Issuu on Google+

derkenar

iki aylýk edebiyat ve kültür dergisi Sayý: 15

Mart-Nisan 2006

Þiirleriyle Ali Emre İbrahim Tenekeci Furkan Çalışkan Þiir nereye çekiliyor? Said Yavuz Türk solu neden aydýn olamaz? Ali Karınca Cafer Turaç þiiri Alper Gencer Gelen giden Kâmil Yeşil Karakterler Seyfullah Aslan

Asker yaşatan sultan Berat Demirci

4 YTL

15

Berat Demirci: Karanlýktan beslenen aydýnlara bakmayýn

Mustafa Kutlu, Chef ve diðerleri

Bir nevi Nihat Genç yazýsý


.


derkenar Ýki aylýk edebiyat ve kültür dergisi ISSN 1304-6667 Yýl:3 Sayý:15 Mart-Nisan 2006

Ýmtiyaz Sahibi Ýbrahim Özbay

Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü ve Genel Yayýn Yönetmeni

Tasarým SAS tasarým

Adres Osmanlý Sk. Alara Han No:27- A Taksim - Ýstanbul

Ýnternet www.derkenar.gen.tr derkenardergi@yahoo.com

Seyfullah Aslan

Editörler Hüseyin Akýn Kâmil Yeþil Furkan Çalýþkan

Tashih Osman Toprak

berat demirci

14

mustafa kutlu

26

Sultan II. Abdülhamid

Sunuþ,.............................................................................................2 Halil Eser, Çizgi.................................................................................3 Ýbrahim Tenekeci, Emtia......................................................................4 Ali Emre, Kör ve fenersizdik kara bastýk iz oldu.......................................5 Furkan Çalýþkan, Mukavemet................................................................6 Mustafa Akar, Marruþ...........................................................................7 Ahmet Edip Baþaran, Uzak acý...............................................................8 Hüseyin Akýn, Soðuk sulara aðýt...........................................................9 Adem Turan, Akdeniz’den yukarýya doðru................................................9 Seyfullah Aslan, Karakterler................................................................10 Hüseyin Karaca, Hangi taþý kaldýrsam altýnda dünya................................13 Berat Demirci ile söyleþi.....................................................................14 Esra Elönü, Uzun gafýn kýsasý..............................................................17 Alper Gencer, Yedisu Günlükleri -I-......................................................18 Betül Yazýcý, Gölgelerin Yolculuðu -II-....................................................19 Yasin Onat, Kusur.............................................................................20 Kâmil Yeþil, Gelen giden.....................................................................22 Hüseyin Akýn, Mustafa Kutlu, Chef ve diðerleri......................................26 Berat Demirci, Asker yaþatan sultan..................................................30 Çiðdem Can, Uzak kasaba akþamlarý...................................................34 Alper Gencer, Hüznün tasýndan su içen þair: Cafer Turaç.........................38 Osman Toprak, Duvarlarýn dili var.........................................................41 Gökhan Özcan, Bir kitap yazdý, hayatýmýz kaydý!.....................................42 Þerafettin Yýlmaz, Karmaþa................................................................44 Bahadýr Cüneyt, Bir nevi Nihat Genç yazýsý............................................46 Said Yavuz, Þiir nereye çekiliyor?..........................................................50 Ali Karýnca, Türk solu neden aydýn olamaz.............................................52 Furkan Çalýþkan, Ayna ayna söyle bana, hangimiz daha trajik?..................56 Nurullah Koltaþ, Bir asker þair: Wilfred Owen.........................................58 Ýskenderiye Feneri............................................................................60 Tarassut Kulesi.................................................................................62

30

nihat genç

ÝÇÝN DE KÝ LER

46 Ýlan Tarifesi

Arka kapak(renkli): 1250 YTL Ýç ilk ve son sayfalar: 1000 YTL Ýç sayfa: 750 YTL / Ýç yarým: 400 YTL

Genel Daðýtým Merkez Daðýtým

Baský Kilim Matbaacýlýk Baský Tarihi: Mart 2006 Yayýn Türü: Yaygýn süreli

Telefon / Faks (0212) 243 61 99 / 243 62 36

Abonelik Koþullarý Yýllýk: 24 YTL / Kurumlara: 60 YTL Öz bay Ya yýn cý lýk - Ýb ra him Öz bay adý na Ya pý Kre di Ban ka sý Taksim Þubesi: 1105003 Pos ta Çe ki He sap Nu ma ra sý: 5002965

Der ke nar der gi si, La mu re Ya yý ne vi’nin bir kül tür ya yý ný dýr. www.la mu re ki tap.com Gelen yazýlar yayýnlansa da yayýnlanmasa da geri verilmez. Yazýlarýn sorumluluðu yazarýna aittir. Kaynak gösterilmeden alýntý yapýlamaz. Yazarlara telif ücreti ödenmez. Ýlan pazarlýða tâbidir.


Su nuþ Edebiyatýn ne iþe yaradýðýný bilen var mý? Yeryüzünde onca vahþet, onca yalan, onca aptallýk varken bunlarý yok etme gücüne sahip olmayan, olamayan bir edebiyat ne iþe yarar? Dünyanýn deðiþmesini düþünmeyen, dünyayý yönlendirmeye talip olmayan yazar ancak kendi aþkýný ve yanaklarýnda oluþan gamzelerin güzelliðini anlatabilir herhalde! Dün ya nýn çi vi si ni çý ka ran la ra saðlam laflar etmekten aciz, yalakalýk yaparak kendilerini satan yazar lar or du su na; de ðer le rin den, Müslümanlýklarýndan ya da halkýn Müslüman olmasýndan utanan korkaklar ve lanetliler ordusuna dur diyoruz.

Ýki aylýk periyoda döndük, þöyle oldu, böyle oldu demek istemiyoruz. Þunu söyleyebiliriz; dergi daha da güç le ne rek de vam ede cek. Daha aktif, daha canlý bir ortamý bu sayýdan itibaren oluþturduðumuza inanýyoruz. Derkenar’da ürün yayýnlamak artýk bir prestij haline geldi: Çýtayý hep daha yükseðe koyarak devam ediyoruz. *** Berat Demirci, yýllardýr zihnimizi açan, ufkumuzu geniþleten yazýlarýyla bizleri bu dünyanýn merkezinde olmaya davet ediyor. Medeniyet eksenli yazýlarýný topladýðý ikinci kitabý Hançeremizdeki Harita’yý vesile edip deðerli hocamýzla konuþtuk. Ayrýca, “Asker yaþatan sultan” yazý-

Bugüne kadar “çiçek böcek edebiyatý” yapmadýk, yapmayacaðýz da. Deðerlerimize saldýran, ‘ötekileþtirme’ operasyonlarýnda kendilerine kalemþorluk vaat edildi diye namusunu, þerefini, haysiyetini satanlara sözümüzü esirgemeyeceðiz. Edebiyat lobileriyle iþimiz olmaz! Bu edepsizliklere tenezzül edenlerin de sayfalarýmýzý kirletmesine müsaade etmeyeceðiz. Onlara buradan yeni bir ‘cephe’ açýyoruz. Namuslu bütün kalem erbabýna sayfalarýmýz açýktýr. Gelsinler, bizi de eleþtirsinler; buyursunlar. Karikatür rezaletini “basýn özgürlüðü” adý altýnda savunan Avrupa’nýn, bütün deðerlerinin yýkýldýðý günyüzüne çýkmýþ oldu. Ellerinden gelse, bütün vahþiliklerini, barbarlýklarýný göstermekten çekinmeyen Avrupalýlar, Müslümanlarýn damarýna basarak oyun oynanmayacaðýný bilmiyorlar herhalde. Bundan böyle durduðumuz yerin, varmak istediðimiz noktalarýn daha da bilincinde olacaðýz. ***

sýyla medeniyetimize dikkatlerimizi bir kez daha çekiyor. Mustafa Kutlu’nun “Chef”inden hareketle diðer kitaplarýný deðerlendiren ve Kutlu’nun izleðini çizen Hüseyin Akýn’ý; Bahadýr Cüneyt Nihat Genç’i konu aldýðý yazýsýyla; Alper Gencer de Cafer Turaç þiirlerini aralayan yazýsýyla takip ediyor. Aynur Kulak’ýn ilk romaný “Günlerden Bir Gün” hakkýnda yazan Furkan Çalýþkan ise, romanýn trajediyle boðulduðunu iddia ediyor. “Þiir nereye çekiliyor?” diye soran Said Yavuz, son dönemde yaþanan tartýþmalara deðiniyor. Gök-

2

han Özcan ise, Tuna Kiremitçi’nin son “karalama”larýnýn neyin kýsaltmasý olduðunu çözmeye çalýþýyor. Nurullah Koltaþ, Ýngiliz asker þair Wilfred Owen’in biyografisini ve bir þiirini Türkçe’ye kazandýrýyor ve önümüzdeki sayýlarda da, çeviri çalýþmalarýna hýz vereceðini müjdeliyor. Ali Karýnca, “Türk solu neden aydýn olamaz?” baþlýklý, tartýþma çýkaracak yazýsýyla, sadece Türk soluna deðil; aydýn, muhalefet kavramlarýna ve Türkiye’nin fikri düzeyindeki dibe vurmuþluðun nedenlerine bakýyor. Bu sayýmýzda birbirinden güçlü þiirler ve hikâyeler var. Þiirimizin medarý iftiharý Ýbrahim Tenekeci, son þiiriyle yeniden sayfalarýmýzda. Ali Emre, Hüseyin Akýn, Furkan Çalýþkan, Mustafa Akar, Alper Gencer, Ahmet Edip Baþaran, Esra Elönü, Yasin Onat, Betül Yazýcý, Adem Turan, Hüseyin Karaca þiirleriyle dergimize katkýda bulunan diðer þairler. Kâmil Yeþil içimizi ferahlatan hikâyesiyle katkýda bulunurken; Çiðdem Can ve Þerafettin Yýlmaz dergiye saðlam hikâyeleriyle katýlýyorlar. Ayrýca, Seyfullah Aslan’ýn iki bölüm halinde yazdýðý “Karakterler” adlý hikâyenin ilk bölümü, hem teknik açýdan hem de oluþturduðu atmosfer açýsýndan dikkate deðer. Bu sayýdan itibaren dergiye yeni sayfalar katýldý: Ýskenderiye Feneri, ve Tarassut Kulesi. Ýskenderiye Feneri’nde biri batýlý þair, diðeri doðulu hikâyeci iki kiþi genç yazarlarýn gönderdiði þiir ve hikâyeleri deðerlendirecek. Tarassut Kulesi’nde ise, edebiyat dünyasýnýn önemli haberlerini, tartýþmalarýný bir emekli rasathane müdürü deðerlendirecek. Ayrýca Halil Eser, bundan sonra çizgileriyle derginin açýlýþýný yapacak.

Gelecek sayýda buluþmak üzere...


Ha lil Eser

3


Ýb ra him Te ne ke ci Emtia dünyanýn tor tusudur bu, yorar insaný. gir diði görülmüþtür bir kiþi arasýna düþürür mü, düþürür, aþaðýdan yukarý.

dýþarýdan seyredince insan kendini ne kadar anlamsýz ömrümüzün vitrini, ömrümüz… bizimdir, ara sýra.

emtia! kime sorsanýz gösterir onu. iyi olsun, kötü olsun durumu: - onu kendime ayýr dým, alma.

þairsen, yaþarsýn uyum sorunu…

4


Ali Em re Kör ve fenersizdik kara bastýk iz oldu Selam sana ey söz yontucusu bahadýr yürekli kýþ Ey dünyayý bizden saklayan büyük beyaz per de Caddeler de, göðe karþý kur duðumuz mur dar evler de Bir delikten sarkarak bize ölümü hatýrlatan bakýþ Dilsiz kurbanlarýz hepimiz celladýna yaltaklanan Dýþarýda destansý efelik bin türlü orospuluk içer de

Ey doður gan düþlerle oyalanan ber duþlar, yalnýzlar Ýçinde sýkýþtýðýmýz o kýzlarý aðlamadan itelim Mýzýka çalalým, körlere sinemalar da yer gösterelim Bahse girelim, tabutumuzun üstünde zar atsýnlar Göksel bir avize gibi çakýp gözlerimizi ayaza Bulsunlar kolaysa, kýþ ikindisinin evinde gizlenelim

Selam sana ey dinledikçe üstümüze kapanan þarký Ey dudaðýmýzý örseleyen çýðlýk, ey sinsi alýþkanlýk Ocaðýmýz söndü iþte, terekemizi çakallara kaptýr dýk Kumaþtan çalan ter zinin evinde ýskaladýk hep hayatý Hilesi bol bir oyundu bizimki alkýþlara bakýlýrsa Güzellik uykusundaydýk hani sýçrayarak uyandýk

Per de! Ne sinematografik bir hayat ne estetik bir idam Kulaðýmýzda ezan, eðnimizde kefen, dudaðýmýzda ýslýk

5


Fur kan Ça lýþ kan Mukavemet An nem’e Aldýðým gömleði giymemiþ gibi güzelken sen Üçüncü dünya dememiþiz bir yer sen yani ben Filmin or tasýnda elektriklerin kesilmesi…

Holigan suskunluðum olsun sana Sýkýntýmýn matematiði darp içerir Hem çeri hem esir düþmüþ bir þekil Çay söyler gibi dur mak ister dim karþýnda Bütün misketleri yütülmüþ bir çocuk gibi deðil Tarýk denize küsse kim haber uçurur daða Kim ölümlü uyruðuyla meyletmez aþka Bulduðum sonuçlarý sýfýrla çarpmak alýþkanlýðý Af fedilmez bir adayým denizin or tasýnda

Jandar ma ile Mevlevî arasýndaki dokuz fark Niyetin kadar halis, parlak deðil; cezanne Veraset yoluyla geçer, istila ve çile On üzerinden sen veriyorum hayatýma Çünkü cimriyim yalnýzlýk konusunda Bilmiyorum meydan larusta var mýdýr Hazar da, bastonu memleket bir ihtiyar Bilmiyorum sen var mýsýndýr sevgilim Hüzün kataloglarýn da, bakmadan tehditkâr

Beynime düzenli olarak meteorlar düþüyor Kýzlarýmý da yok edemiyor mandrake Cýzýr týlý bir radyo kadar zar zor Frekansýný buluyor, afro dünya bir acý Kim demiþ yoktur diye Þairlerin meslek hastalýðý

6


Mus ta fa Akar Marruþ bana bir kazak örsen kýþ gelmiþ derim, oturup sevinirim mar ruþ da sevinir ama söylemez kimseye kalbini temmuza tutar kýzkesen fýr týnalarý uydurur þehre uzun gövdesine yýðdýðý baharla yetinir o biraz çýt çýkmaz güzelliðiyle hakký var, onda hep mavi var bizde tutku ve keder kulaklarý küstümçiçeði, elleri sar hoþ bir hatýrada beatrice ince fýsýltýlar haziraný çýktý çýkalý nice kadýn nice anne denizlerin küçük yalnýz fenerleri beller býrakmazmýþ bizi kirpiklerinin deðdiði yere kadar türkiye üzgünü bir mer yem biz viran odalarýn gül gerekli köþelerinde günler ce dudaklar da beslenen üzümler gibi öpücüklerle hepten salkým saçak geç beni, ufacýk, elveda minik niþanlým bir dizem daha kaldý dildeki kavun tadý gibi öyle aðýr ki açýk unutulmuþ rüyamý göðe çevir dim üþüdümse sözler den üþüdüm yalnýz bütün kuþlar üveydir ezelden mar ruþ bunu aþka bil deli periyi avcýlar aldý, bize nisan ol, göç tuttu içimizi cam bacaklý kýz mar ruþ, renklerin en zarif beyazý efsaneleri unutan sübyanlar yur dunda dua bilgisi baktýðý çiçekler ner gis oldu ondan beridir kýþ geç geliyor çünkü

7


Ah met Edip Ba þa ran Uzak acý Ýsmail Kýlýçarslan'a soluðu bitmez bir koþuyla kat kat dilimleyip göðü böyle bir þiire baþlamak isterim, ölüm kimi ýska geçer bu bilinmez bu bilinmez gece olunca çocuklarýn dudaðýna oturan dua nedir þimdi yaþlý amcalar olsa hamasî bir þiir patlatýr dý, bu yer ve bu gök bizim! siz de kimsiniz döküldüðünüz testilere yeniden girin ve mezar içlerine bur da bir sürü envanter, cetvel, kar ton, geri kafalý istatistik balonlarý.

þimdi bunlarýn bur da iþi ne, bizim iþimiz neydi dünyada bir hatýrlayýn oysa ölüm bile utanýr mýþ zamansýz unutulmaktan, yoksullar dan ser t mizaçlý zenciler den iri yapýlý ve konuþkan Türkler den utanýr mýþ ben de utanýrým utanýnca hatýrýma gelir bir kalbim olduðu þu kadar kendini unutanlarý sevmem, kahramanlarý, hainleri ve kar galarý sevmem çünkü o güzelim dünyanýn çýkýp üzerine onlar afedersiniz...

ben ölüm denilince gözleri yaþaranlarý tanýrým her þeye raðmen buhurumer yemleri, leylaklarý, bir dostun uzattýðý bakýþlarý bu güzel her þeye raðmen paralara arabalara; kalbim aðrýyabiliyor bu güzel aðlama ustasý derim kendime bütün tutunamayanlara benden bir þiir her har fim bir þarký sözü her ölüm bir kapý her kapý öpülecek bir el öpülecek ellerin cennet hizasýndan üzerime kapaklanýyor derin bir bilgelik.

öpülecek ellerin cennet hizasýndan üzerime kapaklanýyor derin bir bilgelik bir de devrim olursa asým abi sevinecek sevinecek þöyle ulu bir þehir bir de daha neþeli þiirler diyor ismail abi ama gözlerimde toprak kýrýntýlarý inan gözlerimde ev içlerini ilahilerle yýkayan annemin sesleri geziniyor ama acýlý þimdi üç yüz yýllýk bir uykudan uyanmýþ gibiyim kýtmiri ve ahaliyi gör meli þimdi bir düþ kur malý ve açýlmalý dilimi kilitleyen ketumluðu esmer yanýþýmýn.

8


Hü se yin Akýn Soðuk sulara aðýt Hiçbir yere gidemez ölüler karanlýkta, bahse bile giremez Urbalarý dar gelir kirlenmekten yorulmuþ onu kimse giyemez Perçemi suya düþer, aynalar da kalýr yüzünün bir yarýsý Onu ne çok severiz resimdeki haliyle, bilse bile bilemez

Sulara eþlik eden þarkýsý var herkesin üç yudumda geçilen Ufak bir dalgýnlýk yap, son þýkký iþaretle tutuþsun tekrar Roma Haklýyýzdýr elbette düzyazýdan geçerken þaþýr makta hayatý Rahat olsun mezarlýk, biz hâlâ buradayýz, gerinsin hastaneler!

Nasýl olsa bilecektir gölgeleri avluyu dolaþan ihtiyarlar Boþ bir inat olduðunu ayakta yaþamanýn gözleri tahiyyatta Oda dolu, bir türlü yaþadýðý seçilmiyor kimsenin ölümler den Dünyayý dolduran âhýz, biz ölürsek kim kalýr bu hayatta

Adem Tu ran Akdeniz’den yukarýya doðru Gidiyorum iþte denize kar deþ Çocuklara oyuncak bir kýrlangýç olarak Yaðmurlar dan biraz önce Bir þiire baþlarkenki o çoðalan coþkuyla Bu baðçeyi size býrakarak, bu üçgenleri, bu kuyuyu Bu rüyalar da bir türlü uçamayýþlarý, geç gelen posta güver cinlerini Güney rüzgârlarý olarak Akdeniz'den yukarýya doðru Gidiyorum içimdeki gemilerle, o büyülü ateþle

Þimdi kim anlatýr beni Durup durup bir ateþ topu iki kaþým arasýndan… kim anlatýr! Renk renk ýr maklar, per vaneler, aynalar… kim anlatýr! Bu milyarlar ca insan, milyarlar ca hayat, savrulan köpükler gibi Seyrine doyum olmayan aylý geceler, köpüren kanlarýmýz… Ben mi yoldayým, yol mu bende? Kim anlatýr! Akdeniz'den yukarýya doðru, içimdeki gemilerle Maðripli çocuklara gidiyorum, ateþle dans etmeye…

9


Karakterler Seyfullah Aslan Alim Turuncu: Yirmi iki yaþýnda. Kendinden büyük kardeþi yok. Bunun avantaj olduðunu düþünmüyor. Sürekli evde iþlerin ona yaptýrýlmasýndan þikayetçi. Halbuki bütün iþleri o yapmýyor. Tembelliðinden yaptýðý bir iki iþi çok büyük iþlermiþ gibi gözünde büyütüyor. Gözünde büyüttüðü bir baþka þey de dünya. Çok fazla önemsiyor onu. Büyük hedefler koyuyor kendi kendine. Annesi, babasý ve kardeþleri onun büyük adam olabileceðine pek inanmýyorlar. Kardeþlerinden en küçüðü kýz. Adý Zehra. Erkek kardeþlerinden çok onu seviyor. Annesi, bunu, iþlerinin bir çoðunu kardeþine yaptýrmasýna baðlýyor ve Alim'in eve çok baðlý olmadýðýný itiraf ediyor. Hatta annesi, oðlunun bir gün evi terk edeceðinden endiþeli. Haksýz da sayýlmaz. Bazý günler eve gelmiyor. Ýki gün, üç gün ortalardan kayboluyor. Kimse nereye gittiðini bilmiyor. Sorulduðunda sadece alýk alýk bakmakla yetiniyor. Bu tavrýyla özellikle babasýný sinirlendiriyor. Ýki tokat patlatmayý düþünmüyor deðil babasý. Ama hem oðlunun yaþýnýn buna müsait olmamasý hem de televizyonda sürekli kanallarý dolaþan meþhur psikologun yaptýðý uyarýlar buna engel oluyor. Babasýnýn kendisine kýzmasýna pek aldýrmayan Alim, yaþýna uygun da davranýyor deðil. Hani bir anda, gerçek yaþýný göz ardý etsek, on beþini yeni bitirdiðini söyleyivereceðiz. Boyu posu da yaþýný göstermiyor. Sakallarý henüz çýkmadý. Bazý arkadaþlarý bu durumu dalgaya alýyor ama onun aldýrdýðý yok! "Ýyi ya iþte, jilet derdim de yok sizin gibi" diyerek durumunun daha iyi olduðunu göstermeye çalýþýyor. Bazý arkadaþlarýna ise, aslýnda sakalýnýn çýkmasýný istediðini söylüyor gizlice. Arkadaþlarý arasýnda soyadýyla çaðrýlýyor. O bundan rahatsýz deðil; en karizma lakabýn onda olduðunu düþünüyor. Kýz arkadaþlarý arasýnda da soyadýyla çaðrýldýðýnda kendini bir devlet baþkaný ya da bir yerin lideri gibi hissediyor. Çocukken Kýzýlderililerin öykülerini çok okuduðu için kendini ilk baþlarda "oturan boða" olarak hayal ederdi. Sonralarý bazý dizilerin etkisiyle bir mafya lideri olarak hayal etmeye baþladý kendisini. Kýzlara hava atmak için hep büyük bir kozu oldu-

ðunu düþündü bu nedenle. Ona bakýlýrsa, hiçbir kýz onun karizmasýna dayanamaz. Ama kýzlarýn ona pek yüz vermediði de bir gerçek. O, bunu, kýzlarýn böylesine bir karizmayý ve dehayý yanlarýnda taþýmanýn aðýrlýðýna dayanamayacaklarýný bildiklerinden dolayý reddetmelerine baðlýyor. Karizma ve deha… Onun için fazla abartýlý sözler. Giyimine özen gösterdiðini kimse inkar etmiyor. Ýyi giyindiðini de. Ama bu, onun çok yakýþýklý ya da karizmatik olmasýna yetebilecek þeyler deðil. Ayrýca sandýðý gibi, öyle dehasý falan da yok. Doðru, ilkokulu dört yýlda tamamladý ama, birinci sýnýfý bile bitirememiþti. Öðretmenleri, Alim'in pek de alim olmadýðýný, tembelliði yüzünden sýnýfta kaldýðýný söylediler babasýna. Ama durum hiç de öyle deðildi. Alim, kelimeleri hecelemeyi dahi öðrenemeyecek bir zeka seviyesine sahipti. Okuldan atýldýktan sonra bir yýl içine kapandý kaldý. Neredeyse konuþmayý unuttuðunu sandý ailesi. Sürekli balkondan dýþarýyý seyretti. Balkondan sýkýlýnca pencereden, pencereden sýkýlýnca da televizyonu seyretti. Sürekli seyretti. Babasý bazen onunla konuþmak istediyse de, o bir yýlda, iki üç kelime konuþmadan sayýlmazsa eðer, adamakýllý pek konuþamadý oðluyla. Doktora götürmek istedi oðlunu; Alim, buna karþý geldi. Hayatý bir seyirlikten baþka bir þey olmamaya baþladý. Seyretti, seyretti… Ta ki, halasýnýn kýzý Güllüþah Almanya'dan gelene kadar. Güllüþah'ý görünce birden bütün suskunluðunu yerle bir etti. Sanki, konuþmasý batýdan gelen birine baðlýymýþ gibi konuþtu da konuþtu. Babasý bu sefer de oðlunun bu kadar çok konuþmasýndan endiþelenince, kardeþinin Almanya'dan geliþinin hemen ertesi günü Alim'i kandýrarak doktora götürdü. Alim, doktora gittiklerini anladýðýnda bile ses çýkarmadý. Sadece babasýna, büyük bir adamýn bakýþýyla baktý ve gülümsedi. Doktor, Alim'i yorulana kadar konuþturdu ama önce kendi yoruldu. Doktora göre, týp bu durumu açýklayacak yeterliliðe sahip deðildi. Çünkü birinci sýnýfý dört yýlda bile bitiremeyen Alim, doktorun sorduðu bir çok soruya büyüklere taþ çýkartacak cevaplar veriyordu. Dünyanýn ken10


gün onun kahvehanesinde çay içerken yaptýklarý konuþmalara kulak misafiri olduðundan, tüm olan la rý tah min et miþ ti. Ma hal le deki di ðer çocuklar ise, bu ikilinin bir anda birbirlerine düþman kesilmesine bir anlam veremediler. Hulusi Husus, meseleyi duyup ilgilenmedi; Veli, Selim'in meselelerine karýþmak istemediðinden uzak durdu. Ýki eski dostun arasýný yapmak için mahalledeki bütün çocuklar birbirinin yüzüne bakýyor ama cesaret edemiyorlardý.

di etrafýnda dönmesinden kaynaklanan olaylarý, Türkiye'nin dýþ politikasýndaki yanlýþlýklarý ve maden iþletmelerinin daha verimli çalýþtýrýlabilmesi için yapýlmasý gerekenleri bir bir anlatýyordu. Alim'in bu alimliði ancak üç yýl sürdü. Okuma yazmayý sökmesi bir yana; hem çok hýzlý okuyor hem de çok kolay ezber yapabiliyordu. Üç yýlýn sonunda bir sabah ateþler içinde hastaneye kaldýrýldýðýnda Alim'den geriye þimdiki hali kalmýþtý. Yani, birçok þeyi bilmesine ya da biliyor görünmesine raðmen aslýnda pek bir þey bilmeyen kurnaz bir delikanlý kaldý. Ýþte bütün 'dehasýný' da bu kurnazlýðýndan alýyor dersek doðru söylemiþ oluruz. Alim'in en iyi arkadaþlarýndan biri Selim; Tatar Selim. Alim, Tatar Selim'in süzme salak olduðunu düþünüyor. Arkadaþ grubunun lideri olan Alim, Selim'i uþaðý gibi kullandýðý ve Selim de buna müsaade ettiði için böyle düþünmesinde haklý. Ayrýca yaþanan son olaylar Alim'i Selim'den daha çok nefret ettirdi. Ýki yýl önce kan kardeþ olduklarýnda arkadaþlýklarýnýn düþmanlýða dönüþeceklerini bilemiyorlardý elbette. Ancak, mahalle kahvehanesinin sahibi Hüsnü Tiryaki onlarýn kýsa zamanda birbirlerine diþ bileyeceklerini çok iyi biliyordu. Her

Selim Tatar: Ailesinin Tatar soyadýný nerden aldýðýný çok merak etmiyor. Onun için önemli olan bunun arkadaþlarý arasýnda itibarlý bir lakap olarak dolaþmasý. Alim nasýl mahallede "turuncu" lakabýyla çaðrýlýyorsa, Selim'i de "tatar" olarak çaðýrýyorlar. Konusu bir yerlerden açýlýnca, "Benim büyük büyük dedem bir Osmanlý paþasýydý. Köprülü ailesi gibi soylu bir aileydi. Sarayýn yemek iþi ihalesini sürekli bizim aile alýrmýþ. Büyük büyük dedem Tatar Mustafa Paþa, saraydaki baðlantýlarý sayesinde ihaleleri kimseye kaptýrmazmýþ. Becerikli adam hasýlý" der ve tarihi ezip geçmiþ bile olsa arkadaþlarý arasýnda itibarýný artýrýrdý. Selim annesini canýndan bezdirmesiyle meþ11


hur. Daha doðduðu gün haylaz olacaðý söylenmiþ; belki de herkes böyle söyleyince çocuk haylaz oluvermiþti. Ýlkokulu zor bitirdi. Ortaokula bir kýza daha yakýn olabilmek için gitti ama orta birde kaldýðý ilk yýl, sevdiði kýz üst sýnýfa geçince okulu býraktý. Ondan sonra kendini sokaklarýn eðitimine teslim etti. Ýþte o günlerden birinde Alim'le tanýþýnca biraz sonra anlatacaðýmýz meþhur olayýn ilk adýmý atýlmýþ oldu. Olaydan sonra abisinin umursamaz tavýrlarý onu iyice çileden çýkardý. O, Alim'le abisi konuþursa meselenin hallolacaðýný zannediyordu. Oysa hiçbir þey bu kadar kolay deðildi. Hele de bu olayý, bir konuþmayla hemen çözmek.

takdir edildikçe daha çok okudu ve daha çok kafa patlattý dünya meselelerine. Bütün savaþlarý, anlaþmalarý, þarkýcýlarýn fakirlere yardým yalanlarýný çözdüðünü düþündü. Aklýna gelenleri bir þekilde çözüme kavuþturunca her þeyi çözdüðüne kanaat getirdi. Oysa çözemediði tek bir þey vardý; aþýk olduðu kýzýn onu bir türlü görmemesi. Bunu da felsefeyle açýklamaya kalkýp, olmadýk kelimelere olmadýk taklalar attýrdýysa da hâlâ zihninde çözüme ulaþabilmiþ deðil. Soruyor kendine: "Neden böyle oldu?" diye. Hüsnü Tiryaki: Mahallenin gediklilerinden. Otuz yýldýr mahallede. Þimdilerde iþlettiði kahvehaneyi babasýndan devraldý. Baba mirasý olmasaydý, onda bir kesere sap olacak durum yoktu. Mektep hak getire. Gazete okumaktan bile hoþlanmaz. Ama gel gör ki, mahallenin en muhabbet adamý. Bir mesele olduðunda ona danýþýlýr. Ýki kiþi barýþtýrýlacaksa hemen herkesin aklýna 'Hüsnü amca' gelir. Kahvehanede zaman zaman masallar, menkýbeler anlatarak çayýn yanýna iki küçük söz atýverir. Yaþý icabý birçok kiþi ona 'baba' diye hitap eder. 'Hüsnü baba' aþaðý, 'Hüsnü baba' yukarý. O bundan hoþlanýr mý? Hayýr. Ama aðzýndan tek kelime çýkmaz 'böyle söylemeyin' diye. Aksini söylersem daha çok üzerime gelirler diye düþünür Hüsnü Tiryaki. Alim'le Selim'in kavga sebebini biliyor ama þimdilik kendi aralarýnda barýþmalarý için biraz zamana ihtiyaç olduðunu düþünüyor. Ýþ daha da ciddiye binerse müdahale edeceðini söylüyor, 'gel þunlarý barýþtýr' diyenlere.

Veli Tatar: Selim'in abisi. Yirmi üç yaþýnda. Tarih öðrencisi. Ýlkokulu birincilikle bitirdi. Ortaokulu birincilikle bitirdi. Liseyi birincilikle bitirdi. Zeki olmasýna zeki ama epeyce iyi niyetli. Yani kendine zarar verecek kadar iyi niyetli. Þu 'kapitalist dünya'nýn tanýmýyla 'saf süzme'. Oysa eskiler böyle demezdi herhalde; daha uygun isimler verirdi. Ben de bu dünyanýn bir ferdi olarak eskilerin nasýl isimler verdiðini bilmiyorum. Lügatten çýkarmýþýz öyle kelimeleri herhalde. Veli, üniversiteye baþladýktan sonra yaþadýðý dünyanýn farkýna varmak iddiasýyla kitaplara gömülünce ailesi büyük alim olacaðýna emin oldular. Onun okuma saatlerinde ses çýkarmadýlar, ona daha büyük saygý duydular. Veli'nin bütün hayatý kitaptan ibaret olmaya baþladý. Edebiyat, tarih, sosyoloji, felsefe kitaplarýný okudu habire. Babasý ne okuduðunu sorduðunda, dünyayý okuduðunu söyledi babasýna. Böylece olaný biteni daha iyi anlayacaðýný ve köle olmayacaðýný söyledi. O böyle gözlerini kitaplardan, gazetelerden kaldýrmadan okurken, hayatýn içinden tek fotoðraf oluþmadý zihninde. Okudu, okudu; tek hatýrasý olmadý. Kendini diðer insanlardan ayrý tutmaya baþladý. Önce kardeþini dýþladý. Sonra arkadaþlarýyla arasýna kitaplarýn görünmez uzaklýklarýndan örülü bir mesafe koydu. Selim'in abisi olduðunu bile kendi arkadaþlarýndan gizliyor. O yokmuþ gibi davranýyor daha doðrusu. Neden kardeþine böyle umursamaz olduðunu sorulduðunda "Ben öyle birini tanýmýyorum ki umursamazlýk söz konusu olsun" diyerek þaþýrtýyor. Ailesi ve ona yaklaþabilen çevresi tarafýndan

Hulusi Husus: Nam-ý diðer Hu-cc. Yirmi iki yaþýnda. Zeki çocuk. Üniversiteye gidiyor. Mahallede üniversiteye giden sayýlý gençlerden biri. Ama argo tabiriyle biraz 'fýrlama'. Babasýnýn parasýyla gününü gün ediyor. Zavallý babasý da biricik oðluna ses çýkarmýyor. Para musluðunu baðlamýþ oðluna; içi kan aðlýyor. Babasý küçüklüðünde sýkýntýlar çektiði için oðluna sýkýntý çektirmek istemiyor. "Ben sefaleti gördüm, oðlum görmesin" diyor. 'Hu-cc' lakabýný nereden uydurduðunu herhalde anlamýþsýnýzdýr. Araba sevdalýsý. Kýzlara ayda bir deðiþtirdiði arabalarýyla hava atmayý seviyor. Tabii tüm bunlar hava atmaktan öte kýzlarý 'tavlamak' istediðinin göstergeleri. Yakýþýklýca bir 12


delikanlý da olduðu için, canýný yaktýðý kýzlarýn sayýsý iki elinin parmaklarýný geçti. Hulusi, Alim'le ayný sýnýftaydý ilkokuldayken. Alim'in durumuna ilk baþlarda üzülmüþ olsa da, sonra fýrlamaya çýkan Alim'le sürekli çatýþtý. Ortaokuldan sonra mahallede sürtüþmeleri daha sýk olmaya baþladý. Zira kendilerine güvenleri arttý, çocukluktan yavaþ yavaþ delikanlýlýða adým attýklarýný hissettiler. Selim'in haklý olduðunu düþünüyor. Onun Alim'i lokma lokma yemesi için her gün dua ediyor: Selim'i çok sevdiði için deðil; Alim'den nefret ettiði için. Olayý da bizzat gördüðü için zaten Alim'in haksýz olduðuna kanaat getirmiþ durumda.

Hü se yin Ka ra ca Hangi taþý kaldýrsam altýnda dünya bu terazinin çekeceði aðýrlýk belli adam düþe kalka dönüyor yuvasýna aç acýna. yor gun düþtüðü belli sokakta bir çocuk kir teriyor soðuktan nereye kaçsa peþinden gidiyor dünya koca bir kabus gibi. saklambaç onun gözünde korku tüneli

Düðüm: Alim o gün olanlardan sonra mahallede görünmedi. Daha doðrusu sabahýn çok erken vakti evden çýkýp gece geç eve gelmeye baþladý. Yukarýda söylediðimiz gibi evden ayrýlmaya meyyal biri. Bazen bir hafta eve uðramadýðý oldu. Zavallý annesi yaþlar içinde boðuldu kaldý. Evladý nereye gider, ne yer ne içer; aldý onu bir kara kaile. Selim mahalledeki iktidar alanýný olaydan sonra geniþlettikçe geniþletti. Ýki hafta sonra neredeyse yeni bir 'Alim' olup çýktý. Etrafýna topladýðý üç beþ kopukla mahallenin yeni hakimi gibi gezinmeye baþladý. Ama bir gün Hüsnü Tiryaki, tatlý sert kulaðýný çekince uslanýr gibi oldu. Artýk daha fazla dikkat etmeye çalýþtý kendine. Veli, kardeþinden daha çok nefret etti. Ona göre, düzensiz doldurulan kalabalýklarýn neticede doðurduðu doðal bir sonuç bunlar. Modern dünyanýn bir 'nimeti' olarak görüyor kardeþini. Güçlü olmanýn kuralýný öðrenmeye çalýþan ve güçlü oldukça zayýfý ezme 'kural'ýný uygulayan bir kardeþi olduðu için utanç duyuyor. Ne adýna? O, "Bütün dünya adýna utanç duyuyorum" diyor. "Biz kendi ellerimizle katillerimizi, hýrsýzlarýmýzý oluþturup sonra da 'polis gel yakala, ey cemiyet tedbirini al' diyoruz. Halbuki modern zihnin bu yöndeki bunalýmýný görmüþ olsak birçok problemi temelli halledeceðiz" diyor. Olay günü, ben de oradaydým. Kahvehanede oturmuþ çayýmý içiyor, gazeteye göz atýyordum. Bizim Alim-Selim ikilisi sokaðýn ucunda göründüler. Sonra…

belli ki ýr maðýn yataðý hiç rahat deðil uðunuyor akarken soluk soluða yor gun bir kýsrak gibi. eprimiþ yük çekmekten incelmiþ bir ur gan gibi tablodaki çizgiler belli belirsiz ressam çalakalem çalýþmýþ kanvasýna yana yakýla. düþsüz kaldýðý belli

(Sonrasý önümüzdeki sayýda.) 13


Berat Demirci: Ka ran lýk tan bes le nen ay dýn la ra bak ma yýn! Söyleþi: Seyfullah Aslan Ýlk kitabýnýz Turna ve Gayda Dergâh Yayýnlarý'nca yayýnlandýktan sonra epeyce ses getirmiþti. Son kitabýnýz Hançeremizdeki Harita ise geçen aylar içinde Sütun Yayýnlarý'nca yayýnlanýnca yeniden isminiz gündeme geldi. Ancak isminizin geçtiði her ortamda, size ciddi bir saygý ve bu saygýdan mütevellit bir hayranlýk da söz konusu. Sizce yazdýklarýnýzý "önemli" kýlan þey nedir? Yazar deðil, "Kendi efkârýyla okur yazarým." Beni yazmaya sevkeden þey "yazar olmak" deðil, "kendi efkârým"dýr. "Can, haberden ibarettir." Efkârýmý biriktiren haberler ne olursa olsun, biçimlendiren kaynaðýn ilk insandan son insana, ilk günden son güne kadar süren, sürecek olan sahih ahlâk, sahih medeniyet çizgisi olmasýna, Kitab'a sýðmayacak sözler kullanmamaya gayret ederim. Þahsýma gösterilen saygý var ise o çizgiye duyulan saygýnýn bir uzantýsý olarak deðerlendirilebilir. Her insan yazmaz ama her insanýn ne eylediðini yazan katipler vardýr. Yazan kiþi bu konuda iþi zor olan kiþidir. Kendisine "bunlarý sen yazdýn" denilir ve altýnda imzasý vardýr, kaçacak tarafý yoktur. Yazdýklarý kendisi öyle istemese de amel defterinin en mühim cüzüdür, çünkü söz kayda geçmiþtir. Birileri yazýya alýnanlardan nasýl etkilenirse amel defterinize de siz farkýnda olmadan o doðrultuda sayfalar eklenir. Böyle bir durumdan ürpermeyen erkiþi ise eline kalemi alsýn.

lan medeniyet deðil, size verilen ömür içerisinde kimliðinizi tazeleye tazeleye yola yürümektir. Medeniyet bizim duygu, düþünce ve eylemlerimizin eþya ve tabiat üzerinde kazandýðý devamlýlýklardýr. Halimize bakýldýðýnda kurumlarýmýzla, aydýnýmýzla ve ricalimizle kiþilik ibraz eden bir medeniyetimizin varolduðu söylenemez. Hakim medeniyete tabi olarak yaþýyoruz; ama bu kuþatýlmýþlýk içerisinde kimliðimizin gerektirdiðini yapabildiðimiz kadarýyla dünyayý imar ederiz; mevkimiz makamýmýz ne olursa olsun daðýn, taþýn, kurdun, kuþun hakký bizden sorulur, bundan insan olarak sorumluyuz. Tarih medeniyetlerin tahterevalli oyunu deðil, insanlarýn eylediðidir, yaþadýðýdýr. Bu memleketin seçkinlerinin ve ricalinin aðzýndan "Bizim medeniyetimiz" diye bir iddia çýkmýyor, tersine "çaðdaþ medeniyet" diye kendini, milletini tamamen dýþarýda býrakan ideolojik bir jargona tutsaklar. Türklük, Ýslamlýk meselesine gelince. Elbette sizin soruþ niyetiniz beni bir tercihe ya da dini sentetik bir ideolojiye dönüþtüren bir senteze zorlamak deðil. Kimliðimizi hedef alan nasýl bir tuzaðýn içinde olduðumuzu deþelemek. Bir kavme mensup olmak elimizde olan birþey deðildir, bir dine mensup olmak da. Ama, aþaðý yukarý her kavme mana katan, ahlak kazandýran ve mensuplarýnca paylaþýlan bir din vardýr. Bir Frenk Müslüman olduðunda ilgi çeker, ama "Bir Türk MüslüHançeremizdeki Harita’da aile kurumundan, man oldu!" haberi komiktir. Son on yýldýr "karansözlü kültürden, cer atelyelerinden, kelimelerilýk aydýn ve rical" Türklüðe özel vurgu yaparak, mizin neye tekabül ettiðinden bahsederken asbir ýsmarlama Türkçülük politikasýna soyundular. lýnda medeniyetimizi iþaret ediyorsunuz. Bizim Dini ihmal ederek dinsiz Türkler imal ettiklerinmedeniyetimizin ana kaynaðý de içeriden kuþatmayý baþarBu memleketin seçkinleri- mayý umuyorlar; bunlar sizce nedir? Türklük mü, Ýsnin ve ricalinin aðzýndan lam mý? "Konjonktürel Türk", "Fasih Medeniyetleri insanlar ku"Bizim medeniyetimiz" diye Türk" olmak gerek. Ýki cihan rarlar. "Bizim medeniyetimiz" sultaný Peygamberimiz, hiç bir iddia çýkmýyor, tersine denildiðinde genellikle geçkimseye Arap olun demedi, "çaðdaþ medeniyet" diye miþe atýfta bulunulur. Medeama "Ben arabýn en fasihiken di ni, mil le ti ni ta ma men niyetler yýkýldýðýnda da, þekil yim" dedi. Fasih olmak, artisde ðiþ tir di ðin de de in san lar dýþarýda býrakan ideolojik bir tik patinaj yapar gibi lafý eðip yollarýna devam ederler. Aslobükmemektir, aslî bir ölçüjargona tutsaklar.

14


dür; ýrkçýlýk kavimlerin fesahatini bozdu, ben "Fasih Türk" olmaya çalýþýyorum. Ýnsanlar kavim kavimdir bizler de Türküz, tarihimizde kölelik ve kölecilik yoktur; bizi köle yapmaya çalýþan AÝHM kapýlarýndan adalet dilendirenler utansýnlar. Kimliðimizi barbarlýklarýna, cehaletlerine alet eden müstemleke subayý tabiatlý uþaklar Fasih Türkleri tarih önünde küçük düþürüyorlar; Fasih Türk, bizi millet yapan ve devleti de ayakta tutan hem nesep hem sebep asabemizdir, dýþarýsý da içerisi de, azýnlýðý da, etniði de bunu bilmelidir, anlamalýdýr. Nesep asabesidir çünkü kavimlerin medeniyet kurma gücü bu asabenin yeterliliðine baðlýdýr, sebep asabesidir çünkü on yüzyýl her renkten insaný yaþatan bir kültür vasatýna ulaþtýrmýþtýr. Peki dava… Dava birilerinin "Türk olmanýz yetmiyor, benim dediðim gibi Türk olacaksýnýz!" dayatmasý… "Fasih Türkler" in ezilmeye çalýþýldýðý, "Galat Türkler" in ise baþta kurucu unsur ve asabe olan Türkmene ve Türk Milletinin vazgeçilmez unsuru olan her türlü etnik ve dini çeþitliliðe zalimane davrandýðý bir ülkede söz söylemek zor. Çünkü insanlarý gerdiler, birbirlerine düþürmek için her þeyi denediler; sýrf kendi saltanatlarý uðruna bu topraklardan aklý ve irfaný ve daha önemlisi sevgiyi kazýmak için ellerinden geleni yaptýlar yapýyorlar. Baþka bir ülke bu kadar hainliði kaldýramaz.

Berat Demirci Þair ve yazar. 1956 yýlýnda Sivas’ta doðdu. Sivas Eðitim Enstitüsü ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdi. Ýktisat felsefesinden doktora yaptý. Halen Cumhuriyet Üniversitesi’nde öðretim görevlisi olarak çalýþmalarýný sürdürüyor. Ýlk eseri Turna ve Gayda 2000 yýlý Türkiye Yazarlar Birliði deneme ödülü aldý. Þiirleri ve yazýlarý Dergâh, Mavera, Kutadgu Bilig, Türk Edebiyatý, Rûzigâr, Palandöken ve Suhan dergilerinde yayýnlandý.

Aydýn, entelektüel, münevver kavramlarýna nasýl bakýyorsunuz? Bu sýfatlarý üzerinde taþýyan kelâm ve kalem erbabýmýzýn yönü sizce nereye dönük? Milletini topyekün kucaklayan, seven insanlara ihtiyaç var. Israrla ve tahammül ederek hakikaSiz yazdýklarýnýzla "karanlýk aydýn" tiplerinin týn peþinde olunmasý gerekir. Bu kavramlarla dekomik sözlerine kuvvetli bir Osmanlý tokadý atýðerlendirilen insanlarýn çoðunluðunun yüzü geryorsunuz. "Karanlýk aydýn" tipi bu ülkenin kaderi çeðe deðil belli mahfillere, tribünlere dönük. mi? Kendilerine tahsis edilen kaygan zeminlerde, seAydýn sayýlmanýn medyayla bütünleþmiþ bir yircilerine/okuyucu ve dinleyicilerine hoþ görünsektörü var, bir tür "aydýn sektörü." Karanlýktan mek için artistik patinaj yapýyorlar, akreditasyobeslenen aydýnlara bakmamýz kafi. Her dönemde nun her türlüsü bu zümrede mevcut ve daha tehhisseleri yatmýyor, gemileri batmýyor. Bunlar beylikelisi tecavüzcülere yardým eden nelmilel iktisadi þebekelerin erkepek çok fikir fahiþesinin adýna da tecileri. Türkiye'de yaþanan büyük ...Daha tehlikelisi aydýn filan deniliyor. Acýmasýz olsoygun dönemlerini aklý eren bir mak istemiyorum, ama üzerinde tecavüzcülere yardým ik ti sat çý gra fi ðe dök se, or ta ya eden pek çok fikir patronaj yükü olanýn para cinsinmüthiþ bir "soygun eðrisi" çýkar. den ifade edilmeyen fikir üretmesi fahiþesinin adýna da Vatan en çok ne zaman kurtarýlmazordur. aydýn filan deniliyor. ya çalýþýlmýþsa, büyük soygunlar o

15


iddialarýný çürütmek gibi bir görevimiz olduðunu düþünmüyorum. Bir ayaðýmýzý hakkýn, güzel ahlakýn, temiz sözün bütünleþtiði bir sahih noktaya basýp diðer ayaðýmýzý yetmiþ iki millet üzerinde gezdirmeliyiz. Hem mahalli, hem milli, hem cihanþümul olmanýn yolu buradan geçer. Osmanlý'nýn hareketli, arayýþlarla dolu günlerinden kalma bir atasözümüz vardýr: "Osmanlý'nýn bir ayaðý üzengide gerek." Mecazdýr, mecazýn hakikatinde mahfuz olan ise üzenginin ayaðýmýzý saðlam basacaðýmýz hakikat noktasý oluþudur. Aydýn denilen zevatýn büyük bölümünün üzengisi yoktur. "Millet okumuyor!" ifadesine, "Ne yazýldý da okunmadý?" sorusu ile karþý çýkýyorsunuz? Yazýlanlarýn zayýflýðýný neye baðlýyorsunuz? Bilgi eksikliðine mi, sözlü kültürümüzün zayýflamasýna mý? Yazar takýmýnýn çoðunluðu milletle baðýný kuramýyor. Ýngiliz kalýyor. Sözlü kültür yaþayan kültürdür ve adam yetiþtirir. Sen "kar" görmeden çýð altýnda kalanlarýn hikayesini yazarsan okunmazsýn. Tabii okuyanlarýn vardýr, seni okurken ayýlýp bayýlýrlar ama onlar da görgüsüzdür. Görgü olmayýnca ne yapsýn tazeler… Yazanda mý okumayanda mý suç bilemem, ama "millet okumuyor" sözü, milleti hafife alarak, kendilerini yüceltmeye çalýþanlara mahsustur, harc-ý alemdir ve bana "Bu millet adam olmaz!" sözünün uzantýsý gibi geliyor.

Hançeremizdeki Harita Berat Demirci Sütun Yayýnlarý Deneme

dönemlere birikiyor. Ve soygunculara erketecilik yapan aydýnlara(!) bir bakýyorsunuz piþkin piþkin köþelerinde oturuyorlar. Bu aydýn türü laboratuar ürünü, kaderimiz de bunlar deðil elbette. Millet er veya geç kendi aydýnýný ve seçkinini büyütecektir, büyütmektedir. Ama, hemen söylemeliyim ki, sahip de çýkmalýdýr.

Özellikle Meþrutiyetin ilânýndan sonra "münevver" kesimde ayrýþmalar su yüzüne çýktý. Bir Osmanlý en zayýf zamanýnda dahi Yahudilere kesim batýya bakarken, diðerleri Ýslâm coðrafyaFilistin'den karýþ toprak satmamýþken, bugün sýna bakmaktaydýlar. Cumhuriyetin ilânýndan kendi ellerimizle, neredeyse zorla Yahudilere sonra uçurum iyice açýldý. Bugün, aslýný inkar toprak veriyoruz. Filistin'de zulüm açýktan yapýledenlerin iddialarýný çürütmek için nelerden/nedýðý halde, ne deðiþti de böyle oldu? relerden beslenmeliyiz? Türkiye yalnýz bir ülkedir ve arkasýnda dünTarihimiz ve tarihi þahsiyetler "birþey" deðil yada etkin olacak bir siyasi güce sahip deðildir. "birþeyci" olanlarýn elinde siyasi ve iktisadi iktiMeclis büyük müttefikimiz aleyhine sayýlabiledar aracý olarak kullanýlmaktadýr.Tarihimizle, tacek bir karar aldý. Ülke, Ulus, Adapazarý edebiyarihî þahsiyetlerle barýþmalý ve sempatiyle bakmatýyla konjoktürel "Çýlgýn Türk" numarasý yapanlýyýz. "Aslýný inkar eden haramzadedir!" Yapacak lar birdenbire mosmor oldu. Amerikan aleyhtarý bir þey yok, onlarý kendi halinde býrakýp iþimize gibi gözüken iþbirlikçiler, bazen patronlar vasýtabak ma lý yýz. Ha ram za de le ri sýyla bazen de alenen "büyük viz yo na çý kar tan lar ka dar, müt tefikimize ayýp oldu!" deYazar takýmýnýn çoðunlubunlarla ayný ortamlarda buðu milletle baðýný kuramý- meye baþladýlar. Yirmi sekiz lunarak laf yetiþtirmek de ha"Gücük" (Þubat) ayý delikanlýtalýdýr. Biz batýya veya doðu- yor. Ýngiliz kalýyor. (...) Sen larýnýn delikanlýlýðýnýn ellerin"kar" görmeden çýð altýnda de yarým yamalak bir demokraya bakmak zorunda deðiliz. Gerçeðe aþýk olmalý ve onun kalanlarýn hikayesini yazar- siden baþka hiçbir þeyleri olmapeþinde koþmalýyýz. Onlarýn yan zavallý halka karþý olduðunu san okunmazsýn.

16


výr belirlemek sokak kabadayýsý tavýrlý adamlara düþerse, provake edilen kitleler de gider memleketinizde misafir olan büyükelçilikleri ateþe verir. Ben sütten aðzý yanmýþ bir þehrin çocuðuyum. Konu hakkýnda fazla bilgim yok, karikatürden de haberim yok. Kemlik sahibine yaraþýr, "ne yani Avrupaîlerden iyilik mi bekleniyordu." da demek istemem, çünkü bu iþler "çapraz savaþ" numaralarýdýr. Önümüze her uzatýlan mikrofona konuþmak, paçalarýmýza her sürtünenle dalaþmak zorunda deðiliz.

bir kere daha anladýk. Osmanlý en zayýf anýnda bile vakurdu, adam yerine konuluyordu ve bu vakar meyvesini vermiþtir. Millette o vakur tavýr mahfuzdur, zaman zaman yöneticilerinde samimi bir vakar ifadesi görünce de seviniyor. Gençlerde ciddi bir "zihniyet bunalýmý" görüyor musunuz? Görüyorsanýz, bunu nelere baðlýyorsunuz? Gençlerden çok, o gençlerin örnek aldýðý, onlarý yetiþtiren büyüklere bakmak lazým. Adamlarýn bunalýmý bile yok, zihinleri boþ, zihniyetleri loþ. Genç le re kar þý to le rans lý yým, ne yap sýn çocuklar iktisadi hayat gibi rasyonalitenin aðýr bastýðý alanlarýn bile marþla, marþ marþla yürütüldüðü bir ülkenin çocuklarý olarak büyüdüler. "Birþey" olmanýn deðil "Birþeyci" olmanýn kurbanlarý onlar.

Yazdýklarýnýzý dikkatle okuyanlarýn olmasý sizin için ne ifade ediyor? Yazýlarýnýzýn adresine ulaþtýðý hissi mi, doðru bir bilinç oluþturmanýn verdiði kuvvet mi? Efkarýmý paylaþmýþ oluyorum, yüz yüze gelmediðiniz hiç tanýmadýðýnýz insanlarý hakkýnýzda hayýr düþünmesi kadar ferahlýk verici hiçbir þey olamaz, salih amel iþlemiþlik hissi uyandýrýyor. Yazdýklarým hane halkýnýn arzuhalidir bir tür. Aðyare ulaþsýn diye bir derdim de yok zaten, nadandan iltifat da beklemem. Beni okuyanlarýn çoðunluðunun, zaten beni anlayanlardan oluþtuðunu tahmin ediyorum.

Karikatür rezaletine Müslümanlar neyle cevap vermelidir? Cevap vermeliler miydi? Hz. Peygamber kendine yapýlan çok aðýr hakaretlere karþý nasýl davrandýysa öyle davranýlmalýydý, sünnetine uygun iþler yapýlmadýðýný zannediyorum; bu iþlerde ta-

Es ra Elö nü Uzun gafýn kýsasý Rulo gibi yapýp konuþmaya çalýþtýðým Faturalý har flerin sonuydu gaflar.. Kýsa ve buzlu aðrýlarýn genzinde kalýp Üç vuruþta ikiye katlanan 1'i oluruna býrakýr olgunlar.. Söylemiþ bulunur bir kere.. Aðzýmdan kaçan annemin ger danlýklarýydý.. Bur numa kafa tutan kabadayý kaktüs kokularý.. Ayaða kalktýðýmda baþýmý çeviren Peynir krallarý içinde gaf koþularý.. Patavatsýzlýðýn taburesinde ufak görünmenin sebebi Gaf utancý.. Uzun gafýn kýsasý, Annemin ger danlýklarý çalýndý…

17


Al per Gen cer Yedisu günlükleri -Ikar sesi soðuruyor, menzilim kýsa. yola bir kunduz indi demin döþüne çýð düþür müþ gibi tez! kaldýðý yer den devam eder miþ gibi uykusuna ranzasýndan atlayýp saldýr dý bir asker korkusunu gizleyip hücum baðýr týsýna kaçýþtý gerillalar, uyandý uykusundan ve ben þimdi onun terli saçlarýný okþuyorum kýnýndan çekilmiþ bir kýþý uðurlar gibi.

tanýdýk bir beyaz oluyor bu rahmin bana dönük duvarlarý ve dudaklarýmý çaðýrýrken alný yarýk bir çocuðun gözyaþlarý mer haba diyorum, bileklerimin ucunda sýkýlmýþ bir yumrukken "mer haba!" derbentleri kollayan bir soðuk bana tebelleþken sýr týma eriþmemiþ kurþun karanlýklarý

tütünüm yok, kýzlar konuþuyor beynimde yankýlarla kýzlar kadýnlar oluyor, Allah'a emanet ediyorum onlarýn ihtiyar bakýþlarýný ocaðýma peykler koþuþturuyor ve jur nalliyorlar daðýn niçin öldüðünü babamýn mayýnlara basmadan yürüdüðü yollarý görüyorum gece oldu mu çiftleþen ve gündüz unuttuðum düþüncelerimi...

þimdi bir kuðudan farkým yok yaðan karýn altýnda yýllar var hafýzam böyle hatýrlamýyor kýþý hatýr için öptüðüm yanaklar da kalan dudaklarým hatýr için kapýlar da erittiðim mühürler ve kapanmýþ yollarýn karýyla mer haba diyorum dýþýmý biriktiren bir barajken ellerim ellerim, buzlarý çözülmeye baþlamýþ bir tabibin elleri!

18


Be tül Ya zý cý Gölgelerin yolculuðu -IIkendini mar tý sanan kadýn elleriyle gözlerini kapayýnca elleriyle gözlerini kapamýþ biri oluyor karanlýða alýþmasý zaman alýyor yetinmiyor yer çekiminin hýþmýna uðramýþ bir mar týya ekleniyor tam kapýdan çýkacakken kendi gölgesine basmýþ diyorlar geriye sar mýþ kuþluk vaktini, kum saati taþmýþ yalnýz deðilim iyi ki mahallenin delisi var yani gölgede kalmýþ ben size eþlik eden "karpuz kabuðundan gemilere" aðzýmýz sulanýyor kaðýttan kayýklar yapýyoruz, yoksa inanmayacaktýnýz rüya gör meyenler hep uyuyanlar dýr zaten

öncesiz ve sonrasýz bu kalýn kafalý dünya araf denenilen yer iþte burasý ayaklarýna geçiriyor herkes kýr dýðý cevizlerin kabuklarýný bir baþkasý parlatýlmýþ balýklarý sofrasýna koyuyor

baþka öyküler de yaþayýp susanlara sorarsanýz büyük balýðýn üstünde duruyor derler dünya öykülerinizde yaþayarak konuþmak için diyorum ben de size varamadýðým deniz veya her kimseniz

19


Ya sin Onat Kusur Uðramayalý uzun zaman olmuþken kendime Þaþýr mýyorum üç adým ötemde olsa da gençliðim Habersiz kaldý, sokaklar da arýnmýþ çocuklar Bu devri daim eden çeliþkili sanrýya Sor mayalý bilmem kaç zaman geçti aradan Par mak uçlarýmda eðleþen yaban güllerinin hatrýný. Dâhil olundum Itrîden süregelen mûsikî sevenler birliðine oysa

Söz müydü yazý mýydý hangisinin kalýcý olduðunu Hatýrlayamadýðým küçük sancý Hatýrladýðým neydi ki hatýrlattýklarýmdan baþka Azaldýkça övünç duyamadýðým.

Mer hamet adýna Dilenmek adýna Övünç adýna Ve dahi elimden bir kristal bar dak gibi düþen sonbahar adýna Ne yaptýmsa geldi ve buldu beni Þu akþam sonrasý esen rüzîgarýn hatrýna.

Kusur, en çok ve en az neyi kapsýyorsa terk ettim orayý Tekrarlamak deðil demiþler di de hatalar için Dönmem gerekir miþ kavþaktan büsbütün kaygan olsa da

Ýz býrakma! Yarým býrakma Beni býrakma… Cinayetim olacaksýn sen ey körelmemiþ nefsim!

Bir yerler de hep baþka biri olma isteði Vahþi bir kur gu hatasýndan baþka ne olabilir ki?

20


Gelen giden Kâmil Yeþil radyodan dinlenebiliyordu. Muhtarýn: - Nerden bulursun bu þarkýlarý, denilmesinden çok hoþlanýrdý Kahveci Mesut. Kahveci Mesut, o zaman kirli ve bilgiç aðzýný yayar: - Denizde mücevher var; ama dibe inip onu çýkaracak adam olmadýktan sonra neye yarar, der ve yaðmurda kalmýþ eþek dýþkýsý gibi þiþinir, kabarýrdý. - Sen de amma da laf ettin ha, diye karþýlýk verirdi hoca. Senin yerin aslýnda muhtarlýkmýþ ya; ama dur bakalým... Okkalý konuþurdu Kahveci Mesut. Gazetedeki pehlivan tefrikasýna kadar her þeyi okur, bütün bulmacalarý çözerdi. Neden sonra 'Kendi Kendine Radyoculuk' dergisine abone oldu. "Bir arsanýz olsun Çankaya'da" adlý kupon kampanyasýna katýldý.

Kahvenin içinde oturulacak yer kalmamýþtý. Muhtar köyün iki destimanýný etrafýna toplamýþ talimat veriyor, rapor alýyordu. "Cins, cinsi çeker" demiþ ler; muh tar da ken di top ra ðý na uy gun adamlarý seçmiþ, özellikle köy bekçisi yapmýþtý. Bu yüzden destimanlarýn ipi muhtarýn elinde idi köyde. Destiman Ziya gece dolaþmakta Ay'ý; iki yüzlülükte seher vaktini yolda býrakýr bir adamdý. Sanki seherin sadece kazip tarafýyla tanýþmýþtý Bekçi Ziya. Seher her ne kadar 'O senin kendi kâzipliðin ve yalancýlýðýn; bende asýl olan sadýklýktýr, doðruluktur' dese de Destiman Ziya, seherin; sadýk yönünü tanýmaya fýrsat bulamamýþtý hiç. Öteki bekçi Destiman Turan ise aðaç gibi bir adamdý. Aðaç suyu nasýl topraktan gizlice emerse o da aynýsýný yapardý. Köylüler bir bakarlardý, Destiman Turan dal budak salmýþ dört yana; zenginleþmiþ. Dudaklarýnýn arasýna aðýzlýk almakla yetinmediði gibi onun ucuna da uzun filtreli bir amerikan cigarasý takmýþ, elinde oltu taþý tespih kahvede bacak bacak üstüne atmýþ þiþinmekle meþgûl. 'Nerden buldun bu kadar danayý, buzaðýyý? Körüklü çizmelerin rengi her gün deðiþiyor?' sorusunu duymuyor cebindeki çýngýl paralarýn þýngýrtýsýndan. Yer, gökten ne aþýrdýysa aþýrmýþ; ama Allah için haksýzlýk etmemek lâzým; ilkbahar gelince her bi þeyini paylaþýyor üstündekilerle. Ama Destiman Turan ayak basýp ezdiði, çiðnediði toprak kadar bile olamýyordu. Bu yüzden muhtar da zaman zaman: - Sadece kendine gölge için büyüyen aðaç gibisin lan Turan; þöyle saðýna soluna da bak bazen, der takýlýrdý ona.

Muhtar, caný isterse iþine posta koyan adamý muhtarlýðýn altýndaki 'merkez'e çaðýrtýr, bekçilerine dövdürür; isterse baðýnýn bahçesinin iþlerinde koþtururdu. Þimdi de Destiman Zeki'yi köyün giriþindeki Çine Çayý'na gönderiyordu. Hiç kimse çayýn kumudur, deyip milletin tarlasýnýn kenarlarýný oymayacak, inþaat için kum almayacaktý. Hoca, sabah namazýndan çýktýðýndan beri yerinden kýmýldamamýþtý. Oysa namaza giderken ilk düþündüðü þey hemen dönmek ve uykuya kaldýðý yerden devam etmekti. Bunu düþünmüþ ve yorganý iyice örtmüþtü minderin üstüne. Böylece yatak soðumayacak, o da hemen giriverecekti sýcacýk döþeðe. Oysa þimdi ne uyku var gözünde ne uyuma niyeti var aklýnda. Cami çýkýþý bir çay, kahve içelim, güneþin doðuþunu izleyelim diye oturmuþtu; oturuþ o oturuþ... Bir hýrsýz gibi sessiz sedasýz gelmeyi þanýna yediremediðinden olacak, ýþýðýný öncü kuvvet olarak gönderen Güneþ, doðuþ yerini kýzartmaya baþlamýþ; kana bulamýþtý daðýn rahim aðzýný. - Kendisi gelmeden; ortalýðý Kýzýldeniz'e çevirdi; gelince kim bilir daha neler yapar bu Gü-

Kahvede ortalýk radyodan yükselen þarký türküden, çalgý çaðnaktan geçilmiyordu ama oynayan yoktu. Kahveci Mesut, "Tarla Günlüðü" programýný kaçýrmamak için radyoyu erkenden açar, kýsa dalgadan yayýn yapan polis radyosundan, gurbetçilerin türkü isteklerini dinlerdi. Kýsa dalgadan gelen sesler tam net deðilse, çoðunlukla baþka þarkýlar, seslerle karýþýp, yer yer azalýp çoðalsa da diðer frekanslarda görülmeyen Selahattin Cesur, Orhan Gencebay, Esengül þarkýlarý bu 22


çýrpýnýyordu. Parasý iyi idi, çaydan daha çok para býrakýyordu; ama nerden buluyorlar bu adamlar sabah sabah kahve içecek iþtahý, diye de için için kýzýyordu. Kýrk yýldýr dededen atadan kahvecidir; ve Mesut'a göre kahve keyif iþidir ve yemekten sonra içilir. Ne bu sabahýn köründe hem kahve hem sigara? Hoca'nýn kafasý da ayný sorun ile meþgûldü. Yahu bu adamlarýn kahve; hem de sade kahve içebilmeleri için saat beþte filan kalkýp karýnlarýný doyurmalarý gerek. Öyleyse niçin sabah namazýna gelmediler peþine. "Davlumbaz kýçlýlar" dedi içinden Hoca, ezaný üç dakika geç okusak akþama kadar sakýz oluruz aðýzlara. Zamanýnda okuyunca ne söz eden var dakikliðimden ne çaðrýmýza uyup peþimizde divana duran. Hoca bilmiyordu ki bu adamlar kahvede sabahlýyorlardý. Gece el ayak çekilince destimanlarla kafa dengi birkaç kiþi topluyor, kaðýt oynuyordu.

neþ, diyerek söze girdi Hoca. Aklýnca Kýzýldeniz neresi, niçin mavi deðil kýzýl denmiþ gibi sualler sorulmasý için zemin hazýrlýyordu. O da bunu fýrsat bilecek, muhabbetin ipini istediði gibi uzatýp kýsaltabilecekti. Gene öyleyken masanýn etrafýnda oturanlar 'Hoca deðiþtir þu Güneþ'le sohbete girmeyi' demediler bir günden bir güne. Çünkü Hoca'nýn anlatýmýna göre bir gün doðum yapýyordu Güneþ; ertesi gün gülümsüyor, muþtu veriyordu. Bazen daðýn ardýnda gizleniyor, insanlarla saklambaç oynuyordu; bir baþka gün de gecenin kovalayýþýndan kaçýyor, nefes nefese gündüze saklanýyordu. Buna raðmen ne soru sarkýtan oluyordu Hoca'ya ne de onun meramýný anlayan. Güneþ gelince herkes gördü ki öncü kuvvet kýzýllýk toz oldu ortalýktan. Döktüðü kaný temizlemekle gene kendi baþýna düþtü Güneþ'in. Mikroplarý kýrýp geçirmek için ateþe verdi daðýn tepesini, sonra bir güzel dezenfekte etti her yaný. Çay içmek âdeti yoktu Hoca'nýn. Özelikle sabahlarý... Oysa bugün adaçayý ile baþlamýþ kahve ile sürdürmüþtü içmeyi. Elindeki bardak beþinci çay bardaðý idi.

Bakkal Celâl ise sabahýn sýcak ekmeðini kaçýrmamak için erkenden gelen birkaç kiþi için saatine bakarak uyukluyordu masasýnda. Kendinden baþka bakkal olmamasýna raðmen her sabah bek-

Kahveci, ocakta þekerli kahve yetiþtirmek için

23


liyordu müþterisini Bakkal Celâl.

tütün bile sarýp verirdi. Bu ad ve kamyon sanki babasýndan miras kalmýþ gibi gurur verirdi ona. Ne zamanki iktidar deðiþti, köyde ilk iþ olarak þoförlüðüne son verildi Tames Yaþar'ýn. - Ulan dedi; sanki bütün iþler düzelecek altýmýzdan kamyonumuz çekilince. Sanki memleketteki yokluðun, kýtlýðýn sebebi benim. Bazen muhtarýn sýrf onu iþinden etmek için Ankara'ya gittiðini ve hükûmeti, baþbakaný deðiþtirdiðini düþünürdü. Ýþine son verilmekle kalýnsa gene iyi. Tames'in boþalan koltuðuna, direksiyonuna en gýcýk aldýðý adam, Kuyruk Emin oturdu. Ýþin tadý tuzu kalmadý. Bir zaman Tames Yaþar denmeye devam etti; ama ne Tames Kamyon vardý ortalýkta ne eski itibar. "Anasýný sattýðýmýn aklý, altýnda koskoca Tames, adýnda Tames varken evlenseydin ya... Þimdi ne yüzüne bakan var ne de parasýyla olsa bile kahve piþirip önüne getiren." Yalnýz kaldýðý zamanlarda en çok mýrýldandýðý sözler bunlardý. Ve gazoz kasasýnýn üstünde bunlarý düþünüyordu. O artýk yine eskisi gibi "Topal'ýn Yaþar" idi. Köyün yeni Tames'i ise Emin olmuþtu. Kuyruk Emin hem de.

Tames Yaþar, kapýnýn hemen önünde bulduðu boþ aygaz tüpün üzerine bir gazoz kasasý kapatmýþ, üstüne çökmüþtü. - Bana sade bir kahve, diye baðýrdý. Biraz bekledi ama ne kahve geldi Tames Yaþar'a ne merhaba diyen oldu. Biraz bekledikten sonra aðzýný açtý: - Bu masanýn borcu mu var yahu, dedi; bizim kahve niye gelmiyor? Muhtar eliyle kýrçýl býyýklarýný bururken; destiman, elinde tabakasý muhtara tütün sarmak için uðraþýyordu. - Ulan, bu dürzü kahve içecek parayý nerden buldu ki, dedi muhtar; kaþýnýn ucuyla Tames Yaþar'ý kastederek. Bu bir soru deðildi destimanlara. Bu sadece kendi kendine bir konuþmaydý. Ama destimanlar sanki kendilerine sorulmuþ gibi mýrýn kýrýn ettiler cevap vermek için. Kahveci Mesut, öyle bir adam ki vücuduna diken batsa çýkaramazdýnýz yerinden. Onu hemen özümser, et, kan yapar, bedeninin bir parçasý haline getirirdi. Bir zamanlar su, kan olmadan tere; ekmek, et olmadan çamura dönerken; þimdi dýþarýdan ne alýrsa onu hava ve su olarak bile atmak istemiyor, kendine benzetiyordu. Kahveci ocaðýn baþýnda mýrýldandý: - Bu Tames; þimdi bozuk param yok, sonra veririm, diye gene sallarsa iþimiz var. Bozuk parasý yokmuþ. Sanki bütün parayý buldu da... Gidinin dürzüsü. Destiman Zeki kahveciye seslendi: - Kahveci, önce benim fincanýmý doldur, artaný da Tames'e verirsin. Bir kahkaha koptu kahveden. Baþýný iki yana salladý, cýk cýk diye mýrýldandý Tames Yaþar.

Köyün kasaba olmasýna ise hepten deli oluyordu Tames Yaþar. Eskiden havasý o kadar yoktu bu iþin. Þimdi kasabanýn kurtuluþ günlerinde o oturacaktý direksiyonun baþýna ki... Kornasýna öyle bir basacaktý ki; sanki Ýsrafil'in sûru üflenmiþ sanacaktý kasabalýlar. Allahüalem Emine'yi de bu Kuyruk Emin alýr artýk. Oh, bir yanda Emin; diðer yanda Emine! Sýrtýný Tames'in koltuðuna, arkasýný partiye vermiþ. Kim durabilir onun önünde bundan sonra. Ah ulan ah!

Köyde ona "Tames Yaþar" derlerdi. Ön kaportasýnda "Tames"; kapýlarýnda "Köy Ýþleri Hizmetlerine Mahsustur" yazan sarý kamyonuyla çaydan kum çektiði zamanlarda konulmuþtu bu ad ona. Ýlk defa kim demiþti, hatýrlamýyordu. Kendini "Geldi Tames Yaþar, gitti Tames Yaþar, n'aber lan Tames" denirken buldu. Böyle denilmesinden rahatsýz da deðildi doðrusu. Hatta gurur duyduðu bile olurdu bundan. Kendisine Tames denilmesinden hoþlandýðýný göstermek için kirli diþlerini göstere göstere, göbeðini hoplata hoplata güler; kasketi geriye doðru devirir, tabakasýný çýkarýr, bir

Kasabanýn Yunanlýlardan kurtuluþunun yýl dönümü merasiminde oldu her þey. Muhtar, köyün kasaba oluþu þerefine verdiði nutukta uzun uzun Halk Fýrkasý'ný övmüþtü. Ezan deðiþmiþ; Hoca'nýn sesi kýsýlmýþ… Köy olsa ne yazar kasaba olsa ne yazar, demiþ ve baðýrmýþtý: - Gitti Yunan geldi Halk Fýrkasý. Buz gibi olmuþtu ortalýk. Neyse ki ucuz atlatmýþtý Tames Yaþar. Çünkü muhtar Yaþar'ý düþündüðünden deðil, kasaba olmaklýðý kaybetme korkusundan, destimanlarý yanýna þahit alarak kara24


kola gitmiþ, "Meczubun biridir, küçücük yerde uðraþmaya deðmez, biz de zaten görevden aldýk." diyerek olayý ört bas etmiþti. Þimdi bundan mý gelmiyordu kahvesi önüne. Aklýna baþka bir þey gelmiyordu Tames Yaþar'ýn. Herkes höpür höpür çay, kahve içip; cigara fosurdatýrken, Tames Yaþar sadece yalanýyordu. Tüpgazýn üstüne çýktý. Elini beline attý. - Köylüler, dedi. Herkes gene ayný sözü söyleyecek, muhtarýn cinlerini tepesine çýkaracak sandý. Muhtar ise rahattý. Masasýnda destimanlara bir iþaret vermesi yeterdi. Gene de sigara dumaný gibi bir merak sarmýþtý kahveyi. - Bu gece, dedi; hepinizin anasýný sövdüm. Hakkýnýzý helâl edin. Vay gidinin çocuðu, diye atýldý Destiman Turan masasýndan. - Binme garibimin dalýna dedi, Hoca. Helâllik istiyor bakýn. Demek ki piþman olmuþ. Nerden çýktýysa âniden beliren Rahmi sallana sallana, sesini titrete titrete cevap verdi, Destiman Turan'ý iterek: - Sövmüþ de n'olmuþ; bu gece anasýna bir þey olan var mý aranýzda? Tames Yaþar da þaþtý bu desteðe. Sonra: - Ýçmiyom lan, dedi; sövülmüþ adamýn piþirdiði kahveyi içmem, mekânýnda oturmam ben. Muhtarý daha da kýzdýracaðýný düþündüðü þu cümleyi bu kez yüzüne karþý baðýrdý ve dýþarý çýktý:

Yahudi olmamak üzerine

Ýsmet Özel, günümüz þiirinin en büyük þairi. Onun þiirlerini okuyarak, düþüncelerinden istifade ederek yetiþmiþ bir nesil var. Ýsmet Özel son kitabý “Of Not Being A Jew”i CRR Konser salonunda okumadan önce yaptýðý konuþmada þiirimizin durumuyla Türkiye arasýnda sýký baðlarýn olduðunu ifade etti. “Türkiye'de iþler iyiye doðru gitmiyor. Neden diye soracak olursanýz, bunun þiirle alakalý bir tarafý var. (...) Bugün içinde bulunduðumuz meseleler, eðer Türk toplumu ya da Türk milleti, aþamayacaðý zorluklar karþýsýnda hissediyorsa kendini ve bir takým ekonomik, siyasi, sosyal olaylarýn kötü sonuçlar doðuracaðýndan korkuluyorsa bunun sebebi bu toplumun þiirle iliþkisini kopar mýþ olmasýdýr. Bu kopukluðu bir þekilde tamir etmek lazým. Çünkü dediðim gibi, biz millet olarak varlýðýmýzý þiire borçlu bir toplumuz.”

- Geldi Ýsmet; gitti kýsmet ! Muhtar, bu söz karþýsýnda susan Hoca'ya açýktan bir þey diyemedi; ama gözlerini kýsarak, yumruðuna sýkarak: "Senin de iþine geliyor tabii sakallý!" diye mýrýldandý. Hoca da yanýndakilere: - Ben desem baþým belâda, bedenim kodeste idi, dedi. Aðzýna saðlýk lan Tames. Bravo! Sonra son sözünü söyledi masadaki arkadaþlarýna: - Adýný deliye çýkarmadan doðruyu söyletmiyorlar. Adýn deliye çýkýnca da söylediðine deðer vermiyorlar. Ne yapacaðýmý þaþýrdým.

Of Not Being A Jew, Ýsmet Özel, Þûle Yayýnlarý, Þiir

25


Mustafa Kutlu, Chef ve diðerleri Hüseyin Akýn dýklarýna neden roman deðil Mustafa Kutlu hikâyelerine de "(Uzun) Hikâye" demeyi aþina olanlar çok iyi bilirler ki, uygun gördüðünü biraz da hiokuyucu bu hikâyenin kapýsýndan içeri girdiðinde hiç yabankâye ve romanýn modern hacýlýk çekmez. Kendini evindeyyatla iliþkisinde aramak geremiþ gibi rahat ve huzurlu hiskiyor. Burada hem anlatmakla setme halidir bu. Pencereler tabitmeyecek denli karmaþaya nýdýk ve bildik bir mekâna açý(baþkalaþma ve öz yitimine), lýr. Burada evler, sokaklar, çarþýhem de anlatýlan karþýsýnda lar ve insanlar birbirine sokulurdin le yi ci ko nu mun da olan casýna müþterek bir yaþantýnýn okuyucunun vaziyet almasýna sýcaklýðýný paylaþýrlar. Hikâye müþterek bir gönderme vardýr. ile hikâyeciyi birinci aðýzdan Hýzlý toplumsal deðiþim ve dinleyen arasýnda bir 'okuyucu dönüþüm, kapitalistleþme sürecinin getirdiði iktisadi ve mesafesi'ne gerek görülmemiþkül tü rel so run lar, köy-kent tir. Dinleyici-okuyucu-anlatýya iki le mi, Ana do lu in sa ný nýn ve konuya dâhildir. Hikâyeci hikâye kiþilerine karþýda son degündelik kaygý ve endiþeleri rece sorumlu ve müþfiktir. Dinhülasa Türk toplumunun sele yi ciyi- oku yu cu yu- hay re te rencamý Kutlu hikâyelerinin Chef düþürüp sarsmak için hikâye kiana eksenini oluþturur. TopMustafa Kutlu þi le ri nin ira de le ri ni emel le ri lumsal deðiþim süreci göz önüDergâh Yayýnlarý doð rul tu sun da sü rük le me ye ne alýndýðýnda, bir bakýma her Hikâye kalkmaz. Onun için, ne kadar hikâye bir öncekinin devamý yoðunluklu yaþantýlarý yazsa da, gibidir. Mustafa Kutlu, bu yazdýklarýna roman deðil, hiÝlk hikâye kitabýnda (Ortadaki Adam-1970) köyden kente göçle birlikte, topraðýn betona dökâye der. nüþmesi gibi insan iliþkilerinin de bu donukluk Hikâye ile roman arasýndaki herkesin bildiði ve soðukluktan nasibini almasý konu edilir. Arfarklar bir yana, asýl ayýrt edici nokta okuyucunun dýndan dört yýl sonra gelen ikinci hikâye kitabý her iki türe farklý niyet ve adýmlarla yaklaþmýþ olmasýdýr. Roman okuyucusu, tükenmiþ bir hayatý Gönül Ýþi (1974). Buradaki hikâyelerde de toplubaþkasýna dair bir kurguyla yeniden diriltip yemu özüne ters düþecek þekilde zoraki deðiþtirme þertme umuduyla hareket ederken; hikâye okugayretleri, giderek hýz kazanan baþýbozuk sýnýfyucusu dikkatini anlatýlan þeyden ziyade anlatalaþma iþlenir. Mekân köyden kasabaya ve giderek na çevirir. Ne de olsa anlatan uzak mekânlardan þeh re doð ru kay mak ta dýr. Yo ku þa Akan Su lar gelmiþtir ve üzerinde yol izleri vardýr. (1979)’da, tarým toplumundan sanayi toplumuna Romancýnýn aksine hikâyeci rahatý kaçmýþ geçiþteki sancýlar bir derviþ gözüyle ortaya serilir. Ekmek parasý ve emek mücadelesinin zorlayýcýlýokuyucusuna ne yoktan yere rahat bahþeder ne ðý ve dayatmalarý, bununla beraber gelen göç sode kendinden geçip bir kurguya sýðýnmasýna müsaade eder. Dünün hikâyecisi uzak mekân ve runu bir nevi sanayileþme ve modernlik eleþtirisi geçmiþ zamanlardan haberler taþýyansa, bugünün içinde verilir. hikâyecisi kendi içinde bulunduðu zamandan koYoksulluk Ýçimizde (1981) durup düþünme, mupuk yaþayan insana yaþadýðý ama farkýnda olmadýhasebe yapma hikâyeleridir. Vahþi kapitalizm inðý zamaný haber verir. Bu yüzden Kutlu'nun yazsaný tüketim kölesi yaparak bedeni ve nefsi haz26


larla sýnýrlý bir mutluluk reçetesi sunuyor. Ruhu, aþký ve öteleri unutturarak insaný ihtiyaçlarý arttýkça yoksullaþan varlýk haline getiriyor. Bu kitaptaki hikâyeler daha çok kazanmak ve tüketmek için insani vasýflarýný kaybetmekle yüz yüze gelen toplumu toparlanmaya davet niteliðindedir. Toplumsal deðiþme ve dönüþmeyle beraber gelen çözülme Ya Tahammül Ya Sefer (1983)’le tahkiye edilir. Bir zamanlar dava arkadaþý olup ortak ideallere sahip olan kiþilerin sermaye ve makamla tanýþtýktan sonra nasýl baþkalaþýp deðiþtiklerini anlatýlýr. Bu hikâyenin hemen ardýndan Bu Böyledir (1987) hikâyesi gelir. Burada da Süleyman'ýn hýzlý deðiþimle birlikte kendiyle çeliþen yaþamý karþýsýnda yaþadýðý çatýþmaya tanýklýk ederiz. 1991 bir sýrrý ifþa etme vaktidir. Sýr hikâyeleri birbiriyle bütünlük arz eden hikâyelerdir. Fakir ve dürüst bir rençperin þeyhinin postuna oturmasý ve ardýndan postun þehre kaymasýyla birlikte þeyhin sýrra kadem basmasý anlatýlýr. On iki hikâyeden oluþan Hüzün ve Tesadüf (1999) kitabýyla Marmara Kýraathanesi'nin son atlýsý Seyfettin'i tanýdýkça severiz. Þehrin her saniye bizden bir þeyler aþýran arsýz çehresine raðmen, minibüste çalan bir Neþet Ertaþ türküsü, ya da uzaktan bakýþlarýmýzý yalayarak geçen bir erik dalý hepimizi heyecanlandýrmaya yeter. Mahzun Mücahit'in köye dönüþü ve Kambur Hafýz'ýn bir Mustafa Kutlu hikâyesinde kendini görüp alýnganlýk göstererek Ýstanbul'a kadar geliþi, o insanýn içinden baþka hiçbir yere sýðmayan taþra burukluðunu yaþatýr. Türkiye'de göç olgusunu, köylerin boþalmasýný iþleyen Beyhude Ömrüm (2001)'ün kahramaný kuþ konmaz, kervan geçmez dað baþýnda bahçe kurma hülyasýný gerçekleþtirmeye çalýþýr. Tarla kasabaya giden yolun hemen kýyýsýndadýr. Ýnsanlar ne kadar köyden kasabaya, kasabadan büyük þehirlere göç etseler de, gözleri yine býrakýp geldikleri topraklarda kalýyor. Beyhude Ömrüm’deki hikâyeye de hiçbirimiz yabancý deðiliz. Hikâye hepimizin hikâyesi. Hýzlý deðiþmeden sadece insanlar deðil, yollar ve yolculuklar da nasibini aldý. Mavi Kuþ (2002) hikâyesinde ellili yýllar Türkiye'sine doðru uzanan Mustafa Kutlu Anadolu'nun ücra bir kasabasýnda bir otobüs ve bu otobüsü dolduran her kesimden insanýn yolculuk serüvenini hikâye ediyor. Eski otobüs, hiç deðiþmeyen kasaba ve hayattan kendilerine yetecek kadarýný alan insanlar

bir noktada buluþuyor. Tufandan Önce (2003)’de kasaba ve kasabalý ihtirasý bitmiyor ve tufan bu kitapta da sürüyor. Hikâyedeki yüzlerin her biri akýlda kalýcý ve sinematografik. Hangisi kahraman? Belki de hepsi. Kasabada bir temel atma merasimi ve bununla beraber geliþen olaylar ironik bir biçimde anlatýlýyor. Derken Rüzgârlý Pazar (2004)’la birlikte kenara itilmiþ insanlarýn hikâyesini dinliyoruz Kutlu'dan. Küçücük yaþta feleðin çemberiyle tanýþan, gün boyu tablalarda bir çift çorap, birkaç gaz çakmaðý satmaya çalýþan çocuklarýn, hayatýn gerçekleri denilerek savuþturulup týpký kaderleri gibi bir tarafta unutulmaya terkedilmiþ insanlarýn -dýþýmýzdaki yoksulluðun ve yoksullarýn-hikâyesi. Bu hikaye ayný zamanda taþra ile kent arasýndaki insana bakýþý, köyden kente göçün faturasýný sunuyor biz þehirlilere. Þehre giriþin fakat bir türlü þehirden çýkamayýþýn hikâyesi. Ve Chef (2005): Bir þehir hikâyesi. Büyük ailenin daðýlmasý, cemaatlerin yok olmasý, sokaklarýn ortadan kalkýp mahallerin yerle bir edilmesinden arta kalan yaþamlarý anlatýyor Chef hikâyesi. Yine uzun bir hikaye; aza kanaat etmeyen insanlarýn sürüp giden huzursuzluklarý uzunlamasýna devam ediyor. Kent yaþamý ilk önce aileyi huzursuz27


Foto: Halit Ömer Camcý

telektüel bilginin, kültürel birikiminin ahbaplýk kurduðu medyacý ve avukatla zaman zaman yaptýðý kültürel tartýþmalarý saymazsak, yaþanan hayat içerisinde ne bir deðeri ne de kullaným alaný vardýr. Onunki de yaþamak mýydý? Ot gibi yaþadýðýna yavaþ yavaþ inanmaya baþlamýþtý. Bunu aþmak için yeni alýþkanlýklar ve yeni ahbaplýklar peyda etti. Arzu kocasýna eþ olmakla oðluna anne olmak arasýnda çýrpýnan bir kadýn. Lise ikiden terk. O da bir devlet dairesinde çalýþýyor. Kocasýna el iþi kazaklar, süveterler ören bu þekilde stres atýp ruhunu dinlendiren ve en büyük hobisi yemek yapmak olan maharetli bir kadýndýr. Hesaplarý ve tasarýmlarý kimseyle uyuþmayan, diþi kuþ misali evi daha bir ku rup gü zel leþ tir me ta sa sý ya þý yor. Emekli maaþýný nasýl deðerlendireceði derdinde. Kocasýnýn ilgisizliðinden bunalmýþtýr. Zamanýnýn hatta ömrünün büyük bir kýsmýný mutfakta geçirmiþtir. Kendisi gibi yalnýz olan üst komþusu Gülþen'le sýrdaþlýk ediyor. Zihni telkinlere açýktýr. Gülþen'in kanýna girmesiyle evini terk edip sonu belirsiz bir maceraya atýlýrlar. Özgür, çekirdek ailenin tek çocuðu. Daha çocukluðundan beri kafayý parayla, para kazanmakla bozmuþ biri. Okumayý sevmeyen, neyin satýlabilir ve para getirebilir olduðunun ince hesaplarýný yapan, gözü yükseklerde, baþkasýnýn emrinde çalýþmayý kendisine yediremeyen, daldan dala konan toplumda örneði bol bir tip. Çok çalýþacaktýr, çok zengin olacaktýr ve ailesini kýt kanaat yaþamaktan kurtaracaktýr. Bu hayali gençlik arzularýný bile bastýracak raddededir. Hikâyenin ikincil ve üçüncül þahýslarýnýn durumu da diðerlerinden pek farklý deðildir. Þartlara kolay adapte olan tipler, ya da oradan oraya savrulup duran kiþiliklerdir. Dikkatli bir okurun kolayca fark edebileceði gibi kafasý karýþýk olmayan sadece iki kiþi var: Galerinin Erzurumlu bekçisi ve Özgür'ün aþký Seda. Bekçi köylülüðünü, Seda ise þehirliliðini koruduðu için net bir portre oluþturabiliyor. Avu kat; gü nü bir lik çi, ipi ni sat mýþ, dün ya umurunda olmayan bir adam. Evlenmemiþ, laf ebesi, hovarda kiþiliksiz bir kiþilik. Medyacý, buruk, duraðan, dramatik, halinden memnun olmayan bir gazeteci. O da yerini yadýrgayanlardan. Adliye muhabirliðinden tut, basýnýn her biriminde çalýþmýþ þef bile olamamýþ, 'daha dün kü çocuklarýn köþesi var' diye kahredip durur.

lukla tanýþtýrýyor. Ailede kimse halinden ve konumundan memnun deðildir. Geleneksel aile çökmüþtür ve çekirdek aile anlaþmazlýklarý tatlýya baðlayacak güç ve dinamiklerden yoksundur. Temel deðerlerin yerini haz çýlgýnlýðý, daha fazla tüketmek, harcamak, bireysellik ve köþe dönmecilik almýþtýr. 80 sonrasý Türk toplumunda yaþanan toplumsal çürümenin örnekleridir bunlar. Hikâye anne, baba ve oðul çevresinde þekilleniyor. Aile bireylerinin her biri içinde bulunduklarý durumu aþýp ekonomik ve kültürel statü peþinde koþmaktan yorgun düþtükleri için birbirlerine ayýracak vakitleri yoktur. Aslýnda hikâyedeki bütün kiþiler az çok yörüngesizlikten nasiplerini almýþ tipler. Aðýrlýklý tip Hüseyin Hüsnü Þen. Soy ismiyle çeliþecek þekilde yüzü gülmeyen, neþesiz bir aile reisi. Çocukluðu son derece zor þartlarda geçmiþ, annesiz ve babasýz büyümüþ, parasýz yatýlý okumuþ, lise mezunu bir bankacý. Çok yönlü kompleksleri var. Sarýkamýþlý olduðunu ama kesinlikle köy çocuðu olmadýðýnýn altýný çizmeyi ihmal etmeyen biri. Yüksel tahsil yapamamýþ olmasý, Ýngilizce bilmemesi, onca yýllar bankada çalýþmasýna raðmen bir türlü müdür olamamasý hýrçýnlýk ve kompleksinin baþlýca sebebi. Bütün bunlara son zamanlarda depreþen araba sevdasýný da eklemek gerekiyor. Sahip olduðu en28


Bu Böyledir

Uzun Hikâye

Mavi Kuþ

deðiþen, baþkalaþan haliyle kendini tanýyýp tanýmadýðýný sorguluyor. Aslýnda 'anlatýlan senin hikâyendir' edasýnca okuyucuya kendini sorgulama fýrsatý veriyor. Ýnsanýn kanaat duygularýný körelterek doymak bilmez bir yaratýk haline dönüþtüren kapitalizmin gönüllü kurbanlarýný küçükten büyüðe gözlerimizin önüne sýralarken, yer yer didaktik açýlýmlara da giderek banka, tüketim, medya gibi konularda sýký eleþtiriler yapmayý ihmal etmiyor. Hikâyeci, insanlar içerisinde dolaþan, onlarla beraber ortak bir hayatý paylaþan, ama gerektiðinde bir yaþam aralýðý bulup o boþluktan kendini ve baþkalarýný seyreden zaman karþýsýnda uyanýk kalmayý baþaran kiþidir. Gördüklerini sadece zihnin dýþa açýlan sýnýrlý penceresinden aktarmýyor. Ayný zamanda jest ve mimikleriyle kendini de katýyor iþin içine. Fotoðraf çekmiyor, resim yapýyor. Kutlu'yu okutan iþte bu samimiyet ve sahiciliktir. Çoðu hikâyede, hikâyeden kapý dýþý edilen okuyucu Mustafa Kutlu hikâyelerinde, hikâyecinin aklýndan geçenlere bile tanýklýk edebilmekte, ev sýcaklýðýný yaþayabilmektedir. Yazarýn yazdýklarýyla arasýndaki sýhriyeti geliþtirip, okuyucularýyla iyi geçinmesi ve yazdýklarýna yabancýlaþmamasý bu olsa gerek.

Gülþen, seçkin bir aileden geliyor. Baba kaymakam, anne Ýngilizce öðretmeni. Kolejde yatýlý okumuþ, tek baþýna baðýmsýz yaþamaya alýþmýþ. Anne baba ayrý. Ýþletme okumuþ. Çeþitli þirketlerde çalýþmýþ hýrslý bir kadýn. Birden fazla evlilik yapsa da hiç biri yürümemiþ. Sonra özgür takýlmayý seçmiþ. Sevgililer, birlikte yaþamalar, hiç biri yolunda gitmemiþ. Mutlu aileye ve evliliðe inanmýyor. Aile þefkati görmediði için çocuk sahibi olmayý ayak baðý görüyor. Karanlýklar Prensi (Müdür); hata arayýcý, kusur araþtýrýcý, emir vermenin hazzýný her an yaþamak isteyen, havasýný atan, karþýsýndakini ezmek için fýrsat kollayan, yapmacýk ve lüzumsuz bir adam. Ýris; kýrk yaþlarýnda, entel kýyafetli bin kocadan arta kalmýþ, gazetecilikten sinemacýlýða yapmadýðý iþ kalmayan sýra dýþý kolejli bir kadýn. Nasýl Gülþen, Arzu için baþtan çýkarýcý ise; Ýris de Hüseyin Hüsnü Þen için ayný þeydir. Bireyler yetiþkin de olsa kendi kimlikleriyle ayakta durmaktan acizdirler. Kim kendilerini daha kuvvetli çekiyorsa hemen o tarafa doðru kayýveriyorlar. Refik Bey; zengin, cana yakýn. Aþýrý kibar görüntü ve davranýþlarý ayartýcý tarafýný gözden kaçýrýyor. Kendini baða bahçeye vererek trajik yalnýzlýðýný örtmeye çalýþýyor. Ama bunu baþardýðý söylenemez. Mustafa Kutlu'nun öykü kiþileri o kadar hayatýn içinden ki, hiç biri öyküye zorla girmiþ deðil. Bütün hikâyelerinde olduðu gibi bu hikâyede de þifahi dilin akýlcýðý yazý dilinin kurmacasýna hükmediyor. Okuyucunun önüne bir ayna tutarcasýna 29


Asker yaþatan sultan Berat Demirci meþrutiyet dönemleri de medrese-enderûn uyuþmazlýðýnýn, halk-aydýn ikiliðine dönüþmesi ile kilit konumunu korumaktadýr. Halkýn, medreseyle merbut zihnî dünyasýný göz önünde bulundurduðumuzda; Abdülhamid'in Batýlý müesseselere ve kültür ürünlerine (Batý müziðine, operaya) düþkünlüðünün halk tarafýndan sevilmemesi gerekir; oysa, halk Abdülhamid'i sevmektedir. Aydýnlarýn ise, Batýlaþmacý teþebbüslerinden dolayý Abdülhamid'i sevmeleri gerekir; oysa, aydýnýn her çeþidi tamamen düþmandýr. Halkýn Abdülhamid'i sevmesinin temelinde siyasî icraatlerinin yatmadýðýný söyleyebiliriz. Çünkü, halk pekçoðunun farkýnda bile deðildir. Konuþabileceðimiz Hamidiye askeri, artýk kalmamasýna raðmen, Abdülhamid’e olan sevgilerinin sebebini oðullar ve torunlar vasýtasýyla naklen dinleyebileceðimiz destanýmsý hâtýralardan sezinlemek mümkündür. Saltanatý süresince halk, Abdülhamid'i kendine yakýn saymýþ; köyüne dönme þansýný bulan askerler, belki de hiçbir Osmanlý padiþahýna nasip olmamýþ bir ihtiramla sultaný sevmiþler. Çünkü, cepheden hurda-haþ, ama sað dönmüþlerdi. Nihayet, bu yazýnýn sýnýrlarý içerisinde Abdülhamid’le ilgili pekçok husus dýþýnda ve önemle ele alýnmasý gereken, ama alýnmayan konumuza ve anahtara ulaþtýk: "Eve sað dönmek!"

Bu ülkede, "mütareke" ile kendine zemin bulan "müstemleke aydýný," ortaya çýktýðý andan beri tarihe, anlama çabasýnýn onurlu mevkîinden deðil, "temsilî iktidarlar"a dalkavukluk zaviyesinden bakmýþtýr. Fâtih; fâtihliðinden dolayý deðil dalkavukluk edilmeye müsait, mürtefî bir þahsiyet olduðu için yýldýzdýr. Abdülhamid ise, Osmanlý'nýn kayarken parlayan yýldýzýdýr; bahsetmek bile abestir. Çünkü yeni kahramanlar vardýr, onlarýn sýrtýndan geçinmek mütareke aydýnýnýn ve düyun-u umumiye müteþebbisinin mümeyyiz vasfýdýr. Batýlý aydýnlar kahramandýr; bizde aydýnlarýn kahramanlarý vardýr.

Maðrur olma padiþahým! "Maðrur olma padiþahým, senden büyük Allah var!"1 darb-ý meseli, halkýn padiþahýyla olan münasebetini temellendiren bir kültür ýstýlahýdýr. Padiþaha yapýlan bu ikaz, halký dalkavukluða tevessül etmeden devlete baðlý tutmuþtur. Dalkavukuk, önce saray çevresinin, günümüzde -çok az istisnasýyla- aydýnýn mesleði olagelmiþ; "gazeteci aydýn(!)" tipiyle bu zirveye çýkmýþtýr. Þerif Mardin'in "Ýyiler ve Kötüler" zaviyesinde kurduðu sosyal deðiþme teorisi bugün için de geçerli sayýlabilir; çünkü, iyilerle kötülerin Osmanlýdan tevarüs edilen alttan akan uyuþmazlýðý, birbirinden çok daha kopuk hatlarla sürmektedir.2 Halkla siyasî iktidarlarýn ve aydýnýn müþterek bir dili ve o dile dayalý kültür ýstýlâhlarý kalmamýþtýr; giderek de hayatî müþterekleri azalmaktadýr. Halkýn “ak” dediðine, devlet ricâli ve dalkavuk aydýn “kara” demenin formülünü derhal bulur. Demokrasinin vermiþ olduðu özgürlükler (seçim baþta olmak üzere), halkýn derûnunu ricâl ve aydýna ulaþtýrmaya kâfi gelmemektedir. Aydýna, konuþlandýrýldýðý sosyo-lojistik mevkiden falcýlýk imkaný veren demokrasizm, sun'î bir dil oluþturmakta; halkýn dili ise, kamuoyu yoklamalarý vasýtasýyla kerrat cetveli mesabesine düþürülmektedir.

"Söyleyin Devlet-i Âlî'ye!" Abdülhamid döneminde de toprak kaybedilmiþtir, Osmanlý tebaasý yenilgilerin acýsýný, zilletini yine duymaktadýr; Anadolu ve Balkan illerinden söküneden muhâceretin hüznü henüz dinmemiþtir, pekçok hâne "evlât acýsý" ile mâlûl, kadýnlar duldur. Evlâd-ý fatihândan Hüsmen Aðanýn bu meyanda sarfettiði söz darb-ý mesel olmuþtur, hâlâ anlatýlmaktadýr. Tellâllar, "Devlet-i Âlî filan cephede savaþa girmiþtir, eli silâh tutanlar vatan imdadýna!" dedikçe Hüsmen Aða sýrayla beþ oðlundan dördünü askere göndermiþ, giden geri dönmemiþtir. Son oðul kaldýðýnda Hüsmen Aða da artýk kocamýþ, altýncý bir oðul sahibi olacak yaþý çoktan geçirmiþtir:

Abdülhamid bir "ideal tip"tir Abdülhamid, hâlâ tahlile deðer bir þahsiyet, 30


þâh en küçük meselede bile "Fýrka ne der?" kaygusuyla hareketlerini ayârlamaktadýr.5 Henüz derlenen iki aðýt6 Hamid ve Reþad'ý ideal tip olarak karþýmýza çýkarmaktadýr. Aðýtý yakanlar daima kadýnlar; çünkü, kaybolan evlât, eve dönmeyen koca, yýkýlan ocak, ana rahminde yetim kalan bebek hep onlarýndýr; ve "od düþtüðü yeri yakar!" Aðýtlarýn ilki, paþalarýn tahttan indirmeye geldikleri padiþaha karþý muamelelerini ve Abdülhamid'in aðlayýþýný anlatmaktadýr: Enverle Niyazi saraya vardý Orda þevketlûme üç kamçý vurdu Kolundan tuttu da “tahttan in” dedi Ýneyim dedi de orda aðladý Kulak ver sözüme vefâsýz paþa Benden sonra baþýn vurursun taþa Âl'osman uðruna yandým ataþa Söneyim dedi de orda aðladý

Sultan II. Abdülhamid

- Söyleyin Devlet-i Âlî'ye ki, Hüsmen Aða "tohumdan düþtü!", gayrý bana güvenerek cephe açmasýn! der. Abdülhamid'i halk en çok bu yüzden sevmektedir. Öyle zannediyorum ki, bugün Anadolu'nun derinden derine hâlâ anlattýðý -aydýnýn ve ricâlin aslâ haberdâr olmadýðý- Abdülhamid efsâneleri3, halkýn olanca yýkýlmýþlýða raðmen, ocaðýný otuz üç yýl boyunca cephe açmadan tüttürecek fýrsatý yaþamýþ olmasýdýr. Askerden terhis olarak gelenlerin sayýsý fazlalaþmýþ, aileler çocuk sesleriyle þenlenmiþtir. "Mehmetçik," evinin "Bey"i olmuþtur; halk, "Mehmetçik"likten, "Mehmet Bey" olma yoluna girdiði için, Hamid'i sevmektedir. Hüsmen Aðanýn son oðlunun Sarýkamýþ'ta, Çanakkale'de olup olmadýðýný kim bilebilir!

Sultan Hamid dedi, “hak yolun tuttum Feleðin elinden aðular yuttum Ne hata eyledim ne kusur ettim Bileyim” dedi de orda aðladý Hamid'in Enver'e "Benden sonra baþýn vurursun taþa!" demesi, halkýn bir kerâmeti; Hamid'in tercüme-i ahvâlini dile getiren halk çünkü... Enver Paþa baþýný taþa vurmuþ mudur bilemiyoruz ama, halkýn baþýný Sarýkamýþ'ta bir kýþa vurmasý var ki, bugün dahi kar altýnda kanamaktadýr.7 Ýkinci aðýt, savaþýn verdiði yýkýmý yansýtmaktadýr:

"Bizden selâm eylen Sultan Reþad'a!" Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, bütün Abdülhamid düþmanlarýný sevindirmiþtir. Sanki sebeb-i vücudu Abdülhamid'i devirmek olan basýnýn, "devr-i hürriyet"te daha canlý faaliyette bulunmalarý gerekirken neredeyse tamamý kendini ilga' etmiþtir.4 Halk ise Abdülhamid için aðýtlar yakmýþ, en ücra köylere kadar derhâl hissiyâtýný dillendirmiþtir. Sultan Reþat'a karþý ise bâriz bir soðukluk vardýr. Sarayýn baþkâtibi Halit Ziya'dan öðrendiðimize göre de Reþad; Ýttihat ve Terakki'nin tayin ettiði bir âmir gibidir; memuriyetler, Ýttihatçýlarýn tavassutuyla doldurulmakta, padi-

Bizden selâm eylen Sultan Reþad'a Kýnalý beþikler kaldý köþede Sultan Hamid gerek asker yaþada O da halledildi devrâna bakýn Urus cephesinden yükseldi duman Bu karalý günler gider bir zaman Gelinler dul kaldý uþaklar uryan Þu Devlet-i Âlî Osmana bakýn "Sultan Hamid gerek asker yaþada!" feryadýnýn altýnda yatan, Abdülhamid siyaseti sayesinde birazcýk toparlanan ve otuz üç yaþýna erebilmiþ aile 31


Abdülhamid ve benzerleri halka göre iyi, aydýna göre kötü.

Sonuç yerine: Kemal Tahir'deki Abdülhamid "Ýkinci Abdülhamid dönemi, pek çok noktalardan bozulmuþ olmakla beraber, Osmanlý Devlet Sistemi'nin en son örneðidir. Bu örnekte, Osmanlýlýðýn yükseliþ döneminde olduðu gibi idareci kadrolarý kendi özellikleri içinde, kendi güçlerini kullanýrken görmek mümkündür."8 Bu sözler, bir bakýma Yýldýz'ýn kayarken parlayýþýnýn ifadesidir. Kemal Tahir, hâlâ üzerine karartma uygulanan o dönemin aydýnlanmasýný Türk tarihinin anlaþýlabilmesi için bir þifre olarak görür; halkýn Abdülhamid'i niçin sevdiðini, Ýttihatçýlarýn çeliþkilerini, millî ordularýn siyasete girmesinin sebep ve sonuçlarýný; olaylarýn günümüz ile benzerliklerini döne döne anlatýr.9 Kemal Tahir, yaygýn ve alýþalagelmiþ olandan farklý, hatta ters bakýþlý... Okundukça bugünün ittihatçýlarýnýn (Kemal Tahir bunlara ýsmarlama solcular olarak bakýyor) dünkülerden farklý olmadýðý sonucuna varýlabilir. Tek meslekleri, cuntacýlara dalkavukluk, cuntacý bulunamadýðý zaman cuntacýlýða yakýn duruþ; dalkavukluðun sebebi ise bol kazançlý þirketlerin simsarý olmalarý. Simsarlýðýn jöntürk hareketlerinden beri yayýn dünyasýyla yakýn ilgisi vardýr. Tarih, bilmem kaçýncý defa tekerrür ediyor. Kemal Tahir sað olsaydý, birçok konuda "ben daha önce söylemiþtim!" diyebilme hakkýna defaten sahip olurdu; ama bu sözü, kamuoyu yoklamasý üzerine inþa ettiði tahmini tutmuþ bir "gazeteciyazar" keyfiyle deðil, eminim üzülerek söylerdi. Kemal Tahir'in fâsýlalarla anlattýðý Abdülhamid, ittahatçýlarýnkinden ve neo ittihatçýlarýnkinden fersah fersah uzak, halkýnkine ise o misli yakýn... Bu yakýnlýk, muhtemelen onun hapisanede ancak nüfuz edebildiði halk irfanýndan kaynaklanmaktadýr. Üstad'ýn bakýþýyla Abdülhamid ve Menderes'in kaderleri ayný noktada kesiþmiþ: "Batýlýlar sömürüsüne ve bu sömürüyü sürdürmekten baþka hiçbir iþe yaramayacak batýlaþmaya karþý çýkan iki padiþah, Abdülaziz'le Abdülhamid'in Millî Ordu tarafýndan alaþaðý edilmesi olaylarý üzerinde dikkatle durulmak gerekir. (Menderes'in emperyalist çeteye karþý dirence geçer geçmez baþýna gelenler de bu dersin dýþýnda deðildir.)"10 demektedir. Anýlan kiþiler ekser halkýn "iyilerden biliriz!" diyerek uðurladýklarýndandýr. Galiba, üzerine Anadolu kadýnýnýn aðýt yaktýðý herkes "Ýyiler"den... Kemal Tahir ise bizzat

Enver Paþa

reislerine kavuþan halk serzeniþi, belli ki aydýn için hiçbir önem taþýmýyor. Bugün olmuþ "Ýstibdad-ý Hamidî çoðu ikbâl düþkünü, birbirlerini Yýldýz'a jurnalleyerek geçinen aydýn-siyasetçilere verdiði sürgün cezalarý için, Ýttihatçý aydýn hayýflanýp durmaktadýr da; iþin, yüzbinlerce evlâd-ý vataný sað tutan "ferâset-i Hamidî" tarafý olup olmadýðý hatýrdan bile geçirilmez. "Ýttihatçý aydýn ve rical" de yakýn tarihimizi analiz için altýçizilmesigereken sosyal tiplerdir. Yeri geldikçe þehitleri yâdetmesi, hattâ þehitler icadetmesi, zaferden doðacak ranttan pay almaya, ya da hezimetten doðacak tepkinin azaltýlmasýna müteveccihtir ve tamamen riyadan ibarettir. Halkýn dirisinden korkar, horgörür ve ezerler; ölüsüne ise selâm dururlar. Gayemiz, Abdülhamid üzerine bir araþtýrma yapmak deðildi ve öyle de sonuçlandýralým. Gazeteci aydýn zihnen hâlâ ittihatçý, halk hâlâ halk. 32


aðýt; ruhunu kendi elleriyle kabzederek mevtalaþmýþ aydýnlarýn arkasýndan, aðýt yerine kendini yakmýþ bir vatansever.

dum." demesine bakýlýrsa kendisi de tavassutla Reþad'a takdim edilenlerdendir. (age, c.I, s.21) 6. Kadir Pürlü, Sivas'ta Ýlbeyli Türkmenleri, cilt: I, SBKY, Sivas 2002, s. 448-449

DÝPNOTLAR 1. Halit Ziya, "Maðrur olma padiþahým..." sözünün Osmanlý'nýn kudretli zamanlarýnda kudretli padiþahlara halkýn yaptýðý tezâhürat olduðunu rivâyet ediyor. Padiþah bu tezahüratý kendisi ister ve ödüllendirirmiþ. Rivâyetin sýhhatini bilemeyiz; ancak, padiþah ölü, söz hâlâ diridir. (Saray ve Ötesi, Cilt:I, Hilmi Kitabevi, Ýstanbul 1940, s.169)

7. Þu þehit olan "mahcup çocuklarýn aðýtý" durumu yansýtmýyor mu: Enve’de potine bindi, Beþlinin önüne indi. Bunlar daha mahcup çocuk, Talim bellemeden öldü.

2. Þerif Mardin, "Ýyiler ve Kötüler", Tarih Risaleleri, Derleyen: Mustafa Özel, Ýz yay., Ýstanbul 1995, s.61-81

Ya da, evinin "tek umudu olanlarýn" aðýtý:

3. Abdülhamid hakkýnda efsaneyle gerçeðin birbirine karýþtýðý yýðýnlarca hikâye anlatýlýr. Ýþte bazýlarý: Kemal Tahir'in de sultanýn büyüklüðüne hükmettiði, Alman Ýmparatoru ile geçen hadise, halk aðzýnda ballandýrýla ballandýrýla anlatýlýr: Kendisi tahtýndadýr, Alman Ýmparatoru ayakta ellerini oðuþturmaktadýr, nice sonra yer göstererek ikramda bulunur ve Osmanlý haþmetini sergiler. Meselâ, bir siyah pelerinli adam hikayesi vardýr: Güya Abdülhamid, resmi güçlerin dýþýnda gizli bir asayýþ örgütü kurmuþ ve baþýna da geceleri haydutlarý, canileri temizleyen, batakhaneleri basarak kurutan bir kahraman getirmiþ. Bu "Siyah Pelerinli Adam"ý, kolluk kuvveteri ne kadar aramýþlarsa bulamamýþlardýr; çünkü, bu adam Abdülhamid'in emniyet müdürüdür, gece suç iþlemede, gündüz suçluyu aramadadýr. Doðru mu? Evet, hem de sonuna kadar. Aydýnýn resmettiði despot sultan ne kadar neyse; halkýn efsanesi de o kadar o. Çünkü, ikisi de baþýndan sonuna bir zihnî tavýr alýþýn ifadesidir. Halit Ziya "Saray ve Ötesi"nde, muhaliflerin -hemen hemen bütün aydýnlarýn- Abdülhamid hakkýnda yaydýklarýnýn hiçbirine baþýndan beri inanmadýðýna sonradan sevinir ve hiçbirinin doðru olmadýðý sonradan daha iyi anladýðýný belirtir. Hatta, karþý karþýya geldiðinde Abdülhamid'in çirkin þöyle dursun, yakýþýklý bir adam olduðunu görmek Halit Ziya için þaþýrtýcý olmuþtur.

Yaðmur yaðar dereleri otlanýr Mýzýka çalýnýr asker toplanýr "Tek olan"ýn kapýlarý kitlenir 8. Kemal Tahir, NOTLAR/Osmanlýlýk/Bizans, Yayýna hazýrlayan: Cengiz Yazoðlu, Baðlam Yay., Ýsanbul 1992, s.472 9. Kemal Tahir'in "Millî Ordular" baþlýðýyla yazmýþ olduðu satýrlar, kendi halkýný -bazen de baþka ülkelerin çýkarýna katleden ordularýn varlýðýný bildiðimiz için, tahminden öte bir anlam taþýr: "Millî amaçlarýný yitirmiþ ordular çeþitli yollardan kendi milletleri üstüne yürütülürler. (Bunun için çok haklý, ya da çok haksýz bahanelerin kolayca bulunmasý, bunlarýn ordu büyükleri tarafýndan kolayca kabul edilmesi, amaçsýz kalýþýn olaðan sonucudur. Burada, kýþkýrtmanýn büyük önem taþýmasý bile gerekmez.) Kendi milletlerini vurmaya baþlayan ordularla halklarýnýn arasý açýlýr. Bu durum en son kertede ordunun kökten tasfiyesine gider. (Yeniçeri Ordusu'nun baþýna gelen gibi.) Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta böyle ordularýn hiçbir zaman yekpâre olamayacaðýdýr. Oynanan oyunlar, fýrsatlardan faydalanmayý gösterir ama, bütün ordunun bu oyunda beraberliðini ispatlamaz. Bu sebeple böyle dönemlerde ordularýn kendi içlerinde aralýksýz vuruþmalar, kanlý indirip bindirmeler alýp yürür. Ülke bütün dünyadaki saygýsýný ve güvenini yitirir. Bu durumdan ençok zarar edenler orduya dayanarak haketmedikleri yerlere çýkmak isteyen sivillerdir. Bunlar her zaman aptal olduklarýndan uzun süreli çýkarlarýný deðil, bir çeþit sosyal körlükle küçük, aldatýcý çýkarlarý sürekli sanýrlar. Ordular toplumu meydana getiren çeþitli zümrelerin -sýnýflarýn- silahlý güçlere yansýmasýný bilirler. Eðer bir Millî Ordu bu yansýmayý bilmezden gelir, ya da örtbas ederek kendisini toplumüstü (dýþý) bir güç saymaya baþlarsa Millî Ordu özelliðini hýzla yitirir. Dýþardaki yabancý güçlere, içerdeki çýkarcý madrabazlara oyuncak olur. Böyle durumlarda, orduyu yekpare olarak böyle bir rezilliðe katlanýyor saymak hayvanlýktýr." (Kemal Tahir, NOTLAR/Batýlýlaþma (yayýn no:11), s.189.

4. Þerif Mardin'in, Jön Türk dergilerinin yayýn tarihlerini verdiði kronolojik sýralama ilginçtir. Bu dergiler Abdülhamid ile baþlar onunla biter, 1908'den sonra bütün yayýnlar kesilmiþ. (Jön Türkler'in Siyasi Fikirleri 1895-1908, Ýletiþim yay., Ýst., 1983) Cumhuriyet dönemi devlet adamlarýmýzýn pek çoðu da, "Fýrka ne der!" kaygusuyla hareket etmiþler, neo-ittihatçýlýðý sistem haline getirmiþlerdir. Bir sivil þahsiyet olarak Ýttihatçýlarýn hazzetmediði Abdülhamid'in altýna, neo-ittihatçýlarýn alýþamadýklarý Özal'ý; "Fýrka"nýn takdirine þayan Reþad’ýn altýna tercihine þayan Demirel'i yazabiliriz. Düþündürücü olan, Fýrka'nýn derin belirleyiciliði... ve bu gücü kimden, yahut nereden aldýðý. 5. Halit Ziya Uþaklýgil'in "Ýttihad ve Terakký cem'iyeti namýna bana ne kadar itimad gösterilmiþse ayný i'timadý burada saltanat makamýna calis olan zâtýn aðzýndan da iþitiyor-

10. Kemal Tahir, Age, s.190.

33


Uzak kasaba akþamlarý Çiðdem Can Akþam geceyle buluþma yerine doðru aheste aheste ilerliyordu. Hiç acelesi yoktu. Ama o, akþamdan daha hýzlý ilerliyordu sanki. Karanlýk, kocaman geniþ eliyle her yeri sývazlýyor ve tüm renkler en koyu tonlarýna bürünüyorlardý. Bir bir yanan ýþýklarýyla, tülleri yarý örtük pencereler akþamý karþýlýyorlardý. Köþede, gövdesi aðaçtan olan sokak lambasý elinden geldiði kadar ortalýðý görünür hale getirmeye çalýþýyordu. Herkes öyle ya da böyle evlerindeydiler iþte. Mutlu ya da mutsuz. Belki de halleri onlarýn dahi umurunda deðildi. En kötüsü de buydu ya zaten. Alýþmak! Hatta daha da beteri alýþmaya alýþmaya alýþmak! Yoldan arada bir geçen arabalarýn farlarýndan pervasýzca fýrlayan ýþýklar, karanlýklara destursuzca dalýyor ve gölgeler ürkerek tenhalara kaçýyorlardý. Ve o bekliyordu. Neyi beklediðini bile unutacak kadar çok beklemiþti. Hani insan olur ya, beklerken nerede ve ne için orda bulunduðunu unutur da beklemenin ta kendisi olur? Ýþte o hal içerisindeydi. Saat kaç? Tarih ne? Hangi kovanýn arýsýyým? Hangi aðacýn yapraðýyým? "Gelmedi" dedi derin bir iç çekerek, "Gelmiycek." Bir anda koyu bir aðlamak çöktü üzerine. Baþ edemedi. Kalbinde panikle yamalý umutlar aradý. "Acaba yanlýþ durakta mý indi? Belki de yanlýþ bir kasabada, elinde valiziyle karanlýkta öylece bakýnýyor?" Evham burgusu, talaþlarýný içine ata ata birden oymaya baþladý kalbini. "Belki de daha yola bile çýkmadý. Belki de artýk umursamýyor beni, gelin de benim güvey de. Belki de unuttu beni. Olabilir mi bu? Olamaz… Olmamalý… Unutamaz... Unutmamalý." Sebatla bekleyen kýdemli bekleyicilerin klasik tereddütlerini yaþadý. Sonra gözlerini kýsýp uzaklarda yanan ýþýklara doðru bakýp, içlerinde yaþanan hayatlara doðru içerledi. Tuhaf oldu. Özendi ve yorgunluk hissetti. Ve farkýnda olmadan, seslice "Neden bu kadar geç kaldý bu?" dedi telaþlý gözlerle yola bakýnarak. "Kaza mý oldu acaba?" Birden alnýný ter bastý. Ama umursamadý. Esen rüzgâr alnýna deyince, soðumasýndan anladý terlediðini. Ve yüreðinde tekrar baþladý o evham kasýrgasý. Zaman geçtikçe daha bir çullandý üstüne.

"Ya onu en son býraktýðým gibi deðilse? Ya beni gördüðünde o herkese denilen standart merhabalardan derse? Mahvolurum." Gözleri daldý. Sonra hafifçe gülümsedi. "Acaba saçlarý hâlâ ayný mý? Hep pýrasa gibi dümdüz, upuzun." Beklediði durakta, bir o yana bir bu yana volta attýrýyordu telaþýný. Etrafta rahatsýz kanepelere oturmuþ insanlar vardý. Bekleyiciler. Sanki oradaki insanlarýn tek iþi buymuþ, o duraðýn bir parçasýymýþ, orda doðmuþ ve hep orda yaþýyorlarmýþ gibi geldi ona. Durak cumhuriyetinin vatandaþlarý. Yorgun umudun mültecileri. Onlar gibi olmak istemedi. Bekleyicilerin yorgun gözleri, rahatsýzlýða alýþmýþ bir rahatlýkla ya uzaklardan gelen birilerini ya da uzaklara gitmeyi bekliyorlardý. Ve bunu çok iyi yapýyorlardý. Duraða, yarýya kadar çamura bulanmýþ yorgun otobüsler yanaþtýmý, hafifçe doðrulup, önce gözlerindeki meraklý ve telaþlý bakýþlarýný otobüslere doðru yolluyorlar, sonra da ayaða kalkýp bakýþlarýnýn peþi sýra hýzlý adýmlarla yürüyorlardý. Kimisi umduðunu buluyor, kimiyse bulmayý yine erteleyip geri dönüyor, beklemelerine kaldýklarý yerden devam ediyorlardý. Umutlarýný isabet ettirenler de vardý. Arabadan inen kimi beklenenlerle bekleyicileri sarmaþ dolaþ oluyor, kimileriyse ellerinde valiziyle çevresine ürkek gözlerle bakýnýp, arkalanmak için etraflarýnda tek bir aþina his arýyorlardý. Daha sonra da kimsenin kendilerini almaya gelmediðine ayýlýp, eli mahkum içsel bir savunmayla gurbeti çarçabuk kabullenip, bu ilk kez gördükleri yerin havasýndan derin bir nefes çekip "Dur hele önce bir çorba içeyim" niyetlerinin peþi sýra, bu tanýmadýk yerde tanýdýk bir tas çorbanýn himayesine sýðýnmak için, duraðýn hemen arkasýndaki 24 saat açýk nöbetçi çorbacýya giriyorlardý. "Dur hele önce bir çorba içeyim…" Neye dur?! O "Dur!"un arkasýnda, yalnýzlýðýn, parasýzlýðýn, alýþamamanýn, býkkýnlýðýn, küskünlüðün, garibanlýðýn, hasretin peþinen hissedilmiþ yorgunluðu ve belki de iyi þeylerin hazýrlýksýz heyecaný, ümidin ince telaþý vardý. "Dur hele bir çorba içeyim. Sonra ne olacaksa olur. Dur hele bir çorba içeyim. Sonra alýþmaya çalýþýrým. Ama önce çorba." 34


‘Uzak’ filminden bir sahne

gördüðünde aklýna ilk gelen þey fedakârlýk oldu. Hayatýný hep baþkalarýna yaþatmýþ fedakâr bir anne. Belki de anne deðildi. Hiç evlenmemiþti belki de. Ama gözlerinde bir zamanlar birilerine yoðun bir merhametle bakma alýþkanlýðý vardý. Canlý ve ölü, bahar ve kýþ, zor ve kolay, acý ve neþe, uzak ve yakýn, hýzlý ve yavaþ, af ve küskünlük hepsi, kadýnýn eski gözlerine doluþmuþ, oradan bakýyorlardý. Kadýnýn gözleri otobüslerin bulunduðu yere doðru dalmýþtý. Fakat onlarý görmüyordu bile. Bakýþlarý, yýllarý yollarý aþýp, zamanýn o evladiyelik aynasýndan yansýyýp, gerisin geriye kadýna dönüyorlardý. Bir þeyleri evirip çevirip yerlerine oturtmaya çalýþýyor gibiydi. Ama arada bir kýstýðý gözlerinden anlaþýlýyordu ki doluya koyuyor almýyor, boþa da koyamýyordu. Belli ki kadýn hayat gönderine hep yalnýzlýk çekmiþti. Orada oturmuþ, avaz avaz susuyordu. Genç adam biraz beklemenin yükünü hafifletmek, biraz da yaþlý kadýnýn neden orda tek kiþilik savaþ verdiðini merak edip yavaþça yanýna gidip durdu. "Ýyi akþamlar teyze. Sen de mi bekliyorsun?" dedi sinirsel bir gülüþle. Kadýn önce uykudan uyanýr gibi irkildi. Bedeniyle ruhunu buluþturdu. Sonra eski bir terbiyeyle toparlandý ve acý bir gülümsemeyle "Evet, bekliyorum bey oðlum" dedi. "Bulunmayý bekliyorum." Gözlerinden yorgun ve býkkýn bir sitem geçti. "Sen?" diye sordu.

Kimiyse, bir yerlerde beklenen olarak ya da hiç bir þey umurunda olmayarak, son bir kez kasabasýna bakýp, bir Allah'ýn, bir de kendisinin bildiði bir kahýrla içini çekip otobüse biniyor, cam kenarýna oturuyor ve o andan itibaren her biri birer aný olmuþ geçmiþine bakýyordu. Veda etmek ne de zordu. Hele de vedaya mecbur olmak. Duraða yanaþan modasý geçmiþ otobüsler her zaman buralý olarak gelirlerdi. Küçük bir yer olduðu için, sadece burada inilmek için binilirdi bu otobüslere. Genç adam duraða yanaþan en son otobüsün hýzýyla o yöne doðru koþar adýmlarla yürüdü. Kapýya yanaþtý. Ýnen herkesin yüzünde onu aradý. Yoktu. Hiç kimse ona dahi benzemiyordu. Bakýþlarýný yere eðdi. Sanki yer bakýþlarýna geldi yapýþtý. Sonra gözlerini yerden söke söke kaldýrýp "Gelmiycek" dedi. Korktu. Ýçi acýdý. Hüznün aðýrlýðýna dayanamayýp, defalarca kullanýlmýþ bir umutla: "Belki de bir sonraki otobüste." Durduðu yerin az ilerisindeki bir aðacýn koyu loþluðunda, valizinin üzerine oturmuþ yaþlý bir kadýn farketti. Anýt gibiydi. Hikâyesi vardý ve belli ki esaslýydý. Gri saçlarý baþörtüsünün kenarýndan çýkmýþtý. Büyük tahta düðmeli kýsa bir manto vardý üzerinde. Eskiydi. Kendisine yeni bir manto alma niyetlerinin asýrlýk olduðu belliydi. Hayatta karþýsýna çýkan tüm fýrsatlarý hep baþkalarý için kullandýðý belliydi. Genç adam onu 35


ince bir kinaye yayan bakýþlarýný ona dikerek "Beklediðin kýz mý, hý?" Delikanlý mahçup bir þekilde yere baktý ve gülümseyerek "Hý hý" dedi. Kadýn derin bir iç çekerek "Hayat iþte n'aparsýn evlat. Hayat beklemenin ta kendisi. Bekle babam bekle. Benim de ömrüm heep beklemekle geçti çocum. Ah þimdi sana bir anlatmaya baþlasam varya otobüs motobüs kaçar gider" dedi dizlerini oðuþturmaya devam ederek. Delikanlý yaþlý kadýna bakarken kendini bu dünyanýn dýþýnda hissetti. Bir an kendine yabancýlaþtý. Kadýn genç adamýn dünyasýna ait olmayan þeyler söylüyordu. Herkes ne kadar baþka yaþamlar olduðunu bilse de, dünyayý sadece kendi hikâyesinden ibaret gibi hisseder ya. Herkes bu dünyada yaþýyordu ama aslýnda, dünyada yaþayanlar müstakil dünyalardý. Yani herkes kendi dünyasýnda yaþýyordu. Ve ölünce o dünyanýn senaryosu bitiyordu. Bu aslýnda herkesin bildiði, fakat bildiðini bilmediði bir histi. Yaþlý kadýn tek elini dizinden çekerek yine sinirli bir þekilde eþarbýný düzeltti ve "Gelse n'olacak ki. Aha bak saat kaç oldu hâlâ yok ortalarda. Ana mýyým neyim ben belli deðil" dedi. Sonra genç adama dönüp kahrýndan ve sinirinden çýkýþýr gibi "Hah bak buraya yazýyorum, gelse bile hep bekleyeceðini bil. Evlat bekliyorum burada. Benim kadar sevme be. N'oldu, hayýr mý gördüm? Ben hep bekledim hep. Ha bu hep böyle yollarda

Genç adam, kadýnýn cevabýndan kendi hummalý bekleyiþinin nedenini düþündü bir an. "Birini bekliyorum ama ben de mi bulunmayý bekliyorum ne?" dedi. Ýkisi de ortak akýbetlerinin ani keþfine güldüler. Delikanlý "Kimin bulmasýný bekliyosun teyzem, kim gelicek?" diye sordu kadýna. Yaþlý kadýn sinirli sinirli þöyle bir doðruldu. "Gelir de bulamaz Ýnþallah" diye aniden kendine beddua etti. Genç adam "Anlamadým teyze?" "Ömrünce anlama evladým." dedi yorgun yorgun. Tek eliyle baþörtüsünün kenarýndan çýkmýþ gri saçlarýný içeri koydu ve "Oðlum beni almaya gelecekti. Saat kaç oldu hâlâ ortalarda yok." Elini kalbinin üstüne bastýrýp "Hah bak demin oðlum dedim ya, derken þuracýðým nasýl kahýrlandý nasýl. Ýþte bi de bunu hiç anlama." Acýyla toparladýðý dizlerini yorgun ve damarlý elleriyle oðuþturmaya baþladý. Ve ileri geri sallanarak, söylenir gibi "Hayýr beklemekte de deðilim. Acaba baþýna bir hal mi geldi diye içim içimi yiyor. Anne yüreði iþte. Bu kadar yanmaya deyse gam yemiycem ya neyse. Ah ana olacaðýna taþ ol taþ... Sen kimi bekliyorsun, ya da bi yere mi gidicen, n'apýcan? Bak üþümüþsün ceketinin düðmelerini ilikle çocum." Gördüðü bu ani þefkatle delikanlýnýn içi ýsýndý ve gözlerinin içi gülümsedi. Hemen söz dinleyip ceketini ilikledi. "Yok, bi yere gitmiycem. Birini bekliyorum" dedi. Kadýn derin ela gözlerinden 36


bekledim deðil. Anlamalarýný, akýl etmelerini bekledim. Bir defa da ben demeden bir þeyler yapmalarýný bekledim. Bekledim de bekledim. Yalan deðil, babalarý da aynýydý bunlarýn ama en çok çocuklar öðretti bunu bana. Önce doðmalarýný, sonra büyümelerini bekledim. Hep uðraþtým hep didindim. Sonra da bi kerecik olsun bunlarý fark etmelerini bekledim. Ne hayýrlý ne hayýrsýzlar kör olmayasýcalar." Loþluðunda oturduðu aðacýn dalýnda duran bir tek yapraðý göstererek "Aha bak görüyo musun þu yapraðý? Ýþte insan sonunda ayný o yaprak gibi kalýyor hayatta. Bir rüzgâr, hoop aþaðý iniveriyor. Hadi geçmiþ olsun. Ýki gün aðlanýr zýrlanýr. Sonra sen sað ben selamet." Gözleri bulutlandý. Tekrar dizlerini oðuþturmaya baþladý. Aniden durup gene delikanlýya dönerek "O yaprak düþsün þimdi, bi daha yerine konur mu çocum he, söyle bana konur mu?" dedi tecrübeli bir aðýtla baþýný sallayarak. "Hayat bu, tabi ki beklenir ama önemli olan gelenin içinde ne kadar yer tutacaðýdýr. Ha þimdi benim oðlan geldiðinde gelmiþ mi olacak? Hayýr, ayný tas ayný hamam. Sen dua et de, beklediðin geldiðinde sen hâlâ onu bekliyor olma!" Delikanlý bir an orda ne için bulunduðunu hatýrladý ve merakýnýn yerini o aþina korku aldý. "Ya bana o herkese denilen standart merhabalardan derse? Ya teyzenin dediði gibi geldiðinde içimde yer tutmazsa. Onun içimde tuttuðu yerin sýnýrlarýný biliyor muyum peki? Hâlâ gerçekten seviyor mu beni? Peki ben hâlâ onu eskisi gibi mi seviyorum? Ama sevmesem, o sýradan merhabanýn ince ayarýndan neden korkayým? Ya onun adýna da sevip gelin de güvey de bensem? Ya bu bekleyiþ boþaysa? Ya geldiðinde gelmemiþse? Þimdi gözleri bana istediðim cevabý verebilir. Ya sonra? Sindiremeyeceðim þeyleri yutmak mý bu acaba? Ama yutmadan da olmaz. Yani kýsacasý iki kere iki eþittir kadýnýn hikâyesi mi?!" Kadýna dönüp "O zaman geldiðinde, tüm bu dediklerini hissetmezsem tamamen gelmiþtir teyze" dedi. Kadýn iki elini de dizlerinden çekip bir kez daha eþarbýný düzeltti ve "Hah ayný dediðin gibi iþte. Bak hayat nasýl da öðretiyor adama" dedi ve güldü. Sonra genç adamýn bu taze öðretisine, kýdemli merhametiyle acýdý ve kýyýda köþede kalmýþ yaþama sevinciyle "Sen bana bakma yavrum. Herkes benim gibi olacak deðil ya? Þükürler olsun yaþýyoruz ki bekliyoruz diy mi evladým?" Sonra durumuyla sevimlice dalga geçerek "Bak ben bile o kadar umutsuz deðilim. Bizim oð-

lan da üç vakte kadar gelecek, bakalým. Eli kulaðýndadýr" dedi ve yine güldü. Delikanlý da gülerek elini yaþlý kadýnýn omzuna sever gibi koydu ve "Sen çok yaþa teyze" dedi. Etraftaki hareketlenmeden duraða yeni bir ümidin yanaþmaya çalýþtýðýný farketti. Bilenmiþ bir merakla, yarý çamurlu otobüsün camlarýnda, arayan bakýþlarý gezdirdi. Otobüsle beraber aðýr aðýr yürüdü. Korkmuyordu artýk. Kendini sanki daha tecrübeli hissediyordu. Duraktaki bekleyiciler çantalarýný toparlayarak duraða doðru hücum ettiler. Bazýlarý kalkarken gene deðildir nakaratýyla çantalarýný almadýlar. Delikanlý ön kapýya doðru yanaþtý. Otobüsün içi, kirli camlý lambalardan yayýlan mor bir ýþýkla kaplýydý. Tek tek inenlerin yüzlerini taradý. Sanki gördüðü anda tanýmayacakmýþ gibi. Ýster istemez heyecanlandý. Birden terledi. Gözlerini sýktý. Derin bir nefes alýp sanki kasabanýn tüm havasýný ciðerlerine çekti. Sonra gözlerini açtý. Aðzýndan koyu bir buhar çýktý. "Gel de umma" dedi seslice. En son yolcu da inmiþti. Gene yoktu. Ne hissedeceðini bilemedi. Kendi içinde kayboldu. Karanlýðýn içinde ellerini cebine sokup, baþýný geriye atýp gökyüzüne baktý. "Neyse" dedi. Yorulmuþtu artýk. Elleri cebinde, oturmak için duraða ilerlerken, arkasýndan "Heeey!" diye baðýrdý biri. Durduðu yerde arkasýna dönmeden dondu kaldý. Bu heeyy onun heyy'i miydi?? Ýnansa mýydý? Yaþasa mýydý? Aniden arkasýný döndü. Heey sahibi, otobüsün arka kapýsýndaki basamakta, elinde çantasýyla duruyordu. Bir süre basamaktaki beklemesine baktý genç adam. Gözleri doldu neden olduðunu bilemeden. Aðýr aðýr yürüdü bekleme sebebine doðru. Belki daha fazlasýna. Gözlerine baktý. Basamaklardaki umut, þifresini sadece delikanlýnýn bildiði bir bakýþla, gülümseyerek baktý ona. Genç adamýn kalbine yýldýrým düþtü. Karþýlaþýnca denen sýradan merhabalardan dememiþti iþte. Korkulu bekleyiþ bitmiþti. Þu huzur ne güvenilir bir dosttu. Arka kapýdaki umut, özlem dolu tatlý bir acýmayla tekrar baktý delikanlýnýn gözlerine ve sahiplenmiþ bir ses tonuyla "Ben geldim heey. Bakýp durma öyle. Alsana çantamý" dedi gülerek. Genç adam kabullenilmiþliðin rahatlýðýyla bu mükemmel emrivakiye dolu gözlerle gülümsedi. Ve diðer beklemelerine geçti. Hayat, bitenin baþlayana dokunmasýydý ve biten baþlayana dokunmuþtu yine.

37


Hüznün tasýndan su içen þair: Cafer Turaç Alper Gencer Ýnsan, hüznünü kendine eklerse gözleri içe doðru çekilir derim hep. Ve yazýlan þiir, iþte o içe çekik gözlerin elleriyle yazýlýr. O gözler, yüreðe sokulmak istediðinden çekilir içe, ona sýðýnmak istediðinden… Yaralarla kuþanmýþ bir gövdeden kaçmak istediðinden, belki yalnýzca ama yalnýzca bir gövdeden… Ben Cafer Turaç'ý böyle tanýdým, ipekten bir hüzünle dokuduðu þiirleriyle… Çoðunuz onu Amasya Mektuplarý’ndan tanýrsýnýz belki ama ben mutlu görünmek istediði bir fotoðrafta gördüm onu ilk, þiiriyle aþkýn bir güzelliðin hüzünden evini yapýyordu:

"dönüþtürebilecek" bir sahihlik! Þiirlerinde kendini acýlardan acýlara gark eden onlarca þairin arasýndan, bu yalýn mýsralarla kurmuþ olduðu "hakiki" þiirleri damar yolumuza enjekte ediyor ve baþarýyor da içimizde yer edinebilmeyi. Bir hakikat remizidir onun þiiri, ancak duygudan çelenklerle karþýlayabiliriz. Büyük þairlerin kitaplarýnda yer alan bazý þiirleri uzak bulduðum olmuþtur kendime, bazýlarýný beðenmem hatta. Sessiz Redifler kitabýný kaç defa okuduðumu hatýrlamýyorum bile ve fakat tek þiiri sekmedi, teðet geçmedi beni. Belli ki büyük bir duygu ve bilgi birikiminin yeterince bekletilmesinin ardýndan açýlmýþ sözlerin sürgüsü. Ve açýða çýkan her mýsra bir an evvel sahibini bulmak ister gibi:

"meðer dostluklar da anayollara atýlmýþ bir çiçek demeti gibi hüzünle ezilirmiþ"

Sessiz Redifler kitabýnda yer alan Mutluluk Fotoðrafý-1 adlý þiiri böyle baþlýyor bu güzide þairimizin. Ve þiir kendisiyle birlikte okuyucuyu da baþlatýveriyor birden. Ahmed Arif'in "dostuna yarasýný gösterir gibi" mýsraýyla birlikte düþünülebilir bu baþlangýç. Cafer Turaç, Sessiz Redifler adlý kitabýnda okuyucusuna yaralar, hüzünler armaðan ediyor sanki. Onlardan birer çýkarsama, birer hakikat edinerek hayat diye gösterilen maskaralýðýn arka odalarýnda gezdiriyor okuyucuyu. Sanki geri dönüþsüz bir zamandan çýkagelmiþtir þair. O yaþamýþ olduðu hüznü bir film þeridi gibi gözlerimizin önünden geçirmek ister, belki o hüzne okuyucuyu da ortak kýlmaktýr amacý:

"(…) bir gün benim de yurdum olur, konuþulur nasýlsa külden boyun atkýsý gibi yakalarýnda þehrin sýyrýlýp geçtiðimi, birileri(kendine mesel yapar)anlatýr belki sen çýkagelirsin gökyüzünün elmacýk kemiklerinden kýraðý perukanla sen gümüþ diþli bir yay fýrlar masanýzdan, elveda! (…)"

(Gecenin Çizdiði Resim)

Onun hüznü hiç bitmeyecek, tükenmeyecek gibidir. Kalbinin ortasýnda bir manifesto gibi duyurur kendini ve her þeyi kendine baðlar. Hayatý deðiþtirir, dönüþtürür, asýl bir acýnýn merkezine doðru çeker. Hiç yýlmayacak gibidir þair, hep uzaklardan seslenir. Ya veda ediyordur birine, ya da birine veda ettiði için hüzünlüdür. Sesinin eskisine çarpýp durur hüzün, sancýlý ve sýkýntýlýdýr. Ama yine de yersiz bir buhranýn içine çekmez okuyucusunu, onu hüznüyle dürtüp uyandýrmak ister. Ve elbet þiddet, ve isyan, ve direnmek, ve ümit de duyulur þiirlerinde çokça. Þiirin "yapýcý" bir þey olduðunun farkýndadýr, ondan bir halk domurtmak ister, bir yeni ve "iyi" insanlýk tasarýsý geçer niyetinden. Unutulandan yana üzgündür, hatýrlatmak ister, anmak ister geçmiþ günlerinin hüzünlerini ve mutluluklarýný:

"(…) meðer sevgili kardeþim bu resimde oldukça mutlu görünmeliymiþim ben yanaðýmý bir kaynaða yaslarcasýna tutmalýymýþým karýmýn omzuna elim sana ait bir çaya þeker atar gibi tereddütsüz ve iþlek olmalýymýþ (…)"

(Mutluluk Fotoðrafý-1)

Gerek Mutluluk Fotoðrafý ile, gerek birbirinden güzel diðer bir dolu þiirleri ile; Cafer Turaç'ýn bende uyandýrdýðý intiba; sahih ve güçlü bir kaleme sahip olduðu yönünde. Acýnýn asýl adresinden ses veren ve yazdýðýyla okuyucuyu muhakkak

"(…) ben

38


elimin yarýsý daðýlýyor, hiçbir ucunu tutamýyorum hayatýmýn (…) müthiþ bir hikayeye benzemiyor hikayem, coþkumu paylaþacak bir tek þarkým bile olmuyor, aðýr bir yaz gecesi babamý alýp götürmelerini anlatsam da, þiirlere denk gelmiyor benim bildiðim ortaya anamýn sarayla sarýlý gönlerini döksem. öfkem seken bir kurþunu andýrmýyor suskunluklarý bozan, ama iplik fabrikasýnda son vardiyada kanaviçe iþleyen parmaklarýný yitirince bacým aklýma þehirler takýlýyor ve çýðlýklar utandýrýyor boynumu. (…)"

(Gece Yarýsý Baþlayan Bir Hüzünle)

Þiirinde geçen onlarca eþyayý, duyguyu, uzvu, vakti, "hal"i okuyunca, etrafýndaki her þeye hassas bir duyarlýlýk geliþtirdiðini düþünüyorum þairin. Çünkü duyarlýlýk eþiði düþük ve hayret makamýndan çýkmamýþ bir þairin kaleminden çýkmýþ olmalý bu þiirler. Ve de elbet þiirin merkezinde yaþamayý seçmiþ, þiir okumalarýyla incelmiþ, ustalaþmýþ bir þairin aksamayan þiirleri olmalýlar.

Cafer Turaç

1959 doðumlu Cafer Turaç, ilk þiiri "Sessiz Kýz"ý 1973'te, yani henüz 14 yaþýndayken kaleme aldý. Edebiyatla rabýtasýný bir dönem öyküler yazarak kuvvetlendirdi. Ýlk þiirlerini Aylýk Dergi, Yedi Ýklim, Dergâh ve Kayýtlar dergilerinde yayýmlatan þairin ilk þiir kitabý "Yaðmur Fotoðraflarý" 1984'te yayýmlandý ve þiiri edebiyat çevrelerince geniþ bir ilgi buldu. Geniþ Zamanlar dergisinde(1991) þiirine özel bir bölüm ayrýldý. Ve ardýndan 1992'de Sessiz Redifler adlý kitabýyla sesini geçmez bir ize dönüþtüren þair, hâlâ türlü edebiyat dergilerinde þiirlerini zaman zaman yayýmlatmaktadýr.

yoksul evimizin þenliði ortanca çocuk bahçelerde kürek sesleri zilli elmalarla çatýk kaþým zor sunan suratýmla sana Mahler'i anlatýrdým, aðlardýk hatýrla, her þey yýkýlmýþ olsa da"

(Yýkýntý) "hatýrlar mýsýn narçiçeðini…son yazýn yorgun kýzý, ablam hatýrlar mýsýn yüreðime üþüþen sürgün kuþlarý ki onlar benim efsanemdir -umutla yaþanmýþ(…) hatýrlar mýsýn nasýldý… ilkyazýn telaþ gülü, ablam hatýrlar mýsýn bir yaz günü parklarda resim yakmak"

(Cankurtaran Sayfalarý / Resim yakmak)

Cafer Turaç þiirini geçmez bir ize dönüþtüren, hayata kendini karþýlýksýz sunmasýndan kaynaklanýyor olabilir. Dostlarý için elinden gelenin en iyisini yapmak eylemi, kendinden vazgeçme fedakarlýðýna kadar varýr onda. O hâlâ bir borcun yükümlülüðünde hisseder kendini ve çevresindeki o iyi insanlara minnettardýr:

Yürüdüðü yolda tek baþýna olmadýðýný, dostlarý olduðunu anlarýz Cafer Turaç'ýn. O þiirlerini halkýndan ayrý tutmaz, onlar için gür sesle okumak ister. Þiirini belki de en çok dostlarý ve o güzelim halký için yazýyor gibidir. "Sevgilim" dediðinde, o etten ve kemikten sýyrýlýr, ortak bir sevgilimiz olur birden. O, denli akýcý bir þiirdir ki onun yazdýðý þiir; okuyucu bir burgaca kapýlýp giderek hýzlanýr ve içeri doðru bir yolculuða çýkar. Sözcük seçimleri, ses ile ahengi tam olarak yaratýr, mana ile taþar yüreklerimizden:

"ah! bana yakýþan bir kekliksin, binlerce teþekkür sana eðdirmedin baþýmý önüme, utandýrmadýn, artýk yorgun deðilim (…) binlerce teþekkür sana sevgilim sana sigaram tütüyor ve kalbim tutuþuyor bazý bulvarlara çýkýp korkunç baðýrmak istiyorum korkunç þarkýlar

"alnýma kuþlar birikiyor alnýmdan hüzünler uçuyor

39


Ve de elbet o ünlü Amasya Mektuplarý… Görevi dolayýsýyla gittiði bu ilin ona armaðan ettiði þiir, Cafer Turaç'ý Türk Edebiyat tarihine kazýdý. Her haliyle oldukça ince ve usta yazýlmýþ olan Amasya Mektuplarý, okuyucunun diline pelesenk olmuþtu. Yalýnlýðýndan hiçbir ödün vermeyen þiirin samimiyeti, tam anlamýyla on ikiden vurmuþtu:

söylemek her kefesinde ölüm taþýyan tartýlardan uzaðým sen dengeliyorsun kanýmý bu alýp baþýný giden kuþlar bohçasýna sevgiler nakýþlayan kýzlar duygulandýrýyor beni iðde dallarýna tünüyorum evlerin saçaklarýna, ýþýklar düþüyor içime gölgem kýrýlmýyor, kaldýrýmlarda dik adýmlarla yürüyorum, otobüs camlarýna sevda sözleri yazarak kahkahaya boðduðum oluyor yolcularý, "içli bir þair geçiyor yok mu þiir isteyen" diyerek giriyorum parklara, kýr kahvelerine, en son anlaþýyorum sözü yarým kalmýþ bir çocukla ve onun lal olmuþ dillerini alarak gövdemin yalazýna bir türküye dönüþtürüyorum saygýyla, hazla. sevgilim sevgilim bizi nasýl aðýrlýyorlar ve kuþandýrýyorlar çiçekler gibi o iyi insanlara minnet borcumuzu mutlu olmakla ödeyebiliriz ancak bunlarý bir þarký söylercesine fýsýldamalýyým kulaklarýna, iyice duymalýsýn iyice duymalýsýn binlerce teþekkür sevgilim sana; esirgemedin bu fotoðrafta benden kalbini"

"nasýl tanýnabilir yüzüm seninle böyle býrakýp gittin ya beni dalgýn bir kuðuydun, oyalanmadýn sesinin rengine hapsettin beni ve þimdi bir büyük anýsýn sokaklarýmda (…)"

(Amasya Mektuplarý/ I. Bölüm)

Yazýyý, baþladýðým yerden ufak bir alýntýyla bitirmek istiyorum. Elbette, el yordamýyla buraya alýntýladýðým mýsralar Cafer Turaç þiirini bütünüyle tarif etmekte kifayetsiz kalýr. Onun hüzün denizinde yüzmek baþka ve özel bir þeydir. Þairin ruhundan süzülüp bize ulaþanlar, bizim anladýðýmýz kadarýyla, kim bilir o güzelliðin kaçta kaçýdýr acaba!? Baþta bahsettiðim üzre, þairi ben ilk kez Mutluluk Fotoðrafý-1 þiirinde görmüþtüm. Ya da o, bu þekil görünmek istemiþti bana. Simsiyah bir gül gibi açýyordu geceme! Ne yalan söyleyeyim, büyülenmiþtim:

(Mutluluk Fotoðrafý-2)

Þairin hüznünü sadece þiirlerinin isimlerine bakarak anlamak da mümkün. Birkaç örnek verecek olursak; Yeryüzü Kan, Kalbin Yakýnmalarý, Mutsuzluða Bir Baþlýk, Biten Bir Þarkýya, Dünden Kýrýk Aynada, Gece Yarýsý Baþlayan Bir Hüzünle, Cankurtaran Sayfalarý gibi þiirleri daha baþlamadan içeceðimiz tasýn rengini belli eder gibidir. Cahit Zarifoðlu'nu ölüm yolculuðuna uðurlarken, ona da "kardeþ" hüznünden sýçratýr þair. Ona tutunmak ister, mutsuzdur:

"(…) oysa sen bilirsin sevgili kardeþim sen bilirsin kolumun birinin kesik olduðunu saçlarým ne çok acýlarla tarandýlar kederden baþka bir þeyler sýðmýyor, sýkýntýlar hangi gözle çýkýþsa yüzüm sonyaz gülleri gibi sararýp dökülüyor ve yüzüm çocuklarý ölüme koþturacak kadar dokunaklý coþkulu deðil. karýmýn gözlerinden güvercinler havalanýyor, sýrtýmý dönüyorum duvara tanrým! benim gözlerime iliþen karanlýklar! karanlýklar! karanlýklar! (…)"

"Mutsuzun biriyim iþte. Tek parça kaldý sandalým, saðýr balýklar gibiyim denizin uðultulu yüzünde (Efendim eðiliyor aramýza bir deðirmen gülü/küskünüm.) (…) Ne çare, üzgün geyiklerin akþam ettiði sahiller yine boþ diyorum Kýzýl bir gergedan sayýlýyor gece baþlarken ay Efendim diyorum buradayýz, mavi bir þizofreni dolaþýyor aramýzda Ne çare, mutsuzum iþte, abanýzýn sýrýlsýklam beyazlýðýna tutun beni Solgun bir düþ olamadýktan sonra (…) Mutsuzun biriyim iþte, Efendim, efendim zarif efendim Pabuçlarýmda yenik savaþçý buðularý ve kalbim malihülya."

(Mutluluk Fotoðrafý-1)

(Zarif Efendim, Buðular Girdi Aramýza)

40


Duvarlarýn dili var Osman Toprak maktan ziyade, bugünün bir takým meselelerinin kökenlerini o günün þartlarýndan hareketle tanýmlama ve anlamlandýrma çalýþmasý yapan yazar, geç mi þin ge çip git me di ði ni birgün yine bize döneceðini vurguluyor.

Cihan Aktaþ, hikâyeleri ile ede bi ya tý mýz da hak lý bir yer edinmiþ yazarýmýz. Kalemini bu alanda yürüten, tanýðý olduðu bireysel ve toplumsal meseleleri bu þekilde dile getiren yazar, gözlemlerini eserine yansýtýrken bunu edebî bir üslup içinde cüm le le re ya yý yor. Sa na tý ný daha çok bireyin yaþadýðý çatýþma ve kaygýlardan hareketle kuran yazar, insanî bir yaklaþým ile bi re yi hi kâ ye si nin mer ke zi ne yerleþtirirken ayný zamanda onu anlamanýn ve savunmanýn da en di þe si ni ta þý yor. Top lu mun bireye ettiklerinin izini çok baþarýlý bir biçimde hikayelerinde dile getiren Aktaþ, ayný zamanda birey için bir çýkýþ kapýsý da açýyor.

Daha önceki hikâye kitaplarýndan alýþýk olduðumuz anlatým tarzýný bu esrinde kullanmayan, yeni bir üslup ile hikayelerini anlatan Aktaþ, hikayedeki kahramanýn zihnine ve gözüne odaklanmýþ bir okuyucu bekliyor.

"Duvarsýz Odalar, mahrem sa yý lan nice deðerin ve olguDuvarsýz Odalar nun yeniden tanýmlandýðý bir Cihan Aktaþ döneme de iþaret ediyor olabiKapý Yayýnlarý Hikâye Son hikâye kitabý Duvarsýz lir. Bize ait deðerler iptal edilOda lar ile ye ni den ede bi yat mek istenirken Batýlý anlamda okurlarýnýn gündemine geldi Cihan Aktaþ. Daha bir uygarlýk ve ahlak nosyonu da oluþturulabilmiþ önce yayýnladýðý Bana Uzun Mektuplar Yaz adlý rodeðil. Toplumu ayakta tutan dengeler altüst olmaný ile hikayeden romana geçmenin tecrübesini muþ durumda. Ýþte bu altüst oluþ nedeniyle de yazýyoruz, kelimelerimizle, cümlelerimizle daðýlyaþayan yazar, bu kez hikâye kitabý ile okurlarýna makta olanýn toparlanmasýna yardýmcý olabiliriz bir kez daha merhaba diyor. duygusuyla..." Duvarsýz Odalar, üslup bakýmýndan geleneksel Kitabýn temel misyonunu bu sözlerle özetlihikâyecilik tarzýndan farklýlýk arzediyor. Bir ana olay etrafýnda þekillenen ve anlatým tarzý olarak yor yazarý. Edebiyat eserini anlamakta misyon da tahkiye geleneðinden yararlanýlan hikâyeler kelimesi ilk baþta garip gelse de, misyonun misyerine, bilinçakýþýný, kahramanýn iç monoloðunu yonerlik deðil de, sorumluluk, bilinç anlamýnda ve gözünü kullanan yazar, okurunu da bu konuda kullanýldýðýný gördüðümüzde bunun yerinde bir zorlu bir imtihana tabi tutuyor. Hikâyeler, örültabir olduðunu fark ediyoruz. mekten ziyade, bir akýþ içerisinde þekilleniyor ve Yaþadýðýmýz hayatýn ayrýntýlarýný fark etmek, okur konuyu kaçýrmamak için kahramaný çok sýký ama bu ayrýntýlarda boðulmayýp bunlarýn kimliðibir takibe almasý gerekiyor. Bu yönü ile de hiç mize ve kiþiliðimize dair verdiði ipuçlarýný yakabitmeyecek gibi görülen hikâyelerde sona yaklaþlamak isteyenler, Cihan Aktaþ'ýn hikâyelerinde týðýmýzda bütün hikâyenin yoðunluðunu sonda yine yaþýyoruz. Çocukluk tecrübesini baþarýlý bir muhakkak kendilerine ait bir iz bulacaktýr. þekilde hikâyelerinde kullanan ve bir aný anlat41


Bir kitap yazdý, hayatýmýz kaydý! Gökhan Özcan Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sýný neden çok seviyorum biliyor musunuz? Çünkü içinde Tuna Kiremitçi'den hiç bahsedilmiyor. Çok þükür bu arkadaþýn hâlâ sirayet edemediði yerler var. Bu nasýl bir þey anlamýyorum.; mankenler, eski mankenler, ruhu mankenler kitap yazmaya, yazarlar da karakter kreasyonlarýndan okur yararýna defileler düzenlemeye baþladý. Edebiyat kýyametinin alameti olsa gerek bütün bunlar! Aslýnda sizlere bir özür borcum var; inanýn bu ismin bu sayfada bulunmasý benim de canýmý sýkýyor. Ama hadise öyle bir hal aldý ki, artýk hepimizin ruhsal bütünlüðünü tehdit ediyor. Son on gün içinde elime aldýðým 179 gazetenin 168'inde, 43 derginin 37'sinde okurun üstüne sütun sütun Tuna Kiremitçi boca ediliyordu. Televizyon programlarýný hiç saymýyorum. Nedir özelliði bu adamýn? Bir kitap yazmýþ! Adý þöyle bir þey: A. Þ. K. Neyin Kýsaltmasý? Doðrusunu isterseniz vasatýndan 100 tane yazar çevirip sorsanýz, herhalde 99'u ismi bu olan bir kitabýn sahibi olmak istemez. Çünkü esasen vasat bir edebiyatçýnýn ciddiye alabileceði bir zeka, bir buluþ pýrýltýsý yok bu kelimelerde. Ama bu arkadaþýmýz bu kitabý bu isimle yazmýþ, söylenenlere göre ekseriyeti kadýnlardan teþekkül eden epeyce bir okura da satmayý baþarmýþ. Yine söylenenlerin yalancýsýyým, son günlerde market çýkýþlarýnda her on poþetin en az beþinden þu iki þey çýkýyormuþ: Bir adet hassas yüzeyli bulaþýk süngeri ve bir adet A.Þ.K. Neyin Kýsaltmasý? Bu poþet hikayesi doðru mu bilemiyorum, ama bildiðim bir þey var, medyada bulaþýk süngerlerinin hiç haysiyeti yok!

Tuna Kiremitçi

de farkýndasýnýzdýr. Bu fark, kitaplarý artýk birer "mâmûl" olarak görebilmemize imkan saðlýyor. Kitap yazmanýn vakti geçti bir baþka deyiþle, artýk kitap yapmanýn vakti… Bu bakýmdan da iþin reklama, promosyona fena halde ihtiyacý oluyor. Çünkü iþ ucuzladý, hatta sanat zanaata dönüþtü, bu sebepten bolca cila, bolca yaldýz, bolca kitlesel güdüleme lazým. Bir aþk mý, neden olmasýn? Ýçinde her þey var; his, musiki, yýldýzlar, gamzeler, gülümsemeler, iltifatlar, devrik cümleler, paragraf baþlarý… Hele iki yazar, iki þöhret, iki gamzeli gülümseme, bol baðlaç ve geniþ alanda karþýlýklý edebiyat paslaþmalarý olursa… Ýclal Hanýmla, yani Ýclal Aydýn'la ilgili çok þey söyleyemeyeceðim, bu Tuna Bey hadisesiyle birlikte her yerin baþköþesine tepeden inmemiþ olsa ve bol gülücüklü bir sevgi insaný olarak bu fenalýklar getirici medyatik "love story"de rol kapmamýþ olsa idi, kendisine hiç iliþmezdim, dolayýndan bile yolum

Peki bu aþk neyin uzatmasý? Yakýn zamana kadar albümü çýkacak olan þarkýcýlarýn gündemde yer kapmak adýna bir aþk, bir skandal, bir aksiyon tutuþturmasý adetten sayýlýyordu. Belki hâlâ öyledir. Ama gerçek olan þu ki, bugün hiçbir albüm, Tuna Kiremitçi'nin popülaritesine ulaþabilecek cazibeye sahip deðil. Devir deðiþti, "hiç kitap okumayan Türk insaný" gitti, yerine "dolduruþa gelerek çok kitap alýp hiç okumayan Türk insaný" geldi. Aradaki farkýn herhal42


geçmezdi. Ama hayýr bu þahýslar tekli ve ikili hareketlerle benim asabým üzerinde buz pateni yapýyorlar. Onlara katlanmak istemiyorum. Sempati istesem de duyamam. Ve fakat bu her yerde olmak ýsrarýnýn nasýl olup da midelerine dokunmadýðýna hayret etmekten de kendimi alamýyorum. Bütün hadise bu, ben yazýlan bu kitapla, bu gamzeli gülüþ edebiyat jönleriyle ve kýzýl saçlý sevgi insaný denemecilerle ilgilenmeme hakkýmýn tanýnmasýný istiyorum. Biliyorum her daim medyaya çok yükleniyorum, ama bu konuda hakkýmýn çiðnenmesi de doðrusu insanlýk suçu olur! Harbiden bu kitabý, herkes okuyor mu? Ben bu kitabýn alýndýðý kadar çok okunduðuna inanmýyorum. (Tabii bu da insanýmýz için kurtuluþ ihtimalidir.) Tuna Bey, sayýlarý iyice azalan "realty" þovlarýn býraktýðý boþlukta, ev hanýmý hassasiyetlerini orasýndan burasýndan ýrgalayan "Ay ne sevimli delikanlý, kýzým olsa veririm" kontenjanýný götürüyor çatýr çatýr. Zaten kendisine sýk sýk soruyorlar bu kadýn ilgisini, o da hiç rahatsýz olmuyor, o meþhur gamzeli gülücüðünü objektiflere uzatýp "evet, varmýþ sanýrým öyle biþeyler" filan diyor. Ay nasýl ev kedisi halleri, nasýl beþ kupona al götür edalarý, nasýl ultra sempati salgýlarý deðil mi ama… Kitap ne oluyor peki? Nihayetinde bir melodram jönünden, bir kainat güzelinden filan söz etmiyoruz. O bir yazar ve korkarým kitap yazýyor. Hoþ ben bir yerde o kitaptan bir alýntý görmedim. Esasen kitabýn konuyla fazla da ilgisi yok. Kitap, genç kýz devþirici o meþhur gamzeli gülücük için alýnmýþ bir bilet yalnýzca. Esas mevzu yazar, yazarýn boyu posu, yazarýn aþký Ýclal ve aradaki "reality" durumlar… Gazeteler aþýklarýn birbirleri hakkýndaki iltifat cümlelerini de yazýyor ama hiç malumat veremeyeceðim; çünkü okuyunca midemde tsunamiler oluþuyor. Aman uzatmayayým artýk, þu soru hadiseyi bitirmeye yeter: Ey halkým, bu kadar herzeyi kitleleþtirip de ne halt ediyoruz yahu! *Bu yazý Gerçek Hayat dergisinin 268. sayýsýnda (9 Aralýk Cuma) yayýnlanmýþ, derginin ve yazarýnýn izniyle iktibas edilmiþtir.

43


Karmaþa Þerafettin Yýlmaz Kendimi öldürmeye karar verdim. Düþüncesizlik ediyorsun demeyin, çok düþündüm; düþünmekten korkmam. Beni hayata baðlayan þeylerle hayattan çekip almak isteyen þeyleri ayrý ayrý topladým. Sonuç olarak beni hayatta tutan nedenlerin son derece sýradan olduklarý ve onlar için dünyanýn on bin çeþit zorluðuna katlanmanýn gereksiz olduðu inancý kafama yerleþti.

tilenler öðrendiklerimizin küçük bir kýsmýydý. Gerçeðin büyük parçasýný kendi kendimize öðreniyorduk. Bir gün oturup hesapladým. Üniversite eðitimini o kadar uzun yýllara yaymanýn bir anlamý yoktu; süre yarýya kýsaltýlabilirdi. Ben o yýllarý nasýl tüketmiþtim? Siz ne oldunuz bilmiyorum. Ben bir lisede coðrafya öðretmeni oldum. Sekiz yýl, parlatýlmýþ bir mermerin yüzü kadar pürüzsüz geçti ve bugüne geldim. Kendimi öldürme fikri ise iki haftadýr kafamý meþgul edip duruyordu. Ýþler bu denli yolunda gidiyorken. Yine de, bilirsiniz, hiçbir þey sebepsiz deðildir.

Peki, ama ben kimim? Kim olduðumu biliyorum. Bazýlarýnýzla karþýlaþmýþlýðýmýz vardýr. Belki ayný otobüste idik. Belki ayný lokantada. Ayný berbere gidiyor da olabiliriz. Belki üst geçitte karþý karþýya geldik ve ikimizden biri diðerine yol verdi. Kendisine yol verilen taraf küçük bir baþ iþaretiyle karþýsýndakine teþekkür etti ve yolumuza devem ettik. Ama bunlar beni anlatmýyor. Söylemek istediðim, öyle loþ kütüphanelerde, kalýn felsefe kitaplarýna dalýp da sonunda kafasý varlýðýnýn bir yönüne bozulan ve böylece artýk bu dünyada kalmayý idealleriyle baðdaþtýramayan, o ender bulunan taifeden deðilim. Sizden, yani birçoðunuzdan pek fazla farkým yok; bundan eminim.

Bir gün ölümün sýnýrýna kadar geldim. Dalgýn olmalýydým; ancak bunu kum yüklü yirmi tonluk bir kamyonun altýnda kalýp stabilize yolda yirmi beþ metre kadar sürüklendiðimde anladým. Yaþadýðým þey tam bir kâbustu belki; ölümcül bir dünya rekoru denemesi. Yine de bu on bir buçuk milyonluk kentte en huzurlu insan bendim o uzun saniyeler boyunca. Öldüðümü düþündüm. Artýk, bir karýnca gibi, aðýrlýðýmýn kýrk katýný taþýyabilir, bir örümcek gibi dik duvarlara týrmanabilirdim. Ve artýk bir kurbaða gibi hem suda hem de karada yaþayabilirdim. Kendimi güçlü hissediyordum. Ve huzurlu. Ama bu aþinasý olmadýðým tuhaf bir huzurdu. Boþluðun ortasýnda asýlý kalmak gibi deðil. Soðuk, kýrmýzý bir elmadan ilk ýsýrýðý almak gibi de deðil. Burada sözünü ettiðim huzur kaynaðýný benim dýþýmdaki bir objeden almýyordu. Huzurun kaynaðý bendim; evren benden doðuyor yine bende bitiyordu. Anlýk deðildi. Dünyadayken böylesiyle karþýlaþtýðýmý hatýrlamýyordum.

Öyleyse ne oluyor da siz bu dünyada bir gün daha yaþamak için her þeyinizi vermeye hazýrken ben ondan ayrýlmak için can atýyorum? Yoksa bunun kökleri mutsuz çocukluðuma mý uzanýyor? Hayýr, benim çocukluðum mutsuz deðildi. Hepinizinki gibi, sýkýcý denecek derecede sakin bir çocukluðumun varlýðýmýn þu anki durumu üzerinde bir etkisi olamaz. Liseye kadar çocuktum. Sonra, sizin yaþadýðýnýz bocalamayý ben de yaþadým. Gençlik canýmý acýta acýta geldi ama huzursuzluðum çok kýsa sürdü. Týpký sizin gibi keþiflere o denli yoðunlaþmýþtým ki kaybettiklerimin farkýnda deðildim.

Ölmediðimi, þok geçirdiðimi anlayýnca bir parça hayal kýrýklýðýna uðradým. Mutsuzluðumun kýþý o zaman baþladý ve giderek içimin daha büyük bir kýsmýný iþgal etti. Sonunda, ölümün küçük bir kýsmýný gördüðüm lezzetlerinin bu dünyadaki sýkýcý sýradanlýðýmdan daha tercih edilir

Üniversite farklý bir deneyimdi. Orada, yaþayacaðýmdan emin olduðum uzun on yýllarý güvenceye alýyordum. Aslýnda pek yoðun deðildim ama üniversite de olmanýn kendisi bile yeterince önemliymiþ gibi geliyordu. Yani aslýnda bize öðre44


duðu sisli caddelerde dikkatsizce yürüyerek üstümü baþýmý kirletiyor ve öylece derse giriyordum. Öðrencilerim eskisi kadar saygý duymuyorlardý ama bunun bir zararý yoktu. Öldükten sonra insanlardan gelecek hiçbir þeye ihtiyaç duymayacaktým. Artýk arkamda yakýnlarýmýn gurur duyacaðý bir iz býrakma fikri de kaybolmaya baþlamýþtý. Akþamlarý eve zamanýnda dönmüyordum. Çocuklarýn okuldaki sorunlarý ilgimi çekmiyordu. Tüp bitti ise küçüðüyle idare edebilirdik. Hem öyle kimsenin saatlerce uðraþýp akþam yemeði hazýrlamasýna da gerek yoktu. Dýþarýdan isteyebilirdik. Çocuk okulun irikýyým tembelinden esaslý bir sopa yediyse ertesi gün okula gitmek zorunda deðildim. Baþýnýn çaresine kendisi bakmalýydý. Kýrýk bir burun kýrýk bir gururdan daha güçlü bir teselli olabilirdi. Tuhaf bir þekilde, müptelasý olduðum dizi ve tartýþma programlarýna da ilgimi kaybetmiþtim. Madem ölecektim, kasabanýn kötü kiþisinin masum sevgililere hangi kumpasý hazýrladýðý önemli deðildi. Onlara ölmelerini tavsiye edebilirdim ancak. Ölüm problemleri çözebilirdi. Yani siz veremden ölmezsiniz. Ölüm sizi veremden kurtarýr. Kaldýrýmda yürürken bir otomobil omurganýzý un ufak etti ise ölüm hemen yardýmýnýza koþar. O bir tedavi þeklidir, tedavinin yenemediði bir illet deðil. Ölüm bir rahmettir, sizi acýlarýnýzdan kurtarýr. Belki bir süre sevdiklerinizden ayrý düþersiniz. Merak etmeyin, ölüm merhametlidir. Onlarý sizinle buluþturmak için elinden geleni yapar.

‘Uzak’ filminden bir sahne

olduðu fikri içimde yer buldu. Böylece algýlarým keskinleþecek, dünyadayken mahrum kaldýðým lezzetleri sonsuza dek tadabilecektim. Üstelik ölümüm kimseyi fazladan üzmeyecekti. Dünyadayken öylesine doðrusal, sakin ve pürüzsüz bir yaþam sürmüþtüm ki insanlar ölümümü de bu kusursuz sürecin bir parçasý sayacak ve mutlu olacaklardý. Eh, onlara bir borcum vardý: Ölümüm kalplerini burkacak bir þekilde gelmemeliydi. Kusursuz bir ölüm son hediyem olacaktý. Ölüm fikri gelince baþka birçok þey önemini yitirir. Nitekim kendimi hayattan çekip almaya karar verdikten sonra mutad olarak yaptýðým birçok þeyi yapmaz oldum. Mesela on bir yýldýr sadakatle takip ettiðim gazeteyi ve sekiz yýldýr her ay posta kutuma býrakýlan sarý çerçeveli coðrafya dergisini býraktým. Onlara ihtiyacým yoktu. Fýrtýnalar yaþayan insanlarýn problemiydi.

Yaþam tarzým altüst olmuþtu. Eski alýþkanlýklarýmý terk etmiþ, eski yasaklarý yýkmýþtým. Ve artýk o aþinasý olduðum kahredici sýradanlýk yükünden kurtulmuþtum. Bir bant üzerinde deðildim. Ve artýk kendimi öldürme düþüncesine o kadar yakýn durmuyordum. Ölmeden önce ölüm halini yaþamýþ ve yaþantýmýn gereksiz ayrýntýlarýndan sýyrýlmýþtým.

Okuldaki iþimi de iyice boþladým. Meslektaþlarýmla çekirdeðin ýsýsý üzerine tartýþmýyordum. Ne kadar olduðu önemli deðildi. Ama eminim Ce hen nem den daha so ðuk tu. Ce hen nem den daha soðuk olan bir de okulun idareci kýsmý vardý. Zira dersleri aksatmaya baþlamýþtým. Sabahlarý kasten tramvayý kaçýrýyor, yaðmurun sele boð-

Artýk kendimi öldürmek fikri üzerine yoðunlaþmýyorum. Bu noktadan sonra ölümün deðiþtirebileceði fazla bir þey yok. O bir köþede beni bekliyor olacak. O zamana dek hayatla ilgileneceðim. Bu dünyadaki varlýðýma anlam katacak birden çok seçenek var. Bütün mesele olmak. 45


Bir nevi Nihat Genç yazýsý Bahadýr Cüneyt Hep bunu istiyordu. Yaþý elliye gelmesine raðmen "piyasa"da hâlâ genç yazar denilerek "hele kenara geç" tavýrlarýyla karþýlaþmaktan çok sýkýldý. Annesinin Hasankaleli olduðunu hep söyler. Trabzonludur. Laz öfkesi vardýr cümlesinde ve sesinde. Yýllardýr Ankara'da yaþýyor. Yýllardýr o beton soðuðunu soluyor ki bu nedenle kentin acýmasýz ayazýný ondan daha etkili kimse anlatamaz diye düþünürüm.

Televizyondaki uzun siyah saçlý siyah sakallý kýzgýn bakýþlý adam Irak'taki Amerikan zulümden bahsederken þöyle diyordu: "Felluce'de ya da Telafer'de ülkelerini savunmak için yetiþkin erkek kalmamýþ. 15 ya da 17 yaþýnda çocuklar atýyorlar kendilerini meydana. Belki on belki yüz yýl sonra, ama mutlaka kazanacaklar. Ve iþte o gün, burnumuzun dibindeki müslüman kardeþlerimize niye yardým etmedik? Bunu bize soracaklar. Ýþte o gün ne cevap vereceðiz?" Farkýnda olmadan gözlerim yaþarmýþ. Bu esmer adamýn kitaplarý da var. Hikayeler, romanlar yazýyor. Ankara'da Yüksel caddesinde bir aþaðý bir yukarý yürür ya dalgýnca önüne bakýyordur ya da birinin koluna girmiþ bir þeyler anlatýyordur heyecanla. Engürü Aile Salonunda ya da Bilim Sanat Kitabevinde oturur, ayaða kalkar gezinir. Leman dergisinde yýllarca yazdý. Bir ara Akþam gazetesinde misafir yazar olarak köþelere konuk oldu. Özellikle son iki üç yýlda kendisini tanýyan, takip ve takdir eden büyük bir kitleye ulaþtý.

Nihat Genç Köþeleri kaplamýþ, saten duvarlarýn dibine yumuþacýk halýlarýn üstüne yaðlý bedenlerini sermiþ bir yandan kalemlerine mürekkep doldurup bir yandan da baþ parmaklarýný tükürükleyerek paralarýný sayan kule insanlarý, duygusal dinozorlar, gözünden bile beyaz sakal fýþkýran kelli felli, Dockers marka pantolonlarýyla deri koltuklara sürtünenler onu tanýmaz. Okumazlar. Paris kafelerindeki ne güzel espressolardan yada first class Amerika yolculuklarýnda þahane viski servisinden bahsetmez Nihat Genç. Ýstanbul'un trafik lambasý kýlýklý aydýnlarýna benzemez. Ankara'da Tunalý Hilmi'ye deðil Konur sokaða ya da Hacýbayram'a gider. Nedir þimdiki edebiyatýmýz? Kabak kafalý spor ceketli ve fötr þapkalý yazý fukaralarýnýn dedikodu kahkahasýdýr. Biri tuvalete gittiðinde onun hakkýnda konuþulan, herkesin birbirini ezmeye, ýsýrmaya ve koparmaya çalýþtýðý romantik bir meydandýr. Biz aydýnýz diye baðýrýp duran salya fabrikatörü þiþmanlarýn eskizleridir. Aydýn olmanýn en iyi yolu aydýnlýk iddiasýnda olmamaktýr belki. Muma bakmaktan yorulmamak ama mumlaþmamaktýr. Nihat Genç ýþýkla ilgisi olan bir yazar fakat ampüllük taslamýyor. Kýzar, baðýrýr, küfreder.* Daktiloyla dövüþür. Onu okurken odasýnda masasýnýn baþýnda ter içinde kaldýðýný hayal ederim. Söyleyecekleri bu coðrafyaya dairdir hep; iþte bu yüzden hiç bitmez tarlasýnda ekinler. Yüzünü batýya dönmüþ aklý Frenk ilinin balo salonlarýnda kalmýþ baronlarýn 46


hiç yapmadýðý gibi. Ta Tanzimat'tan beri sürekli Anglosakson ve Frenk meselelerini okuyup sürekli onlarý düþünmekten bahçesinde meyve vermeyi unutmuþ kaþalotlarýn, maðarada mý yaþýyorsunuz yahu dedirtenlerin olmadýðý gibi.1 Okumuþ yazmýþ olmak sanki hep batý felsefesi ve zengin köþklerde þarap kokulu þiir sohbetleri yapmakmýþ gibi roman üstüne roman yazýp tek bir þey söyleyemeyen zavallýlar sadece sakallarýný sývazlasýn. Türkiyeli olup oryantalist olabilmek ne güzel bir ironidir deðil mi?

kadar çok yazacak þey bulmasýna þaþ ma ma lý. Ya rý oto bi yo gra fik yazar. Medya krallýklarýnýn gündeminde deðildir, hatta yok sayýlýr. Oysa Nihat Genç yazdýðý on dört kitabýyla adýndan bahsedilmeyi hak eden biri. Hendeðin arkasýndaki þatolarýnda bir araya gelip pipo tüttüren top sakallý lar gü ru hu eko no mik iktidarýn ve gücün boynuna konmuþ sinekler gibi kaynaþýrken, yazar ve onun gibileri göremezler. Belki daha da kötüsü hendeðin aþaðýsýndaki pazar yerinde portakal sandýklarýnýn üzerinde yazmaya çalýþan bu adamcýklarýn (!) seslerinden kurtulmak isterler. Kökünden. Bü tün bun la ra rað men "çok satan" raflarýnda da görünür yazar. Amerikan bezlerinin üzerinde solmuþ kapaklarýyla korsan baskýlarýna rastlanýr sokaklarda. Yýl la rý dýr dur ma dan yazan, anlatan bu adam son yýllarda bir yýlgýnlýða düþmüþ gibi. Belki üstüne gelseler, onunla polemiðe girseler yok say mak ka dar koy maz dý ona. Bu konuda kendisi de sýk sýk bir þeyler yazýyor. Kendi avukatlýðýný, kendi reklamýný kendi yapmak zorunda çünkü onun caddelerde bilboardlar kiralayacak patronlarý yok. Zaten o kadar bizden ki bu adam ona yakýþmaz ýþýklý tabelalarý süslemek, ayakta havyar yemek. "Kitle yazarlýðý konusunda 'yenilgiyi' öðrenmeliyim. Siyasi muarýzlarýmdan, hatta beni öldürmek için yola çýkanlardan dahi özür dilemeyi bilmeliyim. Çünkü geniþ kitleler, halk, örgütler, gençlik, kafasý çalýþanlar onlarýn etrafýnda pervane oluyor! Biz maçý kaybettik." diyor, futbolu da benim kadar seven Nihat Genç. Hayýr, maç doksan dakikadýr. Hatta bazen topun oyunda olmadýðý süreler ve belki uzatmalar. Varsýn aydýnlar purolarýný vip tribününde çiðne-

Ýþte size Türkiye'de aydýn olmanýn yazýlý olmayan kurallarý: -Þalvar gördün mü masal sanacaksýn, ekmek fýrýný gördün mü fantastik bulacaksýn ama hep beyaz ekmek yiyeceksin. -Küçük göreceksin fark ettirmeden. Küçük görmezsen seni büyük bilmezler. Sana saygý duymazlar. -Köyleri siyasetin için iþçileri menfaatlerin için anlatacaksýn. -Tasvirlerini o kadar geniþ ve karýþýk tutacaksýn ki seni anlayamasýnlar böylece hiçbir þey söylemeden çok þey söylemiþ ol. Unutma edebiyatta vazgeçilmez olmanýn yolu dahi olabileceðini düþündürmektir okura. -Mizahtan kaçýn. Mümkün olduðunca üz okuru, aðlat. Türk insaný aðlaktýr. Onlarý uyandýrma. Güldürürsen uyanýrlar. Son olarak, -Raký iç, günaydýn derken bile muhalefet et, sýk sýk yurtdýþýna çýk, onlara Venediði falan anlat. Ulaþýlmaz ol. Nihat Genç ulaþýlabilir bir yazar. Türkiye'yi otobüsle dolaþýr. Doðu Konferansýna katýlýr. Öyle insanlarý anlatýr ki bana Sait Faik'i anýmsatýr. Türk hikayeciliðinin devini. Sait Faik Heybeliada'da að temizleyen fakir balýkçýlarý anlatýrken o Konur sokaktaki komileri anlatýr.2 Dilencileri, kör çiçekçileri, çalgýcýlarý, Ulus’ta bir cenaze namazýna çorapsýz gelen garipleri, sokak kemancýlarýný3, ergenleri, köylüleri, iþportacýlarý, muavinleri. Gerçeði. Onun kahramanlarý kahraman olmak zorunda deðil. Sýradan insanlardýr daha çok. Çekiç sesleri arasýnda akýl saðlýðýný muhafaza etmeye çalýþan kaportacýlar. Bütün olan bitene raðmen insanlýklarýný sürdürmek isteyenler. Bu adamý o kadar çok gördüm ki sokakta, bu 47


Amerikan Köpekleri

Edebiyat Dersleri

Hattý Müdafa

mazsam "Nihat Genç, Nihat Genç olur mu hiç?"e mi inanýyorsunuz? Umarým bana çok kýzmazsýnýz, çünkü bazen öfke insanýn taþýyamayacaðý bir yük oluyor. Nihat Genç’in Cevabý Þu küfür etme iþini çok insan bayaðý yanlýþ anlýyor. Cehalet içindeler. Küfür nedir, nasýl edilir, niçin edilir hâlâ bilen yok. Önce küfür kötü bir þey deðildir. Küfrü nasýl ettiðin, hangi cümleler içinde ettiðin önemlidir. Kime ve nasýl ettiðin önemlidir. Küfür soylu ve yüce bir çýðlýktýr, karþýsýna geçmektir, meydan okumaktýr, eyvallahý olmamaktýr, hepsine dayýlanmaktýr, güç gösterisidir. Ve maðdur haksýz, altta kalan, ezilen, hakký yenenlerin feryadýdýr. Þimdi ne diyeyim, bin tane küfür þekli var. Siz hangi þeylere küfür diyorsunuz. Benim hakkýmda uydurulan 'Nihat Genç küfrediyor', ise, tamamen yalan, saçma, kuru iftiradýr. Ýki bin sayfa içinde birkaç paragrafý bile geçmez. Ama ben küfrü baþka cümleler içinde yaparým, gereklidir, yeri saati gelir yine yaparým, ister misin, þimdi yine baþlayayým... Edebiyat bilgisi olmayan, küfür ediyor gibi laflarla konuþur. Fransýz ihtilalinin ilk günlerinde gazetelerin baþ yazýlarý 'Ulan Ýbneler' baþlýðýyla çýkýyordu, bu kadar yeter mi?"

sinler. Sen oyununa bak. Biz oyunumuza bakalým. Sahada basmadýk yer býrakmayalým. Puan ve puanlar alalým. Biliyoruz ki lig uzun bir maraton. * Nihat Genç’in yazýlarýnda zaman zaman çok sert bir üslup kullanmasýyla ilgili kendisiyle yapýlmýþ ve www.karakutu.com adlý internet sayfasýnda yayýnlanmýþ bir yazýþma metnini burada paylaþmayý uygun gördüm. Virgülüne dokunmadan sunuyorum. Soru: Kitaplarýnýzýn çoðunu okumuþ, okumaya da devam edecek biriyim. Yazýlarýnýzda bazý kimselere neredeyse küfür ediyorsunuz, hatta bazýlarýna resmen... Durup bir düþünüyor musunuz acaba okurlarým bundan rahatsýz olur mu diye? Su gibi akan bir yazý birden bire kaðýda balgam gibi yapýþmýþ bir ateþten söz ile kesiliyor. Karadenizli celalinizi hep anlayýþla karþýlýyorum fakat haklýyken haksýz duruma düþeceðinizi düþünmüyor musunuz? Üstelik bunlardan payýný en çok alan Aydýn Doðan’ýn D&R'ýnda kitaplarýnýz satýlýyor. Bundan rahatsýz olmuyor musunuz? Bu zaman zaman çok sertleþen tavrýnýz sizi yormuyor mu? Eleþtiriyi bu kadar etkili yapabilme kabiliyetinde bir yazarken neden küfürlerle yaralýyorsunuz yazýnýzý? Eli ayaðý düzgün bir muhalif yazar ararken millet, ki siz buna çok uygunken, neden kendinize "aa býrak o aðzý bozuk herifi" dedirtiyorsunuz? Yaþý olgunluða ermiþ okurlarý -böyle yaparak- kazanacakken kaybettiðinizin farkýnda deðil misiniz? En önemlisi; küfür etmezsem, yazarken kendimi kaybedercesine yumruklar savur-

1

"Maðaralarda yaþayan onlar mý, biz miyiz, yada baþka sebepleri mi var. Bilmem." s. 306, Nöbetçi Yazýlar, Cadde Yayýnlarý, 2004

48

2

Benim Komilerim, Nöbetçi Yazýlar, Cadde Yay., 2004

3

Ýhtiyar Kemancý, Ýhtiyar kemancý, Ýletiþim Yay., 2005


Þiir nereye çekiliyor? Said Yavuz san Deniz'in ifade ettiði gibi kendi egosunun ateþinde bir pervane gibi. Oysa biz Türk þiiriyim ama Müslümanlýkla iþim olmaz diyen bir þiiri ben Türküm ama Müslüman deðilim diyen bir adamýn açtýðý tahribat içinde deðerlendirmek durumundayýz. Yabancýlaþmýþ bir þiir bize yüzü bulanýk, hiçlikle içkin bir poz verecektir. Bu pozlar birleþip þunu der, divan þiiri gericilerin iþidir, bizim þiirimizin kökleri batýya baðlýdýr… O halde tarihle irtibat kopmalýdýr ve Batýyla baþlayan yaþam tarzý içimize ortamýza alýnmalýdýr. Þiirin dediði þey, aynýsýyla hayatýn ritmine dönüktür. Türk þiirinde neyin þiir olduðunun ve neyin þiir olmadýðýnýn belirsizliði, bunun ölçüsünün kayboluþu bize yolumuzun da puslu olduðunu haber veriyor… O nedenle onun ölçümüne dair nabýz dersleri yapmak, dinleme ve kazý içinde bilinçle durmak nereye hizmet eder? Bu iþin ciddiyetine dair yine bir haberi bize taþýmakta gecikmiyor bu çýkarýmlar. Tür ki ye'nin par ça lan ma sý için uð ra þan lar Türk þiirine de bölücülük yapmaktalar. Türkçe yazan Kürt þairler tezi de saðýn saf þiir uðraþý severlerini hemencecik kendine çekmiþtir. Türkçe yazan þairler þiire Kürtçe ile mi baþlamýþlardýr ki ya da çok baþarýlý Kürtçe þiirler mi yayýmlýyorlar ki Türkçe yazan Kürt þair oluyorlar. Yani onlarý Türkçe'ye baðlayan þey sadece Türkçe yazmýþ olmalarý mýdýr? Bu baðýn salt bir kelime bilgisinden, yabancý diðer diller gibi yazýp söylemekten ibaret olduðunu söyleyerek bu kiþiler kimlere mesaj göndermek istiyor? Tarihsel ve yazgýsal baðlarla kopmaz baðlandýklarý Türk ve Türkçenin kendileri için sunduðu meramý serdetme ve onu paylaþma güzelliðini hiçe sayarak, dilin kültürel ve ruhsal dokusundan azade kýlýnmýþlýk kandýrmacalarý ile nasýl bir rahatlama içine girdiklerini de doðrusu bulanmýþ bir kafa ve vicdana hamletmekten baþka çaremiz kalmýyor.

Söz, Gayya! V. B Bayrýl -IHece dergisi son sayýlarýndan birinde Þiir Geri mi Çekiliyor diye sordu? Dosya oldukça yanký buldu. Dosyaya en oylumlu, en basiret açýcý tepki Ýhsan Deniz'den geldi. Ýhsan Deniz gazetedeki köþesinde aslýnda þiirin deðil þairin keyfiyetinin geri çekildiðini, þairin þiirin önünde yer aldýðýný, kendi egosunu etrafa saçmada þiiri bir araç haline getirdiðini yazdý. Çok sert bir yazýydý bu. Þairin ahlakýnýn bozulmasýyla þiirin de içeriksizleþtiðini söylerken umutsuz da deðildi yazar: "Bana öyle geliyor ki sözünü ettiðim dangalakça süreç biraz daha devam edecek. Ama onun da bir sonu var! Günün birinde þiir, yani eser hakiki yerini, anlamýný yeniden bulacak." Aslýnda konu öyle pat diye bir cevapla karþýlanacak bir ihtiva kýsýtlýðýna sahip deðil. Birkaç zaviyeden þiirin gidiþine bakmak icap ediyor. Bir tarafta þiirlerini bunca yapay ortama karþýn halen niteliði gözeterek yayýmlama lütfunda olanlar var. Lütuf diyorum çünkü þiirin tamamýyla kaybý demek olur, ustalarýn da geri çekilmesi. Sanat temsil gücünü yitirdiðinde teori kitaplarýndan öðrenilemez. Þiir yazýlý bir þey olduðu halde niçin öðrenilemesin? Ýþte düðüm burada. Þiir sadece yazýlý bir þey deðildir. Þairiyle var bulunan, ete kemiðe bürünen bir þeydir. O günün þartlarý içinde þairin durduðu yer, tepkileri, muhalifliði, devrimciliði, derviþliði vs. onu, yazdýðý þiirin sahibi yapmaktadýr. Özellikle þairde yürek enginliði, insani öz, yiðitlik, pervasýzlýk geri çekildiðinde þiir de oradan bir zaman sonra tasýný taraðýný toplayýp gidecektir. Tas ve tarak yakýþýklýlýðýn, temizliðin, duyarlýlýðýn bir emaresi olarak gittiðinde geri kalan saçý baþý daðýlmýþ, melankolik ve buhranlý bir yüzdür. Kendisinden baþka görmeyen bir yüz. -IIBir üçüncü zaviye var bir de. Türk þiirini Batý anlayýþ ve yaþayýþýyla kýsýtlama mefkuresi. Bunu düþünenler, Türk ile Türk þiirinin gideceði yerin aynýlýðýnýn hususunda yerliliði savunan cenahtan daha ziyade bilgi sahibiler. Çünkü yerli taraf Ýh-

-IIITürk þiirinin sað kanadý nicedir solunda pek görülmeyen adam tutma, adam tanýmama, adam silme hastalýklarýna kapýlmýþ durumda. Eskiden 50


ve hâlâ sol, ne denli iyi ürünler verirse versin görmezden gelirdi saðýn adamlarýný. Saðýn adamlarý da demek istemiyorum. Bu ülkenin manevi dinamiklerine saygýdan çok, sahip çýkan yazar ve þairleri. Þimdilerde bizim mahallenin þiirden anlayanlarý birbirlerini tanýmaz, birbirini anlamaz bir tavýr takýndýlar. Grupçuluk hat safhalarý sardý. Þiir ödüllerine bile sirayet eden bu durum karþýlýklý restleþmelere kadar vardý. Þiir sað kanatta da bu yüzden geri çekilmiþtir. Çünkü hizbe çark eden þairler birbirlerinden kötü ilhamlar aldýlar ve sahih þiiri böylece korkuttular. Zarifoðlu þiir ödülünün üçüncü bir isme verilemeden rafa kalkmasýnýn tek nedeni bu hizipçi bakýþ açýsýdýr. Çok deðerli isimler böyle bir kavgacý ahlaka dayanamayýp kendi inzivalarýna çekildiler. Orada yalnýz ve de çaðýltýlý durmaktalar. Maalesef gençleri derleyip toparlayýcý, büyük aðabey tavrý sergileyemedi hiç biri. Ya gençler çok çetin, haþarý çýktý ya da onlar erkenden pes ettiler. Yazarýn, Pakdil ustanýn son kitabý ile ilgili yazýsýnda da bahis konusu ettiði durum halen içeriðini azami koruyarak devam ediyor. Ne demiþti orada: "Günümüzün genç edebiyatçýlarý üç temel kuvvetten yoksundur. Zarifoðlu estetiði, Pakdil disiplini, Fethi Gemuhluoðlu yüreklendiriciliði..." Böylece sað kanatta uçma kabiliyeti gittikçe düþtü. Gövdeye çarpýp duruyor. Ufka açýlamýyor. Çünkü kafa diðer kuþlara dönük, menzile deðil. Sola ya da baþka dergilere verdikleri Ýslamcý þiir (Ýslamcý Þiir Niçin Olmaz. Bkz: Atlýlar, Hakan Arslanbenzer) konulu dosyalarda kimi isimleri artýk aðýzlarýna bile almýyorlar. Ankara'dan bazý eleþtirmenler kýra döke bir çizgi tutturmaya çalýþsalar da artýk hiç kimse sað kanadýn geldiði aktüel, kopuk, hezeyanvari þiire çýplak deme gereðini duymuyor. Sesi ve rengi kaçmýþ bir þiir, geri çekilmiþ bir þiirden baþka nedir? "Asýl" geri çekilmiþtir. Sahte ortada boy gösteriyor. Yazýldýðý an kaybolan þiirin cüreti, yazýlmaya direnen nice inzivalarýn, yürek yangýnlarý ve el terlemelerinin yazýlmama gerekçelerini güçlendirdi. Þiir iþte bu yüzden geri çekilmiþtir. Herkeste çekilmiþ midir? Þiirini bunca suni salýnýmlara karþýn dirençli hissiyatlarla büyüten þairler bunun dýþýndadýr. Bu yüzden Türk þiiri geri çekilmiþtir diyemeyiz, kendi adýný sahihlikten, Müslümanlýðýn dünya görüþünden, yalana ve sömürüye (duygularýn sömürüsüne de) karþýtlýðýndan almýþ Türk geri çekilmiþtir. Yoksa bu kanadýn gövdesi, baþý, pençeleri, kaf daðýnda solumuþ ve

yeni topraklara görkemli kanat þakýrtýlarý armaðan etmiþtir. O yüzden batýya fütuhat, pilav yiyerek ve mesnevi okuyarak gerçekleþti diyen adam, cehtle ileri atýlmýþ bir þiirin mümessili oldu ve o yüzden ýrki baðlamýn ötesine geçerek Türk oldu. Tuna; akýncý, bektaþi, nakþi erenleri Osmanlý askerlerinin demeleri, türküleri, semahlarý, gazelleri ile akar. Kýndan çýkan kýlýç, zülfün telini kesemez o yüzden. Ama ona uzanan eli yeliyle kurutur. Ýleri atýlacak þiir, böyle bir gövdede taþýnmayý, çýkacaksa onunla birlikte oradan çýkmayý istiyor. Çok mu büyük bir paye biçtik þiire, hayýr, çünkü þiir o payeyi kendisini taþýyacak olana çoktan biçmiþtir. Þiirin geri çekildiði falan yok. Olaðanüstü yiðitliklere ihtiyacý var. Civanmert, cehd eden, sahih, imadan imana sýðýnmak istiyor. Þiir nereye mi çekiliyor? Bezm-i eleste, tohuma, balçýða, buluta, kalbe! Dile gelmeyen sözlere çekilmek, orada yunmak, aðýz dolusu malayaniden, metadan, metalden arýnmak istiyor. 51


Türk solu neden aydýn olamaz? Ali Karýnca leyecek olursak entelektüel, iyi eðitimli, halka yakýn duramayan, durmak istemeyen ama halkýn dertlerini çözmek isteyen bir tiptir. Halk da ente lek tü e le ya kýn dur(a)maz. Hal ka ya kýn dur(a)mayan, halktan da yakýnlýk göremeyen entelektüel zaman içinde yalnýzlaþýr. Buna mahkumdur. Bu süreçten sonra sürekli anlaþýlmama "kompleksi"yle yaþar. Hatta anlaþýldýðýný düþünürse, anlaþýlmamak için elinden geleni yapar. Aydýn ise, tüm bunlardan ayrý olarak, bir ideolojiye/bütüncül bir fikre sahip olan ve ideolojisi ekseninde hareket eden kiþidir. Toplumun sýkýntýlarýný bilir ve bunlara iliþkin kendine has çözümler sunma kabiliyetine sahiptir. Çözümlerini de sahip olduðu ideoloji temelli yapar. Halktan uzaklaþma, uzak durma yoluna gitmez. Bilakis halkýn içinden çýktýðýný, onun bir parçasý olduðunu kavramýþtýr. Fikir üretirken yüzeysel düþünmez. Zira yüzeysel düþüme insanlarýn genelinin düþünmesidir. Yüzeysel düþünmeden ayrý olarak, derin düþünmeye sahip de deðildir aydýn tipi. Zira derin düþünme, düþünmede derinleþmeyi saðlasa da fikirde derinleþmeyi saðlamaz. Aydýn, aydýn düþünmeyi gerçekleþtiren kiþidir. Aydýn düþünme ise, kendisi de derin olmasýna ek olarak mesele etrafýnda ve doðru sonuçlara ulaþmak için meseleye iliþkin þeyler üzerinde düþünmedir. Yani derin düþünme, düþüncenin kendisinde derinleþmek iken, aydýn düþünme, fikirde derinlik yanýnda, kastedilen amaç için -ki o da doðru sonuçlara ulaþmaktýr- düþünce etrafýnda ve düþünceye iliþkin þeyler üzerine düþünmektir. Bundan dolayý her aydýn fikir ayný zamanda, derin fikirdir. Ancak yüzeysel düþünmeden aydýn düþünme kaynaklanmaz. Ne var ki her derin düþünme aydýn düþünme deðildir. Mesela, atomun parçalarý hakkýnda inceleme yapan nükleer fizikçi, insan topluluklarýný inceleyen bir antropolog, nesneleri ve olaylarý incelerken, ancak bu konularý derinlikle inceliyorlar. Derin düþünmeden aydýn düþünmeye geçilmesi için, atomun parçalarýný inceleyen nükleer fizikçinin ya da insan topluluklarýný inceleyen

Türk solu, yýpranmýþ ve koflaþmýþ haliyle bugün ayakta durmakta sýkýntý çekmektedir. Yaklaþýk yüz yýllýk geçmiþiyle, savunduðu fikirleri gerçek anlamda destekleyecek vakýalardan uzaklaþmýþtýr. Türkiye'de bir yabancýlaþmadan söz edilecekse, bu toplumun yabancýlaþmasý deðil, solun kendine yabancýlaþmasýdýr. Tutarlýlýðýný yitiren Türk solu, kendini meþrulaþtýrmak için, özellikle son yirmi beþ yýldýr olmadýk þeylerin içine girmektedir. Kendi fikirlerini baþka fikirlerle savunmaya kalkýþtýðý için, sürekli hatalarý yinelemektedir. Ancak bu durumun büyük oranda Türk soluna mensup "okumuþ" kesimin gerçek anlamda "aydýn" olamamasýndan kaynaklanýyor.

Aydýn kimdir? Türkiye'de ne yazýk ki bu kelime ya tam anlamýyla anlaþýlmamýþ ya da yanlýþ anlaþýlmýþtýr. Aslýna bakýlýrsa mesele, bir kelimenin anlaþýlmamasý deðil, o kelimenin hakkýný verecek birinin olmamasýdýr. Aydýn, münevver ve entelektüel gibi anlamlara da gelmektedir. Ancak, münevver daha çok Osmanlý meþrutiyetinden sonra kullanýlan ve Osmanlý geleneklerine baðlý kalmayý telkin ederken Batý'nýn üstünlüðünü de yavaþ yavaþ kabul etmeye baþlayan, geleneklerin günün meselelerine cevap vermediðini, gelenekleri dönüþtürmek gerektiðini düþünen okumuþ bir tiptir. Cumhuriyet'in ilânýna yetiþen münevverler, modernleþmenin (kalkýnmanýn) gerekli olduðunu sýklýkla ifade etmelerine raðmen, modernleþmenin nasýl gerçekleþeceði ve bunun alanýný tayin edememiþ, sadece modernleþmenin kendisine dikkat çekmiþlerdir. Entelektüel ise, Cumhuriyetin ilânýndan sonra ortaya çýkmýþ bir tiptir. Batý'da eðitim görmüþ, kültürlü ve hemen hemen her konuda fikir sahibi olan, ayrýca pipolu olmasý þartý aranan bir tiptir. Entelektüel, Batý'nýn "intelligece"sýna bir atýftýr. Zekayý, aklý ön plana çýkaran bir kelime olmasýna raðmen Türkiye þartlarýnda "züppeliðin" adý olarak anýlmýþ ve "entel" yakýþtýrmasý yaygýnlaþmýþtýr. Tüm bunlarý göz ardý ederek söy52


antropologun, inceleme sonucunda elde ettikleri verileri, sadece inceledikleri nesneye deðil, onun etrafýnda bulunanlara, öncesine ve sonrasýna da bakmalarý ve buradan hareketle düþünmeleri gerekir. Ancak o zaman, sahip olduðu bütüncül fikrin mesele hakkýndaki yaklaþýmýyla baðlantý kurabilir ve etraflýca düþünme imkânýna kavuþabilir.

benim" pozlarýna girmeleri bu halký önemsedikleri için deðildir. Köþe yazarlarý ya da düþünce ürettiðini söyleyen erbabýn neredeyse tamamý, komünist ya da Ýslâmcý olduklarýný söyleyebilirler ama gidip kapitalizmin "nimetleri"nden yararlanma konusunda hiçbir sýkýntý duymazlar. Hatta öyle bir hale gelinir ki, kapitalizmi övmeye baþlarlar. Büyük kýsmý, bilhassa kendileri kapitalist olmak istemektedirler. Ýlk fýrsatta Ýslâm ya da komünizm gömleðini çýkaracaklarýna kendi kalpleri bile þüphe duymaz. Aydýný olmayan bir ülkenin geleceði, üç beþ yazarýn, bir iki politikacýnýn ellerine teslim edilmiþtir. Namusuyla çýkýp laf söyleyecek adam ya kalmamýþtýr ya da susturulmuþtur. Belki de, sesleri kalabalýðýn gürültüsüyle bastýrýlmaktadýr. Türkiye'de "aydýn"dan bahsedemeyeceðimiz için, olmayan þeyin portresinden söz edemeyiz. Yazar çizer takýmýnýn mý? Onlarýn portresine, suratlarýna, aðýzlarýndan çýkana katlanmak için saðlam bir mideye sahip olmak gerekir.

Sað neresi, sol neresi? Türkiye'de sað-sol ayrýþtýrmasý "sakat" bir ayrýþtýrmadýr. Genel itibariyle "sol" denildiðinde ya da "sað" denildiðinde bir kesim anlaþýlýyor olsa da, bu tanýmlar homojen, tanýmlanabilir bir kesime iþaret etmiyor. Zira, sol kesim içinde Marksist, sosyalist, ulusalcý, liberal hatta kapitalist olabileceði gibi, sað kesimde de Müslüman, muhafazakâr, milliyetçi, liberal, hatta kapitalist olabilir. Dünya üzerinde var olan üç ideolojinin; Ýslâm, Komünizm ve Kapitalizmin dýþýndaki muhafazakâr, liberal gibi tanýmlamalar bir ideolojiyi ifade etmeyen "orta" tanýmlardýr ve orta tanýmlar her zaman için "aydýn" olarak kabul gören kesimdir ne yazýk ki. Çünkü bu ortada duranlar, her tarafa laf yetiþtirmeyi de, her tarafýn görüþünün kabul etmeyi de içlerine sindirirler. Onlar için menfaat eksenli bir durum söz konusudur. Önemli olan fikirleri deðil, menfaatleridir. Yazýmýzda aydýn olamayacaðýný iddia ettiðimiz kesim, ideolojisinin sahibi kalmayan sol kesimdir. Türkiye'de artýk Komünizmi tam anlamýyla savunan ve yaþantýsýnda da bunu gösteren "aydýn" kalmamýþtýr. Ýslâm ideolojisini savunan ve yaþantýsýnda bunu gösteren aydýn da kalmamýþtýr. Komünist de, Müslüman da orta yolculuða soyunmuþlardýr. Kapitalizmin sözcülüðünü yapmaktadýrlar ya da kapitalist olmaya çalýþmaktadýrlar. Büyük bir tezat içindedirler. Kapitalist aydýn ise zaten doðuþtan mümkün deðildir. Zira kapitalizmin özünde halký gözetlemek, onlara haklarýný hatýrlatmak, doðruyu ortaya çýkarmak diye bir düþünce yoktur. Bu nedenle, bir adam hem kapitalist olup hem de halký düþündüðünü söyleyemez.

Türk solu ne yapýyor? Türk soluna mensup olduklarýný söyleyen "kapitalist liberal sosyalist muhafazakâr müslüman yazar çizerler" aydýnlýðý halkýn deðerlerine sövmekte ve halký aþaðýlamakta görüyorlar. Halký ne kadar aþaðýlarlarsa, o kadar yükseleceklerini zannediyorlar. Dini deðerlere küfretmeyi aralarýnda bir yarýþ haline getirmiþ, en çok küfredeni lider seçiyorlar. Halbuki aydýn, toplumun düþündüðü gibi düþünmese bile, toplumun inançlarýný paylaþmasa bile, inançlarý deðiþtirmek için mücadele ederken "hafifliklere" tenezzül etmez. Bugün, Türk solu dar bakýþ açýsýna saplanmýþ kalmýþtýr. Kendi düþüncelerini temellendiremeyecek durumdadýr. Kapitalizmin kuþatmasý altýnda bütün kalelerini teslim etmiþtir. Türk solu neden aydýn olamaz? Bugün Türk solunun durduðu yer kaypak bir zemindir. Bu zeminde ne fikir üretmek ne de "bir þeyler" söylemek mümkün deðildir. Solun yazar çizerleri kalemlerini kapitalizmin hizmetine bilerek ya da bilmeden adadýklarý için, ellerindekini kendi aleyhlerine kullanmaktadýrlar. Savunduklarý fikirleri, sahip olduklarý görüþleri bir kenara býrakarak ciddi anlamda düalizmi yaþatmaktadýrlar. Bir yandan kapitalizmi kötüler-

Türkiye'nin "aydýn" portresi var mý? Türkiye'de aydýn olarak sanýlanlarýn %99'u yazar-çizer takýmýndan sayýlmalýdýr. Onlar, yukarýda da belirttiðim gibi fikirleri için deðil, menfaatleri için söz söylerler. Bazen "cicim benim, halkým 53


ekonomik sitemin iþleyiþi, araçlarý, yöntemleri, getirileri hakkýnda bütüncül bir fikre sahipmiþ gibi kabul görmeye baþladý. Kuru muhalefet olarak da tanýmlayabileceðim bu muhalefet biçimi Türkiye'de yaklaþýk yüz yýldýr hem politikaya hem de yazar çizer takýmýna musallat olmuþ bir bela gibidir. Yeni þeyler üretmenin; fikir üretmenin, siyaset ortaya koymanýn önünü týkayarak ülkeyi baþkalarýnýn iþtahýný kabartacak þekilde cazip göstermiþtir.

ken diðer yandan kapitalizmin verimlerinden yararlanmaktan, hatta sistemi övmekten kendilerini alamamaktadýrlar. Ellerine fýrsat geçse en büyük kapitalist olmak için her þeylerini satmaya hazýr, bu "karanlýk aydýn" yazar çizer takýmý kapitalistleþme arzusuyla yanmaktadýr. Yeni bir iktidar söylemi geliþtirmelerine raðmen, komünist ideolojinin gerektirdiði yollardan iktidarý talep etmek yerine, kapitalistleþme yoluyla iktidarý ele geçireceklerini zannediyorlar. Ayrýca, kendilerine ait bir iktidar söylemi yerine, sürekli muhalif olmak içgüdüsüyle hareket eden bir sürü izlenimi sergiliyorlar. Türkiye'de aydýn sayýlmak için geleneklere küfretmek, halký aþaðýlamak ve -en büyük þart olarak- solcu takýlmak gerekir. Ya da, solcuysanýz aydýn sanýlma ihtimaliniz, diðer insanlarýn aydýn sanýlma ihtimalinden çok fazladýr. Türk zihniyetine yaþatýlan "dumur" hali, iþi bu dar çerçeveye hapsetmiþtir ne yazýk ki. Zihinleri bulanmýþ, saðlam düþünemez olmuþ Türk solu için tek çýkýþ yolu elinde tuttuðu þeye dikkatle bakmasýdýr.

Sonuç yerine Aydýn, olaylarý ve durumlarý incelerken "bilimsel" davranmaz. Zira, bilimsel yaklaþým bilim adamlarýnýn bakýþýdýr. Aydýn, olaylara ve meselelere bilimsel bakmakla beraber, o noktada kalmayýp, bilimsel bakýþtan ortaya çýkan neticeyi inancý/ideolojisi doðrultusunda deðerlendirir. Aydýn ayný zamanda da objektiftir. Ýdeoloji ekseninde olaylarý incelerken, olayýn bütün yönlerini incelemekle kendini yükümlü sayar. Hatta, diðer görüþleri de mutlaka ciddiye alýr ve deðerlendirir. Türk solunun aydýn olamamasýnýn en net göstergesi, solcu olarak kendini topluma tanýtan kiþilerin kapitalizmin verimlerinden yararlanmak suretiyle kendi ideolojileriyle tutarlýlýklarýný kaybetmelidir. Türkiye'de "aydýn" insanlarýn yetiþtirilmesi için, zihinlere kazýnmýþ belli kalýplarýn kýrýlmasý gerekir. Ýdeoloji eþittir tahammülsüzlük deðildir. Ýdeoloji eþittir kavga, gürültü deðildir. Bilakis hayata, olaylara ideolojik bakan insanlar bu ülkenin ihtiyaç duyduðu fikir ortamýný ve tartýþma kültürünü geliþtirebilirler. "Türkiye'de fikre ihtiyaç var mý? Veya fikir var mý?" diye sorulduðu bir ortamda, fikir üretmek için saðlam dimaðlara ihtiyaç vardýr. Türk eðitim sisteminin körelttiði zihinler, kaçan gol kadar üzülmüyorlar o güzelim Afrika'da ölürken çocuklar. Araþtýran, sorgulayan, fikir üreten insanlarýn yetiþmesi için büyük bir zihnî deðiþime ihtiyaç vardýr.

Türk saðý aydýn olur mu? Türk solu aydýn olma imkânýný uzun vadede kaybetmiþken, Türk saðýnýn farklý olduðunu mu söylemek istiyoruz? Hayýr. Bilakis, Türkiye'de çarpýk bir düþünceye dikkat çekmek için Türk solu üzerinden aydýn portresine bakýyoruz. Saðcýlar da aydýn olamaz. Solcular nasýl, kapitalist düzenin çarklarýna hizmet eden diþliler haline gelmiþse, saðcýlarýn yazar-çizer takýmý da ayný duruma sürüklenmiþtir. Türk solu yeni bir iktidar söylemi geliþtirirken, Türk saðý yeni bir iktidar söylemi geliþtirmeyip var olan, ve o anda dillendirilen iktidar söylemini sadece kendileri dillendirmek istiyorlar. Söylemi paylaþmak deðil, tamamen söylemin kendisi olmak arzusundalar. Sürece yeni bir fikir, yeni bir boyut katmak gibi dertleri de yok. Sadece söylem bizim aðzýmýzdan çýksýn, baþkasý söylemesin derdindeler. Ýktidar olduklarýnda bu tutumlarýný baþarýyla gerçekleþtirdiklerini görüyoruz. Muhaliflik bir söylem mi? Türkiye'de herhangi bir þeye muhalif olmak, çok þeyin farkýnda olmak ve fikir üretmekle ayný anlama getirildi. Özelleþtirmeyi istemeyen biri; 54


Ayna ayna söyle bana; hangimiz daha trajik Furkan Çalýþkan nur Kulak'ýn romanýndaki VeMus ta fa Kut lu'nun de di ði dat Bey -ki bana Hadesi anýmgibi 'Allah varsa trajedi yoktur.' sattý- iyilik ve refah tekelinde, Bu söz gündemime bu günlerde acýmasýzca bir sevginin krallýokuduðum bir roman vasýtasýyla ðýnda ölür; Vedat Beyin zýttý bir kez daha geldi. Aynur Kulak'ýn Ýnkýlâp Yayýnlarý'ndan çýolan Fikret ise yeraltýna kaçan kan ilk romaný Günlerden Bir diðer kardeþleri temsil eder. Gün. Ýlk bakýþta trajedi soslu Evet kurgu budur ve Aynur bir Ýstanbul daha doðrusu bir Kulak düzgün bir rota izler. semt romaný havasý var, sayfalar Kiþilik çözümlemeleri elinde ilerledikçe yazar bu kliþelerden bir kozdur ve yazar bu kozu iyi kýsmen kurtarýyor kitabý. Bikullanýr. Ruhun bilinmezlerini linçsiz ve savruk bir felsefesi irdelemekte oldukça baþarýlý. var, bu da bizi kader ve trajedi Ancak bunu romanýn felsefesikavramlarý çerçevesinde bir karne yedirmekte de bir o kadar maþaya itiyor. Kanýmca Aynur baþarýsýzdýr. Ben Aynur Kulak'ýn du rum hi ka ye le ri ne Kulak'ýn varmak istediði 'Allah daha yatkýn olduðunu, psikovarsa Trajedi yoktur' noktasý. loji temelinde roman serüveBu noktaya varmak için yazýnsal nine devam edeceðini tahmin bir huzur, bilgelik ve manifestoGünlerden Bir Gün lar örgüsü gerekli. Günlerden Bir ediyorum. Günlerden Bir Gün Aynur Kulak Gün bir yeraltý romaný, fakat AyAynur Kulak romanýnda -ki geÝnkýlâp Yayýnlarý nur Kulak bir yeraltý yazarý dele cekte böyle bir romandan Roman ðil. Aynur Kulak'ýn romancýlýðýný bahsedeceðimize inanýyorumdeðerlendirirken bir 'tür' yazarý bir mihenk taþý olmayacaktýr. olduðunu saptamak tutarsýzlýk olur. Kitabýn teDoðal olarak bir çok ilk roman gibi Günlerden Bir mel sorunsalý yazarýyla bir tür uyuþmazlýðý yaþaGün üslup týkanýklýðý yaþýyor. Fazla kelime ile yamasý. Sýkça kullanýlan kiþiselleþtirmeler, nesnezýlmýþ, kelimeler birbirine yabancý. Muhtemelen bundan sonraki romanlarýnda safralarý atacak ve lerle baþarýlý fakat gereksizce sýklýkta kurulan raustalaþacaktýr Aynur Kulak. Kitapla ilgili olarak býtalar, romanýn yer altý edebiyatýna dâhilindeki kesin olan bir þey varsa o da ana karakterin Mehsoru iþaretleri. Bütün bunlar yapýtý rüküþleþtiriyor, yapýtla ilgili koymak istediðim kýstas yeraltý metler deðil yalnýzca kader olduðudur. Kader ve deðil zaten. Bir romanýn bu türe dahil olmasýyla trajedi; evet, roman yazmak için çekici ve tehliilgili iyi veya kötü denilemez. Fakat madem kurkeli iki kanal. Ya birine yönelmelisin ya da diðerigunuz yer altý öyleyse elbisesi de buna uygun olne. Trajedi içinde kabulleri barýndýrmaz; olmamalýdýr. masý gerektiði için trajedidir. Yazar bir ipin üsMitolojide Kronos'un üç oðlu dünyayý paylatünde yürümüþ roman boyunca; hayatlar ve karakterler trajiktir ve hepside bilinen bir sona þýrlar. Kardeþlerin en güçlüsü ve acýmasýzý olan doðru kendilerini sürüklerler. Ýntihar gibi felsefi Hades eþi Persephone ile bütün dünyaya egemen bir sorunu, bir büyük reddediþi, kader sýnýrlarýnolunca, diðer kardeþler ve peþinden gelenler için da deðerlendirmek kesinlikle farklý olan bir þeyyaþanacak tek bir yer kalýr: Yeraltý. Orasý sert, zalim ve soðuktur. Orada 'Tanrý' yoktur. Orada 'Tradir. Tarafsýz deðildir yazar, onun safý bellidir; iyijedi' vardýr. Yüzlerce yýl boyunca yer altý þekillenlik. Bu yüzden bir yer altý yazarý deðildir, karanlýdi ve batý romanýna bir ruh olarak sirayet etti. Ayða þöyle bir bakýp çýkmýþtýr. 56


Devletlû Eþkýyalar

Aynur Kulak

Günlerden Bir Gün’ün iki düðüm noktasý var; biri aynalar biri de cinsellik. Kurgunun omurgasýný bu iki düðüm noktasý oluþturuyor. Karakterlerin geçmiþleriyle ve bu geçmiþlerin sonucu olan þimdileriyle hesaplaþmalarýnda, ayna çok akýllýca kullanýlmýþ. Ayna detaylarý kaçýrmaz, geçmiþ de detaylarýndan baðýmsýz deðildir. Bu ortaklýk romanýn ana bilinci olmuþtur. Gelelim cinselliðe, Aynur Kulak cinselliði travesti kavramý içerisinde sorgulamýþ ve yine farklý olan bir iþ çýkarmýþ, o da þu; cinsellik kiþisellikten çýkarak toplumsal bir saptamaya dönüþüyor. Travesti olan insanlar deðil toplumdur diyor yazar, mahvolmuþ hayatlarý buna baðlýyor. Cinsellikle toplum etkileþimi net olarak gözlemlenebilecek bir durumdur. Bunun üzerinden bir toplum eleþtirisi yapmak akýllýca ve artistik bir iþ olur. Her ne kadar yazar bu saptamasýnýn üzerine fazla gitmemiþ ve cesur davranamamýþsa da romandaki dikkat çekici kýsýmlardan biri budur. Katý gerçeklik romanýn ana malzemesi fakat karakterler durumlarýna nazaran fazlaca bilge aðýzlara sahipler; bu da katý gerçekliðe gölge düþürüyor. Kanýmca yazar sokak jargonunu daha fazla kullanmalýydý. Dikkatimi çeken bir ayrýntý da ermeni mühendisin binasýný, kiþileþtirmekteki baþarýsý. Bir binaya diþil bir kimlik kazandýrmak etkileyici. Bir yýðýn nesnenin kiþileþtirilmesi özellikle de doða olaylarýnýn arasýnda, tek baþýna sivriliyor. Aynur Kulak ilk romanýnda, kendi roman karakteristiðini ortaya koymuyor. Yine de bu roman enflasyonunda yazýlmayý hak edecek kadar çekiciliðe sahip bir yapýt ortaya çýkarýyor. Günlerden Bir Gün yazarýnýn bir sonraki kitabýný merak ettirecek bir kitap, olanca eksiðine raðmen..

“Bu kitapta okuyacaklarýnýz, hoþunuza gitsin ya da gitmesin, kendi öz tarihimizdir. Bunlarý silmek ya da iþlenen cürümleri, uygulanan vahþeti yok saymak þüphesiz mümkün deðildir. Ama bizim niyetimiz, tarih sayfalarýndan topladýðýmýz bilgilerle bir medeniyeti karalamak deðil. Zira, tarihin en güçlü ve en uzun soluklu devletlerinden biri olan, varlýðýyla dünya tarihinin akýþýný deðiþtiren Osmanlý Ýmparatorluðu'nun tarihini, birçok çürük elmanýn yaptýklarýna dayanarak yeni baþtan yazmanýn imkaný yoktur. Nitekim burada anlatacaklarýmýz bir devletin tarihinden ziyade, ona hizmet edenlerin ihtiraslarýnýn tarihidir. Bizim amacýmýz, Osmanlý Ýmparatorluðu'nu dönemin "süper gücü" haline getiren sistemde yaþanan olumsuzluklar dan bulduklarý güç ve cesaretle, bir sistemi kendi bencilce ar zularýna alet edenlerin, devleti nasýl yýkýma götür düklerini göster mektir.” Devletlû Eþkýyalar, Ýsmail Sezgin, Kaknüs Yayýnlarý, Tarih

57


Bir asker þair: Wilfred Owen Nurullah Koltaþ rine devam etmesine teþvik edip Robert Graves gibi kimi önemli þahsiyetlerle tanýþtýrdý. Hastaneden taburcu olduktan sonra bu kiþiler Owen'in Arnold Bennett ve H. G. Wells gibi aydýnlarla kaynaþmasýna olanak vermiþlerdir. Craiglockhart dönemi ve 1918 baþlarý birçok açýdan onun en verimli demleridir. Elimizdeki þiirlerinin birçoðu bu vakitlerde kaleme alýnmýþtýr. Haziran 1918'de Scarborough'da birliðine tekrar katýldý sonra da Aðustos'ta Fransa'ya döndü. Savaþtaki cesareti sebebiyle Askeri Haçla ödüllendirildi. Ancak 4 Kasým'da askerlerini Ors'ta Sambre Kanalý'ndan geçirirken vuruldu.

Wilfred Owen 18 Mart 1893'te Shropshire'da doðdu. Ailesi hayli varlýklý olmasýna raðmen dedesinin büyük bir yekûn tutan borcuyla ölü mü nün he men aka binde aile Birkenhead'e taþýndý. Eðitimine Birkenhead en sti tü sün de baþlayan Owen, babasýnýn Batý Demir yol la rý Yar dýmcý denetçiliðine atanmasýyla Shrewsbury Tek nik Oku lun da de vam et ti. Owen'in ilk þiir denemeleri 17 yaþýnda gerçekleþti. Londra Üniversitesi giriþ sýnavlarýnda baþarýsýz olunca Dunsden'da Peder Herbert Wigan'a bir yýllýðýna yardýmcýlýkta bulundu. Daha sonra Berlitz dil okulunda öðretmenlik yapmak için Fransa'ya Bordeaux'ya gitti. 1914 sonu ve 1915 baþlarýnda, Owen savaþýn büyüklüðünün farkýna varýp Eylül 1915'te Ýngiltere'ye döndü ve bir ay sonra piyade alaylarýna yazýldý. Haziran 1916'da Manchester Birliði'ne (5. Batarya) kabul edilip yýlýn geri kalan kýsmýný Ýngiltere'de eðitimle geçirdi. Ölümünden bir önceki yýl olan 1917 birçok açýdan yaþamýnýn en önemli yýlýdýr. Ocak ayýnda Fransa'ya gönderilmiþ ve ilk çarpýþmasýnda elli saat adamlarýyla bombardýman altýnda kalmýþtýr. Mart'ta beyin sarsýntýsý geçirmiþ ancak Nisan'da ilk saflara katýlmýþtýr. Mayýs'ta nevrasteniye tutulmuþ ve görevli olduðu batarya da geri çekilmiþtir. Hastalanýnca Ýngiltere'ye hava deðiþimine gönderildi ve 26 Haziran'da Edinburgh yakýnýndaki Craiglockhart Savaþ Hastanesine sevkedildi. Owen bu hastaneye sevkedilmemiþ olaydý, edebî kariyeri ne olurdu bilinmez çünkü burada kendisi de bir hasta olarak bulunan þair Siegfried Sassoon'la tanýþtý. O vakitler Sassoon hayli ünlü bir þair olup tanýþmalarýnýn ardýndan Owen'in þiirlerine bir göz atmayý kabul etti. Owen'in þiirle-

NEÞÝDELER NEÞÝDESÝ Þaký bana sabah, ancak gülüþünle Bahar gibi, iliþtiren yaprak içre kahkahalar Hayat sonrasýnda gülen Aþk gibi Þaký bana tüm gün, ancak sesinle Çenebaz sayfalar gibi, býrak ölsün kemanlar Dudaklarýnýn en naif kývrýmý melodi Þaký bana akþam, ancak özleminle Kabaran denizler gibi teselli ettiði, soluklan böyle Yavaþ ve derin, hiçbir þarkýnýn söylemeyeceði Þaký bana gece çaðýldayan gönlünle Titresin içinde dinmeyen hýçkýrýklar Býrak duyulsun gençliðinin ebedi inleyen hisleri

Asýl adý “Song of Songs” olan þiirin karalamasý

58


Ýskenderiye Feneri / þiir Jaromil Le Poète bana sabýr versin!

Herkese merhaba! Heidegger'in deyiþi ile "…ruhsal deneyimlerin yuvasý olan yaþantý'nýn þamatacý ozaný deðil, varlýk'ýn "üstün gücü"ne ve kutsal'ýn iþaretlerine korunmasýzca maruz kalmýþ bir ölümlü" için kollarý sývýyoruz. Bundan böyle, Derkenar'ýn her sayýsýnda, bu köþede genç þair adaylarýný tarassut edeceðiz. Kýnýnda kaynayan kýlýçlarý döveceðiz, çoktan hazýra erenlerin kýlýçlarýna boynumuzu uzatacaðýz. Ýyi biliyoruz ki, kýlýç kýnýný kesmez! Bir bilek lüzum edecekse eðer kýlýcý kýndan azat edecek, acizane anlayýþýmýzla bu cesareti tatbik etmeye memur sayýyoruz kendimizi. Olgunluða eriþtiðini düþündüðünüz þiirlerinizi (sayýsý en az 5, en çok 10 olmak kaydý ile), yanýna kýsa bir özgeçmiþinizi de ekleyerek jaromil.lepoete@gmail.com adresine postalayabilirsiniz.

Bana daha evvel gönderilen þiirlerden birini bu sayý için seçtim. Þiirdeki ufacýk pürüzlere aldýrmayýp genç þair Sema Tavil’in þiirini bu sayýda yayýnlýyorum. jaromil.lepoete@gmail.com

Mevsimsiz Katliam Sarmal boþluk adýmlar; örseli zemin Daðýnýk gece sere serpe Usul bir görüntü; yarýsý var yarýsý yok Ve Çalýnmýþ bir güle bakmakta sýcak. Mevsimsiz katliamlarda En uzun aþk zamaný yaþanýr Az gelir kokusu sonbahar geceleri gibi En yaz; en çok; en yok! Olmamýþ gelir ekþimsi bir korku tadý Buruk düþsel Çok boyutlu; kayýplý; kimliksiz. Az gelir rüzgar çölbasan sýcaðý ruhuma Yoksunuz; eksik!.. Dönümsüz gece-gündüz Vardýðým en uzun varýþ Hep gece; hep kör; hep bitmez. Karanlýða saplý çalýnmýþ gül Az kalýr sesim; ömrümün yarý kalaný Bozkýr kurumuþluðu tadýnda tenim Yanýk kokulu biraz. En kýsa aþk zamansýz yaþanýr Mevsimsiz katliamlarda Soluk dokunuþlu içbükey En yaz; en çok; en yok!

Acemi dimaðlar için evvela edebiyat dünyasýnýn birtakým hususlarýna dikkat çekmek isterim. Daha evvel yayýmladýðýnýz (matbu yahut internet ortamýndaki) þiirlerinizi bize göndermeyin, bize ne onlardan. Baþtan söyleyeyim, bir þiiriniz iki yerde birden gözükürse rezil rüsva olursunuz, hakkýnýzda "þu bu o" derler. Edebiyat dergilerini takip ediyorsanýz ve yazdýklarýnýzýn yayýmlanan þiirlerin yanýnda asgari bir eþiðin üstünde olduðuna inanýyorsanýz, göndereceðiniz þiirlerin hemen tamamý sevdiðinizin kaþýndan gözünden bahsetmiyorsa, "bir gün en büyük olduðum anlaþýlacak!" türünden referansif hezeyanlarla ayaklanmadýysanýz, egonuzu -en azýndan baþlangýç için- boþ verip yapacaðýmýz eleþtirileri sinenize çekmeye hazýrsanýz ve en önemlisi þiir okumalarýnýzýn yeteri seviyeye varmýþ olduðuna karar kýlmýþsanýz, kapýmýz siz tarafýndan çalýnmayý bekliyor. Tahminimce, baþlangýçta benim için angarya sayýlabilecek bu memuriyetin; "daha fazla okuyun!", "imge yoðunluðu fazla!", "çok sade olmuþ bu!", "daha evvel yazýlmýþ þeyler bunlar!", "þunun bunun etkisi çok hakim!", "nerede ritim?, nerede müzik?, hani ses?", "bütünlüðü yok!", gibi uyarýlarla belli bir elekten geçirildikten sonra zevkli hale dönüþmesini bekliyorum. Allah; size ilham,

Sema Tavil

60


Ýskenderiye Feneri / hikâye Ebu Musa El-Tayr Doðunun bütün zenginliði, ihtiþamý ve dostluðuyla merhaba!

niz hikâyeleri lütfen ilkokul öðrencileri gibi saðýný solunu süsleyip, kenarýna da fotoðraf ekleyerek göndermeyin. Ayrýca internet sitelerinde yayýnlanan ve çok okunuyor diye övündüðünüz yazýlarý da göndermeyin. Ola ki bize, o yazýlardan gönderir, biz de deðerlendirmede zayýf gördüðümüzde “Ama efendim, sitede en çok beðenilen hikâyemi siz çöpe attýnýz!” demeyin.

Yüz yýllar önce, 1492’de kuzeyden gelen krallýklarýn istilasý sonucu yýkýlan Benî Ahmer Devleti’nden göç etmek zorunda kalan Gýrnata Kadýsý, dedem Cemaleddin Yusuf bin Ahmed, Fas’ýn Tanca þehrine yerleþmiþ ve kitaplarýnýn arasýnda bir on yýl daha yaþadýktan sonra vefaat etmiþ. Elimde, kuþaklar boyu miras býrakýlan dedemin el yazmasý bir kitabý var. Vasiyetname niteliðindeki eserin “Kýssalar Hakkýnda” olarak tercüme edilebilecek bölümünde þunlarý yazmýþ: “Ýnsanoðlu, etrafýnda gördüklerini diðer insanlara nakletmek ister. Ancak bunu yaparken olduðu gibi aktarýrsa sözünde kuruluk olacaðýný düþünerek mübalaðalý ifadelere, süslü sözlere baþvurur. Halbuki hakikat, elimizde duramayacak kadar aðýr ve ona baþka þeyler eklemeye lüzum gerekmeyecek kadar cezbedicidir. Bu nedenle bir katip kýssalarýný yazarken öncelikle iyi gözlem yapmalý, hakikati tam ve net olarak görmek için çaba sarfetmelidir. Ve hakikatin kulaðýna fýsýldadýklarýný yazmalýdýr.”

Önce çok çok okuyarak, sonra çok yazarak kaleminizi geliþtirebilirsiniz. Dedemin dediði belki de bu noktada haklý; hakikati yani etrafta olan biteni iyi gözlemlemek gerekiyor ki hayal dünyasýna hareket edilebilsin. Burada, e-posta yoluyla gönderilen hikâyeleri kabul edeceðiz. Mektupla gönderilen hikâyeler ve yazýlarý ise dikkate almayacaðýz. Mektupla aramýzda bir husumet olduðu için deðil; bir de el yazýnýzý çözmeye çalýþmayalým diye bunu ýsrarla vurguluyorum. Ayrýca, bir tane deðil en az iki hikâye gönderin ki, sizin kaleminiz hakkýnda deðerlendirme yapabilelim. Bir hikâyeniz çok iyi olabilir, diðerleri vasatý aþamamýþtýr; ya da biri vasattýr, diðerleri mükemmel eserler olabilir.

Dedem hakikat arayýcýsý olarak kýssalarýn, hikâyelerin böyle olmasý gerektiðini düþünmüþ. Ancak, bugün okuyucunun dünyasýna yeni þeyler katmayacaðý düþünülen bu tarz hikâyecilik yerine hayal dünyasýný da iþin içine katan, gerçeklikten de gerektiði kadar yararlanmayý ihmal etmeyen bir anlayýþ hakim, okuduðum kadarýyla.

Ha, bir de, dosyalarý “ekli dosya” olarak gönderirseniz bize de, kendinize de iyilik yapmýþ olursunuz. Aksi taktirde hikâyeniz, yazýtipi hatalarýna kurban gidebilir. Özgeçmiþinizi de eklemeyi unutmayýn; in misiniz, cin misiniz; kimle muhatabýz; kaç yaþýndasýnýz; neler yazar, okursunuz; bunlarý bilelim ki havanda su dövmeyelim. Deðil mi?

Derkenar’ýn editörü, deðerli dostum bana ulaþýp bu sayfada yazmamý teklif edince, elimden geleni yapacaðýmý söylemiþtim. Sonra, elimden ne gelir diye düþünürken öncelikle genç yazar arkadaþlarýmdan neler beklediðimi baþtan ifade etmemin doðru olacaðý kanýsýna vardým. Bu sayfadan sürekli yapacakmýþým gibime gelen bütün ikazlarý þimdiden yapýp, iþi daha baþtan sýký tutmak istiyorum.

Son bir þey: þiirleriniz bana gelirse gelmemiþ kabul edeceðim. Ayný þekilde hikâyeleriniz de diðer arkadaþa giderse gitmemiþ kabul edecekmiþ; haberiniz olsun. Allah hepimize kolaylýk versin!

Bu sayfada deðerlendirilmesi için göndereceði-

musaeltayr@yahoo.com

61


TARAS SUT KULESÝ

Aslý Ceyhun Türkali Roman kendini niye yazdýrmaz?

lu sayýlabilir. Bir yazar arkadaþa 'böyle bir anketten en çok okunan yazar olarak sen çýksaydýn neler hissederdin?" diye sordum, hiç düþünmeksizin cevap verdi: "Kendimi yoldan çýkmýþ hisseder ve muhasebemi yapardým!" Baþka bir yazar arkadaþa ayný soruyu sorduðumda ise verdiði cevap farklýydý: "Eðer insanlar beni okuyarak silahlarý býrakýp kaleme sarýlacaksa ve ben buna vesile olacaksam dünyanýn en mutlu insaný olurum!" Alýn size bir anket konusu daha: "pkk anketinden en çok okunan yazar çýkmayý ister miydiniz?"

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, romancý Gabriel Garcia Marquez ani bir kararla yazmayý býraktýðýný açýklamýþ. Marquez "La Vanguardia" gazetesine yaptýðý açýklamada "2005" yýlýnda tek bir satýr bile yazmadýðýný söylemiþ. Bu haberi gazetede okuduðum zaman kendi kendime Marquez gibi bir adam nasýl böyle bir laf eder diye söylenmeden edemedim. Yazmak istenildiði zaman býrakýlabilecek bir þey olsaydý ilk önce kalemin hýþmýna uðramýþ ve yazdýklarýnýn sefasýný sürüp vefasýný görmeyenler bu kararý alýrlardý. Dünya edebiyatýna, "Aþk ve Öbür Cinler", "Kýrmýzý Pazartesi", "Bir Kaçýlma Öyküsü", "Albaya Mektup Yazan Kimse Yok", "Kolera Günlerinde Aþk" ve "Yüzyýllýk Yalnýzlýk" gibi kalýcý ve sarsýcý eserler býrakan bir adam neden yazma ümidini yitirir? Bunu sebebini biraz da son yazdýðý ve doksanlýk ihtiyarýn ondört yaþýnda bir kýza aþkýný anlatan "Benim Hüzünlü Orospularým" gibi içerik ve biçem kaygýsýný piyasayla tahvil etmesinde aramak lazým. Piyasa yazara tatmadýðý baþka þeyleri tattýrarak edebi lezzetleri unutturuyor olsa gerek.

Fýrtýnaya hazýrlýk

Akademisyenlik ve edebî verimlilik; birinin olduðu yerde diðerine yer yok gibidir sanki. Edebiyat Fakültelerinden esaslý edebiyatçý çýkmadýðý iddiasýnda olanlar hep akademizmin hiyerarþik dilinin yaratýcýlýða engel olduðunu söylerler. Böyle bir genelleme ne derece doðrudur bilmiyorum. Hele bir de bunun çok somut istisnalarý varken. Akademik unvana sahip olduðu halde üniversite kampusunun dýþýna çýkabilmiþ son derece velut kalemler var. Baki Ayhan T. (Baki Asiltürk) iþte bu isimlerden biri. Hem üniversitede Çaðdaþ Türk Edebiyatý kürsüsünde çalýþýyor hem de çaðdaþ edebiyatýmýza ürünleriyle katký saðlýyor. Akademisyenliðiyle þairliðini barýþtýrýp uzlaþtýrmayý bilmiþ bir isim. Yakýn zaman önce Yapý Kredi Yayýnlarý’nýn þiir serisinden þiir kitabý çýktý Baki Ayhan'ýn: Fýrtýnaya Hazýrlýk. Daha þiir kapýsýndan içeri girer girmez 'Hayatta ben en çok kendimi sevdim' þiiriyle bizi ayakta karþýlayan bir þairin fýrtýnasýnýn öyle bir bardak suda koparýlan cinsten itekleme bir fýrtýna olmadýðý anlaþýlýyor. Kitabý okuyunca þairle ilgili bir tanýma daha ulaþtým: O (þair) fýrtýnaya karþý hazýrlýklý olan adamdýr. Yaþadýðýmýz çevrede yaprak kýmýldamýyorsa þair yine de yazdýklarýyla estirir o fýrtýnayý. Þiir kendini tüketmez.

Terörle kitaplý mücadele

Gazetelerin haberine göre terör örgütü pkk, örgüt mensuplarý arasýnda anket düzenlemiþ. Neler okuyor, neleri seviyorlar, tahsil durumlarý nedir, müzik beðenileri nasýldýr, anket sonuçlarýyla ortaya konulmuþ. Anket sonucuna göre teröristlerin % 66'sý lise, % 27'si ise üniversite mezunuymuþ. En çok okunan yazarlara gelince: Orhan Pamuk, Amin Maalof, Victor Hugo. En çok dinlenenler Sezen Aksu, Ahmet Kaya, Haluk Levent… Edebiyat adamý yazdýklarýyla güzel olan üzerinde birleþmeye çaðýrýr. Güzel olanda birleþme de insanlýðýn evrensel deðerlerde uzlaþmasýný saðlar. Yoldan çýkmýþlarýn kendilerini yola getirecek yazarlarý ve kitaplarý okuyup yeniden insani duygularla buluþmalarýný saðlayacak müzikleri dinlemeleri terörle mücadelenin en kestirme yo-

62


.



Derkenar 15