Issuu on Google+


...bu sayıda... başlarken

3

A’dan Z’ye bir dönem

4-7

bir karakteri canlandırmak mim üstadı

8-11

12-14

Soğuk Bir Berlin Gecesi bulmaca

HütiBÜLTEN hakkındaki her türlü öneri ve görüşleriniz için: hutibulten@hotmail.com

15-16

17-20

Ankara’da sanat

21-23


başlarken mahir ulaş yeşil

Hüti BÜLTEN yayına hazırlayanlar: mahir ulaş yeşil betül ceren taştoka cansu aksoy mehmet çakan selcen gerçek grafik tasarım: mahir ulaş yeşil iletişim: hutibulten@hotmail.com eski sayılar & e-bülten: http://issuu.com/hutibulten 1982

hüti

www.tiyatrohacettepe.com tiyatrohacettepe@hotmail.com www.facebook.com/huti.baykus

Yeniden merhaba, akademik dönemin bitip final sınavlarımızla cebelleştiğimiz bu günlerde, dönemin son sayısıyla karşınızdayız. Okuldaki döneme paralel olarak başladığımız HÜTİ’deki eğitim dönemimizi de bitirdik. Birbirimizi tanımaya, kendimizin farkına varmamızı sağlayacak çalışmalarla başladığımız yolculukta, her çalışmada bir öncekinin üzerine bir şeyler ekleyerek, doğaçlamalarla, kuramsal bilgilerle ilerledik. Bu süreç sonunda tiyatro bilincimizi geliştirdik ve gerek tiyatro topluluğunun bir parçası olarak yaptığımız çalışmaları, gerekse izlediğimiz oyunları farklı bir gözle değerlendirir olduk. Ve Aralık ayındaki tirat çalışmalarımız; kendimizin yazıp sahneye koyduğu ve oyun döneminin bir provası olarak gördüğümüz ve bu yüzden “cenin” diye adlandırdığımız mini oyunumuz; ve nihayet metin oyunculuğu çalışmalarımızla Eğitim dönemini noktaladık. Ancak tatile girmedik. Üniversitedeki eğitimöğretime de ara verildiği bu sömestr tatilinde yine hummalı bir çalışmanın ve önümüzdeki dönem girişeceğimiz daha büyük işlerin heyecanının ve hazırlığının içinde olacağız. Eğitim döneminde yaptığımız çalışmaları ve kazanımları incelediğimiz yazımızla başlıyoruz bu sayımıza. Özellikle yeni arkadaşlarımızın ilk sahne deneyimlerini yaşadıkları tirat ve metin oyunculuğu çalışmalarından fotoğrafların da yer aldığı ilerleyen sayfalarımızda, geçen seneki oyunda yer alan arkadaşlarımız oyunculuğa dair tecrübelerini aktaracak. Yıllarını pantomim sanatına adamış üstad Ulvi Arı’yla yaptığımız söyleşinin ardından, Soğuk Bir Berlin Gecesi’ni tanıtan yazımız yer alacak. Tiyatro bulmacamızla, çalışmalarımız sırasında üzerinde durduğumuz kavramları tekrar edecek ve son olarak, Ankara’da, Ocak ayı sonuna kadar gerçekleşecek tiyatro ve sanat etkinlikleriyle noktayı koyacağız. Keyifli okumalar diliyor, ve dolu dolu bir tatil geçirmenizi umuyoruz... ...Tiyatro ile dolu!


A’dan Z’ye bir dönem selcen gerçek

A

ynada ne görüyorsun? Bir kafa, onu gövdeye bağlayan bir boyun... E, haliyle gövde... bacaklar ve ayaklar. Halbuki en az 19 yıllık antrenmanlısın hayata karşı. Halbuki en az 7000 keredir esneyerek başlıyorsun güne. Bir o kadar gerindin her sabah. Her sofrada 20 lokma yesen 420000 kez çiğneme hareketi yaptın, en kötü ihtimalle. Yılda üç kez hastalansan, yaklaşık 4000 kez burnunu çektin, 1000 kez hapşırdın. Hapşırırken ne kadar çirkindin kim bilir. Ağzın yüzüne karıştı. Dudaklarının gözlerine en yakın olduğu anları fark etmeden geçiştirdin. Kaç kez oturdun, kalktın... Kaçırmak üzere olduğun otobüse el sallayıp durdurdun. Sonra olabildiğince güçlü koşturdun. Ayaklarının kalçana değdiğini fark etmedin ama o anda vücudun ikiye katlanabilecek kadar esnekti. Hadi, son bir soru daha... Sonra çıkaracağım ağzımda-

4 KASIM 2011

hüti BÜLTEN

ki baklayı. O koşuşturduğun anlara geri dön. Bir düşün istersen, köpek gibi soluyorken akciğerlerin sana yetecek kadar yetenekli mi acaba? Yoksa gidip gelen bir karın mı, sana eşlik eden? Artık aynada mimiklerini tanıyan, jestlerini fark eden; sesini, nefesini kontrol edebilen biri var. Öyle ki, duygularının uç noktalarını bilen, hangi olaya ne tepki vereceğini kestirebilen ve kontrolün kendisinde olduğunu bilen biri; yürürken ayak başparmağını hisseden, konuşurken alnının titreyip titremediğini ölçen… Eğitim dönemi boyunca, yavaş yavaş kendimizi keşfettik. Hiç bilmediğimiz öfkemizi çıkardık ortaya kimi zaman. Kendi ikna kabiliyetimize şaşırdık. Ya da partnerimizinkine... Öyle şaşırdık ki, içimizdeki ses kabul etmemizi söyledi bize. İçimizdeki sesi dinle-


meyi öğrendik. O ses, sıradaki sayının bize ait olduğunu söylüyordu. Bu sayı, 40 kişilik grup tarafından bize teslim edilmişti... Kare olduk, duygularımızı yönettik. Yeri geldi, bize verilen duyguyu, makineleşip, kendimiz ürettik. Dinledik… Aristotales konuştu bazen. Shakespeare’i, Stanislavski’yi, Brecht’i, Beckett’i dinledik. Okuduk, okuduklarımızı konuştuk. Her yeni oyunda, bir oyunu nasıl okuyacağımızı, nasıl değerlendireceğimizi daha çok öğrendik. Dönemin başında sırt sırta verdiğimiz insanları tanımaya çalışırken, bir süre sonra sırtımızı onlara yaslamayı, güvenmeyi öğrendik. Sadece bizim izlediğimiz görüntüleri, sözcüklerimize hapsettik; her zihinde aynı sözcük farklı şekiller çizdi. Kocaman bir çember olduk... Kuklalardan oluşan koskocaman bir çember; gözlerimizi açtığımızda kimi hala iplerin, kimi özgürlüğünün esiri… “Tirat” dediler. İlk kez mi duyduk? Duyduk… İlk kez ya da bilmem kaçıncı kez. Bize bizi anlatanı seçtik. Ya da hiç anlatmayanı. En yakın olsun istedik, bazen en uzağı seçtik. En fazla 12 punto ile meşe kalıntısına basılan iki boyutlu matbaa ürününe can verdik. Boyut kattık. Anladığımız kadarını anlattık. Anlatmak istediğimiz kadarını… Her ne anlattıysak, her nasıl anlattıysak temelde aynı bilgileri ışık ettik kendimize: bir dönem boyunca duyduğumuz, gördüğümüz, yaptığımız her şey. Bir martı olduk bazen, bazen evleneceği erkeği, çantasının içindeki isimlerden rastgele seçen genç bir kız. Bir nazi subayının sesiyle irkildik önce, sonra bir kabadayının yoğun ama kontrollü baskısını hissettik omuzlarımızda. Bir avukat ‘ceza nedir’ sorusunun tohumlarını attı zihnimize, tecavüze uğramış bir kadının tecavüzcüsüne verdiği cezayı izledik. Bugünlerde çoğumuz otuz yaşındaydık. Ya cenin? Zihne düşen bir hikayenin can buluşunu izledik günbegün. “Ah bir ateş ver” türküsünün hikayesi ile yola çıktık. Tihüti BÜLTEN

KASIM 2011

5


yatronun sahne üzerinden ibaret olmadığını, masabaşı çalışmalarının önemini yaşayarak öğrendik. Oyun dönemine girmeden, bir oyun çıkarmak için olması gereken tüm teknik ekipleri kurduk; gönüllü olanlar istedikleri ekiplerde çalışmalarına başladı. Ekipler kendi içlerinde ve birbiri arasında aldığı toplantılarla uyumunu sürdürdü ve hikayeyi seyirciye hazırladı. İki sayfalık bir metin, kostümüyle, makyajıyla, dekoruyla, ışığıyla, müziğiyle oyun döneminin provasını yaşattı bizlere. Sahnede, hoparlöre sıkışmış sesleri değil, yanı başımızdaki koronun sesini duyduk; tüylerimiz diken diken oldu. Kostüm ve makyajıyla bir mürettebat, bir sevgili, bir anlatıcı canlandı gözlerimizin önünde. Kağıt üzerinde cümlelere tuttuğumuz ışık, sahneye

6 KASIM 2011

hüti BÜLTEN


yansıdı. Dekor konuştuk; olabilecekleri, olamayacakları. Ve günü gelince, gerçek bir sahnede gerçek bir oyun izledik. Bir oyunun bir parçası değil, başlangıcı ile bitişi ile tam bir oyun: HÜTİ üyesi Mehmet Çakan tarafından kaleme alınan, A’dan Z’ye HÜTİ oyunu. Dönemin son çalışmasına geldi sıra: metin oyunculukları. Seçilen tiyatro oyunlarının içinden iki, üç ya da dörder kişilik sahneler, belirlenen gruplara dağıtılarak, üzerinde çalışılması beklenir. Belki de bu çalışmayı, eğitim grubunun cümlelerine teslim etmek gerekir: “Bir tiyatro oyununa gelmişiz, ilk perde sona ermiş ve ikinci perdenin başını izliyormuşuz gibi”… İlk çalışmalardan başlayıp son çalışmalara kadar ne konuştuysak,

ne yaşadıysak, ne yaptıysak hepsini bir araya getirme zamanı gelmişti artık: vücut-ses ısınmalarının, mimik çalışmalarının, kuramsal anlatıların sahneye çıkma zamanı! Üstelik, ‘cenin’in bıraktığı teknik düşünme mirası da cabası. Kendi oyunumuzun oyuncusu, teknik çalışanı, rejisi olduk. Çalışma yeri, çalışma saati kavramlarının ortadan kalktığı, “bir prova daha alabilir miyiz” kaygısıyla uyku, açlık gibi uyaranların kulak arkası edildiği günler geçirdik. Macbeth, Üç Kuruşluk Opera, Batakhane Güzeli, Deli Dumrul… Sahne sahne konuk ettik oyunları. Biz, oyunlara konuk olduk. Dönemin sonuna geldik. Haydi aynaya bir kez daha bak: gördüklerin aynı mı? Yalnızca aynada gördüklerimiz mi! Çevremizdekiler; ailemiz, arkadaşlarımız, izlediğimiz oyunlar, filmler, okuduğumuz karikatürler bile çok başka görünüyor artık. Hepsinin farklı noktalarını görmeyi öğrendik, hatta buna alıştık. Eğitim döneminin kapanmasıyla, kendimizi eğiteceğimiz dönemi açıyoruz. Bu ana kadar eğitim liderleri ve eğitim asistanlarının önderliğinde kazandığımız yetileri kullanarak, kazandığımız bu yeni bakış açısını geliştirmekle yola devam ediyoruz. Yeni dönemde, yeni alışkanlıklar kazanmak üzere…

hüti BÜLTEN

KASIM 2011

7


bir karakteri canlandırmak görkem ürer  berkay telatar

O

yunculuk kavramı, tiyatro faaliyeti çerçevesinde akla ilk gelen kavramdır. Aynı zamanda da –bir genelleme yapacak olursak- en ilgi çeken alanı oluşturur. HÜTİ’den önce ve HÜTİ ile beraber yaşama imkanı bulduğum oyunculuk deneyimlerine dayanarak ve “Hastane” oyunundaki “Başhekim 2” tip-karakterini ele alarak, ben de bu kavram hakkında sahip olduğum bilgi birikimini aktarmaya çalışacağım. Her ne kadar oyunculuk dışarıdan bakıldığında yoğunluk olarak yetenek ve cesaret ağırlıklı da görünse, işler aslında sadece bundan ibaret değildir. İş biraz daha oyun üzerine karakter veya tip üzerine düşünmeye, günlük hayatta yapılan her hareketin, jestin, mimiğin iyi irdelenmesine de bakar. Yani sadece yeteneğimizin olması, insanların karşısındaki rahatlığımız yetersiz kalmaktadır. Bir karakteri elimize almadan önce mutlak suretle oyun incelenmeli, canlandırılacak karakterin oyun içerisindeki görevi, hedefi, yeri ortaya konmalıdır. Hep söylendiği gibi, masa başı çalışması bu noktada da ilk olarak yapılması gerekendir. Konuyu “Başhekim” üzerinden ele alalım. Kendisi “Hastane” adlı oyunda tip-karakter olup, “Başhekim 1” (orjinal karakter) ve “Başhekim 2” (klon karakter) olmak üzere iki ayrı karakterin ortak paydasıdır. Oyuna göre

8 KASIM 2011

hüti BÜLTEN

pankreas kanserine yenik düşmek üzere olan Başhekim, keşfedilen klonlama yöntemiyle kendisinin 18 yaşındaki halini yaptırmıştır. Bu rollerden klon olanı ben üstlenirken, Berkay ise orjinal başhekimi oynamıştı. Başhekim tam bir karakter olmamasına rağmen, Berkay’la sıksık buluşup başhekimin alt metnini doldurmaya çabaladık. Çünkü bu


başhekim rolüne daha rahat ve hızlı bir şekilde konsantre olmamızı sağlayacaktı. Bu noktada baktığımızda -örnek vermek gerekirse- ismi Bora Güney’di. Daha birçok geçmiş düşünerek neredeyse bir karakter analizi yaptık. Tek-

rar söylemek isterim ki tip, tip-karakterlerde çok derin bir alt metin uygulaması yapmak aslında pek kullanılan ve mantıklı bulunan bir yöntem değildir. Ancak biz aynı kişinin farklı kulvarları olduğumuzdan ve rolü canlandır-

Unutulmaması gereken diğer bir nokta ise artikülasyon noktasıdır. Seyirci sizin repliklerinizi ilk defa duyacak, sizi ilk kez dinleyecektir. Gerekli artikülasyon kuralları uy-

gulanmadığı sürece ortaya koyduğunuz oyunculuğun bir anlamı kalmaz çünkü seyirci sizi anlayamaz bu yüzden de dinlemez. Bunu destekleyici unsurlar olarak cümledeki kelime vurguları teker teker ele

alınmalı ezber sırasında bunlara da dikkat edilmelidir.

maya başladığımızda ortak paydada buluşamamaktan tedirgin olarak bu yöntemi uyguladık. Daha sonra iş artık rolü bireysel olarak irdelemeye döndü. Oyunu okuyanlar vardır belki bilinmez ancak; Başhekim-2 oyun içerisinde bir kutbun temsilcisi konumundadır. Bunu, karakterin oyun içerisindeki yeri ve görevini anlamak adına oyunu defalarca okuyarak bulabildim diyebilirim. Tabii ki de sadece kutup temsilcisi dediğime bakmayın çok daha kapsamlı bir yargı çıkarma imkanı buldum. Ancak şuan amacımız oyunu karaktere yönelik incelemek olduğundan onlara değinmemekteyim. Bütün bu çalışmaların sonucunda sıra, “Eğer başhekim 2, gerçek hayatta olsaydı...” cümlesiyle başlayan düşüncelerin peşinden gelen fiziksel veya sözlü tepkileri netleştirmek ve onları oyunculuğa yedirmeye hüti BÜLTEN

KASIM 2011

9


10 KASIM 2011

hüti BÜLTEN

Önemli bir konu da tam anlamda fiziksel bir ısınma (mimik kontrolü de dahil) ve ses ısınmaları! Çünkü şöyle bir baktığımızda oyunculuk yapabilmek %90 fiziksel bir

uğraşımdır ve biz enstrümanımızı akort etmeden bırakalım beste yapmayı,

gelmişti. Rolün benim tavır ve hareketlerime uygunluğu epey fazla olduğu için bu bölümde çok zorlanmadım açıkçası, ancak durum her zaman elbette bu kadar kolay olmayacağından hemen belirtelim: Rolün vereceği tepkileri az buçuk kafada canlandırabilmek, oyun esnasındaki konsantreyi de hatırı sayılır biçimde arttıracaktır. Bütün bunlar eşliğinde rol size yavaşça ayak uydururken, siz de canlandıracağınız role yaklaşmaya başlarsınız. Aslında keyif veren nokta artık burasıdır, çünkü ilginçtir ki oluşturduğunuz, ortaya koymak istediğiniz oyunculuk sizi yavaş yavaş kendine çekmeye başlar ve eğer oyun tarihi gelene kadar bu çalışmalarınızı aksatmadıysanız, sahneye çıktığınız ilk gün her şey tam olarak rayına oturacaktır. Bu gibi teknikleri denerken, unutulmaması gereken diğer bir nokta ise artikülasyon noktasıdır. Çünkü siz karaktere hazırlandıkça, ezberinizi tamamladıktan sonra, rolünüzü defalarca kez deneyince, artık her şey kulağa monoton ve net gelir. Peki ya seyirci için aynı şey geçerli midir? Takdir edersiniz ki hayır. Seyirci sizin repliklerinizi ilk defa duyacak, sizi ilk kez dinleyecektir. Gerekli artikülasyon kuralları uygulanmadığı sürece ortaya koyduğunuz oyunculuğun bir anlamı kalmaz çünkü seyirci sizi anlayamaz bu yüzden de dinlemez. Bunu destekleyici unsurlar olarak cümledeki kelime vurguları teker teker ele alınmalı ezber sırasında bunlara da dikkat edilmelidir. Böylece seyirci sizi rahatça dinler ve anlar. Bunlar genel olarak üzerine düşülmesi gereken şeyler olduğu için ilk olarak bu noktalara değindim. Ancak unutulmaması gereken bir mutlak konu elbette tam anlamda fiziksel bir ısınma (mimik kontrolü de dahil) ve ses ısınmaları! Çünkü şöyle bir baktığımızda oyunculuk yapabilmek %90 fiziksel bir uğraşımdır ve biz -deyim yerindeyse- ens-

doğru notayı bile veremeyiz.

trümanımızı akort etmeden bırakalım beste yapmayı, doğru notayı bile veremeyiz. Aynı zamanda hitap sanatı adı altında düşündüğümüzde büyük bir kitleyi sıkmadan ve pür dikkat kendimizi izler bir şekilde tutabilmek, sesimizi herkese ulaştırabilmekten geçmektedir. Bu yüzdendir ki her bir provamız da dahil olmak üzere ısınmalar tartışmasız bir ihtiyaçtır. Oyunculuk kavramını açmak daha kapsamlı anlatmak elbette ki mümkündür. Ancak ben sadece kendi uyguladığım ve tamamen kendime göre yorumladığım küçük bir yazı yazdım. Oyunculuk teknikleri adı altında tarihte birçok deneme yapılmış, birçok tez ortaya konmuştur. Buradaki amacım pratikte kendi uyguladığım yöntemleri aktarabilmekti. Bunlar dışında benimsediğiniz farklı yöntemler ve tanımlar da elbette olabilir. HÜTİ Bülten ile keyifli ve mutlu günler dilerim. Görkem Ürer


Başhekim 1’in karakteristik özellikleri: 48-50 yaşlarında, beyin cerrahı, oğlu var,  İlk başlarda halkın yanında gibi gözükse de sonradan halktan olmadığı anlaşılır,  İnsanları kendi çıkarları için kullanır,  Sabırlı, ikna kabiliyeti yüksek bir kişilik,  Otoriter,  Aynı zamanda diktatörlüğe de karşı,  Olayları kabullenmez bir tavra sahiptir,  Mutluluğu sakinlikte bulur.

Başhekim rolüne çalışmaya başlamadan önce karakter analizini yapıp kendime “50 yaşlarında bir başhekim nasıl davranır, nasıl konuşur, nasıl yürür, nasıl hareket edip etrafına nasıl davranır?” gibi sorular sorarak başhekimi kafamda oturtup daha sonra Başhekim 1 diye ayırdım. Başhekimi benimserken bir hastanede başhekimlik görevinin önemini ve bu oyunda da kritik bir rolü olduğunu

Başhekim rolüne çalışmaya başlamadan önce karakter analizini yapıp kendime “50 yaşlarında

bir başhekim nasıl davranır, nasıl konuşur, nasıl yürür, nasıl hareket edip etrafına nasıl davranır?” gibi sorular sorarak baş-

B

aşhekim 1 pankreas kanserine yakalandıktan sonra elindeki imkanları kullanarak klonunu yaptırır; fakat kısa sürede pankreas kanserinin tedavisi bulunduğundan başhekim klonlanmaya karşı olur ve artık hastalıkların tedavilerinin yapılmasını, klonlamanın insan haklarına aykırı ve ayrımcılık olduğunu düşünmeye başlar. Bu başhekimlerin ikisi de gerçek başhekimin kendisi olduğunu iddia eder ve hastane yönetim kurulunda karşılaşmalarıyla olaylar başlar. Başhekim 1 artık Başhekim 2’ye(klonuna) tezat bir karakter olmuştur. Başhekimler yalnız kaldıklarında düello başlamış birbirlerinin geçmiş yıllarda yaptıkları hatalar, başarılar, vb. birbirlerini kıskandıracak, kötüleyecek cümleler söyler ve birbirlerini saf dışı bırakarak hastanenin tek patronu olmak isterler. Bu durum, Başhekim 1’in umursamaz tavırları ve Başhekim 2’nin onun karşısına yürüyerek birbirlerine vurmalarıyla daha da şiddetlenir. Başhekim 2 çektiği silahıyla Başhekim 1’i öldürerek bu karışıklığı bitireceğini düşünse de olaylar silahın yere düşmesi ve oyunun karakterlerinden Kadın’ın Başhekim 2’yi öldürmesiyle gelişir. Başhekim 1, kadına sakin olmasını olayı halledeceğini söyler. Ve oyun, Kadını olay yerinden yolladıktan sonra polisi arayarak bir cinayet işlendiği ve işleyen kişiyi dışarıda beklettiklerini söylemesiyle sona erer.

hekimi kafamda oturttum.

çıkardıktan sonra kendime has, oyundaki karaktere uyacak bir Başhekim 1 yarattım. Kişiliği benimserken kendime uymayan yerleri az oldu ama bu noktaları da oyuna hazırlanırken gerekli repliklere vurgu ve tonlama vererek yedirmeye çalıştım. Daha sonra provalar alınmaya başlandığında giderek Başhekim 1’i benimsedim ve ilk oyunda ilk kez sahneye girerken “Başhekim 1 oldum,” dedim ve provalardan daha farklı, daha karakterli daha cesur bir başhekim 1 vardı ki bu her oyunda giderek arttı. En son oyunda çıkabileceğim en üst Başhekim 1 seviyesine çıkarak oyunu noktaladım. Berkay Telatar hüti BÜLTEN

KASIM 2011

11


mim üstadı

pantomim sanatçısı Ulvi Arı ile söyleşi kübra bayramoğlu  özen pelin duran

T

üm renkleri içinde toplamış ‘beyaz’a boyuyor bu insanlar yüzlerini. Diyaframlarını yeni doğan bebeklerinki kadar güçlü kılıyorlar, çünkü sakladıkları tonlar ağırlığındaki kelimeleri susarak anlatıyor bu insanlar; yansıtmak için hissedebilecekleri en uç noktada hissediyorlar. Bağımlısı olduğumuz müzik yakın dostları.

“Panto: Beden, Mim: Yüz,’’ diyor sanatçımız. ”Türkiye’de pantomim M.Ö. 500. ve 300. yüzyıllar arasında Karadeniz’de yapılıyordu. Ülkesi Fariz (Mısır) de önemli bir üne sahip olan pantomim sanatçısı Krispos’un, Mısır’dan kalkıp pantomim için Karadeniz Ereğlisi’ne yılda üç kez geldiği belgelerde mevcuttur. Pantomimin çıkış yeri Mezopotamya’dır,’’ şeklinde açıklıyor bir röportajında. 21 Nisan 1961 Aksaray doğumlu bir Anadolu sanatçısı Ulvi Arı. Ortaokul yıllarında İşçi Kültür Derneği’nde Yılmaz Onay’ın yürüttüğü tiyatro çalışmalarına katılarak tiyatroya başlıyor. Türkiye’de bu kadar az kişinin icra etme cesaretini gösterdiği mim sanatına hayatınızı adayışınız nasıl bir süreç içinde gelişti? Ulvi Ari: “Bazı zamanlarda yaşamın gelişimi kişinin kendi elinde olamıyor. Bu belirsizlik içinde cesarete pek de gerek yok, o süreç sizi istenilen yere getiriyor; yeter ki istekli ve azimli olun. Tiyatroyla başlayıp mimle devam etmem bir cesaret örneği

12 KASIM 2011

hüti BÜLTEN

değil de tiyatronun başka bir dalı olan mimi seçmem anlamına geliyor ki ben her ikisini birlikte yapıyorum. Önemli olan, olmayanı yapmaktır; olanı herkes yapar gelişim de bu değil midir zaten?” Evrensel bir dili var bu sanatın: İnsan vücudu. Bu da pantomimcileri ‘beden virtüözleri’ kılıyor. Başından beri mim sanatının hitap ettiği kitle nedir? Günün sarsılan ekonomik dengeleri bu kitleden bir şeyler eksiltmiş midir? Ulvi Arı: “İnsanlığın doğumuyla eşdeğerdeki mim sanatı süreç içinde arenalarda, meydanlarda, ufak tiyatro salonlarında sergilenen herkes için yapılmış bir sanattır. Hedef kitlesi ekonomik duruma göre ayarlanmaz; mimik ve beden anlatımı ön planda olduğu için ve ses kullanılmadığı için evrenseldir. Bütün konular işlenebilir, çok ekonomik bir sanattır; dekor ve aksesuara fazla ihtiyaç duymaz; ben Çankaya’da da oynadım; Doğu’da, Karadeniz’de,


İstanbul’da da oynadım herkes anlatmak istediğimi çok güzel anladı; tepkilerini çok olumlu yönde verdiler ve aynı oyunumu Çeşme Altın Yunus’ta Fransızlara oynadım onlar da anladı ve ‘merci beaucoup’ dediler.” Tamer Levent, Cüneyt Çalışkur, Yeşim Dorman, Ömer Polat, Teoman Gülen ve Erkan Yücel gibi isimlerle çalışarak kendini geliştiriyor ve 1984 yılında, ünlü Fransız pantomim ustası Marcel Marceau’nun yanında yetişen Erdinç Dinçer’in Devlet Tiyatroları için açtığı sınavı kazanıp mime başlıyor. Başlarda Tiyatro ve Pantomim arasında gelgitler yaşadınız mı? Pantomim ve tiyatroyu ayrı sanat dalları olarak ele alıyoruz; bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ulvi Ari: “Aslında pek gelgit yaşamadım. Ben tiyatroyu seviyordum, sahneyi seviyordum; Erdinç Dinçer’in Devlet Tiyatrosu bünyesine kazandırmak için açtığı sınavı kazanarak pantomimci olmaya karar verdim. Zaten pantomimle sözlü tiyatro birbirinin türevidir ikisi de sahne sanatıdır birbirinden ayrı tutulamaz.” 1986 yılında kendi sahnesi olan AGS: Ankara Gösteri Sahnesi’ni kurdu. Kızılırmak Sineması’nı sahne olarak kullandı. Anadolu Sanat Merkezi’nde gösteriler sundu. Pantomim alanında eğitim-aktarım çalışmalarınız ne durumda? Genel olarak insanların pantomim eğitimine yönelimi hangi nedenler doğrultusunda oluşuyor? Ulvi Ari: “Aşağı yukarı 2000 kişi geçmiştir eğitimimden bazıları rahatlamak için dersi almıştır bazıları mesleğinde kullanmak için. Çok azı mim

ile uğraşıyor. Şimdilerde işitme engellilerden oluşan Pantomim Tiyatrosu’nu kurmak için uğraşıyorum.” Özellikle Van, Hakkâri, Siirt, Şırnak, Diyarbakır, Elazığ ve Tunceli’ye turneler düzenledi, pantomim gösterileri yaptı. Diğer çeşitli derneklerin yanı sıra, Çağdaş Drama Derneği’nde de yöneticilik yapan sanatçı ODTÜ, Çukurova Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Bolu İzzet Baysal Üniversitesi’nde konferanslar verdi ve gösteriler yaptı. Gösteri sahnesini yaşatmakla birlikte TRT’de sunuculuk, yazarlık ve kendi programını yaptı. Güneydoğu illerimize özellikle turneler düzenlemişsiniz. Bu turne süreci nasıl gelişti? Ve mimin evrensel diline gelen tepkiler ne yönde oldu? Ulvi Ari: “TRT’de program yaparken dönemin valisi bizi Doğu’da tiyatro yapmamız için teşvik etti. Biz de pantomimle gittik. Orada pek Türkçe bilinmiyor bu yüzden en iyi sanat mimdi. Konuşma olmadığı için evrenseldi ve herkes anlıyordu. Çok güzel bir gösteri hazırladık; gitmediğimiz Doğu ili kalmadı. İlgi Batı’dakinden daha fazlaydı; şöyle bir şey var ki Doğu’ya ne götürürsen çok tutar ve beğenilir ama güzel şey olduğu sürece; çünkü Batı’ya kıyasla oranın insanları bazı değerleri bu denli hızlı tüketmeyi bilmiyor; her şeye aç ve bir o kadar da hatırşinas insanlar.” Sözsüz Tiyatro tarihi üzerine çalışmalar yaptı. Ulvi Arı’nın, “Pantomime Drama: Sözsüz Tiyatro” isimli kitabi Türkiye’de ilk ve Özdemir Nutku deyimiyle dünyada dördüncü eser niteliğindedir. “Pantomime Drama: Sözsüz Tiyatro” isimli Türkiye’de bir ilk olan kitap var. Özdemir Nutku’nun

hüti BÜLTEN

KASIM 2011

13


hiç olmazsa bu sanatı sokaklara indirgedikleri için kendilerini kutlamak lazımdır diye düşünüyorum. Bir mimcinin veya bütün sanatla uğraşanların psikolojiyi, sosyolojiyi, felsefeyi bilmesi gerekir ve bunların ışığında oyun üretmeleri gerekir. Eğer sokakta çalışan arkadaşlar bu söylediklerime dikkat ederlerse çok güzel bir gelişim olacak demektir.” tabiriyle Don Kişot misali bu savaşın içine atılmış bulundunuz. Böyle bir kitap Türkiye’de daha önce neden oluşamamış? Kitabi tasarlarken düşünceleriniz nelerdi? Bu kitap pantomimin o sessiz çığlığında bize neler anlatıyor? Ulvi Ari: “Benim Pantomime Drama kitabını bitirmem yaklaşık olarak on beş yıl sürdü. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni de parasızlık ve yayınevlerinin cahilliğinden kaynaklanan süreçlerdi. Bunu yazmamdaki amaç kitapta da bahsettiğim gibi internet yok; iletişim gelişmemiş ve de en önemlisi Türkiye’de mimle ilgili doküman yok. Olan mimciler de sadece oynamışlar ve maalesef oynadıklarını not bile etmemişler bu yüzden çok zorlandım. Her zaman dediğim gibi bu kitabı benim yazmamam gerekiyordu; benden öncekilerin yazması gerekiyordu ama böyle bir sitem ettikten sonra iyi ki de yazmışım diyorum yoksa hala yazılacağı yok. Şimdilerde ikinci ve genişletilmiş baskısı için çalışıyorum.” Genellikle pantomimciler zamanla kendi tipini yaratıyor… Sizin de ‘Ulvik’ tiplemeniz var…

14 KASIM 2011

hüti BÜLTEN

Ulvik nasıl ortaya çıktı ve bize neler anlatıyor? Ulvi Ari: “Erdinç Dinçer’in Memiş, Ergin Kolbek’in Bico tiplemeleri vardır ama bu demek değildir ki, her mimci tip yaratacak. TRT’de eşim ve ben bir program yapıyorduk orada bir isime ihtiyaç duyuldu ve Ulvik adı ortaya atıldı. O gündür adım Ulvik kaldı ve bu isme bir tip bulmam gerekiyordu. Ezilmiş olacaktı az biraz saf ve de hiç umulmadık durumlarda açıkgöz, araştırıcı ve bulucu olacaktı kısacası Türk halkı gibi olacaktı ama hep önde olacaktı ezilecekti dayak yiyecekti direnmenin gücü olacaktı; böyle doğdu Ulvik.” Ankara sokaklarında ender de olsa mim sanatçıları görmek mümkün… Son zamanlarda genç oyuncuların sayısında ve yaptıklarında ciddi bir artış var. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Ulvi Ari: “Sokaklarda son zamanlarda çıkan arkadaşların yarısını tanırım; direkt ve dolaylı yardım ettiğim arkadaşlardır. Ama iyi bir eğitime ihtiyaçları vardır kendileri de kabul eder bunu. Bence iyi bir gelişmedir;

Ulvi Arı bugünlerde ailesiyle İstanbul’da yaşıyor ve işitme engelli çocuklarla pantomim çalışmaları sürdürüyor. Eşi Asuman Sütçü Arı devlet konservatuarından mezun bir tiyatro sanatçısı ve kızları Sesim Gül Arı bale bölümünde okuyor. Sanatçı ailenin Ankara’dan İstanbul’a yolculuklarında tabii ki yine sanat çiziyor sarı taşlı yollarını. Kızları Sesim’in eğitimi için yerleşiyorlar kente. Günün şartlarında insanın bürünmekte en çok zorluk çektiği iki kimliği bir arada görüyoruz Ulvi Arı’da ona yakından baktığımızda: Sanatçı olmak ve dürüst insan olmak. Günümüzde yediden yetmişe birçok insanin internet üzerinden bile kendi magazinlerini yaratma sevdasına inat medyayı yalnızca gerektiği ölçüde kullanan; magazinle yüzgöz olmamayı tercih eden gerçek ve değerli bir sanatçı Ulvi Ari. Türk kahvesi yapmak için makine kullandığımız günlerde tiyatrodan, pantomimden bahsediyoruz. Büyük özveri ve sevgi istiyor gerçekten. Hakkını vererek icra ettiği sanatına kattığı her yeni değer ve bizimle paylaştığı görüşleri için teşekkür ediyoruz Ulvi Arı’ya.


Soğuk Bir Berlin Gecesi müge ölmez

B

ir tiyatro oyunu seyircisini ne kadar bizzat sahnedeki oyunculara dönüştürebilirse o denli akıllara kazınır. Seyirci de o denli kendini oyuna ait hisseder. Bu şekilde hissedilen oyunlar izleyici için ayrı bir anlam kazanır. İşte bu oyunlardan biri de şu anda Ankara Dt’nin sergilemekte olduğu Soğuk Bir Berlin Gecesi... Konusu itibariyle kısaca bahsedecek olursak; oyun Almanya’da geçiyor. Almanya’da okumuş olan Tarık, çok sevdiği eşi Katrine’den dolayı orada yaşamaya başlıyor; fakat Tarık ısınmaya ve adapte olmaya çalıştıkça oradaki in-

sanlar tarafından dışlanıp yabancılaştırılıyor. Böylece git gide tek dünyası Katrine haline geliyor. Yalnızlığını fotoğrafçılıkla gidermeye çalışsa da, bu yetmiyor. Katrine çalıştığından Tarık evde tek başına kalıyor, bu onun psikolojisini daha da bozmaya başlıyor. Katrine’den başka kimsesi olmayan Tarık, artık eşine sevgisini göstermekten ziyade kendi yaşadığı yabancılaşmayı, yalnızlığı, öfkeyi kısaca tüm olumsuz hislerini Katrine’e yansıtmaya başlıyor. Olaylar dayanılmaz hale geldiğinde ise telafi edilmeyecek şeyler meydana geliyor. Dt’nin sitesinde bu

hüti BÜLTEN

KASIM 2011

15


kısım şöyle anlatılmış: “zaman zaman ilkellik boyutuna varabilecek zaafları yüzünden pis kokan bir aşk yaşatan olaylar örgüsü…” bu en doğru tasvir sanırım. Salona girdiğinizde gözünüze çarpan ilk şey dekor oluyor. Oyunda anlatılan, vurgulanan şeyler tamamen dekora yansımış. Duyguların dekorla anlatılması, sizi o kadar etkiliyor ki sahneyi uzun uzun incelemekten kendinizi alamıyor ve dekorun anlamını oyun bittiğinde daha iyi kavrıyorsunuz. Oyuna geldiğimizde ise; öncelikle Tarık karakterini Olcay Kavuzlu canlandırıyor; canlandırmaktan ziyade adeta yaşıyor. İlk etapta elindeki kuklayla birlikte görüyorsunuz onu, Tarık kâh o kuklaya dönüşüveriyor, kâh bir çocuğa, kâh ciddi bir adama… Enerjisi o kadar yüksek ki oradan oraya zıplıyor, sinirleniyor, seviniyor siz de onun enerjisine hayran kalıp kendinizi onun yerine koymaya başlıyorsunuz. Katrine rolünde ise Fulya Kolçak oynuyor. Onun da enerjisi oldukça

16 KASIM 2011

hüti BÜLTEN

yüksek. Oyunda gerçekçilik esas olduğundan onları gerçekten karı koca sanıyorsunuz. Oyuna seyirciyi dâhil etme işi işte bu noktadan itibaren başlıyor. Katrine işe gittiğinde siz Tarık’la baş başa kalıp sıkıntılarını paylaşıyorsunuz, onunla son ses müzik dinleyip komşuları rahatsız ediyorsunuz, bir anda alt kattaki komşu geliyor siz de ne desek ki diye düşünmeye başlıyorsunuz. Katrine’nin ailesi geldiğinde Tarık’la beraber siz de sabır göstermeye çalışıyorsunuz. Böylece siz Tarık’ın dışlanmışlığını anlarken Tarık artık hiç tahammülü olmayan bir hale geliyor ve sinirlerini kontrol edememeye başlıyor; artık o hırçın, öfkeli, tahammülsüz biriyken, siz bu sefer kendinizi Katrine’nin yerine koyup Tarık’ı sakinleştirmeye başlıyorsunuz, zaman zaman direnciniz kırılıyor… İşte oyun seyirciyi böyle sahnedeki oyuncuya dönüştürüyor; özellikle ikinci perdeyi merakla izliyorsunuz. Ve işte pis kokan aşkın o kokusu… Tarık ne kadar oda parfümü sıkarsa sıksın o koku sizi de rahatsız etmeye başlıyor.

Oyun bittiğinde dekoru tekrar inceleyip yorumluyorsunuz, işte bu sefer de dekorun simgesel boyutu gözünüze çarpıyor. Dekor, oyunculuklar ve reji uygulamaları itibariyle gerçekten Dt’nin başarılı oyunlarından ‘Soğuk bir Berlin Gecesi’… Yazan ve yöneten Barış Eren; oyuncular ise Olcay Kavuzlu, Fulya Koçak, Ferahnur Barut, Eray Eserol, Adnan Erbaş ve de Mahmut Işık’tan oluşmakta… Her ne kadar yalnızca başrol oyuncularından bahsetmiş olsak da oyunda ufak bir role sahip olan oyuncu dahi sizi fazlasıyla etkiliyor. Son olarak şunu da eklemek gerek ki; 2010-2011 Sanat Kurumu Tiyatro Ödülleri’nde Olcay Kavuzlu bu oyunla en iyi erkek oyuncu ödülünü; Fulya Koçak da en iyi kadın oyuncu ödülünü almış bulunmakta... Soğuk Bir Berlin Gecesi’ni mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Bol tiyatrolu günler.


Geçen sayıdaki bulmacaların çözümleri: Saklı Kelime: TİYATRO BİR GÖNÜL İŞİDİR 1. Fotoğraf: Vurgu çalma 2. Fotoğraf: Markeleme, kendini markeleme, hatalı imgelem 3. Fotoğraf: Kendini markeleme, hatalı sahne duruşu 4. Fotoğraf: Hatalı sahne duruşu.

hüti BÜLTEN

KASIM 2011

17


26 KASIM 2011

hüti BÜLTEN


TİYATRO BULMACA

SOLDAN SAĞA 1.Zeynep Kaçar’ın yazdığı, bu sezon DT’nin programında olan bir oyun. 5.Klasik Batı Müziğinin önemli bir parçası olan, müzikal ve teatral formda bir sahne sanatı. 6.”Yoksul Tiyatro” kavramını ortaya koyan, Polonyalı tiyatro kuramcısı. 11.Yüzeyleri sürtünmeyle aşındırarak düzeltmek, kısaltmak ve temizlemekte kullanılan kağıt türü. 19.HÜTİ’de oyun döneminde oluşturulan ve oyunda kullanılan işitsel uyarıcıları düzenleyen ve uygulayan teknik birim. 22.Aristoteles’in Poetika’da tanımını yaptığı, seyircinin izlenen tragedyadaki korku ve acıma öğeleriyle, kendi başına geliyormuş gibi düşünerek, bu duygulardan arınması olgusu. 23.Geliştirdiği “Gesamtkunstwerk: Total(Tam) Sanat Eseri” kuramıyla şiir, drama, müzik ve sahnede bulunan diğer tüm unsurların birbirleriyle estetik uyum içinde bulunması ve nihayetinde bir bütünü oluşturması gerektiğini savunan Alman operacı, besteci, sanat teorisyeni. 26.Ulus’ta yeralan DT sahnelerinden biri. 28.Bu sezon DT’nin sahnelediği Molière’in bir oyunu. 29.Türkiye’de özellikle çevirdiği ve sahnelediği Brecht oyunlarıyla tanınan, bu sezon Ankara DT’nin Barış oyununun da yönetmeni olan tiyatro adamı. 32.Oyunun başındaki bir sahneye oyunun ilerleyen bölümlerinde yahut sonunda tekrar yer verilmesiyle uygulanan, başlanılan noktaya farklı bir bakış açısı ve bilinçle yeniden dönülmesine yarayan Sahne Metni Unsuru. 34.Sahnede yanlış konumlanmadan dolayı rol arkadaşının önünde durma, ve izleyicinin onu görmesini engelleme. 35.Sahneye odaklanmamış, keskin olmayan, geniş açılı ışık gönderen, renkli filtre de takılabilen güçlü projektör. 36.Bir metinde başı ve sonu saptanmış, zincirleme bir gelişimi kapsayan, olayların olasılık ve zorunluluk ölçüleri ile geliştiği bütün. 37.Friedrich Dürrenmatt’ın yazdığı bir karakomedi. 39.Sahneye odaklanmış, keskin, genişliği ayarlanabilen bir daire biçiminde ışık gönderen projektör. 42.Ses ısınması ve diafram hüti BÜLTEN

KASIM 2011

19


çalışmalarından biri. 43.Arthur Miller’in bu sezon Ankara DT tarafından sahnelenen, bir nazi toplama kampında geçen oyunu. 44.HÜTİ’de Oyun döneminde oluşturulan teknik birimlerden biri. 46.Oynanmak için yazılan edebi metin. 47.Bir Delinin Hatıra Defteri’nin yazarı, Rus edebiyatçı. 49.Henrik İbsen’in bir oyunu. 51.Sahne sanatlarında, sahneye çıkmadan önce hazırlanılan ve beklenilen yer. 52.Shakespeare’in ünlü trajedilerinden biri. 54.Bir karakterin izleyicilere veya kendine yaptığı ve genellikle belli bir konudaki duygu ve düşüncelerini dile getirdiği konuşma. 55.Rus tiyatro yazarı, gerçekçi akımın öncülerinden. 59.Gogol’ün ünlü bir kısa öyküsü. 61.Gülriz Sururi’nin Suat Derviş’in aynı adlı romanından uyarlayarak yönettiği müzikal. 62.Antik Yunan tragedyalarında “acı”. 63.Commedia Dell’Arte karakterlerinden biri. 64.Haldun Dormen’in yazıp yönettiği, bu sezon Ankara DT tarafından sahnelenen müzikal. YUKARIDAN AŞAĞIYA 2.Bir duyguyu ve düşünceyi izleyiciye aktarmak için yapılan ağız, kaş, göz ve yüz hareketleri. 3.İspanya iç savaşında Franco taraftarlarınca öldürülen İspanyol ressam, müzisyen ve oyun yazarı. 4.Shakespear’in tragedyalarından biri 7.Aziz Nesin’in bir oyunu. 8.Haldun Taner’in bu sezon Ankara DT Programı’nda yer alan bir oyunu. 9.Local ışığı daraltıp genişletmede kullanılan ve projektörün içinde yer alan unsur. 10.Antik Yunan’da bir komedya yazarı. 12.Sahnede oyuncunun yanlış yerde konumlanmasıyla veya kontrolsüz hareket ederek aydınlatılmayan bölgeye gitmesiyle düştüğü hata. 13.Aristoteles’in tam tersine, Mimesis’e ve sanata karşı sert bir tutum benimseyen Antik Yunan filozofu. 14.Antik Yunan’da bir tragedya yazarı. 15.Yunan mitolojisinde Thebai şehrinin girişinde oturup geçenlere bilmeceler soran ve bilemeyince onları öldüren ve ancak Oedipus tarafından alt edilen aslan kafalı, insan vücutlu canavar.

20 KASIM 2011

hüti BÜLTEN

16.Antik Yunan Tragedyalarında epizodlar arasında görünerek olayları yorumlayan, anlatıcı görevi gören oyun unsuru. 17.Gerçekçi akıma göre oyuncuların seyirciler orada yokmuşçasına hareket etmeleriyle izleyici/ sahne arasına çekilen hayali set. 18.Bertolt Brecht’in son dönem oyunlarından biri. 20.Dramatik bir metinde, gerilim tırmanıp zirveye ulaştıktan sonra gelen, kısa, olayları bağlayıcı nitelikteki bölüm. 21.Repliklerin taşıdığı duygu ve düşünceyi izleyicilere aktarırken kullanılan el, kol ve vücut hareketleri. 24.Oyuncunun repliklerini atarken ses yüksekliğini ve tonunu anlama göre ayarlaması. 25.Yücel Erten tarafından uyarlanıp Ankara DT için sahneye konan bir Antik Yunan komedyası. 27.Oyun başlamadan önce, ara verildiğinde sahneyi gizlemeye yarayan, kenarlara doğru açılan ve açılışı ile başlangıcı, kapanışı ile bitimi vurgulayan nesne. 30.Ulus’ta yer alan bir DT sahnesi. 31.Bir sanat eserinde zıt özelliklerin verilmesi; hem tuhaf, korkunç, üzücü, hem de hoş, güzel, komik unsurların birarada bulunması; tiyatrodaysa karakomedi’nin 33.Tenesse Williams’ın ünlü oyunu. 38.Ulus’ta bir DT sahnesi. 40.Görüntü olmadan, sadece seslendirme ve efektler aracılığıyla yapılan tiyatro, Arkasıyarın. 41. Molière’in bir oyunu. 42.Elisabeth döneminde yaşamış, gelmiş geçmiş en ünlü tiyatro yazarlarından. 45.Oyunun ileriki aşamalarında yer alacak bir olaya veya duruma dair izleyiciye ipucu verilmesiyle, hissettirilmesiyle uygulanan Sahne Metni Unsuru. 48.Molière’in bir oyunu. 53.Bir oyuna hazırlanılırken masabaşı işlerin ardından, mizansenlere geçmek için oyunculardan kısa sürede bitirmeleri beklenen hazırlık evresi. 56.Oyuncunun repliklerini atarken anlama göre bazı yerleri üstüne basarak söylemesi. 57.Çehov’un Üç Kızkardeş oyunundaki karakterlerden biri. 58.Ankara Sanat Tiyatrosu’nun bu sezon sahnelediği, Aziz Nesin’in bir oyunu. 60.HÜTİ’nin eğitim ve oyun dönemlerinde tüm çalışmalarını yaptığı fakülte.


OCAK 2012

M: Matine (15:00), S: Suare (20:00)

ANKARA DEVLET TİYATROSU OCAK AYI PROGRAMI

Oda Tiyatrosu için S: Suare (18:30)

SOĞUK BİR BERLİN GECESİ

SERSEM KOCANIN KURNAZ KARISI Yazan: Haldun Taner Yöneten: Semih Sergen

SİNEK KADAR KOCAM OLSUN, BAŞIMDA DURSUN Yazan: Hatice Meryem / Yöneten: Funda Mete

Yazan: Barış Eren Yöneten: Barış Eren

Küçük Tiyatro 24S, 25S, 26S, 27S, 28MS, Ocak

Altındağ Tiyatrosu 24S, 25S, 26S, 27S, 28MS, 29M Ocak

Şinasi Sahnesi 17S, 18S, 19S, 20S, 21MS, Ocak

NAZIM HİKMET’İN “MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI”NDAN ONBİR TABLO

ORKESTRA Yazan: Arthur Miller Yöneten: Ayşe Emel Mesci

İŞTE BAŞ İŞTE GÖVDE İŞTE KANATLAR

Yazan: Nazım Hikmet Yöneten: Rüştü Asyalı

Yazan: Sevim Burak

Yöneten: İskender Altın

Stüdyo Sahne 24S, 27S, 29M Ocak

Akün Sahnesi 17S, 18S, 19S, 20S, 21S Ocak KAFES ARKASINDA Altındağ Tiyatrosu Yazan: Musahipzade Celal 31S Ocak Yöneten: Münir Canar

Yazan: Tenesse Williams Yöneten: Jason Hale

Akün Sahnesi 31S Ocak

BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ Yazan: Gogol Yöneten: Cem Emüler

Stüdyo Sahne 17S, 20S, 22M Ocak

Küçük Tiyatro 17S, 18S, 19S, 20S, 21MS Ocak KREM KARAMEL Yazan: Zeynep Kaçar Yöneten: Ünsal Coşar

Şinasi Sahnesi 31S Ocak

SIRÇA KÜMES

GEORGE DANDIN Yazan: Molière Yöneten: Philip Boulay

Oda Tiyatrosu 24S, 25S, 26S, 27S, 28S, Ocak SÖNMÜŞ YILDIZLAR Yazan: Kerim Tinçurin Yöneten: Raşid Zagidullin

Altındağ Tiyatrosu 17S, 18S, 19M, 20S, 21MS, 22M Ocak

İrfan Şahinbaş Sahnesi 18S, 19S, 21M, S 25 , 26S, 28M Ocak

GİZLER ÇARŞISI Yazan: Turgay Nar Yöneten: Laçin Ceylan

KERBELA Yazan: Ali Berktay Yöneten: Ayşe Emel Mesci

BİR TAYYARE SERÜVENİ

FOSFORLU CEVRİYE

Yazan: Fırdevs Aylin Tez Yöneten: Mehmet Ege

Yazan: Suat Derviş Yöneten: Gülriz Sururi

Büyük Tiyatro 17S, 20S, 22M Ocak

Akün Sahnesi 24S, 25S, 26M, 27S, 28MS, 29M Ocak BARIŞ

Cüneyt Gökçer Sahnesi 31S Ocak

Yazan: Aristophanes Yöneten: Yücel Erten

Küçük Tiyatro 31S Ocak

Büyük Tiyatro 24S, 29M Ocak

DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ Yazan: Nazlı Nihan Şenol Yöneten: Maral Üner

FİGARO Yazan: Angelo Savelli Yöneten: Angelo Savelli

YANIK Yazan: Wajdi Mouawad Yöneten: Cem Emüler

Cüneyt Gökçer Sahnesi 17S, 18S, 19S, 20S, 21MS, 22M Ocak

Oda Tiyatrosu 17S, 18S, 19S, 20S, 21S Ocak

hüti BÜLTEN

KASIM 2011

21


BİR BECKETT OYNAMAK

13 Ocak

KUTULAR

Oynayanlar: Haluk Yüce, Marina Yüce 20:00 - 75.Yıl DT Sahnesi Işık: Saim Özen, Savaş Bayram Teknik Sorumlular: Selim Akbulut, Savaş Bayram 14 Ocak Kukla ve Maskların Tasarım ve Yapımı: Haluk Yüce 20:00 - 75.Yıl DT Sahnesi Müzikler: Karlheinz Stockhousen, John Cage

Tiyatro 1112 Garaj Yönetmen: Yunus Emre Bozdoğan

20 Ocak

13 Ocak

27 Ocak

20:00 - 75.Yıl DT Sahnesi

20:00 - Tiyatro Tempo

20:00 - 75.Yıl DT Sahnesi

21 Ocak

DEHŞET ODASI

11 Ocak

28 Ocak

20:00 - 75.Yıl DT Sahnesi

20:00 - 75.Yıl DT Sahnesi

Tiyatro Kafe

20:30 - Ritüel Sanat Merkezi

NE ROMEO NE JULİET

Oyuncular: Cantuğ Turay, Begüm Topçu, Melih Efeçınar

25 Ocak 20:30 - Ritüel Sanat Merkezi

Antik Tiyatro Yazan - Yöneten: Mehmet Yılmazsoy Oyuncular: Burak Güray Yaşar, Ezgi Duygu Bekdemir, Mehmet Yılmazsoy, İlhan Soner Şalap, Hamza Bal, Can Yılmaz, Sevgi Ateş, Koral Özbal, Başak Eminoğlu, Elvan Tokmak Bal

İŞ ADAMI Sahne Sanat Tiyatrosu

27 Ocak

Yazan: Yakup Almelek Yöneten: Mine Acar Oyuncular: Ata Çağdaş Yıldırım, Bulut Aydoğdu, Burçin Özarı, Erengül Öztürk, Ezgi Özten, İlker Pollu, Orçun Erbil, Tanzer Hacıraifoğlu

16:00 - Ertan Gösteri Merkezi 20:00 - Ertan Gösteri Merkezi

15 Ocak 21 Ocak

20 Ocak

22 Ocak

29 Ocak

20:00 - Ertan Gösteri Merkezi 16:00 - Ertan Gösteri Merkezi 16:00 - Ertan Gösteri Merkezi

20:00 - Ertan Gösteri Merkezi

CEZA KANUNU Ankara Büyükşehir Bel. Başkent Tiyatroları Yöneten: Cengiz Karaaslan Oyuncular: Erdinç Öcal, Hakan Örge, İshak Tekgül, Naim Sinem Turan, Nurten Helik, Özlem İkiler, Ünal Pekel, Bayram Tonoğlu, Şevket Çetin, Esra Açkurt, Yasemin Sağbaş, Beriye Karabulut

22 Ocak

25 Ocak

17:00 - Gençlik Parkı Kült. Mer. 20:00 - Gençlik Parkı Kült. Mer.

KADINLARIN İSYANI Ankara Deneme Sahnesi

ENTRİKALI DOLAP KOMEDYASI Ankara Büyükşehir Bel. Başkent Tiyatroları

Yazan: Nazım Hikmet / Yöneten: Mine Acar Müzik: Nedim Yıldız / Dans: Ziver Armağan Açıl

23 Ocak

28 Ocak 20:00 - Ertan Gösteri Merkezi

28 Ocak

Yazan: Emre Gümüş / Yöneten: Cengiz Karaaslan 18:00 - Gençlik Parkı Kült. Mer. Oyuncular: Kadir Çöklü, Görkem Çetin, Gülay Tepe, Serkan Yaşar, Esra Açkurt, Serkan Kaya, Beriye Karabulut

30 Ocak

20:00 - Ertan Gösteri Merkezi 20:00 - Ertan Gösteri Merkezi

KONUŞMAYAN DİLİN ÖYKÜLERİ (PANTOMİM OYUNU) Ankara Büyükşehir Bel. Başkent Tiyatroları

KAHVEHANE Bilkent Tiyatrosu Yazan: Carlo Goldoni / Yöneten: Hakan Çimener Dramaturg: Özcan Özer / Koreografi: Deniz Çığ Dekor: Tan Kanbay / Işık: Yılmaz Ertekin

10 Ocak

17:00 - Gençlik Parkı Kült. Mer.

SENDEN BENDEN BİZDEN

13 Ocak

Tiyatro Kafe

20:00 - Bilkent Tiyatro Salonu 20:00 - Bilkent Tiyatro Salonu

Yazan: Anton Çehov / Yöneten: Cengiz Karaaslan Oyuncular: Emre İğdemir, Begüm Topçu, Başak Akbay, Cantuğ Turay, Alper Baytekin,

KONU: AŞK Başkent Oyun Atölyesi

21 Ocak 20:30 - Ritüel Sanat Merkezi

Oyuncular: Kamil Livatyalı, Caner Kuzu, Danslar: Gizem Yıldırım, Emrah Sargın, Ece Alptekin, Selen Sürek, Alper Ergökmen

14 Ocak 20:00 - BOAGSM

22 KASIM 2011

Yazan-Yöneten: Ünal Pekel Oyuncular: Gülay Tepe, İshak Tekgül, Hakan Örge, Ünal Pekel, Şevket Çetin

29 Ocak

28 Ocak 20:00 - BOAGSM

hüti BÜLTEN

YAŞAMAYI BEKLERKEN 20 Ocak 20:00 - Tiyatro Tempo

Tiyatro Tempo Yazan: Anja Tuckermann / Reji: Haluk Yüce


Sergi

Devlet Opera ve Balesi ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER

LİED AKŞAMI

OPERA

Devlet Opera ve Balesi

OPERA

Devlet Opera ve Balesi 19 ve 21 Ocak 2012, 20:00 Ulus Opera Sahnesi

MÜZİKLİ GÖSTERİ

Olg Sümengen (HEYKEL) 11 - 26 Ocak 2012 Aysel Gözübüyük Sanatevi

Devlet Opera ve Balesi

KONSER

14 Ocak 2012, 15:00 Ulus Opera Sahnesi

UYUYAN GÜZEL

Gür Dalkıran (RETROSPEKTİF) 16 Ocak - 2 Şubat 2012 Çağdaş Sanatlar Merkezi

17 Ocak 2012, 20:00 Operet Sahnesi,Sıhhiye

Erkan Geniş (YAĞLIBOYA) 6 - 26 Ocak 2012 Fırça Sanat Galerisi

SESLERLE ANADOLU

Orhan Umut (RESİM) 3 - 23 Ocak 2012 Doku Sanat Galerisi

Devlet Opera ve Balesi

Murat Tolga (RESİM) 24 Ocak - 13 Şubat 2012 Doku Sanat Galerisi

22 Ocak 2012, 16:00 Operet Sahnesi, Sıhhiye

BALE

MÜZİKAL KOMEDİ

HAREM

Abdur ahman Kaplan(RESİM) 20 Ocak - 11 Şubat 2012 Galeri Akdeniz

Devlet Opera ve Balesi 26 Ocak 2012, 20:00 Opera Sahnesi Ulus

BİR TENOR ARANIYOR

Özdemir Yemenicioğlu (RESİM) 10 - 31 Ocak 2012 Galeri Gözde Osman Kerkütlü (RESİM) 20 Ocak - 18 Şubat 2012 Galeri Nev

Devlet Opera ve Balesi 24 Ocak 2012, 20:00 Operet Sahnesi, Sıhhiye KONSER

MACBETH

OPERA

BAŞKENT ODA TİYATROSU

Evren Temel (RESİM) 13 Ocak - 1 Şubar 2012 Galeri Soyut

Devlet Opera ve Balesi 15 Ocak 2012, 20:00 Opera Sahnesi,Ulus

Devlet Opera ve Balesi

Bünyamin Balamir (RESİM) 10 - 31 Ocak 2012 IC Sanat Galerisi

25 Ocak 2012, 20:00 Ulus Opera Sahnesi MODERN DANS

Konser SALVADOR DALİ 7 - 30 Ocak 2012 Arete Sanat Galerisi

GECENİN RENGİ

Necla Aktan (RESİM) 5 - 28 Ocak 2012 Galeri Polart

Devlet Opera ve Balesi

Cuma Ocaklı (RESİM) 5 - 31 Ocak 2012 Grup Sanat Galerisi

31 Ocak 2012, 20:00 Opea Sahnesi, Ulus

Zey ep Sakız İpek (RESİM) 14 - 31 Ocak 2012 İkizler Antika

Söyleşi-Dinleti Doç. Dr. Altan Çetin’le Tarih Kulübü 22 Ocak 2012, 14:00, Kurtuba Kitap Kahve

Konser Cem Adrian

26 Ocak 2012, 22:00 IF Performance Hall

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkest ası Marek Pijarowski



Sait Rüstem (HEYKEL-SERAMİK) 20 Ocak - 9 Şubat 2012 Kursart Sanat Galerisi

Evrenin Evrimi (Söyleşi)

Gülay Yüksel 10 - 28 Ocak 2012 Sevgi Sanat Galerisi

21 Ocak 2012 İTÜ Evi İbrahim Örs 19 Ocak - 25 Şubat 2012 Takı Antika Sanat Galerisi

Konferans Doğunun Tiyatro Gelenekleri 27 Ocak 2012 Fransız Kültür Merkezi

19 Ocak 2012, 20:00 Bilkent Ün. Mithat Çoruh Salonu

hüti BÜLTEN

Suat Arıkan 23 Ocak - 10 Şubat 2012 Ziraat Kültür Merkezi

KASIM 2011

23


1982

hüti

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TİYATRO TOPLULUĞU


HUTI Bulten Ocak 2012