Issuu on Google+

2014 NiSAN - SAYI 3


Evrim’in Sanat Güncesi

EFSANE YÖNETMEN

HAYAO MİYAZAKİ

8

12

sf

20

33

34

19

sf

RÖPORTAJ DOĞADAKİ İNSAN

SERDAR KILIÇ Ses Teknolojileri

sf

MENİSKÜS sf SAĞLIKLI BESİNLER sf29 AĞIZ ve DİŞ sf SAĞLIĞI sf31

KİTAPLIK

KÖPEKLER HAKKINDA BİR ROMAN

FOTOĞRAF

Medya Okuryazarlığı

43

sf

sf

23

sf

48

Grafik Tasarım Ajans CBC Grafik bilgi@ajanscbc.com Didem YALÇIN didem@mgdergi.com Liva DAYAN liva@mgdergi.com

Adına İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Can BEKCAN can@mgdergi.com Editör Esin ŞENTUNA esin@mgdergi.com

Reklam ve Pazarlama Cüneyt BEKCAN reklam@mgdergi.com Rezervasyon : 0538 276 0003 Adres : Şehreküstü Mh. Cemal Nadir Cd. No:34/206 Osmangazi / Bursa Telefon : 0224 525 0570

Yazarlar Didem YALÇIN didem@mgdergi.com Evrim ŞİRİN evrim@mgdergi.com Ömer KILIÇARSLAN omer@mgdergi.com Bilge BÜLBÜL bilge@mgdergi.com Hatice LİVAOĞLU hatice@mgdergi.com Melahat KARA melahat@mgdergi.com Dilek ERDEM dilek@mgdergi.com Onur KORKMAZ onur@mgdergi.com Mehmet ULUCAKLI mehmet@mgdergi.com Liva DAYAN liva@mgdergi.com

2

sf

39


BUNLAR NEDİR? Dergi içerisinde yer alan simgeler ne işe yarıyor? Özellikle yazılarımızın bazılarında göreceğiniz simgeler sizinle paylaşmak istediğimiz bağlantılara hızlıca ulaşabilmeniz için hazırlanmıştır. Simgelere tıkladığınızda konuyla ilgili sitelere, yazılara ve profillere ulaşacaksınız.

YouTube

Artı

İzlemeniz için önerdiğimiz YouTube videolara bu simgeye tıklayarak erişebilirsiniz.

Konular içerisindeki bilgilere ulaşabileceğiniz linklere bu simgeyle ulaşabilirsiniz.

@

#

@ Yazarlarımızın ve Destekçilerimizin profillerine ulaşabilmeniz için hazırlanmış linklerdir.

# Hastag etiketimiz. Destekçilerimizi her yeni sayıda verdiğimiz yeni HasTag’larla takip ediyoruz.

3


Merhaba, Modern Gençler İlk sayımızda, yola çıkarken sizlere yazılı basında var olmanın güçlüklerinden bahsetmiştik ve uzun soluklu olmayı ümit emiştik. Üçüncü sayıya ne kadar büyük bir hızla ulaştığımızın, zamanın ne kadar çabuk geçtiğinin bizler bile farkına varamadık... Türkiye’de inişler çıkışlar gösteren hatta bir kısmı kapatılan sosyal medya, kitle iletişim araçlarının adının içinde var olan ‘kitle’ye ulaşmasındaki engeller, kapatılmalar (!) bizim gibi yazılı basının önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Zaman zaman sosyal medya kendini tekrar eden bir döngüye girse de, bizler burada her bir yazarımızın üretimiyle tekrarların bir parçası olmaktansa üretim sürecine katılıyor olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Çok kültürlülük ve çok çeşitlilik ve dergimizde ilk göze çarpan şey olan çok konululuk ilkelerinden hareketle, daha nice sayılarda buluşmak dileğiyle… Keyifli okumalar dilerim 

Esin ŞENTUNA

4


#sansürlüyüz Üzgünüz! Twitter’a gelen sansür yüzünden bu sayımızda gönderilen Twit’i yayınlayamıyoruz.

Gelecek sayımızdaki destekçi sayfamızda yer almak için Twitter üzerinden “@MGDergisi” etiketiyle HasTag’ı paylaşmanız yeterli.


EFSANE YÖNETMEN HAYAO MİYAZAKİ: Hayao Miyazaki, 5 Ocak 1941 yılında Tokyo’da dört çocuklu bir ailenin ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Savaş uçakları için parça üreten aile şirketi Miyazaki Airplanes’de, yönetici olarak iş hayatına atıldı. Lise üçüncü sınıfta okurken, dünyanın ilk renkli uzun metraj animasyon filmi olan Hakujaden’i izlediğinde, hayatını değiştirecek kararı aldı. Gakushuin Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra, Toei animasyon şirketinde animatör olarak çalışıp Isao Takahata ile birlikte şirket sendikasında görev aldılar. Hayao’nun ilk uzun metrajlı film çalışması Isao Takahata ve Otsuka Yasuo ile birlikte, Taiyo no oji Horus no Daiboken ( Güneşin Prensi Horus ) olmuştur. Birçok anime film ve manga (çizgi roman) eserleri bulunan yönetmen ve yazar Hayao, 2002 yılında Spirited Away ile en iyi animasyon film dalında Oscar kazanarak batı sinemasının da dikkatini çekmekle kalmayıp; Berlin Film Festivali’nin (altın ayı) tarihinde ilk defa bir animasyona verilen ödülü de almıştır.

Unutulmayan Filmleri Spirited Away-2001 Princess Mononoke-1997 Howl’s Moving Castle- 2004 Porco Rosso-1992 The Wind Rises-2013

8


R

. VAŞI A S N E Y E B ITM N I R A L T O OB

Transformers Age of Extinction

Michael Bay imzalı Transformers serisinin dördüncü ayağı olan Age of Extinction, 27 Haziran 2014’te görücüye çıkmak üzere. Chicago’da yaşanan savaşın üzerinden geçen üç yıllık bir süre zarfından itibaren Skyquake, bir asteroit parçası tarafından yok olan Deception’ları yeniden hayata döndürmektedir. Önünde duran her şeyi yok etmekte kararlı Skyquake ve yeni silahına karşı dünyayı kurtarma görevi NEST ve Autobot’lara kalmıştır.

Age of Extinction, oyuncu kadrosundaki büyük değişiklikler ile şimdiden dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış bulunmakta. Mark Wahlberg, Nicola Peltz, Jack Reynor, Kelsey Grammer, Sophia Myles yeni kastı oluşturuyor.

9


YÜZYILIN DİZİSİ

10


Niz Pizzolatto’nun eşsiz hayal gücüyle senaryolaştırdığı bu gotik, karanlık ve insanı içine hapseden polisiye gerilim dizisi, sekiz bölümlük ilk sezonu ile birçok dizi ve film sitelerinde yüksek not ortalaması alarak büyük ilgi uyandırdı. Başrollerdeki Matthew McConaughey ve Woody Harrelson, hayatlarının en iyi performanslarından birini sergileyerek, dizinin kalitesini bir hayli yükseltiyorlar. Bu da seyirciye unutması zor replikler ve sahneler bırakıyor. 1995 yılında işlenen sapkın bir cinayetle başlayan olayların günümüze kadar olan uzantısını, ortak olmalarına rağmen farklı yollardan giden iki dedektifin gözünden anlatıyor dizimiz bize. ABD’de HBO’da yayınlanan dizi, ikinci sezon için çalışmalara başladı bile.

VİZYONDAKİ FİLMLER Bay Peabody ve Meraklı Sherman: Zaman Yolcuları

Sadece Sen

Kemerlerinizi Bağlayın

Zaman Makinesi 1973

Köksüz

Need For Speed ( Hız Tutkusu )

11


Evrim’in Sanat Güncesi


Evrim’in Sanat Güncesi Cemrelere teslim ettiğimiz Mart ayından sonra, pek de yaşayamadığımız kış uykusundan kalkan doğa; yeşillenen hatta çiçeklenen dalları ile ılık meltemleri kucaklamaya hazırlanıyor. Mis gibi kır kokularıyla ruhumuzu arındıran bahar havası, sanat dolu bir ayı daha karşılamamız için bizi hazırlıyor. Güneş henüz tadındayken uzun yürüyüşler yapma, kış rehavetini üzerimizden atma ve sanatla coşma vaktidir… Konserler, tiyatrolar, sergiler, fuarlar derken Mayıs’ın nasıl geldiğini anlayamayacağımız hareketli bir 30 güne var mısın? Program yoğun, etkinlikler ardı ardına ve bu sefer yeni birkaç şehrimizle daha “Evrim’in Sanat Güncesi” ne merhaba 

BU KONSERLER BOMBA!

Yıllardır Yunanlılarla aramızda devam eden tatsızlıkları müzikle yumuşatmayı başaran sanat, bu sefer de aynı ekolden farklı isimleri bir araya getiriyor; Haris Alexiou ve İncesaz. Sezen Aksu, Nüket Duru, Yeni Türkü ile düetler yapmış olan başarılı Yunan folk şarkıcısı Alexiou, Zorlu Center PSM sahnesinde İncesaz ile iki kültürün aslında birbirine ne kadar da yakın olduğunu gösterecek. Mutluluğu ve kederi, umudu ve acıyı, aşkı ve kaybetmeyi geleneksel Türk müziği içerisinde yorumlayacak olan grup; Ege’nin iki kıyısı arasında dolaşıp dostluklarını haykıracaklar. 3 Nisan’ı sabırsızlıkla bekliyorum.

Her zamanki müzikal çeşitliliği koruyup; klasik batı müziğinden, popüler müziğe ve caza sıçrayışlar yapıyoruz. Özellikle düetler ve triolar Nisan ayının popülerleri arasında yer alıyor. Nisan’ı; Haydn, Mozart, Çaykovski’li repertuarıyla ve Zoltán Kocsis şefliğinde Macaristan Ulusal Filarmoni Orkestrası ile açıyoruz. Pek çok başarı ödülüne sahip olan Kocsis ve orkestrası, 2003 yılında çıkardığı CD’si ile “Yılın En İyi Macar Klasik Albümü” ödülüne de layık görülmüş. Hazırladıkları bu renkli programı İstanbul İş Sanat Kültür Merkezi’nde sunacak olan orkestra 2 Nisan tarihinde sahne alacak.

“Şeker Prens ve Tuz Kral üzerine yağmur yağmamasını istediğim tek masal” diyen Cem Adrian, çocuksu anlatımını olgun ancak

13


Evrim’in Sanat Güncesi buruk sesi ile birleştirerek alışageldiğimiz vokal algımızı kırıyor. Yerini daha post modern bir tınıya bırakarak, aslında iki tezat duyguyu birbiri ile çarpıştırıyor; sevgi ve hayal kırıklığı… Buna acı haykırışlar eşlik ederken, elektronik müziğin çıplak piyano sesi ile birleştiğine şahit oluyorsun. Kaçırmak istemeyeceğin bu performansı 4 Nisan’da Bursa Kat3’de ve 11 Nisan’da İzmir Ooze Venue’de seyredebilirsin.

çalışmalarında teatral okumaya önem veren Cepkin, bunu Timur Selçuk’tan aldığı eğitime bağlıyor. Şarkılarındaki ağıt tadındaki yorumlarına tezat diyebileceğim esprili kişiliğiyle, gençlerin sempatisini kazanan şarkıcı olmaya devam edecek gibi.

Nilüfer ve Kurtalan Ekspresi ile yaptığı düetlerle sesindeki müzikaliteyi başarılı şekilde sergileyen Hayko Cepkin, 5 Nisan’da Beylikdüzü Doğulu Müzik Center’da sahne alacak. Şarkıcı Mimar Sinan Üniversitesi’nde aldığı şan, solfej ve piyano eğitimi sonrası 97 yılında profesyonel müzik hayatına başlamıştı. 4. albümü “Aşkın Izdırabını…” ndan parçalarını ve yeniden düzenlediği eski şarkıları paylaşacağı konserde, rock tarzına monte ettiği lirik vokaliyle sevenlerine seslenecek. Albüm

Zorlu Center PSM’de 8 Nisan akşamı sahne alacak. Fransa’nın uluslararası etkinliğe sahip günlük gazetesi Le Figaro’nun ‘O, sadece dahi bir piyanist değil; şüphesiz ki 21. yüzyılın en büyük sanatçılarından biri olacaktır.’ yorumunun hakkını veren Say, küçük yaşlarından itibaren müziği ile kalplere seslenmeyi başarabilmiştir. Beste yapmanın fikirlerle, müzik parçalarıyla ve hayali şekillerle her zaman bir doğaçlama biçimi olduğunu söyleyerek, sanatsal anlayışını müzik otoritelerine

Yayın hayatına başladığımız günden itibaren her ay bir etkinliği ile karşımıza çıkan Fazıl Say; “Say Plays Say” performansı ile bu kez

14


Evrim’in Sanat Güncesi seslendirdikleri “Seni Kendime Sakladım”… Evet, tahminini duyar gibiyim; Duman… Genç hayranlarıyla (ve belki de sen!) yükselişlerine devam eden grup, 23 Nisan’da İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi’nde son albümü ‘Darmaduman’ ve eski hit şarkılarıyla sevenleriyle buluşacak.

açıklamıştır. Farklı sesleri ahenkli bir şekilde birleştiren besteci, kendine has tekniği sayesinde dünyada kabul edilen piyanistler arasına girmeyi de başarmıştır.

Nisan ayını Caz’la kapatmaya ne dersin? 30 Nisan’daki Uluslararası Caz Günü kutlamaları, Galatasaray Lisesi önünde lise öğrencilerinin katılımıyla Herbie Hancock ve Wayne Shorter önderliğinde saat 12:00’de başlayacak. Aynı günün akşamı Aya İrini Müzesi’nde devam edecek etkinlik, pek çok sanatçının gösterileri ile zenginleşecek. Dünyanın dört bir yerinden bu etkinlik için gelecek yıldız müzisyenlerle Caz dolu bir gün geçirmeye hazır mısın?

Diğer konser haberleri Ankara’dan geliyor. 10 Nisan’da IF Performance Hall’da sahne alacak dizi müziklerinin popüler grubu Pinhani’yi ve 95 yılından beri müzikal işbirliklerini devam ettiren cazın sevilen isimleri Kerem Görsev Trio & Allan Harris’i de 11 Nisan Cuma akşamı MEB Şura Salonu’nda izleyebilirsin.

SERGİSİZ OLMAZ… Nisan ayındaki sergilerin ortak noktasının ‘sanat ve bilim’ ikilisinin olduğunu fark edince, birkaç tespitimi yazmadan geçemedim. Sanat ve bilim, aklın ve duyguların birlikte çalışmak için uygun bir zemin hazırlamasıdır. Bu zemin bazen plastik ya da fonetik, bazen de ritmiktir. Bilimin sanatla teması, tasarım ve düşüncelerinin bulunduğu not defteri sayesinde günümüze kadar gelen bir kanıt olarak Leonardo da Vinci’ye dayandırılır. Ancak daha da eskiye gidip mağara devrine bakarsak, dönem insanlarının kullandıkları boyar madde ve fırçaların günümüz üretimine ilham kaynağı olduğunu görürüz. Zamanla bilimin bu malzemeleri geliştirmesi ile boyalar tüplere girmiş, fırçalar ise yapay alternatifleri ile her kesime ulaşabilmiştir. Leonardo’dan sonra diğer devrim, empresyonistler olarak tanıdığımız izlenimciler sayesinde gerçekleşmiştir. Fizik bilimi ile işbirliği içerisine giren sanat günümüzdeki renk anlayışının kökenlerini netleştirmiştir. Elbette Çağdaş Sanat’ta kullanılan pek çok teknolojik yardımcının da bilimsel temaslar sayesinde etkin hale geldi-

Sıradaki etkinlik ülkemizdeki alternatif rock’ın en popüler grubuna ait; “Eski Köprünün Altında” desem ya da 2013 Rock’n Coke’da da

15


Evrim’in Sanat Güncesi ğini düşünürsek; bilim, artık eskisinden daha fazla sanata hizmet etmektedir.

telaşını canlı tutacağa benziyor. Arter’de 27 Nisan’a kadar gezebileceğin sergi, ünlü İspanyol Romantik ressam Goya’nın ‘Aklın Uykusu Canavarlar Üretir’ yapıtına da göndermeler yapar nitelikte.

Hızlı sanat tarihi turundan sonra bakalım Nisan ayında nasıl sergiler seni bekliyor… ‘Aklın Uykusu’

Barbara ve Zafer Baran’dan ‘Rasathane’

Barbara ve Zafer bir görsel dilde konuşmaya başlıyor. Bulunduğun yerden farklı dünyaların coğrafyalarını keşfetmek için güzel bir yolculuğa çıkmak istiyorsan, bu sergiyi kaçırmamalısın. Doğançay’ın İzinden… 2013’de kaybettiğimiz Geometrik Soyut resmin önemli temsilcilerinden Burhan Doğançay’ın özgün baskı işlerinin sergisi, ailesi ve sanatçı dostları tarafından 6 Mart’ta açıldı. Kendisi ile sanat fuarında tanışma şansını yakaladığım ve çalışmalarını büyük bir hayranlıkla takip ettiğim Doğançay’ın deneysel yaklaşımlarından etkilenmişimdir. Akademik derslerini ve atölye çalışmalarını aksatmadan sürdüren sanatçıyı anmak için düzenlenen bu etkinlik, çağdaş sanatın bayrağını taşımaya devam edecek gençler için önem taşıyor.

İngiliz heykeltıraş Marc Quinn’in otuzdan fazla yapıtıyla gerçekleştirdiği sergide, beden ve kimlik konularına odaklanırken; bir yandan da sanatla bilimin ilişkisini, vardığı teknolojik noktayı ve sanatın bağımlı hale gelişini tartışmaya açıyor. Sanatçının yapıtları çoğu zaman insanlık tarihine, yaradılış sürecine, evren ve zaman kavramlarına göndermeler içerir. Kendi kanını dondurarak gerçekleştirdiği otoportresi** ile ilk kez dikkatimi çeken Quinn, alt yapısındaki  kendi/öteki, beden/ zihin, doğa/kültür, yaşam/ölüm, doğum/ yok oluş gibi karşıtlıkların bir arada var olma

Nar Art Sanat Galerisi’nde 20 Nisan’a kadar Çağdaş Türk Resmi’nin en önemli isimlerin-

16


Evrim’in Sanat Güncesi tanbul’ u ağırlayacak. Birinci bölümde Klasik Türk Sanatları’na yani geleneksel sanat eserlerinden hat, minyatür, tezhip, kat’ı, ebru, cilt, çini örneklerine yer verilirken; ikinci bölümde antikalardan resim, çini, efemera***, halı, sikke ve madeni paralardan örnekler yer alacak. Üçüncü bölümde ise Modern ve Çağdaş Sanat örneklerinin sergileneceği galerilerin bulunacağı fuar, katılımcılarına sanatçıların stüdyolarına ziyaretler, müze ve özel koleksiyonlara rehberli turlarla birlikte seminer, konferans ve atölye çalışmaları gibi paralel programları da sunacak.

den olan Doğançay’ın eserleri seni bekliyor. ‘Aklımda Bir Delilik Var’ Seçtiğim bir diğer sergi ise Gülin ve Emre Dökmeci’nin ‘Aklımda Bir Delilik Var’ etkinliği.

‘Heykelin Aksi Zaman’ Işık olgusuna dikkat çeken ve yüzeydeki etkisini sorgulayan Mehmet Aksoy, yeni sergisi için şu yorumu yapmış; “ Laf olsun diye söylenmiş bir cümle değil bu, 50 yılın özeti… Işık heykelin damarlarında dolaşan kandır. Formlar, ışık taşırlar. Heykel sonuçta mekân içinde üç boyutlu bir ışık kompozisyonudur. Işık anlamlı bir senfoniye dönüşür. Mekân içinde etrafında döndükçe değişen bir ışık senfonisi… Zamanın kaydedildiği bir taş plak. Heykelin üstündeki her murç, her tarak, her keski izi zamanın şahitleri gibidir. Akan, geçip giden, tutulamayan zamanın izleri. Heykelimde benim zamanımın aksi işte o izler…”

20 yıllık bir süreçte oluşturdukları sanat koleksiyonlarında, çağdaş dönem eserleri yer alıyor. Türk ve Batılı sanatçılarının karma eserlerinden oluşan seçkide; Fikret Mualla, Fahrelnisa Zeid, Erol Akyavaş, Burhan Doğançay, Cihat Burak, Ömer Uluç, Ramazan Bayrakoğlu, Seçkin Pirim, Ebru Uygun, Ekrem Yalçındağ, Peter Zimmerman, Sarah Morris gibi önde gelen isimler bulunuyor. Sanat tarihini merak ediyor ve güncel sanat üzerine sergileri gezmekten hoşlanıyorsan, bu etkinlik tam sana göre. Genç sanatçılara destek veren Dökmeci çiftinin koleksiyonlarında yer alan eserleri, 20 Nisan tarihine kadar Ankara CerModern’de gezebilirsin.

Ünlü heykeltıraş Aksoy’un mermerin yanında farklı malzemeleri kullandığı figüratif çalışmalarının yer aldığı sergiyi, İzmir Decozone Art Shop Sanat Galerisi’nde 15 Nisan’a kadar seyredebilirsin.

‘All Arts İstanbul 2014’ Sanat Fuarı

VE DİĞER ETKİNLİKLER…

Kasım ayında CI Sanat Fuarı’na ev sahipliği yapan Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı bu sefer de 16-20 Nisan arasında ‘All Arts İs-

Uğur Mumcu, günümüz politikasıyla ilgili yaptığı analizlerle ölümünden sonra bile ön

17


Evrim’in Sanat Güncesi plandadır. Yazdığı kitaplar ve söylemleri hala pek çok kitle tarafından takip edilir. İşte tam da bu noktada; Mumcu’nun yazdığı ‘Söz Meclisten İçeri’ oyununun ‘Çapulcu’ olarak tabir edilen kuşağın ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Siyasi göndermeleri, verdiği öğütler, ileri görüşlü söylemleri ile gündemi takip eden yazar; yattığı yerden bile bizlere yanlışı gösterme çabası içerisinde. Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi Sahnesi’ndeki oyun, 10 Nisan’da ‘Perde’ diyecek.

Fransa’nın başarılı müzikali ‘Notre Dame de Paris’ İstanbul Zorlu Center PSM’de… Victor Hugo’nun ünlü romanı ‘Notre Dame’ın Kamburu’ndan sahneye uyarlanan müzikal, insanların değer verdikleri şeyleri nasıl ayakta tutabileceklerini büyülü atmosferiyle gösteriyor. 1998’de ilk kez Paris’te sergilenen müzikal, en çok bilet satışı yapan prodüksiyon olarak Guinness Dünya Rekorlar Kitabı’na girmiş. 22 Nisan’da başlayacak müzikali mayıs ayına kadar izleyebilirsin.

SON SÖZ

Müziğin mağara devrindeki ayinlerden, resmin hayvanları büyüleme amacıyla yapılan şekillerden, tiyatro ve dansın da düzenlenen ayinlerin müziğine uyumdan doğduğu düşünülürse, aslında tüm bu disiplinlerin bir arada var olmasının gerçekliği anlaşılabilir. Yani sanat her zaman vardı, şimdi de var ve daima da var olacak. Görünen o ki bu varlığa ne devlet politikaları ne de yöneticiler engel olamayacak.

İnsan haklarını korumanın ön plana çıkmaya başladığı bu dönemde tam da konuya yaraşır bir oyun; ‘Savunma’. Gerçek tiyatro oyuncularının sahnelediği oyun 9 Nisan’da İzmir’de Atatürk Kültür Merkezi salonunda gösterime girecek. Hakan Gerçek’in 1857-1938 yılları arasında yaşamış olan İnsan Hakları Savunucusu avukat Clarence Darrow’u canlandırdığı oyunda, günümüzde benzerine rastladığımız davalar anlatılırken, adalet ve insan ilişkisi irdeleniyor.

Sanat yolun hep açık olsun… Mayıs ayında yeni sürprizlerle buradayım 

* Görsel sanatlarda, bir sanatçının kariyeri boyunca yaratmış olduğu eserlerden derlenmiş sergilere denir. ** Kişisel portre *** Gündelik yaşama ait ”ıvır zıvır” olarak nitelendirilebilecek kısa ömürlü küçük ve geçici belgeleri ifade eden bir tanımlamadır. 

18


19


Fotoğrafçılara Ahiret Soruları

-1Bu ayki yazımda, bana bugüne kadar yöneltilmiş ve yöneltilmeye devam eden bazı ahiret sorularına yer vereceğim, vereceğim yanıtlar kural niteliği taşımaktadır.

Canon mu Nikon mu ? Fotoğrafçılara sorulan, belki de muhabbet açma sorusudur bu. -Abi Canon mu kullanıyorsun Nikon mu, hangisi daha iyi?

değil, sosyal birikim) ve pratik en belirleyici unsurlardır fotoğrafta. Toplumuzda hakim olan “Pahalı makine taş gibi fotoğraf çeker” düşüncesini de aklınızın ucuna bile getirmeyiniz. Hele ki bunu bu işle uğraşmakta olan profesyonel insanlara hiç söylemeyiniz.

Şimdi arkadaşlar, ister Canon olsun ister Nikon olsun isterse Sony ya da Panasonic; önemli olan sizin kendinizden ne kattığınızdır fotoğrafa… Okuduğunuz kitaplar, izlediğiniz filmler, dinlediğiniz müzik ve en önemlisi sizin karakterinizdir çekeceğiniz fotoğraflar, gerisi teferruattır.

Size küçük bir anımı anlatayım; bir arkadaşımın motosikletinin çekimini yapmıştım. Hem okul için yapmam gereken bir ödevdi hem de arkadaşım motorunu satacaktı. Fotoğrafları çektik, gayet güzel bir çalışma oldu. Arkadaşım, çekimden sonra bu fotoğrafları internetten satış kanalına koymuş ve altına şu notu düşmüş: “Profesyonel Makine İle Çekilmiştir”.

Çünkü aşağı yukarı orta seviyedeki makineler birbirlerine yakın karakterdeki ve donanımdaki cihazlardır; bunun yanında fotoğrafın matematiği de bellidir. Bu, makineden makineye değişen bir durum değildir. Fotoğrafın tekniğine dair alacağınız bir eğitim kitabı ile fotoğrafçılığa bir giriş yapabilir ve temel kuralları çok kolay bir biçimde öğrenebilirsiniz. Şunu da unutmamak lazım, dijital teknoloji hepimiz için bir velinimettir. Çünkü çalışmalarınızın sonuçlarını ucuz bir şekilde görebilir ve insanlarla paylaşabilirsiniz. Eski dönemlerde kullanılan filmlerin yıkama ve film masraflarını göz önüne aldığınızda; şu an fotoğraflara herkesin çok kolay ulaşabilmesi, insanların onu hobi olarak daha çok benimsemesini sağlamakta; hatta insanlara yeni gelir ve kariyer kapıları açmaktadır.

İyi fotoğraf çekmek istiyorsanız, bu zihniyetten tamamı ile sıyrılmanız lazım. Yani isim ve cisim önemli değil; hangi marka olursa olsun deklanşörün arkasındaki gözdür fotoğrafı fotoğraf yapan ve sizin hayata bakışınız…

Burada önemli olan sizin ne kadar pratik yaptığınızdır. Bize okulda verilen eğitimde söylendiği gibi, yaptığınız kilometredir. Ne kadar kilometre yaparsanız, teknik ve içerik olarak bir o kadar gelişme kaydedeceksiniz. Tabi bunu ileri seviyeye taşımak da yine sizin elinizde olacaktır. Bilgi birikimi (sadece teknik

20


M端zik Listemiz


Heaven Knows

The Pretty Reckless

Goodness Gracious Dark Horse

Katy Perry ft. Juicy J

Let It Go

Demi Lovato

#SELFIE

The Chainsmokers

One Woman Army ONE DAY Mr.Mr.

Ellie Goulding

Porcelain Black ARASH feat Helena Girls’ Generation

Toplumsal Hezeyan

Mirac

Dengesizim 

Su Soley

Sensiz Ben Bal Prensesi Tantana

Pera Oğuzhan Uğur Kıvılcım Ural

Deli Ayy

Ziynet Sali Oğuzhan Koç

Eyvah

El Perdedor (Pop) Enrique Iglesias - ft. Marco Antonio

Ölünmüyor Mutsuzluktan

My Love

Bir Cevabım Var Mı

Route 94 ft. Jess Glynne

emre aydın Kolpa Gripin


Rรถportaj Serdar KILIร‡


Yaşam Konforun Bittiği Yerde

Başlar

TV’de yayımlanan ‘Doğadaki İnsan’ adlı programla yeniden seyircilerin karşısına çıkan Serdar Kılıç; doğadan nasıl faydalanılması gerektiğinden, ormanda kaybolan birinin nelere dikkat etmesi konusuna varıncaya kadar birçok teknik bilgiyi Modern Genç okuyucuları için aktarıyor. Sosyal sorumluluk projelerine olan desteğiyle de bilinen Serdar Kılıç’ı birçoğunuz ‘Lassa’ reklamındaki dağcı olarak da hatırlayabilirsiniz. Doğaya karşı mücadele vermek yerine doğaya uyum sağlamaya çalışılması gerektiği yönünde insanları bilgilendirmeye çalışan Serdar Kılıç, doğanın bize sunduğu mucizelerle birlikte MG Dergisi’yle sizlerle…

24


Çünkü kasabalı, köyünden gelmiş ve artık hazır yemeye başlamış. Köylü sınıfı ise her geçen gün Türkiye’de azalmaya devam ediyor. Bu azalma devam ederse kültürümüz tamamen kaybolur gider. Biz kültürümüzü kaybedersek, bugün olan hadiseler çok daha fazla olur. Birileri, her kesimi maşa gibi kullanır. İnsanlar arasındaki organik bağı sağlayan tek şey ‘topraktır’. Bu bağdan koptuğun anda yiyeceğinle, ailenle, arkadaşınla olan bağı da kopartırsın. Bunun aksini kimse iddia edemez. Hatta bu tartışılamaz.

Doğa ile çok fazla iç içesiniz. Doğadaki bu maceranız nasıl başladı? Belirli bir tarihi yok. Ben de yaşıtlarım gibi çocukken hep dışarıda oynadığımdan kolay kolay içeri girmezdim. Dedem, Sivas’ta dağlık bir yerde yaşıyordu ve yaşadığı yerde hayvanları, bağı, bahçesi vardı. Oralara sık sık gider gelirdim. Bütün seneye yayılmış dinamik bir yaşantısı vardı. Her fırsatta babamın bizi yaz tatillerinde oraya götürüp bırakmasını beklerdim. Her şeyin temelini attığım günler, dedemin yanında kaldığım zamanlarda öğrendiğim.

Kulaktan zehirlenmeler insanı yok eder!

Sıradan bir gününüzün ne kadarı doğada geçiyor? Hayatımın yarısı doğada geçiyor.

Hangi bitkinin ne işe yaradığını, bitkilerin nasıl tüketileceğini nerden biliyorsunuz? Bunca deneyimi nasıl kazandınız? Tüm bu bilgileri gezerek, yaşayarak öğreniyorum. Köylüye sorarak, çobana sorarak hala öğreniyorum. Malezya’ya yağmur ormanlarına gittiğimde, orada da insanlara sorarak öğreniyorum. Bu meziyetleri köylü biliyor ve bunu hayatını devam ettirmek için kullanıyor. Avrupalı olsa bunu yazar, kayıt altına alır, satar. Bizim köylülerimiz ise bu bilgileri hiçbir karşılık beklemeden aktarıyor. Bizlerin otağcı kültürü, sadece Anadolu’dan ibaret değil. Bizim otağcı kültürümüz Orta Asya’dan, Çin’den, Rusya’dan, Sibirya’dan, Kafkasya’dan, Balkanlar’dan günümüze kadar geldi. O yüzden de çok zengin bir kültüre ve birikime sahibiz.

Sizi bu kadar doğaya yakınlaştıran şey nedir? Doğa beni çalıştırıyor. Gelecek için çaba göstermek zorundasın. Ateş yakmak zorundasın. Su için bir yere gidip gelmek zorundasın. Doğa düğmeyle çalışmıyor. İnsana konfordan uzak bir yaşantı sunuyor. Benim için de yaşam, konforun bittiği yerde başlar. O yüzden doğa bana çekici geliyor. Gerçekten yaşadığımı hissediyorum. Kuşların sesini televizyondan ya da DVD’den değil de, büyük bir keyifle ormanın içinde onlardan dinliyorum. Bir yere yogaya, meditasyona çağrıldığınızda masaj gibi terapiler yapılıyor. Oysaki bunlar, çevrende duruyor. Ancak insanlar para vererek bu hizmeti alıyor. Günümüzde sadece köylülerin doğayla bir bağı var. Kasabalının ise artık böyle bir bağı yok. 25


rer. Gidin, bakın çevresine. Etrafında ne kadar çiçek olduğunu, üzerinde ne kadar böcek dolaştığını göreceksiniz. Onu oraya yapan inek de oraya tek başına gitmez. İneği oraya götüren insandır. İnsan doğadan uzaklaştıkça doğa da çeşitliliğini kaybediyor. İnsan doğaya aittir. (Bu da dışkıdan bir örnek diyor ve gülüyoruz…) Göçlerde dışkının içindeki, hayvanın öğütemediği buğdayı, arpayı bile insanlar açlıktan yemiş.

Televizyonda doğayla ilgili programlar da yapıyorsunuz. Bizlere asıl iletmek istediğiniz mesajınız veya misyonunuz nedir? Benim misyonum doğayla insan arasındaki kopan bağı tamir etmek. Yılmadan, usanmadan ve yorulmadan doğayı, kültürü ve tarihi öğretmek yolunda olacağım. Eğer bunları doğru öğretmezseniz, çocuğunuz kulağından zehirlenir. Kulağından zehirlenen çocuğu da her şekilde yönlendirebilirsin. Zehirlenme ağızdan olmaz, kulaktan olur. Fizyolojik bir zehirden bahsediyorum. Daha kötü olan, insanın yok olabileceği bir zehirden bahsediyorum. Bilgi, duygunun yanına bile yaklaşamaz. Duygu da doğada yaşayan insanın yaşantısında var. Dedem 6 yaşındayken, eğersiz olan çıplak bir atın üzerine bindirmişti beni. Bana 3 şey söyledi. Atın yelesinden sıkı tut, cidagosunu bacaklarınla kavra (binicilik terminolojisinde atın yelesinin bittiği yere verilen ad), at nereye giderse, kafasını nereye çevirirse sen de o yöne dön. Atın yelesine sıkı tutmamı tembihledikten sonra bir ıslıkla atı dörtnala koşturdu ve o an bana çok uzun geldi. Dedem, bir ıslıkla durdurdu ve ben ilk kez ata binmeme rağmen düşmedim. Dedemin o duygusu, benim ata binmeyi öğrenmemi sağladı. Şimdilerse ise bir senede çocuklara ata binip koşturmayı öğretemezsin. İşte, duygunun bilgiden çok daha önemli olduğunu gösteren bir örnek benim için.

Doğada yaşarken neler yapmamız gerektiğini izlediğimiz programlardan öğrenmeye çalışıyoruz ama şehir hayatını yaşayan bir insan, ormanda kaybolursa ne yapmasını önerirsiniz? Önce, en son kaybolduğu yeri bulmalı. Eğer bulamıyorsa olduğu yerde kalmalı. Çünkü bir insan 3 dakika nefes almadan, 3 gün susuz, 3 hafta da karnı aç yaşayabilir. Seni biri gelip mutlaka bulur. Ateş yakabiliyorsan ateş yak. Çünkü ateş, hayatta kalmanın en önemli unsurudur. Ateş yakıldığı için de bir işaret göndermiş olursunuz. Ormancı da o ateşi görür. Ateş; ışık verir, kişiyi hayvanlardan korur, üşümeyi engeller, moral ve motivasyonu yükseltir. Sosyal sorunlara duyarlı olduğunuzu biliyoruz. Van depreminde, depremzede çocuklar için kamp düzenlediniz, Sarıkamış şehitleri için yürüdünüz. Bundan sonra da sizi, sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde görmeye devam edecek miyiz? Tabi ki sosyal sorumluluk projeleri devam edecek. Milli Eğitim sisteminin içerisine sokmayı düşündüğüm birkaç projemiz var. Şu aşamada ‘Doğadaki

Doğayla bu kadar iç içe olan biri olarak sizin yaşadığınız ev nasıl? Ormanın içinde. Önünde bahçe, arkasında orman, sağında solunda kuşların öttüğü ve ön kısmında küçük de olsa bir göl olan bir yer. (Hayal gibi bir evi tarif ettiğini söylüyorum ve gülüyor…) “Doğada nesli tükenen ne bir bitki, ne de bir hayvandır. Doğada nesli tükenen insandır” şeklinde bir söyleminiz var. Bu sözünüzü biraz daha açar mısınız? İneğin dışkısı kışın donar. (Aklına ilk gelen örneğin bu olduğunu söyleyip gülüyor…) Mayıs ayında çözüldüğü zaman ise, toprakla bir bütün haline gelir. Üzerinde de bir sürü canlı ve mikroorganizma tü-

26


Bir kere ayı ile karşılaştım; aramızda ise 3-4 metre vardı. 23 yaşındaydım henüz ve bana anlatılan hikayelere göre ayının bana saldırıp, beni parçalaması gerekiyordu. Sırtımdaki çantayı yavaş yavaş çıkarıp yere indirirken ayı da geri geri gidiyordu. Ben uzaklaştıkça ayı da uzaklaşıyordu. Ben ondan korktum, ayı da benden korktu. O olay, çok garip bir olaydı benim için. Yağmur ormanlarında elim kesildiğinde, ağzı pens gibi olan bir tür karınca var. O karınca sayesinde elimdeki yaraya 3 dikiş atmıştım. Gövdesini kıvırıp kafasını orada bırakınca dikişi atmış oldum. Zaten karıncanın kafası da kendiliğinden düşüyor. Ağzından formik asit salgıladığından, yaram mikrop da kapmamış oldu.

Çocuk Derneği’ni kurduk. O dernek de faaliyetlerine güçlü bir şekilde, yakın zamanda başlayacak. Eğer biz çocuklara eğitimi temelden vermezsek, çocuk doğadan ve kültürden ayrışır. Milli Eğitim Bakanlığı’na sunduğunuz projelerinizden bahseder misiniz? Tarihimizde yaşanmış hadiselerin deneysel kayıtları. Yani o zamanlarda yaşananları kendi üzerimde test etmek ve öylece anlatmak. Sarıkamış’ta yaptığım gibi. Çocukları derste hiç sıkmadan tarih dersini anlatmak istiyorum. Bu projenin uygulamaya geçeceğini düşünüyorum. Dedelerimizin bir sözü var; ‘zoru derhal imkansız da biraz zaman alır’. Yeter ki, içimizde o çaba olsun.

Taşıdığınız bu bayrağı teslim edeceğiniz insanlar yetiştiriyor musunuz? Ben çocuklarla kamp yapıyorum. Yetişkinler için de kamp olacak ve bu bayrağı taşıyacak insanlar yetiştiriyorum. Sahip çıkan gençler var. Eski ocakları düşünün. Selçuklular buralara gelmeden önce alperenlerini gönderdi. Onların kurduğu ocaklarda insanlar yetişti. Ben de doğa ile ilgili bir ocak düşünüyorum. Bu ocaklar, çocuklara doğa sevgisini aşılamak için olacak.

“Karınca ile elime dikiş attım” ‘Doğada Tek Başına’, ‘Doğadaki İnsan’ ve ‘Dağ Evi’ başlıkları adı altında televizyon programları yaptınız. Bu tarz programların devamını görebilecek miyiz? Dağ Evi 2 serisini yapmak istiyorum. O seride de doğadaki insan kültürünü öğrenmiş bir insan olacağım. O programdan sonra tek başına av yapan, tarlasını eken, at yetiştiren, her şeyini yapan bir insan olacağım.

Modern Genç Dergisi okuyucularına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı? Tarihinizi iyi bilin. Tarihinizi iyi bilmek için de sadece okumayın, halkın içerisine de girin. Çok imkanın olsa da kendinden kaçıp bir yerlere gidip gezme. Önce kendini tanı. Kültürüne, tarihine, özüne iyi bak. Buna iyi bakarsan milletine, toplumuna, vatanına sahip çıkmış olursun. Derginiz için de başarılar diliyorum.

Evli ve bir çocuk sahibi olduğunuzu biliyoruz. Peki, sizin çocuğunuz nasıl yetişiyor? Tibet, çok aktif bir çocuk. Onu, ormana götürüyorum ve acıkınca bile içeri girmiyor. Doğayı, o kadar çok seviyor. Doğada yaşamaktan, orada olmaktan keyif aldığınız ortada.,. Peki, şehir hayatı sizi sıkıyor mu? Şehirde olduğum zaman, sabah 7’den akşam 7’ye kadar çalışan birinden daha yoğun yaşamaya çalışıyorum. Burada olduğum zamanlarda, ailemin yanında olamadığım zamanlardaki farkı kapatmaya çalışıyorum. Doğada çok fazla zaman geçiren biri olarak, yaşadığınız çok ilginç bir olay oldu mu?

27


Beslenme Şeklinizi Kökten Değiştirecek Sağlıklı Besinler Sadece kilo almak veya vermek isteyenler için değil, beslenme şeklinizi düzenlemek istiyorsanız sizlere müthiş bir liste hazırladık. Listenin içinde menülerinize ekleyebileceğiniz çok önemli besinler mevcut. Listeye başlamadan önce şu küçük ipucunu aklınızın bir kenarına iliştirin, kırmızı yiyeceklerin tamamı çok yararlı. Artık pancarı yemeklerinize ekleyin, kırmızı lahanayı salatanızdan eksik etmeyin, yaban mersini bulduğunuzda tüketin…

Elma: Kolesterol düzeyini düşürüyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Enginar: Kan şekerini düzenliyor. C vitamini kalbi güçlendiriyor.

Avokado: Kalp ve kan dolaşımı için birebir. Kansere karşı koruyucudur.

Muz: Rahatlatıyor ve uyumaya yardımcı oluyor.

Fasulye: Kan ve hücre yapımına yardımcı oluyor.

Brokoli: Kansere karşı koruyor, kasları güçlendiriyor.

Esmer Buğday: Beyni ve

Peynir: Kemikleri güçlendiri-

sinirleri besliyor, öğrenmeyi güçlendiriyor.

yor, sinirleri koruyor.

Mantar:

yor, vücudu enfeksiyonlara karşı koruyor.

Kasları güçlendiriyor, saç ve tırnakları besliyor.

Havuç: Sperm üretimini sağlı-

Patates: Kansere karşı koruyucu, vücudu toksinlerden arındırıyor.

Bezelye: Kolesterol düzeyini düşürüyor, bağırsak kanseri riskini azaltıyor.

Çilek: Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, metabolizmayı harekete geçiriyor.

Rezene: Öksürüğü önlüyor, vücudun oksijen alımını artırıyor.

Greyfurt: Kan basıncını azaltır, kan yapımını artırır.

Yulaf: Enerji sağlıyor, kas kramplarını önlüyor, idrar söktürüyor.

Ahududu: Virüs ve bakterilere karşı koruyor, tümör oluşumuna engel oluyor.

Yoğurt: Bağırsak kanserine karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor. 29

Kefir: Bağırsak enfeksiyonuna, kabızlığa ve gaza iyi geliyor.

Kivi: Zayıflatıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Sarımsak: Kansere karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Pırasa: Kan basıncını düşürüyor, kalbi ve damarları güçlendiriyor.

Mısır: Stresle savaşıyor, bağırsak kanserini önlüyor.


Beslenme Şeklinizi Kökten Değiştirecek Sağlıklı Besinler Baş ağrısı ve migrene karşı koruyucu etkiye sahip.

Erik: Vücuttaki fazla suyun Uskumru: Kan basıncını düşürüyor, moral yükselten etkiye sahip.

atılmasını sağlıyor, enerji veriyor.

Dana Eti: Soğuk algınlığı, öksürük ve gribe karşı iyileştirici etkiye sahip.

Mango: Cinsel enerjiyi yükseltiyor, orgazm yeteneğini artırıyor.

Kereviz: Kabızlık, mide ve bağırsak sorunlarına karşı etkili.

Kavun: Vücuttaki su düzeyini ayarlıyor, idrar oluşumunu artırıyor.

Süt: Kemik oluşumunu teşvik ediyor, bağırsak kanserine karşı koruyor.

Limon: Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, mide kanserini önlüyor.

yor. Özellikle hamilelikte tavsiye ediliyor.

Domates: Kansere karşı koruyor, folikasit hücre yapımını uyarıyor. Kolesterol düzeyini düşürüyor, sinir hücrelerini koruyor.

Çavdar: Enerji sağlıyor, stresi

kinleştiriyor, uyumayı sağlıyor, stresi azaltıyor.

azaltıyor.

Zeytinyağı: Kötü huylu ko-

Buğday: Bacak kaslarındaki

lesterol düzeyini düşürüyor, hücreleri koruyor

krampları yok ediyor. Uyku süresini azaltıyor.

Portakal: Vücuttaki faz-

Kırmızı Üzüm: Yüksek tan-

la suyun atılmasını sağlıyor.

siyona karşı iyi geliyor, trombozları önlüyor

Yeşil ve Kırmızı Biber:

lendiriyor, stres semptomlarıyla savaşıyor.

Ispanak: Sinirleri güçlendiri-

Tonbalığı: Ceviz, Fındık, Fıstık: Sa-

Beyaz ve Kırmızı Lahana: Bağışıklık sistemini güç-

30

Listeyi büyütmek mümkün. Ancak ulaşılabilirliği açısından hazırladığımız bu besinler bile sizi hayatınızda büyük değişiklikler yaratacaktır. Ayrıca artık uyku problemi çekiyorsanız veya midenizde ufak rahatsızlıklar hissediyorsanız kendi kendinizin doktoru da olabilirsiniz. Haydi, şimdi kendinize güzel bir haftalık menü hazırlayın.


Artık hemen hemen tüm spor salonlarında ayrı zumba sınıfları oluşturuluyor. İyi de nedir bu zumba? Vücudumuzu nasıl çalıştırır? Nasıl bu kadar popüler hale geldi, diye sorular soruyorsanız işte cevapları…

Zumba Nedir?

Zumbayı Diğer Aerobik Egzersizlerinden Farklı Kılan Ne?

Dans etmeyi ve spor yapmayı seviyorsanız, zumba sayesinde daha da çok seveceksiniz. Çünkü dans ederek kilo vermek, vücudunuzu güzel bir görüntüye sokmak sizleri çok mutlu edecek. Sıkıcı vücut egzersizlerini partiye dönüştüren zumba sayesinde, birçok kasınız çalışacak ve vücudunuz eskisinden daha esnek hale dönecektir. 35’ten fazla ülkede 3 milyonu aşkın bağımlısı olan bu spor akımı, 1990 yılında Kolombiyalı bir dansçı tarafından bulundu ve o günden bu yana çığ gibi büyümekte.

Zumba vücudunuzdaki tüm önemli kas gruplarının çalışmasını sağlar. Yaklaşık bir saat süren bu eğlenceli egzersiz programında yaklaşık 500 kalori yakılabiliyor. Artık siz de dans ederek sporu aradan çıkarabilirsiniz. hareketlilik Zumba çok iyi bir kardiyovasküler aktivitedir. Vücut her zaman değişir, hareket eder ve ritme göre dans eder ve bunun sonucunda yüksek kalori kaybına yol açar.

Zayıflayın Zumbanın diğer bir yönü ise, alınan kiloların çalışılarak verilebilmesidir. Zumba kasların gerilmesine ve vücudun enerji harcamasına yardımcı olur. Kaslar metabolik bir şekilde çok aktiftir ve bu olduğundan fazla kalori harcanmasına yol açar.

Kilo Verme Hızı Zumba yavaş, hızlı ve düzensiz ritimli olan bir egzersizdir. Yavaş ritimler size dinlenme periyotları sağlar. Bu tip antrenmanın amacı, çok kalori harcamak ve hatta vücut

31


metabolizmasını aktiviteden 4 saat sonra bile hızlı ve yüksek tutmaktır.

Parti Gibi Spor Yap Geleneksel egzersizler çoğu zaman sıkıcı olabilir. Bu insanların kilo verme eğilimini azaltır ve egzersiz yapmazlar. İşte zumbanın farkı burada. Eğer bir şey eğlenceli ve ilginç ise buna bağlılık daha çok yükselir ve daha çok kilo verilir.

Disiplin Zumba kilo vermeye yardımcı olur, çünkü disiplin gerektiren bir aktivitedir. Eğer rutin bir egzersize alışılmışsa ve insanlar bundan zevk alıyorsa, hayatlarındaki diğer şeylerden de zevk almalarını sağlar. Mesela kilo vermek için yaptığınız zumbanın yanında uygulanan diyet göze batmaz.

Zumba Hakkında Bilmedikleriniz • Zumba 1990 yılında Shakira’nın koreografı, dansçı ve aerobik-step eğitmeni Beto Perez tarafından

32

bulundu. • Dünya starı Jennifer Lopez, haftada en az 2 kez zumba yapıyor ve çevresindekileri de bu spora teşvik ediyor. • Dünyaca ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz zumba için, ‘“Bu program hem eğlenceli, hem zevkli, hem de çok basit. Ayrıca koşu, yürüme gibi normal sporları yaparken beyin yavaşlarken; dans ettiğiniz zaman el, kol ayak koordinasyonu ve eşli danslarda partnerle beraber hareket edebilmek için beyniniz de çalışıyor. Beyin için de bir spor oluyor. Bu yüzden unutkanlık, erken bunama gibi sorunlar için verdiğim en mühim reçete danstır’ dedi. • Zumbanın kelime anlamı arı gibi vızıldamak ve hızlı hareket etmektir. • Zumba sayesinde profesyonel anlamda ritim duygularınız gelişecek. • Vücut estetikleriniz artacak. • Yaşam kaliteniz yükselecektir. • Zumba yapabilmek için spor salonlarına gitmek zorunda da değilsiniz. Dans etmeyi seviyorsanız, müzik listenize hareketli latin müziklerini ekleyin ve aynanın başına geçin. Düzenli bir şekilde dans ettiğiniz takdirde, vücudunuzdaki değişimleri siz de göreceksiniz.


Sporcu Hastalığı Olarak Bilinen ‘Menisküs’

Menisküsün Tedavisi

Gencin yaşlısının fakat en çok sporcuların dert yandığı menisküs yırtıkları, gelişen teknoloji sayesinde artık daha kolay tedavi edilebiliyor. Diz içerisinden gelen sesler, yırtığın ilk bulguları olabilir. Dizde ödem gelişene dek sporcular oyuna devam edebilir ya da günlük aktiviteler yapılabilir. Ancak ödem geliştiğinde çok ciddi şikayetler oluşur. Şikayetler ise 24-48 saat içerisinde gelişir.

Menisküs belirtileri ilk ortaya çıktığı anlarda uygulayabileceğiniz belirli tedaviler mevcuttur. Bunlar buz ile soğuk uygulaması, istirahat, bası uygulamasıdır (bandaj ve sargı gibi). Ağrı bu uygulamalar neticesinde de iyileşmiyorsa, bir uzmana danışmakta fayda var.

Hastalık kendini, yürümede zorluklar, dizde genel bir ağrı olarak göstermektedir. Bunlara ek olarak aşağıdaki belirtiler de hastalığın habercisi olabilmektedir:

Tedavi İçin Ameliyat Şart Mıdır? Cerrahi tedavi, menisküsün iyileşemediği ve şikâyetlerin devam ettiği zamanlarda planlanmaktadır. Şikâyete neden olan menisküs yırtıkları, kıkırdakta aşınmaya ve ileri dönemde kireçlenmeye neden olur. Genç, aktif yaşam süren kişilerde menisküs yırtıklarının ameliyat edilmesi önerilir.

• • • • • • • • •

Ağrı ve şişlik, Eklemin hareket açıklığında azalma, Diz içinde sıvı birikmesi, Takılma, Kilitlenme, Dizde sıvı akışı hissi, Dizde gerginlik ve şişlik, Eklem hareket açıklığında azalma, Menisküsün yırtık parçası eklem içine düştüğünde takılma kilitlenme. Menisküs genellikle ağır ve şiddeti fazla olan sporlarda, dize gelen tekmeler nedeniyle oluşsa da daha birçok nedeni vardır. Trafik kazaları, diz üstüne düşmeler, dize gelen tekmeler, ayak yerde sabitken gövdenin diz üzerinde dönmesi, ayağın takılması gibi kazaların sonucunda da oluşan menisküsün tedavisi eskiye göre çok daha kolaydır.

Cerrahi uygulama sonrası rehabilitasyon, tedavinin önemli bir parçasıdır. Menisküs ameliyatının avantajı, menisküsün orijinale yakın biçimde iyileşerek uzun vadeli bir diz performansı sağlamasıdır. Dezavantajı ise, ameliyat sonrası 6-8 hafta koltuk değneği kullanılması gerekir. Eğer spor yapıyorsanız, spora geri dönüşünüz 3 ila 4 ayı bulabilir.

33


Ağız ve Diş Sağlığı

Ağız ve diş sağlığında, öncelikle günlük bakımın uygulama yöntemlerini öğrenmek gerekir. Bu konuda diş hekimlerinizden yardım alabilirsiniz. Sizinle diş hekimi Hatice Sultan Reyhan Sel’den aldığım bilgileri paylaşacağım.

sırtının arka bölgelerinde biriken bakterilerin, ağız kokusuna neden olduğu bilinmektedir. Uyku öncesinde dişleri fırçalamak, diş ipliğiyle temizlik yapmak ve sonrada alkolsüz bir ağız gargarası yapmak da oldukça faydalıdır.

Dişleri yanlış fırçalama, diş eti hastalıklarına ve diş çürümelerine sebep olur. Fırçalamadan sonra diş ipi kullanmak, dişlerinizde tam koruma sağlar ve ara yüz çürüklerinin oluşmasını engeller. Günde en az 3 kere, sabah -öğle -akşam olmak üzere dişler fırçalanmalıdır. Ağız hijyenini korumak için, geceleri dişler fırçalanmadan asla yatılmamalıdır. Fırçalama yaparken, diş etini de dişle beraber dairesel hareketlerle fırçalamak gerekmektedir.

Ağız kokusu probleminiz varsa, ilk önce diş hekiminize başvurmalı ve nedenini araştırmalısınız. Bunun sebepleri dişteki çürükler, diş taşları, bakteri plakaları veya dişeti ceplerindeki iltihaplar olabilir. Eğer ağız kokusu sebebi bunlardan biriyse, diş doktorunuz gerekli çözümler konusunda yardımcı olabilir. Ancak tedavi yapıldıysa ve problem devam ediyorsa, bu durumda diş hekiminizin de yapacağı bir şey kalmamış demektir. Bu gibi durumla karşılaşanların, sindirim sistemini kontrol ettirmesi gerekmektedir.

Diş Taşları Diş taşları tükürük, bakım eksikliği, çarpık diş nedeniyle meydana gelmiş olabilir. Oluşum sebebi önemlidir, çünkü diş hekiminiz buna göre belirleyeceği periyotlarla diş taşlarını temizleyecektir. Eğer sigara kullanıyorsanız, diş minesi üzerinde renklenme yapar ve kötü bir görünüme yol açar. Ancak diş taşı, nikotin nedeniyle meydana gelmektedir. Burunda deviasyon varsa, ağızdan nefes almak ağız kuruluğuna yol açtığından tükürük görevini yeterince yapamaz ve bu da diş taşı oluşumuna sebep olur.

Neler Yapmalıyız? Fırçanın yumuşak veya orta sert olmasına dikkat etmemiz gerekir. Böylece etkin bir temizlik yaparken, diş minesinin aşınmasına engel oluruz. Yanlış fırçalama, diş etinin çekilmesini tetikler ve ara yüz çürüklerini oluşturur. Arka bölgelerde etkin temizlik yapamayan kişilerin öğütücü dişlerinde, daha fazla çürüğe rastlanır. Sadece aynaya baktığımızda gördüğümüz kıvrımlarda değil; arka bölgelerle de ilgilenmeliyiz. Diş fırçamızı 3 ayda bir değiştirmeliyiz. Diş hekimine 6 ayda bir düzenli olarak muayene olmalıyız.

Ağız Kokusu

Eski dolguların kontrollerini aksatmamalıyız. (Mikro sızıntı, açıklık oluşup oluşmadığı. )

Ağız kokusuyla mücadelenin ilk aşaması ağız hijyeni olmalıdır. Gün boyu diş fırçalamaların yanında, mutlaka diş ipi kullanarak diş temizliğinizi eksik bırakmayın. Bunun yanında dil temizliğini de ihmal etmeyin. Özellikle dil

34


36


37


38


39


40


41


ses kayıt teknolojileri birimleridir. Çok kırılgan bir yapıya sahip oldukları için dikkatli kullanılmaları gerekliydi. Taş plaklar, ya gramofon ya da motoru 78.26 devri destekleyen pikaplar ile dinlenebilirdi.

“Mary had a littlelamb.” Bu cümle “Fonograf” isimli icat ile dünya üzerinde kayıt edilip dinlenebilen ilk cümle olmuştur. İnsanlık tarafından bilinen ilk dinlenebilir ses kaydı, 1927 yılında Fonograf’ın mucidi Thomas Edison tarafından yapılmıştır.

2008 yılında yapılan bir keşfe göre ilk ses kaydı “Edouard-LeonScott de Martinville” tarafından 9 Nisan 1860 yılında Paris’te yapıldı. Fakat Eduard-Leon bu ses kaydını hiç dinleyemedi. Ses kaydı, ancak 27 Mart 2008 tarihinde çözülüp dinlenebilir bir hale getirildi.

Amerikan Columbia firmasının yaptığı çalışmalar sonucunda, Türkiye’de ‘uzunçalar’ ismi ile bilinen, özel plastik reçine ile üretilmiş olan, daha dayanıklı 33 ’lük plaklar üretilmeye başlanmıştır. Bu teknoloji 1949 yılında Victor firması tarafından 45’lik plakların çıkarılmasıyla, genel olarak gelişimini tamamlamış oldu.

Thomas Edison’ın “Fonograf” isimli ses kayıt cihazını yaparken, “Edouard-LeonScott de Martinville” tarafından patenti 1857 yılında alınan “Fonotograf” isimli icadından esinlendiği düşünülmektedir. Bu teknik, yerini çok kısa bir süre sonra, üretimine 1940 yılına kadar devam edilen taş plaklara bırakmıştır. Taş plaklar basit olarak iki tarafına “Fonograf” ile aynı mantıkta ses sinyalleri kayıt edilmiş, ebonit isimli bir maddeden üretilmiş ses kayıt

1960’lara gelindiğinde, manyetik bantlı kasetler üretilmeye başlandı. Üretim ve taşınabilirlik açısından eski teknolojilerden çok önde olan kasetler, ses kaydını manyetik şeritler üstünde barındırmaktaydı. Kaset ismi,

43


ses kayıt teknolojileri Fransızcada küçük kutu anlamına gelen “cassette” kelimesinden gelmektedir. Kaset kaydı basit olarak bobin görevi gören bir kafanın önünden manyetik şeridin tek bir yönde ilerletilip, bant üzerindeki milyarlarca demir oksitin manyetik şekillenmesini sağlayarak oluşur. Okuma sırasında yine aynı bobin görevi gören kafa, bant üzerindeki elektromanyetik alanları okuyarak bu izleri sese çevirir.

isteği hiç gerçekleşmedi.

Manyetik kasetler 46, 55, 60, 75, 90, 100, 110 ve 120 dakika sesi depolayabilecek türde üretilmişlerdir. 46 dakikalık kasetler, daha çok plaklardan yapılan ses kayıtları için kullanılmıştır. Bu şekilde kasetin A ve B yüzüne, 46 dakika uzunluğunda tasarlanmış plaklar tam olarak kayıt edilebilmekteydi. Manyetik bantlar sadece müzikte değil, veri kayıt işlemlerinde de kullanılmışlardır. Önce aynı müzik kasetlerinde olduğu gibi, bir şerit halinde veri kayıt işlemleri yapıldı. Daha sonra disket denilen manyetik ortamlarla daha kullanışlı ve taşınabilir bir teknoloji halini almıştır. 1985 yılında IBM® ve Microsoft® tarafından, bilgisayardaki ufak ses dosyalarının çalınabilmesini sağlamak amacıyla WAV dosyaları oluşturuldu. Bu dosya türü Windows® 3.1 versiyonundan beri desteklenmektedir. Daha çok sistem sesleri ve tekrarlanan kısa sesler için kullanılmış olsa da, kullanıcılar ses kartlarına bir mikrofon bağlayarak kendi kayıtlarını yapabilmekteydiler. WAV dosyaları adını İngilizce dalga anlamına gelen ‘wave’ kelimesinden almaktadır. Uzun yıllar kullanılan wav dosyalarının tek dezavantajı, sıkıştırılmamış ses kayıt ortamları oldukları için çok fazla yer kaplıyor olmalarıydı.

Kasetlerin en kullanışlı özelliği, üzerine tekrar kayıt yapılabilen ortamlar olmasıdır. Bu şekilde insanlar kendi kayıtlarını yapma imkanı da bulmuş oldular. 80 ve 90’lı yıllarda insanlar artık kendi karışık kasetlerini doldurabiliyordu. Pilli müzik çalarlar ile yanlarında gezdirip dinleyebiliyorlardı. Bu yıllardaki filmlerde, kasetlerin kültürü nasıl da etkilediğini görebiliriz.

1982 yılında Sony® çalışanlarından Norio Ogha tarafından icat edilen CD ile ses ve veri kayıt teknolojisinde bir devrim yaşanmıştır. CD ismi ‘compactdisc’ ya da tam Türkçe adıyla yoğun disk kelimelerinin kısaltılmış halidir. Norio’nun icadı, çok kısa bir sürede CD üzerindeki verilerin okunmasını sağlayan CD çalarlar ile birlikte piyasadaki yerlerini bulmuşlardı.

Taşınabilirliği ve üretim kolaylığı sebebiyle kaset şeklindeki müzik albümleri, dünya çapında satışa sunulup daha çok müzik severe ulaştılar. 1978 yılında Sony® şirketinin kurucusu olan Akio Morita’nın, çok sık yaptığı Trans-Pasifik uçuşlarında opera dinlemek istemesiyle Nobutoshi Kihara tarafından, ilk kişisel müzik çalar olan Walkman®’in prototipi yapılmış oldu. 1979 yılında Walkman®, Japonya’da piyasaya sürüldü. Böylece herkes kendine ait bir müzik çalara sahip olabilecekti. Amerika’da Soundabout, İsviçre’de Freestyle, İngiltere’de ise Stowaway adıyla piyasaya sürüldü. Morita, ‘Walkman’ ismini hiç sevmemişti. Bu ismi değiştirmek için uğraştı; fakat ürün piyasadayken isim değişikliği çok büyük maliyet yaratacağı için bu

44


ses kayıt teknolojileri Standart bir CD 120 mm’lik bir çapa sahiptir. 80 dakikaya kadar sıkıştırılmamış ses verisini saklayabilirler. Bu da yaklaşık olarak 700 MB veri boyutuna eşdeğerdir. Ayrıca ‘Mini CD’ ismi ile piyasaya sürülen çapları 60 ile 80 mm olan CD’lere yaklaşık 24 dakikalık veri depolanabilmektedir.

İlk taşınabilir CD çalar, Sony® tarafından ‘D-50’ ismi ile Kasım 1984 tarihinde piyasaya sürüldü. ‘DISCMAN’ ismiyle bilinen bu ürün, taşınabilir CD çalar teknolojisinin yolunu açmıştı. Fakat yüksek fiyatı nedeniyle, daha uygun fiyatlı modeller çıkana kadar kullanıcılar tarafından çok tercih edilmedi.

Manyetik kaset ve disketlerden çok daha fazla veri saklanabilen ve çok rahat taşınıp çoğaltılan CD’ler, çok hızlı bir şekilde tüm dünyada kullanılır hale geldiler. Günümüze kadar satılan CD sayısının 300 milyar adede ulaştığı düşünülmektedir. CD teknolojisinin gelişmesiyle, müzik albümleri bilgisayarlara aktarılmaya başlanmıştı. Ancak 3-4 dakikalık bir şarkı, bilgisayar ortamında yaklaşık olarak 50 MB gibi bir alan kaplamaktaydı. Büyük boyutlu ses dosyaları, kullanıcıların istedikleri müzikleri bilgisayarlarında tutmalarını sıkıntı haline getiriyordu. 1989 yılında Fraunhofer Enstitüsü, kullanıcıları bu dertten kurtaracak bir teknolojinin ilk araştırmaları yapılmaya başlamıştı. MPEG-1 (Motion Pictures Expert Group I ) ismiyle bilinen bu teknoloji, ses ve görüntü sıkıştırması için bir algoritma yöntemiydi. 1996 yılında MP3 ( MPEG-1 AudioLayer III ) sıkıştırma algoritması Fraunhofer Enstitüsü tarafından geliştirilmiş ve sonunda MP3 dosya türü kullanıcı ile buluşmuştur. MP3 dosyaları ile kullanıcılar, ses dosyalarında 1’e 11 oranında yer tasarrufu sağlamış oluyorlardı. Kullanıcılar kendi evlerinde ve ofislerinde, bu sıkıştırma algoritmasını kullanan yazılımlar kullanarak CD’lerini, kasetlerini MP3 biçimine dönüştürmeye başladılar.

MP3 dosyaları yaygınlaştıkça, yeni teknolojiler de gelmeye başladı. MP3 sıkıştırma teknolojisinin mucidi Fraunhofer Enstitüsü, taşınabilir MP3 çalar yapmak için girişimlerde bulundu. Fakat başarılı olamadı. Dmitry Boldyrev ve JustinFrankel, MP3 teknolojisini Windows® işletim sistemine taşımayı başardılar. Winamp ® adı verilen bu ücretsiz yazılım 90’lı yıllarda neredeyse her bilgisayarda bulunmaktaydı. Winamp®’ın başarısı üzerine, Windows Media Player®’ın da geliştirilerek MP3 dosyalarını desteklemesi sağlandı.

Daha az yer kaplayan MP3 dosyaları CD’ler aracılığıyla daha fazla dosyanın saklanmasını ve taşınmasını sağlamıştır. Standart 120 mm’lik çapa sahip bir CD üzerine ortalama 175 şarkı kaydedilebilmektedir.

MP3 sıkıştırmasının popülerliği arttıkça, şirketler taşınabilir çalıcılar yapmaya başladılar. İlk taşınabilir MP3 çalarlardan biri olan MPMan, 1998 senesinde Güney Kore ’li SaeHan Bilgi Sistemleri şirketi tarafından üretilmiştir. 1999 yılına gelindiğinde Compaq firması 1200 MP3 dosyası kapasitesine sahip PJB100 modelini piyasa sürmüştü.

1982 yılında ilk örnekleri çıkan CD okuyucular, büyük boyutları yüzünden sabit olarak kullanılmaktaydılar. CD kullanımının artmasıyla birlikte, okuyucu teknolojilerinde de artış görülmeye başlandı. Giderek daha küçük boyutlara ulaşan CD okuyucular, bir süre sonra kullanıcının yanında taşıyabileceği kadar ufalmıştı.

45


ses kayıt teknolojileri 2001 yılı Ekim ayında Apple®, ‘Ipod’ isimli ürününü duyurdu. ‘Ipod’ diğer MP3 çalarlara göre çok daha fazla depolama alanına sahipti. Bu özelliğiyle kısa sürede MP3 çalar piyasasına hakim oldu.

belleğinde depolayabildiği anlamına geliyordu.

Artık MP3 bir standart halini aldı ve sonraki nesil taşınabilir çalarlara video izleme desteği de eklenmeye başladı. İnternet kullanımının yaygınlaşması ile kullanıcılar, ellerindeki MP3 dosyalarını birbirleri ile paylaşabilecekleri programlar kullanmaya başladılar. Bunlardan en başarılı olanların birisi de Napster® ismi ile 1999 yılında piyasaya sürülen P2P paylaşım programıydı.

Her ne kadar Akio Morita bu ismi beğenmemiş olsa da, Sony® ‘Walkman’ ismi ile müzik seçeneklerinin ön planda tutulduğu “W” logolu telefonlar üretmeye başladı. Günümüze gelindiğinde ise, artık MP3 çalarlar on binlerce şarkı kapasitesine sahipler. İstediğimiz tüm albümleri yanımızda taşıma imkânı sağlıyorlar. Hatta sürekli yanımızda taşıdığımız mobil telefonlarımızın yüksek kapasiteli saklama alanları sayesinde, bir tuşa bastığımızda istediğimiz müziği dinleyebiliyoruz.

P2P (peertopeer) iki farklı bilgisayar arasında sunucu ve istemci mantığıyla çalışan programlardır. Standart sunucu–istemci modelinin aksine P2P içerisinde kullanıcılar, hem tedarikçi hem de tüketici olarak bulunurlar. Kısa süre içerisinde birçok P2P programı, kullanıcıların hizmetine sunuldu.

Yüksek hızlı internet bağlantısı sayesinde, artık çevrimiçi hizmetler haline gelen MP3 servisleri mevcut. Dilediğimiz anda arama yaparak sevdiğimiz şarkıları telefonumuza, bilgisayar veya MP3 çalarımıza indirmeden dinleyebilmekteyiz.

70 milyondan fazla kullanıcıya ulaşan Napster, kullanıcılarına sunduğu ücretsiz müzik indirme hizmetinin telif hakları yasalarını çiğnemesinden dolayı, büyük kayıt firmalarınca açılan davalar sonucunda 2001 yılında kapatıldı.

Winamp® Aralık 2013 itibariyle, bu yeni yazılıma artık son verdiğini duyurdu. Bir anı olarak kalsın isterseniz, http://www.winamp.com adresinden yazılıma hala ulaşabilmektesiniz.

Taşınabilir MP3 çalarlar, artık hayatımızın bir parçası olmuştu. MP3 çalar teknolojisi diğer teknolojilerle birleşerek hayatımızdaki yerini almaya devam etti. Samsung SPH-M100 (Uproar) ismiyle piyasaya sürülen cep telefonu, MP3 çalar desteğiyle piyasaya sürülen ilk telefon olma özelliğine sahiptir. Samsung Uproar’ı dahili 64 MB bellek ile üretmişti. Bu da yaklaşık olarak 15-20 şarkıyı

46


Merak ettiğiniz şeyler dahil her türlü önemli bilgi ve bilgilendirmeyi bu sayfalarda bulabilirsiniz.


Medya Mı? Medya taraf tutmalı mıdır?

propaganda unsurunu kullandıklarını düşünebilirsin.

İşte bu soru, farklı bakış açılarına ve kişisel görüşlere göre değişmektedir. Özellikle medyadan çıkar gözetenler ve medya gücünü elinde bulunduranlar, taraf olmaktan çekinmezler.

Medya okuryazarı olabilmek için, bu durumun söz konusu olabileceğini düşünerek; birbirinden farklı medya kanalını, gazeteyi ve gerekiyorsa internet sitesini kullanmanız daha doğru olacaktır. Aslında, ilk sayımızda değindiğim ‘ego’ ifadesi de burada devreye giriyor. Farklı düşüncelere sahip olan kişiler düşüncelerinin kesin doğru olduğuna inanmaya başladıklarında, egoları devreye girmiş demektir. Başlarda bu durumla karşılaşacağınızı belirtmiştik. Asıl olan, bu durumun nasıl aşılacağını anlamanız.

Medyanın tarafsız olması, ancak eğitimle çözülebilir. Medya sektöründe çalışanların %70’i, iletişim fakültesinde okumamış kişilerden oluşmaktadır. Bu da medyacılığın temel kurallarını bilmediğini gösterir. Kameranın bakış açısı, röportajda sorulan sorular, hazırlanan haberler, programlar, diziler, filmler… Bunların hepsi genelde bir bakış açısını yansıtır ancak bir medya mensubu, etik davranabilmek için taraf olmamalıdır.

Neden Taraf Olmamalı? Özellikle medya mensupları, haber hazırlarken tarafsız olmaya çalışırlar. Fakat kişisel deneyimleri, düşünce yapıları ve eğitim düzeylerinden dolayı konulara yanlı bakabilirler. Böyle durumlarda, önceki sayımızda değindiğimiz

Öncelikle, aynı haberi birbirine aykırı iki veya daha çok medya organından okumakla işe başlamalısınız. Bu medya organları, genellikle medya patronları (ikinci sayımızda değinmiştim) tarafından yönetildikleri için, kendi bakış açılarıyla olayların değerlendirilip yazılmasını isteyeceklerdir. Birbirinden farklı medya organlarından aynı haberle ilgili bilgileri, farklı bakış açılarıyla öğrendiğiniz zaman, konuyla ilgili daha fazla bilgiye sahip olacaksınız ve haberleri yorumlamanız da bu şekilde kolaylaşacaktır. İkinci sayımızda anlattığım medya patronları, kendilerine yarayacak haberler yapacağı için bu noktada medya tarafsızlığı ve etiğiyle ilgili sıkıntılar çıkacaktır. Medya patronları sadece medya ile ilgili kişiler olmuş olsalar, aslında bu şekilde bir sıkıntı yaşanmayacaktır. Tarafsız medya organları da bulunmaktadır. Genellikle akademisyenler ve medyanın tarafsız ol-

48

masına inanan gruplar tarafından çıkarılan, az bütçelerle internet üzerinden veya elden dağıtılan gazeteler ve bildirilerle kitlelere ulaşabilmektedirler. Toplum üzerinde pek etkili olamasalar bile, araştırma yapanların ve tarafsız haber kaynağı arayanların sürekli olarak başvurduğu medya organı olmaya devam etmektedirler.

Bu sayımızda George ORWELL’ın 1984 adlı romanını öneriyorum. İyi okumalar...


@Didem YALÇI N - Kitaplık @Evrim ŞİRİ N - Evrim’in Sanat Güncecsi @Ömer KILIÇARSLA N - Sinema @Bilge BÜLBÜ L - Röportaj / Serdar KILIÇ @Hatice LİVAOĞLU - Diş Bakımı @Melahat KARA - Beslenme, Antrenman Teknikleri, Hastalıklardan Korunma @Onur KORKMAZ - Ses Teknolojileri @Mehmet ULUCAKLI - Fotoğraf @Can BEKCA N - Medya Okuryazarlığı @Liva DAYA N - Kelebeğin Modası

49


DESTEKÇİLERİMİZ @Ackrty

@daggyunus

@kimkilan

@ahucronaldo

@Deejay_ErDi

@kj213kjjk321jh

@akalinsevimim

@eceecem91

@klorokarbon

@Aktif52

@elcingurgen

@Kralsisman

@alaman_kizi

@ElifEzgi22

@mahidevrankusma

@AleeynaOzen

@Elifunal1993

@mavigrupfethiye

@angrybirdsdilo

@EmreYELER4

@medyab25

@apdullahtur

@erturuulll

@medyab27

@Arda1564

@esensamet_

@mehmet_mkk

@asas97290619

@eserler105

@mehmetkasaboglu

@AsdGekd

@Exusher

@mervesokmennnn

@Aylavyuu1

@fahrixan

@mihrace_ipek

@Bambaaab

@Furkannnss

@Mirosla89868653

@belen_ilker

@furkanyargii

@morcess

@bernacicekkk

@GeanKleber

@Muratipeek

@betul_kurucu

@giray_iki

@naazzz1903

@bilyanettinov

@GldenGney2

@NefiseMirdes

@BtlDmrz

@harikadeck

@Niallersbitch

@burcuuela

@Hazalnur1750

@OfBeSendeMi

@canaslanqweqwe

@hilalfalan

@oflaz_9

@canhakan011

@ilba_16

@OlcayArtum

@cansuyilmaz13

@Kanbozz

@OrcoluyllasrOro

@CemalGl54

@kasl_boy

@ozqemeric

@CemalOzkesici

@Katyame

@palyacooxd

50


DESTEKÇİLERİMİZ @PhoneTerk

@tuanatugba

@pileyboycocukss

@tugcekalann

@playcibens7

@ulkusenerr

@salih_kuscuoglu

@umtszer

@samituran59

@vaveyla76

@SBSVAILESIUNUTU

@W_Katarina_

@sdfsdfsdfsfsdf2

@yasemincanseven

@sebnemuzun43

@yasincakir_01

@Seldatmacaa

@yilmazarzuu

@seobookmarks

@ylmzz100

@serdarum1324659

@zaferfb_fb

@Serhildan11

@zeki_zeynep

@SeverYldz @sevgikultay @siderasenov @sinembusevurmaz @SLayeeR58 @slymanslyman535 @SonsesRAP @suslan123456 @takipci1478 @tarkan_cinar @tolgaalan6 @trkan22242678

51


Mgdergi Nisan 2014