__MAIN_TEXT__

Page 1


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:14/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 531 48 53 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Beflir KASAP Bask›: Kayhan Matbaa ISSN. 1303-0078 ‹flçi-köylü internetteki yay›n hayat›na bafllad›. www.iscikoylu.org email: umutyayimcilik@superonline.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TELEFAKS: (0216) 306 16 02 ➧ ANKARA: MEfiRUT‹YET MAH. KONUR SOK. NO: 14/24 KIZILAY/ANKARA TEL: (0312) 418 25 26 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE:318 KONAK TELEFAKS:(0232) 441 93 09 Cep:0536 387 14 52 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 535 434 32 58 ➧ BURSA: GÜMÜfiÇEKEN CAD. ERKMEN ‹fiHANI, NO:7/21, HEYKEL, TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ SAMSUN: KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6 NO: 9 , TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0 544 521 34 30 ➧ TURHAL: YAVUZ SULTAN SEL‹M MAH. TANRI-VERD‹ SOK. 19/15 2. NOTER YANI TURHAL/TOKAT TEL: 0356 276 37 20 Cep: 0533 414 65 54 ➧ MERS‹N: ÇANKAYA MAH. S‹L‹FKE CAD. ÜZÜM ‹fiHANI KAT :1 NO: 47 MERS‹N TEL: (0324) 238 06 89 Cep: 0 535 522 88 75 Yurtd›fl› Hesap Numaralar› Sema Gül Euro Hesab› Ziraat Bankas› ‹stanbul Aksaray fiubesi: 0 751 00 38 65 97 00 00 009 Emlak-Halk Bankas› Atatürt Bulvar› fiubesi: 00 238 041 Vak›f Bank Valide Sultan fiubesi: 401 20 35

PART‹ZAN’DAN Merhaba Yeni bir say›m›zla daha birlikteyiz. Bu say›m›zda gecikmifl olarak sizlerle bulufluyor. Bu eksikli¤imizi bir nebze olsun telafi edebilmek için bu say›m›z› 3 ayl›k olarak ç›kard›k. Bu durum Partizan’›n periyodunun de¤iflmesinden kaynakl› de¤ildir. Dergimiz yine iki ayl›k olarak periyodunda sizlerle buluflmaya devam edecek. Bu say›m›zda yine güncel çal›flmalara yer vermeye çal›flt›k. fiu an çok s›k bir biçimde konuflulan, yaz›lan ve çizilen ABD emperyalizminin Irak’a yönelik sald›rganl›¤›, bu sald›rganl›kta Türk hakim s›n›flar›n›n rolü ve her fleyden önemlisi bu geliflmelerde s›n›f bilinçli proletaryan›n tavr›n›n ne olmas› gerekti¤ine dair bir çal›flmam›z› sizlerin de¤erlendirmesine sunuyoruz. Bu çal›flmada ileriye sürülen ve neler yap›lmas› gerekti¤ine dair söylenenler mutlaka yerine getirilmelidir. Bunun için; Marks’›n “Genel olarak söylemek gerekirse, fikirler hiçbir fleyi iyi bir sonuca vard›ramazlar, fikirleri iyi bir sonuca vard›rmak için pratik bir gücü kullanan insanlar gerekir” saptamas›ndan ö¤renelim. Bunu bofluna söylemiyoruz. Soyut bir “emperyalist sald›rganl›¤a hay›r” prati¤inden bahsetmiyoruz. Bu yaklafl›m›m›z, Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›’n›n ana fikirlerinden biri de inceleme ve sürecinden ö¤renmenin gereklili¤iyle paralellik arz etmektedir. Kitlelerin pratik ihtiyac›na yan›t olmayan her türlü basma kal›p teorik gevezelikten uzak durmal›y›z. Amac›m›z okurlar›m›z›n gittikçe artan emperyalist sald›rganl›¤a yönelik eylemliliklerin bizzat içerisinde yer almas›n›, bu eylemlilikleri örgütlemesini ve kitle ba¤lar›n› güçlendirmesine hizmet eden bir pratik hatt›n ortaya ç›kmas›n› sa¤lamakt›r. Bugün emperyalist sald›rganl›¤a karfl› yürütülecek mücadele bu perspektif ›fl›¤›nda hayata geçirilmelidir. Bir sonraki say›m›z da buluflmak dile¤iyle. Dostlukla…

‹Ç‹NDEK‹LER ABD emperyalizminin Irak’› iflgal haz›rl›¤› ve s›n›f bilinçli proletaryan›n görevleri . . . . . . . . . . . . . . . . .2 PKK-KADEK, ABD ‘görüflmeleri’ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .15 “Küçükayd›n” saçmal›¤› . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .19 Yeni Maden Yasa Tasar›s› Zeytin a¤açlar› ve Bergama’n›n yi¤it köylüleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .23 ‹flas Plan› . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .29 Daha büyük zaferler kazanmak için Parti mücadelesinin 34. Y›ldönümü kutlamas› . . . . . . . . . . . . . .34 Parti ve Örgütlenme-8 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .41


2

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

ABD emperyalizminin Irak’› iflgal haz›rl›¤› ve s›n›f bilinçli proletaryan›n görevleri Sahibinin sesi olarak ABD bas›n› gibi Türk bas›n› da efendisinin istemleri do¤rultusunda savafl k›flk›rt›c›l›¤› yap›yor. Ayn› zamanda Irak’a sald›r›da yer alman›n hem de en aktif olarak yer alman›n getirece¤i “nimetler”in, avantajlar›n propagandas› yap›larak öve öve bitirilemiyor. Geçmiflte T. Özal’›n 1 koyup 3 alaca¤›z propagandas›n› hiç aratm›yorlar. Bu kez, pazarl›¤› o zamanki gibi efendiye b›rakmay›p peflinen yapman›n önemini vurguluyorlar gazete patronlar› ve beynini, ruhunu, kalemini dolarl› maafla satm›fl burjuva köfle yazarlar›.

Dünya halklar›n›n bafl düflmanlar›ndan ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin seçimleri kazan›p iktidar›n bafl›na geçmesiyle, baflkanl›k koltu¤una oturan G.W.Bush, dünya halklar›na karfl› sald›rgan politikas›na daha da h›z verdi. Daha do¤rusu yap›lan bilimsel tahlillerle de zeka düflüklü¤ü ortaya ç›kan G.W.Bush’un politikas› de¤il, onun kazanmas›n› sa¤lay›p, önüne izlenecek politikay› koyan tekellerin sald›rgan politikas›d›r. Bush ve ekibi onlar›n politikas› do¤rultusunda hareket ediyor1. Kuflkusuz biz, Bush nezdinde izlenen politika üzerinde duraca¤›z. ABD’de her seçim sonras› kurulan hükümet ABD emperyalistlerinin politikalar›n› uygulamak zorundad›r. ABD emperyalistleri s›n›f niteli¤i, amac› özde ayn› olan bir “stratejik politika” belirliyor ve hükümet de ona göre hareket ediyor. S›n›f olarak birbirlerinin ç›kar›n› gözetseler de egemen olan s›n›f kendi ç›karlar›n› ön plana al›yor. Emperyalist haydutlar›n bafl›n› çeken ve bir anlamda dünya politikas›n› belirleyip yön vermede belirleyici durumda olan bir ülke olarak iç ve uluslararas› durum ve ç›karlar›na göre izleyecekleri bir strateji belirliyorlar. Ekonomik, siyasi ve askeri olarak izleyecekleri dönemsel stratejik politikay› buna göre belirliyorlar.

Bush ile birlikte uluslararas› alanda daha da sald›rgan bir stratejik politika izleyeceklerini aç›klad›lar. ABD Güvenlik Konseyi’nin haz›rlad›¤› rapor bu mahiyettedir. Bush ve (fiahinler denilen di¤er) hükümet yetkililerince imzalan›p önüne görev olarak koyduklar› bir stratejik politika var. Bu politika uluslararas› alanda daha da sald›rgan ve savafl politikas›n› getiriyor. Bu strateji tafllar›n›n yerinden oynad›¤› yerleri yeniden sa¤lamlaflt›rma, rakip emperyalist saflaflmalar›n (AB ve Rusya-Çin’in fianghay Befllisinin) ve onlar›n geliflmesinin önünü kesme, emperyalist liderli¤i elde tutma, gerek rakiplerinin daha da palazlan›p etkinleflmesinin can damar› olan enerji (petrol, do¤al gaz, madenler vb.) yataklar›n› ve gerek kendi ekonomisini ayakta tutan ve canland›racak bir faktör ve savafllarda enerji yataklar›n› elde tutman›n hayati öneminden dolay› stratejik bölgeleri kendi kontrolüne almaya yönelik bir politika üzerine kuruludur. ABD emperyalizmi her türlü terör estirmekte s›n›r tan›m›yor. 20-25 civar›nda ayr› ayr› istihbarat örgütlerinin bütçesini art›rd›. Örgütlü terörist yöntemlerine milyarlarca dolar ay›rd›klar›n› söylüyorlar. Geçti¤imiz aylarda gerekli gördü¤ü ülke liderlerini öldürebilecekleri


3

E¤er hedef ülkenin demoralize edilip peflinen boyun e¤mesi ve d›fl›ndaki emperyalistlerin kendisine fazla diretmeden isteklerine boyun e¤ip arkas›na almas› için psikolojik savafl amac›yla yap›lan, yaz›lan bir haber de¤ilse ABD emperyalizminin ciddi, somut bir flekilde “Emrin hedef ald›¤› ülkeler Irak, ‹ran ve Kuzey Kore olarak nitelendiriliyor.” “El-Kaide militanlar›” vb. denilerek istedi¤i ülkelerde terörist eylemlere baflvuracaklar. Hedefleri aras›nda bu ülkelerin “bilimsel ekipmanlar›” da yer alacakm›fl. Gerekçe, bu ekipmanlar›n “kimyasal, biyolojik veya nükleer silah üretiminde” kullan›labilece¤i ihtimalidir.3 ‹htimal üzerine bile faflist terör estiriyorlar ve estireceklerini aç›kça itiraf ediyorlar. Bütün planlar› bafl haydutlu¤u elde tutup dünya üzerinde s›n›rs›z hakimiyeti sa¤lama ve sürdürmeye yönelik olunca bunlar› yapmaktan kaç›nmayacaklar› da aç›kt›r. Bunun için yapmayacaklar› alçakl›k yoktur. Elbette kendi iç muhalefeti, iç kamuoyu, rakip emperyalistler, dünya halklar›n›n tepkileri baz› hesaplar›n› gerçeklefltirmesine engel olur. Sald›raca¤› hedeflerinin baz› manevralar› planlar›n› bozabiliyor. (Irak’›n bazen bofla ç›kard›¤› gibi) Kimi provokasyonlar› ters tepebiliyor. (Venezuella’daki darbesinin geri tepmesi gibi) Herfley bafl haydutun bugün bafl›nda olanlar›n sald›rgan politikas›na göre olamayacakt›r. Irak vb. yerlerde çok-

tan sald›rmak istiyorlard› ama birçok faktör yapmas›na engel olmufltur vb. Bütün bunlara ra¤men s›n›rs›z teröristliklerini elden b›rakmayacaklard›r. S›n›f egemenli¤inin bugünkü durumu dizginsiz gerici faflist terörünü getiriyor. Terörist yöntemleri de baz› politikalar›n› hayata geçirmenin önünü açmaya yönelik onun yolunu, zeminini döflemeye yönelik oldu¤u aç›k… Birkaç ay önce Türkmenistan’da devlet baflkan›na suikast eyleminde yer alan ona yak›n Türk vard›. Türkiye ve ABD’nin bu sald›r›da parmaklar› oldu¤u belli oluyor. Daha önce de Azerbaycan, Tacikistan’da, Çeçenler üzerinde Rusya’da vb. yerlerde benzeri terörist eylemlere giriflmifllerdi. ABD emperyalizmi ve yandafllar›n›n Irak’a savafl ilan etme ve Ortado¤u ülkelerinde daha etkin olmak için de yapmayaca¤› alçakl›k ve baflvurmayaca¤› teröristlik yoktur. ABD ‹srail ve Türkiye; Irak ve bölgeye yönelik bir biçimde bir savafl›n ç›kmas› için her türlü terörist yöntemlere baflvurmaktan da kaç›nmayacaklard›r. E¤er hedef ülkenin demoralize edilip peflinen boyun e¤mesi ve d›fl›n-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

yönlü bir karar ald›klar›n› bas›n yazd›. ‹stedi¤i ülkede gizli operasyonlar düzenleyebilece¤i, yani provokasyonlar, suikastler, katliamlar yapaca¤›na iliflkin kararlar›n› aç›klad›lar. Bugüne kadar da yapt›klar›, ama resmen üstlenmedikleri ve resmen savunmad›klar› fleyleri bundan böyle genellikle aç›ktan yapacaklar›n› ilan ediyorlar. Geçti¤imiz aylarda Yemen’de “El-Kaide militanlar›” olduklar›n› iddia ettikleri 6 kiflinin bulundu¤u arabay› havaya uçurup katletmelerini aç›kça üstlendiler. Bush, CIA’n›n Yemen’de yapt›¤› “operasyon” gibi “operasyonlar” için birçok kifliye genifl yetki verdi¤ini aç›klad›. Bush’un Ulusal Güvenlik Dan›flman› Condolezza Rice Fox News’e yapt›¤› aç›klamada, “Baflkan ülkeyi korumak için birçok kifliye genifl yetki verdi. Bu yeni bir savafl. Birçok farkl› cephede savafl›yoruz” diyor. Yemen’de düzenlenen suikast benzeri “operasyon”lar›n ABD yasalar› ya da uluslararas› hukuku ihlal edip etmedi¤i yönlü soruya C. Rice “Burada anayasal sorunlar›n ortaya ç›kmayaca¤›na sizi temin ederim” yan›t›n› veriyor piflkince. ABD D›fliflleri Bakanl›¤› “Terörle mücadele” yetkilisi Francis Taylor da Yemen’de CIA’n›n düzenledi¤i ve 6 “El-Kaide” üyesinin ölümüne yol açan füze sald›r›s›n›n “yasal ve gerekli oldu¤unu” söylüyor ayn› haberde2. Emperyalist haydut Bush yönetimi Amerikan özel kuvvetlerine öncelikle üç ülkede “örtülü operasyonlar” yürütme emri verdi¤ini Sunday Telegraph gazetesi devlet kaynaklar›na dayanarak yazd›. Ayn› haberde Bush’un özel kuvvetlere verdi¤i “gizli” emirde bunlarla yetinmeyip “terörizme destek veren silah tedarikçilerinin yok edilmesini ve kitle imha silah› üretme çabalar›n›n durdurulmas›n›” istedi¤ini yazd›. “ABD’nin aç›kça savafl ilan etmedi¤i ülkelerde” örtülü faaliyet yürütülece¤i, baz› durumlarda bu ülkelerdeki hükümetlerin Amerikan timlerinin varl›¤›ndan haberdar dahi edilemeyece¤i belirtiliyor:


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

4 daki emperyalistlerin kendisine fazla diretmeden isteklerine boyun e¤ip arkas›na almas› için psikolojik savafl amac›yla yap›lan, yaz›lan bir haber de¤ilse ABD emperyalizminin ciddi, somut bir flekilde iflgal haz›rl›¤› içinde oldu¤u ç›k›yor: ABD ordusu ülkedeki silah fabrikalar›nda aral›ks›z bir flekilde cephane üretiyor. “Oklahoma’daki Mc-Allister bomba üretim tesisi iflçi say›s›n› artt›rd›. ‹flçilerin iki haftal›k Noel tatili iptal edildi. Vietnam Savafl›’ndan bu yana görülmeyen bir hareketlili¤in yafland›¤› ve gece vardiyas›na geçilen tesiste, farkl› tahrip güçlerine sahip yüzden fazla çeflit bomba üretiliyor… Harpoon füzesinin savafl bafll›klar› ile baz› uzun menzilli füzelerin montaj› yap›l›yor... Benzeri hareketlilik donanma ve hava kuvvetlerinde de göze çarp›yor. Savafl gemileri ve uçaklardan at›lan… ‘birleflik direkt sald›r› cephaneleri’ olarak bilinen çok amaçl› güdümleme sistemiyle donat›l›yor; yüksek tahrip gücüne sahip 900 kilo tonluk bombalar nokta at›fllar›na uygun hale getiriliyor” deniyor ve Washington Post gazetesi Irak’a operasyon düzenlenmesi durumunda hareketin uzun dönemli masraf›n›n 200 milyar dolar› bulaca¤›n› belirtiyor. W. Post gazetesi askeri hareketin maliyetinin 60 ile 100 milyar dolar aras› de¤iflece¤ini, ayr›ca Irak’ta y›llarca kalacak ABD askerlerinin maliyetinin on milyarlarca dolar tutaca¤› ve bir de ABD’nin

‹srail, Türkiye, Ürdün, M›s›r gibi ülkelere yapaca¤› milyarlarca dolarl›k “yard›m” eklenince toplam maliyetin 200 milyar dolar› bulaca¤›n› söylüyor4. ABD silah fabrikalar›n›n tam tak›m cephane üretmelerinin ABD ordusunun silah ve cephanesinin olmamas›; stoklar›n›n olmamas›ndan kaynaklanmad›¤› aç›k. Dünyada bo¤az›na kadar her türlü en geliflmifl silah ve cephane içinde bulundu¤u bilinen bir ülke. Buna ra¤men normal üretimlerinden ola¤anüstü, adeta seferberlik halinde bir silah üretimi yap›yorlarsa Irak’a sald›racaklar, savafl ç›karacaklard›r demektir. Olas› bir engellemeyle karfl›laflmas› halinde sald›r›n›n boyutlanaca¤›n› da hesaba koyarak yo¤un üretime gitti¤i aç›k. En az›ndan Irak’a yönelik sald›r›n›n bilinmeyen gelece¤in sorunu de¤il önümüzdeki sürecin bir sorunu oldu¤u gözleniyor. Ve bu, büyük ihtimaldir. TÜRK HAK‹M SINIFLARI ABD EFEND‹S‹N‹N H‹ZMET‹NDE Bu ara Irak’› iflgal için yo¤un bir trafik var. Biri geliyor biri gidiyor. Geçti¤imiz ay içinde ABD genel kurmay›ndan bir heyet gelip Genel Kurmayla ve hükümet yetkilileriyle görüflmüfltü. Ard›ndan Türk Genel Kurmay Baflkan› Hilmi Özkök ABD efendisine gitti, görüflmeler yapt›. Ard›ndan iflbafl›na yeni gelen hükümet

“müttefikimiz ABD ile birlikte hareket ederiz” dedi. (Aç›kça, sad›k bir uflak olarak elbette efendisinin hizmetine amadeyim diyemedi¤i için “müttefikimiz” diyor tabi.) Ard›ndan “müttefikler”in Genel Kurmay baflkanlar› Ankara’ya geldi. vs… Gelip gidenlerin konum ve say›s›n› unuttuk. Geçen aylarda ise CIA uzmanlar› kalabal›k bir heyet olarak geldiler. Türk Genel Kurmay› ve ilgili çevrelerle görüfltü¤ü ve Irak Kürdistan›’na gitti¤i bas›nda ç›kt›. Yine geçti¤imiz ay ABD Savunma Bakan› yard›mc›s› Paul Wolfowitz ile D›fliflleri Bakan› yard›mc›s› Marc Grossman ve yine ayn› gün ‹ngiliz D›fliflleri Bakan› Jack Straw Ankara’ya geldi. Türk Genel Kurmay› ve hükümet yetkilileriyle görüfltüler. Gizli pazarl›klarda bulundular. Ard›ndan hükümet ad›na AKP Genel Baflkan› R. T. Erdo¤an ABD efendisine gidip Bush ile görüfltü. En son birkaç gün önce D›fliflleri Bakan› Y. Yak›fl ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakan› Ali Babacan ABD’ye gittiler ve görüflmelerde bulundular. Bu görüflmelerin meclise verilecek ABD askerleri ile ilgili tezkereden önce olmas› dikkat çekiciydi. Bu görüflmelerde hiç kuflkusuz ki uflakl›¤›n bedelinin pazarl›¤›n› yap›yorlar. “Bat›l› kaynaklardan edinilen bilgiye göre Türkiye’nin olas› ABD operasyonundan do¤acak zarar›n tazmini için 92 milyar dolar istedi¤i, ABD’nin ise 14-15 milyar dolarl›k bir rakam üzerinde durdu¤u, bunun 7-7,5 milyar dolarl›k bölümünün de hibe oldu¤u belirtiliyor.” (17 fiubat, ntvmsnbc.com) Efendilerinden biraz ya¤l› kemik koparmak karfl›l›¤›nda Irak ve Ortado¤u halklar›n›n bafl›na bomba ve füze ya¤d›r›p veya yard›mc› olup ortal›¤› mezbahaya çevirmek istiyorlar. Özel olarak Irak Kürtleri ve orada bulunan PKK güçlerini bo¤azlamak, Irak Kürt topraklar›ndan bir parça vermiyorsan›z bari Kerkük, Musul petrolünden biraz pay verilmesinin peflindeler. Biraz askeri borç almak veya borç silmek ve biraz da son gelifltirilen askeri araç ve gereç alman›n peflindeler. Bütün bunlar için çeflitli milliyetlerden Türkiye halk›


savafla sokulmak isteniyor. “Zorunlu askerlik” ile silah alt›na al›nan halk›n çocuklar› emperyalistler ve uflaklar› sermaye s›n›f›n›n ç›karlar› için savafl mezbahas›na sokulmak isteniyor. Ülke halk› savafl›n y›k›m› alt›na sokulmaya çal›fl›l›yor. Savafl›n getirece¤i ölüm ve sakatlanmalar›n yan› s›ra, ekonomik yükü, tahripleri halka çektirilecek, yaflam› alt-üst olacak, psikolojileri bozulacak. Irak halk›, bölgenin di¤er Müslüman halk› ve komflu ülkelerle “tarihsel düflmanl›k” ve güvensizlikler gelifltirilecek. Irak halk› her an üzerine tonlarca bomban›n ya¤d›r›laca¤› korkusuyla nas›l bir günlük yaflam ve psikolojisi alt›nda yaflama mahkum edilmesinin nas›l bir fley oldu¤unu var›n kendinizi onlar›n yerine koyarak düflünün art›k. Sahibinin sesi olarak ABD bas›n› gibi Türk bas›n› da efendisinin istemleri do¤rultusunda savafl k›flk›rt›c›l›¤› yap›yor. Yalan yanl›fl haberlerle gerici faflist Irak lideri ve devleti nezdinde Irak halk›na karfl› nefret duygular› gelifltirilip psikolojik savafl›n yan›s›ra, halk, yap›lacak sald›r›ya adapte edilip psikolojik olarak haz›rlan›yor. Ayn› zamanda Irak’a sald›r›da yer alman›n hem de en aktif olarak yer alman›n getirece¤i “nimetler”in, avantajlar›n propagandas› yap›larak öve öve bitirilemiyor. Geçmiflte T. Özal’›n 1 koyup 3 alaca¤›z propagandas›n› hiç aratm›yorlar. Bu kez, pazarl›¤› o zamanki gibi efendiye b›rakmay›p peflinen yapman›n önemini vurguluyorlar gazete patronlar› ve beynini, ruhunu, kalemini dolarl› maafla satm›fl burjuva köfle yazarlar›. Di¤erleri gibi Do¤an Holding bas›n› gizli pazarl›klar›n yay›nlanmas›nda sak›nca bulunmayan k›sm›n› sevinçle sürmanfletlerden veriyor. Milliyet gazetesi 25 milyar dolar vereceklerini, Hürriyet ise, biraz da sitemli bir flekilde “Esir bak›c›s› de¤iliz, sen girersen biz de gireriz” dediklerini söylüyor ve ABD Savunma Bakan› yard›mc›s› Paul Wolfowitz ile D›fliflleri Bakan› yard›mc›s› Marc Grossman’›n ABD’nin Irak’a savafl›nda “Türk ordusunun Kuzey Irak’taki faaliyetinin yaln›zca insani amaçlarla (savafl ilan

edip en modern savafl araçlar›yla sald›r›p a¤›r savafl y›k›mlar›na maruz b›rakma nas›l “insani amaçlar” oluyorsa art›k!) ve bu çerçevede s›¤›nmac›lar ve savafl esirlerinin gözetimi ile s›n›rl› kalmas›n› istedi” diyor “Wolfowitz ise flu mesaj› verdi: “Irak operasyonuna siz de bafltan itibaren kat›l›rsan›z kârl› ç›kars›n›z” diyerek bu f›rsat› kaç›rmayal›m dercesine aktar›yorlar. Genel Kurmay ve hükümet yetkililerinin Türk ordusunun orada Kürtlerin bir devlet kurmamas› için bölgede “güvenlik garantisi” olarak bulunmas›n› istediklerini bildirdiklerini ABD heyetinin “Türkiye’den kara ve hava sahas›, üsler ve limanlar› kullanma izni ve asker talebinde bulundu”¤unu Türkiye’nin ABD’nin bu tutumuna “Kuzey Irak’a Amerikan askeri yerleflecekse, bölgeye Türk askerleri de konuflland›r›lmal›” yan›t›n› verdi ve “Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulamaz” tavr›n› hat›rlatt›klar›n›. ABD’nin “hassasiyetinizi çok iyi biliyoruz. Bölgede kesinlikle bir Kürt devleti kurulmas›na izin verilmeyecektir” garantisi verdiklerini yaz›yorlar. “ABD heyetinin “Türkiye’den asker, toprak, üs ve liman talebi karfl›l›¤›nda 3 y›ll›k bir ekonomik destek paketini de gündeme getirdi(¤ini). Pakette 3,5 milyar dolara yak›n FMS borçlar›n›n silinmesi ile ilk aflamada 800 milyar dolara ulaflan bir yard›m paketinin yer ald›(¤›n›). Bu dilimin ayr›nt›lar›nda ise Türkiye’nin talep etti¤i baz› kritik savunma ekipmanlar›n›n ortak üretimine yönelik üretim lisanslar›, hassas silah teknolojilerine (biyolojik kimyasal silahlar ve füzeler olma ihtimali yüksek. NB) yönelik bilgi ve teknoloji transferi ile acil ihtiyaç duyulan silah sistemlerinin verilmesi gibi bafll›klar›n bulun”du¤unu yaz›yorlar5. Ayr›ca AWAC uçaklar› verilmesi istendi¤i de yaz›l›yor. Bu görüflmelerden ABD memnun ayr›l›yor. ABD, uflaklar›n›n küçüklük, eziklik, kompleksini bildi¤i için zaman zaman uflaklar›n›n flevkini kamç›lamak için baflvurdu¤u bir yöntem olarak “sizlerden etkilendim” demeleri afla¤›l›k kompleksine sahip

afla¤›l›k egemen s›n›f ve sözcülerinin vidalar›n› gevfletiyor. “Sahibim bana köpe¤im dedi” diye övünüyorlar. Biraz farkl› bakan ve geçmifl deneyimler ›fl›¤›nda efendisine kayg›yla yaklaflan B. Ecevit konuflmalar› içinde: ‹ngiliz D›fliflleri Bakan› J. Strow ve ayn› gün gelen Paul Wolfowitz, M. Grossman heyetini kastederek flunu söylüyor: “Türkiye’nin hayr› için mi buradalar? AB’nin kap›s›n› Türkiye’ye açmak için mi? Ekonomimizi güçlendirmek için mi Ankara’ya kofluyorlar? Tam tersine. AB kap›lar› yüzümüze daha sert kapan›yor. K›br›sl› Türkler Rumlar›n tutsa¤› durumuna getirilmek isteniyor. Dahas›, Türkiye anlams›z bir savafl›n kurban› durumuna sürükleniyor” diyor. Ecevit’in korkusu: efendileri ABD Irak’› zay›flatmak için Irak Kürt Ulusunun bugünkü özerk hükümetini devlet olarak tan›r, Kürtler orada devletleflirse Türkiye Kürtlerini kamç›lar, ba¤›ms›zl›k mücadelesi geliflir, Türkiye Kürdistan› bölgesinin pazar›n› kaybederiz, bölgede di¤er parçalardaki Kürtlerin birli¤ine do¤ru bir geliflme yönü olur, önemli bir co¤rafyada bir güçlü Kürt devletine do¤ru ad›m at›l›r vb. diye büyük korku ve kabus tafl›yor. Bölgede haritan›n yeniden de¤ifltirilece¤ine do¤ru gidilece¤i kayg›s› tafl›n›yor. Ama bölgedeki haritalar›n yeniden de¤ifltirilmesini flimdilik hiçbir emperyalist istemiyor. Kimse di¤erlerine kolay kolay yedirmez de. Do¤an Holding Hürriyeti’nin Genel Yay›n Yönetmeni, Genel Kurmay, MGK, Çankaya Köflkünün yemek sofralar›nda ç›kan görüfllerinin yans›t›c›s› Ertu¤rul Özkök de son ABD heyetinin görüflmelerinin gaz›yla aç›klama yapan yeni hükümetin D›flifllerinin ABD’nin istemleri do¤rultusunda hareket etmeyi kabullendikleri, “üsleri açaca¤›z” vb. yönlü aç›klamalar› ve Genel Kurmay›n Baflbakan üzerinden düzeltme yapt›r›p taahhüt vermedik, görüflmeler, pazarl›klar›m›z sürüyor yönlü aç›klamalar› üzerine Özkök, d›fliflleri bakanl›¤›n›n aç›klamas›n›n: yap›lan pazarl›k gücünü düflürece¤inden yak›n›yor. “Muta-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

5


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

6

bakatta ‘üslerin hemen aç›lmas›’ gibi bir karar yoktu” diyor. Yani, zaten istekler kabul edilecek, efendiye göre hareket edilecek ama hemen üslerin kullan›laca¤›n› flimdiden ilan edilmesi olmaz diyor. Devamla “Türkiye muhtemel bir Irak savafl›nda üsleri açmayacak m›? Açacak elbette. Ama üslerin aç›lmas› büyük ve zorlu bir pazarl›¤›n maddesi. O pazarl›k sonuçlanmad›kça Türkiye’nin elindeki kart› önceden vermesi aptall›k olur. Çünkü geçen savaflta Türkiye bu pazarl›klar› hiç yapmadan Yumurtal›k’› kapatt›¤› ve üsleri açt›¤› için epey zarara u¤ram›flt›. Savafl bittikten sonra da kimse Türkiye’nin zarar› ile ilgilenmemiflti. Kimsenin Türkiye’den ayn› hatay› tekrarlamas›n› beklemeye hakk› yoktur. Çankaya mütabakat›n›n özeti budur.” Ve nitekim meclise verilen teskereyle üslerin kullan›m› ABD’ye resmi olarak aç›ld›” diyor6. Bunlar kamuoyuna yans›yanlar tabi. Gizli kapakl› çok fleylerin döndü¤ü aç›k. Yans›d›¤› kadar›yla Türkiye, ABD Irak’a sald›r›nca birlikte hareket edip, di¤er pazarl›klar›n yan› s›ra “ABD deste¤iyle Kuzey Irak’ta (Irak Kürdistan›’nda) bir güvenlik koridoru oluflturmak” istiyor. Irak Kürtleri de Türk devletinden çok çekti¤i ve

emellerini bildi¤i için bunun ne anlama geldi¤ini biliyor ve istemiyorlar. Türklerin Irak Kürdistan›’na girmeyece¤inin güvencesini ABD’den de istiyorlar. Türkiye Kerkük’e göz dikti¤i için görüflmelerde ABD Savunma Bakan› Yard›mc›s› “Hiç kimse Kerkük’e göz dikmesin” diyor. Ve “Körfez savafl› s›ras›nda söylenen bir sözü hat›rl›yorum: Bu bölge tarihi hakk›nda konuflmaktan vazgeçmedi¤imiz sürece buraya bar›fl hiçbir zaman gelmeyecektir” diye ufla¤›n› uyarm›fl oluyor. Ayn› zamanda Kuzey Irak’ta bir Kürt devletine karfl› olduklar›n›, Musul ve Kerkük için de Kürtlerin denetimine girmeyece¤inin güvencesini verdiklerini söylüyorlar. Hürriyet gazetesi Ankara temsilcisi Sedat Ergin P. Wolfowitz’le röportaj›nda, P. Wolfowitz, Irak Kürdistan›’na girme konusunda “do¤ru olan kendi bafl›n›za hareket etmemenizdir” diye uyar›yor. Ayr› veya birlikte sald›racaklar›n›n güvencesini ald›klar› belli oluyor ki böyle diyor. Ve devamla konuflmas›nda “Türk taraf›ndan flu güvenceyi ald›k, Türkiye bir fley yaparsa, bunlar bir iflgal olmayacak, Türk ç›karlar›n› korumaya dönük geçici önlemler olacakt›r. Bu konudaki tart›flmalar›m›z›n sonuna gelmifl de¤iliz… Kan›mca, bu güvencenin yarat›lmas› için en iyi yol ABD’nin kuvvetli bir rol üstlenmesidir” diyor. Ve sizin de Kuzey Irak Kürtlerinden kayg›lar›n›z var. Üçlü bir araya gelip karar verelim diyor efendileri. Türk egemenleri emekli

yanaflma oldu¤u için “birkaç aflirette oluflmufl bir yönetimi” ciddi güçlü bir devlet gibi benimle ayn› kefeye koyuyorsun diye olmaz diye sitem ediyor. ABD’li ise devamla. “E¤er kuvvet kullanma sözkonusu olursa hedeflerimizden biri bunun süratli ve kat› olmas›n›n yan› s›ra Saddam Hüseyin için çarp›flmak istemeyen çok say›da Irakl›y› da bu yönde teflvik etmek olacakt›r. Irak halk›, yaln›zca güneyden de¤il, kuzeyden de inand›r›c› bir tehdidin geldi¤ini gördü¤ü taktirde ifller çok k›sa zamanda bizim istedi¤imiz yönde flekillenebilir. Bu hedefe ulaflmak için birden fazla yol var, ama bunun en iyi yolu Irak’ta Türkiye ile ABD’nin yak›n bir iflbirli¤i içinde olmalar›d›r” diyor ve devamla “dün duydu¤umuz her fley Türkiye’nin bizimle birlikte hareket edece¤i yolundayd›…” diyor7. Uflaklar garanti vermifl belli. Zaten Baflbakan A. Gül “ABD ile birlikte hareket ederiz”, “destek veririz” diyordu konuflmas›nda. ABD, Türkiye’nin 200 bin civar›nda askerle kuzeyden Irak’› kuflatmas›n›n önemini ve bu kadar güçle kuzeyden de kuflat›ld›¤›n› görünce Irak’›n direnme umudunun peflinen k›raca¤›n›, fazla direnmeden ya da uzun süre direnmeden teslim alaca¤›n› söyleyerek Irak’a girmeyi cazip k›lmaya çal›fl›yor. ABD heyetinin görüflmeleri sürerken di¤er taraftan ABD Savunma Bakan› Donald Rumsfeld Türkiye’nin Washington büyükelçisi Faruk Lalo¤lu üzerinden “Irak konusunda bir an önce karar verin” diye 7 sayfal›k talep mektubu Türk hükümetine iletiyor. Rumsfeld “Irak’la ilgili bir tak›m planlamalar›n içindeyiz. Ancak ülkeniz net yan›tlar (anlafl›lan baz› konulardaki netsizlikleri söyleyip bas›nç alt›nda b›rakmak için böyle ifade kullan›yor) vermedi¤i için karanl›kta ifl yapmak zorunda kal›yoruz” diyor. Wolfowitz ve Grossman heyetleri Ankara ziyaretinde Irak’a karfl› sald›r›ya destek vermek flart›yla Türkiye için öngörülen kiral›k katillik bedel paketinde “3 y›l için toplam 3,4 milyar dolarl›k yard›m verilece¤i. Buna


7 y›k›m›n, açl›¤›n, sefaletin, çocuk, kad›n ve yafll›lar›n gözyafllar› ve dökülecek kan›n›n, sefalet ve s›k›nt›lar›n›n, zam ve vergilerle halk›n s›rt›na y›k›lacak ekonomik s›k›nt› ve y›k›mlar›n, çekilecek ac›lar›n bedelinin pazarl›¤› yap›l›yor, sat›lmaya çal›fl›l›yor vb. ‹ster aktif yer als›n, ister destek sunsun, bunun pazarl›klar›na göre olaca¤› aç›k. Uflakl›¤›n bedelinin, yap›lacak ifl bafl›na pazarl›¤› yap›l›yor. HALK DÜfiMANLARI ‹fiGAL HAZIRLI⁄INDA ! ABD emperyalizminin Irak’a sald›raca¤›n› kararl›l›kla ifade etmesinden itibaren Türk egemen s›n›flar› efendisinin saf›nda emperyalist sald›rganl›¤a kat›laca¤›n› daha net ifade etmeye bafllad›. “Madem savafl olacak bari biz de iyi pazarl›k edip pay›m›z› artt›ral›m.” (Sak›p Sabanc› 25. 12.02) ve “1. Körfez Savafl›’na kat›lmad›k kaybettik. fiimdi bafl›ndan

de hizmet vermeye haz›rd›. AKP hükümeti de iflbafl›na gelmesinde deste¤ini gördü¤ü ABD’ye “vefa” borcunu ödemeye haz›rd›. Burjuvazi, generaller ve hükümeti kendi deyimleriyle bu durumu “iyi bir pazarl›k yaparak de¤erlendirmeliyiz” ifadelerini daha yo¤un kullanmaya bafllad›lar. Irak halk›n›n, Kürt ve savafla sürülen halk›m›z›n kan› üzerine, emperyalist sald›rganl›¤›n getirece¤i y›k›mlar üzerine aylard›r gizli, kapal› kap›lar ard›nda afla¤›l›k bir pazarl›k yap›l›yor. En son Amerikan askerlerinin Türk topraklar›na girme izniyle ilgili pazarl›klar sürerken, Türk hakim s›n›flar› efendileri ABD emperyalistlerine; D›fliflleri Bakan› Y. Yak›fl ve Devlet Bakan› A. Babacan arac›l›¤›yla son taleplerini ilettiler. ABD’de pazarl›klar yapt›ktan sonra Türkiye’ye gelen bu ikili yapt›klar› görüflmeleri aktard›ktan sonra ortaya ç›kan de¤erlendirmeleri tekrar ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’a Anka-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

göre toplam 3,4 milyar dolar›n 2 milyar 250 milyon dolarl›k dilimi askeri konular 14 Black Hawk ve Sea Hawk sald›r› helikopterleri vb.leri. Ve yine Patriot vb. füzeleri de aralar›nda var. Geriye kalan 1 milyar 150 milyon dolar tutar›ndaki yard›m ise çok düflük faizli kredi fleklinde öneriliyor. 7 sayfal›k talep mektubunda ise di¤er fleylerin yan›s›ra ABD’nin 100 bin ile 150 bin civar›ndaki askerini Türkiye’de koflulland›rmas›” isteniyor. T. Erdo¤an bunun için gitti anlafl›lan. Türkiye’nin adayl›k müzakere tarihinin görüflülece¤i Kopenhag’a gitmeden önce ABD’ye giden olan R. T. Erdo¤an bir röportajda AB vesilesiyle sorulan bir soruya, utanmadan “ben tüccar›m, iyi pazarl›k yapar›m” diye övünerek cevap veriyor. Anlafl›lan ABD’ye de Irak sald›r›s› ile ilgili tüccarl›k yetene¤ini kullanmak üzere ayn› mant›kla gitti. Türk egemenleri, MGK’s›, Hükümeti, Tayip neyi pazarlad›? Ak›-

1971-Sydney Vietnam savafl›na karfl› gösteri taca¤› Irak halk›n›n kan›n›, özel olarak Irak Kürt halk›n›n kan›n›, yine cepheye sürece¤i zorla silah alt›na al›nm›fl halk›n çocuklar›n›n kan›n› pazarlad›. Savafl›n getirece¤i

itibaren ABD ve ‹ngiltere’nin yan›nda olmal›y›z.” (Rahmi Koç 25.12.02) demeleri gelinen aflamada meyvelerini verdi. Efendisine sad›k generaller her zamanki gibi bir biçim-

ra’da aktard›lar. D›fliflleri Bakan› Y. Yak›fl, Amerika’n›n ataca¤› ad›mlar›n ard›ndan tezkerenin Meclise sunulabilece¤ini söylerken, herhangi bir s›k›nt› olmad›¤›n›, ancak müzakerele-


8

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

Dünya halklar›n›n büyük ço¤unlu¤u, halk›m›z›n %90’› bu sald›rganl›¤a karfl› ç›k›yor. Türk, Kürt ve az›nl›k milliyetlerden halk›m›z›n tepkisi karfl›s›nda görünüflte emperyalist sald›rganl›¤a karfl› ç›k›yorlarm›fl gibi yap›p, ama el alt›nda pazarl›klar yap›l›yor, güvenceler veriliyor, somut haz›rl›klar tüm h›z›yla yap›l›yor. rin devam etti¤ini söylüyor. Türk hakim s›n›flar› pazarl›¤› s›k› yap›yor. “Ciddi stratejik anlay›fllar› olan, ciddi insanlar ama pazarl›¤› s›k› yap›yorlar” (The New York Times, AA. 18 fiubat) Ancak bu s›k› pazarl›k mutlaka sonuç verecek. Türkiye ABD’nin taleplerini kabul edecek. Çünkü “tezkereyi meclise sunmam›z›n zor oldu¤unu gösteren gerekçeler halen geçerlili¤ini koruyor. Dolay›s›yla 18’inde sunam›yoruz. Ama flartlar olufltu¤u zaman, en k›sa sürede sunmaya haz›r›z” diyor. Y. Yak›fl (Anadolu Ajans›, 18 fiubat) Dertleri biraz daha para koparmak, biraz daha a¤›rdan sat›yorlar kendilerini. Ama öte yandan baz› net sonuçlara da ulafl›ld›¤› yaz›l›yor. “Ankara ile Washington aras›nda sürdürülen görüflmelerde pek çok konuda uzlaflmaya var›ld›¤›, sadece parasal konular ile baz› garantiler konusunda t›kan›kl›klar yafland›¤› belirtiliyor. ABD hükümetinin Ankara’ya iki seçenekli maddi destek sundu¤u, ya 6 milyar dolar hibe ya da 20 milyar dolar kredi önerdi¤i belirtiliyor. Hibenin 3 milyar dolar› ise askeri harcamalar için öngörülüyor. Kuzey Irak’a 40 bini aflk›n Türk askerinin girmesi, Kürt devletinin kurulmamas›, petrol kaynaklar›n›n bulundu¤u Musul’da tampon bölge oluflturulmas› konular›nda da anlaflmaya var›ld›¤› ifade ediliyor.” (DN Türkçe Yay›nlar› ‹nternet Sitesi, 18 fiubat) Dünya halklar›n›n büyük ço¤unlu¤u, halk›m›z›n %90’› bu sald›rganl›¤a karfl› ç›k›yor. Türk, Kürt ve az›n-

l›k milliyetlerden halk›m›z›n tepkisi karfl›s›nda görünüflte emperyalist sald›rganl›¤a karfl› ç›k›yorlarm›fl gibi yap›p, ama el alt›nda pazarl›klar yap›l›yor, güvenceler veriliyor, somut haz›rl›klar tüm h›z›yla yap›l›yor. Halk›n tepkisi karfl›s›nda kamuoyuna yönelik ‘Irak’a müdahaleye karfl›y›z’ diyorlard› ama di¤er tarafta geçti¤imiz ekim-kas›m ay›ndan itibaren Türkiye’deki ABD üs’lerinde haz›rl›klar yapmaya izin verdiler. Ve nihayetinde “üslerin modernize edilmesi için” meclis tezkeresi, mecliste yap›lan gizli oylamayla kabul edildi. Böylelikle Türk hakim s›n›flar› Irak sald›r›s›nda ilk resmi ifllem yapan ve biz bu iflte var›z diyen ülke oldu. Ancak bu çok belirleyici de¤il. Hat›rlan›rsa Mecliste tezkere kabul edilmeden ‹ncirlik’in geniflletilmesi için Gaziantep havaalan›n› ABD ye açt›lar. Adana-‹ncirlik, Diyarbak›r-Pirinçlik, Malatya-Erhaç, Batman, Mufl, Van, ‹stanbul-Sabiha Gökçen vb. hava alanlar›n› ve dolay›s›yla hava sahas›n› ABD’ye resmen açmalar› aylar oldu. Yani emperyalist sald›rganl›¤a taraf oldular. Irak’› iflgale, Irak halk›n› emperyalist sald›rganl›k mezbahas›ndan geçirmeye taraf oldular. Emperyalist sald›rganl›k haz›rl›klar›n›n suç orta¤› oldular. Emperyalist sald›rganl›¤a da bir biçimde girmeyi ilan etmifl oldular. Ard›ndan, daha önceki say›lar›m›zda iflledi¤imiz gibi ‘kredi’-borç, katillik paras›, savafl araç-gereçleri vb karfl›l›¤›nda (Türkiye’de bulunan 118 üs, tesis ve 15.000 askeri d›fl›nda ) resmi olarak ifade et-

tikleri 20.000 ABD askerlerinin (ABD’nin 120.000 askeri Türkiye üzerinden Irak’a sokmay› istedi¤i, Türkiye’nin 60.000’i kabul etti¤i söyleniyor) Irak’a sald›r› için bulunaca¤› kabul ediliyor. Bir taraftan Irak’a sald›r› için efendisine her türlü hizmette bulunuluyor. ABD’nin Türkiye üzerinden Irak Kürdistan›’na asker ve askeri araç-gereç sokmas›na izin veriliyor, di¤er taraftan kendisi s›n›ra askeri güç y›¤›na¤› yap›yor, tatbikatlar yap›yor, Irak Kürdistan›’na askeri araçgereç sokuyor. Har›l har›l emperyalist sald›rganl›¤a haz›rlan›l›yor. Halk›n tepkisi karfl›s›nda ‘bar›fl için çal›fl›yoruz, gündemimizde savafl yok’ diyorlar, ama di¤er taraftan bu haz›rl›klar› yap›yorlar, ‘günah bizden gitti’ diyorlar. ‘Her fley Saddam’a ba¤l›’ diye efendilerinin a¤z›ndan konufluyorlar. Sanki sald›rmaya haz›rlanan ABD efendileri ve flemsiyesi alt›nda yer alanlar kendileri de¤il de Saddam! Egemen s›n›flar elinde bulundurduklar› medyalar›yla bir y›l› aflk›nd›r ABD’nin a¤z›nda halk›-kamuoyunu emperyalist sald›rganl›¤a haz›rlamaya çal›fl›yorlar. (M. Afl›k Milliyet gazetesindeki köflesinde yazd›. Türkiye’de yay›nlanan gazeteler ABD’de yay›nlanan gazetelerden daha fazla sald›rganl›¤a destek veriyor.) Ama halk›n büyük ço¤unlu¤unu ikna edemiyorlar. ABD ile sürdürdükleri gizli pazarl›klar› tamamlam›fl bulunuyorlar. fiimdi halk›n deste¤ini arkas›na almaya yo¤unlafl›yorlar. Birkaç hafta önce (4 fiubat 2003) Baflbakan A.Gül


gazetelerin Ankara temsilcileriyle toplant› yapt›. Zorlama ‘gerekçeler’le halk› emperyalist sald›rganl›¤a girmeye inand›rma görevini önlerine koydu. Zaten yapt›klar› yalan, demagoji ve çarp›tmalar› daha sistemli, daha büyük sorumluluk ve enerjiyle yapmalar› talimat›n› vermifl oldu. Burjuva bas›n› Amerikan askeri gibi çal›flacak demektir. Saddam nezdinde Irak halk›na, Kürtlere düflmanl›k, nefret körüklemeye daha çok çal›flacaklar demektir. Baflbakan gazetecilerle toplant›s›nda “Türkiye elinden gelen her fleyi yapt› …sonuna kadar her fley yap›ld›. Bu noktadan sonra günah bizden gitti…” diyor. Gerçekten Irak’› ve Irak Kürdistan›’n› iflgal etmek için elinden gelen her fleyi yapt›lar, söylemi bunun için geçerlidir. Devamla “vicdan›m›z rahat” demifl, onu bilemeyiz ama cüzdanlar›n› rahatlatt›klar› kesin. Afla¤›l›k burjuva temsilcisi utanmadan insanlar›n gözlerinin içine baka baka “Türkiye’nin Irak’›n topraklar›nda, yeralt› kaynaklar›nda gözü yoktur” diyor. Oysa s›k s›k Kerkük ve Musul’da “tarihi haklar”dan bahsederler. ABD ile pazarl›klarda yine dillendirdiklerini ve ABD’nin ‘tarihi haklardan bir daha kimse bahsetmesin’ diye uyard›¤›n› yine kendi bas›nlar› yazd›. Emperyalistlerin kendilerine yedirmeyece¤ini kendileri de iyi biliyor ve bu nedenle bu ifadeleri kullan›yorlar. Gözü yoksa ne ifli var oraya girmeye? Yedirilmeyece¤ini çok iyi biliyorlar ama oran›n petrollerinde pay alma pazarl›klar› el alt›nda sürüyor. 1920’lerdeki anlaflmalar› bas›nda ifllemeleri ve bu yöne vurgu yapmalar› bofluna de¤il. Katillik bedellerinde pay›na düflenlerin peflindeler. Di¤er tarafta “oradaki Türkmenler, Kürtler bizim akrabalar›m›z, kardefllerimiz” diyorlar ikiyüzlüce. Madem öyle bafl haydut ve müttefikleriyle birlikte niye iflgal ediliyor? ‘Kardefllik’ sevgisi mi, halklar› katletme bedelinin sevgisi mi? TC baflbakan› “savaflmak için de¤il, katliamlar›, orda bir devlet kuruluflunu önlemek için orda ola-

cakt›r… Türk askerinin kurflun atmamas› için de bir miktar ABD askerinin olmas› gerekiyor…. Türk askerinin say›s›, ABD askerinin say›s›ndan fazla olacak. Türk askeri güvenli¤i sa¤layacak” diyor. Sanki orda çiçek toplamaya, piknik yapmaya gideceklermifl gibi anlat›l›yor ve halk, çocuk kand›r›l›r gibi kand›r›lmaya çal›fl›l›yor. En büyük amaçlar› bu sat›rlarda ifade ediliyor: Bölgede bir Kürt devletinin kurulmas›n› önlemek! Türk egemenleri ve genel kurmay› öyle bir ›rkç›, flovenist düflünce ve duyguyla dolu ki (bugün emperyalistlerin flemsiyesi alt›nda kalmas›nda ba¤›ms›z olarak) Irak Kürdistan›’nda bile bir Kürt devletinin kurulmas›na tahammülü yoktur. Türkiye Kürdistan›’n› ilhak ve iflgal etmekle kalmamakta, Irak Kürdistan›’n› da iflgal ve

Türk, ‹srail Saddam ve benzeri gibi bütün yar›-sömürge ve sömürge diktatörlüklerini yetifltiren, kanl› diktatörlü¤ü uygulatan baflta ABD olmak üzere emperyalistlerdir. Zalimliklerinden dolay› ilkin y›k›lmas› gereken baflta ABD olmak üzere emperyalizmdir. Onlar›n yerli uflaklar›n›n diktatörlükleridir. ilhak etmeyi arzulamakta. Ama emperyalistler ve bölge ülkeleri buna müsaade etmez, etmeyece¤ini kendileri de biliyor, ancak efendileri müsaade ettikleri müddetçe kalabilirler. Efendileri ihtiyaç duyduklar› için ve kendileri de efendilerine güvenemedikleri için giriyorlar. Ve Irak’taki Kürtlerin devlet kurmamalar› için fiili durum yarat›yorlar. Ayn› zamanda KADEK gerillalar›n› bu hengamede katletmeyi hesapl›yorlar. “Türkiye’nin güvenli¤i” demagojisi alt›nda yatan budur. Her halükarda Irak ve Kürt halk›na yönelik katliamlar yapa-

caklar… Son günlerde Talabani ve Barzani’nin de temsilcisinin içinde bulundu¤u “Irak muhalefeti” denilen kesimlerle bir toplant› daha yapt›lar. Irak Kürt hareketlerine bask› ve tehditlerde bulunuldu¤u bir s›r de¤ildir. Onlar da bu bask›ya boyun e¤mifl durumda. Ama öbür tarafta ABD ve ‹ngiltere Irak devletine karfl› Irak Kürtlerine ihtiyac› oldu¤u için 1991’den bu yana verdi¤i deste¤e ek güvenceler verdi¤i anlafl›l›yor. Türk egemenlerinin kudurmufllu¤a iten bir etmen de budur... Bu korkudan dolay› Türk egemenleri “Irak’›n üniter yap›s›ndan yanay›z” diyor ve demek zorunda kal›yor. Yoksa Irak devletini, halk›n› ve Irak Kürtlerini zerre kadar sevdiklerinden de¤il… Kuflkusuz birçok senaryo üretiliyor. Irak’›n üç’e bölünmesi ifade ediliyor. Ba¤dat çevresi ‹ngilizlerin, Basra bölgesi Amerikalar›n yönetimine olaca¤›, Musul-Kerkük’ün bulundu¤u “Kuzey Irak” denilen Irak Kürdistan›’n›n kimin ‘güvenli¤inde’bulunulaca¤› belli de¤il deniliyor. Irak Kürdistan›’nda bir Kürt yönetimi zaten var. Amerika ve ‹ngiliz emperyalizminin bir boyunduru¤u var. Anlafl›lan Türk iflgalci güçlerinin orada bulunaca¤› pozisyonu kendilerini memnun etmiyor. Uflakl›¤›n pozisyonu efendilerinin hizmetinde ayakç›l›k olur. Ama sorunun kendileri aç›s›ndan öneminden dolay› kabullenemiyorlar. Bizim denetimimize verin her fleyi yapmaya haz›r›z diyorlar. Ama Kürtler, Türk egemenlerinin niyetini bildi¤i için raz› de¤il. ABD de “benim ve ‹ngilizlerin kontrolünde ol” diyor. Türk egemenleri de buna raz› de¤il, ‹ngilizleri istemiyor ve oradaki Kürtlerle beni eflit kefeye koyuyorsun diye sitem ediyor, pazarl›k ediyor… ABD ve ‹ngiliz emperyalizmi baflar›l› olursa üç-befl y›l iflgali sürdürmeyi, sonra sad›k bir uflak yönetimiyle sürdürmeyi hesapl›yorlar. Kürtlerin de federatif yönetimde kalmas›n› istiyorlar. fiovenizmle gözü kararm›fl Türk egemenleri Kürtlerin federatif kalmas›n› bile istemiyor. Tabi elinden gelirse… Yine elinden

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

9


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

10 gelse Kürt sevgisini bir kafl›k suda bo¤arak gösterecekler... Son günlerde ise tart›flmalar Türk ordusuna ABD’lilerin komuta etmesinde yo¤unlaflt›. Türk egemenleri, generalleri orada paral› asker mi olaca¤›z? diye pozisyonlar›ndan yak›n›yorlar. Gazete manfletlerine ç›kar›yorlar. T. Erdo¤an “Türk ordusu kendi komuta kademesiyle bu ifli götürecek kabiliyettedir. Zaten böyle birfleyi de biz millet olarak zül kabul ederiz. AKP olarak hakaret kabul ederiz.” (Bianet. 17 fiubat 2003) diyor. Ancak bas›nda yaz›lanlara bak›l›rsa yalan söylemeyi kendisi aç›s›ndan afla¤›lay›c›, küçültücü birfley olarak görmüyor. “Bölgedeki komutanl›k sorununun da afl›ld›¤› belirtiliyor. Buna göre, bölgede bulunarak Türk askerlerinden 15 binine Türk general komutanl›k yapacak. Di¤er askerleri ise ortak komuta merkezine ba¤l› olacak. Burada yer alacak Türk askerlerine ABD’li komutan›n verece¤i emirler Türk komutan arac›l›¤›yla iletilecek” (DN Türkçe Yay›nlar› ‹nternet Sitesi 18 fiubat 2003) Türk hakim s›n›flar› Irak’a, Irak Kürtlerine, KADEK gerillalar›na sald›rmaya can at›yorlar, dünden haz›rlard›. Bugüne kadarki gizli pazarl›k neyin pazarl›¤›yd›? Para, askeri araçgereç pazarl›¤›yd›. Bas›nlar›na yans›d›, bedellerini yükselttikçe ellerini ovuflturdular, flimdi mi uyan›yorlar? Hay›r bunu çok iyi biliyorlar ve biraz daha avantaj kazanmak istiyorlar hepsi o kadar… ABD haydutunun bafl›n› çekti¤i bu iflgal ve emperyalist sald›r› haz›rl›¤› haks›zd›r, emperyalist amaçl›d›r. ‹flgalci güçler kimyasal silahlar dahil (kimyasal ve atom silahlar›n› kullanabilece¤ini ABD kendisi aç›klad›) her türlü silahlar› kullanacaklard›r. Bu demektir ki sadece bugün bölgeyi mezbahaya çevirmekle kalmayacaklar, önümüzdeki on y›llar boyu sakat ve hastal›klarla bölge halk› ac›s›n›, y›k›m›n› çekecektir… Bu emperyalist sald›rganl›¤a “Irak muhalefeti” denilen kesimler de tav›r almal›, emperyalizmin oyunca¤› olmaktan ç›kmal›d›r. En bafltan da Irak Kürtleri

emperyalizme tav›r almadan ulusal, ba¤›ms›z ve ilerici olunamayaca¤›n› unutmamak durumundad›r. ‹flgalci güçlere karfl› direnmek isteyen herkesle birlikte hareket etmeli, en genifl bir birleflik cephe içinde karfl› koymal›d›r. ‹flgalden sonrada kendi kaderini tayin hakk›n› kullanmal›d›r… Egemenler ülkemizi bu haks›z emperyalist sald›rganl›¤a sokuyor. Üstelik iflgalci bir pozisyonla giriyor. Komünistler, devrimciler, bütün halk›m›z bu emperyalist sald›rganl›¤a karfl› ç›kmakla kalmamal›, etkin bir flekilde mücadele etmeli. Askere ve cepheye gitmemeli. Yürütülecek bir savafl varsa o da ‘kendi’ egemenlerini y›kma savafl›d›r. Egemenlerin y›k›lmas› için yararlan›lmal›d›r. Çeflitli milliyetlerden Irak’taki halk›n yan›s›ra KADEK’e, dolay›s›yla Türkiye’deki Kürtlere de sald›racaklard›r. Birlikte genifl bir ittifak ve dayan›flma halinde hareket etme sorumlulu¤uyla hareket etmeye haz›r olmal›. Bu yönlü çaba içinde olmal›… PROLETARYANIN TAVRI S›n›f bilinçli proletarya hareketinin tavr› aç›kt›r; yeniden keflfedilecek bir fley de¤ildir. Ve emperyalist amaçl› bir sald›r› oldu¤u için, haks›z ve meflru olmad›¤› için karfl›y›z. Dünya proletaryas› ve emekçi halk›n bu sald›rganl›kta hiçbir ç›kar› yoktur. Ve bu sald›r›, emperyalist amaçl› bir sald›rganl›k oldu¤u için tereddütsüz bir flekilde karfl›y›z. Dünya proletaryas› ve emekçi halk›n mücadelesine en ufak bir faydas› yoktur ve olmayacakt›r da. Tersine her yönüyle zarar›nad›r. Yap›lmak istenen bu sald›r› ve iflgal S. Hüseyin gerici diktatörlü¤ünden ba¤›ms›z olarak emperyalist haydut bafl› önderli¤inde, muhtemelen di¤er emperyalistleri de, uflaklar›n› da yan›na alarak ezilen bir ülkeye karfl›

bir savaflt›r. Ezilen bir ülkeyi iflgale yönelik, tam teslimiyete yönelik, mümkünse sömürgelefltirmeye, kölece anlaflmalar›n ve a¤›r savafl borçlar›n›n alt›na konulmaya yönelik bir sald›r› ve iflgal olacakt›r. Nitekim ABD D›fliflleri Bakan Yard›mc›s› Marc Grossman, ABD Senato D›fl ‹liflkiler Komitesi’nde yapt›¤› konuflmada “ABD’nin, Irak’ta Devlet Baflkan› Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesini amaçlayan harekat›n›n ard›ndan yönetimin yerel hükümete devrinden önce 2 y›ll›k bir Amerikan askeri idaresini planlad›¤›n›” (Bianet 17 fiubat 2003) söylüyor. Bu ve benzeri aç›klamalar, bu sald›r›n›n özel olarak ABD’nin hem Irak ve bölgede daha da güçlenip kök salmas›na, içinde bulundu¤u krize daha fazla kaynak bulmaya, hem de rakip emperyalist güçlerin h›zla güçlenmesinin önüne geçmeye, onlara karfl› güç üstünlü¤ünü gösterme ve elde tutmaya vb. yönelik yürü-

Colin Powell

tülecek bir sald›r› ve iflgal oldu¤unu çok et ortaya koyuyor. Yine özel olarak bu sald›r› ve iflgalde hiçbir suçugünah› olamayan Irak halk› vahflice bo¤azlanacakt›r. Dünyan›n en gelifltirilmifl, en son ve en etkili, en tahripkar silahlar›, bombalar›, füzeleri, kimyasal biyolojik silahlar› buralar›n


11 Emperyalistler bu gerçe¤i hesaplamak durumundalar. Emperyalistler her zaman istedikleri tarzda rahat hareket edemeyeceklerdir. Yani “ABD her fleyi belirliyor, istedi¤i her fleyi istedi¤i zaman yap›yor” ve “yapar” dolay›s›yla “yap›lacak birfley yok” anlam›na gelen ve “ne yap›lsa da bofluna” vb. gibi peflinen bir teslimiyeti ifade eden umutsuz ve y›k›ma u¤ram›fl ayd›n yaklafl›mlar›na karfl› kararl›l›kla mücadele edilmelidir. Dünya halklar› ve uluslararas› proletarya Irak’a karfl› sald›r›n›n önüne geçmek ve buna ra¤men önlemeyi baflaramazsa da sürecek sald›r›ya karfl› tepkisini göstermeye devam etmeli. UlusG.W. Bush-Yaflar Yak›fl lararas› alanda gösterilen tepkiler de birlikte hareket edildi¤i gibi Dünya proletaryas› ve özel olarak ülkemiz de sald›r›ya soemekçi halk›n bu kulmak istendi¤i için sald›r›ya karfl› sald›rganl›kta hiçbir ç›kar› en genifl çevreleri (karars›z, sallant›l›, yalpalayan, geçici ve göreceli güçler yoktur. Ve bu sald›r›, de olsa) kazanmaya, bir araya getiremperyalist amaçl› bir meye çal›flmayla, birlikte daha güçlü sald›rganl›k oldu¤u için kitlesel tepki göstermeye önem vermeliyiz. tereddütsüz bir flekilde Elbette kendi güçlerimizle yap›lakarfl›y›z. Dünya prolecak fleyler de var. D›fl›m›zdaki devtaryas› ve emekçi halk›n rimcilerle yap›lacak fleyler de var. mücadelesine en ufak bir Bununla birlikte mesleki ve mesleki faydas› yoktur ve olmaya- olmayan kitle örgütleriyle birlikte reformist partiler, hatta baz› burjuva cakt›r da. Tersine her partilerin taban›, gençlik, kad›n kollayönüyle zarar›nad›r. r›, alt yönetici örgütlerinin yan› s›ra merkezi gelip kat›lacaksa onlar›n da bu tepkilerden oldukça rahats›z. 15 fiubat’ta ‹ngiltere’de 1 milyon kat›l›m›na karfl› olmadan güçlü tepkikiflinin protesto gösterisi, ‹ngiliz hü- ler örgütleme olanaklar›na kafa yorkümetine ve Baflbakan Tony Blair’e mal› ve buna aç›k olmal›y›z. Hiçbir devlet, halkta sald›raca¤› “Savafl karfl›t› hareketi dikkate al›yorum” dedirterek rahats›zl›¤›n› dile ge- ülkeye karfl› milliyetçi- flovenist düflünce ve duygular›n›, nefret duygulatirtti. Gerçek Komünist hareketlerin za- r›n› yaratmadan, körüklemeden sald›y›fl›¤› nispeten teselli ediyor onlar›. r›y› bafllatmaz ya da uzun süreli savaAma bu bask› önemlidir. Herfley on- fl› sürdüremez veya girdi¤i savaflta lar›n istedi¤i gibi gitmiyor ve gide- kolay baflar›l› olamaz. Nihayet savafl mez de. Nepal ve Filipinler gibi kü- insan gücüyle, halk deste¤iyle yürüçük ülkelerde güçlü say›lan komünist tülebilir. Dolay›s›yla Türk egemenleri hareketi saymazsak di¤er ülkelerin de Saddam nezdinde Irak halk›na, kiminde yok, kiminde komünist hare- Irak Kürt liderleri nezdinde Irak ket zay›f da olsa dünya iflçi s›n›f› ve Kürtlerine karfl›, milliyetçi, ›rkç›-floemekçi halk›n tepkisi baz› planlar› ven, gerici propagandalar› artt›racakbozabiliyor ve bir ölçüde geriletiyor. lar demektir. Nefret duygular›n› geliflgösterdi. Yine 26 Ocak’ta binlerce insan bu Beyaz›t’ta bu sald›rganl›¤› protesto etti. 15 fiubat’ta dünyan›n pek çok yerinde milyonlarca insan›n kat›ld›¤› say›s›z protesto oldu. Bu emperyalistler ve uflaklar› üzerinde belli bir bask› yapm›yor de¤il. ABD,

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

halk› üzerinde denenecektir. Sadece bugün can ve mal kayb›, hastal›klar ve psikolojik sorunlar yaflamakla kalmayacak, onlarca y›l ac›s›n› bütün canl›l›¤›yla yaflayacaklar› bir vahflete u¤rayacaklard›r. Komflu ülkelerin halklar› da hem can ve mal kayb›na u¤rayacaklar, radyasyonlu kimyasal biyolojik silahlar›n etkisi alt›nda kalacaklar, hem de binlerce tonluk bombalar uçaklar›n yönelmeleri, sesleri yan› bafl›nda insanlar›n katledildi¤ini izlemeleri, düflünmeleri, hissetmeleri, psikolojilerini etkileyecektir. ‹nsanlar›n yan› s›ra di¤er canl›lar›n, do¤an›n tahribi ile vb. bile rahats›z edecektir. Halklar›n bugün ve gelecekte güvensizliklerinin geliflmesini getirecektir. Savafla sürülen ülkelerin askere al›nm›fl halk›n çocuklar›n›n her an ölmeleri veya ölüm haberlerini beklemeleri dünya halklar›na ac›lar getirecek ve rahats›z edecektir vb. Bütün bu etmenlere bak›l›rsa neresinden bak›l›rsa bak›ls›n bu eli kula¤›nda gelen sald›r› emperyalist amaçl›, emperyalistlerin haks›z bir savafl›d›r. Bundan dolay›, dünya proletaryas› ve emekçi halklar› tereddütsüz karfl› gelmeli. Önlemeye çal›flmal›. Önlemek için sözlü, yaz›l› propaganda-ajitasyonuyla, her geçen gün daha genifl kitlelere giderek daha genifl kitleleri ayd›nl›¤a kavuflturarak, siyasal gerçekleri aç›klamaya ve kavratmaya çal›flarak tepkisini, öfkesini somut prati¤e dökerek her türlü eylem biçimleriyle protesto etmelidir. Nitekim dünyan›n birçok bölgesinde ABD sald›rganl›¤›, Irak’a sald›r› haz›rl›¤› protesto ediliyor. ABD’de de zaman zaman binlerce, onbinlerce Amerikan halk› hükümetlerinin emperyalist sald›r› 盤l›klar›n› protesto ediyor. Avrupa’n›n çeflitli ülkelerinde yüzbinler soka¤a dökülüyor, protesto ediyor. Geçti¤imiz aylarda ‹ngiltere’de 600 bin, ‹talya’da 700 bin iflçi ve emekçi ABD’nin Irak’a sald›r› haz›rl›¤›n› protesto etti. Yunanistan, ‹ran, Rusya vb. bir dizi ülkede protesto ettiler. Aral›k’ta Türkiye’de onbinlerce iflçi emekçi, ayd›n ayn› tepkiyi


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

12

tirmek için her vesileyle her yola baflvuracaklar demektir. S›n›f bilinçli devrimciler bu konuda uyan›k olmal›, egemenlerin amac›n› ortaya ç›kar›p kitleleri ayd›nl›¤a kavuflturmal›y›z. Kitleleri zaman›nda ›srarla uyarmal›y›z. Bunu yapmayanlar meydan› Türk milliyetçili¤ine (bu, Türkiye’deki Kürt ulusu ve az›nl›k milliyetler üzerindeki ulusal bask› ve milliyetçi›rkç› propagandalar karfl›s›nda da geçerlidir) gerici propagandalara b›rak›yor veya o propagandalar›n parças› oluyor demektir. Devletin içte d›flta çeflitli milliyetlere yönelik, komflu ülkelere yönelik bask› ve gerici, flovenist, faflist propagandalar›na tav›r almadan demokratik bile olunamaz. Bir demokrat olman›n görevi bile yerine getirilemez. Bu yap›lmadan emperyalizme karfl› olmak, emperyalist amaçl› sald›r›ya karfl› olmak emperyalist ulusal bask›ya karfl› olmak, iflgal ve ilhaklara karfl› olmak, ezilen halklar›n iflgal ve ulusal bask›lara karfl› direnmelerini, mücadelelerini destekleme görevi lafta kal›r, bofl söz olarak kal›r. Bir yönüyle proletarya enternasyonalizmi ve ezilen halklarla dayan›flmak lafta kal›r. Saddam gerici diktatörlü¤ünü de teflhir etmeliyiz. Irak halk›n›n kendi egemen s›n›flar›n› y›kmadan emperyalist bask›lardan kurtulmaks›z›n, demokratik halk devrimi ve sosyalizme yönelmeden gerçek kurtulufla ulaflmayaca¤›n› da vurgulamal›y›z. Ama Saddam’›n niteli¤ini böylesi koflullarda önplana ç›karamay›z. Saddam gerici faflist dikta-

törlü¤ünü y›kmak Irak halk›n›n sorunudur. Emperyalistler ve uflaklar›n›n Saddam’›n bafl›nda bulundu¤u Irak yönetimi flöyle kanl› diktatördür, böyle kanl› diktatördür, “Irak halk›n› ondan kurtaraca¤›z” vb. demagojilerini yapt›¤›, böyle bir maskeyle amaçlar›n› gizledikleri bir dönemde teflhirlerde Saddam ve iktidar›n› öne ç›karmak baflka bir cephede emperyalistler ve uflaklar›n propagandas›na tersten efllik etmek gibi olur. Düflman politikalar›n›n etkinlik sa¤lamas›na hizmet eder. Saddam yönetimi diktatördür, do¤ru. Y›k›lmal›d›r, do¤ru. Ama bu, Irak halk›n›n bir sorunudur. ABD emperyalistleri ve uflaklar›n›n “Saddam diktatörlü¤ünü y›k›p, Irak halk›n› kurtaraca¤›” vb. söylemeye hiç haklar› yok. Kendi yapt›klar›n›, amaçlar›n› alçakça demagojik yöntemlerle gizliyorlar. ABD’nin yan›nda Saddam’›n diktatörlü¤ü ve yapt›klar› devede kulakt›r. Saddam bulundu¤u ülkeye kan a¤lat›yor ama ABD ve di¤er emperyalistler dünyan›n bütün yerlerinde (emperyalizm öncesini bir yana b›rakal›m) emperyalizm ça¤›na girmelerinden bu yana 100 y›ld›r kan a¤lat›yorlar. 1. ve 2. Paylafl›m savafl›n›n yan› s›ra, sonras› yüzlerce bölgesel savafllar, iflgaller vb. de on milyonlarca insan katletmifllerdir. Sömürge, yar›-sömürge zulmü alt›da halklar hala inliyor. Türk, ‹srail Saddam ve benzeri gibi bütün yar›-sömürge ve sömürge diktatörlüklerini yetifltiren, kanl› diktatörlü¤ü uygulatan baflta ABD olmak üzere emperyalistlerdir. Zalimliklerinden dolay› ilkin y›k›lmas› gereken baflta ABD olmak üzere emperyalizmdir. Onlar›n yerli uflaklar›n›n diktatörlükleridir. On y›l öncesine kadar Saddam’dan iyisi yoktu. Bugün Saddam önderli¤indeki Irak yönetimi (di¤er emperyalistlere ba¤l›l›¤› var da yapam›yor) koflulsuz her yönüyle kendini ABD emperyalizmine teslim etse Saddam’dan iyisi olmayacak. Dolay›s›yla onlar Saddam’a karfl› de¤il, ABD’ye tam teslim olmayan bir Saddam’a karfl›… Emperyalist bir müdahale olma-

dan Irak halk› eninde sonunda Irak diktatörlü¤ünü y›kacakt›r. Bu kaç›n›lmazd›r. Saddam bu haliyle olsa da ABD’ye tam teslim olsa da veya ABD Irak’› iflgal edip Saddam’›n egemenli¤ini y›kmada baflar›l› olup yerine baflka bir lider önderli¤inde diktatörlük kursa da Irak iflçi s›n›f› ve emekçi halk› bir gün mutlaka onlar› da y›kacakt›r. Irak proletaryas› ve emekçi halk›n›n görevi budur. Bugün gerçek bir komünist önderlikten yoksun olsa da gelecekte bunu yaratarak iktidara yönelecektir. Demokratik halk devrimini yap›p sosyalizme yönelecektir. Bu kaç›n›lmazd›r. Irak proletaryas› ve emekçi halk›n bugün de gelecekte de görevi gerçek bir komünist önderlikle iktidar› ele geçirmektir. Bugün komünist önderlikten yoksun da olsa gerici iktidar›n› y›k›p halk devrimini gerçeklefltirme görevi var. Ancak ülkeleri iflgale u¤ray›nca ba¤›ms›zl›¤›n› kaybetmeden yabanc› iflgalci güçlere karfl› savaflmalar› öne ç›kan ana görevleri olacakt›r. ‹flgal sürdü¤ü müddetçe kendi egemenlerine silahlar›na çevirmeleri tali bir görev olacakt›r. Çok zay›f da olsa Irak’ta devrimci güçler de vard›r ve muhtemelen böyle yaklaflacaklard›r, böyle yapacaklard›r ve yapmal›d›rlar. Saddam ve Irak yönetiminin o ülkenin egemen s›n›flar› ve gerici faflist bir diktatör oldu¤unu Irak halk› taraf›ndan y›k›lmas› gerekti¤ini bir an olsun elbette unutamay›z. Ancak mevcut Irak yönetimi ülkesinin olas› iflgal edilmesine karfl› geldi¤i ve iflgal edilmeye karfl› direndi¤i, iflgal güçlere karfl› savaflt›¤› müddetçe hakl›, meflru ve ileri bir tav›r içinde olur, bu yönü desteklenir (Kurtulufl savafl› y›llar›nda Kemalistlerin durumu, Japonya’n›n iflgali döneminde Çan-Kay fiek’in desteklenmesi durumu gibi) Bütün emperyalistlere (iflgal ve iflgalden kurtulma sonras› da) tav›r al›nsa veya tav›r ald›¤› müddetçe bu yönü desteklenir, tersine emperyalistlere direnmedi¤i, uzlaflt›¤› veya teslim oldu¤u ölçüde de karfl› gelinir ve teflhir edilir. Bugün sorun özgülünde ABD emperyalizmi ve emperyalist iflgal it-


tifak cephesinin teflhir esas görevdir. Türk egemen s›n›flar›n›n savafl k›flk›rt›c›l›¤›, sald›r› haz›rl›¤›, sald›r›ya kat›lma iste¤i teflhir edilmeli. Bu sald›rganl›¤›n s›n›f niteli¤inin emperyalist-burjuva oldu¤u, emperyalistler ve uflaklar› taraf›ndan yürütüldü¤ü, özü ve amac› ABD baflta olmak üzere emperyalist ç›karlar ve emperyalist yay›lmac›l›k oldu¤u, emperyalistler ve uflaklar›n›n ezilen bir ülkeye karfl› iflgal, ilhak veya a¤›r kölelefltirici koflullara ve a¤›r savafl tazminatlar› alt›na koyarak, bölgede daha da güçlenmek, kök salmak ve bölge ülkelerine yönelik daha fazla k›flk›rt›c›l›k ve düflmanl›k gelifltirme, peflinde baflka ad›mlar atmak için büyük askeri güçler bulundurma bahanesi yap›ld›¤› vb. vurgulanmal›. Teflhirde a¤›rl›k yön bu olmal›. Türk egemen s›n›flar›n ABD askeri gibi bu haks›z sald›r›ya girmek istemesiyle suç ortakl›¤› yapt›¤›, Irak halk› ve özelde Irak Kürtleri ve Türkiye Kürt ulusuna karfl› düflmanl›k yapt›¤›, efendisinin ç›karlar› ve ya¤l› bir kemik için ülke halk›m›z ABD askeri gibi sald›r›ya sürüklenmek istendi¤i, savafl›n ne demek oldu¤u, nelere yol açaca¤›, nelerin beklendi¤i ve beklenmesi gerekti¤i, savafl›n y›k›m›, mali külfetini, 40 dolar› aflacak petrolün enflasyona, a¤›r zamlara, a¤›r vergilere yol açmakla daha da fazla açl›k, yoksulluk, iflsizlik vb. getirece¤i, sadece savafl s›ras›nda de¤il, savafl sonras› da halk›n s›rt›nda ç›kar›laca¤›, halklar›n birbirine güvensizli¤i veya düflmanl›¤›n›n gelifltirilece¤i Irak halk› ile ne al›p verece¤imiz olabilir vb. gibi yönler propagandada ön plana al›nmal›d›r. Teflhir siyasal gerçekleri aç›klama, bilinç götürme bu yönlü P/A ile daha genifl kitlelere, daha genifl çevrelere, daha yeni alan ve çevrelere gitme vesilesi olmal›. Yeni kuvvetler, yeni olanaklar bulma arac› olmal›, bir ba¤ kurma ve örgütleme arac› olmal›.

Her alanda bulunulan, çal›fl›lan her çerçevede bu yönlü propaganda, ajitasyon ve eylemle tepkiler gösterilmelidir. Legal kurumlar d›fl›nda bu yönlü çal›flmak için bir siyasal ak›mla ba¤›m›z›n oldu¤unu ortaya koymak veya ortaya ç›kmas›n› sa¤lamak gerekmiyor. Bundan kaç›nmak gerekir. Bizlerin bir yerlerle organik ba¤lant›m›z›n olup olmad›¤› ancak organik ba¤›m›z›n oldu¤u yerle aram›zdaki bir sorundur. Onun d›fl›nda kimsenin ç›karmamas› gerekir. Yani örgütlü güçlerin d›fl›ndaki çevrelerin örgütlü oldu¤unu, örgütlerle ba¤›n› bilmemesi ve kolay ç›karmamas› gerekir. Baflta ABD olmak üzere emperyalizmin teflhiri olsun, Irak’a yönelik sald›r›n›n teflhiri olsun baflka teflhirler ve siyasal

propagandalar olsun P/A yap›nca elbette düflüncelerimiz bilinecek önemli olan herhangi bir ak›mla ve kimlerle organik ba¤›n›n olup olmad›¤›n›n bilinmemesi ve kolay ç›kar›lamamas›d›r. Proleter devrimciler buna dikkat etmeli. Bulundu¤umuz fabrikada, atölyede, ifl yerinde, mahallede, köyde, evlerde, kahvelerde, okullarda, meslek örgütlerinde vb. hayat›n her alan›nda bulundu¤umuz çevrede aç›k aç›k ABD’yi ve onu destekleyen Türk egemenlerinin Irak’a yönelik sald›r› haz›rl›klar›n›, pazarl›klar›n›, nelerin karfl›l›¤›nda halk›n savafla sürülmek istendi¤ini ve savafla girme durumun-

da nelere yol açaca¤›n› vb. teflhir etmeliyiz. Tepki verilmezse savafl›n önlenemeyece¤i, savafla sokulaca¤›m›z, bu nedenle sesimizi aç›k aç›k yükseltmemiz gerekti¤i herkesin bulundu¤u yerlerde çevresindekilerle daha büyük kitle gösterilerine kat›larak tepki göstermek gerekti¤i yönlü propaganda yapmal› ve örgütlemeli. Askerlere yönelik k›sa bildiriler ç›kar›l›p, ulafl›labilecek yerlere b›rak›labilir, at›labilir vb. Merkezi bildiriler, aç›klamalar, çeflitli çevrelerin ortak aç›klamalar›, yeni geliflmelere iliflkin hemen yerel bildiriler ç›kar›p da¤›tmalar, pullamalar, yerine göre yaz›lamalar, pankartlar, dövizler, yerine göre imzal› protesto listeleri, çeflitli sendika ve di¤er meslek örgütlerine veya parti teflkilatlar›na gidip sohbetler, bildiriler, aç›klamalar b›rakmalar, sohbet toplant›lar›, tart›flma, panel, okul, mahalle, iflyeri vb. küçük gruplar da olsa bir araya gelip “Amerika askeri olmayaca¤›z. Irak’a sald›r›ya hay›r, Irak ve Ortado¤u’dan elinizi çekin” vb. mahiyette slogan atmalar, akflamlar› semtlerde atefl yak›l›p gençler toplan›p birkaç dakika da olsa protesto yapabilir. Küçük say›larla bafllasa da örgütlendi¤i oranda ve eylemler içinde büyük say›larla yap›lan eylemlere ulafl›l›r. Telefonlarla, ‹nter-net’le protestolar yap›labilir. Yerel radyo programlar›na kat›l›m veya telefonlarla onlar› zora sokan çi¤liklere düflmeden düflünceler belirtilebilir vs. Y›¤›nlarca yol yöntem… Tepki örgütlemek ve tepki göstermek için hiç gidilmemifl çevrelere bu vesileyle, bir s›fatla gidilebilir. Mesleki ve mesleki olmayan kitle örgütleri bir eylem düzenleyecekleri zaman ö¤renilir ö¤renilmez her devrimci çevresinde ona kat›l›m› örgütlemeli. Her haber verdi¤imiz insanlar›n da baflka insanlar getirmesi örgütlenebilir. Görev ve sorumluluk alt›na konulabilir. Kuflkusuz bu yönlü çal›flma sadece sald›r›y› önlemeye yönelik de¤ildir, politik propaganda ve politik faaliyetlerimizin bir parças›, sonras› da sürdürülecek faaliyete hizmettir.

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

13


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

14 Ayr›ca, sadece emperyalistlerin ve uflaklar›n›n bafllatmak istedi¤i sald›r›y› önleme sürecinde de¤il, önleyememe durumunda da savafl koflullar›ndan iktidar mücadelesini yükseltmek için yararlanma vesilesi olmal›d›r. Egemen s›n›flar›n TV ve gazeteleri sald›r› 盤›rtkanl›¤› yapmalar›na ra¤men halk›m›z›n ezici bölümü bu sald›r›ya karfl›. Egemen s›n›flar› tereddüte sokan, ABD’nin “askerim olarak düfl önüme, savafla gireceksin” demesiyle hemen koflmamas› ve biraz ayak diretmesi de halk›n bu savafla karfl› olmas›n›n bask›s›n›n önemli pay› oldu¤u görülmeli. Esas› devrimci, demokrat bir bilince sahipli¤inden gelmese de, bu noktada zay›f da olsa bir bilinçtir. Bu önemlidir ve küçümsenmemelidir. ‹stanbul Üniversitesi ‹letiflim Fakültesi Akademik Medya ve Kamuoyu Araflt›rmalar› Grubu (AKAMEDYA) taraf›ndan Kas›m 2002’de yap›lan bir araflt›rmaya göre halk›m›z›n %77’si Türkiye’nin savafla girmesine karfl›d›r. Ve “ABD’nin kendi ç›karlar› için savaflt›¤›” baflkalar› da sürmek istedi¤ini söylüyor. Halk›n %77,4’ü “ABD ile Irak aras›ndaki gerginlikte Türkiye’nin konumu tarafs›z kalmal›, üslerini açmamal›” diyor. Halk›n bu %77,4’ünün üslerini bile açmamal› vurgusu halk›m›z›n düflünce, duygu ve e¤ilimini göstermesi bak›m›ndan önemlidir. (Bir baflka araflt›rma sonucuna göre ise ‹stanbul’da halk›n %96’s› savafla karfl›d›r”. Ancak %11’i ABD ve uflaklar›n›n etkisinde kalarak “Irak’›n terörizmi desteklemesi” ve %5,7’sine göre de Irak’›n BM kararlar›na uymamas›”8 nedeniyle “ABD Irak’a sald›r›yor” diyor. Bu oldukça düflük rakam bile “ABD sald›r›s›n› destekliyorum, savafla girilmeli” demiyor; belirtilen nedenlerle “ABD sald›r›yor” diyor. Bütün bunlar neyi gösteriyor: Halk›m›z›n bu kadar ezici kesiminin karfl› geldi¤i bir sorun üzerinde onlara görevlerimizden biri olan sald›r›ya karfl› propaganda ile gitti¤imiz oranda onlar›n yan›nda yer bulaca¤›m›z›, yer bulmaya haz›r bir zeminin bulunuflu ve onlar üzerinde etkili olaca¤›m›z ortak bir alan›n bulunuyor oluflu-

nu bir baflka vesile olarak de¤erlendirmemiz gerekti¤ini gösteriyor. Halk›n bu kadar genifl kesiminin karfl› olmas›na ra¤men sald›r›ya sokma ve bu yönlü ABD’ye verilen her ödünde at›lacak her ad›m›n halk›n öfkesine neden olaca¤›d›r. Ve bu öfkeyi bilince dönüfltürme, bilinçli yön verme, tepkilerini ortak noktaya kanalize etme, kitlesel tepkiler örgütlemek için güçlü zeminin bulundu¤unu gösteriyor. Gerisi kafa aç›kl›¤›yla, ABD’nin Irak’a yönelik sald›r›s› ve Türk devletinin verdi¤i her ödün, her taahhüt ve her sald›rgan aç›klamas›n› merkezi aç›klamalar beklemeden derhal sözlü ve ç›kar›lacak yerel bildirilerle zaman›nda kitlelere gidip teflhir ederek öfkelerini kabartma ve tepkilerini örgütlemede de çaba ve enerjimizi onlarca kat artt›rmaya ba¤l›d›r... Düflünce ve belirlemelerimiz lafta kalmamal›. Büyük bir azim ve kararl›l›kla, büyük bir enerji ve at›lganl›kla, ak›l ve örgütçü yetenekle hayata uygulanmas›n› bilmeliyiz. Notlar: 1 Yeri gelmiflken belirtelim; bir devlet veya hükümetin izledi¤i politika, o ülkedeki hükümet bafl›nda bulunan baflbakan› veya devlet baflkan›, cumhurbaflkan› üzerinde ve onlar›n ifadesiyle dile gelir, yans›r. Onlar›n ad›yla an›l›r. Egemen s›n›flar da bilinçli olarak bir ülke ve hükümetinin izledi¤i politikay› bafl›nda bulunan baflbakan, cumhurbaflkan› veya baflkan›n›n “iyi”li¤i veya “kötü”lü¤ü, az sald›rganl›¤› veya çok sald›rganl›¤›, o baflbakan veya baflkan›n iyi veya kötü biri olmas›ndan kaynakland›¤›, onun niyeti veya kiflilik özelli¤inin bir sorunu oldu¤unu zihinlere yerlefltirmeye çal›fl›rlar. Sürekli bu yönlü yayg›n ifadeler s›n›f uyan›kl›¤› olmayan insanlar› genel olarak etkiler, ayn› ifadelerle ayn› jargonlarla hareket edilir veya efllik ederler. Bu, son derece yanl›flt›r. Devletler ve hükümetleri s›n›flardan kopuk de¤ildirler, s›n›flar üstü de¤ildirler ve olamaz da. Tamamen s›n›f niteliklidirler. Bir s›n›fa hizmet ederler. Hangi s›n›f egemense onu temsil ederler. Devlet ve hükü-

met baflkanlar› da o s›n›f›n (egemen s›n›f›n) politikas›ndan ba¤›ms›z hareket edemez. Tamamen egemen s›n›f›n politikas› do¤rultusunda hareket eder. Örne¤in A. Hitler (Mussolini, Franco, K. Atatürk, K. Evren, S. Hüseyin, G. Bush gibileri için de geçerli) Alman faflizminin temsilcisidir. Hep Hitler lanetlenir. Alman devleti bile lanetliyor, lanetlemek zorunda kal›yor. (Ama Hitler’e o politikay› izleten tekeller yine ayn› tekeller. Almanya’y› elde tutan, yükseltilen, onur kayna¤› gösterilen tekeller, bir dönem kendi politikas›n› uygulatt›klar› Hitler’i lanetliler içinde sahiplenemeyen de ayn› tekeller) Oysa Hitler’i Hitler yapan, onu destekleyen Alman tekelci sermaye s›n›f›n›n öne ç›kanlar›d›r. Yani Alman tekelci sermayenin en gerici, en floven, en sald›rgan kanad›d›r. Hitler onlar›n politikas›n›n lideriydi. Onlar›n istemleri d›fl›nda bir fley yapmad›. Dolay›s›yla “Kahrolsun Hitler”, “Kahrolsun Faflizm” do¤ru ama bu slogan›n at›ld›¤› yerde esas olarak “Kahrolsun Emperyalizm”, “Kahrolsun Alman Emperyalizmi ve temsilcisi Hitler” olmal›. Hitler’in faflistli¤i, Onun dayand›¤› s›n›ftan geliyor. Faflizm, egemen s›n›flar›n en gerici, en floven, en sald›rgan kesiminin kanl› diktatörlü¤üdür. Ayn› flekilde “Kahrolsun Bush” denilebilir ama esas olarak “Kahrolsun ABD Emperyalizmi”, “Kahrolsun ABD Emperyalizmi ve baflkan› Bush”, “Kahrolsun ABD Emperyalist sald›rganl›¤›”, “Kahrolsun Bush”, “Kahrolsun ABD Emperyalizmi ve Kahrolsun ABD yöneticileri” vb. gibi olmal›. Her zaman, her yerde emperyalistlerin sözcülerinden çok onlar›n temsil etti¤i s›n›f›n niteli¤i ve devleti teflhir edilmeli, propaganda ve ajitasyonlar›m›zda oldu¤u gibi sloganlar›m›zda da bu yönleri vurgulamay› hiçbir zaman unutmamak gerekir. 2 Ö. Politika. 12 Kas›m 2002 3 Evrensel 25 Kas›m 2002 4 Ö. Politika 3 Aral›k 2002 5 Hürriyet 4 Aral›k 2002 6 Hürriyet 5 Aral›k 2002 7 Hürriyet 5 Aral›k 2002 8 Özgür Politika 5 Aral›k 2002


15

Emperyalistler ve uflaklar›na umut ba¤lama kurtulufl de¤il, boyunduru¤una girmeyi getirir. Özgülde ABD ve di¤er emperyalistlerin Irak ve Irak Kürdistan›’n›n iflgalini getirir. Halk› savafl mezbahas›ndan geçirmeyi getirir. ABD, sad›k ufla¤› Türkiye’yi hele de böyle bir aflamada karfl›s›na almayaca¤›na göre, her halükarda Irak ve Irak Kürdistan›’n› iflgal edilece¤ine göre Türk egemen s›n›flar› da yan›nda olaca¤›na göre, Türk egemenleri orda Kürtleri bask› alt›na alacakt›r ve özel olarak KADEK’e sald›racakt›r. Irak ve Kürt halk› katledilecektir. KADEK buna göre hesaplar›n› yapmal›d›r.

Bu aralar burjuva bas›n›nda, PKK-KADEK ile ABD aras›nda görüflmeler oldu¤u yaz›l›yor. PKK Baflkanl›k Konseyi’nin 21 Ocak 2002 tarihli Mustafa Karasu imzal› 2 sayfal›k mektubu Milliyet gazetesinde belge olarak veriliyor. ABD’nin 6 kez PKK ile görüfltü¤ü, en son görüflmesinin 3 Kas›m genel seçimlerinden 5-6 gün sonra gerçekleflti¤ini arabulucu denilen Davut Ba¤›stani telefonla kat›ld›¤› D. Perinçek’in Ulusal Kanal televizyonundaki canl› yay›nda belirtiyor. Milliyet gazetesinde yazan Can Dündar birkaç defa köflesinde bu konuyu iflledi. 23 Ocak 2003 tarihli Milliyet’te ise kapak ve iç sayfada bir görüflmede ‘toplant› halinde’ çekildi¤i ve içlerinde birinin ‘ABD ad›na kat›ld›¤›’ iddia edilen bir foto¤raf yay›nland› C. Dündar’›n bir sayfal›k haberi içinde. KADEK’in konuya iliflkin aç›klamas› ise 23 Ocak 2003 tarihli Ö. Politika’da yay›nland›. KADEK Baflkanl›k Konseyi yapt›¤› aç›klamada görüflme ve iliflkiyi aç›k ve net red etmiyor. Buna yan›t vermiyor. Haberde Amerika’n›n Irak’a sald›r› haz›rl›¤›nda oldu¤u bir aflamada, Türk devleti ve bas›n›n spekülatif haberlere dayal›

provokasyon giriflimlerinde bulundu¤unu söylüyor. Amerika’n›n KADEK’e yönelik politikas›n›n karfl›t ve d›fltalay›c› oldu¤unu söylüyor. Haberde kaynak olarak gösterilen D. Ba¤›stani’nin ‘karanl›k bir kifli’ oldu¤u söyleniyor. (Anlafl›lan geçen y›l M. Karasu imzal› mektubun ve ‘görüflme foto¤raf’› denilen foto¤raf›n onun taraf›ndan verildi¤i düflünüldü¤ünden ve telefonla kat›ld›¤› canl› programda konufltu¤undan hareketle tepki duyuluyor.) Tabi D. Ba¤›stani’nin ‘karanl›k bir kiflilik’ olup olmad›¤›n› KADEK kadar bilemeyiz. Osman Öcalan’la birlikte üç kifli olarak bir masada çekilmifl foto¤raf ve iddia edilen Amerikal›’n›n da bulundu¤u di¤erleri KADEK Baflkanl›k Konseyi üyesi olan toplam› 6 kifli gözüken foto¤rafta bu ‘karanl›k kiflilik’ denilen kifli bu kadar karanl›k bir kiflilik ise böyle bir birliktelikte ne ar›yor diye düflünmemek elde de¤il. PKK-KADEK’in ABD ile iliflki aray›fllar› yeni bir fley de¤ildir. Karasu imzal› mektup da yeni bir fley de¤il, geçen y›l bas›na yans›m›flt›. Rusya ve Avrupa’n›n bir çok emperyalistleriyle de iliflki aray›fllar› uzun y›llard›r vard›r. ‘Avrupa

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

PKK -KADEK, ABD ‘görüflmeleri’ ve devrimci yaklafl›m


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

16 çözsün’, ‘devreye girsin’ vb. söylemleri, görüflmeleri 1990’l› y›llardan beri var. Bu konu Öcalan’›n ‹mral› süreciyle birlikte daha çok dillendirildi ve havale edildi. PKK ve KADEK kongreleri de bunu onaylam›flt›r. Özgür Halk dergisinde birçok yaz›larda bu yay›nland›. 7, 8, 9 maddelik talepler, aç›klamalar verildi. Karfl›l›kl› istemlerde bulunarak bugünkü noktaya geldiler. Ancak bugün bu sorunun burjuva bas›nda ifllenmesinin ABD’nin Irak’a sald›r›yla ilintisi vard›r. Taraflar ve içinde olanlar kadar bütün boyut ve hesaplar› tam bilemeyiz. Ama birçok faktörler olabilir. Ancak bunlar içinde flunlar akla gelebilir: 1. Türk egemenlerinin kendini ABD’ye teslim etmesine, bütün dediklerine boyun e¤mesine ve ABD’ye tabi olarak veya ABD ile birlikte Irak’a sald›rmas›na karfl› olanlar, ABD, PKK-KADEK ile de görüflüyor, güvenceler veriyordur. ABD’ye güvenmeyin, ABD’nin Ankara’dan isteklerini kabul etmeyin, Irak’a sald›r›s›na karfl› gelin, birlikte hareket etme-

yin vb. bunun bas›nc›n› oluflturmak için en son geçti¤imiz kas›mda yap›ld›¤› söylenen geçmifl görüflmeler ve yaz›flmay› flimdi piyasaya sürerken kamuoyu tepkisi ile bas›nç oluflturmaya çal›flmak için bugün iflleniyor, (Can Dündar siyasi e¤ilimiyle bu hesapla iflliyor. Avrupa emperyalistlerinin ço¤unun da ifline geliyordur.) 2. ABD’ye güvenmeyin, Irak’a sald›r› için Türkiye’den isteklerini kabul etmeyin. Bunlar zaten Barzani, Talabani’ye güvenceler veriyor. PKK-KADEK ile de görüflüyor. Irak Kürdistan›’nda Kürt yönetimini devlet olarak tan›rlar, PKK-KADEK’i de dahil edebilirler ve fiilen Kürt devleti kurulup tan›nacak; bunu görün ve ABD’yi dinlemeyip Türk devleti olarak ayr› bir statüyle kendiniz girin vb. diye kamuoyu oluflturmaya çal›flma amaçl› bu konu ifllenmifl olabilir. (Bu ikinci fl›kta Kemalist ordu gibi düflünen, flovenist ‹flçi Partisi D. Perinçek bu amaçla gündeme getiriyordur.) 3. ABD, Türk devletine ben Barzani ve Talabani’yi kontrolüm-

de bulunduruyorum, fiili bir yerel hükümet var. ‹steklerini kabul edip güdümümde hareket etmezsen PKK-KADEK’le iliflki kuruyorum, onlar da Irak Kürdistan›’ndaki olufluma dahil ederim ve KADEK’e de sald›rmana izin vermem, bunu istemiyorsan taleplerimi kabul et, kamuoyu olufltur vb. bir hesap içinde gündeme getirilebilir. 4. Türk egemenleri, ordusu ABD’ye karfl› bir koz yakalam›fl gibi hem efendisinden daha fazla taviz koparma, hem de Irak Kürdistan›’na birlikte girmek için gerekçe ve kamuoyu yaratma hesab›yla bu ara gündeme getirilmifl olabilir veya yararlan›labilir vb. Bu öne ç›kan ihtimaller içinde bizce Can Dündar’›n ifllemesinde birinci fl›k a¤›rl›ktad›r. Ama C. Dündar’›n önüne olta atanlar di¤er fl›klar›n hesab›n› güdenlerdir. Veya bu amaçlar› için yararlan›yorlar. ABD veya Türk egemenlerinin yararlanmas› için özel olarak örgütlemeleri gerekmiyor. Öyle olsayd› daha komplike, daha organize ve etkin yapma olanakla-

Can Dündar’›n köflesinde yay›nlad›¤› yaz›n›n ard›ndan Milliyet gazetesi ABD-KADEK görüflmesinin kan›t› olarak bu foto¤raf› yay›nlad›.


17 bir komplo ve karalamada bulunuluyor, keyfi veya yanl›fl bilgilenmeyi kamuoyunda ortaya ç›karmak için bir giriflimde bulunmak gerekebilir. ‹ktidar› ele geçirirsin devlet olarak faflist ve emperyalist devletler de dahil bir dizi ülkeyle karfl›l›kl› resmi iliflkilerde bulunmak zorunda kalabilirsin vb. Böylesi durumlarda bile onlar›n niteli¤i hakk›ndaki görüfllerini korursun, bir an olsun unutmazs›n. Kendi amaç ve hedeflerinden, ilkelerinden vaz geçmezsin. Ama böyle bir durum yok. Yukar›da da belirtti¤imiz gibi PKK 1990’l› y›llardan itibaren dillendirip, ‹mral› süreciyle noktas›n› koyarak Kürt ulusal sorununu Türk egemenlerine ve emperyalist güçlerin ‘çözüm’üne havale etmektedir. Bunu savunup, umut ba¤lamakta, bunun üzerine iliflki yürütme aray›fllar›na girmektedir. A. Öcalan’›n savunmalar›nda,

fliflleri Bakan›’na gönderilen mektup da bu mahiyettedir. “ABD’nin Irak’a müdahalesi, bölgede zararl› bir yük haline gelen -Türkiye’deki gibi- rejimlerin aç›lmas›n›n olana¤›n› yaratacak, bölgede demokratikleflmenin yolu aç›lacak” vb. deniliyor. ABD’nin Irak’a sald›r›s› destekleniyor. Adeta davet ediliyor. ABD’ye “birçok konuda görüfllerimizin örtüflmesi, iliflkilerimizin geliflmesinde önemli bir zemin teflkil etmektedir” diyor ve 9 madde s›ralan›yor. Bu 9 madde içinde “her konuda ifl birli¤i yapacak” durumda taahhütte bulunuluyor. Bu utanç verici bir duruma gelmek de¤il midir? Dünya halklar›n›n bafl düflmanlar›ndan biri olan emperyalist bir güçle “görüfllerinin örtüflmesi” utanç verici de¤il midir? Bunun üzerine ABD ile iflbirli¤i isteniyor. Bugün bunun olup olmamas› çok önemli de¤il, böyle bir anlay›fl ta-

KADEK Baflkanl›k Konseyi yapt›¤› aç›klamada yukarda de¤indi¤imiz gibi ABD ile görüflme ve yaz›flma yapmad›k demiyor. Buna yan›t yok. Böylece asl›nda kabullenmifl olunuyor. koflulda ve hiçbir biçimde olmaz” denilemez. Mücadele y›llar›nda di¤erleriyle de olabilece¤i gibi, örne¤in ABD asker veya vatandafl›n› rehin alm›fls›n bunun üzerine dolayl› veya direkt görüflebilirsin. ABD baz› insanlar›n› rehin alm›flt›r, tutuklam›flt›r vb. bunlar›n b›rak›lmas› için direk veya dolayl› görüflebilirsin. Takas yapabilirsin vb. Dünya halklar› nezdinde seni zora sokan

PKK’nin KADEK’in kongrelerinde, birçok yaz›lar›nda bu var. Avrupa çözsün, Amerika çözsün, biz de istenen, üzerimize düflen her fleyi yapar›z mahiyetinde bir dizi aç›klama var. Prati¤i var. Dünya halklar›n›n düflmanlar›ndan medet umuluyor. Adeta ruhunu bunlara teslim etmeye haz›r ve aç›k olunuyor. ABD ile de gelifltirmeye çal›flt›¤› iliflki bunun üzerinedir. M. Karasu imzas›yla ABD D›-

fl›mas› vahim. Bu vaatlerde bulunurken sorun görülmeyecek, ama elefltiren olunca tepki gösterilecek, iflte bu olmaz. Burjuva bas›nda ç›kan haberlerden sonra KADEK Baflkanl›k Konseyi yapt›¤› aç›klamada yukarda de¤indi¤imiz gibi ABD ile görüflme ve yaz›flma yapmad›k demiyor. Buna yan›t yok. Böylece asl›nda kabullenmifl olunuyor. D. Ba¤›stani’nin bunu ortaya döktü-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

r› da var. ABD Ankara büyük elçisi R. Pearson’un NTV’de öfkeli tepki göstermesi kendilerini zora soktu¤unu gösteriyor. Kendilerine tepkinin artaca¤›n›n korkusunu yafl›yor. Ama sonuçta s›zd›r›lan bu bilgilerden çeflitli kesimler farkl› hesaplar› için yararlanacakt›r, kullanabilir. Bu süreçte gündeme getirilmesi, kullan›lmaya aç›k bir durum yarat›yor olmas› iflin tali yöndür. Burada esas sorun PKKKADEK’in ABD ile iliflki aray›fl›n›n hesap ve amac›n›n ne oldu¤u, neyin üzerine kurulu olup ne getirece¤idir. Hiç kimse, ateflkes, ‘bar›fl’ vb. de oldu¤u gibi, faflist ve emperyalist devletlerle hiçbir koflulda görüflme olmaz m›? veya ‘kendine güveni olan herkesle görüflür’ vb gibi demagojiler arkas›na s›¤›nmamay› ve baflkas›n› avutmaya çal›flaca¤›n› sanmamal›d›r. Elbette bu, ilke olarak red edilmez. “Hiçbir


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

18 ¤ünü düflündükleri için ve Ba¤›stani telefonla kat›ld›¤› programda konufltu¤u için tepki gösteriliyor. “Karanl›k biri” deniliyor. Güvenirli¤i olmayan, çok yönlü çal›flan “karanl›k biri” oldu¤u ortaya ç›k›yor. Ama bu flahs›n foto¤raflar›yla, söyledikleriyle KADEK’le böyle bir iliflki içinde oldu¤u da ortaya ç›k›yor. ABD’nin Ankara büyükelçisi R. Pearson ise Ba¤›stani’den bahsetmiyor. Bu yönlü bilginin ‘PKK ajan›’ taraf›ndan verildi¤ini söylüyor. Yaz›flma ve foto¤raflar›n D. Ba¤›stani taraf›ndan m› ‘PKK ajan›’ denilen taraftan m›, baflka bir kaynak taraf›ndan m› bas›na s›zd›r›ld›¤›n› biz bilemeyiz. Çok da önemli de¤il. Sorunun kendisi önemlidir. KADEK Baflkanl›k Konseyi aç›klamas›nda “D. Perinçek’in bafl›nda bulundu¤u ‹flçi Partisi kaynaklar›, ABD’nin KADEK’e 125 milyon dolar yard›mda bulundu¤u iddias›n› ortaya atm›flt›r. Bu iddia tamamen yalandan ibarettir. Ne böyle bir ittifak ne de sözü edilen yard›m gerçe¤i yans›tmamaktad›r” diyor. D. Perinçek’in sicili bozuktur. Bu konuda yalan söylüyor olabilir. KADEK’in söyledi¤i do¤ru olabilir. Böylesi bir para verilmemifl olabilir. Ama KADEK ittifak ve para yard›m›n› kesin reddederken, ABD kurumlar›yla yaz›flma ve görüflmelere iliflkin aç›k bir fley diyemiyor. Ve tersine yukar›daki aktarman›n devam› cümlede “Irak’a müdahale giderek yaklaflmakta, bu durum ilgili tüm güçleri aray›fllara itmektedir. Türkiye’nin ABD ile iliflkilerde esas ald›¤› konu yap›lacak müdahalenin ard›ndan Ortado¤u’nun yeni statüsü belirlenirken Kürtlere yer verilmemesidir” diyerek, biraz da mazeretini itiraf ediyor. “Kürtlere yer verilmemesidir” derken kendilerine yer verilmemesinden bahsediyor. ABD, KDP ve YNK ile iflbirli¤i yap›yor, bunu y›llard›r biliyoruz. KADEK bunu daha iyi bilir. Ve

1991 Körfez savafl›ndan sonra Irak Kürtlerini ABD güdümüne ald›. Orada fiili bir hükümet var. Ama PKK ve devam› KADEK’e yer verilmifl de¤il. KADEK beni de gör, beni de dahil et diyor. ‘‹liflki’ ve ‘aray›fllar’ bunun üzerine. Bir di¤er önemli faktör de Irak’a yap›lacak bir ABD iflgalinde, faflist Türk devleti de, hem Irak Kürdistan›’n›n devlet olarak tan›nmas›n› engellemek ve Kürt bölgesindeki petrolden az da verilse pay almak, hem de esas olarak PKK-KADEK gerillalar›n› imha etmek istiyor. Türk egemen s›n›flar›n›n hesab› budur. KADEK de bunu bildi¤i için, aç›klamalar›nda ç›kt›¤› kadar›yla bunu önleme düflüncesiyle ABD ile iliflki aray›fllar›na çal›flt›¤› ve buna aç›k oldu¤u anlafl›l›yor. Ama bu yönlü güdülen bir yaklafl›m ve beklenti son derece yanl›fl olacakt›r. Emperyalistler ve uflaklar›na umut ba¤lama kurtulufl de¤il, boyunduru¤una girmeyi getirir. Özgülde ABD ve di¤er emperyalistlerin Irak ve Irak Kürdistan›’n›n iflgalini getirir. Halk› savafl mezbahas›ndan geçirmeyi getirir. ABD, sad›k ufla¤› Türkiye’yi hele de böyle bir aflamada karfl›s›na almayaca¤›na göre, her halükarda Irak ve Irak Kürdistan›’n› iflgal edilece¤ine göre Türk egemen s›n›flar› da yan›nda olaca¤›na göre, Türk egemenleri orda Kürtleri bask› alt›na alacakt›r ve özel olarak KADEK’e sald›racakt›r. Irak ve Kürt halk› katledilecektir. KADEK buna göre hesaplar›n› yapmal›d›r. Emperyalistler ve uflaklar›ndan medet ummaya de¤il onlara karfl› net ve kararl› bir politika izlemeye, bu emperyalist amaçl› savafla karfl› net tav›r almaya, teflhir edip önlemeye çal›flmaya, önlenemezse iflgalci güçlere karfl› mücadele etmeye, iflgalci güçlere karfl› gelecek ve mücadele edecek güçlerle iliflki gelifltirmeye, ittifak aray›fllar›nda bulunmaya kafa yormal›d›r.

Her halükarda ABD’nin Irak iflgalinde savafl›n a¤›r y›k›m› ve yükünü esas olarak Irak halk›, Irak Kürtleri, KADEK gerillalar› çekecektir. Bunu önlemeye çal›flman›n yolu daha etkin siyasal teflhir, ajitasyon ve propagandayla kitleleri ayd›nl›¤a kavuflturma, kitlelerin deste¤ini al›p savafla karfl› örgütleme, dünya ölçüsündeki tepkilerle dayan›flma, ABD, ‹ngiltere, Türkiye ve dahil olacaklardan iflgalci güçlere karfl› gelen bütün güçlerle ittifak yaparak savaflmakt›r. ‹flgalci güçlere karfl› savaflmaya göre haz›rl›klar›n› yapmakt›r. Buna uygun politika ve pratik izlemektir. (Haks›z savafla girecek ülkelerdeki bütün devrimciler savafl› önlemeye çal›flmal›, önleyemeyip iflgal bafllarsa iflgalci ülkelerdeki devrimciler kendi egemenlerine karfl› mücadele yürütmeli, iflgale karfl› direnen güçlerle dayan›flma halinde olmal›d›r.) Yoksa çözüm ABD emperyalizmi gibi dünya halklar›n›n bafl düflman›yla iliflki aray›fllar›nda veya iflbirli¤inde bulunma aray›fllar›nda aranmamal›d›r. Kürt ulusal sorununu ABD çözsün, Avrupa çözsün, Türk devleti çözsün, ‹ran, Irak ve Suriye’dekini bu devletler çözsün vb. olmamal›d›r. ‹mral› çizgisi ve devam›ndaki kongreler Kürt ulusal sorununu Avrupa emperyalistlerine, ABD emperyalistlerine Türkiye’deki Kürt sorununu Tük egemen s›n›flar›na havale ediyor. Ulusal bask›y› uygulayan güçlerin parças› olmak istiyor, onlarla bütünleflmek istiyor vb. Ulusal bask›y› uygulayan bu güçler nas›l ulusal sorunu çözecekmifl? ‹flte onlar›n ‘çözüm’ü ulusal bask›d›r. ‹lhakt›r, iflgaldir, asimilasyondur, soyk›r›md›r. Tarihsel olarak dünyaya bak›n ça¤›m›zda ulusal sorunu düzen içinde çözüm bekleyenlere ne olmufltur ve nas›l egemen uluslar›n ilhakç› veya emperyalistlerin oyunca¤› haline gelmifllerdir. KADEK’liler bunu görmelidir.


19

“Bask›c› bürokratik, militarist cihaz› parçalamak” demek mevcut devlet iktidar›n› iflçi ve emekçilerin zor gücüyle y›kmak, iktidar› ele geçirmek demektir. Bunu kavrayan, bunda samimi olan, Küçükayd›n’›n bulundu¤u ve destekledi¤i zeminde durmaz. O çizginin kendisi düzen içili¤i, reformizmi savunuyor. Mevcut devlet iktidar›n› y›kmay› de¤il, o bürokratik militarist cihaz› parçalamay› de¤il “parças› olma”y›, “hizmetinde olma”y› vb.ni aç›k aç›k savunuyor ‹mral› çizgisiyle. Bunlar› görmeyip tav›r almadan “militarist cihaz› parçalamak’’tan bahsetmek bofltur.

Özgür Politika yazarlar›ndan Demir Küçükayd›n 23 Ocak 2003 tarihli köfle yaz›s›nda PKK’nin ABD emperyalizmi ile iliflki sürdürmesini savunuyor. “Genelkurmay, PKK ve ABD” bafll›kl› yaz›s›nda “PKK, ABD ile görüfltü mü? Bunun önemi yoktur” diyor. Görüflüyor da hangi temelde, hangi amaçla vb. nas›l önemi olmaz Küçükayd›n! Devamla, “Bizim cevab›m›z her zaman oldu¤u gibi metodolojiktir ve sorunu ilkesel (ne ilkesel ama bn.) düzeyde ele al›r. PKK ezilen ulusun bir hareketidir. (Barzani ve Talabani de öyle. Ama sistem içi ve ard›ndan emperyalistlerin güdümüne giren bir hareket bn.) Elbette bütün ezilenler gibi, ezenler aras›nda en küçük çatlakl›ktan, en küçük olanaktan yararlanmak zorundad›r. (Hangi çatlaktan yararlan›l›yormufl, ABD’nin Irak’ta ve ‘bölgede demokratikleflmenin yolunu açacak’ diyor. ‘Birçok konuda görüfllerimiz örtüflüyor, iliflkilerimizin gelifltirilmesinde önemli bir zemin’ oldu¤unu söylüyor. Bunun neresi çatlaktan yararlanma Küçükayd›n! bn.) Elbette ABD ile görüflecektir ve de görüflmelidir. E¤er görüflmüyor-

larsa kendi amaçlar› aç›s›ndan yeterince esnek ve cesurca davranm›yorlar demektir, kendi mücadelelerine zarar veriyorlar demektir. (‘esneklik’ ve ‘cesur ad›mlar’, ‘cesur ç›k›fllar’, ‘tarihi ad›mlar’, ‘büyük kazan›lacakt›r’vs. diye diye bu yönlü pohpohlana pohpohlana, tempo tutula tutula bu noktaya getirildi ve daha fazla teslimiyete götürülüyor bn.) “Sorun görüflmelerde de¤ildir. Bu görüflmelerde savunulan›n ne oldu¤undad›r. E¤er görüfltü ise ne diyor aç›klanan belgelere göre PKK, ABD’ye? Tamamen demokratik karakterde, zaten program›nda ifade etti¤i talepleri. Yani Türkiye, Irak ve bölgede demokratik dönüflümler Kürtlerin üzerindeki ulusal bask›ya son verilmesi. Her sosyalistin, her demokrat›n desteklemesi gereken taleplerdir bunlar. Bunlar› ABD’ye iletti diye mi suçlu oluyor? Ayr›ca sunulan belge, PKK’nin bu alanda nas›l olgunlaflt›¤›n›n, kendi program›n› ABD gibi dünyan›n en büyük gücü karfl›s›nda nas›l kiflilikli bir flekilde savundu¤unun da örne¤i ve delili.” diyor. ‹flte sorun da burada.

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

“Küçükayd›n” saçmal›¤›


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

20 Program›n› emperyalistlerin istemlerine göre, emperyalistler için kabul edilebilen s›n›ra çekmededir. Egemen ulus burjuvazisi için kabul edilebilir s›n›ra çekmededir. Onlarla “iflbirli¤i” ve onlarla “bütünleflme”, “parças› olma” vb. denilen onlar›n hizmetine girme istemindedir. En yak›nda bilinen örnekler, KDP ve YNK’dir. Onlar da bu ateflle yan›yorlard›. Buna ra¤men kendilerini kabullendirmeleri kolay olmad›. Egemenler hemen kabullenmez, iyice paspas edip burnunu sür-

rasi’den ne anlafl›ld›¤›n› ve kimlere umut ba¤lanmaya çal›fl›ld›¤›n› gösterir. Ulusal bask›n›n ne oldu¤unu, içte ve d›flta hangi güçlerin ulusal bask› uygulad›¤›n› ve bu bask›dan kurtulmaktan ne anlad›¤›n› gösterir. Emperyalizmi demokratik gösterip, ona ilericilik payeleri biçmekle ne derece emperyalizmi kavrad›¤›n› gösterir. Hele de emperyalizmin, özelde ABD emperyalizminin “Kürtler üzerindeki ulusal bask›ya son vermesi”ni beklemek ne derin(!) bir kavray›fl! Bundan daha iyi

tüp, ilerici devrimci olan ne varsa y›kmadan kabullenmezler. Uflakl›k için iyice kendini kan›tlamalar›n› isterler. Öcalan’›n savunmas› ve ‹mral› çizgisinin “demokrasi galip geldi”, “ça¤›m›z›n en ideal sistemi demokrasidir”, ABD ve Avrupa“demokrasinin flampiyonudur.” Bu emperyalistleri en ideal sistem diye gösteriyor ve savunuyor. ‹flte bu en ideal sistemi ABD “bölgede demokratik dönüflümler” yapacak demek ABD emperyalistlerinin (ve di¤er emperyalistlerin) a¤z›ndan konuflmakt›r. Hem ulusal bask›y› yapan, hem de ulusal bask›y› fiilen yapan uflaklar›n arkas›ndaki bu emperyalist güçleri demokrasinin flampiyonu olarak “demokratik dönüflümleri” gerçeklefltirecek güçler diye yutturmaya çal›flmak ‘demok-

emperyalistlerin propagandas› yap›lamaz. Bundan daha iyi onlar›n gönüllü hizmetçili¤ine soyunma olmaz.... Beyefendi üstelik de “Her sosyalistin, her demokrat›n desteklemesi gereken taleplerdir” diyor buna. Sosyalist ve demokratlar davalar›na ihanet etmedikçe, ne zamandan beri emperyalistleri ulusal bask›y› ortadan kald›ran güçler olarak yutturmaya ve böyle görüflleri savunanlar› desteklemeye bafllad›? “Küçükayd›n” beyin böyle bir politikay› “nas›l da olgunlaflt›¤›n›n” göstergesi diye yutturmas› tam da emperyalistlerin ve uflaklar›n›n a¤z›na yak›flan laflarla ifade etmesi utanç vericidir. ABD emperyalistlerini “bölgede demokratik dönüflümler” getiren ve gerçeklefltiren, “Kürtler üzerindeki ulusal bask›ya son

ver”ecek diye göstermesi ve böyle bir anlay›fl savunmas›, böyle bir beklentiye girmesi ve KADEK’in böyle bir anlay›flla hareket etmesinin “kiflilikli bir” politika diye savunmas› nas›l bir kiflili¤e sahip oldu¤unu göstermesi bak›m›nda ibretliktir. Utanç vericidir. ABD emperyalizmi “bölgede demokratik dönüflümler” yapacakm›fl öyle mi? G.W. Bush da öyle söylüyor. ‹kna olmak için illaki bir flekilde görmek mi gerekiyor? ABD, ‹ngiltere “bölgeye demokrasi” getirecek (!) siz de pay›n›z› alacaks›n›z öyle mi?... Bunun a¤›r yükü hep sizlerin boynunda olacakt›r... “Küçükayd›n”n›n incileri burada bitmiyor. Bilimsel ve teorik hiç bir temel görüfle sahip olmadan yüksek perdeden at›p tutuyor. Her bir söylemi üzerinde bafll› bafl›na durulacak olan ama yer darl›¤›ndan dolay› k›saca üzerine duraca¤›m›z flu anlay›fllar› savunuyor: “...Türkiye’nin gerçek egemeni, Osmanl›’n›n ‘ruh habis’i Türk ordusudur, daha genel olarak ‘devlet s›n›flar›’; daha özel olarak generaller...” “Küçükayd›n” flu basit gerçe¤i bile düflünmüyor: S›n›flar m› devlete ihtiyaç duydu, yaratt›, devlet mi s›n›flar› yaratt›? Ortaokul çocuklar› bile bilir ki toplum s›n›flara bölünmeden önce, yani s›n›flar ortaya ç›kmadan önce devlet yoktu. Yani bask› gücü yoktu. S›n›flar ortaya ç›kt›ktan sonra egemen s›n›f, s›n›fsal ç›kar›n›, pozisyonunu, egemenli¤ini ayakta tutmak ve sürdürmek için devlete, yani bask› gücüne ihtiyaç duydu. Devlet egemen s›n›f›n devletidir. Günümüzde sömürücü s›n›flar›n devletidir. Türkiye komprador büyük burjuvazi ve büyük toprak a¤alar›n›n devletidir. Devletin temel gücü ordudur, polistir, bürokrasidir, yasalard›r, mahkemelerdir, hapishanelerdir. Bel kemi¤i ordudur, polistir. Kural olarak üretim araçlar›, sermaye, siyasi iktidar kimin elindeyse bunlar da onlar›n elindedir ve onla-


ra hizmet eder. “Devlet s›n›flar›” diye ucube bir s›n›f yoktur. Devletin kendisi bir s›n›f devletidir. Generaller de ayr› bir s›n›f de¤ildir. Sömürücü s›n›flar›n hizmetinde olan ordu-silahl› bürokratlard›r. Burjuva bürokratlar›d›r. Orta okul çocuklar›n›n bile bildi¤i bu basit gerçe¤i “Küçükayd›n”›n bilmemesinden çok ö¤renmeye çal›flmamas›, ö¤renmeden yazmaya çal›flmas› ay›pt›r... “Türkiye’de temel sorun bu kast›n egemenli¤ini ve varl›¤›n› borçlu oldu¤u bu bask›c›, bürokratik, militarist cihaz› parçalamak; onun yerine... gerçekten iktidara sahip oldu¤u bir demokratik cumhuriyet-

tir” diyor. Birincisi, “bask›c› bürokratik, militarist cihaz› parçalamak” demek mevcut devlet iktidar›n› iflçi ve emekçilerin zor gücüyle y›kmak, iktidar› ele geçirmek demektir. Bunu kavrayan, bunda samimi olan, Küçükayd›n’›n bulundu¤u ve destekledi¤i zeminde durmaz. O çizginin kendisi düzen içili¤i, reformizmi savunuyor. Mevcut devlet iktidar›n› y›kmay› de¤il, o bürokratik militarist cihaz› parçalamay› de¤il “parças› olma”y›, “hizmetinde olma”y› vb.ni aç›k aç›k savunuyor ‹mral› çizgisiyle. Bunlar› görmeyip tav›r almadan “militarist cihaz› parçalamak’’tan bahsetmek bofltur, söyledi¤ine ya inanmamak ya da ne anlama geldi¤ini bilmemektir... ‹kincisi, yerine koymay› savundu¤u ‘demokratik cumhuriyet’ sermaye s›n›f›n›n egemen oldu¤u burjuva demokrasisidir, yani burjuva diktatörlü¤üdür. Yine orta-lise ö¤rencileri bilir ki demokrasi bir s›n›f egemenli¤idir. Bir s›n›f diktatörlü¤ü sistemidir. Demokrasi s›n›flar üstü, s›n›flar d›fl› de¤il, bir s›n›f egemenli¤i sistemidir. Proleter demokrasisi, halk demokrasisi de¤ilse, burjuva demokrasisidir. Sovyetler iflçi-köylü halk meclisleri yönetimidir. Proletarya diktatörlü¤ü sistemidir. Halk demokrasisi veya demokratik halk cumhuriyeti ( ö z ü proletar-

ya diktatörlü¤ü olan iflçi-köylüdevrimci burjuvaziyi kucaklayan) demokratik halk iktidar› sistemidir. Demokratik cumhuriyet ise burjuva diktatörlü¤ü sistemidir. Serbest rekabetçi ça¤da burjuvazi demokratik cumhuriyet sistemiyle yönetiyordu. Burjuvazi, feodal monarfliye karfl› iflçi ve emekçilerin deste¤iyle egemenlik sa¤lad›. Burjuvazi, kendisi gibi, bir önceki toplum içinde üretim araçlar›, ekonomik güç sa¤layarak egemen olacak bir güç görmedi¤i için rahatt›. Nüfusun ezici büyük ço¤unlu¤u zaten mülksüzlefltirilmiflti. ‹flçi ve emekçilerin mücadeleyle elde etti¤i demokratik sistemden korkmuyordu, tehlike görmüyordu. Ama 1848-52 devrimleri ve özellikle 1871 Paris Komünü deneyiminden sonra burjuvazi yeni bir tehlike gördü. ‹ktidar›n nas›l elinden al›naca¤›n› gördü. Ondan sonra devrimlerden korktu. ‹flçi s›n›f› ve emekçilerden korktu. Ad›m ad›m demokrasiyi gaspetti. Siyasal özgürlükleri k›s›tlad›, örgütlenme özgürlü¤ünü k›s›tlad›, silahl› halk milislerine son verdi ve profesyonel silahl› güçler oluflturdu, yani militaristleflti. Yarg› kurumlar›n›, bürokrasiyi, e¤itim kurumlar›n›, yerel yöneticileri seçmeyi, ulusal meclisi, kendi yönetim organlar›n›, demokratik bir flekilde seçme ve görevden alma haklar›n› gaspetti. Yani kapitalizmin koflullar›nda halk›n demokratik temsil sistemini, yani demokratik cumhuriyeti ta o zaman burjuvazi gaspetti. Burjuvazinin militarist egemenli¤i halk› demokrasiden d›fllad›. Tamamen burjuvazinin demokratik cumhuriyet sistemi-diktatörlü¤ü gericileflti ve emperyalizmle beraber burjuvazinin tarihte ilerici rolü kalmad›. Onda ilerici olan ne varsa Lenin yoldafl›n deyimiyle “geminin bodrosundan afla¤› att›”. Emperyalizmle tamamen gericileflti. Emperyalizm Lenin’in deyimiyle ‘siyasi gericiliktir’. Eski burjuva demokrasisinin yerini siyasal geri-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

21


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

22 cilik alm›flt›r. Emperyalizmin gitti¤i-girdi¤i yerlere demokrasi de¤il, siyasal gericili¤i, kan ve vahfleti, faflizmi götürüyor. Sözün özü Küçükayd›n’›n demokratik cumhuriyeti burjuva diktatörlü¤ünden baflka birfley de¤ildir. Siyasal gericilikten baflka birfley de¤ildir. Ve devam ediyor, “Küçükayd›n” yukardaki al›nt›n›n devam› sat›rlarda; “Türkiye’de her kim ki bu temel görevin (demokratik cumhuriyet görevinin bn.) önüne sosyalizm veya kapitalizm gibi bir sorun koyar, o bilinçli veya bilinçsiz, gerçek hedefi gözlerden gizledi¤i için bu egemenli¤in devam›n› sa¤layan basit bir araçtan baflka bir ifllev görmez” diyor. Asl›nda “Küçükayd›n”›n kendisi ukalal›k yaparak kendi söylemiyle “bilinçli veya bilinçsiz” sosyalizm düflmanl›¤› yaparak, burjuvazinin demokratik cumhuriyet diktatörlü¤ü sistemini savunan “basit bir araç” haline geldi¤inin fark›na varm›yor. “Küçükayd›n” cahil cahil yazmakla gerçekten küçükayd›n oluyor. Devam ediyor “Küçükayd›n”, “...Demokrasi bir devletin ve devletçili¤in tasfiyesi olmadan mümkün de¤ildir” diyor. Bunda tutarl› olan mevcut devletin y›k›lmas›n› aç›k savunur ve yerine proletarya önderli¤indeki demokratik halk diktatörlü¤ünü aç›k savunur. Ama “Küçükayd›n” sarfetti¤i cümlelerin bilincinde de¤ildir ki devam›nda “böyle bir kendi bafl›na sosyalizm getirmez. Kapitalizmin geliflmesi için en ideal olanaklar› sa¤lar” diyerek kapitalizmi aç›k savunuyor. Devamla “... Demokratik cumhuriyet kapitalizmin geliflmesi için ideal koflullar sa¤lar ve burjuvaziye s›n›f olarak iktidar›n› sürdürmek için ideal mekanizmalar› sunar.” “Ne var ki, Türkiye’de ne büyük, ne küçük, ne legal, ne illegal, ne sa¤c›, ne solcu, sorunu böyle koyan, körün de¤ne¤ini belledi¤i gibi, ya da Romal› Cato gibi, ya

da günde befl vakit namaz k›lan müslüman gibi, bu pahal›, bask›c›, bürokratik devlet cihaz›n› tasfiye etmeyi, parçalamay› ve bunun yerine, iktidar›n gerçekten halk›n seçilmifl temsilcilerinin elinde bulundu¤u bir demokratik cumhuriyeti savunan bir parti, hareket, ya da baflka bir odak yoktur. (kar›fl›k kafa ve ruh haliyle birçok fleyi birbirine kar›flt›rarak son cümleye geliniyor. Burada da mevcut devlet cihaz›n›n hangi s›n›f önderli¤inde y›k›l›p, hangi s›n›f önderli¤inde halk temsilcileri sisteminin kurulmas› gerekti¤i anlay›fl›n›n aç›k olmamas› bir yana, kendisinin bulundu¤u zeminin öyle bir derdi olmad›¤›, tersine mevcut devletin parças› olup bütünleflmek istedi¤ini, dolay›s›yla mevcut sisteme demokratik cumhuriyet dedi¤i ve mevcut sistemin demokratikleflmesini savundu¤unu, demokratik cumhuriyetin burjuva diktatörlü¤ü, halk üzerinde diktatörlük oldu¤unu hala göremiyor, görmek istemiyor... bn.) Devrimci, demokratlar olmas› gereken sosyalistler, kapitalizmle ve anti-emperyalizmle u¤raflt›klar›ndan, böyle basit “Demokratik Cumhuriyet” için mücadeleyi kendilerine zül görmektedirler. Burjuvazi ise kitlelerden korkusundan böyle bir hedefi koymaktan korkar. Böylece ordu, karfl›s›nda, oklar› kendisine yönelen hiçbir muhalif olmadan egemenli¤ini sürdürür. ‘Bu gerçe¤i görmeden, Türkiye’de politika ne anlafl›labilir, ne de yap›labilir. Tabi ezilenlerden yana bir politika. Kürt hareketi, kendi öznel niyetleri ne olursa olsun, hedeflerine ulaflmas› bu bürokratik kast›n egemenli¤inin parçalanmas›n› gerektiren biricik harekettir...” diyor. Bu uzun al›nt›n›n s›k›nt›s›na katlan›ld›¤› için okuyucudan özür diliyoruz. Ama anlay›fl›n bütünlüklü görülmesi için aktarma gere¤i duyduk. Yazar o küçücük düflüncesiyle devrimcileri,

sosyalistleri “kapitalizm ve antiemperyalizmle u¤raflt›klar›ndan böyle basit ‘Demokratik Cumhuriyet’ için mücadeleyi kendilerine zül görmektedirler” diye kendince hafife al›yor, alay etmeye çal›fl›yor. B›rak›n devrimi, b›rak›n sosyalizmi, kapitalizm ve emperyalizmle u¤raflmay›n, ‘demokratik cumhuriyet’ için emperyalizmle iliflki aray›fllar›na girin diye savunuyor yaz› içinde. Yazar, s›n›f savafl›m›ndan, proletarya önderli¤inden mevcut devletin parçalan›p tasfiye edilerek, proleter s›n›f önderli¤inden halk›n kendini yönetim sisteminden, yani yeni demokratik halk cumhuriyetinden özenle bahsetmemektedir. Yazar›n s›n›f niteli¤ini özenle vurgulamaktan kaç›nd›¤› “Demokratik Cumhuriyet” burjuva s›n›f diktatörlü¤üdür. Yazar bunu bilmeden savunuyor olamaz. Yazar›n yukar›daki aktarmalar›nda “en ideal koflullar”, en ideal sistem diyordu, demifl oluyordu zaten. Savundu¤u çizginin Avrupa ve ABD emperyalistleri hayranl›¤›n›, Avrupa Birli¤i’ni savunmay›, yani emperyalist haydutlarla birli¤i, emperyalistlerin ufla¤› Türk egemen s›n›flar› ve devletiyle ‘birleflmeyi, parças› olmay›’ savunduklar›n› bilmiyor olamaz. Kendisinin birçok yaz›lar›nda da bu var ve ‹mral› çizgisine bol bol övgüler diziyor, yere gö¤e s›¤d›ram›yor. Bütün bunlardan sonra yukar›daki aktarman›n son cümlesindeki söylemleri ifade etmek, ya ne dedi¤ini bilmemek ve üzerine düflünmeden sarfetmektir, ya da kendi kendini kand›r›p, teselli etmek ve baflkalar›n› kendisi gibi fikir fukaras› sanmakt›r. Akl› bafl›nda olan hiçbir insan o saçma sapan anlay›fla tav olmaz. Bofla kürek çalmamal›. Ayd›n olmak bilimsellik ve öngörü gerektirir. Ciddiyet gerektirir. Güç ve y›k›lmaya mahkum s›n›flara de¤il, her geçen gün geliflen gelece¤in s›n›f› ve ileriye ve ayd›nl›¤a yüzünü çevirmeyi gerektirir….


23

Yeni Maden Yasa Tasar›s›;

Kapitalist ekonomik sistemin ortak de¤iflim arac› rolü yüklemesi d›fl›nda alt›n, alet-araç, anamadde-ara-girdi gibi üretime katk› sa¤lamamakta, sadece ve sadece süs olarak kullan›labilen bir madendir. Dolay›s›yla kapitalist-emperyalist sistemin yeryüzünden silinifliyle birlikte sadece süslenme arac› olarak ifllev görecektir. Dünyan›n o günkü gerçe¤i içinde, çevreye en duyarl›/ zarars›z teknolojiyle bile alt›n ç›kart›lmas› herhalde bir gereklilik olmaktan ç›kacak; varolanlar da süslenme d›fl›nda, belki de tuvalet tafl› hizmeti görecektir... Alt›n gerçe¤i budur.

Maden yataklar› üzerindeki peflkefl faaliyeti yeniden alevlendi. Tarih içinde yer alt›nda oluflan mineraller, özellikle de kapitalizmin geliflmesinde önemli bir ifllev görmüfltür. Madenler; çeflitli aletaraç yap›m›ndan yiyece¤e, giyece¤e, ilaca kadar yaflam›n her alan›nda önemli bir kaynak olarak kullan›lmaktad›r... Alt›n’›n ise kapitalist piyasada özel bir ifllevi oluflturulmufl; para gibi ortak de¤iflim de¤eri haline de getirilmifltir. O nedenle; madenlere sahip olmak, yeralt›ndan ç›kartmak, ifllemek fevkalade bir ekonomik güç oluflturmaktad›r. Tarihte, Avrupa’da kapitalizmin geliflmesi bir boyutuyla da Orta ve Güney Amerika’daki madenlerin gaspedilmesiyle ba¤lant›l›d›r. ‹spanya ve Portekiz imparatorluklar› 1500’ün bafllar›ndan itibaren Orta-Güney Amerika’daki ülkeleri sömürgelefltirmifl; (‹spanya ve Portekiz’in Latin olmas› nedeniyle, Amerika’n›n bu bölümüne o tarihten beri “Latin Amerika”da denilmektedir.) Alt›n, gümüfl, bak›r, civa, platin gibi madenleri Avrupa’ya tafl›yarak etkin bir flekilde kullanm›fl, pazarlam›fl ve süreçteki dünya egemenliklerini güçlendir-

mifllerdir. 1494’te “Tordesillas Antlaflmas›” ile dünyay› bir kutuptan di¤erine çizilen (Cabo Verde adalar›n›n-Atlas Okyanusu, Afrika k›y›s› a盤›ndan- 370 fersah bat›s›ndan geçen) çizgiyle ikiye ay›r›p paylaflmalar›na, madenlerin ele geçirilmesi de eklenince, önce bu iki imparatorluk sonra da Avrupa ülkeleri dünya üzerindeki ticaret ve hegemonyalar›n› güçlendirmifllerdir. Sömürgeleflme öncesinde, alt›n madeni ancak do¤al yollarla a盤a ç›kan zerrecikler toplanarak elde ediliyordu. Alt›n süs/tak› eflyas› ve saraylarda, tap›naklarda bezek olarak kullan›l›yordu. Özel bir önemi yoktu! Sömürgeciler ve kapitalizm alt›n› “özel” hale getirdi. Sömürgeciler; ülkeleri, madenleri ve yerüstü kaynaklar›n› fliddetle, katliamla ele geçirdi¤i, ya¤malad›¤› gibi; yerlileri köle gibi çal›flt›rarak da ayr›ca azg›n bir sömürüye tabi tuttular. Her yönlü ya¤mac›l›kt› bu. (O günün “ak›ll›”lar›n›n ve bu iflten sebeplenen iflbirlikçilerin de; “memleketimiz yoksul, yeralt›nda da madenlerimiz var. Bunlar niye orada dursun; ç›kart›ls›n, geliflmeye karfl› durmayal›m, biz de geliflelim” vb. mant›klar ürettiklerinden

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

Zeytin a¤açlar› Ve Bergama’n›n yi¤it köylüleri


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

24 kuflku yoktur. Zaten sömürgeciler de ilkel insanlara “uygarl›k” götürmüfl; madenleri ç›kartarak, yerlileri çal›flt›rarak da istihdam sa¤lam›fl; ülke ve dünya ekonomisine katk›da bulunmufllard›r.) Bu “uygarl›k” götürme u¤rafl›s›nda sömürgeciler yerli halk› esaretleri alt›na almak için katliamdan geçirdiler. Üstelik bunu yaparken “modern” ve “ileri” silahlar› kullan›yorlard›. Bir de bunun yan›nda; bu zalim koflullarda; (Avrupa’dan tafl›nan) çiçek, grip, k›zam›k gibi virüslere karfl› yerlilerin vücut ba¤›fl›kl›k sistemleri dirençli olmad›¤› için, bunun da katk›s›yla büyük bir yerli k›y›m› yafland›. Örne¤in; Büyük Antiller’de (Küba, Jamaika, Haiti, Dominik Cumhuriyeti, Porto Riko) yaflayan Karayip halk›n›n 1492’deki nüfusu 1,5 milyon iken 1500 sonlar›nda 20.000 (yerli) kalm›flt›. Meksika yerlilerinin say›s› 1519 y›l›nda 25 milyon iken 1650’de 2,5 milyona düflmüfltü... Kapitalizmin geliflimi afl›r› kâr h›rs›yla, insan ve do¤a katliamlar›na-y›k›mlar›na karfl›n olufltu. Böyle olmakla birlikte (alt›n› bir tarafa b›rakarak söylersek) “maden yeralt›nda yats›n, kar›flmayal›m” gibi bir anlay›fl›m›z olamaz... Ç›kart›lmal›, kullan›lmal›d›r! ve do¤al olarak maden yata¤›n› baflka yere tafl›yamayaca¤›m›za göre, madenler bulundu¤u yerden/orada ç›kart›lacakt›r. (ifllenmesi için böyle bir zorunluluktan söz edilemez) Ancak, evet burada bir ANCAK’tan sonra baz› noktalar›n da aç›kl›¤a kavuflturulmas› gerekir: 1) Yukar›da örnekledi¤imiz gibi; bir ülkenin yeralt›-yerüstü tüm kaynaklar› o ülkenindir!... Yabanc›lar›n zorla ya da bir biçimde hile,

sözleflme, borçland›rma vs. yöntemlerle el koymalar›, ya¤malamalar› kabul edilemez. Uluslararas› ticaret ayr›, ba¤›ml›l›k ve bir biçimde sömürgeleflme/yar›-sömürgeleflme ayr›d›r. 2) Ülke içinde ise kaynaklar halk›nd›r ve ancak halk›n yarar›na kullan›lmal›d›r. Sömürücü s›n›flar›n bunlara el koymas› kabul edilemez. Madenler ve yerüstü kaynaklar› halk›n ve insanl›¤›n yarar›na kullan›labilirler. Aksi bir kullan›m kabul edilemez, meflru de¤ildir. Dolay›s›yla da sömürücü ve emperyalizmin ufla¤› egemen s›n›flar›n madene el koymas›yla kazanan ülke de¤il, kendileridir, efendileridir.

3) Madenler ekolojik sorunlar ç›kmas›na; çevresindeki insan, hayvan, bitkinin zarar›na, do¤an›n dengesinin bozulmas›na vb. ra¤men ç›kar›lamazlar. ‹nsan, do¤an›n bir parças›d›r ve ancak sa¤l›kl› bir do¤ada uyumlu ve insanca yaflayabilir. Bu nedenlerle; emperyalist ve ona ba¤›ml› ülkelerde maden

üzerine ileri sürülen elkoymay›, sömürüyü, do¤an›n tahribini kabul edilebilir k›lmaya çal›flan fikirler, öneriler herfleyden önce meflru say›lamazlar! Emperyalizme ba¤›ml› komprador burjuvazi ve büyük toprak a¤alar› madenlerimize el koyup emperyalistlere tafl›rken, bunun “ülke yarar›na” oldu¤u demagojisi onlar› kurtaramaz. Sofradan artan k›r›nt›larla ülke ve halk›n avunmas› istenemez. YEN‹ MADEN YASA TASARISI Yeni Maden Yasa Tasar›s›’yla (3213 say›l› yasan›n 5. maddesinde de¤ifliklik öngören) getirilmek istenen yeni düzenleme; maden sahalar›n› eski düzenlemeye göre ya¤maya, y›k›ma ve emperyalistlere daha fazla açan bir ifllev görmektedir. Tasar›ya göre; * Madencilik için ruhsat alm›fl flirketler ald›¤› yetkiyi parçalayarak devredebilecektir. Böylelikle de madencilik yerine tafleronluk gelifltirilecek. (Ba¤l› olarak haklar› t›rpanlanm›fl tafleron iflçili¤i, sendikas›zl›k vs. geliflecek) Sözde sanayici-imalatç› gözüküp de finans piyasalar›ndan rantla beslenen-geliflen(!) sanayi gibi; madencilik ad›na yetki ve maden sahas› ticareti yapan büyük flirketler bedavadan rant elde edeceklerdir. * Ormanlar, a¤açland›rma bölgeleri, milli parklar, tar›m alanlar›, su havzalar›, meralar, sit alanlar›, karasular› gibi alanlarda madencilik yap›labilmesi için; Baflbakanl›kça “ilgili bakanl›¤›n görüflü al›narak ç›kart›lacak yönetmelik yeterli” olacak... Bu gibi do¤al-ulusal-tarihi de¤erler, egemenlerin kâr› için harcanacakt›r. Zeytinlikler de maden alan› olarak kullan›labilecek ve gerekli olursa zeytin a¤açlar› kesilebile-


cektir. Yukar›da say›lan yerler o kadar önemle tart›flma konusu olmazken, zeytinliklerin yo¤un bir tart›flmay› gündeme getirdi¤i görülmektedir. Bu ilgi çekici bir durumdur. Detayl›ca verileri ortaya ç›kmamakla birlikte bunun iki nedeni olabilir: 1) Orman, mera, tar›m alanlar›, su havzalar› vs. kamu mal› oldu¤u için, “sahipsiz”dir! Egemenlerin devleti zaten özellefltirme politikas›yla kamu mallar›n› efedilerine ve büyük efendiye satma-ucuza kapatt›rma- çabas›ndad›r... Buna karfl› toplumsal bilinç ve refleksin yeterli düzeyde olmad›¤› zaten biliniyor. Bu da onun bir parças›d›r. K›smen özel mülkiyete ait olabilecek baz› yerlerin sahipleri ise, da¤›n›k ve bilinçsizlikten dolay› ses ç›kartamamaktad›r. 2) Zeytinlik sahipleri ise bir aç›dan do¤ay› ve ülke tar›m›n› koruma iste¤i olsa da, di¤er aç›dan özel mülkiyetlerinin ellerinden gidece¤i kayg›s› ile ve belli örgütlülü¤e sahip olduklar›ndan seslerini duyurabilmektedirler. Di¤er yandan, somut ve öncelikli olarak da zeytinliklerin ilk elden maden sahas› olarak kullan›lmas›n›n gündemde oldu¤u anlafl›l›yor. Bununla birlikte; yurtsever duygularla ve do¤an›n tahribine karfl› ç›kmak gibi nedenlerle de bu tasar›ya karfl› ç›k›ld›¤› bir gerçektir. Birçok kifli ve demokratik kurum bu cephededir. Zeytin a¤açlar›n›n kesilece¤i, zeytincili¤in ve ba¤l› sektörlerin öldürülece¤i, iflsizli¤in geliflece¤i; bu alanda da d›fla ba¤›ml› hale getirilece¤imiz vs... bu kesimlerin ortak itiraz noktalar›d›r. Hakl›d›rlar da! Madenlerin ülke halk› yarar›na kullan›lmamas› yan›nda, zeytin a¤açlar›n›n kesilece¤i, zeytinliklerin ortadan kald›r›laca¤› bir gerçektir. Yeni Yasa Tasar›s› bunun yolunu döflemektedir. Zeytinliklerde maden aranmas›-

n›/ç›kart›lmas›n› savunan baz›lar› “a¤aç kesilmeyece¤i” yalan›na s›¤›nd›¤› gibi, baz›lar› da “kesilecek her zeytin a¤ac› yerine iki mislinin yetifltirilmesinin flart kofluldu¤u” yalan›n› söylemektedir. Tasar› flöyle diyor: “zeytinlik sahas›nda yap›lacak maden arama faaliyeti esnas›nda zeytin a¤açlar› kesilemez.” Aç›k, net, anlafl›l›r de¤il mi? Fakat tasar›, t›pk› Anayasa’da temel insan haklar›n›n varl›¤› söylendikten sonra nas›l onun kullan›lmaz hale getirilece¤ini “yasal düzenlemelere” havale ediyorsa bu kez

Yeni maden yasa tasar›s›n›n bu süreçte ›srarla ve bu kadar pervas›zca getirilmek istenmesinin arkas›nda; özel yasayla kurulmufl imtiyazl› ordu flirketi OYAK’›n ve Sabah ile Cumhuriyet gazetesi sahiplerinden Turgay Ciner’in madencilik sektörüne yat›r›m yapacak olmas›yla da bir ba¤› oldu¤u düflünülmelidir. de tersinden olarak; “kesilemez” dedikten sonra devam ediyor: “Ancak bu faaliyetler esnas›nda a¤aç kesiminin zaruri oldu¤u durumlarda bakanl›¤›n izni ile a¤aç bedeli ödenerek zeytin a¤açlar› kesilebilir.” Bu ne demektir? Mesele, keyfi olarak a¤aç kesimi olmad›¤›na göre; “kesilemez” demek, aldatmaktan baflka birfley de¤ildir. T›pk› Anayasa’da bir dizi hakk›n varl›¤›n›n s›n›rlanmas›nda yap›ld›¤› gibi. “Kesilen bir zeytin a¤ac› yerine iki a¤aç yetifltirilmesi” söyleminin yalan oldu¤u da aç›kl›¤a kavuflmufl oluyor. Dahas› da var; “a¤aç bedeli ödenerek” denilen fley nedir? 30 y›lda ancak verim al›nan bir zeytin a¤ac›n›n bedeli nedir, nereye ödenecek ve

bunlar nas›l yeniden a¤aç olarak dönecektir? Tasar›n›n buna yan›t› fludur: “Zeytinlik sahas›nda madencilik yapanlar›n, alandan ç›karm›fl olduklar› madenin sat›fl bedelinin binde birini, zeytincili¤in gelifltirilmesi ve teflvikinde kullan›lmak üzere bakanl›k bütçesinde aç›lacak zeytincilik özel hesab›na yat›rmalar›...” Görüldü¤ü gibi bir “a¤aç bedeli”nin belirlenmesi, karfl›l›¤› ve bununla yeniden zeytin a¤ac› dikilece¤i karar› yoktur. Bakanl›k bütçesinde aç›lacak özel hesaba/fona, madenin “Sat›fl bedelinin binde birinin” yat›r›lmas› vard›r... Resmi muhasebe ve fatura ifllemlerinin güvenilmezli¤i ve “binde bir” oran›n›n kesilen zeytin a¤açlar›n›n gerçek bedelini karfl›lamaya yetip-yetmeyece¤i bir yana; devletin özel hesap/fon kullan›m›ndaki sicilinin ne oldu¤u da bellidir. Deprem yard›mlar›yla ilgili hesaplar hala fleffaflaflt›r›lmam›flt›r. Deprem yard›mlar›n›n, bütçe a盤›n› kapatmak için kullan›ld›¤› yanl›fll›kla aç›klanm›fl, sonra inkar edilmifltir... ‹flçilerden kesilen “Zorunlu Tasarruf Fonu”nda biriken ihtiyaç fazlas›(!) paralar›n› müsrif bir flekilde kullan›lmas›n, tasarruf yaps›nlar, ileri de kullan›rlar diye yard›mc› olmak maksad›yla(!) kesilen para ve nemalar›n›n devletçe kullan›ld›¤›, bir türlü ödenmedi¤i biliniyor. Hakeza “teflvik” denilen fleyin halk›n paras›n› büyük patronlara sö¤üflletmek oldu¤u da biliniyor. Böylelikle yap›lan fleyin; madenlerin birilerine peflkefl çekilmesi oldu¤unu; bunun orman, su havzas› vs. ile birlikte zeytin a¤açlar›n›n kesimi ile zeytincili¤e zarar verece¤i... zeytin ve ba¤l› sektörlerin pazar›n›n da emperyalistlere sunulaca¤› anlafl›lmaktad›r... Yalan ve demagojilerle bu gerçe¤in üstü perdelenmek istenmektedir. Birazc›k gören-duyan ve akli muhakeme yürüten; birazc›k özellefltirme ve tar›m›n imha politikas›yla bugüne kadar yap›lanlar›n ye-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

25


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

26 ralt›-yerüstü de¤erlerimizin emperyalistlere ve uflaklar›na peflkefl çekildi¤ini ispatlad›¤›n› alg›layan bir insan; emperyalistlere sat›lm›fl bir ruha; sömürücü bir karaktere sahip de¤ilse; yurdunu, topra¤›n›-dünyay›, insan›n›-insanl›¤›n› seviyorsa yeni maden yasa tasar›s›na karfl› ç›kacakt›r-ç›k›lmal›d›r. Ulusal zeytincili¤imiz ve ba¤l› sektörler, do¤al ortam›m›z y›k›ma sürükleniyor ve pazar emperyalistlerin azg›n sömürüsüne terkediliyor. Yeni maden yasa tasar›s› bununla da yetinmiyor, maden flirketlerine baflka kolayl›k da sa¤l›yor. Örne¤in, buna göre; maden flirketinin izinsiz olarak faaliyet yürütmesi durumunda (tabi bu tespit edildi¤inde) verilecek ceza “ruhsat harc› ödeme” cezas› olacakt›r... ‹zin için baflvursayd› “ruhsat harc›”n› zaten ödeyece¤i için buna “ceza” denmesinin insanlarla alay etmek oldu¤unu herhalde söylemeye gerek yoktur. Böylece anlafl›lm›flt›r ki, tasar› ayn› zamanda “izinsiz faaliyet”i de teflvik etmektedir. Ayn› flirketin ikinci kez izinsiz faaliyet yürütmesi durumunda ödeyece¤i ceza ne derseniz; o da, “ruhsat harc›”n›n iki kat› olmaktad›r... Yani yol, maden flirketlerinindir!.. Yeni maden yasa tasar›s›n›n bu süreçte ›srarla ve bu kadar pervas›zca getirilmek istenmesinin arkas›nda; özel yasayla kurulmufl imtiyazl› ordu flirketi OYAK’›n ve Sabah ile Cumhuriyet gazetesi sahiplerinden Turgay Ciner’in madencilik sektörüne yat›r›m yapacak olmas›yla da bir ba¤› oldu¤u düflünülmelidir. ALTIN KAPIfiMALARINDA AT ‹Z‹ ‹LE ‹T ‹Z‹ B‹RB‹R‹NE KARIfiTIRILAB‹L‹R M‹? Bir ülkede ç›kan madenin (yeralt›-yerüstü tüm zenginliklerin) o ülkenin halk›n›n olmas›; do¤an›n korunarak elde edilmeleri gerekti¤i vb. üzerinde söylediklerimiz alt›n madeni için de geçerlidir.

Bu gerçeklik gözönünde bulundurularak; Bergama’daki alt›n madeni üzerinde duraca¤›z. Madeni ç›karma hakk›n›(!) elde etmifl olan Eurogold flirketinin bu “hakk›n›” Normandy adl› flirkete devretti¤i biliniyor. Eurogold ve Normandy adl› maden flirketlerinin “Çok Uluslu fiirket”ler olduklar› ve hisselerinin emperyalist ülke flirketlerine ait oldu¤u biliniyor. ‹kinci bir olgu olarak, yap›lan sözleflmeye göre; alt›n rezervi, ne kadar ç›kart›laca¤›; bunun ne kadar›n›n Türkiye’ye b›rak›laca¤›n›n da gösterilmesi gerekiyor. Bergama alt›n madeni ve Bergama’n›n yi¤it-namuslu köylüleri üzerinde oynanan son oyunlara geçmeden önce baz› noktalar›yla süreci özetlemekte yarar vard›r! Madenin aç›laca¤› duyumlar› üzerine; Bergama köylüleri, kullan›lacak siyanürün do¤aya ve çevredeki tüm canl›lara zarar verece¤i, etkisinin uzun y›llar sürece¤i gerçe¤inden hareketle (ülke kaynaklar›n›n emperyalistlere sunulaca¤›ndan -yani ba¤›ms›zl›k ve demokrasi gere¤inden- çok, do¤al yaflam›n korunmas› kayg›lar›yla) karfl› ç›k›fllar›n› örgütlemeye; bu faaliyeti engellemek için de çok yönlü mücadeleye girifltiler. Buna ra¤men flirket maden faaliyetini devam ettirdi. Köylüler hem hukuki hem de çeflitli protesto gösterileri vb. kampanyalar yürüttüler. K›yas›ya sürdürülen mücadele son zamanda karmafl›klaflarak ve keskinleflerek devam ediyor. fiunlar geliflti: * Hukuki yoldan yap›lan mücadele ile ‹zmir 3. ‹dare Mahkemesi, madene verilen izni iptal etti. * Dan›fltay 6. Dairesi, 15 Ekim 1997’de; “madenin çal›flmas›nda kamu yarar› bulunmad›¤›” yönündeki mahkeme karar›n› onaylad›. * “Kuvvetler ayr›l›¤›”, “Hukuk devleti”, “Hukukun üstünlü¤ü” kavramlar›n›n c›lk› ç›kas›ya kulla-

n›ld›¤› ülkemizde, bütün bu söylemlerin ne kadar gerçek d›fl› oldu¤u bir kez de bu olayda görüldü; kesinleflmifl mahkeme karar›na ra¤men madenin faaliyeti sürdü. * DSP-ANAP-MHP hükümeti TÜB‹TAK’a emirle bir ›smarlama rapor haz›rlatt›. Baz› parlamenterlerini (DSP’li Erol Al ve Hasan Özgöbek) madene gönderdi; parlamenterler madenin at›k havuzunun “tehlikesiz” oldu¤unu göstermek için yapt›klar› aç›klamada; gerekirse suyundan içebileceklerini, içinde yüzebileceklerini söylediler. (Rusya’daki Çernobil nükleer santralindeki kaza sonucu yay›lan radyasyonun Türkiye’nin özellikle de Karadeniz bölgesinde etkili oldu¤u bilindi¤i halde; radyasyonlu çaylar piyasaya sürülmüfl; radyasyonun Türklere birfley yapmayaca¤› hatta bir miktar›n›n yararl› oldu¤u iddia edilerek, o günün Tar›m ve Köyiflleri Bakan› “radyasyonlu çay” oldu¤u iddia edilen çay› içme flovu yapabilmiflti... Oysa radyasyonun tehlikesi belliydi... ve halen de bölgede garip ve sa¤l›ks›z do¤umlar gerçekleflmektedir. 12 Eylül cunta flefi Kenan Evren’e de bir ar›tma tesisinin aç›l›fl›nda çay ikram edilmifl, bilimselteknolojik geliflmeden söz eden ve tesisin aç›l›fl›n› yapan Evren, bilime güvensizlikle ikram› geri çevirmiflti. Öyle de böyle de bilim karfl›t› olmak egemenlerin genel tav›rlar›d›r.) Ve 57. hükümet; tarihte efli az bulunur bir uygulamayla; madenin “iflletilmesine devam edilmesi; Bakanlar Kurulu’nca 29 Mart 2002 tarihinde kararlaflt›r›lm›flt›r” diye karar alarak, gerekçesini de flöyle aç›klad›; “Normandy Madencilik Afi’ye ait olan alt›n ve gümüfl madeni tesislerinin ülke ekonomisine katk›lar› nedeniyle iflletilmeye devam etmesi uygun görülmüfltür.” “Hukuk devleti” oldu¤u iddia edilen bir ülkede bu tutum; 1) Suçtur.


2) Hükümetin karar›, mahke- bireysel rüflvetlerle halk› bölüp parmenin karar›n› iptal gücünde de¤il- çalayarak direnifli k›rmaya; gazetedir, uygulanamaz. Mahkeme karar› lere ilan-para vererek propaganda yapt›rmayla da kamuoyunda yan›lgeçerlidir. Fakat “Buras› Türkiye”dir! Ül- g›lar yaratmaya çal›flm›flt›r. Halen kemizde tersi geçerli olmufltur ve bunlar da sald›r›lar›n› sürdürmektemaden çal›flmas› devam etmifltir, dirler. Bu kez de, uydurulmufl bir suçetmektedir. * Bir di¤er aç›dan maden tesis- lamayla köylüler “Alman ajan›” ollerinin kurulma plan›n›n ve izninin makla itham edilerek soruflturmaya olmad›¤›, Sa¤l›k Bakanl›¤›’ndan tabi tutuldular. Sadece köylüler deal›nmas› gereken ruhsat›n al›nma- ¤il, onlara destek veren; insan›n›, d›¤› da ortaya ç›km›fl; ücra bir da¤ yurdunu seven ayd›n, sanatç›, dek›y›s›nda bafl›n› sokacak tek gözlü mokrat kifli ve kurumlar da ayn› baraka yapan emekçilerin “ko- sald›r›ya tabi tutuldu. nut”lar› polis-jandarma eflli¤inde Derin; derin oldu¤u için de benac›mas›zca y›k›l›rken, maden flirke- zerleri gibi tetikçisi ve azmettiricisi tinin tesislerine birfley yap›lmam›fl- ortaya ç›kmayacak suikastle öldürüt›r. Ankara’n›n göbe¤inde kocaman len Necip Hablemito¤lu’nun yay›nhastane binalar›n›n, baz› resmi yer- lad›¤› bir kitab› kaynak alarak, leflke ve hatta meclis lojmanlar›n›n “seks kurban›” savc› Nuh Mete bile ruhsats›z oldu¤u bir ülkede, Yüksel’in giderayak açt›¤› dava yasalar›n da; küçük sineklerin tak›l›p kald›¤›, irilerin ise y›rt›p geçti¤i a¤a benzedi¤i bir kez de bu olayda kan›tlanBergama’daki m›flt›r. alt›n madeni * Süreç bu haldeyken, Bergama köylüle100 hektarl›k ri hala y›lmadan mücabir alan› deleyi sürdürerek, Türkapl›yor. kiye halk›na güzel bir örnek göstermektedir. Bask›, tehditle; gözalt› ve tutuklamalarla... devlet bir yandan yüklenmifl; flir-

ket de, yöreden iflçi-eleman al›mlar› takti¤iyle; orada bulunmas›n›n esnaf›n ifline yarayaca¤› gibi küçük

yapma ve belki iddialardan daha ciddiyetsiz yorumlarla da kararlar verme konusunda beceriklidirler. O nedenle bu davadan ç›kacak sonuç da hukuki de¤il, politik olarak a¤›r basacak, güçten yana olacakt›r. (Seçim öncesi “hukuki” kanallarla politikada önü t›kanan R. Tayyip Erdo¤an’›n flimdi de ayn› “hukuki” kanallarla politikada önünü açma giriflimlerini ibretle ve alayla izliyoruz... Seçim öncesi yor(umla)maktan can› ç›kar›lan “hukuk”un flimdi tersi sonuç için birkez daha can› ç›kar›l›yor. Hakimler de bir o yana bir bu yana takla atarak cambazl›klar›n› gösteriyorlar... Bu, Türkiye’de hukukun ne oldu¤unu çok güzel gösteren örneklerden biridir.) Fakat burada soruna bir de tersinden bak›p sormam›z gerekiryor; Birileri fluna para verdi vs. diye delil yaratma zorlamalar›n› bir yana b›rak›rsak; iddia edilmektedir ki; “Almanya Türkiye’de alt›n ç›kar›lmas›n› istememektedir. Çünkü dünya alt›n piyasas›ndaki pazar pay›na-gücüne rakip gelecektir. Bu nedenle de, Bergama’da alt›n ç›kar›lmas›na Madeni kapatma karar›n› uygulata- karfl› ç›kmak, mayan “ba¤›ms›z mahkemeler”; Almanya’dan halka gelince tutars›z, ciddiyetsiz, yana olmak demektir.” kan›ts›z iddialarla yarg›lama Tabi deyapma konusunda beceriklidirler. magojinin ve burjuva ahlakflimdilerde görülmektedir. s›zl›¤›n›n s›n›r› yoktur. Madeni kapatma karar›n› uy(Kald› ki birfleye karfl› ç›k›flta gulatamayan “ba¤›ms›z mahkeme- objektif olarak böyle bir “denk düler”; halka gelince tutars›z, ciddi- flüfl” de olabilir. Önemli olan tüm yetsiz, kan›ts›z iddialarla yarg›lama emperyalist ülkelere karfl› duruflu-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

27


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

28 nu yurtsever, devrimci tarzda göstermektir.) Fakat bir de tersi vard›r bu ifllerin; Bergama’da alt›n ç›kartan flirket ve hissedarlar› kimlerdir? Ve sen (topra¤›n›n, insan ve canl› varl›klar›n›n zehirlenmesi, sömürülmesi pahas›na) o emperyalistlerin faaliyetini savunur, kuca¤›nda otururken ne hakla ve hangi yüzle karfl›ndakileri emperyalistlere hizmet etmekle suçlayabiliyorsun? Burada kim emperyalistlerin ufla¤› ve ajan›d›r belli olmuyor mu? * Tüm sektörler aç›s›ndan iddia edilmektedir ki; yabanc› sermayenin gelifli, istihdam yaratmaktad›r; bu, ülkemiz için yararl›d›r. Alt›n flirketi de istihdam yaratm›fl; yak›n köyden bafllayarak yöre insan›na ifl vermifltir. 270 çal›flandan 80’inin Bergamal› oldu¤u söylenmektedir. (Posta-5 Ocak 2003-29 Aral›k 2002 tarihli Cumhuriyet’te, Ifl›l Özgentürk’e göre toplam çal›flan say›s› 386’d›r.) Birincisi; baflka ülkede “ifl alan›” açan flirketin, kendi ülkesinden daha fazla kâr elde edece¤i için böyle yapt›¤› kesindir... Burada “daha fazla kâr getirecek olan birinci faktör ise, iflgücünün ucuzlu¤udur. Dolay›s›yla da yabanc› sermaye (ki ço¤u yat›r›m için de¤il, spekülatör oyunlarla finans pazar› için girip-ç›kmaktad›r) istihdam yaratmak için de¤il, daha fazla sömürmek için gelmektedir. ‹flin as›l yan› budur. Ayn› anda “istihdam yarat›yor” olmas› onun bir hüneri, katk›s›, olumlu özelli¤i de¤ildir... Bir tecavüz ya da fuhufl olay›nda, ayn› zamanda kad›n›n hamile kalmas›na, “bir canl› daha olufltu” diyerek densizce sevinmek gibidir bu. ‹kincisi; ayn› kafa; maden flirketinin ülkemizdeki alt›n›n önemli bir bölümünü ele geçirdi¤i gerçe¤ini de¤il, afla¤›l›k bir mant›kla bize b›rakt›¤› k›r›nt›y› öne ç›kartmakta ve övmektedir. Bir di¤er aç›dan örne¤in; OD-

TÜ’lü bilim elemanlar› heyetinin yapt›¤› araflt›rmada da aç›klad›klar› gibi; Bergama’da (hem de resmi kay›tlara göre) 1995 y›l›nda 42 milyon dolarl›k tar›m geliri elde edildi¤ini görmezden gelen baz›lar›; çevredeki yaflam› öldürme pahas›na “devlete y›ll›k getirisi 7,5 milyon dolar olacak olan maden flirketinin çal›flmas›”n› göklere ç›kartmaktad›r. Bunun neresi mant›kl›d›r, neresi yurtsevercedir? Alt›n›m›z› götürmekle birlikte böylesi bir zarar›n da nedeni olan flirketi desteklemenin hiçbir hakl›, onurlu ve insanc›l yan› yoktur, olamaz da. * Herfleye ra¤men bu alt›n flirketinin çal›flmas›na alavere-dalavere ile izin verilmesinin nedenini alg›lamak için MAI anlaflmas›na uzanmak gerekiyor. Marmara depremi s›ras›nda halk›m›z›n bir k›sm› betonlar alt›nda can verirken; iflçiler grevlerini, kamu çal›flanlar› yürüyüfllerini erteler; esnaflarla ve gençlerle depremzedelere yard›ma koflarken, bir gece mesaisiyle “fedakarl›k” yapan TBMM üyeleri, o toz duman ortam›nda Tahkim anlaflmas›n› yasalaflt›rm›fllard›. “Çok Tarafl› Yat›r›m Anlaflmas›” MAI’nin bir uzant›s› olan ve gerek flirketin flirketle ya da devletle ihtilaf›na uluslararas› büyük flirketlerin yönlendirilmesindeki kiflilerden oluflan “Uluslararas› Hakem”in bakaca¤›n› garanti alt›na alan Tahkim; sadece “ulusal yarg›”y› devre d›fl› b›rakm›yor, sözleflmeden vazgeçmeyi de neredeyse imkans›z hale getiriyor... MAI metninin, anlaflmadan geri çekilme k›sm›nda, anlaflma taraf›n›n anlaflmadan ç›kma konusundaki yaz›l› talebini, ancak anlaflman›n yürürlü¤e giriflinin 5. y›l›ndan itibaren bildirilece¤i, bununla birlikte anlaflman›n hükümlerinin, ayr›lman›n bildirildi¤i tarihte mevcut olan yat›r›mlar için bu tarihten bafllayarak 10 y›l süre ile uygulamaya devam edilece¤i belirtilmektedir. ‹flte maden flirketinin, ulusal

yarg› karar›na ra¤men hala çal›flt›r›l›yor olmas›n›n nedeni, bu anlaflman›n Tahkim kurallar› çerçevesinde yap›lm›fl olmas›d›r. Tahkim gerçe¤ini yetkililer halen aç›klayabilmifl de¤illerdir. Ifl›l Özgentürk gibi birisinin, Bergama alt›n madenine iliflkin safça savunucu bir yaz› yazmas›, sonra “gerçe¤i farketti¤i” yönlü düzeltmesi ve fakat sonra tekrar flirket savunucusu yeni bir yaz› yazmas› kendisi aç›s›ndan talihsizliktir... Cumhuriyet gazetesinin büyük hissedar› Turgay Ciner’in madencilik sahas›na el atmas›yla ba¤›n›n olup olmad›¤› belki zamanla ortaya ç›kacakt›r. Ancak, bugünden de bellidir ki; bunca borç ve s›k›nt› içindeyken madenlerimizin yeralt›nda yatmas›na r›za göstermemek ad›na; madenlerimizin emperyalist tekellere ya¤malatt›r›lmas›, bunun savunulmas› hoflgörülemez... Bergamal› köylülerin mücadelesi neticesinde “çevreye duyarl› bir maden” çal›flmas› yap›ld›¤› yönlü sözlerle köylüleri sözde överek emperyalist maden flirketini kutsama yöntemi kabul edilemez. Ayr›ca bu yöntem, Bergama köylülerinin, yurtsever ayd›nlar›n, demokrat ve devrimcilerin zekas›na hakaret olmaktad›r. Bitirirken, alt›n›n gelece¤ine iliflkin de bir vurgu yapmal›y›z: Kapitalist ekonomik sistemin ortak de¤iflim arac› rolü yüklemesi d›fl›nda alt›n, alet-araç, anamadde-aragirdi gibi üretime katk› sa¤lamamakta, sadece ve sadece süs olarak kullan›labilen bir madendir. Dolay›s›yla kapitalist-emperyalist sistemin yeryüzünden silinifliyle birlikte sadece süslenme arac› olarak ifllev görecektir. Dünyan›n o günkü gerçe¤i içinde, çevreye en duyarl›/zarars›z teknolojiyle bile alt›n ç›kart›lmas› herhalde bir gereklilik olmaktan ç›kacak; varolanlar da süslenme d›fl›nda, belki de tuvalet tafl› hizmeti görecektir... Alt›n gerçe¤i budur


29

Ülkemizde “24 Ocak Kararlar›” olarak an›lan Dünya Bankas›’n›n ise “Yap›sal Uyum Program›” dedi¤i veya IMF taraf›ndan “istikrar paketleri” olarak kodlanan Liberal Ekonomik Politikalar, emperyalist sermayenin 1970’lerde yaflad›¤› krize bir çözüm, bir çare olarak benimsedi¤i, uygulad›¤› politikalard›r. Bir baflka deyiflle bu politikalar, ba¤›ml› yar› sömürge ülkelere krizin tafl›nmas›, ihrac›d›r.

Kapitalist-emperyalizmin yap›sal krizi derinlefltikçe çözüm aray›fllar›, ç›k›fl yollar› denenmekte, h›zlanmaktad›r. Ne ki kendi iç yasalar› süreci atlatmas› için pek tercih b›rakmamakta, geriye ilki ezilen dünya halklar› üzerinde uygulaya geldi¤i bask›y› ve sömürüyü olabildi¤ince boyutland›rmak; ikincisi de yeryüzü pazar› ve zenginlik kaynaklar› üzerindeki etkinli¤ini art›rmak için ucu paylafl›m savafllar›na ç›kan giriflimlerde daha da pervas›zlaflmak kalmaktad›r. Bunlar›n her ikisi de ç›kmaz yoldur. Sonuçlar›n›n y›k›c›l›¤› ve getirdi¤i ac›lar büyük de olsa iki yol da dönüp tekrar emperyalizmi vurur. Bu yüzden çürüyen ve can çekiflen kapitalizmdir emperyalizm. Geçici çözümler ömrünü biraz daha uzatsa da kendisinde içkin olan çeliflkiler tükeniflin ve y›k›l›fl›n da sebebidir. Kendince çözümü olmayan keskin bir illettir ki, bu enternasyonal proletaryan›n ve ezilen dünya halklar›n›n y›kan ve yeniden kuran müdahaleci gücünü gelifltirir, büyütür. Emperyalizmin yaflad›¤› bugünkü kriz küreselleflme ekonomi politi¤inin mimarlar› ve uygulay›c›lar› için de flafl›rt›c› olmam›flt›r.

Henüz “Asya krizi” denilen süreç yaflanmazken ço¤unlukla “sol”dan devflirilmifl ideologlarca kurulan “Düflünce kulüpleri” 21. yüzy›l›n ilk çeyre¤inde ayaklanmalar beklediklerini ifade ederek, 21 yüzy›l›n ayaklanmalar yüzy›l› olaca¤› öngörüsünde bulunmufllard›. Kapitalist-emperyalizmin gerçekli¤i, uygulanan ekonomik politikalar, bunlar›n sömürge, yar›-sömürge ülkelerdeki felaket getiren y›k›c› sonuçlar› gidiflat›n varaca¤› noktay› aç›kl›kla gösterirken, burjuva ideologlar›n tespitleri “öngörü” ba¤lam›nda tart›fl›lsa da, bütün iç geliflmeler ve d›fla vurumlar o ilk çeyrekte bekleneni mufltulamaktad›r. Peki, gelecek k›sa vadenin resmini çizen emperyalistler olas› geliflmeleri seyretmekle mi yetinecekler? Ya da daha bütüncül bir soru: Emperyalizmin yap›sal krize girmeden yoluna devam etmesi mümkün de¤il miydi? Yine buna ba¤l› olarak uygulanan ekonomik ve siyasal politikalar›n özellikle ba¤›ml› ülkelerde yarataca¤› sonuçlardan biri olarak “Ayaklanmalar”›, tespit edenler bu sonuca sebep olan nedenleri ortadan kald›ramaz m› veya daha geri düzeyde tu-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

Emperyalistlerin yeni yapt›r›m silah›: ‹flas Plan›


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

30 tamaz m›yd›? Bu ve benzeri pek çok soruya ›fl›k tutan, süreci devrim ve karfl› devrim cephesi aç›s›ndan de¤erlendiren somut politika ve yönelimler belirleyen birçok yaz› yay›nland›. Biz bu yaz›da yine geliflmelere ba¤l› olarak emperyalist sermayenin bir baflka girifliminden bahsedece¤iz. Eylül ay› içerisinde yap›lan IMF ve Dünya Bankas›’n›n y›ll›k genel kurulunda “Egemen Borçlar›n Yeniden Yap›lanmas›” bafll›kl› bir rapor ele al›n›p de¤erlendiriliyor. IMF 2. Baflkan› Anna Kruger taraf›ndan haz›rlanan bu rapor “Nas›l özel kifliler, kurumlar iflas ediyorsa egemen devletler de iflas edebilmeli. ‹flas durumunda nas›l özel kifliler, özel kurumlar için her ülkede çeflitli yasalar uygulan›yorsa, iflas eden egemen devletler için de uluslararas› uygulamay› öngören bir düzen zorunludur” anlay›fl› üzerinde flekillenmekte, sistemin hangi durumda ve nas›l uygulanaca¤› ayr›nt›l› olarak aç›klanmaktad›r. Genel olarak “iflas plan›” da denilen bu rapor, borçlu ülkelerin borcunu ödeyemez duruma düflmeleri halinde emperyalist sermayenin alacaklar›n› garanti alt›na almay› ve en k›sa zamanda tahsil etmeyi kapsad›¤› gibi bunun üzerinden ba¤›ml›l›¤› derinlefltirmeyi de içermektedir. Birçok ülke birkaç ülkeye ve onlar›n sermaye sahiplerine neden borçlan›r ve neden borcunu ödeyemez duruma gelir. Bunun sebebi ekonomiden, para politikalar›ndan anlamayan yeteneksiz maliyeci vb. midir? Bu çerçevede akla gelebilecek bütün sorunlar›n cevab› kapitalist emperyalizmde ve onlar›n uflaklar›nda yatmaktad›r. Ad› ister “‹thal ikameci-Ulusal kalk›nmac› model” olsun ve isterse “‹hracata dayal› d›fla aç›k büyüme” olsun emperyalist sermayeye ba¤›ml›l›¤›n bir sonucu olarak dayat›lan ve uygulanan ekonomik

Arjantin politikalar›n tümü, bizim gibi yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelerin ekonomik geliflmelerini, kalk›nmalar›n› bast›rm›fl, yerli üretimi tahrip etmifltir. Bu durum iç pazar›n emperyalistlerin ihtiyac›na göre düzenlenmesini getirirken emperyalist sermayeye ba¤›ml›l›¤› büyüttü¤ü gibi uflak kompradorlar›n ve büyük toprak a¤alar›n›n da semirmesine yol açm›flt›r. Ülkemizde “24 Ocak Kararlar›” olarak an›lan Dünya Bankas›’n›n ise “Yap›sal Uyum Program›” dedi¤i veya IMF taraf›ndan “istikrar paketleri” olarak kodlanan Liberal Ekonomik Politikalar, emperyalist sermayenin 1970’lerde yaflad›¤› krize bir çözüm, bir çare olarak benimsedi¤i, uygulad›¤› politikalard›r. Bir baflka deyiflle bu politikalar, ba¤›ml› yar› sömürge ülkelere krizin tafl›nmas›, ihrac›d›r. Bu programlar›n gere¤i olarak ba¤›ml› ülkeler tepeden t›rna¤a emperyalist sermayenin ihtiyaçlar›na göre “yeniden yap›lanma” operasyonuna tabi tutulmufl; ekonomik, siyasal, kültürel, hukuksal ve kurumsal düzenlemelerle finansal sermaye ve tekellerin maksimum kârl›l›¤› için alan düzlenmifl ve bu sayededir ki içeride komprador burjuvazi ve büyük toprak a¤alar› da palazlan-

d›kça palazlanm›flt›r. Afla¤›ya alaca¤›m›z kimi rakamlar, son 20 y›l›n anlafl›lmas›nda bizlere yeterli veriyi sunmaktad›r. *Dünyan›n en zengin üç adam›n›n servetinin de¤eri 48 ülkenin y›ll›k gelirine eflittir. *Dünya nüfusunun %15’ini oluflturan zengin ülkeler dünya gelirinin %80’ini al›yor. *Dünya üretiminin %77’sini 25 geliflmifl ülke gerçeklefltiriyor. *Bu üretimde ABD’nin pay› %27’dir. *Dünyan›n en zengin 200 kiflisinin serveti yoksul iki buçuk milyar insan›n gelirinden fazlad›r. *Dünyada 5 ila 14 yafl aras›ndaki 250 milyon çocuk okul yerine çal›fl›yor. (Fikret Baflkaya Az Geliflmiflli¤in Süreklili¤i) Bu rakamlar gösteriyor ki “yap›sal uyum” programlar›yla gerçekleflen yar› sömürge ülkelerdeki halklar›n yaratt›¤› de¤erler ve ülke zenginlikleri mali sermaye ve tekelleri taraf›ndan talan edilmifl, ya¤malanm›flt›r. BORÇLAR ÖDEND‹KÇE BÜYÜYOR Bütün yar› sömürgelerde uygulanan birbirine benzer, hemen hemen ayn› programlarla sermaye


hareketleri üzerindeki k›s›tlamalar kald›r›larak para piyasalar›, borsa ve kamu ka¤›tlar› gibi finansal piyasalar uluslararas› mali sermayeye aç›l›yor, bu tür piyasalar yoksa e¤er, öncelikle oluflturulmas›na gidiliyor, kamu kurulufllar› özellefltirilerek emperyalist sermayeye kaynak aktar›m› gerçeklefltiriliyordu. Büyüme, zenginleflme, güçlü ekonomi ve geliflmifl ülkeleri yakalaman›n buralardan geçti¤i vaaz edilirken “Diflimizi biraz daha s›kaca¤›z”, “kemer s›kaca¤›z”, “ayn› gemideyiz” gibi sözümona gerçekçi aç›klamalarla inand›r›c› olmaya, güven vermeye çal›fl›l›yordu. Peki olan ne? Y›k›lm›fl ve çökmüfl ekonomilerdir. Borç/faiz cenderesi bütçeyi yutmufl, ezilen halk›n açl›¤› ve sefaleti daha da büyümüfl, k›sa sürede milyonlar› bulan yeni iflsizlerle milyonlarca insan evine bir lokma ekmek götüremez olmufl, tar›m ve hayvanc›l›k çökmüfl, hemen herfley ithal edilir duruma gelmifltir. Bu sayededir ki emperyalist ülkelere ve finans kurulufllar›na son on befl y›l içerisinde borç/faiz geri ödemesi olarak yar›sömürgelerden bir buçuk trilyon dolarl›k kaynak akm›flt›r. Buna ra¤men bugün yar›-sömürgelerin emperyalistlere ve özel finans kurulufllar›na olan borç/faiz tutar› iki Y›llar 1985 1987 1988 1989 1990 1991 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001

Nüfus (milyon) 50.3 52.5 53.7 54.8 56.2 57.3 59.4 60.5 61.6 62.6 62.4 63.4 64.3 67.3 68.0

trilyon dolar› aflm›fl durumdad›r. Borçlanma trafi¤i ve buna ba¤l› olarak halklar›n nas›l yoksullaflt›¤›n› gösteren afla¤›daki tablo ülkemize aittir, çarp›c›d›r. Kuflkusuz bu rakamlar›n bir benzeri di¤er yar› sömürge ülkelerde de mevcuttur. ‹çeride birkaç bin kiflilik para babas› komprador patron ve a¤alar, d›flarda efendileri emperyalistler ve finans kurumlar› halklar› ili¤ine kadar sömürüyor, kanlar›na ekmek do¤ram›fllar, ülke zenginliklerimizi talan etmifllerdir. Y›l y›l borç/faiz geri ödemeleri büyümüfl, halk›n açl›¤› büyümüfl ama borçlardan kurtulmak ne çare mümkün olmam›fl. 1985 y›l›nda iç ve d›fl borçlar›n toplam› 37,7 milyar dolarken ve geçen on befl y›l içerisinde 150 milyar dolar borç/faiz geri ödemesi yap›lm›flken, 2002 y›l› May›s ay› itibar›yla borçlar›n toplam› 205 milyar dolara ç›km›flt›r. Bütün yar›-sömürgeler ayn› döngü içerisinde dönmekte, ödendikçe borçlar misli misli büyümektedir. DEN‹Z B‹TT‹ Öyle bir aflamaya gelindi ki sonuçta Arjantin’de ipler koptu. 2001 y›l› sonunda IMF yeni kredi vermeyece¤ini aç›klay›nca, zaten borç çevriminde sorun yaflayan

‹ç borç (milyar) 12.1 16.9 15.7 18.1 19.2 24.7 20.6 22.8 29.2 30.6 37.1 42.4 54.2 83.3

D›fl borç (milyar) 25.6 40.3 40.7 41.7 49.0 50.4 67.3 65.6 73.2 79.6 84.9 97.2 103.1 119.6 115.1

Kifli bafl›na Gelir (Dolar) 1.330 1.636 1.684 1.959 2.682 2.621 3.004 2.184 2.759 2.928 3.079 3.255 2.879 2.986 2.219

Arjantin “Ben de borçlar› ödemiyorum” dedi. Borç ertelemesine gitme ya da ödemeleri belli bir takvime ba¤lama de¤il, hepten ‘borçlar› ödemiyorum’ dedi. Arjantin halk›n›n günlerce sokaklar›, alanlar›, kentleri iflgal etmesi, emperyalistlere, onun tefeci kurumlar›na ve iflbirlikçilerine yönelik öfkesi hala haf›zalarda canl›d›r. ‹flbirlikçi hükümet devrilirken bir hafta içerisinde befl devlet baflkan› eskidi, ülkeyi b›rak›p kaçmak zorunda kald›. 1990’lar›n bafl›nda IMF’nin model ülkesiydi Arjantin. “IMF’nin mucizesi” nin baflar› numunesi olarak sunulmufltu. fiapka düflmüfl ve IMF’nin keli bir kez daha görülmüfltü. Emperyalizme ba¤›ml› bir Arjantin, mali sermayenin para piyasalar›n› çökertti¤i Arjantin, bütün kamu kurulufllar› özellefltirme sonucu emperyalistler ve uflaklar›nca yok pahas›na al›nan, kamu borçlar› GSY‹H’ya göre % 130’lar› aflan halk› açl›k ve iflsizlikle k›vranan Arjantin... IMF yeni kredi vermemifl ve az miktardaki borç geri ödeme servisini yapamaz duruma düflmüfltür. Özcesi borç/faiz cenderesi alt›nda bulunan bütün ülkelerin yaflayaca¤› sonucu Arjantin daha önce yaflayarak start› vermifltir. Kifli bafl›na Kifli bafl›na Borç (Dolar) Gelir (Dolar) 928 1.330 1.089 1.636 1.050 1.684 1.091 1.959 1.218 2.682 1.214 2.621 1.548 3.004 1.424 2.184 1.558 2.759 1.738 2.928 1.849 3.079 2.111 3.255 2.265 2.879 2.530 2.986 2.918 2.219 29.07.2002 Cumhuriyet

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

31


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

32 ‹ST‹KRAR PROGRAMINDAN, ‹FLAS PLANINA IMF ve Dünya Bankas› yetkilileri Brezilya, Meksika, Bolivya, Uruguay ve Türkiye gibi ülkelerde de ekonominin Arjantin’le ayn› seyri izledi¤ini, özellikle Brezilya ve Türkiye’nin yüksek risk tafl›d›¤›n› çoktand›r saptam›fl durumdalar. IMF ve DB’nin y›ll›k genel kurulunda ‘iflas plan›’n›n öncelikli gündemi oluflturmas›, di¤er geliflmelerin yan›s›ra Arjantin ve onu izleyen yüksek riskli ülkelerin gidiflat›ndan dolay›d›r. Borçlu ülke borç çevrimini yapamaz yani ödeyemez duruma düflünce IMF ve DB’ye baflvuracak ya da bu tefeci kurumlar ilgili ülkenin borç/faiz geri ödeme kabiliyetini yitirdi¤i sonucuna vard›klar›nda o ülkenin iflas› istenecek, böylece IMF taraf›ndan oluflturulan “iflas masas›” alacaklar›n nas›l ve ne flekilde tahsil edilece¤ini kararlaflt›racak. Yaln›z raporda geçen “IMF ve Dünya Bankas› kredileri iflas masas›na gitmeden geri ödemede öncelikli olacak” maddesi IMF ve DB ile özel finans kurumlar› ve yat›r›mc›lar aras›ndaki çe-

liflkiyi de tetiklemifl durumda. Bilindi¤i gibi borçlanma yaln›zca IMF ve DB eliyle emperyalistlere olmuyor yan›s›ra Hazine ve Merkez Bankas› garantili yüksek faiz getirisi olan tahviller ç›kart›larak dünya piyasalar›na sunulan ve böylece yabanc› finans kurulufllar›n›n portföyüne giren büyük miktarlarda tahvilli borçlanmalar sözkonusu, ki bu tahvil alacakl›lar özel finans kurulufllar› (bankalar) ve yat›r›mc›lard›r. Alacakl› özel kurulufllar, IMF ve DB’ye öncelik tan›nmas›n› kendi alacaklar›n›n riske girmesi olarak görüyor dolay›s›yla bu maddeyi kabul etmiyorlar. Her ne kadar raporda alacakl› pozisyondaki özel finans kurulufllar›n› cezbedecek “ön taahhüt” bafll›¤›yla tahsilat›n gecikmesi halinde yüksek faiz oranlar›n›n iflletilmesi ve ek pazarl›k gibi madde mevcutsa da henüz özel alacakl›lar›n itiraz›n›n önüne geçilmifl de¤ildir. Sermayenin kendi aras›nda büyüyen bu çeliflki daha çok kendi konumunu güçlendirmeye yöneliktir. Bundan kaynakl› olarak Eylül ay›ndaki toplant›da “iflas plan›” hakk›nda kesin karar

Türkiye

al›nmas› ertelenmiflse de, bu geciktirme ancak 2003 y›l› Nisan ay›nda yap›lacak olan IMF toplant›s›na kadar sürebilir. Bu arada yap›lacak pazarl›k ve anlaflmalar mali sermayenin kendi içindeki düzenleme sorunu olaca¤› için “iflas plan›”n›n özüne yans›mayacakt›r. “‹FLAS PLANI”YLA HEDEFLENEN NE? ‹flas plan›: yar›-sömürge ülkelerin paraya çevrilir bütün de¤erlerine aç›ktan el koymakt›r. Borçalacak iliflkisi emperyalistler taraf›ndan oluflturulacak olan bir uluslararas› mahkemeyle(!) haciz memurlu¤unu IMF’nin yapaca¤› icraiflas iliflkisine dönüfltürülecektir. Buna göre THY’nin uçaklar›na, Denizcilik iflletmesinin gemilerine, Bo¤az köprüsü ve oto yollar›n gelirine vs. pekala el konulabilecektir. ‹flas plan›, alacakl›lar›n borçlu ülkenin “maliye politikalar›, para ve kur politikas›, yurtiçi ödemeler sistemi, iflas hukuku ve sermaye hareketleri rejimi” gibi pek çok hayati politikas›n› belirleyecek, bununla hem iflas masas› dahilindeki alacaklar›n›n de¤erini koru-

‹flas plan›: yar›-sömürge ülkelerin paraya çevrilir bütün de¤erlerine aç›ktan el koymakt›r. Borç-alacak iliflkisi emperyalistler taraf›ndan oluflturulacak olan bir uluslararas› mahkemeyle(!) haciz memurlu¤unu IMF’nin yapaca¤› icra-iflas iliflkisine dönüfltürülecektir.


mufl olacaklar ve hem de en küçük kaça¤a dahi müdahale edeceklerdir. Özünde bu politikalar yar›-sömürge ülkelerde bugün de uygulan›yor olmas›na ra¤men belli düzeylerde k›r›lmakta ve delinmektedir. Bu delinme iflçi ve kamu çal›flanlar›n›n ücretlerinin belirlenmesinde, bütçeden ayr›lan kimi zorunlu harcamalarda, baz› kurulufllar›n özellefltirilmesinin gecikmesinde, personel istihdam› vb. örneklerde yaflanmaktad›r. ‹flas plan›; emperyalistlerin ve özel finans kurulufllar›n›n alacaklar›n› garanti alt›na alman›n yan›s›ra kontratlara eklenecek olan iflas maddeleriyle (bu maddelerin neler olaca¤›n› ABD Hazine Bakanl›¤› belirleyecektir) emperyalistlerin isteklerinin s›n›rs›zl›¤› ve yapt›r›m gücü resmileflmifl böylece ba¤›ml›l›k olabildi¤ince derinleflmifl olacakt›r. Yar›-sömürgelerin sözde de olsa ba¤›ms›zl›¤›, stratejik menfaatlerinin korunmas› vs. durumu bu maddeler gere¤ince ortadan kalkm›fl olacakt›r. Sonuç olarak uygulanan ekonomik politikalarla borç/faiz bata¤›nda ç›rp›nan ve ekonomisi tamamen tahrip olan yar›-sömürge halklar›n son damla kan›n› emmek için haz›rlanan iflas plan›, ülkeyi k›sk›vrak emperyalizmin kuca¤›na oturtmay›, bitmez tükenmez tavizleri ve yeni yeni uygulamalar› hedeflemektedir. Hiç kuflku yok ki “iflas plan›”n›n sonuçlar› iflçi ve emekçilerin s›rt›ndaki kamburu çok daha büyütecek, sonuçlar›n›n faturas› en a¤›r biçimde emekçilere ç›kart›lacakt›r. Arjantin 2003 y›l› May›s’›nda iflas edece¤ini IMF’ye bildirmifl durumda, kuflkusuz Arjantin’i yeni iflas etmifl ülkeler izleyecektir. Borç çevirimini yeni borçlanmayla yapmalar› emperyalist sermayenin konjonktürel durumu ve dolafl›mdaki t›kanma bu sonun bafll›ca nedenidir. Ayn› tabloya sahip olan

Türkiye ise flimdilik Irak ve Ortado¤u’daki geliflmelerin yüzü suyu hürmetine(!) karfl›laflaca¤› bu sonu ertelemifl durumdad›r. fiuras› çok aç›kt›r: Emperyalistler özellikle Amerikan emperyalizmi “iflas plan›”n› istedi¤inde bir yapt›r›m sopas›na dönüfltürerek, aya¤›n› sürten, kimi geliflmelerde ikircikli davranan, pazarl›k pay›n› ve hissesini art›rmaya çal›flan yar›-sömürgelere ve egemen askeri, bürokrat, komprador güçlere karfl› kullanacakt›r. “‹flas plan›” duyuldu¤unda ülkemizde baz› kesimler flafl›r›p kalm›fl “Egemenlik elden gidiyor” demeye bafllam›fllard›r. Bu kesimler hiç mi hiç samimi de¤illerdir. Veya K›br›s, K. Irak sözkonusu oldu¤unda “ulusalc›” damar› tutanlar ve olur olmad›k durumlarda “Ulusal Ba¤›ms›zl›k” nutku atanlar floven ve yalanc› birer demagogtur. Emperyalizmi, feodalizmi ve komprador kapitalizmi ›skalayarak flu ya da bu durumda ‘ba¤›ms›zl›k”tan dem vuran ve üst perdeden ahkam kesen bilim insanlar›(!), entelektüeller(!), körleflmifl sanatç›lar, biteviye bir flekilde gölge oyununda ›srar eden kalem erbaplar›.... “iflas plan›”n› görünce “yeni Düyun-› Umumiye” diyenler... Ayaklar›n›z›n suya ermesi için daha baflka ne gerekiyor?! Evet iflas plan› süregelen Düyun-› Umumiye’nin bir üst noktas›d›r. Buradan ç›k›fl›n emperyalizme, feodalizme ve komprador kapitalizme karfl› tutarl› ve kararl› bir mücadeleden geçti¤i aç›kt›r. Uygulanmaya baflland›¤›nda etkin sonuçlar almak için say›s›z hukuksal ve kurumsal düzenlemeler IMF paketleri gere¤ince yar›sömürgelerde çoktand›r gerçeklefltirilen ödevlerdendir. ‹flas plan›’›nda geçen “maliye ve kur politikalar›na, bankac›l›k sistemi ve yurtiçi ödemeler sistemine, iflas hukuku ve sermaye hareketlerine müdahale eder” cümlesine uygun ve bunlar› gerçeklefltirmek için ya-

salar ve kurumlar mantar gibi türetilmifltir. IMF ve Dünya Bankas›’na tam ba¤›ml› ama ülke içerisinde yasama-yürütme ve yarg› denetiminin d›fl›nda, bunlardan ba¤›ms›z kurumlar emperyalizmin onun tefeci kurumlar›n›n talimatlar›na amade durumdad›rlar. BDDK, SPK, MB vb. gerekti¤inde iflas plan› için ifllevlendirilecektir. Emperyalistler ve uflakl›k konusunda deneyimli olan ‹. ‹nönü y›llar›n tecrübesini konuflturarak “geliflmifl ülkelerle (yani emperyalistlerle-bn) iliflkiler ay›yla yata¤a girmek gibidir” demiflti. Biliyoruz ki bu sonuç emperyalistlerin çöplü¤ünde beslenenler için geçerlidir. Hem uflakl›kta kusur etmeyeceksin hem de arada bir “hay›r” diyeceksin; emperyalizm buna elbette tahammül etmeyecektir. Oysa emperyalizme, feodalizme, komprador kapitalizme karfl› gerçekten ba¤›ms›zl›k bayra¤›n› çeken; ülkesinin iflçi s›n›f›na, enternasyonal proletaryaya, ezilen halklara dayanan ve bütün gücünü bunlardan, ideolojisinden alan gerçek kurtulufl savafllar› yürütülmektedir. ‹flas plan›’na karfl› ç›k›fl emperyalizme ve dünya gericili¤ine karfl› ç›kmakla anlaml› olur. Halklar›n ve öncüleri Komünist Partilerin tavr› ve pratikleri çok nettir. Emperyalistler onlar›n tefeci kurumlar› uflak egemen s›n›flar her zamankinden daha çok teflhir olmufl, gerçek yüzleri a盤a ç›km›flt›r. Son dönemlerde Arjantin, Brezilya, Venezuella ve Ekvador’da yaflananlar halklar›n öfkesini göstermesi bak›m›ndan ö¤reticidir. Keza 3 Kas›m seçimlerinde ülkemizde yaflananlar da emekçi halk›n tepkisini ve atan nabz›n› gözler önüne sermektedir. (Yararlan›lan kaynaklar 1 Ekim 2002 Milliyet, 8-10-2002 Cumhuriyet, 26-10-2002 Cumhuriyet Bilim ve Teknik.)

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

33


34

Daha büyük zaferler kazanmak için

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

Parti mücadelesinin 34. Y›ldönümü kutlamas› Genifl birleflik cepheyi legal anlamda kullanmak iktidardaki kli¤i alt etmek için yeterli olabilir. Ancak bir bütün olarak mevcut sistemi yok edemez. Bu sebeple silahl› mücadelenin ilkesel biçim olmas› ve komprador büyük burjuvazi ve toprak a¤alar› s›n›f›n›n birleflik s›n›f diktatörlü¤ünün bürokratik ve askeri mekanizmas›n› y›kmas› gerekmektedir. Halk Savafl› yürütmek ve zaferi silahl› güçlerle kazanmak kesinlikle gereklidir. Hakim iktidar sistemini y›kmak ve ABD emperyalizminin askeri müdahale ve sald›rganl›k yoluyla sistemini koruma plan›n› bozmak için tek yol budur.

Aç›klama: Filipinler Komünist Partisi’nin 34. Kurulufl Y›ldönümü vesilesiyle FKP-MK’n›n yay›nlad›¤› bildiri. Armando Liwanag Merkez Komite Baflkan› Filipinler Komünist Partisi 26 Aral›k, 2002 Merkez Komite ad›na, Marksizm-Leninizm-Maoizm rehberli¤inde yeniden kuruluflunun 34. y›ldönümü vesilesiyle Filipinler Komünist Partisi’nin tüm kadro, üye ve aday üyelerine en s›cak yoldafll›k duygular›m› iletiyorum. Ayn› zamanda Yeni Halk Ordusu(YHO)’nun k›z›l komutan ve savaflç›lar›na, tüm devrimci kitle aktivistlerine ve genifl halk kitlelerine en içten devrimci birlik duygular›m› sunuyorum. Parti ve devrimci kitlelerin büyüyen son zaferlerini kutlamama izin verin. fiehitlerimizi ve kahramanlar›m›z› onurland›rmam›za izin verin. Halka hizmet etmek ve Filipin devrimini ileriye tafl›mak için çözüm yöntemlerimizi yenilefltirmemize izin verin. ABD emperyalizmine ve yerel gerici s›n›flara karfl› Yeni Demokratik Devrimde daha büyük zafer-

ler kazanmak için mücadele etmemize izin verin. Deneyimlerimizi özetlemeye, gücümüzü ve uyan›kl›¤›m›z› de¤erlendirmemize ve bir bütün olarak Partinin ve ait oldu¤u birli¤in ve organlar›n görevlerini yerine getirmemize izin verin. Devrimci mücadelemizi yeni ve daha yüksek bir aflamaya yükseltmemize izin verin. Krizin her gün kötülefltirdi¤i koflullar Filipin ve dünya devrimini yükseltmek için uygundur. Bask› ve sömürü genifl halk kitlelerini haklar› ve ç›karlar› için savaflmaya itiyor. Proletaryan›n devrimci partileri ulusal kurtulufl, demokrasi ve sosyalizm için devrimci mücadelesinde halka önderlik etmek için göreve ça¤r›l›yor. EMPERYAL‹ST KR‹Z VE TERÖR‹ZME KARfiI SAVAfi 1989-91 sürecinde revizyonist rejimlerin çöküflü ve Sovyetler Birli¤i’nin da¤›lmas›ndan bu yana ABD emperyalistleri üç sivri uçlu sald›r›s›n› tamamlad›. Bunlar; sosyalist davan›n sona erdi¤ini ilan ederek ideolojik sald›r›, “Serbest Pazar” küreselleflme slogan›n› kul-


lanarak ekonomik sald›r› ve tek süper gücün arzu etti¤i Yeni Dünya Düzeni içinde pax Amerika’y› empoze etmek için politik askeri sald›r›. Tüm bu üç sivri uç, proletarya ve halk›n direniflini yükseltmektedir. Parti, tekelci kapitalizmin üzerinden “Serbest Pazar” küreselleflme perdesinin indirilmesinde; ve ayn› zamanda çürümüfl, can çekiflen ve derin-yerleflik krizle sars›lm›fl, sald›rganl›k savafllar› ve bask›c› rejimleri gibi terörizmin en kötü biçimlerini uygulayan emperyalizmin çirkin gerçe¤i üzerindeki tereddütleri a盤a vurmada önemli bir katk›da bulundu. Parti, devrimci mücadelenin çeflitli biçimlerindeki di¤er partilerle görüfl ve deneyim al›flverifli yapm›fl ve kendi mevcut durumuna uygun devrimci mücadele biçimlerini gelifltirme konusunda di¤er partileri cesaretlendirmifltir. Partimiz özellikle yar› feodal ve yar› sömürge ülkelerde halk savafl›n›n haz›rl›¤› ve gelifliminin teflvik edilmesine özel bir önem göstermektedir. Emperyalizmin revizyonist rejimler ve Sovyetler Birli¤i’nin da¤›lmas›n› fleytani bir zevkle izledi¤i 1989-91 sürecinden beri Partinin sosyalizmi infla etmede proletaryan›n tarihi misyonunu üstlenmesi ve Yeni Demokratik Devrime önderlik etmeye azimle devam etmesi büyük öneme sahiptir. fiimdi, Partimiz tüm dünya kapitalist sisteminin h›zla kötüleflen krizinden faydalanmada ve halk›n devrimci mücadelesine liderlik etmede en haz›r ve güvenilir partiler aras›ndad›r. Küresel kapitalizmin üç merkezi -ABD, Japonya ve Avrupa anakaras›- aç›kça krizle sars›lm›fl durumdad›r. Birkaç temel sanayiye sahip daha küçük kapitalist ülkeler daha ciddi bir flekilde sars›lm›flt›r. Fakat en ölümcül bir flekilde darbe alanlar bunlar›n d›fl›ndaki ülkelerin büyük ço¤unlu¤udur. Bunlar›n içinde

üçüncü dünyan›n yar› sömürge, yar› feodal ülkeleri ve revizyonist yönetimler alt›nda uzun süre geri kalm›fl ve aç›k kapitalizm alt›nda daha h›zl› bir flekilde kötüye giden ülkeler yer almaktad›r. Dünya emekçi s›n›flar› ve halklar›n s›rt›ndan kâr elde etme ivmesi ve “Serbest Pazar” küreselleflme slogan› ad› alt›nda bu kârlar›n birkaç emperyalist ülkede yo¤unlaflma ve merkezileflmesinin h›zland›r›lmas›, emekçi halk›n gelirini ve al›m gücünü düflürmeye ve küresel ulusal pazarlar›n daralmas›na hizmet etmektedir. 1989-1991 sürecinden beri, Japonya, Almanya ve eski Sovyet Bloku ülkeleri ekonomik durgunluk ve uzun resesyon dönemleri hastal›¤›na aç›kça yakalanm›flt›r. 1990’l› y›llarda ABD, di¤er kapitalizm merkezlerinin ve dünya kapitalist sisteminin geri kalan›n› eninde sonunda durduraca¤› beklenen büyümenin engellenemez motoru olarak ortaya ç›km›flt›. ABD yurtd›fl›ndan sermayesini çekti; bono ve hisse senetlerindeki yat›r›m patlamas›n› k›flk›rtt›. ‹leri teknolojili ürün ve hizmetlerde afl›r› üretimi teflvik etti. ABD s›f›r enflasyonla, yüksek teknolojili ürün ve hizmetlerin afl›r› üretim krizine kadar yüksek büyüme ve yüksek tüketimi varsayan “yeni ekono-

mi”yle övünüyordu. Mart 2000’den itibaren ise bu patlama kendini Büyük Depresyonu an›msatan, uzun bur iflasa b›rakt›. Bush rejiminin ABD ve küresel kapitalist krize önerdi¤i çözüm; daha fazla sermayenin özellikle askeri-sanayi komplekslerindeki tekelci flirketlere da¤›t›lmas› ve vergiden muaf tutma, yan kurulufllar›n araflt›rma ve gelifltirilmesi ve federal devletin sözleflmeleri sat›n almas› teflvikleriyle savafl üretiminin canland›r›lmas›d›r. “Serbest Pazar” küreselleflmenin bir bütün olarak iflas› üzerine, Bush rejimi savafl üretimi ve askeri harcamalar› canland›rarak askeri Keynesçilik içinde ekonomiyi ateflleyecek bir ç›k›fl yolu bulmay› arzu etmektedir. Rejim, bu çizgi üzerinde, 11 Eylül sald›r›lar›n› kullanarak sald›rganl›k savafllar›n› ve dünya çap›nda faflist politika ve yasalar›n› yürütmek için “terörizme karfl› savafl” histerisini k›flk›rtmaktad›r. Bush yönetimi, ABD içinde “Vatansever Hareket” ve di¤er sözde anti terörist kanunlar yoluyla afl›r› milliyetçili¤i -faflizmi- üretmektedir. Bunun ard›ndan da, ABD’nin yaln›zca sivil halk› bombalad›¤› ve hedef bir ülkeyi zorlamak için alt yap›y› sabitlefltirdi¤i sald›r› savafllar›n› kolaylaflt›rmak üzere emperyalist müttefikleri ve

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

35


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

36 uflaklar› aras›nda bask› dönemlerini yayg›nlaflt›rmaktad›r. 11 Eylül sald›r›lar› sonuç olarak, ABD’ye, sald›rganl›k savafl›yla Afganistan’› iflgal etmek imkan›n› vermifltir. Ayn› petrol h›rs›yla, ABD ayn› zamanda Asya’da terörizme karfl› savafl›n “ikinci cephesi”ni açmak üzere Basilan adas›ndaki haydut çetesi Ebu Sayyaf’› takip etme bahanesini kullanmaktad›r. Oysa ABD emperyalizminin gerçek hedefi Filipinler’deki stratejik pozisyonunu geniflletmek ve Güneydo¤u Asya’daki petrol ve do-

çareyi sivil topluluklar› ve alt yap›lar›n› bombalama veya bombalama tehditlerinde bulmaktad›r. Bu da halk›n afla¤›lanmas›na yol açmakta ve flimdiye kadar oldu¤undan daha öfkeli halk kitlelerinin direniflini do¤urmaktad›r. Dünya ezilen halklar›, ulusal kurtulufl ve demokrasi haklar›n› istemekte; sömürü, bask› ve savafllar›n yo¤unlaflmas›na, ABD hegemonyas›na karfl› direnmektedir. 3. dünyan›n birçok ülkesi, özellikle ABD’nin kendilerini “düzenbaz” ülkeler, “fler ekseni” veya potansiyel asi olarak nitelendirmesine kar-

¤al kaynaklar üzerindeki kontrolünü sa¤lamlaflt›rmakt›r. ABD, eski Çin fobisinden daha elveriflli bir bahane olarak El-Kaide fobisini icat etmifltir. Dünya, yeniden Irak’a karfl› tamamen ABD’nin sald›rganl›k savafl›n›n yeni bir raundunun efli¤inde bulunmaktad›r. ABD emperyalistlerinin amac› Irak’taki petrol kaynaklar›n›n kontrolünü direkt ele geçirmek ve ard›ndan Orta Asya üzerindeki kontrolünü sa¤lamlaflt›rmak ve Filistin ve Arap halklar›n› afla¤›lamakt›r. ABD emperyalistleri halklar› yeniden sömürgelefltirmek fakat ayn› zamanda kendi kay›plar›ndan kaç›nmak istemektedir. Bu yüzden

fl› ulusal ba¤›ms›zl›klar›nda ›srar ediyorlar. ABD ve emperyalist müttefikleri üçüncü dünya ve geri kalm›fl ülkelerde halk›n ezilmesi ve sömürülmesi konusunda hala ittifak halindedir. Ancak Japonya ve Bat› Avrupa, ABD’nin savafl tehdidinde bulunma, yürütme ve, petrol ve di¤er do¤al kaynaklar› tekelinde toplamak; pazarlar›, yat›r›m alanlar›n› ve stratejik noktalar› ele geçirmek üzere tek yanl› davranmas›na karfl› daha ihtiyatl› davranmaktad›r. Emperyalist ülkelerde de kitlesel iflsizlik, ücretlerin düflürülmesi ve sosyal haklar›n gasp›yla karfl› karfl›ya kalan iflçiler ve küçük burjuvazi aras›nda da kitlesel hoflnut-

suzluk mevcuttur. Emperyalist savafl, faflizm, flovenizm ve ›rkç›l›¤a karfl› halk›n direnifli geliflmektedir. Tekelci burjuvazi, proletaryay› bölmenin yollar›n› araflt›rmakta, suçu göçmenlere ve di¤er ülkelere yükleyerek krizdeki sorumlulu¤unu gizlemeye çal›flmaktad›r. Bugün emperyalist ülkelerdeki Komünist Partileri emperyalist savafllar› iç savafla çevirme göreviyle karfl› karfl›yad›r. BUNALIM VE BASKI Uzun zamand›r ülkemizin yar› sömürge, yar› feodal yap›s›n› muhafaza etmek isteyen ABD ufla¤› Macapagal-Arroyo rejiminin dünya kapitalist sisteminin derinleflen krizinden ç›k›fl yolu yoktur. Ekonomi uzun bir devlet bunal›m›na gömülmektedir. Ve rejim suskun halka sald›r›lar›nda flimdiye kadar oldu¤undan çok daha bask›c› hale gelmifltir. Temel sanayinin yoklu¤u her zamankinden çok telaffuz edilir olmufltur. Varolan tek sanayi olan ithalata ba¤›ml› sanayi de tümüyle devletle ayn› bunal›m›n›n içine girmifltir. Do¤u ihrac› yar› mamul ürünler ve reel gayr› menkul spekülasyon için afl›r› borçlanman›n sonucu olarak ortaya ç›kan, özel inflaat sektöründeki patlaman›n Güneydo¤u Asya mali krizinin yafland›¤› 1997’de sona ermesiyle büro ve evlerin bulundu¤u gökdelenler de boflalm›flt›r. Filipin ekonomisinin dünya pazar›na sa¤lad›¤› ifllenmemifl hammadde ve düflük katma de¤erli yar› mamuller, bunal›mdaki pazarlara oranla küresel bazda fazlad›r. Ekonomi esas olarak tar›msal olmas›na karfl›n ithalat›n›n serbestlefltirilmesi ve tar›m kimyasallar›, de¤irmencilik gereçleri, nakliyat ve benzinin ücretlerinin yüksekli¤i sonucunda tar›msal üretim düflmüfltür. Ticaret a盤›n› kapatmak için gerekli d›fl borçlar yetersiz durumdad›r. Ayn› zamanda ihtiyaç duyu-


lan borçlar›n tutar› büyümeye devam etmektedir. Geçmiflte Estrada gibi Macapagal-Arroyo da ekonomik faaliyetlerindeki baz› benzerlikleri gösterebilmek amac›yla alt yap› borçlar› için Japonya’ya yalvarmaya devam ediyor. Fakat gerçekte bu borçlar, daha a¤›r koflullar› da beraberinde getirmekte ve bürokratik çürümenin esas hedefi olan ekonomi için de büyük bir yük oluflturmaktad›r. Filipin ekonomisinin iflas›, ABD Dolar› ile ba¤lant›l› olarak Peso’nun de¤erinin iyice dibe vurmas›, ticaret ve bütçe a盤›n›n büyümesi ve iç ve d›fl devlet borçlar›n›n büyüme h›z›yla ilan edilmifltir. Macapagal-Arroyo rejimi emekçi kitlelerin ve orta sosyal tabakalar›n sömürüsünü a¤›rlaflt›rmaktad›r. Bu rejim, özel ve kamu kurulufllar› taraf›ndan gerçeklefltirilen kitlesel iflten ç›karmalar›, temel ürün ve fiyatlar›n yükseltilmesini, reel ücretlerde keskin indirimleri, sosyal haklarda kesinti ve fiyatlar›n afl›r› yükselmesini teflvik etmektedir. Ve devlet bu uygulamalar› sermaye sahiplerinin problemlerini çözmek ve “Serbest Pazar” ekonomisine istikrar sa¤lamak için gerekli ölçütler olarak düflünmektedir. Enerji ve suda özellefltirilmifl kamu kurulufllar›n›n büyük tekelci kapitalist sahipleri yüksek kârlar› elinde toplam›fl bulunmaktad›r. Tüketiciler ise bu flirketlerin kendilerine afl›r› fiyatlar için tazminat ödemelerini istemektedir. Zaten kötü durumda olan hizmetler daha da kötüleflmekte, buna ra¤men tüketicilerin ödemelerinin yükseltilmesi istenmektedir. Ulusallaflma ile flirketleri sözde tehdit eden Arroyo rejimi flimdi mevcut kârlar›n› nas›l koruyacaklar› ve müflterileri nas›l

kaz›klayacaklar› üzerine iflbirli¤i yapmaktad›r. Ölümcül durumda olan ekonomik kriz sosyal hoflnutsuzlukla sonuçlanmaktad›r. Rejim iflçilerin ücretlerin yükseltilmesi ve köylülerin toprak reformu talebini önemsemeyerek k›flk›rtmaktad›r. Di¤er sosyal tabakalar› da taleplerini görmezden gelerek zarara u¤ratmaktad›r. Hoflnutsuzluk tek tek sektörler ve di¤er sektörler taraf›ndan gerçeklefltirilen kitlesel protestolarla a盤a ç›kmaktad›r. Ekonomik kriz çeflitli politik krizlere de neden olmufltur. ‹ktidar sistemi ve ayn› zamanda iktidar koalisyonu içinde çeflitli klikler aras›nda keskin bir rekabet mevcuttur. Bürokratik ya¤ma için haz›r/kullan›fll› ulusal pasta öylesine küçülmüfltür ki iktidardaki kli¤in ganimeti tekellefltirme e¤ilimi, içerdeki itirazlar› da k›flk›rtmaktad›r. Gerici hükümetin çeflitli bölümlerindeki çürüme çok daha dizginlerinden boflanm›fl ve daha aç›k bir hal alm›flt›r. Halk› en çok nefret ettiren ise baflkanl›k çiftinin ve onlara en yak›n olanlar›n içinde bulunduklar› çürümedir. Yönetici koalisyon içinde homurdanmalar ve Ms MacapagalArroyo’nun 2004 seçimlerine kadar iktidar›n› korumakta zorlanaca¤› veya 2004’teki baflkanl›k seçimleri için “övgüye de¤er” bir kaç›fl yapaca¤› daha net görünüyor. Baflbakan yard›mc›s› Guingona da, Arroyo’nun 2004’ten önce de¤ifltirilmesi düflüncesine aç›k. De Venecia kli¤i ise Ms Macapagal-Arroyo için merhametli bir ç›k›fl yolu olarak anayasal de¤ifliklikle parlamenter sistemin adaptasyonunu önermektedir. Muhalefet partileri ve örgütleri flimdi rejimin yasa d›fl›l›¤›n› teflhir

etmek ve tümüyle rejimi gözden düflürmek için yapt›klar› kampanyalar›nda yo¤unlafl›yorlar. Estrada’n›n devrilmesinde ortaklaflan baz› güçler 2003’te Macapagal–Arroyo’yu defetmek üzere genifl bir birleflik cephe ve genifl bir kitle hareketi için kendilerini haz›rl›yorlar. Arroyo, halk ayaklanmas›yla iktidardan uzaklaflt›r›lamazsa bile 2003 seçimlerinden önce iyice zay›flat›lm›fl ve tecrit edilmifl olacak. Birçok insan Arroyo rejiminin halka karfl› yürüttü¤ü müthifl vahfli askeri sald›r›lar›n bir sonucu olarak 2004’teki halk seçimlerinden kendi kendini diskalifiye etti¤ine inan›yor. Rejim ABD’nin en vahfli emirlerini uyguluyor ve Bush’un “terörizme karfl› savafl” ve “karfl› taraf sald›rmadan sald›r› (önleyici savafl)” sloganlar›n› papa¤an gibi tekrar ediyor. Afla¤›l›k uflakl›k içinde rejim Filipin ulusal egemenli¤ini ve toprak bütünlü¤ünü ihlal etmekte ABD ile iflbirli¤i yapmaktad›r. Rejim ABD-RP Askeri Yard›m Anlaflmas›, Karfl›l›kl› Savunma Pakt› ve Ziyaretçi Güçler Anlaflmas› yetmezmifl gibi ABD-RP karfl›l›kl› Lojistik Destek Anlaflmas›na da raz› olmufl durumdad›r. ABD askeri güçleri istedi¤i gibi ve terörizmle savafl, tatbikat, e¤itim, belediye faaliyetleri vs. bahanelerle iflgal etmek için Filipinler’e girebilir. Bush yönetimi, ABD askeri güçlerini Filipinler’e sokmak ve yüksek teknolojili askeri araçlar›n› göstermek için CIA patentli haydut çetesi Ebu Sayyaf’a karfl› sözde anti-terör kampanyas›n› kullanarak Arroyo rejimiyle iflbirli¤i yapm›flt›r. Fakat yaln›zca yerli adan›n engebeli ve iyi örtülmüfl arazisini kullanan küçük bir çeteyi bile yok ede-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

37


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

38 bilecek yetersizli¤ini göstermede “baflar›l›” oldu. Emperyalist ve kukla askerler Partimiz taraf›ndan liderlik edilen ulusal çaptaki devrimci harekete karfl› daha kötü sonuçlar› yaflayabilirler. Arroyo yönetim grubu içinde ulusal savunmada ulusal güvenlik dan›flman› ve bar›fl görüflmelerinde görevli Kabine üyeleri rejimi bask›c› ve savafl yanl›s› bir do¤rultuda yönlendirdi. Filipin devleti ve Filipin Ulusal Demokratik Cephe aras›ndaki bar›fl görüflmelerini felce u¤ratt›lar ve ABD’den FKP, Yeni Halk Ordusu ve Filipin Ulusal Demokratik Cephe politik dan›flman› baflkan›n› ABD’nin terörist listesine al›nmas›n› istedi. Bu münasebetle hükümet ve Cephe’nin Güvenlik ve Dokunulmazl›k Garantisi Birlik Anlaflmas› ve di¤er anlaflmalar› ihlal ettiler. Onlar Macapagal-Arroyo’yu tüm savafl politikalar›nda ç›lg›nca davranmaya itiyorlar. ‹flçi ve köylülere karfl› askeri ve polisiye bask› kampanyalar›n› yükselterek ve Filipin Ulusal Demokratik Cephe delegelerine, dan›flmanlar›na, çal›flanlar›na ve yurtd›fl›ndaki destekçilerine bask› uygulayarak Filipin Ulusal Demokratik Cephe’yi teslim olmaya zorlayabileceklerini hayal ediyorlar. Bayan Muna’n›n yerel liderleri ve üyelerini kaç›rma, iflkence yapma ve katletme tertiplerinin arkas›nda da onlar vard›r. Ayn› zamanda gerici silahl› güçler ve ulusal polis kendilerini çeflitli politik liderlerle s›raya koyan veya kaçakç›l›k, uyuflturucu, kumar, fuhufl ve benzerlerini organize etmekte rekabet halinde olan asker ve polis flefleri aras›ndaki savafl taraftarlar›n›n varl›¤›n›n sonucu olarak savafl yanl›s› olarak durmaktad›r. Gerici yönetici politikac›lar, asker ve polis fleflerinin uflakl›¤› ve çürümüfllü¤ü halka kötü davranmaktad›r. Daha fazla kamu sermayesi asker ve polise tahsis edilmek-

tedir; halk ise özellikle Manila d›fl›ndaki bölgelerde kamu e¤itiminden, sa¤l›¤a, düflük ücretli evlere vb. fonlar›n kesintisine karfl› protestolar›n› yükseltmektedirler. Halk›n ekonomik, sosyal, kültürel, sivil ve politik haklar›n›n ihlalleri yo¤unlafl›yor. ‹flçilerin daha iyi ücret ve yaflam koflullar› talebi vahflice bast›r›lmaktad›r. Ayn› flekilde toprak isteyen köylü, örgütlü kitleler ve devrimci güçler taraf›ndan üstlenilen toprak reformu hareketini bast›rmak, yoksul köylülerin ve ulusal az›nl›klar›n topraklar›na ve toplumsal kaynaklar›na el koymak için büyüyen askeri ve politik seferberliklerle karfl›lanmaktad›r. Rejimin kuklal›¤›, çürümüfllü-

nin yar› sömürge, yar› feodal karakterine uygun çizgidir. Biz, Parti taraf›ndan oluflturulan genel çizgiyi takip etti¤imizde büyük politik zaferler kazand›k. Aksi durumlarda ciddi hatalara düfltük ve yaln›zca Özelefltiri Hareketi ve 2. Büyük Rektifikasyon Hareketi gibi rektifikasyonlar›n çözebilece¤i ciddi ters ak›nt›lara kap›ld›k. Marcos’un sanayinin geliflmesini ve toprak reformunu gerçeklefltirdi¤ine inanarak Filipinler’in yar› feodal yap›ya son verdi¤i fleklindeki yanl›fl ve tehlikeli düflünceyi elefltirdik ve reddettik. fiehirlerde silahl› ayaklanmay› silahl› mücadelenin ana biçimi oldu¤unu kabul eden “sol” oportünist çizgiyi ve

¤ü, yetersizli¤i ve vahflili¤i genifl halk kitlelerini isyana teflvik etmektedir. Gericiler aras›nda büyüyen çeliflkiler halka sistemin tamamen devrilebilece¤ini çünkü en dip köflesine kadar çürüdü¤ünü göstermektedir.

ayn› flekilde legal mücadeleyi mücadelenin temel biçimi kabul eden sa¤ oportünist düflünceyi kökünden söktük. Ayn› zamanda “Serbest Pazar” küreselleflme alt›nda ulusal egemenlik sorununun s›n›rs›z bir küresel ekonominin sözde geliflimi taraf›ndan ça¤ d›fl› olarak ifade edildi¤i yanl›fl ve ihanetçi düflünce üzerinden ulusal kurtulufl mücadelesinin modas›n›n geçti¤ini düflünen yanl›fl çizgiyi de elefltirdik ve reddettik. 2. Büyük Rektifikasyon Hareketi sayesinde yaln›zca “Sol” oportünist hatalara karfl› de¤il ayn› zamanda yanl›fl çizgilerinin baflar›s›zl›¤›n› “ajanlar›n derin etkisinin” ifli

YÜKSELEN DEVR‹MC‹ K‹TLE HAREKET‹ Parti, bafllang›c›ndan itibaren Filipinler’in somut koflullar›yla birlikte Marksizm-Leninizm-Maoizm’le bütünleflmifl ve bu sayede uzun süreli Halk Savafl› yoluyla Yeni Demokratik Devrimin genel çizgisini do¤ru olarak ortaya koymufltur. Bu çizgi yönetim sistemi-


olarak temellendirerek ajan histerisini körükleyen “Sol” oportünistlerin en kötüleri taraf›ndan ifllenen kanl› suçlar›n y›k›c› etkisine karfl› da galip geldik. 1992’de Merkez Komite taraf›ndan Rektifikasyon Hareketi bafllat›lmasayd›, karfl› devrimciler Partiyi ve bir bütün olarak devrimci hareketi enkaz haline getirecekti. Aç›kça burjuva liberalizm, Gorbaçov revizyonizmi ve Troçkist küçük burjuva devrimcili¤in kar›fl›k gevezeliklerini kullanan hainlere karfl› ideolojik ve politik mücadele esnas›nda, Partimiz kendini ideolojik olarak sa¤lamlaflt›rd›; sosyalizm hedefinin önemli savunucusu ve ulusal kurtulufl ve demokrasi amac› için örnek al›nacak lider ve savaflç›lar› olarak tan›nd›. Düflman›n mücadeleyi kaybetti¤imiz, çünkü art›k devrimci güçlerimizi finanse edecek büyük sosyalist ülkeler kalmad›¤› iddialar› yaln›zca komiktir. Revizyonist rejimlerin sosyalist, mali destek ve ilham kayna¤› oldu¤u s›¤ yalan›n› saçmal›k olarak kabul ediyoruz. Bizler proletaryan›n devrimci bir partisi olarak, modern revizyonizme karfl› MarksizmLeninizm’i çoktan onaylad›k ve devrimci mücadelemizde kendi gücüne güvenme ilkesini savunmaktay›z. Ülkemizde flehirleri k›rlardan kuflatma ve düflman güçlerini flehirlerde devirme kapasitesini kazan›ncaya kadar güç biriktirmeyi içeren Uzun Süreli Halk Savafl› stratejik çizgisini bir kez daha ilan ediyoruz. Silahl› devrimi yürütmek, anti feodal mücadeleyi baflar›ya ulaflt›rmak ve demokratik iktidar›n kitle örgüt ve organlar›n› infla etmek için halk›n temel örgütü olan Yeni Halk Ordusunu kurduk. fiu anda, YHO yüksek güçlü silahlar›yla profesyonel k›z›l savaflç›lar›ndan oluflan en az›ndan 3 tümen veya 9 tugay veya 27 tabura sahiptir. Buna ilaveten on binlerce halk

militan› ve kitle örgütlerinin yüz binlerce kendini savunma birimleri mevcuttur. K›z›l savaflç›lar›m›z, 800 belediye ve 70 eyaletin önemli bir k›sm›n› içeren 128 gerilla cephesine konumland›r›lm›flt›r. Her gerilla cephesi bir müfrezeden meydana gelen a¤›rl›k merkezine sahiptir. Nispeten daha da¤›n›k tak›mlar kitle çal›flmas› için yerlefltirilmektedir ve bunlar ileride silahl› propaganda timlerine bölünebilir. Bizler kararl› ve militan bir flekilde gerilla cephelerini sa¤lamlaflt›r›yor ve gelifltiriyoruz. Anti-feodal mücadeleye önem veriyoruz; çünkü köylü kitleleri aras›nda toprak için demokratik talebin yerine getirilmesinin yolu budur. Biz toprak rant›n› reddediyoruz, tefecili¤i ortadan kald›r›p, tar›m iflçilerinin ücretlerini art›raca¤›z. (bunda iflgücünü sat›n alan›n di¤er köylüler mi, toprak a¤alar› m› oldu¤unu da dikkate al›yoruz.) Köylülerin ürünleri için tar›m ürünlerinin fiyatlar›n› yükseltecek, tar›msal ve tali meslekleri gelifltirece¤iz. Nihai toprak reformu program›n› beklerken küçük reformlar gerçeklefltirmekteyiz. Atamalarla veya seçimlerle politik iktidar›n organlar›n› oluflturmaktay›z. Bu temelde köylü, iflçi, bal›kç›, kad›n, gençlik ve kültür aktivistlerinin kitle örgütlerini infla ettik. Toprak reformundan baflka; üretim, kitle e¤itimi, kendini savunma, sa¤l›k ve sa¤l›k koruma, kültürel faaliyet, halk içindeki çeliflkilerin çözümü vb. konularda kitle hareketlerini baflar›ya ulaflt›rabilmifltir. K›rl›k bölgelerde gerçeklefltirdi¤imiz kitle hareketleri, özellikle toprak reformu, bask› alt›nda tutulan ve sömürülen köylülerin kurtuluflunu sa¤lamakta ve onlara yetki vermektedir. Onlar k›rl›k bölgelerde kitle aktivistlerinin ortaya ç›kmas› için cesaretlendirildi. Ayn› zamanda flehir kökenli hareketten

kadro ve aktivistlerini etkiledi ve deneyim al›flverifli yap›ld›. K›r kökenli kitle hareketleri ve flehir kökenliler birbirlerini etkilemekte ve birbirini güçlendirmektedir. Tüm devrimciler, Markos zaman›nda oldu¤u gibi, flehir bölgelerinde faflist s›k›yönetim durumlar›nda kitle aktivistleri flehirlerden köylere yer de¤ifltirerek s›¤›nabilme ve buralarda devrimci kitle hareketine hizmet etme konusunda bilinçlidirler. Ulusal Birleflik Cephe’yi iflçi s›n›f› önderli¤inde silahl› devrimin bir silah› olarak kullanmak için kitle temelini ve deneyimini gelifltirdik. ‹flçi s›n›f›n›n temel ittifak› köylü s›n›f› hem anti feodal hem de ulusal kurtulufl ve demokrasi ve anti emperyalist mücadele için kitle temelini oluflturur. Emekçi kitlelerin temel ittifak›n› güçlendirerek düflman› izole etme, güçten düflürme ve ortadan kald›rma amac›yla her ad›mda ilerici güçlerin (flehir küçük burjuvazisi de dahil) birli¤ini; patriotik güçlerin (orta burjuvazi de dahil) ittifak›n› ve genifl birleflik cephe (gerici s›n›flar›n bölümleri de dahil) ittifak›n› infla etme konusunda daha iyi bir durumday›z. Filipinler’de yönetici kli¤i ortadan kald›rmak için ikinci kez genifl birleflik cepheyi kullan›yoruz. Birincisi; Markos’a karfl› anti faflist harekette, ikincisi ise Estrada’ya karfl› çürüme karfl›t› hareket. Macapagal-Arroyo yönetici kli¤ini 2004 Baflkanl›k seçimlerinden önce ortadan kald›rmak veya bu tarihte seçimleri kaybetmesini sa¤lamak için genifl birleflik cepheden yararlanabiliriz. Genifl birleflik cepheyi legal anlamda kullanmak iktidardaki kli¤i alt etmek için yeterli olabilir. Ancak bir bütün olarak mevcut sistemi yok edemez. Bu sebeple silahl› mücadelenin ilkesel biçim olmas› ve komprador büyük burjuvazi ve toprak a¤alar›

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

39


40

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

s›n›f›n›n birleflik s›n›f diktatörlü¤ünün bürokratik ve askeri mekanizmas›n› y›kmas› gerekmektedir. Halk Savafl› yürütmek ve zaferi silahl› güçlerle kazanmak kesinlikle gereklidir. Hakim iktidar sistemini y›kmak ve ABD emperyalizminin askeri müdahale ve sald›rganl›k yoluyla sistemini koruma plan›n› bozmak için tek yol budur. DAHA BÜYÜK ZAFERLER KAZANMAK ‹Ç‹N MÜCADELE ET Parti proletaryan›n ileri müfrezesi olarak teorik bilgisinin yüksek seviyesini ve devrimci bilinci yaln›zca Marksizm-Leninizm-Maoizm’in ideolojik çizgisinde kendisini infla etmeye devam etmekle sürdürebilir. Tüm parti üyeleri Filipinler’in somut koflullar› ve Filipin devriminin somut deneyimi ile bu proleter devrimci teoriyle bütünleflmenin bilincinde olmal›d›r. Tüm parti üyeleri Demokratik Halk Devrimi’nin program›nda 1. ve 2. Büyük Rektifikasyon Hareketinin dokümanlar›nda ve Merkez Komite’nin yay›nlad›¤› dokümanlarda ve Partinin çeflitli organ ve birimlerinde yay›nlanan deneyim ve derslerin özetlerinde uygulanan Marksist-Leninist durufl, bak›fl ve yöntemi anlamal›d›r. Tüm Parti üyeleri, Parti üyeliklerinin 1. y›l›nda ilk Parti e¤itiminden geçmelidir. Böyle bir e¤itimle, sorumluluk ve çal›flmalar›nda yeterli anlay›fl; ileride birimlerinde ve bofl zamanlar›nda okuma ve çal›flma yetene¤i kazan›rlar. Ard›ndan, orta seviye e¤itimi almal›d›rlar. Bu seviye Filipinler ve yurtd›fl›ndaki baflar›l› devrimci mücadelelerin ›fl›¤›nda deneyimlerinden ders ç›karabilmeleri amac›n› tafl›maktad›r. Sonra ileri seviye e¤itimine devam edebilirler. Bu seviye ise felsefe, ekono-

mi, sosyal devrim, devrimin strateji ve takti¤i ile uluslararas› komünist hareketin tarihi konular›ndaki bilgilerini derinlefltirme amac›n› tafl›r. Parti silahl› mücadele ve birleflik cephe çal›flmas› sayesinde sa¤laml›¤›n› art›rm›flt›r. Böylece silahl› devrimci hareketin h›zla ilerlemesine liderlik etmek için çok yönlü yetenek kazanm›flt›r. Merkez Komitesi, Bölge Parti Komiteleri, Parti komiteleri ve gerilla cephelerindeki YHO komutanlar›n›n güçler dengesini önceden hesaplama, düflmandan fayda sa¤lama olanaklar› üzerine çal›flma kapasiteleri içinde istihbarat çal›flmas› ve taktik sald›r› planlayabilmeleri için tüzük yay›nlam›flt›r. Kitle çal›flmas›n›n önemini yads›mayan bir ölçüde taktik sald›r›ya giriflmemize izin verin. Verili herhangi bir zamanda, mevcut kitle temeli ve silahl› güç, tutuklama operasyonlar›yla veya pusularla düflmandan daha fazla silah ele geçirmek için taktik sald›r›lara izin vermektedir. Taktik sald›r›lar›m›z›n baflar›s› temel olarak olumlu politik sonuç ve ele geçirilen silahlarla

ölçülmelidir. Halk ve YHO, ABD-Arroyo rejiminin tüm savafl politikalar›yla ve anti terörizm ad› alt›nda artan askeri müdahaleleriyle savaflmak için halk savafl›nda yo¤unlaflmal›d›r.

Dünya kapitalist sisteminin her gün kötüleflen krizi ABD emperyalizmini sald›rganl›k savafllar› yürütmeye ve devlet terörünü yükseltmeye teflvik etmektedir. Tüm bunlar emperyalizm ve tüm gericilik için ölümcül olan daha büyük halk direniflini ve devrimci mücadeleleri do¤urmaktad›r. ‹flçi ve köylülerin temel ittifak› anti feodal ve ulusal kurtulufl mücadelesi için büyük kitle temeli sa¤lamaktad›r. ‹lerici, patriotik ve genifl fakat karars›z ittifaklar›n her çeflidi devrimci güçlerin sa¤laml›¤›n› ve etkisini büyütmek için kullan›lmal›d›r. Macapagal-Arroyo rejiminin karfl›s›nda, rejimi ortadan kald›rma veya 2004 baflkanl›k seçimlerinde baflar›s›zl›¤a u¤ratmak amac›yla genifl birleflik cephenin geliflimini ilerletmek için bir f›rsata sahibiz. Filipinler’deki mevcut geçici kriz ortam› silahl› mücadeleyi ve birleflik cephenin geliflimini ilerletmek için uygun koflullar› sa¤lamaktad›r. Parti, demokratik merkeziyetçilik örgütsel ilkesiyle yönetilmektedir. Sorunlar›n demokratik bir tart›flmas›ndan sonra kararlar› yaflama geçirmede birleflmeli ve kararl› olmal›y›z. Bu kararlar, yeni gerçekler temelinde ve devrimci deneyimlerden ç›kan geliflmeler üzerinden yeni kararlar bunlar›n yerini al›ncaya kadar geçerlidir. ‹flçi ve köylülerin s›k› ba¤lar›yla ulusal çapta bir Partiyi infla etmeye devam etmeliyiz. Emekçi kitlelerden e¤itimli gençli¤e kadar Parti üyelerini bütünlefltirmeliyiz. Filipinler devriminin mevcut aflamas›n›n ard›ndan; sosyalist devrim ve inflay› gerçeklefltirecek, emperyalizmin küresel olarak yok edilmesine katk›da bulunmaya devam edecek ve nihai hedef komünizme ulaflaca¤›z.


41

Siyasi Büro, partinin ideolojik ve politik önderiyse, o politika üretecekse, ideolojik mücadele yürütecekse, o organ üyeleri araflt›rma, inceleme yapmaya zaman ay›rmal›d›r. Önemli olan kitlelerin ve partinin sorunlar›ndan, onlar›n ruhundan, özlem ve isteklerinden kopmamas›d›r. Bu da ancak, kitlelerin sorunlar›n› iyi bilmesi, ruhunu hissetmesi ve bunlar› derin bilimsel araflt›rmalarla çözümleyip do¤ru politikalar ortaya koymas›yla mümkün olabilir. Esas sorun buradad›r. Bunun yerine, biçimsel nedenler içinde sorunun esas›n› aramaya kalkmak, bofla kürek çekmek olacakt›r.

PART‹DE ÖNDERL‹K SORUNU Önderlik sorunu partide bir türlü çözülemeyen sorunlar›n bafl›nda gelmektedir. fiimdiye kadar çok zaman üzerinde duruldu, yaz›ld›, çizildi ama bir türlü çözülemedi. Parti, halen bu sorunu çözüp, oturmufl bir önderlik oluflturamaman›n ac›s›n› çekiyor. Parti kadar önderlik sorunu üzerinde duran, daha fazla önderlik de¤ifltiren yoktur herhalde. Bu gerçekli¤in hem sevinilecek hem de üzülecek yönü var. Sevinilecek yönü fludur; önderli¤e gelebilecek kadro yetifltirilmesi. Ama bunun bir de zorunluluk yan› var. Hak etmedi¤i veya o niteliklere sahip olmad›¤› halde zorunlu olarak önderli¤e getiriliyor, ya da o kadrolar önderlik görevini üstlenmek zorunda kal›yor. Tabi ki o nitelikte birikim ve tecrübeye sahip olmayan kadrolar, k›sa sürede “baflar›s›z” ilan ediliyor. Böylece ya önderlikten al›n›p geriye çekiliyor, ya da kendileri bunal›ma girip mücadeleyi b›rak›yor. Burada suçu hep o kadrolara bulmak do¤ru de¤ildir. ‹nsanlar› kald›ramayaca¤› a¤›r bir yükün alt›na sokarsan›z, o yükün alt›nda ya ezilir ya da sakatlan›r. Partide her ikisi de yaflan›yor. Bu da, bize, önderlik sorununun hala çözülemeyen

önemli bir sorun oldu¤unu, önderli¤in her aç›dan oluflturulamad›¤›n› ve korunamad›¤›n› gösteriyor. Bu sorun ba¤lam›nda üzülecek yan önderlik seviyesine gelmifl veya getirilmifl kadrolar›n çok s›k de¤ifltirilmesidir. Görevini yapamayan, onun sorumluluklar›n› tafl›yamayan, a¤›r görevleri kald›ramayan, üretemeyen, kendisini gelifltiremeyen, de¤iflip dönüflemeyen her kim olursa, elbette, görevinden al›nacak ve yerine daha iyi olan önder nitelikli kadrolar getirilecektir. Ona bir itiraz›m›z olamaz. Ancak esas sorun bu de¤il, sorun partide bu de¤iflimin ve mücadeleyi b›rakmalar›n çok s›k olmas›d›r. Bu sorun özgülünde üzerinde esas durulmas› gereken nokta ise, o kadrolar›n de¤iflmesi ve mücadeleyi b›rakmas›ndan çok, niçin o nitelikte ve yetersiz kadrolar, hak etmedikleri halde öylesine önemli görevlere getiriliyor ve mücadeleyi b›rak›yor. Partinin beyni diyoruz önderli¤e. Beyin böyle ise kim bilir bünye nas›ld›r, diye soru geliyor akla. Görülen o ki, esas sorun bünyede, çünkü o bünye ancak böyle beyin ç›kar›yor. Her ikisi birbirini etkiliyor ve besliyor, ikisini birbirinden ay›rmak mümkün de¤ildir. Parti aç›s›ndan bünye-beyin iliflkisi çok iyi

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

Parti ve Örgütlenme-8


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

42 sorgulanmal›d›r. Bu ifl, öyle basitçe geçifltirilecek, s›k s›k önderlik de¤ifltirilerek çözülecek kadar basit de¤ildir. Partide yerleflmifl, kökleflmifl ve irade taraf›ndan kabul edilmifl yaz›l› halde bir önderlik politikas› yoktur. Netleflmifl yaz›l› halde bir önderlik politikas› olmad›¤› için, göreve her yeni gelen önderlik, kendi bildi¤ince uygulama yapmak zorunda kal›yor. Dolay›s›yla, Merkez Komitesi gibi bir organa o niteliklere uygun olmayan ve hak etmemifl kadrolar seçilebiliyor. Böylesi bir bileflime sahip olan organ görevini hakk›yla yapabilir mi? Böylesi bir organdan kim ne bekleyebilir? Bir de çal›flma yöntemi, tecrübe birikimi yoksa, üyeler ve kadrolar ö¤renme, bunun yol ve yöntemlerini bulma konusunda kendi bildi¤ini uyguluyorsa, elefltiri ve önerileri kulak arkas› ediyorsa, elbette baflar›s›z olacakt›r. Burada söylenenler sadece bir dönem veya bir organ için de¤ildir. Her dönem ve her organ için flu veya bu oranda geçerlidir. Baz› dönemlerin biraz daha iyi, baz›lar›nda biraz az, biraz çok olmas› sonuçta irade ve önderlik anlam›nda birfley de¤ifltirmiyor. Peki partide neden hala önderlik sorunu yaflan›yor, önder niteliklere sahip kadrolar› niçin koruyam›yoruz? Bu soruya verilecek do¤ru ve doyurucu bir cevap, ayn› zamanda, partinin bir gerçekli¤inin gözler önüne serilmesi olacakt›r. Önderlik sorunu; Birincisi, asl›nda parti sorununun hâlâ çözülememifl olmas›n›n, ‹kincisi, önderli¤in partinin beyni oldu¤u gerçe¤inin bilince ç›kar›lamam›fl olmas›n›n, Üçüncüsü, do¤ru bir önderlik politikas› oluflturup onu ›srarla uygulamaya çal›flmaman›n, Dördüncüsü, partide örgütlenme ve çal›flma tarz›n›n tam olarak çözülememifl ve oturmam›fl olmas›n›n, Beflincisi, denetim mekanizmas›n›n ve rapor sisteminin sistemli ve

düzenli bir biçimde uygulanmam›fl olmas›n›n, Alt›nc›s›, partide, kadrolar aras›nda do¤ru ve isabetli bir seçim yap›lmamas›n›n, kadro yetifltirme ve e¤itimine önem verilmemesinin, yani do¤ru bir kadro politikas› uygulanmam›fl olmas›n›n, Yedincisi, önderli¤in parti taraf›ndan iyi korunamam›fl olmas›n›n bir ürünüdür. Partide önderli¤in sürekli de¤iflmesi önemli sorunlar yarat›yor. Bir önceki önderli¤i “oportünist” ya da “revizyonist” ilan ederek inkar eden Konferans taraf›ndan seçilen yeni önderlik, bu anlay›fl ve kavray›fl içinde ifle bafll›yor. Bir önceki önderli¤in “baflar›s›z” ilan edilerek de¤ifltirilmesi, partide, adeta bir gelenek haline geldi. Bir önceki önderli¤in birçok eksik ve yanl›fllar› bulunabilir ve hatta “oportünist” ve “revizyonist” de olabilir. Ancak, bu, onlar›n tümden inkar edilmesini getirmez. Do¤ru tav›r fludur; Konferansta önderli¤in tüm icraatlar› ve politikalar›, ald›¤› kararlar ve yay›nlad›¤› talimatlar irdelenmeli, eksik ve yanl›fllar›yla beraber olumluluklar› masaya yat›r›lmal›, eksi ve art›lar› ortaya konmal›, bunlar›n nedenleri do¤ru ve ikna edici bir biçimde aç›klanmal›d›r. Onu inkarc› bir biçimde ele almak do¤ru bir tav›r olmad›¤› gibi, asl›nda iflin kolay›na kaç›lmas› da do¤ru de¤ildir. Sorun yeterince irdelenmiyor, objektif ve subjektif nedenler yeterince gün ›fl›¤›na ç›kar›lm›yor. Böylece bir sonraki Konferansta, kendi inkarlar›n›n maddi zemini henüz ortadayken at›lm›fl olunuyor. Asl›nda sorunun bu boyutunun fark›na ciddi anlamda var›lm›yor. Önderli¤i de¤erlendirme, icraatlar›n›, eksik ve yanl›fllar›n›, olumluluk ve olumsuzluklar›n› ele al›p onlardan ders ve tecrübe edinmenin yöntemi yanl›flt›r. Elbette yanl›fl bir yöntemden do¤ru bir sonuç ç›kmaz. E¤er ç›karsa o bir tesadüftür. Yanl›fl bir yöntemle bafllan›p devam ediliyor ve bir sonraki süreçte yap›lan Konferansta, bu defa, inkar edilen

inkar ediliyor. ‹nkar›n inkar› veya tasfiyecili¤in tasfiyecili¤i gerçekleflmifl oluyor. Bu pratik, diyalekti¤in “yads›man›n yads›nmas›” teorisinin parti içinde somut olarak uygulan›fl›d›r. Ancak, bu, do¤ru ve yerinde de¤il, eksik veya yanl›fl flekilde bir uygulan›flt›r. Böyle bir yöntem ve politika sonucu önderli¤e yeni gelen bir kadro, partiyi daha iyi tan›maya ve bütünlük içinde kavramaya bafll›yor. Bir süre sonra ise, ya de¤ifltiriliyor, ya yakalan›yor, ya flehit düflüyor, ya da mücadelenin zorlu¤una dayanamay›p kendisi ayr›l›yor. Önderlikte baz› de¤iflmelerin olmas› çok normaldir, ancak bu de¤iflim, partide, normalin de ötesinde oluyor. ‹flte normal olmayan bu yan› ortadan kald›rmak gerekiyor. Partide, varolan sorunlar› iyice gören ve kavramayan, önderli¤e yeni gelmifl kadrolar, o sorunlar› aflma ve çözme konusunda yeterince baflar›l› olam›yor. Çünkü sorunlar›n üzerine cesaretle ve kararl›l›kla gidemiyor. Uzun vadeli bir sab›r gösteremiyor. Bunun üç esas nedeni var. Birincisi, kendine olan güveni yeterli de¤il. Düflüncelerinin do¤rulu¤una tam olarak inanm›yor veya onu savunup pratikte baflar›l› olmas›n› bekleyecek sabr› gösteremiyor. ‹kincisi, partide taban bask›s› biraz fazla oldu¤u için o bask›ya gö¤üs gerecek cesarete ve ideolojik dirence sahip de¤il. Böyle olunca, önderlikte yer alan üyeler, k›sa zamanda do¤ru bildi¤i yoldan ya dönüyor ya da o bask›ya dayanamay›p önderlikten ayr›l›yor. Üçüncüsü, önderli¤e yeterince yard›mc› olunmuyor. Sürekli elefltiriliyor, ama o elefltiren organlar ve tek tek üye ve kadrolar önderli¤e yard›mc› olmak için elinden geleni yapmad›¤› gibi kendi görevlerini de hakk›yla yapm›yor. Önderlik yaln›z kal›yor, bir de kendisi yetersiz olunca sorun iyice büyüyor. Partide herfleyi üstten bekleme anlay›fl› var. Bu anlay›fl; parti organlar›n›n görev ve sorumluluklar›n›,


önderli¤in ve kendi fonksiyonlar›n› yeterince kavrayamaman›n bir sonucudur. Önderli¤i nitelikli k›lan ve tüm fonksiyonlar›n› oynamas›n› sa¤layan bizzat partinin kendisidir. Tek bafl›na önderlik pek birfley yapamaz ve tüm fonksiyonlar›n› oynayamaz. Yard›mc› olunmayan ve altlardan desteklenmeyen bir önderli¤in fazla birfley yapamayaca¤› ve pek baflar›l› olamayaca¤› iyi kavranmal›d›r. Bu anlay›fl›n kavranmamas› üye ve kadrolar› üretken ve yarat›c› olmak yerine edilgenli¤e ve bürokratik davranmaya itiyor. Oysa önderlik, üyeler ve kadrolar bir bütündür. Hepsi bir bütünün, yani partinin olmazsa olmazlar› aras›ndad›r. Herkes ve her organ kendi fonksiyonunu, devrim ve parti için önemini ve gereklili¤ini kavramal› ve kendi gücünün bilincine varmal›d›r. Bu yap›lmadan, bu tür sorunlar› aflmak mümkün de¤ildir. Önderlik sorununda partide varolan bir baflka yanl›fll›k ise, Siyasi Büro’ya bak›fl ve onun niteli¤iyle ilgilidir. Partide Siyasi Büro hakk›nda teorik olarak do¤ru fleyler söyleniyor. Ancak prati¤e bakt›¤›m›zda ge-

nellikle tersi oluyor. Siyasi Büro niteli¤ine ve ifllevine uygun hareket etmiyor veya edemiyor. Çünkü Siyasi Büro üyelerinin birço¤u, organ›n niteli¤i ve ifllevine uygun niteliklere sahip de¤ildir. Siyasi Büro’da yer alan üyeler genellikle araflt›r›c›, inceleyici ve üretici niteliklere sahip kadrolardan oluflmuyor. Bu, bir yerde kadro sorunundan, bir yerde ise anlay›fl ve soruna bak›fl aç›s›ndan kaynaklan›yor. Önderlik niteliklerine uygun yeter say›da kadro yetifltirilemiyor. Kadrolar k›sa sürede baflar›l› olam›yor. Bu durumda elbette baflar›l› olunamaz. Sonuçtaki bu baflar›s›zl›ktan normalde esas olarak önderlik sorumludur. Ancak, önderlik niteliklerine sahip olmayan kadrolar› o göreve getiren parti iradesinin bunda hiç sorumlulu¤u yok mudur? Elbette vard›r. Okuyup araflt›rmayan bir üye ve kadroya önder de desek, o kadro kitle içinde de çal›flsa, s›n›f mücadelesi içinde görevlerini tam olarak yerine getiremeyecek, böyle bir “önder kadro” teoriyi ikinci plana, prati¤i birinci plana alarak hareket edecektir. Siyasi Büro, partinin ideolojik ve politik önderiyse, o politika ürete-

cekse, ideolojik mücadele yürütecekse, o organ üyeleri araflt›rma, inceleme yapmaya zaman ay›rmal›d›r. Önemli olan kitlelerin ve partinin sorunlar›ndan, onlar›n ruhundan, özlem ve isteklerinden kopmamas›d›r. Bu da ancak, kitlelerin sorunlar›n› iyi bilmesi, ruhunu hissetmesi ve bunlar› derin bilimsel araflt›rmalarla çözümleyip do¤ru politikalar ortaya koymas›yla mümkün olabilir. Esas sorun buradad›r. Bunun yerine, biçimsel nedenler içinde sorunun esas›n› aramaya kalkmak, bofla kürek çekmek olacakt›r. Siyasi Büro ile parti taban› ve kitleler aras›nda, sa¤l›kl› bir iflleyifl mekanizmas›n›n sa¤lanmas›n›n bir yolu, Siyasi Büro ile parti ve kitle aras›nda görev yapan organlar›n oluflturulmas›, onlar›n görev ve sorumluluklar›n› tam olarak yerine getirmesi, SB’nin alttan ve kitlelerden sürekli beslenmesidir. Bu olduktan sonra, Siyasi Büro, görevini daha rahat yapabilecek, ifllevine uygun hareket etme inisiyatifi kazanacak, somut koflullara uygun do¤ru politikalar› zaman›nda saptayacak ve gerekli kararlar› alacakt›r. Partinin di¤er tüm alt organlar› görev ve sorumlulu¤unu yapt›ktan sonra, Siyasi Büro ifllerini yapm›yorsa, yapam›yorsa, iflte o zaman tek bafl›na Siyasi Büro, dolay›s›yla Merkez Komitesi sorumludur, hesab› da bu organdan sorulmal›d›r. Parti yapm›yorsa, o zaman Siyasi Büro’nun kendisi, partinin yapmas› için kendi üzerine düfleni yapmal›d›r. Bugün partide tek tek kadrolar›n genelde tecrübesiz ve yetersiz oldu¤u biliniyor. Ama s›n›f mücadelesi de kimseyi beklemiyor. O halde bu sorunun giderilmesi için do¤ru bir yöntem ve çal›flma tarz› uygulanmal›d›r. Yetersiz kal›nd›¤› veya gücün yetmedi¤i yerde parti iradesine baflvurularak bu eksiklik giderilebilir. Yani tek tek üye ve kadrolar›n veya organlar›n yetmedi¤i yerde partinin kolektif gücü harekete geçirilmelidir. “Bu bizim yetkimizdedir, karar veririz parti uygular” mant›¤› sakatt›r ve baflar›s›z olmaya

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

43


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

44 mahkumdur. Burada sorun yetki sorunu de¤ildir, en do¤ruyu bulup uygulamak, yeterli hale gelmek ve partinin kolektif gücünü harekete geçirerek siyasi canl›l›k yaratmak ve ayn› zamanda üye ve kadrolar› e¤itmektir. Yanl›fl anlay›fl ve mant›klar›n uygulanmas› sonucu do¤acak olumsuz sonuçlar›n veya baflar›s›zl›klar›n ac›s›n›, sadece sorumlu organ çekmeyecek, genelde tüm parti çekecektir. Merkez Komitesi ve Siyasi Bürosu, yapaca¤› toplant›lar›n verimli geçmesi ve daha iyi kararlar alabilmesi için, organ üyelerine toplant› gündemlerini daha önceden bildirmeli, üyelerin bu gündem konular›yla ilgili haz›rl›k yaparak toplant›ya gelmeleri sa¤lanmal›d›r. Haz›rl›k yap›lmadan yap›lacak toplant›lar zaman›n›n uzamas›na ve toplant›n›n verimsiz geçmesine neden olur. Do¤al olarak partinin ihtiyaçlar›na ve beklentilerine cevap veremez. Bu durumun hep böyle sürmesi halinde önderli¤in parti üzerindeki a¤›rl›¤› ve sayg›nl›¤› azal›r, giderek s›radan bir organ konumuna düfler. Önderlik, tespit etti¤i politikalar› ve ald›¤› kararlar› sadece k›sa aç›l›mlarla açmakla yetinmemeli, onlar› kavrat›c› tarzda geniflçe ele almal›d›r. Genelde bu hep böyle oluyor. Çok k›sa aç›l›mlarla yetinilebiliyor, kararlar ise bazen birkaç cümle ile geçifltiriliyor. Oysa al›nan kararlar›n uygulanmas›, tespit edilen politikalar›n pratikte yaflam bulabilmesi için, üye ve kadrolara kavrat›lmas› gerekir. O da ancak genifl aç›l›mlarla mümkün olabilir. Kavranmayan ve yeterince anlafl›lmayan bir karar veya politika istense de yeterince uygulanamaz. Bunlar›n hayata geçmesinin garantisi, birincisi, somut flartlara uygun olmas› ve sorunlara çözüm getirecek bir özellik arzetmesi, ikincisi, onlar› uygulayacak organlar›n ve tek tek üyelerinin konu somutunda kafalar›n›n aç›k olmas›d›r. Önderlik ve önderlik sorunuyla ilgili buraya kadar yap›lan de¤erlen-

dirmelerden flu sonuçlar› ortaya koyabiliriz: Parti’de önderlik sorunuyla ilgili nedenler ortadan kald›r›lmal›, irade taraf›ndan kabul edilmifl ve yaz›l› hale getirilmifl, do¤ru bir önderlik politikas›na sahip olunmal› ve önderli¤in baflar›l› olmas› için flunlar yap›lmal›d›r. Birincisi, s›n›f mücadelesine ve sürece iliflkin taktik politikalar› somut ve hayata uygulanabilir tarzda tespit etmeli, ‹kincisi, bu mücadeleyi yürütecek örgütlenmeyi Marksist-Leninist-Maoist ilkelere uygun hale getirmeli, tespit etti¤i taktik politikay› uygulayacak tarzda, gerekiyorsa yeni düzenlemelere gitmeli, eldeki güçleri verimli ve reel bir biçimde kullanmal›, Üçüncüsü, parti içi ideolojik

ÖNDERL‹⁄‹N KORUNMASI Parti, kadro politikas›nda oldu¤u gibi, önderlik politikas› yan›nda bir de, önderli¤in korunmas› için bir politikaya sahip olmal›d›r. Bu politika en az önder kadro yetifltirmek kadar önemlidir. Yetifltirilen önder kadrolar› korumad›ktan sonra, istedi¤iniz kadar önder kadro yetifltirin, parti sürekli önder kadro s›k›nt›s› çekecektir. Parti her zaman önderli¤ine sahip ç›kmal› ve onu iyi korumal›d›r. Genelde tüm üye ve kadrolar korunmal›, ancak önderli¤in korunmas›na özel bir önem verilmelidir. Parti, üye ve kadrolar›na partiyi ve özellikle önderli¤i koruma ve onu sahiplenme bilinci ve ruhu vermelidir. Kadro politikas›nda oldu¤u gibi, önderli¤in korunmas›n› da iyi anla-

Yetersiz kal›nd›¤› veya gücün yetmedi¤i yerde parti iradesine baflvurularak bu eksiklik giderilebilir. Yani tek tek üye ve kadrolar›n veya organlar›n yetmedi¤i yerde partinin kolektif gücü harekete geçirilmelidir. “Bu bizim yetkimizdedir, karar veririz parti uygular” mant›¤› sakatt›r ve baflar›s›z olmaya mahkumdur. mücadeleyi yürütmeli, hangi süreçte hangi ideolojik hastal›klar›n öne ç›kt›¤›n› do¤ru tespit ederek ideolojik anlamda okun sivri ucunu ona yöneltmeli, rastgele ideolojik hastal›klar› s›ralayarak güçleri yetersiz ve zamans›z kullanmamal›, irade ve eylem birli¤ini güçlendirmek için parti içinde ideolojik ve siyasi yaflam› canl› tutmal› ve bunlar›n gerçekleflmesine önem vermeli, Dördüncüsü, geçmiflte yaflanan tecrübelerden ö¤renmesini bilmeli, “geçmifli olmayan›n gelece¤i olmaz” anlay›fl›ndan hareketle, geçmifl tecrübelerden ders ç›kararak onu teorilefltirmeli, günümüze ›fl›k tutacak ve do¤ru bak›fl aç›s› kazand›racak tarzda ele almal›, Beflincisi, eksik ve zay›f yanlar›n› iyi bilmeli, onlar› güçlü hale getirmek için tecrübeli kadrolara dan›flmaktan, onlarla görüfl al›flverifli yapmaktan çekinmemelidir.

mak ve do¤ru uygulamak gerekir. Koruma deyince, bu, salt düflmandan korumak biçiminde ele al›nmamal›, bununla beraber anti-Marksist-Leninist-Maoist ideolojik ak›mlara karfl› da korumak gerekti¤i ak›ldan ç›kar›lmamal›d›r. Devrimci mücadelede, s›n›f düflman› olan egemen s›n›flar, Komünist Partileri aç›s›ndan önderli¤in önemini iyi bildi¤i için, sürekli olarak önderli¤e sald›r›r, onlar› toptan veya tek tek bulup imha etmek için elindeki tüm olanaklar› kullan›r. Düflman›n bu konuda kazand›¤› tecrübeler, gelifltirdi¤i yeni yöntemler ve kulland›¤› teknolojik yenilikler dikkate al›nd›¤›nda, önderli¤in korunmas› konusuna daha bir özen ve dikkat göstermek gerekir. fiimdi art›k düflman, tespit etti¤i üye ve kadrolar› hemen alm›yor, onlar› takip etmek suretiyle daha fazla alana yay›lmak, daha çok kadroyu a盤a ç›-


karmak ve özel olarak da, önderlikte yer alan kadrolara ulaflmak için sab›rla çal›fl›yor. Kendince belli bir avantaj yakalad›¤› noktada ve uygun gördü¤ü bir zamanda bafllatt›¤› bir operasyonla, ya katlediyor ya da sa¤ yakalay›p iflkenceden geçirerek hapishaneye t›k›yor. fiüphesiz, katledilen veya hapishaneye t›k›lan önderlerin yeri yenileri taraf›ndan doldurulur, ancak bu zaman al›yor ve o süre içinde bir boflluk do¤abiliyor. Bu bofllu¤u zaman geçirmeden doldurmak için sürekli yeni önder nitelikli kadrolar yetifltirmek gerekir. Fakat buna ra¤men her zaman ve ayn› seviyede o bofllu¤u doldurmak mümkün olmayabilir. En iyisi ve do¤ru olan› önderlikten kay›p vermemektir. Ancak bu, illegal ve zor flartlarda ve özellikle silahl› mücadele yürüten partiler aç›s›ndan pek mümkün de¤ildir. Parti, hiçbir zaman, kay›p verilmez anlay›fl›na göre hareket etmez ve etmemelidir. fiimdiye kadar yaflanan pratik gösterdi ki, önderli¤in korunmas› politikas›nda yap›lan yanl›fll›klar bir yana, her zaman ve hiç beklenmedik anlarda kay›plar verilmifltir. Bu bir yerde mücadelenin getirdi¤i do¤al kay›plard›r. Önemli olan partinin verece¤i kay›plar› asgariye indirmek, verildi¤i zamanlarda bile bunun mücadeleyi fazla aksatmas›n› ortadan kald›rmakt›r. Önderli¤in ve önder kadrolar›n korunmas›, partide, kal›c›, süreklili¤i sa¤lanm›fl ve tecrübeli bir önderlik oluflturman›n yollar›ndan birisidir. Parti, önderli¤ini, yani beynini iyi korumal›d›r. Önderli¤in korunmas› ayn› zamanda partinin korunmas›d›r.

DENET‹M Denetim, Komünist Partilerin uygulad›¤› demokratik bir yöntemdir. Politika belirlenip kararlar al›nd›ktan sonra art›k esas sorun bunlar›n uygulanmas›d›r. Kararlar›n uygulan›p uygulanmad›¤›n› görmek ve uygulanmam›flsa bunun nedenlerini anlamak için devreye denetim mekanizmas› girmelidir. Denetimin önemini ve gereklili¤ini çok iyi bilen Lenin 1919 y›l›nda flunlar› söylüyor. “Emirlerin gerçekten uygulan›p uygulanmad›¤›n› kontrol etmek, iflte esas görev budur.” (abç) “Kiflilerin denetlenmesi ve gerçek uygulaman›n kontrolü, iflte flimdi tüm çal›flman›n tüm politikan›n canal›c› noktas› budur, ge-

ne budur ve yaln›zca budur.” (abç) (145) Denetim partide çal›flma tarz› içinde yer al›r ve denetimsiz bir parti yaflam› düflünmek mümkün de¤ildir. Denetim, partide gelip geçici veya arada bir uygulanan olay de¤ildir, o bir sistemdir, bir mekanizmad›r. Denetim, önderli¤in veya üst yönetici organlar›n, partiyi kendi alt›ndaki alanlar› ve organlar› daha iyi tan›mak ve partiye hakim olmak için uygulamas› gereken en önemli yöntemlerden birisidir. Denetim sadece tan›ma da de¤ildir, o ayn› zamanda yard›m etme ve yol göster-

me yöntemidir. Denetim, üst yönetici organlarca geliflmeleri yak›nen takip etme, yerinde görme, üsttün alta-alt›n üste yard›mc› olmas›n› sa¤lama, üye ve kadrolar› yerinde ve pratik mücadele içinde görerek daha iyi tan›ma ve geliflmelerinin önünü açma ve böylece benzerleri aras›ndan yetenekli olanlar› çekip ç›karma olana¤› sa¤layan bir yöntemdir. Partide, al›nan kararlar› ve tespit edilen politikalar› uygulamak için ayn› zamanda do¤ru sistemlere sahip olmak önemlidir, ancak bu yeterli de¤ildir. Bu olunca herfley yolunda gider demek de¤ildir. Bu sistemin do¤ru bir flekilde uygulan›p uygulanmad›¤› önemlidir. Denetim, tek tek üyelerin, kadrolar›n ve organlar›n inisiyatifini k›racak tarzda uygulanmamal›, tam aksine onlar›n inisiyatifini gelifltirecek ve yarat›c›l›klar›n› art›racak tarzda uygulanmal›d›r. Denetim tek yanl› bir uygulama de¤ildir. O çift yönlü uygulanan, daha do¤rusu uygulanmas› gereken bir mekanizmad›r. Partide tek tek bireyler ve organlar birbirini denetleyebilir, bu onlar›n en do¤al haklar›d›r. Yaln›z denetim gelifligüzel de¤il, örgütsel iflleyifl içinde ve demokratik bir tarzda yap›lmal›d›r. Denetim, alt organlar›n üst organlara, tüm organlar›n Merkez Komitesi’ne, tüm partinin Kongre ve Konferansa hesap vermesidir. Örgütsel iflleyifl içinde alt organlar üst organlara hesap verir, üst organlar da alt organlardan hesap sorar. Tabi ki partide her zaman alt üste hesap vermez veya üst alta hesap sormaz. Baz› dönemlerde ise, üst alta hesap verir ve alt da üste hesap sorar. Bunun yeri ise esas olarak Kongre veya Konferans’t›r. Bu toplant›larda

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

45


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

46 alt organlar üst organdan hesap sorar, üst organ da alt organlara hesap verir. Bu denetim demokratik merkeziyetçilik iflleyifline uygun bir flekilde yap›l›r. Partide, demokratik denetimin en genifl ve en iyi biçimde ve yüzyüze yap›ld›¤› yer Kongre veya Konferanst›r. Denetim, asl›nda bir hesap verme veya hesap sorma de¤ildir. Parti ifllerinin daha iyi yürütülmesi, al›nan kararlar›n zaman›nda ve eksiksiz biçimde uygulanmas›, parti organlar›n›n birbirine yard›mc› olmas›, yol göstermesi ve üst organlar›n önderlik görevlerini yerine getirmesi için uygulanan yöntemlerden birisidir. Tabi ki bu yöntem, içinde, hesap verme ve hesap sormay› da bar›nd›r›r. Ancak esas›n› teflkil etmez. Denetim, yanl›fl anlafl›lmamal›, o bir hesap verme ve hesap sorma olarak alg›lanmamal›d›r. O, partinin normal örgütsel iflleyifl kurallar›ndan biri olarak kavranmal›d›r. Ve partinin gelifltirilmesi, güçlendirilmesi, politikas›n›n ve al›nan kararlar›n uygulanmas›, parti organlar›na, tek tek üye ve kadrolara yard›m edilmesi, yol gösterilmesi, eksik ve yanl›fllar›n yerinde ve zaman›nda tespit edilerek giderilmesinde bir yöntem olarak uygulanmal›d›r. Denetim amac›na uygun yap›lmal›d›r. Komünistler, denetimi, amac›na uygun yapmaya çal›fl›r, ancak bazen amaç d›fl› kullan›labilece¤ini de ak›ldan ç›karmaz. Do¤ru tarzda kavranarak uygulanan denetim partiye yarar sa¤lar. Yanl›fl kavranarak uygulanan denetim ise partiye zarar verir. Yanl›fl bir denetim yap›lmas›n› önlemek ve e¤er yap›lm›flsa onu da düzeltmek gerekir. E¤er denetim, amaç d›fl› kullan›lm›flsa, yanl›fl bir yöntem uygulanm›fl veya kiflisel amaçlar güdülmüflse, bu hemen orada elefltirilmeli ve bir raporla denetimi yapan organa ya da bir üst organa bildirilmelidir. Denetimlerde, kifli veya organlar› suçlay›c› bir amaç güdülmemeli, sekter davran›lmamal›, e¤itici ve

ilerletici bir yöntemle sorunun üzerine gidilmelidir. Bunu söylerken yanl›fllarla uzlafl›ls›n, sorunlar›n kaynakland›¤› nedenler üzerinde durulmas›n demek istemiyoruz. Tam aksine hem elefltirilmeli hem de elefltirildi¤i noktalarda yanl›fl anlay›fl sahipleri bir kenara at›lmay›p anlay›fllar›n› düzeltmeleri için onlara yard›mc› olunmal›d›r. Denetim, e¤er ç›kan çeliflkileri çözmek amac›yla yap›lm›flsa, denetleyici çeliflkiyi çözmek için, çeliflkinin boyutunu ve nedenlerini ortaya ç›karmal›, taraflar› ikna etmeye çal›flmal›d›r. ‹kna edici olamazsa, o çeliflki daha da büyüyebilir. Çeliflkinin oldu¤u yerde do¤al olarak tart›flma da olacakt›r. Tart›flma bir mücadeledir, do¤ru ile yanl›fl aras›nda süren bir mücadele. Tart›flmalar karfl›l›kl› iknaya dayanmal›, elefltiri ve özelefltiri anlay›fl›yla hareket edilmelidir. Denetim yerinde ve zaman›nda yap›lmal›d›r. Yerinde ve zaman›nda yap›lmayan bir denetim pek fazla yarar sa¤lamaz. Denetimlerde demokratik bir yöntem uygulanmal› ve adil davran›lmal›d›r. Birilerini veya baz› organlar› hakl›, baz›lar›n› da haks›z göstermek amac›yla bir denetim asla yap›lmamal›d›r. Denetim, organlar›n, tek tek üye ve kadrolar›n hata yapt›¤›nda veya aralar›nda sorunlar ç›kt›¤›nda uygulanacak bir yöntem de¤ildir. O her zaman ve gerek duyuldu¤unda uygulanacak bir yöntemdir. Denetim çeflitli amaçlarla yap›labilir. Çünkü onun tek bir amac› yoktur. O çok genifl amaçl› bir uygulamad›r. Denetime kimse karfl› ç›kmamal›, karfl› ç›kanlar olursa bunun nedeni sorulmal›, hakl› bir nedene dayanarak karfl› ç›k›l›yorsa o neden ortadan kald›r›lmal›d›r. Denetime karfl› ç›kan, ya denetimin kas›tl› ve amaç d›fl› kullan›laca¤› kuflkusuyla karfl› ç›kar, yani hakl› bir nedeni vard›r, ya da yanl›fllar›n› ve suçlar›n› örtbas etmek amac›yla karfl› ç›kar, yani haks›zd›r, yanl›fl bir anlay›fl içindedir ve parti ruhu zay›ft›r. Çünkü

partinin normal bir iflleyifl kural› ve çal›flma tarz› olan denetime karfl› ç›kmak mümkün de¤ildir. Karfl› ç›kmak flöyle dursun, üst organlar›n denetimi yapmamas› veya geciktirmesi halinde, bazen alt organlar bizzat kendileri denetim istemelidir. Denetimler, yoldafll›k iliflkileri içinde yap›lmal›, elefltiri ve özelefltiri mekanizmas› iyi iflletilmelidir. Denetimlerde, denetimin kendisi kadar denetleyicinin de denetim s›ras›nda uygulayaca¤› yöntem, tav›r ve davran›fl da önemlidir. Herfleyden önce denetim, yol gösterici, yard›m edici ve e¤itici bir amaç tafl›mal›d›r. Gerçi denetimin amac›na ve konusuna göre bu amaç biraz de¤iflebilir, ama yine de, özünde bu unsurlar› tafl›r. Denetimin amac› ve hedefi iyi kavrand›ktan ve belirlendikten sonra, denetleyicinin buna uygun davranmas› partinin menfaati gere¤idir. Aksi yönde bir davran›fl partinin yarar›na olmaz, denetleyicinin, denetimi amac› d›fl› kulland›¤› veya amac›n› gerçeklefltiremedi¤i ortaya ç›kar. Denetimde denetleyici tek bir kifli de olsa, o art›k orada, kifli olarak bulunmuyor, o, içinde yer ald›¤› organ› veya bir baflka parti kurumunu temsil ediyordur. Bu anlamda denetleyicinin daha dikkatli olmas› ve ona uygun davranmas› zorunludur. Hangi amaçla ve ne flekilde yap›l›rsa yap›ls›n, denetim yap›ld›ktan sonra denetim neticesinde elde edilen sonuçlar, olumluluk ve olumsuzluklar, bunlar›n nedenleri veya elde edilen bilgiler vs. hepsi bir raporla ilgili organa veya organlara iletilmelidir. Denetimin önemli oldu¤unu, yerinde ve zaman›nda, amac›na uygun yap›lmas› gerekti¤ini belirttik. Bugün, parti aç›s›ndan bu çok daha önem kazanm›flt›r. Denetim mekanizmas›n›n önemi ve gereklili¤i teorik olarak yeri geldi¤inde söylenmesine ra¤men, pratikte ayn› derecede önem verildi¤i ve uyguland›¤› söylenemez. Uyguland›¤› haliyle bi-


le birçok defa yanl›fl ve zamans›z uygulanm›flt›r. Denetim, ya ifller kötü gitmeye baflland›¤›nda, ya kararlar uygulanmad›¤›nda veya sorunlar ç›k›p boyutlanmaya bafllad›¤›nda uygulanm›flt›r. Bunun ad› da denetim oldu¤u halde, yerinde ve zaman›nda, amac›na uygun yap›lan denetim kadar yarar sa¤lamam›flt›r. Çünkü zamans›z ve sorunlar boyutland›ktan sonra yap›lm›flt›r. Henüz çeliflkiler boyutlanmadan yap›lmayan denetim, çeliflkiler boyutland›ktan sonra yap›ld›¤›nda fazla bir anlam ifade etmiyor ve sorunu çözmeye yeterli olmuyor veya çok daha fazla zaman ve emek harcanmas›na neden oluyor. RAPOR S‹STEM‹ Önderlik, partide, sa¤l›kl› ve aksamadan iflleyen bir rapor sistemi oturtmal› ve bunun düzenli iflletilmesine önem vermelidir. Rapor sistemi oluflturulmadan, önderli¤in, partiye önderli¤ini hissettirmesi, partiden sa¤l›kl› haberler almas›, partiye hakim olmas›, taktik önderli¤ini yerine getirmesi, bolflevik bir çal›flma tarz› yerlefltirmesi ve parti taraf›ndan yeterli oranda desteklenmesi pek mümkün de¤ildir. Kolektif bir parti faaliyetinde ve yaflam›nda herfley planl› ve programl› bir flekilde ayarlanm›fl ve onun mekanizmalar› oluflturulmufltur. Rapor sistemi, bu kolektif faaliyet içerisinde belli bir bofllu¤u dolduran mekanizmalardan birisidir. Bu mekanizma ifllemezse, kolektif faaliyetin bir alan› bofllukta kal›r. Komünist Partilerinde, rapor sistemi, kolektif faaliyetin, yaflam›n ve bolflevik çal›flma tarz›n›n zorunlu bir gere¤idir. Önderli¤in partiye, di¤er yönetici organlar›n altlar›ndaki organlara önderlik etmenin, birbirlerini denetlemenin, çal›flmalar› ve partinin tüm olanaklar›n› merkezilefltirmenin yöntemlerinden birisidir. Partide rapor sisteminin yerleflmesi ve aksamadan iflletilmesinde birinci derecede sorumlu olan organ Merkez Komitesidir. Bu sistemin oluflmas› ve aksamadan ifllemesi

için, Merkez Komitesi, öncelikle kendisinden bafllamal›, yani kendi faaliyetleri hakk›nda partiye düzenli olarak rapor sunmal›d›r. Zaman›nda ve düzenli olarak rapor sunmayan bir organ›n baflka organlardan rapor gelmedi¤i zaman, onlardan yak›nmaya hakk› yoktur. Özellikle önderlik aç›s›ndan bu çok daha fazla geçerlidir. Rapor sisteminin önemi ve gereklili¤i tüm Komünist Partiler taraf›ndan izah ediliyor. Ancak bu önem yeterince kavranm›yor. Bu önem ve gereklili¤i sadece izah etmek yetmiyor, onu pratikte sa¤l›kl› bir biçimde iflletmek grekiyor. ‹flte burada ayn› duyarl›l›k ve sorumluluk gösterilmiyor. Yani rapor zaman›nda ve düzenli olarak verilmiyor. Bunun böyle oldu¤unu geçmiflten bu yanaki parti prati¤ine bakt›¤›m›zda rahatl›kla anlayabiliriz. Bu ço¤u kez, Siyasi Büro raporlar›nda bile yer alm›flt›r. Ayr›ca raporla ilgili yaz› da yaz›lm›flt›r, ama bir türlü rapor sistemi istenildi¤i düzeyde oluflturulamam›flt›r. Bu anlat›mlardan, partide, rapor hiç verilmiyor sonucu ç›kar›lmas›n. Elbette rapor al›n›p veriliyor. Ama burada, yeterli, düzenli ve sistemli olmad›¤›ndan bahsediliyor. Partide bu eksikli¤in de giderilmesi ve bu sistemin sa¤l›kl› bir flekilde oturtulmas› gerekiyor. Rapor objektif ve kolektif bir faaliyetin ürünü olmal›d›r. Partide, rapor, esas›nda, kolektif bir faaliyetin ürünü olmas›na ra¤men bazen bireysel de olabilir. Tek tek üye ve kadrolar, ald›klar› görev veya yapt›klar› ifl gere¤i, bireysel olarak rapor haz›rlay›p sorumlu olduklar› organa verebilir. Bu, raporun kolektif özüyle çeliflen bir durum de¤ildir. E¤er yap›lan çal›flma kolektif bir faaliyetse, bu faaliyetle ilgili haz›rlanacak rapor da kolektif olmal›d›r. Yani haz›rlanacak rapor bu çal›flmay› bir bütün olarak yans›tmal›d›r. Tüm yönleriyle rapora yans›mayan bir çal›flma, sonuçlar› itibar›yla sadece çal›flma alan›nda kal›r. Bu so-

nuçlar di¤er alanlara ve bir bütün olarak partiye yans›maz. Dolay›s›yla kolektif kat›l›mda bir eksiklik ortaya ç›kar. Haz›rlanan raporlar, neyle ilgili ise, onu tam yans›tmal› ve iflten sorumlu organ›n iradesinin bir ürünü olarak ortaya ç›kmal›d›r. Organ ad›na veya görevli bir komisyon ad›na, raporu, bir veya iki kifli yazm›fl olabilir, ancak bu rapor, sonuçta, organ›n veya komisyonun iradesiyle onaylanm›fl olmal›d›r. Komite veya komisyon ad›na haz›rlanan raporlar mutlaka onaydan geçmelidir. Sadece haz›rlayan kifli veya kiflilerin görüflünü yans›tmamal›d›r. Kiflilerin görüflünü yans›tan, kimin ad›na haz›rlanm›flsa onlar›n onay›ndan geçmeyen raporlar komite veya komisyonun raporu olmaz. Kolektif bir çal›flman›n ürünü olarak ortaya ç›kmaz. Raporlar›n partiye daha yararl› olmas› ve faaliyeti tam yans›tmas› için mutlaka organ›n onay›ndan geçmelidir. Burada raporu kimin haz›rlad›¤› önemli de¤ildir. Önemli olan onaydan geçip geçmemesidir. Bazen flu da olabilir; organ üyeleri taraf›ndan ortak belirlenen noktalar dikkate al›narak haz›rlanmas› için, bu görev, bir organ üyesine verilebilir, e¤er di¤er organ üyeleri onay için iradelerini de o kifliye vermifllerse, haz›rlanan rapor, eksik ve yanl›fll›¤›yla birlikte yine organ raporu olur. Ancak o zaman raporun, organ raporu olup olmad›¤› de¤il, istenilen amac› gerçeklefltirip gerçeklefltirmedi¤i tart›fl›l›r. Raporun haz›rlan›fl yöntemi nas›l olursa olsun, organ›n iradesini yans›t›yorsa, o rapor organ raporudur. Bu durumda tüm organ üyeleri o rapora sahip ç›kmal› ve kendi raporlar› oldu¤unu savunmal›d›r. Raporun içeri¤i ve amac›na ulafl›p ulaflmad›¤›yla ilgili elefltirisi varsa ayr›ca belirtilebilir. Bunun d›fl›nda rapor organ raporu de¤ildir diyemez. Yürütülen çal›flman›n olumlu ve olumsuz sonuçlar›yla, eksik ve yanl›fll›klar›yla ortaya konularak, üst yönetici organlara ve onlar kanal›y-

PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

47


PART‹ZAN 48/ Ocak-fiubat-Mart 2003

48 la baflka alanlara aktar›lmas› için rapor bir gereklilik ise, o raporu, faaliyet yürüten tüm organlar›n haz›rlamas› da zorunlu bir görevdir. Rapor haz›rlamak, hem tek tek üye ve kadrolar›n ve hem de parti organlar›n›n temel görevleri aras›nda yer al›r. Bu görev parti tüzü¤ünde de yer alm›flt›r. Parti organlar›n›n esas sorumlu olduklar› alanlarda, tüm gücü ve yetene¤ini ortaya koyarak çal›flmas› ve bunu yaz›l› bir raporla üst yönetici organa iletmeleri bir yana, rapor, ayn› zamanda di¤er tüm parti organlar›na yapt›klar›n› anlatma, onlara yard›mc› olma, çal›flmalardan ç›kard›klar› ders ve tecrübeleri aktarma, partide kolektif bir yaflam› tesis etme, güçlerin ve tüm olanaklar›n merkezileflmesini kolaylaflt›rma olana¤›n› da sa¤lar. Raporlar genellikle yaz›l› haz›rlan›r, ama duruma göre bazen sözlü de sunulabilir. Haz›rlanan raporlar›n istenilen düzeyde olabilmesi için öncelikle raporun amac› aç›k ve net olarak bilinmelidir. Niçin rapor yaz›laca¤› bilinmeden haz›rlanacak raporlar içerik olarak yeterli düzeyde olmaz. Raporun tek bir haz›rlanma yöntemi yoktur, çeflitli flekillerde haz›rlanabilir. Raporlar nas›l ve hangi yöntemle haz›rlan›rsa haz›rlans›n, dikkat edilmesi gereken temel nokta, raporun, haz›rlan›fl amac›na hizmet edip etmedi¤i, verilmek istenenin raporda verilip verilmedi¤idir. Amac›na ve hedefine hizmet etmeyen bir rapor, bu isterse ortak iradenin ürünü olsun ve isterse zaman›nda verilsin o rapor, gerçek anlamda bir rapor de¤ildir. Komünistler laf olsun diye ifl yapm›yor, bir amaç ve bir hedefe varmak için mücadele yürütüyor. O halde her at›lan ad›m, her yap›lan ifl, komünistleri, bu amaç ve hedefe bir ad›m daha yaklaflt›rmal›d›r. Rapor da, kolektif bir faaliyetin ürünü ve yap›lan ifllerin bir baflkas›na veya bir baflka alana yaz›l› olarak aktar›m› ise, “bafltan savma” bir flekilde haz›rlanamaz, “ifl olsun diye ifl” anlay›fl›yla hareket

edilemez. K›sacas›, partinin, üye ve kadrolar› ve tüm organlar›, hangi ifl olursa olsun, yapt›klar› ifli ciddiye almal›, görev ve sorumluluklar›n› tam olarak yerine getirmeye çal›flmal›d›r. Raporlar zaman›nda haz›rlanmal› ve zaman geçirilmeden ilgili yere veya yerlere sunulmal›d›r. Zaman›nda haz›rlan›p sunulmayan bir rapor pek bir ifle yaramaz. Zaman olay› her ifl için geçerli oldu¤u gibi rapor aç›s›ndan da geçerlidir. Parti organlar› raporlar›n› haz›rlasalar da ço¤u zaman, ya zaman›nda haz›rlam›yor ya da ilgili organa zaman›nda sunmuyor. Bu da ifllerin aksamas›na neden oluyor ve organlar›n birbirine yard›mc› olmas›n› engelliyor. Raporun içeri¤i haz›rlan›fl amac›na uygun olmal›d›r. Raporlar çeflitli içeriklerde olabilir. Ancak raporun içeri¤i ve s›n›rlar› raporun haz›rlan›fl amac› taraf›ndan belirlenir. Haz›rlanacak raporlar kapsaml› olmal›, ancak ne amac›n› aflacak flekilde genifl ve ne de amac›n› gerçeklefltirmeyecek kadar dar olmal›, yani derli toplu olmal›d›r. Sorunlara ya da tart›flmal› konulara yer verilmeli, söylenmek ve verilmek istenenler aç›k ve net bir flekilde raporda aç›klanmal›, süslü ve gereksiz ifadelerden kaç›n›lmal›, raporun özü, bu tür gereksiz ifadelerle karart›lmamal›d›r. Partide en çok ve en yayg›n kullan›lan rapor çeflidi faaliyet raporudur. Her parti organ› kendi faaliyet alan›yla ilgili, çal›flmalar› hakk›nda belli periyotlarda partiye rapor sunmal›d›r. Raporun içeri¤i genifl ama özlü olmal›d›r. Raporda sadece kuru bilgiler bulunmamal›, çal›flma alan›n›n tüm özellikleri, halk›n durumu, genelde devrimcilere özelde ise partiye yaklafl›mlar›, di¤er devrimci hareketlerin durumu, devletin bu alandaki örgütlenmesi, ayr›ca organ kendi durumunu, faaliyetin baflar›l› ve baflar›s›z yönlerini, eksik ve yanl›fllar›n›, pratik tecrübelerden ç›kar›lan dersleri, varsa ideolojik hastal›klar› ve tüm bunlar›n nedenlerini par-

tiye raporla bildirmelidir. Raporlarda bunlara yer verilirken, partiyi bilgilendirme amac› yan›nda, organ kendi çap›nda partiye yard›mc› olma ve partinin e¤itimine, ç›kar›lan derslerin özetlenmesine, tecrübelerin toparlanarak merkezileflmifl halde tekrar partiye sunulmas›na katk›da bulunma amac› da tafl›mal›d›r. Sonuç olarak flunu söylemek gerekir; parti organlar›, sorumlu olduklar› alan›n siyasi iktidar› olduklar› gerçe¤ini yans›tacak içerikte raporlar haz›rlamal› ve bu raporlar organ›n iradesini temsil etmelidir. B‹TT‹ Kaynaklar 131- V. ‹. Lenin, Ne Yapmal›, s. 125, Sol Yay›nlar›, Dördüncü Bas›m 1992 132- J. Stalin, Eserler, Cilt 6, s. 254, ‹nter Yay›nlar› 133- V. ‹. Lenin 134- Mao Zedung, Teori ve Pratik, s. 21, Sol Yay›nlar›, Onuncu Bask›: Kas›m 1992 135- J. Stalin, Proleter Devrimin Stratejisi ve Takti¤i, s. 34-35-36-37, 7. Defter, ‹nter Yay›nlar›, Birinci Bas›m: 1992 136- J. Stalin, age, s. 43-45 137- J. Stalin, age, s. 51 138- Mao Zedung, Teori ve Pratik, s. 49, Sol Yay›nlar›, Onuncu Bask›: Kas›m 1992 139- Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt III, s. 125, Kaynak Yay›nlar›, ‹kinci Bas›m: Ekim 1992 140- Mao Zedung, age, s. 126 141- Mao Zedung, age, s. 126 142- J. Stalin, Eserler, Cilt 6, s. 248, ‹nter Yay›nlar› 143- Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt III, s. 127-128, Kaynak Yay›nlar›, ‹kinci Bas›m: Ekim 1992 144- J. Stalin, Eserler, Cilt 13, s 316-317, ‹nter Yay›nlar›, Birinci Bas›m: Aral›k 1992, 8. Lenin Derlemesi, s. 179, Rusça 145- A. Bawer, A. Müller, B. Yakovlev, III. Enternasyonal’de Örgütlenme Sorunu, s. 75, Lenin’den aktarma, Dönüflüm Yay›nlar›, Birinci Bas›m: Nisan 1991


Profile for Partizan Dergisi

Partizan Sayı 48  

Partizan Sayı 48  

Advertisement