Make Rojava Green Again (Turkish)

Page 1

Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım ROJAVA ENTERNASYONALIST KOMÜNÜ

Debbie Bookchin’in Önsözü



Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım Rojava Enternasyonalist Komünü

Rojava Enternasyonalist Komünü Resimlendirme

MATT BONNER


ROJAVA ENTERNASYONALİST KOMÜNÜ KUZEY SURİYE DEMOKRATİK ÖZYÖNETİMİ İLE İŞBİRLİĞİNDE Berlin, 2019, Dog Section Press, Internationalist Commune of Rojava ve Mezopotamien Verlag und Vertrieb GmbH ISBN 9781916036536 Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 enternasyonal kamu lisansı altında yayınlanmıştır. Grafik tasarım Matt Bonner – revoltdesign.org Dog Section Press logosu Marco Bevilacqua


İÇINDEKILER

Debbie Bookchin’in Önsözü

11

Giriş

15

İthaf

15

Rojava Enternasyonalist Komünü Öğren. Destekle. Örgütle 21 Toplumsal Ekoloji Doğa ve İnsanlığa bir Bakış 27 Kapitalist Modernite İnsanlık ve Doğa İlişkisinde Bir Kriz

49

Rojava’daki Ekolojik Zorluklar Ekolojik bir toplum için perspektifler 65 Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

93

Kapanış

119

Kaynakça

123


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

4


K

uzey Suriye’de ekolojik bir toplum inşa etmenin zorluklarıyla yüzleşme özgürlüğünü mümkün kılan bu devrimin şehitleridir.

Onların mücadelesi olmasaydı, ekolojik yaşamın tohumlarını ekebileceğimiz özgür bir toprak olmayacaktı. Bu kitap onlara ithaf edilmiştir.

5


Ankara

Türkiye

Suriye Şam

Kürdistan


Tahran

Bağdad

Irak

İran


Türkiye

Kobani Tell Abyad Afrin

Halep

Suriye

ROJAVA Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu


QAMISHLO

DÊRIKA HEMKO

SERÊ KANÎYÊ

R OJAVA AL-HASAKAH

RAQQA

Irak


Help bring a new world into being in Rojava. And spread its vision: that a free, ecological society is possible everywhere.

DEBBIE BOOKCHIN


Debbie Bookchin’in Önsözü

u kitabın 2018’in sonlarına doğru, Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki çoklukla Kürtlerden oluşan Afrîn kantonuna yaptığı saldırının gölgesinde basıldığı geçeğini göz ardı etmek mümkün değil. YPG’nin kahraman savaşçıları ve yalnızca kadınlardan oluşan YPJ, otoriter, kadınkarşıtı, ekolojik olarak kapitalist ideolojisini Afrîn’e dayatmayı hedefleyen Türkiye tarafından mobilize edilmiş faşist çetelerle mücadele ederken, dışarıdan bakan gözlemcilerin sıklıkla sorduğu soru şuydu: Rojava’da (ve onun toplumsal yapılarında) hem insanlarını hem de savunucularını bu denli heyecanlandıran ve sadık kılan şey nedir?

B

Bu broşür bu soruyu cevaplıyor. Rojava Enternasyonalist Komünü ütopik ile somut, şiirsel ile gündelik arasında köprü kuran bir dille, özgür, ekolojik bir toplumun nasıl görüneceğine dair hem bir vizyon hem de bir el kitabı üretti. Bu sayfalarda, toplumsal ekoloji düşüncesine felsefi bir başlangıç bulacaksınız: ancak insanlar arasındaki hiyerarşik ilişkileri (erkeğin kadın, gencin yaşlı, bir etnisite ya da dinin diğeri üzerindeki) sonlandırdığımızda doğayla kurduğumuz ilişkiyi sağaltabileceğiz. Yazarların da gözlemlediği gibi, bu sağaltımın 11


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

gerekliliği, küresel ısınma ve neoliberal ideoloji bu gezegen üzerindeki yaşamı tehdit ederken, giderek daha da artıyor. Enternasyonalist Komün’ün açık bir şekilde farkındalığını ortaya koyduğu, pratiğe dökülmeyen bir teorinin işlevsiz olduğu noktasıyla paralel bir şekilde, bu kitapta dünyanın bu parçasında ekolojik bir topluluğun nasıl inşa edildiğine dair somut bir rehber bulacaksınız. Bu toprak parçası ki, doğal mucizeleri ve kaynakları geçmişin tiranları tarafından sömürüye maruz bırakılmış. Bu kitabı okurken, nehirlerin ve göllerin tasvirler ile, Rojava’yı yeniden yeşil yapmak için ektikleri buğday, pamuk, mercimek, nohut ve bezelyelerle dolu nefes kesici bozkırlarıyla büyüleneceksiniz. Yalnızca 2018 yılında, 10,000 fidan dikecekler. Bu fidanlar bir gün, Cizîrê kantonundaki Dêrîk’in yakınlarındaki, kurtlara, tilkilere, yaban domuzlarına ve çeşitli kuş türlerine ev sahipliği yapan önemli bir vahşi yaşam alanı olan Hayaka Doğa Koruma Alanı’nda devam eden yeniden ağaçlandırma çalışmasında ve yerel hava kalitesinin desteklenmesinde kullanılacak. Bu alan aynı zamanda insanlarında ormanların dinginliğini ve güzelliğini deneyimleyebileceği bir alan. Proje bölgenin ekolojik sağlığını uzun vadede yerine getirmeye dair olan taahhüdüne derinden bir bağlılıkla yol alıyor. Bu çalışma insanlar olarak doğanın zengin bolluğuna ve çokluğuna hizmet etmek gibi oldukça derin bir ihtiyacımıza dokunuyor. Bu proje, yerinde ve akılcı bir demokratik süreç ile özgür ve ekolojik bir toplumun kurulabilir olduğuna, daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna dair canlı bir kanıt sunuyor. Yazarlar dirayetli bir biçimde ekolojik toplumun, onu destekleyecek bir ekonomik ve politik zemine sahip olması 12


Debbie Bookchin’in Önsözü

gerektiğini gözlemliyor: toplumun her üyesinin söz hakkı sahibi olduğu ve ekolojik toplumun geleceği için emek verdiği komünalist ya da demokratik konfederalist bir model. İnsanların doğal kaynakların nasıl kullanılacağına dair birlikte karar verdiği böylesi bir dünyada, kent ve kır hayatı, merkez ve çeper arasındaki ilişkiyi yeniden düşünebilir; toprağın ve suyun, yenilenebilir enerji kaynaklarının, ve hatta atıkların rasyonel bir şekilde nasıl kullanılacağına dair bir şema oluşturabiliriz. Ve bunu yapabilmek için, hem teorik hem de pratik çözümler anlamında, Enternasyonalist Komün ekolojik toplumu yalnızca Rojava’da değil, dünyanın her köşesinde nasıl inşa edebileceğimize dair bir ilham kaynağı sunuyor. Enternasyonalist Komün dünyanın dört bir yanından, destek ve uzmanlıklarını, fikirlerini ve en önemlisi (ve kelimenin tam anlamıyla) ellerini ödünç vermek üzere Rojava’ya gelen insanlardan oluşuyor. Bölgedeki insanların ve onların bağımlı olduğu doğal kaynaklara sağlıklı ve uyumlu bir gelecek sağlayan bir toplumu inşa etmek istiyorlar. Heyecan verici bir şekilde, size de onlara katılmaya davet ediyorlar: yabancılara Rojava’daki yaşamı tanıtmak için hizmet veren Akademi’yi inşa etmek ve hali hazırda başladıkları projeleri birlikte devam ettirmek için. Umuyorum ki, siz de aynı benim gibi, umut, olasılıklar ve Rojava’nın hem Orta Doğu hem de tüm dünyaya gösterdiği ütopik vizyon ile harekete geçeceksiniz. Bu vizyonu arkadaşlarınızla paylaşın, uzmanlığınızla destek olun ve Rojava Enternasyonalist Komünü’ne destek verin. Rojava’da yeni bir dünya kurulması için siz de bir el uzatın. Ve onun tasavvurunu her yere yayın: özgür ekolojik bir toplum her yerde mümkün. 13



Giriş

ojava’daki çevresel zorluklar daha baştan itibaren dikkatimizi çektiyse de, topluluğumuzun ekolojik çalışmalarının gelişimi yavaş bir şekilde yol aldı. Enternasyonalistler için başlangıç noktası, devrime yalnızca zihinsel olarak değil, emeğimizle de katılmamızın önemli oluşu oldu. Ve bu emeğin devrimin üzerinde sahne aldığı toprağın kendisine veriliyor olmasından daha güzel ne olabilir? Devrim için ne yapabileceğimiz üzerine düşünürken, Enternasyonalist Akademi’de bir fidanlık kurmak fikri ortaya çıktı.

R

Akademinin inşası ve fidanlığın planlaması sürecinde ortaya çıkan sorular bizi daha başka sorulara götürdü. Akademi ve ağaçlar için ihtiyaç duyduğumuz su nereden geliyor? Kullandığımız su nereye gidiyor? Çöpümüzü ne yapıyoruz? Toplum çöpleri ne yapıyor? Sebze bahçemiz için nasıl besinlere ihtiyacımız var, çevremizdeki tarımda ne kullanılıyor? Birkaç on yıl önce ağaçların olduğu Akademi’de şu an neden sadece buğday yetişiyor? Daha çok soru sordukça ve tartışıp çalıştıkça, ekolojik sorunlar ile ekonomik ve politik durum arasındaki bağlantı daha da 15


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

netleşiyordu. Bizi şu sorulara yönlendiren süreç böyle gelişti: Rojava’da inşa edilen ekolojik bir toplum nasıl olurdu? Bu toplum nasıl inşa edilebilir? Başlangıç tartışmalarımızın ve araştırma sonuçlarımızı insanlarla paylaşmanın uygun olduğunda karar kıldık ve bu kitap bu nedenle yazıldı. Bu kitap yalnızca ilgili komitelerde çalışan ya da yerel olarak çalışmalara katılıp araştırma yapan insanlar için değil, dünyanın dört bir yanından aktivistler, bilim insanları ve bölge ile ilgilenen herkese yönelik olarak hazırlandı. Rojava’daki çevresel sorunlar hem yerel yapılarda hem de küresel dayanışma ağlarında çok az gündem oldu. Genel kamuoyu bu konuyu, IŞİD ile devam eden savaş gündemi nedeniyle çok ön planda tutmadı. Bu kısa kiap ile daha başka bir vurgu yapmayı hedefliyoruz: Rojava’da insanlar ve doğa için acil olan zorlukları bildirmek; burada yapılmakta olan ekolojik çalışmalara dikkat çekmek; ve ilgilenen ve yardım edebilecek bir pozisyonda olan herkesle aktif bir diyalog içerisine girmek. Bu kitabı yazarken de birtakım zorluklarla karşılaştık: insanlar ve doğa arasındaki temel ilişkiye dair ideolojik tartışmaları, yapı inşa etmek ve biyolojik sorularla bir araya nasıl getirebilirdik? Bu meseleleri yalnızca bu meselelerle tanışıklığı olan insanlara değil, herkese nasıl açabilirdik? Değindiğimiz konuların kapsamlılığı, metinlerin çeşitliliği ve kullanışlı bir şekilde bölümlendirilmiş olmalarıyla bu zorluğu aştığımızı umuyoruz.

16


Giriş

Başlarken, kendimiz yani Rojava Enternasyonalist Komünü’nü tanıtıyoruz. Takip eden bölümde toplumsal ekolojiye dair yaptığımız tartışmaları ve ekolojik topluma dair bakış açımızı aktaracağız. Bu bölüm sürdürmekte olduğumuz çalışmanın teorik zeminini teşkil ediyor. Kapitalist modernitenin ekolojik sistem üzerindeki etkisi göz ardı edilemeyecek bir konu olduğundan dolayı, devam eden bölüm kapitalist modernitenin ekolojik krizlerine dair teorik bir giriş niteliğinde. Bu ekolojik krizin birçok farklı boyutunu kapsamaya çalıştık. Ekolojik krize dair küresel bir yaklaşımın ardından, beşinci bölümde Rojava’nın en büyük kantonu Cizîrê’ye özel bir vurgu ile, Rojava’daki ekolojik durumu tartışacağız. Bunun sebebi, bir yandan Cizîrê’nin enerji, çevresel ve tarımsal politikalarla ilgili meselelerde merkezi bir önemimin olması; bir diğer yandan ise, bizim burada çalışıyor ve Akademi’yi de burada inşa ediyor olmamız. Yayım tarihimiz nedeniyle, Afrîn’i ziyaret edememiş olsak da, oradaki durumla ilgili küçük bir araştırma yapmış bulunuyoruz. 5. Bölüm aynı zamanda ekolojik sorunları Türkiye ve Suriye politikaları bağlamında ele alıyor. Ekolojik toplumun inşası yolunda hangi adımların atılabileceğine dair önerilerimizi detaylı bir şekilde aktaracağız. Bu bölümde verdiğimiz detaylı bilgiler, gerçekler ve şemalar kitabın sonunda yer alan kitap listesine ve demokratik öz-yönetimin çeşitli yapıları ile gerçekleştirdiğimiz detaylı tartışmalara dayanıyor.

17


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Bu bilgileri, durum analizlerini ve üstlenilmiş projeleri göz önünde bulundurarak, “Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım” kampanyasının amaçlarını ve atılacak somut adımları belirledik. Bunları kitabın sonunda detaylı bir şekilde ele alacağız.

Rojava Enternasyonalist Komünü Eylül, 2018

18


Giriş

19


Her şeyin ötesinde, kendiliğinizin en derin köşelerinde, dünyanın neresinde kime yapıldığı fark etmeksizin her türlü adaletsizliğe karşı duyarlı olun. Bu bir devrimcinin en güzel niteliğidir.

CHE GUEVARA


Rojava Enternasyonalist Komünü Öğren. Destekle. Örgütle

R

ojava’daki devrimin başlamasının üzerinden altı yıl geçti. Destansı Kobanê direnişinden bu yana, YPJ/ YPG gerici IŞİD çetelerini püskürtmeye devam ediyor. Aynı zamanda, Rojavalılar devrimin çürümesine yönelik ortaya konan tüm çabalara karşı başarıyla direndiler. Abdullah Öcalan’ın fikirleri ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinden öğrenerek ve ilham alarak, kadınların özgürleşmesi, ekoloji ve radikal demokrasi temellerine dayanan devrimci hareket Rojava’da kapitalist moderniteyi sonlandırmak için örgütleniyor. Fakat Rojava’daki devrim baskı altında: IŞİD’e karşı yürütülen savaş, Türk devletinin gündelik terörü yanı sıra geniş ölçekteki ekonomik ambargo, yeni bir toplumun inşası sürecini yavaşlatıyor. Bu durumda, Rojava dünya ölçeğinde bir desteğe evvelinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Rojava bir yandan medyanın dikkatine ve dışarıdan gelecek politik desteğe ihtiyaç duyarken, diğer taraftan Rojava’daki insanlar somut bir desteğe de ihtiyaç duyuyorlar. Doktorlar ve İngilizce öğretmenler, çevirmenler ve mühendisler: 21


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Rojava’daki kurumlar ve toplumsal yapıların bilgiye ve fikirlere ihtiyacı var. Ama burada önemli olan yalnızca uzmanlık değil. Öğrenmek, katılım sağlamak ve devrimin bir parçası olmak insanlar arıyoruz. Enternasyonalizm ve doğrudan eylem (ister YPG/YPJ içinde ister sivil yapılar içerisinde olsun) devrimin anlamını ifade etmeye ve onu Kürdistan’ın ve Orta Doğu’nun ötesinde yaymaya fayda sağlıyor. Pratik dayanışmanın yanı sıra buna acil olarak ihtiyaç var.

Siz, kendinizin umudusunuz.

ABDULLAH ÖCALAN

Batı dünyasında baskıcı devletler ve sağcı hareketler yeniden yükselişe geçmelerinin zaferini kutuluyor: evvelden neoliberalizmin yıldızı olanlar açıktan faşizme doğru yol almaya çoktan başladı. Trump, Erdoğan ve Putin demokrasinin son maskelerini de soyunuyorlar. Bu gelişmelerin karşısında, en devrimci hareketler dahi donup kalmış durumda. Marjinalize olmuş ve perspektifini yitirmiş, parçalanmış ve yabancılaşmış durumdalar. Bu sistemin onlara izin verdiği tek rol ise gözlem yapıp eleştirmek. Rojava bu ikilemin üstesinden gelmek için bir yol sunuyor: Kürt hareketinden ders çıkarmak örgütlenmek ve devrimi yaymak anlamına geliyor. 22


Rojava Enternasyonalist Komünü

Bir, iki, daha fazla Rojava yaratalım!

Enternasyonalistler uzun süredir Rojava’da çalışıyor olsa da bugüne kadar yurtdışından insanları Rojava’ya getirmek ve onları devrimin yapılarına eklemek için kurulu bir sistem yoktu. Rojava’ya gitmenin altyapısal olarak zor olmasının yanı sıra, dil bilmemek, kültürel farklılıklar, bölgeye ve devrime dair bilginin eksik olması enternasyonalistlerin devrimci çalışmalara anlamlı bir şekilde katılım sağlamasını önledi. Enternasyonalistleri eğitecek ve hazırlayacak yerel yapılar ve yerel yapıları çalışmalarında ve enternasyonalistlerle olan karşılaşmalarında destek verecek kurumlar bulunmuyordu. Daha basit bir ifadeyle, Rojava’daki enternasyonalist çalışmaları örgütleyecek bir sisteme ihtiyaç var. Kürt Hareketiyle birlikte öz-örgütlü ve ekonomik olarak kendi kendini kalkındıran bir sistem inşa ediyoruz. Bunun ilk adımı Rojava’daki enternasyonalistler için bir Akademi kurmak olacak. Burada politik-kültürel eğitimler, dil dersleri ve kolektif, pratik çalışmalar örgütleyeceğiz. Bunlar ise enternasyonalistlerin yerel yapılara katılımını kolaylaştıracak. Herkese Rojava’daki devrimi desteklemek için kendilerini örgütlemeleri ve Enternasyonalist Komün’ün eylemliliklerini takip etmeleri ve eylemliliklere katılım sağlamaları için çağrıda bulunuyoruz. 23


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Qamişlo’nun bir semtinde bir anne Rojava devriminin yıldönümünü kutluyor. 24


Rojava Enternasyonalist Komünü

25


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

26


Toplumsal Ekoloji İnsanlık ve doğaya bir bakış

irmi birinci yüzyıl dünyası günümüzün ve geçmişinin yıkıntıları ile yüzleşmektedir. Savaş normal bir durum haline gelmiş, toplumsal yoksulluk ve açlık manşetlere layık görülmeyen marjinal haberlere dönüşmüştür. Birçok insan, insan olmanın anlamı ve önemini unutmaktadır. Toplum ise tüm işi yalnızca kişilerarası ilişkileri yönetmekten ibaret bir devlet altında bir araya getirilmiş izole bireyleri tanımlayan bir kelime haline gelmiştir. Bu gelişmeler göz önüne alınırsa, çevresel sorunlar ikincil olarak görülmektedir; çoğu insan için tesadüfi ve önemsiz olan bu durum çevreciler için kaygılanılması gereken bir şeydir.

Y

Ancak, ekolojik kriz toplumun her alanına değdiği ve her alanını değiştirdiği zamanımızın en acil çözüm üretilmesi gereken zorluklarından biri haline gelmiştir. Ekolojik sistem o kadar büyük bir oranda mahvedilmiştir ki verilen zarar geri döndürülemezdir. Hayatın büyük bir bölümü hem insan hem de doğa, önemli bir krize girmiştir. Bu bağlamda, Abdullah Öcalan “Günümüz krizinden kurtulma sözünü veren bir politika ancak ekolojikse düzgün bir toplumsal sisteme öncülük edebilir” demektedir. 27


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Böylesi ekolojik bir toplumsal sistemin çerçevesini çizmek ve toplumsal-ekolojik krizin üstesinden bir bütün olarak gelecek bir politika geliştirmek zorunludur: Sadece semptomlarla mücadele eden bir politika yerine aynı zamanda ekolojik kriz ve toplumsal krizin birbiriyle yakından bağlantılı olduğunu teslim eden bir politika. Bu politikanın ekolojik krizi çözebilmesi için, iktidar ve tahakkümün toplumsal ilişkilerini ekolojik farkındalık ve ilkelerle kökten bir şekilde değiştirmelidir. Günümüzdeki krizi çözebilmek için çıktığımız yeni yaşam yolları arayışının başlangıç noktası olarak böyle bir politikayı ele alırsak, toplumların neden ve nasıl doğanın karşısında yer aldığı sorularını cevaplayabilmemiz gerekir. Bu soruları cevaplayabilmek için ise, günümüz kapitalist toplumunda yüz yüze geldiğimiz doğa ve toplum arasındaki kopuşa sebep olan toplumsal değişimin belirleyici anlarını tarihsel bir bakış açısıyla tespit edebilmemiz gerekmektedir. Somut zihniyetler, sistemler ve yönetenler yerine “insanlık”tan bahsetmek yalnızca nedenleri gizlemekte ve bizi yanlış varsayımlara yöneltmektedir. Bu durum, “insanlık” kavramının arkasında yatan çelişkileri – ezilen ve ezen arasındaki, toplumsal cinsiyetler arasındaki, genç ve yaşlı arasındaki, siyahlar ve beyazlar arasındaki, yoksul ve zengin arasındaki antagonizmalar (çözümlenemez çatışmalar)gizlemektedir. Eğer yeni bir sosyo-ekolojik toplum inşa ederken başarılı olmak istiyorsak “insan”ı, yaratıcılığı ve yaratıcı gücü ile ve tüm doğal dünyanın iyileştirilmesine büyük katkılarda 28


Toplumsal Ekoloji

bulunabilecek bir hayat formu olarak tasavvur etmeliyiz. Daha da fazlası, kendimizde bu potansiyelin olduğunu kabul etmek ve buna inanmak yükümlülüğümüzdür. Ekolojik krizin sosyo-ekolojik topluma yönelik çözüm politikasının sadece bilimlere bırakılamayacağı açıktır. Aksine, bu bilimtoplumsal bilim ve insanlık-doğa arasındaki pozitivist ayrımın üstesinden gelecek eleştirel bir kuram oluşturma görevidir. Abdullah Öcalan, Silvia Federici, Friedrich Engels ve Murray Bookchin gibi birçok düşünür toplumsal iktidar ilişkileri ve tarihsel gelişmeler üzerine yaptıkları analizlerle, insanlık ve doğa anlayışlarıyla ve ekolojik özgür bir toplumun uygulanabilirliğine derinden inançları ile böylesi bir kuramın oluşumunda özellikle önemli bir rol oynamıştır. Toplum ve Doğa Arasındaki İlişkide Tarihsel Değişimler Doğayla kurulan toplumsal ilişkideki değişimlere baktığımızda, toplumsal iktidar ilişkilerindeki, üretim biçimlerindeki, ideoloji ve düşünce biçimlerindeki değişimleri gözden kaçırmamamızın yaşamsal bir önemi var. Doğayla tek bir toplumsal ilişki yoktur; farklı üretim biçimleri, toplumsal sınıflar, kültürler ve toplumsal cinsiyetler farklı ilişkiler geliştirirler. ‘Doğa’ yiyecek ve enerji gibi farklı boyutları içerdiği gibi, aynı zamanda bir bireyin kendi bedeniyle ilişkisini de içermektedir. İnsanı çevreleyen dış dünyanın nasıl görüldüğü, anlaşıldığı ve hissedildiği ile ilgilidir. Doğayla günümüzde kurduğumuz ilişki, devlet 29


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

kapitalizmi yapısındaki bir toplum tarafından tahakküm ediliyor ve uzun değişimler süreci ile gelişmiştir. Bu ilişkiyi tarihsel gelişim sürecinden ayırmak, ona kaçınılmaz ve her zaman bu şekilde olan bir sistem görünüşü vermektedir. Bu tarihi ve gelişimini doğru biçimde analiz edememek, günümüzü anlamada ve geleceği inşa etmede başarısızlığa neden olur. Bu anlamda, sıradaki bölümde doğayla kurulan toplumsal ilişkideki değişimlerin bazı boyutlarını inceleyeceğiz.

İnsan: doğa öz-bilinç haline geldi

JOHANN GOTTLIEB FICHTE

Doğal toplum ilk toplumsal form olarak ele alınmaktadır. Küçük kabile topluluklarında, insanlar toplumsallaşmış olma sürecine başlamışlardır. Erken toplumlardaki insanların doğa anlayışı onunla kurdukları yakın bir ilişki ve onunla kurdukları bağlantılar vasıtasıyla gerçekleşmekteydi. Her doğal varlığın bir ruhu olduğu düşüncesi ile, doğa yaşayan bir varlık olarak algılanıyordu. Doğanın insanlar tarafından deneyimlenen gücü, doğanın ruhları olduğu düşüncesinde ifadesinde bulmuş, bu yolla insanlık doğaya dair bir anlayış ve anlam geliştirmiştir. İnsanlar hayatı ve ritimlerini belirledikleri için bu güçlerle uyum içinde yaşamak 30


Toplumsal Ekoloji

zorunda kaldılar. İnsanlar doğayı yenmeye çalışmadılar ancak sihirli ritüeller aracılığıyla etkilemeye, doğanının ruhlarını çağırmaya çalıştılar. Bu sihir bilimin ilk biçimiydi. Bu, doğadaki ve insandaki yaşam ve ölüm süreçlerinin gözlemlerine dayanmaktaydı. İnsanların bu hayatı, küçük kabile topluluklarında ve doğanın canlı bir varlık olduğu düşüncesiyle, doğayla birbiriyle uyum içerisinde olmak anlamına gelen ekolojinin temel prensiplerine uygun bir şekilde sürdürüldü. Dolayısıyla, biz “doğal toplumu ekolojik toplumun kendiliğinden oluşan bir biçimi olarak tanımlayabiliriz” (Öcalan). İnsanlığın kolektif hafızasında, doğa tıpkı anne gibi insanlara yaşam ve yaşamda kalmak için ihtiyaç duydukları her şeyi veren bir varlıktır. “Doğa ana” kavramının izini sürmek bizi muhtemelen bu kolektif deneyime kadar götürecektir. İnsanoğlunun insanlık ve doğa üzerindeki egemenliği İlk toplulukların yaşamı sadece insanların doğadan toplayabildiklerine dayalıyken, bitki ve meyve toplamaya avcılık da eklendi. Hayvanların sistematik ve bilinçli olarak öldürülmesi bir avcılık kültürüne evrildi. Avcılık kültürünün oluşmasının yanı sıra, kabile toplulukları arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklarla birlikte, öz savunmanın ötesine geçen bir savaş kültürü gelişti. Dolayısıyla, savaş zihniyetinin, onunla ilişkili kurumların ve hiyerarşilerin daha fazla 31


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

32


Toplumsal Ekoloji

33


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

gelişmesine olanak tanıyacak zemin atılmış oldu. Bu durum, toplumun gelişimi açısından ciddi sonuçlara yol açtı. İlk hiyerarşilerin ortaya çıkması ve insanların yaş, cinsiyet gibi kategorilere ayrılmasına paralel olarak, doğayla kurulan ilişki de değişime uğradı. Doğum, büyüme ve ölüm gibi doğal süreçlerin gözlemlenmesiyle, özellikle kadınlar doğal biyolojik süreçlere dair ilk anlayışı geliştirdi ve bu da tarımda bitkilerin ve besi hayvanlarının bilinçli bir şekilde tarımda kullanılmasına öncülük etti. İnsanlar çevreyi ihtiyaçlarına göre şekillendirmeye ve bunun yanında, bitki ve hayvanların biyolojik gelişimini etkilemeye başladı. Tarımdan elde edilen verim artarak anlık tüketim ihtiyacının ötesine geçilmiş ve bu fazladan verim yönetilmek zorunda kalmıştı. Toplumsal zenginliğin bu yönetimi, ilk biçimlerini yaşlının genç üzerindeki, erkeğin kadın üzerindeki ve bazı erkeklerin diğerleri üzerindeki hakimiyeti olarak kendini gösteren toplumsal hiyerarşiler ile yakından ilişkiliydi. Medenileşme sürecinde, bu hiyerarşiler gittikçe artarak ve Sümer ve Mısır rahipleri tarafından desteklenerek daha karmaşık bir sisteme dönüştü. Gördüğümüz bu ilk devlet yapıları, doğayı daha önce ona yaraştırılan ruhlarından sıyıran ve bunların üzerine tanrıları yerleştiren mitolojik sistemle meşrulaştırılmıştır. Yeni tanrıların doğa üzerinde hüküm sürmesi gibi yeni köle sahipleri de tanrılar gibi toplumda hüküm sürmüştür.

34


Toplumsal Ekoloji

Yeni mitoloji yaklaşımından doğru bakarsak [...]doğa ve kâinat yöneten, cezalandıran tanrılarla dolu. Bu tanrılar –esasında baskıcı ve sömürücü despotlardoğanın dışına konumlandırılmış durumda [...]. Adeta doğayı kurutmuş gibiler. Bu cansız bir doğa ve madde görüşünü ortaya çıkarıyor. Yaşayan tüm canlılar küçük düşürülüyor ve tanrıların dışkılarından hizmetkarlar yaratılıyor.

ABDULLAH ÖCALAN

Bu süreçte, insanın insan üzerindeki tahakkümü ile insanın doğa üzerindeki tahakkümünün iç içe geçtiğini görüyoruz. Özgür, ekolojik, karşılıklı saygıya, dayanışma ve bakıma dayanan bir birlikte yaşam pratiğine dayalı doğal toplumdan, hiyerarşi üzerine kurulmuş, sınıflar ve tahakkümün olduğu, insanların yalnızca kendilerine ve birbirlerine değil, doğaya da yabancılaştığı bir topluma doğru geçiş söz konusu. Bu çöküşümüzün başlangıcını oluşturuyor çünkü ortaya çıkan sınıflı toplum doğa ile oldukça açık bir şekilde çelişkili olarak gelişti. Canlı, hareketli, renkli ve üretici bir doğa fikri yerini doğanın intikamcı ve kötü ruhlu olduğu ve bu bakımdan 35


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

doğa ile mücadele edilmesi gerektiği fikrine bıraktı. Sümer toplumu ile başlayarak, doğal topluma karşı gerçekleştirilen ve insanların düşünce yapılarındaki radikal değişimin eşlik ettiği devrim, yavaş yavaş Ortadoğu’ya yayıldı ve dünyanın büyük bir çoğunluğunu kökten bir şekilde değiştirdi. Bugün hala devam etmekte olan, doğanın acımasız, baskıcı ve hükmedici olduğu düşüncesi, bu toplumsal ilişkilerdeki bu bahsi geçen kopuşa dayanıyor. Bu baskıcı güçle küçük, çıplak ve kırılgan bir varlık olarak karşı karşıya gelen insanlık, kendini korumalı ve onu fethetmek ve onun efendisi olmak için kendi güçlerini geliştirmeliydi. Bu anlayış, daha sonra insanların birbirileri arasında kurduğu ve gittikçe artan baskıcı ilişkileri meşrulaştırma işlevi gördü. Bu öğretiye göre, insanlar doğanın gazabından ancak köleciliğin verimliliği ile kaçabilirlerdi. Kolektif olarak hayatta kalabilmemiz insanın emeğinin gücüne bağlıydı. Aynı zamanda, insanın doğa üzerinde kazandığı güç ile karşılaştırıldığında, köleleştirilenlerin çektiği eziyet önemsiz bir meseleymiş gibi görünüyordu: köleleştirme insan soyunun özgürleşmesi sürecinin beraberinde getirdiği ve kaçınılmaz bir sonuçtu.

Her zaman şeytanlaştırılmış olan doğaya ve yaşanan dünyaya geri dönüş

ABDULLAH ÖCALAN 36


Toplumsal Ekoloji

Avrupa’ya baktığımızda, toplumun doğa ile kurduğu ilişki Reform Dönemi’nden önce kökten bir şekilde değişmemişti. İnsanların Kilise’nin dogmalarından kopmadaki kararlılığı, insanların rasyonelliğe ve gündeliğe dönmesine sebep olmuştu; ki bu Hristiyanlık tarafından şeytanlaştırılan bir şey idi. Canlı ve yaşam veren, Tanrı’nın kendisinin de içinde yaşadığı bir doğa fikri, insanların zihinlerinde yeniden yer bulmaya başlamıştı. Bunun sanattaki karşılığı, insanların ve doğanın güzelliklerini gösteren bir şekilde, realist formlarla tasvir edilmesinde ifade bulmuştu. Bu gelişme, doğayı ve çevreyi etkisiz/durağan bir şeymiş gibi ele alan düşünce yapısını sonlandırmıştı. Aynı zamanda, devlet doğum, yaşam ve insan bedenine dair doğal tedaviye dair toplumsal bilgi sistemini de daha da fazla çözmeye ve yok etmeye çabaladı. Bu bilgi kadınların deneyimleri vasıtasıyla bin yıllık bir süreçte geliştirdiği ve aktardığı bir bilgiydi. Doğal yolların gücüne inanan ve doğa ile derin bir ilişkisi olan kadınlar Engizisyon sürecinde infaz edilmişti. Bu bilgiye vakıf olmak şeytanın işi olarak görülmüş ve kadınlara cadı denilmişti. Bu kadınlar mitlerin, tanrıça kültlerinin ve doğaya olan inancın ve doğal mekanlara tapınmanın olduğu zamanlardan kalan kalıntılar olarak görülmüştü. Kadınlara yapılan saldırı ve onlara yönelik işlenen femisidler1 aynı zamanda doğa ile kurulan toplumsal bağa ve doğanın bilgisine yapılan bir saldırıyı temsil ediyordu. Bu saldırı yalnızca küresel Kuzey’e özgü değildi: sömürgecilik ile birlikte, küresel Güney de doğa ile kurulan 1. Femisid; bir toplumsal cinsiyet kategorisi olarak kadınlığa yönelik her türlü öldürme ya da intihara sürükleme girişimidir. (ç.n.) 37


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

toplumsal ilişkiler de sömürü, yıkım ve toplumsal bilginin merkezileşmesi paradigmalarına tabi hale getirilmişti. Aynı zamanda, sömürgelerdeki yerli toplulukların fikirleri büyük bir ilgi topluyordu. Doğa ve özgürlükle kurdukları bağlar, kurumsallaşmış sömürünün bulunmaması ve bireysel açgözlülüğe çok az yer bırakan bir biçimde kollektif topluluğa katılım göstermeleri, savaşın yerle bir ettiği Avrupa’dan gelen insanlara doğal toplumu anımsatıyordu. Tarımın merkezileşmesi, köylü topraklarına el koyulması, şehirlere gerçekleşen göç ekolojik süreçlere dair olan bilgiyi ve onun doğa ile bağlantısını daha da yok etti. Feodal beylerin toprağa el koyması neticesinde daha önce kolektif olan geniş toprak parçalarını bireylerin özel mülkiyeti haline getirdi.

Modern zamanlarda insan yalnızca insanın değil, tüm doğanın kurdu haline geldi

ABDULLAH ÖCALAN

Bilimin dünyayı anlamak ve açıklamak için bir yöntem olarak gelişmesiyle birlikte, doğal biyolojik süreçlere dair anlayış da derinleşti ve yaygınlaştı. Dünyaya dair olan bilgi daha ve daha bilimsel yolla tanımlanır ve dinselden çok rasyonel ifadelerle tasvir edilir hale geldi. İnsanlık kendini 38


Toplumsal Ekoloji

doğadan soyutladı ve yine kendini şeylerin merkezi haline getirdi ve doğayı ve insan bedenini etkisiz ve durağan araştırma konuları olarak ele almaya başladı. Doğayı yaşayan bir varlık olarak ele alan bütünsel bir dünya görüşünden pozitivist ideolojinin mekanik dünya görüşüne doğru yaşanan geçiş, doğa ile kurulan toplumsal ilişkinin geçirdiği dönüşümde belirleyici bir adım teşkil etti. Doğa üzerinde çalışılabilecek, bölünebilecek, ölçülebilecek, incelenebilecek ve kontrol edilebilecek cansız bir cisim haline geldi, bir bakıma fiyatı olabilen ama yalnızca yaşam olarak hiçbir değeri olmayan bir cisim. Çoklukla, doğa her şeyin belirleyicisi olarak algılanmıştı. Birey olarak insan ve toplumun kendisi doğanın kanunları uyarınca yaşayan hayvanbilimsel varlıklara indirgenmişti, en güçlü olanın yaşamda kalması ya da doğal seleksiyon gibi. Doğaya yansıtılan rekabet ve düşmanlık aslında, insanların ve toplumsal ilişkilerin bir izdüşümüydü. Savaş, şiddet, tahakküm ve baskı kaçınılmaz olan doğal şeylermiş gibi görülüyordu. Bu durum ancak doğaüstü ve insan üstü bir varlık tarafından kontrol altına alınabilirdi: Hobbes’un önerdiği gibi otoriter bir devlet. İnsanlık ve doğa arasındaki fark neredeyse tamamen yok olmuştu: insanı hayvandan ayıran tek şey düşünme yetisi haline gelmişti. Bu düşünme yetisi bireysel mantık ve iradenin mümkün olmasını şeydi ve ancak bununla doğa ve bedenin güdüselliği disiplin altına alınabilirdi. Burjuva Aydınlanması insanlığın doğaya duyduğu korkuyu yok etmek istedi, ancak böylece doğa tamamen insana tabi 39


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

hale gelebilirdi. Fizik yasaları ve teknik aletlerin bilgisi, bu korkunun yok olmasının öncülüydü. Doğa ve toplum birbirleriyle ikili karşıtlık üzerine kurulu, hasmane bir ilişki içerisinde karşı karşıya geliyordu: doğayla kurulan bu türden bir ilişkinin başka tepkiler ortaya çıkarması şaşırtıcı değil. Doğayı toplumun düşmanı olarak değil, toplumu doğanın düşmanı olarak ele alan bir tavır gelişti. İnsanlığın sorumlu olduğu, korkutucu çevresel yıkımların karşısında, uygarlık, toplum ve insanlığın kendisi hususunda bir teslimiyet ve pesimizm ortaya çıktı. Teknoloji masum, organik doğanın; mantık ise masum sezgiselliğin; aşağı yukarı insanlık yaşamın tamamının karşıtı olarak görüldü. Bu nedenle, insanlığın kendini doğaya teslim etmesinin ve kendisini doğanın kanunlarına tabii kılmasının gerekli olduğu öne sürüldü. Fakat doğa ve insanlığa dair bu primitivist(ilkelci) yaklaşımda dahi, doğa ve insanlığın içkin karşıtlığı (ikiliği) fikri sürdürüldü. İnsanlık ve doğa arasındaki, insanlar ve bedenleri arasındaki derin yabancılaşma pozitivist bilimin bir mirasıdır. Bu keskin özne nesne ilişkisi insanın düşünme sistemine pozitivizm ile birlikte girmiştir ve aynı zamanda kapitalist modernitede doğa ile kurulan toplumsal ilişkinin zeminini oluşturur. Bu düşünce sisteminin gelişimi, doğa kavrayışı modern ulus devlet dahil olmak üzere gitgide merkezileşen toplumsal sistemler sürecinin bir parçası haline geldi. Bu düşünce biçimi sanayileşme, makina ve motorların gelişimi ile iç içe geçti. Bu hiyerarşik, endüstriyel ekonominin toprak, hava, su ve insan üzerindeki etkisi o denli genişledi ki, ekolojik sistem geri dönüşü olmayan bir biçimde zarar gördü. 40


Toplumsal Ekoloji

Kapitalist modernite: tüm yaşamın anlamı olarak kar ve zenginleşme Doğadan yabancılaşmış bir insan kendisinden de yabancılaşmıştır ve kendisine zarar veriyordur. Bu bağlantıyı en net bir şekilde kapitalist modernite sistemi gösteriyor; çevresel çöküş ve ekolojik krizler insanların baskılanması ve sömürülmesi ile el ele gidiyor. Herşeyin metasını yapan kapitalist modernite, yaşamın sınırlarına geldiğinde kendi başına durmadı: yeni teknolojiler yoluyla (örneğin genetik mühendisliği) yaşamın kendisi metalaştırıldı. Kapitalist modernitede sistem tüm gezegeni, aynı hayatın kendisini yönettiği gibi, yönetiyor. Kapitalizmin hayatın her alanına yayılmışlığının bir sonu yokmuş gibi gözüküyor. Kapitalist üretim biçimi sürekli genişlemenin gerekliliği ile özdeşleşmiş bir sistem: “Nasıl ki bir insanı nefes almamaya ikna edemeyiz, kapitalizmi de büyümeyi sınırlandırmasına.” (Bookchin) Bu anlamdaki bir büyümenin artık zaman, sağlık, mutluluk ya da iç huzur gibi bir anlamı yok, tek anlamı kar artışını daha da genişletmek. Doygun bir hayat yaşamak ise yalnızca kapitalist modernitenin sunduklarından olabildiğince keyif almak. Bu ise tamamen bir tüketici toplumu yaratmak demek. Bu kapitalist modernitenin temel paradigması: emperyalist, her şeyi tüketen ve doğayı yok eden bir yaşam tarzı. Azınlıktaki bir grubun karını artırmak için doğayı ve insanlığı sömürmenin hiçbir etik sınırı yok. Toplumsal statü 41


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

güç ve zenginlik ile tanımlanıyor. Bireycilik ve açgözlülük birer değer haline gelmiş durumda. Herkesi ve her şeyi görmezden gelmek toplumun zihniyetine ve kültürüne yansıyor. İster insani ister doğal olsun, kalkınmanın rekabet ve çekişme gerektirdiği düşüncesi kabul görüyor. Kar ve zenginlik varoluşun anlamı haline geldi. Mevcut ekolojik kriz toplum ve doğa arasındaki modern ilişkiyi sarstı çünkü doğayı kontrol etme ve metalaştırmanın etkileri oldukça belirginleşti. Fakat kapitalist modernitenin stratejisi ekolojik krizin kendisini doğanın yeni ve daha derin bir şekilde sömürülmesi ve metalaştırılmasının başlangıç noktası haline getirmek oldu. Çünkü uzmanlara ve ekonomistlere göre doğada olan hiçbir şeyin bir fiyatı yok, yani değeri anlaşılamaz ve doğayı korumanın ekonomik bir özendiriciliği yok. Bu, ekolojik krizin çözümünün yalnızca düşünce sisteminde ve üretim yöntemlerinde yapılacak kökten bir değişiklik ve kapitalist modernitenin kendisinin üstesinden gelmek ile mümkün olduğunu bir kez daha gösteriyor. Çözüm doğa ve insanlık arasında dengeli bir ilişkinin her alanda yeniden kurulmasında yatıyor. Bu bakımdan, bu çözüm demokratik ve ekolojik bir toplumun yenilenmiş ve bilinçli gelişimi ile ilişkilidir.

42


Toplumsal Ekoloji

Ekolojik sorun ancak bu sistemin bastırılması ve sosyalist toplumsal sistemin inşa edilmesi ile temelden çözülür. Fakat bu, çevre için hemen ve doğrudan bir şey yapılamayacağı anlamına gelmiyor. Aksine, ekolojik mücadelenin genel bir toplumsal devrim mücadelesi ile birleştirilmesi gerekiyor…

ABDULLAH ÖCALAN

Kapitalist moderniteden bir çıkış yolu olarak toplumsal ekoloji Toplumsal ekoloji insanların doğal ve toplumsal çevreleriyle olan ilişkilerini konu alan bir bilimdir. Bu ilişkilerin nasıl şekillendiği antropoloji, felsefe, tarih, arkeoloji, toplumsal teori gibi çeşitli bilimsel disiplinlerden gelen yaklaşımlar yoluyla inceler. Yalnızca betimsel bir teori değildir: insan-doğa ilişkisinin nasıl yeniden tahayyül edileceği ve dönüştürüleceği üzerine bir projedir.

43


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Doğayla kurulan toplumsal ilişki üzerine yeni bir anlayışı kuramsallaştırırken, toplumsal ekoloji belirli bir başlangıç noktası sunar: insanlık doğal bir evrim süreci ile gelişti, ve bu sürecin başında insan ve doğa arasında karşıtlık, rekabet ve teslimiyet yoktu. Toplumsal gelişim sürecinde ve toplumların benimsediği örgütsel biçimlerde doğal evrimle bir bağlantı olduğunu görüyoruz. İnsan öncesi doğayı (bitkiler ve hayvanlar) organik yaşamın özü olan aktif, çalkantılı “birinci doğa”nın, karmaşıklığa ve değişikliğe doğru geliştiğini ve son olarak, insanların öz-farkındalığa ve bilince sahip olduğu ve doğaya müdahale ettiği “ikinci doğa”ya vardığını görebiliriz. Toplumsal ve doğal olan içi içe geçiyor. İnsanlar olarak, her zaman temel doğal ihtiyaçlarımız olacak, her ne kadar ihtiyaçlarımız çeşitli toplumsal biçimler yoluyla toplum içinde kurumsallaştırılmış olsalar da. Aynı zamanda, doğal ve toplumsal evrimin etkileşiminde insanın zihin gücünün biricik pozisyonunu da anlamamız gerekiyor. Beyin yokluk içerisinden gelmedi, daha ziyade uzun evrimsel sürecin sonucu olarak yavaş yavaş karmaşık bir sinir sistemine doğru gelişim gösterdi. Yani bu zihin gücünün kökleri doğanın derinliklerine dayanıyor. Bu biriciklik ise insanların toplumsal davranışları, yaratıcılıkları ve hayal güçleri ile niteleniyor.

44


Toplumsal Ekoloji

İnsanları yaşamın insan olmayan tüm formlarından ayrı kılan ve biricik yapan şey, kavramsal düşünce anlamında olağanüstü güçlere sahip olmaları, müthiş bir kavramlar düzeni etrafında yapılandırılmış sözel iletişim ve doğal dünyayı kelimenin tam anlamıyla hem yıkıcı hem de ihtişamlı bir şekilde yaratıcı bir biçimde değiştirebilecek güçlere sahip olmalarıydı.

MURRAY BOOKCHIN

Doğa insanlarda farkındalık ve mantık yoluyla çevresini biçimlendirebileceği ve değiştirebileceği bir yaşam formu yarattı. Hayal gücümüzün ötesinde, sınırsız evrim patikaları önümüze çıkabilir. Fakat, insanlık aynı zamanda yaratıcı gücünün ve doğanın yaratıcı gücü ile kurduğu bağlantının sorumluluğunu almak zorunda. Bu kendi üretici ve yaratıcı gücümüzü reddederek ve onu doğanın gücüne karşıt bir şekilde konumlandırarak, doğa ve toplum ya da yaşayan doğurganlık ve ölü teknoloji arasında bir zıtlık yaratarak gerçekleşmeyecek. Daha ziyade, kendimizi doğa ile bütünlüklü görmeliyiz: doğanın daha da 45


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

büyük bir bilinçliliğe, öznelliğe, yaratıcılığa ve özgürlüğe doğru geçirdiği uzun evrimin zirvesini temsilen insanların yer aldığı bir potansiyeller alanı olarak doğa. “Aslına bakılırsa insanlık, öz-farkındalığı ve öz-kuruculuğu olan bir doğanın potansiyel sesi olagelmiştir” (Bookchin). Yalnızca insanlar teknoloji ve buluş yoluyla doğanın değişim sürecine müdahale etme yetisine sahipler. Mesele ise, daha fazla özgürlüğe hizmet edecek bir akılcılıkla mı yapacaklar, yoksa yıkıcı bir şekilde mi. Demokratik-ekolojik bir toplumsal düzenin yapıtaşı Eğer insanın doğal çevresinden yabancılaşması ve ekolojik yıkım dahili toplumsal çatışmalardan ayrılamıyorsa, o zaman toplumsal ekoloji yeni bir toplumsal düzen önermek durumundadır. Böylesi bir düzen radikal demokratik yapılara dayanmalı ve her zaman kontrolün merkezileşmiş yapısı olagelmiş devlet gücü dışında inşa edilmelidir. Demokrasi devletin anti-tezidir, onunla oğlan bağlarından kopmuştur. Yani demokrasi, toplumsal ve özerk koordinasyon süreçlerinin öz-örgütlü bir düzenlemesidir. Böylesi bir toplumda, metaların üretimi yalnızca ortak, ekolojik ve ademi merkezci bir üretim biçiminde olabilir. İhtiyaçlar demokratik bir uzlaşı süreciyle ve insanlar ve doğa arasındaki dengede yer alan bir ekolojik sistemin mümkün olmasının farkındalığı ile belirlenir. Bu, teknolojinin, üretim biçimlerinin, dağıtımın ve tüketim biçimlerinin doğal 46


Toplumsal Ekoloji

çevreye etkisini gözeten kararlar verilmesi anlamına gelir. Aynı zamanda, kararlar uzun vade temelinde değerlendirilir. Sıklıkla, ekolojik sonuçlar uzun vade yaklaşımıyla anlaşılabilir. Temel kriter yalnızca doğanın korunması değil, ekosistem ve onun dengesinin de iyileştirilmesidir. Eğer devlet ve kapitalist modernite güçlerini hegemonik kültür ve düşünme biçiminden alıyorsa, o zaman ekolojik toplum, doğaya ve topluma karşılıklı yardım ve hizmet sunan; öz-belirleniminde aktif rol alan, politik ve etik bir toplum olmalıdır. Bu toplumda, insanlık neredeyse kaybolmakta olan bir doğa anlayışını geri kazanacaktır. Ve eğer kapitalizm insanlığı doğadan ve topraktan yabancılaştırdıysa da, ekolojik toplum insanlara ev olan ve yaşamda kalmak için ihtiyaçlarını veren toprağı sevmede ısrarcı olmalıdır. Öcalan’ın belirttiği gibi, “yaşayan ve iyi olan, bizimle konuşan, bizimle yaşayan ve onunla yaşanan bir doğa farkındalığından yoksun bir yaşam, yaşanmaya değmez.” Demokratik-ekolojik bir toplum insanlık ve doğanın uzlaşması anına dayalıdır ve bu da her ikisi üzerindeki tahakkümün de sona ermesiyle mümkündür. Bunun gerçekleşmesinin temel öncülü, baskı, sömürü ve birikim gereklilikleriyle birlikte kapitalist moderniteyi kontrol altına almak ve zamanla onu sonlandırmaktır. Demokratikekolojik toplum doğanın güzelliğini ve çeşitliliğini gelecek kuşaklar için iyileştirmek amacıyla doğa ile yeni bir ilişki içine girecektir.

47


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

48


Toplumsal Ekoloji

piyasa ekonomisi, sömürü, doğanın tahribatı, savaş ve göç olguları arasındaki bağlantılar merkezi ve hiyerarşik sistemlerin doğayı boyunduruk altına alma çabalarının sonuçlarını gösteriyor. Bu ilişkileri görmezden gelen bir çözüm, mevcut sistemin içinde kalacak bir çözüm, mümkün değildir.

Rojava Enternasyonalist Komünü

49


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

50


Kapitalist Modernite İnsanlık ve doğa arasındaki ilişkide kriz

K

apitalist finans ve düşünce sistemlerinin yükselişi ile, sanayileşme, merkezileşme ve insanların ve doğanın artan bir şekilde sömürülmesi, dünyanın hemen hemen her yerini kuşattı. Bu genellikle zorlama, soygun, yeniden yerleşim ve silahlı kuvvet mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşti. Yaşam için gerekli kaynaklara erişim neredeyse tamamen sermaye birikimi ve merkezileşme prensiplerinin himayesi altına girdi. Her şeyi bir meta haline getirme hayali yaşamın kendisini bile sömürgeleştirmeye başladı: şirketler artık gıda zincirini kendi himayeleri altına almak için genetik mühendisliğini kullanıyorlar. Kapitalizm doğayı büktü ve çok büyük monokültürler üretti. Bu merkezileşme ve insanların doğadan yabancılaşması oluşumunun ilk evrelerinde direnişe neden oldu, çünkü küçük çiftçiler topraklarından vazgeçmek istemediler; ayrıca büyük madencilik işletmeleri pek çok insanın yaşam alanlarını sömürgeleştirdi. Dolayısıyla, hayatta kalmak için temel ihtiyaçlar olan enerjinin ve malların temininin merkezileştirilmesini ve sermayeleştirilmesini haklı çıkarabilecek bir strateji gerekiyordu. Merkezciliğin 51


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

piyasa ekonomisinin ve modern devlet bürokrasilerinin dünya çapında yaygınlaşmasının insanları doğanın sınırlarından kurtaracağını ve insanlığa ilerleme ve küresel refah getireceğini ileri sürdüler. Dünya nüfusunun büyük kısımlarının yüzleştiği şiddetli yoksulluk, kapitalist sistemin insanların hayatının daimi için gerekenleri sağlayamaması ve doğal kaynakların düşüncesizce çıkarılması bütün bu iddiaları boşa çıkardı. Kentsel ve kırsal Sanayileşme ve onunla ilişkilendirilen feodal üretim biçiminden kapitalist üretim biçimine geçiş dünya çapında eski köylülerin sonradan büyük metropollere dönüşen şehirlere göçüne yöneltti ve yöneltmeye devam ediyor. Kentleşme kendiliğinden olmadığında, zorla uygulandı. Dünya nüfusunun yarısından çoğu hali hazırda şehirlerde veya onu çevreleyen gecekondu mahallelerinde yaşıyor. Bu insan yoğunlaşmasının çevresel, ekonomik ve psikolojik sonuçları devasa. Kapitalist modernite hem şehri hem de kırsalı paramparça ediyor. Dünyanın görece zengin kısımlarında, yani kapitalist şehirlerde ve Batı’nın metropollerinde, insanlar bu derin eksikliği ve yabancılaşmayı tarım tatillerine çıkarak, bilgisayarlarının duvar kağıtlarını bambu ormanı resimlerine çevirerek veya balkonlarında birkaç domates yetiştirerek telafi etmeye çalışıyor. Ancak çalkantı sürüyor.

52


Kapitalist Modernite

Şehirlerdeki zihniyete, kırsaldakinden çok daha büyük ölçüde, bireycilik, metalaştırma, tüketim ve rekabet anlayışları damga vuruyor. Tüm canlıların yaşam alanı metalaştırılırken parası olmayanlar ise yerinden ediliyor. Herkes bir telaş halinde, asansörlerde yüzler yorgun, gözler temastan kaçınıyor. Şehirleri soğuk tecrit mekanlarına çeviren bu zihniyet neo-liberal kapitalist mantığın kalbinde yatıyor. Kısıtlı kaynaklar Sermaye makinesi – herkesin herkese karşı olduğu – rekabetle ve sermaye üzerinden daha çok sermaye oluşturmak adına biriktirmenin sürekli bir zorunluluğuyla sürdürülüyor. Bu ekonomik ve politik sistemin hesaplarında doğanın bir yeri olmamasına rağmen, doğanın sömürüsü bugün artık göz ardı edilemeyecek kadar yoğun. Milyonlarca yıldır, insanlar ve ataları doğadan yerine geri koyabileceğinden fazlasını almaya cüret etmediler. Kapitalist modernite ile birlikte bugün bütün bunlar değişti. Kitlesel ölçüde avcılık ve balıkçılıkla bütün türler neredeyse – ve bazı türler tamamen – yok edildi; Kuzey Amerika’daki bizon sürüleri ve Asya kıyılarındaki balina türleri yok oldu. Doğa bir mahalle dükkanına, bir ham madde tedarikçisine indirgendi. Bütün nesiller çöplüklerin arasındaki oluklu çelik kulübelerde büyürlerken, havanın ve suyun kirlenmesi hiç olmadığı kadar büyük bir soruna dönüşüyor. Okyanuslarda yüzlerce kilometre çapında çöp adaları oluşurken, içme suyu 53


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

zehirli maddelerle gittikçe daha fazla kirleniyor. Hükümet temsilcileri hala daha nükleer atık depolamaya çözüm bulabilmiş değil – muhtemelen bir çözüm olmadığı için. En azından bu aşamada kapitalist modernitenin vaatlerinin sahteliğinin ortaya çıkacağını düşünmek cezbedici gelebilir, ancak bugün Çin ve diğer gelişmekte olan ekonomilerde daha önce olduğundan çok daha fazla miktarda nükleer santraller inşa ediliyor. Sise boğulmuş mega şehirler, aşırı balıkçılık, kirlenmiş içme suyu, zehirli gıda zincirleri yetmezmiş gibi gelmiş geçmiş en büyük felaket kendi gelişini şiddetli bir güçle duyurdu: iklim değişikliği. Hayvancılık, sanayi ve trafiğin temel sonuçlarından birisi. Yeryüzünün iklimi hassas bir şekilde dengelenmiş ve değişikliklere karşı duyarlı bir sistemdir. Ancak bu değişiklikler nadiren doğanın dengesinde veya su, hava, bitkiler ve hayvanlar arasındaki ilişkide büyük sorunlara yol açtı. Daha önce yaşanan iklim değişiklikleri hayvanların ve bitkilerin kendi ekosistemlerinde değişen yaşam koşullarına evrimsel uyumuna ve türsel çeşitliliğe katkıda bulundu. Ancak kapitalist üretim biçiminin sebep olduğu ani iklim değişikliği bu eğilimi tersine çevirdi, çünkü hayvanlar ve bitkiler yeterince hızlı uyum sağlayamıyorlar. Her geçen gün daha çok türün yok olması yeryüzünün altmış milyon yıldır görmediği ölçüde bir küresel yok oluşa doğru sürüklüyor.

54


Kapitalist Modernite

Yeryüzü bir sera Sera gazları ve iklimin ısınması arasındaki bağlantı herkesin malumu. Bu gazlar güneş ışınlarının Dünya’dan ayrılışını yavaşlatıyor. Isıtma sistemleri, arabalar ve sanayideki kömür, petrol ve gazların tutuşmasının yanı sıra, sera gazı üretimi artık hayvan fabrikalarında ve organik çiftliklerdeki hayvancılıkla besleniyor. Hayvanların (özellikle ineklerin, koyunların ve diğer geviş getiren hayvanların) sindirim sırasında saldıkları metan gazının miktarı iç yakımlı motorlardan çıkan karbondioksit miktarından daha az olmasına rağmen metan gazının atmosfere etkisi karbondioksitinkinden daha güçlü. Kapitalist modernitenin merkezlerindeki insanların pek çoğu yerel iklimlerindeki değişimlerin farkına varma yetisini kaybetmiş olsa bile iklim değişikliğinin sonuçları her geçen gün daha çok insan tarafından doğrudan hissediliyor. Buzullar eriyor ve yıkıcı fırtınalar, kuraklık ve orman yangınları gibi doğal felaketler daha sık yaşanmaya başladı. Her geçen gün güney yarımkürede daha fazla bölge kuraklaşıyor ve yağışların azlığından çöller genişliyor. Bunun sadece bir başlangıç olduğu çok açık. Halihazırda atmosfere o kadar çok sera gazı salınmış durumda ki yarın itibariyle daha fazla üretilmese bile küresel ısınmanın önüne geçilemeyecek. Bu yüzyılın sonunda hava, bitkiler ve hayvanlar üzerinde sert etkilerle birlikte dünya atmosferi üç ile altı derece arasında artmış olacak. Dünya bildiğimiz haliyle tanınamaz olacak. İklimin ısınması hava akımlarında yarattığı değişikliklerle daha aşırı hava 55


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Cizire Kantonu’nda petrol çıkarılmasıyla oluşan petrol havuzları. 56


Kapitalist Modernite

57


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

koşullarına sebep oluyor. Bazı bölgelerde çöller yayılırken, diğerlerinde seller ve yağışlar artıyor. Isı değişimlerine ve hassas bir tatlı su ve tuzlu su dengesine dayanan okyanus akıntıları bile yüksek oranlardaki ısınmadan ve kutuplardaki donmuş tatlı su rezervlerinin erimesinden etkileniyor. Su akıntılarında ve deniz kıyılarındaki büyük bozulmalar sebebiyle şimdiye dek ılıman iklim kuşağı olan bölgelerin önümüzdeki yıllarda iki bin yıldır yaşanmamış soğuk dönemler gerçekleşebilir. Aynı zamanda, önceden karlı olan dağ yamaçları griye ve yeşil ormanlar bozkırlara dönebilir. Isınan iklim Güney ve Kuzey Kutuplardaki buz tabakasını eritiyor ve okyanus seviyesi yükseliyor. Dünya çapında kıyılardaki şehirler ve köyler yükselen deniz seviyelerinin ve sık görülen hortumların tehdidi altında. İklim orantısız bir şekilde ısınıyor, yavaş başlayan ancak giderek hızlanan bir şekilde. Kutup buz tabakalarının erimesinin yol açtığı bir başka sonuç ise şu: buz tabakaları kardaki ve buzdaki beyaz rengin güneş ışınlarını yansıtması sebebiyle büyük birer ayna görevine sahip – daha çok buz tabakasının erimesi güneş ışınlarının daha az yansı ve Dünya’nın daha hızlı ısınması demek. Isının orantısız artışının bir başka sebebi ise donmuş toprakların erimesi. Sibirya ve Alaska’da yaygın olan bu topraklar on binlerce yıldır donmuş halde ve devasa miktarlarda metan gazı depolamakta. Donmuş topraklar eridikçe, bu gazlar atmosfere salınıyor.

58


Kapitalist Modernite

Yanan ormanlar Bir başka sorun ise, özellikle Güney Amerika ve Asya’daki, kadim ormanların tahribatı. Bu ormanlar muazzam miktarlarda karbondioksit depolamakta. Ormanların talanı ile birlikte bu karbondioksit depoları onlarca yıldır yok oluyorlar. Kes-ve-yak yöntemiyle atmosfere salınan karbondioksit artıyor. Çoğu vakada mono-kültürler yakılmış alanlara dikiliyor. Bu uygulamalar ekolojik dengeyi yok ediyor, toprağı erozyona uğratıyor ve tarlaları (sıcaklıklardaki artışla yayılan) bitki zararlılarına daha elverişli hale getiriyor. Sözde verimli üretimin mantığını izleyerek giderek daha çok toprağı ve suyu kirleten kimyasal gübre ve böcek ilaçları kullanılıyor. Çoğunlukla yakılan bölgeler aynı zamanda hayvan yetiştiriciliği ile soya ve mısır gibi yem bitkilerinin üretimi için kullanılıyor, ki bu sorunu daha da şiddetlendiriyor. Evrimin mekanizmaları insan kökenli iklim değişikliğine uyumlu olmadığı için dünyanın dört bir yanından uzmanlar yapay olarak doğaya uyum sağlamanın yollarını arıyorlar. Ama iklim ile yarış kazanılamaz. Bunu bildikleri için hükümetler ve medya distopik felaket imgelerini severek yayıyor. Şok içinde hareket edemez halde kalan insanlık uçuruma doğru yuvarlanıyor. Genelde göz ardı edilen ise belirli bir büyük felaket gününü beklememize gerek yok, felaket zaten burada. Dünya devletlerinin bize çözümler sağlayacağını ummaktansa harekete geçmeliyiz; sivil toplum harekete geçmeli. Bundan daha bile çok beklemek çılgınlık olur. 59


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Yukarıda ve aşağıda Yaşamlarımızın ve geçim kaynaklarımızın yıkımı pek çok insan arasında karamsar bir insanlık görüşünü tetikliyor. İnsanlığın kendisi bir kötülük ilan edilip ekolojik felakette herkesin eşit sorumluluk taşıdığı ima edildi. Doğanın sömürülmesinden kimin yararlandığı ve kimin acı çektiği belirtilmeyerek felaketin ifşası bile bir yalana dönüştürüldü. Merkezler ve taşra, yönetenler ve ezilenler arasındaki çelişki ihmal edildi. Yaşam alanı yıkımına karşı yerel çevre mücadeleleri, nükleer atık gemilerinin blokajı ve aşırı balıkçılığa karşı düzenlenen gösteriler yönetenlerin kapitalist ekonominin doğa üzerindeki etkisini inkar etmesini ve halı altına süpürmesini imkansız kıldı. Çoğunlukla doğal çevreleriyle aşağı yukarı uyum halinde yaşayan halklar onları geçindiren çevrelerinin yıkımıyla birlikte birbiri ardına sömürüldü, köleleştirildi, katledildi. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki kapitalist merkezler kaynakların, ticaret yollarının ve marketlerin kontrolünün yanı sıra yerli halkların ölü bedenleri üzerinden yükseldi. Amerika, Asya ve Afrika kıtalarındaki yüz milyonlarca yerli nüfusun toplu katliamlar ve soykırımlara uğraması insanlar ve doğa üzerinde bütün bir iktidar kurma yolunda emperyalist merkezlerin hakimiyet mücadelesinin bir parçası oldu. Kolonyal ve neo-kolonyal savaşlar her zaman doğal topluma ve doğanın kendisine dönük savaşlar olmuştur. Dünyadaki pek çok halk için kapitalist modernitenin başarılı ilerlemesi tecavüz, ormanların yakılması, yaprak dökümü ve portakal gazı anlamına geliyor. 60


Kapitalist Modernite

Batılı misyonerlerin kurtuluş vaatleri gerçekleşmedi. Yüz milyonlarca insan için kapitalist sistem sadece çöplerini bıraktı – Afrika bozkırlarını kirleten plastik torba yığınları bunun sembolü haline gelmiştir. Dünya nüfusunun daha fakir kesimleri, küresel alt-proletarya, iklim değişikliğinin ve çevresel bozulmanın asıl yükünü taşıyor. Hala savaşlarla, kolonyalizmle ve neo-kolonyal sömürüyle sendeleyen Afrika, Orta Doğu ve Güneydoğu Asya’daki toplumlar sera gazı salınımında görece küçük bir pay sahibi olmalarına rağmen kuraklık ve diğer çevresel felaketlerden en büyük darbeyi alanlar oluyor. Bir ulus daha ‘gelişmişse’, daha yıkıcıdır. Örneğin ABD’deki sera gazı salınım oranı Pakistan’dakinden 50 kat daha fazla olmasına rağmen ABD’den ziyade Pakistan iklim değişikliğinden en çok etkilenen ilk on devlet arasında bulunmakta. Ayrıca, gelişmekte olan ülkeler olarak bilinen ülkelerdeki insanlar giderek kötüleşen su kıtlığından en çok etkilenenler. Su halihazırda askeri ve toplumsal çatışmalarda kullanılan bir silah haline geldi ve su kaynakları için verilen savaşlar yoğunlaşacak. Artan kuraklıklar, sıcaklıklar ve sıklaşan aşırı hava olaylarının tarımsal temeli yok etmesi ve daha çok açlık ve yoksulluğa sebep olması ile birlikte önümüzdeki yıllarda (özellikle küresel Güney’de) on milyonlarca insan evlerini terk etmek zorunda kalacak. Dünya piyasaları, toplumsal ve ekolojik yıkım hakkında kararların alındığı Küresel Kuzey’deki daha zengin merkezler zaman kazanmaya çalışıyor. Şimdilik “Avrupa Kalesinin” ve Amerika Birleşik 61


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Devletleri’nin çevresinde yok edilmiş yaşam alanlarından kaçanlardan korunmak için aceleyle duvarlar örülüyor. Son mazeret Ancak duvarlar herkesi dışarıda tutamaz; doğal ve iklimsel felaketler kapitalist merkezlerin kendilerini vurmaya başlıyor, dolayısıyla yöneticileri çaresiz bir şekilde çözüm arayışı içindeler. Ve bunu iklim değişikliğine ve çevresel yıkıma zaten ilk başta götürmüş olan aynı pozitivist yöntemlerle yapıyorlar. Krizin çözümü sadece bir doğru hesaplamalar ve teknikler sorusu haline geliyor. Sermaye tarafından yaratılmış olmasına rağmen, kriz sermaye ile çözülecek. Eğer zekiyseniz, yenilenebilir enerjiyle, elektrikli arabalarla ve serbest dolaşan tavuk yumurtalarıyla çok para kazanabilirseniz. Yönetici sınıfın iyi haberleri reklam panolarında: “Yeşili Koru!” Doğanın katledilişinin bitmesini talep etmek için sokağa çıkanların pek çoğu çelişkili bir biçimde hem sermayeye birikimine hem de doğaya sadakat gerektiren yeşil kapitalizm fikriyle çevrilmiş durumda. Doğanın sadece içindeki her şeyin bir fiyatı – kapitalizm içinde bir değeri – olduğunda korunabileceğini söylediklerinde yeşil kapitalizmin savunucuları ekoloji savunusu yapmaktansa sömürünün mantığını takip ediyorlar. Doğayı basitçe daha pahalı yaparak onun bozulmasını yavaşlatabileceklerini iddia ediyorlar. Ancak metalaştırma yalnızca felaketi derinleştirir. Doğayı korumak, 62


Kapitalist Modernite

kirli vicdanlarını organik ürünler ve elektrikli arabalar sayesinde yeşil göz yıkamadan geçirebilen zenginler için bir lükse dönüşüyor. Piyasa ekonomisi, kaç kez yeşile boyanırsa boyansın, ancak masrafını çıkardığı müddetçe doğaya dikkatini verir. Binanın bu yeşil ön yüzünün ardında yıkıcı ve kirli üretim devam ediyor. Rekabet etme ve insanın emek gücünü sömürme zorunluluğunda temel bir değişiklik yok. Karar ver Doğanın tahribatının sebebi – kapitalizmin kendisi – ile mücadele etmektense semptomlar tedavi ediliyor. Piyasa ekonomisi, sömürü, doğanın tahribatı, savaş ve göç arasındaki ilişkiler merkeziyetçi ve hiyerarşik sistemlerin doğayı zapt etmeye çalıştığında ne gibi sonuçlar doğuracağını gösteriyor. Bu ilişkileri göz ardı eden bir çözüm, mevcut sistem içerisinden bir çözüm mümkün değil; her şeyin üretim araçlarının ve toprağın özel mülkiyet çerçevesinde bir metaya dönüştürüldüğü bir toplumda ve onun bütün yıkıcı sonuçlarıyla yaşamaya devam ettiğimiz müddetçe hayatta kalmamız mümkün olmayacak. Sadece insanların üretim araçlarını ve toprağı doğrudan ve demokratik kontrolü sosyo-ekolojik bir alternatif yaratabilir. Dünya devletlerinin biz çözümler bulacağını ummaktansa harekete geçmeliyiz – sivil toplum bir arada yolu göstermeli. Daha fazla beklemek çılgınlık olur.

63


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Kapitalist modernite ile meydana getirilmiş ekolojik felaketin çıkmaz sokağında bir yol bulmak yeni bir adım atma çabasını ve cesaretini gerektirir. İlk adımlar atıldı, ancak bir sosyo-ekolojik devrime duyulan ihtiyaç daha yapılacak çok şey olduğunu söylüyor

Rojava Enternasyonalist Komünü

64


Rojava’daki ekolojik zorluklar Ekolojik bir toplum için perspektifler

ojava bölgesi Türkiye-Suriye sınırı boyunca, Toros Dağlarının gölgesinde, Irak’tan neredeyse Akdeniz’e uzanır. Güneydeki çöl Suriye’nin kalbine doğru yayılır. Rojava’nın içinde bulunduğu iklim bölgesi, çöl ile nemli bir iklim arasındaki bir bozkır olarak tasvir edilir; Ekim’den Nisan’a kadar yağmur yağar. Bu iklim sayesinde tarım için elverişli koşullar bulunmaktadır. Fırat, Habur ve Dicle kıyıları boyunca uzanan bölgeler ve bütün Afrîn kantonu verimli topraklara sahip.

R

Suriye ve Türkiye’nin kolonyal politikaları bağlamında Rojava Kapitalist zihniyet ile topluma ve çevreye yönelik devlet şiddetinin sonuçları Rojava’da oldukça görünür bir halde. Hem tarihsel olarak hem de günümüzde Baas rejimi ekolojik bir toplum fikrine kayıtsız kalagelmiştir. Rojava 2012 yılına kadar Suriye’deki Esat rejimi ile kolonyal olarak 65


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

bağlı bir ilişki içindeydi, ki bu ilişki bölgenin ekonomik ve çevresel durumunu fazlasıyla etkiledi. Azami derecede kaynak sömürüsü ve yüksek tarımsal kazanca önem verildi. Bunlar Suriye’deki diğer bölgelere ve yurtdışına ihraç edilmek üzere yapılıyordu. Sistematik ormansızlaştırmalar ile Cizîrê kantonunda buğday, Afrîn’de zeytin, Kobanê’de ise ikisinin karışımından oluşan mono-kültürler oluşturuldu. Bu mono-kültürler Rojava arazisini şekillendirdi. Onlarca yıldır bahçelerde ağaç dikmek ve bitki yetiştirmek yasaklanmıştı. Kürt yoğunluklu ve Arap yoğunluklu şehirler ve bölgeler arasında büyük bir tezat yaratan bu kolonyal politikanın etkileri bugün bile insanların yaşamlarını ve çevrelerini şekillendiriyor. Baskıcı politikalarla, bölgenin ekonomik azgelişmişliğiyle birlikte insanların kendi kullanımı için gıda yetiştirmesinin yasaklanması sayesinde bölge nüfusu bağımlı tutuldu. İnsanlar sistematik olarak çevredeki Halep, Rakka ve Humus gibi Suriye metropollerine göç etmeye ve ucuz iş gücü sağlamaya zorlandı. Pek çoğu rejim tarafından desteklenen ham madde işleme sanayinde çalıştı ve işlenen ham maddeler de aynı zamanda Rojava’dan gelmekteydi. Enerji üretimi ve tüketimi, elverişsiz atık bertarafı, ve tarımda kimyasalların kitlesel kullanımı toprağı, havayı ve suyu ağır bir şekilde kirletti. Rojava halkı ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu yalnızca Baas ve Esat rejimlerinin çevresel miraslarıyla değil Türk devletinin Rojava’ya karşı düşmanca politikalarıyla da mücadele ediyor. Askeri saldırıların, sürekli bir işgal etme tehdidinin ve ekonomik ambargonun yanı sıra Türk devleti 66


Rojava’daki ekolojik zorluklar

işgali altındaki Kuzey Kürdistan’da barajların inşası ve yeraltı sularının aşırı çıkarımı büyük sorunlar teşkil ediyor. Bunların sonucu olarak Rojava nehirlerinin kuzeyinden akan su miktarlarında ve yeraltı suyu seviyelerinde dramatik ve sabit bir düşüş yaşanıyor. Bunun yanı sıra, Türk ordusunun Afrîn Kantonu’ndaki zeytin ağaçları başta olmak üzere pek çok ormanlık alanı ateşe vermesi alışıldık bir uygulamaya dönüştü. Bu politikanın bir hedefi insanların hem ekonomik hem de ekolojik geçim kaynaklarını ellerinden almak ve onları topraklarını terk etmeye zorlamak. Suriye rejiminin politikaları Rojava halkının giderek doğadan daha çok yabancılaşmasına yol açtı. Organik tarım anlayışı ve pratiği, bitki yetiştiriciliği, yerel bitki ve hayvanlara dair bilgiler kaybedildi; örgütlenmek, ekip biçmek ve toprağı işleyip geliştirmek için gereken beceri ve bilgilerin eksikliği Rojava devriminin çözmesi gereken bir sorun. Tarım ve ormancılık Mono-kültür2 ve kimyasal gübreleme Kısa dönem gelir maksimizasyonu açısından monokültürler daha verimli ve işlemesi daha kolay görünür; ancak uzun dönem çalışmaları mono-kültürlerin topraktaki besin oluşumu üzerinde olumsuz etkilerde bulunarak 2. Monokültür belirli bir bitki türünün bir bölgede çok yaygın olarak uzun yıllar boyunca yetiştirilmesine dayanan bir tarımsal yöntemdir. (ç.n.) 67


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

toprağı tükettiğini gösterdi. Besinler topraktan çekiliyor ve nihayetinde tamamen yok oluyor. Bunun yanı sıra monokültürler bitki zararlılarının oranında artışa yol açıyor ve nem kaybı sebebiyle aşırı kuraklığa sebep olup su kaynaklarında ciddi bir sorun teşkil ediyor. Bu da mono-kültürlerin genel olarak yapay su kaynağına ve yüksek miktarda kimyasal gübreye ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. Küresel ölçekte kimyasal gübre kullanımı toprakları o kadar aşındırdı ki artık bu tarım biçimi ancak elli hasat evresi için uygulanabilir. Ondan sonra gıda yetiştiriciliği için kullanılan toprak adeta kullanılamaz hale gelecek. Organik gübreleme temelli tarımsal sistemin dönüşü kaçınılmaz –artık mesele sadece ne zaman olacağı. Mono-kültürler ayrıca ekolojik çeşitlilik üzerinde ve hayvanlar ile bitkiler arasındaki hassas etkileşim üzerinde de olumsuz bir etkiye sahip. Mahsul alımını düşüren bitkiler, mantarlar ve böcek istilalarıyla savaşmak için gübrelerle birlikte kullanılan kimyasal zehirler toprağın ve suyun yapısında güçlü bir olumsuz etkiye sahip. Rojava’da TürkiyeSuriye sınırındaki on kilometrelik bir kuşakta ve özellikle Cizîrê Kantonu’nda yoğun bir şekilde yetiştirilen buğday üretiminde bu sorunları gözlemlemek mümkün. Devrimden yirmi yıl önce rejim tarafından işletilen bir politika ile Afrîn’de tarım ağırlıkla zeytin ağacı mono-kültürleri ile ağır bir şekilde yoğunlaştırılmış. Eski ormanlık koruların zeytin yetiştiriciliği için kesilmesi ekolojik çeşitliliği önemli ölçüde etkiledi.

68


Rojava’daki ekolojik zorluklar

Böcek ilacı kullanımı Rojava’da böcek ilacı kullanımı son 20 yılda hızlı bir artış gösterdi. Hala daha Suriye rejimi tarafından Türkiye ve Çin’den böcek ilacı ithal ediliyor. Bugün bu politikanın etkileri berraklaşıyor: resmi herhangi bir çalışma olmamasına rağmen, Suriye’nin Kürt yoğunluklu bölgelerinde kanser gibi hastalıklar oldukça yaygın. Bu hemen hemen kesin bir biçimde kanserojen böcek ilacı kullanımı yüzünden. Çoğunlukla böcek ilaçlarının içeriği ve uygun kullanımı belirtilmiyor. Bu durum özellikle Türkiye’den gelen ve Türkiye’nin kendi iç pazarından zararlı içerikleri sebebiyle çıkarmaya çalıştığı ancak yine de Suriye’ye Rojava’da kullanılmak üzere ihraç edilen böcek ilaçları için geçerli. Bitki zararlıları Rojava’daki tarım çeşitli bitki zararlıları tarafından etkileniyor ve dolayısıyla tarım böcek ilacı kullanımına dayanıyor. En büyük sorunlar patates böceği, çekirgeler ve mantar istilası. Bu bitki zararlıları Suriye’den değil, ithal ediliyor; Türk hükümetinin Türkiye/Kuzey Kürdistan’daki tarım arazilerinden Rojava’ya bitki zararlılarını öldürmeyen ancak onları Rojava yakınlarındaki tarlalara doğru iten kimyasallar kullanarak bitki zararlılarını yaydığına inanılıyor. Sürdürülebilir su kullanımı ve tarımsal çeşitlilik Rojava’daki organik tarım mono-kültürleri gidermeden ve su tüketimini düşürmeden mümkün değil. Tarımsal Koruma Komitesi tarımsal üretimi çeşitlendirmek ve suyun 69


JARĀBULUS

KOBANi

AL-HA

AFRIN ALEPPO

BUHAYRAT AL-ASSAD

IDLIB

AL-RAQQAH

LATAKIA

D

BĀNIYĀS TARTŪS

HAMĀH

AL-MIYĀDĪN

HOMS TADMUR

Suriye

DAMASCUS


Rojava, Suriye’nin tarımsal olarak en önemli bölgelerinden biridir. Üretimi başlıca tahıl, pamuk ve zeytindir.

QAMISHLI

ASAKAH

SURİYE’DE TOPRAK KULLANIMI

DAYR AZ-ZŪR

N

Hayvancılık ile ekili alan; Tahıl, pamuk, meyve ve zeytin ağırlıklı Orman Bozkır toprak, göçebe hayvan yetiştirme (koyun) ve dağınık ekili alan Çöl ve bozkır topraklar, bazı göçebe hayvan yetiştirme

Pamuk

Zeytin

Meyve

Buğday

Tütün


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

sürdürülebilir kullanımını teşvik etmek adına birtakım tedbirler aldı. Yeraltı suyu çıkarımını kontrol etmek için bütün su kuyuları komite tarafından kayıt altına alındı ve tarımsal kullanım için daha fazla kuyunun açılması önlendi. Bununla birlikte tarımsal bölgelerin yalnızca %60’ında sulama gerektiren mahsuller ekilebiliyor. Artık daha çok ilave su kullanımı gerektirmeyen mahsul çeşitleri ekilmeye başlandığı için bu tedbirler tarımsal çeşitlilik üzerinde olumlu bir etkiye sahip. Bu mahsuller arasında mercimek, nohut ve fasulye bulunmakta. Bu türden mahsuller artık toplam tarımsal arazinin %25’ini oluşturuyor. Yoğun sulama gerektiren pamuk ve sebzeler %15’lik bir kısmı oluşturuyor. Kalan %10’u ise toprağın yenilenmesi için bir yıl nadasa bırakılıyor. Buna ilaveten toprağın kendisini yenilemesi için çiftçiler ektikleri mahsulleri çeşitlendirmeye cesaretlendiriliyor. Hala daha buğday yetiştiriciliğinin önemli bir yeri olmasına rağmen, gerçek fark mercimek ve fasulye gibi mahsullerin üretiminin %10’dan küçük bir alanı kapladığı birkaç yıl öncesine bakıldığında görülebilir. Devrimin başlangıcından bu yana Afrîn’de tarımsal çeşitliliği artırma projeleri teşvik ediliyor. Afrîn’deki Akdeniz ikliminde yetişmeye uygun olan mango, üzüm ve turunçgiller ekildi. Rojava’da tarımdaki bir başka çok önemli değişiklik ise üretimin yerel tüketime yönelik olmaya başlaması ve hem Suriye’nin diğer kesimlerine hem de yabancı ülkelere ihracatın kesilmesi. Buna örnek olarak pamuk yetiştiriciliği azalırken sebze yetiştiriciliğinin artmasını verebiliriz. Cizîrê kantonu 72


Rojava’daki ekolojik zorluklar

artık Rojava’dan gıda alımı yapmazken Afrîn ve Kobanê gibi diğer kantonlara ve Işid’ten yeni kurtarılan yardım ihtiyacındaki bölgelere gıda gönderiyor. Tarımsal Ormancılık Mahsullerin farklı karışımlarda ekildiği bir sistem monokültürün neden olduğu çevresel sorunları çözebilir ve hasat miktarını artırabilir – ve tarla mahsulleri ile ağaç mahsullerinin karışımı da yardım edebilir. Tarım ile ormancılığın bu karışımı Tarımsal Ormancılık olarak biliniyor. Tarımsal Ormancılık hayvanlar için daha çok yaşam alanı sağlarken erozyonu da azaltıyor. Ağaç kökleri suyun toprağa karışımını sağlarken düşen yeraltı suyu tablasını iyileştiriyor. Aynı zamanda ağaçlar tahıllar için gereken gübre miktarını da düşürüyor. Kök sistemi besinleri ve suyu toprağın derin tabakalarından yukarılara taşıyor; yaprak dökümü ile bu besinler yüzey toprağa tekrardan giriyor ve ekinler tarafından alınıyor. Kavak ağaçları ve buğday veya diğer tahılların yetiştiriciliği Rojava’nın alt tropikal enlemlerinde uygulanıyor. Tarımsal Ormancılık şehir bahçeleri gibi daha küçük birimlerde bile uygulanabilir. Farklı yüksekliklerdeki bitki örtüsü tabakaları en uygun ışık alımını sağlarken görece küçük bir alanda mahsul verimliliğinde artışa olanak veriyor. İşbirliğinde bulunabilen bitki topluluklarının akıllı bir seçilimi yoluyla orman bahçeleri oluşturulabilir. Ekolojik çeşitlilik aynı zamanda esneklik ve istikrarı temin ediyor. 73


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Kentsel tarım: kasaba ve şehirlerde gıda güvenliği ve özerklik Kentsel tarım – şehirlerdeki eski ticari ve sanayi bölgelerinde ve çatı bahçelerinde ekim yapmak – Rojava’nın tarımsal sisteminin ademi merkezileşmesine yardımcı olabilir. Bu yolla şehrin meyve ve sebze ihtiyacının yanı sıra organik atık giderme sorunu da çözülebilir. Bazı gıdaların üretimini hanelere ve kent bölgelerindeki topluluklara dağıtmak hem özerkliklerini artırır hem de gelişmiş bir gıda güvenliği sağlar. Bunun güzel bir örneği tüketilen meyve ve sebzelerin %90’ın şehrin içinde yetiştirildiği ve küçük ölçekli kentsel tarım bölgelerinin organik ev atıklarıyla gübrelendiği Küba’nın başkenti Havana’dır. Doğa rezervleri ve ağaçlandırma: su kalitesini geliştirmek ve biyolojik çeşitliliği korumak Doğa rezervlerinin yaratımı ve korunması demokratik öz-yönetimin Doğa Koruma Komitesi’nin merkezi faaliyetlerinden birini oluşturuyor. Cizîrê kantonunda iki koruma alanı hali hazırda kuruldu: Hayaka ve Mizgeta Nû. Doğa rezervlerinde çiftçilik, avcılık ve balıkçılık yasaklandı. Ve bu yasak artık içme suyu kalitesinin gelişiminin yanı sıra muhtelif hayvan ve bitki türlerinin korunmasına katkıda bulunuyor. Doğa rezervleri ve ötesine dair önemli bir proje de kırsal ve kentsel bölgelerdeki yeniden ağaçlandırma çalışmaları. 2016 ve 2017 yıllarında Hayaka ve Mizgeta Nû Doğal Rezervlerinde ve Çilaxa ile Haseke şehirlerindekilerle birlikte Koruma Alanı Komitesi 8,000 civarında ağaç dikti. 74


Rojava’daki ekolojik zorluklar

Hayaka Koruma Bölgesi’nde önümüzdeki birkaç yılda 100,000 ağacın ekilmesi planlanıyor. Su kıtlığı, su kirliliği ve olası çözümler Rojava’da su kıtlığı Kasabalara ve köylere getirilen içme suyu ikmali çoğunlukla kaynaklardan ve göllerden getiriliyor. Cizîrê kantonunda Sefan gölü Dêrîk ve Kamışlı şehirlerinin su kaynağı. Hem hanelerin kullanımı hem de tarımsal kullanım için su ikmali Rojava’nın merkezi sorunlarından birisini oluşturuyor. İklim değişikliği yağmur miktarında düşüş ve yağmur mevsiminin kısalması anlamına geliyor. 1990’lardan bu yana Cizîrê bölgesinde yağış miktarlarında %10 ile %15 arasında bir düşüş yaşanıyor. Türkiye’nin Rojava’ya giden su kaynaklarını kesme politikası Fırat ve Habur nehirleri gibi başlıca nehirlerin su akışını keskin biçimde kısıtlıyor. Buna ek olarak Türkiye/Kuzey Kürdistan’da yeni pek çok kuyu kazılıyor; suyun Türkiye ve Rojava’daki bu aşırı kullanımı ile son on yıllık sürede yeraltı suyu seviyelerinin önemli ölçüde düştüğünü gördük. Sadece Cizîrê kantonunda hepsinin kayıt altına alınması çabalarına rağmen 30,000’den fazla kuyunun kullanımda olduğunu söyleyebilir ve bu sayının aslında daha yüksek olacağını varsayabiliriz.

75


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Sadece birkaç yıl önce yeraltı suyu ortalama 100 metre derinlikten çıkarılabiliyordu: şimdi ise bu seviye 150 metre civarına düştü. Yeraltı sularının kıtlığı su yoğunluklu tarımla daha da şiddetlendi. Bunun bir sonucu olarak Rojava’nın nehirlerinin suyu azalırken nehir kıyılarındaki ormanlık bölgeler de tükenmeye başladı. Tekrar söylüyoruz, bu sadece su zaptı sorununu şiddetlendiriyor. IŞİD de su kıtlığı sorununa katkıda bulundu: geri itilirlerken IŞİD kaynakları ve kuyuları engelledi. Bu, IŞİD’in yenilgide bile nüfusa ve tarıma zarar vermek için uyguladığı bilinçli bir intikamcı politikaydı. Tel Abyad ile Haseke şehirlerinin içme suyu ve çevre bölgelerin tarım suyu kaynağı olan Habur Nehri’ndeki durum birbirine yakınlaşan muhtelif sorunların iyi bir örneği: Türkiye nehir akışını neredeyse durma noktasına getirdi; IŞİD su girdilerinin kaynağını kapattı; ve yer yer suya karıştırılan atıklar suyu kirletti. Su kirliliği ve olası alternatifler Rojava’daki pek çok atık suyu tarımsal sulama için kullanılan nehirlere dökülüyor. Atık sularının nehirlere dökülmesi Kuzey Kürdistan’da da yaygın bir uygulama. Örneğin, 100,000 kişilik bir nüfusa sahip olan Nusaybin şehri arıtılmamış atıklarını Kamışlı şehrinden akan Chax Chax Nehri’ne döküyor. Atık sularının kontrolsüz tahliyesi ve bunun nihayetinde tarımda kullanımı çoğunlukla hastalıkların bir sebebi 76


Rojava’daki ekolojik zorluklar

oluyor ve nehirlerin ekolojik sistemini etkiliyor. Ancak, eğer doğru arıtılırsa atık suyu tarımsal kullanım için tehlikesiz hale getirilebilir. Gri-suyun (lavabo ve duşlardan gelen atık suyu) ve siyah-suyun (tuvaletlerden gelen atık suyu) vaktinde ayrıştırılması bu süreci çok daha kolay kılıyor. Pek çok bölgede bir su kaynağı sorunu olduğu için ve Türk devletinin politikalarına bağlı olunması durumu iyileştirmeyi zorlaştırdığı için gri-su kullanımı Rojava’da özel bir öneme sahip. Tarımda gri-su kullanımı üretimi de artırabilir. Daha fazla kullanmadan önce gri-su gereken arıtma seviyesi planlanan kullanım temelinde kararlaştırılır. Örneğin, süzgeçten geçirilerek yapılan basit bir kaba filtreleme yoluyla gri-suyu ağaçları sulamak için kullanmak mümkün. Kum filtresi veya benzeri bir malzemeyle yapılan daha yoğun bir filtreleme yoluyla gri-su tarla mahsullerinin sulanmasında kullanılabilir. Özellikle yüksek düzeyde su kıtlığı yaşayan ülkelerde gri-su kullanımı giderek daha büyük bir önem kazanmaya başladı. Avustralya’nın bazı kesimlerinde, örneğin, gri-suyun ayrı depolanması yasal olarak zorunlu kılındı. Gri-suyu yeniden kullanmak hem toplam su tüketim miktarını düşürüyor hem de toprağın ve nehirlerin kirlenmesini engelliyor. Gübreleme için siyah-su kullanımı İnsan dışkısı organik atıklar arasında mevcut olan en büyük bitki besin maddesi. Stockholm Çevre Enstitüsü’nün hesaplarına göre bir kişinin organik atığı yıllık 230 kilogram tahıl üretimine yetiyor. İdrar bitki besini (özellikle azot) 77


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Petrol çıkarılması nedeniyle Cizire Kantonu’nunda su kirliliği

78


Rojava’daki ekolojik zorluklar

açısından oldukça zengin ve çok yönlü olması sebebiyle herhangi bir mahsul için kullanılabilir. Ayrıca katı dışkı da pek çok bitki besini içeriyor ve toprağı geliştirmek için mükemmel; ancak uzun bir kompostlamadan3 geçmeden sadece ağaçları, çalıları ve hayvan yemi için yetiştirilen tahılları gübrelemede kullanılmalı. En azından bir yıl kompostlandıktan sonra insan tüketimi için yetiştirilen mahsulleri gübrelemede kullanmak güvenli olabilir. Katı dışkının tarımsal kullanımı aynı zamanda onun suya girmesinin önüne geçer. Pek çok geleneksel kanalizasyon sisteminde bu hem kaçınılmaz hem de kirliliğin ve hastalıkların başlıca sebeplerinden birisi. Katı atık suyla veya idrarla karıştıktan sonra ortaya çıkan siyah-suyu arıtması daha zor bir hal alır. Pek çok kanalizasyon sistemi katı ve sıvı malzemeleri birbirinden yeniden ayırmaya odaklanıyor. Siyahsu kompostlama için de kullanılabileceği gibi makul bir süre geçtikten sonra ortaya çıkan kompost insan tüketimi için yetiştirilen mahsuller için kullanılabilir. İnsan dışkısının tarımsal gübre olarak kullanımının dünya çapında pek çok örneği mevcut. Güney Çin Tarım Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre organik gübre 1980’lere kadar Çin’in başlıca gübre kaynağıydı ve ülkede kullanılan gübrenin yaklaşık %30’u hala insan dışkısından elde ediliyor. Kimyasal gübrelerle ilişkilendirilen sorunlar ve buna bağlı olarak atık suyundaki artış 2000’lerin başında otoriteleri 3. Monokültür belirli bir bitki türünün bir bölgede çok yaygın olarak uzun yıllar boyunca yetiştirilmesine dayanan bir tarımsal yöntemdir. (ç.n.) 79


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

organik gübreye dönmeye sevk etti. Toplanan idrarlar Çin boyunca kentsel tarımın gübre kaynağını oluşturdu ve kent lağımının çoğu borular ve tankerlerle tarım alanlarına taşındı. Dongsheng şehrindeki yeni dairelerde idrarı ayıran kuru tuvaletler kullanılıyor. Katı dışkı kovalara atılıp kompostlama için kullanılırken idrar su depolarına yüklenip doğrudan gübre olarak kullanılıyor. İsveç’te ekolojik sanitasyon üzerine yoğun araştırmalar yapılıyor ve çeşitli sistemler hali hazırda kullanıma koyuldu. 2002 yılından beri İsveç’teki (ortalama 36,000 kişilik bir nüfusa sahip) Tanum belediyesi kuru tuvaletlerin kullanımını ve idrar ayrıştırmayı teşvik eden bir ekolojik hijyen politikası başlattı. Septik depolarından gelen siyah-su ile birlikte su depolarında biriktirilen idrar oradan yerel çiftçilere ulaştırılıyor. Stockholm yakınındaki (11,000 nüfusa sahip) Trosa belediyesi siyah-suyu altı ay boyunca depolayıp oradan gübre olarak kullanılacağı şehir dışındaki çiftliklere ulaştırıyor. Yenilenebilir enerjiler ve fosil yakıtlar arasında enerji üretimi Petrol çıkarma ve işleme Suriye’nin çoğu petrol yatağı başta Cizîrê Kantonu olmak üzere Rojava’da bulunmakta. Rejimin politikası bütün üretim sanayini Suriye’deki metropollere kurmak olduğu için bu üretim teknik olarak çok düşük bir seviyede yürütüldü. 80


Rojava’daki ekolojik zorluklar

Güncel talep var olan rafinerilerin kapasitesini aştığı için ham petrolün büyük bir kısmı çok temel bir seviyede işleniyor. Bu durum hali hazırda ağır kirlenmeye sebep olan petrol sanayinin olumsuz etkisini kuvvetlendiriyor. Bu sebeple üretim ve taşıma ile çevrenin, toprağın, suyun ve havanın kirlenmesi bir arada işliyor. Bu zarar özellikle petrolün çıkarılması ve işlenmesi sırasında oluşan göletlerde görünüyor. Rojava’daki bulunan bu ekolojik yükten kurtulmanın teknik ve finansal olarak uygulanabilir yöntemleri şu anda mevcut değil. Elektrik üretimi Rojava’da elektrik üretimi üç kaynak üzerine kurulu: hidroelektrik santraller, doğal gaz ve komünal düzeyde çalışan dizel jeneratörleri ile üretilen elektrik. Santrallerden üretilen genel elektrik kabaca %75 hidrolik ve %25 doğal gaz olmak üzere ikiye ayrılıyor. Rojava’nın çoğu kesimi yeterli elektriğe sahip değil. Dêrîk gibi şehirlerde elektrik günde sadece altı saat mevcutken Kobanê’de on iki saat bulunuyor. Komünler içindeki ilave güç kaynaklarına rağmen ulusal çapta kalıcı bir kaynak henüz mümkün değil. Rojava’nın elektrik üretiminin başlıca dayanak noktasını Fırat üzerindeki Teşrin ve Tabka barajlarında işleyen hidroelektrik santralleri oluşturuyor. Elektrik buralardan şehirlere uzun güç kabloları yoluyla taşınıyor. Mevcut hidroelektrik santraller tam kapasitede çalışıyor olsaydı Rojava’nın bütün elektrik ihtiyacını teorik olarak sağlayabilirlerdi – ancak iki sebepten sağlamıyorlar. İlk olarak, santrallerin tamiri için gerekli parçalar 81


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

bulunmamakta. Suriye’de yedi yıldan uzun bir süredir verilen savaş bu elektrik üretim sistemlerini ağır biçimde etkiledi. Telef olmuş elektrik hatları, trafo merkezleri ve altyapı hala Rojava’daki pek çok bölgenin tam güçte elektrik almasını engelliyor. Ekonomik ambargo ve finansal kaynakların yokluğu göz önüne alındığında bunların yeniden inşası zorlu bir girişim. İkincisi, kilit nehirlerin kaynakları Türkiye’de olduğu için elektrik üretimi ciddi ölçüde Türk devletinin su politikalarına bağlı. Son yıllarda Türk hükümeti barajların inşasını daha çok teşvik etmeye başladı. Bu durum hem Suriye’nin su arzında derinden bir zarar veriyor hem de Türkiye’nin jeopolitik gücünü pekiştirip genişletiyor. Suriye ve Türkiye hükümetleri arasındaki sabit bir miktarda su akışını temin eden anlaşmalara rağmen Suriye’deki politik gelişmeleri etkilemek adına Türkiye su üzerindeki hakimiyetini kullanıyor. Kuzey Suriye’deki demokratik güçlerin kendi demokratik öz-yönetim sistemini uygulamaya koymasından bu yana Türk hükümetinin politikaları çok daha kısıtlayıcı bir hal aldı. Türk devletinin güç politikaları sonucu oluşan su akışındaki güvensizlikle birlikte ısınma ve elektrik üretimi için kullanılan fosil yakıtların yarattığı ekolojik ve sağlık sonuçları enerji üretiminin ademi merkezileşmesi için bir başka sebep. Yenilenebilir enerji ve ekolojik inşaat Rojava’nın coğrafi konumu ve bölgedeki iklim koşulları sayesinde çeşitli yenilenebilir enerji üretimlerine başvurmak mümkün. 82


Rojava’daki ekolojik zorluklar

Çatılara konan ucuz ve basit su ısıtmalı güneş enerjisi sistemleri, fotovoltoik teknolojili güneş enerji panelleri, rüzgâr enerjisi gibi elektrik üretim yöntemleri ademimerkezileşmiş enerji sisteminin ilk adımları olabilir. Bunlar insanların hem merkezi hidroelektrik sistemlerine hem de fosil yakıtlara bağımlılığını düşürecektir. Binaların nasıl inşa edildiği enerji tasarrufunda önemli bir rol oynuyor: az enerji tüketilirse az enerji üretilmesi gerekir. Rojava’da küçük binaların çoğu beton, çelik ve çimento gibi malzemelere nazaran daha az enerji isteyen ve daha az kirlilik yaratan kil, ahşap ve taş gibi doğal malzemelerden yapılıyor. Ayrıca bu ekolojik inşaat yöntemi alışıldık mimariye göre üçte bir daha ucuz. Bu yolla inşa edilen evler aynı zamanda yazın daha kolay soğuyor ve kışın daha kolay ısınıyor. Dolayısıyla elektrik ve yakıt maliyeti de daha düşük oluyor. Atık bertarafı, geri dönüşüm ve kompostlama Geri dönüşüm Son yıllarda Rojava’daki şehirlerin çoğuna işleyen bir atık bertaraf sistemi kuruldu. Hanelerden veya sokaklardan getirilen atıklar yakınlardaki çöp sahalarında yakılıyor. Rojava’da belediyelere ait atık ayrıştırma veya geri dönüşüm sistemi bulunmamakta. Bunun bir sonucu olarak toprağın ve suyun kalitesi şiddetli bir biçimde etkileniyor ve özellikle çocuklar arasında sağlık sorunlarına yol açıyor. Atık yakımı 83


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

sırasında oluşan tanecikler toprağı ve suyu kirletirken hava yoluyla gıda zincirine girdikleri tarımsal arazilere de sıçrıyor. Geri dönüşüm bu yakıt bertaraf biçiminin bir alternatifi ve bir kâğıt geri dönüşüm tesisi dahil olmak üzere özyönetim organları tarafından bazı projeler değerlendiriliyor. Kâğıt geri dönüşümü haneler düzeyinde kâğıt atıklarının diğer atık çeşitlerinden ayrılmasını ve kâğıt yapımında tekrar kullanılmasını içeren bir süreç. Projenin 70 milyon Amerikan doları civarında bir maliyeti olduğu öngörüldüğü için fon eksikliği sebebiyle henüz emekleme evresinde. Bunun yanı sıra daha basit ve ucuz geri dönüşüm yöntemleri mevcut. Örneğin sert plastiklerin geri dönüşümü karmaşık bir süreç değil ve basit makinelerle yapılabiliyor. Bu sayede küçük ölçekli ve ademi merkeziyetçi geri dönüşüm yöntemleri dünyanın pek çok kesiminde hali hazırda uygulanıyor. Kompostlama: kırsal ve kentsel tarım için organik gübreler Organik atığın kullanımı ekolojik toplum içinde önemli bir rol oynuyor. Hayvan gübresi hali hazırda Rojava’da tarımda kullanılıyor; ancak bu kullanım genişletilebilir ve genişletilmelidir. Rojava’da kullanılan kimyasal gübreler yılda 35 milyon Amerikan dolarına mal ediliyor. Bütün bu kimyasal gübreler ithal edilmek durumunda ve bu bölgedeki çeşitli rejimlere ciddi bir bağlılık yaratıyor. Organik atıkların daha verimli bir şekilde geri dönüştürülmesi kimyasal gübre ithalatını büyük ölçüde düşürecek – belki de tamamen 84


Rojava’daki ekolojik zorluklar

ortadan kaldıracaktır. Küresel açıdan, kimyasaldan organik gübreye geçiş mümkün olan en kısa zamanda yapılmalı: temel değişiklikler olmadan mevcut tarım biçimi ancak elli hasat dönemini daha çıkarabilir. Kompostlama, organik atıkların biyolojik olarak sabit ve tarım-ormancılıkta kullanılabilecek hümik maddelere ayrıştırılması için elverişli koşulların yaratımını gerektiriyor. Besin içeriğinin yanı sıra, kompostlama toprak yapısını geliştirerek (topraktaki hava, su ve besinlerin hareketini artırarak), faydalı mikropları artırarak ve besinlerin ulaşılabilirliğini artırarak toprak verimliliğini geliştiriyor. Tarımda organik atık kullanımı pek çok ülkede yaygın ve basit önlemlerle herhangi bir olası sağlık riskini asgari düzeye çekiyor. Tarım ve ormancılıktaki kullanımı mali tasarrufu sağlıyor, toprak erozyonunu önlüyor ve kirliliği azaltıyor. Kompostlama, kimyasal gübrelere erişimi hükümetler ve şirketler tarafından kolayca kesilebilecek bir toplumda dikkate değer bir stratejik öneme sahip. Tüm hane atığının yaklaşık %50’si organik. Ortalama her kişi günde yaklaşık yarım kilogram kompostlanabilir atık üretiyor. Doğal kompostlama sürecinin ardından bu miktar kullanıma hazır 50 gramlık bir komposta düşürülüyor. Hanelerdeki küçük ölçekli kompostlama kırsal bölgelerde daha kolay olmasına rağmen şehirlerde de mümkün. Hanedeki organik atıkların toplandığı ve tarımsal komposta çevrildiği Batı ülkelerinde bu oldukça yaygın. 40,000 nüfuslu Dêrîk büyüklüğünde bir şehir için bu günlük iki ton hazır kompost üretimi için 20 ton organik atık girdisi anlamına geliyor. 85


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Basit kompost yığınakları ve kutuları gibi farklı çeşitlerde kompostlama sistemleri bulunmakta. Hava sıcaklığı ve nem dahil olmak üzere belli başlı koşullar düzenli olarak denetlenir ve gerektiğinde düzeltilirse kompostlar kullanıma hazır hale gelesiye kadar çözünür. Trafik ve hava kirliliği Rojava’da, özellikle büyük şehirlerde, hava kirliliğinin temel kaynağını oluşturan dizel ve benzin çoğunlukla ulaşım için tüketiliyor. Toplu ulaşımın genişlemesi bu sorunu asgari düzeye çekmenin bir yolu. Kentteki havanın kalitesi ağaç dikimleriyle de geliştirilebilir. Belediyelerin, ekolojiden sorumlu topluluklarla iş birliğinin yanı sıra, başlıca stratejilerinden birisi kent bölgelerinde bulunan ağaçları korumak ve yeni ağaçlar dikmek. Güncel projelerden birisi Kamışlı şehri ana caddeleri boyunca 60,000 dolara mal olacak ağaç dikim projesi. IŞİD’ten 2017 yazında kurtarılan Tabka şehrinde %75’inin kuruduğu ya da yok edildiği kentsel ağaç deposunu geri getirmek için bir kampanya başlatılacak. Ağaç nüfusuna verilen bu zararın kökleri Suriye rejimi altındaki şehir idaresinin hatalı politikalarına uzanıyor. Kent bölgelerindeki savaş da belediyeler düzeyinde ağaç depolarında bir etki yarattı. İklim ve su kıtlığı sebebiyle yeniden ağaçlandırma yoğun işgücü gerektiren bir süreç. Bu gibi projeler kentteki hava kalitesini artırıyor, 86


Rojava’daki ekolojik zorluklar

(sıcaklıklar 50℃’ye yükseldiğinde) yaz aylarında gölgelik alanlar sağlıyor, kuşlar için yaşam alanları yaratıyor ve genel yaşam kalitesini geliştiriyor. Öz-yönetimin ekolojik çalışmalarının bir parçası olarak Cizîrê’deki komünler ve yerel toplulukların ağaçlara dair özel ihtiyaçları araştırılıyor. Bu bilgiler ışığında toplulukların yaşadıkları bölgelere daha çok ağaç dikilecek. Savaşın etkileri Rojava’daki savaş özellikle toprağın ve suyun askeri teçhizat tarafından kirletilmesiyle ekolojik durum üzerinde kayda değer etkilere sahip. Uluslararası koalisyon güçleri tarafından kullanılan tükenmiş uranyum kovanları ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor ve kalıntıları çevrede uzunca bir süre duruyor. Havan mermileri, roketler ve diğer patlayıcı silahlar kanserojen ağır metaller ve TNT içeriyor. Kobanê ve Haseke’deki gibi bu silahlar kentlerde kullanıldığında bu maddeler yıkılan binalardan çıkan tozlarla karışıp insanların solunum sistemlerine, suya ve tarımsal araziye temas ediyor. Buradan da gıdaya karışıyorlar. Uzun vadedeki sonuçların ne olacağı henüz bilinmiyor. IŞİD’in kendisini hava saldırılarından korumasının bir yolu yoğun dumanlı büyük yangınlar çıkarmaktı. Bu yangınlar petrolün yanı sıra plastik gibi malzemelerin yakılması ile çıkarılıyor ve havayı, toprağı ve suyu ağır bir şekilde kirletiyordu. 87


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Qamişlo şehrinde trafik ve hava kirliliği.

88


Rojava’daki ekolojik zorluklar

Havanın, suyun ve toprağın daha fazla kirletilmesi sanayi tesislerinin yıkılması sonucu salınan zehirli gazlar ve kimyasallar ile oldu. Fakat bunun Rojava üzerindeki etkileri henüz görülmedi. Sivil toplum kuruluşu PAX’ın iddiasına göre çevre üzerindeki bu sıkıntı uzun dönem sağlık sorunları getirecek. Rojava – yapım aşamasında bir demokratik ekolojik toplum Yerel öz-yeterlilik ve kooperatifler: “Toprağımızı, suyumuzu ve enerjimizi kolektifleştirelim” (Öcalan) Ekolojik bir toplum inşası için üretim ile kullanım, şehir ile taşra, merkez ile çeper arasındaki ilişki yeniden düşünülmeli ve yeniden tasarlanmalı. Rojava toplumunda müşterek, ekolojik ve ademi merkeziyetçi bir üretim biçimi hedefimiz. Bütün mülkler, doğal kaynaklar kamulaştırılmalı ve ekonomi demokratikleştirilmeli. Üretimin demokratik bir müzakere süreci temelinde kararlaştırılması elzem. Bu zarar görmemiş dengeli bir ekolojik sistem imkânı ve insanların kendi kabiliyetleri temelinde olmalı. Komünler kolektif öz-yeterlilik temelinde kurulmuştur. Bu üretim mekanlarıyla kullanım mekanları arasındaki ayrımı ortadan kaldırıyor, uzun ulaşım güzergahlarını kısaltıyor ve insanlara arz güvenliği teminatı veriyor. Ayrıca tarıma, işleme ve hasada dair kolektif bilginin 89


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

büyümesini ve muhafazasını sağlıyor. Kapitalist üretim biçimlerinin aksine kooperatifler sürekli daimi büyüme ve kar maksimizasyonu mantığına tabi olması gerekmediği için insanların ihtiyacına göre üretmeyi başarabiliyor. Ayrıca doğaya tesir edecek uzun vadeli sonuçları hesaba katabilir ve üretimi bunu akılda tutarak tasarlayabilirler; yedi müşterek ilkeden birisi kesinlikle çevreye özen göstermek. Kooperatif ekonomi biçimlerinde iş adımları arasındaki klasik ayrım ve hiyerarşiden ziyade daha bütünsel bir yaklaşım olduğu için bilgi çalışan insanlar arasında paylaşılır. Rojava sistemi komünleri öz-yönetimi çerçevesinde ve kooperatiflerde üretim temelinde kuruldu. Su, enerji ve toprak gibi bütün kaynakların ortak mülkiyete dönüşmesi isteniyor. Hali hazırda sadece Cizîrê Kantonu’nda 8,700 aileyi kapsayan 57 kooperatif bulunmakta. YEDİ MÜŞTEREK İLKE İddia ve gerçeklik arasında – Rojava ve ekolojik toplum Rojava/Kuzey Suriye’deki çevresel zorluklar devasa boyutta. Rojava örneği ekolojik sorunların toplumsal ve ekonomik sorunlarla nasıl iç içe geçtiğini, merkezileşmenin, kapitalist ekonominin ve doğayla insanların sömürüsünün nasıl birbirine bağlı olduğunu gösteriyor.

90


Rojava’daki ekolojik zorluklar

Öngörülebilir gelecekte bazı çelişkiler çözülemeyebilir, ancak olumsuz etkiler kısa vadede asgari düzeye çekilebilir ve insanlar tehlikeler hakkında bilgilendirilebilir. Uygun önlemler büyük ölçekte kaynak ve para yatırımı olmaksızın hayata geçirilebilir. Demokratik öz-yönetim yapıları tarafından alınan önlemler var olan ekosistemi korumayı, yeniden ağaçlandırmayı ve ekolojik farkındalığı artırmayı hedefliyor. Bunlar ilk adımlar, ancak yeterli olmaktan uzaklar. Rojava’daki komünleri ekolojik ve ademi merkeziyetçi bir yolda demokratik özerkliğe yakınlaştıracak süreçleri gösterdik. Kapitalist modernite tarafından getirilen ekolojik felaketin çıkmazında bir yol bulmak için çaba ve bir ilki başarmak için cesaret gerekiyor. İlk adımlar atıldı, ancak sosyo-ekolojik bir devrime duyulan ihtiyaç daha yapacak çok şey olduğunu söylüyor.

91


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

92


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

R

ojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım kampanyası Rojava Enternasyonalist Komünü tarafından 2018’in başında başlatıldı. Doğal Kaynaklar Komitesi (Ekonomi Komisyonu’na bağlı) ve Ekoloji Komitesi (Yerel Yönetim ve Ekoloji Komisyonu’na bağlı) ile iş birliği içerisinde başlatılan kampanya kuzey Suriye’deki ekolojik toplumu desteklemek ve geliştirmek hedefiyle yola koyuldu. Kampanya üç ayak üzerinden yürütülüyor: eğitim, pratik çalışmalar ve küresel dayanışmanın örgütlenmesi. Eğitim İnsanlık ve doğa arasındaki dengeye dair anlayışın temelinde ekolojik ve demokratik bir bilincin gelişmesi yatıyor. Bu yalnızca bilimsel bilgi ve rasyonel bir anlayıştan çok daha öte bir anlam taşıyor: biz insanların doğadan ve dolayısıyla kendimizden yabancılaşmamızın üstesinden gelebilmek için, bugün insanlık olarak doğaya dönmeli, onu deneyimlemeli ve onu korumak için onun değerini anlayabilmeliyiz. Bu nedenle, toplumun tüm düzeylerinde gerçekleştirilecek teorik/eğitimsel çalışmalar ve aynı zamanda doğada ve doğa 93


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

ile yaşanan somut deneyimler, ekolojik bir toplum inşasının temelini oluşturuyor. Enternasyonalistler için eğitim 2017’den bu yana inşa aşamasında olan Enternasyonalist Akademi eğitim çalışmalarımızın merkezini oluşturacak. Burada enternasyonalistler radikal demokrasinin ilkelerine, kadın özgürlük hareketine ve ekolojiye dair eğitim alacak. Aynı zamanda, yoğunlaştırılmış kültürel eğitim ve dil eğitimi yoluyla Rojava’da çalışma yapmak için de eğitilecekler. Eğitim çalışmalarının içerisinde ekolojik toplumun gerekliliğine, ekolojik toplumun nasıl bir toplum olacağına ve ona ulaşmak için ne gibi adımların atılması gerektiğine dair yapılacak seminerler, konferanslar ve tartışma yer alacak. Akademi’de sağlanacak olan teorik eğitim tamamlandıktan sonra, tüm enternasyonalistler desteklediğimiz ağaç kooperatifi ve ağaçlandırma projesinde gerçekleştirilecek fiziksel çalışmalar yoluyla doğaya dair doğru bir yaklaşım geliştirme fırsatını elde edecekler. Akademide ve fidanlıkta gerçekleşen toprakla yapılacak çalışmalar, bitki ve hayvan bakımı gibi uğraşlar, doğa ile uyum içinde bir yaşamın getirdiği imkanları ve güzelliği daha iyi anlamamızı sağlayacak. Enternasyonalistlerin desteğiyle, çevreye duyarlı bir bilinç; ekolojik yaşama dair bir anlayış ve pratik bilgi hem kendi aramızda hem de Rojava toplumu ve politik yapılarının içinde geliştirmek istiyoruz. Akademi – hala yapım aşamasında, elbette içindeki yaşam ve devam eden çalışmalarla birlikte- ekolojik ilkelere göre tasarlanmış bir mekân. Suyu, toprağı, havayı, enerjiyi ve atığı 94


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

nasıl ekolojik bir biçimde kullanabileceğimize dair yalnızca teorik tartışmalar yapılmadı, pratik olarak uygulamaya da konuldu. Bunu yaparak, hem çevre kirliliğine yapacağımız katkıyı en aza indirmek, hem de daha ekolojik bir Rojava için çalışan diğer projelere bir örnek teşkil etmek istiyoruz. Toplumda yapılacak eğitim çalışmaları Enternasyonalistler, ekolojik farkındalık ve bilginin gelişimi için yapılacak eğitimi örgütlemek amacıyla yerel yapılarla birlikte çalışacaklar. Bu eğitim, okullarda, gençlik merkezlerinde, belediyelerde, komünlerde ve diğer kurumlarda yapılacak. Müfredat yalnızca sınıf içinde değil, sınıf dışında, doğada yapılacak çeşitli çalışmaları da içerecek: Hayaka doğal kaynağına yapılacak geziler, ağaç dikim çalışmalarına katılım, okul bahçelerinin kurulması gibi çalışmalar doğayı daha hayati ve geçerli kılacak. Akademi mahallînin ağaçlandırılması 2018 baharında Akademinin kurulu olduğu alanı ağaçlandırma çalışmalarına başladık. Akademinin çevresindeki batı, kuzey ve doğu olmak üzere 7,200 metrekarelik alana 2,000 adet ağaç dikilecek: Çam ağaçları ve elma, fıstık, nar, kiraz, armut, incir ve kayısı ağaçları. Bu ağaçlar Akademi’nin kendi ürettiği gri su ile sulanacak ve organik gübrelerle gübrelenecek. Önümüzdeki yıllarda, Akademinin güneyinde kalan yamaç ve kayalık olmak üzere 12,500 metrekarelik alanda ise, zeytin, üzüm ve meşe ağaçları dikilecek. Böylelikle çevreyi koruyan ve yerel flora ve fauna için korunaklı bir alan sağlayan bir orman yaratılacak. 95


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Qamişlo’daki bir fidanlıkta tohum seçimi.

96


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

97


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Atık yönetimi ve geri-dönüşüm Ayrıştırma Akademi’nin atık yönetiminin temelini oluşturuyor. Artan gıda ve kâğıt gibi organik atıklar plastik ve metal gibi organik olmayan atıklardan anında ayrıştırılıyor. Atıkları birbirine karıştırmaktan kaçınmak doğa sonra yeniden ayrıştırmanın yarattığı zaman kaybını ortadan kaldırıyor. Organik olmayan atıklar ise daha sonra çeşitlerine göre ayrılıyor. Organik olmayan atıkları yakmak ya da gömmek ve dolayısıyla havayı, suyu ve toprağı kirletmek yerine, atıklar ayrıştırılıyor ve depolanıyor. İlk ayrıştırma, havaya ve toprağa doğrudan zarar veren pil ya da elektronik gibi atıklar ile, doğrudan tehlike arz etmeyen plastik ya da metal atıklar arasında yapılıyor. Tehlikeli atıklar su kaynaklarıyla temas edemeyecekleri bir yerde ve şekilde depolanıyor. Tehlikeli olmayan atıklar ise, hijyen amaçlı olarak temizleniyor ve yine depolanıyor. Planlar plastik ve metal atıkları ya Akademi’nin içerisinde ya da Demokratik Özyönetim yapılarıyla ileride yapılacak projelerde geri dönüştürmek. Akademi tarafından üretilen organik atıklar gübreye dönüştürülüp kullanılıyor. Böylelikle hem atık depolarında ortaya çıkan hijyen problemlerinin önüne geçmiş oluyoruz, hem de bu yöntem kimyasal gübre masrafından kurtulmamızı sağlıyor. Gıda artıkları, kâğıt ve karton toplanıyor ve gübreye dönüşmek üzere sıkıştırılıyor. Birkaç ay sonra, kompost tekniği ile biriktirilmiş bu atıklar, Akademi alanında bulunan ağaç ve sebzeleri gübrelememizi sağlayan besin 98


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

bakımından zengin bir humusa dönüşüyor. Akademi her yıl 10 ton organik atık çıkaracağını ve bunlardan 1 ton humus üreteceğini umuyor. Çeşmelerden ve duşlardan akan gri su da sulama ve gübreleme için kullanılacak ve kuru tuvalet sistemi siyah su üretimini düşürecek. Su yönetimi İçme suyu Akademi’nin alanında bulunan bir kuyudan sağlanıyor. Atık su iki kategoriye ayrılabilir: Gri su (örneğin mutfaktan, duşlardan gelen) ve tuvaletlerden gelen siyah su. Akademi’nin gri su atığını büyük bir kısmı toplanıyor ve hem sulama hem de gübreleme için kullanılıyor. Bu yöntem hem kirliliği önlüyor hem de suyu korurken gübreyi sağlıyor. Gri su önce bir su tankında toplanıyor, burada tortu ve yağdan arındırılıyor. Bu işlemden sonra su kullanım için depolanmak üzere başka bir tanka aktarılıyor. Sonrasında ise daha çok ağaçların sulanması için kullanılıyor. Bu sistem günde yaklaşık 2,500 ton suyu kurtarmamızı sağlıyor. Üretilen siyah ise başka bir su tankında depolanıyor. Siyah suyun teknik olarak uygulanması ve gübre olarak kullanılması üzerine Akademi’de yapılan araştırma halen devam etmekte. Pratik çalışmalar Ekolojik farkındalığın yaratılması ve bilginin aktarılması ekolojik bir toplum inşa etme sürecinin kesinlikle stratejik çalışmalarından biri. Fakat aynı zamanda bu eğitim çalışmalarının ardından somut adımlar gelmesi de oldukça önemli. Rojava’daki en büyük sorunlardan biri ormanların az olması: bu durum hava kalitesi, toprak aşınması, su 99


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Enternasyonalist akademinin bahçesinde ilk asma üzüm ekimi. 100


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

101


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

kaynaklarının azalması ve toplum ekonomik-psikolojik durumda oldukça olumsuz etkiler yaratıyor. Ağaç dikim çalışması birçok önemli meselenin çözümü: su ve rüzgâr nedeniyle oluşan toprak aşınmasını azaltıyor ve çevredeki tarım arazilerinin bereketini artırıyor. Ağaçlandırma, özellikle Hayaka Doğa Koruma Alanı gibi alanlarda, havzaları korumaya ve bio-çeşitliliği eski haline getirmeye hizmet ediyor. Dökülen ağaçlardan kereste üretimi ve tarımsal ormancılık gibi ekonomik faaliyetler bir rol oynayabilir ve uzun vadede de sera gazı etkisini azaltmak için karbondioksit miktarının kitlesel düşüşü insanlık için hayati bir öneme sahip. Tüm bunları mümkün kılmak için, Rojava’da çok fazla çalışmaya ihtiyacımız var; kaybolan bilgi, farkındalıktan yoksunluk ve ekonomik zorluklar, sistematik ve pratik çözümleri gerekli kılıyor. Ağaç kooperatifi Rojava’daki özyönetimin ekolojik stratejisinin temel ayaklarından biri ağaç fidanlıkları. Kuzey Suriye’de mevcut olan fidanlıkların büyük bir kısmı özel şirketlere ait ve bu durum birçok insan için ağaç dikimini zorlaştırıyor. Bu sorunu çözmek için, Enternasyonalist Akademi’nin alanında fidanlıklar kurmaya başladık. Yalnızca 2018’de, 50,000’den fazla sayıda fidan 5,000 metrekarelik bir alanda dikilecek ve yetiştirilecek. Zeytin ve meşe gibi kuru iklime dayanıklı ağaçlara öncelik verilmek üzere meyve ağaçları dikilecek. Fidanlık hem Hayaka Doğa Koruma Alanı’na hem de yerel politik yapılara (topluluklar, kooperatifler, 102


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

kurumlar ve belediyeler gibi) ağaç ve bitki sağlayacak. Bu fidanlık aynı zamanda pratik araştırma çalışmaları için de kullanılacak. Su kullanımı, gübreleme ve geri-dönüşüm alanlarında hedeflediğimiz müdahaleler ve alternatif metot/teknolojilerin kullanımı yoluyla, Rojava’nın ağaçlandırılmasın katkı sağlayacağız. Fidanlık kâr amacı gütmeyen bir kooperatif şeklinde örgütlenecek ve Enternasyonalist Akademi’deki eğitim çalışmalarının bir parçası olarak işlevlenecek. Tüm enternasyonalistler emek güçleriyle ağaçlandırma projesine destek sunacak. Bu bize ağaçları makul fiyatlarla dağıtmamızı sağlayacak. Hedefimiz kâr amacı güden fidanlıkların yarı fiyatına ağaç sağlamak. Ulaşım, teknoloji, inşa, aletlerin maliyeti düştüğünde ağaç kooperatifinin elde edeceği kar, fidanlığın genişletilmesi (%25); Enternasyonalist Akademi’nin çalışmaları (%25) ve Hayaka Doğa Koruma Alanı’nın ağaçlandırılması (%50) için kullanılacak. Hayaka Doğa Koruma Alanı Hayaka Doğa Koruma Alanı Cizîrê Kantonu’ndaki Dêrîk kasabasından birkaç kilometre uzaklıkta. İsmini komşusu olan köyden alan Hayaka, daha çok kavak ağaçlarıyla örtülü bir 200 hektardan daha geniş bir ormanı ve 31 farklı kaynak çayının birleştiği 90larda yaratılmış Sefan baraj gölünü bünyesinde barındırıyor. Mono-kültür ve orman alanlarının tahrip edilmesiyle yerinden edilmiş olan vahşi yaşam ve bitki türleri için Hayaka Doğa Koruma Alanı bir sığınak teşkil ediyor. Habitatın kaybedilmesi ve avcılığa rağmen 103


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Serada kabak çekirdeği yetiştiriliyor.

104


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

105


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

kurtlar, tilkiler, yaban domuzları ve birçok farklı kuş türü ile diğer küçük hayvanlar gölün çevresindeki ormanda yaşam alanı bulabiliyor. Bu doğal bio-çeşitliliği ve bölgedeki son ormanı korumak amacıyla, Demokratik Özyönetim 2014’te Hayaka’yı doğal koruma alnı ilan etti. Koruma alanında avcılık, balıkçılık, inşaat ve tarım yapmak yasaklandı. Aynı zamanda, göl kıyısını ağaçlandırma çalışmaları başladı ve uzun vade de 14 kilometreden daha uzun ve 100,000 ağaçtan daha fazla ağaç dikilmesi planlanıyor. Buna ilaveten, arıcılık yapmak için çalışmalar ve buradaki bitki çeşitliliğini tıbbi araştırmalar için ulaşılabilmek yönünde çalışmalar yapılmaya devam ediyor. Hayaka’yı koruma, genişletme ve ağaçlandırmaya devam etme, kampanyanın ayrılmaz bir parçası. Hem enternasyonalistlerin koruma alanındaki aktif çalışması hem de ağaçlandırmaya yapılacak finansal destek yoluyla, yerli nüfusu ve ekonomik ihtiyaçlarını da kapsayacak, ekolojik bir yaklaşım inşa etmek istiyoruz. Dayanışmanın dünya çapında örgütlenmesi “Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım” kampanyasının üçüncü ana ayağı, küresel çapta bir dayanışma ağının örgütlenmesi. Kampanyamız ve programımız yoluyla demokratik özyönetimin yerel komünal oluşumları ve kuzey Suriye’deki ekolojik projeler ile dünyanın dört bir yanından ilgili aktivistler, uzmanlar, akademisyenler, kurumlar ve örgütler arasında bir köprü kurmak istiyoruz. Elbette, bu ekolojik çalışmayı desteklemenin en iyi yollarından biri Rojava’ya 106


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

gelip çalışma yapmak. Fakat tüm insanlara açık bir seçenek değil: çevredeki ülkelerin politik durumlarından dolayı Rojava’ya gelmek zor ve bazen bu yol tamamen kapanıyor. Bu nedenle Kuzey Suriye’de kalmak için yapılacak bir planın üzerinde birkaç ay çalışmak gerekiyor. Yine de yardım etmek için birçok yol mevcut: ister Rojava’nın içinde ister dışarıdan olsun, ekolojik toplum için yapılacak dayanışma ve mücadele sınır tanımıyor. Çalışmanın finansal olarak desteklenmesi Her ne kadar, ağaç kooperatifi ve Hayaka çalışması da dahil olmak üzere Rojava’daki birçok ekolojik çalışma gönüllü ve bedelsiz olarak yapılsa da diğer tüm yerel yapılar da olduğu gibi, finansal kaynaklar önemli bir rol oynuyor. Teknoloji, makineler, aletler, malzemeler ve ulaşım masrafları ve aynı zamanda vasıflı yerel emek ücretleri masraf oluşturuyor. Eğer bu kampanyaya ya da kuzey Suriye’deki diğer ekolojik projeleri güçlendirmek ve uzun vadede devam etmelerini sağlamak istiyorsanız, ekolojik toplum inşa etme çalışmalarına finansal olarak destek verebilirsiniz. Projelere sağlayacağınız güvenlik planları ve düzenli aylık bağışlar makbule geçecektir. Tüm bağışlar, başta ağaç kooperatifi ve Hayaka Doğa Koruma Alanı olmak üzere, Rojava’da ekolojik projeler başlatmak, sürdürmek ve geliştirmek amacıyla kullanılacak. Bilgi aktarımı, proje geliştirme ve ekolojik bir Rojava için fikirler Kuzey Rojava’da ekolojik farkındalığa, uzman bilgisine ve adanmış bilim insanlarına büyük bir ihtiyaç var. Uzaktan 107


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

Enternasyonel Akademi etrafının doğası. 108


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

109


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

video yoluyla bilgi aktarımı, Rojava uzmanlarının burada ve yurtdışında eğitilmesi ya da Rojava’daki projelere doğrudan katılım sağlama gibi ihtimaller mevcut. Aynı dünyanın Rojava’dan öğrenecek çok şeyi olduğu gibi, Rojava’nın da dünyadan öğreneceği çok şey var. Bu nedenle, kuzey Suriye’de ekolojik projelerin gerçekleştirilmesi ve daha ekolojik bir Rojava’nın inşa edilmesi için fikirleri olan, ilgili ve adanmış aktivistler, uzmanlar, teknik becerisi olan insanlar ve bilim insanları arıyoruz. Özellikle, aşağıdaki alanlarda uzmanlığı ve deneyimi olan insanlar aramaktayız: • • • • •

Yarı-kurak bölgelerde sürdürülebilir ormancılık ve tarımsa Su kullanımı ve sağlık tetkiki Ekolojik sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji Makine ve elektrik mühendisliği Fizik, kimya ve biyoloji (özellikle botanik).

110


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

111


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

112


Kapanış

B

u kitabı sonlandırırken eklemek istediğimiz daha fazla bir şey yok. Tartışmalarımız ve çalışmamız henüz daha bir başlangıç ve şu an başarılardan ve kazanımlardan söz etmemiz çok mümkün değil. Yine de zamanımızın ekolojik krizinden kurtulmak için bulunacak yollar arayışına katkı sunduğumuzu umuyoruz. Krizle karşılaştığımız bu zamanda, birçok şey kaybedilmiş ve geri döndürülemez duruyor. Fakat biz insanların yaratıcı güçleri, adalet anlayışı ve değiştirmeye dair iradeleri ile yaşamı daha iyi bir hale getirebileceğine inanıyoruz. Bu kitabın en önemli hedeflerinden biri insanlara duyduğumuz bu güveni ifade etmesi. Bizim için ağaç dikmek ekolojik toplumun inşasına katkıda bulunmayı simgeliyor. Sonuçları bir ya da iki yılda görünür olmayacak ancak bireyin yaşamının ötesine geçerek gelecek nesillere bir armağanımız olacak bir katkı bu.

113


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

114


KAYNAKÇA

Abdullah Öcalan: “Beyond State, Power and Violence” ANF News: “Efrîn Canton Ministry of Agriculture launches first project” ANF News: “Rapid efforts for agricultural sector in alTabqa’s” ANF News: “Al-Tabqa: Massive forestation campaign to be launched by 2018“ ANF News: “Li Cizîrê projeya parzgeha xwezayî“ Anja Flach, Ercan Ayboğa, Michael Knapp: “Revolution in Rojava/Rojava’da Devrim“ Executive Summary (UNEP – WHO): “Guidelines for the Safe Use of Excreta and Wastewater in Agriculture and Aquaculture” Friedrich Engels: “Doğanın Diyalektiği” Friedrich Engels: “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” 115


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

International Centre for Agricultural Research in the Dry Areas (ICARDA): “The Challenges of Wastewater Irrigation in Developing Countries” Murray Bookchin: “Özgürlüğün Ekolojisi: Hiyerarşinin Ortaya Çıkışı ve Çözülüşü” Murray Bookchin: “Toplumu Yeniden Kurmak” Pieter Both & Wim Zwijnenburg: “Syria – the toxic footprint of war” Rêveberiya parêzgehan a Kantona Cizîrê: “Ji bo parastina parêzgehan biryarên girîng“ Silvia Federici: “Caliban and the Witch/Kaliban ve Cadı” Sustainable Development Mechanisms Programme, UNFCCC Secretariat: “Afforestation, Reforestation and Forest Restoration in Arid and Semi-arid Tropics” Swedish Institute for Infectious Disease “Guidelines on the Safe Use of Urine and

Control:

Faeces in Ecological Sanitation Systems” Swiss Federal Institute of Technology: “Grey-water treatment on household level in developing countries” The Rodale Book of Composting University Press of Florida: “Sustainable Urban Agriculture in Cuba”

116


Kaynakรงa

117


Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım

118


CONTACT

Rojava’yı Yeniden Yeşil Yapalım İletişim contact@makerojavagreenagain.org www.makerojavagreenagain.org facebook.com/GreenRojava twitter.com/GreenRojava Enternasyonalist Komün İletişim internationalistcommune@riseup.net www.internationalistcommune.com facebook.com/CommuneInt twitter.com/CommuneInt Bağışlarınız için: Rote Hilfe IBAN: CH82 0900 0000 8555 9939 2 BIC: POFICHBEXXX Post Finance Referans: “Make Rojava Green Again”

119




9781916036536

8€