Page 1

y e n i b i r d ü n y a iç in

İlerici Gençliğin Aylık Sanat, Edebiyat, Siyaset Dergisi

8Ağustos Mart 2008 Özel Sayısı 2007 Sayı: 14

TARLADA EKİNİ BİÇEN FABRİKADA TÜTÜNÜ İŞLEYEN ELLERİMİZDEN DOĞACAK YENİ BİR DÜNYA

9

www.ilericigenclik.org


Görünmeyen Emek Sesini Yükselt!

Kadınlar Savaş İstemiyor! “Kadınlarımızın yüzleri acılarımızın kitabıdır.” Nazım Hikmet Bugün hepimizin dünyada ve ülkemizde gerçekleşmesini en çok istediğimiz şey barış. Acının, gözyaşının, işkencenin en korkunç biçimiyle yaşandığı savaşlarda, barışın rengini hep kadınlar yansıtmıştır. Savaşları “kapitalist, emperyalist, erkek egemen” zihniyetler yaratır. Ancak tüm topluma yayılan acıların yükünü en fazla kadınlar taşır. Kapitalist, erkek egemen sistemde kadınlar erkeklerin mülkü olarak görülür. Bu yüzden, bir kadın tecavüze uğradığında bu, erkeğin erkekliğine fiili bir saldırı olarak düşünülür. Bu anlayış yüzünden kadınlar belli bir kültürün, etnik grubun ya da ülkenin erkeklerinin onuruna saldırmak adına savaşın hedefi haline gelir. Bu nedenlerden ötürü, tecavüz ve kadına yönelik cinsel saldırının diğer biçimleri her zaman savaşın veya çatışmanın bir parçasıdır. Kadınlar saldırılabilecek, çalınabilecek ve leke sürülebilecek bir mülk olarak görüldükleri için, savaşlarda düşmanı küçük düşürmenin bir aracı haline gelir. Savaşlarda kadınlara bilinçli olarak fiziksel ve cinsel şiddet uygulanıyor. Çünkü devletler savaşlarda işgal ettiği toprakların kadınlarına tecavüz edilmesini ve kadınların hamile bırakılmasını bir savaş politikası olarak kullanır. Kadın bedeni işgal edilen toprak parçasıyla eşdeğer tutulur. Savaşın kadınlara yönelik sonuçları sadece bunlarla sınırlı değil. Emperyalist devletlerin savaşlarla getirdikleri “demokrasi”nin doğurduğu en büyük sonuçlardan biri olan yoksulluk, kadınları fuhuş yapmaya zorlar. On binlerce kadın Filistin’de, Afganistan’da, Irak’ta yaşanan savaşta çocuklarını, bedenlerini, yaşama haklarını kaybettiler. Iraklı bir kadın: “Ben Nur, size Ebu Garip hapishanesinden yazıyorum. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Burada neler yaşadığımızı size anlatabilir miyim? Siz uyurken uykusuzluğun ne demek olduğunu, siz giyinikken çıplaklığı anlatabilir miyim? Sadece onurumuzu korumak için işkence ve şiddete maruz kalıyoruz. Bu mesaj Allah’ın adaletine inanan dini liderlerin eline geçerse, kürsülerinden bunu herkese okusunlar... İçki içip bize hayvanlar gibi tecavüz ederlerken büyük ıstırap çekiyoruz. Her gün yeniden ölüyoruz. Tecavüze uğruyor, işkence görüyoruz. Giysilerimiz paramparça, karnımız aç. Bizi kim kurtarmaya gelecek?” Filistinli bir kadın: “Cinsel tecavüz tehdidi işgalcilerin sürekli dilinde “İtirafta bulun yoksa şu asker hepimizin gözleri önünde sana tecavüz edecek” diye tehditte bulundular. Bu tehdit karşısında bütün bedenim titremeye başladı. Şehit kocama ağza alınmayacak küfürler ettiler. Ama ben yine de kararlılığımdan bir şey kaybetmedim ve ‘benim size söyleyecek bir sözüm yok’ dedim.” Raide Muhammed Şehade. Bugün ülkemizde yaşanan iç savaşta Kürt halkına yönelik saldırılardan en fazla etkilenen Kürt kadınları oluyor. Onlar da savaşta evlerini, köylerini terk etmek zorunda kaldılar. Çocuklarını, kocalarını kaybettiler, askerler, polisler ve korucular tarafından tecavüze uğradılar. Gözaltında taciz ve tecavüz vakaları en çok Doğu’da ve Güneydoğu’daki illerde yaşanıyor. Kapitalist, emperyalist dünyanın kadınlara getirdiği özgürlük soykırımdır, işkencedir, tecavüzdür… Biz TÜM-İGD’li Kadınlar olarak savaşın en büyük acılarını yaşayan tüm kadınları savaşa karşı barış, emperyalizme karşı savaş için örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.

Biz kadınlar yoksullarıyız insanlığın. Fakat yine de yoksulluktan insanı çıkaracak olanız. Ellerimizle üretiriz hayatı. Tarlaya biz ekeriz tohumu, yetiştiririz başakları, sonra onu alır öğütürüz; ellerimizle ekmek yaparız. Efendilerimizin karnını yoksulluğumuzla doyurur, biz aç kalırız. Ve Ceylanpınar’da boğularak ölürüz! İşimize geç kalmamak için sabah erkenden çıkarız sokaklara. Çalışmaya başladık mı bir daha hiç durmayız. Başlarız kumaşı kesmeye, dikmeye... Malum, insanlığın giyinmesi gerekir. Biz daha on üçümüzde başlamışızdır insanlığı giydirmeye. Bilmeyiz çocukluğumuzu ya da olgunluğumuzu. Çünkü ellerimiz tükenmiş, yaşlı ve hep yoksuldur. Bunu bize her fırsatta anlatır. Hep yeniden üretir, giydiririz insanlığı. Efendilerimiz giyinir, biz çıplak kalırız. Sonra… Bursa’da yanarak ölürüz! Eee, evimizin kadınıyızdır biz, yok öyle yağma. Saçımızı süpürge etmeliyiz. Sadece öyle evde oturmak da yok. Gerekiyorsa çalışmalıyız. Hem ev işi, hem evde iş. Öyle oturduğumuz yerde ekmek beklememeliyiz, emek vermeliyiz. Biz en yoksullarız! Peki biz kimiz? Biz kadınlarız. İşçi, emekçi kadınlarız. Emeği hiç görünmeyen, hayattan yok sayılan, sosyal güvenceden tamamen yoksun, en ucuza çalıştırılan ve işten çıkartılırken “öncelik” tanınan işçi, emekçi kadınlarız. Bizler bu kaderi değiştirebiliriz! Novamed’li Kadınlar değiştirdi. Novamed’de çalışan kadınlar yan yana çalışırken konuşmalarının yasak olmasından, tehlikeli kimyasallarla çalıştırıldıkları halde maske altından konuşmasınlar diye maske takmalarına izin verilmemesinden, nişanlanmak ve evlenmek için iş yerinden izin alınmasından, üretim hattında bulunan kadınların doğumlarının sıraya konulmasından, günde kaç kere tuvalete gidip tuvalette ne kadar vakit geçirdiğinin hesabının tutulmasına kadar birçok akıl almaz baskıya maruz kalıyorlardı. Bu baskılara son vermek ve sendikal haklarını kazanmak için 26 Eylül 2006’da greve çıktılar. Bir yılı aşkın mücadeleleri sonucunda birçok haklarını kazandılar. Baskı sadece Novamed’le sınırlı değil! Kadın iş gücünün yoğun olduğu (tarım, tekstil, gıda, hizmet iş kolu gibi) sektörlerde çalışma koşullarının pek iç açıcı olmadığı, kadınların sosyal güvenceden yoksun ve genelde kayıt dışı olarak çalıştırıldıkları, ev eksenli çalışan kadınların ise emeğinin zaten görünmez olduğu bilinmektedir. Bizler TÜM-İGD’Lİ KADINLAR olarak işçi, emekçi kadın kardeşlerimizi örgütlenmeye çağırıyoruz. Kadının kurtuluşu için mücadele gerektiğini biliyor, bu nedenle kadınları örgütlü mücadele alanlarına çağırıyoruz. Bu kader bizim değil, değiştirelim! Emekçi kadın TÜM-İGD’ YE KATIL! Eytişim Basın Yayın Reklam Sanat Hizmetleri LTD. ŞTİ. adına sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü: Barış Eser Adres: Sıraselviler Cad. Billurcu Sok, Ocaklı Han, Kat:3 No:6 Taksim/İstanbul Telefon/ Faks: (0212) 245 28 11 E-Posta: posta@ilericigenclik.org İnternet: www.ilericigenclik.org Baskı: Ezgi Matbaası/İstanbul Yayın Türü: Aylık Yerel Süreli Yayın

Banka Hesap No: T. İş Bankası Taksim Şubesi Barış Eser TL:1052 0789432 Avro/Euro:1052 3348854

2


Anayasa Kıskacında Kadın AKP iktidarı sosyal güvenlikten türbana, eğitim sisteminden temel yasalara kadar pek çok alanda görülmemiş bir hızla kararlar alıyor, yasalar çıkartıyor. Daha doğrusu bütün bunları topluma dayatıyor. Bu kadar hızlı bir dönüşümün ortasında kadınların payına da bir şeyler düşmesi kaçınılmaz. AKP’nin icraatlarına ve temsil ettiği zihniyete baktığımızda bunların kadınlar için hayırlı olmasını ise elbette kimse beklemiyor. AKP’nin kadın politikasına, dahası kadına

mu çok farklı değil aslında. Ev içinde dahi ikinci sınıf olan kadınların bilinçlenmesi ve sosyal yaşama tam ve gerçekten eşit olarak katılması için türlü engellerin yine çoğu kez yasalarla getirildiğini görmekteyiz. Son günlerde gündemi kaplayan türban değişiklikleri, AKP ve MHP’nin uzlaşması sonucu şekillenirken konunun birebir muhatapları olan kadınlar dışında herkes söz söylüyor, yine kadınlar konuşturulmuyor. Kadınlar, özünde ezelden beri muhafazakar

bakış açısıyla ilgili pek çok örnek var ancak geçtiğimiz haftalarda ortaya atılan yeni anayasa gelecek günlerin kadın hakları açısından bizi daha da geriye götürebileceğini göstermekte. Peki yasalaştırılmaya çalışılan anayasa değişiklikleri kadınları nasıl etkiliyor? Patronlar iktidarı kadınlara “eşitlik” tanıdıkları iddiasındaysa da ne dün ne de bugün kadınlar evrensel anlaşmalarla da tanınmış olan haklarından birkaç istisna dışında çoğunlukla yararlanamıyor. En temel hak olan yaşama hakkının kadınlar açısından kullanılamadığı, kadının yaşamına dair kararı babasının, kocasının, abisinin ya da aile meclisinin aldığı şartlarda kadın erkekle nasıl eşit olabilir ki? Doğrudan töre baskısı altında olmayan kadınların da duru-

ve erkek egemen bakış açısına sahip çevrelerin şekilsel laik anlayışıyla gericilik özgürlüğü isteyen kadın düşmanı çevreler arasındaki çıkar çatışmalarına kurban ediliyor. “Sivil” Anayasada Kadın Türban, sınır ötesi operasyon derken son günlerde gündemdeki yeri bir hayli gerilemiş gözüken anayasa tartışmaları gericiliği ve Amerikancılığı tescilli AKP hükümetinin kadına gerçekte nasıl baktığını son derece açık şekilde ortaya çıkarttı. 12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan 1982 anayasası dahi 10. maddesinde kanun önünde ‘cinsiyet ayırımı yapılamayacağını söylerken 2004’te yapılan daha olumlu ve gecikmiş bir değişiklikle madde metnine “kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir” hükmünü getirmiş-

3

ti. Sivil ve özgürlükçü olma iddiasıyla pazarlanan yeni taslakta ise kadın haklarının 82 anayasasının bile gerisine götürülmeye çalışıldığını görüyoruz. Taslakta yer alan maddelerden birinde “Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler” denilerek Kadınlar koruma adı altında muhtaç ve aciz olarak kabul edilmekte. Başka koruyucu önlemlerle desteklenmedikçe, kadının toplumsal ve hukuksal konumu açıkça tanımlanmadıkça bu ve benzeri hükümler sadece kadınların sosyal yaşamda ikinci sınıf olmaya itilmesi sonucunu doğuracaktır. Yapılması gereken değişiklik kadınlara kadın erkek eşitliği bakımından pozitif ayrımcılık uygulanılarak desteklenmesi yönünde olmalıdır. Anayasada kadın ve erkeğin kanunen eşit olarak tanımlanması yetmez, anayasada kanunen ve fiilen eşitlik ilkesi yer almalıdır. Ev işleriyle ilgilenerek erkeklerin üretime katılmasını sağlayan kadınların ev içi emeği ise görmezden geliniyor. Hiçbir sosyal güvenlik hakkı ve sağlık güvencesine de sahip olmayan kadın, uygulmada sağlık hakkına da erkek üzerinden ulaşabiliyor. Ayrıca “ev kadını” denilen işsiz kadınları çalışma hayatına dahil edecek hiçbir düzenleme de yapılmıyor. Çalışabilme imkanına sahip kadınlar ise doğum sonrasında eve kapanıyor ve benzer bir süreci yaşamaya başlıyor. Doğum öncesi ve sonrasında ücretsiz olarak tabir edilen izin dönemini kadın ne kadar kısa tutarsa ekonomik açıdan kendisi için o kadar faydalıdır. Bu nedenle sağlıksız bir hamilelik döneminin ardından kadın ya ev işleri ve çocuk bakımını seçecek ya da çocuğunu kreşe bırakacaktır. Kreş hakkının uygulanmaması sonucu birçok kadın işten ayrılıp çocuğunu büyütmeyi seçerken ekonomik özgürlüğünü ardında bırakıyor. Anayasa tartışmaları bir kez daha kadınların hakları için mücadele vermesi gerektiğini bize hatırlatmakta. Daha yürünecek çok yol var. Kapitalist sistemde iki kere sömürülen emekçi kadınlar olarak sermayedarlar ve onların iktidarı AKP Hükümetinin kirli oyunlarını bozmak için mücadele bayrağımızı yükseltelim; Genç kadın arkadaş haydi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde haklarımızı savunmaya alanlara.


Niçin mücade Fuhuşa , cinse tecavüz l sömürüye, ta ci e dur de mek için ze, ; SSGSS Y asa Tas çöpe atm arısını ak için;

nında a l a r ı çbi tın hi zden dolay k, a y a e H etimi lmem cinsiy k, sömürü çin; ak i eme ezilm ğılanmam aşa

işgallere e v ş a v a list s Emper ya demek için; dur in; amak iç m l o li k e em Mezarda

z, sömürüsüz sı ır n sı , z sı ıf ın S ; bir dünya için ret için; Eşit işe eşit üc

TÜM-İGD’li KADINL 8 Mart 2007

Basın Açı Wassan, Liqa, Zeynep adlı 3 Iraklı kadının 3 8 Mart’a Çağr Türkiye’nin dört bir yanında İlerici Gençl 8 Mart M “İnsanca Bir Yaşam İ Novamed Greviyle D İlerici Kadınlar Novamed grevci Stand başında, bild Ve İlerici Kadınlar Antalya Serbest B 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Müc TÜM-İGD’li Kadınlar “Şiddete, Irkçılığa, Sömürüye Karşı “Cinsel, Sınıfsal, Ulusal Sömürüye Son!” Ankara 25 Kasım etkinlikleri kapsamında İlerici Kadınlar Ankara ve İst

Dün Alanlardaydık! Novamed’de Kazandık

insanca bir yasam için ğa a, pahalılı ğ u ll u s k o Açlığa, y mak için; ır ld a k n a ka z sel, sız, bilim a r a p , it ş E ; eğitim için anadilde


ele ediyoruz? Kimsenin namusu o lmamak iç in; Bedenlerim izi bir sava ş ganimeti olmaktan kurtarma k için;

LARDAN HABERLER 7’den 2008’e

ıklaması! Mart’ta asılmasına karşı basın açıklaması… rı etkinlikleri! lik Kadın Özel Sayısı ve bildiri dağıtımı… Mitingleri! İçin Haydi Alanlara!” Dayanışma Günleri! kadınlarıyla dayanışma içinde… diri dağıtımında… Bölge’de grevci kadınlarla birlikte… cadele ve Dayanışma günü etkinlikleri! Kadınlar Mücadeleye!” pankartıyla Taksim’de eylemde… alı İlerici Kadınlar alanlara renklerini çalıyor… tanbul’da düzenledikleri panellerde “Kadın Olmak”ı tartışıyor…

k! Yarını Kurmak İçin HAYDİ ALANLARA!...

n kadınlar mücadeleye! Eğitimde cin siyet ayrım cılığına son vermek için; Gerici ve cin siyetçi hükü m politikaların a hayır dem et ek için;

Kürt, Tür k Halkları b , Ermeni, Arap... irbirine k ırdır çalışan ır kçı politik maya alara geçit verm emek için ; Herkese n itelikli, ula şıl ücretsiz s ağlık hizm abilir, eti için;

si z üvence g , z ı s a dik ; sız, sen r demek için a t r o g i S ya du çalışma yönetim , a n ı r ı at şistin s demek için; a f a d r a Okull ına dur s a m r u soruşt


Kadınların

Sosyal Güvenlik ve Sağlık Hakları

Tehlikede!

Yürürlülüğü defalarca ertelenen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı (SSGSS) yine Meclis gündeminde! Sosyal güvenlik sisteminde ve sağlık sisteminde köklü değişiklikler öngören yeni yasa yürürlüğe girerse, emekçi kadınların ve bir bütün olarak emekçilerin haklarında büyük kayıplar meydana gelecek. Şimdiye kadar “reform” adı altında gündeme getirilen değişiklikler aslında işçi sınıfının yüzyıllık kazanımlarına topyekün saldırı niteliğinde. Sistemin hantallığından, sistemde “kara delik”ten dem vuran AKP hükümeti, İMF ve Dünya Bankası’nın öngördüğü programlar doğrultusunda uyguluyor bu değişiklikleri! Bu programlar,

Yeni yasa emekçi kadınları çok yakından ilgilendiriyor. Her şeyden önce emeklilik yaşının 65’e çıkartılması, ülkemizin çalışma koşullarında kadınlara adeta mezarda emekliliği öngörüyor. Keza prim ödeme gün sayısının 7 binden 9 bine çıkacak olması, çalışan kadınların emekli olabilmelerini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Ayrıca, yeni yasa emekli maaşlarının hesaplanma yöntemlerini değiştirerek, bugünkü maaşların üçte biri, hatta dörtte biri oranına kadar indirilmesini öngörüyor. Kısacası emekçilerden daha uzun yıllar prim ödenmesi isteniyor, ama buna karşın daha kısa bir emeklilik dönemi ve

uluslararası özel sigorta şirketlerinin ve ilaç şirketlerinin çıkarına hizmet ediyor. İnsan hayatı, insan sağlığı hiçe sayılıyor, parasız olması gereken bu hizmetler ticarileştiriliyor.

emeklilikte de bugünden bile düşük bir maaş reva görülüyor!

Bizim hükümetin sözcüleri de bu değişikliklere gerekçe oluşturmak amacıyla, bir yandan “mevcut primler, sistemi ayakta tutmaya yetmiyor” diyorlar, öte yandan patronların kayıtdışı işçi çalıştırmasına olabildiğince göz yumuyorlar! Hatta patronların birikmiş prim borçlarını affa uğratıyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demezler mi?

Kadınların yaygın olarak sigortasız çalıştırıldıkları, patronlar sigortalı yapsa bile, çalıştıkları gün sayısının düşük gösterildiği bilinen bir gerçek! Ayrıca, kadınların çalışma hayatı, gerek evlenme, gerekse doğum gibi nedenlere bağlı olarak sık sık kesintiye uğrayabiliyor. Bu koşullardan ötürü, kadınların sistemden yararlanmaları daha da kolaylaştırılması gerekirken, emeklilik yaşının bu kadar yükseltilmesi, bu kadar çok prim ödeme zorunluluğunun getirilmesi, kadınları adeta sosyal güvenlik

6

sisteminin dışına itiyor. Sağlık sisteminin paralı hale gelmesi de, biz kadınları çok olumsuz etkileyecek! Geçim sıkıntısı içerisinde olan emekçi kadınlar, getirilen katkı payları nedeniyle zorlanacak. Temel bir hak olan sağlık parasız olması gerekirken, sağlığa daha çok prim ödenmesi öngörülüyor. Bir yandan sigortalılara sözüm ona özel hastanelerden yararlanma hakkı getirildi! Ama bazı hizmet türleri, sigorta kurumu bunları karşılamadığı için, ancak parası olanlar için erişilebilir olacak, parası olmayanlar ise ya varını yoğunu verecek, ya da tedavi olamayacak. Özellikle çocuklu kadınlar için çocuklarının sağlığından daha önemli bir şey olabilir mi? Sağlığın paralı hale gelmesi, hasta çocuğu için çırpınan kadınları çaresiz bırakmak demektir! Yine bu yasa tasarısı eğer yürürlüğe girerse, özürlülerin emekli olabilme koşulları ağırlaşıyor. Özürlülük derecelerine göre çalışma koşulları değiştirilerek, emekli olabilmek için gereken çalışma süresi 20 yıla kadar artırılıyor ve daha çok prim ödemeleri gerekiyor. Bu değişiklikler, özürlü insanlarımız/kadınlarımız için emekli olabilmeyi neredeyse imkânsız hale getiriyor. Yine bu yasa tasarısı, en temel haklardan biri olan emzirme yardımının 6 aydan 1 aya düşürülmesini öngörüyor. Öte yandan, yılın başında hükümet tarafından gündeme getirilen “istihdam paketi”yle, iş kanununda güvence altına alınmış olan, 150’den fazla kadının çalıştığı işyerinde, işverenlerin kreş açma zorunluluğu da kaldırılacak. Sosyal güvenlik sistemindeki bu dönüşüm, giderek kadınların çalışma hayatından uzaklaşması veya yaygın olarak kayıt dışına itilmesi sonucuna yol açıyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanamayan, emekli olabilme güvencesini yitiren kadınlar, daha çok eve hapsolacak, aileye, eşine, babasına bağımlı hale gelecektir. Giderek ticarileşen sistem yüzünden yaşlı, hasta, özürlü, çocuk bakımı gibi hizmetler giderek kadınların sırtına yıkılacaktır. TÜM-İGD’Lİ KADINLAR olarak bu gidişata izin vermeyeceğiz! TÜM-İGD’Lİ KADINLAR olarak, hayatımıza, emeğimize, geleceğimize topyekün bir saldırı anlamına gelen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısını çöpe atıyoruz!


Kapitalizmde kadının egitim hakkı (sansı!) Son zamanlarda ülke gündemi, türbanlı kadınların üniversitelere girip girmemesi üzerine başlatılan yapay bir tartışmayla boğuluyor. Bir tarafta AKP “özgürlük, demokrasi getirme” (bir yerlerden tanıdık geliyor ama?) kisvesine bürünerek tabanının duyarlılık noktası olan türban meselesini ortaya atıyor, bir diğer taraftan da Kemalist kanatlar, bundan yaklaşık 28 yıl önce, hiç de laiklik söylemini ağızlarına almadan, devrimci ve ilericilere karşı panzehir olarak gördükleri dini öğelere karşı savaş ilan etmiş gibi gözüküyor. Bizler bu tarz ayrışmaların sözde ayrışmalar olduğuna, burjuvazinin bu iki kanadının yeri geldiğinde nasıl da ağız birliği yaptığına yüzlerce kez tanık olduk. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı (SSGSS) ve Yeni İstihdam Paketi gibi emekçilere ve en çok da kadınlara yapılan saldırılar konusunda hiçbir zaman fikir ayrılığına düştüklerini görmedik. Hiçbir şey değişmedi. Egemenlerin özgürlük/laiklik süslemeleriyle ülkenin gündemine attığı kısır döngü tartışmalar sürerken, kapitalizmde kadının eğitim hakkı/şansı (!) ile ilgili bir kaç veriye göz atalım. Bugün dünyada günde 1 doların altında gelirle geçinmek zorunda kalan 1.2 milyar yoksulun %70’ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. 700 milyon kadın, beslenme, sağlık hizmeti ve eğitim gibi temel haklardan yoksun. Dünyada okuma-yazması olmayanların %67’sini kadınlar oluşturuyor. Yani yeryüzünde eğitimsiz yetişkinlerin üçte ikisi kadın. Emperyalizmin sömürgesi konumundaki “3. Dünya Ülkelerinde” ilkokula gönderilmeyen 130 milyon çocuğun %60’ı kız çocuğu. Aşağı Sahra Afrika’sındaki erkek çocuklarının % 39’u okula gönderilmezken kızların % 45’i okula gönderilmiyor. Bu ülkelerdeki kız çocuklarının % 59’u ortaokula kaydolmazken, bu oran erkek çocukları için % 48. Ha! Sakın ola “Türkiye az gelişmiş değil gelişmekte olan bir ülke, bizdeki oranlar daha iyidir” diye düşünmeyin. Çünkü kapitalizm var olduğu her alanı sermayedarlar için gelişmeye açarken, yapabildiği öl-

çüde emekçileri temel haklarından yoksun bırakmakta. Bugün Türkiye’de kadınların %66’sı okuma yazma bilmemekte. Her 1000 çalışanın sadece 301’i kadın. Bu kadınların 529’u da tarlada ücretsiz olarak çalıştırılmakta. Bir çok iş kolunda kadınlar erkeklerden daha az ücret almakta. Çalışan kadınların da % 72’sini ilkokul eğitimini dahi tamamlamamış ve ilkokul mezunu kadınlar oluşturmakta. Her 100 kadından yalnızca 2’si yükseköğrenim görebilmekte. Kapitalizmin eğitim alanında da eşitsizlik ilkesinden beslendiği aşikar. Bugün kadın erkek demeden eğitim bir hak olmaktan çıkarılmakta, gün be gün okulların kapıları emekçi çocuklarına kapatılmaktadır. Emekçilere yönelik tüm hak ihlallerinde olduğu gibi, eğitim hakkı ihlalinden de en çok kadınlar etkilenmektedir. Böl-parçala-yönet ilkesini aile kurumu ile de başarıyla uygulayan hakim sınıflar kadınlara eğitimi hak görmeyerek, normalde kamu hizmeti olması gereken çocuk bakımı vb. işleri kadının göreviymiş gibi göstermiş, ola ki istihdama katılacak olurlarsa da ucuz iş gücü olarak kullanmış, insanlık dışı şartlarda çalıştırmıştır. Kadınları vasıfsız hale getirip, çocukların, yaşlıların, hastaların bakımını ve ev işlerini karşılıksız (ücretsiz) olarak kadına devretmiştir. Çünkü bu işlerin bedelinin devlet tarafından

7

karşılanması demek, sosyal harcamaların artması demektir. Yani kapitalist mantıkla ev içi hizmetlerin sosyalleştirilmesi hiç de akıl karı değildir. Bu nedenle kapitalizmin uzun zaman kadın emeğine vasıf kazandırmak gibi bir derdi olmamıştır. Son yıllarda ülkemizde, eğitimde eşitsizliğin bizzat sebebi olan sermaye, bu sorunun sistem içerisinde çözülebileceği zırvasını ortaya atarak “Haydi Kızlar Okula”, “Kardelenler” gibi kampanyalar yapmaya başlamıştır. Ancak sorunun sadece bir yönünü gören daha doğrusu sorunun sadece bir yönünü görmek isteyen egemenler, 300 YTL ile sözleşmeli öğretmen Ayşeler, işsiz Kardelenler yetiştirmekte. İnsanların eşit koşullarda eğitim alabilmesi, çalışabilmesi ve toplumsal üretime katılabilmesi bu sistem içerisinde olanaklı değildir. Çünkü sistem kendini kadın erkek demeden emek sömürüsü üzerinden inşa eder. Bu sömürüden de en çok kadınlar etkilenir. Ezen ezilen ilişkilerinden beslenen bir düzende, cinsiyet ayrımcılığının olmaması, farklı ulusa mensup olan kadının ezilmemesi ve kadın emeğinin sömürülmemesi gibi bir durum mümkün olamaz. Tüm bu sorunlara kesin çözüm, bütün alanlarda yaşanacak toplumsal bir devrimle mümkün olabilir. Kadınların eşit ve özgür bireyler olarak, bir hiç olmaktan çıkıp toplumsal alanlarda yer alabilmeleri ancak başka bir toplum tasarısında mümkündür. Ancak sosyalizmde bütün kadınlar yaşam, eğitim, sağlık, barınma gibi insani haklarına kavuşacak, kadınlar ancak sosyalizmle özgürleşecektir!


8 Mart’ın Tarihçesi II. Enternasyonal’in bünyesinde 17 Ağustos 1907 tarihinde Stuttgart’ta “Birinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı” toplandı. Bu konferans bir “Uluslararası Sosyalist Kadınlar Sekretaryası” oluşturdu. Bu görevi, 1917 yılına kadar Klara Zetkin yürütmüştür. Bu konferans kararlarının tümü, kadının iktisadi ve toplumsal hayatta tam eşitliğini şiar edindi. Kadınlara ayrımsız oy hakkı da alınan kararlar arasındadır. Bu ilk konferansta, aynı zamanda “Eşitlik” adını taşıyan bir kadın gazetesinin yayınlanmasına karar verildi. Bu gazetenin editörlüğüne Klara Zetkin seçildi. II. Enternasyonal’e bağlı olarak gerçekleşen “İkinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı” ise 26-27 Ağustos 1910 tarihinde Kopenhag’da yapıldı. Bu konferansın gündemini ve sonuçta alınan kararları, kadın işçilere günde sekiz saatlik çalışma süresi talebi, hamile kadın işçilere doğumdan önce 8 haftalık doğum izni talebi, emziren kadınlara süt izni, 12 yaşından küçük çocukların çalıştırılmasının yasaklanması, işsiz kadınlara sosyal güvenlik talepleri oluşturuyordu. Ayrıca, kadınlara oy hakkı talebi, bu konferansın diğer bir gündemiydi ve karara bağlandı. Ancak her sınıftan kadınların oy hakkına bakışlarının neticede farklı olduğu da bu konferansta dile getiriliyordu. Burjuva kadın hareketinin talep ettiği oy hakkından ayrı olarak, proleter kadınların oy

hakkının gözetilmesi gereği öne çıkarılıyordu. İşte bu konferansta, Klara Zetkin, ayrıca her yıl sosyalist kadınların uluslararası çapta bir kadınlar günü düzenlemesini önerdi. Görülebileceği gibi, “proleter” ve “sosyalist” içerik, “kadın sorunlarına özel bir gün” fikrinin ilk ortaya çıkışında var. Daha sonraları, her ülkede farklı tarihlerde, düzensiz olarak kadınlar için bir gün kutlanır. Çok daha sonradan, 8 Mart tarihi anlatılırken, tarihte meydana gelmiş kimi önemli olaylara da atıfta bulunuldu. Bunlardan biri, 8 Mart 1857’de New York’lu tekstil işçisi kadınların grevidir. Grevci işçilerin talepleri 16 saatlik işgününün 10 saate indirilmesi ve ücretlerin yükseltilmesi idi. Bu grevin ardından tekstil ve tütün sanayisinde birbiri ardına grevler patlak verdi. İkinci olay, bu direnişi anmak üzere, 8 Mart 1908 yılında yine New York’ta “Cotton” tekstil fabrikasında kadın işçilerin daha iyi çalışma koşulları için greve çıkmalarıydı. Bu grevde patronlar kadın işçileri, dışarıdan destek görmelerini engellemek üzere fabrikaya kilitledi ve çıkan yangında 129 kadın can verdi. Klara Zetkin, “Almanya’da Proleter Kadın Hareketi’nin Tarihine İlişkin” başlığını taşıyan yazısında bu günün işçi kadınlarının eylem günü olması gerektiğini şu sözlerle ifade ediyordu: “1910’da Kopenhag’daki İkinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı, birleşik uluslararası eylem olarak her yılki kadınlar gününü kararlaştırdı. Kadınlar günü, proleter kadınların güncel taleplerinden, örneğin kadınların seçim hakkından yola çıkarak, proleter kadın ve erkeklerin burjuva toplumuna karşı devrimci bir sınıfsal hareketi olmalıydı.”

YAŞASIN DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ! YAŞASIN 8 MART! KLARA ZETKİNLER YAŞIYOR, SAVAŞIYOR!

’Lİ KADINLAR KDV dahil 25 ykr

20080308_web_opt  

y e n i b i r d ü n y a iç in 9 İlerici Gençliğin Aylık Sanat, Edebiyat, Siyaset Dergisi İlerici Gençliğin Aylık Sanat, Edebiyat, Siyaset De...

Advertisement