__MAIN_TEXT__

Page 1

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

TEMMUZ 2001

Say›: 38

Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 1.000.000 TL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078

Yeniyi infla etmenin dinami¤i!

Tarihi yazan kitlelerdir!


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:23/2 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 521 34 30, 531 48 53 FAKS: (0212)621 61 33 Genel Yay›n Yönetmeni: Memik HOROZ Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Bar›fl AÇIKEL Bask›: Kayhan Matbaas› ISSN. 1303-0078 elemail: umutyayimcilik@superonline.com BÜROLAR ➧ KARTAL: HAMAM SOK. DEM‹RL‹ ‹fiHANI NO: 57/14 KARTAL, TELEFAKS: (0216) 306 16 02 Cep:0535 820 33 96 ➧ ANKARA: NECAT‹BEY CAD. NO: 66/4 MALTEPE, TELEFAKS: (0312) 231 77 05 Cep: 0543 362 53 60 ➧ ‹ZM‹R: GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE:318 KONAK, TELEFAKS: (0232) 441 93 09 Cep0535 310 31 84 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0535 314 36 70 ➧ BURSA: GÜMÜfiÇEKEN CAD. ERKMEN ‹fiHANI, NO:7/21, HEYKEL, TEL: (0224) 224 09 98 Cep:0535 975 65 32 ➧ SAMSUN: KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6, NO: 9 , TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0535 454 22 50 ➧ TURHAL: YAVUZ SULTAN SEL‹M MAH. TANRI-VERD‹ SOK. 19/15 2. NOTER YANI TURHAL/TOKAT TEL: 0356 276 37 20 Cep: 0533 414 65 54 ➧ AVRUPA MERKEZ BÜRO: WESELER STR 93 47169 DUISBURG-DEUTSCHLAND TEL: 0049 203 40 60 958 FAKS: 0049 203 40 60 959 Hesap Numaralar›: Sema Gül Ziraat Bankas› Aksaray fib. Yurtiçi hesap no: 0751 0003 0003 1868 121 Yurtd›fl› DM hesap no: 301009-259546 Emlak Bankas› Atatürk Bulvar› fib. Fr. Fr. hesap no: 001 0423 Vak›fbank Valide Sultan fib. Avusturya fiilini hesap no: 345-4012031

PART‹ZAN’DAN Merhaba, Ayl›k olarak yay›nlamaya bafllad›¤›m›z Partizan’›n 38. say›s› ile birlikteyiz. Bu say›da, içinden geçti¤imiz süreçte özellikle Marksizm-Leninizm-Maoizmin kavranmas› ve bunun bir silah olarak kullan›lmas›na yararl› olabilece¤ini düflündü¤ümüz çal›flmalara a¤›rl›kl› olarak yer veriyoruz. Okuyucular›m›z›n bu olguyu iki aç›dan de¤erlendirmeleri gerekti¤i düflüncesindeyiz. Bunlardan birincisi bireyin dönüflümü ve bunu sürekli bir hale getirme. ‹kincisi ise kitlelerin dönüflümü ve bunu süreklilefltirme. Bu iki kavram aras›ndadaki diyalektik iliflkinin ve pratikte somutlanmas›n›n parlak bir örne¤i olan Büyük Proleter Kültür Devrimi’ni inceyen bir çal›flmay› sayfalar›m›zda bulacaks›n›z. Bu çal›flman›n devam›n› sonraki say›lar›m›zda yay›nlamay› sürdürece¤iz. Baflkan Gonzalo’nun dedi¤i gibi; “Sorun kati olarak çözümlenmifltir ve biz komünistler art›k bu sorunun cevab›na sahibiz: sosyalist toplum flartlar›nda proleter kültür devrimleriyle, devrime devam edece¤iz. Perspektif içinde bak›ld›¤›nda sorunun özü, insanlar›n ruhlar›n› de¤ifltirmek, ideolojilerini dönüfltürmektir.” Evet mesele budur ve bizler buna iliflkin bir çal›flmaya sayfalar›m›zda Yeniyi ‹nfla Etmenin Dinami¤i ad› alt›nda yer verdik. Yine sayfalar›m›zda, ‹flçi-köylü gazetesinde yay›nlanmaya bafllayan Lal Salam Comrades adl› çal›flman›n, daha önce yay›nlanan ve yay›nlanmayan bölümlerine yer verdik. Bundan sonraki say›lar›m›zda da yer vermeyi sürdürece¤iz. Sayfalar›m›zda yer bulan di¤er iki çal›flman›n da hak etti¤i ilgiyi görece¤ini düflünüyoruz. Özellikle rektifikasyon kampanyas› üzerine adl› yaz› pek çok yönüyle yararl› olabilecek, pratik faaliyete ›fl›k tutabilecek bir yaz›. De¤erlendirilmesi gerekti¤i dile¤iyle. Dostlukla...

‹Ç‹NDEK‹LER Yeniyi ‹nfla etmenin dinami¤i . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .2 Seçimlere Hay›r! Halk Savafl›’na Evet! Belgesinin ‹ncelenmesi Temelinde Rektifikasyon Kampanyas› Üzerine . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .8 Lal Salam Comrades . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .24 Büyük Proleter Kültür Devrimi ve Ö¤retileri . .51 Uluslararas› geliflmeler ve iflçi hareketi . . . . . . . . . .60


2

Yeniyi infla etmenin dinami¤i! Tarihi yazan kitlelerdir!

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

““Nesnel

dünyan›n yan› s›ra öznel dünyay› de¤ifltirmek”; yani “dünyay› de¤ifltirirken kendini de de¤ifltirmek”... Proletarya ve kitleler kadar, tek tek bireyler aç›s›ndan da devrimci mücadeleyi kavramada temel yaklafl›m bu olmak zorundad›r.

“.. Birincisi ba¤›ms›zd›r ve temel do¤as› kendi için olmakt›r; öteki ba¤›ml›d›r ve özü baflkas› için yaflamak veya varolmakt›r. ‹lki efendidir; ikincisi ise kul”... Hegel’in bir egemenlik iliflkisi içinde “efendi” ve “kul”un konumuna iliflkin bu saptamalar› s›n›fl› toplumlarda sömüren ve sömürülenler aras›ndaki iliflkide de geçerli de¤il midir? S›n›fl› toplumlarda sömürücü s›n›flar›n egemenliklerini sürdürmeleri bask› ve zor kadar, sömürülen ve zulme u¤rayanlar›n maruz kald›klar› bu sömürü ve zulüm karfl›s›nda tepkisizleflmelerine, yaflad›klar› koflullar›n de¤iflmezli¤ine/de¤ifltirilemezli¤ine inand›r›lmalar›na ba¤l›d›r. Ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülenlerin oldu¤u her toplumda “efendiler” kadar “köleler” de sömürü ve sömürenlerin egemenli¤ini meflrulaflt›ran gerici ideolojinin, kendilerine ait olmayan ve böylesi bir toplumsal yap›y› ayakta tutmaya hizmet eden gerici de¤er yarg›lar›n›n ku-

flatmas› alt›nda kendi benliklerine, varolufllar›na yabanc›laflt›r›lm›fllard›r. Hatta ezilen, sömürülen ama bunu de¤iflmez bir kader gibi alg›layanlar, pratikte de kendi maddi ç›karlar›na tamamen ayk›r› bu toplumsal iflleyiflin sürdürülmesinden yana bir tutum alanlar aç›s›ndan, bu benlik parçalanmas› ve yabanc›laflma daha da a¤›r ve derindir.. Bu gerçekli¤e ra¤men, bir sistemin art›k tarihsel miyad›n› doldurdu¤u, kendini üretme yenileme dinamiklerinin iyice zay›flad›¤› tarihi kesitlerde, bu sistemi tarihin çöplü¤üne göndermek üzere aya¤a kalkan ve eylemleriyle tarih yazan da ezilen sömürülen y›¤›nlar olmufltur daima. De¤ifltirmenin art›k kendileri için bir ölüm-kal›m sorunu haline geldi¤i zorlu maddi yaflam koflullar›, iliklerine kadar hissettikleri sömürü ve zulüm, yüreklerindeki ac›, tüm gerici kuflatmaya -ç›plak zora ve egemen ideolojinin benliklerine nüfuz etmifl a¤›r bask›s›na- ra¤men onlara baflkal-

d›rma cüretini verir... Ve bu koflullar alt›nda onlar, mücadele içinde kendi geriliklerinden, kendi pisliklerinden ar›narak benliklerindeki tahribat› onarma yetene¤ini gösterirler. Bir kez mücadelenin gereklili¤ine inand›klar›nda; ç›karlar›n›n fark›na var›p bu sistemi de¤ifltirme istemi, gelecek ütopyas› herfleyin merkezine oturdu¤unda; tüm bunlar çok güçlü ve yak›c› olarak hissedildi¤inde, kitleler bu mücadelenin önüne dikilen tüm gerici de¤er yarg›lar›n› y›karak, kendilerini dizginleyen tüm önyarg›lardan s›yr›larak yeteneklerini a盤a ç›kar›p kendilerini yeni bafltan yarat›rlar. Mücadelenin, dünyay› de¤ifltirme isteminin çok güçlü ve canl› oldu¤u, yaflamda karfl›l›k buldu¤u bir ortamda; öfkenin dizginlerinden bofland›¤› kitlesel mücadelenin yükseldi¤i dönemlerde, onlar›n de¤ifltirme ve de¤iflme gücü de doru¤una ulafl›r... Bugüne de¤in insanl›k tarihi, birbirinin yerini a-


lan sömürü ve egemenlik sistemlerinin tarihi oldu. Bin y›llar›n dönüflüm sürecinde sömürü ve tahakküm gerçekli¤i de¤iflmedi ama sömürü ve egemenlik yöntemi daha ince biçimlere büründürülerek gelifltirildi, giderek “uygarlaflt›”... Sömürü ve egemenlik iliflkisinin daha aç›k k›lan kaba yanlar törpülendi¤i, daha geliflkin ideolojik araç ve yöntemler devreye sokuldu¤u oranda, gerici ideolojilerin gücü, ezilen sömürülenler üzerinde yaratt›¤› tahribat ve toplumsal yabanc›laflma daha da derinleflti. K›rbaç sallayan köle sahiplerinden, engizisyon mahkemelerinden, burjuvazinin tan›d›¤› “serbest pazarda eme¤ini satma özgürlü¤ü” alt›nda ücretli kölelik düzenine gelindi kapitalist toplumda. Ve bugün “bar›fl” ad›na, “özgürlük”, “demokrasi”... vs ad›na en barbar savafllar›n k›flk›rt›ld›¤›, en kapsaml›, en ac›mas›z sömürü yöntemlerinin devreye sokuldu¤u, doymak bilmeyen kar h›rs›yla sermayenin sadece insan eme¤ini de¤il, do¤al kaynaklar› da talan ve tahrip etmede s›n›r tan›mad›¤› kapitalist emperyalizm alt›nda sömürücü egemenlik, insani gereksinimler için üretimden en kopuk, en asalak ve yoz biçimini yaflatmaya çal›fl›yor. Hiç bir tarihi kesitte bu kadar çok de¤erin üretildi¤i, buna karfl›n yoksullu¤un bu denli derinleflti¤i bir dönem yaflanmam›flt›r... Kapitalist-emperyalist sistemin hakimiyeti alt›nda insanl›k, bugün art›k ya “barbarl›k içinde yok olufl” ya da bu sömürü ve barbarl›k ça¤›na bir nokta koyarak “sosyalizmi kurma” ikilemiyle yüzyüze... Sistemin gerçekli¤i bu yan›yla, gelmifl geçmifl en güçlü devrimci aya¤a kalk›fl›n; bir avuç sömürücü az›nl›¤›n zulümkar tahakkümü alt›daki ezilenlerin proletarya önderli¤inde en genifl cepheyi oluflturarak devrimci savafl› güçlendirmelerinin koflullar›n›n olgunlaflt›¤› bir aflamaya; proletarya ve ezilenlerin tarihsel misyonlar›n› yerine getirmeleri için en

elveriflli zemine, en genifl olanaklara iflaret ediyor... Ancak di¤er yandan kapitalist emperyalizm onlar›n önüne en güçlü barikatlar› da kurmufl durumda... Bu barikat ya da sistemi ayakta tutan dayanak noktalar› geliflmifl silahlardan, militarizmden.. Bask› ve zor ayg›tlar›ndan ibaret de¤il. Gelmifl geçmifl hiçbir sistem alt›da egemenler ezilenlerin beyinlerine ve yüreklerine, yaflamlar›n›n her kesitine, her an›na hükmetmede böylesi geliflkin araç ve yöntemlere sahip olmam›fllard›; böylesi bir tahakküm kurmam›fllard›. Bugün güncel siyasal durumu tahlil ederken, mevcut siyasal tablo içinde proletarya ve ezilen halklar›n tarihsel misyonlar›ndan söz ederken bu gerçe¤i ak›lda tutmal›y›z... Mevcut toplumsal çürümeden, dejenerasyondan hiç nasibini almad›¤› varsay›larak, sadece ilerici yanlar›n› vurgulayan soyut bir “kitle” ya da “s›n›f” tan›mlamas› idealist bir tan›mlamad›r. Ve s›n›f›n, halk›n içinde bulundu¤u gerçekli¤e denk düflmeyen böylesi bir tan›mlamadan yola ç›kmak siyasette ya kuyrukçulu¤a, kendili¤indencili¤e götürür ya da bugün devrim saflar›n› terk etmifl çoklar›n›n a¤z›ndan dökülen “bu halk adam olmaz” yarg›s›na... Esas olan tarihi yazan›n kitleler

oldu¤u gerçe¤ini kavramak, kitlelerin yarat›c› dönüfltürücü gücüne sonuna kadar güvenmektir; di¤er yandan -özellikle bugün- kapitalist emperyalist sistem alt›nda onlar›n kendi gerçekliklerine ne denli yabanc›laflt›r›lm›fl olduklar›, egemen ideoloji ve gerici de¤er yarg›lar›yla nas›l zehirlendikleri görülmezse, devrimci savafl›m›n niteli¤ini ve görevlerini de kavramak mümkün olmaz... Marks’›n söyledi¤i gibi; “... devrim sadece yönetici s›n›flar›n baflka hiçbir yolla alafla¤› edilemedikleri için de¤il, fakat ayn› zamanda onu alafla¤› eden s›n›f›n kendi kendisini geçmifl ba¤lar›n bütün pisliklerinden ar›nd›rmas› ve yeni bir toplum kurmaya uygun hale gelmesi, ancak bir devrimle baflar›labilece¤i için zorunludur.” DE⁄‹fiT‹R‹RKEN DE⁄‹fiMEK... “Toplumun geliflmesinin bugünkü aflamas›nda dünyay› do¤ru olarak bilme ve de¤ifltirme sorumlulu¤u, tarih taraf›ndan proletarya-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

3


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

4 n›n ve onun partisinin omuzlar›na yüklenmifltir. Bilimsel bilgiye uygun olarak belirlenen bu süreç, yani dünyay› de¤ifltirme prati¤i, ... insanl›k tarihinde efli görülmemifl büyük bir ana, yani dünyadan karanl›¤›n bütünüyle yokedilece¤i ve dünyan›n efline rastlanmam›fl ayd›nl›k bir dünyaya dönüfltürülece¤i ana ulaflm›fl bulunmaktad›r. Proletarya ve devrimci halk›n dünyay› de¤ifltirme mücadelesi flu görevlerin yerine getirilmesini kapsamaktad›r: Nesnel dünyan›n yan›s›ra, kendi öznel dünyalar›n› da de¤ifltirmeleri; ö¤renme yeteneklerini de¤ifltirmeleri ve öznel dünya ile nesnel dünya aras›ndaki iliflkileri de¤ifltirmeleri...” Mao, dünyay› de¤ifltirme mücadelesinin bugün kapsad›¤› görevleri özlü ve derin bir ifadeyle böyle ortaya koyuyor... “Nesnel dünyan›n yan›s›ra öznel dünyalar› da de¤ifltirmek..”; bu vurgu, kapitalist emperyalizmin hakimiyeti alt›nda toplumsal yap›daki yozlaflma ve çürümenin böylesine derinleflti¤i; burjuva bireycili¤in, her türlü de¤eri metalaflt›ran de¤er yarg›lar›n›n tüm toplumu kuflatt›¤› ve bütün bunlar›n bugün dünyaya de¤ifltirme misyonu tafl›yanlar›n da benliklerinin derinliklerine ifllendi¤i günümüzde çok önemlidir... Öylesine önemlidir ki; bugün en geliflmifl araçlarla, türlü yöntemlerle kendi de¤er yarg›lar›n›, bireyci-asalak bir yaflam tarz›n›, gerçi önyarg›lar› ezilen y›¤›nlara empoze etmeye çal›flan kapitalist emperyalist egemenlik, ancak bu görevler yeterince kavrand›¤›nda alafla¤› edilebilir; proletarya ve kitlelerin devrimci enerjisi ancak böylesi bir perspektifle a盤a ç›kar›labilir... Kapitalist restorasyonlar süreci, burjuvaziyi ve gericili¤i sadece askeri olarak yenilgiye u¤ratman›n yeterli olmad›¤›n›; kitlelerin yaflam›n her alan›nda -ekonomide, kültürde, ahlakta... vs. -burjuva ideolojiye karfl› mücadele içinde, öznel dünyalar›n› yeni bafltan -kendi s›n›f ideolojileri do¤rultusundayaratmak zorunda olduklar›n› çok

somut bir biçimde ortaya koydu; bu yan›yla önemli bir deneyim kazand›rd›. “Sorunun özü insanlar›n ruhlar›n› de¤ifltirmek ideolojilerini dönüfltürmektir” diyerek özetliyor bu deneyimden ç›kar›lmas› gerekeni Baflkan Gonzalo... “Nesnel dünyan›n yan› s›ra öznel dünyay› de¤ifltirmek”; yani “dünyay› de¤ifltirirken kendini de de¤ifltirmek”... Proletarya ve kitleler kadar, tek tek bireyler aç›s›ndan da devrimci mücadeleyi kavramada temel yaklafl›m bu olmak zorundad›r. Bir devrimci önce, gelece¤i yaratacak olan kitlelerin de birey olarak tek tek devrimcilerin de kendisinin de bu sistemin egemenli¤i alt›nda -egemen ideolojinin hüküm süren gerici de¤er yarg›lar›n›n a¤›r etkisi alt›ndakirletilmifl, toplumsal yozlaflma ve çürümeden pay›na düfleni alm›fl oldu¤unun fark›nda olarak ifle bafllamal›d›r. Önce bu gerçekli¤i kavramak ve kabul etmek gerekir; bu gerçekli¤i dönüfltürmenin, bu gerçekli¤e karfl› mücadele vermenin ön koflulu budur... Olmas› gerekenlerle, hedeflenenlerle gerçeklik aras›ndaki uçurum; zaten mücadelemizi koflullayan da budur. Ve bu gerçekli¤in ne birden bire ne de kendili¤inden de¤iflmeyece¤ini kavramak gerekir. Hakim ideolojinin etkilerini bir bütün k›rmak için, son tahlilde mevcut toplumsal yap›ya damgas›n› vuran sömürü ve egemenlik sistemini alafla¤› etmek, yeniyi her alanda infla etmek gerekir. Ancak bugün -henüz sisteme karfl› devrimci mücadeleyi yürüttü¤ümüz aflamada- ad›m ad›m, mücadele prati¤imizle orant›l› bir dönüflümü gerçeklefltirebilmek için de, iradi bir çaba, bunu içine alan bir mücadele perspektifi gereklidir... Bireyi sistemin de¤iflmezli¤ine koflullayan egemen ideolojiye, bireyi de¤ifltirme/dönüfltürme iradesi ve gücü olmayan pasif, edilgen bir varl›k konumuna indirgeyen gerici

de¤er yarg›lar›na ra¤men; sistemi korumay› hedefleyen yasaklara, devletin bask› ve zoruna ra¤men, sisteme karfl› mücadele etmeye cüret etmek bir ad›md›r, sistemden bir kopufltur. Ancak bu kopuflun her ad›mda ilerletilmesi derinlefltirilmesi de zorunludur. Bu da teorik olmaktan çok pratik bir sorundur... Bu sorunda mücadele prati¤i kifliliklere, ideolojik flekillenifle tutulan bir aynad›r ve ona bakmas›n›, ondan ö¤renmesini bilenler, dünyay› de¤ifltirirken kendilerini de durmaks›z›n yeniden kal›ba dökme yetene¤ini gösterebilirler... E¤er devrimi s›n›rl› bir ufukla ele alm›yor ve “s›n›f mücadelesinin sürdü¤ü her alanda, her kesitte tüm karfl›tl›k ve çat›flmalar› içine alan bir alt, üst olufl/büyük bir dönüflüm süreci” olarak kavr›yorsak; bu bütünlükten yola ç›karak devrimcili¤i de herfleyden önce, “kitlelerin ve bireyler olarak tek tek devrimcilerin dünyay› de¤ifltirme mücadelesi içinde kendilerinide de¤ifltirme, yeniden kal›ba dökme” prati¤inin içiçeli¤i olarak alg›lamak gerekir... Bir devrimci kendi gerçekli¤inin bilincinde olarak sistemden kopuflunu sürekli k›lmak zorundad›r; çünkü mevcut toplumsal iliflkilerin kazand›rd›¤› al›flkanl›klar, s›n›fl› toplumun ürünü olarak flekillenen zaaflar, belli bir aflamada devrimci mücadeleyi ileri tafl›man›n önünde de bil fiil engel olurlar... fiu ya da bu oranda farkl›l›klar tafl›makla beraber, her birimiz mevcut toplumsal iliflkilerin içinden, y›llarca çok yönlü tahakküm ve bask› alt›nda kalm›fl, edilgenlefltirilmifl, yaflam karfl›s›nda pasiflefltirilmifl, zihni, kendi bencil ç›karlar›n›n darl›¤›nda bo¤ulmufl bireyler olarak geliyoruz devrimci mücadelenin içine. Bu gerçekli¤imiz içinde “kendini de¤ifltirmek, yeniden kal›ba dökmek” büyük bir özveri ister... Her pratik ad›mda kendi gerçekli¤ini de¤erlendirerek bu gerçekli¤e vurmak; kendi benli-


¤ine yönelmek, insana ac› veren, cesaret isteyen bir ifltir. Y›llarca tafl›nm›fl, içselleflmifl bir “ben” duygusunu alt ederek, buna vurmaya bunu y›kmaya cesaret etmek, bir eylemde, bir çat›flmada öne at›larak kendini feda etmede sergilenenden daha az cüret isteyen bir tutum de¤ildir... Tüm darl›klar›na, gerici al›flkanl›klar›na, tafl›d›¤› güçlü “ben” duygusuna ra¤men, kendine vurma, kendini tekrar kal›ba dökme cüretini nereden al›r birey?.. S›n›f mücadelesinin gerçekli¤ini derinden kavramak ve hissetmek; bu mücadele içinde ezilen sömürülen y›¤›nlar›n ac›s›n› yüre¤inde tafl›mak, sömüren zulmedenlere duyulan derin kin, sömürü ve egemenlik sistemini y›kma/dünyay› de¤ifltirme istemini çok canl› ve yak›c› biçimde duymak...; bunlar kafada ve yürekte kesin oldu¤u oranda... K›sacas› tüm bunlar “ben” duygusundan a¤›r bast›¤› oranda, mücadele prati¤i içinde durmaks›z›n keskinleflti¤i, bilendi¤i oranda, her zaman ve her koflul alt›nda birey, içinden geldi¤i toplumsal koflullar› ve bu koflullar›n ürünü olarak flekillenen benli¤inin olumsuz yanlar›n› alt etme iradesini gösterebilir. S›n›f mücadelesinin ivmelendi¤i, devrim ve karfl›-devrim aras›ndaki çat›flman›n derinleflti¤i dönemlerde bu iradeyi göstermek kaç›n›lmazd›r; birey ya kendisini bu mücadelenin ihtiyaçlar›na göre flekillendirir ya da mücadele onu f›rlat›p atar.. Ancak görece dura¤anl›¤›n yafland›¤› dönemlerde bunun olanaklar› da s›n›rl›d›r. Böylesi dönemlerde statükoculuk, ben-merkezcilik kendini yaflatma alan› bulabilir. Bu hastal›klarla bar›fl›k bireyler aç›s›ndan mücadele, devrimcilik -dünyay› ve kendisini de¤ifltirip dönüfltürme- art›k anlam›n› yitirmifl; faaliyetin içinde görünerek kendini varetme, kendini yaflatma amaç haline gelmifltir. Mücadelenin sorunlar›n›n a¤›rl›¤›n› tafl›mayan, ezilenlerin yokluk ve ac›lar›na

yabanc›laflm›fl, üretmeyen ama hep tüketen, geliflim dinamiklerini kendi gerçekli¤i karfl›s›nda sorgulay›c›, öz-elefltirel yaklaflma yetene¤ini- yitirmifl bir kifliliktir bu.. Böylesi bir kiflili¤in “meziyetlerini” daha fazla irdelemeye gerek yok... S›n›f mücadelesinin gerçekli¤inden kopma, s›n›f mücadelesinin yükledi¤i sorumluluklar› tafl›mama örgüt içinde bir e¤ilim haline geldi¤inde, tablo elbette çok daha vahimdir. T›pk› bireyin kendi gerçekli¤ine yabanc›laflmas›, sorgulay›c›, öz-elefltirel yaklafl›mdan uzaklaflmas› gibi, s›n›f mücadelesine iliflkin kayg›lar›n a¤›rl›¤›n› yitirdi¤i, bu anlam›yla apolitikli¤in hakim oldu¤u bir örgüt ortam›nda elefltiriözelefltirinin, iki çizgi mücadelesini do¤ru zeminde sürdürmenin olanaklar› darlaflm›fl; yenilenmenin dinamikleri körelmifltir. Çünkü s›n›f mücadelesinin gerçekli¤inden sorunlar›ndan, bu sorunlara iliflkin kayg›lardan uzak elefltiri-özelefltiri ya da iki çizgi mücadelesi ad›na yürütülen tart›flmalar, kiflisellefltirilmifl sorunlar›n gündemlefltirilmesinden, çarp›k kifliliklerin karfl›l›kl› dayat›lmas›ndan ibaret olmaya mahkumdur... Böylesi bir ortamda örgütü vareden iddia -s›n›f mücadelesine önderlik iddias›- giderek soyut bir iddiaya dönüflür; s›n›f mücadelesini ileri tafl›ma, s›n›f mücadelesinin uzun vadeli ç›karlar› de¤il, örgütü flu veya bu biçimde varetme, bu hedefe dönük günübirlik yaklafl›mlar hakim hale gelir. Hangi niyetle yola ç›k›lm›fl olursa olsun, s›n›f mücadelesinin kafalarda canl›l›¤›n› yitirdi¤i, s›n›f mücadelesi prati¤inden kopuldu¤u, s›n›f mücadelesine önderlik iddias› zay›flad›¤› oranda, araç olarak görülenler varl›k gerekçesi -birer amaç- haline gelirler; teori amaçt›r ya da ajitasyon amaçt›r ya da eylem amaçt›r, ses getirmek amaçt›r...vs. Ama bu amaçlar›n hepsi de k›sa vadelidir ve pragmatizmin damgas›n› tafl›r. Buradaki pragma-

tizm, en çok da, s›n›f mücadelesine katk› sunmayan, üretmeyen ama s›n›f mücadelesi karfl›s›nda tafl›d›¤› sorumlulu¤u yerine getirmeyi de¤il- örgüt içinde kalarak kendisini varetmeyi amaç edinmifl kendisini örgütle bu biçimde özdezlefltiren kifliliklerin yaklafl›m›d›r. Ve -zaten burjuva de¤er yarg›lar›n›n, pragmatizmin, bir tak›m tabular›n hakim oldu¤u bir toplumsal yap›n›n içinden gelmifl olan- örgüt taban›n› da flekillendirir... Gerçekten de bu tablo, mevcut toplumsal yap›n›n tam bir tezahürüdür... Nas›l ki onlar› aptallaflt›rarak tarihsel ilerleyifl içinde “özne” rolünü oynamalar›n› engellemek, onlar› edilgen pasif bir y›¤›n haline getirmek için burjuva ideolojinin tüm gayreti ezilen sömürülen y›¤›nlar›n s›n›f mücadelesi gerçekli¤ini anlamalar›n› engellemekse, kitleleri gerçek dünyaya, kendi gerçekliklerine s›n›f mücadelesi gerçekli¤ini ters yüz ederek yabanc›laflt›r›yorlarsa; devrimci bir örgütteki ideolojik dejenerasyonun burjuva ideolojik etkilenmenin yarataca¤›/yaratt›¤› sonuçlar›n da daha hafif olmad›¤›n› görmek gerekir... Dünyay› de¤ifltirme iddias› tafl›yan örgüt de, bu de¤iflimin dinami¤i olan s›n›f mücadelesinin gerçekli¤inden uzaklaflmaya, s›n›f mücadelesi prati¤inden kopmaya bafllad›¤›nda, tafl›d›¤› iddia soyut bir iddiaya dönüfltü¤ünde, örgütte de yan›lsamal› bir bilinç hakim olmaya bafllar... Orada art›k gerçe¤in diliyle konuflmak mümkün de¤ildir. ‹lkelere, de¤er yarg›lar›na, siyasete iliflkin söylemin içeri¤i boflal›r, bunlar art›k pratikte karfl›l›¤› olmayan klifleler haline gelir. Bu durumda elbette gösterilen çaban›n, harcanan eme¤in yaflamda karfl›l›k bulmas› da mümkün olmaz; ne mücadeleyi gerekti¤i gibi yürütmek mümkündür, ne de yoldafll›¤› gerekti¤i gibi yaflamak... Burada art›k devrimci gerçekli¤in yerini kliflelerle yarat›lm›fl sanal bir dünya alm›flt›r.

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

5


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

6 “YEN‹ ‹NSAN” KAVRAMINA YÜKLENEN ‹DEAL‹ZM Toplumsal yap›y› de¤ifltirme mücadelesi içinde kendimizi de de¤ifltirmenin, kendimizde yeniyi infla etmenin önemine en fazla vurguyu yapt›¤›m›z;” yeni insan”, “devrimci kiflilik”... vs sorunlar›n› en fazla tart›flt›¤›m›z dönemden geçiyoruz... Bu sorunlar›n önemine bugün düne oranla daha fazla vurgu yap›yor ve tart›fl›yor oluflumuz bile, yaflad›¤›m›z a¤›r örgütsel süreçlerden ç›kard›¤›m›z bir ders, bafll› bafl›na bir kazan›m olarak görülmelidir. Ancak Marks’›n dedi¤i gibi; “gelenene¤in, eski fikirlerin ölü yükü a¤›rd›r.” Ve bizim aç›m›zdan da de¤iflitirmeyi ve de¤iflmeyi, yeniyi yaratmay› en fazla vurgulad›¤›m›z bir süreçte, zaman zaman eskiyi tekrar etmek flafl›rt›c› olmamal›d›r. Onca olumsuzlu¤a, yol açt›¤› onca y›k›ma karfl›n, peflpefle yaflanan sa¤ ve sol tasfiyecilik süreçlerinde, bizim aç›m›zdan ileriye dönük olumlulu¤u yaratan, kendi gerçekli¤imizi objektif olarak ortaya koyma çabas› oldu. Çokça yap›ld›¤› gibi, yaflanan tasfiye süreçlerini, bir kaç tasfiyecinin bu süreçlerde oynad›¤› rolle aç›klamak, kendimizi d›fl›n-

da tutan de¤erlendirmelere gitmek yerine esas olarak tasfiyecili¤in boy verdi¤i zemine ve bu süreçlerde örgüt bünyesinde derinleflen yozlaflma ve dejenerasyona dikkat çektik. Yaflananlar›n ortaya ç›kard›¤› tablo uygun bir zemin sunuyordu ve devrimci hareketin bu sorunlara iliflkin genel yaklafl›m›yla k›yasland›¤›nda, gerçekli¤imizi tan›mlamada, ortaya koymada -pek çok noktada sonuçlardan hareket edilmifl olsa da- oldukça cüretkar davrand›k. Tüm bunlar, kapsaml› bir sorgulama içinde pek çok sorunda s›n›rlar›m›z› netlefltirme ve yeniyi infla etme yönünde önemli ad›mlar olarak görülmelidir. Elbette bu sorgulama süreci tek tek bireyleri; geneli etkileyen ideolojik yozlaflma ve dejenerasyonun tek tek bireyler üzerindeki yans›mas›n› a盤a ç›kar›lmas›n› da kaps›yordu. Ve belki de, sonuçlar üzerindeki etkisi çok daha kolay görülebildi¤i somut olarak ortaya konabildi¤i için, bireylere iliflkin de¤erlendirmeler daha a¤›rl›kl› bir yer de tuttu. Gerçekli¤imizi tan›mlama ve bu gerçekli¤i aflma yönünde bir perspektif ortaya koyabilmek için pek çok kavram ortaya at›ld›. Bu kavramlar›n istenilen ifllevi yerine getirebilmeleleri, yüzyüze oldu¤umuz sonuçlar›n nedenlerinin ne oranda anlafl›labildi¤iyle; kavramlarla dile getirenlerin ne oranda gerçekli¤e denk düfltü¤üyle ilgili bir durumdu... Her kavram, bütünün kavranmas›nda belli dü-

¤üm noktalar›n› ifade eder ve ait oldu¤u bütünlükten kopar›ld›¤›nda anlam›n› yitirme tehlikesi de tafl›r. Kavramlar gerçeklikten kopuk tart›flmalar›n arac› durumuna dönüfltü¤ünde ise bu bütünlük ister istemez kopar; kavrama amac›n› aflan bir anlam yüklenir... Bizim özgülümüzde de, süreci aç›klama ve aflma yönünde bir perspektif koyma amac›yla ortaya konan kavramlar›n pek ço¤u, böylesi bir ak›bete u¤rad›... “Olanla olmas› geken aras›ndaki k›yaslama”; bu bir çözümleme de¤ilidir. “olmas› gereken”i yaratabilmek için, öncelikle olan› maddi koflular› içinde objektif bir tahlille ortaya koymak, nedenlerini yeterince çözümlemek gerekir. Zaten önümüzde duran sonuçlar› ortaya dökmenin ve olmas› gerekenlere iliflkin genel bir çerçeve çizmenin mevcut gerçekli¤e hükmetmeye, mevcut gerçekli¤i de¤ifltirmeye yetmeyece¤i aç›kt›r... Böylesi bir yaklafl›m, olgulara d›fltan ve tek yanl› bir bak›fl›n ifadesidir. Ve de¤iflimi/dönüflümü asla mümkün k›lamayaca¤›ndan devrimci bir yaklafl›m de¤ildir. “Yeni insan” kavram›yla, yaratmak istedi¤imiz insana, kadro ve militan›n özelliklerine iliflkin olmas› gerekeni tan›ml›yoruz: Mevcut gerçekli¤i de¤ifltirmek için, hedefleneni, olmas› gerekeni tan›mlamak zorunludur... Ancak, “yeni insan” ya da ideal kadro ve militan›n özelliklerine iliflkin tan›mlama; olmas› gerekeni, hedefleneni mevcut gerçeklikle k›yaslama de¤ifltirmenin/elefltirinin yöntemi olarak alg›lan›yorsa, orada sorun var demektir... Hedefleneni, ideali ortaya koymak farkl› birfleydir; mevcut olan› maddi koflular› içinde de¤erlendirmek, bugünün gerçekli¤i içinde de¤iflimin s›n›rlar›n› görerek güncel hedefleri somutlamak farkl› bir fley... Ve politika somutu tahlil ederek, onu daha ileri tafl›mada tutulmas› gereken esas halkay› tepit etmek, tüm çabay› bunda yo¤unlaflt›rmakt›r... Oysa ideal olan bu-


günle k›yasland›¤›nda, nelerin de¤iflmesi gerekti¤i üzerine say›s›z fley söylemek mümkündür; ama sadece söylemek mümkündür... Evet; ideal olan› mevcut gerçeklikle k›yaslama de¤ifltirmenin/elefltirinin yöntemi olarak alg›lan›yorsa, orada sorun var demektir. Böylesi bir tarz›, elefltiri/ de¤ifltirme ad›na benimsemek asl›nda yöntemsizliktir; politikas›zl›kt›r. Ve bu gerçekli¤in d›fl›ndan bakan, gerçekli¤i ve de¤iflimin-dönüflümün diyalekti¤ini anlamayan, bugüne subjektif, gerçekleflmesi imkans›z beklentilerle yaklaflan ya da böylesi “beklentilerin” arkas›na s›¤›nan-bir bak›fl aç›s›n›n ürünüdür. Savafl›n içinde, bireylerin kendi içlerinde de amans›z bir savafl yürütmeleri, kendilerini yeniden yeniden kal›ba dökmeleri için seferber edece¤iz. Nesnel dünyay› de¤iflitirirken, öznel dünyalar› da de¤ifltirece¤iz. Geneli etkileyen yozlaflma ve dejenerasyonun tek tek bireylerdeki yans›mas›n› sorgulayaca¤›z. Ama bunlar› yaparken, bugün içinde yaflad›¤›m›z nesnel durumu, maddi koflullar› ve “nesnel dünyay› de¤ifltirme” prati¤iyle, “öznel dünyalar›n de¤ifliminin” içiçeli¤ini de gözden kaç›rmayaca¤›z! Yozlaflma ve dejenerasyonun bireyler üzerindeki yans›mas›n› de¤erlendirme, bireyeleri ideolojimiz do¤rulutusunda flekillenmeye seferber etme yönelimi, soyut bir “yeni insan” ideali üzerinden de¤il; s›n›f mücadelesi gerçekli¤inin de¤erlendirilmesi, s›n›f mücadelesinin ihtiyaçlar› üzerinden ortaya konmak zorunda... “‹nsan›n özü, tek tek bireylrde varolan bir soyutlama de¤ildir. Gerçekte, insan›n özü, toplumsal iliflkilerin toplam›d›r” diyor Marks; “insan› özünü de¤ifltirme”, “yeni insan› yaratma” sorunu Marksistler için herfleyden önce toplumsal iliflkilerin toplam›n› de¤ifltirme/bütünlüklü bir dönüflüm; yani devrimin ilerletilmesi sorunudur. Tüm yak-

lafl›mlar, tüm kayg›lar da, devrimci prati¤in ilerletilmesi, s›n›f mücadelesinin ileri tafl›nmas› sorunu üzerinde flekillenir... Bu sorunlara iliflkin yaklafl›m›m›z bu kadar aç›kken, Parti’nin flu veya bu düzeyinde, “elefltiri” deninci, “sorgulama” denince, nesnel koflullardan gerçekli¤imizden kopuk bir tarzda ideal olanla mevcut olan› k›yaslamaya gitme yaklafl›m›n› bu denli yayg›n olmas› bir vakad›r. Böylesi bir yaklafl›m herfleyden önce materyalist de¤ildir, gerçekçi de¤ildir. Bu yaklafl›m›n ortaya koydu¤u kriterler de -do¤as› gere¤i- idealisttir... “yeni insan”a dair özelliklerle mevcut kadro ve militan yap›s› aras›nda bir k›yaslamaya gidebilirsiniz. Bu k›yaslamada bugünün kadro ve militan›nda bu tan›ma uyan ve uymayan pek çok yan keflfedebilirsiniz... Ama somut gerçe¤i, prati¤in mihenk tafl›na vurmad›¤›n›zda; “her davran›fl, her ayr›nt› siyasetin, ideolojinin damgas›n› tafl›r” gibi genel bir söylemden hareket ederek bugünü -bugünün gerçekli¤i içinde esas›/taliyi- bir yana b›rak›p de¤erlendirmeye gitti¤inizde...; bir kadro ya da militan› o “siyasetin, ideolojinin damgas›n› tafl›yan ayr›nt›” üzerinden göklere ç›karmak da, yerin dibine sokmak da mümkün olacakt›r... Peki ama bu ne kadar gerçekçidir? Herfley söylenebilir. Ama s›n›f mücadelesi gerçekli¤ini, s›n›f mücadelesine iliflkin kayg›lar› merkezine oturtmayan yaklafl›mlar›n gerçekli¤e denk düflmesi, gerçeki¤in ifadesi olmas› mümkün de¤ildir. Ve bu tür yaklafl›mlar de¤iflime, dönüflüme zerrece katk› sunmazlar... Ama böylesi yakmafl›mlarla felaket tablolar› çizmek mükmündür; tümden inkarc› de¤erlendirmelere gitmek, bu de¤erlendirmeler üzerinden abart›l› misyonlar yüklenmek de mümkündür, -ayn› anda- çizilen felaket tablosu karfl›s›nda seyirci koltu¤una oturmay› meflrulaflt›rmak da...

SORUMLULUK B‹L‹NC‹ E¤er sürecimizden dersler ç›kararak yeniyi infla etmek isityorsak, sorunlar›m›z› pek çok noktada “ideolojik durufl” sorunu olarak ortaya koyuyor ve bunu aflma iddias› tafl›yorsak, sorgulamay› da en temel noktadan; s›n›f mücadelesi karfl›s›ndaki duruflumuzdan, ne oranda s›n›f mücadelesine göre flekillenip flekillenmedi¤imiz üzerinden bafllatmak zorunday›z... S›n›f mücadelesinin sorunlar› bir yanda, örgütsel sorunlar› çözmek bir yanda; s›n›f mücadelesinin sorunlar› bir yanda, bireylerin kiflilik sorunlar›n› çözmek, ideolojimiz do¤rultusunda flekillendirmek bir yanda...; böylesi bir ele al›fl sorunlar› çözmez. Tam tersine s›n›f mücadelesi prati¤ini, hep bir tak›m sorunlar›n çözülmesinden sonraya erteledi¤i için, çarp›kl›¤›, dejenerasyonu kendi içinde büyütmeye hizmet eder. Sorunlar karfl›s›nda çözücü olabilmek için, önce bu sorunlar› -flu kadronun, bu komitenin...vs. de¤ilkendi sorunumuz olarak sahiplenmek gerekir... Sorunlar› d›fl›nda gören bir yaklafl›m ancak bu sorunlar› ortaya koymakla, gerçekli¤i tan›mlamakla yetinebilir; oysa sorunumuz çözmek, de¤ifltirmek/dönüfltürmektir... Çözücü olmay›, de¤ifltirici-dönüfltürücü olmay› bir bak›fl aç›s›, bir kiflilik olarak içsellefltirmek de s›n›f mücadelesi içindeki konumumuzu nas›l belirledi¤imizle ilgili bir sorundur... Do¤ru bir bak›fl aç›s›na sahip oldu¤umuz sürece, do¤ru yaklafl›mda ›srar etti¤imiz sürece tüm zaaflar›m›za, tüm yetmezliklerimize ra¤men s›n›f mücadelesini ileri tafl›yabilecek güç biziz. Ve bu iddia ile, mevcut zaaf ve yetmezliklerimizi pratik içinde aflma dinami¤ini de tafl›yoruz. Mutlaka baflarmak, mutlaka kazanmak iddias›yla ama ayn› zamanda mütevazi bir yaklafl›mla/sadece görevimizi yerine getirdi¤imizin bilinciyle..

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

7


8

Baflkan Gonzalo

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

Seçimlere Hay›r! Halk Savafl›’na Evet! Belgesinin ‹ncelenmesi Temelinde Rektifikasyon Kampanyas› Üzerine Aç›klama: “Seçimlere Hay›r! Halk Savafl›’na Evet! Belgesinin ‹ncelenmesi Temelinde Rektifikasyon Kampanyas› Üzerine” bafll›kl› afla¤›daki yaz›, PCP’nin rektifikasyon kampanyas›na iliflkin olarak PCP Baflkan› Gonzalo yoldafl›n A¤ustos 1991’de Peru’da düzenlenen bir toplant›da yapt›¤› konuflman›n metnidir. Bu konuflma özellikle inceleme tarz›m›z›n nas›l olmas› gerekti¤i, bir kampanyan›n ele al›n›fl tarz› ve somut öneriler vb. konuda okuyucular›m›za belli fikirler vermektedir. Yararl› olaca¤›n› umuyoruz.

Partizan 1- NASIL ‹NCELEMEL‹ ANAL‹Z VE SENTEZE D‹KKAT ED‹N naliz ve senteze dikkat edin. Bunlar bir çeliflkinin iki yönünü oluflturur ve ikisinin içinde sentez esas yöndür. Analiz, nesneleri daha iyi kavrayabilmek için onlar› bileflken ö¤elerine ay›rmam›z› sa¤lar, ancak bu sadece bir yöndür ve bilgi süreci asla sadece analize indirgenemez; ö-

A

teki yönü, sentezi de gerektirir. Sentez bilginin özünü kavramam›z› sa¤layan fleydir. Sentez olmadan s›çrama olamaz. Sentez esast›r; çeliflkinin çözümüne yol açan ve içerdi¤i objektif yasay› kavramam›z› sa¤layan yönüdür. Bu ideolojik bir sorundur, Marksist bilgi teorisi diyalektik materyalizmin uygulanmas›n›n parças›d›r. Buna karfl›l›k, burjuva idealist ideoloji, analizi sentezden tecrit eder. Proletarya ideolojisi Marksizm-Leninizm-Maoizm’e göre, bunlar tek bir varl›¤›n iki yönüdür ve sentez esast›r, çünkü daha yüksek bir bilgi düzeyine, nitel bir de¤iflikli¤e, s›çramaya yol açar. Bunun iki klasik örne¤i vard›r. Biri saat örne¤idir. Saatin nas›l çal›flt›¤›n› kavramak için onu söküp parçalar›na ay›rman›z gerekir. Bu, onun bileflkenlerini ve bunlar›n ifllevlerini kavraman›z› sa¤lar. Ancak e¤er yeniden biraraya getiremezseniz, elinizde sadece bir y›¤›n parça kal›r. Bu parçalar gruplara ayr›labilse de yine de elinizdeki saat olmayacakt›r. Di¤er örnek, do¤a biliminin onbeflinci as›rdan bu yana geliflmesidir, ki bu da sentezin ol-

may›fl›n›n tarihsel olarak nereye götürece¤ini gösterir. Matematik, astronomi, fizik vb. gibi bilimlerin muazzam çapta geliflmesi, do¤an›n çeflitli yönlerinin daha iyi kavranmas›na yol açt›, ancak bu süreç ayn› zamanda, bilimin analitik olarak parçalanmas›n›, farkl› alanlara bölünmesini de gündeme getirdi ve metafizik teoriler ortaya ç›kartt›. Büyük bilimsel materyalist ilerlemeleriyle onsekizinci as›r bile, metafizik bilgi üretti. Yine de, bilginin bu farkl› alanlara bölünmesi ve ayr›lmas› süreci, bir s›çraman›n temelini att›. Önce Hegel’in idealist diyalekti¤inin, arkas›ndan Marks’›n materyalist diyalekti¤inin temelini oluflturdu. Tüm bu nesnelerin parçalanmas›, bir sentezin, büyük bir yo¤unlaflman›n yer almas› gerekti¤i anlam›na geliyordu ve Marks ve Engels’in esas olarak Marks’›n diyalektik materyalizmi gelifltirmesi için verimli toprak sa¤lad›. Ayn› fley, çeliflkinin, proleter bak›fl aç›s›n›n özü olarak tan›nmas›n›n temsil etti¤i baflar› için de geçerlidir, ki bu, eflsiz tarihsel öneme sahip bir s›çramad›r. Her iki örnek de, s›çrama için sentezin gereklili¤ini gös-


termektedir. Dolay›s›yla analizle senteze, esas olarak senteze özel dikkat gösterin. Tart›flmaya yap›lan çeflitli katk›lar s›ras›nda ortaya bir mesele ç›km›flt›r. fieyleri parçalar›na ay›r›p incelemek, “al›nt›lar”dan çokça bahsedilmesine yol açmaktad›r ve tart›flmada, bir çok kifli “belgeden al›nt›lar”dan, veya “Marks’tan al›nt›lar›n okunmas›”ndan veya “Büyük Proleter Kültür Devrimi’nden al›nt›lar›n kavranmas›”ndan söz etmifltir. ‹nsanlar uygulamak yerine, al›nt›lar› tecrit edip bir bir saymak durumuna düflmektedir. Dolay›s›yla, sentez meselesinin kavran›lmamas›, bir baflka soruna proletaryan›n ideolojisinin bir bütün olarak, MarksizmLeninizm-Maoizm olarak kavran›lmamas›na yol açmaktad›r. Baz› insanlar›n ifade tarzlar› bile bu sorunu yans›tmaktad›r. Konuflmalardan biri, “Marksizm-Leninizm-Maoizm, esas olarak Maoizm”e sadece iki kez de¤indi, oysa belge, Marksizm-Leninizm-Maoizm’e bafltan sona tekrar tekrar de¤inmektedir. Bir baflkas› “insanl›¤›n tek bilimi”nden söz ediyor, ki bu do¤rudur, ancak bu bilimin bir ad› vard›r. -Marksizm-Leninizm-Maoizm, esas olarak Maoizmdir ve bunun burada bu ülkede yarat›c› bir flekilde uygulanmas› Gonzalo Düflüncesi’dir. Sadece olaylar› kavraman›n ötesine geçmeliyiz. Bir sorun ortaya ç›kt›¤› zaman, ona neyin sebep oldu¤unu bulmal›y›z. Bu ideolojik bir sorundur. ‹deolojik alanda ortaya ç›kt›¤› haliyle proletarya ile burjuvazi aras›ndaki çeliflkide, belirli bir zaman dilimi için, burjuva ideolojinin proleter ideoloji üzerindeki hakimiyeti olarak ifadesini bulan

bir direnifl söz konusudur. Bu olgu, iki ideoloji aras›ndaki mücadelenin bir parças›d›r, ki bu mücadele hala e¤itilmekte olan yeni insanlarda daha da fazla ortaya ç›kmaktad›r. Dolay›s›yla, proleter ideolojinin infla edilmesi için burjuva ideolojinin y›k›lmas› gerekir. Y›k›m olmadan yap›m olamaz. Gelene¤in, eski fikirlerin ve ideolojik sapmalar›n ölü yükü a¤›rd›r, bu fleyler bar›flç›l bir flekilde ölüp gitmezler. Dolay›s›yla insan›n kendi kendisini dönüfltürmesi muazzam çaba gerektirir. ‹nsanlar, özellikle de gerçe¤i proletarya ve halk›n hizmetinde de¤ifltirmeyi hedeflediklerinde, dalg›n ve düflünceli de¤il, pratiktirler. ‹flte bu yüzden o eksi tükenmifl ideolojinin üstesinden gelerek, dünyay› anlay›p, s›n›f›n ve ezilen halklar›n ç›kar› do¤rultusunda de¤ifltirmelerini mümkün k›lan tek ideoloji olan proletaryan›n ideolojisine sar›lmaktad›rlar. ‹nceleme konusunda mesele, analizle sentez aras›nda bir çeliflki oldu¤u, bu çeliflkinin de bilgi aç›s›ndan bir s›çramaya yol açt›¤›d›r. E¤er bu çeliflki do¤ru ele al›nmazsa, proletarya ideolojisinin bütününün ele al›n›fl›nda sorunlar›n ortaya ç›kmas›na sebep olacakt›r. Dünyan›n komünistlerini birlefltiren evrensel do¤ru ve görüfl aç›s› olarak MarksizmLeninizm-Maoizm, esas olarak Maoizm tavr›n›, buradaki komünistler için, özgül olarak Peru devrimi için de Gonzalo Düflüncesi’ni benimseyememenin kökünde yatan sorun budur. Uluslararas› durumu, ülkedeki siyasi durumu, partiyi ve onun üç sihirli silah›n›, kitle faaliyetini vb. tahlil etmek için tecrit edilmifl al›nt›lar kullanma pe-

flinde olan tavr›n temeli, Marksizm’i ayr›lmaz bir bütün olarak kavrayamamakt›r. ‹ncelemede analizin ötesine geçememek ve sentezi esas fley olarak uygulayamamak, s›çrama yapamamak, burjuva ideolojinin bir tezahürüdür. Bizim tavr›m›z fludur: Marksizm-Leninizm-Maoizm, esas olarak Maoizm, rehber, merkez, herfleyin etraf›nda döndü¤ü eksendir; fieyleri kavramam›z›, onlar› yöneten yasalar› ç›karmam›z›, dolay›s›yla tabiat›, toplumu ve fikirleri dönüfltürmemizi sa¤layan odur. Ç›kar›lmas› gereken sonuç, analiz düzeyinde kalman›n metafizi¤e yol açaca¤›d›r. Sentez, diyalektik materyalizme yol açar; belgenin incelenmesinde bizi Marksizm’e, Marksizm’in kendisi Leninizm’e, Leninizm de Maoizm’e götürür. Bu üçü içinde bir tanesi esast›r: Maoizm. Ayr›ca Maoizm bizi, evrensel do¤runun, Peru toplumunun somut gerçe¤ine ve bugünün s›n›f mücadelesinin somut flartlar›na özgül olarak uygulanmas› olan Gonzalo Düflüncesi’ne götürür. Sentez, belgeyi ve onun Marksist niteli¤ini kavramam›z›, Maoizm’in yeni, üçüncü ve daha yüksek bir aflama oldu¤u fleklindeki Marksist-LeninistMaoist Gonzalo Düflüncesi tez temeli’de Parti’nin bugün Marksizm’i nas›l de¤erlendirdi¤ini anlamam›z› sa¤lar. Biz komünistler, savaflç›lar ve kitleler, hepimiz, proletaryan›n ideolojisi Marksizm-Leninizm-Maoizm, Gonzalo Düflüncesi’yle kendimizi e¤itmeliyiz. 2- BÜYÜK PROLETER KÜLTÜR DEVR‹M‹’N‹N 25. YILDÖNÜMÜNÜN KUTLANMASI Büyük Proleter Kültür Dev-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

9


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

10 rimi, Baflkan Mao’nun en büyük baflar›s›d›r ve proleter dünya devrimine muazzam bir katk›y› temsil eder. Büyük Proleter Kültür Devrimi, sosyalizm hakk›nda o zamana kadar ask›da olan bir sorunu çözümlemifltir: Komünizme do¤ru durdurulamaz yürüyüflünde, devrimin proletarya diktatörlü¤ü alt›nda devam ettirilmesi sorununu. Sorun kati olarak çözümlenmifltir ve biz komünistler art›k bu sorunun cevab›na sahibiz: sosyalist toplum flartlar›nda proleter kültür devrimleriyle, devrime devam edece¤iz. Perspektif içinde bak›ld›¤›nda sorunun özü, insanlar›n ruhlar›n› de¤ifltirmek, ideolojilerini dönüfltürmektir, ki Marksizm-Leninizm-Maoizm’i esas olarak Maoizm’i flah›slar›nda cisimlendirsinler. Sadece bu flekilde kapitalizmin restorasyonunu önleyebilir ve komünizme do¤ru yürüyebiliriz. Büyük Proleter Kültür Devrimi, Maoizm için temel bir meseledir. Maoizm’in yeni, üçüncü ve daha yüksek bir aflama oldu¤unu tam olarak kavramazsak, hiçbir fley anlayamay›z -bu kadar basittir- çünkü gayet iyi bildi¤imiz gibi, bugün Marksist olmak, Marksist-Leninist-Maoist, esas olarak Maoist olmak demektir. Kültür Devrimi’nin teorisinin kökü Marks’›n kendisindedir, çünkü kapitalizmden komünizme geçiflin bir proletarya diktatörlü¤ü dönemi boyunca sürekli devrim gerektirece¤ine iflaret eden Marks’›n kendisiydi. Marks bu kaç›n›lmaz ve gerekli devrimi bir dizi ardarda büyük s›çramalar olarak tasavvur etmiflti. Kültür Devrimi’nin kökü, bir kültür devrimi tahayyül ve teflvik eden Lenin’de de vard›r.

Ancak devrimin nas›l devam ettirilece¤i fleklindeki bu çözümlenmemifl büyük soruya cevap veren ve pratikte uygulayan, ona önderlik edip insanl›¤›n gördü¤ü en muhteflem siyasi olay olarak gelifltiren, Mao olmufltur. Birçok büyük mücadeleye ra¤men, flanl› Çin Komünist Partisi’nin bafl›ndaki Baflkan Mao’nun flahsi önderli¤i alt›nda Çin proletaryas› ve halk›n›n yolunu keflfetti¤i 1966 y›l›na kadar, sorun çözümsüz kalm›flt›. Bu dünyay› sarsan bir olayd›. Bizim için bugün daha da can al›c› bir öneme sahiptir, çünkü yüksek sesle ilan edilen sözüm ona “sosyalizmin yenilgisi”, sosyalizmin nas›l geliflti¤i ve proletarya diktatörlü¤ünün nas›l savunuldu¤u sorunuyla iliflkilidir. ‹flas eden sosyalizm de¤il revizyonizm olmufltur. Revizyonizm, kapitalizmin restorasyonunun berbat yolunda yürümeye devam etmifl, sonunda o kadar bo¤az›na kadar batakl›¤a batm›flt›r ki, iflas bayra¤›n› çekmifltir. SSCB’de Kruflçev’den kötü ünlü Gorbaçov’a kadar, Çin’de ise Deng Hsiao-ping’in 1976’daki yükseliflinden günümüze kadar, revizyonistler proletarya diktatörlü¤ünü gaspetmifl, kapitalizmi restore ederek sosyalizmi y›km›fllard›r. Revizyonizm, kapitalist restorasyonun siyasi önderli¤idir, s›n›f›n, iktidar› tamamen ele geçirene kadar içinden geçmek zorunda oldu¤u restorasyon ve karfl›restorasyon sürecinin olumsuz yönüdür. Büyük Proleter Kültür Devrimi, sosyalizmin geliflmesinde, devrim ile karfl› devrim, restorasyon ile karfl› restorasyon aras›nda bu dünya çap›ndaki mücadele sürecinin en cesaret

verici ve en yüksek noktas›n› temsil eder. Sadece Deng Hsiao -ping’in karfl›-devrimci darbesinin kapitalizmi restore etti¤i 1976 y›l›na kadar sürmüfl olmas›, hiçbir flekilde Kültür Devrimi’ni ve Kültür Devrimi’nin gereklili¤ini yads›maz. Asl›nda, bu restorasyon, kapitalizm ile sosyalizm aras›ndaki mücadelede, restorasyon ile karfl› restorasyon aras›ndaki ölüm-kal›m savafl›nda, kimin muzaffer ç›kaca¤› sorununun henüz belli olmad›¤›na, s›n›f mücadelesini nihai zafere, komünizme kadar sürece¤ine dikkat çeken Baflkan Mao’nun bizzat kendi söylediklerini teyid eder. 1966 ile 1976 aras›nda, Kültür Devrimi pratik, somut bir gerçekti. Bu tart›flma götürmez bir gerçektir. Tüm dünya görmüfltür. Dolay›s›yla flimdi Proleter Kültür Devrimi çözümlenmifl bir meseledir. 1848’de Marks, siyasi iktidar›n fliddet yoluyla ele geçirilmesi gerekti¤ini söylemiflti. Kendisi bunun gerçekleflmesini görecek kadar yaflamad›¤› ve pratikte yürütmedi¤i halde, bize çözümü sunuyordu: Proletarya devrimci fliddet yoluyla iktidar› ele geçirmek ve proletarya diktatörlü¤ü uygulamak zorundayd›. Ayn› flekilde Baflkan Mao, sosyalist devrimin proletarya diktatörlü¤ü alt›nda devam ettirilmesinin çözümünü sundu- bundan da öte, bunu pratikte de yürüttü. Bu tecrübeye sahip oldu¤umuz için, ne yapmam›z gerekti¤ini biliyoruz. Proletaryan›n iktidar› ele geçirmesi sürecindeki ilk kilometre tafl› olarak, 1871 Paris Komünü’nün önemini küçümsememek kayd›yla, ona önderlik edecek bir Komünist Partisi olmad›¤› için Komün’ün hayat flans› olmad›¤›n› Marks’›n ken-


disinin de önceden görmüfl oldu¤unu hat›rlamal›y›z. Her halükarda, Marks, kaç önder düflerse düflsün proletaryan›n moralinin zay›flat›lmas›na izin verilmemesi gerekti¤ini söyledi ve Komün’ü destekleyip savundu. ‹lk kilometre tafl› olarak tafl›d›¤› öneme ra¤men, Paris Komünü, çok daha yüksek niteli¤e sahip bir kilometre tafl› olan Kültür Devrimi ile karfl›laflt›r›lamaz. Ayr›ca, Paris Komünü sadece iki ay kadar yaflad›¤› halde, Kültür Devrimi on y›ldan fazla sürdü ve Baflkan Mao ile Çin Komünist Partisi önderli¤i alt›nda yüz milyonlarca insan› harekete geçirdi. Bu iki kilometre tafl›n›n aras›nda, ilk proletarya diktatörlü¤ünün ve dünyan›n ilk sosyalist ülkesinin yarat›c›s› Lenin’in önderli¤indeki Ekim Devrimi, ve 1949’da zafere ulaflan ve yine Baflkan Mao’nun önderlik etti¤i Çin Demokratik Devrimi vard›r. Enternasyonalist proletaryan›n s›n›f önderli¤i alt›nda, siyasi iktidar›n ele geçirilmesi ve sosyalizmin inflas›ndaki, proletarya diktatörlü¤ünün kurulmas› ve savunulmas›ndaki bu dört büyük ve flanl› kilometre tafl›n›n içinde, bugüne kadar en yüksek ve en geliflmifl olan kilometre tafl› Büyük Proleter Kültür Devrimi’dir. Partimiz Peru Komünist Partisi’nin genel siyasi çizgisi, Peru devriminin komünizme do¤ru yürüyüflünde üç devrimden -demokratik devrim, sosyalist devrim ve bir de¤il bir dizi kültür devriminden- geçmesi gerekti¤ini ve bunlar›n hepsinin, ilkinden itibaren hepsinin, komünizme do¤ru tek ve kesintisiz bir yürüyüflü oluflturdu¤unu savunur. Bu noktay› tam an-

lam›yla kavramak zorunday›z, çünkü bugün, Kültür Devrimi’nden 25 y›l sonra, onu kendi gelece¤imizde görebiliyoruz, ve dahas›, çünkü Maoizm’in dünyay› ayd›nlatmas› ve Marksizm’in yeni, üçüncü ve daha yüksek bir aflamas›na, Marksizm-Leninizm-Maoizm aflamas›na yükselmesi, Kültür Devrimi s›ras›nda olmufltur. Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin 25. y›ldönümünü kutlayal›m. Seçimlere Hay›r, Halk Savafl›’na Evet! adl› belge, o flanl› devrim için Baflkan Mao’nun tesis etti¤i ilkeleri inceler ve dolay›s›yla, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin 25. y›ldönümünün kutlanmas›ndaki merkezi meseleleri önümüze koyar. Burada ifade edilen görüfller, Kültür Devrimi’ne ve özüne -insanlar›n ruhunu dönüfltürme meselesine- de¤inmifltir, ancak bunu burada sergilenen çerçeve içinde kavramal›y›z. Uygulamak için, bugünkü siyasi sorunlar konusunda pratik sonuçlar ç›kartmak için inceleme al›flkanl›¤›n› edinmeliyiz. Bu bizi üçüncü konumuza getirir. 3- S‹YAS‹ DURUM Proletaryan›n siyasi prati¤i, belgeleri, siyasi çizgiyi ve parti direktiflerini al›p günün siyasi durumuna uygulamakt›r. Uygulamak ve can al›c› sorunlar› çözümlemek üzere inceleme yapar›z. Aksi takdirde kitap kurtlu¤una ve papa¤anl›¤a düfleriz -ki bu burjuva, idealist ve metafizik bir metoddur. Dolay›s›yla hali haz›rdaki s›n›f mücadelesini, bu belgenin dört bölümünün ›fl›¤›nda tahlil etmeliyiz. Bugün önümüzde o-

lan ve Merkez Komitesi’nin halletmesi gereken fikirlere her aç›dan bakmal›y›z. “Gericiler ‹çin Can Al›c› Seçimler” bafll›kl› birinci bölümde, belge ne anlatmak istiyor? Uluslararas› ve ulusal çerçeveyi ortaya koyuyor. Enternasyonal s›n›f mücadelesi konusunda, bugün genel bir karfl›devrimci sald›r›ya flahit oldu¤umuz görüflündeyiz. Gorbaçov’un Perestroika’s›n› bafllatt›¤› 1985 y›l›ndaki Parti tav›rlar›na bakt›¤›m›zda, “Esas olarak Gorbaçov ve Deng Hisaoping’in önderli¤inde yeni bir karfl›-devrimci sald›r›”n›n söz konusu oldu¤unu söylemifltik. Daha sonra, May›s 1990’da, flu anda incelemekte oldu¤umuz belgede, “Marksizm’e karfl› hem yo¤unlaflan, hem de sözüm ona ‘Marksizm’in eskimiflli¤inin borazanl›¤›n› yapmakta olan emperyalistlerin bafllatt›¤› hücumla birleflen sald›r›’ya de¤indik ve flöyle devam ettik, “dolay›s›yla, Marksizm-Leninizm-Maoizm’e karfl› alçak sald›r›da, hem çat›flma hem de uzlaflma -ve mevcut durumda esas olarak uzlaflma- vard›r. Özetle, emperyalizmin ve revizyonizmin, uzlaflma ve çat›flma içinde birbirine yaklaflan bir sald›r›s›. O zamandan bu yana vuku bulan olaylar, bu tahlilin do¤ru oldu¤unu ve do¤ru olmaya devam etti¤ini teyid etmifltir. Ancak karfl›-devrimci genel bir sald›r›ya flahit oldu¤umuz sonucuna varmak uygun olmaz m›? Niçin bunu söylüyoruz? Çünkü herkes, devrime, demokratik devrime ve sosyalist devrime sald›r›yor, devrimci fliddete, halk savafl›na sald›r›yor, Komünist Partisi’ne sald›r›yor, sosyalizme ve proletarya diktatörlü-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

11


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

12

¤üne sald›r›yor, amac›m›z komünizme sald›r›yor. Gerçeklerin, art›k sosyalizmin geçerli olmad›¤›n›, mevcut olmad›¤›n›, baflar›s›zl›¤a u¤rad›¤›n›, gösterdi¤ini iddia ediyorlar. Onlara, 1950’lerde sosyalist bir kamp oldu¤unu, Çin devriminin zaferinin dünyadaki güçler dengesinde bir yer de¤ifltirmeye yol açt›¤›n› ve hiçbir düzenin, SSCB ve Çin’de oldu¤u gibi, çürük bir kapitalist ve feodal temelin bu denli h›zl› ve derin dönüflümüne sebep olmad›¤›n› hat›rlatmal›y›z. SSCB’de, revizyonist Kruflçev siyasi iktidar› gaspedene kadar, sosyalizm, Lenin ve yoldafl Stalin’in alt›nda geliflti; durum, Baflkan Mao’nun ölümünün ard›ndan Deng’in karfl›-devrimci bir darbe yapt›¤› 1976 y›l›na kadar sosyalizmin devam etti¤i Çin’de de ayn›yd›. Ölümsüz Komünist Manifesto ile Marks ve Engels taraf›ndan

(sadece iki kifli) sosyalizmin temellerinin ilk kez ortaya kondu¤u 1848’den itibaren de hesaplasak, sosyalizmin pratikte ilk defa gerçeklefltirildi¤i 1917’den itibaren de hesaplasak sosyalizmin halen genç oldu¤unu, k›sa bir zamand›r mevcut oldu¤unu görebiliriz. Bugün bir tecrübe olarak varl›¤›na devam etmektedir, dünya komünistlerinde ve devrimcilerinde yaflam›n› sürdürmektedir. Bir ideloji olarak, bir siyaset bütünlü¤ü olarak, bir teori ve pratik olarak mevcuttur, ve bizde, Peru’nun komünistleri ve devrimcilerinde de yaflamaktad›r. Dolay›s›yla, bugünün dünyas›nda devrimin esas tarihi ve siyasi ak›m olmas›n› engellemeyi amaçlayan karfl›-devrimci bir genel sald›r›dan söz ediyoruz. Kim devrime sald›r›yor? Hem emperyalistler hem de revizyonistler. Ancak

ikisinden Yanki emperyalistleri esast›r -onlar, di¤er süper güç Rusya ile ve öteki emperyalist güçlerle çat›flmalar›nda, kendilerini tek hegemonyac› süper güç olarak tesis etme çabas›yla bu sald›r›n›n bafl›n› çekiyorlar. Bu sald›r› esas olarak, bafl hegemonyac› güç Yanki emperyalizmi taraf›ndan yürütülüyor. Bu iki sebepten ötürü genel bir sald›r› niteli¤indedir. Çünkü dünyan›n emperyalistleri, revizyonistleri ve gericileri taraf›ndan her yerde sürdürülmektedir, ve çünkü, siyaset üzerinde odaklaflmas›na ra¤men, her alanda, idelojik, siyasi ve ekonomik alanlarda yürütülmektedir. Her sorunda oldu¤u gibi, bu sald›r›y› ciddi olarak ele almal›, iyi tahlil edip kavramal›y›z. Mesele, gerçe¤e hükmeden yasalar› tahkik edebilmek için gerçe¤i kavramakt›r ve dünya


proletaryas› ve haklar›n ç›karlar› hizmetinde gerçe¤i dönüfltürmek için bu yasalar› kullanmakt›r. Burada, söz konusu sald›r›n›n, son sald›r› olmad›¤›na iflaret etmek gerekir. Bu önemli bir farkl›l›kt›r. Bu sald›r›, karfl›-devrimci genel bir sald›r›d›r. Genel olarak, son sald›r› deyince, bir devrimin stratejik sald›r› aflamas›n›n son k›sm› kastedilir. Devrim siyasi ve askeri anlamda üç aflamadan geçer ve elbette siyaset, askeri meselelere rehberlik eder ve ikisi içinde esas olan›d›r. Bu aflamalar, stratejik savunma, stratejik denge ve stratejik sald›r› aflamalar›d›r. Biz dünya devriminin stratejik sald›r› aflamas›nda oldu¤umuzu savunuyoruz. Son sald›r›n›n bugün yeralmakta oldu¤unu söylemiyoruz. Ayr›ca, dünya devriminin stratejik sald›r› aflamas›n›n, dönemeçler ve dolambaçlarla, hatta mevzi kaybetmelerle dolu ve -k›sa de¤iluzun süreli bir süreç oldu¤u görüflündeyiz. Burada de¤indi¤imiz ise, devrim de¤il karfl› devrimdir, proleter dünya devriminin geliflmesini önlemeyi amaçlayan karfl› devrimci genel bir sald›r›d›r. ‹flaret edilmesi gereken bir di¤er nokta ise, bütün yüksekten atmalar›na, ekonomik taarruzlar›na, temelsiz çamur atmalar›na ve vahfli sald›r›lar›na ra¤men, yenilmeye mahkum olduklar›d›r. Devrimin restorasyonla karfl›laflabilece¤ini hatta geri döndürülebilce¤ini bildi¤imiz için, karfl›-devrimci genel bir sald›r› ile yüz yüze olmam›z bizi flafl›rtamamal›d›r. Aksine, bafla ç›kabilmek ve üstesinden gelebilmek için bu durumu tahlil etmeliyiz. Marksizm’e karfl› yap›lan sal-

d›r›lar, her zaman Marksizm’in daha da geliflmesinin ve ilerlemesinin habercisi olmufltur.1979’da ortaya koydu¤umuzu hat›rlayal›m: maddenin onbefl milyar y›ll›k hareketi -bu sürecin bizim bildi¤imiz bölümü- komünizme do¤ru karfl› koyulamaz yürüflüye yol açm›flt›r. Gerçek budur, o yüzden bu yasay› kavrayal›m ve uygulayal›m. Bizim komünizm amac›m›z bu maddi süreçle alakas› olmayan bir düflünce de¤ildir; onun bir parças›d›r. Komünizm bu süreçten ç›km›flt›r ve onun gelece¤ini teflkil eder; bu maddi sürecin geliflmesinin bir parças›d›r ve maddenin zaptedilemez hareketinin bir ifadesidir. Di¤er hiçbir s›n›f, proletaryan›nki gibi bir gelece¤e sahip de¤ildir. Burjuvazi bir zamanlar devrimci bir s›n›ft› ancak tarihsel olarak zaman› geçti. fiimdi köfleye k›st›r›lm›fl her hayvan›n yapaca¤› gibi vahflice ç›k›fllarda bulunuyor, kendi kaç›n›lmaz sonunu daha pahal›ya mal etmeye çal›fl›yor. Sonunun geldi¤ini henüz topra¤a gömülmemifl bir lefl oldu¤unu biliyor, ancak aç›k mezar›n›n dibinde yatarken bile, proletarya taraf›ndan gömülmeye karfl› hala direniyor. Burjuvazinin hasta ve u¤ursuz çocu¤u ve dünya halklar›n›n sömürücüsü son canavar emperyalizm, revizyonizm ve dünya gericili¤i ile birlikte yeryüzünden süpürülüp at›lmal›d›r. Onu gömmek bize, proletarya ve halka düflmektedir. Tarihsel aç›dan, bu görev gereklidir ve onu gerçeklefltirmek bize düflmektedir. Burjuvaziyi paramparça edece¤imiz ve emperyalizmi ortaklar› ve uflaklar› ile birlikte mezara gömece¤imizden tamamen emin olmal›y›z. Belgenin Peru’daki siyasi

durumu ele alan birinci bölümü, “meflrulaflt›rma” sorununa de¤iniyor. kongre’den sonraki bir dizi toplant›da, Yanki emperyalizmi taraf›ndan onlar›n “düflük-yo¤unluklu savafl” tezleri çerçevesi içinde öne sürülen bu kavram› tahlil ettik. Bu bizim için önemli bir sorundur ve onlar›n ne baflard›klar› sorusunu sormak zorunday›z. Cevap, hiçbir fley baflarmad›klar›d›r. Fujimori seçimden en ufak bir meflruluk kazanm›fl de¤ildir, sadece Peru’da seçimlerin gerici ve gülünç niteli¤i yüzünden de¤il, ayr›ca kendisi pek fazla oy da alamam›flt›r. Aksine bu seçimler Fujimori’nin meflrulu¤u hakk›nda flüpheye yol açm›flt›r, çünkü birinci turda oy kullanmayanlar›n say›s› (yüzde 27), oyunu Fujimori’ye verenlerin say›s›ndan (yüzde 24.6) daha yüksektir, Anayasa’n›n gerektirdi¤i yüzde 50 art› 1’in ise çok alt›ndad›r. ‹kinci turda, APRA Partisi’nin Birleflik Sol’un ve Sosyalist Sol’un yard›mlar›yla bile, sadece Pluralite sa¤lam›flt›r. Yapt›klar› bu “meflrulu¤a” daha da zarar vermifltir. Fujimori’nin yapt›¤› herfley halka karfl› olmufltur, ki bu gayet do¤ald›r çünkü; kendisi büyük burjuvazinin, esas olarak kompradorlar›n ve bütün olarak toprak a¤alar›n›n temsilcisidir ve ülkenin görmüfl oldu¤u en itaatkar Yanki emperyalizmi yanl›s› baflkan›d›r, halk savafl›n›n en kudurmufl düflman›d›r k›sacas› katliamc› bir ulusal haindir. Bafldöndürücü bir h›zla meflrulu¤unu kaybetmifl ve maskesi tamamen düflmüfltür. Halk, bu kadar vahflet, bu kadar bask› için ne bir hak ne de sebep oldu¤unu hissetmektedir, ve halk savafl› bu anlay›fl› güçlendirmektedir. Halk›n insan

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

13


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

14 haklar›n›n sistemli ihlali, Fujimori’nin, Belaunde ve Garcia’n›n izinde uygulad›¤› katliamc› politikalar -gerçeklerin üzeri örtülemez çünkü halk bunlar› bizzat yaflamaktad›r. Kitle mezarlar›n›n yeniden tezahür etmesi; halk›n k›z ve erkek evlatlar›n›n k›l›çtan geçirilmesi savaflç›lar›n ve ailelerinin korkakça ve tamemen cezadan muaf katledilmeleri; bu savafltaki esir almama politikas›bunlar halktan gizlenemez çünkü hepsine de maruz kalan halkt›r. Kahramanl›k Günü’nün beflinci y›ldönümünde Lima’n›n meydanlar›nda ve gecekondu mahallelerinde sadece pankartlar ve sloganlarla silahlanm›fl olarak sokaklara dökülen ailelere ve kitlelere karfl› ifllenen caniyane suçlar -San Gabriel’deki katliam› nas›l örtbas edebilirler? Fujimori’nin bu katliam› gerçeklefltiren askerleri kutlad›¤›n› inkar edebilirler mi? Bir üniversite ö¤rencisi ile iki yoksul gencin s›rf s›rt çantalar› tafl›d›klar› için öldürülmeleri üzerine patlak veren protestolar -bunlar gözard› edilebilir, cinayeti iflleyenler bir kez daha korunabilir mi? Kabile topluluklar›na karfl› ifllenen katliamlar, Katliamc› Silahl› Kuvvetler’in köylüleri cephane olarak kullanmalar›, yar›-askeri rondero’lara her türlü suçu ifllemeleri için verilen izin- bütün bunlar nas›l Fujimori hükümetini meflrulaflt›rabilir? Vahfli ücret kesintileri, halk›n e¤itiminin ve sa¤l›¤›n›n “kolera hükümeti” taraf›ndan tamamen ihmal edilmesi halk›n haklar›n›n ve proletarya ve halk taraf›ndan kazan›lm›fl olan haklar›n ve kazan›mlar›n sistemli inkar›, kitlelere karfl› sürekli ve artan bask›, toprak ipoteklerinin ve tefecili¤in getirilmesi ve toprak

sahipli¤inin, esas olarak yoksul köylülerin topraks›zlaflt›r›lmas› yoluyla yo¤unlaflmas›, en fliddetli yoksullu¤a itilen milyonlarca halk›n açl›¤›, Peru’lu kitlelerin gelirini ony›llard›r görülmemifl düzeylere indiren derin ekonomik kriz, ulusal kaynaklar›n mahvedilmesi ve ülkenin toptan emperyalizme haraç mezat sat›fla ç›kart›lmas› vb. vb. - bunlar Fujimori hükümetini meflrulaflt›rabilir mi? Tersine, Fujimori hükümeti bir y›ldan k›sa bir süre içinde tamamen teflhir olmufl bulunuyor. Özet olarak, bu belgenin ilk bölümünü incelerken flunlar› gözönünde bulundurmal›y›z: 1) Vahfli karfl›-devrimci genel sald›r› 2) Fujimori hükümetinin ve kokuflmufl Peru devletinin artan h›zda meflrulu¤unu kaybetmesi. “Siyasi Kriz Derinlefliyor ve Çeliflkiler K›z›fl›yor” bafll›kl› ikinci bölümde, bürokrat kapitalizm süreci üzerinde odaklaflmal›y›z. Partimizin bürokrat kapitalizm tezi, bizimki gibi geri yar›-feodal ve yar›-sömürge ülkelerde kapitalizmin büründü¤ü tarz ve biçim oldu¤u fleklindedir. Bu süreç ülkenin tarihsel geliflimi ile iliflkilidir. Onsekizinci yüzy›l›n Peru’sunda, kapitalizm en embriyonik biçimde geliflti. Ülke Britanya emperyalizminin hakimiyeti alt›nda bulundu¤u ve fiili ile savafl›n sonuçlar›na katlanmakta oldu¤u ondokuzuncu yüzy›l›n ortalar›nda, bu süreç h›zland›. 1895’ten sonra, bürokrat kapitalizm üç dönemden geçti: 1) 1895’ten 1945’e kadar, 1920’lerde odaklaflarak. Bu bürokrat kapitalizmin geliflme dönemidir. 2) 1945’ten 1980’e kadar, 1960’larda ve 1970’lerde odaklaflarak (Velasco’nun 1968 korporatist faflist darbesini takibeden y›llarda). Bu, bü-

rokrat kapitalizmin derinleflmesi dönemidir. Parti; faflist darbenin üç amac› hedefledi¤ini tespit etti: Birincisi, bürokrat kapitalizmin derinlefltirilmesi; ikincisi, Peru toplumunun yeniden yap›land›r›lmas›; ve üçüncüsü, Peru’da devrimin önlenmesi. Belirli bir temel oluflturmalar›na ra¤men, aç›kt›r ki, amaçlar›ndan hiçbirini tamamen gerçeklefltiremediler. Baflar›s›zl›klar›n›n en mahvedici ispat› 1980’de silahl› mücadelenin bafllamas› oldu. Böylece bugün de devam etmekte olan ve bürokrat kapitalizmin y›k›lmas›n› içeren üçüncü dönem bafllad›. Bürokrat kapitalizm, do¤ufltan kritik olarak hastayd›. Bugün ise genel bir krize girmifltir ve sonuna yaklaflmaktad›r. Ancak bürokrat kapitalizmin geliflmesi incelendi¤inde, çeflitli dönemlerin içinde alt-dönemlerin de oldu¤u görülecektir. Örne¤in birinci dönemde bir girifl, bir haz›rl›k devresi vard›. Sonra 1920’lerde, bürokrat kapitalizmin geliflmesinin temellerini atan ancak sadece bir çöküfle yolaçan bir di¤er dönem söz konusuydu. Amaçlanan geliflme düzeyine ulafl›lamay›nca, bu durum ülkeyi krize itti ve daha da büyük bir gerilemeye yol açt›. Tarihsel gerçekler bunun böyle oldu¤unu göstermektedir. Bürokrat kapitalizmin derinleflmesi dönemi olan ikinci dönem s›ras›nda, yine bir haz›rl›k, bir girifl devresi oldu, geliflmenin temelinin infla edilmesi devresiydi bu ve sonunda yine daha da berbat bir çöküfle yol açan bir kriz daha yafland›. Bürokrat kapitalizmin y›k›lmas› dönemi olan ve 1980’de bafllayan üçüncü dönemde, 1990’lara do¤ru uzanan ve uzun ve karmakar›fl›k bir flartla-


r› haz›rlama sürecine tekabül eden bir girifl devresi daha oldu. Bugün, neo-liberal politikalar yürütmenin temellerini atmakta, ve nas›l bir “devrim” gerçeklefltirmekte olduklar› hakk›nda böbürlenmektedirler, ancak t›pk› bürokrat kapitalizmin di¤er iki döneminde oldu¤u gibi, bu üçüncü dönemdeki temel atma devresi de kaç›n›lmaz olarak bir krize daha yol açacakt›r, bu ise daha da feci bir çöküfl yaratacakt›r. ‹kinci ve üçüncü dönemleri birbirinden ay›rabilmek için, vurgulamam›z gereken nokta, ikinci dönemde devletin eses ekonomik manivela olarak ifllev gördü¤ü, oysa bugün devlet-d›fl› flirketlerin bu rolü oynamas›n› amaçlad›klar›d›r. Tarih göstermektedir ki, bu temel infla etme süreci baz› sonuçlar elde edilmesine sebep olabilmektedir, ancak ayn› zamanda daha derin bir krize yol açmaktad›r. Tüm bunlar göstermektedir ki, bugün üçüncü döneminde, bürokrat kapitalizm, ideolojik, siyasi ve ekonomik alanlarda genel bir krizin ortas›nda bulunmaktad›r. Durum 1974’ten bu yana giderek daha kritikleflmektedir, ve bunun üstesinden gelmelerinin hiçbir yolu yoktur. Devlet siyasi olarak parçalanmaktad›r; cumhurbaflkan› emirnamelerle yönetmekte, kendi anayasalar›n›n 211. madde 20. paragraf›n›n tan›d›¤› yetkileri kötüye kullanmaktad›r. Parlamento, yasama organ› olma ifllevini yerine getirememektedir. Fujimori taraf›ndan bile alaya al›nan ve tüm maddi fonlar› kesilen yarg› ise, gittikçe daha fazla cumhurbaflkan›n›n emrine amade durumdad›r. Ayr›ca yasalar›n kendileri, örne¤in yeni ceza yasas›, giderek daha faflist

olmaktad›r. Her geçen gün faflizmin ve faflist tav›rlar›n iflaretlerine tan›k olunmaktad›r. ‹deolojik alanda da- t›pk› emperyalist efendileri gibi- giderek daha fazla çürüyen ve gelece¤i olmayan bir ideolojinin yükü alt›nda sersemlemektedirler. Ellerinde kalan tek seçenek, onsekizinci yüzy›l›n ve ondokuzuncu yüzy›l›n bafllar›n›n liberalizm bayra¤›n› yükseltmektir. O bayrak daha Birinci Dünya Savafl›’na gelindi¤inde paçavraya dönmüfl bulunuyordu, bugün ise tamamen zaman› geçmifl durumdad›r. Bu insanlar›n inatç› olduklar› do¤rudur, ancak gelecekleri yoktur, oysa sosyalizm parlak bir gelece¤e sahip oldu¤unu ispat etmifltir bile. Kapitalizm bir cesettir, ve di¤er cesetler gibi, gömülmek zorundad›r. Dolay›s›yla, ideolojik, siyasi ve ekonomik olarak, gittikçe daha derin genel bir krize batmaktad›rlar ve halk savafl› onlar› günbegün tahrip etmektedir. Hükümet gittikçe zorlaflan bir durumla yüzyüzedir. Peru’nun flimdiye kadar flahit oldu¤u en karmafl›k ve zor durumdur bu. Bafla ç›kmalar› mümkün de¤ildir. Ne önlem al›rlarsa als›nlar, hepsi sadece son derece geçici bir düzelmeye ve tam iflasa yol açacakt›r. Y›k›mlar›n›n esas arac›, halk kitlelerinin s›n›f mücadelesini temel alan halk savafl›d›r. Bürokrat kapitalizmin üç dömeni ve herbirinin, özellikle de sonuncusunun, özgül niteli¤ini belirtmek önemlidir. Bu, Peru’lu gericilerin ve emperyalist efendilerinin, esas olarak Yanki emperyalizminin yüzyüze bulunduklar› üç görevi -bürokrat kapitalizmi bir gayret yeniden harekete geçirmek, devleti yeniden yap›land›rmak

ve halk savafl›n› yok etmek- yerine getirmelerinin asla mümkün olmad›¤›n› kavramam›z› sa¤layacakt›r. Bu görevlerin yerine getirilmesi tarihsel ve siyasi olarak imkans›zd›r. Peru’lu gericiler bile Fujimori hükümetinin hiçbir fley yapamad›¤›n›, sadece baflar›s›zl›ktan baflar›s›zl›¤a sürüklendi¤ini söylüyorlar. Bu gerçe¤in sadece bir k›sm›d›r, çünkü karfl› karfl›ya olduklar› problemler kaç›n›lmazd›r, bu problemler, sömürücülerin, büyük burjuvazi ve büyük toprak a¤alar›n›n ve emperyalizmin, bürokrat yolunun somut gerçekleridir. Bunlar, bir yasan›n vücut bulmas›d›r, bürokrat kapitalizmin devrim flartlar›n› olgunlaflt›rd›¤›, ve devrimin de, Halk Savafl›’n›n geliflmesiyle birlikte h›zlan›p güçlendi¤i, ülke çap›nda iktidar›n ele geçirilmesini yaklaflt›rd›¤› fleklindeki yasan›n vücut bulmas›d›r. Belgenin ikinci bölümü, özel yerel seçimleri de ele almaktad›r. Bas›n›n tavuklar› tahmin edilece¤i yönde g›daklamaya bafllad›¤›ndan beri bu konuda bir sürü bofl laf edilmifltir. Ancak gerçe¤i saklamalar› mümkün de¤ildir. Bugün Silahl› Kuvvetler sadece oy kullanmakla kalm›yor, yerel yöneticileri do¤rudan tayin ediyor. Kendilerini Cangallo belgesinin de belirtti¤i gibi, bunu yapmaya devam edeceklerdir. Gerçek ortaya ç›kmaktad›r. Bir zamanlar demokrasinin zaferinden dem vurup böbürleniyorlard›, ancak bugün, hiçbir yerel yöneticinin bulunmad›¤› 400 bölge oldu¤unu itiraf etmek zorunda kalmaktad›rlar. ‹flte demokrasileri bu kadard›r onlar›n. Ayr›ca, yerel görevler için adayl›klar›n› koyanlar› korumalar› mümkün olmad›¤› halde,

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

15


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

16 bunlar›n adayl›klar›n› geri çekmelerine izin vermeyi de reddetmektedirler. Ayacucho’daki Birleflik Sol adaylar›n›n bafl›na gelen budur. Junin’de de kendi yar›-askeri güçlerinin elebafllar›n› aday göstermifllerdir. Dolay›s›yla, bu çürümüfl düzen için, seçimler, halk› sömürmeye ve ezmeye devam etmenin bir yolundan baflka birfley de¤ildir. ‹flte bu yüzden, Parti’nin seçimleri boykot etme takti¤i do¤rudur. Bu taktik, halk›n, seçim aleyhine tav›r alma e¤ilimini gelifltirmekte ve halk savafl›na hizmet etmektedir. Belgenin, “Boykot, Halk›n Seçimler Aleyhine Dönme E¤ilimini Gelifltirir ve Halk Savafl›’na Hizmet Eder” bafll›kl› üçüncü bölümü, bize karfl› 1989 y›l›nda yap›lan hakaretler ve karalamalar› çürüten ilerlemeler üzerinde duruyor, ve Merkez Komitesi’nin ‹kinci Oturumu’nu yapt›¤› flu de¤erlendirmeyi vurguluyor: Aç›k Halk Komiteleri’nin tesis edilmesiyle, Halk Savafl› 1989’da önemli bir zafer kazanm›flt›r, 1990’da ise stratejik dengeye ulaflm›flt›r. Basit bir cümle stratejik dengeyi selamla- gericilerin ve revizyonistlerin tirtir titremeye, difllerini g›c›rdatmaya bafllamas›na yol açt›. Hemen hemen hepsi sesleri k›s›lana kadar ba¤›rarak bunu inkar etmeye çal›flt›lar. Hatta bize karfl› kanl› ve anlams›z askeri operasyonlar bafllatarak, öfkelerini her zamanki gibi kitlelere yöneltip stratejik dengenin varolmad›¤›n› “ispat” etmeye çal›flt›lar. Niçin bu kadar ölümcül bir panik içindeler? Çünkü eski düzen ölüp mezar› boylamak üzeredir. Parti her zaman sözünü tutmufltur. Yapaca¤›m›z› söyledi¤imiz fleyi her zaman yapt›k. Silahl› mücadeleyi bafl-

lataca¤›m›z› söyledik ve 1980’de bafllatt›k. Bugün, ülke çap›nda iktidar› ele geçirme yoluna koyuluyoruz. Stratejik denge aflamas›nda oldu¤umuzu ilan ettik, bunu somut olarak tan›mlad›k ve her zamankinden de fazla önem vererek vurgulad›k. Stratejik denge ve karfl› sald›r›ya haz›rlanma, düflman için düzenlerini kurtarmak üzere kaybedilen mevzileri yeniden ele geçirmeye çal›flmak anlam›na gelir; Bizim için ise, devlet iktidar›n› ele geçirmeyi örgütleyerek stratejik sald›r›ya haz›rlanmak anlam›na gelir.” Pratikte giderek daha iyi bir flekilde ele alabilmek için bunu çok iyi anlamal›y›z. Stratejik denge meselesini, sadece Baflkan Mao’nun ö¤retileri aç›s›ndan de¤il, ayn› zamanda bunun burada bizim ülkemizde alaca¤› özgül biçim aç›s›ndan, tepeden t›rna¤a incelemeliyiz. Bundan da öte, Siyasi ‹ktidar› Ele Geçirmek Üzere Üs Alanlar›n›n Gelifltirilmesi ‹çin Büyük Plan’›n bir parças› olan Üs Alanlar›n Gelifltirilmesinde ‹lerlemek ‹çin Üçüncü Kampanya’n›n, nas›l tüm onbir y›ll›k halk savafl› sürecinin bir parças› oldu¤unu görmeliyiz. Üçüncü kampanyan›n önemi, ‹lerleme Plan›’n› baflar›yla tamamlamas› ve dolay›s›yla yeni bir plan için ba¤ teflkil etmesidir. K›sacas›, bu Üçüncü Kampanya’n›n May›s, Haziran ve Temmuz aylar›nda tamamlanmas› muhteflem olmufltur. Esas olarak k›rsal alanda, buna tamamlay›c› olarak da flehirlerde yürütülen Halk Savafl› daha önce hiçbir zaman bu kadar derinlere kadar ifllememifl, bu kadar yükseklere ulaflmam›flt›. Hepimiz, her düzeyde, böylesi ehemmiyetli bir göreve gönülden hizmet etmifl olmaktan se-

vinç duymal›y›z. Birkaç tu¤la, birkaç tu¤layla daha birleflince sa¤lam bir duvar oluflur. B›rak›n hainler yads›maya çal›fls›nlar. Bunu yapmalar›n›n sebebi onlar›n s›n›f ç›karlar›d›r, ve Peru’lu gericiler ve emperyalistler her ne kadar kendilerine cüzi ödemelerde bulunsalar da, kendi ceplerini doldurma kayg›lar›d›r. Bizzat yaflad›¤›m›z ve yaratt›¤›m›z gerçe¤i gayet iyi tan›yoruz. Bu yüzden, bizler Parti’liler, Halk Gerilla Ordusu üyeleri, Yeni Siyasi ‹ktidar ve kitleler, bu kahraman Halk Savafl›’n›n muazzam baflar›lar›n› kavr›yoruz. Halk Savafl›’n›n etkisi oluyor mu? Oldu¤u konusunda aç›k kan›tlar mevcuttur. Örne¤in, ABD Senatosu’nda ilk kez Peru’daki Halk Savafl› hakk›nda bir tart›flma yürütülmektedir. Halk savafl›n›n yank›lar›, dünya gericili¤inin ah›rlar›na kadar eriflmifltir. Esas belirti bu de¤ildir ama önemlidir. Bu arada Peru’da baz› kifliler, havada ultra modern flatolar infla etmektedirler. Bunlar›n içerisindeki katliamc› ulusal hain Fujimori; içiflleri bakan› general Malka, ve Savunma Bakan› general Torres gibi kasaplar; ekonomi bakan› Bolona gibi köklü yanki yanl›s› ö¤eler; Bernales, Tapia, Gonzales gibi yükselme heveslisi yardakç›lar vb. vard›r. Hepsi emperyalizmin ve sömürücü s›n›flar›n itaatkar dalkavuklar› olan bu insanlar, -esas olarak ABD’den- emperyalist “yard›m” almak için yalvarmakta, ve bunun Halk Savafl›’n›n yenilgisini sa¤layaca¤› fleklinde hayal kurmaktad›rlar. Emperyalistlerin niçin “Peru’yu dünya mali toplulu¤una yeniden kabul etmeleri” ve ultra-gerici Peru devletini savunmalar› gerekti¤i konusunda ikna edici delil ola-


17 list güçlerle iliflkili olarak ciddi ekonomik zorluklar içinde olmaya devam ediyorlar. Ancak bu art›k emperyalist bir süper güç olmad›klar› anlam›na gelmez. Ayr›ca Bush bir uyuflturucu savafl› da ilan etti, ve burada da yine halka karfl› hareket etmektedir, çünkü, ekonomik sorunlar›, vergileri yükseltmek ve sosyal programlara yap›lan harcamalar› azaltmak yoluyla ele alma çabalar› nas›l ABD halk›n›n direnifli ile karfl›laflm›flsa, uyuflturucuya karfl› savafl› da, kendisini, en yoksul ve en sö-

olarak ihlal etti¤i insan haklar›na sayg›y› da içeren “uyuflturucuya karfl›” bir anlaflman›n yürürlülü¤e girece¤i Eylül ay›nda, bu meselenin bitmifl olmayaca¤› sonucuna varmal›y›z. Peru’daki halk savafl› bir seçim sorunu olmufl durumdad›r, ve yank›lar›n›n kendi Kongre’lerinde hissedilmekte olmas›n› son derece ilginç buluyoruz. Ayr›ca bu, ABD Devrimci Komünist Partisi’nden (RCP/ USA) ve Devrimci Enternasyonalist Hareket’ten yoldafllar›m›z›n verdi¤i mücadeleye katk›da

oldu¤u günümüzde, bir halka karfl› giriflilen aciz ve kabaday›ca bir sald›r› pek bir baflar› say›lamaz. (Saddam Hüseyin’in s›n›fsal s›n›rl›l›¤›n›n tamamen bilincindeyiz.) Her halükarda, bu Yanki emperyalizminin bir “zaferi” idi. Üstelik, Körfez’deki savafla ekonomilerinde bir düzelme kaydetmek için giriflmifllerdi, ancak umut ettikleri gibi olmad› ve di¤er emperya-

mürülen kitlelerin, özellikle ezilen az›nl›klar›n karfl›s›na dikmektedir, ve pek baflar› kaydetmifl de¤ildir. Bu uyuflturucu savafl› Peru’daki halk savafl›yla ve And bölgesindeki s›n›f mücadelesiyle yak›ndan iliflkilidir ve bunun ABD’nin siyasi iflleri üzerinde yank›lar› vard›r. Dolay›s›yla, ABD yard›m›n›n “dondurulmas›ndan vazgeçilmesi” için Peru hükümetini sistemli

bulunan bir faktördür ve bizi daha da birlefltirmektedir, t›pk› Yanki Go Home! slogan› alt›nda emperyalizme, özellikle Yanki emperyalizmine karfl› yürütülen ortak kampanya gibi. Bu da Üçüncü Kampanya’n›n gerçeklefltirdiklerinin ve etkisinin bir baflka örne¤idir. Belgenin “Seçimlere Hay›r! Halk Savafl›’na Evte!” bafll›kl› üçüncü bölümü esas olan›d›r.

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

rak bizzat Halk Savafl›’n›n kaydetti¤i ilerlemeleri kullan›yorlar. ABD’de önümüzdeki y›l›n seçimleri için aç›l›fl manevralar› yer al›yor, ve Bush yeniden seçilmesini sa¤lamak için elinden geleni yap›yor. Ortado¤u’da pejmurde bir baflar› kazand›, oysa herkes amaçlar›n› yerine getirmedi¤ini biliyor. Bunu bu flekilde ifade ediyoruz, çünkü özellikle dünya halklar›n›n kurtulufl için verdikleri her mücadelenin dünya devriminin bileflken bir parças›


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

18 Bu bölümde bugün Marksizm’in nas›l de¤erlendirilmesi gerekti¤i konusundaki k›staslar›m›z› ortaya koyuyoruz. Marksizim-Leninizm-Maoizm’in esas olarak Maoizm’in, dört alanda temel tezlerini inceliyoruz, ve ilkelerimizi yeniden teyid ediyoruz. Marks’›n yapt›¤› katk›lar›, Lenin’in yapt›¤› daha büyük katk›lar› ve Baflkan Mao’nun yapt›¤› çok daha büyük katk›lar› yükselme s›ras›yla ve orant›l› olarak ele ald›¤›m›z, Maoizm’i yeni, üçüncü ve daha yüksek bir aflama olarak geliflmesini de gösteren bu bölümde, Marksizm-LeninizmMaoizm’in nas›l ayr›lmaz bir bütün olarak kavrad›¤›m›z›n izahat› da bulunmaktad›r. Ç›kar›lacak ilk ve çok isabetli bir sonuç fludur: Proleter dünya devrimini gelifltirmek, emperyalizmi ve uluslararas› gericili¤i yoketmek, ve revizyonizmi parçalamak için, Marksizm-Leninizm-Maoizm’i onaylamak savunmak, ve uygulamak tayin edicidir. Meselenin özü budur. 1960’l› y›llarda Maoizm için, en güçlü silah›m›z, bizim atom bombam›z, yenilmez silah›m›z deniyordu. Bugün Maoizm’in tarihsel öneminin, yenilmezli¤inin, Marksizm’in herfleye kadir oldu¤unun çünkü do¤ru oldu¤unun daha da bilincinde olmal›y›z. Bu di¤er herfleyin ona dayand›¤› ve di¤er her fleyin ondan ç›kt›¤› tayin edici faktördür. Maoizm’den sapacak olsak devrim bundan büyük zarar görürdü, ancak devrimi asla durduramazlard›, çünkü Marksizm-Leninizm-Maoizm bafl› çekmek üzere bir daha öne ç›kard›. ‹htiyac›m›z olan esas olarak Maoizm’dir, ve Maoizm’in bayra¤›n› yükseklerde, daha da yükseklerde dalgalan-

d›rmal›y›z; bunun anlam› onu sadece onaylamam›z de¤il savunmam›z da gerekti¤idir -biz bayraklar› savunmak için yükseltiriz- ancak esas olan onu uygulamakt›r. Niçin Marksizm-Leninizm-Maoizm’i esas olarak Maoizm’i onaylamal›, savunmal› ve uygulamal›y›z? Proleter dünya devrimini ilerletmek için. Bugün devrim dünyadaki esas ak›md›r. Devrimin tam ve topyekün zaferi d›fl›nda, yani komünizm d›fl›nda, insanl›k için hiçbir gelecek mevcut de¤ildir. Dolay›s›yla mesele dünya devriminin nas›l ilerletilece¤i meselesidir ve bunun anlam› da bu ifli yürütmek, devrim yapmakt›r. Daha önce de iflaret edilmifl oldu¤u gibi, mesele kaç kifli oldu¤umuz de¤il, bunu gerçeklefltirmede ne kadar kararl› oldu¤umuzdur. 1848’de sadece Marks ve Engels vard›. Bugün 143 sene sonra, dünya çap›nda milyonlarcam›z var. O zamanlar hiçbir fleyimiz yoktu; bugün iki flanl› ve son derece zengin tarihsel tecrübemiz var, bunlar proletaryada ve halklarda, bizde, yaflamaya devam eden tecrübelerdir ve bir kez daha vurgulayal›m ki, kapitalizmin restorasyonu, devrimin esas ak›m oldu¤u gerçe¤ini yads›maz. Gericiler bu gerçe¤i çürütme hayalleri kurabilirler, ancak çabalar› nafiledir, çünkü proleter dünya devrimi ilerlemektedir, ve biz bu ilerlemenin bir parças›y›z. Bu ilerlemenin kanla ödenmesi gereken bir bedeli oldu¤u do¤rudur, ama neyin yoktur ki? Dünyan›n her yerindeki komünistlerin ve devrimcilerin dökülen kan› olmasayd›, bugün burada olamazd›k. Emperyalizmi ve uluslararas› gericili¤i yoketmek için, ve

onlar› yeryüzünden süpürüp atmak için Maoizm’e ihtiyac›m›z vard›r. Üzerimize ne kadar çamur atarlarsa ats›nlar, sonunda biz onlar› ve tüm enkazlar›n› birlikte mezara gömece¤iz. Bu muhteflem tarihsel temizli¤i durdurman›n yolu yoktur. Revizyonizmi parçalamak için de Maoizm’e ihtiyac›m›z vard›r. Emperyalizm ve revizyonizm la¤›mdan afla¤› birlikte gideceklerdir, ancak revizyonizme karfl› mücadele etmeden emperyalizme karfl› mücadele etmek mümkün de¤ildir. Maoizm’in tayin edici önemini yeniden teyid ediyoruz. Bu konuda güvenimiz tamd›r, b›rak›n felce u¤ratmay›, bizi rahats›z bile edecek en ufak bir flüphemiz yoktur. Bizler -komünistler, s›n›f ve devrimcileriyimseriz, ve bizi hiçbirfley durduramaz. Tüm bunlar bizi Karfl›-Devrimci Genel Sald›r›y› Geri Püskürt! slogan›na getirir. Bu bizim parolam›z olmal›d›r. ‹kinci bir sonuç daha ç›karmal›y›z: Zaten görüfl birli¤inde oldu¤umuz bir görevi yerine getirmeliyiz. Kamuoyu yarat ve kitleler içinde derinlere varan ideolojik faaliyet gelifltir. Bu görevi kararl›l›kla ve hemen uygulayal›m. Marksizm, ajitasyon ve propagandan›n önemini ö¤retir. Marks’›n sözleri tüm dünyada afla¤› yukar› mevcut her dilde seçkinlik kazanm›flt›r. Lenin bize, ekinle hasat aras›nda ne kadar zaman geçerse geçsin, propagandan›n her zaman muhteflem meyva verdi¤ini ö¤retmifltir. Baflkan Mao, her iki taraf›n, hem gericili¤in hem devrimin, kamuoyu yaratmaya ihtiyac› oldu¤unu söylemifltir: Onlar›n, sömürüyü devam ettirmek için devrime karfl› kamuoyu yaratmaya


ihtiyaçlar› vard›r, bizim de siyasi iktidar› ele geçirmek ve savunmak üzere devrimci fliddet kullanmak için kamuoyu yaratmaya ihtiyac›m›z vard›r. Devrim için kamuoyu kazanmadan iktidar› ele geçirmemiz mümkün de¤lidir. fianl› bir ideolojiye, Marksizm-Leninizm-Maoizm’e, bugün dünyadaki en güçlü silaha sahibiz. Bunun yarat›c› uygulamas› Gonzalo Düflüncesi’ne sahibiz. O zaman zihinleri silahland›ral›m -giderek daha fazla zihni silahland›ral›m ve bunu giderek daha mükemmel bir flekilde yapal›m. ‹nsanlar›n zihinlerini kazan›nca, elleri de silahlanacakt›r. Partimiz bofl yere siyasette güçlü olmakla ün yapmam›flt›r, çünkü siyaset, siyasi iktidar›n ele geçirilmesi mücadelesinde ideolojinin somut uygulanmas›ndan baflka birfley de¤ildir. Bugün ideolojimiz her tarafta ve her alanda sald›r› alt›ndad›r, ve bu sald›r›lar daha da yükselecektir. Ancak bizimle do¤rudan yüzyüze gelmekten korkmamaktad›rlar. Marksizm ile dobra dobra ideolojik bir tart›flmada sadece kaybedebilirler. Burjuvazinin elefltirileri, kaba iddialar›n ve temelsiz hakaretlerin ötesine geçmemektedir. Marksizm-Leninizm-Maoizm’e karfl› ortaya koyacaklar› neleri var? Yeni burjuva ideologlar k›sa ömürlüdür. Örne¤in, k›sa bir zaman için y›ld›z› p›r›l p›r›l parl›yormufl gibi görünen, ancak arkas›ndan kibrit çöpü gibi titreyip sönen Fukuyama. Kendisi tarihte herhangi bir geliflmenin oldu¤unu inkar etti ve ideolojinin öldü¤ünü ilan etti. Asl›nda, özellikle proletaryan›n ideolojisinin öldü¤ünü ilan etti, burjuvazinin ideolojisini bundan muaf tuttu, çünkü emper-

yalizm güya ekonomik ve siyasi düzen olarak galip ç›km›flt›. Ancak tarih ve ideoloji, s›n›f mücadelesinin itici gücüyle muharebe yapmaya devam etmektedir; Fukuyama’n›n saçma sözleri tarihe çarp›p geri tepmifltir ve farkl› s›n›flar›n ideolojileri aras›nda muharebeler devam etmifltir. Söz konusu olan ister dinleriyle Arap köktenciler olsun; ister burjuva ideolojisinin çeflitli biçimleriyle neo-liberaller, neo-pozitivistler ve faflistler olsun; isterse de Peru Komünist Partisi’nin önderlik etti¤i halk savafl› dahil bilimsel ideolojimiz MarksizmLeninizm-Maoizm’imizle biz komünistler olal›m. Dolay›s›yla bir kez daha burjuvazinin yalanlar› ve sahte teorileri, rüzgarda duman gibi da¤›lmaktad›r. Son zamanlarda Joseph de Maistre’a geri dönmektedirler ki bu gerçekten gülünçtür. Eserleri ‹spanya Kral› taraf›ndan ödüllendirilmifl olan Uslar Pietri bile, Maistre’›n ilerici olan herfleyin düflman› oldu¤unu söylüyor, ki do¤rudur çünkü Maistre, Papac› inatç› bir fanatikti. En geri “teorisyenleri”inin pelerinine sar›nmakla burjuvazinin yapt›¤› tek fley, kendi irini ile kendisini pekifltirmeye çal›flmakt›r. Kokuflmufl lefllerini yeniden canland›racak taze kandan yoksun olarak, burjuvazi ve genel olarak gericilik, olsa olsa damarlar›n› giderek daha zehirli iltihapla doldurabilirler. Onlar›n ideolojik sald›r›lar›na nas›l karfl›l›k vermeliyiz? Onlar› tepeden t›rna¤a teflhir etmeli, sahte ve kokuflmufl maskelerini parçalamal› ve karfl›lar›na somut gerçe¤e uygulanm›fl Marksizm-Leninizm-Maoizm esas olarak

Maoizm ile ç›kmal›y›z. Marksizm bilimsel olarak do¤ru tek ideolojidir. Da¤lar› yerinden oynatmaya, dünyay› de¤ifltirmeye ve ayaklar› üzerine oturtmaya muktedirdir. ‹dealizm gerçe¤i ancak baflafla¤› tutabilir. Marks, felsefenin zincire vuruldu¤unu, kitlelerden kopar›ld›¤›n›, kitlelerden saklamak için kelimelere ve örümcek a¤lar›na gömülüp karmakar›fl›k edildi¤ini söylemiflti. Felsefeyi özgürlefltirip kitlelere iade etmeliyiz. Kitleleri harekete geçirerek felsefemizi kullanmal›y›z. Kamuoyu yaratmak, kitleleri harekete geçirme meselesidir. B›rak›al›m onlar ajitatör ve propagandac› olsunlar. Kitleleri Marksizm-Leninizm-Maoizm, esas olarak Maoizm’de ve Gonzalo Düflüncesi’nde e¤itmek için bir kitle hareketi bafllatal›m. Bunun gereklili¤i, ta bafl›ndan beri temel bir Marksist ö¤reti olmufltur, ve Büyük Proleter Kültür Devrimi, devrimde sebat etmek, devrimin meyvalar›n›n kap›l›p kaç›r›lmas›na izin vermemek, devrimi savunmak üzere, proletarya diktatörlü¤ü alt›nda sosyalizmi infla etmeye devam etmek için kitleleri Marksist-Leninist-Maoist ideolojiyle harekete geçirmenin yaflayan ve flanl› bir örne¤i olmufltur. Kitleleri, Marksizm-Leninizm-Maoizm, Gonzalo Düflüncesi’nin fikirleri ile genifl ve derin bir teorik ideolojik hareket etraf›nda harekete geçirelim. Dünyay› baflafla¤› görmelerine sebep olan bu feodoal, burjuva, emperyalizm yanl›s› batakl›ktan onlar› kurtaral›m. Felsefeyi çekmecelerden ç›karal›m, kitap tap›c›lar›n›n ve sahte akademik kurulufllar›n ellerinden kurtaral›m ve kitlelere günlük s›n›f

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

19


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

20 mücadelesine, halka götürelim. Onlar›n ruhu karart›lm›fl, çal›nm›flt›r -al›p geri verelim ki aldat›lmalar›na art›k izin vermesinler. Felsefe ve bilim, alimlere de¤il kitlelere aittir. Bugün kitleler giderek daha diyalektik olmaktad›rlar, ancak bunun bilinçli k›l›nmas› gerekir ki diyalekti¤in yasalar›n› bilinçli olarak kullans›nlar. Çeliflki yasas›n›, ne anlama geldi¤ini tamamen kavrayarak uygulas›nlar; onu tabiata, topluma ve düflüncelere uygulas›nlar. Kitleler buna muktedirdir, çünkü tarihi yapan, herfleyi yaratan onlard›r. Ayr›ca, her bilgi pratikten ç›kar -herfleyden öte, insanlar günlük toplumsal pratiklerinde nesneleri de¤ifltirirler, ve bu de¤ifltirme süreci yoluyla ö¤renir ve anlarlar. Pratikte edinilen bu anlay›fl, yeniden prati¤e geri döner, daha fazla de¤iflikliklere, geliflmeye, ilerleme ve dönüflümlere yol açar, ancak herfley flu veya bu s›n›f›n damgas›n› tafl›d›¤› için, bu pratik, bu bilgi, bu dönüflümlerin -ya proletarya ve halk yanl›s› ya da proletarya ve halk aleyhtar› olmak üzere- bir s›n›f karakteri de olacakt›r. Tüm bilginin kayna¤› pratiktir, kitlelerin, insanl›¤›n dönüfltürücü tarihsel eylemidir. Tarihin her döneminde, kitleler, sosyal pratik yoluyla zihinlerini o döneme tekabül eden düflüncelerle silahland›r›rlar ve dolay›s›yla tarihin sundu¤u görevleri yerine getirmek üzere elleri de silahlan›r. ‹nceleme, bu sürecin zorunlu bir tamamlay›c›s›d›r. ‹nsanlar belirli bir s›n›f içeri¤i içinde ve belirli bir s›n›f›n ç›karlar› do¤rultusunda eyleme geçerler ve bu, fikirlere, ideolojiye yol açar. Onlar›n örgütlü eylemi toplumsal dönüflüme ve halk›n ço¤unlu-

¤u için ilerlemeye yol açar. Engels, bize fikirleri eylemlerle zihinlere oturtmay› ö¤retir. Biz Parti’de bu yaklafl›m› 1970’lerden beri uygulamaktay›z ve bunda sebat etmeliyz. Peki kitleleri nas›l Marksizm-Leninizm-Maoizm, Gonzalo Düflüncesi’nin ideolojisi ve prati¤i ile silahland›rabiliriz? Kitleler, seviyelerini yükseltmek ve popülerize etmek yönündeki bizim faaliyetlerimiz temelinde ideolojik, siyasi ve ekonomik alanlarda yüzyüze geldikleri somut sorunlar› ele almak suretiyle ideolojik olarak silahlan›rlar. Merkez Komitesi’nin Birinci Oturumu’nun bafllatt›¤› Rektifikasyon Kampanyas›’n›n tecrübesini de¤erlendirmenin bir parças› olarak, standartlar› yükseltmek ve popülerlefltirmek sorunlar›n› ele almal›y›z. Bunun için, önderlik ve kadrolarla, di¤er Parti Üyeleri aras›nda ve Parti örgütünün çeflitli düzeyleri aras›nda, yani Parti Üyeli¤i, Halk Gerilla Ordusu ve Parti’nin yaratt›¤› kitle örgütleri ve ayn› zamanda bizimle birlikte mücadele eden çeflitli kitle örgütleri aras›nda ayr›fl›m yapmal›y›z. Gericili¤in elindeki avantajlardan birisi, birçok bilgi edinme yoluna sahip olmas›d›r. Son derece geliflmifl bas›n-yay›n sisteminde, gazeteler, dergiler, radyo ve televizyon kanallar› vb. vard›r. Biz bunlara sahip de¤iliz, ancak yenilmez bir kayna¤a -tarihi yapan›n kitleler oldu¤u gerçe¤ine- güvenebiliriz. Bilgi pratikten do¤ar ve kitlelerin yapt›¤› da pratiktir. Kitlelerin ajitatör ve propagandac› olarak yetifltirilmeleri gerekti¤ini söylemifltik; mücadele eden ve direnen onlard›r, tüm bunlar› yapmay› bilirler çünkü her

zaman yapm›fl olduklar› fleylerdir bunlar. Bu yüzden bunu da yapabilirler. Metodumuz ne olmal›d›r? A¤z›m›zdan ç›kan kelimeler. Sözlü metod hemen elimizin alt›ndad›r ve bizim kitlelerin içine, daha altlara ve derinlere kadar gidebilmemizi sa¤lar. Daha esnek bir yaklafl›md›r çünkü kime hitab edildi¤ine göre -köylüler, iflçiler, ö¤renciler, ayd›nlar, askerler, dükkan sahipleri vb.- uyarlanabilir. Bu metod daha esnek ve taktikseldir, elbette genel bir strateji çerçevesinde. Yaz›l› metoddan da yararlanmal›, aç›k ve sade bir dil kullanmal› ve k›l›çla oldu¤u kadar kalemle de savaflmal›y›z. Çizim de kullanmal›y›z, bunlar, örne¤in okuma yazma bilmeyen köylüler için özellikle iyidir. Elimize geçirebildi¤imiz tüm modern metodlar› kullanmal›y›z, ancak sözlü metodun esas metod oldu¤unu unutmamal›y›z, çünkü halk kitleleri için en ulafl›labilir olan› budur. Tekrarlayacak olursak, kitlelere hizmet etti¤imiz için ve onlarla sözlü olarak -tek kurufl harcamadan- ulaflt›¤›m›z için, ihtiyac›m›z olan taktiksel araca sahibiz demektir. Örne¤in, insanlar›n flikayetlerini dile getirmelerini teflvik etmeliyiz. Bir grup insan›n artan bask› ve sömürü ile ilgili tecrübelerini anlatmas› yeterlidir. Bir kifli bafllarsa, bir di¤eri hemen ard›ndan gelecektir ve çok geçmeden hepsi birden öfkelerinin infilak edici gücünü hissedecektir. Bu onlar› kamç›layacak ve sömürünün sebeplerine karfl› kendilerini ezenlere karfl› eyleme geçmeye itecektir. Birçok farkl› yerde birçok farkl› insan grubunun, flikayetlerini ifade


etmesini teflvik etmeliyiz ki onlar›n sözleri birleflip hiddetli bir kas›rgaya dönüflsün. Tek bir kifli zay›f olabilir, ancak birleflen birçok kifli dehfletli bir güç oluflturur. Yaz›l› kitle propagandas›n›n bir baflka biçimi de Dazubaolar’d›r. Baflkan Mao bu duvar yaz›lar›n›n demokrasi için çok etkili oldu¤unu ö¤retmifltir. Kitlelerin ka¤›da bile ihtiyac› yoktur -tebeflir, kömür ya da varsa boya ile, büyük harfler kullanarak duvarlara basit cümleler yaz›p, taleplerini dile getirebilir, hangi mücadele biçimlerinin kullan›lmas› gerekti¤ini, hangi tecrübelerin olumlu hangilerinin olumsuz oldu¤unu, önderlerini nas›l de¤erlendirdiklerini belirtebilirler. Bu, kitle demokrasisinin bir ifadesidir. Pek simsarl›¤› yap›lan, ancak halk için de¤il sadece yöneticiler ve sömürücüler için demokratik olan sahte burjuva demokrasisinin tam z›tt›d›r. Kitleler düflünüp harekete geçtiler mi, sonsuz bir güce sahip olurlar ve her alanda katk› yapabilirler: Siyasette, askeri ifllerde, ekonomide, sanatta ve bilimlerde. Halk demokrasisini gelifltirmeye devam edelim: kitleler, Halk Gerilla Ordusu’ndaki askerler gibi, planlar› tart›fls›nlar ve bunlar›n uygulamas›n› de¤erlendirsinler -bu, daha iyi kavramaya, daha büyük birli¤e, daha güçlü eyleme yol açacakt›r. Kitleler, demokrasi içinde, ajitatör ve propagandac› olma yeteneklerini göstersinler. Büyük bir ideolojik kitle hareketinin Parti önderli¤ine ihtiyac› vard›r. Çünkü MarksizmLeninizm-Maoizm, Gonzalo Düflüncesi’nin devrime ve siyasete hükmeden yasalar›, yani siyasi iktidar için s›n›f mücadelesinin, mücadalenin esas biçimi olarak halk savafl›n›n yasa-

lar›n› kavrad›¤›, kulland›¤› ve uygulad›¤› müddetçe, Parti en bilinçli ö¤edir. Parti olmaks›z›n, kitleler bir planla donat›lamazlar ve Parti’nin kitlelere iyi bir planla önderlik etmesi flartt›r. Plan›n ideolojik bir biçim oldu¤unu ve Parti’nin plan›n›n da Marksizm-Leninizm-Maoizm, Gonzalo Düflüncesi’nin bir ifadesi oldu¤unu biliyoruz. Plan formüle edildi¤inde, Parti çeflitli örgütleri harekete geçirmelildir, çünkü siyasi bir çizgi, onu somut prati¤e uygulayacak örgütsel biçimler olmaks›z›n, maddi güce dönüflemez. Bu biçimler, Parti örgütleri, ordu, Parti’nin üretti¤i örgütlenmeler, kitlelerin en alt ve en derin kesimlerinin yaratt›¤› siyasi iktidar organlar› ya da örgütleri olabilir. B›rak›n Marksizm-LeninizmMaoizm, esas olarak Maoizm’i ve Gonzalo Düflüncesi’ni onaylamak, savunmak ve uygulamak için bu büyük ideolojik seferberli¤i kitleler yürütsün ve silahl› eylemler bu fikirleri zihinlere sa¤lamca yerlefltirsin. Dolay›s›yla sadece Komünist Partisi bu büyük kitlesel ajitasyon ve propaganda sürecine önderlik edebilir. Baflkan Mao’nun ö¤retti¤i gibi, “Kitleler ve Parti oldu¤u müddetçe, her türlü mucize yarat›labilir” 4- REKT‹F‹KASYON KAMPANYASI Bugün bu toplant›da, Merkez Komitesi’nin ‹kinci oturumu’nun karar›n› yerine getiriyoruz. Bizim görevimiz Rektifikasyon Kampanyas›’n› ilerletmekti, daha alt seviyedeki örgütlenmelerin, Parti üyelerinin, savaflç›lar›n ve kitlelerin görevi ise bu kampanyay› yürütmekti.

fiu anda bu kampanyay› sonuçland›r›yoruz. “Seçimlere hay›r! Halk Savafl›’na Evet!” belgesini tek tek ve kolektif olarak incelemifl, tart›flm›fl ve uygulam›fl bulunuyoruz. Bu ana kadar söylenmifl olanlardan ç›karak, bu tart›flmalar hakk›nda belirli gözlemler yapmak mümkündür. Esas sorun, bu belgenin incelenmesinin günümüzün siyasi durumuna nas›l uygulanaca¤›d›r. Biz komünistler, uygulamak üzere incielemeyi ö¤rendik; aksi takdirde canal›c› sorunlar› çözmek için Marksizm’i kullanmak yerine kitaplara tapard›k. Soyut inceleme, metafiziktir, idealist ve burjuvad›r. Bizler pragmatist de de¤iliz; emperyalistlerin ve kaba materyalistleri yapt›¤› gibi dar faydac› sebeplerden dolay› inceleme yapmay›z. Teoriyi, pratikte uygulamak ve gerçe¤e dönüfltürmek için, s›n›f ve halk›n ç›karlar› do¤rultusunda dünyay› de¤ifltirmek için inceleriz. Dolay›s›yla sorun teorinin, flu üç düzeyde, nas›l uygulanaca¤› sorunudur: 1) Proleter Dünya Devrimine; Burada tek bir mesele vard›r. Belge günümüzde Marksizm’in canal›c› sorunlar›n› ortaya koymaktad›r: Devrimci fliddet, s›n›f mücadelesi, sosyalizm ve proletarya diktatörlü¤ü ve revizyonizme karfl› mücadele. Bu dördünün içinde, sosyalizm ve proletarya diktatörlügü esast›r. Burada vurgulanan mesele, Maoizm’in yeni, üçüncü ve daha yüksek bir aflama, Marksizm-Leninizm-Maoizm, esas olarak Maoizm oldu¤udur, çünkü enginleri Maoizm’le fethedece¤iz. Burada belgenin de¤eri yatmaktad›r. Belge Marksizm’i yeniden teyid etmekte, bugün Marksist olman›n Marksist-Leninist-Maoist, esas ola-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

21


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

22 rak Maoist olmak anlam›na geldi¤ini savunmaktad›r; Maoizm’in yeni, üçüncü ve daha yüksek bir aflama oldu¤unu, komünistler, proletarya ve dünya halklar› için tüm dünyada yürürlülükte ve geçerli oldu¤unu kavramaktad›r. Tayin edici olan budur. Dolay›s›yla ilk tavr›m›z buradan, Maoizm’den ç›kmaktad›r ve Kongremiz taraf›ndan kabul edilmifltir ki: Gonzalo Düflüncesi’nin esas ö¤esi, Maoizm’i yeni üçüncü ve daha yüksek bir aflama olarak tan›mlam›fl olmas›d›r. 2) Peru Devrimi; Burada esas fley, belgenin, halk savafl›yla yeni bir devlet infla edilmesine hizmet etmesidir. Bu devlet, halk kitlelerine dayanarak, Halk Gerilla Ordusu taraf›ndan ve Komünist Partisi’nin önderli¤i alt›nda infla edilmektedir. Belge ülke çap›nda iktidar›n ele geçirilmesine hizmet etmektedir. Bugün yeni devlette uygulanmas› gereken son derece önemli noktalar› ele almaktad›r. 3) Belgeyi bireysel düzeyde nas›l uygulamal›y›z? Devrime daha iyi hizmet edebilmek için belgeyi özümsemek ve temsil etmek her birimizin sorumlulu¤udur. Bu aç›dan, burada bulunan herkes, ayd›n olmakla, sanatsal sorunlarla do¤rudan ilgilidir, ve mühim olan daima siyaseti kumandaya

oturtmakt›r. ‹nsanlar Marksizm’i incelediklerinde, Marksizm onlar› sarsar, ve iki dünya görüflü aras›ndaki çeliflki ortaya ç›kar; Marksizm proleter olmayan yöne darbeler indirir ve insanlar›n ideolojik olarak çelikleflmesi sürecini iflletir. Her görevde oldu¤u gibi, herbiri kendi çeliflkisine sahip üç aflama vard›r. Birinci olarak, sorun, incelemeye giriflip giriflilmeyece¤idir ve bir baflland› m›, görevin yar›s› tamamlanm›fl demektir. Arkas›ndan, ifller gelifltikçe, sorun, sebat m› edilece¤i terk mi edilece¤i sorunu olur. Bu da bir baflka mücadeledir ve burada, süreci a¤›r bir yük olana kadar uzatma biçiminde söz konusu olmufltur. Bu kötü bir durumdu, çünkü eskinin ve burjuva olan›n hakim olaca¤› anlam›na geliyordu. Sorunu tart›flt›k, göreve öncelik tan›mak ve önemli bir hamle yapmak için flok taktikleri kullanmak suretiyle görevi yerine getirmeye karar verdik. Bu çok faydal› bir metoddur, Marksist-Leninist-Maoist, Gonzalo Düflüncesi tarz› faaliyetin bir parças›d›r. Tüm enerjimizi elimizdeki görev üzerinde yo¤unlaflt›rmak ve tamamlanana dek gerekti¤i kadar zaman harcamak anlam›na gelir. Bu, düflman peflimizdeyken, ele geçirilmek yerine on-

dan üstün ç›kabilmek için bir zorla yürüyüfl gerçeklefltirmeye benzer. ‹ncelemede, zihinlerimizde proletarya ideolojisi ile çat›flmaya giren burjuva ideolojisinin proleter ideolojiyi altetmesine izin vermek yerine, özümsemedi¤imiz bu yeni ideolojiyi ele al›p onu, burjuva, idealist, yabanc› s›n›f bak›fl›n› yenilgiye u¤ratmak için kullan›r›z. Eski fikirler direnirler ve kendi içimizde ortaya ç›kan bu direnifli k›r›p yenene kadar, zihnimizde bilinçli ve gönüllü bir muharebe vermek zorunday›z. Eski bize flöyle hayk›r›r: O kadar iyi bildi¤in tarzlar› nas›l geride b›rakabilirsin! Seni bunca senedir tafl›yan, yaflam›n› devam ettiren al›flkanl›klar› nas›l terk edebilirsin! Eski, ‹rademizi zay›flatmak için, kokuflmufl çürümüfl olan herfleyi pembe renge boyar. Bu direnifle karfl› flok taktikleri son derece etkilidir. Sonucu içeren üçüncü aflamada görevi sonuna kadar yürütüp yürütmemek aras›nda bir çeliflki do¤ar, ta ki yürütece¤inize karar verene ve gerçekten de bunu yapana dek. Bir inceleme kursu tamamland›¤› zaman, bu bir s›çramay› temsil eder, flok takti¤i bu s›çramay› yapmaya yard›mc› olmada çok faydal› bir metoddur.


Sizler bu Rektifikasyon Kampanyas›’n› sonuna kadar yürüttünüz. Bu sadece, kendimizi proletarya idelojisinin kal›b›na sokmak için iki çizgi aras›ndaki mücadelenin gelifltirilmesinin bir biçimidir. Ne kadar ilerleme kaydettiniz? Belgenin içeri¤inden tamamen habersiz olmakla bafllad›ktan sonra incelemeye ve tart›flmaya koyuldunuz, bu da bugün Marksizm’in karfl› karfl›ya oldu¤u dört temel canal›c› mesele konusunda kendinizi Marksist-Leninist-Maoist, Gonzalo Düflüncesi bak›fl aç›s›yla silahland›rman›z› sa¤lad›. Burada ifade edilen görüfllerden, bunu güncel sorunlara uygulamakta oldu¤unuz görülebilir. Bu görevin yerine getirilmesi, Marksizm’in bugünkü dört temel sorunu hakk›nda bir s›çrama ve dönüflüme yol açm›flt›r. Sonuç olarak, belgenin, revizyonizm ve emperyalizmin birleflmekte olan karfl›-devrimci sald›r›s›na karfl› Marksist-Leninist-Maoist, Gonzalo Düflüncesi’nin temeldeki karfl›-sald›r› meselesinde, ayr›ca karfl›-devrimci genel sald›r›ya gö¤üs germede ciddi bir katk› teflkil etti¤ini vurgulamal›y›z. Dolay›s›yla bu belgeyle silahlanmakla, Peru devrimine ve proleter dünya devrimine hizmet etmekteyiz. Hiçbir soruna bitmifl gözüyle bak›lamaz. Tüm bilgi görecelidir, çünkü maddeyi sadece k›smen yans›t›r ve daha da gelifltirilmesi gerekir; fakat bu belge Marksizm-Leninizm-Maoizm, esas olarak Maoizm’e uygundur ve de¤eri de burada yatmaktad›r. Ayr›ca fleylere bak›fl tarz› Gonzalo Düflüncesini izlemektedir. Dolay›s›yla, Marksist-Leninist-Maoist, Gonzalo Düflüncesi’dir.

5- SONUÇLAR 1- Bu çok iyi bir toplant› olmufltur. Faaliyet ilerlemifltir. Savafl›n ortas›nda inceleme yapmak onu daha iyi ele almam›z› sa¤lar. ‹ncelememiz, pratikte daha büyük bir s›çrama yapman›n flartlar›n› haz›rlam›flt›r. 2) Daha önce ifade edilen görüflleri de¤erlendirirken, inceleme konusunda analiz ile sentez aras›ndaki çeliflkiyi ele alm›flt›k ve ilk tart›flman›n analiz üzerinde yo¤unlaflma e¤iliminde oldu¤unu sölemifltik. Ancak flimdi, sonradan, daha sonraki tart›flmalarda, bir senteze var›lm›flt›r ve özü kavranm›flt›r: Maoizm’in saf›nda tav›r almak. Nitel bir s›çraman›n haz›rl›¤› yap›lmaktayd› ve flimdi bu s›çrama kaydedilmifltir. ‹nceleme, sentezi gözard› etme sorunundan etkilenmifltir. Ancak bir s›çrama yapman›n flartlar›n› haz›rlam›flt›r. Analizi ve sentezi kavrarsan›z, inceleme daha güçlü olur, özü kavran›r ve bir s›çrama olur. 3) Dört temel canal›c› sorun konusunda Marksizm kavranm›flt›r. 4) ‹ncelemeyi, bugünün s›n›f mücadelesine uygulamak için, baz› canal›c› sorunlar› ele alarak savafl›m›m›zda kendimize bir parça manevra yeri kazanmak için yapar›z. Sadece belgede ne oldu¤una de¤il, gelecekte bizi neyin bekledi¤ine bakmal›y›z. 5) Tüm Parti’de karfl› karfl›ya gelinmekte olan sorunlar hakk›nda bir anlay›fl sahibi olmada bu toplant› faydal› olmufltur. Buradaki tecrübemiz ve yapt›klar›m›z herkes için yararl› olacakt›r. Örne¤in, Rektifikasyon Kampanyas›’nda ince-

lememizi tamamlamak için bu göreve öncelik tan›ma ve ona flok taktikleri uygulama metodundan tüm parti yarar sa¤layacakt›r. 6) Ülke çap›nda iktidar› ele geçirmek için halk savafl› yoluyla yeni siyasi iktidar infla etmekle ilgili özgül siyasi görevleri daha iyi kavrayabilmek elbette flartt›r, ancak somut olarak sizler için bunun anlam› ayd›nlar ve sanatç›lar olarak yapaca¤›n›z faaliyettir. Dolay›s›yla parolan›z flu olmal›d›r; “Halka hizmet et ve Parti önderli¤ini izle” 7) Ne kadar ilerlediniz? Sistemli yo¤un ve zihinlerinizde somut sorunlar olarak inceleme yapmakla bir s›çrama kaydettiniz. fiimdi, Marksizm-Leninizm-Maoizm, Gonzalo Düflüncesi’nin ne oldu¤u hakk›nda, ve Peru toplumunu tepeden t›rna¤a dönüfltürmek ve dünya devrimine hizmet etmek için, niçin onaylanmas›, savunulmas› ve uygulanmas› gerekti¤i konusunda daha ileri bir anlay›fl söz konusudur. 8) E¤er bir s›çrama yap›ld›ysa, bunu nas›l pekifltirmeliyiz? Bu yeni s›çrama nas›l gelifltirilmelidir? Nas›l pekifltirilece¤i ve nas›l gelifltirilece¤i, Parti’ye Peru devrimine ve proleter dünya devrimine nas›l giderek daha çok ve daha iyi biçimde hizmet edilece¤i, tüm insanl›¤›n kurtulufluna hizmet edip komünizme do¤ru ilerlenece¤i bak›fl aç›s›ndan ele al›nmas› gereken iki sorudur. ‹deolojik e¤itimimizi güçlendirmek için V.‹.Lenin’in “Karl Marks” adl› makalesini, siyasi e¤itimimizi güçlendirmek için de Merkez Komitesi’nin ‹kinci Oturumu’nun raporlar›n› incelemekle devam etmeyi öneriyoruz.

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

23


24

Lal Salam Comrades! (K›z›l Selam Yoldafllar!)

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

“Sadece burjuva-feodal devletin ve hükümetin nas›l yönetti¤ini de¤il, ayn› flekilde bu ülkenin yurtseverdemokratilerici-devrimci ve komünistlerini tan›mak, özgül politikalar›n› anlamak için de kayda de¤er bir zaman harcamak gerekiyor.”

Hindistan! Her yönüyle karmafl›k, çok renkli, çok çeliflkili, çok zor anlafl›l›r... bir ülke. Hindistan toplumunu anlamak ve tan›mak ise, çok daha zor. Kendisine has özellikleri bir hayli fazla olan bir toplum. Onun tarihsel, toplumsal, kültürel, inançsal özelliklerini bilmeden, tarihini ö¤renmeden bugününü anlamak çok zor. Görmeden, yaflamadan ve detayl› bir araflt›rmaya giriflmeden Hindistan’› ve toplumunu yeterli düzeyde tan›mak çok zor. Sadece burjuva-feodal devletin ve hükümetin nas›l yönetti¤ini de¤il, ayn› flekilde bu ülkenin yurtsever-demokrat-ilerici-devrimci ve komünistlerini tan›mak, özgül politikalar›n› anlamak için de kayda de¤er bir zaman harcamak gerekiyor. Hem yaz› içinde geçen konular›n daha iyi anlafl›lmas›yla ve hem

Aç›klama: Yay›nlamaya bafllad›¤›m›z çal›flman›n bir k›sm› 2 haftada bir yay›nlanan ‹flçi-köylü gazetesinde yay›nlanm›flt›r. Hindistan ve Hindistan Komünistlerinni, Türkiye devrimci-demokrat kamuoyunca daha iyi tan›nmas›na vesile olaca¤›n› umdu¤umuz bu çal›flman›n, ileriki say›lar›m›zda da ilgiyle takip edilece¤ini düflünüyoruz.

de daha kapsaml› bir bilgiye sahip olunmas› bak›m›ndan, Hindistan ve Hindistan toplumu hakk›nda ve de onlara mal olmufl bir tak›m özellikleri konusunda ön bilgiler vermek, okuyucu aç›s›ndan yararl› olacakt›r. Bu nedenle yaz›n›n ilk bölümlerini ülkenin, toplumun ve de yaz›n›n ilerleyen bölümlerinde somut olarak ele al›nacak baz› konular›n kolay anlafl›lmas› için genel ön tan›t›m›na ay›r›yorum. Amac›m, önümüzdeki dönemlerde devrimci mücadelesini, halk savafl›n› daha fazla iflleyece¤imiz bu ülke ve toplumu hakk›nda daha derli toplu bilgi vermektir. Fakat bunun çok eksik ve genel olaca¤›n› biliyorum. ‹SM‹N TAR‹HÇES‹: Hindistan tarihten günümüze birçok isimle bilinmifltir ancak, bunlar aras›nda en önemlileri ve bilinenleri flunlard›r;

ARYAVARTA: Aryanlar›n topra¤›-yurdu anlam›ndad›r. BHARAT: Ülkenin birli¤ini ilk gerçeklefltiren eski ça¤da bir Hint kral›d›r. H‹NDUSTAN: Eski Farsl›lar (‹ranl›lar) ‹ndus ›rma¤› çevresinde yaflayan topluluklara “Hindu” ad›yla hitap ederlerdi. Bu bölgeye de “Hindistan” derlerdi. ‹ND‹A: Eski Yunanl›lar ise ‹ndus ›rma¤› çevresinde yaflayanlara “‹ndia” ve bölgenin kendisine de “‹ndia” derlerdi. Dolay›s›yla tüm Avrupa dillerinde Hindistan ismi “‹ndia”d›r. “Hindustan” ve “‹ndia” kavramlar›n›n ikisi de “S‹NDHU” (daha modern olan indus) dan türetilmifltir. Günümüzde devlet taraf›ndan kabul edilmifl iki resmi ismi var Hindistan’›n, BHARAT ve ‹ND‹A. DÖNEM‹N EN ‹LER‹ MEDEN‹YET‹ OLAN DRAV‹D‹ANS’LARIN YIKILIfiI; ‹fiGALC‹


ARYANLILARDAN SÖMÜRGEC‹ ‹NG‹L‹ZLERE UZANAN KISA TAR‹H; H‹ND‹STAN! ‹ndus vadisi ve Ganj nehrinin bir k›sm›, dünyan›n en eski ve en önemli üç medeniyet merkezlerinden biridir.(Di¤er ikisi Nil vadisi ve Mezopotamya’d›r) ‹ndus ›rma¤› ve vadisi günümüzde Pakistan’›n s›n›rlar› içerisinde yer al›r. Özellikle MÖ. 2500-1500 y›llar› aras›nda burada en geliflmifl medeniyetler yafl›yordu. O dönemler kuzeyde Harappa (Lahor’a yak›n), güneyde Nohenjo-Daro (Karaçi’ye yak›n) flehirlerinin her birinde en az 40 bin kifli yafl›yordu. Hindistan’›n yerlileri ve dönemin en geliflmifl medeniyeti, ‹ngilizce’de Dravidians ad›yla bilinen medeniyettir. Günümüzde varl›¤›n› sadece bir dil grubu ad›yla sürdürmektedir. Bu dil grubu günümüzde Tamilce, Teleguca, Knarisçe ve Malayanlamca’da ifadesini buluyor. Bu medeniyet Hindistan’›n her taraf›na da¤›lm›fl durumdayd›. Fakat d›flar›dan kuzeyden gelen Aryanl›lar›n sald›r›s› sonucu sonradan güney Hindistan’a çekilmek zorunda kalm›fl. Tar›m ve ticaretle u¤rafl›yorlard›. Savaflç› de¤il idari ifllerde ilerlemifl kavimlerdi. Dolay›s›yla en ileri medeniyeti temsil ediyorlard›. Ana-erkil bir topluluktu. Y›lan›n kutsall›¤›na ve Dünyan›n ar› tanr›ça oldu¤una inan›rd›. Bunlarda (Hint yerlileri) Kast sistemi yoktu. Burada yaflayan geliflmifl medeniyetlerin sona ermesindeki nedenlerini flöyle s›ralayabilirim. Co¤rafi koflullar ve iklimsel de¤iflimlerin kabileleraras› sürekli devam eden savafllar ve özellikle de Aryanlar’›n gelifli. Aryanl›lar (Farsl›lar-‹ranl›lar), Hititler gibi Hint-Avrupal› kavimlerdendir. Esas ve ilk vatanlar› günümüz güney Rusya’s›

ve Kazakistan’d›r. Hititler Anadolu’ya, Aryanl›lar ise ilk önce ‹ran’a daha sonra da Hindistan’a göç eder. Zaten günümüzdeki ‹ran ismi de Aryan’dan türetilmifltir. Bunlar savaflç› kavimlerdir. Yan›s›ra hayvanc›l›kla u¤rafl›rlard›. Aryanl›lar›n Hindistan’a ilk gelifli, MÖ 2000 y›llar›nda Penjap bölgesini iflgal etmeleriyle bafllam›fl. Kendileriyle birlikte atefl tanr›s› “Agni” ile savafl tanr›s› “‹ndia”y› da getirmifller. Savaflç› kavimler olduklar›ndan Dravidianlar› yenmifl ve Hindistan’›n büyük k›sm›nda egemenlik kurmufllar. Daha sonra yerleflik ve flehir yaflam›na geçerek, tar›mla ve ticaretle u¤raflt›lar. Büyük flehirler, güçlü krall›klar kurdular. Yaz› dilleri yoktur. Dolay›s›yla tarihlerini ve dini inançlar›n› sonraki dönemlere yaz›l› de¤il, sözlü olarak tafl›m›fllar. Buna “VEDAS” deniyor. Vedaslar dünyan›n en eski dini olan Hinduizmin temeli say›l›r. Sanskritçe yaz›lm›flt›r. Sanskritçe, daha sonralar Hindu üst kastlar›n›n (egemen s›n›flar›n›n) dili haline geldi. Günümüzdeki Avrupal› dillerin birço¤u (örne¤in Latince, Almamca, ‹ngilizce) Sanskrit kökenlidir. Aryan’›n Sanskritçedeki anlam›

ise, asil ve soyluluk demektir. Aryanl›lar ata-erkil bir topluluktur fakat, bir kad›n birkaç erkekle de evlenebiliyordu. Önceleri bunlar aras›nda sosyal-s›n›fsal bir ayr›m yoktu. Ama sonralar› de¤iflik kabilelerle savafla girmeleri, onlar›n topraklar›na ve ganimetlerine el koymalar› yoluyla s›n›fsal ayr›mlar bafllad›. Bunlardan önce Hindistan’da “Kast-sistemi” denen bir fley yoktu, bunu getiren Aryanl›lar oldu. Yani günümüz Hindistan’›nda gördü¤ümüz “kast sistemi”, üç bin y›ll›k Aryan hediyesidir. Makendon kral› “Büyük ‹skender”in iflgalinden önce, Hindistan’da birçok krall›k ve kabile iktidarlar› vard›. Bunlar aras›nda en önemlileri Bimbisara ve Nanda hükümdarl›klar›d›r. ‹skender, ordusuyla MÖ 327 y›l›nda ‹ndus ›rma¤›n› geçerek, kuzey-bat›daki küçük krall›klar› yenerek Hindistan’› iflgale bafllar. Daha fazla ileri gidemez. Makedonya’ya dönüflte Babil’de (bugünkü Irak) MÖ 323 y›l›nda ölür. Daha sonralar› Hindistan’da etkili olmufl, ülkenin bir k›sm›n› veya büyük bölümünü ele geçirmifl en önemli ve güçlü hükümdarl›klar flunlard›r. En önemli olanlar› Maurya ve Azhoka hü-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

25


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

26 kümdarl›klar›d›r. Maurya tarihte ilk büyük Hint ‹mparatorlu¤u’nu kurdu. (MÖ 321) Ashoka döneminde bu imparatorluk en parlak dönemini yaflar. Günümüzde Ashoka hala çok iyi tan›na ve tutulan bir hükümdard›r. Buna iliflkin söylenen birçok hadise vard›r. ‹flte bunlardan en ünlüsü! Ashoka bir Hindudur fakat, çok kanl› bir çat›flmadan sonra Hinduizmi b›rak›p Budizme geçer. Bu olaydan sonra savaflmay› b›rak›r, kendisini halk›n geliflimine, refah› ve mutlulu¤una adad›¤› söylenir. Dinleraras› fliddeti d›fltalayan, tolerans› benimseyen ve halk›n inanc›na sayg› duymay› temel alan “Dhamma”y›, yani Türkçe’de anlam› “evrensel yasa” olan bir inanç gelifltirir. Fakat ayn› Ashoka, iktidar›n› sürdürebilmek için çok güçlü gizli bir örgüt kurar. Ölümüyle (MÖ 232) imparatorluk ta son bulur. MS. en önemli ilk imparatorluklar Gupta ve Rajput hükümdarl›klar›d›r. Tanr› inanc›n›n güçlü flekilde ö¤retildi¤i, hem Budizmin hem de Hinduizmin çok gelifltirildi¤i dönemlerdir. Müslümanlar›n ise MuhammedBin-Kas›m, Mahmud Gazni, Muhammed Gori vb. hükümdarl›klar› olmufl. Akabinde 350 y›la yak›n (MS 1526-1857) Mo¤ollar›n egemenli¤i sürmüfl. Mo¤ol imparatorlu¤unun Hindistan’daki kurucusu Timur ve Cengiz Han’›n soyundan gelen ve 12 yafl›nda kral olan Babur’dur. Babur, Türk ve Mo¤ol kar›fl›m›d›r. Onun ölümüyle yerine Humayun, Cihangir, fiah Cihan vb hükümdarlar gelmifl. (Bilindi¤i gibi, ilk Mo¤ollar›n kurucusu da (1180) 13 yafl›nda bir çocuk olan Timuçin idi. Bu kifli daha sonra (1206) “tüm insanlar›n imparatoru” anlam›n› tafl›yan Cengiz Kahan ismini ald›.)

‹ngilizler’in Hindistan’daki egemenli¤i ise tüccarlar (ticaret burjuvazisi) arac›l›¤›yla bafllam›fl. Bunu bafllatan ticari flirket ise, Türkçe’de ad› Do¤u Hindistan fiirketi olan ‘The East Inda Company” diye bilinen flirkettir. Bu flirketin ticari faaliyetleri Hindistan, Afrika ve Asya’n›n di¤er bölgeleriydi. Bu flirket Mo¤ollar›n iktidar› döneminde Hindistan’da fabrikalar kurdu. fiirketin Mo¤ollar ile sorunlar yaflamas› sonucu ‹ngilizler, 17. Yüzy›l›n ikinci yar›s›nda Hindistan’a askeri güç ç›kararak, ülkeyi iflgal etmeye bafllarlar. Yo¤un savafllar, çat›flmalar yaflan›r. Bu savafllarda Mo¤ollar sürekli güç kaybederken ‹ngilizler güç kazan›r. ‹ngilizler’in 1858’de Hindistan’›n tüm idari-askeri yönetimi tamamen ele geçirmesiyle (sömürge haline getirmesiyle) birlikte, ticari flirket tarz›ndaki yönetime son verilir. ‹ngilizler, sömürgelefltirdikleri Hindistan’› (1858-1949) merkezden atad›klar› vali arac›l›¤›yla yönetiyordu. OKYANUSA ‹S‹M OLMUfi TEK ÜLKE, H‹ND‹STAN! Nüfusuyla % 17, kaplad›¤› alanla % 2.4, ekonomik gücüyle %1. 3’tür dünyada! Ülkenin toplam yüzölçümü 3 milyon 287 bin km karedir. Bir yar›m adad›r. Kuzeyinde; Nepal, Çin ve Butan. Do¤usunda; Mynmar ve Bangladefl. Bat›s›nda; Pakistan ve Afganistan. Güneyinde; Sri Lanka vard›r. Do¤usunda Bengal Körfezi, bat›s›nda Arap denizi, güneyinde ise Hint okyanusu vard›r. Dünyada okyanusa isim olmufl tek ülkedir. Hint Okyanusu. Hindistan’›n kuzey do¤usu ve kuzey bat›s›nda Himalaya s›ra da¤lar› var. Buralar çok yüksek ve so¤uktur. Güney bat›s›nda Türkçe’de Bat› S›rada¤lar›

veya da¤ geçitleri olan Western Ghats, güney do¤usunda da Eastern Ghats denilen Do¤u S›rada¤lar› vard›r. Bu Ghats’lar›n ezici bölümü hem da¤l›k ve tepelik hem de s›k ormanlarla kapl›d›r. Dolay›s›yla silahl› mücadeleye çok uygun alanlard›r. Ülkenin büyük k›sm› genel olarak deniz seviyesi ile bin metre aras›ndad›r. Platolar yayg›nd›r. Yan›s›ra Rajastan ve Gujarat eyaletlerini kapsayan büyük Thar Çölü vard›r. En büyük ve önemli ›rmaklar›; Ganj, Godavari, Narmada, Kriflna ve ‹ndus’un da küçük bir k›sm›. Ganj ›rma¤›n›n çevresi (ülkenin en bat›s›ndan en do¤usuna) ad›na Büyük Ganj Düzlü¤ü denilen alan ile kapl›d›r. Bu bölge (Penjap, Haryana, Delhi, Uttar Pradefl, Bihar ve Bat› Bengal eyaletleri) Hindistan’›n en kalabal›k bölgesidir. Günümüzde burada en az 380 milyon insan yaflar. ‹klim olarak, çok farl›l›k gösterir. 55 dereceden 45 dereceye kadar. Ayn› bölgenin gündüz ile gece aras›ndaki ›s› farkl›l›¤› baz› yerlerde korkunç düzeyde. Örne¤in Thar çölünde gündüzleri ›s› + 50 derece iken, geceleri 0 (s›f›r) dereceye kadar inebiliyor. Kar sadece Himalayalara ya¤›yor. Di¤er bölgeler (çöl bölgesi hariç) bolca ya¤mur al›yor. Ülkede iklim say›s› ve zamanlar› da farkl›d›r. Genel olarak sadece yaz ve k›fl iklimleri vard›r. Yaz iklimi Mart ile Eylül aras›d›r. K›fl ise tersidir. Yani Eylül ile Mart aras›. Bu iki genel iklim befl alt iklime ayr›fl›yor. Bu ayr›flmas› derecesine, ya¤›fl oran›na, rüzgar biçimine... göre oluyor. ‹klimin bu denli farkl› olmas›n›n esas nedenleri; tropikal bir bölge olmas›, Muson rüzgarlar› ve ya¤murlar›, Himalaya s›rada¤lar›, yüksekli¤in hem deniz


seviyesine çok yak›n hem de çok yüksek oluflu... say›labilir. Hindistan Rusya, Kanada, Çin, ABD, Brezilya ve Avustralya’dan sonra, dünyan›n en büyük yedinci ülkesidir. Kuzey yar›m-kürede yer al›r. Kuzey ile güney aras›ndaki mesafe: 3214 km. do¤u ile bat› aras› ise 2933 km’dir. Dünyadaki toplam kara içindeki pay› sadece % 2.4’tür. Nüfus bak›m›ndan Çin’den sonra dünyan›n en kalabal›k ikinci ülkesidir. 1991’deki say›ma göre 846 milyon 302 bindir. En son nüfus say›m› 2001 y›l›n›n ilk aylar›nda yap›ld›. Tam kesin olmayan sonuçlara göre, 1 milyar çoktan afl›lm›fl. Bu durumuyla toplam dünya nüfusu içindeki pay›, yaklafl›k olarak %17’dir. 1991 say›m›na göre nüfusun %74.4’ü k›rsal alanda, %26. 6’s› flehirlerde yaflamaktayd›. Bugün bu oran en fazla, k›rsal alan›n lehine%70, %30’dur. fiehirleflmenin en fazla oldu¤u eyaletler (e¤er eyalet statüsündeki Delhi flehrini saymazsak): Maharastra % 31, Tamil Nadu %30, Gujrat % 28. fiehirleflme oran›n›n en düflük oldu¤u eyaletler ise; Assam %5, Himachal Pradefl %7, Orissa %8’dir. (Bu rakamlara ilçe nüfuslar› dahil de¤ildir). Okur yazar oran› bugün en fazla %54’tür. Bu oran›n en yüksek oldu¤u eyalet %90 ile Kerala’d›r. En düflük oldu¤u eyalet ise %26’yla Jammu ve Keflmir’dir. Bu oran kad›nlar aras›nda çok daha düflüktür. Ekonomik gücü bak›m›ndan, y›ll›k 357 milyar dolar GSMH’s›yla dünyan›n en büyük 15. ekonomik gücünü oluflturur. Kifli bafl›na 270 dolar y›ll›k geliriyle dünyan›n en yoksul ülkeleri aras›nda yer al›r. Dünyan›n toplam ekonomik gücü içindeki pay›, yaln›zca %1.3’tür. 357 milyar dolar›n sektörel da¤›l›m› flöyledir; %43 hizmet

sektöründen, %29 endüstriden (her çeflit) %28’i ise tar›mdan gelir. Toplam çal›flan insan gücünün sektörel da¤›l›m› ise %64’ü tar›mda, %20’si hizmet, %16’s› ise endüstride çal›fl›r. fiu anda 100 milyar dolar› aflk›n d›fl borcu vard›r. Yar›-sömürge, yar›-feodal bir ekonomik-toplumsal yap›ya sahiptir. Ekonomiksiyasal krizleri bak›m›ndan ülkemizle benzerlikleri çoktur. YARI-SÖMÜRGE STATÜSÜNE GEÇ‹fi VE GÜNÜMÜZÜN ‹DAR‹ fiEKL‹; Özellikle ‹ngilizler’in sömürgesi oldu¤u dönemlerde, hem ‹ngilizler’e ve ufla¤› feodal güçlere karfl› birçok eyalette, çok say›da silahl› köylü ayaklanmalar› gerçekleflir. Bu silahl› isyanlar›n en önemlileri 1857 ilk ba¤›ms›zl›k savafl›, 1875 Bengal Indiga isyan›, 1885 Santal Ayaklanmas›, 1921 Moptah ayaklanmas›, 1931 Maharaytra Pindari ve fiholapur ayaklanmas›. 1943 Kayyur ayaklanmas›, 1946-49 Maharastra Warli isyan›, 1946-51 Telangana köylü ayaklanmas›... O dönemler gerici Hindular›n, Hindistan Ulusal Kongresi; Müslümanlar›n ise Müslüman Ligi denilen örgütlenmeleri vard›. Bu iki güç de Hindistan’›n komprador burjuvazisini ve büyük toprak a¤alar› s›n›flar›n› temsil ediyordu. Bir ikincisi de Çin’deki geliflmenin etkisiyle, Hindistan iflçi s›n›f› ve yoksul köylülerin gerçek ulusal ba¤›ms›zl›k mücadelesinden korkuyordu. Bunun bilincinde hareket eden sömürgeci ‹ngilizler ile, uflaklar› durumundaki Hint kompradorlar› ve büyük toprak a¤alar› anlaflt›lar. Bununla emperyalizmin ve feodalizmin ç›karlar› her yönüyle korunmaya al›nd›. Ve böylelikle Hindistan’›n ba¤›ms›zl›¤› önlenmifl,

sömürge statüsü yerine, dönemin yeni tarz› olan yar›-sömürge statüsüne geçildi. HKP’nin s›n›f iflbirlikçi politikas› sonucu, devrime çok elveriflli durum, devrimin aleyhine geliflti. fiimdi Hindistan, sömürücü egemenlerin ad›na “anayasalparlamenter demokrasi” dedikleri federal cumhuriyetler flekliyle yönetiliyor. Bunun kabul edilifli 1947, yürürlü¤e girmesi ise Ocak 1950’dir. Ülke yönetimi merkezi ile eyaletler aras›nda paylafl›lm›flt›r. Baflkanl›k sistemi vard›r. Fakat baflkan›n ciddi bir otoritesi yoktur. Devleti en üstte düzeyde o temsil eder. Ekonomik-siyasal-askeri konularda öne ç›kan baflbakand›r. Merkezi düzeyde, iki tür meclis vard›r. LOK SABHA: Alt veya halk meclisi anlam›ndad›r. 550 üyelidir. Seçimleri befl y›lda bir yap›l›r. Üyelerini eyalet baz›nda halk seçer. Üye say›s› eyaletlerin nüfusuna göredir. En fazla üyeye sahip eyaletler, Uttar Pradefl 85, Bihar 54, Maharastra 48. RAJYA SABHA: Üst meclis veya eyaletler konsülü anlam›ndad›r. 250 üyelidir. Seçimleri alt› y›lda bir yap›l›r. Daha çok dan›flma kurulu mahiyetindedir. 250 üyenin 13”ünü devlet baflkan› atar. Bu kifliler bilim, sanat, edebiyat ve sosyal hizmetlerde yetkin kifliler aras›ndan seçilir. En fazla üyeye sahip eyaletler; Uttar Pradefl 34, Bihar 22, Mharastra 19. Eyaletlerde en yüksek konuma sahip kifli, merkezdeki baflkan taraf›ndan atanan validir. Atama befl y›lda bir yap›l›r. Nas›l ki baflkan tüm eyaletlerinin birleflik baflkan› ise, vali de tek eyaletin baflkan› statüsündedir. Baz› eyaletlerde (örne¤in Andra Pradefl, Tamil Nadu, Bihar vb.) iki meclis, di¤erlerinde ise tek (Vidhan Sabha) meclis vard›r.

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

27


28

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

Bunlar; Vidhan Sabha: Yasam meclisi veya alt meclisi. Vidhan Par›shad: Yasama konsülü veya üst meclis HKP’N‹N SINIF ‹fiB‹RL‹KÇ‹ Ç‹ZG‹S‹ VE KOMÜN‹ST HAREKET‹N KISA TAR‹H‹, TELANGANA’DAN NAKSALBAR‹’YE; SR‹KAKULAM’DAN HKP(ML) HALK SAVAfiI’NA! Hindistan bir ‹ngiliz sömürgesi iken, 1917 Ekim Devriminin etkisiyle 1925’te Kanpur Konferans›yla Hindistan Komünist Partisi (HKP) kurulur. Fakat ilk kongresini ancak 1943’te gerçeklefltirir. HKP kuruluflundan sonraki dönemlerde s›n›f uzlaflmac› bir çizgi izler. Bu uzlaflmac›-iflbirlikçi-revizyonist çizgi ve önderlikten dolay›d›r ki, sömürgecili¤e karfl›, ulusal ba¤›ms›zl›k mücadelesinin önderli¤ini, komprador burjuva ve büyük toprak a¤alar› s›n›flar›n›n temsilcisi olan “Hindistan Ulusal Kongre Partisi”ne b›rak›r. Bu parti, HKP, 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sürecinde ve hemen sonras›ndaki mükemmel devrimci durumu s›n›f iflbirlikçi çizgisinden dolay› de¤erlendiremez. Bu devrimci durumun devrim lehine de¤erlendirilmesi bak›m›ndan 3. Enternasyonal taraf›ndan sunulan önerileri de dikkate almaz. HKP önderli¤i, 1946-51 y›llar› aras› Telangana’daki (Andra Pradefl) komünistler önderli¤inde ‹ngiliz emperyalizmine ve feodal Nizam Krall›¤›na karfl›, kabile a¤›rl›kl› köylü kitlelerinin verdi¤i kahramanca silahl› mücadeleye de ihanet eder. Bu ayaklanmay› vahflice bast›ran Nehru iktidar› binlerce köylüyü katlederken, komünistleri de köy a¤açlar›na ast›r›r.

HKP’nin bu s›n›f uzlaflmac›, revizyonist çizgisine karfl› 1964’te HKP(Marksist) kurulur. Fakat eski partiden nitelik olarak pek farkl› olmaz. Örne¤in parti program›nda “halk demokrasisine ve sosyalizme geçifli bar›flç›l yol ile gerçeklefltirir” yazar. Stalin’i aç›ktan elefltirmez ama, di¤er tüm önemli konularda HKP’den farkl› bir çizgi de izlemez. “Büyük Polemikler” karfl›s›nda sessizdir. HKP(M) içinde büyük mücadeleler yaflan›r. Uluslararas› alanda SBKP ve ÇKP aras›nda yaflanan polemiklerde ÇKP’den yana tav›r belirleyen komünistler, devrimciler olur. Bu gruplardan en önemlisi, sekreterinin Çaru Mazumdar’›n oldu¤u “Siliguri Komitesi”dir. Çaru Mazumdar, bir y›l boyunca (1964-65) ÇKP ve Mao Zedung konusu üzerinde yo¤unlafl›r. Akabinde, 1965’te “Tarihsel Sekiz Belge” diye bilinen dokümanlardan baz›lar›n› yazar. Burada köylü hareketinin rolünü, silahl› mücadeleye haz›rl›k, parlamenter çizgi sorunu, yasad›fl› parti, Sovyetlerin tahlili vb. konularda görüfllerini aç›kl›¤a kavuflturur. “Tarihsel Sekiz Belge”nin di¤er k›sm›n›, “köylü savafl› ancak modern-revizyonizme karfl› mücadele edilerek ilerleyebilecektir” bafll›¤› alt›nda, Naksalbari Silahl› Köylü Ayaklanmas›n›n hemen öncesinde, 1967’de yay›nlar. Haziran 1967’de Naksalbari Silahl› Köylü Ayaklanmas›, ÇKP taraf›ndan resmen tan›n›r. Temmuz ay›nda para-militer güçler bölgeye gönderilir, ayaklanma hunharca bast›r›l›r. Binlerce militan yakalan›r, yüzlercesi yaralan›r, onlarcas› flehit düfler. Ayaklanma bast›r›l›r fakat, Naksalbari k›v›lc›m› ülkenin bir çok bozk›r›n› tutuflturur. Bu alanlar›n bafl›nda Andra Pra-

defl’in Sirikakulam bölgesi gelir. Ve böylelikle Hindistan s›n›f mücadelesi tarihinde yeni bir sayfa aç›l›r. Naksalbari yeni nitelik ve tipte gerçek Bolflevik/Maoist bir çizginin oluflumuna ve partinin kurulufluna öncülük eder. Enternasyonal proletaryan›n ölümsüz ustalar›ndan Lenin’in 100. do¤um gününde, 22 Nisan 1969’da HKP(ML) resmen kurulur. Birinci kongresini ise (veya HKP ve HKP(M)’nin devam› olan 8. kongresini) çok zor koflullarda 15-16 May›s 1970 y›l›nda Kolkata’da gerçeklefltirir. Kongre, genel sekreterli¤e Çaru Mazumdar’› seçer. Kongre, Marksizm ve revizyonizm aras›na kesin ve net bir hat çizer. ML-MZ Düflüncesini kendisine rehber alarak, revizyonizme karfl› tavizsiz bir mücadele bafllat›r. Revizyonizmin s›n›f iflbirlikçi teorilerine karfl› amans›z mücadele eder. Büyük Proleter Kültür Devrimi esin kayna¤› olur. 28 Temmuz 1972’de Çaru Mazumdar, Kolkata polis karakolunda iflkenceyle katledilir. HKP(ML)’nin yönetici kadrolar›n›n bir k›sm› katledilirken, di¤er k›sm› da tutuklan›r. Böylelikle ülke çap›nda komünist güçler aras› diyalog ve kontak da kopar. Birbirinden habersiz ve iliflkisiz komünist, devrimci gruplar farkl› bölge ve eyaletlerde Naksalbari gelene¤ini yaflatma mücadelesini verirler. Bunlar›n en önemlileri Andra Pradefl, Bihar ve Bat› Bengal’dedir. Ve HKP(ML) Halk Savafl›, Lenin’in do¤um y›ldönümü olan 22 Nisan 1980’de kurulur. Böylelikle Hindistan çap›ndaki komünist örgütlenmenin temelleri bir kez daha at›l›r. Ve Mart 2001’de bu temel bir çok yönüyle doru¤a tafl›n›r.


ÖNEML‹ BAZI BURJUVAFEODAL fiAHS‹YETLER; GAND‹, NEHRU, ‹ND‹RA, RAJ‹V... Mohandas Gandi: Daha sonra “büyük ruh” anlam›na gelen “Mahatma” ismini ald›. Pek çok Hindistanl› taraf›ndan “ulusal baba” olarak görülür. Birlefltirici ve sömürgeci güçlere karfl› fliddete bafl vurmayan uzlaflmac› özelli¤iyle öne ç›kar. Emperyalistlerle iflbirlikçi ve uzlafl›c› özelli¤indendir ki Hindistan, sözümona ba¤›ms›zl›kla birlikte, yar›-sömürge statüsünden ileri gidemedi. Baflkan Mao önderli-

ni ibadet s›ras›nda, bir Hindu fanati¤i taraf›ndan öldürüldü. Jawaharlal Nehru: Zengin ve aristokrat bir aileden gelir. Baflta bir ‹ngiliz hayran›d›r ama sonra Gandi’nin etkisinde kal›r. Daha sonra Hindistan Kongre Partisi’ne girer ve 1929’da da bu partinin baflkan› seçilir. 1947’deki ba¤›ms›zl›ktan (sömürgeden yar›-sömürge statüsüne geçifl) 1964’te ölene kadar, 17 y›l baflbakanl›k yapt›. Hindistan’›n ekonomik-siyasal-sosyal-askeri yaflam›na yön veren esas kifli oldu. Nehru, tüm sömürücü ege-

bir kasapt›r. Bu rolüyle Suharto’dur, Pinochet’tir. ‹kinci örnek; ayn› Nehru, iki y›l önce hunharca katletti¤i “komünist”lerin bar›flç›l yolu benimseyerek tamamen egemenlerin istedi¤i flekilde davranmalar› ve tasfiyeci bir konuma gelmeleri sonucu, bu kez “havuç politikas›”n› uygular. O devrim saflar›nda tasfiyecili¤i, reformizmi ve parlamentarizmi egemen k›lmak, politik iktidar mücadelesini dejenere etmede papaz rolünü iyi oynar. Nehru flahs›nda sorunun nas›l ele al›nd›¤›n› k›smi olarak anla-

¤indeki Çin halk› gibi, emperyalist boyunduru¤a ve uflaklar›n›n gerici iktidar›na son verip Yeni Demokratik Devrimi gerçeklefltiremedi. Mahatma Gandi: O zamanlar ciddi çat›flma içinde olan Hindular ile Müslümanlar› ‹ngilizlerin de yard›m›yla, komünist tehlikeye karfl› ortak s›n›fsal ç›karlar temelinde biraraya getirip birlefltirdi. Kendisi direkt bir yönetici ve liderden çok “ulusun büyü¤ü”, “ulusun babas›”, “birlefltirici” rolü üstlendi. Önderli¤i döneminde bile as›l yönetici Nehru idi. Ocak 1948’de bir di-

men s›n›flar›n ç›karlar›n› daha fazla güvenceye alabilmek için zaman zaman baflvurduklar› “havuç-sopa” politikas›n› en iyi uygulayanlar aras›ndad›r. Bu özelli¤ini çok çarp›c› ve çok çeliflkili gibi görünen fakat, ayn› amaca hizmet eden iki örnekle anlatmak mümkün. fiöyle ki; Birinci örnek; Nehru komünistlerin, kabilelerin ve bir çok ilerici toplumsal muhalefetin meflru hak istemlerini vahfli flekilde bast›rmakla, Telangana’da binlerce köylüyü katletmekle, sopa örne¤indeki politikay› en iyi flekilde temsil eder. Resmen

mak için, yak›n tarihte yaflanan bir olay› anlatmakta yarar var. 1950’li y›llar›n ilk döneminde M›s›r baflkan› Nas›r (Nehru ve Tito’yla birlikte ba¤›ms›zlar pakt›n› kurdu), resmi bir ziyaret sebebiyle Hindistan’› ziyaret eder. “Komünist”lerin parlamentoda temsil edildiklerini ve ülkede rahat hareket ettiklerini görünce, büyük bir flaflk›nl›k yaflar ve sonra Nehru’ya dönerek; “Biz komünistlerin tümünü hapishanelere doldururuz” der. Bunun karfl›s›nda Nehru, “siz komünistleri hapishanelere, biz ise parlamentoya dolduruyoruz.

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

29


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

30 Fakat iki yöntem de ayn› amaç ve ifllevi görüyor. Her iki durumda da komünistler zarars›z hale getiriliyor” diyor. Hindistan’da Gandi’nin esas olarak manevi otoritesi Nehru’nun ise maddi otoritesi vard›r. O, Kongre partisinde ve Hindistan siyasal yaflam›nda resmen bir aile klan› yaratt›. Ölümünden sonra ailesi, Kongre Partisi ve Hindistan siyasal yaflam›nda etkili olmaya devam etti. ‹ndira Gandi: Ço¤u kifli ‹ndira’n›n Mahatma Gandi’nin k›z› veya akrabas› oldu¤unu san›r. Bu do¤ru de¤ildir. Soyisminin ayn› olmas›ndan baflka M. Gandi’yle bir iliflkisi yok ‹ndira’n›n. O Mahatma’n›n de¤il, Nehru’nun k›z›d›r. Kesin olmamakla birlikte, ‹ndira’n›n eflinin Fars as›ll› ve soyisminin de “Gandi” oldu¤u söyleniyor. Hindistan ‹ngilizler’in sömürgesi alt›nda iken hala bir çok krall›k varl›¤›n› sürdürmekteydi. ‹ngilizler, kendilerine karfl› olan krall›klar› ezip-yok ederken, onlar›n her türlü mülkiyetine el koyarken, kendileriyle iflbirli¤i içinde olan krallar›n mülkiyetine el koymad›lar, iktidarlar›na son vermediler. Aksine onlar› son ana kadar koruyup kollad›lar. Her ne kadar 1947’yle birlikte Hindistan ba¤›ms›zl›¤›n› (yar›-sömürge statüsüne geçifl) alm›fl ve merkezi bir yönetime geçtiyse de, geçmiflte ‹ngilizler ile iflbirli¤i içinde olan krall›klar bir biçimde varl›¤›n› korudu. Mülkiyetlerine tamam›yla el konulmam›fl, iktidarlar›n› farkl› biçimde de olsa, ‹ndira’n›n baflbakanl›¤› dönemine kadar sürdürdüler. ‹ndira bir kaç kez baflbakan seçilir. Baflbakanl›¤› döneminde, 1975’te tüm ülkede ola¤anüstü hal ilan eder. Bunun yan›s›ra önemli iki ifli gerçeklefltirir. Bi-

rincisi, hala mülkiyetlerine el konulmam›fl ve tamam›yla varl›¤› sonland›r›lmam›fl krallara yöneliktir. Onlar›n mülkiyetine el koyarak ulusallaflt›r›r. ‹kincisi ise, bankalar› ulusallaflt›r›r. Bundand›r ki, Hindistan’da bir çoklar› taraf›ndan ‹ndira “sosyalist” bile de¤erlendirilir. ‹ndira Ekim 1984’te bir Sih koruma görevlisi taraf›ndan öldürülür. Yerine, Kongre partisi liderli¤ine o¤lu Rajiv geçer. O da baflbakan olur ve May›s 1991’de Tamil Nadu eyaletinde bir seçim kampanyas› s›ras›nda, Sri-Lanka’l› Tamil Kaplanlar›’n›n bombal› sald›r›s›yla öldürülür. Böylelikle, Nehru”nun kanba¤› biçimindeki ailesinin iktidar› hem Kongre Partisi’nde hem de Hindistan siyasal yaflam›nda son bulur. Daha sonra, 1997’de Kongre Partisi’nin liderli¤ine Rajiv Gandi’nin ‹talyan as›ll› efli Sonya gelir. ÜLKE ÇAPINDAK‹ BURJUVA-FEODAL S‹YASAL PART‹LERDEN BAZILARI; Hindistan’da siyasal partiler konusu da, di¤er konular gibi baya¤› karmafl›k. Çok kesin olmamakla birlikte partileri üç veya dört kategoride ele almak mümkün. Birincisi; tüm Hindistan çap›nda kabul edilen ve ad›na “ulusal parti” denilen siyasal partiler. ‹kincisi; eyalet düzeyindeki siyasal partiler. Üçüncüsü; bölge ve yerel düzeyde ama siyasal parti statüsünde olmayan partiler. E¤er bir parti herhangi bir eyalette en az % 4 oran›nda bir oy alm›flsa, bu parti, eyalet düzeyinde siyasal parti statüsündedir. Ve bu parti e¤er, en az dört eyalette siyasal parti statüsünü kazanm›fl ise, ulusal parti statüsündedir. Dolay›s›yla tüm Hindistan çap›nda statü kazanm›fl bir parti olur.

Günümüzde bu statüde (ülke düzeyinde) 10 civar›nda parti vard›r. Eyalet düzeyindeki siyasal partilerin say›s› 30’u, bölge ve yerel düzeydeki partilerin say›s› ise 100’ü aflar. En büyük burjuva-feodal partilerden baz›lar› flunlard›r. Hindistan Ulusal Kongresi: 1885’te kurulmufl ve Hindistan siyasal yaflam›nda en fazla etki yapan, en fazla iktidara gelen en güçlü bürokratik burjuva ve büyük toprak a¤alar› s›n›f›n›n temsilcisidir. fiu anki baflkan› Sonya Gandi ve ana muhalefet partisidir. Bhartiya Janata Partisi (BJP): Bilindi¤i gibi Bharat eski ça¤da bir Hindistan kral›n›n ismidir. Fanatik Hindular için “birleflik ve büyük Hindistan”› ifade eder. Partinin Türkçe ismi, Bharat Halk Partisidir. Günümüzde Hint yay›lmac›l›¤› ve flovenizminin en öndeki temsilcisi durumundad›r. Feodal toprak a¤alar› a¤›rl›kl› hakim s›n›flar› temsil eder. fiu anda koalisyonla iktidardad›r. Uttar Pradefl, Madya Pradefl, Rajastan gibi büyük ve kalabal›k eyaletlerde egemendir. Baflkan›, flu an baflbakan olan Atal Bihari Bajpai’dir. Hindistan Komünist Partisi (Marksist): 1964’te HKP’den koparak kuruldu. Naksalbari silahl› köylü ayaklanmas›n› bast›ran partilerden biridir. Çaru Mazumdar önderli¤indeki komünistler bu partiden ayr›larak HKP(ML)’yi kurdular. Sosyalizmle-devrimcilikle ismi d›fl›nda bir alakas› yoktur. Burjuvarevizyonist bir partidir. Sol maskeli partiler aras›nda en güçlü olan›d›r. fiu an üç eyalette (Bat› Bengal, Kerela, Assam) çeflitli küçük reformist-revizyonist partilerin koalisyonuyla birlikte iktidardad›r. HKP(M) Bat› Bengal’de (Kalküta ve Naksalbari’nin oldu¤u eyalet) aral›ks›z olarak 25 y›la yak›nd›r


iktidardad›r. Son y›llarda baya¤› zay›flam›fl. fiu an yeni bir seçim dönemi. Bengal Kongre partisiyle eflit güçte, kaybetme olas›l›¤› var. HER B‹R‹, B‹R ÜLKE OLAN EYALETLER; 2000 Kas›m ay›na kadar Hindistan, 25 eyalet ve 7 birlik topra¤›ndan olufluyordu. Kas›m 2000 tarihinde eyalet say›s› 28 oldu. Yeni eyaletlerden Uttaranchal, Uttar Pradefl’ten (kuzey bat›s›ndan); Jarkhand, Bihar’dan (güneyinden); Chattisgarh ise Madya Pradefl’ten (do¤u ve güney do¤usundan) ayr›ld›. Önümüzdeki 5-10 y›l içinde en az üç eyaletin daha oluflaca¤› söyleniyor. Nüfus olarak en kalabal›k eyaletlerden (son üç eyaletin oluflumundan önce) baz›lar›n›n genel durumlar› ve belli özellikleriyle flöyledir. (Nüfusa dair rakamlar kesin de¤il, yaklafl›kt›r.) Uttar Pradefl: (160 milyon.) Bu eyaletin Hint siyasal yaflam›nda ezici bir a¤›rl›¤› vard›r. Baflkenti Lucknow’dur. Resmi dili Hintçe ve Urduca’d›r. Hem Hindular›n hem de Jainizm ve Budizmin merkezidir. Yan›s›ra Müslümanlar›n ve ‹slam kültürünün güçlü oldu¤u eyalettir. Varanasi ve Allahabad gibi kutsal flehirlere; Ganj ve Yamuna ›rmaklar›n›n kutsal topraklar›na ve Agra’daki Mo¤ollar›n ünlü Taj-Mahal’line sahip bir eyalet. Halk›n %78’i tar›mla u¤rafl›r. Arazi olarak silahl› mücadeleye pek uygun de¤il, düz tar›m alan›d›r. Tüm sol güçlerin ve Maoistlerin çok zay›f oldu¤u, BJP’nin ise çok güçlü oldu¤u eyalettir. Bihar: (100 milyon) Resmi dili Hintçe, baflkenti Patna’d›r. Dini e¤itim, merkezi denebilir. Hem Hindular›n hem de Müslümanlar›n iktidar›n› yaflam›fl bir

eyalettir. Nepal ile s›n›rd›r. Ganj Irma¤›’n›n dört büyük kolunun birleflti¤i eyalettir. En yoksul eyaletler aras›ndad›r. Güney k›sm›nda a¤›rl›kl› olarak kabileler yaflamakta. Halk›n %80’i tar›mla u¤rafl›r. Arazisi silahl› mücadeleye uygundur. Ormanl› da¤lar›, tepeleri vard›r. Halk Savafl›n›n en güçlü oldu¤u ikinci eyalet konumundad›r. Maoist Komünist Merkez’in (MKM) üssü durumunda. Bu partinin 1.500’ü aflk›n silahl› gücü ve yüzbinlerle ifade edilen kitle taban› vard›r. Bu eyalette HKP(ML) Halk Savafl›, sol güçler aras›nda en büyük ikinci güçtür. 500 civar›nda silahl› gücü ve genifl bir kitle taban› vard›r. Yak›n süreçte büyük at›l›m yapaca¤› eyalettir. Maharastra: (90 milyon) Baflkenti Mumbai (eski ismi Bombay), resmi dili Marathi’dir. Endüstri ve ticaretin en çok geliflti¤i eyaletler aras›ndad›r. Mumbai ülkenin finans ve film merkezidir. Hindistan’›n Hollywood’u olan film-medya merkezi Bollywood’u (B=Bombay) vard›r. Halk›n % 61’i tar›mla u¤rafl›r. Mumbai, komünist ve devrimci güçlerin en zay›f oldu¤u, kitlelerin en fazla depolitize edildi¤i büyük kentlerin bafl›nda gelir. Dejenerasyon, özel-burjuva yaflam hayallerinin devrimci saflarda yo¤un olarak yafland›¤›, ülke çap›nda ünlü tasfiyeci ve reformistlerin geldi¤i bir flehirdir. Reformistler de dahil olmak üzere, en güçlü olan HKP(ML) Halk Savafl›’d›r. Fakat kötüler aras›nda en iyisi! Daha çok iflçi s›n›f›, ayd›n ve ö¤renci gençlik aras›nda örgütlüdür. HKP(ML) HS’n›n Maharastra’n›n do¤usunda (Madya ve Andra Pradefl ile s›n›r olan bölgede) güçlü silahl› mücadelesi var. Bu bölgede tek ve çok güçlüdür. Dört eyalet; -Madya ve

Andra Pradefl, Maharastra ve Orissa- aras›nda paylafl›lan bu bölgeye DANDAKARANYA deniliyor. Bugün, bu bölge kardefl partimizin en güçlü oldu¤u bölge konumundad›r. Kabilelerin ço¤unlukta oldu¤u bir bölgedir. 1000 civar›nda silahl› gücü ve yüzbinlerle, milyonla ifade edilen kitlesel taban› vard›r. Kurulacak ilk K›z›l Siyasi Üstür. Bat› Bengal: (80 milyon) Baflkenti Kolkata (eski ismi Kalküta)’d›r. Resmi dili Bengalcedir. Kolkata, ülkenin kültür ve ayd›nlar merkezidir. Eyalet ulusal ve uluslararas› düzeyde toplant› ve seminerlerin yo¤un oldu¤u, grev ve kitlesel sokak protestolar›n›n alabildi¤ince çok oldu¤u bir flehirdir. Eski do¤u Bengal veya do¤u Pakistan, bugünkü Bangladefl’e denir. Bat› Bengal ve Penjap eyaletleri, Hindular ile Müslümanlar›n say› olarak birbirine yak›n oldu¤u iki eyalettir. Bu eyaletin ayd›nlar› bol, üniversite mezunlar›n›n çok ve halk› iyi düzeyde politize olmufltur. Burjuva-revizyonist bir parti olan HKP(M), yirmi befl y›la yak›n bir süredir aral›ks›z olarak, bu eyalette koalisyonla iktidardad›r. Ünlü Naksalbari Silahl› Köylü Ayaklanmas› bu eyalette olmufltur. Naksalbari, bat› Bengal eyaletinin en kuzeydeki (Nepal, S›kk›m ve Butan’a komflu) bölgesi veya ili olan Darjiling’e ba¤l›, Nepal ile s›n›r olan küçük kasabad›r. Daha iyi anlafl›lmas› bak›m›ndan, Naksalbariyi flöyle örnekleyebilirim. Hindistan Türkiye’dir. T. Kürdistan’› Bat› Bengal’dir. Dersim Darjiling’dir. Ovac›k ise Naksalbari’dir. Darjiling çay› ile ünlüdür. Dünyan›n en kaliteli çay›n›n burada yetiflti¤i söylenir. Eyalette halk›n % 75’i tar›mla u¤rafl›r. Kolkata, en büyük dört kent

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

31


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

32 aras›nda (Mumbai, Delhi ve Madras) komünistlerin ve devrimcilerin en güçlü ve kitle tabanlar›n›n iyi oldu¤u flehirdir. Fakat en güçlüleri reformistlerdir. Bat› Bengal’in do¤u kesimi genelde ormanl› tepeliklerle kapl›d›r. Buras› silahl› mücadeleye uygundur. HKP(ML) Halk Savafl›’n›n bu eyalette 250 civar›nda silahl› gücü ve on binlerce say›da kitlesel taban› vard›r. Bihar ile s›n›rd›r. Özellikle Bihar’daki geliflmeye ba¤l› olarak, büyük at›l›m yapacak potansiyele sahiptir. Andra Pradefl: (80 milyon) Baflkenti Haydarabad, resmi dili Telegu ve Urducad›r. Uzun dönem ‹slam krall›¤›n›n (Nizam) hüküm sürdü¤ü bir eyalettir. Halk›n % 70’i tar›mla u¤rafl›r. Andra Pradefl, silahl› köylü ve devrimci ayaklanmada Hindistan çap›nda önemli ve sayg›n bir yere sahip. Telagana (Andra Pradefl’in kuzeyi ve bat›s›), 1946 ve 51 y›llar› aras›nda hem ‹ngiliz sömürgecili¤ine hem de Müslüman Nizam Krall›¤›’na (feodalizme) karfl›, görkemli silahl› köylü ayaklanmalar›na ev sahipli¤i yapt›. Telangana, Hindistan’da özellikle son 60 y›l, yerel ve merkezi otoriteye karfl› silahl› mücadeleyle direnme gelene¤i ile öne ç›km›fl ve bu özelli¤iyle örnek olmufl ender bölgelerden biridir. 1967 Naksalbari k›v›lc›m› k›sa sürede Andra’ya s›çram›flt›. Andra Pradefl’in sahilden en kuzeydeki bölgesi olan Srikakulam’da komünistler, Naksalbari k›v›lc›m›n› yoksul ve topraks›z köylüler aras›nda görkemlice tutuflturmufllard›. Ç. Mazumdar, burada gerçekleflen görkemli silahl› ayaklanmadan sonra “Srikakulam, Hindistan’›n Yenan’›d›r” dahi demifltir. Bu silahl› isyan hunharca bast›r›lm›fl

ama, geride kalan kadrolar bu k›v›lc›m› 1980 y›l›nda HKP(ML) Halk Savafl›’n› kuracak düzeye kadar tafl›d›lar. Bu eyalette, bir eyalet parti olan Telegu Desam Partisi iktidarda. Mevcut tüm eyaletler aras›nda Andra Pradefl; en faflist hükümetin iktidar›yla ünlüdür. HKP(ML) HS’na sempati duyan her çeflit yasal kurumlar›n kapat›ld›¤›, yüzlerce kadro ve çal›flanlar›n›n katledildi¤i, failli meçhul cinayetlerin, sokak ortas›nda k›l›çla kafalar›n uçuruldu¤u, Düflük Yo¤unluklu Savafl Stratejisi’nin tüm taktik ve yöntemlerinin yürürlükte olmas›yla ünlü bir eyalettir. HKP(ML) HS bu eyalette en güçlü (tüm burjuva partilerin toplam gücünden daha güçlü) partidir. Faaliyetlerin yo¤unlu¤u ve çoklu¤u, örgütlülü¤ün büyüklü¤ü ve çeflitlili¤i aç›s›ndan eyaleti, Andra Pradefl ve Kuzey Telangana olarak iki k›s›ma ay›rm›fllar. K. Telangana’da 900, A. Pradefl’te ise 800 kiflilik silahl› güçleri var. Bu say› belli ihtiyaçlar›n karfl›lanmas› durumunda k›sa sürede iki-üç misline ç›kacak potansiyelde. Kitle taban› milyonlarla ifade ediliyor. Özellikle son alt› y›lda en deneyimli ve tecrübeli flehir kadrolar› (yasal, yasa-d›fl›) hunharca katledildi. Burada büyük kan kayb› yaflad›. 2. kongrenin eyalet konferans›nda bu sorunu çok ciddi ve etrafl› ele ald›lar. 2. Kongre bu konuda ciddi aç›l›mlar yapt›. Yaflad›klar› deneyimlerden ciddi dersler ç›kard›lar. Andra Pradefl, her yönüyle HKP(ML) HS ile özdeflleflmifl bir eyalet. Mücadeleyi bafllatan, önderlik eden ve di¤er bölgelere tafl›yan kadrolar›n esas› Kuzey Telangana bölgesindendir. Bu bölgeyi en az›ndan Dersim ile k›yaslayabiliriz. Fakat mücadeledeki a¤›rl›¤› Dersim’den çok

daha fazlad›r. ARYAN IRKININ EGEMENL‹⁄‹NDE ULUSLAR VE ULUSAL SORUN; Dravidanlar›n anayurdu olan Hindistan’da bugün ço¤unluk oluflturanlar, ne yaz›k ki kendileri de¤ildir. Aryanl›lar son iki bin y›l sürekli ço¤al›rken, onlardan çok daha fazla olan yerli Dravidianlar ise, kendi yurtlar›nda sürekli azalm›fllar. Günümüz Hindistan’›n nüfusunun % 72’si Aryan, % 25 Dravidian, % 3 de Mongoloid kökenli. Ayn› Hindistan günümüzde onlarca ulusun, yüzlerce az›nl›¤›n oldu¤u çok uluslu bir ülkedir. Bu ülkede ulusal sorun, komünist ve devrimciler aç›s›ndan en karmafl›k sorunlar›n bafl›nda gelir. Örne¤in, DEH üyesi Venu önderlikli örgüt, ulusal sorunu MLM temelde ele alamay›fl› ve milliyetçi yaklafl›m›n egemen olmas› sonucu kendisini fesh-etmek zorunda kalm›flt›r. Bu ülkede varolan ulusal sorunlar, ülkemizdeki gibi aç›k ve kolay anlafl›l›r de¤ildir. Hinduizm flovenizmi ve yay›lmac›l›¤› vard›r. Fakat Hinduizm bir ulus olmaktan çok, ayn› inanca sahip birden fazla ulusun egemen s›n›flar›n›n ortak s›n›fsal ç›karlar›n› ifade ediyor. En az›ndan bu özellik daha fazla öne ç›k›yor. Çok k›sa süreli gözlemlerim bunu gösteriyor. Ancak bu tam böyle olmayabilir de. Dolay›s›yla özel olarak araflt›r›lmas› gereken bir konudur Hinduizm. Hindistan’da ulusal sorunlar, bu uluslar›n birbiriyle iliflki ve çeliflkileri, yak›nl›klar› ve uzakl›klar›, ortak ve farkl› yanlar›, tarihsel-toplumsal-ekonomik-siyasal bak›mdan alabildi¤ince karmafl›k bir sorun. Bu gibi sorunlar› do¤ru anlay›p iyi kavrayabilmek için, Hindistan’daki


uluslar›n, az›nl›klar›n, inançlar›n, kültürlerin tarihsel evrimlerini, geliflimlerini incelemek gerekiyor. Bu özel bir araflt›rma konusu oldu¤u için detay›na girmiyorum. Sadece, çok kaba ve genel biçimiyle buradaki ulusal sorunlar› iki katagoride ele alman›n mümkün olabilece¤ini belirtiyorum. Bunu da flöyle aç›klayabilirim. Birinci kategori: Tamamen ayr›l›p kendi ulusal devletlerini kurma (bir Nepal, Almanya gibi) d›fl›ndaki, birçok ulusal haklara sahip uluslar. Bu gibi uluslar›n egemen oldu¤u pek çok eyalet vard›r. Bu gibi uluslar›n durumu, ülkemizdeki ezilen Kürt Ulusu ve benzeri örneklere pek benzemez. Bu gibi eyaletlerde resmi olan herfley kendi ulusal niteli¤ini tafl›yor. Bunlar›n dilleri serbest, kültürleri serbest, ulusal parlamentolor› var, siyasal partileri var, temsilcilerini seçebiliyor, ulusal de¤er ve geleneklerini serbestçe gelifltirebiliyorlar... Ancak eyaletler aras› ve bir eyaletin merkezle olan resmi yaz›flmalar›nda Hintçe ve ‹ngilizce dillerini kullanmalar› gerekmektedir. Kendi eyaletlerinde siyasal iktidar, bu uluslar›n egemen s›-

n›flar›n›n denetiminde. Örne¤in Tamil Nadu’da Tamiller, Andra Pradefl’te Telegular, Maharastra’da Maratiler, bat› Bengal’de Bengalliler... iktidarda. Ortak s›n›fsal-inançsal-tarihsel ç›karlar gere¤i, bu gibi uluslar›n egemen s›n›flar› ortak merkezi (Hindistan çap›nda) bir siyasal iktidar kurmufl bulunuyorlar. Bu bak›mdan bir ulusun egemen s›n›flar›n›n di¤er uluslar üzerinde aç›ktan, kaba biçimde bir ulusal bask›s› yok. Merkezle olan ekonomik, siyasal, askeri, ba¤›ml›l›klar›, anlayabildi¤im kadar›yla daha çok ortak s›n›fsal ç›karlar ve ortak inanca (Hinduizm) sahip olmalar› temelindedir. Fakat bu ve bu gibi eyaletlerde ulusal sorunun olmad›¤›, tamam›yla çözüldü¤ü anlam›na kattiyen gelmiyor. Çünkü, herfleyden önce bu uluslar, burjuva anlamda tam ulusal ba¤›ms›zl›klar›n› (merkezden ayr›l›p kendi ulusal devletini kurma ba¤lam›nda) siyasal bak›mdan sa¤lam›fl de¤ildirler. Kardefl partimiz HKP(ML) Halk Savafl›, tüm bu eyaletler ve uluslar için ortak-birleflik bir komünist partisi ve bir devrim program›n› benimsiyor. Birden fazla program, ulusal seksiyonlar› mahkum ediyor. Çeflitli milliyet ve az›nl›klardan iflçi s›n›f›,

emekçi ve yoksul köylülerin s›n›fsal ç›karlar› birleflik tek parti ve tek program önderli¤inde yerel ve merkezi otoriteye karfl› birlikte mücadele etmekten geçti¤ini benimsiyor. ‹kinci kategori: Çeflitli düzeyde haklar›, otonomi ve özerklikleri (farkl›l›klar gösteriyor) oldu¤u halde, ‹ngiliz sömürgecili¤i ve sonras›nda sürekli olarak merkezden ayr›l›p kendi ulusal devletlerini kurma yönünde ulusal mücadeleleri olan uluslar. Bu eyaletler ve uluslar Hindistan’›n kuzey bat›s›nda (örne¤in Keflmir, Himachal Pradefl) ve kuzey do¤usunda (örne¤in Assam, Nagaland, Manipur, Mizoram, Aruncahal Pradefl) yer almaktad›r. Merkezi devlet ve hükümetin bu uluslar üzerinde a¤›r bir ulusal bask›s› var. Bu uluslar hem tarihsel ve kültürel olarak, hem de ekonomik, sosyal ve siyasal yaflam bak›m›ndan Hindistan’›n di¤er eyaletleri ve bölgeleriyle iliflkileri zay›ft›r. Bunlar›n tarihsel evrimi, di¤er uluslar gibi birbirine yak›n ve iç-içe geçmemifl. Sürekli ayr›l›p kendi ulusal devletini kurma yönünde mücadeleleri olmufl. Bu mücadeleler hala devam ediyor. HKP(ML) Halk Savafl›, bu uluslar›n merkezden ayr›l›p kendi ulusal devletlerini kurmalar›n› destekliyor. Bunu iflçi s›n›f›n›n ç›karlar›, devrimci mücadelenin geliflimi, bu uluslar ile di¤er uluslararas›nda varolan iliflkileriyle, tarihsel, ekonomik, toplumsal, kültürel yönleriyle ele al›yor. “Bu uluslar›n ayr›l›p kendi devletini kurmalar›, Hindistan proletaryas› ve ezilen kitlelerin ç›karlar›na uygundur, devrimci mücadelemizi zay›flatmaz” diyor. Onlarla ittifaklara, geçici cephe birli¤ine ve somut konularda eylem birli¤ine giriyor. Fakat bunlar›n güvenilecek güç-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

33


34

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

ler olmad›¤›n› ve egemen s›n›flar ile her an uzlaflabileceklerini belirtiyor. H‹NTÇEN‹N EGEMEN, 18 D‹L‹N RESM‹ VE YÜZLERCE D‹L‹N KONUfiULDU⁄U ÜLKE; Hindistan’da uluslar gibi, çok say›da, yüzlerce dil var. Bu yönüyle tüm Avrupa’ya fazlas›yla bedel bir ülke. Bu dilleri 18 tanesi resmi olarak devlet tarf›ndan (merkezi-eyaletsel düzeyde) modern diller katagorisinde kabul edilmifl. Bunlar; Assamese, Bengali, Gujurati, Hindi (Hintçe), Kannarese, Kashmiri, Konkani, Malayalam, Manipuri, Marathi, Nepali, Oriya, Puncabi, Sanskrit, Sindhi, Tamil, Telegu, Urduca’d›r. Bu diller d›fl›nda modern ve resmi olarak kabul edilmemifl yüzlerce dil var. Fakat Hindistan çap›nda en fazla konuflulan diller Hintçe, Urduca, Bengalce, Tamilce, Marathice ve Teleguca’d›r. Kuzey eyaletlerin ço¤unun birinci dili (örne¤in Uttar Pradefl) Hintçedir. ‹ngilizce’den sonra tüm Hindistan’da en yayg›n konuflulan ve fazla bilinen dildir. Dolay›s›yla Hintçe’ye farkl› ulus, eyalet ve bölgelere mensup insanlar›n iletiflim dili denebilir. Özellike BJP’nin iktidara gelifliyle birlikte, Hint flovenizmi resmen hortlat›lm›flt›r. Dolay›s›yla inanç olarak Hinduizm, dil olarak da Hintçe flovenistçe teflvik ediliyor. Hintçe karma bir dildir desem abartm›fl olmuyorum. Bu dilin belki de % 30’u ‹ngilizce’dir. Zaten bu özelli¤iyle Hintçe’ye ‹ngilizce’nin Hintçesi anlam›nda kullan›lan “Hinglish” deniliyor. Yan›s›ra Arapça, Farsça ve Urduca’dan çok say›da kelime bulmak mümkün. E¤er biraz ‹ngilizce ve Kürtçe, yan›s›ra az buçuk Türkçe biliyorsan›z, Hintçeyi anlamada çok faz-

la zorluk çekmezsiniz. Her bir eyalette (örne¤in Bihar’da) onlarca dilin oldu¤u söyleniyor. Özellikle k›rsal alanda her bölgenin, çevrenin, hatta her kabilenin bir dili oldu¤u söyleniyor. Baz› eyaletlerde bu gerçekli¤e kendim tan›k oldum. Hindistan’daki dilleri dört grupta toplamak mümkün. Bunlar; Hindu-Aryan dil grubu: Eski ça¤larda d›flar›dan Hindistan’a gelen, sald›ran Hindu-Avrupa kavimleri taraf›ndan getirilmifltir. Hindistanda en fazla konuflulan dil grubudur. Vedas, Sanskrit kökenlidir. En önemlileri Hintçe, Bengalce, Urduca, Marathice’dir. Dravidian dil grubu: Bu dil grubu, günümüzde esas olarak Hindistan’›n güney eyalet ve bölgelerinde konuflulur. En önemlileri Tamilce, Teleguca, Malayalamca, Kannaresecedir. En eski ve zengin olan› Tamilce’dir. Austric dil grubu: Orta ve kuzey do¤u Hindistan da¤, tepe ve s›k ormanlar›nda yaflayan ilkel kabilelerin konufltu¤u dillerdir. Bunlar›n güney-do¤u Asya dillerine çok yak›n oldu¤u söylenir. En önemlileri Santhali, Mundari, Khasi, Nikobaresi’dir. Çin-Tibet dil grubu: Himalaya s›rada¤lar›n›n çevresinde (Hindistan-Nepal-Butan-Bangladefl) küçük kabilelerin konufltu¤u dillerdir. En önemlileri Newar, Meithei’dir. ‹NANÇLARI ÇOK, TANRILARI BOL; BUD‹ZM‹N ANA-YURDU, H‹NDU‹ZM‹N KALES‹; H‹ND‹STAN! Hindistan, uluslar ve dillerin yan›nda, inanç yönünden de çok renkli bir ülkedir. Hindistan’da olan belli bafll› dinler ve bunlara inanan insan say›s› flöyledir. Nüfusun %83’ü, yani 820 milyondan fazla insan Hindu-

izm’e; % 11’i, yaklafl›k 110 milyon ‹slam’a; % 3’ü, yani 30 milyon Hiristiyan’l›¤a; % 2’si yani, 20 milyon Shizm’e, % 1’i yani 10 milyon Budizm’e; 4 milyon kadar Janizm’e ve birkaç yüz-bin kifli de Zoroastrianizm’e inan›yor. Hindistan, do¤unun en büyük iki dininin (Hinduizm ve Budizm) do¤du¤u ülke özelli¤ini tafl›yor. Hem tek tanr›l› dinler (örne¤in ‹slam ve Hristiyanl›k) hem de milyonlarca çok tanr›l› dinlerin merkezidir. Bir yanda di¤er ülkelere parmak ›s›rtacak düzeyde dinler aras› bir toleransa sahip (Ashoka örne¤i) görünmekte, di¤er yandan dinler aras› büyük çat›flmalara (özellikle de Hinduizm’in di¤er az›nl›k inançlar üzerindeki bask›s›) sahne olmufl bir ülke. Hinduizme geçmeden önce, di¤er bir-iki din hakk›nda çok k›sa bilgiler vermek istiyorum. Müslümanlar, hemen hemen ülkenin her eyaletinde vard›rlar. ‹slam dini Hindistan’a ilk olarak kuzeyden 16. yüzy›lda Mo¤ollar taraf›ndan, güneyden ise Arap tüccarlar taraf›ndan getirilmifl. Ço¤u Sunni inanc›na mensuptur. Ezici ço¤unlu¤u flehirlerde yaflar. Müslümanlar›n a¤›rl›kta oldu¤u tek eyalet Keflmir’dir. Hristiyanl›k esas olarak Hindistan’a Portekizli iflgalci Vasco da Gama taraf›ndan 1498’de, günümüzdeki ad› Kerala olan eyaletini iflgal etmesiyle gelmifl, Hristiyanlar›n ezici ço¤unlu¤u Hindistan’›n güneyinde (Maharastra ve Karnataka’n›n k›y› sahilleri ile, Goa ve Kerala’da) yaflamaktad›r. Shizm; ‹slam ve Hinduizmin sentezinden oluflur. Kuramc›s› Penjap’l› Guru Nanak’t›r. MS 1469 ile 1538 y›llar› aras›nda yaflam›fl. Tanr›n›n tek ve bunun da ona gösterilen sevgi ibadeti yoluyla oldu¤una inan›r. Gonvinda Sing, Guru’lar›n


on’uncusu ve en sonuncudur. Kutsal kitaplar›n›n ad›, Grant Sahib’tir. Esas olarak Penjap eyaletinde etkindir ama, Hindistan’›n büyük kentlerinde Sihleri ve ibadet yerleri olan Gurudwara’lar› görmek mümkün. Budizm; MÖ 6. yüzy›lda (MÖ 567-487) yaflam›fl olan Gautam Sidhartha taraf›ndan bulunmufltur. Y›llar› alan meditasyondan sonra birgün, (29 yafl›nda) Bihar eyaletinin Gaya flehrinin yak›n›nda bir a¤ac›n alt›nda “Buddha”, yani Budizmin din ö¤retmeni olur. Yeniden do¤ufla (Nirvana) inan›r. Bu, kiflinin kendisini yeniden do¤ufl için duruluk ve safl›¤a adamas› demektir. Bunu da “dört soylu gerçek’ ö¤retisiyle aç›klar. Hümanist bir dindir. Hinduizm’deki Vedas’lara inanmaz. Bir kaç yüzy›l sonra, iki Budist okul (Hinayana ve Mahayana) taraf›ndan ikiye ayr›l›r. Kutsal tap›naklar›na Pagoda denir. Hinduizm; Di¤er dinlerdeki gibi, bir kurucusu yoktur. Kutsal yaz›lar›n›n bir ço¤u de¤iflik zaman ve farkl› yerlerde gündeme getirilmifltir. ‹nançlar›, tanr›lar› ve tap›naklar› bak›m›ndan çok farkl›l›klar gösterir. Bir dini inanç olmas›n›n yan›s›ra, bir sosyal sistemler zinciridir de. Hinduizm, d›flar›dan gelen Aryanlar›n eseridir. “Kast sistemi”, Aryanlar›n kendi içindeki sosyal, siyasal iliflkilerinin bir sonucu olarak do¤mufltur. Hinduizm’e göre, vücudun (insan›n) ölümüyle ruh, yeni bir organizmayla yeniden do¤ar. Buna “Karma” denir. Ayr›ca Karma’ya yeniden do¤uflun prensipleri de denebilir. Sonu olmayan yeniden do¤ufla ise “Samsara” denir. Kötü davran›fll› birisini alt-kast üyesi veya hayvan; iyi davran›fll› birisinin ise üst-kast üyesi olarak yeniden do¤aca¤›na inan›l›r.

Hindular›n ibadet yerleri tap›naklard›r. Çok tanr›l› bir dindir. Milyonlarca tanr› ve tanr›çalar› vard›r. Bunlar türlü türlüdür. Özellikle hayvanlar aras›nda inek ve beyaz bo¤alar›n, y›lanlar›n (özellikle kobra) kutsall›k anlam›nda özel yerleri vard›r. ‹ne¤in özelli¤i flurdan gelmektedir. ‹nek bereketi, verimlili¤i, terbiye ve büyümeyi ifade eder. ‹nek tanr›çalar›n anas›d›r. Bu nedenle de inek, Hindistan’›n anas› olarak görülüyor. Beyaz bo¤a-öküz ise; genelde çok sald›rgan ve öfkelidir ama fiivayla (bir di¤er tanr›) çok terbiyeli ve sayg›l›d›r. Y›lanlar, özellikle de kobra y›lan› verimlili¤i ve refah› simgeler. En önemli ve bilinen dini kitaplar› Vedas, Bhagwad, Gita, Ramayana, Mahabharta’d›r. Hindistan d›fl›nda Hinduizmin egemen oldu¤u di¤er bir ülke Nepal’dir. Milyonlarca tanr› ve tanr›ça aras›nda en fazla tutulan ve tan›nan tanr›lar; Brahma, Visnu, fiiva, Ganefl, Kriflna’d›r. Tanr›çalar ise; fiakti, Devi, Durga, Kali, Saraswati’tir. Hinduizmin di¤er az›nl›k dinler (Müslümanlar, Hristiyanlar, Sihler vb) üzerinde ciddi bask›s› vard›r. Özellikle de BJP’nin iktidar›yla birlikte, bu sald›r›lar daha da artt›. Di¤er dinlere yönelik sald›r›lar, bask›lar alabildi¤ince ço¤ald›. Bu sald›r›lar elalt›ndan hükümetin deste¤i, finansman›yla örgütlenip tertipleniyor. ARYANLARIN H‹ND‹STAN’IN BAfiINA MUSSALAT ETT‹⁄‹ ÜÇ B‹N YILLIK HED‹YE; “VARNA-KAST S‹STEM‹” Varna sistemi, Kast sisteminin öncesi ve atas› durumundad›r. Hindistan’›n (daha do¤rusu Hinduizmin) en karakteristik özelliklerinin bafl›nda gelir. Her

ne kadar kast sistemi sadece Hindulara ait bir olgu ise de bu, Hindistan’da yaflayan di¤er inanca (örne¤in Müslümanlar) sahip kitleler aras›nda da görülür. Fakat bunlar aras›ndaki kat›l›¤› ve düzeyi daha geri ve farkl› düzeydedir. Hindistan toplumu resmi olmasa da, günlük pratik, sosyal ve kültürel yaflam›nda hala a¤›rl›kl› olarak Varna-Kast sistemiyle yönetiliyor. Bunun siyasal ve sosyal yaflamdaki etkisi çok büyüktür. Özellikle ilk üç Kast’›n deste¤ini almadan iktidara gelmek olanaks›z gibi. Varna-Kast sistemini daha yak›ndan tan›yal›m. Varna sistemi: Bu sisteme göre, ekonomik-toplumsal yaflam dört “s›n›fsal”, ayr›cal›kl› düzeye ayr›lm›flt›r. En üstte, birincisi Brahminler vard›r. Toplumu e¤itmek ve “tanr›” ad›na yönetmekle görevli olan bilgin ve din adamlar› s›n›f›d›r. ‹kincisi Kshartiyas, yani toplumu idari aç›dan yönetmekle görevli s›n›f. Üçüncüsü Vaishya, emekçi s›n›flar... Dördüncüsü ise Shudra, yani kol gücüyle çal›flan ve di¤er üç s›n›fa hizmet etmekle görevli emekçi s›n›flar. Kast sistemi: Bu sistem Hindularda eski Varna sisteminin devam›n› ifade eder. Varna sisteminde oldu¤u gibi, Kast sistemi de toplumu ekonomik, sosyal, s›n›fsal ayr›cal›klar bak›m›ndan gene dört ayr› kategoriye ay›r›r. Kast sisteminin tarihte kimler taraf›ndan ve nas›l gündeme getirildi¤ini yukar›da anlatmaya çal›flt›m. Bunun üç bin y›l› aflk›n bir tarihi vard›r. Fakat, Kast sisteminde sadece dört Kast’›n oldu¤u anlafl›lmamal›d›r. Bu dört Kast en üst ve en genel düzeydekini ifade eder. Hindistan’da yaflamayan ve bu konuda ciddi bir araflt›rma yapmayanlar sadece dört Kast’›n oldu¤unu san›rlar. Bu

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

35


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

36 bir nevi Iceberg’in sadece görünen k›sm›n› ifade ediyor. Farkl› eyaletlerde sokak ortas›nda, iflyerlerinde, üniversite kafeteryalar›nda sohbet etme f›rsat›n› buldu¤um farkl› düzey ve görüflteki insanlar ve baz› tap›naklarda görüfltü¤üm dini insanlar bana, genel dört Kast’›n geçen 3 bin y›l içinde yaklafl›k 3 bin Kast’a ayr›flt›¤›n› ve bu 3 bin Kast’›n da farkl› düzeylerde en az 20 bin alt Kast’a bölündü¤ünü söylediler. Brahma, Hindu inanc›nda en önemli ve en büyük tanr›lar›n bafl›nda gelir. Bu inanca göre Brahma, sadece kainat›n yarad›l›fl›nda büyük ve aktif rol oynam›fl, sonras›nda ise hep Meditasyondad›r. Yani derin düflüncelere dalm›flt›r. O, tüm tanr›lar›n öncesi ve onlar aras›nda birlefltirici oland›r. Kast sisteminde s›n›flar-kategoriler, “kainat›n yarad›l›fl› s›ras›nda” sadece Brahma ile anlat›l›r. Kast sistemi büyük flehirlerde belli oranda çözülmüflse de, k›rsal alanda varl›¤›n› çok kat› flekilde sürdürmektedir. Kastlar aras› iliflki hala çok zay›f. Kastsal ayr›cal›klar günlük, pratik yaflamda egemen durumdad›r. Kastlar aras› evlilik çok nadir görülür. Peki “kainat›n yarad›l›fl› s›ras›nda” kimler Brahma’n›n neresinden türemifltir? En üsttekiler, birinci kategoride Brahma’n›n a¤z›ndan do¤an Brahmanlar s›n›f› var. Bunlar tanr› ad›na toplumu yönetmekle, tanr›lar›n buyruklar›n› iletmekle görevli din adamlar› s›n›f›d›r. ‹kinci kategoride Brahma’n›n kollar›ndan do¤an Kshatriyas’lar s›n›f› var. Yani savaflç›lar (ordu yöneticileri ve komutanlar›) s›n›f›. Üçüncü kategoride Brahma’n›n butlar›ndan do¤an Vaisyas’lar s›n›f› olan tüccarlar vard›r.

Dördüncü ve en sonuncu kategoride ise Brahma’n›n ayaklar›ndan do¤an Shudras’lar s›n›f›, yani üst s›n›flara hizmet etmekle mükellef köylüler ve emekçiler vard›r. Hindu inanc›na göre ilk üç Kast’a mensup insanlar iki kez do¤mufltur. Kast sisteminde en alt Kast’› ifade eden Shudraslar di¤er baz› özel topluluklara k›yasla (Dalit ve Adivasislere göre) konumlar› iyidir. Çünkü en az›ndan bunlar, Kast sisteminin bir bilefleni, bütünleyeni durumundad›r. Dolay›s›yla da Kast örgütlenmesinin içindedirler. Siz, bir de Hindu olup da Kast sisteminin d›fl›nda olanlar› bir düflünün! fiimdi onlar› tan›yal›m; KAST S‹STEM‹ DIfiINDA KALANLAR; DOKUNULMAZLI⁄IN ALEYHTE ‹fiLED‹⁄‹ TOPLULUKLAR, DAL‹TLER! Bu dokunulmazl›k pozitif anlam›ndaki bir ayr›cal›¤› ifade etmiyor. Yani burjuva-feodal parlamento üyesi milletvekillerinin dokunulmazl›¤›na hiç benzemez bu dokunulmazl›k. Bu kavram, çok kötü ve berbat olduklar›, hayvanlardan bile de¤erleri düflük olanlar için kullan›l›r. Bunlar›n günümüzdeki nüfuslar› en az 170 milyondur. Bunlar için söylenen, genel olarak flöyledir: Çok kötüdürler, bu nedenle Kast sistemine kabul edilmemifllerdir. Toplumsal aç›dan hastal›kl› olduklar›ndan bunlara dokunulmaz. Dokunulursa mikrop-virüs kap›l›r, zehirlenilir. Hintçe’de bunlara Dalit deniliyor. Böylesi ay›r›m› tarihte ilk yapanlar Aryanlar olmufltur. Onlar bu sosyal statüyü kendisinden olmayan, kaynaflmad›klar› kavimlere karfl› kullanm›flt›r. Egemen s›n›flar Dalitler için, daha sonradan yeni bir isim tü-

retti. Türkçe anlam› “eklenti/ sonradan eklenen Kast” olan bir isim. Böylelikle Dalit’leri Kast sistemine dahil etmek istediler. Özellikle Mahatma Gandi bunlar› Kast sistemine kabul ettirebilmek için belli çabalar sarfetti. Hatta onlar›Türkçe “çocuklar›n tanr›s›” anlam›na gelen Harijan ismiyle and› fakat, onlar› Kast sistemine almay› baflaramad›. Bugün Hindistan’da en kötü, en zor, en yap›lamaz ifllerde çal›flt›r›lanlar ve en yoksul olanlar, hiç flüphe yoktur ki Dalit’lerdir. Rahatl›kla denebilir ki, Hindistan’daki tüm temizlik ifllerini, özellikle tüm tuvalet iflleri temizli¤ini bunlar yapmaktad›r. Temizlik ifllerinden baflka ifl bulmalar› çok zordur. E¤er sokak ve caddeleri temizleme ifli, inflaatlarda çal›flma ifli verilmiflse flansl›d›rlar. En iyi durumda ald›klar› ifl ise, evin her türlü ama en a¤›r ve en zor iflleridir. Bu durumda çok flansl›d›rlar. Çünkü insan olarak kabul edilip eve al›n›yorlar. Dinin en derin kök sald›¤›, afyon misali en etkili uyuflturdu¤u topluluklar›n bafl›nda gelir Dalitler. Modern anlamda ev denilen bir mekanlar› yoktur. En iyi durumda barakalarda-slumlar da yaflarlar. Yaflad›klar› yerde hiçbir sosyal-sa¤l›k, kültürel, e¤itimsel... hizmet yoktur. Her çeflit f›rsat, imkan ve e¤itimden mahrumdurlar. Bunlarda yaflam ile ölüm aras›ndaki çizgi çok incedir. Bunu birçok flehirde kendim görüp yaflad›m. Mumbai, Kolkata, Delhi’de bunlar›n köylerine, mahallelerine gittim. Onlarcas›yla konufltum. Neleri vard›ysa beraber yiyip-içtik. En temel insani ilgi ve alakaya hasret kalm›fl, tamam›yla toplumsal, siyasal yaflam›n d›fl›nda fakat dinsel inanc›n da tam oda¤›nda yaflat›l›yorlar. Envai “ilaçlarla” çok derinden hem uyuflturulmufl hem de uyutul-


mufllar. Neredeyse herkesin kendisini adad›¤› bir tanr›s› var. Açl›k-yoksulluk ve sefalet içinde tanr›lar›yla rüyalar aleminde bafl-bafla, iç-içe yafl›yorlar. KEND‹ YURTLARINDA YABANCILAfiTIRILANLAR; AD‹VAS‹SLER! Hindistan’da kabile yaflam›n› sürdüren yaklafl›k 70 milyon insan var. Kabilelerin kendi isimleri var. Bunlara Adivasis deniyor. Hindistan’›n as›l sahipleri ve yerlileri bunlard›r. Esas olarak iki soydan gelmektedir. Güney Hindistan’da yaflayanlar Dravidian, orta ve kuzey Hindistan’da yaflayanlar ise Vedic Aryanl› kökeninden geliyorlar. Yo¤un olarak yaflad›klar› eyaletler; Madya Pradefl, Andra Pradefl, Arunachal Pradefl, Maharastra, Bihar, Kerala, Orissa ve de Andaman Nicobar adalar›d›r. Bu eyaletlerin ormanl›k, tepelik ve da¤l›k kesiminde yaflarlar. Bugün bile kabile olmayan köyler ve ilçeler ile iliflkileri çok s›n›rl› ve zay›ft›r. Kabilelerin yaflad›¤› alanlar do¤al zenginlik kaynaklar› bak›m›ndan Hindistan’›n en zengin bölgeleridir. Bu bak›mdan yüzy›llar boyunca onlara yönelik büyük bask›lar, sald›r›lar bafllam›fl. Kendileriyle özdeflleflen topraklar›na, ormanlar›na zorla, katliamlar yoluyla el konulmufl. Kabile insan› (Adivasis) do¤ada haz›r buldu¤uyla yaflam›n› sürdürür. Kendi üretimi yok denecek kadar azd›r. Do¤a onlara yaflamalar› için fazlas›yla imkan sunmufl. Onlar da bunu kullan›yor. Hiçbir teknolojiyi, modern arac› kullanm›yorlar ama, kendilerini doyuran do¤aya, ormanlara gözü gibi, hatta ondan daha iyi bak›yorlar. Do¤ayla iç-içe özgürce yafl›yorlar. Önceleri açl›k, yoksulluk nedir bilmeyen pek çok kabile art›k, bugün açl›kla karfl› karfl›-

yad›r. Onlar› doyuran, vareden, büyüten imkanlar›, olanaklar› silah ve dipçik zoruyla ellerinden alm›fl sömürücü egemen s›n›flar. Medeniyeti, teknolojiyi kendilerine kan kusturan ve soylar›n› tüketen ateflli silahlardan tan›d›lar. Dolay›s›yla, en kötü koflullarda en az 150 milyon olmas› gereken nüfusu bugün, en fazla 70 milyondur. Gitti¤im eyaletlerde yüzlerce Adivasis insan›n› gördüm. Onlarla konuflmalar yapt›m, sohbetler ettim. Bunlar›n özellikle HKP(ML) Halk Savafl› taraf›ndan nas›l örgütlendi¤ini, Halk Gerilla Ordusu ve Halk Savafl›’n›n kopmaz birer özneleri haline nas›l geldi¤ini onlarca örnekle gördüm. Bunlar›n en az bin (1000) tanesi profesyonel halk gerillas›d›r. On-binlercesi de çeflitli düzeylerde örgütlenmifltir. Kabilelerin bu denli ilkel olduklar› ve do¤ay› bu denli ilkel kulland›klar›n› do¤rusu hiç beklemiyordum. (Bu konuya, yaz›n›n ilerleyen bölümlerinde geniflçe de¤inece¤im.) Fakat bu en ilkel insanlar›n en bilimsel ideolojiye nas›l da ölümüne sahip ç›kt›klar›n›, özgürlükleri için Parti’ye ve Halk Ordusu’na nas›l dört elle sar›ld›klar›n› görmek, san›r›m yeryüzünde görülebilecek en muhteflem sahnedir. Marksizm-Leninizm-Maoizm biliminin en zifiri karanl›k alanlar›, en ilkel, en tutucu, en geri insanlar›n beyinlerini nas›l da ayd›nlatt›¤›n› büyük umut ve coflkuyla gördüm. “PGA Zindabad” (Yaflas›n Halk Gerilla Ordusu); “‹nk›lap Zindabad” (Yaflas›n devrim); “Lal Salam” (K›z›l selamlar) vb.

kavramlarla nas›l kaynaflt›klar›na, nas›l özümsediklerine tan›k oldum. Böylesi hadiselere tan›k olmufl biri olarak, kendimi çok flansl› görüyorum. PART‹’YE ÖNEML‹ B‹R NOT ULAfiIYOR Çok önemli k›sa bir not ulafl›yor Parti’ye! Bu not, Hindistan Komünist Partisi (MarksistLeninist) Halk Savafl› Merkez Komitesi’nden, TKP/ML Merkez Komitesi’ne. “...Sizleri, Partimiz ve Hindistan devrimi aç›s›ndan tarihi önemi büyük 2. (veya 9.) Kongremize kat›lmaya davet ediyoruz... Partinizin yan›s›ra Filipinler Komünist Partisi ve Nepal Komünist Partisi (Maoist)’de davet edilmifltir... 30 y›l sonra ilk kez örgütleyece¤imiz ve UKH aç›s›ndan önemli oldu¤una inand›¤›m›z bu kongremizde, bizimle birlikte olman›z› ciddi flekilde önemsiyoruz...” fleklinde devam ediyor. Bu üç parti d›fl›nda Peru Komünist Partisi de düflünülmüfl fakat, merkezi düzeyde iliflkilerin sa¤lanamamas› nedeniyle gerçekleflememifl.

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

37


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

38 Partimiz, kendisi aç›s›ndan zor ve görevlerin bir hayli a¤›r oldu¤u dönemde olmas›na ra¤men, kardefl parti HKP(ML) HS’n›n davetine olumlu cevap verdi. Çünkü bu kongre, HKP(ML)’nin 1970 y›l›ndaki 8.Kongresi’nden sonra ilk kez gerçeklefliyordu. Baflka faktörler bir yana, sadece bu aç›dan ele al›nsa bile, kongrenin, kardefl partimiz ve Hindistan devrimci mücadelesi aç›s›ndan tarihsel bir öneme sahip oldu¤u anlafl›lacakt›r. Bu not Partiye ulaflt›¤›nda bir hayli zaman geçmiflti. HKP(ML) HS’li yoldafllar, “olumlu cevap vermeniz durumunda, hesab› en az befl hafta üzerine yap›n” diyordu. Zaten partimizin de önceden belli bir süre için güney Asya ülkelerinin (Hindistan, Nepal, Bangladefl, Sri lanka) devrimci mücadeleleri, halk savafl› deneyimlerini yak›ndan görmek, tan›mak ve oradaki kardefl ve dost partilerin tecrübelerinden yararlanmak için haz›rlad›¤› bir plan› vard›. Bu önemli davet vesilesiyle kendi plan›m›z› da bir flekilde hayata uygulam›fl oluyorduk. Belki önceden düflündü¤ümüz bütün ülkelere gidemeyecek, baz› fleylere yeterli zaman veremeyecektik ama, en az›ndan Hindistan devrimci mücadelesi, halk savafl› deneyimleri hakk›nda daha fazla bilgi ve tecrübe sahibi olacakt›k. Bu bak›mdan plan›n esas› Hindistan üzerinden yap›ld›. Hindistan ve Nepal devrim mücadeleleri, halk savafl› deneyimlerinden ve buna önderlik eden kardefl partilerden en fazla neler ö¤renecektik? En çok hangi tecrübe ve deneyimlere ihtiyac›m›z vard›? kardefl partilere en fazla hangi tecrübelerimizi aktaracakt›k? ‹deolojik-siyasalörgütsel-askeri... sorunlar› tespit ettik. Verimli bir gezi için önce-

den haz›rl›kl› olmak önemliydi. K›sa süre oldu¤u halde, haz›rl›klar› zaman›ndan önce bitiriyorum. Yoldafllar›n verdikleri randevu gününe daha bir hafta var. Bu süreyi Hindistan’da geçirmeliyim düflüncesi a¤›r bas›yor. Özellikle Bombay’› görmek istiyorum. Zaman ve koflullar› olursa bu süreyi orada geçirmeyi daha yararl› buluyorum. Türkiye’den, tercümanl›k yapt›¤›m dönemlerde tan›flt›¤›m Bombay’l› bir gazeteci arkadafl›m vard›. Fakat flimdi ne adresi nede telefonu var. Ama olsun, e¤er hala yafl›yorsa ve mesle¤ine devam ediyorsa zor da olsa bulabilece¤imi düflünüyorum. Bu durumu Parti’ye ileterek bir hafta önceden ayr›l›yorum. Tatile de¤il, tamam›yla bir savafl alan›na, üstelik sokak ortas›nda sempatizanlar›n›n dahi kellelerinin k›l›çla götürüldü¤ü bir illegal savaflç› partinin hem düflmanlar› hem de kendisi için en önemli, en ciddi faaliyetine gidiyorum. Dolays›yla flehit olmak tutsak düflmek de var bu yolculukta. ‹flte bu duygu yo¤unlu¤uyla yoldafllarla, belki de bir daha dönmemek ve görüflmemek üzere, vedalafl›yorum. “BUAN BAH‹A”DAN MUMBA‹’YE; BOMBAY H‹ND‹STAN Önceleri, bu ülke ve toplumu hakk›nda bilgilerim çok genel idi. Kardefl partimizi ise asgari düzeyde tan›yordum. Komünist olsalar da yaflad›klar› ülkenin kültürü, sosyolojisi, de¤er yarg›lar›, al›flkanl›klar› ve kendine has belli karakteristik özellikleri vard›. Sonra yaflayacaklar›ma önceden haz›r olmaya, al›flmaya çal›fl›yorum. 15 saate varan uçak yolculu¤u ve 16 saat bekleme-aktarmalardan sonra, toplam 30-31 saatlik afl›r› yorucu bir yolculuktan sonra Bombay’a var›yorum.

Uçak daha piste inmeden, daha önce hiç karfl›laflmad›¤›m bir manzarayla karfl›lafl›yorum. Sanki, daha sonra isminin Maratice’de Zappodda (okunuflu çapodda), ‹ngilizce’de ise Slum olan baraka (!) evlerin, mahallenin aras›na inece¤iz gibi. Havaalan›n›n dört bir yan› bu tür evler(!) ile sar›l›. Bombay hava liman›n› görünce, Yeflilköy hava liman›n›n 30 y›l öncesini hat›rlad›m. Görünüflü çok daha kötü. Duvarlar› dökülmüfl halde, baz› yerleri sanki y›k›lacak gibi. ‹çimden, e¤er Hindistan’›n finans ve ticaret merkezi Bombay’›n hava liman› böyle ise, kimbilir d›flar›s›, di¤er flehirler ve k›rsal alan› nas›ld›r? Güvenlik güçlerinin say›s› ve görünümleri ilgimi çeken ilk fleyler aras›nda. Kimilerin tabancas›, kimilerin mavzer gibi tüfekleri, kimilerin sopas›, kimilerin de hiçbir fleyi yok. Üniformalar› da, boylar› da, görünümleride çok farkl›, türlü türlü. Bombay flehri, küçük bir adad›r. Hindistan ana kara parças›yla köprülerle ba¤lanm›fl. Portekiz ve ‹ngiliz sömürgecili¤i dönemlerinde Hindistan’›n en önemli kenti durumundaym›fl. 1869’da M›s›r’daki Süveyfl Kanal›’n›n aç›lmas›yla flehrin önemi (deniz liman›) çok daha artm›fl. Bombay, hem Hindu ve Müslümanlar›n, hem de Portekiz ve ‹ngilizlerin yönetimini yaflam›fl bir kenttir. fiu anda Maharastra eyaletinin baflkentidir. Fakat 20.yüzy›lda uzun y›llar Maharastra ve Gujurat eyaletleri aras›nda ciddi problemler yaflam›fl, bazen de ikisine ortak baflkentlik yapm›fl. fiehirde Maratiler a¤›rl›kta, akabinde Gujuratiler geliyor. Çok kozmopolit bir kent. Burada ülkenin her taraf›ndan insanlar bulmak mümkün. Nüfusun


yaklafl›k % 40’› Maratice konufluyor. fiehrin ço¤unlu¤u Hindu’dur ancak Müslümanlar›n da büyük bir nüfusu söz konusu. Hristiyanlar ise üçüncü s›rada. Dinler aras› çat›flmalar›n en yo¤un yafland›¤› yerler aras›ndad›r. Portekizler, kendi dönemlerinde bu liman kentine “Buan Bahia”dan türettikleri “BOMBA‹M” ismini vermifller. Bunun ‹ngilizce’deki anlam› “Good By”, Türkçe’de ise “güle güle, hoflçakal”d›r. ‹ngilizler de kendi dönemlerinde “Bombaim”i ‹ngilizlefltirerek BOMBAY’a çevirmifller. Ve flehrin 1996 y›l›na kadarki ismi Bombay olmufl. Maratiler, Bombay’› bir Marati flehri haline getirmek için uzun y›llar yo¤un mücadele vermifller. Ve en sonunda Ocak 1996’da bir halk oylamas›yla, flehrin ismini Maratice’ye çevirmifller. Böylelikle Bombay, 1996 Ocak ay›ndan sonra MUMBA‹ oluyor. Mumbai, bir Hindu tanr›ças› olan MUMBA’dan al›nm›fl. Mumbai’›n gerçek nüfusunun en az 15 milyon oldu¤u söyleniyor. Her gün binlerce insan ifl bulma umuduyla Hindistan’›n di¤er eyaletlerinden bu flehire ak›n ediyormufl. ‹stanbul’a köyleflmifl-flehir denildi¤ini hat›rlay›nca, Mumbai’ya denk düflen bir isim bulam›yorum. “HERfiEYE B‹RDEN ALIfiMAYA ÇALIfiMA, SONRA P‹fiMAN OLURSUN” Hava çok s›cak, en az 32 derece. Hemen flehire gidip bir otel bulmam gerekiyor. Gazeteci dostumu daha sonra arayaca¤›m. Hava liman› flehre yaklafl›k 20 km uzak. Ya direkt taksiyle ki bu bana çok pahal› geldi ya da otobüs ve trenle gidece¤im. Otobüs ve treni tercih ediyorum. Yüküm en az 25 kg.

Hava liman› d›fl›na ç›k›p otobüs dura¤›na gitmek istiyorum ama, gitmekte ciddi zorluk çekiyorum. Etraf›m› saran, kolumdan, baca¤›mdan tutan türlü türlü taksiciler ve tüm flehirlerde beni hiçbir zaman yaln›z b›rakmayacak olan dilenciler. Türlü türlü diyorum çünkü, bisikletli üç tekerlekli taksi, ad›na RickShaw denilen motorsikletli üç tekerlekli taksi ve ayr›ca bildi¤imiz motorlu dört tekerlekli taksiler var. En az yar›m saatim bunlarla itiflmek-kak›flmakla geçiyor. Böyle giderse konta¤a ulaflmadan, tavuk gibi yolunup so¤an gibi soyulurum. Otobüs dura¤›na vard›¤›mda, acaba bir kayb›m var m› diye eflyalar›m› kontrolden geçiriyorum. Otobüs bekliyorum. Geçen otobüslerin tümü de t›kl›m t›kl›m oldu¤u için, ilk üç-befl tanesine binmiyorum. Daha sonra, hava liman›nda çal›flan ve flehir merkezine benim gibi otobüsle gitmek isteyen bir görevli, “bofluna bofl otobüsü bekleme, gelmez. Gelen ilk otobüse benimle birlikte bin, yoksa burda gecelersin” diyor. Adam hakl›. Gelen ilk otobüse biniyorum. Çok kalabal›k, di¤erleri gibi ben de kap›ya as›l›yorum.Yüküm a¤›r oldu¤undan beni d›flar› çekiyor. Vücudumun yar›s›yla çantam›n tümü araban›n d›fl›nda kal›yor. Bir kaç kez aya¤›m kay›yor, yerden sürüklendi¤im oluyor. Genelde trafi¤in yo¤un olmas› dez-avantajl›d›r ama, ben biraz da yavafl ilerleyen trafi¤in sayesinde ezilmekten kurtuluyorum. Benimle gelen görevli o hengamede neden özel taksiyle gitmedi¤imi soruyor. ‹nsanlar› daha yak›ndan tan›mak ve gözlemlemek için bunu seçti¤imi söylüyorum. Ayak koyacak yer yok ama, muavin habire yolcu al›yor. Di¤er taraftan da “turiste

beyefendiye iyi davran›n” diye yolculara bozuk çal›yor. ‹çimden muavine, hadi can›m sen de demek geliyor. Yolda durak denen bir fley yok gibi. Çünkü otobüs hareket halindeyken herkes istedi¤i yerde iniyor ve biniyor. Yolcular›n yerden nas›l sürüklendikleri, düfltükleri kimsenin umrunda de¤il. Otobüs en az 30-40 y›ll›k, her taraf› dökülüyor. Alt› demir ve kal›n teneke, üst taraflar› ise ço¤unlukla tahtadan. Yani bir kibrit çaksam hemen yanacak gibi. Cam denen bir fley yok. Nefes almak için bu çok iyi ama, d›flar›dan gelen ço¤unlukla toz-toprak ve pis kokular oldu¤undan önemli bir fark göremiyorsun. fioförün bir eli sürekli kornada. Bir ara bu adam korna çalmaktan çok zevkmi al›yor diyorum ama, yolun manzaras›n› görünce kendisine hak veriyorum. Her taraf insan seli ve trafi¤in her tür kurals›zl›¤› burada. Otobüs ana yoldan gidiyor ama, bu yola motorlu tafl›t yolu demek için, bin flahit ister. Motorlu tafl›ttan çok, motorsuz tafl›tlar var. Yan›s›ra öküz, köpek, domuz vb. türlü türlü hayvanlar... ‹nekler mi, onlar›n zaten dokunulmazl›¤› var. Volta at›p duruyorlar. Rahats›z eden yok, dokunan yok. Yolun her iki taraf› barakalara (tenekeli, naylonlu, bezli...) benzeyen çok kötü görünümlü evler, toz-toprak-çamur içinde oynayan çocuklar... insanlar... Bu manzaray› görüp de flafl›rmamak, gördüklerine ac›mamak elde de¤il. Akl›ma Türkçe’de zaman zaman kullan›lan “Hint fakiri” deyimi geliyor. Bu ülkede insanlar›n ço¤u sokakta yafl›yor gibi. Do¤rusu koflullar›n bu kadar kötü ve a¤›r oldu¤unu beklememifltim. Tren dura¤›na geldi¤imde,

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

39


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

40 görevli arkadafl›n yard›m›yla kendimi otobüsten zor d›flar› at›yorum. Sokakta bu yükle insan seli aras›nda yürümek çok daha zor. Hele bir de, bir s›cak var ki, resmen kavuruyor. Yürürken birisi elime ve koluma tükürüyor. Fakat bu çok bilinçli bir davran›fl de¤il, kendi do¤all›¤› içinde gelifliyor. Buna ra¤men arkam› dönüp tüküreni yakalamak istiyorum ama, mümkünat› yok. Havaliman› görevlisi benimle bilet s›ras›nda. “Sak›n ikinci mevki tren bileti alma” diyor. Ne tesadüf tam da dedi¤ini alaca¤›m diyorum. Sak›n diyor. S›ra bana geldi¤inde görevliye ikinci mevki diyorum. O hemen arkamdan müdahale ediyor, “hay›r birinci mevki” diyor. Ben ikinci diyorum, o gene çok ›srarl› bir flekilde biletçiye “birinci birinci” diyor. Adam öylesine kararl› ki, sanki bana birinci mevki bilet ald›rmak için ya yemin etmifl, ya da özel görevlendirilmifl gibi. Neticede adam›n dedi¤ini yap›yorum. Bileti al›yorum ama, adam›n üzerine de sinirli flekilde yürüyorum. Ne yapmak istiyorsun, niye iflime kar›fl›yorsun diye. Adam çok sakin, sayg›l› ama emin bir flekilde “Bak beyefendi, bizleri daha yak›ndan tan›mak istemen çok güzel. Ama unutma ki, bu senin Hindistan’da daha ilk günün. E¤er bu ilk günde fazla bir fleyi görüp izlemeden böyle yolculuk yaparsan, önceden düflündü¤ün herfleyden vaz geçersin. Üstelik küfür eder, tatilini yar›da keser ülkene geri dönersin. Bu çok daha kötü. En az bir-iki gün bu toplumu ve yaflant›s›n› izlemeye çal›fl. Öyle ki dayanas›n” diyor. ‹lk bir-iki saatlik deneyimi hat›rlay›nca, adam›n dedi¤ine kat›lmamak elde de¤il. Çünkü, flimdiden k›zmaya, öfkelenmeye bafllad›m. Adam›n bileti de birinci s›n›f. ‹stasyonda tren bek-

lerken dikkatimi çeken ilk fleylerden biri, kad›nlar›n ayr› bir yere toplanmalar› oluyor. Yan›mdakine soruyorum nedenini. “Burada sadece kad›nlar için tren servisleri de var. Karfl›da gördü¤ün hat onlar için. fiu ileride ayn› hat üzerinde gördü¤ün kad›nlar ise, bizimle ayn› trene binecek fakat sadece kendilerine ayr›lan bölüme, kompart›mana binecekler” diyor. Bu ayr›m› benimsemiyorum ama, ayn› insan selini istasyonda da gördü¤ümde hak veriyorum. Tren daha durmadan herkes trene hücum ediyor. Ben, birinci mevkiye fazla binen insan olmaz diye düflünmüfltüm. Ama fena halde yan›lm›fl›m. Çünkü ayn› hücum bizim bekledi¤imiz birinci mevkiye de oluyor. Sanki bir olimpiyat koflu yar›fl›n›n start› verilmifl gibi. Öylesine h›zl› ve sert bir ç›k›fl var ki, anlat›lacak gibi de¤il. Genelde k›sa boylu ve zay›f olan bu insanlarla girece¤im böylesi yar›flta baflar›l› ç›kaca¤›m› düflünüyorum ama, adamlar›n bu yöndeki tecrübe ve dayanma s›n›rlar› benden çok daha iyi. Tren çok eski. Kullan›lan kap›lar sürekli aç›k. Bildi¤imiz birinci mevkiye hiç benzemiyor. ‹nece¤im dura¤a yaklaflt›¤›m›zda, arkadafl beni s›k›ca kap›lar›n kenarlar›ndaki demirlere yasland›r›rken, kendisi de beni koruyacak, gelecek olas› hücumu karfl›layacak flekilde konumlan›yor. Bu adam ne yapmaya çal›fl›yor diye büyük flaflk›nl›k yafl›yorum. Sonra kendimi hemen toparlay›p adama, hoop arkadafl ne yapmak istiyorsun, diyorum. Adam “hiç sesini ç›karma, sadece dedi¤imi yap ” diyor. Adam›n flu ana kadarki yaklafl›m›n› düflündü¤ümde olumlu bir izlenim b›rakm›fl ve mutlaka bir bildi¤i var diyerek, dedi¤ini yap›-

yorum. Tren daha durmadan, d›flar›dan bir hücum bafllad› ki... Bu hücum kap›n›n kenar›ndaki demirlere s›k› s›k›ya tutunan bizleri arkalara kadar savurdu. Karfl› kap›lar aç›k olsa hücumdakiler, bizimle beraber tahtal› köyü boylar. fiimdi tren hareket edecek. Mutlaka inmem laz›m. Ama nas›l? Bu kez çok yüksek sesle ben ba¤›r›yorum turistim ben, bu durakta mutlaka inmem gerekiyor, yol verin lütfen diyorum. Benden sonra da bir çok insan turiste yol verin, inecek diye ba¤›r›yor. Tam olarak nas›l oldu¤unu ve kimler taraf›ndan bafllat›ld›¤›n› henüz anlam›fl de¤ilim ama, beni, bir kavga kargaflas› içerisinde karga-tulumba misali, yaka-paça trenden d›flar› att›lar. Her taraf›m da¤›lm›fl, harabeye dönmüfl gibiyim. Ne oldu, bir zaman tünelinden mi geçtim yoksa uykudayken korkulu bir rüyadan m› uyand›m? Bilmiyorum. Sanki meydan muharebesinden yeni ç›km›fl askere benziyorum. Ama moral bozuklu¤uyla da savaflta yenilmifl bir komutan gibiyim. Arkadafl trenden inmedi, devam etti. Ama yüksek sesle “çok dikkatli ol, herfleye birden al›flmaya çal›flma, sonra çok piflman olursun” diyor. Yaflanan bu pratikten sonra havaliman›nda çal›flan arkadafl› flimdi çok daha iyi anl›yorum. Ne tuhaf fley, beni karga-tulumba d›flar› atanlara de¤il, tafl›d›¤›m eflyalara, s›rt çantama küfürler ya¤d›r›yorum. Biraz da olsa rahatl›yorum. Bu yükle yürümek, yolculuk etmek resmen bir iflkence. Bu koflullarda en büyük dezavantaj›m ise turist olmam. fiimdi de etraf›m› hamallar ordusu sarm›fl. Kabul etmedi¤im halde çantam› zorla al›p gidiyorlar. Ben kendime onlar kendisine çekiyor çantay›. Yaflad›¤›m bir-iki deneyim-


den sonra, verirmiyim hiç! Sonunda zorla ve kaba kuvvetle de olsa kendimi ve çantam› kurtar›yorum. TOPLUMSAL HUZURU BOZAN “ANA TANRIÇA”; ‹NEK ‹stasyondan d›flar› ç›kar ç›kmaz sefaletin-yoksullu¤un boyutlar›n› daha aç›k görüyorum. Tozlu-toprakl›-çamurlu yollar ve bu yollarda 30-40 y›ll›k motorlu-motorsuz tafl›tlar... Ve çok nadir geçen s›f›rl›k arabalar. Hiç bir zaman eksik olmayacak sürekli kofluflturan insanlar. Hele bir inekler var ki! “Toplumsal huzuru bozma”da üzerlerine yoktur ama, en ayr›cal›kl› dokunulmazl›k da gene onlar›n. Daha önceden Hindular’da ineklerin kutsal say›ld›¤›n› duymufltum, okumufltum. Buraya geldikten ve buna dair pek çok örnek gördükten sonra, vallahi bu inekler kendi kutsall›klar›n›n fark›nda, kendilerine tap›ld›¤›n› biliyorlar, fleklinde düflünmeye bafllad›m. Ne insanlardan, motorlu ve motorsuz araçlardan ne de korna ve gürültüden çekiniyorlar. Korku denen bir fley yok bunlarda. Herfleye öylesine al›fl›klar ki, bu kadar› da olamaz diyor insan. ‹stedikleri dükkana, manava giriyor, insan›n elindeki eflyalara ve tezgahlara sald›r›yorlar. “Toplumsal huzuru bozma da öncüdürler ama, insanlar onlara k›zam›yor bile. Daha önce ineklere sevgisi olan ben, gördü¤üm onlarca manzara ve onun trafi¤› kilitlemesi sonucu kaç›rd›¤›m iki önemli randevudan sonra, flimdi nerde inek görsem öfkelenir oluyorum. Gidece¤im yer 5-6 km uzakl›kta. Baflta yürümeyi düflünüyorum ama sonradan bafl›ma gelebilecekleri ve zaman sorununu düflündü¤ümde bundan vaz ge-

çiyorum. Bir Rick-Shaw taksisi kiral›yorum. Kaç Ruppi (Hint para birimi) diyorum floför, hiç üzülme çok ucuz diyor. Ucuz olabilir ama sen kaç Ruppi oldu¤unu söyle bana. “Sorun de¤il beyefendi, vermesen de olur. Para dedi¤in ne ki” diyor. Her yönüyle iki yüzlü ve her taraf›ndan sahtekarl›k akan bu taksiciye çok g›c›k oluyorum ama, neylersin bir kez arabas›na yerleflmiflim. Cevap vermiyorum. Sadece madem öyle, demek ki ikimiz de sonuca raz› olaca¤›z diyorum. Zaten “para dedi¤in ne ki!”sorusuna da birazdan, prati¤iyle kendisi yan›t olacak. ‹nece¤im yere geldi¤imde borcumun ne kadar oldu¤unu soruyorum. Taksici, yabanc› de¤ilsin on dolar verirsen yeter diyor. Bir insan ancak bu kadar sahtekar olabilir! ‹çimden taksiciye çok ‘iyilik’ yapmak geliyor ama, ne yapars›n zaman› de¤il. Dolar de¤il, Ruppi diyorum. O zaman 500 Ruppi yeterlidir diyor. ‹lk önce taksiden iniyorum, sonra geldi¤imiz mesafe en fazla 30 Ruppi eder ama, ben sana 50 Ruppi veriyorum diyorum. Ve paray› flöförün eline b›rak›p hemen ayr›l›yorum. Adam peflimden geliyor, ba¤›r›p ça¤›r›yor. Bak fazla gelirsen onu da al›r›m, iyisi mi sen hemen uzaklafl diyorum. ‹stemeyerek de olsa uzaklaflmak zorunda kal›yor. Daha taksiciden kurtulmadan, bu kez etraf›m› dilenciler ve herfley pazarlayabilen onlarca insan sar›yor. Turist olmak ne kadar zor! Bunlardan kurtulmak için kendimi ço¤u zaman sa¤›rl›¤a, ars›zl›¤a veriyorum ama ifle yaram›yor ki! Onlar benden daha inatç›. En sonunda öfkeleniyor, ve baz›lar›n› kovalamak zorunda kal›yorum. Uygun bir hotel bulana kadar en az iki saatim gidiyor.

Mumbai konaklama bak›m›ndan Hindistan’›n en pahal› flehri. Bakt›¤›m otellerin durumu çok kötü oldu¤u halde, fiyatlar çok pahal›. En sonunda, 15-16 otele bakt›ktan sonra uygun olmasa da bir otel buldum. Geceli¤i 30 dolar ama uzun bir pazarl›ktan sonra 20 dolara anlafl›yoruz. Otelden baflka herfleye benzer. ‹yi ve temiz yerler yok de¤il ama onlar›n da fiyat› çok yüksek. Odan›n her taraf› delik-deflik, fareler cirit at›yor. Buraya 20 dolar nas›l verilir. Çok ciddi bir sorunla karfl›laflmayaca¤›m› bilsem, uyku tulumumu al›p d›flar›da yataca¤›m. Sokaklar›n durumunu hat›rlay›nca, bu oday› tutmaktan baflka bir çaremin olmad›¤›n› görüyorum. Eflyalar›m› b›rakt›ktan sonra, “yükte hafif de¤erde a¤›r ne varsa al” türünden olanlar› üzerime al›p çarfl›ya ç›k›yorum. ALIfiAMADIKLARIM VE BAfiKA ÜLKELERDE GÖREMED‹KLER‹M Postahaneden gazeteci arkadafl›m› ar›yorum. Yok, bulam›yorum. Di¤er gün bir kaç gazetenin merkezine gidiyorum. En sonunda hangi gazetede çal›flt›¤›n› ö¤reniyorum. Gazetede yok, kendisine beni aramas› için not b›rak›yorum. Daha sonra, a¤›r yükten mahrum, rahat bir flekilde Mumbai sokaklar›n› dolaflmaya bafll›yorum. Art›k, flimdi karfl›laflaca¤›m zorluklarla, sald›r›larla daha rahat cebelleflirim. Neler görmüyorum ki! Bu kadar fleyleri, z›tl›klar› ancak Hindistan’da görebilir insan. Hem görmek istedi¤in, hem de görmek istemedi¤in herfleyi görüyorsun burada. Benim bunlar› anlatabilmem, yaz›ya dökebilmem imkans›z. Bu nedenle yazacaklar›m ancak çok genel bir fikir verebilir.

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

41


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

42 Gitti¤im tüm flehirlerde (tüm süre boyunca) gördüklerimin ve yaflad›klar›m›n bir kaçtanesini bu bölümde anlatmaya çal›flaca¤›m. ‹flte yaflad›¤›m ve dikkatimi daha fazla çeken olaylardan baz›lar›; ‹lk baflta, herkes (daha seviyeli konuflursam büyük ço¤unlu¤u) mide ve ba¤›rsaklar›ndaki farkl› kokulu hava gaz›n› istedi¤i sesten atmosfere b›rak›yor. A¤z› veya bo¤az›ndakini, bazen de olmayan› zorla oldurarak herkesi rahats›z edecek flekilde istedi¤i yere at›yor. Burnundakini de çok insan› çileden ç›karacak flekilde, sesli veya sesiz ama çok rahat davranarak gene istedi¤i yere f›rlat›yor. Bu konuda bir dikkat ve çekince yok. Yafll›-genç, kad›n-erkek, iflçi-memur, zengin-fakir ... hepsinin de bu konudaki al›flkanl›klar› ayn›. Veya birbirine çok yak›n. Toplum aras›nda sanki bir konsensüs sa¤lanm›fl. Diyebilirim ki, iki buçuk ayl›k süre zarf›nda en fazla zorland›¤›m, ayak uydurmada en ciddi s›k›nt›s›n› çekti¤im konudur bu. Yaflad›¤›m ilk örnekten sonra, çok özel dikkat gösterdi¤im halde, en az yedi-sekiz kez yüzüme, kollar›ma insanlar›n a¤›z ve burunlar›ndan f›rlatt›klar›na maruz kald›m. Öyle ki, bu yüzden baz›lar›n› dövecek düzeye geldim. Ancak son anda kendimi toparlay›p kavga etmekten vaz geçiyorum. Ben çok k›zg›n ve öfkeli iken, karfl›mda duran, yüzüme-kollar›ma tüküren veya sümü¤ünü atanlar ise, sanki hiç bir fley yapmam›fl gibi çok do¤al, ilgisiz. Benim tavr›ma bir anlam veremeyip de flafl›ran onlar. Acaba bunlar›n mide ve ba¤›rsaklar›nda, a¤›z ve bo¤azlar›nda, burunlar›nda benim bilmedi¤im çok de¤iflik fleyler mi var? Ne kadar de¤iflik, farkl› bir kültür! Bizim toplumda genel

olarak böylesi davran›fllar ay›plan›rken, olumsuzlan›rken burda çok do¤al. fiimdiye kadar sokaklarda çok fleyleri gördüm ama, kulak temizleyen, difl temizleyen, t›rnak kesen, burun temizleyenleri görmedim. Bunlar› sadece Hindistan’da gördüm. Yan›s›ra sokak ortas›nda b›y›k düzelten, saç ören, saç kesen, sakal trafl› eden, tozlu elbiseleri silen... neler yok ki. Bunlar, baflka ülkelerde pek görülmeyen mesleklerden sadece bir kaç›. Bir tarafta sokaklar›, caddeleri, ifl yerinin önünü, motorlumotorsuz araban›n çevresini elindeki türlü türlü süpürgeyle sürekli temizleyen binlerce insan, di¤er tarafta sanki iflsizlere ifl ç›ks›n ki iflsizlik oran› düflsün anlay›fl›yla, sürekli sokaklar› kirletmekle görevli yüzbinlerce, milyonlarca insan. fiehirlerin bir-iki alan› d›fl›nda, her taraf toz-toprak, çamur ve çöplüklerle kapl›. Nefes kesen türlü türlü pis kokularla dolu sokaklardan yürümek çok zor. Bu gibi yerlerde kendi organsal varl›¤›na isyan eder burun. Bu isyana insan organizmas›n›n di¤er tüm organlar› da kat›l›r. Tuvaletler olmad›¤› veya çok az ve paral› oldu¤u için insanlar, büyük tuvalet ihtiyac›n› ara sokaklarda bir köfleye, küçük tuvalet ihtiyaçlar›n› ise herhangi bir soka¤›n bir köflesinde gideriyor. ‹nsanlar›n ezici ço¤unlu¤u yemek ihtiyac›n› lokantalarda de¤il, sokaktaki tezgahlardan karfl›l›yor. Türlü türlü yemek kokular›. Her yerde pirinç var, ekmek bulmak zor. Ac›s›z yemek yok gibi. Herhalde mide ve ba¤›rsaktan atmosfere özgürce b›rak›lan hava gazlar›n›n nedeni de bu olsa gerek. Böyle giderse, bir kaç on y›la kalmaz ozon tabakas›n›n güney kutbundaki delikten daha büyü¤ü, Hindistan

semalar›nda aç›lacak. Her yerde “ya ç›karsa” umuduyla sat›lan ve gene türlü türlü, istemedi¤in kadar flans ka¤›tlar›, flans oyunlar› var. Seç seçe bildi¤in kadar, ama paras›na! ‹nsanlar›n yaflama flans› da flans oyunlar› ve ka¤›tlar› kadar. Yan›s›ra günefl alt›nda, bir a¤aç, ev veya araba gölgesinde paras›na ka¤›t oynayan yüzlerce insan görüyorum. Di¤er ülkelere k›yasla buras› hayvanlar cenneti say›l›r. Sokakta çok say›da kedi, köpek, domuz ve büyük büyük la¤›m fareleri var. Zaten ineklerin keyfine diyecek yok. Ve inek en çok nefret etti¤im hayvan ünvan›n› al›yor bu ülkede. Onun “toplum düzenini bozan davran›fllar›n› gördükçe hiddetleniyorum. Hindistan’a ot-oburlar›n, etyemezlerin merkezi denebilir. Bat› dünyas›ndaki “bse”, “flap” gibi hastal›klar buray› hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Çünkü et yiyenlerin say›s› çok az. Etli yemekler satan lokanta bulmak pek kolay de¤il. Bir sosyal s›n›f›n di¤er sosyal s›n›flar üzerindeki bask› ve diktatörlük arac› olan devletin, en önemli ve temel kurumlar› aras›nda bulunan düzenli ordu ve polis gücünün yan›s›ra burada, neredeyse her iflyerinin kendisine ait özel güvenlik güçleri var. ‹stemedi¤in kadar, paras›na göre. Bankalar, büyük ve önemli ifl yerleri anlafl›l›r ama burada, neredeyse küçük bir bakkal›n dahi özel güvenlik görevlisi var. Kimisinin mavzere benzer tüfe¤i ve tabancas›, kimisinin de copu ve sopas› var... Büyük yoksulluk ve sefaletin kol gezdi¤i, açl›¤›n kemikleri ›s›rd›¤› bu ülkede, tabi ki en fazla güvenlik güçleri olacak. Di¤er ülkelere nazaran, bu kadar resmi güvenlik görevlileri-


nin nedenlerini hem iflyeri sahiplerine hem de, güvenlik görevlisi olarak çal›flanlara soruyorum. ‹flyeri sahibi, nedeni flöyle aç›kl›yor; “Bu ülkede güvenlik görevlisi çok ihtiyaçt›r. Çünkü ifl yerine çok say›da h›rs›zl›k ve sald›r› oluyor. Devlet yeterince bunun önünü alam›yor. Devletin güvenlik görevlileri buna yeterli de¤il. DolayIs›yla, bu durumda kendi ifl yerlerimizi koruma görevi de bize düflüyor. ‹flte, biz de gördü¤ün bu görevliler vas›tas›yla sald›r›lar› önlemeye çal›fl›yoruz. ” Güvenlik görevlisi olarak çal›flanlar ise; “Ayl›k 1000-2000 (22-44 ABD Dolar›) Ruppi’ye günde 16 saat çal›fl›yoruz. Güvenli¤in yan›s›ra her ne ifl olsa yapmak mecburiyetindeyiz. Resmen köpek muamelesi görüyoruz. Patron söver, hakaret eder, döver, iflkence de eder. Karfl› ç›kmak mümkün de¤il. Ç›ksan ne yazar, iflten at›l›rs›n. Bu da bizler için yaflam›n sonu gibi bir fley. Bakmak zorunda oldu¤umuz ailemiz var. Mecburen herfleye katlan›yoruz. Tok oldu¤umuz gün yoktur. Sadece açl›ktan ölmeden yafl›yoruz”, diyorlar. En a¤›r ifllerde kad›nlar ve çocuklar çal›fl›yor. Bina ve yol inflaatlar›nda, toprak kazmada ve atmada, tafl tafl›ma ve duvar örmede... her yerde kad›nlar ve küçücük çocuklar var. En duyars›z insan bile bu manzara karfl›s›nda, bu kadar› da olamaz demek zorunda kal›r. Sömürüde s›n›r, çal›flt›rmada s›n›r denen bir fley yok burda. TAMAMIYLA YOZLAfiMAMIfi, DEJENERE ED‹LMEM‹fi ‹NSAN ‹L‹fiK‹LER‹ Dikkatimi çeken bir di¤er fley; insanlar›n herçeflit burjuva yoz düflünce ve kayg›s›ndan

uzak erkek-erke¤e, kad›n-kad›na el-ele tutuflarak, ellerini birbirinin omuzlar›na atarak yürümeleri oluyor. Büyük bir içtenli¤i, dostlu¤u ve kardeflli¤i paylafl›yorlar. Bunlar›n binlerce örne¤ini görmezseniz sanki “bunlar›n tümü homo-seksüel, hetero-seksüel, lezbiyen” dersiniz. Öyle ya kapitalizm, özellikle de tekelci aflamas› emperyalizm herfleyi metalaflt›rd›. ‹nsan› öylesine kendi eme¤ine ve de¤erlerine yabanc›laflt›rd› ki, insanlar aras› en insani iliflki ve duyguyu, paylaflma ve güvenmeyi, dostlu¤u ve dayan›flmay› söküp att›. Atamad›¤›na da kendisinin bencil ve yozlaflm›fl emperyalist kültürünü manipüle etti, pazarlaflm›fl meta iliflkilerini empoze etti. ‹flte bu ülkede hala tamam›yla metalaflmam›fl ve henüz burjuvazinin yoz kültürüyle tamam›yla bozulmam›fl, dejenere edilmemifl, yozlaflt›r›lmam›fl insanca iliflki ve davran›fllar› gördüm. Bu manzara karfl›s›nda hemen Türkiye’nin 1970’li y›llar›n› hat›rl›yorum. Her çeflit kayg›dan uzak, ayn› cinsten s›n›f arkadafllar›m›zla, dost ve yoldafllar›m›zla el ele tutuflarak, ellerimizi birbirimizin omuzlar›na atarak att›¤›m›z voltalar›, yürüyüflleri bir film fleridi gibi gözlerimin önünden, beynimin derinliklerinden geçiriyorum. Ne tuhaft›r ki, o zamanlar bu davran›fllar› çok do¤al ve do¤ru gören ve büyük bir özgüvenle prati¤e uygulayan ben, bugün çok daha bilinçlenmifl, ayd›nlanm›fl ve örgütlenmifl biri olarak, böyle görüntüler karfl›s›nda emperyalist burjuvazinin beyinlerimize empoze etti¤i kültürün etkisinden kaynakl› olarak, ilk önce “acaba”lar ile yaklafl›r oluyorum. Üstelik bunun burjuva düflüncesinin bir yans›mas› oldu¤u ve buna karfl› yo¤un bir proleter ideolojik mücadelenin verilmesi

gerekti¤inin bilincinde olmama ra¤men. Geriye dönülmez ama, o do¤all›¤›, hesaps›z-kitaps›z içten davran›fllar› bugün ar›yorum. Sömürücü s›n›flar biz insanl›¤› öylesine insani de¤erlerimizden uzaklaflt›rd› ki, öylesine vurgunlar yedik ki, bir ço¤unun fark›nda, bilincinde bile de¤iliz. Bunlar›n ço¤u kültürel-sosyal al›flkanl›klarda, yaflam biçiminin ince ve küçük gözeneklerinde, düflünce tarz›nda gizlenip kök sal›yor. Ve devrimin sadece ekonomik alt-yap› da de¤il, ayn› flekilde kültürel üst-yap›da da yapman›n ne denli kaç›n›lmaz ve önemli oldu¤unu görüyorum. Çünkü burjuva bak›fl aç›s› ve yaklafl›mlar› biz devrimcileri ve komünistleri de ciddi düzeyde etkilemifl. Özellikle ideolojikkültürel alanda ald›¤›m›z tahribatlar çok büyük. ‹flte bu ülkede, henüz tamam›yla burjuva taraf›ndan yozlaflmam›fl, insanca iliflkiler gördüm. Bunu sadece genel toplum içinde de¤il, ayn› zamanda komünistler aras›nda da gördüm. Bunun en önemli nedenlerinden birinin kapitalizme göre daha geri bir toplumsal sistem olan feodalizmin çözülme düzeyi ile, üretim biçimi ve üretim iliflkileriyle aç›klayabiliyorum. Feodalizmin daha insani ve daha paylafl›mc› olan yönü, kapitalizmin daha ileri oldu¤u ülkelerde param-parça edilmifl. B‹R DAL‹T (ZAPPODDA-SLUM) MAHALLES‹ VE MURGAN Gece geç saatte otele geri döndü¤ümde bana b›rak›lm›fl bir notla karfl›lafl›yorum. Bu not gazeteci arkadafl›mdan. ‹ki gün sonra bir sinemada, özel bir film gösteriminde buluflal›m diyor. Bu iki gün ne yapabilece¤imi hesapl›yorum. ‹ki ifl yapmaya çal›flaca¤›m. Birincisi, uygun bir

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

43


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

44 yolunu bulabilirsem yoldafllarla (Halk Savafl›’ndan) görüflmek. ‹kincisi de yüzbinlerce insan›n yaflad›¤› söylenen Slumlar’a, Zappoddalar’a yani barakal› evleri(!), mahalleleri (Dalitler) ziyaret etmek. ‹lk iflim beni Slumlar’a götürüp gezdirecek birilerini aramak. Sonuçta Dalit olan bir iflportac›yla tan›fl›yorum. Yani flu dokunulmazl›¤› olanlardan. Kendisinden iki tiflört sat›n al›rken, sohbete bafll›yoruz. ‹yi düzeyde ‹ngilizcesi var. Ona, beni yaflad›¤›n yere götür, gezdir, tan›d›klar›nla konufltur, masraflar›n ne tutarsa karfl›lar›m diyorum. Genç flafl›r›p kal›yor. “Beyefendi sizin o gibi yerlerde ne ifliniz olabilir? Oralar senin düflündü¤ün yerler de¤il. Gidilecek baflka yerler mi yok da, oraya gitmek istiyorsun?” diyor. Gazeteciyim, Slumlar hakk›nda çok fley duydum, gelmiflken oralar› görmek, yaflayanlarla konuflmak istiyorum diyorum. O ise bana, “bak, turist bürosu flu karfl›da. Mumbai’n›n tarihi ve turistik yerlerini onlar iyi bilir” diyor. Daha befl dakika önce beni tezgah›na getirmek için olmad›k ajitasyonu çeken bu insan flimdi, telafll› flekilde benden kurtulman›n yollar›n› ar›yor. Arkadafl›m ben bu flehrin turistik ve tarihi yerlerinin ço¤una gittim, flimdi ise Slumlar’a gitmek istiyorum. Gazeteciyim, orada yaflayan insanlar›n duygu ve düflüncelerini direkt olarak ö¤renmek istiyorum diyorum. Hala telafll›. Daha fazla ›srar edince, çevresindeki iflportac›lara emir verir flekilde “beyefendiye hemen bir çay veya kola getirin” diyor. Ve hemen çevreme onlarca insan toplan›yor. Bunlar›n büyük ço¤unlu¤unun Slum’da yaflayan insanlar oldu¤unu sonradan ö¤reniyorum. Ziyaret nedenimi, hangi ül-

keden geldi¤imi, mesle¤imi anlat›yorum. O ana kadar “turisttir, kek gibi yolar›z vb” düflünenler flimdi çok flafl›rm›fl durumda. Sanki “Bak hele flu turistin ifline” der gibi çok sayg›l› tav›r sergiliyorlar. Çok daha yak›n ve candan davran›yorlar. Arkadafl›n ismi Murgan. Anlatt›klar›m› hemen di¤erlerine tercüme ediyor. Çay›m›z› içtikten sonra Murgan “madem ›srar ediyorsun, o halde kalk gidelim fazla zaman›m›z yok” diyor. Ve devam ediyor; “Bak, madem sen taa ülkenden kalk›p buraya bizi tan›maya, yaflad›klar›m›z› görmeye geldin, turistik yerlerden çok yoksul ve aç insanlar› düflünüyorsun, olacak masraflar›n tümünü de ben karfl›layaca¤›m. Gördü¤ün gibi bir tezgah›m var. Slumlar’da yaflayanlara göre durumum çok iyi. Onun için masraflar› karfl›lamak için ›srar etme. Sana yaflad›¤›m›z herfleyi samimice anlataca¤›m. Seni ailemle, akrabalar›mla ve komflular›mla tan›flt›raca¤›m. Fakat mahallemiz 8-10 km uzakl›kta, Rick-Shaw ile gitmemiz gerekiyor” diyor. Olmaz, yapaca¤›m›z masfraflar› ben karfl›layaca¤›m diyorum. Murgan hemen tezgah›n› bir arkadafl›na b›rak›p, bir RickShaw ça¤›r›yor. Ve yola koyuluyoruz. Murgan’›n gözlerinden yafl akacak gibi. Sevinç ve üzüntü kar›fl›m›, çok duygulu. Tahmin etti¤imin çok üstünde bir birikimi var, kültürlü birisi. Bu bak›mdan anlatt›klar›n›n bir k›sm›n› oldu¤u gibi buraya aktar›yorum. Anlatt›klar› Hindistan’›n di¤er eyalet ve flehirlerindeki Slumlar› da kapsad›¤› için, baflka yerlerde gördü¤üm benzer fleylere bir daha de¤inmeyece¤im. Murgan büyük bir sorumluluk duygusuyla anlatmaya devam ediyor... “fiu gördü¤ün film-finans ve ticaret merkezi Mumbai’›n nü-

fusu en az 15 milyon. Bunlar›n en az yar›s› benim yaflad›¤›m yerlerde yafl›yor. Yani sokakta. Çok zeki ve çal›flkan çocuklar var. Ama hiç bir imkan olmad›¤› ve sunulmad›¤› için ezici bölümünün okuma-yazmas› dahi yok. Ben lise (kolej) mezunuyum, 24 yafl›nda, niflanl›y›m. Bilgisayar programc›s› olacakt›m, ama paras›zl›ktan ve aile sorumlulu¤undan dolay› okula devam edemedim. Gördü¤ün gibi sokakta tiflört satan bir tezgah›m var. Slumlar’da yaflayanlara göre ekonomik durumum iyi say›l›r. Tanr›ya flükürler olsun günde midemize bir lokma pirinç giriyor. Bunu bulumayan yüzbinlerce insan var burada. Hele yolun sa¤ ve sol taraf›na bak, neler görüyorsun. ‹flte benim gibi insanlar bu gibi yerlerde yafl›yor. Fakat yaflad›klar›m›z kimin umurunda? Hükümetin mi, zenginlerin mi yoksa politik partilerin mi? Hiç birisinin. Onlara kalsa bir an önce ölmemiz gerekir. Biz, zaten bu halimizle yafl›yor da say›lmay›z. Sen bizim gibilere ölü-canl›lar da diyebilirsin. Bu dünyada bizim insanlar (Dalitler) ancak temizlik ifli bulabilir. Bulanlara helal olsun. Milyonlarca insan›n sokaklarda yaflad›¤› bir flehirde ifl bulmak, çok zor. ‹fl kaplan›n a¤z›nda. Benim gibi tezgah› olanlar ise, on-binde, yüz-binde bir ancak”. Taksiden inip Zappodda (okunuflu, çapodda) mahallesine do¤ru yürüyoruz. Her tarafta pis, la¤›m kokusu geliyor. Toztoprak, çamur içinde oynayan her yaflta çocuklar. Domuz, köpek... hayvanlarla iç içe. Kokudan yürünmüyor. Biraz ileride en az 10-15 metre yerin alt›na do¤ru kaz›lm›fl çukurda (su kayna¤› var) kad›nlar-k›zlar su kuyru¤unda. Say›lar› hiç yoksa 300-400 ve bunun en az


iki-üç misli de bidonlar› var. fiimdiye kadar su s›ras›n› çok gördüm ve yaflad›m da ama, böylesini hiç görmedim. S›rada bitkin bitkin bekleyenler “bu turistin ifli ne burada” dercesine, tuhaf tuhaf bana bak›yorlar. Murgan’a, e¤er izin verirlerse foto¤raflar›n› çekmek istiyorum diyorum. Murgan çok giriflken, konuflkan ve ço¤una göre çok bilgili birisi. Çevresinde do¤al bir otorite ve sayg›ya sahip oldu¤u hemen göze çarp›yor. Ba¤›rarak konufluyor. “Bu turist ülkesinden gelen bir gazeteci. Bizi tan›mak ve yaflad›klar›m›z› kendi ülkesinde tan›tmak istiyor. Sorunlar›m›z› görmeye, yazmaya gelmifl. Foto¤raf çekecek ama yanl›fl anlamayas›n›z diye, sizden izin istiyor. Yabanc› de¤il, bizim dostumuz, bizden biri” diyor. Bu konuflmadan sonra insanlar›n yüzüne bir mutluluk, bir gülümseme geliyor. Tuhaf bak›fllar yerine candan bir dostlu¤un görünümü al›yor. Daha biriki foto¤raf çekmeden etraf›m›z› sar›yorlar. Daha bir dakika önce çok utangaç ve çekingen olan kad›nlar-k›zlar flimdi neler demiyorlar ki: T›pk› y›llard›r kafese kapat›lan bülbülün özgürlü¤e susamas›, hasret kalmas› gibi. Belki de kendilerini bu sefaletten kurtar›p doyuracak, susuzlu¤unu giderecek yeni ‘tanr›’lar ar›yorlar. Ne istediklerini flu an tam olarak bilemiyorum ama, gördü¤üm bir fley var ki, o da, ortaça¤ karanl›¤›n›n bask› ve zulüm k›skac›ndaki bu insanlar›n en fazla insanca yaflamaya susam›fl olduklar›d›r. ‹stekleri fazla de¤il aksine çok mütevazi, çok s›radan; ama temel fleyler. Belki de geri b›rak›ld›klar› ve din afyonuyla uyu-

tulduklar› için, hala bir çok fleylerin fark›nda de¤iller ama, insan olduklar›n› ve insanca ilgiye ihtiyaç duyduklar›n› biliyorlar. Ve bir halk türküsünde söylendi¤i gibi, yaz gazeteci yaz. Susuzlu¤umuzu, açl›¤›m›z›, çekti¤imiz ac›lar›, sefaleti, yokluklar›... yaz diyorlar. Öylesine candan, do¤al ve samimiler ki... T›pk› “insan gibi”! fiimdi insanlar›, halk› daha çok seviyorum. Yaflad›klar› ile düflündükleri, gördükleri ile yapt›klar› aras›nda korkunç bir çeliflki olsa da. “TANRI VERG‹S‹...B‹Z FAK‹R ONLAR ZENG‹N DO⁄MUfi”; YENGE YULIE Bu mahallede 12-13 bin insan yafl›yormufl. Mahallenin sokaklar›nda (!) yürüyoruz. Tabi, e¤er bunlara sokak denirse. En fazla yar›m metre geniflli¤inde, iki normal insan›n normal flekilde birbirini geçmesi olanaks›z. Ama burada her fley olanakl›. Üstelik bu sokaklardan nice yükler tafl›n›yor. Uzun ama dar sokaklardan geçerek Murgan’›n evine var›yoruz. Kald›¤› baraka en fazla 15 metre-kare. Bunun en az befl metre-karesi, ayr› bir bölüm olarak tanr›ya ayr›lm›fl. Bu bölüm tanr› için özel döflenmifl, her taraf süslü. Hiç sönmeden sürekli

yanan mumlar ve kokulu dumanl› çubuklar var. Evde flu an sadece Murgan’›n yengesi Julie ve iki çocu¤u Dramod ve Darshan var. Bu evde Murgan’›n a¤abeyi, yengesi ve iki çocuklar›, anne ve babas›, ikisi k›z üçü erkek di¤er befl kardefli kal›yor. Yani toplam 12 kifli. Hem babas› hem a¤abeyi zihinsel özürlü. Evi geçindirme sorumlulu¤u Murgan ve iki küçük k›zkardefline ait. Buras› sadece 12 insan›n kald›¤› ve yatt›¤› oda de¤il. Ayn› zamanda gerekli her çeflit eflyan›n konuldu¤u kiler, mutfak ve banyodur. ‹nsanlar›n yan› s›ra küçücük iki domuz, bir kedi ve köpek kal›yor bu odada. Duyduklar›ma inanam›yorum. Bunlar burada nas›l yatar? Enineboyuna ölçüyorum oday›. ‹nsanlar› bal›k istifi yat›rsan gene s›¤maz. Ve domuz, köpek, kedi... evin asli birer üyesi gibi. ‹nsanhayvan iç içe kardeflçesine hep beraber bir arada kal›yorlar. Üstelik bu durumda olan on milyonlarca insan›n oldu¤unu ö¤renince, beynimde herfley allak-bullak, herfley karma kar›fl›k. Bugüne kadar gördü¤üm, okudu¤um ve duyduklar›m›n çok ötesinde flu an yaflad›klar›m. Duygu, ac›, öfke, kin... hepsi bir arada. ... s›n›f kinim çok daha

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

45


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

46 bileniyor. Ve ilginç olan› derenin tam karfl› taraf›nda (600-700 metre ileride), Mumbai’›n en modern gökdelenlerinde en zengin insanlar kal›yor. Avrupa’dan, Amerika’dan daha modern ve lüks görünümlü. Ne yaman çeliflki! Murgan beni yengesine tan›t›yor, ziyaretimin nedenlerini anlat›yor. Julie’ye yaflam›ndan mutlu musun? sorusunu yöneltiyorum. “Tabi” diyor. Nas›l oluyor, karfl›n›zda en lüks gökdelenler varken, siz bu küçücük yerde ve çok kötü koflullarda 12 kifli kal›yorsunuz? “Tanr› vergisi, demek ki tanr› öyle istemifl. Biz fakir onlar zengin do¤mufl. Bizim anne ve babam›z, nene ve dedemiz, hepimiz bu küçük yerlerde (Zappod da) do¤mufluz. Halimizden memnunuz” diyor. Peki flu karfl›daki gökdelenlerde yaflayan zengin kad›nlar ve onlar›n yaflamlar›n›, zenginliklerini gördü¤ünde ne düflünüyorsun. Siz böyle sefalet içinde yaflarken, onlar›n çok zengin yaflam› senin zoruna hiç gitmez mi? “Hay›r, niye zoruma gitsin ki. Ben burada do¤mufl burada büyümüflüm, onlar orda do¤mufl büyümüfl. Biz ayn› olamay›z, ayn› fleyleri düflünemeyiz ki. Biz buraya, onlar da oraya al›fl›k.” Duyduklar›m karfl›s›nda üzülsem mi yoksa, öfkelensem mi? ‹çimden Julie’ye öylesine k›z›yorum ki, Julie için herfley “al›n yaz›s›” ve “kader”. Onu düflünmeye itecek ve bu korkunç tablo karfl›s›nda mutsuz k›lacak bir-iki i¤neleyici örnekler veriyorum. Sohbete devam ediyoruz. Evlenirken Murgan’›n abisine ne kadar “dowry” (bafll›k) verdin? “Fazla bir fley vermedim. Zaten ikimiz de bu mahallede

kal›yor ve uzun zamand›r birbirimizi tan›yorduk. Murgan’›n çok yard›m› oldu, onun sayesinde bir sorun ç›kmad›.” Bu kez sözü Murgan al›yor. “Bu mahallede dowry sorunu, di¤er yerlere göre çok ciddi düzeyde de¤il. Çünkü okuyan, ayd›nlanm›fl insanlar olarak dowry’e karfl› ç›k›yoruz, büyük mücadele veriyoruz. Abim sorununda da ben karfl› ç›kt›m. Almad›k. Ama Hint toplumunda dowry tüm bekar k›zlar›n en büyük sorunudur. Bu yüzden çok feci-trajedik olaylar yaflan›yor. Borcunu ödeyemeyen gelin koca evinde insan muamelesi bile görmüyor, iflkence ediliyor, kap› d›fl›na at›l›yor, babas›na gönderiliyor, öldürülüyor. Bir ço¤u da gördü¤ü iflkence ve bask›ya dayanamay›p intihar ediyor. Bu anlatt›klar›m kesinlikle abart› de¤il, hepsi yaflanm›fl ve flu an yaflanan gerçek” diyor. Odada “tanr›”ya ayr›lm›fl bölüme gidiyorum.“Tanr› evi”nin ayd›nlat›lmas› için özel elektrik hatt› bile çekilmifl. Ama kablolar ç›plak. Bu bölümü neden kullanm›yorsunuz? Örne¤in a¤abeyin ve ailesi burada yatabilir diyorum. Genifl birikimi ve bir çok konuda do¤ru fikirlere sahip olan Murgan, bu soruma çok net ve kararl› bir cevap veriyor. “Hay›r, orada yat›lmaz. Oras› tanr› evi, üstelik daha genifl olmas› laz›m” diyor. En bilinçli ve ayd›n olanlar›nda dinin etkisi böyleyse, bir de okumam›fl ve herfleyi “al›n yaz›s›” ve “kader” gören insanlar› bir düflünün. ‹çimden, karfl›mda “tanr›” diye olmad›k ilgi ve alakay› gören, kad›n m› erkek mi cinsiyeti dahi belli olmayan resme ve puta küfür etmek, k›rmak, y›rt›p atmak geliyor. ‹nsanlar›n yaflad›¤› a¤›r koflullara, çekti¤i ac›lara bak, bir de “tanr›”n›n rahat›na ve onun için oluflturulan genifl

imkanlara bak. ‘Kullar›’ ac› ve sefalet içinde k›vran›rken, kendisi zevk-i sefa içerisinde. Dikkatimi çeken bir di¤er fley. Mahallenin sokaklar›, çevresi toz-toprak, çamur ve feci halde kokarken, zappodda’lar›n içi tertemiz. Bir çöp parças›n› dahi bulmak zor. Tencere ve tabaklar p›r›l p›r›l. Gözlerime inanam›yorum. Daha yak›na gidiyor, elime al›p bak›yorum. Nas›l olur? Tertemiz. P›r›l p›r›l. AÇLIKTAN KIRILAN ‹NSANLARIN BOfi ZAMANLARI YOK! Acaba bunlar›n beynine biriki soru iflareti nas›l b›rakabilirim, onu düflünüyorum. Bu ortam› yaratabilmek için biraz daha kaynaflmam›z gerekiyor. Bunun için “kaderci Julie”ye, bir çay yaparsan içerim diyorum. Bunu duyan Julie sanki sevinçten uçar gibi oluyor. “Tanr›”ya hizmet eder gibi mutlu ve oldukça coflkun. Çay›m›z› daha içmeye bafllamadan çevremizi onlarca gençyafll›, kad›nl›-erkekli insanlar sard›. Bunlara ajite çekecek de¤ilim ama, bir fleyler söylemeden, anlatmadan veya kafalar›na bir soru iflareti b›rakmadan da ayr›lmak olmaz. ‹nsanlar çok temiz, çok samimi ve içten. Ama neylersin cehalet “azrail”i kol geziyor burada. Dinin bir afyon oldu¤unu en çarp›c›, en yal›n ve en kaba flekliyle burada gördüm. Çaylar›m›z› içerken de sohbeti derinlefltiriyoruz. Neler konuflmuyoruz ki. Murgan anlatt›klar›m› daha güçlü bir ajitasyon ve nutuk edas›yla tercüme ediyor. ‹lginç olan, kendisinin hemfikir olmad›¤› düflüncelerimi sanki kendisi de ortakm›fl gibi daha güçlü ve etkili flekilde, ikna yönteminin her türünü kullanarak aktar›yor. Onlar›n gerçekli¤ini göz önünde bulundurarak, de¤erleri-


ne sayg›l› davran›yorum. Onlar› direkt karfl›ma alacak sözler kullanm›yorum ama, flu ana kadar do¤ru bildiklerinde belli eksikli¤in, yetersizli¤in oldu¤unu söylüyorum. Onlar›n anlayabilece¤i düzeyde yaflanan hiç bir fleyin kader veya al›n yaz›s› olmad›¤›n›, açl›k-sefalet ve yoksullu¤un nedenlerini anlat›yorum. Bunu onlar›n yaflam›ndan çok basit pratik örnekler vererek aç›kl›yorum. ‹nsanlar art›k beni tamamen kendilerinden biri olarak görüyor. Benim gibi, onlar da anlamad›lar çok k›sa bir süre içinde nas›l bu kadar kaynaflt›klar›n›. Sanki y›llar önce gurbete gitmifl ailenin izine gelen bir ferdi gibi. fiimdi bana daha ayr› bir gözle, sayg›yla bak›yorlar. Gerçekten onlar›n dostu oldu¤umu daha iyi anl›yorlar. Bu kez onlara devrimcilerden bahsediyorum. Ben devrimciyim, beni buraya getiren ve sizlerle çok yak›n dost yapt›ran da devrimci düflüncelerdir. Burada pek çok sorunu ortak yafl›yorsunuz. Bunlar›n biraz da olsa düzelmesini istiyorsan›z örgütlenmeli güçlerinizi birlefltirmelisiniz. Burada da devrimciler, benim gibi insanlar var. Hem de çok daha fazla diyorum. (Bu konta¤› daha sonra Hindistanl› yoldafllara veriyorum.) Saatlerce sohbet ediyoruz. Bu arada suda kaynat›lm›fl sulu pirincimizi elle yiyoruz. Çok say›da foto¤raf çekiyoruz. (Fakat k›rsal alana gitmeden önce bu filmleri ç›karmalar› için Delhi’deki yoldafllara b›rak›yorum, geri dönüflte alaca¤›m diye. Dönüflte Delhi’ye u¤rayamad›¤›m için, bu foto¤raflar henüz bana ulaflm›fl de¤il). Bir dahaki sefer buluflmak üzere, oradakilerle vedalafl›yoruz. Yürürken Murgan anlatmaya devam ediyor. “Halk›n, özellikle bizlerin hükümete ve siyasi partilere bir

güveni yok. Onlar›n dünyas› ile bizim dünyam›z bir ve ayn› de¤il. Bunu biliyoruz. Ama bir fley de yapam›yoruz. Bir kaç y›l önce, hükümet bizi flehir d›fl›na atmak istedi¤inde büyük direnifller gösterdik. Baflar›l› da olduk fakat, örgütlülük aç›s›ndan esasta hüsranla bitti. Bunun bir kaç nedeni var. Birincisi, bu direnifle önderlik edenlerin öldürülmesi ve tutuklanarak hapishanelere konulmas›d›r. Yani bu protesto ve direnifllere önderlik edenleri devlet k›sa sürede tespit ediyor. Onlar› ya öldürüyor, ya da uzun y›llar hapishanelere koyuyor. Bu da hareketin, direniflin k›sa sürede çözülmesine, da¤›lmas›na neden oluyor.. ‹kincisi, ölüm ve tutukluluk durumunda ailenin geride kalanlar›n›n açl›kla karfl› karfl›ya kalmas›d›r. Yani geçimini sa¤lamak zorunda oldu¤u bir ailesi var bu insanlar›n. Böyle olunca da “yakalan›rsam, ölürsem geride kalan ailem ne yapacak, onlara kim bakacak, kim doyuracak” kayg›s› öne ç›k›yor. Bu durum insanlar›n mücadeleye kat›l›m›n›, devletle karfl› karfl›ya geliflini ciddi düzeyde engelliyor. Üçüncüsü, ciddi zaman sorunu var. Mücadaleye, sosyal-siyasal faaliyetlere ay›racak zaman› yok insanlar›n. Örne¤in ben, y›l›n 365 günü ve haftan›n 7 günü çal›flmak zorunday›m. Bakmak zorunda oldu¤um bir ailem var. Onlar›n da bir flekilde yaflamalar› gerekiyor. Bu ise, tamam›yla benim çal›flmama ba¤l›. Her sabah saat 6’da ç›k›yor, gece 10-11’de eve geliyorum. Öylesine yorgun düflüyorum ki, anlat›lacak gibi de¤il. ‹flten baflka kendimi hiç bir fleye veremiyor, baflka fleyleri düflünemiyorum. Bilinçlenecek hiç bir sosyal-kültürel faaliyetim yok. Bir parça ekmek için, açl›ktan öl-

memek için geceli-gündüzlü koflturuyoruz” diyor. Murgan herfleyi anlat›yor. Sorunlar›, s›k›nt›lar› ve de nedenlerini... Sistem, açl›kla pençeleflen bu yoksul insanlar› öylesi bir k›skaca alm›fl ki, anlat›lacak gibi de¤il. Açl›ktan ölmekle cebelleflen bu insanlar›n düflünecek, bofla harcayacak bir dakikalar› dahi yok. Ama nas›l olur? Hem açl›ktan k›r›l›yor, hem de bofl zamanlar› yok? Evet anlafl›lmas› güç bir durum ama, gerçek. ‹nsanlar hem açl›ktan k›r›l›yor, hem de bofl zamanlar› yok. Sömürü üzerine kurulu sistem ve onun sahipleri insana, ne düflünecek zaman ne de farkl› fleyler yapacak izni veriyor. Daha sonra mahallede baflka evlere gidip, k›sa sohbetler ediyorum. Bu kocaman mahallede sadece gelirken gördü¤üm bir çeflme var. Yan›s›ra bir tane tek kiflilik kad›n ve erkek tuvaleti var. Ama paral› oldu¤undan pek kimse kullanm›yormufl. Hiç bir sa¤l›k-e¤itim-sosyal hizmet yok. Sadece bu mahallede hastal›ktan her y›l yüzlerce çocuk ölüyormufl. Ama din amaçl› e¤itim toplant›lar› da hiç eksik olmuyormufl. Yani “tanr›n›n selameti” sürekli üzerlerinde! Mahalleden ç›kmadan hemen önce, sanki bir sineman›n yan›ndan geçiyoruz gibi bir ses duyuyoruz. Merak edip sesin oldu¤u tarafa gidiyorum. Gördü¤üm manzara karfl›s›nda gene flafl›rmamak elde de¤il. 30 metre-karelik bir zappodda’da televizyondan film seyreden en az 180-200 insan görüyorum. Befl dakika kadar izliyorum. Filmin konusu ve manzaras› ile bu insanlar›n yaflad›¤› koflullar öylesine z›t ki. Hepsi pür-dikkat film seyrediyorlar. Öylesine dalm›fllar ki, dünya y›k›lsa umurlar›nda de¤il. Sömürücü egemen s›n›flar›n se-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

47


48

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

si olan medyan›n yo¤un ideolojik-kültürel manipülasyonu ve dünya gericili¤inin insanl›¤› düflkünlefltiren böylesi Ali-Cengiz-oyunlar›yla bugün devrimcilerin, komünistlerin ifli çok daha zor. HER GENÇ KIZIN KORKULU RÜYASI, BORÇLU GEL‹N‹N ZULÜM KISKACI: DOWRY Dowry (dovri), bildi¤imiz bafll›kt›r. Ama burada tersi oluyor. Bafll›¤› k›z taraf› erkek taraf›na veriyor. Erkek taraf› k›z taraf›n›n mülkiyetine, zenginli¤ine, soylulu¤una ve gelin aday›n›n güzelli¤ine, yetenek ve meziyetlerine bak›yor. K›z taraf› damad›n istedi¤i her fleyi karfl›lamak zorunda. Karfl›layamazsa erkek k›z› kabul etmez ve böylelikle gelin aday› da evlenemez olur. Denilebilir ki, ekonomik durumu iyi olmayan ailelerde evlilik ça¤›na gelmifl k›zlar›n en büyük sorunu dowry’dir. Bu sorunu bil fiil yaflayan insanlarla konuflmadan, sorunun gerçek boyutlar›n› anlamak çok güç. Ama ben burada dowry’den ötürü evlenemeyenleri de¤il, dowry’nin bir k›sm›n› peflin, di¤er k›sm›n› ise dü¤ünden sonra ödemesi gerekenlerin sorunlar›na k›saca de¤inece¤im. Sorunun kayna¤› fluradan bafll›yor. K›z taraf› erkek taraf›na vermesi gereken bafll›¤›n (dowry) tümünü ödeyememifl, takside ba¤lam›flt›r. Böylesi durumlarda ço¤u zaman dü¤ün yap›l›r ve k›z gelin olarak damat taraf›na götürülür. Bafll›¤›n çok, k›z taraf›n›n ise ekonomik olarak zay›f oldu¤u hesaba kat›l›rsa, dü¤ün sonras› gelin taraf›n›n damada ödemesi gereken taksiti ya zaman›nda ya da hiç ödeyemeyece¤i (bir çok fleyleri satt›klar› halde) rahatl›kla anlafl›l›r. Böylece, sadece bu durum-

dan kaynakl› borçlu gelinin zulüm k›skac›na al›nmas› süreci de bafllam›fl olur. “Olurmu hiç?” denilmez, burada zulüm de rengarenk, türlü türlüdür. En iyi durumda borçlu gelinin üzerine kuma getirilir. Bu kuma, bazen borçlu gelinin küçük k›z kardefli olur. Bu ödenmeyen taksidin karfl›l›¤›d›r. E¤er borçlu gelinin kocas›na be¤endirebilecek bir küçük k›z kardefli varsa biraz daha flansl›d›r. En az›ndan kumas› k›zkardeflidir. Borçlu gelin evlenmifltir ama kocas›yla cinsel iliflkiye giremez. Girse bile bu, hayvanca bir iliflkiden öte birfley de¤ildir. Normal bir gelin de¤il, tamam›yla bir hizmetçidir. Baba evine geri gidemez, gitse bile kabul edilmez. Bu durumda zaten babaevi de bir zindana dönmüfltür. Çünkü bu gelenek onlar› da, borçlu olmaktan kaynakl› bask› cenderesine alm›fl, kimsenin yüzüne bakamaz duruma getirmifltir. Bu nedenle borçlu gelin, koca evinde bir köle gibi çal›flt›r›l›r, aç b›rak›l›r. Hayvana verilen de¤er ona verilmez. Koca hakareti ve daya¤› ne ki? Aile fertlerinin her biri bir koca olur zulüm etmede. Çünkü gelin borcunu ödeyememifl, prestij ve sayg›nl›klar› zedelenmifltir. Böylesi bir durumla karfl› karfl›ya kalan borçlu gelin ço¤u zaman gördü¤ü hakaret, iflkence ve bask›ya daha fazla dayanamaz; intihar eder. Her yönüyle zulüm k›skac›na al›nm›fl borçlu gelin için bu yol, kurtuluflun tek yoludur. Böylelikle her ay, Hindistan’›n farkl› eyalet ve bölgelerinde yüzlerce, binlerce borçlu gelinin intihar haberleri gelir. Bazen de borçlu geline yap›lan tüm hakaret, bask› ve iflkence az gelir. Bu durumda art›k borçlu-gelinin ortadan kald›r›lmas›, temizlenmesi gerekir. Yani öldürülür. Bu görev ço¤u zaman

koca taraf›ndan gerçekleflir. Kimi zamanda borcun sahibine verilir. Yani, borçlu gelinin ailesi “namusunu temizler”. Dowry yasal bir ifllem veya kural de¤il Hindistan’da. Ama gelenek ve töre kültürünün, üstelik kast-sistemi gibi bir sistemin yürürlükte oldu¤u ve bunun toplumun ekonomik-sosyal-kültürel yaflam›na ciddi flekilde yön verdi¤i bir ülkede, “yasal” ile “yasa-d›fl›” aras›nda büyük bir farkl›l›¤›n oldu¤u söylenemez. Dowry, flehirlere k›yasla k›rsal alanda daha yayg›n ve daha güçlüdür. Sadece mahkemelere iletilmifl dowry davalar›na (ölüm haberleri) bak›lsa (ki ezici bölümü iletilmiyor) Hindistan’da bu konunun ne kadar ciddi oldu¤u anlafl›lacakt›r. CANLI KADININ ÖLÜMfi KOCASIYLA B‹RL‹KTE CAYIR CAYIR YAKILMASI: SAT‹ Kad›nlara zulüm ve vahflet saçan törelerden bir baflkas›d›r Sati. Günümüz Hindistan’›nda pek yayg›n de¤il ama, “münferit olaylar” kategorisinde can almaya devam ediyor. Ulusal ve uluslararas› alanda büyük tepki toplad›¤› için y›llar önce yasaklanm›fl. Bu konuda ciddi bir denetimin oldu¤u söyleniyor. Devletin resmi bilgilerine göre, son 50 y›l içinde en fazla 100 (yüz) “sati” olay› yaflanm›fl. Fakat, gerçek rakam›n bunun çok üzerinde oldu¤u söyleniyor. Sati, kocas› ölen veya öldürülen kad›n›n canl› canl› kocas›n›n ölü bedeniyle birlikte bir bayram fleklinde, yüzlerce insan›n alk›fllar› aras›nda yak›lmas› olay›d›r. Hindular›n ölülerini yakt›¤›n› biliyoruz. Bu komünist ve devrimcilerin ölümünde de böyledir. (Örne¤in Kas›m 99’da iflkence edilerek hunharca katledilen HKP(ML) HS’n›n üç MK üyesinin ölü bedenleri de yak›l-


m›flt›r. Bunu daha sonra k›rsal alanda videodan seyrettim). Sati’nin gündeme gelifli flöyle olmufl. (Bu bilgiyi kitap ve gazetelerden de¤il, pek çok insan›n sözlü anlat›mlar›ndan ald›m). Önceleri dini amaçl› bat›dan gelen ‹slam sald›r›lar›, sonradan ise kuzeyden gelen Mo¤ol sald›r›lar› s›ras›nda Hindu erkeklerinin bir ço¤u öldürülmüfl. Sald›rganlar kad›nlara sark›nt›l›k ve tecavüz etmifller. Bu durum toplumda “namus” ve bunun korunmas› sorunu, “soy ve zurriyeti” devam etme sorunu, çok büyük bir sorun haline gelmifl. ‹flte Hindular bu koflullar alt›nda, ölü erkeklerin (koca) cesetleriyle beraber, onlar›n yaflayan efllerini de “dul b›rakmama”, “namusu ve zurriyeti koruma” ad›na canl› canl› yakmaya bafllam›fllar. Böylelikle ölen erke¤in geride dul efli kalmayacak, dolay›s›yla “namus” sorunu da olmayacak. Mant›¤›n genel çerçevesi bu. Dün iflgalcilere karfl› “namusu koruma” ve “zurriyeti boz-

mama” ad›na bafllat›lan bu gelenek, bu gün “erkek ölmüfl ise kad›n da ölmeli” mant›k düzeyine getirilmifl. Yani, kad›ndan önce erkek ölürse, kad›n da erke¤in yan›nda canl› canl›, alk›fllar eflli¤inde yak›l›yor. Bu gelenek daha tutucu ve fanatik Hindular aras›nda yaflat›l›yor. Bunun en güçlü oldu¤u eyaletler ise Rajastan ve Gujurat’t›r. Bu bak›mdan bu ülkede kad›n sorununun boyutlar›, bildi¤imiz boyutlar›n çok ötesindedir. Ortaça¤ karanl›¤›n›n vahflet saçan yasalar›d›r kad›n› k›skaca alan. Kapitalist-emperyalist ülkelerde dile getirilen kad›n haklar› sorunu burada, çok silik, ‘ütopik’ ve ‘lüks’ gelir. Düflünün ki, daha önce hiç bir zaman giyemedi¤i ve özlem duyup da bir türlü sahip olamad›¤›n en güzel elbiseleri ancak yak›laca¤›n anda giyebiliyorsun. Ve bir festival eflli¤inde canl› canl› yak›lma seremonisine götürülüyorsun. Ne tuhaf fley! Hem yakanlar hem de sen, yani canl› canl› yak›lacak olan kad›n bu durumdan ‘memnun’.

Erke¤ine olan bu kopmaz ba¤l›l›ktan ötürü senden hem onur hem de gurur duyuluyor. En fazla sevinen ve övünen de kendi ailen. Yani anne-baba ve kardefllerin. Eee kolay de¤il böyle bir k›za ve kardefle sahip olmak. Bir ayr›cal›kt›r. Seninle flerefleri yükselecek, onurlanacaklar. Kolay de¤il kötü günde kocayla birlikte olup ac›lar› paylaflmak. ‹yi ama, o ölü bedeniyle ac› çekmiyor ki. Ama olsun, zaten evlilik dedi¤in “iyi günde kötü günde beraber olmak ve ayn› yast›kta kocamak” de¤il miydi. Tamam da, sen erkekten önce öldü¤ünde o seninle birlikte yak›lm›yor ki, seninle ayn› yast›¤a o bafl koymuyor ki?... Fakat senin bu “büyük ba¤l›l›¤›na” ra¤men, ‘ya fleytana uyarsa’ kayg›s›yla “afyoncular” ellerini ve ayaklar›n› ba¤lam›fllar. Sen canl›s›n, hücre hücre yanacaks›n ama fazla ac› çekmeyesin diye narkoz bile verilmemifl, uyutulmam›fls›n. Bazen a¤z›n da ba¤lan›r. Cay›r cay›r yanmaya bafllarken, sadece canl› oldu¤un için ç›karaca¤›n sesleri duyup etkilenenler olmas›n, fleytana kap›lmas›nlar diye. Kimbilir belki de daha 16’s›nda, 18’inde ya da 20’sindesin. Henüz yaflam›n›n bahar›nda, veriminin doru¤undas›n ama sana, senin cinsiyetine ve senin gibi ac› çeken, sömürülen insanl›¤a gelecekte hiç bir fley

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

49


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

50 b›rakmayacak, kazand›rmayacak bir gelenek u¤runa, karanl›k ayd›nl›¤a kavuflturulmas›n diye, vahflet saçan egemenler ve onlar›n ortaça¤ töreleri böyle istiyor diye yak›l›yorsun. Alt›nda seni salise salise, hücre hücre yakacak ot, çal› ve odun y›¤›n› var. Üstelik en iyi yanan türlerden seçilmifl! Birazdan biri, -büyük olas›l›kla erkek kardeflindir- kibriti çakarak ‘ailenin onur ve haysiyetini yükseltecek, flereflendirecek’. O, kardeflin oldu¤u için gururlan›rken sen, yanmaya bafllayacaks›n. ‘fieytana uysan’da art›k çok geç. A¤z›n ba¤lanmam›fl olsa da, hem alevlerin gücü hem de yüzlerce insan›n flenlikvari yüksek sesli ba¤›rt›lar›, 盤l›klar› aras›nda kimseler duymaz ac›l› sesini. Sen cay›r cay›r, hücre hücre yanarken, yüzlerce insan bu vahfletten büyük mutluluk duyacak, sevinç 盤l›klar› atacak. ‹flte budur “afyon”un ‘keramet’i ! “BABA, O⁄UL VE KUTSAL SAVAfi” VE GÜZEL B‹R TESADÜF Gazeteci arkadafl›m›n verdi¤i adrese saatinde gidiyorum. Acaba birbirimizi tan›yabilecek miyiz? Nas›l karfl›layacak?... vb y›¤›nca sorular kafamda. Sineman›n önü t›kl›m t›kl›m. Bir görevliye filmin ismini ve sinema salonunu soruyorum. Beni derhal içeri al›p, üst katlara ç›kar›yor. Buras› çeflitli içeçek ve yiyecekler için kullan›lan bir salon. Az say›da insan var. Evet birisini tan›yor gibiyim. Ben hat›rlamaya çal›fl›rken o, bana do¤ru h›zla yaklafl›yor. Birbirimize sar›l›yoruz. K›sa sohbetler ediyoruz. ‹fl, u¤rafl, meslek, ziyaretin amac›... 15-20 dakika içerisinde çok fley konufluyoruz. Ve bu arada biraz sonra bafllayacak olan filmin tarih-

çesi hakk›nda k›sa bilgiler veriyor. Film henüz yay›na ç›kmam›fl. ‹ktidarda BJP oldu¤u için tv kanallar›nda yay›nlanmas›na izin verilmemifl. Filmi haz›rlayan (Anand Patwardman) filmin devlet kanallar›ndan yay›nlanmas› için hükümet aleyhine dava açm›fl. Bir iki duruflma olmufl ve en son duruflmada mahkeme, filmin izlenmesine karar vermifl. ‹flte bu gün film seyredilecek ve akibetine bir sonraki duruflmada karar verilecek. Bu özel bir gösterim oldu¤u için, tüm izleyiciler önceden belirlenmifl. En fazla 50 kifli var. Hükümeti temsilen üç kifli, mahkeme heyetinden dört kifli, filmi haz›rlayan ekipten 7-8 kifli, davay› üstlenen 4 avukat, tv flirketleri ve gazeteciler. Ben ise arkadafl›m›n sayesinde içeri al›n›yorum. O bir yolunu bulup ayarlam›fl. 15-20 dakikal›k arada, yo¤un bir sohbet ve tart›flma yaflan›yor. Filmin elefltirisi, yorumu yap›l›yor. En yo¤un tart›flmalar avukatlar, hükümet temsilcileri ve mahkeme heyeti aras›nda yaflan›yor. Gazeteci ve televizyondan baz› arkadafllar ile sohbet ederken, istemeden arkam›zda iki avukat›n kendi aras›ndaki sohbetine kulak veriyorum. Filmi savunan avukatlardan biri, geçen sonbaharda Hollanda’da kurulufl kongresini gerçeklefltiren “Halklar›n Uluslararas› Avukatlar› Birli¤i”nin (HUAB) ya üyesi ya da üyesi olacak. Bu olufluma dair haberi, daha önceden Özgür Gelecek gazetesinden okumufltum. Bunu hat›rlay›nca avukatlar aras› sohbete daha fazla kulak kabart›yorum. Avukat bu oluflumun propagandas›n› yap›yor. Oluflumun tarihsel-güncel ve gelecek aç›s›ndan önemini belirtiyor, hedef ve amaçlar›n› aç›kl›yor ve bu-

nun uluslararas› önemine de¤iniyor. Kurulufl kongresine kaç ülkeden hangi hukuk kurulufllar›n›n kat›ld›¤›n› söylerken de, Türkiye’den Aç›l›m Hukuk Bürosundan bahsediyor. Hindistan’da Aç›l›m Hukuk Bürosu’nun ismini duymak ne güzel bir tesadüf! Bir an sohbetlerine kat›lmak, ortak olmak istiyorum ama, sonradan vaz geçiyorum. E¤er böyle davranmaz isem, halk›n deyimiyle, bir çuval inciri mahvetmifl olaca¤›m. Dolay›s›yla ne avukatlar›n sohbetine kat›l›yorum, ne de onlarla tan›fl›yorum. Daha çok bas›n ve mahkeme heyetiyle sohbetler ediyorum. Filmin genel çerçevesi flöyle; Hindistan’da dinler aras› çat›flmalar› anlat›yor. Özellikle Hindu ve Müslüman egemen s›n›flar›n›n bilinçli ve örgütlü k›flk›rtmalar›n› gözler önüne seriyor. ‹nanç çat›flmalar› yüzünden kitlelerin s›n›f mücadelesinden nas›l uzak tutuldu¤u, ayn› sömürü ve zulmü gören y›¤›nlar›n nas›l birbirine düflürüldü¤ünü somut örneklerle iflliyor. Hem dinlerin, hem de kast sistemi, dowry ve sati olaylar›n›n kad›n› nas›l bir zulüm k›skac›na ald›¤›n›, dinsel-kastsaltöresel gelene¤in kimler taraf›ndan ve niçin devam ettirildi¤ini, bundaki amac›n ne oldu¤unu, dowry nedeniyle iflkence edilen, öldürülen ve intihar eden kad›nlar›, sati nedeniyle yak›lan kad›n›n kardefllerinin bu soruna yaklafl›mlar›n›... En sonunda da dinimiz, milliyetimiz, rengimiz, cinsiyetimiz ne olursa olsun biz iflçileremekçiler-köylüler s›n›f kardefliyiz, kurtuluflumuz da güçlerimizi birlefltirerek, egemenlerin oyununu bozarak s›n›f mücadelesini daha da gelifltirmekten geçti¤ini... söylüyor, “‹nk›lap zindabad !” (yaflas›n devrim) sloganlar›yla bitiyor.


51

“BPKD’nin deneyim ve dersleri ise, proletarya diktatörlü¤ü altında sınıf mücadelesinin sürdürülmesi, sosyalizmin kapitalist yola karflı galip gelmesinin, proletaryanın burjuvaziyi alt etmesinin derin hazineleri ile doludur. Bu derslerden yararlanamayanlar, bunu reddedenler, geriye dönmeye mahkum olacaklardır.

Girifl ugün Uluslararası Komünist Hareket’in (UKH) en önemli sorunlarından biri, sosyalizmden geriye dönüfl olgusudur. Bir çok KP’ni burjuvazinin safına iten, kitlelerde sosyalizme karflı güvensizlik yaratan, komünist kadroların kafalarında derin kuflkular do¤uran, sosyalizmden geriye dönüfl olgusunun teorik olarak nedenlerinin daha net açımlanamaması, ve de bu konuda yo¤un bir revizyonist-burjuva korosunun; “sosyalizm yaflamaz” ideolojik kampanyasının bombardımanın›n sürmesi, sosyalizmin “mutlak“ baflarısızlı¤a u¤rayaca¤ı yargısının -günümüzdegiderek artmasına neden olmufltur. Proletarya diktatörlü¤ü altında sınıf mücadelesi sürdürülerek, proletaryanın burjuvaziye karflı, sosyalizmin kapitalizme karflı zaferi sa¤lanabilecek mi? Proletarya, kendi iktidarını geriye dönüfl olgusundan koruyabilecek mi?

B

Bunlar, SSCB, Çin, Arnavutluk gibi sosyalist ülkelerin ve bir çok demokratik halk iktidarının oldu¤u ülkelerde, burjuvazinin yeniden hakim olmasıyla, UKH’in yeniden aflması gereken teorik sorunlar olarak karflımızda durmaktadır. Ya da Troçkistlerin iddia etti¤i gibi, sosyalizm tek tek ülkelerde kurulup yaflatılamaz mı? Ya da burjuva ideolojisi haklı mı? ‹nsanlık özel mülkiyete teslim mi olacak? Soruları pefl pefle sıralayarak ço¤altmak olası. ‹flte Marksizm’in ya da günümüzün Marksizm’i olan; Marksizm-Leninizm-Maoizm biliminin bu sorulara verece¤i yanıt yetersiz mi? Marksizm-Leninizm-Maoizm, geriye dönüfller olgusunu bilimsel olarak açıklayamıyor mu? Geriye dönüfllerin engellenmesi ve önüne geçilmesi için ve proletaryanın burjuvaziye karflı zaferini kesintisiz sürdürebilmesi için alternatifi yok mu? Bütün bunlar ya da buna benzer sorunlar›n

aslında BPKD’nin çıkıflında ve sürdürülmesinde yattı¤ını söylemeliyiz. Bu ba¤lamda, BPKD’nin UKH için çok büyük önemi oldu¤unu ve devrimci proletarya açısından çıkarılması gereken hayati önemde derslerle dolu oldu¤unu rahatlıkla söyleyebiliriz. Proletarya önderli¤indeki sosyalist toplum uzun tarihi bir süreci kapsayacak, sosyalizm altında sınıf mücadelesi kesintisiz bir flekilde sürecektir. Ta ki; “insanların eme¤ine” ve “insanların gereksinimine göre” olan emek bölüflüm sisteminin yerleflmesine kadar. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılıp toplumsal mülkiyetin hakim hale getirilmesiyle, sınıflar ve sınıf mücadelesi ortadan kalkmıyor, bu sadece sorunun bir bölümünü, insanlı¤ın sınıfsız topluma giden ilk basama¤ını oluflturmaktadır. Kapitalist toplumda burjuvazi ile proletarya arasında sürdürülen açık sınıf

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

BÜYÜK PROLETER KÜLTÜR DEVRiMi VE Ö⁄RET‹LER‹


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

52 mücadelesi, proletarya diktatörlü¤ü altında daha sinsi ve karmaflık bir flekilde sürüyor. Proletarya diktatörlü¤ünde burjuvazi, açıktan burjuva olarak ortaya çıkmayıp, “proletarya adına” proletaryaya karflı mücadele veriyor. Sosyalizmde özel mülkiyet ortadan kalkıyor ama ifl bölümü denen ayrım en belirgin bir flekilde sürüyor. Yönetilenler ve yöneticiler olgusu, devlet ve bürokrasi olgusu, kafa-kol eme¤i arasındaki çeliflki burjuvaziden devralındı¤ı gibi varlı¤ını -de¤iflik bir biçim de alsa- sürdürüyor, uzun bir süre de sürdürecektir. Kısacası, proletarya diktatörlü¤ü altında; iki sınıf, iki çizgi ve iki yol mücadelesi diyalekti¤in temel yasası olanzıtların birli¤i ve mücadelesi normları içinde birinin di¤erine, -sosyalizmin kapitalizmedönüflmesi tehlikesini her zaman taflıyacaktır. ‹flte, Mao Zedung önderli¤inde yapılan BPKD’nin önemi, incelenmesi, zengin deneyimlerinin proletaryanın teorik hazinesine kazandırılmasın›n bugün açısından daha bir önem taflıdı¤ın›n görüldü¤ü, Marksizm-Leninizm-Maoizm’i proletayanın bilimi olarak kabul edenler için gerekli ve de zorunludur. Marksizm-Leninizm-Maoizm’e atılmaya çalıflılan burjuva revizyonist lekeler, belki onu bir süre zor durumda bırakabilir, ama uluslararası proletarya ve komünistlerin bu bayra¤ı her zaman yukarılarda tutmas›na ve sınıfsız topluma giden güzergahta kendine rehber edinmesine özel mülkiyet sisteminin efendileri ve yeminli revizyonist-burjuva ideologları asla engel olamayacaklardır. Bu tarihin karflı durulamaz akıflıdır, bu akıflı tersine çevirmeye kalkanlar,

öncelleri gibi tarihin çöplü¤üne gitmekten kurtulamayacaklardır. Her devrim proletaryanın hazinesine kazandırılmalı, ondan çıkarılacak olumlu ve olumsuz dersler, deneyimler yeni bilgi sürecine aktarılmalıdır. Paris Komünü’nün dersleri ve deneyimleri Bolflevik Devrimi yarattı. Bolflevik Devrimi’nin deneyim ve dersleri ise; Çin, Arnavutluk ve daha bir çok devrimleri yarattı. BPKD’nin deneyim ve dersleri ise, proletarya diktatörlü¤ü altında sınıf mücadelesinin sürdürülmesi, sosyalizmin kapitalist yola karflı galip gelmesinin, proletaryanın burjuvaziyi alt etmesinin derin hazineleri ile doludur. Bu derslerden yararlanamayanlar, bunu reddedenler, geriye dönmeye mahkum olacaklardır. Proletarya diktatörlü¤ü altında, sınıf mücadelesinin sürdürülmesi, geriye dönüfllerin önlenmesi ya da daha aza indirilmesinin teorik açıklamaları Mao önderli¤inde sürdürülen BPKD’nin tarihi dersleri içindedir. Bu derslerin burjuvaziye karflı yeni yeni zaferler kazanmada temel oluflturdu¤u görülmek zorundadır. Bu yazımızda, sosyalizm ve sosyalizmden geriye dönüfller olgusunu irdelemeyece¤iz ama BPKD’ni irdelerken, bu konudan ayrı ele almak da olası olamayacaktır. Çin’de, Proletarya diktatörlü¤ü altında sınıf mücadelesinin ta kendisi olan BPKD’nin nedenlerini, çıkıflını, önderli¤ini, ilkelerini, olumlu ve olumsuz yanlarını ve bugün, dünya proletaryasına bıraktı¤ı dersleri ve ö¤retilerini irdelemeye çalıflaca¤ız. KAP‹TAL‹ZM VE KAP‹TAL‹ZM ÖNCES‹ S‹STEMLERDEN SOSYALiZME DEVRE

D‹LEN M‹RASLAR “Eski sömürücü toplumdan do¤an sosyalist toplum, rahminden çıktı¤ı eski toplumdan kalan lekelerle dünyaya gelir.“ (Marks) Sosyalizm; proletarya diktatörlü¤üdür. Komünizmin ön aflaması, kapitalizmden komünizme geçiflte ara bir aflamadır. Bu anlamda sosyalizm komünizmin kendisi de¤il ve hala burjuva hakkını içinde barındıran bir sistemdir. Hala sınıflar, sınıflı toplumlara özgü olan devlet vardır. Sosyalizmde sömürü yoktur ama, kafa eme¤i ile kol eme¤i arasındaki çeliflki, kır ile kent arasında çeliflki kapitalizmden devralınan mirasların baflında gelmektedir. Bunların yanı sıra sınıflı toplumlara özgü olan ve özellikle de kapitalizmde daha da belirginleflen; insanın insana yabancılaflmasının kaynaklarından biri olan ifl bölümü oldu¤u gibi korunmakta, bundan kaynaklanan ücretler arası eflitsizlik, kapitalizme oranla azalmakla birlikte varlı¤ını sürdürmektedir. Sosyalizmde üretim araçlarının el de¤ifltirmesi ve kolektif mülkiyet haline gelmesi, sorunun bafllangıcı olmakla birlikte, sosyalizmin baflarıya ulaflması için her fley de¤ildir. Esas olarak sosyalizmde sorunlar bundan sonra bafllamakta, burjuva sisteminin ürünleri olan çeliflkilerin adım adım çözümlenerek komünizme do¤ru ilerlemek, proletaryanın en önemli görevi olarak durmaktadır. Sosyalizmden komünizme geçifl hızlı de¤il, oldukça yavafl ilerleyecektir. Her toplum, içinden çıktı¤ı toplumsal sistemin izlerini uzun süre ba¤rında taflıyacaktır. Bir kılıç darbesiyle eski toplumun kalıntılarını, alıflkanlıklarını, ahlaki ve hukuki


etkilerini ortadan kaldırmak olası de¤ildir. Marks; “Ölü nesillerin gelene¤i, yaflayanların beyinlerine Alp da¤ı gibi çökmüfltür” derken, yeni toplumsal sistemin, içinden çıktı¤ı eski sistemin ve hatta binlerce yıl eski geleneklerin izini taflıyaca¤ını ve bunlara karflı da mücadele edilmesinin kaçınılmaz oldu¤unu vurgular. Kapitalizm bir anlamda ifl bölümü demektir. Kapitalizmle birlikte ifl bölümü en üst boyuta çıkmıfltır. Bu olguyla birlikte insanın kendine yabancılaflması, insanın insana yabancılaflmasını artırmıfltır. Kapitalist üretim, ifl bölümü sayesinde her fleyi kendi tekeline almıfl; bilimi, bilim adamlarını ve yine teknolojinin geliflmesiyle teknisyenleri iflten ayrı olarak, ayrı bir üretici güçler haline getirmifltir. Bilim ve yüksek teknolojinin geliflmesiyle, kafa ile kol eme¤i arasındaki uçurumun büyümesi, kol eme¤inin afla¤ılanması, kalifiye elemanların artması, iflçiler arasında ayrım yaratmıfl; böylece iflçi aristokrasisi dedi¤imiz bir tabaka da yaratarak, iflçilerin ortaklafla mücadele etmesinin zorluklarını da beraberinde getirmifltir. Bilim ile emek arasındaki uçurumun yaratılması, birbirine yabancılafltırılması, bilimi üretimden kopuk olarak ayrı bir ifl bölümü haline getirilmesi, sosyalizme geçtikten sonra da hemen ortadan kaldırılabilecek bir sorun de¤ildir. Bu ayrım ve birbirine yabancılaflma, bundan do¤an çeliflkiler, varlıklarını daha uzun süre devam ettirecektir. Kapitalist toplumlarda üniversiteler ile iflçiler ve daha yoksul kesimler arasındaki ayrım ve birbirine yabancılaflma bilinmektedir. Proletarya iktidarı ele geçirince, bu ayrımı hemen yıkamıyor. Örne¤in Çin’de,

iflçilerin BPKD’nin bafllamasıyla birlikte, üniversite kapılarından içeri girebildikleri dikkate alınırsa, bilimin eme¤e yabancılaflması olgusunun ne denli derin bir olgu oldu¤u daha iyi bilince çıkarılabilinir. Kapitalizmden miras kalan bu ifl bölümünün ortadan kalkmasının sosyalist sistem içinde bir kaç elli yıllık de¤il, çok daha uzun bir süreci kapsayaca¤ının da bir görüngüsüdür. Kapitalizm ve kapitalizm öncesi toplumlarda kültür, sanat ve bunların ürünleri egemen sınıfların elindedir ve ezilen yı¤ınlar için eriflilemez bir duruma getirilmifltir. Aydınlar, sanatçılar ve di¤er kültür adamları da ezilen yı¤ınlardan ayrıcalıklı bir konumdadırlar. Kol gücüyle yaflamını sürdürmeye çalıflan emekçilerin aydınlarla ya da di¤er kültürlü kesimlerle iliflkileri, burjuvazi ile proletarya arasındaki iliflki gibidir. Emekçiler onlara ulaflamaz, onlar da emekçilere ulaflamazlar. Emekçiler maddi olarak da kültürel faaliyetlere ulaflamazlar, kapitalist toplumda kültür emekçilere yabancı kalır. Proletarya diktatörlü¤ü altında bu yabancılaflmanın giderilmesi için mücadele bafllı baflına bir sorun olarak var olur. Mülk sahibi sınıflar, toplumun üretti¤i her fleye kolayca ulaflır ve kendi tekeline alır. Mülksüzlerin içinden çıkan bir sanatçının ürünü, emekçilere ulaflmayıp yine mülk sahibi sınıfların, yani burjuvaların tekeline girer. Bu nedenle kapitalist toplumda kültürlü olmak, emekçilerin yararlanamadı¤ı ve kolay kolay da yararlanamayaca¤ı bir durumda olmak anlamına geliyor. Proletarya burjuvaziden iktidarı ele geçirince de, kapitalist sistemdeki bu kötü alıflkanlıklar

bütün vahametiyle kendini sürdürmeye, korumaya ve etkinlik sa¤lamaya çalıflır. Emekçi kesimlerde ise, kapitalist toplumdan kalma kültürden yabancılaflma, onu ulaflılmaz gibi görme ve benimseme alıflkanlı¤ı varlı¤ını flu veya bu oranda sürdürecektir. Bu yabancılaflmayı kırma, sosyalist toplumda kesintisiz olarak sürdürülecek kültür devrimleriyle aflılabilecek bir sorundur. Proletarya diktatörlü¤ü altında sosyalizmi benimsemifl olan aydınlar dahi, kapitalizmden devraldıkları kötü mirası, burjuva alıflkanlıklarını, bireyselliklerini, yeniliklere karflı tutuculuklarını, bireyselleflmifl yaflamlarını, iflçi ve emekçilere karflı kendilerini üstün ve ayrıcalıklı görme ideolojik hastalıklarını ve sahip oldukları bilgi birikimlerinin kendilerine sa¤ladı¤ı üstünlü¤ü, halka karflı bir baskı aracı olarak kullanmaya devam edeceklerdir. Çin’de BPKD sırasında bu durum kendini en açık bir flekilde göstermifltir. Bazı aydınlar; “Yaflasın Baflkan Mao” sloganı arkasına gizlenerek, burjuva ideolojisini yaymanın mücadelesini vermekten geri durmamıfllardır. SSCB de dahil, Çin ve di¤er devrim yapmıfl ülkelerde aydınlar, doktorlar, bilim adamları, sanatçılar ifl bölümünden ve sahip oldukları ifl yetene¤inden dolayı, kol gücüyle çalıflan kesimlerden üstün olanlar, hep ayrıcalıklı tutumlarını sürdürmüfller ya da sürdürmek istemifllerdir. Ücret, konut vb. olanakları iflçilere ve di¤er emekçilere göre daha iyi olmufl ve bu çeliflki, yani kafa ve kol eme¤i arasındaki çeliflki varlı¤ını hep sürdürmüfl ve zaten kısa zamanda da ortadan kalkacak bir çeliflki

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

53


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

54 de¤ildir. BPKD’nin hedeflerinden birisi de bu çeliflkiyi daha asgariye indirebilmek ve ayrıcalıklı yaflamak isteyen kesimlere karflı ideolojik mücadele etmek olmufltur. Kapitalist toplumun ekonomik biçiminden kaynaklanan rekabet olgusu, toplumun tümüne yansıtılmıfltır. Rekabet olgusu, esasında üretim araçlarını elle-

¤i ve hatta gevfletildi¤i anda, yöneticiler ellerindeki yetkileri, kapitalist sistemde oldu¤u gibi kendi kiflisel çıkarları do¤rultusunda kullanacaklardır. ‹ktidarda olan KP’nin yozlaflması ve giderek kapitalist yolcu haline gelmesi de bu unsurlar sayesinde olmaktadır. Proletarya diktatörlü¤ü altında bu çeliflme çözülene kadar,

den demokratik bir flekilde seçmesi, gerekti¤inde, yönetilenlerin kendi yöneticilerini görevden alması gibi yöntemler, kapitalist yolcu olan yöneticilerin anında görevden alınması ve elefltiriye tabi tutulmasını sa¤layacak yöntemler olacaktır. ‹ktidarı elinde bulunduran proletarya, kendisini de yok edecek, yani sınıfları ortadan

rinde bulunduran burjuvazinin kendi içinde olmakla birlikte, bu anlayıfl iflçilere, emekçilere ve aydınlara kadar yansıtılmıfltır. Kapitalizmin bu kronik hastalı¤ı bu anlamda sosyalizme de devredilmifltir. ‹fl bölümünün bir ürünü olan, belki de en can alıcısı olan yöneticiler ile yönetilenler arasındaki ayrım ve çeliflki, sosyalizm altında da varlı¤ını sürdürecektir. Bu çeliflkinin çözümlenmesi, sınıfların ortadan kalkmasını da beraberinde getirecektir. Sosyalizmden geriye dönüfllerin temelinde de bu çeliflki vardır. Yönetilenlerle yöneticiler arasındaki çeliflme giderilemedi-

sosyalizmde geriye dönüfl tehlikesi de tehdidini sürdürecektir. Devlet varoldu¤u sürece yönetenler ile yönetilenler arasındaki ayrım olacak, bu ayrım, yönetimi elinde bulunduranların yönetilenlere karflı bir üstünlü¤ü olarak sürecektir. Proletarya ve onun partisi, sosyalizmin inflası döneminde bu ayrıcalı¤ı kapatmak için yo¤un bir ideolojik mücadelenin yanında, iflçilerin devlet yönetiminde yer alması, yöneticilerin yönetilenler tarafından sıkı bir flekilde denetlenmesinin ve elefltiriye tabi tutulmasının yollarının ve ortamının açılması ve sa¤lanması; yönetilenlerin kendi yöneticilerini yine kendi içlerin-

kaldıracak bir ideolojiye sahiptir. ‹ktidara geldi¤inde, sınıfsız bir dünya için mücadele verecek ve ekonomi-politikasını da buna göre flekillendirecektir. Mao, sosyalist toplumdaki temel çeliflmenin ne oldu¤unu açıklarken do¤ru olarak flunları söylüyor: “Sosyalist toplumdaki temel çeliflmeler, hala üretim iliflkileriyle üretici güçler arasındaki ve üst yapıyla ekonomik temel arasındaki çeliflmelerdir. Ne var ki bunlar, eski toplumdaki üretim iliflkileriyle üretici güçler arasındaki, üst yapıyla ekonomik temel arasındaki çeliflmelerden nitelik bakımından temelden farklıdır ve


farklı özelliklere sahiptir.“(2) Yukarıda da saydı¤ımız sosyalizmde var olan çeliflmeler Mao’nun belirtti¤i temel çeliflmeden kaynaklanmaktadır. Bunların çözümü; “herkesten yetene¤ine ve ihtiyacına göre” fliarının gerçekleflmesiyle son bulacaktır. Bu süreç ise, uzun tarihi bir dönemi kapsayacaktır. Sosyalist ekonomi, “herkesten eme¤ine göre” ilkesini korudu¤u sürece, bu çeliflmeler var olacaktır. “Eme¤ine göre” bölüflüm ilkesi sıkı bir flekilde uygulanırsa, sosyalist toplumdaki ayrıcalıklar yavafl yavafl kalkacak ya da daha aza inecek, bu kez, gereksinim ve ifl bölümünden kaynaklanan fonksiyonlardan ileri gelen eflitsizlikler olacak, ama, bu aynı zamanda sosyalist toplum içindeki sosyal farklılaflmaları da azaltacaktır. “Komünist toplumun (genellikle sosyalist toplumda adı verilen) ilk aflamasında, burjuva hakkı tamamen de¤il ancak bir ölçüde kaldırılabilir... üretilen malların da¤ılımında ve eme¤in bölüfltürülmesinde düzenleyici (belirleyici) bir etken olarak burjuva hakkının henüz yaflaması gerekir... çalıflmayan yemek bulamaz biçimindeki sosyalist ilke bu aflamada çoktan yürürlü¤e konmufltur... ancak bu toplum henüz komünist toplum de¤ildir, burjuva hakkını tamamen ortadan kaldıramamıfltır, eflit olmayan bireylere eflit miktardaki ürün da¤ıtmaktadır.“ (3) Marks; “Gotha ve Erfurt Programının Elefltirisi” adlı yapıtında, sosyalizmi; “komünizmin ilk evresi” olarak niteler. Çünkü, sosyalizmde üretim araçlarının ortak mülkiyeti esas olarak sa¤lanmıfltır, dolayısıyla, “herkesten yetene¤ine göre” ilkesi bu aflamada gerçekleflmifltir, ama, “herkese gereksinimine

göre” ilkesi sosyalizmde de¤il, komünizmde gerçekleflebilecek bir sorundur. Çünkü, üretici güçlerin en temel ö¤esi olan emek, henüz yetene¤ine göre üretip, gereksinimi kadar tüketecek seviyeye ulaflmamıfltır. Bunun nedenlerinin baflında kafa-kol eme¤i gelmektedir. Bu ba¤lamda maddi de¤erlerin üretiminde çalıflan her iflçinin aynı zamanda bir kafa emekçisi ve bir yönetici olmasının henüz koflulları olgunlaflmamıfltır. Yani, ifl bölümü sona ermemifltir. Tüketim maddelerinin da¤ıtımında olsun, insan edinimlerinin da¤ıtımında olsun kapitalist toplumun izleri, yani “burjuva hakkı” sürmektedir. Marksizm’ in bayra¤ı altında yine Marksizmin en önemli ö¤retisi olan proletarya diktatörlü¤üne karflı çıkanların tersine, tam da bu nedenlerle proletarya diktatörlü¤üne gereksinim vardır ve sosyalizmi sürdürmenin en temel koflulların›n baflında bu önerme gelir. Her toplumda oldu¤u gibi, sosyalist toplumda da her farklılık, her ayrım bir eflitsizlik ve çeliflmedir. Proletarya devleti bu ayrımların ekonomik ve sosyal temellerini azaltmadan ve bunları giderici ekonomik ve siyasal önlemleri ciddi flekilde yaflama geçirmeden sosyalizmi ayakta tutamaz. Burada flu sorulabilir: “Devletin varlı¤ı, sosyalist toplumda bir çok çeliflkiyi do¤uruyorsa ya da yönetici ve yönetilen diye sosyal ayrımlar yaratıyorsa, o zaman sosyalist devlet yıkılmalı, devlet aygıtı parçalanmalıdır.” Elbette, kendisini de sınıf olarak ortadan kaldıracak olan proletarya, devleti hiç istemez. Ne var ki bu, hemen kaldırılabilecek ya da giderilebilecek bir

sorun olmadı¤ı gibi, devletin sönmesi sosyalist ekonominin yakından ilgisi yanında, di¤er ülkelerde sosyalizmin geliflmesi ya da varlı¤ı ile de ilgilidir. Proletarya, sınıflar ortadan kalkana kadar devlete gereksinim duyacaktır. Di¤er yandan burjuvazi dünyadan ya tamamen ya da önemli ölçüde bastırılmadan devletin sönmesini düflünmek hayal, hayal oldu¤u kadar da, proletarya iktidarından vazgeçme, yerine burjuva diktatörlü¤ünü geçirmenin kılıfı olacaktır. Her fley kendi koflulları içinde oluflur ve yine kendi koflulları yok oldu¤unda da ortadan kalkar. Mao, bu konuyla ilgili flunları belirtiyor: “Proletaryanın siyasi partileri ve proletarya diktatörlü¤ü gelecekte ortadan kalkacaktır. Ama, flu anda bunlar vazgeçilmezdir. Bunlar olmadan ne karflı-devrimi bastırabilir ne de emperyalizme direnebilir ve ya sosyalizmi infla edebiliriz. Bu görevleri yerine getirebilmek için proletarya diktatörlü¤ünün büyük bir baskı gücüne sahip olması gerekir.“ (4) Kapitalizm ve kapitalizm öncesi sınıflı toplumlardan devr alınan kötü miras, proletarya iktidara geldi¤inde hemen ortadan kalkmayacak ve bunun kalkması uzun bir tarihi süreci alacaktır. Bir kaç on yıllık sosyalist iktidar döneminin, di¤er insanların üzerine basarak yükselmeyi, bireyselli¤i, özel mülk edinme istemlerini ortadan kaldırıp, yerine bir bütün olarak toplumsal zenginlik, toplumsal mutluluk ve her fleyi toplumsal bölüflümün almasını sa¤laması ve bin yılların köhne kültürü ile yetiflen insanlar üzerinde, bu kadar kısa süreç içinde yeni kültürü hakim hale getirmesi beklenme-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

55


56

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

melidir. Di¤er yandan, az da olsa hala mülk edinebilmenin, bireycili¤in koflulları bütünüyle ortadan kalkmadan... SOSYAL‹ZMDE KÜLTÜR DEVR‹MLER‹N‹N GEREKL‹L‹⁄‹ Sosyalizm sınıflı bir toplumdur ve di¤er toplumsal sistemlerde oldu¤u gibi, sınıf çeliflmeleri varlı¤ını korumakla birlikte, sınıf çatıflmaları, öz olarak, di¤er sömürü üzerine kurulmufl toplumsal sistemlerden farklıdır. Sınıf çeliflmeleri oldu¤u sürece, her zaman geriye dönüfl tehdidi de olacaktır. Bu nedenle proletarya, burjuvaziden iktidarı alıp kendi iktidarını kurduktan sonra da sindirilmifl ve mülksüzlefltirilmifl olan burjuvaziye ve onun ideolojisine karflı her alanda kesintisiz mücadelesini sürdürmeli, kitleleri burjuvaziye karflı ideolojik olarak silahlandırmalıdır. Mao; “Sosyalizm mi kapitalizm mi galip gelecek belli de¤il” dedikten sonra, bu konuda görüfllerini flöyle açıklıyor: Marksizm-Leninizm ile revizyonizm arasındaki mücadele de, hangisinin kazanaca¤ı, hangisinin yenilece¤i henüz kesin de¤ildir, revizyonizmin zafer kazanması ve bizim kaybetmemiz hayli mümkündür. Yenilgi ihtimalini kamuoyunun dikkatini çekmek için kullandık ve bunun revizyonizme karflı uyanıklı¤ımızı yükseltmede, aynı zamanda revizyonizmi engelleme ve karflı çıkmada yardımcı oldu¤unu gördük.. “Aslında, iki sınıf arasındaki ve komünist parti içinde iki çizgi mücadele daima varolmufltur. Bunu hiç kimse reddedemez, materyalistler olarak bizler de reddetmemeliyiz.“ (5) Lenin’de bir çok defa; “sosyalizm’de bir devrimin

yetmeyece¤ini..” ve sosyalizmin uzun tarihi bir süreci kapsayaca¤ını ve iktidarı kaybetmifl burjuvazinin daha saldırgan bir flekilde sosyalizme karflı savaflaca¤ını ve kapitalizme geri dönüfl tehlikesinin olabilece¤ini belirtmifltir. Lenin ve Stalin’in ö¤rencisi oldu¤unu, Sovyet Devrimi’nden çok fley ö¤rendiklerini belirten Mao, sosyalizmde sınıf mücadelesinin süreklili¤ine, “iki çizgi, iki yol, iki sınıf”ın varlı¤ına sık sık iflaret etmifltir. Oportünist ve revizyonistlerin iddialarının tersine, hayat Mao’yu do¤rulamıfl, onun ML’e katkılarını daha da berraklafltırmıfltır. Sosyalizm’de burjuvaziyi dıflarıda aramak, yani esas olarak emperyalist ülkelerin baskısında aramak ya da salt, sosyalist ülkelerde bastırılmıfl ve mülksüzlefltirilmifl burjuvaziyi aramak, önemli bir yanılgıdır. Sosyalizm de burjuvazi bizzat partinin içindedir, yönetici organlardadır. Daha önce de vurguladı¤ımız gibi, “eme¤ine göre” da¤ılım ilkesi ve “burjuva hakkı” olgusu ortadan kaldırılmadan burjuvazi partinin içinde olacaktır. Bu, iradi bir olay olmaktan öte, nesnel ve kapitalizmden komünizme geçiflte bir zorunluluktur. Mao, BPKD içinde bir konuflmasında, kitlelere flöyle sesleniyor; “Devrim yapıyorsunuz, burjuvazinin nerede oldu¤unu biliyor musunuz?” ve kitlelere burjuvazinin nerede oldu¤unu, nereye saldırmaları gerekti¤ine flöyle iflaret eder: “O, KP’nin içindedir.” Mao’nun “burjuvazi KP’nin içindedir” belirlemesi, sıradan bir belirleme olmayıp, UKH için yeni bir ıflık, sosyalizmde burjuvaziyi nerede aramaları gerekti¤inin bir kılavuzudur. Lenin’in bu denli açık olarak bu

konuyu ele alamaması çok do¤al. Çünkü o güne kadar yaflanan bir deneyim de¤ildi. Enver Hoca revizyonisti ise, Mao’nun bu belirlemesini reddetmifl, burjuvazinin “dıflarıda oldu¤unda” direterek, proletaryanın hedefini yanıltmaya çalıflarak, Troçkistlerle aynı kulvarda kofluflturmufltur. Sosyalist toplumda yeni burjuvazi, “sosyalist” kılıflı bir burjuvazidir. Açıktan kapitalizmi savunmaz, sosyalizm düflmanlı¤ı yapmaz. Bütün yaptıklarını “sosyalizm adına” yaptıklarını söylerler. Burjuvazi, KP’nin içine girerek orada karflı-devrimci düflüncelerini, sosyalizm kılıfı altında piyasaya sürer, sosyalizmi revize etmek için yo¤un çaba harcar, özellikle de kitlelerin geri düflüncelerine hitap ederler. Öte yandan yıllardır KP içinde burjuvaziye karflı mücadele eden kadrolar da iktidara gelince de¤iflim gösterirler. Mao’nun deyimiyle; “iktidarın nimetlerinden” en iyi flekilde yararlanma yolunu tutarlar. Yıllarca KP saflarında burjuvaziye karflı özverili bir flekilde mücadele eden, kitleler ve parti içinde büyük prestij kazanan kadroların bir ço¤u, bu “otoritelerini” iktidara gelince, kendi kiflisel çıkarları için kullanabilirler. Fakat Mao, kadrolar içinde bu tür e¤ilim olabilece¤ine çok önceden iflaret etmifltir. “Zaferden sonra partide flu tür e¤ilimler güçlenebilir; ... kibir, kiflisel kahramanlık havası, atalet..., zevk içinde yaflamak... zafer kazanmıfl bir güç oldu¤umuzdan halk bize sevgiyle yaklaflacak, burjuvazi sırtımızı sıvazlayarak sahte övgüler düzecek... bunlar saflarımızdaki zayıf iradeli unsurları etkileyecektir.” (6)


Enver Hoca revizyonist döne¤i ve benzeri revizyonistler, sosyalizmin esas düflmanlarını ve yıkıcılarını “dıflta” ararken, Mao, sosyalizmin düflmanlarının partinin içinde oldu¤unu önemle ve özellikle sık sık vurguluyor proletarya hedef flaflırtanları sert bir flekilde elefltiriyordu. Mao, SBKP’nin yozlaflması ve burjuvalaflmasından sonra, sosyalizmde sınıf mücadelesinin önemine, “flekere bulanmıfl mermilerin, gerçek mermilerden daha tehlikeli” olufluna sürekli dikkat çekti. Bu nedenle de sosyalizmde, kitlelerin parti içindeki burjuvaziye karflı silahlandırılmasın›, bizzat bu mücadelenin parti önderli¤inde kitleler tarafından verilmesini temel bir sorun olarak gördü. Hatta Mao, e¤er parti bir bütün olarak yozlafltıysa, kitlelerin yozlaflan partiye karflı da ayaklanmasını istedi. Kitleler ideolojik olarak Marksist-Leninist-

Maoist bilimle silahlanmadan sa¤cıların kolayca iktidarı ele geçirebilece¤ini, ÇKP’nin akıbetinin de SBKP’den pek farklı olmayaca¤ını Mao görmüfltü. Sosyalizmde, sınıf mücadelesine yaklaflım farklılıkları elbette yeni de¤ildi. Stalin daha 1936’da flöyle söylüyordu; “Bu de¤iflimler (Sovyetler’deki geliflmeler kast ediliyor.bn.) neyi gösterir, neye tanıklık eder? ‹lk olarak, iflçi sınıfı ile köylülük arasında, aynı flekilde bu sınıflar ile aydınlar arasında sınır çizgisinin silindi¤ini, eski sınıf tekelcili¤inin yok oldu¤unu gösterir. Bu demektir ki, bu toplumsal gruplar arasında mesafe git gide azalıyor. ‹kinci olarak, bu de¤iflimler, bu toplumsal gruplar arasındaki ekonomik çeliflkilerin yok oldu¤unu, silindi¤ini gösterir.” (7) Stalin, Mao’nun tersine, sosyalist toplumda ekonomik ve politik -daha 1936’da“farklılıkların” ortadan kalk-

tı¤ını söylerken, önemli bir yanılgı içindeydi. Bu yanlıfl anlayıfl, parti içindeki burjuvazinin görülmemesine yol açtı¤ı gibi, kitlelerin parti içindeki burjuvalara karflı uyanıklı¤ını ve mücadele etmesini de engelliyordu. Stalin yoldaflın bu yanlıfl anlayıflını kendine temel edinen bir zamanların ML Enver Hoca’sı, bu yanlıfl anlayıflları daha da sistemlefltirerek revizyonizme sapmasına engel olamadı. Sosyalizmde, iki çizgi, iki yol anlayıflını tamamiyle reddederek, Marksist-Leninist-Maoist bilimin özünü reddetti ve proletaryanın iktidarı aldıktan sonra burjuvaziye karflı uyanıklı¤ını engelleyenlerden birisi oldu¤u gibi, giderayak dogmatik, troçkist ve inkarcı bir pozisyona düflerek beraberinde Mao’yu ve BPKD’ni reddetti. Sosyalist ülkelerde kitlelerin burjuvaziye karflı ayaklandırılması yerine, saray darbecili¤ini savundu ve uyguladı. Böylece, Kruflçev revizyonizmine karflı mücadele adı altında onunla aynı çizgiye düfltü. Stalin’in, “sosyalizmde sınıflar ve sınıf mücadelesine” yaklaflımdaki yanlıfllı¤ı, Kruflçev revizyonizminin kolayca iktidara geliflinin teorik temellerini oluflturdu¤u gibi, Kruflçev revizyonizmine karflı UKH içinde ÇKP ve AEP hariç-mücadelenin olmaması, hemen modern reviz-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

57


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ

58 yonizme teslim olunması ve aynı zamanda, SBKP’nin modern revizyonist bir parti oluflu ve süreç içinde SSCB’nin sosyal emperyalizme dönüflmesi, ve di¤er “KP” ler tarafından görülmeyip, uzun süre; “sosyalizmden geriye dönüfl olmaz” tezinin savunulmasının kökleri, Stalin’in yukarıda aktardı¤ımız tezinde yatmaktadır. Okuyucunun affına sı¤ınarak, Mao’dan sosyalizmde sınıf ve sınıf mücadeleleri konusunda uzun bir alıntı aktaraca¤ız. Çünkü bu konu, hala UKH’in temel sorunlar›ndan biridir. Bu sorun teorik olarak çözülemeden, proletaryanın yeni kazanımları olamayaca¤ı gibi, BPKD’nin kazanımları da kavranamaz. “... sosyalist ülkelerde sınıflar var mıdır? Sınıf mücadelesi var mıdır? fiimdi sosyalist ülkelerde sınıfların var oldu¤unu ve sınıf mücadelesinin de flüphesiz var oldu¤unu kesinlikle söyleyebiliriz,. Lenin flöyle demiflti: Devrimin zaferinden sonra, uluslararası alanda burjuvazi var oldu¤u için, ülke içinde burjuva kalıntıları var oldu¤u için, küçük burjuvazi var oldu¤u ve sürekli olarak burjuvaziyi yarattı¤ı için, ülke içinde devrilmifl olan sınıflar, gelecekte uzun bir zaman için varlıklarını sürdürecekler ve hatta geri dönüfl girifliminde bulunabileceklerdir. Avrupa’da, ‹ngiltere ve Fransa gibi ülkelerde burjuva devrimlerinin birçok inifli ve çıkıflı oldu. Feodalizmin yıkılmasından sonra, birçok geri dönüfl ve tarihi zigzag meydana geldi. Böyle geri dönüfller sosyalist ülkelerde de mümkündür. Bunun bir örne¤i, iflçilerin ve köylülerin ülkesi olmaktan çıkıp, gerici milliyetçi unsurlar tarafından idare edilen bir ülke haline dönüflerek niteli¤ini de¤ifltiren ve revizyonist olan Yugoslav-

ya’dır. Ülkemizde bu konuyu gerçekten derinlemesine kavramalı ve incelemeliyiz.. Sınıfların uzun zaman var olmaya devam edece¤ini kabul etmeliyiz. Ayrıca sınıf mücadelesinin de varoldu¤unu onaylamalı ve gerici sınıfların geri dönmesinin mümkün oldu¤unu kabul etmeliyiz.“ (8) Bugün, UKH’in Mao Zedung ve BPKD’den ö¤renece¤i çok fley vardır. BPKD’i, sosyalist ülkede, kitlelerin burjuvaziye karflı nasıl ayaklandırılması gerekti¤ini, kitlelerin böyle bir mücadele içinde nasıl bilinçlendi¤ini, aynı zamanda, parti içindeki burjuvazinin nasıl kılıktan kılı¤a girdi¤ini, kendini gizlemek için nasıl sahte bir flekilde MLM “kesildi¤ini” gösterdi¤i gibi, kitlelerin harekete geçirilmeden sosyalizmin ayakta tutulamayaca¤ını da göstermifltir. BPKD, enternasyonal proletaryaya, sosyalizmde sınıf mücadelesinin alabildi¤ine keskinli¤ini, parti içindeki burjuvazinin kolay kolay pes etmedi¤ini de göstermifl, buna karflı en etkili silahın, kitlelerin sürekli uyanıklı¤ından ve mücadelesinden geçti¤ini de ö¤retmifltir. BPKD’nin en önemli ö¤retisi, hiç kuflkusuz, proletaryanın kendi partisi olan KP’ne karflı, onun yozlaflması durumunda aya¤a kalkmasının zorunlu ve sosyalizmi korumak ve gelifltirmek için mücadele etmesinin gereklili¤ini, aynı zamanda sosyalizmi daha ileri taflımak için bir kültür devriminin yetmedi¤ini, komünizme ulaflana kadar onlarca kültür devriminin gereklili¤ini ortaya koymufltur. Gelinen aflamada, sosyalist ülkelerdeki sınıf mücadeleleri ve geriye dönüfller dikkate alındı¤ında, sosyalist bir ülkede komünizme ulaflana kadar sayısız

kültür devriminin gereklili¤i tartıflma götürmez bir flekilde açıktır. ‹çinde bulundu¤umuz konjonktürde, kapitalizmin ayakta durdu¤u ve hala güçlü oldu¤u bir koflulda, sosyalist bir ülkenin yaflaması, kapitalizme karflı direnmesi, kendi halkının ve özellikle de proletaryanın sürekli uyanıklılı¤ından geçecektir. Elbette, bin yılların köhnemifl kültürü altında ezilen ve onu hala ba¤rında taflıyan ezilen yı¤ınların, tarihin bu kötü mirasını üzerlerinden atmaları, kitlelerin defalarca devrimci ayaklanmaları ve ona karflı mücadele etmeleriyle olacaktır. Karamsar olmaya hiç gerek yok. Kapitalizmin 500 yıllık bir geçmifli var. Burjuvazi, feodalizmden iktidarı alana kadar, feodalizm karflısında defalarca yenilgiye u¤radı, sonunda feodalizm yenildi. Tabi ki, geliflen kapitalizm karflısında feodal güçlerin daha fazla iktidarda kalması olanaksızdı. Sosyalizmin ise geçmifli, deneyimi daha yeni. Proletarya, Ekim Devrimi ile burjuvaziye karflı ilk kesin zaferini elde etti, peflinden ‹kinci Emperyalist Paylaflım Savaflı döneminde bir çok ülke ile Çin devrimi bu zaferin devamı oldu. Proletarya bu zaferini uzun süre sürdüremedi, proletaryanın kaleleri birer birer düfltü, burjuvazi kaybetti¤i kalelerini tekrar geri aldı. Bir sistemden di¤er sisteme geçerken, yeni sistemin eski sisteme karflı mücadelesinde yenilgiler ve zaferler içiçedir. Proletaryanın burjuvaziye karflı bu ilk ciddi ve a¤ır yenilgisi, proleter devrimlere karflı genel bir güvensizli¤e, proletarya cephesinin zayıflamasına ve emperyalist burjuva cephesinin güçlenmesine neden olduysa da, bu proletarya açısından geçici bir yenilgidir. Proletarya onlar-


ca devrim ile eskiyi alt edip yeniyi kuracaktır. Kapitalizmden komünizme giden yolda insanlı¤ı zorlu bir mücadelenin beklemesi bundandır. BPKD’i, bunlardan sadece biri, Mao’nun deyimi ile, “uzun yürüyüflün ilk basama¤ı”dır. BPKD’leri; proletaryanın kendi sistemini yaratma, burjuvaziyi yeryüzünden silme, “herkesten yetene¤ine ve herkese eme¤ine göre” ilkesinin yerine, “herkesten yetene¤ine ve herkese gereksinimine göre” ilkesinin gerçeklefltirilmesi, insanın özgürlefltirilmesi, insanlı¤ın sırtında bir kambur gibi duran ifl bölümü denen illetin atılması için bir zorunluluktur. Tarih, bundan sonra da daha çok BPKD’lerine tanık olacaktır. 1871 Paris Komünü, proletarya önderli¤inde yeni devrimlere yol açtı. BPKD’i de sosyalizmin pekifltirilmesi ve geriye dönüfllerin engellenmesi için, dünya proletaryasına zengin deneyimler kazandırmıfltır. Troçkistler, sosyalizmde geriye dönüflü, genelde devrimin yapıldı¤ı ülkelerin yoksul olmasına ba¤lıyorlar. Troçki, Revolution Betrayet (‹hanete U¤ramıfl Devrim) adlı kitabında flunları söylüyor: “‹flçilerin hareketini engelleyen burjuva e¤ilimler, proleter devriminden sonra da ortaya çıkacaktır. Fakat, devrimin oldu¤u toplum ne kadar yoksulsa bu kanun o kadar geçerlidir. Bürokratik e¤ilimlerin aldı¤ı biçimler daha fliddetli olacak, sosyalizmin geliflmesi daha fazla tehlikeye girecektir.” (9) Troçki ve bazı revizyonist akımlar ve son yılların “elveda proletarya”cıları, proleter devrimi imkansız kılmak, emperyalizmin en zayıf halkalarında devrimi engellemek için, kılıftan kılıfa girerek, özü burjuva

teorileri olan zırvalıklarıyla, proletaryanın önüne dikilmeye çalıfltılar. 1970 ortalarından 1980 sonlarına kadar “elveda proletaryacı” adı verilen “Eurokomünist” akımı, özellikle Avrupa’nın emperyalist ülkelerinde ortaya çıkan revizyonist akım; “burjuvazinin proletaryaya gereksinimi kalmadı¤ı, teknolojinin geliflmesiyle birlikte, burjuvazinin robotlarla çalıfltı¤ı, proletarya sınıfının ortadan kalkmaya baflladı¤ı, bu nedenle burjuva-proletarya çeliflmesinin de kalktı¤ı” yollu anti-bilimsel ve kapitalist ekonomiden zerrece bir fley anlamayan, özünde ise, burjuvazinin sömürü olmadan, artı-de¤er elde etmeden varolabilece¤ini ileri sürecek denli beyinsizlefltiler. Bu teorinin amacı; proletaryanın burjuvaziye karflı bütünüyle teslim olması, “burjuvaziye ses çıkarmayın, sizin yerinize robotları çalıfltırır” yolu demagojilerle, iflçileri uysallı¤a itmeyi hedefleyen bir baflka burjuva cephesiydi. Bugün bu tür teorik saçmalıklar pek görülmese de, bütünüyle ortadan kalktı¤ı söylenemez. Burjuvazi, proletaryaya karflı mücadelesinde, “komünist teoriler” adı altında durmadan yeni yeni revizyonist teoriler üretmeye devam edecektir. Proletaryanın mücadele hedefini saptırmak, kendi siyasal iktidarını korumak için, bütün zehirli oklarını kullanmaktan vazgeçmeyecektir. Aslında, Troçkist olmamakla birlikte, ama burjuva özleriyle aynı yere varan Liu fiao-fii de, Çin’de, Demokratik Halk Devrimi’nden sosyalizme geçmeye karflı çıkmıfltı, daha sonra da bu revizyonist çizgisi onu, sosya-

lizmi yıkma mücadelesine kadar götürdü. Yoksul ülkelerdeki devrimlerle zengin ülkelerdeki devrimler arasında fark olsa da, sosyalizm kurulduktan sonra, sınıf mücadelesinin her iki tip ülkede sürmesi kaçınılmazdır. Zengin ülkelerde gerçeklefltirilecek bir devrimle, devrimden sonra bu ülkede burjuvazinin olmayaca¤ını söylemek, eflitsizliklerin kalkaca¤ını iddia etmek ya da parti içinde burjuva e¤ilimlerin, yoksul ülkeye göre daha az olaca¤ını söylemek, Marksist sınıf bilimini inkar etmenin yanı sıra, sınıf ve sınıflar mücadelesi bilimini revize etmek demektir. Yoksul ülkelere oranla, zengin ülkelerde burjuva e¤ilimlerin artaca¤ını ve buradaki sınıf mücadelesinin daha keskin olaca¤ını söylemek subjektif bir öngörü olmayacaktır. Lenin; “Küçük üretim sürekli olarak, her gün, her dakika ve her an kitlesel ölçekli olarak kapitalizmi ve burjuvaziyi do¤urur.” Mao Zedung bu saptanmaya bir ekleme yapmıfltı. “Bu süreç iflçi sınıfı ve parti üyeleri arasında da ifllemektedir. Hem proletarya saflarında, hem de devlet organlarının çalıflmaları arasında burjuva yaflam tarzını sürdüren insanlar vardır.” (10) Sosyalizm altında “neden yeni yeni kültür devrimlerine gerek var?” sorusuna yanıt bu olsa gerek. Çin’de yeni burjuvazi; “Kültür Devrimine gerek yok” diyordu. Her fleyin iyi gitti¤ini, kültür devriminin kargafla yarataca¤ını söylüyordu. Mao ise, onlara flu yanıtı veriyordu: “‹leriye gitmek için her zaman devrime gerek var, ayrıca kitlelerin sokaklara dökülmesinden korkmayın.” Devam edecek

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

59


60

Uluslararas› geliflmeler ve

iflçi hareketi

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

“Yavafl yavafl ortaya ç›kan kriz politikalar› neoliberalizm olarak adland›r›ld›. Neoliberal yönetimler özellikle 1980’lerde pek çok ülkede ifl bafl›na getirildiler. Bunlar›n politikalar›n›n bafl›nda para ile ekonominin kontrolü geliyordu. Çünkü yeni de¤erlenme alanlar› arayan sermaye tüm dünyada finans piyasalar›n› güçlendirmeye bafllam›fl sermaye içinde para-sermayenin gücü art-

m›flt›.

1960’lar›n sonunda krize giren dünya emperyalist-kapitalist sistemi, 1970’lerde yeni bir ifl bölümü ve sermaye birikim biçimini hayata geçirmeye bafllad›. ‹kinci paylafl›m savafl›ndan krize kadar süren büyüme döneminde emperyalist ülkelerdeki emekçiler, görece yüksek ücretler ve sosyal güvenlik imkanlar› ile hem mücadele d›fl›na ç›karken hem de ald›klar› ücretler ile sokulduklar› tüketim ç›lg›nl›¤› sonucu sistemin daha iyi ifllemesine de yol açm›fllard›. Buralarda emekçilerin yükselen mücadelesine ve savafl›n ard›ndan bütün dünyada yükselen sosyalizmin bask›s›na sermaye s›n›f›, emekçilerin a¤z›na “sosyal devlet” ad›nda bir parmak bal çalarak yan›t vermiflti. Bu sayede yeni kurdu¤u sermaye birikim modelinin de iyi ifllemesini sa¤lam›flt›r. Bu büyüme döneminde emekçiler büyük ölçekli fabrikalarda ço¤unlukla bantl› sistemlerde çal›fl›-

yorlard›. Ço¤u niteli¤i düflük denebilecek ifllerde ve birbirlerine oldukça benzer koflullarda çal›fl›yorlard›. Bu fabrikalarda büyük say›larda üretilen az çeflitli mallar yine emekçiler taraf›ndan kap›fl›l›yordu. Gümrük duvarlar›yla korunan geri ülkelerde de daha düflük teknolojili ve daha küçük eski fabrikalar yerli iflbirlikçi sermaye ile birlikte kurulu. Benzer biçimde buralarda da emperyalist ülkelerdeki kadar olmasa da baz› sosyal devlet uygulamalar› görülüyor, fabrikalarda ve kamu iflyerlerinde çal›flan emekçiler ayn› zamanda birer tüketici olarak sistemin çark›n›n dönmesine yol aç›yorlard›. Fordizm denen bu emek süreci, 1970’lerin sonlar›nda kar oranlar›nda görülen düflme ile birlikte yavafl yavafl yerini bir baflka sürece b›rakt›. Kriz kendini üretimde ve pazarda gösterdi. Fordist sistemle yap›lan üretime yap›lan yat›r›m-

lar yeterli verimlilik dolay›s›yla karl›l›k (tabii sömürü oran›) art›fl› sa¤lam›yordu. Talepte daralma görülmeye bafllad› ve daha çeflitli mal istekleri ortaya ç›kt›. Fordist emek süreci döneminde ola¤anüstü büyüyen sermaye, yeni de¤erlendirme alanlar› aramaya bafllad› ve yeni bir uluslararas› ifl bölümü kavram› öne ç›kt›. Bu dönemin hemen bafl›nda görülen ay›rdedici ilk üretim özellikleri: 1- Yerini de¤ifltirme (Dislokasyon): Emperyalist ülkelere yeni teknolojik yat›r›mlara önem verirlirken eski teknolojili üretimler geri ülkelere do¤ru kayd›r›ld›. Buralarda h›zla proleterleflen kitleler ucuz emek gücü y›¤›nlar› oluflturuyordu. Böylece karl›l›¤› düflen, kirli ve hantal sanayi sistemi merkez ülkelerinden çevre ülkelere do¤ru yöneldi. Bu tür sanayi, teknoloji aç›s›ndan geri oldu¤u için verimli de¤ildi, ayn› zamanda ya-


ratt›¤› kirlilik emperyalist ülkelere daha fazlaya mal oluyordu. Geri ülkelerde ifl bulmak için k›vranan kitleler hem çok ucuza çal›flt›r›l›rken hem de istihdam yaratmak isteyen bu devletlerden teflvikler al›nmaya baflland›. Bu geri ülkelerde çevreyi kirleten tesisler fazla sorun da yaratm›yordu. 2- Parçalar›na ay›rma ve merkezi da¤›tma (Segmantasyon ve desantralizasyon): Üretim süreci parçalanarak bir mal›n de¤iflik parçalar›n›n ve montaj›n›n ayr› ayr› iflyerlerinde yap›lmas› sa¤land›. Böylece merkezi büyük fabrikalar küçültülürken üretimin bir çok k›sm› çeflitli ülkelerdeki ifl yerlerinde üretilir hale geldi. Böylece geri ülkelerde üretimin vas›fs›z ifl gücü gerektiren iflleri yap›lmaya baflland›. Bu ülkelerde oluflturulan serbest ihracat bölgeleri bu tip iflyerlerinin yo¤unlaflt›¤› yerler oldu. Serbest bölgelerde emekçilerin üzerinde tam bir bask› kurulurken, yabanc› sermayeye vergi almama, ucuz arazi verme vb. bir çok avantaj sunuldu. Yeni de¤erlendirme alanlar› arayan sermaye, önceki dönemde bir k›sm›n› kamunun yapt›¤› temel ihtiyaç üretimi (yiyecek, giyecek vb.), sanayi temel maddeleri (çelik, çimento), alt yap› hizmetleri (enerji, ulafl›m vb.) ve kamu hizmetleri (e¤itim, sa¤l›k) özellefltirilerek mülkiyeti do¤rudan sermayeye geçmeye bafllad›. Yeni sermaye birikim modelinde art›k sosyal devlete ihtiyaç kalmam›flt›. Bunun yerine tepkileri yavafl yavafl ortaya ç›kabilecek emekçilere karfl›, devletler yeniden yap›lanmaya bafllad›. Tasfiye edilen kamu hizmetleri ve sosyal güvenlik flemsiyesi yerine polis-asker güçlendirildi. Yavafl yavafl ortaya ç›kan kriz politikalar› neoliberalizm olarak adland›r›ld›. Neoliberal yönetimler özellikle 1980’lerde pek çok ülkede ifl bafl›na getiril-

diler. Bunlar›n politikalar›n›n bafl›nda para ile ekonominin kontrolü geliyordu. Çünkü yeni de¤erlenme alanlar› arayan sermaye tüm dünyada finans piya-

“Emekçilerin haklar›, do¤al çevre, sosyal devletin son k›r›nt›lar› vb. her fley flirketlerin yat›r›mlar›n› korumak için feda ediliyordu. Bunun huku¤unu oluflturmak için uluslararas› tahkim MAI tasla¤›n›n yaklafl›k üçte birini oluflturmaktad›r.

salar›n› güçlendirmeye bafllam›fl sermaye içinde para-sermayenin gücü artm›flt›. Bir taraftan da yer de¤ifltirme ve parçalanma ile geri ülkelere giden sermayenin hem dolafl›m›n›n hem de karlar›n transferinin kolayl›kla yap›lmas› gerekiyordu. Yeni yönetimler finans piyasalar›n› son derece serbestlefltirerek sermaye dolafl›m›n›n önünü açt›lar. Bunu sa¤layacak teknolojik alt yap›y› ise bilgisayar ve iletiflim alan›nda yap›lan yat›r›mlar›n sonucu olan geliflmeler sa¤lad›. Bilgisayar alan›nda ortaya ç›kan yenilikler, üretime otomasyon olarak uyguland›. Öncelikle mevcut emek süreci koflullar›nda maliyetleri düflürmek için yap›lan de¤ifliklikler giderek emek sürecini de etkilemeye bafllad›. Böylece üretimde çeflitlilik yaratabilecek bir esneklik daha kolay uygulanmaya bafllad›. Buna uygun iflgücü de oluflturulmaktayd›. Özgün koflullarda ve öteden beri talep çeflitlili¤ine göre organize olmufl Japonya bu konuda deneyim

sa¤lad›. Önceki dönemde oldu¤u gibi tek bir iflle u¤raflan bir birine benzeyen iflçiler yerine bir çok iflle u¤raflan ve üretimin sorunlar›na kafa yoran bir iflçi tipi ortaya ç›kt›. Ama bu, merkezi ve kritik iflletmeler için geçerliydi ve bu iflçilerin bir k›sm› di¤er yan sanayi iflçilerine göre daha yüksek ücret alabiliyorlard›. Bu iflletmelerde iflçilerin ücretlerinin, çal›flma saatlerinin ve çal›flma yerlerinin esnek olmas› sermaye taraf›ndan dayat›ld›. Böylece iflçiler aras›nda ücret farkl›l›klar› yaratarak iflçilerin kolektif hareket etme yetenekleri azalt›ld›. Patronun istedi¤i zamanlarda çal›flma ve çal›fl›lan süre kadar ücret alma gündeme geldi. Böyle bir çal›flma sistemi Fordist sistemdeki koflullara ve tek tip iflçiye göre örgütlenmifl sendikalar› afl›nd›rmaya bafllad›. Bunlar›n pek ço¤u ücret sendikac›l›¤› yap›yordu. Bu tip sendikac›l›k eski dönemde sistemin de ifline geliyordu. Ama art›k sistem aç›s›ndan ayak ba¤› olan sendikalar› bast›rma sürecini h›zland›rmak ve esnek çal›flmay› hayata geçirmek için devletler çal›flma koflullar›n› kurals›zlaflt›rmaya girifltiler. Özellefltirmelerle, örgütsüzlefltirme yolunda önemli katk›lar sa¤lad›lar. Dernek ya da personel müdürlü¤ü gibi çal›flacak iflyeri sendikalar› oluflturmak için iflçiler zorland›. Yine de merkezi ve kritik iflyerlerinde çal›flan ve çekirdek iflçi diye an›lanlar daha flansl›yd›lar. Çünkü, üretimin parçalanmas› sonucu çevre iflyerlerinde çal›flanlar, yo¤un biçimde say›sal esnekli¤e tabiydiler. Yani patronlar, küçük ölçekli bu iflyerlerinde çal›flan iflçileri ifle alma/ç›karma serbestli¤ini kazand›lar. ‹fl oldu¤unda çal›flan, ifl olmay›nca iflten ç›kart›lan bir ifl gücü ortaya ç›kt›. Üretimin parçalanmas› ve ifl yerlerinin çeflitli ülkelere da¤›t›lmas› iflçilerin sadece ulusal s›n›rlar içinde örgüt-

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

61


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

62

lenmesini ayr›ca zorlaflt›rd›. Baz› sanayi kollar›n›n› çevreye do¤ru kayd›r›lmas› ve enerji alan›nda da düzenlemeleri gündeme getirdi. Çünkü, bu tip sanayi yo¤un enerji gerektiriyordu. Nükleer veya termik santral gibi eski teknolojili enerji tesislerinin de çevreye kayd›r›lmas› söz konusu oldu. Ama bu pahal› tesisleri kurup iflletecek tekeller, karlar›n› garanti alt›na almak istiyorlard›. Emekçilerin hak mücadelesi ya da do¤aya verilen zararlar nedeniyle bu karlar riske at›lamazd›. Uluslararas› tahkim mekanizmas› bu sorunu çözecek biçimde öne sürüldü. Art›k flirketler, bu kurullar›n hüküm verdi¤i tazminatlarla u¤rad›klar› zararlar› karfl›layabileceklerdi. Tahkim kurullar›n› Dünya Bankas›, Uluslararas› Ticaret Odas› gibi emperyalist sermayenin öz örgütleri atad›¤›na göre sonuçlar› tahmin etmek zor de¤il. 1990’l› y›llara gelindi¤inde birbirleriyle birleflerek ulusötesi olma yoluna giren en büyük sermaye kesimi bir yandan da daha küçükleri yutma e¤ilimine girmiflti. 1947’den itibaren GATT ad›yla kurulmaya çal›fl›lan Dünya Ticaret Sistemi 1994’te önemli bir aflamaya geldi. Uru-

guay’a Round denen ve 8 y›l süren görüflmelerin ard›ndan, bir dizi uluslararas› anlaflmay› imzalatan emperyalistler, bu anlaflmalar› uygulaycak ve gelifltirecek olan Dünya Ticaret Örgütü’nü de kurdu. Dünya Ticaret Örgütü (WTO), dünyan›n hemen tüm ülkelerinin (135 ülke) üye oldu¤u bir yap›d›r. Gümrüklerin kademeli olarak indirilmesini ve dünya ticaretini denetlemektedir. IMF (Uluslararas› Para Fonu) taraf›ndan borç flantaj› ile emekçilere karfl› her türlü politika geri ülkelerde uygulat›l›rken, Dünya Ticaret Örgütü eliyle ticaret alan›nda emperyalizmin yeni yasalar› koyulup hayata geçiriliyor. Bu aflamada üretim ve hizmet alan›ndaki yat›r›mlar›n korunmas› konusu aç›kta kalm›flt›. Emperyalist tekeller art›k karlar›n› her türlü engelden uzak elde etmek istiyorlar ve sömürüde s›n›r tan›m›yorlard›. OECD (Ekonomik ‹flbirli¤i ve Kalk›nma Örgütü) bu politikalar›n piflirildi¤i yer oldu. OECD ço¤unlu¤u emperyalist 29 üyeden oluflmaktad›r ve bu yüzden zenginler klübü olarak adland›r›lmaktad›r. Burada iki buçuk y›l gizlice yürütülen görüflmelerde MAI (Çok Tarafl› Yat›r›m Anlaflmas›) orta-

ya ç›kt›. Dünya kamuoyu, bu anlaflma tasla¤›n› ö¤rendi¤inde büyük tepkiler ortaya ç›kt› ve MAI’ye “küresel sermayenin anayasas›” ad› verildi. Bu taslakta her fley tekellerin karlar›n› garanti alt›na alacak flekilde ayarlanm›flt›. Asl›nda tek tek baz› yerlerde fiili olarak var olan durum bir dünya yasas› haline getiriliyordu. Emekçilerin haklar›, do¤al çevre, sosyal devletin son k›r›nt›lar› vb. her fley flirketlerin yat›r›mlar›n› korumak için feda ediliyordu. Bunun hukukunu oluflturmak için uluslararas› tahkim MAI tasla¤›n›n yaklafl›k üçte birini oluflturmaktad›r. Emperyalistlerin baz› pazar paylafl›m çeliflkileri nedeniyle MAI’nin görüflülmesi 1998 Aral›k’›nda OECD’de durduruldu. Emperyalist sistemin yeni döneminde devletin herhangi bir ekonomik faaliyette bulunmas› istenmemektedir. E¤itim, sa¤l›k, sosyal güvenlik gibi sosyal devlet uygulamalar› da tasfiye edilmekte oldu¤u için devlet mekanizmas› olarak sadece asker-polis örgütlenmesi kalmaktad›r. Tek tek baz› ülkelerde uygulanmakta olan Düflük Yo¤unluklu Savafl Konsepti küreselleflmektedir. Dünya devletleri, birkaç yüz dev


63

EMPERYAL‹ST KAP‹TAL‹ST S‹STEM‹N YEN‹DEN YAPILANMASI MÜLK‹YET ‹L‹fiK‹LER‹NDE Tekelleflme bir üst boyuta ulaflm›flt›r. En büyük çok uluslu flirketler birbirlerini ve daha küçükleri büyük bir h›zla yutarak, orta düzey ülkelerin Gayri Safi Milli Has›la (GSMH)’lar›ndan daha büyük ekonomik devler haline gelmifllerdir. Her sektörde bir kaç flirket bütün bir sektörü denetleyebilmektedir. Bu flirketlerin sermayelerinin baflta parasermaye biçiminde olmak üzere bütün dünyada serbestçe dolaflabildi¤i düzenlemeler yap›lm›flt›r. Finans piyasalar› kurularak sermaye yeni de¤erlenme alanlar› oluflturmufltur. Kamu ad›na devlet taraf›ndan yap›lmakta olan üretim ve hizmet birimleri özellefltirmeler yoluyla do¤rudan sermaye mülkiyetine geçmifltir. ÜRET‹MDE Katma de¤eri yüksek sektör-

ler de¤iflmifltir. Bilim, otomasyon, gen teknolojileri, ilaç ve malzeme teknolojileri alan›ndaki üretimlerin hem ekonomideki pay› son derece artm›fl hem de katma de¤eri yüksek ve üretimi denetleyebilen sektörler olarak sistemin merkez ülkelerinde yo¤unlaflm›flt›r. Tekstil, metalurji gibi geleneksel sanayi üretimi ise çevreye do¤ru kaym›flt›r. Üretim parçalanarak farkl› iflletmelere da¤›t›lm›fl, bu iflletmeler de farkl› ülkelerde konumland›r›lm›flt›r. Tekeller üretimin merkezi organizasyonunu yaparak denetler hale gelmifllerdir. Fabrikalar, talep çeflitlili¤ini karfl›layacak tarzda yap›land›r›lm›fl, kolayl›kla model de¤ifltirecek tarzda esneklefltirilmifltir. EMEK SÜREC‹NDE Sabit çal›flma ve emek zaman› üzerinden de¤erlendirme sistemi, yok edilerek iflgücü esneklefltirilmifltir. ‹fl oldu¤unda çal›flan ve çal›flt›¤› sürece ücret alan ifl güvencesiz bir iflçi modeli yar› zamanl› çal›flma, evde çal›flma, tafleronlaflt›rma vb. pek çok tipik çal›flma biçimleriyle örgütsüzlefltirilmifltir. DEVLETLER‹N YEN‹ ORGAN‹ZASYONU Fordist dönemde söz konusu olan sosyal devlet uygulamas› yeni emek süreçlerine uygun olarak ortadan kald›r›larak sa¤l›k, e¤itim vb. kamu hizmetleri serbest piyasaya aç›lm›flt›r. Sosyal güvenlik sistemleri özellefltirilmifl giderek emeklilik sistemi sermaye aç›s›ndan bir birikim alan› haline gelmifl, sa¤l›k sistemi ise paral› hale gelmifltir. Devlet üretim ve hizmet vermekten çekilirken asker ve polis olas› iflçi hareketlerini zor yoluyla bast›rmak üzere profesyonelce örgütlenmifltir. Kargafla polisi (robocoplar) bütün dünyada tek tip olarak örgütlenmeye bafllanm›flt›r. Çeflitli uluslararas› anlafl-

malarla devletin bu tekellerin bekçili¤ini yapma yükümlülü¤ü kay›t alt›na al›nmaya baflanm›flt›r. Baz› ç›ban bafllar›n› hizaya getirmek üzere ise NATO yeni bir konsept ile geniflletilmeye ve organize edilmeye bafllanm›flt›r. Emperyalistler aras› çeliflkilerden kaynakl› olarak AB emperyalistleri de Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimli¤i (AGSK) ad› alt›nda bir Avrupa Ordusu kurma giriflimleri içierisindedirler. D‹⁄ER TOPLUMSA ALANLARDA Sömürü yaflam›n her alan›nda alabildi¤ince artm›flt›r. Özellikle çevre ülkelerde do¤an›n yok edilmesi had safhaya varm›flt›r. Tekeller kar için do¤an›n vahflice talan›n› serbest b›rakarak uluslararas› anlaflmalar oluflturmaktad›r. NE YAPILMALI? ‹flçi hareketini yeniden aya¤a kald›rmak için hem ulusal hem de uluslararas› düzlemde emper-

“Baz› ç›ban bafllar›n› hizaya getirmek üzere ise NATO yeni bir konsept ile geniflletilmeye ve organize edilmeye bafllanm›flt›r. Emperyalistler aras› çeliflkilerden kaynakl› olarak AB emperyalistleri de Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimli¤i (AGSK) ad› alt›nda bir Avrupa Ordusu kurma giriflimleri içierisindedirler.

PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

flirketten oluflan emperyalist sermayenin ç›karlar›n›n bekçili¤ini yapacak savafl ayg›tlar› haline getirilmektedir. Bütün bu geliflmelere bak›ld›¤›nda iflçi hareketinin de yapmas› gerekenler de ortaya ç›kmaktad›r. Emperyalistlere karfl› uluslararas› mücadele ve örgütlenme hedefini koymak bugün her zamankinden daha acil bir görev haline gelmifltir. Bu perspektifi hiç kaybetmeden Türkiye’de ki emekçilerin önce kendi mücadele birli¤ini de oluflturmalar› gerekmektedir. Emperyalizmin bekçili¤i görevine öteden beri çok hevesli bir devlet ve dünya sermayesi ile bütünleflmek için can atan bir sermaye, zaten emekçilerin birli¤ini ve tüm güçüyle kavgaya giriflmesini ve dünyadaki di¤er kardeflleriyle en ileri dayan›flmas›n› her an zorlamaktad›rlar.


PART‹ZAN 38 • TEMMUZ 2001

64 yalizmin yeni e¤ilimlerini gözeterek çal›flmak gerekiyor. Özellikle emek sürecinin yeni organizasyonunda kitlesel çal›flman›n azalmas› s›n›f›n örgütlenmesini zorlaflt›rmaktad›r. Küçük iflyerlerine da¤›lm›fl sürekli iflsiz kalan ya da ifl de¤ifltiren iflçiler dayan›flma için dahi bir araya gelemiyorlar. ‹kinci bir k›s›tlama, tipik çal›flma koflullar› nedeniyle oluflmaktad›r. Örne¤in, bir iflyerinde toplu olarak yan yana çal›flmak yerine, da¤›n›k olarak evlerde çal›flan iflçilerin örgütlenmesi son derece zor olmaktad›r. S›n›f hareketinin aya¤a kald›r›lmas›nda önemli bir engeli de, sermayenin ideolojik hegemonyas› oluflturmaktad›r. ‹flçi s›n›f› ideolojisinin sonucu olarak ortaya ç›kan sosyalist deneyimlerde yaflanan yenilgiler, bu ideolojik hegemonyaya yard›mc› olmaktad›r. Benzer bir k›s›tlama da uluslararas› iflçi hareketinin gelifltirilmesinde görülmektedir. Komünist bir dünyan›n kurulaca¤› yolundaki umudun, kitlelerin nezdinde azalmas›, genel olarak iflçi mücadelesini de yavafllatm›flt›r. Sermaye dolafl›m›n›n serbestleflmesi, kolaylaflmas› sonucunda sermaye baflka ülkelerdeki iflçi ücretlerinin düflüklü¤ünü göstererek iflçi s›n›f›na bask› yapabilmektedir. Fabrikalar›n baflka ülkelere tafl›mas› ve iflsizlik tehditi sürekli olarak gündemde kalmaktad›r. Bu da iflçilerin uluslararas› dayan›flmas›n› engelleyen bir parametre olmakta-

d›r. Fordist dönemde tek tip ve kitlesel çal›fl›lan fabrikalara göre organize olmufl, ücret sendikalar› yeni koflullara uyum sa¤layamayarak erimektedirler. Bu koflullar-

da iflçi hareketi ulusal ölçeklerde emek sermaye çeliflkisi d›fl›ndaki tüm ayr›mlar› gidererek ortak örgütlenme ile aya¤a kalkabilir. Ayn› zamanda toplumsal dönüflümün öncüsü ve öznesi olacak olan bir iflçi s›n›f›, toplumsal tüm sorunlara da duyarl› olmak zorundad›r. Her türlü sömürü iliflkisine karfl› bu öncü rolü ile mücadele etmek durumundad›r. Karfl›s›ndaki s›n›f›n dünyay› yok etmeye giden pervas›zl›¤›na yaflam› savunarak karfl› durulacakt›r. Yeni koflullarda belirli aral›klarla iflsiz kalan, sektör ya da meslek de¤ifltiren, ifl olan bölgelere tafl›nan iflçi topluluklar›, sadece çal›flt›klar› iflyerinde de¤il

tüm yaflam alanlar›nda ve tüm sorunlar› ile harmanlanarak örgütlenebilirler. Bu aç›dan bölgesel örgütlenmeler ev örgütlenmelerini de kapsayabilmesi aç›s›ndan önem kazanmaktad›r. Dünyan›n pek çok ülkesinde mutlak birer zor ayg›t› olarak örgütlenen devletlere karfl› yeni örgütlenmeler de o ölçüde yayg›n bir savunma mekanizmas› ile donanmak zorunda kalacaklard›r. ‹flçi milisleri yeni koflullarda çok daha güncel hale gelmektedir. Üretimin parçalanmas› ve uluslararas› planda yer de¤ifltirmesi uluslararas› iflçi örgütlenmesini daha da yak›c› hale getirmektedir. Bu sadece siyasi aç›dan de¤il, ayn› zamanda basit ekonomik-demokratik haklar›n kazan›m› için bile zorunlu hale gelmifltir. Tekellerin denetledi¤i ifl yerlerinde uluslararas› ölçekte iflçi iletiflim a¤lar› kurmak ve bunlar› ifl kollar› temelinde geniflletmek ilk ad›m olacakt›r. Uluslararas› dayan›flma grevlerinin örgütlenmesi iflçi hareketinin aya¤a kald›r›lmas›nda bir dönüm noktas› olacakt›r. Emperyalist kurulufllara karfl› ilan edilen protesto günlerine ulusal ölçekte iflçi hareketlerini katabilmek ortak mücadele ruhu oluflturmaya hizmet edecektir.


DEVR‹M YOLUNDA

iflçi-köylü B‹Z HALKIZ, GELECEK ELLER‹M‹ZDED‹R!

OKU-OKUT! ABONE OL! ABONE BUL!


BELGELERLE TKP/ML-3

RÜZGAR B‹ZDEN YANA ES‹YOR

HAZIRLANIYOR


“Dolay›s›yla, proleter ideolojinin infla edilmesi için burjuva ideolojinin y›k›lmas› gerekir. Y›k›m olmadan yap›m olamaz. Gelene¤in, eski fikirlerin ve ideolojik sapmalar›n ölü yükü a¤›rd›r, bu fleyler bar›flç›l bir flekilde ölüp gitmezler. Dolay›s›yla insan›n kendi kendisini dönüfltürmesi muazzam çaba gerektirir. ‹nsanlar, özellikle de gerçe¤i proletarya ve halk›n hizmetinde de¤ifltirmeyi hedeflediklerinde, dalg›n ve düflünceli de¤il, pratiktirler.”

Profile for Partizan Dergisi

Partizan Sayı 38  

Partizan Sayı 38  

Advertisement