Issuu on Google+

Ocak/Januar 2011

‘UN KATKILARIYLA AZB - 8953 Dietikon 2

SAYFA

12 İsviçre Devlet Başkanlığına Micheline Calmy-Rey Seçildi

SAYFA

4 SVP, 2011 Yılı Hedefini Açıkladı: Yine Göçmenler

Waadt kantonundaki Coinsins köyünde bir tarlada yapılan SVP kongresinde, partinin 84 sayfalık yeni programı, 55 dakikalık (!) bir tanıtma ve tartışma sonunda 453’e karşı sıfır (!) oyla kabul edildi. Tam 98 dakika süren kongrenin, dünya rekorlar kitabına en kısa kongre olarak geçmesi bekleniyor.

20 Se 1 Oy çim 1

İs K le tiy ul rin or lan de uz m ak !

İflas Eden Firmalar Rekor Düzeye Ulaştı!

© Photo bdmedia.ch

SAYFA

10

İsviçre Ulusal Meclisi, 2010 kış oturumunda göçmenlerin toplumla uyumu konusunda yeni bir yasa hazırlanmasını 111’e karşı 59 oyla kabul etti.

SAYFA

10 Kira Fiyatları Düşüyor!

İsviçre Konut Müsteşarlığı (Bundesamt für Wohnungswesen) tarafından aralık ayı başında yapılan bir açıklamada, ipotek faizlerinin düşmesine paralel olarak, kiraların belirlenmesinde esas alınan faiz oranının 2 Aralık 2010 tarihi itibarı ile % 3’ten % 2.75’e düşürülmesini kararlaştırdı.

SAYFA

15 İsviçre’deki En Büyük Sorun İşini Kaybetmek

Yıl sonunda bir bankanın yaptırdığı araştırmaya göre, işsizliğin azalmış olmasına karşın, İsviçre’de yaşayanların dörtte üçü işini kaybetme tehlikesini en büyük sorun olarak görüyor

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 1

SAYFA 22 Türkiye’de 2011 Haziran ayında yapılacak olan seçimlerde, yurt dışında yaşayan seçmenlerin nasıl oy kullanabileceği hala bir kesinlik kazanmadı. Mevcut yasalara göre, seçim sırasında Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışı temsilciliklerinde seçim sandığı

kurulması yönünde bir engel bulunmuyor. Ancak, bugüne kadar hiçbir hükümet bu konuda bir girişimde bulunmadı. Yurt dışında yaşayan vatandaşlar halen, en temel vatandaşlık hakları olan oy kullanmayı, sadece seçim sırasında gümrüklerde kurulan oy sandıklarında

kullanabiliyorlar. Bunun son örneği 2010 Eylül ayında yapılan Anayasa Referandum’da yaşandı. Aylar süren referandum tartışmalarını ilgi ile izleyen yurt dışında yaşayan vatandaşlar için oylarını; ancak gümrük kapılarında kullandılar.

‘‘Sultanın Sırrı’’ Filminin Avrupa Galası Zürih’te Yapıldı Pusula gazetesi ve Canan Kredit’in ortaklaşa düzenlediği gala,11 Aralık 2010 tarihinde, Arena Film City’de gerçekleşti. Nextshop şirketinin ana sponsorluğunu üstlendiği gala akşamında filmin oyuncularından Mark Dacascos, Emanuel Bettencourt, Sinan Albayrak, Mehmet Ali Tuncer, Zuhal Öztürk ve filmin yönetmeni Hakan Şahin galada hazır bulundular. Gala öncesi

ana sponsor Nextshop tarafından organize edilen ve özel yemeklerin yer aldığı akşam yemeğinde ağırlanan film ekibi, yemekten hemen sonra limuzin eşliğinde galanın yapılacağı Arena sinemasına götürüldüler. Sinema girişinde hayranlarının yoğun ilgisiyle karşılaşan oyuncular, kırmızı halı üzerinde yürüyerek VİP salonunda bulunan davetlilerin yanına geldiler.

© Photo bdmedia.ch

SAYFA

7 Yeni Uyum Yasası Geliyor!

SAYFA 30

28.12.10 03:37


2

EDİTÖR

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

2011’den Neler Bekliyoruz?

REKLAM VE İLANLARINIZ İÇİN: 076 342 90 91 veya 043 322 90 82 ABONE OLMAK İÇİN: 043 322 90 80 PUSULA IMPRESSUM / 2011 Geht an alle Pusula Mitglieder. Verlegeradresse :

KMD Pusula Zeitung Bernstrasse 88 / CH-8953 Dietikon ZH Erscheinungweise: Abonementpreis: Inhaber: QM: Personal & Finanzen: Rechtsberater: Werbe Agentur: PHMen: Redaktionsleiterin:

12 Mal Jährlich CHF 50.- / Jahr Turgut Karaboyun Bülent Atalay Arife Karaboyun Mehmet Akyol Blue Design Media Sunay Akın Asiye Sınıcı Pervin Tekin

Art Direktor: Grafiker: Praktikantin: Druckerei: Adressierung: Anzeigen:

Tamer Karaoğlu Mehmet Polater Fulya Yumak (KV) Sun Print Beorda +41 43 322 90 82 +41 76 342 90 91

Freie Journalisten: Bülent Atalay, Hüseyin Türkkan, Müjgan Olguner, Nermin Dingiloğlu, Yeter Tanrıkulu, Gülay Zengin, Tamer Karaoglu, Nuray Uçar, Mehmet Akyol, Fatih Ertuğrul, Asiye Sınıcı.

Teşekkür : Bu yayının sizlere ulaşmasında maddi-manevi desteklerini bizlerden esirgemeyen, tüm firmalarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Pusula Gazetesi`nin tüm yayın hakları kendisine aittir. Yayınlanan reklamlarda ki sorumluluk, reklamı veren firmaların kendine aittir. Hazırlanan haberlerden ve yazılardan haberi hazırlayan kişiler ya da kaynak gösterilen kurumlar sorumludur. Pusula`da kullanılan tüm Haberlerin, Fotoğrafların ve bilgilerin her hakkı Pusula`ya aittir. İzinsiz olarak kullanılması yasaktır, aksi durumda cezai uygulamalar için hukuki işlemler başlatılır.

EDİTÖR

(t.karaboyun@pusulaswiss.ch)

Turgut Karaboyun

Göz açıp kapayıncaya kadar akıp giden zamana yetişmek oldukça güç. Artık günler dakika, haftalar saat, aylar gün ve yıllar bir hafta gibi gelmeye başladı. Zamana karşı yarışıyor ve sizlere en iyi haberleri ulaştırabilmek için uğraş veriyoruz. Şu an elinizde tuttuğunuz bu gazetenin hangi mücadeleler sonucu sizlere ulaştığını bir bilseydiniz, inanın sonuna kadar okuyup, elinizden düşürmezdiniz. Yeni bir yıla girerken bizim de beklentilerimiz var. Özellikle de okurlarımızdan! Bize daha çok zaman ayırmanızı istiyoruz. Bizi okuyarak eleştiri yapmanızı, düşüncelerinizi bizimle paylaşmanızı bekliyoruz. Düşünsenize onlarca kişi bu yayını size ulaştırmak için emek harcıyor. Tek hedefimiz sizi bilgilendirip, İsviçre’yi her yönüyle daha çok tanımanızı sağlamak. 2011 yılında daha hareketli, Pusula’ya sahip çıkan okurlar görmek istiyoruz. Biz de Oy Kullanmak İstiyoruz! Yeni yıldan beklentilerimiz çok farklı. Buna bağlı olarak bu ayki gazetemizin manşetinden bir çağrı yaptık. Biz de Türkiye’de yapılacak olan seçimlerde oy kullanmak istiyoruz. Avrupa ülkeleri yurt dışında yaşayan vatandaşları için herşeyi düşünmüş. Mektupla oy kullanmanın yanı sıra, dış temsilciliklerde kurulan sandıklarda insanlar oylarını kullanabiliyorlar. Hatta, İtalya devleti, dışarıda yaşayan ve İtalya’ya oy kullanmak için gelen vatandaşlarının yol masrafını bile karşılıyormuş. Oldukça etkileyici değil mi? Yurt dışında yaşayan vatandaşları için diğer ülkeler neler düşünmüşler. 2011 yılına girdiğimiz bu ilk günlerde, biz halen yurt dışında oy kullanabilir miyiz, bunun tartışmasını yapıyoruz. Avrupa’da yaşayan yaklaşık 5 milyon gurbetçimizin vereceği oylar sonuçlara etki edecektir. Bu konuda, Yüksek Seçim Kurulu’nun alacağı bir karar yeterli olacaktır. Ülkemizin seçimler için harcadığı parayı düşünecek olursak, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız için çok küçük bir harcamanın yeterli olacağını düşünüyoruz. Yıllarca tüm kazancını ülkesine taşıyan ve Türkiye ekonomisine büyük katkı sağlayan vatandaşlar olarak bu isteğimizin yerine getirilmesini bekliyoruz. Bu sayfadan İsviçre’de bizi temsil eden Büyükelçilik ve Konsolosluklarımıza çağrı yapıyoruz. Biz de oy kullanmak istiyoruz, gerekenin yapılmasını arz ediyoruz. Koskoca Sultan Boş Bir Sandık Yapmamıştır! Gazetemizin uzun süredir reklam partne-

ri olan Canan Kredit şirketiyle birlikte geçtiğimiz haftalarda ‘’Sultanın Sırrı’’ adlı filmin gala akşamını organize ettik. Oldukça yorucu bir organizasyon oldu. Organizasyon öncesinde bize sunulan filmin fragmanını izleyip, bu galayı düzenleme kararı almıştık. Bir ay boyunca yoğun çalışmalar yaparak, Zürih’te bulunan Arena Sihlcity adlı sinemada, film ekibini ve izleyicileri buluşturduk. Yaklaşık 400 civarında kişinin katıldığı gala akşamı oldukça beğenildi. Film başlamadan evvel oyuncularla hatıra fotoğrafı çektiren ve sohbet etme imkanı bulan seyircilerin keyfine diyecek yoktu. Özellikle, Amerikalı yıldızlar Mark Dacascos ve Emmanuel Bettencourt’a ilgi yoğun olurken, Türk oyuncu Sinan Albayrak en çok ilgi gören başka bir isimdi. Film ekibinin önemli oyuncuları ve yönetmeni Hakan Şahin, düzenlenen gala akşamında bizleri yanlız bırakmadılar. Filmden önce düzenlenen kokteylde bir araya gelen oyuncular ve seyirciler daha sonra hep birlikte salona geçtiler. Herkesin büyük bir beklenti içinde olduğu film, saat 21:00’de başladı. Fragmanlarını izleyerek organizasyonu yaptığımız gala akşamı benim için değişik duygular içinde geçti. Ortada iyi bir malzeme olduğu açıktı. Osmanlı Sultanı Abdülhamit’in gizli sandığını ele geçirmek isteyen Amerikalı ajanlar ise ünlü oyunculardı. İstanbul’un hiç girilmemiş tarihi mekanlarının seçildiği filmde malzeme ve düşünce olarak herşey vardı. Ancak, filmin başlamasıyla birlikte eldeki malzemenin ne kadar yanlış kullanıldığı ortaya çıktı. Senaryonun içinde kaybolan seyirciler tam heyecanlanıp filmden zevk almaya başlamışlardı ki film aniden sona erdi. İstanbul 2010 tanıtım ajansından 4 milyon lira destek alarak yapılan filmin başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. Verilen paralar ve harcanan emeğin boşa gittiğini görmek oldukça acı vericiydi. Aşçıya her türlü malzeme verilmiş; ama yemeğin tadı hiç yoktu. Saygılar. 1684

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 2

28.12.10 03:37


Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 3

28.12.10 03:37

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch


4

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Dünya Basını, 28 Kasım Oylama Sonucuna Büyük Tepki Verdi! PHM

Suç işleyen göçmenlerin sınır dışı edilmesi konusunda yapılan halk oylamasında çoğunluğun ‘’Evet’’ oyunu kullanması tüm dünya basınında geniş yankı buldu. Kanada’dan Çin’e kadar hemen hemen bütün ülkelerde, basınyayın organları oylamanın sonucunu gazetelerinin ilk sayfalarında verdiler. Haberlerin en dikkat çeken taraf ise, Avrupa’nın en ırkçı ülkesinin İsviçre olduğu görüşüydü. Bu haberlerle İsviçre’nin ülke dışındaki imajı, tam anlamıyla çok kötü hale geldi.

Minare yasağından sonra ikinci kez ırkçılık çoğunluğu elde etti’’, ‘’İsviçre’de oturan yarış şampiyonu Avusturyalı Michael Schumacher herhalde, aşırı hız yapmaktan ilk sınır dışı edilen olacaktır!’’

Bu haberlerden bazılarını herhangi bir yorum yapmadan aşağıda sizlere sunuyoruz.

Amerikan gazetesi Washington Post, ‘’Giderek artan yoksulluk ve savaşlar sonucu ülkelerini terk ederek Batı Avrupa’ya göçen edenlere karşı bu ülkelerde ortaya çıkan hoşnutsuzluk giderek artıyor.’’

Avusturya’da konu ile ilgili yayınlanan haberin başlığı, ‘’Avrupa’nın kara koyunu İsviçre’’ şeklinde oldu.

İspanya televizyonu Euskal Irrati Telebista, ‘’İsviçre, Avrupa’nın en yabancı düşmanı ülkesi olma yolunda bir adım daha attı.’’

Avustruya gazetesi Der Standart, ‘’İsviçre’nın doğrudan demokrasi prensibi, ırkçılığın kıskacındadır.

Sırbistan Haber Ajansı B92, ‘’İsviçre, ülkeye gelen göçmenlerin artmasına karşı önlem olarak

yeni ceza yasalarını gündeme getiriyor.’’ Fransız gazetesi Le Monde, ‘’Kirli paraları yıkayarak refah düzeyini arttıran İsviçre, suç işleyen göçmenleri sınır dışı etme kararı aldı!’’ Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung, ‘’İsviçre halkı, minare yasağından sonra bir kez daha tüm dünyaya seslendi: ‘hakkımızda ne düşünürseniz düşünün.’ İsviçre halkı, bu oylama ile uluslararası anlaşmaları ne kadar ciddiye aldığını gösterdi.’’ Berlin gazetesi Tageszeitung, ‘’Avrupa Üst Mahkemesi, İsviçre’nin kabul ettiği bu yeni yasanın uygulanmaya konmasını önlemek için hemen harekete

geçmelidir!’’

yüzlülük?’’

Viyana gazetesi Die Presse, ‘’Bu oylama, bir şizofrenik durumu yansıtıyor. İsviçre’de suç işleyenler sınır dışı edilmek istenirken, İsviçre dışında suç işleyen; ama parası olan iş adamları, mafya mensupları, diktatörlere kucak açılmaya devam ediliyor, bu nasıl bir iki-

Frankfurt gazetesi Oderzeitung, ‘’Birleşmiş Milletler’in pek çok kurumuna ev sahipliği yapan bir ülkenin bu oylamadan sonra sürekli olarak insan hakları mahkemelerinde yargılanaması gerçekten şaşırtıcı olacaktır.’’ 1630

SVP, 2011 Yılı Hedefini Açıkladı: Yine Göçmenler PHM

Waadt kantonundaki Coinsins köyünde bir tarlada yapılan SVP kongresinde, partinin 84 sayfalık yeni programı, 55 dakikalık (!) bir tanıtma ve tartışma sonunda 453’e karşı sıfır (!) oyla kabul edildi. Tam 98 dakika süren kongrenin, dünya rekorlar kitabına en kısa kongre olarak geçmesi bekleniyor. Oysa, bir hafta önce tek başına lanse ederek, halk oylamasında çoğunluğu elde eden, İsviçre politikasına damgasını vuran bu partinin, 2011 yılı seçimlerine hazırlık olarak yaptığı kongre, gelecek dört yıla damgasını vuracak gibi gözüküyor. Program esas olarak, eskiden olduğu gibi göçmenleri hedef alıyor. Kongrenin açılış konuşmasında parti başkanı T. Brunner, bu konuyu açık bir şekilde dile getirdi. Halkın en büyük sorunu göçmenler ve bunu sorunu en iyi dile getiren partinin SVP olduğunu, bu nedenle SVP göçmenleri hedef alan politikalara devam ederek, 2011 yılı seçimlerinde oylarını arttırmayı garanti altına almak istiyor. Bu partinin başarısı hem kongre konusu hem de kongreyi yapma biçimi ile açık bir şekilde ortaya çıkıyor. SVP, kongresini esas olarak Lozan’da yapacaktı. Ancak, aynı gün kongrenin yapılacağı Lozan Üniversitesi’nde Unia Sendikası’nın da kongre yapacak olması nedeni ile SVP’ye başka bir yerde kongre yapılması önerildi. Bunun için SVP’ye yaklaşık 20 değişik öneri verildi. Ancak, her olayı bir propaganda haline getirerek kamuoyu yaratma ustalığı burada da ortaya çıktı. Kongre yapmam engelleniyor, bu ülkenin en büyük partisi kongre yapacak yer bulamıyor çığlıkları ile Alp dağlarının eteklerinde bir köyde, tarla ortasında kongre yapma kararı alarak, kamuoyuna kendini

mağdur göstermeyi başardı. SVP, bu yöntemi her fırsatta kullanmakta, aslında sorun olmanın çok ötesinde bir olayı, çok büyük bir olay gibi göstererek, buna göstermelik bir çözüm önerisinde bulunmak SVP’nin en büyük taktiğidir. Suç işleyen göçmenler sanki sınır dışı edilmiyormuş gibi, hepsi sınır dışı edilsin önerisi veya adeta tüm İsviçre minarelerle dolmuş gibi minare yasaklansın demek gibi. SVP’nin yeni hedefleri de bu çerçevede, yeni programında; örneğin İsviçre vatandaşlığına geçiş için 5 yıllık bir deneme süresi konulması ve bu süre içinde yanlış bir şey yapanın vatandaşlığının iptali yer alıyor. Buna gerekçe olarak sürülen tek konu, İsviçre vatandaşlığına geçtikten sonra suç işleyenlerin sınır dışı edilme imkanının ortadan kalkması. İlk bakışta doğru gibi gözüken bu talep gerçekleri yansıtmamaktadır. Her şeyden önce, vatandaşlığa geçtikten sonra, göçmenlerin daha az mı yoksa daha fazla mı suç işlediğine ilişkin bir araştırma yok. Dahası, İsviçre vatandaşlığına geçtikten sonra ağır bir suç işleyen; ancak İsviçre vatandaşı olduğu için sınır dışı edilemeyen kaç kişi var? sorusuna da bir cevap yok. Bu durumda sormak gerekiyor, olmayan bir sorun neden SVP tarafından büyük ve mutlaka halledilmesi gereken bir şey gibi göste-

riliyor? Neden seçmenlerin büyük bir kısmı bu görüşleri paylaşıyor? Bugün, İsviçre’de bir göçmen sorununun olduğu açık bir şekilde ortadadır. Son 50 yıl içinde ekonominin ihtiyaç duyduğu iş gücünü karşılamak için buraya ‘kırmızı mumlu davetiye’ ile getirilen göçmenler, sadece iş gücü olarak görüldü. Onların toplumla kaynaşması, toplumun bir parçası olması gerektiği görülmedi. Şimdi ise onlar, neden toplumun içinde değilsiniz diye suçlanıyor. İsviçre, kendi hatasını gizlemek için, onları suçluyor! Sorunun kendisi değil, doğurduğu sonuçlar sürekli tartışma konusu oluyor. Son olarak sorulması gereken diğer bir soru, İsviçre toplumunun göçmen sorunundan daha önemli ve çözülmesi gereken sorunları olup olmadığıdır. Çalışanlar, işlerini kaybetmemek için nelere katlanıyor, ay sonunda aldıkları ücret neden artık aile bütçelerine yetmiyor, milyarlarca kar eden işletmeler neden bir kalemde binlerce işçiyi işten çıkarma kararı veriyor gibi akla gelen ilk sorular neden dile getirilmiyor? Neden kimse bütün bu sorunlar bitti de suç işleyen göçmenler, en önemli konu oldu diye SVP’ye soru sormuyor? Peki kendini halkın tüm sorunlarını çözen parti olarak gösteren SVP, bütün bu konular hakkında tek bir soru bile sormuyor? Bu soruları tüm göçmenler, hem İsviçrelilere hem de kendilerine

Deutsche Zusammenfassung. Die SVP fordert Verhinderung der Massenzuwanderung Bei strahlend schönem Wetter und Minustemperaturen haben die SVP-Delegierten unter freiem Himmel am 4 Dezember 2010 ihr Parteiprogramm 2011-2015 verabschiedet. Für die «SVP-Landsgemeinde» waren rund 450 Delegierte ins waadtländische Coinsins bei Nyon angereist. Das 84-Seiten starke Programm 2011-2015 trägt den Titel «SVP - die Partei für die Schweiz» und dient der Partei als Basis für die eidgenössischen Wahlen 2011. Damit will die SVP gegenüber 2007 nochmals an Wähleranteil zuzulegen und die Grenze von 30 Prozent überschreiten. Das ausgearbeitete Parteiprogramm enthält die bekannten Positionen der SVP: Kein EU-Beitritt, härtere Bestrafung von Kriminellen, das Beibehalten des Sonderfalls Schweiz, Verhinderung der Massenzuwanderung und eine starke Armee. sormaya başlasınlar diyoruz, öncelikle de cebine İsviçre kimliği koyduktan sonra SVP’ye oy ver-

meye başlayan ‘eski göçmenlere’ bu soruyu sormak istiyoruz! 1632

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 4

28.12.10 03:37


Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 5

28.12.10 03:37

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch


6

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Böcekçi Baettig’in Malullere Karşı Yeni Darbe Girişimi PHM

Göçmenleri zararlı böcek olarak gören Jura kantonu milletvekili D. Baettig tarafından Parlamento’ya verilen öneri 81’e karşı 83 oyla kabul edildi. Buna göre, göçmenleri hedef alan öneride, İsviçre dışında yaşayan ve maluliyet sigortasından malul aylığı alanların emekli aylıkları yaşadıkları ülkelere göre hesap edilerek ödenecek. Göçmenleri seçim malzemesi olarak kullanmak isteyen D. Beattig, geçen yıl Meclis’e verdiği bir soru önergesinde, ‘’zararlı böcekler gibi Avrupa’da yayılan göçmenlere karşı’’ ne gibi önlemler almak istediğini sormuştu. Ancak Jura kantonu seçimlerinde bu plan tutmadı ve Baettig geçen ay yapılan kanton hükümetine seçilmedi. Buna rağmen Baettig, ırkçı girişimlerine devam etmekte kararlı olduğunu, yukarıda belirtilen yasa önerisi ile göstermiş oldu. Kanton seçimlerinden farklı olarak da Parlemento’da ‘başarılı’ gözüküyor. Bu öneriye göre, İsviçre Maluliyet Sigortasından maluliyet aylığı alan ve İsviçre dışında yaşayan göçmenler, tam bir lüks hayat sürdürüyor. Yaşadıkları ülkelerde İsviçre frankı ile aylık alan bu insanların satın alma gücünün oldukça yüksek olduğunu, İsviçre’de yaşadıklarından daha üst bir yaşam imkanına sahip oldukları iddia ediliyor.

Oysa, Maluliyet Sigortasının açıkladığı rakamlar, bu iddiaların bir fantezi olduğunu gösteriyor. Her şeyden önce Maluliyet Sigortasından aylık alanların sadece %11’i İsviçre dışında yaşıyor. Öte yandan, düşük ücret alan göçmenlerin buna bağlı olarak maluliyet aylıkları da ortalamanın çok altında gözüküyor. Maluliyet aylığı alan bu göçmenler, İsviçre’de yaşamaları halinde, çoğu zaman sosyal yardım almak zorunda kalacakları da biliniyor. Amaç Nedir? Konu Parlamento’da tartışılırken SP’li bir milletvekili, bu önerinin kabul edilmesi durumunda, yılda 14.5 milyon daha az maluliyet aylığı ödeyeceğini, buna karşın bu insanların ne kadar aylık alacaklarını hesap etmek için harcanacak paranın ise en az bu kadar olacağına dikkat çekti. Öte yandan, bu uygulamanın gereçekleşmesi halinde, malul olan göçmenlerin, kendi ülkelerine dönme istekleri azalacak, hatta bazı malul

göçmenler, tekrar İsviçre’ye geri dönmek isteyecek. Bu durumda, bu göçmenlerin İsviçre’de alacakları muhtemel sosyal yardımların ne kadar olabileceğini kestirmek oldukça zor. Başka bir deyişle, bu girişimin hiç de öneri sahibinin iddia ettiği gibi bir tasarruf amaçlı olmadığı açık bir şekilde ortadadır. Diğer bir yandan, İsviçre ile Avrupa Birliği arasındaki ikili anlaşmalar, bu tür ayrımcı girişimlere izin vermiyor. Bu önerinin uygulanması için en azından İsviçre’nin bu anlaşmaları feshetmesi gerekiyor. Yine, İsviçre’nin imzaladığı diğer uluslararası anlaşmalar da böylesine ayrımcı bir uygulamaya izin vermiyor. Şimdi Ne olacak? Ulusal Meclis’in kıl payı kabul ettiği bu öneri, 2011 yılı başında Kantonlar Meclisi’nin gündemine gelecek. Bu Meclis’in de öneriyi kabul etmesi halinde, her iki Meclis bu önerinin nasıl hayata geçirilebileceği konusunda bir yasa deği-

Deutsche Zusammenfassung. Weniger IV-Renten im Ausland? IV-Renten, die ins Ausland gehen, sollen entsprechend der Kaufkraft des Ziellandes reduziert werden. Der Nationalrat gab einer parlamentarischen Initiative derknapp mit 83 zu 81 Stimmen Folge. Schweizer IV-Renten seien für Bezüger in gewissen Ländern äusserst attraktiv, wandte sich Dominique Baettig (SVP/JU) erfolgreich gegen den Ablehnungsantrag der Kommissionsmehrheit. şikliği hazırlamak zorunda ve yine her iki Meclis’in öneriyi kabul etmesi gerekiyor. Daha sonra, bu yasanın uygulanmaya konmasına karşı, gerekli 50.000 imzanın toplanması halinde, yasa halk oy-

lamasına sunulabilir. Yasanın halk oylamasında da kabulu durumunda, hükümet yasanın hangi tarihte uygulamaya konulacağını kararlaştırır ve belirlenen tarihte yürürlüğe girer. 1631

Avrupa Sınırlarında Ölenlerin Sayısı Oldukça Fazla PHM

Çeşitli kaynaklardan derlediğimiz bilgilere göre, 1988’den bu yana Avrupa sınırları içerisinde en az 14.714 göçmen öldü. Bunların arasında denizde kaybolan 6.344 kişi de var. Akdeniz ve İspanya’ya uzanan Atlantik Okyanusu’nun sularında 10.740 göçmen öldü. Libya ve Tunus’tan Malta ve İtalya’ya uzanan rota üzerindeki Sicilya Kanalı’nda 4.100 kişi hayatını kaybetti; bunların arasında 2.983 kayıp da var. 138 kişi de Cezayir’den Sardinya’ya giderken boğuldu. Moritanya, Fas ve Cezayir’den İspanya’ya ulaşmaya çalışan 4.445 kişi, Cebelitarık Boğazı’nda ya da Kanarya Adaları açıklarında öldü; bu insanlar arasında 2.253 de kayıp bulunuyor. Türkiye ve Yunanistan arasındaki Ege Denizi’nde 823’ü kayıp, 1.315 kişi hayatını kaybetti ve Arnavutluk, Karadağ ve İtalya arasındaki Adriyatik Denizi’nde 603 kişi öldü, bunların 220’sinin kayıp olduğu tespit edildi. Hint Okyanusu’ndaki Fransız adası Mayotte’ye ulaşmaya çalışan en az 624 kişi ise boğuldu. Denizler sadece basit teknelerle geçilmeye çalışılmıyor. Kayıtlı vapurlarda ve kargo gemilerinde saklanan 153 insan havasızlıktan veya boğularak hayatlarını kaybettiler. Sahra ise denize ulaşmak için geçilmek zorunda olan tehlikeli bir geçit. Sudan, Çad, Nijerya ve Mali’den yola çıkan bu insanlar; çölü kamyonlar içinde veya arazi tipi araçlarla geçerek Sahra’nın yanındaki Libya’ya ve Cezayir’e geliyorlar. Bu yolculuklarda 1996’dan bu yana en az 1.691 kişi öldü. Fakat, kurtulanların söylediklerine göre, her seyahatin mutlaka kurbanları oluyor. Yani,

kurbanların sayısı gerçekte çok daha fazla olabilir. Rakamlar, yüzlerce kişiden oluşan insan gruplarını çöl ortasına bırakmayı alışkanlık haline getiren Tripoli, Cezayir ve Rabat hükümetlerinin toplu sınır dışı uygulamalarının kurbanlarını da içeriyor. Libya’da göçmenlere yönelik kötü muameleler rapor ediliyor. Resmi rakamlar mevcut değil; ama 2006’da İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Afvic, üçü İtalya tarafından finanse edilen göçmen alıkonma merkezlerindeki keyfi tutuklama, dayak ve işkence vakaları yüzünden Tripoli’ye yönelik suçlamalarda bulundular. Eylül 2000’de KuzeyBatı Libya’da bulunan Zawiyah şehrindeki ırkçı saldırılar sırasında en azından 560 yabancı öldürüldü. Kamyonlarda kaçak yolculuk yapan 357 kişi ölü bulundu. 208 göçmen, PolonyaAlmanya arasındaki Oder-Neisse, TürkiyeYunanistan arasındaki Meriç, Hırvatistan-

Bosna arasındaki Sava ve Slovakya-Çek Cumhuriyeti arasındaki Morava nehirlerini geçerken boğuldu. 112 kişi kamyonlarla özellikle Türkiye-Yunanistan arasındaki buzlarla kaplı dağları geçmeye çalışırken donarak öldü. Yunanistan’ın Türkiye sınırındaki Meriç Nehri’nde hala mayınlar var. Yunanistan’a geçmeye çalışan en az 88 kişi mayınlara basarak hayatlarını kaybetti. 217 göçmen sınır polisleri tarafından vurularak öldürüldü. Bunların 37’si Fas topraklarında bulunan İspanya’ya ait iki yerleşim

bölgesi olan Ceuta ve Melilla’da öldürüldü; 50 kişi Gambia’da, 58 kişi Mısır’da ve 28 kişi Türkiye’nin doğusundaki İran sınırında bulunan Van ilinde öldürüldü. Bunun yanı sıra Fransız, İspanyol ve İsviçre polisleri de insanları öldürüyor. Fas ve Libya’da da ölenler oldu. Sonra uçakların kargo bölümünde saklanan 41 kişi hayatını kaybetti; 29 kişi Calais’de veya Manş Tüneli’ni geçip İngiltere’ye ulaşmaya çalışırken trenlerin altında kalarak öldü. Başka sınırlarda başka trenler 12 kişiyi ezdi ve 2 kişi de Manş Kanalı’nı geçerken boğuldu. 1633

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 6

28.12.10 03:37


7

İSVİÇRE HABERLERİ www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

Tüketici Kurumları 2011 Yılı Hedeflerini Açıkladı PHM

İsviçreli üç tüketici kurumu, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 2011 yılı için tüketiciler açısından en önemli gördükleri altı konuda çalışmalar yapacaklarını açıkladılar. 2011 yılının aynı zamanda seçim yılı olduğuna da dikkat çeken kurumlar, seçim öncesi, bugüne kadar milletvekillerinin tüketiciler için yaptıklarını isim vererek açıklayacaklarını belirttiler. Böylelikle, tüketicileri koruyucu tavır içinde olan politikacıların daha çok parlamentoya girmesi amaçlanıyor.

Tüketici kurumları için en acil sorunlardan biri, cep telefonu için yapılan ödemeler. Tüketiciler açısından pek çok haksızlığın bulunduğu bu alanda, özellikle cep telefonu kullanımı için yapılan sözleşmeler, tüketiciler için birer pusu halinde. Bunun sonucu olarak, tüketiciler haksız yere para harcıyorlar. Bu nedenle tüketici kurumları, telefon değiştirmenin daha da kolaylaştırılmasını ve telefon masrafları için bir uyarı sistemi konulmasını gündeme aldılar. Özellikle, çocuk ve gençler için büyük reklamlarla piyasaya sunulan yiyecek ve içecekler birer kalori bombası. Sağlıksız beslenmeyi kışkırtan bu ürünlerin içinde lezzetli; ancak şişmanlatıcı maddeler bulunuyor. Yapılan basın toplantısında tüketici kurumları, bu tür tüketim malları için yapı-

lan reklamları masaya yatıracaklarını açıkladılar. Ekonomik kriz bir yönü ile tüketicilerin banka hesaplarına da bir darbe vurmuş durumda. Biriktirdikleri paralarını bankaların tavsiyeleri ile çeşitli küçük yatırım fonlarına yatıran tüketiciler, çoğu zaman mağdur duruma düşüyor. Bu nedenle bu tür fonlara yapılan yatırımların daha fazla kontrol edilmesi bir zorunluluk haline geliyor. Tüketiciler açısından zor anlaşılabilir bir konu da elektrik faturaları. Kullandıkları elektriğe ne kadar hesap ödeyeceğini bilemeyen tüketiciler, masraflarını kontrol altına alamıyorlar. Bu nedenle tüketici kurumları, bu faturaların anlaşılır hale getirilmesini talep ediyor. Tüketicilerin diğer önemli bir sorunu da çöplerle ilgili. Özellikle pahalı ve gereksiz ambalajlar-

la satılan tüketim mallarının ortaya çıkardığı çöpler tamamen anlamsız ve çevreye zarar verici nitelikte oluyor. Bu nedenle üretici firmalara, ambalajlama konusunda belli sınırlamalar getirilmesi talebi 2011 yılı için gündeme alınmış durumda. Tüketici kurumlarının dikkat çek-

tikleri son konu ise Nano teknoloji ile üretilen tüketim malları oldu. Bu tüketim mallarının taşıdığı risklerin tam olarak bilinmediği sık sık dile getiriliyor. Bu konu-

da Sağlık Müsteşarlığı’na bir çağrı yapan kurumlar, olası risklerin daha titizce incelenmesi ve bu konularda tüketicilere sağlıklı bilgiler verilmesini talep ediyorlar. 1656

Deutsche Zusammenfassung. Programm Konsumentenschutz-Organisationen Sparkonto, Handyrechnung, Dickmacher: Die Allianz der Konsumentenschutz-Organisationen hat in Bern ihre Agenda für das kommende Jahr präsentiert. Sie will damit nach eigenen Angaben auf folgenden Themen aufmerksam machen, auf die Konsumenten 2011 besonders achten sollten. Kleinsparer, Stromrechnung, Telekommunikation, Abfälle, Dickmacher, Nanotechnologie.

Yeni Uyum Yasası Geliyor! PHM

İsviçre Ulusal Meclisi, 2010 kış oturumunda göçmenlerin toplumla uyumu konusunda yeni bir yasa hazırlanmasını 111’e karşı 59 oyla kabul etti. Bu kararın Kantonlar Meclisi tarafından benimsenmesi halinde, hükümet seçim yılı olan 2011 yılında yeni bir yasa hazırlayıp Meclis’e sunacak. Başta SVP olmak üzere, tüm partilerin seçim malzemesi yapmak istedikleri bu konuda Meclis’in aldığı bu kararın göçmenleri nasıl etkileyeceği ise henüz bilinmiyor. Ancak son 30 yılda bu konuda çıkarılan her yasanın göçmenleri daha zor bir durumda bıraktığı dikkate alındığında, bu yasanın benzer bir sonuç vermesi daha muhtemel görülüyor. Kabul edilen bu öneri, çeşitli yasalara göçmenlerin uyum sorununu kapsaması için bu konuda ek yapılmasını amaçlıyor. Yeni Adalet Bakanı S. Sammaruga, özellikle Federal Devlet ile kantonların, göçmenlerin uyumu konusunda yürüttükleri çalışmaların daha iyi koordine edilmesinin bu yasanın temelini oluşturacağını söylüyor. Ancak uzmanlar, bu yasanın çıkarılması durumunda yeniden uyum sorunlarının politikanın gündemine geleceğine de dikkat çekiyorlar. Bilindiği gibi 2001 yılında yapılan yasal değişiklikle Federal Devlet, göçmenlerin uyumu konusunda aktif bir rol oynamaya başlamıştı. Bu arada gerek işsizlik sigortası gerekse de meslek eğitimi ko-

nusundaki yasalara da bu konuda ekler yapılmıştı. Bu gelişmeler üzerine FDP ve SP gibi partiler, Meclis’e bu tür çalışmaların daha verimli hale gelmesi için çeşitli öneriler getirdiler. Bu konuda yeni bir yasal değişikliğe ihtiyaç olduğu kanaatine varan bir Ulusal Meclis Komisyonu, Parlamento’ya bu konuda bir öneri getirdi. Özellikle Hür Demokrat Parti FDP, yeni bir uyum yasası konusunda bir yıldan beri hazırlıklar yapıyor. Meclis çalışmaları sürerken FDP, uyum konusunda ilkbahar aylarında özel bir parti kongresi yapacağını açıklaması, bu girişimin FDP tarafından bir seçim malzemesi olarak kullanılmak istendiği izlenimini doğurdu. İsviçre Hükümeti ise, yeni bir uyum yasası yerine, an az 14 ayrı yasaya göçmenlerin uyumu konusunda maddeler eklenmesinin daha doğru olacağı düşüncesinde birleşti. Benzer şekilde, Göçmen Yasası’nda bulunan uyuma

ilişkin maddelerin bu amaçla değiştirilmesi de hükümet tarafından dile getirilen başka bir konu oldu. Ancak, Ulusal Meclis çoğunlukla yeni bir uyum yasası çıkarılması kararı aldı. Bu oylamada, uyum konusunda her türlü öneriye karşı olan SVP, bu öneriye ret oyu verdi. Suç işleyen göçmenlerin sınır dışı edilmesini öngören teklifin kabul edilmesinin ardından bir açıklama yapan İsviçre Hükümeti bu kararın, uyum konusunda yapılan çalışmaları etkilememesi gerektiğini söylemişti. Yine bu açıklamada, uyum konusunda gerek federal devletin gerekse de kantonların yürüttükleri çalışmaların, daha koordineli olması gerektiği de dile getirilmişti. Meclis’teki tartışmalarda ise yine bu konu öne çıktı

ve uyum konusunda belli bir standartlar gerekir, denildi. 1654

Deutsche Zusammenfassung. Der Nationalrat fordert ein Rahmengesetz Signal für Ausländerintegration Mit 111 gegen 59 Stimmen hat der Nationalrat ohne eigentliche Debatte eine Motion überwiesen, die vom Bundesrat die Ausarbeitung eines Rahmengesetzes über die Integration verlangt. Die Förderung der wirtschaftlichen und gesellschaftlichen Eingliederung der Ausländer wird dabei als Querschnittaufgabe verstanden. Sie soll daher gleichzeitig in diversen bestehenden Gesetzen festgehalten und damit als Teil etwa der Sozial-, der Gesundheits-, der Bildungs-, der Kultur- und der Siedlungspolitik verdeutlicht werden.

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 7

28.12.10 03:37


8

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Almanya’daki Türkler Artık, Meyve Sebze Satmıyor! PHM

Almanya’daki piyasa araştırmalarının sonuçları, Thilo Sarrazin ve fikirdaşlarının, “Türkler sadece meyve sebze satıyor” tezini çürüttü. Son araştırmalara göre, Türk kökenli girişimciler 80 binin üzerinde firma ile 100’ün üzerinde sektörde aktif ve 400 binden fazla kişi istihdam ederek, milyonlarca kişi için ekmek kapısı konumunda gözüküyor. Almanya’da girişimcilik alanında yapılan araştırmalar, başta Türkler olmak üzere Müslüman göçmenleri hedef tahtasına koyan Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu eski üyesi Thilo Sarrazin (SPD) ve fikirdaşlarının tezlerini çürüttü. Araştırma sonuçlarına göre, Türk toplumu son derece girişimci ve Sarrazin’in iddia ettiği gibi sadece sebze-meyve satmıyor, her alanda girişimlerle Alman ekonomisine büyük katkılar sağlıyor. Alman basınında da geniş yankı bulan araştırma sonuçlarına göre, ülkedeki her beş girişimciden birinin göçmen olduğu belirtiliyor. 50 yıl önce Almanya’ya “vasıfsız işçi” olarak gelen Türklerin bugün geldiği nokta ise göz kamaştırıyor. Buna göre, Türk kökenlilerin kurduğu firma sayısı 80 bini aştı, 15 yıl içinde ise 130 bini geçmesi bekleniyor. Türklerin kurduğu firmalar, 400 binin üzerinde insanı istihdam ederek, aile fertleriyle birlikte milyonlarca insana ekmek kapısı oluyor. Alman Haber Ajansı Dpa’nın da, “Uzun zamandır onlar, sadece

sebze-meyve satmıyor” başlığıyla verdiği haber bir çok Alman gazetesinde yer almasına karşın, haftalardır Müslüman göçmenleri acımasızca eleştiren haberlere yer veren büyük gazetelerin araştırma sonuçlarına göz yumması dikkat çekti. Dpa haberinde, “Onlar uzun süredir sadece meyvesebze satmıyor, araba galerisi işletiyor, bilgisayar-yazılım firmaları, bakım hizmet firmaları işletiyor. Türklere ait firmalar yüz binlerce kişiye iş veriyor” dedi. İş adamı Kemal Şahin gibi örnekleri de işleyen ajans, “Almanya’da Türk kökenlilere ait 80 bin firmanın olduğu tahmin ediliyor. Sadece Türk kökenlilere ait firmalar yılda 40 milyar euro civarında ciro yapıyor ve 400 binden fazla insana iş veriyor” dedi. Türk-Avrupalı girişimciler birliğinden Pamir Ivkin, “Bunlar çoktandır köşedeki klasik manav veya dönerciden öte firmalardır” ifadelerini kullandı. Araştırmalara göre, göçmenlerin neredeyse tüm branşlarda yer aldığını bildiren Pamir Ivkin, göçmen firmalarının Almanya’nın yurt

içi gayri safi milli hasılasına ve vergi gelirine önemli bir katkı yaptıklarını bildirdi. Nürnberger Zeitung gazetesinin, “Birçok göçmen, girişimci olarak başarılı” başlığıyla okuyucularına aktardığı araştırma ile ilgili Landshuter Zeitung, Main Echo ve Straubinger Tagblatt gazeteleri de “Onlar uzun süredir sadece meyve ve sebze satmıyor” başlığıyla verdi. Münchener Merkur gazetesinin, “Firma kuran her beş kişiden biri göçmen” diye verdiği haberi Frankenpost, “Başarılı göçmenler”, Pirmasenser Zeitung gazetesi ise “Türkler 400 bin kişiyi istihdam ediyor” başlığını tercih etti. Araştırmayı yapan Ivkin, Türk kökenlilerin kurduğu firmaların sayısının artmaya devam ettiğini kaydetti. Önümüzdeki 15 yıl içinde Türklerin kurduğu firma sayısının 130 bini geçeceği tahminini yürüten Ivkin, sadece Kemal Şahin, Vural Öger gibi büyük girişimcilerin değil, döner satan yerlerin de küçümsenmemesi gerek-

tiğini vurguluyor. Ivkin, “BerlinKreuzberg’deki dönercilerin yıllık cirosu 1.5 milyon euroyu buluyor” dedi. Almanya’da bankacılık sektörünün önemli isimlerinden KfW grubu da göçmen firmaları alanında güçlü bir artış olduğu gözlemini açıkladı. Yapılan yeni bir araştırmaya dikkat çeken KfW grubu geçtiğimiz yıl toplam 170 bin yeni firma kurulduğunu, bu kapsamdaki firmaları kuranların beşte birinin yabancı kökenli olduğunu kaydetti. KfW, Doğu Avrupa, Rusya, Polonya ve Balkan ülkeleri kökenli bir çok firmanın da Almanya’da yerini aldığını kaydetti.

li girişimcilerin, Sarrazin’in iddia ettiği gibi sadece meyve-sebze satmadığını bildirdi. Türk kökenli firmaların 100’ün üzerinde değişik branşta faaliyet gösterdiğini bildiren TD-IHK Genel Sekreteri Suat Bakır, Türk firmalarının ağırlıklı olarak gastronomi ve hizmet sektöründeki aile firmaları olduğunu, ancak firma danışmanlığı, yazılım ve yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren de sayısız Türk firması olduğunun altını çizdi. Suat Bakır, “Türkler arasında, Almanya’da girişimci olmak konusundaki büyük ilgi kırılmadı, aralıksız şekilde sürüyor” dedi. 1635

Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası (TD-IHK) da Türk köken-

İsviçre’de Düşük Vergi Savaşları Devam Ediyor PHM

Yıl sonuna yaklaştıkça kanton Zürih’te iki belediye arasında yaşanan düşük vergi savaşı giderek ilginç bir hale geldi. Vergi cenneti olarak bilenen Zollikon ve Thalwil’de vergi oranları halen %81’in altında gözüküyor. Zürih kantonunda vergi yasası, kanton sınırları içindeki belediyelerin sadece dokuzunun %81’in altında olabileceğini, belediyelerin bu sınırı aşması halinde, tüm bu belediyelerdeki vergilerin %10 artmasını öngörüyor. Daha önce bu dokuz belediye içinde olmayan Rüschlikon’un vergi oranını düşürmesi ile bu sınırın altında olanların sayısı 10’a çıktı. Ancak, Thalwil belediyesinin daha önce aldığı bir kararla vergi oranını %80 olarak tespit etmesi üzerine Zollikon belediyesi, söz konusu %10 artışın önüne geçmek için vergi oranını arttırarak %81’e çıkardı. Öte yandan, geçtiğimiz yıllarda önemli oranda vergi indirimi yapan belediyelerde bütçe açıklarının artması sonucu tekrar vergi oranlarının artması gündeme geldi. 2008 yılında vergi oranını %23 gibi yüksek oranda düşüren Wollerau belediyesi, 2012 yılında tekrar vergi oranını arttırmakla karşı karşıya kaldı. Feusisberg, Hergiswil veya Zug kantonu için de benzer du-

rum gündeme geldi. Karşılıklı olarak geçtiğimiz yıllarda vergi indirme savaşına girmiş olan Luzern ve Uri kantonları da bu nedenle zor durumda kaldı. Obwalden kantonunun gelecek yıl ilk defa 1.2 milyon bütçe açığı vermesi bekleniyor. Kanton Schwyz’de bu açık ise 136 milyon gibi oldukça yüksek düzeyde olacak. Bütün bu gelişmelere karşın hala gerek kantonlar gerekse de belediyeler arasında, vergi indirim savaşları sürmeye devam ediyor. Her kanton ve belediye, daha fazla varlıklı aileleri kendilerine çekmek için, vergi indirimine gitmeye devam ediyor. Bunun sonucu olarak özellikle, gelir düzeyi yüksek olanların ödedikleri vergilerin azalması sonucu kanton ve belediyelerin gelirleri azalıyor. Daha önce benzer durumun ABD’de yaşanmış olması ve bugün gelinen durumdan bir ders almak yerine, İsviçre’de kanton ve belediyeler arasında vergi indirim

savaşları tüm hızıyla sürüyor. Bugüne kadar ABD’de yapılan vergi indirimleri sonucu devletin vergi geliri kayıplarının gelecek on yıl içinde 4000 milyar dolar gibi akıl almayacak bir miktara çıkacağı hesaplanıyor. Bunun sonucu ise bir yandan otobanların ve köprülerin yenilenmeyerek yıkılma noktasına gelmesi, eğitimde kalitenin düşmesi akla ilk gelenler arasında yer alıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası, en varlıklı ailelerden alınan vergi oranının %90 olduğu, ABD’de bu oranın şimdilerde %25’e kadar düştüğü görülüyor. Pek çok şehirde belediyeler, yapmaya mecbur oldukları hizmetleri yerine getiremiyor, iflas ile karşı karşıya kalıyor. Bütün bu gerçeklere rağmen, İsviçre’de vergi indirim savaşlarının devam etmesi, pek çok çevre tarafından hayretle karşılanıyor. 1636

Deutsche Zusammenfassung. Der ruinöse Kampf um tiefe Steuern In den postindustriellen Gesellschaften des Westens reduziert sich die Politik zunehmend auf ein einziges Thema: tiefe Steuern. Welchen Preis man dafür zahlen muss, sieht man in den USA – und bald auch schon in der Schweiz. Im Kanton Zürich findet derzeit ein absurdes Fernduell zwischen Zollikon und Thalwil statt. Die beiden Seegemeinden sind Steueroasen mit einem Steuersatz von unter 81 Prozent. Im gesamten Kanton dürfen aber nur neun Gemeinden diese Grenze unterschreiten, sonst werden alle mit einem Aufschlag in den Finanzausgleich von zehn Prozent bestraft. Weil Rüschlikon seine Steuern gesenkt hat und in den Neunerclub aufgenommen wurde, wird Zollikon sich wahrscheinlich opfern und seine Steuern erhöhen müssen.

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 8

28.12.10 03:37


Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 9

28.12.10 03:37

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch


10

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Kira Fiyatları Düşüyor! PHM

İsviçre Konut Müsteşarlığı (Bundesamt für Wohnungswesen) tarafından aralık ayı başında yapılan bir açıklamada, ipotek faizlerinin düşmesine paralel olarak, kiraların belirlenmesinde esas alınan faiz oranının 2 Aralık 2010 tarihi itibarı ile % 3’ten % 2.75’e düşürülmesini kararlaştırdı. Gerek Kiracılar Derneği gerekse de Ev Sahipleri Dernekleri, buna bağlı olarak kiraların düşürülmesinden gündeme geldiğini açıkladılar. İsviçre’de ev kiraları ile ilgili yasalar, 2008 yılından bu yana, İsviçre Konut Müsteşarlığı tarafından her üç ayda bir, ipotek faizlerindeki gelişmeler dikkate alınarak, bir referans faiz oranı tespit etmesini öngörüyor. Bu oran ise, kira yasasına göre kiraların tespit edilmesinde belirleyici bir rol oynamaktadır. 2008’den önce ise, kantonların resmi bankalarının ipotek faiz oranı bu hesaplamada esas alınıyordu. 2010 Eylül ayında, ortalama ipotek faizleri %2.69’dan %2.65’e düşmesi sonucu, Müsteşarlık referans oranının, %2.75’e indirilmesini kararlaştırdı. Yasa, ipotek faizlerinde önemli oranda bir değişme olursa, bunun referans oranlarına yansıtılmasını öngörüyor. Yeni referans faizinin açıklanmasından sonra bir açıklama yapan Kiracılar Derneği, ev sahiplerinden, kiraların buna göre hesaplanarak düşürülmesini talep etti. Öte yandan, ortalama ipotek oranları-

nın %2.43’e kadar düşmesi halinde, bu referans oranı bir kez daha düşürülüyor. Ev Sahipleri Derneği de benzer şekilde, ev sahiplerine çağrıda bulunarak, kiraların bu gelişmeye göre gözden geçirilmesini istedi. Yasalara göre ev sahipleri, referans oranının değişmesi halinde, ev sahiplerine kiraların gözden geçirilmesini gerekli kılıyor. Ev sahiplerinin ya kiraları düşürmesi veya eğer düşürmüyorlarsa bunu gerekçelendirmesi gerekiyor.

Konu ile ilgili yaptığı açıklamada Kiracılar Derneği, tüm kiraların düşürülmesi gerektiğine, kiracıların bu hakka sahip olduklarına dikkat çekti. Ev Sahipleri Derneği ise kiraların büyük bir çoğunluğunun düşürülmek zorunda olduğunu kabul ediyor. Yapılan hasaplamalara göre, referans oranının düşmesi sonucu kiraların %2.91 oranında düşmesini gerekli kılıyor. Ancak ev sahipleri, gerek pahalılık oranınındaki artışı gerekse de maliyetlerin arttığını öne sü-

rerek, bu düşmenin %40 kadarını bunlarla karşıladıklarını öne sürme hakkına da sahipler. 1637

Deutsche Zusammenfassung. Reduktion Referenzzinssatzes Die Reduktion des Referenzzinssatzes von 3 auf 2,75 Prozent entspricht einer Mietzinsreduktion von 2,91 Prozent. Auch falls die Hypozinsen in nächster Zeit wieder anziehen, wird der Referenzzinssatz nicht sofort ansteigen. Grund ist ein Verzögerungseffekt: Rund 70 Prozent der Hypotheken sind an feste Zinsen gebunden; sie ändern sich erst, wenn die sogenannten Festhypotheken auslaufen und neu festgelegt werden.

İflas Eden Firmalar Rekor Düzeye Ulaştı! PHM

2010 yılının ilk 11 ayında İsviçre’de iflas eden firmaların sayısı geçen yıla oranla %24 artarak 5619 gibi oldukça yüksek bir düzeye ulaştı. Yıl sonuna kadar 6200’e ulaşması beklenen iflas sayısı, İsviçre’de ilk defa rekor seviyeye çıktı. Ödeme yapmama durumu iflasın en önemli nedenleri arasında gösteriliyor. Tüm iflasların yaklaşık %72’si bu sebepten kaynaklanıyor. Öte yandan, firmaların yasanın gerektirdiği kadar organlarının olmaması nedeni ile ortaya çıkan iflaslar ise, %28 oranında. İflasların en fazla görüldüğü iş kolu ise lokantacılık. Bu iş kolunda iflas etme rizikosu İsviçre ortalamasının tam iki buçuk misli. En az iflas eden firma ise bina yönetiminde oldu. Bunları ise mimar büroları ve makine yapım firmaları izliyor. İflasların en fazla olduğu bölge 595 iflasla Zürih kantonu oldu.

Bölge olarak iflasların en fazla arttığı yer ise Orta İsviçre, bu bölgedeki iflas artışları %37 gibi oldukça yüksek düzeyde görüldü. Doğu İsviçre’de bu oran %31’e, merkezi İsviçre’de ise %23’e kadar düşüyor. En az artış olan bölgeler ise %16 ile Kuzeybatı İsviçre’de, bunu %17 ile Tessin ve %18 ile Zürih takip ediyor. İflasların rekor düzeye çıkmasına karşın yeni firma kurulmalarında da bir artış görülüyor. Kasım ayı sonuna kadar kurulan firma sayısı bir önceki yıla göre %6 oranında artarak kasım ayı sonunda 33500’e kadar çıktı. Firma kurulmalarında %33 ile en fazla artış Glarus kantonunda oldu. Bu

kantonu %31 artışla Schaffhasuen takip ediyor. Uzmanlar, 2010 yılı sonuna kadar firma kurulmalarının 37000’e kadar çıkmasının beklendiğini ifade ediliyor. Firma kurulmalarının azaldığı kantonlar ise %-11 ile Uri, %-7 ile Appenzel ve %-4 ile Baselland oldu. 1642

Deutsche Zusammenfassung. In der Schweiz machen so viele Firmen pleite wie noch nie So viele Firmen wie von Januar bis November sind in der Schweiz noch nie Konkurs gegangen. Die Zahl der Firmenkonkurse nahm um 24 Prozent zu. Bis Ende Jahr rechnet der A Experten mit über 6200 Firmenpleiten. Das wären ein Viertel mehr als 2009. Das grösste Pleiterisiko laufen Gastwirte, Personalvermittler und Handwerker. Im Gastgewerbe ist das Konkursrisiko fast zweieinhalb mal höher als im Schweizer Durchschnitt. Die geringste Gefährdung besteht für Immobilienmakler und -verwaltungen, Architekturbüros sowie den Maschinenbau.

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 10

28.12.10 03:38


Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 11

28.12.10 03:38

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch


12

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Orta Sınıfların Durumu Tehlikede Gözüküyor PHM

İsviçre Memurlar Sendikası tarafından, Basel’da (BASS) yaptırılan araştırma sonuçlarına göre, son yirmi yılda İsviçre’de orta sınıfların durumunun giderek kötüye gittiği tespit edildi. Bu araştırmaya göre, bunun sonuçları İsviçre açısından oldukça düşündürücü ve bu konuda acil olarak alınması gereken tedbirlerin Hükümet ve Parlemento tarafından ciddiye alınması gerekiyor. İsviçre’de geliri en fazla olan %20 ’lik kesim ile geliri en az olan %20 ’lik diğer bir kesimin arasında kalanlar orta sınıf olarak adlandırılıyor. Bu tanımlamaya göre, bugün yıllık geliri 103.000 ile 244.000 frank olan iki çocuklu dört kişilik bir aile veya yıllık geliri 49.000 ile 116.000 frank olan tek kişilik bir aile, orta sınıfı teşkil ediyor. Bu tanımlama nufusun %60’ını oluşturan kesimin son yirmi yılda gelir düzeyinin hemen hemen aynı düzeyde kaldığını, buna karşın gerek vergilerin artması gerekse de hayat pahalılığının artması sonucu, yaşam düzeylerinin önemli oranda düştüğünü gösteriyor. Ekonomik krizin ortaya çıkmasından önce 2008 yılına göre yapılan bu araştırma, söz konusu kesimlerin ekonomik olarak gittikçe zor durumda olduğunu ortaya çıkarıyor. Ekonomik krizin sonucu ile bu durumun daha da ciddi boyutlara ulaşacağı tahmin ediliyor. Yapılan araştırma 2008 yılında

nufusun %60’ını oluşturan bu kesimin, toplam gelirinin % 55.1’ine sahip olduğunu gösteriyor. En varlıklı %20’lik kesim ise gelirin % 35.2’sini, en fakir olan %20’lik kesim ise toplam gelirin %9.8’ine sahip olduğunu gösteriyor. Vergi, hastalık sigortası gibi zorunlu giderlerin çıkarılmasından sonra bu oranlar, %55.5, %37.2 ve %7.2 olarak gerçekleşiyor. Araştırma, 20 yıl öncesindeki yaşam düzeyi dikkate alındığında, aynı düzeyde kalanların sayısının önemli bir miktarda azaldığı sonucuna varılıyor. Bu konuda İsviçre’de bugüne kadar ciddi bir araştırma yapılmadığına dikkat çeken araştırma sonucu, Almanya’da bu konudaki araştırmaların oldukça gelişmiş olduğunu belirtiyor. Bu konuda İsviçre’de orta sınıfların durumuna ilişkin ayrıntılı bulguların, mevcut verilere dayanılarak ortaya çıkmasının zor ol-

duğu, bu nedenle araştırmanın daha çok Almanya’daki araştırmlarla karşılaştırılarak yapılmasını zorunlu kılıyor. Açıklanan sonuçlar bu anlamda genel olarak, belli kabullerle ortaya çıkan sonuçlardır. Buna göre, orta sınıfların durumları, vergi ve hastalık sigortası primleri gibi zorunlu giderlerinin artması ve gelir düzeyinin azalmasına bağlı olarak hesaplanıyor. Bunların dışında daha ayrıntılı sonuçlar, genel tahminlere dayanılarak yapılmıştır. Ancak bu durum, orta sınıfların durumlarının hızla kötüleştiği gerçeğine engel olmuyor. Bunun sonucu olarak, Türkiye’deki deyim ile orta direğin durumlarının bir an önce düzeltilmesi gerektiğini gösteriyor. Araştırmanın açıklanmasının ardından, gelecek yılın seçim yılı olduğu düşünülürse, seçime katılacak partilerin bu konuda ne gibi önlemlerin alınmasını önerecekleri ise merakla bekleniyor. 1638

Deutsche Zusammenfassung. Der Mittelstand kommt nicht vom Fleck Das Büro für arbeits- und sozialpolitische Studien (BASS) hat im Auftrag des Verbands Angestellte Schweiz eine Erhebung über die wirtschaftliche Situation des Schweizer Mittelstandes gemacht. Ihrer Untersuchung legten die BASS-Fachleute dabei eine klare Definition des Mittelstandes zugrunde. Demnach entfallen je ein Fünftel (also je 20 Prozent) auf die einkommensschwachen und die einkommensstarken Haushalte. Die drei mittleren Fünftel bilden den Mittelstand, der wiederum in einen unteren, mittleren und oberen Mittelstand aufgeteilt werden kann.

2011 İsviçre Devlet Başkanlığına Micheline Calmy-Rey Seçildi PHM

Kış dönemi Parlamento toplantısı, 2011 yılı için devlet başkanı ve yardımcısını, geleneklere uyarak seçti; ancak devlet başkanlığına seçilen M. Calmy-Rey bugüne kadar başkanlık için yapılan seçimlerde en az oyla seçilen kişi oldu. Bir yıl boyunca devlet başkanlığını, dış işleri bakanlığı ile birlikte sürdürecek olan bakan, seçim bölgesi olan Cenevre’de yine geleneksel bir törenle karşılandı. Her yıl aralık ayı başında yapılan devlet başkanlığı seçimleri, İsviçre Parlamentosu’nu oluşturan 200 üyeli Ulusal Meclis’le, 46 üyeli Kantonlar Meclisi’nin ortak toplantısında yapılıyor. 7 bakandan oluşan İsviçre Hükümetinin, en uzun süreli bakanlık yapmış olan kişinin devlet başkanlığına seçilmesi geleneği bu yılda devam etti. 1919 yılında, Parlamento’da en fazla oya sahip dört büyük partinin oluşturduğu koalisyon, bugüne kadar sürdü. İktidarı paylaşan bu partilerin, gerek bakanlar gerekse de parlamento çalışmaları için kendi aralarında oluşturdukları uzlaşma ile bu gelenek ortaya çıkmıştı. Ancak her iki Meclis’in 246 üyesinin sadece 223’ünün katıldığı seçimde pek çok parlementerin geçersiz oy kullanması sonucu sadece 189 geçerli oy kullanıldı ve 106 oyla Calmy-Rey 2011 yılı devlet başkanlığına seçildi. Bu sonuçla ilk defa bu kadar düşük oyla Parlamento, bir devlet başkanı seçti. Daha önce 1921 yılında FDP partisinden Edmund Schultess, 136 oyla devlet başkanlığına

seçilmiş, bu yıla kadar en az oyla seçilen devlet başkanı olma özelliğini taşımıştı. 1945 yılında Sion’da doğan Calmy-Rey, 1997 yılında Cenevre Kanton Hükümetine, 2002 yılında ise İsviçre Hükümetine bakan olarak seçildi. Daha önce 2007 yılında ilk defa devlet başkanlığına seçildi. Sosyal Demokrat CalmyRey, açık ve dolaysız konuşması nedeni ile hükümet üyeleri ve parlamenterler tarafından pek sevilmedi. İsviçre ile Libya arasında uzun yıllar süren krizin sorumlusu olarak gösterildi; ancak bu sadece bir bahane olarak kabul gördü. İsviçre Parlamentosu, 90 yıldır süren koalisyon geleneği ile hükümet üyesi bakanları her seçim sonrası yeniden seçiyor. Benzer şekilde istifa eden bakanın yerine, partilerin önerisi ile yeni bakanlar seçiyor. Kural olarak önerilen bakanların seçilmesi uygun görülüyor. Ancak bakanların bu seçim sırasında aldıkları oylar, onların çalışmalarının Parlamento tarafından nasıl değerlendirildiğinin bir göstergesi oluyor. Seçi-

me katılan üyelerin üçte ikisinden daha fazla oy alanların iyi bir sonuç aldığı kabul ediliyor, başka bir deyişle 160’tan az oy alarak seçilen bakanların çalışmaları Parlamento tarafından iyi karşılanmadığı söyleniyor. Ancak bu durum, gerek partilerin gerekse de tek tek Parlamento üyelerinin, bakanlarla politik veya kişisel hesaplaşması için de bir fırsat oluşturuyor. Bu yılki devlet başkanı seçimi kadar başkan yardımcılığı seçimi de bunu açıkça gösterdi. SVP tarafından doğrudan önerilmediği halde bakan olarak seçilen Eveline WidmerSchlumpf, sırası geldiği için devlet başkanı yardımcısı seçilmek durumundaydı. Ancak, bu seçimi kabul ettiği için SVP üyeliği düşürülen Widmer-Schlumpf’un başkan yardımcılığı seçiminde SVP’li üyeler, diğer SVP’li bakan U. Maurer’e oy verdiler. Bunun sonucu olarak Widmer-Schlumpf, sadece 146 oyla başkan yardımcılığına seçildi. 1639

Deutsche Zusammenfassung. Riesen-Ohrfeige für Calmy-Rey Bei der Wahl der Bundespräsidentin wären maximal 246 Stimmen möglich, falls alle Mitglieder des Parlaments erschienen wären. Heute anwesend waren 223 Parlamentarier – davon hat nicht einmal die Hälfte für Calmy-Rey gestimmt. 106 Stimmen sind nicht nur das schlechteste Resultat in der Geschichte des Bundesstaats, es ist auch ein äusserst knappes Ergebnis – nur 11 Stimmen über dem absoluten Mehr. Der bisherige Negativrekord bei der Wahl eines Bundespräsidenten liegt bei 136 Stimmen. So viele erzielte 1921 Edmund Schulthess. Ganze 27 Parlamentarier haben aus Protest leer eingelegt. 23 sind gar nicht erst erschienen. Proteststimmen haben auch Ueli Maurer und Eveline Widmer-Schlumpf erhalten.

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 12

28.12.10 03:38


13

İSVİÇRE HABERLERİ www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

Tarıq Ramadan: ‘‘İsviçre Dinlerinden Biri de İslam’dır’’ PHM

19 Aralık Pazar günü Dietikon’da, İsviçre Genç Müslümanlar Derneği tarafından düzenlenen ‘’Umma Günü’’ne 1000 fazla kişi katıldı. Toplantıya konuşmacı olarak katılan ünlü İsviçreli İslam Araştırmacısı Tarıq Ramadan, İsviçre’deki dinlerin birinin de İslam olduğunun kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Zürih İslam Kurumları Birliği (VIOZ) Başkanı Taner Hatipoğlu ise, İsviçre’de yaşayan Müslümanların sayısının 400.000 geçtiğine dikkat çekerek, bu tespiti doğruladı. Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 insanından biri olarak gösterilen Tarıq Ramadan konuşmasında diğer konuşmacılardan farklı olarak, Müslümanların sadece birer mağdur olarak gösterilmek istenmesine karşı çıktı. Sadece bir Müslüman olarak üniversiteye gitmek yeterli değildir, orada eğitim veren Müslümanlar da olmalıdır diyen Ramadan, SVP’ye oy verenlerin korkak insanlar olduğuna dikkat çekti. Tarıq Ramadan’ın konuşması İsviçre basını tarafından da ilgiyle izlendi. Toplantıda Müslüman olmayan tek konuşmacı ise Yeşiller Partisi milletvekil Daniel Vıscher oldu. İsviçre toplumuna katılın çağrısı ile konuşmasına başlayan Vischer, T. Saraz’in gibi politikacıların Batılı kibirliliğinin bir örneği olduğuna değindi. Göçmenlere getirilen engeller, toplumla uyumu zorlaş-

tırdığını dile getiren Vischer, ayrıca vatandaşlığa geçiş sorunlarına da değindi. SVP gibi partilerin, oy kazanma uğruna İslamiyet’i karalamaktan çekinmediğini konuşmasında dile getiren T. Hatipoğlu ise, İslam konusunda İsviçre toplumunun oldukça az bilgiye sahip olduğunu söyledi. Ayrıca Hatipoğlu, ‘’Müslümanların basında sürekli olarak olumsuz yönleri ile yer aldıkları, yapılan araştırmalar göstermektedir, üniversite tarafından yapılan bir araştırmada, Müslümanlar hakkında çıkan haberlerin %80’i olumsuz yönde’’ dedi. İsviçre’de sayıları 400.000’i aşan Müslümanların yarısının eski Yugoslavya’dan, %25’inin Türkiye’den ve geriye kalanların ise 140 ayrı ülkeden geldiği de VIOZ başkanı tarafından dile getirildi.

Öte yandan toplantıya Bonn Üniversitesi’nde İslam Bilimi okuyan Saloua Muhammed tek kadın konuşmacı olarak katıldı ve sürekli olarak bir kadın olarak İslam’da baskıya maruz kalmadığını anlatmaktan bıktığını söyledi. Konuşmalar arasında sahne alan Almanya’dan gelen Rap Grubu

Ammar 114’te aynı şekilde Müslümanların sorunlarını dile getiren

çeşitli parçaları dinleyicilere sundular. 1641

Deutsche Zusammenfassung. «Der Islam ist eine Schweizer Religion.» Am grössten Muslimtreffen der Schweiz war Tariq Ramadan, gebürtiger Schweizer und einer der einflussreichsten Muslime Europas, der wichtigste Redner. Er kritisierte die SVP scharf. Heute sprach in Dietikon Tariq Ramadan, einer der bekanntesten Muslime der westlichen Welt. Gut 1000 Personen sind zum grössten Muslimtreffen der Schweiz gekommen, um ihn anzuhören. Ramadan ist vom Times Magazin zu einem der hundert einflussreichsten Personen gewählt worden und gilt vor allem bei den jungen Muslimen als Gallionsfigur ihres Glaubens. Der Schweizer mit ägyptischen Wurzeln ist der Meinung: «Wer die SVP wählt, hat Angst.» Die Volkspartei wolle ein unformes Land, in der alle gleich sind. «Die SVP arbeitet damit gegen die Werte der Schweiz, die von der Diversität lebt», sagte Ramadan.

Merkez Bankası: ‘‘Ekonomik Kriz Rizikosu Devam Ediyor’’ PHM

Aralık ayı içinde İsviçre Merkez Bankası Şefi Philipp Hildebrand’ın ‘’Tehlike henüz geçmiş değil, emlak piyasasında kriz rizikosu devam ediyor’’ açıklaması geniş yankılara neden oldu. Merkez Bankası’na göre bunun en önemli nedeni, emlak alımı için kullanılan ipotek faizlerinin tarihte görülmedik bir düşüklükte olmasıydı. Merkez Bankası’nın bu endişelerinin kaynağı ise ABD’de 2008 yılında ekonomik krizi ateşleyen duruma benzer bir durumun İsviçre’de de ortaya çıkmaya başladığı düşüncesiydi. Diğer İsviçreli ekonomi uzmanlarının iyimser tahminlerinin tersine Merkez Bankası bu tehlikenin her gün arttığı yönündeki görüşü oldu. Emlak piyasası uzmanları, %1’e kadar düşen ipotek faizlerinin %4’e çıkması halinde, emlak sahiplerinin yarısının ipotek faizlerini kısmen veya tamamen ödeyemeyecek duruma geleceği konusunda fikir birliği içindeler. Uzmanların yaptığı bu hesaba göre, ipotek faizlerinin %2’ye çıkması halinde, emlak sahiplerinin %6’sı ödeme zorluğu ile karşı karşıya gelecek. Ancak uzmanlar, Merkez Bankası’nın aksine bu ihtimalin oldukça düşük olduğunu, buna bağlı olarak, kriz tehlikesinin düşük olduğu inancındalar. İpotek faizlerinin %4’e çıkmasının bir fırtına etkisi yaratacağı; ancak bunun aniden ortaya çıkmasının mümkün olduğu görüşü hakim oldu. Tam bu noktada, İsviçre emlak piyasasında ilginç bir nokta ortaya çıktı, göçmenlerin giderek daha fazla emlak alımına yönelmiş olmalarıydı. İsviçre’de yaşayan göçmenlerin, çeşitli nedenlerden dolayı kendi ülkelerine dönüş düşünceleri azaldı ve buna bağlı olarak, İsviçre’de emlak alma bir anlam-

da yaşam garantisi olarak görüldü. Bunda kuşkusuz, göçmenlerin haklarına yönelik saldırıların artması ile kendilerine bir güvence arama refleksi de önemli bir rol oynadı. Özel olarak Türk vatandaşlarının ne kadar emlak aldığına ilişkin bir veri olmamasına karşın, göçmenler arasında en fazla emlak alımına yönelen kesimin eski Yugoslavyalılarla birlikte Türkler olduğu tahmin ediliyor. Bazı uzmanlar bu durumun, olası bir emlak krizini engelleyen önemli bir sorun olduğu görüşündeler. Merkez Bankası

Deutsche Zusammenfassung.

Merkez Bankası başkanı ise aynı düşüncede değil. Önce ABD sonra sıra ile İrlanda ve İspanya’da aynı sürecin yaşandığı, bu süreç öncesinde ekonomi uzmanlarının böylesine ihtimal vermedikleri, buna rağmen bir anda ortaya çıkan krizin fırtına gibi estiğine dikkat çekiyorlar.

Ausländer retten Häusermarkt!

2010 Haziran ayı içinde, bankaların verdikleri ipoteklerin bir yıl içinde ekonomik krize rağmen %5 oranında artmış olması, kuşkusuz, ipotek faizlerinin çok düşük olması ile açıklanabilir. Düşük faiz, daha çok insanın kendi evine sahip olma arzusunu kamçılıyor. Ancak bir yandan gelirlerin azalması, öte yandan olası bir faiz yükselmesi halinde ipotek faizlerinin ödenmesinin aksa-

Erst letzte Woche wieder mahnte Philipp Hildebrand, der Chef der Schweizerischen Nationalbank: «Es gibt keine Gründe zu entwarnen. Das Risiko im Immobilienbereich bleibt bestehen.» Damit meint er die Gefahr einer Immobilienblase in der Schweiz. Grund für die Warnungen sind die derzeit rekordtiefen Hypothekarzinsen. Steigen die Zinsen, können diverse Immobilienbesitzer ihre Hypotheken nicht mehr bezahlen. Aber Experten glauben: Zuwanderer bewahren uns vor einer Blase. Dass die Zinsen in den nächsten Jahren wieder steigen werden, ist unvermeidlich. Man rechnet mit einem tieferen Anstieg, der langsam erfolge. Das führe zwar zu teilweise sinkenden Immobilienpreisen, keinesfalls aber zu einem Kollaps des Häusermarktes, von dem die Anleger sich mit Schrecken abwenden würden. ması da gündeme gelecek. İşte, Merkez Bankası’nı korkutan en büyük tehlike bu

noktadan sonra ortaya çıkacak. 1682

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 13

28.12.10 03:38


14

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

İsviçre ile AB Arasındaki İkili Anlaşmalar İyiye Gitmiyor... PHM

İsviçre ile Avrupa Birliği arasında yapılan ikili anlaşmaların düzenli olarak gözden geçirilmesinin ilki 2008 yılında, ikincisi ise 2010’un sonunda yapıldı. İsviçre ile birlikte benzer şekilde, Avrupa Birliği ile ilişkileri ikili anlaşmalarla düzenlenen diğer 3 EFTA (Avrupa Serbest Bölge Ülkeleri) üyesi konusunda hazırlanan değerlendirme, Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları’na sunuldu. Bu değerlendirmede yeni bir nokta olmamasına karşın, Avrupa Birliği ilk defa bu tür ikili anlaşmaların sınırlarına dikkat çekiyor. İkili Anlaşmalar konusundaki değerlendirmeler İsviçre’ye yönelik övgülerle başlıyor. Gotthard tünelinin açılması, Avrupa’nın coğrafi birliğine katkısı ve Schengen Anlaşmasına girme kararı olumlu örnekler olarak gösteriliyor. Son iki yılda ikili ilişkilerin daha da derinleştiği, İsviçre’nin AB’ye katkısının arttığına dikkat çekiliyor. Ancak ikili ilişkilerin geleceği konusunda bu yıl ilk defa belli şüpheler dile getirildi. İsviçre’nin AB yasalarına uyumunun daha da artması ile bu anlaşmaların oldukça kapsamlı hale geldiği ve çoğu zaman gerek resmi makamların gerekse de şirket ve kişilerin hangi yasanın geçerli olduğu konusunda sık sık tereddüde düştüğüne dikkat çekiliyor. Serbest dolaşım konusunda AB ile İsviç-

re konusunda çıkan anlaşmazlıklar buna örnek olarak gösteriliyor. ‘’Sınırlara varıldı’’ Buna bağlı olarak bu ilişkilerin gelişmesinin doğal sınırlara vardığı, bu durumun önümüzdeki yıllarda belli sorunları ortaya çıkaracağı konusunda uzmanlar görüş birliğine vardı. Bu durum, Avrupa Birliği’nin ilişkilerini geliştirmek istediği belli ekonomik bölgeler konusunda İsviçre’de çekingenlik ortaya çıkarmakta. AB ülkeleri vatandaşları ve şirketlerinin İsviçre’de karşılaştığı zorlukların giderilmesi konusunda ise tepkiler sertleşiyor ve bu konuda İsviçre’nin daha hızlı davranması gerektiğine dikkat çekiliyor. En sorunlu konu ise vergilendirmeler oldu. İsviçre, bu konu-

da belli bir uzlaşma sağlanması konusunda oldukça yavaş davranıyor ve AB ülkeleri bu konuda sık sık sıkıntılarını dile getiriyorlar. Bütün bu sorunlara karşın söz konusu değerlendirmede İsviçre’nin, sorunlarının çözümü konusunda açık bir tavır içinde olduğu ve bunun gelecek için umut verici olduğu şeklindeki değerlendirmeler oldu. Avrupa Birliği konusunda İsviçre’deki partiler hala eski görüşlerinde direnmekte ve İsviçre’nin Avrupa Birliği’ne girmesinin gündemden kalkması ile sorunun ortadan kalktığına inanılmakta. Bu nedenle bu değerlendirmenin, AB konusunu yeniden politikanın gündemine getireceği düşünülüyor. 1643

Deutsche Zusammenfassung. EU-Staaten verschärfen den Ton gegenüber der Schweiz Die bereinigte Fassung des neuen Positionspapiers zu den Efta-Staaten wiederholt alte Klagen in drängenderen Formulierungen. Zum zweiten Mal nach 2008 analysiert der Rat der EU-Mitgliedstaaten das Verhältnis der EU zur Schweiz. Der Bericht enthält nichts grundsätzlich Neues, doch ist der Ton deutlich drängender geworden. Die ständigen Vertreter der Mitgliedstaaten haben den neuen Bericht des EU-Rats über das Verhältnis zu den vier Staaten der Europäischen Freihandelszone (Efta) diskussionslos zuhanden der Aussenminister verabschiedet. Diese sollen das Papier am Dienstag im Rat «Allgemeine Angelegenheiten» als Anhang zu ihren Schlussfolgerungen durchwinken, womit es zu einem offiziellen EUDokument wird. Über einzelne Formulierungen hatten Diplomaten der Mitgliedstaaten während Wochen gerungen.

Türk Edebiyatındaki 20 Eser Almanca Yayınlandı PHM

Zürih’te Unionverlag tarafından ‘’Türkçe Bibliyotek’’ adı altında yayınlanmaya başlanan 20 kitaplık serinin son üç kitabı da aralık ayında yayınlanarak tamamlandı. Bir yandan Çağdaş Türk Edebiyatını tanıtmayı, bir yandan da daha önce Almanca olarak yayınlanmamış önemli kitapları yayınlamayı hedef edinen bu serinin son üç kitabı bu amacı açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bunlar içinde en ilginç olanı ise kuşkusuz, Halide Edip Adıvar’ın ‘’Ateşten Gömlek’’ isimli romanı oldu. 1900 yılından günümüze kadar Türk Edebiyatından örnekler seçmenin oldukça zor olduğunu belirten yayıncılar, öncelikle Türkiye’den bu konuda görüş almakla işe başlıyorlar. 19. yüzyılın sonunda ivme kazanan Türk Edebiyatı, toplumdaki kültürel ve sosyal gelişime bağlı olarak baş döndürücü bir değişim geçirdi tespitinde bulunan yayınevi, bu doğrultudaki ‘’Batılılaşmanın’’ izlerini sürmek istiyor. Daha önce Almancaya çevrilmemiş eserlerin bu dizide yayınlanmak istenmesi, seçimi zorlaştıran önemli bir faktör oluyor. Yaşar Kemal, Orhan Pamuk gibi isimler bu nedenle seride yer almıyor. 20 kitaplık bu seri, üç bölüm olarak düşünülmüş. İlk kategoride yer alan eserler yaklaşık her on yılda bir yayınlanmış klasik romanlardan oluşuyor. Toplumun gelişimine de ışık tutan bu eserlerin tercümesi de oldukça zor olmuş ve döneme göre değişen ifadelerin tam olarak yansıtılmasına özen gösterilmiş.

Bu bölümde yayınlanan eserle şunlardır: Halid Ziya Uşaklıgil Aşk-ı Memnu 1900 Verbotene Lieben 2007 Halide Edip Adıvar Mor Salkımlı Ev / Türk’ün Ateşle İmtihanı 1963/1962 Mein Weg durchs Feuer 2010 Memduh Şevket Esendal Ayaşlı ile Kiracıları 1934 Die Mieter des Herrn A. 2009 Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan 1940 Der Dämon in uns 2007 Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur 1949 Seelenfrieden 2008 Yusuf Atılgan Aylak Adam 1959 Der Müßiggänger 2007 Leylâ Erbil Tuhaf Bir Kadın 1971 Eine seltsame Frau 2005

Adalet Ağaoğlu Ölmeye Yatmak 1973 Sich hinlegen und sterben 2008

Murathan Mungan Doğu Sarayı, 1993/2002 Palast des Ostens 2008

Oğuz Atay Bir Bilim Adamının Romanı 1975 Der Mathematiker 2009

Aslı Erdoğan Kırmızı Pelerinli Kent, 1998 Die Stadt mit der roten Pelerine 2008

İkinci bölümde ise 1980 yılından sonra yayınlanan genç romancıların altı eseri yer alıyor. Günümüz romancıları diye adlandırılabilecek bu eserlerde güncel gelişmeler dikkate alınıyor. Hasan Ali Toptaş Gölgesizler, 2005 Die Schattenlosen 2008 Ahmet Ümit Sis ve Gece 1996 Nacht und Nebel 2008

Murat Uyurkulak Tol, 2002 Zorn 2008 Ayşe Kulin Bir gün, 2005 Der schmale Pfad 2010 Üçüncü bölümde ise 5 Antoloji yer alıyor. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar olan romancıların anlatımlarından oluşan eserlerin konuları zaten kitapların isimlerinden anlaşılıyor.

Von Istanbul nach Hakkâri Eine Rundreise in Geschichten 2005 Hrsg. von Tevfik Turan Liebe, Lügen und Gespenster 2006 Yayına hazırlayan Börte Sagaster Kült Şiirleri, 2008 Kultgedichte, 2008 Yayına hazırlayan Erika Glasen, Turgay Fişekçi (İstanbul) Im Reich der Schlangenkönigin Yayına hazırlayan Erika Glasen, Hasan Özdemir 1644

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 14

28.12.10 03:38


15

İSVİÇRE HABERLERİ www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

İsviçreli Gençler, Türkleri % 55 Seviyor! PHM

Aralık ayında yayınlanan bir araştırmaya göre, göçmenlerin İsviçre’de çok fazla sorun oldukları sonucunu ortaya çıkardı. Araştırma, İsviçreli gençlerin en az sempati duydukları göçmen grubun Kosovalılar olduğunu tespit etti. Gençlik Barometresi adı altında yayınlanan bu araştırma, aynı zamanda gençlerin toplum içindeki davranışları konusunda da belli ipuçlarını veriyor.

En fazla hangi göçmenler, size sempatik gelmiyor? 1.

Kosovalılar : % 67

2.

Sırplar : % 61

3.

Türkler : % 55

%23 Amerikalılar

Amerikalılar % 23

İtalyanlar

3.

%28 %27 İspanyollar

İtalyanlar : % 27

En çok Sempatik olanlar

İspanyollar : % 28

2.

%55

Türkler

1.

Ancak, bu araştırmaya katılanların %70’i göçmenlerin toplum içinde sorun olduğu görüşünde birleşiyor. Gençlerin yarıdan fazlası bu sorunun her gün daha da büyüdüğüne inanıyor. Gençler arasında şiddetin kullanılması ise buna neden olarak gösteriliyor. Kendilerine yöneltilen soruları yanıtlayanların %40’ı geçtiğimiz yıl, bir İsviçreli genç ile bir göçmen genç arasındaki dövüşe şahit olduğunu dile getiriyor. 1645

%61

Sırplar

Size en sempatik gelen göçmenler kimler sorusuna verilen cevaplardaki sıralama ise şu şekilde;

mümkün olduğunca hızlı bir şekilde İsviçre vatandaşlığına geçmesi gerektiğini söylüyor.

Kosovolılar

İsviçreli gençlere sorulan sorular arasında en ilginç olanı, ‘’En fazla hangi göçmenden hoşlanmıyorsunuz?’’ sorusuna verilen cevaplar oldu. Her ne kadar cevaplar şaşırtıcı olmasa da Kosovalı göçmenlere gösterilen antipatinin oranı oldukça dikkat çekti. Bu soruya verilen cevaplardaki sıralama ise şu şekilde:

Başka ilginç bir nokta ise, Almanların %33 ile %32 sempatik görülmeyen Afrikalılardan daha az sevilir durumda olmasıydı. Bunun tersi olarak İsviçreli gençler tarafından en fazla sevilen göçmenler arasında İspanyollar ilk sırada yer alıyor.

Hiç Sempatik olmayanlar

Boş zamanlarında neler yaptıklarından, toplumun içinde en önemli gördükleri konulara kadar pek çok alanda İsviçre’de yaşayan 1011 genç arasında yapılan bu araştırma, 16 ile 25 yaşları arasındaki gençlere sorulan sorulara verdikleri cevaplara göre değerlendirildi. Bu değerlendirmeler içinde ise en fazla dikkati çeken, gençlerin göçmenler hakkındaki düşünceleri oldu. Bern’deki gfs araştırma kurumu tarafından yapılan bu araştırma Credit Suisse tarafından finanse edildi.

%67

Arkadaş olarak iyiler ama… Araştırmada dikkati çeken başka bir konu ise, İsviçreli gençlerin kendi arkadaş gruplarında göçmenlerin bulunması ve bunlara sempati ile bakmaları, sorulara cevap verenlerin %87’sinin göçmen arkadaşı bulunuyor. Benzer şekilde araştırmaya katılan gençlerin yarısı, göçmenlerin topluma uyum sağlaması için hükümetin daha fazla imkan yaratması gerektiğine inanıyor. Yine yarıya yakın bir bölümü, göçmenlerin

Deutsche Zusammenfassung. Unbeliebtesten Ausländer Fast die Hälfte der Teenies glaubt, dass die Ausländer immer mehr zum Problem werden. Gemäss «Jugendbarometer» ist niemand so unbeliebt wie die Albaner. Spanier sind beliebt, Albaner und Kosovaren werden als «sehr unsympathisch» wahrgenommen: Das von der Credit Suisse finanzierte «Jugendbarometer» des Forschungsinstituts gfs.bern zeigt unter anderem, was Schweizer Teenies von den Ausländern im Land hält. Mit diesen Ängsten eng in Verbindung steht das Thema Gewalt. Fast die Hälfte der Befragten gibt an, im letzten Jahr Schlägereien zwischen Jugendlichen miterlebt zu haben. 40 Prozent berichten von Auseinandersetzungen zwischen Schweizern und Ausländern.

İsviçre’deki En Büyük Sorun İşini Kaybetmek PHM

Yıl sonunda bir bankanın yaptırdığı araştırmaya göre, işsizliğin azalmış olmasına karşın, İsviçre’de yaşayanların dörtte üçü işini kaybetme tehlikesini en büyük sorun olarak görüyor. Üstelik işsiz kalmayı en büyük sorun olarak görenlerin sayısı geçtiğimiz yıla göre yüzde on daha fazlalaştı. İsviçrelilere göre ikinci büyük sorun emeklilik, üçüncü sırada ise sağlık sigortaları bulunuyor. İşsizliğin yanı sıra İsviçre’de yaşayanların kafasını kurcalayan diğer büyük sorun emeklilik sigortası oldu. Geçen yıla göre bu konuda artış %9 düzeyinde oldu ve %45 ile ikinci sırada kalmaya devam etti. Geçen yılda da üçüncü sırada olan sağlık sigortası konusunda da artış oldu. Bu oran %36’dan %41’e kadar yükseldi.

süre (1996’dan 2006’ya kadar) %15 gibi pek önemli olmayan bir oranda iken bu sorun son yıllarda sürekli artarak bugün %28’lere vardı. Ancak bu konuda bölgeler arasında önemli farklar görülüyor. Almanca konuşulan kantonlarda bu konu, Fransızca konuşulan kantonlara göre tam üç misli daha fazla görüldü.

Bunlara karşın İsviçrelilerin ekonomiye olan güvenleri artmış durumda, geçen yıl nüfusun dörtte biri (%24) ekonominin daha da kötüye gideceğini düşünürken bu yıl bu oran %10’lara kadar düştü. Ekonomik konuları kendine sorun görenlerin sayısı da azalıyor, ekonomik kriz sadece %12 için bir sorun olarak görülüyor. Öte yandan ekonomik durumun güvenli hale geldiğini düşünenlerin sayısı da geçen yıla göre %13 arttı.

Göçmenler ve Avrupa Birliği ile olan serbest dolaşım konusu ise listede sekizinci sıradan beşinci sıraya yükseldi. Bu konuda %31 oranında insan kafa patlatıyor. Bu oran 1995’ten bu yana ikinci büyük rakama varmış oldu. 2010 yılında büyük bir artış gösteren sorun ise Avrupa Birliği oldu. Bir yıl içinde, %25 ile 14. sıradan 7. sıraya kadar yükselen bu sorundaki artış %11 oranında oldu. Başka bir deyişle Avrupa Biriliği on yıl öncesinde olduğu gibi tekrar insanların gündemine girdi. Şiddet konusunda olduğu gibi iki farklı

Avrupa Birliği ve Göçmenler Şiddet ve suç işleme uzun bir

dili konuşan bölgeler arasında bu konuda da bir uçurum (Röstigraben) bulunuyor. Ancak İsviçrelilerin kurumlara olan güveni bütün bunlara karşın arttı. Geçen yıl olduğu gibi bu yılda en fazla basına güven duyuluyor. Radyoya güven %76, televizyona %77 olarak tespit edildi. Bunları Anayasa Mahkemesi (%72) ve Polis (%70) takip ediyor. 1655

Deutsche Zusammenfassung. Die grosse Angst vor dem Verlust des Arbeitsplatzes Drei Viertel der Befragten fürchten sich vor dem Verlust des Arbeitsplatzes. (Bild: NZZ/Matthias Wäckerlin) Die Arbeitslosigkeit bleibt mit Abstand die grösste Sorge der Schweizerinnen und Schweizer. Auch die Integration der Ausländer und die EU bereiten Kopfzerbrechen. Das Vertrauen in die Wirtschaft hat hingegen wieder etwas zugenommen. Obwohl die Arbeitslosigkeit in der Schweiz seit Jahresbeginn stetig zurückgegangen ist, haben über drei Viertel der Schweizer Angst, ihre Stelle zu verlieren. Die Sorgen um die Altersvorsorge haben bei den Befragten um 9 Punkte auf 45 Prozent zugenommen. Auf Platz drei folgt das Gesundheitswesen. 41 Prozent (2009: 36 Prozent) der Schweizer machen sich darüber Gedanken.

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 15

28.12.10 03:38


Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 16

28.12.10 03:38

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch


17

İSVİÇRE HABERLERİ www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

İşveren Göçmenlerin Sayısı Artıyor PHM

OECD tarafından yayınlanan bir araştırma, İsviçre’de göçmenlerin kendi girişimleri ile son yıllarda tam 275.000 insan için çalışma imkânı yarattıklarını, İsviçre’deki her 10 göçmenden birinin işveren konumunda olduğunu ortaya koydu. Neunburg Üniversitesi profesörlerinden Etienne Piguet, OECD tarafından ‘’Open for Business’’ adı altında yapılan araştırmada İsviçre ile ilgili ortaya çıkan bu sonuçlar oldukça ilginç. İsviçre toplumunda son zamanlarda en fazla tartışılan ‘sorun’ göçmenler. Gün geçmiyor ki göçmenlerin topluma nasıl yük oldukları tartışmaya açılmasın. Göçmenlerle ilgili yasalar da buna bağlı olarak sürekli değiştiriliyor. Ancak bu değişiklikler bir sonuç vermiyor; çünkü toplum içinde böyle bir sorun yok. Bu esas olarak yapay olarak akıllara yerleştirilmek istenen bir konu. Esasında göçmenlerin bu topluma yararları neredeyse görülmek istenmiyor. Buna örnek olarak, göçmenler tarafından yaratılan iş imkanlarını söyleyebiliriz. 1991 yılı ile 2009 yılları arasında işveren konumunda çalışan göçmenlerin sayısı 50.000’den 76.000’e kadar yükseldi. Daha sonra İsviçre vatandaşı olmuş göçmenler de buna katılırsa rakam 135.000’e kadar çıkıyor. İsviçre’de çalışanlar arasında işveren konumunda olanların oranı %15 civarında. Sadece göçmenlerin sayısı dikkate alındığında bu oran %9.6 oldu. Ancak daha sonra İsviçre vatandaşı olanların da bu rakama katılması ile bu oran %22’ye kadar

çıktı. Diğer OECD ülkelerinde ise işveren konumundaki göçmenlerin oranı ortalama %12. Söz konusu araştırma, Almanya’da 750.000, İngiltere’de 500.000, İspanya’da 500.000, Fransa’da ise 400.000 göçmenin işveren olarak çalıştığını da gösteriyor. Göçmenler öncelikle, kendi çevresindeki insanların ihtiyaçlarına cevap verecek bakkal, lokanta, seyahat bürosu gibi iş yerleri kurmakla işe başlıyor. Daha sonra başka alanlarda da iş kurmaya başlıyorlar. Bugün işveren konumunda olan göçmelerin %22’si ticaret, %16’sı konut pazarlama, %16’sı bilgisayar sektöründe; %16’sı endüstri işletmeciliği ve %10’u inşaat sektöründe faaliyet gösteriyorlar. Başarılı işverenler İsviçre, göçmenler tarafından işletme kurulması olayına yabancı bir ülke değil. Nestle, Bally, Wander gibi İsviçre’nin sembolü haline gelmiş işletme ve markalar hep göçmenler tarafından kuruldu. Daha sonra 1950 yıllarından sonra İsviçre’ye gelen göçmenler, öncelikle endüstri ve inşaatlarda çalıştıklarından dolayı, göçmenler arasında işveren konumunda olanların sayısı oldukça azalıyor. 1980’li yıllardan sonra göçmenle-

rin durumunda belli bir stabilizasyon oluşmaya başladıktan sonra, tekrar işveren konumundaki göçmenlerin sayısı artmaya başladı.

2002 yılında Avrupa Birliği ile serbest dolaşımın başlaması sonucu bu durum daha da hızlandı. 1678

Deutsche Zusammenfassung. Migranten schaffen in der Schweiz 275`000 Arbeitsplätze In der Schweiz haben Unternehmer mit Migrations-Hintergrund total 275›000 Arbeitsstellen geschaffen, wie aus einer OECD-Studie hervorgeht. Jeder zehnte erwerbstätige Migrant ist selbständig. Die Zahl der Ausländer, die in der Schweiz selbständig arbeiten, stieg zwischen 1991 und 2009 von 50´000 auf 76´000. Zusammen mit Eingebürgerten kommt man auf 135´000 Selbständige mit Migrationshintergrund, wie die Universität Neuenburg unter Berufung auf die Studie «Open for Business» mitteilt. Das entspricht 9,6 Prozent der erwerbstätigen ausländischen Wohnbevölkerung. Zum Vergleich: Von der Schweizer erwerbstätigen Bevölkerung sind etwa 15 Prozent selbständig. Im OECD-Schnitt sind 12,7 Prozent der Migranten selbständig, bei den Einheimischen sind es 12 Prozent, heisst es in der Studie, an der auch Etienne Piguet von der Universität Neuenburg mitgearbeitet hat.

DTO`nun Düzenlediği Öğle Yemeğinde Turizmciler Bir Araya Geldi PHM

DTO (Destination Turkey Tour Operatör) yönetimi tarafından organize edilen ve önemli isimlerin katıldığı yemek 10 Aralık Cuma günü Belvoir Park’ta düzenlendi. DTO Başkanı Kadir Uğur, Başkan Yardımcısı Çetin Başatik, Basın Sözcüsü Ahmet Sınıcı, Yönetim Kurulu Üyeleri Ali Güney ve Avukat Yetkin Geçer düzenlenen yemekte hazır bulundular. Değişik incelemeler ve temaslar için İsviçre’de bulunan Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Özgür Özarslan ile Kültür Bakanlığı Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yazar`ın onur konuğu oldukları yemek oldukça samimi sohbetlere sahne oldu. Zürih Başkonsolosluğu Tanıtım Ataşesi Pınar Bilgen, Muavin Konsolos Atilla Küçüktalaşlı ve THY Zürih Satış Müdürü Levent Selvili de konuklar arasında yer aldılar. Belvoir Park tarafından özen-

le hazırlanan yemekler eşliğinde, Türk turizminin mevcut durumu ve gelişmeler üzerine sohbetler yapıldı. Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Özgür Özarslan ile Kültür Bakanlığı Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yazar, nazik davetleri için DTO yönetimine teşekkür ettiler. DTO yönetimine bundan sonra yapacakları tüm faaliyetlerde başarılar dileyen konuklar, yoğun programlarından dolayı öğle yemeğinden erken ayrılıp Tanıtım Ataşesi Pınar Bilgen`le birlikte yemekten ayrıldılar.

DTO`nun düzenlediği yemekte en çok öne çıkan konu, tanıtım faaliyetlerinin eksik ve zamansız yapılmasıydı. Bakanlık yetkilileri,

özellikle önemli organizasyonlarda tanıtımların yetersiz kaldığını, ilerleyen yıllarda bütün organizasyonlarda daha dikkatli ve de-

taycı olunması gerektiğini söylediler. 1680

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 17

28.12.10 03:38


18

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

İsviçre’de Yoksulluk Giderek Artıyor! PHM

Aralık ayı sonunda ard arda yayınlanan iki haber İsviçre kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Gelirlerin giderek azalması ile İsviçre’de yaşayanların %15’inin yoksulluk tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı belirtiliyor. Yardım kuruluşu Caritas ise, her 10 aileden birinin yoksulluk sınırının altında yaşadığını açıkladı. Bu gelişmelerin esas nedeni ise giderek artan hastalık sigortası primleri ve kiralar oldu. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İsviçre’de yoksulluğun artmış olması ilk bakışta inanılır gibi gözükmüyor. Öte yandan, açıklanan resmi rakamlara göre, 2000 yılından bu yana çalışanların satın alma gücü yaklaşık %6 oranında arttı. Buna karşın, devletin gelirleri geriledi ve sosyal yardımlar azaldı. Ancak hastalık sigortası, ev kirası gibi zorunlu giderlerin artışı, gelirlerdeki artıştan çok daha fazla olduğundan, insanların elinde ay sonunda daha az para kalıyor. Burada dikkati çeken bir nokta, yayınlanan resmi makamlarda kiralardaki artışların bu istatistiklere teknik nedenlerle girilememesi oldu. Bu da yoksulluk ile ilgili açıklanan resmi rakamların, aslında açıklanandan daha yüksek olduğunu gösteriyor. Kira gideri asıl sorun Yoksulluk konusunda yapılan araştırmalar, kiraların ne kadar

etkili olduğunu gösteriyor. Son 10 yıl içinde, gelir düzeyi düşük olan kesimlerin kira giderlerinin daha fazla arttığı görülüyor. Zaten düşük gelir nedeni ile kiralarını ödemekte zorlanan bu kesimler, kiraların ortalamanın üstünde artması ile daha da zor durumda kalıyorlar. Bina ipoteklerine ödenen faizlerin azalması ise öncelikle bina sahiplerine yarıyor, kiracılar ise bundan yararlanamıyor. Bu hesaplamalarda, gelir yerine ücretlerin alınması durumu daha da kötüleştiriyor. 2008 yılından bu yana ücretlerin satın alma gücü %2.5 oranında azalmış. Buna ek olarak, en az gelire sahip olan %30’luk kesimin gelirindeki azalma ise neredeyse %10 oranına kadar çıkıyor. Merkez Bankası tarafından yapılan bir araştırma ise, serbest dolaşım sonucu İsviçre’ye gelen AB ülkesi vatandaşların, ücretlerin düşmesinde önemli bir faktör ol-

duğunu gösteriyor. 60 ile 65 yaşları arasında yalnız yaşayanlar arasında yoksulluğun yaygınlaştığı ise şaşırtıcı başka bir bulgu oldu. Bu kategorideki en yoksul beşte birlik kesim, ortalama ayda 1000 franka yakın sosyal yardım almasına karşın her ay 500 franka daha ihtiyaç duyuyor. Bu kesim günlük yemek ihtiyacı için sadece 10.40 frank harcıyor. Yoksulluk hesaplanmasına göre, İsviçre’de bir kişinin en az 12.40 franka ihtiyacı var. Çocuklu aileler içinde en az gelire sahip olan beşte birlik kesim ise aylık 770 frank sosyal yardım alıyor. Buna rağmen aile bütçesindeki ortalama açık ayda 557 frank oluyor. Yoksulluk sınırının altında yaşayan bu ailelerin en büyük sorunu ev kirası oldu. İsviçre’de istatistikler bir ailenin ev kirası olarak ayda 1292 frank ödediğini gösteriyor. Ancak bu miktarda bir konut bulmak çocuklu aileler için tam bir rüya. Gerçekçi olarak bakıldığın-

Deutsche Zusammenfassung. Armut in der Schweiz 15 Prozent der Schweizer sind von Armut bedroht. Schuld daran sind steigende Mieten und Krankenkassenprämien, aber auch sinkende Einkommen. Zwei Nachrichten haben Ende Dezember Schlagzeilen gemacht. 14,6 Prozent der Schweizer sind von Armut bedroht, meldete das Bundesamt für Statistik. Und wie das Hilfswerk Caritas schätzt, lebt jeder zehnte Schweizer in einem armen Haushalt. Tatsächlich sind die Arbeitseinkommen pro Haushalt seit 2000 um rund 6 Prozent gestiegen. Gleichzeitig waren aber die Einnahmen aus Vermögen und die Sozialleistungen des Staates leicht rückläufig da, ev kooparatiflerinde bir konut bulamayan bu ailelerin, ev kirası olarak ödedikleri miktarın yakla-

şık 300 frank daha fazla olduğu görülüyor. 1670

Malulen Emeklilerin Tekrar Çalışması Gündemde PHM

Daha önceki yıllarda Parlamento’nun gündemine gelen, ancak sürekli olarak ertelenen Maluliyet Sigortasında 6. değişiklik önerileri, kış oturumunda tartışmaya açıldı. Değişiklik tasarısını hazırlayan hükümet, yasada yapılacak değişikliklerle yılda 500 milyon frank tasarruf etmeyi amaçlıyor. Bu amaçla ilk adım olarak şu anda maluliyet aylığı alan 16800 insanın yeniden çalışmaya zorlanması gündeme getirildi. Bilindiği gibi daha önce maluliyet sigortasında yapılan değişiklikle yeni maluliyet aylığı bağlanması zorlaştırılmıştı. Maluliyet aylığı yerine çalışmayı teşvik adı altında, her yıl yeni maluliyet aylığı almaya başlayanların sayısı da önemli oranda düştü. Ancak bu durumun yarattığı sorunları incelemek yerine hükümet bu sefer de, mevcut maluliyet aylıklarını azaltmayı amaçlayan yeni teklifleri gündeme getirdi. Bu değişiklik önerileri ile hükümet şu anda maluliyet aylığı alanların dosyalarını sistematik bir şekilde incelemek ve bunun sonucu 2018 yılına kadar 16800 malulün aylıklarını kaldırmayı planlanıyor. Görüşmeler sırasında Yeşiller Partisi adına görüşlerini dile getiren K. Prelicz, bunun ne ahlaki ne de tıbbi dayanakları olduğunu, üstelik tasarruf adı altında bunun yapılmasının toplumsal yaralara neden olacağını dile getirdi. Kanayan Yara Daha önce yapılan değişikliklerle, yeni maluliyet aylığı alanların sayısındaki düşüş ile maluliyet sigortasında yeterince tasarrufa gidildiğine dikkat çeken meclis üyeleri, bu önerilerin geri çekilmesini talep ettiler. SP adına konuşan S. Schenker ise, çalışacak durumda olmadıkları tıbbi olarak tes-

pit edilmiş insanları çalışmaya zorlamanın, insanlık dışı bir davranış olacağını söyledi. Bunun sonucu yapılan oylamada, 121 oya karşılık 46 oyla, değişiklik önerisinin görüşülmeye başlaması kabul edildi. Değişiklik lehine söz alan CVP’li milletvekilleri ise, maluliyet sigortasını zarar etmekten kurtarmak için katma değer vergisinin arttırılması önerisinin halk tarafından ret edildiğini hatırlatarak, bu durumda giderleri azaltmanın bir zorunluluk olduğunu dile getirdiler. Daha önce yapılan 5. değişiklikle maluliyet sigortasının durumunun düzeldiği ve yeni maluliyet aylığı alanların sayısında %44 gibi bir azalma olduğu da yine bu kesimler tarafından dile getirildi. Hükümet adına konuşan İçişleri Bakanı D. Burkhalter ise, bu önerinin yalnızca tasarruf önerisi olmadığını, malullerin bazı ihtiyaçlarına cevap vermeyi amaçladıklarını söyleyerek, sigorta giderlerini azaltmak için de başka bir çıkış yolu görmediklerine dikkat çekti. Göçmenler gibi malulleri de diline dolayan SVP ise, bu değişiklikleri desteklediklerini, ancak işverenlere, malul çalıştırma zorunluluğu getirilmesi halinde buna karşı çıkacaklarını belirtti. Daha sonra yapılan oylamada Meclis bu konuyu kabul ederek, ola-

Deutsche Zusammenfassung. IV-Bezüger sollen zurück an die Arbeit 16'800 IV-Rentner sollen wieder ihren Beruf ausüben. Die Linken kritisieren den Entscheid des Nationalrats als unethisch und finanzpolitisch nicht vertretbar. Nationalrat ist am Dienstag auf den ersten Teil der 6. IV-Revision eingetreten. Ziel der Vorlage ist es, die Invalidenversicherung (IV) längerfristig um jährlich 500 Millionen Franken zu entlasten. Anders als bei der letzten IV-Revision geht es nicht darum, weniger neue Renten zu gewähren, sondern alte Renten aufzuheben. Geplant ist, dass 16′800 IV-Rentner bis 2018 wieder eine Stelle finden. Damit würden 12′500 volle IV-Renten überflüssig. sı bir halk oylamasında değişikliğin tehlikeye girmesini önleme yoluna gitti. Yasa değişikliğine ilişkin öneri, bu sonuçla Kantonlar Maclisi’ne gönderildi. 2001

yılı başında bu Meclis’in konuyu görüşmesi sonucu, benzer bir sonuç ortaya çıkması halinde sendikalar ve diğer kurumların konuyu halk oylamasına götürmek için imza toplamaya başlamaları bekleniyor. 1669

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 18

28.12.10 03:38


Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 19

28.12.10 03:38

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch


20

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Alkolle Mücadelede Yardım Alınabilecek Kurumlar Hazırlayan: Hüseyin Türkkan

Bu ayki konumuz günümüzün en büyük bağımlılık sorunlarından biri olan alkolizm. Vatandaşlarımız arasında da bu sorunu yaşayan kişi sayısı maalesef, hiç de azımsanmayacak bir orandadır. Alkolizmin tedavisi için birçok kurum, bağımlılara ve çevresindekilere birtakım destekler sunmaktadır. Bu kurumlardan birisi “Die Zürcher Fachhstelle für Alkoholprobleme’’dir. Uzman kişilerden oluşan bu kurum, alkolizmin aşılması konusunda önemli hizmetler vermektedir. Kurum hakkındaki detaylı bilgiler, http:// www.zfa.ch adresinde mevcuttur. Alkol alışkanlığının hastalık seviyesinde olup olmadığından emin olamayan kişiler için Berner Gesundheit Kurumu http://www.alcotool.ch adresinde bir test sunmaktadır. Bu test sayesinde kimseden özel danışmanlık hizmeti alınmadan bağımlılık seviyenizi ölçebilirsiniz. Neden Alkol Tüketilir? Yapılan araştırmalar insanların en çok zevk almak için alkol tükettiğini göstermektedir. İçkili eğlence yerlerinin çokluğu da bunun en önemli göstergesidir. Eğlence yerleri dışında zevk için en çok yılbaşı, düğün, doğum günleri gibi sosyal etkinliklerde insanlar aşırı miktarda alkol tüketmektedirler. Sosyal içicilik denen bu tür alkol tüketimi bazı insanlar için alkolizmin ilk basamağı olmaktadır. Alkol tüketiminin bir diğer önemli sebebi ise duygu durumunu düzeltmektir. İnsanlar genellikle kendilerini kötü hissettiklerinde, zorlandıkları ya da üzüldükleri dönemlerde alkole sığınarak bu kötü duygu durumundan kurtulmaya çalışırlar. Sonuçta alkol hiçbir çözüm getirmediği gibi daha kalıcı ve daha kötü durumlara yol açar. Modern insanın en önemli sorunlarından biri olan stresle başa çıkmak için alkol tüketimi de oldukça yüksek miktarlardadır. Günlük hayatın getirdiği yoğunluk, karşılaşılan irili ufaklı problemler, yorgunluk, maddi sıkıntılar strese sebep olmakta ve pek çok insan bundan kurtulmak için içki içmeyi tercih etmektedir. Alkolizme yakalanan kişiler sonunda bastıramadıkları bir alkol içme arzusu duymaya başlarlar. Bu arzu, alkol tüketiminin bir diğer önemli sebebidir. Alkolizm nedir? Alkolizm çoğunlukla genetik yoldan geçen, biyokimyasal bir bozukluktur. Ancak, yüksek dozda ve çok sık alkol tüketimine bağlı olarak geliştirilen alkol bağımlılığı da yoğunlukla görülmektedir. Bunların yanı sıra psikolojik ve sosyal baskılar hastalığı etkinleştirici sebeplerdir. İleri dönemlerde hastalık, vücudun tüm sistemlerine en çok da kardiovaskular sisteme, sinir sistemine ve karaciğere zarar verir. Ne yazık ki, bu üç bölgedeki tahribat ölümcül sonuçlar doğurur. Alkolizmin tanımı ve sebepleri

Alkolizm, bir kişinin devamlı ve kendisine zarar verecek ölçülerde alkollü içecek almasıyla oluşur. Alkol, fiziksel ve psikolojik zararlarının yanı sıra sosyal ve ekonomik açıdan da felaketler doğurur. Alkolizm hastalığının en önemli belirtisi, kişinin sürekli ve çok miktarda alkol alarak bunun sonucunda da davranış değişikliği göstermesidir. Sonunda kişi kendisine hakim olamayacak kadar bağımlı hale gelir ve kendini kaybetmeye başlar. Kişi artık alkolsüz yaşayamayacak hale gelmiştir. Genellikle alkolizmin tanımı, tanımlayan kişiye göre değişir. En basit anlamda ve en eski tanımı, kronik ve aşırı alkol alınmasıyla oluşan hastalıktır. Bağımlılığın farmakolojik ve psikolojik tanımı, gittikçe artan dozlarda alkol alma isteğidir. Ancak, bu tanım da çok yeterli değildir; çünkü alkolizm diğer bağımlılıklara pek benzememektedir. Afyon bağımlıları, gittikçe artan dozlarda ve sonunda öldürücü miktarda madde ihtiyacı duyarlar; ancak alkoliklerin ihtiyaç duyduğu alkol miktarı tek seferde öldürücü olmamaktadır. Alkolizmi tanımlamak için en belirgin sinyal kişinin davranış şeklidir. Modern tıp; alkolizmin sebebi bilinmeyen, belirgin anatomik işaretleri olmayan ve alkol bağımlılığıyla ortaya çıkan bir hastalık olarak tanımlar. Ayrıca, hem psikolojik hem de fiziksel tıp, alkolizmin bir başka hastalığın, çoğunlukla da psikolojik bir bozukluğun, semptomu olabileceğini söylemektedirler. Bu anlamda alkolizm; kronik ilerleyen bir hastalıktır ya da psikolojik veya fiziksel bir başka hastalığın belirtisidir. Hastalığın özeliği alkol bağımlılığıdır ve her alkol kullanımından sonra kişi kontrolünü kaybeder. Alkolizm hastası, fiziksel ya da psikolojik sıkıntısını gidermek için alkol tüketir ve sonunda alkollü içecek tüketimi hastanın fiziksel, zihinsel, sosyal ve ekonomik hayatını engelleyecek boyutlara ulaşır. Bu noktada, hiç şüphesiz, hastalığın en önemli ipucu kişinin alkol yüzünden hayatının engellenmesidir.

Alkol aldıktan sonra hastanın kontrolünü kaybetmesi, içmeye başladıktan sonra bırakamaması, alkoliğin içmeyi engelleyemediğini göstermektedir. Bir alkolik içmeye başlar, çünkü kendini tutamaz. Alkoliklerin çoğunluğu içtiği zaman kontrolünü kaybeder, ancak tüm hastalıklarda olduğu gibi istisnalar vardır. Bazen bir alkolik, içmeden durabilir, kendi kendine ve çevresine bağımlı olmadığını ispatlamaya çalışır. Bazen daha kontrollü içebilir. Alkolizmin bir başka tanımı da, kişinin iç dünyasıyla ya da çevresiyle ilgili zor durumlardan kurtulmak için edindiği alkol içme bağımlılığıdır. Bu tanım, alkolizmin bir başka psikolojik ya da fiziksel bozukluğun dışa vurumu olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Kişi, alkol almayı öğrenip bu bağımlılığı edindikten sonra, alkolizm esas hastalık haline gelip, altta yatan esas hastalığı yok etmekte ya da üstünü örtmektedir. Görüldüğü üzere, alkolizmin oldukça çok tanımı, türü ve sebebi bulunmaktadır. Hekimler hastanın, hangi gruba dahil bir alkolik olduğunu, onun alkol alma sıklığını ve miktarını, davranış biçimini, alkolizminin ortaya çıkışını, gelişimini yaptıkları testlerle, uyguladıkları anketlerle tespit etmekte ve buna uygun bir tedavi şekli uygulamaktadırlar.

alkol kullanmaya devam edeceği ve çoğunlukla kontrol kaybı yaşayacağı için tüm ilişkileri ve sosyal hayatı kötü bir şekilde etkilenecektir. Hastalığın ileri dönemlerinde sızıncaya kadar içen ya da sabah kalkar kalmaz içmeye başlayan kişi, işine gidemeyecek ve sonunda işini kaybedecektir. Alkol, hayatının en önemli amacı haline geleceği için eskiden yaptığı hiçbir şeyi yapmayarak kişi sadece içki içecek ve tüm sorumluluklarını bir kenara itecek ve yakınlarından gelen yardım tekliflerini de geri çevirecektir. Buna bağlı olarak, ailesiyle ve yakın çevresiyle ilişkileri bozulacaktır. Ne yazık ki, alkoliklerin evlilikleri genellikle boşanmayla sonuçlanır. Kontrol kaybına bağlı olarak, alkolikler çok fazla kaza yaparlar. Başlarına ev, iş ya da trafik kazası gelme ihtimali çok yüksektir. Yine, kontrol kaybına bağlı olarak, alkolikler suç işleme eğilimi gösterirler ve karıştıkları kavga ya da benzer durumlar yüzünden adli problemlerle karşılaşabilirler. Tıbbi Sonuçlar

• Karaciğerin harap olması, • Kardiyomiyopati (kalp büyümesi),

• Anemi (kansızlık),

Alkolizmin sonuçları

• Yüksek tansiyon,

Sosyal sonuçlar

• Trombositopeni

Alkolizm ilerleyen bir hastalıktır. İlk başta alkoliğin çevresindeki kişiler onun içmesinden çok fazla etkilenmezler. Ancak, kişi giderek artan miktarlarda ve sıklıkta

(pıhtılaşma sağlayan hücrelerde azalma),

• Miyopati (kas yıkımı), • Kanser, • Teratojenite (anne karnındaki

• Pankreatit (pankreas iltihabı), • Pnömoni (zatürree), • Merkezi sinir sistemi bozuklukları (retrobulbar nörit, WernikeKorskof Sendromu ve bunaması, serebeller atrofi)

Alkol yoksunluğu belirtileri

• Otonomik hiperaktivite (terleme, nabız 100’ün üstünde)

• Titreme • Uykusuzluk • Bulantı ve kusma • Geçici halusinasyon ve illüzyonlar (alkolü bıraktıktan sonraki 1-2 gün içinde görülür)

• Psikomotor ajitasyon • Anksiyete • Grand mal konvülzyonlar (epileptik nöbetler-alkolü bıraktıktan sonra 2 gün içinde görülür)

En sık eşlik eden psikiyatrik bozukluklar

• Majör depresyon: Alkol bağımlılarının %30-50’sinde görülür

• Anksiyete bozuklukları: Alkol

bağımlılarının %30’unda görülür. Erkeklerde sosyal fobi, kadınlarda agorafobi sıklıkla ortaya çıkar.

• İki uçlu duygu-durum bozukluğu (manik depresif bozukluk)

• Diğer madde bağımlılıkları:

Başta sigara olmak üzere esrar ve diğer uyuşturucu maddeler.

• Kişilik bozuklukları: Antisosyal ve sınırda kişilik bozuklukları. 1629

bebekte anormallikler),

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 20

28.12.10 03:38


21

www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

Deutsch

Benötigen Sie Hilfe bei Alkoholproblemen?

Alkoholsucht ist eines der grössten sozialen Probleme unserer Zeit. Die Anzahl unserer BürgerInnen, die unter dieser Sucht leiden ist auch nicht klein. Es gibt verschiedene Stellen, die bei Alkoholproblemen den Betroffenen selber und deren Angehörigen Hilfe anbieten. Eine davon ist die Zürcher Fachstelle für Alkoholprobleme (ZFA). Die Zürcher Fachstelle für Alkoholprobleme (ZFA) berät, behandelt und begleitet Menschen mit risikoreichem Alkohol- und Medikamentenkonsum. Durch Prävention, Beratung und Therapie engagiert sie sich gegen problematischen Konsum und Abhängigkeit sowie deren Folgen. Dienstleistungen und Kursangebote von der ZFA richten sich an Betroffene, deren Angehörige wie auch an Führungskräfte, Personalverantwortliche und Fachpersonen aus dem Sozial- und Gesundheitsbereich. Die Zürcher Fachstelle für Alkoholprobleme setzt sich für Menschen mit missbräuchlichem Konsum von Alkohol und anderen Suchtmitteln ein. Sie beraten und begleiten Betroffene oder Angehörige und schulen Fachpersonen aus Unternehmen im Profit- und Non-Profit-Bereich. Dadurch leisten sie einen Beitrag zur Verminderung von risikoreichem

Konsum und dessen Folgen. Das ZFA Team besteht aus kompetenten, engagierten und erfahrenen Fachleuten. Sie verfügen über berufliche Qualifikationen aus den Bereichen Medizin/Psychiatrie, Psychologie, Sozialarbeit, Kommunikation, Administration, Sozialmanagement und anerkannte Zusatzausbildungen sowie suchtspezifische Fortbildungen. Die Mitarbeitenden stehen unter beruflicher Schweigepflicht, gewährleisten den Datenschutz und arbeiten politisch und konfessionell neutral. Nähere Informationen über ZFA findet man auf der Webseite http:// www.zfa.ch. Auf der Webseite www.alcotool.ch findet man einen Test. Mit diesem Test finden Sie in fünf Minuten heraus, ob sich Ihr Alkoholkonsum in einem kritischen Bereich bewegt oder nicht. Die Alkoholkrankheit Die Alkoholkrankheit, ist die Abhängigkeit von der psychotropen Substanz Ethanol. Im Verlauf können sich Beschaffung und Konsum von Alkohol zum lebensbestimmenden Inhalt entwickeln. Typisch sind Zwang zum Konsum, fortschreitender Verlust der Kontrolle über das Trinkverhalten, Vernachlässigung früherer Interessen zu Gunsten des

Trinkens, Leugnen des Suchtverhaltens, Entzugserscheinungen bei vermindertem Konsum, Toleranz gegenüber Alkohol („Trinkfestigkeit“) sowie Veränderungen der Persönlichkeit Alkoholsucht ist heute eine behandelbare Krankheit. Verschieden Fachstellen und Kliniken bieten Lösungen an. Neben den gesundheitlichen Problemen bringt Alkoholsucht soziale und gesellschaftliche Probleme auch mit sich. Zu diesen Problemen kann man entgangenes Lebensglück in Partnerschaften, Familien, Freundschaften und im Kollegenkreis, Arbeitsunfähigkeit, Frühverrentung, durch alkoholbedingte Verkehrsunfälle, Straftaten und erhöhte Scheidungsraten. Besonders leiden Kinder und Jugendliche in alkoholbelasteten Familien. Sie haben unter anderem in der Schule und beim Berufseinstieg vielfach schlechtere Chancen. Viele Kinder bekommen selber, zum Teil auch genetisch bedingt, psychische oder Alkoholprobleme – teilweise lebenslang Testen Sie jetzt Ihr Alkoholkonsum unter

www.alcotool.ch

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 21

28.12.10 03:38


22

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

2011 Seçimlerinde Oy Kullanmak İstiyoruz! PHM

Türkiye’de 2011 Haziran ayında yapılacak olan seçimlerde, yurt dışında yaşayan seçmenlerin nasıl oy kullanabileceği hala bir kesinlik kazanmadı. Mevcut yasalara göre, seçim sırasında Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışı temsilciliklerinde seçim sandığı kurulması yönünde bir engel bulunmuyor. Ancak, bugüne kadar hiçbir hükümet bu konuda bir girişimde bulunmadı. Yurt dışında yaşayan vatandaşlar halen, en temel vatandaşlık hakları olan oy kullanmayı, sadece seçim sırasında gümrüklerde kurulan oy sandıklarında kullanabiliyorlar. Bunun son örneği 2010 Eylül ayında yapılan Anayasa Referandum’da yaşandı. Aylar süren referandum tartışmalarını ilgi ile izleyen yurt dışında yaşayan vatandaşlar için oylarını; ancak gümrük kapılarında kullandılar. Bunun için kendi ceplerinden yol paralarını karşılamak zorunda kaldılar. Ancak, karşılanan tek güçlük bu değildi. Seçim Yasası’nda yapılan değişiklikle, yurt dışında seçmen sıfatı için seçmen kütüğü esas alındı. Bunun için yurt dışında yaşayanların bu seçmen kütüklerine kayıt yaptırması gerekliydi. Ancak bu yasa değişikliği, yurt dışında yaşayanlar tarafından pek bilinmiyordu, bu nedenle seçmen kütüklerini kontrol etme, eğer bu kütüklerde isimleri yoksa, kayıt yaptırma imkanına sahip olamadılar. Bu nedenle oy kullanmak için ülkesine giden vatandaşların bir kısmı oyunu kullanamadı. Bu arada Yüksek Seçim Kurulu’nun sadece belli gümrük kapılarında sandık kurması da oy kullanmayı engelledi. Bu nedenle, referandum için yurt dışından kullanılan oyların sayısı oldukça düşük düzeyde kaldı. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarına

oy kullanma imkanı tanımak için pek çok ülke bugüne kadar çeşitli kolaylıklar getirdiler. İsviçre dışında yaşayan 500.000 civarındaki vatandaş, oylarını elektronik olarak veya mektupla kullanabiliyor. İtalya, yurt dışında yaşayan vatandaşları için yurt dışı temsilciliklerinde oy sandıkları kuruyor. Hatta İsviçre’de yaşayan ve oy kullanmak isteyen vatandaşlarına, oylarını kendi bölgelerinde kullanmak isterlerse yol paralarını da karşılıyor.

20 Se 1 Oy çim 1

Almanya ise kendi vatandaşları için hem posta ile oy kullanma imkanı sunuyor, hem de yurt dışı temsilciliklerinde oy sandıkları açıyor. Antalya’da yaşayan Alman vatandaşlarının oy vermek için konsolosluk önünde oluşturdukları sıraları görmek, Almanya’da oturan vatandaşlarımız için gıpta edici bir durum. Seçimlere altı ay kala, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız hala nasıl oy kullanacaklarını bilmiyorlar. Ancak bilinen tek şey var, mektupla oy kullanma için seçim yasasının değişmesi gerekiyor. Fakat bu değişikliğin bir yıldan önce yürürlüğe girmesi mümkün değil. Başka bir deyişle, mektupla oy kullanma imkanı bu seçimler için söz konusu olamayacak. Ancak, temsilciliklerde oy sandıkları kurulması yönünde bir engel yok. Yeter ki yurt dışında yaşayan seçmenler, seslerini Ankara’ya kadar

İs K le tiy ul rin o r la n d e uz m ak !

duyurabilsinler ve yetkilileri ikna edebilsinler. Bu konuda asıl karar vermesi gereken Yüksek Seçim Kurulu`nun

önümüzdeki seçimlerde nasıl bir adım atacağı merakla bekleniyor. 1683

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 22

28.12.10 03:38


Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 23

28.12.10 03:38

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch


24

KÜLTÜR & SANAT

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Karl Moser Sergisi Zürich Kunsthaus’ta. (Bukalemun Mimar) PHM

Baden doğumlu ünlü İsviçreli mimarın 150. doğum günü, Zürich Kunsthaus’ta sergilenen eserleri ile kutlanıyor. 27 Şubat 2011’e kadar sürecek olan bu sergide, İsviçre mimarisine şekil veren ünlü mimarın eserleri tanıtılıyor. Sergi ile birlikte yayınlanan kitapta ise, Karl Moser’in çağdaş mimariye olan katkıları sanat eleştirmenleri tarafından dile getiriliyor. Mimar eleştirmeni Peter Meyer’e göre, Moser’in ‘‘bukalemun mimarisi’’ olarak adlandırılan bir mimari stil geliştirdiğini, bununsa belli bir mimari akıma dahil edilmesinin oldukça zor olduğunu söyledi. İsviçre Teknik Üniversitesi ‘Mimarlık Tarihi ve Teorisi’ bölümünün uzun bir çalışma sonunda hazırladığı 800 sayfalık kitap, İsviçre mimarisinin kurucularından Karl Moser hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı çalışma oldu. Bir yanı ile mükemmeliyetçi olan Moser, aynı zamanda bir pragmatisttir. Uzun yıllar çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yapan bu ünlü mimar, deyim yerinde ise bütün İsviçreli mimarların ‘babası’ unvanını taşıyor. 1860 – 1936 yılları arasında yaşayan Moser, aynı zamanda İsviçre’deki pek çok büyük yapının da mimarıdır. Bunlar arasında Zürih Üniversitesi’nin binası, Basel Bad Bahnhof binası, Kirche Fluntern, Kusntahaus Zürih ve pek çok kilise bulunuyor.

Basel’de yaşayan Katoliklerin her gidişlerinde hayranlıklarını arttırdıkları St. Anton Kilisesi, hala dünyanın her yerinden gelen turistler için mutlaka görülmesi gereken bir yapı olarak kalmaya devam ediyor. Moser, yeni gotik diye adlandıran mimari stilini daha sonra yeni romantik şeklinde değiştirirken, bir yandan gençlik akımlarından etkilenmiş; ama bir yandan da olgunlaşmış mimari stillerinden örnekler vermiştir. Bu özellikler, onun kılıktan kılığa bürünen bir gelişim göstermesine neden olmuştur.

na doğduğu yer olan Baden’de başlar. Daha sonra dönemin önemli isimleri ile 1888 yılında Karlruhe’de bir mimarlık bürosuna katılır. Katıldığı pek çok mimari yarışmalar ona pek çok projeyi gerçekleştirme imkanları yaratır. Daha sonra bu büronun bir temsilciliği Aarau’da açılır ve Moser burada çalışmalarını yürütür. Zürih Kunsthaus binasındaki başarısı onu üniversite binasının yapımına götürür. 1907 yılında biten bu bina, o dönemin önemli mimarlık örneklerinden biri olarak gösterilmektedir.

Ancak, bu gelişim kendi içinde ayrı bir estetik yarattığından hiçbir dönem yadırganmamıştır. Yayınlanan kitapta ve açılan sergide bulunan 400’den fazla mimari planın büyük bir çoğunluğu hayata geçirilmemiş projelerden oluşuyor. Bu planlar dikkatle incelendiğinde, estetik olma ile kullanılır, olmanın adeta yan yana durduğu hayretle görülmektedir. Mimari planların yanı sıra gerek iç gerekse de dış dekorasyonlardaki ayrıntılar, onun mimarlık stilinin vazgeçilmez öğeleri haline gelmiştir.

Bu başarılardan sonra Zürih’teki İsviçre Teknik Üniversitesi’nde 1915 yılından sonra öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürür. Bugün tekrar gündeme gelen Zürih Üniversitesi’nin genişleme planlarını daha o dönem yapmaya başlamıştır. Önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilmesi düşünülen bu projede, Moser tarafından yapılan ilk planların kullanılması düşünülmektedir.

Hayatı ve Eserleri Karl Moser, mimarlık yaşamı-

Ancak, giderek daha fazla tanınır hale gelen Moser, ölümünden önceki dönemde, gerçekleştirilemeyen büyük projeler nedeni ile oldukça zor bir dönem geçirir. Zürih

şehrinin merkezinin U biçimindeki 14 katlı binalarla yeniden düzenleme düşüncesi bunlardan biridir. Sergi: Sanat ve Mimari, 27 Şubat 2011’e kadar, Kunsthaus Zürich.

Sergi için kitap: Karl Moser, Yeni Zamanlar için Mimarlık, Hazırlayanlar Werner Oechslin, Sonja Hildebrand, Zürich, GTA-Verlag 2010. 1673

Deutsche Zusammenfassung. «Architektur-Chamäleon» Karl Moser Ausstellung Zum 150. Geburtstag von Karl Moser zeigt das Kunsthaus Zürich das Werk des Badener Architekten. Vor hundert Jahren wurde in Zürich das Kunsthaus von Karl Moser eingeweiht. Damals blickte der Architekt bereits auf ein reichhaltiges Œuvre zurück; später wurde er zu einem einflussreichen Lehrer an der ETH Zürich. Stilistisch war und blieb er jedoch schwer einzuordnen. Karl Moser – Architektur und Kunst. Kunsthaus Zürich, bis 27. Februar 2011. Publikation: Karl Moser. Architektur für eine neue Zeit, 1880 bis 1936. Werner Oechslin, Sonja Hildebrand (Hg.). Zürich, GTA-Verlag 2010, 2 Bde.,

368 und 424 S.»

Birleşmiş Milletler, İsviçre’yi Sert Bir Şekilde Uyardı PHM

Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komisyonu, İsviçre’nin kadın, göçmen ve Romen vatandaşların haklarının çiğnendiğini ve ayrımcılığa uğradıkları konusundaki eleştirilerini bu yıl daha da sertleştirdi. Aralık ayı başında Cenevre’de yapılan toplantıda bu konuda bir ilerleme sağlamak bir yana, ayrımcılığın daha da arttığı belirtildi. Kasım ayı içinde söz konusu komisyon, İsviçre hakkındaki raporunu hazırlayarak kamuoyuna duyurmuş, bu konuda İsviçre hükümetinden gerekli girişimlerde bulunmasını istemişti. Daha sonra bu raporun gereği olan girişimlerin neler olması gerektiği ise aralık ayında açıklandı. İsviçre, daha önceki yıllarda da bu komisyon tarafından eleştirilmişti. Ancak, bu yılki eleştirilerin tonu daha da sert oldu. Rapor, İsviçre’de pek çok sosyal kesimin ayrımcılığa uğradığını örneklerle anlatıyor. Bu kesimlerin içinde başta çalışan kadınlar geliyor. Aynı işi yaptıkları halde daha az ücret alan kadınların durumunda bir düzelme olmadığı, tersine bu eşitsizliğin arttığı tespit edilmiş. Kadın çalışanları &68.8’inin düşük ücretli iş kollarında çalıştığı belirtilen raporda, İsviçre hükümetinden bu konuda hemen etkin önlemler alınması isteniyor. Bu konuda İsviçre’nin az gelişmiş ülkelerin gerisinde olduğunu belirten BM uzmanları, soruna acil önlemler alınmasını istiyor. Kadınlara karşı şiddete başvurmanın devam etmesi de eleştiriler arasında bulunuyor. Göçmenlere ayrımcılık

Komisyon, göçmenlerin de ayrımcılığa uğradıklarını, özelikle göçmen kadınlara yönelik şiddet kullanımının artmış olmasının endişeyle izlendiği belirtiliyor. Göçmen kadınların, oturma iznini tehlikeye sokmamak için bu şiddete karşı doğrudan tavır alamadıkları da raporda yer alıyor. Göçmenlerin toplum içinde kadınlardan farklı olarak doğrudan ayrımcılığa uğradıkları, bunun asıl nedenin ise ırkçı ve ayrımcı düşüncelerin yaygınlaşmış olması raporda, minare yasağı gibi örneklerle anlatılıyor. Irkçılıkla mücadele konusunda gerek hükümetin gerekse de sivil toplumun seyirci du-

rumda olduğunu öne süren rapor, bu durumu toplumsal yaşam açısından oldukça düşündürücü olarak nitelendiriyor. Benzer şekilde, iltica talebinde bulunan, anne ve babası olmayan çocukların durumu hakkında bilgi verilmemiş olması eleştiri noktalarından birisi oldu. Öte yandan, giderek artan yoksullukla mücadele etmek için İsviçre hükümetinin hiçbir girişimde bulunmaması rapordaki başka bir eleştiri konusu oldu. Çalışanların grev hakkının kullanması, önündeki engeller ve çalışanların işten çıkarmalara karşı yeterince korunamaması raporda yer alan diğer konulardan birkaçıydı .

İsviçre’de göçebe bir topluluk olarak yaşayan Romen vatandaşlarının karşılaştıkları sorunlar ve bu topluluğun kültürünün yaşatılması için çaba sarf edilmemesi de raporda eleştirilen konular arasında yer alıyor. 1675

Deutsche Zusammenfassung. UNO-Ausschuss kritisiert die Schweiz. UNO-Ausschuss für wirtschaftliche, soziale und kulturelle Rechte hält an seiner Kritik fest: Immer noch würden in der Schweiz Frauen, Migranten, Roma oder in Armut lebende Menschen diskriminiert Nach Kenntnisnahme der Schweizer Berichterstattung Anfang November veröffentlichte der UNO-Ausschuss am Dienstag in Genf seine Schlussfolgerungen. Demnach sind etliche Bevölkerungsgruppen in der Schweiz nach wie vor Benachteiligungen ausgesetzt. Kritisiert wird beispielsweise die Lohnungleichheit zwischen Mann und Frau. Das Gefälle habe in letzter Zeit sogar noch zugenommen. Der Frauenanteil bei den tiefen Löhnen mache 68,8 Prozent aus. Die Schweiz müsse dem Grundsatz «gleicher Lohn für gleiche Arbeit» endlich zum Durchbruch verhelfen, mahnen die UNO-Experten.

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 24

28.12.10 03:38


25

KÖŞE YAZISI www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

X-Masınız Mübarek Olsun!

a.sinici@pusulaswiss.ch

KÖŞE YAZISI

Asiye Sınıcı

25 Aralık Christmas yani Noel. Hazreti İsa’nın doğumunun kutlandığı gün olarak adlandırılan bugün için öncesinde sokaklar ışıklandırılır, çam ağacı süslenir, hediyeler hazırlanır ve 25 Aralık dört gözle beklenir.

Bu aya özel kurabiyeler yapılır, mumlarla süslenir evin her yeri ve şarkılar söylenir.

kanlıklar” toplumumuzu nasıl etkiliyor?

Arkadaşlarım bana da hediye alır, ben de onlar için hediyeler hazırlarım. Aynı şekilde bizim bayramlarımızda ben de tatlı götürürüm iş yerine, bayramı da kutlarız hep birlikte.

Yunanlılar sahip çıkar “bizim” diye patentler, biz hala başka dinlere, kültürlere özenmeye devam ederiz.

Benim için bu karşılıklı hoşgörü ve anlayışın simgesidir; ancak anlamakta zorluk çektiğim özellikle Türkiye’deki insanlarımızın “Çam ağacı” sevgisi. Her alışveriş merkezinde kocaman çam ağaçları dikilir ve süslenir. Vitrinlerde buradan çok çam ağacı görmek mümkündür. Ekranlarda yeni yıl eğlencelerinde çam ağacı hiçbir kutlamada eksik olmaz. “Özenti” ailelerde bir çam ağacı alır evine, gururlana gururlana anlatırlar nasıl süslediklerini. Peki neyin özentisi? Dini bir bayramın simgesi olan çam ağacına bu sempati niye? İçimize kadar girmiş olan bu “alış-

Bana sorarsanız bizler, kendi değerlerimizi unutmaya dünden hazırız.

Bizim yöremiz, kültürümüzden gelen bir çok zenginliğimizi kaybettik zaten… Gözlerimizi açıp değerlerimize sahip çıkmak yerine, yok etmeye çalışanlara destek olmamız beni üzüyor… Osmanlı kötülenir, zaferlerimiz kutlanmaz, bayramlara sadece tatil diye sevinilir… Çam ağaçları dikilir, Avrupa’daki, Amerika’daki programlar kopyalanır, onlar gibi görünmek, onlar gibi olmak ve yaşamak için tüm değerler hiçe sayılır… Bu kadar “ilerlediğimize” göre X-Mas’ınız mübarek olsun arkadaşlar! Cümleten hayırlı X-Mas’lar… Allah daha nice X-Mas’lar görmeyi nasip etsin. Yeni yıla yeni umutlarla… Geride bıraktığımız 2010 yılı benim için yorucu bir sene oldu… Hepi-

mizin hayatında olduğu gibi inişli çıkışlı bir sene… Yorduğu kadar bana çok şey de kattı. Yepyeni bir yıla sizlerle girmenin mutluluğunu yaşıyorum, mesela. Bu köşe, sade ve sadece bize ait. Gündemdeki konuları ele alacağız, sorun ve sıkıntılarımızı paylaşacağız. Ben, yazacağım sonra sizin yazdıklarınızı okuyacağım. Dünyayı kurtaramasak da, her yaraya merhem olamasak da en azından fikir alışverişinde bulunacağız, paylaşacağız, paylaştıkça çoğalacağız… Mesela, 2010da yaşadıklarımızı gözden geçirerek başlayabiliriiz. 2009’da aldığınız kararları düşünün. Yaşadıklarınızdan çıkardığınız dersleri cebinize koyun. Gerisini arkanızda bırakın. Bir daha da geriye bakmayın… Yeni hedefler koyun kendinize. Yazın bir kenara… Yazın ki zor günlerinizde güç versin size… İnanın kendinize ve herşeyin daha iyi olacağına… Olmaz demeyin, kurallar koymayın kendinize, duvarlar örmeyin etrafınıza. Kendi kendinize kısıtlamayın özgürlüğünüzü…

Ailenizle, arkadaşlarınızla, dışarıda, evde, yurt içinde ya da dışında… Huzuru nerede buluyorsanız orada girin yeni yıla. Asıl huzurun kendi içinizde olduğunu da hatırlayın ama… Her şeyden önce kafanızdaki “imkansız”, “zor” kelimelerini yok edin, keşkeleri de çıkarın hayatınızdan. İyi ki demeyi öğrenin… Beklentisiz girin bu seneye. Hedef koyun; ama şartlandırmayın kendinizi. Çünkü kazanmak her zaman istediğinizi elde etmek değildir. Eğer sizin için hayırlı olmayan bir hedefse ulaşmak istediğiniz, bunu görebilmek ve yol yakınken dönmek de kazanmaktır. O an kaybettiğinizi düşünseniz bile... Dilerim savaş, kavga ve gürültüden uzak, barış ve huzur içinde, hoşgörü ve saygı çerçevesinde hayırlı bir 2011 geçiririz. Hepinize sağlıklı, huzur, bereket dolu, mutlu bir o kadar da umutlu yıllar diliyorum! Hoşgeldim- hoşgeldiniz :) 1623

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 25

28.12.10 03:38


26

İSVİÇRE HABERLERİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Avrupa’da Yabancı Karşıtlığı Yükselişe Geçti PHM

Avrupa ülkelerinde bir süredir güçlenen göçmen ve Müslüman karşıtlığı, geçen kasım ayı sonunda İsveç’te yapılan genel seçimde yabancı karşıtı Sverige Demokrat Parti’nin (SD) Meclis’e girmesi ile iyice perçinlendi. Böylece, İsveç’te yapılan seçimlerden sonra partiler, en çok korktukları sonuç ile ka rşı karşıya kalmış oldu. Müslüman göçmenlerin toplumsal sorunların kaynağı olduğunu savunan ve yabancı karşıtı söylemleri ile tanınan aşırı sağ SD, oylarını önemli ölçüde arttırdı ve Meclis’e girmek için gerekli olan yüzde 4 barajını aştı. SD, yüzde 5,7 oranında oy alarak Meclis’te 20 sandalye elde etti ve İsveç’teki 4. büyük parti oldu. SD, böylece 2006 seçimlerinde yüzde 2,8 olan oy oranını ciddi şekilde arttırarak ilk kez Meclis’e milliyetçi söyleme dayanan partinin girmesini sağladı. Uzmanlar, bu oy oranı ile SD’nin, koalisyon görüşmelerinde kilit parti haline geldiğine dikkati çekiyor. Oy sayımları tamamlanırken, seçim kurulundan açıklanan kesin olmayan sonuçlara göre, Fredrik Reinfeldt başkanlığındaki sağ blok iktidar partileri Moderat Parti (Muhafazar Parti), Center Parti (Merkez Parti), Folk Parti (Halk Parti) ve Kristdemokraterna (Hristiyan Demokrat Parti) oyların 49,3’ünü alarak Meclis’e 172 milletvekili göndermeyi başardı. Koalisyon partileri, 2006 yılında 178 milletvekili ile iktidara gelmişti. 349 milletvekilinin bulunduğu İsveç Meclisi’nde, Sosyal Demokrat Parti’nin başını çektiği sol blokta yer alan Venster Parti (Sol Parti) ve Miljö Parti (Çevre Partisi) ise oyların 43,7’sini alabildi ve 156 milletvekilini Meclis’e gönderebildi. Sağ blokta yer alan iktidarın büyük ortağı Başbakan Fredrik Reinfeldt’in Genel Başkanlığını yürüttüğü Moderat Parti dışın-

daki diğer partilerin oy kaybettiği görüldü. Meclis’te çoğunluğu yeniden ele geçiren sağ blok partiler, hükümeti kurmak için bir partinin daha desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu partinin SD olmasından ise endişe ediliyor. Bu arada, Çevre Partisi’nin Türk milletvekili Mehmet Kaplan, yeniden Meclis’e girmeyi garantilerken diğer iki Türk aday Hasan Dölek ve Sedat Doğru ise milletvekili seçilme çoğunluğunu elde edemedi. Kaplan, yabancı karşıtı bir partinin ilk kez İsveç Meclisi’ne girmesinin kötü bir sonuç olduğuna dikkat çekti ve “Seçimler öncesinde bütün partiler, seçmenlerine SD ile iş birliği yapmayacaklarına dair söz verdiler. İş birliği yapmaları, İsveç’te yaşayan göçmenlere büyük ihanet olur” dedi. Öte yandan Avrupa’da pek çok ülkede aşırı sağ yükselişte gözüküyor. Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, çingeneleri sınır dışı etmesi ve göçmenlere yönelik “ırkçı” olarak nitelenen kimi sözleri ile dikkat çekiyor. Almanya, Macaristan, İtalya, Hollanda, Danimarka gibi ülkelerde de İslam ve göçmen karşıtlığı hızla tırmanıyor. Avrupa ülkeleri göçmenleri sevmiyor Fransa: Jean-Marie Le Pen’in aşırı sağ Ulusal Cephe (FN) partisi, 2002 Cumhurbaşkanlığı seçiminde en büyük desteğini aldı. 2007’de oy kaybeden parti, bu yıl

mart ayında düzenlenen yerel seçimlerde yeniden parladı. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ise çingenelerin sınır dışı edilmesi, göçmenlerin herhangi bir suç işlemeleri halinde Fransız vatandaşlığından çıkarılmaları gerektiği görüşleri ile kilise, insan hakları örgütleri, muhalefet partileri ve AB’den sert tepki alıyor. Sarkozy hükümeti, aynı zamanda Avrupa’da peçeyi yasaklayan ilk hükümet oldu. Hollanda: İslam’a karşı sert söylemler ve ırkçı tavırları benimseyen Özgürlük Partisi (PVV) haziran seçimlerinde üçüncü büyük parti oldu. Muhafazakâr Liberal Halkın Özgürlüğü ve Demokrasi İçin Parti (VVD) ve merkez sağ Hristiyan Demokratların (CDP) azınlık hükümeti, PVV’nin dışarıdan desteği ile kurulabildi. Irkçı söylemleri ile tanınan PVV lideri Geert Wilders peçeyi ve Kuran’ı yasaklamayı, Hollanda’daki İslami eğitim veren okulları kapatmayı planlıyor. 16.6 milyon nüfuslu ülkede 1 milyon Müslüman yaşıyor. Kamuoyu yoklamalarına göre, eğer bir seçim yapılırsa PVV, bu seçimde ilk sırada yer alabilir. Danimarka: Sağcı Danimarka Halk Partisi (DF), Danimarka’nın yavaş yavaş İslamlaştığını iddia ediyor. 2001 yılından bu yana

Danimarka Parlamentosundaki üçüncü büyük parti olan DF, 2005 yılındaki Hz. Muhammed karikatürleri krizinin ardından İslam karşıtları tarafından desteklenmişti. 2007’deki son seçimlerde 179 sandalyeli Parlamentoda yüzde 13,8 oyla 25 sandalye kazanan partinin destekçileri son kamuoyu yoklamalarına göre, yüzde 16’ya ulaştı. Avusturya: Avusturya’nın modern aşırı sağ lideri Joerg Haider, iki yıl önce hayatını kaybetti; ancak göçmen karşıtlığı hâlâ ülkede önemini korumaktadır. Yabancı karşıtı Özgürlük Partisi iki yıl önce oyların yüzde 17,5’ini aldı. Viyana’da bölgesel seçimde minarelerin ve peçenin yasaklanmasının oylanması kampanyasının bir parçası. Özgürlük Partisi lideri Heinz-Christian Stache de Viyana belediye başkanlığı için çalışıyor. İngiltere: İtalya’nın ardından geçen yıl 27 üyeli Avrupa Birliği’nde (AB) en çok göç alan ikinci ülke olan İngiltere’nin Başbakanı David Cameron, seçim kampanyasında verdiği sözleri yerine getirmek adına göçmenliği kısıtlayıcı önlemler alıyor. Yapılan kamuoyu araştırmalarında İngilizlerin yüzde 64’ü yüksek göçmenlik oranı nedeniyle ülkelerinin “yaşamak için daha kötü bir yer” oldu-

ğunu düşünüyor. Ancak, ülkedeki aşırı sağ İngiliz Ulusal Partisi, son seçimlerde fazla bir varlık gösteremedi. Almanya: Almanya’da aşırı sağ partiler, eyalet bazında varlık gösteriyor; ancak ülkede yaşayan geniş Türk nüfusunun entegrasyonu kamuoyunda endişelerin artmasına neden oluyor. Ayrıca, kamuoyu yoklamalarına göre, Sosyal Demokrat Parti üyesi (SPD) Thilo Sarrazin’in “Almanya kendisini yok ediyor” adlı Müslüman ve Türk karşıtı kitabındaki görüşleri halktan destek görüyor. Araştırmalar da Alman halkının göçmenler konusunda katı görüşlere sahip bir partiye destek vereceklerini ortaya koyuyor. Macaristan: Aşırı sağ Jobbik Partisi, 2010 Nisan seçimlerinde ilk kez Parlamentoya girdi ve 386 sandalyenin 47’sini ele geçirdi. Ekim ayında gerçekleşecek belediye seçimleri öncesinde partiye destek daha da artıyor. Macaristan’ın geniş çingene nüfusu karşıtı bir görüş benimseyen Jobbik’e göre, çingeneler kamu güvenliğini tehdit ediyor ve bu nedenle yüksek güvenlikli “asayiş koruma” kamplarına yerleştirilmeliler görüşünü savunuyor. 1634

Avrupa’nın En Pahalı Caddesi: Zürih Bahnhofstrasse PHM

Bir emlak firmasının yaptığı en son hesaplamalara göre, Zürih’te zengin turistlerin uğramadan geçmediği alışveriş caddesi olan Bahnhofstrasse’de kiralar ilk defa Londra ve Paris’in en pahalı caddelerini geçerek, Avrupa’nın en pahalı caddesi oldu. Bahnhofstrsase’de 100 m2’lik bir emlağın aylık kirası 84.000 CHF. Zürih Bahnhofstrasse’de emlak kiraya veren Location Group firmasının yaptığı hesaplara göre, bu caddede emlakların bir metrekaresinin yıllık kirası ortalama 10’256 franka çıktı. Bu firmanın yöneticilerinden Marc-Christian Riebe’nin basına yaptığı açıklamaya göre, son aylarda yeni kiraya verilen iş yerlerinin yeni kiralarının ortalaması bu düzeye çıktı ve önümüzdeki dönemde bunun aynı düzeyde kalması bekleniyor.

Bond Street ve Paris’in Champs Elysées caddelerinden daha pahalı hale gelmiş oluyor. Bugünkü fiyatlarla Bond Street’te bir metrekarenin yıllık kirası 9’790 frank, Champs Elysées’te ise 9’330 frank. Başka bir deyişle, 100 m2’lik bir emlağın aylık kirası 81’580 ve 77’750 frank. Bu gelişmenin arkasında yatan nedenlerin başında ise İsviçre frankının son aylarda diğer para birimlerine göre değer kazanması gelmekte.

Böylece Zürih, Avrupa’nın en pahalı olarak bilinen Londra

Dünya’da Üçüncü

Dünyada ise Zürih’in Bahnhofstrasse caddesinden daha pahalı iki cadde var. En pahalı cadde neredeyse iki misli pahalı olan New York’taki 5th Anvenue, burada bir metrekare için ödenen kira yılda 21’622 frank. İkinci sıradaki Hong Kong’daki Causeway Bay caddesinde, bir metrekare için ödenen kira yılda 19’455 frank. Araştırmayı yapan Location Group, önümüzdeki aylarda Zürih Banhhofstrasse’ye İsviçre dışından yeni iş yerlerinin gelmesinin beklendiğini ve bununla kiraların

artmaya devam etmesinin beklendiğini belirtti. Ancak, Bahnhofstrasse Zürih’te de tam bir istisna, bu caddenin hemen arka-

sındaki Tallstrasse’de yıllık kiralar metrekare başına 2500 ile 2000 franka kadar düşmekte. 1974

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 26

28.12.10 03:38


27

İSVİÇRE HABERLERİ www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

Türkiye, İsviçre Turizm Fuarlarında Boy Gösterecek Turgut Karaboyun / 1681

© Photo bdmedia.ch

Türkiye, 2011 yılında 66 ülkede 253 fuara katılarak tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde bulunacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’nin sahip olduğu tarihi, turistik ve kültürel değerlerini etkili ve geniş bir şekilde tanıtmak, uluslararası turizm pazarındaki payını arttırmak amacıyla katılacağı uluslararası turizm fuarlarında, reklam kampanyalarında olduğu gibi destinasyonların ön plana çıkarılmasını amaçlayacak. Türkiye, ocak ayında en çok önem verdiği ülkelerden biri olan İsviçre’de fuar maratonuna başlayacak. Sırasıyla Luzern, Cenevre, Zürih, Basel ve St. Gallen fuarlarına katılacak olan Türkiye, önümüzdeki yıl İsviçre’den büyük beklentiler içinde olacak. İsviçre’de yapılacak olan fuar faaliyetlerine, tur operatörleri, seyehat acentaları ve turizm derneklerinin yanı sıra, Türkiye’den gelecek büyük otellerin temsilcileri de katılacak. Gelen ziyaretçilere, folklor ekiplerinin dans gösterileri, el sanatları, ebru ustaları gibi değişik sürprizler de sunulacak. Türkiye`nin temsil edileceği fuarlar şunlar ; 07-09 Ocak 2011: Messe Luzern – TRAVELexpo Cuma

7 Ocak 2011 13.00-20.00

Cumartesi 8 Ocak 2011 10.00-18.00 Pazar

9 Ocak 2011 10.00-18.00

Adres

Messe Lüzern AG Horwerstrasse 87 6005 Lüzern

Tel. +41 41 318 37 00 Faks +41 41 318 37 10

04 -06 Şubat 2011: Basler Ferienmesse - Messe Başel Cuma

04 Şubat 2011 10.00-18.00

Cumartesi 05 Şubat 2011 10.00-18.00

Geçtiğimiz yıl Zürich`te gerçekleştirilen Turizm Fuarından bir görüntü.

21-23 Ocak 2011: Vacances, Sports & Loişirs Geneva Palexpo Cuma

21 Ocak 2011 13.00-20.00

Cumartesi 22 Ocak 2011 10.00-18.00 Pazar

23 Ocak 2011 10.00-18.00

Adres

Palexpo SA Postfach 112 1218 Grand –Saconnex

Tel. +41 22 761 11 11 Faks +41 22 798 01 11 E-Mail: info@geneva-palexpo.ch

27- 30 Ocak 2011 FESPO Zürich – Messe Zürich Perşembe 27 Ocak 2011 13.00-20.00 Cuma

28 Ocak 2011 13.00-20.00

Cumartesi 29 Ocak 2011 10.00-18.00 Pazar

30 Ocak 2011 10.00-18.00

Adres

Messe Zürich Wallisellenstrasse 49 8050 Zürich

Pazar

06 Şubat 2011 10.00-18.00

11-13 Şubat 2011: St.Gallen FerienmesseMesse St.Gallen Cuma

11 Şubat 2011 11.00-19.00

Cumartesi 12 Şubat 2011 10.00-18.00 Pazar Adres

13 Şubat 2011 10.00-18.00 Olma Messen St.Gallen Ferienmesse St.Gallen Splugenstrasse 12 9008 St.Gallen

Tel. +41 71 242 01 55 Faks +41 71 242 02 32 E-Mail: ferienmesse@olma-messen.ch

İnternet Üzerinden Asgari Ücret Hesaplaması PHM

Son günlerde giderek artan ücret dampingine karşı Unia Sendikası, internet üzerinde asgari ücret hesaplaması için yeni bir servisi hizmete sundu. İsviçre’deki bütün asgari ücretleri bir arada toplayan bu servis, sadece çalışanlar için değil, aynı zamanda resmi makamlar ve işverenler tarafından da kullanıma açık olacak. Unia Sendikası tarafından yapılan bir araştırma sonunda, tüm çalışanların %40’ı için bağlayıcı bir ücretin toplu iş sözleşmeleri ile garanti altına alındığını gösteriyor. Bu asgari ücretlerin bir araya toplanması, ücret dampingine karşı önemli bir etki yaratacaktır. İşverenlerin bazı iş kollarında çoğu zaman uyulması gereken bir asgari ücret olduğu halde buna uymadıkları biliniyor. Daha önce pek çok iş kolunda bu konuda yapılan araştırmalar, asgari ücretin özellikle çalışanlar

arasında bilinmediğini, daha da kötüsü hangi asgari ücretin geçerli olduğunun bulunmasının pek kolay olmadığını gösterdi. Asgari ücret konusunda bir bilgi merkezine duyulan ihtiyaca cevap vermek için öncelikle bütün bu bilgilerin bir araya toplanması için çalışmalara başlandı. Yeni bilgi merkezi Bu çalışmaların sonunda yeni bir internet sitesinde bütün bu bilgileri ilgilenenlere sunulması sağlandı. www.gav-service.ch site-

sinde bütün bu bilgileri doğrudan ve kolayca bulma imkanı tüm çalışanlara sunuldu. Bilindiği gibi İsviçre’de yasaların belirlediği bir asgari ücret bulunmuyor; ancak pek çok toplu iş sözleşmesinde, asgari ücret belirlenmiş durumda ve bunların çoğu, belli iş kolunda çalışanların tümü için geçerli durumda. Öte yandan asgari ücret çoğu iş kollarında, çalışanların mesleki durumu ve mesleki tecrübeleri ile belirleniyor.

Bazı durumlarda asgari ücret, saat ücreti olarak belirlendi; bu durumda tatil, hastalıklı ve benzeri durumlarda alınması gereken asgari ücretin hesabı biraz daha farklı oluyor. Söz konusu internet sitesinde bu konuda gerekli bilgiler bulunuyor.

Yine bu sitede İsviçre’deki en önemli 90 toplu iş sözleşmesinin tam metinleri yer alıyor. 2011 yılında ise bu siteden çalışanların daha iyi yararlanabilmeleri için gerekli bazı değişiklilerin yapılması da planlanıyor. 2056

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 27

28.12.10 03:38


28

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

2010’da İsviçre’de Neler Oldu? Hazırlayan: Mehmet Akyol

2 Ocak: Diemtigal Vadisi’nde meydana gelen olayda, çığ altında kalan 8 kişilik bir dağcı ekibinden 7 kişi donarak yaşamını yitirdir. 19 Şubat: Sosyal Demokrat Bern milletvekili Ricardo Lumengo, 2006 yılında Bern Kanton Meclisi seçimleri sırasında, seçmenlere yardım amacı ile oy pusulalarını örnek olması amacı ile doldurduğunu, mahkeme önünde söyledi. Daha sonra mahkeme, Lumengo’yu suçlu bularak para cezasına çarptırdı ve partisinden istifa etmeye zorlandı. İsviçre Parlementosu’nda ilk siyahi milletvekili olan Lumengo’nun siyasi hayatının bittiğine inanılıyor. 25 Şubat: Baselli sanatçı, galerici ve müze kurucusu Ernst Beyeler, 88 yaşında öldü. 20. yüzyıl İsviçre sanat dünyasının en önemli ismi olarak kabul edilen Beyeler’in kendi adını taşıyan müzesinde, dünyanın her tarafından çok önemli sanat eserleri bulunuyor. 27 Mart: Makineli tüfeklerle Casino Basel’e saldıran maskeli 10 soyguncu, gazinoda bulunan müşterileri yere yatırarak havaya ateş açtı, yüz binlerce frankı alarak kaçan soyguncular daha sonra bulunamadı. 1 Mayıs: Birçok kantondan sonra, tüm İsviçre’de kapalı yerlerde sigara içilmesini yasaklayan yasa yürülüğe girdi. 10 Mayıs: Zürih’te aile faciası, Pakistanlı bir baba 16 yaşındaki kızını, İsviçreli gibi giyindiği ve yaşadığı

için odunla döverek öldürdü. Olay, İsviçre basını tarafından günlerce büyütülerek manşetlerden verildi. 28 Haziran: Nicolas Hayek öldü. Bir kalp krizi sonucu 82 yaşında yaşamını yitiren ünlü saat firması Swatch’ın kurucusu ve başkanı, İsviçre ekonomisinin en önde gelen isimlerinden biriydi. 9 Temmuz: Ulaşım ve Enerji Bakanı Moritz Leunberger, 15 yıl bakanlık yaptıktan sonra istifa edeceğini açıkladı. Yıl sonunda istifa edeceğini belirten Leunberger, daha sonra Maliye Bakanı Hans Rudolf Merz’in ekim ayı sonunda istifa edeceğini açıklaması nedeni ile istifasını onunla birlikte ekim ayı sonunda vermeye karar verdi.

Leunberger, tünelin açılışına katıldılar. Gothard tüneli, Avrupa için de önemli olan bir ulaşım projesi haline geldi. 28 Kasım: Suç işleyen göçmenlerin sınır dışı edilmesini öngören yasa önerisi, %53 oy çokluğu ile halk oylamasında kabul edildi. Uluslararası anlaşmalara aykırı düşen bu yasa önerisinin kabulu İsviçre dışında büyük yankı uyandırdı. 8 Aralık: Oberlunkofen’da yaşayan Bayan Dominique 64 yaşında bir kız çocuk dünyaya getirerek, en yaşlı doğum yapan İsviçreli kadın oldu. Yapay döllenme ile anne olan Bayan Dominique, 50 yaşından bu yana anne olma rüyası ile yaşadığını söyledi. 1685

23 Temmuz: Glacier Express’in raylardan çıkması sonucu bir Japon turist yaşamını yitirdi, 42 yolcu yaralandı. İsviçre’nin turistik atraksiyonlarından biri olan bu tren, oldukça tehlikeli bir yola sahip. Bu nedenle trenler yavaş gitmek zorunda. Tren sürücüsünün saatte 35 km yerine 56 km gittiği için kazaya neden olduğu daha sonra tespit edildi. 22 Eylül: İstifa eden iki bakanın yerine Simonette Sammaruga ve Johann Schneider Ammann, Meclis tarafından bakan olarak seçildi. 15 Ekim: Yeni Gotthard tünelinin ilk etabı, on yıllık çalışma sonucu tamamlandı. Tünelin planlamasını başlatan eski bakan Adolf Ogi ve yapımını başlatan

2010’da Dünya’da Neler Oldu? Hazırlayan: Fatih Ertuğrul

Ocak: Haiti’de 7.0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Resmi ölü sayısının 200 bin kişinin üzerinde olduğu açıklandı. Merkez üssü başkent Port-auPrince’e 25 km uzaklıkta ve 7,0 Richter büyüklüğünde olan deprem, yerin yaklaşık 16 km altında meydana geldi. Depremin olduğu bölgede yaklaşık 2 milyon kişi yaşıyordu. Meydana gelen büyük felaket sonrası 1.3 milyon kişi evsiz kaldı.

çıkan Mavi Marmara gemisi ‘’Gazze’ye Özgürlük’’ hareketi sloganıyla yola çıkmıştı. İsrail ordusunun ele geçirdiği gemi Aşdod limanına demirlenmişti.

Şubat: Uranyum zengini olmasına rağmen dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Nijerya yine ‘’darbe’’ aldı. 1999 yılında askeri darbe sonrası aynı yıl başa gelen devlet başkanı Tandja Mamadou yine bir askeri darbe sonucu görevden alındı. Tandja, 2009 yılında 2 kez 5’er yıllık dönemlerde başkanlık yapılmasını öngören anayasa maddesini degiştirmişti. Yapılan darbe sonrasında bu anayasa da askıya alınmış oldu.

Temmuz: Belçika, Avrupa Birliği Konseyi Başkanlığını 6 aylık görev süresi dolan İspanya’dan devraldı. 2010 Ocak ayı ile 2011 Temmuz ayı arasındakı 18 aylık dönemde üçlü dönem başkanlığı İspanya, Belçika ve Macaristan tarafından yerine getirilecek. 6 aylık dönemden sonra başkanlığı Macaristan devralacak.

Mart: Günde yaklaşık 5,5 milyon kişinin kullandığı ve dünyanın en işlek metrolarından biri olan Moskova metrosuna 40 dakika arayla iki intihar eylemi düzenlendi. Patlamalar sonucunda yaklaşık 40 kişi hayatını kaybetti. Bundan önce 2004 yılında Paveletskaya metro istasyonunda intihar eylemleri gerçekleşmişti. Patlamalardan Çeçen isyancılar sorumlu tutulmuştu. Nisan: Bir çoğumuzun telafuzunda zorlandığı ismiyle nisan ayına damgasını vuran yanardağ, ‘’Eyjafja llajökull’’(Eyyafyallayökül). İzlanda’da, 1666m yüksekliğindeki buzulun altında bulunan ve buzulla aynı adı taşıyan yanardağ 190 yıl sonra yeniden püskürdü. Püskürttüğü küller nedeniyle Avrupa’daki birçok ucuş iptal edildi. Mayıs: İHH İnsani Yardım Vakfı organizasyonuyla Gazze’ye insani ve tıbbi yardım götüren Mavi Marmara gemisi uluslararası sularda İsrail Savunma Kuvvetlerince saldırıya uğradı ve 9 Türk vatandaşı hayatını kaybetti. Beraberindeki 6 gemiyle 10 bin ton yardım malzemesi ve yaklaşık 700 katılımcıyla yola

Haziran: 2010 FIFA Dünya Kupası Güney Afrika Cumhuriyeti’nde düzenlendi. Tarihinde ilk kez dünya kupası finali oynayan İspanya, finalde Hollanda’yı yenerek kupayı kazandı.

Ağustos: 7 yıllık işgalin ardından son kalan Amerikan birlikleri de Irak topraklarını terk etti. 2003 yılında Saddam Hüseyin’i devirdikten sonra 29 ayrı devletin birlikleriyle oluşturulan askeri taburlar, Irak’ın yeniden inşaası için bu topraklardaydı. İlk birliklerini 2007 yılında çeken dönemin Amerika devlet başkanı George W. Bush ‘’başarılı’’ oldukları gereçesiyle artık Irak’ta daha çok askerin kalmasına gerek görmediğini söylemişti.

Kasım: ABD Dışişleri Bakanlığı ve dünya genelindeki ABD büyükelçilikleri ile arasındaki yazışmalardan oluşan 250 bine yakın Wikileaks belgeleri dünya gündemine bomba gibi düştü. Julian Assange’in önderliğindeki Wikileaks organizasyonu yayınladığı belgelerinin bir kısmını hizmete özel ve bir kısmını da gizli olarak sınıflandırdı. Çok gizli (top secret) adı altında hiç bir belgenin yayınlanmaması dikkat çekti. Julian Assange İnterpol tarafından tecavüz suçlamasıyla kırmıyı bültenle aranmaya başlandıktan sonra Londra’da gözaltına alındı. 9 gün tutuklu kaldıktan sonra kefaletle serbest bırakıldı. Aralık: NASA Kaliforniya’da yeni bir arsenik tabanlı yaşam formu keşfettiklerini açıkladı. NASA astrobiyologları Kaliforniya’daki Mono Gölü’nden alınan tortu örneklerinde bulunan GFAJ-1 bakteri türü tuzlu ortamları sever. Mono Gölü de aşırı tuzlu ve yüksek derecede baziktir. GFAJ-1 çok az veya hiç fosfor bulunmayan ortamlarda yaşamını sürdürebilen ilk canlı formu olmuştur. Bu keşif, böylece fosforun bulunmadığı ortamlarda da yaşamın oluşabileceğini, yani dünya dışında da yaşamın bulunabilme ihtimalini arttırmıştır. 1674

Eylül: Aylarca hem öncesi hem de sonrasında tartışmalara neden olan anayasa değişikliği referandumu yapıldı. 26 maddelik değişiklik içeren paket, TBMM’de yapılan oylama sonucunda 336 kabul oyu alarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından referanduma sunuldu. Referandum sonucunda % 57.88 evet ve % 42.12 hayır oyu çıkarak 26 maddelik paket kabul edildi. Ekim: Şili’de Copiapó kenti yakınlarında 33 maden işçisi 69 günlük esaretin ardından kurtarıldı. Yerin 700 metre altında San Jose Bakır ve Altın Maden işletmesinde meydana gelen göçük sonucu mahsur kalan madenciler, çelik kapsülle uzun ve zorlu çalışmalar sonucunda yeryüzüne çıkarıldı.

GFAJ-1 bakterisi

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 28

28.12.10 03:38


ahci_tr_ilan_250x350.pdf

1

27.10.2010

11:24

17,9 milyon sık uçan yolcuya göre Dünyanın En İyi Ekonomi Sınıfı İkramı

C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

Dünyanın en prestijli ve güvenilir sivil havacılık örgütü Skytrax, 100 farklı ülkeden 17.9 milyon sık uçan yolcuya dünyanın en iyi yemeğini sunan havayolunu sordu. Cevap: Türk Hava Yolları. 2010 Skytrax Dünyanın En İyi Ekonomi Sınıfı İkram ödülünü aldığımız için gururluyuz. turkishairlines.com | 0848 444 849

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 29

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

K

28.12.10 03:38


30

ORGANİZASYON

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

‘‘Sultanın Sırrı’’ Filminin Avrupa Galası Zürih’te Yapıldı PHM

Film öncesi düzenlenen kokteylde sponsorlar ve filmin oyuncuları bir araya geldiler. Fotoğraf çekimi ve yapılan sohbetlerin ardından hep birlikte filmin gösterileceği salona geçildi. Film başlamadan önce geceye katkıda bulunan sponsorlara, Pusula gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Turgut Karabo-

yun ve Canan Kredit şirketinin sahibi Sıddık Canan tarafından birer teşekkür plaketi takdim edildi. Sponsorlara verilen plaketlerin ardından konuşma yapan Turgut Karaboyun ve Sıddık Canan, gecenin düzenlenmesinde desteklerini esirgemeyen tüm sponsorlara ve emeği geçen herkese teşekkür ettiler. Sponsorlara verilen plaketlerin hemen ardından oyuncular, tek tek sahneye çağrılarak izleyicileri selamladılar. Filmin yönetmeni Hakan Şahin, salonda bulunan seyircilere kısa bir konuşma yaptı. Filmin gerçek bir hikayeden yola çıkılarak hazırlandığını vurgulayan Hakan Şahin, İstanbul’un tarihi mekanlarının da filmde en iyi şekilde işlendiğini belirtti. ‘’Sultanın Sırrı’’ filmi için büyük emek verildiğini belirten Şahin, organizasyondan dolayı Pusula gazetesine ve Canan Kredit’e teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

Hakan Şahin, konuşmasını bitirdikten sonra filme start verildi. Yaklaşık 1 saat 50 dakika boyunca devam eden filmin ardından seyirciler, ünlü oyuncularla bol bol resim çektirme imkanı buldular. Film ekibinin sempatik tavırları herkes tarafından büyük takdir topladı. Ekipte bulunan oyuncular, büyük bir sabırla herkesin fotoğraf isteğini tek tek yerine getirdiler. Pusula gazetesi olarak düzenlediğimiz gala akşamında bizleri yanlız bırakmayan tüm okuyucularımıza, ana sponsorumuz Nextshop şirketinin sahibi Murat Akaras’a, önemli konularda bizden desteğini esirgemeyen Başkonsolosumuz Hakan Kıvanç ve ekibine, ulaşım ve güvenlik konusunda vermiş oldukları profesyonel destek için Elite organizasyon şirketinin değerli sahiplerine ve tüm sponsorlarımıza, ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. 1668

Film ekibi ve oyuncuları sahnede bir arada

Gala akşamının Anasponsoru Murat Akaras`a plaketi Sıddık Canan tarafından verildi

© Photo bdmedia.ch

Gala Aksamina katkida bulunan Sponsorlar DURMUS AG

Anasponsor

Rotweiss kuaförün işletmecisi Melek Müminoğlu`na plaketi Genel yayın yönetmenimiz Turgut Karaboyun tarafından takdim edildi

C OIFFEUR.CH

Gala akşamı düzenlenen kokteylden bir görüntü

Nextone`de düzenlenen akşam yemeği, Murat Akaras eşi ve oyuncular bir arada

© Photo bdmedia.ch

© Photo bdmedia.ch

© Photo bdmedia.ch

W W W. R O T W E I S S -

© Photo bdmedia.ch

Gala öncesi ana sponsor Nextshop tarafından organize edilen ve özel yemeklerin yer aldığı akşam yemeğinde ağırlanan film ekibi, yemekten hemen sonra limuzin eşliğinde galanın yapılacağı Arena sinemasına götürüldüler. Sinema girişinde hayranlarının yoğun ilgisiyle karşılaşan oyuncular, kırmızı halı üzerinde yürüyerek VİP salonunda bulunan davetlilerin yanına geldiler. Hollywood yıldızlarından ünlü aktör Mark Dacascos ve sevilen oyuncu Sinan Albayrak göstermiş oldukları sempatik tavırlarla gecenin ilgi odakları oldular.

© Photo bdmedia.ch

Pusula gazetesi ve Canan Kredit’in ortaklaşa düzenlediği gala, 11 Aralık 2010 tarihinde, Arena Film City’de gerçekleşti. Nextshop şirketinin ana sponsorluğunu üstlendiği gala akşamında filmin oyuncularından Mark Dacascos, Emanuel Bettencourt, Sinan Albayrak, Mehmet Ali Tuncer, Zuhal Öztürk ve filmin yönetmeni Hakan Şahin galada hazır bulundular.

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 30

28.12.10 03:39


Reisebüros in ZÜRICH

ALTAY REISEN

www.altayreisen.ch

AVRUPA REISEN

www.avrupa.ch

TOROS REISEN

www.torosreisen.ch

www.tisab.ch

VATAN REISEN www.vatan.ch

Yeni yılda, her şeyin gönlünüzce olmasını diler, sağlık, mutluluk ve başarı dolu günler geçirmenizi temenni ederiz.

in BASEL

BLUE DOLPHIN REISEN bluedolphin@balcab.ch

H&H REISEN

www.hh-reisen.ch

MAVI REISEN

www.mavireisen.ch

NET REISEN

www.netreisenbasel.ch

TÜM REISEN BASEL

www.tumreisen.com

in WINTERTHUR

NET TOUR

www.nettour.ch

TALYA TOURS www.talya.ch

in BADEN

in SCHAFFHAUSEN

in OLTEN

in DIETIKON

HANDEYS REISEN www.handeys.ch

DÖNMEZ REISEN www.donmezreisen.ch

SEVEN TOURS www.seventours.ch

MY TATIL

www.mytatil.ch

in RAPPERSWIL

CLASSIC REISEN

in WIL

AYDENIZ REISEN

in KREUZLINGEN

in BERN

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 31

YETISTI REISEN

www.yetisti-reisen.com

www.classic-reisen.ch

www.aydeniz.ch

AS REISEN

www.asreisen.ch

ALTAY TRAVEL www.altaytravel.ch

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

in USTER

28.12.10 03:39


32

KÖŞE YAZISI

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

İNCECİKTEN BİR KAR…

KÖŞE YAZISI

s.akin@pusulaswiss.ch

Sunay AKIN

Pencerenin önüne oturmuş, kar yağışını seyrederken, hiç tanımadığı yoksul insanları düşünüp, üşümeyen var mıdır? Beyaz renk her ne kadar teslimiyet anlamına gelse de kar, unutulmuşluğa, umarsızlığa açılan bir isyan bayrağıdır. Bu yüzden ben de, bir kar öyküsü olarak, kimsenin anımsamadığı bir kitabın ilk satırlarını okumaya davet ediyorum sizleri:”Hatırlar mısın karın lapa lapa yağdığı günleri.. Bahçekapı durağını hatırlar mısın? Sonra Yağcılar sokağı.. Sonra sabah temizliği yapan takunyalı, bellerinde yağ fıçılarının meşinleştirdiği peştemallariyle tombul yağcı çıraklarını.. Ya elmacık kemikleri morarmış küçücük simitçi, şimdi kimbilir hangi sanatoryumdadır. Bilinmez.”

Yalnızca kar altında simit satan çocuğa ne olduğu değil, bu satırların yazarının adı da bilinmez!.. “Bahçekapı Durağı” adlı kitap, İstanbul’un tramvaylı günlerinde yaşanılan karşılıksız bir aşkın öyküsüdür. Yazar, kendisine ilgi göstermeyen, o yılların ünlü bir voleybolcusu ve gözü yükseklerde olan genç kıza seslendiği kitabında, otomobil hakkında şunları söylüyor:”Henüz hiçbir otomobil fabrikası, silindirlerin içine aile saadetini getirecek iyi hisleri koyamıyor. Öyle ise, lüks bir demir parçasına bu rağbet niye? İşte yıllar yılıdır aklımın almadığı alçaklık bu ya.” Abidin Behpur Tapaner’dir yazarın adı… Hürriyet gazetesinde foto muhabirliği yapan Tapaner’in ceseti, 25 Ocak 1963 tarihinde bir otomobilin içinde bulunur. Yirmi beş yaşındaki genç gazeteci, iki arkadaşıyla birlikte gider ölüme. Trafik kazası mı?.. Hayır, geride bıraktığı tek kitabına kar yağışını anlatarak başlayan Abidin Behpur Tapaner, donarak ölür!.. Silindirlerinin içine “aile saadeti”nin konamadığı ve kar taneciklerinin kefen gibi örttüğü bir otomobil tabut olur, bu güzel yüreğe. Hem de uzaklarda, Anadolu’nun Doğu’sunda

ıssız bir yolda değil, İstanbul’a sobanın yanına sokulan bir kedi kadar yakın olan Çatalca’da!.. Bir otomobilin çaresizlik içinde gömüldüğü kar üstünde kayan bir kızaktan duyulan neşeli çocuk seslerinden daha garip ne olabilir?.. Sallanan tahta atları olmasa da, kızakları vardır Doğulu çocukların. O kızaklardan biri Cemal Süreya’nın “Kars” adlı şiirinde çıkar karşımıza: Sen küçüğüm sımsıcak Ne derler ona – bu kızakta Boyuna türküler yakıyorsun ya Sanki her türküden sonra Hohlasan gök buğulanacak Sakın ola ki, adına aldanıp, Kars’ta yazıldığını sanmayın şiirin. Cemal Süreya bu şiiri 1961 yılında gittiği Paris’te kaleme alır. Üstelik, Kars’ı hiç görmemiştir!.. Paris dönüşünde müfettiş olarak Anadolu’nun bir kentine gönderilir Cemal Süreya. Şairin, başına satın aldığı yeni bir fötr şapka koyarak yola çıktığı kentin adı, Paris’te yazdığı şiirin adıdır! Paris’e giden Kadir Raşit Paşa, oralarda bir şiir yazdı mı, bilinmez ama İs-

panya sınırına yakın bir yerde bulunan bir Fransız köyünü öylesine çok sever ki, soyadı kanunu çıktığında, o köyün adını alır soyadı olarak. Çocuk doktoru Kadir Raşit Paşa’nın yeğeni Melih Cevdet de, o köyün adını şiir kitaplarının kapağına taşır:”Anday” Melih Cevdet Anday’ın “Rüya” şiirinde kar yağar, “incecikten”: Bir rüya gördüm gündüz uykusunda İncecikten bir kar yağıyordu Sabahat’im hasta yatağında doğrulmuş Bir aydınlığa bakıyordu İncecikten bir kar yağıyordu Bahriyeli ağabeyimi düşünüp Erzincan’da annem ağlıyordu. Kar yağıyordu. 1941 yılının 23 Haziran gecesi, saat 22.30’da, “Refah” adlı yük gemisi, Mersin Limanı’ndan ayrıldıktan beş saat sonra kimliği belirsiz bir denizaltı tarafından torpillenerek batırılır. Akdeniz’in mezar olduğu 167 yolcu arasında, İngiltere’ye sipariş edilen “Oruçreis”, “Muratreis”, “Burakreis” ve “Uluç Alireis” adlı dört de-

nizaltıyı teslim almaya giden subay, astsubay ve erler de vardır. Fransa’daki küçük bir köyün adı ülkemizde yalnızca Melih Cevdet’in kitap kapaklarında değil, bu saldırı sonrasında ölenler listesinde de okunur:”Nejat Anday” Melih Cevdet Anday’dan yedi yaş büyük olan “Bahriyeli” ağabeyi, eğer yaşasaydı, “Uluç Alireis” adlı denizaltının komutanı olarak çıkacaktı annesinin karşısına. İngilizler’den üç denizaltıyı alırız sonradan ama Uluç Alireis’i II. Dünya Savaşı’nda kullanmak istediklerini söyleyerek vermezler. 18 Nisan 1943’de, bir Alman denizaltısı tarafından Afrika’nın batı kıyıları açıklarında batırılan Uluç Alireis, kendisini iki yıldır denizin dibinde bekleyen ilk kaptanına kavuşmuş olur. 2002’nin Aralık ayında İstanbul’a kar yağdığında, Haliç’deki Rahmi Koç Sanayi Müzesi’nde olmanın ayrıcalığını yaşamak için yola koyuldum.. Özellikle gitmiştim müzeye; kıyıya bağlı denizaltıyı kar altında görmek istiyordum çünkü... Biliyordum ki, o denizaltının adı, 1972’de donanmamıza katılan ve üstüne “incecikten” kar yağan Uluç Ali reis’dir. 1676

Simdi Altın Satmanın Tam Zamanı Altınlarınızı bize getirin hemen nakite çevirelim HERA’da en iyi fiyatlar sizleri bekliyor Çok uygun fiyatlara gümüs ve çelik takılar

TÜM SAATLERD

50%

E INDIRM

Adres: HERA GOLDEN & SILVER HOUSE MURAT KESKIN • Klybeckstrasse 80 • CH-4057 Basel Tel/Fax: +41 61 554 80 89 • Mobile: +41 76 575 00 61 • E-Mail: info@heragold.ch • Webseite: www.heragold.ch PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 32

28.12.10 03:39


33

İSVİÇRE TARİHİ www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

İsviçre Tarihi 32. Bölüm (2. Dünya Savaşı) Hazırlayan: Hüseyin Türkkan

Savaş Sırasında Önemli Siyasal Buluşmalar Atlantik Bildirisi Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması, bunun üzerine Sovyetler Birliği’nin de 12 Temmuz 1941’de İngiltere, 1 Ağustos’ta da ABD ile birer antlaşma imzalaması savaşın gidişatında önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur. ABD Başkanı Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Churchill, 1941 yılının Ağustos ayının başlarında savaşla ilgili gelişmeleri görüşmek üzere Atlantik’te (Atlas Okyanusu’nda) bir savaş gemisinde bir araya gelmişlerdir. Roosevelt ve Churchill, görüşmelerden sonra, 14 Ağustos 1941’de “Atlantik Bildirisi” adı verilen bir metin yayınlamışlardır. Bildiride iki devlet; topraklarını genişletmek istemediklerini, her ulusun kendi istediği hükümet şeklini seçme hakkına uyacaklarını, küçük büyük tüm devletlerin aynı koşullar altında dünya ticaretine katılmalarını istediklerini, Nazi diktatörlüğünün tam olarak yıkılmasından sonra, bütün ulusların sınırları içinde güvenle yaşama olanağı sağlayacak bir barışın yapılmasını, böyle bir barışla bütün insanlara engel çıkartılmadan bütün deniz ve okyanuslarda dolaşma olanağının sağlanmasını ve bütün ulusların kuvvet kullanmaktan vazgeçme yolunu tutmaları gerektiğine inandıklarını belirtmişlerdir. Görüldüğü gibi, bildiriye özgürlük ve demokrasi ilkeleri yön vermiştir. ABD’nin savaşa katılmasından sonra, Almanya’ya karşı savaşa giren 26 devletin de imzasıyla, 1 Ocak 1942’de, Atlantik Bildirisi esas olmak üzere “Birleşmiş Milletler Bildirisi” yayınlanmıştır. Bu bildiride, Atlantik Bildirisi’ndeki ilkeler aynen kabul edilmiştir. Ayrıca, zafer elde edilinceye kadar iş birliği yapılacağı açıklanmıştır. Böylece, savaştan sonra kurulacak olan Birleşmiş Milletler Örgütü’nün nüvesi oluşturulmuştur. Kazablanka Konferansı ABD Başkanı Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Churchill arasında, 14-24 Ocak 1943 tarihleri arasında Kazablanka kentinde yapılmıştır. Sovyet lideri Stalin de davet edilmişse de katılamamıştır. Bu konferansta, ABD kuvvetlerinin, 1942 yılının Kasım ayında Fas ve Cezayir’e çıkması üzerine, Kuzey Afrika savaşlarının gidişatı ve sonrası hakkında stratejik ve diplomatik sorunlar ele alınmıştır. Konferansın sonunda; Sovyetler Birliği üzerindeki baskıyı hafifletmek için Sicilya’ya çıkartma yapılması, Balkanlarda ikinci bir cephenin açılması, bunun için de Türkiye’nin savaşa katılmasını sağlamak üzere hazırlıklara girişilmesi, Mihver Devletleri’nin kayıtsız şartsız teslimine kadar mücadeleye devam edilmesi gibi kararlar alınmıştır. Moskova Konferansı Bu konferansta; ABD, İngiltere, Sovyetler Birliği ve Çin dışişleri bakanları 19 Ekim 1943’te Moskova’da Kremlin Sarayı’nda bir araya gelerek, savaşta meydana gelen son gelişmeleri görüşmüşlerdir. Konferans, 1 Kasımda yayınlanan ortak bildirilerle sona ermiştir. Bildirilerde; Müttefik devletlerin düşmanın kayıtsız koşulsuz teslim olmasından sonra, barışı sürdürebilmek için bütün barış seven devletlerin eşit haklarla katılabilecekleri bir örgüt kurulmasına, İtalya’daki savaş suçlularının mahkemeye verilmesine, Avusturya’nın savaştan sonra bağımsız bir devlet olmasına ve Alman savaş suçlularının yargılanmak üzere ilgili devletlere teslim edilmesine karar verildiği açıklanmıştır. Kahire Konferansı 22-26 Kasım 1943’te Roosevelt, Churchill ve Çin Devlet Başkanı Çan-Kay,Şek’i arasında yapılan konferansta, Uzakdoğu’daki savaş gelişmeleri ele alınmıştır. Ayrıca, savaş sona erdiğinde Japonya ile yapılacak barışın esaslarının neler olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Ancak, bu konularda kesin bir sonuca varılamamıştır. Bununla birlikte, konferansa katılan üç devlet, 26 Kasım 1943’te yayınladıkları ortak bildiri-

de; Japonya’yı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ele geçirmiş olduğu bütün toprakları boşaltmaya zorlamak, Kore’nin bağımsızlığının tanınması gibi konularda da hemfikir olduklarını belirtmişlerdir. Tahran Konferansı İran, 1941 yılında Sovyet Birliği’ne kolay yollardan yardım ulaştırabilmek için İngilizler ve Sovyetler tarafından işgal edilmişti. Stalin, üç büyük müttefik devlet adamının buluşmaları gündeme gelince, Kızıl Ordu birliklerinin işgali altında bulunmayan bir yere gitmeyeceğini açıklamıştır. Bunun üzerine, Roosevelt, Churchill ve Stalin, Tahran’da bir araya gelmişlerdir. 28 Kasım 1 Aralık 1943 tarihleri arasında yapılan konferansta; İran’a yardım yapılması, Türkiye’nin savaşa sokulması, Yugoslavya’daki direnişçilere her türlü desteğin verilmesi, Normandiya’da ikinci cephenin açılması, Polonya sınırının saptanması, kesin zafere kadar savaşın birlikte sürdürülmesi ve savaştan sonra barışın korunması için bir uluslararası örgütün kurulması kararlaştırılmıştır. Yalta Konferansı Fransa, 6 Haziran 1944’de Normandiya çıkarmasından sonra Alman işgalinden kurtarılmıştı. Bundan sonra, Almanya’nın teslim olması gündeme gelmişti. Bu durumda, hem gelecek barış hakkında daha esaslı bir anlaşmaya varmak, hem de Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya savaş açmasını sağlamak amacıyla üç büyük müttefik devlet başkanı 4 Şubat - 11 Şubat 1945’te Kırım’ın Yalta kentinde bir araya gelmişlerdir. Roosevelt, Churchill ve Stalin, Yalta Konferansında; Sovyetler Birliği’nin Almanya’ya teslim olduktan sonra Japonya’ya savaş açması ve buna karşılık daha önce bu devlete bıraktığı toprakları ve Kuril Adalarını alması, Sovyetler Birliği’nin Çin ile bir dostluk ve ittifak antlaşması imza etmesi, üç büyük müttefik devletin ordularının Almanya’nın birer bölgesini işgal etmesi, merkezi Berlin olmak üzere her üç devletin komutanlarından oluşan bir “Merkez Kontrol Komisyonu” nun kurulması, Fransa’nın da Almanya’ya işgal birlikleri göndermesi, Alman militarizmi ve nazizminin yok edilmesi, Almanya’nın savaş tazminatı ödemesi ve Birleşmiş Milletler Örgütü’nün kurulması için 25 Nisan 1945’te San Fransisco’da bir konferans toplanması gibi konular üzerinde durmuşlardır. Yalta Konferansı, üç büyük müttefik devlet arasında öteden beri süregelen anlaşmazlığı belirginleştirmiştir. Roosevelt, Birleşmiş Milletler Örgütü konusunda alınan karardan memnun kalmıştır. Ancak, Churchill, Sovyetler Birliği’ne çok fazla ödün verildiğini düşünmüştür. Müttefikler arasındaki bu farklı tutum ve davranışlar, savaş sırasında meydana getirilmiş olan ittifakın yara almasına yol açmıştır. Hatta, müttefikler arasında iş birliğini sona erdirmiştir. Ancak, ideolojileri ve devlet yapıları farklı üç büyük müttefik devlet, savaş tümüyle sona ermediği için bir süre daha birlikte hareket etmişlerdir.

Savaşın Sona Ermesi İtalya’nın Savaştan Çekilmesi Müttefik devletler, Mareşal von Rommel’in komutasındaki Alman birliklerini Elalameyn önünde durdurmuştur. Bunun üzerine İngilizler, Mareşal Montgomery’in emri altındaki birliklerle 1942 yılının Ekim ayında karşı saldırıya başlamış ve Alman Rommel’i ard arda yenilgiye uğratmıştır. 8 Kasım 1942’de de, General Eisenhower yönetimindeki Amerikan ve İngiliz birlikleri Kuzey Afrika’da karaya çıkmış ve kısa sürede bu bölge ele geçirilmiştir. Müttefikler, bu gelişme üzerine, İtalya’yı işgal etmek ve Mihver devletlerine karşı güneyden bir cephe açmak için 10 Temmuz 1943’te İtalya’nın kuzeyine doğru ilerleyerek bu ülkeyi işgal etmişlerdir. Bunun üzerine, gerek İtalya’nın savaşın başlangıcından itibaren ard arda başarısızlığa uğraması, gerek ülkenin işgal edilmesi, halkın

rejime karşı bir hoşnutsuzluk duymasına yol açmıştı. Nitekim, 24 Temmuz 1943’te toplanan Büyük Faşist Konseyi, Mussolini’yi iktidardan düşürmüştür. Yeni hükümetin başına Mareşal Bodoglio getirilmiştir. Mareşal Bodoglio’nun yaptığı ilk iş, Mussolini’yi hapsetmek ve Faşist Partisi’ni lağv etmek olmuştur. İtalya yöneticileri, bu gelişmelerden sonra 3 Eylül 1943’te müttefiklerle bir ateşkes yaparak savaştan çekilmiştir. 13 Ekim 1943’te de Almanya’ya savaş ilan etmişlerdir. İtalya’nın savaştan çekilmesi, Almanya’yı alabildiğine zor durumda bırakmıştır. Akdeniz bölgesi, Müttefiklerin egemenliği altına girmiş ve Yunanistan ile Yugoslavya’da Almanlara karşı ulusal kurtuluş hareketleri büyük ivme kazanmıştır. Almanya’nın Teslim Olması Müttefik devletler, 1944 yılında hava üstünlüğünü sağlamışlardı. Özellikle de, 6 Haziran 1944’te Fransa’nın Normandiya kıyılarına çıkarma yaparak “ikinci cephe” yi açmışlardır. 9 Ağustos 1944’te Paris’i Alman ordularından kurtarmışlardır. Fransız direniş hareketinin ünlü ismi General de Gaulle, hükümet kurarak Fransa’ya yeniden hayat kazandırdı. Bu askeri gelişmeler üzerine Almanya için kurtuluş olanağı kalmamıştı. Doğu’dan ve Batı’dan müttefik devletler tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Müttefikler, Berlin’e girdikten sonra Hitler, 30 Nisan 1945’te intihar ederek, yerini Amiral Doenitz’e bırakmıştır. Berlin, 2 Mayıs 1945’te ağırlıklı olarak Sovyet askerlerinin yer aldığı müttefikler tarafından tamamıyla ele geçirilmiştir. 4 Mayısta Hollanda, Kuzey-Doğu Almanya ve Danimarka’daki Alman orduları teslim olmuşlardır. Bunun üzerine, 7 Mayıs 1945’te Alman delegeleri Reims kentindeki Eisenhower’in ana karargahında Almanya’nın kayıtsız-şartsız teslim belgesini imzalamışlardır. Almanya’nın teslim olmasından sonra Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin ileri gelenlerinin büyük bir kısmı kaçmış, bir kısmı da müttefikler tarafından yakalanmıştır. Böylece, beş buçuk yıl Avrupa’yı kan ve gözyaşına boğan savaş Avrupa coğrafyasında sona ermiştir. Uzakdoğu’da Savaşın Sona Ermesi: Japonya’nın Teslim Olması Müttefikler, 1942 yılında Pasifik’te Japon yayılmasını durdurmuşlardır. 1943 ve 1944 yıllarında da deniz ve hava üstünlüğünü ele geçirmişlerdir. 1945 yılının başlarından itibaren Japonya’nın işgali altında bulunan Çin, Endonezya ve Pasifik’te çeşitli yerlerde saldırıya geçmişlerdir. Müttefik güçleri, Japonya’ya son darbeyi Temmuz ve Ağustos 1945’te vurmuşlardır. Nitekim, ABD 9-10 Temmuz 1945’te Japonya’nın başkenti Tokyo’yu havadan bombalamıştır. Japonya’nın gücü tükenmiş olmasına rağmen, müttefiklerin teslim olma önerisini geri çevirmiştir. Bunun üzerine ABD, Japonya’yı kayıtsız şartsız teslim olmaya zorlamak için, 6 Ağustos 1945’te ilk atom bombasını Hiroshima’ya, ikincisini de 9 Ağustos 1945’te Nagasaki’ye atmıştır. Sovyetler Birliği, 13 Nisan 1941’de Japonya ile tarafsızlık antlaşması imzalamasına rağmen,

teslim olma noktasına gelen bu ülkeye 8 Ağustos 1945’te savaş ilan etmiş ve Mançurya’yı işgale başlamıştır. Japonya, 10 Ağustos 1945’te yenilgiyi kabul ettiğini ABD’ye bildirmiştir. Yapılan görüşmeler sonucu, 2 Eylül 1945’te Tokyo koyunda demirli bulunan ABD’ye ait Missouri adlı savaş gemisinde Japonya’nın teslim belgesi imzalanmıştır. Bu olayla da Uzakdoğu’da savaş sona erdiği gibi, yaklaşık kırk milyon insanın hayatına mal olan İkinci Dünya Savaşı da müttefiklerin zaferiyle bitmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın Özeti 4 sayıdan beri genel olarak ikinci dünya savaşını işlemekteyiz. Aşağıda geçen 4 sayıda işlenen konuların özetini bulacaksınız. Gelecek sayıda ise bütün dünyayı bu kadar etkileyen İkinci Dünya Savaşı’nın İsviçre`ye etkilerini işleyeceğiz. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan barış antlaşmaları sorunları çözmemiş ve yeni sorunları ortaya çıkarmıştır. Güçler dengesi yeniden biçimlenmişti. Dünya barışının korunması amacıyla, Milletler Cemiyeti kurulmuş, Avrupalı büyük ülkelerin de yer aldığı bazı Avrupalı devletler karşılıklı güvenliğin sağlanması için Locarno Antlaşmasını, ABD ile Fransa Dışişleri Bakanlarının öncülüğünde de savaşı yasa dışı ilan eden Briand- Kelogg Paktı imzalanarak yürürlüğe sokulmuştu. Ancak, barışın korunmasına yönelik bu çabalar yeterli olmamıştır. İtalya’da faşist rejiminin kurulması ve bu rejimin yayılmacılığa yönelmesi, Almanya’da Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin iktidara tırmanarak Versailles Barış Antlaşması düzenini ortadan kaldırmaya çalışması ve Büyük Germen İmparatorluğu’nu kurmak istemesi, Japonya’nın da Uzakdoğu’da güçler dengesini alt üst ederek militarist temellere dayalı bir imparatorluk kurma tutumuna girmesi, İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına yol açan en önemli gelişmeler olmuştur. Almanya, İtalya ve Japonya’nın katılımı ile Anti Komintern Paktı’nın kurulması, İkinci Dünya Savaşı’na giden süreçte önemli bir dönüm noktası olmuştur. “Berlin-Roma-Tokyo Mihveri” dünyanın savaşın eşiğine getirmiştir. İkinci Dünya Savaşı, Alman birliklerinin 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırısıyla başlamıştır. Bu olay üzerine İngiltere ve Fransa, Almanya’ya savaş ilan etmişlerdir. Sovyetler Birliği, Baltık ülkelerini ele geçirmiştir. Almanya ise, Norveç ve Danimarka’yı işgal ettikten sonra, Avrupa içlerinde ilerleyerek Hollanda, Belçika ve Fransa’yı işgal ederek, bu ülkeleri kendi topraklarına katmıştır. Bununla birlikte, Almanya ve İtalya, Kuzey Afrika’da da yayılmaya çalışmışlardır. Japonya’nın da, ABD’yi ani baskınla savaşa sürüklemesi sonucu, savaş tüm dünyaya yayılmıştır. Mihver devletlerinin yayılmacılığına karşı İngiltere, Sovyetler Birliği ve ABD İttifak yapmışlardır. Müttefik devletler, gerek savaş sırasında gerçekleştirdikleri siyasal buluşmalarla gerek ordularını seferber ederek, Mihver devletlerini yenilgiye uğratmışlardır. Mihver devletlerinin tüm cephelerde teslim olmasıyla, dünyaya beş buçuk yıl felaket yaşatan İkinci Dünya Savaşı sona ermiştir. 1667

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 33

28.12.10 03:39


34

ZÜRİCH ETKİNLİK TAKVİMİ

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch

Zürih Kantonu Ocak Ayı Etkinlik Takvimi 02.01.2011 (Pazar) Sihlwald’da Kış Yürüyüşü: Kışın ve doğanın tadını çıkartmak için Sihlwald’da muhteşem bir etkinlik sizleri bekliyor. ‘’Keçiyolunda Orman Serüveni“ ve ‘’Vahşiliğe Pencere’’ yolunda yetişkinler ve çocuklar için özel serüvenli yürüyüşler yapabilirsiniz. Ulaşım: Wildnispark Zürich. S4 ‘’Bahnhof Sihlwald’’ veya ‘’Wildpark Höfli“. www. sihlwald.ch Zooloji Müzesi: Zürih Üniversitesi Zooloji Müzesi’nde hayvanların çeşitli yönlerini keşfedebileceksiniz. Her Pazar saat 11.30’da rehber eşliğinde gezebilirsiniz. Saat 14.00 -16.00 arası ailelere ücretsiz atölye sunuluyor. Ailenizle birlikte hayvanlar dünyasında yaşayabilir ve on araştırma sorununun çözümünü öğrenebilirsiniz. Buna ek olarak ocak ayından itibaren her gün saat 11.00 – 15.00 arası, pazar günü saat 11.00 ve 16.00 arası film gösterimleri de olacak. Açık günler : Salı Cuma Saat: 09.00 - 17.00, Cumartesi- Pazar Saat: 10.00 -17.00. Giriş serbesttir. Yer: Zoologisches Museum der Universität Zürich, Karl-SchmidStrasse 4. Tram 6/9/10 ‘’ETH Zentrum/ Universitätsspital“ veya Tram 5/6 „Platte“. www.zm.uzh.ch

niz. Katılım ücretsiz. Telefon: 078 739 10 73. Saat: 19.30 - 23.30 Yer: GZ Schindlergut, Kronenstrasse 12. Tram 11/14 ‘’Kronenstrasse’’. www.gz-zh.ch

09.01.11 (Pazar) Pazar Atölyesi: Çocuklar, Pazar Atölyesinde bulaşacaklar. Burada boya, çizim yapabilir, yapıştırabilir, el işi yapabilirler. Oyun hamurları yoğurabilir ve daha pek çok şey yapabilecekler. 5-10 yaş arası çocuklar için başvuru yapılacaktır. Telefon: 044 217 70 97 veya w.bonzi@hauskonstruktiv.ch. Her Pazar saat 11.15 - 13.15 arası. Ücret:10 frank. Yer: Haus Konstruktiv, Selnaustrasse 25. S4/S10 veya Tram 8 ‘’Bahnhof Selnau“. www.hauskonstruktiv.ch Ücretsiz Buz Pateni: Zürih Spor Müdürlüğü, Heuried ve Oerlikon’daki puz pistinde herkesi buz pateni yapmaya davet ediyor. Programda spor gösterileri, serbest buz pateni ve herkese Plauschhockey var. Saat: 10.00 - 19.00. Giriş ve paten kiralama ücretsizdir. Yer: Eisbahn Heuried, Wasserschöpfi 71. Tram 9/14 ‘’Heuried“. Eisbahn Oerlikon, Siewerdtstrasse 80. Tram 10/14 ‘’Sternen Oerlikon“ veya Tram 11 ‘’Messe/Hallenstadion“.

05.01.11 (Çarşamba)

10.01.11 (Pazartesi)

Oyun Etkinliği: Her çarşamba öğleden sonra ailenizle birlikte oyun oynamaya davetlisiniz. Havanın iyi olduğu durumlarda aileler dışarıda oynayacak, dolayısıyla kalın giyinmeniz öneriliyor. Yağışlı ve soğuk havalarda etkinlik ‘’Gemeinschaftsraum der Siedlung Luegisland’da“ gerçekleşecektir. Bilgi: Andrea Kohler, Telefon: 044 325 60 11. Saat: 14.30-17.00, giriş serbest. Yer: Spielplatz bei der Siedlung Luegisland, Luegislandstrasse 593. Tram 9 ‘’Luegisland“.

Tiyatro Oynayarak Almanca Öğrenme: ‘’Oyunla dil öğrenme“, Dil ve Tiyatro kursundan katılımcılar tiyatro oynuyor, böylece kendilerini Almanca ifade etmeyi öğreniyorlar. Dil yeteneklerini geliştirmek isteyen ve aynı zamanda tiyatro oynamaktan hoşlananlar davetlidir. Kurs, çok az Almanca konuşan kişilere yöneliktir. Ön tiyatro bilgisi gerekli değildir. Kurs 7 Martta başlıyor, ay boyunca daha sonra gelenler de katılabilir. Kurs her pazartesi saat 16.30 - 19.00 arasıdır. Her ders başına fiyat 5 franktır. Ocak sonuna kadar Claudia Flütsch’e başvurun. Telefon: 043 317 16 27. Yer: MAXIM Theater, Zeughausstrasse 60. Otobüs 31 bis ‘’Kanonengasse“. www.maximtheater.ch

Letzipark’ta Almanca Öğrenme: Almancayı yeni öğrenenler için kaçırılmaması gereken bir etkinlik. Başvuru gerekli değildir. Her Çarşamba saat 09.30 - 11.00 arasında, katılım ücretsiz, 2-8 yaş arası çocuklara ücretsiz bakım da var. Aynı zamanda Almanca kursları için danışmanlık da verilir. Bilgi: AOZ, Telefon: 044 415 65 88. Yer: Einkaufszentrum Letzipark, Baslerstrasse 50. Tram 2 ‘’Kappeli“ veya otobüs 31 ‘’Letzipark“. www.aoz.ch/introdeutsch

06.01.11 (Perşembe) Öğlen Org Müziği: Müzisyenler 12.15 - 12.45 saatleri arasında org çalacaklar. Giriş serbesttir. City-Kirche Offener St. Jakob, Stauffacherstrasse 8. Tram 2/3/8/9/14, ‘’Stauffacher“. www. offener-st-jakob.ch Oyun Buluşması ‘’Tichuana“: Perşembe akşamlarını dama, tavla, satranç ve kağıt oynayarak geçirebilirsi-

12.01.11 (Çarşamba) Çocuklar için Korsan Hikayeleri: Bir korsan, çocuklara maceralarını anlatıyor. Bu korsanın çocuklara bir sürprizi de var. 5-10 yaş arası çocuklar için, yüksek Almanca, eğlenceli animasyon programı da mevcuttur. Saat: 14.00 - 15.00, katılım ücretsiz. Yer: Pestalozzi-Bibliothek Hardau, Norastrasse 20. Tram 2/3 veya otobüs 33/72 ‘’Albisriederplatz“. www.pbz.ch Kardan Eserler: Çocuklar dışarıda kardan figür ve objeler yapıyorlar. 12.01.2011’de kar olmazsa, program 19.01.2011’e ertelenecektir. Saat: 14.00 - 17.30, katılım ücretsiz. Yer: GZ Neubühl, Erligatterweg 53. Otobüs 66 ‘’Neubühl“. www.gz-zh.ch

14.01.11 (Cuma)

22.01.11 (Cumartesi)

Kadınlar Buluşması: Göçmen ve İsviçreli kadınlar ayda bir kez düşünce alışverişi için bir araya geliyor. Aynı zamanda ilişki kurmak ve güncel konuları tartışmak için buluşuyorlar. Başvuru gerekli değildir. Saat: 09.00 -11.00, katılım ücretsiz. Yer: Zentrum Elch, Regensbergstrasse 209. otobüs 62 ‘’Oberwiesenstrasse“. www.zentrumelch.ch

Çok Yönlü Müzikli Bir Gece: Samba, Chorinho, Baião veya Frevo gibi Brezilya ritimleri Jazz ve Funk ile karıştırılıyor ve böylece yeni melodiler ortaya çıkıyor. Saat: 21.00, giriş serbesttir. Yer: Mehrspur Music Club, Waldmannstrasse 12. Tram 11/15 ‘’Bellevue“. www. mehrspur.ch

16.01.11 (Pazar)

Tiyatro ‘’Kutsal Bir Yer’’: Tiyatro şöyle başlar, gerçekte çok normal bir gündür. Fakat daha sonra bir serçe Florian’ın kafasına uçar ve saçlarının arasına oturur. Bundan sonra pek alışılmadık olaylar gelişir. 10 yaş üstü çocuklar içindir. Saat: 19.00 - 20.15. MAPS 10 giriş bileti veriyor, telefon etmeniz yeterli olacaktır. Telefon: 044 415 65 89 veya mail yazın: maps@aoz. ch. Yer: Schiffbau, Matchbox, Schiffbaustrasse 4. Tram 4/13 ‘’Escher-WyssPlatz“. www.schauspielhaus.ch

Masalsı Jeoloji: Öğleden sonra müzikli bir ortamda jeoloji ile ilgili sorular bilimsel olarak değil masalsı bir biçimde cevaplanıyor. Anlatımın sonunda çocuklar; kristalleri, fosilleri inceliyor ve deprem simulatörünü ziyaret ediyorlar. Saat: 14.00 - 15.00 arası, katılım ücretsiz. Yer: FocusTerra, Sonneggstrasse 5. Tram 6/9/10 ‘’ETH/ Universitätsspital’’. www.focusTerra. ethz.ch

19.01.11 (Çarşamba) Süper star çocuklar: Süper starlığa yeteneğiniz var mı? Nasıl şarkı söylüyorsunuz veya dans ediyorsunuz? Yeteneğiniz varsa kendinizi gösterin! Sonunda kazananlar için ödül var. Çocuklar ve 9 - 16 yaş arası gençler için. Başvuru 14.01.2011’e kadar. Telefon: 044 325 60 11. Saat:14.00 - 18.00, katılım ücretsiz. Yer: GZ Hirzenbach, HelenKeller-Strasse 55. Tram ‘’Hirzenbach“. www.gz-zh.ch

20.01.11 (Perşembe) İsviçreli yazarla okuma ve sohbet: İsviçreli yazar Melinda Nadj Abonji’nin romanı ‘’Tauben fliegen auf“ hem Almanya hem de İsviçre kitap ödülünü kazandı. Kitapta Balkanlardan İsviçre’ye gelen bir ailenin göç hikayesi anlatılıyor. 20.01.2011’de Melinda Nadj Abonji kitabından okuma yapıyor, ardından onunla sohbet edilecek. Saat: 20.00, Giriş: 10 franktır. Yer: Pestalozzi-Bibliothek Schwamendingen, Winterthurerstrasse 531. Tram 7/9 veya otobüs 62/63/79 ‘’Schwamendingerplatz“. www.pbz.ch

28.01.11 (Cuma)

Film ‘’Elsa ve Fred’’: 78 yaşındaki Alfredo karısının ölümünden sonra Madrid’de küçük bir daireye taşınır. 77 yaşındaki yeni komşusu hayat dolu, canlı Arjantinli Elsa’dır. İkisi çok farklıdır ve yavaş yavaş birbirlerine yakınlaşırlar. Yetişkinler için saat 14.00’da, giriş serbesttir. Yer: GZ Witikon, Witikonerstrasse 405. Otobüs 34/747/753/786 ‘’Loorenstrasse“. www.gz-zh.ch

29.01.11 (Cumartesi) Dans Akşamı: ‘’La Catrina’’ lokali 60’ların coşkulu dans müziklerini çalacak. Saat: 23.00’da, giriş serbesttir. Yer: La Catrina, Kurzgasse 4. Tram 8/ Otobüs 32 ‘’Helvetiaplatz“. www.lacatrina.ch

30.01.11 (Pazar) Çocuk Konseri, ‘’Bremen Mızıkacıları’’: Dört Bremenli sanatçı, ‘’Bremen Mızıkacıları’’ adlı masalı müzikal olarak anlatacak. Konserden sonra çocuklar, müzisyenleri ve müzik aletlerini yakından tanıyabilecekler. Saat: 11.00 - 12.00 arası, giriş serbesttir. Yer: GZ Hottingen, Gemeindestrasse 54. Tram 3/8 ‘’Hottingerplatz“. www.abendsfrueh.ch 1657

21.01.11 (Cuma) Klasik Konser: Günümüz klasik müzik eserleri tanıtılıyor. Saat: 19.30, giriş serbest. Yer: Zürcher Hochschule der Künste, Florhofgasse 6. Tram 3 veya otobüs 31 ‘’Neumarkt“. www.hdkz.ch Rock ve Pop Konseri: Çeşitli gruplar kendi yeteneklerini sergiliyor ve rock, pop ve caz çalıyorlar. Saat: 20.00, giriş serbesttir. Yer: Kulturmarkt, Aemtlerstrasse 23. Tram 9/14 ‘’Goldbrunnenplatz“ veya otobüs 32/33 ‘’Zwinglihaus“. www.kulturmarkt.ch

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 34

28.12.10 03:39


35

SÖYLEŞİ www.pusulaswiss.ch

Ocak/Januar 2011

Sultanın Sırrı Ekibiyle Filmi Değerlendirdik Söyleşi: Asiye Sınıcı

11 Aralık 2010 Cumartesi akşamı Zürih Arena CıneCenter’da görkemli bir gala ile seyircilerle buluşan ‘’Sultanın Sırrı“ filminin hemen ardından başrol oyuncuları Emanuel Bettencourt, Sinan Taymın Albayrak ve Yönetmen Hakan Şahin’le bir söyleşi gerçekleştirdik. Emanuel Bettencourt’la yaptığımız söyleşi oldukça keyifli geçti. İşte, ünlü aktöre film hakkında yönelttiğimiz sorular: A.S. : Bu filmde rol almaya nasıl karar verdiniz? E.B. : En iyi arkadaşımla aynı filmde oynayacağımı duyunca fazla tereddüt etmeden teklifi kabul ettim. A.S. : Ne zamandan beri Mark Dacascos’la tanışıyorsunuz? E.B. : Biz, birlikte büyüdük Hamburg’da çoğu kişi bilmez bunu. Daha önce de birlikte çalıştık; ama sinema filmi olarak bu bizim ilk deneyimimiz oldu. A.S. : En iyi arkadaşınızla aynı filmde rol almak nasıl bir duyguydu? E.B. : Güzel bir tecrübeydi ve çok eğlendik. Birbirimizi iyi tanıdığımız için hangi sahnede nasıl davranmamız gerektiğini iyi biliyorduk. A.S. : Bir dövüş sahnesi vardı. Arkadaşınızla rol gereği kavga etmek sizi zorladı mı? E.B. : Bu bizim ne kadar profesyonel çalıştığımızın en güzel kanıtıydı bence. Ben, uzun zamandır dövüş koreografileri hazırlıyorum, o da uzun zamandır oyunculuk yapıyor o yüzden çok keyifli geçti, çalışmalar. A.S. : Bu film, neden izlenmeli sizce? E.B. : Tarih açısından çok önemli ve İstanbul’u daha iyi tanıyorsunuz. Daha önce kimsenin giremediği yerlere girdik, o bakımdan iyi bir tanıtım da oldu. Özellikle yurt dışındaki Türkler için de tarihlerini tanımak açısından iyi bir fırsat olacaktır diye düşünüyorum. A.S. : Çekimlerde en çok zorlandığınız şey neydi?

E.B. : Benim en çok zorlandığım filmi çevirirken Türkçe ve İngilizce konuşmamızdı. Senaryoyu okumama rağmen, o anı çekerken benimle Türkçe konuşan oyuncuya İngilizce cevap vermek beni oldukça zorladı. A.S. : Türklerle çalışmak sizin için nasıl bir duyguydu? E.B. : Çok güzeldi. Türk oyuncular, çok sabırlıydı. 17-18 saat şikayet etmeden çalıştığımız anlar oldu. O şartlar altında en yüksek performans gösterildi. Yalnız, bazı ufak tefek eksiklikler hissediliyor, onların üzerinde biraz daha çalışılması lazım. A.S. : Tekrar bu tarz bir projelerde yer almak ister misiniz? E.B. : Kesinlikle! Sinan Taymın Albayrak da hem film hakkındaki düşüncelerine hem de özel hayatında yaşadığı olaylara değindi: A.S. : Bu projeyi incelediğinizde “varım” dediniz. Neden? S.A. : Bir bütün olarak bir senaryoyu beğenmem çok nadirdir. Bu senaryoyu soluksuz okuyarak bitirdim, çok sürükleyiciydi. Mantığı, kurgusuyla çok profesyonel bir senaryoydu. A.S. : Senaryoda en çok etkilendiğin sahne hangisiydi? S.A. : Bize ait gerçek bir hikayenin olması, Abdülhamit’le alakalı olması, bunun yanı sıra Abdülhamit benim hayranlık duyduğum bir padişahtır. Bu hiç kuşkusuz en cezbedici kısmıydı.

nu sahnede kanıtladı. Tamamen kendi oyunculuğuyla alakalı birşey. A.S. : Esin’le aynı sahnede oynamak bir avantaj mı, dezavantaj mı? S.A. : Biz, aslında beraber projelerde oynamamayı tercih ediyoruz; ama öyle denk geldi. Küslükler olabiliyor, evindeki gerginliği sete taşıma imkanı olabiliyor, sete gerginlik taşıdığın zaman bu genele yayılıyor. Bazen de birbirini tanıyor olmanın faydaları da oluyor. Gerçek hayatta yaşadığımız şeyleri düşünerek o sahneyi oynarız, o zaman da tamamen gerçekçi bir sahne ortaya çıkar. A.S. : Bu filmde en çok zorlandığın sahne hangisiydi? S.A. : Bütün sahneler; ama özellikle araba patlama sahnesinde araba gerçekten patlıyor ve benim kayalardan atlamam gerekiyor. Araba patladıktan sonra benim atlamam gereken sahne 3-5 metrelik bir mesafeydi. Prova yapıyorum, 2.5 metre atlayabiliyorum. Sonunda “Ya Allah...” deyip atladık. A.S. : Farklı bir konuya değinmek istiyorum; Gazze’ye giden yardım gemisinde sen de vardın ve eminim zor günler geçirdin. Bu hayatında neleri değiştirdi?

A.S. : Esin’le filmde oynadığın küçük bir sahne vardı. O sahneyi izlerken benim gözlerim doldu. Bu hissi nasıl aktardınız seyirciye?

S.A. : Aslında, çok şeyi değiştirmişti, o yolculuğa hazırlık aşamasında. İstanbul’da kaldığım süre boyunca eksiklerimi kapatamayacağımı düşünmüştüm. Döndükten sonra ne değişti? Yine o kendi suni hayatıma dönmüş olmanın acısını çok çekiyorum... Maddiyata dönmeye başladım, halbuki ben gitmeden önce herşeyimi satmıştım ve gemiye öyle binmiştim.

S.A. : Başak iyi bir oyuncu ve ne kadar iyi bir oyuncu olduğu-

A.S. : Oyunculuk açısından ne değişti hayatında? S.A. : Bizim camiamızda bu tür şeyler hemen İslamcılıkla damgalanır. Sabit bir görüşe sahipsindir. Siyasi anlamda da seni damgalarlar, insani olarak değerlendirmezler. Bu kırgınlık yarattı. Hemen hemen hiç kimseyle bu konuyu konuşmadım, görüşmek istemedim; çünkü riyakar söylemleri duymak istemedim. A.S. : Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?

Arkadaşımız Asiye Sınıcı ve Emanuel Bettencourt

S.A. : Olduğum yerde çok sabit duramayan birisiyim. Bu hayatı nasıl yaşadığınızla alakalı birşey. Hayatını gerçek anlamda dolduramıyorsan ne aşkla ne dostlukla ne işle başka birşeyler eksik demektir. Bu eksik kaldığı sürece hep başka yerlere sığınma ih-

Arkadaşımız Asiye Sınıcı ve Yönetmen Hakan Şahin birarada tiyacı duyuyoruz. Bana hep soruyorlar: Gazze’ye gidip sen ne yapacaktın ki? Kime yardım edecektin? “Ben kendime yardım etmeye gittim” diyorum. İlerde ne olur bilemiyorum. Ben oyunculuk yapmayı seviyorum; ama bulunduğum ortamı sevemiyorum; çünkü kaçmaya çalıştığım şeyleri ben de yapmaya başlıyorum. O zaman kökünden kesmekte fayda var diyorsun. Bir iki sene sonra ilk hedefim İstanbul’dan biraz uzaklaşmak. Hayalimde küçük bir “Gazze Cafe” açmak var. Son olarak filmin yönetmeni Hakan Şahin’e yönelttik sorularımızı. Şahin, hem yabancı oyunculardan örnek alınması gereken noktalardan, hem de bu filmi neden izlemek gerektiğinden bahsetti. A.S. : İlk kez bir sinema filminde yönetmenlik yaptınız. Dizi ve sinema filmi yönetmenliği arasındaki fark neydi? H.Ş. : Dizileri seyirci izliyor, dizi bittikten sonra hiçbir sanatsal değeri olmadığı için kanalların arşivlerinde bant olarak kalıyorlar; ama bir sinema filminde bir sanat eserinin altına imzanızı atmış oluyorsunuz, üzerinden yüz yılda geçse, o film sizin filminiz olarak kalıyor. A.S. : Bu sinema filmini yönetirken en çok zorlandığınız sahne hangisiydi? H.Ş. : Senaryosuna çok uzun zamandan beri çalıştığım için hiçbir zorlanma olmadı. A.S. : Çekimler ne kadar sürdü? H.Ş. : 7 hafta sürdü; ama hazırlanması çok uzundu. Bir sinema filminde en önemli şey hazırlanmaktır. Bizim Türk sinemasındaki en büyük eksiğimiz bu. Yapımcıların hazırlık aşamasında ekibe para ödememek adına hazırlık dönemini kısa tutması ve bundan dolayı düzgün hazırlanamayıp sete çıktığında bir çok eksiğin olduğunun fark edilmesidir. O zaman maaliyet aslında daha da artıyor; çünkü set bekliyor. Biz, 2007’de senaryosu için çalışmaya başladık, mekanların hepsi-

ni tek tek tespit ettik, oyuncularla çalıştık, kimi oynatabiliriz onu düşündük, bazen karakteri oyuncuya göre, bazen de oyuncuyu karaktere göre dizayn ettik. A.S. : Bu film neden izlenmelidir? H.Ş. : Bu işin çok büyük bir derdi var. Bunun derdi de şu; Avrupalaşma yolunda giden ülkemizin gençlerinin zihinlerinin çalınması, onların zihinlerinin kötü ve Avrupa’nın oyunuyla dolu şeylerle doldurulmasını engelleyebilmek için onlara kendi ecdadlarından bir parça sunduk, bunu dikkate alsınlar ve filmi izlesinler. A.S. : Yeni projeleriniz var mı? H.Ş. : 2015 yılına kadar şirket olarak oluşturduğumuz bir iş planı var. 2012 yılında Balkan Savaşları’yla alakalı bir film yapacağız. 2011 yılı içersinde Türkiye’nin son 2009 yılında gündemi çok meşgul eden bir hikaye var. 2015 yılında da biz Çanakkale Savaşları’nın 100. yıldönümü olduğu için Çanakkale Savaşları’nı anlatan bir film çekeceğiz. Bu arada dizilere de devam edeceğiz. A.S. : Son olarak eklemek istediğin birşey var mı? H.Ş. : Son dönemde Amerikalı oyuncular gidip geliyor sinema camiamıza. Onlarla çalışmak çok büyük bir zevk, çok büyük bir profesyonellik; çünkü bizim ciddi anlamda onlardan öğrenmemiz gereken önemli şeyler var. Hem teknik anlamda hem de ahlaki açıdan. Yani bir sette nasıl davranılması gerektiği konusunda. Ben Amerikalı oyuncuları setimize davet ederken içimden şöyle diyordum: “Bizim oyuncularla başa çıkamazken bu oyuncularla nasıl başa çıkacağız?” Aksine yabancı oyuncularımız çok mütevazıydı. Bizim setimizdeki insanlar, bu durumu çok iyi idrak ettiler. Tüm Türk sinemasına sesleniyorum: Yabancı aktörlerle çalışsınlar. Onların bu işe nasıl yaklaştığını birazcık olsun araştırsınlar ve onların çalışma tarzını örnek alsınlar. 1622

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 35

28.12.10 03:39


36

ÇOCUK SAYFASI

Ocak/Januar 2011

www.pusulaswiss.ch Kitap dünyasından

FIKRA Nasreddin Hoca Fıkrası

Baklava Hoca, akşam üzeri, çarşıda yürürken bir adam önünü kesmiş, “Hoca, biraz önce biri büyük bir tepsi baklava götürüyordu...” demiş.

Hayvanlar Tehlikede ‘’Dedektif Mickey’’

Yazar: Remi Simon / Çevirmen: Nükhet İzet Doğan Egmont Yayıncılık

Bir kaçış mı yoksa kaçırılma olayı mı? Çözdükleri gizemli olaylar sonucu giderek ünlenen Mickey ile Mini Dedektiflik Bürosu, yine heyecanlı bir olaya ev sahipliği yapıyor. Mickey`nin genç komşusu Bertrand, kedisini bulmaları için iki dedektiften yardım ister. Çocuğun çok üzüldüğünü gören Mickey ve Mini göründüğünden çok daha zor olan bir araştırmaya girişirler. 1660

Farklı Olanı Bul Aradaki farkı bulmak için 5 dakika süreniz var!

Hoca, omuzlarını kaldırmış: “Bana ne!” demiş Adam, “Ama sizin eve götürüyordu,” deyince, Hoca,” O zaman sana ne!” karşılığını vermiş. 1661

Masal Tekerlemesi Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde deve tellal, pire berber iken... Ben bağda üzüm bekler, derede odun yükler iken, bir varmış bir yokmuş... Masalın yalanı mı olurmuş. O yalan bu yalan, fili yuttu bir yılan... Bu da mı yalan? derken; sabahleyin erken, keçiler koyunları traş ederken, tahta kurusu saz çalar, sıçan cirit atar iken, çıkmış bir kocakarı ortaya... en sonunda açmış ağzını yummuş gözünü. Bir laf etmiş, bir laf etmiş... Bakalım ne laflar etmiş... Geçen Ayın Çözümü

1662

Dünya Masalları

Bremen Mızıkacıları Grimm Kardeşler

Bir zamanlar, yaşadığımız zamandan çok önceleri bir çiftçinin yaşlı bir eşeği varmış. Eşek, sahibine yıllarca hizmet etmiş, kendisinden ne istenirse yerine getirmiş. Aradan yıllar geçmiş, doğadaki birçok canlı gibi eşek de yaşlanmış, günden güne güçten kuvvetten kesilmeye başlamış. Artık eskisi gibi sırtına yüklenen yükleri taşıyamıyormuş. Çiftçi, onun iyice yaşlandığını ve artık eskisi gibi işine yaramayacağını anlamış. Çiftçi, Artık hiçbir işe yaramıyor. Boşu boşuna yem yiyor. Ne yapsam da bu eşekten kurtulsam, diye düşünmeye başlamış. Yıllardır bu çiftlikte yaşayan ve sahibini iyi tanıyan eşek, onun kendisine bir kötülük yapmak istediğini sezmekte gecikmemiş. Hatta bir gün pazardan dönerken kasapla konuştuğunu görünce çok korkmuş. Hemen o anda, gizlice çiftlikten kaçmaya karar vermiş. Eşek, ” En iyisi buralardan gitmek ”, “Bremen’de şarkıcılık yaparım. Bazıları anırmamı pek bir beğenirdi zaten.”demiş. Böylece bir sabah erkenden yola çıkmış. Bir süre yürüdükten sonra iki büklüm bir köpekle karşılaşmış. “Artık sahibime avda yardımcı olamayacak kadar yaşlandım,” demiş köpek eşeğe. ” Sahibimde artık beni beslemiyor.”demiş. Eşek de gülmüş. ” Benimle Bremen’e gelsene şarkıcı oluruz,” demiş. Yola koyulmuşlar. Çok geçmeden bir damın üzerinde üzgün oturan bir kedi görmüşler. ‘’Çok yaşlandım,

fareler bile dalga geçiyorlar’’ demiş kedi. Eşek ‘’Sen de bizimle gel” demiş. “Sesin hala güçlü çıkıyor, şarkı söyleriz, Bremen’de.” Bağıra bağıra şarkılar söyleyerek yola devam etmişler. Bir çiftlik evinin yakınlarından geçerken kendi seslerinden yüksek bir sesle irkilmişler. ‘’ Kuk-ku-rikuuuuuuuuu!…Sonum geldi!’’ diyormuş iri bir horoz. Sonra eşek, köpek ve kediye yana yakıla anlatmış: ‘’ Bu akşam sahibimin konukları gelecek. Öyle hissediyorum ki beni pişirip yiyecekler.’’ Eşek, ”Endişelenme, seninki gibi bir ses bize çok şey katar. Haydi gel şarkıcı olalım,” demiş. Akşam olduğunda hepsi çok yorulmuş. Bir şeyler yemek ve uyumak istiyorlarmış. İlerde penceresinden ışık süzülen bir kulübe görmüşler. Horoz, uçup pencereden içeri bakmış. “Dört soyguncu görüyorum, nefis bir sofranın başındalar,” demiş. “Bir planım var,” demiş eşek. Birbirlerinin sırtına tırmanmışlar. En altta eşek, sonra köpek, onun üstünde kedi ve nihayet en tepede de horoz. Pencere yaklaşıp çıkarabilecekleri en yüksek sesle bağırmaya başlamışlar. “İmdaaaaaat! Bu bir hayalet!” demiş soygunculardan birisi. ”,“Bence bir canavar!” demiş ötekisi. ” Bence cadılar bastı! ” demiş öteki. ” Annemi istiyorum,” demiş sonuncusu. Birkaç dakika sonra dört şarkıcımız soygunculardan kalan sofradaymışlar. Geceleyin onlar uyurken soyguncular geri gelmişler. Ama hayvanlar hazırlıklıymış. Soyguncular içeri girer girmez, eşek “Şimdi” demiş ve saldırıya geçmişler. Soyguncular bir daha hiç dönmemecesine kaçmışlar oradan. Şarkıcılarımız da bu sevimli küçük kulübeye yerleşmişler. Bremen’e gitmeyi de bir süre ertelemişler, ama her gün şarkı söylemeyi unutmuyorlarmış. Eğer bir gün onları dinleme şansınız olursa, Bremen sakinlerinin ne büyük bir tehlike atlattıklarını anlamanız güç olmaz. 1659

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 36

28.12.10 03:39


37

GÜLELİM - DÜŞÜNELİM www.pusulaswiss.ch Nebraska’da yaşlı bir adam yaşardı. Patates ekini için bahçeyi kazması gerekiyordu; lakin bu çok zor bir işti. Tek oğlu olan David, ona yardım edebilirdi; fakat o da hapisteydi.

Adamın biri New York Central Park’ta yürüyüş yaparken, aniden kuduz bir köpeğin küçük bir kıza saldırdığını görür. Koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir uğraştan sonra üzeri yara bere içinde kaldığı halde köpeği öldürür; küçük kızın da hayatını kurtarır. Son anda bu sahneyi gören polis, nefes nefese olay yerine koşar ve adamın yanına gelir. Sarılıp teşekkür eder ve şöyle der: Sen bir kahramansın, yarın bütün gazeteler seni yazacak ve göreceksin başlık da şöyle olacak, ‘’Cesur New Yorklu, küçük kızın hayatını kurtardı!’’ Adam, ‘’Ama ben New Yorklu değilim!’’ der. Polis, fark etmez, bu durumda gazeteler şunu yazacaklar: ‘’Cesur Amerikalı, küçük kızın hayatını kurtardı’’ cevabını verir. Adam, ‘’Ben Amerikalı da değilim’’ der artık şaşırarak. Polis, ‘’Ya, o halde nerelisin?’’ diye sorunca adam cevap verir: ‘’Ben Iraklıyım!’’ der. Polis, adama başka bir şey söylemez. Adam, ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır; ‘’Radikal İslamcı, masum Amerikan köpeğini öldürdü!’’ olur. 1651

Yaşlı adam, oğluna bir mektup yazar ve sorunu açıklar. Sevgili David, Patates bahçemi kazamayacağımdan dolayı kendimi çok kötü hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsaydın bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin. Sevgiler Baban Birkaç gün sonra yaşlı adam oğlundan bir mektup alır. Babacığım, Sakın, bahçeyi kazma! Ben oraya cesetleri gömmüştüm. Sevgiler David Ertesi gün, sabaha karşı polis çıkagelir ve tüm alanı kazar; fakat hiçbir cesede rastlamazlar. Yaşlı adamdan özür dileyerek giderler. Aynı gün yaşlı adam, oğlundan bir mektup daha alır. Babacığım, Şimdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisini yaptım. Sevgiler David 1650

Zeka Sorusu

Soru: “Topkapı’ya giderken yolda yedi karısı olan bir adamla tanıştım. Her kadın yedi çanta taşıyordu. Her çantada da yedi kedi vardı. Her kedinin de yedi yavrusu vardı. Kedi yavruları, kediler, çantalar, kadınlar... toplam kaç kişi Topkapı’ya gidiyordur ?” Cevap: Bir, çünkü yanlızca olayı anlatan Topkapı ya gidiyor. 1653

* Tatile Ucak biletleri dahil değildir. Yüksek sezon haricinde geçerlidir.

Cengel bulmacamızı çözen bir okurumuza 2 kişilik Sisus Otel Çeşme`de tatil hediye ediyoruz. *

Tamire Zaman Var Mı ?

‘’Doğan Cüceloğlu ve katılımcılar arasındaki konuşma’’ Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı? Katılımcılardan Biri: Allaha şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok. Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz? Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar, katılımcılardan biri: Ölüm, der Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek gerçektir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi? Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu şekilde devam ederim: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz? Katılımcılardan Biri:Hayır,der Cüceloğlu: Şu saniye içinde olma olasılığı var mı? Katılımcılardan Biri: Var, der Cüceloğlu: Yarın olabilir mi? Katılımcılardan Biri: Evet, der Cüceloğlu: 30 yıl sonra? Katılımcılardan Biri: Olabilir,der Cüceloğlu: Peki, bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela; bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiç bakmamışlardır. Cüceloğlu: Peki, bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti? Katılımcılardan Biri: Yoktur, hocam. Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz, az sonra

Bize yazın eğlence köşemizde yayınlayalım ve hep birlikte eğlenelim: eglence@pusulaswiss.ch Hayatınızdaki ilginç ve komik olayları, başkalarına söyleyemediğiniz itiraflarınızı okuyucularımızla paylaşmak istiyorsanız bize yazın.

SUDOKU 5 2

4

8

9

7 Çengel Bulmacanın çözümünü adresimize yollayarak şansınızı deneyin, Sisus Otel Çeşme’de tatil kazanın!

SUDOKU VE BULMACA ÇÖZÜMLERİ

6

3

9

2

3

4

9

5

5

6 9

6

4 1

4

5

1 7

2

1 6

5 6

8

6 2 3

ANAHTAR KELİME: SULTANIN SIRRI 12.2010

8 2

8 4

Katılma Adresi: Pusula Gazetesi, Bulmaca köşesi, Bernstr. 88, 8953 Dietikon

GEÇEN AYIN

telefonumuzun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini? Katılımcılar rahatsız olmaya başlarlar. Katılımcılardan Biri: Hocam, konuyu değiştirsek. Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız? Katılımcılardan Biri: Kesinlikle çok farklı geçerdi, Hocam. Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular,tartışma ya da gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, “yüreğinizin taa derininden gelen bir ses “seni gerçekten çok seviyorum” demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı? Burada bazı katılımcıların ağladığı olur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir. Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde “şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim” diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı? 1652

KOLAY

Çağımızın Fıkrası

3 8

2

7 2

9

7

1

5 3

5 9

ZOR

Baba Oğul Hikayesi

Ocak/Januar 2011

7

9 6 8

İki sudoku bulmacamızdaki her satır, her sütun ve 3x3’lük her kutuya, 1’den 9’a kadar rakamlar yerleştirilecektir. Her satır, her sütun ve 3x3’lük kutu bölümlerinde 1’den 9’a kadar sayılar bir kez kullanılacaktır. PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 37

28.12.10 03:39


Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 38

Osmanlılarda tarım ürünü vergisi

1

FB'li futbolcu (altta)

Kırsal yerleşim bölgesi

2

11

Kent avukatları birliği

3

İstanbul'un eski adlarından biri

4

Bir nota

Muharrir, edip

Yüzün rengi

Afrika zabiri

Şirket türü

Jüpiter'in bir uydusu

Eski Türk güreşlerinden biri

İlâve

Bolluk

Havada bulunan bir gaz

Osmanlılarda deniz askeri

5

Gözleri görmeyen

Bulaşık yıkanan tekne

4

6

Abartma

7

Amerikan pamuğu

Temiz, namuslu

Romanya'nın plakası

Müspet ilim

Gecikme

3

6

8

Gaziantep'in bir ilçesi

Kuramsal

Söyleyiş özelliği

Sergen

Sonsuz

İri bir balık

Musikimizde bir makam

Bir kimseyi görmeye gitme

Atmaca, doğan

Kral sarayı

Taşıma, taşımacılık

Boğa, tosun

Anlak

Havagazı lâmbasının ucu

Maçın rakamlı sonucu

Kayak

ABD'de bir eyalet

5

Rutenyumun simgesi

Misafir

Dayanışma

Vietnam takviminde yılbaşı

Ölüleri mezarda sorgulayan melek

Yapılabilirlik

Suçu bağışlama

Göz rengi

Dağ kırlangıcı

Edebi alay

İnce yağan yağmur

Bir baharat türü

ANAHTAR KELİME

Mevtlerin yenilen bölümleri

Bir bağlaç

Yay ile atılır

Yiyeceği ortaklaşa toplantı

Asansör

Peygamberlik, elçilik

Hiç evlenmemiş

Ağ torba

Bir nota

10

Gözlem

Afrika'da bir ülke

Küçük gemi

Üstü kapalı pazar yeri

Kalite

Maneviyat

Ney çalan

Kısa kılıç

Taneli meyve

Pot

9

Şaşma ünlemi

Bir gösterme sözü

Temel, asıl

10

Meşin keskisi

Ehemmiyet

11

Bal yapar

2

Başlıca içeceğimiz

Futbolda sayı

Parça

Bir kan grubu

Takım (kısa)

1

Mısır unu yemeği

Örnek, göstermelik

Kesici aletlerin kılıfı

7

Yer altından açılan yol Tellürün simgesi

İyi talih Toprak kayması

Görünüşe göre

Arıtılmış, inceltilmiş

Küpeşte

Şile bezi

Gelgit nedeniyle denizlerin yükselmesi

Kusur

Irmak

Cin fikirli, kurnaz

Hücre bölünmesiyle çoğalma

Kabaca evet

Usanmış, bezginlik getirmiş

8

Yıkık, viran

Yarı memnunluk ünlemi

Japon çiçek düzenlemesi

Takımlar grubu, küme

Etrafı su ile çevrili kara parçası

Şaka, alay, mizah

Köy evi

9

YOBO

Çok karşıtı

Rütbesiz asker

Hayır anlamında bir ünlem

Şırnak'ın bir ilçesi

Bayram

İdare lambası

Halk dilinde büyük erkek kardeş

Görgüsüz, kaba

Çayın tavı

Ocak/Januar 2011

Vilâyet

Hastalıktan kurtulup iyileşme

Hitit

Değerli bir kahve türü

Akıl

Cüzamlı

Ejderha

Bol renkli güvercin

HAGİ

Nutuk, söylev

Bir ilimiz

Tiyatro sahnesi

GS teknik direktörü (üstte)

Çengel Bulmaca

38 BULMACA

www.pusulaswiss.ch

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

28.12.10 03:39


WIR BRINGEN SIE ANS ZIEL

Karaoglu DESCOM Management Bernstrasse 88 - CH-8953 Dietikon/ZH Tel.: +41 43 322 90 81 - Fax: +41 43 322 90 89

offerte@descom-m.com

Kontaktieren Sie uns, wenn Sie noch mehr İnformationen brauchen. Wir finden eine optimale Lösung für Ihre Wünsche. Jetzt unter 043 322 90 81 anrufen oder senden uns eine E-Mail offerte@descom-m.com Hier eine Auswahl einiger unserer Kunden BIFANG IMBISS Pizza & Kebab Kurier GRATIS NUMMER

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 39

0800 51 62 73

IFS-Agency International Football Scouting

PUSULA MEDIACOM DURMUS AG’ NİN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR - Ocak/Januar 2011 - www.pusulaswiss.ch

www.descom-m.com

Unsere Dienstleistungen, um nur einige zu nennen.

28.12.10 03:39


Uygun fiyata kaliteli ürünler! Dürüm ekmek

Fındıklı baklava 300 gr.

380 gr.

2.45

4.95

Kebap eti

iki soslu, sog˘utucu kısmında, 200 gr.

Danica dana kus¸ bas¸ ı 400 gr.

4.95

5.45 Podravka makarnalı ¸corba • tavuklu • dana etli 4 x 62 gr.

3.95 Bu ürünler tüm Denner s¸ubelerinde mevcut olmayabilir. Stoklarımız sınırlıdır. www.denner.ch

Nr038 - 01.2011_PusulaGazete_CS5.indd 40

Denner ketc¸ ap 900 gr.

Göral kavrulmus¸ kabak c¸ ekirdeg˘i 400 gr.

1.35

3.95

˙I svic¸ re’nin Discount Marketi

28.12.10 03:39


Nr. 38 Pusula Gazetesi