Skip to main content

Komün Gücü - Ulaş Bayraktaroğlu

Page 1

KOMÜN GÜCÜ İlk insan toplulukları farklı çevresel koşullarda doğada yaşam mücadelesi sürdürürken farklı olanaklara ve üretim araçlarına sahip oldular. Tüm bu maddi koşullar insan aklını ve düşünme yetisini geliştirmiştir. İnsan aklı ise insanı doğal yaşamda güçlendirebilecek ve dolayısıyla kendisinin daha çok gelişmesine yol açan uygun maddi koşulların üretilmesine yönelmiştir. Aklın yetkinleşmesi, insan kültürünü yaratan tüm maddi koşulların sonucu olarak; kültürün gelişmesi de aklın yetkinleşmesine bağlı olarak gerçekleşmiştir. Hayvanlar biyolojik evrim yoluyla kendilerini değiştirerek doğada yaşam mücadelelerini sürdürürler. İnsanlar da biyolojik evrim geçirirler, fakat esas olarak doğayı değiştirerek yaşam mücadelelerini sürdürürler. İnsanın varoluşu doğayla hayvanların genel parça-bütün şeklindeki ilişki tipine karşı devrimci bir durumdur. İnsan devriminin özünde emek harcama, düşünme, kültür üretme, toplumsallaşma vardır. Her topluluğun farklı yaşam biçimi, aklın işleyişinde çeşitliliğe yol açarak bazen çatışmalarla bazen de gönüllü temasla toplumsallaşmanın etkin nedenlerinden biri olmuştur. Farklılığın özgürlüğünün yaratıcı gücü insanı sürü hâlinden toplum hâline artan bir ivmeyle taşıyan etkenlerden biridir. Komünal toplulukların her biri doğada hayatta kalabilmek için kendine özgü yöntemler geliştirmiştir. Bu toplumlarda sınıflı toplumlardaki insanın insanla ve insanın doğayla olan çelişki biçimleri mevcut değildi. Yaşamın devamını sağlayan araçlar kolektif kullanılıyordu ve tüm topluma aitti. Yaşamın devamını sağlamaya yönelik maddelerin elde edilmesi (toplayıcılık-avcılık) ve üretim (bahçecilik, çobanlık, alet, kap-kacak vb. yapımı) toplumsal olduğu gibi bunların paylaşılması ve tüketilmesi de eşitliğe ve gerçek ihtiyaçlara dayanıyordu. Toplumsal iş bölümünün salt amacı toplumsal maddi yaşamın sürdürülmesine yönelikti. Üretilen ürüne yabancılaşma ya da insanın doğaya yabancılaşması söz konusu değildi. Tersine insanın ürünü, onun bir parçası hâlinde onu doğada özneleştiren bir unsurdu. Doğal gidişatı ürünüyle kavrıyor ve parçası olduğu doğanın canlılığını ve bu canlılığın yarattığı gücü gittikçe daha çok anlamlandırıyordu (animizmi bu temelde ele almak gerekir). Tüm toplumun üzerinde ve küçük bir asalak azınlığının çıkarlarını koruyan bir iktidar aygıtı ve zoru mevcut değildi. Toplumun kendi savunmasına yönelik “tüm halkın silahlı örgütlenmesinden” başka bir mekanizması yoktu. Kadın toplumsal işleyiş ve üretim ilişkileri açısından temel belirleyici unsur olarak konumlanıyordu. İnsan türünün yeniden-üretiminin ürünleri çocuklar tüm topluma ait ve onun koruması altındaydı. Bu dönemde toplumun maddi dünyasıyla maneviyatı arasında keskin bir ayrım yoktu. Tersine yaşamı destekleyen bir maneviyat ve maneviyatı yaratan bir yaşam söz konusuydu. Totem yaşam gücünün sembolü, tabular toplumsal yaşamın devamını sağlamaya yönelik kurallar olarak biçimlenmişti. Aklın müdahalesi maddi koşullara ve manevi biçimlenişe yönelik olarak bütünseldir. Bu bütünsellik üretici güçlerin gelişmişliğinin belli bir evresinde toplumsal tabakalaşmanın ortaya çıkmasıyla bozuldu. Aklını diğerlerinin üzerinde iktidar kurmak için kullananlarla, üretmek ve yaşamın devamını sağlamak için kullananlar ayrıştı. Birinci grup nicelik olarak gittikçe azalarak 1


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook