Page 1


MUHASEBE MESLEGİ DÜNYADA OLDUGU GİBİ ÜLKEMIZDE DE SAYGIN YERİNİ ALMALIDİR Yahya ARIKAN İ.S.M.M.M.O. Başkanı 3568 sayılı Meslek Yasamızın yürürlüğe girdiği tarihten bu yana yaklaşık 20 ay geçti. Bugün 65 Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, 6 Yeminli Mali Müşavirler Odası ve bunların `Odalar Birliği' örgütlenme çalışmalarını tamamlamış bulunmaktadır. Dünyada en saygın mesleklerden biri olan muhasebe mesleği, ülkemizde hala saygın yerini almış değildir. Ülke ekonomisiyle yakından ilgili olan bu mesleğin, hakkı olan saygınlığı henüz kazanamamış olmasının nedenlerini incelersek pek iç açıcı olmayan bir durumla karşılaşırız. MALİYE BAKANLIGI'MN MESLEĞİMİZE YAKLAŞIMI Bir ülkenin kalkınması ihracat, turizm ve vergi gelirlerinin artmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Bunun için o ülkede vergi yasaları günümüze uygun, çağdaş, adil olmalıdır. Kolaycı vergi yasalarının yerine gerçek gelirlerin toplanmasına olanak sağlayan, beyan esasının tüm kurallarını işleten vergi yasaları yeniden düzenlenmelidir. Bu da devletin, 3568 sayılı Muhasebe Meslek Yasasıyla yüklendiği sorumlulukların bilincinde olan, yıllarca saygınlığa ve onura susamış meslek mensuplarına güvenmesinden geçer. Bizler biliyoruz ki devletimiz, yılların örgütsüzlüğünden ve yasal statüye kavuşamamış olmamızdan dolayı muhasebeciye güvenmemektedir. Bizlere duyulan güvensizliği hep birlikte yok edelim. Yasalar nasıl ki, doktorluk ruhsatı, avukatlık ruhsatı olmayanlara kendi kendilerinin doktorluğunu veya avukatlığını yapabilmeleri için kurslar açılmasına izin vermiyorsa, "kendi muhasebemi kendim tutarım" diyenlere de izin vermemelidir. Muhasebe Meslek Odaları kaçak çalışanlara karşı her türlü önlem almak için çırpınırken, Maliye Bakanlığı yetkililerinin bu konuda gereken hassasiyeti göstermemelerini anlayamıyoruz. ESNAF DERNEKLERİNİN MESLEGİMİZE YAKLAŞIMI Yıllarca birbirleriyle iyi geçinen ve köklü bağlan bulunan muhasebeci esnaf ilişkilerini, bir kısım Dernek yöneticileri, siyasi yatırımları gereği bozmakta ve esnafınızı bilinmeyen bir yöne götürmektedir. Sayıları çok az da olsa, bazı esnaf dernekleri kendi bünyelerinde muhasebe büroları oluşturarak suç işliyorlar. Bizler çok iyi biliyoruz ki, sözü geçen yöneticiler hastalanınca en iyi doktorlara, hukuksal bir sorunla karşılaşınca da baroya kayıtlı en iyi avukatlara başvururken, kendi üyelerinin muhasebe işlerini Oda' ya kayıtlı olmayan, ruhsatı olmayan kaçak muhasebeci konumundaki kişilere yaptırarak esnafımıza yarınlarda büyük zarar vereceklerdir. Bizlerin esnafımızla dostluğumuzu kimse bozamayacaktır. Onların vergi yasalarındaki hak ve hukukunu Odamıza kayıtlı meslek mensupları, dün olduğu gibi bugün de savunacaktır.


TÜRKİYE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODALARI BİRLİĞİ'NİN MESLEGIMİZE YAKLAŞIMI Büyük umutlarla gittiğimiz ve bayram havası içinde yaptığımız 1. Olağan Genel Kurul' dan bugüne yaklaşık 6 ay geçti. Üzülerek belirtmek istiyorum ki, birkaç kişinin kişisel hırslarından dolayı, 3 aydan beri birliğimizdeki çalışmalar sekteye uğramaktadır. Tüm Odaların özveriyle çalışıp ürettikleri ve meslektaşlarımızı yakından ilgilendiren yönetmeliklerin çıkarılmasında; itiraz dosyaların ve yeni müracaatların sonuçlandırılmasında ve de yetkisiz çalışanlara karşı kalıcı önlemler almada Birlik yöneticileri süratli olmalıdırlar. Meslektaşlarımızın, mesleğin hakkı olan saygınlığın önlenmesine bir gün bile tahammülleri yoktur. SONUÇ Muhasebe mesleğinin, dünyada olduğu gibi ülkemizde de saygın yerini alabilmesi için; 1. Maliye Bakanlığı yetkilileri; meslek mensuplarına ve odalara yasal temsilcileri olan Odalara güvenmelidir. 2. Vergi yasaları; yeniden düzenlenmeli, günümüze uygun, çağdaş ve sosyal olmalıdır. 3. Meslek mensuplarının eğitimi için; Maliye Bakanlığı ve üniversiteler destek vermelidir. 4. Yetkisiz çalışanlara karşı; Maliye Bakanlığı ve Meslek Odaları birlikte, bir bütün olarak kalıcı önlemler almalıdırlar. 5. Muhasebe meslek yasası ve yönetmeliklerin eksiklikleri; ülkemizin koşullarıma uygun olarak, müktesep hakları yok etmeden kısa sürede tamamlanmalıdır. 6. Meslek mensuplarının gelecek endişesi duymamaları için; topluluk ve sorumluluk sigortası yasallaştırılmalıdır.


MESLEK ODALARININ IŞLEVINE BIR BAKIŞ Sınırların kalktığı, bir ülkenin insan haklarını ihlaline diğer ülkelerin müdahale ettiği bir dünyada meslek odaları ve onların üyeleri; çevre, silahsızlanma, barış ve insan hakları konusunda tavırsız kalmamalı Celal YILDIRIM Diş Hekimleri Odası Başkanı Dünyamız ilginç gelişmeleri bir arada yaşıyor. Bir yanda insan hakları,demokrasi, hümanizm, ekolojik dengenin korunması, barış ve silahsızlanma uğraşı; diğer yanda doğa ve kültür varlıklarımızın yok oluşu ile Körfez' de işgal ve savaş. Dünyada yaşanan bu süreci ülkemizde katmerli olarak yaşıyoruz. Karakollarda intihar(J), hapishanelerde çürüyen insanlarımız, sahillerimizdeki yağmalamalar, büyük şehirlerdeki hava kirliliği ve örneklerini artırabileceğimiz onlarca olumsuzluk. Bu olumsuzluklar bizleri ve meslek kuruluşlarımızı ilgilendiriyor mu? Birey olarak bu sorunlar beni ilgilendiriyorsa çok doğal olarak bireylerin oluşturduğu meslek odalarını da ilgilendirmeli. Dünya insanoğlu olmadan vardı. Ama şimdi insanoğlunun doğaya yönelik tahripkar tavırları sonucunda dünyamız var olup olmama sürecini yaşıyor. Küçülen dünyamızda her olay bizi ilgilendiriyor. Almanya'daki sanayinin yol açtığı asit yağmurlarımın ülkemizi etkilemesi, kimyasal atıklarını denizlere bırakılması ile canlı varlıkların ölmesi, Kuveyt'teki petrol rafinerilerindeki yangının yol açtığı kirliliğin ülkemizi etkilemesi; bizleri ilgilendirmeli. Meslek odalarını konumu ve işlevleri konusunda her zaman farklı düşünceler olmuştur. Günümüz dünyasında meslek odası evrensel ve insani boyuttaki her olaya duyarlı olmalıdır. Sınırların kalktığı, bir ülkenin insan haklarını ihlaline diğer ülkelerin müdahale ettiği bir dünyada meslek odaları ve onlarım üyeleri; çevre, silahsızlanma, barış ve insan haklan konusunda tavırsız kalmamalı. Meslek odası, öncelikle mesleki sorunlara yönelik çalışmalarını yürütürken diğer yandan da yukarıda çerçevesini çizdiğimiz konularda çalışma yapılmalıdır. Örneğin; İstanbul'un yok oluşuna sessiz kalmamalıyız. Marmara Denizinin ve Boğazının yok olmasına seyirci kalamayız. Salgın hastalıklara yol açabilecek olan susuzluğa karşı duyarsız olmamalıyız. Kısacası kentimizin sorunlarıyla ilgilenmediğimiz sürece ne mesleğimizi icra edebilir, ne de yaşantımızı sürdürebiliriz. Meslek kuruluşları olarak ilgi alanlarımızdaki sorunlara sahip çıkmak ve çözümlerini birlikte üretmenin yollarını bulmalıyız. İstanbul'da oluşturduğumuz Meslek Odaları Koordinasyon Kuruluna önemli görevler düşmektedir.


MUHASEBECİLİK MESLEĞİNDE EĞİTİMİN ÖNEMİ Prof. Dr. Ahmet KIZIL İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi İşletme faaliyetlerinin bir kayıt tekniği olan muhasebe, aynı zamanda bir sunuş sanatıdır. 7000 yıllık bir mazisi olan mu- hasebe, en ilkel kayıt tekniğinden günümüz teknolojisine paralel bir gelişme göstermiştir. İşletmenin faaliyetlerini kaydeden muhasebeciler zamana göre değişen ve gelişen kayıt tekniklerine, şekil ve şartlara sadık kalırken kendi üsluplarını da yazım tekniğine katmışlardır. Önceleri sadece faaliyetlerin kaydı ile yetinen muhasebe, daha sonraları değişen şartlara göre başka görevler de üstlenmek zorunda kalmıştır. İşletme faaliyetlerinin defterlere kaydedilmesi, bu bilgilerin bilanço ve kâr ve zarar cetveli şeklinde raporlanması muhasebenin klasik fonksiyonları olarak tanımlanmıştır. Günümüzde işletmelerin gerek işletme içindeki yöneticiler, hissedarlar, çalışanlar gibi gruplara; gerekse işletme dışındaki devlet, yatırımcılar, tüketiciler, alacaklılar, bankalar gibi çeşitli gruplara bilgi verme sorumluluğu, muhasebenin raporlama tekniğini geliştirmiş, bir standarda kavuşturmuş, finansal analize elverişli mali tabloların üretilmesini sağlamıştır. İşletme yöneticilerin muhasebeden, faaliyetlerin kaydı dışında, karar almaya yardımcı bilgiler beklemeleri mali tabloların analiz ve yorumunu gerektirmiştir. Mali tabloların analiz ve yorumlanması muhasebenin modern fonksiyonları olarak tanımlanmaktadır. Ekonomik gelişmeler işletme yöneticilerinin zamanında doğru karar almalarını gerektirmektedir. Yöneticilerin doğru karar alabilmeleri, kendilerine sıhhatli bilginin bir raporlama sistemi ile zamanında ulaşmasına bağlıdır. İşletme yöneticilerinin karar alma ve kontrol görevlerini yerine getirebilmeleri için muhasebe yardımcı bir araç olarak; maliyet hesaplan yapmakta, nakit akımı, fon akımı, net çalışma sermayesi gibi çeşitli mali tablolar düzenlemekte, işletme bütçelerini tanzim etmektedir. Muhasebe çeşitli analiz ve yorumlama teknik ve aletlerini kullanarak elde ettiği neticeleri yorumlamakta, yöneticilere özetlenmiş, onların anlayacağı dilden raporlar halinde sunmaktadır. Çağımızdaki teknolojik gelişme muhasebenin kayıt ve raporlama fonksiyonlarının bilgisayarlar tarafından üstlenilmesine yol açmıştır. Böylece muhasebeci ve mali müşavirler muhasebenin el oyalayan kayıt ve raporlama tekniğine harcadıkları zamandan tasarruf ederek muhasebenin yöneticiye karar almada yardımcı olan, ona yol gösteren analiz ve yorumlama fonksiyonlarına daha fazla zaman ayırabilmektedirler. Muhasebenin, günümüz şartlarının gerektirdiği, zamanında, doğru ve hızlı karar almaya yardımcı olacak yönetim muhasebesi sistemini kurması gerekmektedir. Mali tabloların analiz ve yorumlanması gerekli bilgilerin gerektiğinde kullanılabilecek şekilde sistematik olarak depolanmasına, depolanmış bilgilerin işletmenin ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenlenmiş mali tablolar haline dönüştürülmesine, düzenlenen mali tabloların yorumlanarak yönetimde kullanılacak raporların tanzim edilmesine bağlıdır. Şüphesiz bu işlevi yerine getirecek mali


müşavirlerin iyi bir muhasebe bilgisi yanında işletme yönetimi, finansal analiz ve yönetim muhasebesi konularında da bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. 3568 sayılı kanun hükümlerine göre hazırlanmış, meslek mensuplarının meslekleri konusunda yeterli ehliyete sahip olup olmadıklarını belirleyen Sınav Esasları ve Sınav Konuları Hakkındaki Yönetmelikte de Ticari Muhasebenin yanında İhtisas Muhasebeleri, 'Maliyet Muhasebesi, Şirketler Muhasebesi, Mali Tablolar Analizi, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, İcra İflas Kanunu, Bankalar Kanunu, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergi- si, Katma Değer Vergisi, Vergi Usul Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Dış Ticaret ve Kambiyo Mevzuatı, Sosyal Sigortalar Kanunu, Bağ Kur Kanunu, Emekli Sandığı Kanunu, Denetim ve Raporlama gibi konular sınav konuları olarak belirtilmiştir. Mali müşavirlerin işletmelerin her türlü mali konularının planlanması ve mali sorunlarının çözümlenmesini başarı ile gerçekleştirebilmeleri için derin bir işletme bilgisine, muhasebe kültürüne, hukuk ve mali mevzuat bilgisine sahip olmaları gerekmektedir. 3568 sayılı kanun, muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin oluşturulması amacını; işletmelerde faaliyetlerin ve işlemlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde işleyişinin sağlanması, faaliyet sonuçlarının ilgili mevzuat çerçevesinde denetlemeye, değerlendirmeye tabi tutularak gerçek durumun ilgililerin ve resmi mercilerin istifadesine tarafsız bir şekilde sunulması ve yüksek mesleki standartların oluşturulması şeklinde açıklanmıştır Aynı kanunun 2. maddesi de mesleğin konusunu belirtirken; işletmelerin muhasebe defterlerini tutmak, mali tablo ve beyannamelerini düzenlemek görevleri yanında işletmelerin muhasebe sistemlerini kurmak, geliştirmek, işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat ve bunların uygulamaları ile ilgili işlerini düzenlemek işlerini saymış; ayrıca işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat konularında belgelerine dayanılarak inceleme, analiz, denetim yapmak, mali tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüş vermek, rapor ve benzerlerini düzenlemek şeklinde diğer yapabilecekleri iş konularını da belirtmiştir. Meslek mensuplarının sorumluluğunu üstlendikleri mesleki görevlerini sağlıklı ve güvenilir bir şekilde yürütebilmeleri ancak kendilerinin bu konularda derin bir bilgi ve yüksek mesleki standarda sahip olmaları ile mümkündür. Meslek mensuplarının kendilerini kabul ettirebilmeleri, çalışmalarında başarıya ulaşabilmeleri için kendilerini çağımızın gerektirdiği bilgi, kültür ve teknikle donatmaları gerekir.


YÖNETMELİKLERİMİZİN YENİDEN DÜZENLENMESİNİN ÖNEMİ Yılmaz UÇAK Türkiye S.M.M.M. ve Y.M.M. Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi 3568 Sayılı Meslek Yasası'nın 50. maddesine dayanılarak şimdiye kadar on yönetmelik, ayrıca asgari ücretin değiştirilmesine ilişkin de bir yönetmelik çıkarılmıştır. Yönetmelik nedir? Neyi Amaçlamaktadır? Bilindiği gibi yönetmelikler, bir işin nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemeleri bir talimat içerisinde veren belgelerdir. Yönetmeliklerin bir amacı da, yapılacak işin en iyi nasıl yapılacağını göstermek olmalıdır. Şimdi, bu konuyu biraz sözcük anlamının dışına çıkarak, pratik işlev içerisindeki yeri açısından incelemeye çalışalım. Böylelikle mesleğimiz ve yönetmeliklerimizin önemini daha rahat kavrayacağımızı sanıyorum. Hep söylediğimiz; 57 yıl beklemeden sonra, statüye kavuşmuş bir meslek sahibi olmamıza rağmen, hâlâ yasal düzenle- menin istenilen düzeye gelmediğidir. Bu konuda zaman zaman çıkartılan yönetmelikler, yaşam içerisinde bunca birikmiş sorunların ördüğü yumağı çözebilmede yetersiz kalmıştır. Ancak pratik içerisinde olanların doğrudan katılımı sağlansa, ya da önerileri dikkate alınsaydı, daha az sorunlu bir geçiş dönemi yaşanabilirdi. Yaşadığımız son bir yıl, pratik yaşamda mesleki uygulama ve düzenlemelerin çok daha geniş bir çerçeve içerisinde ele alınma gereğini bir kez daha gösterdi. Diğer yandan, dünyada olup bitenlerden uzak, gelişmelerden kopuk olmanın imkansızlığı; çağa damgasını vuran iletişimin, mesleğimizi ve standartlarını uluslararası boyutlar içerisinde "tek" leşme eğilimine soktuğu gerçekleri gözden kaçırılmamalıdır. Bu nedenle, hele Avrupa Topluluğu'na girme gibi bir sorunun ülkemiz ekonomisinin önünde durduğu da göz önüne ah- nacak olursa, mesleki standartımız su götürmez bir şekilde ya eşdeğerliliği asgari düzeye çıkarılma, ya da bizim de bu boyutu yakalıya bilmek için, standart konusunda boy ölçüşebilecek kavramlarla bu düzeyi yakalamalıyız. Mesleğimiz ve mesleki geleceğimiz açısından, yönetmelikler hayat damarları özelliği göstermektedir. Mesleki saygınlığımızın ve değerlerimizin korunmasında çok büyük öneme sahip olan yönetmeklerin yeniden düzenlenmesine ilişkin çalışmalar Odalar Birliğimiz tarafından başlatılmıştır. Bu çalışmaların başarıya ulaşması, ancak bir bütünlük içerisinde meslektaşlarımızın ve Odalarımızın tüm aşamalarda yerel ölçekte katılmalarıyla mümkündür. Bunun yanı sıra, yönetmeliklerin hazırlanmasında, bir çok alanda başarıya ulaşabilmesi için bazı değerlendirmelerin yapılmasının zorunlu olduğunu da görmemek hem bir hata olur, hem de


doğru sonuca ulaşmamızı engeller. Ayrıca, bizleri bilimsellikten de uzaklaşır. Mesleğimizin sosyal sorumluluğunun bulunduğu gerçeğini atlanmasına neden olur. Yönetmelikler yeniden düzenlenirken şu temel noktalar dikkate alınmalıdır: A) 3568 sayılı yasa ile çelişmeden, anlamına yönlendirilmelidir. B) Pratik içerisindeki tıkanıklıkları giderecek ölçekte olmalıdır. a) 3568 Yasa ile ilişkileri yönünden, b) Uluslararası ve Avrupa Topluluğu' nun standartları yönünden uyumu, c) Ülke gerçeklerinde meslek perspektiflerimizin oluşumu yönünden, d) Bilimselliğe oturması yönünden A.1) 3568 sayılı yasa ile ilişkileri yönünden a) Yönetmelikler, Yasa ile çelişmeden, anlamına yönlendirilmeli b) Yeni düzenlemeler, Yasadan doğan boşlukları dolduracak nitelikte olmalı, c) Gelecekte yapılacak Yasa değişiklikleri de göz önüne alınmalı, d) Meslek Yasasının varolduğu zemine uyumla oturması sağlanmalı. B.1) Uluslararası ve Avrupa Topluluğu' nun standartları yönünden uyumu, a) Mesleki standartların uluslararası planda benimsenen ortak standartlara uyumu sağlanmalı, b) Avrupa Topluluğu' nun 8. yönergesi ile saptanan şartlara uyumu sağlanmalı, c) Ülke standartlarının tek standart içerisinde, tek meslek standardı düzenleyecek kapasitede olmasının sağlanması C.1) Bilimselliği oluşturması yönünden, a) Yüksek öğrenim kurumların bu hazırlıklara doğrudan katılımlarının ve katılımın sağlanması, b) Mesleki uzmanlık üzerine örgütlenmiş kurumların katkılarının sağlanması, c) Kısa vadeli veya geçici çözümlerle yetinilmesi tercih edilmeden, bilimselliğe bağlı kalınması, D 1) Ülke gerçeklerinde mesleki perspektifin oluşması yönünden, 1) Mesleki yönden a) Mesleki geleneklerin oluşturulması, düzenlenmesinin sağlanması b) Meslektaşlar arası hukuk düzeninin sağlanması, alt ilişkilerinin düzenlenmesi, c) Standartlaşma özelliklerinin reel boyutlarda tutulması, d) Eğitim ve pratik ülke koşullarına göre mesleki bilgi akışının düzenlileştirilmesi. 2) Örgütlenme yönünden a) Odalar Birliği'nin Odalarla ve üyelerle bağlarını güçlendirecek düzeyde olmasına ilişkin düzenlemelere önem vermeli, b) Odaların örgütlenmesindeki tıkanıklığın önünü açacak yapıya kavuşturulmasına önem verilmeli, c) Mesleki birlik ve dayanışmayı sağlayacak örgüt- sel prensiplerin sağlanması, d) Odalar Birliğimizin saygınlığını artıracak düzeyde mesleki koşullar içinde güçlü örgütlenmeyi sağlamalı. İşte, tüm bu yaklaşımlar doğrultusunda, önümüzdeki dönem içerisinde, hazırlıklar tamamlanarak, örgütün bütün delegasyonları ile, tartışılacak demokratik ve katılımcı bir platformda yeni ve dinamik sonuçlarını alındığı bir dönem açmış olabiliriz mesleğimiz açısından... Önümüzdeki dönem, en geniş anlamda, geçmiş uzun yılların kayıplarını yok edici, saygın ve güçlü bir mesleki örgütlenme ile, meslek onurunun yüceltileceği çalışmaların başlayacağı bir dönemdir. Böylece, meslektaşlarımızın geleceklerini, kendi mesleklerinde görmesinin koşullarını gerçekleştireceğiz.


Ülkemiz ekonomisi için, çok büyük bir bilgi üretim merkezi halinde bulunan meslektaşlarımız kendileri için mesleki düzenlemelerin yapılmasına da aktif olarak katılmalıdır. Odalar Birliğimizin saygınlığını artırmak için yapılan çalışmalara önerlerimizle katılalım.


INANMAK HER YAPICILIGIN TEMELIDIR

Arslan Başer KAFAOGLU Türkiye S.M.M.M. ve Y.M.M. Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi -ISerbest Muhasebeci Mali Müşavir Odaları ve Yeminli Mali Müşavir Odaları Birliğimiz bugün, hiç gizlemeye neden yok, gerekli hamleyi mesleğe verememiştir. Büyük yönetim ve finansman sıkıntıları içindedir. Bunda kuşkusuz birçok nedenler var. Bu nedenlerin başında da bence yasa ve yönetmelikler, bu yönetmeliklerin kaldırılabileceği inancının, bu yasanın kusurlu taraflarını değiştirme olasılığının bulunduğuna inanmamak geliyor. 3568 sayılı yasa ve onu tamamlayan yönetmelikler Birlik için, bana göre, en büyük ayak bağıdır. Bu yasa, 12 Eylülden sonra sendikalar, dernekler gibi kuruluşların özerklikleri söndürüldükten sonraki, hukuk ve insan haklan açısından sinmiş bir topluluk ortamı içinde yapılmış bir yasadır. Böyle bir yasa olduğu için Birliğimiz, diğer meslek kuruluşlarından daha az özerk bir statü içinde, bir tek merkezin, Maliye Bakanlığı sıkı vesayeti altına konulmuştur. Sınav komisyonumuzu, hemen büyük bir kısmıyla Bakanlık seçer. Yönetmelik değişikliklerini, ya da genel kurulumuzdan geçse de, yeni yönetmelikleri Bakanlık belirler. Bizim mesleğe kabul etmediklerimizi, temyiz yoluyla başvurulduğunda Bakanlık kendisi mesleğe alır. Meslekten çıkarılanların işlemini Bakanlık bozar,bozabilir. Bütçemizi onaylar. Birlik, Odalara buyruk veremez. Bakanlık, buyruk verme ne demek, işten el bile çektirebilir. Önerdiğimiz ücret tarifesini, "değiştirerek onaylama" yerine yeniden ele alıp tanımadığımız bir yere çekebilir. -IISadece özerklik açısından değil, yerleştirdiği antidemokratik uygulamalar nedeniyle de bu yasaya karşı çıkmalıyız. Maliye Bakanlığı kendi sıkı egemenliğine karşı çıkmalarını frenlemek için, meslek mensuplarının ünvan olarak değişik grupları arasına adaletsizlikler de sokmuştur. Bu adaletsizlikleri ana hatlarıyla şöylece anlatma olanağı var: 1- 3568 sayılı yasa, serbest muhasebecilerin eskiden yapabildikleri bazı şeyleri, (hakları) onların elinden almıştır. Bu- gün serbest muhasebeciler bilirkişilik yapamazlar. (3568 sayılı yasadan önce yaparlardı), şirket kuramazlar (yasa- dan önce kurarlardı), şirket tasfiye edemezler (yasadan önce edebilirlerdi). Böylece yasadan önceki bir çok müktesep hak, serbest muhasebecilerin elinden alınmıştır. Bu meslek grubu kırgınlık içinde meslek bütünlüğü ruhundan uzaklaşmışlarsa, herhalde hakları vardır. 2- Kuşkusuz Yeminli Mali Müşavirler bilgi ve onur düzeyleriyle değerli bir mesleğin mensuplarıdır. Ancak Bakanlık, bir yandan onların yeterince iş bulma yollarını kapatırken, öte yandan onlara Birlik yönetiminde haklan olmayan bazı ayrıcalıklar tanıyarak meslek içine bir ayrılık tohumu atmıştır. Birlik Yönetim ve Disiplin kurulunda yeminli mali müşavirlere tanınan son derece oransız ayrıcalıklar, hem Birlik yönetimleri antidemokratik hale getirmiş ve hem de meslek mensuplarının birlik ruhunu sarsmıştır.


Böylece Yasanın "böl ve yönet" ruhunu yansıtmış olduğu da ortadayken, Meslek kuruluşunun böyle bir yasaya altı aydır tepki göstermeyişi gerçekten üzücü bir noktadır. Aslında bunda 12 Eylül'den sonra yurttaş ve demokratik kuruluşların beyinlerine sinmiş olan uyuşuk bir "uyumculuk" bir pay sahibidir. Ama bu uyumculuğun en ileri düzeyinin bizim mesleğimizce yerine getirilmesi doğrusu insanı üzmektedir. -IIIYönetmelikler için ise durum daha da acıdır. Bir kez şunu açıkça belirtelim ki, bu yönetmeliklerle bu Birliği yönetme olanağı yoktur. Odalar olsun, Birlik olsun, bu yönetmelikle yönetilemez. Nitekim, Birliğe göre daha az kötü yöneten Odalar, yönetmeliklerin eksiğini çeşitli biçimlerde kapatma yoluna girmişlerdir. (Temsilcilikler, çeşitli danışma kurulları kurarak.) Birlik yönetmeliği ise gerek merkez yönetim organındaki görev bölümü ve gerekse Birliğin Odalar üzerindeki eğitim, denetim ve yönetim etkinlikleri bakımından son derece yetersizdir. Birlik ve Odaların doğru dürüst bir mali yönetmeliği yoktur. "Çalışma usul ve esasları" yönetmeliği karmakarışıktır, (örneğin şube konusunda ve diğer bir çok konuda yetersiz kalmıştır.) Disiplin yönetmeliği sadece müşteriyle ilgili fiillerde işleyebiliyor. Staj yönetmeliği hiç işlemiyor. Sınav yönetmeliği bir çok maddeleriyle fiilen yürürlükten kalkmıştır. Personel, dış temsil yönetmeliği hiç yoktur. Ama daha da kötüsü, bu yokluk ve eksikliklerin adeta doğal karşılanmasıdır. Gerçekten de 3568 sayılı yasaya göre Birlik seçiminden sonra 6 ay içinde çıkartılması gereken yönetmelikler çıkartılmamıştır. Bu yolda bazı Birlik Yönetim Kurulu üyelerinin, bazı Odaların çaba ve tavsiyeleri yetersiz kalmıştır. Bilindiği gibi yönetmelikler için Birlik Yönetim Kurulu üyeleriyle Odalardan gelen üyelerin oluşturduğu karma komisyonların (çeşitli komisyonlar halinde yapılan toplantılarda oluşmuş) raporları vardır. İlk önce bu raporların 21-22 Şubat günleri toplanacak bir "Yönetmelikler Olağanüstü Kurultayında" karara bağlanması ve sonra Maliye Bakanlığı'nın onayına götürülmesi programlanmıştı. Bu tarihin yerine 2-3 Mart ya da 9-10 Mart tarihlerinde "Olağanüstü Yönetmelikler Kurultayı" istemi de gerçekleşmedi. Şimdi bu, hangi tarihine kaldı? Bunu da bilme olanağı yok. -IV-

Aslında komisyon çalışmaları ile yönetmeliklerin, ve bazı antidemokratik hükümleriyle Yasanın değiştirilmesi yolunda bir inanç, bir coşku oluşturulmuştu. Bu gecikmelerle bu coşku, bu ruh, bu inanç soğutulmuştur. Şimdi bu atılganlığım, inancın yerine sanırız Maliye Bakanlığı ile yapılacak koridor ve Oda diplomasisi benzeri yöntemler olacak. Bize göre ise; 1. Karma komisyonlarda oluşan raporların Yönetim Kurulunca uzun boylu görüşülmesi gereği yoktur. 2. Bu raporlar, her komisyonun başkanı ve illerden gelmiş bir üyesinin başkanlığındaki bir komisyonda incelendikten sonraki oradaki birbirine girerler (aynı konuya ait kısımlar) ve çelişkiler giderilebilir. 3. Bundan sonra raporlar en geç Haziran ayının ilk haftasında yapılacak Yönetmelikler Olağanüstü Genel Kuruluna sevk olunmalıdır. Bu Kurul asla 15 Haziran dan sonraya kalmamalıdır.


4. Yönetmeliklerde elbette 3568 sayılı yasa sınırlan, genel kural olarak, aşılmayacaktır. Ama Yasanın Anayasa ve hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmayan hükümleri de yok sayılacaktır. Bir suçun affedilmiş olsa da diğer suçlardan aynı işlem görmesi, ya da azınlık bir meslek grubun Birliği yönetecek bir çoğunluk sağlaması, Disiplin Kurulunun aynı biçimde seçilmesi elbette yönetmeliklerde yer almamalıdır. Yönetmelikler serbest muhasebecilerin 3568 sayılı yasa ile gasbedilmiş müktesep haklarını elbette iade etmelidir. Maliye Bakanlığı bu yönetmelik değişikliklerine, Anayasaya aykırı yasa hükümleriyle karşı çıkarsa; elbette gereği yapılmalıdır. Bu engel de yasalar içinde aşılabilir. Yeter ki meslek mensupları bunun haklılığına, bu davanın güdülmesi gereğine inansınlar... İnanç en büyük güçtür... Evet inanmak her yapıcılığın temelidir. Bu konuyu sürdüreceğiz


MEVZUAT KOMISYONUMUZUN HAZIRLADIGI YASA ÖNERISI

Muhlis SELÇIK İ.S.M.M.M.O. Mevzuat Komisyonu Bşk. Yrd. TEKLİF VE GEREKÇE Bilindiği üzere, G.V.K.' nun 3239 sayılı kanunla değişik 40. maddesinin 5. bendi uyarınca "İşletmeye dahil olup, işte kullanılan taşıtların giderleri (bu taşıtların aynı zamanda zati veya ailevi ihtiyaçlar için de kullanılması halinde giderlerin yarısı)" ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılmaktadır. Oysa ki 193 sayılı G.V.K.' nun 68. maddesinin 2361 sayılı kanunla değişik 10. bendinde "...işle ilgili şehir dahili nakil vasıtaları ücretleri..." serbest meslek kazancının tespitinde mesleki gider olarak hasılattan indirilebilir denilmektedir. Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere serbest meslek erbabı, işleriyle ilgili olsa dahi sahip oldukları taşıtların giderlerinin hiçbirini mesleki kazancın tespitinde indirim konusu yapamamaktadırlar. Oysaki serbest meslek erbabın çoğunluğunu teşkil eden yeminli mali müşavirler, serbest muhasebeci mali müşavirler, serbest muhasebeciler, avukatlar ve benzeri serbest meslek sahipleri hizmetlerinin büyük bir kısmını müşterilerinin işyerlerinde, diğer ilgili kurum ve kuruluşların nezdinde vermek durumundadırlar. Bu durum serbest meslek kazancı sahipleri ile, ticari kazanç sahipleri arasında vergilendirme yönünden eşitsizlik doğurmaktadır. Bu eşitsizliğin ortadan kaldırılabilmesi için, 193 sayılı G.V.K.' nun 68. maddesinin 9. bendinden sonra gelmek üzere, "10- Serbest meslek erbabının adına kayıtlı taşıtların giderleri (bu taşıtların zati veya ailevi ihtiyaçlar içinde kullanılması halinde giderlerin yansı)" bendin ilavesi, halen geçerli 10. bendin numarasının 11. bend olarak değiştirilmesi gerektiği görüşündeyiz.


SENETLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Veysi SEVIG İ. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi Vergi Usul Yasasının 281. maddesi hükmü uyarınca alacaklar mukayyet (muhasebe kayıtlarında gösterilen) değerleriyle değerlendirilmektedir. Ancak yasal düzenleme gereği olarak vadesi gelmemiş olan senede bağlı alacaklar değerleme gününün kıymetine irca olunabilir. Buna göre senede bağlı alacaklar hakkında yükümlülere seçimlik bir hak tanınmış olup, bu tip alacakların değerleme gününün kıymetine indirgenebileceği kabul edilmiştir. Bu esas Vergi Usul Yasasının 264. maddesinde tanımı yapılan tasarruf değeri ölçüsünün, bu çeşit alacaklara uygulanmasından başka bir şey değildir. Başka bir anlatımla alacak senetlerinin değerleme gününde satılması halinde ifade edeceği değere dönüştürülmesi yasal olarak uygulanabilir hale getirilmiş olmaktadır. Yasa koyucu, tasarruf değerinin iktisadi kıymetin sahibinin subjektif anlayışına göre değil, objektif esaslara göre belirlenmesini öngörmüş, bunun için yasa maddesinde değerleme gününde alacak senetlerinin hangi ölçüler içerisinde değerleneceğini kurala bağlamıştır. Buna göre senet faiz oranı açıklanmışsa bu oran, açıklanmamışsa T.C. Merkez Bankasının resmi iskonto oranı uygulanmak suretiyle alacak senetleri değerleme günü değerine getirilebilecektir.. Alacak senetlerinin değerleme günü değerine getirilmesi tek taraflı işleyen bir yasa maddesi değildir. Çünkü Vergi Usul Yasasının 285. maddesinin son fıkrası hükmü gereği olarak alacak senetlerini değerleme gününün kıymetine irca edenler, borç senetlerini de aynı işleme tabi tutmak zorundadırlar. İskonto uygulaması suretiyle yapılan değer artırma ve azaltma işlemleri kar-zarar hesabını etkileyen bir muhasebe işleminin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Çünkü alacak senetlerinin reeskonta tabi tutulması halinde, yapılan işlem sonucunda "Kar-Zarar Hesabı" borçlu, buna karşılık "Alacak Senetleri Reeskont Hesabı" alacaklı hale getirilmektedir. Yapılan muhasebe işlemleri ertesi yıl ters kayıtla iptal edilmekte, böylece bir önceki yıl pasifte gözüken "Alacak Senetleri Reeskont Hesabı" kapatılmış olmaktadır. Borç senetlerinin reeskont işlemine tabi tutulması halinde, "Borç Senetleri Reeskont Hesabı" borçlu, buna karşılık "Kâr/Zarar" hesabı alacaklı olmakta, bu nedenle Borç Senetlerinin iskonto ya tabi tutulması halinde dönem vergilen- dirilebilir kazancı artmaktadır. Yükümlüler, genellikle alacak senetlerini reeskonta tabi tutmak, böylece vergilendirilebilir kazancı azaltma eğilimindedirler. 3239 sayılı yasanın 22. maddesi ile 286 sayılı yasaya eklenen fıkra ile alacak senetlerini reeskonta tabi tutan yükümlülerin, aynı zamanda borç senetlerini de iskonta ya tabi tutması zorunluluğu getirilmiştir. Alacak senetleri teminata verilmiş olsa bile reeskonta tabi tutulabilir. Bu nedenle, alacak senetleri iskonto tutarının gider yazılmasının teminata verilmemiş senetlerle sınırlı tutulmasının yasal olarak savunulması olanağı yoktur. Bankalara kredi karşılığı teminat olarak gösterilen alacak senetlerinin değerleme gününün kıymetine irca edilmek suretiyle kaydedilmesi gerekir. Bu nedenle "teminata verilen senetlerin şirketin elinde olmadığı ve tasarruf olanağı bulunmadığı gerekçesiyle aksine verilen mahkeme karan" isabetli değildir. (Danıştay 4. D. 5.3.1985 gün ve E. No: 1982/6020, K. No: 1985 / 886)


Bazı hallerde yükümlüler teminata verilmiş bulunan alacak senetleri için reeskont yapmamakta, bu nedenle senetlere yapılan reeskont işlemi alacak senetleri için kısmi nitelikte olmaktadır. Yapılan vergi incelemelerinde bu durum eleştiri konusu yapılabilmektedir. Vergi Usul Yasası'nın 281 ve 285. maddelerinde alacak ve borç senetlerinin değerleme gününün kıymetine (tasarruf değeri) irca edilebilmesi konusunda banka, banker ve sigorta şirketleri dışarıda kalan yükümlülere tanıdığı seçimlik hak, alacak ve borç senetleri için aynı aynı kullanılabilir. Dolayısıyla alacak senetlerini kısmi reeskonta tabi tutan yükümlüler bu senetlerin tamamını reeskonta tabi tutmaya zorlanamazlar. (Danıştay 4. Daire, 28.4.1986 E. No: 1985/ 5206, K. No: 1986/ I 684) Alacak senetlerini kısmi olarak reeskonta tabi tutan yükümlüler, borç senetlerinin tamamını iskonto ya tabi tutmak zorundadırlar. Alacak ve borç senetlerinin iskonto ya tabi tutulması suretiyle ortaya çıkan hesaplar, birer karşılık hesabı niteliğin- dedir. Yapılan iskonto işlerinden sonra, bilançonun aktifinde yer alan alacak senetlerinin mukayyet değerlerinde herhangi bir değişiklik olmamaktadır. Ancak ayrılan "Alacak Senetleri Reeskont Hesabı" nın Alacak Senetleri Hesabı ile bilançonun aktifinde gösterilmesi, muhasebe tekniği açısından daha doğru olacaktır. Aynı görüşü borç senetleri için de söyleyebiliriz. Böyle yapılması halinde bilançoda alacak sene eriyle borç senetlerini, değerleme günü değerleriyle görmek mümkün olmaktadır. Vergi Usul Yasasının 281 ve 285. maddeleri hükümleri uyarınca, alacak ve borç senetlerine uygulanması öngörülen iskonto işlemlerinde ayrılacak olan karşılıkların hesaplan- ması, uygulamada duraksama yaratmış, bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlıklarda, Danıştay, iç iskonto oranının geçerli kabul edilebileceği yönünde karar vermiştir. Bilindiği üzere senet üzerinde yazılı bulunan değer içeri- sinde, değerleme günündeki gerçek değer ile, bu günden vade gününe kadar uygulanacak faiz miktarı da bulunmaktadır. Örneğin 15 Mart günü ödenmesi gereken bir senette (borç veya alacak senedi olabilir) eğer dönem sonu itibariyle 31 Aralık günü değerlendiriliyorsa, bu senet miktarı içerisinde iki ayrı unsur var olduğundan, bu unsurlar ayrı ayrı dikkate alınarak değerlendirilebilir. Buna göre senetlerin nominal değeri değerleme günündeki değerle (gerçek değer) bu günden vade gününe kadar gerçek değerin getireceği faiz toplamına eşit bulunmaktadır." Bu ifadeyi matematiksel terimlerle şu biçimde anlatabiliriz: Senedin değerleme günündeki değeri 100 ise, vade günündeki değeri (100 + T.C. Merkez Bankası Faiz Oranı uygulanmak suretiyle hesaplanmış olan faiz) olmaktadır. "Ticari kazançta tahakkuk esasının cari olmasından dolayı, faiz nisbeti açıklanmamış senetlerde yazılı tutarlar,senedin vade tarihindeki değerini ifade ettiğinden vergilendirme döneminin son günü itibariyle yapılacak değerlemede iç iskonto formülü uygulanarak senedin değerleme günündeki gerçek kıymeti ile değerlendirilmesi vergilendirme açısından zorunlu olmaktadır." (Danıştay 4. Dairesi E. No: 1986/5710, K. No: 1989/ I 486 Danıştay Dergisi Yıl 20 Sayfa 76-77 1990 Sayfa: 270) Danıştay kararından da anlaşılacağı üzere, borç veya alacak senetlerinin iskonto ya tabi tutuluşu sırasında ekonomik gerçekten hareket edilmektedir. Senedin üzerinde yazılı bulunan nominal değerde ana para ile birlikte vade farkı payı da bulunmaktadır. Hesaplama yapılırken, bu vade farkının ayrılması ve değerleme günündeki gerçek değere bu yöntemle ulaşılması mümkün olmaktadır. Uygulamada faiz hesaplamasında kullanılan formül;


FAİZ = Ana Para x Zaman gün x Faiz oranı 365 x 100 Açıklamalardan anlaşılacağı üzere; SENET BEDELİ = ANA PARA + FAİZ Faiz formülünü yerine koyduğumuz takdirde; SENET BEDELİ = ANA PARA + Ana Para x Gün x Faiz 36500 Bu formülden ana parayı bulabilmek için: ANA PARA ( 1 + Gün x Faiz = Senet Bedeli 36500 Senet Bedeli = ANA PARA (Senedin değerleme günündeki değeri) 1 + Gün x Faiz 36500

Senedin Değerleme Günündeki Değeri = Senet Bedeli x 36500 36500 + Gün x Faiz oranı olarak hesaplanır. Örneğin 15 Mart 1991 vadeli 7.500.000 TL Nominal değerli bir senedin 31.12.1990 günü (değerleme günü) değerini bu formüle göre aşağıdaki gibi hesaplayabiliriz: (Faiz oranı 52 olarak alınmıştır.) 31.12.1990 günlü değer = 7.500.000 x 36500 36500 + 74 x 52 31.12.1990 günlü değer = 7.500.000 x 36500 40348 31.12.1990 günlü değer = 6.784.723 TI, Söz konusu senedin 31.12.1990 tarihli değeri uygulanan faiz oranı uyarınca 6.784.723 liradır. Bu miktara eğer 15 Mart 1991 tarihine kadar olan 74 günlük faiz uygulanırsa, toplam faiz miktarı: Faiz= Ana Para x Gün x Faiz 36500 Faiz = 6.784.723 x 74 x 52 36500

formülü kullanılarak

= 715.277 liradır.


Senedin niteliğine göre (alacak veya borç senedi olmasına göre) ayrılması gereken karşılığı 715.277 liradır.


İHRACAT TESLİMLERİ İLE İHRAÇ KAYDIYLA YAPILAN TESLİMLERDEN DOGAN KDV İADELERİ Ali UYSAL S. M. M. Müşavir Katma Değer Vergisi Kanununun 11. maddesinde yer alan ihracat teslimleri ile ilgili Katma Değer Vergisi iadelerine ilişkin esaslar aşağıdaki gibidir: I- Nakit, iade ve Mahsup taleplerini yerine getirilebilmesi için aranılan belgeler: a) Gümrük çıkış beyannamelerinin asli, veya noterce onaylı örneği b) Döviz Alım Belgesinin asli veya ilgili banka şubesince onaylı ve şerhli örneği c) Alış ve satış faturalarının fotokopileri d) İhracat bilgilerinin dökümünün yapıldığı listenin (Ek-1) vergi dairelerine ibrazı şarttır. II- Yurda getirilen dövizler karşılığı düzenlenen döviz alim belgelerine göre terkin veya iadesi gereken Katma Değer Vergisi: A. İadesi Gereken Katma Değer Vergisi Hakkında Yapılacak İşlemler: a) Fiili ihraç tarihinden itibaren 90 gün içinde ihracat bedelinin % 70'inin döviz alim belgesinde gösterilmesi halinde iadesi gereken KDV`nin tamamı hakkında iade ve mahsup hükümleri uygulanır. b) Fiili ihraç tarihinden itibaren 90 gün geçtikten sonra getirilen dövize ait döviz alim belgelerinde ise, belgede gösterilen miktara isabet eden kısımla sınırlı olarak iade veya mahsup işlemleri yapılacaktır. Getirilmeyen döviz 180 gün içerisinde yurda getirildiği takdirde kalan KDV alınabilecektir. c) İhracat bedelinin fiili ihracat tarihinden itibaren 180 gün içinde yurda döviz olarak getirilmemesi halinde, iade ve mahsup işleminin yapılabilmesi için mükellef bu gecikme dolaysı ile Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığından aldığı izin yazısını vergi dairesine ibraz etmesi ve ihracat bedeli dövizin bu yazıda belirtilen süre içinde yurda getirilmiş olması gerekmektedir. B. Terkini Gereken KDV Hakkında Yapılacak İşlemler: Katma Değer Vergisi Kanununun 11/1-C maddesi uyarınca ihraç kaydıyla yapılan teslimlerde, malin teslim tarihini takip eden aybaşından itibaren üç ay içinde ihraç edildiği, bu süre zarfında düzenlenen gümrük çıkış beyannamesi ile vergi dairesine müracaat edilerek tevsik edilmek kaydıyla a) Gümrük çıkış beyannamesinde kayıtlı dövizin ihracat tarihinden itibaren 90 gün içinde %70'inin getirilmesi halinde tecil edilen KDV'nin tamamı terkin edilebilecektir. b) İhraç tarihinden itibaren 90-180 gün içinde getirilen dövizin geldiği kısım kadarıyla sınırlı olmak üzere terkin işlemi yerine getirilecek, kalan kısım bu süre zarfında getirilmemesi halinde, 6183 sayılı Kanun hükümlerine güre takibata geçilecektir. c) Malın teslim tarihini takip eden aybaşından itibaren üç ay içinde ihraç edildiğinin gümrük çıkış beyannamesi ile tevsik edilmemesi halinde kanuni işlem yapılır. d) Fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içinde işleme ait döviz alim belgesinin veya Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığından alınmış bir yazının ibraz edilmemesi halinde mükellef hakkında 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca takibat yapılacaktır.


III-İnceleme ve Teminat Aranılmadan Yapılacak İadeler: Bu kapsama giren mükelleflerin Nisan 1989 vergilendirme döneminden itibaren dönemler itibariyle 20.000.000 TL aşmayan iade talepleri, inceleme raporu ve teminat aranmaksızın iade edilecektir. Söz konusu 20.000.000 liralık sınır, beyannamelerinde ihracat istisnası veya ihraç kaydıyla tecil terkin uygulaması kapsamında yapılan teslimlerle birlikte iade hakkı doğuran diğer işlemleri bulunan mükellefler bakımından da geçerlidir. İade talep edilen miktarın 20.000.000 Liranın üzerinde olması halinde teminat 20.000.000 Liralık kısım düşüldükten sonra kalan bedel için talep edilecektir. IV- İnceleme Raporu veya Teminata Bağlı Olarak Yapılacak İşlemler: İhracat istisnası nedeniyle KDV iadelerinde 20.000.000 Lirayı aşan kısım için ancak teminat verilmesi durumunda mahiyeti avans olan iade yapılabilecek ve yapılacak inceleme sonunda, vergi iadesi kesinlik kazanacak ve teminat çözülecektir. Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci, Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu (1) sıra nolu Genel Tebliği hükümlerine göre, KDV Kanununun 11. maddesinde yer alan ihracat teslimleri ile ihraç kaydıyla tecil-terkin uygulaması kapsamında yapılan teslimlerden doğan KDV iadelerinde vergilendirme dönemleri itibariyle 150.000.000 Lirayı aşmayan iadeler ve mahsuplar teminat gösterilmeksizin Yeminli Mali Müşavirlerin düzenleyecekleri tasdik raporuna dayanılarak yapılabilmektedir. V-KDV İadeleriyle ilgili Mahsup İşlemleri: Mahsup; ihracat istisnasından kaynaklanan KDV iadesinin yerine getirilmesinin diğer bir yoludur. Halen yürürlükte olan hükümlere göre mahsup işlemleri aşağıda açıklanan esaslara göre yapılacaktır: KDV iade hakkında sahip mükelleflerden a) İhracatçılara b) İhraç kaydıyla ihracatçılara mal teslim eden imalatçılara c) Tecil-Terkin sisteminden yararlanmasına müsaade edilerek teslim eden mükelleflere (Tedarikçiler) yapıl- ması gereken iadelerin, sayılan hak sahiplerince kendilerinin veya mal ve hizmet satın aldıkları mükelleflerin KDV veya diğer vergi borçlarının mahsubu talep edildiği takdirde talep edilen mahsup tutarıma bakılmaksızın vergi inceleme raporu ile teminat aranmadan yerine getirilecektir. Mahsup talebinin, mahsubu istenen vergilerin vadelerinden önce yapılması gerekir. Vergi dairesine mahsup dilekçesinin verildiği tarih, mahsup talep tarihi kabul edilir. Mahsup talebi, iadesine hak kazanılan KDV tutarıyla sınırlıdır.

İhraç Kaydıyla Yapılan Teslimlerde KDV iade Ve Tecil Terkin Uygulaması Örnekleri: ÖRNEK 1 : (A) pazarlama Anonim Şirketi, piyasadan temin ettiği 500.000.000 Liralık mamulleri yurtdışına ihraç etmiştir. 200.000.000 TL' lik maluller için ödenen KDV 60.000.000 Lira, iç


piyasa satışları için ödenen KDV 15.000.000 Lira, diğer harcamalar ile ilgili indirilecek KDV 5.000.000 Liradır. Hesaplanan KDV 24.000.000 200.000.000 x % 12 İndirilecek KDV

20.000.000

15.000.000 + 5.000.000 Ödenecek KDV

4.000.000

24.000.000 - 20.000.000 İhracat istisnası nedeniyle iadesi gereken KDV

60.000.000

500.000.000 x % 12 İade alınacak KDV 56.000.000 (A) pazarlama Anonim Şirketi 56.000.000 Lirayı mahsup veya nakit olarak vergi dairesinden talep edecektir


ÖRNEK 2 : İmalatçı (B)' nin Ocak 1991 döneminde ihracatçı şirket üzerinden 600.000.000 Liralık ihraç kaydıyla, 50.000.000 Liralık da yurtiçi satışı vardır. İmalatçı (B)' nin bu dönemde toplam indirilebilir KDV'si 60.000.000 Lira olup ihraç kaydıyla teslim edilen mallarla ilgili yüklendiği KDV ise 49.200.000 Liradır. İmalatçı (B)'nin Şubat 1991 döneminde ihraç kaydıyla yaptığı satışa ilişkin tecihlerin uygulaması şu şekilde olacaktır: Hesaplanan KDV

78.000.000

(60.000.000 + 50.000.000) x % 12 İndirilebilecek KDV

60.000.000

Ödenmesi gereken KDV

18.000.000

Tecil edilebilir KDV

72.000.000

Tecil edilecek KDV

18.000.000

İhracatın gerçekleştiği dönemde

49.200.000

iadesi gereken KDV Sonraki döneme devreden KDV

4.800.000

72.000.000-( 18.000.000+49.200.000) İmalatçı (B) 49.200.000 Lirayı bir yazı ile teminat karşılığı vergi dairesinden talep edecektir.


ÖRNEK 3 : İmalatçı ihracatçı [C) Anonim Şirketi Ocak 1991 döneminde ürettiği mamullerden 607.000.000 Liralık kısmını doğrudan kendisi, 517.000.000 Liralık kısmını da bir ihracatçı sermaye şirketi kanalıyla ihraç etmiş, iç piyasaya da 1.225.000.000 Liralık mal satmıştır. Bu dönemde indirilecek KDV'si 257.000.000 TL' dır. İhracatçı sermaye şirketi üzerinden yaptığı ihracatla ilgili yüklendiği KDV 50.000.000 TL, doğrudan ihraç ettiği mallarla ilgili yüklendiği KDV 55.000.000 TL'dir. Bu mükellefin KDV hesabı aşağıdaki gibidir: İhracatçı üzerinden yapılan

62.040.000

517.000.000 x % 12 (3065'e göre) İç piyasa satışları

147.000.000

1.225.000.000 x % 12 TOPLAM HESAPLANAN KDV İndirilecek KDV

209.040.000

257.000.000

Ödenmesi gereken KDV Tecil edilebilir KDV

62.040.000

Tecil edilecek KDV İhracatın gerçekleştiği dönemde

50.000.000

indirilmesi gereken KDV Sonraki Döneme Devreden KDV

12.040.000

Doğrudan ihraç edilen malla ilgili yüklenilen 55.000.000 Lira ile ihracatçı üzerinden (3065) yaptığı 50.000.000 Lira toplam 105.000.000 Lirayı bir yazı ile teminat karşıliğı vergi dairesinden talep edecektir.


3568 SAYILI YASA VE YÖNETMELİKLERİMİZİ TANIYALIM... YORUMLAYALIM... VE UYGULAYALIM... Erkin BALABAN İ.S.M.M.M.O. Bşk. Yrd. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu bölümde yasamızın maddelerini sırayla yayınlayıp, ilgili yönetmeliklerimizle yorumlamaya çalışacağız. Bu çerçeve içinde, bu sayımızda da yasamızın 3. ve 4. maddelerini incelemeye çalışalım. I. BÖLÜM Meslek ünvanlarının haksız kullanılması MADDE 3- Kanunen kullanmaya yetkisi olmayanlar tarafından serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli mali müşavir ünvanlarının veya bu ünvan ve kavramlara karışacak veya onlara benzer her türlü ünvan, ibare veya remizlerin kullanılması yasaktır. Odalar yukarıdaki fıkraya aykırı davranışları öğrendiklerinde Cumhuriyet Savcılığına bildirmek mecburiyetindedirler. Cumhuriyet Savcılığınca tahkikatın sonucu, Odaya ve ilgililere bildirilir. Yasasını 3. maddesine yüzeysel bir şekilde bakarsak, şöyle bir anlam çıkmaktadır. Herhangi bir kişi kartvizit veya tabelasına yasanın tarif ettiği ve meslek mensubu olmaya hak kazanan kişilerin mesleki ünvanlarını andıracak herhangi bir yazı ve işaret yazdıramazlar. Halbuki amaç bu kadar basit değil ve yönetmeliklerde de yeterli açıklık yoktur. Bilindiği gibi, muhasebe hizmetini iş sahibinin kendisinin sürdürmesinde veya meslek ünvanı hakketmemiş diğer bir ücretli tarafından sürdürülmesinde yasal sakınca yoktur. Şimdi bu kişilerin veya meslek ünvanı elde etmiş olmasına rağmen bir işyerine bağımlı olarak çalışan kişilerin birden fazla işyerine hizmet vermeye kalkışması meslek ünvanlarının haksız kullanımı anlamına gelmiyecek midir? Burada şu sonuç çıkıyor: Meslek ünvanının elde edilmesi demek gerekli ruhsatı alıp bağımsız olarak büro açmak suretiyle hizmet vermeye başlamak demek olmalıdır. Konu ile ilgili yönetmeliğe baktığımızda değişik yorumlara açık bırakıldığı anlaşılmaktadır. Çalışma Usul ve Esasları Yönetmeliği (Geçici kurulca hazırlanan şekli) MADDE 65- Kanunun 2inci maddesinin (a), (b) ve (c) fıkralarında. sayılan. ileri meslek mensubu ünvanını kazanmaksızın birden fazla müessese veya kuruluşta yapanları faaliyetleri, Kanunun 3üncü maddesinde hükme bağlanan meslek ünvanlarının haksız kullanılması sayılır. Burada da görüldüğü gibi, ruhsat almak meslek ünvanı elde etmek olarak kabul edilirse, demek ki izin belgesi, yani ruhsat alan herkes birden fazla işyerinde çalışabilecek ve meslek ünvanını haksız kullanmamış olacaktır gibi son derece sakat bir anlayış çıkabilir.


Çalışma Usul ve Esasları Yönetmeliği Taslağı (İlgili komisyonca hazırlanmış şekli) Komisyon, bu konudaki tartışmaları önlemek üzere net ve yalın bir ifade ile konuya açıklık getirmiştir. MADDE 63- Kanunun 2inci maddesinin (a a, (b) ve (c) fıkralarında sayılan işler hizmet akdi ile birden fazla müessese veya kuruluşta. Yapılamaz hali kanunun 3üncü maddesince hükme bağlanan meslek ünvanlarnın haksız kullanılması sayılır. II. BÖLÜM Genel Şartlar MADDE 4- Meslek mensubu ola.bilmenin genel şartları şunlardır: a) T.C. vatandaşı olmak (yabancı serbest Muhasebeci mali müşavirler hakkındaki hüküm saklıdır). b) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmak c)Medeni haklarından mahrum bulunmamak d) Taksirli suçlar hariç olmak üzere; affa uğramış olsalar dahi ağır hapis veya 5 yılda farkı hapis yahut zimmet. ihtilas irtikap, rüşvet. hırsızlık, dolandırıcılık sahtecilik inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile istima ( ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmi ihale veya alım satımlara fesat karıştırma veya devlet sırlarını açığa vurma vergi kaçakçılığı veya vergi kaçakçılığına teşebbüs suçlarından dolayı hüküm giymiş bulunmamak. e) Ceza veya disiplin soruşturması sonucunda memuriyetten çıkarılmış olmamak. f) Meslek şeref ve haysiyetine uymayan durumları bulunmamak. Bu madde ile ilgili olarak yönetmeliklerde açıklayıcı herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Zaten açıklanacak pek bir şey de yoktur, Bu maddeden fazla söz edilmemesi bir bakıma iyi olmuştur. Bize göre bu maddenin (d) bendinde büyük bir hata yer almaktadır. Yönetmeliğin bu konudan tekrar söz etmemesi bir bakıma olumlu olmuş. Zira yönetmelikle bu tür hatalar zaten düzeltilemezdi. Evet bu maddenin ilgili hükmü maalesef bir demokrasi ayıbıdır. Ne bizim mesleğimiz, ne de bu ülke insanların hiç ama hiç hak etmedikleri bir durumu arılatmaktadır. Kısaca söylemek gerekirse, hasbelkader ülkemizde moda olan, herkese göre istenildiği şekilde üretilen, adına da fikir suçu denen bir suçtan ağır hapse mahkum edilen bir meslektaşımız afla uğrasa dahi mesleğe dönemeyecektir. Bu hükmün yorumunu sizlere bırakıyorum. SORULAR - YANITLAR Sorularının Dergi' de yayınlanması konusunda izin alamadığımız için, okurlarımızın isimlerini bu sayıda da yayınlamıyoruz. Soru ve yanıtları isim vererek yayınlamak için isimlerinin yayınlanmasını istemiyen okurlarımızdan, bunu belirtmelerini diliyoruz. Beyoğlu/İST. Soru: Avukatların Topluluk Sigortası var. Oda üyelerinin. 15-20 sene sigortalı çalıştık darı sonra Bağ-Kur 'a girmeleri şart mı, ne gibi bir çalışma var? Oda üyelerinin Bağ-Kur üyesi olması şart mı? En azından harici sigortalı olamaz mıyız?


Yanıt: Birliğimizin topluluk ve sorumluluk sigortası için çalışmaları devam etmektedir. Şu anda Bağ-Kur' a kayıt yaptırmak zorundasınız, başka seçeneğiniz. yok. Pendik/İST. Soru 1 : Şube olarak çalışmanın sakıncalı olduğu bundan önce dile getirildi. Bu konu hakkında çalışma var mı? Soru 2 : Şu anda. serbest muhasebeci olarak çalışmaktayım. Dışardan da Açık Öğretim Fakültesinde okumaktayım yasada açıklık yok Ön lisansı aldığımda Serbest muhasebeci mali müşavirlik sınavlarına girebilir miyim? Yanıt 1 : Oda olarak şube açılmasını engellemek üzere hazırlanan yönetmeliğe madde eklettik. Yanıt 2 : Ön lisans seviyesinde mezun olduğunuzda serbest muhasebeci mali müşavir sınavına giremezsiniz. Lisans seviyesinde mezun olmanız gerekmektedir. Kağıthane/İST. Soru 1 : Odaya kayıtsız ve vergi dairesine kayıtsız çalışanlara karşı ne gibi önlemler düşünüyorsunuz? Soru 2 : Meslektaşları büroları ve tutukları mükellefler ne zaman denetlenecek? Soru 3 : Odamız tüketim kooperatifi gibi kuruluşlar kuracak mı? Yanıt 1 : Yetkisiz çalışanlar tespit edildiği takdirde yasa gereği savcılığa bildiriyoruz. Yanıt 2 : İlçelerde oluşturduğumuz temsilciler ve temsilci yardımcılarıyla denetim başlamıştır. Yanıt 3 : Tüketim kooperatifi gibi sosyal ve ekonomik kurumları yakın zamanda oluşturacağız. . Topkapı/ ist Soru : Dokuz Eylül Üniversitesi İ.İ.B.F. - iktisat Bölümü - 1989 yılı mezunuyum 3568 sayılı meslek yasasına göre iki sene süreyle bir serbest muhasebeci mali müşavir in yanında staj yaparsam Serbest muhasebeci mali müşavir olabiliyorum. Ön lisans meslek ve ticaret lisesi mezunları için serbest muhasebeci olabilmenin şartları olmasına rağmen fakülte veya yüksek okul mezunlarının serbest muhasebeci olması şartı açıklanmamıştır. Bu konuda bilgilendirmenizi rica ederim. Yanıt : Lisans seviyesinde mezun olanlar 2 yıl stajdan sonra Serbest Muhasebeci Mali Müşavir sınavına girip başarısız oldukları takdirde serbest muhasebeci olması gerekir. Bu durum hem yasada, hem de yönetmelikte açıklanmamıştır. Hazırlanmış olan yeni yönetmelikte bu duruma açıklık getirilmiştir. Kadıköy/İST. Soru : Bir işyerine bağlı olarak çalışan serbest muhasebeci mali müşavirin aynı zamanda bağımsız olarak da çalışabilmesi için Odamızca herhangi bir çalışma yapılmakta mıdır?


Yanıt : Şu anda bir tek işyerine bağımlı olarak çalışmak mümkün, tabi ki meslek ünvanlarını kullanmamak kaydıyla. Hem bağımlı, hem bağımsız olarak çalışamazsınız. Meslek ünvanını kullanmak istiyorsanız, bir işyerine bağımlı olmadan büro açmak ve Odanın çalışanlar kütüğüne kayıtlı olmak koşuluyla çalışabilirsiniz. Bayrampaşa/IST. Soru 1 : Oda üyeleri serbest çalışanlardır, deniliyor. Yasaya göre ücretli olarak bir başka yerde de muhasebecilik yapılabilir mi? Soru 2 : Oda üyeleri kanun gereğince mükelleflerin adedini vergi dairelerine ve Odaya bildirmek zorundadır. Buna göre her mükellef serbest meslek makbuzu kesmektedir. Acaba hayat standardına tabi olacaklar mı? Yoksa, bu konudaki çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz? Yanıt 1 : Odanın serbest çalışanlar kütüğüne kayıtlı olanlar, sigortalı olarak bir işyerinde çalışamazlar. Yanıt 2 : Hayat standardına göre yıllık gelir vergisi beyannamesini vereceksiniz. Genel anlamda hayat standardı beyan esasına aykırıdır. Bunun kalkması için her fırsatta Oda olarak görüşlerimizi kamuoyuna duyurmaktayız.


MEVZUATTAKI DEGIŞIKLIKLER Yaşar KIZILKUM İ.S.M.M.M.O. Mesleki Eğitim Komisyonu Bşk. l. V.U.K. 208 seri numaralı Genel Tebliği ile Borsada rayici olmayan yabancı paraların ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların 31.12.1990 tarihi itibariyle değerlemesinde uygulanacak kurlar yayınlandı. (R. G. 26 Ocak 1991 ) 2. 1 Ocak 1991'den geçerli ücretlilere ait özel indirim tutarlarını Ocak '91 ve Şubat '91 aylarımda ücret bordroların- da indiremeyenlere bir defaya mahsus olmak üzere iki aylık özel indirim farklarını Mart 91 ayı ücret bordrosunda indirebilme hakkı tanındı. (Gelir Vergisi İç Genelgesi, 2 Şubat 1991 tarih Seri No: 1991 / 1) 3. Eğlence Vergisi oranlarında indirim yapıldı (R.G. 8 Şu- bat 1991). 4. Katma Değer Vergisinde yazarkasa kullanımı ile ilgili 29 seri numaralı tebliğ yayımlandı (R.G. 10 Şubat 1991). 5. Trakya Serbest Bölge Yönetmeliği yayınlandı (R.G. 12 Şubat 1991). 6. Seyahat Acentalarına Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan tahsis edilecek krediye ilişkin 91 / 1 sıra numaralı uygulama tebliği yayınlandı (R.G. 23 Şubat 1991). 7. Hayat Standardı Esası hakkında 165 seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği yayınlandı (R.G. 6 Mart 1991). 8. Yeniden düzenlenen vergi tarifesi, özel indirim ve toplu iş sözleşmeleri ile eskiye yönelik olarak ödenen ücret farklarının vergilendirilmesi haklarında 166 seri numaralı gelir vergisi genel tebliği yayınlandı (R.G. 10 Mart 1991).


MUHASEBECİNİN NİSAN '91 GÜNLÜĞÜ Hazırlayan : H.Turgut ARIĞ İ.S.M,M.M.O. Denetim Krl. Başkanı 8 Nisan'91 Pazartesi'ne kadar - Üreticilerin Mart'91 alış fatura ve fişleri, Vergi İade Bildirimine listelenerek işyerine verilir. 10 Nisan ‘91 çarşamba' ya kadar -Boş video ve ses kaseti imal ya da ithalinden geçen ayın vergi kesintisi Ziraat Bankasına yatırılıp bildirimi Turizm Bakanlığına gönderilir. - TV satışı bandrol ücreti Ziraat Bankasına yatırılır; bildirimi TRT' Genel Müdürlüğüne yollanır. 11 Nisan'91 Perşembe -Devlet ve bağlı kuruluşlarda çalışan işçilere yıllık ikramiyenin ilk dilimi ödenir (6772 s. yasa. m. 1). 15 Nisan'91 Pazartesi'ne kadar -Geçen ayın Banka ve Sigorta İşlemleri Beyannamesi, Vergi dairesine verilir ve ödenir. -Anlaşmalı matbaalarda geçen ay basılan ve dağıtılan fatura, P.S.V. ve reçetelerin bildirimleri, vergi daireleri ile defterdarlıklara verilir. - Eczane, imalatçı kuyumcu, mıhlamacı, anlaşmalı matbaaların reçete basımı, tapu sicil müdürlükleri ile valilik, belediye, TEK ve benzeri kuruluşlarda onaylanan emlakle ilgili Mart'91 bilgi form ve bildirimleri, MGB, Vergi İstihbarat Şb. Ulus Ankara adresine taahhütlü yollanır. - 50'den fazla işçi çalıştıran imalatçılar, mahkemeler, icra iflas daireleri, avukatlar OcakMart'91 dönemi bilgi form ve bildirimlerin Ankara'ya taahhütlü gönderirler. - Zorunlu Tasarrufu Teşvik kesintilerinin Ocak-Mart '91 dönemi Şahıs Bildirim ve İcmal formları düzenlenerek Ziraat Bankası şubesine verilir. 16-18 Nisan '91 Şeker Bayramı tatilini unutmayın! 22 Nisan '91 Pazartesi'ne kadar - Anonim şirketler, Damga Vergisi beyannamesini vergi dairesine verir ve pul bedellerini öderler. - Ücretlilerin geçen aya ait alış belge sonuçları, Vergi İade Beyannamesi ile vergi dairesine bildirilmeli. - 10'dan fazla işçi çalıştıran işyerlerinde geçen ayda yapılan ödemelerin vergi ve fon kesintileri, Muhtasar Beyanname ile bildirilir. - Kişi işletmelerinin Nisan '91 Geçici Vergisi ödenir. -Sermaye şirketlerince yapılan vergi kesintileri beyannamesi, vergi dairesine verilir ve ödenir (KVK m. 24). -Kendi adlarına reklam yapanlar ve reklamcıların geçen aya ait ilan-Reklam Beyannamesi ile Eğlence, Yangın Sigorta, Akaryakıt Tüketim beyannameleri Belediye' ye verilir ve ödenir. 25 Nisan '91 Perşembe'ye kadar -Geçen ayın KDV Beyannamesi vergi dairesine verilir, fazla kesinti varsa ödenir.


29 Nisan’ Pazartesi’ ne kadar Daha önce satılmış,ama trafik ve vergi kaydı eski sahipleri adına görünen araçların yeni sahipleri, noter satış belgesi ile il Trafik Bürosuna cezasız düzeltme işlemini yaptırmalı (24. ve son ay RG 28.4.89). 30 Nisan '91 Salı'ya kadar -Bağ-Kur' un Nisan '91 primi bankaya, posta çekine, il müdürlük veznesine ödenir. -Şubat '91 Aylık Sigorta Bildirgesi SSK Müdürlüğüne verilir, aylık prim tutarı ödenir. -1990 Yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesi vergi dairesine verilir. hk 1/3 vergi taksidi vergi dairesine, bankaya, posta çekine ödenir. -Sermaye şirketlerinin Nisan '91 Geçici Vergisi ödenir. -Anonim ve limited şirketlerin 1990 Bilanço ve Kar-Zarar tablolarını birer örneği, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İç ticaret Genel Müdürlüğü Ankara'ya gönderilir. -Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi veren ticaret ve serbest meslek sahipleri Mart '91'in Vergi İade Beyannamesi zarfını vergi dairesine verirler. - Geçen ay 9'dan fazla işçi çalıştıranlarca : a) Konut Edindirme Yardım Fonu bildirimi, SSK Müdürlüğüne verilir, tutan banka ya da sigortaya ödenir. b) Zorunlu Tasarruf Kesintisi aylık bildirimi formu Ziraat Bankası şubesine verilir ve yatırılır. -Emlak Vergisi ilk yarı yıl taksidi ödenir. -Götürü yöntemle vergilendirilen ticaret ve serbest meslek sahiplerini ilk 1/3'lük vergi taksidi ödenir, yıllık KDV beyannamesi verilir. -1988'de verilen Harita Müteahhitlik Karnesi ve İmar Planı Yeterlilik Belgesi, yenileriyle değiştirilmeli, (4. ve son ay - RG. 20.9.1990). -Sermaye şirketlerinin geçen yıla ait Günlük ve Envanter Defterlerinin notere Kapanış/Görüldü onayı yaptırılır. -1990 yılı perakende satış ya da iş hasılatları 15 milyonu aşan satıcılar, 1 Mayıs öncesi yazar kasa hazırlıklarını bitirmeliler.

Malicozum2  
Malicozum2