Page 1

Serdar Güven

17

Roger Garaudy’nin ardndan Cemal Aydn

16

iir eletirmeni olarak Ataç Sabit Kemal Bayldran

KAPAK: O R HAN NALIN

4

Mustafa Kutlu’dan yeni bir uzun hikâye

6

EDEBYAT Sadk Yalszuçanlar

Adonis’ten sufizm ve sürrealizm üzerine

14

KÜLTÜR TARH A. Esra Yalazan

Bir Allame-i Cihan: Yerasimos

17 ANLATI

Mehmet Öztunç

avkar Altnel’in gezi notlar

37 R

Ebubekir Erolu

Lirizm: Sözelden gelen

38

USTA GÖZÜYLE Recai Güllapdan

OKUR ALIKANLIKLARINI BELRLEYEN TEKNOLOJK GELMELER VE YEN ARTLAR EDEB TÜRLERN HACMLER KONUSUNDA DA BELRLEYC OLACAK MI? SAYFA 8 Z A M A N G A Z E T E S Ý ’ N Ý N Ü C R E T S Ý Z AY L I K K Ý TA P E K Ý D Ý R . Y I L : 7 S AY I : 7 8 2 T E M M U Z 2 0 1 2 PA Z A R T E S Ý


K A PA K 0 8 KTAPLAR MANLIYOR MU? Osmanl’nn srr neydi? 18 Kazancakis, Nietzsche’yle hesaplayor 24 bn Battûta’yla yolculuk 25 Afaki denemeler 28

05

Siegfried Lenz’in gerçek bir hikâyeden yola çkarak kaleme ald Almanca Dersi, büyüleyici dili ve insan ruhuna inmedeki baarsyla çada Alman romannn en önemli örneklerinden biri.

18

Yitik Hazine Yaynlar’ndan çkan, Prof. Dr. Necdet Öztürk’ün titiz çalmasnn ürünü olan Çadrdan Saraya 14-15. Yüzyl - Osmanl Devlet Düzeni adl kitap, Osmanl’nn kurulu devrine k tutuyor.

22

Bedia Koçakolu’nun, Anlamszln Anlam: Postmodernizm adl kitab, postmodernizmin ne olduuna, neyi kapsayp neyi darda braktna ilikin derli toplu bir çalma.

23

Sibel K. Türker, yeni romannda kadnlarn dünyasna çekiyor dikkatleri. Ahlâktan yalnzla uzanan bir çizgide çok çeitli meseleleri tartmaya açyor yazar.

Göe akan sekiz renk 28 Küçük dedektifler iz peinde 30 Bir festivalcinin anlar 31 Her ey ‘birdenbire’ oluyor 33

27 Mays rejimi bitti mi? 34 Hiç vermeyenle veren bir olur mu? 35 Bir futbol adamnn portresi 36 Lirizm: Sözelden gelen 37

Yeni artlar, edebi türler nternet paylam alarnn okur alkanlklarn etkiledii ve ekillendirdii, yeni bir bilgi deil. Hatta “twitter öykücülüü” gibi, gelecei belirsiz, yeni kavramlar armaan etti bize teknolojik gelimeler... Bütün bunlarn okuru gittikçe daha ksa yazn türlerine yönlendirmesi umulurken, son yllarda öne çkan belli bal romanlarn çok hacimli oluu da dikkatli okurun gözünden kaçmamtr. Musa rek bu ilginç konuyu ele ald ve yazarlara görülerini sordu. Okur alkanlklarn belirleyen yeni artlar edebi türlerin hacimleri konusunda da belirleyici olacak m? Bu soru, göründüünden daha ciddi olabilir. Yaznn ve okur alkanlklarnn gelecei konusunda öngörüler de içeren kapak dosyamz arivinizde tutmanz öneriyoruz. Yeni kitabyla Mustafa Kutlu, Siegfried Lenz’in sessiz bir bayapt olan Almanca Dersi adl roman, sufizm ve sürrealizm üzerine düünceleriyle Adonis, iir eletirmeni kimliiyle Ataç, gezi notlaryla avkar Altnel, Marshall Sahlins, bn Battuta, Sadk Yalszuçanlar, Münir Göle… Yaz aylarnda iyi okurun seçenei çok… yi okumalar…



FEZA GAZETECÝLÝK AÞ ADINA ÝMTÝYAZ SAHÝBÝ: ALÝ AKBULUT GENEL YAYIN MÜDÜRÜ: EKREM DUMANLI GENEL YAYIN MÜDÜR YARDIMCISI: MEHMET KAMIÞ GENEL YAYIN EDÝTÖRÜ: ALÝ ÇOLAK EDÝTÖR: CAN BAHADIR YÜCE GÖRSEL YÖNETMEN: FEVZÝ YAZICI SAYFA TASARIM: AHMET BÝÇER SORUMLU MÜDÜR VE YAYIN SAHÝBÝNÝN TEMSÝLCÝSÝ: HAYRÝ BEÞER REKLAM GRUP BAÞKANI: MELH KILIÇ REKLAM SATIÞ DREKTÖRÜ: ALÝ DEMÝRHÝSAR, REKLAM SEKTÖR YÖNETÝCÝSÝ: EREN ENES REKLAM SEKTÖREEL UZMANI: MELEK TINMAZ YAYIN TÜRÜ: YAYGIN SÜRELÝ ADRES: ZAMAN GAZETESÝ 34194 YENÝBOSNA-ÝSTANBUL TEL: 0212 454 1 454 (PBX) FAKS: 0212 454 14 96 REKLAM TEL: 0212 454 82 47 BASKI: FEZA GAZETECÝLÝK A.Þ TESÝSLERÝ HTTP://KÝTAPZAMANÝ.ZAMAN.COM.TR E-POSTA: KÝTAPZAMANÝ@ZAMAN.COM.TR HER AYIN ÝLK PAZARTESÝ GÜNÜ YAYIMLANIR twitter.com/kitap_zamani

facebook.com/kitapzamanicom

24

Stephen King, 22/11/63 adl yeni romannda yine Amerikan toplumunun orta snfna odaklanyor. Kitabn, King’in dier romanlarndan daha farkl bir yerde durduu söylenebilir.

26

Marshall Sahlins, yeni kitabnda insan doasna dair tanmn kültürel olduunu kantlama çabasnda. Sahlins, insann özünde iyi olduunu söyleyen slam’a uygun bir tez ortaya koyuyor.

26

Gelenek ve Gelecek Arasnda Bediüzzaman isimli kitapta, Metin Karabaolu’nun Bediüzzaman Said Nursi üzerine, seçkin isimlerle yapt söyleiler yer alyor.

34

Muhsin Öztürk, 1960 sonrasnda ikame edilmi olan, devletin ideolojik köklerini, bu sürecin Turgut Özal dönemiyle birlikte düüe geçmesini ve AK Parti ile tarihe karmasn anlatyor yeni kitabnda.


HKÂYE

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Bir merhamet mesafesinde Her yl bir kitap yaymlamay âdet edinen Mustafa Kutlu, bu kez Anadolu Yakas adl eseriyle okurunu selamlad. Yazar, biçimsel olarak nehir söyleileri referans ald kitabnda, hemen hemen her eserinde öne çkard sorunlar bu kez nehir söylei format içinde kurguluyor. ANADOLU YAKASI, MUSTAFA KUTLU, DERGÂH YAYINLARI, 207 SAYFA, 12 TL

T

SERDAR GÜVEN

ürk öykücülüünün son dönemde yapt atlma bambaka bir cepheden katlan ve hâkim söylemin uzanda ürünler vererek yeni bir kanal açan Mustafa Kutlu, hem öykücülüümüze getirdii yenilikle hem de üretkenliiyle adndan hep söz ettirmeyi baard. Merkezden çok tarann, bireyden çok bir cemiyet içinde ekillenmi insann, biçimden çok içeriin, maddeden çok ruhun, yaznsal kayglar yerine kir meselelerinin öne çkt öyküleriyle, yaad atlma ramen dolayl bir tkanma yaayan Türk öykücülüüne çk yollar da önerdi bir bakma. Öte yandan, her yazara kolay kolay nasip olmayacak bir üretkenlikten de söz edilmeli. Kutlu, her yl bir öykü kitab yaymlamay alkanlk haline getirdi. Yazar, bu kez Anadolu Yakas adl kitabyla karmzda.

‘NEHR SÖYLE’ GB… lk bakta, Mustafa Kutlu ile yaplm bir “nehir söylei” zann uyanyor kitabn kapana göz gezdirdiinizde. Oysa aslnda bir uzun öykü Anadolu Yakas. Biçimsel olarak nehir söylei kitaplarn referans alyor yazar. Hemen hemen her kitabnda öne çkard sorunlar bu kez bir nehir söylei formatnda kurguluyor. Hiç üphesiz parlak bir kir bu. Üstelik, her zaman “anlatmaya”, “sohbet etmeye” ve diyalog yazmna büyük bir önem atfetmi yazar için çok kullanl bir teknik. Kitabn hemen banda gazeteci kahramann azndan kitabn ortaya çk gerekçesi u ifadelerle açklanyor: “Nehir söyleiler çokluk bir baar hikâyesi anlatr. Baarl adam ve kadnlarn çou öhreti yakalam, medyatik olmutur. nsanlar bu kiilerin özel hayatlarn merak ederler. Onlar da her gün medyada gözükmekten haz duyarlar. Baarnn ölçüsü farkldr. Baarl bir örenci, baarl bir sporcu, baarl bir iadam, sanatç varsa; baarl bir ‘ev kadn’ da olmaldr. Ve vardr. Ama arayan-soran yoktur. Kimse onu televizyona çkarmaz, kimse onunla lan dergi için röportaj yapmaz. Meer ki ad bir sansasyona karmam olsun.” Anadolu Yakas, yerel bir televizyonun sahibi olan Muzo Gönül’le yaplan söyleiden yola çkarak yer yer çok etkileyici bir uzun hikâye anlatyor. Gazeteci, televizyon kanalnn sahibi Muzo Gönül’le bir taciz haberi sebebiyle görümek niyetindeyken uzun bir söyleide karar klyor. Bu durum Mustafa Kutlu’nun tüm öykülerine sirayet eden sohbet edasna ve kanmca Türkiye’de az sayda yazarn baaryla kulland diyalog yazma becerisini bir kez daha göstermesine imkân tanyor.

Mustafa Kutlu

Hatta zaman zaman bu uzun öykünün bir tür senaryo olduu zann uyanyor okurda. Merakl bir gazeteci ile Anadolu’dan kopup gelmi ve “baar basamaklarn” adm adm çkp zirveye trmanm bir televizyoncunun söyleisi üzerinden çok çeitli meseleleri tartmaya açma imkân buluyor Kutlu. Böylece, bir yandan kahramann hayat hikâyesine yer verirken, bir yandan da ayn kahraman bugünün dertleri içine çekerek okurunu bu hayat hikâyesini takip etmeye çaryor. Yerel bir televizyon kanalyken ülkenin en çok seyrettii kanallardan biri haline gelen televizyonun sahibi Muzo Günül’ün aile hikâyesinin ve bugüne ait sorunlarnn anlatld giri bölümünde, taradan kopup gelmi bir adamn hayat macerasn anlatyor yazar. Bir yanda Anadolu insannn ehirde tutunma çabas, dier yanda köklerine yapma istei; bir yanda modernleme serüvenimizin önemli yaptalarndan televizyonun Türk insannn hayatna girii, dier yanda bu “muzr âletin” bir imkân olarak dönütürülme çabas; bir yanda Türkiye’nin son otuz ylda geçirdii muazzam dönüüm, dier yanda bu dönüümün bedeli olarak hepimizden tahsil edilen ahlâki çöküntü; bir yanda zamann ruhu, dier yanda geçmiin çekim alan; bir yanda merkezin basks, dier yanda tarann büyüsü... Kitabn, kahramann ahsnda bu kar-

tlklar üzerine kuruyor Mustafa Kutlu. Zaman zaman ana hikâyeden koparak nes öyküler anlatp tekrar kahramannn hikâyesine dönüyor. Öte yandan, Muzo Gönül’ün, bacanayla arasndaki gerilimli iliki hem kitaba belirli bir dinamik kazandryor, hem de öykü kahramann geçmi ve bugün arasndaki çatmaya sürüklüyor. Her zaman olduu gibi kahramanlarna bir merhamet mesafesinde durarak, tarann büyüsünü hep yedeinde tutarak, örtük bir tasavvu bak hep dipte sakl tutarak anlatyor hikâyeyi yazar. Fakat çok geçmeden, kitaba belirli bir gerilim kazandran bu unsurlardan bambaka bir zemine kayyor Kutlu. Bir yerden sonra, Anadolu Yakas’nn ülkenin son otuz ylna damgasn vurmu bir adamn baar hikâyesi olarak deil, Kutlu’nun yazarlk serüveninde kendine yer bulmu çok çeitli meselelerin tartld bir metin olarak öne çktn görüyoruz. Muzo Gönül’ün hayat hikâyesi bir yerden sonra aslnda pekâlâ Türkiye’nin hayat hikâyesine dönüüyor. Ama hiç üphesiz zamanla, sinemadan televizyonculua, edebiyattan gazetecilie, oradan spor yazarlna kadar çok çeitli ilgi alanlaryla bu hikâyeye Mustafa Kutlu’nun kendisi de katlyor. Zaman zaman kendi metinlerine atar yaparak, dahas yaymlanm yazlarn kitaba alarak öyküsünü yepyeni bir balama oturtuyor.

4

“FKRYAT NER” Kitabn kahraman her ne kadar “kriyat” meselesine girmek istemediini sk sk belirtse de, kitabn ana hikâyesinin yannda kimi kirsel meseleler dâhil oluyor metne. Öyle ki, Mustafa Kutlu gerek daha önce yazd kimi yazlardan, gerekse isim vermeden baka yazarlarn (örnein, Nurdan Gürbilek ve Tanl Bora’nn) tara ile ilgili baz belirlemelerinden yola çkarak kimi sorunlar Muzo Gönül’ün azndan tartmaya açyor. Nurdan Gürbilek’in edebi metinlerden yola çkarak yazd “Tara Sknts” yazsna kar bir tür savunmaya geçiyor yazar ve tarann merkezden yaplan tanmna kar çkp yeni bir bak öneriyor. Dahas, o zamana kadar böyle bir düünsel zemini olduuna dair en ufak bir iaret vermeyen Muzo Gönül’ün azndan bir kinci Yeni eletirisi bile okuyoruz sayfalar ilerledikçe. Sadece bunlar deil; postmodernizm, siyaset-medya ilikisi, sinema ve spor gibi çok çeitli alanlar üzerine kitabn kahraman ile gazeteci arasnda öyle söyleiler cereyan ediyor ki, bu durum kitabn bir tür zemin kayb yaamasna sebep oluyor. Böylece, bir hikâye kitab gibi balayp öyle devam etmek niyetinde olan Anadolu Yakas, sonlara doru Muzo Gönül’ün kendi ifadesiyle söylersek, bir tür “kriyat” nerine dönüüyor.


ROMAN

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012

Önce vazife! Siegfried Lenz’in gerçek bir hikâyeden yola çkarak kaleme ald Almanca Dersi, gerek büyüleyici dili, gerek insan ruhuna inmedeki baars, gerekse Alman toplumuna dair etkileyici tespitleriyle çada Alman romannn en önemli örneklerinden biri. ALMANCA DERS, SIEGFRIED LENZ, ÇEV.: AYE SARISAYIN, EVEREST YAYINLARI, 480 SAYFA, 19 TL

Ç

MEHMED MEHMEDOLU

daki mesele daha görünür bir hal alyor. Baba ile oul arasndaki makas daraldkça romandaki eletiri oklar daha belirgin bir biçimde öne çkyor. Baba-oul arasndaki simgesel çatmaya dolayl bir politik ayrma da ekleniyor. Böylece Almanca Dersi, gerek hakknda çok fazla yazlm bir konuyu tersyüz etmesi, gerekse esiz güzellikteki diliyle ayn tarih aralna (Nazi dönemine) odaklanm romanlardan büyük ölçüde ayrlmay baaryor.

ada Alman edebiyatnn klasiklemi isimlerinden Siegfried Lenz’in Almanca Dersi adl esiz romann okuyanlar, ister istemez Orhan Kemal’in unutulmaz kahraman Murtaza’y hatrlayacaktr. “Kutsaldr vazife her eyden önce. Vazife srasnda görmeyecek gözün kimseyi, demeyeceksin evlâdm, cierparem.” diyen Murtaza tipini roman boyunca türlü badirelerin içine sokup çkarr Orhan Kemal. Murtaza üzerinden toplumsal hayatn ileyii, iktidar talebi ve etik hakknda bir mesaj verme gayesi görülür yazarda. Siegfried Lenz’in Almanca Dersi romannda ise bu belirlemeleri de aan bir yön var.

NAZ ALEGORS Siegfried Lenz’in gerçek bir hikâyeden yola çkarak kaleme ald Almanca Dersi, her ne kadar sava sonras Almanya’sna ve Nazilere dair alegorik bir hikâye anlatsa da romann hedende, kendisine bu türden bir görev verenler deil, verilen görevleri sorgusuzca kabul edenler var. Nazi Almanya’s yerine, Alman toplumunu kuatan dinamiklere çeviriyor bakmz yazar. Nitekim kitabn çevirmeni Aye Sarsayn’n da önsözde belirttii gibi, romann en dikkate deer kahramanlarndan biri de Jepsen’nin annesidir aslnda. Bir bakma Alman toplumunun genel yarglarn temsil eden bu anne gürü üzerinden Almanya’da yaayan Romanlara ve dier cemaatlere duyulan önyarglar, Alman olmayan ve Alman yaay tarzna uymayan her eye kar duyulan öfke belirgin bir biçimde öne çkyor ki, yazarn asl baars da burada yatyor bana kalrsa. Birçok yazarn gayet baarl bir ekilde resmettii Nazi Almanya’sna dardan deil, içeriden bir bakla yaklamay deniyor yazar. Olaylar üzerinden deil, bir tür ruhsal çerçeve üzerinden nesnesini daha baarl bir ekilde ortaya koyuyor. Nasyonel sosyalistler kadar, onlara inanm, onlar iktidara tam halk kitlelerinin nasl ve ne ekilde bu durumu içselletirdiklerini, dahas sarslmaz bir görev bilinciyle bu durumu sava sonrasna da tadklarn gayet etkileyici bir ekilde romanna yanstyor. Ölçüsüz bir evkle itaat edenleri ele alrken, insann bu görev duygusunu nasl korkunç bir haddeye tayabileceini de gösteriyor Almanca Dersi. Siegfried Lenz’in roman gerek büyüleyici dili, gerek insan ruhuna inmedeki baars, gerekse Alman toplumuna dair etkileyici tespitleriyle çada Alman romannn en önemli örneklerinden biri kukusuz. Bu kitab Aye Sarsayn’n benzersiz Türkçesiyle okumann bir talih olduunu da ayrca belirtmek gerek. Sarsayn’n çevirisi bir Türkçe dersi niteliinde.

GÖREV TUTKUSU Almanca Dersi, bir slahevinde bulunan Siggi Jepsen adl kahramann Almanca dersinde kendisine verilen “görev tutkusu” konulu kompozisyon ödevini yapamad için cezalandrlmasyla balyor. Jepsen bir hücreye kapatlr ve kendisine verilen ödevi bir an evvel yazmas istenir. Bir tür yazamama skntsyla açlan romann bakahramannn sknts çok bakadr aslnda. O “görev tutkusu”nu bilmedii için deil, aksine, tam da bu dertten mustarip olduu için anlatma sknts çekmektedir. Kasabann polisi olan babas, 1943’te nasyonal sosyalistler tarafndan ressam Max Ludwing Nansen’i resim yapmaktan men etmek ve yasaa uyup uymadn denetlemekle görevlendirilmitir. Ald talimatlar haryen yerine getiren ve bir an bile sorgulamayan, hatta kendisine verilen görevi savatan sonra bile sürdüren bu polis baba ile olu arasndaki iliki, roman ilerledikçe bir sarmal halini alyor. ki farkl zaman dilimi üzerinden kurgulanan romanda bugün ile geçmiin uçlarna oul ve baba yerletiriliyor. Bir yandan slahevindeki oul Siggi Jepsen’in hikâyesini okurken, bir yandan da onun ailesini, en çok da resim yapmama cezas verilen ressam izlemekle görevli polis babann hikâyesini takip ediyoruz. Ressam hiçbir ekilde resim yapmayacak ve polis baba da bu durumu üstlerine rapor edecektir. Dünyann hemen her yerinde karmza çkan bu türden bir bask ortamn gayet etkileyici sahnelerle ve bu sahnelere elik eden büyüleyici bir atmosferle önümüze koyuyor Siegfried Lenz. Roman ilerledikçe slahevindeki kahraman ile “görev tutkunu” baba arasn-

5


DÜÜNCE

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Adonis’ten sufizm ve sürrealizm üzerine Paris’te yaayan Suriyeli (sonradan Lübnanl) air, aktivist, düünür Adonis’in Sufizm ve Sürrealizm adl kitab iki ‘alan’n ya da dilin/anlayn gerilimli ilikisini, kesiim yerlerini tartmaya açyor. air kitabnda bilgi (marifet), hayal, ak, ath, estetik boyut, rüya, suret, görünen ile görünmez olan (zahir-batn) gibi kavramlar ele alyor. SUFZM VE SÜRREALZM, ADONS, ÇEV.: NURULLAH KOLTA, NSAN YAYINLARI, 240 SAYFA, 16 TL

M

SADIK YALSIZUÇANLAR

edeniyet corafyamzn en güzel iklimlerinden, Adonis’in yurdu am’dan bir iirsel ses geldi: Suzm ve Sürrealizm. Paris’te yaayan Suriyeli (sonradan Lübnanl) air, aktivist, düünür Adonis’in bu nes kitabn dilimize Dr. Nurullah Kolta aktarm. Çeviri gerçekten güzel. Nurullah Bey’i kutluyorum. Kitap iki bölüm ve bir ek’ten oluuyor: Birinci bölüm, “Suzm ve Sürrealizm” bal altnda u kavramlar tartyor: Bilgi (marifet), hayal, ak, yazn (vecd halinde söylenenler, yani ath ve otomatik yazn), estetik boyut ve muntazam fark… kinci bölüm, görünür olanla görünmez olan (zahirbatn) bal altnda u meseleleri ele alyor: En-Niferi’nin eserleri ya da poetikas, rüya ve suret (göz, kalp gözü), yaratclk ve biçim, Rimbaud: Doulu su… “Ek”te ise ak, akl, otomatik yazn, rüya ve dil kavramlar tartlyor. Gerçekliin ardnda ne olduu sorusuna cevap aranyor ve sürrealizme ilikin bir yazn seçkisi veriliyor.

‘GERLML’ BR LK Adonis, bu özgün sorunlar kendi düünce-sanat deneyiminin içinden ve bir birikime yaslanarak, sorgulayarak tartyor. Suzm ile sürrealizm arasndaki tartmal-gerilimli ‘iliki’den balamak, hele böylesine spekülatif bir söz grubunu kitabn ad olarak seçmek son derece kkrtc. ki ‘alan’n ya da dilinanlayn kesiim yerleri çoksa da, örnein, “kelimenin geleneksel dinî anlamnda Tanr, sürrealizmde mevcut deildir.” Biri dorudan dinî-kutsal alan ima eder, dieri dini braknz bir veri olarak kabullenmeyi, aksine din d her türden alanda özgürce gezinmeyi ve çou zaman dlamay esas alr. Fakat iir söz konusu olduunda sürreel olanla, insann be duyu ile alglayamad, “avalim-i uhra” da denilen gayb âlemleriyle, insann kendi ruhundaki seferleriyle zaman zaman kesimeler gerçekleebiliyor. Bu yüzden sürrealist eilimleri güçlü birçok Batl air, Douslam irfanyla ilgilenmitir. Bu tecessüs bile Adonis’in ne denli kritik bir alanda dolatn göstermeye yeter. Su, son kertede, “yaknlarda ayetlerimizi ufuklarnzda göstereceiz” müjdesinin içerdii üzere, kendi nefsinde Hakk’ idraki amaçlam bir yolcudur. Seyr ü sülûk’un, seyr’i, bu yolculukta, nefsin önceki hallerini görmektir. Süluk ise balanmak, yürümektir.

Adonis

Adonis, “Estetik Boyut” bölümüne, en-Nifferi’den bir alntyla balam: “Nazar, elbette, izleyiciye ifadenin nakledemeyecei ve tercümenin tayamayaca bir eyle hitap eder.” Bu son derece gerçekçi belirlemeyi, Hakk’n ancak Hakk’la bilinebileceine ilikin bir iddia izliyor. Arier, Hakk’n insandan bilinecei (tannaca, görülecei…) kanaatindedirler. Hakk, sonsuz ve mutlak varlyla, ancak, en kamil varlndan, insan- kâmilden bilinebilir. nsan, Adonis’in dedii gibi, bir tarih ve nesne deildir. Bu kritik tespit oldukça önemlidir, çünkü insann hakikati alglamasnda en büyük iki engel zaman ve mekândr. Hakikat, zaman ve mekân içinden asla kavranamaz. Kavranan, Hakikat’in bir boyutudur sadece.

Hakk ve Hakikat’in kâmil manada idraki ancak tarih ve mekânn almasyla mümkündür. Ama ise ancak bir ruh sçramas ile, insann kamil bir müridin kutsi nefesiyle mayalanarak ve belirli bir disiplin çerçevesinde eitim görmesiyle mümkün hale gelir. Adonis, sunin nesne ile nefsi, iç ile d, gerçeklikle hakikati birletirince, saf ve katksz ilhama ulaabileceini söyler. Bu ilham da aslnda kendinden kendine’dir. Burada, arierin diliyle söylersek, Cebrail, kiinin kendi nefsindeki seyahatinde, yine kendinden kendine ilham ala ulatndaki kalbî akldr. Bu kalbî akl, akletmeyi de kuatan bir biçimde aslnda hissetmeyi, görmeyi, tatmay ima eder. Bunun için ölmeden evvel ölmek gerekir. Nefsinden ölmeyince ve kendi ken-

6

dini sorgulamaynca kii, o katksz ilham edinemez. Adonis, bu yüksek ilhama ulaan kiinin artk önüne, ‘estetik bir alan’n da açldn belirtir. Burada cem sarholuu ile ahta savrulabilir. Sonra tekrar o yüksek vecd haliyle iirler söyleyebilir, musiki yapar, görür ve gösterir. Müahedenin dile dökülmesi sürecini net biçimde ifade edebilmek güçtür. Zira, kendinden kendine olan yolculukta saysz müahedeye mazhar olan kii, bu vizyonlarn aynen dile aktaramaz. “Konuulamayan hakknda susmal” diyen Wittgenstein da buna yakn bir hali ifade etmektedir. O halde, Nasr’n belirttii gibi, hikmetin-hakikatin dili, sembol ve sükûttur. Sembol alanlar bu süreçte belirir. Sürrealizmde, gerçein bir üst gerçeklikte kavran, aslnda, içte olann da yansmas ihtiyacndan kaynaklanmaktadr. Sude durum daha yaln, dolaysz ve enfüsi biçimde gerçekleir. Sürrealist sanatçda ise vahdet halinden çok, vahdet ihtiyac ile bir aray söz konusudur denilebilir. Anlam-dil ilikisi son derece karmaktr. Sunin seyr ü sülûkundaki müahedelerini aynen aktarmas söz konusu deildir. Dilin soyut, alegorik veya güratif oluu, gerçekliin alglan biçimiyle ilgilidir. Adonis, “güratif dil, tabii olarak dinamizmini tamamlayacak dinamik bir okuma talep eder” derken, bunun sürekli yenilikçi olduunu da kabullenmitir. Lakin hareket halinde kavramak, iç göz açlmakszn zordur. Adonis, bu deerli kitabnda, bütün bu meseleleri farkl boyutlaryla ve ayrntl biçimde –kyaslamal olarak- tartmaktadr. Etik olanla estetik olann ilikisi balamnda Suzm ve Sürrealizm’in önemli sorunlar tarttn söyleyebiliriz. airin birkaç dizesiyle sizi ba baa brakyorum : “çölün yalnzlnda ilerleyen yüzlere ot ve ate giyinmi Dou’ya denizin ykad topraa ve onun sevdasna bar yamurlarn verdi bana ba döndürücü çplakln kendini bana adyor yldrm benim barmda olgunlat zaman bak ite Dou’nun parlts kanm su çeker gibi çek beni ve yok ol yitir beni yanks ve imei var oyluklarn su çeker gibi çek beni gövdemle örtün nirengidir ateim ve yldzdr yön yaramdr benim heceliyorum bir yldz heceliyorum resmini çiziyorum kaçaktr yurdumda yurdum heceliyorum onun çizdii yldz yenik günlerinin ayak izlerinde ey sözün külü gecende bir çocuu daha var m tarihimin?”


KAPAK

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Bir roman nerede biter? Bir yazar, romann bitirmenin vaktinin geldiine nasl karar verir? Okur alkanlklarn belirleyen yeni artlar edebi türlerin hacimleri konusunda da belirleyici olacak m? Bir edebiyat eserinin okuru dönütürmesi kadar, okurun alkanlklarnn ve beklentilerinin edebiyat dönütürme gücü var m ve bunun snrlar neler? Bu sorulara cevap aradk.

U

MUSA REK

sta yazar Haruki Murakami’nin 2009’da Japonya’da yaymlanan üçlemesi 1Q84, geçtiimiz günlerde Türkçede tek cilt halinde, 1.022 sayfa olarak okurla bulumutu. Murakami’nin roman, öyle hemencecik çantanza atp yannzda dolatramayacanz kalnlkta olunca, haliyle pek çok okurdan homurdanmalar yükseldi. Yine yakn dönemde dilimize kazandrlan önemli romanlar hacimleriyle dikkati çekti: Roberto Bolaño - 2666 (992 sayfa); J. M Coetzee - Tara Hayatndan Manzaralar (608 sayfa); Mario Vargos Llosa - Kelt Rüyas (520 sayfa); Jonathan Franzen - Özgürlük (600 sayfa); Stephen King - 22/11/63 (816 sayfa) ve George R. R. Martin, Klçlarn Frtnas - Ksm 1 (600 sayfa), Klçlarn Frtnas - Ksm 2 (600 sayfa). Türk edebiyatna baktmzda da çok farkl bir tablo yok: Orhan Pamuk - Masumiyet Müzesi (592 sayfa ile Pamuk’un Cevdet Bey ve Oullar’ndan sonra en uzun roman); Elif afak - skender (448 sayfa); Murathan Mungan - airin Roman (592 sayfa); Ayfer Tunç - Yeil Peri Gecesi (472 sayfa); brahim Yldrm - Her Cumartesi Rüya (452 sayfa); Ahmet Ümit - Sultan Öldürmek (528 sayfa).

Haruki Murakami

lantic dergisi ksa romann, ‘novella’nn yeniden popüler oluunu sayfalarna tad. Amerikan yaynevi Melville House’un “Art of the Novella” adl novella serisinden yola çkan yazda ksa romana olan ilgiden söz edilirken Tolstoy, Pukin, James Joyce, Herman Melville, Turgenyev, Maupassant, Proust, Conrad gibi 47 yazarn k tasarmlar ve yeni çevirilerle yaymlanan eserlerinden oluan bu seri üzerinde duruldu. Edebiyat ile matematiin pek yan yana okunamayacan bile bile öykü, novella ve roman konusunda rakamsal ayrmn nasl ilediini belirtmekte yarar var. Öykü, en fazla 20 bin kelime; roman, en az 50 bin kelime; novella ise bu ikisi arasnda bir yerde duran bir tür olarak deerlendiriliyor. The Science Fiction and Fantasy Writers of America Nebula Awards üenmeyip novellann 17.500 ile 40.000 kelime aras olmas gerektiine karar vermi, Encyclopedia of Literature in Canada için ise bu rakam 15–50 bin arasnda.

ÜÇLEME ROMANLAR Gittikçe sayfa saylar artan bu romanlarn hemen yan banda Türk ve dünya edebiyatndan üçlemeler de dikkati çekiyor. brahim Yldrm, Kuevi’nin Efendisi, Yaral Kalmak, Bçkn ve Orta Halli; nci Aral, Yeni Yalan Zamanlar Üçlemesi (Yeil, Mor, Safran Sar); Aye Kulin, Veda, Umut, Hüzün; Mehmet Erolu, Fay Kr Üçlemesi (Mehmet, Emine, Rojin -henüz yaymlanmad-); Ali Teoman, Konstantiniyye Üçlemesi (Uykuda Çocuk Ölümleri, Karadelik Güncesi ve Gecenin Atlar) 2009 Booker Ödülü sahibi ngiliz yazar Hillary Mantel’in üçlemesinin ilk kitab olan Kurtlar Hanedan (808 sayfa olan ilk kitap için Mantel aslnda bir üçleme yazmay planlamadn, anlatt hikâyenin bir romana smayacan anladktan sonra üçlemede karar kldn söylemiti). Bu hacimli romanlarn yan sra son dönemde yaymlanan eserlere baktmzda sayfa says pek fazla olmayanlar yok deil. Sibel K. Türker - Hayat Sevme Hastal (240 sayfa); Murat Gülsoy Baba, Oul Kutsal Ruh (256 sayfa); Sema

Roberto Bolaño

Kaygusuz - Karaduygun (120 sayfa); Kemal Varol - Jar (245 sayfa); Ayhan Geçgin - Son Adm (265 sayfa); nci Aral - arkn Söylediin Zaman (232 sayfa); Bar Bçakç - Sinek Isrklarnn Müelli (166 sayfa), Selçuk Altun - Bizans Sultan (189 sayfa). Paul Auster - Sunset Park’ (208 sayfa); Philip Roth - Sokaktaki Adam (108 sayfa), Ursula K. Leguin - Yaban Kzlar (100 sayfa).

‘OKUMASI BR DVD ZLEMEK KADAR VAKT ALAN ROMANLAR’

NOVELLAYA LG ARTIYOR

Novellaya olan ilgi bununla snrl deil. Londra’da kendini sadece bu türe adam çiçei burnunda bir yaync var. Peirene Press adl yaynevi sade-

Daha pek çok örnei sralamak mümkün. Rakamlar bir kenara brakrsak, geçtiimiz haftalarda ABD’de The At-

8

ce 200 sayfay amayan (kendi deyileriyle, okumas bir DVD izlemek kadar vakit alan) kitaplar yaymlyor. Peirene özellikle günümüz Avrupal yazarlarnn ngilizceye çevrilmi ‘novella’larna odaklanan butik bir yaynevi. Yakn zamanda yaanan bir baka tartma ise Julian Barnes’n Booker Ödülü’ne deer görülen kitab The Sense of an Ending hakkndayd. 176 sayfa olan kitap bir anda “novella”, “short novel” (ksa roman) tartmasn balatmt. Kimi eletirmenler kitap iyiyse novella veya ksa roman diye ayrm yapmann anlamsz olduunu söyledi. Hemen hatrlatalm, Penelope Fitzgerald’n 1979’da kaleme ald Offshore adl 144 sayfalk eseri Booker Ödülü’nü alan en ksa roman olarak tarihe geçmi. Aslnda bu tartmalara hak verdirecek bir gerekçe var diyebiliriz, zira The Man Booker Prize ve Orange edebiyat ödüllerinin artnamesinde öyle ‘garip’ bir tanmlama yer alyor: “Best, eligible full-length novel” (en iyi, uygun nitelikte, tam uzunlukta roman). Eletirmenleri ve kimi yazarlar harekete geçiren bu ibarenin tam olarak ne anlama geldiini kestirmek zor, haliyle bu tanm biraz kafa kartrc oluyor. Bütün bu gelimelerden sonra, öyle bir tablo beliriveriyor. Bir yanda en az 400 sayfalk ve sayfa saylar gitgide artan romanlar, dier tarafta ise novellaya (ksa roman) olan ilgi. Günümüzde internet paylam siteleri ve günlük koturmacann hz kazanmas, edebiyat okurunun ksa türlere yönelmesindeki temel etken olarak gösteriliyor. Öte yandan, bu iki manzara karsnda baz sorular akla geliyor: Bir yazar, romann bitirmenin vakti geldiine nasl karar verir? Okur alkanlklarn belirleyen yeni artlar edebi türlerin hacimleri konusunda da belirleyici olacak m? Bir edebiyat eserinin okuru dönütürmesi kadar, okurun alkanlklarnn ve beklentilerinin edebiyat dönütürme gücü var m ve bunun snrlar neler?

‘TÜR, OKURDA BELL BEKLENTLER UYANDIRAN KOD ÖEDR’ Alman kuramc Wolfgang Iser, “Tür, okurda belli beklentiler uyandran kod öedir.” der. Roman türünün okurda uyandrd beklentiler, içine çektii dünya, her okur için kiisel bir tecrübedir. Okurun roman türü hakkndaki bilgisi, deneyimi baz beklentileri dourur. Roland Barthes, “Jules Verne okurken hzl giderim,” der ve ekler “Öteki okuma biçimi, hiçbir eyi atla-


KAPAK

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

ve konsantrasyon gerektirir. Okumaya kendinizi adamanz gereklidir. Böyle bir konsantrasyona günümüzde çok sayda insanda rastlamak güç.”

maz: Ardr, metne yapr, baka bir deyile, kendini vererek ve iyice kaplarak okur, metnin noktasnda dili bölen balantszlklar kavrar ama hikâyeyi kavramaz.”

‘YAZILAN ESERLERN KOYDUU SINIRLAR ÇNDESNZ’

DÜÜNCEL ROMANCI MURAKAM Okurun alkanlklarn, beklentilerini ekillendiren bu etkenlere bizi çepeçevre kuatan dijital çan uçsuz bucakszln, günlük hayatn gittikçe hzlanmasyla yaanan tela eklemek mümkün. Tekrar Murakami’ye dönersek… “Düünceli romanc” romanlarnn ‘arlnn’ farknda aslnda. Paris Review’da yaymlanan söyleisinde romanlarnn kalnca olmasn ve ciltler halinde yaymlanmasn öyle anlatyor: “Japonya’da pek çok okurum romanlarm evle i arasndaki tren yolculuu esnasnda okuyor. Çalanlarn çou, ortalama iki saatlik bu yolculuklarn kitap okumakla geçiriyor. Tek cilt çok ar olur; bu yüzden kitaplarm iki cilt halinde yaymlanyor. (…) Uzun roman yazmak, hayatta kalma eitimi gibidir. Fiziksel güç, sanatsal duyarllk kadar gereklidir.” Murakami’nin trende yolculuk eden okurlarn gözetip ilerini kolaylatrmas gibi, yazarlarn romanlarn yazma sürecinde okurun alkanlklarn az da olsa gözettiini söylemek mümkün mü, yoksa yazar iin öznesi olarak istedii uzunlukta yazmakla m sorumludur? Kukusuz bir yazar için roman bitirmek sancl bir süreçtir, talarn yerli yerine oturduunu hissetmek, romana noktay koymak zordur. Sarkacn öte tarafnda yer alan ve bu yazlanlarn muhatab olan okurun konumu da haliyle önem tayor. Özellikle teknolojinin gittikçe içimize szd, Twitter öykücülüü gibi yeni yazm türlerinin icat olduu dijital çada, okur bu uzunca romanlara ne kadar vakit ayrabiliyor? Bunun yan sra sayfa gibi ziksel bir nesnenin, metni krpma telann olmad ve kitaplarn ‘megabayt’larla ifade edildii bir süreçle kar karyayz.

Jonathan Franzen

si olan Waterstone, elektronik kitap ve e-kitap okuma cihaz satna balayacan ‘resmen’ duyurdu. Elektronik kitap ile basl kitab bir rafta buluturan bu gelime karsnda Philip Roth’un kehanetinden söz etmek lazm. Geçtiimiz yllarda bir söyleisinde romana 25 yl ömür biçen Roth roman okuma eyleminin kendisinin bir külte dönüeceini ve roman okurlarnn, bugün iir okuyan insanlar gibi bir aznlk olacan söylemiti. Basl kadn ortadan kalkp kitabn nesne olarak öleceini söyleyen Roth öyle diyordu “Bir roman okumak belli bir odaklanma

“Bir yandan yeni teknoloji, özellikle de nansal nedenlerle bize bu kadar çok dayatlan elektronik teknoloji, mümkün olan yegâne iletiim biçiminin yüzeysel, ksa ve kolay olduuna ve baka her eyin elenmesi gerektiine inanmaya yönlendirebilir bizi.” Yine kitaplara ve alkanlklara dair bir baka gelime yaand geçtiimiz haftalarda. ngiltere’nin en büyük kitapçlarndan Waterstones, elektronik kitaplarn önlenemez yükseliine kaytsz kalamayp online kitap sat devi Amazon ile ibirliine gitti. 30 yldr ngiltere’nin pek çok ehrinde ube-

BLGY ALIMLAMA EKL DEYOR Alberto Manguel, insanlarn merak ettii ve bazen de korktuklar eyin, teknolojinin bilgiyi almlama eklimizi, anlaty alglaymz deitirmesi olduunu söyler ve anlatya gösterilen dikkatin süresini dahi deitirerek okumay ve böylece yazmay da etkileyebileceinden söz eder. Hakl bir korkuya deinen Manguel öyle devam ediyor:

Dostoyevski

Marcel Proust

9

Tolstoy

Bir romann edebi niteliini sayfa saysnn belirlemediine kuku yok. Bir tarafta Sava ve Bar (1.400 küsur sayfa), Anna Karenina (800 küsur sayfa), Karamazov Kardeler (1.000 küsur sayfa), Kayp Zamann zinde (7 cilt ile toplam 4.000 küsur sayfa olan kitap, edebiyat tarihinin en uzun roman olarak kaytlara geçmi durumda) gibi yüzlerce sayfay geçen romanlar; öte tarafta Venedik’te Ölüm (109 sayfa), Yal Adam ve Deniz (136 sayfa), Hayvan Çiftlii (160 sayfa), Yeraltndan Notlar (160 sayfa), Katip Bartleby (63 sayfa), Karanln Yürei (184 sayfa), Muhteem Gatsby (180 sayfa) gibi çok da uzun olmayan kitaplar var edebiyat tarihinde. Her iki tarafta yer alan örnekler artk edebiyatn klasikleen eserleri arasnda, Calvino’nun mehur makalesinde dedii gibi, “Haklarnda asla ‘okuyorum’ sözünü deil, genellikle ‘yeniden okuyorum’ sözünü iittiimiz kitaplardr.” Roman okumann ve yazmann tamamen kiiye özgü bir ‘hal’ olduu su götürmez bir gerçek. Ancak her devrin kendine özgü bir anlay, algs olduunu kabul etmek gerek. Her yazarn da romann yazarken yaadklar, alkanlklar kendine özgü ama bazen birtakm etkenlere maruz kalabilir. Yazarn yazma ile imtihann gözler önüne seren pek çok örnek var. Mesela, Ernest Hemingway ksack kitab Yal Adam ve Deniz’in bin sayfadan daha uzun olabileceini söyler. Hatta bunun mükemmel bir biçimde yaplabilecei üzerinde durur, ama Hemingway’i tüm bunlardan alkoyan bir ey vardr, ‘snr’: “Edebiyatta o zamana kadar yazlp takdir görmü eserlerin koyduu snrlar içindesiniz.” Kaybn Türküsü (440 sayfa) adl romanyla 2006 The Man Booker Ödülü’nü alan Kiran Desai’nin romannda, “Sai, bir yerde kesilmesi gereken hikâyeleri biliyordu.” eklinde bir cümle geçer. Desai ile yaptmz söyleide “Romannz bitirmenizin vakti geldiine nasl karar veriyorsunuz?” sorusuna Desai, “Bu çok zor bir karar. Yazacam bir cümlenin ya da paragrafn dengeyi bozacan hissettiim zaman roman bitiriyorum.” cevabn vermiti.


KAPAK

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

runa talep ediyorum, ikincisi de be yüz sayfa okuyorsunuz ama bo eyler okumuyorsunuz. Arkasnda 15 senelik yaratm süreci olan bir kitabn her sayfas size dolu dolu bir ey yaatacak. Ha senin buna niyetli olup olmaman senin bilecein ey.’ diyorum.” Marquez de uzun yazma konusunda biraz muzdarip, Küba ile ilgili yazd bir romannn yazma sürecini bakn nasl anlatyor: “Kitap u anda öyle bir aamada ki, kolay, oldukça ksa bir gazete yazs olacak derken imdi çok uzun ve karmak bir kitap olmaya doru ilerliyor. Ancak bunun bir önemi yok, çünkü benim bütün kitaplarm böyle ortaya çkt.”

UZUN ROMANLARIN STOCKHOLM SENDROMU Mehmet Erolu

Murathan Mungan

“Bir kitabn hepsini anlamak zorunda deilsiniz, genel olarak anlayn yeter.” diye salk veren Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ni nasl ‘krptn’ öyle anlatr: “Konu ak olunca insanlar daha hevesli oluyor diye düünüyorum. (...) Kitap aslnda çok uzun oldu, 700 sayfa falan. Sonunda birazck krptm. Her kitabmda yaparm, bu kitapta çok da yapmadm. Kestim ama gene de bu sayfada kald. Ben uzun yazan bir yazarm.” Bir baka örnek ise Murathan Mungan. Yazar, geçtiimiz yl yaymlanan ve 15 ylda bitirdii, hayatmn kitab dedii airin Roman’n yayncsnn yardmyla biraz ksalttn söylemi ve okurdan sabr dilemiti bir anlamda: “Bu kitap için bir 100 sayfa sabretsinler. Hâlâ devam etmiyorlarsa artk benim de yapacam bir ey yok... Ben bunu okurlardan talep ederken ‘Bakn ben 592 sayfalk roman yazdm ama bunu okumanz bir 30 yln hatr u-

Hem okurun hem de yazarn uzun romanla imtihan kiisel bir tecrübe. Bir taraftan E.M. Forster, “Uzun kitaplar genellikle fazlaca övülür, çünkü hem okuyucu hem de yazar karsndakinin vaktini boa harcamadna ikna etmek ister.” derken, öte tarafta yazar Mark O’Connell bir makalesinde uzun romanlarn cazibesinden söz edip buna “uzun romanlarn Stockholm sendromu” adn verir ve bu kitaplar yarda brakmay Everest’e trmanmay amaçlam birinin mesafeyi yarladktan sonra geri dönmesine benzetir. Burada hemen Kafka’y analm. Kafka yazarn belli bir noktadan sonra eserini herhangi bir zamanda, herhangi bir cümleyle bitirebileceinden söz eder. Kafka’nn bu bahsi bir yazar için zorlu bir süreç olsa gerek. Peki Roland Barthes’n, “Yazarn Ölümü” balkl yazsndaki u sözlerini nereye oturtmal: “Bir metin, birçok kültürden alnan ve karlkl diyalog, parodi, yarma bants içine giren çoul yazlardan oluur. Ama bu çoulluun odakland bir yer vardr, bu da bugüne kadar sanld gibi yazar deil, okurdur.” Bir romann edebi özelliini sayfa saysnn belirlemedii kesin bir gerçek. Bir tarafta okur alkanlklarn, öte tarafta yazarn yazd metin ile imtihann da gözden kaçrmamak lazm. Söz konusu bütün gelimeler, tartmalar bir yana, Paul Auster roman sanat konusundaki u sözlerinde hakl galiba: “Roman öylesine esnek bir form ki, örnein sone formuna hiç benzemiyor. Sabit bir formu yok. Onunla istediinizi yapabilirsiniz. Kitabn iki kapa arasnda her ey serbest, roman sanatnn kurallar yok. Ben roman sanatnn bu yüzden sürekli olarak kendini yeniden icat ettiini düünüyorum. Toplum da sürekli olarak kendini yeniden icat etme ihtiyac duyuyor.”

‘Ksalk-uzunluk gibi edebiyat d ölçütler ne yazk ki söz konusu’ SELM LER: “Bir yazar olarak, romannz bitirme vaktinin geldiine nasl karar veriyorsunuz? Okur alkanlklarn belirleyen yeni artlar edebi türlerin hacimleri konusunda da belirleyici olacak m sizce?” Okurun talepleri açsndan baktmz vakit böylesi bir sorun hiç yaamadm. Çünkü okura tabii ki saygm var ama insan yazd romann kendi bütünlüünün noktaland ana kadar onu bitirmekle yükümlü diye düünüyorum. Okurun talepleri var mdr? Yok mudur? Kendi açmdan hiçbir zaman göz önünde tutamam. Ama gerçekten de bizde olsun, dünyada olsun ksa yazarsan daha çok okunur falan gibi birtakm edebiyat d ölçütler de ne yazk ki söz konusudur. Ben dünyada artk çok okunanlar roman veya edebiyatn içinde saymadmdan nasl bir noktaya gidileceini kestiremiyorum. Ama has edebiyat, öz edebiyat açsndan bakarsak, bir romann uzunluu, ksal mutlak suretle onun kendi içyaps mimarisi ile ilintilidir ve o çerçeve içerisinde deerlendirilmelidir diye düünüyorum. Çok satanlar roman olarak deerlendirmediinizi söylediniz ama, uzun romana baknz nasl? Uzun da olabilir bir roman ksa da... Bin sayfa da olabilir, bugün hâlâ Sava ve Bar onca sayfasyla dün-

10

ya romannn klasiklerinden biridir ve yarn da öyle bir klasik olarak kalacaktr. Ama ayn ekilde, Thomas Mann’n Venedik’te Ölüm’ü de nerdeyse yüz sayfa civar bir romandr, o da yarn, ne kadar novelladr desek önemli bir roman olarak kalacaktr. Bizim edebiyatmzdan, Orhan Kemal’in Küçücük adl bir eseri vardr, dört dörtlük bir romandr ama toplasanz yüz sayfann çerçevesi içersindedir. Yani bu romann uzun ksa diye bir ölçümü olabileceini pek düünmüyorum. Peki, roman yazmaya baladnzda bahsettiiniz kurgu ve mimari, en bata romann uzunluunu veya ksaln belirliyor mu? Yoksa bir süreç içerisinde mi belli oluyor? Çok güzel bir soru. Yani aslnda, her yazarda belki deiir ama bende sezgi olarak balangçta onun yaklak kaç sayfa olacana dair bir sezgi vardr. Tüm yaptalar, ara sokaklarn belirliyor yani... Evet. Yani bunu bütün eyini hissetmeden zaten yazmaya balamazsnz, bütün atmosferini hissetmeden. Orada belki çok ey yazdkça deiir ama yine de o atmosferin ne kadar bir alan kapladn bir yazar, geni olarak muhakkak ki bilir.


KÝTAP ZAMANI

KAPAK

“Edebiyatçlar bunu dert edinmemeli”

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

“Bekleyelim, neler olacak görelim...”

AYFER TUNÇ: Bana kalrsa konuya, cevabn bilsek de “edebiyat yaptlar ne zamandr okurlarn arzusuna göre biçimlendirilir oldu?” diye sorarak balamal. Ortada ayn kapya çkan iki cevap var. Birincisi popüler edebiyat ürünleri ulatklar okur miktarn gerekçe göstererek nitelikli edebiyat alanndan itibar talep etmeye baladndan beri. kincisi de edebiyat hakiki deerini kaybedip “market ürünü” olduundan beri. Benim için nitelikli edebiyat dediimiz alann içinde bulunan her türlü sanatsal üretimin uzunluunun, sayfa saysnn tartlmas en haf deyimle saçma. Hatta bu tür tartmalarn edebiyatçlar tarafndan ciddiye alnmasnn nitelikli edebiyatn uzunca bir süredir yaad deer anmasna katkda bulunduu kansndaym. Öte yandan içinde bulunduumuz hz ça az bulunur bir paradoks sunuyor bize. Bu ça zaman çarçur etmek için ürettii oyuncaklarn çokluu ile dikkati çekiyor, ama ayn zamanda herkes zamann yetmediinden ikayet ediyor. Nitelikli edebiyat tam da bu çeliki alannda serpiliyor ve kaçnlmaz olarak karmza ksa m olmal uzun mu tartmas çkyor. Bu sorular kültür-sanat pazarnn yan aktörlerinden geliyorsa sorun yok, onlarn ileri bu, ama edebiyatçlar bunu dert edinmemeli. Yazdm metnin ne zaman bitmesi gerektiine nasl karar verdiimi açklayamyorum. Bir his oluuyor, metin daha fazla sözcük kaldrmaz oluyor, sanki bir cümle daha eklense kvam kaçacak. O zaman bitmesi gerekiyor. Mesela be yüz küsur sayfa olan romanm Bir Deliler Evinin Yalan Yanl Anlatlan Ksa Tarihi üç bin sayfa da olabilirdi, ömrümce onu yazabilirdim. Bitirmeye karar verirken kendimi okurun yerine koymadm, bundan sonrasnn metne bir yorgunluk vereceini hissettiim için bitirdim. Bu meselenin beni üzen baka bir taraf da var. Srf uzun diye kaliteli yaptlara nitelikli okurlarn ulaamamas. Macar romanc Peter Nada’n Parallel Stories adl roman Türkçede hiç yaynlammayacak, çünkü büyük boy 1133 sayfa, alk olduumuz boyutlara tandnda 1800 civar. Oysa çamzn bu büyük romancs ortalama okurun market tarafndan çok deerli bulunan “okuma alkanlklar” istatistiklerine kurban gitmemeli. Haruki Murakami Türkiye’de önceden tannm, sevilen bir yazar olmasayd emin olun son romann kimse basmaya yanamazd.

BRAHM YILDIRIM: Batan söyleyeyim: Ben, düzyaz türleri ile ilgili tanmlarn ksalk- uzunluk veya sayfa saylar esas alnarak yaplmasn doru bulmuyorum. Çünkü baz çok uzun metinlere roman denemeyecei gibi, kimi zaman ksack bir kitap, roman türünün -beenin ya da beenmeyin-bütün derinliini yanstr. Örnein, Anayurt Oteli en fazla on be bin kelimedir, ama ona ne ksa roman ne de novella diyebiliriz. Bu roman, ksa, dolaysyla nispeten ucuz olduu için belki biraz fazla satlyordur; ama ben, iyi edebiyat okurlarnn Anayurt Oteli’ni ksa ve ucuz olduu için aldn hiç sanmyorum. Öte yandan ortalama okurlar, Körleme’yi fazla uzun olduu için almayabilirler. Acaba günlük koturmacann hzna kaplm sradan okur, ksa diye Venedik’te Ölüm’e, Mrs. Stone’un Roma Bahar’na ya da Beckett’in uzun öykülerine yönelecek midir? Pek sanmyorum, ama Amerika’da madem böyle bir eilim var, bekleyelim, ülkemizde neler olacak görelim… Doru bulmadm bir baka husus da romann çeitli dönemlerde spekülasyonlara maruz kalmas, hatta çok iyi bildiimiz nedenlerden dolay konunun pazarlama iletiimi terimleriyle tartlr olmasdr. Bu üzücü durum, günde

12

be roman yazlan bir ülke olduumuzdan, ileride daha da derinleecek, reklam jargonuyla söyleyecek olursam, hedef kitle-tüketici balamnda kanl rekabetler yaanacak; olan yine edebî romana olacaktr. Okur alkanlklarn belirleyen yeni artlar konusunda ise ben, günlük hayatn hzndan çok, internet paylam sitelerinin zamann çounu çarçur etmesini önemsiyorum. Bu kuyuya yakasn paçasn kaptran ortalama ve sradan okura uygun stratejiler, taktikler, ürünler gelitirilmitir zaten: Böyle kitaplarn her gün bir yenisi yaymlanyor, çok da satlyor. Bunlarn bazlar oldukça hacimlidir, bazlar incedir, ama bu kitaplar ne roman ne de novelladr: Okunurlar tüketilirler, terk edilirler. Hepsi bu! Bir roman nasl bitireceime gelince, bu konuda “ben karar vermem, roman karar verir” diyecek deilim. Çünkü genel anlamda yazma -yani benim için dorudan doruya roman oluturma çalmas- eylem halindeki akldr. te bu akl, zaman gelince eylemine son verir. Bazen çkmaza girip erteler, deri deitirip yeni bir metne yönelir, ama bir iki yl sonra geri döner. Bazen sklr, bazen yorulur; ara verir… Ksacas ne yapaca önceden kestirilemeyen romanc akl, romanc eylemi benimki!


KÝTAP ZAMANI

KAPAK

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

“Kendini snrlamak, ifadede derinlemeyi de getirebilir” LEYLA PEKÇ: Okur alkanlklarna büyük ölçüde bugünün ruhuyla balantl olarak baklyor. Doaldr. Her eyin hzland, yüzeyde seyrettii, ksalp azald, durmakszn eksildii ve vaktin darlat bir zamanda, elbette ‘kalem’ de o ritme uygun biçimde inip kalkacaktr. Kalem de çoktan metafor oldu zaten. Dönemin dinamiklerinden ve toplumsal dönüüm hznn niteliklerinden bamsz deildir tabii ki yazar; eer ‘daha ksa’ romanlar yazmaya eilim gösteriyorsa... Bunda bir sahicilik bulurum. Ama bunu hesaplayarak yapyorsa, bu benim yaklamm olmamakla birlikte yine anlarm. Kendini hesapl kitapl biçimde snrlamak, ifadede derinlemeyi de getirebilir. Öte yandan yazdklarnz, kitap klna bürünmü, paketlenip barkodlanm bir ürün deildir. Bir imkândr, bir vaattir sadece. Henüz somut bir kitap olup olmayaca bilinemez yazarken. Kâinat kitabndan yazarn sayfalarna ne düecei meçhuldür. Bu durumda, sosyolojik olarak yazarn okur eilimlerine uygun düerek yazmas olaan olarak yorumlanabilir. Fakat felse

olarak çok anlaml deil bence. Hayat hzlanp eksildikçe, roman hayattaki eksiklii kapatma arayyla giderek uzamaya, kalnlamaya balayabilir. Roman, bu dar vakitte kendine –ve okura- çok daha geni ve bereketli vakitler açma ihtiyac duyabilir. Dünyann kalp atlar hzlandkça, iç dünyann ald nefes derinleiyor çünkü galiba. Yazarak hayatn yetersizliini kapatma, tamamlama beklentisi artyor. Böyle de olabiliyor yani. Kalem, zamanndan ve mekânndan taar, çkar gider. An’n sonsuzluuna açlr. Geri döner, baka yere yazar, siler, döner, çizer, yazar. Hayatn akndan çok daha helezonik bir ekseni var. Ne kadar yazacan, ne kadar sileceini kim bilebilir önceden... Üretim süreci srl bir süreç. Bin sayfa da yazabilirsiniz. Bazen yüz bin kii okur, bazen bir kii. Ve bunu belirleyen, toplumsal eilimlerin ötesindedir her zaman. Romanmn bitme vakti geldiine karar verdiimde (ki çok uzun süreçlere dayanarak roman yazan biriyim) unu da sorarm: Bu karar veren ben miyimdir? ‘Kalemi tutan el’i yazan ‘kalemi tutan’ bilir asl!

“Eser kuraldan önce gelir” SADIK YALSIZUÇANLAR: Ksa, küçürek öyküden, uzun hikâyelere, serbest anlatlardan romana kadar pek çok türde yazyorum. Hep söyleyegeldim, ‘tür’ler arasnda geçiken snrlar vardr. Ayrca “eser, kuraldan önce gelir”. Ne var ki tuhaf bir gelime gözlüyoruz. Bir yandan modernlik sonras yaamn gittikçe ivmelenen gündelik yaam içerisinde ‘okumaya vakit bulamayan’ okurun da isterleri dorultusunda veya hayatn aynas olan sanata bu yeni durumun yansmas eklinde, hikâyeler, romanlar ksalyor; dier yandan bin küsur sayfalk, üç-dört ciltlik devasa romanlar yazlyor. Demek ki yine yaam galip geliyor. Okumaya frsat ve takati olmayanlar için, yaamn o ivmelenmi, ritmi süratlenmi yann yanstan ksa anlatlar beliriyor. Ama insanolunun ‘dramaya ihtiyac’na cevap veren ve bütünü ayrntlarda görmek isteyenler, daha analitik ve sosyolojik ba-

13

kanlar için oylumlu hikâyeler de yazlyor. Bu da bir tecelli diye düünüyorum. Olann nesnel nedenleri ve artlar vardr ama son kertede onu da belirleyen bir “üst kader” vardr. Dolaysyla bu tür çeitlenmeleri, arifairin, “cümbüü gösterensin ekl ü hayal içinde” dizesiyle anla(mlandr)mak gerekir. Roman, balangçta, ‘burjuvazi’yi anlatmak üzre domutu, derler. Oysa imdi durum o kadar çeitlenmi/zenginlemi ki, hayatn en kaotik yanlarndan tutunuz, en sükunet dolu anlarna kadar her eyi yanstma iddias ve istidadnda… Bunda okur beklentilerinin, artlarn da etkileyici/deerleyici ilevi var. Bu yüzden ksa/küçürek dedikleri bir öykü tarz da yaygnlayor. Gerçi bizim kadim edebiyatmzda bu vard ama modern dönemde yaygnlat. Türler arasndaki geçigenlikten de ara türler veya yeni türler beliriyor, belirecektir.

Yazarın diğer kitapları:


KÜLTÜR TARH

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Zamanmzn bir allâmesi Stefanos Yerasimos ansna hazrlanan Bir Allame-i Cihan adl kitap, mimarlktan tarihe, seyahatnamelerden kent kültürüne, halk efsanelerinden yemek ve mutfak tarihine, milliyetçilikten savalara kadar uzanan geni bir kültür corafyasn ele alan makaleleri bir araya getiriyor. BR ALLAME- CHAN: YERASMOS, EDHEM ELDEM-ERSU PEKN, KTAP YAYINEV, 2 CLT, 848 SAYFA, 60 TL

Y

A. ESRA YALAZAN

zsnda söz verdii seyyahlarn, elçilerin anlattklaryla ehri seyretmenin kymetini idrak edecektir mesela. Üsküdar Saray’nn 1654’te oray ziyaret edenlerce tasvir edilmesi dinleyene baka türlü bir derinlik kazandrabilir. Veya Ethem Eldem’in “Ölümüne Kopya: Osmanl Mezar Ta Geleneinde Metin Aktarm” yazsn okurken, Osmanl kültüründe yaratclk sürecinin çeitliliinin ve zenginliinin en somut ekilde izlenebildii alanlardan biri olan ‘mezar ta’ edebiyatnn inceliklerine örnek iirlerle vakf olabilir. Sureya Faroqi’nin, 18. yüzyl sonlarnda stanbul’da Hristiyan ve Yahudi esnaar anlatt yazsnda ‘inançlararas’ ilikilerin tarihine göz atarak bugünü tekrar deerlendirebilir. Ya da Ersu Pekin’in “Osmanl kültürü içinde, bu kültürü oluturanlardan biri olarak müziin hangi toplumsal ilikiler içinde var olduunu kavrayabilmeyi önemli buluyorum. Bu ilikileri tanmak, müzik tarihinin yeniden kurgulanmasnda, epey zihin açc rol oynayabilir.” cümleleriyle balad yazsnda Âk Çelebi’nin mussanieri, hanendeleri, sazendeleri hakknda kolaylkla bulamayaca bilgilere ulaabilir. Lale Uluç’un “Saray Çevrelerine Kitap Sat: 16. YY Sonlarnda iraz’da Hazrlanan Elyazmalar” isimli makalesi, eminim bol tezhipli ve resimli elyazmalarnn tarihine ilgi duyanlar memnun edecektir.

azarlarn, sanatçlarn, bilim insanlarnn ansna sunulan kitaplarn içerii ne olursa olsun hazrlk süreci kolay deildir. Editörler söz konusu seçkiyi hazrlarken, katkda bulunanlardan ‘ona’ dair hatralarn anlatarak o kiiyle bir düünsel ve duygusal bir ba kurmalarn isterler. Onun mesleki duruuna dair bilgi, yaz, makale vs. sonra gelir. Bu yaklam okura o kiiyi hatrlatarak insani bir iliki kurmay salar belki ama baz talihsiz örneklerde olduu gibi sadece hatrattan ibaret kalma tehlikesi de vardr. Stefano Yerasimos için tasarlanan Bir Allame-i Cihan’ yayna hazrlayan editörler (Edhem Eldem, Aksel Tibet, Ersu Pekin, Çaatay Anadol) böylesine geni bir ilgi ve çalma alannn içinde dolaan biri için isim bulmakta zorlandklarn söylüyorlar. Bir okur olarak çarpc bulduum kitabn ismi aslnda içeriini de az çok belli ediyor: “..Yerasimos’u bir alan, bir dönemi veya bir corafyay tarif etmeyi iddia eden bir ibarenin içine hapsetmenin ne kadar abes olaca aikard. Üretim ile geçmi olan bu hayata geri dönüp bakldnda bütün bu olgularn toplanabilecei ve indirgenebilecei asgari müterein bilgi olduunun farkna vardmzda, olabilecek en gerçekçi tarin eski ‘allame’ kelimesinde gizli olduunu düündük”.

ÇOK YÖNLÜ BR DÜÜNCE ADAMI

MMAR, EHRC, TARHÇ Bu açklamadan hareketle, herhalde esas soru, hayatn merak ederek aratrmaya, üretmeye, birbirine benzemeyen disiplinler arasnda köprüler kurmaya adam bir mimar, ehirci, Bizans ve Osmanl tarihçisi, jeopolitik uzman ve düünür Yerasimos için hazrlanacak kitaba dâhil edilecek makale konularnn ne olacayd sanrm. Dorusu böylesine çok yönlü bir aratrmac için seçim yapmak pek kolay deil. Onu anlatan editörlerin, güncel olandan, gerçeklerden ve hayatn dinamiklerinden kopmadan içini bilimsel yöntemlerle doldurduu alanlar okurken, onu tanm olmay istedim. Mimarlktan tarihe, seyahatnamelerden kent tarihine, halk efsanelerinden yemek ve mutfak tarihine, milliyetçilikten harp tarihine kadar uzanan geni bir kültür corafyasndan bahsediliyor. Bu, emekle, sevgiyle kuatlm bir adanmlk gerektirir. ki cilt halinde yaymlanan kitap, hem akademik dünyann hem de sradan okurun ilgisini çekebilecek nitelie sahip. Sadece yazarlar ve seçilen temalar itibaryla deil. Geni bir yelpazede dolaan ma-

Stefanos Yerasimos (1942-2005)

zer. S. Faik’te gerçekten de, patrondan yoksul satcya, feylesof papazdan oven ulusçuya, en namuslu kabadaydan en iki yüzlü gence kadar her insan gösterdiinden, sonunda yaptnda gerçein karmakln ve çok yanlln görüyoruz. Tek bir ‘tip’ türü ya da ayn eilimleri gösteren gruplar yaratmamtr”. Herkül Millas bu yazyla Sait Faik’e candan bir ‘kalinihta’ derken, Nora eni’nin önsözde “Kozmopolit Bir Alim” balyla anlatt Yerasimos’u da hakkyla anm.

kalelerin sonlarnda yer alan notlar ve kaynakçalar da ilgili alanlarda çalanlar için önemli bir kaynak oluturuyor. Ama bence böyle hacimli bir seçki için daha da önemli olan ölçü, okura meselesini nasl aktard, zira bu türden makaleleri okunamaz klan sorun, genellikle akademik üslubun ve kavramlarn içinde boulup kaybolmak olarak tezahür eder. Özellikle ilgimi çeken, merak ettiim balklar sklmadan, meraklarm da gidererek okuduumu söyleyebilirim. Mesela Herkül Millas, “Bizi yi Bilirdi… Sait Faik ve Rum/Yunan maj” isimli makalesinde, yazarn tüm eserlerinden alntlar yaparak onun hayat boyunca yaad adada Rumlara bakn inceliyor. Mesleklerini, geleneklerin kökenini, özelliklerini, yazarn çok yanl yaklamndaki ‘hudutsuzluunu’ farkl balklarla anlattktan sonra Yerasimos’un çok boyutlu dünyasyla incelikli bir paralellik kurduunu düündürdü bana: “Çevresini böylesine bir gerçeklikle ele alm her yazar, ‘imaj’ deil, yaamn kendisini çi-

NEDEN KÜTÜPHANEDE BULUNMALI? Yaad ehri, corafyay, kendisine miras braklan kadim kültürü merak eden okur, iz brakacak bilgi krntlarn hafzasnda biriktirerek okuyacaktr bu kitab. Bir zamanlar Osmanl olan ehrin sokaklarnda dolamak, o lezzeti, kokuyu, mimari estetii, sesleri, müzii anlamak için seçilen bir yaz bir gün mutlaka kendisini hissettirecektir. Jean-Louis Baque-Gaumont’nun “16. ve 17. Yüzyllarn Üsküdar’na Bak” balkl ya-

14

Velhasl, Ortaça’dan 18. yüzyl balarna kadar uzanan bir dönemin en önemli seyahatnamelerinden oluan uzun bir inceleme serisi de hazrlayan Yerasimos ansna hazrlanan kitap, fazlasyla ruhunu, karln bulmu. Editörler onu balangçta çok yönlü bir düünce adam olarak tarif ediyordu: “Kent dokusunu oluturan balca unsurlar incelemek için kulland kaynaklar, mekânn da ötesinde ehrin nüfusunun gündelik hayatn, iaesini, iktisadi düzenini, hayal ve inanç dünyasn da gözler önüne seriyordu. ehrin balca yaplarn, saraylarn, camilerini, mahallelerini, mezarlklarn incelemek için seyahatnamelerden mahkeme sicillerine, vakf muhasebe defterlerinden esnaf nakillerine, tahrir defterlerinden inaat defterlerine kadar her türlü belgeyi kullanan Yerasimos, stanbul hakknda bilinmeyen birçok bilgi ve olguyu ortaya koyduu gibi, yanl bilinenleri düzelterek son derece önemli katklarda bulunmutur.” te bu kitap, Bir Allame-i Cihan, o deerli katklarn önünde bilgiyle, hürmetle, sevgiyle, emekle kuatlm derin bir saygyla eiliyor.


ELETR

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Ataç’n gözünden iir erife Çan, Bir iir Eletirmeni Olarak Nurullah Ataç adl kitabnda Ataç’n ‘iir eletirmeni’ kimlii üzerinde duruyor. Eletirmenin iire bakn ve ikilemlerini yanstan çalma, Ataç’n her air hakkndaki deerlendirmeleri ve yaymlad yazlarn kaynakçasyla zengin bir içerie sahip. BR R ELETRMEN OLARAK NURULLAH ATAÇ, ERFE ÇAIN, DERGÂH YAYINLARI, 295 SAYFA, 16 TL



SABT KEMAL BAYILDIRAN

le o devirde üretilen bütün kültür olumsuzlanm, ‘öteki’ klnarak unutturulmaya çallmtr. Ataç bu durumda Osmanl müziini radyoda yasaklayan ama akamlar Çankaya’da bir fasl heyeti bulunduran Mustafa Kemal’in yaad ikilemi iir alannda yaar. Çan bu durumu öyle açklyor: “Özellikle divan edebiyatyla ile ilgili düüncelerinin dönemlere göre olumsuz ve olumlu olarak birtakm deiiklikler göstermesinde Ataç’n kültürel ve siyasi meselelerdeki tutumu belirleyici olmutur. O her eyden evvel Türkiye cumhuriyetini kuran devrimci ruhu sonuna kadar desteklemi ve devrimin ciddi anlamda Batllamayla gerçekleeceine inanm bir misyon adamdr.” Bu nedenledir ki Ataç, Dou’ya srtn dönerken de Fuzuli’nin ve Baki’nin iirine doyamadn belirtir. Dou duyarlnn egemen olduu Haim’e hayranl, airin sadece modernist oluundan kaynaklanmaz. Yahya Kemal iirine meftun oluu da yine yaad bu ikilemden ileri gelir. Ama Ataç, her eyden önce bir “Garip iiri” eletirmeni olarak tannr. Çünkü o, yenilie açktr, yeniliin iirin vazgeçilmezi olduunun bilincindedir.

iir üzerine düünmek dediimiz ‘poetika’nn Türkçede doumu, Namk Kemal’in “Celâl Mukaddimesi” ile balatlrsa da gerçek anlamda poetik yaz Ahmet Haim’in “iir Hakknda Baz Mülahazalar”n bekler. iir yazm ama poetika üzerinde fazla düünmemi bir toplumuz. Tahir Uzgör’ün Divan Dibaceleri’ni okuduunuzda, Osmanl’da iir yazlm olmasna ramen, iir üzerine düünülmedii çok açk olarak görülür. Adonis’in Arap Poetikas’n okuyunca, Osmanl’ya örneklik edecek çok yetkin tartmalarn Arap airleri arasnda yapldn görünce aryorsunuz, bu tartmalar neden Türkçeye tanmad diye. Türkçemizde iiri dert edinen, onun üzerine düünce serdeden Ataç için erife Çan, “Gerek teorik gerek pratik eletiriye yönelik yazlar onu ayrcalkl bir yere koymaktadr.” derken önemli bir noktaya iaret ediyor.

ALANINDA BR LK erife Çan’n Bir iir Eletirmeni Olarak Nurullah Ataç adl incelemesi, bir eletirmen üzerine bilebildiim ilk akademik çalma. Daha önce Servet-i Fünun dönemine ilikin çalmalar var idiyse de tek bir kii üzerine ilk çalma Ataç üzerine yaplm oluyor. Bu, eletiriye ‘tiyatro’ ile balayan, roman, öykü konusunda da yazan Ataç’n özellikle ‘iir eletirmeni’ kimlii üzerine bir inceleme. Kitap üç bölümden oluuyor: a) “Eletiri ve Eletirmenlii Üzerine Yazlar”, b) “Sanat ve iir Teorisi Üzerine Yazlar”, c) “Dönemler ve airler”. Peki, Ataç’n iirimiz açsndan önemi nereden kaynaklanyor? Ataç, edebiyata iirle balam, ama iyi iir yazamadn görünce bu ii brakm, ‘münekkit’lie soyunmutur. Bu, edebiyatmzda önemli bir ölçü durumuna gelmitir. Eletirmenler üzerine yazanlar, o kiinin iirle balayp balamadndan dem vururlar. Mehmet H. Doan’ örnek gösterip “eski airleri krpp krpp eletirmen yaparlar” anlayndan yola çkarak yargda bulunurlar. Ataç’n önemi, sözünü saknmayndan kaynaklanr. Aman u küser, bu alnr yaklamndan çok uzaktr. Onun yarglar, deerlendirilmeleri tartlsa da, kimi zaman kendisiyle çelise de söylediklerinin ‘e dost’ kayrmac olmad çok açk. Nitekim Necip Fazl’la küs olduu zamanlarda bile onun ii-

AKF HAKKINDA TEK TARAFLI MI?

Nurullah Ataç (1898-1957)

yatn ölçü belledii içindir ki kendisini ‘münekkit’ saymamaktadr. Çünkü Batl münekkitlerin çalmas yannda kendi yazlarnn ne kadar zayf kaldnn bilincindedir. Düünceleri için de gençlere, “Biz Bat’dan bir eyler örendik, onlar tekrarlayp duruyoruz; hiç olmazsa sizler yeni düünceler üretin.” diyecek kadar da açk sözlüdür.

rinin hakkn inkâr etmemitir. deolojik olarak Fikret’e yakn olsa da onu air saymamtr. Ataç’ bu kadar önemsememizin nedeni, edebiyatmzda düünce üretme ve eletiri geleneinin yokluudur. Ataç kendisinden, “Ben esasen münekkit deilim. Münekkit dediimiz zaman hatrmza gelen muharrir, bakalarnn eserini tahlil eder. Onlarn manasn anlatan, onlar tantmaya çalan bir adamsa bu, uak kabilinden bir adam olabilir. (…) [B]enim istediim ey, o eserleri tantmak deil, kendi düüncelerimi bildirmektir.” diye bahsediyor. Düüncelerinde ve yazlarnda Fransz edebi-

ATAÇ’IN KLEM Batc, pozitivist bir kii olarak, Çan’n belirttii gibi, “dine ve dou kültürüne olumsuz bak”na ramen, iir zevki salam biridir. Ataç’n döneminde Osmanl’dan o müthi kopu nedeniy-

16

Çan’n u yargsna katlamadm belirteyim: “Akif hakkndaki deerlendirmelerine baktmzda (…) Ataç’n tek tara, sübjektif davrand anlalmaktadr.” Ataç, bir ateist olmasna ramen, resmi ideolojinin temellerinde pay olan deist Fikret için öyle diyebilmektedir: “Onun [Fikret’in] iirlerinden hiçbir ey kaybetmeksizin , nesre çevirir, baka dillere tercüme edebilirsiniz. Hatta birçok parçalarn niçin manzum yazldn anlamak kabil deildir. O, kelimeleri okamasn, adeta öyle elinde tartmasn bilmez; her birinin bizde uyandraca hatralar, hazz düünmez. Onun indinde kelimeler sadece bir kri ifade etmek için birer vastadr.” Ataç, elbette tarafsz deildir; olmasn da bekleyemeyiz. Bir eletirmen için önemli olan ‘iir’ karsnda dürüst olmaktr. Ataç, ideolojik nedenle kimi önyarglara sahip olsa da, iir söz konusu oldu mu salam bir duru gösterir. Çan, Ataç’n her air hakkndaki deerlendirmelerini ayr ayr vermi, kitabn sonuna da Ataç’n yaymlad yazlarn kaynakçasn eklemi. Bunlar kitab zenginletirmi. erife Çan, Bir iir Eletirmeni Olarak Nurullah Ataç’ta titiz bir çalma sergilemi. Böyle çalmalarn Mehmet Kaplan, Asm Bezirci, Fethi Naci için de yaplmasn dileyelim.


ANLATI-ARDINDAN

KÝTAP ZAMANI

Bir huzursuzun gezileri

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Yalnz bir övalye

avkar Altnel’in yeni kitab Mavi Defter, bir yolculuk anlats olmaktan öte, sanat, tarih, kültür, insan, zaman balklar altnda toplanabilecek zengin bir envanter barndran, yazarn okura açt bir zihin katalou gibi. Bir tür kiisel harita bilgisi... Huzursuz bir ruhun aray…

Cenazesi için Paris’e gittiimde Roger Garaudy’nin sadece “yalnz” deil, “yapayalnz” bir hayat sürdüünü anladm. Meer Hatralar: Yüzylmzda Yalnz Yolculuum adl kitabna “yalnz” sfatn bouna koymam. “20 yamda Don Kiot’luu seçtim.” diye yazar Garaudy bu kitabnda.

MAV DEFTER, AVKAR ALTINEL, YKY, 120 SAYFA, 10 TL



MEHMET ÖZTUNÇ

avkar Altnel’in Mavi Defter yaptn ‘anlat’ türü tanm altnda okudum. Altnel, iirlerinde biriktirdii boluklarn, mahremin tersine; bu yaptnda netlie ve çoullua çalm. iirini kendisi için yazdn ne kadar hissettiriyorsa, bu yaptn da okur için yazdn o kadar hissettiriyor. Mavi Defter, bir yolculuk anlats olmaktan öte, yazarn sanat, tarih, kültür, insan, zaman balklar altnda toplanabilecek zengin bir envanter barndran, okura açt bir zihin katalou gibi. Bir tür kiisel harita bilgisi. Haritalarla hesab bitmemi huzursuz bir ruhun aray; ama hep aray… Çünkü Altnel, ne görürse görsün hep kendi kiisel haritasndaki yerini sorguluyor. “Tanrm! Herkesin ayn oranda payn almad hiçbir eye el süremem.” diyen Walt Whitman’a yakn bir yerden sesleniyor.

ANNE FRANK’IN EVNDE Altnel, ilkin bizi Amsterdam’a, Anne Frank’n evine götürüyor. Dil dediimiz varlk, çekilen aclarn iddeti ve dünyann çi umursamazl karsnda o kadar örselendi ki, bir umut olma özelliini her geçen gün biraz daha yitiriyor. Bütün bunlara ramen yine de acnn içine kurulaca, ondan baka bir yurt yok. Kim bilir, o küçük Yahudi kz Anne Frank’n günlüü belki de bunun için hâlâ bu kadar kymetli... Frank’n günlüünün o en karanlk mahpuslarda Nelson Mandela’ya bile k olmas da bundan deil midir? Altnel, Frank’n hikâyesini faizmin hayhuyu içinde dilsizletirememek için dile snyor. O küçük kz ürkütmemek için dilin en yaln makamnda konuuyor. Frank’la o kadar sahici bir yaknlk kuruyor ki, sanki perdeyi çekseniz, ardnda korkudan top top olmu yüreiyle masaya oturmu, günlüünü yazan o küçük kz göreceksiniz. Altnel de çok iyi bilir ki, faizm, direncini güç karsnda deil saflk ve masumluk karsnda yitirdi. Belki de bunun için o günlerden kalan en yakc hikâyelerden biri hâlâ Anne Frank’n hikâyesi. Gitmek, zihnin bütün düzenini batan aa bozan, yeniden kuran bir bellek yontucusudur. Belki de giderken, gelecek zamana deil de geçmi zamana yasl durmamz, o souk koltuklarda ikide bir kendimizi geçmi zamanda yakalamamz bundan. Gördüü her objeyi bir edebiyat nesnesine dönütüren gözler vardr. Aslnda d görmek iin bahanesidir, onlar durmadan içlerini didik-

B

CEMAL AYDIN

nist sistemimize din duygusunu ekleyelim!” uyars yapp bir de Moskova’y az dostlarmz Roger Gatenkit edince partisinden kovuldu. Bir raudy (Roje Garodi) için, zamanlar Garaudy ile övünen partisi çok yerinde bir ifadeyle, de, partideki o sözde can yoldalar da “Fransa’nn yalnz” demilerdi. Cekendisini yüzüstü braktlar. nazesi için Paris’e gittiimde onun saUzun aratrma ve çabalar sonucu dece “yalnz” deil, “yapayalnz” bir nihayet ruhî açln tam anlamyla dohayat sürdüünü görüp anladm. Meyuracak dini, Son Dini bulup Müslüer Hatralar: Yüzylmzda Yalnz Yolman olunca, bu sefer de bütün çevreculuum adl kitabna “yalnz” sfatn si onu büsbütün yalnz brakt. bouna koymam. “20 yamda Don Don Kiot’un bile bir Sanço Kiot’luu seçtim.” diye yazar GaraPanza’s vard, ama onun hiç kimsesi... udy bu kitabnda. Yoksullar için komünist militan olmuYaadklarn ve maruz kald tu ya, bu sefer de mazlum Filistinlilerin hakszlklar çok yakndan takip etme, imdadna kotu. Oysa bu, eek arlarokuyup örenme ve bizzat görüp incenn yuvasna çomak sokmak demekti. leme frsat ve imkânn bulduum için, Kelleyi tam anlamyla koltua almak onun Don Kiot olma demekti. Filistinlileri bütün tercihinin ne ac, ne mütinsanln gözünün içine hi, ne yalnzlatrc bir baka baka ezenler, kenditercih, ne azapl bir seçim sini de mahvedebilirdi. olduunu iliklerime kaVe beklenen oldu: dar hissettim. Dünya medyasna hâkim o bin bir kollu ahtapot, ÖLENE KADAR YALNIZDI Garaudy’ye bu son çkGaraudy’nin anladn çok pahal ödetti. Bir za manada Don Kiot olmanlar bir kitabn yaymmak demek, sadece yülayabilmek için ayaklarrekten inanp balandna kapanan büyük yay bir ideal uruna her enevleri, bir demeç alabilyini seferber etmek, her mek için yalvar yakar olan türlü fedakârla katlanbütün medya, adn anmaz mak deil. Bir de toplu- ROGER GARAUDY (1913- 2012) oldu. Elinden kir hürrimundan, dost çevresinyetini bile almak istediler. den, yakn ve uzak akrabadan, dahaZorlama delillerle adeta hukuku kats kendi ailesinin fertlerinden kopmak, lederek, kendisini para cezasna bile onlar tarafndan da dlanp yadrgan(yaklak 65 bin Türk liras) çarptrdlar. may göze almak demektir. te GaYine yazd, yine konutu. Çünkü onun raudy ilkgençlik çalarndan itibaren rehberi Don Kiot’tu. bunu yapt ve ölümüne kadar da bunu Bir düünür gösterin ki estetik dayaad. Hem de her yiidin kolay kolnda, uzmanlarn hâlâ kaynak eser lay altndan kalkamayaca bir tarzda. olarak bavurduklar aheserler ortaya Üstad’n, “Yalnz ac bir lokma zehirle koysun. Bir düünür gösterin ki sadece pimi atan / Ve ayrlk, anadan, vatanEski Yunan ve Bat felsefesini deil, sdan, arkadatan” tabiri, böylesi bir idelam dâhil bütün dünya düünce hareal adamn ruh halini en iyi yanstan ifaketlerinin temel eserlerini gözden gede olsa gerek. çirmi ve bunlar hakknda tam bir deÜniversitede okurken yoksullaerlendirme yapm olsun. Bir düürn ezilmesini ortadan kaldracana nür gösterin ki bütün dinlerin kutsal inand için Fransz Komünist Parkitaplarn okuyup özümsedikten sontisi gençlik kollarna kaydoldu. Gerra slam’da karar klm olsun. Bir kir çek anlamda militanlk yapt. Ne var adam gösterin ki üzerine sükût külü ki militan yoldalarnn arasnda yapadöküleceini ve bir cüzzaml muameyalnzd. Öbürleri tanrtanmazken, o lesi yaplacan bile bile Filistin kohücrelerine kadar Allah ile dopdoluynusuna eilsin, dünya kamuoyunu bu du. “Karl Marks dinin afyon olduunu konuda uurlandran eserler versin ve söylemez, onu yanl yorumluyorsubu uurda her eyinden olsun! nuz.” diyerek komünistlerle din temOnca yapayalnz brakla, onca silcileri arasnda diyalog balatt. Arkendisinden yüz çevrilie ramen hak dndan Medeniyetler Diyalou’nu yazbildii yoldan asla dönmesin! Ve sod. Ama partisi bu konuda kendisini nunda Allah’n huzuruna yüzünün yalnz brakt. “Dinsiz komünizm yok akyla çksn! olmaya mahkûmdur! Gelin, komüte Garaudy budur!

ler. Ama o ‘bahane’ olmadan bu ‘esas’ da ortaya çkamaz. Onun için Altnel, zrhlanm uzak bir gözün konforuyla deil, gözbebekleri yrtlrcasna açlm bir mesafeden dünyaya tanklk ediyor. Onun bakndaki sahicilik, ölmü zamana can suyu veriyor. Yedinci ya da sekizinci kez Amsterdam’a gelmitir. Ama aklnda krk yl önce ilk geldii gün vardr: “…Amsterdam gözüme hemen çarpc görünmütü. Böyle bir yerde dünyaya gerçek bir yolcu gibi baktma, her eyin hep böyle youn bir ekilde farknda olacama, bir süredir gizlice istediim gibi yazar olup çevremdekileri görmek ve kaydetmekle dolu alabildiine zengin bir hayat yaamamn mümkün olduuna inanmak güç deildi.”

AMSTERDAM’DAN VENEDK’E Yolculuk Amsterdam’dan sonra Almanya’ya, sonra Fransa ve Polonya’ya en son da Venedik’e uzanyor. Altnel bir corafyada biriken, kaybolan, henüz gelen ve bir gün mutlaka gidecek olan ruhlara dokunuyor. Berlin ‘Dou’ ve ‘Bat’ Almanya arasnda bir akordiyon körüü gibi duruyor. Sanki o ehir olmasa Almanya ilelebet sessizlie gömülecek. Kabuk balam onca günahyla Alman ruhunun çekirdei, öz sesidir Berlin. Üzerinde hakisi atm üniformasyla birliinden geri kalm güçsüz, yorgun askerler gibi Lenin, Stalin hatralar, geni Polonya düzlüklerinde sayfaya yanl konmu bir noktalama imi gibi ireti duruyor. Fransa duranda karlat Türklerin üzerlerindeki kyafetlerden “eker Bayram’nn ilk günü” olduunu anlayan Altnel, Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabah”nda hissettii yabanclamaya benzer bir duygu yaar. Ama belki de Yahya Kemal’in gençliinin koylarnda brakt o hissiyat, hayatnn liman yapm bir adam olarak. Venedik, bir ehrin ölümünün aslnda bir insann ölümüne ne kadar benzediinin resmi gibi. Sararm bir kartpostal, benzi atm, soluk bir insan gibidir Venedik. Altnel’in kitabn sonuna tad duygu, aidi olunmayan bir dinin merasiminden dönen bir adamn kalbinde biriken maneviyat gibi. Ürpertici, souk. O dil ustas, göz ustas iirden tutturduu kvlcmla bütün kitab aylalamay da baarm: “Ölüm bir rüyada görülen renkli ve aydnlk bir bahçeye dönmütü.” Carlos Fuentes, Gogol’dan “Edebiyat dnda yaamm yok benim.” sözünü aktarr. Altnel için de yaamak, yazmann bahanesi. Kendisi bu kadar uzaktayken, yazdklaryla bu kadar yaknda durmas da ondan deil mi?

17


TARH

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Osmanl’nn srr neydi? Topluma adn vermi bir insandan milletin yaatt yüce unvana doru dönüen sancl sürecin genel bir fotorafn sunan Çadrdan Saraya 14-15. Yüzyl - Osmanl Devlet Düzeni adl kitap, Prof. Dr. Necdet Öztürk’ün titiz çalmalarnn bir ürünü olarak Osmanl Devleti’nin kurulu devrine k tutuyor. OSMANLI DEVLET DÜZEN, NECDET ÖZTÜRK, YTK HAZNE YAYINLARI, 263 SAYFA, 12 TL

D

ALPER SARI

evletler de insanlar gibidir. Doar/ortaya çkarlar, yaar/ varlklarn devam ettirirler ve ölür/yklrlar. Bir insann doup büyümesi gibi meakkatli bir seyirdir onlarnki de. Bir devletin varl topyekûn bir toplumun varl demek olduu için, ömür haneleri biraz kabarktr haliyle ve kitaplar, ansiklopediler doldurur hayat hikâyeleri. Osman bir insandr; Osmanl devlet… Bir yanda 68 yl yaayan Osman Gazi; dier yanda yaklak 624 yl hüküm süren Osmanl Devleti. Topluma adn vermi bir insandan milletin yaatt yüce unvana doru dönüen sancl sürecin genel bir fotorafn sunan Çadrdan Saraya 14-15. Yüzyl - Osmanl Devlet Düzeni adl kitap, Prof. Dr. Necdet Öztürk’ün titiz çalmalarnn bir ürünü olarak Osmanl Devleti’nin kurulu devrine k tutuyor.

GAZANIN AÇTII KAPILARDAN Eserin giri bölümünde Osmanl varlnn temelleri saylabilecek unsurlara iaret ediliyor. Bunlardan ‘gaza ve cihad’ anlay beyliin snrlarnn genilemesinde önemli bir sçrama tahtas olarak deerlendiriliyor. Allah’n yüce dininin yaylmas için gösterilen gayret ve bu gayretin neticesinde ortaya çkan dünyevi ve uhrevi mükâfatlar, Osmanl erlerinin yiitliinin de gerekçelerini sunuyor. “Ölürsem ehit olurum, kalrsam gazi” ideali de, ordunun motivasyonunun ne denli yüksek olduunun özeti saylabilir. Zaten kitapta belirtildii üzere, devletin ilk sekiz padiahnn unvan olarak gazilii tercih etmeleri kurulu devrinin bu deerlerle olan balarnn kuvvetini aça çkaryor. ‘Gaza ve cihad’ gibi Osmanl’nn ilerlemesine katks olan bir dier unsur olarak da ‘Nizam- Âlem’ düüncesi gösteriliyor. Adalet, hogörü, insaf gibi toplumun dirlik ve düzenine hizmet eden deerler hem kir hem de uygulama olarak devletin içinde kendilerine yer bulabildikleri için kalc huzurun tesisi de gerçeklemi oluyordu. Osmanl gibi birçok farkl dilin, dinin ve kültürün birletii toplumlarda aksi bir yönetim anlaynn sorunlar douraca ise o çada kefedilmi gibi görünüyor. Kitabn önemli özelliklerinden biri, balangç ksmnda çalmaya dayanak oluturan belli bal 15. yüzyl Osmanl kaynaklarn tantyor oluu. Takvimler, yllklar, Behcetü’t-Tevârih, Âk Paazade Tarihi, Nerî Tarihi ve Oruç Be Tarihi gibi devre ayna tutan belgelere yer veren yazar, olaylar aktarrken dipnot göstermede kolaylk salamas için belgelerin ksaltmalarn da vermi.

OSMANLI DARE MODEL

dilen yerlere gönderilen ilk iki memurdan birinin kad oluu, Osmanl’nn adalet olgusuna iin bandan sahip çktn gösteriyor. Yine ilerleyen sayfalarda nizama uymayan, aykr halleri görülen kiilere uygulanan cezalara da yer veriliyor. Bunlar içinde en çok tercih edilen türün hapis olmas ve idama çok az bavurulmas, Osmanl hogörüsünün hukuk alanndaki yansmalar olarak okunabilir. Devletleraras ilikilerde Osmanl’nn genel itibariyle anlama yolunu tercih ettii göze çarpyor. Bu amaçla darya elçiler gönderip gelenleri kabul eden ve meselelerde yemin usulüyle dost ve dümanla arasndaki ahde önem veren bir anlay benimseniyor. lk dönem Osmanl ordusunu oluturan Gaziler ve Alperenlerin bu dönemde gerçekletirilen fetihlerde ba çektiini, sonraki zamanlarda ise bu zincire Aknclar, Azaplar, Solaklar, Baltaclar, Sipahiler ve Yeniçeriler gibi güçlü halkalarn eklendiini öreniyoruz.

Çalmasn iki bölümde okuyucuya sunan yazar ilk bölümün baln “Saray, Eitim ve Bilim, Hukuk, Diplomasi, Maliye, Ordu, Tmar Sistemi, Tahrir” olarak belirlemi. Osmanl’daki ilk saray inasnn Orhan Gazi dönemine ait olduunu belirttikten sonra zaman içinde devletin bakentliini yapan ehirler ve bu ehirlerde ina edilen saraylara yer veriyor. Yine Osmanl saray hayat denilince merak uyandran ‘harem’ kavramnn gerçeklerine de deinen yazar, ardndan saray görevlilerini, ayr balklar halinde ve görevlerine ilikin döneme ait orijinal belgelerden alntlarla ele alyor. Osmanl’da eitim denilince akla gelen ilk müesseseler olan medreselerin ilk örneinin Orhan Gazi döneminde, znik’te verildii belirtiliyor. Ayrca eitimin Osmanl’da oldukça önemsendii ve padiahlarn eitim yatrmlarnda seleeriyle rekabet içinde olduklarna dikkat çekiliyor. Kitapta dikkati çeken baka bir bölümde, kurulu devrinde meydana gelen ay ve güne tutulmalar gibi baz gök olaylarnn gerçekletii tarihler, belgelere dayandrlarak veriliyor. Beyliin ilk zamanlarnda slam hukukundan anlayan fakihlerin hukuk alannda padiaha yardmc olmalar ve yeni fethe-

NSAN MERKEZL TOPLUM ANLAYII “Esir Ticareti, Zanaatlar, Bayndrlk Hizmetleri, Madenler” baln tayan ikinci bölüm ise esir ve köle kavramlarnn Osmanl’daki insanî boyutlarna göndermelerle açlyor. slam’da adaletli olmak artyla köleliin ya-

18

saklanmadn, Osmanl’da esir alnan kiilerin hayatlarna bu ekilde devam etmek zorunda olmadklarn belirten yazar; toplumda snf ayrmnn bulunmadna örnek olarak da devirme sisteminin ileyiini gösteriyor. Osmanl’daki esnaf örgütlenmelerinin banda gelen Ahi tekilat ile toplumun taleplerine cevap veren belli bal meslek birimlerini de ilginç anekdotlarla okuyucuya sunuyor. Sosyal devlet anlaynn tezahürü olarak memleketin dört bir yannda ina ettirilen cami, mescit, imaret, hastane, hamam ve köprüler gibi bayndrlk faaliyetleri ile dönemin deerli madenlerinin tedarik skntlar da yazarn kitapta yer verdii bölümlerden. Beylik dönemi çadr yaantsndan, ihtiam bugünlere uzanan göz alc saraylara geçiin söz konusu olduu 14. ve 15. yüzyllardaki Osmanl dönüümünü askeri, ekonomik, kültürel ve sosyal birçok açdan ele alan eser, bunu yaparken dönemin tarih metinlerinden de destek alarak elini kuvvetlendiriyor. Bu ayrcalkl metinlerde verilen detaylarn balklarla olan uyumu bir yana, kulland dil ve kavramlar bakmndan da dönemini yanstyor oluu kitabn özgün yönünü oluturuyor. Osmanl denen muazzam yapnn ortaya çk serüvenini geni bir perspektif ve devrin tanklnda incelemek isteyenlerin kaçrmamas gereken kaynak bir eser.


NCELEME

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Postmodernizm hakknda bir kaynak kitap Bedia Koçakolu’nun, Anlamszln Anlam: Postmodernizm adl kitab, postmodernizmin ne olduuna, neyi kapsayp neyi darda braktna ilikin derli toplu bir çalma. Geni bir kaynakça barndran kitap, postmodernizm üzerine düünceleri ve yaklamlarn bir araya getiren bir bavuru eseri. ANLAMSIZLIIN ANLAMI: POSTMODERNZM, BEDA KOÇAKOLU, HECE YAYINLARI, 200 SAYFA, 14 TL

B

NECP TOSUN

edia Koçakolu’nun, Hece Yaynlar’ndan çkan Anlamszln Anlam: Postmodernizm adl kitab, postmodernizmin ne olduuna, neyi kapsayp neyi darda braktna ilikin derli toplu, emek ürünü bir çalma. Geni bir kaynakçay bünyesinde barndran kitap, postmodernizm üzerine düünce üretmi her kesimin yaklamlarn bir düzen ve temel bir iz üzerinde bir araya getirmi. Böylece kendisi de bal bana bir bavuru kaynana dönümü. Kitap önemli, zira son yirmi yln akademik, felse ve edebi alanlarda en çok tartlan konularn banda gelen postmodernizm, üzerine yazlan pek çok eletirel ve teorik çalmaya karn yine de kavramsal bir netlie kavumu deil. Kapsad alan, örnekleri, iddialar, kabul ve retleri sürekli tartlmaktadr. Baz yorumcular onu gelip geçici bir moda, bazlar da çan yepyeni bir görünümü olarak deerlendirmektedir. Postmodernizmin bu denli youn bir ilgiyle karlanmasnn en önemli nedenlerinden biri, hiç kukusuz içinde bulunduumuz dönemi, ça tanmlamaya, temsile girien iddial, cüretkâr tutumudur. Öyle ki, içinde yaadmz her ey “postmodern” olarak tarif edilmektedir. Bir baka deyile postmodernizm, yeni bir toplum tanmlamas ve bir dönemselletirme kavram olarak karmza çkmaktadr; medya, iletiim, enformasyon, bilgisayar çann izah olarak. Aratrmaclar postmodern söylemin son yllarda böylesi bir kanonlama eilimine girmesinin nedenini arlkl olarak anti-kapitalist söylemin dünya genelinde yaad yenilgiye ve küreselleme olgusuna balamaktadr. Ama ister geçici bir moda, ister çan gerçei, nasl yorumlarsak yorumlayalm, tüm bu tartmalara karn postmodernizm, edebiyat, mimari, müzik, sinema, tiyatro gibi pek çok alan ve disiplinde temsil edilen son yllarn en önemli düünce ve sanat hareketi olarak, yazn, sanat ve düün dünyasnda yerini almtr.

DÜNYAYI OLDUU GB KABULLENMEK Postmodern düünce, öncelikle felse bir hareket olarak ortaya çkm, edebi ve sanatsal örnekleri daha sonra verilmitir. Teori ve kuramsal çalmalar, her zaman postmodernizmin sanatsal örneklerinden önde gitmitir. Birbirinden farkl dünya görüüne sahip pek çok felsefeci, aratrmac, akademisyen postmodern anlayn art hanesine yazlacak düünceler üretmilerdir. Öyle

Hasan Ali Topta

hsan Oktay Anar

Orhan Pamuk

göre yüce bir deerdi. Bu anlamda kitlesellemesi zordu. Postmodernizm ise sanat ile kitle kültürü arasndaki mesafenin kapatlmasn hedeer, böylece popüler sanata da kap aralar. Çünkü bu anlaya göre edebiyatn hayata yaklamas gerekir. Modern sanatta özgünlük çok önemliyken postmodern sanatta metinleraras iliki önemsenir. Önemli olan kitlenin beenisidir. Modernist sanatç için öyle ya da böyle metnin bir iletisi vardr. Postmodern sanatta ise bu hiç de önemli deildir. Modernistler gerçei yeniden yorumlarken, postmodern sanatçlar için gerçek diye bir ey yoktur, her ey belirsiz ve muammadr. Gerçeklik tek bir kalba sokulamaz. Bu yüzden bütünlük krinden çok, parçal anlaylar savunurlar. Tam bu noktada metinleraraslk devreye girer. Postmodernistler, metin d pek çok olguyu metne katarlar. Kolaj ve montaj deerlendirirler. Bu metinlerde kurmaca, üstkurmacaya dönüür. Özetlersek; çok seslilik, bölünmülük, heterojenlik, seçkin sanat ile kitle kültürü arasndaki mesafenin kapatlmas, sanatla yaamn birletirilmesi, metinleraraslk, deiik parçalarn bir arada kullanlmas, yazma sürecine okurun dâhil edilmesi, okura okuduu eyin gerçek deil kurgu olduunun sürekli hatrlatlmas, türler ayrmna kar çk, ideolojik olmaya çalmayan ve mesaj olmayan metinler, bütünlülük

ki hem entelektüel san hem de entelektüel solun kendilerine ait bir postmodern anlay olumutur. Bir genelleme yapmak gerekirse, postmodern yorumcular dünyay idealize edilmi bir ütopya olarak deil, olduu gibi kabullenme ve tanmlama eilimindedir. Tüm çeitleri, renkleri, tonlar yorumlarken öncelikle onlar var kabul eder ve bunlarn gerekçelerini üretirler. Bu nedenle de postmodernizm, bir ekol ve hareketten çok, verili olana teslim ve ballk sergileyen bir düünce hareketi görünümündedir. Bir baka deyile, postmodern düünce, var olan, somut olarak yaananlar yüceltir ve merulatrr. Postmodern edebiyat da bu genel tezlerin bir yansmasndan oluur. Eer yaanan postmodern durum ise onun ürettii edebiyat da postmodern olacaktr. Artk günümüzde kartlklar ve çelikiler bir arada yaanmaktadr. Dou ve Bat, gelenekle modernizm kout bir düzlemde var olmaktadr. imdi konuulmas gereken, otorite ve tek seslilik deil, çok sesliliktir. Edebiyat da bu gerçeklik üzerine oturur. Modernist edebiyatn tüm ilkeleri, neredeyse tersine çevrilir. Modernist sanat, yanstmac anlay reddedip soyutlamay öne çkarmt; çünkü her eyden önce sanatsal yaratclk önemliydi. Postmodernizm ise sanatsal yaratcl kabul etmez. Modernist sanat seçkinciydi; çünkü sanat, ona

22

ve düzeni reddedi, her eyin belirsiz ve muamma oluu, kesinlikten uzaklama, paradokslar, rastlantlar ve iç içe geçmi zaman parçalar, parodi, pasti, izofreni, ironi, çoulculuk, melezletirme, insanszlatrma postmodernizmin temel özellikleridir. te Bedia Koçakolu Anlamszln Anlam: Postmodernizm kitabnda tüm bu tartmalar gündeme getirir, postmodern kavramyla ne kastedildiini açklar. Kitabn ilk bölümünde postmodernizm kavramn, teorisini, söylemi tanmlayarak kökenini, tarihçesini ele alr: “Batl entelektüellerce youn biçimde tartlagelen postmodernizm, aslnda Bat dünyasnn yaad topyekun bir buhran yanstmaktadr.” Postmodernizmin çoulculuk, tarih anlay, oyun gibi öelerine eilirken, metinleraraslk, pasti, parodi, ironi, kolaj, üstkurmaca balamnda irdeler. Koçakolu’na göre, “Postmodernizm, modernist dünyay sorgulayan ve onun sralayc, snflandrc yaklamnn yerine ortak kültürler koymaya çalarak, aksaklklarnn giderilmesine çalan bir yöntemdir. (…) Postmodernizm, geleneksel görüün iddia ettii gibi gerçekten uzaklamamakta, aksine yeni bir gerçeklik algs kurmaya çalmaktadr.”

EDEBYATIMIZDA POSTMODERN ELMLER Yazar asl olarak postmodernizm ve edebiyat üzerinde younlar ve ülkemizdeki postmodern eilimlere bakar. Postmodern yaklamla yazan ilk isim olarak Orhan Pamuk’u anar. Daha sonra Güney Dal, Emre Kongar, Pnar Kür, Hilmi Yavuz, Adalet Aaolu’nu sralar. Koçakolu’na göre Türk edebiyatnn en önemli postmodernist yazarlarndan biri Hasan Ali Topta’tr. “Türkçe ile Arapça ve Farsça ifadeleri kartrarak kullanan kendine özgün bir dil oluturan hsan Oktay Anar” postmodern edebiyatn dier önemli ismidir. Öte yandan Leyla Erbil, Nedim Gürsel, Latife Tekin, Metin Kaçan, Murat Gülsoy, Müge plikçi, ebnem igüzel, Murat Yalçn gibi yazarlarn eserlerindeki postmodern etkileri inceler. Bedia Koçakolu üç cilt olarak yaynlanmas düünülen çalmann bu birinci cildinde öncelikle postmodernizm teorisini ele aldn, ikinci ciltte söylemin Türk edebiyatndaki görünümlerine yer verileceini, son ciltte ise postmodern olarak belirlenen anlatlarn gelenekle olan bann irdeleneceini belirtir. Üç cilt tamamlandnda özellikle postmodern edebiyat anlamnda temel bir bavuru kitabnn ortaya konmu olacan kestirmek hiç de zor deil.


ROMAN

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012

nsann en büyük hastal Sibel K. Türker, Hayat Sevme Hastal adl yeni romannda bir kahraman üzerinden kadnlarn dünyasna çekiyor dikkatleri. Sadece kadnlarn dünyasn deil, ahlâktan yalnzla uzanan bir çizgide çok çeitli meseleleri tartmaya açyor yazar. HAYATI SEVME HASTALII, SBEL K. TÜRKER, CAN YAYINLARI, 240 SAYFA, 18 TL

S

MUSTAFA KIZILTEKN

duu kadar tekinsiz, kalabalk olduu kadar içe dönük bir balama yerletiriyor yazar. Böylece, kitabn asl derdi olan yalnzlk meselesiyle hesaplamaya çalrken buluyoruz roman kahramann. Hatta denilebilir ki, Türker’in romanndaki hemen hemen tüm kahramanlarn böyle bir derdi var. Öyle ki, tam da bir acnn ve erkeklerle hesaplama isteinin bir araya getirdii Ayda ve Nee’yi bile zamanla birbirlerine kar konum almaya iten bir balam yaratyor yazar. Ayda’nn yalnzln zamannda seslendirdii lmlerde, onu hayata balayan arklarda ve yalnzln sarmalnda buluyoruz. Yalnzlk, erkeklerle hesaplama, müzik, ahlâk ve ak üzerine bir roman Hayat Sevme Hastal. Kadn dünyasna dair saptamalar ve acyla ba etme giriimlerine dair vurgular etkileyici yazarn. Ancak zaman zaman roman kahramanlarnn diyaloglarnda bir tür kaygnn öne çktn da belirtmek gerekiyor. Hayatla ilgili, erkekler veya ahlâkla ilgili her söz açldnda, romann atmosferinin de yara aldn, romann kimi yerlerde bir tür derse dönütüünü görüyoruz. Sanki roman boyunca sklkla sralanan bu görüler asl niyet olarak öne çkyor, romann kendisi deil. Oysa bütün bu görüleri roman kahramanlarna söyletmek veya onlar zaman zaman biraz kitabi olan diyaloglara hapsetmek yerine, belki de yazarn iaret etmek istedii bu görülerin içinde ekillenen bir roman kurgusu tercih edilmi olsa daha etkileyici bir yapt okumu olacaktk.

ibel K. Türker, son yllarda yaymlad romanlarla iyiden iyiye öyküden uzaklatnn iaretlerini veriyor. Kendisine pek çok önemli ödül kazandran öykülerindeki atmosferi romanlarna tadkça da özgün bir alan açyor hiç üphesiz. Önceki roman Benim Bütün Günahlarm’da, hayatndaki bütün kadnlarn “saldrsna” urayan, benliinde derin yaralar açlan, çelimsiz ve kudretsiz Toros adl kahraman üzerinden erkeklerin dünyasna çevirmiti baklarmz Türker. Yeni romannda bu sefer Ayda adl kadn kahramann üzerinden kadnlarn dünyasna çekiyor dikkatleri. Sadece kadnlarn dünyas deil, ahlâktan yalnzla uzanan bir çizgide çok çeitli meseleleri tartmaya açyor romannda yazar.

KARANLIK ATMOSFER Yetimhanede büyümü, annesiyle çok sonra yeniden karlam, seslendirme yaparak kendi ayaklar üzerinde durmaya çalrken yolu bir erkekle çakm Ayda etrafnda ekillenen Hayat Sevme Hastal, roman kahramannn sevgilisi Gurur tarafndan terk edilmesiyle açlyor. Bu ayrlk sahnesine elik eden hastalk bir bakma Ayda’y hayatta tutuyor. Tam anlamyla gerçeklemeyen ayrlk sahnesi, birden bire Ayda’nn kendisiyle hesaplamasna ve intihara meyilli bankac komusu Nee’yle yolunun kesimesine yol açyor. Kayp sevgili Gurur, Gurur’un garip aile bireyleri, meçhul kap komusu ve bankaclkla olduu kadar hayatla da derin bir muhasebe ilikisi içinde olan dier komusu Nee’nin katld bu sarmaldan çkmaya çalan Ayda, kendisini giderek daha karanlk bir atmosferin içinde buluyor. Dahas hem kahramann geçmiinden kopup gelen, hem de komusu Nee’nin hayatndan frlayan yan hikâyelerle giderek geniliyor roman. Yine de Nee’nin geçmi ve gelecein peindeki tarot kartlaryla birer birer açlan sahnelerde Ayda’nn ak acsnn daha da arttna tank oluyoruz. Sibel K. Türker, tpk Benim Bütün Günahlarm’da olduu gibi yeni romannda da genellikle kapal mekânlar tercih ediyor. Dahas, roman kahramannn zaman zaman yolunun dütüü müzik mekânnda dahi olmas gereken ferahlk bir türlü gerçeklemiyor. En nihayetinde, kahraman Ayda’y sürekli olarak karanlk ol-

ETKLEYC OLAMAYAN DL Zaman zaman romandaki karanlk atmosferi datmak için kvrak ve esprili bir dile bavuruyor Sibel K. Türker. Bu dilin yer yer çok etkileyici olduunu belirtmek gerek. Ancak bu sefer (Benim Bütün Günahlarm’da olduu gibi, bir tür kar saldrya dönümedii için) yeterince etkili olamyor bu dil. Dahas, etkileyici olmaktan uzak olan romann hikâyesini bu dil de kurtarmaya yetmiyor ne yazk ki. öyle denilebilir: Her romanda etkileyici bir hikâyenin olmas elbette beklenemez. Zaten yazarn da böyle bir kaygs olmad açk. Ama öte taraftan bu hikâye eksikliini önemsizletirecek younluk da göze çarpmyor. Günümüz öykücülüünde gözlemlenen bir eksiklik aslnda Sibel K. Türker’in roman için söylenebilir kanmca. Ksaldkça, hikâyesini yitirdikçe ortaya çkmas gereken younluk, yerini bir tür kuru tercihe brakyor.

23


DÜÜNCE-ROMAN

KÝTAP ZAMANI

Kazancakis, Nietzsche’yle hesaplayor

Ç

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Kennedy öldürülmeseydi...

Yunan edebiyatnn usta ismi Nikos Kazancakis’in Çileci (Asketiki) adl roman, okuru ilk bakta ‘asketizm’ kavramnn soykütüü konusunda Nietzsche’ye, Weber’e ve slam tasavvufuna bavurmaya yönlendiriyor.

Stephen King, 22/11/63 adl yeni romannda yine Amerikan toplumunun orta snfna odaklanarak kuruyor anlatsn. Kitabn, gerek kurgusu gerekse anlat biçimi açsndan edebi deerinin King’in dier romanlarna göre daha farkl olduu söylenebilir.

ÇLEC, NKOS KAZANCAKS, ÇEV.: H. ÖMER TARHAN, STOS YAYINLARI, 160 SAYFA, 20 TL

22/11/63, STEPHEN KING, ÇEV.: Z.HEYZEN ATE, ALTIN KTAPLAR, 816 SAYFA, 30 TL

sakine korkmaz

ilecilik’ (asketizm), gerek Bat’nn gerekse slam’n entelektüel tarihinde arlkl yeri olan, Nietzsche’den Max Weber’e farkl yorumlarla ele alnan bir kavram. Çilecilik, daha doru bir deyile, dünyevi asketik Protestanlk, Weber’e göre, kapitalizmin ruhunu ina eder. Kapitalizm “en önemli ahlaki temellerini asketik Protestan ahlaknda bulur”. Dünyevi asketik Protestanlk, “mülk sahibi olmann verdii doal zevke var gücüyle kar çkm, tüketimi, özellikle lüks tüketimini snrlamtr. Buna karlk mal kazancn […] geleneksel ahlakn yasaklarndan kurtarm, kazanç urasnn zincirlerini koparp bunu yalnz yasal hale getirmekle kalmam, ayrca […] dorudan doruya Tanr’nn istei olarak görmütür.” Weberci balamda ‘asketizm’, çile çekmekten çok, perhizkâr bir tavra daha yatkn görünüyor. Bundan dolay asketizmi, Türkçede çilecilikle deil de ‘perhizkârlk’ kavramyla karlamak belki de daha doru. Asketizm, Nietzsche’nin Ahlakn Soykütüü Üzerine adl eserinde, üzerinde uzun uzun durduu bir konudur. Nietzsche, ‘çileci ideal’den söz eder ve ‘çileci ideal’in, insann anlam olduunu söyler: “Çileci idealin dnda, insann, bir hayvan olan insann, imdiye dek bir anlam olmad.” der. Bununla birlikte, çileci ideal, bir ehven-i er’dir Nietzsche’ye göre, “herhangi bir anlam, anlam yokluundan daha iyidir.”

ASKETZM: RYAZET Prof. Dr. Sabri Ülgener’den, slam tasavvufunda asketizmin karlnn ‘riyazet’ olduunu öreniyoruz. Ülgener, ‘riyazet’i (asketizmi) ‘zühd’den ayryor ve zühd’ü, nefsi dünya hazlarndan mahrum etmek manasnda negatif; riyazeti ise nefse u veya bu yönde düzenli bir il ve hareketi yüklemek bakmndan pozitif bir davran olarak tanmlyor. Riyazet, Knalzade’ye göre ise, “nefse devaml olarak hayrl ve makbul iler (a’mâl-i hasene) yüklemek” demektir. Açkça görülüyor ki çileciliin, Hristiyan ve slam medeniyetlerinin entelektüel tarihinde birbiriyle örtümesi söz konusu olmayan bir anlam var. Her ne kadar, Weber’in yaklam ile slam riyazeti arasnda yaknlklar bulunsa da, Weber’in asketizmi, slam riyazetinden çok, ‘zühd’ kavramna daha yakn görünüyor. Günaha Son Çar ve Zorba bata olmak üzere romanlarndan tandmz Nikos Kazancakis’in Çileci (Asketi-



ki) adl kitab (Harun Ömer Tarhan çevirisiyle, 50 yl sonra Türkiye’de Rumca yayncl balatan stos Yaynlar’nn ilk üç kitabndan), bizi ilk bakta, ‘asketizm’ kavramnn soykütüü konusunda Nietzsche’ye, Weber’e ve slam tasavvufuna bavurmaya yönlendirdi. Kitab okuyunca anlald ki, Kazancakis, Nietzsche ile hesaplayor. Nietzsche, çileci ideal’den kalkarak yön kazanan istein ne olduunu anlatrken öyle der: “nsandan hatta daha fazla hayvandan, hele hele maddeden duyulan nefreti, bu duyulardan, akln kendisinden tiksinmeyi, bu mutluluktan ve güzellikten korkuyu; bütün görüntülerden, deimeden, olutan, ölümden, istemeden, özlemin kendisinden kurtulma özlemini- bütün bunlarn anlamn iyice anlamaya kalkalm- hiçlii istemeyi, yaama karsndaki gönülsüzlüü yaamann en temel ön koullarna kar bakaldrmay; oysa bu, bir istemedir, öyle de kalacaktr! Bata da söylediim sonucu tekrarlarsak, insan istememeye kar hiçlii istemeyi seçiyor.”

SERDAR ÇELK

lk öyküsü “Starling Mystery Stories”i 1967 ylnda kaleme alan Stephen King, geçen onca yln ardndan elliyi akn eseriyle Amerikan edebiyatnn en üretken yazarlar arasnda saylyor. Gerek romanlar gerekse hikâyeleri birçok kii tarafndan bilinen yazarn en önemli özelliklerinden biri, eserlerinin çounun sinema uyarlamalarnn yaplmasdr. Nitekim 1973 ylnda yaymlad ilk roman Göz, 1976 ylnda Brian De Palma tarafndan sinemaya uyarlanmt. Yine Medyum (The Shining), Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption), Gizli Pencere (Secret Window), Hayvan Mezarl (Pet Sematary), Dü Kapan (Dreamcatcher) herkesçe bilinen ve sinemaya uyarlanan eserlerinden yalnzca birkaç. Stephen King’i yakndan takip eden okurlarn belki de en beendikleri eseri, yedi kitaptan oluan Kara Kule (The Dark Tower) dizisidir. Bu eseri yazmak yaklak otuz dört yln almtr yazarn. Yakn dönemde yaymlad Yazma Sanat isimli kitabnda King, “Kara Kule’nin sonunda ne olacak? Kanser hastasym ve sonunu görmeden ölmek istemiyorum.” diyen seksen dört yandaki bir kadna, “Ben de bilmiyorum.” dediini anlatr. Yazarn yal kadna verdii cevap aslnda onun yazarlk serüveninin özeti gibidir. Nitekim bütün eserlerinde ilk göze çarpan ey, hikâyenin nereye varacann kestirilememesi, bilinememesidir. Tpk 22/11/63 romannda olduu gibi.

FARKLI BR ÇLECLK Oysa Kazancakis, çilecilii, Nietzsche’den farkl düünmektedir. O, “boyun ediriyorum özdee, aklmn iyi iletkeni olmak zorunda brakyorum onu. Sevinçle karlyorum bitkileri, hayvanlar, insanlar ve tanrlar çocuklarmmcasna. Tüm Evrenin üzerimdeki gönülde olduunu ve beni bir bedenmiçesine izlediini duyumsuyorum.” diyor. Açkça görülüyor: Nietzsche, çilecilii Evreni hiçletirme yoluyla insan anlaml klacak bir ehven-i er; Kazancakis ise Evreni her eyiyle edinmek, kendisinin klmak yoluyla anlamlandran bir yaklam olarak görüyor. Biri eksiklikten, öteki doluluktan söz ediyor. Nietzsche’nin çilecisi Zerdüt, Kazancakis’in çilecisi de Zorba’dr: Zorba, The Greek! Bu balamda Çileci Kazancakis’in romanlarn daha iyi anlamak için de okunabilir. Kazancakis, Nietzsche ile neredeyse özdelemi bir kavram, Güç stemi’ni de daha farkl okuyor. Nietzsche için ‘güç’ ve ‘istem’, birbirinden ayrlmaz: en Bilim’de, “Bu Evren güç istemidir ve bundan baka bir ey deildir.” der. Kazancakis ise öyle diyor: “lkeye ballk, ite en yüksek erdem budur. Yalnz bu yolla güç ve istenç denkleir ve insann çabas ürün verir.” Anlald kadaryla Kazancakis, güç ve istem arasnda bir dengesizliin olabileceini varsayyor ki, bu Nietzsche için kabul edilemez bir eydir. Özetle: Kazancakis, Nietzsche’yi tersinden okuyor; ama itiraf etmeli ki, iyi okuyor!

FARKLI BR KING Bu kitabn, birçok yönüyle dierlerinden farkl bir noktada durduunu söylemek mümkün. Gerek kurgusu gerekse anlat biçimi açsndan edebi deerinin dier romanlarna göre daha iyi bir yerde olduu söylenebilir. Yazar, 22/11/63’te yine Amerikan toplumunun orta snfna odaklanarak kurar anlatsn. King’i bu kadar sevilen bir yazar klan unsur belki de budur. Nitekim eserlerine konu olan kasaballk hali, mazbut aile yaam, inançl insanlar, yaanan dönemin atmosferi, bir de tabii orta snfn yaamndan süzülüp gelen küçük kayglar… Bunlarn hepsi, King’in eserlerinde o kadar ince ayrntlarla bir araya gelir ki, rengârenk bir canllk kazanr okurun zihninde. 22/11/63 romann deerli klan unsur, yazarn bir toplumu bü-

24

tün çelikileriyle metnine yanstmay baarabilmesidir sanrm. Romann giriinin klie olduunu ve bu klielik halinin de yazar tarafndan bilinçli bir ekilde meydana getirildiini söylemek mümkün. Nitekim son dönem modern anlatlarnn birçounda görülen “insanlk hali”; yalnzlk, terk edilmilik, ne yapacan bilememe, depresif ruh hali, yabanclama, kendiyle sava durumu bu kitabn giriinde de mevcut. Roman okumaya baladmzda Amerikan lm endüstrisini de etkisi altna alan senaryolarn bir benzeriyle karlatmz sanrz. Fakat sayfalar ilerledikçe, yazarn bunu bilinçli yaptn, anlatnn geçtii zamann, 2011 ylndan 1950’li yllarn Amerika’sna uzandn ve bataki klie algsnn, deien zamanla beraber ortadan kalktn fark ediyoruz.

KENNEDY KURTULSAYDI… Romandaki tek fantastik öenin bu zamansal geçi olduunu söylemekte fayda var. Asl hikâye de ondan sonra balyor. John F. Kennedy’nin bir suikastla yaamn yitirmesinin üzerinden krk yl akn bir zaman geçmitir ama sarsnt diriliini hâlâ korumaktadr kimileri için. Bunlardan biri de Al’dr. Ona göre Kennedy kurtulursa dünya daha iyi bir yere dönüecektir. kiz kuleler vurulmayacak, terörizm olmayacak, dünya bar korunabilecektir. Bu nedenle Al geçmie dönüp JFK suikastnn önüne geçmesini ister George Amberson’dan, yani kahramanmzdan. Böylece kahramann geçmie yolculuu balar. Bu romannda King’in dier eserlerindeki fantastik öeler, korku, gerilim unsurlar neredeyse yok. Fakat paralel evren, zaman tüneli, geçmi ve imdinin insan ruhunu kuatan strab bu kitapta da mevcut. Yine hikâyedeki zaman ve mekân kavram, dier roman ve hikâyelerinde olduu gibi anlat ilerledikçe tam bir bilmeceye dönüüyor okurun zihninde. Bu bilmece, paralel evren denilen bir zamansal olaslklar toplam olarak karmza çkyor. Stephen Hawking’in Büyük Tasarm kitabnda bahsettii, “Bir sistemin tek bir geçmii yoktur, bir sistem bütün olas geçmilere sahiptir.” düüncesinin kitapta karln bulduunu görüyoruz. Fakat yazara göre bu durumun iki olas sonucu olabilir, bu ya iyilik haline delalettir ya da kötülük.


KÝTAP ZAMANI

TARH

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

bn Battûta’yla yolculuk bn Battûta’nn seyahat hikâyelerini anlatan Rhletü bn Battûta’nn pek çok tercümesi basld, baslmaya devam ediyor. Profesör David Waines’in hazrlad bn Battûta’nn Destans Seyahati’nde bn Battûta’dan yaplan alntlara geni deerlendirmeler de elik ediyor. BN BATTÛTA’NIN DESTANSI SEYAHAT, DAVID WAINES, ÇEVREN: EBRU KILIÇ, ALFA, 288 SAYFA, 17 TL

Y

AHMET DORU

‘yemek ve misarpereverlik hikâyeleri’, ‘kutsal yerlere, evliyalara, mucizelere ve harikalara dair hikâyeler’, ‘ötekine dair hikâyeler’ ile devam ediyor. lk bölümde, seyahat edenlerden çok az kiinin yaadklarn kaleme aldn söylüyor David Waines. Uzun seyahatlere çkt bilinen, ancak bu konularla ilgi tek satr kaleme almam önemli isimlerden örnekler vererek, “Büyük seyyahlar arasndan, büyük ya da deil, seyahatname yazar çkmamtr. Gerçekten de seyahatnamelerin says aslnda çok azdr; tesadü koullar, seyyahlarn kendilerinden ziyade bakalarnn tevikleri ve bu ie kendilerini adamalar söz konusu olmasayd bu say daha da az olabilirdi.” diyor.

üce Allah’a binlerce övgü olsun ki dünyada dileim yeryüzünü dolamakt, bunu nasip etti. Bildiim kadaryla hiç kimsenin eriemediine eritim bu alanda. Öbür dünyada Cenâb- Hakk’n rahmetine, balamasna ve cennet ödülüne mazhar olmak hususunda ümidim güçlüdür.” diyor bni Battûta, Rhletü bn Battûta adyla bilinen ünlü seyahatnamesinde. Tpk rüyasnda Peygamber Aleyhisselâm’dan seyahat, kendisini ziyaret ve efaat müjdesi alp da bu müjdelerden ikisine dünyada iken kavutuunu, üçüncüsü için de ümit beslediini söyleyen Evliya Çelebi gibi. 1304-1369 yllar arasnda yaayan Battûta yaklak yedi yüz elli yldr seyahatini sürdürüyor; gezdii mekânlara, gördüü hadiselere, dünyann binbir türlü haline, cins cins insanlara, damar damar yerlere okurlarn ortak ediyor. Henüz 20 yandayken memleketi Fas’tan hacca gitmek için yola çkan bn Battûta, “Yürü yâ kulum” hitabna mazhar olsa gerek, 28 yl boyunca gezdi durdu. spanya’dan Çin’e, Afrika’nn güneyinden Karadeniz’in kuzeyine ülke ülke, ehir ehir dolat. Fakat gördüklerini bizim Evliya’mzn aksine, kendisi kaleme almad. Memleketine döndükten sonra bni Battûta anlatt, Fas’n Merini Sultan Ebu nan Faris tarafndan yardmna tahsis edilen Muhammed bn Cüzeyy yazd. bn Cüzeyy’in görevi, “eserin bn Battûta’nn yazdrdklar arasndan yararl olanlarn kapsamasn salamak ve sözün ar duru olmasna özen göstermek”ti. 14. asrda dünyann büyük bir ksmnn tabiri caizse fotorafn çeken Rhletü bn Battûta, bu önemine ramen uzun süre gölgede kald. 19. asrda Bat dillerine çevrildikten sonra dikkat çeken eserin pek çok tercümesi, özeti, seçmeleri basld, baslmaya devam ediyor. Alfa Yaynlar’nn tarih serisinden çkan bn Battûta’nn Destans Seyahati de Lancaster Üniversitesi slam Aratrmalar Bölümü’nden emekli olan Profesör David Waines tarafndan hazrlanm bir nevi seçme. “Bir Ortaça Maceraperestinin Srad Hikâyeleri” alt baln tayan kitapta bn Battûta’dan yaplan alntlara Fasl seyyahn kiilii, hayat ve eseri üzerine yaplm geni deerlendirmeler elik ediyor. Kitap, ‘seyahat hikâyeleri, yaratclar ve eletirmenleri’ üzerine geni bir deerlendirme ile balyor. ‘Seyahatler’,

SEYAHATLER GERÇEK M, HAYALÎ M? Profesör Waines, konuyu incelerken iki çada seyyah, Marco Polo ile bn Battûta’y farkl açlardan uzun uzun mukayese ediyor. “O da Marco Polo da gelecekte dinleyicilerini büyüleyecek birçok hikâye biriktirmilerdi; ne var ki, maceralarnn gün na çkarlmas ikisinin de kendi çabalarnn eseri deildi.” derken bn Battûta’nn bn Cüzeyy’e anlattklarnn da ancak hatrlayabildiklerinden ibaret olduunu ilave ediyor. Waines, tannmadk hatta tamamen yabanc yerlere dair seyahat anlatlarnn okuyanlar tarafndan farkl tepkilerle karlandn söylüyor. Bazlarnn bu anlatlar oyalayc bir elence niyetine tükettiklerini, bazlarnnsa heyecan verici, yeni ve gizemli dünyalar hakknda bilgi edinmek için okuduklarn belirtiyor. Bir üçüncü snf ise yazlanlara üpheyle yaklaanlar olarak tanmlyor. Teknoloji ça öncesinde yaayan, dünyayla ilikisi ayann yürüdüü, gözünün gördüü, kulann duyduu mesafeyle snrl olan insanlarn, Ortodou’nun, Uzakdou’nun her kar gizemli topraklarnda yaananlar Binbir Gece Masallar’ndan ayrmasn beklemek çok da hakl olamazd elbette. Yazld dönemde farkl mekânlar hakknda bilgi veren seyahatnameler, ilerleyen dönemlerde okurlarn zaman yolculuuna da çkaryor. Bugün Dou’nun dousuyla da, Bat’nn batsyla da aramzdaki mesafe, önümüzdeki ekrana uzaklmz kadar. Ama bu mekânlar yedi asr öncesinde bn Battûta ve emsalleri olmasa nasl gezebilirdik? David Waines, Fasl Müslüman bir seyyah modern çan okuruna tantyor. Keke eseri bn Battûta’nn bn Cüzeyy’e anlatt ekliyle aslndan ve kendi dilinden de okuyabilseydik.

25


DÜÜNCE-RSALE

KÝTAP ZAMANI

Kültür insan doasdr

E

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Gelenekten gelecee Üstad

Marshall Sahlins, Bat’nn nsan Doas Yanlsamas adl kitabnda insan doasna dair tanmn tamamen kültürel olduunu kantlama çabasnda. Ünlü antropolog, insann özünde iyi olduunu söyleyen slami anlaya uygun bir tez ortaya koyuyor.

Gelenek ve Gelecek Arasnda Bediüzzaman adl kitapta, Bediüzzaman üzerine, konuya “içeriden” veya “yakndan” bakma imkânna sahip isimlerle yaplm söyleiler var. Risale-i Nur’u anlamada mevcutlar aan entelektüel bir damar aray söyleilerdeki ana ekseni oluturuyor.

BATI’NIN NSAN DOASI YANILSAMASI, MARSHALL SAHLINS, ÇEV.: E. AYHAN - Z. DEMRSÜ, BGST YAY., 133 SAYFA, 12 TL

GELENEKLE GELECEK ARASINDA BEDÜZZAMAN, METN KARABAOLU, NESL YAYINLARI, 240 SAYFA, 12 TL

SÜREYYA SU

vrimci antropoloji, insana bir hayvan gibi yaklaarak, onu tarih öncesi dönemden itibaren kendini doadan ayrtrmakla tekamül eden ve uygarlaan bir canl olarak tanmlar. Buna göre, insan doas da vahi, çkarc, acmasz, hayvani bir doadr. Doann kanunu güçlü olann yaad, zayfn yok olduu bir seleksiyon rejimi üretir. Bu rejimde herkes birbirinin hasmdr ve düzen ancak bir despot araclyla salanr. nsan doasna dair modern anlay aslnda Hristiyan inancna dayanr. Çünkü insan doas Hristiyan inancnda kötüdür ve insan, doasna brakld zaman her kötülüü yapar. Dolaysyla insan doas diye bir ey aslnda yoktur; çünkü buna dair tanm tamamen kültüreldir. Marshall Sahlins, Bat’nn nsan Doas Yanlsamas adl kitabnda bize bunu kantlamaktadr.

RASYONALTE LE HESAPLAMA Gerçekten de, farkl kültürlere göre insan doasnn farkl tanmlandn görüyoruz. Örnein slam inancnda, insan doas özünde iyidir; çünkü her insan slam ftratna göre doar, yani bar, güven, sadakat, tevekkül gibi vasar haizdir ve kültür içinde bu ftrat ya geliir ya da bozulur. Sahlins, aslnda slami anlaya uygun bir tez ortaya koyuyor. Yazar, insann ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel, sanatsal, dini her tür geliimini doasnda olan rekabetçi eilimle açklayan ve imdilerde küresellemeyle yaygnlk ve geçerlilik kazanan piyasac iktisadi rasyonalite ile hesaplayor. Bunu yaparken, insan çkar için her eyi yapabilecek hrsl ve ihtirasl bir varlk olarak tanmlayan Batl insan doas anlayn, ilkel toplumlarn insana bakyla karlatryor ve Bat dnda hiçbir toplumun böyle bir insan doas anlayna sahip olmadn ortaya koyuyor. Doaya ve doal hayata Batl antropolog gözlüü ile baktmzda sadece, canllarn hayatn sürdürmek için en zayf ve küçükten büyüe doru birbirlerini yedikleri bir döngü ve hayatn yalnzca birincil ihtiyaçlarn giderilmesine indirgenmi bir megaleden ibaret sayld, yani güdülerinin peinde koan canllarn oluturduu bir manzara görürüz. nsan da bu doadan neet ettiine göre, kültür öncesi durumu buna uygun olmaldr. lkel toplum, bu kültür öncesi duruma göre tanmlanr. Bu varsaym yeni de deildir. Tukidides’ten Marx’a kadar bütün Bat düüncesi bu temel varsaym üzerine kurulmutur. Hobbes’un Romal

19.

düünür Plautus’un “insan insann kurdudur” sözünü teyit ederek, “herkesin herkese kar sava” olarak tanmlad bu doa durumundan yegâne çk yolu, Leviathan’n, yani bir despotun iddete dayanarak topluma egemen olmasdr. Bat’nn yerleik anlaynda “vahi”nin “uygar”la ilikisi, doann kültürle ve bedenin aklla ilikisi gibidir. Bedeni doal olann hapishanesi klarak nesnelletiren modern özne söylemi, keier çanda Bat ile ötekiler arasnda yeniden kurgulanarak sömürgeciliin meruiyet kaynana dönütürülmütür. Rousseau gibi düünürler ise uygarla insann soylu deerlerinin ve sahiciliinin yitimi olarak bakmlar ve “vahi”yi insann bozulmam halinin bir imgesi olarak yüceltmilerdir. Günümüzde insanlarn organik gda tutkusunda da bu tür bir sa ve bozulmaml aramann izleri vardr. Bu tür istisnai fantezileri bir yana brakrsak, Bat’nn, insann doal haline dair kavray, bencil ve çkarndan baka bir eyi gözetmeyen vahi imgesinde somutlar. Bunun popüler kültürde tezahür eden bir örnei Survivor Adas’dr. Bu program, bize insann doal durumunun “herkesin herkese kar sava” olduunu empoze eder. Survivor Adas, sosyal Darwinizm’in kantland bir laboratuvar gibidir.

CEM MERT

yüzyln sonlarna gelindiinde Bat medeniyeti tüm yerküre üzerinde iktisadi ve siyasi hâkimiyetini kurmutu. lerlemeci ve igalci Batl güçlerin tükenmez iktidar mücadeleleri dünyay kaçnlmaz bir paylam savann eiine getirmiti. Bat uygarlnn insanl sürükledii çkmaza tepki olarak Kierkegaard 1846’da Korku ve Titreme’yi, Marx 1867’de Kapital’in birinci cildini, Nietzsche de 1885’te Böyle Buyurdu Zerdüt’ü yaymlad. Bu alt-üst olularda en büyük felaketler üphesiz Bat d toplumlarn ve özellikle de slam dünyasnn bana geldi. slam dünyas sömürü, igal ve parçalanmalarn ötesinde medeniyet krini ve iddiasn kaybetmekle kar karya kalmt. Bediüzzaman Said Nursi 1877’de Bitlis’te ite bu “helaket ve felaket” zamannda dodu, ömrünü slam corafyasnda yapt maddi-manevi yolculuklarla geçirdi. Kendi deyiiyle çekmedii cefa, görmedii eza kalmad. Ac ve çileyle destanlaan yaamnn en büyük meyvesi Risale-i Nur külliyatyd.

‘YÜZ BNLERCE NSANI UYANDIRDI’ Bediüzzaman Risale-i Nur külliyatyla yeni bir ça açarak geçmi ile gelecek arasndaki ba kurabilmeyi baarmt. Cemil Meriç Bu Ülke’de “Said, da banda vaaz eden bir mürit. Hor görülenler, her eyini kaybedenler, mukaddesleri çinenenler ona kotu akn akn. Nass’larn yalçn duvarlar arkasndan geliyordu bu ses, tarihin içinden geliyordu. Kabuuna çekilmi yüz binlerce insan uyandrd.” der onun için. Acaba bu büyük düünür ve eseri, hakkyla, kendi çapna uygun bir seviyede kavrand m, deer gördü mü? Yine Cemil Meriç, Bediüzzaman ve eserlerine olan alakaszlmzn tam bir yüz karas olduunu söylüyor. Gerçek u ki Risale-i Nur külliyatnn kymetini ve önemini gerektii gibi kavrayabilmi deiliz henüz. Dier taraftan Bediüzzaman’a yönelik giderek artan ilginin, hakknda düzenlenen sempozyumlarn, açlan enstitülerin, Risale-i Nur akademilerinin ve saylar ve nitelikleri her geçen gün artan aratrmalarn varl da umut verici. Gelenek ve Gelecek Arasnda Bediüzzaman isimli çalma bu balamda zikredilmeyi hak ediyor. Kitap, Metin Karabaolu’nun Bediüzzaman üzerine, “içeriden” veya en azndan “yakndan” bakabilme imkânna sahip isimlerle yapt söyleilerden olumu. Metin Karabaolu, Risale Okumalar, Kur’an

AHLÂK ÇÖKÜ Baarya giden yol bakalarnn omuzlarn basamak haline getirmekle açlr. Bakalar, ancak ihtiyaç duyduumuzda, kendileri araclyla amaçlarmz gerçekletirebileceimiz birer araçtr. Sahlins, hakl olarak bu yaklam, ahlâki bir çökü olarak tanmlyor: “Aziz Augustinus’un, kölelik ve aslnda lahi bir ceza olarak gördüü insann bedensel arzulara sonsuz boyun eii, bugünün neo-liberal iktisatçlar, yenimuhafazakâr siyasetçileri ve çou Kansaslnn gözünde özgürlüün temel ilkesi haline geldi.” Bunun sonucu olarak menfaat lahi bir hak, mülkiyetçi bireycilik ise temel bir özgürlük olarak demokrasinin temel ilkeleri arasna dâhil edildi. Varsaylan balangçtaki doa durumundan, Batl insana doru evrimleen bir uygarlama tezine kar, Sahlins, aslnda günümüzde modern insann giderek vahiletiini ve insanlktan bir sapma içerisinde olduunu vurguluyor. Ünlü antropolog kitabn u sözlerle bitiriyor: “Benim çkardm naçizane sonuç, Bat medeniyetinin sapkn ve hatal bir insan doas anlay üzerine kurulu olduudur. Bununla birlikte, bu sapkn insan doas anlaynn varoluumuzu tehlikeye att büyük olaslkla dorudur”.

26

Okumalar gibi dizi-kitaplaryla ve Tehlikeli Denemeler, Saidleri Ararken gibi deneme eserleriyle tannan deerli bir aratrmac. Risale-i Nur’u anlamada mevcutlar aan entelektüel bir damar aray söyleiler boyunca ana ekseni oluturmu. Karabaolu söyleilerde Risale-i Nur’un özellikle aydnlar tarafndan sahiplenilerek anlalmasnn hedeendiini belirtiyor. Kitapta 10’dan fazla isimle söylei yaplm. lk iki söylei Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Adem Güne’le gerçekletirilmi. Biri psikiyatrist dieri pedagog olan iki eitimci, Bediüzzaman’n ilim ve irfan birletiren eitim modelini, insanln ontolojik problemlerini suhuletle çözebilen dehasn anlatmlar. Kitabn en uzun söyleisi Doç. Dr. Ahmet Yldz’la, Bediüzzaman’n düüncesiyle eyleminin ayrlmazl ve evrensellii üzerine yaplm. Ardndan Sadk Yalszuçanlar, ilim ve irfan gelenei içerisinde Bediüzzaman’n yerini ve tecdidini, hakikat-i Muhammediye kavramn merkeze alarak anlatm. Yusuf Kaplan, slam’n bir medeniyet olarak gelecekte yaanabilirlii üzerinde durmu ve slam düünce birikiminin son büyük halkas olarak gördüü Bediüzzaman’n bu gelenei yeniden nasl ifrelemi olduunu analiz etmi. Bediüzzaman’n hemehrisi de olan tarihçi Müt Yüksel ise Üstad’n düünce ve irfan ekolleriyle kri balarndan öte ili balarn ortaya koymu. Bunlarn yan sra kitapta Latif Erdoan, Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, Mustafa Akyol, Prof. Dr. Himmet Uç, Abdullah Yldz ve Hasan Horkuç gibi aratrmaclarn farkl alanlarda ufuk açc söyleilerini bulmak mümkün.

KUR’AN-KÂNAT-NSAN DENKLEM Metin Karabaolu’nun Risale-i Nur’un ve müelli Bediüzzaman Said Nursi’nin derinlemesine anlalmas ve dolaysyla Kur’an-kâinat-insan denkleminin yeniden kurulmas için ortaya koyduu çabalar her türlü övgüyü hak ediyor. Bir alntyla bitirelim: “Bediüzzaman’n hayatndan ve düüncesinden alacamz derslerin belki de banda ümit var. Kadir, Hakîm ve Rahim bir Rabb’in mülkünde olduumuz idrakiyle yaayan Bediüzzaman, Allah’n yaratt kâinatta Allah’n kulu olan insann huzurunu ve kemalini Allah’n kitab olarak ancak Kur’an’la bulacan düünüyordu. (...) Bu balamda Risale-i Nur’a düen bir vazife olmakla birlikte bu vazifenin idraki ve özellikle entelektüel düzlemde tefrik ve temsili noktasnda bir zayetle bugün için yüz yüze olunsa da ümitsizlie mahal yok. Zira dert bilinirse devas asandr.”


DENEME-ÖYKÜ

KÝTAP ZAMANI

Afaki denemeler

Ö

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Göe akan sekiz renk

Usta çevirmen Münir Göle, Afaki Haller adl deneme kitabnda orta ya bunalm, anksiyete, moda, hafza, astroloji, cadlk, solaklk, melankoli gibi birbirinden ilk bakta uzak duran temalar birbirine ustalkla teyelliyor. Yazarn kültürel referanslarnn çeitlilii dikkati çekiyor.

Kasm 1912-Mart 1913 tarihleri arasnda dönemin etkili dergilerinden Servet-i Fünûn’da ksa aralklarla yaymlanm on dört öyküden oluan Ermeni Edebiyat Numuneleri 1913 Osmanl toplumu içerisinde önde gelen Ermeni yazarlarn eserlerini bir araya getiriyor.

AFAK HALLER, MÜNR GÖLE, YKY, 268 SAYFA, 20 TL

ERMEN EDEBYATI NUMUNELER-1913, SARKS SRENTS, ÇEV.: MAHR ÜNSAL ER, ARAS YAYINCILIK, 374 SAYFA, 25 TL

ÖMER AYHAN

nce bir itiraf. Münir Göle’nin yeni kitab Afaki Haller’i elime aldmda pein hükümlüydüm. Pein hüküm ile bir olumsuzlua göndermede bulunmuyorum. Aksine, kitaptan beklentim yüksekti. Çok sevdiimiz, her yeni kitabn dört gözle beklediimiz yazarlarmz, airlerimiz vardr hepimizin. Peki, dünya yazarlarn dilimize kazandrmasn tercih ettiimiz çevirmenler yok mudur? te Münir Göle, benim çevirmenlerimden. ans yldz, Türk edebiyatndaki serüveninde Borges’in daima yannda oldu. Hep mahir çevirmenlerin eli dedi yazarn büyüleyici metinlerine. Tomris Uyar, Celal Üster, Fatih Özgüven… En çok Münir Göle’nin çevirilerini sevdim. Elbette tamamen öznel bir algdan söz ediyorum, ancak birçok Borges okurundan benzer yorumlar duydum. Göle’nin, bata geçtiimiz aylarda kaybettiimiz Antonio Tabucchi olmak üzere, J. Fowles, Paul Auster çevirileri de kukusuz okurunda iz brakt. mdi, bala dönü zamandr. Münir Göle, düzayak bir denemeler bütününe sadk kalmyor Afaki Haller’de. Kitabn “Fuzuli Takntlar” adn tayan ilk bölümünde, bir sarn kadn imgesi rehberliinde, bir temadan dierine geni bir güzergâh koyuyor önümüze. Sarn kadn imgesi, her baln ilk bölümünü oluturuyor ve kitabn kalanndan bamsz okumak isterseniz, düpedüz bir kurmacann koridorlarnda gezinmeye balayacaksnz. Orta ya bunalm, anksiyete, moda, hafza, astroloji, cadlk, solaklk, melankoli gibi birbirinden ilk bakta uzak duran temalar birbirine ustalkla teyellerken, yazarn kültürel referanslarnn çeitlilii dikkati çekiyor. Kitapla ayn ad tayan “Afaki Haller” be bölümden oluuyor. Bu bölümler kendi içlerinde genel balklar altnda toplanmamsa da, metinlerin yan yana getirililerinde birbirini besleyen unsurlar görmek zor deil. lk bölümde, psikanalizi daha ‘ürkütücü’ yollarla gelitirmeye çalan ‘psikanarist’ Otto Gross’un ilginç hikâyesini anlatrken, “Bir insan kaç kiiyi içinde barndrabilir?” sorusuna kendi acmasz cevabn yaptryor Göle: “Ayrntlara tek tek baklrsa, bir bütüne deil, ayrntlarn toplamna varlr; ayrntlarn toplam ise olsa olsa bir bütünlük yanlsamas verir insana.” kinci bölümde geçmii, hem de enikonu uzak bir geçmii anyor yazar. Maya takviminin ekledii kyamet senaryolarndan Defoe’nin Veba

B

Günlüü’ne, Hasan Sabbah’tan II. Dünya Sava’nn iki arzal mütteki Hitler Almanya’s ile Mussolini talya’sn birbirine düüren gizemli kitaba, sonunda Phaidra’nn mitolojik öyküsüne yolculuk yaparken, bugünü iaret ediyor Göle. Dünyada tam da bugün yaanan iddeti. Üçüncü bölüm, sanatn farkl disiplinlerine dokunurken (mimari, resim, müzik) bir denemecinin güzel sanatlara ilikin özgün saptamalarnn, deneme türünü nasl bir okuma zevkine dönütürdüü görülecektir. Öte yandan Münir Göle’nin ilginç bir ‘taknts’ olduunu belirtmem gerek. Evet, Bosch gibi, Picasso ve Giacometti gibi ‘büyük’ isimlerle megul yazarn zihni. Ama gölgede kalm isimler, iade-i itibar geç yaplm ya da hâlâ yeterince irdelenmemi sanatçlar da Göle’nin büyüteci altnda. Sürekli Bach, Beethoven, Chopin gibi müziin derebeyleri konuulur, haklarnda kitaplar yazlrken, Scriabine’in, Zemlinsky’nin hikâyeleri dorusu hem ufuk açyor, hem de dimaa taze bir soluk üüyor. III. Ahmet döneminde imparatorlua snan sveç kral XII. Karl, Göle’nin kibarca Çar I. Petro diye and Deli Petro, uzun süre unutulua terk edilen ‘çlgn’ bilim insan Richard Hooke, be yl süren gemiyle dünya turundan sonra eve kapanan Darwin’in yol günlükleri ve seyir defterleri; birbirinden tuhaf dünyalar, tam da bu tuhaklarndan ötürü bize çekici gelen hayatlar, deyi yerindeyse bir güzel kurcalyor yazar.

KEMÂL YANAR

ir Osmanl Türkü ve bu topran evlad sfatyla yüzüm kzarmadan itiraf edemeyeceim: Siz, Servet-i Fünûn’da Ermeni Edebiyat’ndan numuneler çevirip yaynlayana kadar, ben, birçok rkdam gibi, Ermeni Edebiyat’ndan habersizdim.“ Süleyman Nazif’in Sarkis Srents’e yazd teekkür mektubunun bu ilk cümleleri, yazldklar tarihten yüz yl sonra da bizim için geçerliliini korumakta sanrm: “Bizimle ayn göün altnda yaayan ve çalan bir Ermeni cemaati, hem de gözü açk, hassas ve aydn bir Ermeni cemaati olduunu biliyorum. Fakat bu rkn ortak vicdan, yani edebiyatnn biçim ve derecesinden bihaberdim.”

BR ASIR SONRA YEN BASKI Mektupta da sözü edilen bu boluu doldurma çabasyla hazrlanm bir kitap, daha dorusu bu kitabn bir asr sonra yenilenen bir basks var artk elimizde: Ermeni Edebiyat Numuneleri 1913. Kasm 1912-Mart 1913 tarihleri arasnda dönemin en etkili yaynlarndan Servet-i Fünûn dergisinde ksa aralklarla yaymlanm on dört öyküden oluan kitabn hikâyesi de içerii kadar ilgi çekici. Eitimcilii ve gazeteciliinin yan sra çeviri çalmalaryla da tannan Ermeni aydn Sarkis Srents’in çabalaryla okuruna ulaan öyküler, zamannda büyük ilgi toplam, devrin önemli yazarlar tarafndan da takdir görmütür. Srents, bu çalmalarn bir kitaba dönütürürken, özellikle Abdullah Cevdet, Harutyun ahrigyan, Süleyman Nazif ve ahabettin Süleyman’dan ald teekkür mektuplarn da kitaba eklemeyi uygun görür. 1512 ylnda Venedik’te Hagop Meabard tarafndan baslan ilk Ermenice hari kitabn 400. yldönümü kutlamalarna denk düen yaptn, kitaba bir sunu yazs hazrlayan Ari ekeryan’n da belirttii gibi, bugün bizim için çok daha farkl anlamlar da var: “‘Var olan’n, ‘yaamakta olan’n capcanl bir yansmas yerine, 99 yl sonra bugün ‘yok olan’n, ‘artk yaamyor olan’n silik bir yansmas olarak çkar karmza Numuneler. Osmanlca yok olmutur; Türkiye’de Ermenice edebiyat üretilmiyordur ve Numuneler’deki çou öykünün kaleme alnd dil olan Bat Ermenicesi, unutulmaya yüz tutmutur. te tam da bu sebeplerden dolay, kitabn ad ‘Ermeni Edebiyat Numuneleri’ deil, ‘Ermeni Edebiyat Numuneleri–1913’tür.”

OKURU GÜLÜMSETYOR Hayalî bir sacaya oluturuyorum. Bu sacayanda, elbette birbirlerinden farkl yanlar olduunu da not düerek, Enis Batur, Ouz Demiralp, Güven Turan, avkar Altnel ve Münir Göle’nin, bir yuvarlak masa övalyeleri toplantsnda kavgasz gürültüsüz bir araya gelebileceini düünüyorum. Son olarak unu söylemek isterim. Münir Göle’yi adn andm isimlerden ayran bir özellii var. eytan tüyü kabilinden bir özellik; Göle kzgnlk anlarnda bile okuru gülümsetebiliyor. Kitapta yer alan “Öksürük” adl metinde, Horowitz’in tarihsel öneme sahip Scarlatti yorumunu öksürükleriyle bozan meçhul dinleyiciyi paylamas tek bana yeterli. Yazya bir itiraa balamtm. Yine itiraa bitireyim. Göle’nin çevirilerinin izini sürerken, kaleme ald metinleri atlamm. Afaki Haller, Surat Buruturmalk 52 Metin’den sonra okuduum ilk kitab. Klie olacak ama yerini bulacak kurmakta olduum son cümle: Geç olsun da, güç olmasn.

28

Dönemin Osmanl toplumu içerisinde önde gelen isimlerinden olan sekiz Ermeni yazardan on dört öykü içeren bu derleme, ayn zamanda, Ermenice yazlan edebiyatn çeitliliini sergilemek gibi ilevlere de sahip. Kitap, ünlü Meclis-i Mebusan üyesi ve 1915 katliamnn en trajik örneklerinden Krikor Zohrab’n, devrin stanbul’u ve halkna dair betimlemelerle dolu benzersiz “Postal” isimli öyküsüyle açlyor. Süleyman Nazif’in takrizinde de belirttii gibi, “Yalnz edebiyatla urasa, yalnz kendi dilinin deil, bütün dillerin büyük ustalar arasnda yüksek bir yer elde edecek” olan Zohrab; özellikle insana dair algs ve hukuk eitiminden de beslenen adalet duygusuyla kendine özgü bir yapta sahip. Yazar, Ermeni Edebiyat Numuneleri’nde birbirinden apayr, ancak ayn güzellikte üç öyküsüyle yer alyor. Dou mesellerini anmsatan “Yedi Muganni”si, Anadolulu bir Edgar Allan Poe havas tayan “Gölün Perisi” ve bir çoban köpeinin onur mücadelesini ayn güzellikte anlatan Rupen Zartaryan da seçkinin önemli isimlerinden. Dounun kadim bilgeliine aina Avedik sahagyan ise belki de dönemin çkmazlarna bir ilaç olduu düüncesini tayan devrin birçok Türk yazar gibi, Hint topraklarna uzanyor “Buddha” isimli öyküsünde. Avedis Aharonyan da “Münzevi”de, “Pek uzun bir ikence ile ölmekten bîtâp” karakterini benzer bir algyla bu kez Paris sokaklarnda dolatryor.

BR HALKIN SIZISI Kitapta öyküleriyle yer alan dier yazarlar, Avedis Aharonyan, Zabel Yesayan, Dikran Gamsaragan, Zabel Asadur ve Hrand Asadur da, “yaamay arzu eden, bu arzusundan dolay suçlu bulunarak katle ve ölüme mahkûm edilen” bir halkn, hepimizde süren dinmez szsn yeniden hatrlatan güzellikte metinleriyle, aslnda neyi kaybettiimizi bir kez daha dile getiriyorlar. Zanaatkârlklarndaki titizlik ve beceriyle ün yapm bir halk olan Ermeni atalarnn hakkn teslim edercesine özenli ve özverili bir yaynclk yapan Aras Yaynlar’nn bu önemli çalmasna, Harutyun ahrigyan’n da bundan yüz yl önce dedii gibi, gereken deer verilsin dilerim: “Türk medeniyetine hizmetleri dokunmu, isimleri unutulmu ve unutulmak üzere olan Ermeni ustalarmz unutulmaktan kurtarmak gibi bir vazife vardr, bu da Türk vatandalarmza düer sanrm.”


ÇOCUK

KÝTAP ZAMANI

Küçük dedektifler iz peinde sveçli yazar Martin Widmark’n “Lasse Maja Dedektif Bürosu” 20 kitaplk serisi Türkçede yaymlanmaya balad. Serinin ilk kitab Elmasn Gizemi’nden sonra imdi de Okulun Gizemi ve Sirkin Gizemi çocuk okurlar selamlyor. SRKN GZEM, MARTIN WIDMARK, RES.: HELENA WILLIS, PEGASUS YAYINLARI, 72 SAYFA, 10 TL OKULUN GZEM, MARTIN WIDMARK, RES.: HELENA WILLIS, PEGASUS YAYINLARI, 86 SAYFA, 10 TL

D

MUSA GÜNER

edektif ve gizem kelimeleri her zaman çocuklarn dikkatini çekmitir. Bizim dünyamzda dedektiik olmasa da ülkemiz çocuklarnn dünyasnda dedektifçilik oyununun varl inkâr edilemez. Çekici bir konu… Suçlular bulmak, bilinmezin peinden gidip onu bilinir klmak… Suçlular yakalamak… Hzl, çok hareketli çizgi lm, televizyon mentalitesi karsnda her macerann dozu ayarlanm kitaplarn her zaman ans olabilir. Pegasus Yaynlar’ndan çkan Lasse Maja Dedektif Bürosu serisi de çocuklarn macerac yanna hitap ediyor. Daha önce serinin ilk kitab Elmasn Gizemi yaymlanmt. imdi Okulun Gizemi ve Sirkin Gizemi ismiyle iki macera daha Türkçe olarak çocuklar selamlyor. Bu kitap serisinde olaylar Valleby isimli küçük bir kasabada geçiyor. Her kitabn banda kasabann haritas da var. Haritada bir meydann etrafnda ekillenmi kasabann pastane, müze, liman, kütüphane, gazete, büfe, banka, istasyon gibi unsurlar gösteriliyor. Tabi bir de Lasse ile Maja’nn karargahlar… Bu kasaba modeli çocuk okur için olaylarn geçtii yeri kafada somutlatrmas bakmndan faydal ama bence belki de bir hayal kasabas oluturma konusunda bir kir, hatta bunun ötesinde bir cesaret veriyor. Haritadan sonra o macerada yer alan kahramanlarn resimleri de bulunuyor her kitapta. Bu resimlemelere maceray takip ederken okurun kafasnda kahramann kanl canl yer almasna, olaylar daha iyi takip etmesine

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Mevlana’y yeniden okumal MEVLANA GÜLDESTES, SNAN YAMUR, DESTEK YAYINLARI, 174 SAYFA, 9.90 TL

Mevlana ve eserleri büyük bir deniz. Dünya’nn Mevlana’nn dile getirdii kirlere çok ihtiyaç duyduu bir dönemde yayoruz. Fakat Sinan Yamur’a göre “… o kadar çok program yaplm olmasna ramen, her yan Mesnevi’den sözlerle süslemi olmamza ramen, Hazreti Mevlana’y ciddi manada anlayabilmi deiliz.” Mevlana Güldestesi Mevlana’y anlamaya katk salamak amacyla hazrlanm bir kitap. Mevlana’nn Fih-i Mah, Mecalis-i Seb’a, Rubailer ve Divan- Kebir isimli eserlerinden seçmeleri içeriyor.

Köpein buzdolabnda ii ne? BUZDOLABINDAK KÖPEK, BEHÇ AK, GÜNIII KITAPLII, 95 SAYFA, 13 TL

katkda bulunuyor. Birinci kitap Elmasn Gizemi’nde konu öyle: Valleby’nin en zengin adam mücevherci Muhammet Karat’n elmaslar bir bir eksilmektedir. Polis olay çözemez. Dükkânda elde edilen bütün ipuçlar bu ii çalanlardan birinin yaptn iaret etmektedir. Bu yüzden Muhammet Karat, genç dedektier Lasse ve Maja’y yardma çarr. Böylelikle Lasse Maja dedektiik bürosu ilk iini alr. Küçük dedektier dükkânda çalmaya ve ipuçlarn toplamaya balar. Ve tabi sonuçta suçluyu bulurlar. Hatta çarmakla kalmaz, onlar yannda ie balatr. Ve tabi küçük dedektier, titiz bir çalma sonunda olay çözer. Serinin ikinci kitab Okulun Gizemi. Bu kez dedektier sahte para olaynn peine düer... Valleby kasabasnda biri sahte para basmakta ve insanlar bu paralarla kandrmaktadr. Bu ii çözmek de Lasse Maja’ya düer. Çalmalar balar, izler takip edilir. puçlar Lasse ve Maja’nn okuduu okulu göstermektedir. Suçluyu

bulmak için bolca parmak izi toplanmal ve okul gece boyunca izlenmelidir. Üçüncü kitapta küçük dedektier bir sirkte yaanan gizemli olaylar çözer. Splendido Sirki’nde sihirbaz Trocadero ve palyaço Bobo muhteem bir gösteri sunmaktadr. zleyiciler onlar beeniyle izlerken balarna gelenin farknda deildirler. ov srasnda cüzdanlar, telefonlar ve kolyeler bir bir kaybolur. Herkes üphelidir, sirk müdürü, ei, Ali Paa… Fakat bu iler o kadar gizemli biri tarafndan yaplmaktadr ki, bu olaylar da ancak acar dedektier çözer. Lasse Maja Dedektif Bürosu kitaplarnn yazar, bu alanda birçok ödül sahibi sveçli Martin Widmark. Dedektierin orijinal dilinde 20 maceras var. Türkçede imdilik üçü yaymland ama yaynevi yetkilileri okul sezonu açldnda kitaplarn devamnn geleceini dile getiriyor. Lasse Maja serisinin resimlerini Helena Willis çizmi. Kitaplar sveççeden Türkçeye Ali Arda tarafndan aktarlm.

Kirpi Azmi azmedince…

Behiç Ak’n yazp resimledii, “Gülümseten Öyküler” dizisinin dokuzuncu kitab Buzdolabndaki Köpek çocuun iç dünyasn, mekân-insan ilikisi ilginç bir öykü eliinde iliyor. Yazar, dünyadan yaltlm bir Akdeniz ky köyüne konuk ediyor bizi. Köyün arkasndaki “Kayplar Orman”na girenin bir daha geri gelmeyeceine inanlr. Cem’in dedesi “Srdede”’nin hangi srr sakladn kimse bilmez. Gezgin ruhlu hala Sevgi Hanm, bir yolculuk dönüünde, Cem’e bir köpek yavrusu getirir. Fakat bu köpek günün birinde ortadan kaybolur.

Üç katl garip bir çocuk evi BUYAKA ÇOCUK EV 1-2-3, GÖRKEM YELTAN, DOAN EGMONT, HER BR 10 TL.

Buyaka Çocuk evi serisinin ilk kitab, Tinimini Tehlikede daha önce yaymlanmt. imdi serinin ikinci kitab Pamuklu Bir Macera ve üçüncü kitab Endieli Bulutlar Arasnda da raarda. Bu çocuk evi nasl bir yer? “Tepesi ütü gibi, üç katl garip bir yer Buyaka Çocuk Evi. Orada yaayan çocuklar m? Hiç sormayn, her biri bir âlem… Be haneli saylar, kafadan çarpp bölebiliyor, Üfürük Çiçei Makinesi icat ediyorlar. Kitaplar Hale Karpuzcu tarafndan resimlenmi.

KPR, DICK KING-SMITH, HAYYKTAP, 86 SAYFA, 7 TL

Bahçenin bir köesinde bir kirpi gördüünüzde, size bir ok frlatacandan korkabilirsiniz. Ama kirpiler insana zarar vermeyen, dikenli (!) olmasna ramen sevimli hayvancklardr. Ve hatta onlardan daha korkunç bulduumuz ylanlar da son derece lezzetli bulup gördüklerinde kaçrmazlar. Belki bahçenizin köesinde dolaan o kirpi yolun karsndaki parka gitmek için bir yol aryordur, tpk Dick King–Smith’in Kipri isimli kitabnda olduu gibi. ‘Kipri’nin tam ad Muzaffer Azmi Azami. Kitapta ksaca Azmi olarak geçiyor. ehirde bir apartmann bahçesinde ailesiyle birlikte yayor. Hatta aslnda birçok apartmann bah-

çesinde farkl kirpi aileleri yayor. Kirpi ailesinin üyeleri caddenin karsnda bulunan parka gitmek ve orada elenmek için yolu geçmek zorunda. Ama gün geçmez ki kötü bir haber gelmesin, bir kirpi bir otomobilin altnda kalp ezilmesin. Azmi azmeder ve korkusuzca insanlarn nasl karya geçtiklerini anlamaya çalr. Keif gezileri yapar ve sonunda bulur. nsanolu uzun beyaz çizgilerin olduu yerden, direkte bulunan adam yeile dönüp yürümeye baladnda karya geçmektedir. Bu ilginç ayrnty kefeden Azmi, ailesini güvenle karya geçirmenin en güzel yolunun bu olduunu anlar ama bakalm hiç kimse ezilmeden karya geçebilecekler mi? Hayy Kitap’tan çkan ‘güzel anlatl-

m çok komik bir hikaye’... Kipri’nin yazar, ngiltere’de çocuk kitaplar alannda birçok ödül alan Dick King-Smith. Yazar anlatt hikayeyle kirpilerin aslnda sevimli bir ailesi olabilecei krini yerletiriyor kafamza. Tabi Azmi’nin karlat bir sorun karsnda azimle çözüm aramas da çocuk okur için örnek niteliinde. artlanmlkla hareket edenler, farkl yollar düünmeyenler hayatlarn deitiremez mesajnn etkili bir ifadesi Azmi’nin hikayesi. Kipri komuluk ilikileri konusunda da güzel bir örnek sunuyor okuruna. Çeviri olmasna ramen akc, sade, yaln bir dil kullanlm. Kipri Ann Kronheimer tarafndan resimlenmi. Türkçeye de Gökçe Ate Aytu aktarm.

30

Her zaman güçlü olan m kazanr? TELL HOROZ’UN ÖYKÜSÜ, LHAN YÜCE, RES.: REHA BARI, 56 SAYFA, 7 TL

“‘Haydi, anlat bize Yal Tavuk. Kavgac horozlarn karsna dikilen yiitler yiidi Telli Horoz’u anlat.’ Hindi, kaz, ördek yavrularyla civcivler, Telli Horoz’un öyküsünü bir an önce anlatmas için Yal Tavuk’un çevresinde ite böyle cvldamlar. Zavallnn tüylerini çekitirip duruyorlarm. Yal Tavuk, derin bir soluk alm. Sonra da Telli Horoz’un öyküsünü anlatmaya balam…” Yal Tavuk’un anlatt Telli Horoz’un hikâyesi, “Her zaman güçlü ve büyük olan m kazanr?” sorusuna cevap arayan klasik masallara bir örnek…


KÝTAP ZAMANI

SNEMA

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Bir festivalcinin anlar “Gülsem mi alasam m?”: Uluslararas stanbul Film Festivali’yle özdelemi Hülya Uçansu’nun anlarn bu cümleyle özetlemek mümkün; ayn zamanda kitab okurkenki halimizi de! Kitap, Bir Uzun Mesafe Festivalcisinin Anlar adyla yaymland. BR UZUN MESAFE FESTVALCSNN ANILARI, HÜLYA UÇANSU, DOAN KTAP, 420 SAYFA, 27 TL

K

GÜNSELI IIK

lar olmasa hali harap tabii; yardmclar kim mi; lmi beenmeyip salondan çkan seyircinin arkasndan “Beyefendiciim niçin gidiyorsunuz? Ben lmi gördüm, çok istifade ettim. Adama bouna Venedik’te Altn Aslan vermezler” diyen, Emek Sinemas müdürü Hikmet Dikmen, sansür heyetinin bunaltc sorularn bir biçimde atlatp lmleri kurtaran çevirmenler ve elbette lhan Berk’i bile bayltacak derecede uzun bilet kuyruklar oluturup festivali yalnz brakmayan seyirciler... Küçük kz Selva’y büyüten kaynvalidesi ve kaynpederi ile her zaman en büyük destekçisi, bizim de sevgili Ali aabeyimiz Ali Uçansu’yu da unutmayalm! Baka neler geçmi Hülya hanmn bandan? Mesela kz hastanede yatarken o festivalin töreniyle urayor, 1984’te festivale ‘memnuniyetle’ gelecek Rus sinemaclara Türkiye Dileri Bakanl izin vermeyince gelemiyorlar. Merhum akir beyin, ‘Altn Lale jüri bakanlna Vittorio Gassman gelmiyorsa Sergio Leone de gelmesin’ tavrlaryla urayor… Anlatlas çok ey var ama hem yerimiz yok hem de onlar bizzat Hülya hanmn zarif üslubundan okumay tercih edeceinize eminim. Hatta yine en haf tabiriyle bir ‘hürmetsizlik’ olan KSV’den ayrlma meselesini bile ayn üslupla anlattn göreceksiniz. Hem de merhum Nejat Eczacba’na yazd mektupta halen “Gün geldi, çocuklarmz büyükannelerine emanet ettik ama festivalimizi kimselere emanet edemedik” diyecek kadar rakik olmasna ramen...

öklü olduunu yalnzca bilebildiimiz ama meyvelerinin olgunlat zamana denk geldiimizden belki de rengi ve kokusuyla sadece bamz döndüren o aacn banda dururdu Hülya hanm. Tam da stanbul’u ve muhabir kimliiyle Uluslararas stanbul Film Festivali’ni kefederken aaçtan düen bir yaprak oluverdi birden. 2006 Nisan’nda hiçbirimiz bir ey anlayamadk, herhangi bir gerekçeye balayamadk, hiçbir açklama tatmin edici gelmedi. Üstelik festivalin son günü; 15 gün boyunca yine o sinemadan bu sinemaya birlikte koturduumuz, aralarda üç be dakika ayaküstü muhabbet ettiimiz, festivale gelen dünyaca ünlü konuklar hakknda kulis dedikodular aldmz Hülya hanm, festivalin direktörlüünden ayrlmt! Bunun, yllar önce verilmi bir karar olduu ilan edildi. Ama yok; içimize çöreklenen hüzün öyle kolay kolay silinmiyordu. Hikâyenin bütününü Hülya hanmdan dinlemek isterdik tabii ama daha fazla üzerine gitmenin de âlemi yoktu. yi ki de gitmemiiz; Hülya hanm, yllar sonra sadece o hatray deil sinemayla, Sinema Günleri’nden Uluslararas stanbul Film Festivali’ne evrilen enlikle ve o enliin ‘babas’ diyebileceimiz stanbul Kültür Sanat Vakf (KSV) ile ilgili en güzel, en özel hatralarn kendisi kaleme ald: Bir Uzun Mesafe Festivalcisinin Anlar. Hülya hanmn, daha ilk günlerdeki ilkel ve küçük halinden devasa bir organizasyona dönüen festivalle ilgili bütün yaadklarn, kendisinin u ifadesiyle özetlemek mümkün: Gülsem mi alasam m? Hem çaresizlii hem tevekkülü hem sabr hem de iradeyi bir çrpda toplayveren bu cümleyi, biz de okur olarak kitap boyunca kurabiliyoruz; hem keyii bir okuma sürecini hem de kimi hatralardaki burun szlatan hüznü ifade edebilmek için... Hülya hanm, beklediimiz üzere sinemaya merakl bir aileden geldii için küçüklükten salonlara, makine dairelerine, bobinlere aina büyüyor. Eitimi farkl bir alandan; ama sinema sevgisi, yolunu önce Sinematek’e, oradan da Onat Kutlar eliyle stanbul Film Yapm ve Gösterim Merkezi’ne düürüyor. Memleketin; ‘60, ‘71 ve ‘81 darbeleri ve uzants olan sansürler, yasaklar ve yoksunluklara düen yolu da arka planda akyor. ‘ki telefon, bir daktilo ve yan binadaki teleks’le uluslararas festival düzenliyor Hülya hanm! Yardmc-

FESTVALDEN NOTLAR • 1987’de 140 bin biletle rekor krld. • 24 Nisan 1984’te Nostalgia’yla Türkiye seyircisi Tarkovski’yle tant. • nci Sinemas müdürü Suphi bey, kapda sinema snav yapyordu ve soru sorduklarndan biri de Âlim erif Onaran’d! • Ylmaz Güney’e ithaf edilen Tangolar lmi hakknda “Bakalm gösterilebilecek mi?” diye yazan sinema yazar ‘sayesinde’ lm, sansürün gözünden kaçmad ve yasakland. • 1989 Altn Lale jürisinde T. Angelopoulos, N. Mikhalkov ve K. Kieslovski vard. Cannes Festivali’nden arayan görevli, “Kimi arasak stanbul’da” demiti. • Film arasna alnan reklamlarn kalkmasn Antonioni’ye borçluymuuz! 1996’da Yaam Boyu Baar Ödülü’nü almaya gelip lminin bir ksmn seyreden yönetmenin kars Enrica, “Reklam olduunu bilse ne lmini gönderir ne gelirdi.” deyince reklamlar bitmi.

31


ROMAN

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Her ey ‘birdenbire’ oluyor

çinden peygamber geçen deniz KIZILDENZ, NHAL AHN UTKU, KLASK, 616 SAYFA, 30 TL

Sadk Yalszuçanlar’n okuru bir üniversite hocasnn akldan akla, mekândan lâmekâna yolculuuna ortak ettii yeni anlats Birdenbire, zihin ve gönül konforunu bozan duraklardan oluuyor. Kitap, dün ve bugün arasnda alegorik bir yalnlk ve tasavvufi derinlikle bir arayn roman.

O

FOTORAF: ZAMAN, SA MEK

BRDENBRE, SADIK YALSIZUÇANLAR, TMA, 352 SAYFA, 16,50 TL

EFE ERTEM

’nun algsna katlmtm. O’na katlnca ne algm kald ne benliim. Benlik senlik yok oldu. O zaman admn lâmekân olduunu örendim.” Yine, yeni bir yola çkaryor okuru Sadk Yalszuçanlar. Kimine kolay, kimine zorlu mu zorlu! Öyle bir yol ki bu, kerpiç duvarl Anadolu evlerinden, da bayr Anadolu’dan, devasa binalarn birbiri ardna kondurulduu koca ehirlerden bir dervi aklyla geçiin, “dervi” gönlüyle yeniden var ediliin, olmuun, olmakta olann kitab Birdenbire. Okuru, bir üniversite hocas olan Mustafa’nn akldan akla, mekândan lâmekâna yolculuuna ortak eden roman, zihin ve gönül konforunu bozan duraklardan oluuyor. Sadk Yalszuçanlar

LERNN LERS YOK MUDUR? Ölüm de var, diye haykran deliyle, “candan geçmeden canan bulunmaz” diyen velinin ortak yurdu Anadolu’da “var olan” Mustafa’nn “halden hale” geçii uzunca bir yol boyunca dikilmi aydnlatma direklerini çartryor: Her bir hal, dierine ilierek, yer yer kesierek, kimi zaman da birbirine kararak süregidiyor. Elif’e olan sevdasnn farkna varsa da, “meveddet”te olduundan bihaber Mustafa, yine ayn habersizlikle hevay da atlayp arier kapsnda hilletin, egafn, hüyamn ve sonrasnn yolunu aramakta, srrn peinde yanmaktadr. Oysa yürüye yürüye varlan yerin son menzil olduu, bir sanrdan ibaret deil midir? lerinin de ilerisi yok mudur? Sonra da ne ilerisi vardr, ne gerisi… “Gördükçe körleir, bildikçe bilgisiz hale gelir, iittikçe sarlar, içtikçe susar, susadk-

Çlgn kalabalklar arasnda KENT SOSYOLOJS, EDTÖR: KÖKSAL ALVER, HECE YAYINLARI, 400 SAYFA, 24 TL

Yal dünyamzda kentkrsal ayrm giderek belirsizleiyor. Bir taraftan krsallar kente benzeme hevesindeyken kentler de kimi yönden krsallamaya balyor. Özellikle Türkiye’de ne kent ne krsal saylabilecek pek çok ‘büyük’ yerleim yeri mevcut. Kent Sosyolojisi, pek çok akademisyenin gözünden; gösterdii, iaret ettii, insanlk halleri, çok katmanl dünyasyla bir bakta tanmann pek mümkün olmad ‘kent’lerin dünyasna dair çözümlemeler sunuyor.

ça içersin. Bunlar da zamanla anlamszlar. eyler birer birer yok olur, silinir. Hiçbir ey kalmaz…” Ne hiç’in ne bir’in, ne de ey’in kald bir yoldur bu. Mahrem abinin, “Sen çknca aradan, kalr seni Yaradan” dedii yol. “çeriden içeri erenlerin halveti. Sen ve Yaradan. kilik hâlâ. Sen çkarsn. O kalr. O kalnca da alg yok olur. Güne dounca bütün klar söner.”

BLMEDKÇE BULAMAZSIN Srr arayan Mustafa’ya, “Candan geçmeden canan bulunmaz. Her âk, körbelasn Kerbela’dan geçmek zorunda. Bunu herkes bir gün mutlaka tadacaktr. Dervi dünyadan geçen, ikilii terk eden, yalandan kurtulan, ehvetten arnandr. Böyle olmadkça bilemezsin. Bilmedikçe bulamazsn.” diyen Necat abi, arayan bu gencin en büyük mürididir. K-

zlcabölük ad bir Ege köyünde araya çkan Mustafa’nn “eitiminin” türlü duraklar Birdenbire’de bugünün Türkiye’sinden güncel fonlar eliinde okurla buluur. Yalszuçanlar’n dün ve bugün arasnda alegorik bir yalnlk ve tasavvu derinlikle iledii Birdenbire, sorular ve anlama çabasyla yola çkan Mustafalar ak’a kadar götürebilecek bir klavuzun önsözü olarak da okunabilir: “Yolculuk sürüyor.  baa dönüyor. Yokluk olunca bitiyor. Varlkla baa varlmyor. Yokluk ise kolay gerçeklemiyor. Bal, katran kabna konulmuyor. Kab arndrmal. Yürei yarmal. çinde neler var görmeli. O’na, O’ndan, O’nunla varlyor. Her bir arif bu yolda bir türlü nian vermi, biri nian vermedi nianmdan ileri. Velhasl her ey birdenbire oluyor. Birdenbire…”

Bir ülke, üç nesil…

‘Balans ayar’ ne durumda? 28 UBAT – DEMOKRAS TERS ERTTE, EZG GÜRSES, ULE YAYINLARI, 222 SAYFA, 12 TL

ZAMANIN HÜKMÜ, NECB MAHFUZ, KIRMIZI KED, 160 SAYFA, 12 TL

Nobel Edebiyat Ödüllü Msrl yazar Necib Mahfuz, Zamann Hükmü’nde bir ailenin üç nesil boyunca hikâyesini anlatrken, arka planda Msr’n yirminci yüzylda büyük deiiklikler ve devrimlerle ekillenen politik ve toplumsal tarihinin de bir resmini çiziyor. Üç çocuklu Hamid Burhan ve Saniye, 1932 ylnda Kanatir Bahçeleri’ne yaptklar gezi srasnda bir fotoraf çektirir. Huzurlu bir gelecein hayalini kurmaktadrlar. Ancak aileyi ve ülkeleri Msr’ baka bir gelecek beklemektedir.

Ezgi Gürses’in titiz aratrmasnn meyvesi olan 28 ubat – Demokrasi Ters eritte, millet iradesinin etkisiz klnd, görmezden gelindii bir devri anlatyor. Millete ramen tesis edilmek istenen bir güvenliin imkân derecesini sorguluyor. Belli güç odaklarnn kendi amaçlarn gerçekletirmek uruna, diledikleri zaman siyaseti, diledikleri zaman Türk Silahl Kuvvetleri’ni ve sivil toplum kurulularn ne ekilde kullanabildiklerini belgeleriyle ortaya koyuyor.

33

“çinde de, dnda da hayr olmayan karanlk bir deniz” olarak tanmlam onu Ortaçan büyük corafyacs drîsî. Kzldeniz, kuzeyinde amansz girdaplar, güneyinde matem tutulan Bâbü’l-Mendep Boaz ile suyun âdeta rahmet özelliini yitirdii, ters akntlar, yüzeyin hemen altna gizlenmi keskin kayalklar, yamur yerine kum tayan frtnalar, gemilere kucak açmayan sahilleri ile çok sayda kurban alm… Nihal ahin Utku, Kzldeniz’in düü ve yükselilerle dolu tarihine davet ediyor bizi.

Akdeniz’de insanlk tarihi BÜYÜK DENZ, DAVID ABULAFIA, ÇEV.: GÜL ÇAALI GÜVEN, ALFA, 760 SAYFA, 49 TL

Akdeniz için konunun uzman Fernand Braudel’den bir alnt yapalm: “Benim ‘Akdeniz’im, bandan sonuna denizin kendi yüzeyinden, kylarndan ve adalarndan, özellikle de onu amakta ana çk ve var noktalarn oluturan liman kentlerinden oluuyor.” Braudel’in ‘yatay’ tarihinden farkl olarak David Abulaa, zaman içindeki deiimi vurgulayarak Akdeniz’in dikey bir tarihini yazyor. Büyük Deniz, Akdeniz’in çevresindeki topraklarn tarihi olmaktan ziyade bir Akdeniz tarihi. Daha da ötesi, Akdeniz’i aan, onun kylarndaki limanlarda ve adalarnda yaayan insanlarn tarihi.

Rize’nin defterleri RZE DEFTER 1, EDTÖR: SMAL KARA, DERGÂH YAYINLARI, 236 SAYFA, 50 TL

Daha önce Erzurum üzerine bir kitaplk oluturacak kadar yayn yapan Dergâh Yaynlar, yüzünü Rize’ye çevirdi. Rize er’iyye Sicilleri’nin birinci cildi, Prof. smail Kara’nn editörlüünde yaymland. Süreli yayn gibi her yl bir saysnn baslmas hedeenen Rize Defteri, ehre dair her türlü makale, derleme, biyogra, belge ve fotoraf yaynlar, bibliyografya, röportaj ve hatrat türünden yazlara yer veriyor. Rize Defteri, okurunu, Rizeli olmadma hayandracak kadar titiz bir çalma.

Balkanlar’a veda BZM DYAR, SEVNÇ ÇOKUM, KAPI YAY., 274 SAYFA, 14 TL

Sevinç Çokum kitapl Kap Yaynlar’ndan okurla bulumaya devam ediyor. Yazar, roman Bizim Diyar’da bir göç hikâyesi anlatyor. Bu göç, aslnda bir sürgün: Osmanl’nn kaybettii Balkanlar’dan ayrlmak zorunda kalan bir ailenin çeitli bireyleri üzerinden bütün göçlerin o temel duygusuna, o büyük hüzne varyor. Bir yanda ölümler, bitmeyen zorlu yolculuklar, kendi toprandan ayrlmann derin üzüntüsü; öte yanda dirayet, kenetlenme, öfke ve yan yanalk…


YAKIN TARH

KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

27 Mays rejimi bitti mi?

Kamerann göstermedikleri

mzasn Aksiyon dergisinden tandmz Muhsin Öztürk, yeni kitabnda 1960 sonrasnda ikame edilmi olan devletin ideolojik köklerini, bu sürecin Turgut Özal dönemiyle birlikte düüe geçmesini ve AK Parti dönemiyle beraber tarihin sayfalarna karmasn anlatyor. 27 MAYIS DEVLET, MUHSN ÖZTÜRK, UFUK KTAP, 312 SAYFA, 12 TL

ugünün gözüyle Türk siyasi tarihini okurken geçmiin karanlk sayfalarnda dolamak insanda bir ürperme duygusunun uyanmasna sebep oluyor. Aslnda bu, sadece Türk siyasi tarihiyle alakal deil, tek bana siyaset olgusunun doasnda yer alan bir durum. Tam da bu noktada Niccolò Machiavelli’nin Hükümdar isimli eserindeki “Beyaz eldivenlerle siyaset yaplmaz.” sözü akla geliyor. Belki de bu minvalde ifade etmemiz gereken ey, insanolunda tahakküm duygusu var oldukça, siyasetin de hep var olacadr. Biz ise bu tahakküm duygusunun yansmalarna deinebiliriz ancak. Siyasetin insan hayatndaki yansmalarn Türkiye özelinde düünecek olursak, bariz bir ekilde göze çarpan olaylardan belki de en önemlisi darbeler olarak görünüyor. 27 Mays Devleti adl yeni kitabnda Muhsin Öztürk, devletin 1960 sonrasnda ikame edilmi olan toplumsal ve ideolojik köklerini, bu sürecin Turgut Özal dönemiyle birlikte düüe geçmesini, 90’l yllarla birlikte yeniden ve son kez iktidar üzerinde söz sahibi olmasn ve AK Parti dönemiyle beraber bu rejimin artk son bularak tarihin tozlu sayfalarna gönderilmesini anlatyor. Kendi ifadesiyle: “Bir darbe ile kurulan 27 Mays Devleti’nin ideolojisi ve kurumlaryla tasyeye uramas 1920’lerde kurulan Cumhuriyet’i yaatmann en önemli aya olabilir. O yüzden normalleme süreçleri ve demokratikleme bazlarnn kâbusu olsa bile Türkiye Cumhuriyeti’nin varlnn bir garantisi.” Öztürk, 1960 ylnda Türkiye’nin girdii askeri vesayet düzeninin bugün artk ykldn söylüyor. En özgürlükçü anayasa olarak herkesçe kabul gören 1961 anayasasnn da vesayet siste-

FOTORAF: ZAMAN, ONUR ÇOBAN

B

HARUN LHAN

hükümetleri etkileyebilecek bütün enstrümanlara sahip olduu gibi, son 50 yl göstermitir ki, cunta ve darbe yoluyla devlet yönetimini ele geçirebilme psikolojisi de elde edilmitir. Bu psikolojiyle birlikte artk baz eyler bir reeks halini alarak Türk siyasi tarihinde on ylda bir gerçekleen darbelere yol açmtr.

KIRILMA NOKTASI: E-MUHTIRA

Muhsin Öztürk

minin temel belgesi olduunu ifade ediyor. Fakat Öztürk bu noktada, askerin belli dönemler itibariyle iktidar üzerinde söz sahibi olup dorudan müdahale etme hakkn kendinde görmesine karn, aslnda iktidarn görünen yüzünde deil de hep arka planda yer alm olmasnn altn çiziyor. Bu düzenin yerlemesinde ise 27 Mays darbesiyle gelen anayasann pay oldukça büyüktür. Öztürk’e göre yeni dönem ve yeni düzen, jakoben devletin demokratik sistem içerisinde hüküm sürmesine imkân verecek bir ekilde gerçeklemektedir. Bu bakmdan 27 Mays’ta kurulan devlet, halkn özlemlerini deil, devletin bir zümreye teslimini yanstmaktadr. Kitabn üzerinde temellendii bölümlerden biri, 27 Mays Devleti’nin ideolojik ve sosyal tabanna ilikin yaplan tespitlerin yer ald sayfalar olarak göze çarpyor. Ordunun ürettii Kemalizm ideolojisinin yllar boyunca devletin temelinde yer ald ve her siyasi reeksin içinde bulunduu ifade ediliyor. Öztürk’e göre 27 Mays darbesiyle balayan darbeler silsilesinde asker,

Kitab iki ana eksende okumak mümkün. lki, 27 Mays Devleti’nin ortaya çk artlar ve bu artlara temel hazrlayan ideolojik ve sosyal kökenlerin ortaya konuluu. kinci eksen ise elli yldr siyaset arenasnda, siyasi aktörlerin ensesinde nefesini hissettikleri askeri vesayetin, 2000’li yllarla birlikte artk siyaset-asker ilikisinde daha farkl bir hal almaya balamas. Bu balamda 2000’li yllardaki en önemli krlma noktalarndan biri, 27 Nisan 2007 gecesi Genelkurmay Bakanl’nn internet sitesinden duyurulan e-muhtra. Öztürk’e göre bu muhtraya hükümetin tepkisi, siyasi tarihimizde demokrasi olgusunun artk farkl bir yola evrildiinin müjdecisi olarak görünüyor. Bu bakmdan 27 Nisan’n öneminin, yarm asrlk darbe döneminde bir muhtraya bir hükümetin ve bir babakann ilk kez kar çk olmasndan ileri geldiini söylenebilir. Öztürk, eldeki bu toplumsal ve siyasi verileri ortaya koyarken, alannda önemli birçok ismin görüleriyle de çalmasn salam bir zemine oturtuyor. Hasan Celal Güzel, Prof. Dr. Atilla Yayla, Hasan Bülent Kahraman, Mehmet Ali Birand, Murat Belge, Doç. Dr. Berat Özipek, Prof. Dr. Yasin Aktay, Doç. Dr. Ferhat Kentel, Prof. Dr. Kemal Karpat, Ali Bulaç ve Nazl Ilcak gibi isimlerle yaplan görümeler ve kir alverii sonucunda ortaya çkan çalmann, zengin bir aratrmann ürünü olduunu söyleyebiliriz.

OLAYLARIN ÇNDEN, SELM ESEN, KANGURU YAYINLARI, 454 SAYFA, 19 TL

Yllarn gazeteci ve televizyoncusu Selim Esen, Olaylarn çinden kitabnda, kamerann göstermediklerini, kalemin yazmadklarn kayda geçiriyor. TRT Haber Merkezi’nde çalt dönemde, devletin ‘tarafsz’ tek yayn organnn, nasl habercilik yaptn anlatmaya çalmakta, bu konuda tarihe ksa notlar düüyor. 1966-1992 yllar arasnda TRT Haber Merkezi’nde muhabirlik ve yöneticilik yapan Esen’in kitab sadece bir hatrat deil, ayn zamanda bir belgesel niteliinde.

Çanakkale’de bir yüzba YÜZBAI MEHMET MUZAFFER, METN SOYLU, TRUVA YAY., 240 SAYFA, 14 TL

Sadece Türk milletinin deil, birkaç milletin kaderini etkilemi ve toplumsal hafzasnda iz brakm Çanakkale Sava’ndan bugün bile tarihe ahitlik edecek yakas açlmadk hikâyeler çkyor. Tarih aratrmalaryla tannan Metin Soylu, yeni kitab Yüzba Mehmet Muzaffer’de bu olaylardan birini belgeleriyle ortaya koyuyor. Galatasaray Lisesi’nden gönüllü olarak savaa katlan bir haftalk evli Temen Mehmet Muzaffer, gösterdii baarlarla yüzba olur. Fakat onu unutulmaz yapan, son nefesinde yazd kanl mektuptur.

iirin ‘eski’ tartmalar R GB YALNIZ, HAYDAR ERGÜLEN, MÜHÜR KTAPLII, 160 SAYFA, 15 TL

Usta air Haydar Ergülen iir Gibi Yalnz’da, bir dönemin, bazlarn pimanlk ve üzüntüyle and yazlarna yer veriyor. iire baknda ‘tartma’ya yer olmayan Ergülen, bu yazlar unutturmak yerine, iirin hafzasnda kaytl olmas için yaymlyor. Bir nev’i ‘günah çkarma’ gibi de okunabilir; bir tür ‘özür beyan’ gibi de… Kitapta, geçmi yllarn gözde tartmalarndan anlaml-anlamsz iir, reklam ve air, birinci ve üçüncü snf air gibi, artk ne kadar ‘gerekli’ olduuna okurun karar verecei tartma yazlar yer alyor.

Elif afak’tan denemeler EMSPARE, ELF AFAK, DOAN KTAP, 248 SAYFA, 15 TL

Köpein gözünden soykrm KORE, ASHER KRAVITZ, KOTON KTAP, 240 SAYFA, 17 TL

imdiye kadar hemen her türlüsü anlatlan/ gösterilen kinci Dünya Sava’ndaki Yahudi soykrm ve Nazilerin Yahudilere yapt zulüm bu kez bir köpein azndan dile geliyor. Asher Kravitz’in Kore adl kitab, 1935 ylnda Almanya’da Yahudi bir ailenin evinde doan Kafkas Çoban Köpei ‘Kore’in öyküsü. Kore, hayat boyunca sahibinden ismine kadar pek çok deiiklik yaar. Bunlar arasnda insanlk tarihinin karanlk yllar da vardr.

Dostoyevski’yi kim sevmez!

Saltanatn ardndaki sr

KAHROLSUN DOSTOYEVSK, ATIQ RAHIMI, CAN YAYINLARI, 224 SAYFA, 17 TL

Kahrolsun Dostoyevski, daha önce Sabr Ta kitabyla büyük ilgi gören Goncourt ödüllü Atiq Rahimi’nin, vatan toprana yapt karanlk bir gezinti. 1984’te AfganistanSovyetler Birlii sava sürerken Fransa’ya snan yazar eserlerinde ülkesinde yaananlar anlatt. Yazar bu sefer, ölümün kol gezdii Afganistan’, suçu, vicdan azabn ve cezay sorguland bir tür Afgan Suç ve Ceza’s anlatyor. Kadim topraklarn modern yüzünde yaanan ezeli bir insan hikâyesi anlatyor Rahimi.

KADM SIR, ZEYNEP KAYADELEN, KAYNAK YAYINLARI, 462 SAYFA, 9.90 TL

Yavuz Bahadrolu’nun bir zamanlar ortal kasp kavuran tarihi romanlarn hatrlarsnz. Özellikle ‘Sungurolu’ serisiyle bir neslin zihninde baka bir tarihin kaplarn aralamt. Zeynep Kayadelen de Kadim Sr’da muhtemelen Bahadrolu’nun izinden gidiyor. Fatih Sultan Mehmet’in babas II. Murat döneminde geçen roman, anlatt olaylarn ardnda, tahtn, saltanatn, ölmezlik suyunun, hayatn ve ölümün srrn da aryor.

34

Elif afak’n köe yazlarn buluturan emspare yaymland. “Gurbet” adl yazyla balayan kitapta altm alt yaz yer alyor. afak, yazlarna bazen yorgun çiftleri konuk ediyor bazen evlilikte erkek olmann üzerinde duruyor. Bir yandan içimizdeki diktatöre dikkati çekiyor, kimi zaman bir atknn, bir kuun hikâyesini anlatyor. Deha bencil midir? Yaratcl nasl yok ederiz? Sanatç siyasetçi olur mu? Annelerimizizn gözünde ne zaman büyürüz? Entelektüel kadn kskanr m? gibi pek çok soruya cevap veren afak, en çok da kadn-erkek meseleleri üzerinde duruyor.


DN

KÝTAP ZAMANI

Hiç vermeyenle veren bir olur mu? eyma Akci imzal Himmet Köprüsü, “Kutsi Kaynaklar ve Esma-i lahiye Açsndan nfak” üst baln tayor. Kitapta infak etmenin Kur’anî kaynaklarnn yan sra, himmetin önemi Allah’n isimleriyle ve Peygamber Efendimiz’den örneklerle anlatlyor. HMMET KÖPRÜSÜ - KUTS KAYNAKLARI VE ESMA- LAHYE AÇISINDAN NFAK, EYMA AKC, IIK YAYINLARI, 302 SAYFA, 9,90 TL

V

NUH TUFAN

eren elin üstün olduunu söylüyor hadis-i erif. Emek verilerek kazanlan, aln teri aktlm olan vermek zor bir ibadettir elbette. Fakat bu iin kahramanlar, öncüleri çoktur hafzalarmzda. Kutlu devir Asr- Saadet’ten bu yana infak kahramanlarn okumuuzdur çoumuz. Hata kadraj günümüze çevirdiimizde de bu tür tablolara rastlamak hiç de zor deil. Bu davann erleri himmetle baladlar yola ve belki de bu himmetleriyle küçülüverdi dünya. Himmete dair ne varsa bu sevdallarn içinde elbette geçmiten gelen bir birikimle oluuverdi. Ik Yaynlar’ndan çkan Himmet Köprüsü bu kaynaklara yöneltiyor baklarmz. eyma Akci imzal kitap “Kutsi Kaynaklar ve Esma-i lahiye Açsndan nfak” üst baln tayor. Kitapta infak etmenin Kur’anî kaynaklarnn yan sra meseleye Allah’n isimleriyle de bakyor. Kitabn son ksmnda himmetin önemi Peygamber Efendimiz’den örneklerle anlalr bir ekilde açklanyor.

KUR’AN-I KERM’N KAME ETT BR HAKKAT: NFAK lahî Kelam, vahyin nuranî çehresiyle insan yeniden anlamlandrm, iç potansiyeli ve ftrî donanmyla onu bütün varlklar içerisinde yüksek bir mevkide deerlendirmi. nsan, tad bu kimlikle Allah’n sanatnn tezahürü ve okuyucusu, varln özü, bütün varlklara tasarruf yetenei olan uur memba olarak yaratlm. Bunun sonucunda insann, sonsuzlua uzanan bir köprü olan dünyada yaptklar, yapmas gerekenler ve bunlara bal neticeler oldukça büyük anlamlar ifade ediyor. Kur’an- Kerîm’in Allah’n bir emri olarak örettii infak ibadeti, kulun Yaratcs ile çok özel bir münasebeti, O’na güzel bir borç vermesidir. Kitabn ilk bölümü infak ibadetinin snrlarn Kur’an- Kerîm merkezli olarak çizmi. Bu snrlar enine boyuna on alt bölümde ele alan yazar, infakn ne olduu, nasl yaplmas gerektii, yaplndaki hususlar gibi konular ilemi. “Sevdiiniz mallarnzdan Allah yolunda infak etmedikçe birr-fazilet mertebesine ulaamazsnz. Bununla beraber her ne infak ederseniz, Allah mutlaka onu bilir.” (Âl-i mrân sûresi, 92) lahî Beyan, infak ibadetini hakkyla ifa edebilmek için kullanacamz maln vasfn böyle anlatyor. Gözden çkardmz, kullanmaya tenezzül dahi etmediimiz, deerini yitirmi, modas geçmi eylerle infak ibadeti yaplmayacan dikkatimize sunuyor. Bu, göz-

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Anadolu’nun ‘Selçuk’lar AT ÜSTÜNDE FIRTINA: ANADOLU SELÇUKLULARI, J. FREELY, DOAN KTAP, 224 SAYFA, 16 TL

XI. yüzyldan itibaren Dou Anadolu’dan batya doru hzla ilerleyen Anadolu Selçuklular, bakenti Konya’da olan güçlü bir devlet kurdu. Varisleri Türk beyliklerine, özellikle Osmanllara, güçlü bir siyasi kültür brakrken, ina ettirdikleri saraylar, camiler, hanlar, köprülerle Anadolu’nun çehresini deitirdiler. John Freely, At Üstünde Frtna’nn ilk ksmnda Anadolu Selçuklularnn siyasi entrikalar ve fetihlerle dolu tarihini aktaryor; ikinci ksmda ise okuru Anadolu Selçuklu Devleti’nin kadim topraklarnda dolatrarak onlarn etkileyici kültürel mirasn gözler önüne seriyor.

Demirci’den bir roman ÖLDÜÜM GÜN, SENA DEMRC, TMA YAYINLARI, 235 SAYFA, 9,50 TL

Okurun çeitli kitaplaryla tand Senai Demirci’nin ilk roman Öldüüm Gün yaymland. Kendi ölümünü yazmak üzere yola çkan Demirci, kitapta bir nevi geçmiiyle ve temel varolusal sorunuyla, yani ölümle yüzleiyor. Birbirini tanmayan üç kiinin hiç beklenmedik bir zamanda yollarnn kesimesi üzerine kurulan romann tantm cümleleri öyle: “Hep bakalarnn öldüünü görmütü ömür boyu. Bakalar, hep bakalar. Deien bir ey yoktu aslnda. Bakalarna göre ölen yine bir ‘bakas’yd. Kendisi.” Kitap, Senai Demirci sevenler için...

Yayomiler ve yunus insanlar de deerli, nefs terazisinde ar, hoa giden ve çok sevilen eylerden yaplrsa Allah yolunda infak edilmi olunur. Ayet, duruma göre müjdeleyici, duruma göre uyarc nitelikteki u sözlerle bitiyor: Her ne infak ederseniz, Allah mutlaka onu bilir. “Allah yolunda malnz infak edin de, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayn ve hep güzel davrann. Çünkü Allah güzel hareket edenleri sever.” (Bakara sûresi, 195) Ayet-i kerime, infak ibadetinin güzel bir davran olduunu ve bu güzel davrann ona yarar güzellikte bir metotla yaplmas gerektiini öretiyor. Böyle yaplan bir i sonucunda Allah’n honut olacan haber veriyor. “Sizden fetihten önce infak eden ve savaan kimse ile bunlar yapmayan elbette bir olmaz. te onlar, bundan sonra infak edip savaanlardan derece bakmndan daha yüksektirler. Bununla beraber Allah, her birine de cennet vaat eder. Allah yaptnz her eyden haberdardr.” (Hadid sûresi, 10) Ayette bahsi geçen fetih, Mekke fethi. nfak ve cihat ibadetleri, onlarla yeni bir dünya kurma düüncesinde olan insanlarn niyetlerine ve içinde bulunduklar artlar göre deerlendirilir. Yaplan bütün ameller, içinde bulunulan artlarn müsaadesizlii ve elverisizliiyle orantl olarak kymet ve önem açsndan farkllk ve üstünlük gösterir.

RABBMZN GÜZEL SMLER PERSPEKTFNDEN NFAK Esma-i Hüsna’y kendi derinlikleriyle hissetmek ve bilmek, kul için marifet. nfakn, varln esma-i ilahiyeye kodlanm olmas itibar ile, onunla derin münasebeti bulunur. nsan inand ölçüde infak eder ve içinde o ölçüde infak etme ihtiyac duyar. Rabbi tanma, O’nu isim ve sfatlaryla bilme ölçüsünde marifet kabn doldurmaya çalan insann ruhu o denli derinlikte dolacak ve insan infakn önü alnamaz isteini yaayacak. er-Rahmân, er-Rahîm, el-Cevâd, el- ani, el-Muni, el-Vehhâb, el-Berr, er-Rezzâk, e-ekûr, el-Kerîm, er-Râ gibi ilahî isimler, geni perspektifte ele alnm. Bu isimler, Allah, Peygamber, mümin vb. yönleriyle ilenmi, derinlikli olarak izah edilmi kitapta.

HABB- EKREM’DE MERHAMET TECELLS nfak, ekûr isminin bir tecellisi olarak aktif bir ükürle yaayan Habib-i Ekrem, bu yönüyle de bize en iyi örnek ve en ilk öncü. Resûl-u Ekrem’in hayatndan kesitlerle infak/himmet konusu ele alnm, veren el tarafnda olmamz öütlenmitir. Allah Teala, infak ibadetiyle insan ruhun dinamikleriyle varla katkda bulunmaya yönlendiriyor. Himmet Köprüsü, vermenin, infak etmenin ehemmiyetini anlayabilmek için asl kaynaklara dayal bir okuma yapmamza imkân veriyor. Bu yönüyle bu husustaki baucu kitaplarndan biri saylabilir.

35

YUNUS NSANLAR, TORSTEN KROL, ÇEV.: PINAR KÜR, EVEREST YAYINLARI, 355 SAYFA, 18 TL

Torsten Krol’un, Callisto’dan sonra Türkçede yaymlanan ikinci roman Yunus nsanlar okura postmodern bir anlat sunuyor. Roman, II. Dünya Sava’nn bitiminde, ssz bir ormanda yollar kesien karakterler arasnda yaanan trajikomik olaylar hikâye ediyor. Sava sonras Almanya’da erkeklerinin çou ölmütür. Helga da bu savata kocasn kaybetmitir. Kocasnn kardei Klaus’tan mektup alan Helga, iki olunu da alarak Klaus’la birlikte Venezuela’ya kaçmak için yola çkar. Geçirdikleri uçak kazasyla bir ormana düen kahramanlar, yerli halk Yayomiler, bekledikleri kutsal “yunus insanlar” zannetmektedir.

Milleti nasl aldattlar? KARA KTAP, EREF EDP, BEYAN YAYINLARI, 168 SAYFA, 10 TL

Eref Edip’in önemli eseri Kara Kitap, Fahrettin Gün tarafndan yeniden yayna hazrland. Bir döneme damgasn vuran kitabn yazar Eref Edib, yazd yazlarda Tek Parti döneminin icraatlarn sert bir ekilde eletirmi ve bu eletirilerin çk noktasn CHP’nin dini alandaki yaptrm ve uygulamalar olarak saptamt. Yeniden yaymlanan kitap, tartmal bir döneme k tutuyor.


FUTBOL

KÝTAP ZAMANI

Bir futbol adamnn portresi hsan Öksüz, Kupalarn Efendisi adl, “Gerçek Futbol Efsanesi” üst balyla yaymlanan Ahmet Suat Özyazc kitabnda bir futbol adamnn portresini ortaya koyuyor. Hocann kazand baarlarn yannda inançl bir insan oluu ve alçakgönüllü kiilii öne çkyor kitapta. KUPALARIN EFENDS, HSAN ÖKSÜZ, KIYI DERGS YAYINLARI, 294 SAYFA

A

AHMET ÇAKIR

hmet Suat Özyazc, Türk futbol tarihine damgasn vurmu isimlerden biri. Böyle bir ii baarma olaslnn neredeyse sfr olarak görüldüü bir ortamda tam dört kez ampiyonluk kazanm Trabzonspor’la. Üç büyüklerin tekelindeki ampiyonluu ilk kez stanbul dna tayp sonrasnda süren baarlarla Bordo Mavili takm dördüncü büyük haline getiren adam o. Özyazc bu baarlar kabaca 1975’ten sonraki 8 yllk zaman dilimine sdrm. Öncesindeki futbolculuu ve sonrasnda süregiden teknik adaml da ayrca anlatlmaya deer bir önem tayor. Gelgelelim memleketimizde buna benzer durumlarla ilgili ‘kitapszlk’ onun yaptklarnn da gazete sütunlarnda kalmasna yol açt. Nihayet hsan Öksüz arkadamz bu aybmz ortadan kaldracak çabay ortaya koydu.

ALÇAKGÖNÜLLÜ BR FUTBOL ADAMI Kupalarn Efendisi adl, “Gerçek Futbol Efsanesi” üst balyla yaymlanan Ahmet Suat Özyazc kitabnda hocann kazand baarlarn yannda inançl bir adam oluu ve alçakgönüllü kiilii arlkl noktalar olarak öne çkyor. Trabzon’daki dmanoca-dmangücü çekimesi nedeniyle Bordo Mavili kulübün kurulmas epeyce gecikir. 1967’de güçlükle baarlan bu iin ardndan 1. lig yolculuu da epeyce sancl olur. 1973-74 sezonunda bugünkü adyla Süper Lig’e

çkan takmn 1975-76’da ampiyon olup bunu ksa sürede tam 6 kez tekrarlayabilmesi gerçekten müthi bir olaydr. Bunun baaktörü de Özyazc’dr. Futbolculuu döneminde Fenerbahçe dâhil pek çok büyük kulüpten teklif alan fakat Trabzon’dan ve ailesinden ayrlmak istemeyen Özyazc, bunu ancak teknik adaml döneminde yapar; Bursaspor, Saryer gibi kulüplerde görev alr. Ancak bunlar pek uzun süreli olmaz, Trabzon’a döner. Teknik adaml döneminde 4 ampiyonluun yan sra 3 Türkiye Kupas, 4 Cumhurbakanl Kupas, 2 Babakanlk Kupas kazanr. Onun ampiyonluk rekorunu Fatih Terim’in bu sezon kazand 5. zaferle geçebildiini düünürsek Özyazc’nn yaptklarnn önemi biraz daha belirginleir. hsan Öksüz arkadamz 2002’de Güne Doudan Yükselir adl kitabyla enol hocann baarsn taçlandrmt. u sralarda da Trabzon’un bir baka efsanesi Özkan Sümer’le ilgili bir kitap üzerinde çaltn biliyoruz. Onun bu deerbilir çabasn kutluyoruz. Kitabn kimi sorunlar yok deil. Hem biçim hem içerik olarak biraz daha derli toplu bir i çkarlabilirdi. Özyazc’nn Trabzonspor’un banda çkt maçlarn bir dökümünü vermek gibi iler bugünkü internet olanaklar sayesinde pek zor saylmaz. Sadece anlatmlara dayal birtakm deerlendirmeler yetersiz kalabiliyor. Ayrca Özyazc’y anlatanlar, kaçnlmaz olarak hemen hep ayn eyleri söylemiler. Bu tekrarlardan korunma-

sözkonusu 44 gün çevresinde aayukar bütün futbol hayatn anlatmaya çalyor. Bilenler onu menajerliiyle tanr ama futbolculuu da hiç yabana atlacak gibi deil. Hatta Middlesborough formasyla 213 maçta att 197 gol göz kamatrc. Sunderland’daki 61 maçta att 54 gol de öyle... Bu denli parlak golcülük baarsna karn milli takmda sadece iki kez yer alabilmi olmas da onun dramnn balad noktalardan biri... Geçirdii bir sakatlk yüzünden futbolu erken brakmas da öyle... Erken balamak zorunda kald teknik adamlnda da sra d iler yapyor. Derby County’nin banda önemli iler gerçekletiriyor, hele Nottingham Forest ile iki kez ampiyon Kulüpler Kupas kazan olaanüstü bir i. Kitapta bunlardan çok aradaki 44 günlük bir Leeds United serüveni arlkl biçimde konu ediliyor. Fakat her ey o kadar çok küfürle anlatlyor ki,

Tarihin sayfalarnda… BZ BZ UNUTTUK, LHAN BARDAKÇI, TÜRK EDEBYATI VAKFI YAY., 256 SAYFA, 14 TL

2004 ylnda kaybettiimiz usta tarihçi lhan Bardakç’nn çalmalar günümüz okurunu da beslemeye devam ediyor. Bardakç’nn Biz Bizi Unuttuk adl eseri, onun Tarih ve Medeniyet dergisinde yaymlanan yaz ve makalelerinden oluuyor. Bardakç’nn kaleminden dökülenler, dakik okuyucu için çok kymetli bir geçmi-bugün mukayesesine de kap aralyor.

Snrlar amak… SEKÜLER VE DNSEL: AINAN SINIRLAR, NLÜFER GÖLE, METS YAYINLARI, 176 SAYFA, 14 TL

Nilüfer Göle, Seküler ve Dinsel: Anan Snrlar adl yeni kitabnda, sekülerdinsel ayrmn benlik, devlet ve kamusal alan açsndan inceliyor ve günümüzde çatma ve uzlamalarla, iç içe girilerle, yeniden yorumlamalarla ikiliin her iki teriminin de kayda deer biçimde dönütüünü ileri sürüyor. Göle’nin farkl zamanlarda yazlm yedi makalesini bir araya getiren bu kitap, seküler modernliin günümüzdeki güç kaybnn nedenlerini ve ayn zamanda bunun sosyal ve beeri bilimlerdeki yansmalarn anlamak için önemli bir kaynak.

Tersten bir Amerikan rüyas TAVAN ARASINDAK BUDA, JULIE OTSUKA, DOMNGO YAYINEV, 168 SAYFA, 18 TL

nn bir yolu bulunmalyd. Bunlar hem kitab yoruyor hem de okumay zorlatryor. Hocann bir gönül adam oluu, esprili kiilii, futbola getirdii farkl bak aç ve deiik uygulamalar daha iyi bir iç düzenlemeyle aktarlabilirdi. hsan Öksüz kardeimizin sonraki basklarda bu tür deerlendirmeleri dikkate alacan umuyoruz. Tabii bir yandan da Özkan Sümer kitabn beklediimizi söylemeden geçmeyelim.

Küfre kurban edilmi bir kitap Okumay örendiimden bu yana bir kitap delisi olduumu söyleyebilirim. Kabaca yarm asr aan bir süredir kitaplarla har neir saylrm, ilk kez küfür yüzünden ziyan edilmi bir kitapla karlayorum. Bunun sporla ilgili bir çalma oluu üzüntümü ve aknlm bir kat daha artryor. David Peace’nin Lanet Takm adl kitabnn alt bal: “Bir Takm, Bir Teknik Direktör, 44 Gün...” Kitabn kapanda roman olduu yazlm ama sahiden öyle mi, pek içinden çkamadm. çindeki postmodern birtakm numaralar görebilecek kadar edebiyatn içindeyim ama yine de bir ey anlayamadm. Kitab çeviren Kvanç Koçak kardeimiz spor dünyasnda bu ii en iyi yapabilecek isimlerden biri. Kukusuz ki yazarn metnine sadk kalm ama neredeyse keke öyle yapmasayd demek zorunda kalabiliyorsunuz. Kitap ngiliz futbolunun efsane isimlerinden Brian H. Clough’un (1935-2004)

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

buna inanabilmek mümkün deil. Kahramanmzn azndan -okurlarm balasn- adeta lam akyor. 10 kelimelik bir cümlede küfür denilemeyecek sadece 2-3 sözcüün yer aldn görmek mümkün. 394 sayfalk kitabn içinden bu irenç küfürler ayklansa 250 sayfalk iyi bir kitap ortaya çkabilirdi. Böylesi bir ayklamaya kimsenin hakknn olmadn elbette ki biliyorum. Yine de o irenç ve anlamsz küfürler bunu söyletebiliyor. David Peace tandm bir yazar deil. Arka kapakta çada ngiliz edebiyatnn baarl bir temsilcisi olarak anlatlyor. Kukusuz ki öyledir. Ancak Miller ve Bukowski kitaplarn solda sfr brakacak kadar çok küfür elbette kitab okunmaz hale getiriyor. Üstelik bunlarn kitaba katt hiçbir ey de yok. Ksacas, Lanet Takm anlamsz küfürlere kurban edilmi bir kitap! Yazk olmu...

36

Amerikal yazar Julie Otsuka, PEN Faulkner 2012 en iyi roman ödülü alan Tavan Arasndaki Buda adl romannda, âdeta ‘atalarnn’ hikâyesini anlatyor. Yüz yl kadar önce gemiyle Japonya’dan San Francisco’ya fotoraa elenmi gelinler olarak getirtilen bir grup genç kadnn trajik öyküsü, mehur Pearl Harbour basknyla iddetli bir acya dönüür. iirsel bir etkileyicilik ve hiddetle aktaryor yazar bu öyküyü. ‘Memleket’ edindikleri yeni topraklarda kadnlar sava gelip çattnda düman olurlar. “Buras Amerika, endielenmeye gerek yok.” deseler de yanlm olacaklardr.

Bir sufinin roman SÛFÎ, BRAHM BAZ, NESL YAYINLARI, 168 SAYFA, 9 TL

“O ana kadar her ey sradand onun için... Bütün bir hayat öylesine yayor, dünya deyince sadece kendisini, kendi hazlarn ve tutkularn biliyordu. Ama bir gün, bir insan çkt karsna ve her ey deiti. Bir sûfî miydi acaba onu deitiren, yoksa Rahmân’n bir lütfu muydu onu gerçeklerle tantran? Bilmiyordu... Bildii tek ey, artk bambaka bir insan olduuydu. Gönül denizine bir yol açlmt artk nihayet.” brahim Baz’n kaleminden Sûfî, ite bu yolculuun öyküsünü anlatyor.


KÝTAP ZAMANI

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Lirizm: Sözelden gelen

Ahmet Yesevî’de iyi bir örnei görüldüü üzere, insan- kâmil kavramna hâlihazrda merkezî ve amaç olarak yüce bir yerin verildii çalarda, söz ehli kiilerin çou bütün çabalarn insan yetitirmeye hasretmi bulunuyordu. Ayrca Nesîmî söyleyiinin temel niteliklerinden biri, aynen Yunus Emre’nin iirinde gördüümüz gibi lirizmdi. Duygusal gerilimi ve gücü yüksek bir airdir Nesîmî. Bir divan oluturmak amacyla iirler yazan ve yakn gelecekte stanbul merkezli bir gelenei oluturacak olan airler, lirizmi Yunus Emre’nin –duyumsal kaynaklaryla akraba ama- tarzndan baka bir yol izleyerek elde etmi görünüyor. Yunus ve onun tarznda yazarak lirik gelenein sürüp gitmesine katkda bulunanlar aslnda sözlü iletiimin ve ifadenin atmosferinden hiçbir zaman kopmam, onlarn yazdklar tek bana sessizce okunmalarndan daha fazla, kuaklar boyunca dillendirilmek suretiyle de yaamtr.

DVAN RNDE LRZM Divan iirindeki lirizmin Hâfz okumalarndan kaynaklandn, Fuzûlî’de ilk büyük ve unutulmaz eie varldn, ellerde mevcut iir varl yeterince göstermekte. Bu izlenimi ifade etmekle, Fuzûlî’nin iirlerindeki lirizmin Fars dilindeki gazellere balanmas gerektiini söylemi oluyoruz. Arkada, Arapça konuanlarn sahip olduu ve kasidelerin okunmasna bal olarak yaylan büyük lirik gelenek var elbette. Türkçe iir üzerinde odaklandmz yerlerde Fars dilindeki neidelerin etkisinin öncelikli yer tuttuunu görüyoruz. Aruz vezninin kalplar sayesinde yaylan duyum ortaklnn dilden dile tad miras, daha çok Farsça kaynaklara dayanmaktadr. Tabii ki lirik niteliin gelimesi, hiçbir dilde adm adm izlenebilecei bir seyir izlemez. iirde lirizm, rastland haldeki konumuyla, bulunduu yerdeki tns ile ve belki de sadece “ezgi olarak” tannr. Selçuklular dönemindeki iir hakknda kullandmz “ölçme güçlüü” deyimi, gücünü günümüzde daha çok mimari eserlerde, ta ilemeciliinde ve ehircilikte görebildiimiz Büyük Selçuklu Devleti zamanndaki iir için (mürettep divan saysnn yetersizlii nedeniyle) rahatça kullanlabilir iken Beylikler dönemi söz konusu olduunda bu güçlüün derecesi, yerine ve geçen süreye göre azalyor. Çünkü zihinlerde karlatrma konusu olan iir örnekleri artmtr. Ayrca, sözlü kültüre bal olarak sözel iirin yaygn olduu, Hoca Dehhâni’nin, eyyâd Hamza’nn, hatta Yunus Emre’nin yazdklarndan anlalaca üzere, sözlü iirden yazl iire uzun sürmü bir geçi dö-

LLÜSTRASYON: ZAMAN, CEM KIZILTU

Türkçe iir üzerinde odaklandmz yerlerde Fars dilindeki neidelerin etkisinin öncelikli yer tuttuunu görüyoruz. Aruz vezninin kalplar sayesinde yaylan duyum ortaklnn dilden dile tad miras, daha çok Farsça kaynaklara dayanmaktadr.

hem de verdii kir soyut düünceye insanlarn yatknln, yani alglamada oldukça ileri bir aamann varln bize anlatabilecek ölçüdedir. nsanlarn zihnine anlamlar ekleyen, imgeleri yüce anlara ve umuda balayarak besleyen, öte dünyaya yapt göndermeler yoluyla, insanlar koparrm gibi yapt dünyaya balayan kirler, bu suretle, hayatn geçici olmayan kazanm haline gelmi bir büyüklüü çounluun algladn gösteriyor. Günümüze kadar gelebilmi örneklerde, âkâne gazel türünde kiisel planda derinlik elde edildiinin, iir yazmada anonim duygularn ötesine geçildiinin, çeviri yoluyla olsa bile mesnevi türündeki eserler sayesinde, hayat algsnn bilgi dolu bir zeminde younlaarak derinleme salandnn pek çok kantn buluyoruz. Deerlendirme ve ölçmedeki güçlük, balantlar, derecelenmeyi ve Farsça kültür hazinesinin zenginlii yannda onunla ayn zemini paylaan Türkçe eserlerin bamsz olarak düünülmesi halindeki varlk ve yaygnlk ölçüsünü belirlemek amacyla yola çkldnda douyor. Tekil iir parçalarnn genel kültür içindeki ifade gücünü görmede sorun yok elbette. Bu noktada tekrar belirtmemiz gerekiyor ki, Selçuklu beyleri Türkçe konumakta idi. Çat durumundaki devlet örgütü zayaynca eitim dilinin Farsça olduu kurumlar bu zayamadan payna düeni ald. Medreselerin kurumsal olarak yeterlilik derecesi azald. Dolaysyla halkn konutuu Türkçe her alanda yegâne anlam arac haline geldi. Yunus Emre ve ardndan gelenlerde Türkçe söyleyiin bamsz, serazat ve günlük hayattaki olaylarla balantl biçimde ilerlemesinin temel nedeni de bu durumdur. 13. yüzyln ikinci yarsnda Avrupa’da, mükemmeliyetin büyüsünü yakalama arzusuyla yanp tutuanlar, antik çalarn unutulmu airlerine bavurdular. Dante, yerel bir lehçeyi yazl metin-

neminin yaandn söyleyebiliriz. Serbest insann bu geçi dönemindeki imgelem dünyasn, siyasi dünyadan bamsz olarak örenmeye yarayan verimler var elimizde. Dönemin iiri, ilâhî vergi, adalet ve beerî nasip ile iirsel güzellii kaynatran saduyunun, insanlar arasndaki genel kabul görmülüünü bize gösteriyor. Doann, insann ve insann doasnn kef edilmesiyle geçen bu uzun süreçte sözlü ve yazl ifade biçimleri e zamanl olarak etkili olmutur. Selçuklular döneminde kendine özgü bir eitim ve kültür havzas bulunduu bir gerçektir. Bu havzann genelinde ve Anadolu’da Türkçenin edebiyat dili olarak gelimesini aamalar halinde izleme isteinin önünde, görünür-görünmez engeller var. Asl engel sözelliin ar basmasdr. Sözel kültürün ortamnda oluan birikimlerin yazl eserlerde olduu ekilde gelecee tanmas söz konusu olamaz. Ancak, sözellie özgü iyilik yok deil elbette. Sözelliin yarar, devam eden kültür öelerinin, yaanmakta olan hayat içindeki canlln korumaya elvermesidir. Sözel kültürde, ifade kalplar zihinsel canlln sürmesine uygun biçimde deiime urayabilir. Toplum hayatndaki deiim, zihinsel faaliyetlerdeki canlln kaybolmayp sürmesini salayan yöntemleri bulacak doal yönsemeleri barnda tar. Yazya geçmesi ihmal edilmi sözelliin zarar, biçimden biçime giren bir metnin dorusunu saptayamamakta ortaya çkar olsa olsa. Farsçann yönetici tabakalarda egemen durumda ve sözel dünyada genellikle ikiden fazla dilin etkileim içinde bulunduu dönemlerde Türkçe olarak söylenip yazya geçirilmi ve günümüze kadar gelebilmi, snrl sayda nazm parçalar bulunuyor. Bulunduu kadar bir kir veriyor elbet;

37

lerde kullanmaya özen gösteriyor, ayn zamanda antik çan airi Vergilius’un sesini canlandryordu. O dönemde Latince yazmann, yazanlara itibar saladn ve bal bana bir amaç olduunu biliyoruz. Hristiyanla dair temel metinler dahil, tüm klasikler Latince olarak okunmakta idi. Keza, Avrupa’da kurumlarda geçerli dil Latincedir. airler ancak halka seslenmek istedikleri zaman yerel dillerde yazmay denemi, genel olarak ise Latin dilinde yazmay amaç edinecek ekilde eitimden geçmilerdir. Dante, yaad günlerden yüz yl öncesine kadar halk dilinde yazlm herhangi bir parça bulunmadn söyledii Yeni Hayat’n 25. bölümünde, “Halk ozan olarak yazan ilk kii, Latince dizeleri anlamakta güçlük çeken bir kadna sözlerini anlatmak için yapt bunu” demektedir. Halk diline önem ve öncelik verilmesi, ulus devlet kavramnn sonraki yüzyllarda insanlara benimsettii anlamda güçlü vurgulara sahip deildir.

TÜRK DLNDE YAZMAK Ayn çada Anadolu’da, Türk dilindeki may olduran ve olgunlatran airler, kültürlerinin temelinde gördükleri klasiklerin dilinde (yani Türkçeden baka bir dilde) yazmann daha ileri bir aama olduunu düünmemilerdir. Dini metinlerin erhine ayrlan kitaplarda, eitim amacyla Arapçaya bavurulmutur. Tasavvufî eserlerin ve manzum klasiklerin bir bölümünün erhleri Fars dilinde yaplmtr. Bunun nedeninin, eitimli kiilerin kendi aralarndaki ilikilerden doan pratik amaçlar olduu açktr. Ürün verdikleri kültür ortam üç dil üzerine kurulu, kendileri üç dilde yazacak ölçüde eitimli, sayg ve hayranlk duyarak okuduklar ve beslendikleri eserler Arap ve Fars dilinde yazlm olsa da, dönemin airleri, bu dillerde yazmak gibi bir özlemin içinde görünmezler. Türk diline, ilenmemi bir dil muamelesi yaplm deildir. Anadolu’daki konuma tarzna uygun olarak yazanlar, daha doudaki (Azeri lehçesi gibi) söylemden ayr bir yaz üslubunu ve ifade biçimini adm adm oluturma yoluna girmitir. Kültürün olumasna katklar yüksek, Arap ve Fars dillerine saygszlk edildii düünülemez. airler ihtiyaç duyduklar zaman bu dillerde yazmaktan kaçnmamlardr. Ancak toplumdaki müterek anlam arac olan dilin öncelii gözetilmitir. Bunun nedeni, iiri söyleyenlerle dinleyenlerin imgelem dünyasnn ayn olmas ve buna uymayan bir eilimin hiç bir dönemde tercih edilmemesidir. Alglamada Türkçenin esas olduunu gösteren en önemli veri, kulaa hitap eden kaye ve redierin ana dildeki alglamaya göre seçilmi olmasdr. Türkçe üzerinde, Divân- Lügâti’t-Türk’ten balayan hassasiyetin her frsatta vurgulandn gösteren pek çok örnek vardr.


KÝTAP ZAMANI

USTA GÖZÜYLE

2 TEMMUZ 2012 PAZARTESÝ

Hoaf hoaftr; komposto dahi bizzat hoaftr

RECAÝ GÜLLAPDAN

ç

Hocalk zor zenaat ey azizler; Recailik hepsinden evlâdr; hocalktaki fazilet Recailikte yok fekat Recailiin gönül huzuru üzüm hoafndan bile tatldr vallahi.

orackta mübârek Remezân’a kald yirmi gün. Mutbak’ kileri öyle bir tefti edeyim dedim. Efendim, üzerinize âfiyet, “Remezân’n ucu görününce senin aklna yemek içmek mi geliyor ey Recai Bey?” deyû ta’n eylemenüz lutfen. Bendeniz bizzat mücerret, tâbir caizse evde kalm, dul yars bir âdemim; benim mutbama, kilerime benden gayr vazyet edecek olsa netekim ben dahi ilmihâl ahvâlinden, slâm Tarihi’nden fasllar açar idim, vâ esefâ yokdur. Bakmaynz pek belli etmeyorum lâkin, ben ahsen kendim de dâhil, tek bana bir evde imrâr- hayât eylemenin lezzetinden bahsedenlere itimad etmeyiniz. Uzattk; kuskus tedârik etmeli, ayryeten çir (kays), erik, vine, elma kurusu kalmam. Remezân’n iftar ve sahuru hoafsz geçmez? Hoaf deyince aklma geldi. Geçenlerde bahis açld, Kondurac Faruk dedi ki, “Bilecek misiniz bakaymdr, hoaf ile komposto arasnda ne fark vardr?” Aklmn üstü örtüldü âdeta; al birini vur ötekine yahu. Ayn ey deil midir? Hâsl bilemedim. Faruk dedi ki, “Hoaf meyvenin kurusundan komposto ise tazesinden yaplr!” Aa, hakiykaten öyle, fekat komposto lâfz yok iken Osmanllar buna ne derdi acebâ? Tahkik ettim, komposto kelimesi bize talyanca’dan geçmi, fakat bildiimiz souk meyve çorbas mânâsnda deil, “bir araya gelmi eyler, hasseten meyve veya sebze karm, kark, reçel veya hoaf” mânâsna geliyor imi. Kompozisyon tâbiri ile ayn mene’den geliyor. A, gördünüz mü? Kurusu, ya farketmez efendiler, hoaf hoaftr; komposto da hoaftr. Yemeyip içmeyip bu ilmî hakiykati derhal Faruk’un üzerine boca edince, “Seninle münakaa edilmez, iddiaya bile girilmez; sohbeti ilm-i lugâte çevirdin” diye bir miktar küstü. Can saolsun; onunu küsüü iki dakika bile sürmez, yâr- vefâdarmdr. Hoaflk meyve kurusu kolay, kuskusu nereden tedârik etmeli? Eskiden olsa gömleimi dirsee kadar çemirleyüb leeni önüme alr be alt yumurtadan kendi kuskusumu kendim

döker idim; artk gözüm almyor. Çar ii fabrika mâmülü eyler de yavan geliyor. Kezâ yumurta eritesinden pirinçli pilav da Remezaniyelik bir sezdiimdir. Dükkânlarda var, tatsz. Bu husustaki titizliimi bilen Faruk, szlandm farkedince kuskus ve erite teminini uhdesine ald da rahat ettim dorusu. Na, üzüm hoafn da eksik etmeyiniz sofralarnzdan aziz kaarîlerim. Soutulmuu makbuldür. Osmanl sofralarnn direi pilav ile hoaftr zaten. Aradan iki gün geçti, tilefonum çald, “Yine bavekil mi arayor akl danmak içün” diye yüreim kalkt. Mâlum Sûriye ile aray limonîletirdik. Faruk imi, -Geçenlerde bir arkada yolumu çevirip sual etti; içkili iken nemaz klabilir miyim diye sordu. Müftiye dansana diye tersledim. Müftü de tersler diye çekinmi... -Ey ne cevap verdin? -Ne cevab yahu; Recai bey bilir ona soraym diye bamdan savdm; imdi buyrunuz Hoca hazretleri, içkili iken nemaz klnr m? Fesübhanallah; her mübarek Remezân böyle yakas açlmadk, tuhaf bir dini mesele hakknda münakaa açmak neredeyse âdet oldu; bu sene de sarhoun nemazn konuacaz demek ki? -O adama söyle edebini taknsn, fiilini bozmasn. Sarho iken nemaza yaklamasn. Bizi de günaha sokmasn mübârek âbân- erifte... -Öyle söyledim; birinden duymu; demiler ki, “Ne dediini bilecek kadar akln banda ise klabilirsin!” Ben klarm arkada diye diklendi üstelik! Hmm, mesele ciddî; herif serho klna bürünüyor ama meselenin can alc yerinden de haberdar. Nisâ Sûresi’nin 43. âyetinde aynen böyle emir buyruluyor fekat efendiler, bilirsiniz ki bu emir ruhsattr; insanlar nemazdan geri kalmasn, zikirden dûr olmasn diye öyle takdir buyrulmu velâkin bu ruhsat tamim etseler, iki ie bira çeken, “Aklm bamda” diye tekbir getirip namaza duracak! Hocalk zor zenaat ey azizler; Recailik hepsinden evlâdr; hocalktaki fazilet Recailikte yok fekat Recailiin gönül huzuru üzüm hoafndan bile tatldr vallahi.

38


Kitap Zamanı  

Kitap Zamanı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you