__MAIN_TEXT__

Page 1


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:14/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 531 48 53 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Bar›fl AÇIKEL Bask›: Kayhan Matbaa ISSN. 1303-0078 ‹flçi-köylü internetteki yay›n hayat›na bafllad›. www.iscikoylu.org email: umutyayimcilik@superonline.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TELEFAKS: (0216) 306 16 02 Cep: 0 544 521 34 30 ➧ ANKARA: MEfiRUT‹YET MAH. KONUR SOK. NO: 14/24 KIZILAY/ANKARA TEL: (0312) 418 25 26 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE:318 KONAK TELEFAKS:(0232) 441 93 09 Cep:0535 208 07 32 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 535 434 32 58 ➧ BURSA: GÜMÜfiÇEKEN CAD. ERKMEN ‹fiHANI, NO:7/21, HEYKEL, TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ SAMSUN: KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6 NO: 9 , TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0535 454 22 50

PART‹ZAN’DAN Merhaba Bu say›m›zda ilk olarak emperyalizmin dünya çap›nda yaflam›fl oldu¤u kriz ve gerilemekte olan ekonomisini yeniden yap›land›rma projesinin bir ürünü olarak uygulad›¤› sald›rganl›k politikalar› çerçevesinde olas› Irak sald›r›s›; Türk hakim s›n›flar›n›n içinde bulundu¤u durum ve erken genel seçimlerin gündemini ve jet h›z›yla ç›kar›lan AB’ye uyum yasalar›n› konu alan bir de¤erlendirme yaz›s›na yer verdik. Yine, “devrim kitlelerin eseridir” anlay›fl›ndan hareketle kitlelere yaklafl›m›m›z› içeren “kitleleri anlamak ve de¤ifltirmek” adl› yaz›m›zda kitle faaliyetine bak›fl aç›m›z› de¤erlendiriyoruz. Ayr›ca as›l ifllevi dünya halklar› nezdinde teflhir olmufl uflaklar›n›n “düzmece” yarg›lanaca¤› ve böylece halklar›n öfkesini kendi potalar›nda eritmeyi amaçlad›¤› Uluslararas› Ceza Mahkemesi (UCM) ile ilgili genifl bir de¤erlendirme yaz›m›z› yay›nl›yoruz. Okuyucunun ilgisini çekece¤ini umuyoruz. Bu say›m›zda da yine daha önce yay›nlad›¤›m›z dizi yaz›lar›m›zdan “Devrim ve sosyalizm bir gereksinimdir” adl› çal›flmam›z›n son bölümünü yay›nl›yoruz. “Parti ve Örgütlenme” adl› çal›flmam›z ise devam edecek. Yeni bir say›m›zda daha buluflmak umuduyla. Dostlukla

➧ TURHAL: YAVUZ SULTAN SEL‹M MAH. TANRI-VERD‹ SOK. 19/15 2. NOTER YANI TURHAL/TOKAT TEL: 0356 276 37 20 Cep: 0533 414 65 54 ➧ MERS‹N: ÇANKAYA MAH. S‹L‹FKE CAD. ÜZÜM ‹fiHANI KAT :1 NO: 47 MERS‹N TEL: (0324) 238 06 89

‹Ç‹NDEK‹LER AB’ye uyum yasalar›, erken seçim ve Irak........2

Yurtd›fl› Hesap Numaralar› Sema Gül Euro Hesab› Ziraat Bankas› ‹stanbul Aksaray fiubesi: 0 751 00 38 65 97 00 00 009 Emlak-Halk Bankas› Atatürt Bulvar› fiubesi: 00 238 041 Vak›f Bank Valide Sultan fiubesi: 401 20 35

Kitleleri anlamak ve de¤ifltirmek........................9 Uluslararas› Ceza Mahremesi ölü do¤du..........17 Parti ve Örgütlenme-6.......................................28 Devrim ve sosyalizm bir gereksinimdir-5.........40


2

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

AB’ye uyum yasalar›, erken seçim ve Irak Emperyalist sistemin bafl oyuncusu ABD flimdiden iflas›n efli¤ine gelmifl bulunuyor. 1980’lerde ABD ekonomisinin en ideal ekonomik model oldu¤unu, bunu esas alanlar›n ekonomik krizlerden kurtulacaklar›n› dolay›s› ile IMF programlar›n›n kabul edilmesini yar› sömürge ülkelere dayatarak ömürlerini biraz daha olsa sürdüren ABD ve di¤er emperyalist ülkeler, krizlerini aktaracaklar› yeni alanlar ar›yorlar. ABD’de tek tek iflas eden flirket say›lar›n›n her geçen gün artmas›yla, Avrupa’da yaflanan ekonomik durgunluk ve artan iflsizlik küresel emperyalist politikalar›n nas›l tek tek iflas etti¤ini gösteriyor.

TÜRK HAK‹M SINIFLARININ SOLUK ALMAK ‹Ç‹N ÇIKARDIKLARI AB UYUM YASALARI DA DERTLER‹NE ÇARE DE⁄‹LD‹R Dünyada önemli geliflmeler yaflan›yor. Açl›k, yoksulluk, savafllar bu geliflmelerin sonuçlar› olarak kendisini farkl› farkl› olarak gösteriyor. Milyonlarca insan gelece¤ine karamsar olarak bak›yor. Tüm bu k›sa cümlelerde özetlenen sonuçlar emperyalizmin ezilen halklar üzerinde estirdi¤i terör, sömürü ve bask›s›ndan kaynaklan›yor. Dünya çap›nda durum ezilenlerin lehine biraz bozulmufl durumda. Gerçek önderliklerin bölgesel düzeyde gösterdikleri baflar›lar ve ezilenlerin lehine olan geliflmeler yukar›daki tespiti de¤ifltirmiyor. Tarih hep böyle mi devam edecek? Tabi ki de¤il. Sömürü ve bask› oldu¤u müddetçe karfl› mücadeleler de olacakt›r ve bu kaç›n›lmazd›r. Emperyalist sistemin bafl oyuncusu ABD flimdiden iflas›n efli¤ine gelmifl bulunuyor. 1980’lerde ABD ekonomisinin en ideal ekonomik model oldu¤unu, bunu esas alanlar›n ekono-

mik krizlerden kurtulacaklar›n› dolay›s› ile IMF programlar›n›n kabul edilmesini yar› sömürge ülkelere dayatarak ömürlerini biraz daha olsa sürdüren ABD ve di¤er emperyalist ülkeler, krizlerini aktaracaklar› yeni alanlar ar›yorlar. ABD’de tek tek iflas eden flirket say›lar›n›n her geçen gün artmas›yla, Avrupa’da yaflanan ekonomik durgunluk ve artan iflsizlik küresel emperyalist politikalar›n nas›l tek tek iflas etti¤ini gösteriyor. Kendisi bir kriz sistemi olan emperyalizmin krizi de hiçbir zaman son bulmayacakt›r. Geçici pansumanlar da emperyalistleri krizden kurtaramaz. Küreselleflme politikas›yla fliflirilen ekonomik politikalar bir bir iflas ediyor. ABD’de “Enron, Dynegy, Adeplhi, Tayco International, WorldCom, Xerox, gibi salt ABD ekonomisinin de¤il, küreselleflme sürecinin y›ld›z› dev uluslararas› flirketlerin, y›llard›r türlü oyunlarla mali durumlar›n› oldu¤undan daha iyi gösterdiklerini itiraf etmeleri” ABD borsas›n› alt üst etti¤i gibi emperyalist sistemde de flok etkisi yapt›. ABD piyasalar›na her y›l 400 milyon dolar pompalayan yabanc› yat›r›mc›lar›n, bu


konuda, paralar›n› çekmeye bafllad›klar› görülüyor. Frankfurt’taki Dresdner Investment Trust’›n bafl yat›r›m uzman› Wolfram Gerdes, “tüm meslek yaflant›m boyunca ABD’ye yönelik bu kadar kötümser bir ruh haline flahit olmad›m” diyor ve ekliyor; “bugünlerde genel kan› ABD’nin art›k yat›r›m yap›lacak en iyi olmad›¤› do¤rultusunda.” (The New York Times) ABD ekonomisine yönelik kötümserli¤in salt konjonktürel bir geliflme olmad›¤›n›, birçok gözlemcinin uluslararas› gazetelerin yorumcusunun saptamas›na bakarak art›k di¤er ülkelerdeki ifl çevrelerinin (genel olarak kapitalist s›n›f›n) ve devleti yöneten elitinin, ABD’de uygulanan ekonomik modele ve ifl yapma tarzlar›na güvenlerini yitirdiklerini söylemek mümkün. “E¤er bu alg›lamalar do¤ruysa, ABD liderli¤i/hegemonyas› alt›nda yaflanan 20 y›ll›k küreselleflme sürecinin de art›k sonuna geldi¤imize iflaret eden güçlü bir geliflmeyle karfl› karfl›yay›z demektir. Çünkü küreselleflme esas olarak Amerikan modelinin küresel çapta benimsenmesiydi.” (Kissinger) Çöken dev tekellerle s›n›rl› olmayan bu çöküfl Arjantin, Brezilya, Uruguay, Paraguay, Meksika, Türkiye gibi ülkelerde çöküflleri birlikte getirdi. Krizi biraz hafifletmek ve soluk almak için yar›-sömürgelere dayat›lan özellefltirme ve ard›ndan gelen tar›m›n emperyalist ülke ekonomilerine tam ba¤›ml›l›¤› da emperyalist krizin derdine çare de¤ildir. Bir balon olarak fliflirilen Küresel politikayla “ulus devlet tarihe kar›fl›yor” palavralar› daha iyi su yüzüne ç›kmaya bafllad›. Bunun tersine ç›karlar› gündeme geldi¤inde nas›l da ulus ve devlet politikalar›na sar›ld›klar›n› görüyoruz. 11 Eylül’de ABD’ye yap›lan sald›r›yla birlikte her eve as›lan ABD bayraklar› ve korkunç düzeyde ifllenen milliyetçilik, ABD’nin Irak operasyonunda, Almanya baflba-

KR‹ZDEN ÇIKIfiIN YOLU OLARAK BÖLGESEL SAVAfiLAR, ORTADO⁄U VE IRAK OPERASYONU Tüm geliflmeler ve sonuçlar yukar›da k›saca ortaya koymaya çal›flt›¤›m›z gerçeklerdedir. Bu gerçek emperyalistlerin krizlerinin giderek derinleflti¤i ve bun-

krizden ç›k›fl›n bir yolu olarak görülen Irak operasyonu iki fleyi hedefliyor. 1) ABD’nin Ortado¤u’da zay›flayan etkinli¤ini yeniden tesis etmek, 2) Kriz içinde debelenen ABD ekonomisini Irak ve benzeri operasyonlarla yeniden canland›rmak. ABD Ortado¤u’da ‹srail ve Türkiye d›fl›nda di¤er ülkeler üzerindeki etkisini yitirmifl durumda. ‹ran’da fiah’›n devrilmesiyle ifl bafl›na gelen Mollalar ABD ile iliflkilerini kesip ba¤›ms›z bir ülke olarak kalmaya çal›flt›lar. Hatemi’nin Cumhurbaflkan› seçilmesiyle yüzünü Bat›ya dönen ‹ran’da, ABD yeniden etkili olabilmek için ‹ran’› hedef ülke haline getirdi. Suriye’nin Rusya’yla olan iliflkileri devam etmekle

dan ç›k›fl yolu olarak da sald›rganlaflt›¤›d›r. ABD’nin Irak’a yönelik sald›r› planlar› tamamen buna ba¤›ml› olarak geliflmektedir. Körfez savafl›ndan bu yana ABD ile Irak aras›nda vuku bulan çeliflki, çözülememifl ve bugünlere tafl›nm›flt›r. Bu çeliflki tamamen ABD emperyalizminin sald›rgan ve iflgalci politikas›yla yak›ndan ilintilidir. Baba Bush’un yapamad›¤›n› o¤lu Bush yaparak Amerikan tarihine geçme planlar› tamamen ABD emperyalizminin ç›karlar›yla ilintilidir. ABD ekonomisinin girdi¤i kriz herkesin malumu,

birlikte, Esat’›n ölümüyle Suriye’nin yüzünü biraz da olsa bat›ya çevirmesi, ABD’nin pek hofluna gitmemifl ve Suriye de ABD’nin hedefleri aras›ndan kurtulamam›flt›r. ABD k›r›lan bu otoritesini Irak’a yapaca¤› sald›r›yla yeniden kurmak istiyor. Di¤er ülkelere de ayn› zamanda bir gözda¤› olacak olan Irak operasyonuyla yeniden bu bölgeye yerleflecek olan ABD emperyalizmi ayn› zamanda ‘gücünü ve üstünlü¤ünü’ de di¤er emperyalist güçlere kabul ettirmek istiyor. Ortado¤u’da en sad›k ufla¤› olan ‹srail’in Filistin halk› üzerinde

kan›n›n ‘biz kendi yolumuzda yürürüz’ aç›klamas› acaba neyi ifade ediyor? Yüzy›l›n bafl›nda emperyalist ideologlarca dile getirilen ‘e¤er toplum biraz gevfletilmez ve önlemler al›nmazsa yeni toplumsal patlamalar kaç›n›lmazd›r’ gerçe¤iyle karfl› karfl›yay›z. Temel sorun bunun kimlerin önderli¤inde ve nas›l bir yöne kanalize olaca¤›d›r.

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

3


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

4 estirdi¤i terör ve soyk›r›ma tam destek veren ABD, bu bölgede, ‹srail’i bir s›çrama tahtas› olarak kullanmak istiyor. Arafat’›n devre d›fl› kalmas›n› aç›ktan isteyerek, Filistin’in ‹srail’e ba¤›ml› özerk bir bölgeden öteye geçmesini istemeyen ABD emperyalizminin hedefi giderek geniflliyor. Y›llard›r en sad›k ufla¤› olan Suudi Arabistan’› hedefleri aras›na alan ABD, Suudi Arabistan’› da ‘fler’ yuvas› olarak ilan etti. Suudi gericilerin Irak operasyonunda üslerinin kullan›lmas› durumunda bunun tepkilere yol açaca¤›n› düflünerek ABD’nin istemlerine s›cak bakmamas› yeni bir tart›flmay› da gündeme getirmifl oldu. ABD içinde çeflitli kesimler Suudi Arabistan’›n Irak gibi hedefe konmas›na karfl› ç›k›yorlarsa da Pentagon, Suudi Arabistan’›n ABD için tehlikeli bir hedef olarak ilan edilmesini Amerikan ç›karlar› için meflru görmekten kaç›nm›yor. ABD yönetimine yak›n kaynaklar oluflan bu yeni politikay› flöyle ifade etmektedirler... “Washington Post gazetesi, Pentagon’a dan›flmanl›k yapan Rand Corporation yetkililerini geçen ay verdikleri brifingde, ABD’nin isteklerini yerine getirmezse Suudi Arabistan’›n petrol yataklar›n›n hedef al›nmas›n› önerdiklerini yazd›. Gazete, Rand Corporation uzmanlar›ndan Laurent Murawiec taraf›ndan Pentagon’a geçen ay verilen brifingde Suudiler, planc›s›ndan finansç›s›na, subay›ndan erine ideolo¤undan 盤›rtkan›na kadar terör zincirinin her düzeyinde etkin ifadesini kulland›¤›n› kaydetti(...) Murawiec’in “Suudi Arabistan düflmanlar›m›z› destekliyor ve müttefiklerimize sald›r›yor” diyerek bu hedefi aç›k ve ayr›nt›lar›yla kamuoyuna aç›klam›fl oldu. Aç›k olarak ABD 11 Eylül sonras›nda kendi lehine do¤an durumu hedeflerini geniflleterek kullanmak istiyor. 11 Eylül sonras›nda ‘ya bizden yanas›n›z ya da de¤il’ aç›klamalar›yla tek güç

oldu¤unu nas›l aç›klad›ysa, bugün de Irak operasyonuyla bunu yeniden teyid ettirmek istiyor. Neden Irak diye sorulabilir. Irak, sald›r› aç›s›ndan ‘nedenleri’ oluflturulmufl en uygun hedef olarak görülüyor. Emperyalistler ve özellikle de ABD emperyalistleri Irak’› kitlesel ölüm silahlar›n› üretmek ve gelifltirmekle suçlayarak her f›rsatta teflhir etti. Oluflturulan bu kamuoyuyla sald›r›n›n zemini oluflturuldu. ABD’nin yeni sald›r›s›n›n sadece hava operasyonuyla s›n›rl› kalmayaca¤›, kara harekat›yla da desteklenerek Irak’›n tamamen iflgal edilmesi planlanmaktad›r. Irak’›n iflgal edilmesi ve ABD’nin Saddam Hüseyin’i devirince yerine geçecek olan ABD yanl›s› yönetim, Bat›’n›n en büyük petrol ihracatç›s› haline gelecek ve ABD ihtiyaç duydu¤u petrolü buradan sa¤layaca¤› gibi, Ortado¤u’ya da yerleflmenin ilk ad›m›n› atm›fl olacak. Bölgede Kürt sorununun çözümünü kendi denetimine alacak olan ABD, Irak Kürdistan›’nda kendisine ba¤›ml› bir Kürt devletinin de ilk ad›m›n› atarak bölgeye yerleflmenin koflullar›n› sa¤lam›fl olacakt›r. Nitekim Irak operasyonunun nas›l olaca¤› tart›fl›l›rken, ABD yönetimi Irak Kürdistan›’ndaki güçleri Irak’a karfl› kullanaca¤›n› resmen aç›klad›. Buna karfl› YNK lideri Celal Talabani, CNN televizyonuna verdi¤i demeçte Amerikan askerlerinin Irak Kürdistan›’nda faaliyet göstermelerini memnuniyetle karfl›layacaklar›n› aç›klad›. Talabani ‘Bizim 100 binden fazla silahl› adam›m›z var. Suriye’nin de ayn› zamanda onbinlerce adam› var. Bu güçler ABD’nin deste¤iyle Irak’› özgürlü¤e kavuflturabilir’ aç›klamas›yla uflakl›¤a haz›r oldu¤unu aç›klam›fl oldu. Ve bir kez daha Kürt savafl a¤alar›n›n kendi saltanatlar› ve ç›karlar› için Kürt halk›n› satmaya haz›r olduklar›n› ilan etmifl oldular.

Neden Ortado¤u? Ortado¤u yüzy›llard›r bitmeyen savafllar ve emperyalistlerin buraya yerleflme ve yönetme çabalar›na tan›kl›k etti. Bölge ülkelerinin hakim s›n›flar› (Irak, ‹ran) kendi egemenlik sahalar›n› geniflletmek için halklar› birbirlerine k›rd›rd›lar. Ortado¤u Avrupa, Balkanlar ve Kafkasya’ya aç›lma ve etkin olmak için sürekli emperyalistlerin ifltah›n› kabartan bir bölge oldu. Ulusal çeliflkilerin çözülemedi¤i bir bölge olarak Ortado¤u bugün de bu çeliflkileri s›cak olarak yafl›yor. Basra Körfezi petrol ve do¤al gaz›n ulafl›m› ve sevkiyat› aç›s›ndan stratejik bir konumda olmas›n›n yan›s›ra, bölge ülkelerinin dünya petrol rezervlerinin önemli bir bölümüne sahip olmas› ve ABD’nin %20, Avrupa’n›n %50, Japonya’n›n %75 petrol ihtiyac›n› buradan karfl›lamalar›n›n yan›s›ra, bölge ülkelerinin sahip oldu¤u do¤al gaz, kömür, krom, fosfat vb. yeralt› zenginli¤i her zaman emperyalistlerin ifltah›n› kabartt›¤› gibi, uluslararas› büyük silah tekellerinin de vazgeçilmez pazar› durumundad›r. Ortado¤u silah pazar›n›n geliri ortalama 150 milyar dolar civar›ndad›r. En büyük paya sahip olan ABD, bu pazardan ortalama %62 gibi bir pay almaktad›r. Tüm bunlar incelendi¤inde ABD emperyalizminin Irak’a sald›rmakta neden bu kadar ›srarl› oldu¤unu anlayabiliriz. Irak’a sald›r› emperyalist bir sald›r›d›r. Gerekçesi ne olursa olsun ABD emperyalizminin Irak sald›r›s› meflru de¤ildir. Saddam diktatörlü¤ü bahane edilerek yap›lan bu sald›r›dan zarar gören, ölecek olan halkt›r. 20 y›la yak›nd›r yüzbinlerce insan›n öldü¤ü, ilaç bulunamayan binlerce çocu¤un daha do¤arken hayat›n› kaybetti¤i, hastanelerde ölen yafll› ve çaresiz insanlar bu savaflta yine hedef durumundad›r. En büyük sald›rgan ABD emperyalizmidir. Hiçbir hakk› olmadan istedi¤i yere sald›ran ve bin-


lerce insan›n ölümüne sebep olan ABD emperyalizminin Irak sald›r›s›na sessiz kal›nmamal›d›r. ‹kiyüzlülük ve uflakl›k devam ediyor. ABD’nin ne pahas›na olursa olsun Irak’a sald›rmas› kesinleflmiflken birçok ülke sessiz ve uflakl›kta yar›fl›yor. ABD’ye en büyük deste¤i Türk hakim s›n›flar› vermeye haz›r. Kendi ç›karlar› ve saltanatlar› için masum Irak halk›na sald›rmaya haz›rlanan ABD’nin tüm isteklerini karfl›lamaya haz›r oldu¤unu ilan eden Türk hakim s›n›flar› kendilerine düflecek pay› flimdiden garantiye alm›fl durumda. ABD’nin hava sald›r›s›n›n yan›s›ra, yapaca¤› kara harekat›nda masum halk evlatlar› Irak halk›yla karfl› karfl›ya getirilecektir. T›pk› Kore’de oldu¤u gibi aralar›nda hiçbir düflmanl›k olmayan insanlar hakim s›n›flar ve emperyalistlerin ç›karlar› için savaflacaklard›r. ABD’nin en büyük müttefiki olan ‹ngiliz emperyalistleri ise sald›r›n›n önemli planlay›c›lar› aras›nda bulunuyor. Almanya yaklaflan seçimleri düflünerek ehveni-fler bir tutum tak›narak ‘biz kendi yolumuzdan gidiyoruz’ aç›klamas›yla yaklaflan seçimlere yat›r›m yapmaktad›r. Bunun inand›r›c› olmad›¤› çok aç›k ve net. Afganistan sald›r›s›nda her türlü deste¤i ABD’ye veren Almanya’n›n, Afganistan’a asker göndermesi ve buradaki komutay› almaya aday oldu¤unu aç›klamas›; Yugoslavya’da oynad›¤› rol aç›kken, Irak sald›r›s›na karfl› ç›kmas› seçim yat›r›m›ndan baflka birfley de¤ildir. Tav›r aç›k ve net olmal›d›r. Emperyalist cephe ve uflak ülkelerin durumu ve ald›klar› pozisyonlar bizim aç›m›zdan belirleyici de¤ildir. Her kesim soruna kendi ç›karlar› aç›s›ndan yaklafl›yor. Tavr›m›z çok aç›kt›r. ABD’nin Irak’a yapaca¤› sald›r›n›n karfl›s›nday›z. Bu tav›r tereddüt olmadan ortaya kon-

mal› ve bu sald›r›n›n karfl›s›nda durulmal›d›r. Dünyada halk›n önemli bir bölümü ABD’nin Irak sald›r›s›na karfl›d›r. Halk yeni bir sald›r›n›n yeni bir y›k›m getirece¤ini biliyor. ‹ngiltere’de yap›lan bir ankette ‹ngiltere halk›n›n önemli bir bölümü Tony Blair’in savafla evet demesine destek vermiyor. Dünyan›n her yerinde bu emperyalist sald›rganl›¤a karfl› aktif eylemlilikler örgütleniyor ve örgütlenmelidir. Anti-emperyalist komiteler vas›tas›yla, ABD ve ona destek veren tüm güçler teflhir edilmeli ve bu öfke soka¤a tafl›r›lmal›d›r. Halklar›n Uluslararas› Mücadele Ligi bu kampanyan›n örgütlenmesi için önemli bir güçtür. Tüm ilerici ve anti-emperyalist güçlerle yap›lacak eylem birli¤i dünyan›n birçok yerinde sokak eylemlerini örgütlemek için kullan›lmal›d›r. Emperyalist bölgesel savafl ve emperyalist sald›rganl›¤a karfl› ç›kmak dünden daha önemli bir görev olarak karfl›m›zda durmaktad›r. TÜRK‹YE’YE KISA B‹R BAKIfi Türkiye oldukça hareketli günler yafl›yor. Siyasi geliflmelerin oldukça s›cak oldu¤u Türkiye’deki bu geliflmeleri üç ana bafll›k alt›nda toplamak mümkün: 1) AB ve uyum yasalar› 2) ABD’nin Irak operasyonunda Türkiye’ye biçti¤i rol ve 3) 3 Kas›m erken genel seçimleri. Hapishaneler, açl›k, iflsizlik; iflçi ve kamu emekçilerinin direniflleri tüm geliflmelerin yans›yan biçimleri olarak gündemin s›ralamas›nda yerlerini alm›fl durumda. Erken genel seçimlerin gündeme gelmesiyle hakim s›n›flar cephesinde yo¤un tart›flmalara neden olan AB ve uyum yasalar› jet h›z›yla meclisten ç›karak son fleklini ald›. ‹dam, Kürtçe yay›n ve dil ‘hakk›’ son ç›kar›lan

‘uyum’ yasalar›n›n en önemli maddeleri olarak toplumda hala tart›fl›lan konular olarak gündemin önemli bir yerini iflgal ediyor. Bunlara ba¤l› olarak toplant›, gösteri ve yürüyüfl yasas›, 159. maddedeki, Türk milleti devleti dahil, Bakanlar kurulu, bakanlar, silahl› kuvvetler, polis ve benzeri devlet kurumlar› ile bunlar› temsil edenlere yönelik tahkir ve tezyif suçunu düzenleyen yasa, bas›n yasas›nda yap›lan de¤ifliklikle Avrupa seviyesine oldukça yaklafl›ld›¤› ve Aral›k’ta AB’nin yapaca¤› de¤erlendirmede, Türkiye’ye bir takvim belirlenece¤i üzerindeki ‘iyimser’ tart›flmalarla halka sunulan “elmal› fleker” tüm hakim s›n›f partilerince, yaklaflan seçimlerde oylar›n› art›rman›n bir arac› olarak kullan›lmak isteniyor. Birçok çevre iyi niyetli olarak bu geliflmeleri olumlu bularak Türkiye’nin demokratikleflmede önünün aç›ld›¤›n› yaz›p çizmeye devam ediyor. Ancak yaflanan gerçeklikler bizlere tam tersi bir durumu gösteriyor. Özellikle daha önceki birçok yaz›m›zda belirtti¤imiz üzere AB tam üyeli¤inin gerçekleflip gerçekleflmemesi bütünüyle ABD-AB emperyalizmi aras›ndaki çeliflkinin derinleflmesine ve varolan çat›flman›n boyutunun geliflmesine ba¤l›d›r. Bu gerçeklik görülmeden ne AB uyum yasalar›n›, ne de gündeme gelen ve 3 Kas›m’da gerçekleflmesi her ne kadar erteleme çal›flmalar› olsa da kesinleflmifl bulunan erken genel seçimlerini sa¤l›kl› bir flekilde de¤erlendirmek mümkün olabilir. Yaz›m›z›n bafllang›c›nda da vurgulad›¤›m›z üzere emperyalizmin krizi giderek derinleflmekte, emperyalist ülkeler aras›ndaki pazar dalafl› eskiye oranla daha yak›c› bir halde kendini hissettirmektedir. Emperyalist kriz, öylesine derinleflmifl bir düzey alm›fl durumdad›r ki art›k bu krizin yükünü yaln›zca sömürge/yar›-sömürge ülkelerin s›rt›na yükleyerek krizi aflmak olanaks›z bir hale gelmifl-

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

5


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

6 tir. Emperyalist-kapitalist ülkelerin iflçi s›n›f› ve emekçi halklar›na da krizin faturas›n›n ödetilmesi yönlü programlar, dayat›lmaktad›r. Öyle ki bu ülkelerde ekonomik ve sosyal haklar büyük oranda törpülenip ask›ya al›nm›fl, demokratik haklarda önemli ölçüde s›n›rlamalar gündeme gelmifltir. ABD emperyalizminin beyninde patlayan 11 Eylül sald›r›lar› di¤er emperyalist haydutlar›n da uykular›n› kaç›rm›fl, yapmay› düflündükleri anti-demokratik uygulamalar›n h›zland›r›lmas›n›n önünü açm›flt›r. Art›k özelde ABD emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalist güçler sald›rganl›k politikalar›n› hayata geçirmenin planlar›n› yap›yorlar. Elinde bulundurdu¤u askeri ve teknolojik güçle sald›rganl›k politikas›n›n uygulanmas›n›n öncülü¤ünü yapan ABD emperyalizminin yan›s›ra di¤er emperyalist ülkeler (Almanya, Fransa, Rusya, Çin vs.) de bu yönlü çal›flmalar›n› h›zland›rmaktad›r. Dolay›s›yla bu emperyalist güçlerin bir kesiminin birli¤i olan AB’den demokratikleflme getirece¤i yönlü beklentiler Türkiye emekçi halklar›n› aldatma ve oyalama senaryolar›ndan baflka hiçbirfley de¤ildir. Y›llard›r uygulad›klar› emperyalist etiketli ekonomik ve sosyal politikalarla emekçi halk›m›z› açl›k, yoksulluk ve zulmün cenderesinde bo¤maya çal›flan egemen s›n›flar ve onlar›n siyasi partilerinin elinde flu dönemde önemli bir koz olarak bulunan AB tam üyeli¤inin gerçekli¤i budur. Gerek emperyalizmin yaflad›¤› kriz gerekse de bu krizin özellikle sömürge ve yar›-sömürgelerdeki yans›mas›, emperyalist haydutlar› art›k yeni yönelimlere ve bu ülkelerdeki uflak iktidarlar› yeniden düzenlemeye itmektedir. Emperyalistler gelinen aflamada sunduklar› politikalar›n› hiçbir engele tak›lmayacak bir flekilde uygulayabilecek uflak iktidarlar› iflbafl›na getirmek için çabal›yorlar. 3 y›ld›r istisnas›z

bir flekilde DSP-MHP-ANAP koalisyonu taraf›ndan uygulanan IMF politikalar›n›n bile yetersizli¤ini gören emperyalistler daha kapsaml› programlar› uygulamak için bu uflak iktidar› y›kacak yeni bir iktidar aray›fl›na girmifllerdir. 3 Kas›m seçimleri bu ihtiyac›n ürünü olarak gündeme gelmifltir. Yaflanan geliflmelerin özü budur. Bunun d›fl›ndaki tart›flmalar bofl, gereksiz ve halk› oyalamaktan baflka bir ifle yaramayaca¤› gibi bu eksende yürütülen AB tart›flmalar› ve AB’nin demokrasi getirece¤i yalanlar› Türkiye gerçekli¤ini görmek istemeyenlerin beyhude çabalar›d›r. Türkiye demokrasinin olmad›¤›, en küçük bir hak araman›n kanla bast›r›ld›¤›, hapishanelerinde yüzlerce devrimci tutsa¤›n

halk› açl›¤a, iflsizli¤e ve yoksullu¤a sürükleyen, dün NATO, BM istedi diye birçok bölgeye asker gönderen, bugün, ABD istedi diye Irak’a sald›rmaya haz›rlanan, Irak Kürdistan›’n› iflgal eden bir ülke olarak b›rakal›m demokratikleflmeyi ve demokratik kararlar almay›, toplumsal mücadele gelifltikçe daha da sald›rganlaflacak bir ülke konumundad›r. Avrupa uyum yasalar› olarak sunulan ve al›nan de¤iflim kararlar› tamamen göstermeliktir. ‹dam karar›n›n kalkmas›n› elbette istiyoruz. Geçmiflte bunun için yürütülen kampanyalar hala herkesin haf›zalar›nda canl› olarak durmaktad›r. Ancak idam›n yerine konulan a¤›rlaflt›r›lm›fl ömür boyu hapis cezas› en ilkel ceza yöntemi olarak yürürlü¤e

Gerek emperyalizmin yaflad›¤› kriz gerekse de bu krizin özellikle sömürge ve yar›-sömürgelerdeki yans›mas›, emperyalist haydutlar› art›k yeni yönelimlere ve bu ülkelerdeki uflak iktidarlar› yeniden düzenlemeye itmektedir. katledildi¤i, kuruluflundan bu yana Kürt ulusunu ezen, yok eden, varl›¤›n› tan›mayan, gözalt›nda, iflkencede yüzlerce devrimci ve yurtseverin öldürüldü¤ü, faili belli cinayetlerle onlarca insan›n kan›n›n orta yerde durdu¤u, bask›c› ve faflizan bir devlet olma biçimiyle tarihe geçmifl ülkelerden biridir. Burjuva demokrasisinin belki de k›r›nt› say›lmayacak ve yeri geldi¤inde bu kazan›lm›fl haklar›n dahi kulland›r›lmad›¤›, üç askeri darbeyle her türlü hakk›n rafa kald›r›ld›¤›, seçimlerde seçmenin özgür iradesinin dipçik zoruyla farkl› partilere kanalize edildi¤i bir ülke özelli¤ini korumakla kalmay›p, bunu yaklaflan 3 Kas›m erken seçimlerine flimdiden yans›tan bir ülke olarak yine tüm yeralt› ve yerüstü zenginlik kaynaklar›n› a¤ababalar› emperyalist tekellere peflkefl çeken, IMF ve DB’nin tüm ekonomik programlar›n› harfiyen yerine getiren,

girmifltir. Bir insan›n ömrü boyunca d›flar› ç›kamayaca¤›n› bilerek yaflamas› en büyük iflkence de¤il midir? Bu yeni de¤iflikli¤in, y›llard›r idam›n› bekleyen insanlar›n yaflad›¤› duygulardan hiçbir fark› yoktur. Keza Kürtçe yay›n ve e¤itim hakk› tamamen devlet denetiminde yap›lacak ve Kürt ulusu bu haktan asla istedi¤i gbi yararlanamayacakt›r. Ve tamamen ve koflulsuz, bir ulusun dilini ve e¤itimini istedi¤i gibi kullanmas› gerekirken, bunu dahi yasalara ba¤lamak, s›n›rlamak, o ulus üzerindeki bask›lar›n nas›l sürdürüldü¤ünün kan›t›ndan baflka bir fley ifade etmez. On y›llarca Kürtlerin varl›¤›n› inkar edeceksiniz, asimilasyonu dayat›p, yok sayacaks›n›z, katledip, sürgün edeceksiniz, sadece kendi ekonomik ve siyasi ç›karlar›n›z tehlikeye girdi¤inde bunu kabul edip göstermelik baz› haklar tan›y›p, bunu da Türkiye’nin de-


mokratikleflmesine ba¤layacaks›n›z. Bu tamamen göz boyama ve aldatmacad›r. Kald› ki, Kürt ulusu bu hakk›n›, verdi¤i mücadeleyle zaten elde etmiflti. Tüm bask› ve fliddete ra¤men, dilini konufluyor ve yay›nlar›n› yap›yordu. Kalan sadece bunu resmilefltirmek olmufltur. Bu resmilefltirme de kurslarla ve paral› e¤itimle gerçeklefltirilebilecek bir hakt›r. Bugün mevcut haliyle Kürt halk›n›n bu yönlü olanaklar yaratmas› tart›fl›lmas› gereken baflka bir yöndür. 3 Kas›m erken genel seçimlerinde seçim propagandas›n›n Kürtçe olmas›n› yasaklayan yüksek seçim kurulunun karar›n› tüm kamuoyu biliyor. Bu karar›n dahi Kürtlerin varl›¤›na ve sözde tan›nan haklar›na nas›l bak›ld›¤›n› gösteriyor. Di¤er ç›kar›lan kararlar ise toplumun hiçbir beklentisine cevap vermeyen kararlard›r. Gösteri ve yürüyüfl kanunundaki bildirme süresini 72 saatten, 48 saate indirerek ne kadar demokratik oldu¤u anlat›lmaya çal›fl›l›yor. 48 saate inse bile, kurum ve muhalif çevreler istedi¤i gibi yürüyemedikleri, basit gerekçelerle yürüyüfl, toplant› ve gösteriler engellendi¤i müddetçe hiçbirfley de¤iflmez. Keza bas›n ve yay›n konusunda getirilen hapis cezas›n›n kald›r›lmas› ve yerine konan yüksek para cezalar› ileri, sosyalist ve devrimci bas›n› tam olarak susturma karar›d›r. Zaten tüm bu yönlerini bir arada de¤erlendirmenin yan›s›ra MHP’nin 3 Kas›m seçimleri nedeniyle AB’ye uyum yasalar›n›n alt› maddesini Anayasa Mahkemesine götürmesinin ard›ndan Mesut Y›lmaz’›n “Türkiye’nin önünü kapatanlarla” yürüyemeyece¤ini aç›klamas›, bu partilerin AB sorununu demokratikleflme vb.den daha çok seçimin malzemesi yapt›klar›n› daha net bir biçimde aç›kl›¤a kavuflturmufltur. Zaten AB ve uyum yasalar› bu partilerin iste¤iyle de¤il emperyalist efendilerinin istekleri sonucu ç›-

kan yasalard›r. Sonuç olarak AB uyum yasalar› olarak al›nan kararlar tamamen Türk hakim s›n›flar›n›n istemlerine cevap veren kararlard›r. Kendi ç›karlar› böyle elverdi¤i için al›nan kararlard›r. Emperyalistlerin daha fazla istemleri yerine gelsin diye al›nm›fl kararlard›r. Nitekim seçim propagandas›nda bunu flimdiden kullanan birçok parti ç›kan yasalar› kendilerinin bask›s›yla ç›kard›klar›n›, devam›n›n gelmesi için hükümet olmalar›n› flart görerek seçmene seslenmeye bafllad›lar. Türkiye’de seçimlerin yaklaflmas›yla hareketlenen seçim trafi¤i yeni partilerin do¤mas›n› ve yeni ittifaklar› gündeme getirmifl bulunuyor. En popüler parti olarak kendisini topluma yans›tan Yeni Türkiye Partisi’nin eskinin devam› olarak, sadece liderini de¤ifltirdi¤i ortadayken, Türk burjuvazisinin Ecevit’e karfl› bir hareketi olarak bakmak gerekiyor. Türk hakim s›n›flar›n›n a¤›rl›kl› kesimi seçimlerde HADEP ve AK Parti’nin seçim d›fl› b›rak›lmas› için u¤raflt›ysa da bunu sonraki geliflmeler engelledi. Tam da AB uyum yasalar› ve AB’nin Aral›k toplant›s› yaklaflm›flken yapmalar›, Türkiye’nin ç›kar›na görülmedi. fiimdi seçim ittifaklar› ve yeni aray›fllar›n yönü de¤iflmeye bafllad›. Kemal

Dervifl’in YTP yerine CHP’ye gitmesi bir anda gözleri bu partiye çevirdi. Baykal’›n DSP’yle birleflme ve Ecevit’i saf d›fl› b›rakma takti¤i veya solun tek lideri havas› yaratmas› YTP ve DSP’ye yönelik politikalar› tutmad› her iki parti de ittifak yapmadan veya tüm “çabalar›na” ra¤men yapamadan milletvekillerinin listelerini verdiler. HADEP’in MHP hariç tüm partilerle ittifak yapar›z ça¤r›s› ve bunun üzerine yapm›fl oldu¤u giriflimler, devletin engeline tak›ld›. Ve solda olmas› gereken birli¤i seçmek zorunda kalarak, DEHAP çat›s› alt›nda seçimlere girecek. Buna karfl›n devletin HADEP korkusu bitmifl de¤il ve tüm çabalar›yla HADEP’in parlamentoya girmesini engellemeye çal›fl›yor. MHP’nin oy kayb› aç›k gözle görülürken, bu faflist partinin öteden beri kulland›¤› vatan millet edebiyat›n›n da art›k çok fazla tutmayaca¤› görülüyor. ANAP’›n AB yasalar›n› dayatmas› ve tam bir AB yanl›s› politikas›yla, seçimlere start vermesi ne kadar inand›r›c› olacak bunu sand›kta görece¤iz. Sonuç olarak Türkiye yeni bir seçim arifesine girmiflken, halk›n hiçbir partiye güveni olmad›¤›, tüm partilerin halk›n gözünde ayn› oldu¤u gerçe¤i aç›kça kendisini gösteriyor.

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

7


8

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

Seçimlerin Türkiye’de çok fazla fleyi de¤ifltirmeyece¤i, kurtulufl olmad›¤› gerçe¤ini anlatmak da devrimcilere düflüyor. ABD’N‹N IRAK SALDIRISI VE TÜRK HAK‹M SINIFLARININ TUTUMU ABD’ye uflakl›kta kusur etmeyen Türk egemen s›n›flar›, ABD’nin Irak’a sald›r›s›na tam destek vereceklerini aç›klam›fl bulunuyorlar. Bir dizi ayr›nt›lar ve pazarl›klar sürse de bu gerçek de¤iflmiyor. Zaten Irak savafl›n›n ön haz›rl›klar› için Türkiye’yi ziyaret eden ABD Savunma Bakan Yard›mc›s› Wolfowitz “Yaln›zca Türkiye’nin fikirlerini almaya geldik. Türkiye olsun ya da olmas›n Irak’a sald›raca¤›z.” diyor. Buna karfl›n The Times’›n yapm›fl oldu¤u yorumda ABD’nin Irak sald›r›s›nda “Türkiye’nin deste¤i oldu¤u takdirde ABD’nin sald›r› maliyeti %50 iner” tarzl› aç›klamalar›na, Türkiye’nin jeo-politik durumu da eklenince ABD’nin bu sald›r›da Türkiye’yi gözard› edemeyece¤i ve kullanaca¤› görülüyor. Di¤er taraftan Türk egemen s›n›flar› “biz Irak’›n toprak bütünlü¤ünden yanay›z. Bunun bozulmas›n› istemeyiz” diyerek Türkiye’nin bir yandan Irak’›n toprak bütünlü¤ünden söz etmesi bir yandan da Irak Kürdistan›’na asker y›¤mas› çeliflik gözükse de anlafl›l›rd›r. Türk hakim s›n›flar›n›n karakteri gere¤i, kendi ç›karlar› ve do¤al olarak a¤a babalar› emperyalist efendilerinin ç›karlar› için göstermifl olduklar› bu ikiyüzlü tav›r anlafl›l›r bir tav›rd›r. Halk›n gözlerinin içine baka baka yalan söylüyorlar. “Irak’a harekat istemiyoruz” derken, di¤er yandan da “ABD sald›r›rsa baflka çaremiz kalmaz” aç›klamalar›yla bu sald›rganl›ktan kârl› ç›kman›n hesab›n› yap›yorlar. Yukar›da da söyledi¤imiz gibi ABD Irak’a sald›rmak için Türkiye’den izin istemiyor ya da pazarl›k yapm›-

yor. ABD Türkiye’yi Irak’a sald›r›s›nda kullanmak için, Türk hakim s›n›flar›n›n ifltah›n› kabartan öneriler sunuyor. Bunlar›n bafl›nda misak› milli s›n›rlar› içerisinde yer ald›¤›n› her f›rsatta ifade ettikleri Musul ve Kerkük petrolleri geliyor ya da Türk egemen s›n›flar› bu sald›r›da gözünü dikti¤i yer oluyor Musul ve Kerkük- demek oluyor ki Türk hakim s›n›flar›n›n Irak’›n toprak bütünlü¤ü gibi bir dertleri yok. Onun korkusu baflka. Türkiye’nin korktu¤u, Irak Kürdistan›’nda olas› kurulacak olan ayr› bir Kürt devletidir. ABD’nin bu bölgeye yönelik planlar› ve Kürt savafl a¤alar›n›n ABD ile olan iliflkileridir. Türk hakim s›n›flar›n› tepkilendiren ve korkutan bu iki olgudur. Türk hakim s›n›flar›n›n y›llard›r PKK’ye karfl› destekledi¤i Talabani ve Barzani’yle karfl› karfl›ya geldikleri husus da budur. Her ne kadar Türkiye’nin kayg›lar›n› gidermek için, Talabani özellikle alt›n› kal›n çizgilerle çizerek Irak’›n toprak bütünlü¤ü içerisinde bir federatif yap› oluflturmay› düflündüklerini söylese de ve yine çat›flma ortam›ndan uzak durmak için bu aç›klamay› yap›yor. Di¤er taraftan yine Talabani ABD dönüflünde savafl sonras›nda Irak’›n üçe bölünmesinin kesinleflti¤ini Kuzey’de bir Kürt federe devletinin kurulaca¤›n›; biri merkezde biri de Güney’de federatif yap›n›n olaca¤›n› belirtiyor. Tüm bu planlar› Talabani kendi kafas›ndan ortaya atm›yor. ABD ile yapm›fl oldu¤u görüflmeden sonra bunu aç›klamas› ABD’nin bu projeyle iliflkisini de ortaya koyuyor. Türkiye’nin en çok rahats›z oldu¤u nokta da buras›. Çünkü Türkiye Irak’›n toprak bütünlü¤ü içinde dahi olsa Kürtlerin federatif bir yönetim kurmas›na karfl› ç›k›yor. Bu federatif yap›n›n bir anlamda ba¤›ms›zl›k demek olaca¤›n› ileri sürüyor. Bir de buna Barzani’nin Kürt Federe Devletinin baflkenti Kerkük olmas› ge-

rekti¤ine iliflkin aç›klamalar›n›n eklenmesi ABD’nin bölgeye yönelik yapt›¤› dizayn›n Türkiye’nin istedi¤i bir durum olmad›¤›n› gösterir. Bu nedenle hem ABD efendisine hizmette kusursuz görünerek hem de savafl durumunda Kürt savafl a¤alar›ndan önce davranarak, Irak Kürdistan›’na oldu bittiye getirerek operasyonlar planl›yor. Tansu Çiller’in, Irak’a sald›r›n›n bafl›nda olma talebi, Genelkurmay›n aç›klamalar› Irak Kürdistan›’nda Türk askerlerini daha da kal›c›laflt›rmak için yeni takviyeler yapmas› bu plan›n parçalar›d›r. Bu Türkiye’nin plan› ama ABD buna izin verecek mi görece¤iz. Asl›nda Talabani ABD dönüflünde bu soruya da cevap vermifltir. “ABD yönetiminin, Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahale etmeyece¤inin tahmin edildi¤ine iliflkin aç›klamalar›na dayanarak, ABD’nin Türkiye’nin müdahalelerine karfl› ç›kaca¤›n› belirtiyor. Tüm bunlar flimdi görünen ve süreç içinde netleflecek oland›r -Ama bugün net olan dün NATO’ya al›nma karfl›l›¤›nda Kore’de ABD ad›na savaflan Türk hakim s›n›flar›, 11 Eylül sonras›nda Afganistan iflgalinde kendisine verilen rolü eksiksiz yerine getirip, ABD’nin verdi¤i baz› k›r›nt›lar› al›rken, flimdi de Irak’a karfl› sald›r›da rolünü oynamak istiyor. Irak ve Türkiye halklar› aras›nda hiçbir düflmanl›k yokken, s›rf kendi ç›karlar› ve ba¤›ml› olduklar› emperyalist sistemin karfl›l›¤› olarak ac› ve gözyafl› halka ç›kart›larak saltanatlar›n› sürdüren Türk hakim s›n›flar›n›n bu uflak politikalar›n› bofla ç›kartacak olan iç dinamiklerdir. Anti-emperyalist mücadelenin bir parças› olan Türkiye topraklar›nda oluflturulacak bu yönlü güçlü ittifaklar yans›mas›n› buralarda da bulacakt›r. Bunu örgütlemek her zamankinden daha önemli bir görev olarak karfl›m›zda duruyor.


9

Sürecimizin esas halkas› olan kitlelerle bütünleflmenin yollar›n› aramal›y›z. Onlar› anlamal›, çözümleyip, örgütleme tarzlar› gelifltirmeliyiz. Bunun için iyi bir ajitatör de olmak zorunday›z. ‹yi bir ajitatör, düzenin çok yönlü siyasal teflhirini, örgütlülü¤e kanalize edebilmelidir. Kitleyi iyi tan›mal› ve güncel sorunlar› genelle bütünlefltirebilmelidir. Lenin’in deyimiyle ajitasyon: “Y›¤›nlara, örgütlenmelerinde yard›m eder, onlar› birlefltirir, bir a¤›zdan ifl yapmalar›n› sa¤lar.”

“Devrim kitlelerin eseridir.” Bunu duymayan devrimci ve komünist yoktur herhalde. Ama bunun prati¤e yans›y›fl› çok farkl› biçimler alarak: kitleye ra¤men, kendini kitlenin ilerisinde gören ya da kitleyi sürü tabi kendisi de kurtar›c›, kahraman oluyor- geri gören anlay›fllar olarak yaflam buluyor. Devrimciler ve komünistler, kitlelerin içinden gelenler olarak, insanl›ktan ç›kar›lmaya çal›fl›lan, özgürlükleri elinden al›nan kitlelerle bütünleflmek, onlara önderlik etmek zorundad›r. Buna uygun davranmayanlar (ne kadar iyi niyetli olursa olsun), egemenlere hizmet edecektir ve amac›na, davas›na yabanc›laflacakt›r. Kendine yabanc›laflan önderlerin nas›l karfl›t›na döndü¤ünü tarih bize göstermifltir. Parti ile kitle aras›ndaki iliflkiye Gonzalo flöyle de¤iniyor; “Yapmam›z gereken, kitlelerin ve halk›n kendi tecrübelerinin sentezini sunmak, onlar›n örgütsel biçimlerini, mücadele biçimlerini gelifltirmelerine yard›m etmektir.”

Uluslararas› komünist hareketin tarihi, komünist partisi önderli¤inde, kitlelerin muazzam gücünün a盤a ç›kar›larak emperyalizme, burjuvaziye, feodal gericilere karfl› nas›l cesurca ve fedakarca savaflt›klar›n› göstermifltir. Bolflevik partisi önderli¤inde savaflan Rusya halklar› ve Çin Komünist Partisi önderli¤inde yap›lan Çin Devrimi en güzel örneklerdir. Kitleler, devrimden sonra da, iktidarda söz sahibi olarak devrimin sürdürülmesi, ülkenin yeniden inflas› için canla-baflla çal›flm›fllard›r. S›n›f bilincine ulaflm›fl ve dünyay› de¤ifltirme cüretinde bulunan kitlelerden daha büyük bir güç yoktur. Onlara bu bilinci verecek olan ve dünyay› de¤ifltirme eylemlerine kat›lmalar›n› sa¤layacak biricik güç de komünist partisidir. Biny›llard›r ezilen, sömürülen, binbir yalanla aldat›lan, her türlü bask› ve fliddet araçlar›yla korkutulan, bast›r›lan, insanl›ktan ç›kar›lan kitleler, dünyay› de¤ifltirebilme bilincini ve gücünü kendili¤inden edinemezler. On-

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

Kitleleri anlamak ve de¤ifltirmek


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

10 lara bu bilinç d›flar›dan verilir. Ve bu bilincin a盤a ç›kard›¤› kahredici gücü yönlendirmek Komünist Partisi’nin en acil, en birincil görevlerindendir. Ezen/egemenler her gün ideolojik bombard›manlar, fliddet eylemleri/terör, siyasi entrikalar… ile kitleleri yönetmek için aldatmakta, bast›rmaktalar. Bu yüzden devrimci, komünistler daha çok -kitlelere en genifl biçimde onlarla kaynaflmak- onlara gitmek ve onlar› örgütlemek-savaflt›rmak zorundad›r.

kü devrimi gere¤i gibi gerçeklefltirmek için böyle olmak zorunday›z- kabul edeceklerini hayal etmiyoruz. Dolay›s›yla sebat etmek zorunday›z ve kitleler Halk Savafl›n›, silah›n de¤erini, önemini kavrayana dek çeflitli biçimler, zengin biçimler alt›nda kitle faaliyetini sürdürmeliyiz…” Gonzalo Bunun için kitleleri çok iyi tan›mak ve anlamak zorunday›z. Buna ezilenler olgusunu, derinlemesine kavramayla bafllamal›y›z. Ezenler ile ezilenler

K‹TLELER‹ ANLAMAK “… Düflüncemiz aç›kt›r, s›n›f›n bunu görebilmesi, anlayabilmesi ve kendi öncüsü oldu¤umuzu onaylamas›, kendilerine önderlik eden bir merkeze sahip olduklar›n› halk›n görebilmesi için zamana ve s›nanm›fl tecrübelere ihtiyac›m›z var. Onlar bu hakka sahiptirler. Bilhassa kitlelerin ne kadar zamand›r doland›r›lm›fl oldu¤u gözönünde bulundurulursa… Bizler ise çal›flmak, gerçekten onlar›n öncüsü oldu¤umuzu onlara göstermek zorunday›z. Biz, proletarya ve halk›n bizi bugünden yar›na kendi öncüsü ve yegane merkezi olarak-çün-

aras›ndaki çeliflkiyi ve bu çeliflkinin bir yönü olan ezilenleri anlamadan, hem politika üretemeyiz-ki ürettiklerimiz de yaflama yan›t vermede yetersiz kalacakt›r- hem de onlarla ba¤ kuramay›z. Nas›l yaflarlar, nas›l düflünürler, korkular›, sevinçleri, de¤erleri…Bunlar› anlamak için ezilen olgusuna birçok yönden bakmak, incelemek gerekir. “Ezilenler ta içlerinde oluflmufl olan ikili¤in ac›s›n› çekerler. Özgürlük olmaks›z›n kendileri olarak var olamayacaklar›n› keflfedeler. Ancak kendileri olarak var olmay› arzulamalar›na ra¤men, bundan korkarlar. Ezilenler, ayn› anda hem kendi-

leridir, hem de bilinçlerini içsellefltirmifl olduklar› ezenlerdir…”diyor P. Freire, “Ezilenlerin pedagojisi” adl› kitab›nda. Ezilenler, s›n›f bilincine sahip de¤illerse, ezenlere ulaflma e¤ilimini sürekli tafl›rlar. Bu e¤ilim “kafalar›ndaki insan modelinin” ezenin kiflili¤iyle özdeflleflmesine yol açar. A¤an›n yan›nda çal›flmaya bafllayan yoksul bir köylü, kahya olduktan sonra arkadafllar›n› a¤adan daha fazla ezer. Mülayim bir iflçinin ustabafl› olduktan sonra nas›l ezmeye bafllad›¤›n› duymufl veya görmüflüzdür. Yetki alan bir yoksulun nas›l ezmeye bafllad›¤›n›, herhangi bir yoldan zenginleflen bir ezilmiflin nas›l hemen de ezen kiflili¤ine büründü¤ünü görmüflsünüzdür. Ezenlerin yaflant›s›na duyulan hayranl›k, özlem bir devrimcide de k›r›nt› dahi olsa onun koflullar› oldu¤unda karfl›t›na dönme riski vard›r. Devrime, yoldafllar›na ihanet edenler hep bu çeliflkiyi tam çözümleyemediklerinden dolay› soysuzlaflm›fllard›r. Yine bu çeliflkinin ürünü olarak, ezilenler, yoksullar aras›nda, burjuvazi “tüketici-asalak” zihniyeti yerlefltirebilmifltir. Evinde yiyecek ekme¤i bile bulunmayanlar›n ellerinden Marlbora sigaras›n›n eksik olmad›¤›n› herkes görmüfltür. ‹htiyac› olmad›¤› halde evine bir sürü ›v›r-z›v›r alan emekçiler, sürekli eflyalar›n› yenileme zorunlulu¤u hissetmeleri, eski eflyalar› çabuk atmalar›, halk›m›z›n yamal› pantolon vb. giymeye çekinmesi, flimdilerde bilgisayar ç›lg›nl›¤›… hep tüketici zihniyetin ürünleridir. Ezilenlerin, ezenlerin flatafatl› yaflamlar›na olan özlemlerinin bir yans›mas›d›r. Ezilenlerin, ezen kiflili¤ini


içsellefltirmelerine baflka bir örnek de ezilme durumunun, bu ba¤›ml›l›¤›n durumunu farkedip de bir fley yapma cesareti olmayanlar. Mesela patrondan ya da a¤adan h›rs›n› ç›karamayan ezilen, h›rs›n› çocuklar›ndan yada kar›s›ndan al›r. Onlar›n karfl›s›nda kendini güçlü (bu güç kafas›nda içsellefltirdi¤i ezenin gücüdür) hisseder. Di¤er bir boyutuyla bu ba¤›ml›l›¤› farkedip de s›n›f bilinci olmayanlar›n bir e¤ilimi de, bu ezenlerin yaflant›s›na ulaflma çabalar›, onlar› mafya tarz› örgütlenmelerin içine iter. Ezilenlerin bu kesitleri -uyan›fllar›an›nda devrimciler onlar›n bilinçlerini de¤ifltiremezlerse, ezenlerin saf›na geçmeleri kaç›n›lmaz oluyor. Dikkatinizi çekmiflse devrimcilerin örgütlü olmad›¤› yerlerde böylesi ifllerin çok döndü¤ünü görmüfl /duymuflsunuzdur. Ezilenlerin düflünce s›n›rlar›, onlar› çevreleyen durumun çeliflkileriyle biçimlenmifltir. Bu s›n›rlar›n d›fl›na ç›kmalar›, ezenlerin çeflitli manipülasyon (kitlelerin cahil, bilgisiz, beceriksiz oldu¤u, onlar›n “bilgili, becerikli” ezenlere ihtiyaç duydu¤u vb.) ile çeflitli bask› biçimleriyle engellenir. Bu durum bir yandan özgürlükten korkmalar›na, di¤er yandan ise kendi durumlar›n› içsellefltirip, kendilerini afla¤›lamalar›na neden olur. Özellikle e¤itim sistemiyle pekifltirilen bu olgu, okuyanlar›n halk gözünde büyümesine neden olmufl, burjuvaziyi yönetici olarak, di¤er okuyanlar› da düzenin do¤al sürdürücüsü fleklinde içsellefltirmifltir. Ezenlerin bir yandan bask› ve fliddet araçlar›yla, di¤er yandan düflünce ufuklar›n›n geliflmesini engelleyen türlü yöntemler, ezilenlerin ezen kiflili¤i-

ni içsellefltirmeleri, gözlerinde çok büyütmeleri yüzünden ezilenlerin kendi sorunlar›na ve özgürlüklerine karfl› edilgen kalmalar›na neden oluyor. Bunu k›rman›n yolu onlara bilinç vermek -ki bu görev devrimci ve komünistlerindir- ve örgütlenmelerini sa¤layarak de¤ifltirme gücünü hissettirmekle olur. Salt düflüncede kalan, eyleme dönüflmeyen bu bilinç körelmeye ve karfl›t›na dönüflmeye bafllar. Bu çeliflkiyi anlayabilmek, kendimizi dönüfltürmek aç›s›ndan da zorunludur. Saflar›m›zda görülen sekterizm, bürokratizm bu çeliflkiden besleniyor. ‹lk defa yetki -sorumluluk alan bir yoldafl›n bafllarda liberalken -bu ezilmifllik psikolojisinin yans›mas› olan emir verememe, karfl› karfl›ya gelememe- sonralar› nas›l sekterli¤e dönüfltü¤üne -bu da kafas›nda bizim do¤rumuz olmad›¤›ndan düzenin flekillendirdi¤i ezen kiflili¤inin yans›s› oluyortan›kl›k etmiflizdir. Bu çeliflki ayr›ca ezilenlerin, gerici de¤er yarg›lar›na ve dine daha çok sar›lmalar›na neden oluyor. Ezilenler, durumlar›n›n fark›na varmad›kça, sömürülmelerini, ezilmiflliklerini kaderci bir flekilde kabul ederler. Bu durumun k›r›lmas› için ezilenlerin, ezenlerin yenildi¤ini, y›k›labildi¤ini görmeleri -ki bu mücadeleleri arac›l›¤›yla olur- ve mücadelenin gereklili¤ine inanmalar› gerekir. Mücadeleye inanç, hem kitleler hem de devrimciler için olmazsa olmazlardand›r. Onlara bilinç verirken ve örgütlerken yukar›da bahsedilen tutuculuk ve duygusal ba¤›ml›l›k-de¤erlerine- asla gözden kaç›r›lmamal› ve karfl› karfl›ya gelinmemeli. Yoksa siz de onlar›n gözünde ezen konu-

muna düflersiniz. Daima iknae¤itim yolu tercih edilmeli. Ezilenler, güzel bir dünyan›n, özgür bir dünyan›n hayaliyle daha da duygusallafl›rlar. Bu duygular kendileri gibi ezilmifl olanlara daha ba¤›ml› olmalar›n› sa¤lar. Di¤er yandan sürekli afla¤›lanm›fll›k yüzünden sayg› görmek isterler ve küçümsendiklerini hissettiklerinde araya mesafe koyarlar. Devrimciler onlar›n de¤er yarg›lar›n› rencide etmeden ve onlar› küçümsemeden yaklaflmak -diyalog kurmak- zorundad›r. S›rf sayg› gördü¤ü, kendisine de¤er verildi¤i için devrimcilere kap›s›n› açan insan say›s› az de¤ildir. Ezilenler, ezenlerin varl›k koflulunun kendileri oldu¤unu ve tüm insanl›k d›fl› uygulamalar›n daha çok kar için oldu¤unu kavramal› ve bu sistemin de¤iflmesinin ancak kendisinin kendisi gibi olanlarla birlikte müdahalesiyle, eylemiyle gerçekleflece¤ini - insanlaflman›n tek yolunun ezilen insanlarla birleflmek oldu¤unu- anlamas› zorunludur. De¤iflimin bafllang›ç noktas› buras›d›r. Devrimciler kitleyi önce bu noktaya getirmek zorundalar; örgütleme, savaflt›rma ikinci ad›md›r. Ancak bu noktan›n derinleflmesi de örgütlü gücü hissettirmeden olamaz. Ezilenleri daha iyi anlayabilmek ve onlara dönük oluflturaca¤›m›z politikalar›n yaflam bulmas› için çeliflkinin di¤er yönünü oluflturan ezenleri ve egemenlik araç-yöntemlerini de ö¤renmek, tahlil etmek gerekir. P. Freire’in ezenler hakk›ndaki tan›mlar›na baflvural›m: “Ezenlerin bilinci, kendisini çevreleyen herfleyi egemenli¤inin bir nesnesine dönüfltürme e¤ilimindedir. Yeryüzü, toprak,

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

11


12

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

üretim, insanlar›n yaratt›klar› insanlar›n kendileri, zaman... herfley onun tasarrufundaki nesneler statüsüne indirgenir. S›n›r tan›maz tutkular› içinde ezenler herfleyi sat›n alabileceklerini düflünürler. Para herfleyin ölçüsüdür; kâr bafll›ca amaçt›r. Ezenler, bir imtiyaz olarak daha fazlas›na sahip olma tekellerinin-ezilenlerin hiçbir fleysiz kalma pahas›na-ötekileri ve kendilerini insanl›ktan ç›kard›¤›n› anlamazlar. Sahiplenen bir s›n›f olarak bencilce sahip olma peflinde olufllar›yla, kendi mülkleri içinde bo¤ulduklar›n› ve art›k var olmad›klar›n›, sadece sahip olduklar›n› göremezler.” Ezenler, varl›k koflulu olan ezilenlerin, durumu farketme-

ye çal›fl›p, durumlar›n› kaderci bir flekilde kabullenmelerini sa¤l›yor. Ayr›ca hurafeler, gizemcilik, büyü vb. ile de düflünme yetilerini k›r›yor. Ezilenleri sadece dinle bölmüyor. Ulus, milliyet farklar›n› körükleyerek -milliyetçilik ve flovenizmi kullanarak- bir s›n›f›n bir kesimini sat›n alarak -mesela iflçi aristokrasisi oluflturarakkültür farkl›l›klar›n› kullanarak ezilenleri bölüyor. Bundan hem ekonomik ç›kar› (savafl ekonomisi ve pazara hakim oluflu) hem de siyasal ç›kar› (bu da ekonomik ç›karlar›na hizmet etti¤i gibi, güç gösterisi için gerekli) var. Bugün her ezen/egemen kli¤e ba¤l› bir medya grubu olmas› bofluna de¤ildir. En etkili

Bugün her ezen/egemen kli¤e ba¤l› bir medya grubu olmas› bofluna de¤ildir. En etkili manipülasyon arac› olan medya hergün ideolojik bombard›man, yalan dolan ile kitleleri düflünmeyen, edilgen vb. k›l›yor. meleri için çeflitli yöntemlerle düflüncelerini dar tutmak, onlar› edilgen k›lmak, boyun e¤dirme/kabullendirme, bölme, asimilasyon gibi sonuçlar› hedeflerler. Ancak bu sayede egemenliklerini devam ettirebilirler. Askeri yöntem olarak devlet kurumu bir bafl›na zaten “egemen s›n›f›n arac›d›r.” Polis, ordu, hapishaneler ezilen s›n›fa karfl› kurulmufl ve gelifltirilmifltir. Ancak bu yetmemekte(çünkü tarihte en zorba devletler bile halk›n meflru olan isyanlar›n› engelleyememifltir) özellikle günümüzde fliddetin yan›nda, düflünceleri teslim almaya, gerçekleri bulan›klaflt›rmaya yönelik uygulamalar artm›flt›r. Din ile insanlar› bölmekle kalm›yor -ki böldü¤ünü daha rahat yönetiyor- ayr›ca düflünmelerinin önüne geçme-

manipülasyon arac› olan medya hergün ideolojik bombard›man, yalan dolan ile kitleleri düflünmeyen, edilgen vb. k›l›yor. Ezenlerin çeliflkilerinin en keskin yafland›¤› yer olan parlamentoyu, ezilenlere demokratik, özgür düzenin arac› olarak yutturuyor. Gerçekte pastadan daha fazla dilim alma savafl›n›n bir biçiminin yafland›¤› parlamento, ezilenlere ancak “ezenlerin seçme özgürlü¤ü” verebilir. Halk› cahil gören, afla¤›-bilgisiz gören anlay›fl›n ve düflünmez nitelikteki düzenin piyon sürdürücülerinin yetiflti¤i yer e¤itim sisteminin kendisidir. Ezberci, milliyetçi, floven, kaderci, dünyay› de¤ifltirme gücünden yoksun “e¤itim”, sadece düzenin sürdürücüsü olmakla kalm›yor; okuyamayan ke-

sim üzerinde burjuvazinin yerini yüceltiyor. “Cahil” oldu¤una inanan halk, kendisinden daha “becerikli-bilgili-kültürlü” gördü¤ü burjuvaziye ihtiyaç duyuyor; en hafifinden bu durumu kabulleniyor. Bir düflünün parlamentoda, üniversitelerde kaç kifli topra¤›n nas›l sürüldü¤ünü, ekinin nas›l ekildi¤ini, bu¤day›n ekme¤e nas›l dönüfltü¤ünü ya da ev infla etmeyi, araba tamir etmeyi, yol yapmay›, kitap basmay›... bilir. Üretimden kopuk, asalak karakterdeki bu insanlar nas›l daha bilgili olduklar›n› iddia ediyorlar. Devrimcilerin, halk› cahil, kendi yard›mlar›na-bilgileri boyutuyla- muhtaç gören, küçümseyici yaklafl›mlar ezenlerin tavr› de¤il midir? Onlara hizmet etmifl olmuyorlar m›? Ya da “bir üniversiteli” kültür yaratmakla veya en az›ndan bunu sürdürmekle, halk› ezmifl olmuyorlar m›? Devrimciler, halk› küçük görmemeli, onlar›n kahredici güçlerinin ve üretimden gelen bilgi- tecrübelerinin al›c›s› olmak zorundalar. Ancak bu bilinçle bir yaklafl›m sunarlarsa kitlelerle kaynaflabilirler. K‹TLELERE YAKLAfiIMLARIMIZ Kitle-devrim iliflkisini do¤ru kavramak, do¤ru siyaset uygulamak için temel flartt›r. Kitleye ra¤men mi, kitleyle birlikte mi devrim yapaca¤›z? Kitlenin hangi kesimine a¤›rl›k verece¤iz? S›n›flar› yeterince tan›y›p ayr›flt›rabiliyor muyuz? Bu sorular›n cevab› sadece ezen-ezilen çeliflkisini kavramakla çözülmez. Tarihin ilerleyiflinin yasalar›n›, s›n›f mücadelesinin yasalar›n› da kavramak gerekir. Biz proletaryan›n öncüsü ve örgütlü müfrezesiyiz. Neden


proletarya? Çünkü proletarya, burjuvazinin karfl›t› do¤an ve onu yok edebilecek en kararl›, en tutarl›, di¤er s›n›flara önderlik edebilecek s›n›f bilincine sahip, tarihteki en son s›n›ft›r. Proletarya, ezenleri burjuvaziyi ve onun tüm kurumlar›n› ve de¤erlerini y›k›p s›n›fs›z-sömürüsüz bir dünyay› kurabilecek tek s›n›ft›r. Proletaryan›n tarihsel misyonunu kavramayan ya da eksik kavrayan tüm devrimci, komünistler günün sorunlar›na ve gelece¤e dair sorunlara do¤ru çözüm getiremeyecektir. Ayn› flekilde tarihi yorumlamada yan›lacak ve dün-bugün-yar›n aras›ndaki diyalektik ba¤› yakalayamayacaklard›r. Proletaryan›n ideolojisini kuflanmak, salt s›n›fsal özelliklerine göre flekillenmek de¤ildir; yani disiplinli, çal›flkan olmak, insani de¤erleri, yarat›c›l›¤›n›, düzeni de¤ifltirme gücünü almak demek de¤ildir. Bunlar da zorunludur, ama yetmez. Proletaryan›n tarihsel misyonunu kavramak ve devrimin yolunu buna göre çizmek, günün sorunlar›na bu bak›fl aç›s›ndan politika üreterek, yar›n› bugünden kurmakt›r, proletarya ideolojisini kuflanmak. Her olaya, her soruna bu ideolojinin penceresinden bakmak sa¤l›kl›, berrak ve tu-

tarl› bir siyaset izlememizi sa¤lar. Biz Proletarya Partisi’nin militanlar›, proletaryaya ve köylülü¤e öncelik vermek üzere, tüm emekçi kitleyi örgütlemek, e¤itmek ve savaflt›rmak zorunday›z. Bunun için tarihin, s›n›f mücadelesinin yasalar›n› ö¤renece¤iz; kitleyi iyi tan›yaca¤›z. Bu bilgileri çeflitli yöntemler üretmek ve araçlar bulmak için kullanaca¤›z. Kitleleri tan›mak için incelemeler yapmak süreklilik arzetmeli; yoksa sürecin ve kitlelerin gerisinde kal›r›z. Kitleler hakk›nda ne ö¤renece¤iz, bu bilgileri nas›l kullanaca¤›z? Onlar›n ezilmifllik psikolojisini, s›n›fsal al›flkanl›klar›n›, uluslar›n›, dinlerini-mezheplerini, kültürlerini, devlete, düzene, devrimcilere bak›fllar›n›, di¤er din-mezhep ve milletlerle iliflkilerini, ekonomik sorunlar›n›, taleplerini, feodal de¤erlerini, kad›na-erke¤e bak›fllar›n›, s›n›f bilincini ne kadar ald›klar›n›, sosyal yaflant›lar›na dair en küçük ayr›nt›y›... k›sacas› onlara ait herfleyi ö¤renmek zorunday›z. Onlar›n tüm çeliflkilerini anlay›p bunlara çözüm getirmek için onlar› çok yönlü tan›mal›y›z. Bu bilgi edinme sürecini her hücre ve komite düzenli ve sistemli yapmak zorundad›r. Bu bilgileri komitede biraraya getirip alan›m›zdaki kitleler hakk›nda bütünlüklü bir bilgiye sahip olaca¤›z. Böylece onlara ne verece¤imizi, nas›l verce¤imizi kafam›zda netlefltirmifl olaca¤›z. Ajitasyonumuzu daima günlük-güncel sorular›ndan bafllatarak sistemle ba¤›n› kurup onu devrime kanalize edece¤iz. Onlar›n özel sorunlar›yla da ilgilenmeli ve yaflanan sorunun sistemle ba¤›n› kurmal›y›z. “Kitlelerden kitlelere” il-

kesi budur. Kitlelerin sorunlar›na çözüm bulurken ya da onlar› örgütlerken kesinlikle niyetlerle de¤il, kitlelerin nesnel ihtiyaçlar›n› gözönüne almal›y›z. Ama kitleleler bu nesnel ihtiyac› kavramam›flsa veya korkuyorlarsa, onlara kavratana ve bize güvenmelerini sa¤layana kadar ›srarla çal›flmal›y›z. Bu konuda Mao iki ilkeye dikkat çekiyor: “Birincisi kendi kafam›zdan yak›flt›rd›¤›m›z ihtiyaçlar de¤il, onlar›n gerçek ihtiyaçlar›; ikincisi, bizim kitleler ad›na kararlaflt›rd›¤›m›z istekler de¤il, kitlelerin kendi bafllar›na ald›klar› kararlar.” Kitlelere yaklafl›m›m›zdaki sorunlardan biri ajitasyon ve propaganday› kavramay›fl›m›z›n yaratt›¤› sonuçlard›r. Özellikle burjuva e¤itimi alm›fl genç yoldafllarda görülen bu eksiklik, iyi bir ajitatör olmay›fl›n› “propaganda” ile kapatmaya çal›flmas› ile daha da büyüyerek kitleden koparabiliyor. Ajitasyon, siyasal teflhir, güncel ve özel sorunlar›n sistemle ba¤›n› kurabilme, korkular›n›n-kayg›lar›n›n kayna¤›n› aç›klay›p bunlar› sistemin nas›l yaratt›¤›n› aç›klayabilmeyi gerektirir. Bunu yapabilmek için ülkenin ve kitlenin gündemini bilmek, bunlar›n yorumunu yapabilmek; genel olarak kitleyi, özel olarak da insanlar› iyi tan›mak gerekir. Çözüm olabilmek için de örgütlenme tarzlar›n›, partiyi tan›mal›. Yani iflin özcesi ajitasyon, siyasal yetkinlik gerektiriyor. Bunun herkeste ayn› derecede olmamas› do¤al; kimse do¤ufltan iyi bir ajitatör olmuyor. Emekle, çabayla, yo¤unlaflmayla, bilimsel bir donan›mla iyi bir ajitatör olunur. As›l sorun, bu gerçekli¤ini görmeyen ya da kabullenmek iste-

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

13


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

14 meyen ya da kitlenin önünde “herfleyi bilirim” pozlar›na bürünen baz› yoldafllar›n bu gerçekliklerine göre davran›p, eksikliklerini giderme çabas› yerine, kitabi bilginin ezberi fleklinde darlaflt›r›p olur olmaz yere sokuflturduklar›, nesnel durumla ilgisi olmayan “propaganda” yapmalar›d›r. Biz flöyleyiz-böyleyiz, sosyalizm-komünizm flöyle böyle... Bu anlay›fl b›rak›n kitleye bilinç tafl›may› aksine kitleyi o yoldafltan, dolay›s›yla onun temsil etti¤i partiden uzaklaflt›r›yor. Bu yoldafllar›n prati¤i küçük burjuva ideolojisinden besleniyor. Çok bilmifllik, kitleyi küçümsemek, cahil-bilgisiz görmek, sayg› görmek istemek -haketmedi¤i halde- bölük pörçük bilgileri, yüzeysel bilgileri, kulaktan dolma bilgileri çok fleymifl gibi görmek, nesnel durumdan kopuk hareket etmek... küçük burjuvan›n s›n›f karakteridir; s›n›f bilinçli proletaryan›n de¤il. Biz s›n›f bilinçli proletaryan›n ideolojisini kuflanmal›y›z; kiflili¤imizi, siyasetimizi bu ideolojinin ›fl›¤›nda donatmal›, yetkinlefltirmeliyiz. Bu k›sa zamanda olacak bir ifl de¤ildir. Yo¤un bir araflt›rma-inceleme faaliyetinin yan›nda, partinin verdi¤i görevlere s›k› sar›larak ve her faaliyetimizden ve baflka yoldafllar›n faaliyetinden/hatalar›ndan dersler ç›kar›rsak bu süreyi k›saltabiliriz. Kitleye yaklafl›mdaki baflka bir eksiklik de “geçinmeci kitle çizgisidir.” Baz› yoldafllar, “halk için”, “parti için” bir sürü fedakarl›kta bulunmufl, riske girmifl vb. Sanki kendisi için de mücadele etmiyor, sanki ezilenler kategorisine girmiyor da lütufta bulunup halk›n kurtulufluna “yard›m” ediyor. Kendisiyle düzen aras›ndaki çeliflki-

yi, insanl›k d›fl›laflt›rma ile kendisinin insanlaflma çabas› aras›ndaki çeliflkiyi yok sayan, görmeyen; ayr›ca halk›n özgürleflmeden kendisinin de özgürleflemeyece¤i, insanlaflamayaca¤› iliflkisini de göremeyen buna ideolojik körlük de diyorlar- bu yoldafllar kitle üzerinde hak iddia ederler. Yiyece¤ini, giyece¤ini, bar›nmas›n› kitle karfl›lamak zorunda; çünkü o onlar için “büyük fedakarl›klar”da bulunuyor ve “ölümü” göze al›yor. Bu düflünüfl tarz› kitlelere ne veriyordur? Hiçbirfley! Tam tersine kitleyi sömürüyorlar, u¤runa savaflt›klar› davaya zarar veriyorlar. Bunun önü al›nmazsa var›lacak yer kendine yabanc›laflmad›r, sonraki durak elveda proletarya! Bu düflünüfl tarz›n› biraz daha irdeleyelim. Tarihte iki dünya savafl›n›n etkisi ile o zamanki egemenlerin/emperyalistlerin somut durumu ile bugünkü durumu aras›ndaki farklar› inceleme ihtiyac› duymaz. Kitlelerin o zamanki durumuyla bugünkü durumunun fark›n› inceleme ihtiyac› duymaz. Dolay›s›yla s›n›f mücadelesinin yasalar›ndan da bihaber oldu¤undan -ki bunlar› tarihi incelemeden ö¤renmek imkans›z- s›n›f mücadelesinin bugün ald›¤› biçimi de anlayamayacak. Yine dolay›s›yla kitlelerin somut durumlar›n› genelle birlefltiremeyecek, ruh hallerini anlayamayacak ve onlarla diyalog kurmakta bile zorlanacak. Sadece bununla kalsa iyi... Kitleyle kaynaflamaman›n, onlar› örgütleyememenin yöntemsizli¤i içerisinde sonunda bir ç›kmaza girer. E¤er bu çeliflkiyi eski düflünüfl tarz›yla çözümlemeye kalkarsa -yani sorunun kendi düflünüfl tarz›nda oldu¤unu anla-

maz ve onu de¤ifltirmeye giriflmezlerse- somut koflullar›n somut tahlilinden muzdarip oldu¤undan, sorunu kendisinde de¤il kitlelerde arayacakt›r. Çünkü kendisi onlar için koflturmufltur, “fedakarl›klarda” bulunmufltur. “Bu halk adam olmaz” demeye bafllad› m› kitleyle aras›ndaki çeliflki, egemenler/burjuvazi lehine çözülmüfltür. Bu yoldafllar niyetlerinden ba¤›ms›z, burjuvaziye hizmet etmifl olmakla kalmay›p, kendilerine -yani davalar›na, de¤erlerine- yabanc›laflmaya bafllarlar. Geçinmeci kitle çizgisinin kitle ile iliflkileri de siyasal olmaktan uzakt›r. Kitlelerin geri yanlar›yla uzlaflan, ahbap-çavufl iliflkileri kuran, evin “reisi” erkekle diyalog kurup, kad›n› yok sayan pratikleri oldukça fazlad›r. Kitleye ya liberaldir geri yanlar›yla uzlaflan- ya da sekter -onlar› küçük gören, de¤erlerine, fikirlerine sayg› göstermeyen-dir. Her ikisinde de kitleye bilinç verme, onlar› bir ad›m daha ileriye tafl›ma kayg›s› yoktur. Bu yoldafllar, kitle karfl›s›nda sadece kendilerini temsil etmedikleri için, kitle nezdinde partiyi ve devrimcileri marjinallefltirir, kopar›r. Bu çizgi g›das›n› felsefi olarak idealizmden (en çok subjektivizme tak›l›rlar) ideolojik olarak küçük burjuvadan al›r. Siyasete yans›mas› sekterlik, kitlelerden kopmad›r. Örgütsel alana yans›mas› ise yüzeysel çal›flma tarz› ile ve Parti ruhundan yoksun olufluyla olur. Baz› yoldafllar da toplumsal kökenleri yüzünden sosyal yaflamda edilgen kal›yorlar. Özellikle kad›n yoldafllardaki bu edilgenlik, örgüt içinde sorumluluk almaktan çekinme, varolanla yetinme fleklinde, kitle ile


iliflkilerde pasif, liberal, cans›z olmalar› fleklinde yaflam buluyor. Biz kitlelere gitmek, onlar›n bilinçlerini yükseltmek zorunday›z. Devrim için baflka yol yok. Bu yoldafllar, feodalizmin oluflturdu¤u bu duvarlar› y›kmal›d›r ve daha aktif, at›lgan, canl› olmal›d›r. Eski al›flkanl›klar, yaflam tarz›m›z kendili¤inden gitmez. Yo¤un çaba, emek gerekir. Kendini halka adamak, yeniden flekillenmeyi ve sürekli yenilenmeyi gerektirir. E¤er kendimizi halk›n üstünde görüyorsak, varolan durumla yetiniyorsak, mücadeleye göre flekillenmiyorsak, eski s›n›f›m›zdan kopamam›fl›z demektir. Eski s›n›f yaflant›m›z› -k›smen de olsa- özlüyoruz demektir. Biz öncelikle kendimiz için mücadele ediyoruz; yani biz de bu düzenden ve düzene ait tüm kötülük ve pisliklerden hofllanm›yor ve nefret ediyoruz. Eziliyoruz, sömürülüyoruz, insanl›ktan ç›kar›l›yoruz, özgürce yaflayam›yoruz... Bu mücadele için yani ezenleri yok etmek için önce “ben”e savafl açmal› ve özgürleflmenin, insanlaflman›n tek yolu olan “birlikte”, “kolektif” bir flekilde, tüm kötülüklerin kökeni olan ezen/egemenlere karfl› savaflmal›y›z. ‹lk ad›m “ben”e savafl açmakt›r; çünkü ezenlerin/burjuvazinin özü, varl›k koflulu “bireyciliktir”. ‹nsanlaflman›n, özgürlü¤ün özü “kolektiftir”. Bunun üzerine iyi düflünün. Karfl›m›za dünyan›n, toplumun yeni ve derin gerçekleri ç›kacakt›r. Bilginin s›n›r› olmad›¤›na göre ve çeliflkiler de bizim yaflam›m›zla s›n›rl› olmad›¤›na göre biz daima yetkinleflme ihtiyac› duyaca¤›z. Bilgi edinme, ö¤renme süreci bu bak›mdan sonsuzdur. Ama ayn› zamanda

bildiklerimizi baflkalar›na-yoldafllar›m›za ve kitleye- ö¤retece¤iz. Bu yüzden hem ö¤renci hem ö¤retmen olaca¤›z. Kitlelerden ö¤renece¤imiz o kadar çok fley var ki; yeter ki bu kap›y› bir aralay›n. Kitleyle ba¤ kurma, diyalog sorunumuz varsa örgütleme iflini flöyle bir erteleyin; önce onlar› tan›maya çal›fl›n. Onlar›n oldu¤u heryere; özellikle sistemle çeliflkilerinin derinleflti¤i yerlere gidin. Fabrikadaki iflçiyle, tarladaki köylüyle, mevsimlik iflçiyle, hastane kuyru¤undaki, maafl kuyru¤undaki, ekmek kuyru¤undaki, ifl kuyru¤undaki, evrak kuyru¤undaki insanlarla konuflun, izleyin. Çöp toplayan insanlara iki çift s›cak söz söyleyin. ‹nsanlar/ezilenler tam bu noktada zaten birikmifl öfkelerini ve çaresizliklerini biriyle paylaflma ihtiyac› duyarlar. Onu dinleyecek birini, hele de onca ezilmifllik duygusu içinde kendisine de¤er veren, sayg› duyan, insan yerine koyan birini hemen sahiplenirler ve size sevgilerini verirler. Onlarla s›cak bir diyalog kurabildiniz mi onlar›n dünyas›na girdiniz demektir. Bu yakalad›¤›n›z s›cakl›k bizi besleyecek, size güç katacak. ‹nsanlar› sevmek, ruhlar›n kaynaflmas›yla bafllar ve artar. ‹nsanlar›n ruhlar›n› kazand›¤›n› hissetmek bir devrimci için en büyük mutluluklardan biridir. ‹nsanlar›, halk› seven ve onlara inanan bir devrimci, kitleler ne yaparsa yaps›n asla onlara olan inançlar›n› yitirmez. Onlara sekterleflmez, onlardan uzaklaflmaz. Kitlelere duyulan bu güven ve sevgi Parti’ye de yans›r. Çünkü halk› kurtulufla götürecek biricik araç Parti’dir. Partiyi gelifltirmek, korumak halk›n kurtuluflu için

zorunludur. Bu bilinç Parti’ye ba¤l›l›¤› gelifltirir, yoldafll›k iliflkilerini pekifltirir. Halk› de¤ifltirmek zordur. Çünkü binlerce y›l›n köhnemifl de¤erleri, ezilmiflli¤i üzerlerinde karabasan gibi dolaflmaktad›r. Bir devrimcinin veya bir kadronun ne kadar yo¤un bir çaba-emek ve uzun bir süreç sonras› de¤iflti¤ini düflünürseniz halk› de¤ifltirmek için daha çok sab›r ve özveri gerekti¤ini daha iyi anlayabilirsiniz. Kendinizi bir düflünün! Nas›l zor de¤ifltiniz; üstelik daha çok de¤iflmeniz (yetkinleflmeniz)gerekiyor. Bunun bilinciyle halka yaklaflmal›y›z. fiunu unutmamal›y›z, hem de¤iflece¤iz hem de¤ifltirece¤iz. Bunlar ayr› ayr› yaflanacak süreçler de¤ildir, ayn› anda yaflanacak. Ne olumluluklar›m›z› görmezden gelece¤iz ne de onlar› büyütece¤iz. Olumsuzluklar›m›z› da ne görmezden gelece¤iz, ne de onlar›n alt›nda ezilip kendimize güvensizli¤imizi art›raca¤›z. Kendimizi sadece olumsuzluklar›m›zla de¤erlendirmek bizi dar dünyalara hapseder, korkular›m›z› büyütür. Sürekli, düflünüfl tarz›m›z› prati¤imiz ve ö¤rendiklerimiz ›fl›¤›nda yeniden flekillendirmeliyiz. Herfleyin olumlu ve olumsuz yan›n›n bir arada ve mücadele halinde oldu¤unu; eski ile yeninin de ayn› flekilde yaflamda yer ald›¤›n›, her düflünüflte, her nesneyi, olay›, kiflileri de¤erlendirmemizde ak›lda tutaca¤›z ve buna göre hareket edece¤iz. O zaman teori ile prati¤in uyumunu yakalam›fl olaca¤›z. Baflar›lar›m›z›n getirdi¤i mutluluk, bizim görevlerimize daha çok sar›lmam›z›, eksikliklerimize daha çok yönelmemizi sa¤layacakt›r. Tarih, bize flunu göstermifl-

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

15


16

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

tir: “En güzel de¤erler, en zor koflullarda yarat›lan de¤erlerdir.” Ve en güçlü insan büyük f›rt›nalardan ç›km›fl insand›r. K‹TLELERLE VE PART‹YLE HERfiEY MÜMKÜNDÜR! Proletarya Partisi 2 OPK’dan sonra girdi¤i olumlu yönelimi kitle alan›nda sürdüremedi. Örgütsel sorunlarla u¤raflmaktan kitleyle bütünleflemedi. Bu durum Parti’nin kitlelerden kopmas›na ve marjinalleflmesine yol açt›. Ayr›ca kitleden kopman›n getirdi¤i birçok hastal›k, örgütsel sorunlar›n üzerine bindi. “S›n›f bilincini, Parti bilincini, Önderlik bilincini kuflan” kampanyas›, bu durumun düzeltilmesi içindir. Yüzümüzü s›n›f mücadelesine ve kitlelere dönmemiz, k›r›lan Parti bilincinin iyilefltirilmesi ve Parti’nin gelifltirilip, kitlelerle bütünleflmesinin sa¤lanmas›; bu ikisine paralel önderlik misyonumuzu lay›k›yla yerine getirmemiz, sürecimizin en acil sorunlar›d›r. Bu durumun düzeltilmesinde, her Parti militan› ve üyesi kendine düflen sorumlulu¤u oldu¤unu bilmelidir. Her militan Parti’yi daha iyi tan›mal›, Parti’nin sorunlar›na kafa yormal›, Parti’nin merkezi politikalar›n›, yarat›c› bir flekilde alan›na uygulamal›d›r. Parti birli¤i olmadan, karfl›-devrimin muazzam boyuttaki örgütlü gücünü altedemeyiz ve kitlelerle kaynaflamay›z. Her militan, Parti’nin bir parças› oldu¤unu ve parçalar olmadan bütünün olmayaca¤›n› bilmeli ve buna göre flekillenmelidir. Bütünün niteli¤ini (sa¤laml›¤›n›) parçalar belirler. Önderlik bilincini kuflanmak, hata ve zaaflar›m›zdan

ar›narak geliflmek ve Parti bilincini gelifltirmekle mümkündür. Parti bilincini gelifltirmek Parti’nin tarihteki zorunlu rolünü, kitlelerle iliflkisini (kitlelere önderli¤in zorunlulu¤unu), Parti’nin iflleyiflini-yaflam›n› bilmek ve içsellefltirmekle mümkündür. S›n›f bilinci de bir bütün Marksizm-LeninizmMaoizm’in tarihinin ve ilkelerinin incelenmesi, kavranmas› ile bu teorinin ›fl›¤›nda kitlelere yüzünü dönmekle mümkündür. Bu üç bilinç k›r›lmas›, birbirine kopmaz ba¤larla ba¤l›d›r. Nereden bafllayaca¤›z? Bütünü yakalamak için parçalardan bafllayaca¤›z. Yani kendimizden; düflünme, çal›flma, örgütleme tarz›m›zdan... Her biri üzerinde ayr› ayr› kafa yorup, bunlar›n aras›ndaki ba¤› kuraca¤›z ve pratikte s›nayarak gelifltirece¤iz. Düflünme tarz›ndaki de¤iflim pratikte çal›flma tarz›nda ifadesini bulur. Çal›flma tarz› da örgütleme tarz›na yans›r. Sürecimizin esas halkas› olan kitlelerle bütünleflmenin yollar›n› aramal›y›z. Onlar› anlamal›, çözümleyip, örgütleme tarzlar› gelifltirmeliyiz. Bunun için iyi bir ajitatör de olmak zorunday›z. ‹yi bir ajitatör, düzenin çok yönlü siyasal teflhirini, örgütlülü¤e kanalize edebilmelidir. Kitleyi iyi tan›mal› ve güncel sorunlar› genelle bütünlefltirebilmelidir. Lenin’in deyimiyle ajitasyon: “Y›¤›nlara, örgütlenmelerinde yard›m eder, onlar› birlefltirir, bir a¤›zdan ifl yapmalar›n› sa¤lar.” Parti’nin merkezi politikas›n› özele nas›l uyarlayaca¤›m›z noktas›nda kafa yormal›, bu konuda öznelci davranmamal›y›z. Halk Savafl›’n› daha derin araflt›raca¤›z. “Süreklili¤i sa¤lan-

m›fl gerilla savafl›n› yaratmak ve Parti’yi k›rsalda infla etmek” fliar›m›za uygun olarak tüm alanlar kendilerini alanlar›n› buna göre flekillendirmelidir. ‹flçi alan›, kendi faaliyeti yan›nda buradaki geliflmelere de duyarl› olmal›, devletin yüzünü, kitlelere iflçi alan›ndan her yönüyle hayk›rmal›d›r. Lojistik, insan aktar›m vb. fleylere kafa yormal›, savafl› gelifltirmeye yarayacak her arac› kullanmal›d›r. Gençlik, kendi faaliyetinde savafl›n gelifltirilmesini esas almal›d›r. Gücünü, bu perspektife göre yo¤unlaflt›rmal›d›r. Okulda, mahallede, atölye-fabrikada k›rsaldan gelen insanlara yo¤unlaflmal›, onlar› Parti’ye aktarmal›d›r. Ayr›ca savafl›n her türlü ihtiyac›n›n karfl›lanmas› için kafa yormal›d›r. Semt, k›rsaldan gelen göçü kendi lehimize çevirmede en etkili aland›r. Bu avantaj› iyi kullanmal›d›r. K›rsaldan göçenlerin en benimsedi¤i örgütlülük olan derneklere gidilmeli, bu dernekler gelifltirilmelidir. Ayr›ca baflka örgütlenme tarzlar› gelifltirilmelidir. Mesela yoksullu¤un etkisini azaltmak için yard›mlaflma içerikli örgütlülükler kurulabilir. Ya da mevcut sorunlar›n› çözebilecek legal veya illegal örgütlenmeler yarat›labilir. Devrimciler, asla mücadele biçimlerini bir kal›ba veya bir alana s›k›flt›rmaz. E¤er ihtiyaçlar› ve somut koflullar› net bir flekilde kavrarsak buna uygun örgütleme tarz› yaratmam›z zor olmayacakt›r. Yolumuz uzun, iflimiz zor; ama imkans›z de¤il. Biz bu ifli baflaraca¤›z. Mao’nun dedi¤i gibi: “Çok yönlü, s›k› çal›flma, sade yaflam yürüyüflümüzün ilkesi olmal›d›r.”


17

UCM Amerikan emperyalizminin y›prat›lmas› amaçl› AB plan›n›n önemli bir arac› olarak ifllevlendirilmifltir. Mahkeme Amerikan sald›rganl›¤›n›n yarg›land›¤› ve teflhir edildi¤i bir plartform olarak infla edilmek istenmektedir. Ancak Avrupal› emperyalistlerin mahkemeden beklentisi bununla s›n›rl› de¤ildir. Ç›karlar›n›n gerektirdi¤i durumlarda yar› sömürge devletlerin iç ifllerine kar›flmak ve böylelikle bu devletlerin ekonomik ve siyasal yap›lanmalar›n› kendi istem ve ihtiyaçlar› do¤rultusunda de¤ifltirebilmek için mahkemeyi kullanmaktan çekinmeyeceklerdir.

Soyk›r›m, iflkence, a¤›r savafl suçlar› ile sald›rganl›k suçlar›n›n yarg›lanaca¤› uluslararas› bir yarg› mercii olarak Uluslararas› Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Tüzü¤ü 1 Temmuz 2002 tarihinde yürürlü¤e girdi. Tüzü¤ün yürürlü¤e girmesiyle birlikte UCM’nin olas› yarg›sal prati¤i ile ilgili tart›flmalar da alevlendi. ‹lk bak›flta devletler taraf›ndan kovuflturulmas› mümkün olmayan, kovuflturulmayan suçlar›n ve suçlular›n yarg›lanabilmesine kap› açt›¤› düflünülerek olumlu bir ad›m olarak karfl›lanan UCM’nin, birçok devletin Roma Tüzü¤ü’nü onaylamamas› ve dahas› mahkemeyi kuran ve iflleyifl kurallar›n› koyan sözleflmenin eksiklikleri nedeniyle ölü do¤du¤u söylenebilirse de bu giriflim daha yak›ndan ve çok boyutlu bir flekilde incelenmeye de¤er. Öncelikle belirtilmeli ki ceza yarg›lamas› konusunda uluslararas› bir mahkemenin kurulmas› düflüncesi yeni bir düflünce de¤ildir. Özellikle kapita-

list geliflimin emperyalist aflamaya evrildi¤i süreçte oluflmufl bir düflüncedir. Zira bu süreçte emperyalistlerin ticari ve s›nai faaliyetlerinin ulusal s›n›rlar d›fl›nda da korunmas›, güvence alt›na al›nmas› bir gereklilik olarak ortaya ç›km›flt›r. Proleter devrimlerin ve ulusal kurtulufl mücadelelerinin emperyalist tahakküme karfl› tarihe alt›n harflerle not düfltü¤ü süreçte karfl›l›kl› imzalanan uluslararas› anlaflmalar sömürge ve yar› sömürge ülkelerdeki emperyalist faaliyete yeterli güvence ve korumay› sa¤layamamaktayd›. ‹flte bu durum baz› suçlar için yarg›lama yetkisinin ulusal yarg› makamlar›ndan al›n›p, uluslararas› bir yarg› merciine verilmesi düflüncesini palazland›rd›. Tabi ki emperyalistler böyle bir mahkemenin kurulmas›n›n gerekçesi olarak bu ihtiyaçlar›n› de¤il de, her zaman oldu¤u gibi düflüncelerini flekere bulayarak; insanl›¤›n geliflmesi ve insan haklar›n›n temini biçiminde ifade ettiler. Ancak emperya-

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

Uluslararas› Ceza Mahkemesi ölü do¤du


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

18

lizm iki büyük paylafl›m savafl›na girdi¤i bu süreçte böylesi bir yarg› organ›n› oluflturamad›. Öyle ya tüm dünyay› kan ve barut kokusuna bo¤anlar›n proleter ideolojinin dünyan›n beflte üçlük bir kesiminde flu veya bu flekilde etkin oldu¤u bir dönemde uluslararas› bir yarg› organ›n› kurmas› kendi temellerinin daha ciddi bir biçimde sars›lmas›na da yol açabilecekti. 20. yüzy›l›n ikinci yar›s›nda etkili olan so¤uk savafl koflullar› da uluslararas› bir yarg› organ› oluflturulmas› düflüncesinin rafa kald›r›lmas›n› sa¤layan bir etken oluflturdu. Bugün ise konumuz olan Uluslararas› Ceza Mahkemesi’nin, iflin içinde (kurulufl haz›rl›klar› safhas›nda) ABD de varkenki as›l ifllevi/misyonu; dünya halklar› nezdinde teflhir olmufl, suçlar› ayyuka ç›km›fl, halk düflman› kimlikleri deflifre olmufl uflaklar›n› “düzmece” bir yarg›lama sonucu “mahkum” ederek, azmettirici pozisyonlar›n›n üstünü örtmek ve halklar›n öfkesini dizginleyerek kendi potalar›nda eritmektir. Bunun esas amaç oldu¤unu mahkemenin yap›s›n› ve yarg›lama alan›n› yak›ndan inceledi¤imizde daha net olarak görece¤iz. Burada benzer ifllevli, yine BM taraf›ndan kurulan ve iflletilen Eski Yugoslavya ‹çin Ceza Mahkemesi (TPIYUSSM)’nde Milofleviç vd. uflak-kasaplar›n “yarg›lanmas›” örneklenebilir. Bu durum, ABD’nin usul aç›s›ndan itirazlar› ve endiflelerinden kaynakl› süreçten çekilmesine ra¤men esas olarak de¤iflmemifltir. ABD’nin tutumundaki de¤iflim (UCM faaliyetinden çekilmesi) Almanya ve Fransa’n›n bafl›n› çekti¤i AB ülkelerinin, UCM

sorununu da ABD ile olan iliflkilerinde yeni bir sald›r› malzemesi k›lmalar› sonucunu do¤urmufltur. Ancak bu tali bir durumdur. UCM’N‹N YAPISI “Mahkeme, BM ile iliflkili olarak Hollanda’n›n Lahey kentinde kurulacakt›r.” Bu hükümdeki BM ile iliflkililik hususu son derece önemlidir. Zira bu kural UCM’yi kuran Roma Tüzü¤ü’nde hüküm olmayan hallerde BM kurallar›n›n geçerli olmas›n› getiren bir kurald›r. Bu durumun alt›n› çizerek devam edelim. “Mahkeme uluslararas› tüzel kiflili¤e sahip olarak, mahkeme baflkan›, temyiz bölümü, mahkeme bölümü, ön yarg›lama bölümü, savc›l›k ve sekretaryadan oluflmaktad›r.” Burada da tüzel kiflilik deyimi sorunludur. Zira tüzel kiflili¤i olan bir kurulufl kendi iflleyifl kurallar›n› ve faaliyetini belirleme yetkisine sahip olmal›d›r. Oysa UCM düzleminde mahkemenin böylesi bir yetkisi ve buna uygun organlar› yoktur. Görüldü¤ü gibi organlar salt bir yarg›lama prati¤ini gerçeklefltirmek üzere oluflturulmufltur. Di¤er yandan mahkemenin kurulufluna olanak sa¤layan Roma Sözleflmesine taraf olan devletlerin mahkemeye ne flekilde müdahale edece¤ine dair bir kural da konulmam›flt›r. Bu halde mahkeme iflleyifl kurallar› ve faaliyeti anlam›nda BM’ye ve dolay›s›yla BM Güvenlik Konseyine tabi olacakt›r. Bu noktay› biraz daha açal›m. ‹lke olarak tüm burjuva hukuk sistemlerinde yarg› ba¤›ms›zl›¤›ndan ve hakim güvencesinden bahsedilir. Ancak ifl prati¤e gelince egemenler her yol ve yöntemle

yarg› erkine müdahale etmeye ve kararlar› etkilemeye çal›fl›r. Hassas olunan konular veya suç tipleri için özel mahkemeler ve özel yarg›lama kurallar› vaz etmekten çekinmezler. Örne¤in ülkemizdeki 2845 say›l› DGM kanunu buna tipik örnek teflkil eder. Bu kanunla h›zland›r›lm›fl yarg›lama ad›na delil toplama yöntemleri s›n›rlanm›fl, savunma hakk›n›n kapsam› daralt›lm›flt›r. Kollu¤a yüklenen delil toplama ifli, terörle mücadele ad› alt›nda adalet kayg›s›ndan uzak bir anlay›flla gerçeklefltirilmektedir. ‹flkence ola¤an bir uygulamaya dönüflmekte, istihbari bilgiler delil kabul edilebilmektedir. Do¤al hakim ilkesine göre kurulan mahkemeler ise daha farkl› iflleyifl kurallar›na tabi olarak faaliyet yürütmektedirler. ‹ktidarlara yarg› erki karfl›s›nda bu gücü veren yarg› kurumunun iflleyifl kurallar›n› koyma yetkisine parlamento ve benzeri yasama organlar› arac›l›¤›yla sahip olmalar› ile yine hakimler ile savc›lar›n atama ve özlük ifllerine hükümetler vas›tas›yla müdahale edebilmeleridir. Ba¤›ms›z bir yarg›n›n iflleyifl aç›s›ndan bu güçlerin müdahalesinden ar›nd›r›lmas› gerekir. Ancak bu halde ba¤›ms›z bir yarg› erkinden bahsedilebilir. Oysa UCM’nin iflleyifl kurallar›n› belirleyecek, ifllemeyen mevcut kurallar› de¤ifltirecek bir organ› olmad›¤›ndan Roma Sözleflmesi gere¤ince hem anlaflmaya taraf devletler meclisince, hem de BM-GK taraf›ndan etki alt›na al›nabilecektir. Yarg›çlar›n seçimine gelince; mahkemenin 18 yarg›c› sözleflmeye taraf devletlerce gizli oyla seçilecek; yarg›çlar,


ba¤›ms›z olarak hakim güvencesi ile hareket edecek ve 3+6=9 y›l görev yapacakt›r. Gizli oyla seçim kural› mahkeme savc›l›¤› için de geçerlidir. Ancak burada sorun seçilen hakim ve savc›n›n göreve bafllamas›n› BM Güvenlik Konseyi’nin engelleyip engelleyemeyece¤idir. Sözleflme, seçimin Roma Sözleflmesine taraf devletlerce yap›laca¤› kural›n› koymakla BM çat›s› ve do¤al olarak BM kurallar›na tabi mahkemenin statüsünde karma bir sistemi benimsedi¤ini ortaya koymaktad›r. UCM örne¤inde bu durum biraz da kaç›n›lmazd›r. Uluslararas› bir mahkemenin BM benzeri uluslararas› çat› örgütüyle iliflkilendirilmesi zorunluluktur. Hal bu iken UCM üzerinde BM’nin tam olarak belirleyicili¤ini kabul etmek mahkemeyi ifllevsiz k›lmaktan baflka anlama da sahip de¤ildir. Dahas› BMGK’n›n asli 5 üyesinin sahip oldu¤u veto yetkisi dikkate al›nd›¤›nda mahkemenin oluflturulmas›, hakimleri ve savc›s›n›n seçilmesi bile bafll› bafl›na bir sorun olabilecek, seçilmeleri halinde de bu 5 üyenin istemleri, ihtiyaçlar› dahilinde belirlenecektir. ‹flte bu durum mahkeme üyeleri ile savc›s›n›n seçiminde sözleflmeye taraf devletlerin etkin olmas› kural›yla bir nebze olsun hafifletilmeye çal›fl›lm›flt›r. Ancak bu kural›n ne kadar iflleyece¤i ve BMGK’n›n 5 asli üyesinin bu seçimler karfl›s›nda tak›nacaklar› tav›r bugün için yeterince net de¤ildir. Mahkeme mali aç›dan tamamen BM’ye ba¤l› olacakt›r. Bütçe gerekleri BM fonlar›ndan karfl›lanacakt›r. Bu durum BM-GK müdahaleleri karfl›s›n-

da ba¤›ms›zl›k aç›s›ndan mahkemeyi daha da güç duruma sokacak bir olgudur. Görüldü¤ü üzere mahkemenin BM çat›s› alt›nda kurulmufl olmas› bafll› bafl›na bir yap›sal sorun oluflturmaktad›r. Mahkemenin, çal›flmalar› aç›s›ndan yeterince siyasal bask› alt›nda olabilece¤i öngörülebilecekken, iflleyifl kurallar›n› de¤ifltirebilecek, gelifltirebilecek organlar›n›n oluflturulmam›fl olmas› bir baflka yap›sal sorundur. Bu sorunlar alt›nda mahkeme yarg›çlar›n›n ba¤›ms›z, tarafs›z bir yarg›lama yapmas› olanakl› de¤ildir. Yarg›çlar her flart alt›nda kendi tabiyetinde olduklar› devletlerce, BMGK’n›n befl asli üyesince ve her olayda yarg›lamaya taraf devletlerce bask› alt›na al›nmaya çal›fl›lacakt›r. Özellikle UCM’nin BM ile iliflkilendirilmifl olmas›, Roma Sözleflmesinde hüküm olmayan her halde BM’nin dolay›s›yla da BMGK’n›n mahkeme üzerinde etkin olmas›n› sa¤layacak bir olgudur. Bu etkinli¤in ise bu devletlerin ekonomik ve siyasal ç›karlar› çerçevesinde olaca¤› aç›kt›r. Yoksa adalet, insan haklar› ve benzeri duyarl›l›klarla hareket etmeyeceklerdir. MAHKEMEN‹N YARGI ALANI Mahkemenin yarg› alan› ile ilgili sorunlara gelince; bu aç›dan ilk olarak incelenmesi gereken husus mahkemenin yarg›lama konusunu oluflturacak suçlard›r. Roma Sözleflmesine göre mahkeme soyk›r›m, insanl›¤a karfl› suç, savafl suçu ve sald›r› suçlar› olarak say›lan dört ana suç konusunda yarg›lama yetkisine sahiptir.

Tam bu noktada sözleflmeye dönerek bu suçlar›n nas›l tan›mland›klar›na göz atal›m. Sözleflmenin 6. maddesinde soyk›r›m suçu flu flekilde tan›mlanmaktad›r. “Bir grubun üyelerini öldürmek, bir grubun üyeleri üstünde ciddi vücutsal ya da zihinsel zarar meydana getirmek, önceden planl› olarak, k›smi veya bütünsel anlamda bir grubun yaflamsal koflullar›nda fiziksel tahribat yaratmak, gruba yönelik do¤rudan önleyici önlemler almak, kuvvet kullanarak grubun füruunu (altsoy) bir baflka gruba dönüfltürmek” fiillerini içermektedir. 7. maddenin 1. bendinde ise “insanl›¤a karfl› suçlar” tan›mlanm›flt›r. Buna göre insanl›¤a karfl› suç, “cinayet, imha hareketleri, kölelik, sürgün ya da nüfusun kuvvet kullan›larak göçe zorlanmas›” olarak belirlenmifltir. Anlaflman›n 8. maddesi ise savafl suçlar›n› 12 A¤ustos 1949 tarihli Cenevre Konvansiyonuna at›fla belirleme yoluna gitmektedir. Sald›rganl›k suçu ise tan›mlanmam›flt›r. Sald›rganl›k suçu ile ilgili olarak önerilen düzenlemeye ABD muhalefet etti¤i için sözleflmede bu suç tan›mlanmaktan imtina edilmifltir. Di¤er yandan tan›m› yap›lan suçlar aç›s›ndan durum pek iç aç›c› de¤ildir. Soyk›r›m suçu tan›mlan›rken “grup” tan›mlamas›yla her türden ayr›mc›, ›rkç› politikan›n ancak çok üst boyutta ve yo¤unlukta uygulanmas› halinde mahkemenin yetki alan›na girece¤i yanl›fl anlay›fl›na düflülmüfltür. Anlay›fl ›rkç›l›¤a verilen önemli bir tavizdir. Bu düzenleme ile ifade edilen

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

19


20

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

gerçek, ayr›mc›, ›rkç› eylemlerin yayg›n olarak gerçeklefltirilebilece¤i, ancak bir anda nicelik olarak büyük say›da kiflilere uygulanmas› halinde suçun varl›¤›n›n kabul edilece¤i gerçe¤idir. Basit bir örnek vermek gerekirse bu düzenleme TC’nin iflkence konusundaki tavr›n› onaylamaktad›r. Devlet y›llard›r iflkencenin varl›¤›n› kabul etmekte ancak bunlar›n münferit hadiseler oldu¤unu iddia etmektedir. Bu iddian›n güçlü taraf› iflkence uygulamas›n›n bir anda birçok kifliye birden de¤il, salt belli suç tipleri ile ilgili yakalanan san›klara karfl› uygulan›yor olufludur. Örnek, soyk›r›m suçu kapsam›nda belli bir grubun -burada bunu ulusal

tan›mlamamak ve bu toplulu¤a uluslararas› düzeyde bir az›nl›k statüsünü dolay›s›yla tan›m›fl olmamak amac›yla baflvurulmufl bir yöntemdir. Uluslararas› hukukta bir gruba BM’nin az›nl›k statüsü tan›mas›n›n egemen devletler aç›s›ndan çok ciddi sonuçlar› olabilmektedir. Statünün en genel sonucu az›nl›¤›n siyasal öznelerinin uluslararas› hukuk taraf›ndan tan›nmas› olmakta, devamla çat›flma durumlar›nda bu siyasal özneler savaflan taraf statüsünü de kazanmaktad›rlar. Savaflan taraf statüsünün sonucu ise savaflan taraflar›n Cenevre Anlaflmalar›na uygun davranmak yükümü alt›na girmeleridir. Bu halde son 50 y›l

Uluslararas› hukukta bir gruba BM’nin az›nl›k statüsü tan›mas›n›n egemen devletler aç›s›ndan çok ciddi sonuçlar› olabilmektedir. Statünün en genel sonucu az›nl›¤›n siyasal öznelerinin uluslararas› hukuk taraf›ndan tan›nmas› olmakta, devamla çat›flma durumlar›nda bu siyasal özneler savaflan taraf statüsünü de kazanmaktad›rlar. ve/veya etnik bir az›nl›k olarak almak gerekir- üyelerine karfl› yer yer fliddeti de içeren ayr›mc› politikalar ve uygulamalar gerçeklefltirilebilir, ancak, bu uygulamalar bir anda birçok insana karfl› gerçeklefltirildi¤inde soyk›r›m suçu ifllenmifl say›l›r, biçiminde alg›lanmal›d›r. Soyk›r›m suçunun konusu her flalt alt›nda ulusal ve/veya etnik az›nl›k olmaktad›r. Ancak mahkemenin kurucu sözleflmesinde, bu hususun grup sözcü¤üyle geçifltirilmesi, esasta ilerleyen süreçte mahkemenin soyk›r›m suçuna iliflkin olarak yapaca¤› yarg›lamalarda, suçun konusu olan toplulu¤u, ulusal ve/veya etnik bir az›nl›k olarak

boyunca ulusal ve sosyal kurtulufl mücadelelerine karfl› gelifltirilen Düflük Yo¤unluklu Çat›flma yöntemlerinin uygulanmas› tehlikeye düflmektedir. Egemen devletler aç›s›ndan bir baflka olumsuz sonuç da iflgalci ve bask›c› yüzünün uluslararas› toplum nezdinde teflhir olmas› olmaktad›r. Düzenlemede “grup” tan›mlamas›, genellikle soyk›r›m suçunun ma¤duru olan ulusal ve/veya etnik az›nl›klar› somut olarak belirtmemek ve buna karfl›l›k nicel yo¤unluk gerektiren soyut bir kavram olarak zikredilmifl oldu¤u için bir belirsizlik yaratmaktad›r. UCM gibi uluslararas› bir yarg›lama

organ›n›n daimi olarak devletlerce bask› alt›na al›nmaya çal›fl›laca¤› ve devletlerin uluslararas› planda konumlanmalar› ve birbirleri ile olan çeliflkileri çerçevesinde hareket edece¤i gerçekli¤i karfl›s›nda bu tan›mlama tamamen siyasal bir bak›fl aç›s› ile de¤erlendirilecektir. Bu ise sonuçta mahkemenin siyasal kararlar vermesi gerçe¤i ile karfl› karfl›ya kalaca¤›m›z›n iflaretidir. “Kuvvet kullanarak grubun füruunu bir baflka gruba dönüfltürmek” deyimi asimilasyon politikalar›n› imler gibi durmaktad›r. Gibi diyoruz zira tan›mda varolan kuvvet kullanma k›stas› bir baflka belirsizliktir. Kuvvet kullanma ne flekilde yorumlanacakt›r? Egemen devletçe az›nl›k dillerinin yasaklanmas›, kamusal alanda kullan›m›n›n engellenmesi, e¤itim ve ö¤retimi ile az›nl›k dilde bas›m yay›n›n engellenmesi gibi durumlarda varolan kuvvet uygulamas› bu çerçevede de¤erlendirilecek midir? Zira asimilasyona gerçek niteli¤ini kazand›ran bu uygulamalard›r. Yoksa kuvvet kullanman›n dar yorumuyla devletin resmi ya da gayr› resmi silahl› güçlerinin yasal çerçevenin d›fl›na ç›karak girifltikleri asimilasyon amaçl› fliddet eylemleri mi salt bu suç kapsam›nda de¤erlendirilecektir? Bugünden ikinci seçene¤in yaflam alan› bulaca¤›n› söylemek zorunludur. BM ve benzeri uluslararas› kurulufllar›n az›nl›klar karfl›s›ndaki pratikleri son derece olumsuzdur. Mahkemenin kurulmas›na gerekçe yapt›klar› 20 yy. içinde gerçekleflen onlarca çat›flma ve savafl içinde sorunlu bölgelere etkin bir flekilde müdahale etmemifller, aksine ald›klar› siyasal nite-


likli birçok kararla can kay›plar› ve hak ihlallerini daha da büyütmüfllerdir. Salt Filistin sorununda BM faaliyetleri dikkate al›nd›¤›nda BM’nin sorunlar karfl›s›ndaki tavr› net olarak görülebilir. Bunun için de yaln›zca BM-GK Cenin Raporunu an›msamak yeterlidir. Soyk›r›m suçu konusunda varolan belirsizlik “insanl›¤a karfl› suç” tan›mlamas›nda daha üst boyuta ulaflmaktad›r. “Cinayet” sözüyle günümüz ceza kanunlar›nda bulunan suç tipine iflaret edilmekte olundu¤u hemen ard›ndan gelen “imha hareketleri” sözünden anlafl›lmaktad›r. Zira cinayet bafll› bafl›na bir imha hareketidir. Ancak tan›mlamada sorunu cinayet kavram› de¤il “imha hareketleri” deyimi oluflturmaktad›r. Bu deyimin ça¤r›flt›rd›¤› kavram hem çok genifl, hem de çok dar bir flekilde yorumlanmaya aç›kt›r. Kavram›n dar yorumu yarg›s›z infaz, faili meçhul cinayet ve katliam örneklerinde oldu¤u gibi her insan veya insanlar›n öldürümünü içeren cinayet suçuna denk düfler. Genifl yorumu ise cinayetten bafllayarak insan veya insanlar›n ölümüne yol açabilecek her türlü hareketi içerir. Burada fark› yaratan cinayette, ölümün etkili eylemin direkt sonucu olmas›, di¤erinde ise ölümün etkili eylemin dolayl› sonucu olmas›d›r. Örne¤in AIDS hastas› kifli veya kiflilerin s›rf tedavileri için gerekli ilaçlar› almaya maddi güçleri olmad›¤› için hastal›klar›n›n h›zl› bir flekilde ilerleyip ölmeleri durumu buna tipik örnektir. Emperyalist ilaç tekellerinin afl›r› kar h›rs› yüzünden geri b›rak›lm›fl ülkelere dayat›lan uluslararas› anlaflmalar sonucu eflde¤er içerikte ilaç

üretimi yasaklanm›flt›r. Bu durum ilaç fiyatlar›n› ola¤anüstü derecede yükseltmifl ve bu ülkelerin sigorta sistemlerinin oluflan yeni mali yükü karfl›lama yetene¤i de mevcut de¤ildir. Varolan durumda hastal›¤›n yayg›n olarak görüldü¤ü pek çok Afrika ülkesi bu anlaflmalar yüzünden binlerle, milyonlarla ifade edilen insan›n› kaybetme durumuyla karfl› karfl›yad›r. Hal bu iken eflde¤er içerikte ilaç üretiminin yasaklanmas› bir imha hareketi olarak de¤erlendirilebilecek midir? Yani emperyalist ilaç tekellerinin ortak ve yöneticileri ile bu anlaflmalar› geri b›rakt›r›lm›fl ülkelere dayatan ABD ve AB gibi emperyalist güçlerin yöneticileri UCM taraf›ndan yarg›lanabilecek midir? Yine bir baflka örnek durumda kuzey yar›m kürede konufllanm›fl bulunan sanayi tesislerinden yay›lan gazlar›n özellikle Afrika k›tas› düzleminde yaratt›¤› iklimsel koflullar nedeniyle yaflanan kurakl›klard›r. Son zamanlarda Avustralyal› bilim adamlar›nca yap›lan bir araflt›rmaya göre kuzey yar›m kürede yer alan sanayi tesislerinden ç›kan zararl› gazlar, Afrika k›tas›na gitmesi gereken ya¤mur bulutlar›n› tafl›yan hava ak›mlar›n›n hareketini engellemektedir. Bunun do¤al sonucu da Etiyopya ve Somali örne¤inde milyonlarla ifade edilen insan›n ölümü. Yani yine bir imha hareketi! Hakeza, deprem, sel vb. “do¤al afet”lerde, kaza vb. olaylarda, devletlerin do¤rudan sorumlulu¤u neticesinde her y›l, a¤›rl›kl› olarak da sömürge, yar›-sömürge ülkelerde, yüzbinlerce insan yaflam›n› yitirmektedir. Ancak 7. maddenin 1. ben-

dinde yeralan “imha hareketleri” deyiminin bu durumlar› kapsamayaca¤› çok aç›kt›r. Bu halde ise imha hareketleri deyimi süslü bir kelimeden öte geçemeyecek ve uygulama alan› bulamayacak bir kavramdan baflka bir fley olamayacakt›r. “Sürgün ya da nüfusun fliddet kullan›larak göçe zorlanmas›” deyimlerinin içeri¤inin ne olaca¤› yine belirsiz bir durum arz etmektedir. Sürgün ve göçettirme politikas›nda fliddet unsurundan çok daha belirleyici olan unsur, g›da ambargosu, tarla ve otlak alanlara gidiflin yasaklanmas›, ekinlerin yak›lmas› gibi eylemlerdir. Zorla göçettirmede aranacak fliddet unsuru alt›n› çizdi¤imiz düzeyde fliddeti de içerecek midir? Yoksa bu fliddet direkt insan›n bedensel bütünlü¤üne yönelen fliddet mi olacakt›r? Bu durumda fliddet unsurunun varl›¤› nas›l tespit edilecek ya da devletlerin resmi ve/veya gayr› resmi silahl› unsurlar›n›n tehdidi fliddet say›labilecek midir? Bütün bunlar belirsiz oldu¤u gibi mahkemenin belirleyece¤i içeri¤e göre devletler ayn› politikalar› daha inceltilmifl yöntemlerle yani kitaba uygun olarak yürütebileceklerdir. Savafl suçlar›nda sözleflme, 12 A¤ustos 1949 tarihli Cenevre Sözleflmesi ile bu sözleflmeye iliflkin olarak daha sonra imzaya aç›lan 1 ve 2 nolu protokollerde bahsi geçen suçlar› da kapsayan bir tan›mlama yapmaktad›r. Sözleflme ve protokollerin getirdi¤i kurallar hem uluslararas› savafl, hem de iç çat›flma durumlar›nda uygulanmas› gereken bir dizi kural içermektedir. Cenevre Sözleflmesi savafl kurallar› koyan ve böylelikle bir savafl hukuku

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

21


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

22

oluflturmaya çal›flan bir sözleflme olarak savafllar ve iç çat›flma durumunda taraflar›n ve taraf olmayanlar›n statüleri ile faaliyetlerini düzenlemektedir. Özellikle savafllar için genel bir tak›m kurallar vaz edildikten sonra esir ve tutsaklar›n korunmas›, yard›m kurulufllar›n›n faaliyetlerine izin verilmesi, sivil halk›n korunmas› ile sivil amaçl› tesislerin korunmas› amac›yla ayr›nt›l› kurallar koymaktad›r. UCM aç›s›ndan Cenevre Sözleflmesine yap›lan atf›n sözleflmenin ek 2. protokolünün 4. maddesinin (e) bendi bak›m›ndan bir yenilik getirdi¤i iddia edilmektedir. Zira (e) bendi d›fl›nda tarif edilen suç ve ihlaller geçmiflten beri spesifik olarak kurulan savafl suçlar› mahkemelerinde yarg›lama konusu olabilmekteydi. Ek 2 nolu protokolün 4. maddesinin (e) bendi “Kiflisel onuruna yönelik sald›r›lar, özellikle afla¤›lay›c› ve küçük düflürücü muameleler, tecavüz, zorla fuhufl yapt›rmak ve herhangi bir biçimde uygunsuz sald›r›”lar› yasaklamaktad›r. Düzenlemenin savafl ve iç çat›flma koflullar›nda kad›nlara yönelik cinsel fliddet biçimlerini kapsar flekilde kaleme al›nm›fl olmas› bir yenilik ve bu anlamda bir ileri hamledir. Ancak pratik olarak nas›l yorumlanaca¤› ve ne flekilde uygulanaca¤› önemli bir sorundur. Tecavüz, iç çat›flma olsun, uluslararas› savafl olsun her koflulda s›kl›kla baflvurulan bir afla¤›lama yöntemidir. Tecavüzün mahkemenin yarg›lama konusu içine al›nmas› bir ileri ad›m iken fuhuflla ilgili tan›mlamada “zorla” deyimi kullan›larak kapsam son derece daralt›lm›flt›r. Dahas› zor unsurunun

niteli¤ini ortaya koyacak bir veri de sunulmad›¤› için savafl koflullar›nda fuhuflu serbest k›lan bir anlay›fl hakim k›l›nm›flt›r. Savafl ve çat›flma ortamlar› birçok insan›n ekonomik faaliyet yürütmelerini engellemekte yoksullu¤u ve yoksunlu¤u ola¤an bir hale getirmektedir. Bu yoksunluk ve yoksullu¤un üzerinde devasa bir fuhufl pazar› yükselmektedir. Pazar halen dünyan›n kanayan yaras›d›r. Fuhufl pazar› uluslararas› bir pazard›r. Bosna Hersek’te di¤er Do¤u Avrupa ülkelerinden kad›nlar› çal›flt›r›rken, eski Yugoslavya topraklar›nda do¤mufl kad›nlar› Bat› Avrupa ülkelerinde çal›flt›rmaktad›r. Bu pazara sunulan kad›nlar›n büyük ço¤unlu¤u iradi nedenlerle de¤il daha çok zorland›klar› için bu ifli yapmaktad›rlar. Kad›nlara yönelik cinsel fliddet hareketlerinin tüm fuhufl pazar›n› kapsayacak biçimde ele al›nmamas› büyük bir eksikliktir. S›ralanabilecek bir dizi suç da bulunmakla birlikte, mahkemenin yarg› kapsam›na al›nmamas› aç›s›ndan dikkat çekmek istedi¤imiz bir baflka önemli suç türü de uyuflturucu ticaretine iliflkindir. Kitleleri zehirleyen, uyuflturan, büyük zararlar veren uyuflturucu ticaretinin do¤rudan etki alt›na ald›¤› insan say›s› 180 milyon, toplam y›ll›k parasal hacmi ise 1.2 trilyon dolard›r. Emperyalist tekellerin do¤rudan yönlendirimi ve denetimi alt›ndaki uyuflturucu suçunun, bu bilançosu nedeniyle kapsam d›fl› tutulmas› anlafl›l›r bir durumdur. Yarg›lama alan› ile ilgili bir baflka sorun da yetki hususunda görülecektir. Hukuki aç›dan mahkemenin yarg›lama yetkisi

suç ifllenen devletin sözleflmeyi onaylamas›na ba¤l›d›r. Aksi durumda yani suç ifllenen devlet sözleflmeye taraf de¤ilse mahkemenin yarg›lama yetkisi bulunmuyor. Devletin yetkisi bununla da s›n›rl› kalmamakta, yedi y›l gibi uzun bir süre mahkemenin yarg›lama yetkisini kullanmas›na engel olabilmektedir. Bu yedi y›ll›k sürenin kullan›m›n›n usulü ise yine belirsiz b›rak›lm›flt›r. Mahkeme savc›l›¤›n›n yarg›lama yap›lamayan bu süre içinde bir ön soruflturma yap›p yapmayaca¤›, delil toplama çabas› içinde olup olmayaca¤› belirsiz b›rak›lm›flt›r. Her ne kadar savc›l›¤›n devletin göstermelik baz› ifllemlerle süreci geciktirdi¤i durumlarda mahkemenin ön soruflturma bürosundan soruflturma izni istemesine iliflkin bir kural var ise de kanaatimizce yeterli bir düzenleme saymamak gerekir. Kural›n iflletilmesi için öncelikle, savc›l›¤›n bir suç ifllendi¤ini bir flekilde haber almas›, ard›ndan bir soruflturma bafllatmas›, soruflturma sonucunda iddialar›n ciddili¤i kanaatine varmas› gerekmekte ve bu noktadan sonra asli yarg› yetkisine sahip devleti olaydan haberdar ederek ya da devletin kendisi bir flekilde haberdar olarak mahkemeye yarg›lama yapmak amac›yla yedi y›ll›k erteleme hakk›n› kullanmak iradesini belirterek savc›l›¤›n iflten el çekmesini sa¤layacakt›r. Savc›l›k devletin yarg›lama yap›p yapmad›¤›n› izleyecek, yap›ld›¤› takdirde bu ifllemlerin göstermelik olup olmad›¤›n› inceleyecek ve göstermelik oldu¤u yönünde kanaate var›rsa mahkemenin ön soruflturma bürosuna baflvurarak soruflturma izni isteyecektir.


Kurulan bu sistemin adaleti geciktirici niteli¤i ortadad›r. Böyle bir sistem yerine suçun ifllenme tarihi esas al›narak haz›rl›k soruflturmas› ve yarg›lama için ayr› ayr› makul süreler konulmas› ve bu süre içinde ifllem yap›lmam›fl ya da eksik yap›lm›flsa mahkemenin direkt yetkili olaca¤› kabul edilseydi daha ifllevsel bir çözüm olurdu. Yedi y›ll›k bu süre oldukça uzun bir süre olup, suç ba¤lam›nda kendisi de yarg›lanacak devletin görevlilerince deliller bu süre içinde karart›labilir. Kald› ki geciken adalet, adalet de¤ildir. Bir suç ifllenecek, bu suçun ifllendi¤inden mahkeme haberdar olacak ve yarg›lama için yedi y›l bekleyecek ve o saatten sonra yapaca¤› yarg›lama sonucunda adalet gelecek! Pes do¤rusu... Bu alanda bir baflka sorun da, devlet, mahkemenin yarg›lama yetkisini kabul etmifl olsa bile sözleflmeyi tek tarafl› fesih yani imzas›n› çekme yoluna giderek, kabul etti¤i yetkiyi geri alabilir. ABD ve ‹srail bu yöntemi tercih etmifl ve mahkemenin yarg›lama yetkisini düflürmüfltür. Böylesi bir yöntem izleyen ülkeye karfl› mahkemenin de, BM’nin de nas›l bir yapt›r›m uygulayaca¤› meçhuldür. Sonuçta sözleflmeye uyumu sa¤lama sorunu ekonomik ve askeri alanda güç durumunda bulunan emperyalist devletlere düflmektedir. Ve bunun yarataca¤› tahribat mahkemenin sa¤layaca¤› yarardan daha büyüktür. Roma Tüzü¤ü’ndeki bir baflka eksiklik de BM Güvenlik Konseyi’ne verilen yarg›lamay› 12 ay süreyle erteleme yetkisidir. Bu yetkinin kullan›m gerekçeleri de somut olarak belir-

lenmeyerek GK’ya mahkeme karfl›s›nda çok genifl bir yetki tan›nmaktad›r. Di¤er yandan erteleme yetkisinin bir veya iki kere denilerek s›n›rlanmam›fl olmas› da Güvenlik Konseyi’nde etkili olan bir ülkenin yarg›lamay› sonsuza dek erteleyebilecek olmas› gerçe¤i ile bizi yüzyüze b›rakmaktad›r. Yani güçlü olan devletler UCM’nin “adalet”inden muaft›r. Yetki sorunu ile ilgili bir baflka boflluk da san›kla ilgilidir. San›k, suçun ifllendi¤i devlet d›fl›nda bir devletin tabiyetinde ise sorun nas›l çözümlenecektir. Bu durum belirsizdir. Bar›fl gücü ad› alt›nda emperyalistler aç›s›ndan sorunlu bölgelere konuflland›r›lm›fl askeri güçlerin durumu buna tipik örnek teflkil etmektedir. Askeri gücün konumland›r›ld›¤› ülke sözleflmeyi onaylam›fl olabilir, buna karfl›l›k suçu iflleyen san›k baflka bir ülke, örne¤in ABD tabiyetinde ise sözleflmeyi onaylayan devlet bu ABD askerini yakalay›p mahkemeye teslim edecek midir? Teslim etse bile mahkeme yarg›lama yapmay› göze alabilecek midir? Belirtilmeli ki flu anda genel olarak yaklafl›m san›¤›n tabiyetine bak›lmaks›z›n yakalanarak mahkemeye teslimidir. Sözleflme taraf devletleri bu anlamda yüküm alt›na almam›flt›r. Haliyle yaklafl›m anlams›z bir tehditten baflka bir fley de¤ildir. Zira sözleflme san›¤›n tabiyetinde oldu¤u devletin, mahkemenin yarg›lama yetkisini kabul etmifl olmas›n› bir flart olarak vaz etmektedir. Yarg›lama yetkisinin kabulü iki türlü olacakt›r. ‹lki Roma Sözleflmesini imzalamak yoludur. ‹kinci yol sözleflmede bir

kural olarak konulmam›fl olunsa bile spesifik olay ve/veya kifli için mahkemenin yarg› yetkisini sözleflmeye imza koymam›fl olan devletin kabulü suretiyle olabilecektir. ‹kinci halde devlet san›¤› ya da san›klar› yakalay›p mahkemeye teslim etme yükümü alt›na da girecektir. Ancak iflin bir de sözleflmeyi imzalayan devletlerin kendi iç mevzuatlar›n› sözleflme ile uyumlu hale getirmesi boyutu vard›r. Devletler, sözleflmenin getirdi¤i yükümlere uygun yasal de¤ifliklikler yapmad›¤› müddetçe, mahkemenin yarg› yetkisi tam bir yetki olmayacakt›r. Örne¤in TC tabiyetinde bir san›¤›n mahkemeye teslimi için bu konuda san›¤›n UCM’ye teslim edilece¤i anlam›nda bir anayasa de¤iflikli¤ine ihtiyaç vard›r. De¤ifliklik yap›lmadan herhangi bir san›¤›n yakalan›p, mahkemeye teslimi olana¤› mevcut de¤ildir. Yakalanma ve teslim hallerinde bu hukuki bir uygulama olmayacakt›r. Her olayda san›¤›n yakalanma ve teslimi siyasal iktidarlar›n keyfiyetinde olacakt›r. Devletlerin uluslararas› anlaflmalar konusundaki ikircikli tavr› dikkate al›nd›¤›nda sözleflmeyi imzalayan birçok devletin sonuçta bu yasal düzenlemeleri yapmama yoluna giderek sözleflme hükümlerini ifllevsiz k›lma ihtimali vard›r. ABD bugünlerde sözleflmeye taraf devletlerle kendi askerlerinin UCM’ye teslim edilmemesi için sözleflme imzalamaya çal›flmaktad›r. Romanya, Amerikan teklifini kabul ederek böyle bir yüküm alt›na girerken, AB, Konsey üyesi ülkeleri, ABD ile bu yönde bir sözleflme yapmamalar› hususunda uyarm›flt›r. En son ABD TC’ye

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

23


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

24

de bu tipte bir ikili anlaflma önermifltir. ABD’nin bafl›n› çekti¤i ikili anlaflmalarda sözleflmeyi ifllevsiz k›lmak için bir yöntem olarak kullan›lacakt›r. Yine de san›¤›n yakalanmas› ve mahkemeye teslimi hep bir muamma olarak kalmaya devam edecektir. Bu daha çok san›¤›n tabiyetinde oldu¤u ülkenin ekonomik, siyasal ve askeri gücüne ba¤l› olarak de¤iflecektir. ABD emperyalizminin bu konudaki tutumu, kendi askerlerinin yakalan›p teslimi halinde yarg›lamay› önlemek amac›yla askeri güç kullan›m› dahil tüm seçeneklerin kullan›lmas› yönündedir. Nitekim, ABD yetkilileri, mahkemenin bulundu¤u ülke Hollanda’ya askeri müdahale tehdidinde bulunabilecekleri yolunda demeçler vermifller ve nihayetinde BM-GK toplanm›fl ve ABD görevlilerinin yarg›lama kapsam› d›fl›nda tutulaca¤› yolunda ba¤lay›c› karar alm›flt›r. Küçük Bush, böyle bir sorunda askeri güç kullanabilmek amac›yla Kongre’den yetki bile alm›flt›r. Görülen ekonomik, siyasal ve askeri güç bak›m›ndan etkili ülkelerin kendi tabiyetinde olan kiflilerin yarg›lanmas›na bir flekilde engel olmaya çal›flaca¤›d›r. Bunun en s›radan karfl›l›¤› sözleflmeyi onaylam›fl olsa da di¤er ülkelerin de böylesi bir yaklafl›m içine girmeleri olacakt›r. San›¤›n yakalanmas› ve teslimi, ve bu surette yarg›laman›n bafllamas›n› ya da delillerin toplanmas›n› engellemek suretiyle sa¤l›kl› bir yarg›ya ulafl›lamamas›n› sa¤lamaya çal›flacaklard›r. Bu ba¤lamda ele almam›z gereken bir baflka husus da delillerin toplanmas› hususudur. Bir yarg›laman›n adil olup ol-

mad›¤› ve nihayet karar›n adaleti tesis edip etmedi¤i yarg›lama esnas›nda taraflarca sunulan ve mahkeme taraf›ndan toplanan delillere göre belirlenir. UCM’nin uluslararas› bir mahkeme olmakla delil toplama aç›s›ndan oldukça zaafl› olaca¤›n› kestirmek kuvvetle olas›d›r. Yarg›lama konusu suçlar ve bu suçlar› iflledi¤i iddia edilen san›klar›n gücü, mahkeme taraf›ndan delillerin toplanmas›na engel olabilecektir. Yarg›lama konusu suçlar ço¤unlukla emir-komuta zinciri içerisinde ifllenmektedir. Böylelikle suç genifl bir grubun sorumlu oldu¤u bir eylem olarak tezahür etmektedir. Bu halde bu grup delilleri karartma yoluna gidebilecektir. Ço¤unlukla suçun ma¤duru durumundaki gruplara mensup insanlar›n tan›kl›klar› yegane delil olacakt›r. Bu kiflilerin tan›kl›k yapabilmeleri ise san›k ve san›klar›n nüfuz alanlar›ndan ayr›lmalar› halinde mümkün olabilecektir. Yani tan›k suçun ifllendi¤i ve kendisinin de yaflam alan› olan bölgeden, ülkeden ayr›lacak, güvenli¤inin sa¤land›¤› bir ortamda bulunacak ki mahkeme huzurunda tan›kl›k yapabilsin. Her olayda mahkemenin böyle bir tedbire baflvurabilme olana¤› olmad›¤› gibi bu yönde taraf devletlere yüküm getiren bir hüküm de yoktur. Bu durum san›k ve suç ortaklar›na delillerin karart›lmas› aç›s›ndan son derece büyük bir olanak tan›maktad›r. Bir baflka konu da mahkemenin yarg›lama sürecinin nas›l bafllayaca¤› sorunsal›d›r. Bu aç›dan sözleflme üç biçim önermektedir. ‹lki suç ifllendi¤inden haberdar olan savc›l›¤›n resen (kendili¤inden) harekete geç-

mesi ve bir soruflturma bafllatmas›d›r. ‹kincisi Sivil Toplum Kurulufllar›n›n yapacaklar› suç duyurusuyla bir soruflturma bafllat›lmas› yoludur. Sonuncusu ise BM-GK’n›n sevk etti¤i ifllere mahkemenin bakmas›d›r. ‹lk iki yöntem ola¤an bir mahkeme iflleyifli iken sonuncusu mahkemenin ba¤›ms›zl›¤›na gölge düflürebilecek bir yöntemdir. Zira BM-GK’n›n sevk etti¤i ifller aç›s›ndan mahkemenin normal bir soruflturma ve yarg›lama süreci iflletmesi mümkün gibi görünmemektedir. BM-GK’n›n mahkemeye ifl sevketmesi anlay›fl› bafll› bafl›na yanl›flt›r. Bu, mahkemenin baz› durumlarda suç ifllendi¤ini ö¤rendi¤i halde yarg›lama yapmaktan imtina edebilece¤ini kabul etmekten baflka bir fley de¤ildir. Bu durumlarda mahkemeye BM-GK güvencesi verilerek yarg›lama yapmas› sa¤lanmaya çal›fl›lmaktad›r. BM-GK’n›n sevk etti¤i ifllerde mahkemenin takdir yetkisi olmayacak, mahkeme ön yarg›lama sahfas›nda suçun oluflmad›¤›na karar veremeyecek son soruflturma yapmakla mükellef olacakt›r. Son soruflturma sonucunda oluflan kararda ise her zaman bir GK gölgesi varolacakt›r. Mahkeme tamamlay›c›l›k ilkesine göre çal›flacakt›r. Tamamlay›c›l›k ilkesi ulusal yarg› yetkisini bertaraf etmeyerek, öncelikli yarg› yetkisini devlete vermektedir. Devlet yarg›lama yapmaz ya da yapamaz durumdaysa veya göstermelik bir yarg›lama yapm›flsa UCM’nin yarg›lama yetkisi devreye girecektir. Yarg›laman›n yap›lmamas› durumu pek bir sorun oluflturmamakla birlikte, yap›lmas› durumunda


göstermelik olup olmad›¤› hangi k›stas ve ilkelere göre belirlenece¤i sorunu önemlidir. Çünkü kural çok s›k› flekil flartlar›na uyulmas› k›stas haline getirilerek ulusal yarg› yetkisinin her durumda bertaraf edilmesine yol açabilecek bir kurald›r. Di¤er yandan ilkesiz ve omurgas›z bir flekilde taraf devlet üzerindeki emperyalist hevesler do¤rultusunda bu kural›n iflletilerek örne¤in bir emperyalist klik karfl›t› politika yürüten bir hükümet ve/veya yönetimin düflürülmesi amac›yla kullan›lmas› da mümkündür. Dolay›s›yla yarg›laman›n göstermelik say›lmas›n› sa¤layan unsurlar›n sözleflmede ayr›ca belirlenmesi gerekirken, bu yap›lmamakla emperyalist güçlere baflka bir hareket alan› daha aç›lm›flt›r. Mahkeme 30 y›la kadar hapis ve müebbet hapis cezas› verebilecektir. Cezan›n uygulanmas› ve nerede çektirilece¤i sorunu ise aç›k bir flekilde belirlenmemifltir. Konu ile ilgili yorumlar infaz›n mahkeme “denetimi”nde olaca¤› ve san›k ve/veya san›klar›n cezaland›r›lmas›n› isteyen devletin infaz için gerekli flartlar› haz›rlamas› gerekti¤i yolundad›r. Mahkemeden cezaland›rmay› isteyenlerin Sivil Toplum Kurulufllar› olmas› halinde durumun ne olaca¤› ise tam anlam›yla meçhuldür. Böylelikle UCM’yi kuran sözleflmeye taraf olan devletlerin STK’lar›n suç duyurusunda bulunmalar› halinin ifllevsiz olaca¤›n› peflinen kabul ettikleri görülebilir. SONUÇ VE DE⁄ERLEND‹RME Hukuki aç›dan yap›lacak in-

celemeyle geçen bölümlerde say›l› eksiklikler art›r›labilir. Ancak sorunun özünü daha çok biçimsel bir tak›m flartlar ortaya koyan hukuk de¤il, kurallar›n oluflmas›n› sa¤layan ekonomik ve siyasal gerçeklikler belirlemektedir. Bu aç›dan olaya yaklaflt›¤›m›zda görmekteyiz ki UCM, emperyalist güç dalafl›n›n bir ürünü olarak ortaya ç›km›flt›r. Roma Tüzü¤ü’nü her ne kadar BM içinde yer alan 130’un üzerinde ülke imzalam›flsa da, mahkemenin asli kurucular› Avrupal› emperyalistlerdir. Tüzü¤ün yürürlü¤e girdi¤i son bir ay içinde yaflanan geliflmeler bu durumu çok net bir biçimde ortaya ç›kartmaktad›r. ABD’nin Irak’a yapaca¤› olas› sald›r› iyice netleflirken, bu sald›r›n›n temel sebebinin Irak’›n kitle imha silahlar›na sahip olmas›n›n yaratt›¤› tehlike de¤il tam aksine Küçük Bush’un ABD’nin gerilemekteki ekonomisini silah sanayiine dayanarak yeniden yap›land›rma projesi oldu¤u da görülmektedir. Dolar›n, Euro karfl›s›nda yaz aylar›nda h›zla de¤er yitirifli, Afgan savafl›n›n Amerikan ekonomisi için yeterli kayna¤› yaratamad›¤›n› göstermektedir. Küçük Bush Irak’a, daha sonra Hatemi kli¤ine karfl› politikas›n› de¤ifltirdi¤i ‹ran’a, “fler mihveri”nin bir di¤er üyesi Kuzey Kore’ye askeri harekat planlar›n› ve niyetini aç›kça ortaya koymufltur. Asl›nda bu durum gerilemekte olan emperyalist bir güç için kaç›n›lmaz bir süreçtir. Sermaye ihrac›na dayanan emperyalist sömürü sisteminde sürekli artan bir tarzda sermaye ihraç olana¤›na sahip de¤ilseniz yani di¤er emperyalist klikler karfl›s›nda sermaye ihrac› konusun-

da zaafiyete düflmüflseniz emperyalist gücünüzü sürdürmenin geriye kalan tek koflulu askeri gücünüzün yaratt›¤› dayatmalarla varl›¤›n›z› korumaya çal›flman›zd›r. 20. yüzy›l›n ilk yar›s›nda emperyalist motor güçler olan ‹ngiltere ve Fransa bu yöntemi pervas›zca kullanm›fl, çöküfllerini birkaç on y›l geciktirebilmifllerdir. Bütün bu süreçte insan haklar› ve demokrasi havarisi kesilen ABD, emperyalist gücünü ‹ngiliz ve Frans›z emperyalizmi ile s›cak çat›flmaya girmeksizin sürekli büyütmüfl ve ikinci emperyalist paylafl›m savafl›n›n yaratt›¤› uygun koflullarda dünyan›n teritoryal paylafl›m› alan›nda baflat güç haline gelmifltir. Ayr›ca, Rusya ve Çin’in h›zl› bir yükselifle girdikleri bir gerçektir. fiimdi ise Avrupal› emperyalistler-Almanya ve Fransa20. yüzy›lda yaflanan oyunu yeniden sahneye koymaktad›r. Bu kere baflat güç ABD emperyalizmi dünya üzerindeki hükümranl›¤›n› sürdürmek için giderek daha fazla askeri güç kullanma yoluna giderken ekonomik ve siyasal planda iyice y›pranacak, insan haklar› ve demokrasi havarili¤ine soyunan Avrupal› emperyalistler ise güçleneceklerdir. UCM’ye gerçek niteli¤ini kazand›racak olgu bu emperyalist dalaflma olgusudur. Mahkeme çerçevesinde geliflen konumlanmalar bu olgu ›fl›¤›nda anlafl›labilir. ABD ve ‹srail’in sözleflmeye koyduklar› imzalar› çekmelerinin ve böylelikle mahkemenin yarg› yetkisi d›fl›na ç›kmalar›n›n anlam› ortaya konulabilir. Emperyalist ekonomiler sürekli büyümek ve sermaye ih-

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

25


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

26

rac›n› da art›rmak zorunda olan ekonomilerdir. Bunlar için bir doyma noktas› mevcut de¤ildir. Kriz dönemlerinde bile sermaye ihrac› suretiyle yeni pazarlar ve üretim tesisleri ele geçirilmeye, sömürü ve sömürüden kaynakl› kar art›r›lmaya çal›fl›l›r. Amerikan ekonomisi bir süreden beri ciddi bir kriz içindedir. ABD krizine ba¤l› olarak Latin Amerika’n›n motor ekonomileri olan Brezilya ve Arjantin de ekonomik krizle bo¤uflmaktad›rlar. Kriz bunlarla da s›n›rl› kalmamakta Uruguay örne¤inde oldu¤u gibi tüm Latin Amerika’y› tehdit etmektedir. ABD emperyalizminin arka bahçesinde durum bu iken kontrol alt›nda tuttu¤u Ortado¤u dahil tüm Asya ülkeleri ile Asya-pasifik ülkeleri giderek daha fazla Avrupal› emperyalistlerin etki alan›na girmektedir. ABD emperyalizmi bu ülkelerin sermaye ihrac› taleplerini karfl›layamamakta, bu ülkelerde Avrupal› emperyalistlere rampa etmektedir. Yani Amerikan emperyalizmi sermaye ihrac› aç›s›ndan Avrupal› emperyalistlerden geri kald›¤›ndan güç ve nüfuz yitirmektedir. Bu duruma çözüm olarak ise Küçük Bush yönetimi Avrupa karfl›s›nda ABD’nin varolan tek üstünlü¤ü olan askeri gücünü kullanmay› görmektedir. 11 Eylül bahanesiyle Afganistan’a gerçeklefltirdi¤i “haçl› seferi” ile resesyondaki ekonomisine biraz nefes ald›rm›fl, Afgan savafl› daha bitmeden yeni savafllar›n “mufltu”sunu silah tekellerine vermifltir. Amerikan silahl› gücü, politikalar›na karfl› ç›kan tüm dünya devletleri için tehdit oluflturmaktad›r. Geçen on y›lda BM çat›s› alt›nda insa-

ni müdahale ve benzeri anlay›fllarla kamufle edilen Amerikan askeri müdahaleleri, art›k, ihlal edildi¤i iddia edilen Amerikan ç›karlar›n› temin için aç›k bir biçimde yap›lacakt›r. Politikan›n sonucunun silah sanayii üzerinden iç piyasaya sermaye ak›fl› sa¤lamak, yeni istihdam olanaklar› yaratmak ve dolay›s›yla tüketim ile üretimi de art›rmak biçiminde gerçekleflmesi Küçük Bush ve avanesi taraf›ndan umulmaktad›r. Gerçi politikan›n geçici bir rahatlama sunmas› mümkündür, ancak orta ve uzun vadede baflar›s›, askeri harcamalarla fliflirilen kamu harcamalar› ve bunun yarataca¤› bütçe a盤›n›n kapat›lmas› müdahale edilen bölge ve ülkelerdeki emperyalist sömürü çark›n›n fliddetlendirilmesi ile baflar›labilir. Zorun hep kendi karfl›t›n› do¤uraca¤› evrensel yasas›, fliddete dayal› Amerikan politikalar›n›n yenilgiye mahkum oldu¤unu tescil etmektedir. Emperyalist fliddet hep kendi karfl›t›n›, ezilen halklar›n ve proletaryan›n fliddetini do¤urmufltur, do¤uracakt›r. fiiddet hep daha fazla fliddetin uygulanmas›n› zorunlu k›larken, bunun do¤al sonucu askeri harcamalar›n sürekli daha da büyümesi ve sonuç olarak dünyan›n en devasa ekonomisi de olsa Amerikan ekonomisinin iflas›na yol açacakt›r. Ekonomik gücünü yitiren bir emperyalist gücün bu aflamadan sonraki varl›¤› karfl›tlar›n›n tavr›na ba¤l› olacakt›r. Politikan›n bir baflka açmaz› da k›sa vadede silah sanayiine aktar›lacak kamu kaynaklar›n›n iç veya d›fl borçlanma suretiyle elde edilmesi gere¤idir. Amerikan ekonomisine kaynak sa¤layabilecek yegane güç Paris ve

Londra Klüpleri olarak adland›r›lan Avrupa Sermayesidir. Amerika’n›n krizden ç›k›fl için buldu¤u politikan›n yollar› en güçlü rakibine ç›kmaktad›r. Avrupal› emperyalistlerin Amerikan hükümetine kredi verirken herhangi bir flart ileri sürmeyece¤ini düflünmek safl›k oldu¤u gibi ilk isteklerinden birinin Amerikan hükümetinin kaç›nd›¤› Roma Sözleflmesinin imzalanmas› olaca¤› bugünden rahatl›kla öngörülebilir. Sonuç olarak diyebiliriz ki UCM Amerikan emperyalizminin y›prat›lmas› amaçl› AB plan›n›n önemli bir arac› olarak ifllevlendirilmifltir. Mahkeme Amerikan sald›rganl›¤›n›n yarg›land›¤› ve teflhir edildi¤i bir plartform olarak infla edilmek istenmektedir. Ancak Avrupal› emperyalistlerin mahkemeden beklentisi bununla s›n›rl› de¤ildir. Ç›karlar›n›n gerektirdi¤i durumlarda yar› sömürge devletlerin iç ifllerine kar›flmak ve böylelikle bu devletlerin ekonomik ve siyasal yap›lanmalar›n› kendi istem ve ihtiyaçlar› do¤rultusunda de¤ifltirebilmek için mahkemeyi kullanmaktan çekinmeyeceklerdir. Bir ülkedeki kendine muhalif yöneticileri UCM tehdidi ve/veya yarg›lamas› ile etkisiz hale getirmeye çal›flacaklard›r. Mahkemenin k›sa ve orta vadede asli ifllevi de belirtti¤imiz olgu çerçevesinde gerçekleflecektir. Emperyalistlerin kendi iç çat›flmalar› aç›s›ndan durum bu iken, UCM, ulusal ve sosyal kurtulufl mücadelesi veren güçler içerisinde bir tehdit olas›l›¤›n› içerisinde bar›nd›rmaktad›r. Mahkemenin yarg›lama alan› flimdilik salt devletlerin veya devlet yanl›s› militarist örgütlenmelerin iflledi¤i ve/ve-


ya iflleyebilecekleri suçlar› kapsar iken 11 Eylül sonras› emperyalist güçlerin yönelimleri nedeni ile terör suçu ad› alt›nda yap›lacak bir düzenleme ile ulusal ve sosyal kurtulufl mücadelesi veren siyasal öznelerin eylemlerinin de mahkemenin yarg›lama yetkisi içine sokulabilmesi olas›l›¤› son derece güçlüdür. Hatta böyle bir öneriyi TC devleti yapm›fl ancak bu öneri flimdilik kabul görmemifltir. 7 y›l sonra yap›lacak toplant›da ele al›nacakt›r. Avrupal› emperyalistlerin flimdilik asli hedefi Amerikan emperyalizmi oldu¤u için terör suçu ba¤lam›nda bir tart›flma yaratmaktan kaç›n›lm›flt›r. Ancak burjuva s›n›f›n›n asli düflman› proletaryan›n örgütlülüklerini ve eylemliliklerini sürgit kendi yede¤inde kurulan UCM’nin yarg› alan›ndan uzak tutmayaca¤› da aç›kt›r. Esasen uluslararas› planda görev yapacak her mahkeme siyasal bir yarg› organ› olacakt›r. Roma Sözleflmesinde durum Mahkemenin bireyleri yarg›layaca¤› ilkesiyle ortaya konulmaktad›r. Ceza yarg›lamas› söz konusu oldu¤unda yarg›lananlar hep bireylerdir. Bir kurum ve/veya kurulufla, bir siyasi partiye ya da devlete ceza yarg›lamas›n›n sonucu olan hapis ve benzeri yapt›r›mlar›n uygulanma olas›l›¤› yoktur. O halde bireylerin yarg›lanaca¤›na iliflkin bir kural›n koyulmas›n› gerektiren ihtiyac›n ne olmas› gerekir? Esasen bu sorunun yan›t› son derece basittir. Zira mahkemenin yarg›lama alan›na giren suç tipleri bireyin salt kendi bireysel iradesiyle gerçeklefltirebilece¤i eylemlerle oluflmamaktad›r. Suçu oluflturan eylemler devletin idari,

askeri çeflitli yönetim mekanizmalar›nda bulunan kiflilerin kat›l›m›yla gerçeklefltirilmektedir. Haliyle suçun oluflmas›nda egemen devletin sorumlulu¤u tart›flmas›zd›r. Kald› ki yarg›laman›n UCM taraf›ndan yap›lmas›n› gerektiren olgu egemen devletin suçu kovuflturmam›fl olmas›d›r. Sonuç olarak egemen devlet hem suçun oluflmas›na, hem de cezas›z kalmas›na izin vermifltir. ‹flte bireylerin yarg›lanaca¤› kural›n›n gerekçesi egemen devletin siyasal nitelikteki bu sorumlulu¤unun üstünü örtmek ve böylelikle egemen güçlerin ellerini y›kamalar›n›n sa¤lanmas›d›r. Mahkeme ancak yarg› alan›na giren suçlarla ilgili ihlaller ayyuka ç›kt›¤›nda ifle müdahale edecek ve bu müdahalesi egemen devleti koruma amac›yla olacakt›r. Seçilmifl birkaç kurban yarg›lan›p, cezaland›r›lacak; ma¤dur edilen binlerce, milyonlarca insan böylece tatmin edilmeye çal›fl›lacakt›r. Suçu oluflturan politikalar›n asli sahipleri olan emperyalist güçler ile onlar›n yerli uflaklar› hiçbir flekilde mahkeme taraf›ndan yarg›lanmayacakt›r. Do¤al olarak bunlar›n siyasi sorumluluklar›na iliflkin bir karar dahi al›nmayacakt›r. Siyasal yarg›lama yapan organlar ise adaletten çok kendini besleyen güçlerin ç›karlar›n› koruma temelinde hareket eder. Bu nedenle adalet arayan ve adalete ençok ihtiyac› olan dünyan›n ezilen halklar› ve proletarya Birleflmifl Milletler ve benzeri uluslararas› emperyalist örgütler nezdinde kurulacak yarg› organlar›n›n adalet sa¤lamayaca¤› bilincinden hareketle bu tip güçlerin müdahalelerinden ar›nd›r›lm›fl yarg› or-

ganlar›n›n oluflturulmas› için mücadele etmelidir. As›l olan özgürlük mücadelesidir. Ve özgürlük mücadelesi hiçbir s›n›f›n bir baflka s›n›f› sömürememesi amac›yla yap›l›r. S›n›f mücadelesinin baflar›s› her zaman adaletin de bizzat kendisidir. Dünyan›n ezilen halklar› proletarya için iflin esas›n› mahkemenin yarg› alan›na giren suçlar› iflleyen bireylerin yarg›lanmas› de¤il, tam aksine bu suçlar›n ortaya ç›kmas›n› zorunlu k›lan ekonomik, siyasi ve sosyal koflullar›n ortadan kald›r›lmas› oluflturmaktad›r. Bu flartlar›n ortadan kalkmas›, insanlar›n eflitli¤inin ve özgürlü¤ünün önündeki en büyük engel olan emperyalist ve kapitalist sömürünün yokedilmesi ile mümkündür. Avrupan›n sözde demokratik rejimleri ile Amerikan emperyalizmi mahkemenin hedef tahtas›na koyuldu¤u iddia olunan Pinochet, Franko, Salazar, Mussolini ve Hitler gibi diktatörlerden daha az kan dökmüfl ve bu suçlar› bu diktatörlerden daha az ifllemifl de¤illerdir. Aksine diktatörler aç›k aç›k suç ifllerken emperyalist “demokrasi”ler bu suçlar› daha inceltilmifl yöntemlerle, ço¤u kere Fujimori, Noirega, Kenan Evren, Papadopulos, Milofleviç gibi tafleronlar kullanarak gerçeklefltirmifllerdir. Dolay›s›yla as›l olan emperyalizm ve iflbirlikçilerinin tarih sahnesinden tamamen silinmesidir. Ve bu ancak, s›n›f mücadelesinin yükseltilmesi ve özgürlü¤ün orak çekiçli bayraklar›n›n dünya haritas›n› kaplamas› ile olacakt›r.

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

27


28

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

Parti ve Örgütlenme - 6

Parti her zaman ideolojik anlay›fl›n›, politik çizgisini garantiye alacak, onu hiç tereddütsüz flekilde canla baflla uygulayacak kadrolara sahip olmal› ve kadrolar›n› sürekli olarak e¤itmelidir. Hiçbir Komünist Partisi, kendi çizgisinin ve politikas›n›n yolundan sapt›r›lmas›na, kadrolar›n yanl›fl çizgiye kaymas›na ve politik sapmaya u¤ramas›na müsaade etmez, etmemelidir. Ancak, bu, parti çizgisini ve politikas›n› iyi kavram›fl, pratikte uygulayacak, iyi yetiflmifl nitelikli kadrolarla mümkündür.

KADROLARIN YET‹fiT‹R‹LMES‹ VE E⁄‹T‹M Partide kolektif bir yaflam ve ekip çal›flmas› egemen k›l›nmal›d›r. Esas egemen k›l›nmas› gereken, devrimci dinamizm, mücadele ve geliflim çizgisindeki istikrar›n uyumunu sa¤layacak bir kolektivizm ve ekip çal›flmas›d›r. ‹stikrars›z bir dinamizm, uzun vadeli olmaz, partiyi “sol” sapmalara sürükler. Devrimci dinamizmden yoksun istikrarl› bir geliflim çizgisi de, koflullara tap›nmaya, koflullar›n esiri olmaya götürür. Önce kendili¤indencilik ve reformizm, ilerde ise tasfiyecilik kap›ya dayan›r. Parti, bu egemen yaflama uygun ve ona ayak uyduracak, kurulan ahengi bozmayacak biçimde hareket edecek, ekip çal›flmas›n› yapacak ve uzmanlaflmay› esas alacak tarzda kadrolar yetifltirmelidir. Uzmanlaflma temelinde bir ekip çal›flmas› hem kadrolar› yetkinlefltirir, verimli k›lar hem de ifllerin daha h›zl› ve kolay yap›lmas›n› sa¤lar. Kadrolar›n, bilgi, beceri ve yetene¤ine göre en az bir alanda uzmanlaflacak flekilde yetifltirilmesi hedef al›nmal›d›r. Çok ala-

na el at›p hiçbir alanda uzmanlaflmamas›na yol aç›labilir. Çok alana el at›p hiçbir alan› bafledememektense, bir alana el at›p oray› baflarmas› en do¤ru oland›r. Çok ifl yapmak istenebilir, ancak bu, esas bir alanda uzmanlaflmas›n›n önünde engel teflkil etmemelidir. Parti her zaman ideolojik anlay›fl›n›, politik çizgisini garantiye alacak, onu hiç tereddütsüz flekilde canla baflla uygulayacak kadrolara sahip olmal› ve kadrolar›n› sürekli olarak e¤itmelidir. Hiçbir Komünist Partisi, kendi çizgisinin ve politikas›n›n yolundan sapt›r›lmas›na, kadrolar›n yanl›fl çizgiye kaymas›na ve politik sapmaya u¤ramas›na müsaade etmez, etmemelidir. Ancak, bu, parti çizgisini ve politikas›n› iyi kavram›fl, pratikte uygulayacak, iyi yetiflmifl nitelikli kadrolarla mümkündür. Bunun için, partinin, kendine, yoldafllar›na ve halka güvenen, zihin faaliyetine aral›ks›z devam eden, yenili¤e ve geliflmeye aç›k, bencillikten, bireyci kahramanl›ktan, gösteriflten ve pasiflikten uzak, fedakar, ideolojik olarak sa¤lam, inançl›, kararl› ve dinamik kadrolara ihtiyac› vard›r. Bu nitelikte kadrolar saks›da


yetiflmez, onlar mücadelenin s›cak prati¤i içinde, karfl›t düflüncelere karfl› ideolojik mücadele yürüterek yetiflir. Sadece pratik mücadele de yeterli olmaz, ayn› zamanda onlar›n ideolojik ve teorik e¤itimini sa¤lamak gerekir. “Sosyalizmin kurulmas›nda e¤itilmifl insanlara ihtiyaç vard›r. E¤itilmifl insan ise okuyan de¤il, özellikle materyalist felsefe ile ilgilenen, bilimin zenginliklerini benimseyen, okuduklar› üzerinde düflünen ve devrimci kuram› devrimci pratikle birlefltirmek gerekti¤ini anlayana denilir.” (107) E¤itim nedir, e¤itim deyince ne anl›yoruz? E¤itim, gelifli güzel okumak, bilgi hamal› olmak de¤ildir. “... e¤itim, e¤itimci taraf›ndan istenilen niteliklerin e¤itilene afl›lanmas› için onun psikolojisine yap›lan belli, amaca yönelik ve sistematik etkidir... Yani; insan toplumuna iliflkin belli bir dünya görüflünün, bir ahlak›n toplum kurallar›n›n afl›lanmas›, karakterin ve iradenin belli çizgilerinin, al›flkanl›klar›n ve zevklerin ifllenmesi, belli bedensel niteliklerin geliflmesi vb. vb.” (108) Komünist e¤itim; birincisi, öncelikle yeni insan tipinin temel özelliklerini vermeyi ve o özelliklerin içselleflmesini, ‹kincisi, Marksist-LeninistMaoist ideoloji ile donatmay› ve kültürel olarak zenginlefltirmeyi, Üçüncüsü, insanlarda teori ile prati¤in birli¤ini sa¤lamay›, özü ile sözü bir olan kadrolar yetifltirmeyi, Dördüncüsü, üye ve kadrolara kolektif bir ruh vermeyi, yetenek ve becerilerini gelifltirmeyi, Beflincisi, belli bir karakter ve irade kazand›rmay› hedefler. Komünist e¤itim, esas olarak bireysel de¤il kolektiftir. Bu anlay›fl bireysel e¤itimi d›fllamaz, aksine onu da gerekli ve zorunlu görür. Kolektif e¤itim ba¤›ms›z ö¤renme ile birleflmeli, çok yönlü bir geliflim sa¤lanma-

l›d›r. Tek yanl› bir e¤itim veya kadronun tek yönlü yetiflmesi do¤ru de¤ildir. Çok yönlü geliflimini sa¤lamak için çaba sarfedilmeli, bunun için öncelikle do¤ru bir kadro politikas›na sahip olunmal›d›r. Kadrolar sorunu üzerinde önemle duran ve komünist önderlerden biri olan Dimitrov, flunlar› söylüyor: “En de¤erli kadrolar›m›z›n bir k›sm›n› mücadele içinde durmadan kaybetti¤imiz için, kadrolar meselesine karfl› küçümseyici bir tavra kesinlikle izin verilmemelidir. Çünkü biz bilimsel bir dernek de¤il, atefl hatt›nda bulunan militan bir hareketiz. Düflman özellikle faflist ülkelerde bunlar›, en ön saftaki savaflç›lar› avlamaya çal›flmakta, öldürmekte, zindanlara, toplama kamplar›na atmakta ve vahfli iflkencelere maruz b›rakmaktad›r. Bu durum, yeni kadrolar›n kazan›lmas›n›, yetifltirilmesini ve e¤itilmesini ve bunun yan›s›ra mevcut kadrolar›n titizlikle korunmas›n› son derece zorunlu k›lmaktad›r.”(109) Do¤ru bir kadro politikas›, s›n›f mücadelesi içinde kadrolar›n yeri ve öneminin görülmesi, kadrolarda olmas› gereken özel-

liklerin, s›n›f mücadelesinin zorlu¤u ve niteli¤inin iyi kavranmas›yla ortaya konabilir. Do¤ru bir kadro politikas› ortaya konduktan sonra art›k esas görev bu politikan›n uygulanmas›d›r. Mao, kadro sorununu ele al›rken parti önderli¤inin iki temel sorumlulu¤undan bahseder. “Önderlik, son tahlilde, iki temel sorumlulu¤u içerir. Fikir gelifltirmek ve kadrolardan iyi yararlanmak...” (110) Mao’nun önderli¤in iki temel sorumlulu¤uyla ilgili bu söyledikleri do¤rudur. Ancak, bu, bizce eksiktir, buna kadro yetifltirmeyi ve e¤itmeyi de eklemek gerekir. Bu durumda önderli¤in üç temel sorumlulu¤u oldu¤u söylenmelidir. Kadro yetifltirme olay›, Sovyetler Birli¤i’nde, Çin’de, Arnavutluk’ta vb ülkelerde sosyalizmden geriye dönüfllerin yaflanmas›ndan sonra, MarksistLeninist-Maoist çizgide nitelikli kadro yetifltirmenin önemi, belki de on kat, yüz kat daha da artm›flt›r. “Her fleyi kadrolar belirler”, “siyaset tespit ettikten sonra kadrolar belirleyici olur” anlay›fl› da, kadro yetifltirmenin ve e¤itmenin önemini ortaya koyuyor. Bu anlamda da, kadro yetifl-

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

29


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

30 tirme ve e¤itmeyi, Komünist Partileri’nin önüne temel bir görev olarak koymak gerekir. Kadroya sürekli ihtiyaç vard›r. Bu ihtiyaç de¤iflik nedenlerden dolay› ortaya ç›k›yor. Birincisi, do¤al olarak insanlar zamanla yafllan›yor, genç ve dinamik özelliklerini ve yaflam›n› yitiriyor. Ölen ve yafllanan kadrolar›n, yafllanan beyinlerin ve dura¤anlaflan yaflam›n yerini sürekli olarak genç kadrolarla, genç beyinlerle ve dinamik yaflamla doldurmak için, ‹kincisi, do¤al olmayan ölümlerle, yani düflmanla girilen s›cak mücadele içinde, üye ve kadrolar, ya yakalan›p hapishanelere konuyor ya da flehit oluyor. Özellikle silahl› mücadelenin gerekli ve flart oldu¤u Türkiye gibi ülkelerde, üye ve kadro kayb› çok daha fazla olmaktad›r. Bu kay›plar›n yerini sürekli doldurmak için, Üçüncüsü, s›cak ve zorlu mücadele içinde, baz› kadro ve üyeler, gerek bu zorlu¤a dayanamayarak, gerek ideolojik farkl›l›flma sonucu ve gerekse de yozlaflma ve çürümelerden dolay› mücadeleyi terk ediyor. Bir de bu kay›plar›n yerini doldurmak için, Dördüncüsü, mevcut kadrolar› sürekli yenilemek ve yeni kadrolarla takviye etmek için, Beflincisi, devrimci mücadeleyi ilerletmek, devrimden sonra devrimi garantiye almak ve kesintisiz bir flekilde sürdürmek için, sürekli kadro yetifltirmek ve e¤itmek gereklidir. Kadrolar, daha önce de vurgulad›¤›m›z gibi öyle s›radan bir insan de¤ildir. Sömürücü ve bask›c› bir toplum yerine, tepeden t›rna¤a silahl› bir devleti y›k›p, yerine bask›n›n ve sömürünün olmad›¤› bir toplum kurmak isteyen partinin eleman›, yöneticisi ve kitleler nezdindeki temsilcileridir. O bir birey de¤ildir, kolektif bir iradenin bireyler üzerindeki yans›mas›d›r. Yeni bir toplum

kurup, bireyleri de¤ifltiren dönüfltüren ve yeni bir flekil verecek olan partinin mimarlar›, uygulay›c›lar› ve ayn› zamanda yeni insan tipinin temsilcileridir. Yeni tip insan yetifltirmek çok zor bir ifltir. Belki de dünyada en zor ifl, s›f›rdan bafllayarak, yani çocukluk ça¤›ndan itibaren de¤il, feodal, yar›-feodal ya da kapitalist toplum düzenlerinde yetiflmifl ve o toplumlar›n tüm kültürel özelliklerini üzerinde tafl›yan insanlar›, yeniden, demokratik ve sosyalist toplum bilinciyle kal›ba dökmek, de¤ifltirip dönüfltürmek, yani, kurulacak toplumsal düzenin yeni insan tipini flimdiden yaratmak ve o bilinçle e¤itimlerini sa¤lamakt›r. Yeni insan tipinin temel özellikleri nelerdir? Birincisi, vatan›n›, yurdunu ve insanlar› sevmek ve halka

“Kadrolar› do¤ru bir flekilde yükseltmek gerekir. Yükseltme tesadüfi bir fley de¤il, partinin normal görevlerinden biri olmal›d›r.” sevgi beslemektir. ‹kincisi, eme¤in de¤erini bilmek ve ona sayg› göstermek. Üçüncüsü, samimi ve dürüst olmakt›r. Dördüncüsü, namuslu ve ahlakl› olmakt›r. Beflincisi, do¤ru ve hakl› olan› savunmak ve bu konuda cesur olmakt›r. Alt›nc›s›, dostça ve yoldaflça iliflkiler içinde bulunmakt›r. Yedincisi, enternasyonalist bir ruh tafl›makt›r. Bu kadar önemli özellik tafl›yan kadrolara elbette de¤er ve önem verilmeli, bu temel özelliklere sahip yeni kadrolar yetifltirilmelidir. Kadrolara önem vermek, davaya önem vermektir. U¤runa mücadele verilen davan›n baflar›ya ulaflmas› için ne ka-

dar samimi ve kararl› olundu¤unu göstermektir. Halka karfl› duyulan sorumlulu¤un ve halk› sevip sayman›n somut bir göstergesidir. Devrimcilik sevgiyle bafllar; yani insan sevgisi. ‹nsanlar› sevmeyen devrimci olamaz. Ancak devrimcilerin sevgisi öylesine s›radan bir insan›n sevgisine hiç benzemez. Devrimci ve komünistler, canlar›n› seve seve verecek kadar çok seviyor; halk›n› ve insanlar›. O sevgi ki, her türlü vahfli iflkencelere, zorlu¤a dayanacak kadar çoktur. O sevgi ki, yaratmak ve üretmek için bir vesile, itici bir güç oluyor. O sevgi ki, halka ve davaya olan inanc› ortaya ç›kart›yor ve pekifltiriyor. Çünkü, Tolstoy’un dedi¤i gibi, “‹flte inanç sevginin yo¤unlaflmas›ndan baflka birfley de¤ildir.” (111) Bertolt Brecht de sevgiyle ilgili flunlar› söylüyor. “... Oysa sevgiyi özel olarak incelemek gerekir, çünkü o bir üretimdir ve seveni de, sevileni de de¤ifltirir. ‹yiye ya da kötüye do¤ru d›fltan bir bak›flla bile sevenler üretici gibi görünürler. Hem de üst düzeydeki üreticiler gibi. Bir tutku, bir engellenmezlik tafl›rlar üzerlerinde. Zay›f de¤il, ama yumuflakt›rlar. Her zaman dostça davran›fllar gösterme aray›fl› içindedirler. Bu gibileri sevgilerini infla eder, tarihsel bir fleyler katarlar. Bu sevgi sanki, bir gün tarihi yaflayacakm›fl gibi onlar gibi kusursuzlukla tek bir kusur aras›ndaki fark korkunçtur. Oysa dünya bu fark› rahatça gözard› edebilir. Sevgilerini ola¤and›fl› bir fley k›larlar, bunu yaln›zca kendilerine borçlu olurlar, baflaramazlarsa kendilerinin, sevdiklerinin kusurlar›n› pek de mazur gösteremeyecekleri gibi... Yüklendikleri sorumluluklar, kendilerine karfl› olan sorumluluklard›r, bu sorumluluklar›n›n k›l›na zarar gelmemesi için o bü-


yük çabay› baflka hiç kimse gösteremez. Bunlar›n en iyileri sevgilerini di¤er üretimlerle tam bir uyum içine sokmay› baflar›rlar. O zaman dostluklar› yayg›nlafl›r, yarat›c›l›klar› çok kifliye yararl› hale gelir ve üretici olan herfleye omuz verirler.” (112) ‹flte sevgi, devrimci ve komünist partileri ve onlar›n üye ve kadrolar› aç›s›ndan bu kadar önemlidir ve bunun için de¤er verilmektedir. Yüre¤i sevgi dolu olmayan, sevgiyle bezenmeyen bir e¤itim politikas› sonucunda yetiflen kadrolar, acaba ne kadar halk›n› sevebilir, o dava u¤runa can›n› nas›l feda edebilir? Devrimci ve komünistler sadece halk› sevmekle kalmaz, insanl›¤›n ortaya ç›k›fl›ndan bu yana var olagelen insanl›k de¤erlerini de savunur ve de¤erleri yeniden üreterek daha üst düzeylere ç›karmak için onlar› yücelefltirir. Bu anlamda, devrimci ve komünist e¤itimin temelinde, insan ve insan sevgisi, insanl›k de¤erlerini yücelefltirme vard›r. Üye ve kadrolar da bu temel üzerinde e¤itilir ve yetifltirilir. Soruna farkl› bir temelde yaklafl›m, devrimci ve komünist bir yaklafl›m olamaz, onlar›n amaç ve hedeflerine hizmet etmez. Yani devrimci ve komünist e¤itim anlay›fl›, burjuva e¤itim anlay›fl›ndan temelden farkl› olmakla beraber, görevleri ve yöntemleriyle de farkl›d›r. Stalin’in bize ö¤retti¤i, “bahç›van›n nadide bir meyve a¤ac›n› yetifltirmesi gibi”, kadrolar› ihtimamla ve titizlikle yetifltirmeyi bilmek gerekir. E¤er bir fidan› meyve verecek flekilde yetifltirmek için, gereken özeni ve titizli¤i göstermez ve gerekli bak›m› yapamazsak, o fidan büyüyüp meyve vermez, hatta zaman zaman ç›kan f›rt›nalara dayanamaz, kökünden sökülüp at›labilir. Onun için hem meyve vermesini sa¤lamak ve hem de f›rt›nalara dayan›kl› hale getirmek gerekir. Kadro yetifltirme ve e¤itim

olay›, özellikle devrim öncesi koflullarda teorik olarak ifade edildi¤i gibi kolay de¤ildir. Çok zor flartlar alt›nda ve türlü olanaks›zl›klar içinde uygulanmaktad›r. Devrim öncesinde devrimci ve komünist güçler, sömürücü ve bask›c› egemen s›n›flar gibi her türlü olana¤a sahip de¤ildir. Ancak buna karfl›n çok önemli bir avantaj var; o da HALK! “Ancak do¤ru bir kadro siyaseti, partimize mevcut kadrolar›n güçlerini azami ölçüde gelifltirme ve de¤erlendirme, kitle hareketlerinin zengin kayna¤›ndan sürekli olarak kabiliyetli aktif unsurlar›n yarat›lmas› imkan› verir.” (113) Bu, bulunmaz bir olanakt›r, o, her türlü olana¤› devrimci ve komünistlere sunmaktad›r. Yeter ki o olanak iyi de¤erlendirilsin, yerinde ve zaman›nda kullan›ls›n. Mücadeleye kat›lan halk, bu mücadele içinde kendine önderlik edecek insanlar› yetifltiriyor ve öne ç›kart›yor. Toplumlar tarihi de buna tan›kt›r, halk kendi önderlerini ç›karm›flt›r. Burada önemli olan halk içinde öne ç›kan ve benzerleri aras›ndan yetenekli olanlar› seçip ç›karmak ve onlar› birer komünist kadro olarak e¤itip yetifltirmektir. Burada özellikle iki noktan›n alt›n› çizmek gerekir. Birinci nokta, özelde proletarya ve genelde halk›n içinden süzülerek öne ç›kan insanlar›, çok say›da komünist kadro haline getirebilmek için, s›n›f mücadelesini gelifltirmek ve bu mücadeleye, halk›n mümkün oldu¤u kadar genifl kat›l›m›n› sa¤lamak. ‹kinci nokta, mücadele içinde öne ç›kan insanlar› bilinçli bir politikayla örgütlemek, benzerler aras›ndan yetenekli olanlar› seçerek onlar› e¤itmek ve yetifltirmek. S›n›f mücadelesinin örgütlü bir tarzda gelifltirilmesi d›fl›nda, ayr›ca kendili¤inden geliflen kitle mücadeleleri de vard›r. Kendi-

li¤inden geliflen mücadelelerde kitleler do¤al olarak kendi önderlerini ç›kart›r. Ancak, devrimci ve komünistler, kendili¤inden geliflen mücadelelere kat›l›p önderlik etmeye çal›fl›rken, esas olarak bilinçli ve örgütlü bir tarzda s›n›f mücadelesini sürdürmeye ve gelifltirmeye çal›fl›rlar. ‹flte bu mücadeleler içinde, devrimci ve komünist örgüt ve partilerin saflar›na yüzlerce, binlerce yeni insan kat›l›r. Önemli olan bu insanlar› de¤ifltirip dönüfltürmek ve önce üye sonra da kadro haline getirmektir. Devrim ve parti saflar›na, yüzlerce, binlerce insan, samimi ve güzel duygularla kat›l›r. Halk›n kurtuluflu ve devrimin zaferi için hiçbir fedakarl›ktan kaç›nmaz. E¤er parti, bu insanlar›, do¤ru bir politika ve iradi bir çabayla özenle ele al›p e¤itemezse ve de¤ifltirip dönüfltüremezse, onca emek ve insan bofla harcanm›fl olacakt›r. Kuflkusuz bu insanlar›n hepsinin yetifltirilip, ayn› düzeye ç›kabilece¤ini ve kadro haline gelebilece¤ini düflünmek, belki fazla bir iyimserlik olabilir, ancak ço¤u parti ve devrim için yararl› birer militan, yarat›c› yetenekleri olan parti kadrolar› haline gelebilir. Ancak yetenekli ve nitelikli kadrolar, kendili¤inden ortaya ç›kmaz, onlar, pratik mücadele içinde ve partinin iradi çabas›yla yetifltirilir ve e¤itilir. Partide hem kadrolar› e¤itmek, hem de üye ve kadrolar aras›nda tecrübe al›flveriflini sa¤lamak için, organ toplant›lar› d›fl›nda, zaman zaman üye ve kadro toplant›lar› da düzenlemek gerekir. Ancak bu toplant›lar öyle gelifligüzel de¤il, belli bir haz›rl›k yap›ld›ktan sonra yap›lmal›d›r. Bu toplant›lar›n verili koflullarda sa¤l›kl› ve verimli olabilmesi için, konular› iyi seçilmeli ve iyi organize edilmeldir. Gerçekten önemli, zihinleri meflgul eden ve acil çözüm bekleyen sorunlar bu toplant›larda tart›fl›lmal›d›r. Böyle toplant›lar canl›

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

31


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

32 tart›flma ortamlar› yarat›r ve daha iyi e¤itim olana¤› sa¤lar. Ayn› zamanda parti içi yaflam› canland›r›r. Di¤er yandan, konular ve tart›flmalara gösterilen ilgi ve kat›l›m da önemlidir. Toplant›ya gelenler sadece kendi sorunlar›n› ve görüfllerini de¤il, sorumlu olduklar› alanlar›n ve organlar›n sorunlar›n›, di¤er yoldafllar›n ve kitlelerin görüfllerini de orada dile getirmelidir. Bu, tart›flmalara zenginlik katmak aç›s›ndan da gereklidir.

onun mutlaka objektif ve subjektif nedenleri vard›r. Önemli olan o nedenleri ortadan kald›rmakt›r. Yoksa ayn› hatalar s›k s›k tekrarlan›r veya benzer hatalar ortaya ç›kar. Hatalar ortaya ç›kt›¤›nda veya tespit edildi¤inde, hemen bu hatalar›n düzeltilmesi beklenmemeli. Baz› hatalar vard›r ki, onlar bir anda veya k›sa sürede düzelmeyebilir. Onun için hata yapanlara zaman tan›mak ve düzeltmesi için hem yard›mc› olmak, hem de denetlemek gerekir. Kadrolar›n hata yapmas›ndan

Teorik olarak do¤rular› ortaya koymakla pratik yaflam›n zorlu¤u ve karmafl›kl›¤› her zaman birbirine uymayabiliyor. fiimdiye kadar geçmifl parti prati¤ine bakt›¤›m›zda, kadrolar›n yetifltirilmesinde, görevlendirilmesinde ve seçiminde uzmanlaflma prensibi de¤il ihtiyaç belirleyici olmufltur. Bu, planl› ve bilinçli hareket etmenin, uzun vadeli düflünmenin, gelece¤i önceden ad›m ad›m infla etmenin, gelece¤i kazanman›n de¤il, günü kurtarman›n, ifle göre kadro ye-

Kadrolar›, pratik mücadele içinde ve teorik e¤itimin yan›nda, ayn› zamanda kendi hatalar› üzerinde de e¤itmek gerekir. Hata yapmay› kimse istemez. Ancak, komünistler, o yap›lan hatalar›, daha sonraki hatalar› engellemek ve yap›lan hatalardan ders ç›karmak anlay›fl›yla ele al›r ve onlar› birer e¤itim arac› olarak kullan›r. Kadrolar› hatalar› üzerinde e¤itmek demek, o hatalar›n nedenlerini tüm aç›kl›¤›yla ortaya ç›karmak ve düzeltilmesi için zaman tan›mak demektir. Hatalar durup dururken ortaya ç›kmaz,

korkmamak gerekir. ‹fl yapan hata yapar, sadece ifl yapmayanlar hata yapmaz. Kadrolar hata yapar diye, görev vermekten çekinmemek gerekir. Böyle davran›l›rsa, kadrolar, görev almaktan ve sorumluluk üstlenmekten çekinir hale gelir. Kadrolar›n hata yapmas›ndan korkmak, onlara görev ve sorumluluk vermemeyi, dolay›s›yla, onlar› iyi tan›mamay›, yeteneklerini a盤a ç›karmamay› ve inisiyatiflerini gelifltirmemeyi gündeme getirir. Bu da do¤ru bir kadro politikas› de¤ildir.

tifltirmenin de¤il, ifl için adam olsun da nas›l olursa olsun mant›¤›n›n, flartlara boyun e¤menin sonucu olarak uygulanmas›ndan baflka bir fley de¤lidir. Parti, adama göre ifl de¤il, ifle göre adam prensibini uygulamal› ve partiye yerlefltirmelidir. Kadrolar› yetifltirme prensibimiz, adama göre ifl de¤il, ifle göre üye ve kadro yetifltirmektir. Yetene¤ine ve becerisine göre insanlar› yetifltirmezsek, bu, baz› kadrolar› yeteneksiz oldu¤u bir alanda bo¤abilir, onun baflar›s›z olmas›n› sa¤layarak umutsuzlu¤a kap›lmas›na ve inanc›n›n za-


33 ni, her bir önderin mutlak görevi kabul ederdi.” (114) Lenin, kiflilerin do¤ru seçimi için, Halk Komiserleri Konseyi Sekreterli¤i’ne flu öneriyi yap›yor: “Eylemciler hakk›nda böyle kiflisel özelliklerin bilinmesi, insanlar›n do¤ru seçimi ve hiç duraksamadan en çeflitli görevler için adaylar belirlemek aç›s›ndan yard›mc› bir araçt›r. “Kiflileri incelemek, yetenekli eylemciler aramak... flu anda sorunun özü budur; bu yap›lmaks›z›n verilecek tüm emirler ve direktifler, yarars›z ka¤›t parçac›klar›d›r.” (115) Kadrolar ne kadar iyi tan›n›r ve özellikleri bilinirse, onlar›n, hangi alanda daha baflar›l› olaca¤›na ve uzmanlaflaca¤›na karar

Nas›l ki kadrolar›n partiyi gözü gibi korumas› gerekiyorsa, partinin de kadrolar› çok iyi korumas› ve buna itina göstermesi gerekiyor. Sorun elbette tek tek kiflilerin korunmas› de¤il, öncelikle partinin kadrolar› koruma politikas›na sahip olmas› gerekir. ve tafl›d›¤› potansiyel gücü do¤ru tepit etmelidir. KADROLARI ‹Y‹ TANIMAK VE YETENEKLER‹N‹ AÇI⁄A ÇIKARMAK Bir kadroyu veya herhangi bir parti üyesini tan›mak ve yeteneklerini a盤a ç›karmak demek, onlarla yak›n bir temasta bulunmak, bizzat görev ve sorumluluk vererek denetlemek, parti içi demokrasiyi iyi iflletmek ve yerlefltirmek, yoldaflça ve samimi iliflkiler gelifltirmek demektir. “Kiflileri gerçekten tan›mak, politik ve mesleki özelliklerini oldu¤u kadar, kiflisel özellik ve vas›flar›n› da bilmek demektir. Kiflileri böylesine tan›mak, birdenbire olanakl› olan bir fley de¤ildir; bu, çal›flma sürecinde oluflabilir. Lenin, bu tip materyal toplama, yetenekli kiflileri bulup ç›karma ve onlar› ilerletmek ifli-

vermek de, o kadar kolay olur. O da ancak partiyle iliflki kurdu¤u andan itibaren iyi gözlemlenmesine, do¤ru yönlendirilmesine, nitelik ve özelliklerinin iyi bilinmesine ve bu konuda önderlik edilmesine ba¤l›d›r. Örgütçü ve yönetici bir kadronun görevlerinden birisi, partili insanlar› gerçekten iyi tan›mak, onlar›n meziyetlerini ve zay›f yönlerini iyi bilmek, zay›fl›klar›n› gidermeleri için yard›mc› olmak, ayn› zamanda meziyetlerini tam olarak uygulayacaklar› ve kiflisel yeteneklerini daha da gelifltirecekleri flekilde seferber etmektir. ‹nsanlar› iste¤ine göre de¤il, yetenek, bilgi ve becerisine göre yönlendirmek, görevlendirmek ve uzmanlaflt›rmak gerekir. Bu da ancak o üye ve kadroyu iyi tan›makla ve yeteneklerini

a盤a ç›karmakla mümkün olabilir. Demek ki, insanlar› tan›mak, bilinmeyen yönlerini ve yeteneklerini a盤a ç›karmak, do¤ru bir kadro politikas› uygulamak için yolun yar›s›n› katetmek demektir. KADROLARIN SEÇ‹M‹ VE ÖZEN GÖSTER‹LMES‹ Kadrolar› benzerleri aras›ndan seçmek önemli bir görev ve sorumluluktur. ‹yi bir seçim yapabilmek için kadrolar› iyi tan›mak ve meziyetlerini bilmek gerekir. Bu da yetmez, kadrolar› birbirine karfl› kay›rmak ve haks›zl›k yapmamak gerekir. Lenin, 1922 bafllar›nda yaflanan an›n en acil görevi olarak “kiflilerin seçilmesi” ve “yap›lm›fl olan iflin denetlenmesi” oldu¤unu söylüyor ve flöyle diyor: “... içinde yaflad›¤›m›z an›n en acil görevleri, talimatnameler ve yeniden düzenlemeler yap›lmas› de¤ildir. Bilakis kiflilerin seçilmesi, yap›lacak olan ifl için kiflisel sorumluluk da¤›t›m›, gerçekten yap›lm›fl olan iflin denetlenmesidir.” (116) Stalin, kadrolar›n seçimiyle ilgili flunlar› söylüyor. “Kadrolar› iyi seçmek flu anlama gelir? “Birincisi, kadrolara partinin ve devletin alt›n yedekli¤i olarak bakmak, onlara büyük önem vermek, sayg› göstermek. “‹kincisi, kadrolar› tan›mak, militanlardan her birinin nitelik ve eksikliklerini adamak›ll› irdelemek, herhangi bir militan›n yeteneklerini en iyi hangi görevde gelifltirebilece¤ini bilmek. “Üçüncüsü, kadrolar› özenle yetifltirmek, ilerleme yolundaki her militan›n yükselmesine yard›mc› olmak; büyümelerini h›zland›rmak için bu yoldafllarla ‘zaman›n› yitirmekten’ korkmamak. “Dördüncüsü, yine, genç kadrolar›, cesaretle ve tam zaman›nda yükseltmek, onlar› uzun süre ayn› yerde b›rakmamak,

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

y›flamas›na yol açabilir. Ayn› zamanda yetenekli oldu¤u bir alanda görevlendirmeyerek o güzel ve faydal› olacak yeteneklerinin körelmesine, baz› olumlu yeteneklerinin ortaya ç›kmamas›na neden olabilir. Onun için parti; birincisi, üye ve kadrolar›n› yetenekli olmad›¤›, beceremeyece¤i ve baflar› sa¤layamayaca¤› bir alanda görevlendirmemeli, bu tür alanlarda kendilerinden görev almas›n› ve uzmanlaflmas›n› istememeli veya bu konuda fazla ›srarl› olmamal›d›r. Fazla ›srar, yararl› olmas›n› düflünürken, aksine zarar da verir. Böylece baflka yararl› olabilecek kadrolar›n önünü t›kar. ‹kincisi, kendi üye ve kadrolar›n› iyi tan›mal›, yeteneklerini


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

34 pasland›rmamak. “Beflincisi, militanlar›, herkesin kendini kendi yerinde duyaca¤›, herkesin ortaklafla yap›t›m›za kendi kiflisel niteliklerinin ona vermeyi sa¤lad›¤› fleyin en ço¤unu verebilece¤i; kadrolar› da¤›tma, çal›flmas›n›n genel yöneliminin, bu da¤›l›m› gerçekten siyasal çizginin zorunluluklar›na tamamen yan›t verecek biçimde uygulamak.”(117) Dimitrov, kadrolar›n seçimiyle ilgili olarak flunlar› söylüyor. “Kadrolar› seçerken temel k›staslar›m›z neler olmal›d›r? “Birincisi: ‹flçi s›n›f› davas›na tam ba¤l›l›k ve partiye sadakat, mücadele içinde, hapishanede, s›n›f düflmanlar› karfl›s›nda s›nanm›fl olmak. ‹kincisi: Kitlelerle en s›k› ba¤lar› kurmak. Kitlelerin ç›karlar› ile bütünleflmek, kitlelerin nabz›n› elde tutmak, onlar›n e¤ilimini ve ihtiyaçlar›n› bilmek. Parti örgütlerimizin önderlerinin otoritesi her fleyden önce, kitlelerin onlar› önderleri olarak görmelerine, kendi tecrübeleriyle onlar›n önderlik yeteneklerine, mücadelede kararl›l›klar›na ve fedakarl›klar›na inanmalar›na dayanmal›d›r. “Üçüncüsü: Her koflulda ba¤›ms›z olarak yönünü tayin edebilme yetene¤ine sahip olmak ve al›nan kararlar için sorumluluk yüklenmekten korkmamak. Sorumluluk yüklenmekten korkan bir kimse önder olamaz. ‹nisiyatifi ele almay› bilmeyen, ‘yaln›zca bana söyleneni yapar›m’ fleklinde karar veren bir kimse, Bolflevik de¤ildir. Ancak, yenilgi anlar›nda so¤ukkanl›l›¤›n› kaybetmeyen, baflar› anlar›nda kendini be¤enmiflli¤e kap›lmayan, kararlar›n uygulanmas›nda sars›lmaz bir sa¤laml›k gösteren bir kimse, gerçek bir Bolflevik önderdir. Kadrolar somut mücadele görevlerini ba¤›ms›z olarak çözmek zorunlulu¤uyla karfl›laflt›klar› ve ald›klar› kararlardan tam olarak sorumlu olduklar›n›n bilincine vard›klar› zaman en iyi

biçimde geliflir ve ço¤al›rlar. “Dördüncüsü: Hem s›n›f düflman›na karfl› mücadelede ve hem de Bolflevizm çizgisinden her türlü sapmaya karfl› uzlaflmaz bir tutumda disiplin ve Bolflevik çeliklik.” (118) Mao, kadrolara özen gösterilmesiyle ilgili olarak flöyle diyor. “Kadrolara özen göstermesini bilmeliyiz. Bunun çeflitli yollar› vard›r. “Birincisi, onlara yol gösterin. Bu, sorumluluk yüklenme cesaretini gösterebilmeleri için çal›flmalar›nda onlara serbestlik tan›mak ve ayn› zamanda, Partinin siyasi çizgisinin rehberli¤inde inisiyatiflerini tam olarak kullanabilmeleri için onlara yerinde ve zaman›nda talimatlar vermekle olur. “‹kincisi, kadrolar›n düzeylerini yükseltin. Bu, teorik kavray›fllar›n› ve çal›flma yeteneklerini art›rabilmeleri için onlara ö¤renme olana¤› sa¤layarak onlar› e¤itmek demektir. “Üçüncüsü, çal›flmalar›n› denetleyin; tecrübelerini özetlemelerine, baflar›lar›n› ilerletmelerine ve hatalar›n› düzeltmelerine yard›mc› olun. Kadrolara özen göstermenin yolu, görev verip denetlemek ve ancak ciddi hatalar yapt›ktan sonra ilgilenmek de¤ildir. “Dördüncüsü, hata yapan kadrolara karfl› genel olarak ikna yöntemini kullan›n ve hatalar›n› düzeltmeleri için onlara yard›mc› olun. Mücadele yöntemi, sadece ciddi hatalar yapt›klar› halde kendilerine yol gösterilmesini kabul etmeyenlere karfl› uygulanmal›d›r. Bu durumda sab›rl› olmak gerekir. ‹nsanlara kolayca ‘oportünist’ damgas›n› vurmak ya da onlara karfl› kolayca ‘mücadeleye giriflmek’ yanl›flt›r. “Beflincisi, karfl›laflt›klar› güçlüklerde onlara yard›mc› olun. Kadrolar hastal›k, geçim, aile hayat› ya da baflka nedenler yüzünden s›k›nt›ya düfltüklerinde onlara mutlaka elimizden gel-

di¤i kadar ilgi göstermeye çal›flmal›y›z. “Kadrolara özen göstermenin yolu budur.” (119) KADROLARIN GÖREVLEND‹R‹LMES‹ VE KORUNMASI Kadrolar›n e¤itimi, yeteneklerinin a盤a ç›kart›lmas›, seçimi ve özen gösterilmesi kadar, yerinde ve zaman›nda görevlendirmek ve korumak da önemlidir. Bunlar›n hiçbiri birbirinden ayr›lmaz, hepsi do¤ru bir kadro politikas›n›n parçalar›n› oluflturur. Kadrolar› yerinde ve zaman›nda görevlendirmek, onlardan iyi yararlanmak demektir. Kadrolar öyle bir atanmal› veya görevlendirilmeli ki, onlar kendilerini çok rahat hissedebilsin, tam yerimizi bulduk diyebilsin, yetenek ve becerilerini rahat uygulama alan› bulmufl olsunlar. Aksi halde, parti kendi eliyle, kadrolar›, düflük bir kapasite ile çal›flt›rm›fl, onlardan istenen verimi alamam›fl ve böylece partiye ve devrime yeterli katk›y› sa¤lamam›fl olur. “Tüm parti çal›flmas› alan›nda en önemli sorun, her partili yoldafl›n do¤ru yerine yerlefltirilmesidir, bu, Lenin yoldafl›n ifade etti¤i gibi, sorunun özüdür. Her parti örgütçüsü, partili yoldafllara gelifligüzel da¤›t›lan figürler gibi davran›lamayaca¤›ndan hareketle, her parti üyesini do¤ru yerine yerlefltirmeyi mutlaka ö¤renmelidir. Bir partili yoldafl, illegal bir matbaan›n örgütlenmesine yatk›n olabilir-ve ondan bunun için yararlan›lmal›d›r-, ama propagandac› olarak ifle yaramayabilir. Bu yoldafl propagandaya gönderilirse, öyle bir kargaflal›k yaratabilir ki, onun hatalar›n› düzeltmek için baflka iki propagandisti peflinden göndermek gerekir. Bir baflka yoldafl, en zor politik sorunlar›, en kar›fl›k politik sloganlar› en anlafl›labilir flekilde anlatan parlak bir propagandac› ve ajitatördür. Ama illegal çal›flmada ifle yaramaz; kendisine illegal


bir ifl verilirse, partiye en büyük zararlar› getirebilir. Bu nedenle parti örgütçüsü, söz konusu yoldafl›n en iyi bir flekilde hangi somut çal›flma için kullan›labilece¤ini bilmek için, elindeki insan malzemesini en özenli biçimde incelemelidir. Her parti fonksiyoneri, kendine lay›k olan yere konmal›d›r.”(120) Parti, kadrolar›, de¤erlendirme ve kullanmay› yeterince beceremiyor. Partinin flimdiye kadarki mücadele prati¤i bunun somut örnekleriyle doludur. Yanl›fl uygulamalar sonucu, flimdiye kadar birçok kadro ve üye, ya do¤ru düzgün kullanamama ya da yanl›fl uygulama sonucunda, yeterince geliflemedi veya devrime ve partiye olan güvenlerini yitirerek mücadele saflar›n› terk etti. Partinin önemli yönetici kademelerinde yetersiz veya ileri seviyede olmayan kadrolar görevlendirildi. Yönetim kademeleri parti aç›s›ndan hayati önem tafl›yan yerlerdir. Oralarda en iyi, en sa¤lam, yetenekli ve inisiyatifli kadrolar bulunmal›d›r. Ancak flimdiye kadar partide her zaman bu yeterince uygulanamad›. “........kadrolar› do¤ru bir flekilde da¤›tmak gerekir. Her fleyden önce, hareketin en önemli mevkilerinde kitlelerle ba¤lar› olan ve kitlelerin içinden gelen, inisiyatif sahibi ve sa¤lam, yetenekli kimselerin bulunmas› gereklidir. En büyük merkezlerde bu gibi aktif üyeler yeterince olmal›d›r........” (121) Nitelikli kadrolar›n önemli yerlere atanmas›nda uygulanan yanl›fll›k ve baz› kiflilerin mücadeleyi b›rakmas›nda hatay› biraz da partide aramak gerekir. Yani hata biraz da partinin izlemifl oldu¤u kadro politikas›ndad›r. Gerçekten kiflilerin, kendi kiflisel zaaflar› ve yanl›fll›klar› yüzünden hata yapmas› veya mücadeleyi b›rakmas› bir yana b›rak›l›rsa, bu konuda, partinin politikas› da sorgulanmal›, yanl›fl ve eksik yönleri giderilerek do¤ru olan ortaya konmal›d›r. Sorunun

özünü gizlemek için kiflilere yönelmek, partiye en büyük haks›zl›¤› yapmak demektir. Bu ise komünistçe olmayan bir tutumdur. “Fikirleri prati¤e uygulamak için, kadrolar› birbirleriyle kaynaflt›r›p harekete geçmelerini teflvik etmeliyiz; bu, ‘kadrolardan iyi yararlanmak’ s›n›flamas›na girer. Tarihimiz boyunca kadrolardan yararlanma konusunda taban tabana karfl›t iki çizgi vard›r; bunlardan birisi ‘insanlar› yeteneklerine göre atamak’, öbürü ise ‘atama yaparken adam kay›rmak’t›r. Bunlardan birincisi dürüst, di¤eri ise dürüst olamayan yoldur. Komünist Partisinin kadro siyasetinde uygulayaca¤› ölçüt, bir kadronun Parti çizgisi-

Kadrolar› sadece eylemlerinin sonucuna göre de¤il, baflar› ya da baflar›s›zl›klar›nda rol oynayan somut verilere göre bir bütün olarak de¤erlendirmek gerekir. ni uygulamakta kararl› olup olmamas›, Parti disiplinine ba¤l› olup olmamas›, kitlelerle yak›n ba¤lar› bulunup bulunmamas›, yönünü tek bafl›na bulma yetene¤ine sahip olup olmamas›, faal, çal›flkan ve bencillikten uzak olup olmamas›d›r. ‘‹nsanlar› yeteneklerine göre atama’n›n anlam› budur.”(122) Mao’nun da dedi¤i gibi, komünistler, dürüst ve dürüst olmayan yol içinden kesinlikle dürüst olan yolu seçeceklerdir. Dürüstlük, sadece, halk›n davas›na ba¤l›l›¤›n ve yoldafll›k iliflkisinin bir gere¤i de¤il, ayn› zamanda proleter ahlak›n da bir gere¤idir. Burada iki noktaya dikkat çekmekte fayda var. Üye ve kadrolar› de¤erlendirme ve görevlendirmede, eksik ve yanl›fl bilgilenme sonucu yap›lacak yanl›fll›k veya haks›zl›kla, bilerek ya da kay›r-

ma yaparak yap›lacak yanl›fll›k ve haks›zl›¤› birbirine kar›flt›rmamak gerekir. Sonuçta her ikisi de ayn› noktada, yani yanl›fl ve haks›zl›k yapma noktas›nda buluflmufl olsalar da, nedenleri farkl›d›r. Birisi yanl›fl ama dürüst, birisi de yanl›fl ve hem de dürüst olmayan yoldur. Birisinde: kötü bir niyet yok, birisinde ise kötü bir niyet vard›r. Bir parti, yap›lacak böylesine önemli iflleri kiflilerin niyet ve arzusuna b›rakmaz. Hemen her konuda politika ortaya koyar ve belirlenmifl belli k›staslar üzerinden hareket eder. Mücadele içinde hiçbir zaman yanl›fll›k ve haks›zl›klar› ortadan kald›ramazs›n›z, ancak bunu asgariye indirmek mümkündür. Bu de¤iflik biçimler uygulanarak yap›labilir. Birincisi ve en önemlisi, do¤ru, aç›k ve net bir politikaya sahip olmak. ‹kincisi, do¤ru ve aç›k k›staslar belirlemek. Üçüncüsü, tek tek kiflilerin inisiyatifine ve tasarrufuna b›rakmadan sorunu örgütsel iflleyifl içinde kolektif flekilde çözmek. ‹flte bu üç temel noktada hata pay› asgariye indirilebilirse, uygulamada yap›labilecek herhangi bir yanl›fll›k veya haks›zl›k tam olarak ortadan kald›r›lmasa da asgariye indirilebilir. Gözönüne al›nmas› gereken hususlar› tek tek belirtmeden önce bir noktan›n alt›n› özellikle çizmek gerekir. Atama ve görevlendirme yaparken, alternatifsiz bir seçim yap›lm›yor, benzerleri aras›ndan bir seçim yap›l›yor. Zaten zor olan da buras›d›r. Alternatifsiz ve benzersizler aras›nda atama ve görevlendirme olsa, san›yoruz hiçbir sorun ç›kmazd›. Atama veya görevlendirmelerde gözönüne al›nmas› gereken hususlar neler olmal›d›r? Birincisi, hangi göreve atanaca¤› veya hangi ifl yapt›r›laca¤› dikkate al›narak, o görevi veya ifli yap›p yapamayaca¤›na, o konuda yetenek ve beceri sahibi olup olmad›¤›na,

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

35


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

36 ‹kincisi, ideolojik olarak sa¤lam, partinin çizgisini kavram›fl, bu çizgiyi uygulamakta kararl› olup olmamas›na, Üçüncüsü, kitlelerle s›k› ba¤›n›n bulunup bulunmad›¤›na ve halka olan sevgisine, Dördüncüsü, inisiyatifli, tek bafl›na yönünü bulma yetene¤ine sahip olup olmamas›na, Beflincisi, parti disiplinine ba¤l› olup olmamas›na, Alt›nc›s›, faal, çal›flkan ve programl› olup olmamas›na, zaman›n› verimli kullan›p kullanmamas›na, Yedincisi, gösteriflten, kendini be¤enmifllikten ve bencillikten uzak olup olmamas›na bak›lmal›d›r. Bunlar›n d›fl›nda daha birçok husus ifade edilebilir, ancak onlar zaten parti tüzük ve program› içinde mevcuttur. Normalde bir parti üyesinde aranmas› gereken özellikleri, uymas› ve uygulamas› gereken görev ve sorumluluklar›, burada tekrardan yazman›n anlam› yoktur. Üye ve kadrolarda olmas› gereken özellikler, seçme ve görevlendirmelerde gözönünde bulundurulmas› gereken hususlar anlat›l›rken, her zaman olmas› gerekenler ifade edilir. Ancak bunlar› birebir herkeste aramaya kalkmak, bulamay›nca da hayal k›r›kl›¤›na u¤ramak, ya da mükemmeliyetçi bir anlay›fltan hareketle, arad›¤›m›z özelliklere sahip kadro yok demek, do¤ru de¤ildir. Elbette komünistler, en iyiye, en güzele ulaflmaya, ideallerinde olan düflünceleri gerçeklefltirmeye çal›fl›r. Ama bu birden ve koflullar› olgunlaflmadan olabilecek fleyler de¤ildir. Bir yandan o idealleri gerçeklefltirme mücadelesi verirken, bir yandan da insanlar› eksik ve yanl›fllar›yla birlikte, yani oldu¤u gibi kabul eder, onlar›n eksik ve yanl›fllar›n› düzelterek bizzat hatalar› üzerinde e¤itmeye ve ilerletmeye çal›fl›r. Zaten do¤ru olan da budur. Kafalarda ideal insan tipi

yarat›p, onu mekanik bir flekilde aramaya ve uygulamaya çal›flmak yanl›flt›r. S›n›fl› bir toplumda ve insanlar› olumsuz etkileyen çeflitli kültürel etkenlerin var oldu¤u bir dünyada yaflad›¤›m›z biliniyor. Bu koflul ve gerçeklik içinde kusursuz insan, eksik ve hata yapmayan insan olabilir mi? Gerçekleflmeyecek hayaller peflinden koflmaktansa, eksik ve yanl›fll›¤›yla beraber o anda gerçek olanlarla ifl yapmaya çal›flmak ve ayn› zamanda onlar› düzeltmek, eksik ve yanl›fllar›n› gidermek için u¤raflmak daha do¤ru de¤il midir? “‹deal insan yoktur. Onlar›

lerde bulunmak ve terfi ettirilmeleri aç›s›ndan önem arzeder. Verilen bir görevin baflar›lmas› bazen, görev alan kadronun üstün yetenekleri, özverili ve bilinçli çabas›yla olabilece¤i gibi, bazen de kendi d›fl›nda, flartlar›n olgun olmas› neticesinde ve tesadüfi olabilir. Do¤ru bir de¤erlendirme yaparak sonuca varmak için bu iki farkl› nedeni bilmek ve birbirine kar›flt›rmadan, sadece sonuca bakarak bir de¤erlendirme yapmamak gerekir. E¤er verilen görevin baflar›lmas›ndan sonra, kadro aç›s›ndan bir sonuca var›lacak ve sonunda o kadronun baflka bir göreve atamas› ve-

‹nsanlara yard›m etmeden, onlara önderlik görevlerini yerine getirmeden, hep tek yanl› davranmak, ya “sol” ya da sa¤ hataya düflülmesine neden olur. Böylece birçok üye ve kadro, partinin yanl›fl uygulamalar› veya politikas› sonucu mücadele saflar›n› terkedip gider. olduklar› gibi almal›, zaaflar›n› ve eksikliklerini düzeltmeliyiz. Kendilerine daha uygun bir görev verilmifl olsa, çok yararl› olabilecek iyi ve dürüst komünistlerin yanl›fl bir flekilde kullan›lmas› gibi göze hemen çarpan örneklere partilerimizde rastlamaktay›z.”(123) Demek oluyor ki, insanlar› olduklar› gibi kabul etmek ve onlara yard›mc› olup gelifltirmek gerekir. ‹nsanlara yard›m etmeden, onlara önderlik görevlerini yerine getirmeden, hep tek yanl› davranmak, ya “sol” ya da sa¤ hataya düflülmesine neden olur. Böylece birçok üye ve kadro, partinin yanl›fl uygulamalar› veya politikas› sonucu mücadele saflar›n› terkedip gider. Kadro ve üyelere sadece baflar›s›z olduklar›nda ya da bir yanl›fl yapt›klar›nda yard›mc› olunmamal›, baflar›l› olduklar›nda da bu baflar›n›n nedenlerini ortaya ç›karmada yard›mc› olmak gerekir. Bu görev, kadrolar› iyi tan›mak, yeni görevlendirme-

ya terfi ettirilmesi söz konusu olacaksa, iflin baflar›lmas›nda, kendi çabas›, özverisi ve yetenekleri rol oynayan kadroya öncelik tan›nmal›d›r. Buradan flu sonuca var›lmal›; kadrolar› sadece eylemlerinin sonucuna göre de¤il, baflar› ya da baflar›s›zl›klar›nda rol oynayan somut verilere göre bir bütün olarak de¤erlendirmek gerekir. Bazen öyle somut koflullar olur ki, sonuçta baflar›s›z olarak ortaya ç›kan bir kadro, baflar›l› olarak görülen baflka bir kadrodan daha yetenekli, özverili, çal›flkan, partiye ve devrime ba¤l› olabilir. Ancak tüm bunlar› ortaya ç›karacak olan, kiflilerin iyi niyeti de¤il, partinin izleyece¤i kadro politikas› ve bu politikan›n pratikte do¤ru ve kolektif bir tarzda uygulanmas›d›r. Partide geçmiflte bu türden yanl›fll›klar çok yap›ld›. Bu, bazen “sol” bazen de sa¤ fleklinde kendisini gösterdi. “Sol” olarak ortaya ç›kan de¤erlendirme, kendisini, üye ve kadrolar›, bir bütün


olarak de¤il, yapt›klar› eylemlere göre de¤erlendirme, öncelikle de silahl› eylemlerin baz al›nmas› fleklinde gösterdi. Sa¤ olarak ortaya ç›kan de¤erlendirme ise, kendisini, a¤z› laf yapan geveze ve lafazanlar›n, eli kalem tutan kalemflörlerin, üst sorumluluklara getirilmesi ve görevlendirilmesi, yani yükseltilmesi fleklinde gösterdi. Bunun her ikisi de yanl›flt›r. “Kadrolar› do¤ru bir flekilde yükseltmek gerekir. Yükseltme tesadüfi bir fley de¤il, partinin normal görevlerinden biri olmal›d›r. Yükselen komünistin, kitlelerle ba¤› olup olmad›¤›n› dikkate almadan yükseltmeyi tümüyle dar parti anlay›fl› içinde yapmak kötü bir fleydir. Yükseltme esas olarak hem parti görevlisinin, belli parti görevlerini yerine getirme yetene¤i, hem de yükselecek olan›n sahip oldu¤u sevgi dikkate al›nmal›d›r.” (124) Mao, bir kadronun nas›l de¤erlendirilece¤i konusunda, bak›n ne diyor; “Kadrolar› nas›l de¤erlendirece¤imizi bilmeliyiz. De¤erlendirmemizi, kadronun hayat›n›n k›sa bir dönemi ya da hayat›ndaki tek bir olayla s›n›rland›rmamal›, onun hayat›n› ve çal›flmalar›n› bir bütün olarak ele almal›y›z. Kadrolar› de¤erlendirmenin bafll›ca yöntemi budur.” (125) Kadrolar›n görevlendirilmesi kendili¤inden ya da o kadronun iste¤ine ba¤l› olmamal›d›r. Kadrolar bazen kendilerini yeterince tan›mayabilir, eksik ve zaafl› yönlerini bilmeyebilir. Bunu esas de¤erlendirip karar verecek partinin kendisidir. Partiye ve devrime yürekten ba¤l›, özverili, canla baflla çal›flan kadrolar, bir görev oldu¤unda, hemen ortaya at›l›p kendileri o göreve talip olabilir. Belki de kendi yeteneklerinin o görevi baflarmaya yetip yetmeyece¤ini bilmez. O durumlar› da dikkate alan önderlik veya sorumlu olan organ, sorunu tüm yönleriyle ele al›p de¤erlendirmeli ve görevlendirmeyi ona

göre yapmal›d›r. Görevlendirmelerde bir baflka önemli nokta ise, yafll› ve genç kadrolar aras›nda uyum ve dengeyi sa¤lamak, görevlendirmeyi ona göre yapmakt›r. Parti içinde üye ve kadrolar aras›nda do¤al olarak bir yafl fark› olabilir. Ancak bu fark, yafll› ve genç kadrolar aras›nda bir rekabete yolaçmamal›, birbirlerini küçümsemeye dönüflmemelidir. Burada yafl önemli de¤il kafa önemlidir. Fiziki anlamda yafll› olan bir kadro pekala kafa olarak genç olabilece¤i gibi, fiziki olarak genç olan bir kadro da kafa olarak yafll› olabilir. “E¤er genel kolektif düflünce ile yaflarsan, toplumun davas› senin için herfleyden üstünse, e¤er sen çevreni saranlar›n duygular›yla ilgilenir ve besledikleri umutlarla yaflarsan, emekçilerin genel ilgileri demek olan bu konular biz yafll› komünistleri gençlefltirir.” (126) Yafll› ve genç kadrolar parti birimlerinde, birlikte ve omuz omuza, birbirlerinden ö¤renerek, birbirlerine yard›mc› olarak uyumlu bir çal›flma içine girmeli, sekterli¤e, inkarc›l›¤a ve cesaretsizli¤e karfl› mücadele yürütmelidirler. “Burada özellikle önemli olan fley, yeni, genç kadrolar›n cesaretle ve tam zaman›nda yükseltilmesidir... Eski kadrolar, parti ve devlet için elbette büyük bir zenginli¤i temsil ederler. Onlar, genç kadrolar›n sahip bulunduklar› fleylere sahiptirler: yönetim konusunda büyük bir deneyim, sa¤lam bir Marksist-Leninist biçimlenme, ifllerini bilme, yönetme gücü... Genç kadrolara gelince, onlar elbette eski kadrolar›n sahip bulunduklar› o deneyime, o sa¤lam biçimlenmeye, o iflini bilme ve yönetme gücüne sahip de¤ildirler... her bolflevik militan için çok de¤erli bir nitelik olan yeni duygusu, gençlerde güçlü bir biçimde geliflmifltir... Öyleyse, görevimiz eski ya da yeni kadrola-

ra yönelmek de¤ildir, ama eski ve yeni kadrolar›, parti ve devlet çal›flmas›n› yöneten tek bir orkestra içinde ba¤daflt›rmaya, kaynaflt›rmaya çal›flmakt›r.” (127) Parti içinde bu konuda da belli yanl›fll›klar var. En baflta eski ile yeni kadrolar aras›nda diyalog kopuklu¤u yaflanmakta, bu, eskiler yenilere biraz küçümseyici, yeniler de eskilere biraz de¤er vermeme biçiminde yans›maktad›r. Partinin baflar›l› çal›flmalar yapmas› ve özellikle de gelece¤i aç›s›ndan sak›ncal› ve çok kayg› verici bir durumdur. Sorun ciddi bir flekilde ele al›n›p aradaki kopukluk giderilmeli ve birbirlerinden yararlanacak tarzda bir çal›flma tarz› oluflturulmal›d›r. Ancak, bu, kiflilerin inisiyatifine ve iste¤ine b›rak›lmadan kolektif bir çabayla çözülmeli, do¤ru bir çal›flma tarz› ve kurumlaflm›fl bir iflleyifl mekanizmas› olarak ele al›nmal›d›r. “E¤er partimiz, eski kadrolarla birlik ve iflbirli¤i içinde çal›flan çok say›da yeni kadroya sahip olmazsa, davam›z yar› yolda kal›r. Bu nedenle bütün eski kadrolar yeni kadrolar› büyük bir coflkuyla karfl›lamal› ve onlara yak›nl›k göstermelidir.” (128) Partide, tecrübeli ve eski kadro azl›¤› ve yeni kadro eksikli¤i dikkate al›nd›¤›nda, bu görevin ne kadar aciliyet tafl›d›¤› kendili¤inden ortaya ç›kar. K›sa sürede, parti çizgisini kavram›fl, tecrübeli ve yetkinleflmifl, siyasi seviyesi yükselmifl ve yetenekleri ortaya ç›km›fl çok say›da kadroya sahip olmak, bu görevin ne oranda baflar›laca¤›na ba¤l›d›r. Burada genelde parti iradesine ve özellikle de parti önderli¤ine çok önemli bir görev düflüyor. E¤er do¤ru bir politika izlenir ve bugün elde varolanlar iyi de¤erlendirilirse, hemen olmasa da, bir süre sonra bir y›¤›n yeni kadro yetifltirilebilir, eldeki kadrolar hem daha ileriye tafl›n›r, hem de tecrübeli hale gelmeleri sa¤lan›r.

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

37


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

38 Bu konuda özellikle genç üye ve kadrolara görev vermekten çekinmemeli, ancak yanl›fl ve zor görevlere vererek cesaretleri k›r›lmamal›, hayal k›r›kl›¤› ve korkuya kap›lmalar›n›n önüne geçilmelidir. Lenin, 1905 y›llar›nda sürekli kadro yoklu¤undan yak›nanlara flunlar› söyledi: “Bir y›¤›n insan var ve insan s›k›nt›s› var-sosyal demokrasinin örgüt yaflam› ile örgütsel talepleri aras›ndaki çeliflki eskiden beri bu çeliflki dolu formülasyona ba¤lan›yor. Ve flimdi bu çeliflki özel bir güçle ortaya ç›k›yor: S›k s›k her taraftan yeni güçlere olan hararetli talep ve örgütlerde insan s›k›nt›s›ndan yak›nmalar duyulabiliyor ve ayn› zamanda her tarafta muazzam bir hizmetler arz›, özellikle iflçi s›n›f› içinde genç güçlerin büyümesi var. Bu koflullar alt›nda insan s›k›nt›s›ndan yak›nan bir örgüt pratikçisi... a¤açlardan orman› görmemektedir. Olaylar›n onu kör etti¤ini, onun, devrimcinin bilincinde ve eyleminde olaylara egemen olmad›¤›n›, olaylar›n kendisine egemen oldu¤unu, onu boyunduruk alt›na ald›klar›n› itiraf etmektedir. Böylesi bir örgütleyici, en iyisi emekliye ayr›lmal› ve enerjilerinin deneyim eksikliklerini giderebilece¤i genç güçlere yer açmal›d›r. ‹nsan var, devrimci Rusya hiçbir zaman flimdiki kadar insan kitlesine sahip olmad›.” (129) Partinin bu kadro ve üye gerçekli¤i içinde, parti önderli¤ine düflen bir baflka önemli görev ise, güçleri yerinde ve zaman›nda kullanmas›, ak›ll› ve bilinçli hareket ederek eldeki kadrolar› korumas›d›r. Hesaps›z ve düflüncesiz hareket ederek, onlar› da gerekli olmad›¤› flekilde bilinçsizce kullanarak, mücadele alan›ndan çekilmelerine neden olmas›, ba¤›fllanmaz bir hatad›r; bu durumda mücadelenin kesintiye u¤rat›lmas› ve yo¤un kadro s›k›nt›s› çekilmesi kaç›n›lmazd›r. Nas›l ki kadrolar›n partiyi gö-

zü gibi korumas› gerekiyorsa, partinin de kadrolar› çok iyi korumas› ve buna itina göstermesi gerekiyor. Sorun elbette tek tek kiflilerin korunmas› de¤il, öncelikle partinin kadrolar› koruma politikas›na sahip olmas› gerekir. “... kadrolar›n korunmas›na özen göstermek gerekir. Koflullar gerektirdi¤inde kadrolar› zaman›nda geri çekmeyi ve yerine baflkalar›n› getirmeyi bilmeliyiz. Özellikle illegal partilerde, parti yönetiminin, kadrolar›n korunmas› için en büyük sorumlulu¤u tafl›mas›n› istemeliyiz... Kadrolar›n do¤ru biçimde korunmas›, partide gizlili¤in en ciddi biçimde örgütlenmesini gerektirir..” (130) Koruma deyince bunu yanl›fl anlamamak gerekir. Koruma, kadrolar› kapal› yerlerde, kitleden ve düflmandan uzak tutmak de¤ildir. Koruma esas olarak iki biçimde gerçekleflir. Birisi, düflman›n o kadroyu yakalamas› ve imha etmesinden korumak, di¤eri de, anti Marksist-Leninist-Maoist ak›mlardan korumakt›r. Kadrolar› düflman›n sald›r›lar›ndan ve aç›k imha politikas›ndan korumak için, partinin tam bir illegal çal›flma ve örgütlenme yapmas›, illegaliteye tek tek kadrolar›n uymas›, aç›k siyasi kimlikleri ile ortada durmamalar› sa¤lanmal›d›r. E¤er deflifre olmuflsa o kadroyu görevinden al›p deflifre olmad›¤› alanlarda görevlendirmek, yani kadrolar› zaman›nda geri çekmek ve yerine deflifre olmam›fl baflka kadrolar› atamak gerekir. Deflifre olma olay›n› sadece düflmana karfl› almamak gerekir. Uygulanan yanl›fl politikalar ve illegalite ihlalleri sonucunda, kadro, çal›flma yapt›¤› alanda kitleler içinde de deflifre olup örgütsel pozisyonu ortaya ç›km›fl olabilir. Düflman›n kitleler içinde iflbirlikçi kifliler bularak kulland›¤› ve ajan faaliyeti yürüttü¤ü dikkate al›nd›¤›nda, kadronun bu durumu ister istemez düflmana s›zacakt›r. Bu durumda o kadro-

yu bulundu¤u yerden zaman geçirmeden al›p bir baflka alana veya göreve vermek gerekir. Geri çekmede hantal davran›lmamal›, “bir fley olmaz”, “yerine atayacak kimse yok, bir süre daha kals›n” vb. gibi do¤ru olmayan “gerekçeler” ileri sürülerek geç kal›nmamal›d›r. Türkiye’de devrimci mücadele ve partinin prati¤i geç kalmalar ve hantal davran›fllar yüzünden birçok kadronun, ya yakaland›¤›na ya da katledildi¤ine tan›kt›r. Kadrolar›n ani durumlar veya bir süre yerinin doldurulamayacak olmas›ndan dolay›, belli bir süre orada çal›flma aksayabilir, ama mücadele k›sa süreli de¤il, uzun sürelidir. Aksayan çal›flman›n yerini doldurmak daha k›sa sürede olabilir, ama bir kadronun kayb›n›n verece¤i kayb› o sürede doldurmak çok zordur. Bazen verece¤i zarar ise uzun süre telafi edilemeyecek kadar çoktur. 12 Eylül Askeri Faflist Cuntas› sonras›nda bunun da örnekleri bolca yafland›. Partinin bunlar› yeterince uygulamamas› bir yana, uygulam›fl olmas› da yetmez, esas olarak kitlelerle s›k› ba¤lar kurup gelifltirmek, “suda bal›k” olmak gerekir. Partinin ve kadrolar›n korunmas›n›n esas›n› idari örgütsel tedbirler oluflturmaz, o da önemli bir etken olmakla beraber, esas›n› örgütlenme anlay›fl› ve çal›flma tarz› oluflturur. K›sacas› tüm

Kadrolar› düflman›n sald›r›lar›ndan ve aç›k imha politikas›ndan korumak için, partinin tam bir illegal çal›flma ve örgütlenme yapmas›, illegaliteye tek tek kadrolar›n uymas›, aç›k siyasi kimlikleri ile ortada durmamalar› sa¤lanmal›d›r.


bunlar›n bilefliminden do¤an ve uygulanan politikad›r. Kitlelerle genifl ve derin ba¤lar hem partiyi ve hem de tek tek kadrolar› gizler, aç›kta kalmalar›n› önler, daha iyi ve s›k› korunmalar›n› sa¤lar ve ayr›ca düflman›n manevra alan›n› daraltarak kadrolara daha genifl manevra alan› sa¤lar ve yine düflman›n taktiklerinin bofla ç›kart›lmas›n›, aç›klar›n›n daha iyi görülerek ona uygun taktik politikalar gelifltirilmesini kolaylaflt›r›r. Bunun önemini çok iyi kavrayan Mao, “suda bal›k” anlay›fl›n› gelifltirmifl ve uygulam›flt›r. Bugün düflman da bunun bilincinde hareket ediyor; devrimci ve komünist güçleri sudan ç›km›fl bal›¤a çevirmek için devrimci güçlerin suyunu, yani kitleleri kendi saf›na kazanmaya, kazanamad›klar›n› da y›ld›rmaya, korkutmaya, k›rsal alanlarda ise, yerlerinden yurtlar›ndan ederek oralar› tamamen insans›zlaflt›rmaya çal›fl›yor. Baflar›p baflaramayaca¤› ayr› bir konu ama düflman bu politikay› uyguluyor. fiimdiye kadar partinin, gerek önderli¤i ve gerekse kadrolar› koruma prati¤i pek baflar›l› de¤ildir. Uygulanan yanl›fl anlay›fllar ve politikalar sonucunda onlarca ve yüzlerce kadro ve üye ya düflmana esir düfltü ya da düflman taraf›ndan katledildi. Belki ondan daha fazlas› mücadeleyi b›rakt›. Bir dönem ise, bu anlay›fla veya prati¤e tepki olarak, sa¤ bir anlay›fl izlendi ve yönetici kadrolar s›cak prati¤in içinde olmak yerine bu prati¤i uzaktan izler bir pozisyona düfltüler. Tabi ki her iki anlay›fl da yanl›flt›r. “Sol” anlay›fl›n do¤rusu sa¤, sa¤ anlay›fl›n do¤rusu da “sol” de¤ildir. Do¤ru anlay›fl bu ikisine karfl›d›r. Ve bunlara karfl› mücadele ederek varl›¤›n› koruyabilir. Kadrolar› düflmana karfl› fiziki olarak koruyal›m derken, bu defa da onlar›, düflman›n ideolojik ve kültürel sald›r›lar› alt›nda b›rak›p, anti Marksist-LeninistMaoist ideolojilere aç›k hale ge-

tirerek, onlardan etkilenme veya onlara sapma biçiminde ortaya ç›kmas›nlar. ‹deolojik olarak korunmayan bir kadroyu fiziki olarak koruman›n ne anlam› olabilir ki? ‹deolojik olarak kaybedilen bir kadro zaten parti aç›s›ndan kaybedilmifl demektir. ‹deolojik olarak kaybetmek fiziki kaybetmekten daha çok tehlikelidir. Fiziki kaybedifl sadece o kadroyu götürür ama ideolojik kaybedifl belki de kendisiyle beraber bir y›¤›n kadroyu, üyeyi ve kitleyi beraberinde götürüyor. Bunun say›s›z örnekleri, parti de dahil Türkiye Devrimci Hareketi içinde, say›s›z defalar görülmedi mi? Görülece¤i gibi koruma deyince salt fiziki koruma anlafl›lmamal›, ideolojik koruma esas olmak üzere örgütsel koruma uygulanmal›d›r. Her ikisinin birlikte uygulanmas› halinde gerçek anlamda bir koruma uygulanm›fl olunur. Aksi halde uygulanan politika koruma olmaz, ya da tek aya¤› sakat bir korumad›r. Örgütsel koruma d›fl›nda ideolojik koruma yöntemi, kadronun ideolojik e¤itimi, yanl›fl ve eksiklerine karfl› mücadele, elefltiri ve özelefltiridir. Ve tüm bunlar›n denetimi için kolektif bir denetim mekanizmas›n›n kurulmas› ve uygulanmas›d›r. Kaynaklar 107-M.‹ Kalinin, Devrimci E¤itim Devrimci Ahlak, s.22, Sorun Yay›nlar›, Üçüncü bask›: Kas›m 1989 108- M. ‹. Kalinin, age, s 56 109- G. Dimitrov, Savafla ve Faflizme Karfl› Birleflik Cephe, s.157 Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bas›m: Ocak 1995 110- Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt II, S. 210, Kaynak Yay›nlar› Üçüncü Bask›: Nisan 1992 111- Tolstoy’dan aktaran Maksim Gorki, Edebiyat Yaflam›m 112-Bertolt Brecht 113- G. Dimitrov, Savafla ve Faflizme Karfl› Birleflik Cephe, Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bas›m: Ocak 1995

114- A. Bewer, A. Müller, B. Yakovlev, III. Enternasyonal’de Örgütlenme Sorunu, s. 72-73, Dönüflüm Yay›nlar›, Birinci Bas›m: Nisan 1991 115- age, s. 73, Lenin, Eserler, Cilt 27, s. 161, Rusça 116- age, s.75, 8. Lenin Defterleri, s. 161, Rusça 117- J. Stalin, Leninizmin Sorunlar›, s. 720, Sol Yay›nlar›, ‹kinci Bask›: Kas›m 1992 118- G. Dimitrov, Savafla ve Faflizme Karfl› Birleflik Cephe, s. 160, Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bas›m, Bas›m: Ocak 1995 119- Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt II, S. 210-211, Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bask›: Nisan 1992 120- A. Bewer, A. Müller, B. Yakovlev, III. Enternasyonal’de Örgütlenme Sorunu, s. 67, Dönüflüm Yay›nlar›, Birinci Bas›m: Nisan 1991 121- G. Dimitrov, Savafla ve Faflizme Karfl› Birleflik Cephe, s. 159, Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bas›m, Bas›m: Ocak 1995 122- Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt II, S. 210, Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bask›: Nisan 1992 123- G. Dimitrov, Savafla ve Faflizme Karfl› Birleflik Cephe, s. 159, Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bas›m, Bas›m: Ocak 1995 124- G. Dimitrov, age, s. 158 125- Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt II, S. 210, Kaynak Yay›nlar› Üçüncü Bask›: Nisan 1992 126- .‹ Kalinin, Devrimci E¤itim Devrimci Ahlak, s.21, Sorun Yay›nlar›, Üçüncü bask›: Kas›m 1989 127- J. Stalin, Leninizmin Sorunlar›, s. 720-721, Sol Yay›nlar›, ‹kinci Bask›: Kas›m 1992 128- Mao Zedung, SEçme Eserler, Cilt II, s. 49-50, Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bask›: Nisan 1992 129- A. Bewer, A. Müller, B. Yakovlev, III. Enternasyonal’de Örgütlenme Sorunu, s. 67, Lenin, Bütün Eserler, Cilt 7, s. 210-211, Yeni Bas›mda Cilt 8, s.210-211, Almanca 130- G. Dimitrov, Savafla ve Faflizme Karfl› Birleflik Cephe, s. 159, Kaynak Yay›nlar›, Üçüncü Bas›m, Bas›m: Ocak 1995

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

39


40

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

Devrim ve sosyalizm bir gereksinimdir-5 Bir yanda sefalet birikimi, öte yanda buna tekabül eden sermaye birikimi; bir yanda üretim araçlar›n› merkezilefltiren ve toplumsallaflt›ran sistem öte yanda bu araçlar›n kapitalist özel karakteri; bir yanda üretim tarz› öte yanda bununla örtüflmeyen de¤iflim tarz›, tüm bu görüngüler aras›ndaki iliflkilerin kutuplaflmas› ve çeliflkilerin derinleflmesi ile sonunda kapitalist kabu¤un parçalan›p mülk edinmenin kapitalist karakterine art›k bir son verilir. Ve Marks’›n sözleriyle “kapitalist özel mülkiyetin çan› çalm›flt›r.”

KAP‹TAL‹ZM, KEND‹ ÇEL‹fiK‹LER‹N‹N ALTINDA YIKILMAYA MAHKUMDUR; BU YIKILIfiTA PROLETARYA YEGANE KALDIRAÇTIR ‹flçi s›n›f›n›n incili say›lan Kapital’de Marks, kapitalist toplumun en afla¤›dan en yukar›ya dek geliflmesinin ekonomik yasalar›n› çözümlerken, bu toplumun üretim iliflkilerini, kundaktan ç›kt›klar› bu do¤um aflamas›ndan geliflmeleri, serpilmeleri ve çöküflüne dek uzanan bütün bir süreci devrimci diyalektik yöntem, hayranl›k verici bir analiz gücü, parlak bir bilimsellikle çözümlüyor. Tarihsel süreç içinde ortaya ç›km›fl olan kapitalist toplumun, tarihsel süreç içinde kaç›n›lmaz y›k›l›fl›n›, bu y›k›l›fla yol açan antagonizmay› ve bu antagonizmay› çözecek olan s›n›f› -proletarya- ve bu s›n›f›n tarihsel misyonunu flimdiye dek kimsenin karfl› koyamayaca¤› bilimsel kan›tlar, örnekler ve teoriler yuma¤› ile gün ›fl›¤›na ç›kar›yor. Vard›¤› sonuç fludur: “Mülksüzlefltirenler mülksüzlefltirilecektir.” “Manifesto” daki o ünlü de-

yimle, “burjuvazinin üretti¤i, her fleyden önce, kendi mezar kaz›c›lar›d›r.” Bu mezar kaz›c›lar›d›r burjuvaziyi mülksüzlefltirenler ve onun y›k›l›fl›n›n yegane manivelalar›. Marks bu y›k›l›fl› çok çarp›c› bir biçimde sergiler Kapital’de. Özellikle, “Kapitalist Birikimin Tarihsel E¤ilimi” bafll›kl› bölümde sermaye tekelinin kendisiyle ve kendi flemsiyesi alt›nda ortaya ç›k›p aya¤a do¤rulan üretim tarz›n›n nas›l köste¤i haline geldi¤ini tahlil eder. Bir yanda sefalet birikimi, öte yanda buna tekabül eden sermaye birikimi; bir yanda üretim araçlar›n› merkezilefltiren ve toplumsallaflt›ran sistem öte yanda bu araçlar›n kapitalist özel karakteri; bir yanda üretim tarz› öte yanda bununla örtüflmeyen de¤iflim tarz›, tüm bu görüngüler aras›ndaki iliflkilerin kutuplaflmas› ve çeliflkilerin derinleflmesi ile sonunda kapitalist kabu¤un parçalan›p mülk edinmenin kapitalist karakterine art›k bir son verilir. Ve Marks’›n sözleriyle “kapitalist özel mülkiyetin çan› çalm›flt›r.” Kapitalizm feodalizmin ba¤r›nda nas›l ki kaç›n›lmaz olarak


ortaya ç›kt›ysa ayn› flekilde bu kaç›n›lmazl›k bir do¤a yasas›n›n hükümüyle ayn› flekilde sosyalizm için de geçerlidir. O da bir sonraki toplumu, sosyalizmi do¤uracakt›r. Bu bir do¤a yasas›d›r bundan kaç›namay›z. Ne demiflti Kapital’de Marks, “kapitalist üretim bir do¤a yasas›n›n kaç›n›lmaz zorunlulu¤u ile kendi yads›nmas›n› do¤urur.” Feodalizm döneminin bireysel kullan›ma uyarlanm›fl s›n›rl›, ilkel ve c›l›z üretim araçlar› ve buna denk düflen bireysel üretim üreticinin kendisinin ve feodal beyin dolays›zca tüketimiyle s›n›rlanm›flt›; kentlerde ise, loncalarda yaflam bulan el zanaatç›l›¤› vard›. Nedir ki kent ve k›rdaki emek aletleri bireysel kullan›m için ve tek tek bireylerin özel mal› idi. Dolay›s›yla da¤›n›kt›, geriydi ve ilkeldi. Marks, temel eserinde bu da¤›n›kl›¤›, bu ilkelli¤i ve gerili¤i

kapitalizmin 15. yüzy›ldan bafllayarak basit elbirli¤i, manüfaktür ve modern sanayi gibi üç mecrada nas›l aflt›¤›n› apaç›k sergiliyor. Bu sergilemede, bu araçlar› üretimin güçlü kald›raçlar› haline getirmek için onlar› nas›l bir araya getirdi¤ini, geniflletti¤ini ve böylece cüce üretim araçlar›n› bu cücelikten kurtar›p onlar› toplumsal üretim araçlar› haline nas›l soktu¤unu tarihsel geliflmeleri içinde berrakça çözümlüyor. Bu süreç, do¤rudan üreticinin elinden emek araçlar›n› çekip alan ve bunlar› sermayeye dönüfltüren öte yandan do¤rudan üreticiyi ücretli emekçiye dönüfltüren süreçtir. Ve bu süreç bilindi¤i gibi sermayenin de ilkel birikimi denen ve kapitalizmin geliflmesinin yolunu açan süreçtir. Böylece üretim bireysel üretim olmaktan ç›k›p toplumsal bir üretime, üretim araçlar› da bir

araya toplafl›p merkezileflme noktas›na dek ilerledi. Bir yanda ellerinde üretim araçlar›n› biriktirmifl bulunan kapitalistler s›n›f› öte yanda mülksüzlefltirilerek elinde iflgücünden baflka bir fleyi olmayan toplumsallaflt›r›lm›fl üretimin üretici s›n›f› olufltu. Feodal döneme özgü de¤ildi art›k üretim de üretim araçlar› da. fiimdi üretici, üretim araçlar›n›n sahibi de¤il, onlardan ayr›lm›fl durumda; ve üstelik yaflam› boyunca ücretli eme¤e mahkum. Bu araçlar tek tek ellerde toplanarak merkezileflmifl durumdayd›. Bir yanda toplumsallaflt›r›lm›fl üretim, öte yanda mal edinmenin kapitalist karakteri; iflte budur kapitalist toplumun içinde hareket etti¤i temel. Ve iflte budur varolan toplumun temel çeliflkisinin f›flk›rd›¤› yegane kaynak. Ne var ki, toplumsallaflt›r›lm›fl üretimde anarfli egemendir. Çünkü, meta üretimine dayal› bir toplumda, yani örne¤imizde kapitalist toplumda ürün, üreticileri yönetir hale gelir. Engels’in sözleriyle, üreticiler, kendi toplumsal karfl›l›kl› iliflkileri üzerindeki denetimlerini yitirmifllerdir. Herkes elindeki üretim araçlar›yla rasgele ve üretti¤i mal›n›n pazarda sat›l›p sat›lmayaca¤›n›, kendi mal›n›n bir talebi karfl›lay›p karfl›lamayaca¤›n› bilmeden üretir. Üretim merkezi bir plan dahilinde örgütlenmez ve dolay›s›yla yeni toplumun -kapitalist- toplumsallaflt›r›lm›fl üretiminde, anarfli, bu toplumun yap›fl›¤› olarak bir gölge gibi bu üretimi izler. Dolay›s›yla, toplumsallaflt›r›lm›fl üretimde egemen olan fley, anarflidir, plans›zl›kt›r ve rastlant›d›r. Bir yanda bireysel fabrikadaki toplumsallaflt›r›lm›fl örgüt ile diyor Engels genellikle üretimdeki toplumsal anarfli aras›ndaki kutuplaflman›n giderek artmas› ve de meta üretimini yöneten yasalar›n gitgide egemen

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

41


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

42 hale gelerek bafl› bofl rekabetin durmaks›z›n öne koflmas›. Makinelerin yetkinleflmesinin insan eme¤ine olan talebi azaltmas› ve binlerce iflçinin yerinden edilmesi ve böylece Marks’›n ünlü deyimi ile “makinelerin, sermayenin iflçi s›n›f›na karfl› savafl›m›nda en zorlu silah haline gelmesi.” Ve Engels’in sözleriyle de “ücretleri sermayenin ç›karlar›na uygun bir düflük düzeyde tutmak için bir düzenleyici demektir” bu. Ve yedek sanayi ordusu... Üretimin s›n›rs›z geliflmesi ve her fabrikatörün bu geliflmenin getirdi¤i rekabete zorunlu uymas›. Giderek sanayii dev bir anonim ortakl›¤a dönüfltüren tröstlerin egemenli¤i ve iflçileri durmaks›z›n yerlerinden edip iflsizler ordusuna dahil eden kapitalist üretim tarz›n›n giderek rekabete ayak uyduramayan, tröstlerde yer bulamayan kapitalistleri de fazla-nüfus saflar›na itmesi. Marks’›n sözleriyle birçok kapitalistin birkaç kapitalist taraf›ndan mülksüzlefltirilmesi ile el-ele gider bu süreç. Üretim fazlal›¤›, talep yetersizli¤i, pazarlar›n dolup taflmas› ve pazar doygunlu¤u, üretim fazlal›¤›, üründe fazlal›k, geçim araçlar›ndan yoksun emekçilerde fazlal›k ve nihayet bunal›m; üretim tarz›n›n de¤iflim biçimine karfl› ayaklanmas›. Ve bunal›m! Nedir bu bunal›m›n özünde yatan fley? Fourier, bu ünlü ütopik sosyalist deha Marks öncesi bu bunal›ma “bolluktan do¤an bunal›m” derken tafl› gedi¤ine koymufltu. “Bolluk, s›k›nt›n›n ve yoksullu¤un kayna¤› olur” derken kapitalizmin bunal›m›n›n özünde yatan fleyi de aç›klam›fl oluyordu. Ne demiflti Marksizmin kurucular›, baz›lar›n›n afl›r› çal›flmas›n›n, baflkalar›n›n bofl gezmesinin önkoflulu halini almas›, ve bütün dünyada yeni tüketici-

ler arayan modern sanayiin, kendi ülkesindeki y›¤›nlar›n tüketimini açl›ktan ölmeyecek en düflük düzeyde kalmaya zorlamas›, ve bu yüzden kendi öz yurdundaki pazar› y›kmas›-iflte budur kapitalist tarz ve bu tarz›n ba¤r›nda f›flk›ran bunal›m›n üzerinde gezindi¤i temel. Neticede pazarlar›n genifllemesi üretimin genifllemesine ayak uyduramaz; do¤ru de¤il ters bir orant› ile süreç ilerler ve çat›flma kaç›n›lmaz olur; nedir ki kapitalist tarz ortadan kald›r›lmad›¤› sürece de bu bunal›m gerçek bir çözüm reçetesi olarak ba¤r›ndan yeni toplumu ve yeni tarz› ç›karmad›¤› sürece de bu çat›flmalar, bu bunal›mlar sürekli bir hal alarak “k›s›r döngü” do¤urur. Sermaye-sefalet kutuplaflmas›n› Marks, Kapital’in “Kapitalist Birikimin Genel Yasas›” bölümünde zengin bir düflünce bollu¤u ile flöyle sergiliyor: “En sonu, nispi art›-nüfusu ya da yedek sanayi ordusunu, birikimin büyüklü¤ü ve h›z› ile daima dengeli durumda tutan yasa, emekçiyi, sermayeye, Vulcan’›n Prometheus’u kayalara m›hlamas›ndan daha sa¤lam olarak perçinler. Sermaye birikimine tekabül eden bir sefalet birikimi yarat›r. Bu yüzden, bir kutupta servet birikimi, di¤er kutupta, yani kendi eme¤inin ürününü sermaye fleklinde üreten s›n›f›n taraf›nda seferac›n, yorgunluk ve bezginli¤in, köleli¤in ve bilinçsizli¤in, zalimli¤in akli yozlaflman›n birikimi ile ayn› anda olur.” Neticede kapitalist üretim tarz›, kendi ba¤r›nda kendisini devirecek olan s›n›f› yaratarak ilerler. Geliflen üretim araçlar› ve onlar›n muazzam gücü, sermaye tekelini parçalar ve kapitalist tarz›n kendisine vurdu¤u zincirleri parçalayarak proleter devrimle aya¤a do¤rulur. Böylece toplumsallaflt›r›lm›fl

üretimle kapitalist mülk edinme aras›ndaki çeliflme ve bunun do¤urdu¤u bireysel fabrikadaki toplumsallaflt›r›lm›fl örgüt ve üretimdeki toplumsal anarfli aras›ndaki karfl›tl›k bir çözüme kavuflur; mülk edinmenin kapitalist karakteri ile toplumsallaflt›r›lm›fl üretim aras›ndaki çeliflkinin s›n›fsal planda öne koydu¤u burjuvazi-proletarya çeliflmesi proleter bir devrimle çözüme kavuflur. Nas›l olur bu çözüm? Engels’i dinliyoruz: “Proletarya, kamu iktidar›na el koyar ve onun arac›l›¤›yla, toplumsallaflt›r›lm›fl üretim araçlar›, burjuvazinin elinden ç›k›p, kamu mülkiyetine geçer. Proletarya, bu eylemiyle üretim araçlar›n› flimdiye kadar tafl›d›klar› sermaye karakterinden kurtar›r ve onlardaki toplumsal karakterinin sonuna kadar kendisini göstermesine tam özgürlük tan›r. Bundan böyle önceden belirlenmifl bir plana dayanan toplumsallaflt›r›lm›fl üretim olanakl› hale gelir. Üretimin geliflmesi, toplumdaki farkl› s›n›flar›n varl›¤›n› art›k bir ça¤a uymazl›k haline getirir. Toplumsal üretimdeki anarflinin yitti¤i oranda, devletin de politik otoritesi tükenir. Sonunda kendi öz toplumsal örgüt biçiminin efendisi olan insan, ayn› zamanda, do¤an›n egemeni ve kendisinin efendisi olur- özgür insan.” Bu evrensel özgürlü¤e kavuflturma iflini baflarmak, ça¤dafl proletaryan›n tarihsel özel görevidir. DEVR‹M VE SOSYAL‹ZM‹ ELDE ETMEN‹N YEGANE ARACI PROLETARYANIN TEMEL MÜCADELE ÖRGÜTÜ PART‹D‹R Y›llar önce Lenin, proletaryan›n iktidar mücadelesinde örgütten baflka silah› yoktur demiflti. Proletaryan›n iktidar mü-


cadelesinde birçok devrimci mücadele örgütü vard›r. Ne var ki, parti, proletaryan›n s›n›f örgütünün en yüksek biçimi, devrimci silahl› mücadeleyi yöneten, devrimin haz›rlan›fl›nda ve devrimde proletaryay› devrime tafl›yan temel mücadele örgütüdür. O, her fleyden önce, proletaryan›n savafl kurmay heyeti, proletaryay› devrime haz›rlama arac› olarak tüm s›n›f›n öncü müfrezesidir. ‹ktidar› burjuva-feodal boyunduruktan çekip almak için parti, bizim koflullar›m›zda bir savafl arac› ve savafl genel kurmay›d›r. ‹flçi s›n›f›n›n en bilinçli, en at›lgan, en iyi unsurlar›ndan oluflan parti proletaryan›n eylem ve irade birli¤inin billurlaflt›¤›, s›k› bir demir disiplinle kenetlenen, özelefltiriyi var oluflunun temel koflulu sayan, proletaryay› iktidar u¤runa mücadeleye, devrime haz›rlayan ve yöneten devrimci bir örgüttür. Proletarya Partisi, Marksizm-Leninizm-Maoizmin devrimci teorisiyle donanm›fl, proletaryan›n sürekli ve genel ç›karlar›n› temsil eden öncü ve örgütlü gücüdür. Bilinir ki toplumsal yaflam›n oda¤› s›n›f mücadelesidir. Bu mücadelede her s›n›fa kendi ideolojisi rehberlik eder. Nas›l ki, burjuvaziye kendi burjuva ideolojisi kumanda ediyorsa, proletaryaya da kendi proleter ideolojisi kumanda etmektedir. Kendi anti-tezi ile mücadelesinde proletarya bu ideolojik tabana s›k›ca tutanarak ve bu yak›c› silaha sar›larak eme¤in kölelefltirilmesine dayal› düzenleri alt edebilir ve kendisi egemen s›n›f kat›na yükselebilir. Burjuva ideolojisinin panzehiri Marksizm-Leninizm-Maoizmdir. Proletarya Partisi, bu sa¤lam ideoloji ile donanm›fl olarak 30 y›ld›r devrimi k›rlardan flehirlere tafl›yan rotaya kendisini kilitleyerek yüzlerce flehidi ile Türkiye devrimci hareketi

içinde fevkalade sayg›nl›¤a ulaflm›fl, proletaryan›n irade ve devrimci eyleminin birli¤ini kendi içinde birlefltirerek kal›ba döken, iktidar u¤runa proletaryay› ve ba¤lafl›klar›n› mücadeleye seferber eden biricik komünist müfrezedir. Burjuva-feodal iktidar› alt etmede Proletarya Partisi, inançlar›m›z›n kayna¤› ve bu inançlar›m›z› yaflama geçiren en etkili savafl arac›d›r. Yar›-sömürge, yar›feodal ekonomik toplumsal statüyü alt etmenin, merkezileflmifl birleflmifl karfl› devrimci k›y›c› iktidar› devirmenin yolu, halk›n örgütlenmemifl ilkel gücünü partinin yönetimi, gözetimi ve denetimi alt›nda birleflik, merkezi bir güce çevirmede yatar. Bu gücü seferber eden mekanizma da herkesçe bilindi¤i gibi partidir. Bizim gibi yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelerde parti bir savafl arac›d›r. Bunun böyle olmas›, partiye çok daha ciddi ve kesin önemi olan görevler yükler. Örgüt iflleyifli, disiplin, çal›flma tarz›yla parti bir bak›ma askerileflmek zorundad›r. Önündeki zor ve muazzam önemdeki görevlerin üstesinden gelebilmek ve dahas› silahlar›n elefltirel gücünde ›srarla tutunabilmesi baflka fleylerin yan›nda askerilefltirilmifl iflleyifl tarz›n› tüm parti gözeneklerine yaymaktan ve bu tarz› partinin yaflam tarz› haline kararl›ca getirmesinden geçer. Proletarya Partisi, ikinci enternasyonalizm döneminin birer bar›fl arac› haline getirilmifl partilerinden farkl› olarak, savaflç› bir parti niteli¤iyle cisimleflmifl ve 30 y›ld›r bu niteli¤iyle aya¤a do¤rulmufl ve ayakta kalabilmifl ender partilerden biridir. Tüm yoldafllar›m›zdaki parti bilincinin bu kulvarda kökleflmesi tayin edicidir. Tüm parti, silahlar›n elefltirel gücüyle ancak burjuva-feodal iktidar›n yerle bir edilebilece¤ini çok iyi kavramak ve kendisi

bu bilinçle kuflanmak zorundad›r. Bu flakaya gelmez. Devrim için yola koyulan bir partinin s›ra neferleri devrimin son derece zor ve çaprafl›k görevlerinin üstesinden gelme azim ve kararl›l›¤›yla bir araya gelmifllerdir. Bu görevlerin üstesinden gelmenin insan üstü çaba ve muazzam özveri gerektirdi¤ini bilmek ve buna uygun davranmak zorunlulu¤uyla kendi e¤itimlerini tamamlamak durumundad›rlar. Devrim için parti saflar›nda can bedeli mücadeleyi göze alarak en ön saflarda flehit düflen yoldafllar›m›z devrimde özverinin fevkalade simgesidirler. Yaflam ve ölüm partiye ve devrime tabidir 盤l›¤›yla seferber olanlar, da¤larda devrim ateflini tutuflturmak için hiçbir fedakarl›ktan kaç›nmayanlar, ölüme meydan okuyarak en zor görevde partinin en zor dönemlerinde öne ç›kanlar, yi¤itlik ve gözüpeklikle aya¤a do¤rulanlar, ve de ideolojik mücadelede amans›z olup tüm bölünmeleri kararl›l›kla gö¤üsleyip ak›ma karfl› kulaç sallayanlar, partinin gerçek sahipleridirler. Da¤›lma, çözülme ve özellikle de “uluslararas› tasfiyecilik”in devrimci barikatlar› erozyona u¤ratt›¤› içinden geçmekte oldu¤umuz aflamada, sa¤lam bir parti bilincine sahip olmak, partiyi özenle ve kesin bir kararl›l›kla korumak ve bu en büyük silah›m›z› sahiplenmek vazgeçilemez bir görevdir. Davadan dönüflün yeni modalara sar›larak ambalajland›¤›, ço¤u eski tüfe¤in burjuvazinin eteklerine çulu sererek- unutulmas›n ki “yönetici s›n›f, yönetilen s›n›f›n en önde gelen kafalar›n›n ne kadar fazla bünyesi içerisinde eritebilirse, egemenli¤i o denli sa¤lam ve o denli tehlikeli hale gelir” Marks-bireysel kurtulufla son h›zla çark etti¤i bir

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

43


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

44 mecrada, partiyi yüce tutmak daha da elzem hale gelmektedir. Devrim dalgas›ndaki geri çekilmenin dünya ölçe¤inde y›¤›nlarda bilinç k›r›lmas›na neden oldu¤u bu özel evrede partinin önemi çok daha yak›c›d›r. Zira burjuvaziyle mücadelemizde tek silah›m›z partidir. Devrim ve sosyalizmin çekicili¤inin göreli de olsa geriledi-

çeltik sap› gibi e¤ilmemeyi, sa¤lam parti bilinciyle hareket etmeyi ve yükselifl dönemlerinde partinin alan›nda kal›p, zorlu y›llarda müfrezeye mesafeli duran de¤ildir. Aslolan, her koflul alt›nda parti bayra¤›n› yükseklerde tutabilme kararl›l›¤›d›r. Aslolan, burjuva ideolojisi ve yaflam tarz›yla y›¤›nlar›n yolundan flafl›rt›-

¤i, modern revizyonizmin bunal›m›n›n alt›ndan kalkamayarak y›k›l›fl›n›n sosyalizme fatura edildi¤i, uluslararas› komünist hareketin kaos ve yeni saflaflmalar ile cebelleflti¤i bu evrede, partinin en önde duran güç olarak önemi her zamankinden daha da yak›c›d›r. Tüm sorun, bu yak›c›l›¤› en iyi flekilde duyumsayabilmek ve parti ruhuyla kuflanarak aya¤a do¤rulabilmektir. Devrim isteyen herkes devrimci partinin etraf›ndan kümelenmek ve etraf›nda saf tuttu¤u ayg›t› yüce tutmak zorundad›r. E¤er devrim isteyen kifli komünist bir örgütün içinde ve çevresinde yer al›yorsa, bu demektir ki, toplumu dönüfltürme iflinde öncülü¤ü ele alm›flt›r. Ve daha da önemlisi, bu kifli, proletarya hareketi deneyimlerinin kal›ba dökülerek yo¤ruldu¤u komünist müfrezenin s›ra neferi olarak da¤›lma, bunal›m ve tasfiyecilik rüzgarlar› karfl›s›nda

l›p, sap›t›l›p, aldat›ld›¤› bir ortamda bu ideolojik sald›r› furyas› alt›nda, burjuva karfl› devrimin düflüncelerde yaratt›¤› tahribat ortas›nda, bu sald›r›lara karfl› gö¤üs gö¤üse çarp›flabilmek ve parti bayra¤› alt›nda devrim ve sosyalizmi inatla ve özveri ruhuyla savunabilme ruhu ve atefliyle kuflatabilmektir. Devrimciyiz ama örgütlülü¤e dudak büküyoruz. Devrimciyiz ama örgütsüz devrimcili¤in de olabilece¤ini hamkafa devrimcileri gibi savunabiliyoruz. Komünizm taraftar›y›z ama, lafazanl›¤›n ötesine geçemiyoruz. Komünizm taraftar›y›z ama ifl prati¤e gelince ayak sürümekte ustal›¤› kimseye kapt›rm›yoruz. Proletarya Partisi’nin teorik taban› üzerindeyiz ama bu teoriyi yaflama geçirmek için eylem adam› olaca¤›m›za “teori bitirimleri” gibi habire o iri iri laflarla eyleme duruyoruz. T›pk› otoban kenar›nda yön gösteren bofl iflaret levhalar› gibiyiz. Her-

kese yön gösteriyoruz ama kendimiz bir santim bile k›p›rdam›yoruz. Parti devrim içindir, devrim halk için. Parti bir araçt›r. Biz bu araçla en soylu amaçlar›m›z› gerçeklefltirece¤iz. E¤er parti dedi¤imiz bu araç burjuva-feodal ayg›t› parçalamada fevkalade bir araçsa ve bunsuz cennetin kap›lar›n› aralayam›yorsak, bu demektir ki, önce parti! Duraksamal›, karars›z, eylemsiz de¤il, direngen ve at›lganl›kla önce parti fliar› savunulmal›d›r. Teori umursamazl›¤› ve zihin fukaral›¤›ndan ba¤›fl›k, ruh göçümünden uzak, inanç tükenifline meydan okuyan, teoriyle eylemi harmanlayan ve dahas› ideolojik çal›flmay› temel yükümlülü¤ü haline getirmifl ve nihayet, siyasal çal›flmaya nefes olmak kadar gereksinim duyan kifli, önce parti kulvar›nda kökleflmifl demektir. Marks, zaman›nda ne de güzel demifl: Devrim, güçlü ve birleflmifl bir karfl› devrim yaratarak ilerler. Ulusal ve sosyal kurtulufl mücadelesinin sürekli bir biçim halini ald›¤›, s›n›fsal ve ulusal mücadelenin iç savafl biçimine büründü¤ü ve buna karfl› paran›n iktidar›na dayal› toplumun efendilerinin birleflik ve merkezileflmifl gerici zoru koyulaflt›rarak ifle kofltu¤u ülkemiz gerçe¤i ile ne de uyum içinde Marks’n bu betimlemesi. Gerçekten de topyekün sald›r›yor komprador-feodal k›y›c› iktidar. Buna karfl› olan cephe zay›f, çelimsiz ve da¤›n›k. Bunu aflman›n yolu, parti bilincini, s›n›f bilincini, önderlik bilincini kuflanmakt›r. Bilinmelidir ki, anti-faflist, anti-emperyalist, anti-feodal mücadelede Proletarya Partisi, komünizmin amaç ve politikalar›na eflsiz bir anahtar ve bizleri bir arada tutan tutkald›r. Örgütsüzlü¤e dümen k›ran kabu¤undan yeni ç›km›fl salyan-


goz kadar zavall›laflan süngüsü düflmüfl malum takunyal› eskimifller, yaln›zca huzura eriflmeyi dileyen mutsuz birer ruhturlar. “Sol” a ve sa¤a s›çray›flla Proletarya Partisi’nin ilkesel temellerinden tasfiyecilik eflli¤inde köklüce uzaklaflanlar, baflar›s›zl›klar ve düfl k›r›kl›klar›yla ejderhalar yerine pireler biçmede gecikmediler. Liberal devrimcili¤e umutsuzca sar›lanlar ve Marksizm’de legal bir nüans› keflfettiklerini sananlar, yeralt›n›n “sersemletici” havas›ndan kurtularak yasad›fl› partiye karfl› s›n›f›n ruhunu habire kuflku ve inanaçs›zl›kla zehirleye dursunlar. Onlar, yaln›zca burjuva aleminin sislerle kapl› katlar›nda birer Dulcamara olmaktan öteye gidemezler. Bölünmelerle, birleflmenin yaratt›¤› bunal›mla, komplo ve tasfiyecilikle parti yorgun da düflürülmüfl olsa, partinin s›ra neferleri bu durumdan illallah da etse ve göreli bunal›m partinin sayg›nl›¤›na gölge de düflürmüfl olsa, aslolan, partide direnmek, halka ba¤l›l›kta direnmek ve nihayet Marksizm-Leninizm-Maoizm’de direnmektir. Kald› ki, Proletarya Partisi içinde bulundu¤u son mecrada yukar›daki olumsuz koflullar›n, unsurlar›n vb.nin gölgesini h›zla ve kararl›l›kla üzerinden atma sürecine girmifl ve Karadeniz Hamlesi ile sürekli devrimci silahl› mücadelede hat›r› say›l›r bir mesafe alm›fl ve en önemlisi kendisini ikinci OPK sonras› ideolojik-siyasal-örgütsel ve askeri yönden yeniden kal›ba dökmüfl ve bunda baflar›y› da yakalam›fl bulunmaktad›r. Unutulmas›n ki, devrim birkaç on y›ll›k perspektifi, sabr› meslek eylemeyi ve davada inatla tutunmay› öngörür. Bugünden yar›na devrim bekleyenler ne halk savafl›n› ve ne de Mao’yu yeterli bir dikkatle incelememifllerdir.

Geçici gerilemeler, iç bunal›mlar, dökülmeler her devrimci mücadelenin yazg›s›d›r ve bunlar görelidir. Bir kaç on y›la yay›lm›fl düflünce sistemati¤imizde bunlar yaln›zca uzun upuzun yolumuzun üzerindeki küçük, pek küçük engeller olarak tarihimizde yer edinebilecektir. Genifl düflünüp tarihe ç›plak gözün ötesinde dürbünle bakabilmeyi ö¤rendi¤imiz an, tayin edici olan›n parti çat›s› alt›nda kenetlenerek ›srarla devrimde direnmek oldu¤unu bilinç k›r›lmas›na u¤ramadan görebilece¤iz. Aslolan, Marksizm-Leninizm-Maoizm silah›yla donanm›fl, tabandan elefltiri ve özelefltiriyi iflleyiflinin temeli haline getirmifl, demokratik merkeziyetçilik kurallar›yla kenetlenmifl, s›k› bir disipline eyerlenmifl, proletaryan›n irade ve devrimci eyleminin birli¤ini kendi bünyesinde harmanlam›fl parti saflar›nda daha s›k› birleflmek, kenetlenmek ve özveri, inanç ve ›srarla parti bayra¤›n› hep yükseklerde tutmak ve bu yüce bayra¤› hep en soylu görev olarak doruklarda dalgaland›rmakt›r. Ve yükseklerde dalgaland›rd›¤›m›z bayrak ancak, sürekli savaflarak hep o yükseklikte kalabilir. YARI-SÖMÜRGE, YARI-FEODAL ÜLKEM‹Z KOfiULLARINDA PROLETARYA PART‹S‹’N‹N ‹DEOLOJ‹KS‹YASAL VE ÖRGÜTSEL ‹NfiASI ANCAK SAVAfi ‹Ç‹NDE GERÇEKLEfiEB‹L‹R Önce flu ilkenin alt›n› özenle ve önemle çizmek gerekir: Devrimci zor, devrimlerin manivelas›d›r. Marks ve Engels, daha 1848’de Komünist Parti Manifestosu’nda devrimlerin üzerinde yükseldi¤i, yükselmek zorunda oldu¤u bu gerçe¤i flöy-

le ifade etmifllerdir. Komünistler... hedeflerine ancak tüm mevcut toplumsal koflullar›n zorla y›k›lmas›yla ulafl›labilece¤ini aç›kça ilan ediyorlar. Ayn› gerçe¤i birçok kez aç›klam›fllard› Marksizmin bu kurucular›. Ve Marks temel eseri Kapital’de 1867 y›l›nda “zor, yeni topluma gebe her eski toplumun ebesidir” diyerek bir kez daha devrimci zorun devrimler aç›s›ndan evrensel önemine vurgu yapm›flt›. Ayn› vurgu sonralar› Marksizmin sürdürücüleri olarak Lenin, Stalin ve Mao taraf›ndan da özellikle bu konuda birikmifl deneyimler ›fl›¤›nda döne döne yinelendi. Bunun da ötesinde Marks sonras› dünyan›n üçte birinde egemen hale gelen onlarca devrim deneyimi bu Marksist ilkeyi baflar›yla s›navdan geçirdi. Yaflam bu ilkeyi kuvvetle do¤rulad›. Mao, birikmifl tecrübelerle yetkinlefltirdi¤i devrimci askeri savafl teorisi ›fl›¤›nda flu çözümlemeye ulaflt›: “‹ktidar›n silah zoruyla ele geçirilmesi, meselenin savaflla halledilmesi, devrimin bafll›ca görevi ve en yüksek biçimidir. Bu Marksist-Leninist devrim ilkesi gerek Çin ve gerekse bütün di¤er ülkeler için evrensel olarak geçerlidir. Ama bu ilke ayn› kalmakla birlikte, onun Proletarya Partisi taraf›ndan uygulanmas› de¤iflik flartlara göre de¤iflik flekillerde ifadesini bulur.” Evet, bu ilke, devrimimizn somut prati¤ine nas›l uygulanmal›? ‹ktisadi ve siyasi bunal›m›n silahl› mücadeleye varacak denli keskinleflmedi¤i kapitalist ülkelerle, iktisadi ve siyasi bunal›m›n silahl› mücadeleye varacak denli keskinleflmedi¤i kapitalist ülkelerle iktisadi ve siyasi bunal›m›n silahl› mücadeleye varacak ölçüde keskinleflti¤i ve bu bunal›m›n çok yanl› bir

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

45


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

46

bunal›m olarak sürekli bir hal ald›¤› yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelerde bu ilke, farkl› flekillerde yaflam hakk› bulur. Burjuva demokratik devrimleri aflamas›n› arkas›na alm›fl ve yerleflik burjuva demokratik gelenekleri özümlemifl, bununla örtüflen siyasal özgürlük ve parlamenter mücadele al›flkanl›¤›n›n kökleflti¤i koflullarla örülü kapitalist ülkelerde mücadelenin kans›z, örgütlenmenin legal biçimleri esas biçim olarak proletarya partilerinin önüne görev olarak ç›kar. Yar›-sömürge, yar›-feodal sosyo ekonomik yap›daki ülkelerde ve dolay›s›yla ülkemizde ise, durum tamamen farkl› bir çizgide karfl›m›za ç›kar. Buralarda sömürgecilik döneminin kendine özgü niteli¤i olarak iktisadi ve siyasi ilhak olmasa da, devlet kurma özgürlü¤ü anlam›nda biçimsel siyasal ba¤›ms›zl›k d›fl›nda iliflkilerin tümünde emperyalist ba¤›ml›l›k egemen biçimdir. ‹ktisadi ve siyasi bunal›m taban›na dayal› sürekli faflizm, devlete feodal nitelik kazand›ran-pre-kapitalist unsurlar›n ikidara ortakl›¤›, demokratik ö¤elerden yoksunluk, siyasal örgütlülüklerin yok denecek denli azl›¤› ve üstelik bunlar›n her türlü güvenceden yoksunlu¤u, burjuva demokratik yönetim yerine diktatoryal bask› araçlar›n›n egemenli¤i, ulusal sorunun çözümsüzce burjuva-feodal devletin boynunda as›l› duruyor olmas› ve nihayet, emperyalizmin dayana¤› toplumsal s›n›flar ve güçlerle birlikte halka karfl› kurdu¤u ittifak gibi özellikler bu gibi ülkelerin genel karakteristi¤idir. Bu unsurlar, olgular ve koflullarla örülü ülkelerde ve dolay›s›yla ülkemizde bu olgular›n ve koflullar›n koflulland›rd›¤› yokluk ve açl›¤› vareden derin iktisadi ve siyasi ve dahas› ya-

flam›n her alan›n› kapsayan çok yönlü sürekli bunal›m›n do¤urdu¤u sürekli faflizm koflullar›nda silahl› mücadele, mücadelenin ana ekseni olarak proletarya partilerinin önüne ertelenemez bir görev olarak ç›kar. Dolay›s›yla, kapitalist ülkelerin tersine, buralarda mücadele biçimi silahl›, örgütlenme biçimi ise illegaldir. Bu kendine özgü koflullardan dolay›, bu tür ülkelerde proletarya partilerinin görevi, kans›z ve legal mücadele ve örgüt biçimlerini çal›flmalar›n›n temel içeri¤i haline getirmek de¤il, iktisadi-siyasi-toplumsal statünün ve kültürel flekilleflin kendine özgü karakterine denk düflen ve mevcut koflullar›n do¤rudan koflulland›rd›¤› mücadelenin silahl› biçimlerini ve bu arada özgün mecrada bu biçimin en tam, en gerçek ifadesi olan gerillay› temel eksen olarak ele almalar›d›r. Bu demektir ki, bizim gibi, yar›-sömürge yar›-feodal ülkelerde silahl› mücadele, koflullar›m›z›n gerçek bir analizinden, devrimimizin kendine özgü somut prati¤inden boy vermifltir. Ve bu biçim, devrimin flu ya da bu aflamas›nda de¤il, devrimimizin tüm bir demokratik devrim stratejisinde egemen biçim olarak zarurettir. Denilebilir ki, devrimci silahl› mücadele biçimlerinin esas biçim olarak ele al›nmas›, “Marksizm en çeflitli mücadele biçimlerini kabul eder, fakat onlar› ‘icat’ etmez” fleklindeki Lenin’in yarg›lar›yla çeliflmez mi? Çeliflmez, çünkü, bu biçim yar›sömürge, yar›-feodal ülkemiz gerçe¤inden ç›k›p gelmifltir. Bu biçimin esasl›¤›nda etkili olan fley, ülkemizin sosyo-ekonomik yap›s›n›n ve bu yap›n›n koflulland›rd›¤› olgular›n ve özelliklerin özgüllü¤üdür. Ve daha da önemlisi, baflar›l› devrimlerle taçlanm›fl benzer temel

çizgilere sahip ülkelerin örnek ve yol gösterici pratik deneyimidir. Dolay›s›yla, bu biçim, hareketin kendi içinden, baflar›l› devrimlerin somut prati¤inden, yaflam›n kendi ba¤r›ndan, devrimci eylemin gözeneklerinden dam›t›lm›flt›r. Proletarya partileri bu biçime yön vermifl, bilinçli k›lm›fl, sistemlefltirmifl ve örgütlemifltir. Bu biçimin esasl›¤›nda etkili olan fley, koflullar›n zorlay›c› bask›s›d›r. E¤er böyle olmasayd›, 20. yy’› kas›rga gibi sar›p sarmalayan silahl› mücadeleler yaflam›n kenar›nda kalmaya mahkum olurdu. Demek ki, silahl› mücadeleler halk demokrasisi, ba¤›ms›zl›k ve sosyalizme giden yolda gereksinimdir; var olan düzenleri altetmenin biricik do¤ru çözüm yöntemidir. E¤er böyle olmasa, örgütlenmifl karfl›-devrimci fliddeti alafla¤› etmek bofl bir hayal olur. S›n›f mücadelesiz, silahl› mücadelesiz devrim, ordusuz parti, ülkemiz koflullar› aç›s›ndan Maoizmin devrimci özünden fena halde bir kaç›fl, reformist-tasfiyecili¤e aç›ktan kap›lanmakt›r. Bak›n zaman›nda ne de güzel demifl Mao: “Silahl› mücadele olmadan, proletarya ve komünist partisi, Çin’de asla ayakta duramazd› ve hiçbir devrimci ödev yerine getirilemezdi.” Elbette ki, bu temel görev baflka görevlerle, ikincil plandaki görev ve mücadele biçimleriyle birlikte bir arada yürütülmezse silahl› mücadelenin baflar›ya ulaflmas› beklenmemelidir. Devrimimizin özgün koflullar›, t›pk› Rusya’da oldu¤u gibi, tek ve hatta bafll›ca biçim say›lmayan partizan savafl› biçimine bürünen silahl› mücadeleyi di¤er bafll›ca biçimlerle birlikte ve uyum halinde kullanmay› de¤il, di¤er kans›z, legal vb. biçimlerin bu ana biçimle uyum


halinde kullan›lmas›n› gerektirir. Unutulmamal›d›r ki, devrimimiz, hedefleri, amaçlar› ve kullan›lan mücadele kulvar›n›n ana ekseni aç›s›ndan farkl› çerçeve, ayr› koflullar ve daha ileri bir devrim aflamas›n› ifade eden Rus devriminden çok, amaçlar›, hedefleri ve ayn› devrim aflamas›n› temsil ediyor olmas› aç›s›ndan temel çizgileriyle Çin devrimiyle ayn›d›r. Dolay›s›yla Çin vb.. devrimler prati¤inden s›nanarak s›navdan geçen ve tüm bir demokratik halk devrimi sürecine damgas›n› basan mücadelenin ana ekseni silahl› mücadele, bizim de burjuva feodal iktidar› alt etmede temel mücadele eksenimizdir. Nedir bu biçim? Pek tabi ki, Halk Savafl›! ‹kinci emperyalist paylafl›m savafl› öncesi, dönemi ve sonras›nda dünyan›n “k›rlar›nda”, emperyalist sistemin cephe gerisi olarak adland›r›lan, emperyalist sistem zincirinin bu en zay›f halkalar›nda f›rt›na gibi esen halk savafl›. Bu biçim, flehirlerin k›rlardan ad›m ad›m, küçükten büyü¤e, basitten karmafl›¤a bir mücadele çizgisi eflli¤inde, mücadelenin fliddet biçimlerinin zoruyla üs merkezli, çetin, engebeli bir savafl›m ile kuflat›lmas› stratejisiyle flekillenir. 20. yüzy›l›n devrim pratiklerinde sürekli bir hal alan bu politik mücadele biçimine egemen olmak bu biçimi genellefltirmek, örgütlemek ve bilinçli k›lmak proletarya partilerinin temel ifllevidir. Lenin’in sözleriyle, “gücümüzün yetti¤i kadar, hayat›n zorunlu olarak ortaya ç›kard›¤› yeni mücadele biçimlerini do¤ru teorik de¤erlendirmesine katk›da bulunmay› ve bilinçli iflçilerin bu yeni ve güç sorunu gerekti¤i gibi ele almas›na ve de do¤ru bir çözüme varmalar›na engel olan haz›r kal›plar ve ön yarg›larla

amans›z biçimde mücadele etmeyi görev biliyoruz. ‹flte insan›n dinamik rolü denen fleyin ortaya ç›kt›¤› yer tam da buras›d›r. ‹flte partiyi “savafl ikliminde” infla etmeyi var oluflunun temel koflulu sayan öncünün ortaya ç›kmas› gereken yer de buras›d›r. Yar›-sömürge, yar›-feodal ülkemiz söz konusu oldu¤unda, devrimimizin amaç ve fikrinde, kullan›lan mücadele kulvar›n›n ana ekseninde, devrimimizin perspektifi ve karakterine de özdefl oldu¤u Çin devrimi kulvar›na büyük ölçüde yaslanmak, Çin devriminin temel çizgilerine dayanmak ve dolay›s›yla, Mao’nun evrensel gerçekli¤e sahip “Halk Savafl›”ndan ö¤renmek fena halde zarurettir. Halk savafl›n›n omurgas›n› da “gerilla” oluflturur. Ve yine bilinir ki, Halk Savafl› stratejik savunma-denge-sald›r› aflamalar›n›n tümünde, bafltan sona her aflamas›n›n kendi içindeki sald›r› ve savunmas›yla, ilerleme ve geri çekilme taktikleriyle silahl› mücadele biçimlerinin çok çeflitli kombinezonudur. Devrimi k›rlardan flehirlere tafl›yan bu çizginin tümünde savafl, parti çal›flmas›n›n esas›n› oluflturur. Kitle çal›flmas›, ekonomik çal›flma, kültürel çal›flma, flehirlerdeki çal›flma bütün bu faaliyetlerin ve örgütlenmelerin tümü özünde devrimci savafla hizmet ve onu gelifltirmek içindir. Bizdeki komünist partisinin yani Proletarya Partisi’nin görevi, bat›n›n proletarya partilerinin uzun bir legal mücadele içinde iflçileri e¤itme, kuvvet toplama görevinden tümüyle farkl›d›r. Proletarya Partisi’nin bu partiler gibi uzun bir legal mücadele döneminden geçmesi söz konusu olamaz. Ülkemizin iktisadi, siyasi ve toplumsal flekillenifli ve mücadelenin zorlay›c› koflullar›n›n bask›s› buna izin

de vermez. Dolay›s›yla, bu tür ülkelerde proletarya partileri “savaflç› parti” kimli¤i ile ortaya ç›kmaz. Bizde ise durum tümüyle farkl›d›r. “Esas mücadele biçimi(nin) savafl, esas örgütlenme biçimi(nin) ordu” oldu¤u ülkemiz koflullar›nda, içinden geçmekte oldu¤umuz devrim aflamas›nda esas mücadele biçimi “gerilla savafl›” esas örgütlenme biçimi ise, gelece¤in ordusunun daha flimdiden çekirde¤ini oluflturan “gerilla örgütlenmesidir. Dolay›s›yla bizde parti daha bafl›ndan “savaflç› parti” kimli¤ine bürünerek devrime önderlik eder. S›n›f mücadelesinin iç savafl biçimini ald›¤› bir yerde bundan baflka da düflünülemez. Mao’nun sözleriyle, “iktidar silah›n namlusundad›r.” Bundan ne ç›kar? Bundan, Yar›-sömürge yar›-feodal ülkelerde silahl› mücadelenin asla di¤er mücadele biçimleriyle bir tutulamayaca¤›, kitle mücadelesi ve kitle örgütlenmesinin asla silahl› mücadele ile eflitlenemeyece¤i sonucu ç›kar. Bilinir ki, bizde kitle örgütlenmesi ve mücadelesi de dahil tüm di¤er legal, kans›z vb. mücadele biçimleri ve araçlar› as›l büyük nehir dedi¤imiz silahl› mücadele arac›na hizmet etmek zorundad›r. Aksi halde, e¤er biz mücadelenin tüm biçimlerinden yararlanma ad›na tüm biçimleri eflit oranda ele al›r da, esas ve belirleyici olanla, kendisine hizmet edilmesi gerekenle, tali ve ikincil önemdekiler aras›nda bir ayr›m yapmazsak, o zaman koflullar›m›z›n emretti¤i silahl› mücadele biçiminin stratejik olarak esas olmas›n›n bir anlam› olmaz. O zaman savafl›n esas mücadele biçimi, ordunun esas örgütlenme biçimi olmas› gerekti¤i biçimindeki Maocu tezin kesin önemi yads›nm›fl olur. Ve üstelik bu yaklafl›m, ne bilimsel

PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

47


PART‹ZAN 46 • Eylül-Ekim 2002

48

ve ne de diyalektik olur. Bak›n zaman›nda Mao tafl› nas›l da gedi¤ine koymufl: “Emperyalizm ça¤›nda s›n›f mücadelesi tecrübesi bize, iflçi s›nf›n›n ve emekçi kitlelerin, silahl› burjuvaziyi ve toprak a¤alar›n› ancak silah gücüyle yeneceklerini ö¤retiyor; bu anlamda, bütün dünyan›n ancak silahla de¤ifltirilebilece¤ini söyleyebiliriz” Bundan dolay›d›r ki, Mao, devrimimizin esas araçlar› ya da biçimi bar›flç›l mücadele de¤il, silahl› olmak zorundad›r yarg›s›n› ›srarla öne ç›kar›yor. Peki bütün bunlardan di¤er mücadele biçimlerinin küçümsendi¤i teorisine ulafl›labilir mi? Asla. Çünkü kitle örgütlenmesi ve çal›flmas› gibi di¤er mücadele araçlar›n›n silahl› mücadelenin emrinde olmas›, bu biçimlerin yok say›ld›¤› ya da önemsenmedi¤i anlam›na gelmez; “Silahl› mücadeleye a¤›rl›k vermek di¤er mücadele biçimlerini terketmek demek de¤ildir; tam tersine, silahl› mücadele di¤er mücadele biçimleriyle birarada yürütülmezse baflar›ya ulaflamaz.” Silahl› mücadelenin di¤er mücadele biçimleri içinde öne al›nmas›, partinin çal›flmas›n›n a¤›rl›k merkezine savafl sorunlar›n›n oturmas›, kitle çal›flmas› da dahil di¤er biçimlerin bu biçimi gerisinde ve buna hizmet biçiminde ele al›nmas› bizim gibi savaflç› parti nitelikli partilerin, temel çizgisidir. Bir askerlik sanat› uzman› Mao Zedung’un bak›n bu konuda söylediklerine: “Savafl her fleye kadirdir’ anlay›fl›n›n savunucular› oldu¤umuzu söyleyerek bizimle alay ediyorlar. Evet, devrimci savafl›n her fleye kadir oldu¤unu savunuyoruz; bu kötü de¤il iyidir, Marksisttir.” Unutmamak gerekir ki silahl› mücadele siyasi mücadelenin

bir biçimi, onun üstün bir biçimdir. Clausewitz’in tarihin derinliklerinden yank›lanan tarihi önemdeki sözleriyle, “savafl politik iliflkilerin, baflka araçlar›n deste¤i ile sürdürülmesinden baflka bir fley de¤ildir.” Bizde legal-siyasi mücadele araçlar›n›n esas›n›n burjuva-feodal iktidarca gasp edilmesinden ve sürekli faflizm koflullar›nda legal bir çal›flma ve örgütlenme olana¤›n›n proletarya ve onun partisinin elinden al›nmas›ndan dolay›, siyasi mücadele silahl› mücadele denen daha üstün ve keskin biçime bürünerek ancak yolu üzerindeki engelleri temizleyebilir. Kald› ki, özellikle Çin vb... devrimler deneyiminin tan›tlad›¤› ve bizdeki devrimci silahl› mücadele örne¤inde de görüldü¤ü gibi, gerilla sadece savaflm›yor, y›¤›nlar aras›nda örgütlenme, ajitasyon ve propaganda çal›flmas› da yap›yor; y›¤›nlar› örgütlendirerek silahland›r›yor da. Ve hatta t›pk› Çin’de oldu¤u gibi keflif nitelikli gerilla birlikleri arac›l›¤›yla yer yer parti örgütlerinin yarat›lmas›n› da sa¤l›yor. Devrimimizin kendine özgü koflullar› bar›flç›l siyasi mücadele araçlar›na olanak tan›mad›¤› için devrimimizin mücadele araç ve biçimleri silahl› biçim ve araçlar olmak, di¤er tüm biçimler bu temel biçime hizmet edecek biçimde kal›ba dökülmek zorundad›r. Bu Proletarya Partisi’ndeki an›n ve tüm bir stratejik sürecin göreviyle de uyum halindedir. Partiyi savafl ikliminde infla et! Yar›-sömürge yar›-feodal ülkelerdeki komünist partileri, ideolojik ve örgütsel çelikleflmeyi ve siyasi inflay› devrimci silahl› mücadele sürecinde baflarabilirler. Bu gibi ülke koflullar›nda, önce kitlelerin ülke çap›nda kazan›lmas›, örgütlenme-

si ve silahland›r›lmas› ve sonra iktidar›n ele geçirilmesi biçimindeki tez bizim gerçekli¤imizle uyuflmaz. Önce partinin ideolojik yönden çeliklefltirilmesi, örgütsel yönden sa¤lamlaflt›r›lmas› ve sonra silahl› mücadeleye bafllanmas› biçimindeki teori ayn› flekilde ülke gerçekli¤imizle, temel biçimi fliddet olan devrimimizin niteli¤i ile ba¤daflmaz. Bu tez, mücadelenin kans›z, örgütlenmenin legal biçimlerinin esas biçim olarak ele al›nd›¤› kapitalist ülke koflullar›na uygundur; mücadelenin silahl›, örgütlenmenin ordu biçiminin esas biçim oldu¤u yar›-sömürge, yar›-feodal ülkemiz koflullar›yla ba¤daflmaz. Kapitalist ülkelerde uzunca bir kans›z, yasal vb. mücadele döneminde ve legal örgütlenme koflullar›nda partinin ideolojik, politik ve örgütsel inflas› yerine getirilirken, bizde silahl› mücadele döneminin tümü bu görevin yerine getirilmesi sürecidir. Bizim gibi ülkelerde, kitlelerin kazan›lmas› ve parti inflas› savafl›n seyri içinde olur. Legal koflullardaki infla silahl› mücadeleye dayan›kl› de¤ildir. Savafl tüm legal yap›lanmay› ve her türlü benzeri flekillenifli dayan›ks›z hale getirir. Sa¤lam bir infla, granitten bir çelikleflmenin s›nand›¤› yer savafl koflullar›d›r. Yaln›zca on y›lda bir gelen askeri darbelerin bile legaliteye ve kans›z biçimlere bel ba¤layan reformist-tasfiyeci örgütleri nas›l dumura u¤ratt›¤›n› an›msatmak bile tezimizi do¤rultmak için yeterli bir pratiktir. Söyler misiniz, faflizmin sürekli devlet fleklinde iktidarda oldu¤u bir ülkede, silahl› mücadeleden ve partinin bu mücadele içinde ideolojik, örgütsel siyasi inflas›ndan baflka yol var m›d›r?


Profile for Partizan Dergisi

Partizan Sayı 46  

Partizan Sayı 46  

Advertisement