Page 1

CİLT:3 SAYI:26 MART: 2006 ----------------------------------------------------------------------------------------------------

“....PARTİSİ PROGRAM TASLAĞI ÜZERİNE l.BÖLÜMKAPİTALİZM EMPERYALİZM

VE

1- Taslak genel olarak kapitalizm ve emperyalizmin yasalarının formülasyonuyla başlıyor. Programı zayıf kılan genel olarak bir kapitalizmden başlaması, oysa emperyalistkapitalizme karşı savaş vermek isteği taşıyan bir “... Partisi” programı, kapitalizmin ve emperyalizmin eleştirisi bu sistemin suçlanmasıyla, savaşçı bir ruhla verilmeli, kuru, cansız, akademik bir dille seminer havasıyla değil. Bugünkü kapitalistemperyalizmin “yeni” dünya

düzeni adı altında yüz milyonlarca emekçiyi açlığa ve sefalete mahkum eden, doğayı mahveden sistemin teşhir edilmesiyle başlanmalıydı. Ancak ondan sonra bir kez daha teoriye; kapitalist-emperyalizmin siyasi ekonomik yasalarınınformülasyonuna yer verilmeliydi. Taslağa damgasını vuran kuru, cansız, teorik seminer havası aşıla bilinirdi. 2Kapitalizmin ve emperyalizmin açıklamasına dayanan ilk bölümün en büyük eksikliği Marksist partilerin programlarında kapitalizmi diğer toplumsal üretim sistemlerinden ayırt eden özelliği aşırı üretim bunalımlarına değinilmemiş olması. 1


3- “Teknolojinin gelişimi üretimin boyutlarını ve büyük işletmeler içinde yoğunlaşmasını artırır. Bunun karşısında rekabet edemeyen önceki topluma ait sınıflar, dağılır yok olurken küçük ve orta işletmeler, büyüklerin egemenliği altına girer, çoğunluğu ise iflas ederek işçi sınıfının saflarına itilirler.” Teknolojinin gelişimi yerine, doğrusu kapitalist toplumda teknolojinin gelişimi diye başlamak gerekirdi. Burada amaç öküzün altında buzağı aramak değil, söz konusu olan bir parti programının daha net ifadeler herhangi bir yere çekilmesine izin verilmeyecek açıklıkla ifade edilmesidir. Aynı şey son cümlede de kendini gösteriyor. “...çoğunluğu iflas ederek işçi sınıfı saflarına itilirler.” Sanki formülasyonun bütünlüğü içinde ele alındığında küçük ve orta işletmeler işçi sınıfı saflarına itiliyormuş gibi bir anlam çıkıyor. 4Emperyalizmin anlatıldığı bölümde emperyalist bloklaşmalara, kutuplaşmalara devlet arasında çatışmalara, paylaşım mücadelesi ve 2

şiddete ifade olarak yer verilirken kapitalist emperyalizmin kısa tarihinde iki dünya savaşına, yüzlerce binlerce bölgesel savaşlara, sürekli savaş kışkırtıcılığına, akıl almaz silahlanmasına değinilmemiş yani kısacası program taslağı “emperyalist uygarlıkla” savaş sözcüğünü yan yana koymaktan kaçınmış. II. BÖLÜM – EMPERYALİZM KARŞISINDA FARKLI SINIFLARIN TUTUMU Yukarıda ( I.Bölüm’ de) genel olarak kapitalizm ele alınınca aşağıda sınıflarda genelleşiyor. Taslakta dışarıdan, kapitalizm budur şeklinde bir ruhla verilmiş kanısı sınıflar bölümünde kendini daha güçlü bir şekilde gösteriyor. Marks’ın yöntemi benimsenmeye çalışılmış en azından o niyeti taşıyor. Ne var ki Komünist Manifesto kendi tarihi koşulları içinde özel bir ülkeye özgü bir parti programı değil, genel olarak kapitalizmin tanımlanması tek tek ülkelerin komünist partilerine hareketlerine rehber yol gösterici kılavuz niteliğinde bir program


çalışmasıydı. Öyle olduğu içindir ki Marks ve Engels “ Bu tedbirler muhakkak her ülkede başka başka olacaktır... aşağıda sayılanlar genel bir uygulama alanı bulacaktır” demek gereğini duymuşlardı. Nitekim, Komünist Manifesto’dan sonra farklı ülkelerin komünist partilerinin programları burada sözü edilen ilkelerin etrafında kendi ülkelerinin somut sınıf savaşımları ve ekonomik iktisadi koşullarından yola çıktılar. Soyut bir işçi sınıfında ve diğer sınıflardan değil somut Rus, Alman vb. işçi sınıfından Rus küçük burjuvasından toprak sahibinden, köylüsünden vb. söz ettiler. Bu genelleştirme içinde işçileri görüyoruz. (C.Formülasyonunda) peki diğer sınıflar. Burjuvalar, toprak sahipleri kapitalistler, köylüler. II. Bölümün (a ve b formülasyonları ) aynı şeyin anlatımı. “ akapitalizmin gelişmesi ile yok olmakta olan topluma ait sınıflar kaybettikleri ayrıcalıkları elde

etmek için kapitalizme ve emperyalizme karşı çıkarlar. Ama onlar, kendi temel çıkarları içi mücadele eden işçi sınıfına karşı kapitalistlerin yanında yer alırlar. Onlar pratik olarak gerici bir rol oynarlar.” “ bKapitalizmin gelişmesi ve tekellerin baskısı altında ezilen iktisadi gücünü yitiren orta ve küçük mülk sahipleri, kapitalizmin kötü sonuçlarından arındırılıp korunmasını tekelciliğin önlenip serbest rekabetin geri getirilmesi devletçiliğin güçlendirilmesi ve devletin kendilerine destek olması için mücadele eder, emperyalizme bu temelde karşı çıkarlar. Onlar politik olarak tutucu hatta gericidirler. Ancak kendi yok oluşlarının kaçınılmazlığını anladıkları oranda işçi sınıfının yanında yer alırlar ve devrimci bir rol oynayabilirler.” Bu iki formülasyonda sözü edilen yok olmakta olan sınıflar aynı mı? Eğer öyleyse gereksiz bir tekrar. Taslak kapitalizmin gelişmesiyle (a) yok olan ayrıcalıklarını yitiren sınıflardan söz ediyor. Kimdir bu sınıflar; feodal, yarı-feodal ara sınıflarsa bu 3


belirtilmeliydi. Komünist Manifesto’dan daha geri bu açıdan bakıldığında taslak. (b) de bahsedilen kapitalizmin doğurduğu küçük burjuva sınıfından söz ediliyorsa bu belirtilmeliydi. Bu haliyle bu iki şık (a) ve (b) edebi olarak geliştirilmiş bir tekrardan öteye geçmiyor. C. İŞÇİLER “1.Kapitalizmde işçiler iş buldukları sürece yaşayabilirler...” Manifesto da da böyle yazıyor. Önermeyi tersten alırsak işçi işini kaybettiğinde diğer bir deyişle işsiz kaldığında yaşayamaz sonucu çıkar. Oysa Mark Manifesto’dan sonra yazdığı Kapital’de kapitalist sınıfın işsizlerin yükünü alt ve orta sınıfın üzerine nasıl yıktığını gösteriyordu. Örneğin bir çok gelişmiş kapitalist ülkede uzun süreler iş bulamadığı, çalışamadığı halde işsizlik sigortasından para alarak yaşamını sürdüren binlerce işsiz mevcut. İşsizlik sigortasının vb. olmadığı örneğin Türkiye de on binlerce kronik işsiz ya da dönem dönem işsizlikle tanışan yüz binlerce emekçi aile içinde çalışanların sırtına yüklenir. Yine binlercesi 4

yasadışı hırsızlık, fuhuş vb. gibi “gayri meşru yollara” yönelir. Her ne şekilde olursa olsun kapitalist sistem işsizlerin geçimini çalışan emekçilerin alt ve orta sınıfın üzerine yıkar. Tasarıda bu formülasyon şu şekilde yer alabilirdi: Kapitalizmde işçiler emek güçlerine alıcı buldukları ölçüde çalışabilirler. Bu durum ise sık sık kapitalist bunalımlarla kesintiye uğrar. Her emekçi yaşamının bir döneminde uzun ya da kısa aralıklarla işsizlikle tanışır. Kapitalizm işsiz emekçinin yükünü diğer çalışan emekçilerin sırtına yükler. İşçilerin çalışabilmeleri üretim araçlarını ellerinde bulunduran kapitalistler ve büyük toprak sahipleri hesabına bir süre bedava çalışıp artı-değer üretmeleri koşuluna bağlıdır.___ Bundan sonra şöyle devam etmeliydi. 2. İşçiler ne kadar çok çalışır ve emek-güçlerinin üretkenliği ne kadar çok artarsa kendilerinin toplumsal yoksulluğu aşağılanma ve geleceğe ilişkin güvensizlikleri o kadar artar. Ama üretim araçlarını ellerinde bulunduran ve çalışmayan


sınıfların ise zenginliği ve refahı sürekli artar. Bunun için işçilerin kapitalizmi yok etmekten başka çareleri yoktur. Ve emperyalizme karşı bu temelde mücadele etmek zorundadırlar. 3. Bütün kapitalist ülkelerdeki işçilerin çalışma ve yaşam koşulları gittikçe daha çok birbirine benzer, sadece benzemekle kalmaz aynı zamanda da birbirine bağımlı hale dönüşür. Bu durum bütün dünya da işçi sınıfını kapitalist sınıfa karşı ortak mücadele etmeye yöneltir. 4. İşçi sınıfının bu ortak mücadelesi karşısında ise farklı ülkelerdeki kapitalist devletler, açıkça ya da aralarında yaptıkları gizli anlaşmalarla bir bütün halinde yer alırlar. Emperyalizm bu gerçeği açığa çıkarmıştır. İşçi Sınıfı “-Kapitalizme karşı devrimci sonuna kadar olan tek sınıftır.” Doğrudur. Ne var ki bu şekilde konup bırakılırsa eksiklik taşır. Manifesto’ da Marks orta sınıfların ...proletarya saflarına geçmelerinin kaçınılmaz olması bakımından devrimci olduklarını da buna ekler.

Hele ki söz konusu olan demokratik devrimse ve “emekçiler” çağrılıyorsa! “-İşçi sınıfı kurtuluşunu ancak kendisi başarabilir.” İşçi sınıfının kurtuluşu bir sosyal devrime ihtiyaç gösterir kapitalizmin tüm gelişimi tarafından hazırlanır. “- İşçi sınıfı dünyanın herhangi bir yerinde kurduğu iktidarı onun yerel yada bir kısmının değil, tümünün uluslar arası egemenliğinin bir parçasıdır ve hiçbir şekilde işçi sınıfının toplumsal köleliğiyle bağdaşmaz.” Bu konu açılmalı ne söylenmek istediği tam net değil. İşçi sınıfının toplumsal köleliği kapitalizmde ücretli köleliktir. Ücretli kölelik işgücü sahibinin işgücünü “istediğine” satabilme özgürlüğüdür. İşgücünün kendiside meta olduğu için diğer tüm metalar gibi alıcı olduğu sürece pazarda satılabilir. Emekçinin özgürlüğü budur. Daha açık ve net ifadeler kullanılmalı toplumsal kölelikten kastedilen ve bağdaşmayanın ne olduğu net ifadelerle açımlanmalı. 5


“- İşçi sınıfının iktidarı kurduğu her yerde ... sosyalist dönüşümü sağlamak için üretim araçlarının üreticilere devredilmesini sağlayacak... kendisiyle birlikte tüm insanlığı kurtaracaktır. Sosyalist devrim, üretim ve tüketim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesi, onların kamu mülkiyetine dönüştürülmesi, tüm üretim ve tüketim araçlarına işçi sınıfının el koymasıdır. İşçi sınıfı bunun başka hiçbir sınıfla paylaşamaz. Üretim araçlarının üreticilere devredilmesi, iktidarın burjuvaziyle paylaşılmasıdır. Kapitalist toplumda üretici sanayici kapitaliste atfedilen sözdür. Küçük sanayici, köylü, küçük burjuvazinin milyonlarca üyesi üreticidirler, üretim araçlarının üreticilere devredilmesi proletarya ile birlikte bu sınıfların iktidarı paylaşmasıdır. TÜRKİYE’ DE KAPİTALİZM Taslak Türkiye’nin kapitalist bir ülke olduğunu yazıyor. Kırlara geldiğinde bir çekince konuluyor. Burada yani kırda kapitalist üretimin 6

egemen olduğunu ifade ediyor. “Kırsal alanda üretimin kapitalist biçimi egemendir.” Bu doğrudur. Ne var ki Ahmet insandır demek gibi bir şeydir bu. Ahmet’in insan olduğu söylendiğinde Ahmet’i ne kadar tanırsak, Türkiye kırlarının kapitalist olduğu söylendiğinde Türkiye kırlarını da o kadar tanımış oluruz. Milyonlarca küçük üreticinin; en ilkel koşullarda varlığını sürdürmeye çalışan kendi “bağımsız” aile çiftliğinde ücretsiz aile bireylerinin emek güçleriyle kapitalist tarıma karşı ayakta durmaya çabalayan milyonlarca küçük burjuva tarımının sözü bile edilmiyor. Kapitalist tarımın artı-değere doğrudan el koyma temeline dayanankapitalist üretimin, Türkiye kırlarında gelişmesinin önünde engel teşkil eden toprak üzerindeki küçük mülkiyetin yaygınlığıdır. Bu küçük işletmeler iki şekilde çözülecek ya kapitalist zorla mülksüzleştirme ki bu ekonomik zora dayanır bu gün Türkiye kırlarında yaşanan da budur. Ya da ikincisi proletaryanın iktidarında sabırla küçük köylü işletmelerinin kolektif eşitlikler


içinde toplanıp eritilmesiyle, küçük burjuva köylünün proleterleşmesiyle. Türkiye kapitalizminin kırlarda ki egemenliği sanayide olduğu gibi tarımda da emperyalist rekabetle emperyalist sermayenin saldırısıyla küçük üreticiler topraklarını terk etmeyle karşı karşıya bırakılıyor. Taslakta bu gerçek ortaya serilmeli ve milyonlarca küçük üreticinin kaçınılmaz sonu gösterilmelidir. B.III GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN MÜCADELE EDİLECEK TALEBLER. a. Ülkenin bağımsızlığı ve toplumsal yaşamın demokratikleştirilmesi için, Ekonomik taleplerden siyasal taleplere geçtik. Karşımıza birden bağımsızlık sorunu çıktı. Sözü edilen bağımsızlık ekonomik mi siyasal mı yani ekonomik bağımsızlık iç pazarın yaratılması ulusal burjuvazinin oluşması vb. sürecidir. Siyasal bağımsızlık ise burjuvazinin iktidarı alması devlet olarak örgütlenme sürecidir. Demokratik devrimin işçi sınıfının bir talebi değil bunun eksik olduğu

başarılamadığıdır. İşçi sınıfı başkaları adına hareket ediyor. Sorunu bu şekilde koyduğumuzda –yani bağımsızlık olarakişçi sınıfına da düşen görev burjuvazi adına bunu yerine getirmesidir. Peki işçi sınıfı bunu burjuvazi için mi yapar kendi kurtuluşu sosyalizm için mi? Sosyalizme ulaşabilmenin ilk adımı olarak demokratik talepleri ileri sürer taslakta bu konur, ne var ki eksiklik “bağımsızlık” sözcüğüne ekonomik bir içerik yüklenmemesinden kaynaklıdır. Türkiye kapitalizmi anlatılırken buna ilişkin anlatım yok. Buna birkaç sözcükle değinilmeliydi. “Herkese ayrımsız düşüncesini açıklama, örgütlenme ve gösteri yapma hakkının sağlanması” Herkes sözcüğü kavram kargaşası yaratan bit sözcük. Burjuva toplumunda egemen sınıf olarak burjuvazinin örgütlenme, görüşlerini açıklama taleplerini yasallaştırma hakkı zaten mevcuttur. Emekçilerin yerini burada herkes almış görünüyor. Burada sınıflar yerini herkese bırakmış 7


görünüyor. Daha sonraki maddelerde bu herkes sözcüğü sıkça karşımıza çıkıyor. b. “İşçi sınıfının fiziki ve zihinsel yozlaşmasını önlemek ve sınıf çıkarları için mücadele yeteneğini geliştirmek için” “Ücretlerin aylık ve peşin ödenmesi” Oysa ki bu daha önceleri haftalık ve günlük ödenmesi şeklindeydi. İşçi sınıfı ücretlerini aylık almakla peşin peşin kapitaliste kredi açmış olmuyor mu? “Yıllık izinlerin bir aydan başlaması her çalışılan yıl için 1 gün eklenmesi ve izin sürelerinin en az bir parçasının bir aydan az kullanılmasının önlenmesi.” Daha açık ifadeyle izin süreleri boyunca işçilerin bir başka işte kendi istemleriyle dahi olsa çalışmalarının yasaklanması. İzin sürelerinin işçilerin mümkün olduğunca topluca geçirmelerini sağlayacak düzenlemeye gidilmesi işçiler arasındaki kaynaşmanın dostluğun arttırılması için. 8

“Ücretli çalışanların tümü için sendika kurma, toplu sözleşme ve her türlü grev yapma hakkı.” Ücretli çalışanların tümünün kendi istemlerine bakılmaksızın yasal olarak zorunlu sendikalı olması. C. Kırsal yaşamda demokratik gelişimi hızlandırmak ve sınıf mücadelesini yükseltmek için. “Kırsal alanda üretimin kapitalist biçiminin egemenliği koşullarında” Kırsal alanda demokratik gelişimi hızlandırmak ve sınıf mücadelesini hızlandırmak esas olarak kırlardaki yarı feodal üretim ilişkilerinin çözülmesini sağlamaktır. Ne var ki kırsal alanda üretimin kapitalist biçiminin egemenliği koşullarında programın bu bölümü zayıf olacaktır. Nitekim burada da böyle. Demokratik devrimi bir siyasal iktidar sorunu işçi sınıfının özellikle küçük burjuva yığınları kendi safına çekebilme, burjuvaziden koparabilme sürecidir de bu aynı zamanda. Demokratik devrim - sosyalist devrim tartışmalarında kafası karışık binlerce devrimcinin sosyalist devrimin içinde bu süreci


çözümlenebileceğini düşünmelerine neden olur. Bu kısmen doğrudur. Ne var ki işçi sınıfı demokrasi savaşımıyla çelikleşmediyse, kırların küçük burjuvalarını saflarına çekemediyse yani yığınlar burjuvaziden tamamen umudu kesmediyse işçi sınıfı bütün burjuvaziye karşı –küçük- burjuvazi de dahil- savaşım verebilecek nitelikte siyasallaşmadıysa devrim dış düşmanların emperyalizmin tehdidi karşısında ayakta kalabilmek için gerekli zaman süresini sağlayabilmek için içerde işçi sınıfının dışındaki emekçi diye genelleştirilen tüm çalışan yığınların desteğine muhtaçsa bir geçiş aşamasına emperyalist burjuvazinin siyasal ekonomik baskılarının büyük bir öfke yarattığı bu yığınları emperyalist burjuvaziden koparacak bir sürece ihtiyacı olacaktır. Bu süreç demokratik devrim sürecidir. Burjuva toplumsal koşullar altında çözümlenebilecek ve esas olarak da burjuva toplumunun gelişmesini hızlandıracak demokratik talepleri işçi sınıfı partilerinin programlarında yer alması gerçeği bundan

doğar. Yoksa demokratik devrim bir sosyalist program değil sosyalist devrim için bir asgari programdır. Ve onunla da iç içe geçmiştir. Birincinin asgari programın kendisini ikinciye sosyalist programa nerede bırakacağı sorusu dogmatiklerin Marksizmi eklektik olarak kavrayan küçük burjuvaların teorik karmaşalığıdır. Bu kesintisiz bir devrimin sürecidir. Demokratik devrim içinde sosyalist programın bir çok öğelerini içerir. Büyük sermayenin mallarına el konulması burjuva devletine ait tüm üretim araçlarına, bankalara el konulması gibi. Feodalizme karşı burjuvazinin küçük üreticileri ve köylüleri saflarına çektiği demokratik devrim değildir bu. İşçi sınıfının sosyalizm için küçük burjuva yığınları kendi saflarına çektiği kırlarda artık egemenliğini yitirmiş yarı feodal artıkların işçi sınıfı ve küçük burjuvaziyle birlikte tasfiye ettiği bir demokratik devrimdir. Sosyalizmle iç içe geçmiştir. Sosyalist üretimin maddi koşullarının hazırlandığı bir ilk adımdır. Bu taslakta sözü edilen ulusların kendi kaderini tayin hakkı 9


emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi bu süreçte çözümlenebilecek bir ilk adımdır hep. Mahir 2001

“İŞÇİ SINIFI PARTİSİ İÇİN PROGRAM TARTIŞMALARI” TASLAK 1’İN ELEŞTİRİSİ GİRİŞ 2002 Haziranın da “İşçi Sınıfının Partisi için program tartışmalarını amaçladığını” ifade eden bir “Bülten” yayımlandı. “Bülten” adı verilen broşür sosyalistlerin parti programı tartışmalarına aracılık etmek, okurları dünden bugüne hem dünyadaki sosyalist partilerin hem Türkiye deki parti, grup, hareket vb. birliklerin programlarını tanıtmak istemektedir diyerek, niyet olarak rakip kaygısı gütmeden tartışmalara açık olduğunu ifade eden birinci sayısıyla tanıştırdı okurlarını. I. Sayı iki taslak programla başladı, bunu Ekim 2002’de 10

ikinci sayı takip etti ve ondan sonra üçüncü bir sayının çıkıp çıkmadığını en azından biz görmedik şimdiye kadar. Şu kadarı açık ki bir ve ikinci sayılarının bize verdiği fikir oldukça mütevazı sayılabilecek çok dar bir kesim arasında sürdürüldüğü anlaşılan program tartışmaları, geniş, sayısız, ulusal ve uluslar arası programların tartışmalarına açık olduğu yazılan “Bülten” daha ikinci sayısında rengini belli edip, kısır bir döngüye mahkum olacağını gösterdi. Yayınlanan her iki program taslakları ve bunlara yönelik eleştiriler ve desteklerden anlaşılan, tartışmaya katılan, konu hakkında söz söyleme gereği duyanların çoğunun soruna bakışı yolda kendi haline giderken ağzına mikrofon dayanan ve ............. konusunda ne düşündüğü sorulan vatandaşın derin tahlillerinden öteye geçmiyor.


Her iki taslak çalışmalarına katılanların sosyalist hareket içerisinde “çözülememiş” ideolojik karmaşıklığın bütün ayırt edici yönlerini açığa vuruyorlar. Bu “Bülten” leri oluşturan yada buna yazılarıyla katkıda bulunanlar arasında görünüşte de olsa hiçbir konuda birlikteliğin olmadığı kendini gösteriyor. Geriye bunların hangi konularda anlaştıkları sorusu kalıyor ki buda bir süre sonra kendini ortaya koyacaktır sanırım. Parti programı konusu da dahil olmak üzere bu iki program taslağında işçi sınıfı, sosyalizm, devrim, parti gibi temel konularda derin bir ayrılığın olduğu görülüyor. İşçi sınıfının diğer sınıflar karşısında bağımsız bir hareket olarak oluşmadığı, oluşamadığı koşullarda ebetteki ideolojik karmaşıklık hüküm sürecektir ve her iyi niyetli sosyalist bu olgunun bu koşulların sona ermesi için elinden gelen mücadeleyi verecektir, bu tip tartışmaların ittifakların sonuçlandırılması bunlardan kaçmak bir yana bu ayrılıkların olduğu biline biline bizatihi bu ayrılıkların ideolojik karmaşıklığın kendisini yok etmek yada herkese kendi

yaftasını vermek için tüm sosyalist çevrelerce bu tartışmalar, ortak çabalar içten ve samimi olarak sürdürülmelidir. Burada iki sayısıyla tanıştığımız “Bülten” i çıkartanların bu ideolojik farklılıklara karşı nasıl bir tutum takınacaklarına bağlı. İdeolojik karmaşıklığın aşılması için katkıda bulunup bulunmayacakları ilk güçlükte herkesin kendi dükkanına dönüp dönmeyeceğine bağlı. Şu da bir gerçek ki bizim sosyalist çevrelerde ideolojik tartışmalar ve tartışma düzeyleri de oldukça geridir. Tartışma kültürü ne yazık ki küsme, kırılma, düşman, belleme daha tartışmaların başlangıcında benden değil diyerek çekip gitme geleneği oldukça yaygındır. Tüm bunların aşılması zor. Ne var ki aşılması aşılınması gerekli bir zor. I.

PROGRAM TASLAĞI ELEŞTİRİSİ

Program taslağı –1 yazarının ifade ettiği dört kısımdan oluşuyor. Kuram yani genel teori, Türkiye, Parti ve Talepler. 11


Genel teori “kuram” program taslağının teorik bölümü proletaryanın tanımıyla başlıyor, kapitalizm, kapitalizmin en yüksek gelişmesi emperyalizm, sosyalizm taslakta kuram bölümünü oluşturuyor. Proletaryanın insanlığı kurtarmasıyla genelden özele Türkiye ye bırakıyor yerini. Türkiye ye ayrılan kısım 11-12-13-14 nolu formülasyonlar kuramın sonuna yamanmış görüntüsü veriyor. Oysa Türkiye işçi sınıfı partisi için program taslağı Türkiye kapitalizmiyle başlamalıydı. Her şeyden önce işçi sınıfı hareketinin “ulusal” bir hareket olduğu unutulmamalıdır. Bu kısmın 1 ve 12 nolu formülasyonu Türkiye kapitalizminin kısa bir özeti ondan sonraki 13 ve 14 nolu formülasyonlar kuram bölümünde kapitalizmin gelişmesinin sonuçlarıyla anlatılanların bir tekrarı, orada genel burada özel. Partiye ayılan kısım 1516-17 nolu formülasyonlar, örneğin (16) “Parti aynı zamanda tüm diğer emekçilere, sermaye egemenliği altında durumlarının daha da 12

kötüleşeceğini anlatır ve mevcut toplumsal ve siyasal düzene muhalif ve devrimci tüm hareketleri destekler.”der. Bu bölüm yeteri kadar açık ve net değil. Tüm diğer emekçiler kimlerdir, emekçi kelimesi halk kelimesinin yerini sıkça almaya başladı. İşçi sınıfı partisinin programı net olmalıdır. İşçi sınıfı kapitalizmin kaçınılmaz sonuçlarını kendisi dışındaki “emekçi” sınıflara anlatır ve kendi saflarında –işçi sınıfının- yer almağa çağırır. İkincisi siyasal düzene muhalif devrimci tüm hareketleri desteklemez. İşçi sınıfı kendisi bağımsız bir sınıf olarak ancak kendi sınıfsal çıkarlarına hizmet eden hareketleri destekler. Dördüncü ve son kısım, Talepler; işçi sınıfının demokrasi mücadelesini kapsıyor ve özünde burjuva talepler bu bölüm üzerinde en çok tartışılan Türkiye devriminin niteliği tartışmalarına katılan tüm grup, parti, hareket vb. nin programlarında hemen hemen bir çok maddesiyle yer alıyor. Elbette ki talepler o ülkenin sınıf mücadelesinden doğuyor. Bunlar mutlak


talepler değil bir çoğu kapitalizm içinde gerçekleşecek talepler. Burada asıl sorun işçi sınıfının siyasallaşması demokrasi sınavından geçmesidir. İşçi sınıfı burjuvazinin tümüne karşı savaşabilmek için burjuvaziyle arasındaki ayrıntıları temizlemek zorundadır. Bu ise işçi sınıfının yerel ve uluslar arası gücüne bağlıdır. Dünyada ilk sosyalist program Marks ve Engels’in ortaklaşa kaleme aldıkları Komunist “Parti” Manifestosu’dur. İlk olması dışında kendisinden sonraki işçi sınıfı partisi programlarına ışık ve rehber olma özelliği taşır. Manifestoda burjuvalar ve proleterlerden işe başlıyordu. Ne var ki Marks ve Engels burjuvazi ve proletaryayı ele almadan önce içinde bulunulan tarihsel koşulların kısa öz açıklanmasının ardından sınıflara geçiyordu. Manifestoda bunu yaparken ilk olmanın özelliğinden bu vurguya gerek duydular. Manifestodan sonra en çok tanınan Gotha programı olsun Erfurt programı olsun Plekhanov ve Lenin’in RSDP

programı ve taslak çalışmaları olsun içinde bulunulan dönemin tarihsel açıklamalarına vurgularına rastlamayız. Bu durum olsa olsa Marksizmin tarihsel başarıları, işçi sınıfı içindeki saygınlığı, işçi yığınları arasında sosyalist fikirlerin yaygınlığından ileri gelir. Oysa günümüzde içinde bulunulan tarihsel koşullar, her türlü emperyalist burjuvazinin saldırganlığı, yığınların uzun bir süredir marksist bilimden kopmaları, marksizm öldü propagandalarına kısa ve öz bir yanıt vererek işe başlamalıydı. Taslak-1 in teorik kısmı günümüzde marksizmin burjuva saldırılarına karşı yanıtı cevabı olmalıydı. Program taslağı-1 in kuram kısmı yaşamdan kopuk marksizmi bilmeyenler için liste halinde kuru cansız bir bilgi demeti şeklinde sunulmuş, bu haliyle bir aydının marksizmin temel şemalarını çizdiği bir semineri andırıyor. Oysa bir parti programında savaşa yeni başlayan canlı, diri, ileri atılmağa hazır kapitalizme öfkeli bilinçli devrimci bir işçinin enerjisi yansıtılmalıydı. 13


Komünist manifestoda olduğu gibi. (1) “ Üretim ve geçim araçlarının mülkiyetinden yoksun proleter çoğunluk, kapitalist sınıf ve onunla işçilerden karşılığı ödenmemiş emeğini paylaşan bütün ortaklarına iktisadi olarak bağımlıdır. Proleterlerin ancak iş bulabilmeleri şartıyla yaşamasına ve ancak kendisini sömürenlere belli bir süre bedava çalışmak şartıyla çalışmasına izin verilir. Bu yüzden proleterler kendi iş güçlerini pazara satmağa çıkarmış ücretli kölelerdir. Kölelik koşullarında proleteryanın geleceği yoktur. İşçi sınıfının bu ücretli kölelik koşullarından kurtulması, onun siyasal faaliyetlerinin esas amacı ve ayırt edici noktasıdır.”deniyor. Proleterler belirli tüketim nesnelerine ve kısmen üretim araçlarına da sahiptirler. Genel anlamda ifade etmek gerekirse pek çok ülkede nüfus içerisinde çoğunluğu teşkil etmezler, çoğunlukta değildirler. İşçiler kapitalizme dolayısıyla kapitalistlere sadece iktisadi yönden bağımlı değillerdir, aynı zamanda yüzlerce yasa, 14

polis şiddeti, düzenli burjuva orduları, ideoloji vb. aracılığıyla kısacası burjuva devlet mekanizması aracılığıyla siyasal olarak da bağımlıdırlar ve bağımlı kılınırlar. İşçi sınıfının burjuvaziye karşı siyasal bağımsızlığı kendisi için bir sınıf olduğunda kısmen gerçekleşebilir. Nihai son bulması siyasal bir devrimle, burjuva devlet aygıtını parçalaması, proletarya iktidarını kurmasıyla mümkündür. Bu unutulacak basit bir ayrıntı değildir. Proleterlerin ancak iş bulabilmeleri şartıyla yaşamalarına izin verilmesine gelince. Bu doğrudur ne var ki genel bir doğrudur. Geçtiğimiz iki emperyalist paylaşım savaşları sonucu Sovyet iktidarının kurulması ardından bir çok demokratik halk iktidarlarının kurulması özellikle emperyalist ülkelerde burjuvazi bir takım reformlarla yasal düzenlemelerle yükselen devrim dalgalarını sığ limanlarda kırabildi. Bunların başında Sosyal devlet gelir. Sosyal devlet sosyalist ve demokratik halk cumhuriyetlerinin karşısına çıkarıldı. Emperyalist


burjuvazi tarafından işsizlik sigortasıyla Avrupa’da uzun süre çalışmadan yada kısa aralıklarla çalışarak yaşayan bir kesim oluştu işçi sınıfı içinde. Oysa kapitalizmin tarihsel gelişmesi ve bu günkü durumu ve gidişi vurgulansaydı bu temel doğru tanım kafa karıştırmazdı. “Kölelik koşullarında proletaryanın geleceği yoktur. İşçi sınıfının bu ücretli kölelik koşullarından kurtulması onun siyasal faaliyetinin esas amacı ve ayırıcı noktasıdır.” Bu son paragraf burjuva reformizmi ile marksizm arasındaki temel ayrımdır. Marksistler her türlü burjuva reformisti küçük burjuva sosyalistinden ayrıldıkları temel nokta burasıdır. (2) “ Kapitalist üretimin bütün amacı artı-değer sömürüsüdür. Daha fazla artıdeğer üretmek için daha fazla işçiyi sömürmek ve daha fazla mal üretmek eğilimindedir.” Burada kapitalist üretim anlatılmak istenir. Daha fazla mal üretimi gerçekte daha fazla paradır yani meta üretmek amaç değil araçtır. Kapitalist toplum söz konusu olduğunda bu toplumun savunucuları bu toplumun

biricik amacının üretim olduğunu öne sürerler, oysaki gerçek amaç üretim değil değişimdir. Bunu gerçekleştirebildiği sürece işler yolundadır. Nitekim kapitalist üretimin krizleri kendini dolaşım ve para sisteminde bir bunalım, kriz olarak ortaya koyar. Kapitalist üretimde tüm ürünler meta olarak üretilir ama ancak değimde bunu gerçekleştirebildiği ölçüde yani meta olarak üretilen ürün paraya dönüştürülebildiği ölçüde süreç kesintisiz devam eder. Kapitalist bunalımlar döneminde sanki para kaybolmuş, gitmiş, kimsede para yokmuş gibi görünür. Gerçekte bu durumun üretimin biricik amacının artıdeğerin paraya dönüşmüş biçimini elde etmekten ileri gelmesidir. O kullanım değeri üretmek amacı olmadığı için dağ gibi yığılmış kullanım değeri stokları her alanda büyürken, milyonlarca insan yoksulluk ve açlığa mahkumdur. (3) “ Krizler, kapitalistlerin kendi aralarındaki rekabetin birbirini yok etme savaşına dönüştüğü anlardır ve bu savaş her 15


seferinde tek tek sermayelerin tasfiyesi ve birleşmeler yoluyla sermayenin giderek daha az sayıda elde toplanmasına yol açar.” Bu durum salt kriz dönemlerine özgü bir olgu değil sürekli bir olgudur. Krizler bunu yaratmaz sadece bunu daha büyük ve hızlı bir şekilde artırır. Kapitalizmi bir bütün olarak değil onun belirli dönemlerini ve tarihsel süreçlerini ele alarak onun olumsuzluklarını bu süreç ve dönemlere yükleyerek bunları tedavi ederek kapitalizmi mazur göstermeye çalışan burjuva aydınlarına açık kapı bırakmış oluruz bu şekilde. Kapitalistler arasındaki sürekli rekabetin bunalım dönemleriyle birlikte şiddetlendiği, arttığı vurgulanmalıydı. Yoğunlaşmadan tekellere doğru gidiş banka ve sanayi sermayesinin ortaya çıkışı ve emperyalist aşamaya geçiş tanımlanmış. (4) “Mali oligarşinin dünya çapındaki iktidarı, tek tek kapitalistleri ve ulusal denilen kapitalist devletleri bu iktidarın aracısı haline getirmiş, devlet yöneticileriyle tekellerin yöneticileri içiçe 16

geçmiştir. Ulusal kapitalist devletler ve yerel mülk sahibi sınıflar, uluslar arası mali oligarşinin dünyayı paylaşma mücadelesinin yerel ayaklarını oluşturmaktadırlar. Bunlar kendilerini proletarya ve diğer emekçilerin ezilmesi ve emperyalist egemenliğin korunması konusunda uzmanlaştırmaktadırlar...” deniyor. Emperyalizmin can alıcı politik özelliğini vurgularken Lenin, ilhak ve sömürgeleştirme siyasetine özel bir vurgu yapmıştı. Bu gün bu tarihsel özellik ortadan kalkmamış emperyalist devletlerin kendi işbirlikçilerine yönelik de olmak üzere doğrudan işgali, ilhak ve sömürgeleştirme politikaları “ulusal” devletleri tehdit eder duruma gelmiştir. Lenin, emperyalizm adlı eserinde “...sayıları gitgide artan küçük yada zayıf ulusların zengin yada güçlü birkaç ulus tarafından sömürülmesi...” ni emperyalizmin ayırdedici özelliği olarak göstermişti. Günümüzde emperyalizm savunucuları küreselleşme, globalleşme ve propagandayla ulusların


ortadan kalktığını, ulusal devlerin sona erdiğini geveliyorlar. Birkaç emperyalist devlet ve bunların tüm dünyadaki birlikleri bugün tüm dünyada gittikçe artan ölçüde farklı ulusların emekçi halkları tarafından nefretle lanetleniyor. İşçi sınıfı emperyalist politikalar karşısında ilhak ve sömürge politikalarına karşı ulusal hareketlerin önüne geçmeli onu burjuvazinin güdümünden kurtarmalıdır. Programın bu bölümü oldukça sığ sınıflar hareketinin zenginliğini yansıtmaktan uzak. Genelleştirme sınıflar hareketini muğlak bırakmış oysa şeytan ayrıntıda gizlidir. “Ulusal denilen kapitalist devletleri bu iktidarın aracı haline getirmiş devlet yöneticileriyle tekellerin yöneticileri içiçe geçmiştir. Ulusal kapitalist devletler ve genel mülk sahibi sınıflar, uluslar arası mali oligarşinin dünyayı paylaşma mücadelesinin yerel ayaklarını oluşturmaktadırlar...” Bir genelleştirmeyle karşı karşıyayız, burada yeryüzünü haraca boğan tüm dünyayı sömüren birkaç dev

emperyalist ülke ile dünyanın geri kalan sömürge ve yarı sömürge bağımlı ülkeleri bir avuç satılmış işbirlikçi devlet yöneticisi ve işbirlikçi burjuva sınıfı aracılığıyla emperyalist sisteme dahil edilmiş, bu dahil edilme ekonomik bağımlılık olarak üretim ilişkilerinin devamı olarak değil bir fiil kendisi olarak karşımıza çıkarılmak isteniyor. Bu bakış açısıyla örneğin emperyalist tekellerin egemen olduğu sermayenin sanayi ve banka sermayesinin olağanüstü boyutlarda yoğunlaştığı Fransa ile yarı feodal üretim biçimine sahip kapitalist üretim ilişkilerinin görece geri, bağımlı olduğu Irak genelleştirme sonucu bir ve aynı şeyin iki farklı yüzü yani iki emperyalist ülke olarak çıkar karşımıza. Burada ağacı görüp ormanı kaybetmektir olan. Emperyalist tekeller ekonomik yönden yerel, ulusal pazarları parçalayıp kendine tabii kılarken kendi ekonomik uzantılarını oluştururken ulusal ekonomileri yıkar. Sanayide bölgesel ulusal sanayileri mahveder iflasa ve yok olmağa sürükler, emperyalist tekeller dışarıda 17


serbestlik isterken rakipler söz konusu olduğunda içeride ulusal çıkarların korunmasından söz eder. Sermaye birikimi yönünden geri olan ülkeleri ekonomik yönden ablukaya alırken bu ülkelerin egemen burjuvalarını kendisiyle işbirliğine zorlar her durumda küçük bir azınlık dışında milyonlarca insanda sadece işçilerde değil mahvına neden olduğu milyonlarca insanda nefret uyandırır. Tüm bunlar bu ülkelerde ulusal bilincin patlamasına emperyalizme karşı milliyetçi dalganın yayılmasına neden olur. Emperyalizmin mali oligarşinin işbirlikçileri doğurduğu, ulusal denilen kapitalist devletleri kendi araçları haline getirdiği doğrudur. Ne var ki tek yanlıdır. Kapitalizmin yoksulluğu yarattığını görmemek gibi tek yanlıdır. Sokaklarda park yeri bulamayan araç sayısına bakarak, artık yoksulluğun bittiğini haykıran küçük burjuva aydını gibi mali oligarşinin bir avuç yöneticiyi satın alması kendi uzantısı işbirlikçi bir burjuva sınıf yaratmasına bakarak ulusal 18

sorunun bittiğini söylemek gibidir bu durum. Emperyalizmin, “ulusal” devletleri kendine tabi kıldığı doğrudur, ama ulusal savaşlara yol açtığı da doğrudur. Mali oligarşinin bir avuç işbirlikçi yarattığını söylersek bu tek yanlıdır, diğer yanda bu işbirlikçi siyaset milyonlarda ulusal bilinci uyandırıyor. Örneğin Türkiye de sermayenin siyasal iktidarları başta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalist sisteme kölece bağımlılığını gösterirken yüz binlerce insanın stadyumlarda kendiliğinden kahrolsun ABD emperyalizmi diye bağırması bunun sonucu olmalı. Emperyalizmin ajanları kukla iktidarlar besleme yöneticilerin emperyalistler arası çatışmalar sonucu yıkıldığı Afganistan ve Irak’taki ulusal bilincin yükselmesi Taliban ve Saddam rejimlerinin kolayca teslim olmalarına karşın Afgan ve Arap halkının savaşa devam etmesi kitlelerdeki ulusal bilincin uyanmasıdır. Buna işçi sınıfının mı burjuvazinin mi yol göstereceği bu bilincin ne yöne akacağına bağlıdır.


Ulusal soruna sığ, dar, dogmatik yaklaşanlar ulusal sorun denilince farklı milletlerin burjuvalarının henüz devlet olarak ortaya çıkmamış burjuvazisinin “bağımsızlık” devlet olma savaşı olarak görürler. Ulus ve ulusal devlet konusunda burada da aynı yanılgıyı, aynı dar tek yönlü bakış açısını görüyoruz. Tekrar edersek “...ulusal kapitalist devletler ve yerel mülk sahibi sınıflar, uluslar arası mali oligarşinin dünyayı paylaşma mücadelesinin yerel ayaklarını oluşturmaktadırlar...” deniyor. Lenin, emperyalizm çoğu zaman ulusal savaşlara yol açar derken, sınıflar savaşımının zenginliğine dikkat çeker. Kapitalist toplumda sınıf savaşımını salt burjuva, proletarya sınıf savaşımına indirgemek sığ bir yaklaşımdır. Çok karmaşık biçimiyle çekişme, rekabet karşılıklı iktisadi çıkarların çatışması, vb. ile zengin bir kaynaşmayı görürüz. (5 ve 6) Emperyalizm ve sınıflara ayrılmış. Proletarya ve mülk sahibi sınıflar. Proletarya mülk sahibi sınıflar karşısında tek

devrimci sınıf (6)’ncı formülasyonda sözü edilen mülk sahibi sınıflar üretim aracı sahipleri adı altında genelleştirilerek sınıflar arasındaki ayrım üretim aracı sahipliğine indirgenmiş oysa küçük burjuvada, köylüde, büyük burjuvazide üretim aracı sahibi sınıflardır. Burada yazar küçük burjuvaziden bahsediyor olmalı, çünkü kapitalist gelişmenin yıkıcı ve yok edici etkilerine karşı direnen üretim aracı sahipleri deniyor tekelleşmenin yasaklanıp, devletçiliğin korumacılığına sığınma vb. bize küçük burjuvaziden söz edildiğini anlamamızı istiyor. Oysa yarı feodal sınıflarda henüz tasfiye edilmemiş eski toplumun sınıfları da mülk sahibidirler. Küçük meta üretimi ve küçük burjuvazi kapitalist egemenlik öncesi var olduğu gibi “bağımsız üretici olarak” kapitalizmde de yeniden üretilmiş bir sınıf olarak karşımıza çıkar. Bu yeni küçük burjuvazi emperyalizmle birlikte onun yarattığı kendine bağımlı bir küçük üreticiler küçük burjuvalar sınıfı olarak ortaya çıktı günümüz kapitalist ekonomisinin küçük 19


burjuvazisi budur bu sınıfın çıkarları bağımsız ulusal bir kapitalizm değil buna (5) nolu formülasyonda değinilip geçilmiş. Oysaki küçük burjuva denilince teorik bir soyutlama olarak kendine ait üretim aracıyla yerel ulusal pazar için üretim yapan “bağımsız” meta üreticisi anlaşılıyordu ve halen öyle anlaşılıyor. Bu kapitalizmin tarihsel gelişim süreci içinde bir dönemde doğruydu. Emperyalizmin egemenliği koşullarında tüm üretim biçimi bunun bir parçası onun uzantısıdır. Küçük burjuva üretimi de bugün yok olan eski tipteki küçük burjuva “bağımsız” üretimidir. Eski küçük meta üreticisi kapitalizmin gelişmesine karşıydı. Ama kapitalizmin yarattığı küçük burjuvazi bu üretim biçiminin gelişmesine karşı değil ancak dar kafalı bir biçimde onun belli özelliklerine bencilce hasımlarının rekabetine vb. karşıdır. Emperyalizmin karşısında değil burada doğru olarak ifade edildiği gibi onun yanında yer alır. Ne var ki söylendiği, burada yazıldığı gibi “ulusal çıkar” adına bulundukları ülkenin dahil 20

olduğu emperyalist bloğun yanında yer almak genel bir eğilim değildir. Program söz konusu olduğu zaman bunun sınıflara ayrılan bölümü tartışmasız en açık hiçbir yanlış anlaşılmaya, muğlaklığa yer vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Üretim aracı sahibi sınıflar genellemesi burjuvazi, toprak sahipleri, küçük burjuvazi, köylülük vb. olarak ifade edilmeli. (7 ve 8) “Proletarya ve Devrim” “...üretimin toplumsallaşması ve teknolojik alanda yaşanan ilerlemeler proletarya önderliğinde bir toplumsal devrimin ve üretimin sosyalist temelde örgütlenmesinin maddi temelini oluşturmaktadır. Bu toplumsal devrimin ön koşulu, proletaryanın burjuvazinin iktidarını yıktığı bir siyasal devrim ve bu devrimde kurulacak olan proletaryanın devrimci diktatörlüğüdür. Proletaryanın iktidarı bugün hiçbir zaman olmadığı kadar olasıdır ve ancak bu iktidar, insanlığı ve dünyayı karşı karşıya kaldığı açmazdan kurtarabilir...” (7 ve 8) den


çıkan sonuç sözü edilen toplumsal devrimin sosyalist bir devrim olduğu, burjuvazinin iktidarının yıkılıp onun yerine proletaryanın devrimci diktatörlüğünün konmasıdır. Bütün ülkelerin işçilerinin bulunduğu ülkelerde bunun için mücadele edilmesi gerektiğine vurgu yapılır. (9) “Proletaryanın kurtuluşu yerel ve ulusal bir sorun değil, toplumsal bir sorundur ve bütün ülkelerin işçilerinin ortak mücadelesini gerektirir. Bu sorunun çözülmesi sürecinde kurulacak olan proleterlerin yerel ve ulusal iktidarları dünya proletaryasının uluslar arası gücünün bir parçasıdır ve bu iktidarlar hiçbir şekilde proletaryanın toplumsal köleliğiyle bağdaşmaz, bağdaşamaz. Proleterler yani sınıf ayrıcalıkları elde etmek için değil, tüm sınıf ayrıcalıklarını ortadan kaldırmak için mücadele ederler.” “Proletaryanın kurtuluşu yerel yada ulusal bir sorun değil, toplumsal bir sorundur ve bütün ülkelerin işçilerinin ortak mücadelesini gerektirir...” Taslağımız böyle diyor. Lenin ise bakın ne

diyor: “İktisadi ve siyasal gelişmenin eşitsizliği kapitalizmin mutlak yasasıdır. Bundan şu sonuç çıkar ki sosyalizmin zaferi ilkin küçük bir sayıdaki kapitalist ülkede ve hatta yalnızca tek bir kapitalist ülkede olanaklıdır. Bu ülkenin muzaffer proletaryası kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve ülkesinde sosyalist üretimi örgütledikten sonra öteki ülkelerin ezilen sınıflarını kendine çekerek, onları kapitalistlere karşı ayaklandırmağa özendirerek, hatta zorunluluk durumunda, sömürücü sınıflara ve onların devletlerine karşı askeri güçte kullanarak kapitalist dünyanın geri kalan bölümünün karşısına dikilecektir.” “Sosyal Demokrat” no44 23 Ağustos 1915* “...Çeşitli ülkelerde kapitalizm son derece farklı bir biçimde gelişir. Ayrıca ticari üretim rejiminde de başka türlü olamaz. Bundan da şu kaçınılmaz sonuç çıkar ki sosyalizm, bütün ülkelerde aynı anda zafer kazanamaz. Sosyalizm ilkin bir tek yada birkaç ülkede zafer kazanırken öteki ülkeler belli bir süre boyunca burjuva yada 21


burjuva öncesi ülkeler olarak kalacaklardır...” (Lenin age s.18) Marks ise şöyle söyler: “Besbelli ki, işçi sınıfı savaşım verebilmek için sınıf olarak kendi ülkesinde örgütlenmelidir ve her ülke ayrı ayrı bir sınıf savaşımının sahnesidir. İşte işçi sınıfının savaşı bu anlamda ulusal nitelik taşır, içeriği bakımından değil, ama Komünist Manifesto’nun da dediği gibi ‘biçim bakımından’ ulusal...” Gotha Erfurt Prog. Eleştirisi s.34 “...ve bu iktidarlar hiçbir şekilde proletaryanın toplumsal köleliğiyle bağdaşmaz...” deniyor. Proletarya burjuva toplumunun ortaya çıkardığı bir sınıftır ve onun toplumsal köleliği ücretli köleliğe dayalı kapitalist üretimde iktisadi ve siyasal bağımlılığıdır ve burjuva toplumuna özgüdür. “Bu sorunun çözülmesi sürecinde kurulacak olan yerel ve ulusal iktidarlar” hangileridir? Burjuva iktidarları mı? Proletarya diktatörlükleri mi? Sosyalist iktidar koşulları altında egemen sınıf durumuna yükselen proletaryanın 22

konumu ücretli kölelik değil, üretim araçlarının sahipliğidir. Bu programın kuramsal bölümünde kullanılan dil açık ve duru olmalı hiçbir kuram karışıklığına yer bırakmamalıdır. Burada sözü edilen iktidarlar geleceğin mi yoksa geçmişin işçi sınıfı iktidarlarına mı yöneliktir? İma yoluyla geçmiş sosyalist iktidarlara yönelik bir eleştiri değilse ki böyle olsaydı bu açıkça yapılırdı. Toplumsal köleliğiyle bağdaşmaz sözcüğü boş ve gereksiz kullanılmış. (10) “Proletarya iktidarını kurduğu her yerde üretim araçlarının üreticilere devredilmesini sağlayacak...” diye devam ediyor. Ve proletarya kendisiyle birlikte insanlığı da kurtaracak tarihsel görevini kuramsal alanda tamamlıyor. Üretim araçlarının üreticilere devredilmesi için proletaryanın iktidar kurma uğraşına girmesine gerek yok. Bugünün toplumunda yani kapitalist toplumda üretim araçları üreticilerin mülkiyetinde değil midir? Kapitalist sınıf üretici sınıf değil midir? Meta üreticisi kapitalist sınıf değil midir?


Program taslağını kaleme alan yazar bize daha (2) formülasyonunda kapitalizmin dolayısıyla kapitalist sınıfın daha fazla mal üretme eğiliminde olduğunu söylemişti. Dikkatli okur bunu unutmamıştır. Burada üreticilerden kasıt fiziksel olarak üretim sürecinde çalışanlar ise burjuva toplumunda mülk sahibi küçük Burjuvalar, köylüler fiziksel olarak bir fiil üretim sürecinde hatta çoğunlukla bir proleterden daha fazla çalışırlar ve üretim araçlarının sahibidirler. Geriye bir tek proletarya kalıyor ki o da üretim araçlarından yoksun bir sınıf olarak üretim araçlarını üreticilere devredebilmesi için önce bunlara sahip olması gerekir. Kendisinde olmayan bir şeyi nasıl devredebilir. Şu halde anlıyoruz ki proletarya önce bu günkü toplumda var olduğu haliyle üretim araçlarının mülkiyetine son vermek ve bunları işçi sınıfının mülkiyeti haline getirmek zorunda ve geriye

onlar üzerinde nasıl bir tasarrufta bulunacağı sorusu geliyor. Bilimsel sosyalizmin kurucuları proletarya devriminden söz ettikleri her yerde en azından ilk önce büyük burjuva mülkiyetine son vermeyi işçi sınıfı adına tüm burjuva mülkiyetinin işçi sınıfının eline geçen devlet aracılığıyla, sınıfın ortak mülkiyeti haline dönüşümünden söz etmişlerdi. (11-12) TASLAK PROGRAM 1’in Türkiye ye ayrılan bölümü Türkiye kapitalizmi. Bu yazının başında belirttiğimiz gibi teorik bölüme eklenmiş görüntüsü veriyor. İşçi sınıfı partisi için bir program taslağı Lenin in de belirttiği gibi söz konusu ülkenin kapitalizminin teşhiri, onun suçlanmasıyla başlamalıydı. Özelden genele çıkılmalıydı. Diğer bir deyişle Türkiye kapitalizminden yola çıkılmalıydı. Mahir Ağustos-Eylül 2003

23


“SOSYALİSTLERİN PARTİ PROGRAMI TARTIŞMALARI” İşçi sınıfı partisi programı üzerine çalışma ve tanıtmaya yönelik iki BÜLTEN yayınlandı. Bunlarda iki program taslağı ile gerekçelendirme yazısı ve program anlayışı tartışmaları yer aldı. Öyle anlaşılıyor ki parti program çalışması için yola çıkanlar, bu görevden önce çeşitli konularda -Devrim, iktidar sorunu, sınıflar arasındaki ilişkiler, asgari-azami program sorunu - kendi görüşlerinin propagandasını yapmak istemekte. Bu çaba ve tavırlar program yazımlarını da yansımış görünmekte. Bunun için önce yazım üzerinde durmak gerekli görünüyor. 1. Program Yazımı. Bilindiği gibi bu konudaki ilk çalışma Marks tarafından yapılmıştır. Komünist Manifesto’dan önce Engels’in Komünist İman Yemini Taslağı 1 ve 2 isimli çalışmaları vardır. Manifesto çalışmaları ile ilgili olarak Marks Engels’e şu bilgileri verir: “ ‘İman Tazeleme’ üzerine biraz daha düşün. Biz din kitabı üslûbunu bir yana bıraksak ve şunun adına ‘Komünist Manifesto’ desek daha iyi olacak diye düşünüyorum. Şöyle yada böyle bunun içinde tarih de olacağına göre, şimdiki biçimi uygun görünmüyor. Ben burada hazırladığımı yanımda getireceğim. Basit bir anlatı biçiminde ama çarçabuk yazıldığı için kötü formüle edildi. Komünizm nedir?1 Sorusuyla başlıyorum, sonra doğrudan proletaryaya geçiyorum - onun kökeninin tarihi ile burjuvazi arasındaki karşıtlığın gelişmesi, bunalımlar, sonuçlar. Ara yerlere .... noktalar ve sonra şu ana kadar kamuya açıklanabilir ölçüde komünistlerin parti politikası.” (K. Marks-F. Engels Seçme Yazışmalar 1. S.43-4) Marks parti programı yazımı çalışmasında önemli gördüğü noktaları böyle anlatmış. O tarihsel dönem de esas olan ideolojik sınırları belirlemek , ilkel komünizm anlayışları ile hesaplaşıp kendi görüşlerini bir bütünlük içinde “kamuoyuna” açıklayarak proletarya ya yürüttüğü devrim mücadelesinde bir silah kazandırmaktı. İşçi sınıfının o zamanki çoğu önderi kaba komünizmin etkisi altında yada onun liderleri arasındaydı. Bunun için Marks, manifestoya komünizm nedir? sorusuna cevap vermekle başlar. Çünkü devrimi ilerletecek olan bu sorunun cevaplandırılmasıdır. Bu noktada 1

abç

24


günümüze bizim program çalışmalarımıza dönecek olursak I. No’lu Taslak proleter tanımı ile başlamaktadır. İşçi sınıfının tarihe gömülmekte olduğu yaygaralarının ortalığı kapladığı tarihsel koşullarda bununla başlamak taslağın en olumlu yanlarından biridir. Komünist Manifesto kendi alanında dünya işçi sınıfının teorik kurtuluşunu sağladı. Program yazımı söz konusu olduğunda birileri çıkıp işte manifesto var ilkeleri aşılmış değil bu durumda program yazılamaz der. “Marksistler ilkeler konusunda bu gün Komünist Manifestonun 2 ilerisinde bir şey söyleyemiyorlarsa program diye yazdıkları şeyin aslında bir durum değerlendirmesi olduğunu bilmelidirler.” (Bülten No:2 s 27 E. Yolcu) Burada Manifesto genel program olarak kabul edilmiş , başka program olamaz deniyor. Aynı konuda Lenin’i dinleyelim:”Belki de Dünya Sovyet Cumhuriyeti kurulduktan sonra genel bir programımız olacak, fakat o zamana kadar elbette bundan başka programlarda kaleme alacağız.” (Lenin Seçme Eserler C.8 s 374) Böyle bir programın olması için dünyanın her yerinde proletaryanın azami programı yada sosyalizm uygulama sürecinde olmalıdır. Lenin bunun için dünyada proletaryanın iktidarını yani Dünya Proletarya Diktatörlüğü önkoşulunun gerekli olduğunu söylemekte. Komünist Manifestodan sonra çeşitli işçi sınıfına yönelik programlar yazıldı. Bunlardan Erfurth ve Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisi programları iz bırakanlar oldu. Her iki programın yazım planı birbirine benzer RSDİP, Erfurth’u takip eder. Erfurth’ta kuramsal bölüm ve talepler vardır. Talepler iki bölümden oluşur. Demokratik talepler ve işçi sınıfının korunması ile ilgili talepler. Demokratik talepler bölümü “Bu ilkelerden hareketle Almanya Sosyal Demokrat Partisi her şeyden önce aşağıdaki istemleri ileri sürer.” Diye 2

"... ama Fransız İşçi Partisi programı Taslağı'nın biçimlendirilmesi söz konusu olduğu zaman Guesdem buraya geldiği doğru. Programın başlangıç bölümünü burada benim odamda Laferguel'e benim önümde harfi harfine Marks'a söyledi, o yazdı." (K Marks - F. Engels Seçme yazışmalar. C.2 S 146) Engels 25 Ekim 1831 de Bernstin'a yazmış bunları. Komünist Manifestonun yazarı Fransız işçi Partisi Program Taslağını kendisi yazdırmış.' Manifesto varken buna ne gerek var' dememiş.

25


söyler. Diğer talepler bölümü ise : “İşçi sınıfının korunması için Alman Sosyal-Demokrat Partisi şu ilk istemleri ileri sürer.” Ara başlığı ile başlar. Bunları buraya almaktaki amaç “her şeyden önce” ve “ilk” ifadelerine dikkat çekmek içindir. Bunlarda ileri sürülen istemlerin başlangıç istemleri olduğu anlaşılıyor. Peki neyin başlangıcı? Devrimin ve işçi sınıfı hareketinin ilk görevleri olarak RSDİP’nin de yazım planı aynıdır. Kuram ve Talepler. Talepler burada üç bölüme çıkar. Demokratik talepler,işçi sınıfının korunması ve köylülükle ilgili talepler. Aslında taleplerin tümü demokratikleşme başlığı altındadır. Bunlar programın asgari bölümünü oluşturur. Azami ise kuramsal bölümüdür. RSDİP’nin asgari programı 1917 ve 1919 da olmak üzere iki defa değiştirilir. 1919 yazılan artık işçi sınıfının azami programıdır. RSDİP nin programı ve gelişmesi asgari ve azami olarak bu günkü program tartışmasının temelini oluşturmakta. 1 No’lu taslak yazım planı olarak RSDİP programının hemen hemen aynısıdır. Paragraf numaralandırılmalarına kadar RSDİP’nin taslakları (Plehanov ve Lenin’in)’ın fotokopisi gibidir. Daha iyisi yapılamıyorsa yapılmış olanın en iyisine bağlı kalmakta doğru olur. Yazmak söz konusu olunca bir programda neler nasıl yer almalı sorusu önem kazanıyor. Kısa , özlü ve anlaşılır olmasında hemen herkes anlaşmış gibi görünüyor. ( 2 No’lu taslak yazarı yada yazarları hariç.) yalnız kuram bölümünde kapitalizm ve emperyalizm ile ilgili değerlendirmelerin yazımında 1 No’lu Taslak'a itiraz var: “1.programda girişilen ‘kapitalizm çözümlemeleri’ 150 yıl önce Komünist Manifestoda yazılan şeyleri aşabilmiş değil. (sanırım böyle bir iddiası da yok) Emperyalizm ile ilgili bölümü okurken de Lenin’in kitabından satırlarla karşılaşıyorsunuz. O zaman kuram kısmına neden gerek duyulmuş olabilir.” (Bülten No:2EYolcu) Bunlara ne gerek var? Yeni bir şey söylenmiyorsa tekrarlamanın anlamı yok diyor yazar. Bir başka eleştiri yazınında yine aynı mantıkla karşılaşıyoruz: ".... programda kapitalizm açıklaması yapmaya gerek yok. Bunu zaten Marks yaptı. Bize düşen bu sistemi nasıl tepe taklak edeceğimizin yol göstermesini hazırlamaktır." (Bülten No.2 Teoman Başak.s.15) 26


Şimdi de aynı konuda Lenin'i dinleyelim. "Meta ekonomisi ve kapitalizmin temelleri üzerine hiç bir şey söylemeyen bir program Marksist, Enternasyonal bir program olmayacaktır." (Lenin Seçme Eserler C.8 S.379) "Marksist bir partinin programı kesin olarak saptanmış gerçeklerden yola çıkmalıdır. Devrimin bu dönüm noktalarında doğrulanan programımızın gücü burada yatar. Marksistler programlarını sadece bu temel üzerine kurmalıdırlar. Mutlak bir kesinlikle saptanmış olgulardan hareket etmek zorundayız. Ve bu olgu bütün dünyada mübadele ve meta üretiminin egemen hale gelmiş ve kapitalizme yol açmış olmasından ibarettir. Kapitalizm ise emperyalizme dönüşmüştür. Bu tartışma götürmez bir olgudur. Programda herşeyden önce bunu saptamak gerekir." (Lenin Seçme Eserler C.8 s.332) Lenin bunları 1918 martında devrim sonrasında program tartışmalarında artık asgari program kaldırıyoruz. Azami programı uygulamaya koyuyoruz. Bunlara ne gerek var diyenlere karşı söylüyor. Bizde ise daha işin başlangıcında gereksiz görenler var. İçinde bulunduğumuz teorik donanım farkı buna mı yol açıyor dersiniz? Onların sahip olduğu teorinin gücü burada da kendini gösteriyor. Bırakalım kapitalizmi emperyalizmden programda söz etmenin gereksizliğini, Lenin'in öğüdünü tutacak olursak bunların temeli olan meta ekonomisine de yer vermemiz gerekecek. Programların azami bölümü olan kuram kısmı proletaryaya dövüşeceği gündelik yaşamın savaşını en çetin sınıf savaşını verdiği koşulların bir analizini sunmaktadır. Balık içinde yüzdüğü deryayı bilmek tanımak zorundadır. Düşmanlarına yem olmamak için. Bizde program deyince nedense hedef talepler denilen görevler, yani programın asgari kısmı anlaşılır. Halbuki işçi sınıfı programı bir bütündür. Asgari program onun sadece bir parçasıdır. Devrimdeki her türlü değişiklikle birlikte onun aynası olduğunu gösterir. Programda ileri sürülen ilk hedefler ve görevlerden önce çoğunlukla girişte ifade edilen azami programın hedefleri anlayışı önemlidir. Bunlar birbirini tamamlarlar. Denebilir ki programın 27


asgari bölümü azami bölümüne doğru ilerler, ona doğru gelişir. Canlıdır, yaşanan bir süreçtir, orda ifade edilen. II.PROGRAM ANLAYIŞI Şimdiye kadar program üzerine yazılan yazılardan anlaşılıyor ki tartışmacıların program tartışması altında program anlayışı , daha doğrusu kendi Marksizm anlayışları tartışılmak istenmekte . programdan çok devrim, iktidar sorunu, sınıflar arasındaki ilişkiler üzerine söz edilmekte. Asıl kaygı kendini anlatabilme olarak ortaya çıkıyor. Saptanan hedef (programa sahip olma) ise çok uzaklara gidiyor. Program üzerine söylenen anlayışların en önemli noktaları geçiş programı, asgari program ve azami program ilişkisi. Bunun yanında "ulusal program" ve "dünya programı" olarak ortaya çıkıyor. Geçiş programını savunan savunmaya çalışan kesimden O. Caner 1938 geçiş programı için şunları söylüyor. "Nitekim 1938 Geçiş programının kendisi aslında bir ulusal program değildir o yıllarda proletaryanın bir bütün olarak iktidar mücadelesinde kullanacağı bir dünya programıdır. Kuşkusuz o gün bile tek tek ülkeler için bir program değildir. Her ülkenin devrimci Marksist hareketleri kendi topraklarında kendi geçiş programlarını inşa etmek zorundadırlar. Bu gün bizim yapmamız gerekende tam anlamıyla budur." (Bülten No:1 D. Caner s.48) Yukarıdaki düşünceden anlaşılıyor ki Geçiş Programı "dünya programı"dır. Ulusal Program değil. Geçiş Programının yazarı (Troçki) bu konuda şunları söylüyor: "4 ağustos 1914'te ulusal programlar için sonsuza dek ölüm çanları çaldı. Proletaryanın devrimci partisi kendisini ancak kapitalizmin en yüksek derecede gelişme ve çökme çağı olan mevcut çağın karakterine uygun olan bir uluslar arası programa dayanabilir. Bir uluslararası komünist program. Hiçbir durumda ulusal programların bir toplamı yada onların ortak özelliklerinin bir karışımı değildir. Uluslar arası program doğrudan doğruya tüm bağlantıları ve çelişkileri içinde yani ayrı ayrı parçalarının kendi aralarındaki karşılıklı uzlaşmaz bağımlılığı 28


içinde bir bütün olarak alınan dünya ekonomisinin ve dünya politik sisteminin koşullarının ve eğilimlerinin tahlilinden yola çıkmalıdır. Çağımızda proletaryanın ulusal yönetimi geçmiştekinden çok daha büyük ölçüde, ancak bir dünya yönetiminden doğabilir ve doğmalıdır, tersi geçerli değildir." (Komüntern Program Taslağının Eleştirisi Troçki s.9-10) Troçki bu satırlarında açık konuşmuş. "ulusal program"lar 4 ağustosta öldü diyor. Bunu yukarıda D. Caner'in de dediğini görmüştük. Devrimci Marksistler kendi geçiş programını yapmak zorundadır diyordu. Troçki kendisine katılmıyor. Geçiş programını yazmadan on yıl önce 12 temmuz 1928'de söylüyor bunları. Program konusunda Troçki'yi tartışmasız otorite olarak görenler en temel düşüncelerde onunla nasıl çelişirler? Bu durumu anlamak kolay değil. Yine söylenenlerden anlaşılıyor ki "geçişten" kastedilen burjuvazinin diktatörlüğünden proletarya diktatörlüğüne geçiştir. Devrim anlayışına bağlı olarak "demokratik talep" ile "sosyalist talepler" iç içe geçecektir. Devrim anlayışında da kastedilen sürekli devrimdir. Troçki'nin sürekli devrimden3 kastettiği burjuva devrimi ile proleter devriminin bir iç içe geçişidir. O bağımsız bir aşama olarak "burjuva toplumsal devrimi" kabul etmez. O proletarya devriminin bir parçasıdır. Proletarya diktatörlüğü aracılığıyla çözülürler. "Sürekli devrim kavramı yalnızca birleşik gelişme sürecini formüle ediyordu."(Rus Devriminin Tarihi. C. III- S.60 Troçki)

3

"Marks'ın bu kavrama verdiği anlamda sürekli devrim sınıf yönetiminin hiçbir biçimiyle uzlaşmayan demokratik aşamada durmayan sosyalist uygulamalara geçen ve dışardan yöneltilen gericiliğe karşı savaş açan bir devrim demektir, yani her yeni aşaması bir öncekinden köklenen ve ancak sınıflı toplumun tümüyle yok edilmesi ile tamamlanabilecek bir devrim." (Sürekli Devrim Troçki S.12)

29


Troçki bu düşüncesini Marks'ın Engels'e 16 nisan 1856 tarihli mektubundaki şu satırlarına dayandırır. "Almanya'da her şey proletarya devriminin köylü savaşının bir tür ikincil baskısıyla desteklenmesi olasılığına bağlı bulunmaktadır. Ondan sonra işler daha iyi olacak .." (Seçme Yazışmalar I K.Marks - F. Engels S.104) proletarya devrimine bağlanan bundan böyle burjuva devrimi, dolayısıyla bağımsız köylü hareketinin de olamayacağını Rus burjuva devriminin bir işçi köylü diktatörlüğü ile sonuçlanmaması ile bunu doğruladığını söyler. Burjuva ve proleter devrimin bir bileşimi olduğu söylenen4 sürekli devrim K. Şafak tarafından da savunmaya çalışılır. Aşamalı devrim anlayışının asgari ve azami program bölümlemesinin temeli olmadığını söyler. I nolu taslağın ve kendisinin sürekli devrimi daha doğrusu devrimin sürekliliğini savunduğunu anlatmaya çalışıyor. Tartışma bu tarafa (devrim anlayışı) doğru çekildiği için yapılan zorunlu değerlendirmeler olarak görülüyor. Aslında belli bir noktada iyi de oluyor. Çünkü bu konularda net görüşlere sahip olmadan başarılı bir program çalışması yapmak olası değildir. Proletarya devriminin burjuva devrimi (halen sürmekte, devam etmekte olan burjuva devrimi demek daha doğru olacaktır.) 4

" I Nolu Taslak Sürekli devrimi savunmaktadır. (Kamil Şafak Bülten No:2 S 47)

5

"O zamanlar burjuva devriminin arifesindeydik yada tamamlanmamış bir burjuva devrim vardı ve tüm görev bu devrimi her şeyden önce monarşiyi yenilgiye uğratmak için ilerletmekten ibarettir. Bu gün monarşi yıkılmıştır. Burjuva devrimi Rusya'nın Katedler, Menşevikler ve sosyal-demokratlardan oluşan bir hükümete sahip bir demokratik cumhuriyet haline gelmiş olması ölçüsünde tamamlanmıştır. Savaş bizi üç yılda 30 yıl ilerletti. Avrupa'da genel çalışma yükümlülüğünü ve girişimlerin mecburi sendikalaşmasını getirdi. İleri ülkelerin başında kıtlık ve eşi görülmedik yıkım getirdi ve onları sosyalizm yönünde adımlar atmaya zorladı. Monarşiyi ancak proletarya ve köylülük yıkabilir.- o zamanlar sınıf politikamızın temel formülü buydu. Ve bu formül değişiyordu. Şubat, mart 1917 bunu birkaç kez daha doğruladı. Ancak yoksul köylülüğe (programımızın dediği gibi yarı proleterlere) öncülük eden proletarya savaşa demokratik bir başarıyla son verebilir. Onun açtığı yaraları sarabilir ve sosyalizm yönünde mutlak zorunluluk haline gelmiş olan ve ertelenemez adımları atabilir- bu gün sınıf politikamızın formülü budur." (Lenin Seçme Eserler C.6 S.393)

30


ile ilişkisi her zaman teorik tartışmalara ve proletaryanın sınıf mücadelesindeki tavrında önemli taktiklere neden oldu.5 Proletarya burjuva toplumsal devrimine kendisi için en yararlı biçimi vermeye çalışıyor. Şimdiye kadar ortaya konabilen bu biçim işçi sınıfı ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü ile sonuçlanmasıdır. Bu diktatörlükte işçi sınıfı bütün sınıfların ortadan kalkışının , köylülük ise aşağı kast olarak kast sisteminin (feodalizmin) ortadan kalkışının garantisidir. 1917 Şubat Devrimi öncesi Bolşeviklerin asgari programının iktidar sloganıdır bu iki kesimle diktatörlük. Diğer iki temel hedef (işçi sınıfı için sekiz saatlik iş günü, köylülük için toprak devrimi) ile birlikte üçlü balina olarak ün yapmıştır. Bilindiği gibi Lenin ünlü Nisan Tezleri ile asgari programın değiştirilmesini ister. Bu üç temel hedefte değişir. İşçi sınıfı ve köylülüğün devrimci diktatörlüğünün yerini yoksul köylülük tarafından desteklenen proletarya iktidarı alır. Sekiz saatlik işgünü yerine işçi denetimi, toprakların köylü komiteleri tarafından köylülere dağıtılması yerine toprağın ulusallaştırılması talebi gelir. Bunlar sosyalizme doğru yöneliş talepleridir. Bu değişen yeni hedefler ile yeni bir asgari program vardır gündemde. Bazılarının zannettiği gibi azami programın uygulamaya konuşu değil.

31


Şubat 1917 sonrası sınıflar arasındaki ilişkilerde önemli değişiklikler olmuştur. Şubat öncesi Bolşevikler işçi sınıfının bağımsız bir güç olarak köylülük ile (bir bütün olarak köylülüktür söz konusu olan ) birlikte iktidarından söz derler. Lenin ile Troçki arasında tartışma bu konuda başlar6. Troçki bağımsız bir güç olarak köylülüğü kabul etmediği için bu iktidar sloganını kabul etmez. Burjuva devriminin halen devam etmekte olan sorunlarının proletarya diktatörlüğü altında proletarya devriminin ilk perdesi olarak çözüleceği düşüncesindedir. Lenin Nisan ile birlikte bu düşünceye katılığını söyler ve kendiside Bolşevik partiye girer Bolşeviklerin şubat öncesi köylülük ile ittifak anlayışı ile ekim devrimi ve sosyalist inşa sürecindeki ittifak anlayışı farklıdır. Şubat devrimi öncesinde köylülüğün azami programı (feodalizmin kaldırılması) desteklenir. Devrimin bu anında köylülük bağımsız bir güç olarak hareket etmektedir. Ekim devrimi günlerinde ve kısa bir süre ile (iki buçuk üç ay gibi) işçi köylü diktatörlüğünden söz eder. Nisan Tezleri ile birlikte devrimci köylü komiteleri yerine yoksul köylü komitelerinin kurulmasını ister. Bunların kuruluşu ancak 1918 yazında mümkün olur. Lenin bu komitelerin kuruluşu ile kırsal alanda burjuva devrimi sürecinin sona erdiğini söyler. Devrimci sosyalistler tarafından kıra iç savaş bayrağını dikmekle suçlanır. Nisan da da Plehanov tarafından devrimci demokrasinin bağrına iç savaş bayrağını dikmekle suçlanmıştı. Lenin devrimin her keskin virajında gereken tavır değişikliğini gösterir. 18 mart 1919 da Ekim Devrimini7 şöyle değerlendirir. 8 6

"Lenin ile aramdaki polemik özünde köylülüğün devrim sırasında bağımsız bir rol oynayıp oynamayacağı (ve bu bağımsızlığın derecesi) özellikle bağımsız bir köylü partisinin kurulup, kurulamayacağı üzerineydi. Bu polemikte ben Lenin'i köylülüğü bağımsız rolünü abartmakla suçluyorum, Lenin de beni köylülüğün devrimci rolünü yeterince göz önüne almamakla polemiğin mantığı gereği buraya dayanıyordu." (Troçki Sürekli Devrim S.82) 7 "Burjuva Demokratik devrimin sorunlarını ilerlerken geçerken bizim esas ve gerçek bizim proleter devrimi sosyalist çalışmamızın 'yan ürünü' çözdük. Reformlar -bunu her zaman söyledik.- devrimci sınıf mücadelesinin bir yan ürünüdür. Burjuva demokratik dönüşümler-dedik ve bunu olgularla ispatladık.- proleter yani sosyalist devrimin bir yan ürünüdür. Geçerken değişmenin ki -iki kısmına Marksizmin, Kausky U. İlferdin, Marta, Çernev, ... diğer kahramanları, burjuva demokratik ve proleter sosyalist devrim arasındaki böylesi karışıklı ilişkiyi

32


"Proletaryanın iktidarı köylülüğün yardımıyla ele geçirmek gerektiği küçük burjuva devriminin itici gücü rolünün proletaryaya düştüğü bir ülkede devrimimiz köy yoksulları komiteleri örgütlenene dek yani 1918 yazına hatta sonbahara dek büyük ölçüde burjuva bir devrimdir. Bunu telâffuz etmekten korkmuyoruz ekim devrimini bu kadar kolay yapabildik, çünkü tüm köylülük bizimle yürüdü, çünkü çiftlik beylerine karşıydı. Çünkü bizim burada sonuna kadar gideceğimizi gördü. Çünkü biz sosyalist devrimcilerin gazetelerinde yazdığı korkak küçük burjuvazinin vadettiği fakat hayata geçirmediği şeyleri yasalarla gerçekleştirdik. Fakat Köy Yoksulları Komiteleri oluşmaya başlayınca o andan itibaren devrimimiz bir proleter devrim oldu." (Lenin Seçme Eserler C.8 S.52-53) Devrimin 1918 yaz ve son baharına dek kırsal alanda burjuva nitelikte (şehirlerde ekim günlerinden itibaren proletarya iktidardadır.) olduğunu yazan Lenin 1918 martında asgari programın tarihin çöplüğüne atılmasını kabul eder. "Buharin yoldaş şöyle diyor: 'ulusların kendi kaderine tayin hakkına ne gerek var.' 1917 yazında asgari programdan vazgeçmeyi sadece azami programı muhafaza etmeyi önerdiğinde ona verdiğim yanıtı tekrarlamak zorundayım. O zaman şu yanıtı vermiştim. 'savaştan önce değil, savaştan sonra öğün' Eğer iktidarı ele geçirir ve sonra bir süre beklersek bunu yapacağız. İktidarı ele geçirdik, biraz bekledik ve şimdi bunu yapmayı kabul ediyorum. Sosyalist inşanın tam ortasında bulunuyoruz. Bizi tehtit eden ilk saldırıyı püskürttük- şimdi bu yerinde olacaktır." Lenin Seçme Eserler C.8 S.356) "Bu noktada azami program ve asgari program ayrımının kaldırılıp kaldırılmaması sorununa geliyorum. Evet ve hayır. Bu ayrımın ortadan kaldırılmasından korkmuyorum çünkü bu yaz savunulan bakış açısı artık sürmemelidir. Henüz anlamak istemiyorlar. Birincisi ikincisine doğru büyür. İkincisi geçerken birincisinin sorunlarını çözer. İkincisi birincisinin eserini gerçekleştirir." (Lenin Seçme Eserler C.6 S.519) 8 Nisan Tezleri ve ekim Devrimi dönemindeki sözü edilen işçi-köylü iktidarı formülündeki köylü, köylülüğün çoğunluğunu oluşturan yoksul köylülüktür.

33


iktidarı ele geçirmemiş olduğumuz bir dönemde bunun 'erken' olduğundan söz etmiştim, fakat iktidarı ele geçirdiğimiz ve denediğimiz bu gün artık erken değildir. Bu gün eski programın yerine Sovyet iktidarının yeni bir programını kaleme almak zorundayız..." (Lenin Seçme Eserler C.8 S.336) Program tartışmasının en önemli noktalarından birinin asgari-azami program ilişkisi özellikle azami programın kullanıma sokulma koşulları olduğu görülüyor. K: Şafak Lenin'in soruna bakışı hakkındaki değerlendirmelerde üç koşul olduğunu söylüyor: 1. Proletarya iktidarı 2. Dünya sosyalist devrimi 3. Sosyalizm uygulaması. Lenin azami programa geçilme koşulunun aslında dünya sosyalist devrimine bağladığı sonucuna varır. Kısa sürede bunun gerçekleşmeyeceğini gören Lenin yukarıdaki ifadelerinde de görüldüğü gibi, ekim devriminden beş ay sonra gibi kısa bir süre sonra azami programın uygulamaya konulması kararını verir. Bunun sonunda da 1917 de değiştirilen asgari programın yerine yeni bir program , azami program 1919 da kabul edilir. Bundan sonra da proletarya iktidarının kapitalist uygulamaları (yabancı kapitalistlere ve köylülere imtiyazlar) görülür. Ama bunlar program gereği uygulamalar değil geçici, zorunlu taktiksel geri çekilmelerdir. 9

Aslında ekim devrimi ve sonrasının anlaşılması, nisan 1917'nin anlaşılmasına bağlıdır. Parti içinde ve müttefikler (küçük burjuvazi) arasında bir çok itirazlara ve karışıklığa neden olan Nisan Tezlerinde Lenin burjuva devriminin eski tarzda (tamamlanmamış olduğundan hareket ederek) sona ermeyeceğini söyler. Proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü olarak, yani bağımsız bir küçük burjuvazi ile ortaklaşa bir iktidar ile sona ermesi süreci son bulmuştur. Şimdi yeni bir süreç 9

"Rusya da kapitalistler sınıfına mensup olan ve bir çok burjuva nüfusunun geniş kitlelerinin -mecburen kalıcı olmayan- güveninden yararlanan geçici hükümetin Kurucu Meclisi toplama yükümlülüğünü aldığı şu anda proletarya partisinin önünde, gerek genelde ekonomik gelişmeyi ve halkın haklarını, gerekse de özelde sosyalizme mümkün en acısız geçiş olanağını en iyi garantileyen bir devlet düzeni için mücadele etme doğrudan görevi yükseliyor." (Lenin Seçme Eserler C.6 S:118) Yukarıdaki satırlar RSDİP programına aittir. Daha doğrusu mayıs 1917 de yeni yazılıp kabul edilen asgari programdandır.

34


başlamaktadır. Küçük burjuvazi artık bağımsız değildir. Tamamlanmamış burjuva devriminden hareket etmek küçük burjuvazinin mutlak bağımsızlığını öngörür. Şubat 1917 sonrasında küçük burjuvazi burjuvazinin iktidarını desteklemektedir.Bunun için Lenin küçük burjuvaziye eski tarzda hareket edip iktidarı almasını önerir. Bu taktik küçük burjuvazinin gerçek durumunu ortaya çıkarır. Nisan da Lenin'in taktiği küçük burjuvaziden kopuş10, proleter öğelerin ayrışmasıdır. Henüz örgütsel olmasa da propaganda düzeyinde bu süreci başlatır. Proletarya artık müttefiklerini yarı proleter unsurlar arasından aramalıdır. Küçük burjuvazi ile ittifak ise tarafsızlaştırma şeklinde olacaktır. Eski tarz iktidar ortağı olarak ittifak süreci son bulmuştur. Bu taktik ile Lenin sosyalist inşa sürecinde de devam edecek emek cephesi oluşturmanın temellerini atmıştır. Şimdi eski iktidar sloganının geçmişi sona ermiş geleceği (proletaryanın emekçilerle birlikte sosyalizmi kurması) başlamaktadır. Proletarya iktidara hazırlanmaktadır. Nitekim 1917 yazında proletarya iktidarı almalıdır demeye başlar. Bundan sonra proletaryanın en temel müttefiki yoksul köylülüktür.11 Ekim günlerinin iktidarı yoksul köylülük tarafından desteklenen proletarya iktidarıdır. Henüz sosyalist devrimin başlamasından söz etmemekle birlikte proletarya iktidara hazırlanır. Ekim devrimi sırasında ise kısa bir süre sonra (bu süre burjuva devriminin sorunlarının çözüldüğü süredir) ise asgari programın kullanımda kalmasında ısrar etmez. Proletarya iktidarı proletaryanın toplumsal köleliği ile uzun süre birlikte 10

Bunun için Plehanov tarafından devrimci demokrasinin bağrına iç savaş bayrağını dikmekle suçlanır. 11 "ülkede (Çarlığa karşı devrimi gerçekleştiren sınıflara kıyasla) başka sınıfların bir devrimi olacak olan yeni bir devrim yaklaşıyor. Çarlık, proletarya, köylülük ve İngiliz, Fransız mali sermayesi ile birleşmiş burjuvazinin devrimi tarafından yıkılmıştı. Şimdi proletaryanın ve köylülerin çoğunluğunun, yani yoksul köylülerin burjuvaziye karşı onun müttefikleri olan İngiliz Fransız mali sermayesine karşı başında Bonapartik Kerenski'nin bulunduğu burjuvazinin hükümet aygıtına karşı devrimi başlıyor." (Lenin Seçme Eserler C.6 S.242-243) Lenin bu devrim tespitini 22 eylül 1917 de yapıyor. Burjuvaziye karşı devrim zorunlu olarak bir proleter sosyalist nitelik taşır. Ekim devrimi her sosyalist toplumsal devrimin ilk adımı olan bir siyasal devrimdir. Bunu sonucunda proletaryanın iktidarı kurulmuştur.

35


yaşayamayacağına göre hızla bu süreci başlatmak gerekir. Ne var ki Rusya'nın geri koşulları (bir küçük burjuvalar ülkesi olması) proletarya iktidarını geçici geri adımlar atmak zorunda bırakır. Avrupa proletaryasından devlet düzeyinde yardım gelmediğini gören Lenin "mütevazı göreve" devam etmek kararı alır. Bu süreçte yabancı kapitalistlere ve köylülere verilen imtiyazlar onun için programatik bir sorun değildir. Daha sonraları bir çok proletarya iktidarı ve devrimci demokratik iktidar duraksadığı yabancı kapitalistlere imtiyazları bir program gereği olarak ele aldıkları için yıkılıp gitmiştir. Sosyalizm yolunda ilerleme yerine Çin ve Vietnam gibi emperyalistlerin ayakları altına kırmızı halı serme yeni bir program sorunu temelinde ele alınması kaçınılmaz sonucu emperyalist kapitalist sistemin parçası haline gelmiştir. Kapitalizm doğrudan doğruya ancak sosyalizme dönüşür. Sosyalizm üretim araçlarının ortaklaşa lığı ve herkesten yeteneğine göre herkese sarf ettiği emek kadar ilkelerine dayanır. Henüz burjuva toplumun ufku aşılmış değildir. Emeğe göre bölüşüm bunu ifade eder. Kapitalizm ile sosyalizm arasında da geçiş biçimleri (kooperatif , kartel vb.) vardır. Komünizm ise "herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesi kadar" ilkesine onlardan kökten bir farklılık gösterir. Rusya gibi geri bir ülkede kapitalizmden doğrudan doğruya sosyalizme geçilmedi, geçiş biçimleri yaşandı. Bunların çoğu küçük ölçekli üretimi (ağırlıklı olarak küçük köylü üretimini) sosyalizme dönüştürmenin ara biçimidir. Ücretli emek kullanmayan orta köylü kazanılmaya çalışıldı. Zengin köylülüğe (kulaklara) sosyalist inşa sürecinde büyük kapitalistlere davrandığı gibi (hemen mülksüzleştirilme) davranılmadı ama ittifakta yapılmadı. Bunun en önemli nedeni sayıca çok kalabalık olmalarıydı. Kırsal alanda bunların karşısına proletaryanın temel müttefiki yoksul köylülerin komiteleri çıkarıldı. Emperyalist-kapitalist bir ülkede proletarya iktidarının uygulamaları ise koşullara göre farklılık gösterecektir. Emperyalizmin, sosyalizmin arifesi olduğu söylenir. Bu sosyalizmin nesnel şartları olgunlaşmış demektir. Öznel şartlar (proletarya iktidarı ve dünya proleter devriminin desteği) uygun olduğunda doğrudan doğruya sosyalizme geçilebilir. Sosyalizmin zaten 36


kendisi bir geçiş aşamasıdır. Kapitalizmden komünizme geçişin zorunlu aşaması. K. Şafak buralarda da kapitalist iktidarlarında uyguladığı sözde sosyalist önlemlerin (devletleştirmeler, bankaların ulusallaştırılması vb.) olacağına dikkat çeker. Azami programın hemen kullanımına girmesi gerekir baskıları karşısında Rusya gibi geri ülkelerdeki geçiş sürecini genel bir yasa düzeyine çıkarmış görünüyor. Kaldı ki Lenin bu sürecin bitmesini beklemeden azami programın kullanıma girmesini kabul etmiştir.12 K. Şafak küçük burjuvazi ile ittifakın asgari programın gereklerinden olduğunu söylemekte 13. Bu asgari programın kullanımında olduğu her dönemde küçük burjuvazi ile ittifaktan söz etmektedir. Lenin Şubat Devrimi öncesi ve Ekim Devrimi sonrasında işçi köylü ittifaklarından söz eder, bu iki iktidar formülasyonu farklıdır. Şubat devrimi öncesinde bir bütün olarak köylülükle ittifaktan söz ederken Ekim devrimi sonrasında zengin köylülük (kulaklar) ile ücretli emek kullanan köylülük ittifakı dolayısıyla iktidarının dışındadır. Ekim devriminde kulaklar Bolşeviklerle birlikte hareket etmiş olsa da kır proletaryasının can düşmanı olarak onlarla ittifak mümkün değildir. Çünkü artık ittifak sosyalizm için proletaryanın toplumsal kurtuluşu dolayısıyla kır burjuvazisinin alt edilmesi içindir. Ekim devrimi her sosyalist toplumsal devrimin ilk adımlarından, burjuvaziyi egemenlik altına alan bir siyasal devrimdir. Siyasal iktidarın fethi anlamında bir sosyalist devrimdir. Bolşevikler Ekim Devriminde küçük burjuvazinin ücretli emek kullanan kesimi , zengin, üst kesimi ile 12

"Şimdi proletarya ve yoksul köylülük yani halkın çoğunluğu burjuvaziyle ve 'müttefik' (aynı zamanda uluslar arası) emperyalizmle öyle bir ilişki içindedir ki, burjuvaziyi 'yanına çekemez'. Dahası küçük burjuvazinin üst kısımları ve demokratik küçük burjuvazinin zengin kesimleri yeni bir devrime besbelli karşıdırlar. Bu olgu öylesine açıktır ki şimdi üstünde durmaya gerek yoktur. Bay Liber-Don, Teferelli ve Çerne bunu olağan üstü açık biçimde gözler önüne seriyor. Sınıfların karşılıklı ilişkisi bir başka hale gelmiştir. Meselenin özü budur." (Lenin Seçme Eserler C.6 S.244 ) 23 Eylül 1917 13 "Küçük burjuvazi ile ittifak asgari programın temel unsurlarındandır. Ama burada dahi küçük burjuvazinin taleplerinin kapitalizm tarafından karşılanamadığı için proletarya iktidarını desteklemek zorunda olduğu gibi tarih dışı bir tespit yapılmamıştır." Bülten N.2 K. Şafak S.44)

37


ittifak yapmadılar. Dolayısıyla küçük burjuvazi ile ittifak RSDİP 'nin ikinci asgari programının (Mayıs 1917 de kabul edilen) gereklerinden değildir. Bırakalım sosyalist inşa döneminde küçük burjuvazi ile ittifak yapmayı proletaryanın siyasi iktidar (siyasal devrim mücadelesinde dahi, onlarla bir sınıf olarak ittifakı mümkün değildir: "Biz küçük burjuvazinin tutuculuğuna olumlu bir şekilde değinebiliriz. (ve değinmeliyiz.) ve onun devrimci ruhuna, ancak şartlı biçimde değinmeliyiz." (RSDİP Program Taslakları Lenin S.49) " Ve kapitalizmin boyunduruğu altında mahvedilen küçük üretici , ancak kendi durumunun umutsuzluğunu kavradığı ve kendisini proletaryanın yerine koyduğunda gerçekten devrimci olur." (Age.S.21) " O yalnızca İşçi sınıfının , yalnızca işçi sınıfı hareketinin başında bulunur ve eğer diğer unsurlar bu sınıfa katılırsa bunlar sınıflar değil unsurlardır. Ve ancak onlar 'kendi mevzilerini terlettiklerin de' bütünüyle ve kesinlikle katılmış olurlar." (Age.S.49) Görüldüğü gibi küçük burjuvazinin devrimciliği (tabii ki bir proletarya devrimidir söz konusu olan) şarta bağlıdır, bir sınıf olarak değil unsur olarak, kesim olarak proletaryaya katıldığı oranda devrimcidir. K. Şafak bunu bir başka ifadesinde tespit etmiş bulunuyor. "Küçük burjuvazi ile ittifak asgari program temel unsurlarındandır." İfadesinde oldukça aşırı bir genelleme yapılmış bulunuyor. Siyasal egemenliği elde etme mücadelesi içindeki proletaryanın asgari programında böyle, küçük burjuvazi ile sınırsız ve geniş bir ittifakın olmadığını ve olamayacağını görmüş bulunuyoruz. III-İŞÇİ SINIFI PARTİSİ İÇİN PROGRAM TASLAĞI-I VE K. ŞAFAK'IN GÖRÜŞLERİ I Nolu Taslağı RSDİP'nin programları ile belirli noktalarda karşılaştırmak program tartışmasının daha iyi anlaşılması için yerinde olacaktır. RSDİP nin iki asgari programı oldu, biri 1917 şubat devrimi öncesi dönemde kullanımdaydı. İkincisi ise 1917 nisan dan sonra kabul edilip Ekim Devrimi ve sonrasında 1919 da azami program kullanıma girinceye kadar kalandı. Bu iki asgari program yaşanan devrim sürecine denk düşmekteydi. I Nolu Taslak iktidar biçimi olarak demokratikleşme taleplerinin 1. Maddesinde "emperyalistlerin , tekelci burjuvazinin ve büyük toprak sahiplerinin iktidarının yıkılıp yerine işçi ve emekçilerin devrimci demokratik iktidarının kurulması" (Bülten N.1 38


S.57) RSDİP nin 1. Asgari programında "bu yüzden Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi en yakın görevi olarak önüne Çarlık otokrasisinin devrilmesini ve yerine anayasası şunları garantileyen demokratik cumhuriyetin geçirilmesini koyar." (Lenin Seçme Eserler C.6 S. 118) Aynı konuda 2. Asgari program "...proletarya partisinin önünde, gerek genelde ekonomik gelişmeyi ve halkın haklarını, gerekse de özelde sosyalizme mümkün en acısız geçiş olanağını en iyi garantileyen bir devlet düzeni için mücadele etme doğrudan görevi yükseliyor. (Age S.118) Siyasi egemenliği sağlayacak devlet düzeni konusunda I Nolu Taslak ile 1. RSDİP asgari programı aynı şeyleri söylüyorlar. İkisinde devrimler demokratik diktatörlükten yana. Bu iktidarın hangi tedbirlerle oluşacağı konusunda en önemlisi olarak I Nolu Taslak "7,Halk temsilcilerinin oluşturduğu meclisin kurulması. Yasama ve Yürütme nin birleştirilmesi. Her düzeyde yöneticinin seçimle belirlenmesi ve bunlara geri çağrılabilmesi ve aldıkları ücretin ortalama işçi ücretinden fazla olmaması." (Bülten N.1 S.8) RSDİP'nin 1. Asgari programı " 2. Halkın mutlak egemenliği , yani en üst devlet erkinin tamamının halkın temsilcilerinden oluşan ve bir meclisi oluşturan yasama meclisini elinde yoğunlaşması " (Lenin Seçme Eserler C.6 S.118) RSDİP'nin 2. Asgari programında bazı bölümler tamamen çıkarılmış, bu da onlardan biri. Bazıları olduğu gibi muhafaza edilmiş. Bazıları da yeni olarak eklenmiş. 2. RSDİP Asgari programı bu konuda yeni olarak şunu getirmiş:"Parti, polisin ve daimi ordunun tamamen ortadan kaldırıldığı ve yerine halkın genel silahlanmasını, genel milisin konduğu daha demokratik bir cumhuriyet için, bir proleter köylü cumhuriyeti için mücadele eder. Bütün görevli kişiler yalnızca seçilmekle kalmaz, seçmenlerin çoğunluğunun isteği üzerine her zaman görevden alınabilirler, istisnasız tüm görevli kişilerin ücreti, kalifiye bir işçinin ortalama ücretini geçmeyecek bir yükseklikte saptanır, parlâmenter temsili organların yerine yavaş yavaş aynı anda hem yasama hem de yürütme görevi yürüten halk (çeşitli sınıf ve mesleklerin yada çeşitli yörelerin) temsilcileri Sovyetleri konur." (Age. S.118) Görüldüğü gibi I Nolu Taslakta olan hedef RSDİP'nin 2. Asgari programında yeni olarak yer almış. 2. RSDİP asgari 39


programı Paris Komünü tipinde bir devlet tipinde kurulmasını hedeflemektedir. Bunu için seçmenlerin çoğunluğun isteği ile geri alınabilme ve tüm görevli kişilerin ücretinin kalifiye bir işçinin ortalama ücretini geçememe önlemini getirmekte, bizim I Nolu Taslağımızda öyle . böyle bir uygulama proletarya diktatörlüğünü getirir, yada bu uygulama sonucu proletarya diktatörlüğü kurulmuş olur. I Nolu Taslaktaki gibi bir devrimci demokratik diktatörlük ile bu mümkün değildir. Böyle bir önlem eğer varsa da devrimci demokratik diktatörlüğe son verir. Zaten bunun farkında olan Lenin sınıflar arasındaki ittifakın yansıması olan şu paragrafın "En yakın hedeflerine ulaşma çabası içinde Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Rusya'dan mevcut toplumsal ve politik düzene karşı yönelen her muhalif ve devrimci hareketi destekler. Bu arada aynı zamanda emekçi sınıfların polisiye, bürokratik vesayetinin herhangi bir genişletilmesi yada sağlamlaştırılmasıyla bağıntılı tüm reform programlarını kesinlikle reddeder." (Age S.125) 2. RSDİP asgari programında yer almamasını sağlar. I Nolu Taslak: "Parti, aynı zamanda tüm diğer emekçilere, sermaye, egemenliği altında durumlarının daha da kötüleşeceğini anlatır ve mevcut toplumsal, siyasal düzene muhalif ve devrimci tüm hareketleri destekler." (Bülten N.1 S.7 diyerek bu kez 1.nolu RSDİP Asgari programında ki anlayışı savunur. 1917 nisanından sonra proletaryanın küçük burjuvaziyi desteklediği (.. Monarşiye ve feodalizme karşı) dönem sona ermiştir. Devrimin yeni döneminde kendisine katılan (asgari programı destekleyen) kesimlerin taleplerini (yoksul köylülük) olarak proletarya iktidarını kuracaktır.14 I Nolu Taslak hem 1 hem de 2 RSDİP asgari programlarındaki hedefleri tek bir asgari programda birleştirmiş bulunuyor. Bu sürekli devrimin gereği denirse söylenecek sözüm yoktur. Çünkü K. Şafak programın sürekli devrimi savunduğunu söylemektedir. " I Nolu Taslak sürekli devrimi savunmaktadır. Proletaryanın iktidarı almakla yetinemeyeceğini bu iktidarını proletaryanın toplumsal kölelik koşullarını ortadan kaldırmak için kullanacağını açıkça ifade etmektedir. Kurtuluş sorununun 14

Ağırlıklı olarak RSDİP'nin 1 Nolu Asgari programındaki taleplere benzer taleplerden oluşuyor.

40


toplumsal bir sorun olduğunu söyleyerek tüm dünya işçilerinin kurtuluşu için onların ortak mücadelesini zorunlu bir şart olarak görmektedir." (Bülten N.2 S.47) Böylelikle Lenin ve Troçki'nin sürekli devrimi savunduğu kanıtlanmakta. Her ikisinin bu konudaki görüşleri özetlenmiş. Troçki'nin bir ülke sosyalizm için olgunlaşmadan proletarya diktatörlüğü için olgun hale gelebilir dediği, Lenin'inde burjuva devriminde , proletaryanın rolünün yol göstericiliği olduğu ve bu aşamada durmayacağı devrimi kesintisiz olarak götüreceğini formüle ettiği anlatılmakta. Bütün bunlar sorunun genel olarak ele alınan yanıdır. Hiç kimse belli bir aşamada 15 takılıp kalmak istememekte, devrimi sürekli kılmak, sınıfsız topluma kadar gitmek hedefini gütmektedir. Ne var ki sorunun çözümü için söylenenler farklıdır. Troçki burjuva devrimin çözülmemiş sorunlarının proletarya diktatörlüğü altında proletarya devriminin ilk perdesinde çözüleceğini söylemekte. Sürecin bileşik hale geldiğini bağımsız bir aşama olarak burjuva devrimin olmadığı bunu yürütecek bağımsız bir küçük burjuva ve köylü sınıflarının olmağının altını çizer. Buradaki bağımsızlık kavramı önemlidir, aşamalı devrim - sürekli devrim tartışmasının temelini oluşturur. Troçki "onaltıncı yüzyılın köylü savaşlarıyla başlayarak hatta bundan bile önce tüm burjuva devrimler de ve karşı devrimlerde , köylülüğün çeşitli katmanların muazzam ve hatta bazen belirleyici bir rol oynadı. Ama asla bağımsız bir rol oynamadı. Doğrudan ve olaylı olarak köylülük daima politik bir gücü bir diğerine karşı destekler." (Komüntern Program Taslağının Eleştirisi Troçki S.196) "Doğudaki devrimlerde köylülük hala belirleyici bir rol oynayacaktır. Ama bir kez daha bu rol ne önder ne de bağımsız olacaktır." (Age S.197) "Yoksul köylülüğü peşinden sürükleyen proletarya diktatörlüğü sloganı, Çin de yaklaşım üçüncü devrimin sosyalist karakteri sorununa ayrılmaz biçimde bağlıdır. Ve yalnızca 15

"Komünistler dikkatlerini esas olarak Almanya ya çevirirler, çünkü bu ülke 17.Yy İngiltere'dekinden ve 18.YY Fransa'dakinden daha gelişken bir Avrupa uygarlığı koşulları altında ve çok daha fazla gelişmiş bir proletarya ile yapılmak zorunda olan bir burjuva devrimi arifesindedir ve çünkü Almanya'daki burjuva devrim, onu hemen izleyecek bir proleter devrimin başlangıcı olacaktır." (Komünist Manifestonun Doğuşu Dirky Strutk S.156-157 ) Satırlar Manifestonundur.

41


tarih değil, insanların tarihin gerekleri karşısında yaptıkları hatalarda tekerrür ettiği ölçüde, Çin'in bir sosyalist devrim için henüz olgunlaşmadığı itirazını halen duyabiliriz. Fakat bu sorunun soyut ve cansız bir formülasyonudur. Zira tek başına alındığında, Rusya sosyalizm için olgunlaşmış mıydı? Lenin'e göre HAYIR! Ertelenemez ulusal görevlerin çözümü için tek yol olan proletarya diktatörlüğü için ise olgunlaşmıştı. " (Age S.181) "Bu şu anlama gelir, temel ulusal görevlerin çözümü için sadece büyük burjuvazi değil, aynı zamanda küçük burjuvazide burjuva demokratik devrimin görevlerini çözebilecek proletarya partisi ile bir arada politik bir güç, parti veya hizip oluşturmaktan acizdir. Bu sorunun anahtarı kesinlikle şu olguda yatmaktadır. Yoksul köylü hareketini kazanma görevi şimdiden tümüyle proletaryanın ve doğrudan komünist partinin omuzlarına yüklenmiştir. Ve devrimin burjuva demokratik görevlerinin kesin çözümüne yaklaşmak, tüm iktidarın proletaryanın elinde toplanmasını zorunlu kılar." (Age S.160) Troçki bunları, Stalin ve Buharin ile tartışmasının hat safhada olduğu günlerde, temmuz 1928 de söyler. Onun burjuva devrimi ve köylü hareketi konusundaki görüşleri başından beri aynıdır, değişmemiştir. Kendininde kabul ettiği gibi Lenin tarafından köylü hareketinin devrimdeki rolünü anlamamakla suçlanmıştır. Ta başından beri köylü hareketinin bağımsız olmadığı vurgulamakta, köylü nün işçiyi sadece müttefiki olmak değil önderi olarak kabul etmesi gerektiğini söyler. Devrimin gelişimi üzerine Lenin "2, Bu günkü Rusya da özgün olan şey, proletaryanın bilinç ve örgütlenme düzeyinin yetersizliğinden iktidarı burjuvaziye vermiş olan devrimin birinci aşamasında iktidarı proletaryaya ve köylülüğün yoksul katlarına devredecek olan ikinci aşamasına geçiştir." (Lenin Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi S.10-11) Lenin devrimi bir süreç ve süreklilik olarak ele almakta , burjuva ve sosyalist devrimler olarak aşamalandırmasa da devrim kendi içinde aşamalardan geçmektedir. Troçki Lenin'in demokratik devrim konusunda eski görüşlerini -bu tezlerle ve partinin asgari programının değiştirilmesi ile- terk ettiğini düşünür ve Bolşeviklere katılır. Ama 1917 Lenin'in hala yoksul köylülerin bağımsız 42


örgütlenmesini savunmasına sitem eder. Görüldüğü gibi, halbuki Lenin 1918 yazında yoksul köylü komitelerinin kurulmasının devrimi proleter bir nitelik kazandırdığını düşünür. I Nolu Taslak ise önüne köylü komitelerinin kurulmasının hedefini koyar, besbelli ki bu devrimin burjuva niteliğinin gerekli kıldığı bir hedeftir. İktidar formülasyonu olan, "işçi ve emekçilerin devrimci demokratik iktidarı"' ndaki "emekçiler" kavramı neyi ifade 16 etmektedir.? " I Nolu Taslak büyük çoğunluğunu küçük burjuvazinin oluşturduğu diğer emekçi sınıflarla proletarya ilişkisi konusunda neler söyler?" (Bülten No:2 K. Şafak S.48) Bu ifadeden anlaşılıyor ki "iktidar formülasyonunun (işçilerin devrimci demokratik iktidarı) bir ayağını oluşturan "emekçilerin" büyük çoğunluğu küçük burjuvaziden oluşmakta. Ne diye küçük burjuvazi kavramı değil de "emekçiler" kavramı tercih edilmiş. Yukarıdaki soruya verilen cevap ise şöyle : "küçük mülk sahiplerinin bir kısmının tekellerin denetimine girmesi ve bu nedenle proletaryanın çıkarlarına karşıt çıkarlara sahip olduğu bu mülk sahiplerinden ancak kendi yıkımlarının kaçınılmaz olduğunu anlayan ve mülk sahibi çıkarlarını savunmaktan vazgeçen kesimlerinin devrimci olduğunu söylemek proletarya ile bu kesimlerin birbirinden bağımsız faaliyetinin ve bu kesimlerin devrimci mücadelenin proletarya tarafından desteklenmesini savunmaktır. Bu küçük burjuvazinin peşine takılmak değil, küçük burjuvazinin bir kısmının proletaryanın yer almasıyla devrimci bir rol oynayabileceğini vurgulamaktadır." Bülten No:2 K. Şafak S.4849) Devrimin yapısı ilerleyişi konusundaki anlayış temelde sınıflar arası ilişkilerin nasıl kavranıp formüle edilmesine dayanır. Taslağımızın bu konuda Troçki ile aynı görüşte olmadığını görüyoruz. Troçki küçük burjuvazinin bağımsız devrimci faaliyetinin olamayacağını düşünmekteydi. I Nolu Taslak kesim olarak da olsa bağımsız devrimci faaliyetini savunmakta sınıf çıkarlarını savunmaktan vazgeçen bir küçük burjuvalar sınıfı nasıl bir 16

"Diğer emekçi kesimler tarihsel olarak bakıldığında burjuva kesimlerdir. (küçük zanaatkar ve köylü hem kapitalistin hem de mülksüz proleter öncesini oluşturur.) dolayısıyla bunların desteğinde (bunlarla birlikte) bir proleter iktidar bunların varoluşlarını dayandırdıkları burjuva egemenlik ilişkilerini geriletmek içinde asgari programa ihtiyaç duymaktadır." (Bülten No:2 K:Şafak S.32)

43


bağımsız devrimci faaliyet gösterebilir? Bu tür bir ittifak proletarya devriminde , proletaryanın asgari programını kabul eden bir küçük burjuva yada köylü hareketinin, proletaryayı desteklemesidir. Yoksa proletaryanın onları desteklemesi değil. Ekim Devriminde olan da budur. Yoksul köylülerin temsilcisi Soldevrimci-Sosyalistler Bolşevikleri desteklemişlerdir. "işçilerin ve emekçilerin devrimci demokratik iktidarı" formülasyonun da olan ise, işçilerin küçük burjuvalar ile ortak iktidarıdır. İşçi sınıfının önder bir güç olarak, küçük burjuvazi tarafından kabulü değil, "eşit" güçlerin ortak iktidarıdır. Dolayısıyla proletarya diktatörlüğü ile arasındaki fark buradadır. I Nolu Taslak devrimci demokratik iktidarı hedeflemekte, işçilerin işçilerin iktidar ortağı "emekçilerin" K. Şafak'ın açıklamalarından çoğunluğunun küçük burjuvalar olduğunu öğreniyoruz. Bu formülasyonun RSDİP'nin 1. Asgari programının hedeflediği şubat 1917 devrimi öncesi Rusya'da proletaryanın en yakın hedeflerindendir. Bağımsız bir küçük burjuva (yada köylü) hareketinin var olduğunu veya olabileceğini varsaymaktadır. Bu feodalizmin çözülüşü ve kapitalizmin gelişmesi ölçüsünde giderek imkansız hale gelen bir varsayımdır. "Kırsal alanda bazı yerlerde büyük toprak sahipliliğine dayanan feodal egemenlik biçimleri devam etse de bunlar dağılma sürecini yaşamaktalar." (Bülten No:1 S.6 I Nolu Taslak) Taslak bize feodal egemenlik biçimlerinin dağılmakta olduğunu söylemekte . Bu demektir ki burjuva devrimi kendiliğinden ci süreçte devam etmektedir. Büyük burjuvazinin izlediği yol olan bu tarzın dışında, iki tip sürecin yaşandığını şimdiye kadar ki tarihsel tanıkların ifadelerinden görmüş bulunuyoruz. Lenin'in Rusya için şubat 1917 devrimiyle sona erdi. Dediği tipteki işçi sınıfı ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü- burjuva demokratik devrimin yolunun hiçbir ülke devrimi için geçerli olmadığı şeklinde Troçki de genellemeye ulaşır. Bunun için sürekli devrim kuramını savunur. Artık sömürge ve yarı sömürge ülkelerde dahi burjuva devrimi proletarya diktatörlüğünün ilk adımı olarak gerçekleşecektir. I Nolu Taslağın asıl çelişkisi buradadır. Hem tespit edilen hedeflerden anlaşıldığı gibi ağırlıklı olarak devrimci demokrasi sınırları içinde kalmaya özen gösterir. Hem de sürekli devrim savunulur. Sürekli devrimin temel koşulu 44


proletarya diktatörlüğünün hedeflenmesidir. Tartışma konularından bir diğeri de sosyalizm anlayışı sorunudur. " I Nolu Taslak sürekli devrimi savunmaktadır. Proletaryanın iktidarı almakla yetinmeyeceğini bu iktidarın proletaryanın toplumsal kölelik koşullarının ortadan kaldırmak için kullanacağını açıkça ifade etmektedir. Kurtuluş sorununun toplumsal bir sorun olduğunu söyleyerek tüm dünya işçilerinin kurtuluşu için onların ortak mücadelesini zorunlu bir şart olarak görmektedir. Ayrıca yerel iktidarlarla proletaryanın kurtuluşu arasında bir süreç yaşanacağını, iktidarın ele alınmasının kurtuluşun bir ilk adımı olduğunu söyleyerek proletaryanın kurtuluşunun tek ülkede gerçekleşemeyeceğini söylemektedir." (Bülten No:2 K. Şafak S.48) Proletaryanın kurtuluşunun yerine sosyalizm kavramını (ki aynı şeyleri ifade ederler) koyduğumuzda sosyalizm tek ülkede gerçekleşemez dendiğini görürüz. Troçki ile Stalin arasındaki polemiğin kavramları yerine aynı şeyi ifade eden farklı kavramlar kullanmakla bu tartışmaya girilmiş ve bu kez Troçki ile hemfikir olunmuş. "Fakat taslağın yazarlarının kafasındaki bu değildir. Sosyalizmin zaferi ile onlar yalnızca iktidarın fethini ve üretim araçlarının ulusallaştırılmasını değil, tek ülkede sosyalist bir toplumun inşasını kastediyorlar. Eğer biz bu yorumlamayı kabul edecek olsaydık o zaman uluslar arası işbölümüne dayanan sosyalist bir dünya ekonomisi değil bahtiyar anarşizmin ruhuna uygun kendine yeterli bir sosyalist kominler federasyonu elde ederdik. Tek farkla ki bu komünler bu günkü ulusal devletlerin büyüklüğüne ulaşmış olurlardı." (Troçki Komüntern Program Taslağının Eleştirisi S.51) "İşin doğrusu sosyalist dünya ekonomisi hiçbir zaman ulusal sosyalist ekonomilerin toplamı olmayacaktır. O temel yönleri iktidarıyla yalnızca kapitalizmin bütün önceki gelişimi tarafından yaratılmış olan uluslar arası işbölümü zemininde şekillenebilir. Özünde o tek tek birkaç ülkede 'tam sosyalizmin inşasından sonra değil ama on yıllar gerektirecek proleter dünya devriminin tufan ve fırtınaları içinde oluşturulacak ve inşa edilecektir" (Age. S.52) 45


Troçki komüntern taslağını "tek ülkede sosyalizmin inşası" konusunda bu şekilde eleştirmekte. I Nolu Taslağın yazarlarından birinin ve Troçki'nin yorumları bunlardır. K. Şafak'ın ve I Nolu Taslağın sosyalizm anlayışı konusunda görünüşte proletarya iktidarını sosyalizm zannetmeye karşı bir tepkidir. Bütün yorumlardan bu anlaşılıyor. Haksızda değiller. Proletarya iktidarlarının yıkılışı bazıları tarafından sosyalizmin yıkılışı olarak anlaşılmıştı. Şimdi de bu konuda Stalin'i dinleyelim. " 1. 1840-1850 yıllarına doğru, henüz tekelci kapitalizm yokken, kapitalizm bir yükseliş çizgisini izleyerek ve kendisinin henüz işgal etmediği geri ülkelere yayılarak az çok düzenli bir biçimde gelişirken ve eşit olmayan gelişme yasasının henüz tüm gücü ile beliremeyeceği bir dönemde Marks Ve Engels sosyalist devrimin tek olarak ele alınan herhangi bir ülkede zafer sağlanamayacağı ancak bütün uygar ülkelerde yada bunların çoğunda genel bir darbe ile zafere ulaşabileceği sonucuna varmışlardı. Bu sonuç bir ilke durumuna girdi. Oysa 20. Yüzyılın başlangıcında ve Birinci Dünya Savaşı döneminde tekel öncesi kapitalizm görünür bir biçimde tekelci kapitalizme dönüştüğü her kes için apaçık olunca yükseliş çizgisini izleyen kapitalizm can çekişen kapitalizm haline dönüşünce savaş, dünya emperyalist cephesine onarılmaz zayıflıklarını açıkça ortaya çıkarınca ve eşit olmayan gelişme yasası proletarya devriminin değişik ülkelerde, değişik dönemlerde olgunlaşacağını belirgin hale getirince, marksist teoriden hareket eden Lenin yeni koşullara göre sosyalist devrimin ayrı olarak ele alınan bir ülkede pek ala zafere ulaşabileceğini bütün ülkelerde yada uygar ülkelerin çoğunda sosyalist devrimin eşit olmayan bir şekilde olgunlaşması sonucunda olanaksız olduğu Marks ve Engels'in eski formülasyonunun yeni tarihsel koşullara artık uymadığı sonucuna vardı." (Stalin Son Yazılar S.52) Troçki ile Stalin arasındaki tartışmanın temelinde bu görüşler vardır. Tartışmanın özü sosyalizmin tam zaferinin bir tek ülkede mümkün olup olmadığı yoksa proletaryanın siyasi iktidarı 46


fethi anlamında proletarya devriminin mümkün olup olmadığı değil. Troçki kapitalizmin dünya sistemi olduğu, onun yarattığı uluslar arası iş bölümü temelinde sosyalizmin gerçekleşebileceği , Stalin ise eşit olmayan gelişme yasasının tayin edici olduğu bununda tekelci kapitalizm döneminde kendini hissettirdiği görüşünden hareket etmekte. Bizim taslağımızda ise 17 proletaryanın kurtuluşunun (sosyalizm demektir) tek ülkede gerçekleşemeyeceğini söylemektedir. İşçi sınıfı hareketi ta başından beri uluslar arası bir harekettir. Kapitalizmin emperyalizm aşaması ile birlikte bu özelliği gittikçe daha çok ortaya çıkmaktadır. Elbette kurtuluşu da uluslar arası olacaktır. I Nolu Taslak üretim araçlarının mülkiyetinin proletarya iktidarından sonra ne olacağı hakkında hangi düşüncede dedir? " Proletaryanın kurtuluşu kendisi tarafından gerçekleştirebilir. Proletarya iktidarını kurduğu her yerde üretim araçlarının üreticilere devredilmesini sağlayacak ve çalışmaya yetenekli herkesi çalışmaya zorlayacak ve üretimin tüm toplum tarafından ve toplum adına planlanıp yürütülen sosyalist dönüşümü sağlayarak kendisi ve kendisiyle birlikte tüm insanlığı kurtaracaktır. Proletaryanın tarihsel görevi budur." (Bülten No.1 S.6) Bu konuda şimdiye kadar Marksist teorideki görüş proletarya iktidarında üretim araçlarının mülkiyetinin devlette olacağı şeklindedir. "Proletarya siyasal egemenliğini tüm sermayeyi burjuvaziden derece derece koparıp almak, bütün üretim araçlarını devletin yani egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletaryanın elinde merkezileştirmek için ve üretici güçlerin tamamını alabildiğince çabuk arttırmak için kullanacaktır." (Komünist Manifestonun Doğuşu Dirk S. Strutk S.136-137 Satırlar Komünist Manifestonundur.) Manifestonun yazarları böyle düşünmüş , bizim taslağımızın 18 yazarları ise üretim araçlarının mülkiyetinin devlette değil üreticilerde olmasını istemişler. Belli ki bu da şimdiye kadar ki uygulamalara ve onların ortaya koyduğu olumsuzluklara karşı 17

"Proletaryanın kurtuluşu yerel ve ulusal bir sorun değil toplumsal bir sorundur ve bütün ülkelerin işçilerinin ortak mücadelesini gerektirir." (Bülten No.1 S.6) 18 " Bu paragrafta üretim araçlarının devlete devredilmesi yoktur, üretimin devletin, partinin planlama örgütü tarafından planlanması değil tamamı üreticilerden oluşan toplum tarafından planlanması vardır." (Bülten No:2 K. Şafak S.48)

47


tepkidir. Ancak her yerde kaçındıkları solculuk, süreçleri atlama hatasına burada düşmekteler. Proletaryanın sınıfların ortadan kalkışı mücadelesinde daha ileri safhalarda ortaya çıkabilecek19 örgütlenme biçimleri daha ilk adımda hedeflenmekte. Program tartışmasında, asgari-azami program ilişkisi bunların karşısında geçiş programının durumu ile taleplerin niteliği sorunun özünü oluşturmuş görünüyor. RSDİP'in pratiğinden de görüyorum ki tek tip asgari program olmadı. Yaşanan devrimin niteliğine göre asgari programda değişmekte. Devrimin ilerleyişi deyince de aşamalı devrim savunucusu olarak suçlaması da hazır bekliyor. İşçi sınıfının ve devrimin programları salt asgari programlar olarak yazılmadı. Azami program genel hatları ile kuram bölümünde yer aldı. Rus devriminde olduğu gibi kullanım için kabul edildiğinde ayrıntıları yazıldı. Bunun için ilk yada yakın hedefleri gösteren proletarya iktidarı öncesi asgari programın dışında kuram bölümü önemlidir. Proletaryanın tarihi misyonu ve buna götüren araçlar burada kendini gösterir. Lenin sık sık sosyalizm bayrağını yarıya indirmeyecekleri kira programların sadece bir bölümü ile gitmeyeceklerini yazar. Bunun için ikinci RSDİP asgari programının aralarına kır proletaryasına bağımsız örgütlenmesi hedefini gösteren paragraflar yazılmıştır. İşçi sınıfının eğitimi ve örgütlenmesi azami program temelinde yapılır. K. Şafak'ın söylediği gibi asgari ve azami program arasında diyalektik

19

"Bu yoldaşlar, kişilerin yada kişi gruplarının mülkiyetinin devlete kendi malı olarak verilmesinin ulusallaştırmanın tek yada herhalde en iyi şekli olduğunu var saymaktadırlar. Yanlıştır. Gerçekte kendi malı olarak devlete devretme ulusallaştırmanın ne tek nede en iyi biçimidir. Ama Engels'in Anti-Dühring'de çok doğru olarak söylediği gibi bu ulusallaştırmanın ilk biçimidir. Apaçıktır ki devlet varolduğu sürece devlete kendi malı olarak teslim en anlaşılır ilk ulusallaştırma biçimidir. Ancak devlet sonsuza dek varolmayacaktır. Sosyalizmin dünyanın birçok ülkesinde etki alanının genişletilmesi ile devlet çözülecektir. Ve apaçıktır ki bunun sonucu olarak kişilerin yada grupların mülkiyetinin kendi malı olarak devlete verilmesi sorunu artık ortaya atılmayacaktır. Devlet yok olacak ama toplum kalacaktır. Bunun sonucu olarak ulusal mülkiyetin mirasçısı yok olmuş olan devlet değil yönetici merkezin ekonomik kurumun kişiliğinde toplumun kendisi olacaktır. " (Stalin Son Yazılar S.145-146)

48


bir ilişki vardır. Onlar bir bütünü oluştururlar. O bütün proletaryanın kurtuluşu mücadelesidir. Geçiş programını savunan kesim asgari ve azami programı tek bir programda birleştirmek istiyor. Troçki'nin 1938 geçiş programı IV Enternasyonal programıdır. Sosyalizm anlayışına uygun olarak hazırlanmıştır. Görüldüğü gibi sosyalizm ulusal ekonomilerin gelişimi, dünya ekonomisi teşkil etmesi şeklinde değil kapitalizmin yarattığı uluslar arası iş bölümünden hareketle oluşacaktır. Tekrarlamakta fayda var . Bültendeki geçiş programını savunan kesim "ulusal bir program temelinden hareket etmek istemekte. Bu da azami program olmasına göre her ülke 'devrimci Marksisti' kendi azami programından hareket edecek demektir. Halbuki proletaryanın azami programı tektir, her yerel ve ulusal da aynı program kullanılır. Sadece ayrıntılar farklıdır. Bu da parça ve bütün diyalektiğidir. Geçiş programı ister istemez asgari hedefleri içerir yoksa geçiş söz konusu olmaz, yani ne kadar istenmezse asgari-azami program gerçeği aşılamamaktadır. Aşma çabalarının arkasında reformist duruma düşme devrimci bir programa sahip olamama korkusu vardır. Asgari programın hedeflerinin kapitalizm tarafından karşılanabilir yada karşılanamaz olarak görme anlayışı bunun temelidir. Her şeyden önce proletaryanın asgari programı bir siyasal devrimi hedefler geçmişte oluğu gibi bu proletaryanın müttefikleri ile ortak iktidarı yada proletarya diktatörlüğüdür. Bu en önemli ilk ve yakın hedef kapitalizm tarafından (daha doğrusu kapitalistlerin siyasal eylemi sonucu) mı kurulur yoksa proletaryanın toplumsal devriminin bir ilk adımı ve onun parçası mıdır? Sosyalizmi sadece proletaryanın toplumsal ve ekonomik kurtuluşu olarak düşünürseniz vardığınız yer burasıdır. Proletaryanın teorik ve siyasal kurtuluşuda, proletaryanın kurtuluşu (sosyalizmi) nun bir parçasıdır. Nasıl ki proletarya iktidarlarının sosyalizm zannetme büyük bir hata idiyse, proletaryanın siyasal kurtuluşunun sosyalizmin tarih-öncesine sürgün etmede bir hatadır. Burjuvazinin tavrı bize bunu göstermekte o "sosyalizm öldü" sevinç çığlıklarını bir ideolojik ölüm için atmakta. Bu ise zaten hepsini kapsamaktadır. Proletarya diktatörlüğü bu güne değil geleceğe , kapitalizme değil sosyalizme aittir. Proletarya sınıfsız toplum yürüyüşünü ancak 49


onunla yapacaktır. Proletarya diktatörlüğü, sosyalist toplumsal devrimin bir parçasıdır. Bu toplumsal devrim üretici güçler ile üretim ilişkilerinin çalışmaya başlaması ile zaten çoktan başlamıştır. Asgari programdaki işçi sınıfına yönelik hedefler toplumsal devrimci değildir. Onun korunması, kurtuluşu için yetenekli kılınmasına yöneliktir. Eğer feodalizmin varlığı ve devrimci bir köylü hareketi söz konusu ise köylülüğe yönelik hedeflerde toplumsal devrimcidir. Dolayısıyla köylülüğün azami programını kapsar. Kapitalizmin sınırları içinde kalmayıp ona son vermeyi işçi sınıfı iktidarı alınan en yakın hedefi ile ortaya koymaktadır. Proletaryanın siyasal egemenliği onun toplumsal ve ekonomik kurtuluşunun ön şartıdır. İktidarın elde edilmesi ile kapitalizmin sınırları dışına çıkılmış olmaz ama sosyalizme en acısız geçişi sağlayacak bir devlet biçimi kurulmuş olur. Bu ise proletaryanın kurtuluşu yolunda yürüyüşünün ilk adımıdır. Proletaryanın taleplerini ciddi olan yada olmayan olarak ayırmak doğru mudur? Troçki proletaryanın ciddi talepleri kapitalizm sınırlarını aşar demekte . K.Şafak "proletaryanın en ciddi talebi ise tüm üretim araçları üzerindeki her türlü özel mülkiyete son vermek, onları toplumsal mülk haline getirmektir. Bu talep kapitalizmin de burjuva devletinde sınırlarını aşar." (Bülten No:2 K.Şafak S.52) işçi sınıfının programının taleplerini yada hedeflerini ciddi olan yada olmayan diye ayırmanın altında, asgari programdan (ki bunun taleplerine ciddi denmemekte) vazgeçme isteği vardır. Böyle yapıldığından önemsiz küçük işlerle uğraşmaktan kurtulunacaktır. Burada öne çıkarılan taleplerin kendisidir. Bu talepler için mücadele eden sınıf yada sınıfın hareketi ise gözlerden uzaktadır. "genel kurula katılamayışımın nedeni olarak uluslar arası Emekçiler Derneği Merkez Konseyinin işlerini gösterdim ve eksiksiz siyasal özgürlük için çalışmak, işgününün düzenlenmesi ve işçi sınıfının uluslar arası işbirliği gibi.'ciddi' bir işçi sınıfı hareketinin başlangıç noktalarının genel kurula sunulan raporda vurgulanmış olmasını görmekten mutluluk duyduğumu belirttim. Başka değişle, Lasella'nın programından vazgeçtikleri için kendilerini kutladım." (K. Marks - F. Engels Seçme Yazışmalar C.I S.247) 50


26 Ağustos 1868 de Marks Engels'e bunları yazmakta. Burada Marks'ın vurgusu , taleplerin değil işçi sınıfı hareketinin "ciddi"liği yönündedir. Üstelik "ciddi" kavramı tırnak içinde yazılmış. Ya bu da başka birine ait olduğu için yada buna katılmadığı için böyledir. Bu gün ise taleplerin değiştirilmesi ön plandadır. Halbuki talep ve hedefler proletaryanın kurtuluş mücadelesi içindir. Asıl amaç işçi sınıfının hazırlanması ve bunun için doğru formülasyonlar etrafında birleşip mücadele edilmesidir. "Ama yeni bir program her şeyden önce kamuoyu önünde açılan bir bayraktır ve dış dünya , partiyi o programa bakarak değerlendirir." (Marks Engels Seçme Yazışmalar C.II S.85) Engels, Bebel'e yazdığı 18-28 mart 1875 tarihli mektubunda bir programı böyle yorumluyor. Onların döneminde, asgari-azami program ayrımı tartışması yoktu. İşçi sınıfının programını bayrağını- burjuvazi ve küçük burjuvazinin renklerinden ayırmak için uğraşıyorlardı. Komünist Manifestoda bunları yapmışlardı, fakat çeşitli uluslardan proletarya partilerinin programları bunu kendi koşullarında yeniden üretmekteydiler. Alman ve Fransız işçi sınıfı partilerinin programları ile yakından ilgilenmeleri bunun içindir. Bu günkü program tartışmalarında asıl gürültü talep, hedef yada görevler diye adlandırılan kısım üzerinde koparılmakta . Program sadece bu bölümden ibaretmiş gibi hareket edilmekte. Komünist Manifestoda sadece talepleri ile dikkate alındığında asgari program , reformist program görünümündedir. En ileri ülkeler proletaryasının siyasal egemenliğini sağladıktan sonra bu ilk adım sonrası ilk hedef ve görevlerdir bunlar. Bunlar devrimin ilerleyişi içinde eskiyip yenileri ile değiştirileceklerdir. Manifesto siyasal devrim sonrası yapılacakları önceden hedeflemiştir. Yani zaferden önce övünür. Rus devrimindeki gibi müttefiklere (yoksul köylüleri) muhtaç, görece zayıf, geri bir ülke proletaryasının izlediği yol elbette farklı olacak, azami program zaferden sonra kullanıma girecektir. Marks ve Engels sadece Manifestoda değil çeşitli yazılarında işçi sınıfı iktidara geldiğinde şunları yapacaktır., derler. Bununla işçi sınıfı iktidarının alacağı önlemleri kastederler. "tüm sermayeyi burjuvaziden derece derece koparıp almak" "üretim araçlarının mülkiyetini proletaryanın - yani devletin elinde 51


merkezileştirmek", "üretici güçlerin tamamını olabildiğince çabuk arttırmak" için proletarya siyasal egemenliğini kullanacaktır. Kısacası , asgari ve azami program manifestoda iç içedir. Rusya'da proletarya iktidarı sonrası ortaya çıkacak durum - asgari ve azami program arasındaki duvarın yıkılması -daha baştan mevcuttur. Emperyalist kapitalist ülkelerin proletaryasının devrimde atacağı adımlar hem asgari ve hem de azami hedefleri içerecektir. Bülten yaymalıdır.

tartışmayı

genişletmeli

uluslar

arası

alanda

I Nolu Taslak kendi alanında yapılanların en iyilerinden birini yapmayı başarmış bulunuyor. Bu başarı daha ileriye taşınmalıdır.

01/08/2003 Necati IŞIK

Necati IŞIK

52


26-PROLETER  

26-PROLETER.pdf

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you