Issuu on Google+

KALP ÖRSÜNDE KARANFİL Şiirler

Ali Ziya Çamur Emegin Sanati E-Yayinevi

1


2


KALP ÖRSÜNDE KARANFİL Şiirler

Ali Ziya Çamur

Emeginsanati e-yayinevi Emeğin Sanatı E-Kitaplığı Ocak / 2014 Şiir Dizisi – 36

3


KALP ÖRSÜNDE KARANFİL Ali Ziya ÇAMUR (2. Baskı)

Emeğin Sanatı E-Yayınları Emeğin Sanatı E-Dergisinin yan kuruluşudur.

Kapak Resmi: Kapak Düzeni A.Z.Çamur

İlgili web adresleri:

Emeğin Sanatı E-Yayınevi

http://emeginsanati.blogspot.com

http://emeginsanatieyayinevi.blogspot.com http://issuu.com/emeginsanati

48. E-Kitap Şiir Dizisi-36 Ocak 2014

Emeğin Sanatı E-Yayınları e-posta adresi: emeginsanati@gmail.com

© Bu e-kitabın tüm hakları Ali Ziya Çamur’a aittir. Bu kitap ve kitabın özgün özellikleri Emeğin Sanatı kolektifine aittir. Ali Ziya Çamur'un izni olmadan hiçbir biçimde taklit edilemez, kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Ancak kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir. 4


Kimliğim Ateşin gölgesinde Direnirim buzul çağrılara… Cebimde şiirlerim, Kilitlenmiş kapılara anahtar. Acıya borcum yok, Kuyudan yıldız çıkarmak Derdinde hiç değilim… Yıldızları ekerim şiirimin yakasına, Kederlerin köşebaşlarına Telgraf çekmem. Acılarıma ve mutluluğuma Halkın sureti Düşürülmüştür bir kez.

Ali Ziya Çamur

5


Manifestomuz Biz, tılsımları kıran, şahlanan atların bukağısını çözen, kasırgaları arzumuza bent eden, aşkla kavgayı iç içe yaşayan bir şiirin, edebiyatın, sanatın yolları ve yolcularıyız. Kayalık yüreklere kuşların taşıdığı tohumdan filizlenmez bizim şiirimiz, öykümüz… Biz, iğreti kristal ikonların değil, gökle yer arasında bilinci ve gücüyle var olanların kalıp kıranların, yol açanların farklı renkler ve sesler dokuyan izcisiyiz. Janjanlı mürekkeplerin gümüşlediği kalemlerin düğümlerine konmadık. Söz girdabında kül simyalarına gül suyu doğrayanlara kuş uçurtmadık. Hükümlü hurufatın sökerek kurşun dizgisini, katratlara sığdırdık infazlı ufukları. Pıhtılaşmış soyutların tenezzülünü tartarak, arşive kaldırarak yeni haritalarda yeni kıyılara koştuk biz, ustaların nişangâhını bozmadan. Medcezir sarkacında bungunların suratına fırlatarak dizelerimizi, direnç senfonisiyle terlettik güzün tanklarını, bilinç rüzgârlarıyla sarsarak… İşte, dünden bugüne, bugünden yarına tartarak seslerimizi ustaların haritasında, kendi keşiflerimizi de ekleyerek ilerliyoruz. Adım adım ama hızlı hızlı; sessiz sessiz ama haykırarak koşuyoruz. İltihapları patlatmaya, çürükleri ayıklamaya…

6


1 Mayıs

Delerken çiçekler _____________toprağın karanlığını Aydınlığın dudağında evren _____________uyandı uykusundan. Kuşlar kanatlarıyla _____________dağıtırken sisini karanlığın terkisinde güneşin ışığını _____________saçtı dört yana, ________________________dört nala atlar. Bir mayıs sabahında ___aynı çarka asıldı binlerce yürek, ___aynı saza mızrap vurdu binlerce parmak, ___aynı sevdayı haykırdı binlerce ağız, ___aynı özlem için sıkıldı binlerce yumruk, __________________ baskıya, zulme, _________________________sömürüye karşı! Öfkeli boğazlardan çıkan sesle _____gürledi ağızlarda Bir Mayıs Marşı. Bu ses, titretirken yürekleri, _____adımlar sarsarken kaldırımları Tüm yurtta yankılandı, __________________ köy köy, _________________________kent kent, ________________________________çarşı çarşı... 7


Asım Bezirci Mersiyesi

Söküldü zulmün ve nefretin toprağından Dikildi umut ormanın en derinine Döküldü aydınlığına ufkun Ekildi yüreğin kıvrımlarına Takıldı sevginin yakasına bir çiçek gibi Çekildi burkuk bakışların önünden Sokuldu aydınlığın en dar köşesine Eğildi onurun ve erdemin önünde Sıkıldı aymazlığın dar kafesinde Yıkıldı anlamsızlığın depremlerinde Yakıldı yüreği pusluların kuşatmasında Çakıldı özgürlüğün burçlarına 8


Dilek

Sınır Koysam Sonsuzluğa. Kırsam Kapılarını Zamanın. Evrenin Dönsem Başlangıcına. Atlasam Bir başka Boyuta. Üflesem Zamanın Alevini. Çeksem İpini Son serüvenin.

9


Dost

Dalga Kırıyor Geceyi Uzaklarda. Sürüyor Zamanı Sabanı Yıldızların. Takılakalmış Aya Gözümde Tüllenen Bulut. Sesini Sesime Katan Dost, Git Gidebildiğin Yere Dek! 10


Yağmurlar Yıkasın Yüreğini. Kaygılarını As Duvarlarına Gecenin. Salınsın Uçurtmaların Uçurumlarda. Bakışı Nabzımda Vuran Dost, Çık Çıkabildiğin Yere Dek!

11


Bilmek

Bilmek, Zamanın burçlarında Sabrın hurcunu çözmek. Ezmek kuşkuların yedi başlı ifritini, Ay ışığında bulutları silmek. Bilmek, Sevgilerin kavşağında Kaldırımları ezen gizleri çözmek. Gezmek yürek atlasında evreni Çiçek çiçek yüreklere ekilmek. Bilmek, Beynin kıvrımlarındaki fayda Kitlelerin düşlerine sızmak. Bozmak oyununu Kiralık konaktaki Ali Cengiz’in, Kara kanlı zalimlerin tepesine dikilmek.

12


Bilmek, Vazgeçilemeyen sevdaların, Su katılmamış kıvamında Destanını yazmak. Kazmak düşünce ufkunun Yedi katlı höyüğünü, Aymazlık düşlerinden apansızın irkilmek. Bilmek, Karanlığa sıkılan mermilerin Çekirdeklerini belleğe dizmek. Çizmek ölüm ormanında Dirilenlerin halayını, Boyun bükmektense kudurmuşun dizginine, Dara çekilmek.

13


Çözmek

Bir avuçluk nefesin parmaktaki izini görmek, Örmek gümüşlü sabahlara gecede yamalı ışıltıları. Kıvılcım suretinde gülde tutkuyu sezmek. Ateşin azarında suyu yangına çekmek, Dökmek fenersiz gecelere devingen okyanusları. Aymazın tespihine direnci dizmek. Gül zamana asılan sabrın kilidini kırmak, Haykırmak en yeğin bulutlara çelikten istemleri. Acıdan ve karadan fona top top karanfil çizmek. Zulmün kara kaftanını yedi yerinden yarmak, Sarmak gökkuşağına en renkli umutları. Ağıt torbasının ağzını büzmek. Nara vuran sancıyı güz aynasında duymak, Yaymak gökyüzü sofrasına nakışlı ezgileri. Ölümün köpüklü pıhtısından yaşamı süzmek. 14


Ay

Ay usulca eğilir de yer yüzüne, Üfler karanlığın kısık neyini, Her bir otu tek tek öper. Salar bir ardıç kuşu Sesini sessizliğe, Gül yaprağı dudağını açar Bir damla çiye. Eser savura savura samanyolunu Sıcacık bir yel, dünden. Ay, yavaşça çeker elini, eteğini Otların, çalıların üstünden.

15


Ezgiden Söze Sözden Yüreğe

Dudakta eriyen bir türkünün gümüşî dumanlarında dalgalanan gönüller, yakamozlaşan sesin pırıltılı ezgisinde bir top damlaya dönüştüler. Rüzgârın çeliği titreştiren gücünde halkalanan ezgi çiçekleri, kulaktan kulağa şiirin, sevginin, tutkunun ve coşkunun ılık nefeslerini üflediler. Asî dağların sabrı sarmalayan sert duruşlu, dost tavırlı sarp kayalarında yansıyan hoyrat, akıtıverdi dudaklara onurun, direncin ve kadim dostluğun şekersiz ama çok tatlı kekik çayını. Yarınlara çatkılanan köknarların duruşunda erdeme, sabra ve onura dair söz demleyen ozan, açtı umutlu ve mutlu günlerin eylem kapısını.

16


Arzularımızda Köpüren Umut

Uzun zemheriler boğazında Düşlerimiz uçurumlu kanatlarda Estirdiğimiz umutlarımız. Martı öfkesinde dalgalı Derin arzular burkuk serinlikte Yaşanan hasretlerimiz. Tüy ıslaklığında hafif Bulutsu özlemler aydınlığında Şavkıyan alnımız. İnce süzgünlüklerin boy veren şafağında Yapraklanırken kıvılcımlar Yüzlerde ışıyan hüzünlerimizdi. Günlerimizi köpürten ıssızlıklarda Yıldızlara astığımız İzdüşümü değil miydi düşlerimizin? Özlemlerimizin aralık kapılarından Devrim istasyonuna kalkan trenlere Yüreğimizi harlandıran buhardır umutlarımız. Kırdığımızda İstencin çelik kabuğunu Bencilliğin buzdan köprüsüyle bir, Gülüşlenen yarınlarımıza Fışkıracak her ilkyaz Yoğurt çiçekleri.......

17


Gecenin Çıkrığında

Kanlı çığlıklarda gün Demirledi yaşamaya Sıcacık sessizlikte Güneşe tutkunları. Kuş maviliğinde Yüreklerden fışkıran ışıklı bahar, Filiz verdi dudaklarından, Öpüşler sardı geceyi... Ay, mavi dağlarca Düş suskunu bulutlara mahpus. Kar, kıvrılırken evrenin ince kıvrımlarına, Ateşli güllerin Aldık kokusunu yıldızlardan. Gök dalında Gözlerimiz ışkın salarken aşklara, Başladı ışık serenatında Özlemler resmigeçidi. Bir koşu tutturur Şaşı yokuşlarda güneş, Salınır çaprazında uykusuz gecelerin. Soğuk bir ev, Boğuk sokaklar sıkıntısında... Düş kokan duvarlarda, Dalga dalga arzular Tutsak düşmüş gölgelere. Seslerin izlerini Boşaltıyor bir çıkrık, Gecenin gizlerine.

18


Gülüşlerin Gün Işığı

Ak boncuklu tezgâhlarda alın teri dokunuyor bıçak bıçak. Çıtırtılarla titriyor tezgâh. Mutluluk örülüyor kirtim kirtim, atkı ve çözgü arası tam seyirlik. Gözlere şan olası hasret sofrasından düşüyor saçaklara hasetlik, kirli öfkeler tutsak kendi karasına. Bugünlük kızaklandı umutlar çekeklerine. Engebeli sessizlikler yutkunuyor heyecanı. Dalgalar kırgın dönmede yalıyardan. Vaha körlüğünü asmak değil de nedir Van Gogh peyzajına? Hüzün kustu tel kalburlar süzüldü tutkular art arda, kaçıverdi çelik kafesler ardına, beynimi oyadursun ayağımın altındaki kıpraşma. Sağır dönemeçlerde, sarsıla sarsıla çıkıyoruz zor yokuşları; çözüyoruz dokusunu kanlı paranın Bir bir, belik belik.... Ereğimiz, ağır aksak ayak seslerinin kulaklara dokunuşunda, buluşmak gülüşlerin en durusunda yıkanan gün ışığıyla. 19


Dört Yönlü Hicran

Tıka basa bir caddede tarıyor Göğün aynasında rüzgâr Kentin beton saçlarını. Çığlıklar köpükleniyor Çelik duvarlar ardında, kafesli duldalarda. Acısında ergin yüzlerin Kırgınlığı var reddedilmiş dalgaların. Deniz küskün iskeleye, Miskinlik yokuşunda tıkanmış insanlıklar. Zaman deli taylar gibi boşaltsa da terini, Mendillerin ucu düğümlü… Çöküyor düşkünlüğün banklarına Yorgun mutsuzluklar. Beton blokları tekmeliyor dalgalar, İnsanların susuşundan Kopuk kopuk eriyor deniz. Tercihsiz bir yolda Doludizgin akıyor hayat. Frenlenmiş isteklerin kelepçesi Dar boyunlarda, Her yan, Dört yönlü hicran... Bir ihtimal daha var İSYAN!... 20


Çoban Türküsü

Kimsesiz ezgilerin suskun sarhoşuyum ben Boşanırken kamışın teri her soluğumda Çalarım mutlulukların yitik muştusunu Akarım gamsız kavalıma göz yaşlarımla Tetikte bekler önümü bugünsüz bir yarın Düşürürüm ardıma yankısı tutsak dünü Kavalımdan yontabilseydim gizli kalemi Çizebilir miydim üstünü alın yazımın Çimenlerde tasasız seker tarla kuşları Bana düşer yapışmak iki seksen yerlere Cebimde mutsuzluğun dişi kırık tarağı Kavalın deliğinde arıyorum ışığı Sesinin anahtarı parmak ucumda gizli Gezginiyim fırtına dindiren ezgilerin Yola çıkarken yalnız mıydım acep bu denli 0 notaya kanat vurur hep konan güvercin İçinden acıyı yıkayan bir sevgi uçar Gizem, kamışında mı, soluğumda mı bilmem Yüreğimde mi, yoksa ellerimde mi büyü Kanatlanırım, ben benken, başkalaşır alem 21


Güz

Bir mevsim ki, yıkar şiirin köşe taşlarını, Gölgeler akar renksizliğe. Anımsatıp dursa da zaman geçmişimizi, Yaşanır sarı bir fonda Buluşmaların ve ayrılmaların en temizi. İncir, dalında çatlar. Nar, kabuğunu yırtar. Van Gogh tablolarından çıkar da Sarının saltanatı dört yanı tutar. Yaz esintileri hırçınlaşır birden, Eser kalmaz güllerden, karanfillerden. Yaseminlerin çıplak çatallı gövdelerinden Havalanır da gönlüm tarar gökleri. Göçmen kuşlar, balıklar kadar Girecek yeni yörüngeler arar sevgiden.

22


Yadigâr

Artık bakma Boşanır güller dikenden Kısmetse bakmak Pusuya düşenlerin düşlerdeki seferine Boynuna dolanan nehirler Dökülür kulakçıklarına kalbinin Suları saran yüzün Andırır eşkâlini hüzünbaz bir çiçeğin Düşlerine yağan kar Örse de ağlarını Geceyle aramıza Baharı uyandıran Sevgimizdeki alev Yetişir ikimize. Yediveren acılarla Sarsılsa da ufuklar Sarsılmaz Birbirine düğümlenmiş gözlerimizde Çaka duran ışıklar Gözlerimizin büyüsünde Tutuşan rüzgâr İlk bakışmamızdan yadigâr! 23


Hoyrat

Islanır yağmurda tükenmiş sessizlikler, Gökyüzüne serüvenler çizilir suskun. Taş keser arsız korkuları çöllerin, Bir tövbekâr eğilir gibi sevgiye Su uğuldar öksüz damarlarında yerin. Bir rüzgâr, yalarken geçitlerini kimsesizliğin Apansız kuşlar dökülür yuvalarından, Deniz kapanır durur kendi göğsüne. Özlemlerin koyağından kopar hoyratlar, Geçer de nakışa gebe her iğne deliğinden, Mühürlü yüreklere sızmaz tek bir notası.

24


Iraktan Yakına

Yalımı akmış öfkelerin Ateşten ve baruttan bir yankıya. Gecenin kaçak soluğunda Dökülür musluğundan gömleğimizin Mor hışırtılar. Beyazı yırtmakta leke, Ekmek sessizliğinde. İnce ince kumlanır rüzgârda çizgi, Çizer kirpiklere tanıksızlığı. Dokunur bıçağın kanlı ucuna Neft karası bulutlar. Çöker devşirme gölgeler Dicle’nin sazlarına, Kopan tellerde biriken ses, Sarsar çürümüşlüğün saltanatını. Gecikmişliğin çılgın bağrında Tüylenir ağıtların kesik dizesi, Uğuldar üşüyen sıcaklığı Adsız ve bahtsız bir şiirin. Çileden damıtılan bu gizemli seste Yankılanır Irak’tan yakına Şataraban bir beste.

25


Ortadoğu’da Karışık İzler

kanıksamışlığın karnını çizmede sorular, çürüyen bir izin sivrileri törpülenmede. Taşı yaran çığlık uçurumlara gebe neft ve kanın karıştığı toprakta yiterken izler uç vermede art arda tohumlardan filizler kimi kara kimi kızıl kimi ak kimi ot, kimi diken, kimi çiçek... her birinde özlemler iştahlanmada kimi geceye, kimi aya, kimi şafağa... kimi dimdik bir ok karanlığın kalbine, kimi kırık mızrak, ucu kendi böğründe kimi kiralık sapan, taşın yerinde başı kimi zalimle ortak, hedefinde kardaşı. Kimi perçinsiz uğru, mizan bilmeyen kasap, Kimi sapsız bir bıçak kimi bıçaksız bir sap. 26


Küllenen Güller

- Uğur Kaymaz, İman El-Hams ve diğer savaş yitiği çocuklara –

Ölüm geceden gebe, kesik rüzgârlardan sağılır zulüm. Bir çiçeğin kristal dişlerinde tuzlanmış düşler soğuk. Hazları yırtık, hızları sırma, günceleri gergin, günleri seyrek; İbretlik âlemlerin oturaksız deminde balatası sıyrık eller Hasırı solgun, hazırı soygun kombine çözülüşlerde.... Kıvrık masalların zarsız duvarları yankısız parmaklara hazır. Beyaz bir niçin oldu çocuğun gözlerine yaslanan, Demir soğukluğunda aktı ellerine kara sükût ezberden. Talihsiz gelişlerin tarifsiz yitikleriydiler tarihsiz güncesinde Tanrı’nın... Kuru düşleri gök yatağında ıslanırken, yağmursu paylaşımlarda Halkalanan suların merkezine düşmüş birer taştılar. Gözlerden sızan gölde yazısız bir tarihin sözsüz ağıtıydılar Düşürürlerken hayatın soğuk terlerine uçurumları Sessizliğine döküldü takvim, gün günü döllerken kısır döngüye. Payına düşen zaman kırıldı üşürken küllenen şafaklarda gül

27


Mızrak Çuvala Sığmamalıdır

Siliniyor sırlarından zamanın arsız yüzü, Doğuyor toprağın altından ölümün (g) öksüz güneşi. Eskiyen yazların artık gülleri kül rengidir, Alçalan gülüşlere karşı ağlamalar yükselen isyan... Çoğalırken korkunçluğu, gecenin kara ellerinde, Düşleri dökülüyor çiçeklerin, melek öpüşlerinde. Paslanıyor tek tek dudaklarda Tanrı’nın izi, Evlerden ırak çağda eskiyor korkunun eksik gizi. Nefretin gücü içinden büyür, ağır ıslaklığına. Doğrulurken gözler, kedere sorular doğurur, Geceyi boğan cinnet karanlık vadilere kaparken günü. Dil altında gül taşır, kılıfsız yüreklerin pırıltılı çizgileri. Oyarken sus kapısını kuşkuların tahtakurusu, Yutar terleten bakışların girdabı sorgu gemilerini. Kanar da kırık dizelerin kesik uyakları açık kapanlara, Büyütür günün evhamında şairi, şiire gömülü sureti. Huysuzluğunda dil yontarken boynuzunu yaldızlı günahların Yarasına eker kalemin tartımsız uçlarını Ezberini çeker de eğnine şair, yürür inadın son cephesine Yüzleşirken yüzsüzlüğün kırık aynasıyla, acıları dokur... Artık mızrak çuvala sığmamalıdır! ... 28


Dünden Yarına

Dünlerdir kazıyor gözlerimi bir çığlık, Ezbere bir uğultu kaplıyor soluğumu Pıhtılaşıyor küllerde kaygının çıplak teri Yankısız içbükey mercek oluyor Kendi vuruşuna çakılan mermi... Uzak müfrezelerin ıslığında tükeniyor İmzasız mektuplarda ürkek adresler, Büzgüsünden sızıyor gece yarısında ay Konserve bir kentin yarık duvarlarına... Kırandan kıyıya vurgun çamın yazgısında Döküyor körlemeden yazanaklarını tanıklıklarım, Hasretin duldasına dadanmış yollarımda İlerliyor bir sustalı canevimin son sekisine. Gene de yüreğimde susmak bilmez bir kuş, Öpüldüğü şafaklara ötmede hâlâ... İçimde öksüz kalmış bir coşku Elmasını dişliyor pas tutmuş bir umudun... Seheri dikiyor dağlara terzi Kapanmaz bir diş izinde dönerken iğne, Sarılıyor yolların gizli ufkunda Gelincik ağzı işlek bir yara. 29


Yalnızlıklara Karşı

Dar kuyuların poyrazında özlem devinir, Tutuşan arzuların öncesiz yalnızlığında Taç yaprağa düşü/veren çiğler tamamlar birbirini Demler sevgiyi haykırışa dönüşmeden sesler. Buğulu çay bardağına dökülen sevgi Örgütler yalnızlıklara karşı direnci. Görürüz ayrılık şarkılarının sinsi prangalarını Daralan yüreğin düşe/yazan gölgesinde. Sırrı atmış aynasında gizli duyarlıkların Sarar hüzün dilimlerini günün makarasına, Yakamızdan düşen lavların menzilinde Çığlık çığlığa kararır gamsızlığın katarı. Turunç soluğumuz üflüyor son surunu tufanların, Mutların sarmaşık tünelinde kayıyor yalnızlıklar... Yörüngesinde turlarken, yılgınlık dokuyor acılar, Heves salıncağında destelenmiş yığın yığın sorular. Hangi tomurcukta sevdalı yıldızların mevsimi? Masal mı ansıma mı yelkensiz yokuşlarda savrulan? Söylenceler kanıyor güzün soluk sığınağında, Gecenin öksesinde hercai bulutlar küskün, Çekeklere kızaklanmış öfkelerin uçları tuzlu... Engebeli sessizlikte yutkunur heyecansız rüzgârlar. Ayağımın altındaki kıpraşma törpülerken beynimi, Asarım Van Gogh peyzajına vahaların körlüğünü... Ay, mavi dağlarca bulutlara mahpus, Bir rahvan koşu tutturur, şaşı yokuşlarda güneş, Zaman havuzunda halkalanan dalgalar Boyut atlatıyor her ivmede, esriyen suya. Fırlıyor kırık anların şeytan uçurtması, Takılıyor ebemkuşağının en mor ucuna. 30


Yürek Çalgını

-Sesin ve ezgilerin, hep kulaklarımızda çınlayacak KâzımAcı poyrazın gücü yaslıyor dört bir yana Kemençenin sırtındaki seste sancıyı. Hangi linçin ilmeği değdi de sana uşak, Tekerlendi avucuna yitirilmiş gölgeler, Gecede rüzgâr ayıklıyor sarı yaprakları., Gözlerinin karasında tükendi uçurumlar Dalgalanan hüznün kırık teli artık çınlayan. Şimdi kara duvarda kan revan bir gitar Suskunluğa gizlenerek kanar kendi sesine Atarken içine senden kalan dalgaları Sarkıtlara teğet geçen hilesiz sesin Çakıverirken şimşeğini bunaltılara Türkülerin, ımakları örgütlerdi ateşe “Yürek çalgunu mi yedun uşak! ” Tuttu da penasını batırdı düşlerimize Bir el ateş topu yankılandı gecede. Mor ötesinde silme yıldız oldu gökyüzü. Kaynadı sabrın çıkrığında telâşlı sesler, Çıldırtılmış karanlıkta sersemledi sivriler. Bir yerlerin ya da birilerinin delinmişliğine… Döküldü yorgun bir ağıt, düğmelendi gözler, Çatladı kemençenin bağrındaki çığlık Toprakta dağıldı bademin sert kabuğu Kımıldadı uzaklarda kuş sesinde bir yıldız Bir el sarsıyor derinden susamış türküleri 31


Gülüş yüklenirken dengini son çırpınışta Deniz silkeliyor pul pul çarşaflarını Kamaşınca maviden suya dökülmüş ağlar Bir ömrü siliyor kara bir el ufuklardan Kanıyor masalsı bulutların ebruli duvakları Anmak zordur künyesiz yaraların izini koşar adım çekiyor küreğini hayatın eli yalnızlığın yazanakları mühürlüdür ağıtla yaşamak ve yaşamamak arasına gömülür hançer sessiz kanatlar değer geçer avuçlara

32


Kıl Heybemde Karanfil

Düşer gözelerime güz ikindisine sargın şehir Ayrışır bahçemde en ayrıksı rüzgârları hasretin Koşsam da yürüsem de yetişmek zor mu zor... Bir sulu sepken dökümünde unutkanlıklar açar Kırık bir ezgi kırıtır, durur dudağımda Yüreğime burkuntusu düşer unutuşların. Kıvamını yitirmiş zamana döllenmede hüzün Yüzümde solgun izbeler dökülüyor sokağa Andır yaşanan; gerisi, kıl heybemde saklı karanfil... 33


Damlaya Düşen Soru

Eritirken Damla damla hasretleri aceleci bulutlar, Doruklara takılıvermeden, Düşlerini camlara sermeden Akıtır damlara damlalarını. Kırlangıç kokusunda erişilen yağmur oynaşır Işıklı camların buğulu yüzlerinde. Tutuşur suların yeşil gölgesi, Fırlar kırık anıların şeytan uçurtması, Ebemkuşağının en mor ucuna takılır. Artık yanıtlar Yeni soruları kopyalıyor düğümlü kıblemize. Çalınmış serüvenlerin bilinmez yokuşudur Sallayan korkularımızı. Saydam sözcüklerinde çimiyor belleğimiz. Derinliklerin pususunda dirilen sular, Bileyliyor dalgalarda sabrın yüzünü. Buğday mevsimine gebe efsane Çözülürken toprağa, kimin bu cenaze?

34


Gülüşlerin

- İbrahim Kaypakkaya’ya Düşen tetikteki yitik parmakta Paramparça bir mevsimdir duruşun. Acılar geceyi ağulamakta, Ağıtları demliyor suskunluğun Gülüşlerin dokunuşlardan uzak! Tahammüllerin son durağında Tarıyor dipleri beklentilerim, Parçalanıyor al dudağında Kopmuş son yerinden ilintilerim. Bakışlarım, gülüşlerinde tutsak! Gölgesinde umut saklı dağlarda Yarıyor havayı bungun nefesin. Buzlara kazınmış kıl bir ihbarda Bedenine uzanıyor kanlı kin. Gülüşlerin aldatıcı bir tuzak!

35


Fırsatlar yüzlerden dökülmüş kir kir Donduran kahırlar kusuyor gece. Beklentiler yorgun, umutlar bakir Susuşlarda yıldızlandı işkence. Gülüşün zulamda bitimsiz erzak! Kundaklanmış acılarda sarsıldım Kıblemde sabrının fotoğrafları. Kararan şafakta gene asıldım, Kulaklar duymayacak itirafları. Gülüşünden eksik bakışlar aksak!

36


Ağıtlama

Özümü yüzünde yudum Alımı bozunda buldum Arı yüzde ak buğday ten Ala çiçek, püskürme ben Tırnağında diken çizik Parmağında altın yüzük Tütünleri döşek ettik Kıratları uşak ettik Gönenmedi körpe yüzü Kara kakül dönenmedi Uğrattılar yolumuzu Dalımızı eğrelttiler Aşamadık kabuğunu Çabuğunu bilemedik Öfke atlı nefret yayan Zindan oldu sabahımız Halayına durak derken Girdik mezar alayına Pamuğu verdik yazıya Sızıya gömdük kamayı Tütün tüttü gün öttü Yorgan örttü yıldızları Harmanı yel götürdü Ateşe vurduk samanı Talan oldu bağ bahçemiz Doğrumuz hep yalan oldu 37


İbibikler çeker demi Pusularda yağdı mermi Bıyıkları batmış kana Yağlı kurşun gelmiş cana Köşe bucak kıyı kenar Ova bayır tutar yasın Bin atına çık dağlara Duyan arkandan ağlasın Yaraya fitil işlemez Kızlar büründü karaya Çam büküldü mezarına Söz söküldü uzarına Ateşe değdi benzin Obayı sardı yangın Yiğidi solduran sebep İster yerin, ister övün! Acıları sağılmazmış Dert ortaya yığılmazmış Zorun gahrını çektik Ter dökmedik kolayınan Mavzerine kar yağası Bu muydu yiğidin pahası Zulme komadan öcünü Çekti öteye göçünü Güvercin kondu sekiye İnadım çıkmış ikiye Sıkılanmış hasretime Boşalttılar bir tarağı Sanırsın dağ yıkıldı Döküldü güne zifir Sebep n(e) 'ağa, ne efendi Bu bozuk düzenin fendi

38


Yüreği dağ, gönlü ova Yücelere kurdu otağ Ellemen yara derin Kendi gitti gölgesi sağ Dağdan kopardı şanını Canını verdi toprağa Göçün kalka kara hışım Yitiresin vatanını Silkelendik özneyinen Eşelendik nesneyinen

39


Bir Halk Oyununa İzdüşüm

Yıldızların kavurduğu, topraklar üzerinde Tutunuyoruz direncimize okyanusun ritmiyle. Şemmamme………………………. Şemmamme! ............................ Umut yağmurlarında şafaklanırken yüreklerimiz Mavi dağlarına ülkemin kızıl baharlar çalmada eller… Şemmamme………………………. Şemmamme! ............................ Acımız haz verirken sürüngen öfkemize Kaşıyoruz sarkıt ve dikitini kararsızlığın. Şemmamme………………………. Şemmamme! ............................ Azgınlaşmış çizgiler solluyor ufukları Salınıyor saydam kuşkulara soluklarımız. Şemmamme………………………. Şemmamme! ............................ Yıldızların potasında eriyor kıl payı yanılgılar Tedirginliklerimizin çözüyoruz dar yakasını... Şemmamme………………………. Şemmamme! ............................

40


Pusulamızda inat, çekeğimizde direnç ve istencimiz Adım adım ayıklıyoruz gölgelerin saltanatını. Şemmamme………………………. Şemmamme! ............................ Şahan uçuruyor vuruşlarımız kavganın doruğuna Söküyor dağların kaşında karanfil duruşlu seher. Şemmamme………………………. Şemmamme! ............................ Şimdi sürme zamanı ateşe sabrımızı Tokmağın davula indiği hengâmede. Şemmamme……Şemmamme! ......... Şemmamme……Şemmamme! .........

41


Susarsa Uçurum

Kamçılıyor aydınlık yüzün gözlerimin ışığını. Masal varoşlarından kopup geliyor suskun gülüşün. Sözcüklerin düşerken dudaklarından, parçalanıyor özlemlerim. Susarsa uçurum... Kadife yalnızlığında zaman, bir usturadır geçmişin gizemini yaran. Yüreğimdeki kar eridiğinde, tutmaz vadileri gönlümün; akan ve gönle kayan sevgisini. Ağır ırgatlığında, sevginin susuzluğunda çölleşirken arzular, yutar tutkularımızı gönlümüzü yalayan yakıcı yansımalar ya da yanılsamalar. 42


Ne zaman sekmezse yüreğinden yüreğime fırlattığın taş, yıldızlarda dürülür ipek çarşafı sevgimin; kalır en sivri özlemlerin gecelerinde, sayılır eski günlerin borcuna. Paldır küldür sevişmelerin çıplak gölgesinde, bakışları kederle sırlı ışıklar erirken tasalı karanlıklarda, kırağı yağar coşkulara... Tel tel örerken umutlarını kırpıntılı dalgalara, ayrılığın dağdağasında yadırganır uçuk ve üstü açık düşleri kadınların.

43


Umudum Süt Beyazı

Sancılı ebenin gebe baldırlarında kesildi göbeği kırmızı bereketin. Çatlamış bir toprak inilti Arpa yaydık, nen çaldık çatal düşlere. Arlanmaz bir avuç taşladı gökyüzünü. Tuzladı siluetler bozkırda bakirliği. Yıldızlar korosuna sızdı aysız, arsız bir gölge, çizdi defter yapraklarında şiirlerin üstünü... Mürekkebi bastılar kanadına hür kelebeğin, Türedi korkular tüketti kördüğüm örtüleri, Terledi duraksız rüzgârların alnı. Safrasını sarıverdi tepemize kör tarih Kirler kinleri doğursun kendi karasında, Üre-dursun varsın yalancı mevsimler kavruk diplerinde kepir toprağın. Sır destelerinde sığ ihanetler zakkum uçlarından sırıtsın. İzmarit kokusunda kendine bunalsın gecenin poşetli köseleri. Biz reddi miras talep ettik Zeus'tan. Gölge tutmaz umudum süt beyazı, bir ak kağıda sağıyorum kalemimden kanayanı, damla damla, harami ayazlara .

44


Sığınağında Kanar Umut

Avuçlarımdan düşerken sayrı yalnızlıklar, Gizlendi sevinçlerin sarmaşık tüneline. Yörüngesinde dönerken acıların dökümü, Soluğunda yıprandı üşüyen yılgınlıklar. Düşlerin salıncağında destelerken günleri, Hangi tomurcukta saklı yıldızların mevsimi? Hangi boşlukta yitik, ayrılığın çığlığı? Masal mı, ansıma mı Yelkensiz çiçekleri yokuşlarda savrulan bir şiirden? Buğulanan yaşamın güz şarkısıydı, Üfürüğünde rüzgârın. Sığınağında kanar umut Söylenceleri sararken düşlerin masurasına, Sızdırır demlenmiş dostlukları gecenin öksesine.

45


Bergüzar

Önce demeli ve dinlemeli ki sevgi, Uçucu bir dilek mi gâhî toz, gâhî duman? Elle yoğrulan, dilde sunulan emek mi? Gülden gönle? Bir kavala aynı seste delik olabilmek mi? Mevzu derin, yüzmesini bilene, Eyyamcı baharlardan bana ne? Belkisiz ve keşkesiz, her püskülsüz sevgiye Yeşil dalda kızıl karanfil büyük insanlık. Yol uzun, büklüm büklüm yenilgiler, Salkımsaçak ihanet. Misyonlar tuz yüklüdür, vizyonlar buzul, Sivriler çakıl çukul, çukurlar kösnül, Ufuklarda forsu sıyrık fosmodern vurdumduymazlık Arkalarda bardabaş isyan, En önlerde damıtık hüsran Mermer yanıklarında devşirme küfler Düşüyor şerhini karamukların kararsızlığına.. Sığılmaz boşluklarda öküz boynuzu izler, Teslimiyet kokuyor çürük çarık kimlikler. Sorulara susamış suskun taş bloklara düştü, Blogcu paketinde briket yanıtlar. Pörsümüş akacından boşalır salgılar ki telvesiz Kusulur gözlere beyinler kitlenince egoya. Hayret uçurumunda kara bir kusurdur burası İki başlı kahır ihalesinde katarsız bir kör duman Kendine inmeyenlere inak, Nirvana'da inatsız çay Titrek ayaklı kırık masada ürkek görünmekten kolay 46


Kalemimden kara mürekkep dökülürcesine Uzun aktı dizelere coğrafyamızdan sızılar. Ey çamur! Ömrün, rüzgâr ve güneşin dostluğu kadar, Eser, tozar ömrümüze senden bergüzâr.

47


İskele Alabanda

Güdük yalazlarda yadsınmalı kolay. Kordan avuntularda yürek karanlık. Acar güllere susamış da açar yediveren devrimler. Engeller soyut, sarplar derin, uyurgezer kapılarda kanlı yazıtlar. Yıldızlar karıncalı, avurdu kıvrak kasnak kafalar, dibi delik ampulde patlak tungsten... İnebahtı bahtsızlığı berisiz bir karşı geçe içinde. Araf atılganları dokuyor yoyuk itirafları. Her baklası bir yalan zincirlenmiş palavraya şaftı yamuk bir kayık.

48


Ucu kırık kalem tersinden veriyor filiz. Üşenmişlik kışında hasatlar bakir. Uyurgezer bir tespih, yanar döner bir kalem, mızmızlığın külahında teneke saplı idare karanlığı satıyor huzme huzme! Bir sınık kol kusuyor alçılarını, kara duvarlarına gökyüzünün. Güvercinler fırlıyor parmak uçlarından, ağıyor novalara bir ufuk: Orion'da yıldızlar kınalandı! Kıvrımlar kılağıda, özlemede ekmeği ummusuk ala seher… Emek kapısında buhar tütüyor, Çımacılar çözüyor kör düğümü, iskelede alargasız bir kavga ! Sancakta ak kartal koynunda kara karga, kara korsan burcunda kara şahin. Kızıl atmacaya kesmiş silme gökyüzü, yeryüzünde dingilli koç oyunu oynanmada: En üstteki en alta en alttaki en üste! Bir şimşir taraktan geçiyor dünya, Sibernetik bir mıknatıs döküyor magmaya topladığı kıyım aletlerini toptan. Evrensel bir türkü dokuyor Yüzlerdeki gülümseme. Tutuşuyor el ele dağla ova, Haydi haaaa! İskele alabandaaaa! 49


Teslimiyet

Teslimiyet ki, Yaşanmamış kimsesiz kimlik. Önü hazin yenilgi, Arkası yapayalnızlık... Eni sonu, Çürüyen umursamazlık. Duyan kim, düşünen ne? Kendi anlağına küsülü nesne... Tutarsızlığın kırılgan yüzü, Palavraların en jan janlı sayfasında Kıçı çizik bir zeytin fotoğrafı! Yağmur ağam, güneş paşam, Gökle yer arasında Böyle tükürülmüş yaşam. Bir ah-ı figân, bir yandım allah hoyratı dağı deler. Nasırlı avuçlar dem gelende ahraz alkışlar olur küreklenmiş sineklere. Anlama kan tadı katanların dili düğümlü kırağının ucunda. Teller kırık, Ezberler pıhtılaşmış, tıkırında kemirilmiş çırılçıplak kasalar. 50


Anlaklarımız yağma Hasan böreği! Kapanın ağzında, kaçanın yutağında... Bak gör kav beklemede çakmağı, soyut inzivaların dürülmesi inakların yarılmasına dek. Çıkışı buysa yolun, baykuş da olsa koyu karadan biri uyandırsın uykudan Kusun yanlışları gayya kuyularına. Çürük düşlere sıkılsın deterjan... Sarkaç değil çıkrık sesi ayıltsın aymaz kalabalığı, Göz bebeğimiz büyüsün, ne o yana ne bu yana daha daha yukarıya!

51


Kan Oyuyor Mermeri

Sallantılı utkulara sallandı eller, Mülkiyet kafilesinde sustu susuzluk… Gölgeler okşandı, ışık dilceve, Çalıntı yenilgiler bizi küçülten. Nadan eli değmiş esrimelere Zarf çıkarılmış göklere _______Mazruf çöpe… Kolu çolak, topuğundan hançerli gerillanın Hâl, kabzımal tezgahında Gidiş yollarında nüzullü surlar Dijital intiharlar zamanı şimdi Tedavülü kalkalı çok oldu romantizmin Hasret menzilimiz, ______Maktül ile katil mesafesinde… Bireyler türedi kendi kurağına yorgun Dipsiz kahramanlar arıyor Göz yordamıyla eller Akılların kırdılar iklimini iki kere Hurdaya çıkardılar ufku Karayel üstünde hazlar kayığı _____Göçüyor başka paralellere…

52


Delircim enlemlerde sırrı dağıldı aşkların Öyle bir kumardayız… Aldığımız kendimiz, verdiğimiz kendimiz. Kendi içinden çıkan yollar Akmıyor başka mecralara Kirin röveşatasında eksiliyor ışıklar Derbeder darbeler düşüyor _____Us/l/anmaz potaya… Kanserli tasarımlar çürütüyor Yoluna basılan tüm imgeleri Engelli koşularda sıkışıyor bellekler Alanlardan düşürüldük dar kapılara Halt etsin Hades, Şimdi ne kerberoslar türedi ____Kan oyuyor mermeri

53


Sabırkıran

Firari günlerde düşsüz uykulardayım Gün sınanıyor geceyle, biz izlerimizle Yok rüzgarın kitabında tek çizgim Emanet kulaklarda sesim çınlamaz Demir aldı iskelem sabırkırandan Bilincim tarıyor sularda pusuları Hayatın seyrelen sesini sıkıyor avuçlarım Kararan raylarında gecenin Asıyorum karabasanlara pankartımızı Kabzası gölgesiz şiirler düşürüyorum suya Dönüyor erketeden kınındaki intikam Koşuyor hedefine palas pandıras Eriyor sol yanımın ağulu kini Ellerimin gölgesinde yumruklaşıyor Nanemolla uçurumlar Sesimin koyaklarını salıyorum özlemlerime Harlı başkaldırılarda göveriyor yağmur boylu destanlar İnançla açıyoruz Tuzlanan zamanın kilidini. Düğümlü yönlerin açılıyor kapıları Gün eyleme açıyor göğsünü Hayatın tuzundan dökülüyor pay Terli yüzlerimize

54


Ay Durumları

İndim ağzına karanlığın, Gülen bir alevdi gökyüzünde ay Gecenin kara terkisinde Kırık bir yay.. İndim balkonuna anaç bir evin Yanan öfkeydi ocaklarda Damları kuşatmış kesikbaş’ın hançeri Her sokak susuz bir çay İndim kıyısına bir intiharın Kıvılcımından tutuştu sular Sarkıttan dikite dönüşürken dalgalar Tan yeri tutuştu başladı halay

55


Aşkla Birlik

Dokunsan taş kırılacak Daralacak suların yolu soluğunla Yaşam sığılamaz olacak Çizgisi değişecek suların Tüneği yitecek uykuların Bakışın mermerde güllenecek Körelen kıvılcımlar yeniden dellenecek Gün gelecek... Seninle günler paylaşılacak...

56


Kimin

Kimin ipi ilk çözülen denenmiş bakışlarda Kimin ışığıdır izinli tünellerde gözü küllü saat Kimin kentidir yanıtsız sorulara dökülen Kimin aynasıdır silinmiş selâmlarda kalan yürek izi Kimin gülüdür, palas pandıras koyaklarda açan eğrelti Kimin payıdır duraksız bulvarların camlarında tükenmek Kimin yüreğidir avuçlarında okyanusu taşıyan geceyi maytaplayan

57


Doğanın Kavalından

Duydum yanağımda yelini saklı ormanların Körpe filizler incecik çalılarda gülüşüyor tazecik Sezdim varlığımın gözden göze üveyiklerini Saydam gökyüzünde ay sedefliyor geceyi Düşürdüm yığınların kıraç yellerine utangaç gölgeleri Her coşkun telle tozlaşıyor arzularda çiçekler Hissettim ürkek tomurcuklarda sessizlik çığlığını Işkınlar, filizler, otlar doğada paylaşıyor gelgiti Gördüm suyun ve toprağın kavalında salkımlar, hevenkler, taneler dinliyor birlikte sabahın türküsünü

58


Günlerin Çemberinde

Günlerin çemberinde boşalıyor sis geceye Aynada tutsak kandil boyun bükmüş yellere Yollar bıçak sırtında yüzlerde mor çizgiler Engellenmiş sabırlar kör lekesi hayatın Dokunuyor kokulara terli bir alnın izi Ahşap pencerelerde özlemin gizi sıralı Dökülen öpüşlerle yıkanıyor sevdalar Kuma emiliyor zaman, tükeniyor anılar 59


Sıyrılmak Çoraklardan

Kumları eliyor rüzgâr, göçürüyor maskeleri, Turuncu çiçekler bitkin, acı sağan yürekte. Eksik bir rüzgâr sarıyor sularda pusuları, Tapanlıyor denizi bulutlarda sarsak el Garlardan biletsiz sekiyor hasretlere Cam kenarı imgelerde, raylar akıyor. Köpürüyor uçurum mavisine yeni yetme şiirler Artık yeni yollar açıyor sıyırıp çoraklardan Aldırmasa da şair dalacak içine kapkara bıçak Kuyruksuz dizecek imgeleri bulutsuz ufuklara

60


Su Çatlağını Bulur

—Hrant Dink’in Anısına— Toprağın kuruyan teni topluyor sıyrılan göçü uzağa Issızlığın yazgısında köpüksüz dereler tükeniyor Boğuyor filizi, kırık dallardan kalma sızı Bir güvercin özleyişi rüzgârın çöllerden derdiği alev, Yarıyor narın bağrını… Ezberimizden dökülüyor susuzluğun girdabına Pıhtılaşan küllerde kaygının çıplak teri. Saklanma çabasındayız arkasına borçlarımızın… Yankısız içbükey mercek oluyor her çığlık, Acıyı deşiyor tuzak. İnançla görüyoruz acıda kilidini sabrın Tutuşan çizgilerin kavşağında dinginlik dört dönüyor.. Çıkışsız yönlerin köreliyor kapısı Gün açıyor söze göğsünü. Kardeş kanından pay, dökülüyor avuçlara Kilitlenen sığınaklarında hayat Çekiyor desteğini zamandan. Kurşun erkenci güller açar tenin gizli ufkunda Susmak örtmez, ardınca yangınlarda can yoğrulur. Bir güvercin vurulur, ılıkça akar kanı Özlemlerin toprağında su çatlağını bulur…

61


Gerze Direnişine Selam

Her sabah bir kuşun kanadında evren Sarılıyor insana, çarparken şafağın yeli Yüzsüzlerin yüzüne. Duvarlarda kol geziyor yitikliğin uğultusu. Dağlanmış bir çift göz gibi daralıyor pencereler. Kısılan yüreklerde çırpınıyor korkusu yeşil yamaçların. Kapanmış kapılarda terliyor öfke! Derinliğin pususunda dirilen sular, Bileyliyor dalgalarda sabrın yüzünü. Boşanıyor zincirinden şafakla bir demet ışık, Yürüyor üstüne üstüne, Karanlığı biçip geçiyor. Yatıyor bir yaralı aslan. Paslanmışsa da tutkuları, gözleri iki namlu Çekiyor yivlerine özlemlerini. Gözlerinin karasında ürüyor uçurumlar, Sarkıtlara teğet geçiyor resim. Duvarda kan revan bir saz, Taşıyor içine suskun gizini. Irmaklar barikat kuruyor sise, gaza Direniyor Gerze boğazındaki şiş’e. Kıvrılan ve kıvırtılan hedeflerin izdüşümü Vururken borsa duvarlarına, Antenler kaşıyor umursamazlığı. Bir gidip bir geliyor umudu dokuyan mekik, Yürek sırçasından süzülen renkler, Veriyor çözgülere asi kimlik. 62


Bahar sıyrılıyor kınından, Tünellere sığınıyor geceler. Ağdıkça gün yüzüne umudun ışkınları Üşüyor kara yüzler. Emek bahçelerinde başlıyor yeşil halay, Küllere kapatıyor gökyüzünü umut ve direnç, Karanlıktan azat kuşlar koşuyor güllere… Gerze taraflarında sezaryen bir gaz, duman… Tutuşan gün dönümünde ruhsatsız kazılar var. Ateşin emdiği kan haramiler sofrasında… Kara kefenler biçilirken halkın yüreğine, Dişlerinden geçen zulüm takılıyor boğazına Hortlatılan vampirin, Korkunun saltanatı dökülüyor burnundan. Ses sese zincirlenince kuruluyor köprüler Yeni bir direnişe… Baltaların yuvarlak ağzında aynı ipte iki cambaz, Ses esnemekte, göğün can alıcı teninde, Çürük maskelerin kulağından sarkmada karanlık yüzler. Kanına aç bir el gibi zulüm dökülüyor kendi gayyasına… Koyu bir depremin merkez üssünde kuduruyor gergedanlar. Çöl ayazında insan sıcağının pankartı açılıyor alınlara, Biliyoruz, ışıldayan buzda ıslanmaz adım. Yangın kıvamında inancımız, Dökülüyor dolarlı saltanatın kendi çukurlarına Bükülüyor tek tek, kirli ellerin tırnaksız parmakları. Korkulardan koparılmış bir takvim dayatıyor esnemeleri. Suskun vadilerin heybeti gölgesinden kaynarsa da İnsanoğlunun heybeti gölgesiz ışığından. Savaşlardan dökülen görüntülerde Çarklardan sıyrılıyor birer birer nasırlı eller. Rahvan bir karanlığın kıyılarında, Direniyor güçlü halk akıntısı külle, kirle yaşamaya. Işıklar arasından süpürüyor tüm gölgeleri, Gölgelerle maskelenmiş lekeleri süpürüyor, Yeni bir çağın tan yeri oluyor Gerze! 63


Kalk

Ey dost! Sürüklediğin rüzgârın alnımızda çiçekleşen tozu, Nakşeylesin zakkum kokusuna gül sevdamızı. Susturulduğumuz ıslıklardan tornistan Yazıver yeni baştan, yeniçağın kantosunu. Dökülsün karşımıza kara aynanın sırları, Yıkılsın teker teker de olsa Küresel rezaletin duvarları… Senden bana esen rüzgâr Açıyor dilimin barlanmış bağını. Ötelerin ürpertisinde saklı uçuk söylenceler Sönmüş yanardağlarından akıyorlar beynime. Kuşkuş kanatlı illegal dizelerin; İnce bir günaydına açılan penceremden Apansız düşüyor sokaklara boydan boya… Dost, atomları bırak âlimler parçalasın, Sen başla özden önce kırmaya Önyargının altın tasını… Yadırgı sarkıntılar paslanadursun Çöz de palamarını kara gecenin Demliğimizde tutsak ederken uykuyu İnce belli bardaklarda Yudum yudum içelim yıldızları. 64


Varsın yakamıza yapışan eli olsun hayatın Ter yaşamanın sırmalı izi, Simini hangi nehir yıkayabilir? Ensesiz bir akşama düşürürüz inadı, Sarmalarız sabaha düştaban ağrıları, Ökçesiz meydanlarda… Simdi göremediğimiz düşülkemizde Seller ve bentler şaşkın uyumda Yokuş ve inişler ayni tezgâhta Atkılar ve çözgüler yıldızlara paralel Dostlar ırmak, kardeş göl Pişmiş aşka su katılmış sevdalarda Sevenlerin karasevdası yıldızlara tutsak çöl Artık cezri istenmeyen bir meddir dünya Dost! Kulaklarımızda bir Balkan havası essin gürlesin Sen Lorke'ye duranda ağırdan hızlı, Bizim düşlerimize hangi horon yetişsin? Sesin sesime el versin hele, dele dele karanlığı, Çıkrığımızda çıkmayacak ay mı var kuyulardan? Kan uykularda dımdızlak bağlanmışsak, Nasıl uyur, umudun mimarı şair. Kalk, Seninle söksün şafak!

65


Kara Perçin

Mahyalara döktüler mahsus martavalları Okkasız ölçüp biçtiler omurgasız okuntuları Nadasta zihinleri nalladılar narsis hezeyanlarla Götürü gururlarına heder ederken heveslerini Döküldüler arım dürüm sanat drenajına Kosinüssüz hesaplar kornere düştü Bilimden bihaber bisküvi korsanları Birdirbir oynaya dursun kendi bahçelerinde Orlon oktavlarda araya dursunlar kırkbirinci ada’yı Kopçası kopuk konsomasyon aslanları, Bir sis sardı ağlarıyla özlemlerin şavkını Ufka kar yağıyor donuyor çağrısız aşklar Kısık sesli bahçelerde ıslıklar yasak Hoyratça bellendi cehennemde belleklerimiz An geldi puhular dadandı gül bahçesine Sloganlar silindi yaşlı taş duvarlardan Yılan yastıkları doldurdu dört yanı dört köşeyi Yüzler buruştu, yumruklar gevşedi zamanın iğlerinde Çöktü çökecekken kara geceden kara pus Zımbalanırken ucun ucun tan yeri Bilinir, alanlar ve dağlar barındırmaz ürküyü Bu perçini söker dudaklarında marşlarla emekçiler Söyleriz bir ağızdan aynı türküyü 66


Kırmızı Karanlık

Art arda katran sürekleri Maviden cinayete boyuyor göğü Yıldırımlara karşı çatal lastikte Fırlıyor sessizliğe nar tanesi bedenler Ağır kanatlanıyor kan denize Gündüzü boyuyor kırmızı karanlık Pencerelerde donuk bakışlar asılı, Dinginlik kırık ayaklı sehpada, Şehla ağıtlar süzülüyor tellerden Şimşek gölgelerinde keder uzun, gün kısa Özlemler ha çatladı ha çatlayacak Göbeğinde sabrın, Elverişli bir özenti, sonsuzluğa uzanan Koklanmış mecralarda diriliş susuz Matkap sessizliği çınlıyor beyinlerde Cellât anlamsızlığında yüzler depreşik Bahara kurulu saatten Düşüyor kaygının ayak sesleri Yıldız sıkışması var Damlıyor inat toprağa Şairler yeni firavunlarla karşı karşıya Yırtıyorlar onların altın varaklı ciltlerini Karıştırıp alın terlerini gülün çiyiyle Şiirlerini yazıyorlar yeniden direnişlerin 67


Kan Damlıyor Ateşten

Çilesidir hayatın çoğalan kamburumuz Yıldızların ırzına uzanmış çelişkiler Kan damlıyor ateşten betonarme günlere Tufanların şakağında çatlıyor uygarlıklar Sızlanıyor cinayetler sokaksız bir telaşa Ağlamalar birikmiş sızıyor afişlere Helâk pazarında zincirlenmiş sloganlar Ekmekler sahte, bankalar ortak cemseyle Kırgın ormanlarda kanamalı dallar Coplanıyor sessizlikler tütüyor çığlıkları kentin Gözlüklerin arkasında işleniyor sıyrık cinayetler Karanfil sofralara düşüyor üç gözlü yıldırımlar İhbarlar birer mürekkep imzalanıyor kanla Uydularda geceleyin dönüp duruyor yalanlar Haramdır çağın dokunuşları her bedene Haramdır kösnül tükürükleri ekşimiş kentin Kutsal lanet devşiriyor salyalarını ateşin Yakıyor hadım tacirler frengili leşlerini Karnelerinde hazları kırık çıtkırıldım nazlar Kederlere altın doğranıyor kasalardan Kanlı suyu döndürüyor çarkını rezaletlerin Yarasalar suskun, akrepler sessiz, çıyanlar dingin Bir ustura dönüp duruyor primitif tanrıların elinde 68


Heybemdeki Rüzgârlar

Çöktüğümüz torlularda gül dizdik Gezden göze… Omuzlarımızda sökedurdu Geceye karşı şafak, Sırsız sabahlara ulamaya kalktık ufukları Ya koptu ip, ya dolandı boynumuza… Ne uzandık üçgüllerin üstüne, bulandık çiye, Ne dalgalarda atabildik takla. Ya ıslandık arzularda, ya ıslatıldık… Ne usandık tutkumuzda ne uslatıldık… Şimdi heybemdeki rüzgârlarda Silerim tozlu nakışlarını yıldızların Şimdi gözlerim baştanbaşa samanyolu Ayaklarım ırmak… Diyorum ki, Yürüyüp şafakların doruğuna Titreyen bulutlara gölge olsak… Ayaklarımız altında terden sulansa toprak...

69


Diyorsun ki, Islak türkülerde çiçek gibi tozlaşsak; Dalmak değil mi sonu, Bir çift gözün ışığında evrene....

İkimiz de biliriz ki Bu dalgalı salınımda durmak... boğulmak!..

70


Üç Mavi Uçurum

Yaslanırken gecenin demir kafesine Gövdemin siliniyor taşlanmış nakışları. Uyandığım göç dirliğinde kesiyorum kederlerin kurdelasını. Uzun yürüyüşlerde büyüler kırık düşüyor kaldırımlara, Çözüyorum ince sargısını titrek yaraların. Düştü hayatın soğuk terlerine üç mavi uçurum, Nefretlerin baskın sessizliğine döküldü takvim. Gün günü döllerken kısır döngüye Paylarına düşen umut tükendi... Uğurlanıyor bahçesiz üç gül konduğu kırık dallara, Uçuklamış tomurcuk uçlarında barut izleri, Erikler çıkmadan gömüldü içine kendi rahimlerinin. Elim açılıyor kutup boylarının ak yaylasına... Şimşek gölgelerinde keder uzun gün kısa bu kış. Sılalardan dokunmuş yağmurlar saçaklarda, Anlık vuruşlarda sırt sırta üç damla... Anlaşılmaz ürpertiler kaldı o kayıp imgelerden, Dizelerimde kara delikler, adresi bucaksız zincir sessizlik... İhanetler bozuyor kilitlerini ateşlerin, Bir katran süreği maviden cinayete boyuyor Bütün nehirleri...

71


Omuzlarımızda Sımsıcak Umut

Yükseliyor ateş, uzak paslı gecelerden Umudumuz ıslıklıyor suları çığlık çığlığa… Adalet kovulmuş saraylardan, özgürce sokaklarda Karanlığın devranını söküyoruz çakıldığı yakamızdan. Sütsüzler çarşısında sarsılıyor teraziler. Güneş kat kat beton pazarlardan uzak sokaklarda, Her bir ışın direnenlerin ellerinden gönüllere uzanıyor… Omuzlarımızda sımsıcak umut. Duvarlarda dostlardan yadigâr kurşun ve kan izleri… Sıkıntılı gözlerimiz gazlardan değil, Kan çanağıdır yitirdiğimiz dostlardan… Onlar, yüzümüzde ağaran izleri kavgamızın. Paldır küldür dökülüyor önümüzde hevesler ve tutkular. Ölçüsüz ufalanmada arsız tümsekler. Fosseptiklerden yankılanıyor kibrin lanetli sesi… Yalan ve melânet rüzgârı karşımızdaki… İplikleri kopuyor tek tek en sağlam noktasından. Zurnasında tüm delikler tıkalı, biri hariç. Bir umarı zırtlayarak susturmak orkestraları… Bin başlı ejderhalarını salsa da üstümüze, Kapalı dehlizlerden taşıyor denizlerin kıpkızıl dalgaları…

72


Puştluğun ufkundan masmavi şiirler fışkırıyor Delerek huzme huzme sarımsı karanlığı… Bu mahşerî dalgalarda artık mendirekler çaresiz. Kitleler artık umudun dosdoğru rotasında Direnişlerle akıyor yepyeni şafaklara… Mümkün sanıyorlar hâlâ durdurabilmek bu seli. Parçalıyor birer birer bu sel; Önüne katarak HESleri, mesleri Artık halka rağmen, Daha da zor olacak Ötmesi borazanların.

73


POETİKA

74


Şiirleme

Öksüz bir yüreğin çözülüşüdür şiir. Yalnızlığına kapanan anın kör ışığı değil. Çekili perdelerden süzülen gün ışığıdır ki, Yürek tayfından geçmeden vermez alını yeşilini. Seslerin delip geçtiği kulaklara küpedir Sözlerin köpüğünü süzen. Suların çıplak elidir dar gelir de bulvarlar Kendi patikalarında yürür. Dağıtır da düzyazının çarkını zembereğini Yaşamı değil salt izdüşümünü verir.

75


Şiir Saati

Baharın alnında Ayarsızdır şiir saati, Yazgıyı dinamitler de Susturur kasırgaları. Cemresiz bir gurbetin Saltanatsız sultanı!

76


Şiirin Işığı

Kuş sesi katmalı göz göz dizelere, Yıldızları indirmeli Katran kazanında dizilen şiirlere. Enlemler kapanmamalı boylamlara, Koygun ve girdaplı düşler, Yaşamın özü ve özlemleri Bezensin her imgeye. Gecenin kara örtüsüne Yıldızlardan sim-sırmalar işlensin. Şiirin kendi aynasına dönmesi, Sisli puslu havalarda Yorgan-döşek sızması İhanettir hem kendisine, hem şiire. Ağlar, toplanmalı düşlerin sularından, Saray söylenceleri, gecekondu sevdalar, Uğramalı tek tek şafağın yağmasına. O zaman işte ozanın şiiri, Tek başına da olsa deniz feneri!

77


Şiir Rotamız

Göz yaşlarından fışkırmaz şiir, İmge avcılığı hiç değil. Aracıdır duygulara ses vermenin, Yüreklere seslenmenin. İmgenin piçi değil, Sesle anlamın gayrımeşru çocuğudur; Dil içinde filizlenen, Dal ucu tomurcuğudur. Esini pintice harcama ozan dost, Sok içine yığınların. Caf caflı sözler etmek yerine Ufacık umutları yeşert!

78


Var mı?

Var mı Yazacak Soluğun, Engin Düşlerin Dizelerini? Var mı Kazılacak İmgelerin Tükenmiş Yüreklere? Var mı Ateş Böceği Şavkında Geceye Su Verecek Umudun? Var mı Evreni Gözlerinden Kuşatacak Yürek Ateşin? Sen Şairsin! 79


İÇİNDEKİLER

5.Kimliğim 6.Manifestomuz 7.1 Mayıs 8.Asım Bezirci Mersiyesi 9.Dilek 10.Dost 12.Bilmek 14.Çözmek 15.Ay 16.Ezgiden Söze Sözden Yüreğe 17.Arzularımızda Köpüren Umut 18.Gecenin Çıkrığında 19.Gülüşlerin Gün Işığı 20.Dört Yönlü Hicran 21.Çoban Türküsü 22.Güz 23.Yadigâr 24.Hoyrat 25.Iraktan Yakına 26.Ortadoğu’da Karışık İzler 27.Küllenen Güller 28.Mızrak Çuvala Sığmamalıdır 29.Dünden Yarına 30.Yalnızlıklara Karşı 31.Yürek Çalgını 33.Kıl Heybemde Karanfil 34.Damlaya Düşen Soru 35.Gülüşlerin

37.Ağıtlama 40.Bir Halk Oyununa İzdüşüm 42.Susarsa Uçurum 44.Umudum Süt Beyazı 45.Sığınağında Kanar Umut 46.Bergüzar 48.İskele Alabanda 50.Teslimiyet 52.Kan Oyuyor Mermeri 54.Sabırkıran 55.Ay Durumları 56.Aşkla Birlik 57.Kimin 58.Doğanın Kavalından 59.Günlerin Çemberinde 60.Sıyrılmak Çoraklardan 61.Su Çatlağını Bulur 62.Gerze Direnişine Selam 64.Kalk 66.Kara Perçin 67.Kırmızı Karanlık 68.Kan Damlıyor Ateşten 69.Heybemdeki Rüzgârlar 71.Üç Mavi Uçurum 72.Omuzlarımızda Sımsıcak Umut 74.POETİKA 75.Şiirleme 76.Şiir Saati 77.Şiirin Işığı 78.Şiir Rotamız 79.Var mı? 80.İÇİNDEKİLER

80


EMEĞİN SANATI KİTAPLIĞI Şiir Dizisi: 1- Kalp Örsünde Karanfil — ALİ ZİYA ÇAMUR 2- Arsız Akrostiş— SERKAN ENGİN 3- Diplerin Zirvelere Uçurumlardır Yolu — ADNAN DURMAZ 4- Acının Ucu — HAMZA İNCE 5- Yıldızlı Gece Kanamaları — İRFAN SARİ 6- Öfkeye Tutunmak — ERCAN CENGİZ 7- Semahlar, Horonlar, Gowendler — YAŞAR DOĞAN 8- Militan Bir Ağrı – MELİH COŞKUN 9- Söylenmemiş Sözdeyim — ABDULLAH KARABAĞ 10- Yaralı Ağaç — MEHMET RAYMAN 11- Bahara Gebe Düşlerim — SEVGİNAZ İNAL 12- Dene Ve Yenil — UYSAL HİMMET ASLAN 13- Mevsim Değirmeni — MEHMET GİRGİN 14- Seksen Kere Söyledim — ŞEREF ÖZTÜRK (Usta) 15- Dilbaz Şiirler — SERKAN ENGİN 16- Naif Buğday Tarlaları — MEHMET GİRGİN 17- Yıldız Dalı Yasaklı Gönül — ABDULLAH KARABAĞ 18- Mavi İğne — MEHMET GİRGİN 19- Her Şiirin Uyaksızı — SERKAN ENGİN 20- Umut Her Şeydir — ABDULLAH ORAL 21- Gölgemi Sildin Gölgenden — DURAN AYDIN 22- Ah — GÖNÜL ÜLKÜ DİLEK 23- Ceviz Düşü — MEHMET GİRGİN 24- Beynimdeki Meşale – ABDULLAH ORAL 25- Lirik Liman – MEHMET GİRGİN 26- Kalbim Irak-Gönlüm İsyan — ADNAN DURMAZ 27- Kıssadır Hayat — M. Şehmus GÜZEL 28- Erotik Şiirler Atlasım — SERKAN ENGİN 29- Her Şiir Bir Aşka Temelli Gelir — BÜLENT AYDINEL 30- Sen Yağmur Ol — ÖZER GENÇ 31- Tartıya Kalan Düşler — ABDULLAH KARABAĞ 32- Öfkeye Tutunmak (2. BASKI)— ERCAN CENGİZ 33- Yıldızlı Gece Kanamaları (2. BASKI) – İRFAN SARİ 34- Diplerin Zirvelere Uçurumlardır Yolu –(2. baskı) ADNAN DURMAZ 35- Diren — ÖZER GENÇ 37- Kalp Örsünde Karanfil — ALİ ZİYA ÇAMUR (2. Baskı) Anlatı Dizisi: 1-Ofir’e Yolculuk (Öykü) — MUHAMMET DEMİR 2-Uysal Cinayetler (Roman) — SERKAN ENGİN 3-Hayatın Sesleri ve Yüzleri (Öykü) — ERDOĞAN TEZGİDEN 4-Cumartesi Anneleri (Oyun) — ADİL OKAY 5-Sessiz Bir Yolculuk (Öykü) YAVUZ AKÖZEL Düşünce Dizisi: 1.Gölge Boksu — SERKAN ENGİN 2.Umut Sarkacında Yaşam — ALİ ZİYA ÇAMUR 3.Emeğin Sanatı Yazıları — ALİ ZİYA ÇAMUR 4.Kapitalizmin Kalesi DOSTOYEVSKİ — YAVUZ AKÖZEL 5. Gölge Boksu — SERKAN ENGİN (2. Baskı)

81


Biz, tılsımları kıran, şahlanan atların bukağısını çözen, kasırgaları arzumuza bent eden, aşkla kavgayı iç içe yaşayan bir şiirin, edebiyatın, sanatın yolları ve yolcularıyız. Kayalık yüreklere kuşların taşıdığı tohumdan filizlenmez bizim şiirimiz, öykümüz… Biz, iğreti kristal ikonların değil, gökle yer arasında bilinci ve gücüyle var olanların kalıp kıranların, yol açanların farklı renkler ve sesler dokuyan izcisiyiz. 82


KALP ÖRSÜNDE KARANFİL - Ali Ziya ÇAMUR