Page 1


DEVRİMCİ PROLETARYA

Yaşasın Proletarya Sosyalizmi!

iii


Devrimci Proletarya - Yerel Süreli Siyasi Dergi - Sayı:1 - Pina Basım Yayın Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. adına İmtiyaz Sahib: Hüseyin Kezik Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ali Filizler - Yönetim Yeri: Bereketzade Mah. Büyükhendek Cad. Portakal Sok. Mavili Apt. No: 2/11 Beyoğlu/İSTANBUL Telefon: 0 212 251 20 89- Baskı: Özdemir Matbaacılık Davutpaşa Cad. Güven Sanayii Sitesi C Blok No:242 Topkapı/İSTANBUL Tel:0 212 577 54 92 - Fiyat:5 TL

PİNA BASIM YAYIN DAĞITIM

İÇİNDEKİLER

Ekim 2010

Pina Basım Yayın Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti.

Adres: Bereketzade Mah. Büyükhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 Beyoğlu/İstanbul Tel: 0212 251 20 89

1

Önsöz

Emperyalist Kapitalizmin İçsel Dönüşümü

35

Faşizm Çözülüyor

Proletarya Devrimi ve Proletarya Sosyalizminin Ayırt Edici Çizgileri; Teori, Program, Strateji, Taktik ve Örgütlenmede Temel Kopuş Halkaları

97

iv

69

TİKB: Tarihsel-Siyasal-Örgütsel Sorunlar

Yeni Bir Örgüt ve Önderlik Anlayışı: Teorik, Siyasal, Örgütsel, Pratik Çalışmaların İç İçe Yürütülüşü

145

7

Gelişkin Bir Sınıf Çalışmasına Doğru v

135


Önsöz Komünist ve devrimci hareket derinleşen, tarihsel bir kriz içerisindedir...

kaymış mücadele koşul ve anlayışlarını geri getirmeye çalışmaktadır. Gösterilen devrimci çabaya, geçmişe duyulan özleme karşın sonuç, artan güç ve irtifa kaybıdır. İdeolojik-politik kayganlaşma ve eriyikleşmedir. Her dalgaya son derece açık, sınırların bulandığı yapılara dönüşme yaşanmaktadır. Ekonomik, toplumsal, sınıfsal, siyasal yapıdaki değişimleri, görevlerin kapsam ve içeriğindeki değişmeleri görmekten uzak ve önceki zeminde kalan, kalmakta ısrar eden halkçıulusalcı devrimcilik biçimleri, zayıflayıp erimekte, sağa sola yalpalamakta, liberalizme ya da burjuva milliyetçiliğine doğru çözülmektedir. Dünün halkçı devrimciliği, ezilenci ve ara sınıfçı küçük burjuva sosyalizmi yönünde tedrici bir değişim sürecine kısmen bilinçli, daha çok sezgisel biçimde girmektedir. Patinaj halinde önceki program ve stratejileri zemininde de kalamamakta, reformist dev-

Giderek artan bir biçimde, siyasal toplumsal düzeyde bir tecrit, daralan kapalı bir gündemin içerisine hapsolma, edilgenleşme ve marjinalleşmeyi yaşamaktadır. Sanki kafalar kuma gömülmüştür! Varolan programlar, yürütülen siyasal faaliyet, örgütlenme biçimleri, mücadele yöntemleri yaşamla çoğu yerde çelişmektedir. Kitleler için devrimci bir çekim oluşturmamaktadır. Buna karşın eski devrimcilik anlayışı, körlemesine ve kendinden menkullükle aynen, sonra biraz revize edilerek, derken giderek bulanıklaşıp eklektikleşerek sürdürülmeye çalışılmaktadır. Demokratik devrimci örgütler dogmatik bir tutuculukla önceki durumlarını korumaya çalışmaktadır. Öncekini, artık olmayanı, günü geçmiş, zemini vi

1


rimcilik yönünde gerileyerek bozunuma uğramaktadırlar. Bu aynı zamanda, program ve stratejileriyle örgütsel konum ve eylemleri arasında büyüyen bir çelişki, örgütsel ve kadrosal bir bozulma olarak da kendisini göstermektedir. Devrimci program ve stratejiler şeklen korunsa dahi kabuklaşmakta, faaliyetin içeriği artan ölçüde reformistleşmekte, medyatik olmaya çalışan teşhir ve protestlikle sınırlı geri mücadele biçimleri, legalizm güç kazanmaktadır. Antifaşist mücadelenin biçimlendirdiği devrimci küçük burjuva radikalizminin yerini şekilsiz, yalpalayan, kararsız bir orta sınıf devrimciliği almaktadır.

‘90’ların ikinci yarısından itibaren Türkiye devrimci hareketi yeni bir tasfiyeci dalganın etkisi altına girdi. Bu tasfiyeci dalga, emekçi sınıf hareketlerinin durgunlaşma sürecine girmesiyle, devrimci hareket için güçlü bir çekim etkeni olan Kürt ulusal devrimci hareketinin yenilgisi ve reformist politikalara yönelmesiyle açığa çıkmış olmakla birlikte öncekilerden farklıdır. Toplumsalsiyasal zemindeki değişimle ortaya çıkmıştır ve yapısal nitelikteki daha köklü sorunlara dayanmaktadır. Üçüncü tasfiyecilik dalgası öncekilerle bir devamlılık oluşturmakla birlikte taktiksel ve örgütsel bir yenilgi ile sınırlı ve bu kapsamda açıklanabilir değildir. Oluşan yeni koşullar, sürdürülegelen devrimcilik zeminini sarsmış; tarihsel ve birikegelmiş yapısal sorunları bir kriz olarak açığa çıkartmıştır. Örgütlerin parça parça fakat kısa aralıklarla yedikleri merkezi darbeler, yaşadıkları kadro ve güç kaybıyla, son olarak F tipi saldırısının püskürtülememesiyle yaşanılan bir yenilgi vardır. Fakat bu tasfiyecilik dalgasında asıl belirleyici olan, kapitalist üretim ilişkilerinin etki ve hakimiyetindeki artıştır. Sistemin ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel yeniden yapılanmasıyla ortaya çıkan çok yönlü değişimlerdir. Sınıf ilişki

İdeolojik-siyasal bozulumla, örgütsel kadrosal yapı bozulması içiçe gelişmektedir. Kısmileşen, -miş gibileşen bir devrimcilik tarzı, devrimci yaşam ve ideallere gitgide uzaklaşan bir yaşam tarzı egemen olmaktadır. Keskin söylemler sürdürülürken, yaman devrimcilik iddialarında bulunulurken, devrimcilik içi boşalmış ritüeller halini almış ve kabuklaşmıştır. Sınıf ve emekçi kitlelerle mesafenin giderek daha fazla açılmasıyla hareketsizleşen, çok dar bir alanda hareket eden, içe doğru kırılan ve dokusal bir bozulmanın da yaşandığı, fiili tasfiyecilik halinin egemen olduğu bir tablo ortaya çıkmaktadır. 2

ve çelişkilerinde ortaya çıkan farklılaşmadır. İşte tüm bunlara program ve strateji düzeyinde ve yeni bir örgütsel konumlanışla yanıt verilemeyişidir.

nünde olurken, tepkiye dayalı çözülme de burjuva milliyetçiliği yönünde olmaktadır. Bunlardan birinin ya da diğerinin baskın olduğu; duruma göre birinden ya da diğerinden etkilenen, sarkaç gibi gidip gelen tutumlar yaygındır. Neoliberal kapitalist çözücü etki, sadece politikalar ve metalaşma yoluyla değil, toplumsal ilişki biçimleri, yaşam tarzıyla bütün örgütlerin içerisine kadar girmiştir. Devrimci hareketin ayrımsız bütünündeki zemin kaymasının temel etkeni de budur.

Bu gelişmeler, içerisinde bulunulan devrim aşamasını sosyalist devrim olarak değiştirmiş, demokratik devrimci zeminde duran örgütlerin hareket alanını daraltmıştır. Örgütlerin alışageldiği teori ve programları, politikaları, örgütlenme ve çalışma tarzı, önderlik tarzı, kadro yapısı, iç ve dış örgütleme biçimleri, ortaya çıkan yeni toplumsal, sınıfsal durum ile, kitlelerin ve bireylerin düşünüş, davranış ve beklentileri ile artan ölçüde çelişmiş, hatta karşıtlaşmaya başlamıştır.

Devrimci bir dönüşümü göze alamayan, göze alsa da gerçekleştiremeyenler yok olup gitmeye mahkumdurlar. Erime, bozulum ve yok olma geleceğe ait bir konu ve sorun olmaktan da çıkmıştır, gerçekleşmekte olandır. Dünyanın ve ülkemizin içerisinden geçtiği tarihsel durum içerisinde yapısal sorunlarımızla da iç içe geçen, onları da açığa çıkarıp derinleştiren koşullardaki değişime yanıt verememekten kaynaklı örgütsel bir kriz yaşanmaktadır. Bizdeki örgütsel kriz ve iç mücadele ve ayrışma bu gelişmelerin sonucudur.

Ekonomik toplumsal değişim ve bunun neoliberal örgütlenişi sadece faşist rejimi çözmemektedir. Halkçı, ulusalcı demokratik devrimci örgütleri de etki ve tepki biçimiyle iki yönden çözmektedir. Temel varoluş koşullarını faşizme karşı mücadelenin oluşturduğu, gözlerini faşizm koşullarına açmış, o koşullar içerisinde yaşamış ve savaşmış, ufku onun ötesini göremez hale gelen devrimci örgütler, kapitalist meta egemenlik ilişkileri genişleyip örgünleştikçe ve en geri şekliyle bir burjuva demokrasisi gelişmeye başlayınca çözülmeye yüz tutmuşlardır. Etkiye dayalı çözülme neo-liberalizm yö-

Teori, program, strateji, taktik ve örgütlenme ve pratiğin örgütlenişinde köklü bir devrimci dönüşüm gereğiyle; öncekini olduğu gibi veya yeni olanın ve dönüşümün basıncıyla revize ederek, eklektikleştirerek 3


sürdürme arasında bir ayrışma yaşanmıştır.

örgütün kitlelerle ilişkilerinde artık tümüyle bozunuma uğramış, çevreselleşmiş ve atomize olmuş dar örgütleniş, tarz ve ilişki sistematiğinin köklü bir eleştiri ve özelleştirellikle devrimci bir kopuşla dönüşümü,

Teorinin sadece modern revizyonizme değil ulusalcı, halkçı antifaşizmin karakterize ettiği sol ve sağ küçük burjuva ideolojisine karşı mücadele ve kesin kopuşla geliştirilmesi, halkçılıktan ara sınıfçı toplumsalcılığa doğru evrilen küçük burjuva sosyalizmleriyle hesaplaşma,

Eleştirel devrimci bir kopuşla birlikte toplumun ve sınıfların değişen yapısına, gelişen yeni özellik ve ihtiyaçlara yanıt verecek, burjuva sınıf egemenliğini yıkma gücüne sahip yeni bir örgütlenme, yeni bir çalışma tarzı, yeni tipte bir parti,

Proleter sosyalist devrimci program ve stratejinin geliştirilmesi ve bunun sadece bir program ve strateji olarak kalmayıp burjuvazi-proletarya çelişkisinin günlük çalışmanın merkezine taşınması,

Kolay ve kısa dönemli çözümler yoktur. Bunların vaatçisi de olmayacağız. Bizi son derece zorlayacak, canımızı yaka yaka ilerleyeceğimiz stratejik bir bakış içerisinden, çözümün taktik halkalarını oluşturarak, her adımda, her aşamada daha ileriye giderek, kendimizle savaşarak zorlu bir

yolda ilerleyeceğiz. Bizim açımızdan açık ve net olması gereken şudur: Sınıf devrimciliğinde somutlanmış, maddi toplumsal temelini işçi sınıfında, bilincini komünizmde bulan -çok kararlı bir çubuk bükmeyle bunları laf olmaktan çıkartacak- proletarya sosyalizmi!

Bir bütün olarak örgütümüzün ara akım ve ara güç olma durumuna son verilerek proletarya sosyalizmi ve sınıf örgütü olma yönünde stratejik bir kararlılıkla yürümesi, yönünde ortaya koyduğumuz proleter sosyalist platformumuzla; yüzünü geriye dönmüş, geçmişi geriye getirmeye, görüşlerimizin devrimci basıncıyla bunları biraz revize edip eklektik biçimlerde sürdürmeye çalışan, fakat aslında orada da tutunamayıp ‘79 platformumuzun bile gerisine çözülen liberal oportünist parti modeli ve ezilenci küçük burjuva sosyalizmi tarzı görüşlerle ortaya çıkan, bunların da deşifre edilmesi üzerine bürokratik, revizyonist partilerin polisiye yöntemleriyle görüşlerimizi bastırmaya çalışan küçük burjuva platformla aramızda net bir ayrışma yaşanmıştır.

İdeoloji-parti-sınıf bütünlüğünün kurulması, Rejim tipindeki değişimin, burjuva sınıf egemenliğinin faşist diktatörlük biçiminden neoliberal tipte geri bir burjuva demokrasisine geçilmiş olduğunun tespiti, kapitalizmi yıkma stratejisiyle, burjuva sınıf egemenliğinin burjuva demokratik biçimine karşı proletaryanın sınıf egemenliği ve proleter demokrasi için savaşımın siyasal mücadelenin merkezinde yer alması; siyasal mücadelenin kapsam ve içeriğinin bu yönde değişimi, Önderlik, kadro yapısı, iç işleyiş, ilişki tarzında, önderliğin kadrolarla kadroların örgütle, 4

5


Emperyalist kapitalizmin içsel dönüşümü Bugün önceki koşullardan farklı yeni bir dünya durumu, yeni bir Türkiye var. Sermayenin daha üst bir birikim sürecine geçişiyle birlikte ekonomik, toplumsal, sınıfsal, siyasal, kültürel koşullarda bir dizi değişim yaşanıyor. Emperyalist kapitalist sistemin içsel yapısındaki -hızlanma, içe kırılma, duraksama ve sıçramalarla ilerleyen- dönüşüm süreci, önceki her şeyi eritip buharlaştırıyor.

da genişleyen ve geride eskisi gibi kalabilen hiç bir şey bırakmayan köklü bir değişimi ortaya çıkartmaktadır. Bilgi, eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim, eğlence, kültür, sanat, spor gibi insan yaşamını çevreleyen ve vazgeçilmez nitelikteki ne varsa meta üretim ve egemenlik alanı haline getirilmekte, insanlar arasındaki bütün ilişkiler, sermaye ve metalarla dolayımlanmaktadır. Devlet ve siyaset de bu temelde yeni bir potaya dökülmektedir.

Ekonomide, toplumsal dokuda, siyasette, kültürel alanda, sınıfların ve bireylerin yaşamında, sanatta, algı biçimlerinde, düşünce ve geleneklerde, sarsılıp değişmeyen, eskisi gibi kalabilen tek bir şey yoktur. Üretim süreçleri ve ilişkileri yeni bir temelde organize edilmektedir. Yeni emek türleri ortaya çıkmakta, emek bileşimleri, işçi sınıfının bileşim ve yapısı değişmektedir. Meta egemenlik ilişkileri, toplumsal-kültürel yaşam ve ilişkiler alanına doğru 6

Değişen yalnızca Türkiye kapitalizminin genişlemesine ve derinlemesine hızlı temerküzü, kentin kır üzerinde kesin hakimiyeti, kapitalist üretim ilişkilerinin kırları olduğu gibi toplumsal-kültürel süreçleri derinlemesine yeniden yoğuruşu değildir. Ulusallığın sınırları da daralmakta ve daha fazla geçirgenleşmektedir. Sermayenin küresel birikim biçimine göre toplumsal işbölümü ve ilişkiler, uluslararası temelde yeniden 7


örgütlenmekte, içe kapalılık her alan ve düzeyde çözülmektedir. Kapitalizm kendisine daha üst ve tam karşıt bir eksenden gelmeyen eskinin en katı, en kapalı, en keskin, en geleneksel yapı ve anlayışlarını dahi, içinden nüfuz ederek çözmekte, adım adım yeni durum ve ilişkilerine uygun bir potaya dökmektedir.

kesin bir kopuşu, revizyonistreformist-sağcı geleneksel sosyalist devrim anlayışlarıyla net ayrımını koyan yeni ve daha yüksek bir sosyalist devrimci sınıf stratejisine geçişi mutlak bir zorunluluk haline getiren budur. Örgüt içi tartışma, mücadele ve ayrışmamızın en temel yönü de budur. Küçük burjuva eğilim, dünyada ve Türkiye’de ortaya çıkan stratejik kapsamlı, köklü dönüşümleri yıllar boyunca inkar etmiş, bu doğrultuda ortaya konan yeni teorik-siyasal açılımları sol lafazanlıkla bastırmaya çalışmıştır. Yıllar boyunca, ortaya tek bir yeni görüş, hatta her hangi bir görüş koymadan, tüm güç ve enerjisini, yeni mücadele düzleminin tanımlanmasını ve buna uygun yeni ve daha yüksek bir mücadele ekseni geliştirilmesini engellemeye, bastırmaya, buna muhalefete hasretmiştir. “Hiçbir şey değişmedi ki!” Bu noktada tutunamaz hale gelince de: “Değişti ama değişmedi!” Bu tür kapsamlı toplumsal-siyasal dönüşüm süreçlerinde, en tutucular bile ne kadar ayak direrse diresinler, yaşamın dayatmasıyla eninde sonunda kimi değişim adımları atmak zorunda kalırlar. Fakat tarihin cilvesi odur ki, sürdürülemez olanı bu tür sağdan soldan tadilatlarla sürdürmeye çalışma, onu büsbütün eklektikleştirerek çözülmesini hızlandırmaktan başka

Önceki bütün düşünce ve algı biçimleri de değişmektedir. Madde-hareket, zaman-mekan, parça-bütün, merkez-yerel ilişkileri, dil ve algılar, bakış açıları, bilgi ve beceriler, duyarlılıklar, yaşam tarzları da önemli ölçüde değişiyor. Toplumsalsınıfsal-bireysel varoluş, aile, ulus, din, devlet ve siyaset parametreleri değişiyor. Değişmeyen, yıkılıp yeniden kurulmayan tek bir şey yoktur. Önceki durumunu koruyabilen tek bir kurum, devlet, parti, sendika yoktur. Komünist ve devrimci örgütleri önceki durum ve duruşlarını sürdüremez hale getiren, öncelikle ve esasen budur. Örgütleri tarihsel-yapısal sorunlarını da açığa çıkararak eriten ve dağıtan stratejik-köklü dönüşümlere yeni ve daha yüksek bir düzlemden, teorik, siyasal, örgütsel, net ve iç tutarlılığa sahip, eksensel yanıtların verilemeyişidir. Antifaşist halkçı demokratizmden, bunun yeni türeyen bulanık sosyalist soslu versiyonlarına da net sınır çekerek 8

bir işe yaramaz. Tabii geriye doğru! Buradaki temel ayrım, zorunluluğun giderek berraklaşan komünist devrimci bilinci ile, inkar ettiği ve lafazanlık altında belirsiz kıldığı zorunluluk tarafından onun karşısına çıkarmaya çalıştığı eski mücadele anlayışında bile tutunamayıp daha gerisine sürüklenen küçük burjuva yaklaşım arasındadır. Tarihsel-toplumsal kapsamlı dönüşümlerin sol kılıklı inkarının altından çıka çıka da, yeni ihanet çağının liberal oportünist parti modeli, bir de küçük burjuva ezilenci sosyalizm anlayışı çıkabilmiştir. Değişti ama değişmedi: Bir adım ileri, iki adım geri!

ja dayalı sanayinin açılması, pazarları genişletmek için gerçekleştirilen uygulamalar sonucu, 1950-60’lardan sonra, kapitalist üretim ilişkileri tedrici bir şekilde ve değişik düzeylerde gelişim gösterdi. Kapitalist üretim ilişkileri, yarı-sömürge bağımlı ülkelerin bir bölümünde, giderek artan sayıda ülkede egemen hale geldi. 1980’lerden itibaren de üretim teknolojilerindeki gelişim ve üretimin küresel ölçekteki örgütlenişi, meta dolaşımındaki genişlemeyle birlikte kapitalizm öncesi üretim şekillerinin çözülmesi sıçramalı bir şekilde hız kazandı. Sermayenin kendi iç engeli haline gelen önceki birikim biçiminin aşılması, artı değer sömürüsünün yeni düzeyden örgütlenmesiyle, finansal ve ticari işlemlerin görülmedik düzeyde büyümesi ve hız kazanmasıyla ve devinimin önünü açıp kolaylaştıracak neoliberal politikaların ardı ardına devreye sokulmasıyla gerçekleştirildi. Revizyonist sistemin bu süreçte çökmesi, askeri faşist darbelerle, saldırılarla sınıf mücadelesinin siyasal ve sendikal düzeylerde büyük ölçüde geriletilmesi, sermayenin, uluslararası ölçeklerde -eski revizyonist ülkeleri, Asya vd. alanları da kapsamına alıp dolaysız girerek- ve genişleyen temellerde birikimi için son derece elverişli bir zemin ortaya çıkartıyordu.

Yeni koşulların çözümlenmesi ve ilk sonuçlar Emperyalizm çağının başlarında ve öncesinde kapitalist üretim ilişkileri sınırlı bir coğrafyada, Avrupa ve Kuzey Amerika’da egemen durumdaydı. Başlangıçta emperyalizm girdiği ülkelerde kapitalist üretici güçleri ve üretim ilişkilerini, öncekileri yıkarak, kendisine göre biçimlendirip sınırlı düzeyde geliştirmekteydi. Sömürgecilik sisteminin de büyük ölçüde yıkıldığı 2. Emperyalist paylaşım savaşı sonrasında meta üretim koşullarında gerçekleşen değişiklikle bazı yarı-sömürge ülkelerde monta-

Dünyanın kırları olarak bi9


linen Asya ülkelerinde, Orta Afrika’daki sınırlı bir alan dışında diğer bölgelerde kapitalist üretim ilişkileri hızlı bir gelişme gösterdi ve hakim hale geldi, geliyor. Dönüşüm süreci, sadece kapitalizm öncesi üretim şekilllerinin hızlı ve nihai çözülmesiyle değil, kapitalist gelişim ve tekelleşme düzeyi açısından geri olanların da çözüldüğü ve tasfiye edildiği bir gelişimle de karakterize olmaktadır. Meta üretimindeki artış, ürünlerdeki çoğalma ve çeşitlenmeyle pazarlar genişlediği gibi derinlik de kazanmaktadır. Meta üretimindeki artış, ürünlerin çeşitlenmesi, sadece maddi ürünler biçimiyle değil en yaşamsal ihtiyaç alanlarının -sağlık gibive üstyapı alanının -eğitimden kültüre, spordan sanata, eğlenceye- metalaştırılması biçiminde bir genişleme göstermektedir -ki bu toplumsal, bireysel ilişkiler alanında çok sayıda sonuç üreten bir gelişmedir. Mali sermaye dev bir büyüklüğe ve güce ulaşmıştır. Sermaye hareketleri çeşitlenmiş ve büyük bir hız ve akışkanlık kazanmıştır. Uluslararası düzeyde günde 1,5 trilyon dolara varan para sermaye akışı olmaktadır. Sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesinin, tekelci kapitalist gelişmenin ileri düzeyi, gelişim açısından daha geri kapitalist şekillenişleri de tasfiye etmekte, emperyalist kapitalizme entegrasyon çok daha yoğunlaşmış yeni ilişki ve bağımlılık

biçimleri yaratarak, iç içe geçişlerle ileri düzeye çıkmaktadır. Egemenlik-bağımlılık ilişkileri de yeni biçimlenişler göstermektedir. Sosyalist devrimlerin gerçekleşmesiyle birlikte, o zamana kadar tek olan kapitalist dünya ekonomik sistemi parçalanmış, dünyada birbirine karşıt iki ayrı ekonomik sistem ortaya çıkmıştı. Sosyalist ülkelerin tasfiyesi, sonraki süreçte de üretim ve pazarın örgütlenişinde klasik kapitalizmden farklı bir yapıya sahip olan revizyonist sistemin çökmesiyle yeniden tek bir dünya kapitalist ekonomi sistemi, eskisinden de yoğun ve üst bir düzeye çıkmış olarak egemen hale geldi. Uluslararası düzeyde gerçekleşen sermaye birikim ve merkezileşmesi, tekelleşmenin daha ileri düzeyi ve daha az sayıda tekelin oluşuyla, sadece banka ve sanayi sermayesinin kaynaşması biçimiyle değil bu kaynaşmaya dahil olan-olmayan farklı yönlerde hareket eden sermayeler, hangi biçimlerle olursa olsun sermayenin genişleyen temellerde ve dokulara doğru girerek üst düzeyde merkezileşmesine ve yoğunlaşmasına, emperyalist kapitalizmin küresel düzeyde genişlemesine ve derinlemesine gelişimine hizmet etmektedir. Hiçbir bölge ve ülkenin sermaye birikimi; meta üretim ve dolaşım sürecinin dışında kalma10

dığı, kalamayacağı, önüne çıkan her engeli de -ambargo, askeri saldırı, işgal dahil- yıkıp geçen, politikaların da buna göre biçimlendirildiği bir yapılanma süreci gerçekleşiyor. Sermaye birikiminin yeni koşulları, ülke ekonomilerinin birbirinden daha ayrı ve daha yalıtık, bağların daha sınırlı olduğu önceki koşullarını, ulusallığın dar çerçevesini aşan yeni bir biçim kazanmaya doğru ilerlemektedir. Sermaye birikiminin yeni koşulları, sermayenin küresel düzeydeki birikimidir. Hiç bir ülkenin sınırlarına sığmayacak kadar büyümüş olan sermaye, gümrük duvarlarını aşıp sınırları düzleyerek girilmedik bir alan bırakmamakta, sömürünün önceki dolaylı biçimlerini de daha geriye itip artı-değeri ele geçirmenin en dolaysız ve en haydutça biçimlerine geçmektedir. Emperyalist tekeller, tekel grupları, emperyalist ülkeler arasındaki ilişkilerde de, emperyalist ülkelerle yarısömürge ve bağımlı ülkeler arasındaki egemenlik-bağımlılık ilişkisinin biçimlenişinde -ilişki biçimlerinde- de değişim olmaktadır. Devlet yapıları, iç ve dış siyaset -ekonomik, politik, askeri, kültürel ilişkiler, mevzilenmeler- sermaye birikiminin bu yeni koşullarına göre biçimlendirilmektedir. Emperyalistkapitalizmin derinlemesine ve genişlemesine gelişiminin, sosyal işbölümünün yeni temeller kazanarak ortaya çıkmasının

anlamı budur. Kapitalist üretim ilişkilerinin küresel ölçekte ülkelerin büyük çoğunluğunda ve dünya genelinde hakim hale gelmesi, çelişkilerin durumunu da değiştirmekte, onları yeniden ilişkilendirmeyi gerektirmektedir. Tarihsel olarak özetlediğimiz bu gelişmelere, özellikle 60’lardan sonraki sürece eşlik etmesi gereken; kapitalizm eleştirisinde derinleşme, kapitalizme karşı proleter sosyalist mücadelenin büyütülmesi, diğer çelişkileri proletarya-burjuvazi çelişkisi ile bağlantılı değerlendirmek iken - bu iyice gerilere itildi, kapitalizme yanıt ve alternatif olarak geliştirilmesi gereken sosyalizm teorisi, genel söylem düzeyinde kaldı, lafızlaştırıldı. Bu alan marksologlara ve troçkistlere bırakıldı; demokratik ve anti-emperyalist mücadelenin strateji ve taktiği belirleyici oldu. Teorinin bu yönde yeni gelişmeler üzerinden içeriklendirilip temellendirilmeyişi, sosyalizmin tasfiyesi, modern revizyonist sapma ve işçi sınıfı hareketinin siyasal ve sendikal düzeyde büyük ölçüde etkisizleştirilmesi, maoculuğun yaygınlığı ve bunlarla buluşan bağımlı kapitalistleşme sürecine giren, gerici bir siyasal yapının da egemen olduğu yarı-sömürge ülkelerde hızlı bir çözülme ve yeniden biçimlendirilme sürecine sokulan orta sınıf muhalefetinin öne çıkma11


sı gibi nesnel, tarihi toplumsal, siyasal etkenlerin belirlediği bu zemin, bu sürecin üretici güçler ve üretim ilişkilerinin gelişimi üzerinden dinamik çözümlenmesinin yapılmaması ve bunun üzerinde yükselecek dinamik bir program geliştirilmemesiyle aşılamamıştır.

görünür hale gelmesi açısından ‘90’lardan itibaren- üretim aletlerinden başlayan (bilgisayarın kullanımıyla) iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmelerin de dahil oluşuyla çap ve boyutları (kapsamı, derinliği, hızı) üretim alanıyla sınırlı olanın da ötesine -mekan parametrelerini de yıkıp değiştirerek- geçen, üretim ilişkilerini de hızlı bir değişim içerisine sokan gelişmeler sonrasında -bu “anlaşılırlık” marjı- tümüyle ortadan kalkmaktadır. Bizi kolektif emekçi; proletaryanın toplumsallaşması, toplumun proleterleşmesi gibi yeni kategorik tespit ve ilişkilendirmelere ulaştıran, proletaryanın tek tek ülkelerde ve dünya ölçeğinde mücadelesi için daha elverişli bir nesnel tarihsel zemini ortaya çıkartan bu koşullar derinlemesine ve çok güçlü olarak bilince çıkartılmalıdır.

Bizim maoculuk eleştirimiz, Türkiye’ye ilişkin emperyalizme bağımlı geri kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu bir ülke tespitimiz, proletarya önderliğine vurgu tarihsel ve siyasal açıdan önemli, yol açıcı tespitlerdi. Fakat bu dinamik bir program kopuşuyla, siyasetlerin bunun üzerinden temellendirilmesiyle ve sınıf içerisinde stratejik mevzilenmeyle birleşmedi. Bilinçteki bulanıklık ve başta vazgeçilemez bir görev olan faşizme karşı mücadelenin öne geçmiş olması, sınıfı örgütlemenin güçlükleri, tarihsel olarak küçük burjuvazinin hareketlendiği bir dönem oluşu stratejik yönelimi çelmeledi, geriletti. O dönemin tarihi toplumsal siyasal koşulları, revizyonist kırılma ve yaygın bir etki ve güce sahip sosyal demokrasi ile birlikte işçi sınıfını büyük ölçüde bloke etmiş olmaları, sınıfın öncüleri dahil sendikalizmin sınıfta güçlüce yer etmiş olması gibi karşı yöndeki yoğun geriletici ve aşılması kolay olmayan etkenlerin varlığıyla daha “anlaşılır” olan bu durum, 80’ler sonrasında -sonuçları,

Yapmamız gereken, üretici güçlerde ve üretim ilişkilerinde 80’lerden itibaren belirginleşen bir değişim ve dönüşümün olmadığını kanıtlamak ve bunu yapabilmek için tarihsel materyalizmi yadsımaya varan savlar ileri sürmek ya da bu değişim ve dönüşümlerin olduğunu kabul edip çelişkilerin aynı kaldığını söylemek yerine -küçük burjuva platformun yaptığı budur-, sosyalizm için daha olgunlaşmış kapitalizm demek olan bu gelişmelerin çözümlenmesi, bu düzlemin içerisindeki sos12

yalizme geçiş dinamiklerinin tanımlanması, sınıfsal stratejinin bu temeller üzerinden geliştirilmesi, programı ve taktiği bu zemine dayandırmak olmalıdır.

lizmin derinlemesine gelişimiyle ortaya çıkan yoğunlaşmanınolgunlaşmanın sosyalizm için daha elverişli koşullar, daha ileri bir devrim olanağını ortaya çıkartmasıdır da. Keza proletaryanın müttefikleriyle ilişkisindeki farklılaşmayı -bugün kent yoksullarıyla olan ilişkisi boyutuyla açıkladığımız, proletaryanın toplumsallaşması, toplumun proleterleşmesi biçimiyle de özlü olarak ifade ettiğimiz- ve bunun proletarya devrimi açısından ne anlama geldiğine ilişkin çözümlemelerimiz, bir bütünün parçalarıdırlar. Kapitalizmin ve kentlerin gelişimiyle birlikte ittifak ilişkileri ve bunun bileşenleri de değişmektedir. Bugün ne önceki biçimiyle bir işçi-köylü temel ittifakından söz edebiliriz, ne proletarya-küçük burjuvazi biçiminde bir ittifak genellemesi yapabiliriz, ne gözümüzü karartıp herkesin proleterleştiğinden söz ederiz, ne de İmparatorluk yazarlarının yaptığı gibi ‘soyut emek’ tanımından başlayan çarpıtmalarla proletaryayı yadsıyıp yerine ‘çokluk’u geçirerek sınıf mücadelesini yadsımaya varan zırvalıklara itibar ederiz.

Kapitalist üretim ilişkilerinin dünya düzeyinde, ülkelerin büyük çoğunluğunda hakim hale geldiği, proletarya-burjuvazi çelişkisinin merkeze yerleştiği tespitinin yapılması; proletarya hareketi ve sosyalizmin geleceğine ilişkin bir dizi ve umut saçan çıkarsamaların bununla ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Proletarya hareketinin geleceği, önderlik düzey ve durumu, proletaryanın toplumsallaşması, toplumun proleterleşmesi ilişkisi, buna bağlı olarak köylülük, kent küçük burjuvazisinin durumunda ortaya çıkan değişiklikler, kent yoksullarının temel ittifak bileşeni olarak ortaya çıkması, çelişkileri yeniden tanımlamamız, program konularına yapılan geçişler, bu analiz sonucundan çıkış almakta ve bağlantılı bir bütünlük oluşturmaktadır. Çelişkiler farklılaşmaktadır. Örneğin, sistemin içsel dönüşümüne bağlı olarak burjuvaziproletarya çelişkisi, çok sayıda ülkede daha, dünya genelinde olduğu gibi belirleyici hale gelmektedir. Bu sadece proletarya açısından da ulusal çerçeve içerisinde, bir devletin sınırları içerisinde kalacak bir devrimi aşmanın olanağı değil, kapita-

Ulusal sorunlara da bugün eskisi gibi yaklaşamayız. Ne sömürgelerdeki kurtuluş devrimlerinin gerçekleştiği, çelişkinin ezilen uluslar ve emperyalizm arasındaki çelişki biçimiyle biçimlendiği 2. Emperyalist 13


Paylaşım Savaşına kadar olan dönemdeki gibi, ne de 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında daha çok ezilen halklarla emperyalizm arasındaki biçimlenişi gibi ele alabiliriz. Ekonomik, toplumsal, tarihsel koşullar farklıdır bugün. Bu farkı görmeyen açık ya da örtük üç dünyacılığa düşer. Söylenen, ulusların kendi kaderini tayin hakkının geçersizleştiği değildir. Ulusal hareketlerin marjının daralması, ekonomik, sosyal koşullardaki değişimle de ilişkili olarak siyasal açıdan işbirlikçiliğe, uzlaşmaya daha yatkın ve yönelimli olmaları, bunları gözönünde tutarak ulusal kurtuluşla sosyal kurtuluş ilişkisinin proletarya sosyalizmine daha yaklaşan ve onunla birleşen bir yaklaşımla kurulmasıdır. ABD emperyalistlerinin işgal ve saldırılarına karşı direnen her hareketin gözü kapalı destekçisi olmamaktır. Ezilen ulusların da kapitalist gelişimin bir sonucu olarak sınıfsal bir ayrışma yaşadıklarını, önceki ulusal homojenliğin kalmadığını bilerek, görerek her ulusun iki ulus olduğu gerçeği üzerinden çözümlemelerimizi yapmak, henüz zayıf da olsa gelişen sınıf dinamiklerini görmek, politika ve pratik olarak devrimci proletaryanın çözümünde ısrar etmektir.

bir adımın sonuç vermeyeceğini, ancak buna bağlı olarak, içeriğine bunu yüklemiş olarak yapılacak belirlemelerin önümüzü açabileceğini net biçimde ortaya koyuyoruz. Sorun ne salt fiili tasfiyecilik halinin aşılması sorunu, ne önceki görüş açısından siyasal sürece adaptasyon sorunu, ne de sadece sosyalist devrim deme sorunudur; özcesi tarihsel toplumsal koşullarda, sınıfların durumunda ortaya çıkan değişim ve dönüşümlere uygun olarak çekirdekten, hatta çekirdeğin çekirdeğinden başlayarak kendi devrimci dönüşümümüzü gerçekleştirme, üst düzeyden yeniden inşa sorunudur. Bütünde olduğu gibi kadrosal düzeyde -çekirdek ve çekirdeğin çekirdeği dahil her birimizin- köklü bir dönüşüm sorunudur. 90’ların başlarından bu yana süregelen, parçalar halinde geliştirilip sınırlı yaklaşımların ve önceki bakış açısının engeline takılarak üst bir bütünlük ve sistematik içerisinde ifade edilemeyen görüşlerimizin sıçratılması ve ileriye taşınmasıdır. İdeolojik-teorik dönüşümde atılması gereken, politika ve taktiğimizi, örgütlenme ve pratiğimizi belirleyecek ve belirlemeye de başlayan temel adımdır. Gerçekleşmekte olanı, emperyalist kapitalist sistem içerisinde içsel bir dönüşüm olarak nitelendiriyoruz. Bu, üretici güçlerle üretim ilişkilerinin daha ileri

Doğru devrimci halka, temel halka yakalanmalıdır. Bu adım atılmadıkça atılacak diğer hiç 14

düzeydeki bir gelişimidir; üretimin ve emeğin toplumsallaşmasının daha ileri bir düzeyi, toplumsal işbölümünde daha ileri bir düzeye çıkılmış oluşu ve bunların öncekilerden farklı yeni ilişki biçimlerini ortaya çıkartmış olmasıdır. Sosyalizm için de daha olgunlaşmış bir kapitalizm demek olan, üst bir düzleme geçiştir.

rolünü yeni, değişen koşulların içerisinde tanımladık ve bundan yeni sonuçlara ulaştık. Eğer üretim araçlarından başlayan değişim ve dönüşümü, kapitalizm içerisinde üretici güçlerin gelişimini, yeni üretim dallarının, yeni emek türlerinin ortaya çıkmasını, meta üretiminin genişlemesini (sağlık, eğitim, turizm, kültür, spor, eğlence..., metalaşmamış hiç bir alanın kalmadığını) bu gelişmelerin sosyal işbölümünde ne gibi değişiklikler ortaya çıkarttığını çözümlememiş olsaydık bunların hiç birisine ulaşamazdık. Bilgisayarın üretim sürecindeki rolünü, iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişimi, bunlarla bilim ve teknolojide gerçekleşen devrimsel sıçramanın toplumların ve sınıfların durumunda hangi değişikliklere yol açtığını çözümlememiş olsaydık sınıfların durumunu bu yeni zemin içerisinde açıklayamayacağımız gibi, sınıf ilişkilerini, toplumsal ilişkileri; proletarya ile diğer sınıflar arasındaki stratejik ve taktiksel mevzileniş ilişkilerini de bu yeni zemin üzerinde doğru bir bağıntılandırma ile kuramazdık. Keza bunları aynı zamanda bölüşüm ilişkilerindeki yansımalarıyla/ortaya çıkışıyla almasaydık, ulaşmaya başladığımız sonuçlardan bir bölümüne de ulaşamazdık.

İdeolojik/teorik alanda kopuş, yeni açılım, doğru halka Sermaye birikim koşullarındaki değişim, kapitalist üretim ilişkilerinin küresel ölçekte hakim hale gelişi, üretim ve emeğin toplumsallaşması, toplumsal işbölümünün gelişimi, bunların her birinde ortaya çıkan farklılık ve değişimleri, sınıfsal, toplumsal düzeyde, günlük yaşamda ortaya çıkan yeni ilişki biçimlerini teorik düzeyde çözümleyip önceki görüşlerimizden farklı, yeni sonuçlara ulaşıyoruz. İşçi sınıfındaki değişimi; yapı ve bileşim farklılaşmasını bu şekilde ele aldık. Marks’ın bilimsel öngörüsünün gücünü gösteren kolektif emek/kolektif emekçi kavramları, üretim ve emeğin toplumsallaşmasının ve toplumsal işbölümünün ileri bir düzeyinde ortaya çıkacak bir sınıf durumunun tanımıdır. Buradan hareketle, proletaryanın sınıf durumunu ve tarihsel

Çözümlememizin çıkış nok15


tasına ve temeline “Kapitalist üretim artı-değer üretimidir.” (Kapital) belgisini yerleştirdik. Dikkatimizi dev büyüklüklere ulaşmış fakat bununla birlikte daha da büyümüş olan birikim sorununun tıkandığı noktada, artı değerin üretildiği yerde yoğunlaştırdık. Bu bizi, meta üretim alanlarının genişlemesi, üretim dalları ve ürünlerin çeşitlenmesiyle ortaya çıkan; sadece maddi malları meta olarak sayma diğerlerini saymama, neyin meta olduğu neyin olmadığı üzerine yapılan tartışmaların üzerine çıkarttığı gibi “hizmet toplumu”, “enformasyon toplumu”, “bilgi toplumu”, “sanayi ötesi toplum”, “fordizm, post-fordizm” ve bir dizi postmodern çıkarımı aşıp geçmemizi sağladı. Bunlar, neoliberalizmin gurularının açtığı bir zemin üzerinden tartışmanın sürdürülmesiydi; dünyada ve Türkiye’de 15-20 yıla, kafa karışıklıklarına mal oldu ve yanlış sonuçlar üretti. Akademik çevreler üzerinden gelişen, genişleyen, teorideki tıkanmayı görüp bu konulara ilgi duyanları da olduğu gibi içerisine çeken tartışmalardı bunlar. Teoride bir açılımın gerekliğini duymayıp farkında dahi olmayanlar için ise, böyle bir sorun zaten yoktu! Bu görüşlerin bir üst toplamı olan İmparatorluk kitabının eleştirisi bizim açımızdan tümüyle bir sınır çekmedir. Çözümlememizin ayrım çizdiği bir baş-

ka yaklaşım, sistemdeki dönüşüm ve krizleri, kredi borçları, mali spekülasyonlar, sistemin çıkmaza girmesi bunların yarattığı sosyal yıkım üzerinden açıklayan, sosyal yıkımın baş sebebi olarak da neoliberal politikaları (özelleştirmeler, kamusal alanın daraltılması, eğitimin, sağlığın dahi özelleştirilmesi, ağır vergiler, IMFborç geri ödemeleri) gören, üretici güçlerdeki gelişim ve üretim ilişkilerindeki değişimler yönüyle ya hiç değerlendirmeyen ya da bunu kenar süsü haline getirip proletaryanın sınıf mücadelesi perspektifinden bakmayan, ekonomik-sosyal yıkım, keza doğanın yıkımı, ahlaki çürüme biçimindeki bir genelleme üzerinden karşı dinamik olarak toplumsal hareket temelinde ara sınıfçı bir muhalefete (bunun emekçi bileşenin daha ağır bastığı ya da orta sınıf bileşenin daha ağır bastığı bileşimleri olmakla birlikte şekilsizdir) vurgu yapan, sorunun konuluşundan da çıkartılabileceği üzere sosyal reformcu ya da küçük burjuva halkçı emperyalizm eleştirileridir. Birincisi, bölüşüm ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini isteyen sosyal reformist liberal bir programa (Ufuk Uras’çı Yeni Sol, KESK, DİSK vb.), ikincisi de, “emperyalizmin iç olgu olması”, “yeniden sömürgeleşme” gibi tezlerden ilerleyerek milliyetçiliğe doğru kayan küçük burjuva halkçı bir 16

antiemperyalizm programına (Bu yaygınlaşmakta olan bir görüştür, geleneksel temsilcisi daha da gerilemiş olarak PartiCephe’dir, buna Halkevleri vb. diğer THKP-C kökenli hareketler eklenmiştir) sahiptir. (EMEP, reformist bir işçi politikasıyla iki görüşü sentezlemiştir.)

me sorunu (kar oranlarındaki düşüşteki artmanın büyüttüğü bir sorun olarak) ilk elde birikmiş artı değerin ele geçirilmesinde yoğunlaşma (özelleştirmeler, borç ödemeler, sıcak para operasyonları..) biçimiyle de olsa ve her fırsatta buna tekrar baş vursa da, bunun sınırlı, kesintili, sürekliliği olmayan bir çözüm olacağını, ancak genişleyen ölçeklerde üretim yoluyla, daha büyük miktarlarda artı-değer üreterek bu sorunu aşmaya yönelebileceğini ve yöneldiğini görmeye götürmüştür. Sermayenin yeni koşullar içerisinde üretimi, sermayenin birikim sorununun (onu çoğaltabilmenin) yeni koşullardaki çözümü, artı-değer üretiminin (sömürüsünün) yeni koşullarını, biçimlenişlerini bize verecekti ve verdi de. Kapitalist üretimin geldiği noktada üretim teknolojilerinde bir gelişim sağlanmadan, bir sıçrama olmadan bu sürecin, bu gelişimin önü açılamazdı. Sermaye, üretim teknolojilerindeki gelişimle birlikte, emek üretkenliğini daha artıracak, nispi ve mutlak artı değer sömürüsünü daha artırabileceği, sermaye birikiminin küresel temelde örgütlenebileceği koşulları ele geçirdi. Sermaye bu engeli (birikim sorununu) sadece mevcudun içerisinde genişleme yoluyla, sadece yıkım yoluyla aşamazdı, sistemin içsel dönüşümüne yol açan yeni bir yapılanma sürecine girmesi

Bunlar proletaryanın durumuna ilgisizdirler. Üretici güçlerdeki gelişime proletaryanın koşulları ve gelişimi yönüyle bakmazlar. Yıkımı görürler, fakat orta sınıfı yıkan yönüyle görür, ortaya çıkan durumun, üretici güçlerdeki gelişmenin proletarya mücadelesi açısından ne anlama geldiğini görmez ve düşünmezler. Rusya’da kapitalizmin gelişimine karşı çıkan Narodnikler gibidirler. Yaptıkları emperyalizmin, kapitalizm temelleri üzerinden ve proletaryanın mevziinden yükselen bir eleştirisi değil, yarattığı sonuçlar -özellikle de orta sınıflarda yaratığı sonuçlar- üzerinden geliştirilen bir eleştirisidir. Bizim de emperyalizm karşıtı propagandamızda ajitasyonal vurgunun öne geçtiği ve buradan bir çözümleme yapmaya girişilen yazılarımızda bu yönde kaymalar vardır. Küçük burjuva platformda da hakim olan görüş budur. Özsel noktadan çıkış bizi, sermayenin kendisini büyütebil17


bu gelişimin ve zorunluluğun sonucudur.

açıklanması, nispi ve mutlak artı değer sömürüsündeki artma, çalışma ve yaşam koşullarının ağırlaşması oluyor. Egemenlik-bağımlılık ilişkilerini tekelci kapitalist gelişimin ileri düzeyi ve sermaye birikiminin yeni koşul ve biçimleri içerisinden açıkladığımız için, “iç olgu”, “yeniden sömürgecilik” savlarıyla geliştirilen dinci-ulusalcı akımlarla, hatta faşistlerle ayrımları silikleştiren küçük burjuva milliyetçi programlara da itibar etmiyoruz. Zenginlik ve yoksulluğun uçlardaki birikimini kapitalist birikimin mutlak genel yasası temelinde açıkladığımız, sadece proletaryanın değil orta sınıfların yıkımını da buradan gördüğümüz için ekonomiksosyal yıkım, yoksulluk genellemeleri üzerinden çıkarsanan sosyal reformcu programları da elimizin tersi ile itiyoruz. Üstelik biz, üretici güçlerin gelişiminden yıkıma uğrayan bir orta sınıf korkusu, narodnik bir korku da duymuyoruz. Gördüğümüz sadece proletaryanın, köylülüğün, kent küçük burjuvalarının sefaleti değil, proletaryanın toplumsallaşmasının proletaryayı ileri bir önderlik düzeyine çıkarması, proletaryanın müttefiklerinin proletaryaya yaklaşması, sosyalizmin maddi temellerinin ileri gelişimi, daha gelişkin bir program ortaya koyabilme imkanı, proletarya devrimi

Bu süreç, ilk elde emperyalizmin özelliklerinden çıkış alınarak açıklanamazdı; artı değer üreterek sermayeyi çoğaltmanın, sermayenin yeni koşullar içerisinde birikiminin nasıl sağlandığının, ilişkilerde ne gibi değişimler yarattığının ve hangi yeni ilişkileri doğurduğunun çözümlenmesi Kapital’den çıkış almayı, süreç analizini bunun üzerine oturtmayı gerektirir. Bu analiz, temel izlek üzerinden mali sermaye ve tekel hakimiyetinin bu süreçte nasıl bir rol oynadığını, sermayenin merkezileşme ve yoğunlaşmasının günümüzde ulaştığı düzeyi, emperyalizm çağının temel özellikleri ve çelişkiler yönüyle hangi sonuçlar yarattığını irdeleyebilmemizin de olanağını sağlayacaktı. İzlenen yöntem, yukarda belirtilen her iki analizden çıkış noktasından itibaren ayrılır. “Hizmet toplumu”, “enformasyon toplumu”, “bilgi toplumu” “sanayi ötesi toplum” gibi teknolojik indirgemeci savlar proletaryayı silikleştirip yadsır ve “refah toplumu” propagandası yapaken, bizim ulaştığımız sonuçlar, kafa emeğinin işçi sınıfının saflarına kitlesel olarak katılması, dünyanın kırları olarak bilinen bölgelerin işçileşmesi, kolektif işçi bilinciyle proletaryanın tarihsel rolünün 18

olanaklarının artmış olmasıdır. Bunun için dikkatimizi proletaryanın strateji ve taktiğinin yeni koşullar içerisinde gelişiminde toplar, kaotik bir sürecin içerisine yuvarlanan orta sınıfların bir sonraki evrede sisteme doğru kırılan reaksiyoner çıkışlarına aldanmaz, biçimdeki radikalizmlerine değil tarihsel konumlarına ve programlarına bakarız. Proletaryanın ilk çıkışı yapan, çok bağıran bu sınıfların peşinden sürüklenmesi için değil, onların proletaryanın programı ve eyleminin peşinden gelmesi için çalışırız.

yapıda oldukları görülüyorsa ve onlarla sınırları silikleştiren, destekçisi konumuna doğru gerileyen düşünsel psikolojik bir erozyon yaşanıyorsa, bu süreç gelip bizi de vurmuşsa, yapılacak ilk iş, kendileri de yıkıma uğramış komünistlerin ve devrimcilerin ve giderek sınıfın ve bütün emekçilerin bu koşulları bilince çıkartmasını sağlamak ve bunu sağlayacak bir stratejik-programatik, taktiksel mevzileniş ortaya çıkartmaktır. Buna göre konumlanmaktır. Evet, emperyalizm çağının özelliklerini, gelişimdeki dengesizlikleri ve eşitsizlikleri unutmadan ama sol kendiliğindenciliğe dönüşmüş krizlerden tavşan çıkartma politikasından vazgeçerek! Evet, çelişkileri, bu sürecin karşıtlıklar içerisindeki gelişimini unutmadan ama onları şu anki durum içerisinde ve koşullardaki değişim ve dönüşüm içerisinde değerlendirerek. Ve hala bunca yazılan çizilenden, somut olgu, oluş ve yaşanan süreçlerden sonra “bir dönüşüm var mı yok mu, var ama yok, var ama çelişkiler aynı” biçimindeki görüşlerle oyalanıp durmayı bir an önce bırakıp yeni bir mevzilenme ekseninden düşünmeye ve kendimizi bu temelde dönüştürmeye başlamalıyız. Bu süreçler kafa karışıklığı, sendelemeler, ayak sürümeler, kendini tekrarlar ve devrimci lafazanlıkla yarılamaz.

Eğer böylesi süreçlerde proletarya ve ezilen halklar saldırıyı baştan karşılayıp geriletecek ve yenilgiye uğratacak bir örgütlülük ve mücadele düzeyine sahip değillerse, bir yenilgi yaşanmış bunun neden olduğu dağınıklık ve zayıflamaya, baskın hale gelen yeniden yapılanmanın çözücü etkisi eklenmişse, böylesi dönemlerde komünistler, işçi sınıfı, devrimciler ve emekçiler için yeni bir özümlemeye ve güç toplamaya ihtiyaç olduğunu, bu birikimli mücadelenin geliştirilmesinin, bir hamlede yarılıp geçilecek bir süreç olmayacağını da biliriz. Sınıf temelli ve sosyalizm perspektifli direnişlerin iyice cılızlaşıp etkisizleştiği durumda mevcut direnişlerin de zayıf, tutarsız, kırılmaya ve uzlaşmaya yatkın 19


Emperyalist kapitalizm ve bağımlı Türkiye kapitalizminin içsel dönüşümünün temel çizgileri

bir biçimleniş içindedir. Buna karşılık proletaryanın yalnızca ulusal düzeyde kalmayacak, artan ölçüde uluslararasılaşan ve küresel bir temel de kazanacak yeni örgütlenme ve mücadele dinamikleri gelişmektedir. Bölgesel devrimler ve dünya devriminin koşulları ortaya çıkmaktadır.

1- Sermayenin uluslararası ve küresel düzeydeki birikimi sermaye birikiminin alansalcoğrafik, toplumsal yeni temeli haline gelmektedir. Bu uluslararası, sınıflararası ve sınıf içi ilişkilerde, değişik toplumsal kesimlerin ilişkilerinde köklü değişimleri de ortaya çıkarmaktadır. Geleneksel ulus devlet yapıları ve devletlerararası ilişki biçimleri çözülmekte, -sermaye gibi- devletler de uluslararasılaşmakta, içerisi dışarısı ayrımları incelmektedir. Sermayenin yeni birikim koşulları ve birikimin küreselleşmekte olan temeli, emperyalist burjuvazi ve genel olarak dünya burjuvazisi, emperyalist kapitalist devletler ve emperyalist kapitalist sistem içerisindeki ilişkileri de farklılaştırmaktadır. Kapitalist dünya ekonomisindeki yoğunlaşma ve merkezileşme, emperyalist tekeller, emperyalist ülkeler arasındaki eşitsiz gelişme ve üstünlük mücadelelerine yeni bir boyut kazandırırken burjuvazinin sınıf hakimiyeti, tek bir emperyalist kapitalist dünya sisteminin yoğunlaşan ekonomik ilişkilerine ve ortaya çıkmakta olan yeni işbölümü koşullarına göre yeni

2- Kapitalist üretim ilişkilerinin hakimiyeti dünya çapında genişlemiş, derinleşmiş, örgünleşmiştir. Proletaryaburjuvazi karşıtlığı dünya çapında temeldir. Belirleyiciliği dünya çapında genişlemiş, derinleşmiş, doğrudanlaşmıştır. Bu, ideolojik siyasal temsille sınırlı kalmayan, doğrudan sınıfa dayanan bir devrimciliği; proletarya devrimciliğini, proletarya sosyalizminin açık ve net savunuculuğunu, sınırların bu yönden çekilmesini birinci koşul haline getirir. Komünistlerin ve proletaryanın diğer sınıflarla, en yakın olanlar dahil müttefikleriyle ilişkisi ancak ve ancak bu temel üzerinden yükselebilir. Proletaryayı değil de diğer emekçi sınıfları, ezilen ulusları, köylülüğü, kent küçük burjuvazisini, kent ve kır yoksullarını önceleyen, ara sınıf ve ara güçlere dayalı kalan ve bunlar üzerinden konjonktürel siyaset yapan bir konum ve duruştan kesin bir kopuş yapmak zorunludur. Proletaryanın sınıf çıkarlarını temel alan, proletar20

ya hareketini doğrudan geliştirecek sosyalist siyasete açık net bir geçiş yapılmalıdır. Faaliyet zemini, kadro güçleri ve siyasal ideolojik formasyon yönünden de ara güçlere dayalı olmaktan ve amorf, eklektik şekillenişten proletarya sosyalizmine dayalı bir ideolojik siyasal şekillenişe, kadrolaşmaya ve sınıf temelli ilişki bütünlüğüne geçilmelidir.

dığı, kentin ve kentsel yaşamın kıra da girdiği ve egemen olduğu, sadece ekonomik değil toplumsal kültürel, siyasal alanlarda da örgünleşen kapitalist ilişkilerle içe kapalılığı, sınırları yıkan yeni bir dünya durumu, yeni bir dünya kavrayışı vardır. Daha önce kırla-köyle kurulan ilişkiden akrabalık ilişkilerinin değişmesine, beğeni ve ihtiyaçların değişimine, dindünya ilişkilerinin burjuvazinin ihtiyaçlarına yanıt verecek yeni yorumuna, faşizmin kitle tabanının kapitalizme uyumlu kentsel bir faşist milliyetçilik biçimine doğru evrilişine, Kuzey Kürdistan’daki sınıfsal ve sosyokültürel farklılaşmaya kadar bunun her alanda gözlenebilecek yansımaları vardır. Bunlar görülmeden Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın değişen toplumsal yapısı anlaşılamaz. Değişim ekonomik olduğu gibi toplumsaldır da. Değişim ekonomik, toplumsal olduğu gibi siyasaldır da. Değişim aynı zaman da kültüreldir de. Bunlar iç bağlarla birbirine bağlıdır ve bir bütündür.

3-Emper yalist-kapitalizm, ekonomiden siyasete, tarımdan kültüre, toplumsal yaşam ve ilişkilere, aileye, bireylere, bireylerin birbirleriyle kurdukları ilişkilere, yaşamın hücrelerine kadar etki ve hakimiyetini genişletmiş ve derinleştirmiştir. Meta üretim ve ilişkilerinin -işgücünün yığınsal metalaşması başta olmak üzere- tüm toplumsal ilişkileri belirler hale gelmesiyle toplumsal-kültürel doku, toplumsal-sınıfsal ilişki biçimleri, birey yapısı ve bireyler arası ilişki biçimleri değişmektedir. Yalnızca ekonomik, yalnızca siyasal değil, toplumsal-kültürel ihtiyaçlar da her düzeyde büyümekte, dönüşmekte, karmaşıklaşmakta, yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmaktadır.

Sosyalist devrim sadece siyasal iktidarın alınmasından ibaret değildir. Sadece ekonomide sosyalist bir dönüşümden ibaret değildir. Proletaryaburjuvazi karşıtlığı ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel tüm alanlardan proletaryanın sosyalist diktatörlüğüne ve

Hız-zaman-mekan parametreleri değişmekte, yerel, ulusal, uluslararası ve küresel olanın yeniden ilişkilendirildiği yeni bir dünya algısı oluşturmaktadır. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının kentlerde yaşa21


komünizme genişletilmelidir. Proletaryanın toplumsallaşması demek, proleter devrimin genişleyen ve derinleşen toplumsal sınıf karakteri demektir. Siyasal iktidar sorunu yine tayin edicidir, fakat burjuvazinin siyasal iktidarıyla da, sınıf egemenliğiyle de tüm biçimleriyle ve bu geniş temellerinden kavrayıp savaşmak, onu yıkmanın da koşuludur. Öncekileri aşacak geniş temelleriyle birlikte daha yüksek bir sosyalist devrim yaklaşımı içerecek programımızın konusudurlar.

nunun oluşturduğu bölünme ve parçalanmaya karşıt yönde -sınıfın birliği ve sosyalizm yönünde- ve mücadeleyle gelişecek sınıfsal siyasal bilinçtir. 5- Üretimin dev çaplı toplumsal güçlerinin gelişimi -ve sermayenin üst düzeydeki birikimikapitalist üretim ilişkilerinin cenderesinde ancak büyüyen dengesizlikler ve çelişkiler içerisinde sürdürülebilmektedir. Sınıfsal, siyasal ve toplumsal çelişkileri -varolanlara yenilerini de ekleyerek- daha açık ve keskin hale getirmektedir.

4- Üretim, emek, bilgi, kültürün ileri toplumsallaşmasıyla proletaryanın kolektif emekçi niteliği güç kazandı. Daha yüksek bir sınıf örgütlenmesi ve savaşım yetisinin koşulları da ortaya çıktı. Proletaryanın ileri ve doğrudan toplumsallaşma zeminine karşın sermayenin sınıfı daha da parçalaması, işçiyi parça ve alt işlevlerden birini yerine getirmekle sınırlaması arasındaki çelişki dayanılmaz biçimler almaktadır: Sınıf mücadelesinin ve sınıfın bilinçsel gelişiminin, proleter sosyalist devrimin yeni koşullarını da göstermektedir. Sınıfın bilinçsel gelişiminin bugünkü tanımı kolektif işçi bilincidir. Kolektif işçi bilinci, bütün alan ve düzeylere genişleyip derinleşerek üst düzeyde bir tekelci hakimiyet biçimini almış burjuva sınıf egemenliğine, üretimin ve emeğin kapitalist organizasyo-

Kapitalizmin kriz tahribatlarındaki büyüme, krizlerin çok daha geniş bir alanda ve çok daha büyük bir yıkıma yol açmaları, yıkımın sadece ekonomik değil toplumsal, ahlaki bir dizi sonuç üretmesi, sosyalist devrimlerin zorunluluğunu gösteriyor. Proletarya devriminin görevlerine yenilerini ekliyor ve büyütüyor. Emperyalist kapitalizm, proletaryaburjuvazi çelişkisini her alana yayıp derinleştirdiği gibi, kadın sorunundan çevre/ekosistem sorununa dek varolan çelişkileri büyüterek ve yeni çelişkiler de ortaya çıkartarak genel krizini ağırlaştırmaktadır. İnsanın insanla ve insanın doğayla ilişkisindeki tahribat ve yıkım yalnızca fiziksel de değildir. Zihinsel, duygusal, kültürel tahribat, şeyleşme de sosyal devrimin sorunlarıdır. 22

Sınıfsal olduğu gibi toplumsal çelişkileri de büyüten bu gelişim, proletarya devriminin sınıfsal olduğu gibi toplumsal niteliğini de güçlendirmekte, bu çelişkileri proletarya devrimi sorununun çözümüne bağlı hale getirmekte, proletaryanın tarihsel rolüne ve proletarya devrimine evrensel bir nitelik kazandırmaktadır.

uluslar içindeki sınıfsal ayrımlar derinleşti, ezilen ulus burjuvaları emperyalist kapitalist sisteme artan ölçüde bağımlı hale geldi, genel halk kategorisi içindeki sınıf bileşim ve dengeleri de değişti. Ezilen ulus ve köylü sorunlarının çözümü farklılaştı; içlerinde sınıfsal ayrışma ve karşıtlaşmanın hız kazanmasıyla çözümleri burjuvazi-proletarya çelişkisinin çözümüne bağlı hale geldi. Bunlar, ulusal sorunun, köylü sorununun devrimci bir dinamik olma özelliklerini tümden yitirdikleri anlamına gelmez. Ezilen ulus emekçilerinin, emekçi köylülüğün demokratik sorun ve istemlerinin çözümünün sosyalist proletarya devrimine bağlı ve içerili hale geldiğini gösterir.

6- Ortaya çıkan tarihsel koşullarda proletarya köylülük ittifakının yerini, proletaryayla kentin ve kırın yoksullarının ittifakı almıştır. Keza proletaryayla sömürgesel kurtuluş devrimleri, proletaryayla ezilen halklar genel ittifakının yerini proletaryayla ezilen ulusların kent ve kır yoksullarının ittifakı almaktadır. Bunun anlamı proletarya devrimlerinin dünyanın kapitalist gelişimin ileri olduğu ülkelere, şu ya da bu bölgeye ait bir sorun değil; dünyanın -çok az sayıdaki ülkesi dışında- tüm bölgelerini ve tamamını kapsayan ve çözüm bekleyen bir sorun olduğudur.

7- Türkiye kapitalizmi orta ileri düzeyde bir kapitalist gelişme düzeyine çıkmıştır. Emperyalist kapitalist sistemdeki içsel dönüşüm, yeni uluslararası işbölümü koşulları ve yeni bağımlılık ilişkileri içerisinde, orta ileri düzeyde bir gelişime sahip Türkiye kapitalizminin ekonomik, sınıfsal, siyasal analizinden çıkan sonuç, içerinde bulunduğumuz devrim aşamasının daha geniş ve derin bir temel kazanan sosyalist devrim aşaması olduğudur.

Önceki dönemde temel çelişkiler içerisinde emperyalizmhalklar çelişkisi belirleyici hakim çelişki olarak görülürdü. Dünya geneli bir yana bugün bu, hızla kapitalistleşen ve “dünyanın kırları” olmaktan çıkan bağımlı ülkeler ve ezilen uluslar açısından da değişmiştir. Kapitalist gelişimle ezilen

Kapitalizm, kentte ve kırda, İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu dahil tüm coğrafi bölge23


lerinde, Kuzey Kürdistan’da, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yapısına bütünüyle ve derinlemesine hakimdir. Egemen sınıf, işbirlikçi tekelci burjuvazidir.Türkiye’de yaygın küçük üretimin çözülüşü hızlanmış, Kürdistan’da toprak ağalığı ekonomisi kapitalist bir dönüşüm geçirmiş, bir bütün olarak kapitalist tarım işletmeleri ve zengin köylü ekonomisinin kırdaki hakimiyeti artmıştır.

içerisinden değil ekonomiler arasındaki ilişkilerin çok yönlü örgünleştiği günümüz dünyası ve emperyalist kapitalist uluslararası iş bölümünün yeni koşulları içerisinden düşünülmelidir. Türkiye yarısömürge bir ülke değil, bağımlı kapitalist bir ülkedir. Bağımlı tekelci burjuvazi ulaştığı sermaye birikim düzeyiyle, uluslararası işbölümünün yeni koşulları içerisinde içte ve dışta sermayesini büyütebilme güç ve olanağına sahiptir. Emperyalist tekellerle bağımlı tekelci burjuvazi arasında ekonominin bütün dallarında sadece iç pazara dönük değil, bölge pazarlarını hedefleyen bir işbirliği ve entegrasyon vardır. Türkiye bölgesel finans merkezi, bölgesel lojistik/ taşımacılık ve iletişim merkezi, bölgesel enerji ve su kavşağı, bölgesel otomotiv, gemi inşa, turizm merkezi, bölgesel “güvenlik ve diplomasi” merkezi, Kürdistan bölgesel tarım-gıda ambarı olarak yeniden düzenlenmektedir. Türkiye kapitalizmi, bağımlı tekelci burjuvazi ve devleti, büyük bir iç ve dış borç yükü altında olmasına karşın aynı zamanda büyük miktarlarda olmasa da sermaye ihraç eden bir ülke konumundadır. Ekonomik, politik, kültürel, diplomatik ve askeri güç ve ilişkileri kullanarak genişlemeye, bir bölge gücü olarak çok yönlü etkinleşmeye, daha geniş bir coğrafyaya açılmaya yönelmektedir.

Bağımlı Türkiye kapitalizmi, dünyadaki 17. büyük ekonomidir. Yeni uluslararası ekonomik-siyasal işbölümü ve örgütlenme çerçevesinde bir dizi bağımlı kapitalist ülkenin dahil edildiği G-20 bünyesinde de yer almaktadır. Emperyalistlerle bağımlılık ve temel ittifak ilişkilerinden kopmadan emperyalistler ve çeşitli bölge ülkeleri arasındaki çelişkili güç ilişkilerini ekonomik, siyasal, diplomatik, kültürel, askeri yönlerden değerlendirebilen bir bölge gücü durumundadır. Türkiye kapitalist ekonomisi, bağımlı bir ekonomidir. En kaba bakışla dahi büyük bir dış borcu olan, sanayi, banka ve borsa sistemleriyle, ayrıca siyasal ve askeri olarak emperyalist kapitalist sisteme bağlıdır. Bununla birlikte bağımlılık düzey ve biçimleri, gelişmişlik dereceleri, ekonomilerin görece yalıtık oldukları önceki koşulların 24

Bunlar, bir bütün olarak yeni bir stratejik konumlanışa geçmeyi, onun içerisinden düşünmeyi, onun içerisinden hareket etmeyi, örgütsel strateji ve taktiğin, sınıf mücadelesi kavrayışının, kadrosal düşünüş ve şekillenişin, süreçlerle ilişki kuruşun çok daha geniş ve derin bir sosyalist devrim stratejisi içerisinden olmasını gerektirir.

ri üzerinde ve içinde dağıtıcı etkisini göstermeye başladı. Devrimci örgütlerin kitle tabanlarının olduğu alanların, semtlerin çözülmesi, işçi hareketindeki ve semtlerdeki antifaşist dinamiklerde gerileme, emekçi memur hareketinin durgunlaşması, Kürt ulusal hareketindeki stratejik kırılma ve reformistleşme, devletin örgütlere dönük operasyonları, devrimci kitle güçleri ve öncü kitle dinamiklerindeki çözülmeyi hızlandırdı. Önce tedrici; yenilen darbeler, güç kayıpları, dağılma, örgütlerin örgütsüzleşmesiyle hızlı düşüşler biçiminde yaşanmaya başlandı.

8- Rejim tipine ilişkin tespitimiz değiştirilmek zorundadır. Faşist bir niteliğe sahip devlet yapısı ve siyasal rejim, burjuva sınıf egemenliğinin bir diğer biçimi olan geri düzeyde, yoğun bir gericilik birikimini içinde barındıran neoliberal burjuva demokrasi yönünde değişime uğramıştır. Burjuva sınıf egemenliğinin geri burjuva demokratik biçimine karşı proleterya sosyalizmi ve proletarya demokrasisi temelinde mücadele siyasal mücadelemizin temel sorunudur. Uzun bir tarihsel dönemin biçimlendirdiği, genlerimize kadar işlemiş antifaşist siyasal devrimcilik tarzı da sona ermektedir.

Sınıf mücadelesinde ve kitle hareketlerindeki gerileme karşısında en büyük yanılgılardan biri, bunun konjonktürel bir durum olarak değerlendirilmesiydi. Giderek etkisizleşmesine karşın önceki bakış, örgütlenme ve mücadele biçiminin adeta dümdüz sürdürülmeye çalışılmasıydı. Kapitalist gelişimin hızlanması ve derinleşmesiyle, neoliberal kapitalist ilişki biçimlerinin önceki geleneksel toplumsal formasyonu parçalaması ve yeni bir toplumsalsiyasal-kültürel formasyon oluşturmasıyla, meta egemenlik ilişkilerinin her alan ve düzeyi artan ölçüde belirler hale gelmesiyle, siyasal mücadelenin dar ve çok sınırlı biçimler içinden kavranışı ve yürütülüşü, kitleleri önceki anlayış ve

Sınıf mücadelesinde ve kitle hareketlerinde dönüşüm Neoliberal ekonomik, toplumsal, sınıfsal dönüşümler 90’lı yılların ortalarından itibaren işçi sınıfı ve kitle hareketle25


a- Antifaşist mücadelenin toplumsal-siyasal zemininin daralması

örgütsel biçimler içinde örgütlemeye çalışmak artan ölçüde çelişti. Son 15 yılda olduğu gibi bugün de her düzeydeki kitle çalışmasının en temel ve belirleyici sorunu budur.

Antifaşist mücadelenin toplumsal temeli; 12 Eylül yenilgisi ve devrimci halk hareketindeki gerileme, Sovyetler Birliği’nin ve revizyonist sistemin çökmesi, sınıf örgütlerinin, sendikaların zayıflatılması ve çözülmesi, kapitalist ilişki biçimlerinin örgünleşmesi, sermaye egemenliğindeki derinleşme ve katmanlılaşma, neoliberalizmin sivil faşist hareketin toplumsal sınıfsal yapısında oluşturduğu değişimler ve burjuvazinin dünyadaki ve ülkedeki değişimleri değerlendirerek yeni bir siyasal eksen arayışına girmesi gibi değişimlere de bağlı olarak daralmaya başladı.

Geleneksel kitle örgütlenme ve mücadelelerindeki gerileme uzadıkça; yeni bir stratejiktaktik-örgütsel konumlanışa geçemeyen, her sıçrama dinamiğini değerlendirmeyi öncelikle de sınıfın içinden soluklu, direngen, odaklanmış bir çalışma ile birleştirme yeteneğinden yoksun; dar siyasal devrimcilik motivasyonu o anın başarısına, günlük başarıya bağlı istikrarsız- küçük burjuva faaliyet ve örgütlenme tarzı açısından sonuçları amansızca ağırlaştı. Oysa örgütlenmenin yeni koşullarını, sınıfların örgütlenmesinden bireylerin örgütlenmesine kadar belirleyecek olan da bu yeni durumdu. Kitle hareketlerindeki gerileme eğilimini hemen değiştirmek mümkün olmasa da bu yeni sınıfsal toplumsal durum görülmeli, işçi sınıfıyla, kitlelerle, farklı toplumsal gruplarla, tek tek bireylerle ilişki kuruşta bakış açısı ve yöntemde değişiklikler yapmalı, yeni araçlar ve biçimler bulmaya yönelmeli, örgütlenme biçimleri-çalışma tarzından başlayarak stratejik bir değişimin koşullarını ve geçişini hazırlamalıydık.

Bu kapsamdaki bir daralma Gazi direnişi öncesinde de vardı; ilk dönemler daha yığınsal ve eylemsel olan, devrimci örgütlere de yeni kadro ve güç taşıyan bu gelişim kısa soluklu oldu, 97 sonrasında giderek zayıfladı. Antifaşist mücadele, faşist diktatörlüğün ve sivil faşist hareketin Kürt ulusal hareketine ve Kürt halkına karşı şoven faşist saldırılarına karşı direniş biçiminde, sınırlı bir alandan sürdü. İkincisi, siyasal-sendikal hak gasplarına ve faşist zorbalığa karşı demokratik mücadele olarak... Her iki etkene, özellik26

le de kontrgerilla saldırılarının artmasına karşı çok genişleyemeyen demokratik tepki örgütlenmekteydi. Bununla birlikte, antifaşist hareketin 70’li yıllardaki geniş kitlesel temeli yoktu. 70’li yıllarda faşizme karşı mücadele, emekçi sınıfların istem ve özlemleri temelinde yürüttükleri mücadelenin önüne çıkan gerici-faşist engellerin aşılabilmesi için, yığınsallaşmış bir demokratik siyasal bilincin içerisinden gelişiyordu. Devrimci halk hareketi biçimiyle geniş bir devrimci toplumsal meşruiyet de oluşturuyordu. Örgütlerle sınırlı bir mücadele değildi; halka ve görece daha zayıf da olsa işçi sınıfına dayalı geniş bir kitle temeli vardı. 90’lı yıllarda belli iniş çıkışlarla da olsa daha dar kalan antifaşist mücadelenin seyir ve niteliği, kabaca ‘97 sonrası süreç itibariyle bir kırılma yaşamaya başladı.

örgütler cephesinden bu daha çok emekçi semtlerindeki genç kuşakta ortaya çıkan yozlaşma ve devlet politikaları yönüyle görüldü. Oysa hem kendileriyle hem birbirleriyle kurdukları ilişkilerde farklılaşan bir kuşak söz konusuydu. Önceki dönemin devrimci örgütlenme biçimleriyle, ilişki kuruş yöntemleriyle örgütlenemeyen ve örgütlenemeyecek olan yeni bir kuşak... Kürt ulusal hareketi ise ateşkes süreciyle belirginleşen bir gerileme dönemine girmişti. Kürdistan’da da neoliberalizmin kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimiyle içiçe geçerek derinleşmesi, gerileme sürecine giren ulusal hareketi, içinden zayıflatan ve çözen bir etken haline geldi. Antifaşist mücadelenin toplumsal- siyasal zeminindeki daralma, günümüzde artık iyice belirginleşen faşist rejimdeki çözülmeyle de hızlanmaktadır. Faşizmin çözüldüğünü, rejim tipinin değişmekte olduğunu, gelişimin yönünün geri düzeyde neoliberal bir burjuva demokrasisi olduğu tespitini 5 yıl önce yapmıştık. Genetik kodların şiddetle karşı çıktığı bu tespit, olayların gelişimiyle de doğrulandı. Ergenekon operasyonları, ordunun belirgin rütbe tenzili, Kürt sorununun geri düzeydeki liberal reformist stabilizasyonu yönünde girilmiş olan kulvarla, siyasal durum da değişmektedir.

Antifaşist mücadele, ‘96 1 Mayıs’ından sonra devletin yoğunlaşan operasyonları ve yozlaştırma politikalarıyla başlayan bir dağılma ve çözülme sürecine girdi, daha temeldeki sorun ise neoliberalizmin çözücü etkisinin antifaşist mücadelenin gücünü oluşturan gençlerin de çoğunu içine alarak hızla hakim olmaya başlamasıydı. Özellikle genç kuşaklarda neoliberal birey şekillenişi, düşünceden davranışa hızlı bir değişimi yarattı. Devrimci 27


Ülkemiz devrimci hareketinin ve devrimcilerinin -temel bir kopuş yapamadığımız için bizim de-, genlerimize işlemiş, kimlik ve varoluş koşulu haline gelmiş olan antifaşist mücadele merkezli dar düşünüş ve dar siyasal militanlık pratiği bugün artık çöküş noktasına geldi. Siyasal mücadelenin kapsam ve içeriğini daraltan bu anlayış, komünistler için ne hazindir ki, militanlığın tek ölçütü olarak görülmüştür. Bu, sınıfçı, sosyalist bir siyasete, proletaryaburjuvazi karşıtlığı temelinden bir kapitalizmi yıkma stratejine geçişi de perdeleyip engelledi. Antifaşist halkçı-ulusalcı demokratik devrimcilik, program, örgütlenme ve mücadele anlayışıyla bitti. 70’li yıllarda en üst düzeyine çıkan antifaşist devrimci öznesellik, dayanılan siyasal toplumsal zeminin zayıflaması ve toplumsal siyasal durumun değişmesiyle tümden kaybedilmektedir.

yona uğramıştır: Faşizm de değişmiş, ama değişmemiştir! Ve buna karşı ileri sürülen örgütlenme ve mücadele anlayışı da çok sınıflı, çok çizgili parti modeli olabilmiştir! İşte bu geri tekrar, bırakalım öncekinin her türlü tekrarından koparak varolabilecek proletarya sosyalizmini, tekrar etmeye çalıştığı önceki dönemin ruhuna bile hakarettir! Antifaşist mücadelenin toplumsal-siyasal zemini hızla daralıp geriye kayarken, sosyalist proletaryanın burjuvaziye ve kapitalizme karşı uzlaşmaz mücadelesinin toplumsal-siyasal zemini genişlemekte, komünizm ufkuna doğru uzanmaktadır. Ancak bunun öncelikli koşulu, proletaryanın diğer sınıfların içerisinde eriyip kaybolmadan bağımsız, doğrudan sosyalist devrimci temelde örgütlenmesidir.

b- İşçi sınıfı hareketinin çözülme ve yeniden oluşum süreci

Tarih tekerrürden ibaret değildir, koşullar değişse de aynı şeyleri yapmaya devam edenlerin ulaşacağı farklı sonuçlar ancak öncekinin geriye kırılmış, dekadans gölgesi olabilir. Nitekim bugün küçük burjuva platformun çözülen faşizmin önüne önce bir “neo” eki koyup sonra kaldırarak ezilenci bulanık bir orta sınıf sosyalizmi yamasıyla korumaya çalıştığı genetik kodlar da, postmodern liberal revizyonizm ile mutas-

90’ların ilk yarısında nisbi bir yükseliş gösteren sınıf hareketi, 90’ların ortalarından itibaren genelleşen bir gerileme eğilimine girdi. İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerin bütününde üretim ve emek organizasyonlarındaki değişim ve neoliberal ideolojik biçimlendirme, krizle birlikte daha ağır yaşam koşullarına mahkum edilen ve 28

birbirine karşı daha acımasız bir rekabete sokulan emekçi sınıfların iç parçalanmasını ve geleneksel örgütlerinin dağılmasını hızlandırdı. Yeni üretim organizasyonları, taşeron ve fason üretim biçimleriyle iyice parçalanan geleneksel sendikal hareketin zemini daralıp çözüldü. İşçilerde kimlik tanımı, neoliberal postmodern bir çizgiye çekildi. Yöre, milliyet, din, mesleğe bağlı olarak tanımlanır oldu. Bu dönemde, sınıf kardeşiyle kıyasıya rekabet ve ahlaki düşkünleşme biçiminde toplumsal çürüme sınıf içerisinde etkisini artırdı. Orta sınıflarda işçileşmeye doğru bir çözülme yaşanırken, bu gelişme dağıtıcı etkisini sınıfa doğru yaydı. Öte yandan, işçileşme sürecine giren, fakat geniş kesimi işçileşemeyen, büyüyen bir kent yoksulları kitlesi işçi sınıfıyla iç içe geçti. Kriz koşullarındaki toplumsal tortulaşmayla büyüyen lümpen proletarya kitlesi de etkisini sınıfa doğru yaydı. Bunlar devrimci hareketi de sınıftan büsbütün uzaklaştıran, giderek daralan bir zemine sıkıştıran ve dağıtan gelişmenin bir yüzüdür.

Kırda ve kentteki küçük üretici köylü ve esnaf işçileşiyor. Bir kısmı proleterleşen, büyük bir bölümü de proleterleşemeyen ama proletaryaya yaklaşan kent ve kır yoksullarının büyük kitlesini, çözülmesi süren bu kesimler oluşturuyor. Öğrenci gençlerdeki işçileşme, bu geniş tabakayı da daha derin bir sınıfsal ayrışmaya itiyor. Sınıf yapısı çok daha genişlemiş, çeşitlenmiş, derinleşmiş bir temel kazanıyor. Proletaryayı niceliksel olarak büyüten bu gelişim, sınıfın niteliksel yapısını da güçlendirmekte, “kolektif işçi” niteliği öne geçmekte, sınıf örgütlenmesi için yeni bir perspektifi gerektirmesinin yanısıra, ulusal sınırları aşan proletarya örgütlenmelerinin koşullarını da yaratmaktadır. Bu gelişim ayrıca, diğer emekçi sınıfları toplumsal emek sürecine dahil edip, istek ve özlemleriyle de proletaryaya daha fazla yakınlaştırıp kapitalizme daha karşıt bir konuma sürüklemektedir. Emekçi sınıflar arasındaki yakınlaşma ve iç içe geçmelerin temeldeki nedeni, yakınlaşmayı doğuran, önceki dönemlerden farklılaşarak ortaya çıkmakta olan budur. Toplum proleterleşmekte, proletarya toplumsallaşmaktadır. Bu da devrimci hareketin pek farkında olmadığı gibi sınıf ayrımlarını geriye doğru silikleştirerek üzerini örttüğü, gelişmenin diğer yüzüdür.

Kendi içinde hızlı bir parçalanma ve çözülme yaşayan küçük burjuva kitleler, büyük bölümüyle proletaryaya doğru itiliyorlar. Öğretmenin, doktorun, mühendisin, avukatın, memurun, aydının, sanatçının emeği ücretli emek biçimini alıyor. 29


İşçi sınıfı niceliksel olarak büyürken, sınıfa küçük burjuvazi yönünden katılımlarla ve yeni üretim teknolojileri ve emek organizasyonlarının sonucu olarak, daha parçalı ve katmanlı bir yapı oluşuyor. Diğer emekçi sınıflardaki çözülmenin bir alt üst oluş ve yıkımla birlikte gerçekleşmesi, küçük burjuvazinin çelişkili ruh hali, düşünce ve duygu gelgitleri, inme ve çıkmaları, öfkeli kalkışmalar ama arkasını getirememelerin yol açtığı yıkımlar, etkisini proletaryaya doğru yaymaktadır. Kendisi de bir çözülme, dönüşüm sürecinde olan ve örgütlülükleri de etkisizleşmiş ve dağınık durumdaki proletarya da bu koşulları yarıp geçecek bir hareket gücüne henüz çıkabilmiş değildir.

likler temel yöndür ve giderek gelişecektir. Ancak genişleyen ve derinleşen iş bölümü, emekçi sınıfların çözülme ve dağılması, işçi sınıfı içerisinde çok parçalılık ve katmanlılaşma, rekabet, bilinç düzeyinde de istem ve özlemlerden, ruhsal duruma kadar çapraşık ve dağınık tutumlara, istek ve özlemlerin, düşünce ve ruhsallığın bu geçişli ve bulaşık durum içerisinden gelişimine yol açıyor. İşçi sınıfı hareketinde bu iki süreç, aslında aynı sürecin birbirinin içine de nüfuz etmiş iki karşıt yüzü, iç içe gelişmektedir. Bu iki eğilim, işçi sınıfına yaklaşımda siyasal-ideolojik iki eğilimi ortaya çıkarmaktadır. Dünün anti emperyalist demokratik halk devrimi çizgisinde olan küçük burjuva partiler, koşullardaki değişimin itkisiyle “toplumsal hareketçiliğe”, ezilenci sosyalizme kaymaktadırlar. Dünün halkçıları, bugünün “toplumsalcı”ları, “ezilenci”leridirler. Emekçi sınıfların bugünkü içiçe geçmiş durumundan hareketle zemini genişlemiş olan, bulanık yapıdaki kitle hareketlerinden siyasal zemine de taşınan, ara sınıf kesimlerinde geniş destek bulup etkili olabilecek olan bu görüş, proletarya ile diğer emekçi sınıflar arasındaki farkı ortadan kaldırır, durumlarını eşitler.

Bundan dolayı kapitalizm koşullarında karşıt iki eğilim; üretim, emek, bilgi ve kültürün toplumsallaşması ve bu toplumsallaşmanın mücadele dinamiklerini genişletmesi ile, sermaye ve meta ilişkileriyle dolayımlanarak gerçekleşebilmesinin çözücü etkisi birlikte bulunmaktadır. İşte bu nedenle, üretim ve emeğin toplumsallaşması yönünde hız kazanan gelişim, kendiliğinden ve otomatikman çözümün sınıfsal ve toplumsal kanallarını açan bir bilinci ortaya çıkartmıyor. Üretim ve emeğin toplumsallaşması ve bu gelişimin mücadelede yapacağı değişik30

Devrimci örgüt yapılarının bugünkü durumlarına ilişkin çizilen tablo, halkçılığın bittiği, biteceği anlamına gelmez. Ülkemiz, proletaryanın hızlı nicel artışına karşın çözülen küçük burjuvazinin etkisini proletaryaya doğru genişlettiği bir ülkedir. Ayrıca düşünüş ve yaşam şekli olarak ve bir geçiş toplumu olma özelliğimizle küçük burjuvazinin etkisi sayısının üstündedir. Proletaryaya yeni katılan küçük burjuva katmanların dağınık yapısı ve mücadeleyle sınıf niteliği kazanmış bir proleter kitlenin azlığı bu etkiyi içiçe geçişlerle büyütmektedir. Kent yoksulları büyük sayılara ulaşmıştır. Kırsal alandan zorla göç ettirilmiş yoksul Kürt emekçilerinin de yoğun olarak bulunduğu varoşlarda yaşayan, yaşama savaşı veren kent yoksulları krizin artan etkisiyle şu veya bu olaya bağlı olarak bir anda patlayan sonra sönen eylemlerle, büyüyen bir öfkeyle de ortaya çıkabilirler. Devrimci hareketin geleneksel halkçı örgütlenme anlayışı ve refleksleriyle ilk ulaştığı yer ve kesimler bunlardır.

koşullara uygun olarak, biçim değiştirmektedir. Küçük burjuvazinin mülk sahibi ve mülkünü yitiren, proleterleşemeyen kesimlerinin, kent yoksullarının veya büyük ölçüde enformel işlerde çalışan işçilerin zemininden, sınıf ayrımlarının geriye doğru silindiği bu yapılarda, bu kesimlerin düşünce ve ruh halleriyle antifaşist halkçılığın sentezinden bulanık bir ezilenci sosyalizm platformu ve reformist devrimcilik anlayışı şekillenmektedir. Ayrıştığımız küçük burjuva grup yapıları ve platform da, bu mecradadır; antifaşist halkçı demokratizm ile ezilenci sosyalizm, küçük burjuva milliyetçiliği ile liberalizm, enformal yarı işçicilik ile orta sınıf yarı devrimcilik hepsi bir aradadır! Orta sınıfların üst katmanlarından kent yoksullarına doğru uzanan, işçi sınıfını da geriye doğru silikleştiren bu akım ve güçler, kapitalizmin kendi durumlarında yarattığı yıkımı görür. Bölüşümdeki eşitsizlikleri, kapitalist sömürünün varlığını görür. Onun görmediği, kapitalist sömürünün temel biçimiyle diğer biçimleri arasındaki fark ve bunların arasındaki ilişkidir. Yine bir kutba bütün ezilen ve sömürülenleri, halkı koyar. Mülk sahibi küçük burjuvaları, mülksüzleşmiş fakat henüz proleterleşmemiş olan kesimleri, kent yoksullarıyla proletarya-

Küçük burjuva devrimci örgütler, değişen koşullar içerisinde ezilencilik, toplumsal hareketçilik biçimiyle, halkçı çizgide bir derinleşme yaratarak, ancak daha reformize sosyalizan görüş ve vurgularla ortaya çıkmaya başlamışlardır. Halkçılık, özü itibariyle sürerken değişen 31


yı ayrımsız olarak aynı bayrak altında toplar. Onlar için kapitalist sömürü, genel ve muğlaktır; zora, vurgun ve talana dayalı el koyma, bölüşümdeki eşitsizlik ve adaletsizlik, yüksek tekel karları, spekülatif sermaye kapitalist sömürüyü açıklama biçimleridir. Kimilerince kapitalist sömürünün bir biçimi olarak artık değer sömürüsü kabul edilse de bu temel ve özsel bir çelişki olarak, burjuvaziproletarya çelişkisini merkeze koyarak görülmez, diğer çelişkilerin yanına yerleştirilir.

ölçüde kendi sorunlarının çözümünü ve kurtuluşlarını bulacaklardır. Proletaryanın devrim stratejisi, tek bir ülkedeki sosyalist devrim stratejisi ve dünya devrimi stratejileri bu çelişki merkeze konularak, emperyalizm çağında varolan diğer çelişkiler buna içerilerek ele alınacaktır. Kapitalizm-sosyalizm karşıtlığı da bu çelişki merkeze konularak tanımlanacaktır. Genel olarak bir kapitalizm eleştirisi, genel olarak bir sosyalizm programı ve propagandası değil devrimci proletaryanın görüş açısından bir kapitalizm eleştirisi; ve ezilenci, toplumsal hareketçi, orta sınıfçı bulamaç bir sosyalizm değil proletarya sosyalizmi..

İşte bizim çok açık bir şekilde ayrım çizmemiz gereken bu küçük burjuva ezilenci, ara sınıf sosyalizm türü olacaktır. Kapitalist sömürünün temel biçimi artı değer sömürüsüdür. Kapitalist sömürünün diğer tüm biçimleri, kapitalizmin oluşturduğu sınıfsal toplumsal ilişki biçimlerinin hepsi, çözümleri bu çelişkinin, proletarya-burjuvazi çelişkisinin çözümüne bağlı olarak vardırlar. Kapitalizmin ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel yapı ve ilişkiler alanında ortaya çıkarttığı tüm çelişki ve sorunların temel ve nihai çözümü emek-sermaye, burjuvazi- proletarya çelişkisinin çözümüne bağlıdır. Ezilen ve sömürülen diğer emekçi sınıflar, kent yoksullarının büyük kitlesi, ancak proletaryanın mücadelesi ve proletarya sosyalizminde içerili olan bu çözüme yaklaştıkları

Proletaryayı somut koşulları içerisinde kavramak, onu dinamik ilişkileri içerisinde, dönüşüm ve yeni bileşimiyle, bunların üretim ve yaşam ilişkilerinde, düşünsel ruhsal durumunda ortaya çıkarttığı değişimler, gelgitler içerisinden ileriye doğru kavramaktır. Keza genel bir çözülme ve çöküş süreci içerisinde olanı, kent ve kır yoksulları kitlesini... Buna karşılık gelecek örgütlenme politikaları geliştirmektir. Çok yönlü bir çalışma ve ilişki ağı, örgütler ağı gereklidir. Sınıfların yeni durumlarının kazandığı çelişik özellikleri ve daha gelişkin bir mücadeleyi örgütlemenin büyüyen olanaklarını birlikte görecek, stratejisini olanaklar 32

gücümüzü, enerjimizi bunda yoğunlaştırmadan, stratejik ve taktik olarak proletaryayı örgütleme ısrarında olmadan, sosyalist görevler temelinde proletaryanın örgütlenmesine öncelik vermeden, bunları gerçekleştirmek için sert bir çubuk bükme yapmadan diğer emekçi sınıfları örgütlemeye girişmenin, onlara öncelik vermenin, konjonktürel devrimcilik yapmanın o sınıflar içerisinde erimeye, o sınıfların programına göre hareket etmeye yol açacağını ve ancak proletaryayı örgütlediğimiz ölçüde diğer emekçi sınıfları örgütleyebileceğimizi ve sosyalizme yaklaştırabileceğimizi bilerek hareket edeceğiz. Proletarya ile diğer emekçi sınıflar arasındaki ilişkiyi proletaryayı diğer emekçi sınıflar içerisinde eriterek değil, proletarya hegemonyasına güç kazandırarak, proletarya devrimi yönünden kurarak çözeceğiz.

yönünden kurarken, taktiklerinde bu çelişkili, yer yer karşıtlaşabilen durumu gören ve onu ileriye doğru çözen bir önderlik yaklaşımı geliştirebilmeliyiz. Biz komünistler, kapitalist emperyalizmin yaratmış olduğu yıkım karşısında bu yıkımın hedefi olan dehşete kapılmış küçük burjuvazinin keskin, içi boş söylem ve muhalefetine kapılmayacağız. Israrla ve inatla, yığınsal katılımlarla büyüyen ve kolektif emekçi niteliği güçlenen, fakat henüz sınıf mücadelesi içinde sınıflaşma yönü zayıf ve gerilemiş olan proletaryayı, kazanacağı öz deneyimlerle birlikte işçi sınıfın hareketini örgütlemeye yöneleceğiz. İşçi sınıfına kolektif ve sosyalist işçi bilincinin iç içe kazandırılması ve işçi mücadelelerinin bu perspektif içerisinden geliştirilmesi, önümüzdeki açık seçik yol budur. Bundan böyle proletaryanın bağımsız örgütlenmesini yaratmadan,

33


Faşizm çözülüyor Burjuva demokrasisini, “sermaye egemenliğinin sağlamlaştırılması” olarak tanımlayan Lenin, “Burjuvazi” der, “bir yöntemden ötekine, bazı kişilerin kötü niyetli hesapları sonucu değil, bir raslantı sonucu da değil, fakat kendi öz durumunun temel çelişkisi nedeniyle geçer.” Yine Lenin’in vurguladığı gibi, bu çelişki, yapay olarak ne kadar uzun bir süre daha devam ettirilirse eski üstyapının işe yaramazlığı, engelleyiciliği o kadar açığa çıkar ve o kadar yıpratıcı hale gelir.

geli haline gelmesiyle, burjuva egemenliğin daralan siyasaltoplumsal tabanını genişletme kaygısıyla çözülüyor. Uluslararasılaşmış sermaye birikiminin -emekgücü ve tüketici formasyonu dahil- farklılaşan çok yönlü isterleri ile bağdaşmadığı için çözülüyor. Tek başına ekonomik ve siyasal plandaki değişimlerle de sınırlı kalmayan, ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel değişimlerin toplam etkisiyle ve hepsinin ve hepsinde burjuva egemenliğin bir bütün olarak yeniden örgütlenmesine geçiş olarak çözülüyor. Siyasetin ve toplumun baş “balans ayarcısı”na da yapılan üst üste balans ayarları, ordunun belirgin konum kaybı, kırmızı çizgilerin iyice silikleşmesi ile çözülüyor. Başta Kürt halkınınki olmak üzere, toplumsalsiyasal mücadelelerin ve mücadele birikiminin doğrudan ve dolaylı etkileriyle çözülüyor.

Faşizm çözülüyor. Mutlakçı tek dil, tek din-tek mezhep, tek ırktek ulus, tek cinsiyet, tek kültür, tek egemenlik biçimi anlayışıyla çözülüyor. Korporativist, aşırı paketleyici ve düzleyici “betonarme” toplum modeli ile çözülüyor. Açık zorbalığa dayalı tek biçimli egemenliğin, burjuva çok yönlü ve bütünsel egemenlik ilişkileri sistemini sürdürmeye yetmediği gibi en34

Derin toplumsal-siyasal çelişki 35


ve dinamikler zemininde doğan mücadele ve direnişlerin, salt ya da büyük bir ağırlıkla açık zorbalığa dayalı bastırılmasının bu direnişleri canlı tutmaktan ve her seferinde yeniden canlandırmaktan başka bir sonuç vermemesiyle çözülüyor.

çıkartmıştır. Yapısal dönüşümün temelinde sermayenin bugünkü birikim ve hareket biçimlerine uygunluk, meta egemenliğinin, metaların ve metalara dayalı ilişkilerin daha geniş temellerde üretimi ve burjuva sınıf hakimiyetinin bunun üzerinden yükseltilmesini gerçekleştirmek amacı vardır. Rejim değişikliği kapitalizmin, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesi ve artan ölçüde hakim hale gelmesiyle ilişkilidir. Burjuvazi toplumsal yapı ve ilişkileri de sermayenin günümüzdeki ihtiyaçlarına göre biçimlendirmektedir. Burjuvazinin konum ve çıkarlarına -sermayenin üst düzeydeki birikimine- uygun olarak küçük bir azınlığa dayanan oligarşik hakimiyetle, ekonomik, mali, siyasal, idari, askeri alanlarda çekirdekte artan ölçüde merkezileşmeyle çelişik gibi görünen, ama tersine onu bütünleyen, mali oligarşinin ve bir bütün olarak burjuvazinin sınıf egemenliğini ve sömürü ilişkilerini daha geniş bir temele yayıcı, sermaye birikimine de daha geniş bir temel kazandıran esnek bir kurumsal yapılanmayı ve esnek bir ilişki sistemini geliştirmeyi içerir. Kapitalist toplumsal siyasal yapı içerisinde var olan kurumlar -onbinlerce kurum ve kuruluş- bu yolla, bu ilişki sistemiyle sisteme bağlı olarak örgütlenir ve bağlı hale getirilirler.

Bugün, ne sermayenin ihtiyaçları, ne kapitalist üretim ilişkilerinin gelişme düzeyine bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik-toplumsal yapıyla değişen ilişkiler, sınıf mücadelesinin oluşturduğu birikimler, Kürt ulusal mücadelesi, ne de burjuva siyasetin iç ve dış belirleyenleri ve dengeleri rejimin eski biçimde devamına imkan tanımaktadır. Toplumsal doku daha parçalıdır. Toplum ve birey ilişkilerinin de öncekinden farklılaştığı bir toplumsal değişim gerçekleşmektedir. Önceki homojenitenin tümden kaybolduğu, farklılaşan bir toplumsal doku vardır bugün. Tek bir kalıpla tek bir tornadan çıkartılan ve hizaya sokulan faşizmin ideal toplumsal yapısıyla, farklılaşan ve artık önceki gibi yönetilmesi de mümkün olmayan bu toplumsal yapı artan ölçüde çelişmektedir. Kapitalizmin ülkedeki ve uluslararası gelişimi, kapitalist küreselleşmenin ortaya çıkarttığı dinamikler ve ilişkiler, bunların içe kapalılığı, önceki ilişki biçimlerini hızla parçalaması, ekonomik ve sosyal işbölümünün yeni biçimleri yeni bir toplumsal yapı ortaya 36

Siyasal alandaki değişim, köklü bir faşist kurumsallık ve işleyişe dayanan dengeler nedeniyle daha zorlu, gerilim ve çatışmalarla, iniş ve çıkışlarla birlikte gerçekleşmektedir. MGK’nın -MGK içerisindeki ordu partisinin-, iç ve dış siyaset alanında temel kurumsal belirleyiciliği zayıflamıştır. Bir çavuşunu bile teslim etmeyen ordu partisi, kuvvet komutanlığı, MGK sekreterliği yapmış generallerini teslim etmektedir. Kürt siyaseti, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu gibi temel sorunların emperyalist-burjuva çözümünün önünde engel oluşturmaya başlayan faşist milliyetçi, bir dönem ABD’deki neo-concu kanata dayanmış, Rusya gibi farklı klik ve emperyalist güçlerle ve bölgesel yerel ittifaklarla darbe arayışına giren kontrgerilla yapısı çökertilmektedir. Devlet içi güç dengeleri ve devlet örgütlenmesi değişime uğramaktadır. “Cumhuriyetin kurucu ve kollayıcı gücü olarak dokunulmaz olan ordu”nun darbe yapma meşruiyeti elinden alınmaktadır. Ülkemizdeki demokrasinin kilit sorunu olan Kürt ulusal sorunu Özalcı yaklaşımın bugüne uyarlanmasıyla geri düzeyde liberal reformist bir çizgiden yeniden düzenlenmektedir.

çıkmakta olan yeni toplumsalsiyasal gereksinmelerin, artan çatışmalı ilişki biçimlerinin ve mücadele dinamiklerinin de etkisi vardır; fakat bunların geri düzeyde olması, ortaya çıkmakta olan burjuva demokrasisinin de en geri düzeyde bir neoliberal demokrasi olmasına yol açmaktadır. Bugün komünist ve devrimci hareket, devrimci sınıf ve halk hareketi zayıflamış ve gerilemiş durumdadır ve faşist rejimdeki çözülmenin güncel etkeni, doğrudan baskılayanı, esas zorlayanı değildir. Faşist rejimdeki çözülmenin temeldeki nedenini dünyadaki değişen durum, sermayenin birikim koşul ve biçimlerindeki değişim, uluslararası ve ulusal düzeyde burjuvazinin sınıf içi ilişkilerindeki farklılaşma, iç ve dış politika marjlarının değişmesi oluşturmaktadır. Mali sermayenin küresel birikim koşullarının önündeki engelleri ortadan kaldırmak, para ve malların serbest dolaşımı, doğrudan sermaye yatırımları, borçların geri transferi için güvenli ve engelsiz bir siyasal, idari, yasal ortamın yaratılması hedeflenmektedir. Sosyal emperyalist Sovyet bloğunun çökmesiyle oluşan dünya ve bölge dengelerindeki değişim, sermayenin küresel birikim koşullarının kapalı ekonomik-siyasal yapıları çözmesi, ekonominin olduğu gibi siyasetin de neoliberalizme

Bunda başta Kürt hareketi olmak üzere, kitlelerin mücadele birikiminin ve neoliberal kapitalizm temelinde ortaya 37


ği toplumsal kesimlerle olan çelişkileri rejim yapısındaki değişimle kapsamına alarak, kapitalist birikim sürecinin bileşeni ve dinamiği haline getirerek yeniden düzenlemek amaçlanmaktadır. Siyasal düzeyde Özal’la başlayan siyasal toplumsal bir yeniden yapılanma açılımıdır. Sadece geleneksel sağı ve solu değil, uçlara doğru olan kutuplaşmaları da yeni bir merkez politikası oluşturarak toplama ve kapitalist devletin kutuplaşmalar ekseninde daralmış siyasal toplumsal temelinin genişletilmesi hedeflenmektedir.

uygun olarak düzenlenmesine geçilmesi bu değişimin dışardan içeriye doğru olan etkenini oluşturmaktadır. Bu içte, öncekine göre daha büyük bir sermaye birikimine ulaşmış işbirlikçi tekelci burjuvazinin yeni uluslararası işbölümü koşullarına uygun olarak birikim temelini içerde olduğu gibi dışa doğru da genişletmesi, iki; “ihracata dayalı ekonomi” politikalarıyla emperyalist-kapitalist dünya ekonomisiyle entegrasyona geçen orta burjuva kesimlerin palazlanarak, bir bölümü tekelleşerek siyasal alanda da etkinleşmesiyle oluşan sermaye içi çelişkiler, burjuvazinin iç sınıf ilişki ve dengelerindeki farklılaşma ile birleşmektedir; bu da içteki etkeni oluşturmaktadır. Bu gelişmeler, kapalı bir yapıdaki iç siyaseti çözdüğü, iç ve dış siyaset arasındaki ilişkileri değiştirdiği gibi iç toplumsal yapıda bir değişim ve yeni dengeler ortaya çıkartmıştır. Sermayenin daha geniş temellerde ve derinlemesine birikimi için zorla, zorbalıkla, iknayla neoliberal birikim politikalarının önündeki engellerin kaldırılması için ulusal, dini, yerel, bölgesel çelişkilerin yeni bir yapılanma temelinde çözülmesi, bir engel oluşturmaktan çıkartılması hedeflenmektedir. Nispi ve mutlak artıdeğer yoluyla işgücünün azgınca sömürüsünden kaynaklanan, faşist rejimin monolotik yapısıyla baskı altına alarak dışa itti-

Neoliberal Kürt açılımı Ülkemizdeki demokrasinin kilit sorunu Kürt ulusal sorunu, Özalcı formülün bugüne uyarlanmasıyla geri düzeyde liberal reformist bir çizgide stabilize edilme sürecindedir. Türkiye’nin olduğu gibi Kürdistan’ın da bugünkü ekonomik, siyasal, toplumsal yapısı, örgütlenişi bir değişim geçirmektedir. Rejim krizinin süren fakat eski şiddetinde olmayan konusu Kürt sorunu da, içteki ve bölgedeki gelişmelere uygun yeni bir denge yaratılarak neoliberal bir yeniden düzenlemeyle sisteme bağlanmaya yönelinmiştir. Kürt partilerinin parlamentoda ve yerel yönetimlerdeki varlığı, 38

Kürtçe televizyon uygulaması, üniversitelerde Kürdoloji Enstitüsü, yerleşim birimlerinin Kürtçe isimlerinin tanınması gibi liberal reformist açılımlar vardır. Türkiye kapitalizminin güneydeki fiili federatif Kürt yönetimiyle kırmızı çizgileri kaldıran ilişkileri derinleşmekte ve fiili bir ekonomik entegrasyon süreci yaşanmaktadır. Güney Kürdistan’da bine yakın Türkiyeli şirket faaliyet göstermekte ve dış yatırımların önemli bir bölümünü gerçekleştirmektedir. Türk devleti ile Irak ve Güney Kürdistan yönetimi arasında, petrol, doğal gaz, su, Kuzey-Güney sınırının yakınında sanayi bölgesi inşası gibi çok sayıda açık-örtük ekonomik ve askeri anlaşmalar yapılmaktadır. Dillendirilen program belli bir vadeye yayılarak, bölgedeki resmi kurumlarda Kürtçenin de kullanılması, okullarda Kürtçe eğitim gibi konuları da içeren örtük bir idari özerklik niteliği taşımaktadır.

getirmektedir. Rejim ve siyaset de neoliberal temelde emperyalistler ve bağımlı burjuvazi tarafından yeniden yapılandırılmaktadır. Dolayısıyla bu sınıfın bütün gerici özelliklerini içerisine akıttığı bir gelişim ve biçimlenişe sahiptir. Burjuva demokrasisi, burjuvazinin neoliberal sermaye birikim politikalarının önünü açacak ve burjuvazinin iç ilişkilerini yeni bir iç denge oluşturarak düzenleyecek, emekçi sınıfları da burjuva sisteme ekonomik olarak olduğu gibi siyasal ve toplumsal bakımdan da sıkıca bağlayacak -bunun mekanizmalarını kuran- bir demokrasidir. Rejim krizine, siyasal ve toplumsal istikrarsızlığa yol açan çelişkilerin bireysel, grupsal, kültürel aidiyet ilişkileri temelinde yumuşatılarak sisteme dahil edilmeleri politikası, Türkiye koşullarına uygun bir liberal kapitalist düzenleme şekli uygulanmaktadır. Bu burjuva demokratik biçimlerin içerisinde en geri düzeyde, en geri tipte, gerici niteliği en belirgin olanıdır.

PKK’nin de dolaylı olarak dahil olduğu PKK’nin tasfiye pazarlıkları, bu geri düzeydeki liberal reformist düzenleme, Kürdistan’da ekonominin bağımlı kapitalist temellerinin gelişimiyle birlikte palazlanan ve büyüyen holdingler de kurmaya başlayan Kürt burjuvaların artan etkisi ile gerçekleşmekte, Kürdistan’da sınıf yapılarını ve sınıf karşıtlığını daha açık hale

Şimdi bir başka ince ayar, Ergenekon ve ordunun içine doğru uzanan operasyonlarla yapılmaktadır. Kürt sorununda dışta kırmızı çizgileri kaldıran ve Özal’ın önerdiğinin alt varyasyonu bir entegrasyonu içeren, içte de burjuva siyasetin mer39


keze doğru normalizasyonunun önünde engel oluşturan kontrgerillacı-darbeci faşist milliyetçiler “kontrollü” bir şekilde tasfiye edilmektedir. Ordunun, cumhuriyet rejiminin kuruluşundaki tarihsel rolüyle, askeri faşist darbelerle pekiştirilmiş, büyük ölçüde MGK üzerinden ve sık sık da muhtıralımuhtırasız ses yükseltmeleriyle uygulanan iç ve dış siyasetteki belirleyici rolü, kısıtlanmaktadır. Rütbe tenzilini de içeren ince bir ayarla ordunun konum ve rolü iç siyaset alanında daraltılıp sınırlandırılırken onu, PKK’nin askeri olarak zayıflatılıp etkisizleştirilmesi, burjuvazinin bölgesel açılımları ve emperyalist NATO politikaları doğrultusunda yeni bir konumlanışa sokan bir “yeniden yapılanma politikası” uygulanmaktadır.

Bölgesel yeniden yapılanma

Kerkük, petrol-doğal gaz aktarım ve kullanımında alınan bazı tavizlerle birlikte uygulamaya geçmiştir. Türkiye burjuvazisi, Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasında da genişleyen ekonomik ilişkiler ve ılımlı İslam stratejisi içerisinden siyasal ve kültürel bir dönüşümün seçeneği ve hazırlayıcısı olarak da rol oynamaktadır. Bir bütün olarak dış politika stratejisi, bağımlı tekelci burjuvazinin bölgesel hedeflerine, daha geniş burjuva temelli olarak da orta ileri düzeydeki Türkiye işbirlikçi kapitalizminin bölgesel genişleme ve güç olma hedeflerine uygundur. Geniş bir yelpaze içerisinde ekonomi, siyaset, kültürel bağlar ve diplomasinin iç içe geçirildiği esnek stratejilerle uygulanmaktadır. Ve dış politikada, Kıbrıs, Ermeni ve Kürt politikalarında kırmızı çizgilerin kaldırılmasıyla faşist milliyetçi saldırgan dış politika değiştirilmektedir.

Bağımlı Türkiye burjuvazisi dış politika alanında emperyalistlerle karşıtlaşan bir çizgide değildir. AB, NATO, Kıbrıs, Ermeni politikaları emperyalist politika ve stratejilere uygun bir çizgide olduğu gibi, Kürt politikası da kırmızı çizgiler kaldırılarak geldiği nokta itibariyle bölgesel ortak bir strateji içerisinde yürütülmeye başlanmıştır. Kürt açılımı ve KuzeyGüney entegrasyon politikası,

En geri düzeydeki bu liberal burjuva demokrasisi, emperyalist burjuvazinin ve bağımlı tekelci burjuvazinin gerici niteliklerini iç politikada olduğu gibi dış politikada da göstermektedir; genişlemecidir, gerici bağların güçlendirilmesine dayalıdır, baskıcı bir karaktere ve role sahiptir. Fakat dış politikanın “sabite”lerinden birini oluşturan, aşınmış Misak-ı Milli sınırları içerisinde kalma, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” 40

politikası da değişime uğramaktadır. Kendine özgü bir vizyonla çıkıyor görünse de bölgedeki emperyalist strateji ve çıkarların içerisinden hareket eden, ona uygun yayılmacı bir versiyon geliştiren özelliktedir. Türkiye’nin bölgesel finans merkezi, bölgesel ulaşımtaşımacılık merkezi ve lojistik üssü, iletişim ağı-altyapısı merkezi, uluslararası enerji ve su nakil kavşağı, bölgesel otomotiv, gemi inşa, turizm merkezi ve bölgesel “güvenlik ve diplomasi” merkezi, GAP’ın bölgesel tarım-gıda ambarı olması gibi, bazıları uygulamaya geçmiş son derece kapsamlı projeler bu çerçevededir.

lı burjuvazinin yeni açılım ve entegrasyon politikalarının bir ürünü olan bu dış politika, Ortadoğu’nun emperyalist yeniden yapılandırılmasında katalizör oluşturucu bir varyasyondur. Güney Kürdistan’a dönük kırmızı çizgilerin kaldırılarak Kürt sorununun da yeni bölgesel açılım stratejisi içerisinden ele alınması -içteki açılımlar, Genelkurmay’ın, “akil” general ve devlet adamlarının Kürt sorununun “kültürel” boyutunu dillendirip çözüm istemeleri, yanlış yapıldığını açıkça söylemeye başlamaları, PKK’nin silahsızlandırılması, marjinalize edilmesi, Türk ve Kürt burjuvalarının Güneyiyle Kuzeyiyle ortak politikalar geliştirmeye hız vermeleri, Gülen cemaatinin faaliyetleri- bu stratejinin içerisinde parçalar olarak geliştirilmektedir.

Ana çizgilerini emperyalistlerin çizdiği bölgenin yeniden yapılandırılması politikaları içerisinde işbirlikçi tekelci sermaye, bölgesel yayılım politikalarına da hizmet eden diplomasisi ve ordusuyla “yumuşak güç” rolünü üstlenmiştir; dinikültürel ve tarihi bağları da kullanarak, bunları özellikle ABD emperyalistlerince desteklenen bir “rol modeli” haline getirerek GOP stratejisi içerisinde yer yer kendi dansını da yapan katalizör bir rol oynamaktadır. Siyasal diplomasi ve “en önemli ihracat malı ordu”suyla bölgeye daha fazla meta ihracı, sermaye yatırımı yapabilmek, kriz döneminde Arap sermayesinin ülkeye daha fazla çekilmesini gerçekleştirmek gibi bağım-

Kürt ulusal hareketi Kürt ulusal hareketi, rejimin çivilerini yerinden oynatmış; işçi sınıfı ve emekçi kitle hareketi, azımsanmayacak antifaşist mücadele birikim ve değerleriyle Türkiye devrimci hareketi, rejimin yıpranmasının ve eskisi gibi yönetememesinin etmenlerini oluşturmuştur. Ancak rejimdeki farklılaşma, işçi sınıfı ve emekçilerin mücadele dalgalarının sonucu değildir. Faşist diktatörlük yıkılmamakta; neoliberal dönüşüm süreci ve kapitalizmin derinleşen ege41


menliğine uygun tarzda, neoliberal burjuva demokrasisi yönünde çözülmektedir. Rejimin çözülmesi, emperyalizme bağımlılığı, özgürlük sorununu, ancak Kürt ulusunun ayrılıp kendi devletini kurma hakkının tanınmasıyla çözülebilecek olan ulusal sorunun varlığını ortadan kaldırmamıştır. Ancak hız kazanan gelişmeler, siyasal mücadelenin zeminini büyük ölçüde değiştirmekte; sağıyla “sol”uyla program ve politika yapış tarzını, militanlık anlayışını gitgide daralan antifaşist, ulusalcı-halkçı demokratizm üzerine kuranların devrimci dinamikleri tükenmekte; kuşaklar boyu devrimcilik kriterlerini, mücadele ruhunu belirleyen demokratik devrimciliğin krizini hızlandıran bu süreç, başta Kürt ulusal hareketi olmak üzere yeni bir tasfiyeci dalga ile tamamlanmaktadır.

kullanmaya çalışan kontrollü bir askeri baskı ve anayasal bir reform isteği; Kürt ulusal hareketinin üzerinde gezindiği, ulusal sorunun devrimci çözümünden son derece uzak, liberal reformist zemini budur. Kuzey Kürdistan’da da kapitalist üretim ilişkileri hakimdir. Savaşın duraksamasıyla kapitalist gelişim hız kazanmıştır. Neoliberal politikalar doğrultusunda yeni iş bölümü koşullarına uygun olarak, emperyalistler, Kürt ve Türk işbirlikçi burjuvaları, Kürt yerel burjuvaları çeşitli proje ve yatırımları gerçekleştirmektedirler. İşgücü fiyatının daha ucuz olması nedeniyle bazı fabrikalar bölgede kurulurken, KOBİ’sel üretimde de bir kayış olmaktadır. Yerel yönetimler, bölgesel asgari ücret, bölgesel yatırım ve kaydırmaları teşvik gibi yasa ve uygulamalar da gündemdedir. Kürdistan’da emperyalistlerle, bağımlı Türkiye kapitalizmiyle entegrasyonu güçlendiren, ulusal harekete destek veren Kürt burjuva ve orta sınıf kesimlerini ulusal liberal reformizm çerçevesinde sisteme daha fazla bağlayan gelişmelerdir bunlar.

Kürt ulusal hareketinin reformistleşmesiyle birlikte daha geri istemlere doğru kayması, TC, AB, ABD ile güç yalpalamaları arasında çözüm arayışları, Güney’den gelen gerici basınç, ulusal sorunun, tam hak eşitliğine dayalı ve kendi kaderini tayin hakkını içeren devrimci çözümünden büsbütün uzaklaştırmıştır. Sınırlı bazı kültürel haklar, AB temelli azınlık ve birey hakları temelinde çözüm, anarşist liberterlikle sulandırılmış yeni bir program arayışı, Bölge konjonktürünü lehine

Bu gelişmelerle birlikte, küçük burjuva milliyetçi antiemperyalizmin tutucu-şoven milliyetçilikle sınırları geriye doğru iyice belirsizleşmiştir. Ana içeriğini antifaşizmin oluşturduğu ulusalcı-halkçı, halkçı-ulusalcı 42

stratejiye sahip proletarya soyalizminin antiemperyalizmi arasındaki derin ayrımı ortaya koymak yaşamsaldır. Burjuva liberal demokrasiciliği ile sınırları belirsizleşen antifaşist halkçı demokratizmle ayrımımızı, burjuva sınıf diktatörlüğü ve geri düzeydeki burjuva liberal demokrasisinin karşısına proletaryanın sınıf diktatörlüğünü ve proleter demokrasisini çıkartmak yaşamsaldır. İkisini birlikte, halkçı demokratizmden kesin kopuşun, kopmanın ya da kopmamanın ana ayrım konuları olarak göreceğiz.

demokratizm ile burjuva liberal demokrasiciliği arasındaki sınırlar geriye doğru iyice belirsizleşmiştir. Dar antifaşist, antiemperyalist devrimciliğin demokrasi ufkunun demokratik devrimciliğin ötesine geçememesi, bu sınırlı ufkun burjuva demokrasisi karşısında daha da geriye doğru çözülmesi, onun karşısında kendini çaresiz ve çözümsüz hissetmesine yol açmaktadır. Bugün de Kürt sorunundaki hızlanan gelişmeler karşısında ya ulusal burjuva liberal reformizmine yedeklenerek onun üzerinden burjuva demokrasisi içinde eriyip gitme ya da salt hayırcılık ve PKK’nin dar eleştirisi ile yetinme devrimci harekette ne kadar revaçtaysa, o kadar da bağımsız sosyalist sınıf politikasından yoksunluğun, etkisizliğin, çaresizliğin, zemin kaybının ifadesidir. Sınıf durumlarında, toplumsal, kültürel, siyasal koşul ve ilişkilerde ortaya çıkan ve neoliberal bir biçimleniş kazanan ilişkiler karşısında önceki, antifaşizm, antiemperyalizmle sınırlı ve dar siyasal biçimler içerisine hapsolmuş düşünüş, örgütlenme, mücadele tarz ve alışkanlıkları yetersiz kalmakta, etkisizleşip çözülmektedir.

Çözüm ekseni Kapitalist emperyalist sistem, gelişiminin bu üst aşamasında sınıfsal çelişkileri büyüttüğü ve giderek uzlaşmaz kıldığı gibi, varolan toplumsal çelişkilere yenilerini de ekleyerek büyütmekte ve şiddetlendirmektedir. Bununla birlikte önceki dönemde daha önde ve belirleyici olan bazı çelişkiler, feodallerle köylülük çelişkisi ve bu çelişkinin yarı feodal biçimlenişleri, emperyalizmle ezilen uluslar arasındaki çelişkiler önceki düzey ve konumlarını kaybetmektedirler.

Tutucu şoven milliyetçilikle de sınırları belirsizleşen milliyetçi küçük burjuva antiemperyalizmine karşı enternasyonalist ve evrenselleşen net bir antikapitalist içerik ve

Kapitalizm çerçevesinde çözülmemiş ulusal sorunun, köylü sorununun salt demokratik çözümünün yerini, proletarya 43


devrimine dolaysızca bağlanan sosyalist demokratik nitelikteki çözümü almıştır. Başlangıçta birlikte bile yola çıkmış olsa kendi ezilen ulus burjuvasından da ayrılan ezilen ulus proletaryasının, kent ve kır yoksullarının mücadelesi, ulusal kendi kaderini tayin etmekle sınırlı bir mücadele olmaktan ve çoğu yerde onunla iç içe geçen köylü sorunu ve onun burjuva demokratik çözümü olmaktan çıkmış; kapitalizme ve emperyalizme karşı sınıfsal içerik ve niteliği belirginleşen sosyalist demokratik bir niteliğe bürünmüştür. Ezilen uluslar içerisinde de sınıfsal ayrım ve karşıtlıkların belirginleşmesiyle açıklık kazanan gerçek “her ulus, iki ulustur.”

nüfusun gerilemesi ve kentsel nüfustaki artış, proletaryanın temel ittifak ilişkilerinde kentte ve kırda yarı proleterlerle olan ittifakını öne geçirdiği gibi, temel ittifak ilişkisi olarak proletarya-köylülük ittifakının yerini de proletarya-kent ve kır yoksulları ittifakı almıştır. Ortaya çıkan bu yeni ittifak durumu, proletaryanın hegemonyasına güç kazandırmakta, sosyalist devrim tipini koşullayıp genelleştirmekte, sosyalist inşada temel adımların görece daha kolay ve sağlam atılmasının imkanlarını göstermektedir. Kapitalist gelişimin yeni bir ivme kazanmasıyla birlikte iç sınıfsal ayrışma, ulusal harekette de etkisini artırarak, derinleşmektedir. Bugün Kuzey Kürdistan’da ‘iki ayrı ulus’ vardır. Yeni konjonktür içerisinde hızla palazlanan, yeni yatırımlar ve ticaretle, emperyalistlerden ve Hükümetten aldıkları desteklerle sermayelerini büyütmek, çaresiz durumdaki Kürt emekçileri sigortasız, sendikasız 12 saat çalıştırarak daha fazla sömürmek isteyen, Güney Kürdistan/Amerikancı Irak ile ticaret üzerinden semirme peşindeki Kürt burjuvaları ile, diğer tarafta, köyleri yakılan, yurtlarından edilen, kirli savaşın en ağır saldırılarıyla karşı karşıya kalıp büyük kent varoşlarında yığılmış ve işsiz olarak yaşayan Kürt yoksulları... Ve onların bu çaresiz halinden ya-

Dolayısıyla bugün gerilemiş ve daha geri biçimlere bürünmüş emperyalizm-halklar çelişkisinin, ulusal düzeydeki çelişkilerin ele alınışı da farklı kanallardan çeşitli emperyalistlerle ilişki halinde olan, emperyalist kapitalist sistemin bir parçası durumundaki burjuva, burjuva-feodal amorf ulusal hareketler temelinde demokratik burjuva -hatta kendi başlarına o bile olamayan ve olamayacak da olan- değil, sosyalist demokratik çözüm ekseninden olmalıdır. Kapitalist üretim ilişkilerinin dünya düzeyinde ve kırlarda da hakim hale gelmesi, kırsal 44

rarlanarak çok düşük ücretle ve en ağır koşullarda çalıştırıp sömürerek, üzerlerine basarak hızla büyümek isteyen Kürt burjuvaları.

letaryanın ittifaklarını da bu temelde kurmasını -proletaryanın siyasal ve fiili hegemonyasının zorunluluğunu- şart koşar. Türkiye kapitalizminin Kuzey Kürdistan’ı da içine alan gelişimi, Kuzey Kürdistan’da “Her ulus iki ulustur” belgisinde ifadesini bulan burjuvaziproletarya çelişkisini daha açık hale getirmektedir. Kürt devrimci ulusal kurtuluş hareketinin ulusal reformizm yönünde çizgi değiştirmesi ve liberal reformist politikalarla tasfiyesinden sonra daha açık hale gelmiş olarak, artık Kürt ulusal sorununun demokratik kurtuluşçu değil, sosyalist demokratik çözümü gündemdedir. Kuzey Kürdistan işçi sınıfı ve kirli savaşın yarattığı yıkım ve zorunlu göçlerle büyük sayılara ulaşmış kent ve kır yoksulları, emperyalistler ve Türkiye burjuvazisiyle yeni bir kaynaşma sürecine giren, bir bölümü hızlı bir sermaye birikimiyle tekelcileşen Kürt burjuvazisine, çoğu tarım kapitalistlerine dönüşmüş büyük toprak sahiplerine karşı, ulusallığın sınıfsallığı örten perdesini yırtarak, sınıf özlemleri ve talepleriyle mücadele edeceklerdir. Bağımlı tekelci burjuvazinin, KOBİ burjuvalarının bölgesel açılımları da içeren gelişimi, sermayenin genişleyen bir coğrafyada üretimi ve birikimi, ülkemizde gerçekleşecek proleter sosyalist devrimin birçok yöne doğru yayılacak

Ezilen bir ulusa mensup olmanın bedelini ödeyen, en ağır yükünü taşıyanlar Kürt emekçileridir. Kürt emekçileri için ezilen ulus sorunu, Kürt burjuvaları ile de karşıtlaşarak proletaryanın kurtuluşu sorunuyla içiçe bir nitelik kazanmaktadır. Kürt ulusal sorununun tam hak eşitliğine dayalı, demokratik kurtuluşçu, antiemperyalist çözümü; gerek emperyalizm çağının karakteristikleri ve onu da doğrulayan Türkiye Kürdistanı ve Kürt ulusal hareketinin bugünkü durumu ve düzeyinin gösterdikleriyle, ancak sorunun proletarya devrimine bağlı çözümüyle mümkündür. Ulusal özgürlük taleplerinin taşıyıcısı, Kürt proletaryası, Kürt kent yoksulları, yoksul Kürt köylüleridir. Demokratik sorun ve görevlerin çözümü de, sosyalist devrim sürecinde ve sosyalist devrimle birlikte, sosyalist demokratik bir içerikte olacaktır. Bağımsızlık ve demokrasi, küçük burjuva devrimci demokratik ve ulusal kurtuluşçu tanımlarını değil, bağımsızlığın ve demokrasinin sosyalizmle birlikte kazanılacağı ve gerçekleştirileceği bir ilişkiyi ve pro45


deprem etkisini ve uyandıracağı esinin büyüklüğünü göstermektedir. Proletaryanın sınıfsal, demokratik, ileriye doğru gelişebilecek bir ittifak zemininin varlığına da işaret eden bu koşullar, sosyalist devrimimizin bölgesel etkilerini, bölge devrimlerini tetikleme potansiyelini de göstermektedir. Devrimimiz, Avrupa-Asya bağlantısında, ABD emperyalizminin bölgesel hakimiyetinde temel bir halkayı koparmaya aday bir devrimdir.

etkisizleştirilmesine dayanır.

uydurulmaktadır.

Ülkemizdeki neoliberal burjuva demokrasisini de biçimlendiren bu ögelerin toplamı, bunların Türkiye’nin siyasal toplumsal koşullarına uydurulmuş halidir.

Devlet revizyondan geçirilir, faşist devlet yapısı çözülürken yerine geçirilen liberal burjuva toplumsal siyasal yapı ve demokrasi, emekçi sınıf örgütlülüklerini daha da zayıflatıyor, kazanılmış ekonomik sosyal hakları da ortadan kaldırıyor. İç kurumsal yapı ve ilişkileri yeniden düzenlenmiş olarak devlet, yeni tipte örgütlenmiş önce ANAP, sonra AKP gibi partiler, yerelde kitlelerle doğrudan temas halindeki kurumlar olarak belediyeler, cemaat ve vakıflar, çok sayıdaki ve birçok alanı kapsayan, iç ve dış yatay ilişkilerle bağ kuran grupsal ve dar mesleki örgütlenmeler ve birey merkezli bir ilişki sistemi üzerinden siyaset ve toplum yeniden örgütleniyor. Türkiye’de son dönemde gelişen ve yığınsallık kazanan “sivil toplum” örgütlenmesi de bu zeminde, bu ilişkiler üzerinden gerçekleşti. Liberal reformist bir hatta giren İHD gibi kimi demokratik kurumlar, hatta sendikalar kendilerini “sivil toplum” örgütleri olarak tanımlamaya giriştiler.

Emperyalist tekellerin, bağımlı tekelci burjuvazinin ve burjuvazinin diğer kesimlerinin çıkarlarına yanıt verici, sınıf içi dengelere göre oluşturulup neoliberalizme göre biçimlendirilen, “ılımlı İslam”ı kültürel siyasal referans olarak kullanan, devrimci bir işçi ve halk hareketine dayalı olarak gelişmeyen bu demokrasi şekli, onun geri tipte oluşunu ve derin gerici karakterini daha da belirgin kılar. Yasa, kurum ve uygulamalarıyla faşist ögeleri içerisinde barındıran, faşizan özellikler taşıyan bir burjuva demokrasisi şeklidir. Emperyalizm çağı burjuvazisinin -“Mali sermaye özgürlük değil egemenlik ister”- gerici karakterini göstermektedir. Nispi ve mutlak artıdeğer sömürüsünü alabildiğine artırma yönelimine, yüksek tekel fiyatları, yüksek vergiler, yağma ve vurgunlara, neoliberal ekonomik politikalara göre biçimlendirilmiştir. Ülkemizdeki uzun bir tarihsel geçmişe sahip ve 12 Eylül askeri faşizmiyle pekiştirilmiş faşist siyasal ve kurumsal yapının birçok unsuru çözülmeye uğramakla birlikte yeni koşullara

Geri tipte neoliberal burjuva demokrasisi Bugünkü burjuva demokrasisi, -mali sermayenin dünya ölçeğinde ve tek tek ülkelerdeki egemenliğinin -bizim gibi ülkelerde bağlı ayaklarıyla, bağımlı burjuvalarla birlikte her alanda ve her düzeyde- bütün alanları kapsayan ve bunların birbirleriyle bağlantılandırıldığı katmanlı bir egemenlikle azamileştirilmesine, -artan ölçüde dikeyleşen sınıf egemenliğinin daralan temellerinin toplumun liberal, “öteki”leri de kapsamına alan örgütlenişiyle genişletilmesine, -ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel, idari, yasal, askeri, diplomatik sayısız biçim ve bunların her birinin kendine özgü ve birlikte uygulanan yöntemleri ve araçlarıyla hükmetmeye, -emekçi sınıfların örgütlülüklerinin bunlar aracılığıyla 46

özel mülkiyet ve sermayenin gelişim özgürlüğü, bunların önündeki her türlü engelin kaldırılması vardır. Liberalizm, burjuvazinin feodallerle iktidar mücadelelerine ve burjuvazinin işçi sınıfını bastırma mücadelelerine bağlı olarak doğuşunda ve sonrasında farklı gelişme özellikleri göstermiştir. Bugün, emperyalizm çağında ise bu demokrasi şekli, dünya genelinde mali sermayenin sınırsız egemenlik isteğine ve bunun her alana hakim kılınmasına ve güncel politikalarına uygun, sınırlandırılmış biçimde -birçok yönden kuşatma ve denetimle, birey hak ve özgürlüklerini dahi kısıtlayan yasalar çıkartılarak- kimi zaman ve yerde faşizan, işgalci biçimler kazanarak uygulanmaktadır. Onyıllardır faşist bir diktatörlüğün hüküm sürdüğü Türkiye’de ise işlerine yarayan faşist yasaların korunması biçimiyle, birey hak ve özgürlüklerinin ve bunların kullanımının ezelden beri gelişmemiş oluşuyla daha geri düzeydendir. Ancak toplumun neoliberal siyasal toplumsal temeldeki örgütlenişi, faşist diktatörlük altında ve sosyokültürel ilişkiler olarak feodal etkinin içerisinde daha fazla yer aldığı geri kapitalist yapı içerisindeki önceki örgütlenişinden farklıdır. Ortaya çıkan ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel dönüşüm ve ilişki biçimleri kavranılmadık-

Liberal burjuva demokrasisi, genel yapısı itibariyle burjuva bireysel ve grupsal hak ve özgürlükleri daha tanıyıcı, sınıfsal ve toplumsal hak ve özgürlükleri ise ortadan kaldırıcıdır. Liberalizmin özgürlük anlayışının temelinde burjuva 47


ça komünistlerin ve devrimci hareketin etkili bir karşı örgütlenme ve mücadele geliştirmesi mümkün değildir. Dar bir siyasal zeminde antifaşist mücadele yürüten, bilinç ve görüş mesafesi darlaşmış devrimci hareketin anlamakta ve kavramakta zorlandığı bu değişimdir.

gürlüğüne sahip olduğu gibi, kendisi gibi düşünenlerle birlik oluşturarak parti kurma ve seçimlere katılma hakkına da sahiptir! Hatta bu çok partililik, burjuva ideologlarına göre burjuva demokrasilerinin “tek parti diktatörlüğü” olarak gösterdikleri proleter demokrasiden daha üstün olduğunun en güçlü kanıtıdır.

Tekelci burjuva sınıf egemenliği olarak burjuva demokrasisi

Bu en geri düzeydeki, iyice budanmış, kısmi, biçimsel hak eşitliği bile, ezilen ulus, cins, mezhep vd.lerinin daha ziyade burjuva ve üst orta sınıflarını kapsamakta, aşağıya doğru büsbütün biçimselleşip güdükleşmekle birlikte, sınıf ayrım ve karşıtlıklarını bulandırmakta ve işçi sınıfı ve emekçi kitleleri kendi istek ve dileklerini temsil ettiğine inandıran bu gibi sistem kanallarına bağlamakta kullanılmaktadır.

Emperyalizm çağında burjuva demokrasisi, tekellerin egemenliğinin sürdürülmesinin bir aracıdır ve artan ölçüde iktidarın burjuvazinin, burjuvazi içerisinde de küçük bir azınlığın -mali oligarşinin-, elinde toplanmasıdır. Buna karşın burjuva demokrasisi, burjuvazinin iktidarını sürdürmesinin en güçlü ve en uzun süreli aracıdır. Burjuvazi, burjuva demokrasisi aracılığıyla sınıf iktidarına kendisi dışında geniş bir toplumsal temel oluşturabilmektedir.

Kapitalist sistemde devlet, burjuvazinin sınıf iktidarının siyasal egemenlik aracıdır en başta. Fakat sadece -sanıldığı gibi- siyasal egemenlik aracı değildir. Burjuvazi iktidarını onun üzerinden parlamento, hükümet, siyasal partiler, anayasa, yasalar -ticaret hukuku, ceza hukuku, medeni hukuk-, ordu, polis, hapishaneler, il idareleri, belediye yönetimleri, elçilikler, ekonomi -merkez bankası, bütçe, plan, üst kurullar-, maliye-hazine, para, vergi, eğitim, kültür-okullar, diyanet,

Burjuva demokratik sisteme bu gücü kazandıran, en muhalif görünen partileri, işçi hareketini sistemin içerisine çekip etkisizleştirmesini sağlayan nedir? Çok sayıda partinin varlığına dayanan çoğulcu sistem, seçme özgürlüğünün temeli ve teminatı olarak gösterilir. Her vatandaş seçme ve seçilme öz48

spor vb.yle sürdürür. Görüldüğü gibi burjuvazinin devlet aracılığıyla sürdürdüğü iktidar da geniş bir temele oturmuştur, bir çok alanı kapsamaktadır. Devletin aşırı merkezileşmiş yapısı ve açık terörcülüğün temel yöntem oluşuyla faşizm, egemen sınıf iktidarının temellerini daraltırken burjuva demokrasisi siyasal ve toplumsal olarak daha geniş temellere dayanır. Mücadeleler, küçük tavizler ve uzlaşmanın içiçe geçtiği, uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının törpülenerek emekçi sınıfların sistemin içerisinde tutulduğu, burjuva sınıf egemenliğinin farklı bir biçimi oluşturulur. Çok partililik, parlamenter demokrasi, genel, eşit ve gizli oya dayalı seçim sistemi esastır. Siyasal, sınıfsal toplumsal yapı, daha çoğul ve karmaşık görünüm ve farklılaşan yöntemlerle sınıf çelişkilerini perdeler. Burjuvazinin sınıf egemenliğini daha katmanlı ve daha güçlü hale getirir, aynı zamanda dolayımlılaştırır. Burjuvazi sınıf iktidarını temsili bir halk egemenliği gibi gösterir ve sistem burjuvazinin -onun içerisinde de küçük bir azınlığın, mali oligarşinin- hakimiyetine dayanmasına karşın, burjuva sınıf iktidarını daha saklı kılar.

egemenliğinin sürmesini sağlayan sadece parlamento, siyasal partiler, yasaları, ordusu, polisi, vergisiyle, okullarıyla devlet kurumları ve bu kurumlar aracılığıyla uygulanan kimi zaman sopa kimi zaman havuç, genellikle de bunların içiçe geçirildiği yöntemler değildir. Ulus, dünyevi kapitalist bir içerik kazandırılmış olarak din, yine kapitalizme göre yeniden tanımlanmış ve biçimlendirilmiş aile kurumu, toplumsal ve kültürel alanda yer alan sayısız kurum ve ilişki biçimleri, eğitim sistemi; hepsi egemen sınıf kültürüne göre ve daha önceki hiç bir toplumsal sistemin ulaşamadığı çokluk ve zenginlikte, küçüklü büyüklü, hem üretim alanını hem de toplumsal, siyasal, kültürel yaşam ve ilişkileri örgütleyen toplumsal örgütlülükler vardır. Ayrıca topluma, işçi sınıfı da içinde olmak üzere kabul ettirilmiş burjuva düşünüş, kültür ve ahlakı, gelenekler vardır. Eğer bunlar olmasaydı küçük bir azınlığın büyük çoğunluğu yönetmesi asla mümkün olamazdı. Devlet de bir sopa ve vergi aracı olarak kalırdı. Ve bir sınıfın kısa bir dönem dışında sadece zorbalığa dayanarak, vergi alarak hakimiyetini sürdürmesi asla mümkün olamazdı.

Burjuvazi iktidarını sınıf egemenliğinin temel aracı olarak devlet aracılığıyla yürütür. Bununla birlikte burjuva sınıf

Kapitalist bir toplumda üretim araçlarını elinde tutan sınıf olarak burjuvazi, hakimiyetini sermaye-meta egemenliğine 49


dayalı olarak, bütün ilişkilerin doğrudan ve dolaylı olarak sermaye ve metalar aracılığıyla kurulmasıyla yürütür. Meta egemenlik düzenini değişmez mutlak bir sistem olarak gösterir, dolayısıyla kendi sınıf egemenliğini ve onu sürdürmenin en güçlü aracı olarak da burjuva demokrasisini değişmez, mutlak ve en iyi sistem olarak gösterir. Kapitalizm sermaye-meta egemenlik ilişkileri düzenidir; sadece üretim ve ticaret değil bütün siyasal ve toplumsal işbölümü formları -ulustan aileye-, bütün toplumsal ve bireysel ilişki biçimleri ona göre ve onu geliştirecek biçimde örgütlenir. Emekçilere zerkedilen egemen kültürün de bu temelde oluşturulmasıyla burjuva egemenlik sisteminin ekonomi, siyaset, kültür, toplumsal işbölümünün temel formları üzerinden toplumsal ve bireysel ilişki biçimlerinin hepsine hakim olması da gerçekleştirilir; bunlar, hep birlikte burjuva sınıf egemenliğinin geniş temelini oluşturur.

turur. Gerek siyasal gerek ekonomik, toplumsal, kültürel düzeylerde örgütlenmiş kurumlar -sanattan, spora- siyasal ve toplumsal bir çoğulluk ve bunlar aracılığıyla gerçekleştirilen bir aidiyet ve sisteme bağlılık oluşturur. Burjuva demokrasilerinin dayandığı bu geniş temel ve yaygın ilişkiler ve bunların içiçe geçişi kavranılmadan, emekçi sınıfları kapitalist sisteme bağlayan yüzlerce, binlerce bağ, kurumsal ağlar anlaşılamaz, burjuva sınıf egemenliğine karşı etkili ve cepheden bir mücadele yürütülemez. Sömürücü küçük bir burjuva azınlık, hatta burjuvazinin mali oligarşiyi oluşturan küçük bir bölümü, baskı ve şiddeti de kullanarak ama çoğu zaman sopayı arkasında tutup arada bir çıkartarak büyük çoğunluk üzerinde hakimiyetini böylelikle sürdürmektedir. Komünistler olarak kapitalizme ve onun burjuva demokratik egemenlik biçimine karşı işçi sınıfının mücadelesini örgütlemek zorundayız. Burjuva sınıf diktatörlüğünün burjuva demokratik şekline karşı, daha geniş temelleri ve derinliği olan karşı bir bilinç oluşturmak ve bunu her düzeyde mücadele içerisinde geliştirmek zorundayız. Bu sadece siyasal iktidara karşı mücadeleyle sınırlı bir bilinç olmamalıdır. Keskin

Burjuva demokrasileri aynı zamanda bu ilişkiler sistemi içerisinden gelişir ve onları örgütler. Burjuva demokrasilerini, sadece siyasal alandaki partiler, parlamento vb. ile sınırlı kalmayıp toplumsal alana doğru genişleyen, toplumun bütününe yakınını örgütlemeyi gerçekleştiren, farklı özellik ve işlevlere sahip olan bu kurum, organizasyon ve ilişkiler oluş50

bir siyasal iktidar savaşımı ve onun bilinci olmadan iktidar için mücadele edilemez ve burjuvazinin devlet iktidarı yıkılıp parçalanamaz. Leninizm bize bunu öğretir. Fakat ne devlet iktidarı salt siyasal olanla sınırlıdır ne de burjuva sınıf egemenliği kurumsal olarak, işleyiş ve ilişkiler olarak sadece devlete dayanır. Çok sayıda, yüzlerce-binlerce, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel, ahlaki mekanizma ve ilişkiler sistemine dayalı olarak yürütür. Ulus, aile, din, sınıf farklılıkları, statüler, ayrıcalıklar, gelenekler, TV, sinema, internet, müzik, spor, moda, tüketimcilik vb. vb. her birisi egemen sınıfa ve onun kültürüne göre içeriklendirilmiş ve biçimlendirilmiştir. Toplumsal ilişkileri ve bireylerin yaşam biçimlerini de bunlar belirler. Her birisine egemen sınıf içeriği siyaset ve kültür olarak zerkedilmiştir. Her biri, bu burjuva içerik, biçim ve ilişki sistemleriyle içimize, evimize, beynimize, eşimizle, arkadaşlarımızla, yoldaşlarımızla ilişkilerimize, örgütsel ortamımıza kadar girer ve bir karşıtlık oluşturulmazsa da belirler.

cadelesi kavrayışının ilerisine geçilemez. Bir toplumu temellerinden değiştirecek ve yeni bir toplum yapısını ortaya çıkartacak sınıfsal ve toplumsal bir devrim iddiasıyla ortaya çıkılamaz. Evet, burjuvazi şiddete başvurmadan iktidarını sürdüremez ve bir işçi devrimi başarıya ulaşmak için burjuvazinin şiddet aygıtlarını yenmek, kırıp parçalamak zorundadır. Fakat özellikle burjuva demokrasilerinde burjuvazinin siyasal gücünü sadece baskı ve şiddetin oluşturduğunu düşünmek politik bir bönlük oluşturur. Sol lafazanlık altında kopartılan gürültüler, burjuvazinin parlamenter demokrasiyle kurduğu hakimiyet ve egemenliğini dayandırdığı geniş temelleri yıkmaya yaramadığı gibi, döner ona hizmet eder.

Antifaşist demokratik devrimciliğin krizi, çözülüşü ve burjuva demokrasisi korkusu Türkiye devrimci hareketinin belkemiğini oluşturan demokratik ve ulusal halkçı devrimci örgütlerin hepsi 90’ların ortalarından itibaren artan ölçüde bir güç kaybı ve erime, siyasal ve örgütsel şekilsizleşme yaşamaktadırlar. Antifaşist halkçıulusalcı demokratik devrimcilik süregelen biçimi, program, örgütlenme ve mücadele anla-

Toplumun kapitalist temellerde örgütlenmesiyle toplumsal yaşam ve ilişkiler alanında, bireylerin yaşamında gündelik yaşam ve ilişkilere indirerek kurduğu hakimiyet görülmezse dar bir siyasal mücadele ve dar bir ekonomik sınıf mü51


yışıyla bitmiştir. Neoliberalizmin ekonomi, siyaset, kültür, toplumsal yaşam ve ilişkiler alanında ortaya çıkarttığı değişim ve kapitalist üretim biçiminin tümüyle hakim hale gelmesi, kapitalist üretim ilişkilerinin hakimiyetindeki yaygınlaşma ve derinleşme, devrimci demokrasinin; halkçı ve ulusalcı -demokratik devrimciliğin şu ya da bu yönüne ağırlık veren her iki biçimi için de- zeminini daraltmıştır.

yalpalayan kararsız bir orta sınıf devrimciliği almaktadır. İdeolojik-siyasal bozulumla, örgütsel kadrosal yapı bozulması içiçe gelişmektedir. Türkiye devrimci hareketini, -ideolojik bakış, temel teorik açılımlar, yönelim ve özellik farklılıklarımız olmakla birlikte bizi de- nesnel olarak var eden ve belirleyen antifaşist halkçı devrimciliktir. Artık bu zemindeki bir devrimciliği sürdürebilmenin koşulları kalmamıştır. Antifaşist mücadelenin kapsamı önceki dönemlerdeki kadar geniş ve güçlü değildir, salt antifaşist mücadeleyle ve mücadelenin merkezine bunu koyarak bugün geniş kitleleri harekete geçirmek de mümkün değildir.

Neoliberal kapitalist çözücü etki, sadece politikalar yoluyla değil, sermaye-meta egemenliğinin artan etkisiyle, ilişki biçimleri, yaşam tarzıyla bütün örgütlerin içerisine kadar girmiştir. Meta egemenliğine dayalı ilişkiler etki ve hakimiyetini derinleştirdikçe, gerileyen devrimci yaşama da hakim olmakta ve artan ölçüde belirlemektedir. Üstelik bu düzeyden, metaya dayalı ilişkiler yoluyla gelişen neoliberal kapitalist etki, siyasal olarak neoliberal ya da burjuva milliyetçi yönde ayrışma ve etkilenme içerisinde olan tüm güçleri, sağ-sol, faşist, dinci, devrimci hepsini çekim alanına alıp belirlemektedir. Devrimci hareketin ayrımsız bütünündeki zemin kaymasının temel etkeni de budur.

Rejim değişimi konusundaki kafa karışıklığının, bununla bağlantılı, bir diğer nedeni ise, burjuva demokrasisinin tarihsel, siyasal, sınıfsal yerine sosyalist devrimci proletarya gözünden değil, küçük burjuva antifaşist halkçı demokratizm gözünden bakılmasıdır. Küçük burjuvazinin burjuva demokrasisi karşısında kafası her zaman karışık, tutumu her zaman yalpalamalı olagelmiştir. Burjuva demokrasisini, büyük bir “nimet”, “ilerici” ve “meşru” olarak görüp içinde eriyip gitmekle, basitçe zorbalığa yapılan bir eklenti olarak görüp kafasını kuma gömmek -ki ilkiyle aynı kapıya çıkar- arasın-

Önceki dönemde antifaşist mücadelenin biçimlendirdiği devrimci küçük burjuva radikalizminin yerini şekilsiz 52

da yalpalayıp durur. Burjuva demokrasisi ile sınırları iyice bulanıklaşan ve geriye doğru çözülen halkçı demokratizmin ufku burjuva demokrasisinin pek ötesine geçemediğinden, ya burjuva demokrasisini kendi tehdit altındaki küçük burjuva sınıf konumunu korumanın bir olanağı olarak görecek ve değerlendirme adı altında içinde büsbütün eriyip gidecek ya da burjuva demokrasisinin proletarya-burjuvazi mücadelesini hızlandıracağını, küçük burjuvazinin kendi ara mücadele durum ve zeminini büsbütün kaydıracağını ve sisteme emilimini hızlandıracağını az çok sezerek, küçük burjuvaziye dayanmayı ve bu orta-ara sınıfın mücadele tarzını sürdürebilmek için, burjuva demokrasisini yok sayarak onun getireceği tehlikelerden, zemin kaybından korunduğunu sanacaktır.

olduğu kadar onlara içerden de nüfuz eden, daha bağlayıcı ve gözbağlayıcı bir egemenlik biçimidir. Küçük burjuva platformun iler tutar hiç bir yanı, 3.Enternasyonal’in faşizm teorisiyle hiç bir ilişkisi olmayan büsbütün eklektikleştirilmiş bir “faşizm” tespitinde ısrarı, aslında demokratik devrimciliğin burjuva demokrasisinden duyduğu korkunun bir ifadesi, sosyalist devrimciliğe uzak durmanın da temel nedenidir. Ondan vazgeçtiği an, antifaşist siyasal devrimcilik üzerine kurduğu tüm söylem çökecektir. Sorunun düğüm noktası budur! Devrimci hareketteki derin stratejik krizin önemli nedenlerinden biri, siyasal-toplumsal egemenliğin bu daha kapsamlı ve çeşitlenmiş örgütlenme biçiminin burjuva sınıfsal niteliğinin ve köklerinin anlaşılmamış olmasıdır. Mücadelenin siyasal iktidara, onun içinde de baskı ve zorun en kaba biçimlerine karşı mücadele ile darlaşması, egemenliğin çevreleyen ve içerdenleşen biçimlerine karşı ise (neoliberalizmin genel geçer teşhiri ve “hayır!” demenin dışında nasıl mücadele edeceğini bilmeyen) tam bir savunmasızlık ve zemin kaybını ortaya çıkarmıştır.

Tüm meselesi gayrimeşru gördüğü egemenlik ve sömürü biçimleriyle olan, burjuvazinin artı-değer sömürüsünü ve sadece tek yanlı olarak zorbalığa dayanmakla kalmayan egemenlik biçimlerini ise “meşru” gören ya da bunlara karşı nasıl mücadele edeceğini bilmeyen küçük burjuvazi açısından şaşırtıcı olmayan bir algılama biçimi! Burjuva demokrasisi, burjuvazinin işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde, zoru da içeren ve emekçiler üzerinde

Bu güçler, halkçı devrimci 53


sınıf niteliği belirgin olan, devrimci bir program ve stratejiye dayanan politikadan, sınıf niteliği belirsiz -orta sınıf şekilsizleşmesi-, ara akımlaşan politik şekilsizleşmeye ve protest politikalara, reformist devrimciliğe doğru gerilemiştir. Bu hareketlerde liberalizmin ve aslında onunla kardeş olan anarşizmin etkisi oldukça fazladır ve iki yönden genel hareketi belirlemektedirler. Dünya ölçeğinde de “yeni toplumsal hareketler” içerisinde yer alan, “sosyal forum”ları örgütleyen güçler de bu kapsamdadır ve iki ögeyi -liberal reformist ve devrimci reformist- içinde barındırmaktadır.

nin parçası haline gelmişlerdir. Dünya genelinde proletaryaburjuvazi çelişkisi merkeze konulmadan, kapitalizm karşısında sosyalizm -proletarya sosyalizmi- net ve açık tanımlı hale getirilmeden, sadece faşizmin değil, neoliberal gerici niteliği belirgin burjuva demokrasisinin sosyalist demokrasi temelinde bir eleştirisine girişilmeden, komünist oluşumlar ve proletaryaya dayalı bir ilişkiler ağı geliştirilmeden ve bunun çalışması merkeze konulmadan, ittifak ilişkilerine devrimci sınıfsal siyasal bir bakış hakim kılınmadan, emperyalizme karşıtlık kapitalist emperyalizme karşıtlık çizgisinde derinleştirilmeden, siyaset bu zeminde proleter sosyalist bir siyaset olarak yapılmadan dünya ölçeğinde ortaya çıkan toplumsal muhalefet hareketleri, savaş karşıtı-işgale karşı hareketler, antiemperyalist birlikler içerisinde erimek, ülke içerisinde de ezilencitoplumsal hareketçi bir muhalefetin, şekilsizliğin parçası olmak -sağ ya da sol parçasıkaçınılmaz olur.

Sadece mücadelede görece daha radikal biçimlerin kullanılması, bu yönde eylemlerin önerilmesi tek başına bir ayrım oluşturmaz. Devrimci parti ve örgütler de, genel bir orta sınıf şekilsizliğinin damgasını vurduğu “yeni toplumsal hareketler”, “Sosyal Forum”, “sivil toplum muhalefeti”, içinde liberalinden, anarşistine, troçkistinden, reformistine hepsinin olduğu bulanık platform yapıları içerisinde erimektedirler. Önceki dönemde küçük burjuva devrimci sınıf niteliği ve halkçı derinliği olan program ve strateji netliğine sahip örgüt ve hareketler, bir ucu neoliberalizm ve liberal burjuvalarda olan, şekilsizleşmiş bir orta sınıf muhalefet hareketi-

Türkiye’de son dönemde devrimci harekette yaşanan Avrupa’da uzun yıllardır yaşanmıştır. Faşizme ve işgale karşı savaşa önderlik etmiş, büyük bir güce, etki ve prestije ulaşmış komünist partiler, yutulmuştur. 54

Bunun Türkiye devrimci hareketi ve bizim açımızdan daha da hazin bir örneği, Avrupa’daki devrimci göçmen birkaç kuşağın eriyip gitmesidir. Bunlar düşünülerek yanıt verici bir politika belirlenmelidir. Burjuva demokrasisine karşı mücadele kapsamıyla da, içeriğiyle de, konulacak hedefleriyle de farklı bir çalışma olmalıdır, yeni bir kadro politikasını ve örgütsel kadrosal bir dönüşümü de gerektirir. Kapitalizm ve burjuva demokrasisi karşıtlığı ekseninde bir politika, bunun örgütsel kadrosal dönüşüm ve yaşam tarzı yönüyle de ele alınması, bu karşıtlık üzerinden bir kadro politikası oluşturma, kapitalizme karşıtlık ekseninde derinleşme ve sınıf çalışmasına doğru sert bir çubuk bükme zorunludur. Burjuva demokrasisinin ekonomik, sosyal, siyasal nasıl bir entegrasyon ve özümleme gerçekleştirdiği, bunlara kapılmamak ve her birine karşı mücadele için neler yapılması gerektiği üzerine net bir kavrayış olmalıdır. Sermaye ve metalara bağımlılık ve ilişkilerin metalar aracılığıyla yürütülür hale gelmesi ve metaların insanları yönetmeye başlaması karşısında izlenecek örgütlenme ve çalışma tarzı belirlenmelidir. Hele ki Avrupa’da, kadro ve güç erozyonunun en temel sorununu da bunun oluşturduğu görülmelidir. Yoksa kendini bunun dışında tutmaya çalışan az sayıda devrimci dışında eri-

me devam eder. Benzer bir korku ülkemizde yaşanmaya başlanmıştır. Uzun yıllardır, ekonomik toplumsal koşullardaki değişimin karşısında yaşanılan erozyon, son dönemlerde gelgitlerle birlikte hızlanan siyasal değişim karşısında katlanarak yaşanmaya başlanmıştır ve bundan korkulmaktadır. Lenin, burjuva demokrasisinin gelmesini özellikle liberal burjuvaların artık gerekçe yaratamayacakları bir durumun ortaya çıkması ve asıl olarak da burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf karşıtlığının açıklık kazanması yönünden görür, bundan dolayı -sadece bundan dolayı- da destekler. Bizde ise ufku faşizme karşı mücadele ile sınırlı kalmış devrimciler, ayrıştığımız küçük burjuva platform dahil, bu yöndeki bir gelişimden korku duymaktadırlar. Bu korku, geri düzeyde neoliberal tipte bir burjuva demokrasisinin varlığını kabul etmeyip 3. Enternasyonal’in faşizm teorisini de yerle bir eden ucube görüşlerle ortaya çıkmaktadır. Ki bu korku kendisiyle sınırlı kalmayıp tersine dönerek burjuva demokrasisinin ideal biçim olarak görülmesine, ona karşı gizli hayranlığa dönüşmekte ve burjuva demokrasinin sahip olduğu siyasal çoğulculuk vb. normların sosyalist demokrasi yerine geçilmesine kadar varmaktadır. 55


Avrupa’da, gelişkin bir sermayemeta egemenlik ilişkileri sistemine ve bunun üzerinde yükselen burjuva demokrasilerine karşı mücadele edilemeyeceği düşüncesi, bu ülkelerde ayrıcalıklı işçi sınıfı aristokrasisinin, kapitalizmle bütünleşmiş bir sendikal bürokrasinin varlığı ve işçi sınıfının vasıflı kesimlerinin göreli ücretlerinin yüksekliği, kazanılan sosyal haklar nedeniyle işçi sınıfının devrimci niteliğinin kaybolduğu görüşleriyle içiçe geçerek yaygınlaşmaya başlamış ve teorize edilmişti. Gelişmiş kapitalist ülkelerdeki Maocu görüşler, öncülüğü gençliğe, azınlıklara, siyahlara, işsizlere, göçmenlere vb. veren Marcuscu görüşler, anarşizan küçük burjuva devrimciliği bu tepkisel zemin çıkmışlardır. Tarihsel olarak bu dönem, yenilgiye uğrayan Avrupa devrimlerinden sonra hız kazanan sömürgesel kurtuluş devrimleri ve 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında da ezilen halkların antiemperyalist mücadelelerinin öne geçtiği, burjuva ve küçük burjuva ulusal ve demokratik kurtuluş devrimleri ve mücadelelerinin yaygınlaştığı uzun dönemle çakışmaktadır. Siyasal mücadeleye olduğu gibi teoriye de damgasını vuran bu tarihsel koşullardır. Siyasal mücadele alanında ulusal burjuva ve küçük burjuva ulusal ve demokratik kurtuluş devrimleri, hareketleri öne geçerken, teoride

de ML bozunuma uğratılarak, proletaryanın kurtuluş ideolojisi ve yol göstericisi olmaktan çıkartılarak, bir yandan revizyonist burjuvazinin bir yandan devrimci küçük burjuvazinin kendi sınıf durumlarına uyguladıkları bir teori haline getirilmiştir. Sonrasında da ekonomik mücadele sendikal reformizme, siyasal mücadele parlamentarizme teslim edilmiştir. Ne ekonomik mücadelelerin devrimci biçimlerle geliştirilmesi gerçekleştirilmiş ne de parlamento taktikleriyle de birleştirilen, proletarya iktidarını hedefleyen geniş kapsamlı bir siyasal mücadele yürütülmüştür. Burjuva demokrasilerine karşı sosyalist demokrasi ve özgürlük mücadelesi ve bunun bir devrim ve iktidar mücadelesi olarak yürütülmesi konusunda başarılı, ileriye doğru devrimci gelişim gösteren bir örnek yaratılamamıştır. Burjuvazinin sınıf egemenliğinin üzerinde yükseldiği temel olarak genişleyen ve derinleşen meta egemenliğinin ve burjuva demokrasisinin çemberi kırılamamıştır. Sonuç olarak, “burjuva demokrasisi” ve burjuva demokrasisi koşullarında mücadele denilince komünistlerin ve devrimcilerin bilincinde bu legalizm, sendikalizm ve reformizm, revizyonist reformizm olarak karşılık buldu. Küçük burjuva sol ve anarşist çıkışlar olsa da bunlar 56

zayıf, marjinal ve çözülen ve yenilen durumundaydılar. Ve bunlar da, işçi sınıfından uzaklaştırıcı -işçi sınıfının yeni bir orta sınıfı oluşturduğu gibi düşüncelerle-, onun önderliğini yadsıyan, öncülüğü, gençliğe, azınlıklara, göçmenlere, siyahlara, küçük burjuvazinin çeşitli kesimlerine veren teoriler geliştirdiler.

Bu yanılsamayla birlikte, proleter sosyalist demokrasi ve özgürlük mücadelesinin nasıl içeriklendirileceği ve nasıl yürütüleceğini bilememek, alışılagelmiş önceki siyasal düşünüş, duygu ve eylemden kopamayarak onlara sıkıca tutunmaya çalışmak, demokratik devrimciliği antifaşist militanlık temelinde sürdürme korku ve çabası sosyalist devrimciliğe, onun düşünüşüne, gücünü komünizm ideolojisinden ve işçi sınıfından alan militanlığına uzak durmanın başta gelen nedenidir.

Burjuva demokrasisi durumunda devrimci mücadele, işçi sınıfı mücadelesinin devrimci gelişimi ve sistemi yıkacak bir program ve strateji temelinde yürütülmesi sorunu, temel bir sorun olarak durmakta ve antifaşist devrimciliğin dar siyasal ufku ve “boşta kalma” duygusuyla içiçe geçen gizil/ya da açık korkunun temelini oluşturmaktadır. Bu, demokratik devrimci baskın düşünüşle içiçe geçerek onu beslemektedir. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında Avrupa komünist partilerinin teslimiyeti ve ihaneti yaşanırken aynı dönemde dünya ölçeğinde emperyalizme ve faşizme karşı mücadelelerin yükselmesi, dogmatik revizyonist sosyalist program ve pratiklerin daha önce çökmesi, uygulanan ekonomistreformist işçi mücadelesinin devrimci sonuçlar yaratmayışı, demokratik devrimciliği, onun dar siyasallığını ve dar militanlığını daha üstün gören bir yanılsamaya da kaynaklık etmektedir.

Gelinen durumda, sınıf devrimcileri olarak, uluslararası komünist hareketin birikmiş ve yapısallaşmış, kapitalizme ve burjuva demokrasisine karşı mücadelede onu zayıflatıp gerileten, dogmatik, revizyonist programlar ve reformist işçi siyasetiyle, sistemiçileştiren görüşlerini de eleştirel bir biçimde aşmakla yükümlüyüz. Kopuşumuz, sadece halkçı antifaşizmin karakterize ettiği, küçük burjuva milliyetçiliğine doğru savrulmalara doğru da gelişen demokratik devrimcilikten olmayacak, bir dönem 3. Enternasyonal içerisinde yer alıp, ilerleyen dönemde hızla sağa, modern revizyonizme kayan partilerin kapitalizm ve burjuva demokrasisi karşısında yenik düşen program ve pratiklerinden de olacak. 57


Burjuva demokrasisine karşı mücadele

iç ilişkilerin farklı bir temelde kurulmasını gerçekleştirmek, hem içe -kendimize- hem dışa -sınıfa ve kitlelere- doğru yeni örgütlenme politikaları geliştirmek, çalışma tarzını farklılaştırmak için gereklidir en başta. Burjuva sınıf egemenliğinin ve devlet aracılığıyla sürdürülen burjuva sınıf iktidarının geniş temelleri üzerinden ve oluşturulan katmanlı egemenlik sisteminin bütünden kavranılması gerçekleştirilmeden, “sivil toplum” konusunda liberal ve reformist liberal yanılsamalardan kurtulmadan, günümüz kapitalizmine karşı mücadele edilemez. Bugüne uygun bir örgütlenme, bugüne uygun bir çalışma tarzı, kitlelerle ilişki kurmanın yeni biçimleri geliştirilemez.

Kapitalizmde “Sivil toplum” burjuva sınıf egemenliğinin dayandığı ve yıkılması gereken geniş temelleri gösterir. Ona Soroz gibi liberallerin ya da reformist liberallerin gözüyle değil, buradan bakılmalıdır. Faşizme karşı mücadele içinde şekillenmiş, mücadele ufku faşist diktatörlüğün tek biçimli, açık terörcü, ırkçı, inkarcı, imhacı ve dıştalayıcı, bastırmacı, asimile edici yapısı ve özellikleriyle sınırlı, bunlara karşı koymaya dayanan dar bir siyasal mücadele anlayışının ötesine geçemeyen devrimciler ve komünistler için burjuvazinin sınıf iktidarına karşı mücadelenin daha geniş temeller üzerinden ve karşıtlık oluşturularak geliştirilmesi için bunun kavranılması temel önemdedir. Ülkemizde de daha gelişkin bir kapitalizmin varlığı, siyasal ve toplumsal düzeyde ortaya çıkan değişimlerin anlaşılması ve sınıf mücadelesinin her alanda ve düzeyde antikapitalist bir temelde ve uzlaşmaz karşıtlıkla yürütülebilmesi için bunların kavranması şarttır.

Sosyalist devrimin sadece siyasal bir devrim ve iktidarın alınmasından ibaret olarak görülmemesi, sadece ekonomide devrimci bir dönüşüm gerçekleştirecek bir devrim olarak görülmemesi, proletarya devriminin sınıfsal toplumsal niteliğinin anlaşılması ve onun hangi karşıtlık temelinde ve somut olarak nelere karşı mücadele edilerek geliştirileceği, gerçekleşecek bir devrimin hangi siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel yapı ve ilişkiler sistemi içerisinde örgütleneceği, bunların birbirleriyle olan bağları ancak bu yaklaşımla anlaşılabilir ve geliştirilebilir.

Diğer şeyler bir yana, komünist ve devrimci yapıların kapitalizmin bu şekilde kendi içlerine girmesine son vermek, onunla sınırlarını çekmek, karşıt bir eksen oluşturmak, yaşam ve 58

Sosyalist devrim mücadelesi için de, gelecekteki sosyalizm için de doğru ve öncekileri aşacak perspektiflerin geliştirilmesi için gereklidir bunlar. Geniş temelleriyle birlikte yeni bir yaklaşımı içerecek, içermesi gereken programımızın konusudurlar. Bu yaklaşım olmadan çekim oluşturabilecek bir komünist program ortaya konulamaz.

me güçlü bir sınıfsal-siyasal, toplumsal karşıtlık oluşturulamaz. Bunun yeterli olmadığı görülmüştür; üzerinde yükselen tüm kurumlarıyla altyapısıyla olduğu gibi üstyapısıyla da sermaye-meta egemenlik sistemine temelden karşıt olmak, metaların yaşam ve ilişkilerimize kadar yönetir hale gelmesine karşı savaşmak ve burjuvazinin sınıf egemenliğinin sadece faşist diktatörlük biçimine değil, burjuva parlamenter demokratik biçimine karşı da uzlaşmaz bir sınıf savaşımı yürütecek bir düzey ve donanıma çıkmak şarttır.

Eğer bir proletarya devriminden söz edeceksek ve bu sözde kalmayacaksa burjuva demokrasisi koşullarında proletaryanın devrimci eyleminin geliştirilmesi ve burjuva demokrasilerini yıkma sorununu kilit bir sorun olarak kapsamlı bir şekilde önümüze koymalıyız. Ülkemizdeki ekonomik, toplumsal ve siyasal gelişmelerin toplam sonucu olarak devrimimizin çok uzun yıllar temel sorunu olan faşizme karşı mücadele devrimin temel, en belirleyici sorunu olma özelliğini kaybetmiştir. Antifaşist görevler tümüyle ortadan kalkmamakla birlikte geri düzeyde bir burjuva demokrasisi egemendir. Siyasal mücadelemizin yoğunlaşma noktası burjuva sınıf diktatörlüğünün burjuva demokratik biçimine karşı mücadele olacaktır. Karşımızdaki düşman burjuva demokrasisidir.

Kapitalizme ve onun iktidarının burjuva demokratik şekline karşı derin bir bilinç ve karşıtlık oluşturmak, sınıfa karşı sınıf eksenli bir mücadeleyi örgütlemek komünistlerin ve proletarya sosyalizminin bugünkü en temel ve en yakıcı sorunu ve görevidir. Ülkemizde geri ve neoliberal tipte, faşizmin ögelerini içerisinde barındıran, toplumsal gericilik birikiminin her ikisi de neoliberalizme uyarlanarak gerek dinsel gericilik gerekse faşist milliyetçilik biçiminde sürdüğü, sendikal hak ve özgürlüklere dönük yasakların ve grev engellemelerinin devam ettiği, işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıfların karşı yönde güçlü bir basınç oluşturamadıkları, sadece Kürt ulusal hareketinin sisteme artan bir entegrasyonla gerileyen bir

Salt kaba bir siyasal karşıtlık içerisinde olunarak kapitaliz59


çizgide basınç yarattığı, tüm bunların oluşturduğu belirgin bir gerici niteliği olan neoliberal şekillenişteki bir burjuva demokrasisisi vardır ve burjuvazi sınıf egemenliğini ona dayalı olarak yürütmektedir. Mücadelemizi bu bütünlüğü gözeten bir çizgide; varlığını koruyan faşist yasa ve uygulamalara, çözülmekle birlikte süren dinsel ve milliyetçi yoğunluklu toplumsal gericilik biçimlerine karşı mücadeleyi, emperyalizmle olan bağların kopartılması için mücadeleyi kesintiye uğratmadan -fakat bunları da sosyalist demokratik görevler kapsamı içerisine alarak-, burjuva sınıf diktatörlüğünün geri düzeydeki neoliberal burjuva demokrasisi şekline karşı, siyasal mücadelemizin merkezine bunu koyarak yürüteceğiz. Önümüzdeki düşman, burjuva sınıf egemenliğinin geri düzeyde, neoliberal tipteki burjuva demokratik şeklidir. Devrimci proletaryanın iktidar savaşımı, burjuva demokrasisini yıkarak burjuvazinin sınıf egemenliğini yıkma savaşımıdır.

yöntemlerini, ilişki biçimlerini paramparça edecek, yerine sadece kendi siyasal iktidarını değil, her alanda ve düzeyde yepyeni kurumları ve yeni ilişki biçimleriyle kuracağı yeni bir toplumsal sistemi örgütleyeceği bir devrimi gerçekleştirmelidir. Proletarya devrimine toplumsal devrim niteliğini kazandıran özellikler bunlardır. Eski toplumun tüm kurum ve ilişkileriyle temellerinden yıkılması, tümüyle yeni bir toplumun kurulmasıdır. Yıkılacak ve devrilecek olan sadece burjuvazi değildir, burjuvazinin örgütlediği toplumsal sistem içerisinde ücretli köle olarak yer alan, burjuva toplumsal, siyasal, kültürel ilişki sisteminin bir parçası durumunda olan ve sınıf bilinçli hale gelip kendi sınıf çıkarları için mücadele ettikçe bundan kurtulmaya başlayan, fakat ancak siyasal olduğu gibi toplumsal bir devrimle bundan tümüyle kurtulabilecek olan proletaryanın önceki varoluş koşullarıdır da. Neoliberal burjuva demokrasisi, toplumu kendine göre örgütlemekte, biçimlendirmektedir. Biz de örgütlenme politikalarımızda, kitlelerle kurduğumuz ilişkilerde bunu gözetecek karşı bir eksen oluşturarak, sınırlarımızı çizecek, kalınlaştıracak, mücadelemizi onun üzerinden yükselteceğiz. Evet, burjuvaziye karşı proletarya, burjuva

Proletarya, burjuvazinin -önceki egemen ve sömürücü sınıflardan devraldıklarıyla birlikte kendi sınıf egemenliğini kuran ve genişleten burjuvazinin- sadece siyasal iktidarını değil, bütün kurumlarını, -ekonomik, toplumsal, kültürel- tarzını, 60

rın içinden de yeniden üretilebilen bir politika. Dördüncüsü, sınıf savaşımını yalnızca belirleyici siyasal planda değil, bununla iç içe ekonomik, toplumsal, kültürel yanlarını da, burjuvazinin egemenliğini tüm yönleriyle yıkmayı ve proletaryanın sosyalist diktatörlüğüne kadar genişletmeyi içeren bir politika. Beşincisi, genel geçer değil, toplumsal yaşam ve dinamiklerin tüm yönleriyle kıvrımlarına da, tüm yönleriyle kitle dinamiklerinin güncel biçim ve mücadelelerine de nüfuz ve müdahale edebilen, birbirini de güçlendirici tarzda, militan bir sınıf savaşımı doğrultusu kazandıran bir politika. Altıncısı, tayin edici siyasaltoplumsal güç ve iktidar mücadelesi ile iç içe, bağımsız sınıf gücü ve savaşımı merkezinde, bunu çok daha geniş alanları ve kesimleri etki altına almanın çok yönlü ilişkileri, yöntem ve araçlarıyla birleştirebilen bir politika.

sınıf diktatörlüğüne karşı proletaryanın silahlı ayaklanması ve proletarya diktatörlüğü, burjuva demokrasisine karşı proleter demokrasi, kapitalizme karşı sosyalizm! Sınıfa karşı sınıf eksenimiz budur. Ve sadece siyasal-sınıfsal olmayan, sadece ekonomik bir dönüşümü gerçekleştirmekle yetinmeyecek olan, toplumsal ve kültürel bir devrimi de gerçekleştirecek ve bunların arasındaki ilişkileri kaba bir aşamalılığa indirmeyecek ve sınıfsal toplumsal devrimi sadece geleceğin, iktidarın alınmasından sonranın sorunu olarak görmeyip program, strateji ve örgütlenmesine, günlük çalışmasına akıtacak, çalışmalarını nihai hedef bağı içerisinden yürütecek bir sosyalist devrim! Sosyalist devrimden bunları anlıyoruz. Tayin edici halka politikadır, güç ve iktidar mücadelesidir, evet! Fakat, birincisi, dar bir politika, dar antifaşist politika değil, burjuva demokrasisi ile de etkin savaşımı ve onu yıkmayı kapsayan politika. İkincisi, işçi sınıfı ve emekçilerin burjuvazininkine karşı güç ve iktidar mücadelesi olarak politika. Üçüncüsü, ekonomik, toplumsal, kültürel plandaki mücadelelerden kopuk ve dışsal olmayan, tüm bu alanlarda da politika sahibi olan bir politika; tüm diğer savaşım halkalarını yönettiği gibi, onlardan beslenen, onla-

Bugün burjuva demokrasisinin karşısına geriye doğru da silikleşen önceki programlarıyla çıkmaya çalışan antifaşist halkçı demokratizm, bir burjuva liberal Taraf gazetesinin neoliberal demokratik çizgisi karşısında bile ayrımını koyamaz hale gelmiştir. Bizi liberallerden ayıracak olan sosyalist devrim stratejimizdir. Neoliberal burjuva demokrasisinin ve 61


burjuva demokrasisinin bütün biçimlerinin karşısına proletarya demokrasisini koymak, demokrasiyi sosyalist demokrasi üzerinden tanımlamak, demokrasi mücadelesini sosyalist demokrasi mücadelesi olarak yürütmek, burjuva demokrasisinin tam karşısına bunu koymak, bunu iktidar mücadelesinin doğrudan savaşım gücü haline getirmektir. İsterse en gelişmişi olsun burjuva çoğulcu parlamenter demokrasinin karşısına, çok açık ve cepheden, ondan kat be kat daha demokratik olan, önceki gibi bir ordunun ve polisin olmayacağı, memurların halkın üzerinde ve ayrıcalıklı bir konumda yer almayacağı, yığınların girişkenliğine dayanan işçi demokrasisi görüşünü çıkaracağız. Bu bizim önümüzdeki dönemdeki siyasal mücadelemizin en güçlü silahı olacaktır. Hem karşısından hem de içinden burjuva demokrasisine saldıracağız.

görevlerin çözümünü ve onlar için mücadeleyi yadsımaz ve ihmal etmez, fakat, onun mücadelesinin kapsam ve içeriği ve stratejisi, günlük çalışması, sosyalist görevler temelinde olacak, demokratik sorun ve görevleri bunlarla bağlantılandırarak ele alacaktır.

Önümüzdeki temel stratejik adım sosyalist devrimdir. İstem ve sloganlarımız, çalışmalarımızın içeriği, günlük faaliyetimiz buna uygun olarak yürütülmelidir. Bu bağımsızlığın ve demokrasinin sosyalizmle birlikte kazanılacağı ve gerçekleştirileceği bir ilişkiyi ve proletaryanın ittifaklarını da bu temelde kurmasını -proletaryanın siyasal ve fiili hegemonyasının zorunluluğunu- şart koşar. İşçi sınıfı demokratik sorun ve 62

İşçi sınıfı hareketinin durumu ve genel sınıf mücadelesinin gelişimi, düzeyi ve durumuna da bağlı olarak mücadelenin yasal ve yasal olmayan, barışçıl ve şiddete dayalı bütün biçimleri ve alt biçimlerden daha üst biçimlere doğru gelişimi çizgi ve pratiğimizi belirleyecektir.

Sosyalist devrim gitgide keskinleşen bir siyasal savaşım, sert bir iktidar mücadelesi ve proletaryanın silahlı ayaklanması olmadan gerçekleşemez. Burjuvazi de en kanlı savaşını, kendisi için varlık yokluk savaşını, proletaryaya karşı yürütür. Proletaryanın burjuvaziye karşı savaşı, egemen burjuvazinin nihayetinde sistemine içerili hale getirebileceği önceki bütün mücadele ve devrimlerden daha uzlaşmaz, daha kapsamlı, daha derindir. İşte siyasal savaşımımızı ve militanlığımızı da belirleyecek olan budur. En uzlaşmaz ve şiddetli bir savaşıma hazır olmalıyız.

Burjuva demokrasisi koşullarında işçi sınıfının siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel savaşımını örgütleme, bunların her birine uygun mücadele biçim ve yöntemlerini -her türlü aracı etkin kullanarakgeliştirme temel sorunumuz vardır. Burjuva yasallığına karşı mücadele eder, özgürlük alanlarını sınıf mücadelesiyle açarken mücadele biçimlerini vuracağımız ölçüt -en yasal, barışçıl biçimleri de, en eylemsel ve militan biçimleri de doğru zaman ve yerde devrimci yöntemler olarak kullanmayı başararak-, işçi sınıfı hareketinin genel düzeyi, bulunulan yerdeki koşullar, proletaryanın sınıf mücadelesini nasıl ve ne yönde geliştirdiği, geliştirip geliştirmediği olacaktır.

Son yıllarda eylemlere katılım ve mücadele düzeyinin düşmesiyle son derece dar ve az sayıda güçlerle de yapılan, teşhir ve protestliğin ötesine geçmeyen eylem tarzının, derinleşen ve genişleyen bir kitle çalışması ve sınıf eylemleriyle mücadeleci niteliğini ve militanlık eşiği yükseltilerek geliştirilmesi önümüzdeki hedef olacaktır. Fakat bunu kolay yoldan değil -yine o türden eylemlerimiz olacak olmakla birlikte- dar örgüt militanlığı biçimiyle değil, sınıf ve kitle hareketini geliştirici, sınıfın militanlığını geliştirici bir eylem çizgisinde uygulayacağız. Gerektiğinde işçi sınıfı mücadelesi ve sosyalist devrim için yaşamımızı özgürce ve sakınmasız feda etmeliyiz, ama her gün ve her müca-

dele içerisinde, her işi yaparken kanımızı damla damla akıtmayı başararak, konformizm ve part-time devrimcilikle an an savaşarak da bunu yapabilmeliyiz. İşçi sınıfının yasal ve yasal olmayan siyasal ve ekonomik her mücadelesi, kapitalizmin, burjuva sınıf egemenliğinin siyasal, ekonomik ve toplumsal sınırlarını gösterir, bu sınırların açığa çıkartılması sınıf bilincini geliştirir, sınıf eyleminin daha dolaysızlaşmasına doğru gelişirken, her birisi reformlar kapsamında ve çeşitli hakların kazanılması ya da kazanılamaması biçiminde gelişecek bu mücadelelerle sınırlı kalınmadan, siyasal iktidar mücadelesi dolaysız bir biçimde burjuva sınıf egemenliğinin burjuva demokratik biçimi, hükümeti, parlamentosu, MGK’sı, ordusu, polisi vb. vb.yle hedefe çakılarak ve karşısına konsey sistemiyle proleter demokrasi konularak savaşım konusu haline getirilmelidir. Önümüzdeki dönemde siyasal iktidar mücadelesi, sadece yıkmakla ve paramparça etmekle de sınırlı kalmayacak, kendi kurucu alternatifini açıkça ve göğsünü gererek ortaya koyan bir biçimde yürütülecektir. Devrimci proletaryanın sınıf mücadelesi ne salt siyasal ne salt ekonomiktir. Kaba ayrımlara son verilmesi, siyasal olanın 63


ekonomik, ekonomik olanın da siyasal olduğu yaklaşımıyla -iki yönden de kaba bir indirgemede bulunmadan- kavranılması gerekir. Proletarya-burjuvazi arasındaki mücadele siyasal, ekonomik, sınıfsal, toplumsal, kültürel bütün alan ve düzeyleri, yaşamla ilgili her konuyu içerecek ve kesecek biçimde geniş, kapsamlı bir ideolojik sınıfsal karşıtlık zemini üzerinden yükseltilmelidir. Bir bütün olarak ekonomiye ya da siyasete indirgenmiş ve iki yönden de güdükleşmiş sınıf mücadelesi kavrayışını aşmalı, daha çok yönlü, daha derin ve yüksek bir sınıf mücadelesi kavrayış ve pratiğine geçilmelidir.

dır. Bu mücadeleler içerisinde emekçi sınıflar, kendi sınıf çıkarlarıyla karşıtlığı içerisinde kapitalizmin engellerini ve sınırlarını görecekler, sorunun iktidar sorunu olduğu onlar için daha açık hale gelecektir. Kapitalizmi yıkmadan ücretli kölelik durumlarına son veremeyeceklerini anlayacaklardır. Komünistlerin ve işçi sınıfının konseyler iktidarı için yürüteceği mücadele sadece “bütün iktidar konseylere!” sloganını atacağımız bir devrim döneminin mücadelesi olarak kalmayacaktır. İşçi sınıfının mücadelesinin örgütlenişinin yöntemleri ve biçimlerinin buna uygun olduğu, nüvesel olarak onun ögelerini içerdiği ve bunların giderek geliştirildiği işçi sınıfının özdinamiklerini harekete geçirici ve özgirişkenliğini geliştirici yöntem ve biçimlerle bugünden başlayacaktır. Sınıf içerisindeki çalışmamızın, öncü işçi kurulları, işyeri komite ve meclisleriyle birlikte sosyalist devrimci çalışmanın da zeminini oluşturacak temel bir biçimini, kendini çalışmaya içerdenleştirecek, öncekine göre çok daha gelişkin bir önderliğin götürülmesiyle birleştirilmiş olarak -kendiliğindenci, geri işçici ve kuyrukçu bir çalışmaya dönüşmemesinin koşulu budur- bu oluşturacaktır.

İşçi sınıfının siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel mücadeleleri, yasal ve yasal olmayan bütün mücadele biçimlerinin kullanılmasıyla yürütülürken, her birisi hak alma ya da alamamayla sonuçlansın, haklar kazanıldığında onları da mevzi haline getirecek biçimde, her alan ve konuda ve bütünde kapitalizmin sınırlarının açığa çıkartılması mücadelesi olarak siyasal iktidar mücadelesine bağlanmalıdır. Bunlar işçi sınıfının partisi önderliğinde yürüttüğü dolaysız siyasal savaşımı, iktidar mücadelesini güçlendirecek, sınıfın sadece öncüsü ve küçük bir azınlığı değil, artan ölçüde geniş kesimlerinin bu savaşıma çekilmesine olanak sağlayacaklar-

Önceki dönemde kullanılan 64

“Kahrolsun faşist diktatörlük, Faşizme ölüm/Emekçilere özgürlük” gibi sloganlar geçerliliğini yitirmiştir. “Faşist 12 Eylül Anayasasına hayır, MGK dağıtılsın” sloganları atılmaya devam edilmelidir. (12 Eylül anayasasında kısmi değişiklikler yapıldı ve yine kısmi değişiklikler gündemde. Şu aşamada geçerliliğini koruyor.) Sendikal örgütlenme, toplusözleşme ve grevlere ilişkin yasal ve fiili engellerin kaldırılması yönündeki demokratik istemler için mücadele ısrarla sürdürülecektir. Kürt ulusal sorununun çözümüne ilişkin olarak girilen konjonktür içerisinden yeni bazı sloganlar üreteceğiz. “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni, Kurtuluş devrimde/Kurtuluş sosyalizmde, Krize karşı devrim/Kapitalizme karşı sosyalizm, Bağımsız Sosyalist Türkiye, Bağımsız Sosyalist Kürdistan” gibi temel sloganlar sosyalist devrim sloganlarımızdır. “Dünyanın bütün işçileri birleşin, Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar birleşin, Yaşasın proletarya enternasyonalizmi, Dünyayı istiyoruz, kırıntı değil” sloganlarımıza “Yaşasın dünya sosyalist işçi devrimi” gibi sloganları da eklemeliyiz. Bankaları, sınai tekelleri, borsaları hedefleyen, işbirlikçi tekelci burjuvazinin oligarşik hakimiyetini hedefe çakan, burjuva demokrasisinin karşısına proleter demokrasiyi koyan - burjuva demokrasisini

yerden yere vuran, alay eden sloganlar üretmeliyiz. “Yaşasın sosyalist devrim! Kahrolsun Kapitalizm/Kahrolsun neoliberal burjuva diktatörlük/ Özgürlük sosyalizmde. Kahrolsun kapitalist diktatörlük. Kahrolsun burjuva demokratik diktatörlüğü/Yaşasın demokratik işçi cumhuriyeti. Burjuvalar için demokrasi, işçi sınıfına karşı diktatörlük: Kahrolsun burjuva demokratik diktatörlük. Sermaye için değil işçiler için demokrasi, Yaşasın sosyalist işçi demokrasisi. Ücretli köleliğe, hücre tipi yaşama hayır/Özgürlük sosyalizmle gelecek; Hem üreten hem yöneten olacağız/ Yaşasın işçi sınıfı; Banka, borsa, tekel egemenliğine, Sermaye demokrasisine son/Yaşasın işçi demokrasisi. Banka, borsa, tekel düzenine son/Kapitalizmi yıkacağız. Tekelci kapitalizme ölüm/ Emekçilere özgürlük. Yaşasın işçi konseyleri/Yaşasın sosyalizm; Sosyalizm, konseyler demokrasisidir. İşçi sınıfı iktidara/Burjuvazi tarihin çöplüğüne. Kapitalist köleciliği yıkalım/Sosyalist özgürlüğü kuralım. Özgürleşerek savaşıyor/ Savaşarak özgürleşiyoruz/Kahrolsun kapitalizm ; Fabrikalar, tarlalar her şey emeğin olmalı. Kölece çalışmaya, kölece yaşamaya son. Ne kölece çalışacağız, ne kölece yaşayacağız/ Paylaşarak üretecek, Üreterek çoğalacak, Mücadeleyle özgürleşeceğiz...” gibi yeni sloganlar kullanacağız. 65


Burjuva demokrasisine karşı konseyler demokrasisi

rişkenliklerinin gelişimine ve siyasal yaşama bu şekilde katılmalarına olanak tanımaz. Proletarya diktatörlüğü devletinin temel kurumları konseylerdir. Proleter demokrasi, konseyler demokrasisidir. Konseyler işçi sınıfı iktidarının doğrudan araçlarıdır. Proleter devletin konseylere dayanan yapısı, onun en gelişkin burjuva demokrasisinden daha gelişkin bir demokratik örgütlenişe sahip olduğunu gösterir. Sosyalist demokrasi ve onun devlet örgütlenmesi, emekçi sınıfların büyük çoğunluğu karşısında burjuvazinin azınlık iktidarı olan en gelişkin burjuva demokrasi biçiminden daha gelişkin, kurumsal yapısı ve işleyişiyle temsililik özelliği artan ölçüde kaldırılan, işçilerin karar süreçlerine artan ölçüde katılacakları, idari organlarda ve yönetici görevlerde artan sayılarda doğrudan yer alacakları, -doğrudanlaşan yasamayürütme-yargı ilişkilerinin de bu temelde örgütlendiği-, işleyişin saydamlaştığı ve sınıfın doğrudan denetimine açık hale gelmiş bir demokrasinin uygulanmasıdır. İşçilerin sadece “seçici” olarak değil, sadece denetleyiciler olarak da değil, karar ve yönetim süreçlerine ve organlarına her düzeyde artan ve azami doğrudan katılımı, bu da yetmez, doğrudan yer alması, proletarya diktatörlüğünü burjuva sınıf diktatörlüğünden,

Program ve stratejik görüşümüzün temel kopuş halkası, nihai amacın ütopyalaştırılması ve slogana indirilmesinden onu kurtarmak, komünizmi doğrudan ve somut program konusu haline getirmektir. İkincisi, nihai amaçla günlük çalışma, içerisinde bulunulan günün ve dönemin sorunlarının çözümü arasında canlı ve dinamik, nihai amacın öğelerini de içerimine alan süreklileşmiş bir bağ kurmaktır. Çıkışını komünizmden alan güçlü ve derinleşen bir kapitalizm eleştirisiyle, kapitalizmin karşısına sosyalizmi cepheden ve güncel olarak dikmektir. Komünizmin toplumsal düzeni, ilişkiler sistemi, -sosyalizmi yeni bir aşama haline getiren görüşlerden de kopularak- program ve günlük çalışma ve mücadelenin yürütülüşü içerisinde tanımlı hale getirilmelidir. Sosyalist devrimle önü açılacak işçi demokrasisinin burjuva demokrasisinden ayrımı emekçi yığınların devrimci eyleminden, olağanüstü girişkenliğinden doğması ve konseyler demokrasisi biçiminde örgütlenmesidir. En gelişkini bile olsa hiç bir burjuva parlamenter demokratik cumhuriyet, emekçi sınıfların öz gi66

onun burjuva demokratik biçiminden de nitel olarak ayırır. Burjuva demokrasilerinde özel mülkiyet hakkıyla birlikte, birey hak ve özgürlüğünün temelini oluşturan seçme ve seçilme hakkı, nasıl ve ne ölçüde uygulandığı da bir yana, en gelişkin biçimiyle dahi olsa işte bunu gerçekleştiremez. İşçilerin yönetsel görevlerde artan ölçülerde doğrudan yer almaları, temel konular başta olmak üzere karar ve yönetim süreçlerinde ve organlarında artan ölçüde katılmaları ve yer almaları, bu yöndeki eğitimleri, yönetim ve denetimin doğrudanlaşması, sömürünün olmadığı bir toplumda üretim ve yönetim birliğinin sağlanması, proleter demokrasinin ayırdedici karakteridir.

sönümlenmesi ancak bu şekilde mümkündür. Komünizmle; tarih boyunca devleti gerektiren koşullar, onun baskı ve zor aygıtı olarak ortaya çıkmasına yol açan koşullar, sınıflarla birlikte ortadan kalkar. Devletin ekonomik, toplumsal, idari vd. işlevleri ve bunları yerine getiren kurumların çoğu gereksizleşir, yalınlaşır. Toplumsal ilişkilerin düzenlenmesi için gerekli işler, toplumun üstünde ve ona yabancılaşmış bir güç haline gelmez, bu tür kurumlar bürokrasi olmayacak biçimde düzenlenebilir hale gelir. Yönetim ancak bu şekilde ve böyle bir süreçten geçerek; temsililiğin giderek ortadan kalkışıyla, üreten/yöneten birliğinin sağlanmasıyla, devleti ortaya çıkartan ve büyüten, bir sınıf egemenliğinin aracı ve toplumun üzerinde bir güç haline getiren koşulların ortadan kaldırılmasıyla doğrudanlaşır, özyönetimleşir, devlet olmaktan çıkar. Siyasal eşitliğin, toplumsal özgürlüğün ve birey gelişim ve özgürlüğünün siyasal alandaki -zorunluluk bağlarından kurtulmuş olarak özgürleşmenin- en önemli ve gerçek ölçütü de budur. Proletarya diktatörlüğü devlet örgütlenmesi içerisinde konseylerin belirleyici önemi buradan gelmektedir. Emekçi kitlelerin yönetime en dolaysız katıldıkları, söz ve karar sahibi oldukları organlar konseylerdir.

Sosyalist devrimci konseyler demokrasisinin gelişim süreci, devletin, partinin ve sınıfların ortadan kalkışına doğru, üretken özgür emekçilerin komünal toplumsal birlikleri temelinde, üretim ve yönetim ilişkisinin dolaysızlaşması sürecidir. Bu aynı zamanda devlet biçimi olarak proletarya diktatörlüğü ve proleter demokrasinin sönümlenmesinin, “şeylerin yönetimine” doğru geçişin süreci ve koşuludur. Yöneten-yönetilen ayrımının, bürokrasinin ortadan kalkması, devletin yönetsel bir organ ve bir baskı ve zor aracı olmaktan çıkması, “devlet olmayan devlet” haline gelerek 67


Dolayısıyla, sosyalizmle birlikte girilen yeni tarihsel dönemde bir sönümlenme sürecine girmiş olarak devlet, parti, din, ulus, aile hepsi ortadan kalkacaktır. İlişkilerin komünal düzeyde ve bireyler arasında kurulduğu, bir erke dayan-

mayan “şeylerin yönetimi”nin gerçekleştiği yeni bir toplumsal sistem, komünizm çıkacaktır ortaya. Sosyalist devrime güçlü bir devrimci dönüşümle gerçekleşecek toplumsal derinliğini kazandıracak olan da budur. Bunun örgütlenmesidir.

Proletarya devrimi ve proletarya sosyalizminin ayırt edici çizgileri;

teori, program, strateji, taktik ve örgütlenmede temel kopuş halkaları

Proletarya sosyalizmi, sosyalist proletarya

durumları ve geriye dönük özlemleriyle erekleri demokratik ve eşitlikçi bir kapitalizm olan ve buna “sosyalizm” adını veren küçük burjuvazinin bütün kesimlerinden, küçük burjuva sosyalizminin her türünden ayırır. Kapitalist temellerinden kopartılmış emperyalizme, tekellere, mali sermayeye, azami kara, asalaklık ve çürümeye, yoksulluğa, ezilmeye, dışlanmaya, güvencesizliğe, konum kaybına karşı eşitlikçi kapitalizm hayaliyle hareket eden küçük burjuvazinin en radikal kesimlerinden de ayrılır.

Bizim sosyalizmimiz, proletarya sosyalizmidir. Sınıf olarak kolektif emekçi niteliği güçlenen proletaryanın mücadelesine dayanan ve sınıf olarak proletaryanın kuracağı bir sosyalizmdir. Proletaryanın ileri düzeyde toplumsallaşan üretkenliği, kapitalist üretim ilişkileriyle artan bir bağdaşmazlık içindedir. İşgücünden başka satacak şeyi olmayan işçi sınıfının önünde, günden güne ağırlaşan ücretli kölelik koşullarını ortadan kaldırmak için kapitalizmi kökünden, sermaye-meta egemenlik ilişkileri sistemi olarak yıkmak, üretim araç ve koşullarıyla birlikte egemenliği de toplumsallaştırmak dışında ikinci bir yol yoktur.

Yalnızca ve yalnızca proletarya, burjuvazi ve kapitalizmle uzlaşmaz karşıtlık içindedir. Proletarya salt burjuvazinin şu ya da bu kesimine, kapitalizmin şu aşaması, bu dönemi, şu biçimi ya da yönüne değil, salt mülkiyet ve bölüşüm ilişkilerine de değil, merkezi ve yoğunlaşmış tekelci güç ve iktidarıyla birlikte bütününe ve

Bu, işçi sınıfı sosyalizmini; küçük mülkiyet ve küçük statü 68

69


kökünden, sermayeye dayalı üretim (ücretli kölelik) ilişkilerinden tam karşıttır.

beden ve kafa emeği arasındaki ilişkilerdeki değişim, sınıfın bütünlüğü içerisinde farklı emek türleri arasındaki ayrımlı ama birbirini bütünleyen ilişki, kolektif emek olarak belirginleşmektedir. Proletaryanın -asıl savaşım içinde gelişecek- kolektif işçi yetileri ve bilinci, proleter devrime çıkışını komünizmden alan daha derin bir sosyalist karakter, sosyalizme daha derin bir proleter karakter kazandırmaktadır.

Üretimin, tasarımın, dolaşımın, emeğin, bilginin, hizmetin, kültürün bugünkü toplumsallaşma düzeyinde proletaryanın bileşik-toplumsal üretkenlik yeteneği ve kolektif emekçi karakteri olağanüstü gelişmiştir. Bir üst düzeyde serpilip gelişen kolektif emekçi karakteriyle proletarya, sosyalist devrimin temel, önder ve yönetici gücüdür. Burjuvazinin sınıf egemenliğini yıkıp parçalayarak iktidarı devralma ve kendi sınıf egemenliğini kurma güç ve yeteneğine sahip, bu yeteneği yükselen yegane sınıftır.

Sınıfın temsili değil bilfiil önderliği Proletarya, sınıf olarak örgütlenir. Tek tek işçilerin, işçi gruplarının, işçi kesimlerinin, işçi mücadelelerinin örgütlenişi proletaryanın sınıf olarak örgütlenmesi temelinde anlam kazanır.

Üretim ve emeğin bugünkü toplumsallaşma düzeyi, çok daha gelişkin ama çok daha parçalayıcı olan toplumsalteknik işbölümü, proletaryanın sınıf hareketinin önüne yeni sorun ve güçlükler getirmektedir. Ancak daha yüksek bir sınıf örgütlenmesi ve kolektif savaşım yeteneği kazanmasının koşullarını da doğurmaktadır. Kolektif işçi bilincinin savaşım içinde geliştirilmesi ve taşınmasıyla!

Proletarya, sosyalist devrimin temel, önder ve yönetici sınıfı olarak, diğer sınıflardan bağımsız örgütlenir. Proletaryanın devrimdeki önderliği, partisi aracılığıyla ikame edilen, ona indirgenen ideolojik bir önderlik değildir. Sınıf savaşımı içinde bilfiil vücut bulan sınıf olarak; örgütlü ve bilinçli sınıf olarak yürütülen bir önderliktir.

Proletaryanın kol gücüne kafa yetileri, sanayi emeğine tarım, hizmet, kültür emeği, üretim emeğine tasarım ve dolaşım emeği katılmaktadır. Üretken emeğin genişlemesiyle birlikte

Bunlar yalnızca bir düzeltme değil, bizi ara güç olmaktan 70

çıkaracak, dünün halkçılığı bugünün ezilenciliği-toplumsal hareketçiliği ile kesin ayıracak, köklü bir yapısal dönüşüm sorunudur. Kısa dönemde büyük sonuçlar elde etme, edemeyince yüz geri etme küçük burjuva sabırsızlığından kopuş sorunudur. Örgütsel çalışmanın her türlü konjonktürel etkinin üstüne çıkan bir stratejik sınıf çalışması temelinde planlaması; politikaların bu yönde içeriklendirilmesi, kadroların sınıf çalışmasına odaklanması ile günlük çalışmaya indirilmiş bir dönüşüm stratejisi içinden ele alınmalıdır.

bu şekilde devrimci bir nitelik kazanan sınıf devrimi gerçekleştirebilir. Ancak böyle bir parti sınıfa önderlik edebilir. a- Bu, sosyalist devrim program ve stratejisinin çıkışını komünizmden almasını, komünizme uygun ve ulaştıracak biçimde oluşturulmasını gerektirir. Komünizm amacının günlük çalışmanın, politikaların, örgütlenme politikalarının içerisine akıtılmasını, örgütlenme felsefesinin bu temelde kristalize olmasını gerektirir. Sosyalizmin toplumsal-maddi temelinin kapitalizmin bağrında daha fazla ve daha açık ortaya çıktığı, işçi sınıfının kolektif emekçi niteliğinin güçlendiği bugünkü koşullarda programına, siyasetlerine, örgütlenmesine, çalışma tarzına komünizmin ışığını düşürmeyen ve o yönde gelişmeyen hiç bir örgüt ve hareket başarılı olamaz. Alternatif olmanın koşulu, sosyalizm komünizm ilişkisini kaba bir aşamalılığa indergemeyen bir programatik yaklaşım, ve komünizmin ışığının güne, örgütsel faaliyete tüm yönleriyle yansıtılmasıdır. Revizyonist reformist partiler kadar, komünist parti ve örgütlerin etkisizleşmesine ve ölümüne yol açan, koşulların sınırlandırdığı ve giderek belirlediği reel devrimcilik tarzından bizi kurtaracak, varolanın dışına ve üstüne çıkartacak, alternatif olabilme-

Komünist ideoloji-parti-sınıf ayrılmaz bir bütündür Komünist ideoloji-parti-sınıf, biri ötekinden kopartılamaz bir bütündür. Ancak bu bütünlük içinde sosyalist proletarya hareketi gelişebilir ve sosyalist devrimini gerçekleştirebilir. Sosyalizmle işçi hareketinin kaynaştırılması temel sorunu çözülmemiş olarak durmaktadır. İşçi sınıfı devrimcisi ve Leninist olmanın birinci kriteri bu kaynaşmayı sağlamaktır. Partisi aracılığıyla temsil edilen bir proletarya ve proletaryanın ideolojik-siyasal temsiliyle sınırlı kalan bir parti değil, sosyalizmle işçi sınıfı hareketinin kaynaşmasında somutlanan ve 71


mizi sağlayacak olan budur.

diğer emekçi sınıflara kabul ettirmesini şart koşar. İttifakın temel ve önder ve yönetici gücü proletaryadır. Sosyalist devrimin diğer temel gücü büyük çoğunluğunu yarı proleterlerin oluşturduğu kent ve kır yoksullarıdır. İşçi sınıfıyla kent ve kır yoksulları ittifakı, işçi sınıfı-köylülük ittifakından farklıdır. Doğrudan sosyalist devrime yürünebilecek, proletaryaya daha yakın ve çıkarları da sosyalizme yakınlaşmış emekçilerin-yarı proleterlerin de sayıca arttığı bir ittifaktır.

b- Proletarya ile diğer emekçi sınıflar arasındaki ilişkinin kuruluşunun programatik ve politik ifadesi, sosyalist görevlerle demokratik görevler ilişkisinin proletarya temelinde ve sosyalist görevler yönünden kurulmasıdır. Proletarya sosyalist görevler temelinde örgütlenir. Proletarya demokratik sorun ve görevlerin çözümü için mücadele eder, fakat o öncelikle sosyalist görevler temelinde örgütlenir ve mücadele eder. Bu ayrım açık seçik konulmadığı ve gerçekleştirilmediği durumda proletarya örgütlense bile demokratik temelde örgütlenmiş olur. Sınıf partisi, demokratik sorun ve görevleri, sosyalizm yönünden gelerek, sosyalist bir içerik kazandırarak ele alır. Bu stratejik kavrayış ve günlük mücadelesi olmadan, çalışmanın ağırlığı sınıf ve sosyalizmden kopmuş bir antifaşizme, antiemperyalizme kayar.

Proletaryanın toplumsallaştığı toplumun proleterleştiği günümüz koşulları, emekçi sınıflar arasındaki çelişkilerin, geriden gelenin geriye çekiciliğinin ileriye doğru aşılması imkanını güçlendirir. Sosyalist devrim ve kuruluş sürecinin sorunlarına daha fazla çözüm imkanı sunar. Bu ittifak proletaryadan farklı talepleri de olan bu kesimlerin bu taleplerini gözardı etmeden ve çözümünü sosyalizm programına bağlayarak gerçekleştirilecektir. Bu diğer emekçi sınıfların kendi sınıfsal durumlarına uygun istem ve ihtiyaçlarının olmadığı ve özel mülkiyetçi isteklerinden hemen vazgeçecekleri anlamına gelmez. Çıkarlarına uygun isteklerinin proletarya ile ittifak içerisinde mücadele etmeleriyle gerçekleşeceğini ve proletaryanın sosyalist programının ve

Geridekine değil en ileri olana göre sınıf ayrım ve ittifakları Sosyalist devrim de olsa işçi sınıfının diğer emekçi sınıflarla ittifakı devrim için zorunludur. Devrimin sosyalist olabilmesi ve sosyalist kalabilmesi, proletaryanın fiili önderliğini ve hegemonyasını ittifak yaptığı 72

bir siyasal ekonomik, toplumsal sistem olarak sosyalizmin onların beklentilerini de ileri düzeyden karşılayacağı anlamına gelir. Kuşkusuz bu çelişkili bir gelişmeyi ve ikna sürecini, bu sınıfların geriye çekme ve geriye dönme eğilimlerine karşı sürekli uyanık olmayı ve mücadeleyi gerektirir.

ruhiyesini hem de -hem reformist hem de radikal kesimlerini kapsayan- siyasal tutumunu oluşturmaktadır. Proletaryanın, küçük burjuvazinin hareket halindeki kesimlerine önderliği, öncelikle bugün gerilemiş de olsa bu hareketin çekim etkisinin dışında kendisini örgütlemesine, kendi bağımsız örgütlenme ve eyleminin onun üzerinde bir çekim etkisi yaratmasına bağlıdır. Çözülüş halindeki küçük burjuvazinin geniş kesimlerini proletaryanın etki alanına çekmek, proletaryaya yakınlaştıran talepler üzerinden örgütlemek mümkündür. Ancak bunun birinci koşulu proletaryanın diğer tüm sınıf ve ara tabakalardan bağımsız olarak, sosyalist devrimin bağımsız, önder ve yönetici, hegemon sınıf gücü olarak öncelikli örgütlenmesidir. İkincisi, proletaryanın küçük burjuvaziyi kendi içinde ayrıştırarak ilerlemesidir. Proleterleşme sürecindeki küçük burjuva kesimleri üst orta sınıflardan, işçi-köylüyü mülk sahibi köylüden, işçi öğrenciyi varlıklı öğrenciden, işçi “beyaz yakalı”yı kardan pay alan “beyaz yakalı”dan, işçi-yoksul emekçi Kürt’ü sermayeye sarılmış Kürtten, emekçi küçük burjuvayı sömürücü küçük burjuvadan ayırarak ilerlemek.

Sermayenin yeni birikim koşullarının, kapitalist küreselleşmenin, meta egemenliğindeki örgünleşme ve derinleşmenin en fazla sarstığı, alt üst ettiği sınıflardan birisi küçük burjuvazidir. Kırsal alanda küçük üretime dayanan orta köylülük hızlı bir gerileyiş ve çöküş, proleterleşmeproleterleşememe sürecine girmiştir. Kendisini ekonomik olduğu gibi toplumsal olarak da bir anaforun içerisinde hisseden ve acı çeken, derin bir ümitsizlik ve öfke patlamalarının sarkacında gidip gelen küçük burjuvazi, bu durumunu teorileştirmekte, siyasetleştirmektedir. Yeni toplumsal hareketlerin -Sosyal Forumların, işgale karşı ve antiemperyalist hareketlerin- ana gücünü oluşturmaktadır. Kapitalist küreselleşmeyi, emperyalist saldırganlığı, yıkıcılığı, barbarlığı kendi sınıfsal toplumsal durumu içerisinden görmektedir. İçinde büyümüş olan “Barbarlık içerisinde yokoluş” korkusuyla “Başka bir dünya mümkün” arayışı bu sınıfın hem haleti

Tüm dikkat ve çabamızı prole73


taryanın son yıllarda dünyanın bir çok bölgesinde gerçekleştirdiği küçüklü büyüklü -sayıları krizle birlikte daha artmakta olan- eylemlerine çevireceğiz, bunların örgütlenmesine yöneleceğiz. Proletaryanın yalnızca küçük burjuvaziden değil, geniş ara tabakalardan, yarı proleterlerden, kent ve kır yoksullarından ayrımını çizerek, tüm dikkat ve önceliğimizi bağımsız örgütlenmesine vereceğiz. Geniş ara sınıf kesimlerini ise, proletaryanın bağımsız pratik önderliği ve hegemonyasında, mülk sahibi, sömürücü, sermayeye sarılmış küçük burjuva kesimlerden ayrıştırarak ele alacağız. İşçi sınıfının kent yoksullarıyla olan ittifakı şekilsiz ve önderliğin paylaşıldığı bir ittifak değildir. Proletaryanın burjuvaziyle ve kapitalizmle uzlaşmaz karşıtlık içerisinde oluşundan, sınıf olarak kendisini örgütleme gücünden ve nihai amaca yürüme kararlılığından, sınıfsal konum ve niteliklerinin yanısıra ML partisinin önderlik gücünden gelen -strateji ve taktikleri, ittifak politikalarıyla diğer emekçi sınıflara da bu şekilde kabul ettirilen- bir hegemonya ilişkisine dayanmalıdır. Bu ise, işçi sınıfının eylemlerinin diğer emekçi sınıflar üzerindeki ileriye çekici ve örgütleyici etkisi üzerinden, mücadele içerisinde kurulacak bir hegemonyadır. Gücümüzü komünist ve devrimci hareketteki program bulanıklığı ve

ara akımlaşmayı gidermekte, orta sınıfların büyüyen gerici ve geriye çekici etkisini kırma noktasında yoğunlaştıracağız. Örgütümüz içinde ayrışmanın ana ekseni de budur.

yalist devrimcilikle ilgisi olmayan bir “sosyalist devrim” savunuculuğu yapmış, gerçekte sınıf mücadelesinin ve sosyalist devrimci gelişiminin engeli olmuştur.

Sosyalist devrimci sınıf militanlığı

Proleter sınıf mücadelesi, işçi kitle militanlığını geliştirecek biçim ve yöntemlerle sınıf mücadelesinin alt biçimlerinden üst biçimlerine, tek bir eyleme bağlı olmayan genel silahlı ayaklanmaya doğru ilerleyecektir. İşçi sınıfına karşı her düzeyde uygulanan ekonomik ve siyasal teröre, hak gasplarına, yasaklamalara, keyfiliğe, baskı ve aşağılamaya karşı sınıfın özsavunma eylemi olarak emeğin yumruğu bunu geliştirmenin günümüzdeki biçimlerinden biridir. İşçi sınıfının genel silahlı ayaklanması, burjuvazinin iktidarını yerle bir etmek ve iktidarı ele geçirmek için gerçekleştireceği mücadelelerin en üst, en şiddetli ve en yığınsal biçimidir.

Sosyalist devrim proletaryanın silahlı ayaklanmasıyla gerçekleşecektir. Devrimin stratejik hedefine ulaşabilmesi, proletaryanın silahlanmasını, silahlanmış proletarya devrimini zorunlu kılar. Bu, proletaryanın mücadelesini teorik, siyasal, ekonomik, kültürel bütün yönlerden örgütleyerek ve günlük mücadeleler içerisinde de proletaryayı devrime hazırlayan militan bir proletarya hareketinin geliştirilmesiyle olacaktır. Proletaryanın devrimcileşmesi, sınıf militanlığının geliştirilmesi, yasallığın sınırlarını parçalayan bir ekonomik ve siyasal mücadele hattının izlenmesi, sistemle derinleşen bir karşıtlık oluşturmanın ve sosyalist devrimi gerçekleştirmenin ayırd edici koşullarından biridir. Ayaklanmayla ilgili revizyonist teoriler, onu gelecekteki bir anla sınırlayarak, günlük çalışmada da mücadelenin devrimci biçimlerle örgütlenmesine karşı bir tutum içerisine girip ekonomist reformist, yasalcı bir hat izleyerek, demokratik görevlere de sırt çevirerek sos74

olabileceğinin gerisinde olması, dev çaplı sermaye birikiminin, ancak daha büyük ölçeklerde yıkım oluşturarak sürebilmesi, yıkım ve çürümenin bünyenin bütününe yayılması anlamına gelir. Kapitalist üretim ilişkileriyle üretici güçler karşıtlığının daha açık hale geldiği kapitalist emperyalizmin bu ileri gelişim aşamasında gelişim eşitsizlik ve dengesizlikleri büyüyerek ortaya çıkmaktadır. Emperyalist tekeller ve ülkeler arasındaki ilişkiler ve çelişkiler yeni biçimler kazanmaya başlamıştır. Emperyalist tekeller ve ülkeler arasında ittifak, sömürü ortaklığı, çelişkilerin barışçıl yolla çözümü ilişkilerin bir yönü olmakla birlikte sermaye birikim sürecindeki tıkanma ve krizler, hammadde kaynaklarının ve pazarların ele geçirilmesi mücadelesi, bölgesel ve dünya ölçeğindeki hegemonya mücadeleleri sadece barışçıl yöntemlerle çözülemez, çelişkilerin keskin bir hal alması ve sert çatışmalara da dönüşmesi kaçınılmazdır. Ama her durumda emperyalistler arasındaki, egemen sınıf kesimleri arasındaki çelişkilerin ne kadar keskin olduğunu söylemek değildir, “en devrimci” olmak. Sürekli bu şekilde tahlil yapanlar küçük burjuva anarşistler ve onlardan birşeyler alan sol lafazanlardır. Ve bugün bu tür analizler, sadece emperyalistler arasındaki çelişkilerin abartıl-

Emperyalist kapitalizm ve temel karşıtlık ekseni Emperyalizm, üst gelişim aşamasındaki asalak ve çürüyen kapitalizmdir. Bu, emperyalizm çağında üretici güçlerin gelişme göstermeyeceği, kapitalist emperyalist sistemin iç gelişim dinamiklerini tümden kaybettiği anlamına gelmez. Gelişmesinin üretici güçler düzeyine göre 75


ması olarak değil, bu tür abartılı analizlerle onlardan medet uman sol kendiliğindenciliğin görüş açısından yapılmaktadır. Bağımlı burjuvazi içindeki güç ve iktidar mücadelelerinden “iç savaş”, emperyalistler arası çelişkilerden “3. dünya savaşı” beklentisine giren, bunun üzerinden ajitasyon yapıp bundan medet uman, küçük burjuva platform bunun tipik temsilcisidir. Emperyalist tekeller ve ülkeler, dünya hegemonyasının ortak örgütlerinde çelişkili birlik durumundadırlar. Bu çelişkiler, tek bir kapitalist dünya ekonomisinin, tekeller arası birleşme ve ittifakların gelişimiyle ulus devlet yapısının dışına doğru çıkan biçimler almaktadırlar.

lumsal, siyasal dengeleri de bozmakta, krizlerle yeni alt üst oluşlara yol açmaktadır. Emekçi sınıfların metalar dolayımıyla, borç-kredi sistemleriyle, borsayla kapitalist sisteme kölece bağımlılığı artırılırken, insanlar arasındaki tüm ilişkileri metaların yönetir hale gelişiyle toplumun bütününe yayılan bir çürüme ortaya çıkmaktadır. Artan dengesizleşme ve eşitsizlikler, öncelikle ve asıl olarak proletarya-burjuvazi uzlaşmaz karşıtlığı ekseninden; mevcut kapitalist üretim ilişkilerinin üretici güçlerin gelişiminin artan ölçüde engeli haline gelmesi, emperyalizmin aynı zamanda en yüksek aşamasındaki çürüyen kapitalizm ve sosyalizmin arifesi olması ekseninden görülmelidir. Emperyalistler arasındaki ve bağımlı burjuvazi içindeki çelişkileri durmaksızın abartan ve ön plana çıkartan, yoğunlaşan proletarya-burjuvazi karşıtlığına ve bu yöndeki asli görevlere dair hiçbir şey söylemeyen küçük burjuva yaklaşım, asıl sınıf karşıtlığını örtmenin, işçi sınıfına güvensizliğin ve sınıftan kaçmanın bahanesi olmaktadır. Emperyalizm karşıtlığı küçük burjuva ulusalcı değil derin sınıfsal ve antikapitalist içerikte olmalıdır. Krizler ve çürüme, toplumsal yıkımın açıklanışı ve çözümleri konularında bizi reformist, anarşist, ezilenci, toplumsal hareketçi her türden küçük bur-

Sistemdeki gelişim eşitsizlik ve dengesizliğindeki artmanın ve derinleşen krizlerin ortaya çıkarttığı temel sonuç, sermayenin ve sefaletin uçlardaki birikiminin hız kazanmasıdır: Kapitalist birikimin mutlak genel yasası da vites büyütmektedir! Kar oranlarının düşme eğilimine karşı artı değeri büyüterek, meta üretimini büyüterek yenileyip yaygınlaştırarak aşma yönelimi, sömürünün derinleştirilmesine, en yaşamsal ihtiyaçlara dahi hakim kılınmasına yol açmakta, sınıf çelişkilerini de belirginleştirip büyütmektedir. Köpüren borç, faiz, borsa spekülasyonları ise ekonomide olduğu gibi top76

juva sosyalizminden ayıracak olan bilimsel komünist, sınıfsal eksendir. Üst gelişim aşamasında kapitalizmdeki çürümeyi ekonomi dışı bir alandan değil üretimin dev çaplı toplumsal güçleri ile mevcut ilişkileri arasında yoğunlaşan çelişkiyle, bu temelden sınıfsal karşıtlıktaki derinleşmeyle açıklamış olacağız. Kökten bir kapitalizm karşıtlığının ve mücadelemizin dayanacağı temel bu olacaktır.

ordu gücüne, kitle manipülasyonuna dayandırılan çürümesi, her biri siyasal eleştirimizin konusu haline getirilmelidir. Dünkü koşullarda birbirinden daha ayrıksı görünen ve gösterilen ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel alan ve sorunlarla ilgili mücadeleler, bugün çok daha iç içe ve tümleşiktir. Bugün her biri, kriz koşullarında derinleşen ve güçlü bir politik mücadele dinamiği ve vektörüdür.

Genişleyen zeminden sosyalist devrimci siyaset

Cinsler arasındaki eşitsizliğe, erkeğin kadın üzerindeki baskı ve sömürüsüne son verilmesi, kadının özgürlüğü sorunu, kapitalizmdeki çözümüyle sınırlarına dayanmış ve çağın büyüyen yangını olarak başlıbaşına bir sosyalist mücadele dinamiği ve vektörüdür. Fakat sorunun özgül yanı, kendi özgül dinamiklerini bir yana bırakıp sadece proleter sınıf mücadelesine bağlayıp toplumsal bir eşitlik yaratarak çözme genellemeci yaklaşımından kesin bir kopuşu da gerektirir. Sorunun aile içerisinde üretilişine karşı özel bir dikkat ve mücadeleyi de gerektirir. Örgüt çevre güçleri içerisinde ve örgüt içerisinde fiili tasfiyecilik halinin etkisiyle artmış bir sorun olarak da vardır kadın sorunu.

Sermaye-meta egemenliğinin derinleşmesi, tüm toplumsal ilişkilerin sermaye-meta dolayımıyla kurulabilir hale gelmesi, etkisini diğer alanlara da yayan toplumsal çürüme etkenidir. Krizler ve krizlerle birlikte sermayenin daha da vahşileşen birikim politikaları düşkünleşmeyi, bilisizliği, saldırganlığı da artırmaktadır. Artan yıkımla birlikte artan bir değersizleşme; toplumun ve bireylerin değersizleşmesi ortaya çıkmaktadır. İşgücünün çok daha büyük sayılarda metalaştırılması, nispi ve mutlak artı değer sömürüsündeki derinleşme, sömürüye yeni biçimlerin eklenmesi, toplumsal ve bireysel ilişkilerdeki şeyleşme, burjuva demokrasilerinin burjuvazi içerisinde dahi küçük bir azınlığın iktidarı haline gelmesi, rüşvet, borsa, kredi, polis ve

Büyüyen bir erkek sorunu, bir çocuk sorunu da vardır. Kapitalizm, bunları birlikte yeni şekiller de kazandırarak iç içe 77


büyütmektedir. Hepsi insan ve birey gelişiminin yeni bir temelde ele alınışıyla çözülecek sorunlar niteliği kazanmışlardır.

aile, eğitim, kültür, felsefe, sanat, spor, din, bilim-teknoloji, kent-çevre, ekosistem sorunu, zaman, mekan, önceki düşünüş ve değerler sisteminin alt üst oluşunu- görerek keskin saptamalarda bulundular. İnsanla insan, insanla doğa ilişkilerinin çözümünü komünizme bağlayan öncülleri gösterdiler. Fakat sonraki dönemlerde, kapitalizmle karşıtlık oluşturan, devrimi sınıfsal olduğu gibi toplumsal yönden derinleştirecek ve siyasal ufkunu büyütecek bu konulardan uzaklaşıldı. Demokratik devrimcilik ve onun dar antifaşist siyasallık düzeyinden kavranışı bunları tümüyle toprağın derinlerine gömdü. Varlıkları dahi unutuldu. Derinleştirilmesi gereken antikapitalist sınıfsal eleştiriden uzaklaşıldı. ML çoraklaştırıldı. Devrimci sosyalist siyaset zemini iyice daraltıldı. Emperyalist kapitalizm çağında boyutlanmış olarak ortaya çıkan bu konular, feminizm, çevrecilik gibi küçük burjuva akımlarla, anarşistlere terkedildi.

Burjuvazinin iktidarını yaşamın bütün alan ve düzeylerine, dokularına, bireylerin taa içine, tüm düşünce ve davranışına kadar sokmasını sağlayan bu ilişkiler olmasaydı, burjuvazi sadece siyasal egemenlik biçimiyle, sadece baskı ve zorla asla hakimiyetini sürdüremezdi. Burjuvazinin sınıf egemenliği ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel bütün halkalarıyla içiçe geçer ve burjuvazinin iktidarına dokusal bir sağlamlık ve esneklik kazandırır. Sınıf mücadelesinin yeni bir örgütleniş düzeyine çıkılması, bunları bir bütün olarak görmeyi, bağlantılandırmayı ve proleter sosyalist bir eksende toplamayı gerektiriyor. Sınıf mücadelesinin makro alandaki örgütlenişiyle mikro alandaki örgütlenişinde, dışsal kavranışıyla içsel kavranışında da bir yaklaşım değişikliği -onu sadece makro/genel düzeyde ve dışta görmekten çıkarak- gerekiyor. Bunlar içiçedir, birbirini etkiler haldedir ve bir bütündür.

Oysa bu konular farklı alan ve düzeyler arasındaki ilişkileri öncekinden farklı ele almayı, taşıdıkları politik mücadele dinamiğini görerek ve proletaryanın sosyalizm mücadelesininin bir parçası haline getirerek örgütlemeyi gerektirmektedir. Yeni parti programının, strateji ve taktiğinin, politikaların bunları da kapsamına alarak

Marks ve Engels keskin zekalarıyla tüm bu sorunları -emeğin yabancılaşması, ulus, kadın, 78

içeriklendirilmesi ve pratikleştirilmesi zorunludur. Bu ise sosyalist politika kavrayışında, politikanın içeriklendirilmesi ve yapılışında yeni bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Güncel mücadelenin örgütlenişi ve sosyalizmin inşasında bu da bir kopuş halkasıdır.

dar kavranışı ve örgütlenişinin üstüne çıkan bir taktiksel zenginliği, c- Stratejiye sıkı sıkıya bağlı yürütülen taktiğin emperyalist kapitalist sistemin büyümekte olan çelişki ve dengesizliklerinin, gelişimdeki eşitsizliklerin, her alana doğru yayılan kapitalist çürümenin ortaya çıkarttığı mücadeleyi büyütme imkanlarını an be an değerlendirecek bir zenginlik ve dinamizme, geçişliliklere sahip olmasını,

Proleter devrimler dalgasına doğru strateji ve taktikler Girilen dönem öncekinden çok daha güçlü ve gelişkin proletarya devrimlerinin sıçramalı gelişme ve dalgasal yükselişinin yeni koşullarını ortaya çıkarmaktadır. Komünist parti ve devrimci proletarya hareketinin stratejisini ve taktiklerini belirleyecek olan da budur:

d- Stratejinin ve taktiğin bu tarihsel döneme uygun olarak emperyalist kapitalizmin güçlenmiş, katmanlılaşarak derinleşmiş hakimiyetine, bu derinleşen hakimiyetin kitleleri sistem içerisine çekip özümlemesinin bütün biçim ve yöntemlerine, proleter sınıf mücadelesinin gelişimiyle artacak ve şiddetlenecek olan saldırganlığına karşı onu etkisizleştirip yenilgiye uğratacak son derece esnek ve son derece savaşçı, inisiyatifi ele alan, iktidar hedefinden bir an bile kopmayan bir strateji ve taktik olmasını zorunlu kılar.

a-Proletar ya-burjuvazi, sosyalizm-kapitalizm karşıtlığını merkeze koyan net bir proletarya devrimi ve dünya proletarya devrimi stratejisini; çözüm gerektiren ulusal ve demokratik nitelikteki görev ve sorunların çözümünü proletarya devrimine bağlamayı ve temelde yeniden içeriklendirmeyi,

e- Komünistlerin ve devrimci hareketin yenilgilerle birlikte direnme ve savunma düzeyinde kaldığı, iç çözülmeye uğradığı, durmaksızın gerilediği on yıllardır süregelen bir durumdan çıkarak inisiyatif alınmalıdır. Subjektif yönün aşırı geriliği ve

b- Proletarya devriminin görevlerinin kapsamı büyür, onlara yenileri eklenirken, görev ve hedeflerin tanımlanmasında, örgütlenme ve çalışma tarzında sınıf mücadelesinin her türlü 79


yeni dalgasal yükseliş dönemine yanıt verecek bir tarihsel inisiyatif ve ataklık, programımızda, örgütlenmemizde, strateji ve taktiğimizde, proletaryanın her savaşçısının bilincinde ve ruhunda -yaşanmış yenilgilerin, durgunlukların ezik, sinik, savunmacı, direnmeci, eleştirellikle, lafazanlıkla sınırlı düşünce ve psikolojisinden kurtulmuş olarak- yer etmelidir. 21. yüzyıl sosyalizmindir, gelecek komünizmindir. Bugünkü çalışmanın sorun ve güçlükleri ne olursa olsun bunun bilinci ve özgüveniyle dolu kapitalizme meydan okuyan komünistler olmalıyız.

zayıflığı proleter sınıf ve devrim savaşının geliştirilmesinin başlı başına nesnel engelidir. Ve bu engel yeni tipte bir parti örgütlenmesiyle, program, strateji, örgütlenme ve politikalar, önderlik ve kadro yapısıyla, koşulu öncekinden devrimci bir kopuş olan köklü bir sıçrama ve dönüşümle aşılmadıkça proletarya mücadelesinin gelişiminden ve bir proletarya devriminden söz edilemez. Çözüm gerektiren bir numaralı sorun budur. Devrimci proletaryanın strateji ve taktiği, reformist kuyrukçu kendiliğindencilikten de, sürekli ve abartılı devrimci durum tespitleri yapan, hareketin gelişim düzeyindeki farklılıkları çözmeye uzak sol kendiliğindencilikten de ayrıdır. Her ikisini de proletaryayı devrimci sınıf olarak örgütlemenin önündeki engeller olarak görür. Sistemdeki gelişim eşitsizlik ve dengesizliklerindeki artış, çok daha büyük ölçekli krizlerin yaratacağı yıkım ve sarsıntılarla, sınıf mücadelerinin gelişimiyle ortaya çıkacak ve bir iki ülkeyle de sınırlı kalmayacak devrimci durumlar, bunlara uygun bir strateji ve taktiği, örgütsel konumlanış ve güç mevzilendirmesini, hazırlanmayı ve en başta da bu yönde bir gelecek bilincini oluşturmayı gerektiriyor. Bu bilinç, proletarya devriminin yeni koşullarına ve proletarya devrimlerinin

Felsefede sıçrama Felsefi düşünüşümüzde de bir sıçrama zorunludur. Burjuvazi, kapitalist küreselleşmeye uygun yeni bir dünya kavrayışı oluşturabilmek için pozitivizmine diyalektik ögeler ekledi. Pragmatizmi post modernizmle birleştirdi. Bunları, siyasetin örgütlenmesinden toplumun örgütlenmesine düşünüş ve hareketinin felsefi temeli haline getirdi. Dinsel idealizmi, tutuculuğu, eklektizmi, belirsizliği yüceltti. Düşünceyi bunlarla yeniden yoğurdu. Komünistler ve bilimsel sosyalizmden etkilenen diğer devrimciler ise, diyalektik materyalizmden olguculuğa ve metafizik yöntem80

lere, maocu basit çelişki kavrayışına doğru gerilediler. Hem diyalektik materyalizmden, hem tarihsel materyalizmden uzaklaşıldı. Siyasal devrimciliğin felsefi dayanağı da, dar deneycilik, olguculuk, basit çelişki kavrayışı, neden sonuç ilişkilerinin etki-tepki darlığı içerisinde kurulması oldu.

birbirleriyle olan etkileşim ve yer değişimleriyle ve gelişme yönünden kavrayacak, sıçrama potansiyellerini görecek bir süreç kavrayışı ve güçleri gerektiğinde hızla bir yönden bir başka yöne, bir durumdan bir başka duruma geçirtebilecek dinamik bir önderliği, dinamik bir kadro yapısını ve yapısal bir örgütsel esnekliğe sahip olmayı gerektirir. Diyalektik ve tarihsel materyalizmde başlattığımız sıçramayı derinleştirmeliyiz.

Bugünü kavramak ve dönüştürmek için diyalektik materyalizmimiz çok daha fazla diyalektik, tarihsel materyalizmimiz çok daha fazla tarihsel olmak zorundadır. Ekonomik olanla siyasal olanın, siyasal olanla toplumsal olanın, toplumsal olanla kültürel olanın, alt yapıyla üst yapının, objektif alanla subjektif alanın, madde ile bilincin, öncü ile kitle ilişkisinin, önderlik kadrolar ilişkisinin, iç siyasetle dış siyasetin, parçayla bütünün, özelle genelin, her birinin diğeriyle daha geçirgen ve içiçe geçişli ve karşılıklı etkiyi içeren ilişkilerinin kavranması, farklı alan ve düzeyler arasındaki ilişkilerin kuruluşu, yeni bir süreç kavrayışına çıkmak, strateji ve taktiğin yeni bir ilişkilendirilişini gerçekleştirmek, sosyalist inşanın sorunlarına yeni bir bakış geliştirebilmek, felsefi alanda da bir sıçramayı, temelinde bunun yer alacağı bir zihniyet dönüşümünü gerektiriyor. Bu; dönem, kesit, an ögelerini ayrı ayrı ve içiçe alabilecek bir zaman kavrayışı, çelişkileri dinamik olarak

Proletarya devriminin derinleşen sosyalist karakteri Proletarya devrimi siyasal sınıfsal bir devrim olduğu gibi ekonomik, toplumsal, kültürel bir devrimdir de. Proletarya sadece siyasal iktidarı devralmakla yetinmeden varolan kapitalist ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel ilişkiler sistemini yıkıp parçalayarak yerine yeni ve daha yüksek bir toplumu, sosyalizmi kuracak ve en baştan içerimine almaya başlayacağı komünist toplumsal ilişkiler sistemine doğru geliştirecektir. Bunun en özlü tanımı, üretim araçlarının kapitalist özel mülkiyet, iş gücünün meta olmaktan çıkması ve genel olarak meta egemenlik sisteminin sona erdirilmesi ve bu sayılanlar üzerinden yükselen ve burjuvazinin sınıf egemenliğinin araçları olan toplumsal, siyasal 81


ve kültürel bütün kurum ve ilişkilerin yıkılıp parçalanarak derin bir toplumsal dönüşümle tüm toplumsal ilişkilerin komünizme doğru açılan sosyalist düzeyde, yeni bir temelde kurulmasıdır.

burjuva demokrasisinden daha gelişkin bir demokrasidir: a- Proletarya diktatörlüğü, sömürücü bir sınıfın egemenliğine dayanmaz; baskıyı burjuvazi gibi sömürü amacıyla ve onu sürdürmek için değil, sömürü düzenini geri getirmek isteyenlere, devrilmiş iktidarı geri almak isteyen burjuvaziye karşı kurar. Bu ilkel komünal toplumdan bu yana tarih boyunca hiç olmayan, proletarya diktatörlüğünü önceki sınıf egemenliklerinden -feodal ve burjuva sınıf diktatörlüklerinden- ayırdeden birinci özelliktir.

Komünist devrim önceki hiçbir devrimde olmadığı kadar derin bir toplumsal dönüşümü öngörür. Sosyalist devrim, önceki devrimlerdeki sömürücü bir sınıfın yerine bir diğer sömürücü sınıfın geçmesinden ve öncekilerin egemenlik araçlarını devralıp değişikliğe uğratarak kendi sınıf amaçlarına uygun biçimde kullanmasından farklı olarak sömürüyü ve sömürünün her biçimini ortadan kaldırma amacı ve özellikleriyle bütün önceki devrimlerden ayrılır. Fakat onun asıl ayırdedici yönü şudur: Proletarya, kendi sınıf egemenliğini de sonlandıracak, komünist partinin gereksizleşeceği, iktidar aracı olarak devletin ve işbölümünün sönümleneceği, işgücünün meta olmaktan çıkmasıyla birlikte sınıf olarak kendisinin de yok olma sürecine gireceği bir devrimi, komünizmi de artan ölçüde içeren ve yönelen bir devrimi örgütler.

b- Proletarya diktatörlüğü, burjuva demokrasisi ve burjuva sınıf diktatörlüğünden farklı olarak azınlığın çoğunluk üzerindeki değil, çoğunluğun azınlık üzerindeki diktatörlüğüdür. c- Bu nitelikleri ve örgütlenişiyle devleti, toplumun üstünde ve ona yabancılaşan bir kurum olmaktan gitgide çıkartır. İşçi sınıfı devrimiyle, devleti sınıf egemenliği ve baskı aracı, sömürüyü sürdürme aracı kılan koşullar topyekun bir değişikliğe uğrar, devlet, “devlet olmayan devlet” özelliği kazanır. Bunun için sınıfın karar, uygulama ve denetim süreçlerine artan ölçüde dolaysız katılımı ön koşuldur. Önceki yapısıyla ordu ve polis olmayacağı gibi, memurların halkın üzerinde ve ayrıcalıklı konumuna son

Proleter demokrasi konseyler demokrasisidir Proleter demokrasi en gelişkin 82

verir. Halkın hizmetinde olacakları ve istenildiğinde geri çağrılacakları bir işleyişi koyar. İşçi sınıfının devrimin örgütleniş sürecinden başlayıp devrimle üst düzeye çıkacak özgirişkenliğinin, kitle inisiyatifi ve bilincinin doğrudan yönetim yönünde geliştirilmesiyle temsililiğin ve toplumsal ilişkilerdeki dolayımlılığın bütün biçimlerine artan ölçüde son verir. Yönetimin konseyler ve komünler temelinde doğrudanlaştırılmasını hedefler, gerçekleştirir, bunun kurum ve araçlarını geliştirir. Üretim ve yönetim birliğini sağlar.

va sınıf egemenliğine daha geniş bir temel kazandırdığı gibi, temsililik özelliği, emekçi sınıfların siyasal yaşama doğrudan katılmalarını, kararlarını kendilerinin almalarını önler. İşte işçi demokrasisinin örgütlenişindeki ayırdedici yön budur; o, emekçi yığınların devrimci eyleminden, olağanüstü özgirişkenliğinden doğar. Yığınların özgirişkenliği bilinçsel gelişimle, yönetsel görevlerde artan ölçüde yer almayla, kendi kararlarını kendilerinin almasıyla yeni bir düzeye çıkar ve süreklileşir. En gelişkini bile olsa hiçbir burjuva demokrasisinin tahammül edemediği, engellediği ve bastırdığı şey, işte budur.

Bu üç temel özellik, proletarya diktatörlüğünü burjuva sınıf diktatörlüğünden, proleter demokrasiyi burjuva demokrasisinden ayırır. Ona, en gelişkin burjuva demokrasisinin -burjuva parlamenter demokratik cumhuriyetin, onun sosyal demokratik biçimlerinin, küçük burjuva demokrasisinin- dahi hiç bir zaman ulaşamayacağı kadar gelişkin bir demokratik nitelik kazandırır. Burjuva demokrasisi ne kadar genel, eşit ve gizli oy sistemleriyle, parti çoğulluğuyla, parti içi demokrasisiyle yürütülürse yürütülsün, sermaye ilişkilerine dayalı bir sınıf egemenliği biçimidir ve bununla yoğrulur, temsililik oluşturan mekanizmalar içerisinde de burjuva ilişkiler örgütlenir ve yeniden üretilir. Çok partililik ve parlamento burju-

Komünizmde işçi sınıfı dahil sınıflar yoktur. Bir sınıfın diğer sınıflar üzerinde egemenliği, baskı kurması ve baskıyı gerektiren koşullar da yoktur. Toplumsallaşan bir özgürlük, toplumsallaşmış ve güçlü bir özgelişime sahip bireylerin ve komünal toplulukların aralarında kurdukları doğrudan ve çok yönlü, zengin ilişkiler vardır. Komünal toplumsal ilişkiler, özerk ve özyönetimsel ilişkilerdir. İhtiyaçlar, ihtiyaçların tanımı ve kavranışı, görev, sorumluluk, ihtiyaç kavrayışı, işlerle ilişki kuruş, işlerin yapılışı ve yürütülüş biçimleri, ortak yaşamın düzenlenmesi, toplumsal üretkenliğin, toplumsal bilincin ve toplumsallaşmış birey bilincinin ulaştığı gelişme 83


düzeyiyle topyekun değişir. Önceki biçimiyle yönetsellik, yönetici kurum ve kişiler, işbölümü gereksizleşmiştir. Yeni ve daha yüksek ihtiyaçların belirimine ve gönüllü tercihlere göre kurulan ortak yaşam ilişkilerinde de topluluk ve bireylerin kendilerini özgürce gerçekleştirme ve geliştirmelerinin önünü açan bir toplumsal yapı...

rarak iktidar araçları üzerinde dolaysızlaşan bir hakimiyet kurar. Bu süreç, devletin, partinin ve sınıfın ortadan kalkışı, üretken özgür emekçilerin komünal toplumsal birliklerine dönüşmesi, üretim ve yönetim ilişkisinin dolaysızlaşması sürecidir. Bu aynı zamanda devlet biçimi olarak proletarya diktatörlüğü ve proleter demokrasinin sönümlenmesinin, “şeylerin yönetimine” doğru geçişin süreci ve koşuludur. Yöneten-yönetilen ayrımının, bilinegelen şekliyle bürokrasinin ortadan kalkması, devletin yönetsel bir organ ve bir baskı ve zor aracı olmaktan çıkması, “devlet olmayan devlet” haline gelerek sönümlenmesi ancak bu şekilde mümkündür.

Proletarya diktatörlüğü devletinin temel kurumları konseylerdir. Proleter demokrasi, konseyler demokrasisidir. Konseyler işçi sınıfı iktidarının doğrudan araçlarıdır. Sosyalist demokrasi ve onun devlet örgütlenmesi, kurumsal yapısı ve işleyişiyle temsililik özelliği artan ölçüde kaldırılan, işçilerin karar süreçlerine yalnızca seçici ve denetleyici olarak değil artan ölçüde ve azami katılacakları, bunun takvime bağlı olmaktan çıkıp süreklileşeceği ve doğrudanlaşacağı, üretimyönetim birliği de kurularak idari organlarda ve yönetici görevlerde artan sayılarda yer alacakları, doğrudanlaşan -yasama-yürütme-yargı ilişkilerinin de bu temelde örgütlendiği- işleyişin şeffaflaştığı, sınıfın doğrudan denetimine açık bir demokrasinin uygulanmasıdır.

Yönetim ancak bu şekilde doğrudanlaşır, özyönetimleşir, devlet olmaktan çıkar. Siyasal eşitliğin, toplumsal özgürlüğün ve birey gelişim ve özgürlüğünün siyasal alandaki -zorunluluk bağlarından kurtulmuş olarak özgürleşmenin- en önemli ve gerçek ölçütü de budur. Proletarya diktatörlüğü devlet örgütlenmesi içerisinde konseylerin belirleyici önemi buradan gelmektedir. Proletarya diktatörlüğüne “devlet olmayan devlet” özelliğini veren, önceki bütün devlet biçimlerinden ayıran temel organlar konseylerdir. Örgütleniş biçimiyle proleter demokrasi,

Sosyalizmde partisiyle bütünleşmiş ve yönetici sınıf haline gelmiş olan işçi sınıfı, temsililiği adım adım ortadan kaldı84

fabrika, işyerleri, okul, mahalle, bölge ve kent düzeyinde delegeler sistemine dayalı olarak oluşacak ve yığın inisiyatifinden doğan kitlesel demokrasi, sorunların ve ihtiyaçların belirlenmesi, çözümü ve uygulanmasında asli kurumlar olarak varolacaklardır. Binlerce konsey, proletarya devletinin temelini ve gövdesini oluşturur. Meclis, hükümet gibi üst ve temsili kurumlar bunların yerine ikame edilemez. Konseyler hiçbir şekilde ortadan kaldırılamazlar. Yetki ve sorumlulukları devralınamaz. Bu organların varlığı, yaşaması, gelişmesi ve işlevlerini yerine getirebilmeleri proletarya devletinin farklı niteliğinin korunması yönünden olduğu gibi komünizme doğru ilerleyebilmek için de zorunludur.

proletarya demokrasisinin temel taşıdır. Proletarya diktatörlüğü gereken yer ve zamanda devrilen sömürücü sınıflara ve kapitalizmi geri getirmek isteyenlere, emperyalistlere karşı devrimci şiddeti tereddütsüz uygular. Bunu uygulamanın güçlü araçlarına da sahip olacaktır. Bu noktada burjuvazinin, oportünizmin proletarya diktatörlüğüne karşı saldırıları karşısında dimdik duracağız. Fakat proletarya diktatörlüğünün tarihsel tecrübesini, modern revizyonist bürokratik burjuva bir iktidara yol açan gelişmeler üzerinden eleştirel bir şekilde ele alacağız. Devrimle önceki devlet yapısını alıp kimi yönlerden değiştirmekle yetinmeyen, onu parça parça eden; niteliksel farkını toplumsal-kurumsal yapı ve örgütlenişinin, işleyişinin tümüne yayan; devleti tümden gereksizleştirecek, sönümlendirecek bir içerik kazandırarak ilerleyen; düşmanları karşısında da asıl gücünü devletsizleşmeye geçebilen bir toplumsal yapıyı ortaya çıkarmaktan alan bir konumdan hareket edeceğiz. Proletarya diktatörlüğünün sosyalizmin inşasının bütün yönlerindeki kurucu işlevlerini, proleter demokrasinin gelişkin karakterini -toplumsal özgürlük yönüyle olduğu gibi çok yönlü bireysel gelişim ve özgür-

Sosyalizmin inşa sorunlarının yerel ve merkezi düzeyde ele alınmasında, makro ve mikro plan uygulamalarında doğru belirlemeler yapılması ve işlerin yerine getirilmesinde canlı, kitlelerin katılımını canlı kılan ve onları özneleştirecek bir işleyiş, aşırı merkeziyetçiliğin önlenmesi, tek yanlı hiyerarşiyi önlemek ve giderek ortadan kaldırmak; ancak rolleri ve işlevleri giderek artan, sadece yerel konu ve sorunların değil temel nitelikteki konu ve sorunların da karar vericileri ve uygulayıcıları olarak konseylerle mümkün olur. Konseyler, 85


leştirilemez ve kitleler sosyalizme çekilemez.

lük yönüyle de burjuva demokrasisine göre çok daha ileri oluşunu- gösterecek, görevlerinin kapsamı, yapılış, iç işleyiş ve ilişkiler yönüyle, proletaryanın kolektif emekçi olarak kazandığı özelliklerle de ilşkilendirerek değerlendireceğiz. Burjuva demokrasisinin üstünlüğüne ilişkin, inananları sadece burjuvalar olmayan, proletarya diktatörlüğünün örgütlenmesindeki zayıflıkların ve burjuva revizyonist diktatörlüklerin bıraktığı kötü izlerle proletaryaya, aydınlara, devrimcilere kadar yayılmış olan bu görüşü yıkacağız!

Geri çağırma, memurların ücretinin ortalama işçi ücreti düzeyinde olması gibi yöntemler, işçilerden oluşan -Lenin’in düşündüğü işçi-köylü müfettişleri gibi- denetleyici kurumlar bürokrasi üzerinde denetimi sağlayan ve sınırlandıran işlevlere sahiptirler. Burjuva demokrasilerinde bunların hiç biri yoktur ve tam tersi söz konusudur. En önemli ve ayırdedici olanı ise, proletarya diktatörlüğü devletinin komün tipi, Ekim Devrimi’yle de sovyetik örgütlenmesidir. Proletarya devleti ve demokrasisinde ayırdedici olan üretim ve yönetim birliğini gerçekleştirmek, kararların alınış ve uygulanışının azami ve artan ölçüde birbirine yaklaşması, birlik oluşturması, üretenlerin ve yönetenlerin, kararları alan ve uygulayanların bir olmasının sağlanmasıdır. Devlet ve bürokrasi ortadan kaldırılmadıkça, işlerin yürütülüşü farklı bir niteliğe bürünmedikçe hiyerarşi ve bürokrasiyle birlikte statü, ayrıcalıklar, yetki ve güç kullanımı, baskı ve sınıflaşma tehlikesi ve tehdidi vardır. Aşırı merkeziyetçi bir devlet örgütlenmesi söz konusuysa bu tehlike çok daha fazladır. Bu söylenenler bir anda ve kısa zamanda olmayacaktır, devrilmiş burjuvazi, mülkiyetçi küçük burjuvazi, proletaryanın geri kesimlerine kadar uzanan kar-

Yeni tipte devletin örgütlenme ve çalışmalarının asli yönünü ve karakterini baskı ve şiddetin uygulanması oluşturmaz; dayandığı ve temsil ettiği sınıf temelinin genişliğine uygun olarak doğrudanlaşan demokratik bir örgütleniş ve işleyişle sosyalist inşanın her alan ve düzeyde kuruluşunu gerçekleştirmek, her türlü sömürüyü ve baskıyı nihai olarak sonlandırmak, kendisini var eden ilişki biçimleriyle birlikte kendisini ortadan kaldırmanın koşullarını oluşturmak, onu karakterize eden ve asli işlevini oluşturan bunlardır. Burjuva demokrasisinin karşısına proleter demokrasi çıkartılmadan, proleter demokrasinin burjuva demokrasilerine üstünlüğü gösterilmeden etkili bir sosyalizm propagandası gerçek86

şı çıkış ve dirençler, kapitalist emperyalist ülkelerin kuşatma ve saldırıları, kitlelerin bilinç düzeylerinin geriliği, yönetsel, idari işlere uzaklığı, uzmanlara olan gereksinim, kültür ve alışkanlıklar gibi aşılması gereken yüzlerce engel vardır. Fakat aslolan stratejik bir netliğe sahip olmak, devletin yapı, örgütleniş ve işleyişinin de baştan itibaren buna uygun olması ve bu yönde ısrarla geliştirilmesidir. Çelişkinin devrimci yönde çözümünü geliştirmektir. Başka türlü komünizme gidilemez, geriye dönüşler de önlenemez olur.

kapitalist emperyalist iç ve dış tehdit karşısında kendi içinden korkan ve savunmacı ve sürekli devleti bu yönden güçlendiren bir sosyalizm olmaktan çıkabilmesi de, bir bütün olarak sosyalist inşanın yeni bir bakışla ele alınmasına bağlıdır. Biz bunu sadece önceki sosyalizm deneyiminin ekonomik başarıları, anti-faşist savaşta Stalin önderliğindeki Sovyetler Birliği’nin başarısının dünya halklarında yarattığı etki ile değil; sosyalist demokrasinin burjuva demokrasisine, sosyalist toplumsal kültürel yaşamın, toplumsal ve bireysel özgürlükler ve bireylerin de çok yönlü gelişiminin burjuva toplumsal yaşam ve bireye olan üstünlüğüyle de ortaya çıkartabilmeliyiz. İşte o zaman sosyalizm burjuvazinin büyüyen kabusu olacaktır. Ve bizim karşımıza çürüyen bir sistemin burjuva demokrasisi ve birey özgürlüğünün her şeye rağmen en iyisi olduğu demagojisiyle çıkamayacaklardır.

Tüm bu tarihsel sürecin önderi ve örgütleyicisi olarak parti, aynı zamanda kendisini gereksizleştirme ve sönümlendirme sürecinin de örgütleyicisi olmalıdır. Sorunların parti tarafından tanım ve çözümünden kitlelerin bilinç düzeyini yükselterek kitleler tarafından çözümüne doğru ilerlemeli, yönetme gücü kazandıran kurumlarını -en başta konseyleri- yaşatmayı ve geliştirmeyi vazgeçilmez saymalıdır.

Çıkışını komünizmden alan bir sosyalist devrimcilik

Sosyalizmi var etmenin ve yaşatmanın asıl ve yegane yolu -kapitalist özel mülkiyet, meta egemenliği, işbölümü, rekabet ve üretim anarşisine son vererek ekonominin yeni bir temelde örgütlenişiyle birlikte- budur. Sosyalizmin kapitalizmden devraldığı ve çözümü kolay olmayan sorunların güçlükleri ve

Sosyalizmle birlikte sönümlenme sürecine girmiş olarak devlet, parti, din, ulus, aile, işbölümü, değer yasası hepsi ortadan kalkacaktır. İlişkilerin komünal düzeyde ve çok yönlü ve öz87


ğünü savunurken onun sadece devrilen sömürücü sınıflara ve kapitalizmi geri getirmek isteyenlere karşı bir baskı ve şiddet aracı olarak değil, en gelişkin burjuva demokrasisinden daha gelişkin ve ileri bir sosyalist devrimci demokrasi olduğunu açıklamaktan, yalnızca sömürü ve baskının değil devletin, işbölümünün, ailenin, sınıfların ve sınırların olmadığı bir toplumsal sistemin propagandasından vazgeçmeyeceğiz. Kapitalizmin meta egemenlik düzeni ve ilişkileri içerisinde, burjuva demokrasilerinde eriyen olmaktan çıkıp, sosyalist devrim, sosyalist demokrasi, sosyalist bir yaşamla, komünist özgürlükçü bir düşünüşle derinleşen bir kapitalizm eleştirisi ve gelişen bir komünizm perspektifi içerisinde alternatif oluşturarak bu sistemin dimdik karşısına dikilmeliyiz.

gür bireyler arasında kurulduğu yeni bir toplumsal sistem, komünizm çıkacaktır ortaya. Sosyalist devrime devrimci toplumsal derinliğini kazandıracak olan da budur. Bunun örgütlenmesidir. Komünizm, sosyalizmi yeni bir aşama haline getiren görüşlerden kopularak program ve günlük çalışmanın yürütülüşü içerisinde tanımlı hale getirilmelidir. Sadece ekonomik değil, sadece dar biçimiyle siyasal değil, bir bütün olarak ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel ilişkiler sisteminde hangi değişiklikleri ortaya çıkartacağı, yerlerine nelerin geçeceği ve bunun nasıl gerçekleşeceği, günlük yaşamda nasıl olacağı, günlük çalışmalara indirilmiş bir şekilde tanımlanmalıdır. Antiemperyalizm yaparken ulusçuluk ve ulusal kurtuluşçulukla sınırlı devrimciliğin eleştirisinden ve sadece sınırların değil kafalardaki çitlerin de olmadığı bir dünyanın savunusundan vazgeçmeyeceğiz. Din ve mezhep özgürlüğünü savunurken dinin eleştirisinden; kadın sorununu ortaya koyarken, emekçi aile yaşamının demokratikleştirilmesi için mücadele ederken kapitalizmin hücre yapısı olan ailenin eleştirisinden; faşizm karşısında demokratik hak ve özgürlükleri savunurken burjuva demokrasisinin eleştirisinden; proletarya diktatörlü-

Bizim adımızda komünist olduğumuz yazar, öyleyse komünist gibi düşünmeli, komünist gibi yaşamalı, komünist gibi davranmalıyız. Bizi belirleyen ne antifaşist olmamız ne antiemperyalist olmamızdır. Demokratik devrimciliği de, slogana indirilmiş sosyalist devrimciliği de, hiç bir albenisi olmayan dar ve biçimsel sosyalizm savunuculuğunu da aşmalıyız. Kapitalizm eleştirilerimiz köktencileşmeli, cephedenleşmeli, yıkıcılaşma88

lıdır. Kapitalizmi sadece siyasal sistem olarak değil, sadece ekonomik bir sistem olarak değil, kapitalizmle birlikte ortaya çıkan ya da önceden var olup burjuvazinin kendi ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirdiği toplumsal işbölümü ve parça-insan biçimlerini de yıkmalı, yerlerine komünizmi içerimine alıp ona doğru ilerleyecek sosyalist toplumsal formlar, ilişki biçimlerini geçirmeliyiz. Sosyalizm görüşlerimiz devralınmış olanın sınırlılıkları ve geriye çekiciliğiyle tanımlı olmaktan çıkmalıdır. Komünizm program ve stratejisine uygun derin bir devrimci içerikle kuruculaşmalıdır.

dolayımıyla kurulur hale gelir. Komünizmin özgürlük ölçüsü ise, ürünleri, meta olmaktan ve bizi yönetir olmaktan çıkartıp ihtiyaçları karşılamanın ve amaç ve hedeflere ulaşmanın araçları haline getirmektir. Meta üretim sistemine son vermek, metalarla tanımlı sınırlı üretim ve üretkenlik kavrayışının üstüne çıkmaktır. İnsanların yeteneklerinin çok yönlü ve sınırsız gelişmesidir. Üretim ve yönetim birliğinin toplumsal yaşamın her alanında gerçekleştirilmesidir. Toplum ve bireyler, bu çelişkiler çözüldükçe özgürleşirler. Birey toplumsallaşarak gelişir. Birey toplumsallaşarak özgürleşir. Birey, çok yönlü ilişkiler ve yetilerle toplumsal üretimin ve işlerin bütününün bilgisine sahip olduğu, onlara ilişkin katkı ve katılım gösterdiği, üretim ve yönetim birliği sağlandığı, toplumsal üretim ve gelişimin ürünlerinden azami ölçüde yararlandığı ölçüde gelişir ve özgürleşir. Temel budur, ancak sosyalizmde toplum-birey ilişkisi de tek yanlı kurulmaz. Toplumların gelişimi de bireylerin gelişimine sıkı sıkıya bağlıdır. Bağımsız, çok yönlü birey gelişim ve özneleşmesine, bireylerin kendini gerçekleştirmesine olanak yaratmayan bir toplumsal sistemin gelişme dinamikleri zayıflar. Sosyalizmin komünizme gelişimi açısından da temel bir sorun çözülmemiş

Kapitalizm ücretli kölelik düzenidir. Kapitalizm işgücünü de meta kılan özelliğiyle bir meta egemenlik düzenidir. Kapitalist ilişkilerin yaşamın bütün alanlarına nasıl hakim kılındığını ve yaşamlarımızın nasıl hücreleştirildiğini, nelerden nasıl yoksun bırakıldığımızı, kendi ellerimizle boynumuza taktığımız zincirleri, ücretli köleliğimize, hücreleştirilmiş yaşamlarımıza karşın nasıl bir özgürlük yanılsaması yaratıldığını anlatmalıyız. Kapitalizmde özgürlük ölçüsü, kapitalist özel mülkiyete -sermayeye- sahip olmak, daha fazlasına sahip olmak, daha çok miktarda metayı tüketebilmektir. Egemen hale gelen, kişileri yöneten metalardır ve insanlararasındaki ilişkiler metalar 89


olarak kalır. Sadece genel bir toplumsal eşitlik ve genel bir toplumsal özgürlük sağlanarak sosyalizm gerçekleştirilemez ve komünizme ilerlenemez. Çok yönlü gelişen ve özneleşen bireyler olmadan komünal bir sistem, komünizm olamaz. Bir tür ilk çağların ilkel komünalliğine benzer bir sistem olur -kültür, ilişki ve örgütleniş olarak- ki bu da kısa sürede çözülür. Toplumsal özgürlükle ilgili görüşlerimiz, genel toplumsal özgürlüğün ölçüsünü bireylerin gelişiminde gören marksist yaklaşım içerisinden olmalıdır.

cektir. Anarşizmin indirgemeciliğine düşmeden, bulunulan evredeki karşı karşıya olunan sorunların çözümünü de komünizm stratejisi ve perspektifleri içerisinden ele alarak, bir an bile bunlardan kopmadan, salt geleceğin değil bugünün de sorunu kılarak yürüyeceğiz.

Reel politikerlikten kopuş Temel bir kopuş halkası, konjonktürel devrimcilikten, devrimci reel politikerlikten komünist devrimciliğe geçmektir. Tarihsel koşullar, dönem ve kesitlerin sınırlandırıcılıkları teori, politika ve örgütsel çalışmayı tamamen belirler hale geldi. Devrimin içerisinde bulunduğu günün, kesitin, dönemin, aşamanın görevleriyle nihai amaç ilişkisi koptu. Birincilere doğru daralınır ve gerilenirken diğerinin ötelenmesi ve hepten unutulmasına doğru bir seyir izlendi. Günün görevleriyle dönemin görevleri, dönemin görevleriyle devrimin içerisinde bulunduğu aşamanın görevleri, demokratik görevler ile sosyalist görevler, sosyalizm ile komünizm arasındaki ilişkiler, öteleme ve katı aşamalılık ilişkisiyle birbirinden kopartıldı.

Komünizmin ilkesi “herkesin ihtiyacına göre”dir. Komünizmde ihtiyaç tanımı ve kapsamı da farklıdır. Mevcut ihtiyaçların karşılanması sorun olmaktan çıkınca, durmaksızın yeni ve daha yüksek ihtiyaçların, bunları karşılayacak yeni ve daha yüksek yetilerle birlikte yaratılması söz konusu olacaktır. Asıl ihtiyaç, bireylerin çok yönlü ilişkiler içinde çok yönlü yeteneklerinin gelişmesidir. Komünlerin ve bireylerin istek, tercih ve arayışlarına göre değişebilen, özgürlük alemi içerisinde çok yönlü ve durmaksızın yeni ve daha ileri yeteneklerini gerçekleştirebilmeleri ve geliştirebilmeleridir. Çalışma kısalacak, bir zorunluluk değil bir gereksinim olma özelliği kazanacak, üretimin de çalışmanın da önceki anlamları ve kapsamları topyekün değişe-

Sadece ekonomik mücadele ve 90

reformizmle, revizyonist reformizmle sınırlı kendiliğindencilik değil, aşamalı devrim anlayışıyla kesintisizlik ilişkisinin kopartılması ya da sadece bir yandan kurulmasının ortaya çıkarttığı bir kendiliğindencilik türü -devrimci reformizm- çıkmıştır ortaya. Sadece konjonktürün değil içerisinde bulunulan devrim aşamasının da sınırlandırdığı, devrimin o aşama ve o anda çözmekle karşı karşıya olduğu sorun ve görevlerin her şeyi belirleyip tümüyle egemen olduğu ve stratejik gelişimin kesintiye uğradığı bir durum doğmuştur.

ya bırakmıştır. Lenin ve Stalin dönemlerinde komünist partisi önderliğindeki Sovyetler Birliği’nde muazzam bir gelişme gösterildiği de açıktır. Fakat bunlardan yola çıkarak bu deneyimlerin reel politiker bir savunuculuğunu yapmak ve o sınırların içerisinde düşünmeye devam etmek yanlıştır. Sorunların çözümüne dönük daha ileri bir bakış geliştirilmesini de önler. Geriye dönüşlerin yarı idealist açıklamalarının ilerisine de geçilemez. Bugün dünya ölçeğinde ve bir çok ülkede çok daha gelişkin bir kapitalizm, dolayısıyla proletarya devrimleri ve sosyalizmin daha yüksek toplumsal-maddi ön koşulları var. Devrimlerin muazzam kazanım ve öğreticiliğiyle birlikte geriye dönüşleri de daha iyi açıklayabileceğimiz daha gelişkin bir diyalektik materyalist kavrayışa sahibiz. Güncel olanla nihai olan ilişkisini, içerisinde bulunulan aşamanın görevleriyle nihai amaç ilişkisini daha yüksek bir süreç kavrayışı içerisinden ele alarak ve tarihsel tecrübeyi bu gözle değerlendirerek ilerleyeceğiz.

Önceki sosyalizm deneyimlerinde, tarihsel ve konjonktürel sınırlılıklar ve zorunluluklar içerisinde fiilleşen durum teorileştirmesi vardır. Teorik ufkun gelişimini sınırlandırdığı gibi amacı ve ruhu komünizm olan bir strateji içerisinde yürümekten de giderek uzaklaştırmıştır. Komünizmi bir ütopya olarak görmenin ilerisine geçilememesinin, derinleşen ve yıkıcı bir kapitalizm eleştirisi yapamamanın, sosyalizmin kapitalizme olan üstünlüğünü dünle sınırlı iki üç konunun ötesine geçerek anlatamamanın da temel nedeni budur. Sosyalizmin ve ona doğru ilerleyen demokratik halk devrimlerinin geri ülkelerde gerçekleşmesi, sorunları daha geri düzeylerden almak ve bunlara çözüm üretmekle karşı karşı-

Komünizm programın, partinin örgütlenme tarzının ve güncel mücadelenin doğrudan konusudur Program ve stratejik görüşü91


müzün temel kopuş halkası, nihai amacın ütopyalaştırılması ve sloganlaştırılmasından onu kurtarmak, komünizmi doğrudan ve somut bir program konusu haline getirmektir. Nihai amaçla günlük çalışma, dönemin, günün görev ve sorunlarının çözümü arasında canlı ve dinamik, nihai amacın öğelerini içerimine alan süreklileşmiş bir bağ kurulmasıdır. Çıkışını komünizmden alan güçlü ve derinleşen bir kapitalizm eleştirisiyle, kapitalizmin karşısına sosyalizmi tam cepheden ve güncel olarak dikmektir. Bu olmadan devrimci reformizmden kurtulunamaz. Bu olmadan antiemperyalist demokratik halk devrimciliğinin ulusalcı bir demokratik kapitalizme doğru derinleşen çözülmesinden çıkılamaz. Bu olmadan komünist devrimcilikten söz edilemez. Bu olmadan program ve tüzük bütünlüğü, amaç-araç ve yöntem bütünlüğü kurulamaz. Bu olmadan, yeni bir parti ve tüzük düşüncesine çıkılamaz.

peryalizme doğru gerileyip bu temelde siyaset yapmaktan çıkartır. Antikapitalist yönde derinleşen bir antiemperyalizme, ulusçuluğu, ulusal dar görüşlülüğü, kafalardaki ulusal çitleri yıkıp geçecek bir proletarya enternasyonalizmiyle dünya devrimi-komünizm yönünde ilerlemeye götürür. Din karşısında eleştirel bir tutum almaya yöneltir ve liberal özgürlükçülerle yanyana türban savunuculuğundan kurtarır. Aileye dönük eleştirellik kadın özgürlüğü sorununun ve çocuğun ve erkeğin de özgürlüğünün daha doğru kavranmasını sağlar ve sorunun sadece sınıf ve sosyalizm sorununa genel düzeyde bağlamakla yetinilmemesi gerektiğini gösterir. Kapitalizmin çekirdek aileyi dahi çözdüğü bir aşamada kutsal aile savunuculuğu yapılması gibi geri düşüncelere prim vermemeyi de öğretir. Üretim ve emeğin kapitalist örgütlenme biçimlerine karşı kolektif emekçi niteliği kazanmış bir işçi sınıfının, üretim ve emeği, tarz, yöntem ve ilişkileriyle de sosyalist bir temelde örgütlemesinin alternatif plan ve modelini ortaya koyma ve bunun üzerinden konuşma imkanını kazandırır. Sosyalizmin ekonomik inşasının sadece merkezi ekonomik plan olmadığını gösterir. İnsanı makinenin, proje ve planın uzantısı haline getiren üretim örgütleyiş biçimine karşı; makineyi, proje ve planları

Bu bakış bize kapitalizmin ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel örgütlenme ve ilişki biçimlerinin karşısına sosyalist alternatifleri dolaysızca koyabilmeyi, örneğin kapitalizmin çözmekte olduğu, yeni biçimler kazandırarak yeniden ürettiği din, ulus, aile gibi kurumlara karşı komünist bir eleştirelliği kazandırır. Örneğin ulus konusunda ulusalcı bir antiem92

emekçiye tabi kılan, sorunların tespiti, çözümü ve kararların alınışında parça bir işlevi yerine getirirken dahi bunların tümünün bilgisine sahip kolektif emekçi özneleşmesini geliştirici bir üretim ve emek örgütlenmesini gerçekleştirir. Doğaya ait ve onun bilinçli parçası olarak sosyalist insan ve sosyalist toplum, insan-doğa ilişkilerini ekosistem bütünlüğü içerisinde, ortakyaşarlık kuralına uygun olarak kurar. Toplumla birey ve bireyler arasındaki ilişkilerin kaba toplumsal eşitlemeci ve düz kuruluşundan toplumsal ve bireysel özgürlüğün karşılıklı gelişim ilişkisini ve genel toplumsal özgürlüğü bireyin çok yönlü gelişiminde gören kurucu bir sosyalizm...

kadro nitelik ve özelliklerini yeniden tanımlama imkanını kazandırır. Sosyalist bir devrimin komünist bir devrim olabilmesi imkanını kazandırır. Önceki sosyalist devrim programları da bugünkü koşullara yanıt vermemektedirler ve bir çekim gücüne sahip değillerdir. Sosyalist devrim programının nirengi noktalarından biri, kapitalizmin temel çelişkisinin bilimsel ve doğru tanımlanmasıdır. Bu “üretimin ileri toplumsal karakterine karşılık özel mülkiyet çelişkisi” değil, üretimin ileri toplumsal karakterine/güçlerine karşılık üretimin sermayeye dayalı toplumsal ilişkileri çelişkisidir. Sorunu, dar anlamda “özel mülkiyet” ya da “mülkiyet ilişkileri” olarak gören yaklaşımlar, çelişkiyi üretici güçler ile bölüşüm ilişkileri alanına ya da son tahlilde aynı anlama gelmek üzere altyapı ile üstyapı, ekonomi ile siyaset, toplum ile devlet arasına kaydırır. Bu yaklaşım, kullanım değeri ile değer, emekgücü ile emek, somut emek ile soyut emek arasındaki ayrımların, emekgücünün meta karakterinin, değer hatta artıdeğer yasasının üstünden atlar, bu yüzden ne kadar devrimci biçimler alırsa alsın özünde reformist bir politika olmaya mahkumdur. Günümüzün geleneksel sosyalist devrim program ve anlayışları da, Neo-Ricardocu (II. Enternasyonal uzantısı) bu

Bu yaklaşım bize, partinin örgütlenmesini, evet, yine verili siyasal toplumsal durumun, mücadele koşullarının, kültürel şekillenişin, alışkanlıkların, kadroların, sınıfın ve kitlelerin bilinç düzeyindeki geriliğin oluşturduğu zorunluluklar ve geriye çekicilikleriyle birlikte -bunları yok saymayarak, küçük burjuva demokratizmine ve anarşizmine düşülmedenfakat ileri bir kolektivizmi geliştirici yönde ele alma imkanı kazandırır. Önderlik tarzı, organlar arasındaki ilişki tarzını, görevler ve haklar ilişkisini, yoldaşlık ilişkilerini yeni bir temelde ele alma, yeni bir kadro zihniyeti oluşturma, komünist 93


yaklaşımla maluldur. Sosyalist devrimci program ve savaşım anlayışımız, sosyalist devrim anlayışını yarım yüzyıldır tahakküm altında tutan ve içini boşaltan bu revizyonist anlayışla da köktenci biçimde hesaplaşmak ve kopmakla yükümlüdür.

yaşam organizasyonundadır. Aşamalandırılmış bir sosyalizm programının da ilerisine geçecek somut ve canlı bir azami program, komünizmin programını ortaya çıkartmalı, bunun bugünkü ekonomik, toplumsal gelişme düzeyindeki nesnel imkanlarını gösteren, günlük çalışmayı bu azami programla süreklileşmiş bir bağ içerisinde yürüten, bunu bütün çalışmalarının merkezine koyan bir yaklaşım ve pratikleştirme içinde olmalıyız. Bugün yine ülkeler, bölgeler arasında gelişim eşitsizliklerine dayalı farklar ve bir dizi başka farklılıklar var fakat sınıf mücadeleleri de küreselleşme yönünde bir eğilim gösteriyor. Bundan dolayı artık proletaryanın dünya devriminden, dünya sosyalist devriminden söz edebiliriz ve etmeliyiz. Davos, G-8, G-20, Nato’ya karşı mücadelelerin bir etki-tepki mücadelesi ve protesto olmaktan, antiemperyalizm sınırlılığından kurtarılması, ancak dünya proleter sosyalist devrimi program ve stratejisi içerisinde ilerlenerek ve proletarya enternasyonalizmine de buna uygun bir bakış ve örgütlenmeyle olacaktır: “Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin”, “Yaşasın Dünya Sosyalist Devrimi”...

Üretimin, emeğin, bilginin, kültürün ileri düzeydeki toplumsallaşması süreci sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesiyle gitgide daha az sayıda elde toplanması sürecidir de. Bu mülk edinmenin özel kapitalist şeklinin ortaya çıkarttığı bir gelişim ve karşıtlaşmadır. Toplumsallaşma arttıkça da bu çelişki büyür ve şiddetlenir. Kapitalist özel mülkiyeti ortadan kaldıracağız. Öte yandan kapitalist özel mülkiyetin kaldırılması amacımızın gerçekleştirilmesinin kesinkes gerekli, fakat yeterli olmayan bir koşuludur. Çünkü sermaye basitçe “mülk”, ya da “üretim araçları” değildir, üretimin toplumsal örgütlenme biçimidir. Kaldırılması gereken yalnızca kapitalist mülkiyet değil kapitalist üretim ilişkileri ve işbölümüdür. Öyleyse çözüm yalnızca üretim araçlarının kamulaştırılması değil, tüm üretken yetilerin (ve bunlar arasındaki ilişkilerin) doğrudan toplumsallaşmasına dönük bir üretim ve

94

95


TİKB: Tarihsel-yapısal-örgütsel sorunlar TİKB: Tarihsel-yapısal sorunlar

devrimci zihniyet, örgütlenme ve faaliyet tarzımızı kesintiye uğrattı. Ortaya çıkan yeni toplumsal-sınıfsal durum ve ihtiyaçlardaki dönüşümle dar örgütsel yapımızın çelişkinliği giderek derinleşti. Savaşımın yeni stratejik düzlemi, buna yanıt veremeyen süredurumsal devrimcilik tarzımızın yapısal sorunlarını da açığa çıkardı, derin bir iç krize sürükledi.

Bir dönem kapanmıştır! Bu güçlü tespiti yapmış olmamıza karşın tarihsel olarak kapanmış olan dönemi ideolojik-siyasalörgütsel olarak kapatmayı başaramayan bir örgüt olarak kriz içerisindeyiz. Devrimci hareketin içerisinde olduğu krizin yıkıcı etkilerini en ağır ve en şiddetli yaşayan örgütlerden biriyiz. Çünkü kapanan dönem bizi, sadece dönemsel sorunlarla değil birikegelerek boyutlanmış tarihsel yapısal örgütsel sorunlarla, birikegelmiş teorik sorunlarla, strateji ve program değişikliği sorunuyla, yeni bir önderlik tarzı, yeni bir kadro politikası, iç işleyiş ve kitlelerle ilişki kuruş ve örgütlenme sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı.

Tek bir cümlede toplayarak söylersek, yaşanan kriz, dünyada ve ülkemizde mücadele koşullarında stratejik, kapsamlı, çok yönlü değişimlere, yeni ve daha yüksek bir eksenden devrimci yanıtlar veremeyişin sonucudur.

Siyasal-ideolojikörgütsel kriz!

Toplumsal, sınıfsal, siyasal mücadele koşullarındaki stratejik kapsamlı dönüşümler, önceki durum içinden şekillenmiş 96

Bu sorunların bazılarını tespit etmekle birlikte neden üstüne çıkamadık? Burjuva sınıf ege97


menliğinin geniş kavrayışı içerisinden değil dar siyasal kavrayışı, onun da faşizme karşı mücadele sınırları içerisinden daha dar bir kavranışı içinde hareket ettik. Demokratik devrimciliğin sınırlarını zorlamakla birlikte, onun tarihsel olarak daralan zemininde kalmaya devam ettik. ML ideolojik teorik şekillenişimizin kimi konu ve yönlerdeki gücü, bütünlükten yoksunluğunu perdeledi. “Bir dönem kapanmıştır” derken, kendimizden, kendi süredurumculuğumuzdan da devrimci bir kopuş perspektifi içerisinden düşünüp hareket etmedik. Kendi duruşunu, kapitalist toplum ve ilişkilerdeki dönüşüm üzerinden bağımsız sosyalist politika oluşturarak ve sınıfta karşılığını yaratarak şekillendiremeyen, en iyi durumda “ona da, ona da karşıyız” demenin ötesine geçemeyen silik muhalefet çizgisine geriledik. Çözülen bir ara akım durumuna geldik.

Tarihsel olarak oluşmuş fakat mücadele koşullarındaki stratejik düzlem farklılaşmasına geçişin büyüyen iç engeli haline gelmiş önceki yapılanmamızdan kopuş, bizi kendimizle daha köklü bir hesaplaşmaya zorluyor. Antifaşist halkçı demokratizm, Türkiye devrimci hareketinin 60’lı yılların sonlarından 90’lı yılların ortalarına kadar olan gelişiminde ağırlıklı ve belirleyici bir rol oynadı. Bizim devrimci örgütsel şekillenişimizin temel unsurları kimi yönleriyle ileri çıkan farklılıklar oluşturarak, revizyonist reformizmle kabaca sınır çekerek, rejim, düzen karşıtlığı ve militan bir mücadele üzerinden yükselen bu gelenek içerisinde oluştu, onun ileri temsilcisi oldu. Bunun en önemli ve belirleyici unsuru da halkçı devrimci bir çizgide gelişen antifaşist mücadeledir. Ve bugün artık eskisi gibi sürdürülemez hale gelen ve sürdürülemeyen, tam da kopulması gereken budur.

Bu tasfiye dalgasını ortaya çıkartan dünya ve ülkedeki stratejik kapsamlı değişimler, tarihsel ve yapısal birikegelmiş sorunlar bulunmaktadır. Tasfiyeciliğin aşılması, ancak yapısal nitelikteki sorunların çözümüyle, örgütsel, stratejik programatik bir dönüşümle gerçekleşecek köklü bir kopuşla ve önceki oluşmuş devrimci birikimlerimizin yeninin içerisine taşınmasıyla olacaktır.

Ülkemizde revizyonizmreformizmle kirletilmiş sosyalist devrimciliğe karşı çıkma tutumu, psikolojik şekillenişimize kadar yer etmiştir. Sosyalist devrimciliği revizyonizmreformizmle özdeşleştirme yaklaşımının, hemen her dönemde eleştirel muhaliflikle sınırlı tepki siyaseti olarak gelişimimizle de ilişkisi vardır. Projektörün sadece bu yöne tutulması, bir dönem için iler98

letici rol oynayan demokratik devrimciliğe karşı eleştirelliğimizi zayıflattı, açık-örtük sürdürülmesinde bir meşrulaştırma yarattı. Ülkemizde demokratik devrimciliğin sınıf olarak küçük burjuvaziye ve küçük burjuva devrimciliğine yakınlığı ve yatkınlığı, işçi sınıfına ve proletarya sosyalizmine ise uzaklığı; proletaryanın bağımsız örgütlenmesi ve önderliğini açık-örtük yadsıması; proletarya önderliğini ideolojik önderlik düzeyine indirgemesi; emek-sermaye, burjuvazi-proletarya çelişkisini emperyalizm-işbirlikçi tekelci burjuvazi-büyük toprak sahipleri/halk çelişkisi içerisinde eritmesi; kapitalist sistem karşıtlığı yerine belirsiz bir düzen karşıtlığını geçirmesi; sosyalizmi devrimci demokrasi erimli halkçı, bulanık bir sosyalizm anlayışına indirgemesi; faşizmin ve burjuva demokrasisinin sosyalist demokrasi/proletarya diktatörlüğü temelinde eleştirisi yerine devrimci demokrasiye dayanan eleştirisi ile sınırlı kalması; kapitalizmin en yüksek ve son aşaması olan emperyalizme karşı mücadeleyi kapitalizmi yıkma ve sosyalizmi kurma stratejisi içerisinde değil bağımsızlıkla sınırlı -dolayısıyla milli kapitalizmden de ayrışmayan bir ulusalcı-halkçılıkla sınırlı- bir stratejiyle sınırlandırması... Ve tüm bunların sonucu olarak

da bugün daha belirginleştiği gibi, bir yandan burjuva milliyetçiliği diğer yandan liberal burjuva demokrasisi ile sınır çekemeyip birine ya da diğerine yaklaşması, yalpalamaları, bizim cephemizden ciddi eleştiri ve ayrımlara karşın, daha köklü ve giderek derinleşen bir eleştirel ayrım ve kopuşun konusu yapılmadı. Dünya tarihinde çok uzun bir döneme ulusal kurtuluş mücadeleleri, küçük burjuvaziye dayalı antiemperyalist ve demokratik hareketler, faşizme karşı mücadeleler damgasını vurduğu, işçi sınıfı hareketinin ise daha geri düzeyde ekonomik ve kısmi siyasal-demokratik mücadeleler içerisinde kaldığı, modern revizyonizm ve sosyal demokrasi tarafından engellendiği ve bloke edildiği bir tarihsel dönem içerisinde; küçük burjuva devrimciliğin, halkçılığın, antifaşist mücadelenin, baskın ve çözülmemiş demokratik sorunların var olduğu ülkemizde köklü bir hesaplaşma ve kopuş cesareti gösteremedik. Temelde ideoloji-örgüt-sınıf-sosyalizm bütünlüğü kurulamadığı, sınıfsal zemin değişikliği gerçekleştirilemediği için de bu kopuş çok uzun bir döneme yayıldı ve çok sancılı oldu. Bugün ise, genel bir sosyalizm ve sınıf söylemi altında bunları en deforme biçimiyle sürdürmeye çalışan küçük burjuva gruplar ve platformdan, ve bir bütün olarak 99


küçük burjuva devrimcilik ve onun yeni ezilenci versiyonlarından kopuşumuzun konusu öncelikle bunlardır.

yanaklarımız, çalışma alanlarımız itibarıyla devrimci hareketin genel zemininden köklü bir ayrışma oluşturabilmiş değildik.

Bizim cephemizden faşizme karşı mücadelenin sivil faşist harekete karşı mücadeleyle sınırlanmaması, devrim ve iktidar sorunu olarak konulması, burjuvazinin sınıf egemenliğine karşı mücadeleye doğru da bir yandan genişletilmesi, antifaşist devrimci demokratik örgütlerle önemli bir ayrım oluşturur. İşbirlikçi tekelci kapitalistlerin mal varlıklarının kamulaştırılmasıyla kesintisiz devrim ilişkisini kuruşumuz Maoculuk ile sınır çekici, önemli bir açılımdı. Ancak bu, burjuvazinin sınıf iktidarının bütün biçimlerine karşı mücadeleyi içeren bir kapsama, çıkışını sosyalizmden alan güncel siyasetlere doğru derinleştirilmemiştir. Aşamacı devrim anlayışına kesintisiz devrim cephesinden güçlü eleştiriler yöneltmemize karşın, demokratik görevler sosyalist görevler ilişkisini tek yanlı olarak ikincisine doğru genişletirken, bunu sosyalist görevlerin demokratik görevlerin içine taşınmasıyla birleştirmememiz, bizim de aşamacı mücadele anlayışının tümüyle dışına çıkamamamıza yol açtı. Doğrudan sınıfa dayanan, sınıf devrimciliği olarak pratikleşen bir mücadele yürütmüyor oluşumuzla, sınıf ve kadro da-

Tüm bunlar, öncelikle sosyalist devrimci bir bakışı gerektiriyordu. Bu adım atılmadı. Ayrıca bu da kendi başına yeterli olmazdı. Emperyalist kapitalist sistemin bugünkü gelişim düzeyine, bağrında sosyalizmin maddi öncüllerini çok daha gelişmiş ve olgunlaşmış olarak barındıran bu tarihsel-stratejik düzleme komünizmin unsurlarının dolaysızca gireceği bir programla yanıt vermek gerekmektedir. Gerek sosyalist Sovyetler Birliği deneyiminde tarihsel durumun zorunlu kıldığı ittifaklar, geriye çekilmeler ve aşamalı geçişlerin mutlaklaştırılmasından, gerekse sonraki revizyonizmin damgasını vurduğu programlardan, revizyonizm lekelerini bolca taşıyan ve zaten demokratik devrimcilikten kopamamış eklektik sosyalist devrim programlarından farklılaşacak, gelişkin ve devrimci bir çekim oluşturacak bir program ortaya çıkartmak temel önemdedir. Demokratik halkçı zeminden yalnızca teorik-programatik değil, sınıfsal ve örgütsel bir kopuş da gerçekleştirmek zorunludur. Çıkışını komünizmden alan sosyalist devrimci ideoloji-örgüt-sınıf iç bütünlüğünü kurmak zorunludur. 100

Proletaryanın bağımsız ve sosyalist görevler temelinde örgütlenmesi, her dönem ve her durumda açık-seçik bir bilinç ve olmazsa olmaz eylem olmalıdır. Proletaryanın yalnızca ideolojik olarak değil, yalnızca yönelim olarak değil, tek tek işçiler, işçi kesimleri, işçi alanları olarak da değil sınıf olarak gövdesiyle mücadelenin içerisinde ve ağırlık merkezinde bilfiil yer almasının örgütlenmesi, tüm çalışmaların sosyalist sınıf bilinci, örgütlenmesi ve eyleminin ilerletilmesine ve sıçratılmasına odaklanması esastır. Leninizm bu zemin üzerinde vardır; her zaman bu zemin üzerinde olmuş, onun üzerinde siyaset yapmış ve gelişmiştir. Leninizmde olup bizde olmayan buydu.

ve gelenekselleşmiş, örgütsel kadro ve güçleri sınıf temeline dayanma yönünde fiili bir dönüşüm gerçekleştirememiş bir yapı söz konusuysa... Sorunun temelini bunlar oluşturmakla birlikte, örgütsel planda dar grup şekillenişi ve alışkanlıklarından parti tarzına doğru kopamayış, kadro bileşiminde sınıfsal bir dönüşümü gerçekleştiremeyiş de önemli etkenlerdir. 90’ların ilk yarısında gecikerek de olsa kitle hareketlerindeki nisbi yükselişle iç içe, yer yer öncü bir inisiyatifi de içeren, daha çok yönlü bir örgütsel gelişim sağlamaya başladık. Ancak bunun içinde dar grup şekillenişi ve alışkanlıklarının baskın olmayı sürdürmesi; programatik-tüzüksel, sınıfsal-kadrosal tüm yönleriyle partileşmeye, parti tarzına geçişin başlı başına bir iç engeli ve ayak bağı haline geldi. Demokratik merkeziyetçiliğin demokrasi yönünün en temel, hatta asgari süreçlerinin bile işletilmemesi, kadrosal gelişmeyi sınırlandırdı; tüm bu konu ve sorunların içe doğru derinleştirilerek, her alan ve konuyu kapsayacak biçimde ve zorlu bir örgütsel-kadrosal dönüşüm yaklaşımıyla ele alınmayışı; çubuğu bu yöne doğru büküp kolektivize etmemek, çözüm dinamiklerini büsbütün daralttı. Giderek merkeziyetçiliği de darlaştırıp işlevsizleştirmeye, çözmeye başladı. Büyüyen

Bunun her durum ve koşulda esas alınmadığı ve pratikleştirilmediği koşullarda, sınıf mücadelesinin antifaşist biçimler üzerinden geliştiği, küçük burjuva devrimciliğin yaygın ve halkçılığın baskın olduğu bir ülkede ve dönemde, temel çizgileri itibarıyla ML ideolojikteorik fikirlerden çıkış alınıyor, sınıfın örgütlenmesi hedef olarak konuluyor olsa bile, içerisinde olunan devrim aşamasının, konjonktürün ve konjonktürel mücadelelerin geriye çekiciliği kaçınılmaz olur. Hele örgüt olarak karakteristik özellikleri, zihniyeti, alışkanlıkları, refleksleri bunun içerisinde oluşmuş 101


programatik, siyasal, örgütsel sorun ve ihtiyaçlara, net ve iç tutarlılığa sahip yanıtlar veremediği gibi, program ve tüzüğe dayalı bir işleyiş ve kurumsallığın olmadığı, görevler ile haklar, merkeziyetçilik ile demokrasi ilişkisinin birbirinin içine akmadığı dar örgüt yapısı, bu temelde ileriye, partileşmeye doğru gelişemediği için de, içinde belirleyiciğini sürdüren grupsallığın giderek daha içe çöken biçimlerine, gruplara, çevrelere, alanlara, bireylere doğru çözülmeye başladı.

kolektivizm ve önderliği ortaya çıkarabilmenin aracı ve koşulu olduğu görülmelidir. Derin bir eleştirellik, özeleştirellik ve kuruculuk içerisinde ara güç ve ara akım olmaktan çıkacağız. Proletaryanın sınıf örgütlenmesi ve partileşmesine doğru köklü bir kopuşla birlikte, mücadele ve örgütlenmede bugünün ihtiyaçlarına yanıt verecek teori, siyaset, örgütlenme ve pratiğimizin yükseleceği yeni bir düzlemdir bu. Örgütsel devrimci özsel birikim ve değerlerimizin de içerisine akıtılacağı, onlardan kopmayacağımız ve onların değişerek kaynaşacağı bir sürekliliği de taşıyacaktır. Bu özellikle fiili tasfiyecilik halinin oluşturduğu tahribata karşı mücadelede örgütsel değerlerimizin, profesyonel devrimcilik ve yeraltı devrimciliği anlayışımızın, militan devrimciliğin canlandırılması, modern revizyonizm, maoculuk, küçük burjuva maceracılığı ve bunların oluşturduğu sağ ve sol oportünizmle komünist uzlaşmazlık, reformist işçi siyasetine karşı mücadele, devrimci bir iç savaş partisi yaratmak yönlerinden önemlidir. Belirtilenler, bugünkü durumla mücadelede fiili tasfiyecilik halini aşma, konformizmi yenme mücadelemizde de sıkıca sahipleneceğimiz niteliklerdir. Onlar sadece, örgütsel değerler olarak değil, proleter sosyalist devrimci bir program oluşturarak mü-

Bugün örgütsel işleyiş ve ilişkiler bağlamında da çok köklü bir kopuş ve yeniden inşa zorunlu hale gelmiştir. Ve bu, yalnızca grup yapısından kopuşla, demokratik merkeziyetçiliğin en ileri biçiminin tesis edilmesiyle de sınırlı değildir. Çıkışını komünizmden alan, program ile tüzük bağını kuran, daha gelişkin bir merkeziyetçiliği daha gelişkin bir proleter demokrasi ve kolektivizm temelinde yükselten, komünizmi örgütsel emeğin kolektif birliği temelinde kendini örgütleme ilkesi haline getiren, yeni ve daha yüksek bir örgütlenme anlayışı ile ilerleyeceğiz. Tüm örgütsel faaliyetin bir praksis ilişkisi içerisinde ele alınması, teorik, siyasal, örgütsel ve pratik olanın iç içeliğinin kurulması, bunun sadece bir işleyiş ilkesi olarak görülmeyip kaba işbölümü ve ayrımları silerek gelişkin bir 102

cadele edeceğimiz, bugün önce dogmatik sonra revizyonist olan, reformist bir işçi siyasetinin uygulayıcısı olan, devrimci sosyalizmden reformist küçük burjuva sosyalizmine geçiş yapan partilerle, sendikalizmle, geri sınıf çalışmasıyla sınırların çekilmesinde de ilkesel öneme sahiptirler.

ilerleyeceğimiz stratejik bir bakış içerisinden, çözümün taktik halkalarını oluşturarak, her adımda, her aşamada daha ileriye giderek, kendimizle savaşarak zorlu bir yolda ilerleyeceğiz. Bizim açımızdan açık ve net olması gereken şudur: Sınıf devrimciliğinde somutlanmış, maddi toplumsal temelini işçi sınıfında, bilincini komünizmde bulan -çok kararlı bir çubuk bükmeyle bunları laf olmaktan çıkartacak- proletarya sosyalizmi!

Komünizmi belirsiz bir geleceğin sorunu olmaktan çıkartıp kendisini örgütleme ilkesi haline getirmekten başlayarak, sınıfı ve kitleleri örgütlemeye doğru yayan ve derinleştiren, bunu devrimci bir iktidar gücüne çevirerek silahlı işçi ayaklanmasıyla burjuvaziyi ve kapitalizmi yıkan, sosyalizme kızıl rengini komünizmin vereceği bir parti, proletarya devrimi ve sosyalizm!

Tarihimizi nasıl değerlendirmeliyiz? TİKB’nin kuruluş ve gelişimi itibarıyla öne çıkan özellikleri, teori ve temel siyasetlerde ML esaslara yönelim, modern revizyonizme karşıtlık, maoculuk ve küçük burjuva halkçı devrimcilikle sınır çekilmesi, faşizme karşı mücadelede devrimci bir strateji ve militan direnişçi pratik, 12 Eylül ve izleyen dönemde tasfiyecilik karşıtı duruş, profesyonel devrimcilik normları, yaratılan örgütselkadrosal kimlik ve değerlerdir.

Kolektif örgütsel emeğin geliştirici gücüne dayanan çok yönlü ve çok biçimli çalışmanın içerisinden gelişen bir profesyonel devrimcilik, kapitalizme karşı duyulan öfke ve onu yıkma isteğinden doğan proletaryanın sınıf militanlığı. Sisteme artan bağımlılıkla gelişen tasfiyeci part-time devrimcilikle savaşmanın da, militanlık eşiği düşük sınıf mücadelesi tutumunu aşmanın da yolu bu olacaktır.

Bunlar yeterli midir? Kendimizle ilgili yaptığımız bu değerlendirme belli tarihsel sınırlar içindeki göreli ileri yönlerimizi gösterir. Ancak ne gelişimimizin giderek büyüyen engeli haline gelmiş dar bir devrimciler örgütü olmaktan çıkama-

Kolay ve kısa dönemli çözümler yoktur. Bunların vaatçisi de olmayacağız. Bizi son derece zorlayacak, canımızı yaka yaka 103


yışımızı, işçi sınıfı içinde kök salamayışımızı, ne de ideolojikteorik, programatik zeminimizdeki zayıflıkları, antifaşist halkçı devrimcilikten köklü ve nihai bir kopuş yapamayışımızı açıklar. Ülkemiz sınıf mücadelesinde uzun bir geçmişe sahip kimi güçlü özellikleriyle devrimci hareket içerisinde yeri olan örgütümüzün neden sınıf mücadelesinin yükseliş ve diğer dönemlerinde kurucu ve ön açıcı, sınıfı ve kitleleri peşinden sürükleyen bir örgüt olamadığını, neden geçiş dönemlerinde ve alınan darbelerle sık sık kesintiye uğradığını, neden sınıfsosyalizm bağını kuramadığı ve ara bir güç durumunda kaldığını, ara akımlaşarak eriyip yokolma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu da açıklamaz.

mez hale gelmiştir. Dünyadaki ve Türkiye’deki stratejik kapsamlı dönüşümler geçmişteki yapısal mücadele sorunlarını da derinlemesine açığa çıkarmış, eriyip kaymalar dışında sürdürülemez hale getirmiştir. Bunun gerektirdiği eleştirel devrimci kopuş ve daha yüksek bir gelecek ekseni karşısında korkuyla geçmişe sarılan, onu idealize ederek tekrarlamaya çalışan, sürdürülemez olanı sağa sola doğru revize ederek sürdürmeye çalışan yaklaşımlar, tarihsel olarak gericiliğe, siyasal-ideolojik olarak orta sınıf devrimci-reformizmine doğru kaymaktadır. Dünyadaki ve ülkemizdeki kapsamlı dönüşümlerin zorunlu kıldığı teorik, programatik, stratejik ve taktik yeni açılımlara dayanmayan, artık mutlak bir zorunluluk halini almış sosyalist devrimci strateji, program ve politika değişiminden kopuk taktiksel-örgütsel düzeltme önermeleri, demokratik devrimciliğin gerileyen zemininden, siyasal kendiliğindenciliğin, yalpalamaların içerisinden yapılabilmektedir. Küçük burjuva platform bugünkü durumu, fiili tasfiyecilik halini doğuran nedenleri kavramaktan çok uzaktır. O, devrimci kopuş eksenine karşı örgütümüzün belli tarihsel sınırlar içindeki göreli ileri yanlarını öne çıkarmaya çalışmış, fakat burada da tutunamayıp demokratik dev-

Bugün bu sorulara, basitçe bir dönemki göreli ileri yanlarımızı öne çıkartarak yanıt vermiş olmayız. Sonuçları eleştirip tarihsel-yapısal nedenlerini aynen tekrarlayarak da bu sorunları çözemeyiz. Komünist devrimci bir tarzda korkusuzca ve hiçbir kişisel kaygıya kapılmadan kendimizle ve tarihimizle yüzleşmemiz gereken konulardır bunlar. Dün için bir iki eksiğiyle yeterli sayılan ve belli bir devrimcilik tarzı açısından tatmin edici olan önceki mücadele anlayışı, bugüne ve geleceğe uzaktan yakından yanıt vere104

ceğin daha yüksek açısından bakan eleştirel devrimci bir tarih okumasıyla, devrimci kopuş bilinciyle olacaktır.

rimciliğin gerileyen çizgisinin içinde bir o yana bir bu yana -küçük burjuva milliyetçiliğinden liberal oportünist parti teorisine- yalpalayan bir çizgiye sürüklenmiş, küçük burjuva ezilenci bulanık bir sosyalizmin savunucusu haline gelmiştir.

Bugün örgütümüzün yarattığı değerleri ve ileri yönleri de yaşatmak, önceki dar devrimciler örgütü, dar grup yapısının kastlaşıp sınıfa, örgüte, kadrolara yabancılaşan önderlik anlayışı ve antifaşist halkçı devrimciliğin kabuklaşarak sürdürülmeye çalışılmasıyla değil, bunlardan köklü bir kopuşla ve bugüne yanıt verecek proletarya sosyalizmi ve sınıf militanlığına özümseyerek, yeni bir nitelikte olacaktır. Yapısallaşmış örgütsel sorunlarımızı derin bir özelleştirellikle, eleştirel devrimci bir tarih okuması ve kopuş yaklaşımıyla değerlendireceğiz. Parti, önderlik, kadro yapısı, iç işleyiş, kitlelerle ilişki kuruş- tümündeki eski dar ve sınırlayıcı anlayış ve yöntemleri komünizmin ışığında, toplumun, sınıfların, grup ve bireylerin değişen yapısı ve farklılaşan özelliklerini gözönünde tutarak yeni örgütsel politikalarla aşacağız.

Devrimci bir kopuş ve sıçrama için eleştirel devrimci bir tarih okuması gereklidir. Tutuculuklarımızı aşmak ve değişmiş koşulları yeni bir bakış açısıyla kavramak için canımızı yakacak bir köktenciliğin gerektiği bir dönemde yüzü geriye dönük bir tarih okuması ve dogmatikleşip gericileşmiş görüşlerle de ortaya çıkan, nedenleri de çözümleri de dar örgütsel ve taktiksel bakış açısının içerisinde düşünen bu görüşün hiç bir geleceği yoktur. Önceki mücadele düzleminin ortaya çıkardığı sorunlar, bugün iyice daralıp geriye kayan aynı mücadele düzleminde kalınarak çözülemez. Geleceğin daha yüksek bir savaşım düzleminden kurulması ile tarihsel mücadele birikimimizin özümsenerek aşılması bir bütündür. Tarihimizi, örgütsel birikim ve değerlerimizi de sahiplenişimiz, tutucu, yüzü geriye dönük, öncekini iyi haliyle geri getirmeye çalışan bir küçük burjuva ütopik-reformist tarih anlayışıyla olmayacaktır. Geleceğe geçmişin dar sınır ve ölçütleri içinden değil, geçmişe gele-

Ne sınıfı ve kitleleri örgütlemeye uzak, eleştirel muhalif bir siyaset, ne salt bir direniş örgütü olarak kalmak! Ne dar örgütün tek biçimli çalışmasının karakterize ettiği gelişmemiş profesyonel devrimcilik, ne faşizme karşı mücadelenin temel niteliğini verdiği dar örgüt militanlığı! Kurucu bir sosyalizm te105


sel pratik değil ona da temel oluşturan teori-programideoloji ve siyasetlerimizle, örgütsel-kadrosal yapımızla ilgili bir sorun olarak, daha bütünsel temellerine oturtarak incelemeliyiz. Sorun ideolojik-teorik, örgütsel kökleri olan bir kapsamlılıktadır. Proletarya sosyalizminin halkçılık, antifaşist devrimcilik, demokratik devrimcilikle ayrımlarını; teori-politikaörgütlenme-kadro yapısı, çalışmaların hedeflendirilmesi, her alanı, her düzeyi ve her konuyu kesecek ve belirleyecek biçimde açık, net, eksenleştirerek ortaya koyma sorunudur. Bu yapılmadıkça öncenin tekrarından kurtulunamaz, işçi sınıfı içerisinde soluklu gelişme sağlanamaz.

ori ve programıyla işçi sınıfını örgütleyerek kendisini iktidar gücü olarak alternatifleştiren, özneleşerek önderleşen bir parti!

İdeolojik-teorik sorunlar TİKB’de çıkışından itibaren Leninizmin emperyalizm, devlet, devrim, parti, proletaryanın hegemonyası, ittifak politikası, proletarya diktatörlüğü, ulusal sorun, strateji-taktik konularındaki tezlerinin temelde güçlü bir kavranışı vardır. Revizyonizme ve oportünizme karşı uzlaşmaz mücadele anlayışı vardır. Bununla birlikte parti-sınıf, sınıf-kitleler, sınıf-sosyalizm, sosyalizm-demokrasi, strateji-taktik ilişkilerinin her birinde olduğu gibi bütünsel kavranış ve kuruluşunda zayıf kalınmıştır. Bilimsel komünizm-Parti (program, strateji/taktik, örgütlenme/ kadrolar)- İşçi sınıfı ilişkisinde, bu bütünlüğün temel parçalarından birisi eksikse temel sorun da çözülmemiş demektir! Bütünüyle komünist bir yapıdan söz edilemez. Halkalar arasında içsel bağın kurulmamışlığı nedeniyle sadece olmayana değil diğerlerine de bakmak gerekir. Bugün sınıfla bağlarımızın çok zayıf olmasının nedenlerini sadece örgüt-

Strateji-taktik ilişkisinde ise taktik esneklik yoksunluğu kendisini göstermektedir. Revizyonizm ve oportünizmle sınır çekmeyi merkeze koyan, her konuyu ilkeselleştiren, Leninizmin değil dar bir devrimciler örgütünün tutum ve yaklaşımlarına sahiptik. Kapitalizmin Marksizmden başlayan bir ideo-teorik kavrayışı ve eleştirisi ise zayıftı. Lenin’in bilimsel sosyalizme kaynaklık eden üç bileşen olarak tanımladığı ekonomi politik, felsefe, sınıf mücadelesi/sosyalizm bütünlüğü içerisindeki bir kavrayış bütünlüğü oluşturulabilmiş değildik. 106

Marksizmin sadece Leninizm, Leninizmin ise antirevizyonist çizgi üzerinden kavranışı, Leninizmin sınıf devrimciliği eksenindeki kavranışından uzaklaşma, Lenin’in sol kendiliğindenciliğe dönük eleştirilerinden sonuç çıkartmamaktüm bunlar, emperyalizmin kapitalist temellerinden, bağımsız ve tam karşıt proleter sosyalist eleştirisini zayıflattı. Doğru bir sınıf ve kitle çalışması anlayışının geliştirilmesini ve pratikleştirilmesini engelledi. Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin tıkanması ve çözülmesi, kapitalist revizyonizm, emperyalist ülkelerde komünist partilerin burjuva demokrasisi ve meta egemenlik ilişkileri içinden sisteme entegre olması, bağımlı ülkelerde işçi sınıfı hareketleri üzerindeki revizyonizm-reformizmsendikalizm ablukası ile birlikte, uzun bir tarihsel döneme ulusalcı ve demokratik-halkçı küçük burjuva devrim ve hareketleri damgasını vurdu. Bir kez daha konjonktür teorileştirildi, teori reel durum ve sınıfsal ağırlık kaymaları içinden geriye doğru ideolojikleştirildi. Proletarya-burjuvazi, sosyalizm-kapitalizm karşıtlıkları gölgelendi. Lenin’in emperyalizmi kapitalizmin en yüksek ve son aşaması, çürüyen kapitalizm ve sosyalist devrimin arifesi olarak değerlendirmesine karşın emperyalizmi eleştiren fakat kapitalist emperyalizmi

eleştirmeyen ve emperyalizme karşı mücadeleyi ulusalcı, halkçı demokratik bir zemine doğru daraltan görüşlerle biz de tam bir ayrım oluşturamadık. Benzer bir durum, daha da derinleşmiş biçimiyle faşizme karşı mücadelede yaşandı. Burjuvazinin sınıf hakimiyetinin faşist diktatörlük biçimindeki baskı ve teröre dayalı monolotik yapısının uzun yıllardır sürmekte oluşu, burjuva sınıf hakimiyetinin geniş temellerinin ve farklı biçimlerinin -hatta faşizm koşullarında kullanılan farklı biçim ve yöntemlerin- görülmesini perdeledi. Devrimci mücadelenin kapsam ve içeriğinin, yöntem ve araçlarının çok yönlü ve hepsinin sınıf ekseninde toplanarak geliştirilmesini, hatta bunları düşünmeyi engelledi. İşçi sınıfının bağımsız önderliği ve sosyalist görevleri ekseninden yürütülmeyen devrimci demokrasi mücadelesi, burjuva demokrasisini idealize etme ve giderek ona doğru kırılma zemininden çıkamadı. Bizim antiemperyalist demokratik halk devrimini, işbirlikçi tekelci burjuvazinin mal varlıklarının kamulaştırılmasıyla sosyalist görevlere doğru genişleten kesintisizlik ilişkisini kuruşumuz, maoculukla ve küçük burjuva halkçı demokratizmle sınır çeken ileri bir açılımdı. Ancak bu açılımı, sosyalist görevlerden demokratik görevlere doğru 107


içinden bütünleştirmedik. Demokratik devrim sorun ve konularına sosyalist bir program ve devrim stratejisi içinden gelerek bakmadık. İşçi sınıfının bağımsız sosyalist görevleri temelinde fiilen örgütlenmesine dayanmadık. Doğrudan sınıfa dayanan, sınıf devrimciliği olarak kökleşen bir mücadele yürütmedik. Bu yüzden sınıf mücadelesini derinleştirici güncel bir dinamik haline getirmedik. Aşamacılığı da ortadan tam kaldırmış olmadık. Küçük burjuva oportünizmiyle bir yandan sınır çekmeyi içeren bir ayrımımız olsa da temel bir kopuş sağlamış değildik.

liğinin farklı siyasal biçimleri, sınıf egemenliğinin ekonomik, sosyal, kültürel biçimlenişleri, bunların birbirleriyle olan ilişkileri, etki ve sonuçları, değişimleri gözardı edilir. Bu son derece yüzeysel ve geri bakış keskin sol çıkarımlarıyla sadece burjuvazinin sınıf egemenliğinin bütün yönleri ve derinliğiyle kavranmasını engelleyen tembel ve yanlış bir bakışı ortaya çıkartmakla kalmaz. Kapitalist emperyalist sistemin ekonomik, sosyal, siyasal, diplomatik, kültürel, askeri politika ve mekanizmalarla kendisini nasıl yeniden üretmeye çalıştığını, ağırlaşan tıkanmalarıyla hızlanan yeniden yapılanmalarının iç içeliğini kavramaktan uzaktır. Bu yüzden, gerçek bir devrimci kitle çalışması sözkonusu olduğunda duvara toslar. Çünkü kitle çalışmasını bir etki-tepki ilişkisine ve tek biçimli çalışmaya -aslolarak dar bir siyasal çalışmaya- bağlamıştır. Eğer kitlelerden gelen yığınsallaşmaya, militanlaşmaya dönük bir tepki durumu yoksa o dönem ve kesitte tıkanır. Kitle hareketlerindeki durgunluk uzarsa, günlük başarıya, o anın başarısına odaklı küçük burjuva aceleci çalışma tarzıyla büsbütün paralize olur. Bu kez de ya kitle çalışmasından çekilir ve dar bir örgütsel çevre ilişki sistemi içerisinde kasılıp kalır ya da tüm o keskin söylemine karşın kitlelerin kültür ve geleneğinde

Devrimci hareketteki ve bizdeki yüzeysel siyasal bakış, burjuvazinin egemenliğini sadece baskı ve şiddetle sürdürdüğüne inanır. Bunun dışına çıkan uygulamaları ise demagojiden ibaret görür! “Azami kar-azami egemenlik” ilişkisi, askeri politik bir hakimiyet biçimine indirgenir. Gerek sermaye birikiminin tarihsel gelişimi içindeki farklılaşmalara bağlı olarak, gerekse bu tarihsel değişim süreçlerinde ortaya çıkan toplumsal sınıfsal güçlerin mücadeleleriyle emperyalizmin ve burjuvazinin varolan hakimiyet biçimini zorlaması, gedikler açması, bir dönüşüm yaratması görülmez. Tarihsel süreçlere tarih dışılaştırılmış, düzleyici, tek biçimli, kaba kalıplar içinden bakılır. Burjuva sınıf egemen108

yer alan veya medyatikleşen burjuva bilinç alanındaki konulardan popülist, kuyrukçu, legalist, protest bir çalışma tarzına doğru kırılır.

karşı sosyalist demokrasi üzerinden bir karşıtlık ve savaşım yürütülmediği, faşizme karşı mücadeleyle sınırlı ve bunu merkeze koyan bir hareket biçimi sürdürüldüğünde, liberalizmin içerden bozma ve çözme etkisiyle erinilir. Her iki konuda da proleter sosyalist bir alternatif yaratılamaz.

Burjuva egemenliğindeki siyasal farklılaşmaları, egemenliğin dayandığı katmanlı yapıyı görmekten ve çok yönlü mücadele geliştirmekten uzak, neoliberalizmin gelişen ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel hakimiyetine karşı -bırakalım dışa doğru mücadeleyi- iç sınırlarını dahi çekemeyen, antikapitalist bir derinlik oluşturamayan, sınıf ve sistem karşıtlığına çıkamayan, dolayısıyla yaşanılan erozyonun en belirleyici etkeninin kavranmasına dahi uzak olan antifaşist halkçı devrimcikten de bozularak gerileyen ve sistem içerisinde eriyen görüşler, bugün küçük burjuva platformu karakterize etmektedir. Bugün;

Sonuçta ya birisine yedeklenilir ya da bu koşullarda kendini bağımsız sınıfsal-siyasal olarak özneleştiremeyen bir örgüt olarak “ona da, ona da karşıyız” tutumuyla ara akımlaşılır. TİKB, 90’ların ortalarından itibaren, ara sınıf eklektizmine girmiştir.

Ara akımlaşma TİKB kimliği bozunuma uğramıştır. Fakat bu sadece devrimci militan özelliklerin gerilemesine, yeraltının zayıflamasına, fiili tasfiyecilik halinin yaratmış olduğu tahribata bağlı değildir. Sınıf mücadelesinin gerek tarihsel-stratejik gerekse dönemsel-güncel, değişen koşul ve sorunlarına yanıt verememekten doğan, kökleri daha derinde olan bir bozulumdur. Kendisini yeniden yapılandıramayan bir örgütün giderek eklektikleşmesi, ara akımlaşmasıdır. Örgütümüzün proletaryanın sınıf örgütlenmesinin en yüksek şekli olma iddiasına karşın, yapısal bir sorunu: İşçi sınıfıyla kaynaşamayarak bir

Birincisi, emperyalizmin burjuvazi ve kapitalizmle uzlaşmaz proletarya sosyalizmi karşıtlığına dayalı eleştirisinde derinleşilmediği ve emperyalizme karşı mücadelenin merkezine kapitalizmi yıkma mücadelesi yerleştirilmediğinde; İkincisi, bugün giderek daha hakim hale gelen neoliberal kapitalizmin, ekonomide, toplumsal yaşam ve ilişkilerde ve siyasetteki hakimiyetine, neoliberal burjuva demokrasisine 109


koşullar, antifaşist mücadeleyi boşlamadan ve onu da sınıf temeline oturtarak, daha da büyük, en büyük ısrarla sınıf içinde gelişmeyi ve sınıf hareketini geliştirmeyi hedefleyen bir stratejiyle hareket etmeyi zorunlu kılıyordu.

ara güç durumunda kalmış olmasıdır. Önceki koşullarda yeterince görülmeyen, görüldüğü ölçüde de belirleyici sayılmayan veya kendimize dışsallaştırarak gördüğümüz, süredurum içinde kalarak düzeltmeye çalıştığımız sorunlar, emperyalist kapitalizm ve Türkiye kapitalizmindeki içsel dönüşümün zemin kaydırıcılığıyla, katlanarak büyüdü. Yeni koşullara, net, iç tutarlılığa sahip yeni bir eksenden yanıt verememenin sonucu olarak, iç tıkanma ve çözülmenin bir dinamiği haline geldi. Tarihsel olarak küçük burjuva etkiyle de bozunuma uğratılmış ve dogmatikleştirilmiş teorimizdeki yetersizlikler nedeniyle, ML’nin geliştirilme ihtiyacı, kapsamlı gelişmelerin yeni açılımlarla yanıtlanması gereği açıkça ortaya çıktı.

İşçi sınıfının devrimci rolü konusunda teorik tespitlerimiz son derece nettir. Komünist ideolojinin belirleyici ögelerinden birisi olan bu tespit, sınıf temelinde ve sınıf içerisinden, sınıf devrimciliğiyle derinleşip somutlaşmadı. Sosyalizmle işçi sınıfı hareketini kaynaştıran bir gelişim sağlanmadığı için teorik bir önerme olarak kaldı. Hatta işçi sınıfı hareketinin geride olduğu ve geriye itildiği, küçük burjuvazinin ve küçük burjuva devrimciliğin öne geçtiği bir tarihsellik içerisinde ve sınıfı örgütlemekte yaşanılan sorunlar nedeniyle sınıfa, işçi sınıfının devrimci özellik ve potansiyellerine karşı dile getirilmeyen bir güvensizlik ve inançsızlık içten içe işledi. Ki bu da aceleci ve kolaycı, motivasyonu o anın başarısına bağlı devrimcilik tarzının yapısal bir sorunudur. İlk ve kolay hareketlenen kesimler dışında sınıfa, yalnızca sınıfa da değil, geniş kitlelere bir güvensizlik vardır.

ML teorideki donukluğu aşmaya çalışır, sınıf ve sosyalizm vurgularımızı artırırken, merkeze koyduğumuz halen ideolojiörgüt-sınıf bağının fiilen kurulması, işçi sınıfı hareketiyle sosyalizmin fiilen kaynaştırılması değildi. Dar örgüt-kadro militanlığının ölçütleriyle hareket eden, antifaşist mücadeleye daralan ve buna en yönelimli unsurların kazanılmasını merkeze alan bir pratik içinde olduk. İşçi sınıfı hareketinin geriliği ve gerilemesi ölçüsünde önceki örgütsel niteliğimize uygun antifaşist unsurlara yönelmekle yetindik. Oysa bu

Sınıfı örgütlemekte yaşanılan zorlanmalar, sorun yeni bir bakış açısı, yeni ilişki biçimleri 110

geliştirilerek aşılmadığı, genel bir sınıf yönelimiyle sınırlı kalındığı ve bunda da ısrarlı olunmadığı için, bu güvensizlik ve inançsızlık alttan alta beslenmektedir. Süreçlere baktığımızda ML ideolojiden, teoriden ve bazı siyasetlerimizden çıkış alarak gerçekleştirilen sınıf yönelim ve vurguları, mevcut toplumsal zeminimiz ve güçlerimizin bileşimiyle de dışında olmadığımız halkçılığın ve halkçılık zeminindeki faşizme karşı mücadelenin çekim etkisi karşısında çözülmüş etkisizleşmiştir. Antifaşist ve antiemperyalist mücadeleler, olay ve gelişmeler, hareketlenmeler, bizim devrimci şekillenmemize ve duyarlılıklarımıza daha kolay hitap eder! Reflekslerimiz hemen bu yönde çalışır ama işçi sınıfının zor ve zahmetli örgütlenmesi, ancak uzun süreli bir çalışmayla sonuç alınabilecek bir çalışma ise, başlansa bile sürdürülmez, bir süre sonra bırakılır.

akımlaşma dinamiği haline geldi. Örgütsel kadrosal yapı ve özelliklerimizi, geri düzeyde seyreden işçi sınıfı hareketinin örgütlenmesinin sorun ve güçlüklerini çözmeye çalışmak, bunda ısrar yerine -zaman zaman vurgu ve çubuk bükmeler bile yapsak- devrimci antifaşizmin bizi de biçimlendirmiş olan baskın karakteri çekmiş ve belirlemiştir. Türkiye’deki işçi sınıfının yapısı, oluşum süreci ve gelişimi, sendikal hareketin gelişimi, işçi sınıfının dünyadaki durumu, burjuva revizyonist reformist blokajlar, sınıfın örgütlenmesini güçleştiren sorunların çokluğu ve ağırlığı, stratejik olarak çok kararlı ve kısa dönemde sonuç alma beklentisine kapılmayan süreklileşmiş bir sınıf çalışmasını gerektiriyor. Üretim ve emek organizasyonlarındaki farklılaşma ve sınıfın değişen yapısıyla sınıf örgütlenmesinin yeni ve çetrefil sorunları da ortaya çıkmış durumda. İşte bizim önderlik tarzı da dahil ve başta olmak üzere, örgütsel kadrosal yapımız ve güçlerimizde hakim olan ideolojikkültürel şekilleniş, işçi sınıfının bu koşullar içerisinde örgütlenmesine yatkın ve yönelimli değildir. Proletaryanın sabırlı, soluklu, uzun vadeli ama son derece derin, muazzam bir akışkanlık da gösterebilen devrimcilik tarzından ziyade; tek yanlı ve tek biçimli mü-

Bu dar örgüt yapısı içerisindeki amorf sınıfsal ve siyasal şekilleniş, kısaca bu durumumuz, bizi işçi sınıfı esasından politika yapmaya zorlayacak, sınıf içerisinden bir düşünüş ve soluklu bir pratiğe yaklaştıramazdı. Antifaşist mücadelenin ve halkçılığın baskınlığıyla da birleşerek, bu da sınıf yönelim ve stratejisinin değil, siyasal süreçteki değişim ve dalgalanmaların bizi belirlediği bir ara 111


cadeleye, küçük burjuvazinin aceleci ve çabuk sonuç alma istekli tarzına yakınız. Krizler gibi dönemsel fırsatları, özgül ve alansal gelişmeleri değerlendirerek, fakat temel sınıf çalışmasını bunlardan ibaret olmaktan çıkartarak, kısa hatta orta vadede hiçbir beklentide olmayacak bir stratejik kararlılıkla ve iyi hedeflendirmelerle yürütülmesi gereken böyle bir çalışma yerine, küçük burjuva aceleci devrimcilik anlayışından, sol kendiliğindencilikten kopamamış bir çalışma tarzı, sınıf mücadelesini salt siyasal mücadeleye indirgemiş -ki bu da daha ziyade antifaşist mücadeleye indirgenir- her konu ve durumu ilkeselleştirip ideolojikleştiren, sınıfın ekonomik, toplumsal, kültürel ve geniş temellerinden siyasal mücadelesine ve örgütlenme biçimlerine uzak bir düşünüş ve hareket biçimi; sağlam ve kararlı bir stratejiyle süreklileşen, kurumsallaşan, kökleşen, çok yönlü sınıf çalışmasıyla çelişmektedir.

yapının teorik-siyasal-örgütsel düşünüş ve pratiğimizdeki sürdürülemezliğinin, ama yeni bir duruma geçişin de engeli olmasının yarattığı içe kırılma, bozulum ve karşıtına dönüşmeler yapısal şekilsizleşmeyi büyüttü, örgütsel krizlere yol açtı.

İşte bizim sürecimizde yapısal şekilsizleşmemizin, ara güç ve ara akım hale gelişimizin nedenleri bunlardır. Bu gelişimin biçiminin iç çelişkinliği içerisinde gerek teoride gerekse sınıf çalışmasında ileriye doğru, sınıfa doğru açılımların bir bütünlük oluşturmaması ve sonuçsuz kalması, yer yer bozulumlara yol açması, önceki dar örgüt ve dar kadrocu

Artık şu çok iyi bilinmelidir: Proletaryanın katılmadığı ve en önünde yürümediği hiçbir hareketin, isterse dalgasal yükselişler göstersin küçük burjuvazinin öfkeli eylemlerinin geleceği yoktur. Bizim tüm varlığımız da, sorumluluğumuz da, bilincimizin ve yüreğimizin bütün gücüyle kilitleneceği işçi sınıfı hareketi ve onu örgütlemektir.

İşçi sınıfının bir parçası haline gelinmeden onun öncüsü ve ileri müfrezesi olunamaz. Proletaryanın savaşımı, sadece teorik ya da sadece genel bir siyasal savaşım değildir. Her düzeydeki ve günlük ihtiyaç ve istemleri doğrultusunda yürütülmesi gereken bir mücadeledir aynı zamanda. Bugün için zorlu, zahmetli, süreklileşmiş emek gerektiren bir çalışmadır bu. Bu çalışmalar yürütülmeden devrimin büyük kapıları açılamaz, çetin adımlarla ilerleyecek bu çalışmalar yürütülür, sınıfla bağlar geliştirilirse sınıfın büyük devrimci gücünü ve sınıf hareketinin akışkanlığını ve oluşturduğu dalgaları görecek ve yaratıcısı olacağız.

112

Dar grup-dar örgüt yapısı

Örgüt olduktan sonra da yine bu özsel sorun varlığını kimi zaman azalmış kimi zaman çoğalmış olarak sürdürdü. Platformumuzu bir program düzeyine çıkartamadık. 90’lı yıllar içerisinde değişen dünya ve Türkiye durumuyla teori ve program açısından giderek çelişen ve büyüyen sorunlarla karşılaştık. Örgütsel durumun sürdürülemez hale gelmesi, iç örgütsel krizlerimiz, öncelikle programatik-ideolojik, sınıfsalsiyasal olarak yeni düzleme geçemeyip, kendi kendisiyle de çelişkinleşen ara durumumuzdan kaynaklanır. Bununla birlikte örgütsel yapımızdaki gerilik ve ilkelliklerin, önderlik, kadro yapısı, iç işleyiş ve ilişkiler olarak her düzey ve konuda belirgin oluşu sorunun daha çok ve öncelikle buradan görülmesine yol açmıştır.

Örgütsel düzeyde bizdeki sorun, öncelikle dar örgüt kültü, onun önderlik tarzı ve yukarıdan aşağıya doğru inerek kadro davranışları olarak vardır. ML’nin sınıfla birleşememiş ideolojik savunusuyla siyasetin hemen her konuda ilkeselleştirilmesinin biçimlendirdiği dar ideolojik-dar kadrocu bir örgüt yapısı... Profesyonel devrimciler örgütü anlayışının kendinde ve kendine dönük bir çekirdek olarak tek yanlı soyutlanması... Mücadele ve pratiğimizin de salt dar örgüt güçleri ve çeperiyle yürütülen bir mücadele ve pratik olması... Dar örgüt kültü bunlarda yansımasını bulur. Kendi içinde bir tutarlılığı da olan bu dokusal bütünlük, bundan nispeten ileriye doğru farklılaşan dönemler, son dönemde ise artan geriye doğru bir bozulum, çözülme olmakla birlikte hep süregelmiştir. Bizim öğünç nedenimiz de olan bu dar örgütsel yapılanma, bizi ketleyen ve donmaya yol açan, dışa kapalı bir sekt halinde kalmamıza yol açan bir nedendir. Başlangıç dönemlerinde olağan olan bu durum, sürdükçe, koşullar değiştikçe büyüyen bir engel haline geldi. Partiye doğru devrimci bir sıçrama ile aşılmayınca bozulum halinde kendini geriye doğru inkara dönüşmüştür.

Kendini esirgemez mücadele ve kadro değerleri üzerinden yükselen örgütsel birliğimiz, ML’nin ilkesel savunusu, faşizme karşı militan direnişçilik, oportünizmle uzlaşmazlık, profesyonel devrimcilikle iç içe geçen bir değerler sistemi oluştururken hem örgütsel olana doğru daralmış bir bakışa, örgütsel olan içerisinde de dar kadrosal değerler sistemine indirilmiş bir bakışa yol açtı. Her ikisinde de en gelişkin yönümüz, tek yanlılaşarak bizim için bir tuzağa ve açmaza dönüştü. Bu her konunun önce örgütsel 113


düzeye indirgenerek, örgütsel konuların da temel ve dönemsel ölçütler konularak değil değerlerin ölçütleştirilmesine indirgenerek ele alınmasına neden olmaktadır. Öncelikle teori ve siyasetler üzerinden düşünmek ve bir program temelinde örgütlenmek yoktur. Sonra da tüzük kuralları ve işleyişiyle kurulan, tüzük ölçütlerini dönemler içerisinde geliştirerek ilerlemeyi kapsayan bir iç ilişki ve işleyiş düzlemi yoktur. Teorik, siyasal, örgütsel düzeyde ortaya çıkan sorunların ne bir programa ne de tüzük işleyişine dayalı olarak ele alındığı, çözümlerin değeryargısal dar örgütsel ölçüt ve ilişkiler içerisinden arandığı bir durum vardır. Teori, siyasetler, programdan ayrıksı, onları ikincil gören dar örgüt fetişleştirilmesi- bir dönem için anlaşılabilir olsa da en güçlü yanımızın fetişleştirilmesiyle bir kaç temel değere indirilmiş ölçütler, düşünüş, işleyiş ve iç ilişki sistemi, giderek bir cendereye dönüştü.

görünmeye başlar. Kendisini örgütün önüne geçirir, hatta örgütü kendi “mülkü” olarak görür. Davranışlarının meşruiyetini örgütle kendisi arasında kurduğu özdeşlik konum ve ilişkilerine dayandırır. Gruptan örgüte evrilinmiştir fakat bu ilişki onun içerisinde sürmektedir. Özellikle dar örgütsel yapılarda grupsal ilişki biçimini zorlayan ve aşan etmenler pek olmadığından onun içerisinde varlığını daha kolay sürdürür. Yetki kullanımına dayanan bu tür davranışlar en çok MK’da görülür ve özellikle örgütte kurucu olan ve uzun yıllar mücadele içerisinde olup örgütü varetmiş kadrolarda yoğun olarak bulunur. Örgütle bir özdeşlik bağı içerisinde hareket ederler, dolayısıyla örgüt herkesten fazla onların örgütüdür! Başkaları yolcu onlar hancıdır! Örgütün alt kadrolarına, yeni katılanlara, çekirdekteki kadro homojenliğine uygun olmayan, kimi -olumlu veya olumsuzfarklı özellikler gösterenlere hep bu gözle bakılmıştır.

Yine bu grup içinde doğal biçimde oluşan, yüksek bir devrimci sorumluluk ve kendini esirgemezliği içerisinde taşıyan, hak edilmiş önderlik; sorumluluk ve yetki ilişkisini doğal biçimde buradan kurar. Kendisini tüm örgüt iradesi olarak ortaya koyar ve bu ona her kademede her türlü kararı alma ve tasarrufta bulunma hakkı olarak

Kökeni ve gelişimi itibariyle devrimci nedenleri içeriyor da olsa, dar örgüt yapısı içerisinde sürdürülen grupsal önderlik tarzı, örgüt olmakla, örgüt olmanın somut ifadesi olan tüzüksel eşitlik ve işleyişle çelişir. Kişileri, kendilerini örgütün ve tüzüğün üstünde görmeye, tüzüksel olmayan karar ve davranışlarda bulunmaya yönel114

tir. Mücadeleyle doğrusal bir ilişki kurduğu dönemlerde bu kendisini daha çok yukarıdan, kişiler ve dar ilişkiler içerisinde alınan kararlar, demokrasisi olmayan bir merkeziyetçilik ve devrimci sektarizm biçiminde gösterir. Bir geriye gidiş döneminde nedenlerin doğru tespiti ve ileriye doğru bir gelişim yolu tutulmayıp siyasal ve örgütsel tutuculuk, yüzü geriye dönme başlamışsa bastırmacı, bürokratik bir hal almaya başlar.

doğru işledi.

‘90’lı yıllar Örgütümüz 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünü net ve militan bir direnişçilikle göğüsledi, direnişçilikte sembolleşti. Ancak sınıf mücadelesinin yeniden canlanma süreçlerine sürekliliğini yaratamamış bir örgüt olarak girdi. Bu geçiş dönemlerine ilişkin temel bir sorunumuzdur.

En belirgin görünümleri üye, üye adaylıklarındaki belirsizlik, temel organlarda yer alan yoldaşların dahi konumlarının net olmayışı, kongre-konferans yapmamaktır. Oysa bunlar, örgüt olmanın en temel ve zorunlu koşullarıdır. Temel sonuçlar çıkartırsak, 90’lı yılların ilk yarısında örgütsel gelişim yönünden ortaya çıkan çelişki dar örgüt grupsallığı ile partiye doğru gelişen örgüt arasındaki çelişkidir. Gelişim ikincisi yönündeyken ilki onun içerisinde varlığını sürdürmekte, çelmeleyici ve geriye çekici olmaktadır. Örgütsel düzeyde bu çelişkinin bilince çıkartılarak ileriye doğru çözümüne yönelinmemesi, 90’lı yılların ortalarından itibaren değişen koşullara teorik, programatik-stratejik ve taktiksel değişikliklerle yanıt verilmemesi ve ardı ardına yenilen merkezi darbelerle birleşti, iki vektör -hem içerikteki hem biçimdeki zayıflık- birlikte geriye

90’ların ilk yarısında kitle hareketlerindeki nisbi yükseliş; yeni bir çekirdeğin inşası ile iç içe örgüt faaliyetinin genişlemesi, alansal açılımlar, yeni politikaların üretilmesiyle gecikerek yakalanabildi. Bununla birlikte örgüt faaliyetindeki genişleme, alansal açılımlar, her düzeyde dar örgüt ve önderlik anlayışıyla çok geçmeden çelişmeye başladı. Dar örgüt ve çalışma tarzının alışkanlıkları, yön ileriye doğru olmakla birlikte düşüncede ve davranışta aşılmış değildi. Değişmekte olanı düşüncede önceleyen stratejik bir bakış hakim değildi. Sınıf mücadelesindeki nispi devrimci yükseliş sürüyordu, serhildanlar, Zonguldak, daha sonra Gazi antifaşist halk direnişi devrimci harekette bir itilim ve güçlenme yaratıyordu. Devrimci konumlanış ve faaliyeti belirleyen de bunlardı. Değişimin bazı öncüllerinin 115


yakalanmasına karşın stratejik bir bakış yoksunluğu dipten gelen dönüşümlerin görülmesini engelledi. Bundan yoksunluk, sonraki dönemde ürettiği sonuçlarla ortaya çıktı. Bu dönemden güç toplayarak çıkamamamızın ve özellikle de kitle hareketlerinde başgösteren gerilemeler karşısında tutunamamızın en önemli yapısal etkenleri şunlardır:

ve ilişki ağının yokluğudur. Başlatılan bir çalışmada bunu oluşturacak bir örgütsel hedeflenmeye de girilmez. Taktiği gerçekleştirecek gücün -alan veya konuyla ilgili aktivistlerin- oluşturulmasında yoğunlaşılmaz. Dar örgüt güçleriyle ajitasyon ağırlıklı bir kampanya yürütülür. Güç toplanamaz ve çalışmalar kısa süre sonra tıkanır.

1- Kitle çalışmamızın tek yanlılığı. Alanlarda ve yerel düzeyde kökleşen, süreklileşen bir kitle çalışmasına tekil örnekler dışında geçilememiş olması. Sınıf ve kitle hareketindeki durgunluk ve gerilemelere yanıt veren bir kitle çalışmasına örgütsel ve kadrosal yapı olarak uygun olmayışımız. Bu her dönem için geçerlidir. Gelişen olaylar, patlayan grev ve direnişlere yönelme, refleks üzerine şekillenmiş bir çalışma tarzının neredeyse tek biçim oluşu... Bugün bu da gerilemiştir. Bize yol aldıracak olan bu kendiliğindenci ve dışsal tarzı önceki biçimiyle geri getirmek olmayacaktır. Salt buna dayanan bir sınıf çalışmasıyla yol alınamaz, mücadelenin durgunlaştığı ve gerilediği dönemlerde hiç yol alınamaz. Artık bu görülmelidir.

3- Girilen dönem, mevcut gücü kendi içerisinde örgütlü hale getirerek, yayılmayan, açık elle suyu avuçlamaya dönüşmeyen, somut güç toplama noktaları üzerinde yoğunlaşan, uzun vadeli bir çalışmayı, çalışma tarz ve yöntemlerinin de toplum, sınıflar ve bireylerdeki değişime uygun olarak değiştirilmeye başlanmasını, bu yönde yeni arayışlara girmeyi gerektiriyordu. Dönemdeki farklılaşmayla birlikte bunlar yapısal zaaflarımız olarak daha açık bir şekilde ortaya çıktı. Siyaset ve sınıf mücadelesi içerisindeki konumlanış, 90’lı yılların ortalarından itibaren belirginleşmeye başlayan mücadele koşullarındaki değişim bilince çıkartılmamış olarak önceki durumun bakış açısıyla ve eğik düzlemde bir direnme tutumuyla sürdürüldü. Bununla birlikte toplumsal düzeyde ortaya çıkan değişimlerin siyasal alana sıkıştırılmış dar kavrayışı, işçi sınıfının ve

2- Kampanyalar ve taktiksel boşa düşmelerin hemen hepsinde yaşanan öncelikli sorun, bir taktiğin uygulanabilmesi için asgari bir kitle temelinin 116

diğer emekçi sınıfların yeni koşullarının kavranmaması ve buna uygun bir çalışmanın çok yönlü örgütlenmesine geçilememesi büyüyen ve derinleşen bir boşluğu ortaya çıkardı. Bu dönemde EKK’yla başlatılan sınıf açılımı -tek değil birkaç etmene bağlı olarak- sürdürülemeyince sosyalist devrim temelinde siyaset yapmaya geçişin itici bir vektöründen yoksun kaldık.

azalmış örgütlerde bir gerileme ve dağılma gerçekleşti. ‘90’ların ortalarından bu yana süregelen çok yönlü gerileme ve güç kaybının devamı olan bu gelişim, bir iç kırılmaya dönüştü. Devrimden ve örgütlerden uzaklaşma, kopuşlar arttı. İç örgütsel bağlar zayıfladı; yaşam ikiye bölündü ve devrimcilik, parttime’laştı. Neoliberal kapitalist toplumsal dönüşüm ve ideolojik etkisindeki artış, metaların çekim etkisi, toplumun ve bireylerin yaşamını derinlemesine belirler hale gelmesi sadece kitleleri değil, örgütlerdeki genel ve iç zayıflamayla devrimci kadroları da etki alanına aldı. Emekçi semtlerinde genellikle işsiz olup devrimcilik yapan antifaşist gençlerin bir bölümü yozlaşma ve çürüme batağına çekilirken ve kendilerine bir “kolay geçim kapısı” açarlarken, bir bölümü de -ağırlıklı olarak enformel sektör ve parttime işlerde- işçileşti.

Devrimci örgütlerin -bizim de- daha çok antifaşist semt gençliğine dayalı taban güçleri hızlı bir erozyon yaşadı. Faşizmin ‘96 1 Mayıs’ı sonrasında semtlere dönük saldırısının yoğunlaşması, tutuklamalar, uzaklaşmalar bu alanlardaki devrimci proleter bir karaktere doğru dönüştürülememiş devrimci örgüt güçlerini darbeledi ve çözdü. Fakat asıl çözülme, ‘94 ve ‘98 krizinin yıkıcı etkileri, kapitalist meta ilişkilerinin hakimiyeti ve çözücülüğü, yeni üretim organizasyonlarının parçalayıcılığı, neoliberalizmin toplumsal yaşam ve ilişkiler alanından nüfuz edişi, lumpen proleterleşme ile yaşanıyor ve örgütlerin taban güçlerini de sarıyordu.

Liberal, lumpen proleter yozlaşma, öte yandan emekçileşme (daha çok yarı işçileşme), örgütsüzlük ortamında artan liberal etkiyle birlikte bu etkinin tümüyle dışında kalamayan geri bir sınıf yönelimi ve davranışı ortaya çıktı. Liberal bireysel düşünüş ve davranış, yarı anarşizan görüş ve tutumlar sadece örgütsüzleşen, örgütlerden uzaklaşan kişilerde değil örgüt yapıları içerisinde de yaygınlaştı.

2000’li yıllar F tipine karşı direnişin yenilgisiyle de birlikte, merkezi yapıları iyice zayıflamış ve güçleri 117


Temelde emperyalist kapitalist sistemin içsel dönüşümüne, Türkiye koşullarındaki değişimlere yanıt veremeyen örgütsel yapılar çözülüyor, bozunuma uğruyor ve bir dağılma yaşanıyorsa, fiili tasfiyecilik hali olarak tanımlanmış bir durum varsa, en başta önceki biçimlere dönerek, onları tekrar var etmeye çalışılarak bu durumun değiştirilemeyeceğinin bilinmesi gerekir. Hem dünyadaki değişimin tarihselstratejik bir ön kavranışı, hem de ülkedeki sınıf mücadelesi koşullarındaki değişimi içeren geniş bir dönemsel kavrayış ve geleceğe doğru buralardan bakma ve yürüme gereklidir. Bu o koşullarda nasıl yapılabilirdi;

öznesel faaliyet yürütmemizin, örgütsel-sınıfsal bir duruş oluşturmamızın imkanı ve temel biçimi budur. Koşullardaki topyekün değişime yanıt verecek temel bir eksensellik olmayınca ve çalışmalar, bütünsel bir dönüşüm ekseninden yürütülür hale gelmedikçe bir gelişim sürekliliği sağlanamaz. Sağlanan gelişmeler kısmi ve sonuçsuz kalır. 2- 90’ların başlarından bu yana sınıf ve sosyalizm vurgulu, bu yönde geliştirilen perspektif ve politikaların işlenip geliştirilerek çalışmalara dahil edilmesiyle, 3- Örgütsel çalışmayı dağınıklıktan kurtaracak, sınıf odaklı belirli nokta ve hedeflerde toplayacak bir yönelimle. Çalışmalara alansal bir temel kazandırılmasıyla; mevcut gücün, alanlardaki güçlerin ve tanımlı özel görev komitelerinin bir konuda odaklanmasıyla, güç yoğunlaştırması ve iç içe geçişlilikle gerçekleştirilen çalışmalarla. Çalışmanın içe ve dışa doğru birlikte, faaliyetin bütün yönleri birbiriyle bağlantılandırılarak örgütlenmesiyle; 4- Sınıf ve kitle hareketinin gelişim seyrini, siyasal koşullardaki değişimleri yeni bir bakışla değerlendiren taktiksel önderlik geliştirerek. Birincisi, rejim krizi ve çatışmalarının bizi belirlediği, bundan medet uman, burjuva konjonktürün peşinde

1- Temeldeki sorunun varlığının bilinmesi ve örgütsel çalışmanın ana çözüm yönüne odaklanma ile. Tüm çalışmanın yeni bir bakışla, toplumun, sınıfların ve bireylerin değişen yapı ve özelliklerini kavrayıcı, çelişkileri bu temelde ele alan politika ve örgütsel politika üretimiyle içerik kazandırılarak hedeflendirilmesiyle. Temel biçimlenişini dünyadaki ve ülkemizdeki bugünkü tarihsel durumun kavranışının, yeni stratejik yaklaşımın, sosyalist devrimci bakışın oluşturduğu -ancak kesitlerde gerçekleştirdiğimiz, stratejik bir konumlanış düzeyine çıkartamadığımız- taktiksel konumlanmalar. Süreç ve kesitlerde bağımsız, 118

yürütülüşünde, darmadağın ve sürüklenen biçimde değil stratejik belirlemelere dayalı öncelikler üzerinden, seçili konularda güçlü taktik planlamalarla, dinamik bir taktik önderliğin gerçekleştirilmesi. İçerdenleşmiş bir önderlik yaklaşımıyla çalışmanın tıkanma noktaları ve geçiş aşamalarına doğru ve zamanında müdahalelerin yapılabildiği, ara hedeflendirmelerle güçlerin yeniden mevzilendirildiği, çalışmaların ileriye doğru, yeni biçimler de kazanarak, sonuç yaratıcı tarzda örgütlenmesiyle... Bu taktik yönüyle güçleri de daha canlı kılar, hareketlendirir, militanlaştırır fakat boğmazdı. Çalışmaların esasen stratejik odaktan yürütülmesi, taktiğin de somutlanmış stratejik görevlere bağlanmasıyla çalışmanın pratik ve uzun dönemli sonuç alıcılığıyla güç biriktirilmesine olanak sağlardı. Yaşanılan sonuçsuzluk ve geriye kırılmalar değil, zayıf da olsa ileriye doğru bir gelişim ve farklılaşma olurdu.

sürüklenip içinde eriyen bir yaklaşımdan kesinlikle kopulmalıydı. İkincisi, o dönemlerde yaptığımız kapsamlı, yayıldıkça yayılan ve sonu gelmeyen, sonuç yaratmayan genel geçer ajitasyon-propandayla sınırlı kampanya tarzından kopulmalıydı. Üçüncüsü, ancak bir direniş patladığında, bir olay olduğunda oraya koşan, hemen sonuç alamayınca uzaklaşan küçük burjuva aceleci tarzdan kopulmalıydı. Sınıf stratejisi belirlenmiş hedeflere taktiksel yoğunlaşmalarla uygulanmalıydı. 5- Örgütsel kadrosal durumun, kitlelerin durumunun, yenilgi ve fiili tasfiyecilik halinin tüm etkilerini gören ve yok saymayan, öte yandan bunlara teslim olmayan, ısrarlı, inatçı, kararlı, mevcut koşulların üstüne çıkabilen bir örgütsel önderliğin ortaya konulmasıyla. İleriye doğru konulan politikaların yeni tip bir örgütsel önderlikle birleştirilmeye başlanılarak, fiili tasfiyecilik halinin en üst organdan en alttaki kadrolara, çevre güçlerine kadar yaratmış olduğu etkilere -konformizme, geri kitle çalışmasına, militanlık eşiğinin düşmesine, sistem içileşmeye, legalizme, parttime’cılığa, çevrecileşmeye, bireyselleşmeye, olanaksızlıklarakarşı mücadeleyle aşılması. Bu da soyut değil somuttur. Sınıf ve kitle çalışmasının teorik, politik ve ekonomik her düzeyden

İşte girilmesi gereken yol buydu. Bu yönde proleter sosyalist eğilimimizin basıncıyla belli adımlar da atıldı. İşçi sınıfının yapısal dönüşümü ve kolektif işçi bilincine dönük perspektifimiz, işçi kurultayının bu temelde yeniden içeriklendirilmesi ve yeni bir örgütlenme anlayışıyla yürütülmeye çalışması, kent yoksullarına ilişkin, 119


devrim ve sınıf ittifakları stratejisindeki dönüşümü de değerlendiren perspektifimiz, yeni bir bakışla başlatılan eğitim emekçileri çalışması, öğrenci gençlere de daha sınıfsal bir bakıştan geliştirilen devrimci bir öğrenci sendikasına dönük inisiyatif ve çalışmalar, toplumsal, kültürel-sanatsal mücadeleyi de daha geniş bir zeminden ve sosyalist bir yönelimle ele alan faaliyetler, getiriliş yönteminin yanlışlığına karşın rejim krizi, kürt sorunu, dincilik-laiklik görünümündeki sarsıntıları ve dönemsel gelişmeleri de sınıf ve sosyalizm ekseninden yeni bir bakışla ele alan sosyalist devrim genelgesi, bunlar arasındaydı. 2005’deki emperyalist kapitalizm ve Türkiye kapitalizminin içsel dönüşümüne dair teoriksiyasal perspektifimize karşı şiddetli bir reaksiyon gösteren küçük burjuva eğilim, ortaya hiçbir görüş koyamamanın da etkisiyle, bu açılım ve adımlara ilk elde isteksizce de olsa hayırhah yaklaşmak zorunda kaldı. Ancak kendi içinde eklektikleşmiş ve çözülmüş üst organların paralizasyonu, bunların güçlü bir önderlik iradesi ve teorik-siyasal-örgütsel-pratik iç örgü ile bütünleştirilememesi, bunun kadar önemlisi kolektivize edecek mekanizmaların işletilmemesi, iç kırılganlığı da artırdı.

ye doğru savuran siyasal konjonktürdü. Ekonomik ve siyasal krizler, 11 Eylül, ABD’de neocon konjonktürü, Afganistan ve Irak’ın işgali, Ortadoğu’da İran, Hamas, Hizbullah gibi dinci-gerici devlet ve örgütlerin öne çıkması, Latin Amerika’da bir neopopülizm dalgası, küçük burjuva tepkisellikten liberal sosyal forumlara evrilen anti-küreselleşmeci hareket, Türkiye’de rejim krizi ve çatışmaları, neocon konjonktürü ile de bağlantılı ulusalcı-faşizm ve ırkçı-şoven linç histerilerinin konjonktürel yükselişi... Tüm bunlar yeni dünya ve ülke durumunu uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ve kapitalizm-sosyalizm ekseninden okumaya ve buna göre konumlanmaya uzak küçük burjuva dar antifaşist, antiemperyalist halkçı kodları büsbütün geriye doğru harekete geçirdi. Gelişmelerin dünya çapında faşizme ve 3. dünya savaşına, Türkiye’de iç savaşa doğru olduğu gibi keskin sol lafazanlık ile ‘79 platformumuzun bile çok gerisine kırılan -spekülatif para sermayenin egemenliği, neokomprodorlaşma, taşeron kapitalizm türünden- küçük burjuva ulusalcı-halkçı, “üç dünya”cılığa varan görüşler, Latin Amerika’daki liberal sol popülizm dalgasına, Ortadoğu’da Hamas, Hizbullah gibi dincigerici örgütlere övgüler düzen, Avrupa’daki sosyal forumlar içinde eriyip giden liberal yaklaşımları iç içe gelişti. Dünyada

Önemli bir etken de, küçük burjuva eğilimi büsbütün geri120

ve ülkede ortaya çıkan yeni durumun, işçi sınıfı ve kent yoksulları perspektiflerimizin, işçi kurultayımızın, sosyalist devrim tespitimizin inkarına vardı.

yapmamızı frenleyen, geciktiren etmenler nelerdir? 1- Yeni durumun teorik kavranışı açısından köktenci- temel sonuçlar çıkarmak yerine tedrici bir gelişmeyle yetinme. Öteden beri yapısal bir sorun olarak bizde var olan, teori ve siyasette kurucu inisiyatif zayıflığı. Temel tutum olarak oportünizmle sınır çekmeye öncelik verirken, bir doğrudan bir yanlışa doğru gidilerek oportünizme düşme korkusuyla çubuğu sürekli olarak ilkesel ayrımlara bükmek. Her konu ve sorunun ideolojiye ve ilkelere indirgenerek, bu yönde daraltılarak ele alınışı, tehlike ve risklerden bu şekilde uzak durmak, bu şekilde saf ve temiz kalmak.

Teorik, politik, örgütsel-pratik olarak; ortaya çıkan ekonomik, toplumsal, sınıfsal, siyasal, kültürel yeni durum ve ilişkilere, içsel olarak birbirine bağlı köklü bir yanıt oluşturmak, kesikliliği aşmanın, örgütsel krizi çözmenin, çözebilmenin tek yoluydu. Bu bakış geliştirildiği, bir bütünsellik ve eksen kazandırıldığı, alanlara doğru indirildiği, süreçlere hakim kılındığı, temelde bütün alan ve düzeyleri kesen ve kadrosal bir dönüşümü de içeren bir nitelik kazandığında bir dönüşüm gerçekleştirilmiş olur. Örgütümüzün örgütsel toparlanması, fiili tasfiyecilik halinin yarılması, sadece örgütsel faaliyet alanından ve önceki içerikle olamazdı; burada bile tutunamayan küçük burjuva platformun hali ortadadır- mevcut durumun aşılmaya başlanması ideo-teorik, siyasal ve örgütsel yeni bir bakış açısının içerisinden hareket etmeye başlamakla olabilirdi ancak.

2- Politikada da eleştirel ve militan muhalefet tutumuyla sınırlı şekilleniş. Kendini hep muhalefet temelinde ifade etmenin ve toptancı kırmızı çizgilerin bir noktadan sonra kendi kendini engele dönüşmesidir... Anti-faşist, antiemperyalist, anti-revizyonist, anti-maoist, anti-troçkist, antireformist, anti-ulusal reformist, anti-liberal, anti-tasfiyeci, anti-sendikalist, anti-feminist, anti-özelleştirmeci, anti-ABci, anti-post modernist, anti-... Ancak bir türlü bağımsız kurucu sınıf gündemlerini, kimliği, ideolojisi ve hattını ortaya koyamayış. Bir nevi “anti-kimlik” oluşumu. Hep

Temel sorun Tüm bunların daha açık ve net görülmesini engelleyen, yeni bir bakış açısına geçmemizi, programatik-stratejik değişim 121


başkalarına karşıtlık ve başkalarına görelilik (diğer siyasetlerin yanlışlığı ve zaaflarıyla kendini anlamlandırma ve meşrulaştırma) ölçütleriyle politika yapma. Ve en nihayetinde o başkalarıyla farkın da göreli kalması. İsteklerine, gereksinmelerine, özlemlerine göre değil, sadece nefretlerine göre; geleceği kazanma ufkuna göre değil sadece verili bir şeyleri kaybetme korkularına göre; geleceği şekillendirmeye göre değil sadece bugüne muhalefete göre politika yapmak, hem sınıf temeline ilişkin bir sorundur hem de reaksiyoner politika anlayışının tarifidir.

dar ideolojik-dar kadrocu bir devrimciler örgütü formu içerisinde şekilleniş. Böyle bir yapıda yeni bir düzey ve açıdan bakmaya, analiz ve sonuç çıkarmaya, çıkartılanları pratikleştirmeye geçmenin güçlüğü. Bizde teori, program sorunu, politikalar, tüzük, sayısız açılım ve açılım girişiminin, belli kesitler ve durumlar dışında, genellikle kağıt üstünde kalmasının en önemli nedenlerinden biri, tümünün işlevini dar örgüt formu ve ideolojisinin üstlenmiş olmasıdır. O ideoloji ise, belli savaşım biçim ve ilişkilerinin soyut ideal ifadesidir! Algılanış ve bilinçlere yansıyış biçimidir! Dar antifaşizm, dar örgütselliktir. Katılaşmış ideolojik-örgütsel form; gerçek sınıf koşul ve ilişkilerinden, bunlardaki dönüşümden ileriye doğru değil, bir dönemin geriye doğru soyut idealize edilmiş ifadesidir. Ki en kötü durumda bile, sembolik tutumlarla, ritüellerle yeniden üretilmeye devam etmektedir.

3- Yeni bir tasfiyeci dalganın yükseliş ve genişlemesine karşı mücadele ve ML’nin ilkesel düzeyde savunulmasının yaşamsal önemi. Bununla birlikte, teoride ve siyasette dünkü koşullarda doğru olup koşullardaki değişime ve bugüne yanıt vermeyende ısrar, yeni durumun önceki bakış içinden, görüşlerde hiçbir değişiklik yapmadan açıklanmaya çalışılması dogmatizmdir. Bu kapsamdaki her ilkesellik, dogmatizmin ilkeselliği olur. Önceki dönemde devrimci bir tutuculuk olarak niteleyebileceğimiz bir tutum, koşullara yanıt vermeyişi ve gösterdiği karşı dirençle giderek gericileşen ve bürokratikleşen bir tutuculuk biçimini alır.

5- Sınıf mücadelesinin dar siyasal kavranışına daha yatkın ve yönelimliyken teorik ve stratejik kavrayışa belirli konularla sınırlı bir yakınlık; sınıf mücadelesinde teorik düşünüşün ekonomi politik, felsefe gibi temel ögelerine uzaklıktan, bunları da içerimine alan doğru bir teorik bütünlüğe ve sınıf mücadelesinin bunların bütünlüğünden çıkış alarak

4- Sınıf ve kitlelerle mesafeli 122

yürütülmesi düşüncesine yeni geçiliyor oluşu. Revizyonist ekonomizmin, maoculuğun, Latin Amerika tarzı küçük burjuva devrimciliğin süreçlere, onlarca yıla damgasını vuruşu ve belirleyiciliğiyle sınıfsal toplumsal çelişkilerin bütünsel ve bütün yönleriyle birlikte ele alınışından uzaklaşmış, dar siyasal devrimciliğe indirilmiş, ML’e aykırı olan bir devrimcilik tarzı ve düşünüşün bizdeki etkileriyle de, ortaya çıkan yeni durumu bu yönden kavramaya uzaklık. Halkçı küçük burjuva antifaşizmden kopamamak.

tünsel bir çözümleme, sonuç çıkarıcılık, eksensel bir bakış ve devrimci bir kopuş gerektiriyordu. Teorinin hemen her konusunun yeniden ele alınışı, strateji ve taktiğin yeni duruma uygun kuruluşu, sosyalist devrim stratejisine geçiş, komünist bir program açılımı gerekmekteydi. Önceki bakış açısının içerisinde kalınarak ve tadilatla bu mümkün değildi. Bunu çok geç farkettik. Oysa temel sorun buydu ve bu sorunun parçası ve derinleştiricisi olan küçük burjuva platformla kopuş temelinde temel ayrışmamız da buradan başlamaktadır.

6- Temel örgütsel çalışmalarımızın işçi sınıfına dayanmaması ve EKK çalışmalarının 1995 ortalarından itibaren tıkanması. Bir teori, kendi maddi toplumsal temeliyle birlikte ve oradan beslenerek gelişebilir. Bilimsel teorinin çıkış noktası ve tek gelişim kaynağı bu değildir; fakat bundan ayrı, tümüyle bağımsız bir teorik gelişimden söz edilemez. Dolayısıyla kaçınılmaz olarak ideolojik temsille sınırlı, fakat hiçbir zaman işçi sınıfıyla bütünleşerek sınıfın temsiline dönüşmemiş bir varoluş biçimimiz olmuştur. TİKB’nin temel yapısal sorunlarından başta geleni budur. Belirtilenler aynı zamanda yeni bir gelişim yönelimi ve adımları olmakla birlikte, bizi daha kökten yapılması gerekenden uzak tuttu. Oysa ortaya çıkmakta olan tarihsel durum, daha bü-

İki sınıf iki görüş Devrimci bir dönüşümü göze alamayan, göze alsa da gerçekleştiremeyenler yok olup gitmeye mahkumdurlar. Erime, bozulum ve yok olma geleceğe ait bir konu ve sorun olmaktan da çıkmıştır, gerçekleşmekte olandır. Dünyanın ve ülkemizin içerisinden geçtiği tarihsel durum içerisinde yapısal sorunlarımızla da iç içe geçen, onları da açığa çıkarıp derinleştiren koşullardaki değişime yanıt verememekten kaynaklı örgütsel bir kriz yaşanmaktadır. Bizdeki örgütsel kriz ve iç mücadele ve ayrışma bu gelişmelerin sonucudur. Teori, program, strateji, taktik ve örgütlenme ve pratiğin ör123


gütlenişinde köklü bir devrimci dönüşüm gereğiyle; öncekini olduğu gibi veya yeni olanın ve dönüşümün basıncıyla revize ederek, eklektikleştirerek sürdürme arasında bir ayrışma yaşanmıştır.

yer alması; siyasal mücadelenin kapsam ve içeriğinin bu yönde değişimi, Önderlik, kadro yapısı, iç işleyiş, ilişki tarzında, önderliğin kadrolarla kadroların örgütle, örgütün kitlelerle ilişkilerinde artık tümüyle bozunuma uğramış, çevreselleşmiş ve atomize olmuş dar örgütleniş, tarz ve ilişki sistematiğinin köklü bir eleştiri ve özelleştirellikle devrimci bir kopuşla dönüşümü,

Teorinin sadece modern revizyonizme değil ulusalcı, halkçı antifaşizmin karakterize ettiği sol ve sağ küçük burjuva ideolojisine karşı mücadele ve kesin kopuşla geliştirilmesi, halkçılıktan ara sınıfçı toplumsalcılığa doğru evrilen küçük burjuva sosyalizmleriyle hesaplaşma,

Eleştirel devrimci bir kopuşla birlikte toplumun ve sınıfların değişen yapısına, gelişen yeni özellik ve ihtiyaçlara yanıt verecek, burjuva sınıf egemenliğini yıkma gücüne sahip yeni bir örgütlenme, yeni bir çalışma tarzı, yeni tipte bir parti,

Proleter sosyalist devrimci program ve stratejinin geliştirilmesi ve bunun sadece bir program ve strateji olarak kalmayıp burjuvazi-proletarya çelişkisinin günlük çalışmanın merkezine taşınması,

Bir bütün olarak örgütümüzün ara akım ve ara güç olma durumuna son verilerek proletarya sosyalizmi ve sınıf örgütü olma yönünde stratejik bir kararlılıkla yürümesi, yönünde ortaya koyduğumuz proleter sosyalist platformumuzla; yüzünü geriye dönmüş, geçmişi geriye getirmeye, görüşlerimizin devrimci basıncıyla bunları biraz revize edip eklektik biçimlerde sürdürmeye çalışan, fakat aslında orada da tutunamayıp ‘79 platformumuzun bile gerisine çözülen liberal oportünist parti modeli ve ezilenci küçük burjuva sosyalizmi tarzı görüşlerle ortaya çıkan, bunların da deşif-

İdeoloji-parti-sınıf bütünlüğünün kurulması Rejim tipindeki değişimin, burjuva sınıf egemenliğinin faşist diktatörlük biçiminden neoliberal tipte geri bir burjuva demokrasisine geçilmiş olduğunun tespiti, kapitalizmi yıkma stratejisiyle, burjuva sınıf egemenliğinin burjuva demokratik biçimine karşı proletaryanın sınıf egemenliği ve proleter demokrasi için savaşımın siyasal mücadelenin merkezinde 124

re edilmesi üzerine bürokratik, revizyonist partilerin polisiye yöntemleriyle görüşlerimizi bastırmaya çalışan küçük burjuva platformla aramızda net bir ayrışma yaşanmıştır.

biri net bir kopuşla proletarya sosyalizmine, diğeri büsbütün geriye doğru çözülen orta sınıf bulanıklığına ayrışmasıdır. Bu koşullara kim, isterse en iyi haliyle dünkü biçimlere özlem duysun ve geriye getirmeye çalışsın, isterse lafazanların yaptığı gibi “en devrimci”, “en militan” biçimleri önersin ve geliştirmeye çalışsın, önceki düşünüş, program, strateji, örgütsel biçimler, politika yapma tarzı, önderlik ve ilişki biçimi, önceki kadrosal şekilleniş içerisinde kalarak önceki ideal biçimleri gerçekleştirmeye çalışsın bu yolla gidebileceği hiçbir yol yoktur. Olmadığı da, küçük burjuva platformun sarıldığı bürokratik yöntemler ve ortaya görüş adına koyduğu yeni ihanet çağının liberal oportünist parti modelinden, kolektif işçi bilinci ve kent yoksulları perspektiflerimizi inkar etmeye çalışırken sergilediği ezilenci ara sınıf yaklaşımlarından, tarihsel-yapısal sorunları örtmeye çalışan tarih dışı konspiratif tarih yazımından görmek mümkündür.

Bu yalnızca son 3-5 yılki iç tartışmalar sürecine, farklı eğilimlerin ortaya çıkmış olmasına özgü bir durum değildir. Farklı eğilimleri, 90’ların ortalarına kadar giden, ortaya çıkan yeni duruma yanıt veremeyerek kendi kendisiyle çelişkin ara akımlaşma, ara sınıflaşma durumu ile açıklamak gerekir. Demokratik devrimcilik ile sosyalist devrimcilik, antifaşist halkçılık ile sınıf devrimciliği, dar örgüt ve çevre tarzı ile parti tarzı, anticilik ile kuruculuk, dar tepkisel konjonktür devrimciliği ile stratejik-dinamik taktik bilinç, geçmişe dönüklük ile geleceğe dönüklük ... arasında sürekli gidip gelen, kafası ikincilere gönlü birincilere daha yakın, hep birincilerden ikincilere geçiş halinde ama geçemeyen, hep bir şeylere yönelim halinde ama birkaç adım atıp arada bir yerlerde donup kalmış, söylediğini yap(a)mayan, gerçekte yaptığını söyle(ye)meyen, hem o hem bu olmaya çalışan, ama ne o ne bu olabilen bir eklektizm, bir kendi kendiyle çelişkinlik hali, birbirine dolanıp kördüğüm olmuş bir iki çizgililik hali, bir ara sınıf eklektizminin, şimdi

Tümüyle kapanmakta olan dönemle birlikte onun devrimcilik tarzı da, düşünüşü de, iş yapış tarzı da bitmiştir. Küçük burjuva platformun çaresizliği bunun ifadesidir. Antifaşist halkçı devrimciliğe dayalı, içi boşalmış lafazanlığın gürültüsüne, yaygarasına, yoldan çe125


virme çabalarına, eklektisizmin sürdürülmek istenmesine, son çare olarak başvurdukları revizyonist partilerin polisiye yöntemlerine, bürokratik darbecilik çırpınışlarına karşı tutumumuz nettir: Bu dönemi kesin adımlarla bitiriyoruz. Bu ara akım ve ara güç olma durumuna son veriyoruz. Bu, gelecekte varolabilmenin, ideallerimize bağlı kalarak komünizme doğru yürümenin koşuludur.

taktik, örgütsel-kadrosal politikalar, 4- TİKB’nin doğuşundan bugüne taşıdığı ve aşması gereken tarihsel yapısal zaaf ve zayıflıklarla hesaplaşılması), öbür tarafta sorunları kişilere ve dışına fatura etmeyi baştan itibaren bir tarz haline getirmiş, taktiksel-örgütsel müdahaleyle yetinen bir anlayış. Bir yanda eleştirel devrimci kopuş ve dönüşüm, bir yanda yüzünü geriye dönen tutuculuk. Fiili tasfiyecilik halinin iki ayrı ele alınışı. 4 parametreyi nelerin oluşturduğu, ideo-teorik, politik olanlarla örgütsel ve pratik olan arasındaki bütünlük; toplum ve sınıfların yapısındaki değişim, özellik ve ihtiyaçların değişimi, faşizmin çözülüşü, Sosyalist Devrim, bunların sınıfa bakıştan örgütlenme ve çalışma tarzına, -yayın politikasına- uzanışı iki ayrı sınıf, iki ayrı parti anlayışının karşıtlığı içerisinden gelişmiştir. Örgütsel krizin nedenlerinin ve temellerinin doğru ve tam olarak tanımlanmasıyla onun dar örgütsel ve yüzeysel tanımlanması arasındaki karşıtlaşma krizin çözümünde iki ayrı görüşü ortaya çıkartmış ve karşıtlaştırmıştır. 4 parametre merkezli örgütsel stratejik ve taktiksel çözümle, hiçbir konuda stratejik çözüm perspektifi olmayan taktiksel-örgütsel çözüm önerisi karşı karşıya gelmiştir.

İki sınıf iki parti Konferans sürecinde 2005’in başından itibaren örgütsel krize bakış, tanımlanması, içeriği ve çözümüne ilişki olarak iki karşıt görüş vardı. Bu bir yöntem ve kapsam tartışması olarak başladı. İçeriğe doğru genişledi, içeriğin temel unsurlarına ve ayrımlarına doğru inerek de derinleşti, karşıtlaştı. Bir yanda sorunu dar örgütsel çerçevede ele alma, bir yanda ideo-teorik, siyasal, örgütsel, pratik bütünlüğü kurma. Bir yanda örgütsel sorunlarımızın çözümünün 4 temel parametrenin çözümü odağından ele alınışı (1- Emperyalist kapitalist sistemin içsel dönüşümü, 2Bağımlı Türkiye kapitalizminin dönüşümü, 3- Bunların yarattığı zemin kaymasıyla da birlikte sınıf ve kitle hareketinde gerileme süreci ve ortaya çıkan yeni dinamik ve ihtiyaçlar ile buna yanıt verecek program, strateji,

Küçük burjuva platformun teorik ve siyasal olana var olan 126

uzaklığı ve deneyimsiz örgüt güçlerinde hakim olan krizin dar örgütsel kavranışını amaçları doğrultusunda kullanması, kendileri açısından temel stratejik sorunlarda yakın-ortauzun vadede hiçbir biçimde yanıt gücü oluşturmayacak dar bir “çözüm olmayan çözüm”e savrulmalarını beraberinde getirmiştir. Sözde hizipçi “düşmanlar”la hesaplaşılmış, örgüt düşmanlardan “kurtarılmıştır”. Oysa karşılıklı olarak konulan görüş, yaklaşım ve açıklamalardan görülebileceği gibi, bir yanda teorik, programatik, siyasal, örgütsel kuruculuk ekseni vardır, diğer yanda ise buna gerici muhalefet ve bürokratik bastırma çabasından başka bir şey yoktur; asgari düzeyde dahi konferans olamayan “konferans sonuçları” ortadadır. Küçük burjuva tasfiyeci platformun hiçbir temel konuda görüş dahi ortaya koyamayışı da “anlatılan bizim hikayemiz”in -baştaki ve- sondaki karşıtlığını göstermektedir.

parti anlayışı yerine çoğulculiberalize parti anlayışının, tarihsel ve diyalektik materyalizm yerine belirsizlik felsefesinin geçirildiği, burjuva demokrasisi içinde eriyip giden küçük burjuva liberalizminin teorisize edildiği bir metindi bu. Bu yaklaşımda, Leninist örgüt anlayışında taktik ve eylemsel birlik kadar temel olan teorik, stratejik, ideolojik birlik ve merkeziyetçilik ilkesi tasfiye edilmek istenmektedir. Lenin’in Bernsteincılıkla eşanlamlı tuttuğu, parti içinde liberal “eleştiri özgürlüğü” savunulmaktadır. Örgütümüzün çok uzun süredir yaşadığı teorik, siyasal, ideolojik, örgütsel eklektizm ve parçalılık hali, farklı görüşlerin varlığı, gruplaşmalar, tartışma örgütüne dönüşme ve bunun bürokrasisi, tasfiyecilik teorisize edilmektedir. Parti içi gruplaşmalara, grupçuluğa kapı ağzına kadar açılmaktadır. Bu görüş, kaçınılmaz olarak parti içinde farklı sınıfların ve ideolojilerinin varlığına, proletaryanın bağımsızlığının ortadan kaldırılmasına, Maocu “iki sınıflı iki çizgili”, küçük burjuva parti anlayışına varmaktadır. Böyle bir gerici-ütopik demokratik “parti modeli”, çarpık işbölümü ve merkeziyetçiliğin sakıncalarını ortadan kaldırmak adı altında, ML ve proletarya dışı akım ve ideolojilere, bürokratik dolambaç ve defor-

Küçük burjuva platformun ortaya alternatif olarak koyabildiği tek kapsamlı görüş, yıllardır sürdürmeye çalıştığı aşırı tutucu konumundan dahi geriye doğru kırılan, tam bir ideolojiksiyasal-sınıfsal çözülmenin de metni olarak ortaya çıkan parti görüşü oldu. Sosyalist devrimci proleter demokrasi yerine burjuva demokrasisinin, Leninist 127


masyona kapıları ardına kadar açmaktadır.

ji, politika ve örgütleri seçme hakkı vardır! Parti ile sınıf arasındaki, partinin kendi içindeki ilişkiler de burjuva demokratik içerimli bir biçimsel hak eşitliği temelinde kurulmaktadır!

Sosyalist demokrasi adı altında; ileriye, komünizme, ‘devlet olmayan devlet’ olarak kendini sönümlendirmeye doğru proleter demokrasi değil; geriye, burjuva parlamenter demokrasiye doğru “çok partili” demokrasi savunulmaktadır.

Marksizm liberal, oportünist, revizyonist fikirlerin kürsüsüne çevrilmekte, Mandel, Kruşçev döneminin tarım bakanı Benediktov, anarşist görüşlerin yayıcılığını yapan Fikret Başkaya, Avrokomünizmin teorisyeni Althusser, “21. yüzyılın parti modeli” olarak ileri sürülen parti anlayışının baş köşesine oturtulmaktadır.

Parti modeli, “işçi sınıfının seçme hakkı”, “fırsat eşitliği”, “doğrunun tek sahibi/tekeli yoktur”, “çoğunluğun keyfi”, “merkeziyetçiliğin son noktasına kadar sınırlandırılması (minimal merkeziyetçilik maksimum demokrasi)”, “özgürlükçü sosyalizm”, “demokratik açıklık”, “bilginin paylaşımının demokratikleştirilmesi”, “işçi sınıfının sonsuz hata yapmak hakkı” gibi safkan liberal sloganlarla teorisize edilmektedir. Bunlar işçi sınıfını küçük burjuvaziye, proleter demokrasiyi burjuva demokrasisine doğru çözen, açıkça burjuva demokrasisi ile tanımlı liberal sloganlardır.

“Model” tasfiyeciliğin gerçek tarihsel, stratejik, sınıfsal, ideolojik köklerinin ve maalesef örgütün ara sınıf karakterindeki köklerinin ne kadar derinleştiğini bu görüşler nezdinde gözler önüne sermektedir. Bu hareketin, birincisi, tarihsel, yapısal, paramparça olmuş yapısal- çizgisel sorunlarıyla köklü biçimde ve açık yüreklilikle hesaplaşmadan; ikincisi, kapitalizmin siyasal-toplumsal-uluslararası dönüşümünü stratejik ve bilimsel olarak tahlil edip bu yeni ve daha yüksek savaşım düzlemine çıkmadan, bu ikisine dokunmadan veya kıyılarından dolaşarak ortaya konan her mistik çözüm reçetesinin, bu ikisinin zeminini oluşturduğu tasfiyeciliği ortadan kaldırmak bir yana, tasfiyeciliğin derinleştirilmiş teorisizasyonu olmaktan bir

Partinin sınıfa dayalı ve sınıfın sosyalist ideolojiyle kaynaştırılmasından doğan önder niteliği, önderlikten öncülüğe, oradan yol göstermeye, oradan sınıfa “önerilerde” bulunmaya doğru geri çekilmektedir. Bu görüşe göre, parti hiçbir konuda doğruyu belirleyemez ama, işçi sınıfının sınırsız hata yapma hakkı, sınırsızca yanlış strate128

adım ileriye gitmez!

sosyalizm türevi ortaya çıkmaktadır.

Antifaşist halkçılık ve her türden küçük burjuva sosyalizmi ile köklü ve derin bir hesaplaşmaya girememe, ondan tam kopamama sorunu, kapitalizmle, onun bugünkü gelişme düzeyinden ileriye doğru köklü ve derin bir hesaplaşmaya girememe, kapitalizmden teorik, programatik, ideolojik, siyasal, sınıfsal ve örgütlenme biçimleri, iç ilişkileri, işleyiş, sınıfla bağ kuruş açısından ileriye doğru kopamama sorunudur.

Yeni bir komünist parti İdeolojik-teorik, siyasal iç tutarlılığımızı, küçük burjuva platformdan ayrışarak yeni ve daha yüksek bir eksenden kuruyoruz. Bozulmuş örgütsel yapımızı da öncekinin yeniden inşası ya da tarihsel olarak gerilemiş ve çözülmüş komünist parti örgütlenmelerinin artık bugüne de yanıt vermekten uzak modellerini yeniden ve artık bu da olamadığı için liberalize ederek var etmeye çalışarak değil, nihai amacımız olan komünizmle güçlendirilmiş bağlar içerisinde yeni ve daha yüksek bir parti modeline ulaşarak gerçekleştireceğiz.

Halkçı damar zaten kapitalizmden sınıfsal-ideolojik olarak tam kopamamışlığın ifadesidir, kapitalizmin gelişme düzeyini olduğundan geri görür, onun daha ileri gelişme ve egemenlik biçimleri karşısında eriyerek geriye kayar. Kapitalizmin daha ileri gelişme ve egemenlik biçimleri ise, tam da halkçılığın bu çelişkili karakterinde, onun geri yanında, içindeki “eşitlikçi sosyalizm” kılığında şu veya bu düzeyde var olan meta (değer yasası) ve burjuva demokrasisi fetişizminde zemin bulur. Ve bu kopamamışlık, bu kapitalizmin gelişme düzeyinden geriye doğruluk, bu halkçılık damarından nüfuz ederek, onu giderek daha liberalleşen bir halkçılık olarak yeniden üretir. Bugün de yaşanan budur. Postmodern liberal revizyonizmle antifaşist halkçı demokratizmin alaşımından yeni bir küçük burjuva halkçı

Parti örgütlenme sorunu bu kapsamıyla sadece dar örgüt grupsallığının yapısallaşmış ve kangrenleşmiş sorunlarını çözmek, çürüyen uzuvları kopartıp atmaktan ibaret değildir. Komünist partilerdeki bozulma, partinin tarihsel geçişlere önderlik edemeyişi, revizyonistleşme, iç çürüme yönleriyle örgütlenme biçimiyle de tarihsel yapısal bir sorundur. Emperyalist kapitalizmin hakimiyetinin her yönden güç kazandığı, sadece ideoloji-teori ve siyaset yoluyla değil sermaye ve metaya dayalı toplumsal ilişkiler olarak, kadro yaşam ve 129


düşüncesinin şaha kalktığı liberalist ortam da -liberalizmle anarşizm kardeştir- bu tür “örgütlü” örgütsüz atomizasyona dönük görüşleri beslemektedir.

davranışını çözen ilişkiler olarak partiye sızdığı ve içerden çözdüğü kapsamlı bir sorunla karşı karşıyayız. İşçi sınıfının en yüksek örgütlenme şekli olarak öncü komünist partiye kapitalizm nüfuz edebiliyor, sadece siyasal ideolojik etki biçimiyle değil meta ilişkileri dolayımıyla ve kültürünü yayarak içerden bir hakimiyet kuruyorsa, küçük burjuva platformun parti modeline kadar yansıttığı gibi, düşünce ve yaşam tarzına kadar liberalize ediyorsa, bu durumdaki bir parti kitlelere önderlik edemez. Sorunun kaynağında tam da bu vardır. Teori, önderlik, merkeziyetçilik düşmanlığı, küçük burjuva platformun bu türden görüşleri, fakat onlarla da sınırlı olmayan, bizim örgütsel koşullarımızdan kaynaklanan nedenler dışında da neoliberalist ortamda boy atmış küçük burjuvaziden işçi sınıfına doğru uzanan ara tabakalarda kaosla ortaya çıkan anarşizan görüşlerden de beslenmektedir. Devrimci parti ve örgütlerdeki çözülmeyle de birlikte bu tür görüş ve eğilimler, geri çevrecik oluşumlarıyla artacaktır. Parti fikrinin reddi, önderlik düşmanlığı, küçük burjuva eşitlemecilik, koordinasyona dayalı ilişki ve örgütlenme yaygınlaşan görüşlerdir. Bunlar, anarşizmin kendiliğindenci ideolojisinden doğan görüşlerdir. Birey

Ölçülerden sapma, çifte kıstaslılığın artması, subjektivizm, duruma ve kişiye görelik, son dönemde yaygınlaşan çevresellik ve merkeziyetçilik karşıtlığı ilkel olanın aşıldığını değil, yeni biçimlerle ve bozulum içerisinde ortaya çıktığını gösterir. Aşmak, alan içi çevrecikler oluşturup, geri olanı daha geri biçimde üretmek, küçük burjuva platformun yaptığı gibi demokratik merkeziyetçilik ilkesinde baskın olan merkeziyetçi yanı yadsımak ve Kuruçeşmeci burjuva demokrasisi normlarını parti modeli haline getirmek, fiili durumu teorize edip Leninist partinin topyekun inkarı değildir! Özsel olanı, komünizm ufkumuzu, tüzüğümüzün ruhu ve felsefesine daha fazla sokarak ve bir işleyiş ilkesine dönüştürerek, komünist partiye sıçrayarak aşmaktır. Sosyalist devrimci teori, program ve stratejiyi örgütsel düzeyden önderlik, kadro yapısı ve iç işleyişiyle, sınıfla ilişki kuruşuyla tüzükte kristalize ederek aşmaktır. Bir eksende ve programda somutlanmış teori ve siyasetlerin gelişkinliği ve geliştiriciliğiyle, tüzükte somutlanmış kurumsal örgütsel iç işleyiş ve ilişkilerin geliştiriciliği 130

parti bütününde olduğu gibi, her organda ve yoldaşta kurulabilmesidir. Sınıf savaşımında şu veya bu uzmanlığa, bilgiye, beceriye sahip olanın yalnızca o işini iyi yapıyor olması değil, o uzmanlığı (yalnızca ürün ve sonuçlarını değil) mantığı ve öğrenmesini öğrenme yolu ile birlikte ne kadar kolektivize ettiği, yaygınlaştırdığı, diğer tüm bilgi ve beceriler ile ne kadar kaynaştırarak onlarla birlikte bu kolektivizm temelinde kendisinin de geliştiği önemlidir. Kolektivizm partiye, örgütlenme, iç işleyiş ve ilişkilerinde komünist niteliğini kazandıran örgütlenme ilkesidir. Bu örgütlenme ilkesi, onu burjuva partilerden de, küçük burjuva devrimci partilerden de ayıran, ayırdedici ilkedir. Kolektivizm ilkesi, komünizm ideolojisi ve partinin programıyla, iç işleyişi ve kitlelerle ilişki kuruşunu, eylemini, birbirine bağlayan ilkedir. Bir şeyin sadece yapılmış olması değil, nasıl yapıldığı da önemlidir! İçerik-biçim bütünlüğünü kuran ilkedir.

bir bütündür. Bunlar koşullardaki değişimlere yanıt verecek biçimde geliştiklerinde yüksek düzeyde ideolojik-teorik, siyasal, örgütsel birliğin de temelini ve gücünü oluştururlar. Her biri ayrı ayrı ve birlikte yüksek bir çekim gücüne de sahip olurlar. Kurmak istediği toplumsal sistemi, kendi örgütlenmesinde, kültür ve davranışında, ilişkilerinde ortaya çıkartmaya başlayan bir parti ise, kendisini kapitalizme tümüyle karşıt bir temelde örgütlemeye başladığı gibi bunu yüksek bir savaşma gücüne de çevirebilir. İşte bizim izlememiz gereken yol budur. Kapitalizme karşı komünizm amaç ve ekseninin güncel örgütlenme ve savaşım içine taşınması, komünist önderlik ve örgütlenmeyi biçimsel hak eşitliği ve liberal demokratizm temelinde geriye doğru çekmek değil, ileri doğru kolektivize ederek geliştirmektir. Her türlü savaşım yetisinin ileriye doğru kolektivize edilmesi, orta ve ara sınıf kökenlilerin işçi, her işçinin aynı zamanda kafa emekçisi haline getirilmesidir. Kadroların yalnızca “kararlara katılmak” ve “bilgiyi paylaşmak” ile sınırlanması değil, doğru kararlar alma, politika üretme, bilgi üretme yetilerinin geliştirilmesi; önderliğin doğrudan üretim sürecinde kolektivize edilmesidir. Teori, politika, örgütlenme, pratik iç içeliğinin ve bütünlüğünün

Bununla birlikte merkeziyetçiliğin demokrasinin içine geçişi ve demokrasinin de merkeziyetçiliğin içine geçişiyle daha çok beslenen ve gelişen, önderliğin parti düzeyindeki kolektivizasyonuyla çok daha güç kazanmış, uygulama gücü de artmış olan yeni tipte merkezilik olacaktır. Teoriyle pratiğin, siyasetlerle örgütlenme131


nin, örgütlenmeyle pratiğin, pratikle siyasetlerin, her birinin diğerinin içine geçtiği, organsal çalışmaların her düzeyde çok yönlüleştiği ve karşılıklı etkileşim halinde olduğu sarmal, diyalektik bir ilişki olarak kolektif önderlik, bu ilişkilerin kurulabilmesi için farklı önderlik düzeyleri arasında da geçişlilik bağlarının kurulmasını gerektirir. Merkeziyetçilik demokrasi ilişkisi de birbirini dikey olarak kesen bir ilişki olarak değil, dikeyin yataya, yatay olanın da dikey olana geçmesi ve içerimine almasıyla yeni bir biçimleniş kazanır. Çalışmanın her alanının iç dikeyliğine de sahip olduğu ve çalışmanın farklı alan ve düzeylerinin içiçe geçtiği ağsallaşan bağlantılar sistemi içerisinde, farklı işlevleri yerine getiren organ ve kadroların örgütsel emeğin kolektif birliği ilkesiyle hareket ederek tek bir bütünün, canlı bir organizmanın parçaları olarak toplumsallaştığı yeni tipte bir örgüt ve yeni bir önderlik biçimi, yeni tipte bir kadro yapısı, yeni bir iç işleyiş ve ilişki sistemi. İçe ve dışa doğru yeni bir örgütlenme ve çalışma tarzı! Bu durumda önceki tarzda dik kademeli bir yapı değil, bir ağ sarmallığı içerisinde bir dikeyleşme vardır; önderlik partiye/kadrolara, kadrolar önderliğe, MK alt organlara, alt organlar üst organlara ve MK’ne içerilidir. Parti sınıf kitlelerine içerilidir, kitleler de çevre güçlerden baş-

layarak partiye içerilidir. Yaklaşımımız, komünist bir partide de zorunlu olarak var olan önderler, parti, sınıf, yığınlar ilişkisinden, keza parti içindeki önderlerle kadrolar, profesyonel devrimcilerle geniş işçi üye kitlesi, işbölümü ve uzmanlıktan, konum ve düzeylerden doğan farklılıkları, örgütsel emeğin kolektif birliği ilkesiyle, yeni bir bakış açısıyla ele alır. İşbölümü ve uzmanlıklarla, konum ve düzey farklarıyla farklı görevleri üstlenmiş ve farklı işleri yerine getiren organ ve kadroların çalışmalarını ayrı ayrı emekler olarak olarak değil; örgüt faaliyetinin, örgütün amaç ve hedeflerinin bütünlüğü içerisinden kolektif emek niteliğini ve örgütsel emeğin kolektif birliğini temel alır. Bunlar parti iç yaşamında geliştiği ölçüde rekabet, ayrımcılık, parça devrimci olma, bürokratizm, memurluk, üstencilik, kişinin kendini öne çıkarması, kişiye tapma, kişilere bağlı olma, her türden fetişizm, örgüte, sınıfa, mücadeleye ve komünizm ufkuna yabancılaşma, part-timecılık, şey gibi yapma, konumculuk, alancılık, çevrecilik, grupçuluk, küçük esnaf mantığı, liberalleşme, anarşizm, küçük burjuva eşitlemeciliği kovulacak, dokumuz sağlamlaştığı ölçüde bunlar kapımızdan da, en ufak boşluk 132

bularak giremeyecektir. Bunlar, komünist bir kültür ve etiği de geliştirecek, yoldaşlık ilişkilerimizi onarmakla kalmayıp bizlere yepyeni bir heyecan ve enerji verecek, yeni bir özneleşme düzeyine çıkartacaktır. Savaştığımız burjuvazi ve burjuva demokrasisi karşında, komünist partisi, sadece ideolojisi ve programıyla değil örgütlenme, iç işleyiş, yoldaşlık ilişkileri ve çalışma tarzıyla da karşıt ve alternatif olacaktır.

da dönüşümüyle gerçekleşecek bir devrimci kopuş olmadan yeni ve yüksek bir parti görüşüne sıçranamaz. Sadece TİKB ile de sınırlı olmayan köklü bir devrimci kopuş, yeni fikirlere dayanan bir kuruculuk, bugün gelişimin birincil koşulu haline gelmiştir. Parti, proletaryanın devrimci sınıf savaşımını yeni koşulları içinde, en üst düzeyden örgütleme, sosyalist devrimi gerçekleştirme hedefiyle örgütlenecektir. Parti, burjuva sınıf egemenliğinin bugünkü düzeyine yanıt vermek için, amatörlüğe değil çok yönlü uzmanlaşmaya, kaba işbölümü ve ayrımlara değil çok yönlü ve içiçe geçişli bir faaliyetin örgütlenmesine, teoriyle siyaset, siyasetle örgütlenme, örgütlenmeyle pratik, bir bütün olarak teoriyle pratik ilişkilerinin yüksek düzeyde birliğine, gelişkin bir kolektivizasyona dayalı iç örgütlenme ve ilişki sistematiğine sahip olacaktır.

Komünist partisi, önderlik, kadro yapısı, örgütlenme ve çalışma tarzıyla, iç işleyişi ve kitlelerle ilişki kuruşuyla ruhunu ve felsefesini komünizmin oluşturduğu yeni bir örgütlenme temeline sahip olacaktır. Bütünüyle bozunuma uğramış, çevreselleşmiş dar örgüt, önderlik, kadro yapısı, örgütlenme ve çalışma tarzından köklü bir kopuşla! Eskimiş, çürüyen, bugüne yanıt vermeyen yanların sökülüp atılması ve TİKB’nin gelişkin yanlarının

133


Yeni bir örgüt ve önderlik anlayışı: Teorik, siyasal, örgütsel, pratik çalışmaların iç içe yürütülüşü

Geleneksel örgüt çalışması

şen örgütlenme, tekdüze bir hal almaktadır. Teori ve politikalar, örgütsel politikalarla geliştirilip açılım sağlayamayan pratik ise kendiliğindenleşmektedir. Hiç birinin bir diğerini içinden geliştirici bir geri dönüşü de olmamaktadır.

Geleneksel örgüt çalışmasındaki derin krizin en tipik göstergelerinden biri, teori, politika, örgütlenme ve pratik arasındaki bağların kopması ve her birinin ayrı mecrada akmasıdır.

Teori, en güçlü teori de olsa siyasetler düzeyinde ifade edilmediğinde, siyasetler ise program, strateji, dönemsel, güncel, alansal durumlara uygun siyasetler ve taktikler, örgütselkadrosal politikalar bütünlüğünde kurulmadığında pratiğe yol gösteremez. Gücünü teoriden bu geçişlilik ve siyasal örgünlükle almayan bir pratik, iç örgüsünü kaybeder, bir iki klişe biçime hapsolur. Örgütsel çalışmalar, ajitasyon materyallerinin dağıtımı, eylemlere katılım ve dar grup eylemi örgütleme, varolan birkaç ilişkinin görülmesi biçiminde giderek daha da kısırlaşır. Örgütçülük teknikleşir.

Siyasetler düzeyinden ifade edilmeyen ve siyasal pratiğin canlılığı ile beslenemeyen teori, donuk ve kurgusal kalmaktadır. Teoriden derinleştirilmeyen siyasetler, stratejik bir derinlik kazanamamaktadır. Dönem ve kesitlerin reelpolitikerliğine, çerçevesini burjuvazinin belirlediği sınırlar içine hapsolmaktadır. Örgütsel politika ve gelişkin bir pratik ilişkisiyle diğer yönden bütünlenmeyen siyasetler, bu kez de genel ve soyut kalmakta, yaşamın iç dinamizmine nüfuz edememektedir. Kendindele134

135


Bu sorunun derindeki bir nedeni, geleneksel örgüt çalışması anlayışıdır: Kişi ve konumlara dayalı, dar merkeziyetçi, kaba işbölümcü, kompartmancı, temel organlaşmalardan yoksun, tek biçimli önderlik-örgüt anlayışıdır. Geleneksel örgüt çalışmasında teori, program, temel siyasetler, hatta her türlü ve her düzeydeki siyaset belirlemeleri üst organlarca, onun içerisinde de bu konularda uzmanlaşmış bir iki yoldaş tarafından yapılır. Örgütsel alandaki yoldaşlar ise, uygulama ile sınırlanırlar. Kaba işbölümü, giderek bir yanda kendiliğindenci bir örgütselpratik çalışmaya, diğer yanda ise genel kalan ve tek yanlılaşan teori ve siyasetlere doğru kutuplaşır. İki yanlı bir zaafiyet ve kısırlaşmaya, giderek birbirine yabancılaşma ve kırılmalara yol açar.

kültürel halkalar, ajitasyonpropaganda-örgütlenme-eylem bağlantıları kopar. Strateji ile taktiğin, dönem politikası ile güncel politikanın, politika ile örgütsel-kadrosal politikanın, merkeziyetçilik ile demokrasinin, yeraltı ile açık alan çalışmasının, eğitim ile uygulamanın... birbirinden kopması, her bir halkanın diğerlerden bağımsızlaşıp kendindeleşmesi, birbirinin engeline dönüşmesi, geleneksel örgüt anlayışındaki krizin en açık ve derin dışavurumlarından biridir.

Yeni önderlik düzlemi Örgüt çalışmasının bu çok yönlü ilişkilerinin birliği ancak daha yüksek bir önderlikörgütlenme-faaliyet anlayışının organik bütünlüğü içinde kurulabilir.

Bu sorun, savaşımın siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel yönlerinin birbirinden kopması ve birbiriyle de bağdaşmazlaşan dar ekonomik, dar siyasal savaşıma indirgenmesi; kitle çalışmasında ajitasyon, propaganda, örgütlenme, eylem halkalarının birbirinden kopması ve birinin ötekiler dışlanarak yapılması; çeşitli alan faaliyetlerinin katı ve mutlak sınırlar ile birbirinden kopması ile daha da derinleşir. Teoripolitika-örgütlenme-pratik, ideoloji-politika-örgüt-sınıf, siyasal-toplumsal-ekonomik-

Bu, birincisi, daha yüksek bir içerik temelinde kurulacak daha yüksek bir organik bütünlük olacaktır. Antifaşist halkçı demokratizmden tam kopamayışın sonucu olarak çoktan sınırına dayanan, iç tutarsızlığa düşen, bu gerilime ve çelişkinliğe dayanamayıp parçalanan örgüt çalışmasının çok çeşitli yönlerinin daha yüksek bir iç tutarlılığa sahip birliği, ancak, çıkışını komünizmden alan daha gelişkin bir sosyalist sınıf devrimciliği çizgisinde kurulabilir. 136

İkincisi, teori ile pratik, politika ile örgütlenme, örgüt ile sınıf, merkeziyetçilik ile demokrasi, yeraltı ile açık alan... arasındaki ilişkiler, farklı “şeyler” arasındaki, farklı “işler” arasındaki, farklı “konumlar” arasındaki ilişkiler değildir. Hepsi aynı gerçekliğe yönelirken birbirini bütünleyen farklı işlevleri yerine getiren insanlar arasındaki ilişkilerdir. Eski kişi ve konumlara, dar merkeziyetçilik ve tek yanlı düz hiyerarşiye, kaba işbölümü ve tek yanlı uzmanlaşmaya, alan kompartmancılığına dayalı örgütlenme anlayışının zemini, kapitalist egemenlik ilişkilerinin çok yönlüleşip örgünleştiği, karmaşıklaştığı yeni düzleminde çoktan kaymıştır. Paramparça olmuştur.

işler sözkonusu olduğunda az çok yürür görünürken, mücadelenin büyüyen ihtiyaçlarına uzaktan yakından yanıt vermemekte, engeli olmaktadır. Yeni önderlik tarzı, eski loncacı ve manufaktürel düşünüş ve işbölümünün taşlaşmış duvarlarını yıkıp parçalayarak, aşarak geliştirilebilir. Yeni önderlik düzlemi teorik, siyasal, örgütsel, pratik çalışmanın iç içe yürütülmesi ile tanımlıdır. Bu temelde daha gelişkin, birbirini içinden ve dışından bütünleyen organ yapılarıyla tanımlıdır. Alan çalışmaları organlarla birlikte planlanarak örgütlenmelidir, merkezi faaliyetle alan çalışmalarının daha üst bağlantılandırılmasıyla yeni bir düzleme taşınarak yürütülmelidir. Örgütsel politikaları geliştirici yeni açılımlar, alan örgütçülüğü, alanlar arasında iç içe geçişli faaliyetin olağan çalışma ortamına taşınarak sürdürülmesi, çalışmalarda tıkanmalar olduğunda sorunu doğru yerlerden tespit edip çözücü müdahalelerde bulunacak içerdenleşmiş bir önderlik gerekmektedir. Tüm bunların olmazsa olmazı, çalışmaların organlar üzerinden ve organların organlaşması ve alanlarında önderleşmelerinin sağlanmasıyla yürütülmesidir. Bu eşikte de, her düzeyde, özellikle de örgütsel alanda cisimleşen kurucu bir önderlik iradesi gereklidir.

Mücadelenin yeni koşulları, bunun karşısındaki kişiye dayalı ve çevresel bir bozunuma uğramış, amatörce yürütülen önderlik tarzı, organsal işleyişin gelişmemiş oluşu, geri kadro yapısı ve dar iç-dış ilişki biçimleriyle fevkalade çelişmektedir. Teorisyen ve siyasetçilerimizin örgütsel ve kadrosal olana uzaklık ve yabancılıklarıyla, örgütçülerimizin siyasal ve teorik olana uzaklıkları ve dar pratikçi bir örgütçülüğü aşamayışlarıyla çelişmektedir. Günlük çalışma içerisinde tekil işlerin yürütülmesine indirgenmiş bir önderlik, iş takibi ve bu şekilde sonuç almaya çalışma, daha sınırlı 137


Organların bağımsız bir karakter kazanması ve alanlarındaki faaliyete önderlik edebilmeleri için, diğer alanlarla çalışmaların bağlantılı ve iç içe geçişli örgütlenebilmesi için, alanlardaki çalışmayla merkezi ve genel faaliyetin iç bağlarının kurulabilmesi için- tüm bunlar için, 4x4 olarak adlandırdığımız yeni bir organ çalışması biçimine geçmek zorunludur. Örgütsel çalışmanın içe ve dışa doğru bu örgütleniş biçimi, öncelikle organların alanlarına iç hakimiyetini, merkezi politikalarla geçişli alan politikası üretimini, kendi çalışmalarının öznesi olarak organların iç dinamik ve inisiyatiflerinin geliştirilmesini; kitle dinamiklerinin yeni koşullar içerisinde ve kitlelerin özneleştirilmesini gözeterek örgütlenmesini gerekli kılar. Faaliyetleri iç içe genişletip zenginleştirmek, alansal açılımlara yön ve derinlik kazandırmak, ancak bu şekilde mümkün olur.

yönüyle yeni bir önderlikörgütlenme anlayışının özsel çıkış noktasını ve ilişki biçimini verir.

İç içe siyaset halkaları Bunun için teorinin siyasetler düzeyinde pratiğe yaklaşmış olarak ifade edilmesi gerekir. Teorinin siyasetler düzeyinde ifadesi denilince akla ilk gelecek olan bir bütün olarak ne için mücadele ettiğimizi, mücadelemizin temel hedeflerini gösteren programdır. Program, hangi sınıf güçleriyle yürüneceğini, hangi sınıf güçleriyle birleşileceğini ve hangi sınıf güçlerine karşı mücadele edileceğini, mücadelenin temel doğrultusunu ortaya koyar. Program ve onu gerçekleştirecek sağlam bir strateji; onlardan çıkış alan ve taktiğe yol gösteren dönemsel siyasetler; yine temel çıkışını programdan alıp onu sınıfların alandaki durumları ve karşılıklı mevzilenişinin incelenmesiyle birleştiren alan politikaları; devamla özgül durum ve gelişmelere yanıt verecek politika ve taktikler... teoriden başlayarak geliştirilen içiçe geçmiş siyaset halkalarıdır. Dönem ve kesitlere, sürecin gelişimine uygun politikalar ve bunların nasıl uygulanacağı -güçler, araçlar, yöntemler- bir

4x 4’ün amacı, ruhu, felsefesi alanların bütün yönlerden çelişki ve dinamikleriyle kavranışını, bu temelde çok yönlü bir çalışmanın örgütlenmesini, hem de dinamik ve karmaşık süreçlere bir çok yönden bileşik yönelebilecek bir taktik müdahalede bulunabilmeyi içerir. En önemlisi şudur: 4x4 yeni bir örgüt ve önderlik anlayışıdır. Hem iç inşa yönüyle hem kitlelere doğru açılım 138

Çalışmanın temel biçimi

bütün olarak taktiğin konusudur. Doğru bir siyasal çizginin yanısıra gelişkin bir örgütlenme, güçlerin mevzilendirilmesi, çok sayıda ve farklı işlevleri yerine getirecek örgütsel araçlar ve yöntemler, mücadele biçimleri olmadan sınıf mücadelesinde başarıya ulaşılamaz.

Bir organın sorumluluğu, yalnızca bulunduğu alandaki pratik faaliyetin örgütlenmesiyle sınırlı değildir. Kaldı ki, kapsamlı ve yetkin bir pratik faaliyetin örgütlenebilmesi de, öncelikle o alandaki ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel sorun ve dinamikler bütününe, karşılıklı sınıf durum ve çelişkilerinin bütünsel bilgisine sahip bir hakimiyetin kurulmasına bağlıdır.

Teori ve siyaset, ancak örgütsel bir plan ve uygulama yöntemleriyle birleştiğinde sonuç alıcı olabilir. Her teorik analiz ve politika, örgütsel güçlerin doğru konumlandırılması ve doğru araç ve yöntemlerin geliştirilmesi, bunların birbirleriyle de ilişkilendirilerek doğru biçimde uygulamaya sokulmasıyla anlam kazanır. Güçlerin doğru seçimi, işe uygun mevzilendirme- bunun bir parçası olarak hazırlık, eğitim, hedef bilinci, sonuca gitme kararlılığı, motivasyon, somutlaştırılmış kadro politikası baştan itibaren belirleyicidir.

Alanda var olan başlıca sınıf güçlerinin karşılıklı durumlarının sınıf çelişkileri ve tüm yönlerden incelenmesi, örgütlenme politika ve stratejisinin çıkış alacağı zemin bu olacaktır. Havza, bölge, işkolu, fabrika, işyeri, semt, okul neresi olursa olsun bir alanda çalışma başladığı andan itibaren ilk yapılması gereken budur.

Teoriyle program, programla strateji, stratejiyle taktikler, genel siyasetlerle süreç, kesit, durum ve alanlara ilişkin özel siyasetler, siyasetlerle, örgütlenme-kadrolar, araç ve yöntemler; görevlerle güçlerhepsi birbirine bağlıdır ve ayrılmaz bir bütünlük oluşturur. Bu ilişkilerin birlikte doğru kurulabilmesi, öncelikle nesnel durum ve süreçlere ilişkin doğru analizlerin yapılmasına bağlıdır.

Bu analizleri yapmayan bir komite ne yaparsa yapsın alanında sadece merkezi materyallerin dağıtıcısı ve genel bir ajitasyonun yürütücüsü olmaktan öteye geçemez. Bulunduğu alandaki çalışmalarını ise, az sayıdaki çevre ilişkilerin durumuna ve yerelde ortaya çıkan sınırlı gelişmelere göre yürütür. Bu durumda çalışmaların stratejisi, bir örgütlenme planı ve hedefleri olmaz. Taktiksel bir düşünüş de olmaz. Gerek139


tiğinde örgütlenme planında, hedeflerde, taktikte değişiklik yapmak düşüncesi de olmaz. Çalışmaların kapsamlı ve çok yönlü olarak örülmesi ve bunu karşılayacak bir örgütsel çalışma yürütme düşüncesi hiç olmaz.

le mücadelesi geliştirebilmesi mümkün değildir. Burjuva sınıf egemenliği katmanlılaşmış, bütün yön ve düzeyleri kapsayarak azamileştirilmiştir. Bundan dolayı, sadece teori, siyaset, örgütlenme, pratik bütünlüğünün kurulması değil bu katmanlılaşan ve azamileşen egemenliğe karşı mücadelenin farklı siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel yön ve düzeylerinin bütünsel kavranışı, bağlantılı ve içiçe örülüşü örgütlenme stratejimize temel oluşturur. Bugünkü durum ve güncel koşullar ile bağı açısından 4x4, çıkışını bugünkü toplumsal-sınıfsal ilişkilerden, farklı yön ve düzeyler arasındaki ilişkilerin içiçe geçmişliğinden, bağlantıların yoğunluğundan alır ve bütün cephelerden sisteme karşıtlık oluşturacak bir örgütlenme ve mücadele stratejisini karşıt bir içiçe geçmişlik ve bağlantılılık içerisinde ve iktidar mücadelesine bağlayacak biçimde uygulamanın yöntemini oluşturur.

Demek ki, alandaki tüm güçlerin, burjuvazinin ve proletaryanın karşılıklı mevzilenme ekseninden bakarak ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel bütün yönleri içeren sınıfsal bir analizi ve her biri için ayrı ayrı ve hepsini bir eksende birleştiren bir mücadele hattı ortaya çıkartmak, bunları merkezi politikalarla birleştiren ve sürece yediren bir çalışmanın yürütülmesi, örgütsel bir program ve plana, hedeflere ve taktiklere sahip olmak bizim çalışmalarımızın temel biçimi olmalıdır.

Bir eksende toplanmış iç içe savaşım halkaları Çalışmayı çok yönlüleştirecek, politik faaliyet için geniş bir zemin oluşturacak, çok yönlü bir faaliyete dayalı yan açılımlar olmadan özellikle bugünkü koşullarda bir alanda başarılı olmak mümkün değildir. Salt siyasal, salt sendikal, salt kültürel-sanatsal... her tür faaliyetin de kendi başına bir faaliyet olarak kaldığı koşullarda sınırlı bir gelişimin ötesine geçebilmesi ve devrimci bir kit-

İşte bundan dolayı her organ, çalışmasının bütün yönlerini birlikte düşünmeli ve planlamalıdır. Diğer örgüt organlarıyla kurulacak ilişkilerde iç içe geçişli bir faaliyeti örgütleyerek çok yönlülüğü içerisinde bütünsel faaliyetin örgütlenmesini başarmalıdır. Alan çalışması da ne eski biçimiyle dar alan çalışmasıdır, ne de alan hakimiye140

ti yalnızca o alanın bilgisiyle sınırlıdır. Bütün yön ve boyutları içeren çok yönlü bir çalışmayı örgütleyebilmeyi ve çalışmanın farklı yön ve düzeyleri arasındaki geçişli ilişkileri ve bağlantıları kurabilmeyi gerektirir.

bu temelde örgütlenmesi. Ancak, bu ilişkilendirmeler gerçekleştirilip böyle bir bütünlük oluşturulduğunda teori-pratik ayrımını ortadan kaldırabileceğimizi görürüz. Temel komiteler, sadece uygulayıcılar değil sorumluluk alanlarındaki çalışmanın kurmayıdırlar da. Alanında kurmay olmak, örgütün merkezi çizgi ve politikalarına, dönemsel politikalarına ve süreçle, sınıf mücadelesinin gelişimiyle kurduğu temel taktiksel ilişkiye bağlı olmayı ve gelişiminden öncelikle sorumlu olduğu alan politikalarıyla bunları uyumlulaştırmayı, ikincisi, her düzeydeki politikalarla örgütsel politikaları alan düzeyinde kaynaştırmayı gerektirir.

4*4’ün organ düzeyindeki uygulanması Teori, siyaset ve örgütlenme... Aynı gerçekliğe farklı düzey ve yönlerden bakışlar arasında her birinin diğerini beslediği ve güçlendirdiği farklı bir etkileşim ilişkisi, sinerji yaratacak bir ilişki kurmak mümkündür. Bir alandaki çalışmayı, bir konuyu, bir sorunu bütün yönleriyle, bağlantılı bir bütünlük içerisinde ele almak ve uygularken de halkaların birlikte içiçe örülmesini gerçekleştirmek.. Organ ve örgüt çalışmasında katı ayrımlar içerisinde bir işbölümü yaklaşımıyla değil her alanın kendisine en yakın bağlantı noktasından başlayarak işin diğer yönleriyle tümleşik düşünmesi, içiçe geçişli bir düşünme durumuna geçebilmesi...

Bir komite çalışmaya başladığı andan itibaren çalışma alanındaki temel konu ve sorunları, bütün düzey ve yönlerini bağlantılı hale getirerek düşünme ve uygulamaya geçmelidir. Komite, kendi varoluşu dahil bütün çalışmasını bu eksen ve ilişkiler üzerinden örgütlemelidir. Bunu tam da diyalektiğin gerektirdiği gibi yöntemsel bir düşünüş haline getirmelidir. Parçacı, dar deneyci ve olgucu düşünüşe karşı bir savaş açmalıdır.

Bir konunun teorik çözümünün siyasal çözümüyle, teorik ve siyasal çözümünün örgütsel çözümüyle, örgütsel çözümünün siyasal ve teorik çözümüyle birlikte düşünülmesi; pratiğin

Örgütsel alanda çalışma yürüten bir organ kendisini teoriyle pratiğin kesişme noktasında 141


görmelidir. Bir konuyla ilgili teorik ve stratejik bakış, istem, ihtiyaç ve beklentilerin belirlenmesi ve bunların mücadele talepleri haline getirilmeleri, dönem ve mücadele koşullarındaki değişikliklerin tespiti, kitlelerin durumu, örgüt güçlerinin durumu, kullanılacak örgütsel araç ve yöntemlerin neler olacağı hepsi birlikte düşünülmelidir. Bu yaklaşımı organ çalışmasının merkezine yerleştirmeliyiz.

reteceğimiz özel çalışmalar da olacaktır. Bu tür sorunlar, örgüt çalışmasının farklı parçalarıyla kurulacak ilişkiler ve yer yer de ortaklaşan bir çalışmayla çözülecektir. Önemli olan her organın bu temel bakış açısına sahip olması ve her konu ve sorunu böyle bir bütünlük içerisinde ele almakta devrimci bir ısrar göstermesidir. Asli ve belirleyici olan, tüm çalışmalarda gözetilmesi gereken öncelikli yaklaşım, organın iç dinamiklerinin çalışmaların programlanması, planlanması, uygulanması süreçlerinde açığa çıkartılması ve ileriye doğru örgütlenmesidir. Bu her organ için yaşamsaldır. Organlara dışardan götürülecek önderlik, dışsal olmaktan çıkarak -rolünü karar ve talimatların iletilmesinden ibaret görmeyen- içerden bir ilişkilenmeyle organın bu yöndeki gelişim ve dönüşümüne önderlik eden ve onun önünü ketlemeyen, açan bir tutum içerisinde olmalıdır. Organa güven, özgüven ve inisiyatif kazandıran, bağımsız gelişiminin önünü açıcı yöntemler ve buna uygun bir önderlik tarzıyla gidilmelidir. Bağımsız organ ve kadro gelişimi sağlanmadan, ne organlardaki iç dinamiklerin güçlü bir şekilde açığa çıkartılması mümkün olur, ne de her birinin ayrı özellikleri ve özgünlükleri olan çok yönlü ve kapsamlı bir çalışma örgütlenebilir.

Bu sorunun çözümünde organlar tümden kendi başlarına kalmayacaklardır. Örgütsel birikim aktarılarak, program ve planların birlikte yapılmasıyla bu süreçte çözülecek, fakat organ bağımsızlığı ve inisiyatifini giderek güçlendirmekten uzaklaşılmayacak, onu geliştirmekte ısrarlı olunacaktır. Organ geliştikçe destek ihtiyacı azalacaktır. Bunun dışında sistemik ilişkiler içerisinde özellikle uzmanlık gerektirir konular söz konusu olduğunda her organ ilgili organlarla bağlantılı bir çalışma içerisine girecektir. Alanlar ve organlar arasındaki geçişli ilişkiler, çalışmanın bu düzeyden örgütlenmesi, örgütlenmemiz açısından vazgeçilmezdir ve yeni bir düzlemi işaret etmektedir. Tasarım, proje, plan, taktik bütünlüğe sahip halkaları içiçe geçireceğimiz, buna uygun bileşimli gruplar oluşturarak yü142

Özellikle neoliberalizmin bireysel ve grupsal temelli derin bir çözücülük, bireycileşme, meta bağımlılığı ve yabancılaştırma ile oluşturduğu bireysel özgürleşme yanılsaması karşısında örgütlü yaşam içerisinde toplumsallaşan bireyin çok yönlü, özgür ve bağımsız gelişimine dayalı güçlü bir kadro alternatifi koymayan ve bunu organ ve örgüt davranışı olarak gösteremeyen bir yapının çekim gücü olmaz.

diği, organik ve sürekli gelişim halinde olan, son derece canlı, son derece akışkan bir toplumsal üretkenliği ortaya çıkartandır. Her birimizin kişisel somut emekleri, alan ve organlar düzeylerindeki parça emeklerimiz ayrı ayrı alındığında kattıkları ve katabilecekleri en gelişkin haliyle onun yanında yetersiz, sınırlı ve çok küçük kalırlar. 4*4, çıkışını komünizm ideolojisinden alan kolektivizm, örgütsel emeğin kolektif birliği: Kişisel emeklerimizi ölçüp, bunu bir rekabet ögesi haline getirmekten vazgeçerek, içimizdeki kapitalizmi de kovmak için geliştirmemiz gereken ilke, düşünüş ve değerler, işte bunlardır. Her birimiz emeğimizin karşılığını birlikte çalışma yürüttüğümüz yoldaşların, organımızın gelişiminde, örgütümüzün gelişiminde, işçi sınıfı hareketinin gelişiminde, işçi devrimini örgütleyişimizde göreceğiz. Sadece üretken olmakla da sınırlı kalmayıp yaratıcı emek üretkenliğiyle hiç bir karşılık beklemeksizin süreçlere katılırken kendi gelişimimizi de yoldaşların bize kattıklarıyla değerlendiren, her bir emeğin ve kolektif örgüt emeğinin değerini gören yeni bir düşünüş ve kültür düzeyine çıkmalıyız. Devrimci değerlerimizi ve etiğimizi de bunlar oluşturmalıdır. Kapitalizmin ölçütlerinin -değer yasasının işleyişinindışına çıkmış komünizmin

Örgütsel emeğin kolektif birliği Örgüt çalışmasının hangi alanında, hangi organda, hangi konumda olursak olalım, işbölümü ve uzmanlaşmaya dayalı örgütlenmemizin hangi parçasında yer alırsak alalım, propagandacı, örgütçü, ajitatör, savaşçı hangi işi yapıyorsak yapalım, legalde ya da illegalde olalım, MK üyesi ya da bir fabrikadaki parti üyesi olalım her birimizin emeği örgüt emeği olarak kolektif emeğin birer parçasıdır. Teorisyenin ya da örgütçünün, propagandacının ya da pratikçinin emeği, bu gelişim ve devinimin içerisinde her biri diğerinin içerisine akarak ve daha üst üretim ve toplumsallaşma içerisinde gelişerek, süreklileşmiş gelişim halinde değerini bulur. Kolektif örgütsel emek, aritmetik bir toplam değildir; bilincin biçimlendir143


düşünüş ve değerlerine uygun emek kavrayışı, emeğin yüksek örgütlenme şekli budur. Bu alfabenin ilk cümlesi olarak da “hiç bir karşılık beklemeksizin...” diye başlar. Bu ilkeler,

ne kendileri olarak kalmalıdır, ne de olması gerekenler olarak! İç işleyiş ilkelerimizi ve çalışma sistemimizi topyekun değiştirmeye başlayarak, ilerlenmelidir.

Gelişkin bir sınıf çalışmasına doğru 1- Sınıfa karşı sınıf. İşçi sınıfı, mücadelesini “sınıfa karşı sınıf ” perspektifiyle burjuvaziye karşı yürütür. Sınıf mücadelesi ve çalışması, yalnızca emperyalist ve tekelci burjuvaziye karşı değil, burjuvazinin bütününe karşı yürütülen mücadeledir. Bu açıdan özellikle enformal sektörde, kobilerde, küçük kapitalistler açısından sınıf karşıtlığını silikleştiren toplumsal-kültürel ilişki biçimlerine karşı da mücadele zorunludur. Ezilenci, toplumsal hareketçi küçük burjuva sosyalizm anlayışlarına karşı ayrım noktalarımızdan birisi de budur.

ertelenemez, aksatılamaz temel görevdir. 3- Sosyalist sınıf. Proletaryanın bağımsız ve sosyalist görevler temelinde örgütlenmesi, her dönem ve her durumda açık seçik bir bilinçle olmazsa olmaz haline getirilmelidir. Partinin proletarya temsili doğrudan sınıfa dayanan, sınıfın içinden ve bileşeni olan bir devrimciliği, proletarya devrimciliğini, proletarya sosyalizminin açık ve net savunuculuğunu şart koşar. Proletaryanın diğer sınıflarla, en yakın olanlar dahil müttefikleriyle ilişkisi, -işçiler olarak da değil- vücuduyla mücadelenin içerisinde bağımsız sınıf olarak bilfiil yer almasının sağlanması ve örgütlenmesi ve sosyalist görevleri temelinde kurulacaktır.

2- Bağımsız sınıf. İşçi sınıfı, burjuvaziye karşı mücadelesinde diğer sınıf ve kesimler içerisinde eritilmeden, yalnızca küçük burjuvaziden değil, ara sınıf kesimlerinden, kent yoksullarından vb. de ayrı ve bağımsız temelde örgütlenecektir. Bağımsız sınıf örgütlenmesi, kesin ve hiçbir koşulda 144

4- Militan sınıf. Proletaryanın devrimci şiddeti de sadece bir devrim döneminin, silahlı ayaklanma döneminin şiddeti değildir ve olmayacaktır. Bugün bu 145


an itibariyle emeğin korunması mücadelesinden de başlayarak proletaryanın öz savunma komitelerini örgütleyeceğimiz, emeğin yumruğunu yükselteceğimiz, sınıfın haklarını ve onurunu bununla da savunacağımız ve ayağa dikeceğimiz bir mücadele olacaktır. Militan kitle eylemlerinin, bununla iç içe ve yanısıra askeri, yarı askeri eylem ve örgütlenme araçlarının geliştirileceği savaşım biçimleri, antifaşist mücadele ile de, ilk elde buna daha yatkın gibi görünse de istikrarsız ara sınıflarla da sınırlı değildir. O dinamizm kadar sağlamlığını da kapitalizmi yıkma ufkundan, uzlaşmaz sınıf karşıtlığı içeriğinden, proleter sınıf karakteri, bilinci, onuru ve kininden almalıdır. Sınıfın gerçek siyasal-toplumsal özlemleri doğrultusunda yürütülmelidir. Bundan kopan bir militanlık daralır, yozlaşır ve sürekliliğini sağlayamaz. Küçük burjuvazinin ve ara sınıfların kendilerini proletaryanın çıkarlarıyla birleştirmeyen kesimlerinin antifaşist militanlığı genel bir eğilim olarak darlaşıp çözülürken, işçi sınıfı ve emekçi kadın bileşeninin sınıf militanlığının zemini güçlenmektedir. Emeğin yumruğunun hedefi sadece faşistler değildir, bir bütün olarak kapitalist sınıf ve ona her türden uşaklık yapanlardır. İşçileri kölece çalıştıran, ücretlerini ödemeyen, taciz eden, aşağılayan, uşaklaştıran

kapitalistlerdir düşmanımız. Sınıf kinimiz, öfkemiz onlara yönelecektir. Emeğin yumruğu bugün çıkışını sınıfın büyüyen özsavunma ihtiyacından almaktadır ve sınıf çalışması yürüttüğümüz her yerde sınıf örgütlenmesinin bir bileşeni ve biçimi olarak yükseltilecektir. Sınıf savaşımı geliştikçe de proletaryanın devrimci şiddetinin farklı biçimleriyle de birleşecek, iç içe geçecektir. 5- Uluslararası sınıf. Günümüzde üretim ve emek organizasyonları uluslararası temelde yapılmakta, artıdeğer uluslararası tedarik zincirleri bütününde üretilmekte ve üretilen artıdeğerin gerçekleştirilmesi de yine uluslararası dağıtım organizasyonları ile yapılmaktadır. Yerel, ulusal, bölgesel, uluslararası ve küresel ölçekler arasındaki ilişkiler, içerden ayrımlarına karşın daha geçişli ve çapraz bileşimlerle yeni bir temelde kurulmaktadır. İşçi sınıfının mücadelesinin de önce yerel düzeyden başlayıp, ulusal planda belli bir düzeye geldikten sonra uluslararası düzeye çıkacağı tarzındaki aşamacı bir düşünüşle değil, uluslararası dayanışma ve mücadele biçimlerini en baştan itibaren ve doğrudan içerimine alacak ve bir iç dinamiği haline getirecek tarzda örgütlenmesi gerekmektedir. Üretim, emek, bilgi, hizmet ve kültürün, tek kelimeyle proletaryanın evren146

sel temelde toplumsallaşması, ulaşım ve iletişim teknolojilerinde gelişmeler, Türkiye dahil belli bir kapitalist gelişme düzeyine ulaşmış her ülkede milyonlarca göçmen işçinin varlığı, Türkiye’nin bölgesel enerji, su, taşımacılık, iletişim, finans, turizm, tarım-gıda merkezi olarak yeniden düzenlenmesi, getirdiği bir dizi handikaba karşın geleceğin bir sorunu olarak değil bugünden net bir enternasyonalist işçi sınıfı bilinciyle bunun olanaklarını da geliştirmektedir.

yeteneğinin gelişmesinin de zeminini oluşturur. Proletarya asıl ayırdedici karakterini oluşturan kolektif örgütlenme ve eylem yeteneğini olsun, yönetme yeteneğini olsun, geliştirerek sosyalizme hazırlanmayı da bu savaşım içinde öğrenecektir. Buna uygun ve bu gelişkinlikte komünist devrim örgütüyle! 7- Kolektif işçi bilinci. Sınıfa onun “kolektif işçi” niteliğini kavratıcı bir bilinç götürülmelidir. Karmaşıklaşan işbölümü biçimleri, sermaye-meta dolayımları, işgücünün daha derinlemesine metalaşması, parçalanmış üretim yapısı içerisinde alt işlevlerden, alt işlevlerin de daha alt işlevlerinden birini yerine getiren işçi, üretim ve emeğin ileri toplumsallaşmasını göremez. Belli bir kapitalist ile ilişkisi içinde birey ya da işçi grubu olarak bulunduğunu düşünür. Bu sadece üretim ve emeğin kapitalist organizasyonunun sonucu olarak değil, işçiye burjuva ideolojik-kültürel formasyon yoluyla, toplumsal ilişkiler içerisinde binbir yolla üretilerek de benimsetilir. Yaptığı işe, ürettiği parçaya sayısız başka işçinin emeğinin de içerili olduğu, diğer işçiler ve sınıfıyla birlikte parçaların değil bütünün üreticisi olduğu, yerine getirdiği toplumsal işlevin sınıf eylemiyle birleşik kavrayışı ise işçiyi kolektif emekçi niteliğine uygun bir bilinç gelişimi yoluna sokar. İşçiyi burjuva

6- Kolektif işçi niteliği. Kafa emeği ile kol emeğini, tasarım emeği ile üretim emeğini bunlarla dolaşım emeğini, eğitim ile üretimi, kent emeği ile kır emeğini, dikeylik ile yataylığı iç içe geçiren, işçiler arasında sadece zincirsel değil çoklu bağlantılar kuran ve çok çeşitli yetileri birleştirip birlikte geliştiren daha ileri düzeyde toplumsallaşmış üretim ve emek organizasyonları kolektif işçi karakterini de derinleştirmektedir. Bu yüzden günümüz proletaryası, tasarım, üretim, dağıtım, bilgi, hizmet, kültür süreçlerinde olağanüstü çeşitlenmiş ilişkileri ile çok yönlüleşmiş daha gelişkin bir kolektif işçi karakterine sahiptir. Proletaryanın bugünkü durumu ne olursa olsun, onun toplumsal bileşiminin ve toplumsal üretkenlik yetilerinin zenginleşmesi, daha yüksek bir savaşım 147


birey düşünüş ve davranışına iten siyasal ve toplumsal yaşam ve ilişkiler alanında ne varsa onlara karşı mücadele ile birleştirildiğinde sınıfın bilinçsel gelişimi gerçekleşir, sınıfı bölen etmenler ortadan kalkmaya başlar. Kolektif işçi bilincinin geliştirilmesi, onun üretim koşulları içerisinden, siyasal ve toplumsal ilişki alanlarından kavratılması, sınıf çalışmasının bütün düzeylerini keser ve birincil önemdedir. Ve bu sadece bir bilme, anlatma, farkındalık sorunu olarak götürülmeyip mücadelenin örgütleniş biçimine, onun araç ve yöntemlerine içerilmiş olarak geliştirilmelidir.

proletaryanın sosyalist iktidar mücadelesinin dinamikleri olarak örgütlenmesini şart koşar. İşçi sınıfının dar ekonomik, dar siyasal mücadelenin ötesine geçmesi, ekonomik mücadelenin kapitalist üretimin toplumsal ilişkilerini yıkma, siyasal mücadelenin burjuva demokrasisini yıkma mücadelesi olarak gerçek yer ve rolünün kavranması da, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel mücadele bütünlüğünün kurulması ile mümkündür. 9Ajitasyon-propagandaörgütlenme bütünlüğü. Burjuvazinin kamuoyu oluşturma mühendisliği ve gündem belirlemede artan gücü, gerçek zamanlı haberciliğe geçişi, yazılı-işitsel-görsel biçimleri iç içe geçiren bilinç endüstrisi, devrimci hareketin dar siyasal, olgucu, kendiliğindenci, tekilci, tek biçimli, hep geriden gelen kaba teşhir-ajitasyon tarzını büsbütün etkisizleştirmiş ve silikleştirmiştir. Devrimci hareketteki siyasal teşhir tarzı ne somut (bundan anlaşılan olguculuktur) ne de gerçek anlamda siyasaldır (geniş sınıfsaltoplumsal bir temelden olmayan dar muhalif siyasallıktır). Komünist olmak, öncelikle düş görmektir. Geçmişten çok geleceğin düşünü görmek demektir. Herhangi bir düş de değil, bilimsel bir düş görmek demektir. Geleceğin dünyasını, olayların ana güzergahı-

8- İşçi sınıfının ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel mücadelelerinin bütünlüğü. Üretimin ve sermayenin üst düzeyde ve çok daha geniş ölçeklerde yoğunlaşması ve merkezileşmesi, kapitalist üretim ilişkilerinin ekonomiden siyasete, toplumsal yaşam ve ilişkilerden kültüre her alan ve konuda etki ve hakimiyetini derinlemesine ve genişlemesine yaymaktadır. Burjuvazinin katmanlı egemenliğinin sosyal işbölümü formları biçimiyle toplumsal ilişkiler içerisinden örgütlenişine, farklı biçimlerle gelişimine, bütün düzey ve biçimleriyle içiçe geçişine karşı siyasal sınıf mücadelesinin daha geniş temellerde yürütülmesini ve her birinin 148

nı, büyük sınıf çatışmalarını, sosyalist devrimi, komünizmi görmek demektir. Yalnızca görmek değil, sınıfa mal etmek, bunu kolektif bir esin, kavrayış, tutkulu bir iç dinamik haline getirmek demektir. Anlık ve kesitsel başarılarla sınırlanmayan, her durum ve koşulda etkin, alanına hakim, sonuç alıcı ve iç örgü sahibi, sosyalist devrimci ajitasyon-propaganda, örgütlenme, birleşik ardışık çok yönlü pratik faaliyet ve eylemsellik... Sınıf çalışmasında, ölçütlerin, yalnızca, Marx’ın küçük burjuvaziye özgü olarak mahkum ettiği “o anın başarısı, günlük başarı”dan konulmasını değil, yapılıp edilen her şeyde, bu ister ani bir gelişmeye müdahale, isterse soluklu bir çalışma olsun, sonuç alıcılık ve toplamda bir iç örgü ve doğrultu yaratıcılıktan konulmasını gerektirir.

içerikle doldurulmasının olanaklı hale gelmesi. Somut siyasal teşhirler, siyasal-toplumsal örgünün bütününden, her bir somut biçim ve uygulamasının burjuva sınıf egemenliğiyle güçlü bağıntısı kurularak ve ona tam karşıt sosyalist devrimci sınıf ekseninden hepsine kurucu bir iç örüntü de kazandırarak olmalıdır. Ajitasyon ve teşhirlere, propagandif bir derinlik kazandırılması. Kitle çalışmasında ajitasyonpropaganda-örgütlenme bütünlüğünün kurulması. Gelişmeler olup bittikten sonra onları teşhir-protesto etmenin ötesine geçen, gelişmeleri öngören ve buna göre konumlanan, proaktif bir ajitasyon-propaganda. Kitlelerin yeni algı biçimlerini de gözeten, yazılı-sözlü-görsel yöntem ve biçimlerin tümünü etkin, canlı ve dinamik biçimde, akış halinde, iç içe geçirerek de kullanmak. Fikri takip. Gelişmelere zamanında müdahale etmek kadar, ısrarla ve derinleşerek, farklı yönleriyle bağlantılandırarak müdahil olunmaya devam edilmesi, o siyasal-toplumsal sorun ve ihtiyacın sahibi ve öznesi olmak açısından temel önemdedir.

Sosyalist bilinç taşımada şunlar önem kazanmaktadır: Çıkışını komünizmden alan daha gelişkin bir sosyalizm anlayışı ve güncel mücadeleye, örgütlenme anlayışına, politikalara içerili hale getirilmesi. Kolektif işçi bilinci ile sosyalist bilincin biri ötekini geliştirip zenginleştiren içe içeliği. Sınıfın mücadelesinin siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel bütünlüğünün sağlanması ile, işçi sınıfı içindeki çalışmanın kapsam ve içeriğinin her alandan ve her konuda doğrudan sosyalist bir

10- Bütünsel mücadele ve örgütlenme stratejileri. Sınıf faaliyetinde bütünsel mücadele programları ve örgütlenme stratejileri geliştirilmeksizin kalıcı bir ilerleme sağlamak 149


mümkün değildir. Hem sınıf çalışmasının bütününde hem de belli bir bölge, sektör, alandaki sınıf çalışmasında, karşılıklı sınıf durumları ve mevzilenişlerinden başlayarak, işçi yapısının bütününe bakan, işçi niteliklerinin bütününü değerlendiren, emek-sermaye karşıtlığını silikleştirerek perdeleyen etkenlere karşı mücadele eden, bütünsel bir mücadele programı ve örgütlenme stratejisi geliştirmek şarttır.

çalışma içe ve dışa doğru birlikte örgütlenmelidir. Politika, çalışmanın asli ve yan güçleri, yöntem ve araçlar birlikte düşünülmelidir. Perspektif, tasarım, hedef belirlenmesi, güç ve alan analizi, plan, hangi sonuçların elde edilmek istendiği ve bunları hangi güçler, araçlar ve yöntemlerle elde edebileceğimiz, varolanların buna uygun olup olmadığı ve nasıl uygun hale getirilebileceği, karşımızda hangi güçlerin, ne tür sorun ve engellerin olacağı birlikte düşünülmelidir. Bu hem en baştan yapılması gerekendir hem de sürecin gelişimi ve her yeni aşamasında yeniden, yeni durum içerisinde yapılmalıdır. Tüm örgütlü sınıf faaliyeti ve her bir alanda çalışmayı yürüten organlar, çalışmanın bütün yönlerini birlikte düşünmeli, programlamalı ve planlamalı, diğer örgüt-sınıf organlarıyla kurulacak ilişkilerde iç içe geçişli, çok yönlü bütünsel faaliyetin örgütlenmesini başarmalıdır. Alan hakimiyeti, sadece alanın tüm yönleriyle bilgisine sahip olmak değil, bütün yön ve boyutları içeren çok yönlü bir sınıf savaşımını örgütleyebilmeyi ve çalışmanın farklı yön ve düzeyleri arasındaki geçişli ilişkileri ve bağlantıları kurabilmeyi gerektirir. Bu olmadan bir alanda örgütlü ve bilinçli sınıf savaşımının geliştirilmesinden, alanına hakim ve gelişkin bir çalışmadan söz edilemez.

11- 4*4. Sınıf çalışmalarımızın tarzını ve yöntemini belirleyecek olan sınıf savaşımının teori, siyasetler, örgütlenme ve pratiğini birlikte, her birini diğerlerinin içerimi ve bütünlüğü ile ele alan yaklaşımdır. Buna 4x4 diyoruz. En özlü ifadesiyle 4x4 teori ve pratiğin, içiçe geçmiş, kaynaşmış, birbirini bu ilişki içerisinde geliştiren yüksek düzeydeki birliğidir. Bir çalışmanın teorik ufku ne kadar genişse, o siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ne kadar çok açılıma sahipse onun örgütsel ufku ve derinliği de o derece fazla olacaktır. Çalışmalarımızın tek biçimli olmaktan çıkması da, varolan güçlerin de bir iki biçime hapsolmuş gelişiminin ötesine geçebilmek de, çalışmalarımızın her bir parçası ve bütününde yer almayacak olsa da bir parçasında işlevlilik gösterecek güçlerin nötralize olarak dıştalanmasından da bizi kurtaracak olan budur. Her 150

12- Çok yönlü, çok biçimli örgütlülükler ağı. İşçi sınıfının örgütlenme şekli -planı- birbirini bütünleyen ve içiçe geçmiş örgütlülüklerden oluşmalıdır. En temel örgüt biçimleri dahi olsa tek bir örgüt biçimine bağlı kalınmamalı, işlev ve özellikleri farklı, yer yer birleşen ve içiçe geçen örgütler toplamı, sınıf örgütlenme şekli olarak düşünülmelidir. Keza proletaryaya doğru çözülen küçük burjuva kitleler, kent ve kır yoksullarının çeşitli kesimlerinin örgütleriyle ittifak halinde, birlikte mücadelenin yanısıra bazı örgütsel biçimlerde de içiçe geçilip kaynaşılacaktır. Proletaryanın parçalı, dağınık yapısının sona erdirilerek sınıfsal birliğini sağlamasının, proletaryanın toplumsallaşması, toplumun proleterleşmesi ilişkisinin örgütsel plandaki karşılığı budur. Bu örgütler toplamı, sınıfın en geniş kesimlerini örgütleyebilmenin, gelişkin bir sınıf hareketi ve mücadelesini ortaya çıkartabilmenin koşulu ve olanağı olarak görülmelidir. Henüz çalışmaların nüvesel olduğu başlangıç aşamasında dahi bu bütünlük gözetilmelidir. İşçi sınıfını bölen, hareketsiz bırakan, dağınıklığa yol açan ne varsa, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel düzeylerde, onların her birine ve bütününe yönelmeden, aralarında güçlü bir sinerji yaratmadan, sınıf birliğinin sağlanması ve sınıf hareketinin geliştirilmesi mümkün değildir.

13- Sınıf çalışmasının temel alanı ve stratejik öncelikleri. Sınıf çalışmasının temel alanı sanayi bölgeleri, işyeri kompleksleri, fabrikalar ve işyerleridir. Bunlar içinde de, iç içe geçmiş sanayi bölgelerinin bulunduğu büyük sanayi havzaları ve sanayi koridorları, büyük fabrika ve işyerleri, üretim dallarına bağlı olarak enerji, bilişim-iletişim, yeni malzemeler üretimi, metal-otomotiv, kimya, taşımacılık gibi dallar, işçi kesimleri açısından tedarik zincirleri ve ağlarının bağlantı halkalarında, tasarım-üretimdağıtım süreç ve organizasyonlarının kilit noktalarında bulunan işçi grupları stratejik öncelik taşır. Bunlar, işçilerin yerleşim ve yaşam alanlarının, üretim alanları içinde de kobilerin, taşeron işletmelerin, enformal sektörün önemsiz olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Semtlere, sınıf karşıtlığının en uzlaşmaz ve doğrudan olduğu sanayi bölgelerinden doğru bir perspektifle bakılması, üretim ve yaşam alanındaki mücadeleler arasındaki ilişkinin iç içe, fakat birbirine istikrar kazandırarak, birbirini genişletip derinleştirerek ileriden, proletarya ekseninden kurulması anlamına gelir. Üretim alanında da, nicelik ile niteliğin iç içe, fakat bütünü kesen ve emeğin toplumsal üretkenlik ve organizasyonunun daha ileri olduğu kademeler ve kesimler üzerinden bağlantılandırarak 151


örgütlenmesi anlamına gelir. Hem işçi sınıfının bütününde, hem de kendi içinde farklı işçi kesimlerini ve istihdam biçimlerini barındıran her bir bölge, alan, sektör, işyerinde mücadeleyi bütünden kalkındırıp ilerletecek işçi kesimini, üretim halkasını, mücadele taleplerini, örgütlenme biçimini doğru saptayabilmek (yakalanacak halka), fakat diğer kesimlerini, dinamiklerini, biçimleri, talepleri vb de ihmal etmeden, onun çevresinde, onunla irtibatlandırarak ele almak gerekir. Bu, hem sınıfın, hem de diyelim ki bütünsel bir havza stratejisinin, taktikler ve taktik kademelendirmeler örgüsü biçiminde, parçadan ve bütünden birleşik uygulanabilmesinin yoludur, stratejik plan ve dinamik taktik halkalandırma konusudur.

ma yürütülebilir. Çekirdek işçi grupları aynı zamanda üretimin kilit halkalarında bulunan işçi gruplarıdır. Onlar üretimi durdurduklarında onlara bağlı işler, hemen hemen bütün bölümler durur. Bir fabrika ve işyerinde, bir sektörde diğer işçi grupları, zincirsel olarak onlara bağlıdırlar. Ayrıca onların örgütlenmesi ve bir eyleme aktif olarak katılımları işçilerin büyük kitlesini çeker. Grevlerin etki gücünü artırmak, farklı sektörlere doğru yaymak ve kapitalistlerin soluğunu kesmek bu şekilde mümkün olur. Enformalleşmenin -esnek, düzensiz çalışma ve yoğun işçi sirkülasyonunun- iş kolları, fabrikalar ve işyerlerinde alabildiğine yaygınlaştığı ve hakim hale geldiği bugünkü koşullarda her alanda ve yerde nispeten daha vasıflı işçilerden oluşan çekirdek işçi gruplarının, üretimin yeni örgütlenişi içerisinde daha stratejik noktalarda bulunan ve sınıf niteliği daha gelişmiş olan işçi kesimlerinin örgütlenmesi ve diğer işçi gruplarının onlar etrafında ve onlar aracılığıyla örgütlenmesi genel bir örgütlenme stratejisi olarak benimsenmelidir. Keza alandaki vasıfsız ve az vasıflı işçilerde yaygın ataerkil, feodal, kırsal küçük burjuva kültüre, keza yeni tür vasıflı işlerde çalışan kent küçük burjuvazisinden sınıfa dahil olan işçilerdeki küçük burjuva düşünüşe karşı

14- Sınıf nitelikleri daha gelişmiş işçilerin örgütlenmesi. Alanlar içerisinde sürekliliği olan, üretim sürecindeki konumu itibarıyla da daha geniş ve içerden ilişki ağlarına sahip işçilerin, sınıf nitelik ve özellikleri daha gelişmiş -proleterleşmiş- olan işçilerin örgütlenmesi, yoğun sirkülasyona ve işçileşme düzeyinin geriliğine karşı kalıcı bir çalışma ve örgütlenme yürütebilmenin koşuludur. Alanlar içinde faaliyet sürekliliği ile birlikte bu tür ilişkiler kurulduğunda, daha ileriye doğru açılımlar yapılabilir, daha köklü ve kalıcı bir çalış152

mücadele edilir ve mücadelenin sınıf özelliklerini geliştiriciliğiyle hareket edilirse yol alabiliriz.

kapitalistlere çalışmaktadırlar, ayrı bölümlerdedirler, bundan ve çalışma koşullarının ağırlaşmasından- yemek süreleri ve molaların kısalması, kaytarma olanaklarının kalmaması-, vardiya sisteminden dolayı birbirleriyle iletişimleri yok gibidir. Bütün bunlardan dolayı işçilerin yaşadığı yerler olarak semtler, işçiler odaklı bir çalışma için önem kazanmaktadır. İşçi işten de atılsa, ya da çıksa yine işçidir ve semtte yaşamaya devam etmektedir. Bir başka iş bulacak, girecektir. Kurulan işçi bağlarının sürdürülmesi ve sınıf çalışmasında süreklilik, fabrika ve semt ilişkisini özellikle işçi havzaları olan bölgelerde güçlü bir şekilde yeniden, sınıf odaklı olarak kurmamızı gerektiriyor. Eğer proletarya, önderlik iddiasında olacaksa kent yoksullarının sorunlarına ve örgütlülüklerine karşı da kayıtsız kalamaz. Diyelim ki kentsel dönüşüme karşı mücadeleye, çevre sorunlarına vb. sessiz ve kayıtsız kalamaz. Sınıfın nispeten örgütsüz ve dağınık kesimlerinin örgütlenmesinin yanı sıra, toplumsal-kültürel sorunlara karşı duyarlı ve müdahale eden, sınıf ekseninden örgütleyici ve özneleştirici bir perspektifle onlara yaklaşan bir tutum içerisinde olmalıdır. Bütün bunlar, esnek ve kural dışı çalışmanın ortaya çıkarttığı sorunların çözümünde, sendikaların ve diğer sınıf örgütlerinin sınıftan ve kitlelerden kopan,

15- Çalışma alanları-yaşam alanları ilişkisi. İşçi sınıfının bütünsel örgütlenmesi, örgütlenmeye süreklilik ve derinlik kazandırmak, enformalleşmenin ortaya çıkarttığı dağıtıcılığı bu yönden de aşmak için üretim alanındaki örgütlenmeler ile yaşam alanındaki örgütlenmeler, yakın etkileşim içinde, sınıf odağından birbirine geçişli ve birbirinin zeminini genişletip derinleştirici olmalıdır. İşçi sınıfının üretim ve yaşam alanındaki mücadelelerinin hiçbiri kendi dar sınırları içinde kalamaz. Sanayi bölgelerindeki, işyeri ve fabrikalardaki sınıf örgütlenmeleri, bölgelerindeki emekçi semtlerindeki durum ve sorunlara kayıtsız kalamaz, kendi dışlarında göremezler. Emekçi semtlerindeki sınıf örgütleri, bölgelerindeki işçi grev ve direnişlerine kayıtsız kalamaz, kendi dışlarında göremezler. Bunu birinci olarak kendi çalışmalarını geliştirmenin bir parçası, sınıfı çok yönlü ve bütünden örgütleme politikası olarak görmelidirler. Esnek çalışmanın yol açtığı işçi sirkülasyonları, işçilerin büyük bölümünün bir işyerinde düzenli ve uzun süre çalışmasını ortadan kaldırmıştır. Bir fabrika ve işyeri içerisinde “çok sayıda fabrika” vardır; işçiler, ayrı 153


dar sendikal faaliyet yürütmekten çıkmasında, proletaryanın toplumsallaşmasına uygun bir kavrayış ve pratiğe geçmesinde sınıf örgütlenmesinin yeni şekilleri ve ilişki biçimleri olarak etkili olacaklardır. Ayrıca toplumun proleterleşmesi, proletaryanın toplumsallaşması ilişkisinin, gerek proletaryanın örgütlü kesimleriyle örgütsüz ve dağınık kesimleri arasındaki ilişkilerin, gerekse proletarya ile diğer emekçi sınıf kesimleri arasındaki ilişkilerin ileriye doğru ve proletarya odağından kurulmasını -proletaryanın hegemonyasını geliştirici biçimde kurulmasını- sağlayacak , halkçı, toplumsal hareketçi sulandırmalara karşı bir önlem oluşturacaktır.

de farklı işçi kategorileri arasındaki ilişkilerin geriye doğru kurulması, ezilenci, yoksulcu, dışlanancı, toplumsal hareketçi, ara sınıfçı bulanık ve geri sosyalizm anlayışlarının karakteristiğidir. İç tartışma sürecimizde bir grup da, kolektif işçi bilinci ve kent yoksulları perspektiflerimizi geriye doğru inkar ederek, bu tür bir küçük burjuva ezilenci görüş ile ortaya çıkmış, işçilerin küçük kapitalistler ve taşeron patronlarla sınıf karşıtlığını buralarda “artıdeğer üretiminin dolaylı” olduğu gibi bir antimarksist yaklaşımla bulanıklaştırmaya kadar vardırmıştır. İşçi sınıfının enformal sektörlerde, küçük ve orta boy işletmelerde, taşeron işlerde çalışan, kent yoksullarıyla iç içe ve dahil olan kesimlerini, ML dışı bir yaklaşımla “en çok sömürülenler” addeden, yanısıra marcuscu, maocu yaklaşımları sınıf içine bu biçimde taşıyarak bu kesimlerin en çok ezilenler oldukları için en devrimci olduklarını düşünen, işçi sınıfı ile kent yoksulları ve sınıfın farklı kesimleri arasındaki ilişkileri geriye doğru kurarak, sınıfı modern bölüklerini dışlayarak yoksulluk ve ezilencilik paydası altında genel bir “emek hareketi” içinde eriten, kendileri de sınıfın bu geri ve dağınık kesimlerinin sınıflaşma düzeyindeki gerilik, küçük burjuva köylü düşünce ve davranış biçimlerinin yaygın etkisi, aracı-vesayet ilişkilerinin sınıf çelişkilerini

16- Küçük burjuva ezilenci sosyalizmle ayrım. “Ezilenler, yoksullar, dışlananlar, güvencesizler, toplumsal hareket sendikacılığı” gibi adlar altında daha düşük ücret aldıkları, daha ağır ve güvencesiz koşullarda çalıştıkları için mücadele dinamiklerinin daha fazla olduğunu ileri sürerek, işçileşme düzeyi de geri olan enformel sektörlerin örgütlenmesine öncelik verme yaklaşımı yanlıştır. Mao’nun daha çok ezildikleri için köylüleri daha devrimci olarak görmesi halkçı yaklaşımı, bu biçimde Latin Amerika üzerinden geçerek sendikal harekete taşınmaktadır. İşçi sınıfı ile kent yoksulları, işçi sınıfı içinde 154

perdelemesi gibi durumlara karşı mücadele etmek yerine buna uyarlanan, bu kesimler içinde eriyip onların verili durumunu teorileştiren, sınıfın daha ileri toplumsal üretkenlik ve organizasyon biçimleri içinde yer alan kesimlerini ise “küçük burjuva” diye dışlayan bu görüş, yarı işçici ekonomist bir sınıf çalışması ve ezilenci halkçı bulanık bir sosyalizm görüşüne varmaktadır. İşçi hareketlerinin ve sendikal hareketlerin tarihi incelendiğinde de, günümüz grev ve direnişlerinde de sürükleyici olanlar vasıflı işçiler, üretim süreci içerisindeki konumları itibariyle de üretimin kilit noktalarında bulunan modern işçi sınıfını oluşturan bölükler olmuşlardır. Vasıflı nitelikteki işçileri örgütlemek, kolay değildir. Bunlar yüzeysel, sürekliliği olmayan bir çalışmayla ve ilk anda ilişki kurulabilecek işçiler değillerdir. Kendi kriterleri vardır. Ciddiyetimizi, kararlılığımızı, güvenilirliğimizi kanıtlamadığımız, buna uygun bir çalışma yürütmediğimiz sürece de onları örgütleyemeyiz. İçlerinden bazılarını, politikleşmeye eğilimli olanları örgütleyebilirsek diğerlerini onlar örgütler. Onları yapımıza kazanır, önderleştirebilirsek sınıf çalışmamız farklılaşır. Büyük ölçüde kafa emeğini kullanan yeni işçileri örgütlemek de kolay değildir, alansal özellikleri çözümleyerek bunu yapmalıyız. Öte yan-

dan bir şeyin kolay olmaması, onun yapılamayacağı anlamına gelmez. Çalışmanın yeni bir kavrayışla yeni bir temelde örgütlenmesini, bizim de kendimizi dar ve geri yaklaşımlardan kurtararak farklı bir düzeyden örgütlememizi gerektirir. 17- Enformal sektörlerde mücadele. Sektördeki karşılıklı sınıf durum ve mevzilenmelerinden başlayarak, işçi yapısının bütününe bakan ve bütün özellikleriyle birlikte kavrayan, emek-sermaye karşıtlığını perdeleyen ve tamponlayan bütün etmenleri tespit eden ve ortadan kaldırmayı hedefleyen, sınıflaşma olgusundaki zayıflığı, işçilerin geri bilincini aşmayı önüne koyan bir mücadele programı ve örgütlenme stratejisini ortaya çıkartmak ya da bu geri durumun bir parçası olmak, işte bütün mesele! Bir örgütlenme stratejisi oluşturma açısından bu alandaki temel sorun şudur: 1) İşçiler farklı kapitalistlere bağlı olarak çalışmaktadırlar. Bu birlikte mücadele ve örgütlenmeyi güçleştiren bir etkendir. 2) Sektörün esnek ve düzensiz çalışmaya göre örgütlenmiş oluşu. Üretimin örgütlenişi açısından zorunlu olan yetkinlik, beceri, tecrübe yönüyle gelişkin vasıflı daimi bir çekirdek işçi grubunu, krizin aşırı daralma yarattığı dönemler dışında yine devamlılığı olan birincisine ya155


kın bir halka dışında üretimin, üretim koşullarına göre esnek örgütlendiği, çalışan işçi sayısının buna göre azaldığı ya da çoğaldığı bir işçi sirkülasyonu söz konusudur. 3) Daha karmaşık bir iş bölümünün ortaya çıkması, işin farklı parçalarını üretiyor olmalarının yanısıra mekan ve zaman ilişkilerinde de bir farklılaşma yaratmaktadır. Mesleki farklar, mekanın çok parçalılaşması, çalışma zamanlarının farklılığı ve değişkenliği, işin farklı parçaları arasındaki sermaye dolayımlamaları, örgütlenme ve birleşik mücadeleyi güçleştiren sorunlar ortaya çıkartmaktadır. 4) Enformel sektörlerde sorun yalnızca bu parçalılık ve düzensizlik değildir, bu sektörlerde çalışan işçilerin geldikleri toplumsal, düşünsel-kültürel yapı ve özellikleri de buna uygundur, bununla bütünleşmekte ve kolayca uyarlanmaktadır. İşçiler, önceki küçük burjuva sınıfsal özelliklerini daha uzun zaman koruyup sürdürmektedirler. Enformel sektörlerdeki işçiler, akrabalık, hemşerilik, dinsel/mezhepsel kültürel bağlar üzerinden kurulan vesayete dayalı ilişkilerin sürüyor oluşu, küçük gruplar halinde farklı kapitalistlere bağlı olarak çalışma, tam zamanlı ve sürekli işin olmayışıyla da yarı işçi, yarı küçük burjuva özellikler gösteriyorlar. İşçileştikten sonra da gelmiş oldukları köylülüğün küçük burjuva sınıfsal

özelliklerini -özel mülkiyetçilik, bireysel düşünüş, önyargılı ve dar düşünme, kapitalizmin ulaştığı gelişme düzeyinden ileriye değil geriye doğru özlemler, tutuculuk, kuşkuculuk, dağınıklık ve örgütlenmeye yatkın olmama gibi- üzerlerinde taşımaya devam ederler. Değişim bir hayli yavaştır. Aşiret, akraba ilişkileri, hemşerilik, mahallecilik, dini ve kültürel bağlarla da içiçe geçmiş olarak giderek çözülmekle birlikte bir anda kaybolmaz. Bunlar kapitalizmin yıkıcılığı karşısında birer korunak haline getirilir. Emek-sermaye ilişkisini, işçi ile kapitalist arasındaki ilişkinin yalın ve açık bir ilişki olmasını perdeleyen ilişkiler, bir takım aracıların varlığı da bu ilişkiler üzerinden sürer. Günümüzde neoliberalizmin çözücü etkisiyle daha derinleşmiş olarak bu kesimlerin örgütlenmesini zorlaştırır. Üretimin esnek ve düzensiz örgütlenişi ile alandaki işçilerin yapı ve özellikleri arasında doğrusal bir ilişki vardır. İşte bu ilişkiler, emek-sermaye karşıtlığının açık bir şekilde ortaya çıkmasını daha ilk halkada, artıdeğer sömürüsünün gerçekleştiği üretim sürecinde perdelemekte, fason ve taşeron üretim gerçekleştiren kapitalist işçileri bu şekilde kendine bağlamış olmanın imkanlarını kendisi ve kapitalist sistem için kullanmaktadır. Proleterleşme sürecinin yavaş geliştiği kırsal kökenli -kentteki “kır” içerisin156

de de sürdürülen- vasıfsız ve yarı vasıflı işçiler arasında yaygın olan kültürel bir şekillenme olarak sürmektedir. İşte kapitalizmin geldiği gelişme düzeyinden ileriye doğru, çıkışını komünizmden alan gelişkin bir sosyalizm ufku ve menzili olmayan halkçı devrimcilik de, kapitalizmin geldiği gelişme düzeyinden geriye doğru olup uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarını perdeleyen bu kültürel yapı ve ilişkilere kolayca uyarlanır, bunu en devrimci addeder!

asıl sınıf niteliği kazandıracak olan budur- bunun aşılmasını gerçekleştirmek. Ki bu fason ve taşeron üretim gerçekleştirilen işletmelerde kapitalistle işçiler arasında gerici bağımlılık ilişkisini kırıp parçalayacak olan buna uyarlanmış ahbap-çavuş, çevre-cemaat ilişkileri değil, modern sınıf örgütlenmeleri ve onlara dayalı olarak yürütülecek mücadeleler olacaktır. İşçi kurulları, devrimci sınıf sendikacılığı, fiili toplu sözleşme ve grevler, ve proletaryanın öncü komünist partisi ve onun öncülüğündeki siyasal sınıfsal eylemler... Yalnızca dar ekonomik değil, iç içe geçirilmiş ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel mücadele bütünlüğü... Kararlılıkla ve ısrarla bunları örgütlemeye ve işçileri bu temelde mücadelelere sokmaya girişmeliyiz. 4) Fason ve taşeron üretim gerçekleştiren küçük ve orta boy kapitalistler arasındaki ilişkileri, en başta üretilen toplam artı değer miktarını açığa çıkartarak ve bu temelde emek-sermaye karşıtlığını açık hale getirerek (küçük burjuva ezilenci grubun yaptığının tersini yaparak) sınıfa karşı sınıf duruşu oluşturmak, yapmamız gereken budur. Sermaye sahibi küçük kapitalistlerin işçileri kandırmalarının ve perdeleyici bir rol oynamalarının da önüne bu şekilde geçilmiş olur.

Buna karşılık bizim yaklaşımımız: 1) İşçi niteliği daha belirgin olan işçilerin- ki bunlar genellikle vasıflı işçilerdir-, 2) daimiliği olan çekirdek ve çekirdeğe yakın işçi grubunun örgütlenmesine öncelik vermeyi gerektirir. Ki birinci gruptakiler, genel olarak ikinci gruptakileri de oluştururlar. Üretim sürecinin kilit ve kritik halkalarında yer alan işçiler de bu grubun içerisinde yer alırlar ve kapitalistlerin yerlerine yenilerini geçirmesi kolay değildir. Onlar, bulundukları yer itibariyle farklı ve geniş bağlantılar kurabilecekleri gibi, grev ve direnişlerde de üretimin büyük parçalarda ve topyekün durmasında etkili olurlar. 3) Sınıf niteliği gelişmemiş, vasıfsız ve az vasıflı işçiler arasında yaygın olan geleneksel düşünüş biçimlerine karşı mücadele etmek ve mücadele yoluyla -ki işçilere

18- Parti... Parti... Parti... Proletaryanın sınıf örgütlenme157


sinin en yüksek şekli partidir. Parti olmadan proletaryanın diğer sınıf örgütleri ne kadar gelişkin olurlarsa olsunlar etkili olamazlar, bir yerde tıkanmaya, çözülmeye ve dağılmaya mahkumdurlar. Siyasal çalışmanın kapsamlı olarak örgütlenmesini gerçekleştiren, iktidar için mücadeleyi örgütleyen ve yöneten, baş yürütücüsü olan da partidir. İktidar için mücadeleyi hedefleyen kapsamlı bir siyasal çalışma ve siyasal mücadele yürütmeden, işçi sınıfını ve diğer emekçi sınıfları bu yönde mücadeleye sokmadan sınıfın birliği sağlanamaz. Öncü kesimlerden başlayarak, sınıfın üst düzeydeki birliği ancak daha geniş zeminden derinleşen bir siyasal çalışma ve sosyalist hedefler doğrultusunda yürütülecek mücadeleyle, iktidar için mücadeleyle olabilir. Diğer sınıf örgütlerinden de bağımsız olarak proletarya partisinin siyasal çalışmayı kapsamlı olarak örgütlemesi ve kesintisiz sürdürmesi her zaman temel ve vazgeçilmezdir.

örgütleyemez, devrim iddiasında bulunamaz. Kitle örgütleri ağı, işlevler yönüyle farklı, yer yer içiçe geçen, birlikte geliştikleri ve önlerinin açıldığı ölçüde hem sarmal bir gelişim sağlayan, bu gelişim içerisinde sıkı bir doku oluşturan örgütlülüklerdir. Böyle bir örgütler ağını oluşturacak, varolanların da içine nüfuz edecek olan parti, hücre yapılarıyla kitle örgütlerinin içerisinde yer alır. Önderliğini hücreler aracılığıyla bu örgütlerin içerisinde geliştirir. Kendisi bu tür örgütler kurmaya giriştiğinde de bir iç çekirdek oluşturur. Dışardan yürütülecek çalışmalar olsa da fabrika ve işyerlerinde parti faaliyeti, partinin politika ve taktiklerinin fabrika ve işyerlerine, işyeri komite ve meclislerine, sendikalara götürülüşü onların içerisinde yer alan komünistler -komünist hücreler- tarafından gizlilik esasına uygun olarak gerçekleştirilir. Partinin siyasal çizgisinin, dönemsel politika ve taktiklerinin bu yerlere götürülmesi komünistlerin temel görevidir. Bunu yadsıyan ya da işçilerin geriliği gibi gerekçelerle yerine getirmeyen bir yaklaşım ekonomik mücadeleyle, ekonomik mücadele temelinde bir siyasi mücadelenin geliştirilmesi yaklaşımıyla hareket ediyor, kendisini bununla sınırlandırarak bu koşulların içerisinde eriyor demektir.

Proletaryanın sınıf örgütlenmesinin diğer hiçbir biçimi partinin yerine konulamaz. Sınıfın sayısız çeşitlilikte olması gereken, geniş kesimlerini, farklı bölüklerini kucaklayan, çevreleyen örgütler ağı olmadan yürütülecek bir parti faaliyeti de hiçtir. Böyle bir parti dar bir siyasal mezhep olmanın ötesine geçemez, kitleleri 158

19- Komünist işçi çekirdekleri. İşçi sınıfı içerisinden gelen ve uzun yıllar işçi sınıfı ve kitleler içerisinde çalışan ve yaşayan, komünist ideolojiörgüt-sınıf bütünlüğünü aynı zamanda kendinde bütünleştiren, sabırlı, uzun ömürlü, ısrarlı, kendisini “kitleci”leştirip eritmeyen ve sınıf militanlığına dayalı çalışma tarzıyla komünist işçi çekirdekleri... Uzlaşmaz bir sınıf kini ve komünist bilinç derinleşmesi ile her durum ve koşulda ısrarlı gündelik çalışma yürüten, işçi kitlelerinin geri durum ve koşullarına, dağınıklık ve istikrarsızlığına uyarlanmayan, ufkunu tutkulu bir komünizm bilincinden alan ve bunu günlük çalışma ve yaşamının temel dinamiği haline getiren, yalnızca sözüyle değil özüyle, yalnızca çalışma değil yaşam tarzıyla, sınıfına örnek ve önder olan komünist işçi çekirdekleri... Yalnızca partinin sınıfın içinden ve bileşeni olarak kurmaylaşması için değil, sınıf hareketinin de komünist devrim örgütlü ve bilinçli iç dinamiği olarak komünist işçi çekirdekleri...

sağlamaya yetmemektedir. İki yönden ilerlenmelidir: Alanlar içinde sürekliliği ve doğal öncülüğü olan, sınıf nitelik ve özellikleri daha gelişmiş işçilere özel olarak kilitlenme. Çıkışını komünizmden alan daha gelişkin bir sosyalizm program ve kavrayışı, bunun kolektif işçi bilinci, ekonomik toplumsal siyasal kültürel örgütlenme ve mücadeleler bütünlüğünde güncel mücadeleye içerdenleştirilmesi. Her şeyi proletaryaburjuvazi çelişkisi içerisinden düşünen, sorunları, çelişkileri bu temelde tanımlayan, mücadeleyi bu temelde yürüten bir bakış kazandırılmalıdır. Antikapitalist ve komünist çizgide derinleşmeyi, bunu yaşam ve çalışma tarzı haline getirmeyi gerektirir. Eğitim, kapitalizm karşıtlığı içerisinde sosyalizmin kavratılması, kapitalizmin ekonomik, sosyal, kültürel özümlemesine, yozlaştırıcılığına, metaların çekim etkisine, bunların biçim ve yöntemlerine karşı donanım, mücadelenin ve yaşamın bu temelde örgütlenmesi. Bu koşullar içerisinde sınıf çalışması ve genel kitle çalışması. Kolektif işçi bilinci, kent yoksulları, buraların koşul ve ilişkileri içerisinden ilişkilendirilip tanımlanarak kavratılmalıdır. Komünist bilinç, düşünce, duygu, davranış ve ahlak olarak geliştirilmelidir. Burjuva demokrasisiyle sınır sadece siyasal olarak ne olduğunun kavratılması ile çekilemez;

Sınıfın günümüzdeki koşullarında alan çalışmalarında içerdenlik ve süreklilik kadar, hatta daha büyük bir eşik, derinlik ve siyasallaştırma konusunda yaşanmaktadır. Dar bir siyasallık, sendikal çalışmaya yama gibi duran sloganik ve belirsiz bir sosyalizm söylemi, bunu 159


burjuva demokrasisi koşulları içerisinde komünist örgütlenme ve çalışmaların yürütülmesi, yeraltı örgütlenmesi ve faaliyeti ile birlikte kavratılmalıdır. Kadro gelişimi, dar bir örgüt çalışmasının bir iki iş biçime sıkışmış ve onların yaptırılması ile sınırlanmış bir faaliyet içerisinde gelişim olmanın ötesine çıkmalı. Bir işin sadece yapılmış olması değil nasıl yapıldığı da önemlidir diye ifade ettiğimiz yaklaşıma uygun olmalı. Bir işin örgütlenişinde, tasarım ve plan aşamalarından itibaren, her aşama ve halkanın birlikte düşünülerek ve yapılarak ve kadro inisiyatifini geliştirici sorumluluklar verilerek yapılmasını, öğretilmesini temel yöntem haline getirmeliyiz. Bu sağlam bir temel perspektif, içerden bir yönlendirme, geliştirici bir yaklaşım, güçlü bir kolektivizm duygusu ile olabilir.

da kurtaracaktır. Kimle hangi çalışma içerisinde ne yapabiliriz, kimi nasıl bir farklılaşma içerisine sokabiliriz, bunun için ne yapmamız gerekir, yaşamı, özellikleri her yönüyle değerlendirilmeli ve zimmetlenmiş bir kazanma ilişkisi sürdürülmelidir. Bir iki kritere dayalı dar kadrocu yaklaşım, her işe hazır kadro beklentisi, gelişen ve geliştirilebilecek yönlerinden değil zaaflarından bakan güvensiz -aslında kendimize güvensiz- elitist yaklaşımlardan sıyrılmalıyız. İnsanlarla farklı ilişkilenme biçimleri vardır ve kişiyle doğru açı yakalanır, süreklileşen bir ilişki kurulur, emek verilir ve şu ya da bu çalışmanın içerisine çekilir ve orada işlevli ve yararlı olduğu kendisi dahil görülürse o ileriye doğru kazanılır. Biz en başta emek vermeyi öğrenmeliyiz. Kadro gelişiminde öncekinden de farklı olarak çok yönlü bireysel-organsal ve bağımsız gelişimlerine önem veren, bunun için yap-yapma ilişkisinden uzak, kavratıcı ve yönlendirici, alan açan ve inisiyatif tanıyan, güven veren bir ilişki kurulmalıdır. Özellikle farklı özelliği, biraz aykırılıkları olan, aslında bir yeteneğe de işaret eden ilişkileri hemen kendi kalıbımıza sokmaya çalışan, istediklerimizi yaptıramadığımızda da iten ve uzaklaşan tutumlardan vazgeçmeliyiz. Eğer gelişmek, çok yönlüleşmek istiyorsak bizim onlara ihtiyacımız

Tüm güçler tek tek gözden geçirilmeli, değerlendirilmeli, kadro ve alan kadrosu olabilecekler, bütün çalışmalarımızda veya bir alan veya bir konuda aktif olarak yer alabilecek ilişkiler belirlenmeli -bunların her birisi ayrı kategorilerdir- bunlara özel olarak yönelinmeli, markaja alınmalı, kesikli ilişki, işimiz düştüğünde arama vb. tutumlardan uzaklaşılmalıdır. Farklı iş ve düzeylere göre kadro seçimi, bizi dar kadrocu, sadece örgüt kriterleriyle seçim yapma yaklaşımından 160

vardır. Temel değerlerimizi kazandırmayı hedeflemeliyiz ama bizim kopyamız olmalarını kesinlikle istememeliyiz. Kendi önderlik düzeyimizi geliştirmeli ve onlara güvenmeliyiz.

deyse hiç gidilmiyor. İlişkileri süreklileştirme düşüncemiz ve çabamız yok. Sadece iş amaçlı gidiş ise arkası getirilmediğinde güvensizlik yaratıyor. Keza bu gidişler şöyle bir tek yönlülük de taşıyor. Bizim gündemleştirdiğimiz konularda olsun diğer konularda olsun onların düşünüşleri, sorunları, beklenti ve istekleri neler; bunları öğrenmeye çalışan ve bunlara biçim ve yön kazandırarak çalışmayı örgütleyen bir yaklaşımımız yok. Bu ilişki, bu etkileşim kurulmadan onları çalışmalara katamayız, örgütleyemeyiz, özneleştiremeyiz. Öncü-kitle diyalektiğiyle ilgili de olan bu sorunda ciddi bir yaklaşım değişikliği gerekiyor. Çevre ilişkilerini tutarsız ve güvenilmez buluyoruz, bunu doğrulayacak pek çok örnek sıralayabiliriz, ama onlar da bize güvenmiyor, biz örgütsel iddialarımızı, verdiğimiz sözleri ne kadar gerçekleştirdik?! Öncelikle biz onların güvenini kazanmak zorundayız ve bu daha çok emek gerektiriyor. Aslında en yakın çevre güçleri dahi kapitalizmle uyumda derin sorunlar yaşıyorlar. Biz hem sınıfsal siyasal bir duruş oluşturacak, hem de sistemin çözücülüğüne, köleleştiriciliğine, alıklaştırıcılığına karşı paylaşım ve dayanışmayı içeren ilişki formları geliştirmeliyiz. Meta ilişkileri ve metalar dolayımıyla kurulan ilişkiler alanının dışına çıkan bir nefes alabilme

20- Kitle ilişki ve güçlerinin geliştirilmesi. Eski ya da yeni çevreler, işçi, gençlik ilişkileri, kurulan ilişkilerin hepsini kesen gelişmiş kapitalizmin özümleyiciliğidir, en başta meta ilişkileri hem zorunlu bağlarla hem güçlü çekim etkisiyle onları sisteme çekmekte ve bağlamaktadır. Bu ilişkiler, sömürücü, özümleyici, dıştalayıcı, yalnızlaştırıcı, bireyselleştirici, bireycileştirici ilişkilerdir. Bunlar, çelişkilerin hem sınıfsal siyasal, hem toplumsal kültürel tanımlanma eksenini oluşturur. Bunlar iç içe ve birbirini bütünleyen eksenlerdir. Biz karşıtını koyarak bütün halkalara asılmalıyız. Biz onları sadece dar ekonomik, dar politik bir eksen üzerinden örgütlemeye çalışıyoruz. Dolayısıyla karşıtlık, sadece siyasal olarak değil ekonomik, sosyal, kültürel her düzeyden tanımlanmalı ve bunlar bir örgütlenme politikası olarak geliştirilmelidir. Biz, kendi cephemizden bir gidiş, aslolarak ajitasyon faaliyetiyle sınırlı bir gidiş gerçekleştiriyoruz. Bu gidişlerde de örgütleyici perspektif hemen hiç yok. İş üzerinden bir ilişki kurulsa dahi anlık ve kesitsel olarak kalıyor. Bir daha nere161


alanı, bir nebze özgürlük alanı açmalıyız. Bu yaşamın sınıfsal temelde sosyalleştirilmesini, sosyalist toplumsallaşmayı geliştiren ilişkileri içermelidir. Bu yaklaşım yürütülen her çalışmanın bir parçası olmalı. Bunlar faaliyet olarak kurumsallaşmalı. Bu geniş zeminli ilişki kurmayı, sürdürmeyi, ve farklı kesimlere ulaşmayı -kadınlarla, gençlerle, çocuklarla- sağlar. Diğer her şey bir yana bir örgüt istikrarlılık kazanmış bir kitle temeli varsa varolabilir. Kitlelerle ilişkilerimizde de her şeye hazır ve gönüllü insanlar beklemek, negatif seçicilik, elitizmden uzaklaşılmalıdır. Bireysel düzeyde dahi devrimci bir etki sağlayarak, güven kazanarak, onların sorunlarına çözüm üreterek ilişki geliştiremiyorsak, nedeni karşımızda değil kendimizde aramalıyız.

ya da yapabilecek olan insanlar mutlaka vardır. Teknik, mesleki vb olarak vardır, her türlü kaynak, bilgi, deneyim, faaliyet, beceri olarak vardır, farklı fikir, öneri, eleştiri, yöntem, araçlar, olanaklar olarak vardır, bilinçli dost, bilinçsiz yardımcı olarak vardır. Merkeziyetçilik, sınıfın bütün ileri dinamik ve potansiyellerini, sınıf eylemlerini ve pratik sınıf faaliyetlerini, bizim bu doğrultuda yürüttüğümüz tüm faaliyetleri, fakat bizim dışımızda da gelişenleri, ve bunu ilerletecek herşeyi, özellikle de yeni ve daha gelişkin bir sınıf savaşımı ve faaliyetinin en ufak tohumunu kapsayacak her şeyi kapsamak, bütünleştirmek zorundadır. Fakat bunun, işçi sınıfının bilinç, örgütlülük ve eylemini, sosyalist devrim doğrultusunda birleştirip ilerletmek için, yapılıp edilen herşeyin, her türlü olanağın, her türlü bilgi, deneyim ve sezginin toplanıp işlenmesi, kolektivize edilmesi, ve aynı zamanda sınıfın bilincine ve eylemine taşınarak kolektivize edilmesi ile birleştirilmesi de gereklidir.

21- İşçi sınıfının bütün ileri temsilcilerinin katıldığı bir çalışma. Komünist bir örgüt her şeyden önce ve her şeyiyle işçi sınıfıyla tanımlıdır. Merkeziyetçilik de işçi sınıfına dışsal bir merkeziyetçilik olamaz. Asıl işçi sınıfının savaşımını ve bu sınıf savaşımının doğrudan ya da dolaylı olarak ilerletilmesine ve devrimcileştirilmesine hizmet edecek herkesi ve her şeyi, devrimci tarzda birleştirip merkezileştirmek için vardır. Bizim yaptığımız işlerden bir dizisini bizden daha iyi yapan

Öyleyse merkeziyetçilik, proleter sosyalist merkeziyetçiliktir; kolektifleştirme ve kolektif işçi bilinci ile tümleşik bir kavramdır. Burada temel sorun, öncü-kitle diyalektiğinin tek yanlı yalnızca öncüye doğru kurulmasının aşılmasıdır. Bir bütün olarak kadroların ve ör162

gütün kitlelere içerdenleşmesidir. Aynı zamanda, geleneksel örgüt-çevre örgütler ağı ilişkisinin de aşılması, daha gelişkin parti bağlantıları ile birlikte, her birinin kendi içinde de gelişiminin ve iç merkezileşmesinin sağlanması, ve birbiriyle de çok yönlü geliştirici ilişkilerin kurulabilmesidir. “Parti örgütü ve bu adı almayı hak etmiş liderlerin de önemi zaten, başka şeylerin yanısıra, uzun vadeli, inatçı, çok çeşitli ve çok yönlü bir çalışmayla, işçi sınıfının düşünen bütün temsilcilerinin katıldığı bir çalışmayla, karmaşık siyasal sorunları çabucak ve doğru çözmek için gerekli bilgileri, gerekli deneyimleri ve -bilgi ve deneyimin yanısıra- gerekli siyasi içgüdüyü edinmekten ibarettir.” (Lenin,abç) Lenin, apaçık ki, merkeziyetçiliği, tek yanlı içe dönük merkeziyetçilik olarak değil, sınıfla birlikte, sınıfın tüm ileri temsilcilerinin bilgi, deneyim, mücadelesini de içerip sentezleyecek bir proleter kolektivist merkezileşme olarak koyuyor. Bu, örgütün sınıfa dışsal olmadığı, hem dikey hem yatay olarak geçişli kolektif merkezileşme anlayışıdır. Bırakalım devrimci kadroları, sınıfın tüm ileri temsilcilerini, ileri dostlarını politikaların yalnızca uygulanmasına değil üretilmesine katan bir kolektif merkeziyetçilik, merkeziyetçi kolektivizm anlayışıdır. Zaten en büyük yanılgı, bir örgütün bir kez kurulup iç dikeyliğini

sağladığında, merkeziyetçiliğin olmuş bitmiş, tamamlanmış bir şey olarak görülmesidir. Oysa partileşme, örgütün ve sınıfın ileri temsilcilerinin ayrımları içinde geçişli, fakat birlikte merkezileşmesidir. Tabii bunun, sınıfın kendiliğinden ileri temsilcilerini “parti üyesi olarak kabul etmek” anlamına gelmeyeceği açık olmalıdır. Burada önemli olan, tek yanlı dar içe dönük merkeziyetçilik anlayışında tam bir yalıtım ve tek yanlı karşıtlık ilişkisine dönüşen örgütün iç siyasi-ideolojik kültürü ile dış politikası arasındaki aşırı uyumsuzluğu ortadan kaldırmaktır. Örgüt ile sınıf arasındaki nitel ayrımları içindeki bu geçişlilik, ancak daha ileri bir kolektivizm ile sağlanabilir. Örgütün kendini sınıfın -ve bulutların!- üstünde görmeyip, nitel farklarıyla birlikte sınıfın ileri temsilcileriyle çok yönlü etkileşim içinde, içerden kolektivize edilmiş önderliği... Ancak böyle bir ilişkidir ki, kişi ya da kişilerle ve tek yanlılıklarla sınırlı olmayan bir kolektif önderlik düzlemini ortaya çıkartır ve zorunlu kılar. Bu zorunluluk, kapitalist egemenliğin çok yönlü derinleştiği ve genişlediği; siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel ilişki ve süreçlerin daha fazla iç içe geçtiği ve karmaşıklaştığı; işçi sınıfının daha parçalı ve karmaşık dinamiklere sahip olduğu, stratejik değişim süreciyle birlikte had safhada yakıcılaşmıştır. 163


Devrimcilerin proleterleşmesi ile proletaryanın ileri temsilcilerinin devrimcileşmesi bir bütündür. Onlar sınıfın içinde olduğu gibi, bu yetmez, sınıfın ileri temsilcileri de onların doğrudan ya da dolaylı olarak içindedir, yakınındadır.

ulaşmamızı sağlayacak bir örgütsel hedeflenmeye gidilmeli, taktiksel gücün -alan veya konuyla ilgili aktivistlerin- oluşturulmasında yoğunlaşılmalıdır. Taktiğe açılım kazandıracak ara hedefler ve ara geçiş halkaları konulmalı, bir taktiğin/ kampanyanın kendi aktivistlerini yaratarak yürütülmesi sağlanmalıdır. Üçüncü olarak, toplumun, sınıfların ve bireylerin değişmekte olan yapısına, yeni özelliklere ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara uygun yeni ilişki biçimleri, yeni örgütsel biçimler, araç ve yöntemler geliştirmeye özel bir önem verilmelidir.

22- Kitle çalışması tarzında köklü dönüşüm. Çalışma tarzımız, köklü bir hesaplaşma ve yeniden yapılanma konusudur. Çabucak, kısa dönemde “büyük sonuç”lar elde etmek isteyen, fakat özgül ve mücadelenin yükseliş dönemleri dışında hiçbir sonuç elde edemeyen ve hayal kırıklığına uğrayan, boşluğa düşen bu aceleci küçük burjuva tarzdan kopmalıyız.

Bunun için, hemen ve kısa vadede, sadece patlayan direnişlere o an ve kesitte giderek sonuç almaya endeksli kitle çalışması tarzından, bunun düşünüşünden koparak, stratejik olarak planlanmış, belirli yerlerde odaklanan, bu şekilde hedefli ve tanımlı hale getirilen, bundan vazgeçmeyen, olayların bizi sürüklemesine ve belirlemesine izin vermeyen bir kitle çalışması tarzına ve düşünüşüne geçilmesi gerekmektedir. Görece güç toplamaya elverişli alanları somutlayıp buralara odaklanarak, kitleler içerisindeki çalışmada kısa dönemde hemen sonuç alınacağı düşüncesinden de kendimizi uzaklaştırarak gündelik, uzun süreli bir çalışmaya -bunu gerçekleştirecek bir kadro eğitimini de sağlayarak- yönelmek ve bunda

Bu hesaplaşma yapılmadan kalıcı bir sınıf çalışması yürütülemez. Bu tarz çalışma, işçi sınıfına uygun ve proletarya devrimciliğinin ifadesi bir sınıf çalışması tarzı değil, aceleci, yüzeysel, çabuk sonuç almak isteyen küçük burjuva devrimciliğinin kitle çalışma tarzıdır. İkinci olarak, bir taktiğin uygulanışı açısından da yığınak sorunundan başlayarak boşa düşmelerin hemen hepsinde yaşanan öncelikli sorun, bir taktiğin uygulanabilmesi için asgari bir kitle temelinin ve ilişki ağının olup olmaması ya da oluşturulup oluşturulmamasıdır. Çalışmalarda dar örgüt güçleri ve ajitasyonla sınırlanmadan, buna belli düzeyde 164

ısrar zorunludur. Örgütsel çalışmanın stratejik planlanması ve bu temelde taktiksel bir iç örüntü ile, soluklu ve süreklileşmiş bir emekle ve günlük olarak yürütülmesi gereken bir çalışmaya geçilmelidir. Çalışmalara alansal bir temel kazandırılması; mevcut gücün, alanlardaki güçlerin ve tanımlı özel görev komitelerinin bir konuda odaklanması, güç yoğunlaştırması ve iç içe geçişlilikle, faaliyetin bütün yönleri birbiriyle bağlantılandırılarak, içerdenleşmiş bir önderlik yaklaşımı, güçlerin hedeflere uygun olarak dönüştürülmesi ve yeniden mevzilendirilmesi... bunlar kitle çalışmasında başarının ölçütleridir.

istemler doğrultusunda bütününü örgütleme ve harekete geçirme hedefiyle birlikte, farklı kesimlerin kendi özgül istemleri doğrultusunda mücadeleye girmelerine olanak tanıyan bir esnekliğe de sahip olabilecek yapıdadırlar. Fabrika ve işyerlerindeki parçalılığa, çalışma koşulları, işçi yapısı ve taleplerde ortaya çıkan farklılıklara da yanıt veren birleştirici bir rol oynayabilirler. Mevcut sendikal yapıların örgütlenme biçimleri, toplu sözleşme düzeni, alışkanlıkları bugünkü durumda bu esnekliğe fazla imkan tanımıyor. Sendikal örgütlenme biçimlerinde, iç örgütlenme ve sendikalar arasındaki ilişkilerin kuruluşunda değişiklikler yapılarak, o taraftan da örgütlenme esnekliğini sağlayacak adımların atılması ve hepsinin içiçe geçerek birbirini bütünlemesi ve güçlendirmesi de gerekiyor.

23- İşyeri komite ve meclisleri, bölgesel işçi kurulları. İşçilerin çok büyük bölümünü kapsayan yaygın örgütsüzlük, parçalılık ve dağınıklığın olduğu bugünkü koşullarda işyeri komite ve meclisleri, işçilerin bütününü kapsayabilecek doğal birleşme yerleri olarak önem kazanıyor. O doğru bir önderlik -kendiliğindencilik ve demokratizme, anarşist işçi siyasetine düşülmeden, işçilerle birlikte kuyrukçu olmayan bir ilerlemeyle- götürülerek sınıf hareketinin içerden ve kendi potansiyellerini ve güçlerini harekete geçirerek ilerlemesini sağlayacak bir biçimdir. İşyeri komite ve meclisleri, fabrika ve işyerindeki işçilerin ortak

Sendikalara karşı derin güvensizlik ve onlardan uzak durma tutumu da sürüyor. Sınıfın büyük kitlesi açısından kısa sürede çözülecek, aşılacak bir sorun da değildir. Sınıfı içerden, doğrudan, üretim alanından örgütlemeyi zorunlu kılması; sınıfın bilinç gelişimiyle mücadele arasındaki bağları dolaysızlaştırması; fabrika ve işyerlerinde tekil konu ve istemlerden başlayarak karar ve kararların uygulanma süreçlerine katılımla, bunların sorumluluğunu alarak, inisiyatif ve özgüveni 165


geliştirici, özdinamiği açığa çıkartıcı olmasıyla işyeri komite ve meclislerinin geliştirilmesi önemlidir. Sınıfın sınıf hareketinin gelişimi içerisinde kendi sorunlarıyla ilgili düşünme, çözüm geliştirme, karar alma, hedef koyma, plan yapması, özdeneyimleriyle gelişim sağlaması bu organlarla mümkündür. Bu, sınıfa dışarıdan siyasal sınıf bilincinin götürülmesinin gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Bundan vazgeçilemez. Çünkü işçiler bu yolla, fabrika koşulları içerisinde örgütlenecek mücadele ile siyasal sınıf bilinci kazanamazlar. İkisi arasındaki ilişki açısından işçilerin fabrika koşulları içerisinde yürütecekleri mücadele, siyasal bilince duyacakları ihtiyacı, açlığı büyütecektir. Onun daha hızlı emilebilmesinin koşullarını yaratmış olacaktır. İşyeri komite ve meclislerinin sınıfı içerden, üretim alanının içinden örgütlemeyi zorunlu kılması, bilincin dışardan götürülmesinin yanlış bir kavrayışla yol açtığı “dışardanlaşma”ya, sınıftan uzaklaşmaya karşı, sınıfı içeriden örgütlemeye yaklaştıcı ve zorlayıcı olmasıyla bizim açımızdan da önemlidir. İkinci olarak da, tarihsel perspektiften -işçi hareketlerinin tarihsel gelişimi ve sosyalizm deneyimlerine- baktığımızda önemlidir. Nasıl bir sosyalizm düşündüğümüzle ve sosyalizme giden yolun nasıl döşeneceği ile ilgilidir bu. Güncel durum içeri-

sinde ise, işçi hareketinin iç dinamiklerini harekete geçirecek, özdeneyimleriyle ilerlemesini sağlayacak, ön yargısız bir yaklaşımla içerisinde yer alacakları doğal birleşme noktaları olarak görülmelidir, işyeri komite ve meclisleri. 24- Sendikalar. Sendikaların tek bir iş kolu üzerinden ve yukarıdan aşağıya örgütlenmesi biçimi sınıfın yeni durumuna yanıt vermemektedir. İç içe geçen işkollarında birleşik örgütlenme stratejileri ve buna uygun merkezileşme ve organlar oluşturulmadan; sınıf içi ilişkiyi de ayrımı tanımlama yönünden kuran adlandırmalar olarak mavi, beyaz, pembe ve altın yakalılar, yakasızlar, düzenli çalışanlar, sözleşmeliler, taşeron işçileri gibi temel işçi gruplarının ve alt bölünümlerdeki işçi gruplarının birbirinden farklı istemlerinin kolektif mücadele ve örgütlenme dinamiğine çevrilmeden- bunları içeren yeni ve oldukça esnek bir örgütlenme stratejisi geliştirmeden bugün sınıfı sendikal düzeyde dahi yığınsal olarak örgütlemek mümkün değildir. Eğer bugün sınıfın farklı kesimlerinin birbirinden ayrılan özelliklerini, çalışma ve yaşam koşullarından gelen istem farklılıklarını görmez, taleplerin buna uygun formülasyonunu, buna uygun esnek örgütlenme stratejileri geliştirmezsek sadece sınıfın -hatta bir sektörün- genelini 166

kapsayan talepler üzerinden örgütlemek ve harekete geçirmek mümkün değildir. Öte yandan sınıf içi grupların kesimsel taleplerle yürütecekleri mücadeleler, az çok kazanım elde edilse bile kendi alanları ile sınırlı kalır, ayrıca bu sınıf içerisinde mesleksel düşünme gibi ufuk darlıklarına yol açar. İkisinin içiçe, birlikte yürütülmesinde ısrar edildiğinde ise, hem sınıfın her bir parçasının örgütlenmesi ve harekete geçirilmesini sağlayacak, hem de sınıfın bütününü harekete geçirecek bir strateji uygulanmış olacaktır. Bir sektördeki, benzer özellikler taşıyan sektörlerdeki talepler, sınıfın farklı bölüklerinin talepleri, sınıfın bütününü kapsayan talepler, bunlar bir bütün olarak düşünülmelidir. Hiçbir parça ihmal edilemeden ve her birinin bir alandaki dinamiği harekete geçirici olduğunu gözardı etmeden.

biçimleri ve kurumların oluşturulması- gerekir. Üç, işçilerin temeldeki birliği için fabrika ve işyerlerinde işçilerin bütününü kapsayacak doğal birleşme organları olan işyeri komite ve meclisleriyle birlikte çalışmak. Bugünkü koşullarda sendikal hareketin tıkanmasının aşılması dahil önemleri daha artmış sınıf organları olarak işyeri komite ve meclislerini tanımak, kurulmalarına yardımcı olmak. Sınıfın yeni örgütlenme şekli her birisi kendi içerisinde dikey olan, diğerlerini yatay ve diyagonal olarak kesen biyolojik etkileşimli bir örgütler ağı toplamı, organik bir yapı olmalıdır. Bu mevcut örgütsel yapıların hem iç örgütlenişlerini, hem de birbirleriyle olan ilişki kurma biçimlerini değiştirmelerini gerektirmektedir. 25- Grev ve direnişler. Sınıfın grev ve direniş silahlarını daha etkin kullanacağı yeni mücadele biçimleri de son yıllarda ortaya çıkıyor. Bunlardan hareketle;

Sendikalar yönüyle iki ayrı yönden ilerlenebilir. Bir, fiili mücadeleler ve örgütlenmelerle, bunları izleyecek tüzüksel ve yasal değişikliklerle iş kollarının içiçe geçmesine uygun ve farklı işçi kesimlerini kapsayacak mücadele ve örgütlenme stratejileri geliştirmek. Bu sendikaların iç örgütlenme yapısında da değişiklik gerektirir. İki, farklı sektörlerde örgütlü sendikaların bir işyerinin örgütlenmesinde ortak stratejiler geliştirmesi -buna uygun ilişki

- Bir grev ve direnişin başarılı olabilmesinin birinci ve en temel koşulu üretimin durdurulmasıdır. Etkin bir grevi başarıyla sonuçlandırmanın birinci koşulu , greve sadece giderek azalan sayıdaki sendikalı işçi kitlesinin değil, diğer sendikalardaki işçilerin ve artan sayılarda sendikasız işçilerin katılımının sağlanmasıdır. Bu 167


sendikaların örgütlenme stratejilerini sözleşmelileri, taşeron işçilerini ve büyük bir grev kırıcı kitle haline getirilen işsizleri kapsayacak biçimde değiştirmeleri gereğini, ayrıca işyeri komite ve meclislerinin kazandığı önemi gösterir.

noktalarına yapılacak taarruzlar grevleri etkili kılar. Özellikle satış rekabetinin arttığı, marka ürün ve imajının önem kazandığı sektörlerde bu durumu bir grev silahına çevirmek, buralardaki protestolar ve tüketici boykotları etkili olmaktadır.

- Üretim ve emeğin yeni organizasyonlarına; bölge, ülke ve küresel düzeye doğru yayılmış parçalı üretim koşullarına bağlı olarak oluşturulacak grev stratejisi, grevi bunların bütününe doğru yayma, hepsinin greve tümden ya da destek grevleriyle katılımını sağlama üzerine kurulu olmalıdır.

- Grevlere sınıfsal olduğu gibi, toplumsal desteklerin de örgütlenerek büyütülmesi önemlidir. Kölece çalışma ve kölece yaşama emekçi sınıfların bütününe doğru, işte, evde ve okulda, her yerde her an hissedilecek biçimde yayılmaktadır. Dolayısıyla bu durum hem sınıfta, hem de emekçi sınıfların bütününde düşünsel ve duygusal bir yakınlaşmayı ortaya çıkartmakta, birbirlerinin eylemine karşı duyarlılıkta artış olmaktadır. Bu şekilde örgütlenen her grev ve direniş, içerisinde bir genel grev ve genel direniş potansiyelini taşıyacak, onun örgütlenmesi sürecine katkı yapacaktır. Grev ve direnişlerin toplumsal politik bir nitelik kazanması, greve katılanların ve destekleyenlerin bilinçlerinin sınıfsal ve anti-kapitalist yönde derinleştirilmesi olanakları artacaktır. Önceki dönemin hala sürmekte olan birkaç kurum temsilcisinin sembolik katılımıyla ve basın açıklaması biçiminde yasak savmaya dönüşmüş destek biçimini artık mezara gömme zamanı gelmiştir. Doğrudan kendi sorunuyla ilgili olmasa ve kendi eylemi ol-

- Grev ve direnişler, hammadde temininden başlayarak, üretim noktaları, taşımacılık-dağıtım ve satış ağları, iletişimi kapsayacak biçimde örgütlenmelidirler. Dolayısıyla bir grev, bir fabrika ve işyeri, alt bölümleri ile sınırlı olarak düşünülemeyeceği gibi, bir sektör sınırlılığı içerisinde de düşünülemez. - Bunlar, grev ve direnişlerin yeni bir örgütlenme stratejisiyle ve yüksek bir mobilizasyonla yürütülmesini gerektirir. Grevlerin farklı bölgelere, farklı ülkelere, hammadde temini, malların dağıtım ve satış noktalarına doğru genişletilmesi grevin sabit biçimde değil, hareketli olarak yürütülmesini şart koşar. Dağıtım ağlarının kilitlenmesi, bağlantı ve satış 168

masa da her eylemi kendi eylemi olarak gören yeni bir bilinç ve ona uygun bir katılım biçimi gerçekleştirilmelidir.

koşullarından birisi grev fonlarının oluşturulması, güçlendirilmesi, sendikaların grev fonlarını ticari işlerde kullanmalarının önüne geçilmesi, sendika kasalarının denetim altına alınmasıdır. Önümüzde zorlu uzun süreli grevler olacaktır. Güçlü bir grev fonu olmadan grevler kazanılamaz. Grev fonları dışında da grevler esnasında ve işten atılma gibi durumlarda parasal ve her türlü maddi ve manevi desteği geliştirici dayanışma ağları kurmak, sınıf birliğini geliştirmenin, sınıfın onurunu korumanın koşulu olarak görülmelidir.

- Grevlerin yasal sınırlar içerisinde örgütlenebilmesi imkanı, konulan faşist grev yasaklarıyla bir hayli azalmıştır. Bundan dolayı fiili grevlerin örgütlenmesi, örgütlenen fiili grevlere emekçi kitlelerin desteğinin alınarak toplumsal bir meşruiyet kazandırılması önem kazanmıştır. Yaygınlaştırılması gereken dayanışma grevleri de bugün fiili grevlerdir. Bir grevin tek bir işyeri ve sektörle sınırlı kalmadan örgütlenebilmesi de mevcut yasalara sığmaz. Bu noktada örgütlenecek grevler ve sokakta, meydanlarda yürütülecek sendikal mücadelerin sınıfsal toplumsal desteklerini büyütmesi ve meşruiyetini bu yolla geliştirmesi önem kazanmaktadır.

- Proletaryanın sınıf örgütleri, sınıf sendikacılığı, işyeri komite ve meclisleri, kölece çalışma ve kölece yaşamı ortaya çıkartan bu koşullara karşı, emeğin sermayeye karşı mücadelesinde tek bir çarpışmadan ibaret olmayacak uzun süreli, sert ve kararlı bir mücadeleyi örgütleme stratejisini önlerine koyarlar. Grev ve direnişlerde de hemen sonuç alma kolaycı kafasıyla değil, bu bakış açısıyla hareket ederler. Sınıf çalışmalarını da bu stratejik bakış açısıyla süreklileşmiş bir kararlılıkla ve derinlik kazandırarak yürütürler.

- Grev ve direnişlerde öz savunmanın örgütlenmesi, her yolla grevi kırmaya çalışan kapitalistlere karşı grevi sürdürecek ve etkinleştirecek sabotajlar, grev kırıcılarının dövülmesi, kamyonların engellenmesi, destekçilerin de katılımının sağlanacağı blokaj eylemleri grev ve direniş taktikleri olarak uygulanmalıdır. Kitle çizgisinden kopmadan, grevler militan bir çizgide örgütlenmelidir.

- Sınıf sendikacılığı çizgisi, fabrika ve işyerlerinde ve sektörel düzeydeki çalışmalarında, sınıfın bütününü ilgilendiren so-

- Grev ve direnişlerin başarı 169


runların çözümünde her türlü dar mesleksel yaklaşımı, sınıf içi rekabeti ve dar örgüt bakış açısına dayalı grupçu hareket tarzını mahkum eder ve her alan ve her düzeyde sınıfın en geniş birliğini sağlama ve genel çıkarlarını savunma politikasını esas alır. Buna uygun bir duruş gösterir.

politikaları bunlardır. Bu açıdan dünya işçi sınıfı hareketiyle, komünist ve sendikal hareketlerle yoğun bir ilişki ve iletişim halinde olmak, karşılıklı deneyimlerden öğrenmek daha fazla önem kazanmaktadır. İşçi hareketinin her türlü ulusallığın üstünde enternasyonalist bir hareket oluşuna da uygun olarak birbirinden öğrenme ve birlikte mücadele çizgisi, stratejik ve güncel kavrayışla uygulanacaktır.

Sınıf sendikacılığı çizgisinin -kızıl sendikacılığın- grev ve direniş örgütleme strateji ve

170

171


DP_1  

Yaşasın Proletarya Sosyalizmi! iii 97 TİKB: Tarihsel-Siyasal-Örgütsel Sorunlar Emperyalist Kapitalizmin İçsel Dönüşümü Faşizm Çözülüyor Geli...

Advertisement