Issuu on Google+

Toplu iş sözleşmesi sürecinde yaşanan anlaşmazlık sonrası metal işçileri 21 yıl aradan sonra greve gidiyor. Metal işçileri toplam 21 işyerinde üretimi durduracak. Bu işyerlerinden 7 tanesinde grev uygulama tarihleri noter aracılığıyla MESS'e tebliğ edilmiş durumda.

°±¶° .&$-°4° 1144 M Mart art 2011 20111

Ergenekon operasyonu OFZJBOMBUðZPS

E

rgenekon operasyonu süreci ile ilgili tartışmalar son gazeteci tutuklamalarıyla birlikte iyice arttı. Tepkiyi büyüten, son dönemde yazdığı ve cinayetteki polis bağlantısını vurgulayan Hrant Dink araştırmasıyla liberal kesimlerce de sahiplenilen Nedim Şener’in ve yine son dönemde hazırladığı kitapla polisteki Fethullahçı örgütlenmeyi deşifre edecek olan Ahmet Şık’ın tutuklanması oldu. Bilinen temsilcisinin bir devlet operasyonu ile öldürülen Uğur Mumcu olduğu “araştırmacı gazetecilik” denilen işin tanımında yer alan karmaşık istihbarat ilişkileri ve bir örnek olarak Hanefi Avcı ile yakınlığı nedeniyle Nedim Şener’in operasyon kapsamında tutuklanacağı öngörülüyordu. Manisa davasından F tiplerine karşı mücadeleye, Cumartesi annelerinden Genelkurmay andıçlarının deşifrasyonu gibi haberler imza atan Ahmek Şık’ın tutuklanması ise şaşkınlık yarattı. Sayfa 4-5

Sayfa........... 2

Sayfa........... 3

Sayfa........... 6

Sayfa........... 7

(»WFOMJJĝ JOTBODB ZBĝBOBDBL»DSFUJTUJZPSV[

.FUBMJĝ¦JTJ HSFWFZ»S»ZPS

)FTBQTPSBDBÞðNð[ H»OZBLðOƊ

.BSUUBJĝ¦J LBEðOMBSBMBOMBSEBZEð


2

°´µJ.FDMJTJ

Ɖ(»WFODFMJJĝ  JOTBODBZBĝBOBDBL»DSFUJTUJZPSV[Ɖ Nazilli’de inşaat işçileri artan sömürü koşullarını ve işçi cinayetlerini protesto etti.

ye kadar 50'ye yakın genç işçi ölmüş, yüzlerce işçi de ölümcül hastalıkla boğuşmakta. ...

Nazilli’de inşaat işçileri artan sömürü koşullarını ve işçi cinayetlerini protesto etmek için 10 Mart Perşembe günü saat 12.30'da yaklaşık 50 işçinin katılımıyla Nazilli belediye meydanında bir basın açıklaması yaptı. “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “Hak verilmez alınır zafer sokakta kazanılır”, “Yaşasın İşçi Meclisi!” sloganlarının atıldığı eylemde, inşaat işçileri ekonomik sıkıntılarının her geçen gün daha da arttığına, buna karşın aldıkları ücretlerin gittikçe düşürüldüğünü ve hayati tehlikenin arttığını, çalışma koşullarının sağlıksızlaştığını, her gün işçi cinayetlerine bir yenisinin eklendiğini vurguladılar. Aydın’da patronların verdikleri üç kuruşu da çok görüp bir araya gelerek, dekorasyon işinde çalışan işçiler için 40 TL neyine yetmiyor, zaten işler yok’ gibi sözlerle işçilerin yaşam koşullarını nasıl hiçe saydıklarını, işçileri köle kılıp sermayelerine sermaye katmaktan başka dertleri olmadığını ifade ettiler. Yapılan basın açıklamasının metnini okurlarımızla paylaşıyoruz: Güvenceli iş, insanca yaşanacak ücret istiyoruz! Biz inşaat işçileri ve diğer sektörlerde çalışan işçi kardeşlerimiz. Türkiye bugün neo liberal burjuva saldırısı ile karşı karşıya. Nedir bu saldırı? Bu patronların/kapitalizmin karına kar katmak ve sermayesini büyütmek için biz işçileri iliğimize kadar sömürmesi demektir. Kapitalizm için işçi sosyal yaşantısı olmayan, sadece işe gidip gelen, onların her dediğine boyun eğen, ağır iş koşullarında çalışan, hayatını ortaya koyan, hiçbir hakkı olmayan bir köledir. Sosyal hayatımız, yarınımızın güvencesi yok. Hayatımızdan bu kadar fedakârlık ederken ne kazanıyoruz? İnşaatlarda iskele üstünde ölümle burun buruna gelen, düşüp hayatının baharında tekerlekli sandalyeye mahkûm kalan biziz; açlık ve sömürüye maruz kaldığımızı ve bunların kader olmadığını hepimiz biliyoruz. İzmir’de dış cephe boyası yapan 3 işçi 7 Şubat’ta düşüp yaralandı, önlem alınmadığı için 3 Mart’ta 2 işçi düşüp hayatını kaybetti. İşçi sağlığının nasıl da hiçe sayıldığının en güncel örneklerinden biri kot kumlama işçilerinin yaşadıklarıdır. İnsanlık dışı koşullarda büyük çoğunluğu sigortasız olarak çalıştırılmış ve meslek hastalığı Silikozis’e yakalanmış kot kumlama işçileri, mesleklerinin henüz çok erken bir döneminde ciğerlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktalar.Tekstil sektöründe dünyada ilk defa Türkiye’de görülen bu hastalık yüzünden şimdi-

Fabrikalarda, hastanelerde, inşaatlarda, okullarda, bağ bahçe işlerinde, kısacası hayatın her alanında biz işçiler varız. Bizleri köle gibi çalıştırdıkları için kadın-erkek, genç yaşlı demeden gece gündüz sömürüp sermayelerine sermaye katıyorlar. Hayatımızda hangi sıkıntıların olduğu, kim olduğumuz patronlar için önemli değildir, kendilerine köle sermayelerine sermaye katmaktır bütün dertleri. Açlık sınırının 1200 TL olduğu ülkemizde asgari ücretin 600 TL olması her şeyi açıklar niteliktedir. Biz inşaat işçilerinin aldığı yevmiyelerden yemek parası, sigorta primleri, işe gidiş geliş, işe gitmediğimiz günler düşürülüp hesaplandığında asgari ücretten de düşük olduğunu görüyoruz. Aldığımız ücretler düşerken harcamalarımız, faturalarımız, vergilerimiz kat be kat artıyor. Bizleri köle gibi çalıştıran taşeronların cebini doldurmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Emekçi kadınlar kapitalist sistemde ucuz emek gücü olduğu için fabrikalarda, tarlalarda, marketlerde, tezgâhlarda, kısacası hayatın her alanında gece yarılarına kadar karın tokluğuna yorgunluktan bitap düşene kadar çalıştırılır. Tarla bahçe işine giden emekçi kadınların gecenin ayazından güneşin sıcağına dek çalıştırılması aldıkları ücretin saati 1 ya da 2 TL olması, emekçi kadınların nasıl bir sömürüyle karşı karşıya kaldıklarını açıklıyor. Sermaye kadınları sadece ucuz emek gücü olarak değil, aynı zamanda reklamlarda, fuarlarda, dizi ve filmlerde, fuhuş bataklığında bedenlerini de sömürüyor. Sermaye bizi sömürürken kadın erkek dinlemiyor. Biz inşaat işçileri bu sömürüye dur demek ve taleplerimiz olan * Yevmiyelerin 70 tl olması * Sigortamızın tam olarak yapılması * Can güvenliğimizin sağlanması * Keyfi işten çıkarmaların kaldırılması * Yemek ve çay molasının düzenli olması * Mesai saatlerinin ücretlerinin ödenmesi * Ücretlerin tam ve zamanında ödenmesi * Servislerin konulmasını istiyoruz İnsanca yaşanacak ücret, birleşik işçi mücadelesi için işçi derneği kuralım, birleşik mücadele hattını oluşturalım. Nazilli İnşaat İşçileri Komitesi


3

°´µJ.FDMJTJ

.FUBMJĝ¦JTJHSFWFZ»S»ZPS Toplu iş sözleşmesi sürecinde yaşanan anlaşmazlık sonrası metal işçileri 21 yıl aradan sonra greve gidiyor. Metal işçileri toplam 21 işyerinde üretimi durduracak. Bu işyerlerinden 7 tanesinde grev uygulama tarihleri noter aracılığıyla MESS'e tebliğ edilmiş durumda. TİS sürecinde yaşanan anlaşmazlık sonrası grev kararı alan Birleşik Metal-İş Sendikası'nda örgütlü metal işçileri grev sürecine girmiş durumda. 21 yıl sonra metal sektöründe gerçekleşecek grevin adımları atılmaya, grevin sıcaklığı duyulmaya başladı. Grev kararı asılan fabrikalar şunlar: Süsler Doruk, Demisaş(Eskişehir Şube), Prysmian, SCM (Bursa Şube), Bekaert, Standart Depo (Kocaeli Şube), Kroman Çelik, Sarkuysan, Çayırova Boru, Yücel Boru, Areva, Arfesan, Bosal Mimaysan, Poly Metal (Gebze Şube), Aksan Metal, Remas, ABB Elektrik (İstanbul 1 No’lu Şube), Çimsataş, Başöz Enerji (Anadolu Şube), RSA, Paksan Makine (İstanbul 2 No’lu Şube). Grev sürecine girilirken Gebze’de 8 Mart’ta Birleşik Metalİş Sendikası tarafından Gebze Kapalı Spor Salonu’nda metal işçilerinin katıldığı bir dayanışma gecesi düzenlendi. Sendika tarafından hazırlanan büyük bir “Metal İşçileri Tarih Yazıyor” pankartının açıldığı etkinlikte sıkça ve coşkuyla “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”, “Metal işçisi MESS’ten hesap soracak!” sloganlarının yanısıra Birleşik Metal ve DİSK sloganları atıldı. 2500 kişilik spor salonu işçiler tarafından neredeyse tamamen dolduruldu. Geceye grev kararı asılan Kroman DemirÇelik, Çayırova Boru, Yücel Boru, Areva, Arfesan, Bosal, Sarkuysan, Poly Metal fabrikalarından işçiler, iş çıkışlarında servisleri kapalı spor salonuna yanaştırarak toplu bir şekilde geldiler. Çelmer, Aksan, Makine Takım, Dostel gibi başka bir çok fabrikadan işçilerin de geceye geldikleri görüldü. Direnişte olan Casper Bilgisayar’dan işçiler de pankartları ve sloganlarıyla geceye katıldılar. Yapılan konuşmalar içerisinde Güney Kore işçilerini temsilen metal sektöründe örgütlü sendika temsilcisinin yaptığı konuşma büyük alkış alarak “Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiç birimiz!” sloganıyla büyük bir sempati ve coşkuyla karşılandı. Grev öncesi gerçekleştirilen bu dayanışma ve moral etkinliğinin 8 Mart’a denk gelmesi nedeniyle Birleşik Metal Kadın Komisyonu adına bir konuşma da gerçekleştirildi. Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu yaptığı konuşmanın işçilerin beklediği netlikten yoksun oluşu ve “sendikaya güven” temasını işlemesi işçilerin tepkisini çekti. Birbiri ardına “Kroman işçisi tarih istiyor”, “Bosal işçisi tarih istiyor!”, “Sarkuysan işçisi tarih istiyor!” sloganları atıldı. Bu sloganların tüm salon tarafından sahiplenil-

mesi üzerine Serdaroğlu “Tek tek tüm fabrikaları dolaşarak ayrı ayrı açıklayacağız. Buradan duyuruyorum, 22 Mart’ta Eskişehir’de greve başlıyoruz!” açıklamasını yaptı. Yaklaşık iki saat süren etkinlik tek bir ağızdan atılan ortak sloganlarla sona erdi. Sendikanın verdiği grev komitesi eğitimlerini tamamlayan Gebze işçileri, metal-maden sektöründe 21 yıl sonra 21 fabrikada toplu bir greve çıkmanın heyecanıyla salona girdikleri saate göre etkisi bir nebze zayıflayan kar yağışının altında evlerine döndüler. İlerleyen günlerde Birleşik Metal-İş Sendikası grev uygulama tarihlerini kamuoyuna duyurdu. Buna göre aşağıdaki işyerleri için grev uygulama tarihleri noter kanalıyla MESS’e tebliğ edilmiş durumda. 22 Mart, Eskişehir Süsler Doruk 24 Mart, Kocaeli Standard Depo 28 Mart, Gebze Kroman Çelik 30 Mart, Kocaeli Bekaert 1 Nisan, Gebze Bosal 4 Nisan, Mersin Çimsataş 6 Nisan, İstanbul (Dudullu ve Kartal) ABB Elektrik


4

°´µJ.FDMJTJ

Ergenekon operasyonu OFZJBOMBUðZPS

Ergenekon operasyonu süreci ile ilgili tartışmalar son gazeteci tutuklamalarıyla birlikte iyice arttı. Tepkiyi büyüten, son dönemde yazdığı ve cinayetteki polis bağlantısını vurgulayan Hrant Dink araştırmasıyla liberal kesimlerce de sahiplenilen Nedim Şener’in ve yine son dönemde hazırladığı kitapla polisteki Fethullahçı örgütlenmeyi deşifre edecek olan Ahmet Şık’ın tutuklanması oldu. Bilinen temsilcisinin bir devlet operasyonu ile öldürülen Uğur Mumcu olduğu “araştırmacı gazetecilik” denilen işin tanımında yer alan karmaşık istihbarat ilişkileri ve bir örnek olarak Hanefi Avcı ile yakınlığı nedeniyle Nedim Şener’in operasyon kapsamında tutuklanacağı öngörülüyordu. Manisa davasından F tiplerine karşı mücadeleye, Cumartesi annelerinden Genelkurmay andıçlarının deşifrasyonu gibi haberler imza atan Ahmek Şık’ın tutuklanması ise şaşkınlık yarattı. Ergenekon operasyonu nedir, neden yapılmaktadır? Şimdiden üç-dört yıla yayılmış ve bu gidişle yeni anayasa oluşturulana kadar da süreceği anlaşılan bu süreklileşmiş operasyonu, sahip olduğu nokta bir hedeften ziyade bir süreç yönetim modeli olarak okumak daha doğru olur.

Türkiye 12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra yürütmesinde MGK’nın, yargısında DGM’lerin, ezmede polis ve askerin birlikte katliam operasyonlarıyla belirleyici olduğu, 2000'li yılların başına kadar da süren bir yarı askeri faşist rejimle yönetildi. Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin ezilmesi başta gelmek üzere devrimci örgütlerin ve dinamiklerin yok edilmesi temel hedefine dayalı bu siyasal rejimle birlikte işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin zapturapt altına alınması, Türkiye burjuvazisinin gelişiminde yeni bir evreye ulaşmasında kilit bir rol oynadı. 2000'li yıllarda dünya çapında sermayenin küresel temelde birikimine geçişle birlikte Türkiye burjuvazisinin bu gelişmeye uyum dinamikleri öne çıkmaya başladı. Mutlak hakimiyete dayalı tekçi faşist rejim, öncelikle toplumsal ve bireysel temelde etkimesini arttıran bir dönüşüm sonucunda çözülmeye başladı. Neoliberal burjuva birey yerleşikleşti, neoliberal toplumsal ilişkiler eski deli gömleğine sığmaz oldu. Neoliberal ekonomik/toplumsal yapı dönüşümüyle birlikte üstyapıda, kültür ve özellikle siyaset alanında bir yeniden yapılandırma sürecine girildi. Bu yeniden yapılandırma, ulusal ve mezhepsel biçimler alan antifaşist mücadelenin sınıfsal temelde bir mücadele sonucu faşizmi yıkması


5

°´µJ.FDMJTJ yoluyla değil, devrimci örgütlerin yenilgisi ve yeni koşullara yanıt oluşturacak yeni devrimci politikalara geçiş yapamamaları ile birlikte çözülüşü yoluyla gerçekleşti. Türkiye’de faşizm yıkılmadı, çözüldü. Yerini geri düzeyde bir neoliberal burjuva demokrasisi aldı. Burjuva demokrasisinin geriliği, çağa ait bir olgu olan proletarya devrimleri ile karşıtlık yönüyle tarihsel bir gerilik ve gericilik olduğu gibi, buna faşizmin emekçi kitle hareketlerinin basıncı altında yıkılmamasının, bilakis sermayenin içsel dönüşümünün gereği olarak çözülmesinin getirdiği özel konjonktürel gerilik ve gericilik de eklendi. Ergenekon operasyonu işte bu dönüşümün temel araçlarından ve göstergelerinden birisidir. Geri düzeyde burjuva demokrasisine geçiş açısından bir bütün olarak ordunun, genelkurmay istihbaratının, İP gibi kimi genelkurmay partilerinin, ADD’ler içerisinde yuvalanan emekli generallerin, kimi sivil faşist çete artıklarının, yargının, neoliberalleşmeye direnen milliyetçi cephenin ve sayılanların tümünün medya desteklerinin geriletilmesi operasyonudur. Bu operasyon burjuvazinin genel ve stratejik çıkarları doğrultusunda hükümet eliyle yürütülmektedir. Akılları karıştıran, liberalleri de sıkça “endişelendiren” konu, TÜSİAD’ın onayı, MÜSİAD/ TUSKON vb.nin ise tam ve kesin desteğiyle yürütülen bu operasyonun yürütücü gücü olan AKP’nin ve onun bütünleşik bir parçası olarak sermayeleşmiş/devletleşmiş dev bir uluslararası tarikat gücü olan Fethullah Gülen cemaatinin tarihsel toplumsal gericilik birikimini en fazla taşıyan ve siyasal ve kültürel düzeyde de bunun baskıcı ve saldırgan politika ve tutumlarını geliştiren kesimler olmaları gerçeğidir. Geçiş yapılmış geri düzeydeki burjuva demokrasisi kitlelerin bilincine söylem düzeyinde “ileri demokrasi” diye taşınırken, bu gericilik türbanda, kadın sorununa yaklaşımda, Kürt sorununda, alevi sorununda, dinsel kültürel baskıda, evrim teorisini silmede, polis ve yargı sistemini temsil ettiği kesimlerin ve düşüncenin gücü ve aracı haline getirerek yoğunlaşan bir baskı sistemi oluşturmasında, dinleme ve takipte, polisin bütçesinin genelkurmayı aşmasında, Erdoğan’ın saldırgan tutum ve üslubunda, İslami burjuva kesimlerin sefahat ve yozlaşmasında açığa çıkmaktadır. Sonuç olarak önceki dönemde feodal, ataerkil, geri kapitalist ve özellikle antikomünist bir kültür ve şekillenişe sahip bir burjuva sınıf tabanının neoliberal dönüşümüyle birlikte, TÜSİAD’ın da konsensüsüyle siyasal rejim, neoliberal yönden, laikliğin yerine sekülarizmi yerleştiren, muhafazakar nitelikte ve aşağıdan güçlü bir sınıf ve kitle hareketinin basıncı altında olmaksızın geri düzeyde bir burjuva demokrasisine doğru evrilmiş durumdadır. Üstelik bu dinci/muhafazakar/gerici neoliberal model, bir yandan dinci radikalizmi diğer yandan eski Baas rejimlerini çözmenin, modernist bozulma korkusuna karşı bir tampon oluşturmanın ve uyanan emekçi

Ergenekon operasyonu, geri düzeyde burjuva demokrasisine geçiş açısından bir bütün olarak ordunun, genelkurmay istihbaratının, İP gibi kimi genelkurmay partilerinin, ADD’ler içerisinde yuvalanan emekli generallerin, kimi sivil faşist çete artıklarının, yargının, neoliberalleşmeye direnen milliyetçi cephenin ve sayılanların tümünün medya desteklerinin geriletilmesi operasyonudur. Bu operasyon burjuvazinin genel ve stratejik çıkarları doğrultusunda hükümet eliyle yürütülmektedir.

sınıfları pasifize etmenin modeli olarak çoklu amaçlarla Ortadoğu’dan Kafkasya’ya ve Afrika’ya kadar propaganda ediliyor ki, benzeşikleri oluşsun! Sol milliyetçi çevreler, CHP, ÖDP, Halkevleri general tutuklamalarını da içine katarak bu gelişmeyi faşizm olarak tanımlıyorlar. Sol liberal çevreler ise AKP’ye verdikleri destek sonrası yaşananlardan büyük bir şaşkınlık ve korku duyuyorlar. Tabloda esas eksik, proletaryanın çıkarları cephesinden bir ağırlık oluşturacak politikaları kendisinde cisimleştiren komünist devrimci bir sınıf partisinin olmayışıdır. Devrimci proletaryanın ideolojik/siyasal/örgütsel/eylemsel ağırlığı olmadığında, yaşanan gelişmeler, işçi sınıfı ve emekçi kitlelere sınıfsız bir (demokrasi/faşizm) parantezinde taşınmaktadır. Aldatıcı olan budur. Kapitalizmde “ideal demokrasi” arayışına çıkmak avanaklık değilse, burjuva dönüşüme bilinçlice yedeklenmek ya da arkasından sürüklenmek anlamına gelir. Doğru bir analizden gelmeden genelkurmay artıklarıyla ittifaka sürüklenen bugünün küçük burjuva milliyetçiliği de er veya geç çözülecektir. Biz burjuvazinin faşizmine karşı savaştık, bugün de burjuvazinin diktatörlüğünün başka bir biçimine karşı savaşıyoruz. Proleter demokrasi için, sosyalist bir demokrasi için mücadele ediyoruz, bunun bir devrim yoluyla gerçekleşebileceğini biliyoruz. Ergenekon ve yargı operasyonlarıyla zayıflatılan kesimlere karşı geçmişimizde canımızı ortaya koyarak bir mücadele vermiş özneler olarak, bugün onların yerini almakta olan kesimlere karşı büyük bir sınıfsal kin ve mücadele azmi taşıyoruz. AKP’nin geri düzeydeki burjuva demokrasisinin özüne karşıt olduğumuz gibi, onun taşıdığı özel muhafazakar/ gerici/dinci tondan proletarya adına tiksiniyoruz. Seçimler ve anayasa sürecine karşı tutumumuz da bu yönde olacaktır.


6

°´µJ.FDMJTJ

)FTBQTPSBDBÞðNð[H»OZBLðOƊ Başı dik çıkılan antifaşist savaşların Gazisi, başı dik çıkılan sosyalist sınıf savaşlarında yaşayacak katliamın hesabı sorulacaktır. 1 Mayıs 1977, Çorum, Maraş, Sivas katliamlarının, 12 Eylül askeri faşist darbesi ve diktatörlüğünün, kirli savaşın, Ümraniye, F tipi hepsini altında imzası olan burjuvazi ve onun kirli savaş organları, 1995'in 12 Mart’ında bu seferde Gazi’de sahnedeydi. Alevi emekçilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneyi otomatik silahlarla tarayarak alevi bir emekçiyi katleden kirli savaş uzmanları, “katiller camide” sloganlarıyla işçi ve emekçileri alevi sünni çatışmasına çekmek istediyse de bu oyunları tutmadı. Devrimciler, işçiler ve emekçilerin direnişi ile karşılaştı ve olaylarda 19 kişi hayatını kaybetti. Sıkıştıkça içindeki cerahati ortaya saçan burjuvazi, zaman zaman kendi pisliğini temizlemek istemektedir. Şimdiler de ise bir dönem sıklıkla kullandığı ve her renk kitabına konu yaptığı “Ergenekon”, “Yeşil”, “1000 operasyon”, “Hizbullah” gibi kirli savaş eserlerini ortalıktan toplamak için büyük bir çaba içindedir. Bunu, katliamın sorumluları olarak gösterdiği birkaç kişiyi yargılayarak Gazi’de de uygulamaya çalışmaktadır. Fakat, neoliberal burjuva demokrasisi Gazi’nin kanını ne silebilir, ne durdurabilir, ne unutturabilir. Daha “ince” ve gizlice akıtır sadece, daha çok sermayeye çevirir. Zeynep’in, Hakan’ın kanı Ostim işçisinin kanına karışır ve akar daha nice kıyımlar boyu. Gazi katillerinden, Veli Küçüklerden, Yeşillerden, Ayhan Çarkınlardan, Hayri Kozakçıoğlu, Necdet Menzir, Mehmet Ağarlardan, hesap sorabilecek olan burjuva adalet değil, militan sosyalist işçi sınıfı hareketidir. Kendi yarattığı diktatörlüklerin yerine kabuk değiştirmiş burjuva sınıf diktatörlüklerini kurarak pisliğini temizlemek isteyen burjuvaziye en iyi yanıtı yine burjuvaziden gerçekten hesap soracak ve onu yıkacak olan işçi sınıfı tarafından verilecektir. Başı dik çıkılan antifaşist savaşların Gazisi, başı dik çıkılan sosyalist sınıf savaşlarında yaşayacak katliamın hesabı sorulacaktır.

Asla unutmayacakğız asla bağışlamayacağız! Gazi katliamı 16. yılında eylemlerle anıldı. İstanbul da Gazi Mahallesi’nde sabah saatlerinde Eski Karakol Durağı önünde biraraya gelen eylemciler buradan kortejler halinde Gazi Mezarlığına yürüdüler. Binlerce kişinin katıldığı eylemde ilk olarak Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri yürüdü. Ailelerin ardından Halk Cephesi yer aldı. Bu kortejin ardından ise içerisinde BDP, ESP, EMEP’in de bulunduğu 12 Mart Emek Barış Özgürlük Platformu yürüdü. Bu iki kortej Gazi Mezarlığında Gazi şehitlerinin mezarları başında birlikte anma töreni yaptılar. Anmada Gazi Şehit Aileleri adına Zeynep Poyraz‘ın babası Cemal Poyraz konuştu, 16 yıl önce yaşananları anlatan Poyraz, Türk devletini, Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve cezaevleri katliamlarından tanıdıklarını söyledi ve “Canlarımız sizler ölmediniz tarih yazdınız. Halkımız tarafından asla unutulmayacaksınız” dedi.. Bu bileşenlerden sonrada Gazi 12 Mart Platformunun (BDSP, DHF, Devrimci Hareket, Proleterce Devrimci Duruş, Mücadele Birliği, Partizan, Kaldıraç) yürüyüşü başladı. Devrimci Proletarya‘da “Asla unutmayacağız asla bağışlamayacağız” pankartı ile bu yürüyüşte yerini aldı. Yürüyüş boyunca “Kahrolsun burjuva diktatörlük”, “Katil devlet hesap verecek”, “Yaşasın proletarya sosyalizm,” “Gazi şehitleri ölümsüzdür!”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür!” sloganları atıldı. Gazi mezarlığında şehitlerin mezarları başında yapılan anma programında platform adına okunan basın açıklamasının ardından Grup Emeğe Ezgi ile birlikte söylenen Enternasyonal marşının ardından eylem sonlandırıldı.


7

°´µJ.FDMJTJ

8 Mart’ta Jĝ¦JLBEðOMBSBMBOMBSEBZEð 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde işçi kadınlar kapitalist cinsiyetçi sömürü ve baskıya karşı alanlara çıktı. Dünya Emekçi Kadınlar günü dolayısıyla İstanbul, Adana ve Balıkesir’de eylem ve etkinlikler gerçekleştirildi. İşçi kadınlar alanlarda kapitalist cinsiyetçi sömürü ve baskıya dur demek için biraraya gelirken, bu 8 Mart’ta kadın sorununa karşı yeni mücadele olanaklarının yaratılması hedefi ve kadın sorununun takvimsel işlenişinin yerine sürekli bir mücadele hattına dönüştürülmesi gerekliliği öne çıktı.

İstanbul

Kürtçe olarak “Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”, “Yaşasın proletarya sosyalizmi!” sloganlarını attılar. 8 Mart günü ise Devrimci Proletarya okurlarının da katıldığı bir basın açıklaması ve eylem gerçekleştirildi. Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen basın açıklaması Bakırköy Kadın Cezaevi önünde gerçekleştirildi, cezaevlerindeki devrimci kadın tutsaklar selamlandı. Basın açıklamasından sonra 6 Mart mitingini örgütleyen kurumlar adına Ontex direnişine destek ziyareti gerçekleştirildi. Söz alan Ontex’in tek kadın direnişçisi Gamze Kayhan, direnişi erkek sınıf kardeşleriyle birlikte yürüttüklerinin, düşmanın sistem olduğunun altını çizdi.

27 Şubat’ta İşçi Meclisi okurları ve Kadıköy Kültür Kafe bir etkinlik düzenledi. Etkinliğe farklı kuşaklardan kadın ve erkek emekçiler, lise ve üniversite öğrencileri olmak üzere 50 kişi katıldı. Kadın işçiler hayatlarında yaşadıkları sorunları, iş koşullarını ve kadına yüklenen angaryanın hayatlarındaki yerini konuştular. Kadın sorununda toptancı, kadın emekçilerin aydınlatılması ve örgütlenmesine somut çaba ve emek vermeyen, kabaca “sistem sorunu” diyerek çözümü “sosyalizmden sonra”ya erteleyen tutumlar, kadın ve erkek emekçilerin özeleştirel ve içtenlikli konuşmaların konusu oldu. Sorunun çözümü için kadınla erkek arasındaki işbölümünün, ailenin ortadan kaldırılması gerekliliğine vurgu yapıldı. Belgesel gösterimi ve Müzik dinletisi ile zenginleşen etkinlik buluşmaların 8 Mart ile sınırlı kalmaması çağrıları ile son buldu.

Adana

6 Mart günü Kadıköy’de emekçi kadınlar mitingdeydi. Eyleme kadın işçilerin konuşmalarıyla son ayların direnişleri, grev hazırlıkları ve örgütlenme çabaları da taşınırken Ontex, KDS ve PTT direnişçileri, Ev İşçileri Dayanışma Sendikası Girişimi, Birleşik Metal-İş Sendikası üyesi kadın işçilerin katılımı mitingin bileşim bakımından öne çıkan yönünü oluşturdu. Paşabahçe direnişçisi Türkan Albayrak kürsüden direniş derslerini aktarırken, KDS direnişçisi Burcu Deniz, Ev İşçileri Dayanışma Sendikası Girişimi’nden Gülhan Benli, Ontex direnişçisi Gamze Kayhan ve PTT direnişçisi Rıza Soylu konuşmalarında hem direnişlerinin hem de kadın sorununun sınıfsal karakterinin altını çizdiler. Devrimci Proletarya okurları “Emekçi kadının kurtuluşu sosyalizmde” pankartıyla katıldıkları yürüyüşte, “Cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye son!”, “Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz, İnsanca yaşam sosyalizmde!”, Türkçe ve

Balıkesir

Adana’da Devrimci Proletarya’nın da içinde bulunduğu Devrimci 8 Mart Platformu 8 Mart günü bir yürüyüş gerçekleştirdi. Devrimci 8 Mart Platformu imzalı “Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!” pankartının açılmasıyla devrimci kurumlar döviz ve flamalarıyla kortej oluşturdu. Devrimci Proletarya okurları da dövizleri resimleri ve flamalarıyla kortejde yerini aldı. “8 Mart kızıldır kızıl kalacak”, “Yaşasın 8 Mart mücadele günümüz”, “Jin jiyan azade”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Kadının kurtuluşu devrimde sosyalizmde”, “Kadın erkek el ele örgütlü mücadeleye” sloganları atılırken yürüyüş güzergahı boyunca 8 Mart’ın önemini anlatan açıklamalar yapıldı.

Balıkesir’de 6 Mart günü İşçi Meclisi okurları bir söyleşi yaptı. Söyleşi de kadının ucuz iş gücü olarak sömürülmesi, kadın cinayetleri konuşuldu, katılan işçi öğrencilerin kadın işçi öğrencilerin hayatından aktarımlar yapması ile sürdü. Söyleşinin sonunda bu tür sohbetlerin sıkça tekrarlanması ve üretilen çözüm noktaları üzerinden mücadele edilmesi ifade edildi. Söyleşinin ardından “Burjuva demokrasisinde kadının hayallerine ve özlemlerine yer yok!” pankartıyla İşçi Meclisi olarak bir basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasında işçi kadın direnişlerine ve bugün Ortadoğu ve tüm dünyadaki eylemlerin içinde kadınların oynadığı role dikkat çekildi. Burjuva demokrasisinin kadınlara özgürlük adı altında üretime katmaya çalışması ve kadın üzerinde artı değer sağlaması vurgulandı.


Japonya'da yaĹ&#x;anan bĂźyĂźk afetin ardÄąndan kapitalizmin teknolojik ve bilimsel olarak sĂśyleyebildiÄ&#x;inin hepsi bu: Ă–lĂź sayÄąsÄąnÄąn azaltÄąlmasÄą ve ĂślĂźmle yaĹ&#x;amaya devam etmek! Bile bile lades.

,BQJUBMJ[N •MÂťNMFZBÄ?BNBZBBMĂ°Ä?NBL Japonya’da bĂźyĂźk bir afet yaĹ&#x;andÄą. 8.9 Ĺ&#x;iddetinde deprem, tsunami, sel baskÄąnÄą, yangÄąnlar, nĂźkleer sÄązÄąntÄą. Binlerce kiĹ&#x;i ĂśldĂź, yĂźzbinlercesi yÄąkÄąma uÄ&#x;radÄą. Japonya ileri kapitalist, teknolojisiyle meĹ&#x;hur bir Ăźlke. Evler depreme dayanÄąklÄą yapÄąlÄąyor, topluma daha ilkokuldan baĹ&#x;layarak sĂźrekli depreme karĹ&#x;Äą Ăśnlem eÄ&#x;itimi veriliyor, japonlarÄąn tÄąkÄąĹ&#x;tÄąklarÄą 50-60 metrekarelik evlerde deprem sÄąrasÄąnda can kaybÄąna yol açmamasÄą için en az eĹ&#x;yayla ve eĹ&#x;yalarÄą sabitleyerek yaĹ&#x;amasÄą ĂśÄ&#x;Ăźtleniyor, son depremi 1 dakika Ăśnce bildiren erken uyarÄą sistemi de dĂźnyanÄąn en ileri deprem uyarÄą sistemi olarak biliniyor. Japonlar depremle yaĹ&#x;amaya, her 5-10 yÄąlda bir Ĺ&#x;iddetli bir depremle yÄąkÄąmlara uÄ&#x;ramaya alÄąĹ&#x;tÄąrÄąlmÄąĹ&#x; durumda. Son depremde de Japon kapitalizmi ĂśvĂźle ĂśvĂźle bitirilemedi. Bu Ĺ&#x;iddette bir depreme karĹ&#x;Äą ne kadar az ĂślĂź varmÄąĹ&#x;, japonlar ne kadar eÄ&#x;itimli ve saÄ&#x;duyulu insanlarmÄąĹ&#x; hiç paniklemeyip aldÄąklarÄą deprem eÄ&#x;itimlerinin gereÄ&#x;ini yerine getirmiĹ&#x;ler, erken uyarÄą sistemi ne kadar geliĹ&#x;miĹ&#x;‌ Bunlar daha geri kapitalist Ăźlkelerdeki felaketlerin sonuçlarÄąna bakÄąlarak, doÄ&#x;ru gibi gĂśrĂźnebilir. Fakat kimse Ĺ&#x;unu sormuyor: Evet deprem doÄ&#x;al bir afettir, bugĂźnkĂź teknolojik koĹ&#x;ullarda engellenebilir deÄ&#x;ildir. Ancak Japon toplumu, neden bugĂźne kadar bunca yÄąkÄąm, ĂślĂźm, deprem zincirine karĹ&#x;Äąn o en canalÄącÄą adacÄąklarda sÄąkÄąĹ&#x; tepiĹ&#x; yaĹ&#x;amaya mahkum olsun? Neden “depremle yaĹ&#x;amaya alÄąĹ&#x;makâ€? zorunda olsun? Bu vaaz ediliyor ki, Japonya’daki dehĹ&#x;etli depremden sonra, TĂźrkiye’de hemen TV’lere çĹkartÄąlan o pek kelli felli burjuva bilim adamlarÄąnÄąn kitlelere yine tek sĂśyledikleri Ĺ&#x;ey Ĺ&#x;u olsun: “Biz de depremle yaĹ&#x;amaya alÄąĹ&#x;malÄąyÄąz.â€? Marmara ve Ä°stanbul’da 5-10 yÄąl içinde kaçĹnÄąlmaz olduÄ&#x;u belirlenen 7 Ĺ&#x;iddetinde bir depremin Japonya’daki 8.9 Ĺ&#x;iddetinin en az 50 katÄą can alacaÄ&#x;ÄąnÄą bildikleri halde vaaz ettikleri iĹ&#x;te bu: “Depremle yaĹ&#x;amaya alÄąĹ&#x;Äąnâ€?. Kapitalizm Ĺ&#x;ehirleri, hatta petrol tesislerini, nĂźkleer tesisleri fay hattÄąnÄąn Ăźzerine kursun ama iĹ&#x;çiler ve emekçiler Japonya’da olduÄ&#x;u gibi depremle yaĹ&#x;amaya alÄąĹ&#x;sÄąn. KaldÄą ki, Japonya’da depremle mĂźcadele konusunda hiç de sanÄąldÄąÄ&#x;Äą kadar ileri bir Ăźlke deÄ&#x;il. ÇßnkĂź eninde sonunda kapitalist bir Ăźlke. Korkunç bir yÄąkÄąma yol açan Kobe (1995) depreminden sonra depreme daha dayanÄąklÄą evlerin oranÄą artÄąrÄąldÄą, ancak evlerin halen yĂźzde 25'i dayanÄąklÄą olmadÄąÄ&#x;Äą

gibi, dayanÄąklÄą olduÄ&#x;u sĂśylenenler de 7 ile 8 Ĺ&#x;iddetinde depreme dayanÄąklÄąlÄąk kÄąstasÄąyla yapÄąlÄąyor. Japonya’da hĂźkĂźmet son depremden Ăśnce bĂźyĂźk depremlerde can ve mal kaybÄąnÄą en aza indirgemek için gelecek 10 yÄąl içinde depreme dayanÄąklÄą evlerin sayÄąsÄąnÄą artÄąrmayÄą planlÄąyordu. HĂźkĂźmetin sĂśzkonusu planÄą hayata geçirmesi halinde, Japonya’nÄąn merkezi konumundaki Tokai bĂślgesinde Richter ĂślçeÄ&#x;ine gĂśre 8.0 Ĺ&#x;iddetinde meydana gelecek bir depremde Ăślecek insan sayÄąsÄą 9 bin 200'den 4 bin 500'e dĂźĹ&#x;ecek. Plan, Ăźlke genelinde depreme dayanÄąklÄą ev sayÄąsÄą oranÄąnÄą yĂźzde 75'ten, 2014 yÄąlÄąna kadar yĂźzde 90'a çĹkarmayÄą hedefliyor. HĂźkĂźmet planÄąnda belirtilen tahminlere gĂśre, Tokai bĂślgesinin yanÄą sÄąra Tonankai ve Nankai bĂślgelerinde de bĂźyĂźk Ăślçekte depremler meydana gelecek. Bu iki bĂślgedeki depreme dayanÄąklÄą evlerinin sayÄąsÄąndaki artÄąĹ&#x;la, muhtemel bir depremde Ăślecek kiĹ&#x;i sayÄąsÄąnÄąn 17 bin 800'den 9 bin 100'e dĂźĹ&#x;ĂźrĂźlmesi amaçlanÄąyor. Evet iĹ&#x;te kapitalizmin teknolojik ve bilimsel olarak sĂśyleyebildiÄ&#x;inin hepsi bu: Ă–lĂź sayÄąsÄąnÄąn azaltÄąlmasÄą ve ĂślĂźmle yaĹ&#x;amaya devam etmek! Bile bile lades. Daha geri olarak bilenen Ăźlkelerde her yÄąl aynÄą bĂślgelerde aynÄą mevsim ve dĂśnemlerde muson yaÄ&#x;murlarÄąyla, fÄąrtÄąna ve heyelanlarla Ăślen onbinlerden farkÄą ne bunun? TĂźrkiye’de sel baskÄąnlarÄąnda ĂślĂźmlerden sonra hep suçlanan “dere yataÄ&#x;Äąna ev yapanâ€? yoksul emekçiler oluyor da, niye deprem yataÄ&#x;Äąna Ĺ&#x;ehir, nĂźkleer santral, petrol tesisi yapanlar suçlanmÄąyor?


e-im-3