ilan edildi: “Biliyoruz ki doğa, üzerine beton veya asfalt dökülmedikçe kendini yeniden var edebilecektir! Bizlerin görevi doğaya omuz vermektir. Şimdi bu görevimizi daha iyi yerine getirmek için forumlarımızda, mahallelerimizde, kurumlarımızda, komşularımızla, dostlarımızla birlikte mücadeleyi örgütlemeye gidiyoruz. Hepimize kolay gelsin.” Basın açıklamasından sonra kıyıma rağmen alanın geri dönüştürülebileceğini vurgulamak ve öldürülen direnişçilere adamak için birer fidan dikildi. Ormanlarını savunanlar alandan ayrılırken ODTÜ direnişçilerine de selam gönderdi.


7

EĞİTİM 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

Eğitim yılı mücadeleyle başlıyor ÖZGE OZAN

M

illi Eğitim Bakanlığı (MEB) 2013-14 eğitim yılının başlamasına günler kala arka arkaya eğitim sisteminde değişiklikler yapmaya devam ediyor. Her bir değişiklik yeni mağduriyetler yaratıyor. Görülen o ki yeni eğitim yılına AKP’ye ve eğitim politikalarına karşı mücadele damgasını vuracak. Ortaöğretime geçiş sistemini değiştirerek öğrencileri 3 yılda 36 adet merkezi sınava mahkum eden MEB, düz liseleri kaldırarak Anadolu liselerini kazanamayan 620 bin liseliyi ortada bırakmıştı. Liselilere imam hatip ya da meslek lisesine kayıt olma dayatmasını yapan Bakanlık tepkiler sonucu 9’uncu sınıfların müfredatlarını ortaklaştırma ve kayıt yaptıramayanları çok programlı liselere yönlendirme gibi geçici çözüm arayışlarına girmişti. Yaratılan sorunlar yüz binlerce liseli ve ailesini belirsizlikle yüz yüze bırakılması ile bitmedi. 11 yıllık icraatlarıyla adı egemen medyada bile “Yazboz Bakanlığı”na çıkan MEB, Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde de tüm lise yönetmeliklerini birleştiren ve içeriğini piyasacılığın ve gericiliğin belirlediği bir değişiklik yaptı. Yönetmelik değişimi karşısında liseliler #direnliseli ve #Millieği-

timbakanlığınıkınıyoruz etiketleriyle bir sosyal medya kampanyası başlattı. Liselilerin yerleştirme işlemlerinin belli olacağının duyurulduğu 9 Eylül günü İstanbul’da Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisleri ilçe milli eğitim müdürlüklerinin önündeydi. Veliler ve öğrenciler ilçe milli eğitim müdürlükleri önünde çevik kuvvet polisleri, sivil polisler, akrep ve TOMA’larla birlikte “kaos”la karşılaştı. Polisler, veli ve öğrencileri sözlü tacizlerle eve göndermeye çalışırken, liseye yerleşememiş olan öğrencilerin velileri imam hatip ve meslek lisesi tercihlerini seçmeye zorlandı.Eğitim Hakkı Meclisleri liselilere yönelik dayatmaları kabul etmeyeceklerini ilan ederek tüm liselileri ve ailelerini birlikte mücadele etmeye çağırdı. Eğitim Hakkı Dayanışması ise 10 Eylül’de İstanbul İl Eğitim Müdürlüğü önünde bir eylem düzenledi. AKP’nin eğitimi yıkıma uğratan politikalarına ve gerici, piyasacı 4+4+4 sistemine karşı eğitim hakkını savunmak üzere bir araya gelenler tarafından kurulan Dayanışma, “Ortaöğretimde seçeneksizliğe ve dayatmalara hayır” pankartı arkasında buluştu. Yapılan açıklamada MEB’in 4+4+4 dayatmasında olduğu gibi ortaöğretimde de öğrencileri ucuz işgücü olarak yetiştirmeyi

amaçladığını, ilçe milli eğitim müdürlüklerinde oluşturulan başvuru komisyonlarının adeta ikna odaları gibi çalıştığı vurgulandı. Adını Haziran İsyanı’na atıfla Taksim Dayanışması’ndan alan Eğitim Dayanışması bileşenlerini çoğaltmayı hedefliyor.

Yeni ortaöğretim yönetmeliği de AKP gibi

Gerici,cinsiyetçi, piyasacı A

KP’de her bakan bir öncekinin yaptığını değiştiriyor. Ama son ortaöğretim kurumları yönetmeliği değişiminde de görüldüğü gibi piyasacı, cinsiyetçi, gerici öz tüm değişikliklerde baki kalıyor. Ö⁄RENC‹ HAKLARI BUDANIYOR Yönetmelik okula devam zorunluluğunu özürsüzlük durumunda 10 gün, özürlü olarak 45 günle sınırlandırdı. Başarı puanını 45’ten 50’ye çıkardı. Öğrencilerin sınav notlarına mahkemede itiraz hakları ellerinden alındı ve okulda kurulacak bir komisyona başvuru zorunluluğu getirildi. Yönetmelik değişikliğine göre yurt dışında ilköğretimi bitiren ya da 9’uncu sınıfı tamamlayanların, Türkiye’de istedikleri liseye sınavsız nakil olabilmesinin önü açıldı. Disiplin yönetmeliğinde bir önceki yönetmelikte yer alan bütün yasak ve cezalandırma yöntemleri ağırlaştırılarak korundu. Gezi direnişinde liselilerin aktif kullandığı sosyal medya kullanımını engelleyici maddeler eklendi. P‹YASALAfiTIRMADA B‹R ADIM DAHA: OKULLAR HAYAT OLSUN Daha önce MEB ile belediyeler ve çeşitli bakanlıklar ile imzalanan protokolde “okullar hayat olsun” ismiyle anılan proje yönetmeliğe girdi. Okulların ticarethaneye dönüştürülmesinde önemli bir adım atıldı. Okulların hafta sonu, yarıyıl ve yaz tatilleri dahil olmak üzere gerektiğinde 724 açık bulundurulmasının, şartları uygun olan bütün okullardan bina, araç-gereç ve personel bakımından özel sektör ve belediyelerin tam gün, tam yıl yararlanıla-

bilmesinin önü açıldı. Okulların fiziki koşulları, donanım sorunları, öğretmen açıkları ile ilgilenmeyen AKP’nin yaptığı bu düzenleme ile çeşitli bahanelerle halen çocukların kullanımına yeterli düzeyde açılmayan okul alanları, önümüzdeki süreçte şirketlere ihale edilecek ve onlar aracılığıyla "işletilecek”. Bu düzenlemeye karşı çıkılmazsa okullarda özel kafeteryaların, paralı kursların açıldığını, teknoloji sınıflarının internet kafelere, çocukların spor alanı olan tüm okul bahçelerinin otoparklara dönüştüğünü, spor salonlarının, konferans salonlarının şirketlere kiralandığını yaygın biçimde görmek mümkün olacak. Üstelik tüm bu alanlarda öğretmenler ve eğitim personeli angarya çalışmaya zorlanabilecek. AKP’nin 4+4+4’le açığa çıkan okul ihtiyacı gerekçesiyle öne çıkardığı kamu-özel ortaklığıyla ise okulları yapan şirket, okullar içinde eğitim-öğretim hizmetleri dışındaki bütün hizmetlerin sunumunu ve ticari hale getirilen alanların işletilmesini çok uzun süreli olarak, örneğin 49 yıla kadar ala-

bilecek. KADIN DÜfiMANI AKP ÇOCUK GEL‹NL‹⁄‹ TEfiV‹K ED‹YOR Ortaöğretim Yönetmeliği’nde yapılan bir değişiklikle de çocuk yaşta evlilik bizzat MEB tarafından teşvik edilir hale geldi. Değişikliğe göre daha önce lisedeyken evlendiğinde okuldan kaydı silinen öğrencilerin kaydı artık silinmeyecek, evlendikleri zaman açık liseye nakledilecekler. Böylece çocuk gelinliğin önündeki zorlayıcı bir etmen daha AKP tarafından ortadan kaldırılmış oldu. 4+4+4’e karşı mücadelede bu sistemin çocuk gelinliği tetikleyeceğini söyleyenler haklı çıktı. Geçen yıl, 16-17 yaş grubunda evlenen erkek çocukların toplam evlenmeler içindeki oranı yüzde 0,3 iken, kız çocukların oran yüzde 6,7. Söz konusu yaşlarda 40 bin 428 kız çocuğu evlendi. Türkiye’de 2012 verilerine göre 181 bini aşkın

çocuk gelin olduğu ifade ediliyor. AKP 4+4+4’ün propagandasını yaparken zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmakla övünüyordu. Oysa kesintili eğitim sistemi çocukları örgün eğitimden uzaklaştırdı. Çocuk gelinleri, çocuk işçileri arttırdı. Kız çocuklarının okullaşma oranları eğitimin her kademesinde azalma gösterdi. İlkokula devam eden kız çocuklarının yüzde 6`sı açık ortaokullar da dahil olmak üzere, hiçbir ortaokula kayıt yaptırmadı. Ortaokuldan devam ederek mezun olan 66.067 kız öğrenci ise hiçbir ortaöğretim kurumuna kayıt yaptırmadı. 115.874 kız öğrenci doğrudan açık liselere kayıt yaptırdı. Eğitimde 4+4+4 dayatması sonucunda 181.851 kız çocuğu sosyal gelişimleri için son derece önemli olan liselerde eğitim almayı bıraktı. Durum bu iken yönetmelikte yapılan değişiklik evlere kapatılan ya da işe koşulan kız çocuklarının evlendirilmesinin teşvik edilmesi anlamına geliyor. ‹MAM HAT‹PL‹YE “MAHALLE GEZME” GÖREV‹ Yönetmelikte yapılan bir diğer düzenleme ile İmam Hatip Lisesi (İHL) öğretmenlerine mahalleyi gezerek, halkla ilişki kurma görevi verildi. Yönetmelikte adı geçen anadolu imam-hatip ve imamhatip lisesi meslek dersleri öğretmenlerine gerek ders saatleri

içerisinde, gerekse ders saatleri dışında olmak üzere şu görevler veriliyor: “Öğrencilerin mesleki becerilerinin geliştirilmesi için çevreyle ilişki kurmalarına rehberlik ederek mesleki uygulamalarının verimli olması yönünde çalışmalar yapması, dini konularda halkın bilgilendirilmesine yönelik faaliyetlere katılması” AKP dinci gericiliği toplumsal alanda örgütlemek üzere “imam hatiplilere” başvuruyor, imam hatip kadrolarını seferber etmeyi planlıyor. Üstelik bu faaliyeti yönetmelikle “yasal” kılıyor. OKULLARA ‹BADETHANE MEB’in yeni Ortaöğretim Yönetmeliği’nin 99. maddesinde, "Talep olması halinde ibadet ihtiyaçlarını karşılayacak uygun mekan ayrılabilir" ifadesi yer alıyor. Sünni İslamı tüm öğrencilere zorla dayatan, 4+4+4’le zorunlu din dersleri yanına seçmeli din derslerini ekleyen, derslerde kız çocuklarına türban taktırılmasının önünü açan, yüzlerce okulu imam hatiplere dönüştüren AKP şimdi de “her okula bir mescit” kampanyasını yürütüyor. Eğitim içeriğinin bilimsellikten uzaklaştırıldığı koşullarda eğitim mekanı olan okullarda da gerici baskı yoğunlaşacak. Geçtiğimiz yıl seçmeli olarak belirlenen din derslerinin zorla öğrencilere seçtirilmesi, türbanlı öğretmenlerin not dağıtımında türban takan öğrenciyi gözeteceğini ima etmesi gibi uygulamaların zorla mescitlere gönderme gibi örneklerle devam etmesi muhtemel. Aynı baskı eğitim emekçilerine yönelik olarak da yoğunlaşacak.

Türban kal›c› serbest k›yafet soru iflareti AKP’nin bir önceki Milli E¤itim Bakan› Ömer Dinçer “demokrasi ve özgürlük” söylemleri ile e¤itim alan›nda tek tip formaya dayanan k›l›k k›yafet yönetmeli¤ini kald›rm›fl, ayn› dönem “zorunlu” seçmeli din derslerine k›z çocuklar›n›n türbanla girmesinin önü aç›lm›flt›. A&G araflt›rma flirketinin bu dönemde yapt›¤› araflt›rmada, araflt›rmaya kat›lan velilerden, çocu¤u ilkokulda okuyanlar›n yüzde 81.3’ü, ortaokulda okuyanlar›n yüzde 82’si çocu¤unun okula “okul k›yafetiyle gitmesinden yana oldu¤unu” bildirmiflti. Birçok okulda veliler bu uygulaman›n türban›n önünün açmas›n›n yan›nda çocuklar aras›nda tüketim kültürünü teflvik edece¤i, ayr›mc›l›¤›n derinleflece¤i ve her gün çocuklara giydirecek k›yafet bulma zorunlulu¤unun aileler üzerinde maddi yükü artt›raca¤› gerekçeleri ile yönetmeli¤in kald›r›lmas› için imza toplam›flt›. “Dindar, kindar, itaatkar” olmayaca¤›z diyen liseliler yapt›klar› eylemlerle yeni k›l›k k›yafet yönetmeli¤inin özgürlük yalan›n› “bafla örtü, ete¤e ölçü” sloganlar›yla protesto etmifllerdi. Okullar›n aç›lmas›na say›l› günler kala “k›l›k k›yafet yönetmeli¤i”nin nas›l uygulanaca¤› tart›fl›l›rken AKP, yönetmelikte yeniden de¤ifliklik yapt›. Yeni de¤ifliklikte “velilerin yüzde ellisinden fazlas›n›n muvafakati al›narak ilgili e¤itim-ö¤retim y›l› için okul k›yafeti veya k›yafetleri belirlenebilir” denildi. AKP 30 A¤ustos’ta da konuyla ilgili bir genelge yay›nlad›. Buna göre birçok okulda formaya devam edilecek. K›l›k k›yafet yönetmeli¤i de¤iflikli¤inin tek gerçek amac›n›n “türbana” özgürlük oldu¤u bu de¤ifliklikle bir kez daha görüldü.

E¤itim ile bar›nma hakk› mücadelesi birlefliyor Deniz Gezmifl Park› Forumu’ndan e¤itim hakk› için imza kampanyas› K entsel dönüşüm projesi ile yıkım tehdidi altındaki Ankara Hıdırlıktepe-Atıfbey-İsmetpaşa mahallelerinde ilköğretim okullarının da yıkım kapsamına alınması, halkın barınma ve eğitim hakkı mücadelelerini birleştirdi. Halk 5 Eylül akşamı Hıdırlıktepe İlköğretim Okulu bahçesinde bir araya geldi. Okullarının yıkılmasının evlerinin de yıkılması anlamına geleceğini, hem evlerinin hem de çocuklarının geleceklerinin tehdit altında olduğunu söyleyen mahalleliler saldırılar karşısında

mahalleyi de okulu da fiili olarak savunacaklarını ifade ettiler. Toplantının ardından mahalleli hızla eyleme geçti. 6 Eylül’de

bir kez daha Hıdırlıktepe İlköğretim Okulu bahçesinde buluşan mahalleliler, yolu trafiğe kapatarak Ankara Valiliği’ne yürüdü. Veliler, “Gökçek şaşırdın, sabrımızı taşırdın”, “Vali buraya, hesap vermeye”, “Gökçek istifa”, “Okulumuzu istiyoruz” sloganlarıyla Valilik önüne geldi. Açıklamanın ardından mahalleliler arsından oluşan heyet, Vali yardımcısıyla bir görüşme gerçekleştirerek taleplerini dile getirdi. Mahalle halkı mücadeleye devam ediyor.

O

kul dönüşümleri sonucu oluşan sorunlara ve bu sene liseye başlayacak öğrencilerin açıkta kalmasına karşı Deniz Gezmiş Parkı Forumu bir imza kampanyası başlattı. İmza kampanyası kapsamında Site, Ayşık Veysel ve 1 Mayıs Mahalleleri’nde imzalar toplanacak. Toplanan imzalar 16 Eylül Pazartesi günü bir araya gelen öğretmenler, veliler ve öğrenciler tarafından ilçe milli eğitim müdürlüğüne verilecek. İmza toplayan öğretmen, veli ve öğrencilerin talepleri ise şöyle: Sağlık Mes-

lek Lisesi’ne dönüştürülen Eflatun Cem Güney İlkokulu’nun ilk veya ortaokul olarak mahalle sakinlerine iadesi; 30 Ağustos İlkokulu binası olan, fakat 30 Ağustos Kız Meslek Lisesi tarafından geçici olarak kullanılan binanın mahalle sakinlerine iadesi; Okul dönüşümleri kapsamında değişimleri yapılan öğrencilerin ulaşımının ücretsiz olarak sağlanması, yukarıda adı geçen mahalleleri kapsayacak sınavsız genel (düz) liselerin açılması.


8

EMEK 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

Türk-‹fl Genel Baflkan› Kumlu neden istifa etti? izim siyasi kültürümüzde bir yöneticinin durup dururken istifa etmesi görülmüş şey değildir. Başka bir kuruluş olsa medya vs. çevrelerin hepsi “örnek davranış” övgüleriyle Kumlu’yu göklere çıkartırdı. Ancak gerek hakkındaki yolsuzluk iddiaları gerekse de Türkİş’in üyeleri nezdindeki düşük itibarı, hemen herkesi “bu işin arkasında bir iş var” düşüncesine yöneltti. Kuşkusuz tam olarak bilemeyiz ne olduğunu. Polisiye bir araştırma yaparak kimin kiminle ne ilişkisi var diye araştıracak halimiz de yok. Biz meselenin işçi sınıfı mücadelesi açısından bir anlamı var mı yok mu ona bakmaya çalışalım. Gördüğümüz ve anlamaya çalıştığımız bölüm belki olayın tamamını anlamak için yeterli olmayabilir. Ancak bu olayda işçi mücadelesi açısından ilerletici bir yön var mı diye düşünmek ve onu bulmaya çalışmak düşer bize. Türk-İş’in sermaye sınıfı ve işveren olarak devletle girdiği ilişkilerin niteliğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Kurulduğu günden bu yana devletin ve sermayenin koltuk değneği vazifesi görmüştür. AKP iktidarı tıpkı diğer devlet ve “sivil toplum” kuruluşlarına yaptığı düzenleyici müdahaleyi Türk-İş’e de yaparak yönetim kurulunun oluşmasında doğrudan yer aldı. Bu sayede AKP döneminde işçi haklarına yönelik saldırılar karşısında Türk-İş sessiz kalmayı tercih etti. Özellikle Kumlu döneminde sendikalar ve toplu sözleşme kanunundaki değişiklik sürecinde aldığı tavır, Türk-İş üyesi sendikaların önemli kısmı tarafından da tepkiyle karşılandı. Dışarıdan bakıldığında emek hareketinin bu kadar durgun olduğu bir dönemde Türk-İş üzerinde kimin ne tür bir tasarrufta bulunmak isteyebileceği konusu anlamsız kaçabilir. Ancak 89 bahar eylemlerini yaşayanlar veya bilenler o dönemdeki dipten gelen dalganın Türk-İş Tufan bünyesinde ne tür değişiklikSertlek lere yol açtığını hatırlayacaktır.12 Eylül sonrası ölüm Dev Sa¤l›k-‹fl Yönetim Kurulu uykusunda olduğu sanılan işçi hareketi küçük damlalarla biriktirmiş ve zamanı geldiğinde yanardağ patlamasına dönüşmüş, milyonları aşan işçi kitleleri sokakları doldurmuştu. Bugünlerde de benzer bir sürecin öncesinde olduğumuz söylenebilir mi? Neden olmasın? Daha geçtiğimiz aylarda fırtına gibi esen “Gezi direnişi”ni öncesinde kim öngörebilirdi? Ve üstelik Gezi eylemlerine katılanların önemli bir kesiminin genç erkek ve kadın beyaz yakalı işçiler olduğu konusunda hemen herkes hem fikirken… İşçi cephesinde biriken öfkenin Gezi benzeri bir dinamikle harekete geçmeyeceğini kimse söyleyemez. Kuşkusuz bu hareketlenme 89 baharından farklı iç dinamiklerle gerçekleşecektir. Zira o dönemde 12 Eylül darbesinden kurtulan genç işçi önderlerinin bu hareketin örgütlenmesinde çok büyük payı vardı… Bugün Türk-İş içerisinde (veya genel olarak) bu tür niteliklere sahip işyeri önderlerinin olduğunu söylemek zor veya sayıları ve kendi aralarındaki organik ilişkilerinin bu tür bir süreci yönlendirecek nitelikte olduğunu söylemek imkansız gibi… Ancak öyle ya da böyle Türk-İş’in teslimiyetçi politikasına tepki gösteren ve bunu açıktan ifade eden çok kıymetli sendikal yapılar bulunmakta. Bunlar her fırsatta Türk-İş’in yönetimine talip olduklarını ifade ediyorlar. Böyle bir alternatifin sürekli canlı tutulması, Türk-İş kitlesi üzerindeki ölü toprağının herhangi bir sebeple Gezi benzeri bir silkinişle atılması sonucu, Türk-İş içerisindeki sendikal muhalefeti son derece önemli bir pozisyona getirebilecektir. Bizce Kumlu’nun istifa ettirilmesinde tam da böylesi bir korku devreye girmiştir. Böylece Türk-İş’in teslimiyetçi çizgisine bir “günah keçisi” bulunup günahlarından arındırılmaya çalışılmış gibi gösterilmeye çalışıldı. Yeni Başkanın da işe Zonguldak’tan başlaması iyi bir göz boyama operasyonu olarak manalı duruyor! Sonuç olarak “Gezi korkusu”, potansiyel tehlikenin olduğu tüm alanlarda sermaye ve iktidar çevrelerini bazı tedbirler almaya zorluyor. Ancak korkunun ecele faydası olup olmadığını hep birlikte göreceğiz.

B

Gökyüzü onlara yasak Kömür madenin dibinde gün ışığından yoksun çalıştırılan çocuklar Şırnak’taki iş kazasında ortaya çıktı. İşçiler sigortasız, kazada ölen Süleyman liseyi yeni bitirmişti

Ş

ırnak’ın Araköy mevkiindeki kömür madeninde 2 Eylül’de meydana gelen iş kazasında Mahmut İçkale, Süleyman Gökalp ve Hüseyin Bekçi hayatını kaybetti. Kazanın ardından Maden Mühendisleri Odası, bölgede yaptığı ilk incelemeleri kamuoyuyla paylaştı. Kazanın basamak kazı yerine dikine kazı yapılması nedeniyle meydana geldiği hem Maden Mühendisleri Odası hem de AFAD yetkilileri tarafından dile getirildi. Dikine kazı yapılmasının nedeni ise maliyetinin kayalıklı bölgede basamaklı kazıya göre daha ucuz olması. İşverenin “düşük maliyet” uygulamaları bununla da sınırlı değil.

ÇOCUK EME⁄‹ SÖMÜRÜSÜ YAYGIN Madendeki işçilerin tamamı sigortasız. Hayatını kaybedenlerden Hüseyin, 18 yaşındaydı, Süleyman da liseyi yeni bitirmişti. Şırnak’ta özel şirketlere ait madenlerde, bölgeye yakın köylerde yaşayanların sigor-

tasız çalıştırılması ve çocuk işçiliği oldukça yaygın. F.E (15) ve M.B (14) de Yusuf Cengizoğlu’na ait bu madende çalışıyor. Ayda 500 liraya çalıştırılan F.E, 6.00 17.30 saatleri arası madende. M.B de F.E gibi günde 11 buçuk saat çalışıyor. Ayda 300 li-

raya çalıştırılan M.B babasının sigortasından yararlandığını belirtiyor. Çocuk emeği sömürüsü, iş kazaları sonucu meydana gelen ölüm ve yaralanmalarda ortaya çıkıyor. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin bilgilerine göre ağustos

ayında çoğu mevsimlik tarım işçisi en az 19 çocuk iş kazalarında hayatını kaybetti. YEfi‹LKART KARA ÖLÜM Şırnak’ta son iki yılda madenlerde meydana gelen iş kazalarında 6 işçi öldü 3 işçi de yaralandı.

TAfiERON VARSA ‹fi KAZASI VAR Bölgedeki madenlerde sigortalı çalışanlar da var ancak bu noktada taşeron sistemi devreye girerek emekgücünü ya işveren açısından “maliyeti” ucuzlatıyor. Madeni satın alan işveren, maden alanını bölgelere ayırıp bu bölgeleri farklı şirketlere işlettiriyor. Bu şirketler genellikle madendeki formenlerin adına kurulmuş şahıs şirketleri oluyor. Bu yöntemle asıl işverenin vergi yükü hafiflerken, bölgeleri işleten firmalar 30’dan az işçi çalıştırarak işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı “masraflarından” da azad oluyor. Bu durum İş kazalarına davetiye çıkarıyor.

Tafleron iflçiler grevde madenler bofl E

ti Krom AŞ bünyesindeki taşeron şirketlerde çalıştırılan 600 işçi, 28 Ağustos günü “insanca yaşam” talebiyle greve çıktı. Türkiye’deki 79 krom ocağının büyük kısmı Guleman Havzası’nda bulunuyor. Bu nedenle eylem Türkiye krom üretimini de yakından ilgilendiriyor. Sendikaya üye olmayan işçilerin talepleri arasında “taşeron sistemine son verilmesi”, “güvencesiz çalıştırmaya son verilmesi”, “işçilerin Eti Krom AŞ’nin kadrosuna alınması” ve “çalışma şartlarının düzeltilmesi” yer alıyor. Eti Krom’daki işçiler 15 Ağustos 2012 tarihinde ve Mayıs 2011’de de iş

Elazığ Alacakaya’daki Guleman krom havzasında şirket yöneticilerinin akrabaları çalışıyor, çünkü işçiler grevde bırakma eylemleri yapmıştı. İşçiler bu eylemlerin tamamını maaşları ödenmediği için gerçekleştirmiş, kötü çalışma koşulları ve iş kazaları da eylemlerin temel hareket noktaları olmuştu. 4 Ağustos günü Guleman havzasındaki Karaca Madencilik’e ait krom ocağında meydana gelen iş kazasında bir işçi öldü, bir işçi de yaralandı. Bu iş kazası işçilerin tepkisini artırdı. Havzada 2012’den bu yana meydana gelen iş kazalarında basına yansıdığı ka-

darıyla 4 işçi öldü, 2 işçi de yaralandı. Nurfa Madencilik veTekin Madencilik gibi taşeron şirketler bünyesinde çalıştırılan işçilerin grevi sürerken asıl işveren Eti Krom AŞ Yönetim Kurulu bir açıklama yayımlayarak grevdeki işçilerin kendi işçileri olmadığını söyledi. Eti Krom AŞ’nin “bizim işçilerimiz değil” dediği işçilerin iş bırakmasının ardından üretim büyük ölçüde durdu. Taşeron şirket yöneticilerinin akrabaları maden ocağında çalışmaya başlasa da

kayda değer bir üretim gerçekleşmedi. ‹fiÇ‹LER HER GÜN TOPLANTI YAPIYOR İşçiler krom ocaklarının yakınında bulunan Elazığ Palu İlçesi’ne bağlı Naracan köyünde bir araya gelerek eylem sürecini birlikte örgütlüyor. Toplantılarda günün değerlendirmesi ve sonraki günün planı yapılıyor. İşçiler son olarak grevlerini Elazığ kent merkezine taşıdı. 6 Eylül günü Elazığ Merkez Postanesi önünde bir araya gelerek bir basın açıklaması yapan işçiler, kadro ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi taleplerini haykırdı.

Kazova işçileri patronsuz üretime geçti İstanbul Bomonti’deki Kazova işçileri işgal ettikleri fabrikada 31 Ağustos’ta üretime başladı

İ

stanbul’un merkezi bölgelerinden Mecidiyeköy’de lüks mağazaların vitrinleri süsleyen pahalı kıyafetleri seyrederken Bomonti yönüne doğru kıvrılıp yokuştan indikçe manzara değişiyor. Mağazaların yerini, o mağazalarda sergilenen kıyafetlerin üretildiği atölyeler alıyor. Geceleri hayalet şehre dönen bölgede bulunan İyiniyet Sokak’ta koca bir pankart ve bir direniş çadırı göze çarpıyor. Kazova işçileri 28 Haziran’dan itibaren işgal ettikleri fabrikada 31 Ağustos’ta kendi imkanlarıyla üretime geçti. Beş katlı fabrikanın şimdilik tek katındaki bir bantta üretime geçen işçiler ,ilerleyen günlerde tam kapasiteyle üretime geçmeye hazırlanıyor. İşçilerden Bülent, hedeflerini “Kaliteyi halka ucuza vereceğiz” diyerek anlatıyor. Başbakan Erdoğan’ın giydiği kazakları üreten Kazova işçileri dışarıda etiket fiyatı “sadece 199 lira” olan kazakları 30 liraya satacaklarını söylüyor. İşçiler, üretim sürecini kurmayı planladıkları bir kooperatifle sürdürmeyi planlıyor. “Çalışmak isteyen herkese kapımız açık” diyen Yaşar usta üretime geçme sürecini anlatıyor:

Konya Altınoluk Ambar’a Nakliyat-İş direnişle girdi Konya’da Nakliyat-İş üyesi olduğu için işten çıkarılan Altınoluk Ambar işçileri bir buçuk günlük bir direnişle işlerine sendikalı olarak geri döndü. İşçiler Nakliyat-İş’e üye olmaya başlayınca işveren, örgütlenmeyi engellemeye çalıştı. İşçileri başka işkolunda firmayı değişik isimlerle gösterdi. Bu da olmayınca 2 Eylül’de Nakliyat-İş üyesi bir işçiyi işten çıkardı. İşçiler, işten çıkarma karşısında “arkadaşımız geri alınmazsa biz de çalışmayız” dedi ve 3 Eylül günü

Bölgede sigortasız çalıştırmanın yaygın olmasının nedenlerinin başında AKP’nin sağlık sistemi geliyor. 100 bine yakın nüfusu olan Şırnak’ta 2010’daki bilgilere göre kentin yüzde 48’i yeşilkart sahibi. Yeşilkartın sağladığı sigorta imkanları, işe başlayınca yapılan sigortadan daha geniş olduğu için bölge halkı sigortasız çalışmaya teşvik ediliyor.

ALP TEK‹N BABAÇ

işveren tüm Nakliyat-İş üyelerini işten çıkardı. İşçiler bunun üzerine işyeri önünde direnişe geçti. İşveren, direnişe bir buçuk gün dayanabildi ve 5 Eylül’de işten çıkarılan tüm işçileri işe geri almak ve sendikayı kabul etmek zorunda kaldı.

“Fabrikaya girdiğimizde makinelerin çoğunun kaçırıldığını gördük. Daha sonra fabrika içinde paketlenmiş durumda tamamlanmamış kazakları fark ettik ve o kazakları tamamlayıp satarak geçimimizi sağlamaya başladık. İlerleyen günlerde bu kazakların parasıyla üretim gerekli malzemeleri almaya başladık ve üretime geçtik.” Ütü ve yıkama bölümlerindeki makineler patron tarafından kaçırıldığı için bu işlemler şimdilik dışarıda yaptırıyor. PATRONA Ç‹FTE KL‹MA, ‹fiÇ‹YE CEHENNEM Fabrikayı gezerken patron ve adamlarının klimaları ve vantilatörleri sökmediği gözümüze çarptı. Yöneticilerin günde sadece yarım saat yemek yedikleri özel bölmede yer alan iki klima ile işçilerin ütü yaptığı ve zaman zaman termometrenin 60 dereceyi gösterdiği ütü bölümüne konulan 3-5 vantilatör ayrımcılığın kanıtıydı. Beş katlı fabrikada asansör vardı ama çalışmıyordu. İşçiler asansörün hiçbir zaman çalışmadığını ve yükleri merdivenden çıkardıklarını söyledi.

Direnifl, iflgal, üretim Kazova iflçiler ocak ay›nda iflten ç›kar›ld›. fiubat’ta eylemlere bafllayan iflçiler, fabrikada malzemelerin kaç›r›ld›¤›n› duymalar› üzerine 29 Nisan günü Bomonti’deki fabrika önünde direnifl çad›rlar›n› kurdu. Patronlar Ümit Somuncu ve Mustafa Somuncu ile alacaklar› konusunda görüflmelerini sürdüren iflçiler direnifl boyunca patronlar›n evlerinin önünde de eylemler yapt›. ‹flçiler fabrikan›n içine

DİSK’in kırmızı çizgileri ‘İşçi sınıfının insanca yaşam talepleri DİSK’in kırmızı çizgileridir!’ Çalışma Bakanı Faruk Çelik’le görüşen DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu işçi haklarına yönelik düzenlemeler konusunda hükümeti uyardı. Güvencesiz çalıştırma koşullarını derinleştirecek özel istihdam bürolarının, taşeron sisteminin, noter şartının, i��kolu ve işyeri barajlarının kal-

dırılması, kıdem tazminatı hakkı, grev hakkının kayıtsız şartsız tanınması, sendikaların yetkiyi devletten değil işçiden aldıkları bir çalışma yaşamının tesis edilmesi, sendika seçme özgürlüğü ve işçilerin iradesinin tanınması için işyerlerinde referandum yapılmasının DİSK’in “kırmızı çizgileri olduğunu belirten Beko, bu çizgilerin sadece DİSK’in değil tüm işçi sınıfının kırmızı çizgileri olduğunu söyledi.

girdiklerinde malzemelerin büyük k›sm›n›n kaç›r›ld›¤›n›, kalanlar›n da kaç›r›lmak üzere paketlendi¤ini gördü. Patronlar, fabrika önünde direnifl bafllay›nca iflas bildirimi yapt› ancak müfettifller yüksek kârlar elde eden firman›n bir günde iflas edece¤ine inanmad›. Patron Somuncu fabrikan›n binas›n› satt›. ‹flçiler de hiçbir olumlu yan›t alamay›nca 28 Haziran tarihinde fabrikay› iflgal etti.

Direnişi engellemek için ağaç kesen patron İstanbul Kazlıçeşme’deki Punto Deri’de fabrika yönetimi, Deri-İş öncülüğünde sürdürülen direnişi engellemek için ağaç kesti. Deri-İş’e üye oldukları için işten çıkarılan iki işçinin 12 Ağustos’ta başlattığı direnişe toplumsal muhalefet bileşenlerinin desteği her geçen gün artarken işverenin baskıları da arttı. Punto Deri, direnişteki işçileri yıldırmak için işçilerin beklediği kaldırımdaki ağaç kesildi. Kesilen ağacın yerine Punto Deri’ye ait bir araç

getirildi. İşveren daha önce işçilerin beklediği alana zift dökmüş, kaldırım dubalarını kesip araçlarla direniş alanını işgal etmişti. Punto Deri işçileri 12 Ağustos’ta fabrika önünde çadır kurarak direnişe geçmişti.


9

SERMAYE 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

fiimflek’in masallar› BEDAfi’›n gerçekleri UMAR KARATEPE

“Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülen faaliyet ve projeler, piyasanın serbestleşmesine, rekabetle birlikte vatandaşa sunulan hizmet kalitesi artarken hizmet veya mal fiyatının ucuzlamasına, üretim ve istihdamın artırılmasına katkı sağlamaktadır. Bu çerçevede özelleştirmeyi sadece özelleştirilen şirketlere bakarak dar kapsamlı olarak değerlendirmemeli, orta ve uzun vadede verimliliği, istihdamı, hizmet kalitesi ve fiyatı ile tüketici memnuniyetini olumlu olarak etkileyen bir olgu olarak değerlendirmeliyiz.” Bu satırlar Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın 2012 faaliyet raporunun, Mehmet Şimşek imzasıyla yayımlanan sunuş yazısında yer almaktaydı. Nisan 2013’de yazılan bu yazının ne kadar palavra olduğu 4 ay sonra tescillendi. Cengiz-Limak-Kolin ortaklığına satılan Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ’de (BEDAŞ) yaşananlar, özelleştirme ile hizmet kalitesinin artmadığını, aksine büyük bir düşüşe yol açtığını, mal fiyatının ucuzlamadığını aksine arttığını, istihdamın da iddia edilenin aksine mümkün olduğunca azaltıldığını gözler önüne serdi.

keti devralan ortaklığın ilk işi işçi çıkarmak oldu. BEDAŞ’ta taşeron şirket aracılığıyla çalıştırılan yüzlerce işçinin işine son verildi. BEDAŞ işçilerinin Enerji-Sen öncülüğünde yürüttükleri direniş sonucu işçiler parça parça işe alınmaya başlandı. Ancak Cengiz-Limak-Kolin ortaklığının şirketi satın alırken aldıkları kredileri ödeyebilmesi için verili işi mümkün olduğunca az işçiye yaptırması gerekiyor. Şirket bunu başarmak için performans kriterleri ve işçilerin dağıtım bölgelerindeki her hareketini takip edecek teknik ekipmanlar getiriyor. Kimi bölgelerde işçiler akşam 8’e kadar çalışmaya zorlanıyor. H‹ZMET B‹R FELAKET Özelleştirmelerdeki iddiadan biri de özel sektörün hizmetleri daha kaliteli sunacağı idi. Ancak BEDAŞ’ta bu da olmadı. Tecrübeli işçiler işten çıkarılınca arıza, enerji açma-kesme, sayaç okuma hizmetlerinde çok ciddi sıkıntılar yaşanmaya başlandı. Uzun süre hizmetlerin aksaması üze-

‹LK ‹CRAAT ‹fiTEN ÇIKARMA Mehmet Şimşek’in iddialarının aksine, BEDAŞ’ın özelleştirilmesinin ardından şir-

Son iflçi al›nana dek

Dopingli büyüme 2013 yılı ikinci çeyrek büyüme oranları 10 Eylül’de açıklandı. Yüzde 3.5 civarında beklenen oran yüzde 4.4 olarak açıklandı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Tüm olumsuzluklara rağmen yakaladığımız büyüme trendi yadsınamayacak derecede önemli bir başarıdır" dedi. Ancak, katkılara baktığımızda tamamen özel tüketime ve kamu harcamalarına dayalı bir büyüme karşımıza çıkıyor. Özel tüketim geçen yıla kıyasla yüzde 5.3 artmış. 4.4’lük büyümenin 3.4 puanı bu kalemden kaynaklanıyor. Kamu harcama artışı ise çok yüksek, yüzde 15.5. Katkısı 2.2 puan. Radikal’den Seyfettin Gürsel, büyüme hikayesini şöyle ele aldı: “İç talebe dayalı, üstelik özel kesim yatırımlarının düştüğü dengesiz ve de kısa soluklu olmaya mahkum bir büyüme söz konusu. Bu bakımdan cari açıkta gözlemlenen artış şaşırtıcı değil.”

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Kamerhatun Mahallesi Tarlabafl› Bulvar› Caddesi No: 117/6 BEYO⁄LU/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer ART Matbaac›l›k, Türker Saltabafl, ‹stasyon Mah. 242 Sk, No:32 Kartepe / Kocaeli (0262 373 45 03) editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.

rine apar topar işe alınan yeni personel, sayaçtan kesme işlemlerini beceremeyince sayaçlara giden kabloları ortadan kesmeleri söylendi. Kimi yerlerde yanlış sayaçlarda kesme işlemleri yapıldı. İstanbul’un Avrupa yakasında uzun süre sayaç okuma yapılamadı. Bunun bir nedeni çok sayıda personelin işten çıkarılması, sendikalı işçilerin yerine düşük ücretlerle işe alınanların çalıştırılmasının sendikalı işçilerce engellenmesiydi. Sonuç olarak BEDAŞ özel sektöre geçince bazı sayaçlar 4050 gün okunamadı ve faturalar normalden kabarık gelince bu durum basına da yansıdı. BEDAŞ sorunun nedenini “bayram” olarak açıklasa da gerçek nedenin işten çıkarmalar sonucu yaşanan kriz olduğu biliniyor. 3 Eylül’de de Bağcılar-Kabataş arasında bulunan tramvay hattının Pazartekke durağında 09.30 sıralarında tramvaya enerji sağlayan tel koptu. Arızanın saatlerce düzeltilememesi sonucu tramvay çalıştırılamadı, İstanbul’un en yoğun hatlarından bi-

BEDAfi iflçileri, iflten atmalar› ve ifl kazalar›n› protesto etmek için BEDAfi önünde olmaya devam ediyor. 5 Eylül’de yap›lan bas›n aç›klamas›nda, iflten at›lan iflçilerden 59'unun ifle geri al›nd›¤› duyuruldu. Eylemde konuflan Enerji Sen Baflkan›

rinde yolcular diğer toplu taşıma araçlarına yönlendirildi. Enerji-Sen konuya dair yaptığı açıklamada özelleştirmenin sonuçlarını ve işten çıkarılan yüzlerce işçinin eksikliğini gündelik yaşamımızda ve her alanda görmeye devam edeceğimize dikkat çekti. ‹fi GÜVENL‹⁄‹ ALLAH'A EMANET Özelleştirmenin ardından iş kazaları haberleri de arka arkaya gelmeye başladı. 3 Eylül’de Beyoğlu Arıza Bakım İşletmesi’nde yaşanan iş kazasında iki işçi yaralandı. Şahabettin Erdem ikinci derece yanık nedeniyle tedavi altına alınırken, Rıza Göktaş isimli işçi hastanede ayakta tedavi edildikten sonra taburcu edildi. Enerji-Sen bu iş kazasının 10 bin vatlık enerjiye, en basit tornavida, pense gibi malzemeler bile olmadan girildiği için yaşandığını açıkladı. Konuya dair görüşlerini aldığımız EnerjiSen Genel Başkanı Ali Duman’a göre işten çıkarılan işçilerin eksikliği nedeniyle artan iş yükü, bu iş kazalarının yaşanmasının en önemli sebebi.

Ali Duman, d›flar›da tek bir iflçi kalmayana dek mücadelelerini sürdüreceklerini duyurdu. ‹flçiler, ifl cinayetlerinin ve yaralanmalar›n önüne geçilmesi için, iflçi sa¤l›¤› ve ifl güvenli¤i tedbirlerinin eksiksiz flekilde al›nmas›n› talep etti.

AKP, silahı öldürmeyi iyi bilenden alıyor M

akine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) 3 Eylül’de Deniz Ticaret Odası'na yazdığı yazıda 1 adet 20’lik ve 1 adet 40’lık konteyner içinde 31 bin 508 adet tank mühimmatı parçasının taşınacağını ve bu nedenle ihale açtığı belirtti. Söz konusu yazıda İsrail Military İndustries (I.M.I) fabrikasından teslim edilecek mühimmatın sevke hazır olduğu, İsrail Haifa limanından İstanbul’a taşınacağı ve yükün tehlikesiz olduğu belirtilerek taşıma ile ilgili şartlar yazıldı. Oysaki Türkiye, Mavi Marmara olayından sonra İsrail’den silah alım anlaşmalarının askıya alındığı açıklamıştı. Milli Savunma Sanayii Müsteşarı Murat Bayar, Nisan 2011’de yaptığı basın açıklamasında, “Artık İsrail’den silah almıyoruz. Bugünden sonra yeni anlaşmalar yapmıyoruz. Geçmişten kalan küçük parçalara dönük alımlar var sadece. Modernizasyonla ilgili şeyler. İsrail’e silah konusunda da ‘one-minute’ dedik. Aramızda sorun olduğu da doğru. Bağlantı kurmak istiyorlar. Ancak başka ülkelerle bağlantılarımız genişledi. Birçok ülke ile çalışmamız var ama İsrail ile yok” şeklinde konuşmuştu. MKE’nin ihalesi ile İsrail’e hiçbir zaman “one-minute” denilmediği ortaya çıktı. Ayrıca, SIBAT Başkanı

BEDAŞ’ta bir diğer kaza da 6 Eylül’de yaşandı. Ayrıca şoförlerin işten çıkarılması da ciddi sorunlar doğuruyor. Seyrantepe’de aydınlatma arızası nedeniyle bölgeye araçlarıyla giden ekip bir kaza yaptı ve araç bir binaya girdi. BEDAŞ’a ait olmayan, ucuza getirmek için kiralanan aracın muayenesinin geçmiş olması ve bakımsızlığının yanı sıra, tecrübeli şoförlerin işten çıkarılması da kazalara davetiye çıkarıyor. Zira arızalara müdahale araçlarını, bu konuda bir tecrübesi olmayan teknisyenler kullanıyor. BEDAŞ gibi tekel durumunda olan bir şirketin özelleştirilmesinin, bu kurumun kar amacı güden bir işletmeye dönüştürülmesinin hizmetlerde kalite ve istihdam yaratmayacağı açıktı ve bu olacaklar konusunda hükümet ilgili sendika ve meslek örgütlerince defalarca uyarılmıştı. Özelleştirmenin bir diğer sonucu olarak da hizmetlerin giderek daha fazla pahalılaşacağını öngörmek de o kadar zor değil.

MKE’nin açtığı taşıma ihalesiyle AKP’nin İsrail’e karşı tutumunun sahte kabadayılıktan ibaret olduğu ortaya çıktı General Avieli, Temmuz 2013’te Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada da silah ihracatının hiç durmadığını söylemişti. Avieli, “Türkiye’ye yapılan silah ihracatı hiçbir zaman durmadığı gibi, İsrail devletinin çıkarları korunarak devam etmektedir. Geçmiş yıllardaki ilişkilerin aynen devam etmediği doğrudur. Ancak rakamlara bakılırsa Türkiye’ye yapılan silah ihracatı hiç

bir zaman sıfır olmamıştır” şeklinde konuşmuştu. Avieli, İsrail savunma sanayinin 2012 yılında ağırlıklı olarak Asya-Pasifik ülkeleriyle Azerbaycan gibi yeni ve güçlü alıcılar sayesinde krizi aştığını İsrail’in son dönemde, özellikle Türkiye, Vietnam, Malezya, Endonezya’daki büyük savunma sanayi ihalelerini almak için yoğun çaba gösterdiğini de sözlerine eklemişti.

Ekonomi yönetimi ‘kıran kırana’ Merkez Bankas› Baflkan› Erdem Baflç›, dolar›n 2 liray› aflmas›n›n üzerine "Belini k›raca¤›z" demiflti. Baflç›'n›n bu yorumuna ve Merkez Bankas›'n›n dövize müdahale biçimine Ekonomi Bakan› Zafer Ça¤layan'dan elefltiri geldi. Ça¤layan, ''Bilek gürefli yapman›n anlam› yok" dedi. “Merkez bankas› yaklafl›k 6 milyar dolar piyasaya müdahalede bulundu ama döviz fiyatlar› sadece 1 kurufl geri gitti” diyen Ça¤layan, "Merkez Bankas›’n›n flu anda dövize bu flekilde müdahalesini do¤ru bulmuyorum. Bilek gürefli yapman›n anlam› yok. Merkez Bankas›’n›n gücünü kudretini test etmek isteyenlere de f›rsat vermenin de bir anlam› yok” fleklinde

konufltu. Ça¤layan, “Bugün bulunmufl oldu¤umuz rakamlar›n da ben kal›c› olmad›¤› kanaatindeyim ancak Merkez Bankas› Baflkan› kadar da iddial› konuflamam. Yani bunu 1,92'ye gelir bunu burada tutar›z. ‘Elini k›rar›z, belini k›rar›z’ ifadesini ben kullanamam” dedi. MERKEZ BANKASI NE DEM‹fiT‹? Merkez Bankas› Baflkan› Erdem Baflç›, dolar›n 2 liray› aflmas› üzerine 26 A¤ustos’ta “Y›lsonunda dolar 1.92 TL veya alt›nda olmazsa gelin hesab›n› bana sorun” diyerek ‘dolar›n belini k›racaklar›n›’ söylemiflti. Baflç› 10 Eylül’de yapt›¤› konuflmada, "Aç›klamalar›m›n arkas›nday›m. Dolar/TL kuru y›lsonunda 1,92 olacak" dedi.


10

KİBELE/SÖYLEŞİ 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

Gezi tutsağı Elif’e ince arama Gezi tutklusu Elif, gardiyanların ince arama işkencesine direniyor. Kadınlar hem Elif’e özgürlük istiyor hem de gözaltında hapishanede tacize ve tecavüze karşı Elif’le birlikte ses çıkarıyor Yeni Demokrat Kadın’dan Elif Kaya, 23 Haziran’da Gezi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Elif, tutuklanarak Şakran Cezaevi’ne götürüldüğünde gardiyanlar tarafından “ince arama” adı altında işkenceye maruz kaldı. Elif direndi. Bu nedenle 1 aylık görüş cezası verildi. Elif, konuyu gündeme taşımak için gazetecilere yazdığı mektupları cezaevindeki engellemeler nedeniyle ulaştıramadı. Yönetim mektuplarda tacizin anlatıldığı bölümleri ka-

ralayıp, Elif’e geri verdi. Tacizler sürdü. Gardiyanlar Elif’i “Artık aramaya alışmışsındır", "Aramak iyidir", "Sizlerin nerelerinize neler sakladığını iyi biliriz biz" diyerek taciz etti. Elif uygulamaya yeniden direndiği için ikinci defa görüş cezası aldı. Elif tek değil. Türkiye’de onun gibi yüzlerce kadın gözaltında yasal olmamasına rağmen ince arama dayatması yapılıyor. İnce arama işkencesi hapishanelerde de sürüyor. “Üst araması” tanımının yasal olarak ke-

sin sınırlarının çizilmemesi nedeniyle de uygulamada pek çok insan hakları ihlali yaşanıyor. Özellikle kadınlara dönük “ince arama saldırısı” doğrudan cinsel taciz, sindirme, korkutma niyetleri ile gerçekleştiriliyor. Haziran İsyanı’nda kadınlar sistematik olarak polisin cinsel saldırılarına maruz kalmış, ince arama dayatması yaygınlaştırılmıştı. Ancak Elifler direniyor. Gözaltında, hapishanede ince aramaya karşı ses çıkarıyor.

Elif’ten mektup var! S

abahın erken saatlerinde bir baskın bekliyorsun önce. Sonra gözaltına alınma sahneni. Dışarıdaysan yani kalabalık içerisindeysen şanslısın. Çünkü kafada dipçik olmuyor genelde. İşte en fazla yerde sürükleniyorsun, biraz darp ediliyorsun. Gizlice kulağına birkaç tehdit fısıldanıyor. Ama baskını evinde karşılıyorsan durum her zaman bu kadar iyi olmuyor. Kapıyı açtığında tanımadığın bir kalabalıkla karşı karşıyasın. Ve işte tanışma süreci… “Yat yat yat” diye bağıran, kafana dipçiği

dayayan “güvenlik memurları”. Sonunda malum arama süreci başlıyor. Bazen kameralar kaydediyor aramayı, o anlarda muazzam bir kibarlık, alınanbakılan her şey alındığı yere alındığı şekliyle koyuluyor. Kameranın kayıtta olmadığı anlarda ise küfürler, hakaretler, tehditler eşliğinde her şey talan ediliyor. Ve arama sonlanıyor. Sonra gözaltı süreci başlıyor. Polisler, savcılar, hâkimler… Sana yöneltilenleri duyduğunda kendini tutamayıp gülmekten

Yeni Demokrat Kad›nlar Gezi direnifli tutuklusu Elif Kaya'n›n ‹zmir-fiakran Cezaevi'nde gardiyanlar›n cinsel tacizine ve ç›plak arama iflkencesine maruz kalmas›na iliflkin Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yapt›. 3 Eylül’de ince arama iflkencesine karfl› aç›lan davan›n ilk duruflmas›nda ‹zmir Kad›n Platformu bir eylem yaparak “Diren Elif” dedi.

“korktuğun” sorular. Tabii bütün bunlar prosedüre uygun olsun diye, ne derler “adet yerini bulsun” diye yapılıyor işte. Tabii biz o sırada “ne gerek var bu kadar prosedüre” diye düşünüyoruz. Biraz bedensel yorgunluktan ama esasında yeni bir alana gitmenin heyecanından ve yarattığı meraktan “bir an evvel gideyim hapishaneye” diyorsun. Sonra bütün prosedürler bitince tanıdık-tanımadık bir sürü sesin oluşturduğu slogan sesleriyle ve alkışlarla uğurlanıyorsun. Birbirine zıt iki karşılama töreni Hapishaneye varıyorsun. Orada da iki karşılama töreni seni bekliyor. İlki hapishanenin hazırladığı tören. Takdir edersiniz ki bu pek hoş bir karşılama olmuyor. Ama esas olan diğeri zaten. O da kalpleri seninle atanların hazırladığı dostane bir “tören” işte. Yeni gelen her tutsak eskilere de heyecan, buruk da olsa bir parça da mutluluk kaynağı oluyor. Hapishanenin bütün rutini kısa bir süreliğine bozuluyor. Tanıma, anlama, algılama süreci başlıyor. Nedenini uygulayanların da çok fazla anlamadığı bir sürü prosedür burada seni bekliyor. Sonra geçmiş olsun, hoş geldin gibi gelmeye başlıyor. Bunlar önemli bir motivasyon kaynağı oluyor zaten. Sonra burayı hem fiziksel hem de psikolojik olarak olmak istediğin yere çevirme çalışmaları başlıyor. Bir tek buna engel olmayı başaramıyorlar zaten. Fiziksel ya da psikolojik olarak her türlü işkenceyle karşılaşman muhtemel. Dışarıda akıp giden hayattan ve mücadeleden seni koparmak için hapisha-

Berkin uyanacak! TUBA GÜNEfi

Berkin 16 Haziran’da gaz fişeği ile başından vuruldu. Yüzbinlerce kişi, o günden beri yoğun bakımda olan 14 yaşındaki Berkin’in “uyandı” haberini bekliyor. Ama en çok ailesi. Çapul TV’nin, Baba Sami Elvan’la yaptığı söyleşiden alıntılıyoruz. Neler oldu seksen beş günde? Seksen beş gündür bizim hayatımız karanık içinde. Yani, hep hastanedeyiz, her gün Berkin'in uyanmasını bekliyoruz, inşallah en kısa sürede de uyanacak. Hep umudumuz o yönde. Kalkacak, birlikte olacağız çocuğumuzla, birlikte olacağız onu temenni ediyoruz. Sabah geliyoruz, akşam burdayız, öğlen burdayız, hep Berkin'in yanındayız zaten. Dualarımızla, gücümüzle, moralimizle onu kaldıracağız. 16 Haziran'da ne oldu Berkin'e? 16 Haziran'da, Okmeydanı'nda çok büyük bir kargaşa vardı. Gezi eylemleri esnasında Berkin'e gaz fişeği isabet etti. Seksen beş gündür Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatıyor, acil yoğun bakımda. Her gün haberini almak için öğleyi bekliyoruz, öğle saatini 12.00 - 13.00 arasını. O saatte yanına girip, olanları bitenleri Berkin'e anlatmaya çalışıyoruz. Ona güzel şeyler anlatıyoruz, her gün bu şekilde devam ediyoruz, seksen beş gündür hayatımız böyle devam ediyor. O k m e y d a n ı G e z i e y l e m l erinin en güçlü olduğu yerlerd e n b i r i s i y d i . S i z d e O k m e ydanı'nda yaşayan b i r i s i v e d i renişçi olarak biraz Okmeydanı'ndaki hali anlatır mısı nız? Okmeydanı’nda zaten 15

Berkin’in 2009’daki Okmeydan› Halkevi Yaz Okulu’ndan bir foto¤raf›.. Haziran'dan önce de vardı o olaylar ama o gece daha farklı bir geceydi. O gece, kimse evlerinde değildi zaten çoluk çocuk herkes dışarıdaydı. Benim çocuklarım da dışarıdaydı herkesin olduğu gibi. Ama bu bizi vurdu, bu bizi değil başka birisini de bulabilirdi. On dört yaşında bir çocuğun başına isabet etti. Berkin normalde sade bir vatandaş, sade bir vatandaşın çocuğu. Herhangi birisinin de çocuğu olabilirdi bu. O gece başına isabet ediyor sabaha karşı. Geliyoruz buraya hastaneden öğreniyoruz. İki defa ameliyat oldu aynı gün içinde. Şu an uyanacağı günü bekliyoruz. Zaten uyandığı zaman bizim Berkin'in yeniden doğacağını, bizim bayramımız olacağını biliyoruz. Biz ne bayram yaşadık ne bir özel gün yaşadık hep hastanede geçirdik. Bundan sonrası bizim için iyi

olacak. Berkin'le birlikte olacak. S ağlık durumu nedir? Şu an Berkin'in bilinci kapalı. Gözleri açık, çok ufak ufak refleksleri var, yok değil. Biz hissediyoruz bizi anladığını, bizi duyduğunu. Yanına girdiğimizde konuşuyoruz onunla. Bizim geldiğimizi anlıyor veya biz öyle anlıyoruz, biz öyle hissediyoruz ama biz Berkin'i kaldıracağız burdan. Ayrıca bütün hastanedeki doktorlara, hemşirelere, çalışan bütün personel arkadaşlara, hepsine ayrı ayrı teşekkür ederiz. Onlar Berkin için her türlü fedakarlığı yapıyorlar, ona inanıyoruz. Sağlık emekçileriyle i l i ş k i n i z n a s ı l? Hepsi, inanıyoruz ki Berkin'e dört elle sarılıyorlar. Onların emeğini ödeyemeyiz karşılığını veremeyiz, gerçekten veremeyiz.

Sağlık çalışanlarının çaba sı bir yana bir de hastaneden t a h l i y e e d i l m e k i s t e n d i B e rkin. Onunla ilgili ne oldu ne bitti anlatır mısınız? O zaman geçti, şu an Berkin'in tedavisi burada devam ediyor. O konuda söyleyecek bir şey yok. Ö ğretmenleriyle görüşebildiniz mi, onlar ne diyorlar ? Tabii ki. Öğretmenleriyle her zaman görüşüyoruz... Berkin bu sene sekizi bitirmişti, liseye başlayacaktı ama başlayamadı işte. İnşallah kalkacak, başlayacak diyoruz eğitimine kaldığı yerden. Size gelmeden önce Twitter'daki Çapul TV hesabından sorduk, “Berkin'in ailesine ne soralım” diye, “En çok hangi dersi seviyor?” diye soran oldu. Onun kitaplarını getirecekmiş. En çok hangi dersi seviyordu

nenin her gün yeni bir keyfi uygulamasıyla karşılaşabiliyoruz. Ama bütün bu çırpınışları nafile. Yine de başarıyoruz; gökyüzüne dikenli çerçeveden bakarken yıldızların en çok ve en net göründüğü yerdeymiş gibi hissetmeyi, havalandırmada en fazla 15 adımdan ibaret yürüyüşleri yaparken, uçsuz bucaksız ormanlarda yapılan uzun yürüyüşlerdeymiş gibi hissetmeyi ve öğreniyoruz bütün bu karanlığı bilincimizin ışığıyla aydınlatabiliceğimizi. Bu anlarda daha net anlıyoruz, bir insan ömrüne eşdeğer süreyi bu mekânlarda geçirebilenlerin, hapishaneye ilk girdiklerinde taşıdıkları umudu nasıl büyüterek buralardan çıktıklarını. Yarın çıkacak gibi umutlu, uzun yıllar kalacak gibi planlı… Yaşanılmaz, düşünülmez kılmak, bütün güzelliklerden soyutlamak için özel olarak hazırlanmış bu yerlerde, yaşamayı, düşünmeyi, paylaşmayı, üretmeyi öğrendiğinde burada geçirdiğin zamanı bedenlerimizin değil bilinçlerimizin özgürleşeceği günlere yaptığın hazırlıklar başlıyor. Sonra “sanki yarın çıkacakmış gibi umutla ama uzun yıllar kalacakmışsın gibi planlı-programlı yaşamaya” başlıyorsun. Bütün bunlara bir de Taksim ayaklanması gibi tarihi bir sürecin tutsağı olma durumun eklenince, daha başka bir coşku sarıyor her yanı, umutlar başka bir tonda yeşeriyor. Dışarıdan gelen sesleri daha net duyuyoruz şimdi. Fısıldamıyor, olan gücüyle haykırıyor: “Bu daha başlangıç mücadeleye devam.” Bu sloganı bir yerden hatırlıyoruz,

kısa bir süreç önce meydanlarda milyonlarca insanla birlikte haykırdığımız bizim sloganımız. Demek ki şu an yalnızca biz atmıyoruz bu sloganı, mekânlar farklı ama yine aynı anda aynı sloganı atıyoruz. Gerçekten hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Gezi direniş ruhu karalayamazsınız Tutuklanmamızın üstünden 2 ayı aşkın bir süre geçti. Bu arada birkaç gazetede, dergide benim gibi Gezi tutsağı arkadaşlarımın, mektuplarına, mesajlarına rastlıyorum ve coşkuyla okuyorum. Ben de daha önce defalarca size kendi ağzımdan bir şeyler söyleme girişiminde bulundum. Bazen de diğer Gezi tutsağı kadın arkadaşlarla birlikte bir şeyler söylemeye çalıştık. Maalesef yazdıklarımız hapishane duvarlarını aşmayı başaramadı. Keyfi uygulamalarıyla meşhur Şakran Hapishanesi, bıkmadan usanmadan mektuplarımızı karaladı ya da el koydu. Ama biz de bıkmadık “Gezi Parkı’nın” direnişçi ruhunu hapishanelere taşıma sorumluluğumuzu hiçbir zaman unutmadık. Bu mektupları hapishanenin denetimi dışında sizlere ulaştırmaya çalıştığımızda ise tacizlere maruz kalıyoruz. Hakkımızda soruşturmalar açılıyor, cezalar veriliyor. Yine bıkmadan usanmadan yazıyoruz size, yazmaya da devam edeceğiz. Şimdi yaratıcılığımızın sınırlarını zorluyoruz, sizi kendi sözcüklerimizle selamlamak için. Umarım okuyabilirsiniz, bilesiniz ki yüreğimiz hala sizinle birlikte meydanlarda, alanlarda, parklarda atıyor. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Berkin’in babası Sami Elvan’la söyleşi

Berkin? Onu bana değil de, Berkin'e sormanız lazım uyandığı zaman. Peki, uyandığı zaman for masını getirmek için “Hangi takımı tutuyor” diye soran var? Berkin küçükken Fenerbahçeliydi sonra biraz daha büyüdükten sonra Beşiktaşlı oldu. En son da artık bu sene Galatasaray şampiyon oldu. Ben de Fenerbahçeli olduğum için biraz beni kızdırmak için Galatasaray'ın ismini zikrediyordu en sonunda ama Beşiktaşlı olduğunu biliyorum. Tam Gezi ruhuna yaraşır bir çocukmuş gerçekten. Ona her formayı getirebiliriz? Evet. Sağ olsun dostlar bütün formaları getirmişler. Fenerbahçeliler olsun, Beşiktaşlılar olsun, Galatasaraylılar olsun hepsinden forması var Berkin'in. “ B i r i s i d e h a n g i t a t l ı y ı s ev i y o r ? U y a n ı n c a g e t i r e c eğim” demiş. Herhalde yolda satılan tatlılar var ya onu çok seviyordu bir de ayrıca midyeyi çok seviyordu. Berkin'le Gezi eylemleri hakkında hiç konuşmuş muydunuz daha önce? Hayır. Herhangi bir sey konuşmadık. Peki, Berkin'i ziyarete gelen oldu mu hükümetten ya da meclisten? Yok, gelmediler. Aradılar mı sizi ? Hayır aramadılar da. Neden aramadıklarını düşünüyorsunuz? Onu onlara soracaksınız. Ben nereden bileyim, bilemem ki. Sizin çağrınızla Taksim Meydanı'nda bir eylem yapıl m ı ş t ı v e o e y l e m e p o l i s s a ldırdı onu da anlatır mısınız?

Bu saldırının nedeni neydi? Şimdi biz Berkin'in sağlığıyla ilgili bütün herkese bilgi vermek istedik. O güne kadar oraya gittiğimizde en ufak bir tatsızlık yoktu. Konuşuldu da ayrıca ama biz basın açıklaması yaparken sadece Berkin'in iki dakika bile değildi yani o okunacak şey orada müdahale oldu. Onu da anlamış değiliz, anlayamadık da. İyi bir şey olmadı tabiiki de. Annesi sormuştu polise “Sizin çocuğunuz yok mu?” diye, polisler ne düşünerek saldırmış olabilirler? Valla bizim konuştuğumuz polis arkadaş, o zaman çok duygulu anlar yaşadı, onu biliyorum, hissediyorum. Annesinin o sorusuna cevap veremedi zaten. Sadece çocuğunun olduğunu söylemişti. “ B u n l a r ı m u t l a k a s ö yleyin” dediklerini iletmek istiyorum. Onun birden fazla annesi, babası, kardeş i var olduğunu, onun için dua ettiklerini, resim yapmak i s t e d i k l e r i n i , ş i i r y a z m a k i s t ediklerini iletmemi istediler. Berkin'in en büyük hayalini

soranlar var, nedir? Bütün duyarlı insanlara teşekkür ediyoruz, çok sağ olsunlar. Şu an sadece Berkin'in uyanmaya ihtiyacı var. Onların duasına ihtiyacımız var. Berkin uyandığı zaman inşallah hiçbir sorunu olmaz, hiçbir şeye de ihtiyacı olmaz. Bütün o kardeşlerimize, hepsine saygılarımızı, sevgilerimizi gönderiyoruz. Ayrıca o dileklerinin de hepsini Berkin'e ileteceğiz. Berkin de uyanınca bunları hissedecek o zaman da neyi çok istediğini Berkin'e sorarsınız inşallah uyandığı zaman. Peki, bir soruşturma açıldı mı konuyla ilgili? Soruşturma açıldı ama şu an avukatlarımız o konuyla ilgileniyor. Zaten kısa bir dönemde bizi de çağırırlar gibime geliyor. Ne aşamada? Tam, net olarak bilmiyorum ama inanın ki onunla hiç ilgilenmiyorum. Sadece avukatımızdan bilgi alıyorum ara sıra. Bizi çağıracaklar, dinleyeceklerini söylediler bakalım ne zaman, bekliyoruz.


11

DİRENİŞ 12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

Halk›n Sesi

Çapulcuların bitmeyen şarkısı BANU SERVETO⁄LU “Umut yoktur kimse yoktur umut etmemeyi önleyecek çünkü umut kaçınılmaz gelecektir bütün gümbürtüsüyle umut kaçınılmaz gerçektir çünkü biri Asya’da biterken sözgelişi, Şili’de öbürkü başlar’’

Temmuz sonunda Erdoğan'ın kurmaylarına sunulan istihbarat raporlarına göre Gezi Parkı'nı bahane ederek sokaklara dökülen “marjinal gruplar” ve onların arkasındaki “organizatörler” yeni olaylar çıkarmak için eylül ve ekim aylarını bekliyordu. Hedefleri üniversiteler ve

statlardı. Gezi süreci “deşifre” edilmişti. Bülent Arınç da bu açıklamayı onaylamıştı: “En azından eylülden sonra üniversitelerin açılmasını bahane edebilirler, spor gösterilerini bahane edebilirler. Bunlara kesinlikle müsaade edilmez...” Eylül geldi ve beklendiği gibi direniş alevlendi ancak bunu tahmin etmek için MİT ajanı olmaya gerek yoktu. ODTÜ’den yol geçirmeye kalkarsanız, öğrencilerin cevabı ''ODTÜ'den geçecek tek yol devrim'' olur. İbadethanesini tanımadığınız Alevileri Ankara Tuzluçayır’da inşa edeceğiniz cami-cemevi projesiyle asimile etmeye kalkarsanız da Tuz-

luçayır sokağa dökülür. Ahmet’i öldürürseniz o sokaklar yanar! AKP’nin Eylül sendromuna girmesi boşuna değil çünkü biliyor ki bu halk artık hükümetin faşist ve gerici icraatlarına sessiz kalmayacak. Hükümetin yaşadığı aslında Eylül sendromu değil, bitmeyen Gezi sendromudur. Sokaktaki hareket beklendiği gibi Eylül ayında artsa da Gezi süreci aslında hiç sönümlenmedi. Başından itibaren ritmi değişerek de olsa devam etti. Bu halk duvarlara “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’’ yazarken bir hayali değil gerçekliği yansıtıyordu. AKP’nin beklediği olmadı. Çapul-

cuların şarkısı bitmedi. Bu şarkıda AKP faşizmine karşı kimi merdiven boyayacak, kimi maçlarda, konserlerde “Her yer Taksim, her yer direniş’’ sloganı atacak, kimi parklardaki forumlarda örgütlenecek, kimi Berkin için yürüyecek, kimi mahallesini, kimi üniversitesini, kimi adliye önlerini kimi de hapishane içini direniş alanına çevirecek. Eylül ekime, ekim kasıma bağlanacak. Bu uzun şarkıda: Zeytin zeytini getirecek İncir inciri getirecek/Şerbeti üzüm getirecek Her biri bir şey getirecek Kimi meyvesini canım/Kimi gölgesini getirecek

Konserlerde Gezi korosu

rengarenk hayat

R

oger Waters ve Placebo konserlerine yansıyan Gezi ruhu, Rock’n Coke Festivali’nde, Tarkan ve Kardeş Türküler konserlerine de damgasını vurdu. AKP tehditleri sayarken kalabalıkların toplandığı konserleri atlamıştı. Tarkan, şarkılarını doğa için seslendirirken dev ekrana yansıyan Gezi Parkı fotoğraflarına binler hep bir ağızdan "Her yer Taksim, her yer direniş” sloganlarıyla eşlik etti. Rock’n Coke Festivali'ni organize eden şirket yetkililerinin, festival alanında stant açan firma çalışanlarını "Gezi Parkı olaylarına ilişkin hiçbir ürün satmaması konusunda" uyardığı ortaya çıktı. Büyük Ev Ablukada Ahmet Kaya’nın seslendirdiği “Katlime Ferman”ı coverlayıp şarkıyı Gezi İsyanı sırasında hayatını kaybedenlere adadı. Kardeş Türküler 20'inci yaşını, “Memleket Sahnemiz” adını verdiği bir konserle kutladı. Sahne yavaş yavaş aydınlanırken gökkuşağı renklerinde bir merdiven göründü. Kardeş Türküler üyeleri ilk defa bir konserlerinde beyaz değil “sokaklar gibi” renkli giyinerek gökkuşağı renginde merdivenlerde şarkılarını söylerken polis şiddeti altındaki Tuzluçayır’a da selamlarını yolladı.

Faflizme inat H

Ahmet’in hesabını sormak için: Eylül’de gel! İ

stanbul park forumlarının ortaklaşa düzenlediği ilk etkinlik olan Forumfest Ahmet Atakan'ın katledilmesi üzerine bir anma etkinliğine dönüşüyor. Anadolu yakası park forumları Gezi direnişinin devam ettiğini göstermek ve direnişçileri bir araya getirmek için bir festival düzenlemek istedi. Bu fikir İstanbul’un tüm park forumları tarafından sahiplenildi ve ortaklaşa düzenlenen bir etkinliğe dönüştü. Eylül’de hükümetin yeniden saldırılara başlayacağını ve isyanın alevleneceğini öngören festival komitesi “Eylülde gel” şiarıyla yola çıktı. 15 Eylül saat 15’te Kadıköy’de “Adalet, Özgürlük ve Barış için Eylül’de

Gel” başlığıyla düzenlenecek etkinliğe Boğaziçi Caz Korosu, Marsis, Cenk Taner, Ceylan Ertem, Yeni Türkü, Bulutsuzluk özlemi, Grup Yorum, Kardeş Türküler ve Hayko Cepkin katılıyor. Forumfest Basın Ekibi’nden Ebru Satır, Ahmet Atakan’ın öldürülmesi üzerine etkinliğin festival yerine bir anma etkinliğine dönüştürüldüğünü ve katılanlardan ellerinden karanfillerle gelmelerini istediklerini belirtiyor. Anma etkinliğinde Haziran İsyanı’nda hayatını kaybedenlerin aileleri, Taksim Dayanışması ve forum temsilcileri de konuşma yapacak. İstanbul’un çeşitli yerlerinde kurulan stantlarda dağıtılan el ilanlarıyla, afişlerle ve sosyal medya

üzerinden örgütlenen etkinliğe AKP iktidarına karşı sokağa çıkan herkes çağırılıyor. Etkinliğin çağrı metni ise şöyle: “İstanbul Park Forumları olarak eylül ayını ‘Bu daha başlangıç mücadeleye devam!” sloganı ile karşılıyoruz. Çok harfli bir alfabenin farklı sesleri olarak Eylül’ü sokakta karşılayacağız. Gençler yaratıcılıklarıyla, anneler kucaklayan şefkatiyle, işçiler üretimden gelen gücüyle, kadınlar gür sesiyle, halklar tüm renkleriyle, taraftar grupları cüretiyle, LGBT bireyler biz de varız çığlığıyla, yaşlılar yeniden canlanan hayat enerjisiyle… Direniş ve dayanışma ruhuyla, özgürlüğe duyduğumuz özlemle 15 Eylül'de Kadıköy Rıhtım'da olacağız."

içbir şey eskisi gibi değil… Ağustos ayının son haftasında Emekli Orman Mühendisi 63 yaşındaki Hüseyin Çetinel mahallenin bakımsız merdivenlerine ve Beyoğlu Belediyesi’nin kayıtsız tavrına karşı yakınlarının ve mahallelinin desteği ile Fındıklı’daki Salı Pazarı Yokuşu merdivenlerini rengarenk boyadı. Gökkuşağı renklerine boyanan merdivenler hatıra fotoğrafı çektirmek isteyen ziyaretçi akınına uğradı ancak belediyenin bir gece yarısı operasyonuyla merdivenler yeniden griye boyandı. Haberi alınca merdivenlere gelen Hüseyin Çetinel; "Sabaha karşı boyandığı haberini aldım. Çok üzgünüm. Bütün doğa renkli, kediler renkli, kuşlar renkli, çiçekler, dağlar renkliyken bu gri renk nereden çıkmış’’ dedi. Sahi renkler bu kadar ürkütücü müydü? AKP’li Belediye için renkler değil aslında onların temsil ettikleriydi ürkütücü olan. Mor mesela kadın hareketini temsil eder, kırmızı komünizmi, siyah anarşizmi, gökkuşağı renkleri de LGBT bireyleri. Hüseyin Çetinel ‘’LGBT’nin ne olduğunu açıkçası merdivenleri boyadıktan sonra öğrendim’’ dedi ama bilmeden de olsa merdivenleri boyadığı renkler toplum içinde ezilen faklı

cinsel yönelim ve kimlikleri temsil ediyordu ve Belediye için bu görünürlük kabul edilemezdi. Üstelik AKP’den izin de alınmamıştı! Merdivenler “sıradanlığın” rengi griye dönmeliydi. AKP belediyesinin ürkmekte haklı olduğu anlaşıldı. Çünkü merdivenlerin belediye tarafından tekrar griye boyanmasıyla tepkiler büyüdü. Aynı gün pek çok çapulcu sosyal medya üzerinden inanılmaz bir hızda örgütlenerek İstanbul, Ankara, Hatay, Diyarbakır, Antep, İzmit ve daha birçok ilde kent merkezlerinde ve mahallelerde merdivenleri rengarenk boyayarak AKP’ye mesaj verdi: “Bize rağmen yapamazsınız’’. Bu, her türlü baskı ve müdahaleye karşı Gezi’de kazanılan bir direniş geliştirme ve yayınlaştırma becerisiydi. Boyun eğmemekti. Ülkenin dört bir yanında merdivenleri boyayan halk sadece AKP’nin otoriter tavrına tepki göstermiyordu. Aynı zamanda Gezi isyanı sırasında birlikte mücadele ettiği LGBT bireylerin mücadelelerine de sahip çıkıyordu. Ve AKP bir geri adım daha attı. Beyoğlu Belediyesi bir gece yarısı operasyonuyla merdivenleri yeniden gökkuşağı renklerine boyadı.

Gezi tutsaklar› davas›nda eylem İ

zmir'de, Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları için haklarında dava açılan 13'ü tutuklu 14 kişinin ilk duruşması İzmir Adliyesi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Davanın ilk duruşmaları 3 farklı oturumda gerçekleşti. Duruşma öncesi tutuklu yakınları ile sendika, meslek odaları, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri

açıklama yaptı. Açıklama sırasında Gezi eylemlerinde en son yaşamını yitiren Ahmet Atakan için “Hepimiz Ahmet’iz öldürmekle bitmeyiz” sloganları atıldı. Tutuklu aileleri konuşma yaparak evlatlarının serbest bırakılmasını istedi. Duruşma salonuna girmek isteyen kişilerin üzerinin polis tarafından aranması üzerine Baro Yönetim Ku-

rulu Üyesi Avukat Özkan Yücel tepki gösterdi. Sabah gerçekleşen ilk duruşmada tutuklu yargılanan Akgül Irgat ile tutuksuz yargılanan Deniz Dilli’nin davaları görüldü. Irgat, iddianamede üzerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek, yasal olan protesto haklarını kullandıklarını dile getirdi. Mahkeme heyeti, delillerde bir değişiklik

olmadığı gerekçesiyle Irgat'ın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmaya ara verdi. Akgül Irgat’ın tahliye istemi reddedilince, salonda bulunan izleyiciler kararı protesto etti. Adliye çıkışında yapılan açıklamalarla da karar protesto edildi. Duruşmalardan tahliye çıkmazken, davalar 3 Aralık'a ertelendi.


SOKAĞIN SESİ

ÜRET EN B‹Z‹Z YÖNET EN DE B‹Z O LACA⁄IZ

12 Eylül 2013 / 25 Eylül 2013

12 Halk›n Sesi

Devrimci gelenek sürüyor

Tuzluçayır’da oyun bozan direniş Fethullah Gülen ve İzzettin Doğan'ın ortaklaşa tezgahladığı Tuzluçayır'a Cami-Cemevi projesi ters tepti. Tuzluçayır halkı asimilasyona karşı örgütlü bir direniş sergileyerek iktidar oyunlarına alet olmayacağını gösterdi ÇA⁄LAR ÖZB‹LG‹N

K

endisini "devletin ve sağın Alevisini yaratmaya" adamış Cem Vakfı, Fethullah Gülen'in aktif katkısı ile Alevileri Sünnileştirmek için yeni bir projeye imza attı. Projeye göre Tuzluçayır'a "kültür merkezi" adı altında “Cami-CemeviAşevi” kompleksi kurulacaktı. Burada cemevi, caminin bir eklentisi olarak tasarlanıyordu. Cemevini ibadethane olarak kabul etmeyen AKP fırsatı kaçırmadı. Daha önce gecekonducuları "alan yapılaşmaya uygun değil" diyerek General Zeki Doğan Mahallesi'ne taşıyan AKP'li Mamak Belediyesi, Vakıflar Müdürlüğü ile birlikte bu projeye izin verdi. Cem Vakfı Onursal Başkanı İzzettin Doğan'a göre "900 yılın projesi"nin temeli 8 Eylül Pazar atılacaktı.

'AL SANA OL‹MP‹YAT ATEfi‹' Tuzluçayır'da tepki Cami-Cemevi Projesi'nin dillendirildiği andan itibaren büyümeye başladı. Apartman önlerinde, parklarda, kahvehanelerde projenin nelere yol açacağı, tepki göstermek gerektiği konuşuldu. "Pazar ne yapıyoruz" diyenler demokratik kitle örgütlerinin, Alevi örgütlerinin, köy derneklerinin kapılarını çaldı. Tuzluçayır, 8 Eylül'ü beklerken öfke yerinde durmadı. 7 Eylül akşamı Tuzluçayır Meydanı'nda bir araya gelen Mamak halkı projenin temelinin atılacağı alana yürümek istedi. Alan TOMA'lar, akrepler ve 9 otobüs çevik kuvvet polisiyle koruma altına alınmıştı. Zaten polis de henüz iki gün önce ODTÜ'de kullandığı sözü yineledi: "Bizim işimiz bu, inşaatı korumak.” Mamaklıların temel atma törenine izin vermeyeceklerini söylemesiyle bir-

dı, öyle ki direnişçiler, içine saklandığı akrepten direnişçileri hedef almanın rahatlığı ile davranan polislere akrebin kapısını açarak “bu rahatlığın” fazla olduğunu gösterdi. Çevik kuvvet polisleri havai fişeklerle püskürtüldü.

likte polis saldırısı ve çatışmalar başladı. AKP'nin olimpiyatları Tokyo'ya kaybettiği dakikalarda Mamaklı direnişçiler sokak girişlerine kurduğu barikatları ateşe verirken "Al sana olimpiyat ateşi" diyerek sesleniyordu Tayyip Erdoğan'a. ÖRGÜTLÜ D‹REN‹fi Yaklaşık 6 saat süren çatışmalar temel atma töreninin yapılacağı 8 Eylül'e de taşındı. Tuzluçayır Meydanı'nda henüz bir araya gelmeye başlayan Mamaklılara polis herhangi bir uyarı yapmaksızın

saldırdı. Tuzluçayır Meydanı ve çevresi ile Abidin Aktaş Sokak ve Nato Yolu Caddesi girişleri çatışmanın ana merkezi oldu. Direnişçiler Abidin Aktaş Sokak ve Nato Yolu Caddesi’ne bağlı ara sokaklarda tam anlamıyla "mahalle savunması" kurdu. Zincir yöntemiyle büyük barikatlar oluşturuldu. Eldivenci, barikatçı, destekçi gibi ekipler, organize bir direnişin önemini bir kez daha gösterdi. Polis, defalarca zorladığı Abidin Aktaş Sokak'a bir türlü giremedi. TOMA'lar taş yağmuruna tutuldu, akrepler kovalan-

B‹R MAHALLE D‹REN‹YOR Her yaştan mahallelinin direnişe katılımı polisi oldukça zorladı. Çevik kuvvet üst üste gaz bombası atmaya başladığı anda karşısında 20'li, 50'li gruplar halinde mahallelileri buldu. TOMA'nın, akrebin önüne geçen, yoğun gaz kullanımına tepki gösteren çok sayıda kişi darp edilerek gözaltına alındı. Bu da tepkiyi her geçen dakika büyüttü. Çaresizce saldıran polis, kaldırımda bekleyen her insanın üstüne gaz bombası attı. Tüm apartmanlar kapılarını direnişçilere açtı. Direniş alanına yemekler taşındı, süt, su ve limon tedariği yapıldı, her ev revire dö-

nüştürüldü. Çatışmanın ilk akşamında çocuğu tarafından sokağa çıkmasına izin verilmeyen bir annenin, ertesi gün evinden çıkarak polis barikatının üzerine yürümesi, "Anne nereye?" diye bağıran çocuğuna "Cehennemin dibine gidip geleceğim" diye yanıt vermesi görülmeye değerdi. Esnafın rolü de dikkat çekiciydi. Bakkal sütüyle, eczane maske ve ilaçlarıyla, pastane poğaçasıyla, mefruşatçı kumaşlarıyla direnişçilere katkı sundu. Kepenkler direnişçilere açık, polise kapalıydı. Tuzluçayır, 7-8 Eylül günlerinde yıllardan bu yana neden "Devrimcilerin kalesi" diye anıldığını bir kez daha gösterdi. 1970'li yılların devrimci ve dayanışmacı ruhu Haziran İsyanı’ndan aldığı güçle AKP faşizmine karşı yeniden dirildi. Mahalleli gösterdiği direniş ile Cami-Cemevi Projesi'nin hayata geçirilmesine asla izin vermeyeceklerinin mesajını verdi.

CHP’ye büyük tepki Tuzluçay›r'daki provokatif Cami-Cemevi Projesi, asimile edilmek istenen Alevileri, yoksul mahallelileri, birço¤u güvencesiz iflçi olan Mamakl› gençleri AKP karfl›s›nda militan bir saflaflmaya iterken, CHP ise bir garip tezgah›n içindeydi. Parti içinde Fethullah Gülen'e yak›n isimlerin projeye destek vermeleri direnifl alan›n›n gündemlerindendi. Milletvekilleri Hüseyin Aygün ve Aylin Nazl›aka direniflçilerle birlikte darp edilip gaza maruz kal›rken; bir di¤er milletvekili Sinan Aygün temel atma töreninde Çal›flma ve Sosyal Güvenlik Bakan› ile yan yana durdu,

Fethullah Gülen'e teflekkür konuflmalar›na alk›fl tuttu. Mustafa Sar›gül'ün baflkanl›¤›ndaki fiiflli Belediyesi de 6 otobüs dolusu insan› "An›tkabir ziyareti" kand›rmacas›yla temel atma törenine tafl›d›. Aygün ve Sar›gül'ün tavr›n› gören baz› CHP'liler, üye kartlar›n› Hüseyin Aygün'ün önüne f›rlatarak tepki gösterdi. Öte yandan proje, Cem Vakf›'nda da çatlamalara yol açt›. Vakf›n Ankara Gençlik Teflkilat› yönetimi, "Gösterilen tepkiler hakl›d›r. Biz de bu projenin sahipleriyle ayn› sofraya dahi oturmak istemeyiz" diyerek istifa etti.

Bu daha okulların açılmamış hali

A

KP'nin sendromunu yaşadığı eylülün fitili, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in Anadolu Bulvarı'nı ODTÜ Ormanı'nın ve 100. Yıl'ın içinden geçirmek istemesiyle ateşlendi. Gökçek, kendisine "Gezi Parkı'ndaki Tayyip Erdoğan"ı rehber edindi. Projesine hiçbir ruhsat almadı.

Yasal onaylar tamamlanmadan uygulamaya girişti. Üniversitenin kapalı olmasını fırsat bilerek hızla viyadük dikti. Ağaçların kesileceğine yönelik tepkilere Kızılay Meydanı'na kurduğu dev ekrandan "Biz milyonlarca ağaç diktik" yalanıyla yanıt vermeye çalıştı. Türkiye'nin önemli botanik alanlarından ODTÜ Ormanı'nın, nüfus yoğunluğunu işçilerin ve üniversitelilerin oluşturduğu 100. Yıl Mahallesi'nin ran-

ta sessiz sedasız açılması beklenemezdi. Haziran Direnişi sonrası forumlardan doğan 100. Yıl İnisiyatifi, üniversiteli gençlik ile mahalleliyi aynı zeminde birleştirdi. İnisiyatif, ağustos sonunda kesilmek üzere işaretlenen ağaçların yanı başına direniş çadırlarını kurdu ve nöbete başladı. TÜRBAN YALAN, AMAÇ TALAN 5 Eylül'de ODTÜ

kayıtlarında cemaatçilerin üniversiteliler tarafından okuldan kovulması, AKP ve cemaat örgütlülüklerinin doğrudan ODTÜ'yü hedef alan "Türbanlılara saldırı" yalanıyla örgütlenirken, Melih Gökçek de aradığı fırsatı bulmuştu. Ertesi gün sabaha karşı direniş alanına baskın yapıldı. 15 direnişçi apar topar gözaltına alındı. Çadırlar söküldü, dozerler, kepçeler ve ağaç söküm makineleri derhal talana başladı. 100. Yıl İnisiyatifi soluğu direniş alanında aldı. Ağaçların etrafına kurulan insan zincirine gaz bombaları atıldı. Direnişe destek veren CHP milletvekillerinden Hüseyin Aygün dozerin önüne geçerek, Aylin Nazlıaka da iş kamyonuna tırmanarak çalışmaları bir süreliğine durdursa da polis milletvekillerini de darp ederek yıkımın devamını sağladı. Gerginlikler sırasında

belediye çalışanlarının da belgesiz çalıştığı ve bazılarının AKP'li olduğu ortaya çıktı. ‹TFA‹YE YANGINA DE⁄‹L, YIKIMA KOfiTU Ankara muhalefeti ve forumları, yıkıma ve polis saldırılarına karşı akşam saatlerinde 100. Yıl'da buluştu. Binden fazla kişi ODTÜ A4 kapısı önünden ağaçların kesildiği alana girmek isteyince çatışma başladı. Direnişçiler yerleşke içerisinde kalarak çatışmayı uzun süre sürdürse de iş makinelerinin talanını engelleyemedi. Çatışmada ODTÜ Ormanı'nın içine rastgele atılan gaz bombaları nedeniyle ufak çaplı yangınlar çıktı. Yaşananları gecenin sonunda bir direnişçi özetledi: "Biz yangın söndürmekle, itfaiye iş makinelerine su taşımakla uğraştı." 6 Eylül'de direnişin yerleşke içinde sıkışması ve ODTÜ Ormanı'nın hedef alınması

üzerine direnişçiler 7 Eylül günü farklı bir yöntem izledi. Mahalle içerisinde yapılan yürüyüşle sayı 2-3 bine ulaştıktan sonra ters taraftan inşaat alanına gidildi. Burada da polis saldırısı yaşandı. 100. Yıl Meydanı'nda ve ara sokaklarda çatışmalar saatlerce sürdü, 7 kişi gözaltına alındı. İki gün süren çatışmalarda tüm ülkede “Diren ODTÜ seninleyiz” diyenler destek eylemleri için sokağa çıktı. 9 Eylül günü projeye ilişkin yürütmenin durdurulması ve iptal istemleriyle dava açan 100. Yıl İnisiyatifi, polis saldırılarına karşın hem fiili hem de hukuki mücadeleye devam edeceklerini duyurdu. Üniversiteli gençlik ve mahallelileri omuz omuza çarpışmaya iten ODTÜ-100. Yıl Direnişi'nin önümüzdeki dönemini, ODTÜ içinde yaptığı yazılama ile Öğrenci Kolektifleri özetledi: "Bu daha okulların açılmamış hali.”


Halkın sesi 191