Page 1

Kimya Dergisi

İNOVATİF Kimya Dergisi YIL:6 SAYI:61 AĞUSTOS 2018

MUMYALAR


EKİBİMİZ YAVUZ SELİM KART PELİN TANTOĞLU HATİLE MOUMİNTSA TUĞBA NUR AKBABA ÖZGENUR GERİDÖNMEZ MERVE ÇÖPLÜ HACER DEMİR NURSELİ GÖRENER BUSE ÇAKMAK MELİS YAĞMUR AKGÜNLÜ ZELİŞ GİRGİN RABİYE BAŞTÜRK NESLİHAN YEŞİLYURT ELİF AYTAN ÖMER AKSU EBRU DOĞUKAN SİMGE KOSTİK PETEK AKSUNGUR SUDE ÖZÇELİK HATİCE KÜBRA ÇETİNKAYA DİLARA AKMAN CANAN MOLLA AYŞEGÜL KAVRUL RABİA ÖNEN KÜBRA ÇELEN BAŞAK SULTAN DOĞAN MELİS KIRARSLAN SEDA SEVAL URUN BURAK TEKİN İPEK AKHTAR MELİKE OYA KADER AYŞE GÜLER BERNA KUZU BETÜL ULAŞ HAYRİ KORU DİCLE OĞUZ ELİF BAŞARA SENA SAATÇİ SENA AŞKIM TEMİR KÜBRA KARA MUAZ TOĞUŞLU CEREN BAKIR EDA AKIN LEYLA YEŞİLÇINAR

DERGİYİ OKUMADAN ÖNCE İnovatif Kimya Dergisi yazılarını herhangi bir makalenizde veya yazınızda kullanmak için yazısını aldığınız kişiye mail atarak haber vermek, kullanmış olduğunuz yazıların kaynağını ise dergi olarak belirtmek durumundasınız. Dergide yazılan yazıların sorumluluğu birinci derece yazara aittir. Bu konu hakkında bir sorun yaşıyorsanız ilk olarak yazara ulaşmalısınız. Dergide yer alan bilgileri kullanarak başınıza gelebilecek felaketlerden ya da işlerden dergi sorumlu değildir. Dergimizde yayınlanmasını istediğiniz yazıları info@inovatifkimyadergisi.com mail adresine göndermelisiniz. Gönderdiğiniz yazılarda bir eksiklik var ise editör tarafından incelenecektir. Eksik kısımları var ise size geri dönüş yapılacaktır. Dergi ekibi gönüllü kişilerden oluşmuştur. Dergi ilk kurulduğu andan beri böyle ilerlemiştir. Dergi ekibinde olan herkes bu kuralı kabul etmiş sayılır. Gelen kişilere en başta bu kural söylenir. Görevini yapmayan, dergide anlaşmazlık çıkaran, huzur bozan kişiler ekipten çıkarılır. Siz de bu ekip içinde yer almak istiyorsanız web sitemiz üzerinden kuralları okuyarak başvurabilirsiniz. Dergiyi okuyanlar ve dergi ekibi bu kuralları kabul etmiş sayılırlar. İNOVATİF KİMYA DERGİSİ

REKLAM VERMEK İÇİN reklam@inovatifkimyadergisi.com adresinden web site ve e-dergi için fiyat teklifi alabilirsiniz.

http://www.inovatifkimyadergisi.com https://www.facebook.com/InovatifKimyaDergisi https://twitter.com/InovatifKimya https://instagram.com/inovatifkimyadergisi https://www.linkedin.com/in/inovatif-kimya-dergisi-00629484/


REKLAM İÇİN reklam@inovatifkimyadergisi.com

BİNLERCE KİŞİNİN OKUDUĞU DERGİMİZE ONBİNLERCE KİŞİNİN ZİYARET ETTİĞİ WEB SİTEMİZE REKLAM VERİN

BİNLERCE KİŞİYE ULAŞIN


ANTİBİYOTİKLERİN KARANLIK YÜZÜ

6

TUNCELİ DAĞLARINDA TOPLADIĞI BİTKİLERLE DOĞAL KOZMETİK ÜRÜNLERİ ÜRETİYOR

9

ENSTRÜMENTAL ANALİZ CİHAZLARI

11

İTÜ'DE BİLİM İNSANLARI YAPAY DAMAR TASARLADILAR

13

MISIR’IN GİZEMLİ DÜNYASINDAN BİR DETAY : MUMYALAR

15

ADANAYA GİRİŞİMCİLİK MERKEZİ VE KİMYA VADİSİ KURULUYOR

17

HİDROJEN ENERJİSİNİN ARAÇLARDA YAKIT OLARAK KULLANIMI

18


VANLI GENÇ GİRİŞİMCİ ESNEK ÖZELLİKLİ POLİMER MALZEMEDEN KALICI VE IŞIKLI 22 YOL ÇİZGİSİ ÜRETTİ

KAKA HAPLARI

24

KANSERİ YİYEN İLAÇ ÜRETİLDİ

26

YENİ NESİL ELEKTRİKLİ ARAÇLAR İÇİN KULLANILAN BATARYA TÜRLERİ

27

KAĞIT BENZERİ TAŞINABİLİR GÜNEŞ PANELİ SAYESİNDE, TELEFONUNUZ HİÇ SARJSIZ KALMAYACAK!

30


ANTİBİYOTİKLERİN KARANLIK YÜZÜ Ülkemizde çok yüksek oranda bir ilaç kullanımı var. Ama öyle bir ilaç grubu var ki dünya çapında en çok kullanan ülkeyiz ve bu oldukça zararlı. Ne mi? Tabi ki “antibiyotikler”. Hepimiz en az 1 kere hatta bir çok kere kullandık ve kullanmaya devam ediyoruz antibiyotikleri. Ancak kaçını gerçekten gerektiği için kullandık? Gereksiz antibiyotik kullanımının nelere yol açacağını hiç düşündünüz mü? Bu yazımda antibiyotiklerin aslında dostumuz olmadığını ve bu konuda yapabileceklerimizi anlatacağım. Antibiyotik; günümüzde doktorlar için sık tercih edilen bir çözüm yolu olup hastalar içinse güvenli bir dost olarak görülür ancak bu her zaman için böyle değildir. Dünya’da antibiyotik kullanımında ülkemiz 1.sırada bulunmasına rağmen bizler antibiyotik konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, fazlaca kullanımı bakteriler üzerinde direnç gelişimine neden olmakta ve bağırsak floramızı oldukça etkilemektedir. Antibiyotik direnci bugün her yaşta, her kökenden insanı etkileyebilir; insan yaşamı ve gıda güvenliği için en büyük tehdittir. Antibiyotik direnci genellikle

doğal olarak gelişen bir süreçtir. Ancak antibiyotiğin insanlar veya hayvanlarda yanlış kullanımı bu süreci hızlandırır. Antibiyotik direnci ayrıca daha uzun hastanede yatışa, pahalı tedavi maliyetine ve ölümlerde artışa neden olur. “Beni ilgilendirmiyor, ben ilaç kullanmıyorum.” demek ise maalesef ki bir çözüm değil. Çünkü antibiyotik direnci öyle bir şey ki ailemizden biri, komşumuz veya yaşadığımız bölgelerdeki insanların antibiyotik kullanması direnç gelişimine neden olarak bizleri de etkilemektedir. Ve direnç kazanan bakteriye karşı bizim kullanacağımız antibiyotik etki etmeyecektir. Yani toplumsal olarak bilinçlenmek şarttır. Şimdi gelin antibiyotikleri biraz inceleyelim. Antibiyotikler, bakteriyel enfeksiyonları önlemek amacıyla ve enfeksiyonları tedavi etmede kullanılır. Eski zamanlarda Antik Mısır, Yunanistan ve Çin gibi ülkelerde bazı mikrobiyal enfeksiyon tedavi yönetimleri belgelenmiştir. Ancak modern antibiyotik dönemi 1928 yılında Sir Alexander Fleming tarafından penisilinin keşfiyle başlamıştır. Bu önemli buluştan sonra, antibiyotikler modern

6


tıbbı değiştirmiş ve milyonlarca insanı kurtarmıştır. 1940'lı yıllarda ciddi enfeksiyonları tedavi etmek için antibiyotikler reçete edilmiştir. Penisilin, II. Dünya Savaşı’nda askerlerin bakteriyel enfeksiyonlarını

kontrol etmede oldukça başarılı olmuştur.

Enfeksiyon kaynağı bakterinin; tedaviye cevabın değişimi, antibiyotik direncini meydana getirir. Antibiyotiğe dirençli bir bakterinin neden olacağı enfeksiyonun tedavisi, antibiyotik direnci olmayan bir bakteriye oranla çok daha zorludur. Bu nedenle penisilinin başarısından kısa bir süre sonra, penisilin direnci önemli bir klinik problem haline gelmiştir. 1950'lerde, önceki on yıla dair ilerlemelerinin birçoğu tehdit altındaydı. Buna karşın, yeni nesil beta-laktam antibiyotikler keşfedildi, geliştirildi ve antibiyotiğe yeniden güven sağlandı. Bununla birlikte, metisiline dirençli Staphylococcus aureus'un (MRSA) ilk vakası aynı on yılda, Birleşik Krallık'ta 1962'de ve

1968'de Amerika Birleşik Devletleri'nde tespit edildi.

Peki ne yapmalıyız? Bu kadar tehlikeli olabilecek olan konuya dikkat çekmeli ve acilen antibiyotiğe yaklaşımlar değiştirilmelidir. Toplum bilinçlendirilmeli ve antibiyotiğe olan istek azaltılmalıdır. Çünkü yeni ilaçlar geliştirilse bile davranışlarımızı değiştirmezsek antibiyotik direnci hala büyük bir tehdit olarak kalacaktır. Davranış değişikliklerinin yanında ayrıca enfeksiyon yayılımı; aşılama, el yıkama, güvenli cinsel ilişki ve gıda hijyeni gibi faktörler aracılığıyla azaltılabilir.

şekilde, standart tedavi kılavuzu olmayan ülkelerde antibiyotikler sağlık çalışanları tarafından olması gerekenden fazla reçetelenir ve toplumda kullanımı yükselir.

Ne yazık ki geliştirilen antibiyotiklerin neredeyse hepsinde direnç gözlenmiştir. Bunun sonucunda 1972 yılında Vankomisin, metisilin dirençli koagülaz negatif stafilakoklar ve S.aureus enfeksiyonlarının tedavisi için piyasaya sunulmuştur. Ancak 1979 ve 1983 yıllarında vankomisine de direnç gözlenmiştir. İlerleyen yıllarda ilaç endüstrisi, direnç sorunlarına karşı yeni antibiyotikler geliştirmeye ve piyasaya sunmaya devam etmiştir.

Antibiyotik direnci de dahil olmak üzere antimikrobiyal direnç üzerine küresel bir eylem planı, Mayıs 2015'te WHO tarafından onaylanmıştır. Bu küresel eylem planı, bulaşıcı hastalıkların güvenli ve etkili ilaçlarla önlenmesini ve tedavisini sağlamayı amaçlamaktadır.

Reçetesiz antibiyotik alınabilen yerlerde, direnç ortaya çıkışı ve yayılımı giderek artar. Yine benzer

7


Antimikrobiyal direnç konusunda küresel eylem planı 5 stratejik hedefe sahiptir: - Antimikrobiyal direncin farkındalığını ve anlayışını geliştirmek. - Sürevelans ve araştırmayı güçlendirmek.

- Enfeksiyon insidansını azaltmak - Antimikrobiyal ilaçların kullanımını optimize etmek - Antimikrobiyal direncine karşı mücadelede sürdürülebilir yatırımlar sağlamak.

Peki bizler bu konuda neler yapabiliriz? • Doktor yazmadığı sürece antibiyotik talep etmemeli ve antibiyotik içme konusunda ısrarcı olmamalıyız. • Antibiyotik kullanırken mutlaka doktor veya eczacıların önerilerini dikkate almalıyız. (Uygun saat aralığına ve kullanım dozuna uymalıyız. • İlacınızı başkasıyla paylaşmamalı ve önceden kalmış

ilacı bilinçsizce kullanmamalıyız. • İyileştiğimizi düşünerek antibiyotik tedavisini yarıda bırakmamalıyız. • Toplumu, hastayı bilinçlendirmeli ve eğitmeliyiz. • Vücudumuzu probiyotiklerle destekleyerek bağırsak floramızı düzenlemeliyiz.

Kaynaklar The Antibiotic Resistance Crisis, C. Lee Ventola http://www.who.int Ders notları

Özgenur Geridönmez Eczacı (Lisans Öğrencisi) ozgenurgeridonmez@gmail.com

8


TUNCELİ DAĞLARINDA TOPLADIĞI BİTKİLERLE DOĞAL KOZMETİK ÜRÜNLERİ ÜRETİYOR

TUNCELİ'de kimya mühendisi Semra Yeşil, günlük kullandığı kimyasal madde katkılı temizlik ve kozmetik ürünleri kendisinde alerjiye neden olunca, dağlarda topladığı bitkilerle doğal kozmetik ürünleri üretti. Yeşil, "Hiçbir şekilde kimyasal madde kullanmıyorum. Bitkileri kendim topluyor ve  onlardan bitki özü elde ettikten sonra üretim aşamasına geçerek sabun ve kremleri üretiyorum" diye konuştu. Kimyasal katkı maddeleri ile üretilen kozmetiklere alerjisi olan kimya mühendisi Semra Yeşil, dağlarda topladığı bitkilerle doğal kozmetik üretimi yapmaya başladı.Yeşil, Tunceli'de, kurduğu atölyede, cilt lekelerini ortadan kaldıran, egzama ve daha birçok cilt hastalığına iyi gelen bitki özlü sabun ve kremler üreterek insanların doğal kozmetik ürünler

kullanmasını hedefliyor. Piyasada satılan kimyasal kozmetik ve temizlik ürünlerine karşı alerjisi olduğu için böyle bir girişimde bulunduğunu anlatan Yeşil, "Doğal kozmetik ürünlerini bulamıyordum. Bulduklarımda da kimyasal maddeler bulunuyordu. Bu durum beni çok zorladı. Sürekli rahatsızlandım. İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, doğal ve organik kozmetik ve temizlik maddeleri üretme kararı aldım. Memleketimde bu işi yapmaya karar verdim. Tunceli'de binlerce bitki türü var, özellikle çiçekli bitkiler. Ben de Tunceli'nin dağlarında yetişen bitki özlerinden birçok sabun çeşidi ve krem çeşidi üretmeyi başardım. Bu sabun ve kremler, doğal ve organik olduğu için vücuda birçok konuda yararlı da oluyor" dedi.

Hiçbir Şekilde Kimyasal Madde Kullanmıyorum Tamamen doğal ürünlerden elde edilen bitki özlerini kullandığını anlatan Yeşil, "Asla atık yağ kullanmam, zeytin yağı kullanıyorum. Hiçbir şekilde kimyasal madde kullanmıyorum. Bitkileri kendim topluyor ve onlardan bitki özü elde ettikten sonra üretim aşamasına geçerek sabun ve kremleri üretiyorum. Ürünlerimizi alanlar çok memnun kalıyor.

Ürünlerimizi özellikle kadınlar çok alıyor. Kullananlar memnun kalınca çevresine öneriyorlar, özellikle yurt dışı ve İstanbul'dan çok talep var. Bizden kozmetik ürünü alanlar, evlerinde bir daha kimyasal içerikli hiçbir temizlik ürünü kullanmadıklarını ve memnuniyetlerini belirtiyorlar" diye konuştu.

9


Sabunlar, Birçok Deri Hastalığına İyi Geliyor Ürettikleri bitki sabunlarının birçok deri hastalığına iyi geldiğini belirten Semra Yeşil, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ürettiğimiz sabunların tamamı organik. Hiçbir katkı ve kimyasal madde yok. Mesela ısırgan otu ve biberiye özünden ürettiğimiz sabun, saç yıkaması ve bakımında kullanılıyor. Özellikle saç dökülmesine ve saç yağlanmasına karşı çok etkili ve faydalıdır. Saç dökülmesini engelliyor. Keçi sütü ve baldan ürettiğimiz sabunlar ise özellikle egzama ve sedef problemi olan vatandaşların sıklıkla tercih ettiğidir. Cildi çok rahatlatıyor ve nemlendiriyor. Özellikle kuru cilde sahip olanların kullandığı bir sabun. Kekik sabunumuz da çok talep ediliyor. Sabunun içinde kekik özü ve yaprağı bulunuyor, tamamen doğal. Bu sabun antiseptik özellik taşıyor ve vücudu mikroplardan koruma özelliğine sahip, yağlı ve sivilceli ciltlere çok iyi geliyor. Lavanta ve yöredeki kil toprağı ile ürettiğimiz bir sabun çeşidimiz var.

Kil zaten deriyi çok iyi temizleyip koruyan maddeler içeriyor. Çok eski yıllardan beridir bu yörelerde kullanılır. Doğal ortamda dağlarda var olan kömürü kullanarak bunun içine en az 5 çeşit bitki özü karıştırarak siyah sabun ürettik. Tamamen doğal ve vücuttaki deri lekelerini yok ediyor. Özellikle kadınlar bu sabunu çok fazla talep ediyor. Birçok kadın müşterimiz vücutlarındaki lekelerin bu sabunu kullandıktan sonra yok olduğunu söylediler ve deriyi koruma özelliği de var." Yeşil, yetkililere çağrıda bulunarak, kamu kurumlarında kullanılan kimyasal ürünlerin kullanılmaması gerektiğini de ifade ederek, "Hastaneler, okullar ve diğer kurumlarda bizim ürettiğimiz doğal ve organik sabunları kullanırsa, hem insanlarımız zararlı hastalıklardan ve kimyasallardan korunur, hem de bize katkı olur" diye konuştu.

10


ENSTRÜMENTAL ANALİZ CİHAZLARI

Laboratuvarda en çok kullanılan cihazlardan bazılarını topladığım bir yazı ile karşınızdayım.Bu cihazları bilmek ve çıkan sonuçları yorumlayabilmek

zannediyorum ki sizi mesleğinizde öne çıkaran bir özellik.Meslek hayatınızda en çok göreceğiniz cihazlardan bazıları GC,HPLC,UV,IR dır.

1)HPLC(High Pressure Liquid Chromatography) HPLC uçucu olmayan kimyasal ve biyolojik bileşenlerin ayrımı için kullanılır. Yaygın olarak kullanılan analitik tekniklerden bir tanesidir.Hareketli bir sıvı faz kullanılarak yüksek basınçta karışımı

ayırma işlemi gerçekleştirilir.HPLC cihazında küçük boyutlu paslanmaz çelik kolonlar kullanılır ve örnek ihtiyacı azdır.Hızlı analiz kabiliyetiyle diğer cihazların önüne geçmektedir.

HPLC’de Dedektör HPLC için ideal bir dedektör; geniş konsantrasyon aralığında yüksek duyarlılığa, düşük gürültü seviyesine ve kolonda akan bileşiklere duyarlı olmalıdır.

numunenin cinsine uygun olmalıdır. Sıvı kromatografisinde en çok kullanılan dedektörler, ultraviyole veya görünür ışığın absorpsiyonuna dayanırlar.

Kullanılacak dedektör sistemi, analizi yapılacak

HPLC DİAGRAMI

2)GAZ KROMATOGRAFİ Gaz kromatografisi kimya alanında gazların ve uçucu maddelerin analizleri ve ayrılmasında kullanılan cihazdır. Verilen bir numune içindeki uçucu maddelerin sayısının tayini; verilen numuneden elde edilen her pik ayrı bir maddeyi gösterir. Bir maddenin saf olup olmadığının araştırılması; saflığı kontrol edilen madde birden fazla pik vermişse, safsızlık var demektir. İzomerler dahil çok karmaşık örneklerin bileşenlerine ayrılabilir. Çok az düzeyde (mikrolitre) örnek gerektirir. FID (Flame Lonization Dedector) ile ECD yani (Electron Capture Dedector) olmak üzere iki tane dedektör sistemi bulunmaktadır.

11


3)UV VIS SPEKTROFOTOMETRE Ultraviyole ve görünür ışık (UV-Vis)absorbsiyon spektroskopisi bir ışın demetinin bir örnekten geçtikten sonra ışının şiddetinin azalmasının ölçülmesidir. Işının şiddeti azaldıkça absorbsiyon artar. UV-Vis spektroskopisi genellikle çözeltideki moleküller veya inorganik iyon ve komplekslerin ölçümünde kullanılır. Bir başka amaçla UvVisible spektrofotometre 190-900 nanometre arasındaki renkli anorganik kompleksler ve organik bileşiklerin kalitatif ve kantitatif belirlenmesinde kullanılır.UV VIS spektrofotometre aşağıdaki amaçlar için kullanılabilir. Derişimi bilinmeyen bir çözeltinin derişiminin bulunması Karışımlarının Analizi Asitlik sabitinin belirlenmesi Hidrojen bağının hesaplanması

4)IR Infrared spektroskopisine titreşim spektroskopisi de diyebiliriz Bunun sebebi kızılötesi ışınları molekülün titreşim hareketleri tarafından absorblanmasıdır. Çünkü kızılötesi ışıması UV VIS ışıması gibi elektronik geçişleri sağlayacak kadar yüksek enerjili değildir. Ancak moleküldeki dönme ve titreşim düzeyleri arasındaki geçişleri sağlayabilir. Bir molekülün kızılötesi ışımasını absorblayabilmesi için dipol momentinde bir değişim olması gerekmektedir ( IR aktif). Moleküllerin infrared absorpsiyon bandlarında iki bölge tanımlanır. İnfrared bölgesinin 4000-1000 cm-1 arasında kalan kısmı fonksiyonel grup bölgesidir; < 1000 cm-1 bölgesi parmak izi bölgesidir. Kaynaklar https://www.chemguide.co.uk/analysis/chromatography/hplc.html http://www.waters.com/waters/en_TR/How-Does-High-Performance-Liquid-Chromatography-Work%3F/ nav.htm?cid=10049055&locale=en_TR https://teaching.shu.ac.uk/hwb/chemistry/tutorials/chrom/gaschrm.htm http://web.hitit.edu.tr/dersnotlari/gokcemerey_13.10.2015_6S3D.pdf http://merlab.metu.edu.tr/tr/uv-vis-spektrofotometresi

Rabia Önen Kimyager (Lisans Öğrencisi) onenrabia06@gmail.com

12


İTÜ'DE BİLİM İNSANLARI YAPAY DAMAR TASARLADILAR

İTÜ'de görev yapan bilim insanları, kalp ve damar hastalıkları için kullanılması hedeflenen katmanlı biyobozunur yapay damar tasarladı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Doktor Öğretim Üyesi İpek Yalçın Eniş, katmanlı biyobozunur yapay damar geliştirdi. Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Eniş, İTÜ Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Telem Gök Sadıkoğlu'nun danışmanlığında yürütülen doktora tezi kapsamında, gerçek damar yapısını taklit eden katmanlı biyobozunur damar üretmeyi başardı. Üretilen yapay damar sayesinde baypas ile damar değişimine ihtiyaç duyan hastalar için çare olabilecek bir çalışmaya imza atıldı. Günümüz teknolojisi yapay damar üretimine imkan verse de küçük çaplı yapay damarların değişimi noktasında çeşitli güçlükler yaşandığına dikkat çeken Eniş, 8 yıllık çalışmanın sonucunda damar tasarımında önemli adımlar attı.

Türkiye'de bu konuda ilk kez araştırma yaparak bilim dünyasına adını yazdıran Eniş, gerçek damar histolojisinin kompleks yapısının ancak her katmanında farklı tasarım ölçütlerine sahip, katmanlı yapay damarlar ile sağlanabileceği sonucuna ulaştı. Üretilen yapay damar, klinik öncesi testlerden başarıyla geçti. Deneysel çalışmaların bir kısmı Liberec Teknik Üniversitesi'nde Prof. Dr. David Lukas, CSc. eş danışmanlığında gerçekleştirildi. Üretilen damarlar küçük hayvan modelleri üzerinde denenerek, ilk bulgulardan başarılı sonuçlar elde edildi. Büyük hayvan modelleri üzerinde ise çalışmalar devam ediyor. Ayrıca TÜBİTAK 1001 projesi kapsamında kan akışını taklit edecek biyoreaktör tasarımı ile dinamik hücre ekimine dair ön çalışmalar da gerçekleştirildi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. İpek Yalçın Eniş, hedefin uzun vadede vücuda kendi yapacağı damar için bir iskelet üretebilmek olduğunu, yapay damar konusu üzerinde çalışmaya başladıklarında uluslararası literatürde kısıtlı sayıda çalışmanın yapıldığını belirtti.

13


Bu konuda ulusal deneysel çalışmanın olmadığını aktaran Eniş, "Proje konusunda tekstil mühendisleri olarak yapay damar numunelerinin konstrüksiyon özelliklerinin tasarımı üzerine yoğunlaştık. Son

yıllarda, araştırma konusu, ulusal ve uluslararası araştırmacıların ilgi odağı haline geldi." ifadelerini kullandı.

Çalışmaya Katkıda Bulunan Kurumlar ve Bilim İnsanları Ülke açısından çok önemli olan çalışmaya, İTÜ'nün ev sahipliğinde Uludağ Üniversitesi, mühendislik ve tıp fakültelerinden akademisyenler de katkı sağladı. Proje ekibinde, Uludağ Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.

Dr. Gülşah Çeçener ve Prof. Dr. Berrin Tunca ve Mühendislik Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Aslı Hockenberger de araştırmacı olarak yer aldı.

14


MISIR’IN GİZEMLİ DÜNYASINDAN BİR DETAY : MUMYALAR

Aslında hep biliriz Antik Mısır Dönemi kendi içinde bir gizem barındırır. Kimi zaman anlayabildiğimiz kimi zaman da hala anlaşılmayan bir dönem. Sanırım Mumyalarla ilk tanışma çizgi filmlerle başlıyor. Ne olduğunu bilmeden “mumya” terimi çocukluk dönemimizden itibaren hayatımıza giriyor. Sanki bir ceset sargı bezleri ile sarıp sarmalanmış ve yıllarca bu şekilde muhafaza edilmiş gibi. Halbuki mumyalama tamamen kimya ile ilgili bir işlem.

Mumyalama işleminden önce kalp bazen de böbrekler vücuttan çıkarılarak bir kavanozda muhafaza edilirken beyin küçük parçalar halinde çıkarıldıktan sonra atılıyor. Kalp ve beyin vücuttan uzaklaştırıldıktan sonra vücut kurutulur ve kuru göl yataklarında doğal yollarla oluşan sodyum karbonat/ sodyum bikarbonat tuz karışımı (bu tuz karışımı düşük miktarlarda sodyum klorür ve sodyum sülfat içerir) ile kaplanır. Suyu

kolayca absorbladığı için tuzlama işlemi Eski Mısır Dönemi’nde yaygın olarak kullanılmıştır. Tuzlama işlemi sayesinde ceset 40 gün boyunca bozulmadan kalmıştır. Normal bir şekilde böyle bir durumun mümkün olmadığının hepimiz farkındayız.

15


Ceset tamamen kuruduktan sonra tuz uzaklaştırılır ve cesetteki boşluklar keten, talaş ile doldurulur. Keten ve talaşın haricinde tarçın, buhur hatta soğan bile kullanılmıştır. Eski Mısır Dönemi’nde biliniyor muydu bilmesek de tarçın ve soğan antibakteriyal özelliği sayesinde cesedin çürümesine neden olabilecek bakterilerin oluşmasını önlemiştir.

Soğanın Ramesses IV’ün göz ve kulak boşluklarına yerleştirildiği kaynaklarda yer almaktadır. Ceset için bu ön işlemlerin ardından vücut yağlanır, keten bandajlar reçinelere daldırılır ve ceset keten bandajlarla sarılır. Böylelikle hava ile teması kesilen cesedin kokması, çürümesi önlenmiştir. Günümüzde bilim insanları hem bitkisel hem de hayvansal kalıntı içeren bozunmuş yapıda bulunan mumyadaki organik kimyasalların tanınması ve karakterizasyonu için moleküler ayırma ve tanımlama yöntemlerini kullanmaktadırlar. HPLC, LC/MS sayesinde polar yapıdaki kimyasal türler ve GC, LC/MS ile reçine gibi polar olmayan yapıdaki kimyasal türlerin tayini gerçekleştirilmektedir.

Özellikle mumya içeriğinde reçine, yağ gibi kalıntıların sayesinde mumyalama sırasında hangi maddelerin kullanıldığını belirleyebilmektedirler. Mumya bandajlarının analizleri yapılırken HPLC, gaz kromatografisi ve kütle spektrometresi kullanılarak biomarkerler tayin edilir ve kimyasallar belirlenebilir.

Kozalaklı ağaçlardan elde edilen dehihroabietik asit gibi terpenoid biyomarkerlar ve sedir yağından guaiacol gibi elde edilen fenoller mumyalama maddelerine yönelik bilgi vermektedir.

Kaynaklar Compound Interest-2016 rsc.org-2011 storiografia.blog.cz University of York- Department of Archaeology

Tuğba Nur Akbaba Kimyager (Yüksek Lisans Öğrencisi) tugba.nur.25@gmail.com

16


ADANAYA GİRİŞİMCİLİK MERKEZİ VE KİMYA VADİSİ KURULUYOR

ADANA Valisi Mahmut Demirtaş başkanlığında, Çukurova Kalkınma Ajansı (ÇKA) desteği ile Çukurova Üniversitesi tarafından yürütülecek olan Adana Girişimcilik Merkezi projesi ile Kimyasal Madde Üretim Teknolojileri Merkezi Kimya Vadisi güdümlü projesi için imza töreni gerçekleştirildi.

ekonomine ivme kazandıracak bu projelerin kent için hayırlı olmasını temenni etti.

Adana Valiliğinde gerçekleştirilen törene, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kibar, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tümay, Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Bilim ve Sanayi İl Müdürü Remzi Özdoğan Adana Ticaret Odası Başkanı Atila Menevşe, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ayhan Kızıltan, Adana Sanayi Odası Meclis Başkanı İsrafil Uçurum, Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölge Müdürü Mustafa Keskin, KOSGEB Adana İl Müdürü Mücahit Alper Karcı, Çukurova Teknoloji Geliştirme Bölgesi Genel Müdürü Hamdi Soydan, ÇKA Genel Sekreteri Dr. Lutfi Altunsu ve proje paydaşlarından yetkililer katıldı. Adana Valisi Mahmut Demirtaş, desteklerinden dolayı Kalkınma Bakanlığına teşekkürlerini ileterek, kent

ÇKA Genel Sekreteri Dr. Lutfi Altunsu, her iki proje ile Adanada ilklerin gerçekleşeceğine vurgu yaparak; Kimyasal Madde Üretim Teknolojileri Merkezi Kimya Vadisi projesi ülkemizde alanında kurulacak ilk Ar-Ge merkezidir. Girişimcilik Merkezi projesi ise Adana ilimizin cazibe merkezi programı kapsamında desteklenen ilk projesidir. Ayrıca merkez Türkiyede ilk dijital ve film endüstrisini içerisinde bulunduran merkez olacaktır dedi. Kimyasal Madde Üretim Teknolojileri Merkezi Kimya Vadisi Proje Koordinatörü Prof. Dr. Selahattin Serin ve Adana Girişimcilik Merkezi Proje Koordinatörü Prof. Dr. Selçuk Çolak proje ile ilgili sunum yaptı. Proje sunumunun ardından Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Mustafa Kibar ile ÇKA Genel Sekreteri Dr. Lutfi Altunsu arasında sözleşmeler imzalandı.

17


HİDROJEN ENERJİSİNİN ARAÇLARDA YAKIT OLARAK KULLANIMI

Dünyanın enerji gereksiniminin büyük bölümünü karşılayan fosil kaynaklar hem gittikçe azalmakta hem de önemli seviyede çevre ve hava kirliliğine sebep olmaktadır. Hidrojen, bir enerji taşıyıcısı olarak bu sorunların çözümü için bir potansiyel oluşturmaktadır. Bu sebeple son yıllarda hidrojen enerjisi üzerinde yoğun araştırma ve geliştirme faaliyeti sürdürülmektedir. Hidrojen bir doğal yakıt olmayıp, birincil enerji kaynaklarından yararlanılarak su, fosil yakıtlar ve biyokütle gibi değişik hammaddelerden üretilebilen sentetik bir yakıttır. Üretilmesi aşamasında buhar iyileştirme, atık gazların saflaştırılması, elektroliz, fotosüreçler, termokimyasal süreçler, radyoliz gibi alternatif birçok hidrojen üretim teknolojileri mevcuttur. Hidrojen bilinen tüm yakıtlar içerisinde birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahiptir. 1 kg hidrojen 2,1 kg doğal gaz veya 2,8 kg petrolün içerdiği enerjiye sahiptir. Ancak birim enerji başına hacmi yüksektir [1]. Isı ve patlama

enerjisi gerektiren her alanda kullanımı temiz ve kolay olan hidrojenin yakıt olarak kullanıldığı enerji sistemlerinde, hidrokarbon yakıtlarda görülen CO, CO2 , SO gibi gazlar ve yanmamış hidrokarbonlar oluşmamaktadır. Böylece yanma ürünlerinin oluşturduğu asit yağmuru, fotokimyasal sis, sera etkisi gibi olaylar hidrojenin yakıt olarak kullanımında söz konusu değildir [2]. Hidrojen petrol yakıtlarına göre ortalama %33 daha verimli bir yakıttır. Hidrojenden enerji elde edilmesi esnasında su buharı dışında çevreyi kirletici ve sera etkisini artırıcı hiçbir gaz ve zararlı kimyasal madde üretimi söz konusu değildir [1]. Ulaşım sektörü, alternatif yakıt arayışının temel sebebi olan petrol rezervlerinin azalmasından en çok etkilenecek alandır. Bu sebeple, hidrojenin kullanımı üzerine araştırma geliştirme çalışmalarının en çok yapıldığı alan da ulaşımdır. Hidrojen yakıtlı motorlar güç üretim yöntemi bakımından hidrojen yakıtlı içten yanmalı motorlar ve hidrojen yakıt pilli motorlar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.

Hidrojen Yakıtlı İçten Yanmalı Motorlar Hidrojen; benzin, dizel yakıtı, LPG, doğalgaz ve kerosen gibi içten yanmalı motorlarda yakıt olarak kullanılabilmektedir. Yakıt içerisindeki kimyasal bağ

enerjisi yanma sonrası ısıya ve buradan da mekanik enerjiye dönüştürülmektedir.

18


Hidrojenin kendiliğinden tutuşma sıcaklığının yüksek oluşu (1 atm basınç ve 847-867 K) ve oktan sayısının yüksekliği hidrojenin dizel motorlardan çok, karbüratörlü otto motorlarda daha uygun bir yakıt olacağını göstermektedir. Hidrojen yakıtlı motorlarda, fosil yakıtlarda görülen buhar tıkacı, soğuk yüzeylerde yoğuşma, yeterince buharlaşamama, zayıf karışım gibi sorunlar yoktur. Yüksek alev hızına, geniş alev cephesine ve yüksek detenasyon sıcaklığına sahip olup, kontrolsüz yanmaya karşı dayanıklıdır. Sahip olduğu bu yüksek alev hızı, otto motorlarda ideale yakın bir yanma ve ısıl verimde artışlar sağlar. Ayrıca düşük alev parlaklığı ile yanıyor olması radyasyon yoluyla gerçekleşen ısı transferi miktarını da azaltmaktadır. Hidrojen yakıtlı motorun ısıl verimi benzin motorununkine oldukça yakındır. Hatta sıkıştırma oranının arttırılması ve fakir karışım sağlanmasıyla ısıl verimde % 25'lik bir artış sağlanabildiği tespit edilmiştir. Hidrojenhava karışımını ateşlemek için gerekli enerji miktarı da diğer yakıtlara oranla çok düşüktür ve bu da tutuşma garantisini sağlayarak özellikle benzinli motorlarda bir avantaj oluşturmaktadır. Yanma sonunda fosil yakıtlarda söz konusu olan CO, CO2, CnHm, NOx vb. zehirli ve zararlı atıklardan yalnızca NOx 'in oluştuğu hidrojenli motorlarda bu emisyonun miktarı da karışım oranının ayarlanmasıyla azaltabilmektedir. Hidrojenin yanması sonucu partikül madde oluşmadığından bujiler de kirlenmez. Dolayısıyla hidrojen yakıtlı içten yanmalı motorlarda yalnızca NOx ve su oluşmaktadır. Bu da, günümüz fosil yakıtlarının önemli bir dezavantajı olan O3(ozon) tabakası, ekolojik dengeye zararlı emisyon salınımının yok denecek kadar az olmasını sağlayarak, çevreye uyumluluğunu da göstermektedir [3].

Hidrojen Yakıt Pilli Motorlar Yakıt pilinde gaz yakıtlardaki kimyasal enerjiyi, düşük enerjili minimum hareket içeren ve hava kirliliğine sebep olmayan elektrokimyasal bir prensiple temel olarak elektrik ve ısı enerjisine dönüştürülür. Yakıt pili, yakıt (direkt kullanımda; hidrojen, dolaylı kullanımda ise; doğal gaz, LPG, metanol vb.) ve oksitleyicinin (hava veya oksijen) kimyasal enerjisini doğrudan elektrik ve ısı formunda enerjiye çeviren güç üretim cihazıdır.

teknolojisinde izlenen veya oksijen kimyasal enerjisini doğrudan elektrik ve ısı formunda enerjiye çeviren güç üretim cihazıdır. Yakıt pilleri düşük gürültü seviyesinde az kirletici açığa çıkararak yüksek verimle çalışabilmektedirler. Direkt hidrojen kullanımında tek yan ürünleri saf sudur.

Yakıt pilli taşıtlar, hidrojenin ya da reforme edilerek hidrokarbon yakıtların kullanıldığı, yakıt pili sistemleriyle üretilen ve DC'den (doğru akımdan) AC'ye (alternatif akıma) dönüşümü gerçekleştirilen elektrik akımının kullanılarak, AC elektrik motorları ile aracın tahriki prensibine dayanır. Yani klasik araç

19


Şekil 1: Yakıt Hücreli Araba Çalışma Prensibi Şematik Gösterimi Böylece çok yüksek sıcaklık ve basınçlarda, çok yüksek gürültü seviyelerinde gerçekleştirilen, kompleks parçaların oluşturduğu, büyük atalet kuvvetlerinin ve titreşimlerin meydana geldiği bir mekanizma ortadan kakmaktadır. Bunun yerini nispeten oldukça düşük sıcaklıklarda çalışan, çok düşük gürültü seviyesine sahip ve kompleks hareketli parçalar içermeyen, düşük titreşim seviyeli bir sistemle güç üretilmektedir. Bu güçle aracın hareketi gerçekleştirilmektedir.

akım dönüştürücü ve elektrik motor/motorlarından oluşmaktadır. Bununla birlikte; sistemin genel kontrol ünitesi, akü, soğutma sistemi ve çeşitli aktarma organları sistemin temel tamamlayıcı donanımlarıdır. Ayrıca direkt hidrojen kullanılmayan hidrojen yakıt pilli sistemlerde, kullanılan yakıtın (metanol, doğalgaz vb.) yeniden şekillendirilerek hidrojen yakıt piline hazır hale getirildiği şekillendirici (reformer) bulunur. Yakıt pilli motorlarda verim, geleneksel motorların 2 katına çıkabilmektedir [3].

Sistem temelde; yakıt tankı, yakıt pili sistemi, AC/DC

Hidrojen Enerjisinin Araçlarda Kullanımına Bazı Örnekler

Şekil 2: Toyota Firmasının Hidrojen Yakıtlı Otomobili “Mirai”

Yakıt pilli otobüs üretimini gerçekleştiren Kanada'nın Ballard Şirketinin yanı sıra, General Motors, Ford, Chrysler, Toyota, Honda, BMW, Renault yakıt pilleri ile çalışan otomobilleri ticari anlamda üretmek çabasındadırlar. 1993'ten bu yana çok sayıda prototip araç üretilmiştir. Alman Daimler Chrysler'in ürettiği, yakıt pilini Ballard'dan sağladığı, NECAR4 (sıvı hidrojenle çalışır) ve metanol dönüştürücülü NECAR5, General Motors'un Opel, 'Zafira' adı verilen ve 75 kW' lık Ballard 'tescilli' yakıt pili taşıyan aracı, Ford tarafından üretilen 'Think FC5'ler, Toyota'nın RAV4 ve Fine-N'i, Nissan Renessa ve Mitsubishi, Daihatsu, Honda ve Mazda ortaklığı Demio FCEV, Renault'un 30 kW Nora cell kullanan Lagunası prototiplere birer örnektir.

20


İzlanda’da hükümet, üniversiteler, taşıma şirketleri, fabrikalar ve çok uluslu otomobil ve petrol şirketleri konsorsiyumu oluşturulmuş ve 2030 yılına kadar

İzlanda’nın tamamen hidrojen enerjisine geçmesi planlanmıştır. Dünyanın ilk hidrojen dolum istasyonu Shell tarafından İzlanda’da açılmıştır [4].

Şekil 3: Toyota Firmasının Japonya’da seri üretimine geçtiği hidrojen yakıtlı otobüsü “Sora”

Şekil 4: Dünyanın ilk hidrojen dolum istasyonu

Japonya’da otomotiv, enerji ve teknoloji alanlarında önde gelen 11 firmanın ortaklaşa yürüteceği istasyon ağı projesi, hidrojen yakıt hücresi ile çalışan otomobillere ülke çapında 160 noktada dolum imkanı sağlayacaktır. Toyota’nın resmi açıklamasına göre bu proje hükümetin “Hidrojen ve Yakıt Hücre Stratejik Yol Haritası” (Strategic Roadmap for Hydrogen and Fuel Cells) programı üzerine hazırlanmıştır. Programda 2020 yılına kadar 160 hidrojen yakıt istasyonu ve 40 bin yakıt hücreli araba satışı hedeflenmektedir.

Projeyi destekleyen firmalar şu şekilde listelenmiştir: Toyota, Honda, Nissan, Tokyo Gas, Toho Gas, Air Liquide Japan, Toyota Tsusho, JXTG Nippon Oil & Energy, Idemitsu Kosan, Iwatani ve Japonya Gelişim Bankası (Development Bank of Japan). Anlaşmaya imza atan 11 firmanın tamamı, Japonya’da hidrojen yakıtlı araçların ve hidrojen dolum istasyonlarının gelişmesi ve bu kültürün yaygınlaşması yönünde aktif rol oynayacaklarının sözünü vermişlerdir [5].

Kaynaklar [1] http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Hidrojen-Enerjisi (Erişim Tarihi 03.07.2018) [2] Kahraman, N., Akansu, O., Albayrak, B. (2007).“İçten Yanmalı Motorlarda Alternatif Yakıt Olarak Hidrojen Kullanılması”, Mühendis Makine, cilt 48, sayı 569, s 10. [3] http://www.nukte.org/node/140 (Erişim Tarihi 03.07.2018) [4] https://www.bilgiustam.com/hidrojen-yakit-pilinin-kullanim-alanlari-ve-dunya-uzerindeki-gelisimi/ (Erişim Tarihi 10.07.2018) [5] https://www.xtrlarge.com/2017/05/27/japonya-hidrojen-yakit-hucresi-istasyon/ (Erişim Tarihi 15.07.2018)

Başak Sultan Doğan Kimya Mühendisi (Mezun) basaksultandogann@gmail.com

21


VANLI GENÇ GİRİŞİMCİ ESNEK ÖZELLİKLİ POLİMER MALZEMEDEN KALICI VE IŞIKLI YOL ÇİZGİSİ ÜRETTİ

Vanlı genç girişimci Tarkan Ebeperi, esnek özellikli polimer malzemeden kalıcı ve ışıklı yol çizgisi üretti. Van’ın İpekyolu ilçesine bağlı Selimbey Mahallesi’nde ikamet eden 24 yaşındaki genç girişimci Tarkan Ebeperi, bundan 3 yıl önce silinen yol çizgilerinin ekonomiye zarar verdiğini tespit etti. Bunun üzerine “Akıllı Yaya, Tünel ve Pist” projesi üzerinde çalışma başlatan genç girişimci Ebeperi, silinen yaya geçidi, tünel ve uçak pistlerindeki şerit çizgilerin yerine kullanılacak, polimer malzemeden üretilen kalıcı yol çizgileri üretti. İHA muhabirine konuşan genç girişimci Tarkan Ebeperi, yaklaşık 350 tona dayanıklı, fleksi özellikli ve ekonomik polimer yol çizgileri buluşu için patent başvurusunda bulunduğunu belirtti. Patent başvurusunun kabul gördüğünü ifade eden Ebeperi, ürünün Türkiye ve Avrupa’da araştırıldığını söyledi. Şu an patent sahibi görüldüğünü dile getiren Ebeperi, ürünün Türkiye’ye teknoloji anlamında bir yenilik kazandıracağına dikkat çekti. Ebeperi, “3 yıl önce havalimanlarının pistlerinde boyama olayını

gördüm. Bu ekonomi anlamında oldukça zararlı olduğu için buna bir çözüm bulalım istedik. Bunun sonucunda böyle bir proje yaptık. Bu projenin patent çalışmaları da dahil 3,5 yıllık bir süre ve emek harcadık. Tabi bu işin sonunda başarıya ulaştık” dedi. Polimer malzemenin içinde bulunan LED’lerin güneş enerjisiyle yandığını dile getiren Ebeperi, “Bu projede kullanmış olduğumuz ekipmanlar; polimer plastik dediğimiz bir malzemedir. Bu fleksi malzemenin ışık yayıcı bir özelliği var. Tabi bu malzemeyi Çin’den istedik. Türkiye’de de belli başlı yerlerde polimer üretiliyor. İçinde bulunan rezistans, güneş panellinden aldığı enerjiyi flaş LED’ler sayesinde polimer malzemeye yayıyor. Çizgilere mat ve beyaz bir özellik veriyor. Bu şekilde kalıcı bir çizgi elde ediyoruz” diye konuştu.

Biz Kalıcı Bir Çözüm Ürettik Boya ile çizilen yol çizgilerinin yıl içinde tekrar yenilenmesi gerektiğini ve bunun da ekonomiye zarar verdiğini belirten Ebeperi, sözlerini şöyle sürdürdü:

22


“Öncelikle biz yaptığımız bu projenin 3 ana bölgede kullanılmasını öngörüyoruz. Bunlar tünel içerisindeki şerit çizgileri, yaya geçişindeki şerit çizgiler ve uçak pistlerindeki şerit çizgiler olmak üzere 3 ana kısımda biz bunu kullanmayı hedefliyoruz. Özellikle bu ana kısımda ekonomimizi oldukça zarara uğratıyor. Biz bunu hem ekonomi, hem de Türkiye’ye teknoloji anlamında yenilik kazandıracağımıza inanıyoruz. 8’li kavşaklarda boyanan normal yaya çizgileri 2 bin 200 liraya maliyeti olurken, bu projenin ise 3 bin lira bir maliyeti oluyor. Tabi bizim yaptığımız kalıcı bir çözüm olurken, boya çizgiler ise 2 ayda bir yenileniyor.”

Başvurumuz alındı. Şu an Türkiye ve Avrupa’da araştırma raporunda, araştırma talebinde bulunmuştuk. Bizler de onun sonucunu bekliyoruz. Tabi patentimizin ön başvurusunu aldık. Şu an paten sahibi görünüyoruz. Bu konuda birkaç belediye ile görüştük. Bu konuda belediyelerden teklifler aldık. Tabi şimdi bu konuda yetkililerden destek istiyoruz. Bu çizgiler, Türkiye genelinde 3 ana bölgede kullanılırsa hem ekonomi anlamında yüzde 100 kazanç sağlarız, hem de yenilik anlamında bir çağ atlamış oluruz” şeklinde konuştu.

Belediyelerden Teklifler Aldık Şimdiden belediyelerden teklif aldıklarını dile getiren Ebeperi, “Patent için ön başvuruyu yaptık.

23


KAKA HAPLARI

Fekal mikrobiyota transplantasyonu (Fecal microbiota transplantation) (FMT), antibiyotik tedavisinin ardından gelişen ve inatçı şekilde kendini tekrarlayan Clostridium difficile enfeksiyonu (CDI) için oldukça etkili bir tedavi olarak ortaya çıkmıştır. Bağırsak mikrobiyota, C. diff. bakterisinin yaşam döngüsü üzerinde büyük etkilere sahip olan kolondaki safra asitlerinin metabolizmasında kritik bir rol oynar [1]. Clostridium difficile enfeksiyonu (CDI), bağırsak mikrobiyotasına yönelik çeşitli nedenlerle ilişkili olduğuna inanılan gastrointestinal bir hastalıktır. İnsan bağırsağında ~ 300-500 mikroorganizma türü vardır her gram dışkı yaklaşık 1012 bakteri hücresini barındırır. Bu organizmalar, karmaşık karbonhidratların sindirimi, enerji depolama, bağışıklık fonksiyonları ve patojenler tarafından istilaya karşı korunma dahil olmak üzere çeşitli işlevlere yardımcı olurlar. C. diff. patogenezi için yaygın olarak kabul edilen model, geniş spektrumlu antimikrobiyallerin kullanımının bağırsak mikrobiyotasının dengesini değiştirdiğidir, bu da C. diff.' nin patojenik suşlarının bağırsakları enfekte etmesine izin verir. Standart tedavi başarısız

olduğundan bağırsak mikrobiyota transplantasyonu (intestinal microbiota transplantation) (IMT) CDI olan hastalar için alternatif bir tedavidir. IMT, bağırsak mikroorganizmalarını (sağlıklı donör dışkı süspansiyonunda) mikrobiyotayı düzeltmek için bir hastanın bağırsağına infüze etmeyi içerir. Gough ve arkadaşlarının (2011) yaptığı çalışmada; 27 vaka serisinde ve raporda tedavi edilen 317 hastada, IMT oldukça etkili olduğu ve vakaların % 92' sinde hastalığa çözüm gösterdiği sonucuna varılmıştır [2]. Çok sayıda antibiyotiğin varlığına rağmen, C. diff.' nin neden olduğu bazı enfeksiyonların tekrarlaması, klinik bir sorun olmuştur. Sorunun temeli, antibiyotiklerin bağırsak komensallerinin işlevi ve bileşimi üzerindeki zararlı etkisidir. C. diff.’ nin tedaviye gösterdiği dirence ve tekrarlayan enfeksiyona karşı koymak için, bilim adamları sağlıklı bir mikrobiyotanın korunmada mikrobiyal katkı maddelerini tanımlamak ve hedefe yönelik probiyotik bazlı tedavileri geliştirmek için bu patojeni nasıl koruyabildiğini anlamaya çalışmışlardır [3]. Son yıllarda, C. diff. ile ilişkili hastalıklar (CDAD ) daha sık ve daha şiddetli, standart tedaviye daha

24


fazla dirençli ve tekrarlama olasılığı daha yüksektir. Bu model Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa' da yaygın olarak görülmektedir ve NAP1 / BI / 027 olarak adlandırılan yeni bir C. diff. gerginliğine bağlanmaktadır. 2002' den bu yana, bu yeni suşun bir salgını, Quebec' teki 30 hastaneye yayılarak ve 30 günlük ölüm oranı % 23’ lere çıkmıştır [4]. Jennifer, gastroparezi adı verilen bir mide rahatsızlığı nedeniyle 2009 yılının bir bölümünü bir hastanede geçirmiştir. Hastalık kanlı ishal ile başlamış ve çok sayıda pahalı antibiyotik tedavisi işe yaramamıştır. Hastalığı tetikleyenin sebebi C. diff. bakterisi olduğu anlaşılmıştır. C. diff.; sağlık bakımı ortamlarında sıklıkla yayılan, hayati ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir bakteriyel enfeksiyonla uğraşır. Jennifer’ ın hastalığına çözümünü gastroenterolog Dr. Neil Stollman dışkıda bulmuştur. Stollman, C. diff hastalarını fekal mikrobiyota transplantasyonu olarak bilinen bir prosedürle tedavi etmektedir. Sağlıklı bir donörden (genellikle eş, akraba veya hastanın güvendiği biri) bir dışkı örneği almayı ve "milkshake benzeri" bir kıvam oluşturmak için tuzlu su ile karıştırmayı içerir, bu da daha sonra lavman yoluyla C. diff. hastasına verilir. (Kolonoskopi veya burun tüpü yoluyla da uygulanabilir.) Donörün dışkısındaki bakteriler, hastanın sağlıklı bakteri dengesini geri yükler. Çalışmalara göre, prosedürün şiddetli veya tekrarlayan C. diff' in tedavisinde etkinliği % 90' ın üzerindedir. Kaynaklar

Jennifer’ ın 4 yıl boyunca hastalığı çekmesinin üzerine bu tedaviden 1 hafta sonra kendisini daha iyi hissettiğini ve kısa süre içerisinden normal hayatına geri döndüğü bilinmektedir. Stollman'a göre fekal transplantasyonların on binlerce hastaya yardım etmesi olasıdır. Son yıllarda, C. diff görülme sıklığı daha sık, şiddetli ve tedavi edilmesi zor bir hale gelmiştir. Enfeksiyon genellikle antibiyotiklerle tedavi edilir. En sık kullanılan ilaç vankomisindir ve bu yöntemin başlangıçtaki başarı oranı % 90' dan yüksek iken, C. diff ‘ ün nüks ettiği hastalarda bu oranlar % 15 ila 35 arasındadır. Yakın zamanda yayımlanan bir raporda, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), C. diff enfeksiyonlarının tehdit seviyesinin artık “acil” olarak kabul edildiğini belirtmiştir. C. diff, 250.000' den fazla Amerikalıyı zayıflatır ve her yıl tahmini 14.000' i öldürür ve sağlık harcamalarında en az 1 milyar dolara mal olur. Semptomlar diyare, ateş, iştahsızlık, karın ağrısı ve mide bulantısını içerebilir. CDC' ye göre, insanlar, bakteri içeren dışkı ile kirlenmiş yüzeylere temas ettikleri ve daha sonra ağızlarına veya mukoza zarlarına temas ettikleri takdirde enfekte olabilirler. Yaşlılar ve uzun süreli antibiyotik kullanımına ihtiyaç duyan hastalıkları olan kişiler, C. diff almak için daha büyük risk taşırlar, çünkü antibiyotikler enfeksiyonla savaşmak için gerekli olan bağırsak bakterilerini öldürür. Genellikle sağlık çalışanlarından hastalara yayılır ve “sağlık hizmeti ile ilişkili enfeksiyon” olarak sınıflandırılır [5].

[1]. Weingarden AR, Chen C, Bobr A, et al (2014). Microbiota transplantation restores normal fecal bile acid composition in recurrent Clostridium difficile infection. Am J Physiol Gastrointest Liver Physiol. 306(4):G310-G319. doi:10.1152/ajpgi.00282.2013. [2]. Gough E, Shaikh H, Manges AR (2011). Systematic review of intestinal microbiota transplantation (fecal bacteriotherapy) for recurrent clostridium difficile infection. Clin Infect Dis. 53(10):994-1002. doi:10.1093/cid/cir632. [3]. Taur Y, Pamer EG (2014). Harnessing microbiota to kill a pathogen infections. Nat Publ Gr.20(3):246247. doi:10.1038/nm.3492. [4]. Guo B, Harstall C, Louie T, Veldhuyzen Van Zanten S, Dieleman L a. (2012) Systematic review: Faecal transplantation for the treatment of Clostridium difficile-associated disease. Aliment Pharmacol Ther. ;35(8):865-875. doi:10.1111/j.1365-2036.2012.05033.x [5]https://www.eastbayexpress.com/oakland/the-future-of feces/Content?oid=3762163&showFullText=true

Leyla Yeşilçınar Kimyager (Doktora Öğrencisi) leylayasilcinar@stu.comu.edu.tr

25


KANSERİ YİYEN İLAÇ ÜRETİLDİ

ABD’li bilim insanları, ‘vücudu istila eden kanserli hücreleri yiyerek yok eden’ özel bir ilaç ürettiğini açıkladı. Yapılan denemelerde ilaç meme ve deri kanserinde umut verdi.

denemelerinde, meme ve deri kanseri tömürlerinde etkili olduğu görüldü.

Çalışmalar Artış Gösteriyor

Amerikalı bilim insanları, kanser tedavilerinde devrim yaratacak bir ilaç geliştirildiğini duyurdu. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde Dr. Ashish Kulkarni öncülüğündeki ekibin, Nature Biodemical Engineering Dergisi’nde yayınlanan makalesine göre, söz konusu ilaç “bağışıklık sisteminin beyaz kan hücrelerini harekete geçirip kanserli hücreleri yiyip yok etmesini” sağlıyor.

İlacın üretilmesini sağlayan ABD’li bilim insanları, tedaviyi birkaç yıl içinde insanlar üzerinde de denemeye başlamayı hedeflediklerini söyledi. Kanserle mücadelede bağışıklık sistemine odaklanan çalışmalar, tıp alanında küresel çapta artış gösteriyor.

İlaç, histiyosit adlı beyaz kan hücrelerinin etkinliğini artırıyor. Bağışıklık sistemi, histiyositi, istenmeyen ‘işgalci hücreleri’ yiyip yok etmek için kullanıyor.

‘İmmünoterapi’ denilen bu yöntemde, bağışıklık sisteminin savaşçı hücrelerinin kanserli hücreleri tanıması ve onlarla savaşması sağlanıyor.

İlacın, laboratuvar hayvanları üzerindeki

Ancak bugüne kadar geliştirilen yöntemler arasında bir ilaç bulunmuyordu.

26


YENİ NESİL ELEKTRİKLİ ARAÇLAR İÇİN KULLANILAN BATARYA TÜRLERİ Artan çevresel kaygılar ve petrolün mevcut kaynak sınırlamalarından dolayı otomotiv endüstrisi, çeşitli alternatif yakıtlı araçlar geliştirmeye çalışmaktadır. Petrol kullanmayan tüm potansiyel çözümlerde, pil destekli elektrikli araçlar (BEV'ler), yaygın ve en popüler seçeneklerden biridir. BEV'lerin başlıca avantajlarından biri, bu araçların sıfır emisyona sahip olması ( yani, sera gazı veya kirletici içermemesi)

dır. Bu nedenle BEV'ler daha temiz havaya katkıda bulunur ve çevre için daha iyidir. Ayrıca, bu araçlar daha yenilenebilir ve çevre dostu üretilebilen elektrikle çalışırlar. Şekil 1’den de görülebileceği üzere yollarda, daha ekonomik Nissan Leaf'den üst seviye Tesla Model’e kadar, ticari olarak başarılı BEV'lerin birçok farklı modeli vardır.

Şekil 1: (a) Tesla Model S and Nissan LEAF Ayrıca, altyapının desteklenmesi için bataryalıelektrikli araçlar üzerine büyük yatırımlar olduğu için, otomotiv pazarında tüketiciler için büyük ölçüde uygulanabilir bir seçenek haline gelmiştirler. Şekil 2’de görüldüğü gibi, geleneksel petrol kaynaklı içten yanmalı aracın aksine, BEV araçları, şarj edilebilir bir

yerleşik akü sistemi ile beslenen büyük bir elektrik motoru ile çalışmaktadır. BEV üretim modellerinin çoğunda bir tür batarya kullanmasına rağmen, batarya elektrikli araçlarda uygulanan birkaç farklı tipte batarya vardır.

Şekil 2: Piller ve Motorları gösteren Tesla Model S'nin şasisi.

Kurşun Asit Aküleri ve Nikel Metal Hidrit Piller Hem kurşun asit piller hem de nikel metal hidrit (NiMH) piller olgun pil teknolojileridir. Bu tür piller orijinal olarak General Motors EV1 gibi ilk olarak elektrikli araçlarda kullanıldı. Ancak, şimdilerde,

BEV'ler de ana enerji depolama kaynağı olarak kullanımlarına ilişkin olarak modası geçmiş kabul edilirler. Kurşun-asit piller, içten yanmalı benzinli veya dizel motorlarda kullanılmakta olup, nispeten

27


ucuzdurlar. Ancak, bu batarya türü, zayıf spesifik enerji yoğunluğuna (34Wh/kg) sahiptir. NiMH bataryalar, kurşun-asit bataryalara kıyasla neredeyse iki kat fazla enerji yoğunluğuna (68Wh/ kg) sahip oldukları için, daha üstün ve cazip görülürler. Kullanılan NiMH piller, elektrikli araçların önemli ölçüde daha hafif ve daha düşük maliyetli olmasını sağlar. Ayrıca, NiMH piller, kurşun-asitli pillere kıyasla daha fazla enerji yoğunluğuna sahip oldukları için daha küçük hacimli üretilebilmektedirler. NiMH piller, diğer pillere göre

daha düşük şarj-deşarj verimi (coulombic efficiency) gibi bazı dezavantajlara sahiptir. Ayrıca, Bu pillerin, yüksek sıcaklıklarda daha da şiddetlenen kendi kendine deşarj olma gibi büyük sorunları vardır. Bu durum, NiMH pillerinin, daha yüksek sıcaklıktaki çevre koşulları altında popülaritesini düşürmektedir. Dahası, geniş kapsamlı NiMH pillerle ilgili olarak yasal tartışmalar olmuştur. Bu nedenle elektrikli araçlarda kullanılması çok ta tercih edilmemektedir. Birkaç yıl öncesine kadar Mitsubishi araba firmasının kullandığı bir batarya türüdür.

Lityum İyon Piller Lityum iyon (Li-iyon) piller, günümüzde bataryalı modern elektrikli araçlar için standart güç kaynağı olarak görülmektedir. Farklı karakteristik özelliklere sahip pek çok Li-iyon pil türevi vardır. Fakat, araç üreticileri üstün uzun ömürlere sahip varyantlar üzerine odaklanmaktadırlar. Çünkü, Li-iyon diğer pil türevlerine göre pek çok üstün özellikler sunmaktadır. Örneğin, lityum iyon pillerin spesifik enerji yoğunlukları 140 Wh/kg olup, aylık sadece %5’lik bir enerji kaybı yaşamaktadır. NiMH pillere oranla çok üstün özelliklere sahip Li-iyon piller, günümüzdeki hibrit araçlarda en fazla tercih edilen pil türevidir. Her pil’de olduğu gibi lityum iyon

pillerinde bazı dezavantajları mevcuttur. En büyük dezavantajlarından birisi, aşırı kullanıldıkları için rezervlerinin hızlı tükenmesi, bu pillerin ham madde maliyetini hızlı bir şekilde artırmaktadır. Bunun yanı sıra, araçlarda yanma veya patlama gibi sorunlara neden olabilecek aşırı şarj-deşarj problemlerinin getirdiği bazı güvenlik problemleri de mevcuttur. Tesla’nın Model S türü aracında, dalgalanan şarj etme problemi nedeniyle kötü şöhret kazanmış bazı lityum iyon pilli hibrit araçları mevcuttur (Şekil 2). Ancak, lityum iyon pilleri kullanacak olan hibrit araçların güvenliğini artırmak için yoğun çalışmalar yürütülmektedir.

Şekil 2: Tesla Model S aracının yangın anı görüntüsü Sonuç olarak, akülü elektrikli araçlar otomotiv pazarının önemli bir parçası haline gelmiştir. Mükemmel özgül enerjiye ve düşük kendi kendine deşarj oranına sahip olması, Li-ion ve varyantlarının şu anda BEV’ler de kullanılan baskın tip olduğunu göstermektedir. Bu arada, kurşun asit ve NiMH piller

artık kullanım için uygun görünmüyor, ancak bu piller hala otomotiv endüstrisinde sıklıkla kullanılıyor. Günümüzde elektrikli araçlarda ilgili firmaların kullandığı pil türleri, kapasiteleri ve menzil ömürleri aşağıdaki tabloda verilmiştir[4].

28


Kaynaklar [1] A. F. Burke, "Batteries and Ultracapacitors for Electric, Hybrid, and Fuel Cell Vehicles," Proc. IEEE <95>, 606 (2007). [2] F. Feng and D. Northwood, "Self-Discharge Characteristics of a Metal Hydride Electrode for Ni-MH Rechargeable Batteries," Int. J. Hydrogen Energy 30, 1367 (2005). [3] B. Klayman, "Tesla Grapples With Impact of Battery Fire in U.S.," Reuters, 3 Oct 13. [4] Ghassan Zubi, "The lithium-ion battery: State of the art and future perspectives," Renewable and Sustainable Energy Reviews 89 (2018) 292–308,

Burak Tekin Kimya Mühendisi (Doktora Öğrencisi) burak.tekin@omu.edu.tr

29


KAĞIT BENZERİ TAŞINABİLİR GÜNEŞ PANELİ SAYESİNDE, TELEFONUNUZ HİÇ SARJSIZ KALMAYACAK!

Dış mekanlarda şarj problemine çözüm olarak ince ve hafif portatif güneş panelleri alternatif taşınabilir şarj cihazı olarak piyasada yerini alacak. Akıllı tasarımıyla daha şimdiden gereken finansmanın yarısını topladı. Vaktinin çoğunu seyahat ederek geçirenler için mobil cihazları şarj etmek, yaşanan en büyük sorunlardan biri. Bu küçük portatif güneş panelleri, seyahat esnasında cihazları şarj etmek için popüler bir seçenek haline geliyor. Solar şarj cihazı az yer kaplayan, sırt çantanızda taşıyabileceğiniz akıllı tasarıma sahip ve uzun süreli şarj imkanı sağlıyor. Soul Solar Scroll, bu hafta başında Kickstarter'da piyasaya sürüldü. Cihazın üretime geçmesi için elde

edilmesi gereken finansmanın neredeyse yarısını bir hafta içinde topladı. Solar Scroll, hareket halindeyken mobil cihazların şarj problemine hafif ve kolay bir çözüm olarak tasarlandı. 5,400 mAh batarya ve hızlı şarjlı bir USB portuna sahip cihaz, 1 ya da 2 kez akıllı telefonunuzu şarj etmek için yeterli. Piyasa da birçok taşınabilir şarj şekli mevcut, Soul Solar Scroll’u bunlardan ayıran ise cihazın güneşten enerji toplamak için rulo haline getirilebilen ince, esnek ve hafif bir fotovoltaik malzemeden yapılmış olması. 5 watt’a kadar enerji üretebileceği iddia edilen portatif güneş paneli, güneş enerjisiyle 5 – 6 saatte şarj olabilecek.

30


REKLAM İÇİN reklam@inovatifkimyadergisi.com

BİNLERCE KİŞİNİN OKUDUĞU DERGİMİZE ONBİNLERCE KİŞİNİN ZİYARET ETTİĞİ WEB SİTEMİZE REKLAM VERİN

BİNLERCE KİŞİYE ULAŞIN


Hareket Halindeki Moleküller Çıplak gözle anlaşılmıyor fakat içtiğimiz su molekülleri kendi içinde sürekli hareket halinde.Soğuk su dolu olan bir behere (solda) mavi, sıcak su dolu olan behere (sağda) ise sarı renkte gıda boyaları damlatılarak moleküllerin hareketi görünür hale getirildi. Sıcaklık arttıkça moleküllerin hızları da artar, bu nedenle sıcak beherdeki boya damlaları çok daha hızlı bir şekilde karışır. Sıcak su molekülleri, enerjinin bir kısmını boyalara aktarır ve su molekülleri arasında, soğuk sudan daha hızlı yayılmasına yardımcı olur. Aşağıda gösterilen bu fotoğraf boyalar damlatıldıktan bir iki dakika sonra karıştırılmadan çekilmiştir. Zeliş Girgin

Inovatif Kimya Dergisi Sayi 61  

İnovatif Kimya Dergisi Sayi 61

Inovatif Kimya Dergisi Sayi 61  

İnovatif Kimya Dergisi Sayi 61

Advertisement