TMMOB ŞPO İstanbul Şubesi Ağustos/2016 Bülteni

Page 1

sayı 19

.

bülten

.

.

TMMOB Sehir Plancıları Odası Istanbul Subesi

Planlama Öğrencileri 5. Yaz Eğitim Kampı Gerçekleşti

Meslektaş Ziyareti: Ayşe Ege Yıldırım Röportajı Miray Özkan: Yer İsimleri: Toplumsal Hafıza Araçları

AĞUSTOS / 2016


Kapak: Planlama Öğrencileri 5. Yaz Eğitim Kampı TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Adres: Cihannüma Mah. Akdoğan Sk. Başar Apt. No: 30 D:6-7 Beşiktaş/İstanbul Telefon: 0212 275 43 67 - 0212 288 99 60 Faks: 0212 272 91 19 e-posta: spoist@spoist.org.tr - spoistanbul@spo.org.tr Web adresi: www.spoist.org.tr - www.spo.org.tr


şubemizden ne askeri ne mekânsal darbe!........5

17 ağustos hakkında basın açıklaması........7 ayşe ege yıldırım röportajı........8

planlama öğrencileri 5. yaz eğitim kampı gerçekleştirildi......12 5. yaz eğitim kampı sonuç bildirisi......14

kabataş martı projesi basın toplantısı......15

istanbul ikk: 17 ağustos’un 17. yilinda istanbul depreme hazır mı?......16

“17 ağustos 1999 depremini unutma, bilinçlen, yaşa” sempozyumu......17

kent gündemi ümraniye semt parkı alanına ilişkin plan değişiklikleri......18 maltepe karayolları alanına ilişkin planlar......19 kurbağalıdere planları......20

ataşehir, yenisahra mahallesi ve yakın çevresi revizyon imar planı......21 arnavutköy mera alanlarina ilişkin plan değişiklikleri.

....22

.

duyurular .tupob bitirme projesi yarışması......22 yeni üyelerimiz......24 sizden gelen yer isimleri: toplumsal hafıza araçları......25


SPO . bülteni . istanbul sube

Değerli meslektaşlarımız, Yaz aylarını yavaş yavaş geride bırakırken Şubemizin Ağustos ayı bülteniyle sizleri selamlıyoruz. Bu ay yine sizler için keyifle okumanızı umduğumuz bir içerik hazırladık. Üyelerimizle yaptığımız sohbetler köşesine bu ay serbest şehir plancısı Ayşe Ege Yıldırım konuk oldu. Sizden gelenler köşesinde ise üyemiz Miray Özkan’ın Yer İsimleri: Toplumsal Hafıza Araçları başlıklı yazısını okuyabilirsiniz. Şube bültenimizin sizlerin katkılarıyla giderek zenginleşen bir paylaşım platformu haline gelmesi ve bu etkileşimin kesintiye uğramadan devam etmesi için görüş, eleştiri ve önerilerinizi bekliyoruz. *** 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız kanlı darbe girişimin açtığı yaraları toplum olarak sarmaya çalıştığımız günlerdeyiz. Darbeci terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlar OHAL kapsamında tüm hızıyla devam ederken, Bakanlar Kurulu kararlarıyla gündeme gelen bazı yeni düzenlemelerin meslek alanımızla doğrudan ilişkili olduğunu da gözlemliyoruz. Bu anlamda geçtiğimiz ay en çok ses getiren konulardan biri askeri alanların yeniden işlevlendirilmesi oldu. İstanbul’da kamu mülkiyetindeki arazilerin %10’unun askeri alan olduğunu göz önünde bulundurursak, dönüşmesi gündeme gelen arazilerin yeni işlevlerinin de oldukça önemli olacağını söylemeliyiz. TMMOB Şehir Plancıları Odası olarak İstanbul’un ihtiyaç duyduğu donatıların tespit edilmesi ve kamu mülkiyetindeki bu alanların el değiştirmeden kentsel yaşam standartlarını yükseltecek kamusal fonksiyonlara ayrılması yönünde yaptığımız öneriler ulusal basında geniş yer buldu. Umarız bu uyarılarımız göz ardı edilmez ve yapılacak olan yeni düzenlemelerden kentliler kazançlı çıkar. *** Yazın sona ermesi ile birlikte takvimimiz de hareketleniyor. Kamulaştırma Bilirkişi Eğitimi, TUPOB Öğrenci Bitirme Projesi Yarışması ve Dünya Şehircilik Günü etkinlikleri için hazırlıklar sürerken, İstanbul Buluşmaları 2017’nin danışma kurulu toplantısı da önümüzdeki ay gerçekleşecek. Bununla birlikte üye çalışma komisyonları da eylül ayı ile birlikte genel kurulda gündeme gelen konular üzerinden faaliyetlerine hız verecek. Sonbaharda Odamız etkinliklerinde bir araya gelebilme umuduyla... *** Acılardan uzak, bol güneşli günler dileriz. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu


SPO . bülteni . istanbul sube

NE ASKERİ NE MEKÂNSAL DARBE! ASKERİ ALANLARIN ŞEHİR DIŞINA TAŞINARAK BOŞALTILACAK ALAN VE YAPILARIN YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİ HUSUSUNDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİMİZ Basına ve Kamuoyuna 11.08.2016 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrası kapatılan kurum ve kuruluşların mekânları ile sivil yaşama ve demokrasiye tehdit oluşturdukları gerekçesiyle şehir içindeki askeri alanların da şehir dışına taşınacağı yönündeki açıklamalar, kamuoyunun gündemini bir hayli meşgul etmektedir. Boşaltılacak bu alanların ve yapıların Büyükşehir Belediyelerine devredilmesi sonucunda yeni kullanım kararlarının nasıl belirleneceği ise, durumdan kişisel rant çıkartma hevesindeki grupların merakını ve iştahını kabartmaktadır. İstanbul ve Ankara`dakiler başta olmak üzere, çoğunluğu şehirlerimizin akciğerlerini oluşturan yeşil alanlara sahip okullardan, hastanelerden, cezaevlerinden ve kışlalardan oluşan askeri alanların tamamının şehir dışına taşınmasıyla boşaltılacak büyük yüzölçümlü arazilerin imara açılacağı yönündeki duyumlar, geçmişte yaşanan örnekler ve bazı ünlü müteahhit firmalarının açıklamaları düşünüldüğünde, biz meslek insanları için kentlerimizin yine proje bazlı uygulamalarla tahrip edileceği endişesini yaratmaktadır. Kuşkusuz bu durum, kentlerimizin mevcut problemlerine yenilerinin eklenmesine de neden olacaktır. Zaman zaman farklı gerekçelerle de olsa benzer tartışmalara konu olan ancak, darbe girişimi sonrasında kesin olarak boşaltılacağı duyurulan askeri alanların, “yeşil alan olarak korunmasının bu büyüklükteki alanlar için mümkün olmadığı” şeklindeki gerçeği yansıtmayan iddialar neticesinde yapılaşmaya açılmasıyla betona kurban edileceği; dolayısıyla ekolojik yapının ve iklim dengesinin iyice bozulacağı yönündeki kaygılarımız hala geçerlidir. Halihazırda kamusal kullanıma kapalı olan, ancak hemen hemen tamamına yakınının kentlerimizdeki ağaç stokuna azımsanmayacak derecede katkı verdiği bilinen bu alanların, toplumsal yarar gözetilmeksizin yine belirli kesimlerin zenginleşmesine hitap edecek dönüşümlerle yeniden planlanacak olması da, önceki uygulamalar hatırlandığında ciddi ve haklı kaygı kaynağı olmaktadır. Öncelikle bu alanların taşınıp taşınmamasına yönelik alınacak kararın, her kentin özgün durumuna göre bütünlükçü bir ele alışla değerlendirilmesi ve katılımcı süreçlerle belirlenmesi gerekmektedir. Ortak kanaatin taşınması yönünde oluşması halinde ise; mevcut yapılara ek yeni yapılaşma önerilmemesi, tarihi ve mimari değeri olan yapılar ile yeşil alanların korunması, ayrıcalıklı kesimlerin kullanacağı yeni alanlar yaratmak yerine, kentlerimizin ve yaşayanlarının ihtiyaçları doğrultusunda ve en önemlisi, toplumun tamamının kullanabileceği kamusal mekânlar olarak kurgulanması, halihazırda yetersiz olan kentsel ve sosyal donatı standartlarının artırılması hedefiyle hareket edilmesi ve tüm dönüşüm kararlarında toplumsal yararının gözetilmesi, öncelikli beklentilerimiz arasındadır.


SPO . bülteni . istanbul sube Gayrimenkul değeri yüksek kamusal alan niteliğindeki bu alanların ve yapıların, gün be gün açıklamalara konu edildiği haliyle ekonomi temelli, bütünden kopuk parçacıl yaklaşımlarla değil; demokrasinin gerektirdiği şekilde şeffaf süreçlerle ve katılımcı bir anlayışla nasıl değerlendirilebileceği belirlenmelidir. Bu alanların nereye taşınacakları yönünde de belirsizliklerin mevcut olduğu görülmektedir. Kentlerimizin mevcut plan kararlarının yetersizliği ve eksikliği ortada iken, merkezi ve yerel idarenin yürürlükteki plan kararlarına aykırı bir karar üretmesinden veya yeni bir plan sürecinin ve yer seçim kriterlerinin gerekli bilimsel esaslar gözetilmeksizin bir “oldu-bitti” ile belirlenmesinden endişe edilmektedir. Her iki durumda da kentlerimizin sağlıklı ve güvenilir yaşam alanları oluşturmayacağı açıktır. Dahası, iyice etüt edilmeden alınacak taşıma kararlarıyla ileride kentsel alan yayılımının artması da söz konusu olacaktır. Dönüşü imkansız zararlar vermemek adına, her iki durumda da uzun erimli düşünülmesi ve bütüncül planlama perspektifiyle hareket edilmesi gerekliliği ortadadır. Sivil iradeyi hedef alan askeri darbe girişimi her ne kadar bertaraf edilmişse de, sonrasında alınan güvenlik eksenli kararların, kentlerimize yönelen mekânsal darbeye sebep olmamasını temenni eder; askeri alan ve yapıların taşınmasıyla boşalacak alanların yeniden işlevlendirilmesi sürecinin takipçisi olacağımızı duyururuz. Kentlerimizin ve kentsel yaşamın kurgulanmasında, daima toplumsal yarardan yana olan TMMOB Şehir Plancıları Odası, her zaman olduğu gibi bu konuda da mesleki ve bilimsel her türlü desteği, planlama ile ilgili tüm kurumlarımıza vermeye hazırdır. Merkezi ve yerel idarecilerimiz ile kamuoyuna saygıyla duyururuz. TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu


SPO . bülteni . istanbul sube

17 YILDA YAŞANAN “DEPREMLER” NETİCESİNDE DEĞİŞEN YİNE BİR ŞEY YOK! DAHA FAZLA KAYIP VERMEMEK İÇİN ÖNLEM ALMANIN TAM ZAMANI! Basına ve Kamuoyuna 17.08.2016 Çok sayıda insanımızın yaşamını yitirdiği 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden bugüne geçen 17 yılda, Düzce, Elazığ, Van depremlerinin yanı sıra seller ve diğer doğal afetlerde birçok insanımızı kaybettik. Üzülerek görüyoruz ki; son olmadığını bildiğimiz bu afetler, önlem almak adına bize çok fazla şey öğretmemiş... Yaşadıklarımız, bilimi ve tekniği kullanarak doğru hareket edilmesine de yetmemiş olacak ki; bilim ve meslek çevrelerince ortaya konan risk ve afet yönetimine ilişkin planlama adına atılması gerekli adımlara, alınması gerekli önlemlere dikkat çeken açıklamalar, raporlar göz ardı edildi; yine afetler nedeniyle can kayıpları yaşandı. 17 yılda depremlerde, sellerde, fırtınalarda kaybettiklerimizin yanına; madenlerdeki, inşaatlardaki, yollardaki ve normal yaşamımızı sürdürürken karşı karşıya kaldığımız inanılması güç olaylardaki ölümler de eklendi. Kimi zaman büyük projelerin gerçekleşmesi uğrunda, kimi zaman zenginlerin daha fazla kar hırsı uğrunda, kimi zaman siyasilerin yükseliş emelleri uğrunda insanlarımızı kaybettik. Hepsi önlenebilir nitelikteydi ancak hiçbiri için tedbir alınmadı. Geçen sürede yerel yönetimlere, hükümetlere güvenenler öldü; güvenlik görevlilerine, din istismarcılarına güvenenler can ve mal kaybına uğradı. Doğal afetlerde

olduğu kadar güvendiğimiz dini ve idari liderlerin yarattığı ‘afetler`de de daima insanlarımızı kaybettik. Aklı başındaki herkesin tehlike olarak gördüğü, 40 yıllık dini bir örgütün emelleri uğruna kayıplar vermemiz kabul edilebilir miydi? Gerek yerel yönetimler, gerek ilgili bakanlıklar tarafından bütünsellikten uzak, keyfi ve ayrıcalıklı uygulamalar neticesinde kentlerimizin ve insanlarımızın karşı karşıya kaldığı, maalesef kalmaya da devam edeceği kuşkusuz tüm problemlerin çözümüne yönelik temel ilkelerin yeniden hatırlanarak bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini söylemekten vazgeçmeyeceğiz. Tıpkı medeniyetin; depremlerde, yağan yoğun yağmurlarda, kentlerdeki kaldırımlarda, inşaatların asansörlerinde, yerin dibindeki madenlerde, sokaktaki protestolarda, emek ve demokrasi mücadelesinde ölmek demek olmadığını, söylemekten vazgeçmeyeceğimiz gibi.. TMMOB Şehir Plancıları Odası olarak bir an önce yaşanabilir, güvenli ve sağlıklı yerleşim alanlarının oluşturulması için bilimsel, afete duyarlı ve planlama ilkelerini esas alan kentleşme politikalarının hayata geçirilmesini, oldu-bitti yaklaşımından vazgeçilmesini, evlerimizdeki, çalışma yerlerimizdeki, kentlerimizdeki ve hatta sosyal-siyasal hayatlarımızdaki önlenebilir türdeki tüm risklerin bertaraf edilerek yaşam hakkımızın korunmasını talep ediyoruz. 17 Ağustos Marmara, 12 Kasım Düzce, 8 Mart Elazığ, 23 Ekim ve 9 Kasım Van depremlerinde, diğer doğal afetlerde, tüm iş cinayetlerinde, emek-demokrasi mücadelesinde yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz. TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu


SPO . bülteni . istanbul sube

MESLEKTAŞ ZİYARETLERİ AYŞE EGE YILDIRIM Ayşe Ege Yıldırım Koruma - Planlama Hangi okuldan, kaç yılında mezun oldunuz? ODTÜ’den 1998 yılında mezun oldum. 92 girişliyim aslında, bir sene kayıt dondurup Almanya’ya, babamın yanına gittim; ardından Mimarlık Bölümü’nde Koruma Yan Dalına başladım, ondan dolayı da okulum bir yıl uzadı. Uzattığım için üzgün değilim; Raci Bademli’nin öğrencisi olma şansım oldu, Raci Hoca sene kaybını önemsemememizi önerirdi. Çalışma hayatınız hakkında kısa bir özgeçmiş anlatır mısınız? Hangi projelerde yer aldınız? Lisanstan mezun olur olmaz İngiltere’de yüksek lisans yaptım, ondan sonra başladı aslında çalışma hayatım. 2000 yılında Cengiz Kabaoğlu’nun bürosunda (KA.BA Eski Eserler ve Mimarlık Ltd. Şti)’de 6 yıl çalıştım ve bu deneyim benim için çok iyi oldu. Doktoraya başlama kararı vermiştim, çalışırken eş zamanlı olarak Ankara Üniversitesi Sosyal Çevre Bilimleri Anabilim Dalı’nda doktoramı devam ettirdim. Şehir planlama, koruma ve politikayı birleştirmek istedim; doktora tezimi kentsel koruma projelerinde aktörlerin örgütlenmesi üzerine yazdım; bu da benim için alan yönetimine doğrudan geçiş sağladı. Hayatımda her zaman sanat ön plandaydı, koruma ve kültür mirası beni biraz o boyuta çektiği için çok mutlu olmuştum. Ankara Üniversitesi’ndeyken Fulbright bursu kazandım ve Amerika’ya gittim. New York’ta bir sene konuk araştırmacı oldum, İngiltere’de master zamanında tanıdığım bir arkadaşım Amerika’ya gelmişti o dönem; bana bir iş teklifinde bulundu: Abu Dabi ‘de Kültürel Miras Daire Başkanlığı’nda Şehir Plancısı olarak 5 yıl çalıştım. 2012 yılı sonunda Türkiye’ye dönüş yapmaya karar verdim. Döndükten kısa süre sonra Koç Üniversitesi’nin alan yönetimi bursunu kazandım, şu an üzerine çalıştığım Mudurnu, bu bursun kapsamında yaptığım bir iş. Şimdi kendi ofisimde serbest danışmanlık yapıyorum. Uluslararası bilimsel komiteleri takip ediyorum; ICOMOS’ta aktif olarak çalışıyorum döndüğümden beri.


SPO . bülteni . istanbul sube

Şu an ilgilendiğiniz projeler nelerdir? Belediyelere ya da üniversitelere danışmanlık yapıyorum. Birkaç danışmanlık projesinde çalışıyorum; en önemlisi Mudurnu. Vaktimin çoğunu o işe harcıyorum. Son zamanlarda onun kadar önemli olmaya başlayan ikinci bir projem daha var, Konya’da Ereğli Müzesi’ne bağlı bölgede yer alan bir projeye katıldım. Mudurnu’da alan yönetimi planı müellifiyim, zaten o sayede şirket kurdum. İhaleyle planı yaptık, Kalkınma Ajansı’ndan fon aldık, Koç Üniversitesi’nin desteğine ek olarak. Ardından, o yönetim planının uygulanması için çalıştık. Alan Yönetimi danışmanı olarak başladım, Alan Başkanı olarak atandım. Konya’daki Hitit Kaya Anıtı için de yine alan yönetimi planı hazırlıyoruz. Mersin’de Boğsak Arkeoloji Projesi’ne kültür mirası yönetimi danışmanlığı yapıyorum. Aspendos kazısının kültür miras yönetimini yapan ekibe şehir planlama desteği verdim. Geçen sene Eyüp Yönetim Planı yapılıyordu, Bilgi Üniversitesi ve Eyüp Belediyesi Protokolü ile; orada ekip üyesiydim. Bunun gibi işlerim var. Abu Dabi’de çalıştığım zamanlardan itibaren UNESCO Dünya Mirası işleriyle ilgilenmeye başladım. Abu Dabi’de Birleşik Arap Emirlikleri’nin ilk Dünya Miras Alanı’nı listeye soktuk; o dosyayı hazırladık. O zamandan sonra da o konuyu takip etmeye devam ettim. UNESCO’da aday olan alanların listeye girme sürecinden bahseder misiniz? Bu süreç nasıl işliyor ve takibi nasıl yapılıyor? Adaylık sürecinin ilk aşaması Geçici Liste’ye girmek. Bu, bir ülkenin aday göstermeyi düşündüğü potansiyel alanlar oluyor. Türkiye’de şu an yaklaşık 60 alan var, dünyanın en kalabalık geçici listesi bizde. Kültürel, doğal miras zenginliğimizi düşünürsek, aslında normal bence. Biraz geç kalmışız bile. Esas listemizde de 16 alan var. Geçici Liste’ye girdikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın karar verdiği sıraya göre adaylık dosyaları Dünya Miras Merkezi’ne sunuluyor. Dosyada kontroller yapılıyor, bu süreç en az 3 yıl sürüyor. Örneğin Efes 2000 yılından beri Geçici Listedeydi, 2015’te listeye girdi. Listeye girdikten sonra sorumluluk başlıyor; ‘Üstün Evrensel Değer’in korunması gerekiyor. Malum imar baskıları, rant, turizm baskıları, afetler, vs.. Koruma durumu ile ilgili periyodik raporlamalar yapılıyor. İşler kötüye gidiyorsa Tehlike Altında Miras Listesi’ne giriyor, daha da kötüye giderse listeden çıkarılıyor.


10 SPO . bülteni . istanbul sube Tartışmalı bir konu oldu son zamanlarda UNESCO; bu konudaki eleştiriler hakkında düşünceleriniz nelerdir? UNESCO Dünya Mirası alanında hala çalışıyorum; örneğin Mudurnu’nun Geçici Liste adaylığını hazırladık, orayı Geçici Liste’ye aldık. Şu an Türkiye’de birçok yerin UNESCO için hevesi olduğunu düşünüyorum. Evet UNESCO çok tartışılıyor, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Karşı Forum’a da katıldım; orada ‘sistemin adamı’ olan tek kişi gibi hissettiğim oldu. Bence alan yönetimi, paydaş yönetimi konularında tarafsız bakmak, belki ortada durmak gerekiyor biraz. Herkes ile konuşabilmek, derdini anlamak ve empati kurabilmek gerekiyor. Karşı Forum’da da herkesin görüşüne ters gibi görünen şeyler de söyledim. Orada nispeten UNESCO’yu savunur durumda bile oldum. Direkt “işe yaramaz, ikiyüzlü bir kurum” diye kestirip atamayız, önce UNESCO’yu iyice tanımak ve onun misyonunu anlamak lazım. Belki de beklememiz gereken şeyleri bekliyoruz; çünkü UNESCO Birleşmiş Milletler’in bir organı, BM ise taraf devletlerin kurduğu bir kurum, devletlerin hükümetlerinin organizasyonundasınız. Hükümet gibi davranıyorlar; esas oyuncu Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşları değil, Türkiye hükümeti. Bir taraftan lobi çalışmaları oluyor, ülkeler birbirini sorguluyor. Bir taraftan, belki de meşru hükümetlerin payı olmasaydı UNESCO bu kadar ciddiye alınmazdı. 93 yılından beri UNESCO İstanbul’u yakından gözlüyor. Türkiye’de hem ilgi arttığı için seviniyoruz, hem yeteri kadar ilgilenmediği için üzülüyoruz. Ben UNESCO’yu bir tarafa bırakmamak, onu doğru kullanmak gerektiğini gerektiğini düşünüyorum. UNESCO’nun Operasyonel Rehberi var, oradaki kuralları iyi bilmek öncelikle üstümüze düşen bir görev. Elbette UNESCO’ya da hesap sormak lazım; sorunlu alanlara nasıl çözüm buluyor, bunlara cevap aramak lazım. UNESCO bize standartları koyuyor ama o standartlara nasıl uyulduğu aslında ülkelerin problemi oluyor. Mezun olduktan sonra, meslek hayatınızda ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Mezun olduktan sonra akademik ortamda devam etmeyi düşündüm, akademinin beklediğim kadar dinamik olmadığını gördüm. Özel sektör istedim, çünkü bana daha verimli ve gerçekçi geldi; uygulamanın içinde olmak istedim. Gönlüne göre bir şirket bulmanın zor olduğunu gördüm ama bu konuda şanslıydım, işe başladığım şirkette uzun yıllar kaldım. Zor olanlar, örneğin mimarlar ile olan ilişkilerimizdi, meslek alanımızın konumu konusunda yaşadığımız sıkıntılar vardı, şahsen kamu kurumunda, belediyelerde görev almasam da arkadaşlarımı gözlemliyordum; inanmadığımız ama yukarıdan gelen talimatların meslek alanında uygulanmak zorunda kalması söz konusu olabiliyordu. Neden serbest şehircilik bürosuna karar verdiniz? Abu Dabi’de de yaşadım, inanmadığım kurallara uymak zorunda kalınca başım derde giriyordu. Kurumsallığa daha fazla devam etmek istemedim, kurumsal yapıdan biraz sıkıldım, belki kişilik özelliklerime çok uygun değildi, daha özgür olmak istedim. Serbest hayat aslında çok düzensiz baktığınızda; mesai saatiniz belli değil, sürekli iş düşünüyorsunuz, doktora tezi yazar gibi bir taraftan, sürekli kendinizi disipline etmeniz gerekiyor. Mesela şu an haftasonlarımı geri kazanmaya çalışıyorum.


SPO . bülteni . istanbul sube

Meslek yaşamınızda sizi en çok şaşırtan ve mutlu eden neydi? Mudurnu’da gerçekten çok sıcak karşılanıp saygı görüp ufak da olsa farklar yarattığımızı görmek çok tatmin edici. İnsanlar bilimsel katkıya değer veriyorlar, samimi ilişkiler yaşıyoruz, hacim olarak küçük bir danışmanlık ama güzel işlere imza attık. İstanbul’un şehir planlamasını dünya ile kıyaslayacak olsak neler söylerdiniz? İstanbul’u hala çözebilmiş değilim. Bir yandan çok ağır baskılar altında, sürekli bozulma ve yozlaşma sürecine maruz kalan bir yer. Son dönemde yeni bir boyuta geçtik; bundan sonra bozulma ve yozlaşma daha da ciddi olacak gibi görünüyor. Yaşam kalitesi daha da düşecek; çünkü Kuzey Ormanları tehdit altında, suyumuz, havamız kirli; koruma açısından baktığımda bazı yapıtlar için endişeli değilim. Örneğin büyük camiler için endişeli değilim çünkü nispeten iyi korunuyorlar bence. Haliç Metro köprüsünün siluete etkisi, vs. bunlar yeni akım tehditler açısından önemli maalesef. Belediyelerin planlama tarzı, düşünce yapısı, İstanbul gibi çok fazla rant odaklı bir şehirde yaşam kalitesini korumakta yetersiz kalabiliyor. Bazı yöneticilerde ulaşım ile ilgili 1960’lardan kalma bir kafa yapısı gördüğüm bile oldu. Ulaşımda hizmet eşittir yol yapmak ve özel araç. Bisiklet yolu, toplu taşıma, yaya yolu, deniz yolu yeterince önemsenmiyor. Bir de katılım konusu var. Son dakikaya kadar Kabataş Martı Projesi’ni bilmiyorduk mesela. Ülkemizde yapılan planlarda, yasa ve yönetmeliklerde “kamu yararı”nın ne kadar gözetildiğini düşünüyorsunuz? Rant, ekonomik kalkınma, vs… Bunlar kategorik olarak kötü şeyler değil ama bunların suiistimali problem. Bunlar suiistimal edilince de ortada kamu yararı kalmıyor. Tabi ki çöküntü alanlarında yaşamak istemiyoruz, tabi ki biz de nezih, bakımlı mahallelerde yaşamak istiyoruz ama orada usulsüzlük olması, bazı kesimlerin mağdur olması problem. Odaların dava açması konusundaki çalışmalarına şapka çıkarıyorum. Birilerinin hala hukuk sistemini işletmesi lazım.

11


12 SPO . bülteni . istanbul sube Odamıza dahil olduğunuz zamanlardan bugüne, Oda çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? 98 yılında, mezun olur olmaz üye oldum. Odaya çok saygı duyuyorum, özverili ve profesyonel çalışıyorlar. Topluma ulaşabilme konusunda daha iyi olmalıyız bence. Belki grafik dilini daha mı iyi kurgulamalı, dilini daha renkli kullanması gerekiyor diye düşünüyorum. Bildiğiniz üzere, üyelerimizin ilgi alanlarına göre oluşturdukları/ dahil oldukları ve katılımları ile beslenen çalışma komisyonlarımız var. Odamızda çalıştığınız komisyon oldu mu, (varsa) nelerdir? Ankara’dayken Mimarlar Odası ile Odamızın ortak bir komisyonuna katılmıştım. O da Kültür ve Tabiat Varlıkları Yasası’nın revizyonu ile ilgiliydi. Koruma Komisyonu talep etmeyi düşünüyorum, kadın komisyonuna katılmak istiyorum ama vakit sıkıntısından dolayı katılamıyorum. Deneyimli bir meslektaşımız olarak; henüz mezun olmamış meslektaş adaylarımıza ve yeni mezun olan meslektaşlarımıza önerileriniz var mı? Meslektaşlarımızın koruma ile daha çok ilgilenmesini, ama aslında her alana karşı ilgi ve merak duymasını umuyorum ben. Dünya artık şehirleşti, 2007’den itibaren dünya nüfusunının yarısından çoğu şehirlerde yaşıyor. Şehirciysek eğer politika dahil her alanla ilgilenmek durumundayız; her sektör için hayatın nasıl daha iyiye gideceğine kafa yormalıyız. ‘Rönesans insanı’ gibi çok yönlü olmalıyız. Bir de umudu asla kaybetmemeliyiz.

PLANLAMA ÖĞRENCİLERİ 5. YAZ EĞİTİM KAMPI GERÇEKLEŞTİRİLDİ Bu sene 5.’si düzenlenen “Planlama Öğrencileri Yaz Eğitim Kampı”, 23 Temmuz – 30 Temmuz tarihleri arasında Muğla Dalaman Sarsala Koyu’nda, 21 üniversiteden bir araya gelen 70 kişilik öğrenci grubu ile gerçekleştirildi. Panellerle mesleki eğitimi ve öğrenci örgütlülüğünü geliştirebilmek amacıyla düzenlenen ve 7 günlük programdan oluşan kampa Şube başkanımız Tayfun Kahraman; Şube Yönetim Kurulu Üyemiz Kumru Çılgın; şube çalışanlarımız Murat Ölmez ve Bilge Martan tarafından katılım gösterildi. İstanbul’da planlama eğitimi veren İTÜ, MSGSÜ ve YTÜ öğrencilerinin dahil olduğu kamp kapsamında TMMOB Meslek Odaları ve Örgütlenme, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği; Sosyal Dışlanma, Azınlıklar, Göç ve Kent Hakkı; Kültür, Koruma ve Planlama, Doğa, Çevre Koruma ve Planlama; Kentsel Sorunlar; Ekoloji Mücadelesi ve Deneyimler başlıklı paneller; bununla birlikte Tasarım Atölyesi, Mask Atölyesi, Çağdaş Dans Atölyesi, teknik geziler ve öğrenci forumları; Dalyan tekne gezisi, son zamanlarda sıkça gündemde yer bulan İztuzu ve Saklıkent Kanyonu gezisi gerçekleştirildi. 23 Temmuz’da başlayan kamp 30 Temmuz’da plaket töreni ve veda kokteyli ile sona erdi.


SPO . bülteni . istanbul sube

Şehir Plancıları Odası Planlama Öğrencileri 5. Yaz Eğitim Kampı videosuna buradan ulaşabilirsiniz.

13


14 SPO . bülteni . istanbul sube

PLANLAMA ÖĞRENCİLERİ 5. YAZ EĞİTİM KAMPI SONUÇ BİLDİRİSİ

Her yıl Şehir Plancıları Odası`nın düzenlediği, bu yıl 5.si gerçekleştirilen Planlama Öğrencileri Yaz Eğitim Kampı`nı, Muğla`nın Dalaman ilçesine bağlı Sarsala Koyu`nda gerçekleştirdik. Kamp süresince, Türkiye`nin 21 ayrı üniversiteden seçilen, gelecekte meslektaş olacağımız, planlama öğrencileri ile tanışma, mesleki konularda eğitim alma ve örgütlenme amacıyla bir araya geldik. Kamp kapsamında alanında uzman kişiler tarafından birçok eğitim faaliyeti, sanatsal faaliyetler, öğrenci forumları, atölyeler ve teknik geziler gerçekleştirildi. Ancak bu yıl geçmiş yıllardan farklı olarak, kampın gerçekleşmeme ihtimaliyle karşı karşıya kaldık. Türkiye`nin gündemini oluşturan olaylar, böyle bir sorunsalın doğmasına sebep oldu. Kentlerin savaş alanları haline getirilmesi, mültecilerin yurtlarından göç ederek ülkemize sığınması, beraberinde mülteci krizinin doğması ve son olarak da darbe girişimi neticesinde ülke genelinde OHAL ilan edilmesi ile devam eden bu süreçte karşılaşılan her türlü kısıtlamalara rağmen kampımızı gerçekleştirdik. Tüm bu olaylar, hızla mekânlarımızı tahrip etmekte ve sosyal, ekonomik, vb sorunlar doğurmaktadır. Bununla birlikte gerek her yıl kadro eksikliğine rağmen üniversitelerin şehir ve bölge planlama bölümü açarak öğrenci alımına başlamasının yarattığı sorunlar ve gerekse planlama öğrencileri örgütlülüğünün yeterince gelişmemiş olması, forumlarda değindiğimiz en temel konulardı. Bu sebeplerden ötürü gelecekte mesleğimizi etik ve ilkeler çerçevesinde gerçekleştirememe kaygısına kapılmamıza rağmen, düzenlenen panellerde ve öğrenci forumlarında yaptığımız verimli tartışmalar neticesinde bu kamp bizim için karamsarlıktan sıyrılmak adına bir adım oldu. Planlama öğrencileri için kurgulanmış olan bu kamp programı kapsamında yürütülen etkinlikler geleceğimize ışık tuttu ve aslında birlik olabileceğimizi bize gösterdi. Bu birlikteliğin kopmaması, bu oluşumun gelecekte şehir plancısı adaylarına daha da güçlendirerek aktarılması ve mesleğin piyasa temelli değil planlama etik ve ilkelerine uygun gerçekleştirilmesi, bu kampların devamlılığı ile sağlanacaktır. Biz planlama öğrencileri, kaos ortamlarının oluşması yerine, huzur ve barışın inşa edildiği kentlerin oluşması ve ülkenin aydınlığa kavuşması için çalışacağız, elimizden geleni yapacağız.


SPO . bülteni . istanbul sube

“KABATAŞ MARTI PROJESİ” BASIN TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ Mesleki, hukuki temel ve kentli hakları açısından eleştirilen “Kabataş Martı Projesi” adlı Transfer Merkezi inşaatının başlaması ile ilgili İBB tarafından yapılan açıklamada, 4 Ağustos’ta Kabataş İskelelerinin kapatılacağı bildirilmesinin üzerine TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu tarafından 3 Ağustos Çarşamba günü saat 11.00’da, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde basın toplantısı düzenlendi. Şubemiz Yönetim Kurulu Sekreteri Akif Burak Atlar ve Mimarlar Odası ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı’nın konu ile ilgili görüşlerini basın ve kamuoyuyla paylaştığı toplantıda, basın açıklamasını TMMOB İstanbul İKK Sekreteri Cevahir Efe Akçelik okudu. Basın toplantısı ile ilgili haberlere buradan ulaşabilirsiniz.

Hürriyet, 04.08.2016

15


16 SPO . bülteni . istanbul sube

İSTANBUL İKK: 17 AĞUSTOS’UN 17. YILINDA İSTANBUL DEPREME HAZIR MI? 16 Ağustos 2016 tarihinde, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu tarafından 17 Ağustos 1999 depremine ilişkin bir basın toplantısı düzenlendi. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi , TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi , TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve TMMOB Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan “İstanbul Depreme Hazır Mı?” başlıklı mesleki raporun, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Cevahir Efe Akçelik tarafından kamuoyuna sunumunun yapıldığı basın toplantısına, Şubemiz Sekreteri Akif Burak Atlar tarafından katılım gösterildi. “İstanbul Depreme Hazır Mı?” başlıklı rapora buradan ulaşabilirsiniz.


SPO . bülteni . istanbul sube

17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİNİ UNUTMA, BİLİNÇLEN, YAŞA” SEMPOZYUMU 17 Ağustos 1999 depreminin 17. Yılında, TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve Bakırköy Belediyesi Kent Konseyi tarafından “17 Ağustos 1999 Depremini Unutma, Bilinçlen ve Yaşa” etkinliği düzenlendi.

Bakırköy Belediyesi Leyla Gencer Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve Şubemiz Yönetim Kurulu Üyesi Süleyman Solmaz’ın konuşmacı olarak katıldığı sempozyumda Belediye Başkanları, ilgili Meslek Odaları ve Sivil Toplum Kuruluşları temsilcileri deprem bilincini anlatarak deneyimlerini paylaştı.

17


18 SPO . bülteni . istanbul sube

ÜMRANİYE SEMT PARKI ALANINA İLİŞKİN PLAN DEĞİŞİKLİKLERİNE İTİRAZ EDİLDİ Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 13.06.2016 tarihinde 30 gün süre ile askıya çıkarılan, Ümraniye İlçesi, Aşağı Dudullu Mahallesi, 55 ve 57 Parsellere İlişkin Hazırlanan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği’ne 12.07.2016 tarihinde Şubemizce itiraz edildi. Planlama alanındaki parseller mevcut Nazım İmar Planı’nda konut alanı ve spor tesisi alanı kullanımında; mevcut Uygulama İmar Planında konut alanı, spor tesisi alanı ve yol kullanımındadır. Teknik ve nesnel gerekçesi olmadan hazırlanan söz konusu plan değişiklikleri ile, kaldırılan Semt Parkı Alanı’na eşdeğer herhangi bir alan ayrılmamıştır. Bu sebeple, getirilen değişiklik imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırıdır. Bununla birlikte, itiraza konu olan plan değişiklikleri ile planlama alanı için öngörülen ek nüfusun yaratacağı ulaşım baskısına yönelik teklif planlarda herhangi bir çözüm önerisi sunulmamıştır. Konut alanında yaşayacak nüfus ve ticaret alanının bölgeye taşıyacağı hareketli nüfus için yeterli donatı alanı yaratılmadığı, ulaşım yükünü karşılayacak çözümler üretilmediği, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin ilgili maddelerine aykırı olması, plan bütünlüğünde çevre yapılaşma koşullarına emsal teşkil edeceği, alanın sorunlarına çözüm getirmek bir yana yeni sorunlar yaratacağı, Plan ile oluşturulan yaşam çevresinin sağlıklı, düzenli ve yaşanabilir olmayacağı gerekçeleri ile; Ümraniye İlçesi, Aşağı Dudullu Mahallesi, 55 ve 57 Parsellere İlişkin Hazırlanan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği’ne, Şubemizce itiraz edildi.

Öneri Nazım İmar Planı

Öneri Uygulama İmar Planı


SPO . bülteni . istanbul sube

MALTEPE KARAYOLLARI ALANINA İLİŞKİN PLANLAR YARGIDA Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nce 21.04.2016-20.05.2016 tarihleri arasında askıda ilan edilen, İstanbul İli, Maltepe İlçesi, Küçükyalı ve Başıbüyük Mahalleleri, 1396 ada 2 ve 3 parseller, 2775 ve 1586 adalar muhtelif parseller ile tescil harici alanlardan oluşan planlama alanına İlişkin hazırlanan 1/5000 ölçekli İlave Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli İlave Uygulama İmar Planı Değişikliği, Şubemizce yargıya taşındı. Dava konusu planlama alanı İstanbul İli, Maltepe İlçesi, Küçükyalı ve Başıbüyük Mahallelerinde TOKİ mülkiyetindeki taşınmazlar ile yakın çevresini kapsayan, D-100 (E-5) Karayolunun güney cephesinde, Küçükyalı Metro İstasyonu üzerinde kalmaktadır. Söz konusu plan değişiklikleri ile Meri planlarda İdari Tesis Alanı olan alanın bir kısmı TicaretKonut Alanı, bir kısmı Park Alanı, bir kısmı Meydan, bir kısmı Raylı Toplu Taşıma İstasyon Alanı, bir kısmı Eğitim Alanı, bir kısmı İbadet Alanı ve bir kısmı Belediye Hizmet Alanı’na dönüştürülmüştür. Dava konusu nazım imar planı ve uygulama imar planı değişikliği değerlendirildiğinde; kamuya ait İdari Tesis Alanı fonksiyonunun kaldırıldığı ancak yerine eşdeğer bir alanın ayrılmadığı; planlama alanının çevresi ile birlikte ele alan Nazım imar planının bütünlüğünü bozduğu görülmektedir. . Bu noktada; plan ana kararlarını, sürekliliğini ve sosyal teknik altyapı dengesini bozan davaya konu imar planı değişikliği planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine, imar mevzuatına ve kamu yararına aykırıdır. Ayrıca davaya konu İmar planı değişiklikleri ile öngörülen kullanım türleri ve yüksek yapı yoğunluğu dikkate alındığında, mevcut ulaşım ağı üzerinde olumsuz etkilere neden olacağı açıkça görülmektedir. Onaylanan 1/1000 ve 1/5000 ölçekli dava konusu imar planı değişiklikleri bölgeye ait plan bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerekirken, bütüncül plan içinde değerlendirilmesi gereken alanda imar planı değişiklikleri ile yoğun bir yapılaşma hakkı tesis edilmektedir. Söz konusu plan değişiklikleri bütüncül ve kapsamlı planlama anlayışından uzak olup, ayrıcalıklı haklar tanıyarak eşitlik ve hakçalık ilkelerine aykırıdır. Yukarıda bahsedilen hususlar çerçevesinde, 18.04.2016 tarihinde re’sen onaylan İstanbul İli, Maltepe İlçesi, Küçükyalı ve Başıbüyük Mahalleleri, 1396 ada 2 ve 3 parseller, 2775 ve 1586 adalar muhtelif parsellere ile tescil harici alanlardan oluşan planlama alanına İlişkin hazırlanan 1/5000 ölçekli İlave Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli İlave Uygulama İmar Planı Değişikliği, 3194 sayılı İmar Kanunu, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ve ilgili mevzuatlara aykırı olduğu gerekçeleriyle öncelikle yürütmesinin durdurulmasına, takiben iptali istemiyle Şubemizce yargıya taşındı.

19


20 SPO . bülteni . istanbul sube

KURBAĞALIDERE PLANLARINA İTİRAZ EDİLDİ Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 09.06.2016 tarihinde onaylanan ve 27.06.201626.07.2016 tarihleri arasında askıda ilan edilen Zühtüpaşa Mahallesi, 97 pafta, 1133 ada, 65 no’lu parselin Plan Değişikliği Onama Sınırı içinde kalan bölümünün kısmen Park, kısmen Yol Alanına; 84 no’lu parselin Plan Değişikliği Onama Sınırı içinde kalan bölümünün ise E:2.00, Yençok:12 kat yapılanma koşullu Otel Alanına alınmasına ilişkin hazırlanan 1/50001/1000 ölçekli Nazım-Uygulama İmar Plan Değişikliklerine Şubemizce itiraz edildi. Söz konusu plan değişiklikleri ile, taşkın riski yüksek dere statüsünde olan Kurbağalıdere’nin komşuluğunda bulunan alana ilişkin yüksek katlı ve yapı yoğunluklu otel alanı getirilmektedir. Otel fonksiyonunda çok önemli olan bodrum kat kullanımları için İSKİ görüşü doğrultusunda gerekli plan notlarının ve kritik kotların oluşturulması gerekmekte iken; İSKİ görüşünün alınmadığı görülmektedir. Ayrıca söz konusu parseller için getirilen yüksek emsalli otel fonksiyonu, yapı yoğunluğunun yanı sıra araç ve nüfus yoğunluğu da oluşturmaktadır. Bölgenin mevcut hali ile yoğun olan araç sayısını ve nüfus hareketini, plan ile getirilen fonksiyona yönelik yeni ulaşım bağlantıları, giriş - çıkış noktaları vb. trafik yükleri sonucunda zaten araç trafiği bakımından bölgenin sahip olduğu problemler katlanarak artacaktır. Askıya çıkarılan nazım imar planı değişikliği imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararı ve güvenliğine aykırı, bilimsellikten uzak hususlar içermektedir. Yukarıdaki hususlar çerçevesinde, Zühtüpaşa Mahallesi, 97 pafta, 1133 ada, 65 no’lu parsele ilişkin 1/5000-1/1000 ölçekli Nazım-Uygulama İmar Plan Değişiklikleri’ne, 26.07.2016 tarihinde Şubemizce itiraz edildi.

İstanbul Gazetesi, 05.07.2016


SPO . bülteni . istanbul sube

ATAŞEHİR, YENİSAHRA MAHALLESİ VE YAKIN ÇEVRESİ REVİZYON İMAR PLANI YARGIDA İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylanan “Ataşehir İlçesi, 1/5000 ölçekli Yeni Sahra Mahallesi ve Yakın Çevresi Revizyon Nazım İmar Planı” 22.04.2016 tarihinde askıya çıkarılmış olup 22.07.2016 tarihinde Şubemizce yargıya taşındı. Dava konusu nazım imar planı Ataşehir İlçesi sınırları içerisinde, Yeni Sahra Mahallesi’nin tamamını, Barbaros ve Küçükbakkalköy Mahalleleri’nin bir bölümünü kapsamakta olup 15.09.2009 onanlı 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na aykırı olarak hazırlanmıştır. Nazım imar planları ile nüfus ve yapı yoğunluğun planlama esasları ve şehircilik ilkelerine uygun olarak bilimsel yöntemler ile belirlenmesi, yerleşim alanın mevcut sorunlarını belirlenmesi, sorunlara yönelik çözümleri belirlemesi ve yaşayacak nüfusun ihtiyacı olan donatı alanlarının ayrılması gerekmektedir. Dava konusu nazım imar planı incelendiğinde yapı ve nüfus yoğunluğunun bilimsel yöntemler ile belirlenmediği ve plan notlarının uygulanması ile yapılaşma ve nüfus değerinin belirsiz bırakıldığı görülmektedir. Söz konusu planda donatı alanları ulaşım sistemi ile birlikte değerlendirilmemiş, erişilebilirlik ilkesi göz ardı edilmiştir. Belirlenen donatı miktarı plan kapsamındaki alanda yaşayacak nüfusun ihtiyacı karşılayacak büyüklükte değildir. Ayrıca plan kapsamında belirlenen koşullar imar planlarının uygulama esaslarına aykırıdır. Yukarıda bahsedilen gerekçeler çerçevesinde İstanbul İli, Ataşehir İlçesi, Yeni Sahra Mahallesi ve Yakın Çevresine ilişkin 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planı; yasalara, yönetmeliklere, kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama tekniklerine açıkça aykırı olması nedeniyle iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Şubemizce dava konusu edildi.

21


22 SPO . bülteni . istanbul sube

ARNAVUTKÖY MERA ALANLARINA İLİŞKİN PLAN DEĞİŞİKLİKLERİNE İTİRAZ EDİLDİ İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylanan, 15.07.2016 - 15.08.2016 tarihleri arasında askıya çıkarılan; Arnavutköy İlçesi, Arnavutköy Mahallesi 237 Parselin Bir Kısmına Ait 1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ile 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği’ne Şubemizce itiraz edildi. İtiraza konu olan nazım ve uygulama imar planı değişikliği ile Ömerli Mahallesi 237 parselin meri imar planına Mera Alanı olarak belirlenen fonksiyonu Ulaşım Akademisi olarak kullanılmak üzere Belediye Hizmet Alanı’na dönüştürülmüştür. Mera Kanunu ve 15.09.2016 onanlı İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın tarım alanlarının korunmasına yönelik stratejisi doğrultusunda mera alanlarının mera dışı amaçla kullanımının engellenmesi hedeflenmiştir. Oysa plan değişiklikleri ile mera alanı olarak tescil edilmiş bir alanda Ulaşım Akademisi kullanımı tanımlanmış; fonksiyonun büyüklük ve yer seçim kriterleri belirlenmemiş; yer seçiminin yapılmasının alanın kullanımını zorunlu kılan bilimsel, nesnel ve teknik gerekçelere ilişkin bir açıklama yapılmamıştır. Planın uygulanması halinde mera alanının telafisi mümkün olmayan biçimde tahrip edileceği açıktır. Bahsedilen gerekçeler doğrultusunda, planlama esasları, şehircilik ilkeleri ve imar mevzuatına aykırı olarak hazırlanmış olan plan değişikliklerine,15.08.2016 tarihinde Şubemizce itiraz edildi.

TUPOB ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİ BİTİRME PROJESİ YARIŞMASI 2016 Türkiye Planlama Okulları Birliği (TUPOB) ve Şehir Plancıları Odası işbirliği ile her yıl düzenlenmekte olan Şehir ve Bölge Planlama Öğrencileri Bitirme Projesi Yarışması, bu yıl Odamız İstanbul Şubesi Sekretaryası ve TUPOB 11. Dönem Başkanlığı`nı yürüten Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilecektir. “Mimarlık, Peyzaj Mimarlığı, Mühendislik, Kentsel Tasarım Projeleri, Şehir ve Bölge Planlama ve Güzel Sanat Eserleri Yarışma Yönetmeliği” çerçevesinde, Şehir ve Bölge Planlama Bölümlerinde diploma projesi, bitirme projesi, bitirme tezi veya bitirmeye esas proje ve rapor hazırlayan tüm Şehir ve Bölge Planlama Bölümleri lisans öğrencilerine açık olan yarışma başvuruları 23 Eylül 2016 tarihine kadar Odamız Şubelerine yapılabilir. Yarışma şartnamesi ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.


SPO . bĂźlteni . istanbul sube

23


24 SPO . bülteni . istanbul sube

YENİ ÜYELERİMİZ Şubemize üye olmak için Temmuz ayında başvuran meslektaşlarımız: Beyhan Yılmaz (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2016) Tuğba Oğuz (İstanbul Teknik Üniversitesi, 2016) Şeyma Duğan (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2016) Gökmen Uzun (Erciyes Üniversitesi, 2012) Eray Morgül (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2016) Bahar Hamzaoğlu (Dokuz Eylül Üniversitesi, 2013) Güneş Çavuş (Yıldız Teknik Üniversitesi, 2015) Meslektaşlarımızı tebrik eder, çalışma hayatlarında başarılar dileriz.


SPO . bülteni . istanbul sube

YER İSİMLERİ: TOPLUMSAL HAFIZA ARAÇLARI (*) Miray Özkan

Türkiye’de 15 Temmuz’da yaşadığımız korkutucu askeri darbe girişiminin ardından Boğaziçi Köprüsü’nün adı Bakanlar Kurulu kararı ile “15 Temmuz Şehitler Köprüsü”, Kızılay Meydanı’nın adı ise Ankara Belediye Meclisi kararı ile “15 Temmuz Kızılay Demokrasi Meydanı” oldu. Boğaziçi Köprüsü en sevdiğim köprü isimlerinden biriydi, hafif bir burukluk yaşadım. Arkadaşlarıma fikirlerini sordum. “Onun adı zaten Birinci Köprü”, “çok uzun olmuş”, “çok zorlama olmuş” diyenler oldu. Beğenmeyenler “Şimdi bu isim olmamış dersek bizi darbeci mi sayarlar?” diye tedirginliklerini dile getirdi. Ben ve arkadaşlarım Türkiye’yi temsil etmediğimiz gibi isim değişiklikleri de yalnızca gündelik hayatta zorluk çıkarmaktan ya da kişisel beğenilerimizden ibaret değil tabii ki. Öyle olsaydı, bu yerlerde, bu zamanda, bu isimler tercih edilmezdi zannediyorum. Yer isimleri, toplumların yaşadıkları, gittikleri, gördükleri, inşa ettikleri yerlerden gündelik yaşamda bahsetmek, bir yeri diğer yerden ayırt edebilmek için kullandıkları birer sembol. Her sembol gibi yalnızca kendinden menkul bir “şey” değil, bir anlam taşıyor. Bize bir şeyler söylemek istiyor. Bir yerin ismi; o tepede yetişen çiçekleri, akan derenin şeklini, buralara ilk gelen aileyi, şurada yaşayanların dini değerlerini veya etnik kökenlerini, buraların özgürlük savaşçılarını ya da herhangi başka bir şeyi anlatıyor olabilir. Yerlerin isimleri gündelik yaşamda tekrar edilerek, gündelik dilin, yaşamın bir parçası oluyor, normalleşiyor. Bu şekilde bu sembollerle ilişkilendirdiğimiz anlamlar her gün yeniden üretiliyor. Toplumsal hafızanın bir parçası haline geliyor.1 Yer isimleri ile bir yandan o yere aidiyet kuruluyor, diğer yandan toplumsal aidiyetler ya da değerler mekanla özdeşleşerek hafızalara kazınıyor. Aile büyükleri, kırlarda dolaşan şair, topluluğun lideri, şehir meclisinin üyeleri bir yerin ismini vermiş, sonra beğenmeyen ya da başka bir isim tercih eden başka birileri bu ismi değiştirmiş olabilir. Bir yere isim verilmesi gibi bu isimlerin değiştirilmesi de toplumsal ve siyasal bir süreç. Bu yüzden bugünlerde dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de belediye meclisleri ya da merkezi hükümet tarafından isim değişikliklerine karar veriliyor. Önceki sembolün yerine yenisi geliyor. Resmi yer isimleri değişiklikleri bazen yerelde karşılık bulamayabiliyor. Örneğin Kadıköy’deki Bahariye Caddesi’ne pek kimse General Asım Gündüz Caddesi demiyor. Bazen de yeni isimlere karşı toplumsal olarak sahiplenilen eski isimler savunuluyor ve eski isimlerin kullanılması için mücadele edenler oluyor. Bazen de değişiklikler kafa karıştırıyor, gönderdiğiniz postalar adresine ulaşamayabiliyor.

25


26 SPO . bülteni . istanbul sube Eleştirel Toponimi Yer isimlerinin çalışıldığı bilimsel alana Toponimi adı veriliyor. Toponimi çalışmaları 1900’lü yılların başından beri yer isimlerinin etimolojik kökenleri ve kültürle ilişkilerini araştırıyor. Ancak son 20-30 yıldır, yer isimlendirmesini etkisiz ve apolitik süreçler olarak varsayan geleneksel toponiminin yanı sıra, isimlendirmenin ne tür güç ilişkilerini barındırdığını, ne tür siyasal süreçlerle belirlendiğini ve nasıl mücadelelere sebep olduğunu inceleyen “eleştirel toponimi” alanı gelişti.2 Eleştirel bakış açısı, yer isimlerini bir hafıza metni olarak değerlendiriyor. Bu görüşe göre, bu hafıza metinleri çevre ile insan ilişkisine dair tarihsel bilgileri geleceğe taşırken aynı zamanda o bilgileri şimdiki zamanda ve şimdiki toplumsal ilişkilerle yeniden anlamlandırıyor. Dolayısıyla yer isimleri toplumsal güç ilişkilerinin ürünü ve toplumsal mücadele alanlarından biri. Modern yer isimlendirmeleri ve isim değişiklikleri heykel ya da müze inşası gibi ideolojik hatırlatma eylemi olarak görülüyor. Ulus inşası veya bir ülkede yaşanan siyasi, ideolojik değişimlere ilişkin toplumsal hafızayı oluşturmak için yer isimlerinden de faydalanılıyor. Bu yüzdendir ki Türkiye’nin her şehrinde en az bir Atatürk ve bir Cumhuriyet Caddesi bulunuyor. Yer isimlerinde yapılan değişiklikler, mekanlar ve kavramlar ile ilişkilenen yeni anlamların oluşturulması için söylemsel bir araç olarak kullanılır diyebiliriz. Bu yeni hatırlatma süreci aynı zamanda bir unutturma sürecini de içerir. Dolayısıyla bu söylemsel araç; mekan, sembol ve anlam arasında mümkün olan kombinasyonlardan bir ya da birkaçı ile zihinlerde yeni anlamlar oluşturacak kalıcı ve etkili bir siyasi metin olarak algılanabilir. Yer İsimleri Değişikliklerinin Anlatısı Bu çerçeveden son günlerdeki isim değişikliklerine bakarak siyasi iktidar tarafından kurulmak istenen anlatıyı anlamaya çalışalım. İki isimde de “15 Temmuz” tarihi geçiyor. Öyleyse bundan sonra 15 Temmuz’un bu ülkenin tarihi açısından önemli bir gün olarak hatırlanması istendiğini kolayca söyleyebiliriz. Bu değerlendirme, içinde bulunduğumuz dönemde yapılan siyasi açıklamalarla da açıkça örtüşüyor. Boğaziçi Köprüsü’nün yeni adında “şehitler” sözcüğü geçiyor. 15 Temmuz’da, Boğaziçi Köprüsü’nü kapatan askerleri durdurmak için cumhurbaşkanının çağrısıyla sokağa çıkan pek çok sivil insan silahlı askerler tarafından öldürüldü. Şehitlik ile ilişkilenen anıtlar ya da semboller bize ölen kişilerin gereksiz yere ölmediğini, toplumsal bir ortak hedef uğruna savaşarak yaşamını yitirdiğini hatırlatır. Diğer yandan ölen insanların, herhangi bir dünyalı canlı olarak yaşıyor olduğunu ve yaşama hakkı olduğunu unutturur. Bu yüzden de “şehitlik” bizden büyük ve kapsayıcı bir kimlik, dava, din ya da ulus inşasında etkili bir kurum olarak bilinir. Bu yüzden de İstanbul’un küresel olarak en belirgin sembolü olan bir topoğrafik oluşumun adını alan köprünün adı artık değişmiştir. Bu tarihten sonra ne bu köprü sadece bir köprüdür, ne 15 Temmuz sıradan bir gündür, ne de burada ölen insanlar sadece insandır. Kızılay meydanının adı ise “15 Temmuz Kızılay Demokrasi Meydanı” olarak değiştirildi. Kızılay adının korunması toplumsal belleğin sürekliliği ve gündelik yaşam açısından pratik görünüyor. Demek ki yeni oluşan anlam, Kızılay adının silinmesini gerektirmiyor. Ancak artık Kızılay da yalnızca Kızılay değildir. 15 Temmuz günü ve sonrasında Türkiye’nin başkentinin merkezindeki Kızılay Meydanı’nda, Türkiye’nin pek çok meydanında olduğu gibi sokağa çağrılan insanlar bir araya gelerek darbeye karşı tepki gösterdiler. Bu süreç siyasi iktidar temsilcileri tarafından pek çok kez vatandaşın demokrasiye sahip çıkması olarak dile getirildi. Hemen ardından yapılan bu isim değişikliği ile Kızılay’da darbeye


SPO . bülteni . istanbul sube

karşı sokağa çağrılan vatandaşların tepkisinin “demokrasi” sözcüğü ile ilişkilendirilmesine katkıda bulunulmak istendiği düşünülebilir. Aynı dönemde yapılan birkaç isim değişikliğini daha dikkate alırsak, bunların hepsi birlikte daha kapsamlı bir metnin parçaları gibi düşünülebilir. Demokrasi, şehitlik, 15 Temmuz kelimeleri birlikte anılmaktadır. 15 Temmuz’da gerçekleşen darbe girişiminin demokrasi uğruna şehit olan insanlar tarafından engellendiğine dair bir bellek oluşturulmaya çalışılırken; tarihin bu kesiti bağlamından kopartılarak, ileride hatırlayacağımız bu olayın oluşmasına neden olan toplumsal ve siyasi süreçler unutturulmak isteniyor gibidir. Diğer yandan demokrasi ve şehitlik kavramları da yeni anlamlar ediniyor. Bu yeni anlamda, demokrasi yalnızca parlamenter demokrasi ile ilişkilendirilirken, yalnızca siyasi iktidarın çağrısıyla sokağa çıkan insanların demokrasi savunucuları ve bu uğurda ölen insanların da demokrasi şehidi olduğu düşündürülmek isteniyor. Zira, demokrasinin diğer anlamlarını bu metnin içinde okumak çok zor. Örneğin, iktidar partisinin uygulamalarına karşı özellikle Gezi protestoları süresinde gördüğümüz, herhangi bir siyasi liderin çağrısıyla gerçekleşmeyen barışçıl protestolar, katılım talepleri, kamusal alanların korunması için yapılan eylemler bu demokrasi tanımı içinde bulunmuyor gibi görünüyor. Hatta bulunmadığını gerçekten anlamamız için, protestolara sebep olan Gezi Parkı’na kışla inşa edilmesi konusu yeniden gündeme getirilerek, Gezi Parkı’nın park olarak kalmasını isteyenlerin taleplerinin bu yaşanan demokrasi şöleninin bir parçası olmadığının altı çizilmiştir diyebiliriz. Hafızayı Canlı Tutmak Bir yerin ismi tek başına o mekanın toplumsal olarak sahiplenilmesi için yeterli olmadığı gibi, siyasi söylemler ve ideolojik hafıza da yalnızca yer isimleri ile oluşturulmuyor. Özetle, yer isimleri değişikliklerinin, siyasi unutturma ve hatırlatma söylemlerinin mekansallaşarak gündelik dile karışmasına, böylece normalleşmesine katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. 15 Temmuz sonrasında seçilmiş siyasetçilerin yaptığı isim değişiklikleri ile oluşturulan bu yeni hafıza metninin toplumsal karşılığı ne kadar olur bilemiyoruz. Özellikle 15 Temmuz gecesi ve sonrasında sokağa çıkanlar ve yakınlarını kaybedenler için oldukça anlamlı olabilir. Diğer yandan pek çok kişi de darbe gibi anti-demokratik uygulamalara kökten karşı olmasına rağmen bu yeni toplumsal hafıza projesini kabul etmiyor olabilir. Bu yeni hafıza oluşturulurken, unutturulmaya çalışanların neler olduğu ve nasıl hatırlatılabileceği de yazılan metni başka türlü bir okuma biçimi. Öyleyse demokrasinin ve kent mekanlarının diğer anlamlarını savunmak, ortak hafızayı yaşatmak, unutturulmak istenenleri unutturmamak ve 15 Temmuz’da ölen her bir kişinin herhangi bir insan gibi sevdikleriyle paylaştığı, hayaller kurduğu bir yaşamı olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak da siyasi bir eylem alanı olarak sahiplenilmek üzere bizleri bekliyor. Notlar 1 Toplumsal bellek ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler Jan Assman’ın “Kültürel Bellek” isimli kitabına başvurabilir. 2 Yer isimlendirmeleri ile ilgili eleştirel bakış açısı için Maoz Azaryahu’nun araştırmalarına ve yayınlarına göz atabilirsiniz.

(*) Üyemiz Miray Özkan tarafından e-bültenimiz için gönderilen yazı, 05.08.2016 tarihinde xxi.com.tr’de yayınlanmıştır.

27


AĞUSTOS/2016