Page 1

Ontario’nun zirvesinde

O

ntario Eyaleti’ndeki okulların İngilizce ve matematik seviyelerini ölçmek icin EQAO (Education Quality and Accountability Office) Ölçme ve Değerlendirme Birimi tarafından yapılan sınavların sonuçlarına göre Nile Academy,

Ontario’nun en iyi okulları sıralamasında zirveye yerleşti. Fraser Institute tarafından açıklanan ve okulların karnesi konumunda olan sonuçlara göre; Nile Academy tam puan aldı ve yine tam puan alan diğer dokuz okulla birlikte birinciliği paylaştı.

Yýl/Year 8 Sayý/Issue 121 1 Ekim/October 1, 2011 T: 416 462-1244 F: 416 444-4073 2 Clanwilliam Crt. Toronto, ON M1R 4R2 info@canadaturk.ca www.canadaturk.ca ISSN 1923-7030 Fiyatı/Price $1 Yıllık Abonelik/Yearly Subscription $30

Yıl/Year 13 Sayı/Issue 183 Aralık/December 2016 info@canadaturk.ca www.canadaturk.ca ISSN 1923-7030

T: 416 462-1244 Fiyatı/Price $1 Yıllık Abonelik/Yearly Subscription $30

$

1

SON BiR FIRSAT! KANADA TÜRK İŞ/FİRMA REHBERİNE KAYIT YAPTIRAMAYANLAR İÇİN SON BAŞVURU TARİHİNİ 31 ARALIK’A KADAR UZATIYORUZ...

AYRINTILAR 14-15’TE


2

www.canadaturk.ca

{

CANADATÜRK’e reklam vermek için: 416 462-1244 info@canadaturk.ca

{

ARALIK/DECEMBER, 2016


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

www.canadaturk.ca

3

Türklerin Kanada’ya gelişi Türkler, Kanada’ya bilinenden çok önce geldiler

Ç

oğumuzun sandığı gibi Kanada’ya ilk Türk göçü 1950’lerde başlamadı. Bu tarihlerde Kanada’ya gelen ve halen hayatta olan pek çok kişi buraya ilk ayak bastıklarında hiç Türk ile karşılaşmadıklarından kendilerini ilk sayarlar.

Ontario’da Toronto’ya 850 km. mesadede inşa edilen Kapuskasing Kampı. Brantford’tan alınan Türkler buraya götürüldüler.

Brantford Türkleri

Kanada’yla Türkiye’nin diplomatik ilişkileri de 1940’lı yıllarda büyükelçilik açılması yönündeki girişimlerden çok öncesine rastlar. New York Times arşivinde bulunan 1871 tarihli bir haber; Türkiye Sultanı’nın Savaş Bakanı Hüseyin Paşa’nın Kanada’yı ziyaret ettiğini ve bu ziyaretin ardından da ABD’ye geçeceğini yazıyor. Kanada ve ABD’nin, Osmanlı Devleti’ni daha o tarihlerde “Turkey” olarak adlandırması ilginç. Turkey adına 1911 nüfus sayımı belegelerinde de rastladık. Doğum yeri olarak Türklerin isimlerinin karşısında “Turkey” yazılı.

1800’lü yılların sonu 1900’lü yılların başında Toronto’ya yaklaşık 100 km. mesafedeki Brantford şehrine fabrikalarda çalışmak için çok sayıda Türk gelmişti. Kanada nüfus sayım sonuçlarına göre; bu ülkenin ilk kurulduğu tarihten bu yana Kanada’da Türkler yaşıyor. Hatta, bir ihtimal -her yerde bir Türk vardır- lafını doğrularcasına, Kanada kurulmadan önce bile Türkler buraya ayak basmış olabilir. Anlaşılan o ki, ilk Türkler Kanada’ya işçi olarak gelmişler. Sadece Kanada’ya değil ABD’ye de kafileler halinde gelen işçiler var. Örneğin 1900’lü yılların başında Massachusetts eyaletinin Peabody şehrine çok sayıda tabakhane işçisi gelmiş. 1911 nüfus sayımı sonuçları Brantford’da yaşamış yüze yakın Türk’ün varlığını kanıtlıyor. Adları Ali, Hasan, Hüseyin, Yusuf, Arif vs. olan (Kayıtlara İngilizce telaffuz edildiği gibi yazılmış.) çoğunluğu bekâr bu

kişiler yirmi ila otuz yaşlarında imiş. Bu işçiler, kalifiye eleman getirmek için Avrupa’ya giden firma temsilcileri tarafından Kanada’ya getirilmişler. İşçi barınaklarında, bekâr odalarında kalmışlar, kazandıklarını memlekete göndermişler ama kendileri memlekete dönebilmişler mi, belli değil. Para kazanmak için Kanada’ya gelen bu Türkler, 1914 yılında İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne savaş açmasıyla bir anda kendilerini toplama kamplarında bulmuşlar. Kanada, Ukraynalılar başta olmak üzere, Almanları, Avusturyalıları ve Türkleri “enemy aliens”, yani “düşman yabancılar” olarak ilan etmişti. Bu

kişilerin yerel güvenlik kurumlarına giderek kayıt yaptırmaları, düzenli olarak da imza atmaları kanunla zorunlu tutulmuştu. Bir süre sonra da binlerce “yabancı düşman” güvenliği tehdit ettikleri gerekçesiyle Kanada’nın çeşitli yerlerinde kurulan toplama kamplarına götürülmüşlerdi. Sayıları 100’ün üzerinde olduğu tespit edilen Türkler ise bu kampların en büyüğü olan Ontario’nun kuzeyinde kurulan Kapuskasing Toplama Kampı’na yerleştirilmişlerdi. Kayıtlara göre Alex Hassan isimli bir Türk, Kapuskasing Esir Kampı’nda hayatını kaybetti ve oraya defnedildi. Diğerlerinin Savaş’tan sonra akıbetleri hakkında ise bir bilgi yok. Kanada, I. ve II. Dünya Savaşlarına ait bilgi içeren belgelerinin 1950’li yıllarda yok ettiğinden bu Türklerin akıbeti hakkında resmi bilgilere ulaşmak da mümkün olmuyor.


4

{

www.canadaturk.ca

{

ARALIK/DECEMBER, 2016

Kanada’nın ilk Türk ve Müslüman mezarlığı

Mont Hope Mezarlığı’ndaki Türk Bölümü

B

rantford şehrindeki Mount Hope Mezarlığı’ndaki J Bölümü olarak adlandırılan yerde bulunan Türk mezarlığı, Kanada’nın bilinen ilk Müslüman ve aynı zamanda da ilk Türk mezarlığı olarak kabul ediliyor. Bu mezarlık yeri, Brantford’da yaşayan Türkler tarafından satın alınmış. Mezarlığa ilk gömülen kişi ise 28 Ocak 1912 tarihinde 22 yaşında hayatını kaybeden Ahamed Osman olarak kayıtlara geçmiş. O zaman yayımlanan bir gazetede yer alan habere göre, genç yaşta hayatını kaybeden Osman için daha önce şehirde görülmemiş bir cenaze töreni düzenlenmiş. Diğer Türk arkadaşları tarafından Osman’ın tabutuna Türk bayrağı sarılmış ve mezarlığa kadar önde Türk bayrağı taşıyan bir kişi olmak üzere gidilmiş. Sonrasında Osman’ın naaşı İslami usullere göre defnedilmiş.

Türk mezarlığı 100 yıl sonra ihya edildi Brantford Mount Hope Mezarlığı’ndaki Türk Bölümü, Türkiye, Kanada Türk Toplumu ve Brantford’da yaşayan Müslümanların büyük çabaları ile Brantford Şehir Meclisi’nin onayıyla 2014 yılında ihya edildi. Mezarlık’ın Türk bölümünün etrafı çevrilerek orada yatanların isimlerinin olduğu bir mezar taşı konuldu. Mezar taşında ay-yıldız işareti, Al-Fatiha yazısı ve Arapça ve İngilizce Besmele ile birlikte Bakara Suresi’nin 156. Ayet’inde geçen İnna Lillâhi Ve

İnnâ İleyhi Raciûn (Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” ifadesinin İngilizce tercümesi (To God we blong, to Him is our return) bulunuyor.

16 kişi yatıyor Mount Hope Mezarlığı’nın J Section’ında bulunan ve Turkish Plot (Türk Bölümü) olarak resmî kayıtlarda yer alan bölümde 16 kişinin mezarı bulunuyor. Bu mezarlardan 12’si 1912-1918 yılları arasında, ikisi 1939 yılında buraya gömülen Türklere, diğer ikisi ise Müslüman mezarlığı olduğu için 1941 ve 1963 yıllarında ölen karı-koca oldukları düşünülen iki kişiye ait.


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

www.canadaturk.ca

5

Mezar taşına ay yıldız

K

ayıtlara göre Alex Hassan isimli bir Türk, 1915 yılında Kapuskasing Esir Kampı’nda hayatını kaybetti. Kapuskasing Toplama Kampı Mezarlığı’na gömülen tek Osmanlı vatandaşı olan Alex Hassan’ın mezar taşına 2012 yılında ay yıldız eklendi. Bu, o dönem görev yapan Büyükelçilik Müsteşarı/Geçici Maslahatgüzar Serdar Belentepe’nin katkılarıyla gerçekleşmişti. Canadatürk’e yaptığı açıklamada Belentepe, bu önemli gelişmenin sürecini şöyle anlatmıştı: Ontario Eyaleti’nin kuzeyinde yer alan Kapuskasing şehrinde, Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında enterne edilen ve burada hayatını kaybedenleri anmak amacıyla, Kapuskasing Belediyesi tarafından 13 Ekim 2011 tarihinde, Hırvatistan ve Ukrayna temsilcilerinin yanısıra, benim de katıldığım bir tören düzenlendi. Bu tören, Kapuskasing toplama kampında hayatını kaybedenlerin hatırasına, 1918 yılında esirlerin kendileri tarafından inşa edilmiş ve 2010 yılında restore edilmiş anıtın yanındaki mezarlıkta yatan 27 kişinin mezar taşlarının yenilenmesi vesilesiyle düzenlendi. Mezarlıkta, “Alex Hassan” isimli Osmanlı vatandaşımızın yanı

Mezar taşının eski hali

sıra, Alman, Avusturya, Ukrayna, Polonya, Hırvat, Macar, Romen ve Bulgar kökenliler de bulunuyor. Tören sırasında, söz konusu mezarlıkta bulunan kişiler arasındaki “Alex Hassan” isimli Osmanlı

tebasının mezarının da yenilendiğini müşahade ettim. Anma etkinliğinin düzenleyicilerinden şehirdeki Ron Morel Müzesi yetkiliyle yaptığım görüşme sonucunda, kampta yüzden fazla Osmanlı vatandaşının enterne

edildiği, bunlardan sadece birinin mezarının tespit edildiği, kalanların akıbetinin bilinmediği bilgisi tarafıma verildi. Bu arada, 8,500 kişilik şehirde o dönemle ilgili daha fazla bilgi alabileceğim Türk asıllı birine ulaşır mıyım diye araştırdım ancak, herhangi bir veriye ulaşamadım. Öte yandan, mezarlıkta “haç” yer aldığı cihetle, Alex Hassan’ın mezar taşına ay yıldız eklenmesi için daha sonra çeşitli girişimlerde bulundum. Bunun sonucunda, Kapuskasing ziyaretimden yaklaşık bir ay sonra bunu başardık. Kapuskasing Belediyesi sözkonusu önerimizi güçlükle de olsa onayladı ve akabinde “Alex Hassan”ın mezar taşına geçen yıl ay yıldız yaptırdık.”


6

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016


{

ARALIK/DECEMBER, 2016

{

www.canadaturk.ca

7

Ontario’nun zirvesinde

Ontario Eyaleti’ndeki okulların İngilizce ve matematik seviyelerini ölçmek icin EQAO (Education Quality and Accountability Office) Ölçme ve Değerlendirme Birimi tarafından yapılan sınavların sonuçlarına göre Nile Academy, Ontario’nun en iyi okulları sıralamasında zirveye yerleşti.

Güreş’te başarıya doymuyor

N

ile Academy Güreş Takımı, Toronto’da düzenlenen Fletcher`s Meadow Wrestling Turnuvası’nda 2 altın, 3 gümüş ve 2 bronz madalya kazandı. Aynı zamanda Turnuva’nın takım şampiyonluğunu da kazanan Nile Academy güresçileri, bu yıl toplamda 21 madalya kazanarak büyük bir başarıya imza attılar. Ayrıca, geçen yıl New York Eyalet Güreş Takımı’nı misafir eden Nile Academy, Aralık ayı içerisinde Nova Scotia Eyaleti Güreş Takımı’nı misafir ederek ortak antrenman yapacak.

F

raser Institute tarafından açıklanan ve okulların karnesi konumunda olan sonuçlara göre; Nile Academy tam puan aldı ve yine tam puan alan diğer dokuz okulla birlikte birinciliği paylaştı. Fraser Institute’nün değerlendirmesine göre Ontario’nun en başarılı okulları Nile Academy, Avondale Alternative Elementary School, Hollywood Public School, IQRA Islamic School, Islamic Foundation School Durham, Laggan Public School, Safa & Marwa Islamic School, ÉÉC Sainte-Marguerite-Bourgeoys ve Sathya Sai School of Toronto oldu. Nile Academy 3 ve 6. sınıf öğrencilerinin tamamı Level 4 olarak belirlenen Eyalet standartlarının üstündeki kategoride yer aldı.

EQAO sınavları merkezi sistemle Ontario genelinde faaliyet gösteren public, Katolik ve özel okulların katılımıyla yapılıyor. Her yıl Mayıs ayında yapılan sınavlara geçtiğimiz yıl Ontario’da faaliyet gösteren 2900 okul katıldı. Nile Academy bir önceki

yıl da EQAO sınavlarında Eyalet ortalamasının üzerinde puanlar almış, ancak, TDSB bünyesindeki okullar öğretmenlerin grevi nedeniyle sınavlara katılmayınca Fraser Institute okul değerlendirmesi sıralaması yapmamıştı.

Bir başarı da Robot Yarışması’ndan

Ö

te yandan, Ontario Üniversitesi(UOIT)’nde düzenlenen ve 56 okulun katıldığı Liselerarası Robot Yarışması’nda (Sumobot) Nile Academy Robot Takımı üçüncülük elde etti.

Kanada’nın simit ustası

Türk insanının vazgeçemezi, çayın kadim dostu simit Kanada’da bir Tamil simit ustasının elinde şekilleniyor.

Wilson Anthony (Jerry)

K

anada’nın bilinen ilk simit üreticisi olan Wilson Anthony, bilinen adıyla Jerry, 1998 yılından beri Toronto ve çevresi için simit üretiyor. Jerry, o zamanki sahipleri Türkiye’den Kanada’ya göç eden iki Ermeni kardeş olan bagel-kahve dükkânında bagel ustası olarak işe başlamış. Dükkân sahipleri, Türkiye’de simit denen bir ürünün varlığından kendisine bahsederler ve denemesini isterler. Jerry böylece Kanada’da bilinen ilk simit üretimine imza atar. Yaptığı simitler kendi dükkânlarının yanı sıra o zamanlar

Lawrence ile Warden kesişiminde bulunan Toronto’nun en büyük etnik marketlerinden birisi olan Nasr Market’te ve mevcut Türk marketlerinde tüketiciyle buluşur. Bayram namazları sonrası ikram edilen, toplu etkinliklerde dağıtılan simitler de Jerry’nin yaptığı simitler... Jerry Sri Lanka doğumlu bir Tamil. Kanada’da bir Tamil’in Türk

simiti yapmasının şaşkınlıkla karşılandığını belirtiyor. Ancak o, bu duruma alışmış. Yıllardır onun ürettiği simitleri tüketenlerin çoğu ise simit ustasının Tamil kökeni olduğunu bilmiyorlar bile. Jerry, Türkiye’de hiç bulunmamış. Simit üzerine internetten araştırma yapmış ve hâlen de yaptığını söylüyor. Kanada’da ilk simit üreten Jery

diyebiliriz ama şu anda tek simit üreten o değil elbette. Toronto ve Montreal’de bulunan pastanelerde de simit bulmak mümkün. Ancak üretilen bu simitler sınırlı sayıda ve kendi ihtiyaçları kadar oluyor. Jerry’nin çalıştığı bagelkahve dükkânı pek çok kez el değiştirir, değişmeyen şey ise Jerry ve yaptığı simitler olur. Metrolinx, dükkânın bulunduğu plazayı Eglington-Scarborough Crosstown istasyonu yapmak için istimlak eder. Böylece Jerry’nin uzun yıllar bagel ustası olarak çalıştığı ve simit ürettiği dükkân kapanmış olur. Bu gelişme üzerine Jerry, simit üretimine devam edebilmek için Scarborough’da bir imalathane açar. Kanada’nın ilk simit imalathanesi olan bu işletmede hem toptan hem de perakende simit satışı yapılıyor. Tamil simit ustası, yıllardır ‘sesame ring’ olarak adlandırdıkları simite yeni bir isim de bulur: ‘Simit The Big Bagel’. Türk ürün çeşitlerini arttırmayı hedefleyen Jerry, simitin yanı sıra Türk pidesi ve ekmeği için de kolları sıvadı...


8

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016

El bebek, gül bebek, tüp bebek

T

eyze kızı Nuray evleneli 15 yıl oluyor. Evlendikten bir yıl sonra oğlu dünyaya geldi. Ancak çok istemesine rağmen ikinciye hamile kalamadı. Eşinin de isteğiyle kısa bir süre önce tüp bebek yöntemiyle (in vitro fertilization (IVF)) çocuk sahibi olabilmek için tedavi görmeye başladı. Haberi alır almaz kendisini aradım: - Geçmiş olsun, hayırdır? - Tüp bebek denemesi. Tedaviye başladık. Aşılama yapıldı, on gün kadar yataktan dışarı çıkmayacağım. - Sende mi üçüz doğuracaksın yoksa? - Üç yasak artık, rahim içine sadece iki embriyo yerleştiriliyor. İkisi de tutarsa ikiz inşallah Birkaç güne belli olur.

Teyzemin diğer kızı Aynur da evlendikten sonra uzunca bir süre çocuk sahibi olamamış ve üç yıl önce tüp bebek yöntemiyle biri erkek, ikisi kız üçüzleri olmuştu. Bir aksilik olmazsa Nuray evliliğinin 16’ıncı yıldönümünde ikiz çocuk sahibi olacak. Ailemizde tüp bebek sadece teyze kızlarında yok. Hemen hemen her üç çiftten birisi tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi oluyor. Durum bizim sülaleye mi özgü diye baktım, öyle değil. Ne hikmetse yeni çiftlerin anımsanmayacak bir kısmının normal yollardan çocuğu olmuyor.

Çağımızın yeni hastalığı ‘Üzerine çeketimi atsam hamile kalıyor’ şeklinde bir Kemal Sunal repliği vardı. Hakikaten de eskiden öyleydi. Binde bir belki çocuğu olmayan olurdu. Şimdi ise çiftlerin en büyük korkusu çocuk sahibi olamamak. Çocuk olmayınca da çare tüp bebek yönteminde. Bu hastalığa karşı geliştirilen ve 40 yıldır var olan tüp bebek uygulaması, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli. Erkek (sperm) ve dişi (yumurta)

döl hücrelerinin laboratuvar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embriyoların, rahime transferi ilkesine dayanıyor. Tüp bebek merkezlerinin son yıllarda hızla artması ve sigortalıların tüp bebek tedavi masraflarını devletin karşılaması sonucunda her yıl on binlerce kişi bu yöntemle çocuk sahibi oluyor. Tüp bebekle çocuk sahibi olanların sayısı artınca ister istemez tüp bebekle alakalı espiriler de literatüre giriyor. Bunlardan en bilinenleri: “Eskiden tüple falan uğraşan yoktu; sistem doğalgazlı idi”,” bu tüp bebek arızalı; durmadan gaz kaçırıyor”, tipi tüp” tüpü bozuk”, “tüpü kaymış” vs. *** Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 2 milyon kişi kısır ve bu sayı giderek artıyor. 150 bin çift ise çocuk sahibi olmak için tedaviyi bekliyor. Kadınların hamile kalma yaşlarını ertelemesi sonucu yaşa bağlı olarak doğurganlık azalıyor. Bunun yanında obezite ve aşırı strese bağlı hastalıklar, elektronik aletlerin yaydığı radyasyon ve elektromanyetik dalgalar, hormonlu gıdalar ve cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklar

kısırlığa neden olarak gösteriliyor. *** Türkiye’nin ilk tüp bebeği 1988’de Samsun’da dünyaya gelen Dilek Katrancı. Kanada’da ilk tüp bebek ise 1983 yılında Vancouver’da dünyaya gelen Robert John Saunders Reid. Dünyanın ilk tüp bebeği ise 1978 yılında İngiltere›de doğan Louise Joy Brown. Kanada’da kısırlık oranı yaklaşık yüzde 9 civarında, çocuk sahibi olurken sorun yaşayanların oranı ise yüzde 20 dolaylarında. Hal böyle olunca tüp bebek yöntemi Kanadalılar için de normal yollardan çocuk sahibi olamayanlar için umut kapısı. Ancak oldukça pahalı olan bu yönteme hükümetlerin desteği tam değil. Bazı eyaletler tüp bebek tedavisinin yalnızca belli bir bölümünü karşılarken, bazı eyaletler ise dolaylı olarak destek veriyorlar. Eyaletler arasında sadece Quebec eyaleti tüp bebek masraflarının tamamını karşılıyor. Ancak rahime yerleştirilen embriyo bir ile sınırlandırılıyor. Ontario ise maddi külfetinden dolayı döl yatağı borusu kapalı hastalar dışında kalanların tedavi masraflarını karşlılamaktan kaçınıyor.

Garip sılayı, yiğit halayı, bakır kalayı sever

E

skilerde yeni evlenenler için altın kadar bakır da önemli idi. Çeyizlerin gözdeleri idiler. Geline ağırlığınca altın takılamazdı belki ama ağırlığınca bakır alınabilirdi. Bakır kap kaçaklar ömürlük idiler; bir defa al ölene kadar kullan. Benim çocukluğumda önce alüminyum daha sonra çelik mutfak gereçleri çoktan bakırın yerini almış, annemin çeyizinden geriye sadece bir güğüm ile birkaç tas kalmıştı. Asıl bakır kap kacağı dayımlarda görmek nasip oldu. Evdeki her şey bakırdandı desek yalan olmaz. Tencereler, taslar, güğümler, ibrikler, boy boy leğenler, kazanlar ve mangallar. Dayım, mangalın içine sobadan aldığı közü doldurulur ve sobanın olmadığı yatak odasına koyardı. Böylece oda az da olsa ısınırdı. Boy boy leğenlerde yengem ya çamaşır yıkar, ya da çocukları yıkardı. Yengem, rengi kararan bakırları evin avlusundaki çeşmenin başında sobadan aldığı küllerle bir güzel sürterek parlatırdı. O zamanlarda vim, ajax, comet gibi kimyasal leke çıkarıcı ve parlatıcılar köylerde pek bulunmazdı. Açıkcası iyiki de bulunmazmış. Külün kimyasallardan daha iyi temizlediğine şahidim. Kül demişken, yokluk yıllarında dedemler buğday ve mısır bulamadıklarından külden ekmek yaparlarmış. Anlayacağınız kül deyip geçmemek gerek! Bazı yazlar dayımın köyüne kalaycılar gelirdi. “Kalaycı” diye bağırarak evlerin önünden geçer, ihtiyacı olanların bakırlarını kalaylardı. Bunun için yerde bir ateş yakar, körükle ateşi harlardı. Bakırları güzelce temizledikten sonra da bakır kapların içlerini kalay sürerek kalaylardı. Eğer kalaycı köye gelmemişse kalaylanacak bakır kaplar bir çuvala konulup

şehre bakırcılar çarşısına götürülürdü. Şehirde yaşamamıza rağmen mahallemize de kalaycılar gelirdi. Hatta bir defasında doğu illerinden birinden bir çift gelmiş, bizim evin bulunduğu sokağın ortasına tezgah kurmuş, tam bir hafta boyunca hemen hemen tüm mahallenin bakırlarını kalaylamışlardı. Kalay hem bakır kapların güzel görünmesini hem de yiyecekler için kullanılmasına olanak sağlıyor. Çünkü kalaysız bakır kaplarda pişirilen ya da yenen yiyeceklerden zehirlenme riski var. Alüminyum ve çelik tencereler yaygınlaştıktan sonra kap kaçak olarak bakırların önemi iyiden iyiye azaldı, mutfaklardan kayboldular. “Ev ihtiyaçları için kullanılır, dara düşüldüğünde satılır” anlayışı kalktığından çeyizlerde de yer bulamıyor. Isıyı eşit miktarda yaydıklarından bakır tencerelerde pişirilen yemekler ne de lezzetli olurdu. Sağlam olduklarından zırt pırt tencere, tava almak zorunda da kalınmazdı. Alüminyum eğilip bükülüyor, çeliklerin ya altı çıkıyor ya da sapları kopuyor, camlar malum, emayeler dökülüyor, plastikler kırılıyor.... Şimdilerde bakır ihtiyaçtan süse doğru bir kaymış durumda. Bakırdan süs eşyaları bakırcılar çarşılarını süslüyor. Kanada’da ise bakır ne geçmişte ne de günümüzde Türkiye’deki gibi bir popüleriteye hiçbir zaman sahip olmadı. Kanada’da herhangi bakırcı ya da kalaycı ustasının olduğunu zannetmiyorum. Gittiğim şehirlerin hiçbirinde bakırcılar çarşısına da rastlamadım. Bakırdan hediyelik eşya alabileceğiniz bir dükkan da yok. Kanada’da bakırı bir tek eski binaların çatılarında oksitlenerek yeşile dönmüş halde görebilirsiniz. Mutfak eşyası olarak üretilen bakır tencere ve tava da yok denecek kadar az.

Olanlar da çelik olanların en az on yirmi katı fiyatına satılıyor. En son Winners mağazasında Türkiye ve İtalya’dan tava tencere görmüştüm. Fiyatları ise 200 ila 500 dolar arasında değişiyordu. Kanada Sağlık Bakanlığı’nın web sitesinde yer alan bilgide bakırın ısıyı iyi yaydığından dolayı pişirmeye uygun olduğu belirtiliyor. Ancak, Kanada’da satılan bakır kapların kalay ya da nikel ile kaplandığı, bu kaplamanın çıkması sonucu yemeğin bakır ile temas ederek zehirlenmeleri yol açma ihtimali olduğu ve pişirme esnasında bu kaplamalardan çözülen ve yemeğe karışan miktarın sağlığı tehdit edebileceği kaydediliyor. Sitede, kalay ve nikel ile kaplı tencere ve tavaların sadece dekoratif amaçlı kullanılması tavsiye ediliyor. Sitede ayrıca, plastik, slikon, emaye, demir ve çelikten yapılma tencere ve tava gibi ev gereçlerinden de bahsediliyor ve kullanımlarında yaşanabilecek olumsuzluklar sıralanıyor. Sonuç olarak, ister bakır, ister alüminyum, ister çelikten olsun kullanılan kaplardaki maddeler belli oranda yemeklere geçiyor. Yani alüminyum kaptan alüminyum, demir kaptan demir... Oradaki bilgilere bakarak bakırın diğerleri arasında en masumu olduğunu söyleyebiliriz. Kanada Sağlık Bakanlığı’nın mutfak eşyaları için yaptığı uyarılarından bazıları şöyle: - Alüminyum tencerlerde uzun süre yiyecekleri kaynatmayın ve saklamayın. - Kalaylanmamış bakır kapları kullanmayın. - Nikele alerjiniz varsa nikel kaplı kaplardan uzak durun. - Asit miktarı yüksek yiyecekleri çelik kaplarda saklamayın. - Plastik kapları üzerlerinde belirtilmediği takdirde mikrodalgada kullanmayın. - Slikon kapları 220˚C derecenin üzerinde kullanmayın...

Ne büyük bir nimet! Melek ablaya en son gittiğimde çocuklarına banyo yaptırtabilmek için: “Yahu sıcak su ne güzel akıyor, bakın ev de sıcacık. Bizim zamanımızda çocuk olsaydınız görürdünüz banyo yapmanın ne demek olduğunu,” diye dil döküyordu... Hakikaten bizim çocukluğumuzda özellikle kışın banyo yapmak büyük bir olaydı. Belli bir yaşın üzerinde olanlar soba üstünde ya da ocakta kaynatılan suyla banyo yapmanın ne demek olduğunu bilirler ya da haftada bir yakılan banyo kazanlarını. Hatta bu kazanlar sayesinde “banyo günü” diye bir kavram bile ortaya çıkmıştı. Hamam gibi sıcacık bir banyoda aile üyeleri sırayla banyo yapar, bir sonraki banyo gününün bir hafta sonra olduğunu herkes bildiğinden kimse “banyo yapmam” diye de itiraz etmezdi. Zamanla bu kazanlar azalmaya, yerini elektrikli veya tüplü şofbenler almaya başladı. Özellikle İhlas marka küçük elektrikli şofbenler oldukça yaygındı. Ancak kalorifer olmayan evlerde kışları soğuk banyoda bir türlü ayar tutmayan şofbenlerden akan suyla banyo yapmak da konfordan sayılmazdı. Bazıları için soba ya da ocakta su ısıtarak, banyo kazanı yakarak ya da şofben kullanarak banyo yapmak geçmişte kalan bir anı olsa da, ülkemizde bu yöntemleri kullanarak yıkanan hâlâ milyonlarca insan var. Devamlı akan sıcak suyun büyük bir nimet olduğunu Türkiye’ye her gittiğimde daha iyi anlıyorum.


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

www.canadaturk.ca

9

Eften püften sütten bir mesele

D

ayımın köyündeyken zevk alarak yaptığım işlerden birisi ikindi vakti ahırdaki birkaç inek ile varsa kurban için beslenen bir iki koyunu otlatmak için fındık bahçesine götürmekti. Bilmeyenler için fındığın ağaçta yetiştiğini ve fındık bahçelerinin otla kaplı olduğunu belirtelim. Hayvanlar fındık bahçesinde otlarken biz doyasıya oyun oynardık. Bazen oyunun dozunu kaçırıp hayvanları unuttuğumuz, hayvanların da komşuların tarlasına girip ekili ne varsa yediği olurdu. Böyle durumlarda hem komşulardan hem de dayımdan sert azar işitirdik. İtiraf etmeliyim ki kulaklarımızın çekildiği de olurdu. İkindi vakti otlatmaya çıkardığımız hayvanları güneş batmak üzereyken geri getirirdik. Hayvanların karnı şişip de davul gibi olduğu zamanlar yengem bir başka sevinir, “Aferin! İyice doyurmuşsunuz karınlarını” derdi. Gerçi yengem bununla yetinmez, dışarda foruk denilen üstü ve kenarları teneke ile kaplanmış alanda yakılan ateşin üstüne asılan büyük bir kazanda “yal” adı verilen yiyecekten ineklere verirdi. Yal, semiz otu, lahana gibi yeşilliklerin

irmik (kek irmiği ile karıştırılmasın) ile kaynatılması ile yapılırdı. Yengem inekleri hayvan yalı yerken sağardı. İneğin sağ ya da sol yanına koyduğu tabure üzerine oturur, temiz suyla ineğin kalem denilen meme uçlarını güzelce yıkar, bakraç denilen bakır kabın içine sütü sağardı. Sağma işlemi için elle kalemler kavranır ve bir yandan aşağıya doğru çekerken bir yandan da sıkılarak sağım gerçekleştirilirdi. Yengem çocuk halime aldırmadan inekler arasında en uysalı olan Karanfil adı verilen ineği sağmama izin verirdi. İneklerin de insanlar gibi huylusu ve huysuzu var. Yengemin ahırında bulunan en yaşlı inek olan „Karanfil“ -sanırım rengi siyah olduğu için bu isim verilmiş - oldukça uysaldı. Yöresel tabirle „mozika inek“ idi. Mozika, artık doğum yapmayan, hergün az da olsa süt veren ineklere denirdi. Onun kızı olan „Yıldıza“ ise huysuzun teki idi. O da siyah bir inekti ve altında üçgen şeklinde nişan dediğimiz beyaz bir bölüm vardı. Onun ismi de yıldıza benzetilen bu üçgen şekilden geliyordu. Karanfil‘in torunu yani „Yıldıza“nın kızı „Nazara“ ise ne anneannesi kadar

sakin ne de „Yıldıza“ kadar aksi idi. Dayımın köyünde „Sarıkız“ ve „Nazara“ en fazla kullanılan inek ismi idi. „Nazlı“, „Karakız“ ve „Altın“ ismi de çokça tercih edilirdi. Yengem inekleri sağdıktan sonra sütü tel süzgeç ile süzdürür, taze olarak tüketilecek olanı ayırdıktan sonra kalanını peynir ve yoğurt yapmak için kullanırdı. O zamanlar evlerde elle kolunu çevirmek suretiyle çalışan, sütten yağı ayıran süt makineleri vardı. Bu makinenin üzerinde sütün konulduğu genişçe bir kap bulunur, kolu çevirdikçe süt bu kaptan aşağıya makinenin içine akar ve burada ayrışan süt ve yağ farklı borulardan farklı kaplara boşalırdı. Yağı alınmış sütten yapılan yoğurt hiç makbul sayılmazdı. Hatta konu komşuya makine yoğurdu adı verilen bu yağsız yoğurttan götürmek hakaret sayılırdı. O zamanların yadırganan makine yoğurdu bugünlerde „diyet“ ya da Kanada‘daki adıyla „low fat“ veya „0%“ yoğurt olarak büyük rağbet görüyor. Yengemin taze olarak tüketmek için ayırdığı sütü kaynattıktan sonra içerdik, ya da içine ekmek doğrar, biraz da şeker ilave ettikten sonra yemek niyetine

Köylülüğü kaybetmek Y

azları çocukluğumun geçtiği dayımın köyünde o kadar çok farklı şeye şahit oldum ki saymakla bitmez. Köy Karadeniz köyü olunca evler arasındaki mesafeyi siz düşünün. Ancak mesafenin uzaklığı hiç sorun olmazdı. Bakkala gitmek için 2, değirmene 3, camiye 2 kilometre yürürdük. Birkaç kilometre mesafede yaşayanlar yakın komşu sayılırdı. Komşu komşunun külüne muhtaçtı. Bir evde mutlaka tuz, şeker, hamur mayası veya yoğurt mayası eksilir ve komşunun kapısını çalınırdı. İnsanlar birbirlerini gözetler, işler imece usulü bitirilirdi. Düğünler şimdiki gibi şehirde düğün salonlarında değil, köyde olurdu. Anneler oğullarına kızları bu düğünlerde seçerdi. Önce kına gecesi, sonra gelin alma ve ardından cumalık. Şimdiki gibi sokak lambaları, araba yolları yoktu. Yollar patika ve karanlıktı. Boş ispirto şişesinin içine gazyağı doldurulur, şişenin ağzından içeri bir fitil sarkıtılıp yakılırdı. Şimdi molotof kokteyli adı verilen ve terörist silahı olarak kullanılan bu aydınlatma aracı ile yolumuzu bulurduk. Fındık hasadının yapıldığı ve harmanlandığı Ağustos ayı boyunca günde en az bir kaç kişi kapımızı çalardı. Bunlar fındık toplayıcıları ya da dilencilerdi. Toplayıcılar genelde yakında bulunan bir Kur’an Kursu’nun öğrencileri idi. Allah Rızası diyerek köylüden fındık toplarlardı. Dilenciler ise genelde doğu illerinden gelirlerdi. Köylerde boş çevirme adedi olmadığından dayım hepsine birer tas verir gönderirdi. Yine yazları seyyar Kur’an okuyucular türerdi. Ölmüşlerinin ruhuna diyerek girerlerdi söze ve birkaç sayfa Kur’an okuduktan sonra para beklerlerdi. Anneannem “Kur’an parayla okunmaz” diyerek para verdirtmezdi dayıma. Para yerine sofrayı kurar, misafirin karnını bir güzel doyurup gönderirdi. Sonra hızarcılar vardı. Büyük hızarları

olurdu bu kişilerin. Tezgâhlar kurulur, bu tezgâhlarda hızarla birlikte kerestelik ağaçları keserlerdi. En ilgimi çeken ise sünnetçi idi. Sünnetçi kapıya kadar gelir, sünnet edilecek çocuk var mı diye sorardı. Eğer varsa hemen oracıkta sünnet ederdi. Bugünkü gibi merasimler falan olmazdı. Evde kim varsa çocuğu kucağına oturtturur, sünnetçi işini bitirip giderdi. Benim tanıdığım sünnetçi, oldukça yaşlı bir amca idi. Dayım, sünnetçinin 90 yaşın üzerinde olduğunu söyler, babasını, kendisini ve oğlunu bu kişinin sünnet ettiğini anlatırdı. Anlayacağınız dayımın köyü ve civar köylerde yaşlı genç hepsi onun elinden geçmişti. Bir yaz köye uğramayınca, sorup soruşturulmuş, bu yaşlı sünnetçinin öldüğü haberi alınmıştı. Uzunca bir aradan sonra tekrar dayımın köyüne gitmek nasip oldu. Gerçi köy şehire bağlanmış, mahalle olmuş. Dayım, bir köylülüğümüz vardı onu da elimizden aldılar diyerek sitem ediyor. Çok katlı binalar, villalar, beton yollar... Arabalar sayesinde mesafeler kısalmış ama insanlar birbirinden uzaklaşmış. Bırakın kilometrece uzaktaki komşuyu, yan komşuyla bile görüşen yok. Herkes kendisine ait yeni bir dünya kurmuş. Fanus içindeki bu dünyada komşunun, akrabanın yeri yok denecek kadar az. Dilencilerin, hızarcıların, sünnetçilerin geçtiği patika yolların yerine yapılan araba yollarından, ekmek, dondurma ve manav arabaları geçiyor artık. Köylüyüm diye geçinenlere, ekmek, domates, salatalık, patates, yumurta, süt, peynir, yağ satıyor girişimci ruha sahip şahıslar. Kısacası o eski köy eski insanlarla birlikte gitmiş, yerini alan mahalle ise ruhsuz bir yapıya bürünmüş.

D

yerdik. Sütün yağı, kaynadıktan sonra üzerine çıkardı. Kaymak dediğimiz bu tabakayı yemek bir başka zevk verirdi. Nedense o zamanlar süt sadece sıcak içilirdi. Bizim için soğuk süt kavramı sonralardan ortaya çıktı. O zamanlar süt şimdiki gibi pastorize de edilmezdi. Türkiye‘de belli yörelerde halen çiğ süt bulma imkanı var ama büyük şehirlerde eski sokak sütçülerinin yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla insanlar mecburen pastorize süt tüketir oldu.. Kanada’da ise süt neredeyse 100 senedir pastorize ediliyor. 1991 yılından beri de çiğ süt (raw milk) satışı Kanada genelinde yasak. Çiğ sütten yapılan peynirler 60 gününü doldurduktan sonra satılabiliyor. Gerekçe ise sütten kaynaklanan hastalıkların önüne geçmek. Diyelim ki Kanada’nın herhangi bir eyaletinde bir çiftliğiniz ve çiftliğinizde inekleriniz, koyunlarınız ya da keçileriniz var. Bu hayvanlardan elde ettiğiniz sütü kendiniz tüketebilirsiniz ancak eşe dosta vermeniz veya piyasada satmanız yasak. Satmak isterseniz de yaptırımlarına katlanmak zorundasınız.

Tavuk, balık, kelle; bunlar yenir elle

avetini kırmayarak bir Bangladeşli arkadaşımın evine akşam yemeğine gittim. Yemeği, çatal-kaşık ve bıçak kullanmadan elle yemeleri dikkatimi çekti. Pilav, et yemeği ya da salata fark etmez her şeyi elle yiyorlar. Daha önce Hintli ve Kuzey Afrikalı insanların da elle yemek yediklerini duymuştum ama ilk kez nasıl yendiğine şahit oldum. Sofraya oturmadan önce eller yıkanıyor, yalnızca sağ el kullanılıyor. Bunun yanı sıra, başparmak ile işaret parmağı ve orta parmak kullanılarak tabaktaki yemek kavranıyor ve ağza götürülüyor. Bazılarımıza garip gelebilir ama dünya nüfusunun yarısından fazlası yemeğini herhangi bir alet kullanmadan yiyor. Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelerde de çubukla yemek yendiğini göz önünde bulundurursak çatal-kaşık ve bıçak kullananların sayısı epeyce azalıyor. Batılılar elle yemek yiyen milletlere geri kalmış gözüyle baka dursun, onları da elle yemek yiyen milletler arasında saymak pekâlâ mümkün. Fast food restoranlarına bir bakın, çoğunda isteseniz de çatal-kaşık veya bıçak bulamazsınız bile. Sandviç, hamburger, pizza, patates kızartması, soğan halkası, tavuk kanadı, tavuk, dürüm vs. hep elle yeniyor. Biz millet olarak yemeğin çeşidine ve ortamına göre hem alet kullanarak hem de elle yiyoruz. Ama elle yemeği galiba daha çok seviyoruz. “Tavuk, balık, kelle; bunlar yenir elle” diye de bir sözümüz var. Veya “bandırmak” diye bir kelimemiz var ki nedense bu şekil yenilen yemek hepsinden daha lezzetli oluyor. Sade, sucuklu ya da pastırmalı yumurta, menemen ve mıhlama gibi yemeklere çatal batırmak yemeğe hakaret sayılır zaten. Elle yemek yedikten sonra parmakları

yalamanın zevki olmasaydı “O kadar lezzetli ki parmaklarını yersin” sözü bir anlam ifade etmezdi. Masa yerine yerde yemek de ayrı bir zevk olsa gerek. Dayımın köyünde bağdaş kurarak oturduğumuz sofrada olsun, üniversite yıllarında gazete kâğıtları üzerine hazırladığımız sofralarda olsun yediğimiz yemeklerin tadı hâlâ damağımdadır, unutmuş değilim. Bizi medenileştirmek için olsa gerek, üniversitede sofra düzenini anlatan bir ders vardı. “Yemek çatalı tabağın solunda; yemek bıçağı tabağın sağında; yemek kaşığı tabağın sağında, bıçağın dışında; balık çatalı tabağın solunda, çatalın dışında; balık bıçağı tabağın sağında, yemek bıçağı dışında; meze çatalı tabağın solunda, diğer çatalların dışında; meze kaşığı tabağın ön kısmında, çerez ve pasta çatalı sapı sola doğru bakacak şekilde tabağın ön kısmında; çerez ve pasta bıçağı keskin tarafı tabağa, sapı sağa doğru bakacak biçimde tabağın ön kısmına gelecek...” İyi de bu düzende çatal solda olduğu için yemek sol elle yenmek zorunda. Hâlbuki bizim dinimizde ve kültürümüzde sol elle yemek hoş karşılanmıyor. Neyse gelelim elle yemenin inanılan faydalarına: Yiyeceği elle hissedince mideye hazırlıklı olması için sinyal gönderiliyor. Yiyeceğin şekli, sıcaklığı gibi etkenlere göre mide kendisini hazırlıyor, önceden enzim ve mide suyu salgılıyor. Bir anlamda parmaklar sindirim sisteminin bir parçası hâline geliyor. Aletlerle yemek insanı hızlandırıyor ve fazla yemesine sebep oluyor. Elle yenince yenen yiyecek miktarı daha iyi ayarlanıyor. Tatma ve koklama ile birlikte dokunma da işin içine giriyor ve yiyecekten daha fazla zevk alınıyor.


10

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016

Baby Boomers kuşağı B

Baby Boomers, 2. Dünya Savaşı’nın ardından doğan ve ülkesine göre savaş sonrası 10 ila 20 yıl arasında doğanlara deniyor. Bu dönem, doğum oranının çok yüksek olması nedeniyle bu adla adlandırılıyor.

aby boomers, 2. Dünya Savaşı’nın ardından doğan ve ülkesine göre savaş sonrası 10 ila 20 yıl arasında doğanlara deniyor. Bu dönem, doğum oranının çok yüksek olması nedeniyle bu adla adlandırılıyor. Kanada’da bu süre 1945 ile 1965 yılları arası olarak kabul ediliyor. 1961’de doğum oranı azalmaya başlamış, 1964 ve 1965 yıllarında yüzde 8 gibi büyük bir düşüş yaşandığından, 1965, baby boomer döneminin sona ermesi olarak kabul edilmiş. 20 yıllık dönemde yaklaşık 9 milyon bebek dünyaya gelmiş. Yıllık ortalaması 400 binden fazla. Nüfusu iki kattan fazla artan ve bugün 35 milyon olan Kanada’da yılda bu kadar bebek doğmuyor desek rakamın büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Her bir kadına 3.7 bebek düşüyormuş. Bugün bu oran 2’nin altında. 2011 nüfus sayımına göre baby boomer olarak

adlandırılan kuşağın toplam nüfus içindeki oranı yüzde 30’larda. Baby boomers olarak adlandırılan kuşak yaşlanmaya başladı. En genci 50 yaşına, yaşlısı ise 70’lere ulaştı. Nüfusun önemli bir kısmını temsil eden bu kuşağın davranışları, yaşam biçimleri, alışkanlıkları Kanada’nın politikalarını belirledi ve hâlen de belirlemeye devam ediyor. 2001’de emeklilerin nüfusa oranı yüzde 11 iken, bu kuşağın emekli olmasıyla 2030 yılında bu rakam yüzde 23’e çıkacak. Bu kuşak emekliye ayrıldığından Kanada’nın iş gücü zayıflıyor, yaşlandığından sağlık giderleri artıyor, öldüğünden nüfusu azalıyor... Kanada İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, baby boomer denen kuşağın annelerinin çoğunluğu iki dünya savaşı arasında, 1919-1940 yılları arasında doğan kadınlardan oluşuyor.

2011 verilerine göre, 3.1 milyon kişi, yani her 10 Kanadalıdan birisi bu kuşağın ebeveyni olarak kayıtlarda yer alıyor. 1972 ila 1992 yılları arasında doğan kişilerin yüzde 60’ının annesi ise baby boomer denen kuşaktan. 2011 verilerine göre yaklaşık 9 milyon kişi, nüfusun yüzde 27’si bu kuşağın çocukları ve genelde ‘echo of the baby boom’ ya da “Y” kuşağı olarak anılıyor. İstatistikler baby boomers kuşağının kendilerinden önceki kuşaktan çok daha az çocuk yaptığını ortaya koyuyor. Kanada’da jenerasyonlar, Baby Boomers (19451965), Parents of Baby Boomers (1919-1940) ve Children of Baby Boomers (1972-1992) ile birlikte World War II (19411945), Baby Basters ya da Generation X (1966-1971) ve New Generation Z veya Internet Generation (19932011) olarak adlandırılıyor.

“Quebec Özgürlük Cephesi” Orjinal adıyla “Front de libération du Québec”, Türkçesiyle “Quebec Özgürlük Cephesi” 19631970 yılları arasında Quebec’in bağımsızlığı için mücadele eden ve çeşitli terör eylemleri gerçekleştiren bir örgüttür.

M

arksist-Leninist bir düşünce yapısını benimseyen bu örgütün amacı Quebec’i Kanada’dan ayırıp bağımsız sosyalist bir devlet kurmaktı. Bu terör örgütü aktif olarak faaliyet gösterdiği 7 yıl boyunca Montreal Borsası’nın bombalanması dahil 160’a yakın terör eylemi yaptı. Bu eylemlerde 8 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi de yaralandı. 1970 yılında “Ekim Krizi” adı verilen olayda Quebec Çalışma Bakanı Pierre Laporte bu örgüt tarafından kaçırılır, ardından boğularak öldürülür. Kaçırılan İngiliz Ticaret Komiseri James Cross ise yapılan pazarlıkların ardından serbest kalır. 1960’ların başında Sovyet gizli servisi tarafından kurulan ve finansmanı sağlandığı iddia

Pierre Laporte FLQ üyelerince kaçırıldıktan sonra öldürülen Quebec Çalışma Bakanı Pierre Laporte’nin cesedi örgüt üyelerinden Paul Rose’nin arabasının bagajında bulunmuştu. edilen örgüt, Quebec Bağımsızlık Hareketi tarafından desteklenir. Bazı kaynaklar ise örgütün arkasında CIA’nin olduğunu yazarlar. Örgüt yaptığı propagandalarda Anglo Sakson emperyalizmine karşı olduklarını ve anadili Fransızca “Quebec İşçi Birliği”ni kurmak istediklerini belirtirler. Bunu yaparken de emperyalizme karşı koyan ve bağımsızlıklarını kazanan eski koloni ülkelerini örnek alırlar. Bu örgüte üye olanlara ve destekçilerine Front de libération du

Québec’in kısaltması olan FLQ’un Fransızca söylenişi olan “Felquistes” adı verilirdi. Bu örgütün önde gelenlerinin bir kısmı Ürdün’deki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kamplarında eğitim aldılar. Örgüt birbirinden bağımsız hücrelerden oluşuyordu. Quebec Özgürlük Ordusu, Quebec Devrimci Ordusu, Popüler Kurtuluş Hareketi gibi isimler altında ve her hücre kendi başına eylemler yapıyorlardı. Dönemin Başbakanı Pierre Trudeau’nun sıkıyönetim yasasının

uygulanacağını açıklaması sonrası sert tedbirler alınır. Polisin yaptığı operasyonlarda çok sayıda örgüt üyesi ya da destekçisi tutuklanır. Çalışma Bakanı Laporte’nin öldürürülmesi bir anlamda örgütün sonunu hazırladı. Örgüt bu eylemle çoğu destekçisini kaybetti. Terör ile sonuç alınamayacağını anlayan bağımsızlık yanlıları, bir terör örgütü yerine amaçlarına siyasi yollardan ulaşmak için Parti Québécois’e destek vermeye başladılar. Bu destek sonucu Quebec’te Parti Québécois 1976 yılında iktidara gelir. Örgütün akıl hocası olarak gösterilen gazeteci-yazar Pierre Vallières de örgütü “şok edici bir grup” olarak nitelendirerek Parti Québécois’ya katılır. Polis tarafından yakalanan örgüt sempatizanları serbest bırakılır, örgütün akfif üyesi olan ve eylemlere katılanlar ise çeşitli uzunluklarda hapis cezalarına çarptırılırlar. Yaklaşık 7 yıl Quebec’te terör estiren “Quebec Özgürlük Cephesi” böylece dağılır gider. Parti Québécois ise Quebec’in bağımsızlığı için birisi 1980, diğeri 1995’te iki referanduma ön ayak olur. Ancak her iki referandumda da Quebec halkı tercihini Kanada’dan yana kullanır.


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

PROHiBiTiON

www.canadaturk.ca

11

İçki Yasağı

Türkiye’de gömlek markası oldu

A

vrupa’da başlayan ve Kuzey Amerika’yı da etkisi altına alan içki yasağı Prohibition, 1800’lü yılların ortalarında başladı ve bazı ülkelerde 1950’li yıllara kadar devam etti. Protestanların başını çektiği çeşitli sivil toplum kuruluşları, özellikle de kadınlar bu yasağın uygulanmasında büyük rol oynadılar. Alkollü içecekler açlığın, işlenen suçların, hastalıkların ve aile içi şiddetin sorumlusu olarak gösterildi. Kanada’nın bazı şehir ve kasabalarında alkol yasağı 1800’lü yılların sonlarına doğru başladı. Ülke genelinde alkol yasağı için 29 Eylül 1898 yılında bir referandum bile yapıldı. Bağlayıcılığı olmayan bu Referandum sonucuna göre halkın yüzde 51.2’si evet oyu kullandı. Oylamaya karşı hayır oyu veren tek eyalet ise yüzde 80’le Quebec oldu. Eyaletler bazında ilk yasağı uygulayan eyalet 1901 yılında Prince Edward Island oldu. Bu eyaleti 1916 yılında Alberta ve Ontario takip etti. Quebec ise yasağı 1919’da kabul etti, ancak halktan gelen tepki üzerine kısa bir süre sonra yasağı kaldırdı. 1917 yılında Kanada hükümeti alkol derecesi yüzde 2.5’ten fazla olan içkilerin ülkeye ithaline, yasağın uygulandığı eyaletlere nakliyesine ve üretimine yasak getirdi. Barlar, meyhaneler kapatıldı. Tüm halka açık alanlarda ve etkinliklerde alkol yasağı başladı. I.Dünya Savaşı alkol yasağının başarılı olmasında etkili oldu. Alkole karşı kampanya düzenleyenler alkol almayan askerlerin daha başarılı olacaklarını ve savaştan geri döndüklerinde daha sağlıklı bir çevreyle karşılaşacakları görüşünü de savunuyorlardı. 1918 yılında ülke genelindeki alkol yasağı War Measures

Act’ın bir parçası halini aldı. Ancak, alkol yasağının uygulanmasında sorunlar çıkmaya başladı. Üretiminin, satışının ve içilmesinin yasaklanması sonrası kaçakçılık olaylarında artış görüldü. Kaçak üretim ve satış yapanlarla içenlere çeşitli hapis cezaları verildi. Bu dönemde cezaevlerinde doluluk oranları tavan yaptı. Suç örgütleri ortaya çıktı. ABD’nin Chicago şehrinde faaliyet gösteren ve en büyük geliri kaçak içkiden olan Al Capone liderliğindeki suç örgütünün kolları Ontario eyaletine kadar uzandı. Kanada’nın simgelerinden birisi haline gelen zencefil sodası markası Canada Dry, bu dönemlerde üne kavuştu. Zencefil sodasının içine kaçak üretilen ev yapımı likör karıştırıp içiliyordu. “Fayda sağlamadığı ve halkın alkol kullanmasını engellemede yetersiz kaldığı” gerekçesiyle alkol yasağına karşı bazı gruplar tarafından eyalet ve federal düzeyde lobi faaliyetlerine başlandı. Yasak kalksın ancak katı kurallar getirilsin dendi. Sonunda eyaletlerdeki alkol yasakları 1920’li yıllarda yavaş yavaş yürürlükten kalkmaya başladı. 1920 ve 1925 yılları arasında beş eyalet yasağa son verdi. Ontario’daki yasak ise 1927 yılında son buldu. Yasağa ilk başlayan eyalet olan Prince Edward Island ise 1948 yılına kadar uygulamayı sürdürdü. Avrupa ülkeleri ve Kanada dahil Kuzey Amerika ülkeleri alkol yasağı ile uğraşırken Osmanlı’da da bir sivil toplum kuruluşu olarak “Hilâl-i Ahdar” yani bugünkü adıyla Yeşilay’ın temelleri atılır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra ise alkollü içki tüketmek Batılılaşmak olarak empoze edilir. Türkiye Batılılaşırken! aynı tarihlerde Batı’nın alkollü içkilere savaş açması ve yasaklaması oldukça manidar.

2003-2006 yılları arasında görev yapan Eski Kanada Başbakanı Paul Martin, Türkiye’de gömlek markası oldu.

İ

stanbul merkezli bir tekstil firması tarafından uluslararası bir marka haline getirilen Paul Martin, Pierre Cardin,Calvin Klein ve Tommy Hilfiger gibi markalara rakip oldu. Geçmişi 2008’lere dayanan firmanın kurucuları, Kanada’da yaşayan bir arkadaşlarının önerisi ile Paul Martin ismini gömlek markası olarak seçmiş ve Türkiye’de tescil ettirmişler. Firma, amblem olarak ise maple yaprağı kullanıyor ve Paul Martin markasının altında Canadian yazıyor. Firma ayrıca Paul Martin’in yanı sıra “Paul and Turtle” isminde başka bir marka altında da gömlek üretimi yapıyor. İstanbul’daki satış mağazası dışında Türkiye genelinde 100 civari satış noktasında bulunan Paul Martin, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinde de birçok mağazazda satılıyor.

Paul Martin Eski Başbakan

Kanada isimleri revaçta Montreal’den Toronto’ya kadar pek çok Kanada şehrinin ismi Türkiye’de özellikle mobilya sektöründe sıklıkla kullanıyor. Montreal, Ottawa veya Vancouver koltuk takımlarından Regina mutfak dolaplarına kadar değişik ürünlerde bu isimleri görmek mümkün. Türkiye’de faaliyet gösteren köklü bir tekstil firmasının da Niagara adıyla bir erkek giyim markası da bulunuyor.


12

www.canadaturk.ca

ARALIK/DECEMBER, 2016

Kanada babayiğide ihtiyaç duymamış

A

BD, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, Japonya, Güney Kore, Çin ve Hindistan gibi ülkeler otomotiv sektöründe markalarıyla söz sahibi ülkeler. Çok sayıda otomobil üretim fabrikasının bulunduğu Türkiye ve Kanada’nın ise kendilerine ait bir markası yok. Türkiye, Cumhuriyet’in ilanının 100. yılında, yani 2023’te yerli üretim otomobil için bir babayiğit araya dursun, Kanada’nın babayiğitlerine ne olmuş ona bakalım. Motorlu otomobilin atası 1600’lü yıllarda Çin’de üretilmiş. Buhar ile çalışan bu otomobil sadece krala hediye edilen büyük bir oyuncak imiş ve ne şoförü ne de yolcusu varmış. Modern anlamda otomobilin mucidi kim sorusu ise tam olarak cevaplanamıyor. 1700’lü yılların sonundan itibaren motorlu bir taşıt yapmak için çok sayıda girişim olmuş ama 1879’da yaptığı motora ve 1885 yılında da “Motorwagen” adını verdiği üç tekerlekli otomobile patent alan Alman mühendis Karl Benz ilk motorlu otomobilin babası olarak kabul edilir. 1879’da kocasının yaptığı otomobil ile uzun bir yola çıkan Karl Benz’in eşi Bertha Benz ise dünyanın ilk en uzun mesafe şoförü olarak anılır. Dizel olarak bilinen motorun mucidi ise bir Alman mühendis olan Rudolf Diesel. Diesel, 1892’de buluşuna patent alır ve 1897’de üretime geçer.

The Chatham Motor Company tarafından Chatham, Ontario’da 1909 yılında üretilen Chatham marka otomobil. Bugün dünya otomobil devlerini barındıran ABD’de ise otomobil üretimi Avrupa’dan sonra başlar. Ancak seri üretim, ucuz fiyat ve değiştirilebilir parçalar ABD’de hayat bulur. 1900’lü yılların başında Ransom Olds, Dodge kardeşler ve özelikle Henry Ford gibi isimlerin öncülük ettiği ABD otomotiv sektörü kısa sürede büyük yol alır. Detroit üçlüsü adı verilen dünya otomobil pazarının en büyük oyuncularından Ford, GM ve Chrysler bu

temeller üzerinde yükselir. Gelişmişlik düzeyi ile G8 ülkeleri içinde yer alan Kanada’nın bugün kendisine ait bir otomobil markası olmaması dikkat çekici. Aslında varmış ama varlık gösteremeden ya kaybolup gitmişler ya da ABD firmalarınca satın alınmışlar. Brooks, Redpath, Tudhope, McKay, Galt Gas-Electric, Gray-Dort, Brockville Atlas, Russell, McLaughlin ve Studebaker bunlardan bazıları. Kanada’nın sağladığı kolaylıklar

sebebiyle ABD firmaları Kanada’da üretime başlamışlar. Bu firmalarının gelmesiyle Kanada’da parça üreten yan sanayi gelişirken, onlarla rekabet edemeyen Kanada’nın kendi yerli markaları ise bir bir piyasadan silinmeye başlamışlar. Otomotiv endüstrisine kendi markasını veremeyen Kanada, öte yandan ABD firmalarının yanı sıra diğer otomobil firmaları için de bir üs konumuna gelmiş. Yılda iki milyondan fazla araç üretimiyle dünyada en fazla araç üreten ülkeler arasında ilk onda yer alıyor. Şu anda tamamı Ontario eyaletinde olmak üzere Kanada’da Chrysler, Ford, GM, Hino, Honda ve Toyota’nın fabrikaları bulunuyor. Kanada’nın markaları rekabete yenik düşerek ortadan kaybolurken, Türkiye’nin gerçek anlamda yerli otomobil markası hiç olmadı. 1961 yılında bir devlet projesi olarak dört adet ancak yapılan ve trajikomik bir sonla noktalanan Devrim ile gövdesi cam elyafından yani fiberglastan yapılan ve yürüyen tabut olarak adlandırılan Anadol marka arabalar yerli marka olarak sayılır mı, tartışılır. Ancak 1960’lardan sonra Ford, Renault ve Fiat gibi markaların montaj fabrikaları kurmasıyla Türkiye otomotiv üretimi ile tanıştı. Hem Türkiye hem de Kanada kendine ait bir markası olmadan dünya markalarının araç üretimi yapan üs konumunda.

Çanakkale savaşan Kanada askerleri ANZAK’ların yanı sıra Çanakkale’de Newfoundland Kraliyet Alayı (The Royal Newfoundland Regiment) askerleri de İngilizlerle birlikte Osmanlılara karşı savaştı.

N

ewfoundland o zamanlar bir İngiliz kolonisi idi. Ada, Kanada’ya ancak 1949 yılında bağlandı ve Kanada’nın eyaleti statüsünü aldı. 1. Dünya Savaşı başladığında Newfoundland’in nüfusu 240 bin civarındaydı. İngiliz ordusuna destek sağlamak amacıyla Newfoundland hükûmeti askerî birlik hazırlama kararı aldı. Düzenli bir askerî birlikleri olmadığı için gönüllülerden oluşan bir alay kuruldu. Bu alay Mavi Dolaklılar* (Blue Puttees) olarak anıldı. Nedeni ise kumaş sıkıntısı nedeniyle

Çanakkale’de hayatını kaybeden ilk Kanadalı asker Hugh Walter McWhirter. askerlerin kullandığı hâki renk dolak yerine mavi dolak kullanmaları. Önce 500 kişilik bir grup İngiltere’ye giderek eğitime tabi tutuldu. Bu sayı yeni katılanlarla birlikte 1000’e çıkartıldı. Daha sonra bu askerler önce Mısır’a kaydırıldı, ardından da İngiliz ordusunun 29. Bölüğü ile birlikte Çanakkale Kara Harekâtı’nda görevlendirildi.

Newfoundland birlikleri 20 Eylül 1915’te Suvla Koyu’na çıktı. Keskin nişancıların ve topçu ateşinin hedefi olan Newfoundland birlikleri, bir yandan da aşırı soğuk ve salgın hastalıklarla da mücadele ediyorlardı. Kara Harekâtı başarısız olunca geri çekilen İngiliz birlikleriyle birlikte Newfoundland askerleri geride 49’u ölü, 93’ü yaralı olmak üzere toplam

142 zaiyatla Çanakkale’den ayrıldı. Newfoundland askerleri Çanakkale’den ayrılmışlardı ama onlar için savaş henüz bitmemişti. İngilizler bu sefer onları Batı Cephesi’ne kaydırdı. Fransa’da Somme Savaşı olarak bilinen İngiliz ve Fransız birliklerinin Almanlarla yaptıkları savaşa yine 29. Bölük ile katılan Newfoundland askerleri, Beaumont Hamel bölgesinde savaşın ilk günü olan 1 Temmuz’da büyük bir hezimete uğradı. Almanlara karşı taarruza geçen 801 Newfoundland askerinden 733’ü ilk yarım saat dahi dolmadan öldü ya da yaralandı. Sadece 110 asker bu saldırıdan yara almadan kurtulabildi. Sonraki günkü yoklamada ise Newfoundland askerlerinden sadece 68’inin hayatta olduğu anlaşıldı. Böylece bir kısmı Çanakkale’de ölen Newfoundland askerlerinin neredeyse tamamına yakını hayatını kaybetmiş oldu. *Dolak: Askerlerin bacağa, baldıra tozluk yerine doladıkları uzun ve ensiz kumaş parçası. Dolak, askere rahat hareket etme olanağı verdiği gibi, onu tozdan ve soğuktan da korurdu.


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

www.canadaturk.ca

13

EĞİTİM YOLUYLA KANADA’YA GÖÇMENLİK: Kanada, 6 yıldır üst üste Forbes’a göre en iyi üne sahip ülke olarak yer almaya devam etmektedir. Bugün, Woori Education and Immigration Türk departmanı ile nasıl eğitim yoluyla nada’ya göç edilebilecegini konuştuk:

Eğitim ile Kanada ya göçmenlik nasıl olur? - Kanada’da college veya üniversite mezunları Kanada’ya deneyim sınıfı yolu ile göç edebilirler. Ontario’da bir yıl kadar çalışma tecrüben varsa, Skill Type 0, Skill Level A veya Skill Level B başlıkları altında kalıcı oturma iznine başvurabiliyorsun. Devlet okullarından mezun olduktan sonra öğrenciler çalışma iznine başvurabiliyor. Okuduğun süre kadar çalışma izni veriliyor. Neden devlet okulunda okumak ve mezun olmak gerekli? - Çünkü CIC’nin Web sitesindeki bilgilere göre çalışma izni, devlet okullarından mezun olanlara verilir. Tamamen özel olan bir okuldan mezun olanların çalışma izni alması garanti değildir. Devlet okulunda okumanın maaliyeti ne kadardır? - Uluslararası öğrencilere yaklaşık $12,000’a malolur. Bu arada, altını çizmek lazım, okul sırasında haftada 20 saat ve okul tatillerinde haftada 40 saat çalışabilir öğrenciler.

BU BiR REKLAMDIR

Türk öğrenciler için herhangi bir özel indirimler var mıdır?

- Genelde okullar uluslararası öğrenciler için özel indirim yapmıyorlar. Ama tabii ki istisnalar vardır ve orada biz Woori olarak devreye giriyoruz. Örneğin, Centennial College, Kanada’nın en büyük ve en bilinen okullarından biridir. Woori, Türk öğrencilere özel fırsatlar sunuyor ve okul kabul mektubunun gelmesini daha kolay sağlıyor. Bu fırsatlar hakkında bilgi almak için Woori Eğitim ve Göçmenlik Merkezi’ne başvurmanız gerekecektir. 1966 yılında kurulan Centennial College, Ontario’daki en eski devlet kolejidir ve en çok kültürden öğrencinin okuduğu okullardan biridir. Neredeyse 100 etno-kültürel gruplar temsil edilir ve 80 dil kampüste konuşulmaktadır. Centennial College, daha fazlası da dahil olmak üzere 150 program sunmaktadır: Lisans, diploma, sertifika, lisansüstü sertifika, co-op programları, hızlı eğitim, uzaktan eğitim ve ikinci kariyer. Bunlar 40 alan üstünden öğrencilere sunulur. Yaklaşık 18,000 tam zamanlı öğrenci ve 20,000 yarı zamanlı öğrenci üniversitede kayıtlı bulunmaktadır. Üniversite giriş temel koşulu nedir? - İngilizce dil bilgisi, en önemli kolej şartlarından biridir. Gerekli düzeyde İngilizcen z yoksa, Centennial College size ILSC (International Language Schools of Canada)gibi saygın dil okulunda akademik eğitimden geçmenizi ister. ILSC’de buna University Pathway Programı denir. Eger ki bu programı başarı ile tamamlarsanız,

ortak olduğu eğitim kurumlarına doğrudan geçiş imkanı sağlar. ILSC’de Türk öğrenciler için Türkçe konuşan danışmanlar vardır. Greystone College özel bir kariyer kolejidir ve ILSC’nin bünyesindedir. 2003 yılından beri ulusal ve uluslararası kuruluşlarca tanınan kariyer sertifika programları sunar. İşletmede müşteri hizmetleri finans ve insan kaynakları gibi staj opsiyonlu programları vardır. İyi bir dil okulunda eğitim pahalıya mal olabilir; ama Woori öğrencileri için değil. ILSC Woori Türk öğrencilerine % 25 indirim sağlamaktadır. Bu indirim hakkında bilgi almak için bize başvurmanız gerekir. Bize Woori hakkında bilgi verebilir misiniz? Neler yapıyorsunuz? - Woori Education and Immigration özel global bir şirkettir. 19 departmanımız ve 60’tan fazla çalışanımız vardır. Türkçe konuşan danışmanımız da bulunur. Kanada’da üç tane ofisimiz ve yurt dışında ofislerimiz var. Buna ek olarak, lisanslı göçmenlik danışmanlarımız size Kanada vizesi , çalışma izni ve okuma izni ve en son işlem olan kalıcı oturma izninde (PR) yardımcı olur. Şu anda Türkiye’de olan öğrencilere yardımcı olabilir misiniz, yoksa

Kanada’da mı olmak gerekir? -Evet kesinlikle biz Turkiye’de olan fakat Kanada’ya gelmek isteyen öğrencilere yardımcı oluyoruz. Her ülkede ofis kurmamıza gerek olmadığından dolayı öğrencilerimize uygun maaliyette hizmet verebiliyoruz. Woori Education and Immigration bilgileri: Web sitesi: www.woorieurope.com/tr E-posta: turkey@woori.ca Toronto Merkez Ofisi: 36 Eglinton West Ave, Office 305 MF 11-6, Tel: (647) 556-3400.


14

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

www.canadaturk.ca

15


16

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

www.canadaturk.ca

17


18

{

www.canadaturk.ca

{

FRUITERIE ERMIS Günlük taze meyve ve sebzeler Türk gıda ürünleri Tel: 514 329-2220 3257 Henri Bourassa E. Coin (corner) St-Michel, Montreal, QC H1H 1H3

ARALIK/DECEMBER, 2016


{

ARALIK/DECEMBER, 2016

{

FRUITERIE ERMIS Günlük taze meyve ve sebzeler Türk gıda ürünleri Tel: 514 329-2220 3257 Henri Bourassa E. Coin (corner) St-Michel, Montreal, QC H1H 1H3

www.canadaturk.ca

19


20

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

K

anada’da sistem, bir şekilde yetim ve öksüz çocuklar üretiyor. Boşanma oranları yüzde 50 üzeri olduğu için Kanada’da her dört çocuktan biri başka anne ve babanın yanında büyüyor. Bu sosyal paradoksta, aile içi şiddetden dolayı dayak yiyen, ensest ilişkiye maruz kalan, taciz edilen çocukları öğretmenleri okulda tespit ediyor ve yetkililere durumu bildirerek müdahale ettiriyor. Doktorların da böyle bir gizli görevi var. Sosyal Workerlar, ve daha pek çok devlet görevlisi, Children Aid Society (CAS)’ye risk taşıyan çocuğu rapor etmekle yükümlü. Ailesinin kusurundan dolayı bakımsız kalmış, kaza geçirmiş, dövülmüş çocukların ellerinden alınması için çok hassas davranıyorlar. 12 yaşından küçük çocukları evde yalnız bırakanları komşuları polise ihbar ediyor ve aynı işlem yapılıyor. Uyuşturucu ve aşırı içki kullanımından dengelerini kaybetmiş, suç dünyasına girmiş veya aileleri dağılmış pek çok çocuk, yetim ve öksüz kalıyor. Çünkü uzayıp giden mahkemeler nedeniyle anne ve babalarını bir daha göremeyebiliyorlar. Boşanmalardan sonra anne ve babanın bakmayı reddetmesinden dolayı yetim ve öksüz kalmış binlerce çocuk bulunuyor. Annesi ve babası ölmüş çocuklar da eklendiğinde ortaya müthiş bir rakam çıkıyor. Farkında mısınız bilmem ama Kanada adeta “yetim çocuklar ülkesi”. Kanadalı öksüz ve yetimlere Koruyucu Aile ( Foster Parent)

Yetim çocuklar ülkesi

olmak isteyenler bölgelerindeki CAS’a başvurabilir. İşlemler yaklaşık altı ay sürüyor. On beş sayfadan oluşan sorulara doğru cevaplar verilmesi, tek tek ailenin en küçüğünden en büyüğüne her ferdiyle yapılan mülakatlar, eşler arasındaki ilişkilerin masaya yatırılması süreci, oldukca sancılı geçiyor. Tüm testlerden başarıyla geçildikten sonra ailenin gelirinin kendilerinin verdiği yardıma gereksinimi olmadan da çocuk (ların) bakımlarını karşılayabilecek seviyede olmasına dikkat ediliyor. Aile, bu işi ticari bir amaçla para kazanmak için yapmaya kalkışıyorsa red cevabı veriyorlar. Bu aşamayı

da geçtikten sonra, sıra tüm aile üyelerinin katılmasının mecburi olduğu bir haftalık kursa geliyor. Polisten sabıkaları olmadığına dair “temiz belgesi” isteniyor. Ayrıca, evin fiziki ortamı yoklanıyor. Bu arada Koruyucu Aile ( Foster Parent) ile Evlat Edinme ( Adopted Child) arasındaki temel farkları bilmek gerekiyor. Koruyucu Ailelikte, size teslim edilen çocuk ailesinin hukuki ve sosyal durumuna göre sizden her an geri alınabiliyor. Hangi yaş grubunda çocuk istediğinizi siz bildiriyorsunuz. Bunlar: Yenidoğan-18 ay, 0-5 yaş, 6-12 yaş ve 12-17 yaş arası.

www.canadaturk.ca

21

Çocukları nüfusunuza geçiremiyorsunuz. Çocuk başı ayda 750 dolar civarında maddi, bazen de giyecek yardımı oluyor ve sağlık sigortası yapılıyor. Sosyal Worker gözetiminde duruma göre gerçek ailelerini görmelerine izin verilebiliyor. Ama ne aile sizi, ne de siz aileyi biliyorsunuz. İlk yıl ayda bir defa, daha sonraki yıllar iki ayda bir sorumlu oldukları sosyal güvenlik yetkilisi teftişe geliyor. Çocuklardan sorumlu başka bir devlet yetkilisi ise, rutin olarak ayda bir defa veya istediği zaman gelip ani teftiş yapabiliyor. Evlat Edinme yönteminde ise çocukları nüfusunuza yazdırıyorsunuz, sizden geri alınmıyorlar. Artık maddi ve nakdi yardımlar gelmiyor. Öz aileleri ile irtibat tamamen kesiliyor. Sosyal Workerların sizi mesafeli de olsa denetimi ise bitmiyor. Aileler, ‘Evlat Edindiğiniz ve Koruduğunuz Çocuğa Gerçeği Söylemek’ adlı bir kitaptan imtihan ediliyorlar. Her iki yöntemde de çocuklardan gerçeği gizlememeniz öğütleniyor. Gerçek hayat hikayelerinden alıntılarla dolu kitapta, gerçeği daha sonra öğrenen çocukların, evden kaçmadan, psikolojik kişilik bunalımlara, utanç ve aşağılanma duygusuna kadar pek çok travma yaşadığı vurgulanıyor. Bir yalan koca bir emeği kirletebiliyor. Gerçeği aniden öğrenince çocuk büyük oranda sizi suçluyor. İstatistikler, yüzde 50’ye yakın ailelerin gerçeği hiç söylemediğini, yüzde 25 civarında ise kısmen söylediğini ortaya koyuyor.


22

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016


{

ARALIK/DECEMBER, 2016

{

www.canadaturk.ca

23

EMLAK KÖŞESİ HAKAN ERKAN matt@erkan.ca

Yeni condo alırken dikkate alınması gereken ekstra masraflar: İnşaat firmasından condo alırken sözleşmenin mutlaka çok iyi analiz edilmesi gerekir. Aksi takdirde sürpriz masraflarla karşılaşılabilir. Sözleşmenin çok kapsamlı olması ve de teknik detaylarla dolu olmasından dolayı bir avukat tarafından incelenmesi ve de alıcıya izah edilmesi tavsiye edilir. Ne gibi masraflar çıkabilir ? Development charges: Condo kompleksi civarındaki, okul, sağlık hizmetleri, polis, itfaiye gibi alt yapının kurulması veya genişletilmesi için gerekli olan ücrettir. Rakam dairenin büyüklüğüne ve oda sayısına göre değişir. $2,000 - $4,000 civarında olabilir. Tarion Garanti Sistemi’ne kayıt ücreti: $800 - $900 civarındadır. Elektrik, su ve gas saatlerinin ilk bağlantı masrafları: $500 - $2000 arası tutabilir. HST Vergisi: Eğerki alıcı veya ailesi o dairede oturmayacaksa, teslim tarihinde ilave olarak

HST ödenmesi gerekir. Eğer daire kiralanacaksa, bu kısım devletten geri istenilebilir. $400,000’lık bir daire için $22,000 - $24,000 civarında olabilir. Avukat kapanış işlem masrafları ve “Title Insurance” denilen sigorta: AlInan mortgage oranına bağlı olarak $1,000 - $2,000 arasında tutabilir. Emlak Alım Transfer Vergisi: Toronto sınırları içinde $400,000’lık bir dairenin vergisi yaklaşık $8,200 civarındadır. Toronto dışında ise bu rakam $4,400 civarındadır. CMHC Mortgage Insurance: Peşinatın %20 ’den az olması durumunda, CMHC mortgage insurance alınması gerekir. Örnek olarak, $400,000’lık bir dairenin yüzde 10 peşinatla alınması için ekstradan $8,600 sigorta ödemek gerekir. *Hakan Erkan (Member of Toronto Real Estate Board)

CANADATÜRK SATIŞ NOKTALARI Canadatürk gazetesini aşağıdaki adreslerde bulabilirsiniz... TORONTO Accurate Accounting 450 Wilson Ave. Unit 2 416 638-0700 Adonis (Scarborough) 20 Ashtonbee Rd. 416 642-1515 İstanbul Kebab & Doner 2762 Keele St. 647 748-6363 Can-Turk İpek Mobilya 1179 Finch Ave W. Suite #13 416 736-4473 Chef 47 879 Wilson Ave. 647 430-2178

Dr. R.N. Sezer & Associates 1273 Broadway Ave. 416 429-3317

Nile Academy Erkek L. 135 Plunkett Rd. 416-285-0115

Sunny Foodmart 1- 747 Don Mills Rd. Unit 60 2- 1620 Albion Rd.

Eren’s Hair Salon 893 Wilson Ave 416-638-1530

Nile Academy İlköğretim & Kız Lisesi 5 Blue Haven Crst. 647 748 6453

Tamam’s Restaurant 2180 Steeles Ave. W. Unit 6 905-760-8690

Kanada Sufi Kültür Merkezi 270 Birmingham St.

Nile Academy Erkek Yurdu 265 Queens Dr.

Koza Grill 6464 Yonge St #164A, 647 350-9393

Nuri Sansarlıoğlu 754 Wilson Ave. 647 343-6113

Mustafa Turkish Pizza 866 Wilson Ave. 416 631-0300

Pizza Pide 949 Gerrard St. E. 416 462-9666

Narin Pastanesi 881 Wilson Ave. 416 631-7500

Polat Auto Services 14 Sable St. 416 630-1444

Tasteco Supermarket 62 Birchmount Rd #18 416 690-0081 MISSISSAUGA

Real Canadian Superstore 3050 Argentia Rd. 905 785-8928 Tahsin Meat Products 755 Queens Way E. Unit 16 905 272-1300 MONTREAL Anadolu Kültür Merkezi 11280, av Jules-Dorion 514 852-2223

Adonis (Missisauga) 1240 Eglinton Ave W.

Antep Baklava 5098 Jarry Est 514 419-8758

Beyti Kebab 1650 Dundas Street East 905 848-2590

Çiçek Pastanesi 3656 rue Fluery E. 514303-5361

Master Delight 7033 Telford Way Unit 2&3 905-671-9229

Efes Pastanesi 689, Rue Saint-Roch 514 495-6535

Marash Café 2019 Rue Lapierre 514 363-3555 Marche Ayder 3791 Willeray (514) 722-1835 Turquoise Pide 3662 Rue Fluery Est 514 903-9571 OTTAWA Anadolu Kültür Merkezi 335 Michael Cowpland Dr. 613 829-7787 EDMONTON Nebula Academy & Anadolu Kültür Merkezi 12023 81 St. 780 761-0250


24

www.canadaturk.ca

{

Bedbug (yatak bรถceฤŸi) ya da bilinen ismiyle tahtakurusu

{

ARALIK/DECEMBER, 2016


{

ARALIK/DECEMBER, 2016

18’deki çengel bulmacanın çözümü

{

www.canadaturk.ca

25

19’daki çengel bulmacanın çözümü

Yayıncı/Publisher BestOne Media Inc.

Yazarlar/Writers Akif Eren, Faruk Arslan, Hakan Erkan, Pınar Şenkaya

Phone: 416 462-1244 E: info@canadaturk.ca W: www.canadaturk.ca

Canadatürk’te yayımlanan yazıların her türlü sorumluluğu yazarına aittir. Canadatürk, yayımlanan reklamların içeriğinden, reklamı yapılan ürün ve hizmetin alınması veya kullanılması sonrasında oluşabilecek olumsuzluklardan sorumlu tutulamaz. ISSN 1923-7030 CANADA POST AGREEMENT  NUMBER 42779532 We acknowledge the financial support of the Government of Canada through the Canada Periodical Fund of the Department of Canadian Heritage.


26

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016


ARALIK/DECEMBER, 2016

{

{

www.canadaturk.ca

27


28

www.canadaturk.ca

{

{

ARALIK/DECEMBER, 2016

CANADATURK DECEMBER 2016  

Canadaturk 183

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you