Issuu on Google+


.


Su nuþ

ÝÇÝN DE KÝ LER 2

Halil Eser

Çizgi

3 4

Hüsrev Hatemi Ayhan Demir

Görüntüler ve Görüþler Kudüs’ü savunmak Ýstanbul’u savunmaktýr

6

Mehmet Þah Erincik

Askerlik için aldýðým notlar

7

Ýsmail Kýlýçarslan

Açýk hava

8

Alper Gencer

Tasarý

12

Mustafa Akar

Atký

13

Ahmet Edip Baþaran

Bana sessiz bir þey söyle

14

Furkan Çalýþkan

Poliçe yýrtma töreni

15

Esra Elönü

Ýspanyol paçalý ölü

16

Kâmil Yeþil

Baloncu

18

Seyfullah Aslan

Cafer Turaç ile söyleþi

20

Þahin Torun

Kýrgýn Süvari

22

Sebahattin Karatepe

Bakma bana el gibi

23

Vedat Aydýn

Hüznü saðaltan þair

24

Faruk Dursun

Þair kiþi niyetine

25

Abdullah Þevki Þakalar

On Sekiz’in neresinde Ali?

28

Mustafa Akar

Güneyde Bir Gün’den

32

Mustafa Uysal

34

Kâmil Yeþil

38

Hülya Atakan

Zor Yýllar

42

Osman Toprak

Aþk’ta kýsa bir gezinti

44

Yasemin Þengül

Pencereye biriken aya karþý

45

Habib Bekir Þen

Küflü pusula

46

Aslý Ceyhun Türkali

Tarassut Kulesi

derkenar

parçalar Deneysel tasarýmlara melankolik yaklaþýmlar Edebi metinlerde dil - söz ayrýmý ve Ocak” hikâyesi

Edebiyat adamý olup biteni seyreden deðil, çaða tanýklýk eden, dünyanýn karýncalanmýþ görüntüsünü kalemiyle ve diliyle düzelten adamdýr. Temmuz-Aðustos aylarý Ortadoðu kazanýnýn derinden kaynadýðý aylar oldu. Kalem sahibi hiç kimse olup bitenden kendini vareste sayamazdý. Ayhan Demir Kudüs’ten Ýstanbul’a uzanan kalbimizi yazdý. Yaz sýcaklarý dünyanýn bir köþesinde pusuya yatmýþ gibi gölgeye çekilmiþken þair yerini hiç terketmedi. Bu sayýmýzda Alper Gencer, Ýsmail Kýlýçarslan, Furkan Çalýþkan, Mustafa Akar, Esra Elönü, Faruk Dursun, Ahmet Edip Baþaran, Habip Bekir Þen, Yasemin Þengül þiirleriyle; Kamil Yeþil, Abdullah Þevki Þakalar öyküleriyle yer aldýlar. Ayrýca bu sayý þiirleri uzun ardan sonra yeni baskýya kavuþan Cafer Turaç’la “Sessiz Redifler”i konuþtuk. Seyfullah Aslan’ýn gerçekleþtirdiði söyleþiyi ilgiyle okuyacaðýnýzý umuyoruz. Þahin Torun, Vedat Aydýn ve Sebahattin Karatepe Cafer Turaç’ýn þiiri ve þair kimliði üzerinde durdular. Osman Toprak dil yazýlarýndan þöyle bir sýyrýlarak baharýn insan göðsünde açtýðý yaralarý sarmaya çalýþtý bu sayýda. Biz ‘aþk olsun’ dedik; o, “aþk olur” diye ses verdi. Ve her zaman olduðu gibi bu sayýda da Aslý Ceyhun Tarassut Kulesi’nden þair bakýþý gözlemlediklerini aktardý. Yukarýdan bakýnca nasýl da ufalýyor insan ve insanlýk. Daha yaþanýlýr bir dünyaya tanýk olma dileðiyle, iyi okumalar.

Ýki aylýk edebiyat ve kültür dergisi ISSN 1304-6667 Yýl:3 Sayý:18 Eylül-Ekim 2006

Adres

Genel Daðýtým

Osmanlý Sk. Alara Han No: 27- A Taksim - Ýstanbul

Merkez Daðýtým

Ýmtiyaz Sahibi Ýbrahim Özbay

Ýnternet

Kilim Matbaacýlýk

Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü Seyfullah Aslan

www.derkenar.gen.tr derkenardergi@yahoo.com

Genel Yayýn Yönetmeni Hüseyin Akýn

Telefon / Faks

Yayýn Kurulu Kâmil Yeþil Osman Toprak Furkan Çalýþkan

Baský Tarihi: Eylül 2006 Yayýn Türü: Yaygýn süreli

(0212) 243 61 99 / 243 62 36

Editör Seyfullah Aslan

Baský

Abonelik Koþullarý Yýllýk: 24 YTL / Kurumlara: 60 YTL Öz bay Ya yýn cý lýk San. ve Tic. Ltd. Þti. Ya pý Kre di Ban ka sý Taksim Þubesi: 1105140-8 Pos ta Çe ki He sap Nu ma ra sý: 5002965

Der ke nar der gi si, La mu re Ya yý ne vi’nin bir kül tür ya yý ný dýr. www.la mu re ki tap.com

Gelen yazýlar yayýnlansa da yayýnlanmasa da geri verilmez. Yazýlarýn sorumluluðu yazarýna aittir. Kaynak gösterilmeden alýntý yapýlamaz. Yazarlara telif ücreti ödenmez. Ýlan pazarlýða tâbidir.


Ha lil Eser

2


Görüntüler ve Görüþler Hüsrev Hatemi Kasým-ý Envar'dan (1357-1434) -Denizler derk eder gönlüm görende birce dûrdâne -Cesâmetli aðaç gördüm, tutanda elde bir dâne

Benim gönlüm bir inci tanesi görünce onun kaynaðý olan denizleri çoktan algýlamýþtýr. Elimde bir bitki tohumu tutayým, koskoca bir aðaç görürüm. -Cihânýn perdesin yýrttým bütün esrâra yol açtým -Basîretle bakýp gördüm, bütün taklidi efsâne

Ben bu dünyanýn perdesini yýrttým. Örtülü, gizli olana yol açtým. Basiret gözü ile bakýnca iþin gerçeðini anlamadan yapýlan, taklitle yapýlan ibadetlerin veya eylemlerin masal gibi asýlsýz olduðunu gördüm. -Yarin hüsn-ü cemâlini, güneþ tek âþikar gördüm -Menimçin olmadý farký Kâbe ve gayr ve buthane

Yarin yüz güzelliðini, güneþi görür gibi apaçýk görünce, O'na tapýnýlan her yer bana eþit göründü. -Bu dünyada geçen demde, melâmet daðlarýndan ben -Bütün âþýklarý gördüm menim tek merd-i ferzâne -Dediler kî o gidip demsaz olup rîndler ile -El çalýp raks ederek neþ'eli humar olduk -Yüzünün nûrû düþen demde sararmýþ yüzüme -Bu safâdan güzelim Kasým-ý Envar olduk

Bu dünya yüzünde melâmet, yani kendini kýnama ve kýnanma güçlüklerini aþtýðýmda, bu güçlükleri aþan bütün aþýklarý kendim gibi anlayýþlý gördüm.

Dediler ki o gitmiþ kalenderlerle vakit geçiriyor. Biz de el çýrpýp raks ederek neþeli sarhoþ olduk. Senin yüzünün nuru sararmýþ yüzüme düþünce, bu neþeyle, güzelim! Biz de ýþýklar saçan Kasým olduk.

-Bakanda âleme Kasým, açýk gözle, yakin bildim -Nazarda bîrce þem vardý, Hamý bu þem'e pervâne

Ey Kasým, bu aleme uyanýk bir gözle bakýnca kesin olarak anladým ki görünüþte sadece bir mum vardý. Diðer bütün (Hamý=kamu) varlýklar, bu ýþýðýn etrafýnda gece kelebekleri gibi dönüp duruyorlardý.

Kasým-ý Envar, 15. yüzyýlda yaþadý. Azerbaycanlýdýr. Bir süre Erdebil þehrinde yaþadý. Sonra Herat'a gitti. Orada Timur'un oðlu Þahruh devrinde Hurufî isyanýndan sonra Niþabur civarýna sürüldü ve orada vefat etti. "Seyyid" unvaný ile de anýlýr. Yukarýya aldýðým "elimde tohum tutunca büyük bir aðaç gördüm" mýsraý, Âsaf Hâlet Çelebi'nin Om mani padme hum þiirini hatýrlatýyor.

-Mest idik naðmelerinle bele huþyâr olduk -Yatmýþ idik, sesine sevgili bîdar olduk

Sarhoþtuk, naðmelerinle ayýldýk. Ey sevgili uyumuþtuk, senin sesinle uyandýk (bele=böyle, böylece, bu þekilde). 3


Kudüs’ü savunmak Ýstanbul’u savunmaktýr Ayhan Demir rý huzur içerisinde yaþamýþtý. [Bu hakikat Araplar ve Ýsrail’in üzerinde ender ittifak ettiði konulardan biridir.] Ta ki, Siyonistler Ýngilizlerle iþbirliði yaparak bir “Ýsrail devleti” kurabilmek için, bizi Ýstiklal Harbi yapmaya mecbur býrakýncaya kadar. Osmanlý idaresinin siyasi ve mali açýdan kan kaybettiði XIX. yüzyýl sonlarýnda tüm bölge gibi Filistin’de Avrupalý ve Siyonist güçlerin hedef tahtasý haline geldi.

“Öyle bir zaman mý geldi ki Gülle karþýlýyoruz Ýsrail’i Binlerce güvercinle, millî marþla Hiçbir þey anlamadým yavrum Hiçbir þey anlamýyorum!” Nizar Kabbani Filistin, tarihin her döneminde bu coðrafyanýn en önemli gündem maddelerinden birisi olmuþtur. Filistin topraklarýnda yaþanan her geliþme, Türkiye için öncelikli ele alýnmaktadýr. II. Abdülhamit’in; “Ben bir karýþ dahi olsa toprak satmam; zira bu vatan bana deðil, milletime aittir. Benim Suriye ve Filistin alaylarýmýn efradý birer birer Plevne’de þehit düþtüler. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanlarýnda kaldýlar.” ve “Hükümetimiz Arap memleketlerinin hiçbir bölümünü satmak niyetinde deðildir. Ceplerimizi milyonlarca altýnla doldursalar da bu azmimizden ricat etmeyiz” sözleri Osmanlý’nýn, baþta Filistin olmak üzere, Arap memleketlerine verdiði önemi gözler önüne sermektedir.

Birinci Cihan Harbi sonunda General Albeny komutasýndaki Ýngiliz ve Siyonist birlikleri Kudüs’e girdiklerinde, þehrin Yahudi sakinleri “Türkler kaçýyor”, “Kurtuluþ günü geldi” diye baðýrýyorlardý. Yahudi kýzlarý da yüzlerindeki tebessüm ile alkýþ tutuyorlardý. Endülüs’te katliamlar baþlayýnca Osmanlýya sýðýnarak canlarýný kurtaran Yahudilerin, Ýsrail devletini kurabilmek için Osmanlý Devletinin parçalanmasýnda Ýngilizlerle yaptýklarý iþbirliðini, baþta liderleri Ben Gurion’un hatýralarý olmak üzere bir çok kaynakta görmek mümkündür. Tarih tüm açýklýðý ile göstermiþtir ki, Ýsrail ve barýþ yan yana gelmesi asla mümkün olmayan iki kelimedir. Ýsrail’in devlet olarak ilan edildiði 1948 yýlýndan baþlayarak, bölgede savaþ ve çatýþmalar hiç bitmedi. Kan ve göz yaþý bu topraklardan hiç eksik olmadý. 1956 yýlýnda Ýsrail Sina’yý iþgal etti. 1978’de ani bir saldýrýyla Mýsýr Hava Kuvvetleri’ni imha ederken, ayný anda Suriye ve Ürdün’e saldýrýya geçti. 1978’de Güney Lübnan’ý iþgal etti. 1982’de Lübnan’ý bir kez daha iþgal etti. 1982’de Ýsrail, Sabra ve Þatilla mülteci kamplarýný basarak yüzlerce silahsýz Filistinliyi katletti. 1985’de Tunus’u bombaladý. 1987’de Gazze ve Batý Þeria’da 20 bin Filistinliyi katleden yine Ýsrail’di. 1991’de Güney Lübnan’a aðýr silahlarla saldýran Ýsrail 300 bin Lübnanlýyý evlerinden yurtlarýndan göç ettirdi. 1996 yýlýnda Birleþmiþ Milletler üssünü bombalayan Ýsrail, buraya sýðýnan yüz Filistinliyi katletti. Ýsrail’in katliamlarý, cinayetleri saymakla bitecek gibi deðil. Ýsrail cinayet þebekeleri, sokakta oynayan Filistinli çocuklarý bile gözünü kýrpmadan öldürüyor. Filistinlilerin ise, dünyanýn en konvansiyonel silahlarýyla donanmýþ ikinci ordusu olan, iþgalci Ýsrail ordusuna karþý Ýntifada (ayaklanma) ve taþlardan baþka hiçbir umutlarý yok. 1987

Ayný þekilde bu topraklarýnda yaþanan her geliþme de, Filistin’de yakýndam takip edilmektedir. Ýstiklal Harbinde düþman Ýzmir’de denize dökülünceye kadar gözlerinden yaþý eksik etmediler. Düþmanýn Ýzmir’de denize döküldüðü haberiyle birlikte, baþta Nablus ve Gazze olmak üzere tüm þehirlere bayraklar asýp, yine el-Aksa baþta olmak üzere tüm camilerde þükür namazlarý kýldýlar. Peki Kudüs ile Ýstanbul’u bu derece birbirine baðlayan nedir? Türkiye’nin ilk Cumhurbaþkanýný, Mekke ve Medine’den vazgeçmek pahasýna, Filistin Cephesini ve Kudüs’ü müdafaaya sevk eden nedir? Tarihi açýdan Filistin’in Ýstanbul’a yol arkadaþý oluþunun, Diyarbakýr ile ayný zaman dilimine denk düþtüðü ve XVII. yüzyýl Kudüs þer-i kayýtlarýnda görüldüðü üzere Nablus beylerbeyinin önceki görev yerinin Erzurum ve Diyarbakýr olduðu hatýrlandýðýnda Kudüs ile Ýstanbul arasýndaki baðýn kuvveti ve anlamý çok daha iyi idrak edilecektir. XVI. yüzyýldan, XX. yüzyýla kadar bir parçamýz olan Filistin, Osmanlý hâkimiyetinde geçen dört as4


yýlýnda 6 Filistinli çocuðun Ýsrail askerleri tarafýndan þehit edilmesi üzerine baþlatýlan intifada direniþinde, zulmü ve ümitsizliði kovmak adýna sapanla atýlan her taþ, iþgalciler tarafýndan atýlan yüzlerce kurþunla, roketle ve füzeyle karþýlýk buluyor. 1993 yýlýna kadar süren ilk intifada da, onlarca çocuðun kolu ve baþý Ýsrail askerlerinin dipçikleri ve taþlarýn arasýnda kaldý. Ýntifada’nýn ikinci yýlý olan 1989’da, on üç bin Filistinli çocuk Ýsrail hapishanelerinde tutuklu olarak bulunuyordu.

mýþ ve plajda piknik yapan sivil bir aileyi ortadan kaldýrmýþtý. Huda’ya düþense þehit olan ailesinin kana bulanmýþ bir elbiselerine sarýlýp aðlamaktý... Beytüllahim yakýnlarýnda, bir Hýristiyan kasabasý olan Beit Shaur’da yaþayan Norman Finkelstein’ýn, þahit olduðu bir olay iþgalci Ýsrail askerlerinin müdahalesinin savunma amaçlý olmadýðýný gözler önüne seren örneklerden biridir: “Jalazoun mülteci kampýnda çocuklar etrafýna toplandýklarý bir lastiði yakýyorlardý. Derken bir araba geldi. Birdenbire kapýlar açýldý ve dört adam (ya yerleþimcilerdi ya da sivil kýyafetleri içinde Ýsrail askerleri) indi arabadan. Rast gele etrafa ateþ açmaya baþladýlar. Hemen arkamdaki çocuk sýrtýndan vuruldu. Kurþun karnýndan dýþarý çýkmýþtý. Ertesi gün Jerusalem Post’da askerlerin kendilerini korumak için ateþ etmek zorunda kaldýklarý yazýldý.” [Ian Gilmour, Israel’s Terrorists, The Nation, 21 Nisan 1997]

Her birinin ismi farklý; Mus’ab, Amr ya da Muhammed. Her birinin yaþý farklý; on, on iki ya da on beþ. Ancak birçok ortak yönleri var. Hiçbirinin býyýklarý daha terlememiþ. Hepsi de zulmü ve umutsuzluðu kovmak için, þeytan taþlar gibi, taþlýyorlar iþgalci Ýsrail askerlerini ve tanklarýný... Uluslararasý Çocuklar Ýçin Koruma Örgütü 2004 yýlýnda açýkladýðý raporunda, Ýkinci Ýntifadanýn baþladýðý 29 Eylül 2000’den 2004 yýlýna kadar Ýsrail ordusunun ve yerleþimcilerin iþgal altýndaki topraklarda 595 Filistinli çocuðu öldürdüðü, 51 çocuðun Ýsrail ordusunun Filistinlilere düzenlediði suikastlar sýrasýnda yaþamýný yitirdiði ve öldürülen çocuklarýn neredeyse üçte birinin 13 yaþýn altýnda olduðu bildirmiþti. Ýsraillilerin 2 bin 650 Filistinli çocuðu tutukladýðýna dikkat çekilen raporda, Ýsrail hapishanelerinde 10’nu kýz, 324 Filistinli çocuðun tutulduðu kaydedilmiþti. 2004’ten bugüne deðiþen tek þey ise, gün geçtikçe iþgalcilerin ellerindeki ve botlarýndaki kanýn daha da artmasýndan ibaret.

Kudüs binlerce yýldýr olduðu gibi savaþmaya devam ediyor. Ýþgalcilerin kanlý þarlatanlýklarýna karþý direniþin þanlý bayraðýný dalgalandýrýyor. Ancak bu sadece Filistinlilerin direniþi deðildir. Bu direniþ Mekke’nin; Medine’nin; Ýstanbul’un, bu direniþ Saraybosna’nýn; Þam’ýn; Ýsfahan’ýn direniþidir. Bugün susuz, elektriksiz býrakýlan köprüleri havaya uçurulan Gazze, Bursa’dýr. Týpký Kudüs’ün Ýstanbul, Konya’nýn Nablus olduðu gibi. Kudüs’ü savunmak bir anlamda, Ýstanbul’u, Bursa’yý ya da Konya’yý savunmaktýr.

Ýþte daha 12 yaþýndaki Muhammed Durre. O babasýyla birlikte koþar adýmlarla umutsuzluktan kaçýyordu. Ancak daha ne olduðunu bile anlayamadan eli silahlý iþgalciler Muhammed’i ve babasýný bir köþeye sýkýþtýrýyorlar. Muhammed “kurtar beni babacýðým” diye haykýran gözlerle bakýyor babasýna. Ancak baba da çaresiz... Barýþýn kurallarýna uymayý beceremeyen Ýsrail askerleri ‘savaþýn’ kurallarýndan da bihaberler. Ýþgal ettikleri topraklarda yüzlerce kere yaptýklarýný tekrarlýyorlar. Tetikler çekiliyor ve tüm þarjörler boþaltýlýyor. Muhammed’in cansýz bedeni babasýnýn kollarý arasýnda...

Bölgenin en köksüz devletlerinden Ýsrail, Türkiye’nin Anadolu coðrafyasýna sýkýþtýrýlmasýnýn müsebbiplerindendir. Ýsrail’e verilen her dolaylý ya da dolaysýz destek; Ýsrail’in, Nil’den Fýrat’a kadar uzanan Arz-ý Mevud hayalini gerçekleþtirmek için, Türkiye topraklarýný elde etmesinin taþlarýný döþemesine yardým etmektir. Artýk taþlarý doðru yere yerleþtirmek; kimin dost kimin düþman olduðunu anlamak zorundayýz. Doðru yer neresi mi? Taþ çocuklarýný takip edin. Onlar, her gün tüm dünyaya bunu göstermek için o taþlarý atýyorlar. Ardý ardýna kaldýrýlan þehit cenazelerinin haberlerine bir göz atýn. Van ya da Nablus; Bitlis yada Gazze; Þýrnak ya da Kalkilya ne fark eder? Kýrýlan her kol bizim kolumuz, Al kanlar içinde yere düþen her þehit bizim þehidimiz. Hepsi ‘bu vatanýn’ evladý ve bu vatan için savaþýyorlar. Ve kýrmýzý kuvvetler ise hep ayný yerden besleniyorlar.

Ve Ýþte 10 yaþýndaki Filistinli Huda Halya. Ýþgalci Ýsrail’in Gazze Þeridi’ne havan topu saldýrýsý düzenleyeceðinden habersiz plajda ailesiyle piknik yapýyordu. Kanla beslenen yarasalarýn birazdan karþýsýnda duran ailesini þehit edeceðini aklýndan bile geçmemiþti belki de. Ancak iþgalciler yine kendilerinden bekleneni bile aþmayý baþar5


Meh met Þah Erin cik Askerlik için aldýðým notlar ben ar týk tutamýyorum nerede düþtü ellerim, o gülü koklamaktan nasýl kanadý dudaklarým bir dudak kanar mý koklamaktan, ben ar týk tutamýyorum o kýþýn önündeydik, mahþeri bir yer den seslendim, sesim kime yetiþti, kim duydu beni haki bir yeþil neden çirkindir anlatayým dopdoluydu sýcak neden hazýrolda aðlanmaz anlatayým, yol uçuruma götürse de gidilir anlatayým ben ar týk tutamýyorum iyi mi, özleyeceðim bir yer yok özleyeceðim bir þey yok üstelik dupduru deðilim üstelik kanayan bir kalbin nasýl aðrýdýðýný öðrenmem yasak her þey yasak ve dur madan sýraya giriliyor kuyruklar kuyruklar ölümün bile sýrasý var iyi mi ben ar týk tutamýyorum. köpekli bir günde sarsýlmaz karanlýk var dý, bir er genin diri baldýrlarý kadar sýcak bütün sokaklarý selamlýyor du ay, siz bana inanmazsýnýz benim ve babamýn güzel atlarý var dý, kirlenmemiþ sular içirir dik kýr mýzý bir gökyüzünün or tasýndaydýk, daðlar yeþil ve tarlalar güneþten alýyor du þaþkýnlýðýný bu benim gör düðümdür üzülmeye varacak bir yaþtaydýk býyýklarýmýz dünyayý gör meyi heves etti ne yaptýysak heves etti, terli ve yapýþkan bir geceden geçtik henüz yoktuk, henüz ellerimizde çapalarýn izi cumhuriyet sevdirir dik, hür riyet ve akþam dað bizimdi toprak bizim su bizim. anneler dualarýný damlar dan sarkýtýr dý þimdi ne uzak hoþgelmiþ bir günden baþka ne beklenir di ki yol bize mutluluk getirsin diliyor du yaþlýlarýmýz biz yaþlýlarýmýzla hür dük ben ar týk tutamýyorum ben ar týk tutamýyorum, herþey yasak öksür mek bile... ben ar týk tutamýyorum

6


Ýs mail Ký lý çars lan Açýk hava bu sabah, bu bitmeyen uykusuzluk durumunda bilincim tamamen açýk, dilim elimde anlatmak istiyorum baðýra çaðýra ve yüksek bir kürsüye çýkarak söylevime baþlarken sizi, en kalbi duygularýmla sizi saygý deðer piçler, kýymetli yalancýlar sizi bankacýlar, reklamcýlar, ölü seviciler sizi de havayý ciðerlerine çekmeden yaþayan bu muazzez topluluk elbet ölürseniz ar dýnýzdan tango yapýlmalýdýr, alkýþ gerekir (þimdi bunlar muazzezi kadýn ismi zannederler iyi mi) cumhuriyet böyle bir þey iþte pek kýymetliler karýncadan misal getiren ehl-i dine kulak asmayýn ölünce arkandan mevlüt okutulup gül suyu daðýtýlýr cumhuriyet budur, marþ budur, budur apolet söylevime baþlarken sizi unuttuysam baðýþlayýn beni baðýþlayýn, baðýþlanacak bir þey yapmýþ olmasam da baðýþlayýn, koltuklarýnýzda rahat ettiremiyorsam sizi baðýþlayýn, zira sarayýn en kabiliyetli soytarýsý ben deðilim (ben katmadým þehre onca parasýz yatýlýyý, ben yazmadým bu þiiri)

7


Al per Gen cer Tasarý i. prelüt, mum ve ayak… gelinlik, anahtar, tabak…

ihtiyar sesleri kuyu kara bir duvar da soðruluyor içe doðru büyüyen tasarý'nýn dün için çizgiler di baþa çýkmak için savur duðumuz aklýn oklarý yüreðimiz kalkan duruyor otur duðu iki ayaklý sandalyeler de bugün -ben kalkan deyince siz ikiyle çarpýn o sözcüðün anlamýný!biliyoruz kýnlar da beklemekten yorulmuþ kýlýçlarýn damar yolu ar zularýný kabzanýn avucumuza saldýracaðý kurþun atmak hevesinden ayrýyýz ar týk korunduk ki zangoçlar çalmasýndý harbi haber verecek ezaný -ben harbi deyince siz ikiyle çarpýn o sözcüðün anlamýný!keþke biraz güçlük çekseniz benzetmeye kalkmadan sözlerimin edalarýný turuncu bir sese doðru büyürken buldum þiirin özneler den maada tanýmlarýný barýþý sulh yazdým diye kýrbaçlanmam mümkün gözükmüyor ar týk -ben ar týk deyince siz ikiyle çarpýn o sözcüðün anlamýnýkefenlere astýðýnýz soluk renkli çaputlarýn yankýsýnda titriyorken siz aklýnýza gelmedi mi ezberinizden býçak ucuyla ayrýlan tanrýlarýnýz bölüp çoðaltarak yeni isimler koymaktý onlara en yüksek uçur tmalarýnýz -ben bölüp deyince siz ikiye bölün o sözcüðün anlamýný!ii. savrulunca heceden…

bizdik "o gitti!" lakýr dýsý altýnda yaðmur dan kaçýyor duk þelpe þelpe her adýmýmýz bir teline dokunuyor du "yere yatýn!" adlý baðlamamýzýn evimiz tenekedendi haddini bilir bir hýzla eðiyorken yaðmur damlarýmýzý içbükeydi karanlýk, yeðledik köstebek týr naðýný topraða kavuþmak varken gömülmek korkusuydu fitilleri zihnimizdeki þimþeklerle ateþe veren oysa mahrem diye yâd olan Rab ile kulu arasýndakiler di ör tündük, gidip yanlýþ bir yalnýzlýða irþat ettik sökülüp yer yüzünden bilseydik gurbetlik olduðunu yerin, hiç küser miydik iremden? dedemin bir daðýlmasý var dý, ne kar deþinden suyu ayrý düþtü diye ne de elkýzýnýn memesine uzattýðý avuçlar daðýtmak lafzýný karþýlýyor du düpedüz bir ter cihti gece ve dedem çimenlerin üstünde yýldýzlarý saymýþtý "balkýyan taþlar arasýnda niçin gök var dý?" sorusu dedemin aklýný yar mýþtý! iii. dans ve merhem biraz

ateþ aldý gazabýn sarar mýþ kilitleri hâkimiyet lüzum etti / mazgal yola hissedar! þehre erken gelendi sabrý evvel düþüren köyde ateþ yakmaksa, evet lükse kaçýyor du lakin bir yangýnýn býraktýðý kül yýðýný altýnda

8


þans eseri bulduðum ve gözlerimi acýtarak baktýðým ayna yanýtlar dan yapýlmýþ çehremi yansýladý ayak bütün göründü, pençeden fýrladý týr nak baþýna ödül konan ve gizli bilinen kaynak sapýndan koparýlmýþ silsile-i sualdi kapýlara direþken, bahçelere dolaylý varýnca sorularla -fakat sual apayrý!avcumuzdan ter ile kaçýp duran sabunu hep yanýt sanmadýk mý, söylediðim yalan mý! (soru aslen bir yanýt, cevap aslýnda sual yoksa dilde ne diye ikiz dolaþýr kaal) iv. renkleri giyinirken…

irademe tapýndýðým uykusundan uyandým bir kadýn, bakýnca ziyadeydi nefsime baktýrandý günahý seçmeme sebep olan günah nedir deðildi hücremden kaçmama neden "niye" var dý seçmekle müþkül duran canýmda canýmýn per vanesi eskimi düþündükçe tövbe ile çalýþan tekzip memuru idi seçmekle beslediðim týr týllarýn alemlere açýlan kozasý düþümüzde gaybýn kesinliðe çarpan kýr mýzýsý hayýr, açýk yahut kilitli hiçbir kapý yok idi! kadere halel gelmiyor du diyorken: "Rab bütün zamanlar dan münezzeh" idi þer'in çýngýlarla düþür düðü ateþler, hayrýn ferahlatan esintileri bir idi! v. yýldýzlarýn düþüþü

ey unutmak! ey günah sür günü! sýtmam kalsýn tenimin sýcaðýnda kuþlar esîr den bir boþluða vuruyorken kanatlarýný anlamak istilasý ve kaþelerin kâðýtlar da býraktýðý izlerin kurumasý kulaklara yanlýþ bir düdük zanný yaþattý, þahidim, bacým yanýmdaydý cebir salgýn bir hastalýk gibi bittiðinde bacýmýn kanayan dirseklerinde masalar ve tor navidalarýn dünyayý kur tar ma telaþý var dý aþk deðildi faþ eden kendini yangýnlarla öfkeydi ger diren tabut tahtalarýný bacým öldü, güneþle çalýþan gri bir hesap makinesi kaldý ondan geride vi. soyunurken geceden…

elbet biri olacak gömleði ters giyinip kollarýný katladýðýnda yarasayý düz gösteren, maðaranýn dýþýnda ve par maklarýnýn uçlarýnda çünkü düz görünür tersinden kola katlanan gömlek çilli bir feylesofun kanýndan boyanýr çilek hakikati inkâra þar tlanmýþ tek domuz bile yokken -ne tuhaf!-

9


beslenmek haram(!) dýþkýsýný aþ bellemiþ mahlûkun kanýndan boynuna tasmalar geçirilmiþ reddi ilhak bir kavmin âmâlýðýndan Abese sökün etmiyor çünkü evvela Kâfirun var beyazý bayrak yapan direkleri kara kýlmak hissesi ve karlarý bir çýrpýda eriten güneþe doðru tutulmak kýrýk ayna içinden okunmayan benlik esamisi: bir insaný sevmemek lafzýnýn yavan düþtüðü otlak! ey selamsýz ve sevgisiz otlayan küf far için! baðýþlanmak kastýný etmeyenler, siz için: "Lekum dinikum ve liye din" vii. ay'a reddiye

ve göðe doðru sokulan birer namlu gibi ezanlar yýldýzlara çarpýp çoðalan yankýlarla beynimde ses deðil! içe doðru yürüyen bir mananýn kendisi; dýþa doðru büyüyen bir yeklik emaresi! duyularýn köprüsüne bindirilen parlak zer reler hepsi tek baþýna güzel, tek baþýna anlamlý dursa da müptezel kalýyor dolaysýz ve yakýcý bir güzelliðin karþýsýnda oðulum ben! oðulum ve çaðrýlar alýyorum sürekli omzumda iki melek selam alýrken benden güzel olmak inadýyla gözüme görünen ne ki yere saðlam basmak için bulmaca çözen adamlar kapýlarý açýnca çilingir sanýlacaklar kývrýmlar yücelikten baþka ne anlar çilingirler -sanki bilmiyor muyum!her biri kapýda kalmaktan korkar çelik kasa, yastýk altý ve cüzdan uydur malarý zahiri boþ yere saklý tutmak ar zular transparan kýlmak için gözler deki per deyi per denin olmadýðý fikri gerekli böylece diasporada tanýmlanabilir bedenim çekilirken ruhum ölüm taraflarýna viii. ve zifaf…

açým, kar ným gurulduyor, belki bundan arýnýyor yüreðim nefsin gir dabýndan fakat kovuyorum gitmek bilmiyor par maðý uykumun tetiðindeki þeytan ey rabbimin çalýþkan fedaisi! ey Ademle yazgýsý bir! hata ile baþlýyor her þey deðil mi!? ve anlaþýlsa ne olur diyorum sanki sana yazan bize de buyur muþ elbet har fiyen uyduðun reçeteleri bak bunca tasarý geçtim de en çok öldür meye çabalarken her tanesini 10


bu koyu þiir de açýk etmek istedim senin lüzumsuz cinayetini ve anlaþýlsa ne olur diyorum sanki rabbimin katýnda rabbimden sonra en çok sensin anlayacak halimi ve kifayetsiz bütün amellerimi koca bir þiir geçti üzerimden gayb gölgelendi gönlümde ha bire yazdým aslýmý taklit ederek peki, tam edebildim mi -neyi?hüner diye addedilebilir mi sence dilimi eleðimsaðma misali yer ile göðün arasýnda eðerek rengârenk sofralar kuruyor olmam beyazý eksik diyorum yine de, her þey bitti de deðiþmedi bir türlü karþýmda resmin; sevdiðim ve fakat bana küs olan mahpus bir melek! ve sanki bitirsek küslüðümüzü -evet! evet!tam oradan neþet etmeyecek mi ahiret

11


Mus ta fa Akar Atký Sarýlacaðým bir atký gibi çenenin altýnda biriken bene. Üst kata çýkacaðým yaþlanarak kahve ser visi yapacaðým misafirlere por to rikolu genç bir kýzýn teninin renginde Kýrýk þifonyerin ar dýnda bize küçümseyerek bakan bir azizin por tresi Ýsa,çer çöp,yanýk karamelalar Duydunuz gülümsediðimi atkýnýzý çýkar dýnýz sarýp sar maladýnýz omuzlarýma yaðmurun ve karýn kralý oldum böylece biraz küçümsediniz beni,sýrýttýnýz leopar desenlerle Siz benim þiþman çocuðumsunuz Mayalý bir astronomsunuz,ekmek kýrýntýlarý meleðimsiniz bir kara filmde ben dedektif gibi yürüdüm Meksikalar da siz Vietnam savaþýnsa sür müþtünüz ölümü geriye ölüm geriler de katolik bir heykel ama Paralý insanlar gibi kahve ser visi yapacaðým ben de üstümde kýrýk domino taþlarý ölümcül anamýn duracaðým ben de verem savaþ dispanserinde ciðerlerimdeki dumanýn karalama bir þiire benzediði Her masaya bir büyük teyze bir evinden kaçmýþ abla koymalý çil düþmüþ elleriyle yaþama abanmak gibi yapmalý Biri koka kola bar daðýný gösteriyor tüm kolonyal Ýngilizlerin anýsýna kýrklý yýllar dan kalma bir blues söylüyorum anlamadýðým dilde ikinci dünya savaþýndan kalma þarkýlar Sütle sarkmýþ dolgun hindistancevizleri uzakta bir ada çocuðun düþünde yaþlanacaðý ve koka kola içeceði göçmenler ve kore gazileri fotoðraflý çekmecenin olduðu asmak için düþlerinde kitap düþkünü bir adamý cepleri,yýr týk astarý,düðmeleriyle leopar renginde kumaþýyla bu atký için bir þiir yazmak istiyorum göster bana

12


Ah met Edip Ba þa ran Bana sessiz bir þey söyle baðýþlayýn, bizim gövdemiz sulara çarparak durulur, sûra çarparak vakti suyla baþlatarak, günahý ilk kanla baþlatarak þöyle sýksak göðüs kafesimizi sanki bir kuþ uçup gidecek kuþlarýn uçuþu sessizdir, günahýn geliþi sessiz sessiz baðýþlayýn, öyle otostop çekerek varýlmaz kýyamete yaramaz ýslýklar dan yapýlma bir dansa kaldýrýp göðü caddelere inelim omuz baþlarýnda çifte namlular kuyularýn dibi sessizdir, ölümün odalarý sessiz sessiz baðýþlayýn, hiç de sýðmaz bir "R" har fine Rabbimiz çokça þaþýyoruz günlere her dem diri ve taze dur madan doðuyoruz dur madan ölüyoruz dur madan insan gecenin iniþi sessizdir, güneþin doðuþu sessiz sessiz elbet biz de sýðmayýz bir aþkýn açtýðý yaraya, baðýþlayýn hem insanýz þunun þurasýnda dudaðýmýz çatlasa ne olur ne olur ekilmiþ bir tohum olsa bedenimiz ruh tarlasýnda ateþin yakýþý sessizdir, sevmenin rengi sessiz sessiz

13


Fur kan Ça lýþ kan Poliçe yýrtma töreni Hepimize olur, ölüp de kýyýya vur masý gibi denizin Geri geldiðinde, beyaz ve solgun Yeniden yaþlanamayacak kadar dingin Çünkü kanla baþlar, akan kutsal ýsý Tek hamleyle tanýdýk birine çevir mek mesela seni Cama çarpan kuþun yanýlgýsý Hepimize olur, tali yoldan çýkmak hayata Geceyi çakmak diye taþýrsýn tedbirli ve emin Sekizde sekiz yaþamak denir buna Ýþte o zaman bahar hemen kalkan bir misafir dir Antrelerin gereksizliðini tar týþtýðýmýz bir zaman Kocaman bir teras olarak, geri gelir Hepimize olur, gölgeye, ýþýða ve insanlara Sen demek, fakat mesela diyememek Aceleden yanýma alamadýðým bir sevinç Dinlemediðim anlaþýlmasýn diye gülümsemek Zaten konuþurken car mina burana çalmaz Özel efektler de olmaz bazen sadece bir tüfek

14


Es ra Elö nü Ýspanyol paçalý ölü Bay sýkýcý oyunlar lideri. Kýsa geliyor saçlarýn baþýmýza. Baþýmýzýn içinden çýkýlan yokuþa. Laf dokundur duðumuz budala hediyelik eþyalara. Býraktýðýnýz nefes darlýklarýndan Darlýðýmýzý düþünüyoruz geniþ geniþ. Sürahiyi uzatýyorum Elbiseli gar garalar soyunuyor gýr tlaðýmda. Pantolon paçalarýnýz duruyor ayakta.. Ayakta dur mayan tek þey pasaklý yolculuklarýnýz. Devrildikçe tamamý görünen hiç or ganlarýnýz. Ailesini tanýdýk önce ölmüþ yerlerinizin. Öksürükten küpeli canciðerlerinizin. Kutulara yerleþir par mak hareketleriniz Kötüler de genleþen buz gibi þüphelendiniz. Burun kývýrýr gibi kývrýldý paçalarýnýz.. Beli beþ kat oldu akor dionun.. Bir ses çýkar maya çalýþtýk.. Siz çýktýnýz.. Çakmaklarla tokatlanan iyi giyimli sigaranýz. Kaçýrýldý kendi dumanýnýn arkasýyla. Bir boþluk bolluðu bulundu. Konuþmasýný yiyerek bitiren Baþ har fi ýsýrýp býrakýlmýþ çene kabilelerinin arasýnda. Sýký sýký tuttunuz evreni. Böðür tlenlerin tadýna kramp gir di Yenmedikçe. Saçlarýnýz gir di aklýnýza kesin. Çok uzattýnýz öldükten sonra baþýnýzdaki bu iplikleri.. Paçalarýnýz düþtü yataklara. Kemikleriniz bir köpeðin midesinde sýzdý, kaldý. Size çok iyi bakýldý ölümünüzden sonra. Bir yere býrakýldýnýz. Paçalarýnýz ispanyolca biliyor diye. Kývranarak çevrildiniz yabancý dillere.. Anlaþýldýnýz...

15


Baloncu Kâmil Yeþil Bulunur, dedim ve kibriti çýkardým; havalý bir çakýþla, çubuðun ispirtosunu patlatarak yaktým ve sigarasýna tuttum adamýn. Eyvallah, dedi ve bir sibop gibi emmeye baþladý cigarayý adam. Sen de yak istersen, dedi, paketine davrandý. Yok, dedim, ben kullanmýyorum. Sonra, alýcý deðildi her hal, dedim. Af buyur, ne dediniz?

Eminönü'nde, yönünü Yeni Cami'ye dönmüþ balon satýyordu. Bir uzun çubuðun ucuna baðlanmýþ rengârenk balonlar. Benim çocukluðumun balonlarýna benzemiyor ama; büyük, kalýn sanki plastik bir topa benziyor hepsi. Bunlardan birini þiþirmeye insan nefesi tövbe yetmez, bisiklet pompasý filan gerekir. Benim balonlarým, içine hava üfürürken bile patlardý. Bir yandan balonlarýn diðer yandan çubuðun aðýrlýðý altýnda eziliyor gibi geldi bana. Sýk sýk ayak deðiþtirmesinden anlýyorum ki yükünden o da rahatsýz.

Deminki adam, dedim, alýcý deðildi her hal, iþ olsun diye mi sordu sence balonlarý? Konuþmasýný duyduðuna göre hareketlerini de görmüþ olmalýsýn, dedi. Sanki ticarete deðil de kavgaya gelmiþ gibi. Ben öyle yarým aðýz konuþanlarla ticaret yapmam.

Ben baloncunun biraz yakýnýnda, elimdeki gazeteyi okuyor, bir taraftan güneþleniyor diðer taraftan da bakýnýyorum etrafýma. Derken orta yaþ denilebilecek bir adam yaklaþtý baloncunun yanýna. Oldukça da sert bir ifade ile: Baloncu, dedi; topu kaç lira bu balonlarýn? Peygamber pazarlýðý… Ters ters baktý baloncu, adama. Sonra baþýný elindeki çubuðuna çevirdi. Tam fiyat söyleyecek diye zannederken ikimiz:

O sigarasýný fosurdatýrken ben biraz daha yaklaþtým yanýna. Saatime baktým, on buçuða geliyordu. Saatime baktýðýmý görünce sordu: Bir yere mi yetiþeceksin, birini mi bekliyorsun. Acelen mi var? Yok, dedim, gidecek yeri, yapýlacak bir iþi olmayanýn acelesi de olmaz. Sen dedi, güzel adama benziyorsun. Gel þöyle laflayalým biraz. Yanýna yaklaþtým, tanýþtýk. Bir iþimin olmadýðýný, vakit geçirmek için sabah evden çýktýðýmý, emekli olduðumu filan söyledim. Ýyi, iyi dedi; Allah yedirmeyi nasip etsin emekli maaþýný.

Satýlýk deðil bu balonlar, dedi. Ne? Satýlýk deðil mi? Evet, satýlýk deðil. Öyleyse ne diye bekliyorsun ve tutuyorsun þu lanet þeyleri! Tövbe tövbe… sabah sabah.. Serbest piyasa deðil mi kardeþim, dedi baloncu. Benim balonlarým satýlýk deðil seyirliktir. Git baþka yerden al ne alacaksan! Sinirlenmiþti. Titriyordu. Bir cigara çýkardý cebinde, dudaklarýnýn arasýna yerleþtirdi cigarasýný. Aranýyordu. Sað cebine attý elini, yok; sol cebine attý bu kez, gene yok. Yakýnýnda beni görünce: Ateþin var mý kardaþ, dedi. Sigara içmiyordum ama cebimde kibrit bulundurmak âdetimdi. Nedense boþ kaldýðým zamanlar ceketimin kibrit cebinden çýkarýr birkaç tanesini poflatarak, mavi-sarý renkte dumanlar çýkartarak kibrit yakmak hoþuma giderdi. Elimi kibrit cebine attým ceketin. Evet, vardý.

Çoluk çocuktan bahsettik biraz da. Sað olsun çocuklar da yetiþti, elleri iþ tutuyor, her ay biraz da onlar takviye ediyor, dedim. Ya seninkiler? Bende çoluk çocuk nanay, dedi. Karý, koca idare edip gidiyoruz iþte..Ölümlü dünya deðil mi? Oðlun olsaydý bakar mýydý size bilmem, dedim. Zaman kötü... Artýk anaya-babaya…. Bakardý her hal dedi, çünkü ben baktým babama. Belki bundan sonra… Orasýný bilemem, dedi hafif gülümsedi. Ama benden geçti; eliyle þöyle bir hareket çekti. Ben neyse ya hanýmdan geçti artýk. Sonra bir þey hatýrlamýþ gibi, olabilir dedi, Allah isterse o da olur. 16


Niçin satmadýn balonlarý dedim; burada ayakta durmaktan kurtulurdun hiç olmazsa. Senin bilmediðin yerde iþ var dedi. Yoksa balonlarý satacaðým diye birini mi gözlüyorsun burada? Yok, dedi kimseyi gözlemiyom. Sen polis filan mýsýn yoksa? Valla deðilim, dedi. O senin dediðin þu karþýki aynacý-tarakçý… mit mi ne diyorlar iþte ondanmýþ o, dedi. Eee, neden satmadýn öyleyse balonlarý? Dik dik yüzüme baktý. Sen bu balonculuða epey merak saldýn ha, dedi. Ne olur ne olmaz dedim, dünyanýn bin bir türlü hali var. Ben dedi sabahýn dokuzunda gelmiþim ta nerelerden. Þimdi burayý terk edersem, çakallar beni burada göremezlerse hemen çöreklenirler mekânýma.

Neden bankanýn önünde kurmadýn tezgâhýný, dedim.

Kimler?

Bankaya gelenlerin paradan baþka bir þeye baktýklarý yok ki, dedi. Bu parka bir kez olsun göz çevirmeyen adamlar girer çýkar oraya. Balon çocuklara, kalbinde çocukluk taþýyanlara ve bir de hürriyetlerine düþkün olanlara lazým, dedi. Kuþ gibi uçmak isteyenlere lâzým balon. Senin bahsettiklerin var ya esir onlar esir..

Kimler olacak simitçiler, ayakkabý boyacýlarý, biletçiler… Arar mýsýn? Ertesi gün yerini bulamazsýn. Bak, bura metronun çýkýþý, dört yol aðzý.. Ama burasý sana ait bir yer deðil ki… Olsun, bu vatan bizim deðil mi?

Hak verdim ben de bu sözüne. Ben de dedim senin gibi yaptým. Birisi, parasýyla deðil mi, dedi; tiyatroyu bir geceliðine kapatacaðým, bütün giþe biletlerini alacaðým ve bana oynayacaksýn oyunu, dedi. Hayýr, dedim ona; insanlarýn gözlerindeki ýþýltýyý, alkýþý, benimle gülen ve aðlayanlarý görmeden ben bir kiþiye tiyatro oynamam.

Orasý öyle ama… Ona ait bir mülk deðildi orasý. Bir ihaleye girmemiþti. Belediye baþkaný bir kez oradan geçerken görmüþ onu, yoldan geçen çocuklara hediye vermek için kendisinden balon almýþ ve yerini zýmnen onaylamýþ o kadar. Balonlarýn hepsini almaya gelen adam zaten çete idi, dedi. Beni buradan uzaklaþtýrmak istiyor, sonra gelip oturacak mekânýma.

Derdi neymiþ onun? Söylemedi ama duyduðuma göre bir iddiaya girmiþ, dedim.

O sýrada sýcak çay, sýcak çay diye geçen seyyar çaycýdan iki çay istedi. Çaylarý aldýk, tam bir mekâna dönüþtü kaldýrýmýn üstü. On adým ötede Eminönü Camii, biraz ötede deniz… Güneþ bedava, müzik kasetçilerden, insan yüzleri, bedenleri bedava…

Sen de benim kafadansýn, dedi. Elden gel, dedi. Elini uzattý. O sýrada müezzin Allahüekber diye çaðýrmaya baþladý. Saatime baktým. Ben artýk gitsem iyi olacak, dedim, Bak ezan okunuyor. Allah kabul etsin, Allah kabul etsin, dedi. Amin, dedim. Aðzýndan ucu sönmüþ cigarasýný attý. Bize de dua edersin inþallah, dedi. Ederim, ederim dedim. Niye etmeyeyim?

Bak, bunlar parayla deðil dedi; insanlarý, denizi, camiyi, caminin önündeki kuþlarý, kuþlara yem atan insanlarý, gökyüzünü gösterdi. Hiçbir para bunlarý almaya yetmez. Bir iþe yaramanýn mutluluðunu bilmez misin sen? 17


Cafer Turaç: Yýllar ca hü zün lü ha nemde bek ledim. Söyleþi: Seyfullah Aslan Cafer Turaç, 80’ler þiirinin olduðu gibi günümüzün de önemli þairlerinden biri. Sessiz Redifler’in ilk bölümünde ilk gençlik dönemi þiirlerindeki coþkun havayý bugüne rahatlýkla taþýmýþ ve þiirini taze tutmayý bilmiþtir. O þiirler deki aþk, dostluk, yalnýzlýk, hüzün gibi kelimeler, hemen hemen ayný tonla ama daha büyük bir tecrübeyle sonraki þiirinde de yer bulmuþtur.

söz açalým dedik. Söze ner den baþlasaydýk? Onun þiirindeki vakur sessizlikten söz açarak þiirini, 80’ler ve 90’lar þiiriyle, günümüz þiir or tamýný konuþtuk. Cafer Turaç penceresinden öyle görünüyor ki, þiir sessiz ve derinden kendi mecrasýný ve okuyucusunu buluyor. Cafer Turaç þiirlerini yeniden der giler de görmek istediðimizi belir terek söyleþiyle baþ baþa býrakýyorum.

Sessiz Redifler’in beklenen ve özlenen yeni baskýsý yapýlýnca, Cafer Turaç þiirinden yeniden

Sessizlik ve suskunluk vakur bir halin yanýnda duruyor sizin þiirinizde. Bu bilinçli bir tercih mi þiiriniz için? Hölderlin þiir yazmayý annesine gönderdiði bir mektubunda 'Bütün uðraþlarýn en masumu' olarak tanýmlar. Sýnýrlarý aþýp öteki'ye ulaþmanýn, ruhun galerisine girebilmenin, düþlerin resmine ulaþabilmenin uðraþýdýr bu. Gösteriþsiz, zorlamasýz, hayata yüzünü dönerek, kendi geleneðinin rengine bürünerek ve özel dilini seçerek. Bu þiir yolculuðuna Rimbaud'un iþaret ettiði gibi 'Görünmezi görmeyi, bilinmezi bilmeyi' arzu ederek baþladýðým için bu kadar suskun, bu kadar sessizim. Zaten bu hakikat akýmýný üzerinize aldýðýnýzda daha içeriye, daha derine, kalbe yakýn durursunuz. Sizin özünüz þiirinizin rengine hatýrlý ýþýklar býrakýr. Þiiriniz itiraflarýnýzdýr. Kadim þiirin kapýlarýnda durduðunuzda zarafet gömleðini giymiþ olursunuz. Belki de 'Sessiz Redifler' bu duruþun masumiyet resimleridir.

ðunu sanýyorum. 'Daha iyi bilirken, daha iyi duyamayýþýmýzýn' özrünü nerelerde aramalý? Ýkinci yeninin önemli þairi Edip Cansever 'mýsranýn iþlevini yitirdiðini' söyledi. Ýmgenin büyüsünden kurtulmak için uzun þiirler yazdý. Yenilikçi ve modern þiirin kapýlarýný açmaya çalýþtýlar. Somut ve deneysel þiirler de yazdýlar, ama duyabilmeyi, duyuþu hep önemsediler. Gevheri'yi Karacaoðlan'ý Nefi'yi, Ruhsati'yi es geçtiler, Zati'yi Hayali'yi bilmediler. Yani geleneðin sýrlý sesinden etkilenmediler, ama kalbe yakýn þiirler yazdýlar. Bunun için duyabilenler ancak soylu þiirin öncüleri olmuþlardýr. Þairseniz 'Nergisden ben sorumluydum /Iþkýndan ve çocuklardan' diyebilmelisiniz Gülten Akýn gibi. Mehmet Ragýp Karcý gibi 'Bir baþka sevda Süleymaný' olabilmelisiniz. Ya da Necat Çavuþ gibi ABD'ye bir 'Amerika' þiiri sýkabilmelisiniz. Lübnan'da öldürülen bebeðin týrnaklarý takýlý kalabilmeli kalbinizde ve üzgünlükleriniz olabilmeli, bir ömür boyu hayatla kýrgýn kalabilmelisiniz.

Lirik, romantik bir þiiriniz var. Ýmgeye boðulmuþ bir þiir deðil sizinki. Bir yandan insaný coþturuyor, fakat bir yandan da üzüyorsunuz. Þiirimdeki lirizmin farkýndayým. Hayata dokunuþlarýmýn coþkulu þarkýlara dönüþmesi, sözcüklerden çok içimdeki duyuþun karþýlýðýdýr diye düþünüyorum. 'Bildim gene de bilmenin / Duydum fakat nedir / duymanýn tesellisi' diyor Mehmet Taner, türkülerle ve irfanla kucaklaþmýþ bir þairin içtenliði var bu mýsralarda. Kelimelerden çok duyabilmenin, hissedebilmenin önemli oldu-

Son zamanlarda þiirlerinizi dergilerde pek göremiyoruz. Bunun nedeni, görünmeyi pek sevmediðiniz için mi? Görünmeyiþimi biraz mekansal, biraz ruhsal uzaklýklara baðlayalým. Yýllarca taþrada görev yapmýþ birisi olarak metropollerin edebiyat iklimine intibak etmekte zorlandýk. Kimi dergilerin yayýn anlayýþý, detaylara girmeden söyleyeyim, pek de þiirin þahsiyetine uygun bir anlayýþ deðildi. Þimdilerde bazý deðerlendirmelerde, bu suskunluk 18


döneminde neler yaptýðýmýzý soruyorlar, haklý olarak sizin gibi merak ediyorlar. Ben yýllarca hüzünlü hanemde sahici bir dost mektubu bekledim. Þiirin büyülü yataðýnda uyudum. Yaslý ýrmaklarýn alnýna dokunarak yaþadým. Ahmet Haþim'i merdivenlere çýkarken andým, Yunus'u ibadetlerimde. Seranad þiirini Venedik'te ki çiçekli balkonlarý geçerken mýrýldandým. O yüzden kendi þiirimle yüz yüzeydim. Umarým bundan sonra mesafeler kýsalýr, gün yüzüne çýkar o þiirler. Ýlk þiirlerinizdeki romantizm son þiirlerinize doðru daha bir baþka sese bürünmüþ. Bu dünyaya alýþmakla mý alakalý, þiirinizin sesindeki bir doðal deðiþim mi? Hölderlin'in 'Mülklerin en tehlikelisi dil bunun için verildi insana… Kendisinin ne olduðuna tanýklýk edebilsin diye' bir sözü var. Ýlk söyleyiþler ilk tanýklýðýn söyleyiþidir. Sesler ayarsýzdýr, perdeler iniktir. Bundan dolayý 'karaltý þiirleri' çok sesli söyleyiþlerdir. Yaðmur fotoðraflarýnda ki çisentilerse aþkýn hallerini anlatýr. Sessiz Redifler'e gelince öteki'yle anýn arasýndaki dengenin seslendirilmesidir. Ben bu þiirlerin özel bir dili olduðunu hissediyorum. Çünkü, bu dille kendimi ifadelendiriyorum.

bir anlamda da. Ancak siz daha farklý duruyorsunuz. Sizi bu duruþa yönelten sebepler nelerdir? Tarihsel adlandýrmalardan hoþlanmasam da, ben de birçok kimse gibi 1980 yýlýný ülke için bir milat kabul edenlerdenim. Toplumun her alanýna serili kýþla örtüsünün aðýrlýðýnýn þairleri etkilediðini düþünüyorum. Gri þiirden neyi kast ettiðini anlýyorum. O yýllarda yazýlan þiirlerin birbiriyle ruhsal akrabalýðý olduðunu biliyorum. Ve bu bir araya geliþler bildiðiniz gibi siyasette de gerçekleþmiþti. Ayný þiir, ayný politika sanki kaçýnýlmazmýþ gibi topluma sunuldu. Ben o yýllarda þiir yazmýþ biri olarak farklý duruþumu kadim þiirin vasiyetini, haysiyetini, berrak sesini hiç üzerimden eksik etmeden yazmýþ olmamdýr. Oradaki metafizik akýmý, bir gönül diliyle hayata taþýmaktýr farklýlýðým.

Dost, kardeþ þiirinizde çok sýk geçen kelimeler. Bu kelimelerin sizin dünyanýzda ne gibi bir karþýlýðý var. Bazen eski dergileri karýþtýrýrken siyah beyaz fotoðraflara rastlarsýnýz. Karede iki arkadaþ yan yana, kollarý birbirinin omzunda belki askerlik hatýrasý, belki düðün, belki de yýllarca karþýlaþmamanýn karþýlýðý fotoðraflar. Kelimelerle ifade edilemeyecek içtenlikte dostluklardýr bunlar. Ben hayatým boyunca dostlarýmla böyle fotoðraflar çektirmek istedim. Enginliðin, kardeþliðin þarkýlarýný yazdým. Yani bu þiirler benim hikâyem. Kaybediþlerin yenilgilerin yüreðimdeki korlu hali. Bundandýr ki Fuzuli'nin þu beytini okur okur dururum: 'Ne yanar kimse bana ateþ-i dilden özge / Ne açar kimse kapým bad-ý sabadan gayrý.' Ya da Veysel'in: 'Dost dost diye nicesine sarýldým / Benim sadýk yarim kara topraktýr.' deyiþini tekrarlarým. Çok mu aðýr konuþtum dersin?

Sizce 90 kuþaðý içinde kendine has bir ses geliþtiren þairler var mý? Yine bu tarihsel adlandýrmalara parantez açarak diyebilirim ki; þairlerin tutumu yalnýzca þiir yazmanýn ötesine geçerek þiir üzerine düþünmelere, poetika geliþtirmelere, deneysel þiirler gibi sýnýrlarý zorlayan uðraþýlara yerini býrakmýþtýr. Burada çok özgün söyleyiþler, buluþlar yakalayan, kendi özel diline kavuþmuþ birçok þairden bahsedebilirim. Ama burada isim vererek yeni bir tartýþma ortamý açmak istemem. Ýsterim ki genç

80'li yýllar þiiri özellikle sað-sol ayrýmlarýný yavaþ yavaþ ortadan kaldýrdý. Ancak bu þiirin bir dezavantajý oldu: gri bir þiir yazýldý. Yani daha birbirine benzeyen þiirler. Toplumdan soyutlanma var 19


Kýrgýn Süvari Þahin Torun Alaim-i Sema gibi bir þiiri var Cafer Turaç'ýn. Her bir dizesinden bir renk alýyor ve her ne hikmetse; ne alacalaþýyor, ne de katýþýyor. Kimi zaman tarçýn, kimi zaman tütün kokulu, kimi zaman deniz mavili, kimi zaman leylek sarýsý, kimi zaman da kýyý yeþili bir alaim-i sema bu. Ana rengin adý yok ya da öyle kolayýndan seçip iþaret edemiyorsunuz. Olsa olsa sülüngillerden, soyu tükenmeye yüz tutmuþ bir 'turaç' beyazý… Bir de bu "turaç beyazý alaim-i sema", öyle altýndan geçilemeyecek kadar uzak deðil; yanýnýzda, yaný baþýnýzda… Öyle ki, altýndan geçtiðiniz her seferinde meþrebinize göre ya deðiþerek ya da deðiþmeden kendiniz oluveriyor, kendinizi buluyorsunuz! Cafer Turaç þiirinin en yalýn hali durumundaki bu "kendi oluþ" ya da "kendini buluþ" vurgusu, bir baþka anlamda da onun þiirini bütünüyle açýk ediyor. Bu yönüyle de, hem iddialý hem de ispatlý þahitli bir þiir olarak yer ediyor hafýzamýzda.

þairler birbirlerinin þiirlerini sevgiyle okusunlar. Birbirlerine karþý kapalý kalmasýnlar. Þairlerin mülklerinden biri de 'Þairler Mezhebidir' bunu bilsinler. Türkülerin baðrýna basýlmayý beklesinler, zekâ yapýntýlarýný aþaðýlayýcý hücresinden çýkarak.

"bu fotoðrafta alným kýrýþýk olmayacak, ceketimin astarý çekmeyecekmiþ kolumu kiþiliðimden, geçmiþimden bir þeyler yansýyacak, týpký kanýmla suladýðým bir somun ekmeði gibi olgunlaþacakmýþ bu fotoðraf; bileðimde ödünç aldýðým saat yaban durmayacak ve elim bir kuðu boynu gibi zarifçe inecekmiþ aþaðýya doðru."

Son za man lar da ya zý lan þi ir le re ba kar sak 2000'lerden bir þiir akýmý çýkabileceðini söyleyebilir misiniz? Yukarýda sözünü ettiðim gibi þairi þiiri kurtaracaktýr. Asýl olan eserdir. Yeni þiirin oluþumu kesinlikle kadim þiirin ana hatlarýndaki enerjiyi taþýyarak tamamlanabilir. Bunu boþlayan her hareket þiirsel kümelenmeler içinde kalacaktýr. Eðer genç þairler bu hakikat ýrmaðýnda yýkanýp arý duru bir söyleyiþe kavuþabilirlerse ve hayat bunlarý onaylarsa bir akýmdan söz edilebilir. 2000'li yýllara buradan bakarak, dergilerdeki iddialarý önemseyerek konuþmak erken olabilir. Þairler gelir kendi þiirlerini söyler, kendi aðýtlarýný, kendi renklerini, kendi dokunuþlarýný sunar ve geçip giderler. Kubbeler anarsa onlarý anar, þehirler özlerse özler, yollar beklerse bekler, bir kalbe konuk olursa olur. Hepsi bu kadar…

Bir yandan olmasý gerekenle olaný, öte yandan her iki biçimde de olup biteni, bir kolu çeken ceket astarýnýn kaçýnýlmaz nedenselliðiyle açýk edecek kadar apaçýk bir þiirden bahsediyoruz. Evet doðrudur; ödünç alýnan bütün saatler takýldýklarý her bilekte biraz yaban dururlar muhakkak ve bu bileklerin ucundaki bütün eller de, çoðu zaman bir kuðu boynu gibi zarifçe aþaðýya in(e)mezler. Geriye kalan her ne kadar bir ceketin astarýnca çekilen bir kol ve ödünç alýnmýþ bir saatle süslü bilek ile, bir kuðu boynu gibi zarifçe aþaðýya in(e)meyen bir el ise de; sonuçta gerçekten de hem ceketi, hem astarý, hem de saati öteleyen ve her nasýl durmasý gerekiyorsa öylece duran bir kol, bir bilek ve bir el olacaktýr. 20


Sessiz Redifler Cafer Turaç Ýz Yayýncýlýk

bu kalûbelâdan beri yastýðýna yazýlmýþ gül cengini okuyan ve bir adý da 'Aþk' olan þairin "benzersizliði"ni, býrakýn daha net biçimde cepheden bakarak anlamayý; "Ýþte!"diyerek niþanlayýp gösterdiði ve göstermeden evvel de ellerinin tersiyle ýslatarak mühürlediði "Þu!" ile, ensesinden bile görüp anlayabileceðimiz bir "Sahihlik" ve "Serahat"in altýný çizmek gerekir. Cafer Turaç þiirindeki bütün bu kendi olma ve ayan beyan ortada durma sürecinin bizi götürdüðü ve sýfatý dile gelmiþ/ söylenmiþ olan bu "Sahihlik", bir bakarsýnýz;

Cafer Turaç þiirindeki bu ispatlý þahitli gerçeklik ve kendiliðindenlik, onun þiirinde, týpký bir Turgut Uyar, bir Edip Cansever, bir Ece Ayhan þiirinde olduðu gibi, ve sanki onlar olmazsa olmayacak, bir baþkasý tarafýndan ve baþka türlü yazýlamayacak nevinden kendine özgü bir 'eþsiz' þiiri çýkarýr ortaya. Öyle ki, eþsizliðin bir baþka boyutunda Cafer Turaç þiirinin kendine has yanlarýný da ele verecek kadar 'benzersiz' bir þiirdir bu: "Ben aþkým þair körfezime tabiat imge taþýr ben ceylan adým þiirim yýlan kabuðunca soyunur suya nakþeder kuytulardan usandýkça girerim kemik köprülerimin kýbleli evine düþe-kalka tozuturum gövdemi sana karþý okurum yastýðýma yazýlmýþ gül cengini kâlubelâdan beri çavdar ekmeðine varýnca bir sarý anka çaprazlanmýþ bir aþký yürürlüðe sokarým."

"küf tutmaktan sürüngenleþmiþ gecelerde bir usta çýkagelir denge kurar mushafýndan halim sözler okur ovar çocuklarýn dizkapaklarýný"

derken, ister baþladýðý yerde, isterse bittiði yerde olsun; koskoca bir anlam bulgusunu seslendiriverir. Sahih olmayanýn söylenemeyeceði, þairin dünyasýna ulaþamayacaðý bu yer ise; salt görünen bir eylem olarak þiiri iþaret etmek bir yana, þairinin de bir niþan-ý ziþan gibi boynuna asmayý yeðlediði kendi yazgýsý gibidir. Zaten;

Bir körfez þair, hele hele tabiat diye adlandýrmayý yeðlediði hayat'tan, kýr'dan, bayýr'dan, su'dan ya da bütün halleriyle dünya'dan, insan'dan imge devþirmek bir yana dursun, bütün bunlardan taþýp, taþýnýp gelen imgelerden örülmüþ bir þiire yazýlmýþsa ve hele bir de bütün bu taþýp taþýnýp gelen imgeler toplamýna kayýtsýz, duyarsýz kalamamýþ, kabuðunca soyunan bir yýlan gibi kendinden ötesini hayat suyuna nakþetmeyi göze almýþsa; elbette kalûbelâdan beri yastýðýna iþlenmiþ bir gül cenginin çaprazladýðý aþkýný kaleminin ucuna sürecektir.

"Ben aþkým fi tarihinde muhtelif cömertlikler doðurdu beni hayatýn kýpýrtýsýdýr yüreðimi kancalayan atýlgan düþlerime hiçbir kalemin çizemediði bir yeryüzüm var-saklýdýriyi hal üzre yoðunlaþtýkça kalbim ayýn rahminde rahmana açýlan eller benim elimse aþkýmý söylemeye bu can az gelir."

Baþlarken söylediðimiz kendine özgülük boyutuna, sýrasýyla eklene eklene þekillenen ispatlý þahitli duruþ ile dünyadan ve insandan taþýp taþýnýp gelen imgeler toplamýný da katacak olursak,

diyebilmek de ancak böyle bir yazgý ile, ve böylesi bir kabul ile mümkün olabilir. 21


Bakma bana el gibi Sebahattin Karatepe daðlara, daðlara, daðlara doðru çalý çýrpý, sýla gurbet daðlara doðru sarý sýcak, ak cibinlik daðlara doðru ordu ordu çekip gider ay çiçekleri bakma turaç, bakma bana el gibi.

neleri anlatýr ve yine kime? Bütün þairler, hangi yörenin akrabalýðýný taþýrlar biri birilerine? Örneðin, Turaç þiirini kimler okur, okumakla da kalmaz sever, takipçisi olur. Modern þiirin yalnýzca erbaplarýna seslenen ayrýcalýklý ve ustalýklý dili, az önceki akrabalýðýn yalnýzca ilk elden sözü edilenidir. Turaç þiirinin yoðunluklu lirizmi, derinlemesine ve enlemesine kuþatýcýlýðý ve topyekün haslýðý, zaten bizlerden bir hýsýmlýðý umuyorken, buna bir de bizzat þairin kendi içine evrilmiþ sükutu eklenince þahsýmýn ilgiyle izlediði bir manzara tekevvün ediyor önümde (tuhaflýðýn bir ucu da buradan boy veriyor).

H. Hüseyin Korkmazgil

Bir kitabýn sayfalarýný ilk kez açmaktan evveldir, kitaba dair zihnimizde açýlanlar (sanýrým yalnýzca yapraklarýný rüzgarlarýn açtýðýný düþünmekte serbest olduðum, nasýl anlatayým iþte, öyle bir kitabýn sahifeleri arasýnda denk gelinir kitap düþüncesine ve kavramýna). Her kitaptan önce açtýðým ilk sayfada her vakit kendisi vardýr, hayali, efsunu. Ve diðer taraftan, bir kitap içine neleri alabildiðinin göstergesi olarak þaþýrtmaktadýr, sýnamaktadýr beni. Lakin, oylumuna baktýðýmýzda belki de en az hacimli olan þiir kitaplarýnýn derinliði ve kapladýðý alan diðerlerinden hayli farklý sayýlmalý.

Ýlk gençliðimden beri umar ve beklerim ki, herhangi bir yazar yahut þair, haricindeki ve dahilindeki buðu ile yaþýyor ve görünüm sunuyor olsun. Bu ne demek; sanýrým bu, þairi abartýsýz fakat sahih bir konumda duralýyorken bulmakla ilintili halin bizzat kendisi. Daha açýk söylendikte, (Cafer Turaç isminden hareketle) þair, ismini þiirinin önüne koymamak üzere elinden geleni layýkýyla yapýyor gibi. Elbette bu, þairin geniþ çevrelerce bilinmeyþinin, tanýnmayýþýnýn nedeni olarak görülebilir. Ama bakýn, ben gereðince tanýyamadýðýmý itirafa koyulduðum þair hakkýnda bir yazý kaleme almaktayým. Cafer Turaç þiirine tesadüf edememek ne çok þey kaybettirirdi bana, bunun ayýrdýnda olabilmekse ayrý bir kazanç. Müthiþ bir kadercilik sezinliyorum þu anki ahvalimde, zira öyleme geliyor ki, buna duyulacak ihtiyaç þahsýmla sýnýrlý hiç deðil. Yani þu; Cafer Turaç veyahut ayný mizaçlý baþka þair, bir bu saatten sonra ulaþmasý lüzumlu yerlere, sýrf þiirlerini yayýnlatýyor olmakla ulaþmýþlar ve ulaþacaklardýr.

Lafý neden uzatayým ki? Dolaþýp geleceðim yer, þiir, þair ve oradan da Cafer Turaç olmayacak mý sanki? Liseli bir gencin þiir adýna neleri bilmek istediðinin ve uçsuz bucaksýz tecessüsünün önüne çýkýveren isimlerden birinin de Cafer Turaç olmasý ne tuhaf. Burada söz konusu ettiðim tuhaflýk çok katmanlý aslýnda. Tamam, ilgisi, hevesi ve hatta bedeni kitabevlerinden çýkmak bilmeyen birinin bu isme tevafuk etmesi çok da tuhaf addedilmemeli, denilebilir. Fakat, öylesine ayrýksý bir zaman diliminde, ayný ayrýksýlýkta bir þiirle tanýþmanýn sancýlarý bitecek türden olmadý. Hatta, "Sessiz Redifler"in Ýz Yayýnlarý'ndan ilk baskýsýnýn kapak rengi dahi bu sancýya dahil olmuþtur bende. Erken bir tanýþýklýk, kim bilir belki de vakitsiz bir tanýþýklýk neticesi olacak, yeterince tanýyabilmiþ deðilim Cafer Turaç'ý ve þiirini (bu, evet ayný vakit bir paradokstur). Sahi siz tanýyor musunuz onu?

Hemþehrim, þair Korkmazgil'in yukarýda bir bölümünü alýntýladýðým þiirini duyduðum her seferinde, yalnýzca ses benzerliði ile bile Cafer Turaç'la ünsiyete yollanýyorum. Ve o sýra içsel bir çaðrý uzanýyor benden þaire: 'bakma bana el gibi'. Hemen ardýndansa þunu söylemekten alamýyorum dilimi: yalnýzlýðým yalnýzlýðýný tanýyor, ey þair!...

Yahu, neden sanki insanlar adýný 'þiir' koyduklarý bir yarayla didiþir dururlar? Kime ne söyler, 22


Hüznü saðaltan þair Vedat Aydýn "bulvarda bir zambak uyanýyor usulca küsüyor bir yaprak dalýna aðzýnýn yarýsý tütüne kesmiþ bir iþçinin adýmlarý kardeþimin gülkurusuna boyadýðý kundura sevdiðimin aðlatan mektuplarý ve adý üzerimde bir emanet gibi duruyor…"

yordu. Askeri disiplinin hâkim olduðu bir mekânýn -askerlik þubesi'nde yüzbaþýydý- þiirle, tabiî ki oraya ruhunu veren þairle nasýl güzelleþtiðini hemen fark ettim. Taþrada kemikleþmiþ iliþkilerin olduðunu ondan öðrendim. Çetin geçen uzun kýþ gecelerini onun sýcacýk sohbetleriyle geçirirdik. Çok kimse için beyaz bir kefen gibi yeryüzünü kapatan kar, onun dilinde beyaz bir meleðe dönüþür, gökyüzünden serinlik getirirdi ruhumuza.

Liseyi yeni bitirmiþ, bir kamu kuruluþunda iþe baþlamýþtým. Cebim para görmüþtü! Soluðu kitapçýlarda alýyor, kucak dolusu kitapla eve dönüyordum. Yine bir gün kitabevinden eve döndüðümde kitaplar arasýndan karton kapaklý "yaðmur fotoðraflarý" adlý kitabý aldým elime, sayfalarý çevirirken "þiirle sýnanmýþ yürekten" baþlýklý þiiri okudum ilkin. Cafer Turaç'ý bu þiiriyle tanýdým. Þiir beni öyle sarmýþtý ki, ayýn ýþýðý altýnda parlayan uçsuz bucaksýz çölün ortasýnda hissettim kendimi.

Bir yaz günü benim olmadýðým bir arkadaþ grubuyla Hamurpert daðlarýna çýkmýþtý ve "daðlara çýkýnca gülüm eksildi" dizesi düþmüþtü diline. Çok isteyip de yazamadýðý þiirlerden bahsederdi. Ýkiye bölünmüþ bir fotoðrafýn yerde uçuþtuðunu görünce onun yüreðine nasýl bir acý olarak saplandýðýna tanýk olurdum. Pek çok þairde gördüðümüz konformizmin ondan ne kadar uzak olduðuna þahit oldum. Küçük bir ilçede -üstelik bir yüzbaþý olarak- kahvehanede oturduðunda dizi halkýn dizine deðerdi. Pek çok devlet ricalinin çitlerle ördüðü görünmez dünyalarýný yýkarak kendi görünen dünyasýna öyle bir þule açmýþtý ki, onu seven halkýn içten 'Turan Yüzbaþý' demelerinden anlardýnýz bunu.

Bir hazine bulursunuz ya, onu korunaklý hale getirmek istersiniz; hâlbuki korumak istediðiniz aslýnda kendinizdir, ona meftun oluþunuz sizde bir koruma insiyaký oluþturur ve siz kendiniz için onu her þeyden sakýnýrsýnýz. Cafer Turaç'ýn þiirlerini uzun yýllar hep içimde korudum, bir hazine gibi. Þair olmadýðým için öyle kendimden büyük laflar edip, þiiri üzerinde edebi tenkit yapacak deðilim. Ama þiiri seven bir kalp taþýdýðým için oraya misafir olarak gelen, daha sonra evin sahibi haline dönüþen Cafer Turaç'ýn hayatýmda nasýl bir yer edindiðini birkaç kelimeyle anlatmak isterim. Onun þiirini tanýdýktan sonra kader bizi Anadolulun þirin bir ilçesinde hem de kendi ilçemde buluþturacaktý. Tayininin Hýnýs'a çýktýðýný öðrenince nasýl sevindiðimi bir ben bilirim!

Dostluða çok önem verirdi. Genç kýzlarýn özenle dantellere iþ ledikleri gibi dostluklarýný sýcak ve samimi tutardý. Kendi þair dünyasýnda hüznün ve acýnýn yýkýcý aðýrlýðýný yaþasa da, halkla iç içeyken onlara kasvet halini yansýtmaz, hayatýn maskeli yüzünü tutunamayanlar için indirirdi. Ýç dünyasýnda sürekli hüzünlüydü. Ýzini sürmekle hep onurlandýðýný söylediði Seyyid Nebi de öyle demiyor muydu: "Ben hüzün Peygamberiyim."

Ýlk ziyaretine gittiðimde masasýnýn üzerinde Nazým Hikmet, Turgut Uyar, Ýsmet Özel ve þimdi hatýrlayamadýðým birkaç kitap daha duru-

O hüznü saðaltan bir þairdir. Hüznü bize anlatýrken öyle tanýdýk geliyor ki, kapýmýzý sonuna kadar açýk tutuyoruz. 23


Fa ruk Dur sun Þair kiþi niyetine bir þiirin tam istihdam yaratmasý için yoðun týbbî tahlillerin yanýnda iþ çýkýþ saati jar gonunu bilme þar tý getirildi stratejinizi belirleyin o hâlde ben âþýk olacaðým, ayakbastý parasý ödeyeceðim, ayak basmak için aþka sonra Ýsmet Özel sonra "Sevgilime Ýftira" istihdam dedik en baþta neyin nesi bu aþkda. süper bir jenerik olmuþken bu söylem sezara inat arenada aslanlara atýlan haþmetmeâpýn atýna atlayýp afili mahmuzundan sonraya rastlar ben diyeyim milattan önce siz deyin milenyum. þimdi size soruyorum: varoluþsal kaygýlarýnýzdan sýyrýlýp konjonktürü de uyarak tabii devre arasýnda istihdam neye yarar kýr mýzý ýþýkta istila? çünkü ey sen âdemoðlu havva'dan hâbil'in kâbil'i öldür mesini alkýþlayarak baþlattýðýn bu cengi kredi kar týna birkaç taksitte sonlandýrabilirsin aramýzda kalsýn gör düðün düþü hayra yorabilir belgeseller de baþrol kapabilirsin bu rolü sana tevdii etmek ister dim ama toplantý masalarýndaki konumum belirlenmedi daha ancak bu mýsraý yazabildim oturup. fundementalist bir bakýþ açýsýyla daha fazla vaktinizi alýp siz deðerli üretim döngüsü sakinleri þýk bir freudçu çalým atarak (ve dahi ileri gidüp sözümü burada noktalayarak) bu prospektüsü size ithaf ediyorum "ve cellesenaük velailahe gayrük" þiirimi nasýl bilirsiniz? siz bilirsiniz. bana demli bir çay. 24


On Sekiz’in neresinde Ali? Abdullah Þevki Þakalar arasýnda kuvvetli bir rivayet dolaþýyor; ilçe yolunun il kavþaðýnda bekleyen trafikçiler bu þoförlerden birini durdurmuþ ve aðzýna kadar dolu minibüsün vaziyetini sormuþ. Þoför, soðukkanlý bir þekilde trafik polisini baþtan ayaðý süzüp 'güzel kardeþim sen yolda iki lira bulsan eðilip almaz mýsýn?' demiþ, ciddi ciddi. Ne yapacaðýný þaþýran polis 'hadi savuþ git, gözüm görmesin seni' diyerek savmýþ adamý.

Simsar, ýslýk çalmayý bilmese minibüsü kaçýrýyordum. Sabahýn erken saatlerinde alelacele evden çýkýp çalýþtýðý ilçeye varmamý saðlayan minibüse koþar adýmlarla yetiþiyorum, simsara hafif bir 'saðol' anlamýnda baþ eðmesinden ve simsarýn son dakika golü ile takýmý yenilmekten kurtaran iþ bitirici bakýþlarýndan sonra. Minibüs, çalýþtýðým ilçedeki muhtelif kurumlarda çalýþan ikisi bayan sekiz-on kiþiden oluþan halkýn diliyle memur servisi. Kooperatifin minibüsü olduðu için çoðu zaman farklý bir arabayla gidiþ geliþ yapýlýyor. Þoförün yaný baþýndaki ikili koltuktan birinde oturmayý tercih ediyorum. Ancak bu diðer yolculardan beli bir süre önce servise binmemle mümkün olabiliyor. Bunun sebebi bu hattaki minibüslerde hep ayný yöresel sanatçýlarýn çalmasý. Yöresel sanatçýlar, kalýn sesli barak türküleri ve bol 'oy aman'lý aðýr havalar… Ýster istemez ezberliyorum, hangi þarkýdan sonra ne çýkacaðýný, þarkýnýn sözlerini ve müziðini. Hele þoförün bazý türkülere eþlik etmesi yok muydu; utanmasam 'abi teyp eskimesin, kapat sen devam et' diyeceðim. Bu yüzden hep ön tarafa oturmaya gayret ediyorum, bu sayede teyplerdeki kasetlere ve zaman zaman açýlan radyo frekanslarýna -þoförün canýný sýktýðýmý bile bile- müdahale edebiliyorum. Birkaç köyün içinden geçiyor minibüs, birçok köyün de yol kavþaðýndan yolcu alýyor. Her zaman birileri oluyor; bazen ilçeye yeþil kart çýkarmaya giden muhtarlar, kaymakamlýk yardýmý alan aile reisleri, öðrenciler, bazen de tek tük insanlar dolduruyor döþemeleri eskimiþ memur servisini. Þoförler aðýz birliði etmiþçesine, bari mazot parasýný çýkaralým, diye yolda hiç yolcu koymuyorlar, özellikle kýþ mevsiminde. Zavallý yolcular soðukta beklemektense ite kalka ve ayakta sabrediyorlar epey bir dakika. 'Arkaya ilerleyelim beyler!' ikazýndan sonra tavaný alçak olan minibüste kamburlaþan vücutlarýn saða sola yalpalamalarý, koltuktaki yolcularýn homurdanmalarý, sonradan binen yolcularýn kimsenin üzerine yaslanmamak ve basmamak için olaðanüstü çabalarýyla bütünleþen mahcup bakýþlarý aylar boyu devam ediyor. Yolda bekleyen herkesi almak þoföre göre babalýk, yolcularýn birçoðuna göre ise tamahlýk oluyor. Yolcular

Yolda binen bir muhtar ilçedeki yeþil kart prosedürünün çok zaman aldýðýndan, köylünün en zengininden tut da en garibanýna kadar herkesin yeþil kart almak istemesinin doðurduðu adaletsizlikten bahsediyor. Yanýndaki adam muhtarýn umumi sorumluluðunun ve bir sonraki dönem de oy isteyeceði zengin fakir köylülerin kapýsýný çalma zamanýyla iliþkisini düþünerek bu iþ bitirme gayretinin samimiyetini sorguluyor uzun uzun. Yan taraftaki adam 'yaz aylarýnda tonlarca ürün ve hasat çýkaran varlýklý insanlarýn bir doktorun muayenesine birkaç kuruþ vermek için kýrk kez düþündüklerini anlatýyor diðer yolculara. Arkada oturan saðlýk memuru, milletimizin ayakkabýsý eskise yenisini aldýðýndan; fakat hastalanmadan doktora gitmediðinden, iþ iþten geçtikten sonra aklýnýn baþýna geldiðinden bahsediyor. 'Efendim siz bir de gavur memleketi dediðiniz yerlerde göreceksiniz bu iþleri. Hasta olmadan doktor ayaðýnýza geliyor.' diye söze karýþýyor Almanya görmüþ fotörlü bir amca. 'Doðrusun da bey amca orada da her vatandaþtan aylýk bilmem ne kadar para kesiliyormuþ, geçen yaz geldiðinde Lokman emmim anlattý' diyerek atýlýyor þoför. Uzun bir sessizlik oldu sonra minibüste. Biraz sonra nüfus: 6900, rakým: 1100 yazan kurþun delikli levhanýn yanýnda çalýþtýðým ilçeye varýyoruz. Þoför el çabukluðuyla birkaç yolcunun para üstlerini daðýtýyor. Diðer bütün günler olduðu gibi bu ilçedeyim. Genelde on dakika geç kalýyorum ilk derse, öðrenciler alýþtý bu duruma; okul idaresi de görmezden geliyor saðolsun. Çantama duraktaki pide fýrýnýndan iki simit ve poðaça alýp koyuyorum. Aslýnda okul kantininde de var bunlardan. Ama bizim uyanýk kantincinin öðretmenlere tazesinden; öðrencilere ise dünden kalanlar25


alalým' demiþti. Sýnýfa sonradan gelen, muhtemelen Ali'yi bile tanýmayan bu öðrencinin bu davranýþý beni fazlasýyla memnun ediyor. Bir hafta sonra bir tepsi baklava, bir eþofman altý, bir hýrka ve kocaman bir yapay çiçekle giriyorum o sýnýfa. Çok küçük bir not da iliþtiriyoruz çiçeðin altýna: 'Biz Ali'yi çok seviyoruz.'

dan sattýðýný öðrendiðim günden beri uðramýyorum kantine. Ýlçe merkezinden okula kadar yaklaþýk on dakika yürümem gerekiyor. Hem etraftakilerin selamlarýný alýp hem de adýmlarýmý hýzlandýrýyorum. Yol kenarýnda Nermin Teyze soba külü döküyor. 'Hocam hayýrlý sabahlar' diyor, yazmasýnýn boyun kýsmýný toplayarak. 'Ali nasýl?' diyorum. 'Eskisi gibi, diyor. Yatýyor gün boyu.' Ali de mi kim? Ali, geçen seneden tanýdýðým, bu sene ortaokul son sýnýfta dersine girdiðim sýnýflarýn birinde olan; ama aylardýr bir kere bile derste, göremediðim fakir, aðýrbaþlý ve saygýlý bir öðrencim. Sürekli yatýyor. Ali'nin hastalýðýnýn ne olduðunu tam olarak bilmiyorum. Sanki eklem romatizmasý. Bazen balkona çýkarýyor annesi içeride sýkýlýyor diye. Denk geldiðimde ne zaman sorsam 'iyiyim hocam' diyor, iyi olmadýðýný bile bile. Geçenlerde onun sýnýfýnda numarasýný yoklama fiþine yazdýðým sýrada dalýp gitmiþim ilçenin aðaçsýz, sönük ve kuru daðlarýna. Ne düþündüðümü sorar gibi bakan öðrencilere 'Ali için bir þeyler yapmalý' diyorum. Ali'nin mutlu olacaðý ve bizi hatýrlatan bir þeyler.' dememle birlikte çoktan eller cebe atýlýyor. Birkaç ay önce babasýnýn tayini ile bu sýnýfa gelen bir kýz öðrenci 'öðretmenim baþka sýnýflardan ve öðretmenlerden de para toplayalým daha güzel bir þeyler

Ayný gün evine gittiðimiz de Ali'nin yüzünde önceki gördüðüm 'iyiyim'leri var. Nermin Teyze'nin yüzünde þaþkýnlýk -sevinç- aðlamak arasý bir ifadeyle örülü farklý bir hava var. Ve ayrýlýrken sadece 'Allah Razý olsun' diyebiliyor. Birkaç gün sonra çarþýda gördüðüm babasý, Ali' ye rapor aldýðýný söylüyor. 'Ne raporu?' diye sormadan 'Askerliði geldi Ali'nin. Ali on sekiz yaþýnda'. Evet evet ortaokul sondaydý Ali. Bu sene hiç görmemiþtim okulda ama geçen sene sýnýfýnda boy ve davranýþ olarak diðerlerinden farklý hiçbir þey gözlemlememiþtim onda. Þimdi ne diyeceðim Ali'ye? Caným benim mi, yoksa nasýlsýn delikanlý mý? O zamanlar Ali'yi ne zaman balkonda görsem hep on sekiz yaþý düþünüyorum. Ýyiyim'le örülmüþ on sekiz koca seneyi. O hafta kompozisyon dersinde Mevlana'ya aþký sorduklarýnda onun "Mevlana ol da gör" demesini soruyorum. Hiçbir kaðýdýn giriþ-geliþme-sonuç bölümlerinde Ali'den söz edilmemiþ. Yoruluyorum. 26


berleri var. Ýran cumhurbaþkanýnýn bir ev ve eski bir arabadan ibaret mal varlýðýný anlatýyor, kýsa saçlý sunucu. Arabadaki muhtarlardan biri de çay ocaðýnda. Çaycý kendi kendine konuþuyor: 'Sanki Ýran'da nük le er bomba var da Ýs rail'de yok. Irak'tan Ýran'a ya sonra? Sonra da sýra bizde.' Adam, yýkadýðý bardaklardan sonra ellerini kurulayarak devam etti: Arap Birliði'nin caydýrýcý etkisi ve Türkiye'nin bölgedeki kilit ülke rolü. Hikaye bunlar! Bir çocuk içerideki tavla oynayan göbekli ustasýný çaðýrýyor: 'Abi gel müþteri geldi seni soruyor.'

Sonraki teneffüslerden birinin sonunda bir sýnýfa yanlýþlýkla girmiþim, sonra nöbetçi öðrenciden dersimin olmadýðýný öðreniyorum. Öðretmen odasýnda bacaklarýmý kalorifer peteklerinin hafif ýsýsýna yaslayýp bahçede oynayan çocuklarý izliyorum. Okulun bahçesinin öðrencilere göre yüksek duvarýnýn arkasýnda bir kadýn baþýnýn görünüp kaybolduðunu fark ediyorum. Kimseye görünmeme isteði o kadar aþikar ki. Okulun yan taraftaki çöplükten, okulun temizlik iþçilerinin býraktýðý kartonlarýn, plastik bidonlarýn ve küçük molozlarýn en göze çarpanlarýný toplayýp uzaklaþýveriyor. Okulun etrafýnda oturan fakir ailelerden birileri olduðuna kanaat getiriyorum. Seni hiç görmedim abla, zaten o vakit ben okulda bile deðildim. Birkaç parça karton, plastik ve moloz birkaç dakika daha ýsýtsýn seni ve çocuklarýný. Ve birkaç dakika daha hüküm sürsün annelik esintisi. Siz üþümeyin. Ali de iyileþsin ve filmin sonunda mutlaka evlensin Türkan Þoray, Kadir Ýnanýr'la.

Çay ocaðý, üzerinde volta atanlarýn eksik olmadýðý tek ana caddeye bakýyor. Kalkýþ saati yaklaþan kapýsý açýk minibüs caddede turlar atýyor. Sabahki aldýðým poaçalar hala duruyor çantamda. Yarýsýný bölüp tekrar koyuyorum yerine. Bozukluklarý çaycýnýn çýraðýna verip çýkýyorum. Bir kanalda -sadece kendilerinin inandýðý- 'Ýslam ve Dinlerarasý Diyalog' adlý bir program var. Minibüs kalkmak üzere. Kalkýþ turlarýnýn birinde atlýyorum çabucak. Ön koltuklara çoktan kurulmuþ birileri. En arka koltuklardan birine geçiyorum. Ensemde birilerinin olmasý hep rahatsýz etmiþtir beni. Okulda öðrenciyken hep arka sýralarý tercih etmemle arka koltuklar arasýndaki paralelliði kabulleniyorum þimdi. Minibüs, nüfus ve rakým tabelasýný geride býrakarak hýzýný artýrýyor. Bir kez daha geride kalýyor okul ve bahçedeki öðrenciler ve Ali. Üç yýldýr gelip gittiðim bu ilçe niye hep yabancý. Evimi getirseydim atabilir miydim bu misafirliði. Aramýzda kalsýn pek sevmiyorum bu ilçeyi; ama o çocuklar bütün can sýkýcý þeyleri unutturuyor bana. Tek takým elbiseli, tek gömlekli ve boyasýz ayakkabýlý ama gözleri ýþýl ýþýl çocuklar unutturuyor insana her þeyi. Hele sýnýfta öðrencilerin gözlerindeki uzun zamanlarýn fotoðrafýný yaþýyorsunuz sanki. Okumalý bu çocuklar. Hepsi pýrlanta gibi. Bu çocuklardan ilerde vicdanlý doktorlar, adaletli hakimler ve namuslu esnaflar çýkmalý. Peki ben Ali'yi bu fotoðrafýn neresine koymalýyým. On sekizinde Ali. Gidemediði askerlik çaðýnda. Hayatla arasý sadece bir odayla balkon mesafesi kadar. Ve ben yoklama fiþine 251'i her yazdýðýmda Ali kaç 18 yaþýyor, terleyen parmaklarýmýn ucunda.

Öð le ye yak la þý yor za man. Merdi ven ler den inerken koþarak yolumu kesiyor bizim okulun öðrencilerinden biri. Yanýndaki pansiyonda kalan iriyarý öðrenciyi iþaret ederek, "bu beni, babamýn lakabýyla çaðýrýyor, diyor. Ýriyarý çocuk da "o da benim anama küfretti" diye savunuyor kendini. Uzun uzun bakýyorum gözlerine. Hiçbirinin gözleri Ali'nin ve çöplükteki kadýnýn gözlerine benzemiyor. On iki arabasýna yetiþmek için yoldayým. Ali, balkonda görünmüyor. Bir motorsitletli duruyor yanýmda. Soðuk da olsa yolu kýsaltmak adýna atlýyorum teknesine. Daha önce de almýþtý teknesine bu adam bir seferinde. Soðuða aldýrmadan kafiyeli dörtlükler sýralýyor yol boyunca. Bu ilçeli ünlü bir þairin amcasýnýn oðluymuþ. Bir de kitabým var diyor. Kendi imkanlarýyla bastýrmýþ. Amcaoðluna sitem ediyor. Elimden tutmadý, destek olmadý bana, diyor. Ýlçe merkezinde yine bir dörtlükle indiriyor beni. Ýner inmez bir öðrencimin babasýyla karþýlaþýyoruz. "Hoca, benim oðlanýn sýrtýndan sopayý eksik etme" diyor. Uzun uzun bakýyorum adamýn yüzüne. Yanýmdan bir gölge gibi uzaklaþýyor adam. Daha epey zaman var arabanýn kalkmasýna. Duraða yakýn bir çay ocaðýnýn kapý giriþindeki kürsüye oturuyorum. Ada çayý, yoksa bir açýk çay! Duvarda aðlayan çocuk resmi, yapraklarý yýrtýlmamýþ takvimler, Galatasaray'ýn son þampiyonluk posteri, Türkiye iller haritasý. Televizyonda gün ortasý ha-

Þimdi uzun uzun düþünüyorum. Ýçimde dinmeyen bir sýzý var. Aslýnda Nermin Teyze'nin döktüðü küllerin arasýnda bir parça da Ali'nin közleri var… 27


Güneyde Bir Gün’den parçalar Mustafa Akar 1-Kaþiflerin yalnýzlýðý mahareti. Shakspeare'i de yitireceðiz bir gün. Ýstesek de yitiremeyeceðimiz tek nesnemiz ruhumuz. Ben onu yeni baþtan yapmaya çalýþmayacaktým ki. O zaten oradaydý, ben de burada. Sadece ruhumla aramdaki akrabalýðý belirgin kýlmaya uðraþacaktým. Nelere ihtiyacým vardý: kabze, çekiç, çapara... kalem, kitap, kadýn... sabýr, sevgi, maharet... sancý, sitem ve sitem. Daha da neler? Ey kendinden alýntýlayan bilgeliðin korkunç büyüsü.

Vedalarýn mekaný. Bachmann Roma'yý böyle tanýmlamýþtý. Ben o mekaný hep tren garlarýna yakýþtýrmýþýmdýr. Otobüs ve tren yolculuklarýnda o þiirsellik yokmuþ gibime gelir. Belki vapurlarýn üzerine sinmiþ hüzün, limanlarýn uzun yolculuklarý anýmsatmasý, dahasý insaný sonsuz bocalayýþlara çaðýrmasý bir istisna yaratabilir. Uzun bir tren yolculuðuna çýkmýþlýðým yok oysa. Yola çýkmaktan çok yola çýkma düþü heyecanlandýrýr beni. Vedalarýn mekaný. Hayata rahat ve incelikli bakabilen insanlar veda etmeyi becerebilenlerdir. Bunu beceremiyordum önceleri. Kýrýlganlýklarýn kýþkýrtýcý yapýsý. Alýþtým sana. Ýncelikler edindim her vedadan sonra. Giderken ardýma býraktýðým sonbaharla yetinsinler, dedim içimden. Herkese bir sonbahar. Bende kýþlar vardý. Yüzyýllar süresiye uzun ve üþütücü kýþ nöbetlerine çevirmiþtim bakýþlarýmý. Bir kar düþüncesiydi içimi ýsýtan, bana buzul yalnýzlýklar veren; tipisinde büzülmüþ, küçük bir oðlan çocuðu görürdüm bazen; bir aðacýn altýnda kristalleþmiþ dal parçacýklarýný izleyerek ruhunu ehlileþtirmeye çalýþtýðý her halinden belli, kara gözleri titrek, esmerliði gittikçe daha bir koyu ve elgin, o çocuk, o ufak yalnýzlýk, o çaresizliðin siyah rengi býrakmazdý peþimi... Sorular soruyorsan cevaplarýný bilirsin; cevaplar arýyorsan da sorularý... Rengarenk düþlerin varsa kýrmýzýlar, turuncular çeker seni; düþlerine siyahlar, beyazlar egemense, sen gri bir tekinsizliksin. Mutsuzluðun bir zorunluluktan çok bir seçim olduðunu anladýðýnda geçer her þey. Acý da biter merak etme. Gerisi hikaye...

"Karanlýkta çalýþýyoruz, yapabileceðimiz kadarýný yapýyoruz, sahip olduðumuz kadarýný veriyoruz, þüphemiz tutkumuz, tutkumuz görevimiz. Gerisi sanatýn deliliði" Hanry James'in sözleri. Bir zamanlar odamýn duvarýný süslerdi bu sözler. Zamandan koparabildiklerimle mutlu olurdum. Sanatýn verdiði delilik beni avutmaya yeterdi. Çare deðildi elbette sanat, yaraya deva deðildi. Baþýmý döndüren vazgeçilmez tutkunun odaðýydý sadece. Ýyiliði anlatan sanat. Onu görmemiþtim hiç. Ýyiliðin hakim olduðu yerde sorunsuz bir adem türünün yaþadýðýný düþünüyordum. Sanat kötülüðün olduðu yerde döl buluyordu kendine. Baþka açýdan bakýldýðýnda kötülüðün de yüceltilmesi de deðildi. En basit anlamýyla "dramatik öz"ün bir gereðiydi. Kötülük yýkýmdý. Yýkar ama yeniden yapmazdý. Parçalar ama onarmazdý. Sanat parçalý bir gerçekliði süre duruyordu önüme. Aslýnda özdeki çatýþmanýn sonucunda iyiliðe çare olmak ister. Aristotales'in deyimiyle bu bir "katharsis"tir. Arýnmadýr. Ýyi insanlarýn dünyasýnda kötü kazanamaz. Sanatsa kaybetse de iyiliðin üstüne üstüne gidiyordu. Görüneni yamultuyordu, babayý öldürüyordu, erili diþile çeviriyordu, renklerin tonlarýný gri bir umarsýzlýkla kendi karanlýk kuyusunun melankolisine ekleyerek savuruyordu. Yazarýn yalnýzlýðý bir de. Kendi kafasýndaki dünyayý kurgularken sergilediði mesafe. Bir ara Oblomov gibi sýrf bu tutkudan dolayý düþ dünyasýnda dalmýþtým ve yaþanýlan hayattan uzaklaþmýþtým. Hayatý bir trajedi ve efsane olarak görüyordum. Þekilden þekle sýçrayan bir Don Kiþottum aslýnda. Ýçimdeki boþluðu doldurmak adýna dönüþtüðüm kahramanlar, þizoid bir kiþiliðe dönüþtürmedi beni. Sa-

Kendinin kaþifi denebilir mi bana? Ruhumdaki uçurumlarý, sonsuz sabýr tarlalarýný, dalý budaðý hür ve bereketli sýrlý aðaçlarý, kümelenmiþ hayal bulutlarýný, gittikçe daha bulanýk bataklýklarý görebiliyordum. Estetiðe ihtiyacým vardý. Körleþmiþ, karanlýklaþmýþ, biçimini yitirmiþ ruhuma bir düzen vermeliydim. Kalk ve yürü, diyen heykel ustasý gibi deðil öyle. Resim yapmasýný, taþ oymasýný, piyano çalmasýný da beceremezdim. Yokluktan yeni bir yokluk nesnesi daha yaratmak istemiyordum. Yapýlmýþ her þeyin kayboluþa karýþmaktaki 28


dece mutlu etti. Ölüm korkusu bir saplantý olmuþtu. Ölüm geldiði zaman bana biçilen tekdüze hayatý mý býrakýp gidecektim. Elimdeki imkanlarýn sýnýrsýzlýðýndan, dönüþmeyi seçtim. Ölüm oysa herkesin yaþamasý gereken bir þeydi, hiçbir ilginç özelliði yoktu. Kesindi bu. Öte taraftan insanlarý yattýðý uykudan uyandýrmak istiyordu sanat. Ben uyanmýþtým iþte yeni düþlere. Sanat diðerlerini de düþlere katýyordu. Þeyleri algýlama biçimlerini alt üst etmek istiyordu. Ýnsanlarý kýzdýrýp, kabul edilmez imgeler yaratmak, güvenilir olmayan, tuhaf bir dünyada yaþadýðýmýzý, sandýðýmýz gibi bir dünya olmadýðýný göstermek. Sanata bel baðlamýþ diðer alçaklar gibiydim iþte. Çevremde gözlerimin görmek istemediði bir dünya vardý. Bir yanýmla sonuna kadar bu dünyanýn malýydým; öte taraftan o dünyaya öylesine yabancýydým ki anlatamam. Dünyada bir sürgün olmanýn dayanýlmaz aðrýsý, geçen her günü tartýþmasýz bir sancýnýn kucaðýnda geçirmemi saðlýyordu. Sýðýndýðým sanatýn mahrecinde de deva yoktu. Sanatýn koca bir yalan olduðu gerçeði, iliklerime iþleyen modern dünyanýn heyulasýndan beni çekip çýkaramýyordu iþte. Dört bir yaným animasyonlar, sahne ýþýklarý ve maskelerle çevrilmiþti. Sözleþmelerin hiçbirini kabul etmeyen yavþak bir yurttaþtým. Sonuçta yaþanýyordu iþte. Sýkýþýnca çevrim gerçekleþiyor, ölmemek için ikizlerimden birine dönüþüyordum. Sýkýcý gerçeklik. Gecenin içinde bir hiç kimse ye iþa ret ler býrak mak için yaz mak. Aman Tanrým, nereye kadar. Kharon neredesin?

rulmuþ bir komploydu hayat. Ýnandým buna. Rahatsýz olmadým gerçi. Alýþmak güdüsü. Komplekslerin burgacý. Ümit ve sabýr kelimeleri. Ümit etmeyi unutmuyorum, unutmadým. Yaþadýðým güne karþý içimde beslediðim karamsarlýk, gelecekte bir gün ümide rastlayacaðým düþüncesiyle sarmaþ dolaþtý. Sabýr, öyle ya. Sabrý býrakmadým hiç. Umudun tükendiði, giderek bir çöl ýssýzlýðýnda kaldýðým dakikalarda, onun, ümidin kýlýcýyla savundum kendimi hayata karþý. Hayatýn oyunlarý tükenmeyecek kadar çoktur üstelik. Yüzlerimiz ve fotoðraflarýmýz bir köþede sararýrken, arka planda hayat ürettiði yeni oyunlarla düþer peþimize. Hayattan bir adým önde yürüyenler bilir bunu elbet. Ezberlediðimiz roller repliðin unutulduðu yerde tekler, yerini hemen dolduramazsanýz, maskenizi yenileyemezseniz hayat yetiþir size. Hayatla adýmlarýnýz ayný eþitlikte buluþmuþsa, yýkýmlarýn gelmesi an meselesidir. Yýkýmlarla sevinçler birbirini izler. Bunlar birbirine ulanmakta ustadýr. Sevinçlerin ardýna gizlenmiþ yýkýmlar. Oysa ölümdür, tazedir her keresinde. Gelir ve gelir. Ölümün geliþi, zorlu bir rüzgarýn pencereleri sarsmasý gibidir, anidir. Çabuktur. Kimse ölümden hýzlý olamaz. Hayatý da gerilerde býrakýp tam yol

Ve güney Öðle sýcaðýndaki tedirginlik. Yapay ve tekdüze bir sýkýntý. Beklenmedik haziran yaðmurlarýyla ýslanmýþ sonsuz sokaklar. Uzun rüyalar mevsimindeyim, üstelik Güneyde ve kendimleyim. Kendimle: öte yandan herkesleyim demek. Yalnýzlýðýmýn çoðul tanýmý. Tek kelimeyle sýcak. Öðlene doðru biraz rüzgar çýkar diye ümit etmiþtim. Çýktý da; ama sýcak bir rüzgar. Karýncalar evde de rahat durmuyorlar bir türlü. Buna bir çare bulmalýyým. Çare bulmak istediðim o kadar çok þey var ki oysa. Bir kafeste yaþadýðýný düþünmek. Neden hep iyi þeylerin sonuna denk geliyorum. Bir þanssýzlýk mý? Belki. Þansa inanmasam da öyle sanýrým. Bazen kendimi bir denek hayvaný gibi düþünüyorum. Yarým býrakýlmýþ hatýralarýn huzursuz denklemini çözmeye yanaþmadan orada, öylece býraktým her keresinde. Benim için ku29


ilerleyebilirsiniz; ama ölüme en yakýn olanlar, hayatý gerilerde býrakabilenlerdir. Bir insan öldükten sonra þaþkýnlýða benzer bir þey çöker ortalýða, hiçliðin öyle birden bire geliþini anlamak, boyun eðerek inanmak o denli güçtür. Evet bir insanýn ölümü. Ölüm, hiçliðin alaycý bakýþlarýyla kuþatýr çevremizi. Ölü, ölmüþ olmaklýðýyla saçma gerçekliðini bitirmiþtir en nihayetinde. Ölüm büyür yavaþ yavaþ. Sarýp sarmalar ölünün çevresindekileri. En hafif ölümdür ilk ölüm. Dayanýlmasý güç olaný ikinci ölümdür. Ölünün yavaþ yavaþ anýlardan, duygulardan ve yazýlardan silinmesidir. Uzun sürer bu ölüm. Fotoðraftaki o incecik an'a sýðýþýr ölü. Eski bir zaman aralýðýndan ölünün bakýþlarýný izlersiniz. Neler yaþamýþtýr ah, nereden bilebiliriz ki? Ruh iklimindeki sancýlý ülke. Ölümden kaçabilen bir bilge tanýyordum önceden. Ölmeyi beceremiyordu. Yýllar geçti ve kayboldu. Hala ölemediði için bulamýyorum onu.

bir imge. Topraðýn altýnda yatanlarla konuþmak sarsýyor beni. Onlara ne anlatabiliriz ki. Zaten olancasýna yabancýlaþtýðýmýz modern dünyayý anlatmak. Sanmýyorum. Modern dünyanýn altýnda ezilen biz üçüncü dünyalýlar da topraðýn altýndan dünyayý gözetleyen ölüler gibiyiz. Çok azýmýza topraðýn üzerine çýkma hakký tanýnýyor. Umurumda deðil oysa. Modern dünyanýn ürettiði hiçbir masala inanmýyorum. Üstelik modern dünya bana masal anlatamýyor, sadece gösteriyor. Yanar döner görüntülerle beslenmiþ milyonlarca imgenin baskýsýnda düþlerimi öldürüyor. Beynim anlatýlaný imgelemek istiyor. Modern imgelere ihtiyacým yok; çünkü onlar da benim masallarýmla besleniyorlar. Sunduklarýnda hiçbir yenilik bulamýyorsanýz þaþýrmayýn. Lütfen biri bana çýkýp Binbir Gece Masallarýný anlatsýn, Dante'den bir bölüm, Faust'tan bir ateþ alacasý, Hamletten ezber bozan birkaç satýr istiyorum. Modern budalalar Dante'nin cehennemini boylasýn. Tekrar çaðýrýyorum Kharon nerelerdesin, gel bu geberikleri al.

Ya kahramanlar, evet onlar. Ya onlarýn yalnýzlýðý. Ölememekteki çileleri. Nasýl da acýyorum kahramanlara. Yunan mitolojisindeki onca isim. Yunanistan, kahramanlarýný gömememiþ bir ülkedir. Atlas'ý hala yaþatýr sözümona, sýrtýnda koca Dünya yükü. Üstelik çilelerin en beterini, en onulmazýný omuzlamak. Ssyphos. Hala o tepeye týrmanan. Yüzlercesi aramýzda yaþýyor. Kahramanlarýmýzý yaþatmakla, kendi mutlu ölümümüzün güvencesini elde ediyoruz. Yaþasýn kahramanlar, sevinsin mutlu ölüler.

Estetik, dedim deðil mi? Bedenin de giderek, modern giysilerin alacasý altýnda bir oyuncuya dönüþmesi. Aslýnda bedenin baþlý baþýna bir oyuncuya dönüþmesini pornoda gözlemleriz. Yüzler belirgin deðildir hiçbir zaman. Beden, tüm ayrýntýlarýyla seviþmenin kýþkýrtýcý cümleleri kullanýlarak konuþturulur. Modern dünyanýn yarattýðý porno kültü, yine onun düþmaný oldu. Önüne geçilemeyecek bir hýzla çoðalýyor oyuncu bedenler. Extasynin azgýnlýðýnda, insan türü sýnýrlarýný zorluyor. Bir sürü penis, bir sürü vajina, meme, kalça bir kasap dükkanýnda gibi canlanýyorlar. Organlarýn iðrenç tiyatrosu. De Sade, bu çýlgýnlýða yetiþseydi ne derdi acaba. Kameranýn gerisinde bir porno yönetirken düþünemiyorum De Sade'ý. Erotizm. Sanýldýðýnýn tersine en iðrenç kavramdýr. Bizzat modernizmin yürüttüðü bir komplo. Bedene giydirilen giysilerin açýk kalmýþ yanlarýndaki kýþkýrtý, kösnüllük. Çýrýlçýplaklýk ne kadar savunmasýzlýksa, yarý soyunuk bir bedendeki kösnül çaðrý, o kadar saldýrýcý. Modernizmin sýrrý da burada zaten. Yarý aralanmýþlýk. Duygularda da öyle. Net bir tavýrdan çok paradokslarla, ikilemlerle sarstýrýlan beyinler. Açýklamalardaki tutukluðu düþünün. Tarihi düzünden okumaktaki inadýný düþünün. Ya da hepsini bir kenara atýn, boþ verin, siz sadece düþünün, belki yeter.

Sabah yürüyüþüne çýkan adam, köpeðinin huysuzlanmasýna sinirlenirken üçüncü katta pencereden bakan adamla konuþmaya baþlar. Derken büyük bir gürültü kopar ve yirmi saniye süren bir deprem olur. Ýhtiyar kurtulur ama biraz önce sohbet ettiði adam üç katlý binanýn altýnda kalmýþtýr. Kurtarýcýlar gelir ve ses alamadýklarý gerekçesiyle yardým edemezler ihtiyara. Bunun üzerine adam günlerce topraðýn üzerinde yatar, konuþur ve sadece bir ses bekler derinlerdekinden, etraftakiler tarafýndan "deli" diye adlandýrýlmak pahasýna. Sonunda beklediði olur ve bir ses duyar. Bu ses aslýnda onun yaþamla olan baðlantýsýný simgelemektedir. Akademi ödüllü, Bernard Giraudeau imzalý film "L'Autre(diðeri)" incecik bir dinleme aletiyle yaþama tutunan ve ihtiyar bir adamýn desteði sayesinde kurtulan bir yabancýnýn hikayesini anlatýyordu. Birden o diyaloglarý hatýrladým. Bir ölüyle konuþmak. Poe öyküsü olabilir epi topu. Müthiþ

Bütün bunlarý düþünmek, çýldýrmamak için, bütün bunlarý düþünmek. Bilmek yaralayýcýdýr. 30


Deneysel tasarýmlara melankolik yaklaþýmlar Mustafa Uysal nýmadýðým insanlarla karþýlaþmaktan korkuyorum. Yürürken de tanýdýklarýma rastlamaktan hoþlanmýyorum. Doðuya doðru yürüyorum ve bunu -okuldan beri- tam on sekiz yýldýr yapýyorum. Güneþ gözüme batýyor.

Dýþarýda öyle güzel güneþ vardý ki... Telefonun sesiyle uyandým. Geç kalmanýn suçluluðu sardý bedenimi. Sesimi, çoktan uyanmýþ gibi zorladým. Konuþmanýn bir yerinde yýrtýlýverdi. Aþýk olmak için güzel bir gün. Yer yer kar var ve güneþ pýrýl pýrýl. Oda soðuktu. Kendime kýzdým. Sadece iþi olduðunda arayan fakat bu kez sadece ziyaret için aramak istemiþ olan birine sabahýn geç saatlerinde ne söylenebilir? Özür diledim, söylenebilecek bir tek o vardý zira.

Ýlk kelimenin sonundaki harfle ikinci kelimenin baþýndaki harfi bir þekilde buluþturabilirsem... Böyle saçma olur ama. Bir de yýl girecek araya. Onu da dolu bir yuvarlaðýn içine alýr içteki dairenin alt kýsmýna yerleþtiririm. Sahi niye uyanamadým ki bu sabah? Evet, gece diþim aðrýmýþtý. Aslýnda tuvalet için kalkmasam belki farkýna bile varmayacaktým. Panalgine tablet klavyenin altýna kaymýþ. Sürahide su yok. Kanaatimce diþçiler ressamlara hayrandýr. Kendilerinin de bir ressam olmadýklarýna þaþarlar. Kanaatimin köklerini diþlerime borçluyum. Bir de defterime, çarþamba zaten güzel bir gündür, diye yazdým. Sözler davranýþlarý açýklamaya yeter mi? Ya da þöyle sormalýyým kendime, davranýþlarýn sözlerle ya da alýþýlmadýk bir davranýþla izahý mümkün müdür? Bayram deðil seyran deðil, eniþtem beni niye öptü? Niye düþünüyorum ki? Niye mi? Adam beni uyandýrdý, geç kaldýðýmý, þakayla karýþýk suratýma haykýrdý. Ve izah. Hayýr, sadece seni görecektim. Yanlýþ anlamam mümkün tabi telefonum da hep açýk. Öyle dedim. Aslýnda yatmadan önce mutlaka kapatýrým. Uyanýnca da açarým. Ýlk iþim budur. Þarjda kaldý bugün. Þartlar düþünülürse bu doðru. Yalan söylemiþ olmuyorum. Hep açýk, olmasý gerektiði saatlerde açýk. Þu ortadaki daireyi ilk kelimenin altýna ikinci kelimenin üstüne doðru çeksek. Keskin hatlardan arýnmýþ bir yazý tipi bulmalý. Kavisten anladýðým nedir? Dikkat, saða viraj! Dikkat, ilki sola sürekli viraj!

Daha önceki çizimimi keskin köþelerinden dolayý beðenmemiþlerdi. Halbuki Avrupai tarzda olsun istemiþlerdi. Yuvarlak hatlarý bu yüzden tercih etmemiþtim. Tamam, bu kez daire içine alacaðým. Daireyi üstten ve alttan týraþlarsam ortaya hoþ bir çizim çýkabilir. Kýrmýzý baskýn renk olsun, demiþlerdi bir de. Önceki sarý baskýn çizilmiþti. Ýtici, tiksindirici bir renkmiþ. Oysa rahatlatýcý bir etkisi vardýr sarýnýn. Neyse kýrmýzý istiyorlarsa öyle olacak. Soðuk bir odaya uyanmak iyi hisler vermiyor insana. Yine de güneþi karla birlikte görmek içimde sýcak duygular uyandýrýyor. Kahvaltýda akþamdan kalma tarhana var. Ýçine ekmek doðradým. Kahvaltýda çorba içecekseniz içine ekmek doðramayýn. Üç beþ kaþýk sonra yiyemedim. Çay iyidir. Sýcak bir þey en azýndan. Alýþkanlýk. Bildik bir þey. Dünya yerinde duruyor, diyor içerken. Sloganý nereden bulacaðým peki? Tam ortaya marka yazýlacak. Böyle de marka olmaz ki, nereye koysan sýðmaz. Uzun. Ýçe bir daire daha çizsem. Gri bir renk versem. Parlayan ayakkabýlarýn siyahýný aksettirebilirsem harflere. Ýyi ayakkabý seçerim. Bu konuda hiç taviz vermem. Yalnýz bütün bu insanlar ayakkabýlarýný boyamak için nasýl vakit ayýrýyorlar anlamýyorum. Çamurlarý gitsin diye birkaç fýrça tamam. Kim uðraþacak parlasýn diye? Uðraþanlar var ama. Harfler parlak siyah olsun.

Yürüyerek gideceðim ama yine de garaj kapýsýnýn üzerinden bakýyorum. Kafasýný yem torbasýndan kaldýrýverecek bir atýn tepkisini bekliyorum. Genlerimize iþlemiþ demek ki. Nasýl býraktýysam öyle duruyor iþte. Yüz metre kuzeye, rahat bir yolculuk, güneþ gözümü kamaþtýrmýyor. Hemen sonra batýya doðru. Ýþte þimdi güneþin masalsý yolunda yürümeye baþlayabilirim. Önümde yürüyen bir

Kapýyý açtýðýmda kar gözlerimi aldý. Bugün de yayayýz. Yerde kar varsa binemeyeceðim bir aracým var. Dolmuþa binmek tuhaf gelmiþtir bana. Mecbur deðilim, yürüyerek gidebiliyorum iþime. O yüzden tuhaf geliyor olmalý. Bir de þu var: Hep ta32


lise talebesi mi? Hayýr. Giyimi öyle olmadýðýný söylüyor. Yürüyüþ vakur bir hanýma ait. Siyah, pýrýl pýrýl ayakkabýlarý var. Kaba topuklu ama kendi zarafetinin içinde erimiþ. Iþýk cümbüþünün içinde yarý kör, gözlerim kýsýlmýþ yürüyorum. Söz verdim kendime, iþe daha da geç gideceðim. Sadece ziyaretime gelen adam beni bekliyor. Çayýmý içecek. Gerçi çay içmek için beni beklemesi gerekmiyor. Ýsteyene verirler. Ýstemeseniz bile verirler. Günaydýn efendim, derler. Onun karþýlýðý eminim, teþekkür ederim, þeklinde olmuþtur. Sýrf bana da öyle demesin diye, merhaba, diyeceðim.

num akmýþ olabilir. Mendilimi çýkarýp burnumu sildim. Güneþ ve kar beni masalsý hülyalarda gezdirirken aslýnda bunun bir fýrsat olabileceðini düþündüm. Bu kýza aþýk olmayý deneyebilirim. Dönüp bir daha baktý. Bu kez pantolonumun paçalarýnda çamur var mý diye kontrol etme gereði duydum. Aramýzda en az elli metre var ve önümde yürüyor. Peki ben niye hep üstümdeki bir garipliðin tesiriyle bakýlmýþ gibi hissediyorum? Altýný ve üstünü kestiðim ilk dairenin kýrmýzý olmasý güzel olur. Kalýnlýðýný nasýl ayarlamalý? Deneyerek. Çeþitli kalýnlýklarda nasýl duracaðýna bakacaðým. Bir soda daha içmek istiyorum. Þimdi kalkýp giyineceðim ve bakkala kadar yürüyeceðim. Ay karla kaplý dünyamý gümüþlendirmiþ, öylece duruyor olacak. Ayaðýmýn altýndaki buzlarýn kýrýlmasýný daha net duyacaðým. Kabuslarda sesler nasýl gerçekse o da öyle gerçek gelecek kulaðýma. Ýlginç bir kontrast olacak. Bugün çarþamba, kar var, güneþ vardý, dolunay var ve aþýk olmayý aklýmdan geçirdiðim bir kýz gördüm. Ýþe geç kaldým. Bir de o var tabi. Gazete okuyan fili bir kenara býrakmalý þimdi. Ýki kere yolumu deðiþtirdiðim halde yine de önümde yürüyüp iþime az bir mesafe kala pastaneye giren kýzýn yüzünü düþünmeli, tam zamanýdýr. Ah be güneþ, senin yüzünden onun yüzünü göremedim demek ki, aklýma olmadýk simalar geliyor gecenin bu saatinde.

"Uçak koltuðunda gazete okuyan fil." Ýþte sloganým bu. Amblemin hemen üstünde bu slogan iyi gider. Ýyi de nasýl izah edeceðim? Parasý çok adamlarýn iþini yapmaktan niye zevk almýyorum? Kýrmýzý, siyah ve gri renkler. Zemin beyaz olacaðýna göre... Akþam yemeðinde doymadýðýmý hissetmiþtim ama yine de bir soda içeceðim. Önümden yürüyen kýz tam üç kere dönüp baktý. Ýyi ki ayakkabýlarýný incelerken yakalanmadým. Kaldýrýmýn buzlu olmayan tarafýna geçecektim o, benden önce geçti. Epey yürüdük. Hiçbir yere sapmadan þehrin ortasýna kadar giden bu kaldýrýmda kaçýnýlmaz olarak takip ediyordum. Dönüp bir kez daha baktý. Sevimli, güzel bir yüzü vardý. Simsiyah giyinmiþti. Ýlk aklýma gelen þey beyaz kabanýmý giymiþ olabileceðim oldu. Saçma. Siyah kabaným vardý üstümde. Niye baktý o zaman. Bur33


Edebi metinlerde dil - söz ayrýmý ve ‘Ocak’ hikâyesi Kâmil Yeþil Dil bir iletiþim aracý olarak somuttan hareket eden, öncelikle çevreyi, dýþ dünyayý ve onunla ilgili varlýklarý, durumlarý anlatmaya yarayan bir araçtýr. Ancak insan somutla yetinen bir varlýk deðildir; çünkü insan düþüncesi, ruhu ve duygularý soyut yönlüdür. Ýnsanlar soyut alaný ifade etmek için ayrýca o alanla ilgili yeni kelimeler üretmek yerine; somut alaný ifade etmek için kullandýklarý kelimelerden (gösteren) yararlanma yolunu tutmuþlardýr ve böylece somut anlamlý kelimeler soyut anlamý da ifade eder olmuþtur.

cu bir soðuk vardýr, o kadar ki alýnan soluklar bile donma noktasýndadýr. Baþlangýçta sadece donmuþ su kütlesi anlamýna gelen "buz" göstereni böylece yan anlam deðeri kazanmýþtýr. Ancak dikkat etmemiz gerekir ki havada dondurucu bir soðuðun olmasý buz kelimesinin bir metin içinde, diðer kelimelerle bir araya geliþi(baðlamý) ile ilgilidir. Bu metinde 'buz gibi' göstereni olumsuz iken; "Hava çok sýcak. Þimdi þöyle buz gibi bir ayran olacaktý ki" cümlesinde ise gösteren ayný olmasýna raðmen gösterilen, iþaret edilen anlam ayný deðildir. Yine bunun gibi "Bu söylediðin buz gibi yalan."da da farklý anlamdadýr. Bunun sebebi, anlaþýlacaðý gibi kelimelerin, kelime gruplarýnýn donmuþ, sabit bir anlamý olmadýðý; bir baðlam, bir metin içinde anlam ve deðer kazandýklarýdýr. Kelimelerin metinde kazandýklarý bu deðer sözlüklerde yazmaz; kiþi onu yaþantýsý, kültürü, hislerinin kuvveti oranýnda anlar, anlamdýrýr. Ýþte kiþilerin sözlüklerde yazmayan ama baþka etkenlerle ulaþtýðý anlama yan anlam diyoruz.

Ancak bu her kelime için geçerli deðildir. Çünkü bazý kelimelerin soyut alana giriþ yapmasý baþka kelimelerle iliþki kurmasýný gerektirmiþtir. Kelimelerin baþka kelimelerle iliþkiye girebilmesi için onlarla ortaklýk saðlayacak bir tutamaklarý olmasý gerekir ki buna biz anlambirimcik diyoruz. Kelimelerin bir gösteren yönü bir de gösterilen yönü vardýr. Kelimelerin gösteren yönü ‘ses imgesi’dir; gösterilen yönü ise iþaret ettiði, çaðrýþtýrdýðý, zihinde uyandýrdýðý kavram yönüdür. Modern Dilbilim'in kurucusu Ferdinand de Saussure'ün bu açýklamasýna göre tek tek kelimelerde (göstergeler) görülen bu anlamsal iliþki, kelimelerin baþka kelimelerle kurduðu iliþkilerde de vardýr. Kelimelerin yan anlam, mecaz anlam, kinaye vs. anlam kazanmasý sadece baþka kelimelerle rastgele bir araya geliþleri ile gerçekleþmez. Aksine bu kelimler bir araya gelirken sözl��k anlamlarýnda gizli olan anlambirimcikleri sebebiyle bir araya gelir.

Sonuç olarak þunlarý söyleyebiliriz: Dil, somut olan varlýklarý, durumlarý anlatan, anlatmaya yarayan iletiþim aracýdýr. Oysa söz, dili kullanan kiþinin niyetine göre ona yüklediði anlamdýr, deðerdir. Ýnsanlar -özellikle sanatçýlar- dile söz deðeri yükler. Yüklenen bu deðer yaygýnlaþabilir ve bir kültürel öðe, sembol / imge deðeri kazanabilir. Eðer þair alýþýlmamýþ baðdaþtýrmalar kuruyorsa, bu, kelimelerin temelinde olmayan anlambirimciklerine yeni anlambirimcikler eklemeye çalýþmasýndandýr ki bu tür metinleri anlamak zor olduðu gibi o tür baðdaþtýrmalar da dile yerleþmemiþtir.

Örneðin Faruk Nafiz'in Han Duvarlarý adlý þiirinde geçen: "Soðuk bir mart sabahý. Buz tutuyor her soluk" mýsrasýný ele alalým. Bu mýsrada geçen buz göstereninin gösterdiði kavram alaný içinde suyun sadece donmuþ, kütle olmuþ hali yoktur ayný zamanda "aþýrý, insana üþüntü duygusu veren soðuk" anlamý da vardýr. Ve biz mýsrayý okuduðumuzda buzun diðer hallerini (anlambirimciðini) deðil bu anlambirimciðini anlarýz. Þair de kelimenin bu anlambirimciðinden yararlanmýþtýr. Þimdi anlýyoruz ki havada donduru-

Örnek olarak aþaðýdaki metne bakalým. Niçin sýk sýk bakarsýn böyle mir'at-ý mücellâya Meger sen dahi kendi hüsnüne hayran mýsýn kâfir Nedim

(Niçin sýk sýk aynaya bakýyorsun (ey sevgili!) yoksa sen de mi kendi güzelliðine hayran oldun kâfir?)

34


Demâdem cevrlerdir çektiðim bî-rahm bütlerden Bu kâfirler esiri bir Müselman olmasýn ya Rab Fuzûli

"1917 senesinde Topraklarýnda doðmuþum Anamdan emdiðim süt Çeþmenden tarlandan gelmiþ" Cahit Külebi

(Merhametsiz putlardan devamlý cefa görmekteyim; bir Müslüman bu kâfirlerin eline düþmesin, onlara esir olmasýn ya Rab)

Artýk bu sözler edebî bir metin deðeri kazanmýþtýr. Hiç kimse -sözlerin sahipleri dahil- bir toplantýda kendilerini tanýtýrken bu metinleri günlük konuþmanýn tonuyla söylemez. Çünkü bu metinlerde kendinden bahseden kiþi toplantýda kendinden bahseden somut bir kiþi deðildir; anlatýcý kiþidir. Bu sözlerin toplantýda söylenenden daha derin, daha çaðrýþýmlý (yan anlam) bir deðeri vardýr. Özelleþtirirsek "Polistir babam, Cumhuriyetin bir kuludur." dizelerinde ses, kiþinin niyetine göre çok farklý anlamlarý verecek güçtedir. Çünkü günlük hayatýn iletiþiminde sadece bir dil ögesi olan birimler böylece söz deðeri kazanmýþtýr.

Bu metinlerde kâfir kelimesi dini bir terimdir ve "Amentü esaslarýný inkâr eden kiþi" demektir. Bu kelime Müslümanlarla gayr-i Müslimlerin savaþýný ifade eden ve Çanakkale Savaþýný anlatan bir metinde geçmiþ olsun. Kelimenin o metindeki anlamý sadece gayr-i Müslimliði göstermez; kiþinin niyetine göre hakaret, küçümseme ve acýma da bildirir. Oysa yukarýdaki metinde kâfir kelimesi bu söylenenlerle hiçbir ilgisi olmayan, sevgi, sevecenlik, tutku, biraz naz biraz sitem bildiren bir "söz" deðerindedir. Bu dil birimine söz deðeri kazandýran da öncelikle þairin niyeti, duygusu ve onu diðer gösterenlerle uygun bir þekilde bir araya getirmesidir. Þiiri okuyan kiþi de bunu böyle hisseder ve þiiri okurken gösterir.

Söz deðeri kazanan metnin yorumu, içinde yaþadýðýmýz kültürle, birikimlerimizle, baðlamýmýzla yakýndan ilgilidir. Bunu da Yunus Emre'nin þu þiiriyle açýklayabiliriz: Çeþmelerden bardaðý Doldurmadan kor isen Bin yýl yanýnda dursa Kendi dolasý deðil

... Bir sohbet toplantýsý düþünelim ve toplantýya katýlanlar arasýnda Ýsmet Özel ve Cahit Külebi olsun. Herkes kendini tanýtýrken, söz Ýsmet Özel'e geldiðinde onun "Ben, Ýsmet Özel. Þairim. Kýrk yaþýndayým. Bir polisin oðluyum." dediðini düþünelim. Cahit Külebi de "1917'de doðdum." diye baþlasýn kendini tanýtmaya. Bu cümleler bilgi cümlesidir, bu cümlelerde dil göndergesel iþleviyle kullanýlmýþtýr. Ve cümlelerin hiçbiri yan anlam deðeri taþýmamaktadýr.

Yunus Emre bu þiiri gerçek hayattan, dýþ dünyadan aldýðý objeler üzerine kurmuþtur. Çeþme, bardak, doldurmak gibi. Gerçekten kiþinin bardaðýný su ile doldurabilmesi için akan bir çeþmenin altýna tutmasý gerekir. Ancak þair bunu mu söylemek istiyor acaba? Bir kiþi eline bardaðý alsa ve çeþmenin altýna tutsa, su ile doldursa ve o sýrada bu þiiri okusa þiiri anlamýþ, anlamlandýrmýþ olur mu? Þüphesiz yaptýðý iþle paralel bir söz söylemiþ olur. Ancak edebî bir metni günlük iletiþimin malzemesi (dili) haline getirmeye çalýþmýþ olur böylelikle. Bu manzarayý gören bizler için bir çeliþki görülmüyorsa da bir tuhaflýk olduðu kesindir.

Ancak bu sözler þöyle metinlerde geçmiþ olsun: "Ben Ýsmet Özel, þair, kýrk yaþýnda, Her þey ben yaþarken oldu, bunu bilsin insanlar ben yaþarken koptu tufan ben yaþarken yeni baþtan yaratýldý kâinat her þeyi gördüm içim rahat gök yarýldý, çamura can verildi …….

Bir de þöyle düþünelim: Herkesin katýlýmýna açýk bir davet olsun. Bu davete katýlanlara birçok deðerli eþya, para vs. verilmiþ olsun. O davete yakýn bir yerde boþ boþ oturan, kolay geçim vasýtalarý arayan bir kiþi davet sahibinin cömertliðini kastederek

Çanlar sustu ve fakat binlerce yýlýn yabancýsý bir ses deðdi minarelere Tanrý uludur, Tanrý uludur polistir babam, Cumhuriyetin bir kuludur." Ýsmet Özel

Çeþmelerden bardaðý

35


Doldurmadan kor isen Bin yýl yanýnda dursa Kendi dolasý deðil,

Görüldüðü gibi bu edebî metinde "çeþme" çeþme deðildir, "bardak" bardak; "su" su deðildir; baþka bir þeydir. Bunun sebebi ise bir dil malzemesi olan bu gösterenlerin metinle, baðlamla, þairin istemesi ve kültürün izin vermesi ile kaynaþýp bir "söz" deðeri kazanmýþ olmasýdýr.

þiirini okusun ve çantasýný, bavulunu doldurmaya gitsin oraya. Þüphesiz bu olayda da eylem ile söz birbirini tutmaktadýr. Acaba metnin amacý bununla sýnýrlanabilir mi? Ya da edebî metnin söylemek istediði bu mudur?

Dilin söz deðeri kazandýðý metinler içinde öne çýkan hikayelerden birisi Rasim Özdenören'e aittir. Onun "Ocak" adlý hikayesinde söz deðeri kazanan dil biriminin geçtiði bölümleri aþaðýya alýyoruz:

Bir baþka kiþi düþünelim: Eline geçirdiði bir yetkiyi, bir devlet kurumunda veya özel kurumda para iþlerinin takip edildiði bir birimde görevli bir kiþi yetkisini kötüye kullanarak, ahlaki ilkeleri, yasalarý ve insanlýðýný çiðneyerek madem Yunus Emre böyle demiþ, öyle "Bal tutan parmaðýný yalar." diyerek kurumunun gelirlerini hesabýna geçirse þiir yeni bir yorum kazanmýþ olur mu? Elbette böyle bir anlam kastedilmemesine raðmen bu metin bu ve benzer durumlarý anlatmada kullanýlabilir.

OCAK Bayram akþamlarý bize kundura getirirdi. Getirdiði kunduralar ölçüyle alýnmýþ gibi uyardý ayaklarýmýza, bir kez olsun deðiþtirme gereðini duyduðumuzu anýmsamam: bu iþi nasýl becerebildiðine hâlâ þaþarým. Altý kardeþtik, üç kýz, üç oðlan. Ýki de ölmüþ kardeþimiz varmýþ, ben onlarý bilmem. Bir gün kapýya birileri gelmiþ, ne iþ içinse, evin horantasýný soruyorlardý. Sýra çocuklara gelince babam üç çocuk diyerek sadece oðlanlarýn adýný sayýnca kapý komþumuz "üç deðil, altý çocuðun var senin Bekir efendi" diye babamý uyarmýþ, babam da þaþkýn þaþkýn: "Haa, kýzlar da mý dahil?" diye bir þeyler gevelemiþti. Komþu dayýya ters ters bakmasýndan bu iþe bozulduðunu anlamýþtým. Oysa kýzlarýný oðullarýndan daha çok severdi. Fortlarýndan birbirine baðlanmýþ kunduralarý çift çift heybeden çýkartýrken hangimizin kundurasý elindeyse ona: "Giy lan þunu deyyus" derdi. Bizi severken kullandýðý kelimelerdi bunlar. "Lan deyyus" lafýný duyunca nerdeyse þýmarýrdýk. Kýrnabýn bir ucunu diþlerinin arasýna sýkýþtýrmýþ, çemreli kollarýndan mavi kara damarlarý kabarmýþ, hýrsla kýrnabý mumluyordu. Eþeðin semerini onaracaktý. Böyle bir þey iþte.

Oysa bir metni yorumlamak öncelikle þairin ait olduðu kültürü yakýndan tanýmakla ilgilidir. Metnin kastetmediði anlamlarý metne yüklemek bir yorum deðildir, metni baðlam dýþý deðerlendirmektir. Yunus Emre bu metinde öncelikle bir tevekkül anlayýþýný (zihniyeti) öne çýkarmaktadýr. Buna göre insanlar öncelikle azmetmeli, iradesini kullanmalý, iþin gereðini yerine getirmelidir. Gökten altýn yaðmaz, insanlar rýzýklarýný kendi kazanýr, kazanmalýdýr. Toprak verimli olarak, su da topraðýn verimliliðini artýrmaya hazýr beklemektedir. Bütün mesele bardaðý suyun altýna tutmaktýr; yani imkânlarý deðerlendirmektir. Bu metin bütün bunlarý çaðrýþtýracak kadar zengin (yan anlam) anlamlý ise Yunus Emre'nin içinde yaþadýðý tasavvuf geleneðine göre de bir anlamý vardýr ve o da þudur.

Çeþme, tasavvufta Þeyh'in yerini tutan bir imge, sembolik bir deðer; su da þeyhin müritlerine verdiði, daðýttýðý feyizdir.

Babamýn kucaðýnda böyle çocuk, hele bir bebek sevdiðini hiç görmemiþtim: çocuklardan onun kadar uzak duran adam az görülmüþtür. Bizimki, tülbendinin ucu hep dudaklarýnýn arasýna sýkýþtýrýlmýþ olarak bebeði uzatýyor. "Kadir" diye sesleniyor babam, sonra heceleri ayýrýp uzatarak: Abdülkadir." Kucaðýna alýyor bebeði. Anlýyorum, bebeði bana göstermek için yapýyor bunu. Söyleyecek baþka söz bulamadýðý için olacak "Abdülkadir, Abdülkadir" deyip duruyor küçük parmaðýný bebeðin dudaðýna deðdirerek. /Dedemin adý, onun adýný

Çeþme (feyzin kaynaðý) olarak Þeyh, sadece müritlere deðil ondan feyiz almak isteyen herkese feyzini göndermekte, bir ayrým yapmamaktadýr. Ancak burada kiþilere de bir görev düþmektedir ki o da bardaðý çeþmenin yanýnda tutmak (þeyhin yanýnda boþ boþ durmak) deðil bardaðý akan kurnanýn altýna tutmaktýr. Yani feyzi almak için gayret göstermek, þeyhi sevmek, onun buyruklarýný yerine getirmektir. 36


koymuþlar./ Sonra parmaðýný aðzýna sokuyor bebeðin, dudaklar, aranarak emmeye savaþýyor bu kurumuþ parmaðý. "Vay namussuz" diyor babam, sonra baþýný kaldýrmadan: "Sütünü bol ver gelin" diyor "esirgeme, temeli saðlam olsun." "Çenesizlik etme" diyor anam "ver artýk." Bebeði alýyor, bebek þimdi onun kucaðýnda: odanýn ortasýnda bir tuhaf þaþkýnlýkla dikilip kalmýþ anam. "Adý sahibine benziyor" diyor. Baþýnda hiç saç yok oðlanýn, tek bir tel bile, tüm kabak. Görmeyen gözlerini açýyor bir an: kaþlarý öyle çatýlmýþ, yüzü öyle asýk, azgýn. Acaba neler görüyor? "Ulan" diye seslenmemek, kucaðýma almamak için zor tutuyorum kendimi. "Günde on altý, belki yirmi saat uyuyor deyyus" diyor babam. … Yüzümü yýkamak için banyo olarak kullandýðýmýz, bölmece geçiyorum. Bölmecin önünde karým elinde havlu bekliyor. Ben. çýkýnca havluyu uzatýyor. Kimsenin iþitmesini istemediði bir sesle:

Rasim Özdenören

"Hayýn" diye mýrýldanýyor. Babanýn çocuklarý severken kullandýðý kelime metinde beþikteki çocuk için de kullanýlmýþtýr. Bu durumdan da anlýyoruz ki aslýnda kelimelerin donmuþ, kalýplaþmýþ bir anlamý yoktur; kelime metinde hangi anlamlarý hissettirecek baðlamda ve þekilde kullanýlmýþsa kelime o anlama gelir. Bu da dilin söz deðeri kazanmasý demektir.

Bu bir özlem mi, sitem mi, geç kalmýþ bir merhaba mý, nedir, bir türlü kestiremiyorum. Yüzüne bakýp kalýyorum öylece. Dalgýn dalgýn. [Rasim Özdenören]

Yukarýdaki hikayede hapishaneden çýkan bir adamýn eve dönüþü, evde aile fertleri ile karþýlaþmasý anlatýlmaktadýr.

Metinde kadýnýn kocasý için kullandýðý "hayýn" kelimesine bakalým. Anlatýcý kiþi bunun bir hakaret olmadýðýný hissetmiþtir ve alýcýya kelimeden çýkarýlabilcek muhtemel anlamlar konusunda açýklamalar yapmaktadýr. Fakat hangisi çýkarsa çýksýn bu sözün karþýlýðý "hýyanet eden, zarar vermekten veya kötülük yapmaktan hoþlanan ve kötü niyeti olan kimse" deðildir.

Hikayenin anlatýcý kiþisi, metinde dil birimine söz deðeri kazandýran söylem örneði olarak "deyyus" kelimesini kullanmaktadýr. Bu kelime halk arasýnda sövgü sözü olarak kullanýlmaktadýr. TDK sözlüðü bu kelime için : "Karýsýnýn veya kendisine çok yakýn bir kadýnýn iffetsizliðine göz yuman kimse" anlamýný vermektedir.

"Bölmecin önünde karým elinde havlu bekliyor. Ben. çýkýnca havluyu uzatýyor. Kimsenin iþitmesini istemediði bir sesle:

Dikkat edilirse kelimenin ayrýca dini, kültürel bir zihniyetle de ilgisi vardýr; fakat metinde yer aldýðý þekliyle bu kelime bir hakaret ve sövgü bildirmemektedir; tam tersi alýcýlar tarafýndan sevecenlik, yakýnlaþma, bir çeþit deðer verme olarak algýlanmaktadýr. Çünkü bu durum ses tonundan, söyleyiþten, söyleyiþe katýlan jest ve mimiklerden anlaþýlan bir durumdur.

"Hayýn" diye mýrýldanýyor. Bu bir özlem mi, sitem mi, geç kalmýþ bir merhaba mý, nedir, bir türlü kestiremiyorum. Yüzüne bakýp kalýyorum öylece. Dalgýn dalgýn." 37


Zor yýllar Hülya Atakan O yýl ve bir öncesi, sevdiklerimi peþ peþe kaybedeceðim kimin aklýna gelirdi ki. Memleketin dört bir yanýnda, yoksulluðun hastalýklarla yoðrulduðu savaþ yýllarý… Uzun bir kýþ geçiriyorduk. Neyse ki üzerinde yaþadýðýmýz topraklar bereketliydi. Bu yüzden diðer yerlere kýyasla çok þanslýydýk, yazdan hazýrlanan erzaklar, kýþý rahatça geçirmemize yetecek kadar boldu. Ama hiçbir þey cephelerden gelen haberlerin acýsýný ve gözyaþlarýný dindirmeye yetmiyordu.

dedem, týpký pamuk sakalý gibi yumuþak, merhamet dolu, temiz bir yüreðe sahipti. Elinin dokunduðu her þeye güzellik ve bereket katardý. Bunu yüzlerce kez denemiþ köy halký, ona evliya gibi inanýr, saygý gösterirdi. Hastasý olan, evlenme yaþý geçmiþ kýz, oðlan sahibi, bebeði olmayan, eþi, dostuyla dargýn olan, borçlu veya alacaklý iþi o dereceye vardýrmýþtý ki, ilk önce dedeme koþar, ondan hayýr duasý isterlerdi. Dedem, onlara her seferinde biri diðerinden farklý, hayranlýkla dinlediðim kýssadan hisseli bir hikaye anlatýr, damarlarý dýþarý fýrlamýþ, etleri kemiklerine yapýþmýþ uzun, ince süt beyazý þeffaf parmaklarýyla sýrtlarýný sývazlayarak, hayrý Allah'tan beklemelerini tembihler, arkalarýndan okuyup üflediði dualarla onlarý evlerine, kalplerine serpiþtirdiði huzurla birlikte uðurlardý.

Kuzinenin yarý aralýk kapaðýndan, gündüzden amcamýn dýþarý istiflediði odunlarý, hýzlýca kora dönüþen ateþe, tek tek ilave ediyordu annem. Yaptýðým tüm maskaralýklara raðmen, onun gözlerine doðuþtan iþlemiþ olduðunu düþündüðüm hüznü hiç silemedim. Babaannem her zamanki gibi, ocaðýn yanýndaki divanda baðdaþ kurmuþ, okuduðu dualarýn mýrýltýsý ve birbirine vuran tespih taþlarýnýn sesi duyuluyordu ara ara. Bir zamanlar annemle birlikte yattýðýmýz, þimdi amcamla kaldýðý bitiþik odanýn, oturduðumuz odaya açýlan penceresinin, duvardaki çengellere takýlý kanatlarý açýktý ardýna kadar. Gelin odasý da denilen sofaya açýlan asýl yuvamýz, babam askere gittiðinden beri boþtu. Halam dilimlere ayýrdýðý limon armudunu, sahanýn kenarýna diziyor, bir türlü baba diyemediðim küçük amcam Ýdris, biraz sonra söndürülecek kýsýk gaz lambasýnýn altýnda, benim için hazýrladýðý düdüðe, her zaman büyük bir maharetle kullandýðý keskin çakýsýyla son þeklini veriyordu. Lambanýn titrek ýþýklarý, her gece yatmadan önce sevip okþadýðým, asker üniformasý içerisinde, yakýþýklýlýðý daha bir belirginleþmiþ, alfabemin arasýna sýkýþtýrdýðým, babamýn fotoðrafý üzerinde oynaþýyordu.

Köyün en büyük eviydi bizimki. Bahçe kapýsý, yoldan gelip geçen herkese yaz, kýþ ardýna kadar açýk olurdu. Nerde darda kalmýþ gariban, yolda kalmýþ yolcu, elinde sazý, dilinde koþmasý bir aþýk varsa bu kapýyý kimseye sorup danýþmadan eliyle koymuþ gibi bulur, savaþýn hüküm sürdüðü o zor yýllarda dahi ocaðýn üzerinde kaynayan büyük kazanda, misafir için ayrýlmýþ fazladan bir pay hep bulunurdu. Tarif edilemez bir bereket doluydu evimiz. Kimi yerleri dereden toplanmýþ iri taþlarla, kimi yerleri çalý çitlerle çevrili üzüm baðýndan ancak hava karardýðýnda ayrýldýðýmýz vakitler, büyük dedem kapýdan çýkmadan bastonuna dayanarak arkasýna döner, mýrýltýlarýný ancak duyabildiðim dualarla, onlarý adeta kutsayarak, çocuðu gibi üzerine titrediði aðaçlarýyla vedalaþýr, deðirmene kadar da dudaklarýndaki mýrýltýlar devam ederdi. Sabah baða döndüðümüzde, bostandaki sebzelerin bir gün öncesinden sanki hiç toplanmamýþ gibi durduðunu, yine bir gün öncesinden meyveleri derilmiþ dallarýn üzerlerindeki yemiþlerin aðýrlýðýndan yerlere sarktýðýný görür büyülenirdim. Atalarýmýzdan miras kalan bu topraklar üzerinde, yaþlarýna raðmen son derece güçlü ve sihirli bir berekete sahip meyve aðaçlarýnýn ne zaman ve kimler tarafýndan dikildiðini büyük dedem bile hatýrlamazdý.

Büyük amcam Tevfik'in askere alýnmasýndan birkaç ay sonra týpký babam ve amcam gibi büyük dedem de terk etmiþti bizi. Babaannem, babasý büyük dedem gibi temiz kalpli, kanatsýz bir melekti. Kökleriyle birlikte devrilirken gördüðü asýrlýk çýnar aðacýný, hoca efendinin, "hayra yor, Fatma Nur Haným, hayra yor" dediði gibi, o gece gördüðü rüyayý hayra yormaya çalýþmasý, ne yazýk ki büyük dedemin ani ölümünü engelleyememiþti. Büyük 38


züldü ve yere yýðýlýp kaldý. Amcamýn attýðý acý çýðlýkla, deðirmenci ile baðdan dönen komþular yanýmýza ulaþtýðýnda, dedemi umutsuzca ayaða kaldýrmaya çalýþýyorduk.

O gün büyük dedem ve Ýdris amcamla gittiðimiz baðda çalý çýrpýlar toplanmýþ, kurumuþ dallar ocakta yakýlmaya hazýr hale getirilmiþti. Ben de onlara elimden geldiðince yardým etmeye çalýþýyordum. Bunda belki yýllardýr askerde olan babamýn payýnýn da olduðunu hissettiðim, dedemin bana olan sevgisinin çocuklarýndan, torunlarý olan amcalarýmdan, halalarýmdan bile daha çok olduðunu bilir, onun söylediði her görevi eksiksiz yerine getirmeye çalýþýrdým. Bu koþulsuz sevginin her an yaný baþýmda olmasý bana büyük bir güç verirdi. Küçük yaþýma raðmen büyük dedemin benimle büyük adam gibi konuþmasý, her konuda fikrimi almasý hoþuma giderdi.

Büyük dedem ne o gün, ne de sonra, bir daha ayaða kalkamadý. O günden geriye hatýrladýðým, güz gecesinin soðuk ayazý ve altýnda büzülüp kaldýðým aðaçlar oldu. Dünyada yapayalnýz kalmýþ gibi hissediyordum. Haþin esmesinin tersine, rüzgarýn kulaðýma fýsýldadýðý sevgi sözcükleri arasýnda, týpký dedemin merhametli, sevecen elleri gibi baþýmý okþayan aðaçlarýn dallarýna, gövdesine sarýlarak, onlarda teselli arayýp bütün geceyi iç çekerek üzüm baðýnda geçirdim, o gece annem dahil yokluðumu kimse fark etmemiþti.

Sonbaharýn esen hafif yeline raðmen büyük dedemin alnýndan süzülen damlalar, ucu hafif sararmýþ pamuk beyazý sakalýnda yol buluyordu. Üçümüz de yorulmuþtuk, gelirken içinde yolculuk ettiðim eþeðin üzerindeki boþ küfelerin her ikisi de, bostanýn son ürünleriyle dolmuþtu. Güneþ, güzün son ýlýk ýþýklarýný, gökyüzüne öbek öbek daðýlmýþ pamuksu bulutlarýn arasýndan cömertçe yollamaya devam ediyordu. Aðýr aðýr giden eþeðin yanýnda yürüyen dedem, sýk sýk yeleðinin cebinden çýkardýðý mendiliyle alnýnýn terini silmek üzere duraklýyordu. Onun halinde ve tavýrlarýnda her zamankinden farklý bir þey bulunduðunu sezmiþtim. Köyün giriþinde bulunan deðirmen ve önündeki taþlýða dizilmiþ, üzerlerinde kime ait olduklarý iþaretli, üst üste istifli una, bulgura dönüþmeyi bekleyen buðday çuvallarý karþýdan görünmüþtü. Köyün içinden kývrýlarak nazlý nazlý akýp giden Deðirmendere ismini üzerindeki bu eski su deðirmeninden almýþtý. Deðirmenin yaz kýþ hýzla dönen çarkýnýn sesi, sonsuz huzur verirdi bana. Biraz ilerisinde; suyun hýzýnýn azaldýðý küçük koyda, yeþil baþlý ördekler yüzerdi. Yalnýzca nane limon kokusunu hatýrlayabildiðim babam aklýma geldiðinde, soluðu, sazlýklarýn arasýnda uçmaya çalýþan ördek yavrularýný izlemek üzere, deðirmen yerinde alýrdým.

O sonbahar, dedemi köyün mezarlýðýnda, bulunduðu yerden baðýný ve her birine ömrünü adadýðý sevgili aðaçlarýný görebilecek þekilde defnettik. Dere boyu, günlerce arayýp çýkardýðým en büyük çakmak taþlarý sayesinde biz de onu baðdaki aðaçlarýn üzerine çýktýðýmýz zaman diðer mezar taþlarý arasýndan hemen seçebiliyorduk. Ertesi bahar babaannemin diktiði sarmaþýk gülleri neredeyse tüm mezarlýðý baþtan sona kaplamýþtý. O yaz mezarlýktan köyün dört bir yanýnda hissedilen gül kokularý yayýldý çevreye. Büyük dedemin mezarý, babaannemle birlikte yaz kýþ demeden hemen hemen her gün ziyaret etmeyi görev haline getirdiðimiz, orada olmaktan huzur duyduðumuz bir mekan olmuþtu. Ýkimiz de salkým saçak mezarýný kucaklar gibi dallarýný sarkýtmýþ söðüt aðacýnýn altýnda, kuþ þakýmalarý dýþýnda baþka bir ses duyulmayan bu sonsuz sessizliði özlerdik. Babaannem baþ ucundaki gülleri sever, onlarla konuþurken aslýnda babasýyla sohbet eder, ben de mezar taþýný okþar, yýkar, ýslanýnca dereden çýkardýðým gün gibi parlayan, þeffaf çakmak taþlarýnýn üzerindeki güneþ ýþýltýlarýnýn izlerinde, bir gün babamla birlikte aramýza yeniden dönecekleri günü, beni büyümüþ görünce nasýl sevineceklerini düþler ve yüzümde koca bir tebessüm, hayaletler ülkesinde yolculuða çýkardým.

Üzerine inþa edildiði yýlýn kazýlý olduðu tek gözlü, taþ kemer köprü, derenin karþý yakasýndaki üzüm baðlarýný köye baðlardý. Büyük dedem yol boyunca sessizce yürüdü. Sorduðum sorulara uzun bir aradan sonra kesik kesik cevap verebiliyordu. Köprüye henüz varmýþtýk ki dedemin kirece dönüþen benzi beni ürküttü. Çocuk elim korkuyla eline uzandý. Amcam hemen koluna girdi. Dedemin elimi bir an sýkýca kavrayan parmaklarý yavaþça çö-

Cuma günleri ayný zamanda annemin uzun süredir hasta yatan annesini ziyarete, komþu köye gittiði günlerdi. Onunla birlikte gitmediðim günler, babaannemin her Cuma sabahý, erkenden abdestini alarak, çeyiz sandýðýný açma törenini kaçýrmamýþ olurdum. Sandýðýn asma yapraklarý ve 39


üzüm salkýmlarý iþlenmiþ kabartmalý ceviz kapaðýný, besmele çekerek sað eliyle kaldýrýr, yine sað eliyle çevresi ince oyalarla kaplý, rengarenk kuyruklu tavus kuþu kanaviçeli bohçanýn içindekileri birer birer çýkarýr, okþar, sever, koklar geri yerine koyardý. Neler yoktu ki bu bohçanýn içinde. Babama, amca ve halalarýma ait lime lime oluncaya kadar kullanýlmýþ bebeklik patikleri, üzerlerine isimlerinin baþ harfleri iþlenmiþ önlükleri, zýbýnlarý, gelinliðinde giydiði sýrma iþli kadife kaftaný, dedem için iþlediði sýrma nakýþlý ayný renkten damat yeleði, düðün günü baþýna taktýðý kýymetli taþlarla pýrýltýlara boðulmuþ gümüþ bir taç, gümüþ gelin telleri, üzerlerine padiþah tuðralarý basýlý boy boy altýn liralar, babasýnýn düðününde taktýðý misket taneli altýn kolyesi, burma bilezikleri, askerden döndüðünde babama vereceðini söylediði þehit dedeme ait bir cep saati, asker künyesi ve bir azý diþi, Ýdris amcama ait göbek baðý, þimdi siyaha dönüþmüþ küçük halama ait sapsarý bir tutam bebek saçý ve diðer ne olduklarýný anlayamadýðým bir yýðýn eþya çýkardý bohçadan. Bohçadan çýkarýlanlar ayný saygýyla yerine yerleþtirilip, sandýk kapaðý besmeleyle kapatýldýðýnda, ben ve babaannem, geçmiþte yaptýðýmýz bu uzun yolculuktan, daha günün ilk saatleri olmasýna raðmen bitap düþerdik.

birlikte oturan anneannem, uzun süredir, köyün hem doktoru hem de imamý olan Kara Hocanýn bile isim koyamadýðý, ne olduðu anlaþýlmayan amansýz bir hastalýða yakalanmýþtý. Günden güne eriyen bir deri bir kemik kalan ince narin bedenini, teyzem hemen her gün kekik yaðý ile ovuyordu. Annem ziyaretine gittiðinde, o da bir parça nefes alacak zaman buluyordu. Bu nedenle köye ziyaretlerimiz son günlerde iyice sýklaþmýþtý. Arada, kasabada oturan büyük teyzem de köye gelir, dayým kuzenlerimle beni, uydurduðu türlü türlü oyunlar ve masallarla oyalamaya çalýþýr, böylece büyüklerin ayaklarý altýnda dolaþmamýþ olurduk. Büyük teyzemin anneannem için kaynattýðý hatmi çiçeði, yonca, kýrk kilit ve yavþan otlarýnýn kokusu birbirine karýþýr, nazar için tütsülenen evde, ocaða atýlan bir avuç kuru üzerlik tohumu ve bir tutam çörek otunun giysilerimize sinen kokusu bizimle birlikte ta babaannemlere kadar taþýnýrdý. Ne Kara Hocanýn okuyup üflediði dualý sular, ne babaannemin gönderdiði ballý karanfilli zencefil, ne de teyzemin kaynattýðý þifalý otlar anneannemin ölümcül hastalýðýna derman olabildi. Yazýn en sýcak bir gününde, o da bizi terk etti. Öldüðünde annem, teyzemler ve dayým baþucundaydý. Köye haber ulaþtýðýnda, babaannem, büyük dedemin atýnýn eyeri üzerine serdiði çeyizlik ipek halýsýnýn üzerine beni de alarak birlikte anneannemin köyüne gittik. Hasta olduðu son bayram hariç, her bayram benim için ha-

Yaya olarak bizden yaklaþýk bir saat uzaklýkta komþu köyde, küçük teyzem Gülnihal ve dayýmla 40


zýrladýðý en sevdiðim tatlý olan tarçýnlý sütlacýn, kiraz, ayva ve fasulye yapraklarýndan sardýðý ekþili köftelerin doyulmaz tadý da anneannemle birlikte hayal meyal hatýrladýðým geçmiþin izlerinde kayboldu gitti.

zan satýrlarý, mevlit okur gibi, titreyen ince, içli sesiyle duyururken, kaskatý kesilmiþ babaannemin gözleri bir boþluða bakar gibi uzaklara dikilip kalmýþtý. Mektup bittiðinde, annesi öldüðünde dahi, dimdik ayakta kalabilmiþ annemin beli bükülmüþtü sanki. Gözünden ne o an, ne de daha sonra tek damla yaþ düþmedi. Bütün yaþlar sel olmuþ içine akýyor gibiydi. Doðuþtan hüzün dolu buðulu gözlerin son umut kýrýntýlarýnda saklanmýþ muhteþem ýþýltýlarý bir daha asla göremeyecektim. Babam askere gittiðinde annem beni emziriyormuþ. Ondan hatýrýmda kalan tek þey babamýn sýk sýk aðrýyan hassas midesi için kaynatýlan nane limon kokusuydu. Ne zaman bu kokuyu duysam babamýn üniformalý asker fotoðrafý, dedemin gül kokusuna karýþan mezar taþýna sürükler beni.

Anneannemlerin köydeki lakabý gül kýzlardý. Yetiþtirdiði üç kýzý gibi kendisi ve iki kýz kardeþi de köyün en güzel kýzlarýydý. Kuzenlerle bir araya geldiðimizde onlarýn þiirlere benzeyen isimlerini anmadan geçemezdik. Anneannemin adý Gülistandý, büyük ablasý Gülfidan, küçüðe ise anneleri Güldeste adýný vermiþti. Anneannem ise eþinin tüm direnmelerine raðmen kýzlarýnda da bu geleneði devam ettirmiþ, bir tek dayýmýn adýný büyükbabamýn tercihine býrakmýþtý. Annem Tazegül, teyzelerim ise Goncagül ve Gülnihaldi. Büyük dedemlere ise Veliyollar derlerdi. Osmanlýnýn savaþtýðý her cepheye, týpký bugün gibi aralýksýz kendilerinden geriye, bir tek künyeleri dönen yiðit kahramanlar göndermiþlerdi.

Hepimiz için çok zor bir yýl olmuþtu, sonbaharda büyük dedemi, yazýn anneannemi topraða vermiþtik. Askere alýnan Tevfik amcamýn nereye sevk edildiðini bile öðrenememiþtik. Babamýn ölüm haberi ise hepimizin kolunu kanadýný kýrmýþtý. Yaþam tüm acýmasýzlýðýyla devam ediyordu.

Gerçi 1914 senesi, cephede savaþmak üzere, yurdun her hanesinden en az bir kiþinin askere alýndýðý gözü yaþlý bir yýl olmuþtu. Köyde yalnýzca yaþlýlar, kadýnlar ve biz çocuklar kalmýþtýk. O yýllar, herkes postacýnýn yolunu gözlerdi. Babadan, abiden, amcadan, dayýdan gelecek en küçük bir haberin peþinde olan tüm köy halký, daha postacý köyün ufkunda görünmeden genci ve yaþlýsýyla muhtarýn evinde yerini almýþ olurdu. Her asker yazdýðý veya yazdýrdýðý mektubun, köyde herkes tarafýndan dinleneceðini bilirdi. Bu nedenle mektup, tüm köye selam sabahla baþlar, sonra her bir akrabanýn isimleri belirtilerek ayrý ayrý hatýr sorulur, mektup karargahtaki tanýdýk askerlerin de ayrý ayrý selamlarýyla devam eder, buram buram hasret kokularý taþan satýrlar daha sonra yine selam sabahla son bulurdu.

Babamýn ölümünden bir yýl ancak geçmiþti. Babaannemin ýsrarlarýyla annem gözyaþlarý içerisinde benden yalnýzca on yaþ büyük Ýdris amcamla evlenmek zorunda kalmýþtý. Ayný yýl babamýn dönüþüne ertelenmiþ sünnetim de týpký annemin bu talihsiz evliliði gibi sessizce olup bitti. Sünnetimde, babaannem týpký babam gibi þehit olan, hiç görmediðim dedemin saatini bana hediye etti. Büyük dedem, anneannem, babam ve Tevfik amcam, iki yýl içinde bu dünyadan sanki hiç yaþamamýþlar gibi sessiz sedasýz ayrýlýp gittiler. Büyük dedemden geriye bebekleri gibi baktýðý sevgili aðaçlarý kaldý, anneannemden ise halen duyabildiðim mangala atýlmýþ bir avuç üzerlik tohumunun yanýk kokusu, kullanýlmaktan lime lime olmuþ bir tek patik Tevfik amcamdan, bir de geçmiþten kalan, babaannemin karyolasýnýn hemen yanýndaki konsolun devasa aynasýnýn çerçevesinde yýllarca kaldýktan sonra, çýkarýlýp albüme alýnan, þimdilerde ise alfabemin arasýnda, her gece yatmadan önce üniformalý resmini okþadýðým asker babam.

Muhtarýn kasabada okuyan oðlu, isimlerin üstüne bastýrarak, kiþilerin adýný hece hece okur, asker analarý göz pýnarlarýndan süzülüp yerleri ýslatan gözyaþlarýný yazmalarýnýn ucuyla silmeye yetiþemez, ana, bacý ve gelinlerin iç çekiþlerini, hoca, minarenin tepesinden duyduðunu söylerdi. Cephelerden oldukça ender ve geç gelen mektuplarýn birinde, o kýþ, en son Hasankale'de olduðunu bildiðimiz babamdan son bir haber aldýk. Muhtarýn oðlu, zemheri soðuklarýn hüküm sürdüðü sarp ve karlý Allahüekber daðlarýnda, sýkýca sarýldýðý tüfeði ve atýyla birlikte, babamýn donarak öldüðünü ya-

Beyaz sessizliklerde yitip giden þehit oðlu þehit babam... 41


Aþk’ta kýsa bir gezinti Osman Toprak Yine veli kelimesi de Kur'an'da geçen ve sevgiyi ifade eden bir söz.

Aþk nedir? sorusunun cevabýný arayacaðýz. Müracaat edeceðimiz ve cevabý arayacaðýmýz yer önemli. Lügatler birinci derecede baþvuru kaynaðýmýz olacak. Onlarýn vereceði cevaplar kimimize yeterli gelmezse, satýrlardaki bilgiler gönülleri hoþnut etmezse bundan sonrasý okurun (âþýðýn) bileceði bir iþtir.

Maide suresi 51. ayette; Ey iman edenler Yahudi ve Hristiyanlarý dostlar (veliler) edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar, buyuruluyor. "evliyau" Veli; "Yaklaþmak, birinin iþini üzerine almak, sevmek, istila etmek, daha yakýn, daha layýk, dost, arkadaþ, misafir, Rab, sahip, kendini Rabbine veren, yakýnlýk, akrabalýk" gibi anlamlara geliyor.

Aþký anlamak ve iþlemek için belki ayný duygunun tezahürü olarak beliren sevgi, muhabbet, sevda kelimelerini de bilecek anlayýþýmýzý geniþ ve derin tutacaðýz. Sevmek; Eski Türkçe'de

Böylece Kur'an'da sevmek anlamýný barýndýran mevedde, veli, habibe ve rahime kelimelerinin kullanýldýðýný görüyoruz.

"gönlü akmak, muhabbet göstermek" demek. Belki yazýnýn sonunda ulaþacaðýmýz anlamý da þimdiden ve peþinen ilan etmiþ oluyoruz.

Türkçemizdeki sözlükler ise sevmek, aþk kelimelerini þöyle tarif ediyor.

Kur'an-ý Kerim'de sevgi ile ilgili olarak; v-d-d; r-h-m; h-b-b; h-l-l; v-l-y köklerinden türeyen kelimeler kullanýlýyor. Kur'an'da sevgi var ama aþk yok evet aþk kelimesi kullanýlmýyor.

Ferit Develioðlu, Osmanlýca- Türkçe Lügat: Aþk: Sevgi (aslý ýþk'týr.) Sevdâ: Çok kara, çok siyah

Rûm suresi 21. ayette; Onda sükun bulup durulmanýz için size kendi nefislerinizden e��ler yaratmasý ve aranýzda bir sevgi ve merhamet kýlmasý da O'nun ayetlerindendir, diye buyuruluyor. "meveddeten ve rahmeten"

Ali Seydi, Resimli Kamus-ý Osmanî: Aþk: Pek ziyade sevme, ifrat derecesinde muhabbet, sevgi Sevmek: Muhabbet, kalpten kalbe temayül göstermek, tercih etmek

Veddehü kelimesi; "Sevmek, arzu ve temenni etmek, sevgisini celbetti, seven, dost, âþýk" anlamlarýna geliyor. Allah'ýn isimlerinden olan bu kelime yine çok seven, çok sevilen, dost anlamýný taþýyor.

Dergâh yayýnlarý, Türk Dili ve Edebiyatý Ansiklopedisi:

Bakara suresi 165. ayette; Ýnsanlar içinde Allah'tan baþkasýný eþ ve ortak tutanlar vardýr ki, onlar (bunlarý) Allah'ý sever gibi severler. Ýman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür, buyuruluyor. "yuhibbunehüm"

Aþk, ýþk: Sevgi, aþk kelimesinin sarmaþýk manasýna gelen ýþk'tan alýþtýðý söylenir. Sarmaþýk sarýldýðý yeri nasýl kaplarsa aþk da girdiði kalbi hatta bütün vücudu öylece kaplar. Aþk, muhabbetin seveni kavramasý bütün vücuduna yayýlmasý adeta onu sarmaþýk dallarý gibi kucaklamasýdýr. Tabiatýn ve insanýn bünyesindeki cinsî karþýlýklarýn çekimiyle yüksek ve ulvî duygularýn yani zevklerin her türlüsü de aþk kelimesinin muhtevasýna dahildir.

Habibe; "Sevimli olmak, sevmek, tercih etmek, seven, sevilen, dost" anlamlarýný taþýyor.

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî, Fîhi Mâ Fîh adlý eserinde aþký þöyle anlatýyor;

Âl-i Ýmran suresi 31. ayette; De ki, Eðer siz Allah'ý seviyorsanýz bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarýnýzý baðýþlasýn, buyuruluyor.

"Bütün âlem eþ'âr okurlar, 'can', 'dost' derler ve âþýktýrlar. Ancak her bir âþýðýn þerefi maþukunun þerefi kadar olur."

Rahime ise; "Acýmak, merhamet etmek, baðýþlamak, akrabalýk, akrabalýk baðlarý, iyilik ve nimet" anlamlarýnda.

42


Bütün bu bilgileri alt alta koyduðumuzda sevginin aþkýn etrafýnda dönen bir çember, aþkýn ise çemberin merkezini temsil eden nokta olduðunu görüyoruz. Denenmemiþ, sýnanmamýþ, olmamýþ sevgiden aþkýn doðmasý, çevreden merkeze ulaþmak olmaz. Aþk, sevgide ifrat, taþan, sýðmayan bir gönüldür. Âþýklýk iddiasý güdenleri gerçek âþýk olarak görülen üç isim ile kýyas etmemiz, onlarýn halinin ölçüsü ile tartmamýz gerekir.

"Ýnsanda bir aþk, bir talep, bir dert, bir ýztýrap ve bir takaza vardýr ki eðer bu âlem-i mülkün yüzbin mislini verseler fârið ve müsterih olmaz." "Her kim ki mahbubdur, güzeldir. Bunun aksi olmaz. Fakat her güzelin mahbubu olmasý lazým gelmez. Güzellik mahbubiyyetin cüz'üdür ve mahbubluk bir asýldýr. Mahbubiyet olunca güzellik de olur." "Bir kimse dedi ki, Harezim'de hiçbir kimse âþýk olmaz zira orada güzeller çoktur. Vakta ki bir güzeli görüp gönül verenler ondan sonra o güzelden daha âlâsýný görürler ve evvelkinin muhabbetinden gönülleri soður."

Kendini vermeyene bir þey vermez sevgi. Kur'an, iki kalbin yaratýlmadýðýný, göðse bir kalbin konulduðunu bildiriyor. Bir kalpte bir sevgi (aþk) barýnýyor, ikincisi yalan. Âþýk, bizzat kendisi, yani âþýk olmasý ile yücelmiyor. Onu yücelten kendi gönlü deðil. Onu yücelten sevgilisi, âþýðý olduðu. Bizden kaynaklanan, aþkýmýzdan doðan bir büyüklük yok. Kalbimizde kimin yeri varsa, onun gerçek deðeri bizim kalbimizi dolduruyor.

Yine Ahzab suresi 4. ayette; Allah bir adamýn kendi (göðüs) boþluðu içinde iki kalp yaratmadý, buyuruluyor. Türkiye Diyanet Vakfý Ýslâm Ansiklopedisi ise aþký þöyle tanýmlýyor: Aþk: Arapça aslý ýþk olup sözlükte 'þiddetli ve aþýrý sevgi, bir kimsenin kendisini tamamen sevdiðine vermesi, sevgilisinden baþka güzel görmeyecek kadar ona düþkün olmasý' anlamýna gelir. Lügat kitaplarýnda aþk kelimesinin sözlük anlamýnýn ayný kökten olup sarmaþýk anlamýna gelen aþeka yakýndan ilgili olduðu bildirilir. Buna göre sarmaþýðýn, kuþattýðý aðacýn suyunu emmesi, onu soldurup zayýflatmasý gibi aþýrý sevgi de sevenin sevdiðinden baþkasý ile ilgisini kestiði, onu sarartýp soldurduðu için bu duyguya aþk denmiþtir. Ýslâm literatüründe hakiki aþk ve beþeri aþk kavramý vardýr. Kur'an'da ve sahih hadis kitaplarýnda aþk kelimesi geçmez. Sevgi çoðunlukla hub, meveddet kelimeleriyle geçer. Kainatýn yaratýlýþý aþk unsuru ile açýklanmýþtýr. Hallâc-ý Mansur, Þibli, Bistami âþýktýrlar. Musa Topbaþ hakiki sevginin üþ þeyde belli olduðunu belirtir: Seven, sevdiðinin sözünü baþkalarýnýn sözüne tercih eder. Kiþi, sevdiðinin sohbetini baþkalarýnýn sohbetine tercih eder. Kiþi, sevdiðini memnun etmeyi baþkalarýný memnun etmeye tercih eder. 43


Ya se min Þen gül Pencereye biriken aya karþý Sen, bir saksýda, o balkonda, Bir þehrin tam or tasýnda, karanlýkta Mavi bir çan çiçeði büyüteceksin; Zamanýn hiçbir yazgýsýna uymayan, Ne eski ney yeni, biraz çam kokulu… Sen, bir bulutla göðün küsen yüzünden, O yakan bakýþýnla yaðmurun evinden Ürkek bir güneþle tüteceksin; Zamanýn hiçbir rengine uymayan Bir er guvan, bir yasemin gibi buðulu… Sen, bu gece tanýmsýz bir siyahlýk içinde Tenine ay, sesine yangýnlar deðince Kür dilî hüzünler açan per deni ör teceksin; Zamanýn hiçbir faslýna uymayan, Uzak ve yakýn ne varsa korkulu…

44


Ha bib Be kir Þen Küflü pusula 1

yalýn hayâl geçiyoruz niyetini kýnýnda tutamayan caddeler den malul suskular albümüne dönüyor gecemiz herkes için geniþ evler âþýk olunacak arabalar diliyorum. 2

ey iki yüz kýrk beþi, depremi, dör t tekbirli namazý bekleyenler kulaklarýnýza çok uzak kalýyor atlarýn su içmesine sýla ýslýðým. 3

hangi makyaj silecek hayatýmýzdan usanç solgunluðunu per hiz gir dabý bedenleriyle rüyalarýný balkonlar dan çýrpan anneler.

45


TARAS SUT KULESÝ Aslý Ceyhun Türkali

Ýsrail zulmü karþýsýnda insanî edebiyat

grup þair Çemberlitaþ Kýzlaraðasý Medresesinde (galiba burasý Yazarlar Birliði þubesiydi) þiir okumak üzere bir araya geldi. Þairler birbirlerine Filistin þiirleri okuyarak gecenin karanlýðýna karýþtýlar. Unutuþ gece kadar siyahtý. Þairlerden biri çýkýp da þiirini kapalý kapýlar ardýnda deðil de Ýsrail konsolosluðu kapýsýnda okusaydý þiir yazýlma gayesine daha bir ulaþmaz mýydý? Þiir birilerinin unuttuðu merhameti yeniden hatýrlatabilirdi . Ama ne yazýk ki korku unutuþun koltuk altlarýna yuvalanmýþtý bir kez . Surat asmak þairden daha güzel kime yakýþýr ki!

Ýsrail’in Filistin’de yaptýðý katliam, Kana’da akýttýðý kan edebiyat dergilerinin ne kadar gündemindeydi? Doðrusu, içimizden bazýlarýnýn ‘edebiyatýn böyle bir gündem zorunluluðu mu var?’ diye sorduðunu iþitir gibiyim. Dünya para piyasalarýný bile azgýn dalgalanmalara maruz býrakan vahþet edebiyat dergilerini hiç harekete geçirmemiþti. Gerçi bazý edebiyat birlik ve teþekkülleri Ýsrail konsolosluðu önünde katliamý telin etse de, “daðýlýn” emriyle daðýlmayacak nitelikte kalýcý sesler de yükselmeliydi. Sadece günlük gündeme tabi sýradan köþe yazarlarý deðil, ayný zamanda edebiyatçý þair ve yazarlarýn kalemleriyle Ýsrail’in çoluk çocuk demeden aðýr silahlarla yaptýðý bu katliama seyirci deðil canlý bir tanýk olduklarýný ortaya koymalarý gerekirdi.(Yeni Harman dergisinin hakkýný yemeyelim. Yeni Harman son sayýsýný Ýsrail zulmünü tel’ine ayýrdý) ‘Haksýzlýða uðradýktan sonra öçlerini alan’ sýnýfýna dahil þairlere bir þeyler düþmelidir elbette. Elimizden bir þey gelmiyor deyip bir kenara çekilmek reva mýdýr? Dilinizden de mi bir þeyler gelmiyor. Ýþte, dilinden bir þeyler gelen bir

Deyim yerindeyse, dilin kemiði mi var? Argo halk yaratýcýlýðýdýr. Hulki Aktunç’a katýlýyorum, dilin gizli örgütüdür argo, etik azýnlýkla etnik azýnlýðý ortak bir dilde buluþturur. Argoyu attýðýnýz zaman dil çýtkýrýldýmlaþýr. Bir gazete argo avýna çýkmýþ günlerdir kitaplardaki argo sözcükleri yayýnlayýp teþhir ediyor. Bir taraftan aldatma ve eþcinsel hikâyeleri yayýnlarken öbür taraftan çocuklarý koruma adýna argo sözcüklerin tutuklanmasýný öneren bir anlayýþa tek kelimeyle: 46


Hassittir! diyorum. Argo kaba bir dil deðil, tam tersi incelikli bir dildir. Eðer efendinin bey ve haným olanlarý bu sözcüklere karþý diyet uygularlarsa o zaman bu dil külhanbeylerin ve serserilerin dili olur. Çocuklarý argodan uzaklaþtýrmak sokaktan koruyup balkonda saksý durumuna getirmekten farksýzdýr.

Þehirleri süsleyen yolcu

Birileri dilin kemiði olmamasýna raðmen ille de ona bir kemik engeli eklemeye çalýþýyor. Ýsmet Berkan’ýn 24 Aðustos Perþembe günkü yazýsýndan okuyoruz. Milli Eðitim Bakaný kimi deyim ve atasözlerinin de çocuklara kötü örnek olduðu için sözlüklere sokulmayacaðýný söylemiþ. Örneðin; “Doðru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” deyimi çocuklarý doðruluktan uzaklaþtýrma riski taþýdýðý için; “Kürt çalar Çingene oynar” deyimi ise ýrkçýlýða ve ayrýmcýlýða yönelttiðinden dolayý sakýncalýymýþ. Þahsen ben bu deyimlere hiç bu nazarla bakmamýþtým. Böyle bir anlam aklýmýn ucundan bile geçmemiþti. “Doðru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” deyiminden, ‘sakýn ola doðru söylemeyin, yoksa oradan oraya kovulursunuz’ anlamýný çýkarmak parmaðýn iþaret ettiði noktaya deðil parmaðýn kendisine bakmaktýr. Oysa, bu deyimle iþaret edilmek istenen anlam þudur: Her erdemli davranýþ gibi doðruluðun da insana bedel ödeten bir tarafý vardýr. Bedel ödemekten kaçarak sakýn doðru olmayý terk etmeyin. Ey doðru yolun insanlarý, sürgüne hazýr olun!

“Sanat, insan ile Allah arasýnda bir gizdir” diyor Sadýk Yalsýzuçanlar. Karanlýðýn or tasýnda baþlayan yolculuðunda karþýlaþtýðý ýþýltýlý hakikatin göz kamaþtýran güzelliðini anlatma tutkusu kalemini asla terk etmedi. Þark edebiyatýnýn alegorik tahkiye geleneði ile modern öykünün yenilikçi tekniklerini tasavvuf ir fanýnda buluþturan imgesel ve açýk uçlu metinler yazdý hep. Bu öyküler, hem bir sufinin hayatýn sýrlarýný keþfeden mesellerini dinletiyor, hem de dünyaya çevrilmiþ bir objektifin sanki bir sinema per desine düþür düðü rengârenk imgelerini seyrettiriyor okuruna. Onun yazdýklarýný okumak dönüþü olmayan bir yolculuða çýkmak, hakikatin peþinde bir yolcu olmaktýr.

“Kürt Çalar Çingene oynar” deyiminden ýrkçýlýk ve ayrýmcýlýk çýkarmak da özel bir çalýþma gerektiren bir konu. Kürtlük de Çingenelik de birer realite olduðuna göre neden bu sözü bu iki halkýn folklorik ve kültürel zenginliðine hamletmeyelim? Cümle âlem de biliyor ki Kürtler çalgý çalmaktan Çingeneler de ufacýk bir namede zil takýp oynamaktan hoþlanýrlar. Deyimin asýl vurgulamak istediði anlam, her kafadan bir ses çýktýðýdýr. Eðer her deyim ve atasözünden adý geçen kiþiler rahatsýz olacak endiþesi hasýl olursa o vakit bütün sözleri elekten geçirmemiz gerekir. Sözgelimi; “Körler saðýrlar, birbirini aðýrlar”,sözünden engelli insanlarýn manevi þahsiyetine halel gelebileceði sonucunu rahatlýkla çýkarabilir ya da “Kel-kör, kendi iþini kendin gör” ifadesi karþýsýnda Keller Federasyonu’nun tepkisini çekebilirsiniz.Þifahi kültürün neredeyse durma noktasýna geldiði bir çaðda halk kültürüne yeni bir þey katamýyorsak hiç olmazsa alýnganlýklarýmýzdan sýyrýlarak var olanlarý koruyalým.

Þehirleri süsleyen yolcu / Gerçeði inciten papaðan Sadýk Yalsýzuçanlar, Kapý Yayýnlarý, Öykü

47


.



Derkenar 18