Page 1

ÇÖZÜM

MALİ

®

İ K İ   A Y L I K   M E S L E K İ   D E R G İ TEMMUZ - AĞUSTOS 2018 / July - August 2018 / YIL 28 - YEAR 28 Sahibi İSMMMO Adına - Owner on behalf of the ISMMMO l YÜCEL AKDEMİR Genel Yayın Yönetmeni - Editor l GÜLGÜN ÖZTÜRK Sorumlu Yazı İşleri Müdürü - Editorial Assistant l Dr. Öğr. Üyesi MUSTAFA ÇANAKÇIOĞLU

DANIŞMA KURULU Advisory Board Prof. Dr. Rüstem HACIRÜSTEMOĞLU (Galatasaray Üniversitesi) Prof. Dr. S. Ateş OKTAR (İstanbul Üniversitesi) Prof. Dr. Cemal İBİŞ (Işık Üniversitesi) Prof. Dr. Serdar ÖZKAN (İzmir Ekonomi Üniversitesi) Prof. Dr. Volkan DEMİR (Galatasaray Üniversitesi) Doç. Dr. İsmail Ufuk MISIRLIOĞLU ( UWE Bristol Üniversitesi)

YAYIN KURULU Publication Board Gülgün ÖZTÜRK (Genel Yayın Yönetmeni) Dr. Öğr. Üyesi Mustafa ÇANAKÇIOĞLU (Sorumlu Yazı İşleri Müdürü) Sabri KARAKAŞLIOĞLU (Üye) Doç. Dr. Oğuzhan BAHADIR (Üye) Hafize ÖZTÜRK (Üye) Hacı DEMİR (Üye)


ISSN 1303-5444

Net 4000 adet basılmıştır. Dergi Adı: Mali Çözüm® Dergimiz Proquest ABI/INFORM Global, EBSCO Business Source Complete ve ULAKBİM Sosyal Bilimler Veritabanları tarafından taranmaktadır. İmtiyaz Sahibinin Adı, Soyadı ve Adresi: Yücel AKDEMİR Kurtuluş Caddesi No: 114 A Blok Kat:7 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Genel Yayın Yönetmeni: Gülgün ÖZTÜRK Kurtuluş Caddesi No: 114 A Blok Kat:5 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Yazı İçerik-Teknik Sorumlusu: İlkim MENGÜLEREK Kurtuluş Caddesi No: 114 B Blok Kat:5 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Grafik Tasarım ve Dizgi: Alican SEZER Kurtuluş Caddesi No: 114 A Blok Kat:6 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Yönetim Yeri Adresi: Kurtuluş Caddesi No: 114 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Basımı Yapanın Adı, Soyadı ve Adresi: Elma Basım Yayın Halkalı Cad. No:162/7 Sefaköy Küçükçekmece / İSTANBUL Tel : (0212) 697 30 30 Fax: (0212) 697 70 70 E-mail: elma@elmabasim.com Yayın Türü: Yerel-Süreli, 2 aylık Dergimiz HAKEMLİ DERGİ olma özelliği taşımaktadır. Dergimize gönderilen yazılar, hakem değerlendirmesine tabi tutulduğundan yayımında gecikmeler olabilmektedir. Dergimizde yayınlanan yazılar kaynak gösterilerek kullanılabilir. Yazılardaki görüşler yazarlarına aittir. Mali Çözüm (Financal Analyze) is bimonthly journal of Chamber of Certified Public Accountants of Istanbul. It is a peer-reviewed Journal publishing refered articles, opinion papers, letters, reviews, news, questions and answers, law decisions on accounting. Yönetim Merkezi ve Yazışma Adresi: İSMMMO Kurtuluş Caddesi No: 114 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00 pbx Faks: (0212) 343 47 80 E-mail: ismmmo@ismmmo.org.tr www.istanbulsmmmodasi.org.tr


®

MALİ

ÇÖZÜM

İ K İ   A Y L I K   M E S L E K İ   D E R G İ HAKEM KURULU (Alfabetik Sıraya Göre) Editorial Advisory Board (Alphabetical orders) Prof. Dr. Nalan AKDOĞAN (Başkent Üniversitesi)

Dr. Resul KURT (Sosyal Güvenlik Uzmanı)

Prof. Dr. Tamer AKSOY (İbn Haldun Üniversitesi)

Prof. Dr. Ömer LALİK (İst.Ticaret Üniversitesi)

Doç. Dr. Halil İbrahim ALPASLAN (Marmara Üni.)

Prof. Dr. Haluk LEVENT (Kemerburgaz Üniversitesi)

Prof. Dr. Erdinç ALTAY (İstanbul Üniversitesi)

Mehmet MAÇ (Yeminli Mali Müşavir)

Prof. Dr. Dursun ARIKBOĞA (İstanbul Üniversitesi)

Doç. Dr. İsmail Ufuk MISIRLIOĞLU (UWE Bristol

Prof. Dr. Doğan ARGUN (Marmara Üniversitesi)

Üniversitesi)

Doç. Dr. Oğuzhan BAHADIR (Galatasaray Üniversitesi)

Prof. Dr. Fatma Naciye Can MUĞAN (İzmir Ekonomi

Prof. Dr. Refika BAKOĞLU (Marmara Üniversitesi)

Üniversitesi)

Prof. Dr. Ercan BAYAZITLI (Ankara Üniversitesi)

Prof. Dr. S. Ateş OKTAR (İstanbul Üniversitesi)

Prof. Dr. Nejat BOZKURT (Marmara Üniversitesi)

Prof. Dr. Serdar ÖZKAN (İzmir Ekonomi Üniversitesi)

Prof. Dr. Emre BURÇKİN (Marmara Üniversitesi)

Prof. Dr. Korkut ÖZKORKUT (Ankara Üniversitesi)

Prof. Dr. Nurşen CANİKLİOĞLU (Marmara Üniversitesi)

Doç. Dr. Fatma PAMUKÇU (Marmara Üniversitesi)

Prof. Dr. Nuran CÖMERT (Marmara Üniversitesi)

Prof. Dr. Recep PEKDEMİR (İstanbul Üniversitesi)

Prof. Dr. Volkan DEMİR (Galatasaray Üniversitesi)

Doç. Dr. Kerem SARIOĞLU (İstanbul Üniversitesi)

Dr. A. Bumin DOĞRUSÖZ (Marmara Üniversitesi)

Doç. Dr. A.R Zafer SAYAR (TOBB Ekonomi ve Teknoloji

Dr. Öğr. Üyesi Ali DURAL (Galatasaray Üniversitesi)

Üniversitesi)

Prof. Dr. M. Banu DURUKAN (Dokuz Eylül Üniversitesi)

Dr. Veysi SEVİĞ

Prof. Dr. Mehmet Hasan EKEN (Kırklareli Üniversitesi)

Prof. Dr. Barış SİPAHİ (Marmara Üniversitesi)

Prof. Dr. Melih ERDOĞAN (Anadolu Üniversitesi)

Prof. Dr. Fevzi SÜRMELİ (Anadolu Üniversitesi)

Dr. Öğr. Üyesi Diğdem GÖÇ ( Marmara Üniversitesi)

Prof. Dr. Münir ŞAKRAK (E.Öğretim Üyesi)

Dr. Öğr. Üyesi Ender GÜLVER (İstanbul Üniversitesi)

Prof. Dr. Oktay TAŞ (İstanbul Teknik Üniversitesi)

Prof. Dr. Recep GÜNEŞ (İnönü Üniversitesi)

Prof. Dr. Tuğrul TÜFEKÇİOĞLU (E.Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Oktay GÜVEMLİ (E.Öğretim Üyesi)

Dr. Masum TÜRKER (İstanbul Ticaret Üniversitesi)

Prof. Dr. Rüstem HACIRÜSTEMOĞLU (Galatasaray Ünv.)

Prof. Dr. Nuri UMAN (Koç Üniversitesi)

Prof. Dr. Cemal İBİŞ (Işık Üniversitesi)

Prof. Dr. Selçuk USLU (Bilkent Üniversitesi)

Prof. Dr. Seval KARDEŞ SELİMOĞLU (AnadoluÜnv.)

Prof. Dr. Halit Targan ÜNAL (Okan Üniversitesi)

Dr. Ahmet KAVAK (Yeminli Mali Müşavir)

Prof. Dr. Hakan ÜZELTÜRK (Yeditepe Üniversitesi)

Prof. Dr. Lerzan KAVUT (İstanbul Üniversitesi)

Dr. Öğr. Üyesi Doğan YILDIZ (Yıldız Teknik Üniversitesi)

Doç. Dr. Duygu ANIL KESKİN (İstanbul Üniversitesi)

Prof. Dr. Göksel YÜCEL (İstanbul Üniversitesi)

Prof. Dr. Yüksel KOÇ YALKIN (E.Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Süleyman YÜKÇÜ (Dokuz Eylül Üniversitesi)


MALİ

4

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ÖNSÖZ Değerli Okurlar, Yaz aylarının sıcakları, seçim atmosferi ve lise ile üniversite sınav telaşları bu döneme damgasını vurdu. Küresel ısınmaların etkisi ve her geçen gün hızla betonlaşan şehirlerimizdeki sıcaklık dengesinin bozulması, yaz sıcaklarının etkisinin çok daha fazla hissedilmesine neden oldu. Toprak ve bitki örtüsü ile kaplı alanların; yollar, binalar ve kaldırımlar yapılarak ortadan kaldırılması sonucunda suyun, topraktan ve bitki yapraklarından buharlaşamaz hale gelmesine sebep veriyor. Buharlaşma da, bir soğutma işlemi olduğundan buharlaşmanın azaltması, şehirlerin ısınmasına neden oluyor ve koyu renkli ya da camla kaplı binalar, daha fazla güneş ışığını absorbe ediyor. Bu durumda da şehirlerimiz çok daha fazla ısınıyor. Özellikle insan ve bina yoğunluğu olan büyük şehirlerin, yaşanabilir hale dönüştürülmesi için kalıcı çözümler getirilmesi, şehir hayatını paylaşan sakinlerin en büyük beklentisi… İçinde bulunduğumuz bu dönem, başkanlık sistemine geçiş ile tarihimize yeni bir iz bıraktı. Yeni dengeler kurulurken, bakanlar kurulunun yerine halkın seçtiği cumhurbaşkanı ülke yönetiminde söz sahibi oldu. 26’dan 16’ya düşürülen bakanlıklar Meclis dışından cumhurbaşkanı tarafından seçilecek. Bundan sonra Maliye Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak anılacak. Bu haliyle yeni sistemin ülkemiz için olumlu sonuçlar yaratmasını, mesleğimiz ve bizler için gelecek vaat etmesini gönülden arzu ediyoruz. Mesleğimizin gereklilikleri yerine getirirken, 7143 sayılı yapılandırma ve matrah arttırımları ile yaz planlarımız değişti. Mesleğimizin icrasında muhasebenin temel kavramları ile yasal mevzuat ve elektronik uygulamalar önemli bir yer tutuyor. Bu değişime ayak uydurmak zorunda kalan meslek mensupları bir yandan da son yedi yılda ardı ardına düzenlenen (6111, 6552, 6736, 7020 ve 7143 sayılı) vergi afları ile mükellef nezdinde ortak hareket etme çabası gösteriyor. Ancak hedeflenen vergi tahsilatının son yıllarda gayrisafi yurtiçi hasılasına etkisi oransal olarak azalmakta olduğu ve ekonomi üzerinde beklenen etkiyi yaratamadığı tahsilat oranlarına bakıldığında anlaşılıyor. Yapılan-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

5


MALİ

ÇÖZÜM

dırma ve matrah arttırımlarının devlet destek ve teşvikleri ile yer değiştirmesi, reel ekonomide kalıcı çözümlerin var olmasında daha etkili olacağı aşikardır. Üreten ve ürettiğini tüketen toplumlar her zaman daha refah olmaya adaydırlar. Ülke dinamikleri, ülke insanının dinamikleri ile hareket eder ve yolculuk birlikte olduğunda, başarı yakalanır. Bu sayımızda da değerli yazarlarımızın hakemli ve hakemsiz makaleleri ile birlikte olduk. Bir sonraki sayımızda tekrar birlikte olmak dileğiyle, Kurban Bayramınızı sevdiklerinizle birlikte en içten dileklerimle kutluyorum. Saygılarımla, Yücel AKDEMİR Başkan

6

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

HAKEMLİ YAZILAR REFEREED PAPERS Normal Maliyetleme Yaklaşımının Gelişimi ve Uygulanmasına Yönelik Bir İnceleme An Investıgation On The Development And Implementation Of The Normal Costing Approach Öğr. Gör. Dr. Erkan ÖZTÜRK - Öğr. Gör. Dr. Ömer Faruk GÜLEÇ

11

Entegre Raporlamaya Evrilme Süreci ve Durum Tespiti – BİST Örneği Integrated Reporting Evolution Process And Status Detection – The Sample Of Istanbul Stock Exchange Dr. Öğr. Üyesi Mihriban Coşkun ARSLAN - Arş. Gör. Oktay ÖZKAN

29

Pazarlama Maliyetlerinin Yönetiminde Hedef Maliyetleme Yönteminin Değerlendirilmesi Consideration Of Target Costing Method In Management Of Marketing Costs Öğr. Gör. Gözde BIRCAN

53

Çalışma Sermayesi Yönetiminin Karlılığa Etkisi: Bıst Ticaret Endeksi Üzerine Bir Araştırma The Effect Of Working Capital Management On Profitabiltıy: A Study On Bist Wholesale And Retail Trade Index Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Sabri TOPAK

71

Vergi Uyuşmazlıklarının Kökten Çözümüne Yönelik Devrimsel Bir Uygulama: Yükümlü Lehine Yorum İlkesi A Revolutionary Implementation For Tax Dispute Resolution: “In Dubio Pro Tributaiıo” Principle Mustafa ŞAHIN

95

Film Yapım Projelerinde Faaliyet Tabanlı Bütçeleme Activity-Based Budgeting In Film Production Projects For Achieve Target Profit Atilla SALTUKOĞLU

109

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

7


MALİ

ÇÖZÜM

HAKEMSİZ YAZILAR OPINION PAPERS

8

Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla İflasın Makul Sürede Çözüme Kavuşturulması İçin Yapılan Değişiklikler Özkan ARSLAN

131

Çek Kanununda Düzenlenen Adli ve İdari Cezalar Mustafa YAVUZ

141

Araç Kiralama Faaliyeti Hangi Durumlarda Finansal Kiralama Olarak Kabul Edilir? Ömer AYDEMIR

155

Fevkalade Amortisman Uygulaması Murat ALTINTAŞ

163

Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi Uygulamasının Muhasebeleştirilmesi Sedat ÖZEKEZ

173

Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Kanunları Açısından Sermaye ve Sermaye Artırımı Uygulamasının Değerlemesi İbrahim APALI

179

7143 Sayılı (Torba) Kanun Kapsamında Sosyal Güvenlik Uygulamaları Mehmet Emre DIKEN

193

Yayın Politikası İlkeleri

203

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

MALİ

ÇÖZÜM ÇÖZÜM

OCAK - ŞUBAT 2018 2018 TEMMUZ - AĞUSTOS

911


MALİ

10

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

NORMAL MALİYETLEME YAKLAŞIMININ GELİŞİMİ VE UYGULANMASINA YÖNELİK BİR İNCELEME1* AN INVESTIGATION ON THE DEVELOPMENT AND IMPLEMENTATION OF THE NORMAL COSTING APPROACH 2 Öğr. Gör. Dr. Erkan ÖZTÜRK** 3 Öğr. Gör. Dr. Ömer Faruk GÜLEÇ***

ÖZ Normal maliyetleme yaklaşımı, küresel düzeydeki muhasebe uygulamalarının Uluslararası Muhasebe/Finansal Raporlama Standartlarına daha fazla yakınsamasının bir sonucu olarak, artık çok daha fazla bilinen bir yöntem haline gelmiştir. Normal maliyetleme yaklaşımının giderek daha fazla önem kazanması, yöntemin hem maliyet ölçümleme sistemi üzerinde hem de maliyet kayıt sistemi üzerindeki etkilerinin daha detaylı bir biçimde incelenmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Birçok uygulayıcının beklentisinin aksine, maliyet ölçümlenmesinde normal maliyetleme yaklaşımından faydalanılması aslında birçok kapsamlı ve karmaşık hesaplamayı da beraberinde getirmektedir. Ayrıca, elde edilen sonuçların nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiği hususunda da Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği (MSUGT), Türkiye Muhasebe/ Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) ve yakın zamanda yürürlüğe giren Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu çalışmada; normal maliyetleme yaklaşımının nasıl ortaya çıktığı ve varsayımları incelenmiştir. Buna ek olarak, yaklaşıma göre hesaplamanın nasıl yapılması gerektiği ve nasıl bir kayıt yöntemi izlenmesi gerektiği konularında kavramsal ve uygulamaya yönelik aydınlatıcı bilgiler sunulması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Normal Maliyetleme Yaklaşımı, Maliyet Kayıt Sistemi, Maliyet Ölçümleme Sistemi.

*1 Bu çalışma, 13-17 Aralık 2017 tarihleri arasında Erzurum’da düzenlenmiş olan 4. Uluslararası Muhasebe ve Finansal Araştırmaları Kongresi’nde özet bildiri olarak sunulmuştur. ** 2 * Kırklareli Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümü Muhasebe ve Finansman ABD *** 3 ** Kırklareli Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü, Muhasebe ve Finansman ABD

Makale Geliş Tarihi: 27.03.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 24.05.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

11


MALİ

ÇÖZÜM

ABSTRACT The normal costing approach has become a well-known method as a consequence of the convergence of global accounting practices to international accounting / financial reporting standards. The increasing importance of the normal costing approach has led to the need for a more detailed examination of the effects both on the cost measurement system and on the cost recording system. Contrary to the expectation of many practitioners, the use of the normal costing approach in measuring the cost actually brings with it many comprehensive and complex calculations. There are also significant differences regarding how the results should be recognized in terms of the Accounting Standard Implementation General Communiqué (MSUGT), Turkish Accounting / Financial Reporting Standards (TAS/TFRS) and the Financial Reporting Standard for Large and Medium Businesses (BOBİ FRS) that has entered into force recently. In this study, the emergence of normal costing approach and its assumptions are examined. In addition, it is aimed to provide conceptual and application-oriented information on how calculation should be done and which recording method should be followed. Keywords: Normal Costing Approach, Cost Recording System, Cost Measurement. 1. GİRİŞ “Normal Maliyetleme” veya “Normal Maliyet Yöntemi” olarak adlandırılan maliyetleme yaklaşımı, işletmelerin hem yönetsel kararlarında bu yaklaşımdan daha fazla yararlanmak istemelerinin, hem de finansal raporlama ile ilgili olarak yayınlanan uluslararası ölçekli standartların zorlayıcı etkisinin bir sonucu olarak artık daha fazla işletme tarafından kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Diğer yandan, küresel ölçekte Uluslararası Finansal Raporlama Standartları’na (UFRS) göre finansal raporlama yapan işletmelerin normal maliyetleme yaklaşımından yararlanması bir zorunluluk halini almıştır. Bu kapsamda, 2005 yılından bu yana UFRS’lerin Türkçe tercümesi olarak Türkiye’de de uygulanmakta olan Türkiye Muhasebe/Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) nedeniyle, uygulama kapsamına giren işletmelerin normal maliyetleme yaklaşımından yararlanmaları zorunlu hale gelmiştir. Benzer şekilde, 2017 yılı içerisinde Resmi Gazete’de yayımlanarak 2018 yılı itibariyle bağımsız denetime tabi olmakla birlikte TMS/ TFRS’leri uygulamayı tercih etmeyen işletmelerin uygulamak zorunda oldukları 12

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardında da (BOBİ FRS) zorunlu olmamakla birlikte normal maliyetleme yaklaşımından yararlanılabileceği belirtilmektedir. Normal maliyetleme yaklaşımının bilinirliğinin giderek artması, yaklaşımın nasıl uygulanması gerektiği konusunda bazı soruların önemini de arttırmıştır. Örneğin; bilimsel literatürde, yöntemin diğer maliyet yöntemleri ile nasıl bir maliyet sistemi bileşimi oluşturabileceği, maliyet ölçümlemesine yönelik hesaplamaların nasıl yapılacağı ve nasıl kaydedileceği sorularının daha fazla tartışılması ihtiyacı halen devam etmektedir. Bu çalışmada, yabancı bilimsel literatürde “Normal Maliyetleme” ve Türkçe bilimsel literatürde “Normal Maliyet Yöntemi” olarak adlandırılmakta olan bu maliyetleme yaklaşımının TMS/TFRS ve BOBİ FRS açısından nasıl uygulanması gerektiğinin, yaklaşımlar arasındaki farklılıklara da dikkat çekilerek tartışılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikli olarak “Normal Maliyetleme” kavramının ortaya çıkışı, gelişim süreci içerisinde açıklanmaya çalışılmış ve ardından yöntemin Türkiye’de uygulanabilirliği mevcut standartlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. 2. NORMAL MALİYETLEME YAKLAŞIMI VE ÖLÇÜMLEME Muhasebede maliyet hesaplama sistemi içerisinde ilk kez Alexander Hamilyon Church tarafından kullanılan tam maliyetleme yöntemi, 1960’lara kadar geçerliliğinden şüphe duyulmayan bir yöntem olarak kabul edilmiştir (Öztürk, 2017a: 20; Yükçü ve Atağan, 2012: 63). İzleyen yıllarda, bazı işletmeler tarafından hatalı sonuçlar verdiği gerekçesiyle tam maliyet yönteminin kullanılmasından vazgeçilmiş ve bu yöntem yerine değişken maliyet yönteminden yararlanılmaya başlanmıştır. Ancak, değişken maliyet yönteminden yararlanılması durumunda sabit genel üretim maliyetlerin tamamının dönem gideri olarak kabul edilerek mamul maliyeti ile ilişkisi göz ardı edildiğinden, yüksek oranda sabit genel üretim maliyeti bulunan işletmelerde fiyatlama gibi hassas konularda yanıltıcı sonuçlar elde edildiği görülmüştür (Haftacı, 2009: 134; Öztürk, 2017a: 39). Bu iki yöntemden farklı olarak normal maliyetleme yaklaşımında ise sabit genel üretim maliyetlerinin mamul maliyeti ile ilişkisi kapasite kullanım oranı ile belirlenmekte, dolayısıyla geçerliliği daha yüksek sonuçlar elde edilmesi mümkün olmaktadır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

13


MALİ

ÇÖZÜM

2.1. Normal Maliyetleme Yaklaşımının Tanımı ve Ayırt Edici Özellikleri Normal maliyetleme yaklaşımı, sabit genel üretim maliyetlerinin belirli bir kapasiteyi sürdürmek için yapıldığı varsayımı altında, değişken üretim maliyetlerinin tamamının, sabit genel üretim maliyetlerinin ise belirli bir dönemdeki kapasiteden yararlanıldığı orandaki kısmının üretim maliyetine katıldığı bir maliyet hesaplama yöntemidir (Akdoğan, 2004: 42, 43; Büyükmirza, 2016: 504; Karakaya, 2014: 325; Öztürk, 2017a: 38). Diğer bir ifadeyle, bu hesaplama yönteminde sabit genel üretim maliyetleri siparişlere veya üretim sürecine kapasiteden yararlanma ölçüsüne göre yüklenmekte, siparişlere veya üretime yüklenmeyen sabit genel üretim maliyetleri doğrudan kar veya zarar ile ilişkilendirilmektedir. Normal maliyetleme yaklaşımında tam maliyet yönteminden farklı olarak genel üretim maliyetlerinin değişken ve sabit olarak çözümlenmesi gerekmektedir. Hesaplanan değişken genel üretim maliyetlerinin tamamı üretim maliyetine dahil ediliyorken, sabit genel üretim maliyetleri belirli bir kapasiteden yararlanma ölçüsünde üretim maliyetine katılmaktadır. Normal maliyetleme yaklaşımında üretim maliyetlerinin akışı aşağıdaki gibidir:

Şekil 1. Normal Maliyetleme Yaklaşımında Üretim Maliyetlerinin Akışı Kaynak: Öztürk, 2017a: 22. Şekil 1’de yer alan normal maliyetleme yaklaşımı üretim maliyeti akış şeması incelendiğinde, sabit genel üretim maliyetlerinin kapasiteden yararlanıldığı ölçüde üretime (üretilen mamul stoklarının maliyetine) dâhil edildiği 14

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

görülmektedir. Buna göre, birbirini izleyen dönemler boyunca kapasiteden yararlanma oranındaki artış ve azalışlara bağlı olarak sabit genel üretim maliyetleri üretime farklı oranlarda yüklenecektir. Üretimin arttığı ve belirli bir kapasiteden daha fazla yararlanıldığı veya üretimin azaldığı ve belirli bir kapasiteden daha az yararlanıldığı durumlarda birim başına sabit genel üretim maliyeti değişmeyecek ve tam maliyet yönteminin birim maliyet hesaplamasında karşılaşılan önemli bir sorun aşılmış olacaktır (Karakaya, 2014: 451; Öztürk, 2017a: 42). Normal maliyetleme yaklaşımından yararlanılması durumunda sağlanacak faydalar aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir (Öztürk, 2017a: 43): Elde Edilen Çıktılar Açısından: - Atıl kapasiteye isabet eden sabit genel üretim maliyetleri mamul maliyeti ile ilişkilendirilmemekte, böylece mamul maliyetinin olduğundan yüksek hesaplanması önlenmektedir. - Üretim hacmindeki değişmelere bağlı olarak mamul birim maliyetinde meydana gelen değişkenlik ortadan kaldırılır ve böylece her bir mamulün toplam kâr üzerindeki gerçek etkisi belirlenmiş olur. Yönetim Kararları Açısından: - Yönetim fiyatlandırma kararlarını daha doğru bir biçimde gerçekleştirebilir. - Yöntem üretim hacmine bağlı olarak ortaya çıkan maliyet dalgalanmalarını önlediğinden dönemler arası karşılaştırma yapılmasına imkân vermektedir. - Özellikle atıl kapasitenin bulunduğu dönemlerde ürün karlılığına dayalı hatalı yönetim kararlarının alınması önlenmiş olur. 2.2. Normal Maliyetleme Yaklaşımının Ortaya Çıkışı ve Gelişimi Genel üretim maliyetlerinin mamul maliyeti ile ilişkilendirilebilmesi için üretimden ziyade dönemin tamamlanmış olması gerekmektedir. Dolayısıyla, dönem içerisinde üretimi tamamlanmış olan mamullerin maliyeti ancak dönem sonunda hesaplanabilmekte ve ihtiyaç duyulan mamul maliyeti bilgisine gecikmeli olarak ulaşılabilmektedir (Lazol, 2016: 233). Bu durum, üretimi tamamlanan mamullere ait birim ve toplam maliyetlerin zamanında saptanabilmesi için yeni yöntemlerin belirlenmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bunun sonucunda, genel üretim maliyetleri başlangıçta basit bazı tahminlerle

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

15


MALİ

ÇÖZÜM

(tahmini maliyetleme), daha sonraları ise bilimsel yöntemlere dayalı tahmin sonuçları ile (standart maliyetleme) mamul maliyetine öngörüye dayalı olarak yüklenmeye başlanmıştır (Hansen vd.,2009: 299). Tablo 1: Saptanma Zamanına Göre Maliyet Ölçümlemeleri

Direkt Malzeme Maliyetleri Direkt İşçilik Maliyetleri Genel Üretim Maliyetleri

Fiili Maliyetleme

Normal (Tahmini) Maliyetleme

Standart Maliyetleme

Fiili Maliyet

Fiili Maliyet

Öngörü Maliyet

Fiili maliyet

Fiili Maliyet

Öngörü Maliyet

Fiili Maliyet

Öngörü Maliyet

Öngörü Maliyet

Kaynak: Needles vd., 2013: 775. Normal maliyetleme yaklaşımı, esas itibariyle tahmini maliyet yöntemi adı verilen yöntem yaklaşımından elde edilmiş bir maliyetleme yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır (Lazol, 2016: 232). Bu yaklaşımda, üretime yüklenmesi gereken genel üretim maliyetleri üretime tahmini olarak yüklenmektedir. Söz konusu işlemler aşağıdaki aşamalarla gerçekleşmektedir (Öztürk, 2017a: 40 – 42): 1- Genel üretim maliyetleri için basit doğrusal denklem kalıbında maliyet fonksiyonu tahmin edilmelidir. Denklem faaliyet hacminin (genellikle direkt çalışma süresinin) bir fonksiyonu olarak tahmin edildiğinden “b” parametresi direkt işçilik saati (DİS) başına tahmini birim değişken genel üretim maliyetini göstermektedir. Bununla birlikte, “a” parametresi tahmini toplam sabit genel üretim maliyetlerini göstermektedir (Gökçen vd., 2014: 30). 2- Genel üretim maliyetleri siparişlere veya üretim sürecine yüklenmelidir. Birim değişken genel üretim maliyetleri fiili çalışma süresi göz önüne alınarak üretime tahmini olarak yüklenebilmektedir. Ancak tahmini sabit genel üretim maliyetlerinin üretime yüklenebilmesi için birim düzeyinin hesaplanması gerekmektedir. Bunun içinse bir kapasite düzeyinin belirlenmesi gerekmektedir. Kapasite türleri genellikle teorik, pratik, normal ve beklenen kapasite olmak üzere dörde ayrılmaktadır (Büyükmirza, 2016: 527-529; Karakaya, 2014: 450-451; Öztürk, 2017a: 44). 16

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

3- Tahmin edilen toplam sabit genel üretim maliyetlerinin bir faaliyet dönemi boyunca çalışılması planlanan süreye bölünmesi ile tahmini birim sabit genel üretim maliyeti belirlenebilmektedir. Çalışılması planlanan sürenin geçmiş birkaç dönemdeki çalışma sürelerinin ortalaması baz alınarak hesaplanması durumunda elde edilen kapasite ölçüsüne “normal kapasite” adı verilmektedir (Horngren vd., 2012: 315). Normal kapasite, geçmiş dönemlerdeki konjonktürel dalgalanmaları en iyi şekilde yansıtabilecek ve gelecekteki üretim seviyesini en iyi şekilde belirleyebilecek bir kapasite ölçüsü olarak kabul edilmektedir (Barfield vd., 1994: 143). 4- Değişken ve sabit genel üretim maliyeti tahminleri birim düzeyinde belirlendikten sonra üretim maliyetleri hesaplanabilmektedir. Hesaplanan ve muhasebe kayıt sistemi içerisine kaydedilen genel üretim maliyetlerinin tamamı tahminlere dayalı olarak kaydedildiğinden, üretimin veya faaliyet döneminin tamamlanmasının ardından gerçekleşen fiili maliyetler dönem içerisinde kayda alınmış olan maliyetlerden farklı olacaktır. Yapısal olarak bu fark iki sebepten kaynaklanmaktadır. Bunlardan biri bütçe veya harcama farkı olarak adlandırılıyorken diğeri kapasite farkı olarak adlandırılmaktadır. Normal kapasitenin gerçekleşen kapasiteden farklı olmasının bir sonucu olarak ortaya çıkan kapasite farkı, normal maliyetleme yaklaşımında üretime değil, dönem maliyetlerine yüklenmektedir (Öztürk, 2017b: 147). Sabit genel üretim maliyeti kapasite farkının üretim maliyetleri yerine dönem giderleri içerisinde izlenmesi şeklinde gelişen bu yaklaşım, “Normal Maliyetleme” veya “Normal Maliyet Yöntemi” adı verilen maliyetleme yönteminin de temelini oluşturmaktadır. Yabancı bilimsel literatür incelendiğinde genellikle “Normal Maliyetleme” ifadesiyle, Türkçe bilimsel literatür incelendiğinde ise genellikle “Normal Maliyet Yöntemi” ifadesiyle karşılaşılmaktadır. Yabancı bilimsel literatürde adı geçen “Normal Maliyetleme” yaklaşımının Türkçe bilimsel literatürde yer alan “Tahmini Maliyetleme” yöntemi ile benzer bir biçimde öngörüye dayalı ölçümleme esasına dayanıyor olmasına karşın; Türkçe bilimsel literatürde yer alan “Normal Maliyet Yöntemi”, gerek öngörü ve gerekse fiilli maliyet yöntemleri ile ölçümleme esasına dayanmaktadır (Öztürk, 2017a: 38). Başka bir ifadeyle, “Normal Maliyet Yöntemi” hem fiili maliyetleme, hem de öngörüye dayalı maliyetleme yöntemleriyle uyumlu bir sistem bileşimi sağlayabilmektedir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

17


MALİ

ÇÖZÜM

2.3. Muhasebe Standartları Açısından “Normal Maliyet” Kavramı Normal maliyetleme yaklaşımına Türkiye Muhasebe/Finansal Raporlama Standartları’ndan biri olan TMS 2 Stoklar standardında aşağıdaki gibi atıf yapılmaktadır (TMS 2, Md. 13). “Sabit genel üretim maliyetlerinin dönüştürme maliyetlerine dağıtımı, üretim faaliyetlerinin normal kapasitede olacağı varsayımına dayanır. Normal kapasite, planlanan bakım-onarım çalışmalarından kaynaklanacak kapasite düşüklüğü de dikkate alınarak, normal koşullarda bir veya birkaç dönem veya sezonda elde edilmesi beklenen ortalama üretim miktarıdır. Gerçek üretim düzeyi normal kapasiteye yakınsa, bu kapasite normal kapasite olarak kabul edilebilir.” Dikkat edilirse TMS 2 Stoklar standardının ilgili maddesinde yalnızca “normal kapasite” ifadesi kullanılmakta, herhangi bir yöntem adı belirtilmemektedir. Diğer bir ifadeyle, TMS 2 Stoklar standardı uyarınca tahmini maliyetleme yöntemi temeline dayanan “Normal Maliyetleme” yönteminden yararlanılması gerekmektedir. Bununla birlikte yine aynı standardın 21. Maddesi’nde geçen “Sonuçlar maliyete yakınsa, stok maliyetinin ölçümüyle ilgili standart maliyet yöntemi ve perakende yöntemi gibi teknikler kullanılabilir. Standart maliyet hesabında, ilk madde ve malzemelerin, işçiliğin, verimliliğin ve kapasite kullanım oranlarının normal düzeyleri dikkate alınır. Standart maliyetler düzenli olarak gözden geçirilir ve gerek görülürse mevcut koşullar dikkate alınarak yeniden belirlenir.” ifadesinde de öngörüye dayalı maliyetleme yöntemlerinden biri olan “Standart Maliyet” yöntemine atıfta bulunulmaktadır. Buradan yola çıkarak, TMS 2 STOKLAR standardı uyarınca maliyet ölçümlemelerinde uygulama biçimi de gözetilerek tahmini veya standart maliyet yöntemlerinden birinin kullanılabileceği sonucuna ulaşılabilmektedir. Yalnızca Türkiye’de uygulanmakta olan yerel finansal raporlama seti olan BOBİ FRS setinde de TMS 2 Stoklar standardına benzer bir ifade yer almaktadır. BOBİ FRS standardı Bölüm 6 Madde 13’de geçmekte olan “Bununla birlikte, sabit genel üretim giderlerinin, normal üretim kapasitesi esas alınarak dönüştürme maliyetine dâhil edilmesi de mümkündür (normal maliyet yöntemi).” şeklindeki cümlede de her ne kadar normal kapasiteden bahsedilmiş olsa da, maliyet ölçümlemesinde kullanılacak yöntemlerden biri olarak “Normal Maliyet Yöntemi” belirtilmiştir. Ayrıca, aynı bölümün 19. Maddesi’nde geçen “Mamul maliyetleri üretim giderlerinin gerçekleşmiş tutarları esas alınarak fiili maliyet yöntemine göre belirlenir.” ifadesi de fiili maliyet yöntemine açık 18

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

bir biçimde vurgu yapmaktadır. Dolayısıyla, BOBİ FRS setinde, TMS/TFRS setinden farklı olarak tahmini veya standart maliyet yöntemlerinin yanı sıra fiili maliyete dayalı normal maliyet yönteminden yararlanmak muhtemel bir seçenek olarak sunulmuştur. 2.4. Normal Maliyetin Bir Maliyet Sistemi Dâhilinde Hesaplanması TMS 2 Stoklar standardı incelendiğinde üretim tekniği açısından maliyet hesaplama yöntemlerinden hangisinin kullanılması gerektiği ile ilgili herhangi bir ifadeye rastlanılmamaktadır. Ancak öz itibariyle incelendiğinde standart maliyetleme yönteminin safha maliyeti yöntemiyle, sipariş maliyeti yönteminin ise normal (tahmini) maliyetleme yöntemiyle bir sistem oluşturması gerektiği çıkarsaması yapılabilmektedir (Akgün, 2010: 45; Can vd., 2014: 76; Öztürk, 2017a: 34). Çünkü standart maliyet yönteminin uygulanabilmesi için maliyetlere ilişkin standart ölçüm verilerine ihtiyaç duyulmaktadır ve bu bilgi özü itibariyle sürece dayalı maliyetleme yöntemi olan safha maliyetleme yönteminden sağlanabilmektedir. Diğer yandan; maliyetler için standart ölçüleri belirlenemeyen bir üretim modelinde, ilk maliyetler (direkt ilk madde ve malzeme maliyetleri ile direkt işçilik maliyetleri) fiili düzeyleriyle, genel üretim maliyetleri ise öngörüye dayalı olarak üretime yüklenmektedir. TMS 2 Stoklar standardına göre oluşturulabilecek maliyet sistem bileşimleri aşağıdaki gibidir: - Sipariş Maliyeti + Normal (Tahmini) Maliyetleme - Safha Maliyeti + Standart Maliyetleme BOBİ FRS setinde belirtilmiş olan normal maliyet yönteminin kullanımı ise uygulayıcı işletmelerin tercihine bırakılmıştır. İşletmeler isterlerse öngörüye dayalı maliyetlerden yararlanarak normal maliyetleme yöntemini, isterlerse fiili maliyetlerden yararlanarak normal maliyet yöntemini uygulayabilmektedir (Öztürk, 2017a: 36). BOBİ FRS standardına göre oluşturulabilecek maliyet sistem bileşimleri aşağıdaki gibidir: - Sipariş Maliyetleme + Normal (Tahmini) Maliyetleme - Sipariş Maliyetleme + Normal Maliyet Yöntemi (Fiili) - Safha Maliyetleme + Standart Maliyetleme - Safha Maliyetleme + Normal Maliyet Yöntemi (Fiili)

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

19


MALİ

ÇÖZÜM

2.4.1. Normal Maliyetin Sipariş Maliyeti Yöntemiyle Uygulanması 2.4.1.1. Normal (Tahmini) Maliyetleme Uygulaması Normal maliyetleme yaklaşımının sipariş maliyeti yöntemiyle öngörüye dayalı olarak uygulanması halinde uygulanacak yöntem “Normal Maliyetleme” yöntemi olacaktır. Bunun için öncelikli olarak maliyet fonksiyonunun tahmin edilmesi gerekmektedir. Tahmin edilen maliyet fonksiyonundan elde edilen toplam sabit genel üretim maliyeti tahmini normal kapasiteye bölünerek birim kapasiteye isabet eden sabit genel üretim maliyeti hesaplanmış olacaktır. Böylelikle genel üretim maliyetlerinin üretime tahmini olarak yüklenebilmesi için gereken veriler elde edilmiş olacaktır (Öztürk, 2017a: 51). Bundan sonraki aşamada, dönem içerisinde alınan her bir sipariş için çalışılan fiili süre göz önünde bulundurularak genel üretim maliyetleri mamul maliyetine tahmini olarak yüklenebilecektir (Hansen vd., 2009: 138; Horngren vd., 2012: 104). Örneğin aylık maliyet fonksiyonunun olarak hesaplandığı bir işletmede normal kapasite aylık ise tahmini birim sabit genel üretim maliyeti olarak hesaplanacaktır. Buna göre DİS başına genel üretim maliyeti tahmini yükleme katsayısı olarak hesaplanacaktır. Ay içerisinde alınan bir sipariş için çalışılması halinde bu siparişe yüklenecek tahmini genel üretim maliyeti toplamı olarak hesaplanacaktır. Ay boyunca alınan her sipariş için aynı işlem uygulanacak ve böylece aylık fiili çalışma süresi de belirlenmiş olacaktır. Aylık fiili çalışma süresinin olarak belirlenen normal kapasitenin üzerinde olması halinde olumlu kapasite farkı, altında olması halinde ise olumsuz kapasite farkı ortaya çıkmış olacaktır. 2.4.1.2. Normal Maliyet Yöntemi (Fiili) Uygulaması Normal maliyetleme yaklaşımının sipariş maliyeti yöntemiyle fiili düzeyde uygulanması için maliyet fonksiyonunun tahmin edilmesine ihtiyaç duyulmamaktadır. Çünkü maliyet fonksiyonu her ne kadar maliyetlerin çözümlenmesinde yararlanılan bir araç olsa da yapısı gereği bir tahmin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Maliyetlerin fiili düzeyleri ile çalışılması halinde dönemsel olarak tahakkuk eden genel üretim maliyetlerinin sabit ve değişken kısımlarının muhasebe tekniğine göre ayrıştırılması ve sabit olarak ayrılan genel üretim maliyetlerinin kapasiteden yararlanıldığı orandaki kısmının mamul maliyetiyle, kalanının ise kar veya zararla ilişkilendirilmesi gerekmektedir (Öztürk, 2017a: 52). Burada yararlanılan kapasite kullanım oranı normal kapasite ölçüsüyle değil, pratik kapasiteden fiili düzeyde yararlanılma düzeyinin bir ölçüsü olarak hesaplanacaktır. 20

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Örneğin pratik kapasitesi aylık olan bir işletmede ay boyunca çalışmış olduğu siparişlere ait toplam sürenin olarak hesaplanmış olması halinde kapasite kullanım oranı olarak hesaplanacaktır. O halde dönemde tahakkuk eden genel üretim maliyetlerinin sabit olarak ayrılan kısmının ’i siparişlerin maliyetiyle, kalanı ise kâr veya zararla ilişkilendirilecektir. Dolayısıyla; sipariş maliyetine dâhil olan genel üretim maliyetleri toplamı siparişler arasında paylaştırılarak stok maliyeti içerisinde, kapasite farkı ise kar veya zararda izleniyor olacaktır. 2.4.2. Normal Maliyetin Safha Maliyeti Yöntemiyle Uygulanması 2.4.2.1. Standart Maliyetleme Uygulaması Safha maliyeti yönteminde üretim maliyetlerinin standart düzeyde saptanabiliyor olması, safha maliyetleme yöntemiyle standart maliyet yönteminin uygun bir maliyet sistem bileşimi oluşturmalarını sağlamaktadır. Bununla birlikte, safha maliyet yöntemi sürece dolayı bir maliyetleme yöntemi oluğundan sürecin tüm çıktıları üzerinden hesaplama yapılmalıdır. Bunun için, son birkaç döneme ait eşdeğer ürün sayılarından yararlanılmalıdır. Ardından üretim maliyeti standartları ve bu kapsamda maliyet fonksiyonu belirlenmelidir. Sonraki aşamada ise aylık olarak üretilen eşdeğer ürün sayıları yardımıyla maliyet hesaplamaları yapılmalıdır (Öztürk, 2017a: 53). Örneğin 100.000DİS normal üretim kapasitesinin olduğu bir işletmede sabit genel üretim maliyetleri için hesaplanan eşdeğer ürün sayısı 80.000DİS ise üretime yüklenecek sabit genel üretim maliyeti tahmini 80.000DİS üzerinden hesaplanacaktır. 100.000DİS için bütçelenen sabit genel üretim maliyeti ile 80.000DİS için üretime yüklenen sabit genel üretim maliyeti tutarları arasındaki fark ise kapasite farkı olacaktır. Kapasite farkı dışında gerçekleşen fark ise genel üretim maliyeti farklarının 2’li, 3’lü, 4’lü veya 5’li fark hesaplama yöntemlerinden birine göre hesaplanmalıdır (Karakaya, 2014: 649; Öztürk, 2017a: 30). Bu kapsamda, tek düzen hesap planı 3’lü fark yöntemine uygun bir hesap düzeni sunmaktadır. 2.4.2.2. Normal Maliyet Yöntemi (Fiili) Uygulaması Normal maliyetleme yaklaşımının safha maliyet yöntemiyle fiili maliyetler düzeyinde uygulanması için dönem başı ve döneme ait genel üretim maliyetlerinin değişken ve sabit olarak ayrıştırılması gerekmektedir. Sabit genel üretim maliyetlerinin mamul maliyetine ve dönem sonu yarı mamullere isabet

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

21


MALİ

ÇÖZÜM

eden kısımlarının oranındaki kısmı üretim maliyetiyle, kalanı ise kar veya zararla ilişkilendirilmelidir. Örneğin tamamlanan mamul maliyeti içerisine yüklenen fiili sabit genel üretim maliyeti toplamı ve dönem sonu yarı mamullere yüklenen fiili sabit genel üretim maliyeti toplamı iken; sabit genel üretim maliyeti eşdeğer ürün sayısının pratik kapasiteye oranlanması ile hesaplanan kapasite kullanım oranının olması halinde bu tutarların ’luk atıl kapasiteye isabet eden kısımları kapasite farkı olarak değerlendirilecektir. Örnekteki bilgilere göre tamamlanan mamul maliyetinin tutarındaki kısmı mamul maliyeti ile, kalan tutarındaki kısmı ise kapasite farkı olarak kar veya zararla ilişkilendirilecektir. Benzeri şekilde; dönem sonu yarı mamuller maliyetinin tutarındaki kısmı dönem sonu yarı mamuller maliyeti ile, kalan tutarındaki kısmı ise kapasite farkı olarak kar veya zararla ilişkilendirilecektir. Bu durumda toplam kapasite farkı olarak raporlanacaktır. 3. NORMAL MALİYETLEME YAKLAŞIMINDA KAPASİTE FARKLARININ MUHASEBELEŞTİRİLMESİ Normal maliyetleme yaklaşımına göre hesaplanan kapasite farkları teorik çerçevede ve muhasebe standartları kapsamında ayrı ayrı ele alınmaktadır. Çünkü teorik çerçevedeki uygulama biçimi beraberinde bazı problemler de getirmektedir. 3.1. Teorik Açıdan Kapasite Farklarının Değerlendirilmesi Normal maliyetleme yaklaşımına göre hesaplanan kapasite farkları ile ilgili temel varsayım, olumlu ve olumsuz farkların uzun vadede birbirilerini telafi edeceği ve sıfırlanacağı şeklindedir (Büyükmirza, 2016: 536; Öztürk, 2017a: 54). Çünkü normal maliyetleme yaklaşımında üretime yüklenen genel üretim maliyetleri normal (ortalama) kapasite esas alınarak yüklenmektedir ve ortalamadan farkların uzun dönemde yine ortalamaya yaklaşması ve böylelikle sıfırlanması gerekmektedir. Ancak, enflasyonun varlığı, normal kapasitenin doğru tahmin edilememesi ve değişmesi, maliyetlerin hatalı çözümlenmesi vb. sebeplerden ötürü söz konusu sıfırlanma gerçekleşememektedir (Büyükmirza, 2016: 537; Öztürk, 2017a: 54). Bu nedenle kapasite farklarının dönem sonlarında ilgili hesaplara aktarılarak kapatılması gerekmektedir. Bir döneme ait olarak hesaplanan kapasite farkının nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiği hususunda muhasebe standartlarının farklı yorumları bulunmaktadır. 22

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

3.2. TMS/TFRS ve BOBİ FRS Kapsamında Kapasite Farklarının Muhasebeleştirilmesi TMS 2 STOKLAR standardı incelendiğinde standardın 13. Maddesi’nde geçen “Her bir üretim birimine dağıtılan sabit genel üretim gider tutarı, düşük kapasite ya da atıl kapasite nedeniyle arttırılmaz. Dağıtılmayan genel üretim giderleri, gerçekleştiği dönemde gider olarak kaydedilerek sonuç hesaplarına alınır. Çok yüksek üretim olan dönemlerde, her bir üretim birimine dağıtılmış sabit genel üretim gideri payı düşer, böylece stoklar yüksek maliyetten değerlenmemiş olur. Değişken genel üretim giderleri, üretim tesislerinin gerçek kullanıma bağlı olarak her bir üretim birimine dağıtılır.” şeklindeki ifade kapasite farklarının nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiği hakkında bilgi sunmaktadır. Buna göre, atıl kapasiteye isabet eden genel üretim maliyetlerinin kar veya zararla ilişkilendirilmesi, aşırı kapasiteye isabet eden genel üretim maliyetlerinin ise mamul maliyeti ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Ancak muhasebe standartlarının geneli itibariyle herhangi bir hesap önerisi yapılmadığından bu standartta da olumsuz kapasite farkının hangi sonuç hesabında izlenmesi gerektiği ile ilgili bir kural belirtilmemektedir. Bu durumda, tek düzen hesap planı kapsamında olumsuz kapasite farklarının hangi hesapta izlenmesi gerektiği konusunda aşağıdaki tespitleri yapmak yerinde olacaktır: - TMS/TFRS setinde kanunen kabul edilmeyen gider şeklinde bir tanımlamanın yer almaması, kullanım amacı vergi matrahından indirilemeyecek boşa geçen işçilik ücretlerinin kaydedilmesi olan 680 ÇALIŞMAYAN KISIM GİDER VE ZARARALARI hesabının kullanımını kısıtlamaktadır. - 66 grubu hesaplar finansman maliyetleri ile ilgili hesaplar olduğundan olumsuz kapasite farkının bu grup içerisine kaydedilmesi uygun değildir. - 65 grubu hesaplar esas faaliyet dışı (diğer) giderlerden oluşmaktadır ve esas faaliyet dışında kalan olumsuz kapasite sapmasının bu hesap grubu içerisinde tanımlanacak bir hesap içerisinde izlenmesi mümkündür. - 63 grubu hesaplar esas faaliyetler sonucu tahakkuk eden giderlerden oluşmaktadır. Olumsuz kapasite farkı bir faaliyet gideri olmaktan ziyade faydası tüketilememiş bir maliyet unsurunu oluşturmaktadır. Bu durumda olumsuz kapasite farklarının kaydedilmesi için 63 grubunda yer alan hesapların kullanılması da uygun değildir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

23


MALİ

ÇÖZÜM

-

62 grubu hesaplar ise satışların maliyeti ile ilgili hesaplardır. Üretim maliyeti olarak kabul edilmediğinden dolayı stokların maliyetine dahil edilmeyen ve “Dönem Gideri” olarak sınıflandırılması gereken olumsuz kapasite sapmasının üretim sonucu ortaya çıkan maliyetlerin giderleştirilen kısımlarının kaydedildiği 62 grubu ile ilişkilendirilmesi de doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Yukarıda yapılan değerlendirmeler sonucunda olumsuz kapasite farklarının kaydedilebileceği en uygun hesap grubunun öz itibariyle 65 kodlu hesap grubu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (Gökçen ve Öztürk, 2017: 113). TMS/TFRS’den farklı olarak BOBİ FRS seti olumsuz kapasite sapmalarının nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiği konusunu bir kurala bağlanmıştır. BOBİ FRS setinin stoklarla ilgili olan 6. Bölümü’nün 13. Maddesi’nde “Dağıtılmayan genel üretim gideri, gerçekleştiği dönemde “Satışların Maliyeti” kaleminde gösterilir.” ifadesi yer almaktadır. Buna göre, BOBİ FRS kapsamında normal maliyetleme yaklaşımının uygulanması durumunda hesaplanan olumsuz kapasite farklarının 62 grubu hesaplardan birine kaydedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak olumsuz kapasite farklarının muhasebeleştirilmesi ile ilgili olarak BOBİ FRS setinde belirtilen hesap 62 hesap grubu bazı problemleri de beraberinde getirmektedir. Daha önce de değinildiği üzere olumsuz kapasite farklarının muhasebeleştirilmesinde 62 hesap grubu yerine 65 hesap grubunun kullanılması yönünde yapılacak bir değişiklikle, normal maliyetleme yaklaşımından yararlanılarak elde edilen ölçümleme sonuçlarının finansal raporlara daha doğru bir biçimde aktarılması da sağlanmış olacaktır. 4. SONUÇ Normal maliyet yöntemi, başlangıcı normal (tahmini) maliyetleme yöntemine dayanmakta olan bir yöntemdir. Öngörü maliyeti yöntemlerinin ilk çıkış noktası olan normal (tahmini) maliyetleme, yalnızca genel üretim maliyetlerinin tahmin edilmesine yönelik bir uygulama sunmaktadır. Zaman içerisinde bütçe yöntemlerinin gelişmesine bağlı olarak diğer maliyet kalemlerinin de tahmini olarak üretime yüklenebilmesi mümkün hale gelmiş ve böylelikle diğer bir öngörü maliyeti yöntemi olan standart maliyet yönteminden de yararlanılmaya başlanmıştır. Her iki yöntemde de sabit genel üretim maliyetleri üretime ortalama (normal) kapasite ölçüsü üzerinden yüklendiğinden, birim maliyetlerde meydana gelen değişmenin (harcama farkı) yanı sıra esas alınan 24

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ortalama (normal) kapasiteden eksik veya fazla yararlanılmasının sonucunda diğer bir fark tutarı daha (kapasite farkı) ortaya çıkmaktadır. Kapasite farkı olarak adlandırılan bu farkın öz itibariyle üretim maliyetleri içerisine dahil edilmemesi yönündeki görüş, bugün “Normal Maliyet Yöntemi” adı verilen yöntem yaklaşımını ortaya çıkarmıştır. Bu yaklaşım, yararlanılmayan (atıl kalan) kapasiteye isabet eden sabit genel üretim maliyetlerinin üretim maliyetleri içerisinde değil, dönem giderleri içerisinde izlenmesini gerekli kılmaktadır. Bu yaklaşım, günümüzde fiili maliyet düzeyinde veya öngörüye dayalı olarak uygulanabilmektedir. Normal maliyetleme yaklaşımı uluslararası ve yerel finansal raporlama standartları içerisinde de yer aldığından, bugün üzerinde durulması gereken bir konu haline gelmiştir. Burada cevaplanması gereken temel sorular normal maliyetleme yaklaşımının fiili ve öngörü maliyetleme yaklaşımlarına göre nasıl uygulanacağı, üretim sistemine göre sipariş veya safha maliyeti yöntemleri ile nasıl uygulanacağı ve hesaplanan rakamların maliyet kayıt sistemi içerisinde nasıl izleneceği sorularıdır. TMS/TFRS açısından bakıldığında maliyetlerin öngörüye göre saptanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durumda TMS/TFRS kapsamında normal maliyetleme veya standart maliyetleme yöntemlerinden yararlanılabileceği, BOBİ FRS seti kapsamında ise TMS/TFRS setinden farklı olarak fiili maliyet düzeyinde de normal maliyetleme yaklaşımından yararlanılabileceği anlaşılmaktadır. TMS/TFRS kapsamında; normal maliyetleme yaklaşımının safha maliyeti yöntemiyle birlikte uygulanması durumunda standart maliyet yönteminin, sipariş maliyeti yöntemiyle uygulanması durumunda ise normal (tahmini) maliyetleme yönteminin uyumlu bir sistem bütünü oluşturduğu görülmektedir. BOBİ FRS kapsamında; normal maliyetleme yaklaşımı TMS/TFRS’den farklı olarak fiili maliyet düzeyinde de uygulanabildiğinden maliyet hesaplamalarında bazı farklılıklar meydana gelmektedir. Normal maliyetleme yaklaşımından yararlanılarak hesaplanan üretim maliyetinin ve kapasite farkının maliyet kayıt sistemi içerisinde izlenmesinde TMS/TFRS ve BOBİ FRS farklılık göstermektedir. TMS/TFRS kapsamında kapasite farkları için herhangi bir hesap önerilmezken BOBİ FRS kapsamında satışların maliyeti kapsamında 62 grubu hesapların kullanılması önerilmektedir. Ancak böyle bir kayıt, stoklu çalışan işletmelerin henüz satılmamış stokları için hesapladıkları olumsuz kapasite farkının satışların maliyeti içerisine

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

25


MALİ

ÇÖZÜM

alınarak brüt karın düşük hesaplanması ve finansal bilgi kullanıcılarına hatalı bilgiler sunulmasına neden olmaktadır. Normal maliyetleme yaklaşımı kusursuz bir yöntem olmamakla birlikte tam maliyet yönteminin uygulanmasından kaynaklanan problemleri ortadan kaldıran bir yöntem sunmaktadır. Bununla birlikte yöntemin uygulanması için kapsamlı birtakım hesaplamalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada normal maliyetleme yaklaşımının güncel koşullarda nasıl uygulanabileceğine ilişkin sorulara cevaplar sunulması amaçlanmıştır. Ancak uygulamada maliyetlerin hatalı çözümlenmesi, normal veya pratik kapasitenin hatalı hesaplanması, çalışılan fiili sürenin hatalı tespit edilmesi vb. nedenlerle üretim maliyeti ve kapasite farkı hatalı hesaplanabilme olasılığı bulunmaktadır. Bu nedenle, normal maliyetleme yaklaşımına yönelik daha fazla uygulama içeren zengin bir literatür oluşturulmasının muhasebe uygulayıcıları açısından oldukça önemli olduğu değerlendirilmektedir. KAYNAKÇA Akdoğan, N. (2004). Maliyet Muhasebesi Uygulamaları. 6.bs. Ankara: Gazi Kitabevi. Akgün, A.İ. (2010). “Üretim Sistemlerinin Gerekli Kıldığı Maliyet Hesaplama Yöntemi Olarak Standart Maliyetler ve Sapma Analizlerinin İncelenmesi”. Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1;1 (2010) : 35 – 64. Barfield, J.T., Raiborn, C.A., Kinney, M.R. (1994). Cost Accounting: Traditions and Innovations. 2.ed. Minneapolis: West Publishing Company. Büyükmirza, K. (2016). Maliyet ve Yönetim Muhasebesi. 21.bs. Ankara: Gazi Kitabevi. Can, A.V., Öztürk, E., Örs, T. (2014). “Türkiye Muhasebe Standartlarının Maliyet ve Yönetim Muhasebesi Uygulamaları Üzerindeki Etkileri: Gereksinimler ve Çözüm Önerileri”. 2. Uluslararası Muhasebe ve Finans Sempozyumu, 29 – 30 Mayıs Bursa’da sunulan bildiri. Haftacı, V. (2009). İşletmelerde Finansal Çözümleme. Kocaeli: Umuttepe Kitabevi. Hansen, D.R., Mowen, M.M., Guan, L. (2009). Cost Management: Accounting & Control 6. ed. Mason Ohio: South-Western Cengage Learning. Lazol, İ. (2016). Maliyet ve Yönetim Muhasebesi. Bursa: Ekin Yayınevi. 26

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Gökçen, G., Çelenk, H., Horasan, E. (2014). Yönetim Muhasebesi Uygulamaları. İstanbul: Beta Basım. Gökçen, G., Öztürk, E. (2017). “Tam Maliyet ve Normal Maliyet Yöntemlerinin UFRS (TFRS) ve BOBİ FRS’deki Düzenlemeler Çerçevesinde İncelenmesi.” Finans Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2;2 (2017) : 105 – 114. Horngren, C.T., Datar, S.M., Rajan, M.V. (2012). Cost Accounting: A Managerial Emphasis 14.ed. New Jersey: Pearson Prentice Hall. Karakaya, M. (2014). Maliyet Muhasebesi 6.bs. Ankara: Gazi Kitabevi. Needles, B.E., Powers, M., Crosson, S.V. (2013). Principles of Accounting 12.bs. Mason Ohio: South-Western Cengage Learning. Öztürk, E. (2017). Normal Maliyet Yöntemi. Bursa: Ekin Yayınevi. Öztürk, E. (2017). “Stok Maliyetlerinin Ölçüm ve Muhasebeleştirme Esaslarının VUK, TMS/TFRS ve YFRÇ Taslağı Açısından Karşılaştırılması”. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 28 (2017) : 141 – 157. Yükçü, S., Atağan, G. (2012). “20. Yüzyılın İlk Yarısında Maliyet Muhasebesinin Gelişimi”. Muftav Dergisi, 2 (2012) : 39 – 67.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

27


MALİ

28

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ENTEGRE RAPORLAMAYA EVRİLME SÜRECİ VE DURUM TESPİTİ – BİST ÖRNEĞİ INTEGRATED REPORTING EVOLUTION PROCESS AND STATUS DETECTION – THE SAMPLE OF ISTANBUL STOCK EXCHANGE Ör. Gör. Dr. Mihriban COŞKUN ARSLAN*4 5 Arş. Gör. Oktay ÖZKAN** ÖZ İşletmeler çevresel, sosyal ve yönetimsel performans bilgilerini ilgili gruplara sürdürülebilir raporlar ile sunabilmektedir. Ancak bu raporlar işletmelerin çevresel, sosyal ve yönetim faaliyetleri ile finansal performanslarını ve stratejilerini birleştirmekte yetersiz kalmaktadır. Bu sebeple işletmelerin finansal ve finansal olmayan performansının açıklandığı ve gösterildiği Entegre Raporlama kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, BIST Sürdürülebilirlik Endeksinde yer alan işletmeler açısından Entegre Raporlama uygulamalarına ait durum tespitinin yapılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerinde yer alan 29 işletmeye anket uygulaması yapılmıştır. İşletmelerin Entegre Raporlama ile ilgili Dünya genelinde gerçekleştirilen gelişmeleri takip ettikleri ve Entegre Raporlama uygulamasının kendileri için sağlayacağı faydaların farkında oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sürdürülebilirlik Raporu, Entegre Raporlama, Sürdürülebilirlik Endeksi ABSTRACT Businesses can present their environmental, social and managerial performance information to the relevant groups with sustainable reports. However, these reports are insufficient to combine the environmental, social and management activities of enterprises with their financial performance and strategies. This leads to the concept of Integrated Reporting, where financial and non-financial performance of businesses is explained and shown. In this study, it is aimed to determine the status of Integrated Reporting applications *4 * Gaziosmanpaşa Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü Öğretim Üyesi mihriban.arslan@gop.edu.tr ** 5 ** Gaziosmanpaşa Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü, oktay.ozkan@gop.edu.tr

Makale Geliş Tarihi: 30.10.2017 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 30.05.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

29


MALİ

ÇÖZÜM

in terms of the enterprises in BIST Sustainability Index. For this purpose, a questionnaire was applied to 29 enterprises within BIST Sustainability Index. Businesses have come to the conclusion that they are following developments around the world on Integrated Reporting and are aware of the benefits that the Integrated Reporting application will provide for them. Keywords: Sustainability Report, Integrated Reporting, Sustainability Index 1. GİRİŞ İşletmelerin sürdürülebilir kalkınma felsefesi dahilinde gerçekleştirmiş olduğu çalışmaların finansal tablolar içerisinde yer almaması bir takım tartışmaları gündeme getirmiştir. Bu tartışmaların gündemde olduğu tarihlerdeki mevcut finansal modeller, 1930 yılında o zamanın endüstriyel dünyası için geliştirilmiştir. Bu modeller genellikle işletmelerin geçmişlerine dönük performansları hakkında bilgiler içerdiğinden dolayı, gelişen karar alma mekanizmaları için işletmelerle ilgili yeterli bilgi sunmakta yetersiz kalmıştır. Adil ve etkin bir piyasa için işletmelerin finansal durumunun doğru bir şekilde gösterildiği, yüksek kaliteli ve şeffaf raporlar gerekmektedir. World Federation of Excange’e göre Eylül 2016’da dünya genelinde borsaya kayıtlı 50.934 işletme bulunmaktadır. Bu işletmeler tarafından çok büyük miktarlardaki finansal, doğal ve insani kaynaklarının kontrol edildiği göz önüne alınırsa, çalışanlar, hükümet, yatırımcılar, müşteriler, tedarikçiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan paydaşların işletmeler hakkında doğru bilgiye sahip olabilmeleri hayati öneme sahiptir. Yatırımcıların, yöneticilerin ve diğer paydaşların, bir işletmede değer yaratan faktörlerin zaman içerisinde entelektüel sermaye, insan sermayesi, çevresel, sosyal ve yönetim konularını içeren bilanço içi veya dışı maddi olmayan duran varlıklardan oluştuğunu anlamaya başlamaları ile birlikte finansal raporlamanın bu durumu yansıtamadığı ve değişmesi gerektiği üzerine bir takım tartışmalar ortaya çıkmaya başlamıştır. Çünkü 1975 yılında işletmelerin değer yaratan faktörleri içerisinde fiziksel ve finansal varlıkların oranını %83 iken bu oran zaman içerisinde azalarak 2009 yılında %19’lara kadar gerilemiştir (IIRC, 2011: 4). Zaman içerisinde finansal ve finansal olmayan raporların sayısındaki artış bilgi kullanıcıları için içinden çıkılamaz bir hal almaya başlamıştır (Kaya, 2015: 113). Bu durum sonucunda, işletmeler tarafından gerçekleştirilen sürdürülebilirlik, kurumsal sorumluluk, vatandaşlık, çevresel, sosyal 30

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ve yönetişim, üçlü alt çizgi veya kurumsal sosyal sorumluluk şeklindeki raporları yayınlayan işletme sayısında artış meydana gelmiştir. Bu çalışmada; işletmenin yönetimsel, çevresel ve sosyal faaliyetlerinin ekonomik performanslarına olan etkilerinin, iç ve dış paydaşlara karşı sorumlulukların yerine getirilmesi amacıyla, ölçülmesi ve açıklanması için kullanılan Sürdürülebilirlik Raporu kavramının gelişim süreci ilk olarak açıklanmıştır. Daha sonra, finansal ve finansal olmayan raporların tek bir rapor altında ele alınmasını sağlayan Entegre Raporlama’ya geçiş süreci detaylandırılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde ise Sürdürülebilirlik Raporları’ndan Entegre Raporlama’ya evrilme sürecinde, BIST Sürdürülebilirlik Endeksinde yer alan işletmeler açısından entegre raporlama uygulamalarının durum tespiti gerçekleştirilmiştir. 2. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARINDAN ENTEGRE RAPORLAMAYA EVRİLME SÜRECİ Sanayi Devrimi’nden sonra sürekli bir şekilde artan çevresel sorunlar, 1950 yılından itibaren Dünya üzerindeki bütün canlıların yaşamlarını tehdit etmeye başlayan bir unsur olarak görülmeye başlanmıştır. Üreticilerin kârlarını, tüketicilerin faydalarını en üst seviyeye çıkarma çabaları, en az maliyet kullanımı konusunda bir yarışa dönüşmüş ve organizasyonlar sınırsız olarak gördükleri doğal kaynakları hızlı bir şekilde tüketmeye başlamışlardır. Sanayileşmenin yanı sıra Dünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması, çarpık kentleşme, teknolojinin bilinçsizce kullanılması, verimli arazilerin tahribatı şeklindeki etmenler de çevresel sorunların ortaya çıkmasında önemli birer etmen olarak yerlerini almışlardır. Küresel ısınma, iklimlerdeki değişiklikler, ozon tabakasındaki incelme, asit yağmurlarındaki artış, biyolojik çeşitlilikteki hızlı azalış, geniş ölçekli radyoaktif kirlenmeler ve ortaya çıkarmış olduğu bir takım hastalıklar, verimli arazilerin çölleşmesi şeklinde ortaya çıkan etmenler, çevresel sorunların küresel bir boyuta ulaştığının göstergeleri olarak kabul edilmiştir. 1970 yılına yaklaşırken, çevresel sorunların küresel bir boyut kazanması neticesinde, çoğunluğunu öğrenci hareketleri oluşturan bir takım eylemler tüm Dünya genelinde gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Gerçekleştirilen bu eylemler bilim dünyasını çevre ile ilgili çalışmalar gerçekleştirme gereksinimine itmiş ve bu alanla ilgili bilimsel çalışmalar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

31


MALİ

ÇÖZÜM

Çevresel sorunların ulaşmış olduğu boyutları göstermek için Roma Kulübü tarafından “Büyümenin Ekonomik Sınırları” isimli bir rapor hazırlanmış ve bu rapor 1972 yılında Stockholm Konferansı ile birlikte Dünya kamuoyu ile paylaşılmıştır (Ertürk, 2009: 144-279; Tuna, 2006: 32-96; Görmez, 2010: 1-70). Bu konferans küresel ölçekte çevre ile ilgili olarak gerçekleştirilen ilk önemli adım olarak kabul edilmiştir (Keleş vd. 2009: 442). Sürdürülebilir Kalkınma kavramı ilk olarak bu konferansta gündeme getirilmiştir (BİST: 13). 1983 yılında Bruntland’ın başkanlığını yaptığı “Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Gelişme Komisyonu” kurulmuş ve bu komisyon, gerçekleştirmiş olduğu çalışmalar neticesinde 1987 yılında “Ortak Geleceğimiz” isimli bir rapor hazırlamıştır. Bu raporun ana temasını Sürdürülebilir Kalkınma kavramı oluşturmuş ve raporda Sürdürülebilir Kalkınma kavramı “bugünkü ihtiyaçları, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağını ortadan kaldırmaksızın karşılayan kalkınma” şeklinde tanımlanmıştır (Ertürk, 2009:330). Bu gelişmeler neticesinde çevresel sorunları önlemek için çevresel sorunların en temel kaynaklarından olan işletmeler çevre ile ilgili olarak bir takım faaliyetler gerçekleştirmeye başlamışlardır ki bu da kurumsal sürdürülebilirliği gündeme getirmiştir. Kurumsal Sürdürülebilirlik, işletmelerde uzun vadede değer oluşturmak maksadıyla, ekonomik, çevresel ve sosyal faktörlerin kurumsal yönetim ilkeleri ile beraber işletme faaliyetlerine adapte edilmesi ve oluşabilecek risklerin yönetilmesi olarak tanımlanabilir (Senal and Ateş, 2012:85). Ekonomik Kalkınma’nın yerini Sürdürülebilir Kalkınma’ya bırakması ile birlikte Kurumsal Sürdürülebilirlik kavramının ortaya çıkmasının gereği olarak; işletmeler de faaliyetlerine bu kavramların gereklerini dikkate alarak yön vermeye başlamışlardır. Borsaya kayıtlı işletmelerin hazırlamak ile yükümlü olduğu yıllık finansal raporlar, işletmelerin uzun dönem finansal durumunun resminin belirlendiği finansal olmayan performans bilgilerini içermediğinden gerçek ve adil bir şeklide işletmelerin durumunu yansıtamamaktadır. Bu durum Kurumsal Sürdürülebilirlik ile ters düşmektedir. Ortaya çıkan bu durumun düzeltilmesi amacıyla Sürdürülebilirlik Raporları hazırlanmaktadır. Sürdürülebilirlik Raporlaması, işletmenin yönetimsel, çevresel ve sosyal faaliyetlerinin ekonomik performanslarına olan etkilerinin, iç ve dış paydaşlara karşı sorumlulukların yerine getirilmesi amacıyla, ölçülmesi ve açıklanmasıdır. Bu raporlarla birlikte işletmeler kendi çevresel, sosyal ve yönetimsel performans bilgilerini ilgili gruplara suna32

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

bilmektedir. Ancak 1997 yılına kadar, Sürdürülebilir Kalkınma gereği faaliyetlerini gerçekleştiren işletmelerin; faaliyetlerini ilgili gruplara aktarabilmelerini sağlayan Sürdürülebilirlik Raporları’nda yer alan düzenlemeler ile ilgili açıklamalar, finansal raporların hazırlanmasındaki gibi net olarak bulunmamaktaydı. Bu tarihte, Birleşmiş Milletler Çevre Programı desteği ile kurulan Küresel Raporlama Girişimi (Global Reporting Initiative, GRI) tarafından yayınlanan Sürdürülebilir Raporlama Rehberi, sürdürülebilirlikte önemli bir kilometre taşı olarak görülmektedir (Eccles ve Saltzman, 2011: 57-58; BİST: 13-15; Sulkowski ve Waddock, 2013: 1061; Krzus, 2011: 274; http://www.world-exchanges. org/home/index.php/statistics/monthly-reports Erişim Tarihi: 26.10.2016). Bu rehber işletmelerin Sürdürülebilirlik Raporları’nı hazırlamalarında Dünya’da kabul görmüş bir çerçevedir. Sürdürülebilir Kalkınma’dan Sürdürülebilirlik Raporlama’sına geçiş sürecinde Dünya’da kilometre taşı olarak kabul edilebilecek olaylar kronolojik olarak Tablo 1’de yer almaktadır. Tablo 1. Sürdürülebilirlik Raporlama Geçiş Sürecindeki Kilometre Taşları Kilometre Taşları

Açıklama

1972 – Büyümenin Sınırları

Roma Kulübü tarafından dönemin entelektüellerine hazırlatılan raporda; ekonomik kalkınmanın doğal çevreye olumsuz etkileri vurgulanmıştır. Bu bağlamda, kalkınma ve çevre sorunlarını bir arada inceleyen ilk rapor “Büyümenin Sınırları” olmuştur.

1972 - Stokholm Konferansı: İnsan Çevresi

Sürdürülebilir Kalkınma kavramının uluslararası bir platformda temelleri atılmıştır. Konferansın sonunda Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) kurulmuştur. Ayrıca, 5 Haziran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Çevre Günü olarak kabul edildiği ile ilgili bir bildirge yayınlanmıştır.

1976 - Kanada - “BM İnsan Yerleşimleri Konferansı- Habitat I”

Gelişmekte olan ülkelerde kentleşme ve konut sorunları üzerinde durulmuş ve uluslararası işbirlikleri ile çözümlere yer verilmiştir.

1980 – Dünya Koruma Stratejisi

BM Çevre Programı tarafından, toplumda sürdürülebilirliğe ulaşmanın koruma ve geliştirme düşüncesi ile birlikte değerlendirilmesinin gerekliliği çerçevesinde yayınlanmıştır.

1983 – Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu

BM tarafından, Gro Harlem Brundtland başkanlığında kurulmuştur. Komisyon, dört yıl boyunca dünyadaki ekonomik kalkınma ve çevre konularını incelemiş ve raporlamıştır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

33


MALİ

34

ÇÖZÜM

1987 - Brundtland Raporu: Ortak Geleceğimiz

BM Genel Kurulu’na sunulan raporda Sürdürülebilir Kalkınma kavramı; günümüz ihtiyaçlarının, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılama imkanlarından fedakarlık yapmaksızın karşılanabilmesi süreci, olarak tanımlanmıştır. Bu tanım ile “Sürdürülebilir Kalkınma” ilk kez resmi olarak kavramsal bir çerçeveye oturtulmuştur.

1992 – Rio Zirvesi – Yeryüzü Zirvesi

Sürdürülebilir Kalkınma kavramının kapsamı bu zirve ile oldukça genişlemiş ve birçok disiplinde kullanılır hale gelmiştir. Zirvede beş önemli belge kabul edilmiştir: Rio Çevre ve Kalkınma Deklarasyonu, Gündem 21, Ormanlar Üzerine İlkeler Beyanatı, İklimsel Değişim Üzerine Çerçeve Konvansiyonu ve Biyolojik Çeşitlilik Konvansiyonu.

1993 - Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu kuruluşu

Yeryüzü zirvesinde kabul edilen ilke ve kuralların uygulanması için kurulan komisyon ayrıca gündem 21’in uygulamalarına yönelik gelişmeleri incelemiştir.

1995 - Kahire “Nüfus ve Kalkınma Konferansı”

Sürdürülebilir Kalkınma kavramı nüfus kavramı ile birlikte yakın ilişki kurularak bu konferansta değerlendirilmiştir.

1996 – İstanbul “BM İnsan Yerleşimleri Konferansı–Habitat II”

Sürdürülebilir Kalkınma kavramı insan yerleşimlerini daha güvenli, sağlıklı, yaşanabilir ve üretken hale getirebilmek adına yerel yönetimlerle işbirliği yapılmasını içine alarak değerlendirilmiştir.

1997 - New York - Rio+5 toplantısı

1992’de gerçekleştirilen “Rio Zirvesi”nde alınan kararların değerlendirmesi yapılmış ve ülkelerin sürdürülebilir kalkınmaları için ulusal stratejiler oluşturulmuştur.

1997 – Kyoto Protokolü

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi oluşturulmuştur. Sözleşmeye taraf olan ülkeler karbondioksit, metan, kloroflorokarbon ve asit oksit gibi gazların emisyonlarının azaltılması için belli yükümlülükleri yerine getirmeleri hususunda taahhütler vermişlerdir.

1997 - Küresel Raporlama Girişimi

Sürdürülebilirlik raporlaması rehberleri geliştirmek amacıyla küresel ölçekte çalışan bir organizasyon olarak kurulmuştur. Yapılan çalışmalar sonrasında 2000 yılında ilk sürdürülebilirlik rehberi “G1” adıyla yayınlanmıştır.

2000 - BM Küresel İlkeler Sözleşmesi

Küresel kalkınmada ortak bir kültür oluşturmak için insan hakları, çalışma koşulları, çevre koruma ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında 10 temel prensip belirlenmiştir.

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

2001 - İstanbul+5 toplantısı

1997 yılında New York’ta düzenlenen toplantıda alınan kararlar ve bu kararlara ait uygulamalar konusunda gelinen noktaların değerlendirilmesi yapılmıştır. Aynı zamanda “Yeni Binyılda Şehirler ve Diğer İnsan Yerleşimleri Deklarasyonu” kabul edilmiştir.

2002 - Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi

1992 yılında Rio’da yapılan “Yeryüzü Zirvesi”nde alınan kararlara ait uygulama süreçlerine ilişkin genel bir değerlendirme yapılmıştır. Bu konferansta somut projeler tartışılmış ve “Eylem Planı” ve “Johannesburg Bildirgesi” isimli uluslararası iki temel belge kabul edilmiştir. Ayrıca G2 ismi ile yeni bir rehber yayınlanmıştır.

2005 - BM Sorumlu Yatırım İlkeleri

BM Genel Sekreteri tarafından 12 ülkeden 20 kurumsal yatırımcının temsilcileri bir araya getirilerek Sorumlu Yatırım İlkeleri (SYİ) geliştirilmiştir. Bu ilkeler; çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim konularına ilişkin konuların yatırım analizlerinde kullanılması için oluşturulmuştur.

2006 – G3 Rehberi

Küresel Raporlama Girişimi tarafından akademisyenler, sanayi temsilcileri, bazı sivil toplum kuruluşları yöneticileri ve hükümet temsilcilerinden oluşan üç bini aşkın üye bir araya getirilerek G3 Rehberi hazırlanmıştır.

2009 - Sürdürülebilir Borsalar Girişimi

BM tarafından, borsaların çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim başlıklarında paydaşların işbirlikleri çerçevesinde şeffaflık, sürdürülebilirlik ve performans artırılması konularında çözümler geliştiren bir girişim olarak desteklenmiştir.

2011 – G3.1 Rehberi

Küresel Raporlama Girişimi tarafından hazırlanan G3 Rehberi; cinsiyet, insan hakları ve toplum konularını da dikkate alınarak genişletilmiş ve güncellenmiştir.

2012 – Rio+20 Zirvesi

1992 yılında yapılan Rio Zirvesi’nin 20. yılında düzenlenmiştir. Sürdürülebilir Kalkınma kavramının gerçekleştirilebilmesi için ekonomik, sosyal ve çevresel etkenlerin uyumunun sağlanması ve tüm kesimlerin bu süreçte etkin rol oynamaları gerektiği konularına vurgu yapılmıştır. Konferans sonunda “İstediğimiz Gelecek” adlı sonuç bildirgesi yayınlanmıştır.

2013 – G4 Rehberi

Küresel Raporlama Girişimi tarafından en güncel sürdürülebilirlik rehberi olan G4 hazırlanmış ve yayınlanmıştır. 2015 yılı itibariyle de bu rehberin uygulanmasına karar verilmiştir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

35


MALİ

ÇÖZÜM

Sürdürülebilirlik ile ilgili tüm gelişmelere rağmen, çıkarılan Sürdürülebilirlik Raporları, işletmelerin çevresel, sosyal ve yönetim faaliyetleri ile finansal performanslarını ve stratejilerini birleştirmekte yetersiz kalmıştır. Bu durum, analistleri ve yatırımcıları kurumsal performans değerlendirme çalışmaları sırasında Sürdürülebilirlik Raporları’ndan faydalanmama eğilimi içerisine itmiştir (Krzus, 2011: 274). 2009 yılında, araştırmacılar ve uygulayıcılar ayrı bir şekilde hazırlanan finansal ve finansal olmayan raporların tek bir rapor altında ele alınmasını tartışmaya başlamışlardır (Ott, 2016: 14). Bu gelişmeler neticesinde işletmelerin finansal ve finansal olmayan performansının bir arada açıklandığı ve gösterildiği Tek Belge olarak da adlandırılan Entegre Raporlama (Eccles and Saltzman, 2011: 7) kavramı ortaya çıkmıştır (Kaya ve Türegün, 2014: 359). 3. ENTEGRE RAPORLAMA 2 Ağustos 2010 yılında Sürdürülebilirlik İçin Muhasebe (Accounting for Sustainability-A4S) ve Küresel Raporlama Girişimi (Global Reporting Initiative- GRI) ortaklığında Uluslararası Entegre Raporlama Komitesi (International Integrated Reporting Council-IIRC) kurulmuştur. Bu kuruluşun amacı, yatırımcıların, işletmelerin uzun dönem beklentilerini değerlendirebilmeleri için ihtiyaç duydukları finansal, çevresel, sosyal ve yönetimsel bilgilerin işletmeler tarafından entegre bir format içerisinde nasıl gerçekleştirilebileceği konusunda işletmelere yol gösteren bir çerçeve oluşturmaktır. Entegre Raporlama ile ilgili bir diğer önemli kuruluş ise 2010 yılında kurulan Güney Afrika Entegre Raporlama Komitesi (Integrated Reporting Comittee of South Africa-IRCSA)’dir. Entegre Raporlama konusunda en öncü ülke olan Güney Afrika’da IIRC’nin kurulmasından önce, Güney Afrika’daki işletmelerin Entegre Rapor hazırlamalarını öneren King Report on Governance (King III) yayınlanmıştır. Bu raporu baz alan Güney Afrika, Johannesburg Borsası’nda yer alan işletmelere 1 Mart 2010 tarihinde Entegre Raporlama uygulamasını zorunlu hale getirmiştir (Ott, 2016: 6-10; Morros, 2016: 337). Günümüzde de Entegre Raporlama uygulamasının tek zorunlu olduğu ülke Güney Afrika’dır. IIRC, Entegre Raporlama ile ilgili çerçeveyi hazırlamak amacıyla, 12 Eylül 2011 tarihinde “Towards Integrated Reporting-Communicating Value in the 21st Century” isimli bir yayın hazırlamış ve bütün ilgi gruplarından bu 36

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

yayınla ilgili öneriler toplamıştır. 200’den fazla öneriyi inceleyen IIRC, 11 Temmuz 2012 tarihinde taslak bir çerçeve hazırlayarak, işletmeler tarafından bu taslağın geçerliliğini ve uygulanabilirliğini değerlendirmelerini istemiştir. IIRC ayrıca 26 Ekim 2011 tarihinde değişik ülke ve endüstride faaliyet gösteren 40’dan fazla işletme ile Entegre Raporlama’nın uygulanabilirliğini değerlendirmek için pilot program başlatmıştır. Zaman içerisinde pilot programına katılan işletme sayısında artış meydana gelmiştir. Türkiye’de faaliyet gösteren Garanti Bankası ve Çimsa da pilot programa katılan işletmeler arasında yer almıştır (Busco vd. 2014: 25). IIRC 4 Ekim 2012 tarihinde işletmelerin ve diğer organizasyonların kendi Entegre Raporları’nı hazırlayabilmeleri için halka açık bir şekilde Entegre Rapor Uygulamaları Veri Tabanı’nı açmıştır. Bu gelişmeler neticesinde 9 Aralık 2013 tarihinde Entegre Raporlama Temel Çerçevesi IIRC tarafından oluşturulmuştur (Ott, 2016: 11-13). IIRC, bütün organizasyonların Entegre Raporlama Temel Çerçevesi’ni kullanabileceğini vurgulamaktadır. Organizasyonlar, bu çerçeveyi Entegre Raporlama için bir şablon olarak görmemelidir. Çerçeve, kural temelli bir yaklaşım değil, prensip temelli bir yaklaşımdır. Bunun sebebi, organizasyonların çerçevenin sunmuş olduğu prensiplerle kendi yapılarına en uygun olan Entegre Raporlama yöntemini belirleyebilmelerini gerçekleştirmektir (Aras ve Sarıoğlu, 2015: 49). Çerçevede, stratejik odak ve geleceğe yönelim, bilgiler arası bağlantı, paydaşlarla ilişkiler, önemlilik, kısa ve öz olma, güvenilirlik ve eksiksizlik, tutarlılık ve karşılaştırılabilirlik başlıklarından ve ayrıntılı açıklamalarından oluşan “kılavuz ilkeleri” ve birbiriyle bağıntılı olan ve birbirlerini dışlamayan kurumsal genel görünüm ve dış çevre, kurumsal yönetim, iş modeli, riskler ve fırsatlar, strateji ve kaynak aktarımı, performans, genel görünüş, sunumun temeli başlıklarından ve ayrıntılı açıklamalarından oluşan “içerik öğeleri” yer almaktadır (IIRC, 2013: 5). İlgi gruplarının, işletmelerin finansal ve sürdürülebilirlik performansları arasındaki ilişkilerin nedenlerini ve etkilerini daha iyi bir şekilde anlayabilmelerini sağlayan Entegre Raporlama (Krzus, 2011: 271) IIRC tarafından “bir kuruluşun stratejisinin, kurumsal yönetiminin, performansının ve beklentilerinin kuruluşun dış çevresi bağlamında kısa, orta ve uzun vadede değer yaratmayı nasıl sağlayacağının kısa ve öz bir şekilde bildirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır (IIRC, 2013: 7).

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

37


MALİ

ÇÖZÜM

Entegre Raporlama, Sürdürülebilirlik Raporları’nda yer alan bilgilerle finansal raporlarda yer alan bilgilerin tek bir raporda toplanması anlamına gelmemektedir. Entegre Raporlama, finansal ve finansal olmayan bilgilerin hem birbirleri ile hem de ilgili organizasyonun kuruluş stratejisi ile ilişkisini kurmakta ve oluşturulan değere ne şekilde bir katkı gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır (Aras ve Sarıoğlu, 2015: 44). Finansal ve finansal olmayan bilgileri bir araya getirerek, işletmenin değer yaratma ve bu değeri kısa, orta ve uzun vadede devam ettirebilme yeteneğini yansıtan Entegre Raporlama (Balashova vd. 2015: 21) kavramının kuruluşlara faydaları aşağıdaki gibidir. • Kuruluşun, kaynak dağıtımı ile ilgili daha iyi kararlar almasını sağlar ve bu sayede kaynak etkinliğini ve verimliliğini artırır. • Kuruluşun risk yönetimini geliştirir. • Yatırımcı ihtiyaçlarına daha uygun bilgi raporlamasını sağlar. • Kısa ve öz bir şekilde hazırlanacağı için bilgi kalabalığını azaltır. • Çalışanların kuruluşa bağlılığını artırır. • Kuruluşun, riskleri ve fırsatları daha doğru bir şekilde değerlendirebilmesini sağlar. • İç ve dış paydaşlarla etkileşim içerisinde kuruluş stratejisinin oluşturulmasını sağlar ve bu sayede kuruluşun itibar riskini azaltır, marka değerini artırır. • Kuruluşun, finansal performansı ile finansal olmayan performansının karşılıklı olarak nasıl bir etkileşim içerisinde olduğunu anlamasını sağlar. • Kuruluşun şeffaflığını artırır. • Kuruluşun, kısa süreli planlardan ziyade uzun vadeli planlara odaklanmasını sağlar. • Kuruluşta bölümler arasındaki işbirliğini artırır. • Kuruluşta yenilikçi bir anlayışın oluşmasını ve gelişmesini sağlar. • Kuruluşun paydaş beklentilerini daha iyi bir şekilde anlamasını sağlar. • Kuruluşun karar alma süreçlerine, sürdürülebilirlik ile ilgili konuların entegrasyonunu sağlar. • Bilgiye ulaşımı kolaylaştırır. • Formalite ve kurallara olan aşırı bağlılığı azaltır.

38

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Yatırımcılar ve diğer paydaşların kuruluşa olan güveninin artması ve onlarla iletişimin güçlenmesini sağlar. • İş süreçlerinin etkinliği sağlar. • Uluslararası düzenlemelere uyumu kolaylaştırır. • İş modellerinin daha iyi anlaşılmasını sağlar (Balashova vd. 2015: 26; Singh vd. 2012: 83; Eccles ve Saltzman, 2011: 59; Krzus, 2011: 275; Aras ve Sarıoğlu, 2015: 46; Kaya, 2015: 123-124; IIRC, 2011: 21). Türkiye’de Entegre Raporlama ile ilgili gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda Prof. Dr. Güler ARAS başkanlığında 2016 yılında Entegre Raporlama Türkiye Ağı (ERTA) kurulmuştur. ERTA’nın amacı, entegre düşünme ve Entegre Raporlama ile ilgili ulusal çerçevede farkındalığı artırmak, ulusal kurumların mevcut kapasitelerini geliştirmek ve Entegre Raporlama uygulamalarından başarılı olanların ilgili taraflarla paylaşılmasını sağlamaktır. Ayrıca ERTA, ulusal ve uluslararası çerçevede özel ve kamu sektörü ile akademik ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirlikleri gerçekleştirerek, entegre düşünme ve Entegre Raporlama kavramlarının tüm kurum ve kuruluşlarda yaygın bir şekilde kullanılmasına katkı sağlamayı da amaçlamaktadır (http://www.entegreraporlamatr.org/tr/: Erişim Tarihi: 20.02.2017). Türkiye’de ilk Entegre Raporlama, bir sivil toplum kuruluşu olan Argüden Yönetişim Akademisi tarafından 2015 yılında yayınlanmıştır. Bu rapor, IIRC tarafından oluşturulan ve Uluslararası Entegre Raporlama (International Integrated Reporting-IIR) bünyesinde yer alan temel kavramlar ve prensipler doğrultusunda hazırlanmıştır. Türkiye’de yerleşik bir kurum tarafından hazırlanan ilk rapor olma özelliğine sahip olan bu raporun hazırlanma amacı, özellikle kâr amacı gütmeyen kuruluşlara örnek teşkil etmek ve ilgili tarafları Entegre Raporlama’dan faydalanmak için cesaretlendirmektir (http://argudenacademy.org/: Erişim Tarihi: 20.02.2017). 4. LİTERATÜR TARAMASI Entegre Raporlama ile ilgili ulusal ve uluslararası literatürde yapılan tarama sonucunda bazı çalışmalara ait bilgiler aşağıdaki gibidir. Singh vd. (2012) çalışmalarında, organizasyonların sürdürülebilirliğinin saplanmasında Entegre Raporlama’sının önemini genel olarak açıklamaya çalışmışlardır. Ayrıca gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki işletmelerin Entegre Raporlama konusuna verdikleri önem düzeyleri arasındaki fark incelen-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

39


MALİ

ÇÖZÜM

miştir. Gerçekleştirilen ampirik çalışma sonucunda, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki işletmelerin Entegre Raporlama uygulaması ile ilgili olarak aynı seviyede istekli oldukları sonucuna ulaşmışlardır. Abeysekera (2013) çalışmasında, Entegre Raporlama’nın ana hatlarını göstermekte ve organizasyonlarda kullanılmak üzere örnek bir Entegre Raporlama şablonu önermektedir. Churet vd. (2013) çalışmalarında, RobecoSAM isimli yatırım uzmanının hazırlamış olduğu Entegre Raporlama veri tabanında yer alan 2011-2012 yılları arasındaki verileri kullanarak Entegre Raporlama ile yönetim kalitesi ve finansal performans arasındaki ilişkileri incelemişlerdir. Yazarlar Entegre Raporlaması uygulayan işletme sayısının az olmasına rağmen bu sayının gittikçe arttığını vurgulamaktadırlar. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, Entegre Raporlama ile yönetim kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu, bu anlamlı ilişkinin Entegre Raporlama ile finansal performans arasında bulunmadığı sonuçlarına ulaşmışlardır. Kaya ve Türegün (2014) çalışmalarında, Entegre Raporlama uygulamasının Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) üzerinde oluşturacağı olumlu etkiler üzerinde durmaktadır. Entegre Raporlama uygulamaları ile ilgili olarak KOBİ’lerin farkındalıklarının artırılması ve KOBİ’lere bu konu ile ilgili eğitimler verilmesi gereklilikleri vurgulanmış ve bu sayede KOBİ’lerin maliyet etkinlikleri, şeffaflıkları, yönetimsel, stratejik, ekonomik, sosyal ve çevresel konularda bilgileri artırılabileceği sonuçları üzerinde durmuşlardır. Turturea (2015) çalışmasında, Entegre Raporlama’nın ilk uygulayıcılarından olan Danimarka’da sağlık hizmeti sektöründe yer alan Novo Nordisk işletmesinin finansal performansı ve hisse senedi fiyatı üzerinde Entegre Raporları’nın etkisini belirlemeye çalışmıştır. Novo Nordisk işletmesinin 1993-2003 yılları arasında yayınlamış olduğu çeşitli sürdürülebilir raporlarının, işletmenin finansal performansına ve hisse senedi fiyatına olumlu etki yapmadığı, buna karşın 2004-2014 arasında yayınlamış olduğu Entegre Raporları’nın, işletmenin ilgili yıllar arasındaki finansal performansına ve hisse senedi fiyatına olumlu etki yaptığı ve Entegre Raporlama’nın işletmelerin daha yüksek performans gerçekleştirmelerine yardımcı olduğu sonuçlarına ulaşmıştır. Balashova vd. (2015) çalışmalarında, Entegre Raporlama ile ilgili uluslararası modern standartları ve Entegre Raporlama’sı gerçekleştiren işletmelerin yıllık Entegre Raporları’nı incelemişlerdir. Gerçekleştirdikleri incelemeler 40

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

sonucunda, Rusya’da tarım sektöründe faaliyet gösteren işletmelere, orta vadede kaliteli bir Entegre Rapor hazırlayabilmeleri için yol haritası ve bir takım uygulanması gereken ilkeler önerilmektedir. Topcu ve Korkmaz (2015) çalışmalarında, Entegre Raporlama’yı kavramsal bir boyutta incelemişlerdir. Entegre Raporlama’nın tanımı, ana prensipleri ve içeriği, faydaları, gelişim süreci, amacı, kapsamı ve diğer raporlama türleri ile ilişkisi üzerinde durmuşlardır. Havlova (2015) çalışmasında, IIRC tarafından oluşturulan pilot programa katılan işletmelerin yayınlamış oldukları raporları analiz etmiştir. Programa katılan 48 işletmenin 2010-2014 yılları arasında yayınlamış oldukları raporları web sitelerinden elde ederek gerçekleştirmiş olduğu amprik çalışma sonucunda, Entegre Raporlama uygulamasının bilgi teknolojileri kullanımını artırdığı ve sunulan raporların sayısını azalttığı sonuçlarına ulaşmıştır. Kaya (2015) çalışmasında, Entegre Raporlama’nın ortaya çıkış nedenleri, tanımı, hazırlanma ilkeleri, denetim mekanizması, diğer raporlama türleri ile arasındaki farklılıklar, işletmelere ve paydaşlara sağlayacağı faydalar ile dünya uygulamaları üzerinde durmuştur. Bernardi ve Stark (2015) çalışmalarında, Entegre Raporlama uygulamasının zorunlu olduğu Güney Afrika’daki 40 işletmenin 2008-2012 yılları arasındaki bilgilerini kullanarak Entegre Raporlamanın etkisini belirlemeye çalışmışlardır. Örneklemdeki 40 işletmenin çevresel, sosyal ve yönetimsel raporlama puanları ile ilgili verileri Bloomber veri tabanından, hisse başına fiyat bilgilerini IBES veri tabanından ve toplam varlıklar, toplam kaynaklar, net gelir şeklindeki muhasebe değişkenler ile ilgili bilgileri Compustas Global veri tabanından elde etmişlerdir. Gerçekleştirmiş oldukları analizler neticesinde Entegre Raporlama uygulamasının her sektörde olmasa da bazı sektörlerde işletmelerin performansında bir artış sağladığı sonucuna ulaşmışlardır. Dumitru ve Jinga (2015) çalışmalarında, Japonya’da faaliyet gösteren Takeda Pharmaceutical Company işletmesinin 2006-2015 yılları arasındaki Entegre Raporlama uygulamalarını vaka analizi yöntemi ile analiz etmeye çalışmışlardır. İlgili işletmenin web sitesinden elde ettikleri veriler üzerinde gerçekleştirmiş oldukları analizler neticesinde, işletmenin Entegre Raporlama ilkelerini çok iyi bir şekilde özümsedikleri sonucuna ulaşmışlardır. Chersan (2015) çalışmasında, Entegre Raporlama ile ilgili uluslararası boyutta en güncel çalışmaları ve uygulamaları belirlemeye ve işletmeler ta-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

41


MALİ

ÇÖZÜM

rafından hazırlanan Entegre Raporların içeriklerini analiz etmeye çalışmıştır. Dünya’nın farkı bölgelerinde faaliyet gösteren işletmelerin 2014 yılında yayınlamış oldukları yıllık raporlar üzerinde iki farklı veri tabanından elde edilen bilgilerin analizleri sonucunda, dünya genelinde Entegre Rapor sayısında bir artış olduğu, Entegre Rapor sayfa sayısında azalış olduğu ve sunulan bilgiler arasındaki bağlantı kalitesinin arttığı sonuçlarına ulaşmıştır. Lipunga (2015) çalışmasında, Malavi borsasına kayıtlı işletmelerin Entegre Raporlama uygulamalarının güncel durumunu ve Malavi’deki Entegre Raporlama çerçevesini değerlendirmeye çalışmıştır. Malavi borsasında yer alan 14 işletmenin, 2013 yılında yayınlamış oldukları yıllık raporlar üzerinde gerçekleştirmiş olduğu analizler neticesinde, Malavi’de Entegre Raporlama uygulayan herhangi bir işletme olmamasına rağmen işletmelerin raporlarında yer alan bilgilerin Entegre Raporlama uygulamasını gerçekleştirebileceklerini göstermektedir. Çalışmada ayrıca Malavi’deki işletmeleri, Entegre Raporlama konusunda teşvik edecek çalışmaların gerçekleştirilmesi gerekliliği vurgulanmıştır. Gençoğlu ve Aytaç (2016) çalışmalarında, kurumsal sürdürülebilirlik ve Entegre Raporlama kavramları ile Türkiye’de faaliyet raporları ile ilgili düzenlemeler üzerinde durmuşlardır. Ayrıca BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerisinde yer alan işletmelerin 2009-2015 yılları arasındaki yıllık faaliyet raporları incelenerek ilgili işletmelerin çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik uygulamaları analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, endeks içerisinde yer alan işletmelerin yıllık faaliyet raporları içerisinde sosyal sürdürülebilirlik ile ilgili bilgilerin yıllara göre artış gösterdiği sonucuna ulaşmışlardır. Perego vd. (2016) çalışmalarında, akademik literatürde geniş bir şekilde yer alan Entegre Raporlama bilgilerini özetlemeye ve yöneticilerin Entegre Raporlama ile ilgili algılarını belirleyebilmek için 3 uzmanla dünya genelindeki Entegre Raporlama uygulamaları ile ilgili yüz yüze görüşmeleri sonucu elde ettikleri bilgileri özetlemeye çalışmışlardır. Yüz yüze görüşme gerçekleştirilen uzmanlar, birçok işletmenin Entegre Raporlama’nın oluşturacağı işletme değeri üzerinde zayıf bir bilgi ve anlayışa sahip olduğu, işletmelerin Entegre Raporlama’nın yararlarından çok maliyetlerine odaklandıkları sonuçlarına ulaşmışlardır. Kaya vd. (2016) çalışmalarında, 2014 yılında dünyanın çeşitli bölgelerinde faaliyet gösteren 13 farklı işletmenin Entegre Raporlama ismiyle yayınlamış olduğu raporları içerik ve kapsam açısından analiz etmişlerdir. Gerçekleştirmiş oldukları analiz neticesinde, Entegre Raporlama ile ilgili standart bir 42

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

format olmadığından dolayı işletmelerin hazırlamış oldukları raporların birbirinden farklı olduğu ve bu durumun karşılaştırma ve denetimi zorlaştırdığı sonucuna ulaşmışlardır. Ott (2016) çalışmasında, Entegre Raporlama ile ilgili gelişmelere yatırımcıların tepkisini belirlemeye çalışmıştır. 2009-2014 yılları arasında Avrupa’daki bütün halka açık işletmelerin verileri kullanılarak gerçekleştirilen analizler sonucunda, yatırımcıların geliştirilmiş finansal olmayan raporlardan fayda elde etmeyi bekledikleri sonucuna ulaşmıştır. Stacchezzini vd. (2016) çalışmalarında, Entegre Raporlama uygulamalarında yönetimsel manipülasyonları belirlemeye çalışmışlardır. 30 Nisan 2014 tarihinden önce IIRC’nin resmi web sitesindeki 54 işletmenin Entegre Raporlarında yer alan sürdürülebilir değer yaratma süreci bölümleri analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, sürdürülebilirlik faaliyetleri sonucunda zayıf başarı elde eden işletme yöneticilerinin, bu bilgileri Entegre Raporlarda göstermeyerek manipülasyon gerçekleştirdikleri sonucuna ulaşmışlardır. Kurumsal sürdürülebilirliği artırmak için Entegre Raporlaması uygulamalarına gerek olmadığı ulaşılan sonuçlardan bir diğeridir. 5. ENTEGRE RAPORLAMA UYGULAMALARININ DURUM TESPİTİ-BİST ÖRNEĞİ 5.1. Amacı Bu çalışmanın amacı, Sürdürülebilirlik Raporları’ndan Entegre Raporlamaya evrilme sürecinde, BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer alan işletmeler açısından Entegre Raporlama uygulamalarının durum tespitini gerçekleştirebilmektir. BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, geleneksel finansal analizlere sürdürülebilirlik kriterlerinin entegre edilmesiyle işletmelerin yönetim kalitesi ve gelecek performans potansiyellerinin daha doğru değerlendirilebilmesi amacıyla oluşturulmuştur. Küresel ölçekte uygulanan ilk Sürdürülebilirlik Endeksi, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’dir (DJSI). 1999 yılında faaliyete başlayan DJSI, Dünya çapında önde gelen işletmelerin yönetim kaliteleri ve potansiyel gelecek performanslarını, geleneksel finansal analizlere sürdürülebilirlik kriterini de entegre ederek değerlendirmektedir. Türkiye’de de işletmelerin çevresel, sosyal ve yönetimsel konulardaki uygulamalarını teşvik etmek amacıyla yerel ve uluslararası ilgili kuruluşlar-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

43


MALİ

ÇÖZÜM

la iş birliği yapmak ve Sürdürülebilirlik Endeksi’nin bu alandaki çalışmalara önemli bir katkı sağlamak amacıyla Borsa İstanbul ile Ethical Investment Research Services Limited (EIRIS) arasında BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nin hesaplanması amacıyla bir iş birliği anlaşması 2013 yılı Ekim ayında imzalanmıştır. BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, işletmelere kurumsal sürdürülebilirlik performanslarını yerel ve küresel anlamda karşılaştırma imkânı vermektedir. Endeks ile işletmelere bir performans değerlendirme aracı sunulmakta ve kurumsal şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürdürülebilirlik konularına ilişkin risk yönetim becerilerini geliştirme imkânı sağlanmaktadır. Bu da işletmeler için bir rekabet fırsatı yaratmaktadır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda endekse alınan işletmelerin kamuoyu ve yatırımcılar nezdinde bilinirlikleri ve itibarları artacak, daha çok yatırımcı tarafından tercih edilebilir olmaktadır. 5.2. Kapsamı Araştırmanın kapsamını, Kasım 2015-Ekim 2016 dönemlerinde BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerinde yer alan 29 adet işletme oluşturmaktadır. BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, Borsa İstanbul’da işlem gören işletmeler içerisinde kurumsal sürdürülebilir performansı yüksek olan işletmelerle bir endeks oluşturmak ve Borsa İstanbul’da faaliyet gösteren işletmelerin Sürdürülebilirlik kavramı ile ilgili farkındalıklarını ve uygulamalarını artırmak amacıyla oluşturulmuştur. Bu amaçla kurulan BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, 04.11.2014 tarihinden itibaren Borsa İstanbul’da işlem görmeye başlamıştır. BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nin her yıl Ekim-Kasım dönemi olmak üzere bir endeks dönemi bulunmaktadır. Endeks kapsamı içerisine dahil edilecek veya endeks kapsamından çıkarılacak olan işletmelerin belirlenmesinde, BIST Sürdürülebilirlik Endeksi kapsamında oluşturulan “Endeks Seçim Kriterleri” uygulaması kullanılmaktadır (http://www.borsaistanbul.com/endeksler/bist-pay-endeksleri/surdurulebilirlik-endeksi Erişim Tarihi: 22.12.2016). BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerisinde Kasım 2015-Ekim 2016 dönemlerinde yer alan işletmeler ve endeks içerisindeki ağırlıkları aşağıdaki tabloda yer almaktadır.

44

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 1. BIST Sürdürülebilirlik Endeksinde Yer Alan İşletmeler ve Endeks İçerisindeki Ağırlıkları

Hisse Adı

İşletme Adı

Ağırlık(%)

1

AEFES

ANADOLU EFES

3.6459

2

AKBNK

AKBANK

13.0337

3

AKSEN

AKSA ENERJİ

0.2822

4

ARCLK

ARÇELİK

2.2471

5

ASELS

ASELSAN

0.8169

6

BRISA

BRİSA

0.2137

7

CCOLA

COCA COLA İÇECEK

1.9658

8

DOAS

DOĞUŞ OTOMOTİV

0.5073

9

EREGL

EREĞLİ DEMİR CELİK

5.8188

10

FROTO

FORD OTOSAN

1.8125

11

GARAN

GARANTİ BANKASI

12.7676

12

ISCTR

İŞ BANKASI (C)

5.812

13

KCHOL

KOÇ HOLDİNG

6.161

14

MGROS

MİGROS TİCARET

0.4867

15

OTKAR

OTOKAR

0.4237

16

PETKM

PETKİM

1.403

17

SAFGY

SAF GMYO

0.3071

18

SAHOL

SABANCI HOLDİNG

6.9551

19

TAVHL

TAV HAVALİMANLARI

2.7839

20

TCELL

TURKCELL

7.4726

21

THYAO

TÜRK HAVA YOLLARI

4.9702

22

TOASO

TOFAŞ OTO. FAB.

1.9326

23

TSKB

T.S.K.B.

0.8793

24

TTKOM

TÜRK TELEKOM

2.3943

25

TUPRS

TÜPRAŞ

7.9046

26

ULKER

ÜLKER BİSKÜVİ

2.1983

27

VAKBN

VAKIFLAR BANKASI

2.1752

28

VESTL

VESTEL

0.305

29

YKBNK

YAPI VE KREDİ BANK.

2.3239

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

45


MALİ

ÇÖZÜM

5.3. Metodolojisi BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerisinde yer alan işletmelerin, Entegre Raporlama uygulamalarının durum tespiti amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, bilimsel çalışmaların veri kaynaklarından olan ve birincil veri toplama yöntemleri içerisinde yer alan “anket” çalışması gerçekleştirilmiştir (Altunışık vd. 2004: 63-68). Anket uygulaması içerisinde yer alan sorular, literatürde rastlanılan kaynaklar kullanılarak oluşturulmuştur. Anket soruları 5’li Likert tipi sorulardan oluşmaktadır. Anket sorularına ait 5’li Likert tipi sorulara katılımcılardan 1 “Kesinlikle Katılmıyorum”, 2 “Katılmıyorum”, 3 “Ne Katılıyorum Ne Katılmıyorum”, 4 “Katılıyorum”, 5 “Kesinlikle Katılıyorum” şeklindeki düzeylerden birine göre cevaplandırmaları istenmiştir. BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerisinde Kasım 2015-Ekim 2016 dönemleri içerinde yer alan 29 adet işletmenin üst düzey yöneticilerine, Google anket uygulaması ile hazırlanan anket formu mail yoluyla gönderilmiştir. İlgili işletmelerin üst düzey yöneticilerinin mail adreslerine, https://www.kap.org.tr/tr/ internet adresinden ve ilgili işletmelerin internet sitelerinden ulaşılmıştır. Üst düzey yöneticilerin anket formu içerisinde yer alan sorulara vermiş oldukları cevapların analizleri, MS Excell 2010 ve IBM SPSS Statistics 23 programları ile gerçekleştirilmiştir. 5.4. Bulgular BIST Sürdürülebilirlik Endeksinde Kasım 2015-Ekim 2016 dönemleri içerinde yer alan 29 adet işletmenin üst düzey yöneticileri ile gerçekleştirilen anket uygulamasında yer alan sorular ve anket sorularını cevaplandıran 23 işletmenin üst düzey yöneticilerin anket sorularına vermiş oldukları yanıtların MS Excell 2010 ve IBM SPSS Statistics 23 programları ile gerçekleştirilen analizler sonucu elde edilen verileri aşağıdaki tabloda yer almaktadır.

46

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 2: Anket Soruları ve Anket Sorularına Verilen Cevaplar Verilen Yanıtların Ortalamaları

Soru No.

Soru İfadeleri

1

Entegre Raporlama Sürdürülebilir Kalkınma için önemli bir uygulamadır.

4,1739

2

Entegre Raporlama BIST 30 Sürdürülebilirlik Endeksi’ne dahil olabilmek için önemli bir araçtır.

3,3043

3

Entegre Raporlama yatırımcıların dikkatlerini çekebilmek için önemli bir araçtır.

4,3043

4

Entegre Raporlama rekabet avantajı için önemli bir araçtır.

4,0870

5

Entegre Raporlama değer yaratmak için önemli bir araçtır.

4,0870

6

Entegre Raporlama gerçekleştirmek istiyoruz; fakat nereden başlayacağımızı bilmiyoruz.

3,1739

7

Entegre Raporlama gerçekleştirmek istiyoruz; fakat nasıl gerçekleştireceğimizi bilmiyoruz.

3,1739

8

Sürdürülebilirlik Raporu hazırladığımız için Entegre Raporlamasına gerek duymuyoruz.

3,2174

9

Entegre Raporlama ile ilgili Dünya’daki gelişmeleri takip ediyoruz.

3,6522

10

Dünya’daki Entegre Raporlaması yapan kurum sayısındaki artışın farkındayız.

3,8696

11

Entegre Raporlaması için geç kaldığımızı düşünüyoruz.

2,3913

12

Entegre Raporlama’nın kurum içi ve dışı sağlayacağı faydalar hakkında bilgi sahibiyiz.

3,5652

13

Entegre Raporlama yasal bir zorunluluk haline getirilmelidir.

3,2174

14

Entegre Raporlama, finansal ve sürdürülebilirlik raporlarının tek bir belgede toplandığı rapordur.

3,3913

15

Entegre Raporlama, finansal ve sürdürülebilirlik raporlarında yer alan bilgilerin birlikte değerlendirilmesi ve yorumlanması sonucu elde edilen öz bilginin yer aldığı rapordur.

3,7391

16

Sürdürülebilirlik raporlarının daha çok geleceğe yönelik öngörüde bulunması ve yeterli ölçüde finansal tablo verileri içermemesi eksikliğini Entegre Raporlama giderebilir.

3,5211

17

Entegre Raporlama, bilgi kullanıcılarının kararlarına yön verecek olan finansal ve finansal olmayan bilgileri ayrı raporlarda değil de tek bir rapordan elde etmelerini sağlayacaktır.

4,0000

18

Türkiye’de Entegre Raporlama uygulayan ilk kurum olmak istiyoruz.

2,9565

19

Entegre Raporlama gerçekleştirebilmemiz için yasal bir zorunluluk bulunmalıdır.

3,0870

20

Türkiye’de Entegre Raporlama ile ilgili eğitimlere (seminerlere) ihtiyaç vardır.

4,3913

21

Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi (IIRC)’nin yayımlamış olduğu Entegre Raporlama Kılavuzu, Entegre Raporlama uygulamalarını gerçekleştirebilmek için yeterlidir.

2,8696

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

47


MALİ

ÇÖZÜM

22

Kurumumuz Entegre Raporlama ile ilgili yeterli bilgiye sahip değildir.

3,2174

23

Raporlama sayısındaki artışın ortaya çıkarmış olduğu karmaşıklığı Entegre Raporlama engelleyebilir.

3,6087

24

Türkiye’de Entegre Raporlama ile ilgili çalışmalar yeterli değildir.

3,9565

25

Türkiye’de Entegre Raporlama gerçekleştirilmez.

2,0000

Tablo 2’de yer alan 1, 2, 3, 4, 5, 12, 16, 17 ve 23. sorulara verilen yanıtların ortalamalarına bakıldığında, BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerisinde yer alan işletmelerin, Entegre Raporlama uygulamasının kendileri için bir takım faydalar sağlayacağını açıkça belirttikleri sonucuna ulaşılmaktadır. Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi tarafından Dünya’daki bütün işletmelerin Entegre Rapor hazırlayabilmeleri için sunmuş olduğu Entegre Raporlama Kılavuzu’nun 2013 yılında yayınlandığı göz önüne alındığında, Entegre Raporlama’nın kendileri için sağlayacağı faydaların farkında olan ve 9 ile 10. sorulara verdikleri yanıtların ortalamalarından Dünya’daki Entegre Raporlama uygulamalarını takip ettikleri açıkça anlaşılan BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerisinde yer alan işletmelerin günümüze kadar Entegre Rapor uygulamasını gerçekleştirmemeleri ve ayrıca 18. Soruya verdikleri yanıtların ortalamasına bakıldığında Entegre Raporlama uygulaması gerçekleştiren ilk işletme olarak rakiplerinden bir adım önde olmayı istememeleri, akıllarda bir takım soru işaretlerinin oluşmasına neden olmaktadır. Oluşan soru işaretlerinin giderilebilmesi için, endeks içerisinde yer alan işletmelerin diğer anket sorularına vermiş oldukları yanıtlar analiz edilmiştir. Tablo 2’de yer alan 6, 7 ve 22. sorulara verilen yanıtların ortalamalarından, endeks içerisinde yer alan işletmelerin Entegre Raporlama ile ilgili yeterli bilgi düzeyine sahip olmadıklarını belirttikleri anlaşılmaktadır. Anket soruları içerisinde yer alan ve endeks içerisindeki işletmelerin Entegre Raporlama ile ilgili bilgi düzeylerini belirlemek için oluşturulan 14 ile 15. sorulara verilen cevapların ortalamalarına bakıldığında, doğru bir ifade olan 15. soruya verilen cevapların ortalamaları işletmelerin Entegre Raporlama ile ilgili bir takım bilgilere sahip olduklarını, yanlış bir ifade olan 14. soruya verilen cevapların ortalamaları ise işletmelerin Entegre Raporlama ile ilgili yeterli bilgi düzeyine sahip olmadıkları sonuçlarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Endeks içerisinde yer alan işletmelerin ilgili anketin 21. sorusuna verdikleri yanıtların ortalamasından, Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi’nin 48

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

sunmuş olduğu Entegre Raporlama Kılavuzu’nun Entegre Raporlama hazırlanmasındaki işlevselliği ile ilgili işletmelerin kararsızlık yaşadığı anlaşılmaktadır. Anket içerisinde yer alan 20 ile 24. sorulara verilen yanıtların ortalamalarına bakıldığında, BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerisinde yer alan işletmeler, Türkiye’de Entegre Raporlama ile ilgili gerçekleştirilen çalışmaların ve eğitimlerin yetersiz olduklarını düşünmektedirler. Türkiye’de Entegre Raporlama ile ilgili eğitimlerin ve çalışmaların artması işletmelerin Entegre Raporlama Kılavuzu’nun işlevselliği ile ilgili kararsızlıklarını ortadan kaldıracağı tarafımızca düşünülmektedir. Endeks içerisinde yer alan işletmelerin anketin 8, 11, 13, 19 ve 25. sorularına verdikleri yanıtların ortalamalarına bakıldığında, Türkiye’de Entegre Raporlaması gerçekleştirilebileceğini ve Entegre Raporlaması için geç kalınmadığını; fakat Entegre Raporlaması’nın gerçekleştirilmesi için birtakım yasal uygulamaların bulunması gerektiği açık bir şekilde anlaşılmaktadır. 6. SONUÇ Çalışmada, Borsa İstanbul’da işlem gören BIST Sürdürülebilirlik Endeksi içerisinde Kasım 2015-Ekim 2016 dönemleri arasında yer alan işletmelerin Entegre Raporlama uygulaması ile ilgili durumlarının tespiti anket uygulaması ile gerçekleştirilmiştir. Endeks içerisinde yer alan işletmelerin anket sorularına vermiş oldukları yanıtların analiz edilmesi sonucunda elde edilen bilgilere göre, işletmelerin Entegre Raporlama ile ilgili Dünya genelinde gerçekleştirilen gelişmeleri takip ettikleri ve Entegre Raporlaması uygulamasının kendileri için sağlayacağı faydaların farkında oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi tarafından yayımlanan Entegre Raporlama Kılavuzu’nun endeks içerisinde bulunan işletmelerin kendi başlarına Entegre Raporlama hazırlayabilmeleri için yeterli olmadığı, Entegre Raporlama ile ilgili yeterli bilgi düzeyine sahip olmayan endeks dahilindeki işletmelerin Entegre Rapor hazırlayabilmeleri için öncelikle Entegre Raporlama ile ilgili çalışmaların ve eğitimlerin artırılması gerektiği ve ayrıca Entegre Raporlama ile ilgili yasal bir zeminin oluşturulup akabinde Entegre Raporlaması uygulamalarının işletmeler için zorunlu bir uygulama haline getirilmesi gerektiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Bundan sonraki çalışmalar Entegre Raporlaması ile ilgili Türkiye’de gerçekleştirilmesi gerekli olan eğitimler ve yasal düzenlemeler üzerine gerçekleştirilebilir. Literatürde tam anlamıyla

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

49


MALİ

ÇÖZÜM

Entegre Raporlama konusunda Türkiye’de yer alan işletmeler ile ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanılmadığından, bu çalışmanın literatüre önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. KAYNAKÇA Abeysekera, I. (2013). “A Template for Integrated Reporting.” Journal of Intellectual Capital. 14: 2 (2013) : 227-245. Altunışık, R., Coşkun, R., Bayraktaroğlu, S., Yıldırım, E. (2004). Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri SPSS Uygulamalı. Sakarya: Sakarya Kitabevi. Aras, G., Sarıoğlu, G. U. (2015). Kurumsal Raporlamada Yeni Dönem: Entegre Raporlama. [y.y.] : TUSİAD Balashova, N. N., Silerova, E., Melikhov, V. A. (2015). “Developing the Metodology to Form Integrated Reporting of Agroholdings in the Russian Federation”. Agris on-line Papers in Economics and Informatics. 3:4 (2015): 19-29. Bernardi, C., Stark, A.W. (2015). Environmental, Social and Governance Disclosure, Integrated Reporting, and the Accuracy of Analyst Forecast. Chersan, I. C. (2015). “Study on Practices and Tendencies in Integrated Reporting.” Audit Financiar. 13: 9 (2015): 91-101. Churet, C., RobecoSAM, Eccles, R. G. (2013). “Integrated Reporting, Quality of Management, and Financial Performance”. Journal of Applied Corporate Finance. 26: 1 (2013): 8-16. Dumitru, M., Jinga, G. (2015). “Integrated Reporting Practice for Sustainable Business: A Case Study.” Audit Financiar. 13: 7 (2015): 117-125. Eccles, R. G., Saltzman, D. (2011). “Achieving Sustainability Through Integrated Reporting”. Stanford Social Innovation Review. 9:3 (2011) : 55-61. Ertürk, H. (2009). Çevre Bilimleri. Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım. Gençoğlu, Ü. G., Aytaç, A. (2016). “Kurumsal Sürdürülebilirlik Açısından Entegre Raporlamanın Önemi ve BIST Uygulamaları”. Muhasebe ve Finansman Dergisi. 72:4 (2016): 51-66. Görmez, K. (2010). Çevre Sorunları. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Havlova, K. (2015). “What Integrated Reporting Changed: The Case Study of Early Adopters.” Procedia Economics and Finance. 34 : 31 (2015): 231-237. http://www.borsaistanbul.com/data/kilavuzlar/surdurulebilirlik-rehberi. pdf (Erişim Tarihi: 27.10.2016). 50

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

http://www.borsaistanbul.com/endeksler/bist-pay-endeksleri/surdurulebilirlik-endeksi (Erişim Tarihi: 22.12.2016) http://www.world-exchanges.org/home/index.php/statistics/monthly-reports (Erişim Tarihi: 26.10.2016). https://www.kap.org.tr/tr/ (Erişim Tarihi: 20.10.2016). http://www.entegreraporlamatr.org/tr/ (Erişim Tarihi: 20.02.2017) http://argudenacademy.org/ (Erişim Tarihi: 20.02.2017) IIRC. (2011). Towards Integrated Reporting. Communicating Value in the 21st Century. International Integrated Reporting Council, İngiltere. IIRC. (2013). The International Integrated Reporting Framework. International Integrated Reporting Council, İngiltere. Kaya, C. T., Türegün, N. (2014). “Integrated Reporting for Turkish Small and Medium-Sized Enterprises.” International Journal of Academic Research in Accounting, Finance and Management Sciences. 4(1): 358-364. Kaya, H. P. (2015). Entegre Raporlama Sisteminin Ortaya Çıkış Sebepleri ve Firmalara Sağlayacağı Faydalar. Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi. 45:6 (2015): 113-130. Kaya, U., Aygün, D., Yazan, Ö. (2016). “Yeni Bir Kurumsal Raporlama Yaklaşımı Olarak Entegre Raporlama ve Dünyadaki Uygulama Örnekleri Üzerine Bir Araştırma”. KTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi. 6:11 (2016) : 85-101 Keleş, R., Hamamcı, C., Çoban, A. (2009). Çevre Politikası. Ankara: İmge Kitapevi Yayınları. Krzus, M. P. (2011). Integrated Reporting: If Not Now, When? IRZ : Zeitschrift für internationale Rechnungslegung-München. 6:6 (2011): 271-276. Lipunga, A. M. (2015). “Integrated Reporting in Developing Countries: Evidence from Malawi.” Journal of Management Research. 7:3 (2015) : 130-156. Morros, J. (2016). “The Integrated Reporting: A Presentation of the Current State of Art and Aspects of Integrated Reporting that Need Further Development”. Intangible Capital. 12: 1 (2016): 336-356. Ott, C. (2016). Investors’ Perceptions of Integrated Reporting. Perego, P., Kennedy, S., Whiteman, G. (2016). “A Lot of Icing but Little Cake? Taking Integrated Reporting Forward.” Journal of Cleaner Production. 136:6 (2016) : 53-64.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

51


MALİ

ÇÖZÜM

Singh, J., Wei, S. S., Kaur, K. (2012). Integrated Reporting-A Comparison Between Developed and Developing Countries. South East Asian Journal of Contemporary Business, Economics and Law. 1 : 21 (2012): 81-84. Stacchezzini, R., Melloni, G., Lai, A. (2016). “Sustainability Management and Reporting: the Role of Integrated Reporting for Communicating Corporate Sustainability Management.” Journal of Cleaner Production. 136(2016) : 102-110. Sulkowski, A., Waddock, S. (2013). “Beyond Sustainability Reporting: Integrated Reporting is Practiced, Required and More Would be Better.” University of St. Thomas Law Journal. 10:4 (2013): 1059-1085. Topcu, M. K., Korkmaz, G. (2015). “Entegre Raporlama: Kavramsal Bir İnceleme”. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi. 30: 1 (2015): 1-22. Tuna, M. (2006). Türkiye’de Çevrecilik. Türkiye’de Çevreye İlişkin Toplumsal Eğilimler. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Turturea, M. (2015). “Integrated Reporting Into Practice–A Ten Year Experience.” SEA-Practical Application of Science. 3:1 (2015): 565-571.

52

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

PAZARLAMA MALİYETLERİNİN YÖNETİMİNDE HEDEF MALİYETLEME YÖNTEMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ CONSIDERATION OF TARGET COSTING METHOD IN MANAGEMENT OF MARKETING COSTS Öğr. Gör. Gözde BİRCAN*6 ÖZ Hedef maliyetleme yöntemi, klasik maliyet yönetimi yaklaşımlarının yetersizliklerinin karşılanması amacıyla geliştirilen modern maliyet yönetimi yaklaşımlarından biridir. Hedef maliyetleme yöntemi, pazarlama maliyetleriyle üretim maliyetlerinin yakın ilişki içerisinde olduğu, pazarın dinamiklerini dikkate alarak geliştirilen pazara dayalı ve pazar odaklı bir maliyet yönetim sistemidir. Ağırlıklı olarak Japon şirketleri tarafından kullanılmaktadır. Modern maliyet yönetimi yaklaşımlarından hedef maliyetleme yöntemi ile birlikte üretim maliyetlerinin belirlenmesinde pazarlama maliyetlerinin önemi artmış ve üretim maliyetlerinin kontrol ve yönetimi öncelikle pazarlama maliyetlerinin kontrol ve yönetimi ile başlayan bir süreç haline dönüşmüştür. Çalışmamızda hedef maliyetleme yönteminin pazarlama maliyetleriyle olan ilişkisinden hareketle pazarlama maliyetlerinin yönetiminde hedef maliyetleme yönteminin gerekliliği değerlendirilmiş ve önemi üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler : Pazarlama, maliyet, pazarlama maliyeti, hedef maliyetleme ABSTRACT Target costing method is one of the modern cost management systems which have been developed for fulfilment of inabilities of traditional cost management systems. Target costing method is a kind of cost management system in which production costs and marketing costs are in harmony. It has been developed by considering market dynamics based on market. The method is mainly applied by Japaneese Companies. Through target costing method, market costs have been getting important and the process of control and management of production costs has been turned into a process that starts with control and management of market costs in the determination of production costs. *6 T.C İstanbul Kültür Üniversitesi Makale Geliş Tarihi: 18.01.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 30.05.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

53


MALİ

ÇÖZÜM

In this study, the need and importance of target costing method in management of market costs regarding the relationship between target costing method and market costs has been discussed. Keywords : Marketing, cost, marketing cost, target costing 1. GİRİŞ Günümüzde artan ve hızla değişen rekabet koşulları maliyet yönetim sistemlerinin ve maliyetleme yöntemlerinin sadece üretim maliyetlerinin hesaplanmasına dayalı geleneksel yaklaşımdan uzaklaşarak artan rekabet koşullarına paralel olacak şekilde, özellikle işletmelerin faaliyette bulunduğu pazarı ve pazarın dinamiklerini de dikkate alan ve üretim maliyetleriyle eş zamanlı olarak ilişkilendiren maliyet yönetim sistemlerine ve maliyetleme yöntemlerine duyulan ihtiyacı arttırmıştır. Hedef maliyetleme yöntemi, bu ihtiyaçları karşılamak için geliştirilmiş olan pazara dayalı bir maliyet yönetim sistemidir. Pazarlamanın konusuna giren ve pazarlama maliyetlerini oluşturan pek çok unsur hedef maliyetleme yönteminde üretim maliyetlerinin doğru ve zamanında belirlenebilmesi, kontrolü ve yönetimi açısından başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Bu nedenle hedef maliyetleme yöntemi üretim maliyetlerini belirlerken aynı zamanda hem pazar dinamiklerinin ve pazarlama maliyetlerinin belirlenmesini sağlanmakta hem de pazarlama maliyetlerinin yönetimi açısından etkin br kontrol sistemi oluşturmaktadır. Küreselleşme ile birlikte artan rekabet koşulları ve sürekli olarak üretim, yönetim, pazarlama ve teknolojide meydana gelen değişimler işletmelerin faaliyette bulunduğu pazarın koşullarını, müşteri ihtiyaçlarını, pazar payını ve bu koşulların neden olacağı pazarlama maliyetlerini dikkate alan, pazarlama maliyetlerini üretim maliyetleriyle eş zamanlı olarak ilişkilendiren, üretim maliyetlerini pazarlama maliyetlerinden ayrı düşünmeyecek şekilde doğru ve zamanında hesaplayan, yönetilmesini ve kontrolünü sağlayan hedef maliyetleme yönteminin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Dünyada özellikle Japon şirketleri tarafından yaygın olarak kullanılan hedef maliyetleme yöntemi son yıllarda Avrupalı şirketler ve Amerikan şirketleri tarafından da kullanılmaya başlamıştır (Acar, 1998, 81).

54

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

2. HEDEF MALİYETLEME KAVRAMI Hedef maliyetleme Dünyada ilk olarak Japon şirketleri tarafından uygulanan Japon menşeili bir maliyetleme yöntemidir. Hedef maliyetleme, bir mal veya ürün yaşam süresi boyunca ürün maliyetlerinin düşürülmesini hedef alan ve satış faaliyetlerinin kontrolüne yönelik olarak geliştirilen stratejik bir kar ve maliyet yönetim sürecidir (Kaya, 2010, 315). Bilindiği üzere hedef maliyetleme en yalın şekliyle önce satış fiyatının belirlenmesi, satış fiyatının belirlenmesinden sonra satış fiyatından, elde edilmesi istenen karın düşülmesi ve kalan rakamın maliyet olarak belirlenmesini ifade eder. Dolayısıyla hedef maliyetlemede geleneksel yaklaşımda olduğu gibi satış fiyatı ve maliyete göre karlılığın belirlenmesinin aksine maliyet, satış fiyatı ve kara göre belirlenir. Bu maliyetleme yönteminde önce maliyet değil kar belirlenmektedir. Bu kapsamda hedef maliyetleme, bir mal veya hizmet için beklenen kar oranını kazandıracak katlanılabilir maliyet düzeyi şeklinde de tanımlanabilir (Hacırüstemoğlu ve Şakrak, 2002, 121). Hedef maliyetleme kavramı temelde pazar odaklı bir maliyetleme yöntemidir ve hedef maliyetleme sisteminin temel özellikleri aşağıdakilerden oluşmaktadır (Doğan, 1998 , 199-201); *Hedef maliyetleme müşteri üzerinde yoğunlaşan bir maliyet yönetim sistemidir ve bu yöntemde maliyet, pazara göre belirlenmektedir. Ayrıca kalite, maliyet ve zamanla ilgili müşteri gereksinimleri, mamul ve üretim kararlarında bir arada tutulmakta bu unsurlar maliyet analizlerini yönlendirmektedir. *Hedef maliyetlemede fiyata göre maliyetleme ilkesi esastır.Buna göre hedef maliyetler, hedeflenen pazar payı için gerekli olan satış fiyatından, planlanan kar çıkarılarak hesaplanır. *Hedef maliyetleme yönteminde maliyetler, tasarım ve üretim mühendisliği, üretim, pazarlama, satın alma vb. gibi departmanların da görüşü alınarak ve bu departmanlarla senkronize olunarak tespit edilir. *Hedef maliyetleme yöntemi değerler zincirinin en başından en sonuna kadar devam eden bir sistem üzerine kuruludur. *Hedef maliyetleme yönteminin hedefi, üretici ve müşteri açısından ürün yaşam dönemi maliyetlerinin en aza indirilmesidir. *Hedef maliyetleme yöntemi, maliyetlerin ortaya çıkmadan önce yönetilmesi ilkesine dayanmaktadır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

55


MALİ

ÇÖZÜM

*Hedef maliyetleme yöntemi ürün tasarım, teknoloji ve geliştirme maliyetlerinin araştırılmasını gerektirir. *Hedef maliyetleme yöntemi, ürün ve süreç geliştirmede sıralı değil paralel akışı desteklemektedir. Hedef maliyetleme, Japon maliyet yönetim sistemlerinden biridir ve bu sistem her bir ürün markası için planlanan veya beklenen karın ve ürünlerin yaşam sürecine ilişkin maliyetlerin yönetimi üzerine kuruludur.(Okano, Okada ve Mori, 1999, 8) Her bir ürün markası için karın planlanması ve ürünlerin yaşam sürecine ilişkin maliyetlerin tespit edilmesi ve kontrolü, pazar koşullarının ve dinamiklerinin ve pazar paylarının ayrıntılı olarak değerlendirilmesini dolayısıyla üretim maliyetlerini belirlemeden önce ayrıntılı bir pazar araştırmasıyla pazarlama maliyetlerinin belirlenmesini gerektirmektedir. Hedef maliyetleme kavramına ilişkin tanımlar ve hedef maliyetleme sisteminin özellikleri incelendiğinde bu kavramın, ürün yaşam süresi, pazar payı, ürün tasarımı, müşteri memnuniyeti, hedef karlılık, satış faaliyetleri ve kontrolü gibi aslında pazarlamayı ve pazarlama maliyetlerini ilgilendiren pek çok konu ile yakın ilişki içerisinde olduğu söylenebilir. 3. PAZARLAMA MALİYETİ KAVRAMI Günümüzün küreselleşen Dünyasında artan rekabet koşulları ile birlikte pazarlama faaliyetleri ve pazarlama maliyetlerinin önemi giderek artarken işletmeler de kendi maliyet yönetim sistemlerinde pazarı esas alan pazar odaklı yaklaşımlara yönelmektedir. Bu anlamda pazarlama maliyetleri üretim maliyetleriyle birlikte işletmelerin maliyet yönetim sistemlerinin seçiminde belirleyi bir rol üstlenmektedir. Genel olarak pazarlama kavramı, müşterilerin ihtiyaçları doğrultusunda ürün veya hizmetlerin tasarlanıp oluşturulmasından müşteriye ulaştırılmasına kadar geçen faaliyetlerin bütünü olarak ifade edilebilir. Pazarlama maliyetleri ise işletmenin pazarlama faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla yapmış olduğu parasal fedakarlıkların tümüdür. (Kılıç, 1993, 35) Pazarlama faaliyetleri için katlanılan sözkonusu parasal fedakarlıklar yani pazarlama maliyetleri; ürün tasarım maliyeti, ürün yaşam süreci maliyeti, pazar araştırması maliyeti, ürün marka değeri maliyeti, promosyon ve reklam maliyetleri, dağıtım maliyetleri vb. şekillerde olabilir. İşletmeler açısından pazarlama maliyetlerinin önemi büyüktür. Sözkonusu maliyetler hem pazarlama faaliyetlerini ilgilendirmesi hem de günümü56

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

zün rekabet ortamında üretim maliyetleri ile birlikte eş zamanlı olarak ele alınması gereken maliyetler olması sebebiyle üretim maliyetlerinin doğru ve uygun olarak belirlenmesi, kontrolü ve yönetimi açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Pazarlama maliyetlerinin doğru bir şekilde belirlenebilmesi ve yönetilmesi için de pazarı ve pazarlama maliyetlerini esas alan üretim maliyet yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir. 4. HEDEF MALİYETLEMENİN PAZARLAMA MALİYETLERİYLE İLİŞKİSİ Hedef maliyetleme pazar odaklı bir maliyet yönetimi methodudur ve başlangıç noktası müşteri ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların karşılanmasına yönelik gerekli özellikleri taşıyan ürün veya hizmetlerin belirlenmesidir. Bu yöntemde müşteri ihtiyaçları karşılanırken aynı zamanda hedef maliyeti de yakalayabilecek bir ürün veya hizmet geliştirilir (Yereli, Doğan, ve Şahin, 2012, 39). Hedef maliyetleme ile ilgili olan hedef pazar, hedef müşteri, hedef satış fiyatı, hedef kar, hedef maliyet ve hedef ürün gibi kavramlar özünde pazarlama faaliyetleri ve dolayısıyla pazarlama maliyetleri ile doğrudan ilişkilidir. Hedef satış fiyatı, müşterilerin algılarına göre ürüne verdikleri değere dayalı olarak belirlenen satış fiyatıdır. Hedef maliyetleme yönteminde hedef satış fiyatının doğru belirlenebilmesi için rakip firmaların ürün fiyatları ve müşterinin ödeme gücü ile birlikte müşterinin ürün hakkındaki algısının ve algısına bağlı olarak şekil alacak olan satın alma isteğinin iyi analiz edilmesi gerekmektedir (Kaya, 2010, 315). Böyle bir analiz ancak detaylı bir pazar araştırması ile mümkün olabilecektir. Pazar araştırmaları ise pazarlama maliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Hedef kar, hedef maliyetin hesaplanması için müşterilerin veya tüketicilerin işletmelerin ürettikleri mal veya hizmetlere ödemeyi düşündükleri fiyat olan hedef satış fiyatından düşülen tutardır. Hedef kar; şirket kar beklentileri, tarihi sonuçlar, rekabet analizleri ve bazen de bilgisayar simülasyonları ile belirlenmektedir (Suklum, 2014, 15). Sözkonusu belirleyici faktörlerden rekabet analizleri yine doğrudan pazar araştırmalarını ve analizlerini ilgilendirmektedir. Hedef maliyet, hedef satış fiyatından hedef karın düşülmesiyle hesaplanan tutardır. Hedef maliyetleme yönteminde hedef satış fiyatı ve hedef kar pazarlama faaliyetleri ve pazar dinamikleri dikkate alınarak belirlendiğinden, hedef maliyetler de pazarlama faaliyetleri bu faaliyetler sonucunda katlanılan pazarlama maliyetlerine göre değişkenlik göstermektedir. TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

57


MALİ

ÇÖZÜM

Hedef ürün, hedeflenen pazarda hedef alınan müşteri kitlesine sunulması planlanan üründür. Hedef maliyetleme yönteminde hedef ürünün maliyetinin belirlenmesi rekabetçi pazar koşullarının dikkate alınarak mühendislik temelli maliyet düşürme teknikleriyle, değer mühendisligi kullanılarak ürünün kalitesinden ve fonksiyonelliğinden ödün verilmeden başarılması esasına dayalıdır (Yükçü ve Koçakoğlu, 2015, 14). Rekabetçi pazar koşulları doğrudan pazarlama faaliyetlerini bu koşulların değerlendirilmesinde ve analizinde katlanılan maliyetler ise doğrudan pazarlama maliyetlerini ilgilendirmektedir. Maliyet düşürme tekniklerinin temeli ise pazardaki müşterilere ilişkin verilere dayanmaktadır. Müşteri verileri maliyet düşürme teknikleri için bir rehber olarak kullanılmaktadır (Altınbay, 2006, 144). Ürünün kalitesinden ve fonksiyonelliğinden ödün vermeyecek bir şekilde tasarlanması ise müşterinin zihnindeki kalite ve fonksiyonellik algısına göre şekillenmektedir. Sözkonusu müşteri algısının tespiti de ancak pazar araştırmalarıyla mümkün olabilmektedir. Hedef müşteri, pazarlama faaliyetlerinde kendisine ulaşılmak istenen ve kendisine hitap edilen müşteri kitlesidir. Hedef müşteri, hedef maliyetleme yönteminde göz önünde bulundurulması gereken en önemli pazar faktörlerinden biridir. Hedef alınan pazardaki müşterinin üretilecek olan mal veya hizmetlere ilişkin algı, tutum, ihtiyaç ve beklentileri ile ödeme gücü üretilecek ürün veya hizmetin satış fiyatının ve kar marjının ve dolayısıyla maliyetinin belirlenmesinde belirleyici bir rol oynayacaktır. Hedef maliyetlemede hizmet verilen müşterinin türü, sistemin işleyişinde önemli bir rol oynamaktadır. Maliyet, fiyat, kalite vb. gibi öğelerden hangisine önem verileceğini belirleyecek olan müşterilerdir (Acar, 1998, 6). Ayrıca üretilecek mal veya hizmetin sahip olduğu teknik özellikler ve kalitesi müşterinin beklentisine göre şekil alacağından hedef maliyetleme yönteminde ürün tasarım ve kalite maliyetlerinin tespiti öncelikle hedef müşterinin özelliklerinin pazar analiz ve araştırmalarıyla ayrıntılı olarak tespit edilmesiyle başlar. Müşterinin veya tüketicinin ihtiyaçları kalite, maliyet ve zaman açısından üretilecek ürün veya hizmetin tüm özelliklerini belirlemekte ve maliyet analizlerini yönlendirmektedir. Böylece maliyet çalışmaları müşteri ihtiyaçlarına göre şekil alır ve bu ihtiyaçlar sürekli olarak takip edilir (Aksoylu ve Dursun, 2001, 363-364).

58

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Hedef pazar, hedef müşteri kitlesinin oluşturduğu, hedef satış fiyatı ve kar marjının belirlendiği pazardır. Hedef maliyetleme yönteminde hedef satış fiyatının ve hedef karın ve sonrasında hedef maliyetin belirlenebilmesi için öncelikle hedef pazarın çeşitli pazarlama araştırma ve analiz çalışmalarıyla belirlenmiş olması gerekmektedir. Buna göre hedef maliyetleme yöntemi kapsamı içerisinde değerlendirilen hedef satış fiyatının, hedef karın ve hedef maliyetin tespiti süreci daha başta pazarlama faaliyetlerini, pazarlama maliyetlerini dikkate alan ve pazarlama maliyetlerinin kontrolü ile yönetilmesine yardımcı olan bir süreçtir. Hedef satış fiyatının, hedef karın ve hedef maliyetin pazar araştırmasına bağlı olarak hesaplanmasına ilişkin bir örnek aşağıdaki gibi verilebilir (Man ve Fleşer, 2008 , 7); Pazara yeni bir ürünle girmek isteyen Romanya menşeili bir üretim işletmesinin pazarlama departmanı tarafından yapılan pazar araştırmaları sonucunda yeni ürünün satış fiyatı kg başına Romen para birimiyle 170 Lei olarak tespit edilmiştir. Pazar araştırma ve analizlerine göre ürünün ortalama yaşam süresi 5 yıldır. Yine pazar araştırmalarıyla söz konusu ürünün satış fiyatının benzer ürünlerin pazara girecek olması sebebiyle 2. aşamada %2 ve 3. aşamada %5 azalacağı tahmin edilmiştir. İşletme yönetimi tarafından söz konusu yeni ürüne ilişkin elde edilmek istenen kar ise ilk aşamada satış fiyatının %5’i, ikinci aşamada %10’u ve üçüncü aşamada ise yine %10’dur. Buna göre hedef maliyet aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır; AŞAMA

TANIM

A1

A2

A3

1

Hedef Satış Fiyatı (Lei/Kg)

170 Lei

166,6 Lei [170(170x0,02)]

161,5 Lei [170-(170x0,05)]

2

Hedef Kar

8,5 Lei (170x0,05)

16,66 Lei (166,6x0,10)

16,15 Lei (161,5x0,10)

3

Hedef Maliyet (1-2)

161,5 Lei

149,94 Lei

145,35 Lei

(Lei/Kg)

Hedef maliyetleme kavramının özünü 6 temel ilke oluşturmaktadır. Bunlar; fiyata göre maliyetleme, müşteri üzerinde yoğunlaşma, ürün tasarımına yoğunlaşma, geniş kapsamlı katılım, ürün yaşam süresince maliyet düşürme ve değer zinciriyle ilgilenme ilkeleridir. Bu ilkelerin tamamı pazarlama faaliyetlerinin konusuna

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

59


MALİ

ÇÖZÜM

girmekte ve pazarlama maliyetlerini ilgilendirmektedir. İlgili ilkelere ilişkin bilgiler aşağıdaki gibidir ( Adnan ve Bülbül, 2015 , 788-789) ; Fiyata göre maliyetleme ilkesi özünde önce satış fiyatının belirlenip sonra bu satış fiyatından işletme tarafından elde edilmek istenen kar düşüldükten sonra maliyetin belirlenmesini ifade eder. Bu ilke kapsamında kastedilen satış fiyatı hedef satış fiyatıdır ve bu fiyat hedef satış fiyatında belirtildiği üzere pazardaki hedef müşterilere göre belirlenen satış fiyatıdır. Müşteri üzerinde yoğunlaşma ilkesi, hedef satış fiyatının, ürün veya hizmet tasarımının ve müşteri ihtiyaç, beklenti ve tutumlarının belirlenmesi için müşteri üzerinde odaklanmayı ve ayrıntılı çalışmayı ifade eder. Ürün tasarımına yoğunlaşma ilkesi, hedef maliyetlemede maliyetlerin oluşmadan önce yönetilmesi prensibi gereği mamullerin daha tasarımına geçmeden mamulun özelliklerinin ve mamule yönelik müşteri isteklerinin değerlendirilmesini ifade eder. Geniş kapsamlı katılım ilkesi hedef maliyetleme yönteminde maliyetlerin belirlenmesinde başta pazarlama departmanı olmak üzere satın alma, mühendislik ve tasarım gibi ilgili tüm departmanların üretim departmanıyla eş zamanlı olarak senkronize bir şekilde hareket etmesini ifade eder. Ürün yaşam süresince maliyet düşürme ilkesi, ürünün üretilip pazara sunuluşundan müşteriye ulaşmasına ve ardından yaşam süresini tamamlamasına kadar maliyetlerinin düşürülmeye çalışılması ilkesidir. Değer zinciriyle ilgilenme ilkesi ise ürünün üretilip pazara sunuluşundan müşteriye ulaşmasına ve ardından yaşam süresini tamamlanmasına kadar geçen aşamada, değer yaratan tüm faaliyetlerin ve tarafların uzun vadede fayda sağlayacak şekilde değerlendirilmesini ifade eder. Hedef maliyetlemenin ilişkili olduğu kavramlar ve hedef maliyetleme ilkeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, hedef maliyetlemenin doğası gereği pazarlama faaliyetleriyle yakın ilişki içerisinde olması sebebiyle üretim maliyetleriyle birlikte pazarlama maliyetlerinin de tespiti, kontrolü ve yönetilmesine katkı sağladığı söylenebilir. 5. PAZARA DAYALI HEDEF MALİYETLEME YAKLAŞIMI Hedef maliyetleme, modern üretim maliyeti yönetim sistemlerinden biri olmakla birlikte sadece üretim maliyetlerini değil aynı zamanda pazarlama maliyetlerini de ilgilendirmektedir. Özellikle sistemin başlangıç noktasının pazar olması ve temel ilke ile prensiplerinin pazar ve pazarla ilgili faktörler üzerine inşa edilmiş olması bu yöntemin “Hedef Maliyetleme” adı dışında 60

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

bazı kaynaklarda “Pazara Dayalı Hedef Maliyetleme Yöntemi” olarak da adlandırılmasını sağlamaktadır. Hedef maliyetleme temelde; pazar odaklı hedef maliyetleme, ürün düzeyinde hedef maliyetleme ve parça düzeyinde hedef maliyetleme olmak üzere 3 aşamada gerçekleşir. Hedef maliyetlemenin temeli, bu aşamalardan ilki olan pazar odaklı maliyetlemeye dayanır. Hedef maliyetleme pazarın ve pazar dinamiklerinin araştırılıp analiz edilmesiyle başlar ve hedef satış fiyatı ürün veya hizmetin tasarımından önce belirlenir. İlgili analiz ve araştırmalar tamamlandıktan sonra ise önce planlanan kar yani hedef kar belirlenir ve hedef kar, hedef satış fiyatından düşülerek hedef maliyete ulaşılır (Köse, 2002 , 90). Hedef maliyetleme yönteminde temel amaç, işletmelere rekabet avantajı sağlamak amacıyla işletmeler tarafından ürün veya hizmetlerin üretilmesine ilişkin faaliyetlerin pazara dayalı ve maliyet odaklı şekilde yönetilmesidir. Hedef maliyetlemede müşteri beklentileri ve pazardaki fırsatlara ilişkin güçlü bir ürün geliştirme stratejisi ile stratejik bir kar ve maliyet yönetim süreci oluşturulmaktadır. Hedef maliyetleme yöntemi öncelikle müşteri ihtiyaç ve isteklerini belirlemekte sonrasında geleceğe yönelik olarak maliyetlerin yönetilmesini sağlamaktadır. Bunun gerçekleştirilebilmesi için hedef maliyetlemede üretim ve pazarlama stratejileri arasında güçlü bir koordinasyonun bulunması şarttır (Alagöz, 2006, 62-63). Bu koordinasyon çerçevesince pazarlama bölümünün belirleyeceği hedef fiyat ile üretim departmanının belirlediği minumum maliyet arasındaki olumlu farkın, işletmeye istediği ve planladığı karı sağlayıp sağlayamadığının değerlendirilmesi yapılır (Türk, 1999, 200). Pazara dayalı hedef maliyetleme yaklaşımı, hedef maliyetlemenin pazar ve pazar dinamikleriyle olan ilişkilerinden hareketle ve yönetim felsefesindeki değişiklikler doğrultusunda hedef maliyetleme yönteminin pazara dayalı şekilde uygulanması yaklaşımıdır. Pazara dayalı hedef maliyetleme yaklaşımı bütünleşik bir yaklaşımdır ve 7 aşamalı bir süreçten oluşmaktadır. Bunlar; müşteri istek ve ihtiyaçlarını tanımlama, hedef ürünün karakteristik özelliklerini belirleme, müşterinin ürün kalitesi ve fiyatına ilişkin algısını araştırma, ürünü tasarlama ve programlama, hedef satış fiyatını belirleme, hedef karı belirleme ve hedef kara göre hedef maliyeti belirlemedir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

61


MALİ

ÇÖZÜM

Söz konusu sürecin ilk üç adımı doğrudan pazar araştırması ve müşteri ilişkileri yönetimi ile desteklenmektedir. Yapılan pazar araştırmaları ve müşteri ilişkileri yönetim şekline göre ise çeşitli stratejiler oluşturulmaktadır (Sarokolaee, Taghizadeh ve Ebrati, 2012 , 81). Pazara dayalı hedef maliyetleme yaklaşımının temel özellikleri ise aşağıdakilerden oluşmaktadır (Ceran, 2002, 97-98); -Sıkı sıkıya pazar odaklı bir sistemdir ve pazara dayalı hedef maliyetlemeyi amaçlamaktadır. -Maliyet yönetiminin hareket noktasını, ürün veya hizmetin kalitesine ve maliyetine ilişkin pazar beklentileri oluşturmaktadır. -Pazara dayalı hedef maliyetlemede değerler zincirinin her bir unsuru için pazara dayalı hedef maliyetleme çıkarılmaya çalışılmaktadır ve söz konusu hedef maliyet müşterilerin ihtiyaç ve isteklerine göre belirlenmektedir. -Bu yöntem, pazara özel ürünler üretme ve çeşitli faaliyetleri bütünleştirme amacına yöneliktir. Ürün veya hizmetlerin gerçekleştirilmesi sürecinde başta pazarlama olmak üzere tüm departmanların (AR-GE departmanı, üretim departmanı, mühendislik departmanı vb. gibi) geniş bir şekilde katılımını gerektirmektedir. -Pazara dayalı hedef maliyetlemenin amacı sadece enstrümental olmak değil organizasyonla ilgili olmak ve organizasyonu teşvik etmektir. 6. PAZARLAMA MALİYETLERİ AÇISINDAN HEDEF MALİYETLEMENİN ÖNEMİ Pazarlama maliyetleri ve üretim maliyetleri arasında birtakım yapısal farklılıklar bulunmaktadır. Pazarlama maliyetlerini üretim maliyetlerinden ayıran en temel iki fark ise aşağıdakilerden oluşmaktadır (Foster ve Gupta, 1994 ,44); *Üretim maliyetlerinin büyük bir çoğunluğu mal veya hizmet üretimi ya da sermaye üretimi sırasında ortaya çıkarken, pazarlama maliyetleri genellikle ilgili pazarlama faaliyeti daha gerçekleşmeden ihtiyari olarak oluşur. *Pazarlama maliyetleri, pazarda meydana gelen değişikliklere cevap verebilmek için pazarlama maliyetlerini kısa periyotlara yayma açısından geniş bir esnekliğe sahiptir. Oysaki üretim maliyetlerini kısa süre içerisinde değiştirmek genellikle mümkün değildir. Pazarlama maliyetleri ve üretim maliyetleri arasında belirtilen bu farklar, üretim maliyetleri için geliştirilen tekniklerin pazarlama maliyetlerini analiz 62

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ederken ve değerlendirirken uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Hedef maliyetleme yöntemi pazarlama maliyetleri ve üretim maliyetleri arasındaki yapısal farklılıkları ortadan kaldırarak maliyetler arasında uyumlaştırma sağlamaktadır. Böylelikle üretim maliyetlerini tespit ederken aynı zamanda pazarlama maliyetlerinin de tespit edilmesi, analiz edilmesi ve değerlendirilmesi sağlanmakta dolayısıyla pazarlama maliyetlerinin yönetimi açısından büyük bir avantaj elde edilmektedir. Hedef maliyetleme yöntemi stratejik bir maliyet yönetim sistemidir ve bu sistem pazarlama maliyetlerini yakından ilgilendiren değerler zincirinin en başından başlayıp değerler zincirinin en sonunda biten bir sistemdir. Değer zinciri kavramı ilk olarak stratejik yönetim ve pazarlama alanında önemli çalışmaları bulunan Michael PORTER tarafından kullanılmıştır. Değerler zinciri veya diğer adıyla değer zinciri, işletmelerin kendi müşterilerine sağlanan ürün veya hizmetlere değer ilave eden önemli işletme faaliyetleri serisidir. Daha kısa ifadesiyle ise ürünün oluşturulup nihai tüketiciye ulaştırılmasına kadar geçen süreçteki tüm aşamaları ve unsurları birbirine bağlayan bir bütündür. İşletmelerin değer zinciri yapısı işletmelerin maliyetlerinin yapısını ve müşteri memnuniyeti düzeyini etkilemektedir. Değer zincirindeki her bir unsurun bir bütün olarak düşünülmesi ve en uygun toplam maliyetleri oluşturacak bir unsur karmasının yaratılması pazarlama maliyetlerinin yönetimi açısından büyük önem taşımaktadır (Türk, 2004 , 233-234). Pazarlama maliyetleri açısından en uygun karmayı sağlayacak değer zincirinin oluşturulabilmesi için ise değer zincirine yönelik maliyet analizinin yapılmış olması gerekmektedir. İşte hedef maliyetleme yöntemi, stratejik bir maliyet yönetim anlayışıyla üretim maliyetlerini analiz ederken aynı zamanda değer zinciri maliyet analizini de yapmış olmaktadır. Hedef maliyetleme yönteminin kavramsal dayanaklarını oluşturan 6 temel ilkeden biri “değer zinciri ile ilgilenme” ilkesidir. Buna göre hedef maliyetleme yöntemi; maliyetleri tespit etme, analiz etme ve değerlendirme sırasında değerler zincirini de dikkate almakta ve satıcılar, tedarikçiler, tüketiciler vb.’den oluşan değerler zincirinin tüm unsurlarıyla ilgilenmektedir (Aksoylu ve Dursun , 2001 , 365). Modern maliyet yönetim sistemlerinden biri olan hedef maliyetleme yöntemi, pazar odaklı bir maliyet yöntemidir. Hedef maliyetleme, pazar taleplerini daha baştan dikkate alarak pazarlama maliyetlerinin doğru belirlenmesine

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

63


MALİ

ÇÖZÜM

yardımcı olmaktadır. Bu kapsamda uygulamada zaman zaman hedef maliyetleme ile karıştırılan ve geleneksel maliyet yönetim sistemlerinden biri olan maliyet artı yaklaşımı ile elde edilemeyecek ve pazarlama maliyetleri açısından önemli olabilecek pek çok bilgi modern maliyet yönetim yaklaşımlarından hedef maliyetleme sayesinde elde edilebilecektir. Pazarlama faaliyetleri ve maliyetleri açısından maliyet artı ve hedef maliyetleme yöntemlerini karşılaştırdığımızda aradaki farkları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz (Kutay ve Akkaya, 2000 , 13); *Geleneksel maliyet yönetim sistemlerinden maliyet artı yönteminde pazar faktörleri maliyet planlamasının bir parçası değildir. Modern maliyet yönetim sistemlerinden hedef maliyetlemede ise maliyetleri planlamada pazar faktörleri dikkate alınmakta ve maliyet planlamasını pazar faktörleri yönlendirmektedir. * Geleneksel maliyet yönetim sistemlerinden maliyet artı yönteminde maliyetleri düşürmeyi yönlendiren müşteriler değildir. Modern maliyet yönetim sistemlerinden hedef maliyetlemede ise müşteri verileri maliyetleri düşürmede bir rehberdir. *Geleneksel maliyet yönetim sistemlerinden maliyet artı yönteminde maliyetlerin planlanmasında değer zinciri hiç dikkate alınmamakta veya değer zinciri ile çok az ilgilenilmektedir. Modern maliyet yönetim sistemlerinden hedef maliyetlemede ise maliyetlerin planlanmasında değer zinciri mutlaka dikkate alınmaktadır ve ön planda tutulmaktadır. Görüldüğü üzere geleneksel yaklaşımda ihmal edilen ve pazarlama maliyetleri açısından büyük önem taşıyabilecek pek çok unsur, hedef maliyetlemede dikkate alınmaktadır. Bu açıdan hedef maliyetleme yöntemi pazarlama maliyetlerinin tespiti, analizi ve değerlendirilmesi açısından önemli avantajlar sunmakta ve pazarlama faaliyetlerinin daha rasyonel gerçekleşmesini sağlayarak pazarlama maliyetlerine olumlu yönde etki etmektedir. Hedef maliyetleme yöntemi sayesinde işletmelerde üretim maliyetleri tespit edilirken aynı zamanda pazarlama faaliyetleri ve pazarlama faaliyetlerine göre oluşacak pazarlama maliyetlerinin tespit edilmesi de zorlanmaktadır. Diğer bir deyişle hedef maliyetleme yöntemi pazarlama maliyetlerinin tespiti, analizi ve değerlendirilmesi için itici bir güç olmaktadır. Hedef maliyetleme yönteminin özü gereği yapılan çalışmalar ile elde edilen bilgiler, pazarlama maliyetlerinin analizi ve yönetimi için bir rehber oluşturmaktadır. 64

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Ayrıca hedef maliyetleme yöntemi ile işletmeler, aşırı rekabetçi bir pazar ortamında yaşam süreleri gittikçe kısalan ürün veya hizmetlerin pazara mümkün olan en kısa süre içerisinde sunulmasına ve ilgili ürün veya hizmetin pazarda başarılı olacağından emin olunmasına yönelik bilgileri eş zamanlı olarak ve öncesinden elde edebildiğinden, pazar koşulları kaynaklı doğabilecek pazarlama maliyetlerinin önüne geçilebilmektedir (Afonso, Nunes, 2008 , 559-560). 7. PAZARLAMA MALİYETLERİ AÇISINDAN HEDEF MALİYETLEMENİN ÖRNEK BİR UYGULAMA ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ (MALEZYALI BİR OTOMOTİV FİRMASINDA HEDEF MALİYETLEME) Bilindiği üzere hedef maliyetleme yöntemi Dünyada özellikle Japon otomotiv şirketleri tarafından yaygın olarak kullanılan bir maliyet yöntemidir. Isuzu Motors, Toyota Motor Corporation, Nissan, NEC, Sony ve Sharp şirketleri hedef maliyetleme yöntemini kullanan başlıca Japon şirketleridir. Bu şirketlerden Toyota, hedef maliyetleme yöntemini ilk kullanan şirkettir. Toyota şirketinde “Corolla” ve “Corona” gibi her bir ürün (otomobil) için bir hedef maliyet hesaplanmakta ve bu maliyetler hesaplanırken, üretim maliyetlerinden önce müşterinin istek ve ihtiyaçları başta olmak üzere pazar koşulları dikkate alındığından ve pazarlama faaliyetleri planlandığından pazar koşulları ve faaliyetlerine bağlı olarak şekillenen pazarlama maliyetleri analiz edilmekte ve değerlendirilmektedir. Çalışmamızda örnek olarak seçilen Malezya’lı bir otomotiv şirketi üzerinde Baharuddin ve Jusoh tarafından 2015 yılında yapılmış hedef maliyetleme çalışmasının sonuçları ve hedef maliyetlemenin pazarlama maliyetleriyle olan ilişkisinden hareketle şirkette gerçekleşen hedef maliyetleme uygulamalarının sonuçlarının pazarlama maliyetleriyle ilişkisi ve pazarlama maliyetlerine olumlu ya da olumsuz etkisi değerlendirilmeye çalışılmıştır. Örnek şirkete ve hedef maliyetleme uygulamalarına ilişkin temel bilgiler ise aşağıdaki şekildedir (Baharudin, Jusoh, 2015 , 527-531); Şirket Hakkında Temel Bilgiler : Uygulamaya konu otomotiv şirketi, Malezya menşeili ve Japon menşeili şirketler arasında bir iş ortaklığı projesi oluşturmak amacıyla 1990 yılında kurulmuştur. Kuruluşundan itibaren farklı modellerde iç ve dış pazarlara 2 milyonun üzerinde otomobil satmış ve birkaç yıl üst üste Malezya otomotiv pazarının lideri olmuştur. Şirket, büyük ölçekli

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

65


MALİ

ÇÖZÜM

bir şirkettir ve son 3 yıldaki toplam geliri 500 milyon dolardan fazladır ve 5.000’in üzerinde çalışanı bulunmaktadır. Şirkette hedef maliyetleme yöntemi kullanılmaktadır ve şirket yapısal özellikleri açısından hedef maliyetleme yönteminin uygulanmasına oldukça elverişli bir şirkettir. Şirket Üzerinde Yapılan Hedef Maliyetleme Çalışmasının İçeriği : Şirket üzerinde gerçekleştirilen hedef maliyetlemenin değerlendirilmesine ilişkin çalışma 4 aşamada yapılmıştır. İlk aşamada hedef maliyetleme yöntemine ilişkin literatür taraması yapılarak çalışmanın teorik çerçevesi oluşturulmuştur. İkinci aşamada gözlem, mülakat ve belge toplama teknikleriyle farklı kaynaklardan çeşitli veriler toplanmıştır. Üçüncü aşamada toplanan tüm veriler analiz edilmiş ve kategorize edilmiştir. Dördüncü aşamada ise tüm bulgular, araştırmaya katılmayan iki uygulayıcı ve iki akademisyen tarafından değerlendirilmiştir. Hedef Maliyetleme Uygulamaları ve Sonuçları 1) Hedef satış fiyatının belirlenmesi: Şirket içerisindeki hedef maliyetleme uygulaması, hedef maliyetlemenin kavramsal çerçevesinde belirtilen sıralama doğrultusunda hedef satış fiyatının belirlenmesiyle başlamıştır. Satış fiyatının belirlenmesi için müşteri istek ve beklentileri doğrultusunda üretilecek otomotivlerin özelliklerini ve spesifikasyonlarını tespit etmek amacıyla çok sayıda pazar araştırması yapılmıştır, ancak yeni bir otomotivin pazar araştırması söz konusu otomotivin tasarım planlanması yapıldıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Yeni otomotiv için yapılan bu pazar araştırması müşteri istek ve ihtiyaçlarına yönelik olarak değil sadece önceki pazar araştırmalarına göre önceden belirlenen varsayımları karşılayabilmek için yapılmıştır. Dolayısıyla firma yeni otomotivin sadece bağlı bulunduğu ana şirketinin belirlediği temel otomotiv tasarımının gerekliliklerine uygun bir şekilde üretilmesini hedef almıştır. Bu durum üretim maliyetleri açısından yeni ürün geliştirmesinde müşteri intibakının sağlanamamasına ve hedef satış fiyatının dolayısıyla da hedef maliyetin doğru belirlenememesine neden olacaktır. Pazarlama maliyetleri açısından ise yeni otomotiv için yapılan pazar araştırması, müşteri istek ve beklentilerini dikkate almadan yapılmış olması sebebiyle firma için gereksiz maliyetlere neden olacak ve hedef müşterilerin istek ve ihtiyaçlarını belirle66

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

mek için ekstra pazar araştırma maliyetlerinin oluşmasına yol açacaktır. 2) Hedef karın belirlenmesi :Şirket tarafından hedef karın belirlenmesinde uzun dönemli planlar doğrultusunda karlılık ve bütçe analizleri yapılmıştır. Bu planlarda pazarın istek ve beklentileri ile koşulları dikkate alınmamış olduğundan ve pazar analizleri de yapılmadığından sözkonusu planlar hedef maliyetleme kapsamında otomotiv üretim maliyetlerinin yanlış hesaplanmasına neden olur iken geleceğe yönelik olarak pazar araştırmaları gibi pazarlama maliyetlerini etkileyen kalemlerin de önceden planlanmasına ve hesaplanmasına yardımcı olamayacaktır. 3) Hedef maliyetin belirlenmesi : Şirket tarafından hedef maliyet, ilk aşamada belirlenmiş olan hedef satış fiyatından öngörülen hedef kar düşülerek hesaplanmış ve hesaplanan rakamın üzerinde herhangi bir düzeltme yapılmamıştır. Belirlenen hedef maliyetin doğruluğunun pazar koşullarına göre tekrardan gözden geçirilmediği için bu durum üretim maliyetleri açısından üretilecek otomotivlerin hedef maliyetlerinin yanlış belirlenmesine, pazarlama maliyetleri açısından ise zamanında katlanılmayan pazarlama maliyetleri sebebiyle gelecek dönemlerde bu ürünlerle ilgili daha yüksek pazarlama maliyetlerine katlanılmasına neden olacaktır. Ayrıca, bu durum beklenmedik ve önlenemeyen pazarlama maliyetlerinin oluşmasına da sebep olabileceğinden, pazarlama maliyetlerinin kontrol altında tutulması ve yönetimi de güçleşecektir. 8. SONUÇ Günümüzün artan rekabet koşullarında ve sürekli değişen pazar şartlarında pazarlama faaliyetlerinin ve bu faaliyetleri gerçekleştirebilmek için katlanılan pazarlama maliyetlerinin yönetimi ve kontrolü konusu büyük önem taşımaktadır. Böyle bir atmosfer içerisinde pazarlama maliyetlerinin, üretim maliyetlerinden önce veya en az üretim maliyetlerinin tespiti sırasında aynı anda ve senkronize bir şekilde tespit edilmesi bir gerekliliktir. Pazarlama maliyetleri ve üretim maliyetleri doğası gereği birbirinden farklı özelliklere sahip olmakla birlikte işletmelerin içerisinde bulunduğu rekabet ortamı bu farklılıkların uyumlu hale getirilip en az seviyeye indirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu noktada hedef maliyetleme yöntemi, bir üretim maliyeti yönetim sistemi olmasının ötesinde pazarlama maliyetleri ve üretim maliyetleri arasındaki yapısal farklılıkları ortadan kaldırarak söz konusu iki maliyetin uyumlaştırılmasını sağlamaktadır. TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

67


MALİ

ÇÖZÜM

Hedef maliyetleme yöntemi sayesinde pazarlama maliyetleri ve üretim maliyetleri arasında bir sinerji yaratılmaktadır. Hedef maliyetleme yönteminde üretim maliyetlerini tespit etmek için uygulanan pazar odaklı yaklaşım ve uygulamalar, pazarlama maliyetlerinin doğru hesaplanmasına, önceden planlanmasına, öngörülemeyen veya beklenmedik pazar koşullarından doğabilecek pazarlama maliyetlerinin önlenmesine veya kontrol altına alınmasına, gereksiz pazarlama maliyetlerinin ortadan kaldırılmasına ve katlanılacak ek pazarlama maliyetlerinin önüne geçilmesine yardımcı olmaktadır. Diğer yandan yöntem içerisinde hedef satış fiyatı, hedef kar ve hedef maliyeti tespit etmek için yapılan pazar araştırma ve analizleri, pazarlama maliyetlerinin analizlerine de katkı sağlamaktadır. Pazarlama maliyetleri yapısal olarak gerçekleştikten sonra geri dönülmesi veya değiştirilmesi mümkün olmayan maliyetlerdir. Bu maliyetlerin gerçekleştikten sonra işletme tarafından tolere edilmesi oldukça zordur. Hedef maliyetleme yöntemi üretim maliyetlerini belirlerken daha başta pazar faktörleri ve koşulları hakkında bir ön bilgi sağladığından pazarlama maliyetlerinin yönetiminde, işletmeleri hedef maliyetleme yöntemini uygulamayan işletmelere kıyasla daha avantajlı duruma getirmektedir. Geleneksel maliyet yönetim sistemlerinin pazar ve pazar faktörleri hakkında sağlayamayacağı pek çok bilgi hedef maliyetleme yönteminin normal faaliyet kapsamı içerisinde kolay bir şekilde elde edilebilmektedir. En yalın ve basit şekliyle ürün, fiyat, dağıtım ve tutundurma karmasından oluşan pazarlama kavramındaki her bir unsurun en uygun maliyeti sağlayabilecek şekilde bir araya getirilmesi için pazarla ilgili değer zinciri sürecinin en başından en sonuna kadar analiz edilmesi gerekmektedir. Hedef maliyetleme yönteminde bu analiz, üretim maliyetlerini analiz ederken aynı zamanda pazarlama maliyetlerinin de analizini gerçekleştirerek yapılmış olmaktadır. Hedef maliyetleme yönteminin çalışma sistematiği ve felsefesi pazarlama faaliyetleri ile yakından ilişkilidir. Bu yüzden hedef maliyetleme sistemi, pazarlama maliyetlerini oluşturan unsurların maliyetlerinin daha doğru ve rasyonel bir şekilde hesaplanmasını, dağıtılmasını ve kontrol edilmesini sağlamaktadır.

68

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

KAYNAKÇA Acar, Durmuş. (1998). “İleri Maliyet Yönetim Yaklaşımı Olarak Hedef Maliyetleme”, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi. 3 (1998) : 86 Adnan, Sevim ve Bülbül, Samet. (2015) “Hedef Maliyetleme Açısından Muhasebe Bilgi Sistemine İlişkin Bir Model Önerisi ve Bir İşletme Uygulaması” Muhasebe Bilim Dünyası Dergisi. (2015) : 788-789 Afonso, Paulo and Nunes, Manuel (2008). “The Influence of Time-To-Market and Target Costing in the New Product Development Success” International Journal of Production Economics. 115,2 (2008) : 559-560 Aksoylu, Semra ve Dursun,Yunus (2001). “Pazarda Rekabetçi Üstünlük Aracı Olarak Hedef Maliyetleme” Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 11 (2001) : 363-364 Alagöz, Ali. (2006). “Stratejik Maliyet ve Kar Planlama Aracı Olarak Hedef Maliyet Yönetimi” Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. (2006) : 62-63 Altınbay, Ali (2016). “Etkin Bir Maliyet Yönetim Sistemi Olarak Hedef Maliyetleme Sistemi ve TMMT Uygulaması” Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 16 (2016) : 144 Baharudin,Norhafiza and Jusoh,Ruzita (2015). “Target Cost Management (TCM): a case study of an automotive company” Social and Behavioral Sciences. (2015) : 527-532 Doğan, Zeki (1998). Maliyet Yönetiminde Yeni Bir Yaklaşım : Hedef Maliyetleme. [y.y.] :[yayl.y.] Foster, George and Gupta, Mahendra (1994). “Marketing, Cost Management and Management Accounting” Journal of Management Accounting Research. 6 (1994) :44 Hacırüstemoğlu, Rüstem ve Şakrak, Münir (2002). Maliyet Muhasebesinde Güncel Yaklaşımlar. İstanbul : Türkmen Kitabevi Kaya, Gamze Akça (2010). “ Hedef Maliyetleme” Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 20:1 (2010) : 315 Kılıç, Özcan (1993). “Pazarlama Maliyetlerinin Önemi ve Ayrıştrılması” İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü Yönetim Dergisi. 16 (1993) : 35 Köse, Tunç (2002). “Ürün Maliyetlerine Göre Karar Alma Araçları : Ürün Yaşam Seyri Maliyetlemesi, Hedef Maliyetleme ve Kaizen Maliyetleme” Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 3:2 (2002) : 90 TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

69


MALİ

ÇÖZÜM

Kutay, Nilgün ve Akkaya, G.Cenk (2000). “Stratejik Maliyet Yönetimi Aracı Olarak Hedef Maliyetleme” Dokuz Eylül Üniversitesi Dergisi. 15: 2 (2000) : 13 Man,Mariana and Fleşer,Alina (2008). “The Use of Target Cost and Target Price by The Company’s Management” Economics. 8:2 (2008) :7 Okano,Hiroshi; Okade, Ellie and Mori, Nobuo (1999). “Implementing Brand Management in the Japanese Companies : Related With Target Cost Management” OECD International Symposium. (1999) : 8 Sarokolaee, Mehdi Alinezhad; Taghizadeh,Vahid and Ebrati, Muhammed (2012). “The Relationship Between Target Costing and Value-Based Pricing and Presenting An Aggreate Model Based on Customers’ Expectations” Social and Behavioral Sciences. (2012) : 81. Suklum, Nurcan (2014). “An Investigation on Cost Management Using Target Costing Method” Journal of Economics Finance and Accounting. (2014) : 15. Türk, Zeynep (1999). “ Geleceğin Maliyetlerinin Kontrolünde Yeni Bir Yaklaşım : Hedef ve Kaızen Maliyetleme” Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi. 14:1 (1999) : 200-201. Türk, Zeynep (2004). “Stratejik Yönetim Muhasebesi Yaklaşımı : Değer Zinciri Maliyet Analizi” Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dergisi. 59:3 (2004) : 233-234. Yereli, Ayşe N.; Doğan, Semra ve Şahin, Damla (2012). “ Mamul Geliştirme Sürecinde Hedef Maliyetleme” Yönetim ve Ekonomi. 19:2 (2012) : 39. Yükçü, Süleyman ve Koçakoğlu, Özlem (2015). “Tedarik Zinciri Yönetiminde Bir Araç Olarak Hedef Maliyet Yaklaşımı ve Bir Örnek Uygulama” Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi.(2015) : 14

70

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ÇALIŞMA SERMAYESİ YÖNETİMİNİN KARLILIĞA ETKİSİ: BIST TİCARET ENDEKSİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA THE EFFECT OF WORKING CAPITAL MANAGEMENT ON PROFITABILTIY: A STUDY ON BIST WHOLESALE AND RETAIL TRADE INDEX Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Sabri TOPAK*7* ÖZ Bu çalışmanın amacı Turkiye’de faaliyet gösteren ticaret şirketlerinde, calışma sermayesi yönetiminin şirket karlılığı üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla BIST Ticaret Endeksi (XTCRT)’nde yer alan şirketlerin 2004-2017 dönemlerine ilişkin finansal tablolarından hesaplanan verileri kullanılarak dengeli panel veri seti oluşturulmuştur. Çalışmada şirket karlılığının ölçüsü olarak kullanılan ROA (Net Faaliyet Karı / Toplam Varlıklar)’nın bağımlı değişken olduğu iki model kurulmuştur. Çalışma sermayesi yönetiminin etkinliğinin ölçüsü olarak nakit dönüşüm süresi birinci modelde; nakit dönüşüm süresini oluşturan değişkenler (ortalama satış süresi, ticari alacakların ortalama tahsil süresi ve ticari borçların ortalama ödenme süresi) ise ikinci modelde bağımsız değişken olarak yer almaktadır. Bu şekilde bir uygulama ile nakit dönüşüm süresini oluşturan değişkenlerin karlılık üzerindeki bileşik etkisi birinci modelde, tekil etkileri ise ikinci modelde incelenmiştir. Analiz sonucunda nakit dönüşüm süresi, ortalama satış süresi ve ortalama tahsil süresinin ROA üzerinde negatif ve istatistiki olarak anlamlı bir etkisi bulunurken, ticari borçların ortalama ödenme süresinin ise anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Çalışmada karlılık üzerinde etkili olabileceği düşünülen diğer bağımsız değişkenlerden satışların doğal logaritması olarak hesaplanan şirket büyüklüğünün ROA üzerinde pozitif, cari oranın ise negatif yönlü bir etkisi bulunmaktadır. Anahtar sözcükler: Çalışma Sermayesi Yönetimi, Nakit Dönüşüm Süresi, Şirket Karlılığı.

*7 * İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, İşletme Bölümü, Muhasebe ve Finansman ABD.

Makale Geliş Tarihi: 21.06.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 04.07.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

71


MALİ

ÇÖZÜM

ABSTRACT The aim of this paper is to analyze the impact of working capital management on profitability of Turkish trading firms. A balanced panel data set composed of firms listed at BIST Wholesale and Retail Trade Index (XTCRT) is constructed for the period of 2004-2017. The required data for the study is derived from the financial statements of the firms. The study uses two models that employ ROA (net operating income / total assets) as the dependent variable which measures profitability. Cash conversion cycle which is a measure of the effectiveness of working capital management is employed at the first model as an independent variable. The components of cash conversion cycle such as: number of days inventories, accounts receivable and accounts payable are used as independent variables in the second model. This set up enable to examine compound effect of the variables forming the cash conversion period on ROA in the first model and the individual effects in the second model. The results exhibit that, cash conversion cycle, number of days inventories, number of days accounts receivable have negative and significant effect on ROA. On the other hand, number of days account payable has positive but statistically insignificant impact on ROA. Results of the study also exhibit that other independent variables which are expected to have an impact on profitability such as, company size, computed as the natural logarithm of sales, has positive impact on ROA whereas current ratio has a negative impact. Keywords: Working Capital Management, Cash Conversion Cycle, Firm Profitability. 1.GİRİŞ Şirketlerin faaliyetlerini başarılı bir şekilde yürüterek istikrarlı bir şekilde büyüyebilmesi, kısa vadeli ve uzun vadeli yatırımlarının etkin bir şekilde kullanılmasına bağlıdır. Duran varlıklara ilişkin yatırımlar uzun vadeli yatırım kararlarıdır ve bu tür yatırımların finansmanının uzun vadeli kaynaklarla yapılması gerekir. Uzun vadeli yatırımlardan istenilen sonucun alınabilmesi ise sadece duran varlıklara ilişkin alınan kararların doğruluğuna değil, aynı zamanda şirketin kısa vadeli yatırım kararlarının etkinliğine ve finansmanının doğru yapılmasına bağlıdır. Çalışma sermayesi yönetimi, şirketin faliyet döngüsünü sağlayabilmek amacıyla yapmış olduğu kısa vadeli yatırım ve kısa vadeli finansmana ilişkin kararlardır(Tran, Abbott ve Yap, 2017,3). Şirketler72

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

de nakit, stok, ticari alacak ve ticari borç yönetimine ilişkin alınan kararlar çalışma sermayesi yönetimi ile ilgili kararlardır. Çalışma sermayesi yönetiminin şirketin esas faaliyetlerine ilişkin kararlar olması nedeniyle şirketin karlılığı ve nakit sağlayabilme gücü açısından bu kararlar anahtar bir role sahiptir. Nakit dönüşüm süresi, çalışma sermayesi yönetiminin etkinliğinin ölçülmesinde kullanılan temel göstergedir. (Goa ve Wang, 2017,1136; Singhania ve Mehta,2017,86 ). Nakit dönüşüm süresi; stok alımı nedeniyle satıcılara yapılan ödemeler ile stok satışları karşılığında müşterilerden yapılan tahsilat arasında geçen zamandır. Bir şirketin esas faaliyetlerinden likidite sağlayabilme gücünün en önemli ölçüsü olan nakit dönüşüm süresinin uzunluğu stokların satış süresi, ticari alacakların tahsil süresi ve ticari borçların ödenme süresine bağlıdır. Ticaret şirketlerinde stokların ortalama satış süresi ve ticari alacakların ortalama tashil süresindeki artış nakit dönüşüm süresini artırırken, ticari borçların ödenme süresindeki artış ise nakit dönüşüm süresini azaltmaktadır. Üretim şirketlerinde, ticaret işletmelerinden farklı olarak mamullerin üretim süresinin de nakit dönüşüm süresine eklenmesi gerekmektedir. Şirket karlılığı ile çalışma sermayesi yönetimi arasındaki ilişkiyi açıklamak üzere bir kaç farklı kurumsal görüş ileri sürülmektedir (Aktas, Croci ve Petmezas, 2015,99). Çalışma sermayesi yetersiz seviyede olan şirketlerde, özellikle de üretim ya da satış aşamasında stok yetersizliği nedeni ile işletme faaliyetlerinde kesintilere gidilmemesi için stokların artırılması gerekecektir.(Blinder ve Maccini, 1991, 298). Stokların şirket faaliyetlerinin büyüklüğüne göre göreceli olarak yüksek seviyede tutulması birim başına tedarik maliyetlerini düşürmekte, girdi fiyatlarındaki yüksek dalgalanmalar nedeniyle karşılaşılacak riske karşı şirkete koruma sağlamakta ve stok satışları (çıkışları) nedeniyle yeni satış talebini potansiyel olarak karşılayamama riskini azaltmaktadır (Fazzari ve Petersen,1993,333; Corsten ve Gruen, 2004, 26-28 ). Şirketin müşterilerine ticari krediler sağlayarak stoklarını satması ve bu kredilerde vadeyi uzatmasının ise satışları artırıcı etkisi bulunmaktadır. Finansman imkanı sınırlı olan şirketler ya da bireyler peşin alım yapmaktansa vadeli olarak satın almayı tercih etmekte ve bu nedenle müşterilere ticari kredi açılarak finansman sağlanması şirket karlılığını olumlu etkilemektedir. Şirketin satışlarını vadeli olarak yapması, vadesine göre ürünlerinde fiyat farklılaştırmasına gidebilmesini, müşterilerine sattığı ürünün kalitesine güvendiği imajını vermesini ve müşterilerle uzun vadeli bir ilişki geliştirmesini olumlu etkileyecektir( Long, Malitz ve Ravidsee,

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

73


MALİ

ÇÖZÜM

1993,126; Summers ve Wilson, 2002, 322-323). Şirketin stoklarının ve ticari alacaklarının artmasının satışlar ve karlık üzerindeki olumlu etkisinin yanında, olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Şirketin stoklarının ve ticari alacaklarının nakde dönüş sürelerinin uzaması sonucunda nakit dönüşüm süresinin artması, işletme faaliyetlerinden sağlanacak finansman yerine şirket dışından finansman bulunmasını gerektirecektir. (Singhania ve Mehta, 2017, 86) . Her bir birimlik finansmanın şirkete doğrudan ya da alternatif maliyet cinsinden bir maliyetinin bulunmakta ve şirketin sağlayacağı dönemsel ekonomik katma değeri (EVA) doğrudan etkilemektedir (Menteş,2011, 7). Şirketler işletme faaliyetlerinin büyüklüğüne ve döngüsüne göre stok ve ticari alacaklarının seviyesini ayarlarken, stoklarının finansman şekli de çalışma sermayesi yönetiminin etkinliği açısından önemlidir. Stok alımlarının vadeli olarak yapması durumunda, peşin alışlara göre şirketten nakit çıkışları daha sonraki bir zamanda gerçekleşeceği için nakit dönüşüm süresi azalmaktadır. Ticari borçların ödenme süresinin uzaması stok alımlarının finansman yükünün satıcılar tarafından belirli bir süre için üstlenilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle stokların finansman şekli şirketin likiditesini ve karlılığını etkilemektedir. Çalışma sermayesi yatırımlarının şirketin satışlarını ve faaliyet karını artırıcı etkisi ile bu yatırımların finansman yükünün getireceği maliyetler birlikte düşünüldüğünde, çalışma sermayesine aşırı yatırım yapan şirketlerde çalışma sermayesi ile şirket karlılığı arasındaki ilişkinin negatif yönlü; çalışma sermayesi yetersiz kalan şirketlerde ise pozitif yönlü olması beklenecektir. Çalışma sermayesi kararlarının şirket karlılığı üzerindeki etkisini araştırmak için yapılan çalışmalarda, nakit dönüşüm süresinin uzunluğu ile şirket karlılığı arasındaki ilişkinin ters yönlü olduğunu ortaya koyan bir çok çalışma bulunmaktadır (Deloof,2003; Ebben ve Johnson, 2011; Garcia-Teruel ve Martinez-Solano, 2007). Karlılığı ve likiditesi yüksek olan şirketlerin stoklarını daha kısa sürede satması, ticari alacaklarını daha kısa sürede tahsil etmesi ve bu ikisini başaran bir şirketin ticari borçlarını daha kısa sürede ödemesi beklenmektedir. Söz konusu çalışmaların sonucu bu ilişkiyi doğrulamaktadır. Şirketler, karlılıklarını en üst seviyeye çıkarabilecekleri ancak likidite açısından da sorun yaşamayacakları ideal bir çalışma sermayesi büyüklüğü ile faaliyetlerini yürütmek istemektedirler(Tran, Abbott, ve Yap,2017,3). Bunun yolu şirkette çalışma sermayesi yönetiminin etkinliğinin artırılmasıdır. Bir başka ifade ile şirkette bir taraftan stokların ve ticari alacakların belirli bir 74

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

seviyeye kadar azaltılarak devir hızlarını mümkün olduğu kadar artıracak politikaların geliştirilmesi, diğer taraftansa ticari borçların tutarının ve vadesinin belirli bir düzeye kadar artırılarak stokların finansman yükünün ticari krediler ile sağlanması sonucunda nakit döşüm süresinin kısaltılması gerekir. Çalışma sermayesi yönetiminin şirketin esas faaliyetlerinden nakit sağlayabilme gücünü doğrudan etkilemesi nedeniyle özellikle finansman olanakları göreceli olarak daha sınırlı olan küçük ve orta büyüklükteki şirketlerde çalışma sermayesi yönetiminin etkinliği ayrı bir öneme sahiptir(Banos-Caballero, Garcia-Teruel ve Martinez-Solano, 2012, 518). Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde finansal piyasaların taşımış olduğu riskler ve sermaye piyasasının işlevini yerine getirmesindeki engeller şirketlerin dış kaynak kullanarak ucuz fon bulma olanaklarını sınırlandırmakta ve bu nedenle işletme faaliyetlerinden sağlanan fonların önemi bu piyasalarda faaliyet gösteren şirketler daha kritik hale gelmektedir. Çalışma sermayesi yönetiminin şirket karlılığı üzerindeki etkisini araştıran çalışmalar genellikle gelişmiş ülke ekonomilerinde faaliyet gösteren şirketler üzerinedir. Gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin yatırım ve finansman olanakları gelişmiş ülkelere göre farklıdır. Gelişmekte olan ülkelerdeki şirketler üzerine bu konuda yapılan araştırmaların sayısı sınırlıdır(Tran, Abbott, Yap, 2017,3 ). Gelişmekte olan ülkeler içinde yer alan Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerin çalışma sermayesi yönetiminin şirket karlılığı üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapılan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmı çalışmanın birinci bölümünü oluştururken, ikinci bölümde konuya ilişkin literatürde yapılan ve önemli görülen çalışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde çalışmanın veri seti, değişkenlerin tanımlanması, izlenen metodoloji ve analiz sonuçları yer almaktadır. Dörüncü ve son bölümde çalışmanın sonuç kısmı bulunmaktadır. 2. LİTERATÜR ÖZETİ Çalışma sermayesi yönetiminin şirket karlılığı üzerindeki etkisini araştırmak üzere literatürde yapılan çok sayıda çalışma mevcuttur. Araştırmada kullanılan yöntem, değişkenlerin hesaplanma şekilleri, çalışılan ülkeler ve faaliyette bulunulan sektörlere göre çalışmaların sonuçları farkılıklar göstermekle birlikte bu çalışmaların ulaştığı genel sonuç, çalışma sermayesi yönetiminin şirket karlılığı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin bulunduğu yönündedir(Tran, Abbott, Yap, 2017,3).

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

75


MALİ

ÇÖZÜM

Şirket karlılığı üzerinde çalışma sermayesi yönetiminin etkisini araştıran ilk çalışmalardan birisi Shin ve Soenen (1998) tarafından yapılmıştır. Amerikada faaliyet gösteren 58.985 adet şirketin 1975-1994 dönemlerine ilişkin yıllık verileri kullanılarak yapılan çalışmada net ticaret döngüsü ile şirket karlılığı arasında istatistiki olarak anlamlı ve negatif güçlü bir ilişki bulunmuştur. Shin ve Soenen çalışmalarında nakit dönüşüm süresinin hesaplanmasında kullanılan bazı verilerin şirket dışındaki finansal tablo kullanıcıları için açık olmadığını ve bu nedenle çalışma sermayesinin etkinliğinin göstergesi olarak nakit dönüşüm süresi yerine net ticaret döngüsünü kullandıklarını belirtmişlerdir (Shin ve Soenen, 1998, 37-45) Deelof (2003) Belçika’da faaliyet gösteren 1.009 adet şirketin 1992-1996 dönemlerine ilişkin yıllık verilerini kullanarak yaptığı çalışmasında nakit dönüşüm süresi ve nakit dönüşüm süresinin bileşenleri olan ticari alacakların tahsil süresi, stokların satış süresi ve ticari borçların ödenme süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisini araştırmıştır. Finans sektörü dışındaki şirketler üzerine yapılan ve sekiz farklı modelin kurulduğu çalışmada ticari alacakların tahsil süresi, stokların satış süresi ve ticari borçların ödenme süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisi istatistiki olarak anlamlı ve negatif yönlü bulunmuştur. Çalışmada nakit dönüşüm süresinin bağımsız değişken olarak yer aldığı iki model kurulmuştur. Nakit dönüşüm süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisi her iki modelde de negatif yönlü bulunurken, modellerden birisinde istatistiki olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (Deelof, 2003, 573-587) Padachi (2006) Moritanya’da imalat sanayinde faaliyet gösteren 58 adet küçük ölçekli şirketin 1998-2003 dönemlerine ilişkin verileri üzerinden yaptığı araştırmasında, stoklar ve ticari alacakların yüksek seviyede olmasının şirket karlılığını olumsuz yönde etkilediğine ulaşmıştır. Çalışmada nakit dönüşüm süresinin, stokların satış süresinin ve ticari borçların ödenme süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisinin % 95 güven düzeyinde istatistiki olarak anlamsız olduğu, ticari alacakların tahsil süresinin ise negatif yönlü ve anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir (Padachi, 2006, 45-58) Lazaridis ve Tryfonidis (2006) tarafından Atina Menkul Kıymetler Borsası’nda pay senedi işlem göre 131 şirketin 2001-2004 dönemlerine ilişkin finansal verileri üzerinden yapılan çalışmada nakit dönüşüm süresi ile şirket karlılığı arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Finans ve hizmet sektörü dışında kalan 131 adet şirket üzerine yapılan çalışmada ortalama tah76

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

sil süresi ve borç ödeme süresi ile şirket karlılığı arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki tespit edilirken, bu ilişkinin yönü tahsil süresi için negatif, borç ödeme süresi içinse pozitif yönlüdür. Çalışmada stokların satış süresi ile karlılık arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişkinin var olmadığı tespit edilmiştir (Lazaridis ve Tryfonidis, 2006, 26-35). Garcia-Teruel ve Martinez-Solano (2007) tarafından İspanya’da faaliyet gösteren 8.8872 küçük ve orta ölçekli şirketin 1996-2002 dönemlerine ilişkin yıllık verileri üzerinden yapılan çalışmada nakit dönüşüm süresi ile şirket karlılığı arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalışmada stokların satış süresi ve alacakların tahsil süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisinin de negatif ve anlamlı olduğu tespit edilmiştir (Garcia-Teruel ve Martinez-Solano, 2007, 164-177) Enqvist, Grahamb, Nikkinenc (2014) tarafından yapılan çalışmada, Nasdaq OMX Helsinki Menkul Kıymetler Borsası’na kote olan 1.136 şirketin 1990-2008 dönemlerine ilişkin yıllık verileri kullanılmış ve nakit dönüşüm süresinin şirketin esas faaliyetlerindeki karlılığı üzerindeki etkisinin istatistiki olarak anlamlı ve negatif olduğu belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca ortalama satış süresi ve ticari borçların ödenme süresinin esas faaliyet karı üzerindeki etkisi anlamlı ve negatif yönlü bulunurken, ticari alacakların ise istatistiki olarak bir etkisi bulunmamaktadır(Enqvist, Grahamb, Nikkinenc, 2014, 36-49) Gill, Biger, Mathur (2010) New York Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören ve imalat sanayinde faaliyet gösteren 88 adet şirketin 2005-2007 dönemlerine ilişkin yıllık verilerini kullanarak yaptıkları çalışmasında, nakit dönüşüm süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisini pozitif ve anlamlı bulmuştur. Çalışmada stokların satış süresi ve ticari borçların ödenme süresinin şirket karlılığı üzerinde istatistiki olarak bir etkisi bulunmazken, ortalama tahsil süresinin etkisi ise negatif ve anlamlı çıkmıştır(Gill, Biger, Mathur,2010,1-9). Tran, Abbott, Yap (2017) yapmış oldukları çalışmada Vietnam’da faaliyet gösteren 200 adet küçük ve orta ölçekli şirketin 2010-2012 dönemine ilişkin yıllık verilerini kullanıştır. Çalışma sonucunda nakit dönüşüm süresi, ortalama satış süresi, ticari alacakların ortalama satış süresi ve ticari borçların ödenme süresinin şirket karlılığı üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisinin olduğunu belirlemişlerdir (Tran, Abbott, Yap, 2017, 2-11) Çalışma sermayesi yönetimin şirket karlılığı üzerindeki etkisini Türkiye’de faaliyette bulunan şirketlerde araştıran çok sayıda çalışma bulunmakla birlikte,

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

77


MALİ

ÇÖZÜM

bu çalışmaların bir çoğu Borsa İstanbul’da pay senedi işlem gören ve BIST Sınai Endeksi’nde yer alan imalat şirketleri üzerinedir. Öz ve Güngör (2007); Şen ve Oruç (2009); Aygün (2012); Dursun ve Ayrıçay (2012); Vural, Sökmen, Çetenak (2012); tarafından yapılan çalışmalarda nakit dönüşüm süresi ve bileşenlerinin şirket karlılığı üzerindeki etkisini BIST Sınai Endeksinde yer alan şirketlerde araştırmışlardır. Bu çalışmaların dışında belirli bir sektör üzerine yapılan çalışmalar da mevcuttur. Akbulut (2011) metal eşya, makine ve gereç yapım sektöründe; Kendirli ve Konak (2014) gıda ve içeçek sektöründe, Erdas (2015) turizm sektöründe, Keskin ve Gökalp (2016) gıda ve içecek sektöründe şirket karlılığı ile nakit dönüşüm süresi ve bileşenleri arasındaki ilişkiyi incelemişlerdir. Türkiye’de faaliyet gösteren şirketler üzerine yapılan söz konusu araştırmalardan Akbulut (2011) ve Keskin ve Gökalp (2014) tarafından yapılan çalışmalarda nakit dönüşüm süresinin şirket karlılığı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisi bulunmazken, söz konusu diğer yedi çalışmada ise negatif yönlü ve anlamlı bir etkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Ortalama satış süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisi Vural, Sökmen, Çetenak (2012), Akbulut (2011) ve Keskin ve Gökalp (2016) tarafından yapılan çalışmalarda istatistiki olarak anlamsız çıkarken; Öz ve Güngör (2007), Şen ve Oruç (2009), Aygün (2012), Dursun ve Ayrıçay (2012) tarafından yapılan çalışmalarda ise negatif ve anlamlı bulunmuştur. Ticari alacakların ortalama tahsilat süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisi Öz ve Güngör (2007), Şen ve Oruç (2009), Aygün (2012), Vural, Sökmen, Çetenak (2012), Keskin ve Gökalp (2016) tarafınan yapılan çalışmalarda negatif ve anlamlı olduğu tespit edilirken, Dursun ve Ayrıçay (2012) ve Akbulut (2011) tarafından yapılan çalışmalarda ise istatistiki olarak anlamsız olduğuna ulaşılmıştır. Öz ve Güngör (2007), Aygün (2012), Dursun ve Ayrıçay (2012) tarafından yapılan çalışmalarda ticari borçların ortalama ödenme süresinin şirket karlılığı üzerindeki etkisi istatistiki olarak anlamlı ve negatif yönlü bulunurken; Şen ve Oruç (2009), Vural, Sökmen, Çetenak (2012), Keskin ve Gökalp (2016) tarafından yapılan çalışmalarda ise istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin olmadığına ulaşılmıştır. 3. VERİ SETİ VE METODOLOJİ Çalışma sermayesi yönetiminin şirket karlılığı üzerindeki etkisini Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerde araştırmak amacıyla yapılan bu çalışmada, konuya ilişkin daha önce Deelof (2003) tarafından yapılan ve Lazaridis ve Tryfonidis 78

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

(2006), Padachi (2006), Garcia-Teruel ve Martinez-Solano (2007) ve Enqvist, Grahamb, Nikkinenc (2014) tarafından izlenen yaklaşım benimsenmiştir. Çalışma sermayesinin etkisini kapsamlı bir şekilde ortaya koyabilmek amacıyla bu yaklaşım çerçevesinde nakit dönüşüm süresi ve nakit dönüşüm süresini oluşturan bileşenleri (stokların ortalama satış süresi, ticari alacakların ortalama tahsil süresi ve ticari borçların ortalama ödenme süresi) çalışma sermayesi yönetiminin etkinliğinin ölçülmesinde kullanılan göstergeler olarak seçilmiştir. 3.1. Veri Setinin Oluşturulması Çalışmada Türkiye’de faaliyet gösteren ve Borsa İstanbul’da pay senedi işlem gören 12 ticaret şirketi üzerine çalışılmıştır. Söz konusu şirketlerin tamamı BIST Ticaret Endeksi (XTCRT)’nde yer almaktadır. 2017 yılı sonunda XTCTR de 17 adet şirket olmasına rağmen çalışmada 12 adet şirketin verilerinin kullanılmasının nedeni, çalışma döneminin kapsamı içinde 5 şirkete ait verilerin düzenli olmamasıdır. Bu şirketlerden Mavi Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin Haziran 2017 de, Pergamon Dış Ticaret A.Ş.’nin ise 2014 yılında borsaya kote olması nedeniyle daha önceki dönemlerine ilişkin verilerine ulaşılamamıştır. Carrefoursa Sabancı Ticaret Merkezi A.Ş, Milpa Ticari ve Sanai Ürünler Pazarlama Sanayi A.Ş. ve TGS Dış Ticaret A.Ş.’nin ise verilerinde bazı dönemlerde eksiklikler bulunması nedeniyle bu şirketler çalışma kapsamından çıkarılmıştır. Çalışmada 2004-2017 yılları arasındaki 14 dönemi kapsayan dengeli panel veri seti oluşturulmuştur. Her bir dönemin uzunluğu 1 yıldır. Çalışma döneminin 2004-2017 yıllarını kapsamasına rağmen 12 şirketten 4 adedinin 2004 yılı sonrasında Borsa Istanbul’a kote olmaları nedeniyle ilk halka arz öncesi yıllarına ilişkin finansal verilerine ulaşılamamıştır. Bu nedenle Bizim Toptan Satış Mağazaları A.Ş’nin finansal verileri 2007 yılından itibaren çalışmada yer alırken, Adese Alışveriş Merkezleri Ticaret A.Ş ve Mepet Metro Petrol Tesisleri Sanayi Ticaret A.Ş’nin verileri 2008, Teknosa İç ve Dış Ticaret A.Ş.’nin verileri ise 2009 yılından itibaren çalışmada kullanılmıştır. Söz konusu 4 şirketin tüm verileri ilk halka arz yılından itibaren, diğer 8 şirketin ise 2004 yılından itibaren tüm dönemlerine ilişkin verileri çalışmada eksiksiz olarak yer almaktadır. Bu verilerin tamamı şirketlerin konsolide olmayan finansal tablolarından hesaplanmıştır. 2009 yılı öncesindeki finansal tablolara Borsa İstanbul’un resmi internet adresi (http://www.borsaistanbul.com/

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

79


MALİ

ÇÖZÜM

veriler/verileralt/mali-tablolar-arsiv)’nden; 2009 yılı ve sonrasındaki yılların finansal tablolarına ise Kamuyu Aydınlatma Platformu’nun resmi internet adresi (www.kap.org.tr)’nden ulaşılmıştır. Çalışma döneminin 2004 yılından başlamasının nedeni, Türkiye’de 2003 yılında International/Turkish Accounting standardı konusunda getirilen önemli (esaslı) düzenlemelerdir. 2004 yılından itibaren Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin finansal tablolarının daha karşılaştırılabilir olması çalışma döneminin belirlenmesinde önemli olmuştur. 3.2. Bağımlı ve Bağımsız Değişkenler Çalışmada kullanılan bağımlı ve bağımsız değişkenlere karar verilirken, öncelikle konuya ilişkin daha önce yapılan çalışmalar incelenmiştir. Şirket performansı ya da karlılığını belirlemek üzere yapılan çalışmalarda en sık kullanılan performans ölçüleri toplam varlıkların karlılık oranı (ROA) ve özkaynakların karlılık oranı (ROE)’dır. Ancak çalışma kapsamında yer alan şirketlerin finansal tabloları incelenirken bazı dönemlerde özsermayesi negatif olan şirketler olduğu görülmüş ve bu nedenle ROE’nin performans ölçüsü olarak kullanılması bu çalışmada uygun bulunmamıştır. ROA: Çalışmada kurulacak modellerin bağımlı değişkeni ROA’dır. Araştırmanın konusu üzerine yapılan çalışmalarda ROA en sık kullanılan karlılık ölçüsü olurken, ROA’nın hesaplanmasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Şen ve Oruç (2009), Aygün (2012), Akbulut (2011), Kendirli ve Konak (2014), Keskin ve Gökalp (2016) tarafından yapılan çalışmalarda ROA hesaplanırken dönemin net karı toplam varlıklara oranlanmaktadır. Padachi (2006), Garcia-Teruel ve Martinez-Solano (2007) tarafından yapılan çalışmalarda şirketin faiz ve vergi öncesi karı toplam varlıklara oranlanırken, Shin ve Soenen (1998)’in çalışmasında ise faaliyet karı ve amortismanların toplamı toplam varlıklara oranlanmıştır. Deelof (2003), Lazaridis ve Tryfonidis (2006), Enqvist, Grahamb, Nikkinenc (2014), Gill, Biger, Mathur (2010), Tran, Abbott, Yap (2017) tarafından yapılan çalışmalarda ise ROA, brüt satış karının finansal duran varlıklar dışındaki toplam varlıklara oranlanması ile hesaplanmıştır. Çalışmada konuya ilişkin daha önce yapılan çalışmalarda olduğu gibi dönem net karı ya da brüt satış karını kullanaraktan ROA’yı hesaplamaktansa net esas faaliyet karı ile hesaplanması daha uygun bulunmuştur. Bu şekilde hesaplanmasının nedeni şirketlerde stok, ticari alacak ve ticari borçların yönetiminin doğrudan 80

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

esas faaliyetlere ilişkin olmasıdır. ROA hesaplanırken oranın pay kısmında net esas faaliyet karının kullanılması nedeniyle oranın paydasında toplam varlıkları kullanmaktansa, şirketin esas faaliyet alanı ile doğrudan bağlantılı olan varlıkların kullanılması daha doğru olacaktır. Bu amaçla bilançoda toplam varlıklardan finansal duran varlıklar, yatırım amaçlı gayrimenkuller, alım satım amaçlı net gayrimenkuller ve satılmaya hazır finansal varlıklar çıkarılmıştır. Nakit Dönüşüm Süresi (NDS): Şirketin esas faaliyetlerinin döngüsü hakkında doğrudan bilgi veren nakit dönüşüm süresi çalışma sermayesi yönetiminin etkinliğininin ölçülmesinde kullanılan en önemli göstergedir. Nakit dönüşüm süresi hesaplanırken ortalama satış süresi ve ticari alacakların ortalama tahsil sürelerinin toplamından ticari borçların ortalama ödeme süresi çıkarılmıştır. Çalışmada nakit dönüşüm süresinin uzunluğu ile şirket karlılığı arasındaki ilişkinin negatif yönlü olması beklenmektedir. Ortalama Satış Süresi (OSS): Şirketlerin stoklarını ortalama kaç günde sattığı karlılığı üzerinden doğrudan etkilidir. Stoklarını satmakta zorlanan şirketlerin satış süresi artacaktır. Bu nedenle çalışmada ortalama satış süresi ile şirket karlılığı arasındaki ilişkinin ters yönlü olması beklenmektedir. Ortalama Tahsil Süresi (OTS): Ticari alacaklarının ortalama tahsil süresi şirketin karlılığı ve likiditesi üzerinde doğrudan etkilidir. Tahsilat süresi kısaldıkça, şirketin nakit dönüşüm süresinin azalmasıyla birlikte faaliyetlerin etkinliği artacaktır. Çalışmada ortalama tahsilat süresinin uzunluğu ile şirket karlılığı arasındaki ilişkinin ters yönlü olması beklenmektedir. Ortalama Borç Ödenme Süresi (OBS): Şirketin ticari borçlarının ödeme süresi, stoklarının finansman yükü ile doğrudan bağlantılıdır. Bu sürenin uzaması durumunda, stokların finansmanı satıcılar tarafından sağlanmakta ve şirketin işletme faaliyetlerine ilişkin finansman yükünün azalması nedeniyle karlılığını olumlu etkilemektedir. Ancak diğer taraftan karlılığı ve likiditesi güçlü olan şirketler stoklarını peşin ya da daha kısa vadeli almayı tercih edebilecekleri için şirket karlılığı ile ticari borçların ödeme süresi arasındaki ilişki pozitif yönlü de olabilecektir. Çalışmada şirketlerinin ticari borçlarının ödeme süresi ile şirket karlılığı arasındaki ilişkinin bu nedenle çift yönlü (pozitif veya negatif) olabileceği beklenmektedir. Çalışmada bağımsız şirket karlılığı üzerinde etkili olabileceği düşünülen diğer bağımsız değişkenler cari oran, şirket büyüklüğü ve finansal borçların özkaynaklara oranıdır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

81


MALİ

ÇÖZÜM

Cari Oran (CRO): Dönen varlıkların kısa vadeli borçlara oranlanması ile elde edilmiştir. Dönen varlıkların şirketin faaliyet büyüklüğüne ve döngüsüne göre göreceli olarak fazla olması şirket karlılığını olumsuz etkilerken, yetersiz olması ise işletme faaliyetlerini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle ROA üzerinde cari oranın etkisi çift yönlü (pozitif ya da negatif) olabilecektir. Şirket Büyüklüğü (SBY): Konuya ilişkin yapılan çalışmalarda şirket büyüklüğünün göstergesi olarak genellikle toplam varlıkların büyüklüğü ya da satışların büyüklüğü kullanılmıştır. Bu çalışmada şirket büyüklüğünün ölçüsü olarak net satışlar alınmış ve satışların doğal logaritması hesaplanarak bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Satışlar ile ROA arasındaki ilişkinin pozitif yönlü olması beklenmektedir. Sermaye Yapısı Oranı (SYO): Çalışmada sermaye yapısı kararlarını temsilen gösterge olarak seçilen bağımsız değişken, finansal borçların özkaynaklara oranıdır. Çalışmada kullanılan değişkenler, simgeleri ve hesaplanmasına ilişkin açıklamalar Tablo 1’de özetlenmiştir. Tablo 1: Çalışmada Kullanılan Değişkenlere Ait Bilgiler Değişken

Simge

Açıklama

Bağımlı

ROA

Net Esas Faaliyet Karı / [ Aktif Toplam - (Finansal Duran Varlıklar +Yatırım Amaçlı Gayrimenkuller + Alım Satım Amaçlı Net Gayrimenkuller + Satılmaya Hazır Finansal Varlıklar) ]

Bağımsız

NDS

Ortalama Satış Süresi + Ticari Alacakların Ortalama Tahsil Süresi – Ticari Borçların Ortalama Ödeme Süresi

Bağımsız

OSS

365 / (Satışların Maliyeti / Ortalama Stoklar)

Bağımsız

OTS

365 / (Net Satışlar / Ortalama Ticari Alacaklar)

Bağımsız

OBS

365 / (Satışların Maliyeti / Ortalama Ticari Borçlar)

Bağımsız

CRO

Dönen Varlıklar / Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar

Bağımsız

SBY

Satışların Doğal Logaritması

Bağımsız

SYO

Finansal Borçlar / Özkaynaklar

Çalışmada kullanılan değişkenlere ilişkin özet istatistikler Tablo 2 de verilmiştir. Çalışmada kapsamındaki 12 şirketinin 2004-2017 dönemleri arasındaki ROA’sı yıllık ortalama % 6.2’dir. Şirketlerin nakit dönüşüm süresi ortalama 82

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

13 gündür. Stokların ortalama satış süresi 45 gün, ticari alacakların ortalama tahsil süresi 42 gün, ticari borçların ortalama ödenme süresi ise 74 gündür. Ticari borçların ödenme süresinin göreceli olarak daha yüksek olması, sektörde stokların finansmanında önemli ölçüde ticari kredilerin kullanıldığını göstermektedir. Tablo 2: Değişkenlere İlişkin Özet İstatistikler Değişkenler

Gözlem Sayısı

Ortalama

Std. Sapma

Minimum

Maksimum

ROA

152

0.062

0.078

- 0.186

0.267

NDS

152

13.08

55.14

- 108.28

169.31

OSS

152

45.07

41.35

0.243

199.88

OTS

152

42.28

43.49

0.834

154.50

OBS

152

74.26

31.12

1.23

153.53

CSO

152

0.04

0.12

-0.28

0.42

CRO

152

1.19

0.52

0.42

3.44

SBY

152

3.15

0.57

1.97

4.39

SYO

152

0.42

0.91

0.00

7.86

Çalışmada kullanlılan bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki korelasyon alanizinin sonuçlar Tablo 3’de yer almaktadır. Tablo 3: Korelasyon Analizinin Sonuçları ROA ROA

1.000

OSS

OTS

OBS

NDS

CRO

SBY

OSS

-0.065

1.000

OTS

-0.252

-0.180

1.000

OBS

-0.293

0.215

0.121

1.000

NDS

-0.083

0.486

0.585

-0.307

CRO

-0.066

0.168

0.298

-0.123

0.267

1.000

SBY

0.410

-0.095

0.279

-0.082

-0.337

-0.365

1.000

SYO

-0.039

0.176

-0.147

0.239

-0.119

-0.163

0.323

SYO

1.000

1.000

ROA ile şirket büyükülüğü arasındaki ilişkinin yönü pozitifken, diğer tüm bağımsız değişkenlerin ROA ile korelasyonu negatif yönlüdür. Nakit dönüşüm süresi, ticari alacakların ortalama tahsil süresi ve ticari borçların ortalama ödenme süresi ile ROA arasındaki ilişkinin negatif yönlü olması beklentilerimizle aynı yöndedir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

83


MALİ

ÇÖZÜM

3.3. Metodoloji Çalışma sermayesi yönetiminin şirket karlılığı üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılan bu çalışmada ekonometrik model olarak panel veri analiz yöntemi seçilmiştir. Çalışmada, şirket karlılığının ölçüsü olarak seçilen ROA’nın bağımlı değişken olduğu iki ayrı model kurulmuştur. Birinci modelde nakit dönüşüm süresi, şirket büyüklüğü ve finansal borçların özkaynaklara oranı bağımsız değişken olarak yer alırken, ikinci modelde birinci modelden farklı olarak nakit dönüşüm süresi yerine bu sürenin bileşenlerini oluşturan ortalama satış süresi, ortalama tahsil süresi ve ortalama borç ödeme süreleri bağımsız değişken olarak yer almaktadır. Bu şekilde bir uygulama ile nakit dönüşüm süresini oluşturan değişkenlerin karlılık üzerindeki birlikte (bileşik) etkisi birinci modelde, tekil etkileri ise ikinci modelde incelenmiştir.

Çalışmada nakit dönüşüm süresinin bileşenleri olan ortalama satış süresi, ticari alacakların ortalama tahsil süresi ve ticari borçların ortalama ödenme süresi arasındaki korelasyonun zayıf olması nedeniyle, bu değişkenlerin yer aldığı 3 farklı model kurmaktansa, bağımsız değişken olarak aynı modelde yer alması uygun bulunmuştur. Çalışma bu yönüyle konuya ilişkin daha önce Deelof (2003) tarafından yapılan ve Lazaridis ve Tryfonidis (2006), Padachi (2006), Öz ve Güngör (2007), Garcia-Teruel ve Martinez-Solano (2007), Enqvist, Grahamb, Nikkinenc (2014) tarafından yapılan çalışmalarda izlenen yöntemden farklılaşmaktadır. Çalışmada kullanılan veri setine en uygun panel veri modeline karar verebilmek amacıyla çeşitli testlerden faydalanılmıştır. Bu amaçla her bir eşitlik için birim ve/veya zaman etkilerinin varlığı LR testi, birim etkinin varlığı F testi, zaman etkisinin varlığı ise LR testi ile araştırılmıştır. Bu testlerin sonuçları Tablo 4’te verilmiştir.

84

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 4: Modeller Arasında Seçim Yapılırken Kullanılan Testler ve Sonuçları Bölüm A: LR Test: Birim ve Zaman Etkisi Bağımsız Değişken Değişkenvariable

Models

Test İstatistiği

Olasılık Değeri

ROA

Model 1

90.88

0,000

ROA

Model 2

81.72

0.000

  Bölüm B: F Test: Birim Etki Bağımsız Değişken variable

Models

Test Statistics

Olasılık Değeri

ROA

Model 1

20.12

0.000

ROA

Model 2

18.65

0.000

Bölüm C: LR Test: Zaman Etkisi Bağımsız Değişken variable

Models

Test Statistics

Olasılık Değeri

ROA

Model 1

2.76

0.078

ROA

Model 2

1.74

0.093

Tablo 4’ün A bölümünde verilen LR testi sonuçlarına göre birim ve zaman etkilerinin standart hatalarının en az birisinin sıfıra eşit olduğunu söyleyen temel hipotez reddedilmiştir. Buna göre kurulacak modellerde birim ve / veya zaman etkilerinden en az birisi mevcuttur. Bu nedenle öncelikle birim ve zaman etkisinin varlığı tek tek test edilmiştir. Tablonun B bölümünde yer alan F testi sonuçlarına göre birim etkilerin sıfıra eşit olduğunu söyleyen temel hipotez her iki model için reddedilmiştir. Bu sonuç kurulacak modellerde birim etkilerin var olduğunu ve klasik modelin uygun olmadığını göstermektedir. C bölümünde yer alan LR testi sonuçlarına göre ise kurulacak modellerde zaman etkilerinin standart sapmasının sıfıra eşit olduğunu söyleyen temel hipotez % 95 güven düzeyinde reddedilememekte ve her iki modelde de zaman etkisinin var olmadığına ulaşılmaktadır. Tablo 4 de yapılan testler sonucunda çalışmada birim etkilerin yer aldığı tek yönlü modellerin kurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Kurulacak modellerde birim etkilerin varlığının tespit edilmesinden sonra bu etkilerin sabit TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

85


MALİ

ÇÖZÜM

mi yoksa tesadüfi mi olduğuna karar verebilmek için Hausman testi kullanılmıştır. Hausman testinde temel hipotez tesadüfi etkiler modeli etkindir şeklinde kurulurken, alternatif hipotez ise tesadüfi etkiler tahmincisi tutarsızdır ve sabit etkiler modeli seçilmelidir şeklinde kurulmaktadır. Hausman testinin sonuçları Tablo 5’te yer almaktadır. Tablo 5: Hausman Testi Bağımlı Değişken

Modeller

Test İstatistiği

Olasılık Değeri

Model 1

19.44

0.0016

Model 2

23.06

0.0008

ROA

Hausman testinin sonuçlarına göre % 99 güven düzeyinde temel hipotez her iki model içinde reddedilmekte ve çalışmada tek yönlü sabit etkiler modelinin kurulması gerektiğine karar verilmektedir. Panel veri modellerinde hata terimlerinin birim içerisinde ve birimlere göre eşit varyanslı (homoskedastik), otokorelasyonsuz ve birimler arası korelasyonsuz olduğu varsayımı yapılmaktadır. Varsayımlarla ilgili problemlerin dikkate alınmadan tahminlerin yapılması standart hataların sapmalı olmasına sebep olacağı için etkinliği engellemekte ve böylece t istatistikleri ile güven aralıkları geçerliliğini yitirmektedir Bu nedenle kurulacak modellerde öncelikle otokeralasyon, birimlere göre heteroskedasite ve birimler arası korelasyon varsayımından sapmaların testleri yapılmalı ve sapmaların bulunması durumuna göre uygun yöntemler seçilerek tahmin yapılmalıdır (Tatoğlu Yerdelen, 2012, 199). Çalışmada varsayımlardan sapmaların sınanması Tablo 6’da yer alan testlerle yapılmıştır.

86

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 6: Varsayımlardan Sapmaların Test Edilmesinde Kullanılan Testler

Model 1

Model 2

Testler

Test İstatistiği

Olasılık Değeri

Test İstatistiği

Olasılık Değeri

Değiştirilmiş Wald Testi

98,76

0,000

396.35

0,000

Bhargava, Franzini ve Narendranathan’ın DW Testi

1,14

1,15

Baltagi-Wu’nun Yerel En İyi Değişmez Testi

1,44

1,46

Frees Testi

0,503

α (0,05) = 0,38

0,304

α (0,05) = 0,38

Çalışmada kurulacak modellerde birimlere göre heteroskedasitenin varlığının testi Değiştirilmiş Wald Testi ile yapılmış ve bu testin sonucuna göre % 99 güven düzeyinde heteroskedasite yoktur şeklinde kurulan temel hipotez her iki modelde de reddedilmiştir. Modellerde otokorelasyonun varlığı Bhargava, Franzini ve Narendranathan’ın tarafından önerilen Durbin Watson Testi ve Baltagi-Wu tarafından önerilen Yerel En İyi Değişmez Testi ile sınanmıştır. Her iki testin de test istatistikleri kritik değer 2‘den küçüktür ve bu nedenle kurulacak modellerde otokorelasyon problemi bulunmaktadır. Çalışmada birimler arası korelasyonun varlığını sınamak için Frees Testi kullanılmıştır. Frees test istatistiği birinci modelde % 95 güven düzeyinde kritik değerden büyük olduğu (0,503 > 0,38) için birimler arası korelasyon yoktur şeklinde kurulan temel hipotez reddedilmektedir. İkinci modelde test istatistiği kritik değerden küçük olduğu (0,304 < 0,38) için temel hipotez reddedilememektedir. Sabit etkiler modelinde varsayımlardan sapmaların test edilmesi sonucunda, her iki modelde de heteroskedasite ve otokorelasyon problemi bulunurken, birimler arası korelasyon ise birinci modelde bulunmaktadır. Bu nedenle çalışmada birinci modelde Driscroll ve Kraay (1998) standart hataları kullanılarak nihai modele ulaşılırken, ikinci modelde ise Arellano, Froot ve Rogers tahmincisi kullanılmıştır. Bu testlerin sonucu Tablo 7 de verilmiştir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

87


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 7: Nihai Modellerin Sonuçları Bağımlı Değişken: ROA Bağımsız Değişkenler

Model 1

Model 2

Katsayı

Olasılık Değeri

NDS

-0,0022

0,000

OSS

-

OTS

Katsayı

Olasılık Değeri

-

-0,0026

0,010

-

-

-0,0027

0,039

OBS

-

-

0,0018

0,166

CRO

-0,0445

0,002

-0,0487

0,088

SBY

0,0433

0,018

0,0269

0,184

SYO

-0,0052

0,277

0,0033

0,607

Sabit Terim

0,2511

0,000

0,3113

0,008

F Testi

16,44

0,000

20,52

0,000

R2

13,83

21,56

Nihai modellerin sonuçlarının yer aldığı Tablo 7’de modelin genel anlamlılığını veren F testi sonucuna göre her iki modelde de bağımsız değişkenler beraberce ROA’daki değişkenliği açıklamakta %99 güven düzeyinde anlamlıdır. Bağımsız değişkenler ROA’daki değişimin birinci modelde yaklaşık % 14’ünü, ikinci modelde ise yaklaşık %22’sini açıklamaktadır. Model 1 de yer alan bağımsız değişkenlerden SYO (Sermaye Yapısı Oranı) dışındakilerin tamamı % 95 güven düzeyinde anlamlıdır. Bu değişkenlerden NDS (Nakit Dönüşüm Süresi) ve CRO (Cari Oran) ‘daki artış ROA’yı azaltırken; SBY (Şirket Büyüklüğü)’deki artış ROA’yı artırmaktadır. Model 2 de yer alan bağımsız değişkenlerden OSS (Ortalama Satış Süresi) ve OTS (Ortalama Tahsil Süresi) % 95 güven düzeyinde, CRO ise % 90 güven düzeyinde anlamlıdır. OSS, OTS ve CRO’daki artış ROA yı azaltmaktadır. SBY, SYO ve OBS (Ticari Borçların Ortalama Ödeme Süresi) değişkenlerinin ise ROA üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Çalışma sermayesi yönetiminin şirket karlılığı üzerindeki etkisini araştırmak üzere yapılan çalışmada, çalışma sermayesi kararlarının göstergesi olarak seçilen bağımsız değişkenlerden nakit dönüşüm süresi Model 1 de 88

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

anlamlı ve negatif çıkmıştır. Nakit dönüşüm süresinin azalması çalışma kapsamındaki şirketlerin karlılığını olumlu etkilemektedir ve bu sonuç Shin ve Soenen (1998), Deelof (2003), Lazaridis ve Tryfonidis (2006), Öz ve Güngör (2007), Garcia-Teruel ve Martinez-Solano (2007), Şen ve Oruç (2009), Aygün (2012), Dursun ve Ayrıçay (2012), Vural, Sökmen, Çetenak (2012), Enqvist, Grahamb, Nikkinenc (2014), Erdas (2015), Keskin ve Gökalp (2016), Tran, Abbott, Yap (2017) tarafından yapılan çalışmaların sonucu ile aynı yöndedir. Nakit dönüşüm süresini oluşturan değişkenlerin karlılık üzerindeki tekil etkisini belirleyebilmek amacıyla Model 2’de bağımsız değişken olarak yer alan ortalama satış süresi ve ortalama tahsil süresi ROA üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir etkiye sahipken, ticari borçların ortalama ödenme süresinin ise istatistiki olarak anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Model 2’nin sonucuna göre stokların ortalama satış süresinin ve ticari alacakların ortalama tahsil süresinin uzaması şirketin karlılığını azaltmaktadır. Bu sonuç beklentilerimize uygundur ve konuya ilişkin daha önce Deelof (2003), Öz ve Güngör (2007), Garcia-Teruel ve Martinez-Solano (2007), Şen ve Oruç (2009), Aygün (2012), Tran, Abbott, Yap (2017) tarafından yapılan çalışmaların sonuçları ile aynı yöndedir. Çalışmada ticari borçların ortalama ödeme süresinin şirket karlılığı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin bulunmaması Deelof (2003)’un çalışmasından farklı bir sonuç vermekle birlikte Padachi (2006), Garcia-Teruel  ve Martinez-Solano (2007), Şen ve Oruç (2009), Gill, Biger, Mathur (2010), Vural, Sökmen, Çetenak (2012), Keskin ve Gökalp (2016) tarafından yapılan çalışmaların sonuçları ile benzerlik göstermektedir. Çalışmada şirket büyüklüğünü temsilen bağımsız değişkenler içinde yer alan net satışların logaritması (SBY) Model 1 de % 95 güven düzeyinde anlamlı ve pozitif çıkmıştır. Bu sonuç Öz ve Güngör (2007), Padachi (2006), Lazaridis ve Tryfonidis (2006), Kendirli ve Konak (2014) tarafından yapılan çalışmalarla aynı yönde sonuç vermektedir. Model 2 de ise aynı değişkenin ROA üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığına ulaşılmıştır. Benzer sonuçlar daha önce Gill, Biger, Mathur (2010) , Tran, Abbott, Yap (2017) tarafından bulunmuştur. Sermaye yapısı kararlarının şirket karlılığı üzerinde etkili olabileceği düşüncesi ile çalışmada sermaye yapısı oranı (SYO) olarak yer alan finansal borçların özkaynaklara oranın kurulan her iki modelde de ROA üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Bu sonuç Deelof (2003)’un

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

89


MALİ

ÇÖZÜM

çalışmasının sonucundan farklıdır ancak Padachi (2006), Enqvist, Grahamb, Nikkinenc (2014) tarafından yapılan çalışmaların sonucu ile benzerlik göstermektedir. 4. SONUÇ Çalışma sermaye yönetimi konusunun temelini şirketlerin faliyetlerini yürütmek amacıyla yapmış olduğu kısa vadeli yatırım ve kısa vadeli finansmana ilişkin kararlar oluşturmaktadır. Şirketlerde nakit, stok, ticari alacak ve ticari borç yönetimine ilişkin alınan kararlar çalışma sermayesi yönetimi ile ilgili kararlardır. Bu kararların şirketin günlük faaliyetlerini yürütmesi, likiditesi ve karlılığı üzerinde belirleyici bir rolü bulunmaktadır. Nakit dönüşüm süresi, çalışma sermayesi yönetiminin etkinliğinin ölçülmesinde kullanılan temel göstergedir. Çalışma sermayesi kararlarının şirket karlılığı üzerindeki etkisini Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerde araştırmak amacıyla yapılan bu çalışmada konuya ilişkin daha önce Deelof (2003) tarafından yapılan ve Lazaridis ve Tryfonidis (2006), Padachi (2006), Garcia-Teruel ve Martinez-Solano (2007) ve Enqvist, Grahamb, Nikkinenc (2014) tarafından izlenen yaklaşım çerçevesinde nakit dönüşüm süresi ve nakit dönüşüm süresini oluşturan değişkenlerin (stokların ortalama satış süresi, ticari alacakların ortalama tahsil süresi ve ticari borçların ortalama ödenme süresi) şirket karlılığı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu amaçla BIST Ticaret Endeksi (XTCRT)’nde yer alan 12 adet şirketin 2004-2017 yıllarına ilişkin 14 dönemini kapsayan veri setinin oluşturulduğu çalışma, sektörde bu konuda yapılan ilk araştırmadır. Panel veri analiz yönteminin kullanıldığı çalışmada, şirket karlılığının ölçüsü olarak kullanılan ROA (Net Faaliyet Karı / Toplam Varlıklar)’nın bağımlı değişken olduğu iki model kurulmuştur. Birinci modelde nakit dönüşüm süresinin, ikinci modelde ise ortalama satış süresi ve ortalama tahsil süresinin ROA üzerinde istatistiki olarak anlamlı ve negatif yönlü etkisi bulunmaktadır. Bu sonuçlar Deelof (2003)’un çalışmasının sonuçları ile aynı yöndedir ve çalışma sermayesi yönetiminin etkinliğinin artırılarak şirket karlılığının artırılabileceğini göstermektedir. Şirketler stoklarının satış süresini ve ticari alacaklarının tahsil süresini belirli bir noktaya kadar kısaltarak şirket karlılığını artırabileceklerdir. Ticari borçların ortalama ödenme süresinin ise şirket karlılığı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Bunun nedeni şirketlerin stoklarını vadeli olarak alması durumunda vadeye 90

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

göre stok maliyetlerinin değişmesi olabilir. Çalışmada şirket karlılığı üzerinde etkili olabileceği düşüncesiyle her iki modelde bağımsız değişken olarak yer alan şirket büyüklüğünün ROA üzerinde pozitif yönlü, cari oranın ise negatif yönlü etkisi olmakla birlikte her iki değişken de sadece birinci modelde istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Finansal borçların özkaynaklara oranı kurulan iki modelde de istatistiki olarak anlamlı değildir. KAYNAKÇA Akbulut, Ramazan (2011. “İMKB’de İmalat Sektöründeki İşletmelerde İşletme Sermayesi Yönetiminin Karlılık Üzerindeki Etkisini Ölçmeye Yönelik Bir Araştırma” Istanbul University Journal of The School of Business Administration 40.2 (2011). 195-206. Aktas, N., Croci, E. ve Petmezas, D. (2015). “Is Working Capital Management Value-Enhancing? Evidence from Firm Performance and Investments” Journal of Corporate Finance 30 (2015): 98-113. Aygün, Mehmet (2012). “Firma Performansı Üzerinde Çalışma Sermayesinin Etkisi: Türk İmalat Sektörü Üzerine Bir Uygulama” Ege Akademik Bakış 12:2 (2012): 215-223 Baños-Caballero, S., García-Teruel P.J. ve Martínez-Solano, P. (2012). “How Does Working Capital Management Affect The Profitability of Spanish SMEs?” Small Business Economics 39:2 (2012): 517-529. Blinder, Alan S., ve Maccini, Louis J. (1991). “The Resurgence of Inventory Research: What Have We Learned?” Journal of Economic Surveys 5:4 (1991): 291-328. Corsten, Daniel ve Gruen, Thomas W. (2004). “Stock-outs Cause Walkouts” Harvard Business Review 82:5 (2004): 26-28. Deloof, Marc (2003. “Does Working Capital Management Affect Profitability of Belgian Firms?” Journal of Business Finance & Accounting 30:3‐4 (2003): 573-588. Dursun, Adem ve Ayrıçay, Yücel (2012). “Çalişma Sermayesi-Karlılık İlişkisinin İMKB Örneğinde 1996-2005 Dönemi Analizi” Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi 26:3-4 (2012). 199-214. Ebben, Jay J. ve Johnson, Alec C. (2011). “Cash Conversion Cycle Management in Small Firms: Relationships with Liquidity, Invested Capital, and Firm Performance”  Journal of Small Business & Entrepreneurship  24:3 (2011): 381-396. TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

91


MALİ

ÇÖZÜM

Enqvist, J., Graham, M. ve Nikkinen, J. (2014). “The Impact of Working Capital Management on Firm Profitability in Different Business Cycles: Evidence from Finland” Research in International Business and Finance 32 (2014): 36-49. Erdaş, Mehmet Levent (2015). “Firma Karlılığı Üzerinde Çalışma Sermayesi Yönetiminin ve Makroekonomik Faktörlerin Etkisi: Borsa İstanbul Endeksi Turizm Sektöründe Faaliyet Gösteren Firmalar Üzerine Bir Uygulama” Journal of International Social Research 8:41 (2015). 1220-1229 Fazzari, Steven M. ve Petersen, Bruce C. (1993). “Working Capital and Fixed İnvestment: New Evidence on Financing Constraints”  The RAND Journal of Economics (1993): 328-342. Garcia-Teruel, P.J. ve Martinez-Solano, P., (2007). “Effects of Working Capital Management on SME Profitability” International Journal of Managerial Finance 3:2 (2007): 164-177. Gill, A., Biger N. ve Mathur, N. (2010). “The Relationship between Working Capital Management and Profitability: Evidence from The United States” Business and Economics Journal 10:1 (2010): 1-9. Gao, Jie ve Wang, Jiancai (2017). “Is Working Capital Information Useful for Financial Analysts? Evidence from China” Emerging Markets Finance and Trade 53:5 (2017): 1135-1151. Kendirli, Selçuk ve Konak, Fatih (2014). “İşletme (Çalışma) Sermayesi Yönetiminin Firma Performansı Üzerindeki Etkisi: BİST Gıda, İçecek Endeksi Uygulaması” Akademik Bakış Dergisi 41.3 (2014). Keskin, Rıdvan ve Gökalp, Füsun (2016). “Çalışma Sermaye Yönetiminin Firma Karlılığı Üzerine Etkisi: Panel Veri Analizi”. Doğuş Üniversitesi Dergisi, 17:1 (2016): 15-25 Lazaridis, Ioannis and Tryfonidis, Dimitrios (2006). Relationship between Working Capital Management and Profitability of Listed Companies in the Athens Stock Exchange. Journal of Financial Management and Analysis 19 (1) 2006: 26-35. Long, M. S., Malitz, I. B. ve Ravid, S. A. (1993). “Trade Credit, Quality Guarantees, And Product Marketability” Financial Management (1993): 117-127. Menteş, S. Ahmet (2011). “An Analysis on Relationship between Board Size and Firm Performance for Istanbul Stock Exchange (ISE) National Ma92

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

nufacturing Index Firms” Namik Kemal University Institute Social Science 32 (2011). 1-21 Öz, Yaşar ve Güngör, Bener (2007). «Çalışma Sermayesi Yönetiminin Firma Karlılığı Üzerine Etkisi: İmalat Sektörüne Yönelik Panel Veri Analizi»  Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 10:2 (2007): 319-332. Padachi, Kesseven (2006). “Trends in Working Capital Management and Its Impact on Firms’ Performance: An Analysis of Mauritian Small Manufacturing Firms”  International Review of Business Research Papers  2:2 (2006): 45-58. Shin, Hyun-Han ve Soenen, Luc (1998). “Efficiency of Working Capital Management and Corporate Profitability” Financial Practice and Education 8 (1998): 37-45. Singhania, Monica ve Mehta, Piyush (2017). “Working Capital Management and Firms’ Profitability: Evidence from Emerging Asian Countries” South Asian Journal of Business Studies 6:1 (2017): 80-97. Wilson, Nicholas ve Summers, Barbara (2002). “Trade Credit Terms Offered by Small Firms: Survey Evidence and Empirical Analysis” Journal of Business Finance & Accounting 29:3‐4 (2002): 317-351. Şen, M. K., Can D. ve Oruç, E. (2009). “Relationship between the Efficiency of Working Capital Management and Company Size” 12Th International Conference on Finance & Banking: Structural & Regional Impacts Of Financial Crises. Tatoğlu Yerdelen, Ferda (2012). Panel Veri Ekonometrisi: Stata Uygulamalı. İstanbul: Beta Basım Yayın. Tran, H., Abbott, M. ve Yap C. J. (2017). “How Does Working Capital Management Affect The Profitability of Vietnamese Small-and Medium-Sized Enterprises?” Journal of Small Business and Enterprise Development 24:1 (2017): 2-11. Vural, G., Sökmen, A. G. ve Çetenak, E. H. (2012). “Affects of Working Capital Management on Firm’s Performance: Evidence from Turkey” International Journal of Economics and Financial Issues 2:4 (2012): 488-495.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

93


MALİ

94

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

VERGİ UYUŞMAZLIKLARININ KÖKTEN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK DEVRİMSEL BİR UYGULAMA: YÜKÜMLÜ LEHİNE YORUM İLKESİ A REVOLUTIONARY IMPLEMENTATION FOR TAX DISPUTE RESOLUTION: “IN DUBIO PRO TRIBUTARIO” PRINCIPLE Mustafa ŞAHİN8** ÖZ Bu çalışmada “Mükellef/Yükümlü Lehine Yorum İlkesi” vergi uyuşmazlıklarına kökten çözüm getirecek devrimsel bir uygulama olarak gündeme getirilmiştir. Bu çerçevede öncelikle yükümlü lehine yorum ilkesinin gerekliliği ve ilkenin uygulanması sayesinde elde edilecek faydalar tartışılmış, Türk hukuk sistemindeki benzer bazı uygulamalar incelenmiş ve diğer ülkelerde yükümlü lehine yorum ilkesinin nasıl uygulandığı ele alınmıştır. Sonuç olarak yükümlü lehine yorum ilkesinin Vergi Usul Kanunu ve Gümrük Kanununda yapılacak düzenlemeler ile Türk vergi hukuku sisteminde doğrudan uygulanan bir vergi ilkesi haline getirilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Yükümlü lehine yorum, vergi uyuşmazlıkları, yükümlü hakları, vergi uyumu, vergi hukuku ABSTRACT In this study “in dubio pro tributario” principle is introduced as a revolutionary implementation for tax dispute resolution. In this context the necessity for in dubio pro tributario principle and the benefits of the implementation of the principle are discussed in the first place, similar implementations in the Turkish legal system are analyzed and implementations of this principle in some selected countries are examined briefly. In conclusion it is suggested that, in dubio pro tributario principle be added to the Tax Procedure Law and become a directly implementable taxation principle in the Turkish tax system. Keywords: In dubio pro tributario, tax dispute, taxpayer rights, tax compliance, tax law *8 Gümrük ve Ticaret Uzmanı

Makale Geliş Tarihi: 08.05.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 23.05.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

95


MALİ

ÇÖZÜM

1. GİRİŞ Uyuşmazlık, karşılıklı iki tarafın bir konu üzerinde değişik görüşlere sahip olmaları nedeniyle düşülen anlaşmazlığı ifade etmektedir.(Kızılot ve Taş, 2013: 141) Vergilerin toplanmasında da alacaklı konumunda olan Devlet ile borçlu konumunda olan yükümlülerin menfaatleri çatışabildiğinden, taraflar mevzuatı farklı yorumlayabilmekte, bu yorum farklılıkları dolayısıyla da vergi uyuşmazlıkları ortaya çıkmaktadır.(Şahin, 2017:226) Bu çerçevede vergi uyuşmazlığını da vergi idaresi ile yükümlülerin vergiyle ilgili konularda anlaşmazlığa düşmeleri olarak tanımlayabiliriz. Kamu harcamalarının finansmanında kullanılan temel araç olan vergiler konusunda ortaya çıkan uyuşmazlıklar vergi tahsilatını zorlaştırarak ve geciktirerek devletimiz açısından büyük sorunlara sebep olmaktadır. Yükümlüler açısından ise vergi uyuşmazlıkları belirsizlikler ve ceza ile karşılaşma tehlikesi anlamına gelmektedir. Uyuşmazlıklardan kaynaklanan karşılıklı güvensizlik ve hasımlaşma da cabasıdır. Esasen vergi mevzuatının karmaşık ve istikrarsız yapısının doğurduğu bu uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması için yasalarla taraflara idari ve adli yollar sunulmuştur. Ancak tek tek uyuşmazlıkları çözmeye çalışmak yerine uyuşmazlıkların kaynaklarına inmek ve en baştan uyuşmazlıkların ortaya çıkışını önlemeye odaklanmak çok daha akılcı olacaktır. İşte yükümlü ile vergi idaresi arasındaki vergi uyuşmazlıklarında, uyuşmazlık konusu farklı yorumlara elverişli ise mevzuatın yükümlü lehine yorumlanması olarak tanımlayabileceğimiz “Yükümlü Lehine Yorum İlkesi”nin bu minvalde değerlendirilebilecek devrimsel bir uygulama olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada yükümlü lehine yorum ilkesinin uygulanmasının gerekliliği ve sağlayacağı faydalar tartışılmış, Türk hukuk sistemindeki benzer bazı uygulamalar incelenmiş ve diğer ülkelerde yükümlü lehine yorum ilkesinin nasıl uygulandığı ele alınmıştır Burada son olarak bir hususun daha belirtilmesi gerekir: Çalışmada yükümlü ifadesi, aslında vatandaş kelimesiyle de ifade edebileceğimiz İngilizce “taxpayer” kelimesinin karşılığı olarak, vergi idarelerinin muhatabı olan tüm kişileri ifade etmek için kullanılmıştır. Dolayısıyla yükümlü ifadesiyle vergi mükellefi, sorumlusu, gümrük yükümlüsü ve ceza muhatabı gibi tüm unsurları kapsayıcı bir anlam kastedilmektedir. 96

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

2. YÜKÜMLÜ LEHİNE YORUM İLKESİNİN GEREKLİLİĞİ Temel hak ve özgürlükler doğumla kazanılır. Bu hak ve özgürlüklerin devlet tarafından sonradan verilmesi veya tanınması söz konusu değildir. Hak ve özgürlükler esas, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnadır. Bu sebeple hak ve özgürlükleri sınırlayıcı, müdahaleci (intrusive) düzenlemelerin açık ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde net olması, bu düzenlemelerin dar yoruma tabi tutulması esastır. Vatandaşların güvenlik ve huzurunun sağlandığı bir toplumda yaşamak için ödemek zorunda oldukları bedel niteliğinde olan vergi de mülkiyet hakkını sınırlayan bir uygulamadır. Devlet vergi alırken özel mülke zorla el koymaktadır. Bu kapsamda vergi hukuku münhasır yasallık alanına dâhil edilmiş, “nullum tributum sine lege” kanunsuz vergi olmaz denilerek vergilerin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Hatta vergi hukuku kişi özgürlüklerine önemli ölçüde müdahaleci yapısı sebebiyle öğretide genellikle ceza hukuku ile karşılaştırılır. Literatürde müdahaleci yasaların yorumlanması ve uygulanması noktasında her türlü şüphenin vatandaş lehine yorumlanmasının esas olduğu belirtilmektedir.(Kopyscianska, 2015:111) Vergide kıyas yasağı ile de bağdaştırılabilecek bu durum, bir kişinin vergi ödemekle yükümlü tutulabilmesi için yükümlülüğün vergi kanunu metninin açık ve net hükümleriyle ispat edilmesini gerekli kılar. Belirsizlikler bu durumu ortadan kaldıracağından yükümlülük doğmaz. Sonuç olarak yükümlü lehine yorum ilkesi Anayasamızın 2. Maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan “belirlilik” ilkesinin gereği ve tamamlayıcısıdır. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.(Anayasa Mahke-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

97


MALİ

ÇÖZÜM

mesi Kararı E:2013/83, K: 2013/116) Bu açıdan vergi kanunlarının (güya) Devletçi bakış açısıyla genişletici şekilde yorumlanması, idarenin bu yolla yükümlülerin aleyhine düzenlemeler yapması ve idari veya adli makamlara gelen uyuşmazlıklarda yoruma açık alanlarda yorumun yükümlü lehine yapılmaması belirlilik ilkesini aksatan hukuki güvenlik ve vergilerin kanuniliğine aykırı uygulamalardır. Yükümlü lehine yorum ilkesi, modern vergi idarelerinin temel ilkelerinden olan “mükellef odaklı yaklaşım” (Taxpayer oriented approach) anlayışının da bir gereğidir. Konulara mükellef gözüyle bakmayı, mükelleflerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılamayı ifade eden mükellef odaklı yaklaşım doğal olarak vergi sisteminde mükellefleri zor durumda bırakan belirsizliklerin ortadan kaldırılmasını ve yoruma açık alanlarda yorumun mükellef lehine yapılarak mükellef haklarının teminat altına alınmasını da içerir. 3. YÜKÜMLÜ LEHİNE YORUM İLKESİNİN SAĞLAYACAĞI FAYDALAR Modern vergi sistemleri karmaşık düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir.(Karabacak, 2013) Vergi sistemindeki bu karmaşıklığı hicveden ve Einstein’a atfedilen “Dünyada anlaşılması en zor şey gelir vergisidir.” sözü meşhurdur. Ülkemiz açısından bakıldığında da aynı sorunun varlığı ortadadır:9 Vergiden vergiye değişmekle beraber genel bir değerlendirme yaptığımızda vergi sisteminin çok karmaşık olduğu, sıradan bireylerin muhasebeci, müşavir, danışman vs. yardımı almadan vergi kanunlarını kendisi okuyup anlayarak yükümlülüklerini yerine getirmelerinin pek mümkün olmadığı görülmektedir. Vergi mevzuatının karmaşıklığı ve sürekli değişen istikrarsız yapısı çelişkili hükümler ve belirsizlikleri artırmakta, bu durum ise farklı anlayış ve yorumları beraberinde getirmektedir. Sonuç, vergi idaresi ile yükümlüler arasındaki uyuşmazlıkların katlanarak artmasıdır. Vergi uyuşmazlıkları yargı yoluna gidilerek vergi mahkemelerinde çözüme kavuşturulabilir. Bunun yanında uyuşmazlığın daha hızlı bir şekilde ve idare ile yükümlüler karşı karşıya getirilmeden ortadan kaldırılması için, yasalarla çeşitli idari yollar da oluşturulmuştur. Bu çerçevede Vergi Usul Kanunu kapsamı vergilerle ilgili uyuşmazlıklar için uzlaşma, vergi hatalarında düzeltme, üst makama başvuru, cezalarda indirim, pişmanlık ve ıslah; gümrük vergi9 Bkz. Kalkınma Bakanlığı. (2014) Türk Vergi Sisteminin Zayıf Yönleri başlığı

98

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

1 leriyle10 ilgili uyuşmazlıklar için ise uzlaşma, itiraz, gönüllü beyan211, peşin ödeme indirimi gibi çeşitli mekanizmalar bulunmaktadır. Ancak tüm bu mekanizmalar uyuşmazlığı ortaya çıktıktan sonra sonlandırmaya yönelik mekanizmalardır ve maalesef bu mekanizmalar giderek artan uyuşmazlıkları çözmekte yetersiz kalmaktadır. Vergi idarelerinin mevcut iş yükünün önemli bir kısmını uyuşmazlıkların idari aşamada çözümüne yönelik işlerle, yargıya giden uyuşmazlıklar için savunmalar hazırlamak ve dava dosyalarının takibi gibi işlerin oluşturduğu bilinmektedir. Benzer şekilde yargı organları da vergi uyuşmazlığı davaları sebebiyle yoğunluktan tıkanma nok3 Bütün bu (verimsiz) iş yükünün yanında yükümlülerin yaşadığı tasındadır.12 stres, belirsizlikler ve mali kayıplar da düşünüldüğünde, vergi uyuşmazlıklarının tolere edilebilir seviyelerin üzerinde olduğunu, uyuşmazlıkların çözümüne yönelik idari ve adli yolların yetersiz kaldığını ve uyuşmazlıkların kökten çözümüne yönelik yeni bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu söylemek mümkündür. Bu çerçevede sinekleri avlamak yerine bataklığı kurutacak kalıcı çözümün iki temel ayak üzerinde durabileceği düşünülmektedir. Birinci ayak “basitleştirme”, ikinci ayak ise “yükümlü lehine yorum ilkesi”dir. Uyuşmazlıkların azaltılması için vergi sayısının azaltılması, vergi mevzuatının sade, anlaşılır hale getirilmesi, mevzuatta mümkün olduğunca muafiyet ve istisnalara yer verilmemesi sayesinde basitleştirme ayağı gerçekleştirilebilir. Böylece basitleştirilmiş, açık ve anlaşılır hale getirilmiş bir vergi sisteminde yoruma açık alanlar da daraltılmış olur. Yükümlü lehine yorum ilkesi ayağı ise basitleştirmeye rağmen yoruma açık olan alanlarda yorumun yükümlü lehine yapılmasını temin ederek uyuşmazlıkların daha en baştan ortaya çıkmasını engelleyecektir. Sonuç olarak başlıktaki ana tartışmaya dönecek olursak: Yükümlü lehine yorum ilkesinin uygulanması hangi faydaları sağlayacaktır?… Devrim niteliğindeki bu ilkenin uygulanması sayesinde uyuşmazlık kaynağı konular büyük ölçüde ortadan kalkacağından uyuşmazlıklar da azalacaktır. Bu sayede vergi tahsilatlarındaki gecikme ve zorluklar önlenerek kamu gelirlerinin daha etkin toplanması sağlanacak, kamu kaynakları daha verimli kullanılmış olacaktır. 110 Gümrük vergileri tanımı için bkz. ŞAHİN, M. (2013) 2 4458 sayılı Gümrük Kanununun 234/3 üncü maddesinde yer almaktadır 11 3 2015 yılında vergi mahkemelerinde görülen dava sayısı 150.674’tür. Bkz. Adalet Bakanlığı Adli 12 İstatistikleri http://www.adlisicil.adalet.gov.tr/istatistik_2015/ist_tab.htm (01.03.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

99


MALİ

ÇÖZÜM

Vergi idareleri uzlaşma, diğer idari başvuru ve itirazlar ile dava takipleri sebebiyle ortaya çıkan gereksiz, muazzam bir iş yükünden kurtulacaktır. Bu konularda istihdam edilen çalışanlar daha etkin vergi tahsilatı için ilgili diğer alanlarda istihdam edilebilecektir. Aynı şekilde vergi yargısının iş yükü de büyük ölçüde azalacak, bu sayede mahkemelere intikal eden uyuşmazlıklar çok kısa süre içinde sonuçlandırılabilecek, dosyalar daha detaylı incelenerek adli sistemin daha adil ve doğru çalışması sağlanabilecektir. Nerede, ne zaman ortaya çıkacağı ve ne yönde sonuçlanacağı bilinemediğinden sürekli bir stres kaynağı olan uyuşmazlıkların azalması yükümlüler açısından da önemli bir rahatlama sağlayacaktır. Muhasebe-vergi departmanlarının iş yükü azalacak, danışman, müşavir, avukat vs. desteği alma ihtiyacı azalacak, geleceğe yönelik iş ve yatırım planları yapmak kolaylaşacaktır. Diğer taraftan devlet yönetimine duyulan güvenin vergi uyumunu artırdığı bilinen bir husustur. Günümüzde gönüllü vergi uyumunun artırılması için vergi idaresi ile yükümlüler arasında karşılıklı güven ve işbirliği ortamının sağlanması, vergi idarelerinin en başta gelen amaçlarından olmuştur. Vergi mevzuatı hazırlanırken ve uygulanırken, yükümlü lehine değil, (güya) Devletçi bakış açısıyla yükümlü aleyhine yorum yapılmasının bu güven ortamını dinamitleyeceği şüphe götürmez. Sonuç olarak karşılıklı güvensizlik ve hasımlaşma anlamına gelen uyuşmazlıklar vergi uyumunu da düşürmektedir. Yükümlü lehine yorum ilkesi bu sakıncaları ortadan kaldıracak, devlete güven duyulmasını sağlayarak vergi uyumuna katkı sağlayacaktır. 4. TÜRK HUKUK SİSTEMİNDEN ÖRNEK OLUŞTURABİLECEK BAZI UYGULAMALAR Hukukta eşitlik ilkesi adaletin olmazsa olmaz bir öğesidir. Ancak Anayasamızda da yerini almış olan bu ilke mutlak bir eşitliği değil, eşitler arasında eşitliği ifade etmektedir.(Serim, 1994) Dolayısıyla aynı nitelik ve hukuksal durumda olmayan kişiler arasında haklı nedenlere dayanılarak ayrımcılık yapılması eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmez.413 Günümüzde toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara çeşitli ayrıcalıklar tanınarak onların desteklenmesi anlamına gelen pozitif ayrımcılık514 genel kabul gören bir uygulamadır. Bu 4 Örnek bir karar için Bkz. Anayasa Mahkemesi, 13 Nisan 1976 Tarih ve E.1976/3, K.1976/3 Sayılı Ka13 rar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.166. 514 Bkz. Türk Dil Kurumu Sözlüğü www.tdk.gov.tr “pozitif ayrımcılık” maddesi (01.03.2018)

100

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

çerçevede anayasamızda da kadınlara, çocuklara, yaşlılara, özürlülere, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimlerine ve malul ve gazilere yönelik pozitif ayrımcılığın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceği ifade edilmiştir.( Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 10) Mutlak eşitliğe aykırı bu tür ayrımcılıklarla amaçlanan gerçek anlamda eşitliğin sağlanmasıdır. Zira mutlak eşitlik eşitsizliğe sebep olmaktadır. Hukuk sistemimizde bir nevi pozitif ayrımcılık olarak ifade edebileceğimiz dezavantajlı durumda olan ve korunması gereken bazı kesimlere yönelik lehe yorum ilkeleri geliştirilmiştir. Aşağıda daha detaylı inceleyeceğimiz işçi lehine yorum ilkesi, sigortalı lehine yorum ilkesi ve tüketici lehine yorum ilkesi yasal düzenlemeler ve yargı kararları ile hukukumuzda yerleşmiş ve hâlihazırda uygulanmakta olan ilkelerdir. Bunların yanında fikri hukukta da fikri emeğin yani eserlerin telif haklarının korunmasına yönelik eser sahibi lehine yorum ilkesinin uygulanmasını öneren çalışmalar vardır.(Üstün, 2006) Diğer taraftan yine aşağıda daha detaylı inceleyeceğimiz ceza muhakemesinde uygulanan şüpheden sanık yararlanır ilkesi de çalışma kapsamında ortaya konulan yükümlü lehine yorum ilkesi uygulamasına benzer bir uygulama olarak ele alınabilir. Çünkü vergi idareleri ile yükümlüler arasındaki uyuşmazlıklar ek yükümlülükler ve/veya idari veya adli cezalarla ortaya çıkmaktadır. 4.1. İşçi Lehine Yorum İlkesi ve Sigortalı Lehine Yorum İlkesi İşçi lehine yorum ilkesi tarihi çok eskilere dayanan bir ilke olup, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 1958 yılında aldığı aşağıdaki kararla iş hukuku alanında uygulanır bir ilke haline gelmiştir: “Kanun koyucuya İş Kanunlarını kabul ettiren tarihi sebepler ve bunlar arasında iktisadi durumca zaif olan işçiyi iktisadi durumu daha kuvvetli olan işverene karşı özel şekilde koruyacak içtimai muvazeneyi ve cemiyetin sükununu sağlama hedefi ve hukuk hükümlerinin tefsirinde lafzın gayenin ışığı altında manalandırılmasının gerektiği göz önünde tutulunca, iş hukukuna ait hükümlerin tefsirinde tereddüt halinde işçinin lehine olan hal şeklinin kabul edilmesi, iş hukukunun ana kaidelerinden olduğu neticesine varılır.” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 29.05.1958 tarihli, E.1957/15 K.1958/5 no.lu kararı) İş hukukuna egemen bulunan ilkelerden biri de kuşkusuz işçiyi koruma ilkesi olup gerek yasa ile getirilen düzenleyici kuralların ve gerekse tarafların yani işçi

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

101


MALİ

ÇÖZÜM

veya hak sahipleri ile işveren arasındaki ilişkilere ait irade açıklamalarının yorumunda bu ilkenin ışığında hareket olunması zorunludur.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.1978 tarihli, E.1976/103435 K.1978/23 no.lu kararı) Güçlü karşısında güçsüzün korunması hukukun genel ilkelerinden olup, iş hukukunun doğuş nedeni de iş ilişkilerinde güçsüz olan işçinin korunması olmuştur. İşçinin işverene karşı ekonomik, hukuki ve kişisel olarak bağımlı olması nedeniyle, onun işveren karşısında korunması iş hukukunun ana kuralı olarak kabul edilmektedir.(Kar: 879) İş hukukundaki işçi lehine yorum ilkesinin sosyal güvenlik hukukundaki yansıması ise sigortalı lehine yorum ilkesidir.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.02.1990 tarihli, E.1989/10-391 K.1990/83 No.lu kararı) İşçi lehine yorum ilkesine benzer şekilde sigortalı lehine yorum ilkesi de sayısız yargı kararı ile temel bir ilke olarak hukukumuza yerleşmiştir. 4.2. Tüketici Lehine Yorum İlkesi 6 tüketici Nispeten yeni gelişen bir hukuk dalı olan Tüketici Hukukunda15 lehine yorum ilkesi temel bir ilkedir. Tüketici Hukukunun doğuşunun temel nedeni tüketicinin korunmasıdır. Genişleyen pazarda kendisine mal ve hizmet sunanlar ile yaptığı hukukî işlemlerin güçsüz tarafı olan tüketici yalnız ekonomik ve sosyal değil, aynı zamanda bilgisizlikten kaynaklanan olumsuzluklar nedeniyle de korunmaya muhtaçtır.(Sirmen:879) Bu çerçevede 2014 yılında yürürlüğe girmiş olan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile tüketiciler lehine pek çok düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemelerden birisi de Kanunun 5 inci maddesi 4 üncü fıkrasında yer alan: “Sözleşme şartlarının yazılı olması hâlinde, tüketicinin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir dilin kullanılmış olması gerekir. Sözleşmede yer alan bir hükmün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde; bu hüküm, tüketicinin lehine yorumlanır.” hükmü ile ortaya konulmuş olan yükümlü lehine yorum ilkesidir. 4.3. Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Bilindiği gibi ceza hukukunda suçsuzluk karinesi vardır. Buna göre suçluluğu yasal olarak kesin hükümle sabit oluncaya kadar bir kişi suçlu sayılmaz 6 Tüketicinin Korunması Hukuku veya Tüketim Hukuku olarak da adlandırılmaktadır. 15

102

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ve bu kişiye ceza uygulanamaz. Adil yargılamanın bir gereği olan suçsuzluk karinesi hukuk sistemimizde Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve yasalarla yerleşmiş bir kavramdır.716 Bu itibarla bir kişinin suçlu sayılabilmesi için ilgili suçtan mahkûm edilmesi gerekir. Mahkûmiyet için ise suçun sabit olması, dolayısıyla akla ve mantığa uygun gerekçelere dayanan tüm şüphelerin ortadan kaldırılması şarttır. Bu noktada karşımıza şüpheden sanık yararlanır ilkesi çıkmaktadır. Ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden biri olan ve Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.( Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E.2012/6-1309, K.2013/258 No.lu kararı ) 5. DÜNYADA YÜKÜMLÜ LEHİNE YORUM İLKESİ Yükümlü lehine yorum ilkesi aslında kökeni çok eski tarihlere dayanan 8 olarak ifade edilen bu bir vergi ilkesidir. Latincede “in dubio pro tributario”17 ilkeye göre vergi mevzuatının yorumlanmasında şüphe olması halinde yorumun yükümlü lehine yapılması gerekir. Yükümlü lehine yorum ilkesi kanuni yorum (statutory interpretation) olarak da adlandırılan yorum türüyle doğrudan ilişkilidir. Buna göre mahkemeler vergi yasalarını yorumlarken yalnızca mevzuatta yer verilen kelimeleri esas alır, herhangi bir amaçsal veya mevzuatın ruhuna yönelik varsayımda bulunmadan, katı bir yorumu benimserler. Aynı şekilde “vergilemede kanunilik ilkesi”, “vergi hukukunda kıyas yasağı” ve “dar yorum esası” şeklinde ifade edilen ilkeler de benzer sonuçlar doğuran, tüm dünyada yaygın olarak uygulanan, genel kabul görmüş ilkelerdir. Bu ilkeler de vergi mevzuatının yükümlü aleyhine genişletici şekilde yorumlanmasını önleyici, yükümlü haklarını korumaya yönelik ilkelerdir. Bu çerçevede düşünüldüğünde yükümlü lehine yorum ilkesinin vergi hukukunun en köklü ilkelerinden biri olduğu anlaşılır. Dolayısıyla her ne kadar doğrudan adı konulmamış olsa da yükümlü lehine 716 Bkz. Anayasamızın 15/2 ve 38/4. maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme 14/2. maddesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 223/5. maddesi 817 “Şüphe durumunda vergi verenler lehine” şeklinde çevrilebilir

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

103


MALİ

ÇÖZÜM

yorum ilkesinin, anayasal ilkelerden dolaylı olarak anlaşıldığı ve genel olarak dünyanın hemen her yerinde uygulandığını söylemek mümkündür. Ancak son birkaç on yılda bu durum kısmen değişmiş ve yükümlüleri koruyan anlayışta gerileme görülmüştür. Geçmişte vergi mevzuatının yorumlanmasında kanuni yorumun katı kuralları hâkimken giderek amaçsal yorum (purposive approach) olarak bilinen yorum türü etkinlik kazanmaya başlamıştır.(Bowman,1995) Kuvvetler ayrılığını zedeleyen amaçsal yorum, kamu hukuku alanında uygulandığında ise daha ciddi sorunlara yol açmaktadır. Özellikle vergi hukukunda amaçsal yoruma başvurulması yükümlülerin haklarını ihlal eden, temelde insan haklarına önemli bir tehdit olarak değerlendirilmektedir.( Lonnquıst, 2003) Ülkeler olarak ele alındığında; genel olarak İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinde hâkim olan anlayış vergi mevzuatının açık olması gerektiği aksi takdirde yorumun yükümlü lehine yapılması yönündedir. ABD’de ise vergiden kaçınmaya (tax avoidance) yönelik faaliyetleri önlemek adına daha amaçsal bir yorum anlayışı hâkim olmuştur. Bu konuda örnek olarak Kanada Yüksek Mahkemesi, kararlarında vergi mevzuatındaki anlam belirsizliklerinin yükümlü lehine çözümlenmesi gerektiğini defalarca tekrarlamıştır.( Maither : 1320) AB ülkelerinde ülkeden ülkeye değişmekle birlikte genel olarak yükümlü lehine yorum anlayışının daha çok tercih edildiğini söylemek yanlış olmaz. Bununla birlikte AB ülkeleri içinde yükümlü lehine yorum ilkesinin adı da konularak uygulandığı bir ülke vardır: Polonya. “in dubio pro trubitario” ilkesi olarak isimlendirilen şüphelerin yükümlü lehine yorumlanması918 ilkesi Po10 sonrasında lonya Vergi Usul Kanununda 2015 yılında yapılan bir değişiklik19 1 Ocak 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.( Juchniewicz , 2017) 6. SONUÇ Bu çalışmada “Mükellef/Yükümlü Lehine Yorum İlkesi” vergi uyuşmazlıklarına kökten çözüm getirecek devrimsel bir uygulama olarak gündeme getirilmiştir. Önceki bölümlerde de ifade edildiği gibi vergi mevzuatının karmaşık ve istikrarsız yapısından kaynaklanan vergi uyuşmazlıkları bugün tolere edilebilir sınırların çok üzerindedir. Uyuşmazlıkları çözmeye yönelik idari ve adli yollar yetersiz kaldığından, tıkanan sistemi yeniden işler hale getirmek için artık periyodik hale geldiği görülen, yeni vergi barışları, aflar çıkarılmaktadır. Devlete duyulan güveni 9 Resolving doubts in favour of taxpayers 18 10 Tax Ordinance Act Art. 2a 19

104

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

azaltan bu durumun doğrudan doğruya vergi uyumunu da kötü yönde etkilediği bilinmektedir. Çalışma kapsamında söz konusu sorun için “basitleştirme” ve “yükümlü lehine yorum ilkesi” olarak iki ayaklı şekilde tarif edilen çözümün dışında bir çözüm olamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Yükümlüleri korumaya yönelik anlayışta gerileme görülmesi ve vergiden kaçınmayla mücadele için amaçsal yorum anlayışının öne çıkması ciddi tehditleri beraberinde getirmektedir. Güya Devletçi bakış açısıyla yükümlü aleyhine yapılan yorumlar önemli sorunlara yol açmaktadır. Bu bakış açısında vergi ödeyenlerin devletin ana gelir kaynağını oluşturdukları ve kamu hizmetlerini finanse eden seçkin, iyi vatandaşlar oldukları göz ardı edilmektedir. Gerçek Devletçi anlayışın gereği vergi veren, üretim-ticaret yaparak, istihdama katkı sağlayarak ülke refahını artıran yükümlülere hak ettikleri değerin verilmesi ve yükümlü haklarının korunmasıdır. Bu çerçevede yükümlü lehine yorumun anayasal ilkelerden dolaylı olarak anlaşılan ve kısmen uygulanan bir ilke olmasının yükümlü haklarını korumak noktasında yeterli olmadığı düşünülmektedir. Kamu hukukunun genel özelliği olarak üstün ve ayrıcalıklı konumda olan devlet karşısında zayıf durumda olan yükümler ile vergi idaresi arasında karşılıklı saygı ve güven ortamının oluşması için yükümlüleri koruyan anlayışın geliştirilmesi gerekmektedir. Türk vergi sistemi ele alındığında; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3-A maddesinde yer alan: “Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır.” hükmü ile Vergi Usul Kanunu çerçevesinde amaçsal yorum anlayışının ortaya konulduğu, 14.07.1981 tarihli 17402 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan 143 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Tebliğinin Uygulama kısmında ise: “…Kanun hükümlerinin, kanuna hakim olan hukuki düşüncenin sınırlarını aşacak şekilde genişletilerek yorumlanmaması ve kıyas yolu ile başka hadiselere teşmil edilmemesi gerekir. Kanunda diğer bir hükme atıf yapıldığı durumda bile kanunun öngördüğü sınırlar içinde kalınmalıdır. Ayrıca kanun hükümlerinin açık olmaması veya kanunda birbiriyle çelişen hükümlerin bulunması halinde, objektif hüsnüniyet kuralı göz önünde tutularak yorum yapılması esastır. Kanunda hüküm bulunmayan hallerde ise, hüküm koyarak kanun boşluklarının

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

105


MALİ

ÇÖZÜM

doldurulması kuralı vergi hukukunda kullanılamaz.” denilerek yükümlüleri belli ölçüde korumaya yönelik kıyas yasağı ve objektif hüsnüniyet kuralı uygulamalarına yer verildiği görülmektedir. Ancak bu mevzuat hükümleri yükümlülerin haklarını yeterince koruyan bir çerçeve sunmaktan uzaktır. Sonuç olarak; vergilerin kanuniliği ve hukuki güvenlik anayasal ilkeleri gereğince Vergi Usul Kanunu ve Gümrük Kanununda yapılacak düzenlemeler ile farklı yorumlara imkân veren alanlarda yorumun yükümlü lehine yapılması gerektiği hususu hüküm altına alınarak, yükümlü lehine yorum ilkesinin Türk vergi hukuku sisteminde doğrudan uygulanan bir vergi ilkesi haline getirilmesi önerilmektedir. KAYNAKÇA Anayasa Mahkemesi Kararı E:2013/83, K: 2013/116 Bowman, Stephen W. (1995). “Interpretation Of Tax Legislation: The Evolution Of Purposive Analysis”. Canadian Tax Journal, 43:5 (1995) : 11671189 Juchniewicz, Edward, Stwol, Malgorzata. (2017). “The Principle Of Resolving Doubts In Favour Of Taxpayers In The Light Of Polish Tax Law”. The Financial Law Towards Challenges Of The Xxi Century Conference Proceedings, Masaryk University Publications No:580, S.305-313 Kalkınma Bakanlığı. (2014). Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018 Vergi Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Ankara. Kar, Bektaş. (2013). “İş Yargılamasına Hâkim Olan İlkeler”. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 15:Özel Sayı (2013) : 869-882 Karabacak, Yakup. (2013). “Vergi Karmaşıklığı Modern Vergi Sistemlerinin Kaçınılmaz Sonu Mudur?”. Mali Çözüm Dergisi, 120 (2013) : 15-30 Kızılot, Şükrü, Taş, Metin. (2013). “Vergi Hukuku Ve Türk Vergi Sistemi”. 5. bs. Ankara : Gazi Kitabevi. Kopyscianska, Katarzyna. (2015). The Principle In Dubio Pro Tributario In The Polish Judicial Decisions. System Of Tax Law Conference Proceedings, Masaryk University Publications Lonnquist, Tobias. (2003). “The Trend Towards Purposive Statutory Interpretation: Human Rights At Stake”. Revenue Law Journal, 13:1 (2003) :3. Maither, Lyndon. (2014). The Canada Income Tax Act: Enforcement, Collection, Prosecution: A Case Compilation. 6.ed. Googlebooks 106

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Serim, Bülent. (1994). “Yasa Önünde Eşitlik İlkesi”. Amme İdaresi Dergisi, 27:3 (1994) : 13-25 Sirmen, A. Lale. (2013). “Tüketici Hukukunun Amacı Ve Özellikleri”. E-Journal Of Yaşar University, 8: Özel Sayı (2013) : 2465-2475 Şahin, Mustafa. (2013). “Gümrük Vergileri Tanımı Ve 6455 Sayılı Kanunla Gümrük Kanununun 234 Üncü Maddesinde Yapılan Değişiklik”. Gümrük Ve Ticaret Dergisi, 36 (2013) : 32-37 Şahin, Mustafa. (2017). “Gümrük Uzlaşma Müessesesi Ve Vergi Hukukunda Uzlaşmanın Kaldırılması Gerekliliği”. Mali Çözüm Dergisi, 142 (2017) : 225-233 Üstün, Gürsel. (2006). “Fikri Hukukta Eser Sahibi Lehine Yorum İlkesi”. Fmr Dergisi, 6: 1 (2006) : 63-118 Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2012/6-1309, K.2013/258 No.lu karar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (14.02.1990). E.1989/10-391 K.1990/83 No.lu karar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (25.01.1978). E.1976/103435 K.1978/23 no.lu karar. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu (29.05.1958). E.1957/15 K.1958/5 no.lu karar.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

107


MALİ

108

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

FİLM YAPIM PROJELERİNDE FAALİYET TABANLI BÜTÇELEME ACTIVITY-BASED BUDGETING IN FILM PRODUCTION PROJECTS FOR ACHIEVE TARGET PROFIT Atilla SALTUKOĞLU*20* ÖZ Bu çalışmanın amacı, bir film veya dizi projesinin ön maliyetlerini faaliyet esaslı bütçelemektir. Burada kullanılan model, faaliyet tabanlı maliyetleme ve faaliyet tabanlı maliyet yönetimi için ön çalışma niteliğindedir ve üretim ve karar süreçlerinde yapılacak çalışmalarda bir temel oluşturur. Diğer deyişle sunulan bütçeleme modeli, faaliyet tabanlı maliyet yönetiminin bir parçasıdır. Model ile sadece film projesi ön maliyetleri doğru bir şekilde belirlenmekle kalmaz, yapıma karar verme ve ortaya çıkan şartların iş yükü ve maliyetlere etkisini ölçme, projeyi devam ettirme veya sonlandırma gibi kararların alınmasında da etkin bir yönetim aracı olarak kullanılır. Anahtar Sözcükler: sinema, televizyon dizileri, proje, bütçeleme, faaliyet, maliyet. ABSTRACT The purpose of this study is to budget the preliminary costs of a film or series project as activity-based budgeting. The method used in this study is a prelimimary study for activity-based costing and activity-based cost management and will be a basis for future work in production and decision-making process. In other words, the proposed budgeting model is part of an activity based cost management. With the model, not only does the movie project accurately determine the preliminary costs, but it also can be used as an effective management tool when making decisions such as start of the project, measuring the effect of emerging conditions on workload and costs, resuming the project or terminating. Keywords: movie, television series, project, budgeting, activitiy, cost. *20 * İstanbul Ticaret Üniversitesi, Muhasebe Denetim Bölümü Doktora Öğrencisi

Makale Geliş Tarihi: 20.04.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 29.05.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

109


MALİ

ÇÖZÜM

GİRİŞ Film endüstrisindeki hazırlanan geleneksel bütçeler, sadece proje boyunca hangi kaynakların ne kadar tüketileceğini parasal olarak gösterir. Film yapım sürecinde ortaya çıkan yapım faaliyetlerini dikkate almaz. Geleneksel film bütçelerinde kaynaklar, çizgi üstü ve çizgi altı şeklinde ikili bir ayrıma tabi tutulur. Çizgi üstü kaynak harcamaları kapsamında yönetmen, başrol oyuncuları gibi yüksek tutarlı harcamalar planlanırken çizgi altı kaynak harcamaları içinde bunlar dışında kalan personel, kullanılan makine ve teçhizat ile diğer malzeme tüketimleri planlanır. Ayrıca bu bütçelerde kaynak dağıtımı büyük ölçüde bölüm yöneticilerinin sübjektif yargılarını yansıtır. Geleneksel film bütçelerine yapılan diğer bir eleştiri de fonksiyonel esaslı olarak hazırlanması ve tüm bölümlere ortak kaynak harcamalarının az sayıdaki hacim tabanlı yükleme anahtarları vasıtasıyla kademeli olarak önce bölümlere daha sonra ise nihai ürünlere dağıtılmasıdır. Bu yaklaşım geleneksel maliyet sistemlerinin direkt ve endirekt maliyet ayrımına dayanır. Böyle bir yaklaşımın üretim maliyetlerinin hatalı hesaplanmasına yol açtığı bu nedenle yöneticilerin alacağı kararlarda bozucu etki yaptığı ileri sürülmektedir. Faaliyet tabanlı dağıtım yönteminde, geleneksel hacim tabanlı dağıtım yöntemdeki az sayıda dağıtım anahtarı yerine daha çok sayıda, kaynak maliyetleri ile faaliyetler ve /ürünler arasında direkt ilişki kuran dağıtım anahtarı kullanmak mümkündür. Bu açıdan faaliyet tabanlı sistem; stratejik, taktik ve işlem düzeyleri itibariyle aktif rol oynamayı gerektiren bir sistem olarak ele alınır ve maliyet hesaplama yanında karar destek sistemi olarak da işlev görür. Daha geniş ve gerçekçi bilgi edinebilmek için maliyet yönetim bilgi tabanı kaynaklar-faaliyetler-ürünler şeklinde organize edilir. Faaliyet, başı ve sonu belli olan bir iş demektir. Yani bu işi yapmak için alt işlerin ve detay işlerin oluşturduğu kümedir. Bu faaliyetler üç şekilde ortaya çıkar. Ürünü veya hizmetin ortaya çıkması için gerekli olan temel faaliyetler, örgüt içinde iş akışını sağlayan ve temel faaliyetleri destekleyen faaliyetler ve kontrol faaliyetleridir. Rekabetin çok yoğun olduğu, büyük çok-uluslu şirketlerin etkisi altındaki film endüstrisinde yerel şirketlerin ayakta kalabilmelerinin yolu kaynakların etkin kullanımın bağlıdır. Kaynakların etkin kullanımı faaliyetlerin etkin kullanımı ile sağlanır. Bu nedenle yapım süreçlerinde finansal bilgiler yanında finansal olmayan bilgileri içeren bir veri tabanı stratejik öneme sahiptir. Bu veri tabanının oluşturulmasının ilk adımı değer yaratan 110

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

faaliyetleri esas alan ve sürekli iyileştirme felsefesini destekleyen modern bir bütçeleme yaklaşımıdır. Film ve dizi projeleri için “Faaliyet Tabanlı Bütçeleme” hedef kara ulaşmak için kaynaklar-faaliyetler-ürünler dizgesinde film projeleri ve firma düzeyinde ortaya çıkan tüm değer yaratan temel faaliyetler, destek faaliyetleri ve kontrol faaliyetlerine odaklanır. Faaliyet analizleri ile bu faaliyetlerin gerekli olup olmadığı, kaynak analizleri ile faaliyetlerin kaynakları etkin bir şekilde kullanıp kullanmadığı, yöneticilerin sorumluluklarının tespiti, etkin olmayan alanların iyileştirilmesi veya yok edilmesi mümkündür. Bu açıdan film endüstrisinde Faaliyet Tabanlı Bütçeleme (FTB) bir filmin toplam maliyetini öngörmenin ve bütçelemenin daha ötesinde finansal olmayan ölçümler yardımıyla maliyet azaltma stratejisine katkı sağlar. Diğer yandan sunulan bütçeleme modeli esnek bir yapıya sahip olup, değişen şartların projeye olan etkilerinin hesaplanmasına ve bu değişikliklere uyum sağlanmasına yardımcı olur. Çalışmanın teorik alt yapısının oluşturulmasında stratejik yönetim muhasebesi alanında yazılmış kaynaklardan yararlanılmıştır. Birincil veriler için yarı yapılandırılmış görüşmeler ve vaka temelli bir çalışma yürütülmüştür. Görüşmelerin tümü iş süreçlerini anlamak ve faaliyet analizleri yapmak için kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan örnek yazarın yüksek lisans tezinden alınmıştır. Maliyet(leme), bütçeleme, dizi/sinema, film kelimelerini ve bunların kombinasyonunu esas alan bir literatür taraması yapıldığında bu çalışma tektir. Proje yönetimi alanında özellikle inşaat projelerine yönelik çalışmalar bulunmakla birlikte bu çalışmalar, maliyet yönetimi, risk yönetimi ve maliyet tahminine yönelik, teorik düzeyde ve kantitatif soyutlamaya dayanan modellerdir. Faaliyet Tabanlı Yönetim alanında birçok çalışması olan Johnson ve Kaplan bu tür çalışmaları gerçek işletmelerde fiilen uygulama ve sınaması yapılmadan sadece teorik temelde geliştirilmiş olmaları nedeniyle eleştirmektedir. Diğer yandan literatürde teorik düzeyde yöneylem araştırmalarının yerine vaka çalışmalarının daha açıklayıcı olduğuna dair bir kanı vardır. Faaliyet tabanlı bütçeleme modeli, film endüstrisinin yapısı, üretim biçimi ve değer zincirine uygun, beklenen faaliyet ve maliyet ihtiyacını doğru olarak öngören bir bütçeleme yöntemidir. Bu açıdan film ve dizi proje yöneticilerine ve endüstri profesyonellerine önemli katkı sunacak ve literatürde var olan boşluğu giderecek niteliktedir. Ayrıca gelecekte yapılacak çalışmalar için de bir temel olacaktır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

111


MALİ

ÇÖZÜM

1. FİLM ENDÜSTRİSİNDE FAALİYET TABANLI BÜTÇELEME 1.1. Film Yapım Projelerinde Faaliyet Tabanlı Bütçelemenin Temel Varsayımları ve Kavramları Faaliyet tabanlı bütçeleme (FTB), belirli bir dönemde planlanan üretimi gerçekleştirebilmek için yerine getirilmesi gereken faaliyetler ve bu faaliyetler için tüketilmesi gereken kaynakların miktar ve tutar olarak bütçelenmesi olarak tanımlanabilir (Karaca & Yıldız, 2010). FTB, işletmenin faaliyet sürecinde hem ihtiyaç duyacağı kaynak ve iş yükünün niceliksel olarak tahminine hem de bu faaliyetlerin kaynakları ne oranda tükettiklerine dair bilgi sağlayan bir veri tabanı sunmaktadır (Eker, 2004, s. 137). Bütçeleme sürecinde faaliyetlere odaklanılması; yöneticilerin sabit maliyetleri değişken maliyetlere çevirmeleri ve stratejik maliyetler ve karlılık hakkında daha objektif düşünebilmelerini sağlar (Kaygusuz & Dokur, 2009, s. 629). Özetle, faaliyet tabanlı bütçelemenin amaçları aşağıdaki gibidir: • İşletmenin maliyet yapısını daha iyi anlamak, • Maliyetlerin oluşumuna neden olan faaliyetleri belirleyerek, maliyetlerinin bütçelenmesine, kontrolüne ve yönetimine yardımcı olmak, • Maliyetler, faaliyetler ve maliyet objeleri hakkında geniş veri sunarak, yöneticilerin karar alma süreçlerinde daha sağlıklı karar verebilmelerine yardımcı olmak. • Rasyonel mamul maliyet tahminleri oluşturmak. Film endüstrisinde FTB aşağıdaki varsayımlara dayandırılabilir: 1) Faaliyetler kaynakları tüketir. Faaliyet, işletme fonksiyonlarının yerine getirilmesinde tekrarlanarak yürütülen işlemler ve işlerdir. Faaliyetler, değer zinciri içindeki her kademede yer alırlar. İşletmelerin hedeflerine ulaşabilmesi için gerçekleştirdikleri faaliyetler, çalışanların fonksiyonel görevlerini yerine getirmeleri sırasında ortaya çıkar. Faaliyetler, aynı zamanda belirli bir ürün veya hizmeti üretirken kaynakları tüketen işlemlerdir. Amaca ulaşmak için gerçekleştirilen bir kısım faaliyetlerden vazgeçilebilir. Böylece çeşitli eksiklik, hatalı süreç tasarımı, yanlış personel ya da makine kullanımı, alışkanlıklara dayanan ancak üretim için bir anlam ifade etmeyen bir takım çalışmalar daha en başta elimine edilebilir. 2) İş süreci, belirli bir dizi girdiyi, müşteri için faydalı çıktıya dönüştüren, tanımlanabilen, ölçülebilen, yinelenebilen, kontrol edilebilen ve 112

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

3)

4)

5)

6) 7) 8)

ÇÖZÜM

birbirine bağlı değer yaratan faaliyetler kümesidir. Genel olarak süreç, çok sayıda fonksiyonu ve bu fonksiyonlardaki faaliyetiler içerisinde barındıran bir yapıdır (Yıldıztekin, 2011, s. 188). Bu bütçe modeli, bir yandan belirlenen hedeflere ulaşmak için gerekli olan eylemleri ve iş planını finansal olarak ifade ederken bir yanda da bir tasarım ilkesi olarak değer katan faaliyetleri esas alır. Dolayısıyla ekonomik değer yaratmayan unsurlar bu modelde tanımlanmaz. Dolayısıyla maliyet yönetiminin başarısının odak noktasını maliyete faaliyetlerin tanımlanması ve sürece değer taşıyan bir katkısı bulunmayan faaliyetler nedeniyle tüketilen kaynaklar ve bunların değer katmayan maliyetlerinin yok edilmesi oluşturur(Şakrak ve Demir, 2006, s. 100). Film projelerinde topyekûn faaliyetlerin maliyetini saptamak ve kontrol altında tutmak, kalite ve zaman unsurlarının çok yakından izlenmesi ile olanaklıdır. Her ne kadar finansal olmayan parametreler olarak nitelense de hem kalite hem de zaman unsuru üretim sürecinde toplam faaliyet maliyetlerinin oluşumuna ve düzeyinin belirlenmesine de etki ederler (Şakrak ve Demir, 2006, s. 102). . Böylece “dünya pazarlarında zamanlama, maliyet, kalite, fonksiyonellik açısından rekabet edilebilir” (Şakrak, 1997, s. 67). Hazırlık, yapım ve yapım sonrası olarak belirlenen ana süreçler ve nihayetinde ortaya çıkan “film” faaliyetleri tüketir. İkinci aşamada ise faaliyet maliyetleri, bir faaliyetin sıklığını ve şiddetini ölçen üretim ve satış hacmi, kurulum sayıları gibi faaliyet maliyet belirleyicilerini kullanılarak mamul/hizmet, proje ve müşteri gibi maliyet objelerinde izlenir. İşletmenin ortaya koyduğu değer, işletmenin stratejik olarak önemli ve birbiriyle bağlantılı faaliyetleri sonucu elde ettiği kardan oluşmaktadır (Eker, 2004, s. 13). İşletmenin maliyet liderliği veya üstünlüğü iki yolla sağlanabilir: Değer yaratan faaliyetlerde iç verimlilik çalışmaları yoluyla maliyetlerin düşürülmesi, Değer yaratmayan faaliyetlerin elimine dilmesi ve iş yükümün azaltılması suretiyle düşük maliyet elde edilmesi. (Ülgen & Mirze, 2013, s. 258) Kapasitenin etkin kullanımı ve değer yaratmayan faaliyetlerin yok edilmesi ile birim maliyetler azalacak ve dolayısıyla kar marjı yükselecektir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

113


MALİ

ÇÖZÜM

9) Bu aşamada maliyetler bir kaynak maliyet belirleyicisi aracılığıyla bütçe kaynaklarından ilgili faaliyet içerisinde izlenir. Maliyetleri azaltmak için esas olarak harcamada bir değişikliğin olması gereklidir. Her bir kaynak maliyeti, faaliyetlerin kaynak tüketim oranı ile hesaplanacağına göre bu oranın düşürülmesi maliyetleri azaltır. Faaliyet kaynak tüketim oranının düşürülmesi için iş yükünün azaltılması için gereksiz görevlerin yok edilmesi gerekir. 10) Çok sayıda dağıtım anahtarları kullanılarak faaliyetlerin tüketmiş olduğu kaynakların maliyetlerinin önce maliyet gruplarında, oradan da mamullerde izlenmesi sağlanır. 11) Her maliyet grubu için sadece tek bir faaliyet bulunur. Bu maliyet gruplarının da homojen olduğunu belirtir. 12) FTB için genel üretim gideri diye bir kavram yoktur. Her bir maliyet grubundaki geleneksel olarak GÜM olarak ifade edilen maliyetler çok sayıdaki dağıtım anahtarı yardımıyla faaliyetlerle direkt olarak ilişkilendirilir. Ayrıca bu varsayım, önceki faaliyet maliyet grubunun homojenlik varsayımı ile birleştirildiğinde, klasik anlamda sadece “sabit“ olarak dikkate alınan giderlerin, sadece işletme düzeyli faaliyet olarak nitelenebileceğini kabul eder. Faaliyet tabanlı bütçelemenin temelini oluşturan ve sistemde sıkça kullanılan birtakım kavramlar söz konusudur. Bu kavramlar aşağıda kısaca açıklanmıştır (Bleeker, 2001, s. 6 ve Kaygusuz S. , 2003, s. 111): Tüketim Oranı (Consumption Rate): Hedeflenen çıktının elde edilmesi için gereken girdinin miktarını ifade eder. Faaliyet tabanlı bütçelemede faaliyet tüketim oranı ve kaynak tüketim oranı olmak üzere iki tüketim oranı bulunmaktadır. Faaliyet tüketim oranı; maliyet nesnesinin faaliyetleri kullanma oranını, kaynak tüketim oranı ise faaliyetlerin kaynakları kullanma oranını ifade etmektedir. Tahmini İş Yükü (Forecasted Workload): Hedeflenen çıktının elde edilebilmesi için, gerçekleştirilecek olan faaliyetlerin miktarını ifade eder. Operasyonel Denge (Operational Balance): Mevcut kaynaklarla, hedeflenen çıktının elde edilebilmesi için gerekli olan kaynakların dengede olmasını ifade etmektedir. Bu noktada temin edilen kaynakların miktarı, hedeflenen çıktının elde edilebilmesi için gerekli olan kaynak miktarına eşit olmalıdır. 114

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Gerekli Kaynaklar (Resources Needed): Bütçeleme dönemine ait hedeflenen çıktının sağlanması için talep edilen, yani elde bulundurulması gereken kaynakların miktarını ifade eder. Tedarik Edilen Kaynaklar (Resources Supplied): Cari dönemde işletme dışından veya işletme içindeki diğer bölümlerden sağlanarak elde bulundurulan kaynakların miktarını ifade eder. Kaynakların tedarikinde iki yol bulunmaktadır. Kaynaklar ihtiyaç duyuldukça tedarik edilebilir (kamera, kostüm, enerji, yakıt vb.) veya kullanımından önce tedarik edilebilir (bina, demirbaşlar vb.). Kullanılan Kaynaklar (Resources Used): Hedeflenen çıktının elde edilmesi için faaliyet döneminde fiili olarak kullanılan kaynakların miktarını ifade etmektedir. Finansal Denge (Financial Balance): Hedeflenen talebi karşılamak için kullanılacak kaynakların toplam maliyetinin, çıktının makul satış fiyatı ile satılması halinde işletme tarafından belirlenen kar gibi finansal hedeflere ulaşmasını sağlamasıdır. 1.2. Faaliyet Tabanlı Bütçelemenin Aşamaları Faaliyet tabanlı bütçelemenin aşamaları genel olarak Şekil-1’deki gibidir:

Şekil 1: Faaliyet Tabanlı Bütçeleme Süreci Kaynak: Kaygusuz,S. (2003) İşletmelerde Faaliyet Tabanlı Bütçeleme. Balıkesir Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, S. 1, s.114. Talep Tahmini: FTB’de geleneksel bütçeleme yaklaşımında olduğu gibi bütçeleme sürecine öncelikle mamul veya hizmet taleplerinin tahmini ile başlanır. Bu tahmin yapılırken piyasa koşulları, fiyatı ve maliyetleri etkileme gücü yanında tüketici tercihleri de dikakte alınır. Çoğunlukla dağıtıcı- yapımcı, TV yapımcı arasında ki sözleşmeler ile belirlenir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

115


MALİ

ÇÖZÜM

Faaliyet İhtiyacının Belirlenmesi: Üretilmesi beklenen her bir mamul veya hizmet birimi başına faaliyetlerin ne kadar tüketildiğinin tespiti yapılır. Kaynak İhtiyacının Belirlenmesi: Gereksinim duyulan faaliyetlerin yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan kaynakların, her bir faaliyet için kullanım oranı belirlenir. Her bir faaliyet itibariyle, faaliyet miktarı ve kaynak kullanım oranının çarpılması suretiyle planlama dönemi için gereksinim duyulan kaynak miktarı kümülatif olarak hesaplanır. Elde bulunan ve tedarik edilmesi planlanan kaynak miktarı ile gereksinim duyulan kaynak miktarı karşılaştırılarak değerlendirmeler yapılır. Kaynak Maliyetlerinin Belirlenmesi: Kaynak gereksinimleri tutarlandırılmak suretiyle, gerekli olan kaynak maliyetlerine dönüştürülür. Faaliyet tabanlı olmayan maliyetlerin dönüştürlmesi: Bunlar firma düzeyindeki faaliyetler olup; personelin eğitimi, işletme güvenliği, fabrika yönetimi faaliyetleri örnek gösterilebilir. Bu türden maliyetlerin mamul veya hizmetlere faaliyet tabanlı maliyetleme veya geleneksel dağıtım yöntemlerinden biri ile dağıtılması gerekmektedir. Finansal Sonuçlarla Finansal Hedeflerin Karşılaştırılması: Bu aşamada, bir önceki aşamada üretilen finansal sonuçların işletmenin gelecek faaliyet dönemine veya projelere yönelik hedeflediği finansal hedeflerle karşılaştırılmak suretiyle finansal dengenin var olup olmadığı araştırılır. Finansal denge sağlanmamışsa finansal dengenin sağlanmasına yönelik olarak izlenebilecek üç yol sözkonusudur (Karaca & Yıldız, 2010): a) Mamul ve hizmetlerin fiyatlarını piyasa fiyatlarına uyumlu şekilde yeniden belirlemek, b) Dışkaynak kullanımı olasılığını hesaba katarak kaynak maliyetlerini değiştirmek, c) Operasyonel denge aşamasına tekrar dönmek suretiyle talebi, tüketim oranlarını ve mevcut kapasiteyi ayarlamak. Bütçenin Oluşturulması: Hem operasyonel hem de finansal dengeye ulaşılmasıyla artık resmi bütçe oluşturulabilir.

116

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

2. FİLM PROJE MALİYETLERİNİN ANA VE ALT FAALİYETLER TEMELİNDE BÜTÇELENMESİ 2.1. Maliyet-Değer İlişkisi Açısından Film Yapım İşletmelerinde Değer Zinciri Film yapımı, Şekil-2’de verilmiş dizgede; tasarım-geliştirme, üretim ve satış temelinde tanımlanabilen, birbiriyle uyumlu ve birbiriyle bağlantılı süreçler sonucunda gerçekleşir. Rekabet üstünlüğünü kazandıran değer yaratan faaliyetleri daha iyi anlayabilmek için, öncelikle genel kapsamı ile değer zincirinden başlamak ve daha sonra ilgili firmaya özgü faaliyetleri analiz ederek tespit etmek gerekmektedir (Eraslan, Aslı Deniz, & Bakan, 2008, s. 309). Faaliyet analizi değer yaratmayan faaliyetleri ve görevleri elimine etmenin yanı sıra, değer yaratan iş süreçlerinin ve faaliyetlerin sürekli iyileştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik gereksinmeleri de belirler (Eker, 2004, s. 104).

Şekil 2: Film Endüstrisi Global Değer Zinciri Kaynak: Saltukoğlu, Atilla, “Film Yapım Sektöründe Proje Bütçeleme ve Maliyetleme Model Önerisi”, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2014, s.125 Örnek İşletmede proje düzeyinde ve bir program dahilinde faaliyet analizi yapılmış ve elde edilen sonuçlar basitlik sağlamak amacıyla aşağıdaki tablolarda sunulmuştur. Maliyetlerin, faaliyetler üzerinden izlenmesini sağlamak amacıyla her bir iş süreci itibariyle faaliyetler ve bu faaliyetleri gerçekleştirmek için gereken görevler belirlenmiştir. TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

117


MALİ

ÇÖZÜM

1. Aşamada; elde edilen bilgiler yardımıyla işletmenin organizasyon şeması çıkarılmış ve şemaya uygun işletme düzeyinde ve proje düzeyinde çalışanları gösteren bir özet hazırlanmıştır. 2. Aşamada; daha önce yapılmış filmlere ait raporlardan ve diğer kayıtlardan elde edilen veriler, organizasyon birimleri ve iş süreçleri itibariyle analiz edilmek suretiyle görevler, alt faaliyetler ve ana faaliyetler tespit edilmiştir. Bu tespit sırasında şu sorulara cevap aranmıştır: • İş; müşteri, diğer bölümler ya da iş sürecindeki sonraki aşama için gerekli mi? • İş değer yaratıyor mu? Bir faaliyetin değer yaratıp yaratmadığının tespitinde şu üç ölçüt kullanılabilir:  Faaliyet gerekli mi?  Faaliyet etkin şekilde yapılıyor mu?  Faaliyet ne sıklıkla/ne ölçüde değer yaratmakta (örneğin hiç, bazen)? Tablo 1:Örnek İşletme Proje Ana Faaliyet Maliyet Havuzları ve Alt Faaliyetler Proje Ana Faaliyet Maliyet Havuzları

Alt Faaliyetler F1: Senaryo Edinme ve Geliştirme F2: Ekip ve Oyuncu Seçimi

AF1: Yapım Öncesi

F3: İş Dosyası Hazırlama F4: İnşaat ve Dekorasyon F5: Satın alma ve Kiralamalar

AF2: Yapım

F6: Çekim Öncesi Hazırlıklar F7: Görüntülerin Kayıt Edilmesi F8: Kurgu ve Montaj

AF3:Yapım Sonrası

F9: Optik Düzenleme F10: Ses ve Müzik

AF4:Dağıtım

118

TEMMUZ - AĞUSTOS

F11: Kopya Basımı F12: Pazarlama Reklam Tanıtım ve Halkla İlişkiler


MALİ

ÇÖZÜM

Şekil 3: Film Yapımı İş Akış Seması Kaynak: Saltukoğlu, Atilla, “Film Yapım Sektöründe Proje Bütçeleme ve Maliyetleme Model Önerisi”, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2014, s.126 Şekil-3 iş akış süreçlerinde ortaya çıkan ana ve alt faaliyetleri bir iş akış diyagramı şeklinde göstermektedir. 3. Aşamada, Tablo-2’deki ana faaliyetler, alt faaliyetler ve görevler ilişkisini tanımlayan bir matris oluşturulmuştur. Burada vurgulanması gereken önemli konu; ana faaliyetler, işletmeye ve bir işletme birimine ilişkin olarak doğrudan katkı sunan faaliyetlerdir. Alt faaliyetler ise ana faaliyetler tarafından tüketilen ve onları desteklemek için kullanılan faaliyetlerdir. Homojen faaliyetler fonksiyonel ve ekonomik olarak gruplandırılarak ana faaliyet maTEMMUZ - AĞUSTOS 2018

119


MALİ

ÇÖZÜM

liyet havuzları oluşturulmuştur. Böylece, kaynak tüketimleri oranında alt faaliyetlerin maliyeti belirlenirken aynı zamanda her bir ana faaliyetin tükettiği kaynak maliyetlerinin belirlenmesi de mümkün olacaktır. Tablo 2:Ana Faaliyet-Alt Faaliyet Görevler İlişkisi ANA FAALİYET MALİYET HAVUZLARI ALT FAALİYETLER

AF1 F1

AF2

AF3

AF4

F2

F3

F4

F5

F6

F7

F8

F9

F10

F11

F12

GÖREVLER Senaryo Satınalma&Yazdırma

X

Resimli Taslak Hazırlama

X

Çekim Planları -Çekim Senaryosu- Oluşturma

X

X

Yapım Grubu Personeli Seçimi

X

İhtiyaç Listelerinin Hazırlanması

Reji Grubu Personeli Seçimi

X

Görüntü,ses, ışık şirketi seçimi

X

Sözleşmelerinin Yapılması

X

Cast Şirketi İle Anlaşma

X

Deneme Çekimleri

X

Oyuncu Seçimi

X

Oyuncu Sözleşmelerinin Yapılması

X

Mekan Arama ve Bulma ve Onaylama

X

Çekim izinleri Alınması

X

İnşaat Malzemeleri Satınalmalar

X

X

Aksesuar Araç ve Gereçler Satınalma

X

X

Teknik Malzeme Kiralama Sözleşmeleri

X

Teknik Malzeme Testleri ve Provalar

X

Labaratuar ve Stüdyo Seçimi

X

Sponsor bulma ve Sözleşmesi

X

Tasarım ve Çizimlerin Yapılması

X

Ekip ve Yemek için Yer Bulma

X

Güvenliği Sağlama

X

Araçlara Park Yeri Ayarlama

X

Işık Kamera ve Oyuncu Hazırlık

X

Çalışma Kopyasını Çıkarma

Kullanılacak Planların Not edilmesi

X

X

X

X

Kağıt Üstünde Sıralama

Ses ve Görüntü Düzenleme

Film Müzikleri Konması

Ses Miksajı yapılması

Dolby Lisanlama

Talep toplanması

X

Baskı ve Çoğaltma

X

Tanıtım ve İlk Gösterim (Gala) Organizasyonu

120

TEMMUZ - AĞUSTOS

X

X

X

X

X


MALİ

ÇÖZÜM

2.2. Kaynakların Faaliyetlerle İlişkilendirilmesi Kaynak, bir faaliyetin icra edilmesi için başvurulan ya da yönetilen madde ve malzeme, işçilik, makine bakım, amortismanlar gibi ekonomik unsurlardır. İşletmenin en yüksek değeri yaratması için, sermaye, insan gücü, makine, madde-malzeme ve dış kaynak kullanımı gibi bütün kaynakları etkin ve verimli kullanması ve bu kaynakları neden sonuç ilişkisine bağlı olarak maliyet objelerine yüklemesi gerekmektedir (Arzova, 2002, s. 18). Tablo-3’de bir film yapım projesinde, faaliyetler tarafından tüketilen kaynaklar gruplandırılmak suretiyle açıklanmıştır. Maliyetler, her bir faaliyet için farklı bir maliyet nesnesiymiş gibi biriktirilir ve faaliyetleri tüketmesi oranında ürünlere yüklenirler. (Kaygusuz & Dokur, 2009, s. 626) Böylece sistem; ürünlerle maliyetler arasındaki ilişki zincirine faaliyetleri ekleyerek kaynak-faaliyet-maliyet öznesi sürecinde sebep-sonuç ilişkisini açığa çıkarmaktadır. Yönetim ise faaliyet performanslarını değerlendirerek maliyetleri kontrol eder. Tablo 3: Proje Ana Kaynak Grupları ve Maliyetleri Yaratıcı ve Teknik Personel

Reji, görüntü, sanat ve kostüm personeli ve kamera, ışık ve yardımcı teknik ekipmanı kullanan personel maliyetleri.

İdari Personel

Proje düzeyinde faaliyetlerde görev alan muhasebe ve idari personel ile yapım, set gibi tüm bölümlere yönelik hizmet veren yapım personeli maliyetleri.

İnşaat ve Dekorasyon Malzemesi

Mekanların dekorasyonunun yapılmasında kullanılan her türlü yapı malzemesi ile hırdavat malzeme maliyetleri.

Teknik Cihazlar

Kameralar, lensler, projektörler, lambalar, mikrofonlar ve boom çubuğu gibi ekipman ile ayaklar, vinçler, römork, easyring, stadycam gibi kamera hareket ettiriciler ve taşıma araçları maliyetleri.

Teknik Sarf Malzeme

Kamera bantları ve kamera temizleyiciler, ışık filtreleri, elektrik bantları, koli bantları, kırtasiye ve bilgi işlem malzemeleri maliyetleri.

Kişisel sarf malzeme

Kağıt peçete, tuvalet kağıdı, temizlik, içecek ve bir kullanımlık malzemelerin maliyetleri.

Dış kaynak kullanımı (Outsourcing)

Teknik ekipman ve personel kiralama, mekan kiralama, ulaşım, beslenme tuvalet ve temizlik ihtiyacına yönelik maliyetler, cihazlar ve yardımcı ekipmanın taşınmasına yönelik hizmetler, güvenlik ve inşaat hizmetleri, jeneratör, kamera, set, sanat, kostüm ve yapım ekibi araç kiralama hizmetleri, sağlık hizmetleri, haberleşme ve kurye hizmetleri ve yakıt maddeleri tedariki.

Haklar

Senarist, yönetmen, besteci, oyunculara ait telif hakları ile bu haklara bağlı olarak ödenen komisyon, sözleşme masrafları ve damga vergisi toplamından oluşan maliyetler.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

121


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo-4’de faaliyetler ile kaynaklar arasındaki ilişki tanımlanarak, her bir kaynağın hangi faaliyetler tarafından tüketildiği belirlenmiştir. Bu tabloda yapılan belirlemeler, kaynakların kullanım oranları dikkate alınarak faaliyetlere yüklenmesi, faaliyet havuzlarında biriktirilen maliyetlerden alt ürünlere pay verilmesi ve proje toplam maliyetlerinin belirlenmesi için gereklidir. Tablo 4: Kaynaklar Ana Faaliyet ve Alt Faaliyet İlişki Matrisi ANA FAALİYET MALİYET HAVUZLARI KAYNAKLAR / ALT FAALİYETLER PERSONEL

AF1

AF4

AF5

F2

F3

F4

F5

F6

F7

F8

F9

F10

F11

F12

Uygulayıcı Yapımcı

X

X

X

X

X

X

X

X

X

X

X

X

Yapım Personeli

X

X

X

X

X

X

Yardımcı Yönetmen

X

X

X

X

X

Yönetmen Yardımcıları

X

X

Görüntü Yönetmeni

X

X

Kamera Asistanları

X

X

Sanat Yönetmeni ve Yardımcıları

X

X

X

Kostüm Sorumlusu ve Yardımcıları

X

X

X

Makyöz ve Kuaför Personeli

X

X

X

DIŞARDAN SAĞLANAN FAYDA VE HİZMETLER

Mekanlar

X

X

X

Kamera ve Yard. Ekipman Kiralama Hizmetleri

X

Işık Hizmetleri

X

Ses Hizmetleri

X

Set Hizmetleri

X

Karavan Kiralama Hizmetleri

X

Haberleşme Hizmetleri

X

X

X

X

X

X

x

Kargo-Kurye Hizmetleri

X

X

X

X

Kuru Temizleme Hizmetleri

X

Laboratuvar ve Stüdyo Hizmetleri

X

X

X

Montaj Hizmetleri

X

X

Oto Park Hizmetleri

X

Reklam Hizmetleri

X

Web Sayfası Hazırlama Hizmetleri

X

TEMMUZ - AĞUSTOS

 

Koreografi ve Dans Eğitimi Hizmetleri

X

Ulaşım Araç Kira ve Yemek Hizmetleri

X

Oyuncu Ajans Hizmetleri (Casting)

122

AF3

F1


MALİ

ÇÖZÜM

Avukatlık Hizmetleri

X

MADDE VE MALZEMELER

Hardiskler

X

Aküler

X

Filtreler

X

Kamera Malzemesi

X

İnşaat ve Dekorasyon ve Aksesuar Malzemeleri

X

Kostüm satınalmalar

X

Yakıt Maddeleri

X

X

Kırtasiye, Malzemeleri

X

X

X

X

X

Temizlik Malzemeleri

X

X

X

X

X

X

Yiyecek İçecek Malzemeleri

X

X

X

X

X

X

X

Saç ve Makyaj Malzemeleri

X

Özel Efekt Malzemeleri

X

Harçlar

X

Ses ve Görüntü efektleri

X

X

HAKLAR

Senaryo Yazarı

X

Yönetmen

X

X

X

X

X

X

X

X

X

Müzik

X

Ana Rol-1

X

Yan Rol-1

X

Yan Rol-2

X

Figürasyon

X

Ana ve Alt Faaliyetlerin Bütçelenmesi ve Proje Maliyetinin Belirlenmesi Belirli faaliyetler tarafından tüketilen kaynak maliyetleri direkt olarak ilgili faaliyete yüklenirken, birçok faaliyet tarafından tüketilen kaynak maliyetleri, kaynakları kullandıkları oranda alt faaliyetlere yüklenmiştir. Kaynak kullanım oranları, önceki projeler için hazırlanan zaman çizelgeleri ve mevcut projenin iş programı dikkate alınarak tahmini olarak hesaplanmıştır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

123


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 5: Personel Kaynak Tüketim ve Maliyet Bütçesi

Tablo-5’de bu hesaplamaya örnek olması amacıyla personel ana kaynak grubu maliyetlerinin faaliyetlere yüklenmesinden bir kesit verilmiştir. Projenin beklenen kaynak tüketimleri her bir faaliyet itibariyle tahmini yüzdeler olarak belirlenmiş ve daha sonra her bir alt faaliyetin kaynak kullanım oranı ile her bir toplam kaynak maliyeti çarpılmak suretiyle faaliyetlere yüklenmiştir. Daha sonra Tablo-6’daki gibi ana faaliyetler tarafından tüketilen alt faaliyetlerin maliyetleri ana faaliyet maliyet havuzlarında toplanmıştır. Tablo 6: Proje Ana Kaynak Grupları, Ana ve Alt Faaliyet Maliyetleri Tablosu

Son aşamada ise Tablo-7’de ana faaliyetler itibariyle toplam proje maliyetleri belirlenmiştir.

124

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Ana Faaliyetler Alt Ürünler

Tablo 7: Proje Ana Faaliyet ve Toplam Maliyetleri ve Hedef Karın Hesabı

Proje Maliyetleri

Yapım Öncesi

192.413,60

Yapım

839.643,10

Yapım sonrası

234.810,00

Dağıtım

105.496,75

Proje Toplam Maliyeti

1.372.363,45

Hedeflenen Sinema Gösterim Geliri (200.000*8,5)

1.700.000,00

TV Gösterim Geliri (Sözleşmeler) Reklam Sponsor Geliri (Sözleşmeler) Hedef Gelir Hedef Kar

340.000,00 300.000,00 2.340.000,00 967.636,55

SONUÇ Uluslararası formatta hazırlanan film bütçelerinde, kaynak gruplarının bütçeden aldığı payı belirleyecek şekilde çizgi üstü (above-the-line) ve çizgi altı (below-the-line) olmak üzere iki bölüme ayrılmış bütçeler kullanılmaktadır (Wiese & Simon, 1995, s. 65). Bu tür bütçe formları projenin toplam ve kaynak maliyetlerini göstermektedir. Önerdiğimiz faaliyet tabanlı proje maliyetleme modelinde ise, yeni bir yaklaşım ortaya konarak kaynakların gerekli olup olmadığı ve bütçedeki tutarının ne kadar olması gerektiği ana ve alt faaliyetlerin altındaki görevler temelinde belirlenmiştir. Bu yaklaşım en alt seviyede görevler temelinden itibaren katma değersiz, gereksiz, tekrarlanan faaliyetlerin elimine edilmesine olanak verir. Böylece şirketler, proje yöneticileri, proje için fiili olarak tüketilen kaynakların, gereksiz miktarlarda ve yüksek fiyatlarla tüketimlerini görebilme, müdahale edebilme, nakit çıkışlarının bütçeye uygunluklarını sağlama olanağına sahip olmaktadırlar. Çalışmamızın film projelerinin maliyetlerinin belirlenmesine yönelik bir diğer özelliği de her proje aşamasının maliyetinin, projenin bir alt ürünü gibi belirlenmesinin stratejik maliyet ve proje yönetimi açısından çok daha doğru olacağıdır. Bu yaklaşım film projelerinde hedef maliyetleme uygulamasına da olanak vermektedir. Önerdiğimiz modelde projenin kaynak maliyetlerinin ana ve alt faaliyetler temelinde bütçelenmesi, proje ve projenin alt ürünlerinin ön maliyetlerinin daha doğru belirlenmesini sağlarken hedef maliyetler ile fiili maliyetlerinin karşılaştırılması yoluyla maliyet kontrolüne olanak sağlar. Böylece projedeki

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

125


MALİ

ÇÖZÜM

olumsuz harcama sapmalarının nedenleri ve sorumluları belirlenebilecek, yönetim bu alanlarda önlemler alarak gerekli iyileştirmeleri yapabilecektir. Önerilen model, bazı hizmetlerin, hatta alt ürünlerin şirket bünyesinde üretilmesi veya dışarıdan satın alınması konularında maliyet ve finansal analizler yapmak ve kararlar almak olanağı da sağlamaktadır. Model, projenin bir tarihe kadar gerçekleşen maliyetlerini esas alarak, gerek proje öncesinde gerekse proje yürütülürken yapılan kontrat-fiyat simülasyonları vasıtasıyla nihai maliyetlerin ne olabileceği konusunda tahminlerde bulunma olanağı da vermek suretiyle proje yöneticilerinin geleceği ön görme ve yönetme desteği sağlamaktadır. KAYNAKÇA Altuğ, O. (2001). Maliyet Muhasebesi. Gnşltmş. 13. bs. İstanbul: Türkmen Kitabevi. Arsenault, A. H. and Castells, M. (2008). “The Structure And Dynamics Of Global Multi-Media Business Networks”. International Journal Of Communication 2 (2008) : 707-748. Arzova, S. B. (2002). Faaliyet Tabanlı Maliyet Yönetimi. İstanbul: Türkmen Kitabevi. Bursal, N. Ve Ercan, Y. (2002). Maliyet Muhasebesi İlkeler Ve Uygulama. 9.bs. İstanbul: Der Yayınevi. Can, A. ve Uğurlu, F. (2010). “Gölgeziler Filmi Ve Edebiyat Sinema İlişkisi Üzerine”. Selçuk İletişim, 6:3 (2010) : 77-84. Çam, M. (2006). “Stratejik Bir Yönetim Aracı Olarak Ekonomik Katma Değer (Eva) Ve Faaliyet Tabanlı Maliyet Yönteminin (Ftmy) Birlikte Kullanımı.” Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 15:2 (2006) : 95–118. Eker, M. (2004). Faaliyet Tabanlı Bütçeleme Tekniği Ve Bir Uygulama. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Bursa, Uludağ Üniversitesi Hacırüstemoğlu, R. ve Şakrak, M. (2002). Maliyet Muhasebesinde Güncel Yaklaşımlar. İstanbul: Türkmen Kitabevi. Karakaya, M. (2006). “Tek Düzen Muhasebe Sistemi Ve Maliyet Muhasebesi Uygulamalarına Etkisi : Türkiye’de Maliyet Muhasebesi Uygulamalarını Etkileyen Düzenlemeler” . Türkiye Maliyet Ve Yönetim Muhasebesi Sempozyumu-1, Kocaeli’de sunulan bildiri (5-27) Kaygusuz, S. (2003). “İşletmelerde Faaliyet Tabanlı Bütçeleme”. Balıkesir Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 1 (2003) : 93127. 126

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Kaygusuz, S. Y. ve Dokur, Ş. (2009). İşletmelerde Stratejik Planlama Ve Bütçeleme. Bursa: Dora Yayımevi. Kracauer, S. (1976). Theory Of Film, The Redemption Of Physcal,. New York.: Oxford University Pres, . Özalp, L. (2008). Bir Film Yapmak, Türkiye’den Örneklerle Film Yapım Süreci. İstanbul: Hil Yayınları. Özçelik, F. ve Ertürk, H. (2010). “Yalın Üretim İşletmeleri İçin Değer Akış Yönetimi Ve Değer Akış Maliyetlemesi (Dam)”. Uludağ Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi , 29:2 (2010) : 51-84. Özen, E. ve Çelenk, S. (2006). “Sinema Endüstrisininekonomik Yöndeşme Eğilimleri:Hollywood Örneği”. İletişim : Araştırmaları, 1:4 (2006) : 67-96. Özön, N. (1972). 100 Soruda Sinema Sanatı. [y.y.] : Gerçek Yayınevi. Pazarçeviren, S. Y. (2006). Maliyet Muhasebesi, Maliyet Sistemlerinin Standart Maliyet Temelli Uygulamaları. 2.bs. Sakarya: Sakarya Yayıncılık. Selvi, Ö. (2012). “Bilgi Toplumu Bilgi Yönetimi Ve Halkla İlişkiler”. Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi, 3 (2012) : 191-214. Saltukoğlu, A. (2014).Film Yapım Sektöründe Proje Bütçeleme Ve Maliyetleme Model Önerisi. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) İstanbul, İstanbul Ticaret Üniversitesi Şakrak, M. (1997). Maliyet yönetimi Maliyet ve yönetim muhasebesinde yeni yaklaşımlar. İstanbul : Yasa Yayınları Şakrak, M ve Demir, V. (2006). Değer katmayan faaliyetler ve maliyet yönetimindeki önemi: değer yaratma içinde. Türkiye Maliyet ve Yönetim Muhasebesi Sempozyumu-1 Kocaelinde sunulan bildiri (97-110) Teksoy, R. (2009). Sinema Tarihi. İstanbul : Oğlak Ülgen, H. ve Mirze, K. (2013). İşletmelerde stratejik yönetim. 6.bs. İstanbul : Beta Wiese, M. and Simon, D. (1995). Film&Video Budgets. Studio City: Michael Wiese Production. Yazıcıoğlu, O., Borat, O. Ve Kılıç, C. H. (2014). Bilgi Yönetimi. Ankara: Nobel Kitap. Zaim, H. (2005). Bilginin Artan Önemi Ve Bilgi Toplumu. İstanbul: İşaret.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

127


MALİ

128

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


HAKEMSİZ YAZILAR OPINION PAPERS

MALİ MALİ

ÇÖZÜM ÇÖZÜM

@

MART - NİSAN 2018 2015 TEMMUZ - AĞUSTOS

95 129


MALİ

130

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

YATIRIM ORTAMININ İYİLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA İFLASIN MAKUL SÜREDE ÇÖZÜME KAVUŞTURULMASI İÇİN YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER ** Özkan ARSLAN21

ÖZ Bir ülkede yatırım ortamının iyileştirilmesi, yargı sisteminin kalitesi, hızı ve sözleşmelerin icrası konusundaki gücüyle yakından ilişkilidir. Ekonomi ve hukuk alanları birbiriyle yakın ilişki içinde olup bu ilişki aynı zamanda bir ülkenin yatırım ortamının iyi olup olmadığı hakkında fikir vermesi bakımından önemlidir. Etkin bir hukuk sistemi, yatırım ortamının iyileştirilebilmesi için olmazsa olmaz bir şart olarak karşımıza çıkmaktadır. Yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla 28/02/2018 tarihinde 7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (T.C. Yasalar, 2018) kabul edilmiş ve 15/03/2018 tarihli, 30361 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Söz konusu Kanun ile İcra ve İflas Kanunu başta olmak üzere Türk Ticaret Kanunu, Kooperatifler Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Milletlerarası Tahkim Kanunu, Tebligat Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun, Posta Hizmetleri Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ile Sınai Mülkiyet Kanunu’nun bazı hükümlerinde değişiklik yapılmıştır. 7101 sayılı Kanunla yapılan en önemli değişiklik, bünyesinde pek çok sorunu barındıran “iflas erteleme” kurumunun yürürlükten kaldırılması ve “konkordato” kurumunun etkin ve işlevsel bir yapıya kavuşturmasıdır. Çünkü, Ülkemizde 2003 yılından bu yana uygulanan iflasın ertelenmesi kurumu, ihdas amacının gerçekleştirilmesi konusunda isteneni verememiştir. İflasın ertelenmesi kurumunda, alacaklıların herhangi bir şekilde söz sahibi olmaması, sürecin borçlu ve mahkeme arasında yürütülmesi ve yaşanan yargılama sorunları birlikte değerlendirildiğinde, bu kurumun tamamıyla yürürlükten kaldırılması ve bunun yerine alacaklılar ile borçlunun bir mü*21* Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi

Makale Geliş Tarihi: 20.06.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 05.07.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

131


MALİ

ÇÖZÜM

zakere sonrasında anlaşmaları ve bu anlaşmanın mahkemece tasdiki esasına dayanan konkordato kurumunun daha etkin ve aktif bir şekilde kullanılması ticari ve sosyal hayat bakımından bir ihtiyaç olarak görülmüştür. Anahtar Sözcükler: İflas erteleme, konkordato, elektronik tebligat, iş ortamı raporu. 1. GİRİŞ Ülkemizde, yatırım ortamını iyileştirme çalışmaları, 2001 yılından bu yana Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) bünyesinde yürütülmektedir. YOİKK, uluslararası kuruluşların ülkemize yönelik değerlendirmelerini göz önünde bulundurarak, yatırımcıların karşılaştıkları idari ve bürokratik süreçlerin (süre, maliyet ve prosedür sayısı) iyileştirilmesi bağlamında, yatırımcıların karşılaştığı sorunların hızla çözülmesine, yatırım ortamına ilişkin bürokratik süreçlerin rasyonel hale getirilerek zaman ve maliyet anlamında iyileştirme sağlanmasına, uluslararası kuruluşların hazırladıkları yatırım ortamına ilişkin raporlarda ülke sıralamamızın iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapmaktadır. Dünya Bankası, 2003 yılından beri ülkelerdeki iş yapma süreçlerini etkileyen mevzuat düzenlemelerini ve bunların uygulamasına ilişkin konuları değerlendirmekte, ülkeleri iş yapma kolaylığı bakımından sıralamaya tabi tutmakta ve hazırladığı İş Ortamı Raporlarını (Doing Businnes Report) yatırımcıların bilgisine sunmaktadır. Her ülke, yatırımları kendisine yöneltebilmek ve İş Ortamı Raporlarındaki sıralamasını yukarıya doğru çekebilmek için yatırımcıların karşılaştıkları idari ve bürokratik süreçlerin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapmaktadır. İş Ortamı (DB) Raporları, küçük ve orta ölçekli girişimleri etkileyen belli başlı düzenleyici sınırlandırmalara ilişkin niceliksel veri sunmaktadır. Raporlarda, 190 ülke ekonomisinin iş yapabilme ortamı, 10 farklı gösterge esas alınarak değerlendirilmekte ve ülkeler buna göre sıralanmaktadır. Ülkelerin iş yapabilme ortamının değerlendirilmesinde temel alınan göstergeler; “işe başlama kolaylığı”, “inşaat izinlerinin alınması”, “elektrik temini”, “tapu siciline kayıt”, “kredi temini”, “yatırımcıların korunması”, “vergi ödeme”, “sınır ötesi ticaret”, “sözleşmelerin uygulanması” ve “iflasın çözümü (tasfiye süreci)” ana başlıklarından oluşmaktadır. Bu 10 adet gösterge setinin yanı sıra işgücü piyasasının etkinliğine ilişkin de veriler toplanmakta ancak 132

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ülkelerin iş yapma kolaylığı endeks sıralaması hesaplanırken işgücü piyasası hesaplamaya dâhil edilmemektedir. Ülkemiz, iş yapma kolaylığı bakımından 190 ülke içinde 2015 yılında 51’inci sırada iken 2016 yılında 63’üncü, 2017 yılında da 69’uncu sıraya gerilemiştir. Ancak, Ülkemiz, 31/10/2017 tarihinde açıklanan 2018 yılı İş Ortamı Raporuna göre, 9 sıra yükselerek 190 ülke içinde 60’ıncı sırada yer almıştır(The World Bank, Doing Business 2018). 2018 yılı İş Ortamı Raporu’na göre, Ülkemizin en iyi performansa sahip olduğu gösterge, 20’nci sırada yer aldığımız azlığı oluşturan ortakların, haklarının korunmasıdır. Bu göstergede ülkemiz ilerleme kaydetmeye devam etmekte olup 2017 yılına göre ülkemiz 2 basamak yükselmiştir. Buna karşın, en düşük sırada yer aldığımız gösterge ise 139’uncu sırada olduğumuz iflasın çözümüdür. Aynı zamanda bu gösterge, 13 basamak ile bir önceki yıla göre en fazla gerileme kaydedilen alan olmuştur. 2017 yılına göre en fazla ilerleme kaydettiğimiz gösterge seti vergi ödemeleridir. Vergi ödeme göstergesinde, 2017 yılında 128’inci sırada yer alan ülkemiz, 2018 yılında 40 basamak ilerleyerek 88’inci sıraya yükselmiştir. Kanun koyucu, gerek iflasın çözümüne ilişkin süreçleri azaltmak gerekse de İş Ortamı Raporlarındaki sıralamamızı aşağı çeken iflasın çözümü kriterinde iyileşme sağlayarak ülke sıralamamızın yükselmesi için 7101 sayılı Kanun ile bazı kanunlarda değişikliğe girmiştir. Bu nedenle çalışmamızda, iflasın makul sürede çözüme kavuşturulması için İcra ve İflas Kanunu ile Tebligat Kanunu’nda hangi değişikliklere gidildiği ortaya konulmuştur. 2. İCRA VE İFLAS KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞKİKLER 2.1. Ticari ve ekonomik bütünlük arz eden malların bir bütün olarak paraya çevrilmesi: 7101 sayılı Kanun’un 1’inci maddesiyle, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (T.C. Yasalar, 1932) 128’inci maddesinde, 12’nci maddesiyle de 2004 sayılı Kanun’un 241’inci maddesinde değişikliğe gidilmiştir. 2004 sayılı Kanun’un 128’inci maddesinde yapılan değişikliğin amacı icrada, 241’inci maddesinde yapılan değişikliğin amacı da iflasta, ticari ve ekonomik bütünlük arz eden ya da bir bütün halinde satıldığı takdirde daha yüksek gelir elde edeceği anlaşılan mal ve hakların, bir bütün olarak paraya çevrilmesini sağlamak ve bu suretle alacaklıları korumaktır. Söz konusu dü-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

133


MALİ

ÇÖZÜM

zenlemelere gidilmesinin ardında borçluya ait hacizli malların birlikte satılmasının talebi artıracağı ve malların ayrı ayrı satımına göre daha yüksek bedel elde edilmesinin beklendiği hallerde bu malların birlikte satılmasına izin verilmesinin alacaklı ve borçlu yararına olacağı düşüncesi yatmaktadır. 2.2. Sermaye şirketleri ile kooperatiflerde iflasın ertelenmesi kurumunun kaldırılması: 7101 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesiyle, 2004 sayılı Kanun’un 179’uncu maddesi değiştirilmiştir. Söz konusu düzenlemeyle, borca batık durumdaki sermaye şirketi veya kooperatifin mali darboğazı aşması ve ekonomi içindeki üretken konumunu devam ettirmesi amacına yönelik olarak kabul edilen iflasın ertelenmesi kurumu, uygulamada ortaya çıkan sorunlar ve kötüye kullanım nedeniyle kaldırılmıştır. Aynı amaca konkordato kurumunun işlevsel hale getirilmesi suretiyle varılmak istenmektedir. Bu kapsamda maddeyle, Türk Ticaret Kanununun 377 ve 634’üncü maddeleri ile Kooperatifler Kanunu’nun 63’üncü maddesinde uyum düzenlenmesi yapılarak sermaye şirketleri ve kooperatifler bakımından iflas erteleme yerine konkordato talebinde bulunabileceği hükme bağlanmıştır. 2.3. Rehinle temin edilmiş alacaklara, bir kısım kamu alacaklarına göre öncelik tanınması: 7101 sayılı Kanun’un 5’inci maddesiyle, 2004 sayılı Kanun’un 206’ncı maddesinin birinci fıkrası “Alacakları rehinli olan alacaklıların satış tutarı üzerinde rüçhan hakları vardır. Gümrük resmi ve akar vergisi gibi Devlet tekliflerinden muayyen eşya ve akardan alınması lazım gelen resim ve vergi, rehinli alacaklardan sonra gelir.” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, gümrük resmi ve akar vergisi gibi Devlet tekliflerinden muayyen eşya ve akardan alınması lazım gelen resim ve vergi alacakları, rehinle temin edilmiş alacaklar karşılandıktan sonra diğer alacaklara nazaran öncelikli olarak ödenecektir. 2.4. İflas tasfiyesinin makul sürede tamamlanması için bazı sürelerin kısaltılması: 7101 sayılı Kanun’un 5’inci maddesiyle, 2004 sayılı Kanun’un 208’inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “üç” ibaresi “iki” şeklinde değiştirilmiştir. Söz konusu düzenlemeyle, Ülkemizde iflas tasfiyelerinin uzun sürmesi 134

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

nedeniyle iflas kararının tebliğinden sonra tasfiyenin adi veya basit şekilde yapılacağına karar verme süresi, üç aydan iki aya indirilerek tasfiyenin daha kısa sürede tamamlanması amaçlanmıştır. Yine, 7101 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesiyle, 2004 sayılı Kanun’un 232’nci maddesi değiştirilmiştir. Anılan düzenlemeyle, iflas tasfiyesinin makul sürede tamamlanabilmesinin sağlanması amacıyla düzenleme yapılmış ve sıra cetveli hazırlanması için öngörülen üç aylık asıl ve üç aylık uzatma süresi ikişer ay şeklinde kısaltılmıştır. Ayrıca maddeyle, süresi içinde sıra cetvelini iflas dairesine vermeyen iflas idare memurları için uygulamada yarar sağlamayan ve bu kişilerin aynı iflas idaresinde görev alamayacaklarına dair olan düzenleme yerine daha kapsamlı bir yasak hükmü getirilmiştir. Buna göre sıra cetvelinin hazırlanması aşaması, müflisin iş hacmi, alacaklı sayısı gibi ölçütleri değerlendiren icra mahkemesinin, sözü edilen iflas idaresi üyeleri hakkında bir yıldan üç yıla kadar, sadece o tasfiyede değil, hiçbir iflas tasfiyesinde görev alamayacaklarına dair bir karar vermesine imkan sağlamıştır. İstinaf ve temyizde geçebilecek sürede iflas idaresinin oluşamaması, olası bir istinaf talebinin kabulü veya bozma durumunda önceki iflas idare memurları ile süreç içinde seçilen ve görevine devam eden memurlar arasında bir yetki ve görev ihtilafı çıkmasının önüne geçilebilmesi için icra mahkemesinin bu kararının kesin olduğu belirtilmiştir. Yasaklılık süresinin iki sınır arasında belirlenmesi ile de ölçülülük sağlanmıştır. 3. TEBLİGAT KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞKİKLER 3.1. Elektronik tebligat kapsamının genişletilmesi: Günümüzde uzun yargılamaların en önemli sebebini tebligat sürecinin uzaması oluşturmaktadır. Yargılama sürecinin kısaltılması ve adil yargılama hakkının temini açısından tebligat sürelerinin kısaltılması önem arz etmektedir. Çünkü, uzun yargılama süreci, yatırımcının yatırım yapacağı ülke tercihlerini de etkilemektedir. Tebligat, kişilerin Anayasa ve temel kanunlarla güvence altına alınan adil yargılanma, iddia ve savunmada bulunma, idari işlem ve eylemlerden haberdar olma ve gerektiğinde bunlara karşı kanun yoluna başvurma haklarının korunması bakımından önemlidir. Elektronik tebligatla, yargılama süreçlerinin kısaltılması ve yatırımcıların Ülkemizi tercih etmeleri için 7101 sayılı Kanun’un 48’inci maddesiyle,

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

135


MALİ

ÇÖZÜM

11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (T.C. Yasalar, 1959) 7/a maddesinde değişikliğe gidilerek, elektronik tebligat zorunluluğunun kapsamı genişletilmiştir. Bundan böyle, aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur. - 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar. - 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler. - Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları. - Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri. - Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar. - Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları. - Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri. - Noterler. - Baro levhasına yazılı avukatlar. - Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler. - İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim. Yapılan değişiklikte, gerçek kişiler için kural olarak elektronik tebligat zorunluluğu öngörülmemekle birlikte bu kişilerin kendi tercihleri ile bir elektronik tebligat adresi almaları durumunda kendilerine tebligatın sadece elektronik yolla yapılması hükme bağlanmıştır. Elektronik tebligatın muhatabın adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günde yapılmış sayılmasına ilişkin mevcut hükümler korunmuştur. 3.2. Elektronik tebligat adreslerinin kanun kapsamında olanların talebine bağlı kalınmaksızın PTT tarafından oluşturulması: Elektronik tebligat işlemlerinin, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT) tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülmesini ve kanun kapsamında yer alan kişilerin elektronik tebligat adreslerinin oluşturulması için gerekli bilgi ve belgelerin ilgili 136

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

kurum, kuruluş veya birliklerce PTT’ye gönderilmesini sağlamak amacıyla, 7101 sayılı Kanun’un 49’uncu maddesiyle, 7201 sayılı Kanun’a Ek 2.madde eklenmiştir. Buna göre, elektronik tebligat adresi, PTT tarafından, kanun kapsamında kalan her bir gerçek kişi için kimlik numarası, tüzel kişi için ise tabi oldukları sistem numarası esas alınmak suretiyle sadece bir tane olacak şekilde oluşturulacak ve sistemde kaydedilecektir. Oluşturulan elektronik tebligat adresleri, adres sahiplerine teslim edilmek üzere, ilgili kurum, kuruluş veya birliğe gönderilecektir. Bu adresler, adres sahibine teslim edildikten sonra tebligat çıkarmaya yetkili makam ve mercilerin kullanımına sunulacaktır. PTT’nin elektronik tebligat sistemini öngörülen sürede kurup işler hale getirmesi için 7101 sayılı Kanun’un 50’nci maddesiyle, 7201 sayılı Kanun’a geçici madde eklenmiştir. Buna göre, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, elektronik tebligat adreslerini oluşturmak amacıyla ihtiyaç duyduğu tüm bilgi ve belgeleri; ilgili kamu kurum veya kuruluşundan, Mahallî idareler bakımından İçişleri Bakanlığından, ilgili kamu iktisadi teşebbüsünden, ilgili kamuya ait ortaklıktan, şirketler ve kooperatifler bakımından Gümrük ve Ticaret Bakanlığından, ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu veya üst kuruluşundan, Türkiye Noterler Birliğinden ve Türkiye Barolar Birliğinden, isteyecektir. İlgili kurum, kuruluş veya birlik, talep edilen bilgileri bir ay içinde Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketine bildirmek zorundadır. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, elektronik tebligat adreslerini, bu bilgileri esas almak suretiyle üç ay içinde oluşturacaktır. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, oluşturulan elektronik tebligat adreslerini, adres sahiplerine teslim edilmek üzere, ilgili kurum, kuruluş veya birliğe gönderecek ve teslim işlemi gerçekleştikten sonra bu adresleri, tebligat çıkarmaya yetkili makam ve mercilerin kullanımına sunacaktır. Son olarak, 7101 sayılı Kanun’un 66’ncı maddesinde, bu Kanun’un, 48’inci ve 49’uncu maddelerinin 1/1/2019  tarihinde yürürlüğe  gireceği hüküm altına alınarak, Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminin kurulması ve işler hale getirilmesi için gerek PTT’ye gerekse de muhataplara yaklaşık 8,5 aylık bir süre tanınmıştır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

137


MALİ

ÇÖZÜM

4. SONUÇ Ülkemizde, yatırım ortamını iyileştirme çalışmaları, 2001 yılından bu yana YOİKK bünyesinde yürütülmektedir. YOİKK, uluslararası kuruluşların ülkemize yönelik değerlendirmelerini göz önünde bulundurarak, yatırımcıların karşılaştıkları idari ve bürokratik süreçlerin iyileştirilmesi bağlamında, yatırımcıların karşılaştığı sorunların hızla çözülmesine, yatırım ortamına ilişkin bürokratik süreçlerin rasyonel hale getirilerek zaman ve maliyet anlamında iyileştirme sağlanmasına, uluslararası kuruluşların hazırladıkları yatırım ortamına ilişkin raporlarda ülke sıralamamızın iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapmaktadır. Dünya Bankası, 2003 yılından beri ülkelerdeki iş yapma süreçlerini etkileyen mevzuat düzenlemelerini ve bunların uygulamasına ilişkin konuları değerlendirmekte, ülkeleri iş yapma kolaylığı bakımından sıralamaya tabi tutmakta ve hazırladığı İş Ortamı Raporlarını (Doing Businnes Report) yatırımcıların bilgisine sunmaktadır. Ülkemiz, iş yapma kolaylığı bakımından 190 ülke içinde 2015 yılında 51’inci sırada iken 2016 yılında 63’üncü, 2017 yılında da 69’uncu sıraya gerilemiştir. Ancak, Ülkemiz, 31/10/2017 tarihinde açıklanan 2018 yılı İş Ortamı Raporuna göre, 9 sıra yükselerek 190 ülke içinde 60’ıncı sırada yer almıştır. 2018 yılı İş Ortamı Raporu’na göre, en düşük sırada yer aldığımız gösterge, 139’uncu sırada olduğumuz iflasın çözümüdür. Bu nedenle, Kanun koyucu, hem yatırım ortamını iyileştirmek hem de ülke sıralamamızı yukarıya çekmek için 15/03/2018 tarihinde kabul ettiği 7101 sayılı Kanun ile başta İcra ve İflas Kanunu olmak üzere bir çok kanunda değişikliğe gitmiştir. Bu çerçevede, ticari ve ekonomik bütünlük arz eden ya da bir bütün halinde satıldığı takdirde daha yüksek gelir elde edeceği anlaşılan mal ve hakların bir bütün olarak paraya çevrilmesi sağlanmış, borca batık durumdaki sermaye şirketi veya kooperatifin mali darboğazı aşması ve ekonomi içindeki üretken konumunu devam ettirmesi amacına yönelik olarak kabul edilen iflasın ertelenmesi kurumu kaldırılarak, konkordato kurumunun işlevsel hale getirilmesine yönelik değişiklikler yapılmış, gümrük resmi ve akar vergisi gibi Devlet tekliflerinden muayyen eşya ve akardan alınması lazım gelen resim ve vergi alacakların, rehinle temin edilmiş alacaklardan sonra ödenmesi öngörülmüş, iflas tasfiyesinin makul sürede tamamlanabilmesi için iflas kararının tebliğinden sonra tasfiyenin adi veya basit şekilde 138

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

yapılacağına karar verme süresi üç aydan iki aya indirilmiş, sıra cetveli hazırlanması için öngörülen üç aylık asıl ve üç aylık uzatma süresi ikişer ay şeklinde kısaltılmıştır. Ayrıca, yargılama sürecinin kısaltılması ve adil yargılama hakkının temini açısından tebligat sürelerinin kısaltılmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Çünkü tebligat, kişilerin Anayasa ve temel kanunlarla güvence altına alınan adil yargılanma, iddia ve savunmada bulunma, idari işlem ve eylemlerden haberdar olma ve gerektiğinde bunlara karşı kanun yoluna başvurma haklarının korunması bakımından önemlidir. Bu çerçevede, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nda değişikliğe gidilerek, elektronik tebligat zorunluluğunun kapsamı genişletilmiştir. Bundan böyle, tüm kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, köyler, şirketler, kooperatifler, demekler, vakıflar, sendikalar, meslek birlikleri, KİT’ler, sermayesinin çoğu kamuya ait şirketler, avukatlar, noterler, bilirkişiler, arabulucular ve kurumların hukuk müşavirleri hakkındaki tebligatlar zorunlu olarak elektronik ortamda yapılacaktır. Böylece 2017 yılı verileri itibarıyla yaklaşık 40 milyon tebligatın, 28 milyonunun elektronik ortamda yapılması sağlanmış olacaktır. KAYNAKÇA T.C. Yasalar (19.6.1932) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (2128 sayılı) T.C. Yasalar (19.02.1959) 7201 sayılı Tebligat Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (10139 sayılı) T.C. Yasalar (15.03.2018) 7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun. Ankara: Resmi Gazete (30361 sayılı)

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

139


MALİ

140

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ÇEK KANUNUNDA DÜZENLENEN ADLİ VE İDARİ CEZALAR Mustafa YAVUZ*22* ÖZ Çek, kambiyo senetlerinin bir türü olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda düzenlenmekle birlikte, çekin güvenilir bir ödeme aracı olarak piyasada kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla, çekin kullanımı, çek hamillerinin korunması ve kayıt dışı ekonominin denetim altına alınması önlemlerine katkıda bulunmaya ilişkin esaslar ile çekin karşılıksız çıkması ve belirlenen diğer yükümlülüklere aykırılık hallerinde ilgililer hakkında uygulanacak yaptırımlar 5941 sayılı Çek Kanununda özel olarak düzenlenmiştir. İşte bu çalışmada, anılan Kanunda öngörülen cezai ve idari yaptırımlar tüm yönleriyle ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Çek, çek defteri, karşılıksız çek, ibraz süresi, adli ceza, kabahat. 1. GİRİŞ Çek, ticari hayatta en çok kullanılan kambiyo senetlerinden biridir. Zira çek, para yerine geçen bir ödeme aracı olmasının ötesinde, senede göre daha güvenlikli, cezai yaptırımlarla da korunan bir kıymetli evraktır. Bir ödeme aracı olan çek, bankalar tarafından bastırılır ve mevduat sahibinin muhatap bankadaki hesabından dilediği kişi ya da kişilere ödeme yapmasını sağlar. Bu kapsamda çek, “üzerinde yazılı belirli tutarda bir paranın hamiline ya da belli bir kişiye veya emrine ödenmesi için bankaya hitaben yazılan bir ödeme emri” şeklinde tanımlanabilir (Yavuz, Ocak 2018, 232). Çekin şekil şartları ve devri gibi genel konular, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (T.C. Yasalar, 14.02.2011) (TTK) 780 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş; buna mukabil çek ödemelerinin tanzimi, çek hamillerinin korunması, karşılıksız çek ve benzeri özel hususlar ise 5941 sayılı Çek Kanununda (T.C. Yasalar, 20.12.2009) (ÇekK) hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanunda ayrıca, çeke itibar kazandırılması ve çekin güvenilir bir ödeme aracı haline getirilmesi, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması, karaparanın aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi ile çek hamillerinin korunması amacıyla, * * Gümrük ve Ticaret Uzmanı 22

Makale Geliş Tarihi: 31.05.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 05.07.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

141


MALİ

ÇÖZÜM

çek hesabı sahipleri ve çek keşide edenler ile banka ve banka görevlilerine bazı yükümlülükler getirilmiş ve bu yükümlülüklerin ihlali halinde yükümlülüğün ve ihlalin önemine göre çeşitli cezai ve idari yaptırımlar öngörülmüştür. İşte bu çalışmada, 5941 sayılı Çek Kanununda öngörülen cezai ve idari yaptırımlar tüm yönleriyle ele alınmış ve değerlendirilmiştir. 2. ÇEK KANUNUNDA SUÇ OLARAK DÜZENLENEN FİİLLER 2.1. Karşılıksız Çek Düzenlenmesi 5941 sayılı Çek Kanununun yürürlüğe girdiği ilk halinde karşılıksız çek keşide etme suçu için adli yaptırım uygulanması öngörülmüştü. Ancak, 31.01.2012 tarihli ve 6273 sayılı Kanunla (T.C. Yasalar, 03.02.2012) karşılıksız çek düzenleme fiili suç olmaktan çıkarılarak idari yaptırıma dönüştürülmüştü. Durum böyle olmakla birlikte, bankalarca karşılığı yoktur işlemi yapıldıktan sonra ödenmeyen çeklerin oranının yıllar itibariyle artması üzerine söz konusu fiil için öngörülen yaptırım 15.07.2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanunla (T.C. Yasalar, 09.08.2016) yeniden suç olarak düzenlenmiştir. Bu kapsamda, ÇekK’nın mevcut 5. maddesinde, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunacağı, ancak, hükmedilecek adli para cezasının çek bedelinin 1 karşılıksız kalan miktarından az olamayacağı23 öngörülmektedir. Karşılıksız çek keşide etme fiilinin suç olarak düzenleme amacı, karşılıksız çek keşidesini önlemek ve piyasaya güven getirmektir. Korunan hukuksal yarar ise bir ödeme aracı olan çeke olan güven ortamının sağlanması ve çek hamilinin haklarının korunmasıdır. Suçun konusunu da, kanuni ibraz süresinde bankaya ibraz edilen ve hakkında karşılıksızdır işlemi yapılmış “çek” oluşturmaktadır. 123 6728 sayılı Kanunla, ÇekK’nın 5. maddesi yeniden düzenlenirken anılan maddenin birinci fıkrasında “Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az olamaz.” cümlesine yer verilmiş, fakat Anayasa Mahkemesinin 26.07.2017 tarihli ve E.2016/191, K.2017/131 sayılı Kararı ile, anılan cümlede yer alan “çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından” ibaresi iptal edilmiştir. Bu durumda cümlenin mevcut hali “Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, toplamından az olamaz.” şeklini almıştır.

142

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Suçun maddi unsurları; hukuken geçerli bir çekin varlığı, bu çekin üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre kanuni süresi içinde ibraz edilmiş olması ve ilgili hesapta karşılığı tamamen bulunmadığı için söz konusu çek ile ilgili karşılıksızdır işleminin yapılmasıdır. Çek ileri düzenleme tarihini taşıyorsa ve bu tarih daha gelmemişse karşılıksızdır işleminin yaptırılabilmesi için çekin üzerinde yazılı tarihin beklenmesi ve TTK md. 796’ya uygun olarak süresi içinde ibraz edilmesi gerekir. Ayrıca suçun oluşabilmesi için karşılıksızdır işlemi, ÇekK’nın 3. maddesinde belirtilen esaslara224 uygun olarak yapılmış olmalıdır. Öte yandan, suçun manevi unsuru kasttır ve bu suç, ancak kasten işlenebilir, taksirle işlenemez (Poroy ve Tekinalp, 2010, 313-314). 6728 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen ÇekK’nın 5. maddesinin ikinci fıkrasında, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişinin, çek hesabı sahibi olduğu, çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması halinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesinin, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişilerin, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir. O halde, suçun faili; çek hesabı sahibi gerçek kişi ise bu kişi, tüzel kişiyse mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organı üyesi, bu şekilde bir belirleme yapılmamışsa yönetim organının tüm gerçek kişi üyeleri olacaktır. Karşılıksız çek keşide etme suçu, şikayete tabi bir suçtur. Yargılama yapılabilmesi için hamilin şikayeti şarttır. Söz konusu suçta şikayet hakkı, çeki tahsil amacıyla bankaya ibraz eden hamil ile “karşılıksızdır” işlemi yapıldıktan sonra çeki elinde bulunduran ve aynı zamanda “karşılıksızdır” işlemi yapılmadan önceki dönemde geçerli ve meşru ciranta olan kişiye aittir (Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 10.05.2018 tarihli ve E.2018/3072, K.2018/5874 sayılı kararı). Şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 1 yıl geçmekle düşer. Diğer taraftan, bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde bakılır ve davalar da çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür. 224 Hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin imzalamaktan kaçınması hâlinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz (ÇekK md.3/4).

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

143


MALİ

ÇÖZÜM

Söz konusu suçun cezası adli para cezasıdır. Adli para cezasının üst sınırı 1500 gün; altı sınırı da 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (T.C. Yasalar, 12.10.2004) 52. maddesi gereğince 5 gündür. Hükme bağlanacak olan adli para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz. Hakkında karşılıksızdır işlemi yapılan her bir çek ile ilgili olarak anılan ceza uygulanır (Poroy ve Tekinalp, 2010, 318). Mezkûr suç nedeniyle, ön ödeme, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler uygulanmaz (ÇekK md. 5/10). Ayrıca verilen adli para cezalarının ödenmemesi durumunda, bu ceza, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun (T.C. Yasalar, 29.12.2004) 106/3. maddesinde yer alan kamuya yararlı bir işte çalıştırma kararı verilmeksizin doğrudan hapis cezasına çevrilir. Diğer taraftan, karşılıksız kalan çek bedelinin, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanuna (T.C. Yasalar, 19.12.1984) göre ticari işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödemesi halinde bu ödemeyi yapan kişi hakkında, yargılama aşamasında mahkeme tarafından davanın düşmesine, mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilir (ÇekK md. 6/1). 2.2. Tacirin Ticari İşletmesiyle İlgili İş ve İşlemlerde Tacir Olmayan Kişinin Çek Defterinin Kullanılması ÇekK’ya göre çekler; “tacir çeki”, “tacir olmayan kişi çeki” ve “hamiline yazılı çek” olmak üzere üç türden oluşmaktadır. İşte bu kapsamda, bir tacirin ticari ilişki çerçevesinde ve tacir sıfatıyla düzenlediği çekin mutlaka tacir çeki olması gerekmektedir. Buna aykırı davranış ise anılan Kanunun 7/1. maddesinde “Tacirin ticari işletmesiyle ilgili iş ve işlemlerinde, tacir olmayan kişinin çek defterini kullanarak çek düzenleyen ve düzenleten kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmüne yer verilmek suretiyle cezai yaptırıma bağlanmıştır. Suç tacirin, tacir olmayan kişinin çekini ticari faaliyetinde kullanmasıyla oluşur. Suçun maddi unsuru, tacirin ticari işletmesiyle ilgili iş ve işlemlerinde, tacir olmayan kişinin çek defterinin kullanılmasıdır. Tarifte geçen “ticari işletme”, “tacir” ve “ticari iş” terimlerinin TTK’ya açıklanması gerekir. Buna göre ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef 144

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunun 2007/12362 sayılı Kararında gösterilmiştir. Aynı Kanunda tacir, gerçek kişi tacir ve tüzel kişi tacir olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Gerçek kişi tacir, bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişidir. Tüzel kişi tacirler ise esas itibariyle ticaret şirketleridir. Ayrıca, anılan Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerden sayılır. Suçun manevi unsuru ise kasttır ve kanunda açıkça belirtilmediği için taksirler işlenemez. Suçun faili de, tacir olmayan kişinin çek defterini kullanarak, tacirin ticari işletmesiyle ilgili iş ve işlemlerde çek düzenleyen ve düzenleten kişidir. 2.3. Tacir Olmayan Kişiye Tacir Çeki Verilmesi ÇekK’nın 7. maddesinin ikinci fıkrasında, “Tacir olmayan kişiye tacir kişiye verilmesi gereken çek defteri veren banka görevlisi hakkında elli günden yüzelli güne kadar adli para cezasına hükmolunur.” denilmektedir. Bir önceki bölümde açıklandığı şekliyle, tacir çeki, tacir olmayan kişi çeki ve hamiline yazılı çek olmak üzere üç tür çek bulunmaktadır, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından çıkarılan 2010/2 sayılı Çek Defterlerinin Baskı Şekline ve Bankaların Hamile Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Belirlenmesine İlişkin Tebliğde (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 20.01.2010 ) de, çek defterlerinin bankalarca tacir olan ve tacir olmayan kişilere verilecek çekler ile hamiline düzenlenecek çeklerin, açıkça ayırt edilebilecek şekilde  anılan Tebliğde belirtilen esaslara göre bastırılacağı ve tacir çeklerinde325 zemini lacivert (renk kodu: PANTONE 314 U) olan çerçeve içerisinde beyaz renkte (negatif görüntü) ve büyük harflerle “TACİR” ibaresinin yer alacağı ifade edilmiştir. Banka görevlisinin, tacir olmadığını bildiği bir kişiye, tacir kişiye verilmesi gereken çek defterini vermesi halinde suç oluşur. Dolayısıyla, yetkili banka görevlisinin, çek defteri verirken muhatabın tacir olup olmadığını detaylı bir şekilde tetkik etmesi bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Tacir olmayan kişiye tacir çeki verilmesi suçunun konusu ise, tacir kişiye verilmesi gereken çek defteri/defterleridir. Failin suçu işleyebilmesi için öncelikle 325 Madde gerekçesinde, tacir çekleriyle ilgili düzenleme yapılmasının amacı, keşidecinin hukuka aykırılıkları, perdelemeleri, başkasının arkasına gizlenmeleri ve özellikle ticaret şirketlerine ilişkin ödeme ve tahsil işlemlerinin, şirketle ilgisi olan veya olmayan gerçek kişilerin üzerinden yürütülmesine engel olmak ve kayıt dışı ekonominin, karaparanın aklanması ile terörün finansmanını önlemek olarak ifade edilmiştir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

145


MALİ

ÇÖZÜM

banka görevlisi olması ve başvuru sahiplerine çek defteri verme yetkisine sahip bulunması gerekir. Söz konusu suç, özgü bir suç olup, ancak yetkili banka görevlileri tarafından işlenebilir; banka yöneticileri bu suçun faili olamazlar. Öte yandan, çek hesabı açılmamış olsa dahi, çek defterinin verilmesi halinde suç oluşur. Suçun varlığı için çek defterinin kullanılmış olması şart değildir. 2.4. Bankaya Gerçek Dışı Beyanda Bulunulması ÇekK’nın 7. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi, “2 nci maddenin üçüncü fıkrasındaki yükümlülüğe aykırı olarak bankaya gerçek dışı beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmünü amirdir. Getirilen bu yaptırımla, çeke güven kazandırılması amaçlanmıştır. Atıf yapılan hükümde ise; çek hesabının ilgilinin, vekilin veya yasal temsilcisinin imzası olmadan açılamayacağı, çek hesabı açılmasını veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesini isteyen kişinin, her defasında tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmadığı ve kendisi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı hususunda bankaya yazılı beyanda bulunacağı, tüzel kişiler adına verilecek beyannamede ayrıca, tüzel kişinin yönetim organında görev yapan, temsilcisi olan veya imza yetkilisi olan kişilerin çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığının belirtileceği ifade edilmiştir. Bu kapsamda, çek hesabının açılmasında veya çek defteri talebinde söz konusu bilgilerin kısmen veya tamamen gerçek dışı olarak beyan edilmesi halinde suç oluşacaktır. Suçun konusu ise çek hesabının açılmasında veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesinde gerçeğe aykırı şekilde verilen yazılı beyandır. Suçun faili ise, çek hesabı açılırken veya mevcut çek hesabından çek defteri verilirken gerçek dışı yazılı beyanda bulunan kişidir. Tüzel kişilerde bu suçun faili, beyanı imzalayan temsilcidir. Ancak, belirtelim ki, çek hesabı açılmasını veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesini isteyen kişinin, her defasında tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmadığı ve kendisi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı hususunda bankaya yazılı beyanda bulunması gerekmekle birlikte, ÇekK’nın 2/3. maddesi gereğince muhatap banka; gerçek veya tüzel kişi adına açılması talep olunan çek hesaplarında bunların, sermaye şirketlerinde ayrıca yönetim organında görev yapanlar ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkililerinin çek hesabı açma yasağının bulunmadığı hususunu kontrol 146

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ederek, yasağın bulunmadığına ilişkin sorgulama sonucunu muhafaza etmekle yükümlüdür. 2.5. Beyanname Almadan veya Beyanname Alınmış Olsa Dahi Çek Düzenleme ve Çek Hesabı Açma Yasağına Rağmen Çek Defteri Verilmesi Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren (karşılıksız çek düzenleyen) kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, faili adli para cezası verilmesinin yanında mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına, bu yasağın bulunması hâlinde çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmetmekte ve yargılama sırasında da resen koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar vermektedir. ÇekK’da, çek hesabı açılmasını veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesini isteyen kişinin, kendisi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı hususunda bankaya yazılı beyanda bulunması, ayrıca bankanın da ilgililer hakkında çek hesabı açma yasağının bulunup bulunmadığını kontrol etmesi öngörülmüştür. Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı bulunan gerçek kişi ile bu kişinin yönetim organında görev yaptığı veya ticaret siciline tescil edilen yetkilisi olduğu tüzel kişiye çek defteri verilmez. İşte anılan Kanunun 7/3. maddesinde, beyanname almadan veya beyannameye rağmen, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunan kişiye veya bu kişinin yönetim organında görev yaptığı veya temsilcisi ya da imza yetkilisi olduğu tüzel kişiye çek defteri veren banka görevlilerinin elli günden yüzelli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılması öngörülmüştür. Bu durum karşısında, çek defterinin verilmesi hususunda banka yetkililerinin, gereken özen ve hassasiyeti göstermeleri icap etmektedir. Suçun konusunu, beyanname almadan veya beyannameye rağmen, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunan kişiye veya bu kişinin yönetim organında görev yaptığı veya temsilcisi ya da imza yetkilisi olduğu tüzel kişiye verilen çek defteri oluşturmaktadır. Suçun faili ise, bankadan çek defteri verilmesi talebinde bulunan yasaklı kişiden ÇekK’nın 2/3. maddesinde yazılı hususlarda beyanname almadan çek defteri veren veya bahsi geçen beyannameyi almış olsa bile hakkında çek hesabı açma ve çek düzenleme yasağı

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

147


MALİ

ÇÖZÜM

bulunan kişiye veya bu kişinin yönetim organında görev yaptığı veya temsilcisi ya da imza yetkilisi olduğu tüzel kişiye çek defteri veren banka görevlisidir (Karakaya, 2012, 120). Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Bu kapsamda, anılan suç, yazılı beyanname alınmadan çek defteri vermekle oluşabileceği gibi, söz konusu beyanname alınmış ve bu beyannamede yasak belirtilmiş olmakla birlikte çek defterinin verilmesi halinde de oluşacaktır. Ancak, ifade etmek gerekir ki, beyanname alınmamasına karşın ilgili kişi hakkında yasaklama kararının bulunmaması durumunda suçun unsurları oluşmaz. 2.6. Kısmen veya Tamamen Karşılığı Bulunmayan Çekle İlgili Talebe Rağmen Karşılıksızdır İşlemi Yapılmaması Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Karşılıksız işlemi yapılabilmesi için; çekin üzerinde yazan keşide tarihine göre kanuni ibraz süresi içerisinde ibraz edilmesi, bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktara (1.600 TL) rağmen çekin karşılıksız kalması, hamilin karşılıksız işlemi yapılmasını talep etmesi, çekin arkasına ibraz tarihi, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar, ibraz eden kişinin ya da tüzelkişi temsilcisinin adı soyadının yazılması, çekin arkasının hamille birlikte banka görevlisince imzalanması gerekir (Karakaya, 2012, 125). Ancak, muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar dâhil, kısmi ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi halinde karşılıksızdır işlemi yapılır. Bu noktada, ÇekK’nın 7/4. maddesinde, “Kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çekle ilgili olarak, talebe rağmen, karşılıksızdır işlemi yapmayan banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmüne yer verilmiş ve talebe rağmen karşılığı bulunmayan çeke dair karşılıksızdır işlemi yapmama fiili yaptırıma bağlanmıştır. Suçun maddi unsuru, kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çeke ilişkin hamilin talebine rağmen banka görevlisi tarafından karşılıksızdır işleminin yapılmaması, manevi unsur ise kasttır. Suçun faili kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çekle ilgili olarak, talebe karşın karşılıksızdır işlemi yapmayan banka görevlisidir. Suçun oluşması için ibraz tarihi itibariyle çek tutarının hesapta bulunmaması ve hamilin 148

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

banka tarafından karşılıksızdır işlemi yapılmasını talep etmesi gerekir. Suçun takibi şikayete bağlıdır. Özgü suç niteliği taşıyan bu suç, ancak ihmali davranışla işlenebilir. 2.7. Hesapta Mevcut Olmasına Rağmen Çekin Karşılığının veya Bankanın Kanunen Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Hamile Ödenmemesi ÇekK’nın 7/5. maddesinde, “Karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” denilmektedir. Karşılığı bulunan çekin, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir. Ödemenin yapılabilmesi için tabii olarak çekin karşılığının ilgili hesapta bulunması gerekir. Diğer taraftan, muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için; karşılığının hiç bulunmaması hâlinde, çek bedeli 1.600 TL veya üzerinde ise 1.600 TL, çek bedeli 1.600 TL’nin altında ise çek bedelini; karşılığının kısmen bulunması hâlinde, çek bedeli 1.600 TL veya altında ise çek bedelini aşmamak koşuluyla kısmi karşılığı 1.600 TL’ye tamamlayacak bir miktarı, çek bedeli 1.600 TL’nin üzerinde ise çek bedelini aşmamak koşuluyla kısmi karşılığa ilave olarak 1.600 TL’yi ödemekle yükümlüdür. Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren 5 yıl içinde ibraz edilmemesi halinde, muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer. 2.8. Çek Düzenleme ve Çek Hesabı Açma Yasağı Kararı Bulunmasına Rağmen Çek Düzenlenmesi Karşılıksız çek düzenleme suçundan ceza alanlara, aynı zamanda çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, bu yasağın bulunması halinde çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamı kararı verilir. Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, elindeki bütün çek yapraklarını ait olduğu bankalara iade etmekle yükümlüdür. Ayrıca, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, kararın

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

149


MALİ

ÇÖZÜM

kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gün içinde, düzenlemiş bulunduğu ve henüz karşılığı tahsil edilmemiş olan çekleri, düzenleme tarihlerini, miktarlarını ve varsa lehtarlarını da göstermek suretiyle, muhatap bankaya liste halinde vermekle yükümlüdür. Kanun koyucu, söz konusu çeklerin teslim edilmemesini suç olarak kabul etmemiş, ancak ÇekK’nın 7/6. maddesinde “Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, buna rağmen çek düzenlerse, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmüne yer vermek suretiyle ilgili kişinin çek düzenlemesi fiili için hapis cezası öngörmüştür. Bu durumda suçun konusunu, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı verilmiş olan kişinin yasak kararı sonrasında düzenlemiş olduğu çekler oluşturmaktadır. Suçun faili ise hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olmasına rağmen çek düzenleyen gerçek kişidir. Suçun maddi unsuru ise hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişinin buna rağmen çek düzenlemesidir. Bu suçun varlığı için; fail hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olması, failin anılan kararı bilmesi, çekin yasak kararına rağmen ve yasak kararından sonra düzenlenmiş olması ve düzenlenen çekin kanuni şartları tam olarak taşıması gerekir. Bahsi geçen suç ancak kasıt ile işlenebilir. Fiilin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu, örneğin dolandırıcılık suçunu, oluşturması halinde bu suça göre ceza verilir. 2.9. Hakkında Yasak Kararı Bulunan Kişi Adına Çek Hesabı Açılması Karşılıksız çek düzenleme suçu kapsamında verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına ilişkin bilgiler, güvenli elektronik imza ile imzalandıktan sonra, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) ile Risk Merkezine elektronik ortamda bildirilir. Hakkında çek hesabı açma yasağı kararı verilen kişiler ve yasağa ilişkin bilgiler, Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi tarafından bir hafta içinde bankaların genel müdürlüklerine elektronik ortamda duyurulur. Duyurunun ulaşması üzerine bankalar, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişiler adına çek hesabı açmamakla yükümlü hale gelmiş olur. Ayrıca, bankaların çek hesabı açılmasını talep edenler hakkında çek hesabı açma yasağının bulunup bulunmadığını kontrol etmeleri gerekir. 150

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Bu halde, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi adına yeni bir çek hesabı açılamaz. Buna rağmen, hakkında yasak kararı bulunan kişi adına çek hesabı açan banka görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (ÇekK md. 7/7). Suçun konusu, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi adına banka tarafından çek hesabı açılmasıdır. Suçun faili ise, yasak kararı verilmiş olan kişi adına çek hesabı açan banka görevlisidir. Bu suç, sadece ilgili banka görevlilerince işlenebildiğinden özgü suçtur. Suçun maddi unsurunun oluşabilmesi için mahkeme tarafından kişi hakkında çek hesabı açma ve çek düzenleme yasağı kararı verilmiş olması, bu yasağın fail banka görevlisince bilinmesi ve yasak kararına rağmen banka görevlisin tarafından yasaklı kişi hakkında çek hesabı açılmış olması şarttır. Söz konusu suçun manevi unsuru ise kasttır. 2.10. Yetkisiz Çek Defteri Basılması veya Bastırılması ÇekK’nın 2/5. maddesinde, “Çek defterleri bankalarca bastırılır.” hükmüne yer verilmiştir. Çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca 2010/2 sayılı Çek Defterlerinin Baskı Şekline ve Bankaların Hamile Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Belirlenmesine İlişkin Tebliğ ile belirlenmiştir. Çek defterinin her bir yaprağına; çek hesabının numarası, çek hesabının bulunduğu banka şubesinin adı, çek hesabı sahibi gerçek kişinin adı ve soyadı/tüzel kişinin adı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişinin vergi kimlik numarası, çekin basıldığı tarih, çek hesabı sahibi gerçek kişi ise Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası; tüzel kişilerde ise varsa MERSİS numarası ve çek hesabı sahibi ile düzenleyenin farklı kişiler olması halinde ayrıca düzenleyenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının yazılması zorunludur. İşte, kanun koyucu, söz konusu düzenlemeleri tamamlamak üzere, ÇekK’nın 7/8. maddesinde, çek defteri basmaya veya bastırmaya kanunen yetkili kılınanlar dışında çek defteri basanlar ve bastıranların iki yıldan beş yıla kadar hapis ve binbeşyüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılmasını öngörmüştür. Suçun konusu, çek defterinin kanunen yetkili kılınanlar dışında başka birisi tarafından basılması veya bastırılmasıdır. Yetkisiz olarak çek defteri basan ve bastıran herkes bu suçun faili olabilir. Suçun maddi unsuru ise çek defteri basmaya veya bastırmaya yetkili olmadığı halde matbu olarak çek defteri basmak veya bastırmaktadır. Anılan suç, seçimlik hareketli bir suç olup, bu suç fail tarafından çekin doğrudan basılması yahut bastırılması şeklinde ancak kasıtla işlenebilir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

151


MALİ

ÇÖZÜM

3. ÇEK KANUNUNDA KABAHAT OLARAK DÜZENLENEN FİİLLER 3.1. Hamiline Çek Defteri Yaprağı Kullanmadan Hamiline Çek Düzenleme Kabahati ÇekK’ya göre, hamiline düzenlenecek çekler için sadece bu çeklere ilişkin işlemlerin işlendiği ayrı bir çek hesabı açılır. Hamiline düzenlenecek olan çekler de, diğer çek defterlerinden açıkça ayırt edilebilecek şekilde basılırlar. Hamiline çek, ancak hamiline çek defteri yaprakları kullanılmak suretiyle düzenlenebilir. Diğer çeklerden ayırt edecek özelliklerin yanı sıra, hamiline çek defterindeki çek yapraklarının üzerinde “hamiline” ibaresi matbu olarak yer alır.26 Kayıt dışı eko4 nominin önüne geçmek ve yolsuzlukla mücadele etmek amacına yönelik olarak kabul edilen bu kuralın uygulanabilirliğini sağlayabilmek için anılan Kanunun 7/9. maddesinde, “Hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleyen kişi, bu aykırılığı içeren her bir çekle ilgili olarak, Cumhuriyet savcısı 5 tarafından üçyüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası27 ile cezalandırılır.” hükmüne yer verilmiştir. Kabahatin faili, hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleyen gerçek veya tüzel kişilerdir. İdari para cezasını verme yetkisi ise cumhuriyet savcısına aittir. 3.2. Sağlanması ve Saklanması Gereken Bilgi ve Belgelere İlişkin Kurala Aykırı Hareket Etme Kabahati Bankalar, çek hesabı açtırmak isteyenlerin yasaklılık durumuna ilişkin Risk Merkezi ile adli sicil kayıtlarını ve açık kimliklerini saptamak için fotoğraflı nüfus cüzdanı, pasaport veya sürücü belgesi örneklerini, yerleşim yeri belgelerini, vergi kimlik numaralarını, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını, esnaf ve sanatkâr olanların ise esnaf ve sanatkâr sicili kayıtlarını almak ve çek hesabının kapatılması halinde bunları, hesabın kapatıldığı tarihten itibaren 10 yıl süreyle saklamakla yükümlüdür (ÇekK md. 2/2). 426 2010/2 sayılı Tebliğ gereğince; hamiline düzenlenen tacir çeklerinde zemini kırmızı (renk kodu: PANTONE Warm Red U) olan çerçeve içerisinde beyaz renkte (negatif görüntü) ve büyük harflerle, Hamiline ifadesi ikinci satırda olmak üzere, “TACİR HAMİLİNE” ibaresi yer alır. Ayrıca bu tür çekler, lehtar ismi için ayrılan kısımda “HAMİLİNE” ibaresi yer alacak şekilde bastırılır. Hamiline düzenlenen tacir olmayan kişi çeklerinde ise zemini kahverengi (renk kodu: PANTONE 168 U) olan çerçeve içerisinde beyaz renkte (negatif görüntü) ve büyük harflerle, Hamiline ifadesi ikinci satırda olmak üzere, “TACİR OLMAYAN HAMİLİNE” ibaresi yer alır. Ayrıca bu tür çekler, lehtar ismi için ayrılan kısımda “HAMİLİNE” ibaresi yer alacak şekilde bastırılır. 527 ÇekK’nın yürürlüğe girdiği halinde fiilin yaptırımı “bir yıla kadar hapis cezası” şeklinde düzenlenmişken, 31.01.2012 tarihli ve 6273 sayılı Kanunla söz konusu ibare “Cumhuriyet savcısı tarafından üçyüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idari para” olarak değiştirilmiş ve buna bağlı olarak suç kabahate dönüşmüştür.

152

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Aynı Kanunun 7/10. maddesinde yer alan “2 nci maddenin, sağlanması ve saklanması gereken bilgi ve belgelere ilişkin hükmüne aykırı hareket edilmesi (…) hâlinde, ilgili bankaya Cumhuriyet savcısı tarafından beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.” hükmü gereğince, belgeleri sağlama ve saklama yükümlülüğünün ihlal edilmesi fiili idari yaptırıma bağlanmıştır. Buna göre ÇekK’nın 2. maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüklerden her birine aykırı davranış, idari para cezası verilmesini gerektiren ayrı bir kabahati oluşturur. İdari para cezası ise banka görevlileri hakkında değil, doğrudan banka hakkında uygulanır. 3.3. Çeki Düzenleyenin Banka Kayıtlarındaki Adreslerinin Hamile Verilmemesi Kabahati Çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde, çeki düzenleyenin bankaca bilinen adreslerinin talebi halinde hamile verilmesi banka açısından kanuni yükümlülüktür (ÇekK md. 2/2). Çekin karşılıksız çıkması dolayısıyla hamili tarafından talep edilmesi üzerine düzenleyicinin banka kayıtlarındaki adreslerinin kendisine verilmemesi halinde ise ilgili banka, Cumhuriyet savcısı tarafından beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasıyla cezalandırılır. Yeri gelmişken belirtelim ki, kural olarak adres bilgileri banka açısından müşteri sırrı niteliğinde olmakla birlikte, anılan düzenleme gereğince çekin karşılıksız çıkması durumunda bu bilgilerin hamile verilmesi kanuni zorunluluktur. Kabahatin faili ise banka tüzel kişiliğidir. 4. SONUÇ 5941 sayılı Çek Kanununda, hem çek defterlerinin içeriklerine, çek düzenlenmesine, kullanımına, çek hamillerinin korunmalarına ve kayıt dışı ekonominin denetim altına alınması önlemlerine katkıda bulunmaya ilişkin esaslar düzenlenmiş, hem de çekin karşılıksız çıkması ve belirlenen diğer yükümlülüklere aykırılık hallerinde ilgililer hakkında uygulanacak yaptırımlar hüküm altına alınmıştır. Kanun koyucu, hukuka aykırı bazı fiiller için adli yaptırım öngörürken, bazı fiiller için de idari yaptırım kabul etmiştir. Söz konusu yaptırımların esas unsurunu ise “çek” oluşturmaktadır. Anılan Kanunda detaylı ve özel olarak düzenlenen temel suç, karşılıksız çek düzenleme suçudur. Bu suçun yaptırımı 5941 sayılı Kanunun ilk halinde adli ceza olarak öngörülmüş, daha sonra 31.01.2012 tarihli ve 6273 sayılı Kanunla bu fiil suç olmaktan çıkartılarak idari yaptırıma dönüştürülmüş ve en TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

153


MALİ

ÇÖZÜM

son 15.07.2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanunla da yeniden değişikliğe gidilerek söz konusu fiil tekrardan suç olarak ihdas edilmiştir. Söz konusu suç dışında Çek Kanununda, 9 fiil suç, 3 fiil de kabahat olarak düzenlenmiştir. Çek Kanununa muhalefet suçlarının niteliği ve muhtemel sonuçları dikkate alındığında, herhangi bir yatırımla karşı karşıya kalmamak ve itibar kaybına uğramamak için gerek çek düzenleyenlerin ve hamillerinin, gerekse de banka görevlilerinin ilgili mevzuatta öngörülen usul ve esaslara hassasiyetle riayet etmeleri menfaatlerine olacaktır. KAYNAKÇA Karakaya, Murat. (2012). 5941 Sayılı Çek Kanununda Düzenlenen Suçlar ve Kabahatler, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesi. Poroy, Reha, Tekinalp, Ünal. (2010). Kıymetli Evrak Hukuku Esasları-II, İstanbul: Vedat Kitapçılık. T.C. Yasalar (19.12.1984). 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun. Ankara: Resmi Gazete (18610 sayılı). T.C. Yasalar (12.10.2004). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (25611 sayılı). T.C. Yasalar (29.12.2004). 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun. Ankara: Resmi Gazete (25685 sayılı). T.C. Yasalar (20.12.2009). 5941 sayılı Çek Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (27438 sayılı). T.C. Yasalar (14.02.2011). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (27846 sayılı). T.C. Yasalar (03.02.2012). 6273 sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Ankara: Resmi Gazete (28193 mükerrer sayılı). T.C. Yasalar (09.08.2016). 6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Ankara: Resmi Gazete (29796 sayılı). Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (20.01.2010). Çek Defterlerinin Baskı Şekline ve Bankaların Hamile Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Belirlenmesine İlişkin Tebliğ (2010/2) (27468 sayılı). Yargıtay 19.Ceza Dairesi (10.05.2018). E.2018/3072, K.2018/5874 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi. Yavuz Mustafa. (Ocak 2018). Son Düzenlemeler Işığında Çekte Zamanaşımı Süresi, Yaklaşım, (Ocak 2018) : 301. 154

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ARAÇ KİRALAMA FAALİYETİ HANGİ DURUMLARDA FİNANSAL KİRALAMA OLARAK KABUL EDİLİR? Ömer AYDEMİR*28* ÖZ Araç kiralama hizmetinden faydalananların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Devlet kurumları, özel sektör kuruluşları yahut bireysel olarak ticari, turistik veya mesleki araç gereksinimlerini karşılamak isteyenlerin sıklıkla başvurduğu bir yöntem olan araç kiralama, araç satın almanın doğuracağı maliyet ve zaman dezavantajlarını ortadan kaldırmaktadır. Özellikle filo kiralamalarının sunduğu imkânlar, kiralama işlemlerini daha kolay ve tercih edilebilir hale getirmektedir. Araç kiralama faaliyeti kimi durumlarda malın mülkiyetinin kiracıya devredilmesi olarak tanımlanan finansal kiralama faaliyetinin konusu kapsamında girmektedir. Anahtar Sözcükler: Araç Kiralama, Finansal Kiralama, Filo, Amortisman, Faiz. 1. GİRİŞ Araç kiralama kısa ve uzun vadede, bir aracın kullanım haklarına satın alma olmaksızın belirli bir ücret karşılığında sahip olma anlamına gelir. Araç kiralama ihtiyacına bağlı olarak günlük ya da haftalık kiralama genelde turistik ve acil ihtiyaç sebepleriyle tercih edilmektedir. Kiralama faaliyeti; saatlik, günlük, haftalık, aylık, yıllık, iki yıllık, dört veya üstü yıllar olarak yapılabilir. Bazı uygulamalarda iki veya daha fazla yıl yapılan araç kiralamalarında müşterilere söz konusu araçları iz bedelle satın alma imkânı tanınmaktadır. Bu çerçevede, söz konusu faaliyetleri yürütenlerin hangi durumlarda finansal kiralamanın konusu kapsamına gireceği, ayrıca bu kiralamalarda toplam tutar olarak belirlenen kira bedelinin gelir olarak dikkate alınacağı vergilendirme dönemi ve yine gelir tutarı ile kiralamaya konu araçların amortisman uygulamasının nasıl olacağı hakkında yazımız içerisinde geniş açıklamalar yapılacaktır.

*28 * Vergi Müfettişi

Makale Geliş Tarihi: 04.07.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 05.07.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

155


MALİ

ÇÖZÜM

2. ARAÇ KİRALAMA FAALİYETİNİN FİNANSAL KİRALAMA BOYUTU 2.1. Vergi Usul Kanunu Yönünden 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 290 ıncı maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre finansal kiralama, kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devredilip devredilmediğine bakılmaksızın, bir iktisadî kıymetin mülkiyetine sahip olmaktan kaynaklanan tüm riskler ile yararların kiracıya bırakılması sonucunu doğuran kiralamalar şeklinde tanımlanmış olup, kiralama işleminde; - iktisadî kıymetin mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi, - kiracıya kira süresi sonunda iktisadî kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması, - kiralama süresinin iktisadî kıymetin ekonomik ömrünün %80’inden daha büyük bir bölümünü kapsaması veya - sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının iktisadî kıymetin rayiç bedelinin %90’ından daha büyük bir değeri oluşturması hallerinden herhangi biri veya daha fazlasının varlığı durumunda, kiralama işlemi finansal kiralama kabul edilmektedir. Anılan fıkrada kira ödemelerinin bugünkü değeri; kira ödemelerinin, sözleşme tarihinde, kiralamada kullanılan faiz oranının dikkate alınması suretiyle hesaplanan bugünkü değerlerinin toplamı şeklinde tanımlanmış ve kiralamada kullanılan faiz oranı tespit edilemiyorsa, bu hesaplamada kiracının kiralamaya konu iktisadi kıymeti satın almak için aynı vade ile alması gereken borç için katlanacağı faiz oranının kullanılacağı belirlenmiştir. Yine aynı fıkrada kiralamada kullanılan faiz oranı, kira ödemeleri ile garanti edilmemiş kalan değer toplamının bugünkü değerini, kiralamaya konu iktisadi kıymetin rayiç değerine eşitleyen iskonto oranı olarak tanımlanmıştır. Maddenin (1) ve (2) nci fıkralarında, finansal kiralama işlemlerinde; - Kiralayan tarafından sözleşmeden doğan alacağın kiralama süresi boyunca yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarı, kiralama konusu iktisadî kıymetin ise, bu iktisadî kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutar ile değerleneceği, - İktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutarın sıfır veya negatif olması halinde, iktisadî kıymetin iz bedeliyle değerleneceği ve aradaki farkın iktisadî kıymetin elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar gibi işleme tâbi tutulacağı, 156

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

- Kiralayan tarafından aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki farkın, gelecek dönemlere ait faiz geliri olarak pasifleştirilmek suretiyle değerleneceği, kiralayanın finansal kiralamaya konu iktisadî kıymetin üretimini veya alım satımını yapması halinde, iktisadî kıymetin net bilanço aktif değeri olarak rayiç bedelinin dikkate alınacağı ve rayiç bedel ile maliyet bedeli arasındaki farkın, normal bir satış işleminden elde edilen kâr veya zarar olarak işleme tabi tutulacağı, - Kiralayan tarafından, finansal kiralamaya konu iktisadî kıymetin yukarıda belirtilen değeri üzerinden amortisman ayrılmaya devam olunacağı Hükme bağlanmıştır. Ayrıca, mezkûr maddenin uygulanmasına ilişkin olarak yayımlanan 319 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin • “I- Tanımlar” başlıklı bölümünün; - (1) numaralı alt başlığında, “1-Finansal Kiralama: Kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devredilip devredilmediğine bakılmaksızın, bir iktisadi kıymetin mülkiyetine sahip olmaktan kaynaklanan riskler ile yararların tamamının veya tamamına yakınının belli bir  dönemde bedel karşılığı kiracıya bırakılması sonucunu doğuran kiralamalardır. Aşağıda belirtilen kriterlerden birini veya daha fazlasını karşılayan kiralamalar finansal kiralama olarak kabul edilecektir. ... b) Kiracıya kira süresi sonunda iktisadi kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması: Sözleşmenin başında kira süresi sonunda iktisadi kıymetin rayiç bedelinin alacağı değerin tam olarak tespiti doğal olarak zorluklar içermektedir. Kira süresi sonunda iktisadi kıymetin alacağı rayiç bedel genel olarak enflasyon ve kıymetin amortismanı ve diğer unsurlar dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Kira süresi sonunda kiracının satın alma hakkını kullanacağının büyük bir olasılıkla tahmin edildiği durum tarif edilmektedir. Örneğin, X şirketi sahip olduğu ve sözleşme başındaki rayiç bedeli 50 milyar lira olan bir iktisadi kıymetini 5 yıllık bir süre için Y şirketine kiralasın. Sözleşme başında iktisadi kıymetin enflasyon ve amortismanı dikkate alınarak sözleşme sonunda alacağı değer 5 milyar lira olarak tahmin edilsin. Kiracı Y şirketinin 5 yıllık kira süresi sonunda iktisadi kıymeti 1 milyar liraya veya daha düşük bir değere satın alma hakkı opsiyonu bulunsun. Bu durumda kiracı şirket tarafından kira süresi sonunda satın alma hakkının kullanılacağı açıktır.», TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

157


MALİ

ÇÖZÜM

- (2) numaralı alt başlığında, “4842 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanununda yapılan düzenlemede 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa bir atıfta bulunulmamıştır. Dolayısıyla, Finansal Kiralama Kanunu kapsamında yapılan bir kiralama işlemi, yapılacak inceleme sonucunda kiralama işleminin bu madde hükümleri gereğince finansal kiralama olarak kabul edilmemesini gerektirmesi halinde vergi uygulamaları açısından finansal kiralama olarak kabul edilmeyecek veya tam tersi durumda Finansal Kiralama Kanunu kapsamında yapılmayan bir kiralama işleminin yapılacak inceleme sonucunda bu madde hükümleri gereğince finansal kiralama şartlarını sağladığının anlaşılması halinde vergi uygulamaları açısından finansal kiralama olarak kabul edilecektir.” • II- Değerleme ve Amortisman Uygulaması başlıklı bölümünde “Finansal kiralamaya konu olan iktisadi kıymet ile sözleşmeden doğan hak, borç ve alacakların değerlemesi ve amortisman uygulaması aşağıdaki esaslara göre yapılacaktır. A- Kiralayana ilişkin hükümler: 1- Kiralama süresi boyunca kiracı tarafından yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarı, anapara artı faiz, alacak olarak aktife alınacaktır. Diğer yandan, aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki fark ise gelecek dönemlere ait faiz geliri olarak pasifleştirilmek suretiyle değerlenerek kayıtlara intikal ettirilecektir. 2- Kiralama konusu iktisadi kıymet ise, bu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutar ile değerlenecektir. İktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutarın sıfır veya negatif olması halinde, iktisadi kıymet iz bedeliyle değerlenip aradaki fark iktisadi kıymetin elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar gibi işleme tâbi tutulacak olup gelir kaydedilmesi gerekmektedir. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri ile kira ödemelerinin bugünkü değeri çoğu zaman birbirine eşit olacağından finansal kiralama şirketi veya kiralayan, iktisadi kıymeti genel olarak iz bedeliyle kayıtlarında gösterecektir. İktisadi kıymetin net aktif bilanço değerinden, kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu oluşan tutarın pozitif olması durumunda, pozitif fark finansal kiralama şirketi tarafından amortismana tabi tutulacaktır. Örneğin, net bilanço aktif değeri veya fatura tutarı 100 milyar lira, kira ödemele158

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

rinin net bugünkü değeri 95 milyar lira ise, 5 milyar lira pozitif fark finansal kiralama şirketi tarafından amortismana tabi tutulacaktır. Amortisman ayırma işlemi Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş sürelerde yapılacaktır. Farkın sıfır veya negatif olması durumunda amortisman ayrılması mümkün değildir... 3- Gelecek dönemlere ait faiz gelirleri, kiralanan iktisadi kıymetin finansal kiralama sözleşmesinin yapıldığı tarihteki rayiç bedelinden, her bir dönem sonunda anapara geri ödemelerinin düşülmesi sonucu kalan tutar üzerinden sabit bir dönemsel faiz oranı yaratacak şekilde hesaplanması suretiyle tahakkuk ettirilecektir. Tahakkuk tarihinden vadenin bitiminin anlaşılması gerekmektedir. Her bir dönem sonu ifadesinden kira sözleşmesi ekindeki ödeme planındaki ödeme dönemlerinin anlaşılması gerekmektedir. Örneğin, 4 yıllık kiralama dönemi, yılda bir kez ödemeli ve her yıl 30/09..... tarihinde kira ödemesi öngörülmüşse, “her bir dönem sonu” ifadesinden 30/09...., 30/09..... ve sonraki yıllar tarihlerini anlamak gerekmektedir. Bu durumda, her bir 30/9.... tarihi itibariyle faiz ve ana para ayrıştırması yapılarak, pasifleştirilen faiz gelirlerinden 30/9... tarihi itibariyle bakiye anapara borcuna isabet eden faiz tutarı gelir kaydedilmelidir. ...” Açıklamalarına yer verilmiştir. Ayrıca, aynı Kanunun 315 inci maddesinde ise, mükelleflerin amortismana tabi iktisadi kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilan edeceği oranlar üzerinden itfa edecekleri ve ilan edilecek oranların tespitinde iktisadi kıymetlerin faydalı ömürlerinin dikkate alınacağı hükme bağlanmış olup, söz konusu maddenin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden amortismana tabi iktisadi kıymetler için uygulanacak “Faydalı Ömür ve Amortisman Oranları” tespit edilerek 339, 365, 389, 399, 406, 418, 439 ve 458 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki Amortisman Listesi ile açıklanmıştır. Yukarıda yer verilen düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, aracı kiralayan kiracıya, kira süresi sonunda iktisadî kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınan kiralama sözleşmelerinin Vergi Usul Kanunu uygulamasında finansal kiralama olarak değerlendirilmesi ve değerleme işleminin de buna göre yapılması gerekmektedir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

159


MALİ

ÇÖZÜM

Bu kapsamda, araç kiralama şirketlerince yapılan kiralamalarda her bir kiralama işleminin mezkur maddede belirtilen şartları taşıyıp taşımadığı değerlendirilerek, bu kapsamda olduğu anlaşılan kiralama işlemlerinin finansal kiralama olarak değerlendirilmesi ve değerleme işlemlerinin buna göre yapılması gerekmektedir. Ayrıca, 319 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde açıklandığı üzere, finansal kiralama olarak değerlenmesi gereken işlemlerde kiralayan tarafından kiralama süresi boyunca kiracı tarafından yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarının, anapara artı faiz olarak aktife alınması ve aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki farkın ise gelecek dönemlere ait faiz geliri olarak pasifleştirilmek suretiyle değerlenerek kayıtlara intikal ettirilmesi gerekmektedir. Kiralama konusu iktisadi kıymetin ise, bu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutar ile değerlenmesi gerekmekte olup, iktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutarın sıfır veya negatif olması halinde, iktisadi kıymet iz bedeliyle değerlenip aradaki fark iktisadi kıymetin elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar gibi işleme tâbi tutulacaktır. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri ile kira ödemelerinin bugünkü değerinin eşit olması halinde kiralayan, iktisadi kıymeti genel olarak iz bedeliyle kayıtlarında gösterecektir. İktisadi kıymetin net aktif bilanço değerinden, kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu oluşan tutarın pozitif olması halinde ise, pozitif fark yukarıda belirtilen genel usuller dairesinde kiralayan tarafından amortismana tabi tutulabilecektir. 2.2. Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Safi Kurum Kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı; safi kurum kazancının tespitinde, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde ise her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş olup; anılan Kanunun, “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci 160

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olacağı ve ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan, ticari kazancın tespitinde “tahakkuk esası” ve “dönemsellik esası” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, bu işlemin miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Dönemsellik ilkesi ise, bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır. Dönemsellik, tahakkuk etmiş bir gelir için söz konusudur. Bu esaslar dikkate alındığında, bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme olmadığı sürece mahiyet veya tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. Bu hüküm ve açıklamalara göre, finansal kiralama sözleşmelerinden doğan faiz gelirlerinin tahakkuk ettikleri dönemde, kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. 3. SONUÇ Araç kiralama işlerinde kiracı, kira süresi sonunda iktisadî kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınan kiralama sözleşmelerinin Vergi Usul Kanunu uygulamasında finansal kiralama olarak değerlendirilmesi ve değerleme işleminin de buna göre yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda, araç kiralama şirketlerince yapılan kiralamalarda her bir kiralama işleminin mezkûr maddede belirtilen şartları taşıyıp taşımadığı değerlendirilerek, bu kapsamda olduğu anlaşılan kiralama işlemlerinin finansal kiralama olarak değerlendirilmesi ve değerleme işlemlerinin buna göre yapılması gerekmektedir. Ayrıca, finansal kiralama olarak değerlenmesi gereken işlemlerde kiralayan tarafından kiralama süresi boyunca kiracı tarafından yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarının, anapara artı faiz olarak aktife alınması ve aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki farkın ise gelecek dönemlere ait faiz geliri olarak pasifleştirilmek suretiyle değerlenerek kayıtlara intikal ettirilmesi gerekmektedir. TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

161


MALİ

ÇÖZÜM

Öte yandan, finansal kiralama sözleşmelerinden doğan faiz gelirlerinin tahakkuk ettikleri dönemde, kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. KAYNAKÇA T.C. Yasalar (06.01.1961). 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (10700 sayılı) T.C. Yasalar (10.01.1961). 213 sayılı Vergi Usul Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (10705 sayılı) T.C. Yasalar (21.06.2006). 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (26205 sayılı)

162

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

FEVKALADE AMORTİSMAN UYGULAMASI * Murat ALTINTAŞ29 *

ÖZ Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin değerlerinin hangi oran ve sürelerde itfa edileceği Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Diğer taraftan mükellefler her zaman olağan şartlarda faaliyetlerini sürdürememektedir. Olağandışı şartlar oluştuğunda ise idare tarafından mükelleflere bazı kolaylıklar tanınmaktadır. Fevkalade amortisman uygulaması da bu kolaylıklardan bir tanesi olup mükellefler zararın oluştuğu yılda normal olarak ayrılabilecek amortisman tutarından daha fazla amortisman tutarını zarara geçirip ilgili yılda ödemesi gereken vergi tutarı düşmektedir. 1-GİRİŞ Dilimize Fransızca’dan geçen ve azar azar yok etme anlamına gelen(Anaforoğlu, 2015 :2) amortisman uygulaması duran varlıklar ile ilgili tek seferde katlanılan maliyetin dönemler itibariyle yok edilmesi esasına dayanmaktadır. Bu açıdan amortisman uygulamasının vergi erteleme yönü de bulunmaktadır. Türk vergi sisteminde amortisman konusu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 313 ilâ 330’uncu maddelerinde düzenlenmiş olup amortismanın ne olduğu, hangi değerler üzerinden ayrılacağı, amortisman ayırma tekniklerinin ne olduğu vb. hükümlere yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemelerde ayrıca iktisadi kıymetin değerinin hangi oranlar üzerinden ve ne kadar sürede itfa edileceğine yönelik düzenlemeler de yapılmış olup fevkalade amortisman uygulaması bu esasların istisnası niteliğindedir. Fevkalade amortisman kanunda belirtilen bu şartların gerçekleşmesi durumunda normal amortisman oranlarından daha yüksek oranda amortisman ayrılması şeklinde uygulanır.( Beyanname Düzenleme Rehberi-2017) 2-İLGİLİ MEVZUAT ÇERÇEVESİNDE KONUNUN DEĞERLENDİRELMESİ 2.1. Amortisman Mevzusu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 313’üncü maddesinde amortisman, “İşletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269’uncu madde gereğince gayri*29 Vergi Müfettiş Yrd. Makale Geliş Tarihi: 01.06.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 05.07.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

163


MALİ

ÇÖZÜM

menkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edevat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin, bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesi amortisman mevzuunu teşkil eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu hükümden yola çıkılarak üzerinden amortisman ayrılacak iktisadi kıymetin taşıması gereken özellikler özetle şunlardır: 1-İşletmede Kullanılma ve Envantere Alınma: İşletmede kullanılmadan maksat, iktisadi kıymetin aktife kayıtlı olması veya işletmede kullanılmaya hazır olmasıdır. Zira 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 320’nci maddesine göre amortisman iktisadi kıymetin aktife girdiği hesap döneminden itibaren ayrılacaktır. Envantere alınma ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 189’uncu maddesi kapsamında belirlenecektir. 2-Kullanım Süresi 1 Yıldan Fazla Olmalıdır: Burada kastedilen iktisadi kıymetin fiilen bir yıldan fazla kullanılması değil niteliksel olarak bir yıldan fazla kullanılabilir olmasıdır. Örneğin 345 Seri No’lu Vergi Usul Genel Tebliği’ne göre faaliyet gösterilen sektöre göre nakil vasıtalarının lastiklerinin faydalı ömürleri bir yıldan kısa ise doğrudan gider yazılabilecektir. 3-İktisadi Kıymet Aşınmaya, Yıpranmaya, Değerden Düşmeye Tabi Olmalıdır: Bu etkilerin fiilen olması şart olmayıp ortaya çıkma ihtimali yeterlidir. 4-İktisadi Kıymetin Değeri Belirli Bir Tutarı Aşmalıdır: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 313’üncü maddesinin son fıkrasına göre değeri 50.000.000.lirayı (490 Sıra No.lu V.U.K Genel Tebliği ile 1.1.2018›dan itibaren 1.000 -TL) aşmayan peştemallıklar ile işletmede kullanılan ve değeri 50.000.000.lirayı (490 Sıra No.lu V.U.K Genel Tebliği ile 1.1.2018’dan itibaren 1.000 -TL) aşmayan alet, edevat, mefruşat ve demirbaşlar amortismana tabi tutulmayarak doğrudan doğruya gider yazılabilir. Bu fıkra ile mükellefe seçimlik bir hak tanınmış olup dileyen mükellef iktisadi kıymetin değerini amortisman yoluyla da itfa edebilir. Ancak bu seçimin aktife alındığı yıl yapılması gerekmektedir. Fıkrasının son cümlesinde ise iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edenlerde bu had topluca dikkate alınacağı hükmü mevcuttur. Diğer taraftan 193 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca ayrılan amortismanlar; Gelir Vergisi Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde ticari kazancın tespitinde, 57’nci maddesinde zirai kazancın tespitinde, 68’inci maddesinde serbest meslek kazancının tespitinde, 74’üncü maddesinde gayrimenkul sermaye iradının tespitinde ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 8’inci maddesine göre kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilecektir. 164

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

2.2. Amortismanın Uygulanacağı Süre 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 315’inci maddesinde amortismana tabi iktisadi kıymetlerin Maliye Bakanlığı tarafından ilan edilecek oranlar üzerinden itfa edileceği, bu oranların tespitinde iktisadi kıymetlerin faydalı ömürlerinin dikkate alınacağı; 320’inci maddesinde ise “amortisman süresinin, kıymetlerin aktife girdiği yıldan başlayacağı, bu sürenin yıl olarak hesaplanması için (1) rakamının mükellefçe uygulanan nispete bölüneceği, her yılın amortismanının ancak o yıla ait değerlemede nazara alınabileceği, amortismanın her hangi bir yıl yapılmamasından veya ilk uygulanan nispetten düşük bir hadle yapılmasından dolayı amortisman süresi uzatılamayacağı hükümleri mevcuttur. Bu kapsamda 399 Seri No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde belirtildiği üzere mükelleflerce 1/1/2004 tarihinden itibaren aktife alınan amortismana tâbi iktisadî kıymetler 339, 365 ve 389 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan listede (bundan böyle «Amortisman Listesi» olarak anılacaktır) belirtilen faydalı ömürleri dikkate alınmak suretiyle amortismana tâbi tutulmaktadır. Örneğin 333 Seri No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde beton binalar için faydalı ömür 50 yıl ve amortisman oranı %2 olarak tespit edilmiştir. 2.3. Fevkalade Amortisman 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 317’inci maddesi şu şekildedir: “Amortismana tabi olup: 1. Yangın, deprem, su basması gibi afetler neticesinde değerini tamamen veya kısmen kaybeden; 2. Yeni icatlar dolayısiyle teknik verim ve kıymetleri düşerek tamamen veya kısmen kullanılmaz bir hale gelen; 3. Cebri çalışmaya tabi tutuldukları için normalden fazla aşınma ve yıpranmaya maruz kalan; Menkul ve gayrimenkullerle haklara, mükelleflerin müracaatları üzerine ve ilgili Bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle, Maliye Bakanlığınca her işletme için işin mahiyetine göre ayrı ayrı belli edilen “Fevkalade ekonomik ve teknik amortisman nispetleri” uygulanır.” Kanun lafzından hareketle çalınma, kaybolma halinde fevkalade amortisman uygulanmaz. Ayrıca her iktisadi kıymet için yılda tek sefer amortisman

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

165


MALİ

ÇÖZÜM

ayrılabileceğinden fevkalade amortisman uygulanan iktisadi kıymetin kalan değeri üzerinden dönem sonunda ayrıca amortisman ayrılamaz. Kanun maddesine göre fevkalade amortisman uygulanacak durumlar şunlardır: 1-Yangın, Deprem, Su Basması Gibi Afetler Dolayısıyla Değerin Tamamen Veya Kısmen Yok Olması: Söz konusu durumlarla karşılaşan ve fevkalade amortismandan faydalanmak isteyen mükelleflerin emsal bedelin tayini için takdir komisyonuna, fevkalade amortismanı zarar yazabilmek için ise Maliye Bakanlığı’na başvurmaları gerekmektedir. Üretimde kullanılan demirbaşların kırılma bozulma vb. nedenlerle faydalı ömürlerini tamamlamadan kullanılamaz hale gelmesi durumunda amortismanların nasıl uygulanacağı yönünde sorulan soruya T.C. Gelir İdaresi Başkanlığı Kahramanmaraş Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 05.06.2015 tarih ve 47285862-105[3132014/12-37]-16 sayılı özelgede çeşitli nedenlerle üretim esnasında kırılan veya bozulan amortismana tabi iktisadi kıymetler için Vergi Usul Kanununun 317’nci maddesine göre Maliye Bakanlığına başvurulması gerektiği şeklinde görüş bildirmiştir. Yine faydalı ömrünü tamamlamadan ölen sualtı canlılarının imhasında takdir komisyonu kararı olmaksızın hıfzıssıhha kurumunca düzenlenecek rapora istinaden kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı yönünde sorulan soruya T.C. Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 24.07.2014 tarih ve 11395140-019.01-1949 sayılı özelgede şu şekilde görüş bildirilmiştir: “Emtia veya demirbaşların imhasında genel uygulama, imhaların takdir komisyonu nezaretinde yapılmasıdır. Ancak son kullanma tarihi geçmiş veya bozuk olan ilaç, tıbbi malzeme, gıda vb. emtia ile demirbaş niteliğinde olup ölmüş olan hayvanların insan sağlığına zararlı olabileceği ve acilen imha edilmesi mecburiyeti bulunan bu iktisadi kıymetlerin emsal bedellerinin takdir komisyonlarınca muayyen bir zamanda takdirinin mümkün olamayacağı hususları göz önüne alınarak; takdir komisyonuna başvurulmaksızın ilgili bakanlık veya yetkili kurum görevlilerinin de yer aldığı bir komisyon nezdinde tutanakla tespit edilmek suretiyle imha edilebilmesi Başkanlığımızca benimsenmiştir. Bu çerçevede imha edilecek emtianın niteliğine göre, ilgili mevzuat gereği görevli olan bakanlıkların veya yetkili kurumun görevlileri ve bu emtiayı imha etmeye yetkili müessese ile mükellefin temsilcilerinin de yer aldığı bir komisyon nezdinde imha işleminin yapılması ve bu durumun komisyon tarafından tutanakla tespit edilmesi gerekmektedir. 166

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Söz konusu emtianın yukarıda bahsedilen şekilde teşekkül ettirilen bir komisyon nezdinde imha edilmesi halinde, emtianın imhası aşamasına mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi görevlilerinin katılımına gerek bulunmamaktadır. Yukarıda izah edilen şekilde ilgili bakanlık veya yetkili kurum görevlilerinin de yer aldığı komisyon nezdinde imha işlemine ilişkin olarak düzenlenen tutanağın istenildiğinde ibraz edilmesi şartıyla muhafaza edilmesi gerekmekte olup, imha işleminin söz konusu tutanağa istinaden muhasebe kayıtlarına intikal ettirilmesi mümkün bulunmaktadır. Öte yandan, son kullanma tarihi geçmiş/bozuk ürünlerin veya demirbaşların imha edilmesi işlemine ilgili bakanlık yetkililerinin katılımının sağlanamaması ve imhaya ilişkin tespitin bu komisyon nezdinde tutanağa bağlanamaması durumunda, olayın mutlaka takdir komisyonuna intikalinin sağlanması gerekmekte olup, imha edilen ürünlerin takdir komisyonunca belirlenecek emsal bedel üzerinden kayıtlara alınarak işlem yapılması gerekecektir. Ancak, mükelleflerin amortismana tabi iktisadi kıymetleri için fevkalade ekonomik ve teknik amortisman nispetleri ayrılabilmesi için söz konusu kıymetlerin hurda değerlerinin tespiti gerekmekte olup, mükellefler iktisadi kıymetin (kayıtlı değerinden birikmiş amortismanların düşülmesi sonucu bulunan) net aktif değerinden hurda değerinin düşülmesi sonucu bulunacak olan tutarı fevkalade ekonomik ve teknik amortisman olarak ayırabilecektir. Bu nedenle, imhaya ilişkin düzenlenecek olan tutanak vb. belgelerin hurda değer tespiti açısından mutlaka takdir komisyonuna gönderilmesi gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalara göre, şirketinizin demirbaşı olan ölen sualtı canlılarının imhasının hıfzıssıhha kurumunca rapora bağlanması da göz önüne alındığında, söz konusu imhaya ilişkin tutanak, rapor vb. belgelerin birer örneğinin de yer aldığı bir dilekçe ile takdir komisyonuna fevkalade teknik amortisman için başvurulması sonucunda, ölen sualtı canlılarının takdir komisyonu tarafından belirlenecek hurda değerine göre işlem yapılması gerekmektedir.” Kanun lafzında gibi edatı kullanıldığından bunlara benzer durumlarla karşılaşan mükellefler de fevkalade amortisman uygulamasından faydalanabilir. Takdir komisyonu zarara uğrayan iktisadi kıymet için hurda değer tespit eder. İktisadi kıymetin net aktif değeri ile hurda değeri arasındaki fak ise mükellef tarafından zarar yazılır. Afet dolayısıyla zarar gören iktisadi kıymetin tamir-bakım sonucu kullanılması mümkün ise fevkalade amortisman uygulanması söz konusu değildir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

167


MALİ

ÇÖZÜM

Yapılan tamir-bakım giderleri ise işin mahiyetinde göre direkt gider yazılabileceği gibi maliyete eklenerek amortisman yoluyla da itfa edilebilir. Afet dolayısıyla zarar uğrayan iktisadi kıymet için sigortadan tazminat alınması durumunda ise fevkalade amortisman uygulanmayacaktır. Diğer taraftan Danıştay 4’üncü Dairesi’nin 23.5.1989 tarih ve E. 1987/54 K. 1989/2338 kararı özetle şu şekildedir: “Yükümlü şirketin aktifinde bulunan binayı tadil ederken yangı çıktığı ve hasara uğradığı, şirketin Maliye Bakanlığı’na başvurduğu, dönem sonu itibariyle Bakanlık’tan yanıt gelmemesi üzerine dönem sonu itibariyle oluşan zararı gider yazıldığı, sigortadan alınan tazminatın ise gelire kaydedildiği ancak oluşan zararın fevkalade amortisman ile itfa olunması gerektiğinden bahisle vergi ve ceza salındığı durumda ilgilinin Vergi Usul Kanunu’nun 329. maddesi uyarınca ziyaa uğrayan iktisadi kıymetler üzerinden sigorta tazminatının düşülmesinden sonra kalan kısminin zarar hesabına geçirilmesinde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.” Değerlerini kısmen kaybeden iktisadi kıymetler üzerinden yalnızca fevkalade amortisman oranı uygulanır. Normal amortisman oranı uygulanmaz. Olağanüstü amortisman uygulamasının afet dolayısıyla zararın meydana geldiği dönemde yapılması gerektiği bilinmelidir.( Beyanname Düzenleme Kılavuzu-2017) Zararın meydana geldiği yıl fevkalade amortisman ayıran mükellef sonraki dönemlerde ise uygulamakta olduğu amortisman usulüne göre amortisman ayırmaya devam edecektir. İktisadi kıymet tamamen yok olmuşsa ilk yıl tamamını itfa edeceğinden sonraki dönemlerde itfa edeceği bakiye değer de kalmayacaktır. Örnek: 08.10.2014 tarihinde 300.000,00-TL maliyet bedeliyle iktisap edilen ve 10 yıl faydalı ömrü olan makine 15.10.2016 tarihinde meydana gelen sel felaketi nedeniyle değerini kısmen kaybetmiştir. Mükellef durum tespiti için Maliye Bakanlığı’na başvurmuş ve makine için 50.000,00-TL bedel takdir edilmiştir. Mükellef ilgili makine için normal amortisman usulü uygulamaktadır. Çözüm: Mükellef afet tarihine kadar 2014 yılı için 30.000,00-TL ve 2015 yılı için 30.000,00-TL olmak üzere toplam 60.000,00-TL amortisman ayırmıştır. Dolayısıyla iktisadi kıymetin net defter değeri (300.000,00-60.000,00) 240.000,00-TL’dir. Net defter değeri ile takdir edilen bedel arasındaki fark (240.000,00-50.000,00=190.000,00) 2016 yılında itfa edilecektir. Diğer taraftan mükellef afet tarihine kadar ilk 3 geçici vergilendirme döneminde de (7.500,00*3) 22.500,00-TL tutarında amortisman ayırmıştır. Bu durumda afet tarihinde iktisadi kıymetin net defter değeri 217.500,00-TL olmaktadır. Dolayısıyla fevkalade amortisman tutarı (300.000,00-217.500,00) 167.500,00-TL olacaktır. 168

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Bu aşamadan sonra makinenin üretimde kullanılması ve kullanılmaması durumlarına göre farklı muhasebe kayıtları söz konusu olacaktır: 1.Durum: Makine Üretimde Kullanılmadı Makine için ilk 3 geçici vergilendirme döneminde amortisman ayrılmış ve 2016 yılında toplam ayrılabilecek amortisman tutarı 190.000,00-TL olduğundan yapılması gereken kayıt şu şekildedir: AÇIKLAMA 680-Çalışmayan Kısım Gider ve Zararları1

BORÇ 167.500,00

257-Birikmiş Amortismanlar

ALACAK 167.500,00 

2.Durum : Makine Üretimde Kullanıldı Makine için ilk ilk 3 geçici vergilendirme döneminde amortisman ayrıldığından ve 2016 yılında toplam ayrılabilecek amortisman tutarı 190.000,00-TL olduğundan 31.12.2016 tarihinde yapılacak yevmiye kaydı şu şekilde olacaktır. AÇIKLAMA 730-Genel Üretim Giderleri

BORÇ 7.500,00

680-Çalışmayan Kısım Gider ve Zararları

160.000,00

257-Birikmiş Amortismanlar

ALACAK

167.500,00

Yukarıdaki her iki durumda da makinenin 2016 yılı sonundaki net defter değeri 50.000,00-TL olmaktadır. Bu tutar mükellef tarafından sonraki dönemlerde normal olarak itfa edilmeye devem edilecek olup 2017 yılında 30.000,00-TL ve 2018 yılında da kalan 20.000,00-TL itfa edilecektir. 2-Yeni İcatlar Nedeniyle Teknik Verim ve Kıymetleri Düşerek Tamamen veya Kısmen Kullanılamaz Hale Gelmesi: Yeni gelişen bir teknoloji nedeniyle mevcut teknoloji kullanılamaz duruma gelmişse fevkalade amortisman uygulanabilir. Fevkalade amortismanın uygulanması için yine Maliye Bakanlığı’na müracaat şarttır. Ancak daha gelişmiş ve ucuz olanının alınmış 1 Sıra No’lu Muhasebe Uygulama Genel Tebliği’nde Çalışmayan Kısım Gider ve Zararları hesabı “Üretimle ilgili giderlerden çalışılmayan döneme ve çalışmayan kısımlara ait giderleri içerir.” şeklinde tanımlanmıştır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

169


MALİ

ÇÖZÜM

olmasına rağmen eskisi halen kullanılabiliyorsa fevkalade amortisman uygulanması mümkün değildir.(Özyer, 2015) 3-Cebri Çalışmaya Tabi Tutuldukları İçin Normalden Fazla Aşınmaya ve Yıpranmaya Uğraması: Makalemizin önceki bölümlerinde belirtildiği üzere iktisadi kıymetlerin itfa edileceği oranlar ve süreler Maliye Bakanlığı tarafından tespit edilmektedir. Diğer taraftan bazı durumlarda iktisadi kıymetler normalden fazla çalıştırılmakta dolayısıyla ekonomik ömürleri de daha erken bitmektedir. Bu uygulama yalnızca aşırı çalışma dönemlerinde ve ek oran verilmesi suretiyle uygulanır. Cebri çalışma dolayısıyla fevkalade amortisman talep edebilmek için hesap döneminin kapanmış olması gerekmektedir. (Özyer, 2015) Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 10.04.2000 tarih ve B.07.0. GEL.0.29/2976-317-856/16138 sayılı özelgesinde amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yılda 3000 saate kadar çalıştırılmaları halinde normal amortisman oranları, yılda 3001 saat ile 4800 saat arasında cebri çalışmaya tabi tutulmaları halinde normal amortisman oranlarının % 25 fazlası, yılda 4800 saatten fazla süre cebri çalışmaya tabi tutulmaları halinde ise normal amortisman oranlarının % 30 fazlası uygulanarak amortisman oranlarının hesaplanması gerektiği belirtilmiştir. Örnek: Faydalı ömrü 5 yıl olan ve 2017 yılında toplam 4.000 saat çalıştırılan makine için uygulanacak amortisman oranı: Normal amortisman usulünün kullanılması durumunda: %20+(%20 *%25)=%25, Azalan bakiyeler usulünün kullanılması durumunda: %40 +(%20*%25) =%45 olacaktır. 3-SONUÇ Makalemizde amortisman konusu ile ilgili olarak hem teorik hem de hukuksal açıdan genel açıklamalara yer verilerek ve fevkalade amortisman mevzusu örnek olaylar yardımıyla açıklanmaya çalışılmıştır.

170

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

KAYNAKÇA Anaforoğlu, Pınar(2015). Ülkemiz Amortisman Uygulamasındaki Gelişmeler (1926-2013 Yılları Arası) (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara, 2015 Danıştay 4’üncü Dairesi (23.5.1989). E. 1987/54 K. 1989/2338 Kararı. Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı (24.07.2014) 11395140-019.01-1949 Sayılı Özelgesi Gelir İdaresi Başkanlığı Kahramanmaraş Vergi Dairesi Başkanlığı (05.06.2015). 47285862-105[313-2014/12-37]-16 Sayılı Özelgesi Gelirler Genel Müdürlüğü (10.04.2000). B.07.0. GEL.0.29/2976-317-856/16138 Sayılı Özelgesi Maliye Bakanlığı (08.07.2010) 399 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği. Ankara: RG. (27635 sayılı) Maliye Bakanlığı (28.04.2004) 333 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği. Ankara: RG. (25446 sayılı) Maliye Hesap Uzmanları Derneği (2017). Beyanname Düzenleme Kılavuzu-2017. İstanbul : Maliye Hesap Uzmanları Derneği Özyer, Mehmet Ali (2015) Vergi Usul Kanunu Uygulaması. İstanbul: Maliye Hesap Uzmanları Derneği Yay. T.C. Yasalar (06.01.1961). 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu. Ankara: RG. (10700 sayılı) T.C. Yasalar (10.01.1961). 213 sayılı Vergi Usul Kanunu. Ankara: RG. (10705 sayılı) T.C. Yasalar (21.06.2006). 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu. Ankara: RG. (26205 sayılı) Vergi Müfettişleri Derneği (2017). Beyanname Düzenleme Rehberi-2017. İstanbul : Vergi Müfettişleri Derneği

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

171


MALİ

172

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

VERGİYE UYUMLU MÜKELLEFLERE VERGİ İNDİRİMİ UYGULAMASININ MUHASEBELEŞTİRİLMESİ

* * Sedat ÖZEKEZ30

ÖZ Vergilendirmede verimliliği sağlamak, vergiye gönüllü uyumu ve ödevlerini yerine getiren mükelleflere teşvik sağlamak gibi amaçları taşıyan vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulaması belirli şartlara tabi tutulmuştur. Uygulamadan faydalanabilmek için sadece vergi borcunun olmaması yetmemekte bunun haricinde kanunda yer alan diğer şartlarında sağlanmış olması gerekmektedir. Çalışmamızda bahsedilen uygulamadan yasal mevzuat çerçevesinde yararlanan mükellefler tarafından yapılması gereken muhasebe kayıtlarının nasıl olması gerektiği konusu açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi, Hesaplanan Verginin Yüzde Beşi, Muhasebe 1. GİRİŞ Günümüzde çağdaş ve modern bir vergi sisteminin beyan üzerine kurulması gerektiği, beyan üzerine kurulmuş olan bir vergi sisteminin başarılı bir şekilde işleyebilmesi için de mükelleflerin yükümlü tutuldukları vergisel sisteme gönüllü uyumlarının da sağlanmış olmasının gerekli olduğu kabul edilmektedir. Bu kapsamda ülkemizde de “mükellef odaklı” bir yaklaşım ön planda tutulmaya başlanmış, bu konuda önemli adımlar atılmıştır. Bu bağlamda bir adım olan, aynı zamanda mükelleflerin uzun zamandır beklediği vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi müessesesi; 08.03.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6824 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. Maddesiyle yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.(Gümüş, 2017) Söz konusu çalışmamızda vergiye uyumlu mükelleflerin vergi indirimden yararlanması, mahsuben iade alması, alamaması, kanuni şartların oluşmaması nedeniyle vergi ziyaı cezası olmaksızın tarhiyat yapılmasına ilişkin durumların muhasebe kayıtları örnek soru üzerinden yapılmıştır. * * Vergi Müfettiş Yrd. 30

Makale Geliş Tarihi: 21.06.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 05.07.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

173


MALİ

ÇÖZÜM

2. YASAL MEVZUAT Detayları 301 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği’de açıklanan vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulaması 6824 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle Gelir Vergisi Kanununun mülga mükerrer 121 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş ve 1/1/2018 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 8/3/2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi “Mükerrer Madde 121- Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.” Söz konusu indirimden faydalanabilmek için; 1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.),

174

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

2. (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.), 3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması, şarttır. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenler, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar. Bu madde kapsamında vergi indiriminden yararlanan mükelleflerin, öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti hâlinde ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarh edilir. Bu hüküm, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda herhangi bir vergiye ilişkin beyanların gerçek durumu yansıtmadığının indirimden yararlanıldıktan sonra tespiti üzerine yapılan tarhiyatların kesinleşmesi hâlinde de uygulanır ve bu takdirde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler açısından zamanaşımı, yapılan tarhiyatın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar. 3. VERGİYE UYUMLU MÜKELLEFLERE VERGİ İNDİRİMİ MUHASEBELEŞTİRİLMESİ Yasal mevzuatına yukarıda yer verilen vergiye uyumlu mükellefler tarafından yapılan vergi indirimi uygulamasının muhasebeleştirilmesini örnek vermek suretiyle yapalım. Örnek (Sarıgül, 2017:510-513): “X” işletmesinin 2017 hesap dönemine ilişkin beyanname özet bilgileri aşağıdaki gibidir. Dönem içinde 10.000-TL geçici vergi ödemiş olan mükellef vergi indirimi uygulamasından yararlanarak kurumlar vergisini hesaplamıştır. (Uygulamanın diğer şartların sağlandığı kabul edilecektir.)

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

175


MALİ

ÇÖZÜM

Ticari Bilanço Karı Kanunen Kabul Edilmeyen Gider(+) Mali Kar(Matrah)

250.000 TL 50.000 TL 300.000 TL

Kurumlar Vergisi (300.000 TL X%20)

60.000 TL

Dönem İçinde Peşin Ödenen Vergi Tutarı

10.000 TL

Hesaplanan İndirim Tutarı (60.000 TL x%5) İndirim Sonrası Ödenecek Kurumlar Vergisi (60.000 TL -(10.000 TL +3000 TL)

3.000 TL 47.000 TL

Cevap: Mükellefin beyannamesine göre yararlanabileceği vergi indirimi tutarı hesaplanan vergisinin %5’i olan 3.000-TL olup muhasebe kayıtları aşağıdaki gibi olmalıdır. -----------------------------------/..../…/--------------------------------------------690-Dönem Karı veya Zararı Hs. 250.000 691-Dönem Karı Vergi Ve Diğ.Yas.Yük.Karş. Hs.(-) 60.000 692-Dönem Net Karı Zararı Hs. 190.000 -----------------------------------/..../…/--------------------------------------------692-Dönem Net Karı Zararı Hs. 190.000 590-Dönem Net Karı Zararı Hs. 190.000 ------------------------------------/..../…/-------------------------------------------691-Dönem Karı Vergi Ve Diğ.Yas.Yük.Karş. Hs.(-) 60.000 370- Dönem Karı Vergi Ve Diğ.Yas.Yük.Karş. Hs. 60.000 -----------------------------------/..../…/--------------------------------------------371-Dönem Karı. Peş. Öden. Vergi ve Diğ. Yük. Hs. 10.000 193- Peşin Ödenen Vergi ve Fonlar. Hs. 10.000 -----------------------------------/..../…/-------------------------------------------370- Dönem Karı Vergi Ve Diğ.Yas.Yük.Karş. Hs Hs. 60.000 371- Dönem Karı. Peş. Öden. Vergi ve Diğ. Yük. Hs.(-) 10.000 602-Diğer Gelirler Hs. 3.000 -Vergiye Tabi Olmayan Gelir 360- Ödenecek Vergi ve Fonlar Hs. 47.000 ----------------------------------------------------------------------------------------Yukarıdaki örneğimizde veriler aynı olmakla birlikte ödenen geçici vergi tutarının 58.000-TL olduğunu varsayalım. Bu durumda ilk üç yevmiye maddesi aynı olmakla birlikte sonraki yevmiye kayıtları aşağıdaki gibi olacaktır. 176

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

------------------------------------/..../…/-------------------------------------------371-Dönem Karı. Peş. Öden. Vergi ve Diğ. Yük. Hs. 58.000 193- Peşin Ödenen Vergi ve Fonlar. Hs. 58.000 --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------/..../…/--------------------------------------------370- Dönem Karı Vergi Ve Diğ.Yas.Yük.Karş. Hs Hs. 60.000 136- Diğer Çeşitli Alacaklar Hs. 1.000 -Mahsuben İade Alacağı 371- Dönem Karı. Peş. Öden. Vergi ve Diğ. Yük. Hs.(-) 58.000 602-Diğer Gelirler Hs. 3.000 -Vergiye Tabi Olmayan Gelir ---------------------------------------------------------------------------------------Uygulama hakkındaki yasal düzenlemelerde indirilecek verginin ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutarın yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde yani örneğimize göre 25/04/2018-25/04/2019 tarihleri arasında mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilecektir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmeyecektir. Bir tam yıl içinde beyan üzerine tahakkuk eden diğer vergilerden mahsup edilmeyen vergi için 25/04/2019 tarihinden sonra yapılacak kayıt şöyle olacaktır. ------------------------------…/.../…------------------------------------------------689- Diğer Olağ. Dışı Gid. Ve Zararlar Hs. 1.000 -Kanunen Kabul Edilmeyen Gider 136- Diğer Çeşitli Alacaklar Hs. 1.000 ---------------------------------------------------------------------------------------Mükellefler vergi indiriminden yararlandıktan sonra öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti halinde ilgili dönemde uygulama nedeniyle ödenmeyen vergiler vergi ziyaı cezası uygulanmadan tarh edilecektir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

177


MALİ

ÇÖZÜM

----------------------------…./.../…------------------------------------------------689- Diğer Olağ. Dışı Gid. Ve Zararlar Hs. XXX -Kanunen Kabul Edilmeyen Gider 360- Ödenecek Vergi ve Fonlar Hs. XXX 369-Ödenecek Diğer Yükümlülükler XXX -Gecikme Faizi ---------------------------------------------------------------------------------------4. SONUÇ Vergiye uyumlu mükelleflerin vergi indiriminden yararlanması durumunda söz konusu tutar 602-Diğer Gelirler hesabına kayıt edilirken mali karın tespitinde vergiye tabi olmayan gelir olarak dikkate alınması gerekmektedir. İndirilecek verginin ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutarın yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde beyan üzerine tahakkuk eden diğer vergilerden mahsup edilir. Bu durumda mahsuben iade edilecek tutar için 136-Diğer Çeşitli Alacaklar hesabı kullanılır. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarların red ve iade edilmeyecek olması sebebiyle kanunen kabul edilemeyen gider olarak dikkate alınması gerekecektir. Mükellef vergi indiriminden yararlandıktan sonra öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti halinde ilgili dönemde ödenmeyen vergiler vergi ziyaı cezası uygulanmadan tarh edilecektir. Bu durumda gecikme faizi hesaplanacağı tabi olup ilgili tutar ve tarh edilecek vergi mali karın tespitinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacaktır. KAYNAKÇA GİB (23.12.2017). 301 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği. Ankara : Resmi Gazete (30279 sayılı) Gümüş, Ali (2017). “Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi”, Vergi Dünyası. (Temmuz 2017) Sarıgül, Suat (2017). Vergisel Yönleriyle Genel Muhasebe. [y.y.] : [yayly.] T.C. Yasalar (06.01.1961). 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (10700 sayılı)

178

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

TÜRK TİCARET KANUNU VE VERGİ KANUNLARI AÇISINDAN SERMAYE AZALTIMI VE TASFİYE UYGULAMALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ *

İbrahim APALI31* ÖZ Faaliyetlerini devam ettirebilmek amacıyla sermayeye gereksinim duyan şirketler, büyüklükleri ile orantılı olan sermaye ihtiyaçlarını ortaklar yoluyla temin etmektedir. Ortaklar, şirketlerin sermaye ihtiyaçlarını öncelikle taahhüt edip daha sonra ödeyebilecekleri gibi doğrudan da ödeyebilirler. Ödeme nakdi olabileceği gibi ayni unsurlardan da oluşabilir. Sermaye tutarları, şirketlerin ana sözleşmelerinde bulunması gereken zorunlu unsurlar arasında yer almakta olup sermaye artırım ve azaltımı işlemleri, şirketlerin kar dağıtımı ve sona erme hükümleri 6102 sayılı Türk Ticaret kanununda (TTK) özel düzenlemelere tabi tutulmuştur. Sermaye azaltılmasına ilişkin esaslar TTK’nın 473, 474 ve 475’inci maddelerinde şirketin sona ermesi ve tasfiyesi ile ilgili konular ise 529-547. maddelerinde düzenlenmiş ve sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Şirketler işlerinin iyi gitmediği, finansman sıkıntısı çektiği dönemlerde veya farklı saiklerle sermayelerini azaltmak isteyebilirler. Ticari faaliyetlerin devamlılığı için bazen bahsi geçen asgari sermaye tutarları yetersiz kalmakta ve bir süre sonra şirketler borca batık hale gelmektedir. Kimi zaman ise bu süreç şirketleri iflasa sürüklemektedir. Hiçbir ticari işletmenin amacı zarar hatta iflas etmek değildir. Dolayısıyla süreç iflası zorunlu koşmadan önce başka çıkış yolları da vardır. Bu yollardan en çok kullanılan yöntem ise şirketin tasfiyeye girmesidir. Anahtar Sözcükler: Özkaynaklar, Kar, Tevkifat, Sermaye Azaltımı, Tasfiye, fesih 1- GİRİŞ 6102 Sayılı Ticaret Kanunu ile sermaye azaltımında da değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden en önemlisi de mahkeme ve bilirkişi sürecinin kaldırılmış olmasıdır. Sermayenin azaltılma süreci TTK hükümlerine göre üç aşamada gerçekleştirilebilir. Sermaye azaltımında özkaynakların bazı unsurlarının sermayeye daha önceki dönemlerde ilave edilmiş olması ve şimdi de *31 * SMMM

Makale Geliş Tarihi: 26.05.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 05.07.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

179


MALİ

ÇÖZÜM

sermayeni azaltılması veya tasfiyesi yönünde karar alınması durumunda daha önce sermayeye ilave edilen iç kaynakların vergisel yönden değerlendirilmesi yapılacaktır. 2- ŞİRKETLERDE SERMAYE AZALTIMI 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun da sermaye azaltılmasına ilişkin esasları; Kanunun 473, 474 ve 475’inci maddelerinde düzenlenmiştir. Bir sermaye şirketi sermayesini azaltarak, azaltılan kısmın yerine geçmek üzere bedelleri tamamen ödenecek yeni paylar çıkarmıyorsa, genel kurul, esas sözleşmenin gerektiği şekilde değiştirilmesini karara bağlar. Genel kurul toplantısına ilişkin çağrı ilanlarında, mektuplarda ve internet sitesi bildiriminde, sermaye azaltılmasına gidilmesinin sebepleri ile azaltmanın amacı ve azaltmanın ne şekilde yapılacağı ayrıntılı bir şekilde ve hesap verme ilkelerine uygun olarak açıklanır. Ayrıca yönetim kurulu bu hususları içeren bir raporu genel kurula sunar, genel kurulca onaylanmış rapor tescil ve ilan edilir. Sermayenin azaltılmasına rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifin şirkette varlığı belirlenmiş olmadıkça sermayenin azaltılmasına karar verilmez. Genel kurulun kararına 421 inci maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, sermayenin en az yüzde yetmişbeşini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oylarıyla alınır. Kararda sermayenin azaltılmasının ne tarzda yapılacağı gösterilir. Esas sermayenin azaltılması sebebiyle kayıtlara göre doğacak defter kârı sadece payların yok edilmesinde kullanılabilir. Sermaye hiçbir suretle Tamamı esas sözleşmede taahhüt edilmiş bulunan sermayeyi ifade eden esas sermaye ellibin Türk Lirasından ve sermayenin artırılmasında yönetim kuruluna tanınmış yetki tavanını gösteren kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş bulunan halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç sermayesi yüzbin Türk Lirasından aşağı olamaz. (TTK nun.332 nci maddesine göre.) Limited şirketler için ise belirtilen sınır on bin Türk Lirasından aşağı olamaz. 6102 sayılı TTK’nın limited şirketin düzenlendiği bölümünde Madde 592’de “Esas sermaye borca batık bilançonun iyileştirilmesi amacıyla, ancak şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme yükümlülüklerinin tamamen ödenmesi halinde azaltılabilir.” hükmü mevcuttur. Diğer bir ifadeyle, Limited Şirketlerde şirket ortaklarına nakdî geri ödeme şeklinde sermaye azaltılamaz. 180

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Limited Şirketlerde sadece bilanço zararlarını kapatmak amacıyla kaydî sermaye azaltımı yapılması mümkündür. Sermayenin azaltılma süreci 3 aşamada gerçekleştirilebilir. I. AŞAMA Sermaye azaltılması Yeni TTK’nın 473, 474, 475’inci maddelerinde düzenlenmiştir. 473’üncü maddeye göre; (1) Bir anonim şirket sermayesini azaltarak, azaltılan kısmın yerine geçmek üzere bedelleri tamamen ödenecek yeni paylar çıkarmıyorsa,genel kurul, esas sözleşmenin gerektiği şekilde değiştirilmesini karara bağlar. Genel kurul toplantısına ilişkin çağrı ilanlarında, mektuplarda ve internet sitesi bildiriminde, sermaye azaltılmasına gidilmesinin sebepleri ile azaltmanın amacı ve azaltmanın ne şekilde yapılacağı ayrıntılı bir şekilde ve hesap verme ilkelerine uygun olarak açıklanır. Ayrıca yönetim kurulu bu hususları içeren bir raporu genel kurula sunar, genel kurulca onaylanmış rapor tescil ve ilan edilir. (2) Sermayenin azaltılmasına rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifin şirkette varlığı belirlenmiş olmadıkça sermayenin azaltılmasına karar verilmez. (3) Genel kurulun kararına 421 inci maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi uygulanır.(sermayenin en az yüzde yetmişbeşini oluşturan oyların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oy vermesi gereklidir)Kararda sermayenin azaltılmasının ne tarzda yapılacağı gösterilir. (4) Esas sermayenin azaltılması sebebiyle kayıtlara göre doğacak defter kârı sadece payların yok edilmesinde kullanılabilir. (5) Sermaye hiçbir suretle 332’nci madde ile belirlenen en az tutardan aşağı indirilemez. (Anonim şirketlerde kayıtlı sermaye sistemini kabul etmemiş olanlarda 50.000.TL’den, kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş olanlarda ise 100.000.-TL’den aşağıya indirilemeyecektir.) (6) Bu madde ile 474 ve 475 inci maddeler, kayıtlı sermaye sisteminde çıkarılmış sermayenin azaltılmasına kıyas yoluyla uygulanır. Sermayenin azaltılması Eski Ticaret Kanununun 396’ncı maddesinde düzenlenmişti. 396’ncı madde düzenlemesi;”Bir şirket, sermayesini azaltarak azaltılan kısmın yerine geçmek üzere tamamen ödenecek yeni hisse senetleri çıkarmak niyetinde değilse umumi heyet, esas sermayenin itibari kıymetine dair esas mukavelenin hükümlerinin değiştirilmesine karar verir; şu kadar ki;

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

181


MALİ

ÇÖZÜM

idare meclisinin talebi üzerine mahkemece tayin edilecek üç bilirkişi tarafından verilecek müşterek bir raporla, esas sermayenin azaltılmasına rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifler mevcut olduğu tesbit edilmiş olmadıkça böyle bir karar verilemez…” şeklinde idi. Eski düzenleme ile yeni düzenleme arasındaki en önemli faklardan birisi mahkeme ve bilirkişi sürecinin kaldırılmış olmasıdır. Yeni düzenleme ile bu görev genel kurul ile yönetim kuruluna verilmiştir. Ayrıca odalar YMM veya SMMM raporu da aramaktadırlar. Genel kurul, esas sözleşmenin gerektiği şekilde değiştirilmesini karara bağladıktan sonra, Genel kurul toplantısına ilişkin çağrı ilanlarında, mektuplarda ve internet sitesi bildiriminde, sermaye azaltılmasına gidilmesinin sebepleri ile azaltmanın amacı ve azaltmanın ne şekilde yapılacağı ayrıntılı bir şekilde ve hesap verme ilkelerine uygun olarak açıklar. Ayrıca yönetim kurulu bu hususları içeren bir raporu genel kurula sunar, genel kurulca onaylanmış rapor da tescil ve ilan edilir. II. AŞAMA Sermayenin azaltılmasına rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifin şirkette varlığı belirlenmiş ise sermayenin azaltılmasına karar verilebilecektir. Sermayenin azaltılmasına karar verildikten sonra alacaklılara çağrı yapılacaktır. Alacaklılara çağrı ise Kanunun 474’üncü maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre; “Genel kurul esas sermayenin azaltılmasına karar verdiği takdirde, yönetim kurulu, bu kararı şirketin internet sitesine koyduktan başka,Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, yedişer gün arayla, üç defa ilan eder. İlanda alacaklılara, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesindeki üçüncü ilandan itibaren iki ay içinde, alacaklarını bildirerek bunların ödenmesini veya teminat altına alınmasını isteyebileceklerini belirtir. Şirketçe bilinen alacaklılara ayrıca çağrı mektupları gönderilir. Sermaye, zararlar sonucunda bilançoda oluşan bir açığı kapatmak amacıyla ve bu açıklar oranında azaltılacak olursa, yönetim kurulunca alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçilebilir.”

182

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

III. AŞAMA Alacaklılara gerekli ilan yapıldıktan sonra kararların yerine getirilmesi aşamasına geçilecektir. Kararların yerine getirilmesi ise 475’inci madde de düzenlenmiştir. Buna göre;” (1) Sermaye, ancak alacaklılara verilen sürenin sona ermesinden ve beyan edilen alacakların ödenmesinden veya teminat altına alınmasından sonra azaltılabilir; aksi hâlde alacaklılar şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde sermayenin azaltılması işleminin tescilinin ilan edilmesinden itibaren iki yıl içinde sermayenin azaltılmasının iptali davası açabilirler. Teminatın yetersizliği hâlinde de yargı yolu açıktır. (2) Azaltma kararının uygulanabilmesi için, pay senetleri miktarının, değiştirme veya damgalama yoluyla ya da diğer bir şekilde azaltılmasının gerekli olduğu hâllerde bu husus için yapılan ihtara rağmen geri verilmeyen pay senetleri şirketçe iptal edilebilir. Tebliğde şirkete geri verilmeyen senetlerin iptal edilecekleri yazılır. (3) Pay sahiplerinin, değiştirilmek üzere şirkete geri verdikleri pay senetlerinin miktarı, karar gereğince değiştirmeye yetmezse, bu senetler iptal olunarak bunların karşılığında verilmesi gereken yeni senetler satılıp paylarına düşen miktar şirkette saklanır. (4) Yukarıdaki fıkralarla, 473 ve 474 üncü maddelerde yazılı şartlara uyulmuş olduğunu gösteren belgeler ibraz edilmedikçe esas sermayenin azaltılmasına dair karar ve sermayenin gerçekten azaltılmış olması olgusu ticaret siciline tescil olunamaz.” Yukarıda kanun maddeleri ile birlikte ele aldığımız süreçle ilgili olarak odalar aşağıdaki evrakları talep edeceklerdir. 1- Sermayenin azaltılmasına ilişkin müdürler kurulu raporunun onaylandığı ve sermayenin azaltılmasının ne tarzda yapılacağının gösterildiği sermaye azaltılmasına dair kararın bulunduğu genel kurul kararı, 2- Sermaye azaltımına ilişkin diğer genel kurul evrakları, 3- Sermayenin azaltılmasının sebepleri ile azaltmanın amacı ve azaltmanın ne şekilde yapılacağını gösterir müdürler kurulunca hazırlanmış ve genel kurul tarafından onaylanmış sermayenin azaltılmasına ilişkin rapor, 4- Sermayenin azaltılmasına rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifin şirkette mevcut olduğunun belirlenmesine ilişkin YMM veya SMMM raporu veya denetime tabi şirketlerde şirket denet-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

183


MALİ

ÇÖZÜM

çisi raporu, kuruluşu ve esas sözleşme değişikliği Bakanlık iznine tabi olan şirketlerde ise YMM raporu, 5- Şirket esas sözleşmesinin sermaye maddesi tadil metni, 6- Sermaye, zararlar sonucunda bilançoda oluşan bir açığı kapatmak amacıyla ve bu açıklar oranında değil de başka bir sebeple azaltılıyorsa, - Şirket alacaklılarına, alacaklarını bildirmeye ve teminat verilmesini istemelerine dair çağrıya ilişkin olarak, yedişer gün ara ile üç defa yapılan ilanların yayımlandığı Türkiye Ticaret Sicili Gazeteleri, - Bilinen alacaklılara yapılan çağrı mektupları, - Beyanda bulunan alacaklıları gösteren alacaklılar listesi, - Şirketten alacaklı olduğunu beyan eden alacaklıların alacaklarının ödendiği veya teminat altına alındığını gösteren belge örnekleri, - Sermaye, zararlar sonucunda bilançoda oluşan bir açığı kapatmak amacıyla ve bu açıklar oranında azaltılmıyorsa ve beyanda bulunan alacaklı da yoksa beyanda bulunan alacaklı olmadığına dair müdürler kurulu beyanı 7- Şirket sözleşmesi değişikliği Bakanlık veya diğer resmi kurumların iznine veya uygun görüşüne tabi olan şirketler için bu izin veya uygun görüş yazısı. Eğer ki, sermaye, zararlar sonucunda bilançoda oluşan bir açığı kapatmak amacıyla ve bu açıklar oranında azaltılıyorsa, 1) Alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçilmiş olduğuna dair genel kurulu kararı ile 2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, sermayenin üçte biri ile yetinileceğine dair genel kurul kararı da istenmektedir. 3 –ŞİRKETİN TASFİYEYE GİRMESİ Tasfiye, kelime anlamı arıtma, ayıklama, temizleme, hesabı kapatmak anlamındadır. Ticari faaliyetlerin devamlılığı için bazen bahsi geçen asgari sermaye tutarları yetersiz kalmakta ve bir süre sonra şirketler borca batık hale gelmektedir. Kimi zaman ise bu süreç şirketleri iflasa sürüklemektedir. Hiçbir ticari işletmenin amacı zarar hatta iflas etmek değildir. Dolayısıyla süreç iflası zorunlu koşmadan önce başka çıkış yolları da vardır. Bu yollardan en çok kullanılan yöntem ise şirketin tasfiyeye girmesidir.Tasfiye şirketin tamamen ortadan kalkma niyetini göstermektedir. Başka bir deyişle ticari faaliyetlerini 184

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

sonlandırmasını ifade etmektedir. Şirketin tasfiye sürecine girdikten sonraki yegâne amacı tamamen nakit varlığa dönüştürülmesini sağlamaktır. Bu süreç tamamlandıktan sonra da ticari faaliyetleri son bulacaktır. Türk Ticaret Kanunu ve şirket ana sözleşmesinde yazılı hallerin meydana gelmesi veya genel kurulun alacağı karar ile şirket tasfiye girer. Yani tasfiye süreci, fesih veya infisah edilme halinin meydana gelmesi ile başlar, tasfiye işlemlerinin tamamlanmasını müteakip şirket kaydının ticaret sicilinden sildirilmesine kadar devam eder. Tasfiye işlemlerini müteakip ticaret sicilinden kaydının silinmesi ile tüzel kişilik sona bulur. Şirket fesih olur. Şirketler aşağıdaki nedenlerden birinin gerçekleşmesi ile sonlanır; -Esas sözleşmede belirlenmiş ise belirlenen şirket süresinin bitmesi -Şirket sermayesinin üçte ikisinin eksilmesine rağmen ortaklar kurulunca kalan kısımla yetinilmesine veya sermayenin eksilen kısmının tamamlanmasına ilişkin karar alınmaması, -Şirketin iflasına karar verilmesi, -Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi, -Şirketin mahkeme kararı ile feshinin istenmesi, -Şirket amacının elde edilmiş olması yahut elde edilmesinin imkansız hale gelmesi, -Limited Şirketlerde Ortak sayısının 50’yi aşması -Ortaklar kurulunca şirketin tasfiyesine karar verilmesi, hallerinde şirket tasfiye haline girer. Kurumlar Vergisi Kanunu’nda tasfiyenin tanımı yer almamaktadır. Kurumlar vergisi mükelleflerinin büyük bölümünü oluşturan sermaye şirketlerinde tasfiyeye ilişkin esaslar Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu nedenle kurumları tasfiyesi Türk Ticaret Kanununa göre yürütülmektedir.Bununla beraber kurumların ana sözleşmelerinde tasfiyenin ne şekilde yapılacağı hakkında hükümler mevcuttur. 4- SERMAYE AZALTIMI VE TASFİYE DÖNEMİ SONUCU DAĞITILAN ÖZKAYAKLARIN VERGİSEL DURUMU Sermaye azaltımının vergilendirilmesi konusunda vergi kanunlarında doğrudan bir düzenleme bulunmamaktadır. Sermaye azaltımı sonucunda ortaklara iade edilen tutarların tamamen vergilendirme dışında bırakılacağı yönündeki görüşler olmakla birlikte söz konusu tutarların kâr payı dağıtımının tabi olduğu,

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

185


MALİ

ÇÖZÜM

vergilendirme rejimi kapsamında vergilendirilmesi gerektiği şeklindeki görüşler de mevcuttur. Vergi idaresi ise VUK’un 3’üncü maddesinde yer alan “Vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti esastır” hükmünden yola çıkarak görüş belirtmektedir. Bu kapsamda, sermaye azaltımı sonucunda ortaklara iade edilen tutarlar, sermaye azaltımına konu sermayenin bileşimi ve kaynağı dikkate alınarak kâr dağıtımı olarak vergilendirilmelidir. İdareye göre, azaltılan sermayenin hangi kalemlerden oluştuğu vergileme açısından dayanak teşkil edecektir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun “Bilanço esasında ticari kazancın tespiti” başlıklı 38 inci maddesinin birinci fıkrasında, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı hükmüne yer verilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (5) numaralı bendinde, “...Pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.” hükmü yer almaktadır.   5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise vergiden muaf olan kurumlara dağıtılan (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) Gelir Vergisi Kanunu’nun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından, 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında da, tam mükellef kurumlar tarafından, Türkiye’de bir iş yeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç olmak üzere dar mükellef kurumlara veya kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan (Kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) ve Gelir Vergisi Kanunu’nun 75 inci maddesinin (1) ve (2) ve (3) numaralı bent186

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

lerinde yazılı kâr payları üzerinden bu Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca vergi kesintisine tabi tutulanlar hariç olmak üzere vergi kesintisi yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b) alt bendinde ise tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara, dar mükellef gerçek kişilere, dar mükellef kurumlara (Türkiye’de bir işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç) gelir ve kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından birinci fıkrada belirtilenler tarafından tevkifat yapılacağı hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan, 12.01.2009 tarih ve 2009/14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı kâr payları üzerinden; 12.01.2009 tarih ve 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile aynı Kanunun 30uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı kâr payları üzerinden; ayrıca, 12.01.2009 tarih ve 2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve gelir vergisinden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz); yine aynı kararla tam mükellef kurumlar tarafından; dar mükellef gerçek kişilere ve gelir vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz) %15 oranlarında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Öz sermaye, işletme sahip veya ortaklarının bilanço tarihinde işletmeye yapmış oldukları sermaye yatırımlarının tutarını gösteren ödenmiş sermaye ile sermaye yedekleri, kâr yedekleri, geçmiş yıllar kârları ve geçmiş yıllar zararları ve dönemin net kâr veya zararını kapsar. Sermaye azaltımı nedeniyle vergiyi doğuran bir olayın ortaya çıkıp çıkmadığını değerlendirebilmek için öncelikle öz sermayeyi oluşturan unsurların tespit edilmesi gerekmektedir. Öz sermayeyi oluşturan unsurların bazılarının sermaye azaltımı yoluyla işletmeden çekilmesi herhangi bir vergilendirmeye neden olmadığı halde bazıları ise vergilendirmeyi gerektirmektedir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

187


MALİ

ÇÖZÜM

Öz sermayeyi oluşturan unsurlar aşağıdaki gibidir. - Ödenmiş Sermaye: İşletmeye tahsis edilen veya işletmelerin ana sözleşmelerinde yer alan ve Ticaret Siciline tescil edilmiş bulunan sermaye tutarı bu hesapta yer alır. Kayıtlı sermaye sistemine alınan ortaklıklarda çıkarılmış sermaye gösterilir. Kayıtlı sermaye tavanı ayrıca dipnotlarda belirtilir. Sermaye azaltımı, ortaklar tarafından nakden veya aynen yapılan ödemelerden (şirketin kuruluşunda veya daha sonra yapılan sermaye artırımlarından) kaynaklanması halinde, ortakların esas olarak işletmeye koydukları sermayeyi geri almış olmaları nedeniyle vergilendirme işleminin yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak enflasyon düzeltme farklarının bu hesapların altında gösterilmesi ve sermayeye ilavesinin sözkonusu olmaması halinde Söz konusu kalemlerin sermaye azaltılması yoluyla dağıtılması durumunda kâr dağıtımına bağlı gelir veya kurumlar vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir. - Sermaye Yedekleri: Hisse senedi ihraç primleri, iptal edilen ortaklık payları ve yeniden değerleme değer artışları gibi sermaye hareketleri dolayısıyla ortaya çıkan ve işletmede bırakılan tutarların izlendiği hesap grubudur. Söz konusu kalemlerin sermaye azaltılması yoluyla dağıtılması durumunda kâr dağıtımına bağlı gelir veya kurumlar vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir. - Kâr Yedekleri: Kanun, ana sözleşme hükümleri ya da ortaklıkların yetkili organları tarafından alınan kararlar uyarınca, dağıtılmamış ya da işletmede alıkonulmuş kârlar bu hesap grubunda gösterilir. Yasal yedekler, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca ayrılması zorunlu olan kâr yedekleridir. Statü yedekleri, şirket ana sözleşmesinde hüküm bulunması durumunda ayrılmaktadır. Olağanüstü yedek akçeler, şirket Genel Kurulu tarafından karar alınması durumunda ayrılmaktadır. Yasal, statü ve olağanüstü yedekler, kurum kazancından hesaplanan kurumlar vergisinin düşülmesi sonucu bulunan tutar üzerinden ayrılmaktadır. Söz konusu kalemlerin sermaye azaltımı nedeniyle ortaklara iade edilmesi, kâr payı dağıtımına bağlı olarak stopaj yapılmasını gerektirmektedir. Özel fonlar, vergi kanunları gereğince bir istisnadan yararlanmak amacıyla işletmede bırakılması veya tasarrufu zorunlu olan tutarlardır. Bunların sermaye azaltılması yoluyla ortaklara dağıtılması kâr payı dağıtımına bağlı stopaj yapılmasını gerektirmektedir. - Geçmiş Yıl Kârları: Geçmiş faaliyet dönemlerinde ortaya çıkan ve işletme sahibine veya ortaklarına dağıtılmamış bulunan kârlardan ilgili yedek 188

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

hesaplarına alınmayan tutarların izlendiği hesaptır. Sermaye azaltımı yoluyla daha önce sermayeye eklenmiş olan geçmiş yıl kârlarının ortaklara dağıtılması durumunda kâr payı dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılması gerekmektedir. - Geçmiş Yıl Zararları: Geçmiş faaliyet dönemlerinde ortaya çıkan dönem net zararlarının izlendiği hesaptır. Sermaye azaltımının vergilendirilmesi konusunda vergi kanunlarında doğrudan bir düzenleme bulunmamaktadır. Sermaye azaltımı sonucunda ortaklara iade edilen tutarların tamamen vergilendirme dışında bırakılacağı yönündeki görüşler olmakla birlikte söz konusu tutarların kâr payı dağıtımının tabi olduğu, vergilendirme rejimi kapsamında vergilendirilmesi gerektiği şeklindeki görüşler de mevcuttur. Vergi idaresi ise VUK’un 3’üncü maddesinde yer alan “Vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti esastır” hükmünden yola çıkarak görüş belirtmektedir. Bu kapsamda, sermaye azaltımı sonucunda ortaklara iade edilen tutarlar, sermaye azaltımına konu sermayenin bileşimi ve kaynağı dikkate alınarak kâr dağıtımı olarak vergilendirilmelidir. İdareye göre, azaltılan sermayenin hangi kalemlerden oluştuğu vergileme açısından dayanak teşkil edecektir. Nakden veya aynen konulan sermayenin azaltılarak ortaklara iade edilmesinin kâr dağıtımı sayılmayacağı vergi kanunlarında açıktır. Nitekim aynen ve nakden konulan sermaye herhangi bir vergilendirme rejimine tabi tutulmamaktadır. Söz konusu sermaye azaltımı sonucunda ortağa yapılan ödemeden de stopaj hesaplanmayacaktır. Ortaklar da iade aldıkları sermaye payını, tutarına bakılmaksızın beyan etmeyeceklerdir. Azaltılan tutarlar nakden veya aynen ödenen sermayeden karşılanacağı gibi sermayeye eklenmiş geçmiş yıllar kârlarını veya kâr yedeklerini, gayrimenkul veya iştirak hissesi satış kazancı istisnası kapsamında değerlendirilen ve sermayeye ilave edilen kazançları, emisyon primini içeriyor olabilir. Tüm bu unsurlar dağıtılması gereken karın bir yansıması olarak zorunlu ve ihtiyari olarak bilançonun öz kaynak kalemleri içerisinde yer almaktadır. Söz konusu durumların vergilendirilmesi aşağıda sırasıyla açıklanmaktadır. Sermaye azaltımı ortakların taahhüt ederek ödemiş oldukları tutarların ortaklara geri ödenmesi işlemidir. Bu durum ortaklıktan çıkarma şeklinde olabileceği gibi ortaklık payının azaltılması şeklinde de olabilir. Nakdi olarak ödenen sermayenin işletme sahibine geri ödenmesi vergisel bir sonuç doğurmayacak ve tevkifat hesaplanmayacaktır. Sermaye azaltımının ayni varlıklardan yapılması durumunda;

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

189


MALİ

ÇÖZÜM

(a) Nakdi olarak işletmeye sermaye koyan ortaklara işletmenin aktifinde yer alan ayni değerin verilmesi halinde, sermaye azaltımı yönüyle ortak veya ortaklara tesliminde rayiç bedel üzerinden fatura düzenlenmesi ve buna göre KDV hesaplanması gerekmektedir. Maliyet bedeli ile rayiç bedeli arasındaki fark işletme için kazanç olacaktır. (b) Ayni değer, sermayenin karşılığı olarak ortak ve ortaklar tarafından taahhüt edilmiş ve ödenmiş ise sermaye azaltımı yönüyle ortaklara tesliminde, teslim tarihindeki rayiç bedel ile defterde kayıtlı değer arasındaki fark için fatura düzenlenmesi ve KDV hesaplanması gerekecektir. Sermaye azaltımın veya tasfiye sonucu özkaynakların ortaklara iadesinin vergilendirilmesinde görüldüğü gibi, sermaye hesabını oluşturan kalemler şirketlerin sermaye azaltımı yada tasfiye sonucu dağıtımda vergilendirmeyi belirleyen temel unsur olup, yapılacak sermaye azaltımının veya tasfiye sonucu sermayenin ortaklara dağıtılmasında izlenecek aşamalar; - Öncelikle, kurumlar vergisine ve vergi sonrası dağıtılan kazancın ise kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesaplardan karşılanması, “- Devamında, sadece kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların kullanılması, - Son olarak ise, işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek olan ayni ve nakdi sermayenin işletmeden çekildiğinin kabulü, gerekmektedir. Sermaye azaltımında ve tasfiye işlemlerinde yukarıda belirtilen sıraya göre sermaye hesaplarının işletmeden çekildiği kabul edileceğinden öncelikle 6113 sayılı Kanunun 2’nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ilgili dönemde kurum kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın sermayeye eklenmiş olan tutarlar, pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, yeniden değerleme değer artış fonu veya maliyet artış fonu gibi hesaplar işletmeden çekilmiş sayılacak ve bu tutarlar öncelikle kurumlar vergisine tabi tutulacak, sonrasında ise ortakların statüsüne göre kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılacaktır. Yukarıda belirtilen nitelikteki hesapların ardından geçmiş yıl karları, emisyon primi satış kazancı gibi sadece vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların işletmeden çekildiği kabul edilecek; son olarak da ortaklar tarafından nakden veya aynen yapılan ödemeler sermaye azaltımına konu edilebileceğinden, ortakların esas olarak işletmeye koydukları sermayeyi Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde geri almış olmaları halinde mükellefiyet statüsüne bakılmaksızın vergilendirme işlemi yapılmayacaktır. 190

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

5- SONUÇ 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunun, 473 ve 474 üncü maddelerde yazılı şartlara uyulmuş olduğunu gösteren belgeler ibraz edilmedikçe esas sermayenin azaltılmasına dair karar ve sermayenin gerçekten azaltılmış olması olgusu ticaret siciline tescil olunamaz. Görüldüğü gibi sermaye azaltımın yapılması için belli şartların bulunması söz konusudur. Bu şartların yerine getirilmiş olması halinde sermaye azaltımı yapılmakta ve sermaye azaltımında vergisel olarak beli bir yol izlenmektedir. Öncelikle, kurumlar vergisine ve vergi sonrası dağıtılan kazancın ise kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesaplardan karşılanması, Devamında, sadece kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların kullanılması gerekmektedir. Ayni değer, sermayenin karşılığı olarak ortak ve ortaklar tarafından taahhüt edilmiş ve ödenmiş ise sermaye azaltımı yönüyle ortaklara tesliminde, teslim tarihindeki rayiç bedel ile defterde kayıtlı değer arasındaki fark için fatura düzenlenmesi ve KDV hesaplanması gerekecektir. KAYNAKÇA Altaş, Soner (2015) Türk Ticaret Kanuna Göre Anonim Şirketler Ankara :Seçkin Kitapevi Aykın, Hasan (2015) “Özkaynakla Finansman Teşvikinden Yararlanabilecek Mükellefler”, Vergi Sorunları, 323 (Ağustos 2015) Aytulun Metin ve Toroslu, M. Vefa -(2014) İctihatlı ve uygulamalı Anonim Şirketlerde Tasfiye İstanbul : Vedat kitapçılık BKK (30.06.2015). 2015/7910 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı. Ankara : Resmi Gazete (29402 sayılı) Maliye Bakanlığı. Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 9) Maliye Bakanlığı. Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 10) Pulaşlı, Hasan (2015) Şirketler Hukuku Şerhi. Ankara- Adalet yayınevi T.C. Yasalar (06.01.1961). 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (10700 sayılı) T.C. yasalar (10.01.1961). 213 sayılı Vergi Usul Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (10705 sayılı)

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

191


MALİ

ÇÖZÜM

T.C. Yasalar (14.02.2011). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (27846 sayılı) T.C. Yasalar (21.06.2006). 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (26205 sayılı) T.C. Yasalar (27.03.2015). 6637 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Ankara : Resmi Gazete

192

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

7143 SAYILI (TORBA) KANUN KAPSAMINDA SOSYAL GÜVENLİK UYGULAMALARI Mehmet Emre DİKEN*32* ÖZ 2011 yılından günümüze kadar çalışma ve sosyal güvenlik yaşamındaki gelişmelerin esnekliğini mevzuata yansıtma bakımından en sık kullanılan düzenlemelerin başında torba kanun olarak adlandırılan yasal düzenlemeler gelmektedir. Genellikle vergi ve prim affı gibi kamu alacaklarının tahsili kolaylaştırma amacını güden bu düzenlemeler beraberinde bu alandaki ihtiyaçlara cevap verebilecek düzenlemeleri de içermektedir. Bu doğrultuda 18.05.2018 tarihli 30425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7143 sayılı “Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” sosyal güvenlik mevzuatına ilişkin önemli düzenlemeleri içermektedir. Anahtar Sözcükler: 7143 sayılı Kanun, Torba Kanun, Yapılandırma, Emekli İkramiye, İhya,GSS Borçları 1. GİRİŞ 18.05.2018 tarihli 30425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7143 sayılı “Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”, sosyal güvenlik mevzuatına ilişkin önemli düzenlemeleri içermektedir. Bu kapsamda 31.03.2018 tarihi ve öncesinde kesinleşip ödenmeyen Kurum alacaklarının enflasyon güncellenmesi yapılarak anaparasının ödenmesi (taksitlendirilmesi) halinde bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammının tahsilinden vazgeçilmesi, Kurum alacakları teminatsız olarak taksitlendirilmesi, Kurum tarafından uygulanan idari para cezalarının % 50’si terkin edilmeksi, bağkur prim borcunu yapılandıran sigortalıların sağlık hizmetinden yararlandırılması, daha önce en yüksek prim oranından tahakkuk eden birikmiş genel sağlık sigortası borçlarının yeni gelir testine sonucuna göre güncellenmesi, genel sağlık sigortası borçlarının gecikme cezası ve gecikme zammının terkin edilmesi, prim borçlarının ödenmemesi nedeniyle bağkur sigortalılarının silinen hizmetlerinin tekrar ihya edilmesi, SGDP pirm borçlarının terkin edilmesi, yeni iş kuran * * SGK Müfettişi 32

Makale Geliş Tarihi: 07.06.2018 Yayın Kurulu Kabul Tarihi: 05.07.2018

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

193


MALİ

ÇÖZÜM

genç girişimcilerin primlerinin Hazine tarafından karşılanmaksı, Kurumdan gelir ve aylık alanlara Ramazan ve Kurban Bayramında ikramiye ödenmei ve 65 yaş aylığı miktarının artırılması gibi önemli düzenlemeleri içermektedir. 2. 7143 SAYILI KANUNUN ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK UYGULAMALARINA İLİŞKİN DÜZENLEMELERİ 2.1. Sosyal Güvenlik Prim Borçlarının Gecikme Cezası ve Gecikme Zammının Terkin Edilmesi 7143 sayılı Kanun kapsamında gecikme cezası ve gecikme zamı terkin edilecek sosyal güvenlik prim borçlarının 2018 yılı Mart ayı ve öncesindeki döneme ait olması gerekmektedir. Kapsama Dahil Olan Sosyal Güvenlik Prim Borçları: • 4a (SSK), 4b (Bağkur) ve 4c Emekli Sandığı kapsamında sigortalılık statülerinden kaynaklanan sigorta primleri, emeklilik keseneği ve kurum karşılıkları, işsizlik sigortası primleri ve sosyal güvenlik destek primi borçları, • İsteğe bağlı sigorta primleri, • SGK tarafından takip edilen damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitime katkı payıları. Söz konusu borçların asılları ile vade tarihlerinden 18.05.2018 tarihine kadar hesaplanacak enflasyon güncelleme farkının (Yİ-UFE) 7143 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi halinde bu alacaklara uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammı gibi fer’i alacakların tamamının tahsilinden vazgeçilir. 2.2. Rücuen Taminat ve Yersiz Ödeme Kapsamındaki Borçlarının Kanuni Faizinin Terkin Edilmesi Bilindiği üzere işverenlerin veya üçüncü kişilerin iş kazası, meslek hastalığı, genel sağlık sigortası, ölüm ve malüllük sigortası hükümlerinin uygulanmasında bir takım sorumlulukları bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülüklere aykırı hareketleri sonucunda bu kişilere Kurumca bir takım masraf ve tazminatlar rucu edilmektedir. 7143 sayılı Kanun kapsamında, iş kazası ve meslek hastalığı, malullük, adi malullük ve ölüm halleri ile genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere yönelik fiiller nedeniyle ödemekle yükümlü bulundukları her türlü borçları ile bu borçlara kanuni faiz uygulanan 194

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

sürenin başlangıcından 18.05.2018 tarihine kadar geçen süre için enflasyon güncellemesi yapılarak hesaplanacak tutarın, 7143 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi halinde bu borçlara uygulanan kanuni faizin tahsilinden vazgeçilir. Diğer taraftan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından fazla veya yersiz olarak ödendiği tespit edilen gelir ve aylıklara ilişkin borç asılları ile bu borçlara kanuni faiz uygulanan sürenin başlangıcından 18.05.2018 tarihine kadar geçen süre için enflasyon güncellemesi yapılarak hesaplanacak tutarın, 7143 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi halinde bu borçlara uygulanan kanuni faizin tahsilinden vazgeçilir. 2.3. Fark İşçilik Prim Borçlarının Gecikme Cezası ve Gecikme Zammının Terkin Edilmesi 31.03.2018 tarihine kadar bitirilmiş olan özel nitelikteki inşaatlar ile ihale konusu işlere ilişkin olup, 18.05.2018 tarihinden önce Kurumca tahakkuk ettrilrek işverene tebliğ edildiği halde 18.05.2018 tarihi itibariyle ödenmemiş olan fark işçilik kapsamında prim borçlarının; asılları ile vade tarihinden 18.05.2018 tarihine kadar anaparaya uygulanan enflasyon güncelleme farkının 7143 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi durumunda bu borçlara uygulanan gecikme cezası ve gecikme zamlarının tahsilinden vazgeçilmektedir. Diğer taraftan kanun koyucu henüz işverene tebliğ edilmemiş olan fark işçilik prim borçlarının da gecikme cezası ve gecikme zammı tahsilinden vazgeçmektedir. Bu kapsamda 31.07.2018 tarihine kadar başvuru yapılması şartıyla Kurumca işverene henüz tebliğ edilmemiş olan fark işçilik kapsamında prim borçların; asılları ile vade tarihinden 18.05.2018 tarihine kadar anaparaya uygulanan enflasyon güncelleme farkının 7143 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi durumunda bu borçlara uygulanan gecikme cezası ve gecikme zamlarının tahsilinden vazgeçilmektedir. 2.4. SGK tarafından Uygulanan İdari Para Cezası Borçlarının % 50’sinin Terkin Edilmesi 7143 sayılı Kanun Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından uygulanan idari para cezalarının % 50’sinin terkin edilmesine imkan sağlamaktadır. Ancak 4857 ve 6331 sayılı Kanunlar kapsamında olan idari para cezaları, özel sağlık hizmet sunucularına sağlık hizmeti satınalma sözleşmesi kapsamında

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

195


MALİ

ÇÖZÜM

Kurum tarafından uygulanan cezai şartlar ile Türkiye Eczacılar Birliği (TEB) protokülü kapsamında eczanelere Kurum tarafından uygulanan cezai şartlar bu kapsamda bulunmamaktadır. 31.07.2018 tarihine kadar başvuru yapmak şartıyla 31.03.2018 tarihi ve önceki dönemlerde tespiti yapılmış ve 18.05.2018 tarihi itibariyle kesinleşip işverene tebliğ edilmiş idari para cezalarının % 50’sinin terkin edilebilmesi için idari para cezalarının yarısı ile bu tutar için ayrıca idari para cezasının ödenmesi gereken vade tarihinden 18.05.2018 tarihine kadar hesaplanacak enflasyon güncelleme farkının 7143 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi gerekmektedir. Diğer taraftan 31.03.2018 ve öncesi tarihlerdeki tespitlere dayanmakla birlikte 18.05.2018 tarihinden sonra tebliğ edilen idari para cezaları için de 7143 sayılı Kanun kapsamında % 50 terkinden imkanından faydalanabilmektedir. Bu durumda olan işverenlerin idari para cezasını teblig almalarından itibaren 30 gün içinde Kuruma 7143 sayılı Kanun kapsamında başvuru yapmaları gerekmektedir. 2.5. Asıl Borcu Ödenmiş Feri Sosyal Güvenlik Borçlarının Terkini 7143 sayılı Kanun kapsamına giren sosyal güvenlik borçların; asıllarının 18.05.2018 tarihinden önce ödenmiş olmasına rağmen, fer’ilerinin 18.05.2018 tarihi itibarıyla ödenmemiş olduğu durumlarda, aslı ödenmiş fer’i alacağın %40’ının bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi hâlinde, kalan %60’ının tahsilinden vazgeçilmektedir. 2.6. Emekli Aylığı Alanların Aynı Zamanda Bağkur Kapsamında Çalışanları Nedeniyle Geçmişte Birikmiş Destek Primi Borçlarının Terkin Edilmesi Bilindiği üzere 10.02.2016 tarhinde yürürlüğe giren Kanunla emekli aylığı almakta iken aynı zamanda bağkur sigortalılığı kapsamında çalışması olanlardan destek primi adı altında emekli aylığından prim kesilmesi uygulamasına son verilmiştir. Ancak bu tarihten önceki sürelere ait prim borçları varlığını sürdürmekteydi. Nitekim 7143 sayılı Kanunla emekli olduktan sonra bağkur kapsamında çalışması olanların 18.05.2018 tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan geçmiş sosyal güvenlik destek primi borçları ve bu borca bağlı gecikme cezası, gecikme zammı gibi fer’i alacaklar terkin edilmektedir.

196

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

2.7. 100 TL’yi Geçmeyen Borç Asılları ile 200 TL’yi Geçmeyen Borç Ferrilerinin Terkin Edilmesi 5510 sayılı Kanun kapsamından çıkarılan işyerlerine ilişkin olup işyerine ait borcun tamamının ödeme süresi 31/12/2015 veya önceki bir tarihe ilişkin olduğu hâlde ödenmemiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi ve idari para cezası asılları toplamı 100 Türk lirasını aşmayan alacaklar ile tutarına bakılmaksızın bu alacaklara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı gibi fer’ilerinin ve aslı ödenmiş olan fer’i alacaklardan tutarı 200 Türk lirasını aşmayanların tahsilinden vazgeçilmektedir. 2.8. Bazı Sigortalıların Genel Sağlık Sigortasından Yararlanmasına İlişkin Düzenleme Bilindiği üzere bağkurlar, tarımda süreksiz olarak hizmet akdiyle çalışanlar, 10 günden az ticaei taksi dolmuş gibi toplu taşıma araçlarında çalışanlar ile 10 günden az kısmi süreli olarak çalışan sanatçıların sağlık hizmetlerinden faydalanabilmeleri için bu kişilerin 60 günden fazla prim ve prime ilişkin borcunun bulunmaması gerekmektedir. 7143 sayılı Kanunla söz konusu sigortalıların 60 günden fazla prim borcu olsa dahi bu borçlarını yapılandırmaları ve ilk taksini ödemek şartıyla sağlık hizmetlerinden faydalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. 2.9. Genel sağlık Sigortası Gecikme Cezası ve Gecikme Zamlarının Terkin Edilmesi ve Gelir Testine Girmeyenlere Tahakkuk Ettirilen Genel Sağlık Sigortası Prim Borçlarının Yeniden Düzenlenmesi Sigortalı olmayan, kendisine gelir veya aylık bağlanmamış olan aynı zamanda herhangi bir şekilde bakmakla yükümlü kişi statüsünde olmayan kişiler 5510 sayılı Kanun uyarınca zorunlu genel sağlık sigortalısı kapsamına alınmıştır. Bu kişiler 08.03.2017 tarihine kadar gelir durumlarına göre üç farklı tarifeden prim ödeyerek, geliri olmaması durumunda ise prim ödemeyerek genel sağlık sigortalı sayılmışlardır. Söz konusu kişilerin gelir durumları ise Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma kuruluşları tarafından gelir testi yapılarak belirlenmektedir. Gelir testine girmeyenler ise en yüksek prim tarifensinden prim ödemek suretiyle gelir genel sağlık sigortalı yapılmıştır. 08.03.2017 tarihinde 6824 sayılı Kanun ile asgari ücretim % 3’ü tutarında sabit genel sağlık sigortası prim tarifesine geçilmiştir. Bu nedenle 08.03.2017 tarihi öncesinde

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

197


MALİ

ÇÖZÜM

gelir testine başvurmayarak en yüksek tarifeden genel sağlık sigortası primi ödemek zorunda kalanlara 31.11.2018 tarihine kadar gelir testine başvurmaları durumunda daha önceki birikmiş borçları gelir testi sonucuna göre yeniden güncellenecektir. Diğer taraftan 2018 yılı Nisan ayı ve önceki aylara ilişkin olup 18.05.2018 tarihinden önce tahakkuk ettiği hâlde ödenmemiş olan genel sağlık sigortası prim borçları 31.12.2018 tarihine kadar ödenmesi halinde enflasyon güncellenmesi yapılmaksızın gecikme cezası ve gecikme zammı gibi fer’i alacakların tamamının tahsilinden vazgeçilmektedir. Ayrıca 18.05.2018 tarihi öncesindeki dönemlere ait genel sağlık sigortası prim borçları bulunanlar 31.12.2018 tarihine kadar bu borçları dikkate alınmaksızın sağlık hizmetlerinden faydalanacaklardır. 2.10. Prim Borcu Nedeniyle Terkin Edilmiş Olan Bağkur Kapsamındaki Hizmetlerin Yeniden Canlandırılarak Emeklilik Hakkı Tanınması Köy ve mahalle muhtarları, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar ile tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ilgili Kanunlara göre tescilleri yapıldığı hâlde prim prim borçları nedeniyle sigortalılık süreleri durdurulmuş olanlar, 18.05.2018 tarihi itibarıyla ihya edilmemiş olan hizmetlerini kendileri veya hak sahipleri, 01.08.2018 tarihine kadar Kuruma müracaat ederek Söz konusu hizmetlerini yeniden canlandırabileceklerdir. Bu kapsamda hesaplanan borcun tamamının 01.08.2018 tarihine kadar ödenmesi hâlinde durdurulan süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmektedir. 2.11. 7143 sayılı Kanun Hükümlerinden Yararlanmak İçin Başvuru Süresi İlgili maddelerdeki özel başvuru süreleri saklı kalmak kaydıyla genel olarak bu kapsamındaki hükümlerden yararlanmak isteyenlerin ilgili Kurumlara 31.07.2018 tarhine kadar başvuru yapmaları gerekmektedir. 2.12. Kanun Kapsamındaki Borçların Peşin Ödenmesi Durumunda Sağlanan Diğer Haklar 7143 sayılı Kanun kapsamındaki sosyal güvenlik borçlarının 01.08.2018 tarihine kadar peşin olarak ödenmesi durumunda gecikme cezası gecikme zammı ile birlikte enflasyon güncellemesi farkının da % 90’nının tahsilinden vazgeçilir. Ayrıca idari para cezası borçlarının 01.08.2018 tarihine kadar peşin ödenmesi durumunda ayrıca % 25 indirim yapılmaktadır. 198

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

2.13. Borçların Taksitlendirilmesi ve Vade Oranları Kanun kapsamındaki borçların taksitle ödenmek istenmesi hâlinde, ilgili maddelerde yer alan hükümler saklı kalmak şartıyla 6, 9, 12 veya 18 eşit taksitte ödeme seçeneklerinden birinin tercih edilmesi gerekmektedir. Sosyal güvenlik borçları iki aylık dönemlerde ödenecek olup ilk taksit 01.08.2018 tarihinde başlayacaktır. Bu kanun kapsamındaki borçların 6 eşit taksit ödenmesi durumunda borç tutarına (1,045), 9 eşit taksit ödenmesi durumunda (1,083), 12 eşit taksit ödenmesi durumunda (1,105), 18 eşit taksit ödenmesi durumunda (1,15) vade farkı uygulanacaktır. Tercih edilen süreden daha kısa sürede ödeme yapılması hâlinde ödenecek tutar ilgili taksit sayısının katsayısına göre düzeltilme imkanı bulunmaktadır. 2.14. Taksit Ödemelerinin İhlali ve Yapılandırma Hükümlerinin Bozulması Aşağıdaki şartlardan herhangi birinin ihlal edilmesi durumunda yapılandırma hükümleri bozulmuş sayılır. Söz konusu ihlaller şöyledir; • İlk iki taksitin süresinde tam ödenmemesi, • Çok zor durum olmaksızın bir takvim yılında ikiden fazla taksitin süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi. 2.15. Kanun Hükümlereinden Yararlanmak İçin Dava Açmama Şartı 7143 sayılı Kanundan yararlanmak isteyenlerin söz konusu Kanunda belirtilen şartların yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları gerekmektedir. Söz konusu şartın yerine getirileceğine dair yazılı taahhüt verilir. 2.16. Kanun Kapsamındaki Borçlar Nedeniyle Tatbik Edilen Hacizlerin Durumu 7143 sayılı Kanuna göre ödenecek borçlarla ilgili olarak, tatbik edilen hacizler yapılan ödemeler nispetinde kaldırılır ve buna isabet eden teminatlar iade edilir. Bu Kanuna göre ödenecek alacaklar nedeniyle tatbik edilen hacizlere konu mallar, borçlunun talebi hâlinde 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre alacaklı tahsil dairesince satılabilir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

199


MALİ

ÇÖZÜM

2.17. Genç Girişimcilerin Bağkur Sigorta Primlerinin 1 Yıl Boyunca Hazine Tarafından Ödenmesi 01.06.2018 tarihinden itibaren ilk defa sigortalı sayılarak kazanç istisnasından faydalanan ve mükellefiyet başlangıç tarihi itibarıyla 18 yaşını doldurmuş ve 29 yaşını doldurmamış olan genç girişimcilerin bağkur primleri 1 yıl süreyle asgari ücret üzerinden Hazinece karşılanmaktadır. Adi ortaklıklar ve şahıs şirket ortaklıklarında sadece bir ortak bu hükmünden yararlanabilecektir. 2.18. Kurumdan Gelir ve Aylık Alanlara Ramazan ve Kurban Bayramında 1.000’er TL İkramiye Ödenmesi Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gelir ve aylık ödemesi yapılanlara, ödemenin yapılacağı tarihte gelir ve aylık alma şartıyla, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramında aşağıdaki esaslar doğrultusunda 1.000’er TL tutarında bayram ikramiyesi ödenecektir. İş kazaları veya meslek hastalıkları gelir almakta olanlara, iş göremezlik derecesi oranında, aylık hak sahiplerine hisseleri oranında, sosyal güvenlik sözleşmeleri uyarınca kısmi gelir veya aylık alanlara, ülkemiz mevzuatına tabi olarak geçen prim ödeme gün sayılarının, sosyal güvenlik sözleşmesine göre nazara alınan toplam prim ödeme gün sayısına olan oranında kısmi bayram ikramiyesi ödenecektir. Birden fazla dosyadan gelir ve aylık alanlara en fazla ödemeye imkân veren bir dosya üzerinden ödeme yapılacaktır. Söz konusu ödemeler evlenme ödeneği hesabında dikkate alınmayacak olup, yapılan ödemelerden kesinti yapılamayacak ve haczedilemeyecek. 2.19. 65 Yaş Muhtaç Aylığı Alanların Aylıklarında Artış Gerçekleştirilmesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar verilen 65 yaşını doldurmuş Türk vatandaşlarına, muhtaçlık hâli devam ettiği müddetçe 2018 yılının ilk yarısı için 253 TL aylık ödenmekteydi. 7143 sayılı Kanunla 2.332 olan mevcut aylık katsayısı 4.387 olarak belirlenerek söz konusu aylık tutarı 476 TL’ ye çıkarılmıştır.

200

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

3. SONUÇ 18.05.2018 tarihli 30425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7143 sayılı “Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” yukarıda detaylı olarak bahsedildiği üzere 31.03.2018 tarihi ve öncesinde kesinleşip ödenmeyen Kurum alacaklarının enflasyon güncellenmesi yapılarak anaparasının ödenmesi (taksitlendirilmesi) halinde bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammının tahsilinden vazgeçilmesi, Kurum alacakları teminatsız olarak taksitlendirilmesi, 100 TL’ye kadar asıl, 200 TL’ye kadar feri borçların doğrudan silinmesi, Kurum tarafından uygulanan idari para cezalarının % 50’si terkin edilmeksi, bağkur prim borcunu yapılandıran sigortalıların sağlık hizmetinden yararlandırılması, daha önce en yüksek prim oranından tahakkuk eden birikmiş genel sağlık sigortası borçlarının yeni gelir testine sonucuna göre güncellenmesi, genel sağlık sigortası borçlarının gecikme cezası ve gecikme zammının terkin edilmesi, prim borçlarının ödenmemesi nedeniyle bağkur sigortalılarının silinen hizmetlerinin tekrar ihya edilmesi, SGDP pirm borçlarının terkin edilmesi, yeni iş kuran genç girişimcilerin primlerinin Hazine tarafından karşılanmaksı, Kurumdan gelir ve aylık alanlara Ramazan ve Kurban Bayramında ikramiye ödenmei ve 65 yaş aylığı miktarının artırılması gibi önemli düzenlemeleri içermektedir. KAYNAKÇA T.C. Yasalar (16.06.2006). 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu. Ankara: Resmi Gazete 26200 sayılı) T.C. Yasalar (18.05.2018). 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun. Ankara: Resmi Gazete (30425 sayılı)

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

201


MALİ

202

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

YAYIN POLİTİKASI İLKELERİ

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

203


MALİ

204

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Ö NEM L İ D U Y U R U Aşağıda yayın politikasında belirlenen kurallara uygun biçimde gönderilen makaleler Yayın kurulu değerlendirilmesiyle yayımlanıp yayımlanmayacağına karar verilir. Eğer yazı dergide yayımlanmayacaksa, yazar(lar)a yazısının neden yayımlanamayacağına ilişkin bir e-posta gönderilir. Dergimize gönderilen yazılar başka bir yayın organı tarafından yayımlanmamış ya da yayımlanmak üzere gönderilmemiş olmalıdır. Dergimizde yayımlanan tüm yazıların telif hakkı Mali Çözüm Dergisine aittir. Dergimizde çıkan yazıların başka yayın organlarınca aynen yayınlanması ancak yayın kurulu tarafından verilen yazılı izinle mümkün olmaktadır. Yazılı izin almadan yazısını başka bir yere yollayan yazarların daha sonra yollayacağı yazıların hiçbiri dergimiz tarafından yayımlanmayacaktır. Yazılarda yer alan görüşler, yazarların kişisel görüşleri olup, fikri sorumluluk kendilerine aittir. Dergimizde yayımlanan yazılardan “Mali Çözüm Dergisi” kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

205


MALİ

206

ÇÖZÜM

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

MALİ ÇÖZÜM DERGİSİ YAYIN POLİTİKASI İLKELERİ 1. YAYIN POLİTİKASI Mali Çözüm dergisi ULAKBİM SOSYAL BİLİMLER ve EBSCOHOST’un BUSİNESS SOURCE COMPLETE veritabanlarında yer almaktadır. Dergimizin diğer ulusal ve uluslararası veri tabanlarında yer alabilmesi; yazıların niteliğinin yükseltilmesi için aşağıda belirlenen kurallara uyulması konusunda karara varılmıştır. Bu uygulama, İSMMMO Mali Çözüm dergisinin uluslararası yerini pekiştirecek, uluslararası kullanım alanı olan “Index” ve “Abstract”lar içerisinde yer almasını kolaylaştıracaktır. Dünyanın değişik yerlerinden yazı isteği söz konusu olabilecek, yazarların da konularıyla ilgili yurtdışı iletişimini kolaylaştıracaktır. Bu açıklamalara bağlı olarak; yayın kurulumuz, dergiye gelen yazılar için; • Yayımlamama kararı verebilir, • düzeltme yapması için yazara geri gönderebilir, • hakem değerlendirme süreci başlatabilir. Hakem değerleme sürecinde yazılar en az iki hakem tarafından değerlendirilir. Hakemlere gönderilen yazılarda yazar adı yer almaz; değerlendirme sonuçları gönderilen yazarlara hakemlerin kim oldukları belirtilmez. Her hakem 2-3 hafta içinde yazı ile birlikte gönderilen değerlendirme formunu doldurup yayın kuruluna gönderir. Yayın Kurulu’da gelen değerlendirmeleri, gerekiyorsa yazarlara gönderir. Yazar(lar)ın gerekli düzeltmeleri yapıp geri göndermesi üzerine, gerekiyorsa, yazı ikinci kez hakem(ler)e gönderilebilir. Aşağıda belirlenen kurallara uymayan yazılar Hakemli Yazılar bölümünde yayımlanamaz: • Makalenin adı Türkçe ve İngilizce verilir. • Makalenin hemen başında Türkçe ve İngilizce “öz (abstract)” yer alır. Öz,100-200 sözcükten oluşur. • Türkçe “öz”ün altında yazı hangi konuları içeriyorsa onlara ilişkin Türkçe “anahtar sözcük”leri belirtilir. Anahtar sözcük sayısı bir tane olabileceği gibi beş, altı tane de olabilir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

207


MALİ

• • • • • • • •

ÇÖZÜM

İngilizce abstract (öz) altında da Türkçe verilen anahtar sözcükler, İngilizce olarak belirtilir. Yazının sonunda mutlaka “Sonuç” ve “Kaynakça” yer alır. Türkçe “öz” ile İngilizce “abstract” metinlerinin tercümeleri aynı olmalıdır. Dergide Hakemli Yazılar yanında, Hakemsiz Yazıların yer aldığı bölüm de bulunmaktadır. Hakemsiz yazılarda yalnız Türkçe öz yer alır, anahtar sözcük, İngilizce öz ve anahtar sözcükler gerekmez. Mali Çözüm dergisinin kaynakça ve dipnot verme tekniklerinde aşağıdaki örneklere bağlı yol izlenecektir. Yazılar 2 aralıklı, Times 11 punto, A4 kağıda15 sayfayı aşmayacak biçimde hazırlanacaktır. Sayfa sağ, sol üst taraftan 2,5 cm alt taraftan 3 cm boşluk bırakacak şekilde ayarlanmalıdır.

2. ÖZ VERME Öz: Bir metnin içeriğinin eleştiri ve yorum katılmadan, belirlenen kimi kurallara uyularak özetlenmesidir. Bir yazıdaki özün amacı ve yapısal özellikleri aşağıdaki biçimde belirlenir: Özün Amaç ve Niteliği: • Bir metinde işlenen konuların ana ögelerini ortaya çıkarmayı amaçlar. • Metnin amacı, kapsamı (Yapıt/yazı adı içeriğin amaç ve kapsamını yansıtmayacak biçimde ise), yöntemi (Metinde kullanılan yöntem ve teknikler, yapılan işlemler özetlenmelidir) yapılan gözlemler, uygulamalar, bulguları (çalışmanın bulguları mutlaka belirlenmelidir), sonucu (çalışmanın sonucu mutlaka belirlenip, yazılmalıdır) belirlenir ve okurun aslına gereksinim duyup duymayacağı konusunda karar vermesini kolaylaştırır. • Asıl metinin elaltında bulunmadığı durumlarda, metinin yerini tutacak derecede yeterli bilgi içermelidir.

208

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

Bu durumda öz verilirken, sırasıyla: • Amaç • Kapsam • Yöntem • Bulgular • Sonuç, • Yazarın görüş ve yorumları • Çalışmanın yapıldığı yer, tarih, gerekirse koşullar, • Eleştirel bir öz hazırlanıyorsa belgenin görece önemi konusunda açıklamalara yer verilir. Özün Paragraf ve tümce yapısı: Öz genellikle tek paragraftan oluşur. Birden ayırımlı konunun işlenmesi durumunda ikinci paragraf kullanılabilir. Kullanılan tümceler kısa, dilbilgisi kurallarına uygun, akıcı ve anlaşılabilir olmalıdır. Tümceler devrik olmamalı, mesaj ifadesi özelliği dışında olmalıdır. Kısaltma kullanmadan elden geldiğince kaçınılmalıdır. Yazarın düşünceleri açıklamasındaki sıraya uyulmalıdır. Tarihçe, konunun nereden çıktığı, süreçler, varsayım vb. ayrıntıdan kaçınılmalıdır. Yeni kuram, varsayım, sonuç ve yorumlar üstüne yoğunlaşmalıdır. Tekbiçim özelliği kazanmış testler, teknikler ve araçlar tam adıyla verilmelidir. Giriş Tümcesi: Giriş tümcesi yapıtın adını yinelemeden, “Bu çalışmanın amacı…”, “Araştırmalarımıza göre…” gibi. Değişik bir zamanda (tümcenin eylemini) anlatma zorunluluğu olmadıkça bütün eylemlerde aynı zaman kullanılmalıdır. Açık, kısa ve etkili bir anlatım sağlamak için etken eylem kullanılmalı; edilgen eylem zorunluluğu olmadıkça kullanmaktan kaçınılmalıdır. Anlamda karışıklık yaratmadıkça üçüncü kişi kullanımı yeğlenmelidir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

209


MALİ

ÇÖZÜM

3. TELİF HAKKI Mali Çözüm dergisinde 75. sayıdan başlayarak her yazı için bir telif hakkı ödeme kararı alınmıştır. Buna göre her yazı için net 250.- TL, değerlendirme yapan her hakem için de değerlendirme karşılığı 150.- TL ödenecektir. Her yazar ve hakemin Yayın Kuruluna yazdığı her yazıda aşağıdaki bilgileri eksiksiz olarak bildirmesi beklenir: Adı, soyadı, iş adresi, e-posta adresi, banka hesap numarası. 4.KAYNAKÇA VERME TEKNİKLERİ Mali Çözüm Dergisinde Kullanılan kaynakça ve dipnot verme tekniği olarak American Psychological Association (APA) kullanılmaktadır. TEK YAZARLI KİTAP Bozkurt, Nejat (2006). Muhasebe denetimi. İstanbul : Alfa TEK YAZARLI MAKALE Sipahi, Barış (2004). “Entellektüel sermayenin finansal tablolarda raporlanmasına ilişkin yaklaşımlar” MUFAD.24 (2004): 146-149. İKİ YAZARLI KİTAP Demir, Volkan ve Bahadır, Oğuzhan (2008) SMMM staja başlama ve SMMM yeterlilik sınavlarına hazırlık için muhasebe. İstanbul : İSMMMO İKİ YAZARLI MAKALE Pazarçeviren, S.Yüksel ve Aygen, Filiz. (2005). “Çok uluslu şirketlerde transfer fiyatlaması manipulasyonları ve konunun Türkiye açısından irdelenmesi” Mali Çözüm.71 (2005): 91-103. ÜÇ YAZARLI KİTAP Tonta, Yaşar, Bitirim, Yıltan ve Sever, Hayri (2002) Türkçe arama motorlarında performans değerlendirme. Ankara: Total Bilişim. ÜÇ YAZARLI MAKALE Kaymaz, A.R., Elitaş, C. ve Kula, V. (2005) “Nazım hesaplar ve muhasebeleştirilmesi” Mali Çözüm 71(2005): 104-115. 210

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

ÜÇTEN ÇOK YAZARLI KİTAP Elgün, Aysel ve ötekiler (2005) Ekonomik denge. Ankara: Ser Yayınları. ÜÇTEN ÇOK YAZARLI MAKALE Çakın, İ. Ve ötekiler.(1993) “Türk kütüphaneciliğinin sorunları ve çözüm önerileri” Türk Kütüphaneciliği 7(1993),s. 220-226. KİTAP İÇİNDEN BÖLÜM Akdoğan, Nalan “Yatırımların Muhasebeleştirilmesi Standardı” Türkiye Muhasebe Standartları Sempozyumu IV., (3-7 Ekim 1999) İstanbul s.99-121. YAZARI OLMAYAN KİTAPLAR Muhasebe denetimi mesleğinde yetkiler, sorumluluk ve meslek ahlakı.(1997) Editör Recep Pekdemir. İstanbul: İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası. YAYIMLANMAMIŞ TEZ Gücenme, Ümit. (1993)Uluslararası Muhasebe Standartları ve Türkiye Uygulaması. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi)Bursa, Uludağ Üniversitesi YAYIMLANMAMIŞ BİLDİRİ Küçük, M. E. (1999 Kasım) “İnternet bilgi kaynaklarının kataloglanması: metadata standartları” V. Türkiye’de İnternet Konferansı, Ankara’da sunulan bildiri. DANIŞMA KAYNAKLARI (ANSİKLOPEDİ, SÖSLÜK, YAŞAMÖYKÜSÜ VB.) (Kaynaktan bütün olarak yararlanılıyorsa) Seyidoğlu, Halil (2002) Ekonomik terimler ansiklopedik sözlük. Geliştr. 3.bs. İstanbul: Güzem Can Yayınları.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

211


MALİ

ÇÖZÜM

DANIŞMA KAYNAKLARI (ANSİKLOPEDİ, SÖSLÜK, YAŞAMÖYKÜSÜ VB.) (Kaynaktan bir parça/bölüm olarak yararlanılıyorsa) Jacobs, Francis (2005) “Avrupa Parlamentosu (AP)” Avrupa Birliği ansiklopedisi. İstanbul: Kitap Yayınevi, 1.c. ELEKTRONİK MAKALE (BİR VERİ TABANINDAN ERİŞİLEN) Dedoulis, Emmanouil (2006)”The Code of Ethics and the development of the auditing profession in Greece, the period 1992–2002” Accounting Forum. Vol.30 (June 2006):2, p.155-178 . 27 Haziran 2006 tarihinde . ScienceDirect veri tabanından erişildi. YASALAR T.C. Yasalar (13.06.1989). 3568 sayılı Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik kanunu. Ankara : Resmi Gazete (20194 sayılı) TEBLİĞLER Maliye Bakanlığı(03.04.2007). Kurumlar Vergisi 1 No’lu Genel Tebliği. Ankara : Resmi Gazete (26482 sayılı) YÖNETMELİKLER Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (28.08.2008)Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği. Ankara : Resmi Gazete (26981 sayılı) MUKTEZA İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı (15.12.2004) KDV.MUK.B.07.4. DEF. 0.34.32.18.8152 sayılı muktezası. İstanbul : İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı YARGITAY KARARLARI Yargıtay 9.Hukuk Dairesi( 21.03.2002). E.2001/19469 ve K.2002/4655 sayılı kararı. Ankara : Yargıtay 9. Hukuk Dairesi.

212

TEMMUZ - AĞUSTOS


MALİ

ÇÖZÜM

DANIŞTAY KARARLARI Danıştay 7.Dairesi (16.12.2004). E.2000/9456, K.2004/324 Sayılı Karar. Ankara : Danıştay 7. Dairesi 5.DİPNOT VERME TEKNİKLERİ TEK YAZARLI KİTAP (Bozkurt, 2006, 48) TEK YAZARLI MAKALE (Sipahi, 2004, 147) İKİ YAZARLI KİTAP (Demir ve Bahadır, 2008, 124) İKİ YAZARLI MAKALE (Pazarçeviren ve Aygen, 2005, 97). ÜÇ YAZARLI KİTAP (Tonta, Bitirim ve Sever, 2002, 79) ; İkinci ve sonraki göndermeler (Tonta ve ötekiler, 2002, 83) ÜÇ YAZARLI MAKALE (Kaymaz, Elitaş ve Kula, 2005, 112) ÜÇTEN ÇOK YAZARLI KİTAP / MAKALE (Elgün ve ötekiler, 2005, 121) KİTAP İÇİNDEN BÖLÜM Akdoğan, 1999, 119). YAZARI OLMAYAN KİTAPLAR (Muhasebe denetimi, 1997, 37) YAYIMLANMAMIŞ TEZ (Gücenme, 1993, 48) TEMMUZ - AĞUSTOS 2018

213


MALİ

ÇÖZÜM

YAYIMLANMAMIŞ BİLDİRİ (Küçük, 1999) DANIŞMA KAYNAKLARI (ANSİKLOPEDİ, SÖSLÜK, YAŞAMÖYKÜSÜ VB.) (Kaynaktan bütün olarak yararlanılıyorsa) (Seyidoğlu, 2002, 424) DANIŞMA KAYNAKLARI (ANSİKLOPEDİ, SÖSLÜK, YAŞAMÖYKÜSÜ VB.) (Kaynaktan bir parça/bölüm olarak yararlanılıyorsa) (Jacobs, 2005, 159) ELEKTRONİK MAKALE (BİR VERİ TABANINDAN ERİŞİLEN) (Dedoulis, 2006, 161) YASALAR (T.C.Yasalar, 1989) TEBLİĞLER (Maliye Bakanlığı, 2007) YÖNETMELİKLER (Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, 2008) MUKTEZA (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 2004) YARGITAY KARARLARI (Yargıtay 9.Hukuk Dairesi, 2002) DANIŞTAY KARARLARI (Danıştay 7.Dairesi, 2004)

214

TEMMUZ - AĞUSTOS

İSMMMO Mali Çözüm Dergisi Sayı 148  
İSMMMO Mali Çözüm Dergisi Sayı 148