Issuu on Google+

T.C

AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ

YAZAR: IMMANUEL WALLERSTEIN ESER: DÜNYA SİSTEMLERİ ANALİZİ

HAZIRLAYANIN ADI-SOYADI: MERVE ÖZTÜRK SINIFI: 3-İ.Ö NUMARA: 090113061

2011


IMMANUEL WALLERSTEIN 1930 yılında Newyork’ta doğan wallerstein, kariyerinin ilk döneminde Afrika’yı Ve Afrika ülkelerindeki bağımsızlık mücadelelerini inceledi.1974 yılında, dünya kapitalist sistemin doğuşunu ve gelişimini incelediği başyapıtı, üç ciltlik modern dünya sistemin ilk cildini tamamladı. Günümüze dek kapitalist dünya sistemi dünya sistemin jeopolitiğini ve sistem karşıtı hareketleri ele alan çok sayıda incelemesi yayımlandı. Immanuelwallersteın, çağımızın önde gelen sosyal bilimcilerinden birisidir. WallersteınAnnales okulundan ünlü tarihçi FernandBraudel’in izinden giderek tarihsel toplumsal

gelişmelerin

ancak

uzun

süreli

dinamiklerin

çözümlenmesiyle

anlaşılabileceğini savunur. Wallerstein’e göre, sosyal bilimler arasındaki mevcut ayrım, temelde yapaydır. Hem yapının hem de değişimin kavranabilmesi için tarih ile sosyal bilimlerin birleşmesi gerekmektedir.

2


DÜNYA SİSTEMLERİ ANALİZİ Dünya sistemleri analizi 1970’lerin başında yeni bir bakışaçısı olarak eskiden hareketle ortaya çıkmıştır. Dünya sistemlerinin ortaya çıkışı modern dünya sisteminin tarihini kapsayan bilgilere kadar dayanır. 18. yüzyıla kadar bilim ve felsefe bir arada yeralıyordu. Bilgi birleşik alanın ürünüydü. Ancak 18.yy sonlarına doğru

“boşanma” olarak nitelendirilen olay

meydana geldi. İki bilginin yolları özellikle deneysel bilgiyi savunanlar tarafından ayrıldı.Ortaçağa bakıldığında üniversitelerde 4 fakülte bulunmaktaydı. Bu fakülteler tıp, ilahiyat, hukuk ve felsefeden oluşuyordu. 19. yüzyılda her üniversitede felsefe fakültesi ikiye ayrıldı. Üniversiteler bu bölünmeyle “iki kültürü” kurumsallaştırıyordu. Doğa bilimleri deneysel araştırma yapılmasını, beşeri bilimler ise duygudaşlık kurmayı amaçlayan yöntemi savunuyordu. Her ikiside bilgiye kendi yöntemleri ile ulaşmayı savunuyordu.18. yüzyılın başlarında doğru, iyi ve güzel biraraya gelmişti. Bu ayrımda iyi ve güzel filozoflara, doğru ise doğa bilimlerine atfedilmiştir. Bu ikili ayrım temel bir soruna neden oldu. Hakikati hangisi arayacaktı? Bu iki kültür arasına Fransız devrimi ile beraber sosyal bilimlerde girdi. Sosyal bilimler ilk olarak kendini doğa bilimleri içinde ele almıştır. Ancak kullanılan yöntemden dolayı zamanla beşericilerin tarafına geçmiştir. Sosyal bilimlerin ortaya çıkışı eski zamana dayanmaktadır. İlk olarak tarih yazımıyla ortaya çıkmıştır. Tarih

yazımında

ön

yargılardan

dolayı

şimdinin

yazılamayacağı

geçmişin

kaydedilebileceği vurgulanmıştır. İnsanın toplumsal yapı içinde ele alınması beşeriyatçı mantığa uyuyordu.19. yüzyıl tarihçileri önce kendi ülkelerini daha sonra ise arşivlerde belgelenen ulusları araştırmışlardır. İlk olarak yazılan tarih batı Avrupa ülkelerinden olmuştur. Geçmişi ele almak için tarih, şimdiyi incelemek için ise iktisat sosyoloji ve siyaset bilimi gelişmiştir. Geçmişin tek bir yöntem ile geleceğin ise 3 farklı yöntem ile incelenmesi temel sorunlara neden olmuştur. Ancak hepsinin ilgi alanı farklıdır. Devlet siyaset bilimciler tarafından, Pazar alanı iktisatçılar tarafından, sivil toplum ise sosyologlar tarafından incelenmektedir. Üçünün de var oluş gerekçesi birbirinden farklıdır. Sosyal bilimcilere göre 4 dsiplin dünyanın incelenmesinde yetersiz geliyordu.

3


Batı Avrupa ülkeleri dünyanın farklı bölgelerinde sömürgeci yönetim kurmuştu. Diğer topluluklarla ticaret yapılıyordu. Buradan hareketle 2 dsiplin ortaya çıkmıştır. Dört dsiplin sadece “modern” dünya ile bağlantılıydı. Diğer küçük, gelenek ve göreneklere bağlı “ilkel” “kabile” olarak adlandırılan toplulukları incelemek antropoloji ve etnografyanın işiydi. Aynı zamanda dünyada ilk baştan itibaren modern ve ilkel olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Ancak bunun dışında tarihte imparatorlukların egemenlik sürdüğü belirli seviyeye ulaşmış ve zamanla önemini kaybeden yüksek medeniyetlerde bulunmaktaydı. Yüksek medeniyetleri inceleyen şarkiyatçılar klasik batı doğu ayrımının ürünüydü. Onlara göre modernitepanavrupa ülkelerinin anlaşılmasıyla mümkün olacaktı. Antropologlar, etnograflar ve şarkiyatçılar ortak bir noktada buluşmuş kendilerini beşericilere yakın hissetmişlerdir 19. Yüzyıl bu gibi bilgilerin tekrarına tanık olmuştur. Zamanla bu bilgiler ışığında üniversiteler gelişmiş ve artmıştır. 1945 te meydana gelen değişimler sosyal bilimlerin yeniden incelenmesine neden oldu. Bu dönem itibari ile dünya üstünde en etkili ülke ABD olmaya başladı. En yaygın üniversite sistemi ABD sistemi halini aldı. Akademisyenlerin doktora çalışmaları bu doğrultuda gelişim gösterdi. Gelişmiş az gelişmiş tanımlamaları bu dönemde ortaya çıktı. Bu tanımların gelişmesinde en etkili sistem tarihsel kapitalizmin gelişimiydi. Dünya sistemleri analizinin ortaya çıkmasını sağlayan olaylar 1945-1970 tarihleri arasında gerçekleşti. Bunlar; bağımlılık teorisinin geliştirilmesi,

ATÜT,

feodalizmden

kapitalizme

geçiş,

bütünsel

tarihe

dair

tartışmalardır. Bu dört tartışma 1950-1960 yılları arasında birbirinden ayrı gerçekleşmiş, dünya sistemlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. KAPİTALİST BİR DÜNYA-EKONOMİ OLARAK MODERN-DÜNYA SİSTEM İçinde yaşadığımız dünyanın modern dünya sistemleri 16. yy dayanmaktadır. Dünya ekonomi başlangıçta Amerika ve Avrupa ile konumlanmış, zamanla bütün yerküreyi kaplamıştır. Ele alınacak tanımlar dünya-ekonomi ve kapitalizmdir. “Dünyaekonomi; içinde iş bölümü olan sermaye ve emek gücünün geliştiği geniş coğrafi alandır.”(wallersteın, 2004) içinde birçok politik birimi barındırır. Dünya ekonomisinin bünyesinde farklı dil, din ve kültüre sahip gruplar bulunur. Bu grupların ortaklaşa ürettiği jeokültürde mevcuttur.

4


Kapitalizmde ise sonsuz sermaye birikimi ve kar elde etme durumu mevcuttur. Dünya ekonomisi kendini birleştiren bir güçten yoksun olduğu için zamanla parçalanmıştır. Modern dünya sisteminin uzun süre yaşamasındaki tek faktör kapitalizmdir. Kapitalist bir dünya ekonomi birçok kurumun toplamıdır. Temel kurum pazarlardır. Bu pazarların içinde gelişen firmalar, hanehalkları, statü grupları, sınıflar ve birçok sayıda devlet bulunmaktadır. Kapitalist sistemin kurumları diğer dünya sistemlerinde başka isimlerle bulunmaktadır. Pazarlar hem somut bir yapı ayrıca fiili bir kurumdur. Fiili pazarlar üretici ve satıcı için mıknatıs gibidir. Mıknatısın çekimi herkesin karar almasında önemli bir faktördür. Kapitalist sistemin pazarlar olmadan işlemesi mümkün değildir. Pazar önemli bir kurum iken firmada önemli bir aktördür. Kapitalizmde acımasız rekabet olmazsa olmazdır. Bu doğrultuda güçlü ve kıvrak olan hayatta kalır. Kapitalizmde hedef sermaye biriktirmedir. Girişimciler farklı doğrultuda sermaye biriktirirler. Herkesin aynı oranda sermaye biriktirmesi mümkün değildir. Tarihsel süreç dişleri bir yöne doğru hareket eden çarka benzetilir. İlerleme ve gerileme mevcuttur. Kapitalist dünya ekonomisinde merkez ile çevre arası birbirini bağlayan eksenel işbölümü bulunur. Merkezde kısmi tekeller, çevrede ise rekabetçi süreç bulunur. Eşitsiz mübadelede çevredeki ürünlerden merkeze doğru bir akış meydana gelerek artı ürün oluşur. Merkeze özgü süreçler birkaç devlet arasında gerçekleşirken, çevresel süreç geniş alana yayılır. Kapitalist sistemin kendini sürdürmesi için proleterlere ihtiyaç vardır.İşçiler her türlü duygudan yalıtılmış bireyler değildir. Farklı cins ve yaştan olan hanehalkı içinde ilişki, bağ kuran bireylerdir. Hanehalkının birarada yaşamasını sağlayan belli gelirleri vardır. Hanehalkının ayırt edici özelliklerinden biride gelir elde etme ve bunu paylaşmadır. Buradan hareketle 5 farklı gelir tanımı yapılmıştır. Tanımlara geçmeden önce belirtmek gerekir ki her hanehalkında bu gelir tiplerinin hepsine rastlanır. Gelir tiplerini sıralayacak olursak; •

Ücret gelir

Hayatı sürdürmek için zorunlu şeylerin yapılması(temel ihtiyaçlar)

Küçük meta üretimi

Sermaye sahipliğine bağlı rant elde edilmesi 5


Transfer ödemeleri

Kapitalist sistemde yarı proleter, ücretli işçiler çalıştırılmaktadır. Kapitalist sistemde proleterleşmeyi zorunluluk olarak değil, mücadele alanıolarak düşünmek gerekir. Kapitalist sistemde farklı çıkarlara ve ekonomik düzeylere bağlı sınıflar bulunmaktadır. Hanehalkılarını ücretli işçiler oluşturmaktadır. Sınıfları ise bireylerin bağlı olduğu hanehalkıları meydana getirir. Hanehalkı kendini sadece sınıfta konumlandırmaz aynı zamanda statü ve kimliklerinde üyesidir. Statü grupları veya kimlikler bir gruba kökene atfedilen isimlerdir. Hanehalkları dünya sisteminin sosyalleşme kurumları arasında yeralır. Toplum içinde ne yapılması gerektiğini her yaştan insana öğretir. Devlet kurumlarının yanı sıra medya ve dinsel kurumlar tarafından da desteklenir. Hanehalkı sosyalleştirmeyi sağlarken içinde başkaldırı, rıza ya da geri çekmeyi de barındırabilir. Hanehalkının yanı sıra dışarıdan baskıyı müdahaleyi sağlayan kurumlarda vardır. Bunların başında devlet yer alır. Sınıf ve statü gruplarını birbirine bağlayan dünya ekonomi kurumlarının karmaşık ilişkisi iki karşıt ideolojinin saldırısı altındadır. Evrenselcilik, cinsiyetçilik ve ırkçılık.Evrenselcilikgenel anlamda insanlara eşit kuralların uygulanmasını ifade eder. Pozitif bir normdur. İnsanlar evrenselciliği erdem gibi ele alır. Ancak ırkçılık ve cinsiyetçilik negatif normu oluşturur. İnsanlar esas itibariyle negatif normlara daha çok uyma davranışı gösterirler. Irkçılık ve cinsiyetçilik 20. Yüzyılın ikinci yarısında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Cinsiyetçilik ve ırkçılık insanları genelde alt basamaklara yerleştirerek ezilen konuma düşürür. DEVLETLER SİSTEMİNİN YÜKSELİŞİ Egemenlik kavramı modern devlet içinde icat edilmiş bir kavramdır. Aynı zamanda modern devlet egemen devlettir. Modern devletler kendini geniş devletlerarası bir düzlemde ifade etmektedir. Devletlerarası sisteme geçişin temelleri Rönesans ile atılmıştır. Devletlerin yapısında etkili olan monarşiler uzun süre devam etmiş iktidar eksikliğinin

giderilmesine

çalışmışlardır.

Bunu

yapmak

içinde

bürokrasiye

başvurmuşlardır. Egemenlik kendi bünyesinde bazı özellikleri barındırır. Egemenlik bir iddiadır. İddialar başkası tarafından tanınmazsa anlam ifade edemez. Devletlerarası tanıma yada karşılıklı tanıma durumu tarih boyunca süre gelmiştir. Karşılıklı tanımada merkezi ve 6


yerel otorite birbirini tanımalıdır. Birçok ülkede karşılıklı tanıma anayasada saygın yere sahiptir. Egemenlik her şey den önce siyasal sonuçları olan yasal bir iddiadır. Devletin içinde ya da uluslararası düzeyde egemenlik önemli siyasal sonuçlar doğurur. Egemen devlet sınırları içinde nelerin olabileceğine karar verme hakkına sahiptir. Devletin gücü oranında bürokrasisi de büyük olur. Alınan kararlar toplumdaki her girişimciye aynı avantajları sağlamayabilir. Kapitalist sistemin rahatça işlemesi devlet koruması altında gerçekleşir. İşçi işveren eğilimini devlet güçlendirir. Girişimcilerde bir noktadan sonra devletin müdahalesine gerekli bulmuşlardır. Devletin müdahalesi konusunda en çok sözü edilen konu vergi toplamadır. Vergi toplama bireyler tarafından istenilmiyormuş gibi görünse de aslen birey yararınadır. Devletin firmalara ilişkin rolü sadece devletin sınırları içinde gerçekleşmez. Firmalar kendi devletlerinde ve dış devletlerde etkin olarak rol oynar. Kapitalist sistemde üretilen artı değerin ne tarafta duracağı sınıf mücadelesini ortaya çıkarır. Ulusçuluk kavramı halk egemenliğini tebaa dan yurttaşa dönüşümü ile oluşmuştur. Modern dünyanın muhafaza edilmesinde ulusçuluk önemli bir kavramdır. Devletler ele alındığı zaman güçlü, zayıf ve orta dereceli devletler olarak sınıflandırılır. Sömürge devletleri genelde güçlü devletlere bağlı olarak oluşur. Devletler sadece üretim elde etmek için değil birbirileriyle yarışmak içinde sömürüleri kullanırlar. Orta derece devletler her zaman daha iyi konuma gelmek ve sömürge elde etmek için çalışırlar. Bu doğrultuda dünya imparatorlukları ve otuz yıl savaşları ile bağlantılı hegemonya kavramları ortaya çıkmıştır. BİR JEOKÜLTÜRÜN YARATILMASI Fransız devrimi modern dünya sisteminin jeokültürünü oluşturacak bir dönüm noktasıdır. Ele aldığı iki değişim vardır. Egemenlik kavramının yeniden gelişimi ve politik değişimin normalliği. Jeokültürün yaratılması çerçevesinde ideolojiler , sistem karşıtı hareketler ve sosyal bilimler bir bütün olarak ele alınmıştır. İdeolojiler değişimle başa çıkabilmek için özellikle Fransız devrimi ile beraber ortaya çıkmıştır. Fransız devrimine karşı muhafazakar ideoloji ondan sonra gelen sürede ise liberal ideoloji gelişmiştir. Bu üç ideolojik grubun geliştirdiği taktikler politik anlamda jeokültürü özelliklerinin gelişimini sağlamıştır. Liberalizim 19. Ve 20. Yüzyıldaki gelişimi ile jeokültürü tanımada etkili olmuştur. Bunda sistem karşıtı hareketlenmelerde etkindir. 7


Sistem karşıtı örgütlenmenin en etkini proleterlerdir. Sistem karşıtı hareketler 3 koldan devam etmiştir. Bunlar; •

İşçi – toplum

Etnik- ulusçu

Kadın hareketleri

Hepsi kendi sorunlarıyla uğraşmış diğeriyle mücadele etmiştir. Jeokültürün ortaya çıkışındaki son evre sosyal bilimdir. Sosyal bilim 19. Yüzyılda oluşmuş bir terimdir. Oluştuğu dönem içerisinde ilerlemenin temeli olarak görülmüştür. Bilgi yapılarındaki değişim ile beraber doğa bilimleri felsefe ve hümanizmden üstün gelmeye başlamıştır. Sosyal bilim aynı zamanda politik çatışma alanına dahil olmuştur. KRİZDEKİ MODERN DÜNYA SİSTEM Sistem çözemediği sorunlarla karşılaşınca toplumda bu bir kaos ortamını oluşturmuştur. Şuan içinde bulunduğumuz kapitalist sistemde bir kriz içerisindeler. Toplumsal sorunlar özellikle kapitalist sistemin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sorunlardan başlıcaları atık ve ham madde sorunudur. Dünya sisteminin işleyişine dair duyulan kızgınlık sistem karşıtı hareketlerle birleşerek 1968 devrimine yol açmıştır. Bu devrim temelde iki temaya dayanmaktadır. ilki ABD ninhegemonik gücünün reddi diğeri ise sistem karşıtı hareketlerin iktidara geldiğinde sözünü tutmamasıydı. 1968 de yaşanan kültürel şok aynı zamanda liberalizmin de temellerini sarsmıştır. SONUÇ Dünya sistemleri içinde medeniyetlerden günümüz toplumlarına kadar belli başlı devletler kendi egemenliklerini sürdürmüştür. Özellikle Amerika terör ve küreselleşmede kendini öncü ve savaşçı olarak nitelendirmiştir. Toplumlar tarihsel kapitalizmin etrafında gelişim göstermiş buna bağlı olarak günümüz devletlerinin kurulumunda etkili olan ulusçuluk meydana çıkmıştır.

8


9


Dünya Sistemleri Analizi - Immanuel Wallerstein