Page 1

İŞÇİ SINIFI 19 ARALIK KATLİAMINI UNUTMADI UNUTTURMAYACAK

Aylık İşçi Gazetesi / Yıl: 2 / Aralık / Sayı:19 Fiyat: 1 Lira

İŞÇİ SINIFININ KURTULUŞU KENDİ ESERİ OLACAKTIR

sf.7

BEDAÞ ÝÞÇÝLERÝNDEN ZÝYARET

208 gün süren bir direniþle iþlerini geri kazanan BEDAÞ iþçileri Ayýþýðý Kültür Merkezi’ni ziyaret etti. Ýþçiler, 208 gün süren eylemde özellikle genç iþçilerin kazandýklarý deneyimleri, iþe geri dönüþe kadar yaþanan süreci anlattýlar. BEDAÞ iþçileri, eylemlerinin kazanýmla sonuçlanmasýnda sosyalistlerin desteklerinin önemli bir etken olduðunu, bu baðlamda, ilk günden itibaren kendilerini yalnýz býrakmayan, eylemi sahiplenen Mücadele Birliði Platformu’na teþekkür ettiler. Ýþçiler eylem sürecinde sýnýf mücadelesinde birlikte yürüyebilecekleri dostlar

D

07.s >>Gündem...

edindiklerini, bunu eylemin önemli bir kazanýmý olarak deðerlendirdiklerini, bundan sonraki süreçte bu dostluklarý geliþtirmek istediklerini söylediler. Biz de Mücadele Birliði Platformunun bir bileþeni olan Devrimci Ýþçi Komiteleri(DÝK) olarak bundan önce olduðu gibi bundan sonrada iþçi sýnýfýnýn her eylemini sahipleneceðimizi bunun bizim görevimiz olduðunu ifade ettik. Ýþçilerin aylarca direniþ çadýrlarýnda, zor koþullarda kalarak kazanmalarýnýn iþçi sýnýfý mücadelesi açýsýndan önemli olduðunu ancak kazanýmlarýn güvenceye alýnmasý, tam bir kölelik olan taþeron sisteminin kalkmasý, kýsaca toplumun tüm ezilenlerinin kurtuluþu için emeðin iktidarýnýn kurulmasý gerektiðini, bunu da sadece iþçi sýnýfýnýn mücadele birliðiyle baþarabileceðimizi, kurulan dostluklarýn geliþtirilmesinin bizce de önemli olduðunu söyledik ve biz de ziyaretleri için teþekkür ettik.

aha önceki yazılarımızda belirtmiştik, artık gündemi burjuvazi belirleyemiyor diye! Bu durum bugün çok daha açık ve somut bir olgu olarak ortaya çıktı. Gündemi esas olarak

Kürt halkı...

Bundan tam 12 yıl önce “Hayata Dönüş” diyerek 20 cezaevine vahşice saldırıldı 28 devrimci katledildi. Aradan 12 yıl geçmiş olsa da sermaye devletinin vahşice saldırısını unutmadık ve unutturmayacağız. Zindanlara yapılan saldırılar devrimci komünistleri yıldırmadı yıldıramayacak da.19Aralık 2000 yılında yapılan katliamla devrimi engelleyeceğini düşünen sermaye devleti, bugün işçilerin, emekçilerin, emekçi kadınların, gençliğin ve ezilen Kürt halkının yükselen mücadelesi karşısında aciz kalmıştır. Faşist devlet katliamlarla devrimi durduracağını sanıyor, ama yanılıyor; hiçbir şey devrimin gelişini engeleyemez. (Sf.6)

U

SÜREYYAPAÞA’DA DÝRENÝÞ KAZANIMLA SONA ERDÝ

16 Aralýk 2012

Ýstanbul Maltepe’de bulunan Süreyyapaþa Hastanesi’nde Dev-Saðlýk Ýþ öncülüðünde yürütülen direniþ kazanýmla sona erdi. Hastane yönetimiyle yapýlan görüþmenin ardýndan, iþçilerin tekrar iþbaþý yapacaðýnýn duyurulmasýnýn ardýndan 145. gününde direniþlerini sona erdiren iþçiler, bir kez daha kazananlarýn mücadele edenler olduðunu gösterdi.

Samsun Gazi Devlet Hastanesi’nde Asgari Ücret Eylemi

HEY TEKSTÝL ÝÞÇÝLERÝ EYLEME DEVAM EDÝYOR

10.s >>Tarihe Yön Veren Kadınlar

lrike Marie Meinhof, 7 Ekim 1934’de Oldenburg’da doðdu. Soðuk kanlý yapýsýyla diðer çocuklardan farklýlýk gösteren Meinhof öðrenim hayatýnda faþizmin kalýntýlarýna boðun eðmeden...

Ýþten atýldýklarý için 314 gündür eylemde olan Hey Tekstil iþçileri, haklarýný almadan vazgeçmeyeceklerini kararlýlýkla göstermeye devam ediyorlar. Ýþçiler, Hey Tekstil Fabrikasý önünde sürdürdükleri eylemlerini, 15 Kasým’dan beri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliði (TOBB) önüne taþýdýlar. Hey Tekstil iþçileri, polis barikatlarýna, gözaltýlara, tazyikli su ve gaz bombalý saldýrýlara karþý vazgeçmiyorlar ve her öðlen yaptýklarý eylemlerine tüm iþçi ve emekçileri davet ediyorlar.

B

05.s >>Emekçi Halkların Özgürlüğü...

ağımsız sınıf siyaseti izlemeden devrimci kalınamaz. Bir ülkede sınıflar varsa o ülkeyi bu sınıflardan biri yönetiyor demektir. Kapitalizm bir sömürü sistemidir. Bu sistemle yaşayan toplumlar sınıflara bölünmüştür.

Samsun Gazi Devlet Hastanesi’nde çalýþan DÝSK Dev Saðlýk Ýþ üyesi saðlýk emekçileri 26 Ocak 2011 tarihinde iþten atýlmalarý üzerine baþlattýklarý direniþlerini sürdürüyor. Eylemlerinin 690. günü olan 18 Aralýk 2012 günü “Çalýþýyorsak Ýnsanca Yaþamak Ýstiyoruz” sloganýyla, 691. günü olan 19 Aralýk 2012 günü ise “Asgari Ücret Ölüm Demektir” sloganýyla hastane bahçesinde eylem yaptý.


2

D

Bu davada yargılanan sadece bizler değiliz.

Sayı 19 /Aralık 2012

enizleri de bir kez daha, bizim nezdimizde mahkum etmek istiyorlar. Tüm dostlarımızı, Deniz, Yusuf ve Hüseyin'le birlikte Emeğe Ezgi'yi sahiplenmeye davet ediyoruz. Bütün baskılara ve yıldırma çabalarına rağmen aynı sözleri yine söylüyoruz: Adım Deniz, Adım Yusuf, Adım Hüseyin... Devrimciyim...

Eğer sen insanı insan olarak ve onun dünya ile ilişkisini de insanal bir ilişki olarak görürsen, sevgiyi ancak sevgi ile, güveni ancak güven ile değiştirebilirsin emegindunyasi.info

emegindunyasi

Marx

emegindunyasi@gmail.com

Emeğin Ezgileri / Emeğin Dünyası Etkinliği Yapıldı

Yayýn hayatýna 1,5 yýl önce baþlayan Emeðin Dünyasý Gazetesi, Gazi Mahallesi’nde yaptýðı bir etkinlikle bunu kutladý. “Emeðin Ezgileriyle Emeðin Dünyasý’ný Kurmaya” çaðýran Emeðin Dünyasý’nýn etkinliði saat 19.30’da Sultan Düðün Salonu’nda yapýldý.

G

azi’nin işçi, emekçi, Alevi, Kürt halkı selamlanarak başlanan etkinlikte Emeğin Dünyası adına Serpin Kablan bir konuşma yaptı. İşçi ve emekçilerin yükselen mücadelesine değinen Kablan “Bizler dünyanın güzelliklerini ve zenginliklerini yaratanlar olarak emeğimizin karşılığını alacağımız insanca onurlu bir yaşam istiyoruz. Emekle yaratılan güzellikleri zenginlikleri hep birlikte paylaşmak istiyoruz. Bunun için ise kapita-lizmi yıkmamız ve emeğin dünyasını sosya-lizmi kurmamız gerekiyor. Emeğin dünyasını kurabilmek için ise işçilerin, emekçilerin güçlü örgütlenme araçlarına ihtiyaçları var ve bir işçi gazetesi istenirse güçlü bir örgütlenme aracı olabilir. Emeğin Dünyası‘nı çıkarırken bunun için yola çıktık” diyerek işçi ve emekçi kadınlara çağrı yaptı ve birlikte mücadele etmeye davet etti. Konuşmanın ardından “Dünya Emeğin Olacak”, “Fabrikalar, Tarlalar Siyasi İktidar Her Şey Emeğin Olacak”sloganları atıldı. Ardýndan konuk olarak etkinliðe gelen baðlama sanatçýsý Vedat Baran sahneye geldi ve iþçilerle emekçilerle türkülerini paylaþtý. Tavrýný her zaman emekten, emekçiden yana koymuþ þair dostumuz Ruhan Mavruk da gelerek, her zaman yargýlananýn emekten yana olanlar olduðunu söyledi ve son yazmýþ olduðu “Yüksek Ceza Yargýçlarý”ný yargýladýðý þiirini okuyarak yargýlayanlarý yargýladý. Ruhan Mavruk, “Yaþasýn Sosyalizm, Yaþasýn Gelecek” diyerek sahneden ayrýldý. Emeðin Ezgilerini söyleyen Emeðe Ezgi de “O yargýlananlardan biri biziz ve Denizleri andýðýmýz için yargýlandýðýmýz mahkemenin ilk duruþmasý bu Çarþamba günü” diyerek geldi sahneye. Bu kez iþçi ve emekçiler “Deniz, Yusuf Ýnan Savaþa Devam”, sloganý attýlar. Ve ilk olarak iþçi ve emekçi halký “Banderra Rossa” diyerek Türkçe, Kürtçe ve Ýspanyolca selamladý. Farklý dillerde söylenen þarkýlarýn ardýndan mücadele veren emekçi halklar “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”sloganýyla selamlandý.Emeðe Ezgi yargýlanmalarýna sebep olan “Adým Deniz” marþýný

söyledi. Ard arda söyledikleri marþ ve türkülerin ardýndan tüm salon halaya durdu. Emeðin türkülerini birlikte söylemek için eylemdeki iþçiler de gelmiþti. Ýþten atýlan ve eylemlerinin 302. gününde olan Hey Tekstil iþçileri sahneye gelerek eylem süreçlerini anlattý ve 15 Kasým’dan beri TOBB önünde olduklarýný söyleyerek herkesi desteðe çaðýrdý. Enerji Sen Genel Başkanı Kamil Kartal’ın da BEDAŞ işçileri adına yaptığı konuşmasında işçilerin emekçilerin çeşitli mücadele yöntemleriyle ve sokağı hedef alarak mücadele etmek zorunda olduklarını belirtti. 201 gündür sürdürdükleri direnişlerinde Emeğe Ezgi’nin dayanışmada kalmayıp bu eylemi, mücadeleyi sahiplendiklerini sık sık eylemlerinde çadırlarında yanlarında durarak gösterdiklerini belirterek teşkkür etti. İşçilerin emekçilerin örgütlenmesi mücadele gücünü yükseltmesi için yola çıkan Emeğin Dünyası‘nın ise bu yön-

‘Futbol Borsada Deðil Arsada Güzeldir’

deki çabasıyla yine BEDAŞ işçilerinin yanında olduklarını belirterek emek verenleri selamladı. Kartal, sendikalar olarak verilen mücadelenin önemli olduğunu fakat işçi ve emekçilerin gerçekten emeklerinin karşılığını alabilmeleri için ise kapitalizmi yıkmaları gerektiğini bunun için verilecek mücadelede ise devrimcilere, sosyalistlere, bu mücadeleyi zafere ulaştıracak siyasi bilinci taşıma görevinin düştüğünü ifade etti. Eğer devrimciler ve işçi sınıfı güçlerini birleştirirlerse o zaman emeklerinin karşılığını alabilecekleri insanca onurlu bir yaşama ulaşabileceklerini belirterek Emeğin Dünyası‘na başarılar diledi. Ýþçilerin konuþmalarýnýn ardýndan “Yaþasýn Ýþçilerin Emekçilerin Mücadele Birliði” sloganı atýldý. Gazi Mahallesi’nin en gençlerinden Dilan bir şiir okudu ve Genç Emekçiler Birliği adına gönderilen mesaj okundu.

Sabiha Gökçen’de Sendikal Örgütlenmeye Saldırı

YEŞİL SAHALARDA HAKSIZLIK NEREYE KADAR GİDER?

Türkiye’de her alanda işsizlik en uç boyutlarına ulaşmışken, emeğinin karşılığını almak isteyen emekçilere karşı her türlü baskıyı kullanmak serbest hale geldi. Sermaye sınıfı her alanda emekçilere ‘Ya kabul edersin ya da susarsın’ diyerek boyun eğdirmeye çalışıyor. Ancak bizler susmuyoruz, istedikleri gibi her şeye boyun eğen bir toplum haline gelmeyeceğiz.

S

ermaye sýnýfýnýn emekçilere yapmýþ olduðu saldýrýdan ülkenin diðer bir gerçeði, milyonlarýn akýtýldýðý bacasýz endüstri, futbol da payýna düþeni aldý. Futbol takýmlarýnýn sezona baþlayýp baþlayamayacaðý sponsor firmalardan alacaðý desteðe endekslenmiþ durumda. Yeni para düzeninin patronu gerici sermaye, kollarýný açmýþ hangi futbol takýmýný satýn alsak, hangi futbol takýmýnýn yönetimini ele geçirsek diye aç kurt gibi etrafta dolaþmakta. Futbol kulüpleri para babalarýnýn egolarýný tatmin eden mekanlar haline gelmiþ durumda. Spor ve özellikle futbol, her geçen gün daha çirkinleþtiriliyor, paraya baðýmlý hale getiriliyor. Düþmanlýklar üretmek, insanlarý ülke gerçeklerinden koparmak için araç haline getiriliyor. Gaziantepspor takýmý oyuncularý paralarýný alamadýklarý için isyanda. Futbolcular, kulüp alacaklarýný ödeyene kadar antremana çýkmama kararý aldýrlar. Eðer

Galatasaray maçýna kadar alacaklarý ödenmezse maça çýkýp çýkmamayý da deðerlendireceklerini belirttiler. Etrafta fiyaka satmak için milyon dolarlýk kontratlarý imzalattýran yöneticiler, spor emekçilerinin hakkýný alamadýðý bir spor batakhanesinin de yaratýcýlarýdýrlar. Ve gene ayný yöneticiler kulüplerin yaþadýðý maddi sýkýntýda ilk olarak emekçinin hakkýný gasp etmektedirler. Bizler Devrimci Spor Emekçileri Sendikasý olarak, sporun, futbolun gözümüzün önünde yozlaþmasýna, paraya daha da baðýmlý hale gelmesine izin vermeyeceðiz. Sporda ter döken her bir emekçinin yanýnda olduðumuzu, spor emekçisinin yalnýz olmadýðýný herkesin bilmesini isteriz. Metin Kurt abimizin dediði gibi, “Futbol borsada deðil, arsada güzeldir”. Devrimci Spor Emekçileri Sendikasý

İSTANBUL -15.11.2012 Hava İş Sendika’sının 7 aydır Çalışma Bakanlığı’ndan yetki beklediği LİMAK Turizm ve Güvenlik Şirketi’nde patron, sendikal örgütlenme nedeniyle iki işçiyi işten çıkardı. Hava İş Sendikası tarafından yapılan açıklamada “İstanbul Sabiha Gökçen Hava Limanı’nda, LİMAK Turizm ve Güvenlik Şirketi çalışanları kısa süre işverenle çalışma koşulları konusunda sorun yaşamışlardı. İşçiler, iş saatleri dışında dinlenme sürelerinde eğitime alınmak istenmişti. Aynı zamanda eğitime gitmeyen işçilerin günlük mesaileri de 12 saate çıkarılmıştı. Ancak işçiler, çalışma süresini artıran ve ‘dinlenme süresi içerisinde eğitim verilmesi’ uygulamasını kabul etmeyerek; hem eğitime katılmamış ve hem de fazla mesaiye kalmayarak direniş göstermişti. Bu direniş iki gün sür-müştü. İşverenle yapılan toplantı sonucu, taraflar arasında anlaşma sağlanarak çalışma süresi normale dönmüş ve dinlenme süresi içinde de işçilere eğitim verilmemesi noktasında anlaşma sağlanmıştı” denildi; ancak daha sonraki günlerde eğitime katılmadıkları belirtilen iki içinin iş akdinin feshedildiği söylendi.

Şair dostumuz Selah Özakın ise “... gelecek güzel günün şavkı / ana rahmini yırtarak / ufku kızarttı kızartacak,/ az sonra / belki bininci yılın sonunda/ yine de az sonra/ onca sancının ardından enfes gelecek doğacak / (...) / bu az sonra bin yıl da olsa / uğruna ölümü göze aldığın devasa bebek / yani düşlediğin gelecek/ kesinlikle gelecek” diyerek gelecek güzel günlere olan inancı dile getirdi. Şiirin ardından emeğin türkülerini bu defa Kürtçe dinledik. Agire Jiyan da zindanlarda 68 gün süren açlık grevini ve devrimci tutsakları selamladıktan sonra türkülerini seslendirdi. Gazi’nin emekçi halkı ve gençleri, kısa sürede Agire Jiyan’ın hareketli ezgileriyle halaya durdu. Etkinlik, halaylar ve sloganlar eşliğinde coşkuyla sona erdi.

SPK Açıklaması

Ankara - 09.12.2012 Uzun süre tartýþýlan Sermaye Piyasasý Kurulu (SPK) yasa taslaðý TBMM’de yapýlan görüþmeler ardýndan yasalaþtý. SPK yasasýnýn 137. maddesine göre borsa sektöründe grev yasaklandý. Sendikalar Yasasý’nda bulunan grev yasaklarý kapsamýna alýnmayan Borsa sektörü, yeni Sermaye Piyasasý Kurulu yasasýyla grev yasaklarý kapsamýna alýndý. Hükümet anonim þirkete dönüþtürerek satmayý planladýðý borsanýn fiyatýný artýrabilmek için çalýþanlarýna grev yasaðý getirmeye hazýrlanýyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yasalaþan yeni Sermaye Piyasasý Kurulu (SPK) yasa taslaðýna göre, sendikalý olan Ýstanbul Menkul Kýymetler Borsasý çalýþanlarýnýn grev haklarý, SPK yasasýnýn 137. maddesinin 2. fýkrasý ile ellerinden alýndý. Yasalaşan SPK Kanunu’nun 137. maddesine göre, borsalar, merkezi takas kuruluşları, merkez saklama kuruluşları ve merkezi kayıt kuruluşu tarafından yürütülen hizmetlerde grev yapılamayacak. Konuyla ilgili yasa görüşülmeye başlanmadan önce açıklama yapan Tez-Koop-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda çalışan işçilerin yaklaşık yüzde 99’unun ve İstanbul Altın Borsası’nda çalışanların büyük çoğunluğunun sendikalarına üye olduğunu hatırlattı. 12 Eylül darbesi ürünü 2821-2822 sayılı yasalarda dahi borsalarda grevin yasak olmadığına dikkat çeken Tez-Koop-İş, grevi bir amaç olarak görmediklerini, patronların uzlaşmaz tutumlarını, toplu pazarlık sürecinde üyeleri lehine değiştirebilmek için anayasal meşru bir hak olarak gördüklerini ifade etti.


12/12-2012

Mersin’de DHL İşçileriyle Dayanışma Eylemi

TÜMTİS üyesi oldukları için işten atılan ve 180 gündür direnişte olan DHL işçileri için dünyanın pek çok bölgesinde dayanışma eylemleri gerçekleştirildi. ITF’in 12 Aralıkta dayanışma eylemleri yapma kararı üzerine Mersin’de de DHL bürosu önünde bir basın açıklaması düzenlendi.TÜMTİS üyesi liman işçileri, Mersin taşımacılık işçileri, KESK yöneticileri ve üyelerinin destek verdiği eylemde, basın açıklaması ile bitti

Sayı 19 /Aralık 2012

"Proletarya, burjuvaziyle olan savaşımında, mutlaka kendini bir sınıf olarak örgütler... Devrim yoluyla, egemen sınıf durumuna gelir ve egemen sınıf olarak eski üretim koşullarını zorla süpürüp atar." Marx (Komünist Manifesto) emegindunyasi.info

SAVAŞTILAR VE KAZANDILAR

BEDAŞ'ta işten çıkartılan 116 Enerji Sen üyesi işçi yürüyüş gerçekleştirdi. İşçiler “ya 1Aralık'ta buradaki işçileri alıryada sınız karşılığını alacaksınız” diyerek tepkilerini ortaya koydular.

İstanbul - 23.11.2012 Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen işçilere Mücadele Birliği, Devrimci İşçi Komitelerive bir çok kurum temsilcisi destek verdi.Eylemde işçiler, “BEDAŞ'tan Atılan İşçiler Geri Alınsın” yazılı pankart açtılar. Yürüyüşe başlayan işçiler sık sık “Kavga Bitmedi Daha Yeni Başlıyor”, “Bedaş’ta Direniş Kazanacak”, “Susma Haykır Taşerona Başkaldır”, “Atılan İşçiler Geri Alınsın”, sloganları attılar. BEDAŞ işçileri Kiğılı mağazası önüne geldiklerinde işten atılan Kiğılı işçisi için “Kiğılı İşçisi Yalnız Değildir” sloganı attı. BEDAŞ Genel Müdürlüğü önüne geldiklerinde işçiler adına basın açıklamasını okuyan Arif İnan Başgedik; 14 işçinin açtığı işe iade davasının 16 Kasım 2012 günü sonuçlandığını, mahkemede işçilerin BEDAŞ'a iadesi şeklinde karar çıkmasına rağmen hala işe alınmadıklarını belirtti. Başgedik; “Taşeron çalıştırmanın önünü açıp, taşeron çalışanların var olan haklarını da ellerinden almayı aklınızdan bile geçirmeyin. Elinizi uzattığınız anda Enerji işçileri tarihsel görevini yerine getirecek ve karşınıza dikilecektir. Taşeron işçileri sendikasızlaştırmak, mahkeme kararlarını yoksaymak ve taşeron çalıştırmayı bütünüyle yasal hale getirmek için yapılacak bütün girişimleriniz bizler için yok hükmündedir” dedi. 187. gündür eylemde olduklarını hatırlatan Başgedik; verilen onlarca söze rağmen beklediklerini ama sabırlarının sonuna geldiklerini söyledi. “Ekmek gitmeyen evlerimiz, okula gönderemediğimizçocuklarımız uykularınızı kaçırmıyorsa, şu soğukta BEDAŞ’ın kapısında yatan işçiler artık huzurunuzu kaçırmıyorsa, geçen sene işten attığınız işçilerin asıl işverene dönüş kararı dahi size ders olmadıysa, vazgeçerler dağılırlar diye düşünüyorsanız asıl bundan sonrası kavga demektir” dedi. Açıklamadan sonra işçiler yürüyüşlerini sona erdirdi, çadırlarına döndüler. İstanbul - 07.12.2012 BEDAŞ işçileri yolu trafiğe kapattılar. İşten atılanların derhal işçilerine geri iade edilmesini istediler. Her Cuma günü gerçekleştirdikleri eylemi bugün işçiler BEDAŞ Genel Müdürlüğü önünde yolu trafiğe kapatarak yaptılar. Eylemlerinin 201. gününde yolu trafiğe kapatan işçiler “Kavga Bitmedi Daha Yeni Başlıyor”, “BEDAŞ Şaşırma Sabrımızı Taşırma”, “Atılan İşçiler Geri Alınsın” sloganları attılar. Burada konuşma yapan Enerji Sen Genel Başkanı Kamil Kartal; taşeron şirketlerin ve BEDAŞ'ın oynadığı oyunların devam ettiğini, görüşmelerde atılan işçilerin geri alınmasın sorun olmayacağının söylendiği belirterek günlerdir aynı şeyi dinlediklerini ifade etti. Kartal; “Dün ne söyledierse, bugün de aynı teranelere devam ediyorlar” diye konuştu. Kartal, sorunu çözeceklerini söyleyip bu günlere kadar getirildiğini vurgulayarak, mahkeme kararlarını iletmelerine rağmen devlet ve devletin yasalarının keyfi hareket ettiğini ifade etti. Kartal, bu sorunu kendi güçleriyle çözeceklerinin altını çizdi. İşçiler adına konuşan Arif İnan Başgedik; işten atıldıktan bugüne kadar eylemlerinin 201. güne geldiğini hatırlatarak, “Biz Enerji Sen üyesi enerji işçiler olarak 200 gündür buradayız çünkü emeğimizin sömürülmesine, hakkımızın yenmesine sessiz kalmıyoruz. Haklarımız için bedeli ne olursa olsun sonuna kadar mücadele edeceğimizi başta BEDAŞ ve taşeron şirket yetkilileri olmak üzere herkesin bilmesini istiyoruz.” dedi. Başgedik; “Sendikalı işçiler olarak tüm baskı ve tehditlere karşı işimize, ekmeğimize sahip çıkacağımızı buradan bir kez daha ilan ediyoruz.” dedi. Açıklamadan sonra yol trafiğe açıldı. İşçiler çadırlarına geri döndü. SAVAŞTILAR VE KAZANDILAR

14.12.2012 BEDAŞ işçileri kazandıkları işe iade mücadelesini son defa Cuma günü yaptıkları yürüyüşle Taksim Meydanı’nda halay ve türkülerle kutladı. Öğle saatlerinde BEDAŞ yetkileri ile Enerji Sen Başkanı Kamil Kartal tarafından yapılan toplantıda uzlaşmaya varıldı. İşçilerin 3

3

“Biz Haklıydık Biz Kazandık”, “Direne Direne Kazandık”, “Yaşasın İşçilerin Mücadele Birliği”, “Taşeron İşçiyiz Örgütlüyüz Güçlüyüz”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi İktidar Herşey Emeğin Olacak”

Ocak'tan itibaren iş başı yapacakları öğrenildi. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Enerji Sen üyesi işçiler “BEDAŞ'ta Direniş Kazandı” yazılı pankart açarak Taksim Meydanı’na kadar yürüyüş gerçekleştirdiler. Eyleme Mücadele Birliği, Devrimci Öğrenci Birliği, DİSK yetkilileri, Dev Sağlık İş, ve bir çok sosyalist parti temsilcisi destek verdi. Enerji Sen üyesi işçiler dün BEDAŞ ve taşeron firma yöneticileri görüşmeleri sırasında, BEDAŞ Genel Müdürlük binasına girmiş pankart asmışlardı. Eylemin etkili olduğunu düşünen işçiler bugün BEDAŞ yetkililerin masaya oturmak zorunda kaldığını belirtiler. Taksim Meydanı’na kadar yürüyen işçiler “Biz Haklıydık Biz Kazandık”, “Direne Direne Kazandık”, “Yaşasın İşçilerin Mücadele Birliği”, “Taşeron İşçiyiz Örgütlüyüz Güçlüyüz”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi İktidar Herşey Emeğin Olacak” sloganları attı. Taksim Tramvay durağında Enerji Sen Genel Başkanı Kartal, konuşmasında ilk önce işçilere destek veren başta Mücadele Birliği olmak üzere Dev Sağlık İş'e ve bir çok devrimci sosyalist örgüte teşekkür etti. Kartal, Taşeronluğa karşı sendikaların mücadele etmek zorunda kaldığının altını çizerek, bir milyonun üzerinde bir kitlenin örgütlülüğünün devam ettiğini, yasal hakların talep edilmesinin karşılığının işten atılmak olduğunu belirtti. 208 gün önce kendi yasal haklarını talep ettikleri için, sisteme karşı oldukları için işten çıkarıldıklarını hatırlatan Kartal, “Sınıf mücadelesinin örgütlenmesiyle tabiri caizse hak verilmiyor söke söke alınıyor” dedi. Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Hak talep edilmedikçe kimse gümüş tepside sunmuyor” diyerek, AKP hükümetinin asgari ücretlileri yoksulluk sınırında yaşamaya mahkûm ettiğini söyledi. Çerkezoğlu, işçilerin mücadelesinin zaferle sonuçlanmasını tebrik etti. DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, BEDAŞ işçilerinin eyleminin son dönemde kazanılan önemli bir mücadele örneği olduğunu belirtti. Küçükosmanoğlu; “Türkiye işçi sınıfı tarihinde direnerek nasıl zafere ulaşıldığının kanıtı” olduğunu söyledi. Taşeronluğun tümden yaygınlaştırılmasının amaçlandığı bu günde zafere kavuşan BEDAŞ direnişinin, taşeronluğa karşı oluşturulan kitlesel mücadelenin örnek olacağını söyledi. Açıklamadan sonra işçilerle birlikte desteğe gelenler türkülerle halaya durdular.

emegindunyasi

Merhaba

emegindunyasi@gmail.com

Sermaye sınıfı şaşkın ördek misali ne yapacağını şaşırmış durumda. Bir taraftan emperyalist tekellerin ekonomik ilhak politikasına uyma zorunluluğu ve çökertilen tarım, sanayi, ekilmeyen topraklar, kapatılan fabrikalar ,işsizlik… Emekçi kitlelerin ezici bir çoğunluğunun açlık sınırının, yoksulluk sınırının altında bir yaşama mahkum edilmesi sonucu yükselen öfke… Kürt halkının Şemzinan'da bir kez daha ortaya koyduğu irade. Gerilla denetimlerinin Kürdistan'ın dört bir tarafında yükseltilmesi, devrim alazlarının bu kez zindanları tutuşturması, T.C' nin tam kalbine sıçrayan kıvılcımlar ve Kürt vekillerin açlık grevleriyle, parlamentoya düşen kor, Kürt halkının en barışçı insanlarının savaş sloganlarını haykırması, sermayenin iç savaş hükümetinin tüm aşağılık saldırılarına rağmen Kürt halkının milyonlarını saran serhıldanlarının ulusal sınırları aşıp küresel düzeye yükselmesi, sermayenin servet ve iç savaş hükümetini ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemez bir hale getirdi. Adeta şok oldu. Dengesini tümden yitiren hükümet, devrim ve ayaklanma korkusuyla artık kendi egemenlik günü olan 29 Ekim burjuva cumhuriyet bayramını ağız tadıyla kutlayamaz oldu. Sermaye hükümeti her sabah yeni bir kabusla uyanır oldu. Hükümet doluya koysa almıyor, boşa koysa dolmuyor. Velhasıl ne yapsa olmuyor. Devrim kabusu her gün daha fazla büyüyor ve ekonomik-politik bunalım had safhaya çıkıyor. Koç Holding’e bağlı Oyak Renault'da başlayan işçi isyanları Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un ve amblemi kurt kafası olan Türk-Metal Sendikası7nın ve onun Genel Başkanı faşist Pevrul Kavlak’ın kalbine saplanan bir hançer oldu. Devrim kabusu sadece işbirlikçi tekelci sermaye sınıfını ve onun iç savaş hükümetini bunalıma sokmuyor. ABD'den AB'ye tüm emperyalist- kapitalist dünyayı bunalıma sokuyor. Küresel bunalım derinleşiyor. AB'yi saran genel grevler yeniden komünist bir dünyanın mümkün ve zorunlu olduğunu gösteriyor. Yunanistan emekçi kitlelerinin kendilerine yönelik burjuva saldırılara, özelleştirmeler, güvencesiz çalışma, emekli maaşlarının %30 oranında azaltılmasına yanıtı bir yıl içinde 26 kez genel greve gitmek oldu. Yani burjuva saldırılara, kemer sıkmalara karşı emekçi kitleler her altı ayda bir üretimden gelen gücünü kullandı, üretimi durdurdu. Leninist devrim anlayışına göre genel grevler silahlı halk ayaklanmasıyla birlikte ele alınır. Yunanistan Komünist Partisi ise bu anlayıştan hayli uzak olduğunu her altı ayda bir yeniden gösteriyor. Bu durum da gösteriyor ki, bir devrimin olabilmesi için, o ülkede devrimci durumun olması yeterli değildir. Yunanistan örneği gösteriyor ki, komünist partinin olması da yeterli değildir. Komünist Partinin devrimi istemesi ve devrimci araç ve yöntemlerle devrim ve halk iktidarı için savaşması gerekiyor. Sevgiyle yeniden merhaba…

Taşeronlaşmaya Karşı Protesto

İZMİR - 14.11.2012 DİSK’in taşeronlaşmaya karşı yürüyüş çağrısıyla binlerce işçi, emekçi, öğrenci İzmir Eski Sümerbank’ın önüne yürüyüş için, Basmane Meydanı’nda saat 14.00’de toplandı. Aileleri, çocuklarıyla gelen İzelman işçileri 3317 Nolu ulaşım işçilerini kapsayan taşeron ortaklığını protesto amaçlı ellerindeki düdükleri çalarak yürüdüler. Kitlesel olan yürüyüşte işçiler emekçiler ve aileler “Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz”, “Birleşe Birleşe Kazanacağız”, “Hak Verilmez Alınır, Zafer Sokakta Kazanılır”, “Yaşasın İşçilerin Mücadele Birliği”, “İzmir Faşizme Mezar Olacak”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganları attılar. Sendikaların eylemi dışarıdan sürekli alkışlarla destek gördü. Yürüyüş güzergâhı üzerinde olan AKP il ve ilçe binaları önünde işçiler, öfkelerini yuhalamalar ile dile getirdiler. Yürüyüşe DİSK ve Genel-İş konuşmaları eşlik etti. Yürüyüşte İzelman işçileri ‘’işimiz, Ekmeğimiz, Geleceğimiz İçin Yürüyoruz’’ pankartıyla yürürken, DİSK, “İzin Vermeyeceğiz” yazılı pankartla yürüdü. İşçilerin öncülük ettiği eylemde kadınlar eşlerinin talepleri için sokaktaydılar, çocuklar babalarının omuzuna oturarak zafer işareti yaparak yürüdüler. Eski Sümerbank’ın önüne gelindiğinde polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı görüldü. Konak, 14 Kasım günü Konak işçilerin zafer sloganlarıyla inledi. Yapılan Basın açıklamasında taşeronlaşmanın gerçekleşmesinden sonra işçileri, emekçileri tehdit eden olaylardan bahsedildi. “Taşeronlaşma ile beraber bir sürü işçi emekçi işinden olacak” denildi. Taşeron şirket tarafından işçilere dayatılan bu sözleşmenin keyfi, kuralsız ve güvencesiz çalışma düzeyinin, kölelik düzeni olduğu söylendi. Taşeron yolu ile işçilerin her an işten atılma tehlikesi ile karşı karşıya kalacakları, tüm bunların olmasını sağlayanın AKP ve onun hükümeti olduğu belirtildi. İşçilere seslenen basın açıklamasında, bedelsiz hiçbir hakkın kazanılmayacağının altı çizildi. Basın açıklaması atılan sloganlarla eylem son buldu.


4

İşçiler Tetikte

Sayı 19 /Aralık 2012

Metal sektöründe önümüzdeki günlerde başlayacak toplu iş görüşmeleri için geri sayım sürerken, işçi eylemleri de başladı. Ancak, Türk Metal’e üye işçiler, sendikalarının kendi taleplerini almadan toplu sözleşme görüşmeleri için teklif hazırladıkları gerekçesi ile eylemlere başladı.

"Zor, yeni bir topluma gebe olan her eski toplumun ebesidir." Marx(Kapital)

THY İşçileri Bakırköy’de

emegindunyasi.info

emegindunyasi

emegindunyasi@gmail.com

İSTANBUL – 24.11.2012 Türk Hava Yollarında grev yasağına karşı iş bırakma eylemi yaptıktan sonra işten çıkartılan 305 Hava İş üyesi işçi Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda bir araya geldiler.

Meydanda bir araya gelen işçiler “THY A.O. ve Teknik A. Ş.’de İşten Atılan İşçiler İşlerine Geri Alınsın, Grev Haktır Yasaklanamaz” yazılı pankart açtılar. İşçiler ellerinde “İşçiKıyımına Son”, “İşten Atılan İşçiler Geri Alınsın” dövizlerini taşıdılar. Bir saat boyunca eylemlerinisürdüren işçiler sık sık , “İş Ekmek Yoksa Barış da Yok”, ‘Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek” “Zafer Direnen Emekçinin Olacak” sloganlarını attılar. Eylemlerinin 181. gününde olan işçiler bu hafta eylemlerini Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda gerçekleştirdiler. Eyleme Mücadele Birliği, Emek ve Özgürlük Cephesi ve TKP 1920 destek verdi. Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin, işçilerin neden işten atıldığını hatırlatarak her türlü baskı ve tehdide rağmen grev hakkını söke söke aldıklarını söyledi. Ayçin, "Grev hakkımızı söke söke aldık. Sıra işten atılan 305 işçinin işe geri alınmasında. Direnerek iş hakkımızı da geri alacağız" diyekonuştu. Basın açıklamasını okuyan THY işçisi Müslüm Çetin, THY'de işten atılan bir işçinin iki hafta önce davasının sonuçlandığını, THY'nin kaybettiğini belirterek, "Duyduğumuz haberlerin aksine

THY vekilleri kararı temyiz ettiler" dedi. Çetin, konuşmasını şöyle sürdürdü; "THY yönetimini verdiği sözü tutmaya davet ediyoruz. Sonuçlanacak davaları temyiz ederek, süreyi uzatıp, bir buçuk yıla uzayan sürenin bizleri yıldıracağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Bir kez daha uyarıyoruz, yanılıyorsunuz, hem de çok yanılıyorsunuz. Sonuna kadar öz örgütümüz sendikamızla birlikte direnmeyi sürdüreceğiz." Açıklamanın ardından işçiler türküler eşliğinde halay çekerek ve sloganlar atarak eylemlerinisonlandırdı.

THY İşçileri Beşiktaş’ta İSTANBUL - 01.12.20212 187 günüdür THY Dış Hatlar bölümünde eylemlerini sürdüren Hava iş üyesi işçiler bugünBeşiktaş’ta bir araya geldi. İşten çıkarılan 305 işçinin geri alınmasıtalebini yinelediler. Grev yasağına karşı bir günlük grev yapan işçilerin işten atılmasının187. gününde Hava İş sendikası üyesi işçilerin her hafta Cumartesi günü İstanbul’un bir meydanında yaptıkları eylem, bu hafta Beşiktaş Meydanı’nda oldu. Beşiktaş Meydanı’nda biraraya gelen Hava İş üyesi THY işçileri, “305 işçiye yapılan hak-

Hey Tekstil İşçileri Haklarını TOBB Yönetimi Aynur Bektaş’tan İstiyor

İSTANBUL - 01.12.20212 Fabrikanın iflas ettiğini gerekçe göstererek yüzlerce işçiyi mağdur eden Hey Tekstil patronu Aynur Bektaş’a karşı aylardır mücadele eden işçiler bu günlerde TOBB önünde eylemlerini sürdürüyorlar. İşçiler TOBB önüne giderek çadır kurmak isterken polisin saldırısına maruz kaldılar.

sızlığa son verilmesi ve işe iadelerinin sağlanması birinci gündem maddemiz” dediler. Beşiktaş Meydanı’nda toplanan işçilere Deri İş Sendikası üyesi işçiler, Tümtis Yönetiminden sendikacılar, Tek Gıda İş Sendikası temsilcileri, Devrimci İşçi Komiteleri ve birçok siyasi parti temsilcisi destek verdi. Basın Açıklamasını okuyan THY işçisi Ferhan Ajlani, Türk İş yönetimini eleştirerek “”Bugünkü Türk İş Başkanı o konuma AKP hükümetinin adamı olarak gelmiştir ve geldiği günden beri de kendisine biçilen rolü oynamaktadır” dedi. Ajlani, Havacılık sektörünegetirdikleri yasak hükümetin başını, çok ama çok ağrıttı. Çok büyük bir uluslararası baskı ile karşı karşıya kaldılar ve geri adım attılar. Ama anlaşılan o ki, hiç ders almamışlar. Belkide, ‘Hava İş böyle bir direniş gösterdi ama diğer sektörde sendikalar aynı şeyi yapmaz’ diyedüşünüyorlardır. Bu düşüncenin yanış olduğunu kanıtlamak sendikaların boyun borcudur”dedi. Ferhan Ajlani son olarak, “Sendikacı yönetimleri yağmuru, çamuru, itilip kakılmayı, coplanmayı, hapse atılmayı, mahkemelerde süründürmeyi göze alıp üyeleriyle bu oyunu bozmalıdır” dedi.

Eylem bir saat boyunca sürdü. Eylem sırasında sık sık “Atılan İşçiler Geri Alınsın”, “İş Ekmek Yoksa Barış da Yok”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganları atıldı.Hava İş Sendikası Başkanı Atilla Ayçin ve Deri İş Başkanı Musa Selvi’nin kısa konuşmalarından sonra işçiler şarkı ve türküler söyleyerek, halay çekerek eylemi sonlandırdılar. Hava İş üyesi işçiler her hafta gerçekleştirdikleri Cumartesi oturma eylemini bu hafta Zeytinburnu Hükümet Konağı önünde gerçekleştirdi. THY tarafından grev yasağına karşı eyleme katılan 305 işçinin mücadelesi sürüyor. Her hafta Cumartesi günü yaptıkları oturma eylemlerine birisini daha eklediler. Bugün Zeytinburnu Hükümet Konağı önünde bir araya gelen işçiler “Atılan 305 İşçi Geri Alınsın” yazılı pankart açtılar. Eyleme ; Tek Gıda İş, Basın İş, Belediye İş, Zeytinburnu Belediyesi işçileri, Taşeron İşçileri Derneği, Mücadele Birliği ve bir çok sosyalist örgüt destek verdi. Hava İş Genel Başkanı Atilla Ayçin konuşmasında; AKP'nin yandaş edemediği kurum veya kişilerin etraflarını ilk önce sardığını sonra içini boşaltmaya ça-

Fabrikanın iflas ettiğini gerekçesiyle yüzlerce işçiyi mağdur eden Hey Tekstil patronu Aynur Bektaş’a karşı aylardır mücadele eden işçiler bu günlerde TOBB önünde eylemlerini sürdürüyorlar. İşçiler TOBB önüne giderek çadır kurmak isterken polisin saldırısına maruz kaldılar. Levent’teki TOBB binası önünde yapılan basın açıklamasının ardından binanın karşısındaki kaldırımda çadırlarını kurarken slogan atan işçilere burada çadır kuramayacakları söylendi. Çadırı kuran işçiler önüne oturarak sloganlarına devam ettiler. Bir süre sonra polis çadırı dağıtıp parçalayarak işçileri kalkanlarla itekleyerek ve darp ederek TOBB önünden uzaklaştırmaya çalıştı. İşçilere yaplan müdahale üzerine, işçilerin demokratik hakları gereği burada durmaları için bir engel bulunmadığını söyleyen ve işçilerin darp edilmesini önlemeye çalışan ÇHD avukatları da darba maruz kaldılar. İşçiler, yarım saatten fazla kalkanlarla ve iteleyerek darp eden çevik kuvvet ve sivil polis ordusuna karşı direniş gösterdiler. Polis kalkanlarla, işçileri ancak birkaç bina ileriye kadar götürebildi. İşçiler burada da çevik kuvvet ve sivil polis kuşatması altında yarım saat kadar sloganlarını sürdürdüler devrimci marşlar söylediler. Hey Tekstil işçilerine ÇHD İstanbul Şubesi avukatları, Mücadele Birliği Platformu, Devrimci İşçi Komiteleri, Emekli-Sen üyeleri, Roseteks işçileri, Kiğılı işçisi Didem Sorhun, BDSP üyeleri destek verdi. 16.11.2012 Bugün saat 13.30 da Hey Tekstil işçileri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İstanbul Şube binası önünde toplanarak basın açıklaması yaptılar. Basın mensupları ve destekçilerin katılımı oldu. Bina önünde çadır kuruldu. Direnişlerinde iki günde bir iki kişi dönüşümlü olarak açlık grevine karar veren Hey Tekstil işçileri, Erdinç Özgün ve İrfan Edemce adlı arkadaşları ile açlık grevinin birinci gününü bina önünde kurulan çadırda geçirmek suretiyle başladılar. Bu gün polis müdahalesi ile karşılaşmadılar. Hafta içi iki günde bir basın açıklaması

lıştığını söyledi. İşçilerin yandaş olduklarını belirten Ayçin; “Biz işçiyiz, işçi sınıfının neferiyiz, işçiler nasıl iktidarları devirdiyse bu iktidarı götürecektir” dedi. Ayçin; Grev hakkının nasıl kazandıklarının altını çizerek 305 işçinin de işe geri döneceklerini belirtti. THY'den atılan işçiler adına basına açıklama yapan Özlem Altıok; işe iade davalarının çok ağır işlediğini buna rağmen uluslararası hukuk açısından haklı olduklarının bir kez daha açıklandığını ifade etti. Altıok; işe geri dönüş davalarında bir arkadaşları için daha mahkemenin işe iade kararı verdiğini hatırlattı. Altıok; çözüm ve diyalog için sendikalarının hazır olduğunu buna rağmen THY yönetimi, Cumhurbaşkanlığı, Çalışma Bakanlığı'na yapılan görüşme taleplerine olumlu veya olumsuz cevap alamadıklarını aktardı. Özlem Altıok son olarak şöyle konuştu; “Gerçek bırakılmakla, sorunu görmezden gelmekle diyalog ortamı inşa edilemez. Gerçek sosyal diyalog isteniyorsa, Hava İş yönetimi ve üyeleri buna hazırdır ve bu konuda hiçbir kompleks duymamaktadır.” dedi. Konuşmadan sonra eylem saat 15:00'a kadar sürdü. İşçiler halay ve türkülerle eylemlerini sürdürdüler.

yaparak direnişlerini duyurmak istediklerini ve direnişlerine açlık grevi yaparak bina önündeki çadırlarında devam edeceklerini söylediler. Pankartlarının arkasında dizilen Hey Tekstil işçileri ve destekçileri sloganlar atarak marşlar söylediler. Yoldan geçenler direnişçileri korna çalarak desteklediler. Hey Tekstil İşçilerine Polis Saldırdı

19.11.2012 Türkiye Odalar ve Borsalar Binası önünde toplanmak isteyen eylemlerinin 284. günündeki Hey Tekstil işçileri bina girişine çıkan yol üzerinde çok sayıda polisin bulunduğu barikat ve panzerle karşılaştılar. Polis barikatı önünde basın açıklaması yapan işçiler,işveren Aynur Bektaş'tan alacakları haklarını almak istediklerini belirten pankart açtılar. Haklarını direnerek alacaklarını ifade eden sloganlarla oturma eylemini tamamladıktan sonra alanı terk ederken polis saldırısına uğradılar. Polis panzerlerinden sıkılan tazyikli su ve biber gazına maruz kalan işçiler, destekçiler, basın ve avukatlar ıslandı ve gözleri göremez duruma geldiler. Direnen işçiler gözaltına alındılar. Dün polis tarafından sıkılan tazyikli su ve biber gazına maruz kalan ve gece yarısı serbest bırakılan Hey Tekstil işçileri, bugün yine Levent Kanyon binası önünden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği binası önüne yürümek üzere toplandılar. Kanyon binası önünde basın açıklaması yaptıktan sonra TOBB binası önüne yürümek üzere harekete geçtiler. Çevrelerinde çok sayıda sivil ve resmi polis vardı. Çok sayıda polisin bulunduğu ve bir panzerin beklediği barikatla karşılaştılar. Ulaşmak istedikleri TOBB binasına gelemeden polis barikatı önünde "Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır" ve "Baskılar bizi yıldıramaz" gibi sloganlar ve marşlarla eylemi sonlandırdılar. Hey Tekstil işçisi megafon ile "TOBB Yönetimi işverenimiz Aynur Beştaş'ın tecrübelerinden faydalanıyor" şeklinde anons yaptı. 04.12.2012 Hey Tekstil işçileri 4 Aralık akşamı yaklaşık saat 18.00 sıralarında Mecidiyeköy Metrobüs karşısında bulunan çok katlı bir binanın çatı katına çıkarak işveren Aynur Bektaş'tan haklarını isteyen bir yazının olduğu büyük bir pankartı sarkıtarak megafon ile hak gaspına uğradıklarını ve alacaklarını istediklerini söyleryerek kamusal alanda bulunanlara taleplerini duyurmaya çalıştılar. Bir müddet sonra iki adet zırhlı araç ve çok sayıda sivil-resmi polis olay yerine gelerek eylemi gerçekleştiren üç Hey Tekstil işçisini gözaltına almak üzere götürdüler.


E

Metal İşçileri Eylemleri

Sayı 19 /Aralık 2012

ylemlerden ilki İzmir’de kurulu BMC fabrikasında yapıldı. Geçtiğimiz Cuma günü de Eskişehir’de bulunan Arçelik’te çalışan 3 bin kadar işçi yaptıkları yürüyüşte Türk Metal yönetimini protesto etti. Türk Metal’e üye işçilerin bir diğer eylemi ise dün Bursa’da bulunan OyakRenault Otomobil Fabrikası'nda yapıldı. Saat 18.00’de fabrikanın idare binasına yürüyen 2 bin kadar işçi gece saat 24.00’e kadar fabrika binasında oturma eylemi yaptı.

"İnsanların varlığını belirleyen şey,onların bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır." Karl Marx

AKÇAY TEKSTİLİN PATRONU KAÇTI Bayrampaşa'daki Akçay Tekstil firmasının patronu ortadan kayboldu; işçiler fabrikayı işgal etti.

İstanbul - 12.12.2012 Geçtigimiz günlerde fabrikada çalışanlar patronları Adil Uzun'un iflas ederek ortadan kaybolduğunu anlayınca fabrikada kalmaya karar verdiler. İşçiler, üç aylık maaşlarını, kıdem tazminatlarını almak için mücadele ediyor. 1980'lerde açılan firma isim değiştirerek Akçay adını almış. İşsiz kalan 120 işçiden, 30 yıldır orada çalışanlar da var. Yarısını kadınların oluşturduğu işçilerden 10 yıldır fabrikada çalışan Fadime Şeker, üç aydır, işverenin kendilerine ödeme yapacağına dair söz verdiğini ancak bir anda ortadan kaybolduğunu söyledi. Bomboş fabrikanın yemekhanesinde bekleyen işçiler, hala olayın şokunu üstünden atamamış. Üç aydır maaşları ödenmemesine rağmen "Her şey aklımıza gelirdi ama patronun kaçıp gideceğini düşünmezdik" diyorlar. İşçiler, bugüne kadar maaşlarının düzenli yatırıldığını ve patronlarından da memnun olduğunu bu yüzden de kendisine bu kadar çok güvendiklerini ve üç ay maaşsız çalıştıklarını söylüyor. Fabrika kapandıktan sonra alacaklılara karşı da mücadele eden işçilerin ne kadar daha fabrikada kalacakları belli değil. Alacakları için hukuki süreci de başlattılar.

"AB'deki Daralma Firmaları Etkiledi" DİSK'e bağlı Tekstil Sendikası Genel Başkan Danışmanı Ergün İşeri, tekstil firmalarının Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD'deki daralmaya bağlı olarak kapandığını söyledi. "Tekstil, çok hareketli bir piyasa, ana pazarı AB ve ABD olduğu için oradaki daralma buradaki firmaları da etkiliyor.” "Sektör büyümeye başlayınca firmalar üretime yetişemiyor ve işlerini küçük kapasiteli taşeron firmalara veriyor. En ufak bir krizde de bu firmalar kapanıyor. Bir de Türkiye'de sermaye eksikliği nedeniyle firmalar büyük borçlarla açılıyor sonra da iflas edince bu borçları hiç ödeyemiyor. İşçiler de alacaklarını alamıyor. " İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İTKİP) 2012 ilk altı ay raporuna göre, tekstil ihracatında geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 4,1 azalma var. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın 2012 Tekstil Sektörü raporuna göre, Türkiye'nin tekstil ve hazır giyim sektörü oluşturduğu istihdamla işsizliğin azalmasına ve toplumun refahına çok ciddi düzeyde katkı sağlıyor. Rapora göre, Türkiye tekstilde dünya sekizincisi, kayıtlı kayıtsız 450 bin kişi tekstil sektöründe çalışıyor.

emegindunyasi.info

Taşgök Galveniz İşçileri Direnişe Başladı

Ankara - 17.11.2012 2 aydır çeşitli yöntemlerle işten atıldıklarını kamuoyuna duyuran işçiler basın açıklaması yaparak direnişe başladıklarını duyurdular. Açıklama yapan işçiler “Çalışmakta olduğumuz Taşgök Galvaniz’den 31 Ekim 2012 tarihinde işten çıkarıldık. O sabah işe gittiğimizde ustabaşı bize iş vermeyerek işten çıkarıldığımızı patron geldiğinde bizimle konuşacağını söyledi. Patron geldiğinde bizi işten çıkardığını söyleyerek bizim istifa dilekçesi yazmamızı söyledi. Aynı tarihte biz noterden iş akdimizin feshedildiğini, bütün haklarımızın ödenmesine yönelik bir ihbarname gönderdik. Bu süre içerisinde patronun bizi muhatap almaması ve haklarımızı ödememesi durumunda 5 Kasım Pazartesi günü işyeri önünde oturma eylemi başlatacağımızı basın aracılığı ile kamuoyuna ilettik. Kasım ayının 10′unda işyerine gittiğimizde patron verdiği sözü tutmayarak bizlere herhangi bir ödeme yapmak şöyle dursun ‘istediğiniz yere şikayet edin’ dedi. Daha sonra patron bize noter aracılığı ile iş akdimizin feshedilmediğini, 3 gün içerisinde iş başı yapmamızı bildiren bir ihbarname gönderdi. Biz ihbarnameyi dikkate alarak Kasım ayının 12′sinde iş başı yapmak için işyerine gittik. Karşı karşıya kaldığımız durum ise yine aynı idi. Patron işyerinden çıkmamızı söyleyerek bize iş vermedi. Gelinen süreçte bütün iyi niyetli yaklaşımlarımız patron tarafından suistimal edildi. Oyalama taktiğine dönüştü. 15 Kasım’da patronla yaptığımız son görüşmede, patron bize haklarımızı ödeyeceğini söyledi. Ama bir şartla: Kendisinin yazdığı ve bütün haklarımızı aldığımızı ve daha önce noter yolu ile göndermiş olduğumuz ihbarnamedeki bilgilerin gerçeği yansıtmadığını bildiren bir ihbarnameyi noter yolu ile işyerine çekmemizi istedi. Patron bu hamlesi ile bugüne kadar yaptığımız mücadeleyi boşa çıkarmak ve bizi haksız duruma düşürmek istiyor. Yani yalan beyanda bulunmamızı istiyor. Bu oyuna gelmeyeceğiz” dediler. Mücadelede kararlı olduklarının altını çizdiler.

SENDİKAL FAALİYET SUÇ SAYILARAK CEZALANDIRILDI

TÜMTİS Sendikası Ankara Şubesi’nin 14 yönetici ve üyesine yargılandıkları Özel Yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce “üye işçierin sayısı çoğaltmak” suçunu işledikleri için hapis cezasıverildi. Sendika yönetimi tarafında yapılan açıklamada, yönetici ve üyelerinin, işverenin şikayetleri üzerinden karara varıldığını ve bunun sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasının engellenmesi olduğunu belirten bir açıklama yaptı. Sendika tarafından yapılan açıklama şöyle: “Sendikamızın Ankara Şubesi’nin 14 yönetici ve üyesinin yargılandığı davada Özel Yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi ‘üye işçilerin sayısını çoğaltmak’ suçunu işledikleri gerekçesiyle yönetici ve üyelerimize ceza yağdırdı. Genel Eğitim Sekreterimiz ve Ankara Şube Başkanımız Nurettin Kılıçdoğan, Şube Sekreterimiz Halil Keten, Şube Mali Sekreterimiz Binali Güney, Yönetim Kurulu üyemiz Selaattin Demir, Merkez Denetleme Kurulu üyemiz Candan Genç ve eski şube yöneticilerimiz Hüseyin Babayiğit, Erkan Aydoğan, Atilla Yılmaz, Serdal Canikli, Metin Eroğlu, Süleyman Demirtaş, Satılmış Öztürk, İhsan Sezer ve Cihan Türe işveren şikâyetleri üzerine 6 yıl 15 gün ile 1 yıl 10 ay 15 gün arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmışlardır. 2007 yılında örgütlenme çalışması yürüttüğümüz Horoz Kargo işvereni ve çeşitli iş yerlerinin işverenlerinin şikâyeti üzerine bir gece

yarısı operasyonu ile gözaltına alınan yöneticilerimiz tutuklanmış, 6,5 ay sonra çıkarıldıkları ilk duruşmada mahkeme tarafından serbest bırakılmışlardı. 5 yıl devam eden yargılama sonunda 20 Kasım 2012 tarihinde mahkeme, ‘Yasal bir sendika olan TÜMTİS üyesi işçilerin sayısını çoğaltmak, bu şekilde aidat gelirlerini artırmak ve haksız ekonomik çıkar elde etmek amacını güttükleri anlaşılmıştır’ diyerek yöneticilerimize ağır cezalar vermiştir. Şube yöneticilerimize ceza yağdıran mahkeme, bu kanaate ulaşırken tamamıyla işveren şikâyetlerine dayanak yapmıştır. Üye olması için baskı yapıldığı iddiasında bulunan, bu iddia ile şikâyet dilekçesi veren tek bir işçi dahi yoktur. Mahkemece ifadesi alınan hiç bir işçi sendikamıza zorla üye yapıldığını söylememiştir. Buna rağmen işverenlerin yalana dayalı beyanları cezalandırma için yeterli bulunmuştur. Yöneticilerimizin işverenlerin asılsız şikâyetleri üzerine tutuklanması, işverenler ile görüşmenin, sendikaya yeni üyeler kazandırmanın suç delili olarak kabul edilmesi, sendika yöneticilerinin bu suçlamalar nedeniyle yıllarca hapis cezasına çarptırılmaları, örgütlenme ve üyelerinin haklarını koruma mücadelesi veren sendikaların hedefe konulması, sendikal çalışmanın yasaklanması anlamına gelmektedir. Sendika yöneticilerinin kaderi, sendika düşmanı işverenlerin şikâyet dilekçelerine bağ-

5

lanır ise sendikal hak ve özgürlükler tamamen işlevsizleşir, kullanılamaz hale gelir. Bu nedenle, yöneticilerimizin cezalandırıldığı bu davada esas hedef sendikal hak ve özgürlüklerin kendisidir. Artık bütün sendika yöneticileri ceza tehdidi ile karşı karşıyadır. Sendikalar ya işçileri sendikaya üye yapmaktan vazgeçecek, üyelerinin haklarını korumak için işçinin üretimden gelen gücünü kullanmayacak, hatta işyerinin kapısından bile geçmeyecek, grev ve direniş yapmayacak, yani sendikal hiçbir etkinlikte bulunmayacak, ya da yıllarca hapis cezalarını göze alacaktır. Sadece sendikamızı değil, sendikal hak ve özgürlükleri, mücadeleci sendikacılık anlayışını hedef alan bu kararı kabul etmemiz mümkün değildir. Boyun eğen, ricacı, işverenin icazeti ile yapılan sendikacılığı asla kabul etmeyeceğiz. Mücadeleci sendikacılık anlayışımızda ısrar edeceğiz. Üyelerimizin çıkarlarını koruma mücadelesinde hiçbir ceza bizleri yıldıramaz. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) normlarına, temel insan hakkı olan örgütlenme hakkına aykırı olan, sendikal hak ve özgürlükleri kullanılamaz kılmayı hedefleyen bu karara karşı kardeş sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, insan hakları örgütlerini, ulusal ve uluslararası sendikal federasyonları, bu mahkeme kararına karşı dayanışmaya çağırıyoruz. Saygılarımızla. MERKEZ YÖNETİM KURULU”

emegindunyasi

emegindunyasi@gmail.com

EMEKÇİ HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE KURTULUŞU

Bağımsız sınıf siyaseti izlemeden devrimci kalınamaz. Bir ülkede sınıflar varsa o ülkeyi bu sınıflardan biri yönetiyor demektir. Kapitalizm bir sömürü sistemidir. Bu sistemle yaşayan toplumlar sınıflara bölünmüştür. Ve bu bölünmüşlük bilinçli olarak iktidar tarafından muhafaza edilir. Kapitalizmde asalak-sömürü ile yaşayan burjuva sınıf iktidardır. Çalışan emekçi sınıflar ise bastırılan bir durumdadır. Sömürülen durumundadır. Devletin tüm işlerinde iktidar hangi sınıfsa kendi çıkarına göre yön verir. Bağımsız sınıf siyaseti demek, emek siyasetinde, mücadelede, hiçbir burjuva ve küçük burjuva kesim ve politikanın kuyruğuna takılmamaktır. Karışık, sığ, zehirli, tutarsız politika ve tavırlara düşmemektir. Burjuvaziye hizmet eden, onların çıkarlarına doğrudan ya da dolaylı bağlanan siyaset yapmamaktır. Emekçiler kendilerini ezen, sömürenlere, kendi davalarına ihanet etmeden yardımcı olamaz. O nedenle her ülkenin emekçi, ezilen, sömürülen halkı, önce kendi diktatörlerine karşıdır. Onların yenilmesi, yıkılması için çelişkilerden yararlanır. Bu anlayış önemini tüm dünya ve Ortadoğu’da emperyalizmin çıkar çatışmasına girdiği zayıf kapitalist rejimler karşısındaki politikalarda göstermektedir. Tutarlı gerçek anti-emperyalizm ancak ANTİ-KAPİTALİZM den geçer. Çünkü emperyalizm denen şey kapitalizmin en son çürümüş aşamasıdır. Kapitalist bir ülkenin kendi sınırlarından taşarak dünyanın sömürülmesine girmesidir. Bu nedenle çağımızda ilericiliğin, devrimciliğin püf noktası anti-kapitalizmdirl Anti-kapitalist olmayan güçlerin ve ittifakların anti-emperyalist ve de ilerici olması sadece laftadır. Çünkü kendilerine ait bir emperyalizm hayaliyle bütün güçlerde, egemen emperyalist ülkelere karşı bir karşıtlık bulunur. Mesela bütün dini güçler ‘büyük İslam halifelikleri’ hayali kurar. Kapitalizme karşı değillerdir. Mesela burjuva gazete ve tv’lerden biri olan Haber Türk’ te bir dönem haber müdürlüğü yapmış Yiğit Bulut, sürekli Türk burjuvazisini savunup, Avrupa ve ABD emperyalizmine karşı eleştiriler yazabilir. ABD ve AB emperyalizmi karşısında kendini anti-emperyalist olarak sunabilir. Bu nedenle anti-kapitalist olmadan anti-emperyalistlik gerçekçi olmaz. Bu nedenle belli emperyalist ülkelerle her çatışan- karşı olan antiemperyalist olamaz. Bu nedenle sadece, anti-kapitalist politikalar ve güçler-ittifaklar, tutarlı-gerçek ve emekçi halkları kurtuluşa götürebilecek bir çizgidir, yöndür. Bu anlayış ve yön, her türlü karışık ortamda emekçi halk ve devrimciler için pusuladır. Halk düşmanı yerel burjuva güçlere ve iktidarlara payanda olmamanın yoludur. Emperyalizm ve yerel burjuva diktatörlükler arasındaki çelişki ve çatışmalardan, emekçi halkların demokratik devrim için faydalanabilmesinin yoldur. Irak, Libya, Suriye’de görüldüğü gibi, emperyalizmde yerel burjuva diktatörlükler çıkar çatışmasına düşünce savaşabilirler. Emperyalist ülkeler bile az mı birbirleriyle savaştı? Kimin güçlü kimin güçsüz, kimin saldıran kimin savunan pozisyonda olduğu da fark etmez. Savaşta tarafların amaçları önemlidir. Emperyalizm tam ilhak ve sömürgeleştirmek için, zayıf kapitalist ülke burjuvazisi ise kendi sömürü sınırlarının efendisi olarak kalmak için… 100 kölesi olanla 5 kölesi olan sömürücülerin savaşı gibi… 100 kölesi olan o 5 köleyi de almak için saldırıyor, 5 köle sahibi de kölelerini kaptırmamak için savunuyor. Peki köleler ne yapacak? 5 köle kendi efendisini mağdur görüp, haklı görüp emperyalizme karşı bizi savunuyor diyerek onun tarafını mı tutacak? Ya da büyük köle sahibi bizim özgürlüğümüz için efendiyle savaşıyor diyerek 100 kölesi olanın tarafında mı savaşacak. Emekçi halklar böyle durumlarda iki ucu da pis değneğin bir ucunu tutmak zorunda değildir. Doğrusu da tutmamaktır. Bu çelişki ve çatışmalardan emeğin ve ezilen halkların kurtuluşu için ve tüm sömürücülerden kurtulmak için nasıl yararlanırım diye bakmak zorundadır. Bu yönde faydalanabilmenin yolu her koşul altında bağımsız sınıf siyaseti izlemekten geçer. Aksi halde ya ‘vatan savunusu’ yerli burjuvazinin askeri, uşağı, kölesi olmaya devam eder, ya emperyalizmin uşağı, askeri, kölesi durumuna düşülür. Ve hiçbir durumda eline, kendi lehine bir şey geçmez. Emekçi halklar her koşulda, kendi irade ve inisiyatiflerini başkalarına vermeden hareket ederse, kendini tüketecek bu iki yanlı cenderenin kurbanı olmaktan kurtarır. Suriye’de öncülerin bu netlikte kendi bölgesinde devrim yapması, çelişkilerden yararlanarak halkın örgütlenmesi ve silahlanarak sağlamlaşma çizgisi izlemesi, sömürücü, zorba güçler için değil halkların özgürlüğü için hareket etmesi takdire şayandır. Bu devrimci anlayışın vücut bulması olmuştur. Irak ve Libya’da ise bu çizgiyi izleyecek öznelerin yokluğu veya yetersizliği emekçi halkların iktidarı ellerinin içinden kaçırmalarına neden oldu. Başta söylediğimizi tekrar ederek bitirelim, bağımsız sınıf siyaseti izlemeden devrimci kalınamaz, devrimci politika üretilemez. Burjuvazinin paçasına sarılmaktan medet uman küçük burjuva vatanseverlikle burjuvaziye hizmet edilir, halklara değil..


6

T

ŞİŞECAM FABRİKASI KAPATILIYOR

Sayı 19 /Aralık 2012

opkapı'da bulunan Şişecam’a bağlı Anadolu Cam Sanayi Fabrikası’nın, yönetim tarafından 31 Aralık 2012 tarihinde kapatılma kararı işçilerin sabrını taşırdı. 572 İşçi aileleriyle birlikte saat 08.00’da Davutpaşa Metro istasyonuna gelerek. Ailelerin de destek verdiği eylemde işçiler, Basın açıklamasının ardından Eski Londra Asfaltı Caddesi’ni trafiğe kapatarak fabrikaya yürüyen işçiler, yarım saatlik eylemin ardından iş başı yaptı

“Bütün dünyada, nerede kapitalist varsa orada basın özgürlüğü; gazete satın alma özgürlüğü, yazar satın alma özgürlüğü, rüşvet, halkın görüşünü satın alma ve burjuvazinin yararına saptırma özgürlüğü anlamına gelir.” Lenin emegindunyasi.info

emegindunyasi

KATLİAMIN HESABI SORULACAK

Bundan tam 12 yıl önce “Hayata Dönüş” diyerek 20 cezaevine vahşice saldırıldı 28 devrimci katledildi. Aradan 12 yıl geçmiş olsa da sermaye devletinin vahşice saldırısını unutmadık ve unutturmayacağız. Zindanlara yapılan saldırılar devrimci komünistleri yıldırmadı yıldıramayacak da.19Aralık 2000 yılında yapılan katliamla devrimi engelleyeceğini düşünen sermaye devleti, bugün işçilerin, emekçilerin,emekçi kadınların, gençliğin ve ezilen Kürt halkının yükselen mücadelesi karşısında aciz kalmıştır. Faşist devlet katliamlarla devrimi durduracağını sanıyor, ama yanılıyor; hiçbir şey devrimin gelişini engeleyemez. 12 yıl önce devlet güçlerinnin devrimci tutsakları teslim almak için 20 ayrı cezaevinde eşzamanlı olarak başlattığı saldırı ve 4 gün süren zindan savaşlarında 28 devrimci tutsak katledildi. Devrimci tutsaklar hücre tipi cezaevi denilen F tipi zindanlara zorla konuldular. Ölüm oruçlarında ve yapılan operasyonda 122 tutsak ölümsüzleşti, 600'den fazla tutsak sakat kaldı. Emperyalist-kapitalist sistemin Yeni Evresi'nde, Türkiye tekelci sermaye sınıfının ömrünü uzatabilmek, yıkılıp gidişini biraz olsun geciktirebilmek amacıyla emperyalist devletlerin yardımıyla hayata geçirebildikleri bir katliamdı 19Aralık. Sermaye devletinin operasyon için ortaya koyduğu gerekçelerin aradan geçen 12 yıl zarfında yalanlardan, sahte bahanelerden oluştuğu gerek mahkemelerde devam eden duruşmalarda, gerek bizzat devrimci tutsaklar tarafından ortaya konuldu. Dünya ekonomik krizin etkileriyle bir dizi ayaklanmayla sarsılırken ülkelerimizde ise emekçilerin ve Kürt halkının mücadelesinin hızla devam ettiği yıllardı. Onlarca yıldır süren iç savaşta kesin bir galibiyet sağlayamayan burjuvazi 1999 Kasım krizinde fırsat bilip emekçilere yönelik başlattığı saldırılarda emekçilerin grev ve yaygın kitle eylemleriyle yanıt bulmuştu. Yine o dönemde başlayan Ö.O. ve AG leriyle ve tutsak yakınları her gün sokaklarda mücadeleyi yükseltiyordu. O günün başbakanı Ecevit bu cezaevi katliamının gerçek nedenini şu cümlelerle açıklamıştı: “İçeriyi teslim almadan dışarıyı teslim alamayız.” O günlerde sorulan sorulara “Önemli olan neticedir, biz neticemizi aldık” diye yanıt veriyordu. Bu sınıfsal bakış açısıyla hareket eden burjuvazi işçiler, emekçilere göz dağı vermek istedi mücadele ederseniz,hakınızı ararsanız ve devrimcilere sahip çıkarsanız sizin de başınıza bunlar gelir. Bundan dolayı 4 gün süren zindan savaşlarını tv’ler canlı yayınlarla ve gazetelerde manşetlerde vererek korkutmayı ve sindirmeyi amaçladılar. Operasyon için 2 yıl boyunca maketler üzerinde hazırlanıldı. Cezaevlerine operasyon hazırlığı yapmış binlerce askeri, özel yetiştirilmiş işkenceci katilleri ile helikopterleri, buldozerleriyle cezaevlerindeki devrimci tutsaklara saldırdı. Devrimci tutsaklar bu saldırılara önce 4 gün süren zindan savaşlarıyla sonra götürüldükleri F tiplerinde ölüm orucu eylemleriyle yanıt verdiler. Böylece örgüt baskısı değil, devrimci tutukluların irade ve bilinçleriyle bu eylemi gerçekleştirdiklerini herkese gösterdiler. Devrimci tutsakları teslim alma politikaları, tutsaklar tarafından daha ilk adımda boşa çıkartılmış oldu. 7 yıl süren ölüm orucu eylemleri ise devrimci tutsakların ölümü de yenen iradeleri ve kararlılıkları ile halkların bilincinde ve yüreklerinde kazanılan bir zafere dönüştü. Devrimci tutsaklar bu konuda üstlerine düşeni yapmışlar ve boyun eğmemişlerdir. 19 Aralık zindan savaşları bir daha gösterdi ki, sermaye sınıfının iktidarını devam ettirebilmek için uygulamayacağı vahşet yapamayacağı katliam yoktur. Sermaye sınıfının bu sınıf bilincine karşılık işçi,emekçiler de kendi sınıf bilinciyle kendi öncüleri olan devrimci tutsaklara sahip çıkıp, devrimci tutsakları özgürleştirme hedefiyle hareket etmezlerse kendi kurtuluşlarını da gerçekleştiremezler. Tarih aynı zamanda zindanların yıkılması mücadelesinin nasıl devrim mücadelesiyle iç içe geçtiğini, tutsakların özgürleşmesini isteyen işçilerin, emekçilerin zindanları yıkmak için devrim mücadelesini yükseltmesi gerektiğini de gösterdi. İşçi ve emekçiler 19-22 Aralık zindan savaşlarını unutmayacaklar. Zindan savaşlarında ve ölüm orucu eyleminde ölümsüzleşen 122 canımızın ortak ideali olan devrim mücadelesini iktidarla taçlandırarak, onların gösterdiği yoldan giderek başaracağız. Tarih, 19 Aralık katliamının yeni bin yılda Türkiye ve Kürdistan'da devrimin zafere gidişini enğelemeyeceğini burjuva sınıfa gösterecektir. Katliamın hesabı bir gün mutlaka sorulacaktır. ZİNDANLARI YIKACAK ZAFERİ BİZ KAZANACAĞIZ!

Yükselen Binaların Altındakiler

emegindunyasi@gmail.com

İnşaat işçileri, "Dünyayı biz inşa ediyoruz, altında da biz kalıyoruz" diyerek taşerona ve göçmenliklerine rağmen dernek kurdu. İnşaat İşçileri Derneği'nde Karadenizlisi de var, Kürdü de, devrimcisi de muhafazakarı da.Türkiye'nin her yerinde gökdelenler yükselirken ekonominin hem lokomotifi hem de en güvencesiz sektörü olan inşaatta yaşadıkları sıkıntılara karşı örgütlü bir ses çıkarmayı amaçlıyorlar.Maaşların yatırılmaması, sigortasızlık, kötü barınma koşulları, güvencesizlik... Ve en kötüsü, yanı başındaki arkadaşını bir anda 10 metre aşağıda yerde buluvermek. Sadece bu yıl en az 273 inşaat işçisi, ya kaldığı konteynırda zehirlenerek, ya bir yerden düşerek hayatını kaybetti. En az diyoruz, çünkü bu rakam resmi kayıtlara geçebilenler. Birçoğunun ölüm nedeni iş kazası olarak kayıt altına dahi alınmıyor. Ailelere, firmaların verdiği üç, beş bin liralık "kan parası" sonucu dava bile açılamıyor. Açılan davalarda ise esas sorumlulardan öte yine fatura işçilere kesiliyor. Dernek fikri, Türkiye'nin en yüksek inşaat projesi Sapphire'de (Kiler Holding firması) ortaya çıktı.

İşçilerin alacaklarını alamaması üzerine Mustafa Akyol, inşaat işçileri arasında yaygın olmayan bir şekilde 35 günlük oturma eylemi yapıyor. Alacaklarını alıyorlar. Bu direniş hali diğer inşaatlarda da dernekleşmeye varana kadar yayılmaya başlıyor. En başa dönelim, bir insan inşaatta çalışmaya karar verdiğinde nereye gider? "İnşaatta taşeron ailede başlar" diyorlar; çünkü hep tanıdık aracılığıyla inşaatlarda iş bulunuyor; bir kişi bazen bütün köyün gençlerini toplayabiliyor.Bir inşaatta 30'u aşkın taşeron firma olabiliyor; yani ana yüklenici firma alçı, boyama her iş için alt bir taşeron firmayla çalışıyor, o taşeronun da taşeronu olabiliyor onun da taşeronu böyle devam ediyor.O yüzden işçiler, iş bakarken ilk olarak "Parası sağlam mı?" diye sorarlarmış. "Hiçbir işçi yoktur ki, parası patronda kalmamış olsun" diyorlar. Para nasıl patronda kalır? "Bazen taşeron firma batar, patronunu bulamazsın. Bazen 'ha bugün, ha yarın vereceğim' der, seni bıktırır. Ya katil olacaksın ya da bırakıp parayı gideceksin " Herkes herkesin taşeronu olduğu için işçi, kendisine muhatap olacak bir patron bulamıyor. Ana yüklenici firma

‘sen benim işçim değilsin’ deyip işin işinden çıkabiliyor.Parayı zamanında ve tam olarak alsalar da sigorta primleri hiçbir zaman tam yatmıyor. Mustafa Akyol ve Cengiz Bilici şimdiye emekli olabilirdi ancak primlerinin yarısı bile tamamlanmamış. Kıdem ve ihbar tazminatı almaları zaten mümkün değil; çünkü taşeron firmalar sürekli "girdi çıktı" yaparak bundan "kurtulma"nın yolunu bulmuş. "Dünyayı biz inşa ediyoruz, altında da biz kalıyoruz" diyen işçiler işin maddi boyutunun yanında ölüme varan güvenlik sorunlarına dikkat çekiyorlar. Çok somut örnekler, iş güvenliğindeki durumu gözler önüne seriyor; inşaatlarda en temel güvenlik önlemi olan baret, iş ayakkabısı ve kabloların koruyucu madde ile kaplanması gerekir. Bareti kafasına geçiren Akyol, eğilip kalkmaya başlıyor. "Ben mermer ustasıyım, dizlerim üstünde çalışırım; baret ben eğildikçe kafamdan sürekli düşüyor. Ve benden hızlı çalışmam bekleniyor. Bir bareti bile her iş bölüme uygun şekilde üretmiyorlar. Çünkü buradaki amaç işçinin kafasına bir şey düştüğünde 'baret takmıştık' diyip cezadan kaçınmak, kimse işçinin rahat ve güvenli çalışmasını düşünmüyor." Yeni yasaya göre, firmalar özel güvenlik şirketlerine ücret karşılığında denetim yaptırıyorlar. İşçiler haliyle "Firma denetim yaparken parayı aldığı patronun yanında mı olur işçinin mi?" diye soruyor.Bunun yanında en temel ihtiyaçlardan biri maske hala verilmiyor. İnşaat işçilerinin birçoğu bu yüzden kronik solunum hastalığı yaşıyor. Slikozisin bile uzun müca-

Faşist devlet 19 Aralık 2000’de 20 cezaevine aynı anda kimyasal silahları, gazları, tankı, topuyla her şeyiyle saldırmıştır. Adına “Hayata Dönüş operasyonu” denilen bu katliamda 28 devrimci tutsak katledildi, onlarcası yaralandı. 10 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen hala tedavileri süren yaralılar var... Bayrampaşa cezaevinde 6 devrimci kadın tutsak devlet tarafından diri diri yakılarak öldürüldü… Devlet adına “hayata dönüş” dediği katliam operasyonuna başlarken Bayrampaşa cezaevine 200 ceset torbasıyla girdi. 6 kadın olmak üzere 12 devrimci tutsağı katletti. Silah sesleriyle, tepemizde çatıların delinme sesleriyle uyandık uykularımızdan. Gece nöbet tutan arkadaşımızın “operasyon yapıyorlar arkadaşlar” diyen sesini duyduk ilk… evet gazlarıyla, bombalarıyla, silahlarıyla, iş makineleriyle, her şeyleriyle gelmişlerdi işte. İş makineleriyle çatıda delikler açıyorlardı ve aynı zamanda bir kısım asker de karşı koğuşun çatısından bizim koğuşa çeşitli gaz bombaları atıyorlardı. Aynı şekilde bizim koğuşun çatısında olan askerlerde karşı koğuşu bombalıyorlardı. Hareket eden her şeye ateş ediyor, çeşitli gazlarını yangın bombalarını atıyorlardı. Bizler de sloganlarla cevap veriyorduk. Elimizde irade

ve bilincimizden başka hiçbir silahımız yoktu. “Devrimci Tutsaklar Teslim Alınamaz”, “Yaşasın Devrimci Dayanışma” diye haykırıyorduk sloganlarımızı. Çeşitli siyasetlerin devrimci kadın tutsakları olarak birlikte hareket ediyorduk. Bulunduğumuz koğuşun üst katına çekilmiştik. Bir taraftan tepemizden, delinen çatılardan bir sürü gaz bombası atıyor, bir taraftan karşı çatılardan üzerimize kurşunlar yağdırılıyordu. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi koğuşun giriş kısımları ateş püskürten lavlarla yakıyorlardı. 3 saate yakın kaldık koğuşun üst katında. Artık en sonunda koğuşun giriş kısmı yakılınca ateş püskürten lavlarla, içimizden bir arkadaş “alt kata inelim, burada yanacağız arkadaşlar” dedi. Bizler de alevlerin arasından sürünerek alt kata indik. Alt kata inen merdivenler çok yoğun bir şekilde gaz bombalarıyla doluydu. Biz kadın tutsaklar o gazların kurşunların ve alevlerin arasından nasıl sağ bir şekilde alt kata indiğimizi hatırlamıyorum. Alt katta da devam ettik sloganlarımıza. Biz slogan atıyoruz, onlar sesin geldiği yöne doğru fırlatıyorlar gazlarını ve kurşunlarını…. üst kattın girişi ise cayır cayır yanmaya devam ediyordu. Bizim yaşadıklarımızın aynısını karşı koğuşta bulunan kadın arkadaşlar da yaşıyorlardı. Fakat onlar koğuşun üst katından alt kata

inemediler ne yazık ki!…. Biz alt katta da koğuşun en sonuna doğru çekildik. Gazlar, kurşunlar, bombalar üzerimize yağmaya devam ediyordu….bir ara havalandırmada bulunan plastik kulübe yanmaya başladı ve korkunç bir duman çıktı. Neredeyse bir saate yakın sürdü. Kapkara zehir gibi duman daha da zorlaştırdı nefes alışımızı…. bir süre sonra karşı koğuşta bir yangın çıktı. Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum, -o an bana sanki bir ömür gibi gelen bir süre- hiçbir ses çıkmadı. Biz camlardan bağırmaya başladık “arkadaşlar, arkadaşlar” diye... “yanıyoruz”… sesinden başka hiçbir ses yok. Korkunç bir sessizlik!... ölüm sessizliği!… En son Seyhan’ı, Şefinur’u, Özlem’i birbirimize zafer işareti yaparken hatırlıyorum. Gülücüklerle, karşılıklı sloganlarla, zafer işaretleriyle birbirimize destek oluyorduk. Yangından yaralı da olsa sağ olarak çıkabilenler; elleri, yüzleri derileri akarak çıkıyorlar havalandırmaya. Bizler de kaldırıyoruz barikatlarımızı çıkıyoruz havalandırmaya…. Arkadaşların yüzleri, elleri, derileri erimiş akıyor…. Yaralıları hemen bizim koğuşun gardiyanların kaldığı bir bölüm vardı oraya alıyoruz. Hemen koşuyorum sargı bezleri, ilk yardım malzemeleri bulup yaralarını sarmaya…. Operasyondan önce ha-

delelerden sonra meslek hastalığı sayıldığı ülkemizde inşaat işçileri "meslek hastalığı" kategorisine girebilmeyi hayal olarak görüyor. Esenyurt'ta 10 işçinin yanarak, yine dört işçinin zehirlenerek konteynırda ölmesi ise işçilerin sadece çalışırken değil uyurken bile güvende olmadıklarının en yakın kanıtları. Göçmen ve mevsimlik işçiler olarak da tanımlanan inşaat işçileri (büyük bir kısmı Kürt) başka şehirlerden çalışmaya geliyor.Cengiz Bilici tam 21 yıldır "gurbet"te çalışıyor. Ailesi, çocukları Van'da yaşıyor; yılın en fazla dört ayını onlarla geçirebiliyor. “En kötüsü de hasretlik" diyor diğerlerinden farklı olarak. Barınma koşulları dediğimiz de, işte bu göçmen işçilerin canına kastediyor. 14 metrekarelik konteynırlarda ortalama 10 kişi kalıyor; havasız, rutubetli. 400 kişiye bazen bir duş, iki tuvalet düşüyor. Bütün gün toz, toprak içinde çalışanlar, iyi bir uyku için kuyruk nedeniyle bir duş dahi alamıyor. Peki tüm bu çalışma koşullarına Çalışma Bakanlığı ne diyor? Bakanlık yetkilileri ile bir çalıştayda biraraya gelen Akyol aktarıyor: “Bakanlık, 'müfettiş' yok diyor. Biz de diyoruz ki, sen devletsin müfettiş bulmak zorundasın. Sermaye için toprak buluyorsun, teşvik veriyorsun, müşteri buluyorsun. Ama işçiye gelince müfettiş bulamıyorsun." İşçiler artık hayatlarına mal olan bu sistemde muhatap alınmak ve denetimin bir parçası olmak istiyor. Mesela eğitimden geçirilen işçiler neden denetmen olarak çalışmasın?” İnşaat işçileri “Biz dert anlatmak için biraraya gelmedik; çözüm üretmek istiyoruz. Yeter ki köstek olmasınlar diyorlar.

zırladığımız sağlık malzemelerini kaptığım gibi koşuyorum arkadaşların yardımına… o yangında ne sağlam kalmışsa penye, yanık ilacı vs ne varsa bulup getiriyorum. Elbiselere hiçbir şey olmamış, ama deriler yanmış, yüzler yanmış eller yanmış… “herkes devrime bir şeylerini verdi bende güzelliğimi verdim diyen” arkadaşımızda ağır yaralılar arasında. Bir taraftan biz

19 ARALIK ZİNDAN S

yaralılarımıza ilk yardım yaparken, bir kısım arkadaşlarımız da havalandırmada devrim halayı çekiyorlar. Düşman bu görüntü karşısında şaşırıyor. Bu kadar ağır saldırılarına rağmen hala teslim alamamışlar. Teslim alamadıkları gibi devrimci kadın tutsaklar karşılarında dimdik bir şekilde halay çekiyor!... Düşman daha da öfkeleniyor… bu sefer havalandırmada sürüyor kavga…. İki koğuşun kadın devrimcileri aynı havalandırmadayız. Gazlara, bombalara, kurşunlara


M

Sayı 19 /Aralık 2012

MERSİN TAŞERON İŞÇİLERİ EYLEMDE

"Proletarya, burjuvaziyle olan savaşımında, mutlaka kendini bir sınıf olarak örgütler... Devrim yoluyla, egemen sınıf durumuna gelir, ve, egemen sınıf olarak eski üretim koşullarını zorla süpürüp atar." Marx (Komünist Manifesto)

ersin'de yapımı devam eden 25 bin kişilik ''Mersin Stadyumu''nun inşaatında taşeron şirkette çalışan ve ücretlerini alamadıklarını iddia eden bir grup işçi, eylem yaptı.

emegindunyasi.info

İŞÇİ SINIFININ KURTULUŞU KENDİ ESERİ OLACAK Tüm dünya üzerinde işçi sınıfı ayakta, emekçiler ayakta, öğrenciler ayakta .. Diğerlerinden farklı olarak işçi sınıfının ayakta olması ayrı bir önem taşıyor; çünkü işçi sınıfı ayağa kalktı mı diğer bütün kesimleri de etkiliyor, harekete geçiriyor. İşçi sınıfı eyleme geçtiğinde bütün ezilen ve sömürülen sınıflar, toplumsal katmanlar, o anı bekliyormuş gibi harekete geçiyor ve teorik önderlik bir anda pratik önderliğe dönüşüyor.

İçinde bulunduğumuz kapitalist sistemin Yeni Evre’sinde artık dünyanın herhangi bir yerinde beliren örnek orayla sınırlı kalmıyor; hızla yaygınlaşıyor, genelleşiyor. İnternetin bu kadar yaygın kullanıldığı bir dünyada zaten farklı olacağını düşünmek garip olurdu. Bir eylem daha başladığı anda dünyanın öteki ucunda duyulabiliyor. Bugün bütün dünya, kapitalizmin dünya çapında yaşadığı krizin farkında. Ülkelerin bile birbiri ardı sıra iflaslarını açıkladıkları bir dünyada Kıbrıs Rum Kesimi lideri Hristofyas’ın gözyaşlarını bütün dünyanın görmesi için sadece saniyeler yetiyor. Evet dünya artık bir eşiğe geldi; şimdi artık “yeryüzünün lanetlileri”nin tarihin bekleme odasından çıkıp dünyayı nasırlı elleriyle yeniden şekillendireceği bir döneme girmiş bulunuyoruz. Ya insanlık korkunç bir savaşla yıkıma uğrayıp, barbarlığın pençesine düşecek ya da

sosyalizme yönelerek “başka bir dünya” kuracak. Artık “ara yollar”, ”ara çözümler” tükenmiş durumda. İnsanlığın kendisine korkunç bir yıkım hazırlayacak kadar aklını yitirmediğini düşünecek olursak, bütün savaşların ve yıkımların nedeni olan emperyalist kapitalist sisteme son vermesinin daha kolay olacağını söyleyebiliriz. İşte burada asıl görev işçi sınıfına düşüyor. Üretim içinde bulunduğu konum itibarıyla ancak işçi sınıfı bu rolü oynayabilir. Ancak işçi sınıfı bir devrime önderlik edebilir ve bir devrimi sonuna kadar götürebilir. Elbette bu kendiliğinden olabilecek bir şey değildir. İşçi sınıfı, bilinçli ve örgütlü olabildiği ölçüde bir devrime önderlik edebilir. Ustaların dediği gibi, “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır”; bu doğru, ancak işçi sınıfı bu kurtuluşu hedeflediği taktirde böyle olacaktır.

Bugün işçi sınıfının aristokratlaştırılması, sınıf karekterinin bozulması için sermaye sınıfı tarafından yoğun bir çaba harcanıyor. Emperyalist kapitalist ülkelerde daha çok işçi sınıfına sömürüden verilen sus payı ile bu sağlanmaya çalışılırken bağımlı ülkelerde bu daha çok yozlaştırılma vb. ile yapılıyor. Emperyalist kapitalist sistem, asırlardır bu çabanın içerisinde; ama sonuçta hala bir devrim kabusu görmeye devam ediyor. Dünya üzerinden açlık ve yoksulluğa, savaşlara vb neden olan kapitalist sömürü sistemi defedilmediği sürece, emekle sermaye arasındaki çelişki olduğu yerde durmaya devam edecek ve bu çelişkinin kendisi işçi sınıfını tarihsel eylemine doğru itecektir. Şimdi olan tam da budur. Sermaye sınıfının hiçbir çabası, dünya üzerinde ayaklanma ve devrimleri engelleyemedi. Bugün İspanya’dan Portekize,

karşı, düşmana karşı mücadelemiz birlikte sürüyor…. Yangınlar sırasında yangını söndürmek için tek damla su sıkmayan itfaiye bizim üzerimize, ikibuçuk saat hiç aralıksız tazyikli su sıktı. Bizler tir tir titreyerek iliklerimize kadar ıslandık, yılın en soğuk günü olan “zemheri soğuklarında”… En son ana kadar hiçbir

kimseyi alıp koparmalarına müsaade etmedik. Biz birbirimize sarılmış haldeyken silahlarını üzerimize doğrultarak bizim etrafımızı çember şeklinde 4-5 kat sardılar. Koğuşlarda kimse olmadığı halde her şeyi kırıp dökerek, (camları kırıyor, çiçekleri dahi parçalıyorlardı) girdiler. Yanan arkadaşların olduğu koğuşa girdiklerinde ise kendi katliamlarına kendileri bile şaşırıp “dehşete” kapıldı. Birbirimize kenetlenmiş bir vaziyette iken bizleri önce birbirimizden koparmaya çalıştılar. 7-8 asker bir tutsağın üzerine atlıyor onu arkadaşlarından koparmaya çalışıyordu. En son ben ve bir yoldaşım birbirimize sıkıca kenetlenmiştik. Bizi de birbirimizden koparmak için uğraştılar. “ayrılmıyorlar” sözleri hala kulaklarımdadır. En sonunda bizi de birbirimizden koparıp, koridor boyunca sürüklediler. Malta boyunca bizleri sürükleyerek dışarı çıkarmaya çalıştılar. Bir ara “Ya Devrim, Ya Ölüm” sloganını attığımı hatırlıyorum. Slogan attırmamak için iğrenç elleriyle ağzımı kapatmaya çalıştılar… Benle birlikte aynı anda arka tarafta da slogan atılıyordu. “Devrimci Tutsaklar Teslim Alınamaz”. …. Koğuşlardan çıkardıklarında bizleri askeriye-

nin yemekhanesi olan bir bölüme koydular ve kimlik taraması yapmaya çalışıyorlardı. Bizler de; ben Şefinur’um, Özlem’im, Gülser’im, Seyhan’ım, benim adım Yazgülü, Nilüfer diyorduk.... Bizlere zincir ve kelepçe takamadılar… Biz askeri yemekhanede beş kişi kalmıştık. 15 -16. koğuşların havalandırmasının duvarı deliniyordu. Orada hala devam ediyordu mücadele… delinen havalandırmadan yaralılar veriliyordu. İşte o zaman görebildik erkek yoldaşlarımızı. Var gücümüzle onlara bağırmaya başladık. Kadınlar koğuşunda 6 kişiyi kaybettiğimizi anlatmaya çalıştık. Onlar da bize 6 işareti yapıyorlardı. Daha sonra öğrenecektik orada da 6 erkek arkadaşımızın yaşamını kaybettiğini. Bunların arasında Murat Ördekçi'nin de bulunduğunu… ilginç bir şey anlatayım, kapkara dumanlar yükselirken koğuşların üzerinden, bembeyaz güvercinler griye boyanmışlar ama hiçbir yere gitmiyorlardı. Koğuşların üzerinde uçmaya devam ediyorlardı….. Sonra bir ringe konulduk. Ringde de birkaç saat boyunca bekletildik. Biz beş kişi aynı ringdeydik. Diğer arkadaşlarımızın da başka bir ringde olduğunu öğrendik. Akıbetimizin ne

SAVAŞLARINDAN...

zaman bize yakın mesafeye kadar yaklaşmadılar. Üzerimize hep uzak mesafeden ateş ettiler, gaz bombaları attılar. Tüm bu katliam görüntülerini saniye saniye kaydetmeyi de ihmal etmiyorlardı… Artık kıpırdayacak gücümüz kalmamışken bile, düşmanın kolluk güçleri bizlere yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Takatimizin kalmadığı en son anda ise yaralılarımızı ortamıza aldık ve birbirimize sıkıca kenetlendik. İçimizden hiç

7

Yunanistan’dan Türkiye ve Kürdistan’a, Afrika’dan Latin Amerika’ya dünyanın her tarafında devrim fırtınaları esiyor; her yerde işçi ve emekçiler farklı farklı gerekçelerle de olsa özünde emperyalist kapitalist sistemden kaynaklanan sorunlara karşı harekete geçiyorlar. Burada önemli olan şu: Bu sorunlar giderek azalmıyor, tam tersine günden güne artıyor ve içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Toplumlar artık bir bütün halinde içinde bulundukları koşullara isyan ediyorlar. Bu koşullarda işçi sınıfı, kavganın dizginlerini eline alıp harekete geçtiğinde bütün bir dünyanın bir devrimler dalgasıyla kaplanması işten bile değildir. Bugün bir çok belirtisiyle kendisini gösteren bu süreç, hiç kuşkusuz yarın daha da hızlanmış olacaktır. Yeni bir dünyanın kuruluşu görevi, işçi sınıfına vaat edilmiş, lütfen verilmiş bir görev değildir. Bu işçi sınıfının tarihsel görevidir. İşçi sınıfı kendisini, kendisiyle birlikte ezilen ve sömürülen milyonları kurtarmak istiyorsa bir an önce harekete geçmelidir. Sosyalizm, artık özlemi duyulan bir şey olmaktan çıkmış, dünya halklarının ve işçi sınıfının mücadelesinin güncel şiarı olmuştur. İnsanlığı mahvolmaktan, yıkımdan kurtaracak olan sadece ve sadece sosyalizmdir. Ve onu kuracak olan da işçi sınıfıdır. Sorun artık böyle amansızca ortaya konmuştur.

olacağı henüz belli değildi... Erkek arkadaşların, yoldaşların bulunduğu koğuşlardaki operasyon bitince ringler hareket etmeye başladı. Bizler kadın devrimciler Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevine götürüldük. Yaralılarımız hastanelere götürüldü. Bakırköy’e götürüldüğümüzde oradaki gardiyanlardan tutun da sağlık personeline kadar, bizim halimizi gören büyük bir dehşete düşüyor ve;. “ne yapmışlar size böyle” diyorlardı… Hepimiz böylesine yoğun bir katliam operasyonunda 5 kilo birden vermiştik. Bayrampaşa cezaevinde 19 Aralık katliamını yaşamış devrimci kadın tutsaklar hepimiz beş kilo vermiştik. Sadece bu bile yaşanan katliamı anlatmaya yeter. Harekete geçen kadınların gücü burjuvaziyi korkutmaya yetiyor. Mücadelesini engellemek için ise çok daha büyük bir güçle saldırıyor, fakat mücadele ederek özgürlüğün tadını almış bir kadını hiçbir güç yeniden eski kölelik koşullarına döndüremez….Zindan savaşlarında büyük bir kahramanlık yaratan devrimci tutsaklar, kadın devrimciler tüm topluma zincirlerini kırma mücadelesinde örnek olmaya devam ediyor…

emegindunyasi

emegindunyasi@gmail.com

GÜNDEM

Daha önceki yazılarımızda belirtmiştik, artık gündemi burjuvazi belirleyemiyor diye! Bu durum bugün çok daha açık ve somut bir olgu olarak ortaya çıktı. Gündemi esas olarak Kürt halkı, onun serhıldanları ve Aleviler, öğrenci gençlik, emekçi kitleler belirliyor. Bu ne demektir? Bu şu demektir: Kürt halkı ve emekçiler inisiyatifi ele geçirdi. Artık politik gündem Kürt halkı ve emekçiler tarafından belirleniyor. Burjuvazi bu gündemin peşinden sürükleniyor. Ne demek istediğimizi açalım. Oslo sürecinin sona ermesiyle harekete geçen Kürt halkı, yeni serhıldanlara başvurdu. Gerilla güçlerine sahip çıkan Kürt halkı çocuklarının ölüsüne de dirisine de sahip çıkarak dağlara yöneldi ve onlarla kucaklaştı. BDP' li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışmaları Kürt halkını yeni bir sürece soktu .Gerillanın Şemzinan'da ayaklanması günlerce sürdü. Bu durum CHP Tokat vekili tarafından şöyle dile getirildi :''Üzülerek söylüyorum ne yazık ki 400 km’lik bir alan PKK'nın denetiminde''. Bu itiraf da gösteriyor ki, artık K.Kürdistan'da Kürt halkı kendi kaderini tayin etme hakkını kendisi kullanıyor, kendi geleceğine kan ve barut kokuları arasından geçerek adım adım yürüyor. Sermaye hükümeti BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığı tartışmalarını yürütürken Kürt halkı yeni bir hamle ile Kürt halk önderi Abdullah Öcalan' ın özgürlüğünü dile getirdi. Anadilde savunma ve eğitim hakkı talebi için mücadeleyi yükselten Kürt halkına en büyük destek zindanlardaki Kürt tutsaklardan geldi. Tutsak savaşçılar zindan serhıldanlarıyla önce yüzlere, binlere, on binlere ulaştı. Zindan duvarlarını aşan serhıldan önce Kürdistan kentlerine, sonra Türkiye'ye ve Avrupa'ya, Finlandiya'ya tabiri caizse Afrika'ya kadar yayıldı. Bu durum karşısında sermaye sınıfı ne yapacağını şaşırdı. Alelacele anadilinde savunma hakkını parlamentodan geçirdi, sonrasında bir buçuk yıldır bozuk olan koster birden bire çalıştı ve Abdullah Öcalan ailesiyle görüştürüldü. Bülent Arınç'ın ''rica''sını kırmayan tutsaklar, önderleri Abdullah Öcalan'ın ''Eylem amacına ulaşmıştır, açlık grevlerine son verin” çağrısıyla eylemlerini sonlandırdılar. Ve ardından adım atma sırasının hükümette olduğunu belirterek, hükümetin adım atmasını beklemeye başladılar. Kürt halkının eylemleri sürerken Metal-iş kolunda örgütlü Türk-Metal İş Sendikası’na üye Oyak Renault işçilerinin toplu-iş sözleşmelerinin kendi iradeleri dışında imzalanmasına karşı başlattıkları isyanın, ulusal sınıfsal kurtuluş mücadelesiyle çakışmasının bize gösterdiği ulusal, sınıfsal kurtuluşun ancak birlikte mücadeleden geçtiğini göstermesi açısından öğretici olduğudur. Sermaye dünyası gözlerini ABD'deki seçimlere dikmişken K.Kürdistan'da yükselen serhıldan oradan Türkiye'ye, Türkiye'den AB'ye yayıldı. Yunanistan'da başlayan genel grevlerin Portekiz, İtalya, İspanya’yla birlikte tüm AB'yi sarması sermaye dünyasının tüm moral değerlerini çökertirken, enternasyonalist proletaryaya güç ve moral verdi. Bu durum da bize gösteriyor ki, komünist bir dünyanın koşulları her zamankinden daha fazla olgunlaşmıştır. İnsanlığın ve doğanın kurtuluşu için komünist bir dünya mümkün ve zorunludur. Komünist bir dünya için, devrimci bir komünist partinin öncülüğünde zora dayalı bir devrimle, ulusal, sınıfsal mücadelenin diyalektik birliği temel alınmalıdır. Komünist bir dünyanın güvencesi ise, enternasyonalist proletaryanın mücadele birliğine dayanmasıdır!

Taşeronun Değil Hastanenin İşçisiyiz

Antalya’da Akdeniz Üniversitesi’nde, mahkeme biz taşeron sağlık işçilerinin hastanenin asıl işçisi olduğuna karar verdi.

Antalya - 08 Aralık 2012 Antalya’daki Akdeniz Üniversitesi’nde 2 yıl önceDev Sağlık İş Sendikası’nın başvurusu üzerine Çalışma Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan incelemede buradaki iş ilişkisinin muvazaalı (hileli) olduğu tespit edilmişti. Üniversite yönetimi ve taşeron şirketler tarafından karara yapılan itiraz 6 Aralık günü sonuçlandı. Akdeniz Üniversitesi’nde Çalışma Bölge Müdürlüğü tarafından tespit edilen muvazaa kararına Üniversite Rektörlüğü ve taşeron şirketler tarafından yapılan itiraz yerel mahkeme tarafından reddedildi. Hastanede taşeron şirketler tarafından çalıştırılan temizlik, yemekhane, otomasyon personelleri ile hemşirelerin sağlık işçisi olduğu ve hastanenin asıl işçisi olduğu kararı tescillenmiş oldu. Bu kararlar, Adana, Bursa, Diyarbakır ve İstanbul'da üniversite hastanlerinde muvazza kararları aracılığıyla elde edilen kazanımlara bir yenisi daha eklenmiş oldu.


8

C

Sayı 19 /Aralık 2012

izre ilçesinde Karayolları 9. Bölge Müdürlüğü'ne bağlı 95. Şube Şefliği'nde çalışan sendikaya üye 70 işçi 57 gündür maaş alamadıklarını gerekçe göstererek iş bırakma eylemi başlattı. İşyerlerini terk etmeyen ve Karayolları 95. Şube Şefliği bahçesinde toplanan Türkİş'e bağlı Yol-İş Sendikası'na üye işçiler Yol İş Sendikası Cizre Temsilcisi Ahmet Irgat'ın da katılımı ile basın açıklaması yaptılar.

“İnsanların maddi yaşam koşullarını belirleyen onların bilinçleri değildir, bu maddi koşullar onların bilinçlerini belirler” Marx emegindunyasi.info

emegindunyasi

emegindunyasi@gmail.com

Emek Mücadelesi Nereye Gidiyor

Ankara - 15.12.2012 Devrimci Emekçi Komiteleri; ''Emek Mücadelesi Nereye Gidiyor ve Siyasal, Hukuksal ve Örgütsel Boyutlarıyla Ne Yapmalı?'' konulu panelini 15 Aralık 2012 Cumartesi günü, BES Ankara 1 No.lu Şube’de gerçekleştirdi. Büro Emekçileri Sendikası’na ait şube salonunun tamamına yakınının katılımcılara tarafından doldurulduğu panel, Devrimci Emekçi Komiteleri açısından çok olumlu geçen bir panel oldu. Panel moderatörlüğünü Enerji Bakanlığı çalışanı, ESM Sendikası üyesi Cihangir Öz' ün yaptığı ve kısaca genel bir tahlille başladı. Konunun siyasal boyutunu anlatan Sağlık Emekçisi ve SES üyesi Ülkü Şeyda ise son 30 yıl içerisinde yaşadığımız coğrafyada ve dünya genelinde emek mücadelesi sürecinde yaşanan gelişmeleri, hazırladığı slaytlar eşliğinde sundu. Ülkü Şeyda ,Sovyetler Birliği' nin dağılma süreci sonrası emek mücadelesi saflarında yaşanan moral ve güç kaybının emek mücadelesinde kısmi bir geriye düşmeye neden olmasına rağmen, emek mücadelesinin sınıflı toplumlarda kaçınılmazlığı ve ezilen insanların mücadele etmekten başka seçeneklerinin olmadığının anlaşıldığını ifade etti. Bunun anlaşılması üzerine, emek mücadelesi sürecinde bir yeni dalganın oluştuğunu belirten Şeyda, sadece yaşadığımız coğrafya üzerinde değil, ABD, İspanya, Şili, Bolivya, Hindistan, Japonya, Fransa, İtalya, Yunanistan' da ''No Pasaran!',' ''Haksızlığı yaşıyoruz çünkü yaşadığımız Sosyalizm değil!'' pankartları ile ezilen sınıfların yeniden alanları doldurması ve dünyada emekçi kitlelerin oluşturduğu bu yeni heyecan dalgasının yankılarına dair bilgileri katılımcılarla paylaştı. Ayrıca Ortadoğu' da yaşanan devrim süreci üzerinde ayrıntılı biçimde duran Şeyda; Mısır, Tunus ve Libya' da devrim talebi ile halkların sokakları doldurarak fiili bir devrim sürecini başlattıklarını belirterek, Küresel Sermayenin, yaşanan devrim sürecindeki kendi lehine çabalarını da gözler önüne serdi. Burjuvazinin emekçi kitlelerin devrim talepleri üzerinden yeniden nemalanarak, ezilenlerin devrim taleplerini savmış olmalarına rağmen Kuzey Afrika' da özellikle Mısır' da ikinci devrimci dalgalanmanın başladığın, ezilen halklar ve emekçi kitleler olarak taleplerini yeniden alanlara taşıdıklarını ve yeni bir devrimci durumun emekçiler tarafından yaratıldığını ortaya koyan Şeyda, yaşadığımız coğrafya üzerinde faşizmin işçi sınıfı ve ezilen halklar üzerinde özellikle 12 Eylül darbesi ile sindirme, baskılama ve yabancılaştırma politikalarını örneklendirdi. Ezilen halkların ve işçi sınıfının ''Faşizmin girdiği coğrafyadan ancak devrimle çıkar!'' bilinci ile devrimci bir mücadele birliğinin oluşturulmasının en öncelikli görevi olduğunun tesbitini yaptı. Emek mücadelesinin yaşadığı sorunlara dikkat çeken Ülkü Şeyda, özellikle emekçiler açısından birlik sorunun, yöntem sorununun ve

ideolojik donanım yetersizliği sorunun ivedilik taşıyan sorunlar olduğunu ve emek mücadelesi sürecinde bu sorunlara ilişkin gerçekçi yaklaşımlar, iddialı ve sonuç alıcı eylemlerle çözüm önerilerini katılımcılarla paylaşarak sunumunu tamamladı. Emek mücadelesinin hukuksal olarak nereye gittiği konusunu anlatan Avukat Ebru Yeşim Sargıcı, yasama organının önüne koyduğu ve 2023 yılına kadar tamamlamayı düşündükleri, Ulusal İstihdam Stratejisi vb. politik belgelerin insanların gözlerinin önünde olduğu halde yapılmak istenen değişiklerin halkın bilgisi dışında ve emek mücadelesini bitirme üzerine kurulu olduğunu hukuki bir yetkinlik ile ortaya koydu. Özellikle son olarak çıkarılan Toplu İş İlişkileri Yasası’nın meclis görüşmelerinden çarpıcı örnekleri katılımcılarla paylaşan Sargıcı, TOBB, MÜSİAD ve TÜSİAD' ın istekleri doğrultusunda çıkarılan düzenlemenin, sendikaların taleplerinin tamamının bir tek madde ile nasıl geçersiz ve işlevsiz kılındığını ortaya koydu. Emekçilerin önüne önümüzdeki süreçte sokağa çıkmayan, müzakere usulü ile masa başı görüşmeleri yaparak eylemlerini gerçekleştiren sendika modelinin sunulduğunu belirten Sargıcı, hakkını arama eylemlerinin tehlike olarak tesbitinin yapıldığını ve emekçilerin hak arama eylemlerinin tamamına iktidarların tehlike nazarı ile baktıklarını ve burjuvazinin siyasal ve hukuksal düzlemi, kendi sömürü araçları olarak kullanmalarının örneklerini katılımcılarla paylaştı. Önümüzdeki süreçte, KİRALIK İŞÇİ modelinin emekçilere dayatılacağını, esnek, güvencesiz ve kuralsız çalışma yaşamının kural haline getirileceğini, meclis görüşmeleri ve yasal metinler üzerinden açıklayan Ebru Sargıcı, emek mücadelesinin, burjuvazinin hukukuna göre değil, kendi meşru hukukuna göre yapılması gerektiğini ve emekçilerin hakkını aramasının en temel hakkı olduğunu belirterek burjuvazinin sömürü aracı olan burjuva hukukunun emekçilerin taleplerini karşılama noktasında hiç bir zaman yeterli olmadığını ve yine yeterli olamayacağını ortaya koydu. Verilen ara sonrası emek mücadelesinin örgütsel olarak nereye gittiğini anlatan Hacı Özkan, oldukça geniş tuttuğu sunumunda emek mücadelesinin Marx ve Engels tarafından ortaya konan temel ideolojik, taktik ve stratejik yöntemlerini katılımcılarla paylaştı. Marx, Engels ve Lenin' den yoğun alıntılarla emekçilerin özellikle sendikalarda nasıl örgütlenmesi gerektiği, emekçilerin ekonomik mücadelesi, politik mücadelesi ve bu iki mücadelenin araçlarının nihai hedef olan sınıfsız dünyanın yaratılması amaçlarına hizmet etmek üzere emekçiler tarafından yaratılan araçlar olduğunu anlattı. Her sınıfın kendi sınıf gerçeklerinin doğrultusunda hareket ettiğini ifade eden Özkan, sömürüsünü sonsuz kılma mücadelesi veren burjuvaziye karşı, işçi sınıfının kendi sınıfının gerektirdiği sınıfsal görevlerine yabancılaştığını, Marx, Engels ve Lenin tarafından ortaya konan mücadele gerçeklerinden uzaklaştığını, özellikle sendikaların anarko sendikalizm, sekter sendikalizm batağına saplandıklarının tespitini katılımcılarla paylaştı. İşçi sınıfının ya devrimci olacağını yada hiç bir şey olamayacağını söyleyen Özkan, işçi sınıfının kurtuluşunun yine kendi elleri ile olması gerektiğini bunun için ideolojik kaynaklarının kendi tarihinde bulunduğunu belirterek, sendikal bürokrasi ve küçük burjuvazinin sözde sosyalist savunularının, politik iktidarı ele geçirerek, sınıfları ortadan kaldırmak görevi ile karşı karşıya bulunan emekçilerin talebini karşılayamayacağını ortaya koydu. Uzun bir tartışma bölümünde katılımcıların, Faşizm ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin hakkı üzerine yaptığı katkılar ve panel sonrası evlerimize giderken ne yapmalı sorularının uzun uzun tartışıldığı panel katılımcıların alkışlı teşekkürleriyle son buldu. Ankara' dan bir Emeğin Dünyası okuru

Yol İşçileri Eylemde

SAĞLIK EMEKÇİLERİ İSYANDA

İzmir - 30.11.2012 30 Kasım 2012 günü İstanbul (Samatya) Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Acil Tıp Asistanı Dr. Melike Erdem Sağlık Bakanlığı’nın Alo 184 SABİM hattına yapılan bir şikâyetle ilgili savunmasını verdikten sonra çalıştığı hastanenin altıncı katından atlayarak “intihar etti”. Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde maruz kaldığı baskı, soruşturma ve mobbing’den dolayı Samatya Hastanesi’ne geçmişti. Sağlık Emekçileri Sendikası İzmir Şubesi de bu durumu protesto etmek için Basmane Fuar önünden İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne süren bir yürüyüş gerçekleştirdi. “Alo 184 SABİM Hattı Ölüm Saçıyor, Derhal Kapatılmalıdır. Sağlığa “Bakan”dan Cevap Bekliyoruz- SES” yazılı bir pankart açıldı. Yapılan ajitasyon konuşmalarında “Alo 184- SABİM”in Hasta Hakları Birimi olmaktan çok sağlık emekçilerine baskı ve taciz hattı olduğuna dikkat çekilirken sağlıkta dönüşüm uygulamalarının sağlık emekçileri açısından çalışma koşullarının ağırlaşmasına, nöbetlerin artmasına neden olduğuna, piyasacı sağlık sisteminin insan yaşamını hiçe saydığına değinildi. Eylem esnasında “Sağlıkta Dönüşüm Öldürüyor”, “Susma Haykır Yaşam Haktır”, “Asistan Hekim Köle Değildir”, “Melike’nin Katili Sağlık Sistemi” ve “Bakan İstifa” sloganları atıldı. Eylem yerine varıldığında TTB üyeleri de pankartlarıyla bekliyordu. Pankartta “Alo 184- SABİM Sağlıkçı Taciz Hattı Kapatılsın” yazılıydı. Basın açıklamasına geçilmeden önce ölen sağlık çalışanlarının anısına saygı duruşu yapıldı. Ardından “Alo 184” tüm sağlıkçılar tarafından arandı. Ve bunun Türkiye’nin dört bir yanında yapılarak hattın kilitlendiği anons edildi. Eylem devam ederken TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Fatih Sürenkök ve SES İzmir Şube Başkanı Veli Atanur söz alarak sağlık emekçilerinin sorunlarına değindiler. Hükümetin sağlığı değil piyasayı düşündüğüne dikkat çekilen konuşmaların ardından “intihar eden” Dr. Melike Erdem’in arkadaşları ses aracına çıktı ve SES, TTB, DİSK/ Dev Sağlık İş ve Tüm Radyoloji Derneği adına yapılan basın metnini okudular. Basın metninde ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bir parçası olarak uygulamaya geçirilen ve kendisi de “performansa” göre çalışan Alo 184 SABİM hattı Başbakan ve Sağlık Bakanı başta olmak üzere yöneticilerin sağlık çalışanlarını hedef gösteren kışkırtıcı üslubu nedeniyle sorumlusu olmadıkları sistem ve olaylarla ilgili şikâyet edildikleri, sorgusuz- sualsiz soruşturmaya maruz kaldıkları bir yapı haline getirilmiştir. Bu haliyle Alo 184 SABİM hattı “hasta hakları” birimi olarak işlev görmemektedir, “Sağlık Çalışanları Kıyım Hattı”, “Taciz” hattı haline getirilmiştir. Hekimleri, sağlık çalışanları hastalara kırdıran “Alo 184- SABİM Sağlıkçı Taciz Hattı”na isyan ediyoruz! Bütün sağlık çalışanları olarak ‘Alo 184SABİM/ Yetti Artık, Çık Devreden’ diyoruz” diyerek basın metni bitirildi. Basın açıklamasının ardından yakın zamanda ölen sağlık çalışanlarının yaşamına kısaca değinilirken geçmişten bugüne çeşitli siyasilerin sağlık emekçilerine yönelik sözlerine yer verilerek siyasilerin ve egemenlerin bakış açısı teşhir edildi. Ardından İl Sağlık Müdürlüğü önüne siyah çelenk bırakılarak eylem bitirildi. İZMİR MÜCADELE BİRLİĞİ

İTÜ’de Asistanlar 50/D’yi Protesto Etti

İSTANBUL – 26.11.2012 İstanbul Teknik Üniversitesi Asistan ve Araştırma Görevlileri, 50/D uygulamasını protesto etti. 50/D statüsünde çalışan araştırma görevlileri ve asistanlar, 33/A'ya geçişlerin önündeki engellerin kaldırılmasını ve işten çıkartılan 40 Araştırma Görevlisinin işlerine geri dönmelerini talep ediyorlar. Araştırma görevlilerinden Umut Gündüz; Üniversitenin gündeminde 200 kişinin işten çıkartabileceklerini söyledi. İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü amfi bölümünde dayanışma etkinliği düzenlediler. Amfide bir araya gelen asistan, araştırma görevlileri ve öğrenciler dayanışma etkinliğinde çeşitli konuşmalar yaptılar. Araştırma görevlileri adına konuşma yapan Umut Gündüz, eylemlerini artık mobil çadır kurarak her gün sürdüreceklerinin altını çizdi. “Kışın zorlu şartlarına karşı hazırız, çadır ve kervanımızla kampüslerde eylemimizi genişleteceğiz,

eylemimiz yarından itibaren Maslak Kampüsü’nde başlayacak” diye konuşan Gündüz, taleplerini şöyle sıraladı: “İşten çıkartılan arkadaşlarının geri alınması ve işten çıkartmaların son bulması, 55/D uygulamasında çalışan doktora yapmış araştırma görevlilerinin 33/A'ya geçişlerinin önündeki engellerin kaldırılması.” 4 Asistanlar ve

Araştırma Görevlileri, ellerinde “50/D Kıyımına Son” dövizleri taşıdılar. Etkinlik asistan- sanatçı olan Seval Eroğlu ve Necat Yavaşoğuları'nın türküleri ile halkoyuları ile sürdü. Etkinlik yarın çadır eylemlerine saat 12:00'de başlayacaklarını tekrar hatırlatarak sona erdi.


A

Sayı 19 /Aralık 2012

15-16 haziran Olayları

ntalya Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Park ve Bahçelere Müdürlüğü'nün Gürsü’daki şantiyesinde çalışan işçiler, 3 aydır maaş alamadıkları gerekçesiyle eylem yaptı. İşçiler, ceplerinde kalan son paraları gösterdi.Üç aydır maaş alamadıklarını söyleyen işçiler, dördüncü aya girdiklerini ve artık alın teri olan haklarını istediklerini ifade etti. Sorumluların ortada olmadığını iddia eden işçiler, ekmek alacak paralarının kalmadığını söyleyerek sıkıntılarını anlattı.

THY Emekçisi

İlk önce kadın bir emekçisiniz, kadın olarak THY'de çalışmalarınızda sendika ile nasıl tanıştınız? Önceden poltik veya ekonomik mücadele yürütünüz mü? İşe girdikten hemen sonra sendikaya gidip üye oldum. İşimi ihlallere yer vermeden düzgünce yapabilmek için mesai hesaplamalarımız ve toplu sözleşme kurallarımızı içeren kitapçıklardan edindim. Sonrasında da sendika ile hep bağlantı halinde işime devam ettim. Önceden böyle örgütlü bir mücadele içinde bulunmadım. Ancak hiçbir zaman politikadan uzak da olmadım. Kadınlar en çok THY'de ne gibi zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar ? Sizin bir yaşadığınız zorluklar oldu ise bir anınızı anlatırmısınız? Bu mesleğin zorluklarından kadın olarak bizlerin daha çok etkilendiği bir gerçek. Bunun pek çok nedeni var. Örneğin, şirketimizin cinsel kimliğimiz ve görüntümüz üzerinden kazanç sağlaması, yolcu tarafından uçuşların çoğunda gözle, sözle veya elle taciz edilmek ve şirket yönetiminin bunlara bilerek göz yumması ve umarsız davranması… Çoğu arkadaşım gibi benim de uçuşlarımda tacize uğradığım oldu ve her seferinde içimden geçeni değil bana söyleneni yapmak zorunda kaldım. Yani yolcuya o anda dersini vermek yerine, “muhatap olmamayı” ve o yolcuyla ilgilenmek işini başka bir arkadaşıma devretmeyi tercih ettim. Şirketin bizden istediği buydu. Grev yasağına karşı iş bırakma eylemi yaptığınız, o gün siz ve arkadaşlarınız nasıl bir ruh halindeydiniz? Toplu sözleşmemizin bir buçuk senedir sonuçlanamamasından, görüşmelerde gözlemlediğimiz işverenin uzlaşmayan tavrından ve bunun üzerine, tarih olarak tam da bizim greve gitmemize 3 gün kala, meclise getirilecek olan grev yasağı bizi hayli üzdü ve yıprattı. Bu yasanın mecliste görüşüldüğü 29 mayıs günü ben raporluydum ve evimde istirahatteydim. Bu yüzden basın açıklamasına da katılamadım. Havalimanında yaşananları televizyondan ve internetten takip ettim. Böylesine çağdışı ve anti demokratik bir yasanın meclisten geçmesi ülkemiz ve onun bayrak taşıyıcı havayolu markası THY için utanç vericiydi. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir yasak yoktu da. THY yönetiminin ısmarlaması üzerine AKP’nin hiç zaman kaybetmeden harekete geçerek yürürlüğe koyduğu bu anti demokratik yasak işçi sınıfına yapılmış bir hakarettir, baskıdır ve zulümdür. Bunun geri çekilmesi için mücadele etmemiz gerekecekti. Ettik de… Grev yasağı ve iş bırakma eylemine katılanlar işten atıldı, Sizce bunun nedeni nedir? 29 Mayıs günü Atatürk Havalimanı'ndaki basın açıklamasına yaklaşık 3000 kişi katıldı, ancak 305 kişi işten çıkarıldı. Bu 305 kişinin içinde raporlu olanlar, o gün uçuştan dönenler, yatıda olanlar, o gün boş günü olanlar, hatta basın açıklamasına katılmayanlar dahi vardı. Yani işveren işten çıkarırken herhangi bir kıstasa göre hareket etmedi. Bu kadar kişinin işten atılmasının ve bu kişilerin rastgele seçilmesinin sebebi işverenin işçiler arasında korku, kopukluk, huzursuzluk yaratmak ve işçilerde hem birbirlerine hem de sendikaya karşı güvensizlik ve endişe yaratmak arzusuydu. Böylelikle bir daha sendikanın yapacağı herhangi bir çağrıya işçilerin kulaklarını tıkamayı planlıyordu. Eski iş hayatınız bitti. İşe geri alınmak ve grev yasağına karşı bir mücadele geliştirdiniz, mücadele aşamınızda ne gibi sonuçlara yol açtı? 200 gündür eylem halindesiniz mücadele etmek yaşamınıza ne gibi deneyimler kattı? Bizler SMS ve e-postalarla işten atıldıktan sonra grev yasağının kaldırılması ve işe geri alınmamız için Atatürk Havalimanı dış hatlar geliş bölümünde bildiğiniz gibi bir direniş başlattık. Bugün (13.12.2012) 200. günümüz. Grev hakkımızı, getirilen sendikalar yasası ile geri kazandık ancak işimize dönmek için halen mücadelemizi sürdürüyoruz. 6 ayı aşkın bir süredir işsiziz ve mutsuzuz. Hayatımız tepetaklak oldu, psikolojimiz bozuldu. Her gün biraz daha yıpranırken aynı zamanda güçleniyoruz. Çünkü kararlılığımızı ve umudumuzu ilk günkü tazeliğinde korumayı ba-

şardık. Mücadele etmek, birlik olunca ve gücümüze inanınca neleri başarabileceğimizi bize gösterdi. 200 gündür sendikanızla birlikte mücadele yöntemleri geliştiriyorsunuz, sizce mücadele yöntemlerinde eksik veya yeterlilik görüyormusunuz? Sendikamız sınıf bilinci ile ve sınıf mücadelesinin gerektirdiği biçimde hareket etmekte, bizlere de her anlamda destek olmakta. Grev hakkımızı geri aldık ve bu, haklı mücadelemizin ve kararlı duruşumuzun bir neticesi. Süreç içinde eksiklerimiz elbette oldu ancak mücadelenin doğası gereği deneyimlerimizden ders çıkararak mücadelemizi her gün daha yükseğe taşıyoruz. Her Cumartesi şehrin farklı bir meydanında oturma eylemi ve basın açıklaması yapıyoruz. Böylece sesimizi halka duyuruyoruz. Her geçen gün desteğin büyüdüğünü görüyoruz ve bu bize güç veriyor. THY'de grev yasağının kaldırılmasını neye bağlıyorsunuz? Grev yasağının kaldırılması, hükümetin yaptığı yanlışın farkına vardığını gösterdi ve bu da aynı yanlışı yapan THY’nin de bizleri geri almak için bir adım atması gerektiğini göstermektedir. Kararlı bir şekilde başladığımız ve halen devam eden direnişimizin THY’yi rahatsız ettiğini ve Avrupa ile ve diğer uluslararası ilişkilerinde ise AKP’yi zora soktuğunu çok net söyleyebiliriz. Bu başarı direnişimizin başarısıdır. Gerek yurt içinde gerek yurt dışında kamuoyundan, sendikalardan, sivil toplum kuruluşlarından, Uluslararası Çalışma Örgütü’nden (ILO), Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu’ndan (ITF) ve medyadan aldığımız desteğin de bu yasağın kaldırılmasında büyük katkısı var. Sınıf hareketlerinden ( sendika, sosyalist örgütlet vb) yeterince destek aldığınızı düşünüyor musunuz? Başından beri bizi destekleyen ve yalnız bırakmayan örgütler ve sendikalar var, iyi ki varlar. Ancak sendikaların ve konfederasyonların genel durumu malesef endişe verici. Gizli protokollere imza atan bir Türk-iş var mesela. Daha sağlam ve işçisini satmayan sendikalara ihtiyaç var. İş mahkemelerinde işten atılan bir arkadaşınız mahkeme kararı ile işini kazandı ama iş başı yapamadı, mahkeme kararlarının bağlayıcı olduğunu düşünüyormusunuz? Atılan arkadaşlarımızdan ikisi halihazırda davalarını kazandı. Bizler de kazanacağız. Haklılığımız tek tek er ya da geç ispatlanacak. THY yönetim kurulu başkanı Hamdi Topçu, davalarda temyize gitmeyeceklerini ve mahkeme kararını aynen uygulayacaklarını söylediği halde, ilk işe iade kararının ertesi günü dosyayı temyize gönderdi. Kendisi ilginç bir insan. Yaptığımız eylemin demokratik ancak kanuna aykırı (!) olduğunu söylüyor, bu da nasıl oluyorsa…

Bundan sonra ki sürecin nasıl gelişeceğini düşünüyorsunuz? Kazanmanız için sizin özelde farklı düşünceleriniz varsa paylaşabilir misiniz? SSBizler davalarımızı kazanacağımıza inanıyoruz, çünkü haklıyız ve haksızlığa uğrayan tarafız. Kazanmamamız için hiçbir sebebimiz yok. Önümüzde yeni dönem toplu iş sözleşmesi var. Sendikamızın yetkisine bu dönem geçen dönemlerden farklı olarak işveren tarafından itiraz gelmedi. Bu, işi yokuşa sürmeyeceklerini gösteriyor. Bu sözleşmenin ön koşulu olan 305’in geri alınması işverence kabul edilmediği takdirde sendikamız imza atmayacak ve gerekirse greve kadar gidilecek. İşbaşı yapana kadar mücadelemize devam edeceğiz.

9

"Parlamenter eylem bazı kişilere -Marksist geçinen bazı kişilere- uşaklık ünvanını, bazı kişilere de sürgün ve ağır hapis cezaları kazandırır". Lenin emegindunyasi.info

emegindunyasi

emegindunyasi@gmail.com

Adalet Bakanlığı Protesto Edildi

İSTANBUL – 27.11.2012 Büro Emekçileri Sendikası 2013'ten itibaren başlayacak olan yemek ve ulaşıma ödenen yardım paylarının Adalet Bakanlığı tarafından kaldırılmasını protesto etti. Türkiye'nin bir çok adliye ve kamu kuruluşunda örgütlü olan Büro Emekçileri Sendikası emekçileri ulaşım servis hakları ve yemek servis haklarının ellerinden alınmasını protesto ediyor.

27 Kasım’da Bahçelievler'de bulunan Bölge İdari Mahkemesi İdare ve Vergi Mahkemeleri binası

önünde bir araya gelinildi. “ Kazanılmış Haklarımıza İş Güvencemize Sahip Çıkıyoruz” pankartı açarak “Ücrette Adalet İstiyoruz”, “İnsanca Yaşam İstiyoruz” sloganları atıldı. BES'li emekçiler adına açıklama yapan Eda Baştürk, kamu emekçilerinin kazanılmış haklarına saldırıların devam ettiğini hatırlatarak, Adliyelerdeki iş yükünün her geçen gün artması nedeniyle yargı emekçilerinin çoğu zaman mesai bitiminde ve hafta sonlarında çalışmak zorunda kaldıklarını söyledi. Baştürk, sendika olarak öncelikli taleplerinin çalışanların sırtındaki iş yükünün azaltılması ve fazla mesai ve her türlü ek ödemenin emekli keseneğine dahil edilmesi, temel ücretlerinin insanca yaşanacak düzeye getirilmesi olduğunu söyledi. Eda Baştürk konuşmasına şöyle devam etti: “Sendikamızın mücadelesi sonucu aldığımız ulaşım yardımları yargı emekçilerinin en önemli kazanılmış haklarından biridir. Adalet Bakanlığı’na soruyoruz; Ulaşım giderlerimizin ödenmemesi hangi ekonomik ve hukuki gerekçelere dayanmaktadır? Ücret adaletsizliğine son verilerek, her türlü ek ödeme ve fazla mesai ücretlerinin maaşımıza yansıtılmasını talep ediyoruz” dedi. Açıklamadan sonra eylem sona erdi.

İSTANBUL - 22.11.2012 Büro Emekçileri Sendikası üyeleri ,Kartal Cevizli Adliyesi önünde yaptıkları eylemle Yeni Bütçe Kanun Tasarısı’nı protesto ederek ücretsiz servis ve yemek haklarının gasp edilmesini kabul etmeyeceklerini belirttiler. Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyeleri, 20122015 Dönemi Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı'nı protesto eden eylemlerini sürdürüyor. Tasarıyı protesto eden, ücretsiz servis ve yemek haklarının gasp edilmesini kabul etmediklerini belirten eylemlerine 22 Kasım günü bir yenisini eklediler. Çeşitli kamu kurumlarında çalışan Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyeleri, öğle saatlerinde gruplar halinde Cevizli Tren İstasyonu'na gelerek buradan sloganlar, alkışlar ve davul-zurna eşliğinde Kartal-Cevizli Adliyesi'nin bahçesinde 12.30'da bir araya toplandı. Bir süre Kartal Adliye binası önünde slogan atan emekçiler yağan sağanak yağmura rağmen adliyede çalışan ve iş takibi için gelen vatandaşları da eyleme destek vermeye çağırmak için sloganlar ve alkışlarla adliye bahçesinde yürüyüş yaptılar. Bütçe Kanun Tasarısı'nı protesto ettiklerini, emekçilerin haklarının her geçen gün gasp edilmekte olduğunu ve ücretsiz servis ve yemek haklarının gasp edildiğini belirten ajitasyon konuşmaları yaparak yine Kartal Adliye binası önünde toplandılar. Burada "Servis Hakkımız Gasp Edilemez Yeter Artık! Ücretsiz Servis Ücretsiz Yemek İstiyoruz - BES İstanbul 3 No’lu Şube" yazılı pankart açarak, yıllarca mücadele vererek elde ettikleri haklarının yeni bütçe tasarısı ile gasp edildiğini yemek ve servis ücretlerinin kesintiye uğradığını ve emekçilerin her geçen gün daha fazla yoksulluğa itildiğini belirten konuşmalar yapıldı. Büro Emekçileri adına basın açıklamasını Büro Emekçileri Sendikası İstanbul 3 Nolu Şube Başkanı Salih Aksoy yaptı. Ülkede gelir dağılımındaki adaletsizliğin her geçen gün daha da derinleştiğini, kamu çalışanlarının maaşlarına 2012 yılı içerisinde yapılan ortalama % 6-7 oranında maaş artışlarının daha ceplerine girmeden, başta akaryakıt olmak üzere temel tüketim maddelerine yapılan zamlarla buharlaştığını belirten Aksoy, açlık sınırının 1,060 TL, yoksulluk sınırının ise 3, 351 TL olduğunu hatırlatarak yargı emekçilerini almış olduğu ücretin yoksulluk sınırının da altında kaldığını belirtti. 30 Ekim 2012'de TBMM'nde görüşülmeye başlayan 2013-2015 Dönemi Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı görüşmelerinin yine emekçiler için yoksulluk, talan ve savaş bütçesi olarak hazırlandığına dikkat çeken Aksoy . KDV, ÖTV vb. gibi dolaylı vergilerle emekçilerin sırtındaki vergi yükünün arttırılarak bütçe açığının kapatılmak istendiğini, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de 2013 yılı bütçesiyle ilgili olarak TBMM'nde yaptığı konuşmayla bunu ortaya koyduğun belirtti. Kamu emekçilerinin kazanılmış haklarına saldırıların devam ettiğini, en son çıkarılan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle fazla mesai ücretlerinin ödenip ödenmemesinin bakanlığın talebi ve Bakanlar Kurulu'nun takdirine bırakıldığını belirten Aksoy, bugüne kadar mesailere ilişkin hiçbir açıklama yapılmadığına değindi.

Adliyelerdeki iş yükünün her geçen gün artması nedeniyle yargı emekçilerinin çoğu zaman mesai bitiminde ve hafta sonlarında çalışmak zorunda kaldıklarını, fazla çalışma ücreti kaldırılsa dahi yargı emekçilerinin iş yoğunluğundan mesai yapmaya zorlanacaklarına dikkat çeken Aksoy, Büro Emekçileri Sendikası olarak öncelikli taleplerinin, çalışanların sırtındaki iş yükünün azaltılarak fazla mesai yapılmasına gerek kalmayacak bir iş düzeninin oluşturulması ve fazla mesai ve her türlü ek ödemenin emekli keseneğine dahil edilerek temel ücretlerinin insanca yaşayacak bir seviyeye getirilmesi olduğunu ifade etti. Son olarak Adalet Bakanlığı'nın 14.11.20l2 tarihinde yayınladığı bir yazıyla hukuki ve ekonomik sebeplerle 2013 yılından itibaren ulaşım için bilet yardımı yapılmayacağını açıkladığını hatırlatan Aksoy, sendika olarak verdikleri mücadele sonucunda alınan ulaşım yardımlarının yargı emekçilerinin kazanılmış haklarından birisi olduğunu belirterek Adalet Bakanlığı'nın ulaşım giderlerinin ödememesinin hangi ekonomik ve hukuki gerekçelere dayandırıldığını sordu. Adalet Bakanlığı'nın kaynak sorununun bulunmadığını, adliyelerin saray, yargı emekçilerinin ise kapı kulu olarak görüldüğü için bu kararın alındığını belirten Aksoy, Büro Emekçileri Sendikası olarak ulaşım haklarının gasp edilmesine, karşı tüm illerde eylemlerle alanlarda olduklarını belirtti. Aksoy, Adalet Bakanlığı'na seslenerek, bir an önce bu karardan vazgeçilerek ulaşım giderlerinin karşılanmasını, ücret adaletsizliğine son verilerek her türlü ek ödeme ve fazla mesai ücretlerinin maaşlarına yansıtılması taleplerini yineledi. Aksoy ulaşım hakkından vazgeçmeyeceklerini, ve yargıda adalet istediklerini, ücretsiz servis ve ücretsiz yemek haklarının gasp edilmesini kabul etmediklerini, kazanılmış hakları için alanlarda olmaya ve mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerini belirterek sözlerini tamamladı. Büro Emekçileri Sendikası üyeleri yağan sağanak yağmura rağmen bir süre daha alkış ve sloganlarla Bütçe Kanun Tasarısı'nı protesto etti. Eylemlerinin önümüzdeki hafta da devam edeceğinin duyurusu yapılarak eylem halay çekilerek slogan ve alkışlarla bitirildi.

BES Bütçe Tasarısı Protesto Eylemi


10

Sayı 19 / Aralık 2012

“Emekçi Kadýnlar Devrimle Özgürleþecek”

emegindunyasi.info

emegindunyasi

25 Kasım 2012

KELEBEKLER adıyla anılan Mirabel Kardeşler Trujillo diktatörlüğüne karşı, ülkelerinin siyasal özgürlüğü için mücadele etmiş, pek çok kez zindana düşmüşlerdir… Ölümlerinin ardından gazetelerde olayın bir kaza olduğu haberleri çıktı. İşin aslı ise Mirabel Kardeşlerin Trujillo diktatörlüğünün askerlerince tecavüz ve işkenceyle öldürülmüş olmalarıydı. Daha sonra 25 Kasım dünyanın dört bir yanında “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edildi. eka.emekcikadinlar@gmail.com

25 KASIM’DA HAYKIRDIK: ‘ÞÝDDETÝN KAYNAÐI KAPÝTALÝZMÝ YIKALIM’

Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Dayanýþma ve Mücadele Günü için, Emekçi Kadýnlar olarak 25 Kasým çalýþmalarýný yoðunlaþtýrdýk. Þiddetin kaynaðýný kapitalizmde gören ve buna dönük bir mücadele biçimi ören Emekçi Kadýnlar olarak coþkuyla çalýþmalara baþladýk. 25 Kasým 1960 da Patria, Minerva ve Maria Mirabel Kardeþler yani Kelebeklerin Trujillo Diktatörlüðü askerlerince katledildikleri tarih… Tüm dünyada 25 Kasým “Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Mücadele ve Uluslararasý Dayanýþma Günü” olarak kabul edildi. Biz Emekçi Kadýnlar olarak 25 Kasýma dönük bildirilerimizi standlar açarak yaygýn bir þekilde daðýttýk. 25 Kasým Pazar günü saat 13.00’te Galatasaray Lisesi önünde toplanarak sloganlarla eylemimize baþladýk. “Emekçi Kadýnlara Kalkan Elleri Kýracaðýz”, “Çocuklarýmýzý Savaþa Göndermiyoruz”, “Kadýnlarýn Katili Kapitalist Sistemdir”, “Emekçi Kadýnlar Devrimle Özgürleþecek” sloganlarýný attýk ve “Þiddetin Kaynaðý Kapitalizmi Yýkalým” pankartýmýzý açtýk. Eylemimize þiirler, tiyatro ve Grup Emeðe Ezgi’nin müzikleriyle devam ettik. Devinim Tiyatro Atölyesi’nin Kamber Ateþ Nasýlsýn adlý ve bir Kürt ananýn zindandaki oðluna çýðlýðýný anlatan tiyatrosu izleyenleri derinden etkiledi. Ýstiklal Caddesi’ndeki 25 Kasým yürüyüþümüzde þiddetin tüm boyutlarýna deðinen bir ajitasyon yaptýk. Devletin, polisin, cinsiyetçi eðitim anlayýþýnýn, hukuk kurallarýnýn erkek egemen medyanýn meclisin, eril dilin ve argonun, çürüyen aile kurumunun bir bütün olarak kapitalist sistemin kadýnlarýn katili olduðunu haykýrdýk. Türk, Kürt, Arap Emekçi Kadýnlar olarak halklarýn mücadele birliðini öreceðimizi ve analar olarak çocuklarýmýzý Suriyeli iþçi, emekçileri vurmaya, emperyalist savaþlara göndermeyeceðimizi duyurduk. Bursa’da yanarak ölen iþçi kadýnlarý, Halkalý’da boðulan iþçi kadýnlarý, cam silerken düþen

temizlik iþçisi kadýnlarý, Ayþe Paþalý’yý, Güldünya’yý, N.Ç’yi, 19 Aralýk’ta Bayrampaþa zindanýnda diri diri yakýlan kadýn tutsaklarý, yerlerde sürüklenen Kürt analarýný, Cumartesi Annelerini, 8 Mart 2005 de Beyazýt’ta polislerin saldýrdýðý eylemci kadýnlarý unutmadýðýmýzý, özgürlüðün yolunu savaþa savaþa açacaðýmýzý söyledik. Tramvay duraðýna vardýðýmýzda AKP’nin açtýðý dev standa yönelik “Kadýna yönelik þiddete 0 tolerans diyorsunuz, sizler alçakça yalan söylüyorsunuz. Siz kadýna yönelik þiddete %1400 tolerans gösteriyorsunuz. Her gün 5 kadýn öldürülüyor, tecavüzcü polislerin rütbeleri yükseltiliyor, katillere tahrik indirimi yapýlýyor, Roboski’de 34 insan katlediliyor ama kürtaja cinayet deniyor” diyerek AKP’liler teþhir edildi. Emekçi Kadýnlar olarak yaptýðýmýz basýn açýklamasýný okuyan Nursel Çelik “Biz kadýnlar bütün tarihsel süreçler boyunca bize dayatýlan ikincil konumumuza karþý hep mücadele ettik,

bugün de etmeye devam ediyoruz. Egemenler ne zaman kendilerini tehlikede görseler, ilk biz kadýnlara yöneltirler saldýrýlarýný... Cadý diye yakýldýk, vurun kahpeye diye taþlandýk, daraðaçlarýnda can verdik yine de vazgeçmedik mücadeleden. Vazgeçmeyeceðiz! Zindan savaþýmlarý tarihi bunun en somut örneðidir. Daha birkaç gün önce bütün sokaklarý doldurduk, zindanlardaki çocuklarýmýz, eþlerimiz, yoldaþlarýmýz için. Saldýrýya uðradýk, dövüldük, zindanlara atýldýk. Ýlk susturulmak istenen biz olduk. Çünkü hepimiz biliyoruz, kadýn ayaða kalkmýþsa, mutlaka baþaracaktýr. Biz kadýnlar evimizi, ocaðýmýzý býrakýp sokaða çýkmýþsak, istediðimizi almadan dönmeyeceðiz demektir. Dünyayý deðiþtirme eyleminde biz kadýnlar sahip olduðumuz rolün farkýndayýz. Bu tarihsel sorumluluðumuzu gerçekleþtirmek için her geçen gün kitleler halinde eylemlerimizi yükseltiyoruz… …Biz emekçi kadýnlar sýnýf kardeþlerimizle birlikte, sýnýfsýz sömürüsüz bir dünya kurana dek mücadele edeceðiz. Þiddetin kaynaðý kapitalizmi yýkacak, barýþýn kaynaðý sosyalizmi kuracaðýz” dedi. Eylemimizin ardýndan Taksim Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde karikatür ve çarpýcý resimlerle hazýrladýðýmýz, sokakta ve aile içinde kadýnýn yaþadýðý þiddetle baþlayan söyleþimiz, iþçi ve emekçi kadýnlarýn uðradýðý þiddetle devam etti. Ardýndan savaþ ve zindanlardaki kadýnlarýn yaþadýðý þiddet ve katliamlarla söyleþimiz sürdü. Katýlýmcýlarýn paylaþtýklarý canlý örneklerle söyleþimiz son buldu. Eylem ve söyleþinin ardýndan þiddetin kaynaðýnýn ve kadýnlarýn cinayetlerinin kapitalist sistemle nasýl iç içe geçtiði ve kapitalizmin yýkýlmaksýzýn kadýnlarýn özgürlük yüzü göremeyeceði anlaþýldý. Emekçi Kadýnlar olarak devrim yürüyüþümüzü sýnýf kardeþlerimiz ile birlikte sosyalizmle taçlandýracaðýmýzý bilince çýkardýk.

“ÜZGÜN OLMAKTANSA ÖFKELÝ OLMAYI YEÐLERÝM” ULRIKE MEINHOF rike Meinhof, Andreas Baader, Gudrun Eslin, Jan-Carl Jaspe, Irmgard Möller þehir gerillacýlýðý temelinde etkin eylemler için Filistin de askeri eðitim aldýlar. Devrimci militan bir kadýn olan Ulrike 32 yaþýnda atýldý sosyalizm mücadelesine. Çocuklarý da bu mücadelenin bir parçasý oldu. Ýlk eylemi toplumsal olaylarý doðru yansýtmayan Konkret dergisineydi. 1970 yýlýnda tutuklanan Andreas Baader’in hapishaneden kaçmasýna yardým etti ve daha sonra kimi soygunlarda ve sanayi siteleriyle, Amerikan askeri üslerinin bombalanmasý eylemlerinde rol aldý. Grup Alman basýný tarafýndan hemen “Baader-Meinhof Çetesi” olarak adlandýrýldý. Meinhof þehir gerillasý kavramý da dahil olmak üzere grubun ürettiði pek çok broþür, bildiri ve manifesto kaleme aldý. Bunlar sýradan insanýn sömürülmesi ve kapitalist sistemi suçlayan yazýlardý. RAF’ýn 1972 yýlýnda önder kadrolarýnýn (Andreas Baader, Ulrike Meinhof, Gudrun Eslin,

BARIÞIN KAYNAÐI SOSYALÝZMÝ KURACAÐIZ

Emekçi Kadýnlar 25 Kasým “Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Uluslararasý Mücadele ve Dayanýþma Günü” kapsamýnda Ankara’da bir basýn açýklamasý düzenlediler. Saat 13.00’de Yüksel Caddesinde toplanan Emekçi Kadýnlar “Emekçi Kadýnlar Þiddete Susmayacak”, “Emekçi Kadýnlar Devrimle Özgürleþecek” sloganlarýyla eylemlerine baþladýlar. Atýlan sloganlarýn ardýndan basýn açýklamasýna geçildi. Kadýnlarýn özel mülkiyetin ortaya çýkýþýyla birlikte mülk haline getirildiðinden bahsederek, içinde yaþadýðýmýz özel mülkiyet sisteminin ayakta kalabilmesi için kadýnýn ikincil konumunun sürdürülmesine ihtiyacý olduðuna deðinildi. Daha sonra, “kadýn ayaða kalkmýþsa mutlaka baþaracaktýr. Biz kadýnlar evimizi ocaðýmýzý býrakýp sokaða çýkmýþsak istediðimizi almadan dönmeyeceðiz demektir.” denildi. Basýn açýklamasý “Biz Emekçi Kadýnlar sýnýf kardeþlerimizle birlikte sýnýfsýz, sömürüsüz bir dünya kurana dek mücadele edeceðiz. Þiddetin kaynaðý kapitalizmi yýkacak, barýþýn kaynaðý sosyalizmi kuracaðýz” denilerek bitirildi. Eylem boyunca “Emekçi Kadýnlar Þiddete Susmayacak”, “Emekçi Kadýnlar Devrimle Özgürleþecek”, “Kadýn Erkek Elele Yürüyoruz Devrime”, “Kadýn Olmadan Devrim Olmaz Devrim Olmadan Kadýn Kurtulmaz”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Þiddetin Kaynaðý Kapitalizm” sloganlarý atýldý. Eylem sonrasýnda saat 15.00’de 25 Kasým’a anlamýný veren Mirabal kardeþlerin mücadelesini anlatan Kelebekler Zamanýnda filminin gösterimi yapýldý. Ankara Emekçi Kadýnlar

İSTANBUL EMEKÇÝ KADINLAR (EKA)

TARİHE YÖN VEREN KADINLAR

Ulrike Marie Meinhof, 7 Ekim 1934’de Oldenburg’da doðdu. Soðuk kanlý yapýsýyla diðer çocuklardan farklýlýk gösteren Meinhof öðrenim hayatýnda faþizmin kalýntýlarýna boðun eðmeden, bulunduðu noktadan karþý durmayý baþarabilmiþ, dönemin sorunlarýný dile getiren öðrenci gazetesi çýkarmýþtýr. Bundan sonraki yaþamýnýn nasýl þekilleneceðinin sinyallerini de çok küçük yaþlarda vermiþtir aslýnda. Nükleer karþýtý hareketin üyesi olan Ulrike, Almanya da en çok okunan ve takip edilen Konkret adlý sol bir yayýnýn cüretkar yazýlarýyla editörü olmayý baþardý. 1961 yýlýnda sosyal demokrat olan gazete sahibi Klaus Rainer Röhl ile evlendi. Bu evlilikten Bettina ve Regine adlý ikizleri oldu. Vietnam savaþýyla yükselen anti-emperyalist dalga, diðer ülkelerde olduðu gibi Almanya da da gençlik merkezli toplumsal muhalefetin belirginleþmesini saðladý. Belirginleþen bu dalga ve ülkedeki öðrenci eylemleri Ulrike’yi de artýk durduðu noktada býrakamazdý. Eþinin bu durumlara karþý tavrý, yozlaþmýþ yaþamý Ulrike’nin baðlarýný koparýp boþanmasýna sebep oldu. Sol kanadýn kullandýðý sýradan mücadele araçlarýnýn etkisizliði nedeniyle hüsrana uðrayan Meinhof, artýk daha keskin eylemlerin yapýlmasý gerektiðini düþünüyordu. Öðrenci hareketine önderlik eden militan öðrenciler ve içinde Ulrike Meinhof’un da bulunduðu 68 kuþaðýnýn muhalefet kesimin ortaya çýkardýðý aydýnlarýn oluþturduðu RAF Kýzýl Ordu Fraksiyonu, örgütlenme düzeyi ve eylemleriyle yarattýðý ilginin geniþlemesi, ayný þekilde eylemlerin devletin ve tekelci sermayenin önemli isimlerini hedeflemesi ve gerekse de yakalanan kadrolarýnýn militan tavýrlarý Alman devleti üzerinde önemli etki yarattý. 1968 yýlýnda küçük burjuva, devrimci radikal bir örgüt olarak þekillenen RAF, kadrolarý Ul-

Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Mücadele ve Uluslararasý Dayanýþma Günü’nde Kürt-Türk-Aleviişçi-öğrenci kadınlar hemen hemen tüm illerde alanlarda kadına yönelik şiddeti protesto etti.

Jan-Carl Jaspe, Irmgard Möller, Holger Meins) yakalanmasýndan sonra, cezaevlerinde kendilerine yönelik tecrit uygulamasýnýn kaldýrýlmasý için mücadele vermek, RAF’ýn asýl gündemini oluþturmuþtur. RAF’ýn 1974 den 1989’a kadar cezaevlerinde gerçekleþtirdiði 10 açlýk grevinde tecridin kaldýrýlmasý hedeflenmiþ ve yapýlan bu açlýk grevinde RAF’lý iki tutsak ölümsüzleþmiþtir. Tabutluklarda “Ölü Bölüm” uygulamasý Almanya da ilk kez RAF kadrolarýna karþý yapýlmýþtýr. “Ön duruþmalarda” 8 yýl cezaya çarptýrýlan Mainhof tutsaklýðýný görüþ yasaklarý, diðer tutsaklarda izole edilmiþ ölüm bölümünde geçirmiþtir. Dýþarýyla hiçbir irtibatýn olmadýðý Avukat görüþlerinin bile çok kýsýtlý, gözlemlenerek geçirilen 4. yýlýnda ömür boyu cezaya çarptýrýldý. RAF’ýn diðer kadrolarýný tabutluklarda katleden Alman devleti Ulrike içinde ayný sonu hazýrlamýþtý. 9 Mayýs 1976’da JVA Stuttgart-Stammheim’daki hücresinde “ölü bulundu” basýna intihar ettiði yansýtýldý. Kýzýl Ordu Fraksiyonu’nun üyeleri de dahil olmak üzere pek çok insan, onun Alman devleti tarafýndan öldürüldüðünü söylediler. “Çok güvenli görünüyorsunuz! Fakat sanmayýn ki bu böylece devam edecek! Öfke ve nefret büyük geminizin makine dairesinde terden geberenlerle birleþecek, biliyorum. Ýspanyol, Türk, Yunan, Arap, Ýtalyan göçmenler ve Avrupa’nýn tüm ezilenleri…ve tüm kadýnlar, ezildiðinin, aþaðýlandýðýnýn sömürüldüðünün farkýnda olan tüm kadýnlar neden burada olduðumu ve beni neden öldürmek istediðinizi anlayacaklar… Gardiyanlar, yargýçlar, politikacýlar, hiç biriniz umurumda deðilsiniz. Asla beni delirtemeyeceksiniz! Beni saðlam öldüreceksiniz… mükemmel bir ruh ve mükemmel bir beyinle. Böylece herkes katillerin devleti ve katillerin hükümeti olduðunuzu anlayacak! Herkes sosyal demokrasinin neye benzediðini anlayacak!”

GÜLTEPE’NÝN EMEKÇÝ KADINLARI TARTIÞIYOR

Bizler Ýzmir Emekçi Kadýnlar (EKA) olarak 25 Kasým Uluslararasý Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Hayýr Günü dolayýsýyla 23 Kasým günü Gültepe Ege Kars Demokrat Dernekler Federasyonu’nda bir panel-söyleþi düzenledik. Saat 14.00’da baþlayan söyleþi için Hukuk Fakültesi öðrencileri 1 hafta önce bölgede kadýnlarýn yaþadýðý sorunlarla ilgili anket çalýþmasý yapmýþlardý. Panelist arkadaþlarýmýzdan biri bu anket sonuçlarýný da sundu, kadýnlarýn çoðu “þiddet yok” demiþti, sözleri bunu söylese de bakýþlarý aksini anlatýyordu aslýnda. Panelimiz ilk olarak birçok insana sorulan “Namus Nedir” sorusuna verilen cevaplarýn olduðu video kaydýný izlemekle baþladý. Hukuk öðrencisi olan kadýn arkadaþýmýz medyanýn kadýný cinsel obje olarak kullandýðýný söyleyerek kadýn ölümlerinin rakamlarýný aktardý ve 25 Kasým’ýn tarihçesine deðindi. Sonrasýnda kadýnýn uðradýðý yargýsal þiddeti bizlere anlatmak üzere Av.Sevinç Sarýkaya söz aldý. Bizlere herhangi bir þiddet durumunda hukuksal olarak sahip olduðumuz haklarý anlattý. Yaþanan davalar üzerinden aslýnda hukukun yazýlý olarak var olduðunu ve pratikte çoðu zaman uygulanmadýðýný söyledi. Son sözü EKA’dan bir kadýn arkadaþ aldý ve bizlere kadýnlarýn cinsel, ulusal ve sýnýfsal sömürüsünü tarihsel olarak anlattý, çözümlerini sundu. Panelist arkadaþýmýz “kadýnýn gerçek özgürlüðünü ele almasý mümkündür” dedi ve ekledi: “kadýna, onun özgürlüðüne gerçek önemi veren sistem vardýr bu sistemin adý sosyalizm”. Bu anlatýmlar sýrasýnda kadýnlar ara ara söz alýp konuþtular. Yapýlan panelde kadýnýn yalnýzca cinsel olarak sömürüldüðü deðil ayný zamanda sýnýfsal ve ulusal olarak da sömürüldüðü vurgulandý. “Dolayýsýyla kadýn özgürlüðü ancak kendisini her anlamda sömüren sisteme yani kapitalizme son vererek ulaþabilir. Burjuva kadýnlar ile emekçi kadýnlarýn yaþadýðý sorunlar ayný deðildir bizim özgürlüðümüz ait olduðumuz sýnýfýn özgürlüðüne baðlýðýdýr” dendi ve panelimiz panelist arkadaþýmýz “kadýn tek baþýna bir hiçtir, ama örgütlü olmasý durumunda kadýn her þeydir” sözü ile son buldu. Yaþasýn Emekçi Kadýnlarýn Mücedele Birliði Ýzmir EKA


G

Sayı 19 /Aralık 2012

ODTÜ’DE ÇATIŞMALAR

öktürk-2 füzesinin fırlatılması gerekçesiyle ODTÜ'ye gelen başbakan Erdoğan, protestolarla karşılandı. Öğle saatlerinde protesto eden öğrencilere gaz bombaları ve tazyikli su ile saldıran polis, ODTÜ'yü savaş alanına çevirdi. Saatler 18.00 olduğunda ODTÜ'de eylemler, devam etti.

''Bir kapitalist gölgesini satamadığı ağacı keser'' Karl Marx emegindunyasi.info

SENDİKAL GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU’NDAN BASIN AÇIKLAMASI: TÜRK-İŞ'TEKİ KRİZ YENİ DEĞİL! ÇÖZÜM YENİ BİR SENDİKAL ANLAYIŞTIR

İçeriği platformumuzu oluşturan sendikalarla açık ve net olarak paylaşılmamış olsa da Türk-İş yönetimi içinde süren tartışmaları yakından ve dikkatle takip ediyoruz. İşçilerin iradesinden ve sınıfın dinamizminden iyice uzaklaşmış, derin bir yabancılaşma sürecine girmiş olan konfederasyonumuzun getirildiği durumu üzüntüyle karşılıyoruz. Bununla birlikte ortaya çıkan gelişmeleri sürpriz olarak da nitelendirmiyoruz. Daha üzerinden bir yıl bile geçmeden, Türkİş kongresinde dile getirdiğimiz problemlerin derinleşerek sürdüğünü görmek hiç de şaşırtıcı değil. Kamuoyuna yansıyan “gizli protokol” tartışması gibi vakalar kişiselmiş gibi görünse de biz tablonun altında yatan daha esaslı sorunlar olduğunu düşünüyoruz. Bugünkü sorun konfederasyon genel başkanının kişisel zaafı, etik değerleri çiğnemiş olması gibi görünse de; biz asıl sorunun yıllardır Türk-İş'te ısrarla sürdürülen teslimiyetçi, antidemokratik, sınıfsal bakıştan uzak anlayış olduğunu düşünüyoruz. Bu anlayış, uzun bir süredir, sermayenin ve siyasi iktidarların, işçi sınıfına yaşattığı art arda hak kayıplarını; suskunlukla, eylemsizlikle ve belirsizlikle karşılamış, böylece sadece genel başkan değil, yönetimin tamamı bu sorumluluğa ortak olmuştur. Mevcut yönetimin temsil ettiği bu anlayışın sonucu olarak, konfederasyon tabanından yükselen mücadele isteği, direnme iradesi görmezden gelinerek, sendikacılık yalnızca siyasi iktidarlarla yapılan içeriği belirsiz görüşmelere, pazarlıklara indirgenmiştir. Oysa dünya işçi hareketinin tarihi hiçbir sendikal mücadelenin işçi sınıfının örgütlü gücüne ve iradesine dayanmadan sonuca ulaşamayacağını ve korunamayacağını göstermektedir. Sendikal Güç Birliği Platformu bu anlayış temelinde oluşmuş ve güçlü, demokratik bir yapıya sahip; yüzü sınıfa dönük, mücadeleci, birleşik bir sendikal hareketi yaratmak yolunda adımlar atmıştır. Yaşanan gelişmelerin,

savunduğumuz bu sendikal perspektifi haklı çıkardığını görüyoruz. Türkiye çalışma yaşamı radikal biçimde yeniden düzenlenir, alabildiğine esnekleştirilir ve emek ucuzlatılırken susmak, hareketsiz kalmak çürümeyi getirir. Nitekim olan tam da budur. Ama bu, 60 yıllık bir birikimine sahip olan Türk-İş'in, yani ülkenin en büyük emek örgütünün kaderi değildir. Artık silkinip doğrulmanın, işyerlerinde bin bir baskı altında, ağır sömürü koşullarında ömür tüketen milyonlarca emekçiye kulak vermenin, onlara umut olmanın ve sabırla bekledikleri gerçek bir mücadele örgütü yaratmanın vaktidir. Bunun için şimdi ilk adım zaman kaybetmeden Türk-İş yönetimi tarafından olağanüstü kongre kararı alınmasıdır. Kapalı kapılar ardında, kulislerde zemini ve içeriği bizlerce ve emekçilerce bilinmeyen koltuk çekişmeleri değil, Türkİş tabanının iradesini yansıtan delegelerle toplanmış, gündemi kişisel kavgalarla değil, sınıfın gerçek ve acil ihtiyaçlarıyla belirlenmiş bir kongre en anlamlı çözüm yolu olacaktır. Konfederasyon içindeki farklı sendikal anlayışları kapsayacak, çoğulculuk içinde bütün sendikaları kucaklayacak, güçlü bir temsil kapasitesine sahip yeni bir Türk-İş yönetimi oluşmalıdır. İfade ettiğimiz rahatsızlıkları, bizim dışımızdaki sendikaların büyük bölümünün de paylaştığını, Türk-İş camiasının arayış içinde olduğunu biliyoruz. Hiç kimse konfederasyonun içine düşürüldüğü bu tablodan memnun değil. Bunun için tüm Türk-İş camiasına sesleniyoruz: Şimdi birlik olma zamanıdır, şimdi Türk-İş'i yeniden yaratmanın zamanıdır. Görev bizleri bekliyor! SGBP Dönem Sözcüsü TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk BASIN-İŞ, BELEDİYE-İŞ, DERİ-İŞ, HAVA-İŞ, KRİSTAL-İŞ, PETROL-İŞ, TEK GIDA-İŞ TEZ KOOP-İŞ, TÜMTİS, TGS

Tekel eylemi, somut sonuçlarından bağımsız birçok yönden son yılların en önemli eylemi olarak tarihe geçti. 78 gün süren eylem işçi sınıfının burjuvaziye karşı yürüttüğü şavaşta bir dönüm noktası oldu. Tekel eylemi işçi sınıfı mücadelesine kattığı ve açığa çıkardığı somut olgular açısından son derece iyi değerlendirilebilecek dersler ve deneyimlerle doludur. Kapitalist sistemin ekonomik krizinin derinleştiği, işsizliğin, yoksulluğun arttığı bir dönemde işçi sınıfının diğer bölüklerine oranla kendini biraz daha güvencede hisseden kamu işçileride 1990'ların ortalarından itibaren hızlanan özelleştirmelerle bir gecede kendilerini işsiz, aşsız, yaşamdan kovulmuş buldular. En son 2010'da tamamlanan tütün fabrikalarının özelleştirilmesiyle yaklaşık 12 bin tütün işçisi işsizlik yada adına 4C denen, kazanılmış tüm haklarının gasp edilerek kölece bir çalışma zorunluluğu ile karşı karşıya kaldı. Özelleştirme süreci devam ederken de çeşitli eylemler örgütleyen TEK-GIDAİŞ şürecin sonunda işçilerin baskısına daha fazla dayanamayarak Ankara'da büyük bir eylem yapma kararı aldı. 14 Aralık 2010'da İstanbul, İzmir, Bursa, Bitlis, Hatay, Manisa Muş, Amasya, Trabzon, Batman, Diyarbakır, Malatya, Samsun, Aydın, Adıyaman, Adana, Tokat, Denizli, Muğla gibi on dokuz farklı kent, otuz farklı işletmeden gelen 7 bine yakın tütün işçisi Ankara'ya doğru yola çıktı. 15 Aralık sabahı Ankara'ya girişte yolları kesildi, geri dönmeleri istendi. Ama işçiler büyük bir kararlılıkla sonuç alıncaya kadar geri dönmeyeceklerini söyleyip şehre

11

emegindunyasi

AÇLIK SINIRI 1061 TL, YOKSULLUK SINIRI 3354 TL ASGARİ ÜCRETLİ 1 HAFTALIK ÜCRET İÇİN 1 AY ÇALIŞIYOR

Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR) Kasım ayı için açlık ve yoksulluk sınırı verilerini açıkladı. TÜİK Hanehalkı Harcama Kalıbı, TÜİK Madde fiyat ortalamaları ve 4 kişilik bir ailenin sağlıklı bir biçimde alması gereken kalori miktarı üzerinden hesaplanan beslenme kalıbı dikkate alınarak hazırlanan raporun sonuçlarına göre, 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 1061 TL, yoksulluk sınırı ise 3354 TL olarak belirlendi. Zorunlu Gıda Harcamaları Yetişkin Kadın ,Yetişkin Erkek , Çocuk Harcama Kalemleri

1. Gıda ve içecekler 2. Giyim ve ayakkabı 2. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar 3. Mobilya, ev aletleri ve ev bakım hizmetleri 4. Sağlık 5. Ulaştırma 6. Haberleşme 7. Eğlence ve kültür 8. Eğitim hizmetleri 9. Lokanta, yemek hizmetleri ve oteller 10. Çeşitli mal ve hizmetler

YOKSULLUK SINIRI Araştırmanın sonuçlarına göre sağlıklı beslenmek için yetişkin bir kadının yapması gereken günlük harcama tutarı 9,04 TL olurken, bu rakam yetişkin bir erkek için 9,35 TL, 15-19 Yaş erkek çocuk için 9,99 TL, 4-6 yaş bir kız çocuğu için 6,98 TL oldu. Buna göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için yapması gereken günlük gıda harcaması 35,37 TL. Aynı hesaplamaya göre 4 kişilik ailenin sağlıklı beslenmek ve insanca yaşayabilmek için yapması gereken asgari harcama tutarı ise aylık 3354 TL’dir. Söz konusu ailenin gereksinimlerini karşılamasında “gıda, içecek vb.” için ayırması gereken tutar 1061, giyim ve ayakkabı için ayırması gereken tutar 210 TL’dir. Diğer harcama kalemleri ve ayrılması gereken tutarlar ise şöyledir: kira, su, elektrik vb. için 949, mobilya, ev bakımı vb.için 192, sağlık için 75, ulaştırma için 327, haberleşme için 144, eğlence ve kültür hizmetleri için 74,

eğitim için 66, lokanta, yemek, otel vb. için 139, çeşitli mal ve hizmetler için 118 TL. ASGARİ ÜCRETLİ AÇLIKLA İMTİHAN EDİLİYOR Eşi çalışmayan, iki çocuklu bir asgari ücretli işçinin ailesi ile birlikte aç kalmadan yaşaması mümkün değil. Söz konusu işçi asgari ücret geliri ile başka bir harcama yapmasızın ancak 22 gün ailesi ile birlikte karnını doyurabiliyor. Kalan 8 gün açlığa mahkum. İnsanca yaşamak için asgari ücretlinin geliri ise sadece 1 hafta yetebiliyor.

ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ Açlık ve yoksulluk sınırı DİSK Araştırma Enstitüsü tarafından her ayın ilk haftasında, Türkiye İstatistik Kurumu’nun Tüketici Fiyat Endeksini açıklanmasını takiben kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Araştırmada, HacettepeÜniversitesi Beslenme ve Diyabetik bölümünün hazırladığı değerlendirmenin yenilenmesi sonucunda elde edilen DİSK-AR beslenme kalıbı dikkate alınmıştır. Elde edilen beslenme kalıbı her ay açıklanan TÜİK madde fiyatları ile değerlendirilerek, kişinin ihtiyacına göre yapması gereken gıda harcamasının tutarı tespit edilmektedir. Hesaplamada esas alınan kalori miktarları şunlardır: 4-6 yaşındaki bir kız çocuğu için 1963 kalori 15-18 yaş arası bir erkek çocuk 3244 kalori Yetişkin bir erkek 2953 kalori Yetişkin bir kadın 2658 kalori 4 Kişilik ailenin sağlıklı beslenmek için yapması gereken minimum aylık gıda harcaması AÇLIK SINIRI olarak belirlenmektedir. Bu verinin Hanehalkı tüketim harcamasına dağıtılması ile elde edilen veri ise bize YOKSULLUK SINIRINI vermektedir. Tüketim Harcama Kalıbı dikkate alınırken, tüm içecekler, tütün ve gıda harcamaları bir kalem olarak belirlenmiştir. Araştırmada oluşturulan harcama kalıbı esas alınmaktadır. Bunun nedeni 2003 yılında gerçekleştirilen Hanehalkı Tüketim Harcaması araştırmasının en kapsamlı örneklemeye dayanan çalışma olmasıdır. Farklı kaynaklardan derlenen verilerle 2003 yılı Hanehalkı Tüketim Araştırması sonuçlarına göre değerlendirme yapılmıştır.

Tarihin Süzgecinden KAVGA BİTMEDİ DAHA YENİ BAŞLIYOR doğru yürüdüler. Böylece Ankara’nın göbeğinde 78 gün sürecek olan Tekel eylemi başlamış oldu. İşçiler daha ilk günden polisin biber gazlı saldırısına maruz kaldılar. Amaç kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış, deyim yerindeyse canı burnuna gelmiş binlerce işçiden oluşan bu öfkeli güruhu burjuvazinin başkentinden bir an önce göndermekti. Aslında sendikacıların da planı buydu. İşçileri büyük görkemli bir eylemle yatıştırıp, göndermek. Ancak işçilerdeki öfke ve kararlılık bütün planları bozdu. Kış mevsiminin bütün olumsuz koşullarına aldırmadan, yağmura, kara soğuğa, aldırmadan Ankara’nın göbeğinde kurdukları çadır kentte 78 gün boyunca işgal, yol kesme, miting, açlık grevi de dahil olmk üzere çeşitli ve sayısız eylem örgütlediler, işçi sınıfının onlarca yıllık deneyiminden yararlanarak ilerlediler, işçi sınıfı mücadelesine dair çok şey öğrendiler, öğrettiler. Tekel eylemi büyük ve etkili bir eylemdi. Bu eylemi sınıf hareketi içinde bir dönüm noktası kılan önemli özellikleri var. Bu özelliklerin başında eylemin devrimin toplumsal güçlerinde gittkçe güçlenen mücadele birliği eğilimini açığa çıkarması geliyor. Ankara’yı sarsan bu eylem sayısız irili ufaklı işçi eyleminin, çatışmanın, düzenin emek güçlerine saldırısına karşı koyma isteğinin, yaşamdan kovulan

işçilerin yaşama tutunma çabasının, düzene karşı mücadeleye dönüşmeye başladığı bir sürecin üzerinde yükseldi. Bu toplumsal hareketlilik içinde devrimin toplumsal güçleri, işçi sınıfı etrafında birleşerek sermaye sınıfına, onun egemenliğini temsil eden kurumlara karşı birlikte mücadele etmekten, Tekel işçilerine 78 gün boyunca her türlü desteği vermekten kaçınmadı. Ankara esnafı başta olmak üzere, toplumun çok çeşitli kesimlerinden işçi sınıfının bu eylemine destek geldi. Birçok ilden küçük üreticiler kendi geçimleri için ürettiklerini Tekel işçilerine gönderdiler. Tekellerin, bankaların, büyük toptancıların, hükümetin baskısından bunalan kentlerin küçük esnafı, kırın küçük üreticisi düzene karşı mücadele isteğini düzene karşı aktif mücadele halindeki işçi sınıfına destek vererek ifade etti. Toplumun bütün hoşnutsuz kesimleri ortak düşmana karşı ortak amaçlar için mücadele ettiler. Kamu emekçileri ise daha eylemin ilk gününden itibaren Tekel eylemiyle tam bir mücadele birliği içinde oldular. İş bırakma eylem çadırlarını ziyaret etme, günlük geçimi için işçilere her türlü desteğin verilmesi kamu emekçilerinin belirgin destek biçimlerinden bazılarıydı. Gençlik, özelliklede öğrenci gençlik Tekel işçi-

emegindunyasi@gmail.com

SÖZLÜK EMPERYALİZM

“Emperyalizm, tekellerin ve mali-sermayenin egemenliğinin ortaya çıktığı, sermaye ihracının birinci planda önem kazandığı; dünyanın uluslararası tröstler tarafından paylaşılmasının başlamış olduğu ve dünyadaki bütün toprakların en büyük kapitalist ülkeler arasında bölüşülmesinin tamamlanmış olduğu bir gelişme aşamasına ulaşmış kapitalizmdir.” Lenin emperyalizmi tarif ederken “emperyalizm kısacaı tekelci kapitalizmdir” der ve bu tanımın emperyalizmi tüm yönleri ile kapsamadığını belirtir. Lenin, emperyalizm üzerine eserinin başka yerlerinde başka yönlerden tanımlamalar yapar. Lenin, bu tanımlamalarda emperyalizmin “asalaklık” özelliğini ve o’nun geçiş aşamasındaki “can çekişen kapitalizm olduğunu” gene emperyalizmin politik özü üzerinde dururken emperyalizmin “her alanda gericilik ve artan ulusal baskı” demek olduğunu belirtir Emperyalizm, kapitalizmin özgün bir tarihsel aşamasıdır. Serbest rekabetin tekel tarafından ortadan kaldırılması emperyalizmin temel ekonomik özelliği, özüdür. Tekel kendini başlıca beş biçim altında ortaya koyar: (1) Karteller, sendikalar ve tröstler —üretimin yoğunlaşması, kapitalistlerin bu tekelci birliklerinin doğmasına yolaçacak bir düzeye ulaşması; (2) Büyük bankaların tekelci konumu— üç, dört ya da beş dev banka tüm ekonomik yaşamını denetim altına alması; (3) Hammadde kaynaklarının tröstler ve mali oligarşi tarafından ele geçirilmesi (4) Dünyanın uluslararası karteller tarafından (ekonomik) bölüşümü. (5) Dünyanın toprak bölüşümü (sömürgeler) en belirgin özellikleridir.

lerinin en dinamik en etkin destekçisi oldu.Genlik devrimci eylem isteğini, düzene karşı devrim mücadelesi verme arzusunu işçi sınıfıyla mücadele birliği içine girerek ortaya koydu, Bütün bunların yannda ve belkide hepsinden önemlisi işçi sınıfının değişik bölükleri arasında otaya çıkan mücadele birliği eğilimi oldu. Öncelikle kendileride eylem halinde olan Marmaray işçilerinden, Çemen işçilerine, İtfaiye işçilerinden, Park Bahçe ve Kent AŞ işçilerine kadar işçi sınıfınn değişik bölükleri Tekel işçileriyle mücadele birliği içine girdiler. Eylem halinde olmayan işçiler ise sendikalrın engellemelerine, polis, hükümet ve kapitalistlerine karşın buldukları her fırsatta Tekel işçileriyle değişik biçimlerde mücadele birliğine girdiler. Birlikte işçi sınıfı mücadelesinde yeni örnekler yarattılar. 78 günlük Tekel eyleminde Türk, Kürt, Alevi, Sunni, kadın, erkek bütün işçiler birlikte mücadele ettiler, birbirlerini daha yakından tanıdılar, kardeşleştiler. İşçi sınıfının vatanı, milliyeti, dili, dini ırkı olmadığını, aralarında yaratılan bu ayrılıkların yapay olduğunu, tek ortak düşmanlarının sermaye sınıfı olduğunu gördüler, gösterdiler bir kez daha. İşçi sınıfının burjuvaziye karşı yürüttüğü mücadelede hiçbir eylem, eylemin nedeni olan taleplerin elde edilip edilemediğinden bakılarak doğru değerlendirilemez. Tekel eylemi de tütün işçilerinin somut kazanımları üzerinden doğru değerlendirilemez. Tekel eylemi başladığı andan itibaren işçi sıfınıfı mücadelesine ışık tutacak örnekler yaratmıştır.


Emeðin Dünyasý Gazetesi / Aylýk Süreli Gazete / Yýl: 2 / Sayý:19 / Aralık 2012 / Mart Yayýncýlýk / Sahibi ve Yazý Ýþleri Müdürü: Cenk Orçun Ýnal / Adres: 75. Yýl Mahallesi 1341 Nolu Sokak No: 47/B Sultangazi/ÝST/ Tel.: 0212 419 68 51 /emegindunyasi@gmail.com - www.emegindunyasi.info / Baský Tuks Matbaa & Ajans / Þirinevler Mah. 1. Sok. No: 27/16 Bahçelievler/ÝST

Yunanistan'da Yeni Grevler! 26 Kasım 2012 Pazartesi Yunanistan'da devletten alacaklarını tahsil edemeyen eczacılar, Ulusal Sağlık Hizmetleri Kurumu'na (EOPYY) bağlı sosyal sigorta birimlerine veresiye satışları durdurarak 48 saatlik grev başlattı.

EOPYY sistemi kapsamındaki yaklaşık 9 milyon Yunan vatandaşı, grev nedeniyle bugün ve yarın tam gün kapalı kalacak eczanelerden Çarşamba gününden itibaren ilaçlarını sadece peşin parayla satın alabilecek. Yunanistan Eczacılar Birliği Başkanı Theodoros Abacoğlu, EOPYY'nin borçlarını ödememesi nedeniyle eczanecilerin çalışamaz duruma geldiğini belirterek, bu nedenle grev kararı aldıklarını söyledi. EOPYY'nin borcunu ödeme konusunda daha önce verdiği sözü tutmadığını ifade eden Abacoğlu, eczanelerin bu kurumdan 2011'den kalan 300 milyon euro alacakları bulunduğunu belirtti. Eczacılar, hükümetin adım atmaması durumunda Cumartesi günü toplanarak, bundan sonraki eylemlerini ne şekilde sürdüreceklerini kararlaştıracak.

Arjantin’de Grevler Hayatı Felç Etti!

21 Kasım 2012 Arjantin’de işçi sendikaları başkanları tarafından ülke çapında başlatılan grev ülkeyi felç etti.

Grevler, Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez’i, eskiden en sadık destekçilerinden olan sendika başkanlarıyla karşı karşıya getirdi. Grev nedeniyle, bankalar, mahkemeler ve okullar kapanırken, bazı otobüs, tren ve uçak seferleri de iptal edildi.

AVRUPA AYAKTA

Binlerce İşçi Ilva'yı İşgal Etti! 28 Kasım 2012 Çarşamba Binlerce İtalyan işçi, çevre kirliliği nedeniyle kapatılacak olan Avrupa'nın en büyük çelik fabrikası ILVA'yı işgal etti. Daha temiz üretim yapmak yerine fabrikanın kapatılmasını protesto eden işçiler, işgal ettikleri fabrikada süresiz oturma eylemi başlattı. Yarattığı çevre kirliliği nedeniyle fabrikanın bir kısmının haczedilmesi kararı üzerine eylem başlatan işçiler, fabrikanın kapılarını zorlayarak içeri girdi. Ülkede işsizlik giderek artarken, fabrikanın kapanması durumunda 20 bin kişi işsiz kalacak. Bir sendika yetkilisi, "Son 30 yıldır burada çalışan ve hiçbir zaman böyle dramatik bir durum düşünmemiş insanlar var. Toronto'da şu anda anarşi var" dedi.

Öte yandan mahkeme fabrikanın yeniden açılmasının önünü tam olarak kapatmış değil. Zira şirkete ceza kesmeyen mahkeme sadece fabrikayı haczetme kararı aldı. Buna göre şirket çevre kirliliği sorununu çözmesi durumunda fabrikayı yeniden açabiliyor. Çevre Bakanı Corrado Clini, hükümet yetkililerinin Perşembe günü fabrika yönetimiyle görüşeceğini kaydetti

Avrupa’da Doktorlar Grevde!

12 Kasım 2012 Pazartesi Fransa’da stajyer hekimler ve cerrahlar, süresiz greve gitti. Uzman doktorlarda, devletin belirlediği muayene bedellerini protesto etmek için greve katılıyor. Doktorlar sendikası, özel sektörde çalışan uzman doktorların makul bir fiyat artırımı yapmasının önünün açılmasını istiyor: “Sosyal güvenliğin temelinde bir artırıma gidilmezse ya da muayene ücretlerini aşmayan bir sınır getirilirse, hastalar daha çok eski tıp teknikleri ve cerrahi ameliyatlarla karşı karşıya kalacak.” Stajyer doktorlardan biri durumlarını şöyle anlatıyor; “Stajyer doktorların çalışma şartları şu anda çok kötü durumda. Çok düşük bir maaşa haftada 70 ila 100 saat çalışıyorlar. Her 5 stajyer doktordan birinin dinlenme iznine uyulmuyor.” Sağlık emekçileri başlattığı grevden hastanelerin acil servisleri etkilenmiyor. Diğer yandan, maaşlarda yapılan kesintileri ve işten çıkarmaları protesto eden devlet hastaneleri

doktorları da, Çarşamba günü 24 saatliğine greve gitme kararı aldı. Yunanistan Doktorlar Birliği (PIS), tasarruf önlemleri çerçevesinde sağlık alanındaki değişiklikleri ve kısıtlamaları protesto eden uzman doktorların da, 30 Kasım'da bir günlüğüne iş bırakacaklarını açıkladı. Doktorların, aynı gün Sağlık Bakanlığı önünde protesto yapacakları da bildirildi. Açıklamada, doktorların taleplerinin hükümet tarafından karşılanmaması durumunda, tüm doktorların ve sağlık çalışanlarının 15 -20 Aralık arasında belirlenecek bir tarihte ülke çapında 48 saatlik genel greve gidecekleri kaydedildi. Bu arada, mali krizle mücadele çerçevesinde uygulamaya konulan tasarruf önlemlerini protesto eden Gıda ve Tarım Kalkınma Bakanlığı çalışanları da bugün 24 saatlik grev başlattı. 14 Kasım'dan beri çeşitli protesto eylemlerinde bulunan bakanlık çalışanları, sözleşmeli meslektaşlarının işten çıkarılmasına karşı çıkıyorlar.

Grev Yapanlar Sınırdışı!

02 Aralık 2012 Pazar Singapur, grev yapan Çinli 29 otobüs şoförünü sınırdışı etti. Singapur, göçmen işçilerin yoğun olduğu ülkede 1980'lerden beri yapılan ilk greve katılan 29 Çinli otobüs sürücüsünü sınır dışı etti. Diğer 5'ine de cezai takip başlattı. Singapur hükümeti, yabancı işçilerin bulundukları ülkelerin kanunlarına uymak zorunda olduklarını belirtti. Ülkedeki son grev 1986'da bir tersanede gerçekleşmişti. Bu grev 2 gün sürdü. Yıllık nüfus artış oranı yaklaşık yüzde 1,2 olan Singapur'da doğum oranının düşük olmasından dolayı yabancı işçilere büyük ihtiyaç duyuluyor. Dört Çinli otobüs sürücüsünün de 26-27 Kasım'daki grevin başlamasına ön ayak oldukları gerekçesiyle mahkemeye çıkartıldığı kaydedildi. Bu sürücülerin greve kanunsuz katıldıklarının tespit edilmesi halinde bir yıla yakın hapis yada iki aylık hapis kefaletine denk gelen bin 640 ABD Doları (2 bin Singapur Doları) veya her iki cezaya da çarptırılacakları belirtiliyor. Singapur'da ulaştırma gibi ''temel hizmetler'de işçilerin greve gitmesi yasak.

MISIR DEVRÝMÝNDE ÝKÝNCÝ PERDE

Mýsýr’ýn baþkenti Kahire’de bir araya gelen binlerce Mursi aleyhtarý, önümüzdeki Cumartesi günü ikincisi gerçekleþecek olan referandum oylamasýnda, yeni anayasaya karþý oy toplamak ümidiyle gösteriler düzenledi. Sokaklara yerleþtirilen pankartlarla sloganlar atarak protesto gösterileri yapan Mýsýrlýlar, yeni anayasaya karþý olduklarýn bir kez daha gösterdi. Öte yandan Mýsýr’ýn diðer bölgelerinde de gün boyu yapýlan gösterilerde pek çok kiþinin yaralandýðý bildirildi. Gelen bilgilere göre Mýsýr’ýn kuzeyindeki Dimyat kentinde yapýlan iki ayrý gösteride taþlý ve sopalý çatýþma çýktý. Referandumu boykot etmek için yapýlan çaðrýlar sonuç verdi ve halkýn %70’i anayasayý bu haliyle oylamamak için sandýða gitmedi. Þimdi, referandumun ikinci aþamasý gündemde.

Engelliler Madrid’de Ayakta!

02 Aralık 2012 Pazar İspanya’nın başkenti Madrid’de bu defa engelliler sokaklara döküldü. Hükümetin kemer sıkma önlemlerinde sosyal hizmetlerin azaltılmasını, engelli merkezlerinin kapatılmasını ve evde bakım hizmetinin kaldırılarak çalışanların işten çıkartılmasını kapsıyor. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü öncesi düzenlenen protesto gösterisine ülkenin değişik noktalarından 300’den fazla otobüsle geldi.

İspanya'da ilk kez bu tarz bir gösteriye imza atan engelliler, sadece kendilerinin değil bütün toplumun haklarının tehlikede olduğunun altını çizdi. Paralimpik atlet Roger Puigbo, “Ulaşmamızın uzun zaman aldığı yardımı şimdi geri almak istiyorlar. Buradayız çünkü bu hakkımızı korumak istiyoruz.” dedi. Bir eylemci ise zor durumda olduklarının ülkede 4 milyon engellinin olduğunu belirti.

ED-S19-ARALIK-2012  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you