Page 1


İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI (İSMMMO) 7. YAŞINDA

Yahya ARIKAN İSMMMO Başkanı 12 Nisan 1997 tarihinde Odamız. 7. yaşını tamamladı. Bizleri bugüne getiren, emeği geçen, görev yapan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Aramızdan erken ayrılan arkadaşlarımı da rahmetle anıyorum. Meslek Odamız 7 yılda hiçbir mesleki örgütün başaramadığı çalışmaları yapmasına rağmen, Siyasi iktidarların beceriksizliği yüzünden hem mesleğimiz, hem de ülkemiz sıkıntılı günler yaşamaktadır. Öyle bir meslek mensubu ve meslek odası istiyorlar ki başını aman; yukarıya kaldırmasın, bürosundan dışarı çıkmasın, ekonomik ve siyasal konularda da görüş üretmesinler. Ama birilerinin demokrasiyi araç olarak kullanmasına göz yumularak, Laik ve Demokratik Cumhuriyetimiz ortaçağ karanlıklarına götürülmek istenmektedir. Ekonomi ve Siyasal gelişmeler olumlu mu? Siyasiler sizlerin gönlünde aklandı mı? Çeteler yargı önüne çıkarıldı mı? Bizler Bu gelişmelere müsaade edecek miyiz? İzninizle Türkiye’ nin Ekonomik ve Siyasal yapısına ilişkin bir durum tespiti yapmak istiyorum: EKONOMİK YÖNDEN: 

Enflasyon kronik hale gelmiştir.

İç ve dış borçlar taşınamaz hale gelmiştir.

İşsizlik çığ gibi büyümüştür.

Kayıt dışı ekonomi, kayıtlı ekonomiye eşdeğer hale gelmiştir.

Sigortasız çalışan, sigortalı çalışan sayısına yaklaşmıştır.

Mevcut vergi mükellefi sayısı ülke nüfusuna göre doğru orantılı değildir.

Dolaylı vergi, dolaysız vergiden daha çoktur.

Toplanan vergi ağırlıklı olarak kesinti yoluyla toplanmakta, en büyük pay ücretlilere aittir.

Vergi adaleti yoktur.

Milli gelirin dağılımında uçurum büyümektedir.


SİYASAL YÖNDEN : 

Mevcut Anayasa ihtiyaca cevap vermemektedir.

Yurttaşlık hakları ihlal edilmektedir.

Silah ve uyuşturucu ticaretiyle uğraşan çeteler devleti ele geçirmeye çalışmaktadır.

Toplum; etnik ve mezhepsel kökenlere göre bölünmek istenmektedir.

Faili meçhul cinayetler her geçen gün artmaktadır.

Yargının bağımsızlığı zedelenmiştir.

Siyaset kirlenmiştir.

Devlet şeffaf değildi.

Siyasal partiler yasası yetersizdir.

Devlet içinde siyasal kadrolaşmalarla; memur kıyımları yapılmaktadır.

Değerli meslektaşları, inanıyorum ki, bu tespitlerde büyük çoğunluğunuz hem fikirdir. Yinede izninizle bir çok platformlarda dile getirdiğim bu konudaki çözüm önerilerini de sizlerle paylaşmak istiyorum. EKONOMİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 1- Acilen bir vergi reformu yapılmalıdır. Bu vergi reformunda; -

Götürü vergi esası kaldırılmalıdır.

-

Her türlü giderlerin indirim esası getirilmelidir.

-

Vergi oranları düşürülmeli, vergi dilimleri genişletilmelidir.

-

Hayat standardı esası kaldırılmalıdır.

-

Asgari ücret vergi dışı bırakmalıdır.

2- Rant gelirleri tam olarak vergilendirilmelidir. 3- İşsizler ordusuna istihdam yaratılmalıdır. 4- Sigortasız işçi çalıştırılması önlenmeli, bunun için sigorta pirim oranları düşürülmelidir. 5- İşsizlik sigortası yürürlüğe konmalıdır. 6- Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığı tek çatı altında birleştirilmelidir. 7- Tek vergi numarasının yanı sıra reşit olan herkese bir vergi numarası verilmelidir. 8- Enflasyon tek haneye indirilmelidir. 9- Ülke ve toplum yararına olmayan hiçbir özelleştirme yapılmamalıdır. 10- Toplanan vergilerin nereye harcandığı konusunda devlet şeffaf olmalıdır. 11- Vergi adaleti sağlanmalıdır. 12- Milli gelir adilce paylaşılmalıdır.


SİYASAL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 1- Yarının bağımsızlığı sağlanmalıdır. 2- Faili meçhul cinayetler aydınlığa kavuşturulmalıdır. 3- Çeteler yargı önüne çıkartılmalıdır. 4- Devlet içinde siyasal kadrolaşmaya son verilmelidir. 5- Kadınların ekonomik, toplumsal ve siyasal yaşamda erkeklerle eşit haklarla, eşit biçimde ve eşit düzeyde katılması sağlanmalıdır. 6- Yurttaşlık hakları uluslar arası normlara getirilmelidir. 7- Eğitimde: 8 yıllık kesintisiz eğitim sağlanmalı, öğrenciler yeteneklerine göre yönlendirilmelidir. 8- 12 Eylül döneminin siyasi partiler sayısı, seçim yasası, dernekler yasası gibi 900’e yakın yasa demokratikleştirilmelidir. Yazımızın başında mesleğimizin geldiği konumun pek iç açıcı olmadığını belirtmiştim. 7. yılda meslek mensuplarımız; gerek odamızın düzenlediği eğitimlere katılarak, gerekse bilimsel yayınları takip ederek kendilerini yenilemişlerdir. Ülke ekonomisine önemli katkılar sunacak boyuta gelmişlerdir. Peki yetkililer ne yapıyor, kocaman bir hiç! Umutlarını bavul ticaretine, hayali ihracatlara ve kayıt dışı ekonomiye bel bağlamışlardır. Ülke geneline stajyerlerimizle, yardımcı elemanlarımızla iki yüz bini bulan meslek camiamızdan yararlanmak yerine mesleğimizi bıraktırma noktasına getirmişlerdir. Kısaca değinirsek; 

Yıllık muhtasar ve KDV bildirimleri,

249 nolu tebliğ,

256 sayılı tebliğ,

1997/1 sayılı genelge,

KDV ve muhtasar beyannamelerinin öne çekilme girişimleri...

YÜKLEN BAKALIM YÜKLEN! Hayır değerli meslektaşlarım, bundan böyle yüklenmeyeceklerdir. 

Tıpkı işletme yönetim merkezlerinin açılmasına,

Tıpkı esnafın kendi bünyesinde muhasebe bürosu açmak istenmesine,

Tıpkı KDV ve Muhtasar beyannamelerinin öne çekilmek istenmesine,

Nasıl izin vermediysek, bu angaryalar da (meslek mensuplarımız normal ücretlerini almazken ilave işlerden hiç ücret almazlar, bunun da adı angaryadır) izin vermeyeceğiz. Gerekiyorsa iptal davaları açacağız, gerekiyorsa kitlesel eylemler yapacağız. Biz bunlara karşı çıkarken bir konunun da yanlış anlaşılmasını istemiyoruz. Bu istenen bilgiler kayıt dışı ekonominin önlenmesini istemiyorlar mı diye görüşler ileri sürebilir. Elbette bizler kayıt dışı ekonominin önlenmesini istiyoruz.


Biliyoruz ki kayıt dışı ekonomi Susurluk demektir, karanlık demektir, muhasebe mesleğinin dışlanması demektir. Ama kayıt dışı ekonomi böyle önlenmez ki, siz; yukarıdaki saydığım ekonomik önerimizi hayata geçirmeden, muhasebecilere yetki vermeden kayıt dışı ekonomiyi önleyemezsiniz. Bizim karşı çıktığımız diğer yön ise bilginin geriye dönük istenmesidir. Eğer bu bilgiler isteniyorsa; 1- Bilgiler geçmişe yönelik değil, ileriye dönük olmalıdır. 2- Yukarıda saydığım tüm bildirimler teke indirilmeli ve sadeleştirilmelidir. 3- Bilgisayar programlarının buna göre düzenlenmesine olanak sağlanmalıdır. 4- Bilgisayar çıktılı bildirimler kabul edilmelidir. Değerli meslektaşlarım, Vergi idaresindeki bürokratik işlemlerin azaltılması ile ilgili bir raporun hazırlandığını dergimizin 38. sayısında belirtmiştim. Bürokrasinin azaltılması raporu 12 Ocak 1997 tarihinde Sivas’ta Maliye Bakanı Sayın Abdullatif Şener’e takdim edildi (Raporun tam metnini bu sayıda bulabilirsiniz). KDV ve Muhtasar beyannamelerinin öne çekilmesine karşı verdiğimiz mücadeleye destek veren gruplara teşekkür toplantımızda, bürokrasinin azaltılması raporu hakkında bilgi verdik. Rapora sahip çıktıkları için meslektaşlarımıza ayrıca teşekkür ediyoruz. Değerli Meslektaşlarım, Mart ve Nisan ayı dolu dolu geçti. Bir yandan mesleğimizi icra ederken, diğer yandan ülke sorunlarına karşı duyarlığımızı dile getiren etkinlikler yaptık. 1. Mart muhasebe gününde “Karanlık hesapları muhasebeciler aydınlatacaktır.” Şiariyle yaklaşık 1000’in üzerinde meslek mensuplarımızla yürüyüş yaptık. Taksim Atatürk anıtı önünde basın açıklaması yaptık. Aşağıdaki bilançoyu sunduk. 2. TÜRKİYE' NİN BİLANÇOSU AKTİF (GELECEK)

PASİF (GİDECEK)

* Adil Vergi Sistemi özlemi

* Adaletsiz gelir dağılımı

* Eğitimde-Sağlıkta fırsat eşitliği özlemi

* Katrilyonları aşan kayıt dışı ekonomi

* Yurtta Sulh Cihanda Sulh özlemi

* Güneydoğuda yaşanan kirli savaş

* Bağımsız yargı sistemi özlemi

* Çeteler

* Özgür ve demokratik bir toplum özlemi * Faili meçhul cinayetler * Temiz siyaset özlemi

* Sözünü tutmayan siyasiler

* Demokratik Türkiye özlemi

* Şeriat hukuku devleti-darbe beklentileri

ÇÖZÜM ÖRGÜTLÜ TOPLUM DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ


1993 yılında yayınlanan “Türk Vergi Sistemine Öneriler” konulu rapordan sonra, Nisan Kayının başında Danışma Meclisimizce de oybirliği ile kabul edilen “Türkiye’ nin Demokrasi Sorunu” konulu raporu kamuoyunun bilgisine sunduk. Gümrük Birliğinin Hukuki Boyutu konulu raporumuzda hazır. Muhtemelen Ekim-Kasım aylarında Gümrük Birliğinin Ekonomik Boyutuyla birlikte iki rapor bir arada kamuoyunun bilgilerine sunacağız. Değerli meslektaşlarım. Biliyorum ki Kurban Bayramının büyük çoğunluğunuz bürolarınızda geçirdiniz 1997/1 sayılı genelge (talebimiz doğrultusunda 25 Temmuz’ a ertelenmiştir). 249 sayılı tebliği genişleten 256 sayılı tebliğ (bu bildirim 25 Haziran’ a kadar verilecektir). KDV beyannamesi, aylık muhtasar beyannamesi, kurumlar vergisi beyannamesi ve de 1 Mart’dan geçerli olmak üzere SSK prim taban ve tavan tutarlarının attırılması nedeniyle alık bildirgelerin yeniden düzenlenmesi uğraşları bayramımızı zehir etti. Kim bilir yarınlarda başka hangi uygulamalar olacaktır. Bu geriye dönük uygulamalara ve angaryalara izin vermeyeceğimizi belirtmiştim. Artık kitlesel eylemlerin zamanı gelmiştir. GERİYE DÖNÜK UYGULAMALARA HAYIR DEMEK İÇİN, ÜCRETİNİ ALMAYACAĞIMIZ İŞLERE HAYIR DEMEK İÇİN, UYGULAMADAKİ ANLAMSIZ BÜROKRASİYE HAYIR DEMEK İÇİN, Önümüzdeki günlerde yapacağımız kitlesel eylemlere tüm camiamızın desteğinin bekliyoruz. Unutmayalım ki; örgütlü güç olduğumuzu gösterebildiğimiz oranda onurlu ve saygın bir muhasebe mesleğinin üyeleri oluruz. 7. Yılımız kutlu olsun.


YENİ YAYIN YILINA BAŞLARKEN..... YAYIN KURULU Bir türlü durulmayan, çalkantılı bir ülkede yaşıyoruz. Bir önceki sayımızdan, bu gecikmeli sayımıza değin geçen sürede de çalkantılı günler yaşadık tüm ülkede. T.B.M.M.’ nin Susurluk Komisyonu diye bilinen komisyonunun, bir tek bizi dinlemediği kaldı. Gerçi komisyon raporunun yazdı ve Meclis’ e verdi ama Susurluk olayı hala aydınlatılmış değil. Oysa kamyona çarparak çıbanı patlatan mercedesin içindekilerin kimlikleri, ancak karikatürlerde ya da romanlarda bir araya getirilebilecek denli simgeseldi. Bir polis müdürü, bir milletvekili ve bir yasa kaçağı. Şimdi bir soru: Çocuklar artık “hırsız-polis oyunu” oynayabilecekler mi, oynayamayacaklar mı? Öyle ya! Kaçaklar polis, milletvekili bir birlikte gerçek yaşamda kol kola gezerken, çocuklar o kirlenmemiş mantıklarıyla oyunda polise kimi kovalatacaklar, kaçağı kimden kaçıracaklar? Parklar bahçeler ellerinden gittiği gibi, oyunları da ellerinden alınıyor çocuklarımızın. Hem de korkunç bir toplumsal yozlaşma ve çarpılmanın sonunda. “Bir dakika karınlık” eyleminde azımsanamayacak bir katılımla tüm yurtta her akşam bir dakika, günlerce ışıklar söndürüldü. Çetelerin içinde olduklarını gazetelerde çarşaf çarşaf itiraf eden pişman silahşorlar bile, ışıklarını saat 21’ de söndürerek temiz ve saydam toplum istediklerini, cezalarını çekmeye hazır olduklarını söylediler. Az buz bir toplumsal uzlaşma değildir bu, değerini bilene. Peki bu uzlaşmanın değerini kim bilecek? Değerlendirecek olan kim? Sekiz yıllık eğitim diye ortalığı velveleye vere vere, sekiz yıllık eğitimi de hurafeci eğitime çevirmek üzere olanlar mı? İnsanın, o bildik fıkrada kelin berbere söylediği gibi, “bırak dağınık kalsın” diyesi geliyor. Eskisinden kötü olacaksa, bırakın olduğu gibi kalsın. Eğer çocuklar mesleklerini yine on bir, on iki yaşlarında seçmeye zorlanacaklarsa, sekiz yıllık eğitim dedikleri bilimsel ve ulusal bir eğitim olmayıp da tam tersine, İngilizce öğretimdi, Arapça dersiydi, Kur’an kursuydu, din dersiydi... gibi çeşitlemelerin bir çatı altında toplanmasına varacaksa, hiçbir şeye dokunmayın daha iyi! Odamız “Türkiye’ nin Demokrasi Sorunu” başlıklı bir rapor hazırlattı. “Türkiye’de Demokratikleşme Sorunu”, Demokratikleşmenin Adresini Yeniden Düşünmek”, “Türkiye’de Olağanüstü Rejim Sorunu” alt başlıkları ile kamuoyuna sunulan raporu, İ.Ü. Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Semih Gemalmaz hazırladı. Rapor, İ.S.M.M.M.O. yayınları arasında yayımlandı ve 26 Mart 1997’de Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde yapılan toplantıda tartışıldı. Güneydoğu, Gümrük Birliği, İnsan Hakları konulardaki raporlar ise sırada, Odamızın bu türden etkinliklere yöneliş nedeninin açıklamasını,”Türkiye’nin Demokrasi Sorunu” adlı ilk raporun önsüzünde buluyoruz:


“İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası olarak biz, ülkemizde hukuk devletinin gereklerinin yerine getirilmesini istiyoruz. Demokratikleşme ile hukuk devleti ilkesi arasında doğrudan ilişki bulunduğuna göre görevimizin çoğulcu demokratik mevzileri oluşturmak, ve kapsama alanımızı genişletmek olduğunu düşünüyoruz. Özdemir Sabancı’dan Metin Göktepe’ye uzanan bir cinayetler silsilesi, emniyet görev ve sorumluluklarının suiistimal örgütlerinde toplanması, binlerce kaybedilmiş yurttaş için tek bir soruşturma açılmamış olması, faili meçhul cinayetlerin vak-i adiye’den sayılması, Cumhuriyet’in iskeleti olan devrim yasaklarından öğretim birliği ilkesinin yerle bir edilmesi, hayalicilik ve rüşvet vurgunculuğunun rutin işlerden olması, yarınlarına güven duymayan dar gelirlinin bunalım içinde olması, öğrencilere cani muamelesi yapılması gibi aymazlıklar, elbette birçok örgüt gibi Odamızın da bir kaya gibi dimdik ayakta durması gerekliliğini pekiştiriyor.” * Türkiye artık geriye dönük yasal düzenlemelerin yapılabildiği bir ülke oldu. Meslektaşlarımızın Kurumlar Vergisi beyannameleri ile ve ne acelesi varsa? İşyeri Tespit Formları ile uğraştığı Nisan ayının sürprizi, SSK primleri taban ve tavanının kırk küsur gün geriye dönük olarak yükseltilmesiydi. Bağlanacak gelir ve aylıklara ilişkin değişikliğin başlangıcı ise yılbaşına değin uzanıyor. Bu tür değişiklikler, yöneticilerimizin hukuk tanımazlığındaki katılaşmanın nerelere varabileceği konusunda meslektaşlara da, tüm vergi yükümlülerine de, demokratik kamuoyu denetimi konusunda gerekli bilinci sağlamaya yetecek aşırılıklar taşıyor. Vergisi ödenmiş bilançolar değiştirtilebiliyor, hesaplanıp kesilmiş SSK primleri yükseltilebiliyor. Doğrusu, hukuk dışlığın bu kadarına, insan ne diyeceğini şaşırıyor. Ama bu şaşkınlığın uzun sürmeyeceğini ummak isteriz. Çünkü konu, muhasebecisinden hukukçusuna, esnafından sanayicisine dek herkesi ilgilendiriyor. Dileğimiz ve çabamız, bilinci vergi yükümlüsü ve hesaplayıcısı yurttaşlar olarak, gerekli dayanışmaları gerçekleştirmek, bu gidişi durdurmak olmalı. Geriye dönük düzenleme, insana saygısızlık olduğu için, her şeyden önce onur kırıcıdır. Bu son olmalı! Ve yanlış adım geri alınmalı! (İş yeri Tespit Formlarının verilme süresi Temmuz ayında verilecek KDV beyannamesinin son gününde değin uzatıldı.) * Derginiz Mali Çözüm, bundan sonra ilgileneceği konular arasına şunları da aldı: Eğitim, özelleştirme, sosyal güvenlik, insan hakları, vergi politikası, laiklik, demokrasi, gümrük birliği. Bu konulara eleştiri ve önerileriniz doğrultusunda, yenileri de eklenecek. Bu sayımızın yeniliği bundan sonra her sayıda sunmaya çalıştığımız “Bu Sayının Röportajı” bölümü. İlk röportajımızın konusunu, güncelden yola çıkarak sekiz yıllık eğitime ayırdık eğitim-Sen Genel Başkanı Sayın, KEMAL BAL’ ın sorularımıza verdiği yanıtları ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. İlk ağırlıklı konumuz olacağını geçen sayımızda duyurduğumuz “Hayat Standardı” ile ilgili çalışmalarımızın sonucunu daha çok bekletmeden sunmak istediğimizi de belirtelim. Bu konu ile ilgili, İ.S.M.M.M.O. ve TÜRMOB da içinde olmak üzere, ister vergi yükümlüsü ister belirleyicisi olsun, ne denli çok kişi ve kuruluşun ilgi ve desteğini bulursak o denli başarılı olacağımız gerçeği ortada değil mi? Daha az çalkantılı günlerin yeni sayılarında buluşmak dileğiyle....


TEKSTİL/KONFEKSİYON ÜRETİMİNİN YIL SONU UYGULAMASI İslam ÇANKAYA HÜ. Öğretim Grv. Ön Bilgi : Akgün Tekstil/Konfeksiyon Ticaret Ltd.Şti.nde Erkek Takımı ve Bayan Takımı olmak üzere iki tür mamul üretmektedir. İlk Madde ve mamul Stok kullanımlarında Ortalama Maliyet Yöntemi uygulanmaktadır. Üretim dönemi yıllıktır. Şirketine üretim işine ilişkin hesaplarının 31.12.1996 tarihli Genel Geçici Mizanı’ndaki görünümü aşağıdaki gibidir; AYGÜN TEKSTİL/KONFEKSİYON TİCARET LTD.ŞTİ. 31.12.1996 TARİHLİ GENEL GEÇİCİ MİZANI (000 TL) HESAP KODU 150 150 01 150 02 150 03

HESAP ADI İLK MADDE VE MALZEMELER İlk Maddeler Yardımcı Maddeler Diğ. İlk Madde Malz.

BORÇ

ALACAK

8.000.000.5.000.000.2.000.000.1.000.000.-

151 151 01 151 01 01 151 01 02 151 00 03 151 02 151 02 01 151 02 02 151 02 03

YARI MAMÜL-ÜRETİM HESABI Erkek Takımı D. İlk Mad.Malz.Gid. D. İşçilik Gid. Genel Üretim Gideri Bayan Takımı D. İlk Mad.Malz.Gid. D.İşçilik Gid. Genel Üretim Gideri

790.000.430.000.150.000.70.000.210.000.360.000.120.000.60.000.180.000.-

152 152 01 152 02

MAMÜLLER Erkek Takımı (1500 tk.2.000.000 TL) Bayan Takım(800 tk.2.500.000 TL)

5.000.000.3.000.000.2.000.000.-

193 193 01

PEŞİN ÖDENEN VERGİ VE FONLAR Geçici Vergi Tahakkukları

600 600 01 600 01 01 600 01 02

YURT İÇİ SATIŞLAR Mamul Satışları Erkek Takımı Bayan Takımı

710 710 10 710 10 01 710 10 02 710 10 03 710 20 710 20 01 710 20 02 720 720 10 720 10 01 720 10 03 720 10 04 720 20

D.İLK MADDE MALZ.GİD. Erkek Takımı D.İlk Madde Malz.Gid. D.Yardımcı Madde Gid. D.İşletme Malz.Gid. Bayan Takımı D.İlk Madde Malz.Gid. D.Yardımcı Madde Gid. DİREKT İŞÇİLİK GİDERİ Erkek Takımı Asıl ücretler Verimlilik Primleri Diğ.Direkt İşçilik Gid. Bayan Takımı

6.800.000.4.800.000.1.400.000.600.000.-

851.000.851.000.13.000.000.13.000.000.8.500.000.4.500.000.4.000.000.2.500.000.1.600.000.600.000.300.000.1.500.000.1.000.000.100.000.2.500.000.1.505.000.800.000.120.000.85.000.995.000.-


720 20 01 720 20 02 720 20 03 720 20 04

Asıl ücretler Fazla Çalışan ücretleri Verimlilik Primleri Diğ.Direkt İşçilik Gid.

730 730 10 730 10 01 730 10 02 730 10 03 730 10 04 730 10 05 730 10 06 730 10 07 730 20 730 20 01 730 20 02 730 20 03 730 20 04 730 20 05 730 20 06 730 20 07

GENEL ÜRETİM GİDERLERİ Erkek Takımı İlk Madde Malz.Gid. İşçilik Gideri Dış.Sağ.Fayda ve Hizm. Çeşitli Giderler Vergi Resmi ve Harçlar Amort.ve Tükenme Payları Finansman Giderleri Bayan Takımı İlk Madde Malz.Gid. İşçilik Gideri Dış.Sağ.Fayda ve Hizm. Çeşitli Giderler Vergi Resim ve Harçlar Amort.ve Tükenme Payları Finansman Giderleri

600.000.300.000.80.000.15.000.8.150.000.4.380.000.900.000.1.200.000.400.000.650.000.550.000.600.000.80.000.3.770.000.700.000.1.000.000.350.000.550.000.500.000.550.000.120.000.-

AYGÜN TEKSTİL/KONFEKSİYON TİCARET LTD.ŞTİ.’NİN YIL SONU İŞLEMLERİNE İLİŞKİN EK BİLGİLER: 1. Maliyet bedeli, 45.000.000. TL olan ilk maddenin zayi olduğu, KDV’ sinin % 15 olup, söz konusu zayi işlemi için Takdir Komisyonu kararı alınmamıştır. 2. Erkek Takımı maliyetine yüklenen 120.000.000. TL, Bayan Takımı maliyetine yüklenen 100.000.000. TL. Direkt İşçilik giderlerinin üretimin yapılmadığı günlere ilişkin olduğu saptanmıştır. (Bu günlerde işçiler üretim yerinin temizliğini yapmışlardır. 3. Dönem Üretim Giderleri Yansıtma hesapları yoluyla üretime (151) yüklenecektir. Dönem sonunda (31.12.1996) yapılan Envanter çalışmaları sonucunda; Dönemin Yarı mamul ve Diğer Stoklar maliyetleri aşağıdaki gibidir; Erkek Takımı Yarı mamul Maliyeti 01 D.İlk Mad.Malz.Gid. 02 D.İşçilik Gid. 03 Genel Üretim Gid.

900.000.000. TL 350.000.000.TL 150.000.000.TL 400.000.000.TL

Bayan Takımı Yarı mamul Maliyeti 01 D.İlk.Mad.Malz.Gid. 03 Genel Üretim Gid.

710.000.000.TL 300.000.000.TL 250.000.000.TL

Diğer Stoklar Maliyeti (emsal bedeli) 01 Hurda ve Artıklar (Erkek Tk) 02 Yan ürünler (Bayan Tk) 03 Diğer Stoklar (Bayan Tk)

900.000.000.TL 350.000.000.TL 150.000.000.TL 400.000.000.TL

4. 1996 üretim döneminde Erkek Takımından 2.500 adet, Bayan Takımından 2.000 adet üretilmiştir. 5. Erkek Takımından 5 adet, Bayan Takımından 4 adet işyerinde kullanılmak üzere alınmıştır. (Maliyet üzerinden % 20 Emsal değeriyle)


6. mamul satışlarında Ortalama Maliyet Yöntemi uygulanmakta olup, Yıl içinde Erkek Takımında 2.000 adetin, Bayan Takımında 1.500 adetin satıldığı saptanmıştır. 7. İşletmede yıl sonu itibariyle 20.000.000 TL. lık Yan ürün mevcut olup diğer stoklardaki satış tutarları aşağıdaki gibidir. Diğer Stoklar Satış Bedelleri 01 Hurda ve Artıklar (Erkek Tk) 02 Yan ürünler (Bayan Tk) 03 Diğer Stoklar (Bayan Tk)

1.240.000.000 TL 480.000.000 TL 160.000.000 TL 600.000.000 TL

8. Yıl sonu itibariyle yurt içi Erkek Takımı satışlarına 150.000.000 TL, Bayan Takımı satışlarına 120.000.000 TL. ıskonto yapılmış olup müşteriler, ıskonto tutarı kadar fatura düzenlenmişlerdir.(KDV %15) 9. Yıl sonu itibariyle Yansıtma Hesaplarıyla Gider Hesapları karşılaştırılarak kapatılacaktır. 10. Üretimden kaynaklanan gelir ve gider hesapları Ana Sonuç Hesabına (690) aktarılacaktır. 11. 1996 yılı Geçici vergisi ilgili hesaba (371)aktarılacaktır. 12. Kısa ve Uzun Hesaplar arasında aktarımlar yapılacaktır. AYGÜN TEKSTİL/KONFEKSİYON ÜRETİM İŞLETMESİNİN YIL SONU İŞLEMLERİ MUHASEBE KAYITLARI 1. Zayi olan ilk madde ve malzemelerin KDV. si indirim konusu yapılmamaktadır. söz konusu zayi olan ilk maddenin daha önce indirilmiş bulunan KDV. sinin 391 HESAPLANAN K.D.V. hesabına alınarak düzeltilmesi gerekiyor. 1a

/ 689 DİĞER O.DIŞI GİDER VE ZARARLAR (-) 01 Zayi İlk Madde. Maliyeti 45.000.000 02 Zayi İlk Madde. KDV 6.750.000

51.750.000

150 İLK MADDE VE MALZEMELER 45.000.000 01 İlk Maddeler 391 HESAPLANAN KDV. 6.750.000 04 Zayi Mad.Malz.KDV. Zayi olan ilk maddelerin gider kaybedilmesi / Zayi olan ilk maddi için Takdir Komisyonu kararı da alınmadığına göre 51.750.000 TL.nin Vergi Matrahından İndirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle de Nazım Hesaplarda izlenmesi gerekir. 1b __________________________ / _______________________________________ 950 KANUNEN KABUL EDİLMEYEN GİDERLER 01 Zayi İlk Madde. Maliyeti 45.000.000 02 Zayi İlk Madde.KDV. 6.750.000

51.750.000

951 KANUNEN KABUL EDİLMEYEN GİDER.KARŞ. 51.750.000 01 Zayi İlk Md.Maliyeti Ka. 45.000.000 02 Zayi İlk Madde.KDV.Karş. 6.750.000 Zayi ilk madde giderinin kabul edilmemesi / _______________________________________


2. İşçiler doğrudan üretim eyleminde bulunmadıklarından, bu işçilere ilişkin ücretlerin doğrudan mamul maliyetlerine yüklenmeleri (720 DİREKT İŞÇİLİK GİDERLERİ hesabına alınmaları) yanlış olmuştur. Çünkü işçiler çalıştıkları sürede üretimi doğrudan arttırıcı bir işlem yapmamışlar, üretimi dolaylı etkileyen bir çalışma yapmışlardır. O nedenle bu tür işçiliklerin 730 GENEL ÜRETİM GİDERLERİ hesabında izlenmeleri gerekirdi. Şimdi yapılmış olan kaydı bu doğrultuda düzeltelim; 2__________________________ / ________________________________ 730 GENEL ÜRETİM GİDERLERİ 730 10 Erkek Takımı 120.000.000 730 10 02 İşçilik Giderleri 730 20 Bayan Takımı 100.000.000 730 20 02 İşçilik Giderleri 720 İŞÇİLİK GİDERLERİ 720 10 Erkek Takımı 120.000.000 720 10 01 Asıl Ücretler 720 20 Bayan Takımı 100.000.000 720 20 01 Asil Ücretler İşçilik gider kaydının düzeltilmesi / ______________________________

220.000.000

220.000.000

3.Maliyet işletmelerinde üretim dönemi sonunda yapılması gereken işlemlerden en önemlisi maliyetleri belirlemek üzere 710-720-730 kodlu hesaplarda biriken üretim giderlerinin 711-721-731 kodlu hesaplar yoluyla 151 YARI MAMÜL-ÜRETİM hesabına yansıtmaktır. Üretim dönemi aylık ya da 3 aylık olan üretim işletmelerinde yansıtma işlemi her aylık ya da 3 aylık dönemin sonunda yapılmalıdır. Uygulaması yapılan işletmenin üretim dönemi yıllık varsayıldığına göre, yansıtma işlemini yıllık tutarlar üzerinden yapmamız gerekir. 3a _____________________ / __________________________ 151 YARI MAMÜL-ÜRETİM 14.650.000 151 Erkek Takımı 8.385.000.000 151 01 10 D.İlk Mad.Malz.Gid. 2.500.000.000 151 01 02 D.İşçilik Giderleri 1.385.000.000 151 01 03 Genel Üretim Gider. 4.500.000.000 151 02 Bayan Takımı 6.256.000.000 151 02 01 D.İlk Mad.Malz.Gid. 1.500.000.000 151 02 02 D.İşçilik Giderleri 895.000.000 151 02 03 Genel Üretim Gider. 3.870.000.000 711 D.İLK MADDE MALZ.GİD.YANS. 4.000.000.000 711 01 D.İlk Mad.Malz.Gid.Yans. 2.600.000.000 711 02 D.Yardımcı Mad.Yansıtma 1.000.000.000 711 03 D.İşletme Malzeme Yans. 400.000.000 721 D.İŞÇİLİK GİD.YANS. 2.280.000.000 721 01 Asıl Ücretler Yansıtma 1.180.000.000 721 02 Fazla Çalışma Yansıtma 800.000.000 721 03 Verimlilik Primi Yans. 200.000.000 721 04 Diğ.D.İşçilik.Gid.Yans. 100.000.000 731 GENEL ÜRETİM GİDERLERİ 8.370.000.000 731 01 İlk Madde Malz.Gid.Yans. 1.600.000.000 731 02 İşçilik Giderleri Yans. 2.420.000.000 731 03 Dışar.Sağ.Fayda-Hizm.Y. 750.000.000 731 04 Çeşitli Gider. Yansıtma 1.200.000.000 731 05 Vergi, Resim, Harç. Yans. 1.050.000.000 731 06 Amort.ve Tüken.Pay.Yans. 1.150.000.000 731 07 Finansman Gid. Yansıtma 200.000.000 Üretim giderlerinin yansıtılması . / ___________________________________


Envanter İşlemlerinden görüldüğü gibi üretim dönemi sonunda Yarı mamul ve Diğer Stok bulunmaktadır. Bunların mamulleri dağılımıysa; Erkek Takımı Yarı mamul Maliyeti 01 D.İlk Mad.Malz.Gid. 02 D.İşçilik Gid. 03 Genel Üretim Gid.

900.000.000 TL 350.000.000 TL 150.000.000 TL 400.000.000 TL

Bayan Takımı Yarı mamul Maliyeti 01 D.İlk Mad.Malz.Gid. 02 D.İşçilik Gid. 03 Genel Üretim Gid.

710.000.000 TL 300.000.000 TL 160.000.000 TL 250.000.000 TL

Diğer Stok Maliyeti (emsal bedeli) 01 Hurda ve Artıklar 02 Yan ürünler 03 Diğer Stoklar

900.000.000 TL 350.000.000 TL 150.000.000 TL 400.000.000 TL

Bu bilgilerden sonra Toplam mamul Maliyetlerinin belirlenmesi çalışmasına geçebiliriz. Ama bu çalışmadan önce Ana ve Alt üretim hesaplarının yıllık düzeyini görmeliyiz;

(000 TL.)

151 YARI MAMÜL – ÜRETİM 790.000 14.650.000 15.440.000

151 ERKEK TAKIMI

151 02 BAYAN TAKIMI

430.000 8.385.000 8.815.000

360.000 6.265.000 6.625.000

4. Bu bilgilere göre maliyet çalışmasını yapalım; (000 TL.)

Erkek Takımı

Üretim Maliyeti Yarı mamul Maliyeti(-) Hurda ve Artık Mali.(-) Yan Ürün Maliyeti(-) Diğer Stoklar-Deşe(-) Üretilen Mamul. Maliyeti Üretilen mamul Miktarı Birim Takım Maliyeti

8.815.000 (900.000) (350.000) ------------7.565.000 2.500. ad. 3.026

Bayan Takımı 6.625.000 (710.000) ---(150.000) (400.000) 5.365.000 2.500 ad. 2.682,5

Toplam mamul Maliyeti 15.440.000 (1.610.000) (350.000) (150.000) (400.000) 12.930.000


3b-4

/

152 MAMÜLLER 12.930.000.000 152 01 Erkek Tk. 7.565.000.000 152 02 Bayan Tk. 5.365.000.000 157 DİĞER STOKLAR 900.000.000 157 01 Hurda-Artık. 350.000.000 157 02 Yan Ürünler 150.000.000 157 03 Diğer Stok. 400.000.000 151 YARI MAMÜL-ÜRETİM 13.830.000.000 151 01 Erkek Takımı 7.915.000.000 151 01 01 D.01.01 D.İlk Mad.Malz.Gid. 2.300.000.000 151 01 02 D.İşçilik Giderleri 1.305.000.000 151 01 03 Genel Üretim Gider. 4.310.000.000 151 02 Bayan Takım 5.915.000.000 151 02 01 D.İlk Mad.Malz.Gid. 1.320.000.000 151 02 02 D.İşçilik Giderleri 795.000.000 151 02 03 Genel Üretim Gider. 3.800.000.000 Mamul ve Diğer Stokların belirlenmesi / ____________________________

5. Erkek Takımından 5 adet, Bayan Takımından 4 adet Ortalama Maliyet Bedeli üzerinden işletmede kullanılacağına göre, bu mamuller Maddi Duran Varlıklar grubunda izlenmelidir. Bu durumda KDV uygulaması da gündeme gelecektir. Mamullerin Ortalama Birimi Maliyetleri (Dönemsel); D.Başı Mamul. Maliyeti Üretilen Mamul. Maliyeti Toplam mamul Maliyeti Toplam mamul Miktarı Ortalama Birim Maliyet

3.000.000 7.565.000 10.000.000 4.000 ad 2.641,25

2.000.000 5.000.000 5.365.000 12.930.000 7.365.000 17.930.000 2.800 ad 2.6630,36

Erkek Tk. Ortalama Birim Maliyeti = 2.641.250 x 5 ad. = Bayan Tk. Ortalama Birim Maliyeti = 2.630.357 x 4 ad. =

12.206.250 10.521.428 23.727.678

Toplam Maliyetler % 15 KDV: = 23.727.678 X % 15 = 3.559.152 : 3 yıl = 1.186.384 Bu bilgilere göre muhasebe kaydı; 5 / 191 İNDİRİLEBİLİR KDV. 191 02 Atik KDV 1.186.384 255 DEMİRBAŞLAR 255 05 Giyim Demirbaşları 255 05 01 Erkek Tk.D.baş. 13.206.250 255 05 01 Erkek Tk.D.baş. 10.521.428 291 GELECEK YILLARDA İNDİR.KDV. 291 01 199. Atik KDV. 1.186.384 2891 02 199.Atik KDV. 1.186.384 152 MAMÜLLER 152 01 Erkek T akımı 152 02 Bayan Takımı 391 HESAPLANAN KDV. 391 05 Diğer KDV. İşletmede kullanılacak mamuller / ______________

1.186.384 23.727.678

2.372.768

23.727.678 13.206.250 10.521.428 3.559.152 3.559.152


6. Yıl içinde Erkek Takımından 2.000 adet, Bayan Takımından 1.500 adet satıldığına göre, Satılan Mamullerin Maliyetinin saptanarak gider yazılması gerekiyor. Satılan Erkek Takımları Otlama Maliyeti = 2.641.250. x 2.000 ad. = 5.282.500.000 Satılan Bayan Takımları Ortalama Maliyeti = 2.630.357 x 1.500 ad. = 3.945.535.500 6

/ 620 SATILAN MAMÜLLER MALİYETİ (-) 620 01 Yurt içi mamul Satış Mali. 620 01 01 Erkek Tk.Maliyeti 5.282.500.000 620 01 02 Bayan Tk.Maliyeti 3.945.535.500 152 MAMÜLLER 152 01 Erkek Takımı 152 02 Bayan Takımı

9.228.035.500

9.228.035.500 5.282.500.000 3.945.535.500

Satılan mamul Maliyetlerinin saptanması / ____________

7. İşletmede yıl sonu itibariyle 20.000.000 TL. lık Yan Ürün mevcut olduğuna göre, Diğer Stokların tamamının satılmış olduğunu varsayacağız. Diğer Stokların durumu; Diğer Stoklar Maliyeti (emsal bedeli)

900.000.000 TL

01 Hurda ve Artıklar 02 Yan Ürünler 03 Diğer Stoklar

350.000.000 TL 150.000.000 TL 400.000.000 TL

Bu duruma göre, Diğer Stokların satılan kısımlarının maliyeti; Satılan Diğer Stoklar Maliyeti

880.000.000 TL

Satılan Hurda ve Artıklar Maliyet Satılan Yan Ürünler Maliyeti (150.000.000 – 20.000.000) Satılan Diğer Stoklar Maliyeti

350.000.000 TL 130.000.000 TL

7

400.000.000 TL

/ 623 DİĞER SATIŞLARIN MALİYETİ (-) 623 01 Sat.Hurda-Artık Mali. 350.000.000 623 02 Sat. Yan Ürün. Maliyeti 130.000.000 623 03 Sat. Diğer Stok. Mali 400.000.000 157 DİĞER STOKLAR 157 01 Sat.Hurda-Artık. Mali 350.000.000 157 02 Sat.Yan.Ürün.Maliyeti 130.000.000 157 03 Sat.Diğer Stok.Mali. 400.000.000 Satılan Diğer Stok. Maliyetlerinin saptanması /

800.000.000

880.000.000


Diğer Stoklar Satış Bedelleri 01 Hurda ve Artıklar 02 Yan Ürünler 03 Diğer Stoklar

1.240.000.000 TL 480.000.000 TL 160.000.000 TL 600.000.000 TL

% 15KDV. = 1.240.000.000 x % 15 = 186.000.000 TL / 100 KASA 100 01 Merkez Kasa 391 HESAPLANAN KDV. 391 01 % 15 Hesap KDV 600 YURT İÇİ SATIŞLAR 600 05 Diğer Satışlar 600 05 01 Hurda-Artık Mad. 600 05 02 Yan ürün Satış. 600 05 03 Diğer Stok Satış.

880.000.000 350.000.000 186.000.000 186.000.000 1.240.000.000 1.240.000.000 480.000.000 160.000.000 600.000.000

Diğer Stokların satışı

/ 8. Yıl sonu itibariyle Erkek Takımı satışlarından 150.000.000 TL, Bayan Takımı satışlarından 120.000.000 TL. ıskonto yapılmış olup müşteriler ıskonto tutarı kadar fatura düzenlediklerine göre; Erkek Tk. İskonto KDV. Tutarı = 150.000.000 x % Bayan Tk. İskonto KDV:Tutarı = 120.000.000 x % Toplam ıskonto KDV. Tutarı

15 = 22.500.000 15 = 18.000.000 40.500.000

/ 191 İNDİRİLECEK KDV. 40.500.000 191 04 Satış ıskonto KDV. 40.500.000 611 SATIŞ İSKONTOLARI (-) 270.000.000 120 ALICILAR 120 01 Erkek Tk. Alıcıları 172.500.000 120 01 01 ıskonto Tutarı 150.000.000 120 01 02 KDV. 22.500.000 120 02 Bayan Tk. Alıcıları 138.000.000 120 02 01 ıskonto Tutarı 120.000.000 120 02 02 KDV. 18.000.000 Satış İskontolarının kaydı. /

310.500.000

9. Gelinen bu noktada artık Yansıtma Hesaplarıyla Gider Hesaplarının karşılaştırılarak kapatılmaları gerekiyor.


9

/

711 D.İLK MADDE MALZ.GİD. YANS. 4.000.000.000 711 01 D.İlk Mad.Malz.Gid. Yans. 2.600.000.000 711 02 D.Yardımcı Mad. Yansıtma 1.000.000.000 711 03 D.İşletme Malzeme. Yans. 400.000.000 721 D.İŞÇİLİK GİDERLERİ YANS. 2.280.000.000 721 01 Asıl Ücretler Yansıtma 1.180.000.000 721 02 Fazla Çalışma Yansıtma 800.000.000 721 03 Verimlilik Primi Yans. 200.000.000 721 04 Diğ.D.İşçilik Gir. Yans. 100.000.000 731 GENEL ÜRETİM GİDERLERİ 8.370.000.000 731 01 İlk Madde Malz.Gid.Yans. 1.600.000.000 731 02 İşçilik Giderleri Yans. 2.420.000.000 731 03 Dışar.Sağ.Fayda-Hizm.Y. 750.000.000 731 04 Çeşitli Gider. Yansıtma 1.200.000.000 731 05 Vergi,Resmi, Harç.Yans 1.050.000.000 731 06 Amort. ve Tüken.Pay.Yans. 1.150.000.000 731.07 Finansman Gid. Yansıtma 200.000.000 710 D.İLK MADDE MALZ.GİD. 710 10 Erkek Takımı 2.500.000.000 710 10 01 D.İlk Madde Malz.Gid. 1.600.000.000 710 10 02 D.Yardımcı Madde Gid. 600.000.000 710 10 03 D.İşletme Malz.Gid. 300.000.000 710 20 Bayan Takımı 1.500.000.000 710 20 01 D.İlk Madde Malz.Gid. 1.000.000.000 710 20 02 D.Yardımcı Madde Gid. 400.000.000 710 20 03 D.İşletme Malz.Gid. 100.000.000 720 DİREKT İŞÇİLİK GİDERİ 720 10 Erkek Takımı 1.385.000.000 720 10 01 Asıl Ücretler 680.000.000 720 10 02 Fazla Çalışma Ücret. 500.000.000 720 10 03 Verimlilik Primleri 120.000.000 720 10 04 Diğ. Direkt İşçilik Gid. 85.000.000 720 20 Bayan Takımı 895.000.000 720 20 01 Asil Ücretler 500.000.000 720 20 02 Fazla Çalışma Ücretleri 300.000.000 720 20 03 Verimlilik Primleri 80.000.000 720 20 04 Diğ.Direkt İşçilik Gid. 730 GENEL ÜRETİM GİDERLERİ 730 10 Erkek Takımı 4.500.000.000 730 10 01 İlk Madde Malz.Gid. 900.000.000 730 10 02 İşçilik Gideri 1.320.000.000 730 10 03 Dış.Sağ.Fayda ve Hizm. 400.000.000 730 10 04 Çeşitli Giderler 650.000.000 730 10 05 Vergi Resim ve Harçlar 550.000.000 730 10 06 Amort.ve Tükenme Pay. 600.000.000 730 10 07 Finansman Giderleri 80.000.000 730 20 Bayan Takımı 3.870.000.000 730 20 01 İlk Madde Malz.Gid. 700.000.000 730 20 02 İşçilik Gideri 1.100.000.000 730 20 03 Dış.Sağ.Fayda ve Hizm. 350.000.000 730 20 04 Çeşitli Giderler 550.000.000 730 20 05 Vergi Resim ve Harçlar 500.000.000 730 20 06 Amort.ve Tükenme Pay. 120.000.000 Gider Hesaplarının kapatılması

/

4.000.000.000

2.280.000.000

8.370.000.000


10. Yıl sonunda yapılması gereken işlemlerden önemli bir diğeri de maliyet işlemleri sonucunda oluşan “Gelirler” ve “Giderler” in Genel Sonuç Hesabına (690) aktarılmasıdır. 10a

/

600 YURTİÇİ SATIŞLAR 14.240.000.000 600 01 mamul Satışları 13.000.000.000 600 01 01 Erkek Takımı 8.500.000.000 600 01 02 Bayan Takımı 4.500.000.000 600 05 Diğer Satışlar 1.240.000.000 600 05 01 Hurda-Artık Mad. 480.000.000 600 05 02 Yan ürün Satış. 160.000.000 600 05 03 Diğer Stok Satış. 600.000.000 690 DÖNEM KARI VEYA ZARARI 14.240.000.000 690 01 Dönem Karı veya Zararı Gelir hesaplarının aktarımı /

10 b

/ 690 DÖNEM KARI VEYA ZARARI 10.429.785.500 690 01 Dönem Karı veya Zararı 611 SATIŞ İSKONTOLARI (-) 611 01 Erkek Tk.Sat.İskonto. 150.000.000 611 02 Bayan Tk.Sat.İskonto. 120.000.000 620 SATILAN MAMÜLLER MALİYETİ (-) 620 01 Yurt İçi mamul Satış Mali. 620 01 01 Erkek Tk.Maliyeti 5.282.500.000 620 01 02 Bayan Tk.Maliyeti 3.945.535.500 623 DİĞER SATIŞLARIN MALİYETİ (-) 623 01 Sat.Hurda-Artk.Mali. 350.000.000 623 02 Sat.Yan ürün.Maliyeti 130.000.000 623 03 Sat.Diğer Stok.Mali. 400.000.000 689 DİĞER O.DIŞI GİDER VE ZARAR.(-) 01 Zayi İlk Madd.Mali 45.000.000 02 Zayi İlk Madde.KDV

270.000.000

9.228.035.500

880.000.000

51.750.000

Gider Hesaplarının aktarımı

/ 11. Peşin ödenmiş olan verginin ilgili hesaba (371) aktarılması unutulmamalıdır. 11

/

371 D.KARI.PEŞİN ÖD.VERGİ.D.YÜK.(-) 371 01 Mahsup Edc. Geçici Vergi 193 PEŞİ ÖDENEN VERGİ-FONLAR 193 01 Geçici Vergi Tahakkukları Geçici Verginin aktarımı /

851.000.000 851.000.000

12. Örnek uygulamamızdaki bazı uzun vadeli hesaplar 31.12.1996 tarihi itibariyle kısa vadeye dönüşmüştür. Bununla ilgili aktarımlar şöyle olacaktır; 12

/ 191 İNDİRİLEBİLİR KDV. 1.186.384 191 02 Atik KDV. 1.186.384 291 GELECEK YILLARDA İNDİR.KDV. 291 01 199. Atik KDV.1.186.384 Hesap arası aktarım / ________________________

1.186.384


PİYASAYA, LİBERALİZM VE DEMOKRASİ İzettin ÖNDER 1980’lerden itibaren kapitalist dünyaya hakim olan söylem “piyasa”ve liberalizm” dir. Bu görüşe göre, piyasa güçleri ile yönlendirilen ekonomilerde liberalizm güç kazanır. Yine aynı görüş, piyasa ve liberalizmin hakim olduğu ekonomilerde demokrasi kurallarının da hakim olacağını ileri sürmektedir. Bu iki görüşü birleştirdiğimizde, kapitalist sistem, piyasa hakimiyeti, liberalizm ve demokrasi kurallarının bir arada geçerli olduğunun savunulduğu görülmektedir. Güçlü bir mantığa dayanıyor gibi gözüken bu iddialar silsilesini algılayabilmek için, öncelikle ilgili kavramları açıp, bunların ne tür anlamlarla yüklediğine bakmak gerekmektedir. Önce kapitalizm kavramına bakalım. Kapitalizm, sermaye mülkiyetinin özel kesimde olduğu bir ekonomik ve sosyal sistemdir. Sermaye mülkiyeti özel kesimde olduğu zaman, toplumsal birikim niteliğindeki sermaye toplumsal amaçla değil, fakat kar sağlamak amacı ile ekonomik faaliyete yönelir. Giderek birikimini arttıran ve böylece güçlenen sermaye, hem siyasal hem de toplumsal kararlarda hakim bir konuma ulaşarak, sistemin işleyişini kendi avantajına çevirmeye çalışır. Piyasa, bir mal veya faktörün arz ve talebinin karşılaştığı ve böylece ekonomik faaliyete katılma miktarı ve fiyatının belirlendiği bir ortamdır. Piyasa, sadece kapitalizme özgü bir teknik çözümlemece aracı değildir. Piyasa sosyalist sistemlerde de kullanılır. Ne var ki, kapitalist mantık çerçevesinde kullandığı biçimi ile piyasadan kasıt, hakim sermaye gücünün piyasa ortamını kendi avantajı yönünde kullanmasıdır. Tekelci yapılanmalar sermaye gücüne piyasa süreci ile ilave güç katar. Çünkü bu durumda sermaye hem girdi maliyetini hem de nihai fiyatı belirlemede hakim olur. Liberalizm, hiçbir dış müdahale olmadan, bireylerin kendi güçlerine göre istek ve arzularını tatmin etme ortamıdır. Arzu ve isteklerin tatmin ortamı piyasalardır. Piyasalarda taleplerin açıklanması ekonomik güce bağlıdır. Diğer bir deyişle, bu mantık çerçevesinde liberalizm, bireyleri kendi ekonomik güçleri kadar piyasalarda etkili kılmaktadır. Son kavram olan demokrasi ise, klasik anlamı ile halkın yönetimidir. Demokrasi, siyasal güç ve yönetimle ilgili bir kavramdır, siyasal otorite gücünü ekonomik güç ve kaynaktan almaktadır. Böyle olunca ekonomik ve siyasal güç birbirini destekler konuma girmektedir. Kapitalist sistemin ilk aşamalarında gelir ve servet dağılımının oldukça adil olduğu durumlarda piyasa güçleri de dengede idi. Bunun doğal bir sonucu olarak da liberalizm ve demokrasi oldukça etkili bir biçimde toplumlarda geçerli idi. Fakat sermaye devrimi ve birikimi süreci sonucunda ekonomik güçler belirli merkezlerde toplanınca, önce piyasa güçleri ayrıştı, ona bağlı olarak, ikinci aşamada ise demokrasi kavramının içi boşaltıldı. Sermayenin temerküzü ve güç kazanması toplumda gelir ve kaynak dağılımını bozarken, güçlü çevrelerin piyasa hakimiyetini de arttırmıştır. Böylece, güçlü sermaye siyasal kararlarda da etki yaparak ekonomik gücünü siyasal güçle pekiştirmiştir. Böyle bir güç sistem için tehlike oluşturduğu zaman, siyasal süreç devreye girerek, piyasa süreci içinde güç dengesizliğini tehlike sanırından uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Sistemi korumak ve toplumsal huzuru sağlamakla görevli olan siyasal karar organı, bu işlevini yerine getirirken zengin


gruplardan bir miktar kaynak çekmektedir. Sistemden yarar sağlayan zengin gruplar ise, kendi uzun vadeli çıkarları uğruna böyle bir fedakarlığa katlanmaya razı olmaktadır. Gelir dağılımı tehlikeli biçimde bozulduğunda böyle bir fedakarlıkla baş başa kalan sermaye, bundan kurtulma yollarını araştırırken bazı sosyal ve iktisadi söylem ve yöntemlere başvurma yoluna girmektedir. Bunların başında piyasanın, ulvi müdahale edilmemesi gereken bir mekanizma olduğu fikrinin topluma dayatılması gelmektedir. Aynı amaçla devreye sokulan ikinci araç ise, bir kavram olarak kimsenin itiraz edemeyeceği liberalizm söylemini topluma dayamaktır. Güçlü ve güçsüzün bir arada yaşadığı bir ortamda uygulanan ham liberalizm, güçsüzü güçlü ezdiren aracıdan başka bir şey değildir. Piyasa güç dengelerinin çok ayrışıp, farklılaştığı bir ortamda uygulanan liberalizm, halkın yönetimi anlamına gelen demokratik yönetim biçiminin de ortadan kaldırılmasını ifade etmektedir. Zengin ve fakirin bir arada yaşadığı bir toplumda uygulanan liberalizm, zengini daha güçlü yapar ve tüm siyasal kararlara hakim kılar. Şu halde, kapitalizmin eşitsiz gelir ve güç dağılımı oluşturduğu aşamada siyasal erk de güçlü kesimin hakimiyeti altına girmektedir. Güçlü çevrelerin devletin “asil görev”i olarak nitelediği işlevler nitelediği işlevler, bizzat kendilerinin korunmaları için gerekli olan fiziksel ve ideolojik aygıt ve yönetmeleri kapsamaktadır. Devleti sadece asli görevleri ile sınırlandırmak, onun yeniden gelir dağıtıcı sosyal işlevlerini ihmal etmek anlamına gelir. Ekonomik güç dengelerinin çok bozulduğu ve bunun bir sonucu olarak da piyasa dengelerinin sarsıldığı bir ortamda, liberal söylemlerle kamusal yeniden dağıtıcı işleyişi ortadan kaldırmak, tüm meydanı güçlüye açmak anlamına gelir. Böyle bir ortamda ise, demokrasiden söz edilmez. Demokrasinin iki temel ayağı fevkalade önemlidir. Bunlardan birincisi, toplumu oluşturan bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda bilinçli olmaları, ikincisi ise bilinçli bireylerin, çıkarları doğrultusunda siyasal oluşum ve kararları etkileyebilmeleridir. Bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda bilinç sahibi olmaları önündeki en büyük engel, kutsal duyguların sömürüsüne yönelik siyasal dincilik, şoven ve aşırı milliyetçi akımlar ve uygulanan sistemin vazgeçilmez olduğu yönünde topluma yayılan düşünce akımlarıdır. Bunlar sistemi koruyan ideolojik kılıflardır. Bireylerin siyasal kararları etkileme araçları ise örgütlerdir. Örgütlenme ve örgütlü mücadele bu açıdan fevkalade önemlidir. Bunların hepsinin üzerinde ise, sermaye bileşiminin ve yapısının rekabetçi olup olmadığı önemlidir. Sermaye yapısı ve mülkiyet dağılımı. Rekabetçi olmaktan uzaklaştığı derecede toplumsal yapılar demokrasiden uzaklaşır. Böyle bir ortamda uygulanan liberalizm ise, geniş halk yığınlarının çıkarına değil, ancak sermayenin çıkarınadır. Liberalizmin karşıtı despotizm ya da militarizm değildir. Kapitalistlerin kastettiği liberalizmin karıştı uygulama, geniş halk yığınları lehine sermaye mülkiyet ve hareket alanının sınırlandırılmasıdır. Böyle bir uygulama demokrasi karşıtı değil, tam da tersine, demokrasiye ve gerçek liberalizme yönelik bir uygulamadır. Kapitalistlerin kastettiği liberalizm, halk karşı sermaye deviniminin serbestleştirilmesidir. Sermayenin büyük bir güç olduğu durumda ise, gerçek liberalizm, halka sermaye karşısında güç katan ve bu amaçla sermaye devinimini sınırlayan politikalarla sağlanır. Gerçek anlamda ve halk yanında uygulanan liberalizmin ve güçlü devlet tanımının özünde böyle politikalar yatar.


TÜRK VERGİ SİSTEMİ YENİDEN DÜZENLENMELİDİR Prof. Dr. Mustafa AYSAN İ.Ü. İşletme Fak. Ülkemizde vergi sistemi, 1950’ den beri harcanan yoğun çabalara karın, bir türlü ekonomik kalkınma gereksinimlerine uyum içinde geliştirilmemiştir. Çünkü vergi sistemimiz, iki grupta toplanabilen çok büyük sorunlarla yüklüdür. Bu sorunlardan önemli bir kısmı ülkemizdeki “vergi yükü” başlığı altında toplanabilir. “Kayıt Dışı Ekonomi tartışmalarının toz-dumanı içinde, ülkemizde vergi yükünün, vergisini tam ödemek isteyen namuslu vatandaşlar için çok ağır olduğu gerçeği gözden kaçmaktadır. Yapılan yargılama çok basit ve açıktır. “Türkiye’de çok vergi kaçırılmaktadır. (doğru) Devletin toplam vergi gelirinin milli gelire oranı Avrupa ülkelerinde olduğundan çok düşüktür.(doğru) Öyleyse Türkiye’de vergi yükü hafiftir (yanlış), bu nedenle vergiler artırılmalıdır. (çok yanlış)” Parantez içindeki sözcükler, vergi yükü konusundaki temel yargılar karışsındaki görüşlerimizi ifade etmektedir. Bu iki doğru ve iki yanlış yargı sonucunda Devleti yönetenler ekonominin geleceği açısından tehlikeli önlemler dizisine yöneliyor ve bu önlemleri uygulamaya koyuyorlar; 1950’den beri bu önlemlerle bazı sonuçlar da elde edilmiş, ülkemizdeki vergi yükünün, milli gelire oranının 1950’lerdeki % 10 civarındaki düzeyinden 1990 lardaki % 20’ ye yükselmesi sağlanmıştır. Ancak uygulamalarda yapılan yanlara ulaştığından Devlet gelirleri, devlet harcamalarını karşılayamaz düzeyde kalmış ve Devlet Bütçelerinde % 40’lara kadar yükselen açıklar yüzünden son 25 enflasyondan kurtulmanın yolu bulunamamıştır. Bu yanlış uygulama vergi oranlarımızı çok yükseltmiştir. Hazinenin vergi gelirinin % 20’ sini sağlayan Katma Değer Vergisinde % 1, % 8, % 15, % 23, % 40 biçiminde 5 farklı orana, Gelir Vergisinde % 25-55 oranında kademeli bir vergi oranı dizisine, Kurumlar Vergisinde bir vergi türü olan fonla birlikte % 44 oranına ulaşılmıştır. Bunlar yanında ödenen çok sayıda başka vergi, resim ve harçlar yüzünden ülkemiz vergi ödeyen için bir Vergi Cehennemi” ne dönmüştür. Bir de bunun üstüne tüm yurttaşlar kaçınılmaz biçimde yıllık gelirlerinin yaklaşık % 50’ sine kadar ulaşan bir görünmez vergi ödüyorlar. Enflasyon Vergisi, (Aylık enflasyon hızının % 5 olduğu bir dönemde, ayda 100 milyon TL. geliri olan bir kişinin, yıl sonunda gelirinin % 41’ ini yitireceği hesaplanabilmektedir. Buna rağmen, ülkemizde vergi sistemimizi inceleyen hemen tüm araştırmacılar, koro halinde “Türkiye’de çok fazla vergi kaçırılıyor. Bunun önlenmesi için denetim yönetmelerini geliştirmeliyiz.” Bu koroya görevi ilk devralan Maliye Bakanları da katılıyor ve “Türkiye’de herkes vergi kaçırıyor; bu vergi kaçakları önlense, Türkiye’ de herkes vergi kaçırıyor; bu vergi kaçakları önlense Türkiye’nin enflasyon diye bir sorunu kalmaz” diyorlar. Ama onlar, bu durumu düzeltmek için hiçbir şey yapmıyorlar; yapamıyorlar.


Oysa durumu anlatmak için birçok şey yapılabilir; yapılmalıdır: 1. Ülkemizde vergi resim, harç ve fon gibi değişik adlarla , bir çoğunun yıllık gelirleri çok düşük olan çok sayıda vergi alınmaktadır. Bu 30’ u aşkın değişik vergiler bir araştırma ile verimlilik açısından incelenmeli, verimsiz olanları kaldırılmalı, vergi sistemimiz birkaç büyük ve verimli vergi üzerine yeniden yapılandırılmalıdır. Katma Değer Vergisi (KDV), Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi gibi büyük vergilerimiz, bu tanımlamaya uyan vergilerimizdir. 2. KDV oranları düşürülmeli ve % 5 ile % 10 gibi iki oranda birleştirilmelidir. Zorunlu ihtiyaç maddelerinde satış bedelinin % 5 i, diğer maddelerde % 10’ u gibi düşük oranlar uygulanmalıdır. Böylece uygulaması basitleştirilecek ve oranları düşürülecek KDV’ de kaçaklar en aza indirilebilecektir. Buna ek olarak bir de iyi bir yazar kasa denetimiyle KDV’de önemli gelir artışları sağlana bilecektir. 3. KDV denetimine yönelik vergi iadeleri düzenine yeniden dönülmelidir. Tüketicilerin KDV ye tabi harcamaları için aylık beyanname vermeleri halinde onlara düşük oranda iadeler yapılması yöntemi, bu yeni verginin ilk uygulama yıllarında mucizevi sonuçlar vermiştir. Bu kötüye kullanmalar yüzünden yıllık beyana bağlanan vergi iadeleri, artık uygulanmaz olmuş, etkisiz denetiminde aylık vergi iadeleri düzenine yeniden dönülmelidir. Tüketicilerin KDV’ ye tabi duruma getirilmiştir. Yararları belli olmuş aylık bildirimler düzenine geri dönülmelidir. Bu denetim yöntemi, belge ve kayıt düzenini yaygınlaştıracağı için gelir ve kurumlar vergisinin yaygınlaşması yönünde de yarar sağlayacaktır. 4. Kurumlar Vergisi yükümlerinin % 44’ ten % 25’e indirilmeli, yani Kurum Kazancından stopaj ya da Gelir Vergisi alınmamalıdır. Burada bu vergi bağışıklığını kötüye kullanma ihtimali yüzünden ülke ölçüsünde Kurumlar Vergisinin yaygınlaştırılması hedefinden vazgeçilmekte ve yakalanan “kuzudan üç post elde edilmeye” çalışılmaktadır. Bu vergide hedef, düşük oranda verginin yaygınlaştırılması ve sermaye şirketi kurulmasının bu düşük oranla teşvik edilmesi olmalıdır. 5. Gelir Vergisindeki vergi oranları %’ ten başlamalı, % 35’ten son bulmalıdır. Bizde şimdi olduğu gibi Gelir Vergisi üst dilim oranı % 55 olan A.B.D. de bile, % 500 dolardır. 6. Asgari ücret vergi dışı bırakılmalıdır. Maliye Bakanlığı uzmanları, bu önerinin uygulanması halinde vergi gelirlerinin çok düşeceğini söylüyorlar. Bunun bir hesabı yapılabilir. Ancak güçlükle geçim sağlayan bir ücret gelirinden vergi almak, hiçbir gerekçe ile akla yakın gösterilmez. Dünya’nın hemen tüm ülkelerinde yıllık gelirin oldukça önemli bir kısmı, Gelir Vergisi ödememektedir. Gelir vergisi ödemeyen yıllık gelir tutarı, Fransa’da 20.000 ABD, İsveç’te 23800 dolar, Almanya ve ABD’de 20000 dolardır. Bu tutarların TL karşılığı yıllık 2.5 3 milyar TL’ dır. (Economist,, 21 Aralık 96)


Elimizdeki bazı veriler yukarıdaki önlemlerin, iyi uygulandıkları takdirde vergi gelirlerinde çok önemli artışlar sağlanacağını göstermektedir. Vergi sistemimizin ikinci büyük sorunlar yumağı, beyana dayanan vergilerimiz (Gelir ve Kurumlar Vergilerinin) denetimi ile ilgilidir. Yukarıdaki önlemlerle, vergi denetimi de kolaylaşacaktır. Ancak vergi beyannamelerinin denetiminde, vergi idaremiz muhasebe mesleği mensuplarından da yararlanmalıdır. 1994’ te Maliye Bakanlığının bu alanda başlattığı bir olumlu girişim, o tarihten beri ortaya çıkan tartışmalar yüzünden bir türlü uygulanamadı. Bununla birlikte, geçen günlerde gelirler genel müdürü, vergi denetimi ile ilgili uygulama tebliğinin yakında yayınlanacağını söylemiştir. Bu açıklama son bir yıl boyunca tebliğ beklemekte olan vergi yükümlüleri ile muhasebe mesleği mensuplarının mutlu etmiştir. Söylendiği gibi yakında tebliğ yayınlanırsa bu konudaki belirsizlik ortadan kalkacak ve bir yararlı vergi denetimi yönetiminin uygulanmasında ortaya çıkan tereddütlerde giderilmiş olacaktır. Konu, Gelir ve Kurumlar Vergisi yükümlülerine ait vergi beyannamelerinin Serbest Muhasebeciler (SM’ler) Serbest Muhasebeci, Mali Müşavirler (SMMM’ler), ve Yeminli Mali Müşavirler (YMM’ler) tarafından imzalanması ile ilgilidir ve iki buçuk yıl öncesine uzanan oldukça uzun bir öyküsü vardır. 6.7.1994 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 4008 sayılı yasayla Vergi Usul Kanununa eklenen mükerrer 227’ inci madde ile Maliye Bakanlığına verilen yetki uyarınca yapılan uygulama. Vergi yükümlüleri ve meslek mensupları için yeni sorumluluklar getirmiştir. Maliye Bakanlığının, sözü geçen maddeye aykırı bazı hükümler taşıyan tebliğler yayınlanması ve bu nedenle ortaya çıkan tartışmalar yüzünden, uygulaması gecikmiş olan beyannamelerin imzalanması zorunluluğu, son iki yıl içinde Danıştayın ve Anayasa Mahkemesinin de incelemesinden geçmiştir. İki buçuk yıllık tartışma ve mahkeme kararlarından sonra gelinen uygulama noktası şudur: Ücret Gayrimenkul Sermaye İradı, Menkul Sermaye İradı ile Sair Kazanç ve İratları nedeniyle beyanname veren vergi yükümlüleri, dışında kalan tüm gelir vergisi ve kurumlar vergisi yükümlüleri yıllık vergi beyannamelerini, uzman muhasebeciler (SM, SMMM, ya da YMM’lere) imzalatmak zorundadırlar. 23.2.1994.tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 1 ve 14 sayılı Maliye Bakanlığı tebliğleri ile yaratılan kargaşa ve belirsizlikler, sonradan Maliye Bakanlığının 2,3 ve 18 Sayılı Tebliğler, ile, düzeltilmiş ve yoğun tartışma ve davalaşmalardan sonra, Anayasa Mahkemesi, Danışta,. Maliye Bakanlığı ve yükümlü gruplarında akla uygun bulunan bir noktaya gelinmiştir. Aktif toplamı 100 Milyar lirayı, net satışlar toplamı 200 Milyar lirayı geçen yükümlüler,beyannamelerini SM ve SMMM’lere imzalatmak zorunda olmayıp, YMM’ lere tasdik ettirebileceklerdir. İşletme defteri tutan (ikinci sınıf) tacirlerden alım – satım işleri ile uğraşanların yıllık satış toplamı 1 Milyar lirayı, diğer işlerde 500 Milyon lirayı ve serbest meslek kazançlarında 250 Milyon lirayı aşmayan yükümlüler, beyannamelerini imzalatmak zorunda değildir. Gelir ve Kurumlar Vergisi yükümlüleri, vergi beyannameleri 13.6.1989 tarihli ve 3568 sayılı Kanuna uygun olarak meslek ruhsatı almış, uzmanlara imzalatmadıkları takdirde, vergi daireleri bu beyannameleri takdir komisyonlarına sevk edecek ve takdir edilebilecek matrah farkı üzerinden ceza ödemek zorunda kalacaklardır.


Yukarıda kısaca özetlemeye çalışılan olaylardan çıkarılabilecek değerli dersler vardır: - Tebliğler, ya da yönetmeliklerle temel kanunlarda değişiklik yapma yoktur. Son yıllarda Maliye Bakanlığı tarafından sık sık denenen bu yol, Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin değerli kararlarıyla bir kez daha tıklanmıştır. - Vergi ile ilgili uygulamalara halkımızın duyarlılığı oldukça fazladır. Bu alanda kestirme çözümlere yer yoktur. - Vergi beyannamelerinin uzman muhasebecilerce imzalatılması zorunluluğunun Anayasaya aykırılığı yoktur. Yüksek Mahkeme, mükerrer 227 inci maddenin Anayasa’ya uygunluğu onaylamıştır. - Maliye Bakanlığı vergi dairelerine verilen vergi beyannamelerinin uzman muhasebecilerce imzalatılmasını isteme yetkisi tartışılmaz. Maliye Bakanlığı, Sermaye Piyasası Kurulumuzun yaptığı gibi, kendine sunulan vergi beyannamelerine, 3568 Sayılı Kanunla yetki almış SM, SMMM ve YMM’ lerce imzalanmış bilanço ve kar-zararlarını eklemelerini öngören bir tebliği, en başta yayınlasa, 1997-1997 yılları arasında bu kadar sıkıntıyı çekmemiş, ilgili çevrelere bu kadar sıkıntı çektirmemiş uygulamayı da üç yıla yakın bir süre geciktirmemiş olurdu. Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan beyannameyi imzalayan uzmanlara ödenecek asgari ücretlerle ilgili tarife, bazı yükümlülerce yüksek bulunsa da, tebliğde gösterilenden daha düşük ücretlerin uygulanması yasaklanmış bulunmaktadır. Bu olay da göstermektedir ki, meslek artık kendi örgüt yapısını güçlendirmiş ve Maliye Bakanlığının vesayetinden uzaklaşmaya hazır hale gelmiştir. 3568 sayılı meslek Kanununun ilerde yapılabilecek bir değişikliğinde kanunda bulunan bu vesayetle ilgili maddelerin artık kaldırılmasına ve mesleğin, tüm diğer mesleklerde olduğu gibi kendi odalarınca yönetilmesini sağlanmasına çalışılmalıdır. Yakında Gelirler Genel Müdürünün bu konudaki yargı kararlarına uygun bir tebliği yayınlanabilirse, vergi denetimi alanındaki sorunlarımızın çözümü yönünde önemli bir aşamaya geçilmiş olacaktır. Vergi sistemimizin yeniden yapılanmasında amaç, vergilerimizin yaygınlaştırılması ve denetimlerin etkinliğinin artırılması olmalıdır.


İŞLETME İMAL VEYA İNŞA EDİLEN AMORTİSMANA TABİ İKTİSADİ KIYMETLERİN KDV KARŞISINDAKİ DURUMU VE MUHASEBESİ Hüseyin MERT SMMM 1 .GİRİŞ Bir malın alınıp veya işletmede imal edilerek satılması durumunda yüklenilen KDV’ nin nasıl indirim konusu yapılacağı, hesaplanan KDV’ nin nasıl belirleneceği yani sistemin işleyişi, kanuni düzenlemelerde açıklık kazandırılmış bir konudur. Bu makalede KDV Kanuni yönünden özellik arz eden konulardan biri olan işletmede imal veya inşa edilen Amortismana Tabi İktisadi Kıymetler’ in incelenmesi amaçlanmıştır. II KDV MEVZUATINDA KONUYA İLİŞKİNDÜZENLEMELER A. KDV KANUNU YÖNÜNDEN VERGİYİ DOĞURAN OLAYIN GERÇEKLEŞMESİ KDV Kanununun 3/d hükmü gereği, Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlerin işletmede kullanılmak üzere imal veya inşa edilmesi halinde, V.U.K hükümlerine göre bu kıymetlerin aktife alınması veya başlanması vergiyi doğuran olay olarak kabul edilmiştir. İlgili İktisadi kıymetin aktife alındığı veya kullanılmaya başlandığı tarih, KDV Kanununun /f hükmü gereği vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği tarihtir. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere, iktisadi kıymetin aktife alınması veya kullanılmaya başlanması halinde iktisadi kıymetin değeri üzerinden KDV hesaplanacak ve ilgili dönem beyanıyla beyan edilecektir. B. AMORTİSMANA TABİ İKTİSADİ KIYMETİN İMAL VEYA İNŞSI AŞAMASINDA YÜKLENİLEN KDV’ NİN İNDİRİM KONUSU YAPILMASI 1. Seri nolu KDV Genel Tebliğinin VIII/C-1 bölümünde, İşletmede kullanılmak üzere imal veya inşa edilen amortismana tabi iktisadi kıymetlerin imal ve inşası aşamasında yüklenilen KDV’ nin ilgili dönemlerde indirim konusu yapılmayıp, ilgili amortismana tabi iktisadi kıymetin imal ve inşasının tamamlanıp kullanılmaya başlandığı veya aktife alındığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabileceği açıklanmıştır. Ancak 15 seri nolu tebliğ gereği; işletmede kullanılmak üzere imal veya inşa edilen amortismana tabi iktisadi kıymetin imal veya inşası aşamasında yapılan mal veya hizmet alışları nedeniyle yüklenilen KDV ait oldukları vergilendirme dönemlerinde indirim konusu yapılacaktır. C. AMORTİSMANA TABİ İKTİSADİ KIYMETİN İMAL VEYA İNŞASININ TAMAMLANIP KULLANILMAYA BAŞLANMASI VEYA AKTİFE ALINMASI DURUMUNDA BELGELENDİRME VE KDV’NİN HESAPLANACAĞI BEDEL İşletmede kullanılmak amacıyla imal veya inşa edilen amortismana tabi iktisadi kıymetler için işletmenin kendisine fatura kesip, kesmeyeceği konusunda farklı görüşler mevcuttur. Birinci görüş : faturanın düzenlenmesi gerekir şeklindedir. Bu görüşün gerekçesi; KDV Kanunu gereği yüklenilen KDV’ nin konusu yapılabilmesi için fatura ve benzeri vesikalarda gösterilmesi zorunluluğu vardır. İkinci görüş : faturanın düzenlenmesine gerek yoktur şeklindedir. Bu görüşün gerekçesi ise; V.U.K.’ nun fatura ile ilgili hükümleri incelendiğinde fatura müşteriye dönük yapılan satışın belgelendirilmesi için kullanılır. Benim görüşüm; fatura düzenlenmesi gerekir. Çünkü; işletmede kullanılmak üzere işletme tarafından imal veya inşa edilen sabit kıymet yönünden işletme hem satıcı hem de alıcı


konumundadır. Aynı zaman da KDV yönünden konu 3/d md. Hükmünde teslim sayılan hal olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle işletmenin aktife alınma veya kullanılmaya başlama ile birlikte kendisine fatura kesmesi, fatura bedeli üzerinden KDV’ni hesaplaması gerekmektedir. KDV Kanununu 20/3 md. Hükmü gereği ; işletmede kullanılmak üzere imal veya inşa edilen Amortismana Tabi İktisadi Kıymetler için matrah, bunların Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tespit edilen değeridir. (V.U.K. Md269,271,273,275) D.İMAL VEYA İNŞANIN TAMAMLANMASIDURUMUNDA YÜKLENİLEN KDV’NİN İNDİRİLMESİ Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin aktife girdiği veya kullanılmaya başlandığı vergilendirme döneminden başlamak üzere hesaplanan KDV Kanunun 31/1 md. Hükmü gereği üç yıl içersinde ve üç eşit taksitte indirim konusu yapılır. Yatırım teşvik belgeli olması durumunda hesaplanan Katma Değer Vergisi KDV Kanunu’nun 31/2 md. Hükmü ve BKK (84/8897 sayılı karar) gereği bir yıl içerisinde indirim konusu yapılabilecektir. III. MUHASEBE UYGULAMASI X A.Ş. işletmede kullanılmak üzere bir makine imalatına 10.01.1997 tarihinde başlamıştır. Bu imalat için Ocak ayı içersinde 220 Milyon TL’ lık malzeme almıştır Şubat ayı içersinde makine imalatı için alınan malzeme 40 Milyon TL’ dır. Makinenin imali için işçilik işletme personeli tarafından yapılmıştır. Şubat ayı ücret bordrosundan işçilik bedelinin 28 Milyon TL olduğu anlaşılmıştır. Şubat sonu itibariyle makine aktife alınmıştır. ../1/19997 150 İLK MADDE VE MALZEME 191 İNDİRİLECEK KDV 100 KASA Makine imalatında kullanılacak malzeme alış kaydı / ../1.1997 258YAPILMAKTA OLAN YATIRMLAR 150 İLK MADDE VE Malzemenin ilgili yatırım hesabına devri /

220.000.000.33.000.000.253.000.000.-

220.000.000.220.000.000.-

Ocak ayı içersinde makine imalatında kullanılan malzeme alışları için ödenen KDV Ocak Ocak 97 vergilendirme döneminde indirim konusu yapılacaktır.


../2/1997 150 İLK MADDE VE MALZEME 40.000.000.191 İNDİRİLECEK KDV 6.000.000.100 KASA 46.000.000 Makine imalatında kullanılacak malzeme alışının kaydı ..../2/1997 258 YAPILMAKTA OLAN YATIRIMLAR 40.000.000.150 İLK MADDE VE MALZEME 40.000.000 Makine imalatında kullanılacak malzemenin üretime gönderilmesi kaydı ../2/1997 258 YAPILMAKTA OLAN YATIRIMLAR 28.000.000.100-360-361 28.000.000.Makine imalinde kullanılan işçilik maliyetinin kaydı / Şubat ayı içersinde makine imalinde kullanılmak üzere alınan malzeme nedeniyle Yüklenilen KDV Şubat ayı indirilen KDV’ si içersinde indirim konusu yapılacaktır. Makinenin aktife alınması ile yapılacak kayıt aşağıdaki gibi olacaktır. 28/2/1997 253 TESİS MAKİNE VE CİHAZLAR 288.000.000.291 GELECEK YILLARDA İND.KDV 43.200.000.258 YAPILMAKTA OLAN YATIRIMLAR İmali tamamlanmış makinenin aktife alınma kaydı /

288.000.000.-

28/2/1997 191 İNDİRİLECEK KDV 14.400.000.291 GELECEK YILLARDA İND. KDV. 14.400.000.ATİK KDV’ nin 1/3 nün indirim kaydı / Makinenin aktife alınmasıyla birlikte maliyet bedeli üzerinden hesaplanan 43.200.000.- TL’ lik hesaplanan KDV’si dönem beyanına hesaplanan KDV olarak yüklenen KDV’nin 1/3’ü olan 14.400.000.- TL ise indirilecek KDV olarak ilave edilecek. Şubat sonu itibariyle işletme makinenin aktife alınma işlemini kendisine fatura keserek belgelendirilmiş olacaktır. IV. SONUÇ Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere işletmede kullanılmak üzere imal veya inşa edilen Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlerin imal ve inşası aşamasında yüklenilen KDV’ lebi ait oldukları vergilendirme döneminde indirim konusu yapılmaktadır.


Amortismana Tabi İktisadi Kıymetin kullanılmaya başlanması veya aktife alınması halinde kesilen faturada V.U.K hükümlerine göre belirlenen maliyet bedeli üzerinden KDV hesaplanmakta ve ait olduğu dönem beyanına hesaplanan KDV olarak ilave edilmektedir. Bu KDV aynı zamanda KDV Kanununun ATİK KDV’ nin indirimi ile ilgili hükümleri çerçevesinde indirim konusu yapılmaktadır. Teşviki yatırımla tamamı bir defada, teşviksiz olması halinde üç yılda üç eşit taksitte indirim konusu yapılmaktadır.

V. YARARLANILAN KAYNAKLAR 1. Akdoğan Nalan, Sevilengül Orhan, Tekdüzen Muhasebe Sistemi Uygulaması, İSMMM Odası Yayını No: 7, Beşinci Baskı, İstanbul 1995 2. Vergi Usul Yasası ve İlgili Tebliğler 3. Katma Değer Vergisi Yasası ve İlgili Tebliğler 4. Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği (1,2,3,4,5,6,7 Seri Nolu Tebliğler)


DÜZELTME VE YARGIYA GEÇİŞ Mahmut Nedim AKKURT SMMM I- VERGİ HATASININ NİTELİĞİ VE DÜZELTME: A – GENEL OLARAK Ülkemizde uygulanan sistem içinde vergi uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde idari barışçıl çözümler arasında yer alan birinci yol uzlaşma müessesesi, ikinci yol ise bu yazının konusunu oluşturan vergi hatalarında düzeltmedir. Düzeltme vergilendirme işletmelerindeki bir kısım sakatlıkların giderilmesi amacıyla Vergi Usul Kanunu’ nda düzenlenmiş bulunan bir idari süreçtir. Vergi Usul Kanunu 116. maddesinde “Vergi hatası, vergiye müteallik (vergi ile ilgili) hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır.”tamamı yapılmıştır. Yasa vergi hatası için bu genel tanımı verdikten sonra bu kavrama giren sakatlık türlerini 117. maddede “Hesap Hataları” ve 118. maddede “Vergilendirme Hataları” başlıklarıyla düzenlenmektedir. Vergi hatası türlerinden birini yapısında taşıyan sakat bir vergilendirme işleme karşı yargı yoluna gidebileceği gibi beş yıllık zaman aşımı süresi içinde olmak koşulu ile bu hata vergi dairesince re’sen ya da yükümlünün başvurusu üzerine düzeltilebilir. Düzeltme başvurusu vergi dairesince reddedilen yükümlü, şikayet yolu ile üst mercilere gidebilir. Düzeltme başvurusu idari denetim türlerinden istitaf başvurusuna (aynı merciye başvuru) şikayet yolu ise hiyerarşik idari başvuruya karşılık olmaktadır. Şikayet başvurusunda reddedildiği takdirde, bu red işlerine karşı dava açılır, yargı yoluna gidilir. Bu aşamada artık uyuşmazlık yargı yoluna intikal etmiş olur. Düzeltme yolu, vergilendirme işlemlerindeki belli sakatlıkların giderilmesini sağladığından bir yandan verginin yasallığı ilkesinin (Anayasa madde 73) sübjektif idari işlemler bakımından gerçekleşmesine yol açar. Böylece anayasal hukuk devleti ilkesinin işlerlik kazanmasında rol oynar. Düzeltme yolu, anayasal başvuru hakkı kapsamında idari merciler nezdinde yapılan girişimlerin bir örneği olarak, ileride uyuşmazlığın yargı mercilerine gidebilme hakkı ile de bağlantılıdır. Düzeltme idari bir çözüm yoludur. İdare kendi işlemleri üzerinde kaldırma, değiştirme ve almak üzere üç tür tasarrufta bulunabilir. Kaldırma ve değiştirme tasarrufunun etkileri ileriye dönük olduğu halde geri almada, konu işlemin etkileri yapıldığı andan itibaren hukuk hayatından kaldırılmaktadır. Vergi hatasının giderilmesi, hatalı vergilendirme işleminin yapıldığı andan itibaren tüm sonuçlarıyla geçersiz kılacak bir yolla, bir başka deyişle idarenin hatalı vergilendirme işlemini geri alması ile mümkündür. Vergi dairesi hatayı düzeltirken hatalı vergi işlemini geri alması ile mümkündür. Vergi dairesi hatayı düzeltirken hatalı vergi işlemini yapıldığı andan itibaren tüm sonuçlarıyla hukuk hatalarından kaldırmakta, yerine hatasız vergi işlemini tesis etmektedir. İdari işlemin geri alınmasının bir başka idari işlemle olduğu düşünülürse, vergi hatalarının düzeltilmesinin idari işlemin geri alınmasıyla çalıştığı görülmektedir. Geniş anlamıyla mali hukuk bakımından düzeltme yolu, kamu gelirlerinin idari denetimi kapsamına girer. Mali vergi hukuku açısından düzeltme yolu, hatalı vergilendirme işlemini ortadan kaldırdığında, düzeltilen vergi bakımından ve düzeltme miktarı itibarı ile, vergi borcunu sona erdiren nedenlerden birini oluşturmaktadır. Şekli, vergi hukuku


bakımından ise aynı konu, vergi usul hukuku kapsamında uyuşmazlıkların idari çözüm yollarından biri olarak karışımıza çıkıyor, öte yandan sonuçta vergi hatası taşıyan işlemlerin özel bir yolla yargıyla iptalini sağladığından düzeltme yolu vergi yargısı ile de bir köprü kurmaktadır. II- DÜZELTMENİN KONUSU A – VERGİ HATALARI Düzelteme işleminin konusu, Vergi Usul Kanunu’nda “vergi hatası” ile öngörülen belli vergilendirme sakatlıkları oluşturur. Herhangi bir vergilendirme işleminin taşıdığı sakatlığın vergi hatası sayılması için ilk olarak haksız bir işlem bulunmalıdır. “Haksız” olma unsurunu hukuka ve yasaya aykırılık şeklinde anlamak gerekir. Bu haksız işlem sonucu fazla ya da eksik vergi alınması söz konusu olmalıdır. Yani sakat işlem vergi dairesi lehine olabileceği gibi aleyhine de olabilir. Diğer bir unsur da, haksız vergilendirme ile fazla ya da eksik vergi “istenmesi” dir. Bu unsur göstermektedir ki vergi hatası taşıyan işlem vergilendirme sürecinin tarh aşamasında olduğu gibi tahsil aşamasında da yapılmış olabilir. Vergi Usul Kanununun 116. maddesi hükmünden, hatanın gerek vergi dairesince gerek yükümlüce yapılabileceği anlaşılmaktadır. Vergi Usul Kanunu’ nun 116. maddesi genel tanımında belirtilen unsurları taşıyan bir işlem, sakatlığı, Vergi Usul Kanunu’ nun 117 ve 118. maddelerindeki hata türlerinden birine dahil olduğu takdirde, bu vergilendirme işleminde bir vergi hatası bulunduğu, dolayısıyla bu hatanın düzeltme konusu yapılabileceği sonucuna varılacaktır. Bir vergilendirme işleminin vergi hatası türünden bir sakatlık taşıması için öncelikle kesin ve yürütülmesi zorunlu bireysel işlem niteliğinin bulunması gerekir. İkinci olarak, işlemin yasaya aykırılık unsurunu taşıması gerekmektedir. Yasaya aykırılık unsuru ile kastedilen, ilke olarak vergiyi doğuran olayı ortaya çıkış sırasında yürürlükte olan yasa hükümlerine aykırılıktır. Yasaya aykırılık vergilendirme işleminin esasa ilişkin ilişkisi bakımından sakat kılmaktır. İdari işlemin unsurları “esas” başlığı altında sebep ve konu unsuru olmak üzere ikiye ayrılır. İşte esas ilişkin sebep ve konu unsurlarında kendini gösterecek bir sakatlık o vergilendirme işlemi bakımından hata niteliği taşıyabilir. 1 – Hesap Hataları: Vergi Usul Kanunu’nun 117. maddesi hükmüne göre hesap hataları, matrah hataları, vergi miktarlarında hatalar ve verginin mükerrer “çifte vergi” olmasıdır. a) Matrah Hataları: Vergi Usul Kanunu’nun 117/1. maddesine göre matrah hataları; vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin noksan veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır. Bu hataların vergi dairesi veya mükellefçe yapılmış olması ise esasa tesir etmez. Düzeltme konusu olarak matrah hataların sadece tahakkuk fişi, ihbarname veya bu belgelerin dayanağı olan beyanname, vergi inceleme raporu, takdir komisyonu kararı, yoklama fişi ve tarhiyata konu olan tutanakta yapılmış hatalar olması gerekmektedir. Bu belgelerin (beyanname, vergi inceleme raporu, takdir komisyonu kararı, yoklama fişi ve tutanak) dayanağı olan defter ve belgelerde yapılmış hatalar ise matrah hatası sayılmaz ve düzeltme konusuna girmez. b) Vergi Miktarında Hatalar Vergi nispeti veya tarifenin yanlış uygulanması, vergi mahsuplarının yapılmamış olması, vergilendirme ile ilgili vesikalarda verginin noksan veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olmasıdır. (VUK 117/2 mad.)


c) Verginin Mükerrer Olması Aynı vergi kanunu uygulamasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır. (VUK. 117/3 Mad.) Vergi mükerrerliğinden bahsedebilmek için, vergilendirme dönemi, matrah ve vergi miktarının aynı olması gerekir. Eğer bunlardan biri farklı olursa vergi mükerrerliğinden söz edilemez. Ayrıca verginin mükerrer olduğundan bahsedebilmek için, aynı vergi kanunu’nun uygulanmış olması gerekir. 2 – Vergilendirme Hataları : Bu vergi hatası türü Vergi Usul Kanunu’nun 118. maddesinde, dört bent halinde düzenlenmiştir. Vergi yükümlülüğünün saptanmasında değerlendirme yanlışlıkları olarak tanımlayabileceğimiz bu hatalar, hesap hatalarına göre, vergilendirme işleminin özü ve yargı doğuran olay ile daha yakından ilgilidir. Değinilen özellik nedeniyle de, hesap hatalarına nazaran vergilendirme hatalarıyla ilgili hususlar hukuki uyuşmazlık konusu telakki edilmeye daha yakındır. Vergilendirme hataları, teorik nitelikleri bakımından idare işlemin sebep unsurlarındaki sakatlıklara ilişkindir. a) Yükümlü Kişide Hata Bu hata türü bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi ya da alınması şeklinde tanımlanmaktadır. (VUK 118/1 mad.) Vergiyi doğuran olaya hiçbir ilişkisi olmayan bir kimseden vergi istenmesi durumunda yükümlü kişide hata karşımıza çıkar. Vergi tahsil edilmişse, alınmış olan vergi red ve iade edilir. Mükellefin adının veya soyadının tahakkukla ilgili fiş, cetvel, kart ve defterlere yanlış yazılmış olması durumu, mükellefin noksan veya fazla vergilendirme hatası yani mükellefin şahsında hata sayılmaz. b) Yükümlülükte Hata Açık olarak vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf bulunan şahıslardan vergi istenmesi veya alınmasıdır. Yükümlülükte hata bulunduğundan bahsedilebilmesi için mükellefin vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf olduğunun açık bir şekilde belli olması gerekir. Aksi halde vergiye tabi olan veya muafiyet durumunun tartışmaya müsait olduğu hallerde, mükellefiyette hata olduğundan bahsedilemez ve bu nevi hatalar düzeltme yolu ile ıslah edilemez. c) Mevzuda Hata Açık olarak verginin konusuna (mevzuuna) girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemlerden vergi istenmesi veya alınmasıdır. (VUK. 118/3 mad.) Görüldüğü gibi, yükümlülükte hataya paralel olarak kanun bu hata türünde de “açık olma” ölçütünü kabul etmiştir. Gelir Vergisi Kanunu ‘na göre hiçbir gelir unsuruna girmeyen kumar kazancından, Jübile hasılatlarından ve yeddiemin ücretlerinden Gelir Vergisi almak istemesi bir vergilendirme hatası oluşturur. Mükellefte hata ve vergi mevzuunda hata türünün birbiriyle kolayca karışabildiği anlaşılır. Bu karmaşık durum vergi yükümlülüğü ile vergi konusu arasındaki bağlantıyı kuran vergiyi doğuran olaydan kaynaklamaktadır. Herhangi bir kişi için vergiyi doğuran olay ile ilişki kurması durumunda yükümlülük söz konusu olmayacağı gibi, vergi konusu olmayan bir unsur ile ilişki kurulması da vergiyi doğuran olayı ortaya çıkarmaz. d) Vergilendirmede ve Muafiyet Döneminde Hata İstenen verginin ilgili olduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş olması veya süre itibariyle noksan veya fazla hesaplanmış olması vergilendirme ve muafiyet döneminde hatadır. Vergilendirme dönemi bazı hallerde bir yıldan az olabilir. Özellikle işini bırakması veya yeni işe başlaması halinde bu duruma sıkça rastlanır. Bu gibi durumlarda vergilendirme döneminin olduğundan fazla veya noksan hesaplanmış olması, vergilendirme döneminde hata sayılır.


Vergi kanunlarının yürürlüğe girişi ve yürürlükten kalkışı, zamanaşımı konularındaki uygulama yanlışları ve kıst hesap dönemi durumlarında bu tür yanlışlıkların yapılması muhtemeldir. III- VERGİ HATALARINI DÜZELTMEDE USÜL: A- DÜZELTME KAPSAMI DIŞINDA KALAN DİĞER KONULAR 1 – Hukuki Uyuşmazlıklar: Düzeltme işleminin kapsamına girmeyen en önemli unsur, hukuki uyuşmazlıklardır. Vergi hataları nispeten kolay görülebilen, üzerinde tartışmaya pek gerek olmayan, açık ya da oldukça basit yanlışlıklardır. Bu nedenle yasa koyucu vergi hatalarına özgü olmak üzere ayrı bir çözüm yolu benimsemiştir. İşte bu vergi hatası kavramı dışında kalan öyle bir kısım sakatlıklar var olabilir ki, yasa koyucu bunların hatalara özgü bir yol olan düzeltme işleminden yararlanmasını öngörmemiş, tartışma konusu olduğunda bunların yargı organlarında karara bağlanması esasını benimsemiştir. Vergi hatası dışında kalıp da tartışma konusu olabilecek bu tür konulara ve uyuşmazlıklara “hukuki uyuşmazlık” adı doktrinde verilmektedir. Hukuki uyuşmazlıklar, vergi hatasından farklı olarak vergilendirme işleminin özüne ilişkin, vergi alacaklısı ile vergi borçlusu arasındaki hukuken tartışma konusu yapılabilecek hususlarda ortaya çıkar taraflardan biri işlemlerde sakatlık olduğunu iddia eder. Bu tür tartışmalar maddi olaya ilişkin açık olmayan noktalardan, yasa hükümlerinin kaleme alınmış şekillerinden, maddi olayın karmaşık şekillerinden, vergi borcunun zaman aşımına uğrayıp uğramadığı, bir vergi suçunda kasıt, ağır kusur gibi unsurların bulunup bulunmadığı vb. noktalardan doğar. Bir vergilendirme işleminde vergi hatası bulunduğu düşüncesiyle yargı oranlarına başvurmak yerine, yargısal süreler dolduktan sonra düzeltme yoluna gidildiğinde istem reddedilip sonuçta Danıştay’da iptal davası açılınca işlemin vergi hatası değil de hukuki uyuşmazlığa konu olduğu kanısına varılırsa, hatalara özgü yolla yargı merciine intikal ettirilmiş olan bu dava, hukuki uyuşmazlıkların çözümü için gerekli süreler içinde alt yargı mercilerine başvurulmadığı gerekçesiyle usulden reddedilir. Böylece olayın yargı merciine intikali ortadan kalktığından, hangi sakatlık türünün vergi hatası sayılıp düzeltme konusu yapılabileceğini, hangilerinin ise hukuki uyuşmazlık konusu olabileceğini saptamakta yarar vardır. 2- Yargı Kararına Konu Olmuş Hususlar Vergi Usul Kanunu’ nun 125. maddesi hükmüne göre hakkında yargı mercilerince bir karar vermiş olan yanlışlıklar düzeltme işlemi kapsamı dışında tutulmaktadır. Bu kuralın kabul edilmesinin iki nedeni vardır. İlk neden Anayasal bir temele dayanmaktadır, buna göre güçler ayrılığı ilkesinin bir gereği olarak yargı işlemine konu olmuş bir hususu idari işlemle değiştirilemez. Öte yandan Usul Hukukunun kesin hükme tanıdığı geçerlik, aynı şekilde bir yargı kararına dokunulmasını gerektirmektedir. 3- Ödeme Emri Aşamasındaki Uyuşmazlıklar 6138 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun ödeme emrine karşı yargısal başvuruyu düzenleyen 58. maddesi hükmü ile Vergi Usul Kanunu hükümlerinin birlikte topluca değerlendirilmesi sonucu bu aşamada düzeltme yoluna başvurulması yolunda içtihat yerleştirilmiştir. Böylece tarh işlemi sırasında ve tahsilden sonra başvurulma olanağı bulunan bu yol, bu iki aşama arasında tahsil işlemleri yürütürken işlemeyecektir. Hukuken ortaya çıkan bu garip görünüm, anılan iki kanunun getirdiği farklı düzenlemelerin bir sonucudur. IV- DÜZELTME YOLLARI VE DÜZELTME ZAMAN AŞIMI Düzeltme işlemi hem vergi aslı hem cezası için geçerlidir. VUK.’ nun 375. maddesine göre “vergi cezalarında yapılan hatalar bu kanunda vergi hataları için belli edilen usul ve şartlara göre düzeltilir.” Vergi ve ceza bakımından yapılacak düzeltme için kanunda iki yol


düzenlenmiştir. Buna göre düzeltme işlemi ya vergi dairesince re’sen yapılır ya da yükümlü başvurusu üzerine gerçekleşir. VUK’ nun 119. maddesinde belirtilen yollardan biri ile meydana çıkarılan vergi hatalarının, idarece tereddüt edilmeyen açık ve mutlak vergi hataları ise re’sen düzeltilir. (VUK.’ nun 121.mad.) Ortaya çıkarılan vergi hatalarının düzeltilmesi konusunda karar verme yetkisi ilgili vergi dairesi müdüründedir. (VUK. 120 mad.) Kendi aleyhlerine düzeltme yapılan kimselerin düzeltmeye karşı vergi mahkemesinde dava açma hakları mahfuzudur. (VUK.’nun 121.md.) Vergi hataları vergi dairesince re’sen düzeltme işlemine konu edildiği gibi mükellefler de vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteye bilir. Bu taleplerin posta ile taahhütlü olarak gönderilmesi gerekmektedir. (VUK.’nun 122.md.) Mükellefin düzeltme talebine ilişkin dilekçesini alan vergi dairesi bu talebi inceler, talep düzeltme mercii olan vergi dairesi müdürlüğünce uygun bulunduğu takdirde, düzeltmenin yapılmasını emreder ve düzeltme yapılır. A- DÜZELTME USULÜ Vergi Usul Kanunu 126. maddesine göre; hata düzeltme talebi beş yıllık zaman aşımı süresi içinde yapılabilir. Aynı konu 124. maddesinde ise “vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanlar şikayet yolu ile Maliye Bakanlığı’na müracaat edebilirler” düzenlenmesi yer almıştır. Bu hükümden düzeltme talebinin vergi davası açma süresi içinde de yapılabileceği ve bu durumda izlenecek yolun farklı olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, vergi hatalarının düzeltilmesi için idari çözüm yolu olarak iki olasılık karşımıza çıkmaktadır: - Vergi davası açma süresi içinde (30 gün) hata düzeltme talebinde bulunabilir. - Vergi davası açma süresi geçirildikten sonra, ancak zamanaşımı süresi (VUK. 126 mad.) içinde hata Düzeltme talebinde bulunulabilir. 1. Vergi Davası Açma Süresi İçinde Hata Düzeltme Talebinde Bulunulması Durumunda Yargıya İntikal: Vergi davası açma süresi içinde vergi idaresinden hatanın düzeltilmesini istenmesi, işlemi tesis eden makam, yaptığı idari işlemi gözden geçirmesi talebidir. (istitaf başvuru) Dava açma süresi içinde düzeltme başvurusu yapmaksızın doğrudan yargı yoluna gidilmesi olanağı bulunduğundan, anılan başvuru zorunlu olmayıp ihtiyari niteliktedir. Düzeltme talebinin vergi davası açma talebi içersinde yapılmasına ilişkin bir düzenleme Vergi Usul Kanunu’nda yer almakla birlikte yukarıda değinilen VUK’ nun 124. maddesinden gerekse aynı konunun 123. maddesinin 2686 sayılı kanunla değiştirilmeden önce bu konuyu düzenleyen hükmünden; anılan sonuca varılmasına engel bulunmamaktadır. Düzeltme taleplerinin reddi halinde izlenecek yolun belirlenmesi bu tür bir ayrım yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Vergi davası açma süresi içinde vergi dairesine düzeltme başvurusu yapıldığında (VUK.’ Nun 120. md.) başvurunun kabulü halinde hata düzeltilmiş olacağından sorun çözümlenmiş olacaktır. Vergi dairesinin talebi reddetmesi durumunda (açıkça veya zımnen) Maliye Bakanlığı’na başvurulmasını engelleyen bir hüküm bulunmakla birlikte mükellef için en uygun çözüm yargı yoluna gitmektir. Böylece dava açma süresinin geçirilmesi riski de ortadan kalkacaktır. Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan “düzeltme” ile ilgili hususların yargıya intikali durumunda İ.Y.U.K’ nun 10 ve 11 inci maddelerinden hangisinin uygulanacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Sorunun çözümü, söz konusu maddelerin uygulama koşullarının belirlenmesine bağlıdır.


“İdari Makamların Sükutu” başlığını taşıyan idari yargılama usulü kanunu 10’uncu maddesi, ilgileri hakkında idari davaya konu teşkil edecek bir idari işlem veya eylem yapılması için idari makamlara başvurabileceklerini (İ.Y.K. 10 / 1 Mad.) bu başvurulara 60 gün içinde yanıt verileceğinden isteğin red edilmiş sayılacağını (İ.Y.K. 10/2 Mad.) hükme bağlamaktadır. Bu maddelerin uygulanabilmesinin ön koşulu, ilgili hakkında aynı konuda daha önce tesis edilmiş bir işlemin bulunmasıdır. Öz itibariyle idarenin hareketsiz kalması halinde dava açma süresini düzenleyen bu maddedeki kuralların tümü yargılama usulüne ilişkin değildir. “Üst Makamlara Başvurma” başlığını taşıyan İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi, idari başvuru halinde dava açma süresinin durmasını amaçlamaktadır. Bu maddenin uygulanabilmesi, dava açma süresi içinde üst makama, üst makam yoksa işlemi tesis eden makama, söz konusu idari işlemin kaldırılması değiştirilmesi veya onunu yerine yeni bir idari işlem tesisi için başvurulması koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır. Vergi hatalarının düzeltilmesi taleplerinin reddinden sonra dava yoluna gidilmesinde, İ.Y.U.K.’ nun 10. maddesinin uygulama olanağı kural olarak yoktur. Anılan maddenin uygulanabilmesinin ön koşulu, ilgili hakkında aynı konuda tesis edilmiş bir işlemin bulunmasıdır. Oysa ki, vergi hatasından söz edilebilmesi için öncelikle bir vergi işleminin bulunması gerekir. Vergi idaresinin talebi yanıtsız bırakarak, bir deyişle talep karşısında hareketsiz kalarak yeni bir işlem tesis ettiği, dava konusu edilen işlemin de bu işlem olduğu düşünülse bile, hareketsiz kalmak suretiyle tesis edilen işlemle konusunun aynı olması 10. maddenin uygulanmasına engeldir. İdari Yargılama Usul Kanunu’ nda idari usule, Vergi Usul Kanunu’ nda ise yargılama usulüne ilişkin kurallar yer almaktadır. İdari bir süreç olan bu hata düzeltmede bu süreç sonuçlanıp yargı yaşamasında ve anılan yasada düzenleme bulunmayan hususlarda genel idari usul kuralları (İ.Y.K. da yer alan hükümler) uygulanır. Bu belirleme sonucunda, hata düzeltme taleplerinin reddinden sonra giden yargı yolunda İ.Y.K’ nun 11. maddesinin uygulanacağı sonucuna varılmaktadır. Bu uygulama hem dava süresi içinde hem de dava açma süresi geçirdikten sonra (zamanaşımı süresi içinde) yapılan hata düzeltme talebinin reddi üzerine gidilecek yargı yolunda geçerlidir. Bu saptamayı gerektiren nedenlere yöneltilecek eleştiriler şu şekilde özetlenir: İ.Y.K.’ nun 11.maddesine göre dava açma süresi üst makama yapılan başvurular, işlemeye başlamış olan dava açma süresinin durdurulacaktır. 30 günlük vergi davası açma süresi içindeki düzeltme işlemi de dava açma süresini durduracaktır. Bu noktada 11. maddenin uygulanmayacağı, çünkü bu maddenin ancak üst makamlara başvuru halinde işlerlik kazanacağı, oysa düzeltme talebinin tesis eden vergi dairesine yapıldığı, bunun da üst makama değil aynı makama başvuru olduğu itirazı ileri sürülebilir. Anılan itiraza, idari başvurunun yapılacağı makamın belirlenmesinin yargılama usulünün değil, idari usul hukukunun konusu olduğu İ.Y.K.’ da öngörülen üst makama başvurulması kuralının yargılama usulüne ilişkin olmayıp, genel bir idari usul kuralı olduğunu, özel idari usul kanunu niteliğindeki Vergi Usul Kanunu’ nun yönetsel başvurunun vergi dairesine yapılacağını hükme bağladığını, genel değil özel kuralın uygulanması gerektiği karşılığı verilebilir. Üst makam olmasına karşın vergi dairesine yapılan düzeltme talebinin reddi halinde 11. madde uygulanır. İdari başvuru halinde dava açma süresinin durmasını öngörmek suretiyle bir yandan kişilerin dava açma hakkını himaye ederken, öte yandan idari


süreçten olumlu yanıt almayan ilgililerin bir an önce dava yoluna gitmelerini, işleminin istikrarı için gerekli gören 11. maddesinin amaçsal yorumu da bu yargıyı doğrular niteliktedir. Vergi hatalarının düzeltilmesi süreci ile ilgili olarak yaptığımız geniş açıklamalardan sonra dava konusu edilecek vergi hatalarının; ikmalen ve re’sen tarh edilen vergiler, tahakkuku tahsile bağlı vergiler ile ilgili olabileceği gibi, beyan üzerinden tarh ve tahakkuk ettiren vergilere ilgi de olabileceğini hatırlatmakta fayda vardır. Zira beyan üzerinden tarh ve tahakkuk ettirilen vergiler de, beyana itiraz edilmekte birlikte, bu kuralın istisnası vergi hatalarıdır. 2- Vergi Davası Süresi Geçirdikten Sonra, Ancak Zamanaşımı Süresi İçinde Hata Düzeltme Talebinde Bulunulması Durumunda Yargıya İntikal : Dava açma süresi geçtikten sonra zamanaşımı süresi içinde yapılan düzeltme talepleri de VUK.’nun 120. maddesi gereğince vergi dairesine yapılır. (istitaf başvurusu) Bu makamın red kararı üzerine şikayet yoluyla Maliye Bakanlığı’na gidilmesi gerekir. (VUK. 124 mad.) Şikayet merciinin açık veya red kararı üzerine yükümlüce yargı yoluna gidilmesi durumunda merci tecavüzü söz konusu olacaktır. Vergi dairesi veya Maliye Bakanlığı’ na yapılan idari işlemle olacağından, söz konusu yeni vergi işlemi için düzeltme yoluna gidilmesi mümkündür. VUK’ nun 124. maddesi düzeltme talebi süresinin 5 yıl olarak belirtilmiştir. Bu düzenleme karşısında yargı yoluna idari başvurudan sonra gidileceği dikkate alındığından 5 yıl süresinin idari dava açma süresinin genişleten özel bir hüküm olduğunun kabulü gerekir. Beş yıllık zamanaşımı süresi içindeki Düzeltme işleminin vergi dairesi ve şikayet yolu ile giden Maliye Bakanlığı’nca reddi üzerine yargı yoluyla gidilmesinde de İ.Y.U.K.’ nun 11. maddesi hükmü uygulanır. Maliye Bakanlığı, şikayet yolu ile kendisine ulaşan müracaatları inceler. İnceleme sonucunda ya vergi dairesini haklı bulur ve bu durumu mükellefe bildirir. Ya da mükellefi haklı bularak düzeltmenin yapılmasın ilgili vergi dairesinden ister. Maliye Bakanlığı şikayet yolu ile yapılan düzeltme başvurusunu reddeder veya 60 gün içinde hiç yanıt hiç yanıt vermezse Danıştay’da iptal davası açabilir. Danıştay’da dava açma süresi 60 gündür. Danıştay bu tür davalara 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 24. maddesinin ( i) bendine göre ilk derece mahkemesi olarak bakacaktır. Danıştay’ da dava açma süresinin başlangıcı Maliye Bakanlığı red yazısının mükellefe tebliğ tarihinden itibaren veya başvuruya hiç cevap verilmemiş olması durumunda ise, 60 günlük bekleme süresinin bitiminden itibaren başlar. 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’ nun idari makamlara Sükutu’nu düzenleyen 10. maddesi ile “üst makamlara başvurma” yı düzenleyen 11. maddesi hükümleri vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda uygulanmazlar. Vergi hatası söz konusu olduğundan uyuşmazlığın idari aşamadan yargı yoluna intikaline ilişkin olarak yukarıda genel hatalarıyla verilen mekanizmanın işleyişi bakımından 10.06.1994 gün ve 4001 sayılı kanun ile Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişiklikler sonucu belli yenilikler ve bir ölçüde hukuki pürüzler sisteme sokulmuş bulunmaktadır. Şöyle ki; 4001 sayılı kanundan önce düzeltme şikayet yollarından sonra Danıştay Kanunu’ nun 24. maddesinin ( i) bendi uyarınca Danıştay’da ilk derece mahkemesi olarak iptal davası açılması söz konusu idi. Danıştay Kanunu’ nda bir değişiklik yapılmadığı için bu düzenleme halen yürürlüktedir. Buna karşılık 4001 sayılı kanun ile İ.Y.K.’ nun 37. maddesinde yapılan değişiklikler arasında maddeye


eklenen yeni (b) bendi yaratılmıştır. Anılan bende göre Vergi Usul Kanunu gereğince şikayet yoluyla vergi düzeltme talebinin reddine ilişkin işlemlerde: “Vergi, resim harç ve benzeri mali yükümlülükleri tarh ve tahakkuku ettiren” dairenin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesi yetkilidir. Söz konusu hüküm ile Danıştay Kanunu ve İ.Y.K. arasında bir çelişki doğmaktadır. Anılan çelişkin Danıştay Kanunu’ nda yapılacak paralel bir değişiklik ile giderilebilir. Bu durum ise vergi hatalarının yargısal çözümü iki dereceli normal mekanizma içine sokulmuş sadece hatalı işlemin dava konusu yapılabilmesi bakımından süre koşulu değişmiş olacak. B- DÜZELTME ZAMANAŞIMI Vergi hukukunda zamanaşımının kabul edilmesindeki neden, özel hukukta olduğu gibi kamu yararıdır; yoksa zamanaşımının hukuki anlamda alacaklıyı cezalandırmak amacı yoktur. Vergi dairesi alacaklarını izleme konusunda daha dikkatli olma zorunluluğunu duyacak ve böyle kamu yararı kadar tek tek kişilerin yararı da korunmuş olur. Vergi Usul Kanunu, vergide istikrar ilkesinin gereği olarak, düzeltme işlemleri bakımından da bir zamanaşımı süresi belirlemiştir. Yasada kullanılan terim zamanaşımı olmasına karşın bu süre aslında hak düşürücü niteliktedir. VUK’ nun 126. mad. Göre “114. mad yazılı zamanaşımı süresi dolduktan sonra meydana çıkarılan vergi hataları düzeltilmez.” Görüldüğü gibi ya a114. maddeye yani tahakkuk zamanaşımına atıf yapmak suretiyle düzeltme zamanaşımının başlangıcında da vergiyi doğuran olayı ve onu izleyen takvim yılı başını tutmuş olmaktadır. Beş yıllık zamanaşımı süresi her iki düzeltme yolu içinde kalmak koşuluyla mükellef başvuru ile düzeltme işleminde bulunabileceği gibi vergi dairesinde re’sen düzeltme yoluna gidebilir. Bazı özel durumlarda düzeltme zamanaşımı süresi 6 yıla uzayabilmektedir. Şöyle ki: VUK’ nun 126. maddesinde 114. maddede yazılı zamanaşımı süresi dolduktan sonra meydana çıkarılan vergi hataları düzeltilmez. Şu kadar ki :düzeltme zamanaşımı süresi: a) Zamanaşımı süresinin son yılı içinde tarh ve tebliğ edilen vergiden hatanın yapıldığı; b) İlan yolu ile tebliğ edip vergi mahkemesinde dava konusu yapılmaksızın tahakkuk eden vergilerde mükellefe ödeme emrinin tebliğ edildiği, c) İhbarname ve ödeme emri ilan yoluyla tebliğ edilen vergilerde 6183 sayılı kanuna göre harçsız yapıldığı; tarihten başlayarak bir yıldan aşağı olamaz, şeklinde belirleme yapılmıştır. Vergi Usul Kanunu zamanaşımı süresi içinde “hatanın ortaya çıkması” koşulunu getirdiğinden yasanın bu hükmü uyarınca hatanın ortaya çıkartılmış sayılması için, herhangi bir resmi işlem konusu yapılmasının gerektiği anlaşılmalıdır. V- SONUÇ Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan düzeltme işleminin konusunu Vergi Usul Kanunu’ nda “ vergi hatası” adı ile öngörülen belli vergilendirme sakatlıkları oluşturmaktadır. Hukuki uyuşmazlıklar düzeltme işleminin konusuna girmez. Düzeltme İdari ile çözüm yoludur. Düzeltme talebi yerinde görülüp, düzeltme işlemi yapıldığında idari işlem geri alınmış olmaktadır. Düzelme talebi idari denetim türlerinden istintaf başvurularına (aynı mercii başvuru) şikayet yolu ise hiyerarşik idari başvuruya karşılık gelmektedir. Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan “düzeltme hükümleri” hata niteliğindeki görülmesi, giderilmesi nispeten kolay, üzerinden tartışmaya pek gerek olmayan açık ya da oldukça basit yanılışlıkların ortadan kaldırılması için daha pratik bir yol olarak idari çözüm yolu düzeltme işleminin öngörülmüştür. Bütün hatalar için yargıya başvurulması


önlemek istenmiştir. Kapsamı belirlenen hataların varlığı halinde konu yargıya intikal etmeden idari bir çözüme kavuşturulmalıdır. Mevcut yasal düzeltmelere göre vergi hatalarının düzeltilmesi talebinin reddi üzerine gidilecek yargı yolunda uygulanacak süre konusunda İ.Y.U.K.’ nun 11. maddesi hükmü geçerlidir. Düzeltme işleminin belirlenen yararlarına rağmen bir vergilendirme işleminde vergi hatası bulunduğu düşüncesiyle baştan yargı mercilerine başvurmak yerine yargısal süreler dolduktan sonra düzeltme yoluna gidileceğinden istem reddedilip sonuçta yargıya gidilip iptal davası açılınca işlemin vergi hatası değil de hukuki uyuşmazlığa konu olduğu kanısına varılırsa hatalara özgü yola yargı merciin intikal ettirilmiş olan bu dava hukuki uyuşmazlıkların çözümü için gerekli süreler içinde alt yargı mercilerine intikal olanağı ortadan kalktığından hangi sakatlık türlerinin vergi hatası sayılıp düzeltme konusu olabileceğini saptamakta sayısız yarar vardır. Bu konuda Vergi Usul Kanunu, Danıştay Kararları ve Maliye Bakanlığı özel geliri bir fikir verebilir. Bütün bu açıklamalarımız göstermektedir ki; vergi hatalarınca özgü uyuşmazlık yollarının başka sakatlıklara karşı işletilmesi olanağı hukuken yoktur. Kaldı ki herhangi bir sakatlığın hukuki uyuşmazlık mı yoksa vergi hatası mı oluşturduğu bir yorum sorunu niteliği taşımaktadır. Gerçekte yasa koyucunun kolaylığı amaçlayarak düzenlediği vergi hatalarında düzeltme yolu bir yorum farkının sonucu olarak talebin yargı merciinde dinletilmemesi durumunu yaratabilmektedir. Bu durumda vergi yargısını özgü sürelere riayet mükellefler bakımından daha güvenceli bir yol olmaktadır. Ancak, doğrudan yargıya başvuru, olayı hukuki yönden denetler. Düzeltme yolu ise idari denetimi de yapmış olur. Belirtilen sakıncasına rağmen vergi hatalarının düzeltilmesi için öngörülen düzeltme yoluna korunmasında yine de yarar vardır. Çok basit hataların bile yargıya intikalinin yargının iş yükünü artıracağı, adaleti geciktireceği, gecikmiş adaletin, adalet olmayacağı unutulmamalıdır. Düzeltme yolunun sağlıklı işleyebilmesi, mükelleflerin düzeltme talep dilekçelerine, ilgili vergi dairelerinin şikayet yolu ile başvurularda Maliye Bakanlığı’ nın en kısa sürede yanıt vermesine bağlıdır. YARARLANILAN KAYNAKLAR - Ankara Mustafa, Vergi Hatalarının Yargısal Yolla Düzeltilmesinde Süre (İ.Y.K.M. 1011) Yaklaşım Dergisi, sayı 13, Ocak 1994 - Çağın Nam, Kumrulu Ahmet, Öncel Mualla Vergi Hukuku, Cilt 1, Genel Kısım, Anakara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Yayınları, 548, Ankara 1985 - Erdoğan Nurettin, Açıklamalı ve İçtihatlı Vergi Kanunu, Sevinç Matbaası Ankara 1989 - Özbalcı Yılmaz, Vergi Usul Kanunu Yorumu ve Açıklamaları, Ankara 1995 Sevgi Dünya Gazetesi, 30 Mayıs 1990, Sayfa 5


EMİSYON PRİMLERİ M. Vefa TOROSLU SM 1- TANIM Emisyon primi anonim şirketlerin kuruluş ve sermaye artırımı sırasında ihraç ettikleri hisse senetlerini nominal bedellerinin üstünde satın almaları durumunda işletmeye giren paraları ifade eder. Anonim şirketler gerek kuruluşları sırasında ve gerekse daha sonra- dan yaptıkları sermaye artırımları sırasında çıkarttıkları hisse senetlerini nominal değerlerinin üstünde bir bedelle satabilirler. Böyle durumlarda hisse senetlerinin nominal değeri ile ihraç değeri arasındaki olumlu fark emisyon primi veya agio olarak adlandırılır. Emisyon primi sadece hisse senetlerinin ihraç edilişinde oluşur. Ortakların ellerinde; bulundurdukları hisse senetlerini veya kurumların iştiraklerine ait hisse senetlerini, maliyet bedellerinin veya nominal değerlerinin üzerinde bir bedelle satmaları durumunda oluşan olumlu fark emisyon primi olarak kabul edilemez. Uygulamada emisyon primlerinin içeriği konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden bir tanesi emisyon primini sermayenin bir parçası olarak görmekte ve yedek akçe alarak kabul etmektedir. Diğer görüş ise emisyon primini gelir ve kâr olarak görünmektedir. 1. Görüş: Emisyon primi öz sermayenin bir unsurudur. Anonim şirketlerde sermaye sadece tescil edilmiş sermayeden ibaret değildir. Bunun yanında yedek akçeler, dağıtılmamış karlar ve aktifte meydana gelen diğer fazlalıklar da birer tiz sermaye unsurudur. Ortakların sahibi bulunduğu hisse senetleri sadece nominal sermayeyi değil ayrıca şirketin gerçek sermayesini de temsil ederler. Şirkete yeni ortaklar alırken eski ortakların haklarım korumak için, yeni ortakların nominal sermayeye ilaveten, eski ortakların nominal sermaye dışındaki hakları kadar bir fazla ödemede bulunmalarım sağlamak gerekir. Emisyon primleri, yeni hisse senedi alan ortakların eski hisse senetlerinin temsil ettiği gerçek sermaye kadar bir ödemede bulunması ve dolayısıyla sermaye eşitliğini sağlamak üzere, nominal değere ek olarak yapılmış sermaye yatırımıdır. Buna göre emisyon primi şirkete yeni katılan ortağın yatırdığı sermayeden başka bir şey değildir ve kârla hiç bir ilişkisi yoktur. 2. Görüş: Emisyon primi işletme açısından bir kâr unsurudur dolayısıyla vergilendirilmesi gerekir. Bilanço esasında ticari kazanç, işletmedeki öz sermayenin hesap dönemi başındaki ve sonundaki tutarları arasındaki olumlu farktır. Anonim şirketlerin bütün kazançları içerik ve kaynaklarına bakılmaksızın ticari kazanç sayılmaktadır. Bundan dolayı içeriği itibariyle bir kazanç olan ve şirketin öz sermayesinde bir artış meydana getiren emisyon primlerinin kurumlar vergisine tabi tutulması gerekir. 2- YASAL DÜZENLEMEYE İLİŞKİN TARİNİ SÜREÇ Mevzuatımdaki emisyon primleri ile ilgili ilk yasal Düzenleme 04.12.1985 tarih ve 3239 sayılı Kanunun 74. Maddesi ile yapılmıştır. Bu düzenleme ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun istisnalara ilişkin 8. maddesine l3 numaralı bend eklenmiş ve emisyon primleri dağıtılmak ve borsaya kayıtlı olmak koşullarıyla kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. 01.01.1986 tarihinde yürürlüğe giren bu istisna hükmü 31.12.t993 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır


Daha sonra 1 1.07.1992 tarih ve 3824 Sayılı Yasanın t0. maddesi ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesinin 13 numaralı bendi değiştirilerek dağıtılmama koşulu madde metninden çıkartılarak istisna kapsamı genişletilmiştir. Son olarak 30.12. 1993 tarih ve 3946 Sayılı Kanunun 30. maddesi ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun istisnalar ile ilgili 8. maddesinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklik ile istisna hükümleri azaltılmış ve emisyon primleri ile ilgili bölüm yeniden düzenlenmiştir Emisyon primleri ile ilgili olarak halen yürürlükte bulunan 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesinin 5 numaralı bendi şu şekildedir. "Kurumlarını rüçhan hakkı kuponlarının satışından elde ettikleri kazançlar ile anonim şirketlerin kuruluşlarında ve sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları hisse senetlerinin itibari değerlerinin üzerinde elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar" Kurumlar vergisinden müstesnadır. 3- EMİSYON PRİMİ İLE İLGİLİ MEVZUAT 3.1 Türk Ticaret Kanunu T.T.K.'na göre emisyon primleri yasal yedek akçe olarak değerlendirilmektedir. T.T.K.'nda emisyon primleri ile ilgili hükümler 2R6. ve 466. maddeleri düzenlenmiştir. Anonim şirketlerde nominal bedelin altında bir değerle hisse senedi ihraç edilmesi yasaktır. Yine anonim şirketlerde hisse senetlerinin nominal bedelin üstünde ihraç edilerek emisyon primi oluşturulabilmesi için şirket ana sözleşmesinde bu konuda bir hüküm bulunması, eğer böyle bir hüküm yoksa genel kurul tarafından bu konu ile ilgili bir karar alınması gerekmektedir. Bu konu ile ilgili T.T.K.'nun 286. Maddesi şu şekildedir. "İtibari kıymetlerinden aşağı bir bedel ile, hisse senedi çıkarılamaz. Senetlerin, itibari kıymetlerinden yüksek bir bedelle çıkarılmaları esas mukavelede bu hususta bir hüküm bulunmasına veya bunun umumi heyet tarafından karar altına alınmasına bağlıdır." T.T.K.'na göre emisyon primleri bir tür yasal yedek akçe olarak kabul edilmiştir. Bu konu ile ilgili olarak T.T.K.'nun 466. maddesi şu şekildedir. "her yıl safi karın yirmide birinin ödenmiş esas sermayenin beşte birini buluncaya kadar umumi yedek akçe olarak ayrılması mecburidir. Kanuni haddini bulduktan sonra dahi bu akçeye aşağıdaki paralar eklenir: I. hisse senetlerinin çıkarılmasında çıkarma masrafları indirildikten sonra, itibari kıymetten fazla olarak elde edilen hasılatın itfalara veya yardım ve hayır işlerine sarf edilmeyen kısmı." Burada önemli olan husus emisyon primlerinin tamamının yasal yedek akçe olarak ayrılmayacağıdır. Emisyon primi tutarından hisse senedi ihraç giderleri, itfalar ve hayır işlerine harcanan kısımlar düşülerek kalan tutar yedek akçe olarak ayrılacaktır. 3.2 Kurumlar Vergisi Kanunu Emisyon primleri 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesinin 5 numaralı bendi ile kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştur. Konu ile ilgili kanun maddesi şu şekildedir. "Kurumların rüçhan hakkı kuponlarının satışından elde ettikleri kazançlar ile anonim şirketlerin kuruluşlarında ve sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları hisse senetlerinin itibari değerlerinin üzerinde elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar." Kurumlar vergisinden müstesnadır. 3946 Sayılı Kanunun 32. maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 25. maddesi değişiklik asgari kurumlar vergisi esası getirilmiştir.


Yeni getirilen bu maddeye göre Kurumlar Vergisi Kanunu'na göre tespit edilen kurum kazancından % 25 oranında kurumlar vergisi alınması öngörülmektedir. Yine aynı maddede bu orana göre hesaplanan verginin bazı istisnalar hariç olmak üzere, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının % 20 sinden az olamayacağı esası getirilmektedir. Bu maddeye göre emisyon primleri asgari kurumlar vergisi matrahının belirlenmesinde istisna olarak dikkate alınmayacaktır. 4108 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen geçici 23. maddenin (b) bendine(e "Bu Kanunun 8. maddesinin 5 numaralı bendi ile geçici 11. maddesine göre kurumlar vergisinden müstesna tutulan kazançla, 1 .1. 1994-31.12.1998 tarihleri arasında 25. maddenin 2. fıkrasında öngörülen % 20 oranlı kurumlar vergisine tabi tutulmaz." hükmü yer almaktadır. Bu maddeye istinaden emisyon primleri 31.12.1998 tarihine kadar % 20 oranlı asgari kurumlar vergisi matrahına dahil edilmeyecektir. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun geçici 23/b maddesinde emisyon primlerinin %n 25 oranlı kurumlar vergisi karşısındaki durumu açısından herhangi bir hüküm getirilmemiştir. Bu nedenle emisyon primleri Kurumlar Vergisi Kanunu'nun R. maddesinin 5 numaralı bendine göre % 25 oranlı kurumlar vergisinden müstesna tutulacaktır. 3.3 Gelir Vergisi Kanunu Emisyon primleri Gelir Vergisi Kanunu'nun 75. maddesinin 2. fıkrasının 4 numaralı bendine göre menkul sermaye iradı kabul edilmektedir. Bundan dolayı da emisyon primlerinin Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinin 6/b bendi uyarınca % 20 oranında vergi kesintisine tabi tutulması gerekmektedir. 410R sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 23. maddenin (b) bendinde "Anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları hisse senetlerinin itibari değerlerinin üzerinde elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar, Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesinin 1. fıkrasının 6 numaralı bendinin (b) alt bendine göre tevkifata tabi tutulmaz." hükmü yer almaktadır. Yine aynı maddeye göre emisyon primleri 1.1.1994-31.12.199R tarihleri arısında Gelir Vergisi Kanunu 94. maddesinin (ı/b bendi uyarınca vergi kesintisine tabi tutulmayacaktır. 3.4 Sermaye Piyasası Kanunu Emisyon primleri SPK Mevzuatında öz sermaye unsuru olarak kabul edilmektedir. 30.(17.19R1 tarih ve 24ı)9 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu 3. maddesi ile hukuk sistemimize kayıtlı sermaye kavramını getirmiştir. Bu sayede anonim şirketlerin nominal bedellerinin üstünde bir bedel ile hisse senedi ihraç edebilmeleri kolaylaşmıştır. S.P.K.'nun kayıtlı sermayeye ilişkin 3. maddesinin (d) bendi şu şekildedir. "Kayıtlı Sermaye: Anonim ortaklıkların, esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak kaylıyla, yönetim kurulu kurarı ile Türk Ticaret Kanununun sermayenin artırılmasına dair hükümlerine tabi olmaksızın hisse senedi çıkarabilecekleri azami miktarı gösteren, Ticaret sicilinde tescil edilmiş sermayeleridir." Kayıtlı sermaye sistemine tabi anonim şirketlerin yönetim kurullarınca sermaye artırımlarında emisyon primli hisse senedi ihraç edebilmeleri için ana sözleşmede bu konuda hüküm bulunması gerekmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Sermaye Piyasası Kurulunca yayınlanan Seri 1, No I Hisse Senetlerine İlişkin Esaslar 7ebliğinin 10. maddesinin 4. bendi şu şekildedir. "Bu sistemde yönetim kuruluna imtiyazlı veya itibari değerinin üzerinde hisse senedi çıkarılması, pay sahiplerinin yeni pay almak haklarının (rüçhan hakkı) sınırlandırılması veya


imtiyazlı hisse senedi sahiplerinin haklarını kısıtlayıcı nitelikte karar alma yetkisi verilmek isteniyorsa bu hususlarda esas sözleşmede hüküm bulunması şarttır." SPK Mevzuatına göre emisyon primleri yedek akçe değil, sermaye hesabının bir uzantısıdır. Bu konu Sermaye Piyasası Kurulunca yayınlanan Seri XI, No 1 Mali Tablolara İlişkin Açıklamalar Tebliğinde şu şekilde belirtilmiştir. "Yeni çıkarılan hisse senetlerinin primli satışından kaynaklanan tutarlar bu başlık al- tında gösterilir. Emisyon primlerinin sermayeyi temsil eden hisse senetlerinde bir değer artışını ifade etmesi nedeniyle yedekler arasına alınması mümkün değildir." 3.5 Tek Düzen Hesap Planı Tek düzen muhasebe sistemi, 26.12.1992 tarihinde yayınlanan I Sıra Nolu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği'nde belirlenmiştir. Söz konusu tebliğde düzenlenen Tekdüzen Hesap Planında emisyon primleri 52 SERMAYE YEDEKLERİ grubunda gösterilmiştir. Sermaye Yedekleri Tebliğ' de şu şekilde tanımlanmıştır. "Hisse senedi ihraç primleri, iptal edilen ortaklık payları ve yeniden değerleme değer artışları gibi sermaye hareketleri dolayısıyla ortaya çıkan ve işletmede bırakılan tutarların izlendiği hesap grubudur." Tek Düzen Hesap Planı' da emisyon primlerini SPK mantığı içerisinde sermayenin bir unsuru olarak tanımlanmıştır Planda emisyon primleri 520 HİSSE SENEDİ İHRAÇ PRİMLERİ hesabında takip edilecektir. Bu hesabın Tebliğ' deki tanımı şu şekildedir. "Yeni çıkarılan hisse senetlerinin primli satışından kaynaklanan tutarlar bu hesaptı izlenir Hisse senedinin nominal Fiyatı ile satış fiyatı arasındaki fark bu hesabın alacağına satış biçimine bağlı olarak, ilgili hesabın borcuna kaydedilir. Bu tutarların sermayeye ilavesi veya başka bir amaçla kullanılması durumunda bu hesaba borç kaydedilir. Örnek ABC Anonim Şirketi sermayesini 5.000.000.000 TL' dan 7.500.000.000 TL' na çıkarmaya ve hisse senetlerini % 50 primli ihraç etmeye karar vermiştir. İhraç işlemleri bir aracı banka kullanılarak gerçekleştirilecektir. Bu işleme ilişkin muhasebe kayıtları şu şekildedir: /

501 ÖDENMEMİŞ SERMAYE

2.500.000.000 500 SERMAYE 2.500.000.000

Artırılan sermayenin taahhüt edilmesi / 102 BANKALAR

3.750.000.000 501 ÖDENMİŞ SERMAYE

2.500.000.000 520 HİSSE SENEDİ İHRAÇ PRİMLERİ 1.250.000.000


Artırılan Sermayenin Ödenmesi /

4- SONUÇ Emisyon prim uygulanmasının en temel amaçlarından biride şirketlerin halka açılmalarının teşvik edilmesidir. Emisyon primleri halka açılma sürecinde şirketlerin mali yapılanın güçlenmesini sağlayacaktır. Ayrıca emisyon primleri şirketlerin finansman ihtiyacının karşılanmasında alternatif bir borçlanma aracı durumundadır. bu çerçevede emisyon primlerinin daha yaygın olarak uygulama alanı bulması için vergiye tabi olmaktan çıkarılması gerekmektedir. t3unnn içinde gelir Vergisi Kanunu'nun 75/b-4 ve 94/G- b maddeleri ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 25. maddesinin gözden geçirilerek gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR AKDOĞAN Nalan SEVİLENGÜL Orhan CANOĞLU Mehmet Ali DOĞRUSÖZ A.Bumin ERİMEZ Rüştü MAÇ Mehmet Maliye Hesap Uzmanları Derneği Sermaye Piyasası Kurulu TUNCER Selahattin TUNCER Selahattin YILMAZ Celali

Tek Düzen Muhasebe Sistemi Uygulaması İSMMMO Yayını İstanbul 1994 Emisyon Primleri Mükellefin Dergisi Eylül 1996 Sayı 45 Kurum kazancının saptanması ve vergilendirilmesi Vergi sorunları dergisi Şirketlerde Kar Dağıtımı Yedek Akçeler ve vergileme Temel yayınları İstanbul 1985 kurumlar vergisi – denet yayınları İstanbul 1995 1997 Beyanname Düzenleme Kılavuzu İstanbul 1995 sermaye piyasası Mevzuatı SPK Yayını Ankara 1988 Emisyon Primleri ve Vergilendirme Mükellefin dergisi Haziran 1995 Sayı 30 Vergileme Açısından Emisyon Primleri Vergi Dünyası Aralık 1990 Sayı 112 Emisyon Primi İstisnası Vergi Dünyası Ocak 1995 Sayı 161


E K

S O S Y A L 8 . 5 8 4 . H i s s e s i . 0 _ v e r e n P E R S O N E L 1 1 . 4 1 0 g b 0 1 ( 8 i ö ç y S 1 S ( T h ö 0 G 1 . 3 i 3 B Ö . . P 5 G M . M .

ö i _ 7 2 . _ d a a i 4 . 2 L i d T ö 3 . 3 4 b 0 G 1 A D

r ü l l d i K a . 0 1 5 . 6 6 1 4 v e r e m e l 1 _ p 1 l g o r . 4 0 S . K 5 . 6 ) n s s e e n e 0 B A s t e 3 8 5 . . . 1 5 4 . 3 l a 1 Ü N L . 1 . - L I E Y E . . . . . i m i 1 2 4 1 . 1 Ç M E a f i

d r n 0 2 . e k a m t 0 . 2 i s c R r

ü i u . 4 9 n t n a a .

G Ü V E N L 0 K 3 5 8 K E S 0 N T 0 L E R 0 0 _ ç i . . . . . . : 2 . 3 8 1 . 4 0 0 H i s s e s i . . . . : 6 . 2 0 2 . 9 5 8 E Y A P I L A C A K . 9 0 2 N E T Ö D E M E

ü

g i b i m m i k t a n u g e r e 0 0 0 . - T L . 9 5 0 - 1 7 5 0 . - T L h i s s e s e d i r . i _ ç i i s 1 g e r e l 1 d a n t 0 0 0 . - T L a s g a r i 4 . 9 5 0 . n h e m i _ i s i g o r t e k t i r . E N S . S . K g e T a v a n - K a t s a y . . . . . . . . . 1 3 3 8 5 x 7 1 . 2 7 5 = e d i l e c e k . 4 7 9 . 0 4 3 Ü K T A V A N 1 9 9 7 T A R 0 S . S . K . T C E - 0 P R 0 M . . . . . . . . . . . . . 2 5 r T u t a r 1 . . . 9 9 0 ( 2 5 . 1 9 9 7 T A R Ö N V E M Ü L T u y e t . . . 3 1 . 1 0 0 . 0 0 u a f i y e t . . . . 2 . 5 9 1 . 6 6 7

/ ö r n e k S . S . K . a s g a r i r 1 o l a n 2 5 . 6 2 4 i a l d 1 1 ü c r e t a r a s 1 n d a k i . 0 1 0 . 0 0 0 = 8 . 6 1 4 n i n h e m i _ ç i h i n i i _ v e r e n K e z a 1 6 y a _ a l ç i n d e d e a y n 1 k m e k t e d i r . ü m k e s i n t i l e r ü z e r i n d e n y a p b i l d i r i m i o l a n 1 4 . 4 0 0 . 0 0 0 = 7 . 3 ç i h e m d e i _ v e a l 1 t a r a f 1 n d a n 1 . 1 . 1 9 9 7 T A R 0 . T A V A N I : - Ü s 1 . . . . . . . . . . . . . 1 . . . . . . . . . . . . . . 3 3 1 5 = 4 4 . 3 7 1 . 1 . 4 7 9 . 0 4 2 , 5 0 T o l u r s a ; x 3 0 = 4 4 . 3 7 1 . Ü C R E T : 1 . 4 7 9 . 0 H 0 N D E N 0 T 0 B A R E A B A N M A T R A H I V T U T A R I : - M a t . . . . . . . . . . 6 2 4 . 9 5 0 - Ö d e . . . . . . . . 6 2 4 . 9 5 0 x % 2 0 0 H 0 N D E N 0 T 0 B A R E C 0 M U A F 0 Y E T 0 : . . . . . . . 0 . T L - A y l 1 k . . . . . . . . - T L T

: Z 2 4( B( ¼( ıëıëıùıçı

l

n

| À(

>* CJ ¨

Œ ø,

Ž ü,

j f

2- T ,. ..

CJ

U ¾

h ú2

mH x

l

î

r 3

– P7

>*

CJ

R7

t e . 9 5 0 i l e o l a n . 9 5 0 ) e m d e t 1 n d a i _ l e m i n 1 l a c a k , 1 3 . 2 5 0 . r e n H 0 N D E N t . . . . . . . 2 7 5 ; L t a m a 2 9 0 ; T L 4 3 - T L N 0 S T E - E E r a h . . . n e . ) E N .

c e k . Y 1 l l 1 k . . .

.

X

.

b

.

Ğ

.

î

ıùı ıùö ô ıùıù ıùıùıùıù

5 ŽCJ

CJ

!

R

T


H


.


p


Å&#x;


â€


¤


@

î

ğ

X ã

ï

b ï

ï ¤x

„h

é

ï ¤x

ï

„¨

Ü ï

ï ¤x

ï

ï ï

ï

ï dğ

ï ï

ï ï

ó

ï Ø

¤x

ï ï ï ¤x


$

„ x

H

¤x

R

T

l

n

¨

f

¾


.


p


Å&#x;


â€


¤


@

b N B ^ 8 À Ž 2- Æ- – Ò – H! " X" æ" "$ ˜% æ% & |' ~' †' ¶( ¸( º( ¼( à( V) ¨) ö) X* ¦* Ä* 2

î

|

ğ

j

X

\

K

î

"

:

<

Z

˜

ˆ'

À'

¬(

®(

°(

²(

´(

ö


+

R+ ”+ à+ üùöóğíêç

×ÿÿÿ \ H! û

ö "

û °(

H,

Ž,

â, áß

Xb N B ^ 8 Ž 2- Æ- – Ò – X" æ" "$ û û û û û û û û

û

®(

ú+ ä

û ²(

´(

¶(

¸(

º(

¼(

ø, ß À

„- †ß ,şÿÿ K î

Žşÿÿ €şÿÿ " : <

û

û û

û

û

û û

õ

û

û û

„h V)

¤x ¨)

ö)

Öÿÿÿ | j

û

û

à(

ßßßßßß Éÿÿÿ Êÿÿÿ Z ˜ 2

¤x X*

û û "$ ˜% ¦* Ä*

û æ%

À'

¬(


+

R+

”+

à+

û

ú+ û

û

Ž,

â, û

¨1

û û û

ú2

õ n3

‚3

û

õ „Ô

Â2

û û

õ õ

õ 2 Z2

û

û û

õ õ ¦1

û

û

õ l/

ø,

û û

†-

H,

„3

Æ3

õ õ ¤x

¤x

õ ø, „-


4

n4

À4 @5 û

û

®5

Ö5

Ø5

û û ¤x

Ğ6

P7 û

†-

û

l/

û û

õ

û û

û ¦1

¨1

2

û

û

û û

¤x

R7

û û

û „

L6

û

Z2

û û

û

ó Â2

ú2

n3

‚3

„3

Æ3


4

n4

À4

@5

®5

Ö5

Ø5

L6

Ğ6

P7

R7

şş

°‚. °ÆA!°‰ "°‰ #Ž‰ $Ž‰ %°

[

$ @ñÿ $ N o r m a l mHJ ` J B a _ l 1 k 4 $ „Ğ „Ğ dÒş H$ 7$ 8$ @& 5 ŽCJ B ` B B a _ l 1 k 5 $ d ÿ H$ 7$ 8$ @& 5 ŽCJ 8 ` 8 B a _ l 1 k 6 $ H$ 7$ 8$ @& CJ J A@òÿ¡ J V a r s a y 1 l a n P a r a g r a f Y a z 1 T i p i ô F ÿÿÿÿ R7 b "$ ø, R7 ! †R7 " ğ8 ğ @ -ñ ÿÿ ÿ €€€ ÷ ğÒ ğ ğp ğ( ğ €bÔ ğ ğH B ğ C ğ D • ¿ ÿ ğ ğ ğH B ğ C ğ D • ¿ ÿ ğ ğ ğH B ğ C ğ D • ¿ ÿ ğ ğ ğH B ğ C ğ D • ¿ ÿ ğ ğ ğB ğ ç i n Y a p 1 l a c a k B i l d i r i m : - 1 6 Y a _ A l t 1 0 _ K a n u n a G ö r e Ö d e n m e s i G e r e k e n A s g a r i Ü c r e t 1 4 . 4 0 0 . 0 0 0 . - T L S . S . K . ' n a 1 . 1 . 1 9 9 7 t a r i h i n d e n i t i b a r e n 5 0 6 / 7 8 n c i m a d d e g e r e i b i l d i r i l m e s i g e r e k e n a s g a r i b i l d i r i m ; 7 7 3 0 x 3 3 1 5 : 2 5 . 6 2 4 . 9 5 0 . - T L 1 6 Y a _ Ü s t ü 0 _ K a n u n u n a G ö r e A s g a r i Ü c r e t l e Ç a l 1 _ a n 0 _ ç i l e r i ç i n S . S . K . ' n a G ö r e y a p 1 l a c a k 0 _ l e m : 1 6 Y a _ Ü s t ü 0 _ K a n u n a G ö r e A s g a r i Ü c r e t i Ö d e n m e s i G e r e k e n A s g a r i Ü c r e t 1 7 . 0 1 0 . 0 0 0 . - T L 1 . 1 . 1 9 9 7 t a r i h i n d e n i t i b a r e n S . S . K ' n a 5 0 6 / 7 8 n c i m a d d e g e r e i n c e b i l d i r i l m e s i g e r e k e n a s g a r i b i l d i r i m ; 7 7 3 0 x 3 3 1 5 : 2 5 . 6 2 4 . 9 5 0 , - T L B u d u r u m d a i _ v e r e n l e r i n y a p a c a k l a r 1 i k i s e ç e n e k m e v c u t b u l u n m a k t a d 1 r ; a ) T ü m ç a l 1 _ a n l a r 1 n f i i l i ü c r e t l e r i n i


S 2 e ü ç y g i t ö a S o a M o ( k S 1 g T

. 5 d z a a e _ a d ç i l s a l 1 e e 7 e L

S . i e l _ r ç m e 1 g u g r a ) s y . r

G 2 Ü 0 T

0 3 c _ .

D . r v T

. 6 p r 1

a 9 m e l 1

i h 0 e

K . 2 4 . t ü i n d _ a n a l t k l i g e m 1 n m e s l a y r t a 0 _ r i A y a k t d i r n t i a n ' 1 0 . k e n

3 E 7 e e e

1 R 2 t r _

3 R 2 r

e i a n k o p a t c

D 0 Y . . . : G Ü

- E R Ü K Ü . . . . 8 V E N 0 _ ç 2 . 3 8 1 6 . 2 0 2

g b 0 1 ( 8 i ö ç y S 1 S ( T h ö

ö i _ 7 2 . _ d a a i 4 . 2 L i d

r ü l l d i K a . 0 1 5 . 6 6 1 4 v e r e m e l 1 _ p 1 l g o r . 4 0 S . K 5 . 6 ) n s s e e n e

/ L 3 l e .

0 E . e n

r 1 i a l ü 1 1 . s 1 0

s g a 5 0 . k e n y a r 1 v e k e s e k n i d i r c a k 1 S K a n c r e b i r . ) N i n y 0 0 a s g

/ 0 5 i h 0 _ 5 1 0

r s a

i T i p 0 ü i n i _ _ v . o e r u n t l l d ( 0 o t y a _ T L a r

L n 1 _ s t v e l k u e i _ : a 1 i

1 9 9 7

p r a t i l m K t ü i l e r r e B i u r a n n a ç r i y e 0 p 1 n a S . b

i y l a a

m l e s n ü e r e n n r s a S g a l m i r i _ y l m g S . i l

1 r 1 u c i t ö m e ö 1 n e a ö K d

G E N E L

m k i , n r h a r ; y r _ n i r k r . i

a t r a ü c r n b u b ) u g e e t l e a r a d i s s e r a f 1 n e k l Ö R h a n e b e m a k t e _ e n T e i n d e t a d 1 e a l b i l r i m :

h 1 o l a n e t e i b l a m e b l a V e y a r e i n c e 1 6 r i ü z e r i n d e n a k i g e r e k s i n i n n d a n e b u n u N E K : 2 1 y a _ 1 n d a l i r l e n e n a d 1 r 1 9 9 7 k i l d e h l i k e S 1 n 1 f 1 T . T e _ . r . - S e r k a n d 1 1 ü c r e t : d i r i l m e s i 2 5 . 6 2 4 . 9 5 0

Y Ö N E T 0 M

a k 1 9 9 7 0 1 0 . 0 0 0 i s s e s i Ö D E N E C 3 . 7 2 7 . 9 M L Ü L Ü K L E R G e l i r : 2 . 7 9 5 . 8 5 0 D a m 8 1 . 6 4 8 T T e _ 5 0 . 5 0 0 Ö D E N E C E K L 0 K 8 . 5 8 4 . 3 i H i s s e s i . . . . 4 0 0 0 _ v e r e n H i . 9 5 8 P E R S O N E L E 1 1 . 4 1 0 . 9 0 2 N E T

E K V E R 9 8 V e r g i g a V e r v i k Ö d S O S Y A 5 8 K E S . . . . s s e s i Y A P I L A Ö D E M E

d r n 0 2 . e k a m t 0 . 2 i s c

/ ö r a s g a r i 2 5 . 6 2 4 1 ü c r e t d a k i 0 = 8 . 6 1 4 i _ ç i h e r e n y a _ a l e a y n 1 i r . n t i l e r d e n y a p m i o l a n 0 0 0 = 7 . 3 d e i _ v e a f 1 n d a n 9 7 T A R 0

ü i u . 4 9 n t n a a .

ü m n 0 . 5 e

s l 0 a 4 . n i e k

u 0 9 0 h d i 1 1 0 s 9 h s t

8

O c 1 7 . i s s e s v . H i . 3 0 0

g i b i m i k t a g e r e 0 . - T L 5 0 - 1 7 . - T L i s s e s i r . _ ç i i g e r e d a n t 0 . - T L g a r i 5 0 . e m i _ i g o r t i r .

S . S . K . r 1 o l a n i a l d 1 a r a s 1 n . 0 1 0 . 0 0 n i n h e m i n i i _ v K e z a 1 6 ç i n d e d k m e k t e d ü m k e s i ü z e r i n b i l d i r i 1 4 . 4 0 0 . ç i h e m a l 1 t a r 1 . 1 . 1 9

A y 1 0 _ ç i S . S . K . 6 . 2 0 2 . 9 5 8 G 0 s g e L 0 : . C

V E

i . . . i s i . . m e s i . N T 0 L E R 0 . A K

.

. :

n e k t e . 9 5 0 i l e o l a n . 9 5 0 ) e m d e t 1 n d a i _ l e m i n 1 l a c a k , 1 3 . 2 5 0 . r e n H 0 N D E N


0 G 1 . 3 i 3

T ö 3 . 3 4 b 0 G 1 A D

B Ö . . . P r 5 . G M . M .

0 s 3 . 1 4 l

B t 8 . 5 . a

Ü . E . . i 1 1 Ç a

N 1 L Y . m 2 . M f

Ö u . u a f .

A R E N S . S . K e r g e T a v a n 5 - K a t s a y . . . . . . . . . . 1 3 3 8 5 x 3 7 1 . 2 7 5 = e d i l e c e k 1 . 4 7 9 . 0 4 3 L Ü K T A V A N . 1 9 9 7 T A R 0 I S . S . K . T E C E - 0 P R 0 M . . . . . . . . . . . . . . 2 5 i T u t a r 1 . 4 . 9 9 0 ( 2 5 1 . 1 9 9 7 T A R E N V E M Ü L T i y e t . . 3 1 . 1 0 0 . 0 0 i y e t . . . 2 . 5 9 1 . 6 6 7

. T A V A N I 1 . . . . . . . 1 . . . . . . . . 3 3 1 5 = 4 1 . 4 7 9 . 0 4 o l u r s a ; x 3 0 = 4 Ü C R E T : 1 H 0 N D E N 0 A B A N M A T T U T A R I : . . . . . 6 2 4 . 9 5 0 . . . . . 6 2 4 . 9 5 0 0 H 0 N D E N E C 0 M U A F . . . . 0 . T L . . . . . - T L T

: Z 2 4( B( ¼( ıëıëıùıçı

l

n H

| À(

>* CJ ¨

Œ ø,

Ž ü,

j f

2- T ,. ..

CJ

U ¾

h ú2

mH x

: - Ü s t . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 4 . 3 7 1 . 2 7 5 ; 2 , 5 0 T L t a m a 4 . T R .

0 0 . -

. 4 0 A

3 7 B H . . . x T 0 Y E . A y .

l

7 9 A I M . Ö . % B T

1 . 2 . 0 4 R E N V E a t r . d e n . 2 0 ) A R E 0 : . . l 1 k . .

î

r 3

– P7

>*

CJ

R7

9 0 ; T L 3 - T L 0 S T E - E a h

. . .

e c e k . . N - Y 1 l l 1 k . . . .

X

.

b

.

Ğ

.

î

ıùı ıùö ô ıùıù ıùıùıùıù

5 ŽCJ

CJ

!

R

T


.


p


Å&#x;


â&#x20AC;


¤


@

î

ğ

X ã

ï

b ï

ï ¤x

„h

é

ï ¤x

ï

„¨

Ü ï

ï ¤x

ï

ï ï

ï

ï dğ

ï ï

ï ï

ó

ï Ø

¤x

ï ï ï ¤x


$

„ x

H

¤x

R

T

l

n

¨

f

¾


.


p


Å&#x;


â&#x20AC;


¤


@

b N B ^ 8 À Ž 2- Æ- – Ò – H! " X" æ" "$ ˜% æ% & |' ~' †' ¶( ¸( º( ¼( à( V) ¨) ö) X* ¦* Ä* 2

î

|

ğ

j

X

\

K

î

"

:

<

Z

˜

ˆ'

À'

¬(

®(

°(

²(

´(

ö


+

R+ ”+ à+ üùöóğíêç

×ÿÿÿ \ H! û

ö "

û °(

H,

Ž,

â, áß

Xb N B ^ 8 Ž 2- Æ- – Ò – X" æ" "$ û û û û û û û û

û

®(

ú+ ä

û ²(

´(

¶(

¸(

º(

¼(

ø, ß À

„- †ß ,şÿÿ K î

Žşÿÿ €şÿÿ " : <

û

û û

û

û

û û

õ

û

û û

„h V)

¤x ¨)

ö)

Öÿÿÿ | j

û

û

à(

ßßßßßß Éÿÿÿ Êÿÿÿ Z ˜ 2

¤x X*

û û "$ ˜% ¦* Ä*

û æ%

À'

¬(


+

R+

”+

à+

û

ú+ û

û

Ž,

â, û

¨1

û û û

ú2

õ n3

‚3

û

õ „Ô

Â2

û û

õ õ

õ 2 Z2

û

û û

õ õ ¦1

û

û

õ l/

ø,

û û

†-

H,

„3

Æ3

õ õ ¤x

¤x

õ ø, „-


4

n4

À4 @5 û

û

®5

Ö5

Ø5

û û ¤x

Ğ6

P7 û

†-

û

l/

û û

õ

û û

û ¦1

¨1

2

û

û

û û

¤x

R7

û û

û „

L6

û

Z2

û û

û

ó Â2

ú2

n3

‚3

„3

Æ3


4

n4

À4

@5

®5

Ö5

Ø5

L6

Ğ6

P7

R7

şş

°‚. °ÆA!°‰ "°‰ #Ž‰ $Ž‰ %°

[

$ @ñÿ $ N o r m a l J ` J B a _ l 1 k 4 $ „Ğ „Ğ dÒş H$ 7$ 8$ @& 5 ŽCJ B ` 5 $ d ÿ H$ 7$ 8$ @& 5 ŽCJ 8 ` 6 $ H$ 7$ 8$ @& CJ J A@òÿ¡ J P a r a g r a f Y a z 1 T i p i F ÿÿÿÿ R7 b "$ ø, R7 R7 " ğ8 ğ ÷ ğÒ ğ ğp ğ( ğ €bÔ ğ ğH B ğ C ğ D • ¿ ÿ ğ ğ ğ C ğ D • ¿ ÿ ğ ğ ğ C ğ D • ¿ ÿ ğ ğ ğ C ğ D • ¿ ÿ ğ ğ ğ

mHB 8

B a _ l 1 k B a _ l 1 k V a r s a y 1 l a n ô ! †@ -ñ ÿÿ ÿ €€€

ğH

B

ğH

B

ğH

B

ğB


S ğ-

¿

Ë ?

ÿ ğ

©

ª

Ç

È

ô

Ë

w


Ë Ô O @

t t I

§ Ô

7 °

¹

Ş

wG á

u

§ Ô

t t

× E

Ô

-


~


-

!

O

U

ò

ö


, t S M 3

2

G

s a n e t t i A L I 9 M e h

M

N

R

d n g s \ S C O Z U M m e t C a „Ğ

E L \ 0 n . „˜ş

Å

È × ÿÿ

Ú

ö s e l c e n P C : \ D o c u m e n

C E N K \ D e s k t o p \ D U Z E N \ 3 9 9 d o c Mæ'&ŽÒÍÿ ÿ ÿ ÿ ÿ ÿ ÿ ÿ ÿ Æ Ğ ^„Ğ `„˜şOJ PJ QJ ^J o( -

€ „ „p „@ „˜ş Æ ^„@ `„˜şOJ „

„˜ş Æ „˜ş Æ

p

^„ `„˜şOJ ^„p `„˜şOJ

@ QJ

o(

·ğ

QJ QJ

o( o(

o §ğ

€ €


„˜ş Æ


^â&#x20AC;&#x17E;


`„˜şOJ QJ o( o „à „˜ş Æ à „° „˜ş Æ ° „€ „˜ş Æ € „P „˜ş Æ P ÿ@ € X X `%= ; ; X X K

^„à ^„° ^„€ ^„P ”

€ `„˜şOJ `„˜şOJ `„˜şOJ `„˜şOJ

QJ QJ QJ QJ

o( o( o( o(

§ğ ·ğ o §ğ

€ € € Mæ'

ÿÿÿÿÿÿ K


K

K Ž

ô

Ž

Ž

Ž


Â&#x17D;


Ž

Ž

Ž

‡z R o m a n

€ 5 Ž

‡z

N e w p ˆ Ä -

‡z ; Ž ©

, @ ÿ

Ž

Ž T i m e s

Ž " N e w

Ž €

ÿ €

ÿ

» c¦è c¦

4

G Ž ¢

S y m b o l

A r i a l ?5Ž ¢ C o u r i e r € W i n g d i n g s ( Á f

3&Ž ¢

"

!

¥ À ´ ´ € G ÿÿ B 0 R K A Ç Ö R N E K

( S S K ' D A s e l c e n

şÿ Ì H

S O N

Ø

è

0

D E - 0 ^ 0 K L 0 K L E R

V E

s e l c e n

à…ŸòùOh «‘ ô

+'³Ù0

Œ

Ž ,

˜


T

`


l t | „ æ ) SSK'DA SON DEĞİŞİKLİKLER VE BİRKAÇ ÖRNEK ordSK'selcen SelcelcNorm al Sselcen S6 lcMicrosoft Word 8.0 İ@ ğ‚– @ écÁÁ @ 8c£iÁÁ Á f

şÿ ÕÍÕœ.

“—

+,ù®D

ÕÍÕœ.

“—

+,ù®X


h

p ¨

€ °

ˆ ¸

Ž À

˜


õ G

æ

1

-

)

ismmmo

-

SSK'DA SON DEĞİŞİKLİKLER VE BİRKAÇ ÖRNEK


Title _PID_GUID æ A N 9 6 B B 3 6 1 8 A 0 A 7 A 6 4 4 }

˜ 6 > { 7 2 E 1 4 C A 9 - C 9 B 0 - 4 5 A D -


! " # şÿÿÿ% & ' ( ) * + şÿÿÿ. / 0 1 2 3 şÿÿÿ5 6 7 8 9 : ; şÿÿÿıÿÿÿ> şÿ ÿÿşÿÿÿşÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿR o o t E n t r y ÿÿÿÿÿÿÿÿ À F À {ºdÁÁ `÷ö¤iÁÁ @ € 1 T a b l e


ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ o c u m e n t

$

W o r d D ÿÿÿÿÿÿÿÿ -F S u m m a r y I n f o r m a t i o n ( ÿÿÿÿ , D o c u m e n t S u m m a r y I n f o r m a t i o n 8 ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ 4 C o m p O b j ÿÿÿÿ i O b j e c t P o o l ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ `÷ö¤iÁÁ `÷ö¤iÁÁ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ şÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ şÿ ÿÿÿÿ À F Microsoft Word Belgesi MSWordDoc Word.Document.8 ô9²q


Bu sayının röportajı SEKİZ YILLIK EĞİTİM Kemal BAL Eğitim-Sen Genel Bşk. Öğretim birliği ve bilime dayalı eğitim ile sekiz yıllık kesintisiz eğitim arasındaki ili,skiyi anlatır mısınız? Bal: Bilindiği gibi insanlığın yüzyıllardır; milyonlarca yıldır diye de adlandırılıyorbirikimi olan gelişimi söz konusu. Zamanında bir canlı olarak insan, kendi ebeveynlerinden, kendilerinden önce yaşayan insanlardan, neler yaptıklarını görerek, onu geliştirerek bir anlamda eğitimi böylece alıyorlar Sonra da söz. kullanabilme yeteneğine insanlar ulaşınca, yetişkinlerin olaylar ya da konularla ilgili aktardığı bilgilerden yararlanıyor, eğitimi bir anlamda üye alıyor diyebiliriz. Bilgiyi yi; davranışı görerek ve onların aktarımlarıyla alıyor. Sonra bilindiği gibi bu bilgi aktarımı düzenlik kazanıyor, orta çağda filan ve bugüne geldiğimizde, daha çok eğitim ve öğretim genel anlamıyla, insanın bütün yaş dönemlerinde sürüyor ama özel anlamda söyleyecek olursak örgün eğitim kurumlarında gerçekleşiyor. Nedir örgün eğitim kurumlarından kasttınız, okullar. O nedenle bizim ülkemizde de okur yazar insana duyulan ihtiyaç nedeniyle 1923'den sonraki cumhuriyet hareketinden sonra, ülkenin her tarafında,- Osmanlı bu işe çok ihtiyaç duymamıştır,- bunun bir okul sistemine geçişini sağlayabilmek üzere çok farklı girişimler olmuş, askerde okuma yazma öğrenenlerden yararlanma gibi, Köy Enstitülerini kurma gibi bugün geldiğimiz noktada, beş yıllık eğitimi toplumun bir takım ihtiyaçları ile değerlendirmek doğru değil. İnsanlığın bugüne kadar biriktirdiği mirastan çocuklarımızın ve gençlerimizin en az asgari temelde yararlanmalarının ön koşulu, yeterli olmayan ama gerekli olan koşulu, öğrenim süresinin uzatılmasıdır. Bu neleri sağlayacak'? Sekiz yıllık eğitimde biraz önce belirttiğim gibi, insanlığın ortak mirası olan kültürden çocuklarımızın ve gençlerimizin en temel kültürden, en temel birikimden yararlanmasını sağlayacak. Başka neyi sağlayacak'? Bu çocuklarımızın sokaktan kurtarılmasını sağlayacak, yani okula gitmeyen, bugün şehirlerde metropollerde oturan çocukların, beş yılı tamamladıktan sonra, gittikleri bir başka alan, eğer ucuz iş gücü olarak kullanılmıyorsa bir başka alan sokaklardır. Nereye gideceği, kişiliğinin nasıl etkileneceği belli olmayan bir ortam. halbuki ne denli kütü olursa olsun, ne denli olumsuz koşullarda olursa olsun bir eğitimciyle aynı ortamda bulunması herhalde sokakta bulunmasından daha iyidir diye düşünüyorum. Bir başka yanı, ilköğretime başladığı zaman çocuklarımızın, birinci sınıfta okuma yazmayı öğrenmeden önce kolejlere hazırlık kitapları ile bunaltıyoruz, yani yarış atı haline getirmişiz. Dolayısı ile çocuklarımızın ve gençlerimizin bir dil öğrenimi uğruna, dünyanın her yanında, eğitim problemini bize göre biraz daha çözmüş ülkelerde normal okullarda dil öğrenimi sağlanabilmektedir, hatta bir iki dili birlikte öğrenebilmektedir çocuklar ve gençler. Bizde sadece bir yabancı dil avantajı gibi lanse edilen anadolu liselerine, kolejlere hazırlanması anlamında bir yarış ortamına sokulmakta, çocuk, çocukluğunu yaşayamadan, üniversite ile karşılaşması gereken bilgilerle doldurulmaya, bir anlamda ona doping yapılmaya çalışılarak kişiliği oluşmadan bir yanşa sokulmaktadır. Tabi ki sınırlı öğrenci sayısıyla sınavlar


sonucunda, okullar kontenjanları nedeniyle sınırlı öğrenci aldığı için de, çocuklarımızın önemli bir bölümü sanki başarısız, yeteneksiz, bu işi beceremez insanlarmış gibi daha çok küçük yaşlarda 11 - 12 yaşlarında şartlanmaktadır, bu doğru değildir. Bir başka yanı çocukların Ülkemizde, bütün uluslararası belgelerle 16 yaşına kadar hattâ bazılarınca 18 yaşına kadar çocuk sayılmasına, ağır işlere angaryada çalışmaması söylenmiş ve belirlenmiş olmasına rağmen, l 1-12 yaşında okuldan ayrılan çocuk, sokaktan değilse, ucuz iş gücü olarak, eğitimde kaliteyi düşüren, henüz daha eğitilmiş değil, bizi asıl çocuğun sağlıklı gelişimi ilgilendiriyor, engelleyen sağlıksız ortamlarda ucuz iş gücü olarak çalışması, buradan bulacaktır. Bir başka yanı, erken yaşta henüz yaşamla ilgili, yarını kendisinin yaşayacağını kavrayamadan, ilkokul düzeyinde yaşamı ile ilgili tercihler yapmak durumu ile karşı karşı kalmaktadır. Buda da daha yukarı yaşa çekilerek, kendi yaşamı ile ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapılmasına olanak sağlayacaktır. Bir başka elken, kırsal kesimde daha 10 yaşında çocukların daha oyun çağında iken evlendirilmesinin önüne geçilmiş olacak- tır. Bu gibi nedenler sayılabilir. Bu sekiz yılla ilgili ülkemizde bir kıyamet kopuyor, hiç daha sözünü etmediğimiz bir yanı daha var hu işin, o küçük yaşta çocuklar, daha ilkokul çağında da aslında belli yönlendirmelere tabi tutuluyor d;~, onun ardından, kuran kursları gibi, imam hatip okulları gibi bir başka yönlendirmeye tabi tutuluyor erken yaşta. Son günlerde ilginç örneklerle deşifre edildi, ben onlara girmek istemiyorum ama, bu yönlendirmeden de kurtulmalıdır, bir yanıdır bu. Yani dini inançların islami inançların kendi içerisinde bile 16 yaşında verecektir kesin kararını, 16 yaş civarında verecektir ama, doğduğunda TC İslam yazmışsınız, yetmiyormuş gibi I I-12 yaşında da bir mezhebin bilgisi eğitimi doğrultusunda, ya da militanlığı doğrultusunda yönlendirmeler olacaktır. Ülkemizde yapılan tartışmanın bence yanlış eksene oturtulan bir yanı bu sekiz yıllık eğitimde, sekiz yıllık eğitimde imam hatipler kapatılacak , kapatılmayacak mı noktasında topluma sunuluyor. Ne sekiz yıllık eğitimde imanı hatip liselerini açmak kapatmak gibi bir bağlantı var, ne de bir iddia var. Bütün sorun bizim çocuklarımızın ve gençlerimizin, bütün dünya insanlarının asgaride yararlandığı bir haktan, bir eğitimden devletin buna sunacakları olanaklar çerçevesinde yararlanıp, yararlanmama hakkını kabullenmektir. Bugün Başbakan Erbakan'ın mantığı ile bakarsanız, tabi ki direnişinde haklıdır kendi mantığı içerisinde niye, Refah Partisi'nin son' genel kurulunda yaptığı konuşmada salondakileri göstererek bur- da bulunanlar 1970 li yılların başında CHP ile yaptığımız koalisyonda açtığımız imam hatiplerin ürünleridir diyordu. Kendisi söylüyor, ben söylemiyorum, kendine militan yetiştirme alanı olarak görüyor. Kendi siyasal alanına militan yetiştirme alanı değilse, o zaman çok rahatlıkla, okullarımızda din bilgisi ve kültürü dersi vardır ama zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Sivil okullarda da temel eğitim okullarında da, genel anlamda dini kültür anlamında, din dendiği zaman neler anlaşılır, inanışlar konusunda bilgiler verilerek, sonra çocuk ya da genç temel eğitimi tamamlandıktan sonra, sırf dini bilgileri kendisine verebilecek okullardan yararlanabilir diye düşünüyorum.

Milli Eğitim Bakanı' nın imam hatip liselerinin orta bölümü ile klasik orta okulların arasında, ciddi bir fark olmadığı biçiminde bir iddiası var. Bu iki okul türünü ders programı ve öğretim yöntemleri açısından karşılaştırır mısınız? Sayın Sağlam. Bir de unvanlı Prof. Dr. Mehmet Sağlam. Profesör olmasının sağlaya- cağı bir avantaj olmalıdır, söylediklerinin daha sağlam olması anlamına gelir. Düşünün, bilimsel düşüncedir, bir günden, bir güne çark etmeyi gerektirmez filan. Mayıs ayında 15. Milli Eğitim


Şurası'nda Sağlam, Milli Eğitim komisyon başkanı idi. Şurada alınan 8 yıllık kesintisiz temel eğitim uygulamasının çok doğru bir karar olduğunu savunuyor. Hükümetler değişti, Refah Yolu kurdular. ondan sonra Sayın Sağlam 5 artı 3 demeye başladı. Ağır ağır geçiyoruz henüz şartlarımız hazır değil demeye başladı, bizim görüşmelerimizde ısrarla bu konuyu çok abarttığımızı, doğru bulmadığını, ülke nüfusunun yüz- de 67'sinin zaten 8 yıllık eğitimden geçmeye başladığını filan söyledi ama, karşılığında I5. Milli eğitim Şurası'nın notlarını okusaydı eğer hem Cumhurbaşkanı Demirel'in ağzından, hem de o zamanki Başbakan Mesut Yılmaz'ın ağzından, hem de Milli Eğitim Bakanı Turhan Tayan' ın ağzından ülkemizde öğretim süresinin kişi başına ortalama yıl süresi 3.6 yıl Yani toplumumuz toplam olarak 5 yıllık eğitimi bile tamamlamış değil, biz hâlâ konuşuyoruz. Şimdi gelelim müfredatlar farklı değil meselesine. Müfredatlar programlar bir yanı sadece. Bir başka yanı var, bilginin şu veya bu şekilde verilip verilmemesi meselesi değil, bir yaşam tarzı meselesi, orada verilen bir yaşam anlayışı var. Sorun budur. Bizde tabi matematik dersinde beş kere yedi otuz beş eder diyoruz, tabi ki imam ha- tiplerde de böyle aktarılacaktır bu başka türlü aktarılma şansı var mıdır? Beden eğitimi yapıyorsanız başkası nasıl top oynuyorsa o da öyle oynayacaktır. Toplumda yaşam felsefesi, toplumda çocukların yaşam anlayışı var. Nedir kızlarla, erkekler ayrılmıştır. Mehmet Sağlam, neden bunları söylemiyor? İki, giyim konutunda kızlarımız başı açık okullara kabul edilemez, var mı bir tane örnek göstersinler. Üç. Söylediğim gibi bu okulların öğrencileri özellikle laik demokratik sistemi yanlış bir sistem olduğu konusunda bu güne kadar nerede bir açıklamada bulunmuşlarsa, nerede bir toplantıya katılmışlarsa doğru bir yaşam tarzı olmadığı biçiminde yönlendirilmişlerdir. Bizim asıl görmemiz gereken bunlardır, yoksa Sağlam' ın dediği gibi müfredatları, programları ayin demekle okullar aynı olmuyor. Madem programları aynı sadece imam ve hatip olacağı çağrısını yapan liselere gönderiyorsun, normal liselerde okusunlar madem ki farkı yok, vardır, bir yerde bir şey var. Hepimiz birbirimizi kandırmaya çalışıyoruz, onun için biz diyoruz ki biz kimseyi kandırmak niyetinde değiliz. Ne Milli Güvenlik Kurulu böyle bir talepte bulunduğu için, ne Refah Partisi karşı çıktığı için biz savunalım mantığımız yok. 1973 yılından bu yana geciktirilmiş, ülkemiz çocuklarına sunulmamış bir olanağın, ülkemiz çocukları ve gençlerine sunulması talebidir Eğitim-Sen ısrarla ve inatla eğitimde 8 yılı savunmaktadır. Bu sekiz yıl simgesel hale geldiği için sekiz yıldır aslında, bunun tamamı 11 yıldır Okul öncesi 2 yıl var, bu çocukların mutlaka okul öncesi 2 yıl eğitime alınması gerekiyor, ondan sonra kesintisiz 8 yıl eğitim düşünüyoruz, sonra o 8 yıldan sonra da bir yıl yönlendirme yılı, bir takım bilgiler edindi, beceriler edindi, okulda bu çocukların, gençlerin derslerine giren öğretmenler uzmanlar aracılığıyla, dosyalarını tuttular, raporlarını verdiler onların çalışma düzeyleri yetenekleri başarıları nelerdir. Ondan sonra da bir yıl bu çocuklarımız, gençlerimiz meslek eğitimine mi gitmek istiyor, yetenekleri o yöntemidir.? Kültür liselerine mi devam edecektir, üniversite öğretimine mi gidecektir, bu yönlendirmeyi yapabilmek için de her iki sınıfı bir dokuzuncu yıl olarak düşünüyorum. Şuranın kararları da. böyledir. Bizim aynen katıldığımız, savunduğumuz kararlar geçmiştir şura da, ama Mecliste şûra kararlarının yasal dayanak kazanması gerekiyor, şura da engelleyeceklerini Refah Partisi milletvekilleri Turhan Tayan' ın üzerine kürsüye yürüyerek söylemişlerdi. Nasılsa Meclis' e geleceksiniz diye. Netice itibariyle bu R yılı toplumumuzun ve insanımızın bugünün insanı olmasına büyük katkısı olabilecek, aydın bir kafaya, insanlığın birikiminden yararlanabilecek bir kafaya sahip çocuklar, gençler yetiştirmemizin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki gelişmeleri çok ciddi buluyorum ama benim tanıdığım Erbakan orada bulunduğu sürece bu işin uygulanmaması ve sulandırılması için elinden ne geliyorsa yapacaktır ve bu hükümet bu biçimi ile kaldığı


sürece de, bu karşılıklı diyetler hesabı, ülkenin çıkarının gerisinde olduğu sürece de, önemli ölçüde başarı kazanacaktır kendi mantığı doğrultusunda diye düşünüyorum. Buradan bir karamsarlık sonucu çıksın demiyorum tarih göstermiştir bize zaman zaman toplumun, normal kendi evrimi içerisinde ileriye doğru gidişini engelleyen, durduran topluma zarar veren düşüncelerde, davranışlarda çok öne çıktığı dönemler olmuştur ama hiç bir zaman kalıcı olamamıştır. Tarih kendi eleminasyonunu yapacaktır. Erbakan da gidecektir, Çiller de gidecektir bu ülkenin insanları birilerinin birilerine diyet borçları ya da alacak verecek hesabıyla uzun yıllar vesayet altında kalacağına inanmıyorum. İnanmak istemiyorum. 1950'li Yılların ortalarında meslek liselerinin orta bölümleri kapatılmaya başlanmış ve ilkokul sonrası eğitim için normal ortaokullara yönelişin önü açılmışken, ne oldu da yeniden meslek okullarının orta bölümleri açıldı. Bu bir alan işi çok ayrıntısına girmek haksızlık olur, hem alanın uzmanlarına saygısızlık ulur. Şunu söylemek mümkün meslek okulları yeteri kadar yok, zaten bu okullar pahalı okullardır. Bu konuda planlama ile ilgili yaklaşımlar ve hedefler yönlendirmede etkili oluyor. Sanayideki ara eleman sıkıntısının da bunda etkili olduğu kanısındayım. Gelişmiş ülkelerde zorunlu eğitimle ilgili olarak durum nedir? Karşılaştırma yaptığınızda ortaya nasıl bir durum çıkıyor? Yönetmelik yasa boyutunda filan ülkede şu yazar filan ülkede bu yazar boyutundan önce bir şey söylemek istiyorum; bir kere sözünü ettiğimiz gelişmişlikten kastımız, demokrasinin uygulandığı, kapitalizmin kendi koşullarına denk düşen biçimiyle, Ekonomik ve sosyal anlamda gelişmişlik düzeyleri ile daha ileri olan ülkeler Burada bir kaç tanesini ülke ülke sayabilirim ama şunu söyleyeyim benim de gittiğim ülkeler oldu orada gördüğüm de şudur, sizin yasanızda ne yazıyor deme ihtiyacı bile duymadık çünkü, öğretim dışında kalmış okula gitmeyen, bir tek insan görmek mümkün değil. Kendine uygun, kendi tercihlerine uygun, kendi yeteneklerine ve başarısına uygun okullar oluşturmuşlar. İstediği okula gitme şansına sahip değil belli bir yaştan sonra yönlendirmeler var. Yatay geçişlerde mümkün, üniversite eğitimi konusunda sizi başarılı görmüyorlar veya yeteneklerinizin denk düşmediği konusunda tespitler yapılırsa onu meslek eğitimi veren okullara gönderiyorlar, orada başarı gösterdiğiniz takdirde diğer okula geçme şansınız var. Bizde meslek okullarına gitmek isteyenler sınavla karşı karşıya, üniversite eğitimine hazırlayan okullara gidenler daha çok bilgi ağırlıklı çabayı, düşünsel çabayı gerektiren okullara gidenler sınavsız, serbest tam tersi. Mesela İtalya'da zorunlu eğitim 6-14 yaşları arasında 8 yıl sürüyor, on yılın çıkartmak için çalışma yapıyorlar. Danimarka'da 9 yıl, Lüksembourg' da 11 yıl, 4 yaşında alıyor 15 yaşına kadar, İngiltere'de 11, Suriye'de 6 yıl olmuş. Sekiz yılı uygulanmayan 8 ülke var. Beşinci yılın sonunda diploma veren ülke sayısı ise 12. Şimdiye değin sekiz yıllık eğitimden geçilmedi? Bugün önümüzdeki güçlükler ve engeller nelerdir? Bu tür konular biraz siyasi iradeye bağlı. Bunlar 1978 yılında CHP-MSP koalisyon hükümetinin kararları. Sekiz yıllık zorunlu eğitimin altında Erbakan' ın imzası var. Bu dönemde 8 yıllık eğitim için şartlar hazırlanmalıdır denilmiş. Nasıl hazırlanır şartlar binasını hazırlayacaksınız, öğretmenini hazırlayacaksın, toplumu düşünsel olarak hazırlayacaksınız. Diyeceksiniz ki sizin çocuklarınıza artık çok daha kaliteli, çok daha uzun süreli, giderleri devlet tarafından karşılanan eğitim hizmeti sunuyorum. Peki biz de ne olmuş? Bizde bakıyoruz biraz önce söylediğim rakama benzer bir rakam daha söyleyeyim, dünya ortalaması


eğitimine ayrılan pay GSMH’ nın yüzde 5'i, bizle 3,2 ortalama, bizim gibi eğitim problemini çözememiş ülkeler için ortaklaşa alınan kararlar GSMH' nın en az yüzde 6'sıdır. Demek ki iki katı ayrılması gerekiyor. Sekiz yıllık eğitime geçilmiş olsa, karşılaşılacak ekonomik kaynak sıkıntısı ve nitelikli öğretmen kaynağı gibi sorunlarla nasıl baş edeceği konusunda bir hazırlığınız, bir öneriniz var mı? Ülkemizde yapılan yatırımlar için gerekli olan iş gücü bugünkü boyutları ile okur yazar olması yetiyor, özel eleman lazımsa, özel okullardan ve milyonlarca öğrencinin içinden kendi yetenekleri ile çıkıp gelen kadrolar var, öyleyse ekonominin kaynağını yiyenlerin eğitime önemli yatırım yapmak için baskı yapması söz konusu değil. Bakıyoruz Milli Eğitime ayrılan bu payın ne kadarı yatırıma dönüşüyor? Milli Eğitime ayrılan payın yüzde 80 küsürü personel ödeneklerine gidiyor, yatırıma ayrılan, Milli eğitime ayrılan payın içinde yüzde 2. Bu defa devlet diyor ki kendi okulunu kendin yap eğitim kamusal bir alan kendi okulunu kendin yap diyorsun da ya yapmazsa ne olacak? Buna rağmen büyük katkılar olmuş eğitime ama yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Devlet yatırım yapmıyor, sermaye ihtiyaç duyduğu elemanı buluyor onlar o nedenle yatırım yapmıyor. Çok çeşitli etkenleri üst üste koyduğumuzda 1973'te hazırlıkları yapılıp en kısa sürede 8 yıllık temel eğitime geçilmelidir demişti. Bugün yine olanaklar yeterli değildir diyoruz. Gerekçeleri yapmaz isek kaç yıl geçerse geçsin bunun yapılması için yine bir gün adını atmak gerekecek. Bir de kimse bu sorunu üzerine almıyor. Sendikalar sahiplenmiyor, devlet sahiplenmiyor, özel sektör sahiplenmiyor, demokratik kitle örgütleri sahiplenmiyor, sanki okullarda okuyan çocuklar bunların çocukları değil. Yatırımları çok uzun sürede sonuçlar veren bir müessesedir eğitim. Yapılması gereken yatırımdır. Kafa yapısının gelişmesidir. Sokaktan geçen insana gel öğretmen ol deniliyor. Mısırda şeriat eğitim görmüş olanlara denklik belgeleri verilip öğretmen yapılıyor, bilimsel formasyonunun yeterli olup olmadığına bakılmıyor, gel işin içinden çık. Siyasal irade tercihini yanlış yaptığı takdirde çözüm değil, çözümsüzlük üretir. İşin gereği yapılmalıdır. Yeterli formasyonu olanlar ancak eğitimci olabilir. Batılı ülkelerde en erken sınıfa giriş yaşı 27-28'i buluyor. sınıfa girme hakkını elde edebilmeniz için. Bizde yapılan ücret düzenlemelerinde öğretmenlik vasıfsız meslek sayılmaktadır. Bir yandan okullara değin uzanan özelleştirme furyası, bir yandan 8 yıllık parasız eğitim; Eğitimin özelleştirilmesi ve 8 yıllık parasız eğitimini bir arala istenmek çelişkili bir yaklaşım değil mi? Eğitimin yükünün devletin üzerinden kaldırılması, kamusal bir görev olmaktan çıkarılması için, sosyal refah devleti anlayışının vazgeçilmesinin doğurduğu sonuçlardan birisi olarak, eğitim alanın da yansıyan bir Şekli ile uygulanıyor. Katkı paylarıyla, yok vakıflarıyla. kayıt dönemlerinde alınan "bağış"larla para alınıyor. Tabi ki çelişki, eğitimin nasıl olması gerektiği konusuna doğru cevap bulmamız siyasi tercihlerimizle ilgili bir konudur. Ülkenin kaynaklarını insanı merkez alan, yatırını insana düşünen, insanın yaşamını güzelleştirmek için mi tercihlerinizi kullanacağız, yoksa dünyada ve ülkemizde işte ekonominin büyük olanaklarına sahip, bir takını holdingler, kuruluşlar, çok uluslu şirketler lehine mi


tercihlerimizi kullanacağız. Bir yandan bugünkü devlet MEB da dahil, ben diyor bu eğitim işinin içinden çıkarıyorum, onun için özelleştirin. Peki ne yapıyorsun özelleştirmek için, özel okullardaki masrafın yüzde 5O sine kadar olan kısmı karşılamayacağın diyor, o zaman özel okulcu giderini yüksek gösterip tamamını karşılatır size. Bu kadar basit bu iş. Bir, iki, arsayı mümkün olursa parasız, mümkün olmazsa indirimli vereceğim özel okullara, niye kendin yap bunu niye ona veriyorsun. Milli Eğitim Bakanlığı ülkenin eğitimini yönetmek, yönlendirmek, organize etmek ve bu sorunu yerine getirmekle sorumlu olan insanlar biz bu işî yapamayız diyor. Bunu derken de beceriksizliğinden filan değil, siyasal tercih, ideolojik tercih sorunu bu. Tercihini özelleştirmeden yana kullanmış. Bugünkü eğitimi böyle sürdürelim diyen değil, olması gerekeni sağlayalım diyen devlet okullarıdır. Kamu görevi olarak algılanmalıdır, kamusal alandır. Özelleştirme ile değil kendi içinde güzelleştirilerek, parası pulu verilerek düzenlenmelidir. 8 yıllık eğitime geçilirken planlama ve önlemler anlamında dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir? Anlayış olarak toplumun bu eğitim süresinin uzatılması gerektiği görüşünü benimsemenin yanı sıra bu okullarda çocuklarının gerekli olan bilgi ve davranışlarla donatılacağına inandırılması gerekiyor. Yetkililere imam-hatipler kapatılacak bu tartışmasının yerine, çocuklarının ve gençlerimizin temel eğitimden yararlanmalarının gerekliliği anlatılmalıdır. Şu andaki okullara bile yeterli eğitmen bulamayan Milli Eğitim Bakanlığı 8 yıllık eğitime denk düşecek hem sınıf öğretmenlerini, hem branş öğretmenlerini yetiştirmelidir. Türk branşlı öğretmenlerle çok verimli eğitim imkânı yaratarak mümkün olmuyor. Öğretmenlerin bir dil bilmesi sağlanmalı ve yönlendirilmelidir. Niyetimiz gerçekten bu sorunu çözmekse M.E. Bakanının verdiği rakamlarla bugünkü biçimiyle sürmesi için 300 trilyon takviye yapılırsa bu işin içinden çıkarız biçiminde bir açıklama yaptı, açıklıkla biraz önce de söyledim bugüne kadar eğitime kadar eğitime ayrılan pay, ayrılması gerekenin yarısıdır. Bu okulların bina olarak, araç gereç olarak yeterli hale getirilmesi en azından eğitime ayrılan payın ikiye katlanması gerekiyor. Bir başka şey var eğitimcilerin inandırılması gerekiyor. Eğitimcilerin içinde oldukları örgütlere karar mekanizmasının açık olması gerekiyor. Eğitimcilere 8 yıllık eğitimin nedenlerinin çok iyi anlatılması gerekiyor. Sonuçta bunun en verimli kullanılıp kullanılmayacağı bu insanların elindedir. Eğitimcilerin ekonomik ve sosyal statülerinin zayıflatılmasına yönelik bugüne kadar yürütülen politikanın terk edilmesi gerekiyor. Eğitimcilerin inandırmamız heyecanlandırmamız gerekiyor, coşkunun heyecanın olmadığı yerde eğitimde; başarı sağlanamaz. Eğitimle ilgili örgütlerin dışındaki demokratik kitle örgütleri, bu geçici hızlandırmak için ne yapmalıdır. Onlardan nasıl bir destek ve dayanışma bekliyorsunuz? Mesela Pir Sultan Abdal Demeği bir açıklama yapıyor, zorunlu din dersleri kaldırıl- malıdır filan, her şeye rağmen bu alanla ilgileniyor. 0kullar açılırken bizi çeşitli kesimlerden arıyorlar, çocuğumu kaydettireceğim filanca okula başlayacak bana yardımcı olur musun, nasıl yardımcı olayım size, şu kadar para alıyorlarmış, şu kadar versem gibi talepleri getiriyor da bizde örgüt olarak bangır bangır bağırıyoruz kayıtta para alınmamalıdır diye katkı payı alınmamalıdır.


Sendikalara başvurduk Türk-iş, DİSK ve Hak-İş' e bize destek olun dedik, fakat sonuç alamadık. Kayıt yaptırırken para verilmemesi konusunda yaptığımız kampanyaya destek istedik ama sonuç alamadık. Eğitim ile ilgili konularda aynı görüşte istek dayanışma içerisinde olmalıyız. Eğitim sorununun çözümü konusunda söz söyleyip, katkı yapmalıdırlar. 1998 şubatın da uluslararası katılımın da sağlanacağı Demokratik Eğitim Kurultayı yapacağız. burada amaç öğretmen yetiştirmeden, binadan tutun, ilk öğretim nasıl olmalı, yüksek öğretim nasıl olmalı gibi eğitimi sorgulayan, öğretmeni de sorgulayan bir yaklaşımla demokratik kitle örgütlerinin temsilcilerinin de katılmasını beklediğimiz Demokratik Eğitim Kurultayı yapacağız. Sizlerin de bu konuda katkılarınızı, düşüncelerinizi bekliyoruz. M. Çözüm adına teşekkür ederiz.


VERGİ ÜZERİNE Hürriyet YAŞAR Vergi, Türkçe bir sözcük. Ondan önceki adı, tahsilat. Toplayanın adı da tahsildar. Tahsil deyince, alma' yı anımsıyoruz, vergi deyince ise verme' yi. Verginin, eski çağlarda, alınarak toplandığını yazıyor kaynaklar. İnsanoğlu toplumsallaştıkça, kendisi götürüp vermeye başlamış. Böyle, alma mıydı, vermemiydi diye bakınca, tahsilatın Türkçeleşerek vergiye dönüşmesinde, alma' nın yerine verme' nin geçmesinde, insanın toplumsallaşması ve devletlerin uygarlaşması sürecinin de yansımaları görünmüyor mu? Çok tanrılı çağlarda, topraktan elde edilen ürünün bir bölümü, tanrıların payı olarak ayrılır, tapınaktaki rahiplere teslim edilirmiş. Asya'dan Ortadoğu'ya, çok geniş bir coğrafyada yaşanmış bu gelenek. Araplarda uşr imiş bu payın adı. İslam dan sonra resmileşmiş, yasal tahsilata dönüşmüş. Rahiplerin, tanrılarını payını yerlerine eksiksiz ulaştırıp ulaştırmadıkları ile uğraşacak değiliz şimdi. Ancak ne oldu da bir tapınma kutsallığı içinde süre giden bu pay ayırma işi, şu uygarlık çağında, hele de bizim ülkemizde, sıkıca denetlenmeyi gerektiren bir konu oldu çıktı? Çok tanrılı dönemlerde bir tapınma biçimi olan, sonra yasalarda kendine yer bulup tahsilat' a dönüşen ve Osmanlı'da üşür ya da aşar olarak bilinen bu tanrı payı, Cumhuriyet' in ilk yıllarında kaldırılıp, yerini tümüyle vergi' ye bırakmış. Toplum kimi yenilikleri benimsemek için başka yenilikler de ister. Veren verdiğinin hangi amaçlara gideceğini bilmek ve bu dağıtımı içine sindirmek ister. Alma' yı verme' ye dönüştürme yeniliği, toplananı dağıtırken toplumun vicdanı ile uyuşmazsa, verilen gitgide azalır, tahsilat günlerine dönüş kaçınılmaz olur. Cumhuriyet' in, "bilimin yol göstericiliği" ilkesinin, tahsilatçı tanrılar' a ve onların aracısı geçinen rahiplere karşıt bir içeriği vardır. Osmanlı padişahları, topraklarında yaşayanlara "Kullanım"! diye seslenirlerdi. Osmanlı'da yurt yok, mülk vardı. Bizim cumhuriyetimizin temelinde, mülkün yurda, kulun yurttaşa dönüşümünün somutlanması vardır. Ulusal egemenlik ilkesinin, göksel ve dinsel egemenlik anlayışından kurtulmanın yanında, egemenliği halka yayma boyutunu da anlayabilseydik ve bu boyutunu da gerçekleştirilebilseydik... Yani devrimcilik ilkesini yaşatabilsek, büyük devrimcinin ağalık düzenini yıkma düşünü gerçekleştirebilseydik... Köy enstitüleri bu yolda ışık saçmayı sürdürebilselerdi... Emperyalist lokomotiflere vagon olma yerine, büyük devrimcinin sağlığında çizdiği bağımsızlık yolunda yürüyebilseydik... Bugün ulusal egemenlik kavramının siyasal ve ekonomik anlamda gerçekleştirme yönünde çok yol almış olacaktık. Vergilendirilmemiş ya da eksik vergilendirilmiş kazanç da böylece, yasalarda suç sayılmasının da ötesinde, en büyük ayıplardan biri sayılacaktı. Çünkü tanrıların payı değil, kamu payı ödenmemiş bir kazanç olarak, ayıplı görülecekti.


Vergi dairelerimizin kapılarında yazan vergilendirilmiş kazanç kutsaldır yazısındaki kutsallık, tanrıların payından kamu payına dönüşümü somutlayan ve gizemli anlamlardan kurtarılmış, yalın bir kutsamadır. Çağdaş vergi kavramını düşünmeye başladığımızda bize yol gösterecek olan anahtar da, işte bu kamu payı anlayışıdır. Verginin "yol, su, ışık, köprü, okul, hastane... olarak kamuya geri döneceği" sözünün şimdilerde yalnızca güldürme işlevi kalmışsa, bunun nedeni egemenliğin halka yayılamayışı değilse, nedir? Siyasal ve ekonomik egemenliği halka yaymazsanız, verginin halka geri dönmesi gerçekleşebilir mi? "Ben bu devlete vergi vermek istemiyorum, çünkü benim verdiğim vergi bir azınlığa yarıyor" gerekçesini duymayanımız kaldı mı? Vergiyi doğru vermenin ve verdirmenin başka bir iş, verginin bilimin ve insancıl ilkelerin ışığında doğru dağıtılması savaşımının da başka bir iş olduğunu biliyoruz bilmesine de... Hiç vermemenin ya da eksik vermenin şu yukarıdaki gerekçesinin nasıl yayılmış olduğunu yadsıyabilir miyiz? Bu yaygınlığın nedeni, -gerekçenin içinde mantık yanlış olsa bile verginin doğru dağıtılmadığına ilişkin saptamanın gerçek oluşu değil midir? Üzerimize düşen nedir? Önce kendi vergimizi doğru vermek... Sonra başkalarının kazancını doğru saymak, vergisini doğru verdirmek... Bunları biliyoruz. Bunlar birinci görevlerimiz... iyi de... Kamu payı olan verginin yine kamuya dönmesi savaşımının dışında kaldığımız sürece, bizi kaç vergi yükümlüsü dinler? Meslek örgütlerimizde toplanıp bu savaşımda etkin yerimizi almadıkça, seçimden seçime oy verip yasa beklemenin dışında ne yapabiliriz? Vergi hem doğru toplanacak hem de doğru dağıtılacak. Kazançlar "kamu payı" ile kutsallaşacak. Ama bu, koca bir yalan olmaktan çıkarılacak, kamu payı, kamuya dönecek. Geliri gideri sayıp kazancı ve vergiyi saptayacak biz saymanlar, işerimizin bir iki yönünü birlikte yaşama geçirebildiğimiz ölçüde saygınlık kazanacağız. İşini doğru yapmanın ve işinin toplumsal boyutunun bilincinde olmanın gereği bu değil mi? Vergilendirilmiş kazancın kutsallığın nedeni, kamu payının ödenmiş olması değil midir? Vergi kamuya geri dönmezse, verginin kamu payı olduğuna kimi inandıracaksınız? O zaman kazançları vergilendirmek güçleşmez mi? Toplandıktan sonra olsun, toplanmadığı için olsun... Kamu payı kamuya dönmedikçe sonuç değişmiyor. Sayman olabilmenin yolu, kamu payını doğru ayırmaya çalışırken, payın kamuya dönmesinde de güzcülük edebilmekten geçiyor. Ötesi boş laf, gereksiz siyaset. Kamu payı kamuya dönmemiş kazançlara yazman olmak mı, yoksa kutsal kazançlara sayman olmak mı?


BAĞIMLI ÜYE KAVRAMI VE ÜLKEMİZ GERÇEKLERİ Orhan ARABACIOĞLU SMMM 3568 Sayılı meslek yasamız kanunlaştığından bu yana neredeyse 8 yılını doldurmak üzere. Bu süre uzun sayılmasa da, daha çok yeni de denilemez sanırım. Ancak herkes tarafından kabul edilen somut bir gerçek var ki, bu da; mesleğimize yeni bir ufuk ve bakış tarzı getireceği umulan bu yasanın ne yazık ki aranılanın tam olarak bulunamadığı ve ülke koşullarına göre ihtiyaçlara tam olarak cevap veremediğidir. Yasadaki bir sürü eksiklik ve sorunların yanında bir de "bağımlı ve serbest" ayırımı gibi tamamen ülke gerçeklerinden kopuk suni bir ayırım yaratması hem sorunlar yumağını daha karmaşık bir hale getirmekte hem de bir işyerinde hizmet akdi ile çalışan belgeli meslek mensuplarını mağdur ve rencide etmektedir. Şimdi, yasa, yönetmelik ve tebliğ maddelerini hatta yasa tasarısının gerekçelerini kısaca irdelersek konu daha somut ve yalın bir biçimde ortaya çıkacaktır. Yasanın 1. Amaç maddesi; mesleğin tanımını yaparak genel bir çerçevesini çizmekte ve bu hükümlere göre meslek icrasına hak kazananlara da SM, SMMM. ve YMM. unvanlarını vermektedir. Yasanın Mesleğin Konusu başlıklı 2. maddesi ise; meslek mensubunun görev ve çalışma alanı içine giren işleri ana hatları ile sıralayarak tanımlamaktadır. Ancak 2A maddesinin son paragrafında; yukarıda sayılan işleri bir işyerine bağlı olmaksızın yapanlara serbest muhasebeci mali müşavir denir, diyerek adeta bağımlı çalışanlar tartışmasını başlatmaktadır. Meslek yasamızın 2A maddesinde sayılan hususlar, bir işyerinde hizmet akdi ile bağımlı olarak çalışan meslek mensuplarının da bilfiil yaptığı işler olduğuna göre, bu işleri yapma biçiminin neden şekle ve kısıtlamaya tabi tutulduğunu anlamak güçtür. Yine yasanın Yasaklar başlıklı 45. maddesinde; SM ve SMMM.'ler bu unvanlar ile, YMM' ler ise bu unvan ve tasdik yetkisi ile, 2. madde de yazılı işlerin yürütülmesi amacıyla gerçek ve tüzel kişilere tabi ve onların işyerlerine bağlı olarak hizmet akdi ile çalışamazlar, diyerek sorunu bir kez daha gündeme getirerek adeta Türkiye gerçekleri ve ülkemiz koşulları görmezlikten gelinmektedir. Mesleğin konusuna giren işleri yapana mesleki bir ehliyet vererek meslek mensubu diyorsak, meslek mensubunun çalışma Şekli ve biçimine de set vurulamaz. Bir meslek mensubunun bir işyerinde hizmet akdi ile çalışma isteğinin ve bu isteğinin sonucu olarak kendi iradesinin önlenilmek istenilmesi, Anayasal eşitliğe aykırı olduğu gibi kişinin hak ve çalışma özgürlüğünü sınırlayıcı bir olgudur. Zira Anayasanın 48. maddesinde; herkes, dilediği alanda çalışına ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir, denilmektedir. Belli kıstaslar dahilinde dahi olsa, muhasebeci veya mali müşavir istihdamını zorunlu kılmak, en azından cazip hale getirmek yerine, mesleğe giriş koşullarını yerine getirerek mesleki ehliyet verdiğiniz bir kişinin çalışma biçimine göre ayırım yaparak onu adeta yok farz etmek 3568 sayılı yasayı daha işin başından itibaren tartışılır hale sokmaktadır. Bir işyerinde bağımlı olarak kanunda belirtilen işleri yapmak yasak değil ama kanundaki unvanları kullanmak yasak olduğuna göre, bağımlı meslek mensuplarının konumları ve statüleri nedir? sorusu gündeme gelmektedir.


Belgesi olan bir meslek mensubunun; unvanı, sorumluluğu ve yetkisi yoksa, unvansız, sorumsuz ve yetkisiz muhasebecilik (!) gibi mesleği bu işin uzmanı olmayanların yapabileceği adeta "korsan" muhasebecilere davetiye çıkartılması gibi garip bir durum ortaya çıkmaktadır. Şimdi de yasa - yönetmelik ve tebliğler arasındaki çelişkilere bir bakalım dilerseniz. Yasanın stajla ilgili 6. maddesi; Aşağıda belirtilen hizmetlerde geçen süreler, staj amacıyla serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavir yanında çalışılmış süre olarak kabul edilir. b) Kamu kuruluşlarının veya bilanço esasına göre defter tutan özel kuruluşların muhasebe birimlerinde birinci derece imza yetkisine haiz, muhasebenin fiilen sevk ve idare edilmesinden veya mali denetiminden sorumlu bulunanların bu hizmetlerinde geçen süreleri, denilmektedir. Bu madde de açıkça görülmektedir ki; Kamu veya Özel kuruluşta çalışan bağımlı üyeye yetki vermeyen, unvan kullanmasını yasaklayan yasa, aynı yerlerde çalışan meslek mensubu adaylarının gelecekte alabileceği unvan ve belge için süre avantajı sağlamaktadır 21.(12.1990 tarihli Yönetmelik, Madde 46: Odaya kayıtlı her meslek mensubunun kaydedildiği bir "meslek mensubu üye kütüğü" ile 6ilen mesleki faaliyette bulunanların yazıldığı bir "çalışanlar listesi" tutulur, denilmektedir. Yönetmeliğin bu maddesinde; Bağımlı ya da serbest üye ayırımı belirtilmeksizin mesleki faaliyette bulananların, çalışanlar olduğu kabul edilmektedir. Ancak uygulamada bağımlı üyeler "çalışanlar" olarak kabul edilmemekte ve bu listenin dışında tutulduğu hepimizin malumudur. 26.05.1994 tarihinde yayınlanan SM; SMMM ve YMM Kanunu Genel Tebliği Sıra No 12: F: Diğer Hususlar; .......... Mükellefin 3568 Sayılı Kanunun 2. maddesinde belirtilen 1993 hesap dönemine ait işlemlerinin, aynı kanuna göre yetki almış SM, SMMM veya YMM tarafından yerine getirilmesi durumunda işletmelerin muhasebe veya finansman birimlerinde 3568 sayılı kanuna göre yetki almış Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir veya Yeminli Mali Müşavir çalıştırılması hali dahil % 20 indirim uygulanır, denilmektedir. Çok bariz bir çelişki daha burada kendini göstermektedir. Yasaya göre hizmet akdi ile çalışanların unvan, imza ve tasdik (YMM' lerde), yetkileri yoktur. Ama bu tebliğde bağımlı çalışanların meslek mensubu, yaptıkları işlerin de yasanın 2. maddesinde yazılı işler olduğu kabul edilmekte ve hatta işveren/mükellefe ücret avantajı bile sağlamaktadır. Yine 4008 sayılı yasa ile V.U.K. 'na eklenen mükerrer 227. maddeye istinaden 23.02.1995 tarihinde çıkartılan Vergi Beyannamelerinin SM veya SMMM.'ler tarafından İmzalanması Hakkındaki I. No' lu Genel Tebliğin C bölümünde; 3568 sayılı yasaya göre ruhsat almış ve işletmede bağımlı çalışan meslek mensuplarının, bordrosunda göründükleri tek bir işyerinin beyannamesini imzalayabilmelerine olanak sağlanmıştır. 3568 Sayılı yasada unvan kullanılmasına izin vermediği ve meslek mensubu dahi saymadığı bağımlı üyeyi burada da açıkça kabul etmiştir. Ancak, Maliye Bakanlığı 34 gün sonra fikir değiştirerek (!) çark etmiş ve 29.03.1995 tarihinde yayınladığı 2 No' lu Genel Tebliğ' de bağımlı çalışanları yine saf dışı bırakmıştır. Mesleğe girişte kamu veya özel kuruluşların muhasebe birimlerinde muhasebenin sevk ve idaresinden sorumlu ve birinci derecede imza yetkisine haiz olarak çalışma koşulu arayan


yasa, belgeyi verdikten sonra bu meslek mensubuna imza yetkisi vermemek gibi garip bir tablo ortaya çıkarmıştır. En basit bir işletme defterinin beyannamesinin imzalanması için mesleki ehliyet arayan yasa, muhasebelerini kendi bünyelerinde yürütmek durumunda olan ülkemizdeki on binlerce, milyarlık ve trilyonluk müesseselerin durumunu göz ardı etmekte, hatta burada hizmet akdi ile çalışan belgeyi meslek mensubunu yok sayarak, bu firmaların beyannamelerinin dışardan serbest çalışan bir meslek mensubuna imzalattırılmasını salık vermektedir... Tüm bunlardan sonra, 3568 sayılı yasanın henüz tasan halindeyken mevcut şekline baktığımızda daha ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Maliye Bakanlığınca hazırlanan yasa tasarısı 03.04.1989 tarihinde T.B.M.M.’ ne gerekçeleri ile birlikte sunulurken, mevcut yasanın 2A. maddesinin son paragrafı; ......Bu maddede belirlenen ve mesleğin konusuna giren işleri bir işyerine bağlı olmaksızın yapanlar serbest muhasebeci ve mali müşavir, bir işyerine hizmet akdi ile bağlı olarak yapanlar da muhasebeci ve mali müşavir olarak tanımlanmıştır, şeklinde düzenlenmiş. Ve yine yasada hizmet akdi ile çalışma yasağı koyan 45. maddenin tasarı metninde ise bu kısıtlamaya en küçük bir şekilde değinilmemiş ve yer bile verilmemiştir. Görüldüğü gibi yasa, tasan halindeki şekli ile değiştirilmeden yasalaşmış olsa idi biz şu anda bu konuyu tartışmıyor bile olacaktık. Yani yasa tasarısını hazırlayan komisyon o tarihte Türkiye'deki uygulamaları ve ülke gerçeklerini görmüş ve o şekilde sunmuş meclise. Ne diyelim? Darısı şimdiki bürokrat ve politikacıların başına... Sonuçta konuyu "bağımlılık ve bağımsızlık" platformuna getirip, "bu mesleğin temeli ve ana ilkesi bağımsızlıktır" diyenlere, muhasebecilik ve müşavirlik ile denetimin birbirine karıştırılmaması gerektiğini vurgulamak isterim. Denetimde bağımsızlığı sonuna kadar savunurum. Ancak SM ve SMMM belgesi almış olan herkesin yaptığı iş muhasebecilik ve müşavirliktir. Yani yasal mevzuatlar çerçevesinde, muhasebe usul ve esasları ile standartları doğrultusunda belgeleri düzenlemek ve defterlere kaydetmektir. Ve bu işlemlerin sonuç hesaplan olan mizan, bilanço, mali tablolar ve beyannameleri düzenleyip imzalamak da yapılan bu işin doğal bir sonucundan başka bir şey değildir. Bu işler asla bir denetim değildir. Bunlara ve mükerrer 2'l7. maddeye göre beyannamelerin imzalanmasına denetim deniyorsa, serbest büro faaliyeti yapan meslek mensuplarının tuttukları defterlerin beyannamelerini de kendilerinin imzalayamaması gerekir. Zira işi yapan ile denetleyenin aynı kişi olması düşünülemez. Aksi savunuluyor ise bu takdirde bağımlı meslek mensubunun da kendi çalıştığı firmanın beyannamesini imzalayabilmesi kadar doğal bir şey olamaz. Yoksa en basit deyimiyle-çifte standart-yanlışına düşmüş oluruz. Bu nedenle konuya "bağımlılık - bağımsızlık" boyutundan bakarak, tamamen kendi irade ve tercihi ile bir işyerinde hizmet akdi ile çalışan belgeli meslek mensubunun, iş- verenle ücret ilişkisi (!) içinde olması nedeniyle "özgür" olamayacağını varsayarak, sayısı 45 bine yaklaşan muhasebe camiamızın neredeyse teşkil eden bağımlı meslek mensubunun; mesleki ahlakından, mesleki dürüstlüğünden ve mesleki namusluluğundan adeta kuşku duymanın doğru bir yaklaşım olmadığı kanaatindeyim. Bu yaklaşım sadece bağımlı meslek mensubunun onurunu zedelemekle kalmaz, tüm camiamız da gölge düşürür. İster serbest, ister bağımlı çalışsın hiçbir meslektaşımızın, mesleki ahlak, namus ve dürüstlük değerlerinden tüm verebileceğini asla düşünmüyorum.


Ben mesleğimi icra ederken kendimi tamamen bağımsız addediyorum. Bir işyerinde hizmet akdi ite çatışan tüm meslektaşlarımın da mesleklerini icra ederken bağımsız olduklarından hiç kuşkum yok. Zira, bir çoğumuz çalıştığımız kurumlarda sorumlu sıfatı ile son derece önemli, kritik ve üst düzey noktalarda görev yapıyoruz. Bu nedenle bağımlı çalışanlara mesleki sorumluluk ve yetki verilmesi de ülke gerçeklerinin bir gereğidir. İşyerlerinde hizmet akdi ile çalışan belgeli meslek mensuplarını yok saymak yerine, artık katrilyonlarla telaffuz edilmeye başlanan kayıt dışı ekonomi ile mücadele edilmek isteniyorsa, vergi kayıp ve kaçaklarının asgariye indirilmesi isteniyorsa, en azından ciddi ve sağlıklı bir belge düzeninin bu ülkede gerçekten yerleşmesi isteniyorsa, tam tersi- ne her mükellefin ruhsatlı bir muhasebecisi olması gereği ile birlikte, muhasebelerini kendi bünyelerinde yürüten işyerlerinde mutlaka belgeli muhasebeci ve mali müşavir istihdam edilmesinin koşullarının yaratılmasına çalışılmalıdır. Böyle bir uygulama aynı zamanda mesleğimiz için başka bir kanayan yara olan ruhsatsız - kaçak muhasebeciliğe de darbe vuracaktır. Sonuç olarak: "En kötü yasa bile, hiç olmayan yasadan daha iyidir" diyerek, sadece bağımlı çalışanlar ile ilgili değil diğer tüm sorunların ve yanlışlıkların da giderildiği, ülkemiz gerçeklerine denk düşen, daha iyi bir meslek yasamızın inşası için biraz duyarlılık göstererek el ele mücadeleye.


Odamız iş yaşamında meslektaşlarımızın bürokraside karşılaştıkları durumlara ilişkin saptama, yorum ve önerilerden oluşan bir rapor hazırladı. TÜRMOB Oda Başkanları toplantısında da görüşülüp son biçimini kazanan ve Maliye Bakanlığı' na da iletilen bu raporu, siz okurlarımızın da değerlendirmesine sunuyoruz. VERGİ İDARESİNDEKİ BÜROKRASİNİN AZALTILMASI İLE İLGİLİ RAPOR SORUN I : İşyeri tescilleri ve yoklamalarında yaşanan sıkıntılar Gerekçe : İşyeri tescil ve yoklama işlemlerinde, Vergi Dairesi tarafından yapılması gereken yoklamalar, gerek işlem yoğunluğu gerekse sicil ve yoklama servisindeki eleman sıkıntısından dolayı gecikmeli olarak yapılmakta- dır. Bu durumda mükelleflerin ticari faaliyetlerini başlatabilmeleri ve sürdürebilmeleri gecikmekte, böylelikle belgesiz kayıt dışı işlem oluşmaktadır. Öneri : Vergi Dairesine verilen işe başlama/bırakma bildirim föyünde 3568 sayılı yasaya göre ruhsat almış meslek mensuplarının mesleki kimliklerini içeren bölüm açılması, bu bölümünün doldurularak meslek mensubu tarafından imzalanması halinde tescil işlemlerinin anında sonuçlandırılarak mükelleflere vergi sicil numarasının verilmesi, ilgili föye meslek mensuplarının kayıtlı olduğu Odadan faaliyet belgesinin eklenmesi veya imza bölümün de TÜRMOB tarafından verilen kaşenin aranması ile yoklama işleminin bilahare Vergi Dairesince yapılması sorunu çözeceği inancındayız. SORUN 2 : Aylık, yıllık beyannamelerin, bildirimlerin ve eklerinin sadeleştirilmesi Gerekçe : Aylık, yıllık beyannamelerin, bildirimlerin ve eklerinin kapsamış olduğu bilgilerde tekrar ve mükerrerliklerin fazla olması nedeni ile iş gücü ve zaman kaybına neden olmaktadır. Öneri : * Aylık beyannamelerde mükelleflerin kimlik kısmı bölümü kısa tutulmalı ve her ay aynı bilgiler sorulmamalıdır. * Yıllık verilmesi gereken KDV ve Muhtasar Bildirimleri sadeleştirilerek birleştirilmelidir. * Yıllık beyannamelerin ekinde verilen "geçici vergi föyü" kaldırılmalıdır. * Bilanço ve gelir tablolarında yeni dip notlar ilave edilerek "kârlılık oranı föyü" kaldırılmalıdır. * VUK 249. nolu Genel Tebliğine göre istenen yıllık bildirimin ayrı bir föy olarak alınması yerine beyanname, bilanço ve gelir tablosu bilgileri dışında istenen bilgilerin Gelir veya Kurumlar Vergisi beyannamelerine ayrı sütunlar açılarak istenmesinin yeterli olacağından mevcut 249 nolu Genel Tebliğ yürürlükten kaldırılmalı- dır. * Bilgisayar çıkışlı aylık KDV, Muhtasar Beyannameleri ile yıllık Gelir ve Kurumlar Vergisi beyannamelerinin idarece kabulü tasarruf ilkesi yönünden önemli katkılar sağlanacaktır. * Bilgisayar çıkışlı beyannameler kabul edilinceye kadar, meslek mensuplarımız beyanı ile yeterince beyanname verilmeli ve Şubat ayından itibaren yıllık beyannamelerin tahakkuku kesilebilmelidir. * Faaliyetlerini geçici olarak durduran mükelleflerin (gayri faal) aylık beyanname ve bildirimlerini faaliyete geçene kadar veril- memesi sağlanmalıdır (SSK'da olduğu gibi)


* Yıllık beyannamelerdeki - Ödeme kaydedici cihazlara ilişkin bilgiler - Önceki dönem beyannamesinin verilip, verilmediğine ilişkin bilgiler; çıkarılmalı, ayrıca satır ve sütun aralıklarının geniş tutulmasında yarar görülmektedir. SORUN 3 : Meslek Mensubunun Mükellef dosyasından bilgi alması Gerekçe : Mükelleflerin meslek mensubu değiştirmeleri veya Meslek Mensuplarının Mükellefe ait bilgilerinin tabi afetler ve mücbir nedenlerle yok olması halinde Mükellefe ait ilgili bilgiler elde edilememektedir. Öneri : Vergi Mahremiyeti ihlali sayılmayacak bilgi ve belgelerin fotokopisi; meslek mensubu ile mükellef arasında iliyet bağı kurularak vergi idaresinin yetkililerinin nezaretinde verilmesi sağlanmalıdır. SORUN 4 : Düzeltme işlemlerinin zamanında yapılmaması vergi mükelleflerini zor durumda bırakmaktadır. Gerekçe : Düzeltme işlemlerinin ve fişlerinin zamanında yapılmaması durumunda tahakkuk ile takip servisleri arasında çelişkiler meydana gelmektedir. Bu nedenle icra memurlarının borcu olmayan mükellefe icra takibi uygulanması mükellefle idareyi karşı karşıya getirmektedir. Öneri : Düzeltme talepleri sürüncemede kalmadan bir beyanname gibi düşünülmeli vergi idaresinin otomasyon programı içerisinde tahakkuk fişlerindeki mahsup hanesinin çalıştırılması şeklinde anında tanzim edilen duruma getirilmelidir. SORUN 5 : Basım izin ve diğer belgelerin alımında yaşanan sıkıntılar, Gerekçe : Vergi borcu olan mükelleflere; basım izin belgesi, mükellefiyet yazısı, bilanço tasdiki, kapanış ve nakil işlemlerinin yaptırılmaması mükellef kayıt dışı faaliyetlere zorlamaktadır. Öneri : Bu uygulama yasalarda yeri olmayan ve çelişki yaratan bir konu olup bundan vazgeçilmesi vergi idaresinin tahsilatı hızlandırıcı ve özendirici daha sağlıklı yasal girişimlerle yaptırım kullanması yararlı olacaktır. SORUN 6 : Ödeme kaydedici cihazların alım-satım, devir ve el değişikliğinde yaşanan sıkıntılar. Gerekçe : Ödeme kaydedici cihazların alım-satım, devir ve el değişikliği gibi durumlarda tescil, yoklama, mühürleme, hafıza ve servis işlemlerinde, vergi dairesi ve mükellef arasında sürtüşmeler meydana gelmektedir. Öneri : Yeni sıfır cihazların işlemlerinde bu sorun fazla yaşanmamakla olduğundan diğer devir ve kullanılmış cihazların ve satımlarında vergi dairesince yapılan mühürleme ve çuvala koyma işlemi yerine eskiden olduğu gibi alıcı ile satıcının bir arada bulunduğu ve cihaz hakkında vergi dairesi tarafından tutulacak tutanakla yeni alıcı ta- rafından da diğer tescil işlemlerinin tamamlanması uygun olacaktır. SORUN 7 : İç genelgelerin ve muktezaların üyelerimiz tarafından bilinmemesinin yarattığı sıkıntılar. Gerekçe : üyelerimiz mevzuatla ilgili yasa ve tebliğleri, zaman zaman iç genelgeleri takip edebilme imkanına sahiptirler Ancak uygulamada üyelerimize açık olmayan iç genelgeler, muktezalar ve işlem yönergesi hükümleri önemli sıkıntılar yaratmaktadır.


Öneri : İç genelgelerin, muktezaların ve işlem yönergesi değişiklikleri TÜR- MUB kanalıyla Odalarımıza ulaştırılması üyelerimizi bilgili kılacak böylelikle tüm Türkiye'de uygulama birlikteliği sağlanmış olacaktır. SORUN 8 : Önemini yitiren levha ve defterlerini uygulamadan kaldırılması Gerekçe : 1981 yılından itibaren vergi Hukukumuza dahil olan Kasa defteri, Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri ve Vergi Levhası ile 1985 yılın- dan itibaren uygulanmaya konulan KDV ile birlikte ödeme kaydedici cihaz levhası, KDV dahildir levhasının işyerinde bulundurulmaması veya asılmaması nedenlerinden dolayı yaygın ve yoğun denetimlerde Mükellef ile Memurlar arasında sürtüşmelere neden olmaktadır. Bu konuda vergi idaresi rencide edilmektedir. Bu defterlerin tutulmaması halinde ve levhaların asılmaması halinde vergi kayıp ve kaçağı oluşmamaktadır. Öneri : İşlemini yitiren defterlerin bazı mükelleflerin tutma zorunlulukları olduğu halde bazılarına tutma ihtiyarlığı tanınması çifte standart yaratmaktadır. Bazı mükellefler damga vergisiyle hiç muhatap olmamakta, olanlarında yaptıkları işlemler tek düzen uygulama tebliğine göre rahatlıkla izlenebilmektedir. Kıymetli evraklar tek düzen hesap planında ayrı ayrı takip edilmektedir: Levhaların içerdiği bilgilerin vergi artırıcı ve psikolojik etkenliği kalmadığından: * Günlük kasa defteri Günlük perakende satış ve hasılat defteri Kambiyo senedat defteri Damga vergisi defteri Tüm levhaların kaldırılması ve tasdik ettirilmemesi yararlı olacaktır. SORUN 9 : Vergi incelemelerinde yaşanan sıkıntılar Gerekçe : Vergi inceleme elemanları tarafından yapılan vergi incelemelerinde, meslek mensupları ve mükelleflerin davetlerinde sorunlar yaşanmaktadır. Çözüm : Çağımızda haberleşme teknolojisinin gelişmesiyle birlikte bazı inceleme elemanları vergi incelemelerinde defter ve belgelerin getirilmesini telefonla talep etmektedirler. Telefon talebinin yanı sıra defter ve belgelerin 213 sayılı VUK'daki hükümlere göre talep edilmelidir. Ayrıca incelemelerde mükellefin yanı sıra ruhsatlı meslek mensuplarımızdan hazır bulunmaları sağlanmalıdır. SORUN 10 : Tahakkuk ve vergi borçlarının vadesinden sonra ödenmesinde yaşanan sıkıntılar Gerekçe : Tahakkuk eden vergi borçları vadesinde ödenmediğinde mükellefler vergi aslı ile gecikme zamlarını bir sonraki vade tarihine kadar bekletmektedirler. Öneri : Vadesinden sonra ödenecek vergi borçlarına tekabül eden gecikme zamlarında 30 gün hesabı yapılmaktadır. Vergi alacağının hazineye daha çabuk intikalini sağlamak amacıyla gecikme zamlarının hesaplanmasında 398 sayılı tahsilat genel tebliğinde olduğu gibi gün hesabına endekslenmesinde fayda vardır.


SONUÇ: * Tek vergi numarası; sosyal güvenlikte, nüfus idaresinde, tapuda, nakil vasıtalarında, bankalarda da kullanılmak üzere yurttaşlık numarasına dönüştürülmelidir. * Vergi yasaları sadeleştirilmelidir. * Otomasyon modernize edilmelidir. * Personel yapısı ekonomik ve bilgi yönünden güçlendirilmelidir. Yukarıdaki konuların hayata geçmesi Gelir İdaresini daha güçlü kılacak ve beklenen vergi reformu daha kolay gerçekleşecektir. Bu nedenle: * Vergi oranlarının düşürülmesi, * Vergi dilimlerinin genişletilmesi, * Hayat standardının kaldırılması, * Her türlü giderlerin indiriminin kabulü, * Asgari ücretin vergi dışı kalması, * Vergi idaresine ve bankalara verilen mali tablolarda meslek mensuplarımıza denetim fonksiyonunun yüklenmesi, * Enflasyon muhasebesinin uygulanması, * Her türlü kazancın vergilendirilmesi, konularında ki yapılacak Vergi Reformu Vergi Adaletini sağlamış olacaktır.

Malicozum39  
Malicozum39