Page 1

26.01.2011

Kamuoyuna ; Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinin; Anayasa Mahkemesi, Yargõtay ve Danõştay ile ilgili Hükümet Tasarõlarõ Hakkõndaki Değerlendirmeleri; 8 yõlõ aşan bir süreden bu yana devam eden AKP iktidarõyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde artõk AKP’nin Derin Devleti inşa edilmiş durumdadõr. Daha önceki iktidarlar döneminde gerçekleştirilen nisbi partizanlaşmayla, hiçbir şekilde kõyaslanmayacak bir süreçten söz ediyoruz. Bu süreçte, bundan böyle devlet yönetiminde kritik görevlerde kamu görevlisi yoktur. Kamu yönetiminde, Partinin Memuru vardõr, Cemaatlerin memuru vardõr. Türkiye Cumhuriyeti’nin Valileri’nin önemli bir bölümü Devlet’in Valisi olmaktan çõkmõş durumdadõr. AKP’nin İl Başkanlõklarõyla eşgüdüm içinde görev yapan ve Siyasi İktidarõn Ajanõ durumunda olan görevliler haline gelmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye’den Yönetilmemektedir. Bu süreçte Başbakanlõk, Adalet ve İçişleri Bakanlõklarõ kilit rol üstlenmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanõ, sayõlarõnõn 500’e ulaştõğõ ifade ve iddia edilen yabancõ istihbaratçõnõn varlõğõyla ilgili olarak õsrarla sorulan sorulara, “Ben de bilmiyorum” diyebilmektedir. Bunu söyleyen İçişleri Bakanõ’na, õzdõrap içinde “Sen hangi ülkenin Bakan’õsõn, taşeron Bakan’mõsõn ?” demek zorunda kalõyoruz. Türkiye Cumhuriyetinde TİB yoluyla , yasa dõşõ telefon dinlemeleri yoluyla , Telekomünikasyon yoluyla , gizli tanõk terörü yoluyla ; Başbakanlõk , İçişleri ve Adalet Bakanlõğõ bünyesinde oluşturulan “illegal karargahõn” varlõğõnõ doğrulayan gelişmeler yaşanmaktadõr.


2

Türkiye Cumhuriyetinde 4 Mayõs 2007 tarihli Dolmabahçe görüşmesiyle birlikte, “sivil-asker işbirliğiyle” post-modern bir darbe gerçekleştirilmiştir. Bu darbe üzerine 22 Temmuz 2007 seçimleri şekillenmiştir. 5 Kasõm 2007 tarihli Erdoğan-Bush görüşmesiyle de bu süreç uygulamaya sokulmuştur. Adalet Bakanõ , ABD’ne 24 saatliğine gitmekte, gizli görüşmeler yapmakta, ancak kamuoyuna tatminkar hiçbir açõklama yapõlmamaktadõr. Siyasi iktidar, kamu yönetimi içinde kendi Devletini yarattõğõ gibi ; sivil toplumu sindirmiş, birkaç istisna dõşõnda sivil toplum ve meslek kuruluşlarõ muhalefet edemez hale gelmiştir. Anayasal çerçevede muhalefet görevini yapmak isteyen ve sayõlarõ son derece sõnõrlõ olan meslek odalarõ ve kuruluşlar ise, medya yapõlanmasõndaki kuşatma ve çõkar ilişkileri sebebiyle sesini duyuramaz hale gelmiştir. Basõnõn bir kõsmõ , siyasi iktidar tarafõndan çõkar ilişkileri içinde “yandaş sözcü” olarak kullanõlmaktadõr. Bu anlamda ele geçiremediği ve artõk sõnõrlõ hale gelen diğer basõn gruplarõ ise, vergi soruşturmasõ yoluyla sindirilmiş, etkisiz hale getirilmiştir. Bu gruplardaki yazar kadrolarõ ve televizyon programlarõ bile artõk siyasi iktidar tarafõndan dizayn edilmektedir. Bu medya gruplarõndaki programlarda mutlaka siyasi iktidarõn bir ya da birkaç sözcüsü programlarda görev üstlenmektedir. Türkiye’de, Devlet yönetiminde; “Benim Memurum, Benim Müsteşarõm, Benim Bakan’õm…” döneminden sonra, “Benim Yargõcõm” dönemi yeni HSYK yapõlanmasõyla birlikte ; Anayasa Mahkemesi, Yargõtay ve Danõştay tasarõyla hayata geçirilmek istenilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin tüm direnme unsurlarõnõ ve hayatiyetini yok eden ; rejimi Faşist bir yapõya dönüştüren sürecin nihai aşamasõyla karşõ karşõyadõr. Uygulanan sosyo ekonomik politikalarla Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarõ, Cumhuriyet tarihi boyunca kazandõklarõ “özgür birey” kimliğinden uzaklaştõrõlmakta, tebalaştõrõlmaktadõrlar. Sadaka kültürü toplumsal bir olguya ve temel bir devlet politikasõna dönüştürülmüştür. Gelir dağõlõmõ adaletsizliği uçurum boyutlarõna varmõştõr.


3

Çalõşma ve Sosyal Güvenlik Bakanõ Ömer Dinçer’in, 1995 yõlõnda yayõmlamõş olduğu makaledeki görüşler, AKP iktidarõyla birlikte adõm adõm ve maharetle hayata geçirilmiştir. Türkiye’de laiklik ilkesinin yerini , İslamla bütünleşmesi ve daha Müslüman bir yapõya devretmesi gerektiğini , artõk bunun zamanõn geldiğini ifade eden Ömer Dinçer; aslõnda Başbakan’õn sözcüsü konumundadõr. Kutsal değerlerimizi ve İslamiyeti istismar ederek , faşizmi kurumsal hale getirmek isteyen siyasi iktidarõn önündeki en önemli engel ise Yargõ’dõr. Bu gün görüşülmekte olan tasarõlar Yargõ engelini tümüyle bertaraf etmenin ve rejimi dönüştürmenin nihai aracõ haline gelmiştir. Türkiye, Cumhuriyet ve Demokrasinin kazanõmlarõnõ kaybetme noktasõna gelmiştir. Bu sürecin kaçõnõlmaz sonucu ise, Devlet olarak dikta yapõlanmasõ , toplumsal olarak da bölünmedir, ayrõşmadõr. Karartma, bilgi kirliliği ve takiyye konularõnda yakõn tarihin en büyük demagoglarõndan olan Başbakan; Göbels propagandasõ ve Makyavel yöntemleriyle ; Türkiye’yi hem ekonomik olarak , hem siyaseten ve hem de kültürel olarak müstemleke bir ülke haline getirme misyonunu büyük ölçüde başarmõş durumdadõr. Başbakan’õn deyimiyle, Türkiye “Bölgenin Süpermarketi” haline getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşlarõ ise bu süpermarketin “kayõt dõşõ çalõşanlarõ ve bekçisi” konumundadõrlar. 1919’larda başarõlõ olamayan, amacõna ulaşamayan emperyalizm , AKP’nin “işbirlikçi “ anlayõşõyla bugün önemli bir mesafe almõştõr. Böyle bir tablo içinde Anayasa Mahkemesi, Yargõtay ve Danõştay tasarõlarõnõn teknik ve hukuki olarak değerlendirmesini yapmanõn pratik bir anlamõnõn olamayacağõ açõktõr.


4

Sadece şunlarõ söylüyoruz; Tüm yargõ mekanizmasõ ve kazanõmlarõ; yeni oluşturulan ve birçoğunda Yargõçlõk misyonu bulunmayan Anayasa Mahkemesine boğdurulmak ve hegomanyasõna sokulmak istenilmektedir. Bugün için Yargõtay ve Danõştay’a egemen olamayan Siyasi iktidar, Yargõtay ve Danõştay’õ Anayasa Mahkemesi aracõlõğõyla ezmek ve etkisiz kõlmak istemektedir. Anayasa mahkemesi içinde Başkan aracõlõğõyla bir “Dikta Makamõ” oluşturulmaktadõr. Siyasi İktidar, doğrudan kendisine tabi olan Anayasa Mahkemesi yoluyla ; 2011 seçimleri sonrasõ planladõğõ yeni anayasa düzenlemesiyle , hukuk ve demokrasiye nihai darbeyi vurmayõ amaçlamaktadõr. Anayasa Mahkemesi , Yargõtay ve Danõştay gibi Kurumlar faşizmi hedefleyen iktidarlar için başlangõçta alt edilmesi gereken , üzerlerinden atlanmasõ gereken kurumlardõr. Ancak iktidar , Devlet’i ele geçirdikten sonra artõk bu Kurumlar , faşizmin demir pençesini oluşturan faşist yargõ kurumlarõna dönüşürler. Yõl 1933…. Nazi İktidarõnõn, yeni iktidara geldiği ve henüz yargõ üzerinde tam olarak denetim sağlayamadõğõ yõllar… Reichstag yangõnõyla ilgili davada yargõlanan 4 komünistten 3’ünü Alman Yüksek Mahkemesi beraat ettirir. Hitler ve Göering çok sinirlenir. Bu davalar Yüksek Mahkemeden alõnõr , yeni kurulan Halk Mahkemesine aktarõlõr. Yeni Mahkeme , kõsa sürede ülkenin en korkunç mahkemesi olmuştur. Türkiye’de de bu misyonu üstlenen Mahkemelerin artõk söz konusu olduğunu yeri gelmişken ifade ediyoruz. Hitler’in Mahkemelerinde meslekten gelme 4 Yargõç vardõr. Diğer 5 Yargõç ise S.S’lerden ve Ordu’dan seçilmişlerdi. Böylece çoğunluk meslekten gelmeyen yargõçlardan oluşuyordu. Ortaya çõkan 2 gerçek vardõr. Naziler, Yüksek Mahkeme Yargõçlarõnõn kendi kontrolleri altõndaki kurumlardan seçilmesini sağlõyorlar. AKP bunu daha da ileri


5

götürüyor. Sadece Yüksek Mahkemeleri değil, İlk Derece Mahkemelerinde de bunu başarõyor. İkinci gerçek ise şudur; Nazi Mahkemelerindeki Yargõçlarõn bir kõsmõ meslekten yargõç yani Nazi İktidarõndan önce de Yargõç olanlar… bunlar ya Naziler iktidara gelince Hitler’e boyun eğmiş insanlar ya da başõndan beri faşizme inanmõş olanlar ….. Bu açõdan, bugün demokrasi nutuklarõ atan, hukukun üstünlüğünden bahseden bazõ Yargõç ve Savcõlarõ, şayet bu süreç engellenmez ise , yarõn öbür gün hukuku ortadan kaldõran , faşist yargõ sisteminin en tepesindeki insanlar olarak göreceğimizden kimsenin kuşkusu bulunmasõn.

Faşist yargõ işte böyle adõm adõm oluşur. Bir siyasi iktidar, faşizmi adõm adõm Devlet yapõsõ içinde kurumsal hale getiriyorsa, çağdaş anayasalarda düzenlenen temel hak ve özgürlükleri gasp ediyorsa; orada artõk insan haklarõ evrensel sözleşmelerinde ve uluslararasõ sözleşmelerde düzenlemesi yapõlan “baskõya ve faşizme karşõ direnme hakkõ nõn” meşru şartlarõ oluşmuş demektir. Türkiye Cumhuriyetinin tüm yurttaşlarõnõ, bu “açõk ve yakõn tehlikeye karşõ” uyarõyor, anayasal ve meşru zemin içinde toplumsal haklarõnõ kullanmalarõnõn zorunluluğunu dile getiriyoruz. Gün o gündür. Tüm yurttaşlarõmõzõn ve sivil toplumun dikkatlerine saygõyla sunulur. M.Akif Hamzaçebi CHP Grup Başkanvekili Trabzon Milletvekili Atila Emek Antalya Milletvekili Şahin Mengü Manisa Milletvekili Halil Ünlütepe Afyonkarahisar Milletvekili Rahmi Güner Ordu Milletvekili

Mehmet Ali Özpolat İstanbul Milletvekili

Atilla Kart Konya Milletvekili

İsa Gök Mersin Milletvekili Turgut Dibek Kõrklareli Milletvekili

Ali Rõza Öztürk Mersin Milletvekili

Ali İhsan Köktürk Zonguldak Milletvekili

halka mesru direnis cagrisi  

Bir siyasi iktidar, faşizmi adım adım Devlet yapısı içinde kurumsal hale getiriyorsa, çağdaş anayasalarda düzenlenen temel hak ve özgürlükle...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you