Page 1

KİMYASAL BAĞLAR VE ORGANİK KİMYA KİTABI

(ESKİ MÜFRADAT PROGRAMINA GÖRE)

1


“Kimyager, her şeyi yerli yerine koyandır.”

ÖNSÖZ 2


Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınmasının yeni ufuklar açacağı hususu en önemli meselelerimizdendir. Bundan dolayı din ile ilmi birleştirmek için çalışma yapmamız, kendi dünyamızı kurmaya çalışmamız gerekmektedir. İnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar mekanizmaları, güç ve kuvvet ilmin eline geçecektir. Bu sebeple ilme sahip çıkmalıyız; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet ve abesiyete dönüşmemesi için çok çalışmalıyız. Mevcut kimyanın bir kısım aşırı pozitif yanlarını ayıklamaya çalışmalıyız, hakikatle uyum içinde olanlarını almalıyız. Metafizik ve akıl, her ikisini de ihmal etmemeliyiz; bundan dolayı da aklımızın nurunu, vicdanımızın ziyasıyla birleştirip himmetimizi kamçılama yolunda olmalıyız. Aklı ihmal etmemeliyiz; çünkü zihnin gayesi marifettir. Vicdan kültürü de dediğimiz marifet, bilginin tabiata mal edilmesiyle kazanılır. Kalbi, devre dışı bırakmamalıyız; çünkü kalbin gayesi müşahededir. Hissimizi hakikat ve ilim aşkına kanalize etmeye çalışmalıyız; çünkü hissin gayesi muhabbettir. Bunlarda başarılı olabilmek için rehber olan irademizi gerçek gayesine yönlendirmeliyiz. İnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği bu ilim neticesinde kendini tanır (tümevarım); veya değişik bir yolla önce kendini tanır, sonra evreni okuyarak gerçek kimya ilmini elde eder (tümdengelim). Kimya kanunların doğru anlaşılması ve arka planlarının ne gösterdiğinin bilinmesi çok önemli hususlardır. Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren), ağyarına (kendinden başka olanlarını) mani (engel) olmalıdır. Bu kurala da

3


her an uyulmalıdır. Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve intizamı gösterir; her şeyin hikmet üzere konulduğunu, faydasızlık ve abes olmadığını bize öğretir. Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüşmekten kurtulacaktır. Zihnin darlaşmaması, aklın göze inmemesi için kimya ilmi ruhlu olmalı, aynı zamanda ruha bilimsel olgunluk da kazandırılmalıdır. Böylece kimya ilminden beklenen gaye yerine gelmiş olacaktır. Her ilmin bir lisanı olduğunu gibi kimya ilminin de kendine mahsus bir lisanı vardır. Günümüzdeki her bir kimya kitabı da farklı bir dildir. Ancak kimyanın lisanına eşlik eden kimyacıların da anlatması lazımdır. İlmî çalışmalarda başarıya ulaşmada iki yol vardır: Birincisi; düşünmek, ezberlemek, fikri çalıştırmaktır. Bu; zamanla olanıdır. İkincisi; sezgi (sezi) adını verdiğimiz bir anda ulaşılan başarıdır. Bu da iki kısımdır: Kesbî olanı; çalışmakla, tecrübe suretiyle elde edilenidir. Kekule’nin rüyasında benzen halkasını bulmasını; yine Bohr’un rüyasında kendi adıyla anılan atom modelini keşfetmesini buna örnek verebiliriz. Bir anda ulaşılan başarının ikincisi ise; ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiştir. Bu yolda; peygamberler, doğruluktan şaşmayan akıl, kusursuz kalp ve temiz duygu/düşünce taşıyan kalp sahipleri vardır. Bu başarı; mevhibeiilahiye olarak verilir. Sezi yoluyla ulaşılan keşifler, kimyadaki metafiziğe örnektir. Başarının sırrı, melek saflığında olmaya bağlıdır. Melek safiyetinde olmak; kâinattaki dengeyi koruyarak çalışmak demektir. Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir. Ancak o zaman;

4


melek, sırrını insana verecektir. Ayrıca maddenin emrimizde olduğunu anlamalı, duymalı ve görmeliyiz. Maddenin sırlarını aklımızla görme azmimiz, her an devam etmeli ve bizimle beraber olmalıdır. Etrafımızdaki olayları aydınlatmak, kavramak, keşfetmek azminde olunmalıdır. Bilgiler, sırtta yük olmamalıdır. Bilgi hamalı olunmamalıdır. İlimler gayeli öğrenilmelidir. Hayattaki olaylar ile vicdan arasında ilişki kurulmalıdır. Hayatın en büyük muallim olduğu unutulmamalıdır. Kimyanın lisanı bizi büyülemelidir. Öğrendiklerimiz bize cazip ve orijinal gelmelidir. Bu konulardaki konsantremiz tam olursa, sürekli huzurlu oluruz. Böylece hem stres yenilmiş hem de kinetik enerji dengelenmiş olur. Meseleleri sürekli olağanüstülüklere bağlamak ise kâinat kitabını anlayamamanın ifadesidir. Batı dünyasında bilimde metafiziğin yerinin ayrı bir önemi vardır. Hazreti İsa’nın getirdiği mesaj, Batı medeniyetinin en güçlü, en sağlam ve en önemli temelini oluşturur. Batı medeniyeti böylece varlık sahnesine çıkmıştır; çünkü Batı medeniyetinin esası; Grek felsefesi (matematiksel düşünce), Roma hukuku ve gerçek Hıristiyan dinine dayanmaktadır. Batı’da; hem laikliğin doğuşundan hem de Rönesans’tan sonra Galileo, Newton, Einstein, Pascal gibi dindar ve dinin ilimden kopuk hâline üzülen, metafiziğe önem veren insaflı Batı bilim adamları mevcuttur. Batı, tarihinin hiçbir döneminde metafiziğe karşı tamamen duyarsız kalmamıştır. Batı’da metafiziğe önem veren hem düşünür de çoktur. Eflatun milattan önce 427–347 tarihleri arasında yaşamıştır. Hem Eflatun ve hem de Henry Bergson (1859–1941) düşüncesinde bilimde metafiziğin ayrı bir yeri vardır. Batı, tarihinin her döneminde farklı zaman dilimlerinde, bu iki düşünür gibi düşünce adamları yetiştirmiştir.

5


Batı’daki bilimsel gelişmeye Rönesans’la beraber zemin hazırlayan aslında bizim ilim tarihimizdir. Metafiziği ihmal ettiğimizden dolayıdır ki hem eskiye hem de Batı’nın hâlihazırdaki durumuna göre bilim ve teknikte geri kalmış vaziyetteyiz. İslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir. Başta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc), Venizelos gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir papaz gibi dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa’nın dinine sahip olduğunun göstergesidir. İslamiyet’i Hıristiyan dinine kıyas etmek, yanlış kıyastır; çünkü Avrupa, dinine mutaassıp olduğu zaman medeni değildi; taassubu terk etti, medenileşti. Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuşlarsa, ilimde o zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmişlerdir. Ne vakit dine karşı lakayt vaziyeti almışlar, fen ve teknolojide perişan vaziyete düşerek tedenni etmişlerdir. Başka dinin aksine, dinimize bağlı olma derecesinde milletimiz ilerlemiş; ihmali nispetinde de geri kalmıştır. Bu, tarihsel bir gerçektir. Türk milleti fen ve sanatı metafizik ile yoğurarak eskide ilimde ileri gittiği gibi ileride de gidecektir. Hakiki medeniyete sarılarak insanlığa yine rehber olacaktır. Ankara, 3 Eylül 2009

“Bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla,

6


mantığa, amme menfaatine uygundur; biliniz ki o, bizzat dinimize uygundur. İslamiyet son ve kâmil dindir. Akla, mantığa ve hakikate uymaktadır.*” Gazi Mustafa Kemal Atatürk

* “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III” kitabı “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I” Bölümü, 98. sayfa, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2006.

1. BÖLÜM: 7


KİMYASAL BAĞLAR KİMYASAL BAĞLAR • İki ya da daha fazla atom arasında elektron alış verişi veya elektronların ortak kullanılmasıyla oluşan bağlar kimyasal bağlardır. • Bir kimyasal bağ oluşurken ısı açığa çıkar. • Oluşan bu bağın kırılması için de aynı miktar enerji gerekir. • Bu enerjiye kimyasal bağ enerjisi denir. • Bir moleküldeki bağ enerjisinin toplamı ne kadar büyükse molekül o kadar kararlıdır. • Kimyasal bağlar iki gruba iki farklı şekilde ayrılarak incelenebilir: • BİRİNCİ SINIFLENDIRMA TANECİK İÇİ KİMYASAL BAĞLAR TANECİK ARASI KİMYASAL BAĞLAR • İKİNCİ SINIFLANDIRMA Güçlü Etkileşimler Zayıf Etkileşimler

TANECİK İÇİ KİMYASAL BAĞLAR • İYONİK BAĞ: İyonik bağ anyonlarla katyonlar arasında meydana gelir. Genelde metal atomu son yörünge elektronlarını vererek katyon, bunu alan ametal atomu da anyon oluşturur. Bu iyonlar bir kristal yapı oluşturmak üzere elektriksel çekim kuvveti ile birbirlerini çekerler. Bu etkileşimden iyonik bağ oluşur.

8


İYONİK BİLEŞİKLERİN ÖZELLİKLERİ • İyonik bileşikler kristal yapıda bulunurlar. • İyonik bileşikler katı hâlde elektrik akımını iletmezler. Sulu çözeltileri ve sıvı hâlleri, elektrik akımını iletir. • Kristalleri saydamdır. • En kararlı iyonik bileşikler iyonlaşma enerjisi düşük element ile elektron ilgisi yüksek elementler arasında oluşur. • Aktif bir metal ile aktif bir ametal arasında oluşan bileşik kuvvetli iyonik karakter gösterir.

KOORDİNASAYON SAYISI • • • • •

En yakın komşu iyon sayısıdır. Şöyle yazılır: NaCl: (6: 6) Birinci rakam katyon için, ikinci rakam ise anyon içindir. NaCl’nin koordinasyon sayısı 6’dır.

BİRİM HÜCRE (TEKRARLANAN BİRİM) –

• NaCl’de birim hücrede 4Na+ ve 4Cl görülür. • KOVALENT BAĞ: Kovalent bağ, elektron çiftinin atomlar arasında ortaklaşa kullanılmasıyla oluşur. Burada ortaklaşa kullanılan elektronlarla, pozitif atom çekirdekleri arasındaki çekme kuvveti etkisiyle bağ oluşur. Ametal atomunun son yörüngesinde kaç tane yarı dolu orbital varsa o kadar kovalent bağ oluşturur. Bazen de atomun son yörüngesinde ortaklanmamış olan elektronlar uyarılarak yarı dolu orbitaller oluşturulur ve atom daha fazla bağ yapabilecek hâle gelir.

9


APOLAR KOVALENT BAĞ • Aynı cins ametal atomları arasında olan kovalent bağlardır. Bu bağlarda yük dağılımı simetrik olduğu için kutupsuzdur. • Örnek olarak iki hidrojen atomu arasında oluşan bağı inceleyelim: Her bir hidrojen atomu 1s orbitalinde 1 elektrona sahiptir. Bu birer elektronun ortaklaşa kullanılmasıyla hidrojen atomları arasında bir bağ meydana gelir. Oluşan molekül H2 molekülüdür. • Hidrojen molekülü; H..H veya H–H şeklinde gösterilir. Birincisi elektron nokta yapısı (Lewis yapısı), ikincisi ise açık formüldür. • Molekül şekli doğrusaldır. Moleküldeki H atomlarının elektronları çekme yetenekleri aynı olduğundan molekül apolar olur. • O2, F2, Cl2, Br2, I2 ve N2 moleküllerinde de apolar kovalent bağ vardır.

POLAR KOVALENT BAĞ • Farklı cinste ametal atomları arasında oluşan kovalent bağlardır. • Bu tür bağlarda elektron yük yoğunluğu elektron severliği fazla olan atoma daha yakın olduğundan bağda kutuplaşma meydana gelir. • İki ametal atomu arasında kovalent bağ varsa, bu iki atomun elektron çekme yetenekleri arasındaki fark ne kadar büyükse, bağ da o kadar polar olur. • HF, HCI, CO, NO molekülleri arasındaki kovalent bağlar polardır. • Örnek olarak HF molekülündeki bağı inceleyelim: Florun 2 p’deki yarı dolu orbitali ile hidrojenin 1 s’deki yarı dolu orbitali arasında bir kovalent bağ oluşur. Florun elektron severliği

10


• • • •

hidrojenden fazla olduğundan ortaklaşa kullanılan elektronları kendisine daha fazla çekeceğinden kısmi negatif yükle, hidrojen de kısmi pozitif yükle yüklenir. Bağda kutuplanma meydana gelir. Oluşan HF bileşiğidir. Açık formül H–F şeklinde gösterilir. Molekül doğrusaldır.

PERYODİK CETVELDEKİ II. PERİYOT ELEMENTLERİNİN HİDROJENLE YAPTIĞI BAĞLAR VE MOLEKÜL ŞEKİLLERİ • Periyodik cetveldeki II. periyottaki elementler Li, Be, B, C, N, O, F ve Ne’dur. Bunların hidrojenle oluşturdukları molekülün şeklini, bağın polarlığını ve molekülün polarlığını inceleyelim: • Hidrojenin; 1 elektronu ve 1 yarı dolu orbitali vardır ve 1 tane bağ yapabilir. 1A grubu • Lityumun elektronlarının dizilişi 3Li:1s2 2s1 şeklinde olup 1 tane yarı dolu orbitali vardır. 1 tane bağ yapar. LiH bileşiği oluşur. • Molekülün elektron nokta yapısı Li..H şeklindedir. Li—H şeklinde de gösterilir. • Molekülün geometrisi doğrusaldır. • Hidrojenin elektron severliği Li’dan fazla olmasından dolayı molekül polardır. 2A grubu • Berilyumun elektronlarının dizilişi 4Be: 1s2 2s2 şeklindedir. Berilyumun 2s orbitali enerji düzeyi ile 2p orbitali enerji

11


• • • • • • •

düzeyinin birbirine çok yakın olmasından dolayı 2s orbitalindeki elektronlardan biri 2px orbitali enerji düzeyine uyarılır. Böylece 2 tane yarı dolu orbital oluşur. Yani 4Be: 1s2 2s1 2px1 2py1 2pz0 şeklinde olmak üzere s ve p orbitallerinden farklı iki tane sp orbitali meydana gelir. Bunlara hibrit orbitalleri, olaya da hibritleşme (melezleşme) denir. Be. + 2H. → H..Be..H elektron nokta yapısının oluşumudur. H — Be — H açık formüldür. BeH2 molekül formülüdür. Berilyumun 2 tane sp orbitali ile iki tane hidrojenin s orbitallerinin girişiminden sigma bağları oluşur. Oluşan bağlar polardır. BeH2 molekülü doğrusaldır. BeH2 molekülündeki sp hibrit orbitallerinin özdeş olmasından ve bir doğru boyunca berilyumun iki tarafında aynı elektron severliğe sahip iki tane hidrojen atomunun bulunmasından molekül apolar özellik gösterir.

3A grubu • Borun elektron dizilişi 5B: 1s2 2s2 2p1 şeklindedir. 2s orbitalindeki 1 elektron, 2p orbitaline uyarılır. Uyarılmış hâlin elektron dizilişi 5B: 1s2 2s1 2px1 2py1 2pz0 şeklindedir. • Böylece 3 tane sp2 hibrit orbitalleri oluşur. Bu 3 tane sp2 hibrit orbitalleri ile 3 tane hidrojenin s orbitallerinin girişiminden 3 tane sigma bağı oluşur. • BH3 molekülünün şekli düzlem üçgendir. • Bağ açısı 120°’dir. • Bağlar polardır. • BH3 molekülü apolardır. 4A grubu • Karbonun elektron dizilişi 6C: 1s2 2s2 2p2 şeklindedir. 6C: 1s2

12


• • • • • • • •

2s2 2px1 2py1 2pz0 şeklinde de gösterilebilir. 2s’deki 1elektron 2pz orbitaline uyarılır. Böylece 6C: 1s2 2s1 2px1 2py1 2pz1 olur. Bu orbitaller kendi aralarında melezleşir (hibritleşir). Böylece 4 tane sp3 hibrit orbitali oluşur. 4 tane hidrojenin s orbitali ile 4 tane sp3 orbitalinin girişiminden 4 tane sigma bağı oluşur. CH4 molekülü meydana gelmiştir. Molekül şekli düzgün dörtyüzlüdür. Hidrojen atomları düzgün dörtyüzlünün köşelerine yerleşmiştir. H—C—H açısı 109,5 derecedir. Molekül apolardır.

5A grubu • Azotun elektron dizilişi 7N: 1s2 2s2 2p3 şeklindedir. • 3 tane p orbitallerindeki birer elektron hidrojenin s orbitalindeki elektronlarla 3 tane sigma bağı oluşturur. • Azotun 2s orbitalindeki elektron çifti bağ yapımına katılmaz. • NH3 molekülü oluşur. • Molekül üçgen piramit şeklindedir. • N—H bağları polardır. • Azotun elektron severliği hidrojenden büyük olduğundan azot kısmen negatif, hidrojenler kısmen pozitif yüklüdür. • Molekül polardır. 6A grubu • Oksijenin elektron dizilişi 8O: 1s2 2s2 2p4 şeklindedir. • 2p orbitallerinde 2 tane yarı dolu orbital bulunduğundan 2 tane bağ yapar. • Oksijenin p orbitalleri ile 2 tane hidrojenin s orbitalleri arasında 2 tane sigma bağı oluşur. • Oksijenin bağ yapmamış elektronlarından dolayı molekül kırık doğrudur.

13


• Bağ açısı 104,5 derecedir. • Molekül polardır. 7A grubu • • • • • • •

Florun elektron dizilişi 9F: 1s2 2s2 2p5 şeklindedir. 1 tane yarı dolu orbitali vardır. 1 tane bağ yapar. Hidrojenle HF molekülünü oluşturur. H..F veya H—F şeklinde gösterilir. Molekül doğrusaldır. Moleküldeki vektörel kuvvetlerin farklı olmasından dolayı molekül polardır.

8A grubu • Neonun elektron dizilişi 10Ne: 1s2 2s2 2p6 şeklindedir. • Bütün değerlik orbitalleri doludur. • Yarı dolu orbitali bulunmadığından Ne bileşik oluşturamaz.

KARBONUN BAĞ YAPILARI CH4 MOLEKÜLÜNÜN BAĞ YAPISI • Karbonun elektron dizilişi 6C: 1s2 2s2 2p2 şeklindedir. 6C: 1s2 2s2 2px1 2py1 2pz0 şeklinde de gösterilebilir. • 2s’deki 1elektron 2pz orbitaline uyarılır. • Böylece 6C: 1s2 2s1 2px1 2py1 2pz1 olur. • Bu orbitallerden s ve p’nin enerjileri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla bu orbitallerin oluşturacağı bağların enerjileri de farklı olmalıdır. • Ancak yapılan deneylerde CH4 molekülündeki tüm bağların enerjilerinin eşit olduğu bulunmuştur. Ayrıca bu bağların enerjileri hem s orbitali ile yapılan hem de p orbitali ile yapılan bağlarınkinden farklıdır. Her ikisinin arasında bir

14


• • • •

değerdir. Bu durumda s orbitalinin enerjisinin arttırılıp, p orbitallerinin enerjilerinin azaltılıp ortak bir enerjide bu 4 orbitalin melezleştiği kabul edilir. Bu olaya melezleşme (hibritleşme) adı verilir. Böylece 4 tane sp3 (1 tane s 3 tane p orbitalinin hibritleştirildiğini anlatır.) hibrit orbitali oluşur. Hidrojenin 4 tane s orbitali ile karbonun 4 tane sp3 orbitalinin girişiminden 4 tane sigma bağı oluşur. Böylece CH4 molekülü meydana gelir. Molekül şekli düzgün dörtyüzlüdür. Molekül simetrik (vektörel kuvvetler birbirini sıfırlar) olduğundan apolardır. Hidrojen atomları düzgün dörtyüzlünün köşelerine yerleşmiştir. H—C—H açısı 109,5 derecedir.

C2H4 MOLEKÜLÜNÜN BAĞ YAPISI • Karbonun 2s orbitali ile 2 tane p orbitali hibritleşerek üç tane özdeş sp2 orbitali oluşturur. Bu sp2 orbitalleri aynı düzlemde bulunup aradaki açı 120 derecedir. Hibritleşmeye katılmamış diğer p orbitali sp2 hibrit orbitallerinden farklıdır. Bu orbital p bağlarının oluşumunda kullanılır. C2H2 MOLEKÜLÜNÜN BAĞ YAPISI • Karbon atomunda 1 tane 2s orbitali ile 1 tane 2p orbitali hibritleşerek iki tane sp orbitalini meydana getirir. Diğer iki tane p orbitali hibritleşmeye katılmaz. Hibritleşmeye katılmayan bu p orbitalleri iki tane pi bağını oluşturur. Asetilenin molekülü doğrusal olup apolardır. • C’lar arasındaki 3 bağın 1 tanesi sigma diğer 2’si pi bağıdır. C – H bağları sigma bağıdır.

TANECİKLER ARASI KİMYASAL BAĞLAR

15


• Tanecikler arası kimyasal bağ; hem moleküller arasında hem de atomlar arasında olabilir. • Maddeler gaz hâlinde iken moleküller hemen hemen birbirinden bağımsız hareket ederler ve moleküller arasındaki itme ve çekme kuvveti yok denecek kadar azdır. • Maddeler sıvı hâle getirildiklerinde ya da katı hâlde bulunduklarında moleküller birbirlerine yaklaşacağından moleküller arasında bir itme ve çekme kuvveti oluşacaktır. • Bu etkileşmeye moleküller arası bağ denir. • Maddelerin erime ve kaynama noktalarının yüksek ya da düşük olması molekül arasında oluşan bağların kuvvetiyle ilişkilidir.

A)

AĞ ÖRGÜSÜ

• Ağ örgülü kovalent katılar genellikle karbon elementinin allotroplarında görülen bağ türüdür. Karbonun grafit ve elmas yapısı buna örnektir. Elmas, karbon atomunun sp3 hibrit orbitali yapmasıyla oluşturduğu durumdur. Bir zincir oluşturacak şekilde ağ örgüsüne sahiptir. C atomları arasında sigma bağları mevcuttur. • Elmas elektrik akımını iletmez. Karbonun sp2 hibrit obitali ile oluşturduğu allotropik yapısı ise grafittir. Az da olsa elektrik akımını iletir. Ağ örgüsü içeren maddelerin erime ve kaynama noktaları genellikle çok yüksektir.

B)

İYONİK KATILARDA BAĞLAR

• İyonik bağlı bileşikler oda koşullarında katı hâlde bulunurlar. İyonik bağlı bileşiklerde (+) ve (–) yüklü iyonlar birbirlerine çok yakın bir şekilde bulunurlar. İyonların hareket kabiliyeti olmadığından katı hâlde elektriği iletmezler, iyonik katı sıvı hâle getirilirse ya da suda çözülürse iyonlar hareket edebilir

16


hâle gelir ki elektriği iletirler. Bu katılar kırılgan yapıdadır ve kristal yapıları vardır.

C)

METAL BAĞI (METALİK BAĞ)

• Metallerin az sayıdaki değerlik elektronları boş değerlik orbitallerinde devamlı olarak her yönde hareket ederler. • Bu özelliği ile elektron bir atoma değil metalin bütününe ait olur. • Böylece pozitif ile negatif çekiminden oluşan kararlı bir yapı meydana gelir. • Birden fazla çekirdek etrafında hareket eden bu değerlik elektronlarının oluşturdukları bu bağa metalik bağ denir. • Bu tür bağ bulunduran katılar da metalik katılardır. • Kovalent bağda her bir atom belirli sayıda bağ yapmak zorundadır. Metalik bağda ise değerlik elektronları kristal içerisinde hareketinden dolayı atoma değil, kristalin bütününe ait olur. Bu durum metalik bağın kovalent bağdan farklı olmasına yol açar. Metaller, değerlik elektronlarının oynaklığından dolayı ısı ve elektrik akımı iletkenliği, şekil verilebilme gibi özelliklere sahip olurlar.

D)

DİPOL – DİPOL BAĞI

• Polar moleküller arasında oluşan bağlardır. • Bir molekülün (–) kutbu diğer molekülün (+) kutbuna doğru yönelir. Böylece moleküller arasında bir çekim meydana gelir. • Bu şekilde oluşan bağlar dipol–dipol bağlarıdır. • Örneğin; HCl, NH3, H2O, CO, NO vb. polar moleküllerde bu bağ vardır.

E)

HİDROJEN BAĞI

17


• HF, NH3, H2O gibi hidrojenin en aktif üç ametal (F, O, N) ile oluşturduğu bileşiklerin molekülleri arasında görülen bir bağ türüdür. • Kuvvetli dipol dipol bağları olarak da düşünülebilir. Bir molekülün negatif ucu (elektron çifti) ile diğer bir molekülün hidrojeninin etkileşiminden hidrojen bağı oluşur. • Hidrojen bağının varlığı; bileşiğin erime noktası, kaynama noktası, yoğunluk ve viskozitesinin artmasına sebep olur.

F)

VAN DER WAALS ÇEKİMLERİ

• Soy gaz (He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rn) atomları arasında ve apolar yapılı kovalent bağlı moleküller (H2, N2, O2, Cl2, P4, CH4, CO2) arasında bulunan tanecikler arası çekim Van der Waals çekimidir. • Van der Waals çekimi molekülün şekline ve büyüklüğüne bağlıdır. • Molekülün büyüklüğü ve elektron sayısının artmasıyla Van der Waals çekimleri de artar. Bunun sonucu olarak molekülün erime noktası ve kaynama noktası artar. • Halojenlerde F2, Cl2, Br2, I2 sırasında Van der Waals çekimleri artarken erime ve kaynama noktası da artar. • Soy gazlarda He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rn sırasında erime ve kaynama noktası artar.

ZAYIF ETKİLEŞİMDE İKİ FARKLI SINIFLANDIRMA • YABANCI KAYNAKLARDAKİ SINIFLANDIRMA: Zayıf etkileşimlerin tamamına van der waals bağı adı verilir. Van der waals bağını; hidrojen bağı, dipol–dipol etkileşimi ve London kuvvetleri olmak üzere üçe ayırır.

18


• YERLİ KAYNAKLARDAKİ SINIFLANDIRMA: Van der waals bağı ile London kuvvetlerini aynı kimyasal bağ olarak kabul eder.

Kimyasal bağların tamamı, zıt değerlerin birbirini çekmesidir. Her zıt değerin birbirini çekmesi, kimyasal bağ adını almaz. NE KADAR ŞEY VARSA HEPSİ DE ÇİFT OLARAK (ZIT KUTUPLU, BAŞKA BİR İFADEYLE POZİTİF VE NEGATİF) VAR EDİLMİŞTİR. FARKLI YÜKLER BİRBİRİNİ ÇEKER. BU ÇEKİMİN BİR KISMI KİMYASAL BAĞDIR.

HER BİR TANECİĞİN YA POZİTİF (+) YA DA NEGATİF (–) OLMASI • SORU: Her bir taneciğin + veya – olmasına “Küçük şeylerle uğraşıyor.” diyebilir misiniz? • CEVAP: Uğraşmasaydı eksiklik olurdu. Kıyamet kopardı. Bir tek zerre güneşin ısı, ışık ve yedi renginden ayrı kalırsa güneşe noksanlık olur.

MİKRO ÂLEMDEKİ TANECİKLER Kimyanın çoğu olayı maddenin tanecikli yapısıyla açıklanır. • Atom

19


• • • • • • •

Molekül İyon Formül–birim Proton Nötron Elektron Atom–altı diğer tanecikler

POLARLIK • • • • •

• • • •

Polar madde, kutuplu madde demektir. Kutuplu madde, hem pozitif hem de negatif yük içerir. Kimyasal bağın polarlığı başkadır, bileşiğin polarlığı başkadır. Kimyasal bağın polarlığı: Polar kovalent bağın diğer adı polar bağ, apolar kovalent bağın diğer adı ise apolar bağdır. Bileşiğin polarlığı: İyonik bileşiklerin tamamı polardır. Apolar kovalent bağlı bileşikler, apolardır (polar değildir). Polar kovalent bağlı bileşiklerin bir kısmı polardır, diğer bir kısmı ise apolardır. Polar kovalent bağlı bileşikler, farklı ametal atomlarından oluşmuştur. Yapılarında pozitif ve negatif zıt iki kutup vardır. Bu durum molekülün polar olabilmesi için yeterli değildir. Polar kovalent bağlı bileşiklerin, polar olup olmaması molekülün geometrisine bağlıdır. İyonik bileşiklerde geometri söz konusu değildir. Geometrinin belirlenmesinde periyodik tablodan faydalanılır. Örneğin; hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında oluşan moleküllerin tamamında geometri kırık doğrudur, başka bir deyimle açısaldır. H2O molekülünde açı 104,5o’dir. Hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında oluşan diğer moleküllerin tamamında açı farklı farklıdır, ancak kırık doğru olma mecburiyetinden dolayı hepsinde de açı 180o’den daha küçüktür.

20


• Molekülün geometrisindeki atomlar arasındaki kimyasal bağlar vektörmüş gibi varsayılır. Şayet vektörel toplam, başka bir söylemle dipol moment; sıfırdan büyükse molekül polardır, sıfırsa polar değildir.

MADDENİN TANECİKLİ YAPISI VE KİMYASAL BAĞLAR • Kimyasal bağın daha iyi anlaşılması için; maddenin tanecikli yapısını kavramak ve polar madde, polar olmayan madde, kimyasal bağın polarlığı, molekülün polarlığı, elektron–nokta yapısı, açık formül gibi konuları önceden bilmek gerekir. • Evreni mikro âlem, normo âlem ve makro âlem olarak üçe ayırabiliriz. Her üç âlemde de farklı isimlerle çekim bulunur. • Kimyasal bağı tanecik içi kimyasal bağ ve tanecikler arası kimyasal bağ olmak üzere ikiye ayırabiliriz. • Tanecik içi kimyasal bağ iki grupta incelenir. • Tanecik içi kimyasal bağın birincisi elektron alış verişi sonucu oluşan iyon yapılı bileşiklerde görülür. İyonik bağ adını alır. Anyon (–) ile katyonun (+) birbirini çekimi olarak ortaya çıkar. • En kuvvetli kimyasal bağdır. • Tanecik içi kimyasal bağın ikincisi; elektronlarını ortak kullanarak soy gaza benzeyen kovalent yapılı bileşiklerdeki kovalent bağ adını alan çekimdir. Bunlardaki çekim şöyle oluşur: Bağ elektronları, elektron severliği fazla olan atoma daha yakındır. Bağ elektronlarının yakın olduğu atom kısmi negatif, uzak olduğu atom kısmi pozitif olur. Böylece kovalent bağlı bileşiği oluşturan atomlar arasındaki kısmi pozitif ve kısmi negatiflikten dolayı çekim ortaya çıkar. • Her bir kovalent bağın enerjisi farklıdır. • Kovalent bağlar üçe ayrılır: Apolar kovalent bağ, polar kovalent bağ ve koordine kovalent bağ. • Apolar kovalent bağ; aynı cins ametal atomları arasındaki kimyasal bağdır.

21


• Polar kovalent bağ; farklı cins ametal atomları arasındaki kimyasal bağdır. • Koordine kovalent bağ; bağ elektronlarının ikisinin de aynı atoma ait olduğu bağdır. Bu kimyasal bağ, diğer iki kovalent bağdan bu yönüyle ayrılır. • Şimdi tanecikler arası bağı görelim: Mikro âlemdeki taneciklerden bazılarının (atom, molekül ve iyon) arasındaki çekim kuvveti de kimyasal bağdır. Başka başka şekillerde ortaya çıkarak görülür ve değişik adlarla anılır. • Bilindiği gibi elementler; metal, ametal ve soy gaz olmak üzere üç çeşittir. • Atom da, molekül de nötr taneciklerdir. • Atom erkek ve dişi olarak iki cinstir. Atom nötr hâldeyken de; atomlardan birisi pozitif, diğeri negatif gibi olur. • Aynı şeyi molekül için de söyleyebiliriz. • Şimdi üç grup elementte zıt kutupların nasıl oluştuğunu görelim: • Yan yana olan iki metal atomunun birinde elektron verme isteği öne çıkar, diğerinde ise boş değerlik orbitalinin bulunması etkili olur. Böylece metal atomlarının biri pozitif, diğeri negatif gibi davranarak birbirini çekerler. Aslında nötrdürler. Yük oluşumu, düzenliliğin gereği olan çekim içindir. Bu çekim, metal bağı olarak tanımlanır. • Örneğin; 1A grubunu ele alalım. 1A grubunda en üstteki metal lityumun metal bağı, en kuvvetlidir; çünkü 1A grubunda çapı en küçük olan metal, lityumdur. Bundan dolayı da lityum atomları arasındaki mesafe, gruptaki diğer metal atomları arasındaki mesafeye göre daha fazladır. Bu nedenle elektronun gideceği yol, gruptaki diğer elektronların gideceği yola göre daha uzundur. • Bir diğer konu da lityum atomunun çapı küçük olduğundan, aksi yönde çekim güçlü olmasına rağmen elektronun dışa doğru hareket etmesidir. • Aksi yönde çekim güçlü ve gideceği mesafe fazla olmasına rağmen lityum atomunun elektronunun hareket etmesi,

22


• • •

• •

lityumdaki metal bağını kuvvetli kılmıştır. Kendine rağmen ve mesafelere rağmen ziyarete götüren sevgidir. Metal bağının bir görevi de metal kristalinin oluşumudur. Metal kristali, metal atomlarının düzenli dizilişiyle ortaya çıkar. Ametaller, yapı taşı molekül olan elementlerdir. Ametal molekülünün birinde elektronun dışarıya doğru, diğerinde içeriye doğru hafif kayması sonucu simetri bozulması dediğimiz bir düzenlilik ortaya çıkar. Dışarıya doğru kayan elektronun bulunduğu ametal molekülü pozitif, içeriye doğru kayan elektronun bulunduğu ametal molekülü negatif olur. Görüldüğü gibi ametallerde de iki zıt değer– molekül nötr kaldığı hâlde– birbirini çekmektedir. Bu bağa Van der Waals (Van der Valz) bağı veya London (Landın) kuvvetleri denir. Soy gaz atomları arasındaki çekim de ametal molekülleri arasındaki çekim gibi açıklanır. Soy gaz atomunun birinde elektronun dışa doğru, diğerinde ise içe doğru hafif kayması sonucu simetri bozulması dediğimiz bir düzenlilik ortaya çıkar. Dışarıya doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu pozitif, içeriye doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu negatif olur. Görüldüğü gibi soy gazlarda da de zıt kutuplar birbirini çeker, kimyasal bağ yine Van der Waals bağı (London kuvvetleri) adını alır. Polar moleküllerin hepsinde moleküller arası kimyasal bağ olarak dipol–dipol bağı vardır. Polar moleküllerin bir kısmında tanecikler arası kimyasal bağın en kuvvetlisi olan hidrojen bağı vardır. Bu kimyasal bağ; karbon atomuna bağlı olmayan bir hidrojen atomu içeren polar moleküllerde bu molekülün hidrojeni ile diğer bir molekülün flüor, oksijen veya azot atomu arasındaki kimyasal bağdır. Allotropu olan metallerde atomlar arasında kovalent kristal oluşturan kovalent bağ vardır. Bu kovalent bağ, molekül içi kovalent bağdan farklıdır.

23


• Bunlara kovalent kristaller veya ağ örgülü katılar denir. Kristal yapıları farklı farklıdır. Bu farklılık atomların dizilişinden kaynaklanır. • IV A grubu elementlerinden C (karbon), Si (silisyum), Ge (germanyum) ve Sn (kalay) elementlerinde bu tür kimyasal bağ vardır. • SiC (silisyum karbür) ve SiO2 (silisyum dioksit) gibi bileşikler de ağ örgülü katıdır. • Allotrop konusunu daha iyi anlamak için karbonun allotroplarını inceleyelim. • Üç çeşit C vardır: Kömür, elmas ve grafit. • Kömür amorf yapıdadır. Amorf yapı; opak (saydamın zıddı), şekilsiz ve düzensizdir. • Elmas ve grafit ise kristal yapıdadır. • Elmasta her C atomu, düzgün dört yüzlünün köşelerinde ve ağırlık merkezinde yer alır. C atomları arasındaki her bağ sp3 hibrit orbitalleri ile oluşur. Her bir C atomu 4 tane sigma bağı yaparak, diğer 4 C atomuna bağlanmıştır. • C elementinin kristal şekillerinden biri de grafittir. Grafitte C atomları sp2 hibrit orbitalleri ile 3 tane sigma bağı yaparak, diğer 3 C atomuna bağlanmıştır. Hibritleşmeye katılmayan p orbitalleri, pi bağlarını yapar. C atomları böylece altıgen oluşturur; altıgende C atomları arasında sırasıyla bir tek bağ, bir çift bağ vardır. Grafitteki C atomları, bu nedenle polardır. Grafitin elektriği iletmesi bundan dolayıdır. Bağların 120 0’lik açı yapacak şekilde yönlenmiş olması ağ örgüsünün bir düzlemde kalmasını sağlar. • Apolar moleküller ve nötr atomlarda da (metal, ametal, yarı metal ve soy gaz atomları) zıt iki kutup varsa, demek ki kimyasal bağsız madde yoktur.

POLAR MOLEKÜLLERİN HEPSİNDE BULUNAN MOLEKÜLLER ARASI KİMYASAL BAĞ: DİPOL–DİPOL KUVVETLERİ

24


• Bir molekülün pozitif kısmı ile diğer bir molekülün negatif kısmı etkileşir. Di, iki; pol, kutup demektir. Dipol, iki kutuplu anlamındadır. Dipol–dipol etkileşmesi ise iki kutuplu bir molekülün, hem başka iki kutuplu bir molekülü çekmesi hem de o molekül tarafından çekilmesidir; iki kutuplu iki molekülün etkileşmesidir.

YAĞMUR TANECİKLERİNDE DİPOL–DİPOL KUVVETLERİ • Su, polar bir moleküldür. • Polar moleküllerde moleküller arası kimyasal bağ, dipol–dipol bağıdır. • Bu kimyasal bağı daha iyi anlamak için yağan yağmurdaki her bir su taneciğinin dipol–dipol özelliğini açıklayalım: • Yan yana olan yağmur damlacıkları, farklı kutuptur. Kütleleri eşittir. • Her bir yağmur taneciği birbirini eşit derecede çeker ve başka bir tanecik tarafından da çekilir. Böylece tanecikler arası mesafe korunarak, bütün taneciklerin birbirlerine eşit uzaklıkta olması sağlanır. Âdeta balıkçı ağı gibi bir görünüm meydana gelir. • Yağmur taneciklerinin birleşerek zararlı cisimler olarak düşmesi problemi ortadan kalkar. Şiddetli rüzgâr ve fırtınaya rağmen yağmur damlaları tane tane düşer.

METAL KRİSTALLERİ • Oluşan metal bağı, metal atomları arasındadır. Metal atomları belirli geometrik şekilleri oluşturacak şekilde dizilirler. • Metallerde üç tip kristal yapı görülür. • Hacim merkezli kübik yapıda; atomlar, küpün köşelerine ve

25


merkezine yerleşir. Demir (Fe), Cr (krom), Mn (manganez), W (volfram), Ta (tantalyum), Ti (titanyum), Na (sodyum), K (potasyum) metal kristalleri bu kristal çeşidine örnek verilebilir. • Yüzey merkezli kübik yapıda; atomlar, küpün köşelerinde ve yüzlerinde yerleşir. Al (alüminyum), Cu (bakır), Ni (nikel), Au (altın), Ag (gümüş), Pt (platin), Pb (kurşun), Ca (kalsiyum) kristalleri buna örnektir. • Hegzagonal sistemde ise atomlar, altıgen prizmanın köşelerinde ve birer adet de düzlemlerin ortasında yerleşir. Be (berilyum), Cd (kadmiyum), Mg (magnezyum), Zn (çinko), Zr (zirkonyum) metallerinin kristalleri de bu tür kristale örnektir.

METAL BAĞI KUSURU • Metal atomlarının dizilişi bazen tam olmamaktadır. İdeal gibi görünen bu dizilişi bozan bu duruma kimyada metal bağı kusuru denir. • Metal bağı kusuru şu şekillerde ortaya çıkar: Geometrik şekillerin köşelerindeki bazı atom yerleri boş kalmakta, bir atom fazladan araya sıkışmakta, bazı yabancı atomlar ara yerlere girmekte veya atomların dizilişi belirli bir yerde kesilmektedir.

METAL BAĞI KUSURUNUN NE GİBİ FAYDALARI VARDIR? • Hata ve kusur kelimeleri bir eksikliği akla getirse de metal bağı hatası diye bilinen bu konu, bir eksiklik değil; mükemmelliktir. • Bir metalin kırılmadan şekil değiştirebilmesi, atomlarının kusur dediğimiz mükemmel yerleşmesiyle olmaktadır. Metal

26


içindeki bu kusurlu yapılaşma olmasaydı, o metali; eğerek, bükerek, döverek şekillendirme mümkün olmayacaktı. Mesela; bir inşaat demirini kıvıramayacaktık.

METALİN ATOMLARI KUSURSUZ DİZİLSEYDİ NE OLURDU? • Metalin 1 mm2’si, 37 kg kuvvet taşıyabilecekti. 3,5 tonluk bir ağırlık, yaklaşık 1 mm çapında bir tel ile kaldırılabilecekti. Bu, çok iyi bir özellik olarak görünebilir. Fakat bu kadar mukavemetli bir metalin kullanılabilmesi, başka bir ifadeyle tel ve levha hâline getirilebilmesi mümkün olmayacaktı. Böyle bir metal de faydasız, işe yaramaz bir madde olacağından; esas kusur, kusursuz atom dizilişine sahip olmakta olacaktı.

İYİ NİYET, OLUMLU DÜŞÜNCE VE GÜZEL GÖRÜŞ ÖYLE BİR KİMYADIR Kİ; KÖMÜRÜ ELMAS, TOPRAĞI ALTIN YAPAR • Elmas ile kömürün formülü aynıdır. Her ikisi de C ile gösterilir. Fark, karbon atomlarının dizilişindedir. • Altın, topraktan fiziksel yolla elde edilir. Altın, en kıymetli metaldir. İleride toprağın altına dönüştürülmesi de gerçekleşebilir.

TANECİKLER ARASI BAĞ, MADDENİN HÂL DEĞİŞTİRMESİNDE VEYA ALLOTROPTA ETKİLİ OLDUĞU HÂLDE NİÇİN FİZİKSEL BAĞ DEĞİL DE KİMYASAL BAĞ DENMİŞTİR? • Katı hâlde tanecikler birbirine yakın, gaz hâlde uzaktır. Hâl

27


• • •

• • •

değişikliğinde madde hâl değiştirmez, madde aynı olarak kalır, yalnız tanecikler arası mesafe değişir. Maddenin hâllerinde formül aynı kalmakla beraber isimler ve görünüşler farklı oluyor. Su, su buharı, buz üçünün de formülü H2O’dur. Tanecikler arası bağ çeşitleri anlatılırken, iç yapının az da olsa değiştiğini, bu suretle kutupların oluştuğunu görmüştük. Kömürün elmas olması da kimyanın konusuna girer. İç yapıda değişiklik nasıl oluyor? Elmas ile kömürün formülü aynıdır. Her ikisi de C ile gösterilir. Her iki allotropta da C atomlarının dizilişleri farklıdır. Ayrıca “iyi niyet öyle bir kimyadır ki” denmiştir, “fiziktir ki” denmemiştir; kömürün elmas olması, az da olsa kimyadır. “İyi niyet öyle bir kimyadır ki; kömürü elmas yapar.” cümlesinde; allotropların dizilişlerinin farklı olmasının, ancak iç yapıdaki değişiklikle mümkün olabileceğine vurgu vardır. Bu değişimler, fiziksel değişimdir. Ancak fiziksel değişime, iç yapıdaki değişiklik sebep olur.

HÜSNÜNİYET ÖYLE BİR KİMYADIR Kİ; KÖMÜRÜ ELMAS YAPAR FARKLI BİR GÖRÜŞ: Kömür ile elmas allotroptur. Aralarındaki fark kitaptaki bilgilere göre fizikseldir. Ancak iç yapıda kovalent kristal örgü bağından dolayı değişiklik olmaktadır. Bu nedenle olaya kimyasal olarak da bakabiliriz.

KÖMÜR İLE ELMAS • Madenlerin en düşüğü kömürdür; en kıymetlisi ise elmastır. • Kömür ile elmas arasında tek basamaklı çok basit bir fark vardır. • Bu konuya dikkat etmek lazımdır.

28


BUZDA H2O(k) MOLEKÜLLERİ ARASINDA KOVALENT KRİSTAL ÖRGÜ BAĞI • SORU: Moleküller arası bağ olduğu hâlde niçin kovalent bağ denmiştir? • CEVAP: Çok kuvvetli bir kimyasal bağ olduğundan ve kristal yapı oluştuğundan denmiştir. • SORU: Buz molekülleri arasındaki kimyasal bağın kuvvetli olması nereden anlaşılır? • CEVAP: Su donunca içinde bulunduğu demir kabı parçalamasından anlaşılır. • SORU: Buzdaki kimyasal bağ çok kuvvetli diye niçin yanlış olarak kovalent bağ denmiştir? • CEVAP: Tanecik içi kimyasal bağ, tanecikler arası kimyasal bağdan daha kuvvetlidir. Kovalent bağ tabiri, tanecik içi bağı anımsatmaktadır. Kuvvetli olduğunu ifade için denmiştir.

SU, BUZ HÂLİNDEYKEN H2O(k) MOLEKÜLLERİ NEREDEYSE HAREKETSİZDİR VE SU MOLEKÜLLERİNE KIYASLA BUZ MOLEKÜLÜNDE, MOLEKÜLLER ARASI MESAFE FAZLADIR • Buz molekülü; birisi düzgün dört yüzlünün ağırlık merkezinde, diğer dördü de dört köşesinde olmak üzere beşerli moleküllerden oluşur. • Buzun kristal örgüsü, düzgün dört yüzlüdür. Bu kristal örgünün bozulmaması için moleküller hareketsizdir. Bu şekliyle kararlıdır. • Buz molekülleri arasındaki uzaklık, su molekülleri arasındaki

29


• • • • • • • •

uzaklığa göre % 11 oranında daha fazladır. Başka bir ifadeyle su donunca % 11 hacim büyümesi gerçekleşir. Normalinde maddenin katı hâlinde, moleküller birbirine sıvı hâline göre daha yakındır; sıvı donunca hacim büyümesi değil, hacim küçülmesi olur. Yalnız suya has olan bu durum, suyun donunca diğer sıvılara zıt olarak genleşmesinden ileri gelir. Suyun bu istisnai özelliğinin hayat için çok faydaları vardır. Su donma noktasına gelince, H2O(k) molekülleri arasında kovalent kristal örgü bağı ortaya çıkar. Kovalent kristal örgü bağı, en kuvvetli kimyasal bağlardandır. Bu nedenle su donduğunda, içinde bulunduğu demir kabı bile parçalar. Buz erirken kristal yapı bozulur. Moleküller birbirine yaklaşır. +4 °C’a kadar hacim küçülmesi devam eder. +4 °C’a kadar az da olsa kristaller bulunur; bunlar H2O(s) kristalleridir. Kristal yapı +4 °C’ta tamamen bozulur. +4 °C’ta yoğunluk en büyüktür. +4 °C’tan sonra su ısıtıldıkça hacim genişler, yoğunluk azalır.

TANECİKLER ARASI KİMYASAL BAĞLA İLGİLİ SORULAR • SORU: Hangi bileşiğin molekülleri arasında kovalent bağ vardır? • CEVAP: SiC (silisyum karbür), SiO2 (silisyum dioksit), BN (bor nitrür) ve H2O(k). • SORU: Elementler, elementel hâlde iken atomları arasında hangi kimyasal bağ vardır? • CEVAP: Metal atomları arasında metal bağı, soy gaz atomları arasında Van der Waals bağı, karbon atomları arasında kovalent bağı vardır. • SORU: Moleküller arası kimyasal bağın kaç çeşit olduğunu ve nerelerde bulunduğunu birkaç cümleyle özetleyiniz.

30


• CEVAP: Yapı taşı element olan elementlerde element molekülleri arasında ve farklı ametal atomlarından oluşan apolar moleküller arasında Van der Waals bağı vardır. Polar moleküllerin hepsinde dipol–dipol bağı vardır. Polar moleküllerin bir kısmında ise hidrojen bağı vardır.

KİMYASAL BAĞLARIN BAĞIL NİCEL KUVVETLİLİK DERECESİ* * Aşağıdaki tablodaki gruba kovalent bağı dâhil etmek için asimetrik yapıda olanlarının olması lazımdır; o zaman 2. sıraya gelirdi; çünkü tanecik içi kimyasal bağ, moleküller arası kimyasal bağdan daha kuvvetlidir. Apolar kovalent bağlı maddelerin ve polar kovalent bağlı olup da apolar olan maddelerin kuvvetliliğini 2. sıraya yazmamak gerekir. Diğer bir husus; bağların kuvvetlilik derecesi fikir vermek içindir. Kıyaslama aynı türden olanlar arasında olursa tablo geçerlidir; farklı türden maddeler arasında yapılan kıyaslamada istisnalar çoktur.

KİMYASAL BAĞIN ADI İyonik bağ (İyon– iyon bağı) Hidrojen bağı

BAĞIL NİCEL KUVVETLİLİK DERECESİ 250 20

Dipol–dipol bağı

2

31


Van der Waals bağı (London kuvvetleri)

0,1

HEM TANECİK İÇİ HEM DE TANECİKLER ARASI AYNI CİNS KİMYASAL BAĞ İÇEREN FARKLI MADDELERDE KİMYASAL BAĞIN KUVVETLİLİK DERECESİ FARKLI FARKLIDIR • Nasıl ki her bir maddenin öz kütlesi, atom kütlesi, molekül kütlesi vb. özellikleri farklıdır. Örneğin; aynı Van der Waals bağı olmakla beraber, kimyasal bağın kuvvetlilik derecesi o madde için ayırt edici bir özelliktir.

20 KİLOGRAMI KALDIRAN 0,1 KİLOGRAMI VE 2 KİLOGRAMI DA KALDIRIR • Bu mantık iyonik bileşikler için geçerli değildir. İyonik bileşikler, yalnız iyonik bağ içerirler. • Hidrojen bağı içeren bileşikler, hem dipol–dipol bağı hem de London kuvvetlerini içerirler. • Dipol–dipol bağlı bileşikler, mutlaka London kuvvetlerini de içerirler. • Yalnız London kuvvetleri içerenler, başka kimyasal bağ içermezler.

KİMYASAL BAĞDAN YARARLANARAK BİLEŞİKLERİN KAYNAMA NOKTASININ SIRALANIŞI

32


Bileşiklerin kaynama noktası yüksekten düşüğe doğru aşağıda sıralanmıştır: • İyonik bileşikler • Hidrojen bağlı polar moleküller • Dipol–dipol bağlı polar moleküller • Yalnız London kuvvetleri içeren moleküller (Apolar moleküller)

YALNIZ LONDON KUVVETLERİ İÇEREN MOLEKÜLLERİN KAYNAMA NOKTALARININ KENDİ ARALARINDA SIRALANIŞI • Molekül ağırlığı yüksek olanın kaynama noktası yüksektir. • Molekül ağırlıkları aynıysa temas yüzeyi yüksek olanın kaynama noktası yüksektir.

HÂL DEĞİŞTİRME ANINDA KIRILAN KİMYASAL BAĞIN CİNSİ, İYONİK VE KOVALENT BİLEŞİKLERDE FARKLI FARKLIDIR • Hâl değişikliğinde tanecikler arası mesafenin değişmesi, kovalent bileşikler için geçerlidir; burada kırılan tanecikler arası bağdır. • Kovalent bileşiklerin hâl değiştirmesinde tanecik içi kimyasal bağ aynen kalır. • İyon yapılı bileşikler hâl değiştirirken ise tanecik içi kimyasal bağ olan iyonik bağ kırılır.

33


MİKRO ÂLEMDE KİMYASAL BAĞ DIŞINDAKİ ÇEKİMLER • Atom içinde, her şey zıddıyla dengelenmiştir: a) Protonların birbirini itmesi nükleer kuvvetle (bağlanma enerjisi) dengelenmiştir. b) Elektronların birbirini itmesi zıt spinli dönüşle dengelenmiştir. c) Protonla elektronun birbirini çekmesi merkezkaç kuvvetiyle dengelenmiştir. • Atomun yapısında eşit sayıda proton (+) ve elektron (–) olmasıyla denge sağlanmıştır. • Proton ile elektron birbirini çeker. Elektrondaki merkezkaç kuvveti bu çekimi zıt yönde dengeler. • Elektronlar, atom çekirdeği etrafında ikişerli dolanırlar. Biri saat yönünde, diğeri ise saat yönünün tersi yönde döner. Böylece elektronlar da, kendi aralarında eşlenmiştir. • Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla birlikte zıt ikizi de meydana gelir. Elektronun zıt ikizi pozitron, protonun zıt ikizi anti proton, nötronun zıt ikizi anti nötron, nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur. • Proton ve nötronun meydana geldiği kuark adı verilen partiküller de çiftler hâlindedir: Yukarı kuark–aşağı kuark, üst kuark–alt kuark, tuhaf kuark–tılsım kuark. • Bildiğimiz atoma karşılık olarak; çekirdeği negatif, elektronu pozitif olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluşan madde; maddenin zıt eşi veya anti madde olarak adlandırılır. Anti madde bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır. • Elektriğin de pozitif ve negatif olmak üzere iki cinsi vardır.

NORMO ÂLEM VE MAKRO ÂLEMDE GÖRÜLEN ÇEKİMLER • Vücut sıvılarında pozitif iyon kadar da negatif iyon vardır.

34


• İnsanlar ve hayvanlar, erkek ve dişi olarak çift var edilmişlerdir. • Bitkilerde çoğalma tozlaşmayla sağlanmaktadır. • Yağmur damlaları pozitif ve negatif tanecikler olarak inmektedir. • Bulutların pozitif ve negatif olanı vardır. • Mıknatısın da iki ucunda güney kutup ve kuzey kutup olmak üzere birbirine zıt iki kutbu vardır. Bir mıknatıs ne kadar küçük parçalara ayrılırsa ayrılsın her seferinde iki ayrı kutup meydana gelir. • Dünyamız da dev bir mıknatıs gibidir. Kuzey kutup ve güney kutup olmak üzere iki zıt kutba sahiptir. • Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton kanunu olarak adlandırılan çekim vardır.

EVRENİN SİNESİNDEKİ CİDDİ VE HAKİKİ AŞKIN BİR ÇEŞİDİ: KİMYASAL BAĞLAR (KİMYASAL BAĞLARIN FARKLI BAKIŞ AÇISIYLA OKUNMASI) CANLILARDAKİ MUHABBET TANECİKLER ARASINDAKİ KİMYASAL BAĞDIR • Ağacın mahiyetinde olmayan bir şey, esaslı bir surette meyvesinde bulunmaz. Evren (kâinat) ağaca benzetilirse meyvesi insan olur. İnsan meyvesindeki ciddi aşk gösterir ki; evren ağacında –fakat başka başka şekillerde– hakiki aşk ve muhabbet bulunuyor. • Evrenin sinesindeki şu hakiki muhabbet ve aşk, çekim kuvveti adıyla karşımıza çıkıyor. • Evren ağacı mikro, normo ve makro âlemden oluşur. • Mikro âlemdeki çekim kuvvetinin bir kısmına kimyasal bağ

35


• • •

adını veriyoruz. Mikro âlemde bir de proton ile nötron arasındaki çekim vardır. Mikro âlemdeki varlıklarda çok suretlerde tezahür eden kimyasal bağ adını verdiğimiz çekimler ile normo ve makro âlemdeki diğer incizaplar, cezbeler, cazibeler; uyanık olan akıl ve kalplere insaniyete layık bir surette yükselmeyi, hakiki insan olmayı gösterir!.. Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton kanunu olarak adlandırılan çekim vardır. Daha bunlar gibi çift olan bilmediğimiz nice şeyler vardır. Kimyasal bağ, insanı gerçek aşkın derinliklerine çeker; çünkü kendi kalbinde olduğu gibi sonsuz evrende de her şeyin aşk etrafında cereyan ettiğini bilimsel olarak öğrenmiş olur.

ATOM BAŞIBOŞ DEĞİLDİR • “Bir tek atom bile başıboş değildir.” sözünde atomlar arasındaki sımsıkı ilişki ve çekimden, mükemmel ahenkten, belli gayelere yönelik, çok sayıda hikmet ve maslahatı içeren davranış ve hareketten söz edilmektedir ki bütün bu faaliyetlerde kimyasal bağ görev yapmaktadır. • Molekül ve molekülü teşkil eden atomlardaki bu faaliyetin gösterdiği işaret vardır. • Her bir insan da atom gibi olmalıdır. Zaten insanlığı tam yaşayan gerçek insanlar, atom parçası gibidir; başıboş değildirler. • Aile, bütün fertleriyle bir moleküldür. Akrabalık, milliyet vb. irtibatlar vardır. • Medeniyet, insan sevgisi doğurur. Rus ve Ermeni ile olan hürriyet tanıma bağımız bile hakiki dünya birliği şuurunun temelini oluşturmaktadır.

ZITLIK VEYA ZAYIFLARIN BİRLEŞMESİNDEKİ

36


KUVVET • Kovalent bağlar; tekli bağ, ikili bağ ve üçlü bağ olmak üzere üçe ayrılır. Dörtlü bağ yoktur. • N2 molekülünde N atomları arasında üçlü bağ vardır. Üçlü bağ, en zayıf bağdır. Üçlü bağ içeren bileşikler, kolayca kimyasal reaksiyona girer. N2 gazı ise üçlü bağ içerdiği hâlde; tepkimeye girmez. N2 gazı, inert gazdır. İnert gaz, reaksiyonlara karşı ilgisiz gaz demektir. • Bütün kimyasal reaksiyonlarda olduğu gibi, N2 molekülünün kimyasal reaksiyonlarında da, önce N2 molekülünün atomlarına ayrışması gerekir. N2 molekülüne mahsus özel bir durum vardır. Yüksek enerji verilse bile N2 molekülü atomlarına ayrıştırılamaz. • Zayıf olan üçlü bağın, her bir tanesi de çok zayıftır. • Ancak üçünün birleşmesinden kuvvet doğuyor ve ayrılmayan bir birlik oluşuyor. • Zayıfların bir araya gelmesi, kuvveti doğuruyor. • Kadınlar zayıf, yumuşak huylu, nazik, halim, selim olduklarından birleşerek etkili, kuvvetli cemiyet kurarlar. Kadın hakları, kadın hukuku, kadın hürriyeti gibi kadınlıkla ilgili güçlü dernekler çoktur. • Ermeniler az ve zayıftır. Birleşerek büyük kuvvet kazanırlar. Seslerini dünyaya duyururlar (Ermeni soykırımı konusu). • Kadınlar, erkek artikel alır; çünkü kadın cemiyetleri serttir ve şiddetlidir; bu nedenle bir nevi erkeklik kazanır. • Erkekler, dişi artikel alır; çünkü kendilerine güvenirler. Her bir fert kendi gücüne güvendiğinden, cemiyetleri zayıf olur. Özellikle kendine güvenen Arap milletinde buna çokça rastlanır. • Bütün yanma reaksiyonları ekzotermik olduğu hâlde azotun yanması endotermiktir. Endotermik reaksiyonlar, kendiliğinden gerçekleşmez. • Havadaki N2 ile O2 arasında kimyasal reaksiyon olmamasının en başta gelen sebebi; N2 molekülünün atomlarına

37


ayrılmamasıdır. N2 + 2,5O2 + yüksek sıcaklık ⇌ N2O5 • Reaksiyonun olmamasında başka şu sebepler de vardır: • Şimşek çaktığında bile genelde gerekli olan yüksek aktivasyon enerjisi sağlanamaz. • Nadiren sağlandığında da ileri reaksiyonun cereyan yüzdesi çok düşük olduğundan, şimşek çaktığında bile nadiren yükseklerde az miktarda azot oksitleri oluşur. • Azot oksitlerin suyla birleşmesine ait reaksiyon da çift yönlü olup ileri reaksiyonun hızı çok yavaştır. N2O5 + H2O ⇌ 2HNO3 • Bu nedenle oluşan HNO3 çok az olur. Yağmurlu ortamda çok seyreltiktir. Yağmurla toprağa düşer. • Azot döngüsünde, toprak için gerekli olan azot ihtiyacı başka şekillerde karşılanır. • Yukarıdaki gibi karşılanan azot çok azdır. • Her şimşek çakışında HNO3 (kezzap) oluşması için şartlar hazır olduğu hâlde; kezzap oluşmamakta, hayat devam etmektedir.

KRİSTAL ÇEŞİTLERİ • İYONİK KRİSTALLER: Metal– ametal bileşiklerinin bir kısmı kristal suyu içerdiğinde kristal yapıdadır (CuSO4 x 5H2O); bir kısmı kristal suyu içermediği hâlde kristal yapıdadır (NaCl). Az bir kısmı ise kristal yapıda değildir (NaOH). • METAL KRİSTALLERİ: Metal atomları birbirleriyle metal bağı ile bağlıdırlar ve belli geometrik şekiller meydana getirirler. Buna metal kristalleri denir. • YARI METAL KRİSTALLERİ: Karbon allotroplarından olan elmas ve grafitte; silisyum allotroplarından akik taşı, kuvars ve çakmak taşında görülen kristallerdir (elementel kıymetli

38


taşlar). • AMETAL KRİSTALLERİ: Fosforun ve kükürdün allotroplarında görülen kristallerdir (Rombik kükürt, monoklin kükürt, beyaz fosfor, kırmızı fosfor). • MOLEKÜL KRİSTALLER: SiC (silisyum karbür), SiO2 (silisyum dioksit), BN (bor nitrür), H2O(k) gibi ağ örgülü katılarda görülen kristaldir.

ALLOTROPUN GÖRÜLDÜĞÜ ELEMENTLER VE ÖNEMİ • Allotrop C, Si, P, S ve O’de görülür. • C canlıların, Si toprağın, P beynin, O havanın esas maddesidir. S’ün proteinlerde önemli bir yeri vardır. • CO3–2 (karbonat), SiO3–2 (silikat), PO4–3 (fosfat) ve SO4–2 (sülfat) doğadaki en önemli anyonlardır. • Doğadaki önemli maddeler hem çok bulunur hem de allotrop vb. farklı farklı şekillerde karşımıza çıkar.

ELEMENTEL KIYMETLİ TAŞLAR C (KARBON) VE Si (SİLİSYUM) OLMAK ÜZERE İKİ ÇEŞİTTİR • Süs taşlarının önemi çok büyüktür. • Elementel kıymetli taşlardan olan elmas, C (karbon)’dur; kuvars ise Si (silisyum)’dur. • C, canlıların; Si, toprağın esas maddesidir. • İnsanın ilk oluşumuna sebep; Si ve H2O’nun şekillenmesidir. • C (karbon) ve Si (silisyum); periyodik tabloda aynı gruptadır.

39


İYONİK BİLEŞİKLERDEKİ KRİSTAL SUYU NASIL OLUYOR DA TOZ HÂLDEKİ MADDEYİ ODA SICAKLIĞINDA ISLATMIYOR VE KRİSTAL YAPI BOZULMUYOR? • Kristal suyu içeren iyonik bileşik güneşte az bir zaman kalsa veya kısa bir süre ısıtılsa kristal yapı bozulur, bileşik bulamaç hâline gelir. • Bu konunun +4 °C’a kadar suda bulunan H2O(s) kristalleri ile ilgisi var mıdır? • Bazı iyonik katıların kristal olabilmesi için H2O(s) içermesi gerekir. Buna kristal suyu denir. Aşağıdaki örnekler verilebilir: • Göz taşı (CuSO4 x 5H2O) • Alçı taşı (CaSO4 x 2H2O) • Boksit (Al2O3 x H2O) • Bu bileşiklerde H2O katı hâlde değil, sıvı hâldedir. Buna rağmen 0 °C’ın üstündeki sıcaklıklarda niçin çözünme olmaz?

H2O’DA ÖZEL OLARAK BULUNAN KİMYASAL BAĞ: HİDROJEN AĞI • VI A grubu elementleri, hidrojenle birleşerek sırasıyla H2O, H2S, H2Se, H2Te bileşikleri oluşur. • Bu bileşiklerin hepsinde moleküller arasında dipol–dipol etkileşimi ve Van der Waals bağı vardır. Molekül kütlesi arttıkça, bu bağların kuvvetliliği de artar. • H2O’nun molekül kütlesi en düşük olduğundan kaynama noktasının da an düşük olması beklenirdi. Ancak öyle olmamıştır.

40


HİDROJENİN VI A GRUBU ELEMENTLERİ İLE YAPTIĞI BİLEŞİKLERİN FORMÜLÜ, KAYNAMA NOKTASI VE MOLEKÜL KÜTLESİ • H2Te’ün molekül kütlesi en büyük olduğundan, kaynama noktası da en yüksektir. Molekül kütlesi azaldıkça, moleküller arası kimyasal bağ zayıfladığından, kaynama noktası da azalır. Suyun kaynama noktasının –80 °C olması beklenirken, +100 °C olmuştur. • Suyun benzeri olan moleküllerde hidrojen bağından hiç söz edilmezken, suda ayrıca bir de hidrojen bağı vardır. Bu sebeple kaynama noktasının +100 °C olması sağlanmıştır. • Bu istisnai sebep, diğer bir deyimle suya has bu özel ayrıcalık; suya hangi ayırt edici farklı özelliğini kazandırmakla görevlidir? • Hidrojen bağı, su molekülleri arasına konulmasaydı; su –80 °C’ta kaynayacaktı. Bu kaynama noktasından ötürü de yeryüzündeki suların tamamı su buharı olacaktı. Bu durumda içeceğimiz, kullanacağımız suyu nasıl bulacaktık? Canlılar hayatlarını nasıl devam ettireceklerdi?

KALICI DİPOLLER • Kalıcı dipol karakter dipol–dipol bağında ve hidrojen bağında görülür. Polar moleküllerin arasındaki çekimdir. • Örneğin; HF, HCl, H2O vb. moleküllerde görülür.

İNDÜKLENMİŞ DİPOLLER • İndüklenmiş dipollere örnek yalnız London kuvvetleridir. Apolar moleküllerin tanecikleri arasındaki çekimdir. • Örneğin; sıvı He atomları veya sıvı N2 molekülleri arasında

41


görülür.

İYON–KALICI DİPOL ETKİLEŞİMİ • NaCl çözünürken Na+ ve Cl– ile H2O arasındaki çekimdir.

İYONİK BİLEŞİKLERİN SUDA ÇÖZÜNMELERİ (BİRLİKTEN KUVVET DOĞUYOR, ÇÖZÜNME OLAYI GERÇEKLEŞİYOR) • Zayıfların bir araya gelmesi, kuvveti doğurur. Bu konuya sosyal yaşamdan aşağıdaki örnekleri verebiliriz: • Kadınlar zayıf, yumuşak huylu, nazik, halim, selim olduklarından birleşerek etkili, kuvvetli cemiyet kurarlar. • Kadın hakları, kadın hukuku ve kadın hürriyeti gibi kadınlıkla ilgili güçlü dernekler çoktur. Kadınlar, erkek artikel alır; çünkü kadın cemiyetleri serttir ve şiddetlidir; bu nedenle bir nevi erkeklik kazanırlar. Erkekler ise, dişi artikel alır; çünkü kendilerine güvenirler. Her bir fert kendi gücüne güvendiğinden, cemiyetleri zayıf olur. Özellikle kendine güvenen Arap milletinde buna çokça rastlanmaktadır. • İkinci örnek; Ermeniler ile ilgilidir. Ermeniler dünyada azdırlar ve zayıftırlar. Ancak birleşerek büyük bir kuvvet kazanıp seslerini tüm dünyaya duyurabildikleri bilinen bir husustur (Ermeni soykırımı konusu). • Diğer bir örnek; Kurtuluş savaşında güçsüz olan Kuvayı Milliyenin, güçlü olan İngilizleri yenmesidir. • Yemek tuzu ve su; her ikisi de polardır. Suyun polarlığı, yemek tuzunun polarlığına göre çok azdır. • Na+Cl–(k) örgü yapısındaki iyonlar arasındaki çekim, en güçlü çekimdir. • H2O molekülleri arasında dipol–dipol etkileşimi vardır. İyonik bağın kuvveti 250 birim, dipol–dipol bağının kuvveti ise 2

42


• • •

• • • • • • •

• • •

birimdir. Yemek tuzunun suda çözünmesi, reaksiyon denklemiyle şöyle gösterilir: Na+Cl–(k) + su → Na+(suda) + Cl–(suda) H2O’nun polarlığı 2 birim derecesinde olduğu hâlde, nasıl oluyor da polarlığı 250 birim derecesinde olan Na+Cl–(k)’nin örgü yapısındaki iyonlarını birbirinden ayırıp yapısını bozarak suda çözünmesini sağlıyor? H2O molekülü dipol yapıdadır. Bundan dolayı H2O’nun pozitif ve negatif ucu vardır. H2O’nun pozitif ucu Cl– ile negatif ucu ise Na+ ile etkileşir. Böylece Na+Cl–’de iyonlar arasındaki iyonik çekim ortadan kalkar. Burada düşünülmesi gereken; tuza kıyasla zayıf polarlığa sahip suyun, bunu nasıl başarabildiğidir. Birlikten kuvvet doğuyor, çözünme olayı gerçekleşiyor. 1 tane Na+ iyonu, en az 125 tane H2O molekülünün negatif ucu ile 1 tane Cl– iyonu da, çok sayıda (en az 125 tane) H2O molekülünün pozitif ucu ile sarılır. Böylece çözünme olayı gerçekleşir. Zayıflar; birliğe / birleşmeye mecburdur. Koyun ve keçiler sürü hâlinde yaşayarak kurtlardan korunurlar. “Kurdun olduğu yerde koyun olunmaz.” denir. İttifak olursa kurt zarar veremez.

İYON–İNDÜKLENMİŞ DİPOL ETKİLEŞİMİ • İyonik bir maddenin polar olmayan bir çözücüde çözünmesi iyon–indüklenmiş dipol etkileşimidir. CCl4 gibi apolar olan maddelerde yalnızca indüklenmiş dipoller oluşabileceğinden ve iyon–indüklenmiş dipol etkileşimleri oldukça zayıf olduğundan bu sıvılarda polar moleküllerin çözünürlüğü yok denecek kadar azdır.

43


• Apolar maddeler apolar çözücülerde çözünür.

AYNI KİMYASAL BAĞ HEM İYONİK HEM DE KOVALENT KARAKTERDE OLUR • Kimyasal bağların iyonik ve kovalent karakteri birbirini %100’e tamamlar. • Her bir bileşiğin iyonik ve kovalent karakteri birbirinden farklıdır. • NH4Cl vb. bileşiklerde zaten hem iyonik bağ hem de kovalent bağ zaten vardır; bu, farklı bir meseledir.

DEĞERLİK BAĞI TEORİSİ • Heitler ve Lewis’in birlikte, 1927 yılında, değerlik bağı teorisi (Heitler–London teorisi) adıyla ortaya koydukları bir teoridir. • Bazı moleküllerin bağlarını, yalnız değerlik orbitaliyle açıklamak mümkün değildir.

HİBRİT ORBİTALİ • PCl5 molekülünde sp3d hibritleşmesi vardır. • SF6 molekülünde sp3d2 hibritleşmesi vardır. • Bazı kitaplarda geçen NH3 molekülünde ve H2O molekülünde sp3 hibritleşmesi olduğuna dair bilgi yanlış bilgidir. • BeH2 molekülünde sp orbitali, bağla aynı yöndedir.

SİGMA BAĞI HANGİ ORBİTALLER ARASINDA OLUR? • 1. s–s orbitalleri arasında olana H–H örnek verilebilir. • 2. s–pz orbitalleri arasında olana H–Cl örnek verilebilir. • 3. pz–pz orbitalleri arasında olana Cl–Cl örnek verilebilir.

44


Pİ BAĞI HANGİ ORBİTALLER ARASINDADIR? • 1. px–px orbitalleri arasında olur. • 2. py–py orbitalleri arasında olur.

METAL ATOMLARI ARASINDA OLUŞAN KOVALENT BAĞ • İki metal atomu arasında olur; metal bağı değildir. • Geçiş elementleri arasında, örneğin; Co’ta görülür. Kobalt atomları arasında moleküler bir yapı oluşur. Oluşan kimyasal bağ kovalent bağdır.

DELTA BAĞI HANGİ ORBİTALLER ARASINDA OLUŞAN KİMYASAL BAĞDIR • dxz–dxz orbitalleri arasında olur.

MOLEKÜLER ORBİTAL TEORİSİ (MO TEORİSİ) • Moleküler orbital teorisi (MO teorisi) hem iyonik hem kovalent etkileşimi dikkate alır. • LCAO (Atom Orbitalleri Doğrusal Birleşimi) • L: Lineer • C: Kombinasyon • A: Atom • O: Orbital • Farklı geometrik yapıdaki moleküllerin merkez atom orbitallerinin enerjilerini ve simetrilerini açıklar.

45


• Önce verilen molekülün MO’su çizilir; bağ yapan orbitaldeki elektron sayısı ile bağa karşı olan orbitaldeki elektron sayısı belirlenir. • Bağ sayısı MO teorisi = ½ (Bağ yapan orbitaldeki elektron sayısı – Bağa karşı olan orbitaldeki elektron sayısı)

MOLEKÜLER ORBİTAL TEORİSİ (MO TEORİSİ) ÖRNEKLERİ • ÖRNEK: Hidrojenin bağ sayısını MO teorisi formülünü kullanarak bulunuz. • ÇÖZÜM: Önce hidrojen molekülünün MO’su çizilir. Bağa karşı olan sigma daha yüksek enerjidedir. H2’nin bağ sayısı MO teorisi = ½ (2 – 0) = 1 bağ • ÖRNEK: Helyum atomunun niçin kimyasal bağ yapmadığını MO teorisi formülünü kullanarak bulunuz. • ÇÖZÜM: Önce helyum molekülünün (He2) MO’su çizilir. He2’nin bağ sayısı MO teorisi = ½ (2 – 2) = 0 Helyum atomu kimyasal bağ yapmaz. • ÖRNEK: B2’nin mümkün olup olmadığını MO teorisi formülünü kullanarak bulunuz. • ÇÖZÜM: B2 molekülü için 6 elektron yerleştirmemiz gerekir. Önce B2 molekülünün MO’su çizilir. B2’nin bağ sayısı MO teorisi = ½ (6 – 4) = 1 bağ • ÖRNEK: He2, He2+1 ve He2+2’nin bağ derecelerini MO teorisi formülünü kullanarak bulunuz. • ÇÖZÜM He2’nin bağ derecesi MO teorisi = ½ (2 – 2) = 0 bağ bulunmuştu. He2+1’in bağ derecesi MO teorisi = ½ (2 – 1 ) = 0,5 bağ He2+2’nin bağ derecesi MO teorisi = ½ (2 – 0 ) = 1 bağ

46


MOLEKÜLER ORBİTAL TEORİSİ (MO TEORİSİ) FORMÜLÜ UYGULAMALARINDA BAĞ SAYISI KÜSURLU ÇIKABİLİR • Örnekte görüldüğü gibi He2+1’in bağ sayısı, 0,5 bulundu. • Bağ uzunlukları konusu ise farklı bir meseledir.

MOLEKÜLÜN MO’SUNUN ÇİZİMİ • LUMO: Bağa karşı olan orbitaldir, bağa karşı olan orbitalde elektron yoktur, çizimde boş bırakılır. En düşük enerjili boş MO’dur. • HOMO: Bağ yapan orbitaldir, çizimde dolu olacaktır. En yüksek enerjili dolu MO’dur.

MO TEORİSİ İLE HF BAĞ DERECESİNİN BELİRLENMESİ • Bağ derecesi HF = ½ (Bağ yapan orbitaldeki elektron sayısı – Bağa karşı olan orbitaldeki elektron sayısı) • Bağ derecesi HF = ½ (2 – 0) = 1

MO TEORİSİ İLE CO BAĞ DERECESİNİN BELİRLENMESİ • Bağ derecesi HF = ½ (Bağ yapan orbitaldeki elektron sayısı – Bağa karşı olan orbitaldeki elektron sayısı) • Bağ derecesi CO = ½ (6 – 0) = 3

CO MOLEKÜLÜNÜN LEWİS (ELEKTRON–

47


NOKTA) YAPISI • C ve O atomları arasında üçlü kimyasal bağ vardır. • C atomunun etrafında iki elektron vardır. • O atomunun etrafında da iki elektron vardır.

48


2. BÖLÜM: HİDROKARBONLAR ORGANİK KİMYA HAKKINDA GENEL BİLGİLER ORGANİK MADDELER HAYATIN GÜCÜ MÜ? • Organik maddeler, canlı organizmada bulundukları ve karmaşık yapıda oldukları için eskiden bunlara “hayatın gücü” denilmişti. • İnsanlar bu gerçeği uzun yıllar anlayamamışlardı. Organik bileşiklerin sadece canlılarda bulunduğunu ve bu bileşiklerin canlılığa sebep olduğunu zannediyorlardı. • 1828 yılında ilk olarak inorganik maddeden elde edilen organik maddenin hayatlı olmadığı görüldü. Böylece organik maddelerin cansızlarda da olduğu ve “hayatın gücü” tabirinin yanlış verildiği açıkça anlaşıldı.

CANLILIK VE HAYATTA MADDİ SEBEP VAR

49


MIDIR? (BİYOLOJİK SİSTEMLER İLE HAYAT, CANLILIK, KİMYASAL MADDE İLİŞKİSİ) • Biyolojik sistemlerdeki bütün atom, iyon ve moleküller kendilerine düşen görevi hiç aksatmadan yerine getirmektedirler. Bu görev, biyolojik sistemin yapısına, genel düzenine uygun bir uyum ve mükemmellik içinde sürdürülmektedir. Bu uyum ve mükemmellik, milyonlarca seneden beri müthiş bir yardımlaşma zinciri içerisinde devam etmektedir. • Biyoloji, ”hayat bilimi” manasına gelir. Biyolojik sistem, hayatlı sistemlerdir. İlköğretim, ortaöğretim, üniversite ve lisansüstü seviyesinde biyoloji kitapları incelendiğinde, hayatı açıklamadığı görülecektir. Kısacası biyoloji, canlılık ve ruhun devreye girdiği hayatı açıklamakta aciz kalır. Günümüzde “Canlılık ve hayat nedir?” sorusuna verilen cevapların, canlılık ve hayatı açıklamaktan daha çok canlılık ve hayata görünüşte sebep olan perdeleri tarif etmeye yönelik olduğu görülür. • Havayı teneffüs etmemiz, su içmemiz veyahut beslenmemiz aldığımız gıdalardaki atom, molekül ve iyonların sebep olmasıyla cereyan eder. Böyle olması, canlılığın ve ruhla irtibatlı biyolojik hayatın, perdelere bağlı olarak devam etmesi içindir. • Sözgelimi, bir bakteri veya virüsün maddi yapısını oluşturan yapı taşları en ileri laboratuvarda bir araya getirilse bile, bu bir araya getirilen maddelerin canlı ve hayat sahibi olabilmesi; sebeplerin, hatta en büyük sebep olan insanın başarabileceği bir husus değildir. Bu durumda ölü bakteri veya ölü virüs elde etmiş olacağız. • Koparılan bir çiçeğin, koparmakla hiçbir maddesi eksilmediği hâlde, çiçek ölmüş, canlılık ve hayatı kalmamıştır. • Canlılık ve hayatta, maddi hiçbir sebep yoktur. • Hormonlu bir salatalığın bazen koparıldıktan sonra da

50


• • • • • • •

büyümeye devam etmesi, ölen bir insanın sakalının kısa bir süre daha uzaması canlılığın kısmen devam ettiği anlamına gelebilir; ancak her iki durumda da hayat son bulmuştur. Aslında canlılık ve hayatta var gibi görünen sebepler, perde olması için zahirde sebeptir. Biraz düşünülse bunların sebep olmadığı anlaşılacaktır. Hayat denilen sırlı durum, bir anda belirtileriyle ortaya çıkmaktadır. Bu hâl, hayatın hakikatinin açıklamasını, fenlerin ve felsefenin dışında aramaya, bizi mecbur bırakmaktadır. Hayat en büyük nimettir ve bütün nimetlerden üstündür. Evrenin en yüksek hakikati hayattır. Kâinatın ruhu, mayası, esası, neticesi, özü hayattır. Hayatın ne derece ince olduğu günümüzde anlaşılmıştır. Hayat ve hayata ait fonksiyonlar acaba maddenin özelliğinden mi kaynaklanmaktadır? Hayat ve hayata ait bütün fonksiyonlar, maddenin özelliklerinden başka bir şeydir; çünkü madde, sürekli olarak insan bedeninde değişmesine rağmen, hayatımız ve benliğimiz hiçbir değişikliğe uğramadan devam eder. Bu, maddenin canlı bünyelerdeki ağırlığının derecesinin düşüklüğünün göstergesidir. Madde, doğrudan doğruya kendini idare edemeyen ve kendi kendine hareket edemeyen âciz, kör, şuursuz ve ölü bir şeydir. Onu meydana getiren parça ve parçacıkların da kendi kendilerine bu harika işleri yapmalarına imkân yoktur. Varlığa erme yolunda, atomlar toplanmakta, zerreler hareket ettirilmektedir. İlim, kudret ve iradeyle her şey var edilmektedir. Evrendeki en küçük parça ve parçacıktan en büyük sistemlere kadar her şey bir uyum içindedir ve birbiriyle ilişkilidir. Bu düzenlilik, maddenin temel özelliğinden kaynaklanamaz.

SU HESABA KATILMAMAK KAYDIYLA CANLILARDA EN ÇOK BULUNAN

51


ELEMENTİN KARBON OLMASI, KARBONUN HANGİ ÖZELLİĞİNDEN KAYNAKLANIR? • Hibritleşmenin her türünü yapar. Tekli, ikili, üçlü bağ ile sigma ve pi bağı yapabilir. • Kovalensi en yüksek elementtir; dört bağ yapar. Her bağa farklı gruplar bağlanabilir. • Art arda bağlanabilme özelliği vardır. • Organik kimyaya karbon kimyası denir.

CANLI VE CANSIZ VARLIKLARDA BULUNAN ATOMLAR • Organik elementlerden en çok bulunanları olan C, H, O ve N; canlılardaki elementlerin % 96’sını teşkil eder. Zaten eşyanın asıl kaynakları, bu dört maddedir. • Canlılarda; karbonhidrat, yağ ve protein olmak üzere başlıca üç grup madde vardır. • Karbonhidratlar ve yağlar; C, H, O atomlarından oluşur. • Proteinler; C, H, O ve N atomlarından oluşur. Enzim ve hormonlar da, proteindir. • Bunun dışındaki kısma mineral maddeler (madensel tuzlar) denir. Mineral madde olarak % 2 Ca, % 1 P vardır. Kalan diğer bütün maddeler % 1’i oluşturur. % 1’lik kısmın en önemlileri S, Na, K, Mg ve Fe’dir. Mineral maddeler, iyonik hâldedir. • Doğal 90 elementin hepsi insanda vardır. • C (karbon), organik bileşiklerin temel maddesidir. • C, H, O ve N elementlerine; dört temel unsur denir. • Dört temel unsur denince hava, toprak, su ve güneş de anlaşılır. Hava, toprak, su, güneş de başlıca C, H, O ve N atomlarından oluşmuştur. • Hava, toprak, su, güneş, insan, hayvan, bitki gibi tüm canlı ve

52


cansız varlıklarda C, H, O ve N atomları ile beraber az veya eser miktardaki bütün elementler bulunur. • Canlılarda, cansızlara göre daha çok element vardır. İnsanda bütün atomların bulunduğu bilinmektedir.

ATOMUN MADDEYE İNKILABI • Ağaca giren çeşitli atomların yaprak, çiçek ve meyvelere eksiksiz bir şekilde ayırt edilip dağılmaları atomun maddeye inkılabıdır. • Mideye giren karışık gıdaların içindeki atomların çeşit çeşit uzuvlara ve hücrelere noksansız ayrılmaları atomun maddeye inkılabıdır. • Yer altında karışık vaziyette bulunan atomların, tohumun sümbül zamanında tohuma geçmesi ve kemaliimtiyazla tefrikleri atomun maddeye inkılabıdır.

İNSAN VÜCUDUNDAKİ ATOMLAR DEĞİŞİR Mİ? • Her senede iki defa, derece derece ve yavaş yavaş; insan vücudunun atomları tazelenmektedir. • Her bir ruh kaç yıl yaşamış ise; o kadar sene, insan bedenindeki atomlar komple yenilenmektedir. • 5–6 senede insanın bütün atomları değişmektedir.

ATOMLARIN YARIŞI (ATOMLAR CANLI MIDIR?) • Bitki, hayvan ve insan olmak üzere üç grup canlı varlık vardır. • Her bir cansız atom; canlı olan insan, hayvan, hatta bitki cismine girince, orada âdeta canlılık kazanır. Bu canlı bünyeler, cansız atomlar için bir nevi misafirhane, kışla ve

53


okul gibidir. Burada bir talim ve terbiye yarışındadırlar. Bu yarış; bütün atomların hayat sahibi olduğu bir yerde bulunabilmek içindir. • Bu dünyada madde olarak atom ve atom altı parçacıklardan var edildik. Ancak bütün atomların hayat sahibi olduğu öteki dünyadaki varlığımızın özellikleri hakkında kesin ve net konuşmaktan kaçınmalıyız. Orada insan, atom ve atom altı parçacıkların ötesinde bir maddeden veya atom ve atom altı parçacıklara esas teşkil edecek olan daha farklı bir maddeden var edilebilir. Sonraki hayatta insan varlığını oluşturan yapı taşlarına madde denilebileceği de aslında bizce meçhuldür. • Aslında atomlarda hayat yoktur. Atomlar hayata mazhar* olmak için benzersiz ve insanda hayret uyandıran tavırlardan geçerler. (mazhar*: Bir şeyin göründüğü, açığa çıktığı yer.) • Hayat çeşitlerinin en basiti bitki hayatıdır. Bitki hayatının başlangıcı, çekirdekte ve tohumda hayat düğümünün uyanıp açılmasıdır.

ATOMLARIN HAREKETİ • • • • •

Cesedimiz, atomlardan oluşur. Cesedimiz, ruhumuzun evidir; elbisesi değildir. İnsan vücudundaki atomların belli bir ömrü vardır. Organizmadaki atomlar, sürekli değişmektedir. Vücudun değiştirilmesi ve devamı için; yıkılan, atılan atomların yerini dolduracak, onlar gibi çalışacak yeni atomlar lazımdır. • Yeni atomların insan vücuduna gelmesi için çeşitli bileşiklere ihtiyaç vardır. Bu bileşikler, alınan gıdalarla sağlanır. • Gıdalarla alınan bileşiklerdeki atomlar, giden atomların yerine dağıtılır. • Örneğin; kalsiyum kemiklere, demir kana, flor dişe, kükürt saça, fosfor beyne gider.

54


• Beyinde ölen bir fosfor atomunun yerine gelen fosfor atomu; topraktan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana, yenilen gıdalar ile geçmiş ve sonunda da beyne sevk olunmuştur. • Fosfor atomu bu yolculuğunda hangi şeye girmiş ise; görüyormuşçasına, duyuyormuşçasına, biliyormuşçasına muntazam hareket edip ve sonuçta gerekli olduğu yerine ve hedefine giderek, örneğin; beyne girmiş, oturmuş ve çalışmasına başlamıştır. • Bu bize, başlangıçta, o fosfor elementinin; hangi kişinin beyni içinse, o kişi için planlı olduğunu gösterir. “Her adamın alnında rızkı yazılıdır.” bilimsel bir gerçektir. • Atomlar, vücudun her parçasının gereksinimlerine göre önceden belirlenmiş bir kanun ile pay edilir ve bedenin her tarafına apaçık bir nizam ile düzenli, sürekli ve düzgün bir biçimde dağıtılır. • Atom, hangi yere girerse, o yerin nizamına boyun eğer; hangi tavra geçtiyse, onun özel kanunuyla iş yapar ve hangi tabakaya misafir gitmiş ise, muntazam bir hareket ile sevk edilmiştir. • Tesadüf idam edilmiştir. Hiçbir şey rastlantı değildir. • Atomların hareketi boşu boşuna değildir. Kendilerine uygun bir yükselme içindedirler: Elementteki atomlar maden derecesine, madendeki atomlar bitki hayat tabakasına, bitkideki atomlar hayvanın otlanması sonucu hayvan mertebesine, hayvandaki atomlar insanın beslenmesiyle insan hayatı makamına, insanın vücudundaki atomlar da süzüle süzüle saflaşarak beynin ve kalbin en ince ve kritik yerine çıkarlar. • Canlıların çekirdek ve tohumlarındaki atomlar, ağaca bir ruh hükmüne geçer. Ağacın bütün atomları içinde bir kısım atomların bu düzeye çıkmaları, o ağacın hayata sahip olması ve hayata hizmet etmesi gibi önemli görevleri yerine getirmesiyle anlaşılır. • Atomu aksiyona sevk eden yerinde duramamasıdır ve

55


şevkidir.

FULVİC ASİT (FULVİK ASİT) • Fulvik asit; bütün elementleri ihtiva eden ve molekül kütlesi 500 ile 2000 arasında olan bir organik moleküldür. • Fulvik asit; Türkiye’de Isparta’nın kazası Keçiborlu’da, dünyada ise Himalaya dağlarında ve ABD’nin Utah (Yuta) eyaletinde vb. bazı yerlerde yer altından çıkar. • Fulvik asit; magma tabakasından gelerek yeryüzüne ulaşan suların içinde bulunan kompleks bir bileşiktir. • Fulvik asit; bilinen canlı organik molekül olarak literatüre geçen tek organik maddedir. • Fulvik asidi 2005 yılı kasım ayında U.S. FDA [United States Food & Drug Administration] (Yunaytıd Steyts Fuud end Drog Edministreyşın) (ABD Gıda & İlaç İşletimi) ilaç olarak kabul etmiştir. • Fulvik asit organizmaya girdiğinde, acilen vücutta ihtiyaç olan maddeler sentezlenir. • Fulvik asit; lağım suyu, ağır metal iyonu, kimyasal kalıntı, kimyasal atık madde, kimyasal artık madde ve çeşitli zehirlerin karıştığı kirlenmiş suları 2 ay içerisinde berrak hâle getirir. • Fulvik asit öldüğünde humik aside dönüşür. Humik asit, siyah renktedir ve molekül kütlesi 1 000 000’dur. • Sülfato adıyla bilinen sülfonamitler, fulvik asit türevidir. Gelecekte birçok ilacın yerine geçeceği tahmin edilmektedir. • Fulvik asit, genetik bozukluğu birinci jenerasyonda kalıcı olarak düzeltir. • Fulvik asit, ölümcül olan en ağır gıda zehirlenmelerini, birkaç dakikada ortadan kaldırabilir. • Fulvik asidin bulunduğu sıvıda, 5 grup faydalı mikroorganizmaların tamamı bulunur. • 5 grup faydalı mikroorganizma; fotosentez bakterileri, laktik

56


asit bakterileri, mayalar, küf mantarları ve aktinomiset adıyla bilinen toprak mikroorganizmalarıdır. • Bu faydalı mikroorganizmalar, yeryüzüne çıktığında ısı, ışık ve oksijenle aktif hâle gelerek eşeysiz ve eşeyli üreme ile probiyotikleri üretirler. • Probiyotikler; doğal aminoasit, vitamin, nükleeik asit, enzim, hormon, esansiyel yağ asidi, antioksidan, antibiyotik, antifungal, nano gıda zerresi, keton, sterol, tanen, flavon, flavonoit vb. biyoaktif maddelerdir. • Fulvik asidin bulunduğu sıvıda bu bileşiklerin tamamı doğaldır.

İNSANIN VAR EDİLİŞİ • İlk insanın meydana geldiği balçık, yeryüzünün her tarafındaki çeşitli elementlerden alınmış bir karışım olmalıdır. Başka bir deyişle, yeryüzü üzerinde farklı yerlerde bulunan elementler bir araya getirilmek suretiyle insan şekillendirilmiştir. • İnsanın yapısını oluşturan elementlerin farklı yerlerden alınmış olması nedeniyle de nesillerde farklı ırk, farklı renk, farklı karakter ve farklı tipler oluşur. • İlk insanın iskeleti, şimdi olduğu şekliyle yapılmıştır. Daha sonra da insan olarak canlandırılmıştır. İlk insan, derece derece ve yavaş yavaş var edilmemiştir. Bugünkü insanoğlunun şeklinde meydana getirilmiştir. Sonra da ona hayat verilmiştir. • Canlılık vesilesiyle, elementler birbirinden ayrılmazlar; böylece hayat devam eder. • Özetle ilk insanın meydana gelişi şöyledir: Balçık; önce hamur, sonra belli bir organik madde karışımı şekline gelmiş, sonra katılaştırılmış, en son da hayat verilmiştir. • Bu elementlerin hepsi apaçık birer hizmetkâr gibi, bizim ve bizden başka tüm canlı–cansız varlıkların ihtiyaçlarına

57


• •

• • • •

koşmakta ve yaşamlarını sürdürmelerine yardım etmektedirler. İnsanın yüksek kıymeti olmasaydı, her şey onun yararlanması için hazırlanmazdı. İnsan önemsiz olsaydı, tüm varlıklar onun sebebiyle var edilmezdi. İnsanın konumu çok büyük olduğundan dolayıdır ki âlemi kendisi için değil, insan için; insanı da yüksek görevler için var etmiştir. İnsan ve bazı canavarlardan başka, en büyük yaratıktan en küçük yaratığa kadar her şey görevlerini tam olarak yerine getirmektedir. İnsan seçkindir, hayvanlar gibi değildir. Onun için insan geldiği yere dönecektir. Hayvan ve bitki türleri için birer âdem ve evvel baba lazımdır; çünkü türlerin teselsülü, yani sonsuz uzanıp gitmeleri batıldır. Bazı türlerin başka türlerden meydana gelmeleri tevehhümü de batıldır; çünkü iki türden doğan tür ekseriyetle ya akimdir veya nesli inkıtaa uğrar; çoğalma ile bir silsilenin başı olamaz. İnsan, hayvan ve bitkiler âleminin teşkil ettikleri silsilelerin başlangıcı, en başta bir babada kesildiği gibi, en nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir. Her tür için evvel babanın gerekliliği, maddenin ve maddenin hareketinin ezelî olmadığını göstermektedir. İnsanın esas atomlarından, asıl zerrelerinden söz edilir. İnsanın bu ilk zerreleri, insan vücuduna temel yapılmıştır. İnsan, bu temel zerreler üzerinde var edilmiştir. İkinci var edilişte de o zerreler üzerinde diriltileceği söylenmiştir. İnsanın çekirdeği diyebileceğimiz bu zerreler acbüzzeneb adıyla bilinir. Acbüzzeneb, kuyruk sokumu kemiğindeki atomlar olarak tahmin edilmektedir; ancak nerede olduğunu tam olarak belirtmek mümkün değildir. İnsana ait özellikleri içeren acbüzzeneb adı verilen bu zerreler, genler de olabilir. DNA, bir emir ve kumanda mekanizmasıdır. Genetik bir bilgi deposu ve kendi kendini bile kopya edebilecek şekilde var edilmiş mükemmel bir irade aynasıdır.

58


• İnsanı yalnız maddeden, atomlardan terkip edilmiş gibi gördüğümüzden onun dışında düşünemiyoruz. Ancak bunların hakikat olduğunu bilmek gerekir. Yine de bu türlü hususlarda fikir beyan etmek, net konuşmak iddia gibi anlaşılabileceğinden iddiada bulunmamak lazımdır, dikkatli konuşmak gerekir. • 3 buutlu bir âlemde yaşamaktayız. 4. buut, itibari hat dediğimiz zamandır. İçine zamanı da alan 5. buut da vardır. Einstein, hem bu buutlardan hem de 6. buuttan söz etmiştir. Einstein’ın iddia ettiği bu 6. buut, seyr ü seyahat olarak bilinir. Bu 6 buutla gözlem bu dünyadadır. Zaten maddenin dalga karakteriyle ilgili Einstein’ın keşfettiği süper sicim teorisine göre üç buut yeterli değildir, ek buutlar gerekmektedir. Ek buutlar, dürülmüş bir vaziyettedir ve bildiğimiz bu üç buut içinde gizlenmiştir. • Diğer âlemde insanın görmesi belki 100 buutlu olacaktır. İnsan öbür dünyada bir şeyi aynı anda 100 buutlu olarak görüp hissedecektir.

MADDİ YAPININ KÜÇÜKLÜĞÜ ORANINDA CANLILIK FAZLALAŞIR • İnsan, canlı kısımlardan oluşan bir topluluktur. İnsanın her bir hücresi, beş duyu kuvvetine sahiptir. Her birinin canlılık derecesi ve kuvvetleri cirminin küçüklüğü ile ters orantılı olarak yükselir.

ORGANİK KİMYA • Organik kimya, karbon (C) elementinin kimyasıdır. Organik bileşiklerin yapısında karbondan başka; hidrojen (H), oksijen (O), halojen (F, CI, Br, I), azot (N), kükürt (S) gibi elementler

59


de bulunabilir. • Organik bileşikler hidrokarbonlar ve fonksiyonel gruplar olarak iki kısımda incelenebilir. • 1) HİDROKARBONLAR • 2) FONKSİYONEL GRUPLAR

HİDROKARBONLAR • Yapısında temel element olarak C ve H bulunan bileşiklere hidrokarbon denir. Alifatik hidrokarbonlar üçe ayrılır. Bunlar; alkan, alken ve alkinlerdir.

ALKANLAR (PARAFİNLER) (Doymuş Hidrokarbonlar) • Alkanların genel formülleri CnH2n+2’dir. • n=1, 2, 3, 4, 5, 6... gibi tam sayılardır.

ALKANLARIN ADLANDIRILMALARI • • • • • • • • • •

n = 1 CH4 (Metan) n = 2 C2H6 (Etan) n = 3 C3H8 (Propan) n = 4 C4H10 (Bütan) n = 5 C5H12 (Pentan) n = 6 C6H14 (Heksan) n = 7 C7H16 (Heptan) n = 8 C8H18 (Oktan) n = 9 C9H20 (Nonan) n = 10 C10H22 (Dekan)

60


ALKİL • Alkanlardan bir hidrojen çıkınca kalan gruba alkil denir. –R harfiyle gösterilir. • Alkillerin genel formülü –CnH2n+1’dir.

ALKİLLERİN ADLANDIRILMALARI • Alkanlardan –an eki kaldırılarak yerine –il eki getirilir. • • • • • • • • • •

n = 1 –CH3 (Metil) n = 2 –C2H5 (Etil) n = 3 –C3H7 (Propil) n = 4 –C4H9 (Bütil) n = 5 –C5H11 (Pentil) n = 6 –C6H13 (Heksil) n = 7 –C7H15 (Heptil) n = 8 –C8H17 (Oktil) n = 9 –C9H19 (Nonil) n = 10 –C10H21 (Dekil)

IUPAC Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği The International Union of Pure and Applied Chemistry

ALKANLARIN ADLANDIRILMASI (IUPAC’a göre) (Sistematik adlandırma) • 1) Hidrokarbondaki en uzun C zinciri bulunarak dallanmanın yakın olduğu uçtan itibaren C atomlarına numara verilir.

61


• 2) En uzun karbon zincirine bağlanan alkil, atom ya da gruplar her iki uçtan eşit uzaklıkta ise alfabetik sıralamada adının ilk harfi önce gelen alkil, atom ya da grubun yakın olduğu uçtan numaralandırılır. • 3) En uzun karbon zincirine bağlanan alkil, atom ya da grupların karbon numarası yazılarak kısa çizgi (tire) konulur. Sonra atom, grup ya da alkilin adı yazılır. • 4) Aynı cins alkil, atom ya da gruplar; aynı veya farklı C atomlarına bağlanmışsa ilgili C atomlarının numaraları (her bir bağlanan için olmak üzere), aralarına virgül konulup yan yana yazılarak belirtilir. Daha sonra tire konup birden fazla olanların sayısı Grekçe belirtilir (di, tri, tetra, penta vb.). • 5) Alkil, atom ya da gruplar baş harflerine göre alfabetik sırayla okunur. • 6) En son en uzun C zincirindeki alkanın adı okunur. • 7) Adlandırma tek bir kelime olarak yazılır. • 8) İlk üç alkandan sonraki izomeri olan alkanlar şayet dallanmamışlarsa, adının başına “normal” ön eki getirilerek okunur. “Normal”, n– kısaltmasıyla da yazılabilir.

ADLANDIRMADA KARIŞTIRILAN NOKTALAR • 1) En uzun karbon zincirine bağlanan alkil ile atom her iki uçtan eşit uzaklıkta ise alfabetik sıralamada adının ilk harfi önce gelenin yakın olduğu uçtan numaralandırılır. Bu durumda örneğin, alkil ile klor arasında öncelik sırası yoktur, alfabetik sıraya bakılır. • 2) Türkçe alfabe ve Türkçe okuma esastır. Cl atomu c harfi değil, k harfi kabul edilir. • 3) Adlandırmanın en uzun zincirdeki en küçük numara ile başlaması gerekir, “numaraların toplamı küçük olmalı” diye bir kural yoktur. • 4) Aynı C zincir sayısı birden fazlaysa (iki tane 7 C’lu zincir olsun) hem doğru zincir seçilmeli hem de doğru taraftan numaralamaya başlanmalıdır. Bununla da iş bitmez;

62


devamında da 7 C’lu zincirlerden en fazla dallanmanın olduğu 7 C’lu zincir seçilmelidir. • 5) Adlandırılacak molekül farklı yazımlarla karşımıza çıkabilir. Yazılmayan atom C, eksik bağlar da H demektir. • 6) Adlandırmanın C sayısına ve alkanın adına göre olması meselesi tüm bileşikler için geçerli olan bir kuraldır. • 7) Hem –R hem de –X içeren bileşiklerin adlandırılmasında doğrudan alfabetik sıralamaya bakılır; grup önceliğine bakılmaz. Diğer bölümlerdeki bileşiklerin adlandırılmasında ise; grupların öncelik sırasına bakılır, bu nedenle grupların öncelik sırasını ezberlemek gerekir.

ALKANLARIN ADLANDIRILMASI (Özel adlandırmaya göre) • İZO: En uzun zincirdeki ikinci karbona bir metil grubu bağlanmışsa izo ön eki kullanılır. • NEO: En uzun zincirdeki ikinci karbona iki metil grubu bağlanmışsa neo ön eki kullanılır.

İZOMERİ • Kapalı formülleri aynı açık formülleri farklı maddeler birbirinin izomeridir. İzomerlerin fiziksel ve kimyasal özellikleri birbirinden farklıdır. • Örneğin C5H12 bileşiğinin (pentan) üç izomeri vardır.

PENTANIN İZOMERLERİ • n–pentan (normalpentan) • 2–metilbütan (izopentan) • 2,2–dimetilpropan (neopentan)

63


ALKİL GRUPLARININ İZOMERLERİ • Alkil gruplarının da izomerisi vardır. Örneğin; propil alkilinin iki izomeri vardır. • izopropil • n–propil

ALKANLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ 1)Doymuş hidrokarbonların ilk dört üyesi gaz, 5–17 karbonlular sıvı, 18 ve daha çok karbonlular katıdır. 2)Alkanlar suda çözünmezler. Organik çözücülerde çözünürler. 3)Renksiz, tatsız ve kokusuz yapıdadırlar. 4)Homolog sıra oluştururlar. Hidrokarbonlar arasında CH2 kadar fark olmasına homologluk denir. 5)Molekülleri arasında Van der Waals bağları vardır. Moleküldeki karbon sayısı arttıkça molekülün kaynama noktası yükselir. Aynı sayıda karbon içeren alkanlarda dallanma arttıkça kaynama noktası düşer. 6)Hidrokarbonlar yakılırsa CO2 ve H2O oluşur. 7)Doymuş hidrokarbonlar katılma tepkimesi vermezler. Ancak güneş ışığında halojenlerle yer değiştirme (sübstitüsyon) tepkimesi verirler.

ALKANLARIN ELDE EDİLME YÖNTEMLERİ • • • • •

1) Würtz Sentezi Yoluyla 2) Grignard (Grinyar) Bileşiklerinin Hidrolizi Yoluyla 3) Karboksilli Asitlerin Dekarboksilasyonu Yoluyla 4) Doymamış Hidrokarbonlardan 5) Metan Gazının Özel Elde Metotları

64


SİKLOALKANLAR • Siklo ön eki aromatik hidrokarbonlar dışındaki halkalı hidrokarbonlar için kullanılır. • Karbon zinciri halka şeklinde olan alkanlar sikloalkanlardır. • Bu hidrokarbonların kapalı formülleri alkenlerin formüllerine benzer fakat kimyasal özellikleri doymuş hidrokarbonlarınkine benzer. • Sikloalkanların isimlendirilmesinde düz zincirli alkanların isimlendirilmesindeki kurallar geçerlidir, farklı olarak alkanın halkalı yapıda bulunduğunu ifade etmek için siklo ön eki kullanılır.

SİKLOALKANLAR KATILMA TEPKİMESİ VERİR Mİ? • Siklopropan en kararsız sikloalkandır, bu nedenle katılma tepkimesi verir. • Siklobütan zorla katılma tepkimesi verir. • Diğer sikloalkanlar katılma tepkimesi vermez. • En kararlı sikloalkanlar sikloheksandır.

ALKENLER • Alkenler doymamış hidrokarbonlardır. Karbonlar arasında bir tane çift bağ içerirler. İki tane çift bağ içerene alkadien, üç tane içerenlere alkatrien denir. Mono alkenlerin (alken) genel formülü CnH2n’dir. Çift bağın olduğu karbonlar sp2 hibritleşmesi, tek bağın olduğu karbonlar ise sp3 hibritleşmesi yapmıştır. Karbon atomları arasındaki çift bağlardan biri sigma, diğeri pi bağıdır.

ALKENLERİN ADLANDIRILMALARI

65


• Aynı sayıda karbon atomu içeren alkanların sonundaki –an eki kaldırılarak yerine –en ya da –ilen eki getirilir. • C2H4 Eten (Etilen) • C3H6 Propen (Propilen) • C4H8 Büten (Bütilen) • C5H10 Penten (Pentilen) • C6H12 Hegzen (Hegzilen) • C7H14 Hepten (Heptilen) • C8H16 Okten (Oktilen) • C9H18 Nonen (Nonilen) • C10H20 Deken (Dekilen)

DALLANMIŞ ALKENLERİN ADLANDIRILMASI (IUPAC’a göre) (Sistematik adlandırma) • 1) Çift bağın yakın olduğu uçtan başlanarak ana zincirde bulunan karbonlar numaralandırılır. • 2) Ana zincire bağlı başka grupların ismi ve bağlı bulunduğu karbon belirtilir. • 3) Moleküldeki çift bağların başlangıç karbon atomunun numarası belirtilir. • 4) Molekülde bir çift bağ varsa –en, iki çift bağ varsa –dien, üç çift bağ varsa –trien eki getirilir. • 5) Çift bağ taşıyan en uzun karbon zincirine (ana zincir) karşılık gelen alkenin ismi yazılır.

SİKLOALKENLERİN ADLANDIRILMASI • Sikloalkenlerin (halkalı alkenler) genel formülleri CnH2n–2’dir. • İsimlendirilmelerinde alkenin isminin önüne siklo ön eki getirilir.

66


ALKENLERDE İZOMERİ • Alkenlerde yapı ve geometrik olmak üzere 2 tür izomeri vardır. • Yapı izomeri çift bağın yerinin farklı olmasından kaynaklanan izomeridir. Örneğin: 1–penten, 2–penten. • Geometrik izomeri çift bağlı karbon atomuna bağlı atom veya atom gruplarının konumlarından kaynaklanan izomeridir. Bir alken molekülünde geometrik izomeri olabilmesi için çift bağlı karbon atomlarına bağlı olan atom veya atom gruplarının birbirinden farklı olması gerekir. Çift bağla bağlanmış karbonlarda belirlenen gruplar aynı taraftaysa cis farklı taraftaysa trans olarak isimlendirilir.

ALKENLERİN ELDE EDİLME YÖNTEMLERİ 1)Alkollerden su çekilmesi ile 2)Alkil halojenürlerden hidrojen halojenür çıkarmakla 3)Dihalojenürlerden halojen ayrılması ile (dehalojenasyon) 4)Alkanlardan H2 çekilmesi ile 5)Üçlü bağın kısmi doyurulması sureti ile (hidrojenasyon)

ALKENLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Karbon sayısı arttıkça kaynama noktası artar. • 2) Homolog sıra oluştururlar. • 3) Cis izomerlerin kaynama noktası trans izomerlerinkinden büyüktür. • 4) Yanma ürünleri CO2 ve H2O’dur. • 5) Alkenlerin yükseltgenmesi (Bayer Deneyi) • 6) Katılma tepkimesi verirler. • Halojen Katılması • Hidrojen Katılması

67


• Halojenür Asidi Katılması (Markovnikov Kuralı) • Su (H2O) katılması • 7) Polimerleşebilirler.

KATILMA TEPKİMESİNDE MARKOVNİKOV KURALI VE DAYANAĞI • Simetrik olmayan alkene polar molekül katılırken pozitif kısım, daha fazla sayıda H atomu taşıyan çift bağ karbon atomuna bağlanır. • Markovnikov kuralının dayanağı karbokatyon kararlılığı konusudur.

ALKENLERE BROM KATILMASI • Brom (Br2), sıvı bir maddedir. • Deneylerde saf bromdan kaçınmak lazımdır. • Deneylerde bromun karbon tetra klorürdeki çözeltisini kullanmak gerekir.

POLİMERLEŞME • Küçük moleküllü alkenler; kendi aralarında, ikili bağın açılması ve art arda dizilme sonucunda birleşerek büyük molekülleri oluşturur. Bu oluşan bileşiklere polimer bileşik, etkileşmeye de polimerleşme denir. Polimerin yapı taşına monomer denir. Polietilen, polipropilen, teflon ve sentetik kauçuk polimerlere örnek olarak gösterilebilir.

ALKİNLER

68


• Genel formülleri CnH2n–2’dir. • Alkinler doymamış hidrokarbonlardır. Karbon zincirinde 1 tane üçlü bağ taşıyan alkinler mono alkin veya alkin olarak isimlendirilir ve CnH2n–2 genel formülüne uyarlar. Üçlü bağın olduğu karbonlar sp hibritleşmesi yapmışlardır. Üçlü bağdan bir tanesi sigma diğerleri pi bağlarıdır.

ALKİNLERİN ADLANDIRILMALARI • Aynı sayıda C taşıyan alkanların sonundaki –an eki kaldırılarak yerine –in eki getirilir. Alkinlerde karbonlar numaralanırken üçlü bağın yakın olduğu uçtan itibaren numaralamaya başlanır. • C2H2 Etin (Asetilen) • C3H4 Propin • C4H6 Bütin • C5H8 Pentin • C6H10 Heksin • C7H12 Heptin • C8H14 Oktin • C9H16 Nonin • C10H18 Dekin

HEM İKİLİ VE HEM DE ÜÇLÜ BAĞ İÇEREN BİLEŞİKLERDE ADLANDIRMA • Hem ikili hem de üçlü bağ içeren en uzun karbon zinciri seçilir. • Hangi bağ uca yakınsa o taraftan numaralamaya başlanır. • Bileşik her iki yönden de aynı numara ikili ve üçlü bağ içeriyorsa öncelik ikili bağındır.

69


ALKİNLERİN ELDE EDİLME YÖNTEMLERİ • 1) Birbirine bağlı karbon atomlarına ya da aynı karbon atomuna bağlı 2 halojen taşıyan alkanların derişik KOH çözeltisi ile tepkimesinden. • 2) Alkinlerin metal tuzlarının alkil halojenürler ile tepkimesinden. • 3) Tetra halojenürlerin Zn ile tepkimesinden • 4) Asetilenin özel yolla da elde edilir.

ALKİNLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Homolog sıra oluştururlar. • 2) Yanma reaksiyonu verirler. Yanma ürünleri CO2 ve H2O’dur. • 3) Erime ve kaynama noktaları aynı sayıda karbon taşıyan alkan ve alkenlere göre genelde yüksektir. • 4) Katılma tepkimesi verirler. Br2 katılması: Bromlu suyun rengini giderirler. H2 katılması Su (H2O) katılması HBr katılması • 5) Üçlü bağ taşıyan karbonlardan biri veya ikisi de H atomu bulunduruyorsa alkin, NH3’lü ortamda AgNO3 ve Cu2Cl2 çözeltileri ile çökelek verir. (Bu tepkimeler alkinlerin ayıracıdır.) Alkinlerde üçlü bağ taşıyan C’lere bağlı hidrojenler asidik karakter gösterir. Asetilenürler patlayıcı maddelerdir. • 6) Derişik KMnO4 çözeltisi, asetileni CO2 gazına kadar yükseltger. • 7) Polimerleşme tepkimesi verirler.

70


PETROL • Petrolün günümüzde önemi büyüktür. İnsanlığa faydası çok büyük olan ve siyah altın olarak da adlandırılan petrol, zaman zaman insanoğluna korkulu rüyalar yaşatmıştır. Dileğimiz onun, sorumluluğunu bilen, hırsını yenen ve insanlığı ön planda tutan kimselerin elinde olmasıdır.

RAZİ (864–925) • Petrolün ilk defa damıtılması ve günümüzdeki adı olan nafta ismiyle kullanılmaya başlanması Razi’nin buluşudur.

METAN GAZI PATLAMASI • İstanbul’da 28 Nisan 1993 tarihinde Ümraniye Hekimbaşı çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması neticesinde çöp yığınları çığ gibi kayarak yakınındaki evlerin üstünü kaplamıştır. Yangın meydana gelmiştir. 39 kişi ölmüştür.

METAN GAZI HANGİ GAZLARDA BULUNUR? • Aşağıdaki gaz karışımlarının hepsi doğaldır ve % 90 ila % 99 arasında metan gazı içerirler: • Doğal gaz • Çöplük gazı • Bataklık gazı • Biyogaz

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ

71


• Deniz dibinde biriken fosiller ve çeşitli atıklardan zamanla çıkan metan gazı, deniz suyunun kimyasal karışımını etkileyerek deniz suyunun yoğunluğunu düşürmektedir. Yoğunluğu sıfıra yaklaşan suda gemi, yüzebilme özelliğini yitirmektedir. Bunun sonucunda da gemi metan gazının bulunduğu ve metan kuyusu adı verilen bölgeye doğru çekilmektedir. Kuyuya girer girmez de batmaktadır. • Bermuda Şeytan Üçgeni gibi gaz akımlarının şiddetli olduğu bölgelerde seyreden uçaklar da büyük tehlike sınırı içinde bulunmaktadır; çünkü su yüzeyine ulaşan metan gazı kabarcıkları atmosfere karışarak yukarıya doğru şiddetli bir metan gazı tüneli oluşturmaktadır. Bu tünele giren uçak da kontrolden çıkarak denize çakılmaktadır.

KÖMÜRÜN OLUŞUMU • Ağaçların yapısında bulunan selüloz ve lignin başta olmak üzere protein, reçine, terpen, flavonoit, alkaloit, sterol, tanin gibi maddeler milyonlarca senede kömür hâline gelir.

PETROLÜN OLUŞUMUNDA İKİ KURAM • Geçmiş jeolojik çağlarda deniz olan yerlerdeki bitkilerden ve hayvanlardan oluşur. Bu petrol, günümüzde karalardan çıkarılan petroldür. • Geçmiş jeolojik çağlarda da günümüzde de deniz olan yerlerdeki canlılardan oluşan petrol ise denizden çıkarılan petroldür.

ASFALTİT • Petrolün katısıdır. Petrol ile kömür arası bir maddedir. Halk arasında katı petrol olarak bilinir. Şırnak’ta bulunur. Senelerce kömür diye satılmıştır.

72


ASFALT (Hem sıvı hem de katı asfalta, asfalt denir.) • SIVI ASFALT: Ham petrolün ağır ürününün (dip ürün) viskozitesi daha yoğun hâle getirilmişidir. Rafinerilerde asfalt üniteleri vardır. Bu ünitelerde dip ürün prosesten geçerek farklı asfaltlar elde edilir. • KATI ASFALT: Sıvı asfalta kum, çakıl ilavesiyle elde edilen yollara serilen asfalt olarak bilinen üründür.

ZİFT ve KATRAN (Her ikisi de petrol kaynaklı değildir, kömür kaynaklıdır.) • KATRAN: Kömürün damıtma ürünüdür. • ZİFT: Katranın damıtılması esnasında damıtılmayan çökelektir.

ANTRASEN ve NAFTALİN • Antrasen: Maden kömürü katranının son damıtma ürünüdür. • Naftalin: Katranın fraksiyonlu destilasyonu ile elde edilir.

PETROL RAFİNERİLERİNİN BULUNDUĞU YERLER • BATMAN • KIRIKKALE

73


• İZMİR ALİAĞA • İZMİT

PETROLÜN GELMESİNDE İKİ YOL • PETROL BORU HATTIYLA • GEMİLERLE

PETROL BORU HATLARI • KERKÜK–BATMAN–DİYARBAKIR–ADIYAMAN– YUMURTALIK BORU HATTI • BAKÜ–TİFLİS–CEYHAN BORU HATTI (2006 YILINDA AÇILDI.) • 2008 YILINDA İHALESİNİN YAPILMASI PLANLANAN SAMSUN–BAFRA–KAYSERİ–YUMURTALIK BORU HATTI: Samsun’a Rusya’dan gemilerle getirilecek olan petrol bu hatta verilecek.

DOĞAL GAZ BORU HATLARI • Rusya’dan Karadeniz’den Samsun’a gelen boru hattı • Rusya’dan Trakya üzerinden Marmara denizinden Bursa’ya gelen boru hattı • İran’dan gelen boru hattı

GEMİLERLE ALINAN PETROL VE DOĞAL GAZ • Petrol gemilerle İskenderun, İzmir ve İzmit’e gelir. Brezilya, Venezuela vb. petrol çıkan her ülkeden alınabilir. • Boru hattı ile gelen doğal gaz mevcudun % 95’idir. Doğal

74


gazın % 5’i ise gemilerle Cezayir, Tunus vb. ülkelerden spot piyasadan boş gemi varsa alınır.

BAZI POLİMER ve DOĞAL ÜRÜNLERİN KISALTMALARI • • • • • • • • • •

PL polyester (polyester) PA poliamit (naylon) PE polietilen SE silk (ipek) WO wool (yün) WM moher WP keçi yünü WS kaşmir Lİ linen (keten) LY likra

MONOMER KANSER RİSKİ TAŞIR • Teflon tavalar çizilirse sıcaklığın etkisiyle polimerden monomer ayrılır. • PVC fabrikalarında PVC tozunda monomer bulunur. • Plastik bardaklar içine konan 70 derece santigradın üzerindeki içecekler, içinde bulunduğu plastik malzemeyi ısı etkisiyle çözüp monomerine ayırır. • Köpük bardakların ısıya dayanıklılığı daha yüksektir. Ancak daha yüksek sıcaklıktaki sıvılar bu materyali de monomerine ayırır. • Plastik ve köpükten imal edilen bardaklardan uzun süre sıcak sıvı içenler kanser tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. • Monomerler tehlikeli kanserojen maddelerdir. • Plastik bardak yerine kâğıt bardak önerilebilir.

75


KAÇAK PETROL • Ülkemizde en büyük kaçakçılık ham petrol kaçakçılığıdır. • Akdeniz’in açıklarına, sınırımız dışına, kontrol edemediğimiz açık sulara, 60 milyon tonluk gemilerle kaçak ham petrol getirilmektedir. • Açık sularda büyük gemilerden küçük gemilere ham petrol aktarılmaktadır. • Küçük gemilerle sahile getirilen kaçak ham petrol buradan gideceği yere çeşitli yollarla götürülmektedir.

3. BÖLÜM: 76


ALKOLLER VE ETERLER ALKOLLER • Alkanlardan bir hidrojen çıkarılıp – OH grubu getirilmesiyle elde edilirler ya da suyun hidrojenlerinden birinin yerine alkil grupları getirilerek alkoller oluşturulur. • R – OH ile gösterilirler. • C atomunda bir tane OH grubu olmalıdır. Bir karbon atomuna birden fazla OH grubu bağlı olan maddeler kararsızdır. Bunlara alkol denmez.

ALKOLLERİN SINIFLANDIRILMASI • 1) – OH GRUBUNUN SAYISINA GÖRE a) Mono alkoller: Yapısında 1 tane – OH grubu içeren alkollerdir. b) Poli alkoller: Farklı karbonlarda 1’den fazla – OH grubu içeren alkollerdir. 2 tane – OH grubu içeren alkollere diol denir. 3 tane – OH grubu içeren alkoller ise triol olarak adlandırılır.

• 2) – OH GRUBUNUN BAĞLI OLDUĞU YERE GÖRE

77


a) Primer alkol (Birincil alkol): –OH’ın bağlı bulunduğu karbon atomunda en az 2 tane H atomu (1 tane alkil grubu olan) olan alkollerdir. b) Sekonder alkol (İkincil alkol): –OH’ın bağlı olduğu karbon atomunda 1 tane H atomu (2 tane alkil grubu olan) olan alkollerdir. c) Tersiyer alkol (Üçüncül alkol): –OH'ın bağlı olduğu karbon atomunda hiç H olmayan veya başka bir tanımla OH’ın bağlı olduğu karbon atomunun üç tane alkil grubuyla bağ yaptığı alkollerdir. Tersiyer alkoller en az dört karbonludur.

ALKOLLERİN ADLANDIRILMALARI • Aynı sayıda C taşıyan alkanların adının sonuna –ol eki getirilir ya da alkilin sonuna "alkol" sözcüğü getirilir. • • • • •

CH3OH Metanol ya da metil alkol C2H5OH Etanol (Etil alkol) C3H7OH Propanol (Propil alkol) C4H9OH Bütanol (Bütil alkol) C5H11OH Pentanol (Pentil alkol)

• IUPAC sistemine göre – OH grubu içeren en uzun karbon zinciri seçilir ve zincir – OH grubunun yakın olduğu uçtan başlayarak numaralandırılır.

ALKOLLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Alkollerde moleküller arasında hidrojen bağları vardır. Bundan dolayı hidrojen bağı taşımayan izomerlerine (eterler) göre daha yüksek sıcaklıkta kaynarlar. Karbon sayısı arttıkça alkollerin kaynama noktası yükselir. Dallanma arttıkça kaynama noktası düşer. Alkoller suda iyonlaşmadıklarından

78


• • •

• • •

• • •

elektrolit değildirler ve baz özelliği de göstermezler. 2) Homolog sıra oluştururlar. 3) 10 karbonluya kadar olan alkoller sıvı, 10’dan fazla karbon taşıyan alkoller katı hâlde bulunurlar. 4) Alkoller Mg, Zn, Ca gibi metallerle tepkime vermezler. Na, K gibi aktif metallerle H2 gazı açığa çıkarırlar. Açığa çıkan H2’in mol sayısı alkolün içerdiği –OH grubu sayısına göre değişir. Tepkime sonunda oluşan diğer ürün alkolat veya alkoksit olarak adlandırılır. 5) 2 mol mono alkolden 1 mol su çekilmesiyle eterler oluşur. 6) 1 mol mono alkolden 1 mol su çekilmesiyle alkenler oluşur. 7) Primer alkoller 1 derece yükseltgenerek aldehitleri oluştururken 2 derece yükseltgendiklerinde ise karboksilli asitleri oluştururlar. Sekonder alkoller yalnız 1 derece yükseltgenebilirler ve yükseltgendiklerinde ketonları oluştururlar. Tersiyer alkoller ise yükseltgenmezler. 8) Organik asitlerle ve halojen asitleriyle tepkime verirler. 9) Mono alkoller aynı sayıda karbon içeren eterlerle izomerdirler. 10) Yanma ürünleri C2O ve H2O’dur.

ALKOLLERİN ELDE EDİLMESİ • 1) Alkenlere H2O katılarak elde edilir. • 2) Alkil halojenürlerin seyreltik NaOH ya da KOH’ın sulu çözeltisiyle kaynatılmasından elde edilir. • 3) Aldehit, keton ve karboksilli asitlerin indirgenmesiyle elde edilir. • 4) Grignard bileşiklerinden elde edilir.

İÇKİLERDEKİ ETANOL (ETİL ALKOL) YÜZDELERİ

79


Bira

%6

Şarap

% 16

Rakı

% 40 – % 50

Votka

% 65 – % 70

Viski

% 65 – % 70

ETANOL İÇEREN İÇECEKLER Kımız: Dişi at (kısrak) sütünün fermantasyonu ile elde edilir.

%2

Boza: Mısırın (darı) fermantasyonu ile elde edilir.

% 0,3 (Mevzuat limiti en çok % 2’dir.)

Kefir: İnek, koyun veya keçi sütünün fermantasyonu ile elde edilir.

% 0,5

MEYVE SULARINDA ETİL ALKOL YOKTUR • % 100 doğal meyve sularında etil alkol yoktur. Meyve suyu nadiren de olsa bozunabilir. Meyve suyu bozununca; önce maltozun (meyve şekeri veya malt şekeri) hidrolizi, sonra da oluşan galaktozun fermantasyonuyla etil alkol meydana gelir ve CO2 gazı açığa çıkar. C12H22O11 + H2O → C6H12O6 + C6H12O6 Meyve şekeri Galaktoz Galaktoz (Malt şekeri) C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

80


Galaktoz • Bozunan kâğıt ambalajlı meyve sularında açığa çıkan CO2 gazından dolayı kâğıt ambalajın şişmesi, etil alkolün oluştuğunun göstergesidir. • Doğala özdeş meyve aroması içeren meyve sularında etil alkol vardır. Bu etil alkol çözücü amaçlı ilave edilen etil alkoldür. Bu tür meyve sularının tadı ve kokusu doğal değildir. Hoş olmayan kokusu vardır. Boğazı yakar, genizde gıcık yapar.

MEŞRUBATLAR–İÇECEKLER VE ETİL ALKOL • Meşrubatlardaki alkol; doğala özdeş meyve aromasından kaynaklanmaktadır. • Gazozlarda tat ve koku verici esanslar kullanılmaktadır. Bu esanslar suda çözünmez, etil alkolde çözünür. • Etil alkolden başka çözücüler de kullanılabilir, ancak maliyet artar. • Meşrubatlarda genelde bu nedenle alkol vardır. • Gazozlardaki alkol oranı % 0,05 ile % 0,15 arasındadır. Sarı içeceklerde ve kolalarda ise en fazla % 0,01 alkol vardır. • Boza, kefir, kımız gibi içeceklerdeki etil alkol ise fermantasyon sonucu ortamda oluşan etil alkoldür. • Zamanı geçmiş koruk ekşisinde de fermantasyon ile ortamda etil alkol oluşur. • Sonuç olarak; gazoz, kola, sarı içecek gibi meşrubatlardaki etil alkol, ortama dışarıdan ilave edilmiştir. Kefir, kımız, boza, koruk ekşisi ve bozulmuş meyve sularındaki etil alkol ise ortamda tahammür sonucu oluşmuştur. • İlave edilmiş etil alkol içeren gazoz, sarı içecek ve kola gibi meşrubatlar ne kadar içilirse içilsin zaten sarhoşluk vermez. • Oluşmuş etil alkol içeren boza, kefir, kımız ve koruk gibi içecekler ise belli bir dereceye kadar içilirse yine sarhoşluk vermez.

81


• Bundan dolayı gazoz, sarı içecek ve kola gibi meşrubat veya boza, kefir, kımız ve koruk gibi içecek içmek içkiden ayrı tutulmuştur. • Şarap hangi maddeden yapılıyorsa, o maddeden elde edilen içkiye içki denilmiştir. • Diğer maddelerden yapılan içecekler (boza, kefir, kımız veya koruk) ise sarhoşluk verdiği zaman ve sarhoşluk verecek kadarı sakıncalı sayılmıştır. Dolayısıyla kimilerine göre o türlü içeceklerin birkaç bardağı mahzurlu olmayabilir; bunun belli bir dayanağının olduğu da söylenilebilir. • Eğer Osmanlı’da bazıları, denildiği gibi bu işi yapmışlarsa ihtimal böyle bir içecek (boza, kefir, kımız veya koruk) içmeleri söz konusudur. • II.Selim, Sarı Selim, Kanuni’nin Oğlu, Hürrem’in Oğlu, Yıldırım için de bu böyledir. • Bir menkıbede şöyle anlatılır: Yıldırım Han Bursa’daki camiyi yaptırırken Emir Sultan Hazretleri diyor ki: “Caminin bir eksiyi var. 4 köşesinde 4 tane de meyhane lazımdı.” • Yıldırım Han’ın bu cümleyi garipsemesi üzerine, ondan sonra da Emir Sultan Hazretleri “Senin yaptığın binanın dört köşesinde dört meyhane olmuş ne mahzuru var ki; sen asıl Beytullah olan kendi mahiyetini, kendi kalbini kirletiyorsun.” demiştir. • Yıldırım Han ile Emir Sultan arasında olan bu muhaverenin bir benzeri de farklı zamanlarda yaşamış olsalar da İbni Sina ile İmam Gazali arasında nakledilir. • İmam Gazali, İbni Sina’ya “Fazlası zararlı olanın azı da mahzurludur. Alkolü tedavide kullanma işini nereden çıkardın.” der.

BAZI MEYVELERDE ETİL ALKOL VAR MIDIR? • Yediğimiz doğal hiçbir besin maddesinde etil alkol yoktur. Bu konu; halk arasında yanlış bilinen bir mevzudur. • Alkoller, bir konu başlığıdır. Başka bir ifadeyle, alkol denince

82


• • • • •

yüzlerce alkol anlaşılır. İçkilerde bulunan alkol, etil alkol (etanol) adıyla bilinen alkoldür. Etil alkol ise yüzlerce alkolden sadece birisidir. İnsanları şaşırtan husus; meyvelerde etil alkolden başka bazı faydalı alkollerin bulunmasıdır. Örneğin; karbonhidratlar, polihidroksi alkoldür. Bazı alkoller de faydalı olmamalarının yanı sıra çok zararlıdırlar. Örneğin; metil alkol, sarhoşluk vermez ama gözleri kör eder, insanı öldürür.

ŞARAP ELDE EDİLMESİ (FERMANTASYON) Üzümün posası ayrıldıktan sonra kalan suyuna şıra denir. Şıra fıçılara aktarılır. Fıçının tıpası O2 gazının girmemesi gerektiğinden kapalı olmalıdır. O2 gazı girerse sirke olur. Bununla beraber tıpa, karbon dioksit gazının da çıkması için sıkı kapatılmamalıdır. 3–5 ay sonra şarap elde edilir. C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

FERMANTASYONLA EŞ ANLAMA GELEN DİĞER KELİMELER • Mayalanma, ekşime, tahammür etme fermantasyonla aynı manaya gelir. Fermantasyonun anlamı; glikozdan etil alkolün oluşması işlemidir. Etil alkol, sarhoşluk veren alkoldür.

HANGİ ÜLKEDE HANGİ İÇKİ EN ZARARLI OLMUŞTUR? • Votka Rusya’da • Bira Almanya’da • Şarap İngiltere’de

83


• Rakı Türkiye’de en zararlı olmuştur.

SAHTE İÇKİ • İçkilerde yalnız etil alkol vardır. • Metil alkol etil alkolden daha ucuzdur. Metil alkollü içkiler sahte içkidir. • Metil alkol gözü kör eder, insanı öldürür. • 2004 yılının Yeşilay haftasında sahte içki imal ederek piyasaya süren içkili restoran sahibi iki kişi sahte içkiden ölmüştür. • 2005 yılının Yeşilay haftasında ülke genelinde 5 milyon rakı toplanmıştır (Yeşilay haftası 1–7 Mart tarihleri arasındadır).

EKMEKTE ETİL ALKOL YOKTUR • • • •

Hazır mayalarda % 1,5 etil alkol vardır. Ekmek pişerken etil alkol uçar. Ekşi mayalarda etil alkol yoktur. Ekşi mayayla yapılan ekmekler daha lezzetlidir. Hazır mayayla yapılan ekmeğin tadı yarı yarıya azalır. • 1 gün beklemiş hamur ekşi mayadır ve doğaldır. • Hazır maya yaş ve kuru olmak üzere ikiye ayrılır. Kuru maya bira mayasıdır, yaş maya ise pak maya adıyla yaygın olan mayadır. • Hazır mayayla yapılan ekmekte etil alkol yoktur. Etil alkol, ekmek pişerken buharlaşır. Etil alkolün kaynama noktası 76 °C’tır; bu nedenle 76 °C’tan sonraki sıcaklıklarda, etil alkolün zerresi kalmaz.

FERMANTASYONA UĞRAMAYAN TEK ŞEKER: LAKTOZ

84


• Sütün fermente olması için kefir bitkisi gereklidir. Süt şekeri (laktoz) özel şartlarda ve çok zor fermente olur. Bu bize sütün önemini gösterir. • Örneğin; sütten yapılan ve etil alkol içeren kefirin yapımı ile ilgili şu bilgiler bize bu zorluğu gösterir.

KEFİR • Kefir kuru iken kirli beyaz renkli, kıkırdak görünüşündedir. Taze hâldeyken ise parlak beyaz renkli, nohut büyüklüğünde küremsi tanelerdir. • Kefir yumrusu içinde birçok mikroorganizma bulunur. • Sütün fermente olması için kefir yumrusuna ihtiyaç vardır. Laktoz dışındaki fermente olan şekerlerde hiçbir dış etkene gerek olmaksızın doğal olarak maya oluşur.

DİSAKKARİTLERDEN KEFİR VE KIMIZ İMALİ Kefir ve kımız imalinde; sütte bulunan süt şekeri adı verilen laktoz fermente olarak etil alkole dönüşür. C12H22O11 + H2O → C6H12O6 + C6H12O6 Laktoz Glikoz Galaktoz (Süt şekeri) C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

DÜNYA SAĞLIK TEŞKİLATININ ARAŞTIRMASI • Cinayetlerin % 85’inin • Şiddet olaylarının % 50’sinin

85


• Trafik kazalarının % 60’ının • Eşlerin maruz kaldığı şiddetin % 70’inin • Akıl hastalıklarının % 40’ının sebebinin etil alkol olduğu bu araştırma ile gösterilmiştir.

ETİL ALKOLÜN TEDAVİDE KULLANILMASI • • • •

Dezenfekte edici olarak kullanılır. İlaçlardaki etken maddeyi çözmek için kullanılır. Yüzlerce ilaçta yardımcı madde olarak bulunur. İlaçlarda adı; etanol, ethanol, etil alkol veya alkol olarak geçer. Sadece “alkol” denildiğinde etil alkol kastedilmiştir. • İlaçlarda bulunan izopropil alkol, dikloro benzil alkol, setil alkol gibi çözücüler sarhoşluk veren alkol değildir. Etil alkol dışındaki alkoller için yalnızca “alkol” ismi kullanılmaz. • Alkol en çok; şurup, ağız gargarası, sprey, buğu, enjektabl preparat, losyon ve damlalarda bulunur.

ETİL ALKOL KOMASINDAN ÖLÜM • Alkol koması, alkol yüzdesi % 40 – % 50 olan içkileri bir kerede fazla miktarda içenlerde görülür. • Etil alkol doğal olarak en fazla % 16’lık olur. Bundan fazla yüzdelerde maya bile ölür, fermantasyon sona erer. • % 16’dan daha fazla etil alkol içeren içkiler, dıştan doğal veya sentetik etil alkol ilave edilerek üretilmişlerdir. Etil alkol oranı % 16’dan fazla olan içkileri içenler alkolik olmasalar dahi, alkol koması sonucu ani ölüm riski ile karşı karşıyadırlar.

MUTLAK ETİL ALKOL • Etil alkol su çekicidir. Bu sebeple % 100’lük elde edilemez. Ancak % 95,5 saflıkta olabilir. Buna mutlak etil alkol denir.

86


• Etil alkolde, havadan nem kaparak kendini seyreltme eğilimi vardır. • Mutlak etil alkol, doğal yolla elde edileni ve yapay yolla elde edileni olmak üzere iki çeşittir.

DOĞAL MUTLAK ETİL ALKOL ELDE EDİLMESİ • Doğal mutlak etil alkol elde edilmesinde; etil alkol % 16’lık olunca maya öldüğünden dolayı bu yüzdeye gelmeden önce etil alkol ortamdan destilasyonla çekilir. Kalan kısımda fermantasyon devam eder. Bu işlem sürekli tekrar edilir. Böylece % 95,5 etil alkol içeren mutlak etil alkol elde edilmiş olur. • Doğal mutlak etil alkol şeker pancarı, üzüm ve polisakkaritlerden elde edilir.

ETİL ALKOL ORANI YÜKSEK İÇKİLERDEKİ DOĞAL ETİL ALKOL NASIL ELDE EDİLİR? (SUMA FABRİKASI) • Etil alkol oranı % 16’nın üzerinde olan içkiler rakı, votka, viski, cin, kanyak ve likördür. • Bu içkilerde bulunan belirli yüzdelerdeki doğal etil alkol, sumadır. • Rakı imalatında genelde doğal etil alkol kullanılır. Etil alkol oranı yüksek diğer içkilerde sentetik etil alkol olabilir. Bu nedenle suma kelimesi rakıyla özdeşleşmiştir. • Rakı üretiminde içine henüz anason konulmamış ve damıtılarak elde edilen % 40 ila % 50’lik etil alkole suma adı verilir. • Suma da mutlak etil alkolün elde edilmesinde olduğu gibi damıtmayla elde edilir. Suma, ilk damıtılandır ve etil alkol

87


• •

• • •

yüzdesi daha düşüktür. Suma kelimesi Osmanlıca lügatte “gizli riyakârlık” anlamını da taşır. Bu belki de, düşünülmesi gereken bir denk geliştir. İçkilerdeki etil alkol genelde üzümden elde edilir. Bildiğimiz etil alkol, bu fabrikalarda, fermantasyon ve damıtma yoluyla üretildiği hâlde adına, etil alkol fabrikası denilmemiştir. Özellikle Anadolu’da suma fabrikası denilmiştir!.. Suma fabrikası, rakının esas maddesini elde etmek için açılır. Tıpta kullanılan doğal etil alkolün elde edildiği fabrikaya mutlak etil alkol fabrikası denir, suma fabrikası denilmez. Zaten 2005 Baskı TDK Türkçe Sözlük’te, suma kelimesinin karşılığında “İlk damıtılan ve içinde anason bulunmayan rakı.” denilmektedir. Dolayısıyla “Rakı fabrikası açıyoruz.” demelidir. Halk işin doğrusunu bilmektedir.

DİSAKKARİTLERDEN MUTLAK ETİL ALKOL ELDE EDİLMESİNE AİT REAKSİYON DENKLEMLERİ Şeker pancarından mutlak etanol elde edilir. C12H22O11 + H2O → C6H12O6 + C6H12O6 Sukroz Glikoz Fruktoz (Çay şekeri) C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

ÜZÜMDEN ETİL ALKOL ELDE EDİLMESİNE AİT REAKSİYON DENKLEMİ C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2 Glikoz

88


POLİSAKKARİTLERDEN MUTLAK ETİL ALKOL ELDE EDİLMESİNE AİT REAKSİYON DENKLEMLERİ (C6H10O5)n + nH2O → nC6H12O6 Nişasta Glikoz C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

ARPADAN BİRA ELDE EDİLMESİNE AİT REAKSİYON DENKLEMLERİ (C6H10O5)n + nH2O → nC6H12O6 Arpa nişastası Glikoz C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

ALKOLLER KONUSUNDA SOSYAL ALANDA KULLANILAN KİMYA KELİME VE DEYİMLERİ • Primer: 1. Birinci sırada olan veya önemde ilk yeri alan. 2. Ana, temel, esas, asıl. • Sekonder: Sırada veya önemde ikinci derecede olan. • Tersiyer: Sırada veya önemde üçüncü gelen.

ETERLER • Suyun hidrojenlerinin ikisinin de yerine alkil gruplarının gelmesiyle eterler oluşur. • Eterler ikiye ayrılır.

89


1. BASİT ETERLER (SİMETRİK ETERLER): Alkil grupları aynıdır. 2. KARIŞIK ETERLER (ASİMETRİK ETERLER): Alkil grupları farklıdır.

ETERLERİN ADLANDIRILMALARI • ÖZEL ADLANDIRMA: Alkil grupları okunduktan sonra eter kelimesi getirilir (“Dialkil eter” veya “alkil alkil eter”). • SİSTEMATİK ADLANDIRMA: “Alkoksi alkan” kalıbına göre adlandırılır.

ETERLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Eterler molekülleri arasında hidrojen bağı içermezler. Bu yüzden kaynama noktaları kendisiyle aynı sayıda karbon taşıyan alkollerden daha düşüktür. Eterlerde de karbon sayısı arttıkça kaynama noktası artar. • 2) Eterler polar moleküller olmalarına rağmen suda çözünmezler. • 3) Homolog sıra oluştururlar. • 4) Aynı sayıda karbon taşıyan mono alkollerle eterler birbirlerinin yapı izomeridir. • 5) Eterler yanıcıdır. Yanma ürünleri CO2 ve H2O’dur. • 6) Dietil eter bayıltıcı etkisi nedeniyle tıpta anestezik madde olarak kullanılır.

ETERLERİN ELDE EDİLMESİ • 1) 2 molekül aynı cins alkolden 1 molekül su çıkarılarak basit eter elde edilir. • 2) Villiamson (Vilyımsın) sentezi: Alkil halojenürlerin

90


alkolatlara etkisiyle karışık eter elde edilir.

4. BÖLÜM: ALDEHİTLER VE KETONLAR ALDEHİTLERİN VE KETONLARIN ORAN FORMÜLÜ • Aldehitlerin ve ketonların genel formülleri (oran formülleri); CnH2nO’dur.

ALDEHİTLERİN VE KETONLARIN FONKSİYONEL GRUBU • Aldehitlerin fonksiyonel grubu formildir. • Formil grubu, karbonil grubu da içerir. • Karbonil grubuna bir tane hidrojen atomu bağlanmışsa formil grubu olur. • Aldehit ve ketonlar yapılarında karbonil grubu bulunduran bileşiklerdir. • Ketonların fonksiyonel grubu karbonildir.

ALDEHİTLERİN ADLANDIRILMALARI

91


• Aynı C sayılı alkanların sistematik adının sonuna –al eki getirilerek adlandırılırlar. • Ya da kendilerinden türeyen aynı C sayılı organik asitlerin özel adlarının sonundaki ik asit sözcüğü yerine aldehit kelimesi getirilerek okunur.

ALDEHİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Küçük moleküllü üyeleri sıvıdır. Hidrojen bağı içermediklerinden aynı sayıda karbon taşıyan alkollerden ve karboksilli asitlerden daha düşük sıcaklıkta kaynarlar. Dört karbonluya kadar olanlar dışında suda çözünmezler. Küçük moleküllü olanların keskin ve tahriş edici kokuları vardır. Büyük moleküllü olanlar güzel kokuludur. Karbonil grubunun özelliğinden dolayı polar yapılı maddelerdir. • 2) Homolog sıra oluştururlar. • 3) Aldehitler bir derece yükseltgenerek karboksilli asitleri oluştururlar. • 4) Aldehitler indirgendirler. NH3’lü AgNO3 çözeltisinden (Tollens ayıracı) Ag+1’i metalik Ag’ye indirgerler (Gümüş aynası). Bu tepkime aldehitlerin ayıracıdır. • 5) Fehling çözeltisinden Cu+2’yi Cu+1’e indirgerler. Bu tepkime de aldehitlerin ayıracıdır. • 6) Yanma ürünleri CO2 ve H2O’dur. • 7) Yapılarında çift bağ bulunduğu için katılma tepkimesi verirler (H2, NH3, HCN, NaHSO3 ve H2O ile katılma tepkimesi verirler. Genelde bu katılma ürünleri kararsızdır.

ALDEHİTLERİN ELDE EDİLMESİ • 1) Primer (birincil) alkollerin bir derece yükseltgenmesinden aldehitler elde edilir. • 2) Uçtaki karbonda iki halojen taşıyan alkanlar (alkil dihalojenürler) H2O ile tepkimeye sokulursa aldehit elde edilir. • 3) Karboksilli asitlerin indirgenmesinden aldehit elde edilir.

92


• 4) Birincil alkollerin dehidrojenasyonu ile aldehit elde edilir. • 5) Asit klorürlerden aldehit elde edilir.

FORMALDEHİDİN KULLANILDIĞI YERLER • Kimya laboratuvarlarında deneylerde kullanılır. • Biyoloji laboratuvarında ölü hayvanların muhafazasında % 40’lık çözeltisi kullanılır. Bu çözelti formol ya da formalin adıyla bilinir. Formaldehit dezenfektandır. • Bakalit; formaldehit ve fenolün kondenzasyon ürünüdür. nFormaldehit+(n+1)Fenol→Bakalit+nH2O • Yapay reçine çözeltisi, formaldehit içerir. Yapay reçine çözeltisinin kullanıldığı başlıca yer laminant imalidir. • Laminant, yapay reçine çözeltisi emdirilmiş kâğıtların sıcak presle basınç altında sıkıştırılmasıyla elde edilir. • Formaldehit, etken maddesi heksa metilen tetramin olan ürotropin adındaki böbrek ilacının elde edilmesinde ham madde olarak kullanılır. Ürotropin, idrar yolları enfeksiyonlarında kullanılan bir idrar yolları antiseptiğidir. Ayrıca diüretik (idrar söktürücü) etkisi de vardır. • Formaldehit bebe şampuanlarının, birçok kişisel bakım ürününün, banyo köpüklerinin ve bazı aşıların terkibine girer.

FORMALDEHİDİN ZARARLARI • Kanserojen bir sıvıdır. • Kaynama noktası düşüktür. Bu nedenle daha çok solunum aracılığıyla zararını gösterir. • Formaldehide kısa süreli ve düşük dozda maruz kalınınca göz, burun ve boğazda yanma, solunum güçlüğü, nefes darlığı, öksürük, gözde sulanma ve tahriş oluşabilir. • Hassas kişilerde yorgunluk, uyuklama, baş ağrısı ve baş

93


• •

• •

dönmesine sebep olabilir. Formaldehide uzun süreli ve düşük dozda maruz kalma ise astım, deri döküntüsü, çeşitli alerjik reaksiyonlar, egzama gibi hastalıklara yol açabilir. Sahte rakıda etil alkol yerine metil alkol kullanılır. Metil alkol karaciğerde formaldehide yükseltgenir. Sahte rakı içince insanda körlüğe sebep olan, hatta insanı öldüren madde formaldehittir. Sigaranın yapısında bulunur. Formaldehidin yüksek etkilinim riski altında bulunan başlıca gruplar; laminant üretiminde veya yapay reçine imalatında çalışan işçiler ile bazı sağlık elemanı, eğitim görevlisi ve öğrencilerdir. Tutkal olarak doğal çam reçinesi kullanılabilir. Doğal çam reçinesinde formaldehit bulunmaz.

KETONLARIN ADLANDIRILMALARI • Aynı sayıda karbon taşıyan alkanların sistematik adının sonuna –on eki getirilir (sistematik adlandırma). • Ya da alkil grupları okunduktan sonra sonuna keton kelimesi getirilir (özel adlandırma).

KETONLARIN SINIFLANDIRILMALARI • Aynı alkil grubu içeren ketonlar simetrik (basit), farklı alkil grubu içeren ketonlar asimetrik (karışık) olarak adlandırılır.

KETONLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Polar yapıda olduklarından küçük moleküllüleri suda çok çözünür. Molekül büyüdükçe çözünürlük azalır. Hidrojen bağı içermediklerinden kaynama noktaları aynı sayıda karbon içeren alkol ve karboksilli asitlerden düşüktür.

94


• 2) Homolog sıra oluştururlar. • 3) Ketonlar yükseltgenmez. • 4) Ketonların aldehitlerden en önemli farkı indirgen olmamalarıdır. Bundan dolayı NH3’lü AgNO3 çözeltisinden Ag metalini açığa çıkartamadıkları gibi, Fehling çözeltisinden Cu+2’yi de indirgeyemezler. • 5) Ketonlar bir derece indirgenirse sekonder alkolleri oluştururlar. • 6) Çift bağ taşıdıklarından katılma tepkimesi verirler. Aldehitler konusu slaytlarındaki katılma tepkimeleri ketonlar için de geçerlidir. Ayrıca alkollerle de katılma tepkimesi verirler. • 7) Aynı sayıda karbon taşıyan ketonlar aldehitlerle izomerdirler. En küçük keton 3 karbonlu olduğundan metanal ve etanalın izomeri olan keton yoktur. • 8) Ketonların yanma ürünleri CO2 ve H2O bileşikleridir. • 9) Aseton kondenzasyon reaksiyonu verir. Kondenzasyon reaksiyonu küçük moleküllerin birleşerek büyük bir molekül ve yanında daha küçük bir molekül oluşturmasıdır. • 10) Ketonlar organik maddeleri çözmede kullanılırlar.

KETONLARIN ELDE EDİLMELERİ • 1) Sekonder (ikincil) alkollerin bir derece yükseltgenmesinden ketonlar elde edilir. • 2) Molekül yapısında ortada bulunan karbonda iki halojen taşıyan alkanlar (alkil dihalojenürler) ile NaOH çözeltisi karıştırılırsa keton hidrat verir. Bu keton hidrattan H2O çıkarılırsa keton elde edilir. • 3) Alkinlere H2O katılması ile keton elde edilir. • 4) Organik asitlerin metal tuzlarının ısıtılması sonucu keton elde edilir. Yan ürün olarak kireç taşı açığa çıkar.

95


5. BÖLÜM: KARBOKSİLLİ ASİTLER KARBOKSİLLİ ASİTLER • Yapılarında karboksil grubu bulunan bileşiklerdir. R – COOH yapısındadırlar (R hidrojen atomu da olabilir). • Genel formülleri CnH2nO2’dir. • Karboksilli asitler yapılarındaki karboksil grubu (–COOH) sayısına göre mono karboksilli asitler ve poli karboksilli asitler olarak sınıflandırılabilir.

KARBOKSİLLİ ASİTLERİN ADLANDIRILMALARI SİSTEMATİK ADLANDIRMA • Aynı sayıda karbon taşıyan alkanların adının sonuna "– oik asit" eki getirilir. • Bazı asitlerin özel adları vardır. • IUPAC sistemine göre adlandırmada karbon zincirine herhangi bir grup bağlanmışsa – COOH grubundaki karbon birinci karbon olarak alınır, karbonlar numaralanarak bağlı

96


gruplar belirtilir.

ÖZEL ADLANDIRMA • – COOH grubundan sonraki karbonlara sırayla alfa, beta, gama karbonları denir. Bağlı gruplar hangi karbonda ise belirtilerek okunur. Bu adlandırmada asidin özel ismi söylenmelidir.

KARBOKSİLLİ ASİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Karboksilli asitlerde asit hidrojeni karboksil (– COOH) grubundaki hidrojendir. Molekülleri arasında 2 hidrojen bağından dolayı aynı sayıda karbon taşıyan alkollere göre daha yüksek kaynama noktasına sahiptirler. 4 karbonluya kadar olan küçük moleküllü karboksilli asitler suda çözünür. • 2) Homolog sıra oluştururlar. • 3) Suda iyonlaşırlar. Sudaki iyonlaşma miktarı moleküldeki karbon sayısı arttıkça azalır. Buna göre en iyi iyonlaşan ve en kuvvetli karboksilli asit formik asittir. Asitler suda iyonlaştıklarında – COOH (karboksil) grubundaki H+ iyonunu suya verirler. • 4) Sudaki çözeltileri zayıf elektrolittir. • 5) Mavi turnusolu kırmızıya çevirirler. • 6) Alkoller Na ve K gibi metallerle H2 gazı açığa çıkarırken karboksilli asitler hem bu metallerle hem de Mg, Zn ve Ca gibi metallerle H2 gazı açığa çıkarırlar. • 7) Karboksilli asitler bazlarla tuz ve su oluştururlar. • 8) Karboksilli asitler yapısında karbonat iyonu içeren tuzlarla tepkime verirler. • 9) Karboksilli asitlerin karboksil grubundaki –OH grubunun çıkarılmasıyla elde edilen gruba açil grubu denir.

97


• 10) Karboksilli asitlerin alkollerle tepkimelerinden esterler oluşur. Bu tepkimelerde asit – OH grubunu, alkol ise H+ iyonunu verir. Dolayısıyla bu tepkimelerde asit, asit özelliğiyle davranmamıştır. Bu nedenle bu tepkimeler asit – baz tepkimeleri olarak değil, esterleşme tepkimeleri olarak adlandırılır. • 11) 2 mol asitten 1 mol su çıkarılmasıyla asit anhidritler elde edilir. • 12) Aynı sayıda karbon içeren karboksilli asitler ve esterler birbirinin izomeridir. En küçük ester iki karbonlu olduğundan formik asidin izomeri olan bir ester yoktur. • 13) İndirgenebilirler. Bir derece indirgenmelerinden aldehitler, iki derece indirgenmelerinden ise primer alkoller oluşur.

KARBOKSİLLİ ASİTLERİN ELDE EDİLMESİ • 1) Primer (birincil) alkollerin iki derece yükseltgenmesinden karboksilli asitler oluşur. • 3) Esterlerin hidroliziyle karboksilli asitler elde edilir. • 4) Grignard bileşiklerinden karboksilli asitler elde edilir. • 5) Asit anhidritlerinden karboksilli asitler elde edilir. • 6) Kolbe sentezi ile karboksilli asitler elde edilir: Sodyum alkolatlar yüksek basınçta CO ile ısıtılırsa karboksilli asitlerin Na tuzları oluşur. Bu tuzlar H2SO4 ile etkileştirilirse karboksilli asitler oluşur.

BAZI ÖNEMLİ ASİTLER FORMİK ASİT (KARINCA ASİDİ) • Karınca salgılarında ve ısırgan otunda bulunur. Endüstride basınç altında CO gazının NaOH ile ısıtılmasından elde edilir.

98


• Formik asit hem asit hem de aldehit özelliği gösterir. • Karboksilli asitler yükseltgenmediği hâlde formik asit aldehit grubu içermesinden dolayı yükseltgenebilir. Yükseltgenmesi sonucu karbonik asit oluşur. Karbonik asit de kararsız yapısından dolayı karbon dioksite dönüşür.

YAĞ ASİTLERİ • Moleküllerinde karbon atomu sayısı çift olan doymuş ve doymamış mono karboksilli asitlere yağ asitleri denir. Bunlardan doymuş yağ asitleri katı yağların yapısında doymamış yağ asitleri de sıvı yağların yapısında bulunur. Sıvı yağların H2 ile doyurulması sonucu margarinler elde edilir. • Yağ asitlerine bazı örnekler aşağıda verilmiştir: C17H33 – COOH Oleik asit C17H31 – COOH Linoleik asit C17H29 – COOH Linolenik asit C17H35 – COOH Stearik asit C15H31 – COOH Palmitik asit

OKSİ (HİDROKSİ) ASİTLER • Yapılarında karboksil (– COOH) grubunun yanı sıra – OH grubu da taşırlar. • Hem asit hem de alkol özelliği gösterirler. • Na ve K gibi elementlerle H2 gazı açığa çıkardıkları gibi Mg, Zn ve Ca gibi metallerle de H2 gazı çıkarırlar. Hidroksi asitlerin karboksil grubundaki hidrojen, soy ve yarı soy dışındaki bütün metallerle H2 gazı açığa çıkarır. Hidroksil grubundaki hidrojen ise yalnız Na ve K gibi aktif metallerle H2 gazı çıkarır; Mg, Zn ve Ca gibi metallerle H2 gazı çıkarmaz.

99


OPTİKÇE AKTİFLİK VE OPTİK İZOMERİ • Yapısında asimetrik karbon atomu taşıyan organik bileşikler, polarize ışığı çevirme özelliği gösterirler. Bu maddelere optikçe aktif maddeler, bu izomeri çeşidine de optik izomerisi denir. Üst üste çakışmazlık dışında optik izomerlerin yapıları aynıdır. Örneğin, saf optik izomerlerin erime ve kaynama noktaları aynıdır.

ASİMETRİK KARBON ATOMU • Karbon atomunun 4 bağında da farklı gruplar varsa bu karbon asimetriktir ve polarize ışığa etki eder. Asimetrik karbon atomu sağ üst köşede bir yıldız işaretiyle gösterilir.

POLARİZE IŞIK • Polarize ışık, tek düzlemde titreşen ışıktır. • Asimetrik karbon atomu içeren moleküller kiral (asimetrik) moleküller olarak adlandırılır. • Kiral bir molekül ve ayna görüntüsüne, ikisine beraber enantiyomeri denir. • Polarize ışığı sağa çevirenlere (+), sola çevirenlere de (–) denir.

RASEMİK KARIŞIM • Optikçe aktif bir bileşiğin + ve _ şeklini eşit miktarda bulunduran karışımlar polarize ışığa etki etmezler. Bu karışıma rasemik karışım denir. • Optikçe aktif bir bileşiğin D ve L şekilleri birbirinin ayna görüntüsü gibidir. Ya da sağ elle sol el gibidir. Birbirleri üzerine çakışmazlar.

100


YAŞAMIMIZDAKİ YAPAY KARBOKSİLLİ ASİTLER • • • • •

Asetik asit, yapay sirkede bulunur. Salisilik asit, nasır ilaçlarında bulunur. Askorbik asit, C vitaminidir. Asetil salisilik asit, aspirindir. Sitrik asit (limon tuzu), koruyucu katkı maddesidir.

YAŞAMIMIZDAKİ DOĞAL KARBOKSİLİK ASİTLER • Bütirik asit (Tereyağı asidi): Tereyağında bulunur. • Katı yağ asitleri (Palmitik asit, stearik asit): Katı yağlarda bulunur. • Sıvı yağ asitleri (Oleik asit, linoleik asit, linolenik asit): Sıvı yağlarda bulunur. • Sitrik asit (Limon asidi): Limonda bulunur. • Malik asit (Elma asidi): Elmada bulunur.

• Asetik asit (Sirke asidi): Sirkede bulunur. • Okzalik asit: Kuzukulağında bulunur. • Laktik asit (Süt asidi): Yoğurtta, ekşimiş sütte ve yorulunca kaslarda bulunur. • Formik asit (Karınca asidi): Karınca salgısında ve ısırgan otunda bulunur. • Askorbik asit (C vitamini): Kuşburnu, limon, portakal vb. meyvelerde bulunur. • 21 çeşit aminoasit: Proteinlerin yapı taşıdır. • Aspirin (Asetil salisilik asit): Söğüt yaprağında ve söğüdün dallarında bulunur. Salkım söğüdün yaprağı veya dalı kül edilirse aspirin elde edilir.

SİRKENİN ELDE EDİLMESİ

101


Sıkılıp suyu alınan üzümün kalan posasına cibre denir. Cibrenin üzerine ılık su dökülür. 1 hafta beklenir. Daha sonra cibrenin üzerindeki seyreltik üzüm suyu diyebileceğimiz kısım üzümün posasından ayrılarak küplere aktarılır. Hava ile teması kesilmeyecek şekilde küpün ağız kısmı ince bir tülbentle örtülür. Yaklaşık 1 sene sonra sirke olur.

YAPAY SİRKE (MARKETLERDEKİ SİRKE SENTETİKTİR VEYA DOĞAL BİLE OLSA KATKI MADDESİ İÇERİR) • Sentetik sirke: Sanayide yapay yolla elde edilen anhidr asetik asidin % 5’lik çözeltisidir. Ayrıca katkı maddesi ilave edilmiştir. • Marketlerden alınan sirke, ya sentetik sirkedir ya da doğal yollardan elde edilmiş olsa bile koruyucu madde içeren sirkedir.

ASETİK ASİT • Asetik asit yapay maddedir. Piyasada sirke ruhu veya susuz asetik asit adıyla bilinir. % 100 asetik asit içerir. • Günümüzde etanolun oksidasyonu ile elde edilmektedir. Bu nedenle yapay diyoruz. • Eskiden şaraptan elde edilirdi.

DOĞAL SİRKE (SİRKE) • Doğal sirkedeki % 5 asetik asit, doğaldır. • Ayrıca içinde yüzlerce az veya eser miktarda çeşitli maddeler vardır. Bunların başlıcaları; mineral maddeler, vitaminler ve faydalı mikroorganizmalardır. • Doğal sirke ancak ev ortamında yapılabilir. Marketlerde

102


katkısız doğal sirke bulmak mümkün değildir. • Doğal sirkede katkı maddesi yoktur. • Doğal sirkenin kendine has çok güzel tadı, kokusu ve aroması vardır. • Doğal sirkede son kullanma tarihi olmaz.

SİRKENİN FAYDALARI • Sirke doğal asetik asidin seyreltik hâlidir. Yemeklerimizde kullandığımız aynı zamanda sıhhatimize de faydalı olan bazı maddeler vardır ki çoğunun farkında değilizdir. Sirke bunlardan biridir. Salatamıza sirke koyarken sirkenin bize sağlayacağı faydaları hiç düşünmeyiz. Hele sirkenin yenmekten başka haricen de kullanılabileceği çoğumuzun aklına bile gelmez. • Karbonhidratların ağızda sindirimi, salyanın içindeki pityalin enzimi ile başlar. Sirke, tükürük salgılanmasını arttıran en mühim yiyeceklerdendir. • Sirke ile çocuklardaki pişik önlenebilir. Yıkanan çamaşırların son durulama suyuna bir miktar sirke katılması çocukta pişik meydana gelmemesine yardım eder. • Sirke uygun şekilde sulandırılarak arpacıkta da kullanılabilir. • Antibiyotiklerin hakkından gelemediği başlıca mikroplar pseudomonas ve proteustur. Sirke bunların hakkından gelebilir. Sirke kuvvetli bir mikrop öldürücüdür. • Orta kulak enfeksiyonlarında kaynamış sirkenin kullanılması ile başarılı neticeler alınmıştır. Sirkenin damlatılmasıyla müzminleşmiş kulak iltihaplarının önüne geçilip akıntı kurutulabilir. • Cildiyecilerin önemli tedavi usullerinden biri banyo tedavisidir. Bu tedaviyi antiseptik (mikrop öldürücü) amaçlı veya kaşıntıya karşı olarak kullanırlar. • Alkali zehirlenmelerinde en mühim tedavi edici maddenin, sulandırılmış sirke olduğu eskiden beri bilinmektedir.

103


• Sirke, ateşli hastalarda ateşi düşürmek için de kullanılmaktadır. • Bitli hastalarda %10’luk sirke tedavi edicidir. Bit tedavisinde Kwell losyonu kullanılır. Fakat bu ilaç bitin sirkesine ait kitin tabakasını eritemez. % 10’luk sirke solüsyonu bu tabakayı eritir. • Sirke derideki lipit mantoyu eritmek suretiyle kepeklenmeyi de önleyebilmektedir. • Sirke güneş ışınlarına karşı deriyi koruyucu hususiyete sahiptir. • Yemekten önce bir kaşık kolesterole iyi gelir. • Vitamin ve mineral dengesinin korunmasına yardımcı olur. • Hazmı kolaylaştırır. • Kan dolaşımını düzenler. • Damarlardaki kalınlaşmaya engel olur. • Kilo kontrolüne yardımcıdır. • Vücudu osteoporoza karşı korur. • Ekleme yerleşen zehirli artıkları temizler. • Eklem romatizmasına engel olur. • Diş ve diş eti sağlığı için çok faydalıdır. • Zenginlik kaynağıdır. Sirke olmayan ev fakirdir. • Özelliğini kaybeden mıknatıs, sirkede şarj olur.

SAĞLIĞIMIZ İÇİN EN ZARARLI YAPAY KARBOKSİLLİ ASİTLER • SİTRİK ASİT (LİMON TUZU) En tehlikeli kanserojen etki maddesi olup ne yazık ki birçok hazır gıdada bulunmaktadır. Başlıca bulunduğu hazır gıdalar; gofretler, bazı meyve suları, bazı çorbalar, turşular, reçeller ve bazı şekerlemelerdir. Evlerde yapılan turşu ve reçellerin çoğuna da sitrik asit (limon tuzu) konulmaktadır. • ASKORBİK ASİT (C VİTAMİNİ) Kanserojen etki maddesidir. Bazı içeceklerde bulunur.

104


MONOKROMATİK VE POLİKROMATİK IŞIN • MONOKROMATİK IŞIN: Tek dalga boylu ışındır. Sodyum ışığı, örnek verilebilir. • POLİKROMATİK IŞIN: Çok dalga boylu ışındır. Beyaz ışık, örnek verilebilir.

SOSYAL ALANDA KULLANILAN KİMYA KELİME VE DEYİMLERİ • Polar görüş, polarize bakış: Çevresinde olup bitenleri iyi algılamama, değerlendirmeme, sabit fikirli olma hâlidir. Atgözlülükten farkı; atgözlülüğün gayriiradi, polar görüşün ise iradi olmasıdır.

105


6. BÖLÜM: ESTERLER • Esterlerin genel formülleri CnH2nO2 şeklindedir. • Karboksilli asidin karboksilindeki H’in yerine alkil grubu gelmesiyle oluşurlar. • Karboksilli asitlerin alkollerle tepkimesinden esterler oluşur ve su açığa çıkar. • Karboksilli asit + Alkol → Ester + Su Bu tepkimeye esterleşme tepkimesi adı verilir. Ters yöndeki olaya ise hidroliz adı verilir.

ESTERLERİN ADLANDIRILMALARI • 1) Asit adı, alkolden gelen alkil adı ve esteri sözcüğü okunarak adlandırılırlar (Asetik asidin metil esteri). • 2) Alkolden gelen alkil kökünden sonra türediği asidin özel

106


adının kökü okunur, son olarak da –at eki eklenir (Metil asetat).

ESTERLERİN ELDE EDİLMESİ • 1) Karboksilli asitlerle, alkollerin reaksiyonundan ester ve su oluşur. • 2) Açil klorürlerin alkollerle tepkimesinden ester ve asit oluşur. • 3) Asit anhidritler alkol ile tepkimesinden ester ve asit oluşur. • 4) Karboksilli asit tuzlarının alkil halojenür ile tepkimesinden ester ve metal halojenür oluşur.

ESTERLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Esterler aynı sayıdaki mono karboksilli asitlerle izomerdir. Yalnız tek karbonlu olan formik asidin izomeri olan bir ester yoktur. • 2) Hidrolize uğrarlar. • 3) Amonyakla yer değiştirme tepkimeleri verirler. • 4) Hidrojenle birleşip indirgenme sonucunda, iki mol primer alkol oluşur. • 5) Esterler bazlarla sabun ve alkol oluşturur. Bu olaya sabunlaşma denir.

YAĞLAR • Yağ asitlerinin gliserinle oluşturdukları esterlerdir. Bunlara trigliserit de denir.

SABUNLAR • Büyük moleküllü ve çift sayıda C içeren mono karboksilli

107


asitlerin Na ve K tuzlarıdır. • Bunlardan Na tuzları beyaz sabun, K tuzları arap sabunudur. Ca tuzu ise terzi sabunudur. • Yağların (esterler), NaOH ya da KOH ile hidrolizinden elde edilirler.

ESTERLERİN TABİATTA BULUNUŞLARI • Esterler meyve, sebze ve çiçeklerde bulunur. Bitkilerden izole edilir. Hoş kokulu maddelerdir. Örneğin; ananas çiçeğinde etil bütirat vardır. Bunlara doğal aroma denir. • Yağlar da ester yapısında bileşiklerdir. • Esterler sentetik olarak da elde edilir. Sentetik yolla elde edilenler etil alkolde çözünür. Bunlara da doğala özdeş aroma denir. • Esterlerden başka uçucu yağlar da bitkilere kendine has kokusunu veren maddelerdendir.

AYÇİÇEĞİ YAĞI VE MISIR ÖZÜ YAĞI • Aslında yenmelerinde mahzur yoktur. Fakat içlerine bozulmayı önleyici olarak katılan kimyasal maddeler damar tıkanıklığı yapar. Bu sebeple yenmesi tavsiye edilmez.

MARGARİN VE MARGARİNLİ GIDALARA KARŞI SÜREKLİ PERHİZDE OLMALI • Yapay olduğundan eskiden beri yenmemesi tavsiye edilir. • En önemli zararı kandaki kolesterol oranını yükseltmesidir. Yüksek kolesterol damarların iç çeperinde birikerek kan akışını zorlaştırır; damarların tıkanmasıyla kalp krizi, felç başta olmak üzere birçok hastalığa zemin hazırlar. • Margarin genelde kalitesiz sıvı yağlardan kimyasal yolla elde

108


edilir. Sıvı yağlar hidrojen ile doyurulur. Sıvı yağın karbonları arasındaki çift bağlar açılarak hidrojen bağlanır. • İç yapı değişime uğradığından sağlık açısından son derece tehlikelidir. Hücreleri etkileyerek kansere yol açar. Margarinin zemin hazırladığı kanser en çok mide ve bağırsakta görülür. • İnsan vücudunun sıcaklığı normalde 36,5 °C’tır. Margarinin erime sıcaklığı bu derecenin çok üzerindedir. • Bazı margarinler pamuk yağından elde edilir, pamuk yağlarının çoğunluğu ise GDO’ludur; bu nedenle de margarinden uzak durulmalıdır.

SIZMA ZEYTİNYAĞI • Zeytin ağacının meyve ve çekirdeğinin yağı temel gıda maddesidir. • Zeytinyağının içinde diğer yağlarda bulunmayan ve her biri farklı bir fayda sağlayan çok sayıda bileşik bulunur. Bu yararlardan bazıları tansiyonu dengelemeleri, sindirimi kolaylaştırmaları, antibiyotik özellikleri, damar açıcı ve kan yapıcı olmaları, böbreği korumaları ve kansere karşı koruyucu olmalarıdır. • Sağlık için en iyisi sızma zeytinyağıdır. • Zeytin ağacı; zeytinin ve zeytinyağının belirtilen çok sayıdaki faydalarından, hem gıda hem de ilaç olma gibi özelliklerinden dolayı verimli, bereketli, kutlu ve kutsal bir ağaç sayılmıştır.

TEREYAĞI • • • • • •

Tereyağı vücut hücrelerinin yenilenmesinde rol oynar. Vücudun temel yapı elemanıdır. Faydalı diye aşırı yenmemelidir. Kolesterol dengesini sağlar. Vücuda kuvvet verir. Akciğer, karaciğer, böbrek ve boğaz sağlığı için özellikle

109


faydalıdır.

TİNER • • • • • •

Mobilya imalatında kullanılır. Yağlı boya ve saten boya genelde tiner bazlıdır. Tiner beyni bozar, insanı saldırgan yapar. Türkiye’de 90 bin tinerci vardır, bunun 30 bini çocuktur. Tinercileri tecrit etmek lazımdır. Tıbbi tedavi uygulanması durumunda tinerci çocuklar 3 ayda kurtulurlar.

ESTERLER VE KORUYUCU HEKİMLİK • Yağ olarak tereyağı ve sızma zeytinyağı kullanılmalıdır. • Zeytin ağacı; zeytinin ve zeytinyağının çok sayıdaki faydalarından, hem gıda hem de ilaç olma gibi özelliklerinden dolayı verimli, bereketli, kutlu ve kutsal bir ağaç sayılmıştır. • Zeytinyağı olarak sızma zeytinyağı yenmelidir. Sağlık için en iyisi sızma zeytinyağıdır. Zeytin ağacının meyve ve çekirdeğinin yağı, temel gıda maddesidir. Zeytinyağının içinde diğer yağlarda bulunmayan ve her biri farklı bir fayda sağlayan çok sayıda bileşik bulunur. Bu yararlardan bazıları tansiyonu dengelemeleri, sindirimi kolaylaştırmaları, antibiyotik özellikleri, damar açıcı ve kan yapıcı olmaları, böbreği korumaları ve kansere karşı koruyucu olmalarıdır. • Siyah zeytinin katkısız ve boyasızı, yeşil zeytinin de kostiksiz ve limon tuzsuzu tercih edilmelidir. • Sızma zeytinyağı yemeğe piştikten sonra konmalıdır. • Kalan sızma zeytinyağlı yemekler tekrar ısıtılmamalıdır. • Tereyağı vücut hücrelerinin yenilenmesinde rol oynar. Vücudun temel yapı elemanıdır. Faydalı diye aşırı yenmemelidir. Kolesterol dengesini sağlar. Vücuda kuvvet verir. Akciğer, karaciğer, böbrek ve boğaz sağlığı için özellikle

110


• •

• •

• • •

• •

faydalıdır. Beyin ve kalp–damar sağlığı için tereyağı, ceviz ve yumurtanın yeri önemlidir. Kuyruk yağı ihmal edilmemelidir. Hiç yemeyenlerde kireçlenme görülür. Kuyruk yağı kireçlenmeyi önler. Varis ve varikosel de damar içindeki kireçlenme sonucu meydana gelen hastalıklardır. Kuru yemişler kabuklu satın alınmalı ve yenecek kadarı kırılıp mümkünse kavrulmadan, kavrulacaksa yiyeceğimiz kadarını kavurarak yenmelidir. Kötü kolesterolü (LDL) ve total kolesterolü elma, badem, fındık, antep fıstığı, yer fıstığı, ceviz, şalgam suyu, keten tohumu, üzüm çekirdeği yağı, çörek otu yağı, susam yağı, çemen yağı, haşhaş yağı, kabak çekirdeği, kekik suyu, posalı gıdalar, kepekli ekmek, tam buğday ekmeği ve çavdar ekmeği düşürür. Kötü kolesterolü düşürmede sabah kahvaltısının rolü büyüktür. Kötü kolesterolü düşürmek için ot çaylarından kafa süpürgesi otu, rezene, kekik, mısır püskülü, mersin yaprağı ve çin nanesi karışımı her gün sıcak veya soğuk 1 litre içilmelidir. Badem, yumurta ve üzüm çekirdeği yağı iyi kolesterolü (HDL) kanda arttırır. Tereyağı, kaymak ve kaymak yağı iyi kolesterolü arttırmakla beraber bu yağlar fazla yenirse kanda trigliserit de yükselir. Sert kabuklu kuru yemişler, kalbe faydalıdır. Ayçiçeği yağı, mısır özü yağı, fındık yağı, rivyera zeytinyağı gibi yağlar katkı maddesi içerdiğinden sağlığa zararlıdır. Ayçiçeği yağı ve mısır özü yağının aslında yenmelerinde mahzur yoktur. Fakat içlerine bozulmayı önleyici olarak katılan kimyasal maddeler damar tıkanıklığı yapar. Bu sebeple yenmesi tavsiye edilmez. Yapay olduğundan hidrojene bitkisel yağ da yenmemelidir. Margarin ve margarinli gıdalara karşı sürekli perhizde olmalıdır. Yapay olduğundan eskiden beri yenmemesi tavsiye

111


• •

• •

edilir. En önemli zararı kandaki kolesterol oranını yükseltmesidir. Yüksek kolesterol damarların iç çeperinde birikerek kan akışını zorlaştırır; damarların tıkanmasıyla kalp krizi, felç başta olmak üzere birçok hastalığa zemin hazırlar. Margarin genelde kalitesiz sıvı yağlardan kimyasal yolla elde edilir. Sıvı yağlar hidrojen ile doyurulur. Sıvı yağın karbonları arasındaki çift bağlar açılarak hidrojen bağlanır. İç yapı değişime uğradığından sağlık açısından son derece tehlikelidir. Hücreleri etkileyerek kansere yol açar. Margarinin zemin hazırladığı kanser en çok mide ve bağırsakta görülür. İnsan vücudunun sıcaklığı normalde 36,5 °C’tır. Margarinin erime sıcaklığı bu derecenin çok üzerindedir. Ceviz içinin görünümü, beyne benzer. Gıdaların şekliyle organların şekli arasında ilişki vardır. Ceviz, tatlıyla beraber yenirse müthiş hafıza kuvvetlendirir ve zekâyı açar. Zayıf düşünce kuş sütüne devam edilmelidir. Kuş sütü, yumurtadır. Yumurta rafadan veya çılbır şeklinde yenmelidir. Sarısının tamamı sıvı, beyazının tamamı ise katı olmalıdır. Beyazı katılaşmazsa alerji yapar; sarısı katılaşırsa hazımsızlık olur. Esansların bir kısmı esterdir. Doğala özdeş esans içeren ürünler tüketilmemelidir. Hile amacı ile zeytinyağına kanola yağı karıştırılmaktadır; piyasadaki kanola yağlarının çoğunluğu GDO’ludur, bu nedenle rastgele zeytinyağı almamalıdır.

ETLER ARASINDA BULUNAN YAĞ, KARIN KISMINDAKİ İÇ YAĞI VE HÜCREDEKİ GOLGİ AYGITI ESTERDİR • Alınan bazı besin maddeleri, bir dizi kimyasal reaksiyon sonucu yağa dönüştürülür. Şahm (etler arasında bulunan yağ) ve mideye yakın yerlerdeki iç yağı suretinde depolanır.

112


Depolanan bu şahm ve iç yağı, ihtiyaç anında sarf edilir. • Aynı tasarruf ve depolama, bütün hücrelerde de golgi aygıtı suretinde vardır. • Görüldüğü gibi canlıların bedenine gönderilen rızkın bir kısmı ihtiyat için şahm ve iç yağı suretinde depolanmaktadır. Hatta her bir beden hücresine gönderilen rızkın bir kısmı, yine o hücrenin bir köşesinde bulunan golgi aygıtında tutulmaktadır. İleride, dışarıdan herhangi bir besin maddesi gelmediği zaman sarf edilmek üzere bir ihtiyat zahiresi (tedbirlilik azığı) hükmünde saklanmaktadır. Depo edilen rızık, kırk gün hatta seksen günden fazla devam etmektedir. Bu kadar süre yemek yememesine rağmen sıhhatle hayatı devam eden insanlar tarihte görülmüştür. Bazen harika bazen de olağanüstü bir durum diyebileceğimiz onların bu harikuladelikleri kitaplara da geçmiştir.

113


7. BÖLÜM: KARBONHİDRATLAR • Yapılarında C, H ve O bulunan, H ile O arasında 2/1 oranı olan bileşiklerdir. • Yapılarında aldehit ya da keton grubu taşıyıp poli alkol özelliği gösterirler. • Isıtıldıklarında H2O açığa çıkararak geriye karbon bırakırlar. • Karbonhidratlar fotosentez olayı ile oluşur. • Genel formülleri Cn(H2O)m şeklindedir.

KARBONHİDRATLARIN ADLANDIRILMALARI • Aldehit grubu taşıyanlara aldoz, keton grubu taşıyanlara

114


ketoz adı verilir. Başa aldo veya keto ön eki araya karbon sayısının Latincesi, sonlarına –oz eki getirilerek okunurlar. İki karbonlu olana bioz, üç karbonlu olana trioz, dört karbonlu olana tetroz, beş karbonlu olana pentoz, altı karbonlu olana heksoz denir. • Karbonhidratların en önemlisi aldo heksoz olan glikoz ile keto heksoz olan früktozdur. • Aynı sayıda karbon içeren aldozlar ve ketozlar birbirinin izomeridir.

KARBONHİDRATLARIN SINIFLANDIRILMASI • 1) Monosakkaritler • 2) Disakkaritler • 3) Polisakkaritler 1) Monosakkaritler: Molekül yapılarında tek karbon iskeleti bulunan basit karbonhidratlar monosakkaritlerdir. Kristal yapılıdırlar, suda çözünürler ve tatlıdırlar. Glikoz, galaktoz ve früktoz en çok bilinenleridir. 2) Disakkaritler: İki molekül monosakkaritten bir molekül su çıkmasıyla meydana gelirler. En önemlileri sakkaroz (çay şekeri), maltoz ve laktozdur (süt şekeri). Bir molekül glikoz ile bir molekül fruktozdan bir molekül su çıkmasıyla sakkaroz oluşur. Disakkaritler asitli ortamda hidrolize uğrayarak monosakkaritleri oluştururlar. Suda çözünürler ve tatlıdırlar. 3) Polisakkaritler: Polisakkaritler çok sayıda monosakkaritin birbirlerine oksijen köprüsüyle bağlanmasıyla meydana gelir. n molekül monosakkaritten n molekül su çıkmasıyla polisakkaritler oluşur. Bazı önemli polisakkaritler; nişasta, dekstrin, selüloz, glikojen ve inülündir. n sayısı 5 – 15 ise dekstrin, 20 ise glikojen, 30–35 ise nişasta ve 2000 kadar ise selüloz meydana gelir.

115


Polisakkaritler tatsızdır ve suda çözünmezler.

d (D) VE l (L) KARBONHİDRAT BİLEŞİKLERİNE ÖZELDİR • d (D) ve l (L) karbonhidratlara özel gösterimdir. • Fonksiyonel gruba en uzaktaki asimetrik karbon atomunda OH sağdaysa d veya D (dekstro), soldaysa l veya L (levo) denilmiştir. • d (D) izomerin polarize ışığı sağa çevirdiği (+), l (L) izomerin ise sola çevirdiği (-) yanlış bilinen bir husustur; D-gliseraldehit polarize ışığı sağa çevirirken, D-laktik asit sola çevirir. • + ve – geneldir. Polarize ışığı sağa çevirenler (+), sola çevirenler ise (-)’dir. • Bir maddenin +’sı kaç derece sağa çeviriyorsa –’si de o kadar derece sola çevirir.

OPTİKÇE AKTİFLİK VE OPTİK İZOMERİ • Yapısında asimetrik karbon atomu taşıyan organik bileşikler, polarize ışığı çevirme özelliği gösterir. Bu maddelere optikçe aktif madde, bu izomeri çeşidine de optik izomeri denir. Üst üste çakışmazlık dışında optik izomerlerin yapı ve özellikleri aynıdır. Örneğin, saf optik izomerlerin erime ve kaynama noktaları aynıdır.

ASİMETRİK KARBON ATOMU • Karbon atomunun 4 bağında da farklı gruplar varsa bu karbon asimetriktir ve polarize ışığa etki eder. Asimetrik karbon atomu, sağ üst köşede bir yıldız işaretiyle gösterilir.

POLARİZE IŞIK

116


• Polarize ışık, tek düzlemde titreşen ışıktır. • Asimetrik karbon atomu içeren moleküller kiral (asimetrik) moleküller olarak adlandırılır. • Kiral bir molekül ve ayna görüntüsüne, ikisine beraber enantiomeri denir. • Polarize ışığı sağa çevirenlere (+), sola çevirenlere de (–) denir.

RASEMİK KARIŞIM • Optikçe aktif bir bileşiğin + ve - şeklini eşit miktarda bulunduran karışımlar polarize ışığa etki etmezler. Bu karışıma rasemik karışım denir. • Optikçe aktif bir bileşiğin D ve L şekilleri birbirinin ayna görüntüsü gibi başka bir ifadeyle sağ elle sol el gibidir; birbirleri üzerine çakışmazlar.

KARBONHİDRATLARDA YAPISAL İZOMERİ • Aynı sayıda karbon içeren aldozlar ve ketozlar birbirinin izomeridir. • Karbonhidratlardan aldehit grubu taşıyanlara aldoz, keton grubu taşıyanlara da ketoz adı verilir.

FOTOSENTEZ 6CO2 + 6H2O + güneş enerjisi ve klorofil → C6H12O6 + 6O2 • Bitkiler güneş ışığında CO2 alıp O2 vermekte, insanlar ise gece–gündüz O2 alıp CO2 vermektedir. • Havadaki % 21 O2 oranı sabittir. Oran azalmaya meyledince fotosentez hızlanmakta, oran artınca da fotosentez yavaşlamaktadır.

117


• Havadaki % 21 O2 canlılar için en uygun yüzdedir, oran sabit tutulmaktadır. • % 50 olsaydı her taraf benzin dökülmüş gibi olacaktı. Yukarıdan gelen radyasyonlarla her an yangın çıkabilirdi. Bu durumda bir kibrit çakınca hava aniden yanacaktı. • Oksijen oranı % 50 olmadığı gibi % 10 da değildir. Oran % 10 olsaydı solunum güçlüğünden yine ölecektik. • % 0,03 olan CO2 oranı da fotosentez için gerekli olan orandır. Karbon dioksit bu oranda olmalı, daha fazla olmamalıdır. Havadaki fazlalığı solunumda önemli problemlere yol açar. Sonuç olarak havadaki gazların oranları insanlar ve diğer canlılar için en idealdir. • Fotosentez olayı yapraklarda cereyan eder. • CO2 ve H2O gibi maddelerden çiçek, meyve ve sebzeler meydana gelmekte, havamız temizlenerek rahat nefes almamız sağlanmaktadır. • H2O, fotosentezde meyve ve sebzelerin meydana gelmesine sebep olduğu gibi, meyve ve sebzelerle yapışık ve karışık olduğundan da onların tazeliğini korumaya vesiledir. • Fotosentez, gıdayı meydana getiren kimyasal reaksiyonlardan biridir. Fotosentez reaksiyonunda enzimler görev almaktadır.

KARBONHİDRATLAR VE KORUYUCU HEKİMLİK • Tıbbın büyük bir bölümünü koruyucu hekimlik oluşturmaktadır; çünkü esas olan, kişiyi hasta olmaktan korumaktır. Bu, oldukça da kolaydır. Kişi hasta olduktan sonra tedavi, daha zor ve pahalıdır.

SAĞLIĞIMIZ İÇİN FAYDALI OLAN

118


KARBONHİDRAT İÇEREN GIDALAR VE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR • Çay şekeri yerine hurma, üzüm, incir, bal vb. gıdalar tercih edilmelidir. • Yoğurt doğal antibiyotiklerdendir. • Her sabah aç karna çekirdekli siyah kuru üzüm yenilmelidir. • Damar sağlığı için gerekli başlıca karbonhidratlar; sarımsak, kavun, karpuz, yeşil yapraklı sebzeler, bal, incir, hurma ve elmadır. • İskelet sistemi sağlığı için başlıca gıdalar; süt, salep, balık ve yumurtadır. • Beyin sağlığını korumak için başlıca karbonhidratlar; ekmek, kuru dut, kuru üzüm, hurma, bal ve pekmezdir. • Tedavide alternatif tıp ilaçları tercih edilmelidir. • Mart ve nisan aylarında acı günevik, acı marul, fincan otu, karamık, yemlik, madımak, dede sakalı vb. kır otları mart ayında bolca yenmelidir. Atalarımız “mart ayı dert ayı” demişlerdir. Bu otlar, insanı yıl boyunca hastalıklardan korumaya vesiledir. • Baharda yeşile bakmanın göze iyi geldiği belirtilmiştir.

KARBONHİDRAT İÇEREN BAZI GIDALARIN NASIL TÜKETİLMESİ GEREKTİĞİ • Meyveler posalı yenilmelidir. Selüloz içeren posa bağırsak sağlığı için önemlidir. • Ceviz tatlısız yenirse baş ağrısı yapar. • Antep fıstığı tatlısız yenirse kanser riski vardır. • Süt, gece veya sabah aç karna şekersiz içilmelidir. • Yaz mevsiminde yaz sebze ve meyvesi, kış mevsiminde de kış sebze ve meyvesi yenilmelidir. • Meyve ve sebze aç karna yenmelidir.

119


• Kavun yemeklerden evvel yenmelidir. • Karpuz aç karna, tok karna veya yemekle beraber yenilebilir.

TÜKETİLMESİ UYGUN OLMAYAN GIDALAR • Bisküvi, çikolata, kola vb. sentetik ve katkı maddeli gıdalardan kaçınılmalıdır. • Hormonlu meyve ve sebze mümkünse yenilmemelidir. • Geni değiştirilmiş yiyeceklerden uzak durulmalıdır. • Ham toplanarak kimyasallarla olgunlaştırılmış meyve yenmemelidir; turfanda meyve fazla paraya satıldığından, narenciye hile amacıyla erken toplanmakta ya karpit ile muamele edilerek ya da etilen gazı odalarında bekletilerek olgunlaşmış gibi gösterilmektedir. • Elmanın kabuğu, çok faydalı olmasına rağmen yenilmemelidir. Elma, kabuğu soyularak yenmelidir; çünkü elma ağaçları CuSO4 çözeltisiyle ilaçlanır. Bol suyla yıkansa bile kabukta Cu+2 kalır. Cu+2 düzeyinin kanda yükselmesi ile Wilson adı verilen ölümcül karaciğer hastalığı baş gösterebilir. • Yapay gübre ve tarım ilacı kullanılmadan yetiştirilmiş organik sebze ve meyve tüketilmelidir. • Gemilerle gelen pirinç vb. ithal gıdalar radyasyon içerdiğinden bunlardan kaçınılmalıdır. • Tedavide sentetik ilaçlardan mümkün olduğu kadar kaçınılmalıdır. • Ispanak ve patates bir öğünlük pişirilmelidir. Beklemiş ıspanak ve patates yemekleri tüketilmemelidir. • Meyve ile beraber su içilmemelidir. İçilecekse önce içilmelidir. • Yapay tatlandırıcı içeren gıda ve içeceklerden kaçınmalıdır.

YAPAY TATLANDIRICILAR VE ZARARLARI • Aspartam ve sakarin, şeker hastalarının kullandığı yapay

120


• • •

tatlandırıcıların başlıcalarındandır. Yapay tatlandırıcıların tamamı kimyasal maddedir. Bu nedenle bunlara kimyasal tatlandırıcı da denir. Hepsi vücuda yabancı ve zararlıdır. Şeker hastalarının bile kullanmaması en iyisidir. Kullanıldığında da günde 30 tabletin aşılmaması gerekir. Doz aşımında kanserojen olduğu iddia edilmektedir. Türk Şeker Kurumu verilerine göre şeker hastalarının kullandığı aspartam ve sakarin ithalatı son 8 yılda 13 kat artmıştır. 2000 yılında 162 ton, 2008’de 2190 ton ithal edilmiştir. 2003 yılında Türk Şeker Kurumu’nun yaptığı araştırmaya göre ithal edilen sentetik tatlandırıcıların yalnız %4,8’i sağlık sektöründe kullanılmıştır. %95’i gıda sektöründe kullanılmıştır. Son yıllarda gıda sektöründeki kullanım oranı ürkütücüdür. 20 kuruşluk kimyasal tatlandırıcı, 2 liralık şekerin işlevini görmektedir. Türk Gıda Kodeksi 1 kg baklavada 1 g yapay tatlandırıcı kullanılmasına izin vermiştir. Türk Gıda Kodeksi’nin belli miktarı geçmemek kaydıyla müsaade ettiği, yapay tatlandırıcıların kullanıldığı başlıca gıdalar şunlardır: Meyve suyu, şekerleme, dondurma, reçel, diyet gıda ve içecek, tatlı çeşitleri. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda Bölümü’nden izin alınmadan üretim yapılamamaktadır. Denetimler sürdürülmektedir. Ancak; merdiven altı üreticiler, yapay tatlandırıcıları kaçak olarak kullanmaktadır. Sahtekârlıkları denetim esnasında anlaşılınca, dükkân mühürlenerek kapatılmaktadır, gidip başka yere gizli bir imalat yeri daha açmaktadırlar. Buralarda baklava, helva, süt tatlıları ve reçel imalatı yapılmaktadır. ÇAY ŞEKERİ (SAKKAROZ VEYA SUKROZ) YERİNE KULLANILAN YAPAY TATLANDIRICILARIN BAŞLICALARI: Aspartam (E 951), sakarin (E 954), asesülfam–K (E 950), neohesperidin (E 959), siklamat (E 952), sukraloz (E 955),

121


tautamin (E 957), neotam (E 961) • YAPAY TATLANDIRICILARIN SAKKAROZDAN KAÇ KAT DAHA TATLI OLDUĞU: Aspartam (E 951) sakkarozdan 180 kat, sakarin (E 954) sakkarozdan 300 kat, asesülfam–K (E 950) sakkarozdan 200 kat, neohesperidin (E 959) sakkarozdan 1500–1800 kat, siklamat (E 952) sakkarozdan 30–50 kat, sukraloz (E 955) sakkarozdan 600 kat, tautamin (E 957) sakkarozdan 2500 kat, neotam (E 961) sakkarozdan 10 000–13 000 kat daha tatlıdır.

KANDAKİ YÜKSEK GLİKOZ DÜZEYİNİ NE DÜŞÜRÜR? • Kandaki yüksek glikoz düzeyini kekik suyu, kantaron yağı, papatya çayı, böğürtlen kökü, bol su içmek ve yemekten yaklaşık 2 saat sonra yürüyüş yapmak düşürür.

TATLI KÖMÜR • Vücudumuzun enerji gereksinimi büyük ölçüde karbonhidratlardan sağlanır. • Yeşil bitkiler, meyve ve sebzeler en önemli karbonhidratlardandır. • Bu yönüyle yeşillikler, en güzel güneş enerjisi; meyve ve sebzeler de tatlı kömürdür. • Doğal gaz, odun, kömür dışarıda yanar; karbonhidratlar ise vücutta yanar.

SÜT • Sütün bileşiminde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfat, bakır, sülfat, bikarbonat ve klorür gibi

122


• • •

• • •

• • •

iyonlar başta olmak üzere az veya eser miktarda onlarca diğer mineral maddeler (madensel tuzlar) ile beraber protein, karbonhidrat ve yağ gibi temel besin maddeleri ve vitaminler vardır. İhtiva ettiği unsurlar açısından çok zengindir. Bu nedenle hem yaşamsal bir beslenme kaynağı hem de birçok hastalık için şifa vesilesidir. İnsanoğlunun ilk gıdasının süt olduğu da belirtilmektedir. İnsan dünyaya gelir gelmez sütle beslenmeye başlar. Mahalle aralarında satılan sütte, su ve sütün kesilmemesi için çeşitli kimyasal katkılar da olabilir. Bu nedenle özellikle günlük pastörize süt tercih edilmelidir. Pastörize süt bulunamazsa uzun ömürlü süt içilmelidir. Pastörize süt, uzun ömürlü süte göre daha besleyicidir. Mahalle aralarından süt almamalıdır. Süt en temel ve doğal gıda maddesidir. Yiyecek ve içeceklerin yerini tutan, açlığı ve susuzluğu gideren, sütten başka bir gıda yoktur. İnsanların yanı sıra çoğu hayvanlar için de besin kaynağıdır. Fermantasyon; mayalanma, bozunma, mahiyet değişikliği, kokuşma, doğallığın bozulması demektir. Laktoz ise saflığını, duruluğunu her şartta korur. Sütteki laktoz fermente olmaz. Karbonhidrat olup da fermente olmayan tek şeker laktozdur. Kemik erimesi ve boy kısalmasının en önemli nedenlerinden birisi, az süt içilmesidir. Kemik erimesi ilaçları, kemik erimesini daha da arttırır. Zamanında yeterli süt içilmesi, kemik erimesine karşı koruyucudur. Kadınlar erkeklere göre daha çok süt içmelidir. Pastörizasyon düşük sıcaklıkta, UHT daha yüksek sıcaklıkta olur. Pastörize süt, sağıldıktan sonra 72 °C ile 76 °C arasındaki sıcaklıkta 12 saniye ile 20 saniye arasında tutulan süte denir. Uzun ömürlü süt olan UHT yöntemindeki sütte ise sağılmış süt, 135 °C ile 150 °C arasındaki sıcaklıkta 1 saniye ile 5 saniye arasında tutulur. UHT yönteminde süt yüksek sıcaklıktaki ince boruların içerisinden geçirilir.

123


• Süt, UHT yöntemi sayesinde her zaman herkesin elinin altında olabilir. UHT, “Ultra Heat Treatment” kelimelerinin baş harfleridir; “yüksek ısıda işlem” demektir. UHT’de hiçbir katkı maddesi yoktur. • UHT yöntemi ile üretilen süt, aylarca bozulmadan taze süt gibi içilir. Bu yüzden, yazın bile buzdolabına koymaya gerek yoktur. UHT ile bozulmadan saklanabilirlik, sadece süte verilen bir özelliktir. Bu yüzden UHT çok kıymetli bir yöntemdir. • Patojen (hastalık sebebi olan) mikroorganizmalar 70 °C’ın üzerinde yaşayamaz. Bu yüzden, pastörize olmamış sütü 70 °C’a kadar ısıtmak yeterlidir, kaynatmak gereksizdir. Bu konu genelde yanlış bilinir. • Homojenizasyon; süt içerisinde bulunan yağ globüllerinin, fiziksel yöntemler ile çaplarının küçültülerek kolloidal fazdan homojen faza geçmesi için uygulanılan işlemdir.

KURU ÜZÜM İLAÇ GİBİ • Kara üzüm, sarı üzüme göre daha faydalıdır. • Kara üzümde bulunan resveratrol maddesi kalp damarlarındaki pıhtılaşmayı ve damar sertliğini önleyerek kalp krizi riskini azaltır, beyin damarlarını açar. • Aminoasit, B1 ve B2 vitaminleri, potasyum, magnezyum ve demir açısından zengin olan kara üzüm bağışıklık sistemini güçlendirir. • Böbrek ve karaciğerin çalışmasını hızlandırdığından yağları eritir. • Cildin bakımlı bir görünüm almasını sağlar. • Kuru üzüm sabah kalkınca hayat boyu alınırsa zekâyı arttırır. • Uyuşturucu ve sigaraya karşı tiksinti uyarır. • Yenirse şarap fabrikalarına engel olur. • Kuru üzüm çok iyi bir gıdadır, yemeğe devam etmek gerekir. • Balgam söktürücüdür.

124


• Ağız kokusunu güzelleştirir. • Kara üzüm düzenli yenirse yapısında bulunan flavonoit kansere iyi gelir. Resveratrol ise kanser hücrelerinin oluşumuna engel olur.

TOKSİK MADDELERİN ÜREDİĞİ KÜSPE HAYVAN YEMİ OLARAK KULLANILMAMALIDIR • Yaş şeker pancarı posasına küspe denir. • Küspe üst üste yığıldığından hiçbir zaman kurumaz; ilk 1 ay çok iyi bir hayvan yemidir. • 1 aydan sonra yaş küspede toksinler ürer. Çok kötü kokar. Bu nedenle ilk ay yaş olarak tüketilmelidir. • Kokan küspeyi hayvana yedirmemelidir; aksi hâlde ineğin hem eti ve hem de sütü kokar. • Küspe inek yemi olarak kullanılır. • Kokan küspe çevre kirliliğine neden olur. • Açıkta bekletilen küspenin üstten 10 cm’lik kısmı çürüdüğünden atılmaktadır. • Son birkaç senedir pancar küspesi, paketlerde vakumlanarak saklanmaktadır. • Özel sektör tarafından yapılan bu uygulamanın kanunda düzenleme yapılıp zorunlu hâle getirilmesi gereklidir. • Böylece küspenin kokuşması ve israfı önlenmekte, doğanın kirlenmesi engellenmekte, hayvanlar taze küspe yemektedirler.

DİŞİ DANA VE DİŞİ KUZU, SÜTÜ İÇİN BESLENMELİDİR • Türkiye şöyle bir problemle karşı karşıyadır: Türkiye’de kasıtlı

125


olarak dişi dana ve dişi kuzu kesilmek sureti ile hayvancılığın kaynağı kurutulmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle dişi dana ve dişi kuzu, sütü için beslenmelidir. İleride sütü sağılacak dişi danalar ve dişi kuzular, et için kesilmemelidir. Dişi dana ve dişi kuzu kesilirse süt azalır. İlk defa doğuran genç ineğe düve denir. Düve, inek ve koyun zaten kesilmez; çünkü sütleri sağılmaktadır. İneğin ve koyunun sütten kesilmişi kesilebilir. Bu problemin giderilmesi için hem insanlar uyarılmalı hem çok süt içmeye teşvik edilmeli hem de ilgili kanunda gerekli düzenleme yapılmalıdır. • İnek, koyun, keçi gibi hayvanlar bir süt çeşmesidir. En güzel, en hoş, en temiz, en pak sanki abıhayat (ölümsüzlük sağlayan su) gibi bir besini bizlere sunarlar. • Canlılar içinde ömür boyu süt içen tek varlık insandır. • Sütün kan, irin, dışkı ve işkembe arasından çıkıp yararlı bir içecek hâlini alması başlı başına mucizevi ve ibretle bakılması gereken bir olaydır.

UYUMAMAK GEREKTİĞİNDE GLİKOZ İÇEREN BESİNLER YENİLMELİDİR • Glikoz içeren başlıca besinler; üzüm, incir, dut, hurma ve baldır. • Uyku gelince glikoz uykuyu dağıtır. • Senelerce az uykuyla idare edilebilir. • Bunun için en iyisi bir çay kaşığı bal yemek veya bir tatlı kaşığı pekmez içmektir.

SAĞLIK İÇİN DOĞAL TAM BUĞDAY EKMEĞİ • Sağlıklı yaşam için doğal ekmek tüketilmesi gerekir. • Beyaz ekmek alışkanlığından vazgeçmeliyiz. • Tam buğday, tam buğday–çavdar ya da tam buğday–yulaftan yapılmış ekmek üretimine geçmeliyiz.

126


• Beyaz ekmekte vitaminli ve lifli kısımlar ayrılıp hayvan yemi olarak kullanılıyor. Oysa burası buğdayın özüdür ve çok önemlidir. • Buğdaydaki D vitamini, beyaz ekmekte % 90 kayba uğrar. • Beyaz ekmekte, buğdayın % 80’i heba olur. • Beyaz ekmek kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğü için diyabetin sebeplerindendir. • Obezite, şişmanlık ve damar sertliğinin kontrol altına alınması için beyaz ekmeğin değiştirilmesi gerekir. • Birçok Avrupa ülkesi beyaz ekmekten vazgeçmiştir. • Tam buğday, tam buğday–çavdar ve tam buğday–yulaftan yapılmış ekmekler bağırsakların çalışmasına yardımcı olur. Bu ekmekler zayıflamayı kolaylaştırır. • Çavdarda bulunan bazı maddeler, kolesterol sentezinde rol alacak bazı moleküllerin ince bağırsaktan kana geçmesini yavaşlatır. Bir nevi kolesterolün kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. • Yetişkinlerde görülen diyabetin nedenlerinden biri olan obezite, çocuklarda görülen diyabetin nedenleri arasında bulunmaz. • Kepekli ekmek, rafine edilmiş beyaz una kepek eklenmesiyle elde edilir. • Tam buğday ekmeği ise terkibinde doğal olarak kepek bulunan ekmektir. • Tam buğday unundan yapılan ekmeğin vitamin ve mineral miktarı, beyaz undan yapılmış ekmeğe göre daha yüksektir. • Ekmeğe hürmet edilmesi gerekir. Aksi takdirde toplumların kıtlıkla imtihanı söz konusudur. • Kepeğin undan ayrılmaması gerekir. Elenmiş undan ekmek pişirmemelidir. • Elenerek undan ayrılan kepeğin tekrar una katılması uygun olur. • Kepek noksanlığı; kabızlığa, bağırsak iç duvarında keseciklerin oluşmasına, kalın bağırsak hastalıklarına, basura sebep olur. Safra taşı, diş çürümesi, zararlı kolesterol

127


• • • • •

(LDL) ve şeker hastalığının ortaya çıkışını hızlandırır. Esas yapısı selüloz, hemiselüloz ve lignin olan posayı enzimler sindiremez. Bundan dolayı da posa belli bir hacim meydana getirerek bağırsak hareketini sağlar. Böylece artık maddeler, zararlı maddelere dönüşmeden vücuttan atılmış olur. Buğdayla ilgili en önemli husus, buğday kabuğunun insanın zihinsel ve fiziksel performansına olan etkisidir. Kalitesiz unlara beyaz bir görünüm kazandırmak için ağartıcı maddeler kullanılır. Bunların başında benzoil peroksit gelir. Ekmeğin iyi kabarmasını sağlamak için de una değişik kimyasal maddeler katılır. Bu kimyasallardan en çok kullanılanı potasyum bromattır. Bu maddelerin kanserojen olduğu şüphesi vardır. Buğday ekmeği, insanı munis, cana yakın, uysal yapar.

UZAK DOĞUDA GÖRÜLEN BERİBERİ HASTALIĞI EKMEK YERİNE PİRİNÇ YENİLDİĞİNDEN OLUR • B1 vitamininin (Tiamin) en önemli kaynağı buğdaydır. • Buğday ekmeği yerine sadece pirinç yiyen ülkelerde beriberi hastalığı görülür. • Hastalığın karakteristik belirtisi sinirsel bozukluktur. Kas zayıflığı ve dermansızlık da ortaya çıkar. • Ülkemizde buğday tüketimi fazla olduğundan beriberi hastalığına rastlanmaz.

BUĞDAY EKMEĞİ YERİNE SADECE MISIR EKMEĞİ YENİRSE PELLEGRA HASTALIĞI OLUR

128


• Karadeniz bölgesinde senelerce yalnız mısır ekmeği yenmişti; buğday ekmeği yenmemişti. Sofraların padişahı olan ekmek yerine mısır konmuştu. Adnan Menderes bu yanlışlığı ortadan kaldırdı. • Karadeniz’de buğday ekmeği yenmeye başladıktan sonra cinayetler azaldı; zamanla silah imalatı da durduruldu. • Uzun süren ekmeksiz diyetin sonucunda kafa çalışmaz, kalıcı zekâ problemi ortaya çıkar. • Ekmek cinayeti durdurur. Sicilya ve Mısır’da da ekmek yerine mısır yenir. Bundan dolayı o ülkelerde kiralık katil ve ajan çok çıkar. İngiliz ajanları Mısır’da meşhurdur. • PP vitamini (Niasin) en çok ekşi mayalı ekmekte bulunur. Buğday ekmeği yerine mısır ekmeğiyle beslenen insanlarda niasin yetersizliğinden dolayı pellegra hastalığı ortaya çıkar; çünkü mısır, niasini az olan bir yiyecektir. • Bu hastalıkta sinir sistemi bozukluğu, sindirim sistemi bozukluğu, deride kuruma ve sertleşme görülür.

BUĞDAY EKMEĞİ YERİNE BAKLA (FUL) YENİRSE ERİTROSİTLER (ALYUVARLAR) ERİR • Mısır’da ekmek yerine bakla yenmesi yaygındır. • Baklanın fazlası eritrositleri eritir ve O2 noksanlığı olur. Eritrositler, hücrelere O2 taşımakla görevli tanecik olduklarından erimeleri sonucu beyne O2 az gittiğinden kafa küçük kalır ve çalışmaz. • Eritrositlerin erimesi sonucunda O2 azalmasının telafisi için akciğerlerin daha çok çalışıp büyümesi sonucunda göğüs kafesi genişler. Göğüs kafesi büyük olduğundan zurna çalmaya uygun hâle gelir. İyi zurna çalanların Mısır’da yaşadığı bilinmektedir. • Kafanın küçük kalması ve çalışmaması sonucunda ajan

129


yetişmiştir; firavunun da Mısır’da çıktığı malumdur. • Yine buna bağlı olarak Mısır’da bazı ırktan olanların çok adam öldürdüğü bilinmektedir; bu ırktan bazı insanlar ekmek yemediğinden cani olmuşlardır.

GLİKOZUN YANMASI • Glikozun yanması ekzotermik bir reaksiyondur. Ekzotermik reaksiyonlar kendiliğinden gerçekleşir. Organizmada enerjiye ihtiyaç olmadığı zamanlarda glikoz yanmaz, depo edilir. Bu durum gösteriyor ki, ihtiyaç olmadığı hâllerde şartlar hazır olsa bile reaksiyon gerçekleşmez. C6H12O6 + 6O2 → 6CO2 + 6H2O + enerji

ŞEKER PANCARININ ESAS MADDESİ OLAN SAKKAROZUN BİTKİDE OLUŞUMUNA AİT REAKSİYON DENKLEMİ 6CO2 + 6H2O + güneş enerjisi + klorofil → C6H12O6 + 6O2 C6H12O6 + C6H12O6 → C12H22O11 + H2O Glikoz Fruktoz Sakkaroz

DİSAKKARİTLERİN SİNDİRİMİNİN REAKSİYON DENKLEMLERİ C12H22O11 + H2O + Sakkaraz → C6H12O6 + C6H12O6 Sakkaroz Glikoz Fruktoz C12H22O11 + H2O + Maltaz → C6H12O6 + C6H12O6 Maltoz Glikoz Glikoz

130


C12H22O11 + H2O + Laktaz → C6H12O6 + C6H12O6 Laktoz Glikoz Galaktoz

POLİSAKKARİTLERİN (NİŞASTA, SELÜLOZ VE GLİKOJEN) OLUŞUMUNA AİT REAKSİYON DENKLEMİ 6CO2 + 6H2O + güneş enerjisi + klorofil → C6H12O6 + 6O2 nC6H12O6 → (C6H10O5)n H2O + (n –1)H2O Polisakkarit

MONOSAKKARİTLERİN FERMANTASYONU (MAYALANMAK) (EKŞİMEK) (TAHAMMÜR ETMEK) • Glikoz, galaktoz veya fruktozdan etil alkolün oluşması fermantasyon reaksiyonudur. C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

ARPADAN BİRA ELDE EDİLMESİNE AİT REAKSİYON DENKLEMLERİ (C6H10O5)n + nH2O → nC6H12O6 Arpa nişastası Glikoz C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

131


ÜZÜMDEN ŞARAP ELDE EDİLMESİ VE REAKSİYON DENKLEMİ Üzümün posası ayrıldıktan sonra kalan suyuna şıra denir. Şıra fıçılara aktarılır. Fıçının tıpası O2 gazının girmemesi gerektiğinden kapalı olmalıdır. O2 gazı girerse sirke olur. Karbon dioksit gazının çıkması için tıpa sıkı kapatılmamalıdır. 3–5 ay sonra şarap elde edilir. C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

EKMEKTE ETİL ALKOL YOKTUR • Ekmek polisakkarittir. • Maya da polisakkarittir. • Hazır yaş mayalarda (pak maya) % 1,5 etil alkol vardır. Ekşi mayalarda etil alkol yoktur. • Ekşi mayayla yapılan ekmekler bu nedenle daha lezzetlidir. Hazır mayayla yapılan ekmeğin tadı yarı yarıya azalır. • 1 gün beklemiş hamur ekşi mayadır ve doğaldır. • Hazır maya yaş ve kuru olmak üzere ikiye ayrılır. Kuru maya bira mayasıdır, yaş maya ise pak maya adıyla yaygın olan mayadır. • Hazır mayayla yapılan ekmekte etil alkol yoktur. Etil alkol, ekmek pişerken buharlaşır. Etil alkolün kaynama noktası 76 °C’tır; bu nedenle 76 °C’tan sonraki sıcaklıklarda, etil alkolün zerresi kalmaz.

FERMANTASYONA UĞRAMAYAN TEK ŞEKER: LAKTOZ • Sütün fermente olması için kefir bitkisi gereklidir. Süt şekeri (laktoz) özel şartlarda ve çok zor fermente olur. Bu bize sütün

132


• • • •

önemini gösterir. Örneğin; sütten yapılan ve etil alkol içeren kefirin yapımı ile ilgili şu bilgiler bize bu zorluğu gösterir. Kefir kuru iken kirli beyaz renkli, kıkırdak görünüşündedir. Taze hâldeyken ise parlak beyaz renkli, nohut büyüklüğünde küremsi tanelerdir. Kefir yumrusu içinde birçok mikroorganizma bulunur. Sütün fermente olması için kefir yumrusuna ihtiyaç vardır. Laktoz dışındaki fermente olan şekerlerde hiçbir dış etkene gerek olmaksızın doğal olarak maya oluşur.

DİSAKKARİTLERDEN KEFİR VE KIMIZ İMALİ Kefir ve kımız imalinde; sütte bulunan süt şekeri adı verilen laktoz, dış etkenlerle fermente olarak etil alkole dönüşür. Dış etken olmazsa süt tahammür etmez. C12H22O11 + H2O → C6H12O6 + C6H12O6 Laktoz Glikoz Galaktoz (Süt şekeri) C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

KARBONHİDRATLARDAN DOĞAL MUTLAK ETİL ALKOLÜN ELDE EDİLMESİ • Şeker pancarından, şeker kamışından üzümden ve polisakkaritlerden mutlak etil alkol elde edilir. • Anadolu’da üzümden etil alkolün elde edildiği fabrikalara, suma fabrikası adı verilir. • Suma, fikrini açığa vurmamak demektir. • Mutlak etil alkol başlıca kullanıldığı yer tıp alanıdır. • Doğal mutlak etil alkol elde edilmesinde; alkol % 16’lık olunca maya öldüğünden dolayı bu yüzdeye gelmeden önce

133


etil alkol ortamdan destilasyonla çekilir, fermantasyon devam eder. Bu işlem sürekli tekrar edilir. • Mutlak etil alkol % 95,5 saflıktaki etil alkoldür.

DİSAKKARİTLERDEN MUTLAK ETİL ALKOL ELDE EDİLMESİNE AİT REAKSİYON DENKLEMLERİ Şeker pancarından mutlak etanol elde edilir. C12H22O11 + H2O → C6H12O6 + C6H12O6 Sukroz veya sakkaroz Glikoz Fruktoz (Çay şekeri) C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

ÜZÜMDEN MUTLAK ETİL ALKOL ELDE EDİLMESİNE AİT REAKSİYON DENKLEMİ C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2 Glikoz

POLİSAKKARİTLERDEN MUTLAK ETİL ALKOL ELDE EDİLMESİNE AİT REAKSİYON DENKLEMLERİ (C6H10O5)n + nH2O → nC6H12O6 Nişasta Glikoz C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2

134


İNVERT ŞEKER (BAL ŞEKERİ) • Baldaki şekerin bir kısmı invert şekerdir. Glikoz ile fruktozun belli orandaki karışımına invert şeker denir. İnvert şekerde glikoz ve fruktoz birbirinden ayrıdır.

BENZETMEDE HATA OLMASIN • • • •

ÜZÜM CUMHURİYETÇİ, PEKMEZ DEMOKRAT, SİRKE MİLLİYETÇİ, ŞARAP İSE KOMÜNİST VEYA İRTİCACIDIR.

• Üzümden pekmez, sirke ve şarap olmak üzere üç madde elde edilir; şarap yasaklanmıştır. Bunun gibi cumhuriyet de başta demokrasi ve Atatürk milliyetçiliği olmak üzere Anayasa’da belirtilen güzel her niteliği içerir. Laiklik sayesinde de irtica ve komünizme engel olunur. • Şarap üzümün mayalanmasıyla elde edilmektedir ki aslında mayalama (fermantasyon) işi bir yönüyle bozunma, mahiyet değişikliği, kokuşma, doğallıktan uzaklaşma demektir. • Sirke mayasına izin vardır, şarap mayasına izin yoktur. • Cumhuriyet rejimimizi değiştirmek isteyenler Marksist ve Leninistler ile irticacılardır. • Genel Kurmay Başkanımız İlker Başbuğ Kara Kuvvetleri Komutanı iken 11 Nisan 2008’de Kıbrıs’ta yaptığı konuşmada “Cumhuriyet rejimimizin mayası bozulmaya çalışılmaktadır.” diyerek önemli bir konuyu dile getirmiştir. • Pekmez, üzümün niteliğini taşır; şarap taşımaz. Üzümün mahiyeti değiştirilerek şarap elde edilir. • Cumhuriyet ve demokrasi rejimimizi değiştirmek isteyenler de komünist ve irticacılardır. • İç kargaşa çıkarmaya çalışanlar Marksist düşüncede olanlardır.

135


• Devleti ele geçirmek için işgal mantığıyla hareket edenler ise radikaller • Türkiye Cumhuriyeti’nin mayası bellidir. Mayası kendindendir; Atatürk milliyetçiliğine bağlılıktır. Atatürk milliyetçiliği, tüm ırkları kucaklayan ve her soframızda bulunması gereken zenginlik kaynağımızdır. “Ne mutlu Türk’üm diyene” özdeyişinin birleştiriciliğiyle ülkeyi dâhildeki her türlü tehlikeden korumaktır. • “Keskin sirke küpüne zarar verir.” Bu yüzden dengeyi iyi ayarlamak lazımdır.

KONUYLA İLGİLİ SOSYAL ALANDA KULLANILAN KİMYA KELİME VE DEYİMLERİ •

Bal gibi insan: Bal, yıllarca bozunmayan bir şifa kaynağıdır. Her türlü bitkiden bitki özlerinin toplanması ile yapılmıştır. İnsan da bal gibi olunca evren kitabını okuyarak her şeyden anlam çıkarır. Etrafına bu gerçekleri sunar. İnsanlığını bir ömür boyu korur. Şifa vesilesi olur. Süt gibi, süt gibi dupduru, süt gibi bembeyaz, süt gibi berrak: “Temiz duygu ve temiz düşünce” karşılığı olarak söylenen deyimlerdir.

136


8. BÖLÜM: ALİFATİK AMONYAK TÜREVLERİ AMİNLER • Alkillenmiş amonyak yapısındaki maddelerdir. Amonyağın hidrojenleri yerine alkil gruplarının getirilmesiyle aminler oluşur. NH3’ün hidrojenlerinden birinin yerine alkil gelirse primer (birincil) amin, ikisinin yerine alkil gelirse sekonder (ikincil) amin, üçünün yerine de alkil gelirse tersiyer (üçüncül) aminler oluşur.

AMİNLERİN ADLANDIRILMASI • Aminler isimlendirilirken alkil gruplarından sonra amin kelimesi getirilir.

AMİNLERİN ELDE EDİLMESİ • Alkil halojenürlerin NH3 ile tepkimesinden aminler elde edilir. HCl açığa çıkar.

137


• Primer amin elde etmek için alkoller ThO2 katalizörlüğünde NH3 ile tepkimeye sokulur. Primer amin oluşur, su açığa çıkar.

AMİNLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • Küçük moleküllü olan aminler gaz, büyük moleküllü olanları sıvıdır. • Aminler sulu çözeltide zayıf baz özelliği gösterirler. Suda OH– iyonu vererek iyonlaşırlar. • Aminler asitlerle reaksiyona girerek tuz oluştururlar.

AMİTLER • Açillenmiş NH3 yapısında maddelerdir. NH3’teki hidrojenlerin yerine açil grupları getirilerek primer (birincil), sekonder (ikincil) ve tersiyer (üçüncül) amitler oluşur. • Amitler karboksilli asitlerde –OH grubu yerine –NH2 grubunun geçmesi ile elde edilebilirler. • Bunlardan en önemlileri birincil amitlerdir.

AMİTLERİN ADLANDIRILMASI • Primer amitler karboksilli asitler gibi isimlendirilir. Karboksilli asidin özel adının sonundaki –ik asit eki yerine –amit kelimesi getirilir (formamit, asetamit). • Sekonder ve tersiyer amitler primer amit gibi isimlendirilir. Azota bağlı gruplar N– yazılıp belirtilir (N–metilformamit, N– metilasetamit, N,N–dimetilpropiyonamit vb.).

AMİTLERİN ELDE EDİLMESİ • 1) Açilklorürlerin NH3 ile tepkimesinden primer amitler elde edilir. HCl açığa çıkar. • 2) Karboksilli asitler NH3 ile tepkimeye sokulur. Oluşan

138


karboksilli asitlerin amonyum tuzları ısıtılırsa amit ve su oluşur. • 3) Bir di amit olan ürenin elde edilme tepkimeleri önemlidir.

ÜRENİN ELDE EDİLMESİ • Karbonik asidin iki –OH grubunun yerine iki –NH2 grubunun gelmesiyle oluşan bir di amittir.

AMİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • Formamit sıvı, diğerleri kristal yapılıdırlar. • Aminlerden farkları nötr yapılı olmalarıdır. Aminler ise bazik karakterlidir. • Amitler genellikle suda çözünürler. • Amitler sulu asitlerle ya da bazlarla kaynatılırsa hidroliz olurlar.

AMİNO ASİTLER • Molekülünde hem karboksil (–COOH) hem de amino (–NH2 ) grubu bulunduran bileşiklerdir. Bir başka ifadeyle amino grubu içeren karboksilli asitlerdir.

AMİNO ASİTLERİN ADLANDIRILMALARI • Amino (–NH2) grubunun yeri, karboksilden sonraki karbonlar sırasıyla alfa, beta, gama karbonu olarak adlandırılır ve amino grubunun yeri belirtilir. Doğal aminoasitlerin özel adları da vardır.

AMİNO ASİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ • 1) Aminoasitler, renksiz, kristal yapılı maddeler olup suda çözünürler.

139


• 2) İki molekül aminoasitten bir molekül su çıkarsa dipeptit molekülü oluşur. Bu olaya peptitleşme denir. n molekül aminoasitten (n –1) molekül su çıkışıyla proteinler oluşur. Proteinlerin yapı taşları aminoasitlerdir. Proteinler hidroliz edilirse aminoasitler oluşur. • 3) Aminoasitlerdeki karboksil hidrojeninin –NH2 grubuna geçmesiyle iç tuz oluşur. • 4) Aminoasitler hem asidik hem bazik grup içerdiklerinden amfoter karakterlidirler. Dolayısıyla hem asitlerle hem de bazlarla tuz oluştururlar.

AMİNOASİTLERİN ELDE EDİLMESİ • Proteinlerin hidroliziyle aminoasitler elde edilebilir. • Aminoasitleri elde etmenin bir başka yolu da karboksilli asit ile Cl2 tepkimeye sokulursa karbon iskeletindeki hidrojenler Cl2 ile yer değiştirme tepkimesi verir. Oluşan madde NH3 ile tepkimeye sokulur.

PROTEİN OLUŞUMU • Hücrede protein molekülünün meydana gelmesinde aminoasidin sayısı ve istenilen şekilde dizilmesi önem taşır. • Bir tane protein molekülü 100 adet aminoasitten meydana gelmişse, bir zincir üzerine dizilmiş 100 aminoasit kabul etmek lazım gelir ve bu zincir üzerinde aminoasitler sırayla dizilmişlerdir. • Mesela; 1. olarak glisin aminoasidi, 2. olarak serin, 3. olarak yine serin, 4. sırada triptofan, …….10. sırada valin,…….50. sırada aspartik asit,…….100. sırada tirozin yerleşmiş olsun. Bu sıranın değişmemiş olması lazımdır. 1. sıradaki glisin yerine başka bir aminoasit gelirse başka bir protein meydana gelmiş olur. • Canlı organizmada her saniye binlerce protein molekülü

140


sentezi olmaktadır. • Buradan çıkarılacak sonuç şudur: 100 tane aminoasitten meydana gelecek bir protein molekülünde aminoasitlerin doğru yerleştirilme ihtimali 21100’ de 1’dir; çünkü 21 çeşit aminoasit vardır. Aminoasitlerin değişik sıralarda yerleştirilmesiyle farklı protein meydana geleceğinden trilyonlarca çeşit protein meydana gelebilir. • Cansız olan bir tek protein molekülünün rastlantı sonucu oluşması için, dünyanın yaşını kat kat aşan seneler gerektiği hesaplanmaktadır.

“Dünyanın en mükemmel kimya laboratuvarlarında dahi elementlerden canlı hücre yapmak mümkün değildir.” Alexander Ivanovich Oparin (1894–1980)*

*Rusya'da mükemmel bir kimya laboratuvarında canlı hücre meydana getirmek için 20 yıl süreyle çalışma yapan ve sonunda canlılıkta maddi sebep olmadığını belirten Rus bilim insanı, biyokimya profesörü.

PROTEİN VE AMİNO ASİTLERİN DİZİLİŞİ "Bir tane protein molekülü ortalama, 40000 tane atomdan meydana geliyor. Dolayısıyla bir protein molekülü, ancak 10 üstü 60 rakamıyla

141


ifade edilen korkunç ihtimalden ancak bir ihtimalle kendi kendine oluşabilir." Charles Eugenie Guye (1866–1942)* * İsveçli meşhur ilim adamı.

Canlı varlıklarda bir tek protein molekülü yoktur. Sonsuza yakın tane diyebileceğimiz protein molekülü söz konusudur. Protein molekülleri de kendi arlarında bir dizi protein molekülü oluştururlar. Bir dizi protein molekülünün tesadüfen meydana gelmesi olasılık hesapları açısından imkânsızdır. Bunu Sorbonne (Sorbon) Üniversitesi’nden bir bilim adamlarından şöyle açıklar:

"10 üstü 243 rakamıyla ifade edilecek korkunç bir rakamdan ancak bir ihtimalle bir protein dizisi tesadüfen meydana gelebilir." Dr. Pierre Lecomte du Noüy (1883–1947)* *Fransız bilim adamıdır. Paris’te doğmuş ve yaşamıştır. Fen bilimleri ve fizyoloji dalında çalışmaları ile meşhurdur.

İnsan bir protein dizisi veya bir hücre değildir. İnsan, 60 trilyon hücreden meydana gelmiştir. Bazen bu hücrelerden bir tanesinin sisteminin bozulmasıyla bile insan ölebilir. Tüm atomlar birbirleriyle mükemmel bir ilişki içindedirler. İnsan hayatı, bu hassas ilişki ve işbirliği içinde devam etmektedir.

142


Bir canlının oluşumunda proteinlerden önce aminoasitlerin varlığı söz konusudur. Aminoasit moleküllerinin uygun dizilmesiyle de bir protein molekülü meydana gelir. Yanlış anlaşılmasın; meydana gelen protein molekülü canlı değildir. Proteinlerden canlı bir hücrenin meydana gelebilmesi için de daha başka birçok şeye ihtiyaç vardır. Bu sebepler, ayrı bir bilin dalı olarak incelenmektedir. Her bir canlı, belli bir plan dâhilinde organize edilmiş bir atomlar ve moleküller sistemidir. Bu atomlar ve moleküller, hem oluşumlarında hem de oluştuktan sonra varlıklarını devam ettirebilmek için hem enerjiye hem de beslenmeye muhtaçtırlar. Evrimci biyoloji, ilk canlının bu enerjiyi güneş, şimşeklerden ve mor ötesi ışınlardan aldığını iddia eder. Canlılar, hem meydana gelirken hem de meydana geldikten sonra varlıklarını devam ettirebilmek için düzenli ve kesintisiz olarak enerjiye gereksinim duyarlar. Güneş ışınları ise, bulut gibi bir engele takılmazsa ancak gündüz ortaya çıkar, Gece ise güneş gözükmez. Ayrıca senenin bir kısmı kıştır. Kış mevsiminde güneş enerjisi hiçbir zaman düzenli şekilde ve aynı miktarda gelmez. Şimşek, hiçbir zaman düzenli değildir. Şimşeğin ne zaman çakacağı belli olmaz. Zaten şimşek çakması bazen yakıcı ve yıkıcı etki ortaya çıkarır. Bu iddialara doğruluk payı verilse bile şimşek, güneş ve mor ötesi ışınların meydana gelmesi ile canlı varlıkların var olması arasında var olduğu iddia edilen ilişkinin düzenli oluşunun da açıklanması gerekecektir. İhtimal hesapları içinde bir protein molekülünün bırakın canlı olmasını, cansız bir protein molekülünün bile oluşması imkânsızdır.

143


Bir adet aminoasit veya bir adet protein molekülünün bile tesadüfen meydana gelmesi için ihtimal hesapları yetmezken, evrendeki bu muazzam cansız sistemlerin ve yeryüzündeki canlı sistemlerin kurulması, oluşması, gelişmesi nasıl tesadüflere verilebilir? Bazıları böyle bir skandala bilim adını takmaktadırlar!..

JELATİN • Jelatinin kaynağı kesinlikle araştırılmalıdır. Kaynağı belirtilmeyen jelatinli hazır gıdalar asla tüketilmemelidir. • Jelatin, % 83 protein içerir. • Gıda katkı maddesidir. Kodu E 441’dir. • Gıdalarda kıvam arttırıcı ve jelleştirici özelliğinden dolayı kullanılır. • Draje şekerleme, tablet şekerleme, puding, meyve jölesi, krem şanti ve meyveli sakızların çoğunda; dondurma, yoğurt, tatlı, pasta, eritilmiş peynir, kalitesiz kaşar peyniri, hazır reçel, fındık ezmesi, fıstık ezmesi, marmelat, pekmez, tahin, helva, meyve suyu, salam, sucuk, sosis, jambon ve margarin gibi gıda maddelerinin bir kısmında bulunur. • Eczacılıkta başta kapsül yapımı olmak üzere bazı tablet ve film tabletlerde, ayrıca kozmetik sanayisinde, temizlik endüstrisinde, hayvan yemlerinde, karbonlu kâğıt yapımında ve fotoğrafçılıkta kullanılır. • Jelatin, bitkisel jelatin ve hayvansal jelatin olmak üzere ikiye ayrılır. • Bitkisel jelatin soya fasulyesinden elde edilir. • Hayvansal jelatin ise domuz, sığır ve balıktan elde edilir. • Hayvansal jelatin, hayvanın kemiğinden ve derisinden ele geçer. • Türkiye’nin en kısa zamanda bitki kaynaklı jelatin üretimine başlaması büyük bir zorunluluktur. • Türkiye’de jelatin üretilmemektedir. Jelatin genelde Müslüman olmayan ülkelerden ithal edilmektedir. Jelatin

144


üretiminin yapıldığı tek Müslüman ülke Pakistan’dır. • Ürünlerdeki jelatinin menşei kesinlikle belirtilmelidir. Gıdaların içeriklerindeki katkıların menşeinin yazılı olduğu etiketleme yaygınlaştırılmalıdır ve zorunlu hâle getirilmelidir; bununla ilgili başlatılan çalışmalar gerekli yasal düzenlemeler yapılarak en kısa zamanda bitirilmelidir.

PROTEİNLER VE KORUYUCU HEKİMLİK • Protein ihtiyacının çoğunluğu bitkisel proteinlerden karşılanmalıdır. • Et yemeği günde 1 kez yenmelidir. • Doğal ve hormonsuz gıdalarla beslenmiş hayvanların etinden yenmelidir. • Hormon verilmiş hayvanın eti yenmemelidir. • Bakliyat açık satın alınmalıdır; çünkü paketli bakliyatlar, bozulmaması için radyasyona maruz bırakılır. Bu iş için sentetik izotoplar kullanılır. • 60Co sentetik izotopu, ambalajlı gıdaların, özellikle de bakliyatın ışınlanmasında kullanılır. Sentetik izotoplar, radyoaktiftir. Belirli bir dozajı geçerse, kansere sebep olur. Işınlama esnasında, ışınlamadaki radyoaktif madde belirli bir limiti geçerse, alet otomatik olarak durur. Bu amaçla eskiden 60 Cs de kullanılırdı, kanser riski fazla olduğundan artık kullanılmamaktadır. “Sentetik izotoplar bilimde hiçbir şekilde ve hiçbir alanda kullanılmamalıdır.” diyen otorite ilim adamlarının sayısı günümüzde artmıştır; hatta ilim adamlarının çoğunluğu sentetik izotopların kullanımına karşıdır. • Damar ve kalp sağlığı açısından en önemli protein kaynağı balıktır. • Kuru fasulye böbrek sağlığı için gereklidir. • Yeşil mercimek özellikle hafıza içindir. Leblebi ve nohut da hafızaya iyi gelir.

145


• Nohut, kuru fasulye ve mercimek protein, demir ve kalsiyum yönünden ete göre daha zengindir. • Nohuttaki kalsiyum, süte yakın miktardadır. Kemikleri iyi besler. • Nohut, leblebi ve mercimek beyin sağlığını korumak için en önemli proteinlerdendir. • Sığır eti vücuda ağırlık ve hantallık verir. Mide ve bağırsak bozukluklarına zemin hazırlar. Bilhassa çeşitli kalın bağırsak rahatsızlıklarına özellikle de kalın bağırsak kanserine sebep olur. Sığır eti uzun süre baharatsız yenirse nüzul ve felçlere sebebiyet verir. Sığırdaki ağırlık, hantallık, hareket kabiliyetindeki azlık, intikal ve anlama zorluğu insana sirayet eder. • Sığır eti hiç yenmezse de insan hantallaşır. • Sığır etinin baharatlanarak yenmesi gerekir. • Sucuk şeklinde yenirse belirtilen zararlar bertaraf edilmiş olur. • Karadeniz insanı hamsiyi çok yer, oynak ve kıvraktırlar. • Avrupalıların bir kısmı domuz etini çok yerler, eşlerini kıskanmazlar. • Doğal peynir mayasıyla yapılan peynir yenmelidir. Mümkünse kültür mayasıyla yapılan yenmemelidir. • Kuzu eti diğer etlere, koyun yoğurdu diğer yoğurtlara, inek sütü diğer sütlere, keçi peyniri diğer peynirlere, manda kaymağı diğer kaymaklara göre daha faydalı olduğundan tercih edilmelidir. • Yağsız peynir kireçlenme yaptığından tam yağlı olanını tüketmeliyiz. • Bazı gıdalara domuz jelatini katıldığından dikkatli olunmalıdır. • Sakatat senede birkaç kez yenilmeli, daha fazla yenilmemelidir.

146


9. BÖLÜM: AROMATİK BİLEŞİKLER • Aroma sözcüğü Latince’de hoş koku demektir. Aromatik terimi buradan gelmektedir. Aslında aromatik bileşiklerin hepsi hoş kokulu değildir. Aromatik bileşiklerin temel çıkış maddesi benzendir (C6H6). • Aromatik bileşik denince; benzen ve türevleri anlaşılır. Halkalı bileşiklerdir; ancak her halkalı yapıdaki organik madde aromatik değildir. Aromatik maddelerin özellikleri şöyle sıralanabilir: • Benzen halkasında 6 tane karbon atomu birbirlerine halka şeklinde bağlanmışlardır, dolayısıyla aromatik bileşikler en az 6 karbonludur. Karbonlar arasında bir atlayarak çift bağ vardır. Her karbon atomuna bir hidrojen bağlanmıştır. Esasında karbonlar arasındaki bağlar ne tekli ne de çiftli bağdır, ikisinin arasında özellikler gösterir. Bu yapıya rezonans yapı denir. • Benzenden bir hidrojen çıkarılmasıyla oluşan radikale fenil adı verilir. • Benzen; yapısında çift bağ olmasına rağmen, katılma tepkimesi vermeye elverişli değildir. Kararlı bir yapısı vardır. Yer değiştirme reaksiyonları verir. • Benzen halkasına iki grup bağlanırsa üç değişik izomer oluşur. Bağlanan iki grup en yakın konumdaysa (ardışık karbonlara bağlı ise) orto, iki grup arasında bir karbonluk ara varsa meta, iki grup arasında iki karbonluk fark varsa para izomerleri olarak adlandırılır.

147


• Benzen halkasına birden fazla aynı grup bağlandığında adlandırma numaralamayla da yapılabilir. • Benzen halkasına bağlı olan atom ya da grupların öncelik sırası vardır. Benzen halkasına birbirinden farklı gruplar bağlandığında; önceliği olan atom ya da grubun bağlı olduğu karbon atomuna 1 numara verilir.

KEKULE (1829–1896)’NİN RÜYASI VE BENZEN HALKASININ KEŞFİ • Kekule’nin rüyasındaki gibi sadık rüyalarla ortaya çıkan bilimsel buluş ve keşifler, hem ruhun hem de kaderin varlığına delil teşkil eder. Birçok keşif ve buluşun temelinde sadık rüyada verilen mesajlar vardır. • Friedrich August Kekule, Alman kimyacıdır. Şöyle bir rüya gördüğünü anlatıyor: • “Sandalyemi ateşe doğru çevirip uyuklamaya başladım. Atomlar gözümün önünde zıplayıp duruyordu. Küçük atomlar mütevazı bir tavırla arka plana çekilmişlerdi. Küçük atomlardan başka daha büyük şekiller de görüyordum. Yılana benzer hareketlerle eğilip bükülen uzun zincirler vardı. Birden yılanlardan biri kendi kuyruğunu ağzına aldı ve bu halka, alay edercesine gözlerimin önünde döndü. Yıldırım hızıyla uyandım.” • Kekule’nin rüyası, Bilim ve Teknik Dergisi’nin Ağustos 1972 sayısının 8. sayfasında “Rüya Görerek Başarıya Ulaşın” yazısında yayımlanmıştır.

KEKULE’NİN RÜYASINDA BENZEN HALKASINI KEŞFETMESİ BİR ANDA ULAŞILAN BİR BAŞARIDIR

148


• İlmî çalışmalarda başarıya ulaşmada iki yol vardır: • Birincisi; düşünmek, ezberlemek, fikri çalıştırmaktır. Bu; zamanla olanıdır. • İkincisi; sezgi adını verdiğimiz bir anda ulaşılan başarıdır. Bu da iki kısımdır: Birisi kesbî ilhamla olanı, diğeri o branşta çalışmadan ilhamla olanıdır. • Kesbî ilhamla olanı; çalışmakla, tecrübeyle ama çalışmanın sonucunda değil de farklı bir zamanda elde edilenidir. Rüyada Kekule’nin benzen halkasını keşfetmesi, Bohr’un da atom modelini bulması buna örnektir. • Bir anda ulaşılan başarının ikincisi, o branşta çalışmadan gelen ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiştir. Bu yolda; peygamberler, doğruluktan şaşmayan akıl sahipleri ve temiz duygu, temiz düşünce taşıyan kalp sahipleri vardır. Bu başarı; mevhibeiilahiye olarak verilir.

Bazı Benzen Türevleri • Fenol (Hidroksi Benzen): Fenol zayıf asit özelliği gösterir. Sulu çözeltisi FeCl3 ile mor renk verir. Bu fenolün tanınma reaksiyonudur. Fenol formaldehit ile polimerleşerek plastik oluşturur. • Benzil Alkol: Aromatik bir alkoldür. Alifatik alkollerin özelliklerini gösterir. Bir kademe yükseltgendiğinde benzaldehit, iki kademe yükseltgendiğinde benzoik asit oluşur. Benzil alkol Na ve K gibi metallerle H2 gazı çıkarır. • Benzaldehit: Benzil alkolün bir derece yükseltgenmesinden oluşur. Aldehitlerin özelliklerini taşır. Bir kademe yükseltgendiğinde benzoik asit oluşur. Fehling çözeltisine etki etmez, amonyaklı gümüş nitrat çözeltisine zor etki eder. Zayıf indirgendir. • Anilin: Aromatik bir amin bileşiğidir. Zayıf baz özelliği gösterir. Benzen halkasına amino grubu ( – NH2) doğrudan bağlanamaz. Bu nedenle amino benzen (anilin) nitro

149


benzenin indirgenmesinden elde edilir. • Benzoik Asit: Alifatik asitlerin özelliklerini gösterir. Benzil alkolün iki derece, benzaldehitin bir derece yükseltgenmesinden oluşur. • Nitro Benzen: Benzenin derişik HNO3 ve derişik H2SO4 çözeltileri karışımı ile tepkimeye sokulması sonucunda; NO2 grubu benzen halkasına bağlanır. Toluenin 3 kere nitrolanmasıyla kuvvetli bir patlayıcı olan trinitro toluen (TNT) elde edilir. Trotil adıyla top mermileri, deniz ve kara mayınlarını doldurmakta kullanılır.

ÇETE, MAFYA, ÖRGÜT GİBİ MENFAAT ŞEBEKELERİ VE ŞER ODAKLARI KULLANACAKLARI ADAMI NASIL İNTİHAR KOMANDOSU YAPIYORLAR? • Bu işi yapan terör örgütleri önce LSD ile kullanacakları adamın düşüncelerini boşaltırlar, beyinlerini yıkarlar. • Sonra kişiyi konuşturarak telkinde bulunmaya hazır duruma getirirler. • Daha sonra hipnoz vb. yollarla belirli hedefe yönelik propaganda ile kişinin beynini yeniden doldururlar. • Son olarak ecstasy (ekstazi) vb. haplarla 8–10 saat sürecek bir eyleme, bir takım kötü amaçlara yönlendirirler. Hatta onları intihar komandosu bile yapabilirler. • LSD ve ecstasy (ekstazi) haplarını kişiye fark ettirtmeden çaylarının içine katarak içirirler. Bu nedenle insan uyanık olmalıdır.

HİPNOZ EDİLEREK KULLANILAN KİŞİ SORUMLU MUDUR? • Hipnoz konusunda da gözü açık olunmalıdır.

150


• Her insanda, dilediği gibi hareket edebilme ihtiyarından insana verilmiş az bir parça vardır. İrade de dediğimiz bu az kısım, insandaki serbest hareket edebilme isteğidir. Başka bir ifadeyle insanın arzularındaki az bir serbestliğidir. • Hipnoz edilip kullanılan kişi telkinleri kendi isteğiyle dinleyerek kötü bir işe alet olmuştur. Hipnoz edilerek kullanılan kişi bu sebeple sorumludur. • İnsan; çete, mafya, örgüt vb. menfaat şebekelerine alet olmayacak kadar yüksek sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır. Ancak böylece bu çeşit istismarın önüne geçilebilir. Şer odakları kullanacakları adam isterler. Yüksek mesuliyet duygusu taşıyanlar kullanılmazlar. • İnsandaki irade insana, mesuliyetten kurtulmamak için verilmiştir. İradenin bu az kısmı insana; “Sorumlu ve mükellefsin.” der.

LSD • LSD, yasa dışı kullanılır. • LSD, hem halüsinasyon yapan (halüsinojen madde) hem de ruhi ve fiziki alışkanlık meydana getiren uyuşturucu bir maddedir. • “D–liserjik asit dietilamit (D–lysergic acid diethyl amide)” uluslararası kimyasal adıdır. • Halüsinasyon yapıcı bu çeşit uyuşturuculara psikodelik madde denir. • Psikodelik maddelere LSD, phencyclidine (fensiklidin) ve meskalin örnek verilebilir. • LSD, 1964 yılına kadar casuslar, gizli servisler ve yeraltı örgütleri tarafından düşünceleri anlamak ve değiştirmek için kullanılmıştır. • 1964'te Helsinki Antlaşması ile insanlar üzerinde bu çeşit maddelerin kullanımı yasaklanmıştır. Gizli servislerin LSD kullanımı böylece resmen sona ermiştir.

151


• Günümüzde resmen yasak olmasına rağmen yasa dışı olarak çete, mafya, örgüt gibi menfaat şebekeleri ve şer odakları tarafından hâlen kullanılmaktadır. • Bir kişinin yiyecek ve içeceğine bu türden maddeler koyarak onun sergileyeceği tavır, davranış ve söyleyeceği sözlere dayanarak sonuçlar üretmek bilimsel açıdan kabul edilemez.

ECSTASY (EKSTAZİ) • Ecstasy (ekstazi), yasa dışı sentetik bir maddedir. • Günümüzde ecstasy (ekstazi), eski morfinmanlar ve yasa dışı örgütler tarafından kullanılmaktadır. • 3,4–metilendioksimetamfetamin kimyasal adıdır. 3,4– metilendioksimetamfetamin, kısaca MDMA olarak yazılır. • Yasa dışı üretilen ekstazi hapının içeriğinde ek madde olarak kafein ve kokain de vardır. • Ecstasy (ekstazi), vücutta serotonin maddesinin salgılanmasını sağlar. • Serotonin, mutluluk meydana getiren bir maddedir. • Serotonin, mutluluk anında beynin arka kısmında bulunan beyin sapındaki sinir uçlarından salgılanır. • Ecstasy (ekstazi) hapının yutulması suretiyle salgılanan serotonin sahte bir neşe sağlar. Hapı yutan kişi saatler boyunca hiper aktif ve uyanık olur. Hap, dikkati olağanüstü derece arttırır. İnsan kendisini güçlü ve enerjik hisseder. Bütün bu etkiler ecstasy (ekstazi) hapının, serotonin maddesinin bütün depolarını boşaltması suretiyle olmuştur. Vücudun dengesiyle oynanmıştır. Vücut, oyuncak değildir. • Ertesi gün bir adet daha ecstasy (ekstazi) hapı almadan, kişi kafasını kaldıramaz. Hapın etkisi geçtikten sonra ise aşırı yorgunluk ve tahmin edilemeyecek derecede bitkinlik görülür. • Hap almadığı anda kişi aşırı karamsar olur (ruhsal etki). Bu nedenle kendisini hap almaya mecbur hisseder. • Kişi hap aldığı zamandaki gibi hep enerjik kalmak için hapı

152


• • • •

tekrar tekrar istemeye başlar (fiziksel etki). Zanneder ki hapı alınca mutlu olacağım. Ne yazık ki vücutta serotonin kalmamıştır. Organizmanın dengesi bozulmuştur. Hapı almasına rağmen mutlu olamaz. Yapılacak bir şey kalmamıştır. Kişi kendisine, geriye dönüşü olmayan büyük bir zarar vermiştir. Mutluluk hapı, mutluluğu bitirmiştir. İstenilenin zıddı bir durum Le Chatelier prensibi gereğince ortaya çıkmıştır. Ecstasy (ekstazi) hapı, kısa sürede ciddi bağımlılık yapar. Uzun süre kullanan bağımlı kişilerde zaman içinde ölümler görülür. Bazı kişilerde ilk kullanımda ani ölüm riski dahi söz konusudur. Ecstasy (ekstazi) hapının toleransı yok denilebilecek kadar azdır. Tolerans; hoşgörü, müsamaha demektir. Ecstasy (ekstazi) hapının toleransının zayıf olması, kullanmaya başlayanların geriye dönüşü çok zor olan bir yola girdikleri anlamını taşır. Şayet kullanan kişide intikam ve nefret hissi varsa bu his açığa çıkar. Ecstasy (ekstazi) hapı, aşırı güven ve kontrolsüz cesaret de oluşturur. Kişi ölümü göze alarak gösterilen hedefe yönlendirilebilir. Ecstasy (ekstazi) hapının bu etkisini bilen çete, mafya, örgüt gibi menfaat şebekeleri ve şer odakları bu etkiyi terör maksadıyla kullanırlar. Kullandıkları adamı 8–10 saat sürecek bir eyleme ve bir takım kötü amaçlara yönlendirirler. Hatta onları intihar komandosu bile yapabilirler.

153

KİMYASAL BAĞLAR VE ORGANİK KİMYA KİTABI  

KİMYASAL BAĞLAR VE ORGANİK KİMYA KİTABI

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you