Page 1

SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ


İÇİNDEKİLER

SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ĠÇĠNDEKĠLER SunuĢ…………………………………………………………………………………………………… ……. 2 Etkinliklerimiz………………………………………………………………………………………………. 3 Dosya: Güvencesizler………………………………………………..…………………………………... 10 Sermayenin Yeni İstihdam Modeli: ―Güvencesizlik‖, Hülya Yeşilyurt……………………………...10 Tanıl Bora ile Söyleşi………………………………………………………………………………….. 12 Prekarya—Yeni tehlikeli Sınıf, Guy Standing, ……………………...………………………………..14 Avrupa Solu 3. Kongresi Sonuç Bildirgesinden ―Güvencesizlik‖…………………………………….16 Dünyadan…………………………………………………………………………………………………….. 17 Kadın…………………………………………………………………………………………………………...21 Sunuş, Derya Kırmızıtoprak …………………………………………………………………………..21 Fotoğraf, Ender Efe …………………………………………………………………………………... 22 Fotoğraf, Sevda Yavuz ……………………………………………………………………………….. 22 Röportaj, Yaykıl Köylüsü Melek Akköz ile, Derya Kırmızıtoprak—Elif Bozkurt ……………………23 Çevre………………………………………………………………………………………………………... 24 Nükleer Çöplüğün Yeni Adresi, İrfan Mukul………………………………………………………... 24 Türkiye‘de Enerji politikaları Üzerine, Aysel Babaol Çelebi ………………………………………...26 Ali Bayrak ile Söyleşi, Selahattin Erdem……………………………………………………………….27 Üyelerimizden………………………………………………………………………………………………. 31 Duyamayan Kaldı Mı? Zehra Tiryaki…………………………………………………..……………

31

Göçün Hikayesi, Gözü Arkada Gitmek, Sabri Apaydın……………………………………………… 32 Bir Yalnız Bulut, Mustafa Koç…………………………………………………………………………. 33 Çocuklarımız, Elif Bozkurt……………………………………………………..………………………. 35 Aramıza Yeni Katılanlar…………………………………………………………………………………….36 EĞĠTĠM SEN SĠNOP ġUBE BÜLTENĠ adına sahibi: Seyfi Çelebi Yayın Kurulu: Dinçer Demirkent, Faruk İrez, İrfan Mukul, Mustafa Koç, Mehmet Taki Yılmaz Düzenleyen: Aysel Çelebi Web Sitesi: http://www.sinopegitimsen.org E-Posta Adresi (YazıĢma): sinopegitimsen@hotmail.com Sinop Eğitim Sen Bülteni Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim 2011 Bu Sayıda Katkıda Bulunanlar: Derya Kırmızıtoprak, Elif Bozkurt, Ender Efe, Erdem Yaman, Hülya Yeşilyurt, Ozan Karakaya, Sabri Apaydın, Selahattin Erdem, Sevda Yavuz, Uğur Karslı, Ünal Karaca, Yakup Karakurt, Zehra Tiryaki Telefon: (0 368) 260 0711 Faks: (0368) 260 13 11 2


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

SUNUŞ

tüzük maddesini hayata geçirecek örgütsel durumu yaratacak şeyin öznel hazır bulunuşluğumuz olduğu bilinciyle, bu sayının dosya konusunu yeni örgütlenme perspektifimize mütevazi bir katkı olsun diye seçtik: ―Güvencesizler‖… Şubenin yayın faaliyeti konusundaki ihtiyaca ilk işaret edenlerden Hülya Yeşilyurt da, bizi kırmadı ve söz verdiği gibi çabamıza ortak oldu. ―Sermayenin Yeni İstihdam Modeli: Güvencesizlik‖ başlıklı sıkı bir yazıyla dosyanın oluşumuna katkı sağladı. Yeniden merhaba…

Bu sayının kapsadığı süre zarfında en yakından takip ettiğimiz konu ise Gerze Yaykıl‘da sürdürülen termik karşıtı müŞubemizin üç aylık periyodik ―medya yapılanmasının‖ ikinci cadeleydi. Kapitalizmin insanı ve doğayı tahrip etme biçimi sayısıyla, biraz gecikmeyle de olsa (bir ay kadar) karşınız- ülkemizin ―ileri demokrasisiyle‖ birleşince, sonuç: Gaz, Zudayız yine. Geçen bu dört aylık süre zarfında aramızdan lüm, İşkence… Hatırlatalım: Gerze‘de hava uzun bir süredir ayrılan da var; aramıza yeni katılan, baharımıza ortak olan ―mevsim normallerinin üzerinde‖; hukuk nadiren var ve da… Nazım‘ın Benerci‘nin ardından dediği gibi: ―Sen gözyaşı ―parçalı bulutlu‖… 5 Eylül ―sıcağında‖ Zehra Tiryaki‘nin kagöstermeden ağlayacaksın/gece gelen telgraflara…‖ Her leme aldığı ―Duymayan Kaldı Mı?‖ başlıklı yazıyı ilginize suayrılık haberi ―gece gelen telgraf‖ oldu bizim için. Gözyaşı nuyoruz. 26 Kasım‘da saat 11.00‘da Gerze Cumhuriyet göstermeden ağladık, ne yalan… Aramıza yeni katılanlar ise Meydanında buluşuyoruz. Ve artık duymayan kalmasın! umudumuzu yeşertti. Mutlu olduk. Ve mutluluğumuzu pay- Buradan da bu onurlu direniş için Yaykıl köylüsüne, Yeşil laştık, çoğalsın diye; çoğalalım diye… Gerze Çevre Platformuna (YEGEP), Gerze halkına ve tutuklu arkadaşımız Volkan‘a bin selam! Kapitalizmin yeni istihdam modeli önümüze Bu sayıdan itibaren, geçen sayıda Termik Gerze‘yi Tutsak Alamayaihmal ettiğimiz hayati bir bölüme yeni bir durumu koyuyor: Artık otelin müşterisi cak! de yer veriyoruz: Kadın. Yol yürü- varsa kat hizmetleri görevlisi istihdam ediliyor. dükçe eksiğimizi gediğimizi görü- Oteldeki müşteri sayısı azaldığında ise yeniden Van‘daki kardeşlerimizle dayanışyoruz; gidermeye çalışıyoruz bunma çağrımıza pek çok arkadaşımız sözleşme imzalanmıyor ya da otelin iş hacmi ları. Bu konuda sözü fazla uzatmakulak verdi ve bu imeceye katkı yalım. Zira Derya arkadaşımız azaldığında işten çıkarma gündeme geliyor. sundu. Sıcak dayanışma ilişkileri(Kırmızıtoprak) ayrı bir sunuşla Eğitim iş koluna dönersek, bu ―yeni‖ istihdam miz hepimizi çok duygulandırdı. anlatacak meramımızı… Sinop Ka- rejimi, mücadele perspektifimizi, kadrolu çalı- Ancak siz bu satırları okurken, dın Platformu tarafından 26 Kakardeşlerimiz hala kışın soğuğunşanlardan, vekil, taşeron çalışana ve dershane sım Gerze Mitingi nedeniyle 20 da depremin sancısı içindeler. BüKasım‘da gerçekleştirilecek çalışanına; bu süreç hem istihdamı hem de yük medyanın gündemi ne olursa ―Kadına Karşı Şiddetle Mücadele işsizliği bir arada vaat ettiğinden ―ataması ya- olsun, biz bu dayanışma ilişkimizi Yürüyüşü‖nü de buradan duyura- pılmayanlara‖ ve böyle giderse yapılmayacak sürdürmeliyiz; kalbimizin yarısı lım ve geçelim. Van‘da olmalıdır. Unutmayalım, olan eğitim fakültesi öğrencilerine de genişlethala acıları sarma zamanı… Kapitalizmin yeni istihdam modeli, meyi zorunlu kılıyor. önümüze yeni bir durumu koyuİlk sayımızda da emeği çok olan yor: Otel dolu değilse, otel sahibi daha az kat görevlisi is- Elif arkadaşımızın (Bozkurt), bu sayıda da, süreli yayınlar tihdam etme kararı veriyor. Otelin doluluğuna bağlı olarak, için yeni bir ―tür‖ olan sunu çalışması, ―Çocuklarımız‖la, bu karar değişkenlik gösteriyor. Sürekli değişkenlik göste- çorbada tuzu var yine. 2004-2006 yılları arasında görev ren bu durum şüphesiz otel sahibinin ―insan kaynakları har- yaptığı Diyarbakır Bismil‘de, çocuk emeği üzerine ürünlerini camalarını‖ asgari düzeye indiriyor! Ya kat görevlilerinin güzel bir sunumla beğenimize sunuyor: durumu… Eğitim iş koluna dönersek, bu ―yeni‖ istihdam rejimi mücadele perspektifimizi kadrolu çalışanlardan, vekil, http://www.sinopegitimsen.org/?p=5086 taşeron çalışana ve dershane çalışanına; bu süreç hem istihdamı hem de işsizliği bir arada vaat ettiğinden ―ataması yapılmayanlara‖ ve böyle giderse yapılmayacak olan eğitim Bu sayı için çorbada tuzu olan yeni arkadaşlarımız oldu. Bu fakültesi öğrencilerine de genişletmeyi zorunlu kılıyor. Özet- da apayrı bir mutluluk kaynağıdır. Gelecek sayılarla beraber le: ―Sendika, hizmet koluna dâhil işyerlerinde çalışan herke- bu mutluluğumuzu yeni arkadaşlara taşıyarak büyütmeyi si hiçbir ayrım gözetmeksizin ve hizmet kolunda çalışıyor umuyoruz. Emin olun; birlikte ürettikçe, üretici/yaratıcı ilişolmaktan başka bir nitelik aranmaksızın üyeliğe kabul kiler içerisinde bir arada durup, bir arada yürüdükçe büyüeder‖. Eğitim Sen 8. Olağan Genel Kurulunda tüzüğümüze yoruz… ġube Yürütme Kurulu giren bu 6. Maddeyi coşkuyla selamlıyoruz. Öte yandan bu

3


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ETKİNLİKLERİMİZ

Derleyen: Aysel Çelebi TEMMUZ 2011 Nagazaki Belgesel Gösterimi: ―Akıntıya KarĢı‖

Umut Kocagöz ve Özlem IĢıl arkadaşların HES mücadelesini konu alan belgesel filmi ―Akıntıya KarĢı‖

Si-

Sinop‘un Gerze Ġlçesi Yaykıl Köyü‘nde Nöbet

nop Eğitim Sen‘de gösterime sunuldu. Film izlendikten sonra belgeseli sunan arkadaşlarla değerlendirme sohbeti

Gerze İlçesi Yaykıl Köyü‘nde kurulmak istenen termik santrala karşı köylülerin nöbeti devam ediyor. Anadolu Grubu yetkililerinin etüt çalışması için köye geleceklerini duyan köylülerin bir haftadır devam eden eylemine destek her gün artıyor.

yapıldı. İzleyicilerden beğeni toplayan belgesel film Karadeniz Yolculuğuna devam etti. HiroĢima‘da Anma

http://www.sinopegitimsen.org/?p=3497 AĞUSTOS 2011 17 Ağustos‘u Unutmadık!

Japonya‘nın Hiroşima kentine atom bombası atılmasının 66. yılı Hiroşima kentinde Japonya Başbakanı Naoto Kan‘ın da katıldığı bir törenle anıldı. http://www.sinopegitimsen.org/?p=3396

4


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ETKİNLİKLERİMİZ Yaykıl‘da Termik Santral DireniĢi!

Sinop Çevre Platformu‘ndan EMO‘ya Ziyaret

Gerze İlçe Temsilciliğimizle sürekli diyalog halinde termikçi şirketin sondaj ve zemin etüdü için geleceği / geldiği ihbarları üzerine SMS yoluyla tüm üyelerimize, dostlarımıza ve çevremize duyuru yaparak Yaykıl Köylüsünün Termik Karşıtı mücadelesine destek amacıyla Uğur Mumcu Meydanı‘nda toplanarak kendi araçlarımızla Yaykıl köyüne gittik. Gerze Yaykıl‘da oluşan mücadeleye ilişkin örgütümüzü ve kamuoyunu sürekli bilgilendirerek; örgütümüzün ve kamuoyunun Gerze Yaykıl‘daki mücadele sürecinden haberdar olmasını ve sıcak kalmasını sağlamaya çalıştık. http://www.sinopegitimsen.org/?p=3629

Sinop Çevre Platformu heyeti, Elektrik Mühendisleri Odası‘nı ziyaret etti. Ankara‘da bir dizi görüşmelerde bulunan Sinop Çevre Platformu, Sinop‘a nükleer santral kurulmasına ilişkin girişimlerde önümüzdeki dönemde gelişmeler olmasının beklendiğine dikkat çekerek, Fukuşima Felaketi sonrasında 24 Eylül‘de bir konserle başlatacakları eylemlilik süreci için EMO‘dan destek istedi. http://www.sinopegitimsen.org/?p=3572

EYLÜL 2011 1 Eylül Dünya BarıĢ Günü

Gerze‘de Termik Santral DireniĢi Sürüyor Gerze Yaykıl Köyünde Anadolu Grubunun yapmak istediği

termik

santrale

karşı

çıkan

Köylüler

ile

YEGEP‘liler 6 Ağustos‘ta başlattıkları nöbete devam etmekteler. Şirketin sondaj çalışması için yöreye geleceği bilgisi ile bugün(20 Ağustos) termik santral karşıtları geniş bir kitle ile nöbete başladılar.

1 Eylül Dünya Barış Günüyle ilgili konfederasyonumuzun KESK‘in, TTB, TMMOB ve DİSK ortaklığında yaptığı Savaş değil barış; artık kimse ölmesin! adlı bildiriyi Sinop KESK Şubeler Platformu imzasıyla yerel basınla paylaştık. http://www.sinopegitimsen.org/?m=20110901 http://www.sinopegitimsen.org/?p=3605

5


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ETKİNLİKLERİMİZ

Gerze‘de Termiğe KarĢı DireniĢ

Sinop Çevre Platformu Basın Açıklaması Sinop Çevre Platformunun çağrısı üzerine saat 17.30′da Sinop Uğur Mumcu Meydanı‘nda Yaykıl ve Gerze insanına yapılan saldırılar ve baskılar kitlesel bir basın açıklaması ile protesto edildi. Eyleme Yaykıl direnişine katılan köylüler Ayancık ve Gerze halkı da destek verdi. http://www.sinopegitimsen.org/?p=3765 TERMĠK VARSA, BOYKOT VAR!

Yaykıl köyünde Anadolu Grubunun ücretsiz sünnet düğününe katılmayan iki çocuğumuzun sünneti toplumsal dayanışma içerisinde hep beraber coşku ile kutlanırken, saat 21:30‘da Gerze sınırlarına Çorum, Kastamonu, Karabük plakalı polis araçlarının Sinop‘ a doğru gittiği bilgisi ile program kesildi. http://www.sinopegitimsen.org/?p=3702

Gerze‘de Basın Açıklaması

Yaykıl‘da sondaj makinelerinin gitmesi ardından Gerze‘de GES bürosu önünde saat 21.00′da kitlesel katılımlı oturma eylemi yapıldı. YEGEP dönem sözcüsü Şengül Çalışkan Şahin bugün burada Yaykıl Köylüleri ile birlikte, doğaya ve yaĢam hakkına sahip çıkanların tarih yazdığını belirtti. Eylem sırasında çok sıkı güvenlik tedbirlerinin alındığı gözlendi. Termik santral karşıtlarına gündüz tazyikli su, biber gazı reva görenler alkışlarla protesto edildi.

6


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ETKİNLİKLERİMİZ

12 Eylül 2011 Basın Açıklaması

ÖDP Genel BaĢkanı Alper TaĢ Sinop Çevre Platformunu Eğitim Sen-SES-BES toplantı salonunda ziyaret etti

Sinop Demokrasi Platformu üyeleri bugün saat 17.15′de KESK Lokali önünde toplanıp Uğur Mumcu Meydanına bir yürüyüş düzenleyerek basın açıklaması gerçekleştirdi.

Toplantıya platform üyeleri, parti üyeleri, sendika üyeleri katıldı. Toplantıyı Eğitim Sen Şube Başkanı Seyfi Çelebi Sinop‘taki nükleer ve termik karşıtı mücadelenin önemini belirterek açtı. Sinop Çevre Platformu adına dönem sözcüsü ESM‘den Metin Gürbüz ilimizde yapılmak istenen nükleer santral ve termik santraller ile Türkiye‘nin ihtiyacı için değil Avrupa için enerji üretiminin hedeflendiğini belirtti.

Yürüyüş ve basın açıklaması sırasında 12 eylül darbesini protesto eden platform adına basın açıklamasını Eğitim Sen Örgütlenme Sekreteri Mustafa Koç okudu. http://www.sinopegitimsen.org/?p=3902 http://www.sinopegitimsen.org/?p=3921

7


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ETKİNLİKLERİMİZ

KESK ġubeler Platformu olarak Toplu SözleĢme ve Grev Hakkımız Ġçin Alanlardaydık!

Sinop Çevre Platformu olarak Sinop Kirli Enerjiye KarĢı YaĢam Ve Özgürlük GRUP YORUM KONSERĠNĠ GerçekleĢtirdik!

http://www.sinopegitimsen.org/?p=3971 Basın açıklamasını Sinop KESK Şubeler Platformu adına SES Şube Yönetim Kurulu üyesi Örgütlenme Sekreteri İlknur Özenç okudu.

Eğitim Sen Sinop ġube Temsilciler Meclisi ġube Temsilciler Meclisi 17 Eylül 2011 tarihinde saat14.00‘da aşağıdaki gündemle toplanmıştır. Gündem: 1- Bilgilendirme (TİS ve 4688 sayılı yasa tasarısı) 2- Mekan Değişikliği 3- 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü 4- E-Bülten 2. Sayı 5- 24 Eylül Grup Yorum Konseri 6- Önümüzdeki Dönem Örgütlenme Çalışmaları 7- 652 Sayılı KHK http://www.egitimsen.org.tr/icerik.php? yazi_id=3679 8-

Eğitim Çalışmaları

9- Dilek ve Temenniler http://www.sinopegitimsen.org/?p=4014

8


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ETKİNLİKLERİMİZ

EKĠM 2011

30 Eylül‘de Yaykıl Köyü‘nde Termiğe karĢı Grup Yorum ile Kahvaltılı Sohbet ve Tarihi Sinop Ce- Nöbetteydik! zaevi Gezisi

http://www.sinopegitimsen.org/?p=4347 Eğitim Sen Sinop ġubesi 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü Mesajı: http://www.sinopegitimsen.org/?p=4420 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü‘nde Uğur Mumcu Meydanı ve Yaykıl DireniĢ Çadırındaydık!

http://www.sinopegitimsen.org/?p=4163 8 Ekim Ankara Mitingine katıldık

http://www.sinopegitimsen.org/?p=4429 ġube BaĢkanımız Seyfi Çelebi Durağan Ezgi FM‘de Canlı Yayın Konuğu oldu

ttp://www.sinopegitimsen.org/?p=4263 EĢit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye Ġçin‘, ‗Ġnsanca YaĢamı Savunmak Ġçin‘ ‗Sokak Meclisi‘ni kurmak üzere 8 EKĠM‘DE ANKARA‘DAYDIK!

http://www.sinopegitimsen.org/?p=4926

9


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ETKİNLİKLERİMİZ

Kadın Üyelerimiz Kahvaltıdaydı

Ġl Milli Eğitim Müdürünü Ziyaret Ettik

Eğitim Sen Sinop Şubesi Kadın Sekreterliği Kadın Komisyonu 23 Ekim pazar günü KESK Lokalinde kadın üyelerimizin katılımıyla Kahvaltılı bir Toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Eğitim Sen Sinop Şube Kadın Sekreteri Derya Kırmızıtoprak komisyon çalışmaları hakkında katılımcıları bilgilendirdi. http://www.sinopegitimsen.org/?m=20111023

Eğitim Sen Sinop Şube Yürütme Kurulu olarak İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Emin Akkurt‘u ziyaret ettik. Ziyarette Van‘daki depremzedelerle dayanışmadan, iş barışına; 19-20-21 Ekim tarihlerinde İl Milli Eğitim Müdürlüğünce gerçekleştirilen I. Eğitim Çalıştayından, kadına karşı şiddetle mücadelede eğitimin rolüne kadar çeşitlenen pek çok konu görüşüldü.

Van‘la DayanıĢma Van Depremi Yardım Kampanyası kapsamında, sendikamız üyesi (kısmen üyesi olmayan da) birçok arkadaşımız battaniye, katalitik, kışlık kıyafet, gıda, çocuk malzemeleri vb.den oluşan yüzlerce malzemeyi şubemize ulaştırmıştı. Üç kamyoneti aşkın malzemeyi Van'a gönderdik; akşam saatlerinde gelenleri ise gönderilmek üzere ilgili yerlere teslim ettik.

ġube BaĢkanımız Seyfi Çelebi tarafından Van için şubemizce örgütlenen dayanışma hakkında gerçekleştirilen bilgilendirmenin ardından, il valiliği tarafından yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi alındı. İş barışına ilişkin ise hayata farklı pencerelerden baksak bile neticede hayatı paylaştığımızı ve iş barışını çok önemsediğimizi belirterek, somut belli başlı yaşanmışlıkları ve çözüm önerilerini görüştük.

http://www.sinopegitimsen.org/?p=4930

Şube Örgütlenme Sekreteri Mustafa Koç, sendikamızın çalıştaya daha bütünlüklü bir noktadan katkı sunabileceğini ve bu tip çalışmalara mümkün olduğunca çeşitli kesimlerden katılımının olmasının (veli, öğrenci temsilcisi, sendikalar vb) sonuca olumlu katkıları olacağını belirtti.

10


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ SERMAYENĠN YENĠ ‗‘GÜVENCESĠZLĠK‘‘

DOSYA: GÜVENCESİZLİK

ĠSTĠHDAM

MODELĠ:

Hülya YeĢilyurt

Güvenceli olmak ya da olmamak. Kamu çalışanlarının uzun bir zamandır karşı karşıya kaldığı, yaşamlarını meşgul eden ciddi bir soru(n). Peki nedir güvence, kendimizi güvende hissetmek? Son yıllarda ülkemizde uygulanan neo-liberal politikalar sonucunda giderek yitirdiğimiz bir duygu. Turgut Özal‘lı yıllarla birlikte uygulanmaya başlayan bu politikalar AKP döneminde hız kazandı ve AKP‘nin ‗‘ustalık‘‘ döneminde tavan yapmaya başladı. Meclisten ışık hızıyla geçen birçok yasa, yalnızca kamu çalışanlarının değil, halkın tüm kesimlerinin çeşitli alanlardaki güvencelerini elinden almış görünüyor. Başta eğitim ve sağlık olmak üzere sosyal devletin bir gereği olarak parasız verilen birçok kamu hizmetinin son dönemde giderek paralılaştırılması hamleleri, yoksul halkın yaşam alanlarını giderek piyasalaştıran bir tehdit oluşturuyor.

yor ki ülkemizde uzunca bir süredir gündemimizde olan kamu reformu yasası, yerel yönetimler yasası, GSS, Torba Yasayla getirilen düzenlemeler vb. gibi yasalar bu dönüşüme hizmet etmektedir. Bu dönüşümün adı GÜVENCESİZLEŞTİRME‘dir.

İşçi sınıfının bugünkü biçimiyle ortaya Tekel işçilerinin 2009 Kasım‘ında başlattıkları çıktığı sanayi devriminden bu yana Sermayenin dünya ölçeğinde direniş, güvencesizleştirme karşısında işçi kendi öz gücüyle yarattığı örgütlülükyaşadığı mali krizin faturası, tari- sınıfının mücadele tarihine onurlu bir dipnot leri-sendikaları aracılığıyla mücadele hin her döneminde olduğu gibi olarak düşmüştür. Bu mücadele sürecinde ederek kazanmış olduğu birçok hak yine halka ödetilmeye çalışılıyor. özellikle memur sendikalarının süreci doğru (sekiz saatlik iş günü, iş güvencesi, okumakta yetersiz kalması ve Tekel işçileri emeklilik hakkı, mesai ücreti, sağlık Dünyada Sosyalist rejimlerin ile yeterli bir duygudaşlığın yaratılamaması güvencesi vb.), son dönemde sermaözellikle SSCB‘nin temsil ettiği Do- nedeniyle mücadele ortaklaştırılamamış ve yenin ve neo-liberal politikaların ğu Bloku ülkelerinden dünyaya güvencesizliğe karşı mücadelede önemli bir amaçlarına hizmet eden hükümetler yayılma eğilimi gösteren fırsat kaçırılmıştır. tarafından yok edilmeye çalışılıyor. ‗‘Sosyalizm Düşü‘‘nün güçlenmesiÇünkü kamusal alana girerek krizini ne bir önlem olarak kapitalist ülkeaşmaya çalışan sermayenin önündeki ler tarafından geliştirilen sosyal devlet anlayışı, Sovyeten büyük engel örgütlü emekçilerdir. lerin çöküşü ve Doğu Bloku‘nun dağılması ile var olma nedenini yitirmiş görünüyor. Böylece kapitalizm, krizini Sendikalarımız çok çeşitli müdahalelerle zayıflatılmaya aşma noktasında bu güne değin ayağına takılan sosyal çalışılarak, kamu hizmetleri alanında örgütsüz, esnek devleti ortadan kaldırmak konuçalışan, güvencesiz ve tabiki ucuz sunda herhangi bir tereddüt yaşaişgücü yaratılmaya çalışılmaktadır. mıyor artık. Yaklaşık on yıldır kamusal alanda karşımıza çıkan değişik çalışma biçimleri Sermayenin son dönemde ya(4/b, 4/c, ücretli, vekil, mevsimlik, şadığı krizi aşma reçetesi ise kataşeron vs.) bir yandan çalışanların musal alanın tasfiyesi ve talanı ile ortak örgütlülüklerini ortadan kaldırırformüle edilebilir. ken, diğer yandan da 657 4/a kapsamında çalışanları haline şükreden bir 1994‘te imzalanan GATS (Hizmet duruma getirmeyi hedeflemektedir. Ticareti Genel Anlaşması) ile dünya gündemine oturan kamusal Tekel işçilerinin 2009 Kasım‘ında başhizmetlerin ticarileştirilmesi politikası gereğince sermaye, lattıkları direniş, güvencesizleştirme karşısında işçi sınıfıkrizini aşmanın yolu olarak bugüne kadar devlet eliyle nın mücadele tarihine onurlu bir dipnot olarak düşmüşyürütülen eğitim, sağlık, ulaşım, haberleşme gibi temel tür. Bu mücadele sürecinde özellikle memur sendikalarıkamu hizmetlerini piyasalaştırarak, kendisi için bir rant nın süreci doğru okumakta yetersiz kalması ve Tekel işçialanı haline getirmeye çalışıyor. leri ile yeterli bir duygudaşlığın yaratılamaması nedeniyle mücadele ortaklaştırılamamış ve güvencesizliğe karşı Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması yani alınır satılır bir mücadelede önemli bir fırsat kaçırılmıştır. meta haline getirilebilmesi, özelleştirmeleri ve bu alanda çalışan işgücünün var olan biçiminin dönüşümünü gerektiriNeydi Tekel işçilerini Kasım soğuğunda Abdi İpekçi‘nin yor. Bu dönüşüm ise yasalarda bir dizi değişikliği gerektiribuz gibi sularına düşürüp, o buz gibi sulardan çıkarak 11


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DOSYA: GÜVENCESİZLİK

Ankara‘nın göbeğinde, kış ayazında isyan ateşiyle ısıttık- dır sendikamızda bazen görünür bazen yüzeysel biçimlerle ları çadırlarda aylarca direnmelerine neden olan; GÜVEN- tartışılan bir konu. CESİZLİK!! Eğitim Sen‘in son genel kurulunda güvencesiz çalışanların sendikaya üyeliklerinin önündeki tüzük engelleri kaldırılmış olsa da bu konuda bilinçlerimizde yeterli bir dönüşümün olup olmadığını önümüzdeki süreç gösterecek. Biliyoruz ki mücadelenin kendisi tüzüksel değişikliklerle örgütlenemez. Hepimiz artık üzerimize düşeni yapıp bu alanı örgütlemeyi önümüze koymalıyız. Bunu yapamadığımız sürece örgütümüz giderek içe doğru büzüşen ve büzüşerek küçülen bir yapıya dönüşecektir. Eğitim emekçilerini birbirinden ayıran, örgütlülüğümüzü zayıflatan ve emekçileri güvencesizleştiren her türlü uygulama karşısında zamanında, kararlı ve örgütlü bir tavır almak bu mücadelenin gerekliliğidir. Çünkü güvencesizlik; İşveren tarafından ön bildi- Güvencesizlik artık kamusal alandaki tüm Performans ölçümü, TKY ekipleriçalıştırılma biçimlerini kapsayan bir kavram. nin oluşumu, kamu çalışanlarının rimsiz olarak işten çıkartılma Her geçen gün yitirdiğimiz haklar bunun en tedavi uygulamalarındaki değişik(sayısal esneklik), - Çalışma saatlerinin işverenle- açık göstergesi ve artık hiçbirimiz kendimizi likler... gibi özelde eğitim alanında güvende hissetmiyoruz. Bu nedenledir ki emekçilere dönük bu saldılar gerin iradesi ile belirsizleşmesi bundan böyle tüm sendikal çalışmalarımızı, nelde ülkemizde halkın haklarına (zaman esnekliği), - İşin fonksiyonlarının işveren- mücadelemizi ve örgütlenme faaliyetlerimizi yönelik bütünlüklü bir saldırının hepimizin güvencesizleştirilmesini ve tüm bir parçalarıdır. lerin belirlenimine tâbi olması kamusal alanın tasfiyesi ve talanını gören bir Bu nedenledir ki artık enerji sant(fonksiyonel esneklik), rallerine karşı mücadele eden köy- Ücret ve ödemelerin belirsiz- noktadan yürütmek zorundayız. lüleri, ulaşım zamlarına karşı verileşmesi ve düzensizleşmesi len mücadeleyi, sağlık alanında taşeron çalıştırılmaya karşı (ücret esnekliği), direnen taşeron işçilerini, gecekondularının yıkımına dire- Taraflar arasında açık ya da gizli bir sözleşmenin nen mahalle halkını... görmeyen bir sendikal mücadelenin olmaması, - Ayrımcılık ve cinsel istismar gibi uygulamalara karşı başarıya ulaşma şansı yoktur. koruma yoksunluğu, - Ücret dışı ödeme ve sosyal hak ve yardımların sınır- Kamusal alanın tasfiyesine -piyasaya terk edilmesine- ilişkin landırılması ya da yokluğu, bu planın uygulanmasında atılan her adımın önünde kararlı- Mesleki eğitim ve eğitime erişim olanaklarının zayıf- lıkla durmalı ve her bir adımı önemsemeliyiz. Çevre mücalığı, delesi veren köylüler nasıl ki topraklarına sondaj makinele- İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yokluğu ya rinin girmesi karşısında etten duvar örüyor ve direniş çadırda etkisizliği demektir. ları kuruyorlarsa, bu uygulamaları da kamusal alana girmeGüvencesizlik kavramını kendimizden (buradaki kasıt 4/a ye çalışan birer sondaj makinesi gibi görmek ve her birinin statüsünde çalışanlar) yalıtarak değerlendirdiğimizde –ki önünde örgütlülüğümüzle bir duvar örmek önümüzde duçoğunlukla böyle bir yanılgı içindeyiz- kamu emekçilerine ran en önemli görev gibi görünüyor. yönelik bir dizi saldırıyı doğru değerlendirmekten uzaklaşıyoruz demektir. Güvencesizlik artık kamusal alandaki tüm çalıştırılma biçimlerini kapsayan bir kavram. Her geçen gün yitirdiğimiz haklar bunun en açık göstergesi ve artık hiçbirimiz kendimizi güvende hissetmiyoruz. Bu nedenledir ki bundan böyle tüm sendikal çalışmalarımızı, mücadelemizi ve örgütlenme faaliyetlerimizi hepimizin güvencesizleştirilmesini ve tüm bir kamusal alanın tasfiyesi ve talanını gören bir noktadan yürütmek zorundayız. Geleneksel sendikal anlayış artık bu günün ihtiyaçlarına yanıt veremediğinden geleneksel örgütlenme ve eylem biçimlerimizi yeniden tarif etmeliyiz. Bu aslında uzun zaman12


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DOSYA: GÜVENCESİZLİK kabele edebilecek örgütlenme ve mücadele stratejilerini geliştirmektir. Bu yönde atım atan her deneyim çok değerli.

TANIL BORA‘YLA SÖYLEġĠ Birikim Dergisi ve ĠletiĢim Yayınları Editörü Tanıl Bora‘yla yeni çıkan kitabı ―BoĢuna mı Okuduk? Türkiye‘de Beyaz Yakalı ĠĢsizliği‖ üzerinden beyaz yakalı iĢsizliği, güvencesizlik ve prekarizasyon (güvencesizleĢtirme) üzerine konuĢtuk.

Peki bu istihdam biçimleri nasıl bir çalıĢma ve iĢ kültürü oluĢturuyor? En güvenceli alan olarak bilinen kamu sektöründe bu süreç nasıl iĢliyor? Genel olarak, ―herkes kendi başına tanrı herkese karşı‖ havasında bir ―kültür‖den söz edebiliriz! Haşin bir rekabet. Özellikle beyaz yakalılar için geçerli bu. Sosyal ağların dağılması, herkesin kendi CV‘sinden ibaret kalması, ne yapıp ediyorsa o CV‘si için yapar hale gelmesi, kendisine bir ―proje‖ olarak bakarak yabancılaşması… Kamu sektöründe esas mesele istihdamın gitgide daralması ve güvencesizleşmesi. Bununla beraber, farklı istihdam statülerinin bir arada varolmasının yol açtığı adaletsizlikler ve gerilimler önemli. Tabii kamu hizmeti anlayışının yerini (bu ne kadar vardı, elbette ayrı bir tartışma) şirket kültürünün almaya başlaması önemli.

Beyaz yakalılarda artık iĢsizliğin istisnai olmaktan çıktığını, büyük bir güvencesizlikle birlikte değer kaybının da yaĢandığını belirtiyorsunuz. Beyaz yakalıların değiĢen iktisadi konumlarıyla birlikte tüketim alıĢkanlıklarında ve yaĢam standartlarında da bir değiĢimden söz etmek mümkün mü? Mümkün değilse, sizce neden ve ne tür sonuçlar doğuruyor?

Beyaz yakalı işsizliğinin değerlerle veya ―moral‖le ilgili yol açtığı kriz şu: Beyaz yakalı işsizÖğretmenler, beyaz yakalı işçiler (ve işsiz- ‗BoĢuna Mı Okuduk‘ kitabınızler kendilerini elit bir konumda ler) arasında prekarizasyonun herhalde en da TMMOB, Eğitim-Sen raporgörmeye yatkınlar ve bu bekaşikar, kitlesel mağdurları. Öğretmenlerin larına dayanarak mühendislentileriyle ilgili büyük bir hayal çalışma koşullarının prekarizasyonunun, ler, mimarlar ve öğretmenler kırıklığı yaşıyorlar. Orta sınıf doğrudan doğruya öğrencilik deneyiminin için de analizler bulunmakta, kökenli diplomalı işsizler kendide prekarizasyonuna yol açtığını düşünü- ayrıca bankacılık sektöründe lerini zaten doğal olarak elit çalıĢanlar için de ayrı bir yazısayıyorlar, üniversiteyi sınıf atyorum, böyle bir kamusal zarara da yol nız bulunuyor. Bu kesimler lama imkanı olarak gören yokaçtığını düşünüyorum. Mutsuz, motivas- içinde iĢsizlik kaygısı nasıl sul, emekçi ailelerin çocukları yonsuz, tedirgin öğretmenlerin mutsuz, yaĢanıyor ve çalıĢma koĢullada kendilerini elite dahil olmaya motivasyonsuz, tedirgin öğrencileri… rı değerlendirildiğinde önüaday görüyorlar. Uzun süre işsiz müze nasıl bir tablo çıkıyor? kaldıklarında, epey dara düştüklerinde bile tüketim alışkanlıklarını değiştirmemeye çalıştıkları gerçekten gözleniAndığınız üç örnek, üç değişik kategori. Mühendislerinyor, özellikle de orta sınıf ailelerden gelenlerde. Bu, işte o mimarların durumunda dikkat çeken nokta, yakın zamana orta sınıf elit kimliğine tutunma arzusuyla, o kimliği sürkadar (aslında hâlâ) en ‗iş garantili‘ sayılan bu meslek dürme gayretiyle ilgili. Ve kendilerini emekçi saymamalarıalanında da işsizliğin artık ―kariyer beklentisine‖ dahil olnın, aslında saygın bir mesleği olan ama şans kader kısması. Tabii abartmamak gerekir, hâlâ görece ayrıcalıklımet yüzünden bir süreliğine işsiz kalmış elit rolü oynamadırlar ve işsizlik riski branşlara göre çok değişiyor, onu larının (kendilerine karşı oynadıkları bir rol bu!) bir parçaeklemeliyiz. Mühendisler üzerindeki uzmanlaşma baskısı sı. artıyor, içlerindeki hiyerarşi keskinleşiyor. Öğretmenler, beyaz yakalı işçiler (ve işsizler) arasında prekarizasyonun YaĢanan krizlerle de birlikte kapitalizmin yarattığı herhalde en aşikar, kitlesel mağdurları. Öğretmenlerin istihdam biçimleri ne yönde değiĢim gösteriçalışma koşullarının prekarizasyonunun, doğrudan doğruyor? ya öğrencilik deneyiminin de prekarizasyonuna yol açtığını düşünüyorum, böyle bir kamusal zarara da yol açtığını Bizim bu çalışmada çok ilham aldığımız Robert Castel, düşünüyorum. Mutsuz, motivasyonsuz, tedirgin öğretkaotik bir geçiş döneminde olduğumuza dikkat çekiyor. menlerin mutsuz, motivasyonsuz, tedirgin öğrencileri… Neye geçiş, o da tam belli değil. Bir yandan, sosyal reBankacılar ise ―kullan-at‖ istihdamının en belirgin örneği fah devleti ―çağının‖ güvenceli istihdam biçimleri direniolarak dikkat çekiyor. Ayrıca, performans baskısının en yor, kurtarılmış bölgeler yaratabiliyorlar. Diğer yandan bariz mağdurları; kariyer arzuları-hırsları kışkırtılarak gün güvencesiz, esnek, ―kullan-at‖ istihdamı denen çalışma be gün posaları çıkarılıyor. biçimlerinin envai çeşidi gelişiyor. Karmaşa içinde bir mücadele evresi… Bence burada en önemli mesele, esnek istihdam rejimine karşı, ona kendi esnekliğiyle mu13


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

Siz içinde bulunduğumuz kriz sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz.

DOSYA: GÜVENCESİZLİK

mış röportajın kısaltılmış ve yeni soru/cevap eklenmiş halidir.

Kapitalizm, malum, krizlerle yaşayan hatta onlardan can bulan bir sistem. Şimdiki türden büyük krizler, bir yandan kapitalizmin çelişkilerini uçlaştırıyorlar, uçlaştırarak onun aşılmasının potansiyelini, imkanını gösteriyorlar. Mesela işte bu krize bakarsak, bu, Robert Castel‘in tanımıyla ―işsizlik‖ten öte ―istihdamsızlık‖ krizi. Kapitalist sistem, ―kendi haline bırakılsa‖ diyelim, artık istihdam üretmeyen bir gidişat içinde. Emek gücü girdisinin ve maliyetinin azalması tabii sermayenin lehinedir. Fakat bunun, tüketici potansiyelinin daralması gibi bir ―yan etkisi‖ veya riski var. Kapitalizmin özellikle bizim çalışmamızın konusunu oluşturan işsizlik meselesinde billurlaşan aktüel krizi bu; yapısal bir iç çelişki. Kapitalizmin ―manasızlığını‖ kanıtlayan bir yapısal çelişki! Fakat bu, kapitalizmin otomatik olarak çökmesi anlamına gelmiyor. Kapitalizm ancak bir politik alternatifin, ekonomik-politik alternatifin yaratılmasıyla çökertilebilir. Böyle bir alternatif olmayınca, kapitalizm kendini öyle veya böyle onarıyor, parça takıp parça çıkarıyor, bir modifikasyon yapıp devam ediyor. Şimdiki durumda iki yoldan gidebilir gibime geliyor, çok kabaca: Nüfusun büyük kısmını dışlayan, hem istihdamsızlıkla hem kriminalize ederek dışlayan faşistçe bir yönelim. Veya, yeni istihdam mecraları açarak olsun gelir dağıtmanın istihdam dışı yollarını geliştirerek olsun, ―sosyal kapitalizm‖ dedikleri yönelim. İkincisi de yine kapitalizmdir, bir ülkü olamaz, sosyalizm ve insanlık namına ―asıl hedef‖ olamaz ama tabii ki ilkinden evladır. Ama o seçenek de ancak sosyal ve siyasal mücadeleler tarafından zorlanırsa ağır basabilir.

Diploma = iş denklemi gitgide geçersizleşiyor. Genç işsizliği ve okumuşların işsizliği, dünyada da Türkiye‘de de istisnai olmaktan çıktı. Zamanımız kapitalizminde işsizliğin yapısal niteliği aşikâr hale gelirken, tahsilli, kalifiye çalışanlar yani beyaz yakalılar da güvencesizleşme sürecinin kurbanı oluyor, imtiyazlarını kaybediyorlar. İnsanlara atfedilen ve onların kendilerine atfettikleri anlamın iş durumuna göre belirlenegeldiği bir yaşam dünyasında, işsizlik sadece iktisadi olmayan derin bir kriz kaynağıdır.

Ġkinci seçeneğin ya da ―asıl hedef‖ ile ima ettiğiniz daha uzun vadeli olduğu anlaĢılan sosyal ve siyasal mücadelenin öznesi konusunda ne söyleyebiliriz? Daha açık olmak gerekirse ‗üretimden gelen güc‘ü olan bir iĢçi sınıfından çok kolay bahsedilemeyeceği sonucunu kitabınızdan çıkarmak mümkün. Buna karĢı birkaç örnekle desteklediğiniz iĢi bırakma stratejisinden ziyade ‗iĢsizliği bırakma‘ önerinizin Türkiye bağlamında mevcut sendikal ve siyasal mücadelede bir kopuĢ yaratmasının koĢulları var mı?

Elinizdeki araştırma, Türkiye‘de beyaz yakalı işsizliğinin sosyal-psikolojik yanına odaklanıyor. İşsizliğin bir sosyal deneyim olarak nasıl yaşandığına ve hissedilen işsizliğe bakıyor. Üniversite mezunu işsizler işsizlikle nasıl baş ediyor, hangi yöntemlerle iş arıyorlar? Ne gibi ayrımcılık mekanizmalarına tâbi kaldıklarını düşünüyorlar? Güvencesizleşen hayatta, nelere mesela aileye ne kadar güvenebiliyorlar? İşsizlik deneyiminden duygusal olarak nasıl etkileniyorlar? Kendilerini nasıl ifade ediyor/edemiyorlar? İşsizlik deneyiminin orta sınıf değerleri ve kimliği ile etkileşimi nasıldır? Beyaz yakalı işsizler, işsizlik sorununun kaynağını nerede görüyorlar? Neye, kime kızıyorlar? İşsizlik, onları bir şeyleri düşünmeye, bir şeyler yapmaya sevk ediyor mu?

Tek kelimeyle cevap vereceksem: Yok! Halihazırda yok, bunun için çok uğraşmak gerek anlamında böyle söylüyorum. Şurada burada insanların deneyimleri var, hiç küçümsemeyelim, hayalleri var, biriken öfkeleri var. Bunlar bir potansiyeldir. Fakat bunların bir araya getirilmesi, süzülmesi, verimli kılınması (―iş verimliliği‖ kastetmediğimi söylemeye gerek yok!) için çok çaba lazım. Galiba her şeyden önce çok buluşma ve çok iletişim lazım. Farklı cemaatlerin, farklı deneyimlerin kendi kapsülüne kapalı olması, çok büyük bir sorun. Mevcut bütün yapılar bu kabahate ortaklar.

KPSS belası, ataması yapılmayan öğretmenlerin sıkıntıları ve mücadeleleri, kullan-at tarzı istihdamın belli başlı örneklerinden banka çalışanlarının işsizlik deneyimleri ile ilgili gözlemler de bu sorgulamaya eşlik ediyor. Beyaz yakalı işsizleri dinleyen ve onları konuşturan bir kitap...

Not: Bu söyleşi daha önce Tanıl Bora ve Necmi Erdo-

ğan‘la 7 Ekim 2011 tarihli Birgün Gazetesinde yayınlan-

14


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DOSYA: GÜVENCESİZLİK

Prekarya – Yeni Tehlikeli Sınıf Guy Standing

lardan edinmesine bağlı olarak bunları terk etmesine neden olan finansal krizle hızlanmıştır. Bu kriz, emekçilerin yaşam standartlarının vergi kredileri, sübvansiyonlar ve ucuz krediyle desteklendiği bir aldanma çağını nihayete erdirmiştir. Ancak Kral Kanut (2) aşaması, küreselleşme dalgasını ve Batı‘da emek bedelinin aşağı doğru ayarlanmasını gerektiren mantığını durduramamıştır.

Çeviren: Uğur Karslı Tarihte ilk kez ana akım solun ilerici bir gündemi yok ve temel bir ilkeyi unutmuĢ durumda. Her ilerici siyasi akım, ortaya çıkan yaygın sınıfın öfke, ihtiyaç ve özlemleri üzerine bina edilmiĢtir. Bugün o sınıf prekaryadır (güvencesizler).

Böylece prekarya şişmektedir. İçindekilerin çoğu herhangi bir mesleki topluluğa ya da zanaat topluluğuna ait değildir; ancak toplumsal bir hafızaları ve başkalarıyla görüşmelerinde geleceklerine dair onları iyimser kılacak bir izdüPrekarya (güvencesizler), şimdiye kadar şümleri de yoktur. En büyük tehlikeleri, popüAvrupa‘da genellikle 1 Mayıs kortejlerine list politikacıların, ―büyük hükümet‖ ve ve gevşek örgütlü protestolara dahil oldu. ―yabancıları‖ suçlama üzerinden vaatlerle onları Ancak İspanya ve Yunanistan‘ın, ardından neo-faşizme ayartarak, korku ve güvencesizlikda Ortadoğu‘da prekarya öncülüğündeki leri üzerine oynaması riski ve bunu besleyecek ayaklanmaların gösterdiği gibi, bu durum toplumsal hastalıklardır. Gerçek Finler (True hızla değişiyor. Emekçi sınıfın ilgili Guy Standing, İngiltere Bath Üniversite- Finns), İsveç Demokratları ve Fransız Ulusiyasi taleplerini kolektif eylemle sinde Ekonomik Güvence Profesörü ve sal Cephesi durumlarında olduğu gibi, dillendirmesiyle refah devletlerinin Dünya Temel Gelir Ağının (BIEN) eş baş- zekice yeniden markalandırılmış isimlerle inşa edildiğini unutmayalım. İşte şu kanıdır. Bu makale, Bloomsbury Yayınla- farklı bir kılığa girilmesi yoluyla bu akıma sıra prekarya taleplerini tanımla- rından çıkan yeni kitabı “Prekarya – Yeni tanıklık etmekteyiz. ABD‘deki Çay Partisi, Tehlikeli Sınıf “tan(Precariat – The New makla meşgul. bunların Japon taklitleri, İngiliz Savunma Dangerous Class) yararlanarak ortaya Ligi ve Berlusconi‘nin neo-faşist destekçiçıkmıştır. Prekarya küreselleşmeyi desteklelerinde kolaylıkla doğal müttefiklerini bulyen liberalleşmeyle ortaya çıkmıştır. maktadırlar. Siyasiler sakınmalıdırlar, çünkü henüz Karl Marx‘ın ―kendi için sınıf‖ olarak tanımladığı gibi olmasa da, öfkeli ve İlerici politikacılar uyanmalı ve finansal krizden selametle amansız öbeklere bölünmüş, inşa halinde bir sınıftır bu çıkışın bu yeni ortaya çıkan sınıfın ihtiyaçları, korkuları ve yeni tehlikeli sınıf. özlemlerine verilecek cevaba bağlı olacağının farkına varmalıdır. Bu, ilerici bir vizyon sunmayan ilk sistemik krizdir. Prekarya denen bu sınıf, parça parça hayatlar yaşayan, Dünya sosyal demokratlarının çoğu keçileri kaçırmış dukısa vadeli işlere girip çıkan, mesleki gelişim mazisi olmarumda. Söylemleri, insanlığın örtmece bir ifadeyle yan, önlerine sunulan şeyi beğenmeyen hayal kırıklığına ―hizmetlerle‖ artan oranda meşgul olduğu açık üçüncül/ uğramış milyonlarca genç de dahil güvencesizlerden; ağır tersiyer(3) topluma değil, kapalı sanayi toplumuyla uyumiş koşullarında kullanılan milyonlarca kadından; hayatta lu imgelerle 20. yüzyılda sıkışıp kalmıştır. suçlu olarak etiketlenmiş artan sayıda insandan; ―engelli‖ olarak kategorize edilen milyonlardan ve dünya çapında Bazısı ‗sıkışmış orta sınıf‘ imgelemiyle resmedilmektedir. yüz milyonlarca göçmenden oluşmaktadır. Oturma izinleri Bu, prekarya fikriyle çelişkili olmasa da, yine de talihsiz vardır (denizens) ancak etraflarındaki vabir benzetmedir, çünkü küreselleşmeyle ilişkitandaşlardan (citizens) daha kısıtlı sosyal, lenen sınıfsal ayrımlar içinde ortanın ne oldukültürel, politik ve ekonomik hakları buğu açık değildir. ―Sıkışmış alt sınıf‖tan daha lunmaktadır. (1) önemli olduğunu göstermektedir. Kötü kullanılmış diş macunu tüpü imgesini akla getirSosyal Demokratlar için bir UyanıĢ mektedir. Ve sosyal demokratlar, Üçüncü Çağrısı Yol‘un birleşimi, orta gelirli ailelerin yaşadığı 20. yüzyılda sosyal demokrasinin üzerine baskıları üreten ―yoksullar‖ ı hedefleyen yokbina edildiği sanayi işçi sınıfı olan sulluk yardımlarıyla işgücü pazarının esnekliği proleteryanın aksine, prekaryanın üretim olduğundan, bu terimi kullanırken dikkatli ilişkileri, yaygın iş-için-çalışmanın yanı sıra olmalıdırlar. Sosyal demokratlar ―sıkıştırılmış işgücüne kısmi katılım, iş ve iyi kazanç orta‖ tabirini tutumlu bir şekilde kullanmalısahibi olmak için yerine getirilmesi esas dırlar. Yoksa bu tabir başlarına kalabilir. Bu olan bir dizi karşılıksız (karşılığında ücret anlamda prekarya tabirine uzanmak daha almaksızın ç.n.) etkinlik olarak tanımlaniyidir. maktadır. Prekarite Tuzağı Prekaryanın büyümesi, daha fazla geçici ve taşeron işgücü Prekaryanın, zamanı ve ekonomik güvencesi üzerine hiçistihdamıyla ve firmaların ücretsiz faydalarını dış kaynak- bir kontrolü yoktur. İçindekilerin çoğu prekarite tuzağı 15


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DOSYA: GÜVENCESİZLİK

diye adlandırdığım şeyden muzdariptirler. Bu tuzak, yokYeterli ekonomik güvenceyi sağlamanın tek yolu, toplumsulluk yardımları aracılığıyla yok- ...nitelikli zaman önemli bir değerdir. Ona erişimi da her bir yasal yurttaşa bir hak sulları hedefleme çılgınlığının olarak temel gelir sağlamaktır. ürünü olan benzer yoksulluk eşitlemek için politikalara ihtiyaç vardır. Yine, Bu, Thomas More, Tom Paine ve tuzağıyla birlikte ortaya çıkmak- zenginlerin zamanları üzerine prekaryadan daha Bertrand Russell gibi büyük ütoptadır. Yoksulluk yacıların da savunduğu şeydir; marjlarindekilerin, yardım alma- fazla söz sahibi olmasının hiçbir makul sebebi seçkin ekonomistler ve başka topya başladıklarında, düşük gelirli bulunmamaktadır. Ancak prekarya zamanının lumsal düşün insanlarınca da desgeçici işlerde çalışma güdüsü teklenmektedir. yoktur; öte yandan yardımlara büyük bir kısmını, bürokratik taleplerin üstesinulaşması zaman almaktadır ki bu den gelmek, birbiri ardına kısa vadeli güvencesiz Bunu eleştirenler, bunun tembellida içinde bulundukları güçlükleği ve düşük ekonomik büyümeyi rinin önemsenmediği anlamına işler kovalamak ve daha kullanma şansı olmadan ödüllendireceğini; bunun güç yegeldiğinden prekarya tuzağı baş demode olan yeni ―beceriler‖ edinmeye ayırmak tirilemez olduğunu bas bas bağırgöstermiştir. maktadırlar. Asıl bunun tam tersi zorundadır. olduğunu çok yakında görebiliriz. Prekarya dışında pek çok insan, Her bir yurttaşın aylık makul bir bir zaman kendilerinin de bu ödeme alması fikri gün geçtikçe tuzağa düşebileceklerini hissetmeşruiyet kazanıyor. Belki biraz mektedir. Eşyaları bir çift nayda beklenmedik bir şekilde, Brelon poşet içinde sokaklarda yazilya gibi hükümeti herkes için şayan evsiz kadınlar olma korkoşulsuz temel gelir getirmeye kusunu yaşamaktadırlar. Pek iten bir yasası olan orta gelirli çoğu prekarize / güvencesizleşpazar ekonomilerinde daha hızlı tirilmiş bir algıya sahiptirler ve meşruiyet kazanıyor. Halihazırda zaman alan ve uçup giden faali50 Milyon Brezilya‘lı bolsa familia yetler arasında bir kimlik oluştu(4)programı kapsamında aylık ramamaktadırlar. nakit yardımı almaktadır. Sayı yavaş yavaş artmaktadır. Brezilya En kötüsü ise prekaryanın bü21. yüzyılda gelir eşitsizliğini yük bir çoğunluğu ve bu tip bir yaşamdan korkanlar, neoazaltan, ilerici siyasetçileri seçen ve finansal krizden bu faşizme çekilebilmektedirler. yana gelişmekte olan çok az sayıda Bu olmaktadır. Berlusconi ve En kötüsü ise prekaryanın büyük bir çoğunluğu ve ülkeden biridir. Sarkozy gibi popülist siyasiler bu tip bir yaşamdan korkanlar, neo-faşizme çekileülkelerindeki prekaryanın korZaman yoksulu yaĢamlar bilmektedirler. Bu olmaktadır. Berlusconi ve kularına oynamaktadırlar. BunPrekarya için ilerici bir strateji, ların rüşvet gibi popülizmleri- Sarkozy gibi popülist siyasiler ülkelerindeki üçüncül toplumun diğer temel denin üstesinden, bir cennet si- prekaryanın korkularına oynamaktadırlar. ğerleri üzerine daha adil bir kontroyasetiyle; prekaryanın kendi lü içermelidir: Nitelikli zaman, niteyaşamlarının, sosyal ve ekonolikli mekan, bilgi ve finans kapital. mik güvencelerinin kontrolünü ellerine almalarını ve 21. Finans kapitalden gelen gelirlerin paradan para kazanma yüzyıl toplumunun önemli değerlerinden daha adil bir pay özel becerisi olan küçük bir elite/azınlığa gitmesinin hiçbir almalarını sağlayan bir stratejiyle gelinebilir. Nedir bungeçerli sebebi yoktur. Açık bir piyasa toplumunda gelir lar? eşitsizliğini azaltmanın tek yolu finans kapitalin adil bir şekilde dağıtılmasını sağlamaktır. Ekonomik Güvencesizlik İlki ekonomik güvencenin kendisidir. Daha doğrudan söyKitapta tartışıldığı gibi, nitelikli zaman önemli bir değerdir. lemek gerekirse, zengin toplumlardan çok sayıda insanın, Ona erişimi eşitlemek için politikalara ihtiyaç vardır. Yine, zenginlerin bolluk içinde yaşamasına karşın, hiçbir şekilde zenginlerin zamanları üzerine prekaryadan daha fazla söz güvenceleri yoktur. Güvencesizliğin özel bir otoriteryan sahibi olmasının hiçbir makul sebebi bulunmamaktadır. tür olan aşırıcılığı güçlendirdiği bilinmektedir. İnsanların Ancak prekarya zamanının büyük bir kısmını, bürokratik diğergamlık hislerini, hoşgörüyü, karşılıklılığı ve toplumsal taleplerin üstesinden gelmek, birbiri ardına kısa vadeli dayanışmayı un ufak etmektedir. Gözü pek olmalı ve esgüvencesiz işler kovalamak ve daha kullanma şansı olmanek güvencesiz emeğin yaygın olduğu açık piyasa topdan demode olan yeni ―beceriler‖ edinmeye ayırmak zolumlarında güvencesizliğin büyük bir kısmının temin edilerundadır. Benzer bir şekilde, zenginlerin yaşamlarını kamez belirsizlik (‗bilinemez bilinmeyenler‘) olduğunu fark zançlı bir şekilde sürdürmek için teknik yardıma erişebildietmeliyiz. Ne sosyal sigorta ne de yoksulluk yardımları ği bir topluma prekarya erişemezken sahip olmalarının bir güvencesizlere ulaşacaktır. anlamı yoktur. Bunlar, erdem ya da tembellikten kaynaklı değil bizzat yapısal nedenleri olan eşitsizlik biçimleridir. 16


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DOSYA: GÜVENCESİZLİK

Neden prekarya önlerinde parkları, kütüphaneleri ve kamusal tesisleri gördükçe avamın / halkın mekanların küçülmesiyle yüzleşmek zorundayken, elitler ve maaşlılar (salarya) nitelikli mekanın çoğuna erişebilmektedir? Büyük bir sanayi kenti olan Manchester tüm umumi tuvaletlerin kapandığını duyurdu. Avamı / halkı kurtarmak için ilerici bir stratejiye ihtiyacımız var.

AVRUPA SOLU 3. Kongresi (3-5 Aralık 2010, Paris) Sonuç Bildirgesinden KAMUSAL EĞĠTĠMĠN SAVUNULMASI KAMUSAL EĞĠTĠM Avrupa‘da neo-liberalizm, eğitim sistemini ilkokuldan üniversiteye ve mesleki eğitime kadar açık ve uyumlu bir proje kapsamında aşamalar halinde etkilemiştir. Bu, piyasa şatlarına uyumlu hale getirilmiş bir eğitim sistemidir. İşlevi ve hedefi küresel kapitalizmi onaylamak ve güçlendirmektir. Okulların özelleştirilmesi, eğitim alanında çalışan öğretmenler ve tüm personelin iş güvencesizliği, Bologna süreci: kamu eğitim sisteminde başka şeylerle beraber neo-liberal politikaları belirleyen üç temel uygulamadır.

Neden zenginlerin konutları korunurken prekaryanınkiler yıkıma maruz kalsın ki? ABD genelinde kamu harcamalarının kesilmesinde bazı itfaiye hizmetleri sigortasızları yangına mahkum ederek sigortalıları korumakla sınırlıdır. Neden maaşlılar (salarya) uzun vadeli istihdam sözleşmesi olmayanlardan daha ucuz kredi elde edebilmektedirler? Nedenleri biliyoruz, ancak bunlar erdem ve çalışkanlıktan kaynaklanmayan kümülatif eşitsizliklerdir. Prekarya büyüyen bir öfkeyle gözlemlemeye devam etmekte. Siyasiler cevap verse iyi eder yoksa biz bu çelişkilerin hasadını kaldıracağız. Biz daha başarılı olabiliriz. Dipnotlar: 1- İngilizce ‗citizen‘ ‗vatandaş‘; ‗denizen‘ ise ‗oturma izni olan kimse‘ olarak çevriliyor; bu anlamda yazar, ‗citizen‘ ile ‗denizen‘ arasındaki farka vurgu yapmaktadır. (ç.n.) 2- İngiltere Kralı Kanut‘un, etrafındakilerin onu ve sahip olduğu gücü sürekli övmesi üzerine denizde dalgaların geri dönmesini emredip; doğal olarak başaramayınca, tacını bırakması ve bir daha takmaması ekonomide kullanılan bir metafordur. (ç.n.) 3- Emek ve sermayenin dışında kalan üçüncül toplumu kastetmektedir. (ç.n.) 4- Bolsa Familia, Brezilya hükümetinin sosyal refah programıdır. Yoksul ailelere mali yardım sağlar. (ç.n.)

ÖZELLEġTĠRMEYE HAYIR Avrupa ülkelerinde farklı modellere göre kamu kuruluşlarının özelleştirilmesini görebiliriz. Özel yatırımcıların okul ve araştırma fonları, özel seküler ya da dini okullara kamu destekleri, üniversitelerin özelleştirilmesi, kamu okullarının yönetilmesinde özel firmalarla ortaklıklar, yabancı ülkelerde okulların satılması, öğretmen maaşlarının devlet tarafından değil eğitim kurumu tarafından ödenmesi, üniversite harçları: bu, neoliberalizmin kamusal eğitimi nasıl özel eğitime dönüştürmeye çalıştığını göstermektedir. Maddiyatçı yaklaşım, hem bireyler hem okullar arasında rekabet, güçlük yaşayan öğrencilerin dışlanması: bu günümüz okuludur; kapitalist bir okuldur; toplumda eşitsizliği arttıran ve vurgulayan bir okuldur. GÜVENCESĠZLĠĞE HAYIR Yönetsel eğitim, öğretmenler ve tüm diğer personel için güvencesiz çalışma koşullarına yol açmıştır. Sözleşme fayda sağlamamaktadır; iş güvencesi yıllık olarak teyit edilmelidir; emekli olan öğretmenlerin ikame edilmemesi (emekli olan öğretmenlerin yerine yeni kadrolu öğretmenlerin gelmemesi ç.n.), öğretmen maaşının özel bir kurum tarafından ödenmesi, bireysel sözleşme: bunlar Avrupa eğitim sistemindeki çalışma koşullarından birkaç örnektir. Piyasa kurallarına göre okul işletilmesinin personel eğitimi ve yaşam boyu öğrenme noktasında herhangi bir kaygısı yoktur.

17


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DÜNYADAN

Düzenleyen: Selahattin Erdem—Uğur Karslı TEMMUZ 2011

AĞUSTOS 2011

Evrensel Emek Üniversitesi Güney Afrika‘da bir yüksek lisans programı açtı (05 Temmuz 2011)

EĢit Eğitim, 10. Kütüphane açılıĢını gerçekleĢtirdi (10 Ağustos 2011)

Evrensel Emek Üniversitesi (GLU), sendikacılara ve emek

Güney Afrika‘da eşit ve nitelikli eğitim için mücadele ve-

aktivistlerine, Güney Afrika‘da Witwaterstrand Üniversite-

ren bir kuruluş olan Eşit Eğitim, Kayamandi‘de Kayamandi

sinde ―Emek ve Küreselleşme‖ özel master programına

Lisesinde Kitaplık Projesiyle kurulan 10. Kütüphanesini

başvuru çağrısında bulundu.

açılışını kutladı. Eğitim Enternasyonalinin Güney Afrika Cape Town‘da gerçekleştirdiği kongresi kapsamında baş-

http://www.ei-ie.org/en/news/

lattığı ―Bir Kitap Getirin‖ inisiyatifi, Güney Afrika‘nın %

news_details/1867

70‘i kütüphanesi olmayan okullarını vurgulayarak kütüphane için dayanışma fikrini gündeme taşıdı. http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1926

―Gazze Ablukası derhal kaldırılmalıdır‖ Avrupa Solu, insani yardımın bölgeye aktarılmasını amaçlayan ve İsrail Hükümetinin Filistin topraklarına uyguladığı zalim ambargoyu protesto etmek için pek çok ülkeden yurttaşın başlattıkları uluslararası hareket olan ―Özgürlük Filosu‖nun barış yolculuğuyla dayanışma içinde olduklarını belirtti.

ABD‘de eğitim emekçileri özelleĢtirmeleri protesto etti (10 Ağustos 2011) ABD‘nin pek çok yerinden gelen binlerce öğrenci, öğretmen ve eğitim hakkı savunucusu başkent Washington DC‘de toplandı. ―Okullarımızı Kurtarın‖ şiarıyla bir yürüyüş

http://www.european-left.org/nc/english/home/ news_archive/news_archive/browse/2/zurueck/ news-archive/artikel/immediate-lift-of-the-gazablockade/

gerçekleştirerek özelleştirmeleri protesto etti ve kamu okulları için ayağa kalktı. http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1925

18


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DÜNYADAN

EYLÜL2011 Latin ILO araĢtırması finansal kriz için çözümleri ince-

Amerika

ġili‘yle

dayanıĢma

için

ayakta

(13 Eylül 2011) Eğitim Enternasyonali‘nin Latin Amerika Bölge Bürosu kıtadaki tüm eğitim sendikacılarını 8 Eylül‘de nitelikli kamusal eğitim için mücadele eden ülke halkıyla dayanışma için Şili Büyükelçilikleri önünde toplanmaya çağırdı.

ledi (05 Eylül 2011) Uluslararası Çalışma Örgütü Emekçi Etkinlikleri Bürosu (ILO/ACTRAV) küresel krizden çıkış için hangi politikaların önümüzdeki güçlükleri aşabileceğine dair bir araştırma gerçekleştirdi. Bu birimin yöneticisi Dan Cunniah, radikal piyasa güdümlü politikaları tecrübe ettiğimiz 30 yılın neticesinde, dünyada çoğu emekçinin saygın yaşam standartlarına ulaşamadığını ve uygulanan politikaların bizi büyük bir dünya bunalımına sürüklediğini belirtti.

http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1941

http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1936

Salvador Allende‘siz 38 yıl (11 Eylül 2011) Bugünün neoliberal sosyal demokrasisinin aksine bir sosyalist olan ve büyük bir halk desteğiyle seçilen Şili‘li Başkan Salvador Allende 11 Eylül 1973‘te aramızdan ayrılalı tam 38 yıl geçti. O, Şili halkı ve demokrasisini savunmak için hayatını bile feda ederken, toplumsal hakları savunmuş, demokratik katılım ve toplumsal adalet kurumlarını güçlendirmişti.

Uluslararası Okuma Yazma Günü: BarıĢ ve EĢitlik için Eğitim (08 Eylül 2011) 8 Eylül Uluslararası Okuma Yazma Gününde, Eğitim Enternasyonali, eğitim yoluyla barış ve eşitliği sağlayacak nitelikli öğretmen eğitiminin önemine vurgu yaparak tüm devletleri bunun sağlanması için nitelikli eğitim ve öğretmene yatırım yapmaya çağırdı. http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1939#

http://www.european-left.org/english/home/ news_archive/news_archive/zurueck/news-archive/ artikel/38-years-without-salvador-allende-copy-1/

19


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DÜNYADAN

Ortadoğu‘daki son geliĢmeler üzerine Avrupa Solu:

EKĠM 2011

Avrupa Solu Partisi Orta Doğu‘daki son gelişmeleri yakından takip ediyor. Avrupa Solu Ortadoğu çalışma grubu Berlin‘de durumu analiz ederek üç temel tutum belirledi. Bağımsız Filistin Devletinin tanınması; Suriye‘de karar verme hakkına sahip olan tek varlığın Suriye halkı olduğu bilinciyle barışçıl çözümü dışlayan her çeşit askeri müdahaleye karşı bağımsızlıkçı tutum; ve Libya‘da NATO üyesi ülkelerin ülkenin toplumsal, ekonomik ve demokratik geleceğini ipotek altına alan neo-kolonyal (yeni sömürgeci) çabalarına karşı çıkan tutum.

2011 Dünya Öğretmenler Günü: Öğretmenler arasında Cinsiyet EĢitliği (5 Ekim 2011) Bu yılın Dünya Öğretmenler Günü teması - Öğretmenlerin Cinsiyet Eşitliği – kadın ve erkek öğretmenler arasında eşitliği vurguluyor; kızların cinsiyete duyarlı ve nitelikli eğitime erişimini talep ediyor ve cinsiyet klişelerinin üstesinden gelmede öğretmenler ve eğitimin katkısının altını çiziyor. http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1974#

h t t p :/ /w ww . e ur o p e a n -l e f t . or g/ n c / e ng l i s h/ h om e / news_archive/news_archive/zurueck/latest-news-home/ artikel/el-statement-the-international-community-must-act -immediately-to-stop-famine-and-humanitarian-catas/

19. Dünya ĠĢ Sağlığı ve Güvenliği Kongresi, Ġstanbul – 15 Eylül

Eğitim Enternasyonali Kongre Sonuçları (03 Ekim 2011)

19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi 11-15 Eylül 2011tarihinde İstanbul‘da toplandı. 140 ülkeden 5400 katılımcıyla tarihindeki en geniş katılımı sağlayan kongre, önleyici iş güvenliği ve sağlık kültürünü inşa etme çağrısını yineledi. Kongrenin açılış konuşmasını yapan Başbakan R.T Erdoğan, madenlerde göçük altında ölümler için yaptığı ―kader‖ benzetmesini ve Tuzla tersanesindeki ölümleri unutarak ―koruyucu ve önleyici yaklaşımların önemine‖ değindi.

Eğitim Enternasyonalinin 22-26 Temmuz 2011 Güney Afrika‘da Cape Town‘da toplanan 6. Dünya Kongresinde alınan kararlar ve diğer belgelere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.ilo.org/global/about-the-ilo/press-and-mediacentre/news/WCMS_162921/lang--en/index.htm

http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1929 20


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

DÜNYADAN

Hepimiz Öfkeliyiz! / Indignados! 18 Ekim 2011 Sosyalist Enternasyonal: ―Dünyaya bir isyan hissi yayılıyor. Son günlerde ve haftalarda pek çok farklı yaşam tarzından binlerce yurttaşın dünyanın pek çok metropolünde radikal bir değişim için taleplerini dillendirdiklerine şahit olduk. Indignados (Öfkeliler) tarafından büyütülen bu hareket kortejlerde ve protestolarda pek çok farklı halk kesimlerinden insanı barındırmasıyla dikkat çekiyor. Gösteriler, New York‘ta ―Wall Street‘i İşgal Et!‖ hareketi içinde, Frankfurt Avrupa Merkez Bankasına, Londra‘ya ve pek çok büyük finans merkezine sıçramış durumda. Binlerce insan, Santiago, Tokyo ve Kahire‘de sokaklara taştı. Farklı sebeplerle sokağa inen ve farklı talepleri olan bu insanlar sadece politik ideoloji ya da ittifak temelinde değil aynı zamanda onları ve diğer yurttaşlarını zor duruma düşüren var olan ekonomik ve politik gerçekliklere öfke ve hayal kırıklığının ifadesi için bir araya gelmiş durumdalar.‖

Yerli Halkların Hakları için Birlikte Mücadele (26 Ekim 2011) Eğitim Enternasyonali‘nin Latin Amerika Bölge Ofisi Norveç Eğitim Birliğiyle birlikte yerli halkların kamusal eğitim durumuna odaklanan ortak bir bildiri yayınladı. Latin

Amerika‘da Çok Dilli, Çok Kültürlü Eğitim, Latin Amerika‘da en çok yerli nüfusu olan Meksika, Guatemala, Peru, Ekvator ve Bolivya‘da gerçekleştirilen bir dizi vaka incelemesini bir araya getiriyor. Aynı zamanda Kolombiya, Brezilya, Paraguay‘ı ve Norveç‘ten Sami halkları üzerine de incelemeleri de içeriyor. http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1997

Sendikalar ―Wall Street‘i ĠĢgal Et!‖ hareketini destekliyor (19 Ekim 2011)

http://www.socialistinternational.org/viewArticle.cfm? ArticleID=2142 ILO, küresel genç istihdam kriziyle yaralanan bir kuĢağa dair uyarıda bulundu (19 Ekim 2011) Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde yüksek düzeyde

Eğitim Enternasyonali, ABD ve tüm dünyada yayılan ekonomik adalet hareketi olan ―Wall Street‘i İşgal et!‖ protestosuna destek veriyor. EI‘nin ABD şubelerince de desteklenen hareket, Amerikan ekonomik ve politik sistemi içinde daha büyük mali düzenlemeler, en zengin Amerikan‘lar için daha yüksek vergi, ve sosyal güvenlik ağının dönüşü de kapsayan bir adalet çağrısıdır.

işsizlik riskiyle karşılaşan ―yaralı‖ kuşağı artan düzeyde etkisizlik ve güvencesiz işe karşı uyardı. http://www.ilo.org/global/about-the-ilo/press-and-mediacentre/news/WCMS_165465/lang--en/index.htm

―Kapitalizm Organize Suçtur!‖ Renkli sloganlara sahne olan ―Wall Street‘i İşgal Et!‖ akımı tüm dünyada giderek ilgi uyandırıyor. http://www.ei-ie.org/en/news/news_details/1990

21


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

KADIN Şu ara canımız çok yanıyor, içimiz kan ağlıyor… 13 yaşındaki N.Ç‘nin 26 erkeğe ―kendi rızasıyla tecavüzünü‖ Yargıtay onadı. Kendi rızasıyla oturabilsin diye de dört kere ameliyat oldu. Tecavüz eden

Merhaba,

erkeklerden

verdiği ifade kanımızı donduruyor: ―Kızım, kusura bakma

Kadın deyince herkesin ne anladığı ve bu anlayışlarının sınırlarını yeni fikirlerle aşmaya, farklı bir uyanış sağlamaya çalışarak, bültenimizin kadın bölümüne ―Kadına Yönelik Şiddet Terörü‖ ile başlıyoruz.

şeytana uydum; benim de senin yaşında kızım var. Ramazan‘da bana gel de karnını doyurayım‖… Kelimeler kifayetsiz kalıyor, zihnimiz zonkluyor. Thermis, adalet ve düzen

Thermis, adalet ve düzen Tanrıçası heykeli. Van‘da olan deprem gibi sarsılıyor...

Kadın cinayetlerinin ve sayısız

Önce adaletin dengeli bir şekilde dağıtıl-

haksızlıkların artık bir yaşam tarzı-

dığını simgeleyen terazi yere düşüyor,

na

kaygılıyız.

sonra adaletin keskin gücünü gösteren

Duyduklarımız sadece haber de-

kılıç çatlamaya başlıyor ve kadın, bağım-

ğil, bunu henüz kesilmemiş boy-

sızlığın simgesi olan… Gözlerinden yaş

nunuzu tutarak düşünün biraz.

yerine kan akıyor; çünkü her yeri kanı-

Kocası tarafından boğazı kesilen

yor, bir dönemin bitişi gibi yıkılıyor.

dönüşmesinden

ya da on üç yaşında zorla evlendirilen kadınların haberini okuduktan sonra sayfayı kapatıyor, gazeteyi katlıyoruz; televizyon kanalını değiştiriyoruz. On üç yaşındaki kız çocuğu tecavüze uğramaya ve kesilen boğazlar yaşamlarımızın akşam haberlerini mazoşistik bir şekilde

birinin

renklendir-

meye devam ediyor. Bir ölümle bin ölümün ne farkı var aslında ya da Ağrı‘daki bir cinayetle Sri Lanka‘daki kadın cinayeti arasında. Acılarımızı da tepkilerimizi de yerli ve yabancı diye, televizyondakiler ve sokağımızdakiler, tanıdıklarımız ve tanımadıklarımız, birbirine benzeyenler ve tamamen farklı olanlar diye kategorize etmişken, cenderenin neresindeyiz, şaşıyoruz. 22

Tanrıçası heykeli. Van‘da olan deprem gibi sarsılıyor... Önce adaletin dengeli bir şekilde dağıtıldığını simgeleyen terazi yere düşüyor, sonra adaletin keskin gücünü gösteren kılıç çatlamaya başlıyor ve kadın, bağımsızlığın simgesi olan… Gözlerinden yaş yerine kan akıyor; çünkü her yeri kanıyor, bir dönemin bitişi gibi yıkılıyor... Derya KIRMIZITOPRAK ġube Kadın Sekreteri


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

KADIN

―Burger King Fish Menu‖ Ender Efe

―eau de vie‖ Sevda Yavuz 23


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

KADIN

YAYKIL KÖYÜNDEN MELEK AKKÖZ ĠLE RÖPORTAJ ELĠF BOZKURT-DERYA KIRMIZITOPRAK

Anadolu grubunun 2009 yılında termik santral projesini kamuoyuna bildirdikten sonra Gerze halkı ve Yaykıl köylüsü santrali istemediklerini her defasında belirtmiştir. ÇED (Çevre Etki Değerlendirmesi) toplantısının yapılmasına izin vermemiş ve Mart 2011‘de sondaj çalışmalarını yaptırmamıştır. Şirketin sondaj için tekrar geleceğinin haberi alındıktan sonra 6 Ağustos‘ta termik santralin yapılması planlanan alana çadır kurulmuş; gece gündüz nöbete başlanmıştır. Sondaj için şirket üç defa gelmiş ve çatışmalar yaşanmıştır. Şimdi sözü 5 Eylül gecesi çok şiddetli çatışma yaşayan, toprağı için direnen, coplanan, iş makinelerinin önüne yatan Melek Akköz‘e bırakıyoruz. Anadolu coğrafyasında doğanın talan edilmesine karĢı kadınların mücadelelerinin ön plana çıktığını görüyoruz. Siz de Yaykıl köylüsü olarak yapılmak istenen termik santrale karĢı iĢ makinelerinin önüne yatan kadınlardan birisiniz? Neden kadınlar ön saflarda bize anlatır mısınız? Topraklarımız her şeyimiz, bağımız bahçemiz bizim geçim kaynağımız, geçimimizi topraktan sağlıyoruz. Bizim topraklarımız giderse her şeyimiz gitti demektir. Bu yüzden kadın erkek elbirliği ile mücadele ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. Ne gerekiyorsa yapacağız.

ya indik. Aşağıya indiğimde ben zannettim ki üç beş kişi geldiler. Jandarma, polis… Eşimi ve çocuklarımı almışlar orta yere, gözümün önünde… Bunları hiç hatırlamak istemiyorum. Resmen coplandılar. ―Seni gözaltına alacağız.‖ dediler, ellerini kelepçelediler, dikenlerin içine ittiler. Kaç yaşlarında desem, 55 yaşlarında adam. Ne için yapıldı bu? Kendi toprağını koruyor diye. Korumayacak mıydı? Gecenin o saatinde, çocuklarım coplandı gözümün önünde ama yine de yılmadılar. Sonra ne gerekiyorsa biz yaptık, yattık iş makinelerinin önüne. Komutan: ―Zor kullanacağız‖ dedi, çekilmemizi istedi. ―Asla çekilmeyiz.‖ dedik, ―bizi çiğneyin öyle geçin‖ dedik. Bir şey de yapamadılar, direndik, direnmeye de devam edeceğiz sonuna kadar. Kadın erkek el ele, hepimiz. Yılmayız kesinlikle, buna yemin olsun ki çok kararlıyız. Komutan dedi ki: ―bir dahaki gelişimde 500 askerle gelirim, ne yapacaksınız o zaman?‖ İsterse gelsin 1000 askerle. Korkumuz yok, alıştık; biber gazına da alıştık, copa da alıştık, plastik mermiye de. Bütün her şeye alıştık. Yılmayız, asla, topraklarımızı vermeye asla ve asla… 5 Eylül günü yaĢananları anlatabilir misiniz? Böyle şeyleri televizyonda görüyorduk, üzülüyordum ve ağlıyordum. Böyle bir şeyi yaşayacağımı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Polis- jandarma bir yığın indiler, geldiler. ―Çekileceksiniz‖ dediler, ―asla çekilmeyeceğiz‖ dedik. Erkeklerimize, ―Siz geri planda, biz ön planda. Çiğneyip geçebilirlerse, öldürüp geçebilirlerse geçecekler, yoksa mümkün değil geçmeleri‖ dedik. Polis araya girince yağmur gibi gaz bombaları yağdı, sular, plastik mermiler… Bunların panzerlerinin suları bitti de, gaz bombaları bitti de. Gaz bombası ne ile gelir polise? Ambulansla gaz bombası geldi. Bize sıka sıka panzerde suları bitti. Ama yetmedi suları bizi banyo yaptırmaya. Gaz bombasından çıkan yangına itfaiye müdahale etmedi de panzere su doldurdu. Bundan bu yana bekliyoruz. Beklemeye de devam edeceğiz. Artık kaç askerle polisle gelirse gelsin. Bizim derdimiz polis ve askerle değil. Tuncay Özilhan‘ın kendisi gelsin, konuşalım. Biz de söz sahibi olmak istiyoruz. Bütün çalışmalarını gizli yapıyor. Bizim önümüze polisi, jandarmayı neden çıkarıyor. Termik santrali asla istemiyoruz.

Sondaj için gece yarısı baskın yapar gibi geldiklerin- Polisin bu Ģekilde kadınlara dahil Ģiddet uygulamade köylü kadınlar olarak ne yapacağınızı kararlaĢtır- sını nasıl değerlendiriyorsunuz? mıĢ mıydınız? Olacak bir şey değil. Olacak şey mi? Polisin ve jandarmaJandarma ve polisle bu şekilde karşılaşacağımızı hiç tahmin nın… Jandarma o kadar yapmadı da polis yani… etmedik. Ne yapacağımıza dair bir planımız da yoktu. O Yapılmaması gereken şeydi. Çünkü bizim hiçbir suçumuz, gece nöbet tutan benim oğlumdu, ― Baba, bir hareketlilik hiçbir günahımız yok. Birilerinin zengin olması, ceplerinin var‖ diye haber verdi. Babası gitti abisi ile beraber. Saat para dolması uğruna… Olacak iş değil. gecenin 01: 00‘i. Onlar gittikten sonra yatamazdım. Eşim telefon etti: ― Melek bizi coplamaya başladılar, kaldır mahalleliyi, inin aşağıya.‖ Bir iki kişiyi arayabildim. Mahalleye çıktım: ―Yangın var!‖ diye bağırdım, herkes kalksın bir an önce diye. Herkes kalktı, 15–20 dakika sürmeden biz aşağı24


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

NÜKLEER ÇÖPLÜĞÜN YENĠ ADRESĠ: TOROSLAR Yrd. Doç. Dr. İrfan Mukul Sinop Üniversitesi

ÇEVRE

lindeki kazanın da önceden öngörülmesi mümkün değildi. Çünkü buradaki kaza santralde eğer bir kaza olursa nasıl müdahale ederiz tatbikatı sırasında soğutma suyu pompalarının arızalanması nedeniyle gerçekleşti. Yaşanan üç büyük nükleer kazanın teknoloji ile alakası olmadığı ortada iken ve henüz nükleer santrali bulunmamasına rağmen dünyanın 20 büyük nükleer kazasından birinin Türkiye‘de gerçekleşmesi (1999 yılında hurda diye satın aldıkları konteynerin içinden radyoaktif madde çıkan aynı aileden 13 kişi yoğun radyasyona maruz kalmıştı). Fukuşima‘daki nükleer felaketten sonra dünyanın birçok ülkesinde nükleer santrallerin tartışılmaya başlanması gibi süreçlere karşın, Türkiye‘nin Mersin Akkuyu‘da nükleer santral kurma ısrarı nereden kaynaklanıyor?

11 Mart depreminin ardından Fukuşima Daiçi nükleer santralinin reaktörlerinde patlamalar ve radyoaktif sızıntılar oldu. SızınKapitalist sistem her meta gibi Kapitalist sistem her meta gibi tılar tüm dünyayı etkilemeye enerjinin de sınırsız üretimine devam ediyor. Santraldeki pat- enerjinin de sınırsız üretimine da- dayanır, çünkü enerjinin kullalamaların nedenlerinin hidrojen yanır, çünkü enerjinin kullanımı nımı ile hem üretim hem de tügazı birikimi olduğu bildirildi. ile hem üretim hem de tüketim ketim yaratacaktır. Uyandırılan Öte yandan 1979‘da ABD‘de yaratacaktır. Uyandırılan talepler- taleplerle enerji tüketiminin süThree Mile Island adasında le enerji tüketiminin sürekli kılı- rekli kılınıp, sistemin kendini meydana gelen ve dünyanın nıp, sistemin kendini yeniden yeniden üretmesi sağlanır. Üreen büyük üç nükleer patlama- üretmesi sağlanır. Üretim süreç- tim süreçlerinin bütünlüğünden sından biri olan patlamaya da lerinin bütünlüğünden kopartılan kopartılan bireyler için sunulan hidrojen gazı birikimi yol aç- bireyler için sunulan kendini var kendini var etme yolu tüketimmıştı. Ne var ki ABD‘deki patla- etme yolu tüketimdir. Birer tüke- dir. Birer tüketici olarak kendini manın nedeni deprem değil, tici olarak kendini var eden, tüke- var eden, tüketiciliği esnasında soğutma suyundaki arıza idi. ticiliği esnasında sosyal ilişkiler sosyal ilişkiler kuran birey kenUluslararası Atom Enerjisi kuran birey kendisine yabancılaş- disine yabancılaşmakta, bireyleAjansı‘ndan yapılan açıklama- makta, bireylerin temel gereksi- rin temel gereksinimleri dahi lara göre, depremin hemen nimleri dahi sorgulanamaz olmak- sorgulanamaz olmaktadır. Örardından Fukuşima santralinin tadır. neğin Japonya‘daki felaketin dört reaktörü durduruldu. Ansorumlusu deprem de tsunami cak nükleer reaktör durdurulmuş olsa da zincirde değil, enerjinin sınırsız üretimine ve tüketileme reaksiyonun yarattığı yüksek ısıyı engellemine dayanan kapitalizmin kendisidir. Japonmek için soğutma sisteminin çalışması gerekir. ya‘nın büyük şehirlerini gereksiz yere aydınlaOysa deprem ve tsunaminin yarattığı yıkıma tan reklam panolarını günün 24 saati parlatbağlı olarsak elektriğin kesilmesi soğutma sismak için aşırı enerji üretimine ihtiyaç vardır. temlerinin durmasına yol açtı. Sonuçta reaktörAma aynı Japonya‘da yüzde 30‘luk bir tasarler soğutulamadığı için aşırı ısınma tehlike yarufla en az on tane nükleer santral yapılabilir. ratmaya başladı. Fukuşima ve Three Mile Island Bu tür felaketlerden çıkış yolları enerjinin sınırkazalarında olduğu gibi şimdilik en büyük nüklesız tüketiminden değil, insanların gereksinimer kaza olarak gözüken Çernobil nükleer santralerine yönelik enerji politikalarından, başka bir 25


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ÇEVRE

...Bu tür felaketlerden çıkış yolları enerjinin sınırsız tüketiminden değil, insanların gereksinimlerine yönelik enerji politikalarından, başka bir ifadeyle enerjinin değişim değeri olarak değil, kullanım değeri olarak görülmesinden geçer. Bugün siyasi iktidarın Akkuyu‘da nükleer santral tesisi kurmak istemesinin ve bu yöndeki ısrarlarının nedeninin, uluslararası nükleer lobilerin yaptıkları çalışmalar ve yönlendirmeler olduğu söylenebilir. Oysa nükleer santrallerden elde edilecek enerjinin dört beş katı kadar enerjinin basit bir yatırımla elde edilebileceği seçeneği ortada durmaktadır. Örneğin TEDAŞ rakamlarına bakıldığında elektrikte kayıp, kaçak miktarlarının Türkiye‘de yüzde 15‘ler civarında olduğu görülüyor. Kayıp kaçak oranımız AB ve OECD ülkeleri ortalamalarına çekildiğinde elde edilecek yüzde 7-8‘lik tasarruf, nükleer enerjiden sağlanacak elektrik kapasitenin çok üzerinde olacaktır.

Sonuç olarak yapılması gereken oldukça basittir. Başta güneş enerjisi teknolojileri olmak üzere tüm yenilenebilir enerji kaynaklarını ve teknolojilerini, kapitalistlerin esasen fosil kaynaklara ve nükleer fisyon teknolojisine dayanan tercihlerine itibar etmeden devreye sokmak olacaktır.

26


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ÇEVRE

geçmesi gerekmektedir. Durum bu iken ilimiz Sinop ve pek çok kentimizde kurulması planlanan termik santral projelerini anlamak olası değil. Kömür, petrol, doğal gaz ile çalışan termik santrallerin kullanılan hammadde kaynaklarının yurdumuzdaki rezervlerinin az oluşu ise bizi yurtdışına bağımlı hale getirmektedir. Oysa bu santralleri kuran ülkeleri son yıllarda yakından takip edip söylenenlerin gerçek olmadığını okuma yazması olmayan insanlar dahi gördü. Çernobil Nükleer Santralinde yaşanan kaza sırasında ortaya çıkan facia hepimizin belleklerinde. Kaza anında, nükleer rektörlerdeki olumsuz durumu bertaraf etmek için çalışmalar sırasında, sonrasında insanların ne kadar etkilendiklerini biliyoruz. Çernobil‘den yayılan radyasyonlu bulutlar Doğu Avrupa, Baltık Ülkeleri ve Türkiye‘yi etkisi altına aldı. 1957 Windscale (İngiltere), 1979 Three Mile Island (ABD) ve 1986 Çernobil (Sovyetler Birliği) felaketi dışında, her an Çernobil felaketine dönüşebilecek büyüklükte yüzlerce kaza yaşandı. Nükleer Fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç‘ın aktardığına göre; ―Sadece ABD‘de, bugüne kadar Nükleer Denetleme Komisyonu‘nun (NRC) kayıtlarına göre, felakete yol açabilecek derecede 169 kaza olmuştur. Japonya‘da 1992 yılında tam 20 Günümüz insanının vazgeçilmezi enerjidir. Günlük yaşamımızda tane önemli kaza rapor edilmiştir. 1992 yılında Rusya, uluslaragözümüzü açtığımızda kullanmaya başladığımızı düşünüyorsarası kuruluşlara 205 kaza rapor etmek mecburiyetinde kalmışnız yanılıyorsunuz. Çünkü biz uyurken elektrik tır‖ İngiltere‘de ise gizlenen ve sonra ortaya tüketen araçlarımız çalışmalarını sürdürmektedir. Deprem, sel baskını gibi doğal çıkarılan 17 ciddi nükleer kaza yaşanmıştır. Her gün modern teknolojinin gelişimi enerji tü- afetlerde verdiğimiz sınavlarda ketimini artırmaktayken, enerji üretimi sorunu ise karnemiz kırıklarla dolu iken Son olarak Japonya'da 11 Mart'ta meydana da beynimizi meşgul etmektedir. nükleer santral ile tanışmak gelen depremin ardından oluşan tsunamide, zarar gören Fukuşima nükleer santralinde yaşadüşüncesi bizleri ürkütmekteBugünün enerji kaynakları yenilenemeyen enerji nan gelişmeleri, hepimiz dehşetle izledik. Santkaynakları (kömür, petrol, doğalgaz ve nükleer dir. Dünya ülkeleri nükleer ralden Büyük Okyanusa yüksek radyasyonlu su enerji) ve yenilenebilen enerji kaynakları (odun, santrallerden vazgeçerken biz- aktığı tespit edilirken, Japon mühendisler santbitki atıkları, tezek, jeotermal enerji, güneş, de tersini uygulamak, emper- ralın hemen yanındaki bakım havuzundan su rüzgar, hidrojen, hidrolik, gelgit ve dalga enerji- yalist sistemin bir oyunudur. sızmasına yol açan deliği bulduklarını ve betonsi) şeklinde sınıflandırılmaktadır. Günümüzde Emperyalist kapitalist sistem la kapatılmasına çalışıldığını duyurdu. Mühenkullanılan enerjinin % 90‘ı yenilenemeyen fosil çok pahalı ama eskimiş nükleer disler bütün çatlakları bulsalar bile çevrede yakıtlardan,%10‘u hidrolik ve nükleerden elde santral teknolojilerini bize ihraç yaşayanlar için bekleme süresi oldukça uzun edilmektedir. etmeye çalışmakta, aynı za- olabilir. Zira İngiliz nükleer güvenlik uzmanı Dr. - Kömür, doğal gaz ve petrol gibi fosil yakıtların John Price'a göre nükleer yakıt çubuklarının manda kendi nükleer atıkları kullanımı önemli çevre sorunlarını da birlikte soğuyup çıkarılabilmesi için 50, belki de 100 yıl için yeni çöp sahaları aramak- geçmesi gerekecek. Bu durumda santralın çevgetirmekte. - Termik santrallerde enerji elde edilirken çevre- tadırlar. resinin yerleşime kapanması gündeme gelecek. deki hava, toprak, su kaynakları büyük zarar Nükleer sızıntı nedeniyle bölgede yaşayan 780 görmekte. bin kişi tahliye edilmişti. Nükleer santralardaki kaza sırasında - Termik santral reaktöründe linyit kömürünün yanması sonucu ortaya çıkan radyasyon insan ölümleri ve uzun yıllar sakat dokömürde bulunan mineral maddeler yanmayıp uçucu kül olarak ğumlara, kansere neden olmaktadır. Akkuyu ve Sinop‘ta kurulreaktörü terk etmekte. Küller baca dumanı ile birlikte havaya ması planlanan Nükleer Santrallere yöre halkı yıllardır mücadesalınır belirli bir sürede tekrar yere iner. Bu esnada içerdikleri lesini her alanda sürdürüyor. Türkiye arazisinin önemli bir bölüCo, Cd, Zn, Pb, Cu gibi metal bileşikleri de baca dumanındaki mü 1.ve 2. Derece deprem kuşağında yer almaktadır. Belirli S02 ve NOx gazlarının toksik etkisini arttırır ve asit yağmurlarıaralıklarla çok şiddetli depremi yaşayan bir yerde Nükleer santna dönüşmesinde katalizör etkisinde bulunurlar. Asit yağmurral kurmak insanların yaşamı üzerine kumar oynamaktan başka ları toprağın veriminin düşmesi sonucunu getirir. bir şey değildir. Akkuyu‘da kurulması planlanan santralin yakıÇatalağzı: 800 bin ton nından Ecemiş Fayı, Sinop‘ta kurulması planlanan santralin yakıTunçbilek: 500 bin ton nından Kuzey Anadolu Fayı (KAF) geçmektedir. Fukuşima‘nın Soma (2 tesis): 2.5 milyon ton tehditlerini haber kanallarında izlerken yurdumuzda bu santralYatağan: 1 milyon ton kül bırakmaktadır. leri kurmayı planlayanların üç maymunu oynadığını düşünmekAyrıca, termik santrallerde kömürün yanması sonucu kömürün teyim. ana bileşenleri olan C, H ve O ile tali bileşenleri olan S ve N Deprem, sel baskını gibi doğal afetlerde verdiğimiz sınavlarda gibi maddeler oksitlenerek baca dumanına geçer. Böylece baca ise karnemiz kırıklarla dolu iken nükleer santral ile tanışmak dumanında CO, C02 , H2 ile kömürdeki S ve N oranına bağlı düşüncesi bizleri ürkütmektedir. Dünya ülkeleri nükleer santralolarak S02 ve N2 gibi gazlar oluşmaktadır. Bu gazlar tarım lerden vazgeçerken bizde tersini uygulamak, emperyalist sistetopraklarının yanı sıra, orman, su kaynaklarını, yer altı sularını, min bir oyunudur. Emperyalist kapitalist sistem çok pahalı ama canlı yaşamını olumsuz etkilemektedir. eskimiş nükleer santral teknolojilerini bize ihraç etmeye çalışYurdumuzda termik santrallerin çevresindeki en önemli sorunmakta, aynı zamanda kendi nükleer atıkları için yeni çöp sahalaların başında hava,tarım alanları ,orman ve su kaynaklarının rı aramaktadırlar. zarar görmesi gelmektedir. Termik santrallerin olumsuz etkileri düşünüldüğünde Türkiye‘nin termik santrallerden hızla yenileNot: Bu yazı daha önce Abece dergisinin Eylül sayısında yayınlannebilir enerji kaynaklarına (su, rüzgar, güneş, jeotermal vb.) mıştır. TÜRKĠYE‘DE ENERJĠ POLĠTĠKALARI ÜZERĠNE Aysel Babaol Çelebi

27


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ÇEVRE

ALĠ BAYRAK ĠLE SÖYLEġĠ Selahattin Erdem Eski bir sendikacı olarak nasıl bir ihtiyaç sizi kooperatif örgütlülüğüne doğru sürükledi? Balıkçılarımızın çalışırken çektiği sıkıntıları yakından bilen bir insanım. Avladığımız balıkların tamamını bizler kabzımala teslime diyorduk. Balığımızın satılmasında, değerlendirilmesinde hiçbir zaman söz sahibi değildik. Sattığımız balığı kaç liraya sattığımızı da çok sonralardan bize verilen bilgilerle öğrenebiliyorduk. Bu boşluğu doldurmak için Sinop‘ta bir kooperatifin kurulması gerektiğinin, yani balıkçıların avladığı balığı kendilerinin pazarlaması gerektiğinin şart olduğunu düşündük. Ve bir kooperatif kurduk. Kooperatifinizin kuruluĢ sürecinde ne tip sorunlarla karĢılaĢtınız? Kooperatif kurulmasıyla beraber bazı sıkıntılar baş gösterdi. Türkiye‘de avladığı balığı pazarlayan tek kooperatiftik. O sıkıntılara birbirlerimize bu işin doğruluğuna inanan arkadaşlarımızla beraber göğüs gerdik. Ve en azından kısa dönem içerisinde pazarlama imkanlarına kavuştuk. Yani bize rakip olan bir takım özel sektör firmalarıyla rekabet edecek güce ulaşabilmemiz için buzhanemizin olması gerekliydi. Ve onun yanında balığımızın nakil arabaları, nakledecek vasıtalarımızın olması gerekiyordu. Bunlar yoktu. Çoğu zaman biz bunlarla rekabet yapamıyorduk. Bunlara her yıl bir tanesini yapmak suretiyle 5-6 yıl içinde bunları temin ettik. Ve biz Türkiye‘de ilk defa üyelerinin tamamının avladığı balığın Türkiye genelinde pazarlama imkanı olan su ürünleri alanında faaliyet gösteren tek kooperatifiz. Bunu da övünerekten söylüyorum. Bu duruma kooperatifimizi getirdik. Kooperatife, Abalı Su Ürünleri Kooperatifine, nöbet değişimini genç bir arkadaşımıza, Ömer Tuncer‘e bıraktım.

Sinop Çevre Platformunun (eski adıyla Nükleer KarĢıtı Platformun) etkin unsurlarından biriydi Sinoplu balıkçılar. Birçok mitingde, nükleer karĢıtı etkinlikte onları iskele kıyısında tekneleriyle gösteri yaparken gördük. Sinoplu balıkçıları temsilen Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Genel BaĢkan Yardımcısı Ali Bayrak ile balıkçıların genel olarak sorunlarına, kooperatiflerinin iĢleyiĢine, çevre mücadelesi içindeki yerine ve kirli enerjinin (Nükleer, termik, HES‘ler vs) balıkçılığı nasıl etkileyeceğine dair konuĢtuk. Okurlarımızın sizin hakkınızda bilgi sahibi olması için öncelikle bizlere kendinizden kısaca bahseder misiniz? Ben 1949 Sinop doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve liseyi (Sanat Okulu) Sinop‘ta tamamladım. 1971 yılından itibaren o zamanki deyişle YSE‘de (Yol-Su-Elektrik) göreve başladım. O bölümde kısa zaman içinde sendikacılığa başladık. Yol-İş sendikasında yöneticilik yaptım. Akabinde Türk-İş‗in Sinop İl Temsilciliği oluştu; orada başkanlık yaptım. Sendikalar birleşti. Kastamonu‘da Yol-İş Sendikasında Genel Sekreterlik yaptım. O dönem profesyonel sendikacılığa karşı olmama rağmen bir süre profesyonel sendikalcık yaptım. Tabi bu arada düşüncemiz gereği CHP‘nin il yönetimine kadar değişik kademelerinde görev yaptım. En son 80‘de ihtilal öncesinde il yöneticisiydim. Emekli olduktan sonra da DSP‘de siyasi hayatıma devam ettim. İl Genel Meclisi üyeliği yaptım bir süre de…

Siz bu nöbet değiĢiminden sonra hepten çekilmediniz herhalde… O arada birlikler oluşuyordu, kooperatifler birlikleri… Bölge birliği kurulmuştu. Bölge birliğinin başkanlığına getirildim. Halen daha bölge birliği başkanı olarak görev yapıyorum. Yine bu arada bölge birliklerinin oluşturduğu merkez birliği var Ankara‘da. İşte Merkez Birliğinde 5 kişilik bir yönetici kadrosu vardı. O yönetici kadrosu içerisine seçildik. Ve halen daha orada bu görevimizi devam ettiriyoruz.

Balıkçılıkla iliĢkiniz nasıl baĢladı? Ben babadan, dededen gelen bir balıkçı ailesinin çocuğuyum. Dolayısıyla balıkçılığı hiçbir zaman bırakmadım. Çalışırken, iş döneminde de akşamları, geceleri denize gidiyordum.

28


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ÇEVRE

Siz Birlik olarak bu sıkıntılara ne tarz çözüm önerileri getiriyorsunuz? Şimdi böylesine bir açmaz içerisinde, sıkıntılar içerisinde neler yapılması gerekli diye soruyorsanız, gelişmiş ülkelerdeki durumu en azından ülkemiz şartlarına uygulayalım istiyoruz. Bunun için de illa ki stoklarımızın acilen tespit edilmesi gerekiyor. Yani, Karadeniz‘de neyimiz var neyimiz yok bunların muhakkak devletimiz tarafından, üniverSu Ürünleri Kooperatifleri Birliği merkezi yönetisitelerimiz tarafından tespitinin yapılması ve acilen kota mindesiniz. Öyleyse biz de birliğinize dair sorauygulamazına geçilmesi gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde bir lım. Kooperatifler Birliği merkezi düzeyde neyi sene öncesinden, bir sene sonra avlayacağın balığın mikhedefliyor? tarını tespit ediyorlar. Kota uygulamasına geçmişler. HerAmacımız şu. Türkiye‘de gelişmiş ülkelerde olduğu gibi kes neyi ne kadar avlayacağını bilebiliyor. Biz de çok fazla hatta son zamanlarda işte yurtdışındaki balıkçılığı da bir şey istemiyoruz: Bu tespitin yapılarak milli servetimigörerek yerinde tespitlerimiz de oldu. Yani yeni baştan zin yok edilmesinin önlenmesini istiyoruz. Tabi bunun Amerika‘yı keşfetmeyeceğiz! Biz gelişmiş ülkelerin yaptıuygulanmasında bir takım sıkıntılarımız olacaktır. Ama ğı modeli, Türkiye‘de bizim koşullarımıza ...Yani yeni baştan Amerika‘yı buna muhakkak ve muhakkak en kısa zauygun hale getirerek acilen uygulamaya keşfetmeyeceğiz! Biz gelişmiş manda başlamamamız gerekiyor. Yani geçirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Eğer ülkelerin yaptığı modeli, Türki- stoklarımız tespit edilecek. Bu stokların bir ki biz sürdürülebilir, yani devamlılığı olan ye‘de bizim koşullarımıza uymiktarı, bir sonraki yıla arttırılmak suretiyle bir balıkçılık politikasını uygulayacaksak, gun hale getirerek acilen uygu- kota uygulanmasına geçilecek. Herkesin çok kısa zaman içerisinde bir takım radikal lamaya geçirmemiz gerektiğini avlayacağı balık miktarı, devlet tarafından değişikliklerin alınmasının çok elzem oldu- düşünüyoruz. Eğer ki biz sürbir önceki yılda tebliğ edilen miktara göre ğunu düşünüyorum. Çünkü bugün balık dürülebilir, yani devamlılığı belirlenecek. Sürdürülebilir, devamlılığı olan çeşitliliğimiz neredeyse 18-20 çeşit balık- olan bir balıkçılık politikasını bir balıkçılık politikasının uygulanmasını tan aşağı yukarı ekonomik değeri olan 4-5 uygulayacaksak, çok kısa zaistiyorsak, milli servetin yok olmasını isteçeşit balığa düştü. Çok vahim bir durum- man içerisinde bir takım radikal miyorsak, devlet acilen bir balıkçılık politidayız. Şimdi bu balıkçılığı yok eden etken- değişikliklerin alınmasının çok kası oluşturmalı ve bu uygulamaya geçmelerden herhalde birazdan bahsedeceğiz. elzem olduğunu düşünüyorum. li. Çok geç kaldık. İnşallah bir an önce geSadece bilinçsiz avlanma, aşırı avlanma Çünkü bugün balık çeşitliliğimiz çeriz diye uğraş veriyoruz. Sıkıntılarımızı, değil; bunun yanında örneğin deniz kirlili- neredeyse 18-20 çeşit balıktan dertlerimizi dilimizin döndüğünce anlatmaği hat safhalara yükselmiş durumda. Böl- aşağı yukarı ekonomik değeri ya çalışıyoruz. Onun dışında sizin başka gemizde % 70-80‘lerin üzerinde deniz olan 4-5 çeşit balığa düştü. Çok sormak istediğiniz… kirliliği var. Karadeniz genelinde de var. vahim bir durumdayız. Bu deniz kirliliğinin ekosistemin bozulmaYasal boĢluklardan kaynaklı olarak sında çok büyük etkileri var. Evsel atıklar, kanalizasyonbalıkçılığın geliĢmesini engelleyen hususlar var mı? lar, bütün kimyasal atıklar arıtılmadan denize dökülüyor. Türkiye‘de balıkçılık meslek olarak görünmüyor. Yani Bu da balık popülasyonunda çok olumsuz meslek olabilmesi için bir işin devamlılığı şeylere sebep oluyor. Bu başka bir ne- ...Geçmişte bir söylentinin bile olması lazım. Şu anda balıkçılığın devamlılıden… Öbür tarafta bilinçsiz avlanma var. ne kadar önemsendiğini biliyor- ğın ne olacağını kimse bilmiyor. Yani bugün Balıkçıların örgütlü bir yapısı maalesef sunuz. Kuş gribi diye bir şey bulduğumuz ne kadar balık varsa onu tutuyok. Her ne kadar çok büyük tepkilerimiz çıktı, hatırlayın. Sadece bir söy- yoruz. Ondan sonra bir hafta boş bekliyoolsa da büyük düşünemiyoruz. Büyük dü- lentiydi. O söylenti üzerine, ruz. Bu bir sistemsizlik! Bu, devletin bu koşünerek avlanamıyoruz. Günlük avlanıyo- benim evim de dahil olmak nuyla ilgili balıkçılık politikasının yerleşmeruz. Bir türlü balıkta arz talep dengesini üzere hiçbir evde yumurta bile mesinden kaynaklanıyor. Üç tarafımız desağlayamadığımız için hatta ve hatta bazı yenmedi. Bırakın tavuğu falan nizlerle çevrili, ama balıkçılıkla ilgili doğru zamanlarda zararına çalışıyor arkadaşları- yumurta bile yemedik. Şöyle dürüst bir kurumumuz yok. Yeni bir genel mız. Ha burada ne oluyor? Zarar eden bir söylenti çıksa ya denizde müdürlük atandı; onun da taşra yapılanmakendileri olmuyor. Türkiye‘deki balıkçılık santralden deşarj suyunda rad- sı yok. Böylesine devasa bir sektörün taşra politikası batıyor. Yani balık popülasyonu yasyon varmış demiş olsak, hiç yapılanması olmadan bu sektör nasıl çalışabatıyor. Yani balığı yok ediyoruz. Neslini böyle bir şey olmamış olsa da- cak, nasıl ayakta kalacak, biz hala merak yok ediyoruz. Her geçen sene bir önceki hi, balığımızı satamayız. ediyoruz! Onun için de görevimiz icabı diliseneyi arar hale geliyoruz. Onun için diyomiz döndüğünce sorunlarımızı ilgililere acil rum ki ben, radikal tedbirlerin alınması gerekiyor… olarak çözüm bulması noktasında duyurmaya çalışıyoruz. Yani muhakkak ve muhakkak radikal tedbirlerin acilen 29


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ÇEVRE

HES‘leri, Termik santrali, Nükleer Santrali göz ce bir söylentiydi. O söylenti üzerine, benim evim de önünde bulundurduğumuzda, Sinop‘un birçok dahil olmak üzere hiçbir evde yumurta bile yenmedi. yönden bir enerji üssüne dönüĢtürülmeye çalıĢıldıBırakın tavuğu falan yumurta bile yemedik. Şöyle bir ğını görüyoruz. Bu durum su ürünleri ve deniz söylenti çıksa ya denizde santralden deşarj suyunda kaynaklarını nasıl etkileyecek? radyasyon varmış demiş olsak, hiç böyle bir şey olmaÖncelikle nükleer santral konusu… Nerede? İnceburun mış olsa dahi, balığımızı satamayız. Termiği konuşmak mevkiinde. Şunu özellikle söylemek bile istemiyorum. Şöyle istemiyorum. istiyorum. Biz bölgemizde en fazla balı- ...Öncelikle nükleer santral konusu… Çünkü bu o yöre dediğimiz Çakıroğlu ğı Sarıkum olarak tabir ettiğimiz, doğal Nerede? İnceburun mevkiinde. Şunu Mevkiisi sadece balıkçılık değil aynı zagöl olan Sarıkum Gölü ve İnceburun özellikle söylemek istiyorum. Biz böl- manda turizm bölgesi… Böyle bir tercivarında avlıyoruz. Avladığımız balıkla- gemizde en fazla balığı Sarıkum ola- mik santral turizmi de yok eder; balıkçırın % 70‘ini, hatta daha fazlasını o rak tabir ettiğimiz, doğal göl olan lığı da... Bölge halkı da göç etmek mecbölgede avlıyoruz. Neden? Göçmen Sarıkum Gölü ve İnceburun civarında buriyetinde kalır aynı İskenderun‘daki balıkların bir seyir haritası vardır. O avlıyoruz. Avladığımız balıkların % gibi. Çünkü biz oraya gittik baktık; İsdediğim bölge, bu göçmen balıkların 70‘ini, hatta daha fazlasını o bölgede kenderun‘da balık da kalmamış balıkçı uğrak yeridir. Hem doğuya giderken o avlıyoruz. Neden? Göçmen balıkların da… Yani önceden bu tehlikeyi bizim yöreden geçerler, hem de dönüşlerin- bir seyir haritası vardır. O dediğim üyelerimize aktarmamız lazım. Bir şey de... Biliyorsunuz, palamut, lüfer ve bölge, bu göçmen balıkların uğrak olmayacakmış demekle, bu olmayacağı diğer göçmen balıklar, Karadeniz‘e yeridir. Hem doğuya giderken o yö- anlamına gelmez. Ve bu olayda eğer yumurta dökmeye geliyorlar. Yumurta- reden geçerler, hem de dönüşlerinbaşarılı olurlarsa, yaparlarsa, Sinop‘ta yı döküyorlar; belli bir zaman sonra de... Biliyorsunuz, palamut, lüfer ve turizm de biter balıkçılık da... Belki şirin göç gerisin geriye, geldikleri yöne tek- diğer göçmen balıklar, Karadeniz‘e görünmek için bazı şeyler yalan yanlış rar geri dönüyorlar. Ayrıca hem bu yumurta dökmeye geliyorlar. Yumur- millete aktarılıyor, ama işin özünde bu bölge hem de termik santralin yapıl- tayı döküyorlar; belli bir zaman sonra yatıyor. Rant çatışması bu! Yani Rusya‘ması planlanan Çakıroğlu mevki ba- göç gerisin geriye, geldikleri yöne dan bilmem ne kömürünü getireceksikanlıkça onaylı su ürünleri istihsal sa- tekrar geri dönüyorlar. Ayrıca hem niz, Sinop‘ta tüketeceksiniz! Bunun kühalarıdır. Böyle bir yörede termik bu bölge hem de termik santralin lünü nereye dökeceksiniz? Bu bile belli santral ya da nükleer santral yapıldı- yapılması planlanan Çakıroğlu mevki değil! Artı oraya, 1000 metreye yakın ğında nasıl bir sonuç verir diye düşün- bakanlıkça onaylı su ürünleri istihsal kömür çıkarmak için rıhtım yapacaksıdüğümüzde bir araştırma yaptık. Si- sahalarıdır. nız, iskele yapacaksınız. Yani hala dinop‘ta 3500 tane balıkçı ailesi var. yorsunuz ki balıkçılığa bir zararımız olBunlardan balıkçı ruhsatlı kişileri kastediyorum. Şimdi, mayacak. Birbirimizi güldürmeyelim. Böyle bir şeyi bizim 3500 tane aile; bunu 3-4‘le çarparsanız, ne kadar kişi de kabullenmemiz mümkün değil. Bu işin olmaması için olduğunu çıkarırısınız. Bu, ruhsatı olanlar; ruhsatı olmaelimizden gelen tüm gayretleri göstereceğiz. dan direkt ve endirekt olarak tekrar bu sektörden yararlanan insan sayısı çok fazla. Şimdi peki nükleer santralle Su Ürünleri Kooperatifi, Sinop Çevre Platformu balıkçılığın ne alakası var, niye böyle tepki veriyorsunuz, olarak değiĢtirilen daha önce Sinop Nükleer KarĢıtı derseniz… Araştırdık, biraz okuduk, internetten takip Platform adındaki oluĢum içinde bir bileĢen. Bu ettik. En azından o bölge güvenlik nedeniyle bizim için konuda daha önceki senelere oranla biraz daha yasak bölge olacak. etkinliğini yitirdiğini gözlemliyoruz, siz bunu neye Denizden su çekecekler… Bu çekilen suyu tekrar denize bağlıyorsunuz? bırakmak mecburiyetindeler. Bu bırakılan suyun, o bölŞimdi, NKP‘de Nükleer Karşıtı Platformda uzun bir süre gede 5 mil içerisinde 5 derecelik bir ısı farkı oluşturacagörev yaptım. Yapılan tüm eylemlerde de balıkçı camiası ğını biz biliyoruz. Yani bunu söylüyorlar. 5 dereceyi bıraetkin olarak işin içindeydi. Fakat son zamanlarda işlerimikın, 2 derece bile olmuş olsa balıkların o yöreye inmesini zin yoğunluğu da bazı şeyleri etkiledi. Yani bizim bu meengeller. Yani o yöreye balık girmez, yüksek geçer. Yükseleden uzak durmamız asla düşünülemez. Ama örneğin sek geçen balık da bizim işimize yaramaz; bu sadece ben ayda üç kere Ankara‘ya gitmek mecburiyetindeyim. göçmen balıklar için geçerli bir olay. Demarsal balıklar Ama bir özeleştiri yapalım. Herkesin aynı duyarlılığı göredediğimiz dip balıkları için ise durum daha da vahim. miyorsunuz. Bu iş bir iki kişiyle olacak iş değil! Millet kaOnlar o bölgede hiç yaşayamaz! Hepsi başka bölgeye derci olmuş! ―Ya başkan bizim yerimize sen bu işi takip göç eder. Etmeyen de zaten yaşamını yitirir. Buraya ediver‖ gibi gibi... Tamam, o da karşı; arkadaşlarımız da atom enerjisi ile ilgili bilgi vermek için gelenlerden bir karşı, ama gelen tehlikenin birçoğu farkında değil. Biraz tanesine sordum. Kendisinin de profesör olduğunu söyda ondan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Yoksa biz ledi. ―O ısıda, o farklı ısıda balık yaşar mı?‖ diye sordum. yönlendirdiğimizde, fırsat bulduğumuzda, arkadaşlarımız ―Yaşar‖ dedi,‖Ancak başka balık yaşar‖. Ben de bunun bizle beraber koşturuyorlar. Yapılan mitinglerde balıkçılaüzerine ―O balıkları biz satabilir miyiz peki? Kime yedirerın etkinliklerini görmüşsünüzdür, diye tahmin ediyorum. ceğiz onları?‖ diye sordum. Balık yaşar belki ama bizim Yani biz 70-80 tekneyle, 100 tekneyle o alanı istediğimiz için ekonomik değeri olmaz. Yani şunu söylüyorum. zaman istediğimiz anda doldurabiliyoruz. Ama nedense bir Geçmişte bir söylentinin bile ne kadar önemsendiğini alışkanlık mı oluyor ne oluyor bir zafiyet var onu kabul biliyorsunuz. Kuş gribi diye bir şey çıktı, hatırlayın. Sadeediyorum. 30


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ÇEVRE

bir avlanma… Arz talep dengesini sağlayamazsanız, Siz bazı Ģehir dıĢına sık sık gidiyor, çeĢitli panellehamsinin kasası 12 TL‘nin altına düştüğünde zarar re katılıyorsunuz. Katıldığınız bu panellerde ve edersiniz. 10 TL‘ye satıyorsunuz. Kasa başına 2 TL zaçeĢitli etkinliklerde baĢka su ürünleri kooperatifrar ediyorsunuz. Eskisi gibi değil. Eskiden çalışanların lerinin çevre mücadelesine karĢı tutumları nasıl? hepsi payla çalışırlardı. Tutulan balıktan, kardan pay Çevre mücadelesi içinde kendi yerelliklerinde yer alırlardı. Şimdi hepsi maaş alıyor; eskisi gibi değil. Yani alıyorlar mı? önümüzdeki günlerde deminden dediğim gibi radikal Sadece biz balıkçılığı değil, balıkçılığın olumsuz yönde tedbirler alınmazsa çok kişinin canı da yanacak. Tabi karşısında olan etkenleri de konuşuyoruz. Biz yunusları milli serveti de yok ediyoruz ama… Çok kişinin de canını da, hamsiyi de dile getiriyoruz. Diyoruz yakıyoruz. Yanacak yani… Şimdiki, bu hamsiyi Gürcistan‘a gidip avlama- Denizden su çekecekler… Bu çekilen den bazı bağırtılar… İstanbul‘da 50 yalım; bizi zor duruma düşürmeyin. Göçü suyu tekrar denize bırakmak mecbu- -100 tekne protesto ediyor. yavaşlaştıralım. Hamsi, havaların soğu- riyetindeler. Bu bırakılan suyun, o Çinekop şöyledir, böyledir… Bunlar masıyla beraber, Rusya‘dan Azak denizin- bölgede 5 mil içerisinde 5 derecelik bana göre haksızlar! 20 cm‘ye çıkden Karadeniz‘e geliyor. Biz, o geldiğinde bir ısı farkı oluşturacağını biz biliyomış çinekop, bağırıyorsun! 14 cm bütün teknelerimizle beraber üzerine ruz. Yani bunu söylüyorlar. 5 dereceyi tutulurken niye bağırmıyordun? 14 yükleniyoruz. Her birimizde 2‘şer 3‘er bin bırakın, 2 derece bile olmuş olsa ba- cm‘ydi. Yavruyu tuttuk. Niye bir beygirlik makineler var; kimimizdekiler lıkların o yöreye inmesini engeller. kere olsun onların yumurta yapma4‘er bin beygir gücünde… Bu gürültü pa- Yani o yöreye balık girmez, yüksek sına müsaade etmedik. Bu kadar tırtı, sonarlar vb. haliyle göçü hızlandırı- geçer. Yüksek geçen balık da bizim barbarlık, bilinçsizlik olur mu? Şimyoruz. Haliyle 3 ayda gideceği yere balık, işimize yaramaz; bu sadece göçmen di onunla ilgili bakan çağırıyor bizi. 15 günde gidiyor. Hopa‘dır Gürcistan‘dır balıklar için geçerli bir olay. Demarsal Biz zaten böyle bir şeye karşıyız. balık 15 günde varıyor oralara… Bunla da balıklar dediğimiz dip balıkları için ise Ben onların yanında da yanlış oldukalmıyoruz. Gidiyoruz Gürcistan‘da onu durum daha da vahim. Onlar o bölge- ğunu söylüyorum. Yanlış! Bindikleri avlıyoruz. Orada hamsi yumurta yapacak. de hiç yaşayamaz! dalı kesiyorlar. Birisi Greenpeace. Bir kere her canlının yumurtlamasına müBakın, hiç ummadığımız bir kurusaade etmeliyiz ki devamlılığı olsun. Buna bile müsaade luş, bir çevre kuruluşu, Greenpeace bu olayı olaya el etmiyoruz. Yine aynı şeye geliyorum: Ben özet olarak attı. Ben kendilerine yüz kere teşekkür ettim. Onların söyleyeyim: Devlet‘te balıkçılık politikası yok. Bazı radikal sayesinde 20 cm‘ye çıktı. Hatta biz bile 18 cm‘ye çıkarakararların acilen alınması ve hayata geçirilmesi gerekibilir miyiz diye tartışıyorduk. Çünkü Türkiye‘de ekonoyor. Bunları konuşuyoruz gittiğimiz panellerde… mik gücü elinde bulunduran her türlü imkanı da kendine sağlamış oluyor; kendine kullanıyor. Ne yapıyor, Sinop haricinde, su ürünleri kooperatifleri olan biliyor musunuz? Ben konuşmaya başladığım zaman illerle olan temasınız var. Onların çevre mücadeorada 20 tane adam tutmuş; adamları bana yuhalatılesiyle ilgili çalıĢmaları ne boyutta biliyor musuyor. Adamların tek işi benim gibi düşünen, konuşan nuz; böyle çalıĢmaları varsa, onlarda nasıl bir katinsanlar konuşmaya başlayınca yuhalamak! Seni konuşkı oluyor çevre mücadelesine? turmamak, susturmak için ellerinBenim yaşantım hep mücadeleyle geçti ...Termiği konuşmak bile istemiyorum. den gelen tüm gayreti gösteriyorbugüne kadar. Her türlü sivil toplum Şöyle istemiyorum. Çünkü bu o yöre lar. Biz oraya kavga etmeye gitkuruluşu içinde siyaset de dahil görev dediğimiz Çakıroğlu Mevkiisi sadece miyoruz ki. Fikir üretmeye, düyaptım. Hala da bildiğim doğrultular balıkçılık değil aynı zamanda turizm şüncelerimiz aktarmaya gidiyoruz. üzerinde yapmaya devam ediyorum. bölgesi… Böyle bir termik santral turiz- Onlar kavga etmeye geliyor oraŞimdi Ankara‘daki merkez şubenin mi de yok eder; balıkçılığı da... Bölge ya… Özellikle bizi susturmak için. 150.000 çalışanı var bize bağlı. Aşağı halkı da göç etmek mecburiyetinde Yeterince destek de göremiyoruz. yukarı 550 tane kooperatif var. Onların kalır aynı İskenderun‘daki gibi. Çünkü Böylesine bir sıkıntı içinde mücahepsini bizler yönetmeye çalışıyoruz. biz oraya gittik baktık; İskenderun‘da delemizi sürdürmeye çalışıyoruz. Bize bağlı hepsi. Dilimizin döndüğü ka- balık da kalmamış balıkçı da… dar, Hopa‘dan alıp İskenderun‘a kadar Ali Ağabey, sana çok teĢekkür tüm genel kurullarında sahilimizi tarıyoediyoruz bu hoĢ röportaj için. ruz. Gidiyoruz oralara. Çünkü biz yok olacak olan geleRöportaja baĢlamadan önce de konuĢmuĢtuk. Eğiceğimiz. Şahsımızı düşünmüyoruz. Çocuklarımız var. tim Sen‘in üç aylık bülteni için bu röportajı gerTorunlarımız var. Geleceğimiz var; bunu yok ediyoruz. çekleĢtirdik. Bir dahaki sayıda derinlemesine bir Buna hakkımız var mı? Yok! Bu yanını anlatmaya çalışıĢekilde ―kooperatifçiliği‖ ele almayı planlıyoruz. yoruz ki hepsinden önemlisi meclise anlatmaya çalışıyoBu konuda da yine kapını çalacağız; sana fikir daruz bunları. Meclisteki milletvekillerimize yazılı doküman nıĢacağız… olarak veriyoruz. İşte bayramdan sonra bakanımızla Ben sadece balıkçılık için değil farlı türde kooperatif çalıştoplantımız var. Orada bunları konuşacağız. Bir tek şey masının da içinde yer aldım. Bu konuda elimden gelen söylüyorum ben size: İnsan gecede 3.000 kasa hamsi desteği sunmaya hazırım. Toplum için her türlü çalışmatutup zararına satar mı? Satıyoruz. Meydanda bir şey ya varım. Ben de teşekkür ederim. yok; zarar etmişsiniz. Bunu yapıyoruz. Öylesine bilinçsiz 31


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ DUYMAYAN KALDI MI? (Tarih: 5 Eylül, Yer: Gerze)

ÜYELERİMİZDEN

Zehra Tiryaki Bugün bir hafta oldu. Yaşadığımız travmanın etkileri hala üzerimizde. Ama bedenlerimiz ve ruhumuz biraz daha iyi… Dolayısıyla biraz daha derinlemesine düşünüp yorumluyoruz her bir ayrıntıyı… Sorguluyoruz… İnsanlar, işleri olarak kabul ettikleri, sabah uyanıp yetiştikleri, aybaşı geldiğinde aldıkları karşılığı hak ettiklerini düşündükleri uğraşı nasıl yorumlarlar? Kendilerini insanlığın hizmetinde mi görürler? Bir termik santral projesi üzerinde çalışırken kuzularıyla gezen bir koyun fotoğrafını gördüğünde düşünceleri ―Ne güzel manzara‖ dan öteye geçmez mi? İnsanlık adına bu görüntünün fotoğraflarda kalmaması için üstüne görev düştüğünü düşünmez mi? Zenginliğine zenginlik katmak isteyen, şirketlerini, holdinglerini büyütmek isteyen insanlar torunlarına yalnızca dolar mı bırakacak? Dedelerimizden dinlediğimiz insanlık özüne yakışır, sevgi, cömertlik, mertlik, merhamet, hoşgörü, dayanışma dolu anılardan hiç pay almayacak mı o torunlar?…Sermayenin saydam sömürü hortumunu dışarıdan izlemek mi olacak onların geçmişi? Bizim kültürümüzde insanlar kendilerini tanıyamayan büyüklerine kendini babalarının, dedelerinin lakabıyla, yaptığı işle tanıtır. Karşımızdaki insan anımsadığında duyduğumuz ―Ne değerli bir insanın torunusun biliyorsun değil mi?‖ cümlelerinin onuruyla yüceliriz. Yani masum insanların yaşam alanlarını katlederek, ahını alarak doldurulan keselerden başka bırakılacak değerler de var! *** İnsanlar; yaşadığı, oksijenini soluduğu, ağacının gölgesinde serinlediği, denizinde yüzdüğü, balığını yediği, kısacası üzerinde yaşadığı dünyaya, doğaya, yaşam alanına karşı hissettiği sorumluluk ve ona sahip çıkma duygusu nedeni ile doğaya zarar vermek isteyen insanlara ―HAYIR‖ dedikleri için; yaptığı işe karşılık ücret alan insanlarca dövüldü. ―Önce saçlarımdan tuttu, saçlarımı yoldu. Sonra bırakmadı, elindeki o çok sert cisimle defalarca kafama ve sırtıma vurdu. Olanca kuvveti ile beni dövdü.‖ Hepimize şiddet uyguladılar. Aşırı şiddet! Benim öfkem var. Doğayı talan etmek isteyenlere, kuşun, böceğin, arının, balığın, karıncanın yaşamını sonlandıran, insanların yaşam alanlarını kurutan insanların tutumlarına öfkem var. Suyumuzu kirletecek olana, denizimizi bitirecek olana öfkem var. Soluduğum havadan bugün aldığım tertemiz oksijeni, yarın bulamama, çocuklarıma bırakamama kaygım var. Çocuklarıma Anayasa'nın bana yüklediği ―yaşadığı çevreyi koruma görevimi‖ yerine getirme, onurlu bir geçmiş bırakma yükümlülüğüm var. Bunları yerine getirememe kaygımdan dolayı sermayeye öfkem var. Direncim bundan. Oradaki insanlar, davranışlarının gerekçesini çok

açık ve anlaşılır biçimde açıkladılar. Kocaman biber gazı tüpü ile üzerimize biber gazını yağmur gibi sıkan, kafama ve sırtıma elindeki ile var gücü ile vuran, arkadaşımın yüzüne elindeki biber gazını 10 santim mesafeden dehşet bir nefret ifadesini yüzüne yerleştirerek sıkan insanın öfkesi kime, neye? Bizim ellerimiz boştu. Ama gazlar, bombalarla savunmasız köylü kadınlara, masum gençlere nefretle bezenmiş aşırı şiddet uygulayanın öfkesi kime, neye, niçin? Nasıl oldu da sabah işine gitmek üzere uyanan bu insan bizlere karşı bu kadar kinle, nefretle bezendi? Nasıl oldu? Bunun gerekçesini anlamak, bunu anlamlandırmak zor! O gün orada bulunan insanların iddia ediyorum, hemen hepsinin ortalama huzur içinde bir hayatı var. Böyle bir insanı hangi güç, o gün orada yaşanan dehşetin içine çekebilir ki! Neden insanlar evlerinden çıktılar? Neden inanılması güç bir mücadele, kırılmaz bir direniş gösterdiler? Köylüler neden sedirlerinden, minderlerinden, yataklarından kalktılar? Gördükleri, izledikleri şiddet görüntülerini eleştiren, üzülen, lanetleyen insanlar bugün neden bunun içindeydi? Çünkü bu insanlar yaşam alanlarından ―ot söker gibi‖ sökülmek istendi. Sandıkta çok önemsenen, kapıları aşındırılan, ―bir oy bir oydur‖ diye hesaba katılan insanların düşünceleri bir anda ―YOK!‖ sayılmaya başlandı. ―İSTEMİYORUZ‖ demeleri, sözleri yetmedi düşündüklerini anlatmaya. Pazar yerindeki domateslerin, salatalıkların, yıkanmış getirilen ıspanakların, marulların, dereotlarının görüntüsü ve kokusu yetmedi… Cıvıl cıvıl kuş sesleri yetmedi… Tezgahlardaki balıklar, taze balık anonsları yetmedi… Martı çığlıkları yetmedi… …Ve insanlar dirençleri ile anlatmaya çalıştılar doğanın, canlının yaşam alanlarının korunması gerektiğini…Tüm Türkiye duydu.Bilmem duymayan kaldı mı?

32

Sanırım anlaması gerekenler artık anlamışlardır. 12 Eylül 2011


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ Göçün Hikayesi: Gözü arkada gitmek Beşikler vermişim Nuh‘a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana‘n dünkü çocuk sayılır. Anadolu‘yum ben, Tanıyor musun?

ÜYELERİMİZDEN gençler. Ama biz bunu İstanbul‘un nüfusu 20 milyon olduğunda, Tüm Anadolu kentleri göçle boşaldığında anlayabilSabri Apaydın dik ne yazık ki. Ne yazık ki Anadolu insanı piyasaya ucuz işgücü olarak sunulduğun da anlayabildik.

Hep kandırmışlar oysa evlatları, göçün sebebi hep bu kandırışlar olmuş. Boş vaatler, tutulmayan sözler, beceriksiz yöneticiler hiçbir şey yapmamışlar Anadolu‘ya. Ne yeni iş alanları, ne de insanları topraklarında tutacak projeler. Altın değerindeki ovaları bile ekilmiyor artık Anadolu‘nun. Zaten Şair Ahmet Arif‘in şiirinde böyle tanımladığı, nice kavimlerin kıraçta kimseler kalmamış, mahalleler hiç olmadığı kadar yurt yaptığı, uğrunda can verdiği coğrafya. En büyük acıla- sakin ve sessiz. Seçim zamanların da ağdalı konuşmalarla rın, en akıl almaz kavgaların, en muhteşem sevdaların ve söylenen yalanlar, günü kurtarma, insanları kandırmaya kahramanlıkların destan olduğu anaç topraklar. Ayrılıkların yönelik popülist projeler. Seçim sonrası ise, adam kayırmave ayrılışların başkenti Anadolu. O başkentte herhangi bir lar, dağıtılan ihaleler, kaldırımlar, park üstüne parklar, yeşil Kasaba… alanlara, parklara, bahçelere dikilen yandaşlara peşkeş binalar. Yapılmayan alt yapılar, bitirilmeAnadolu… Bağrında büyüttüğü, barın- ...Evlatlarının, gözleri arkada kalarak yen Sanayi Bölgeleri, söz verilip yapıldırdığı evlatlarını göçe vermiş yurt. terk ettiği yurt. Öyle bir arkada kalma mayan İstihdama yönelik yatırımlar, ki, gittikleri yere taşımışlar sanki Ana- çiçekle böcekle oyalanıp kandırılan vaHala evlatlarının göç ettiği yurt. dolu‘yu. Göç ettikleri kentlerde mahal- tandaşlar. Ovaları, kıraçları, mahalleri, köyleri bo- leler, semtler kurmuşlar. Hemen derlenmiş, toparlanmışlar orada, dernekşalmış yurt. ler kurmuşlar, tabelalarını asmışlar. Ve tabi ki çareyi, geçimi gurbette araYıllardır siyasilerin kandırdığı, verdiği Terk ettikleri yerleri yaşamışlar, yaşat- yan insanlar ve tabi ki yeni göçler, yeni mışlar gittikleri yerlerde. hiçbir sözü yerine getirmedikleri yurt. ayrılışlar. Bu döngü sürüp gidiyor böyKendi haline bırakılmış yurt. lece ve sürecek yeter artık deyip, çiçeğe böceğe kanmayana kadar. Evlatlarının, gözleri arkada kalarak terk ettiği yurt. Öyle bir arkada kalma ki, gittikleri yere taşımışlar sanki Anadolu‘yu. Göç ettikleri kentlerde mahalleler, semtler kurmuşlar. He- Şiirle başlamıştık yazımıza yine sevgili arkadaşım şair Musmen derlenmiş, toparlanmışlar orada, dernekler kurmuşlar, tafa Koç‘un bir şiiriyle bitiriyorum yazımı. tabelalarını asmışlar. Terk ettikleri yerleri yaşamışlar, yaşatmışlar gittikleri yerlerde. Budanmış kırgın gün Kırık bir can/ kuru bir su… Hele bir de bayram geldiğinde, tatil olduğunda bir evladın Kalbim ki; geçmiş zamanların annesine koştuğu gibi gelirler yurtlarına. Göçmen kuşların g ö sıra sıra gelişi gibi doğdukları, büyüdükleri yerlere kavuşurç lar. Hasret kaldıkları kokusuna, taşına, suyuna, insanına, y onları onlar yapan ne varsa kucaklarlar sımsıkı. o l l Hani Vizontele diye bir film oynamıştı sinemalarda. Filmde a Belediye başkanının bir konuşması vardı. ―eğer memleketir nizi seviyorsanız, orası dünyanın en güzel yeridir, eğer ı memleketinizi sevmiyorsanız, orası dünyanın en güzel yeri değildir‖ diye. Evlatları ilk fırsatta koşarak gelir ―dünyanın en güzel yerine‖ Not: Bu yazı daha önce Boyabat Gazetesinde yayınO yüzden her bayram geldiğinde cıvıl cıvıl olur her Anadolu lanmıĢtır. kasabası. Bir ananın evladına kavuşması gibi karşılar evlatlarını bağrına basar. Vuslat gerçekleşmiştir artık, ―su yatağını bulmuştur‖ 1970‘lerde İstanbul‘a Boğaz köprüsü yapılacakken, birileri ―İstanbul boğazına köprü değil, Zap suyuna köprü‖ dediklerinde kimse anlayamamıştı bu gençlerin ne demek istediğini. Hatta suçlamışlardı bu gençleri. Dediklerini şimdi anlıyoruz, birazcık geç kalsak da. ― Tüm Anadolu‘yu kalkındıralım, yatırımları tüm Türkiye‘ye eşit olarak dağıtalım‖ demişler o 33


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ÜYELERİMİZDEN

bir yalnız bulut

gün usulca öptü suyun ağzından. ürkek bir serçe k a n a t l a n d ı./ gökyüzünde bir yalnız bulut y a r a l a n d ı…

34


ÜYELERİMİZDEN

SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

karşı uzak dağlarda rüzgâr, duvağı düşmüş tepe, üzgün bir ses, kırık bir yürek ve boş bir kâğıt durmadan k

a r

a

l a ı

n

d

Mustafa Koç Sinop 2009

35


ÜYELERİMİZDEN

SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

YAPRAK DÖKÜMÜ Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar O çocuklar O yapraklar O şarabi eşkiyalar Onlar da olmasa benim gayrı kimim var? Can Yücel

―Çocuk‖larımız Elif Bozkurt 2004-2006 Bismil—Diyarbakır http://www.sinopegitimsen.org/?p=5086

36


SİNOP EĞİTİM SEN BÜLTENİ

ARAMIZA YENİ KATILANLAR

… Bültenimizin ilk sayısının çıktığı Temmuz ayı ortalarından bu yana çoğalma umudumuz ve heyecanımızla orantılı bir çalışma yürütemediğimiz ortadadır. Elbette bunda, eğitim işkolunda örgütlenme için çok daha ―kurak‖ geçen yaz sezonunun da etkisi var. Örgütlenmemizi kolaylaştıracak elverişli bir psikolojik ortamın olmadığı da aşikâr. Ancak bu ―somut koşulların somut tahlili‖ de bizi örgütsel / öznel bir özeleştiri yapmaktan alıkoymamalı. İşyerleriyle olan iletişimimizin en üst düzeyde olduğu söylenemez. Burada asıl olan iki yönlü iletişim akışıdır: Bir yanda, şube yürütmeden temsilciliklere ve işyerlerine; diğer yanda işyerlerinden temsilciliklere ve şube yürütmeye… Sesimizi duyurmakta güçlük çektiğimiz durumlar olabiliyor. Önümüzdeki süreçte bu tür aksaklıkların üstesinden gelmeye çalışacağız. Öte yandan çok hızlı, etkili ve sağlıklı iletişim halinde olduğumuz yerlerde sözümüz çok rahat karşılık buluyor. Hatta zaman zaman süreç öyle hızlı akıyor ki işyerlerinden gelen mesaja karşılık vermekte şube yürütme yeterince çabuk ve çevik olamıyor. Şube Yürütme Kurulu olarak da bizler bunun için özeleştirimizi yapıyor, bu tip durumların tekrarından kaçınmaya çalışıyoruz. Sevgili dostlar, Örgütlü yaşamın en (çoğu zaman da tek) iddialı vaadi, kolektif ve örgütlü çalışmadır. Bu iddiaya inanan ve bunun gereğini yerine getiren arkadaşlarımızın katkılarıdır bizi büyüten, başka bir şey değil! İlk sayının yayınlanışından bu yana sesimize ses veren yeni arkadaşlarımız oldu. Emeği geçen arkadaşlarımıza örgütümüz adına sonsuz teşekkürler… Sibel Hancı Öztürk – Dikmen Cumhuriyet YİBO Fadime Dirik – Sinop Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Selda Polat – Sinop Halk Eğitim Merkezi ve ASO İslim Salıncak – Sinop Halk Eğitim Merkezi ve ASO Hasan İncesoy – Sinop Üniversitesi Ayancık Meslek Yüksekokulu Ümit Yaşar Öztürk - Dikmen Cumhuriyet YİBO Bora Koç – Dikmen Kadı YİBO Elif Özdil – Tangal İlköğretim Okulu Aramıza hoş geldiniz… Artık yeni bir gündemimiz daha var: Taşeronuyla, vekiliyle güvencesizler, ataması yapılmayanlar ve eğitim fakültesi öğrencileri… Doğru kavrayabilirsek eğer, şairin dediği gibi aslında: ―Şimdi her şey doludizgin ve çoğul…‖ Son olarak hatırlatmakta fayda var. Sunuşta da söylediğimiz gibi: ―…birlikte ürettikçe, üretici/yaratıcı ilişkiler içerisinde bir arada durup, bir arada yürüdükçe büyüyoruz…‖ Dostlukla, sevgiyle… ġube Yürütme Kurulu

37

E bülten sayı 2  

SENDİKAL BÜLTEN

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you