__MAIN_TEXT__

Page 1


1 Giriş Yazıları 3 Turkcell’ de Yapay Zeka 5 Robotel Türkiye 7 Blok Zinciri ve Kayseri’deki Çiftçi Amcalarımız 9 Kitap Sevgisi ve Aşkı 11 Hava Savunma Top Sistemleri ve Aselsan 13 İNTEK’18 15 Isıtmalı Ceket Projesi 17 Sadece Üniversite Okumakla Olmaz 19 Akıllı Şebeke Sistemleri için Bina Otomasyon Çözümleri 22 4D Yazıcılar ve Akıllı Malzemeler 23 Bir Mühendis Adayının Mezun Olmadan Yapması Gerekenler 25 Yıldırımdan Korunma Sistemleri


27

BUTGEM

29

Girişimcilerin İzlemesi Gereken Yol

31

Robotlar, Tasarım ve Yasal Düzenlemeler

33

Büyük Şirket Mi, Startup Mı?

35

Röportaj : Ayşe Ören

37

Forma Numaralarıyla Yazılan Hikayeler

39

Keşfet Kendini

41

Alüminyum Kablo mu, yoksa bakır kablo mu?

45

Neden Fazla Para Basarak Ülkenin Borçlarını Ödemiyoruz?

47

Yolda Olmak

49

Film Yorumlaması : ortakoltuk.com

51

İçtiğiniz Kahve Ne Kadar Sağlıklı?


Merhaba Sevgili Okurlarımız, Yayın ve Tasarım Komitesi olarak ücretsiz yayınladığımız bilim ve teknoloji dergisi Foton’ un beşinci sayısının yayınlanmasından dolayı ekipçe çok mutluyuz. Dergimizin beşinci sayısında ikinci kez giriş yazısını yazmaktan dolayı oldukça mutlu ve gururluyum. Öncelikle dergimize ilgi gösterip okuduğunuz için sizlere çok teşekkür ederiz. Topluluğumuzu tanıtmak amacıyla ilk sayısını yayınladığımız dergimizin, topluluğumuzdaki üyelerden aldığımız içerikler ile ikinci, üçüncü ve dördüncü sayısını oluşturduk. Dergimizi daha ileriye taşımak için, bu sayıdan itibaren uygulamak üzere radikal değişiklikler yapmaya karar verdik. Bugüne kadar topluluğumuzdaki arkadaşlarımızın yazılarına yer verdiğimiz dergimizde, bu sayıdan itibaren alanında uzman profesyonellerin kaleminden çıkmış yazılara yer vereceğiz. Bu kapsamda okuyucularımıza tecrübe aktarımı sağlamayı hedefliyoruz. Bunlar ile birlikte topluluğumuzdaki öğrenci arkadaşlarımızdan aldığımız iki yazıya dergimizde yer vermek istedik.Bugüne kadar yılda bir kez çıkarttığımız dergimizin sayısını ikiye çıkartma kararı aldık. Daha önceki sayılarımızda olduğu gibi konu dağılımı en çok zaman ayırdığımız süreç oldu. Daha fazla kitleye hitap etmek adına elimizden geldiğince konu çeşitliliği sağlamak istedik. Bilim, teknoloji, girişimcilik ve teknik alandaki konuların yanı sıra sosyal konulara da yer vermek istedik. Bu konu başlıkları için alanında uzman isimlere ulaşıp belirttiğimiz konuda yazı yazmalarını rica ettik. Yazarlarımız bizi kırmayıp, dergimizi ilgiyle karşıladılar ve yazılarını ilettiler. Yazıları ile dergi içeriğini oluşturan tüm yazarlarımıza ekibim ve topluluğumuz adına teşekkür ederim. Planlanmasından yayınlanmasına kadarki tüm süreçte tabiki yalnız değildim. Dergimizin konu dağılımı ve yazarlarla olan iletişim için benimle birlikte çalışmalarda bulunan Gizem Uzunlar’a, elimizdeki yazıların içerik ve hatalarında düzenlemeler yapan Elif Ece Altundal’a, bunları tasarıma aktaran Buse Çağla Mermer’e ve tüm bu süreçte desteğini esirgemeyen başkanımız Merve Bayır’a çok teşekkür ederim. Dergimizin daha fazla kitleye ulaşması için tanıtım sponsorumuz olarak yeni sayımızı kitlelererine öneren tüm sosyal medya platformlarına teşekkür ederim. Beşinci sayımızda ikinci kez ‘Genel Yayın Yönetmeni’ olarak görev almak benim için çok güzel bir deneyimdi. Umarım ilerleyen sayılarımızda dergimizi daha da ileriye taşıyabilir ve hatalarımızı kapatma fırsatına erişiriz. Eski sayılarımıza ieee.balikesir.edu.tr üzerinden ulaşabilir, instagram.com/ieeebaunfoton adresinden bizi güncel olarak takip edebilirsiniz. Artun Taha SU IEEE Balıkesir Üniversitesi Öğrenci Topluluğu Yayın ve Tasarım Komitesi Başkanı Foton Dergisi Genel Yayın Yönetmeni


Kıymetli Yazarlarımız ve Sevgili Okurlar, Öncelikle IEEE Balıkesir Üniversitesi Öğrenci Topluluğu tarafından hazırlanan dergimizin beşinci sayısında bu yazıyı yazmaktan mutluluk ve onur duymaktayım. Benim için bu sayının başka bir önemi daha var, topluluğa ilk girdiğimde yazı yazma şerefi bulduğum dergimiz, için bir hayal kurmuştum. ‘Bu dergi acaba bir gün teknoloji ve bilim dünyasının öncülerinin ve öğrencilerin yazılarının buluştuğu bir dergi olabilir miydi ?’ ve 2 yıl sonra bugün bu hayali ekip arkadaşlarım ile birlikte hayata geçirebiliyor olmanın mutluluğunu yaşamaktayım. 2018-2019 Yönetim ve İdari Kurulu olarak aldığımız karar ile dergimizi geliştirmek, okuyucularımıza sağladığımız faydayı arttırmak amacıyla konsept değişikliğine gittik ve çalışmalarımızı bu yönde devam ettirdik. Şimdiye kadar öğrenci arkadaşlarımızın yazılarına yer verdiğimiz bilim ve teknoloji dergimizde, neden sektörün ileri gelen konularını sektörün ileri gelen temsilcilerinin ağzından dinlemeyelim dedik ve bu yola çıktık. IEEE BAUN Öğrenci Topluluğu Foton Dergisi 5. sayısıyla karşınızda !! Öğrenciyken aynı zamanda topluluğumuzun içinde bulunmak bölümün yanında bir bölüm daha okumak gibi oluyor. Bireye toplumun içindeki görevlerini sorumluluklarını hatırlatırken bizlere takım çalışmasının önemini bilginin saklanılınca değil de paylaşılınca büyüyerek kıymet kazandığını yaşayarak öğreten tecrübeler kazandırıyor. Biz IEEE BAUN Öğrenci Topluluğu olarak teknik ve sosyal komitelerimizde çoğunluğu mühendislik öğrencisi olmak üzere başka bölümlerde okuyan öğrenci arkadaşlarımızı da hitap eden çalışmalar yapmaktayız. Amacımız teknik anlamda üniversite yıllarımızda kendimizi geliştirmektir ve ülkemizin ilerlemesine bir nokta dahi olsa koyabilmektir. Bunu yaparken fark etmeden toplumun içinde yer alan bizler bir çok insani yönümüzü de geliştirme fırsatı bulmaktayız. Yaptığımız salon etkinlikleri ve seminerlerle sektör temsilcilerini öğrencilerle buluşturarak, workshop’ larla uygulamalı olarak teknik bilgilerimizi pratiğe dökerek, IEEE bünyesinde ulusal ve uluslararası düzenlenen etkinliklere katılarak network ağımızı şimdiden oluşturuyoruz, ilkokullara ortaokullara liselere eğitimler vererek geleceğimiz olan çocuklara dokunarak fark yaratmaya öncü olmaya devam ediyoruz. Bu yıl ilkini gerçekleştireceğimiz ‘Mezunlar Buluşması’ etkinliğiyle geçmiş ile gelecek bağımızı koparmayacak iletişimimizi yıllar sonra dahi koruyacağımız sağlam adımlar atmayı hedefliyoruz. IEEE Ailesini evimizde ağırlama arzumuzun son halkası olan 17. IEEE Türkiye Öğrenci ve Genç Profesyoneller Kongresi’ ne bu yıl ev sahipliği yaparak 50 farklı okuldan 300’ü aşkın öğrenci arkadaşımızı, hocalarımızı, sektör temsilcilerini, yurtdışından gelen misafirlerimizi evimizde ağırlayacağız. Geçmiş etkinliklerimizden gelen tecrübelerimiz, üyelerimizden aldığımız güç ve yarınlara ışık olan çalışma azmimizle bizler en iyisini yapmaya daima hazırız. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ ün “Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak. Servet ve onun tabii neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır.” Sözünü aklımızdan çıkarmayarak çalışmalarımıza devam etmekteyiz . Her geçen gün büyüyen topluluğumuz şuan da 800 ‘ü aşkın üyesiyle ve 130 aktif üyesiyle kocaman bir ailedir. Bizi biz yapan ve bu ailenin bugünlere gelmesini sağlayan üyelerimize, danışman hocama, mentörüme, ekibime ve bizlerden desteğini esirgemeyen herkese teşekkür ederim. Ayrıca ilgilerini bizden esirgemeyen tecrübelerini büyük bir mutlulukla bizlerle paylaşan değerli yazarlarımıza teşekkürü borç bilirim. Sürçü lisan ettiysek affola , keyifli okumalar dilerim . Merve BAYIR IEEE Balıkesir Üniversitesi Öğrenci Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı


Bilim ve Teknoloji ||

TURKCELL’ DE YAPAY ZEKA Günümüz dünyasında hergün yeni bir teknoloji ile tanışıyoruz ve teknoloji lansmanlarının artık bir çoğunda yapay zeka kullanılıyor. Bu nedenle yapay zeka aslında hayatımızın her alanına girmiş durumda. Yapay zekayı eminim çoğunuz duymuştur ama duymayanlar için özet geçmek gerekirse, makinelerin karmaşık problemlere insanlar gibi çözüm üretmesini sağlama ile ilgilenen bir bilim dalı yani kısaca makineleri insanlaştırma çabası diyebiliriz. Her geçen gün sürekli gelişmekte olan bu alan kendisine farklı sektörlerde yer buluyor. Bu zamana kadar akıllı ev sistemleri, güvenlik sistemleri, akıllı araçlar ve özellikle robotlar gibi birçok alanda kullanılmaya başlayan yapay zeka çoktan hayatımızın bir parçası olmuş durumda. Bizlerde “Turkcell Yapay Zeka” ekibi olarak farklı alanlarda bu teknoloji ile geliştirmeler yapmaya ve aktif olarak canlı ortamda kazanımları görmeye başladık. Özellikle chatbotlar, image & video işleme, sesli asistanlar, kişiye özel öneri sistemleri, Iot veri analizi gibi yeteneneklerimiz ile Turkcell içinde kendi kaynaklarımızı kullanarak geliştirmeler yapıyor ve dış dünyaya ürünler sunuyoruz. Tabii ki bu kadar yapay zeka3

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

nın konuşulduğu bir dünyada, her alana girmiş bu teknoloji için mutlaka her yönüyle düşünmek gerekiyor. Yapay zeka alanında yapılan geliştirmeler, uygulamalar daha öncekilere hiç ama hiç benzemiyor. SPEECH ANALYTICS Günümüzde insanla makinenin iletişimini artık doğal yollarla yapılmasının sağlanması amacıyla insandan makineye ve makineden insana olmak üzere sesle iletişim yapılması amaçlanıyor. Bu amaç dahilinde Speech To Text yani STT (sesten yazıya) ve Text To Speech yani TTS (yazıdan sese) çevrim yapabilecek deep learning modelleri oluşturuluyor. Bu modellerin oluşturulabilmesi için de RNN ve CRNN gibi algoritmalar kullanılmaktadır. Bu algoritmalar tensorFlow framework’ünde çalışmakta ve GPU kullanmaktadır. Aynı işlem CPU’da yapıldığındaysa işlenecek dataya ve algoritmanın büyüklüğüne göre değişkenlik göstermekte ve prototip modelimiz için 40 kat daha yavaş olmaktadır. Hazırladığımız TTS algoritması sayesinde 7 saat örnek aldığımız bir kişinin sesini kopyalamayı başarmış olduk. Böylece makine o kişinin sesiyle ses sentezleyerek daha

önce söylemediği bir sesi kelimeyi veya cümleyi dahi seslendirebilmektedir. 7 saatlik training datası bu iş için kesinlikle yetersiz olduğundan ve kayıt ortamı profesyonel olmadığından modelin çıktı sesinde noise ve distorsiyon görülebilmektedir. Paralelde devam eden diğer bir ürün ise STT modelidir. Bu modelin eski prototipi machine learning baum-welch algoritmasında yazılmıştı. Modelin maintenance’ındaki zorluklar nedeniyle yeni bir deep learning algoritması ile model oluşturabilecek bir yapı hazırlanıyor.


|| Bilim ve Teknoloji TEXT ANALYTICS Yapay zeka kapsamında yapılan metin analizi çalışmaları; metinlerin sınıflandırılması, toplanması (clustering), metinlerden konu çıkarılması (concept/entity extraction), sınıf taneciklerinin üretilmesi (production of granular taxonomy), duygusal analiz (sentimental analysis), metin özetleme (document summarization), varlık ilişki modellemesi (entity relationship modelling) gibi çalışmaları hedefler. Metin analizleri konusunda geçmişten bugüne yapılmış çalışmalardan faydalanılarak geniş bir bilgi havuzu oluşmuştur. Güncel örneklere bakıldığında Google Translate yüksek başarı ile tercüme yapabilmektedir. Yine kısa süre önce binlerce sayfalık teknik bir kitabın Fransızca’dan İngilizce’ye birkaç saat içinde deep learning metodu kullanılarak yapay zeka ile çevrildiği açıklanmıştır. Her dilin kendine özgü dil bilgisi kurallar olması ve kültürel öğeleri içermesi sebebiyle metinlerin analizi imaj/video işleme gibi üniversal bir çalışma olmayıp üzerinde çalışılan dile çok yüksek şekilde bağlıdır. Bu alanda yapılan çalışmaların büyük bir kısmı dünyada en yaygın dil olan İngilizce üzerinde yapılmıştır. Türkçe üzerinde yapılan çalışmalar ise az sayıdadır. Turkcell’de de bu alanda önemli çalışmalar bulunmaktadır. Bunlardan bazıları chat verilerinin anlamlandırılması ve otomatik kategori belirlenmesi, abone etkileşimlerinde duygu analizi, metin üzerinden otomatik şikayet tespiti ve ticket açılmasıdır. IMAGE & VIDEO ANALYTICS Dijital ortama aktarılmış resim yada video üzerinden ihtiyaca göre fayda elde etmek için kullanılan bir yöntemdir. Aslında videolar da resim olarak işlenir, çünkü arka arkaya eklenmiş resim frame’lerinden oluşurlar. Peki bilgisayarlar bir resmi nasıl görür? Matematiksel olarak resimler iki boyutlu bir matris olarak ifade edilir ve sonrasında tüm işlemler bu matris üzerinden yapılır. Son yıllarda donanım dünyasın-

da GPU, TPU gibi teknolojilerin gelişmesi görüntü işleme alanında deep learning modellerinin kullanılmasına olanak sağladı.Genelde CNN ve RNN gibi algoritmalar kullanılır. Alexnet, VGG, Inception, Resnet gibi büyük veri setleri ile eğitilmiş modeller ihtiyaca göre özelleştirilip başarılı sonuçlar elde edilebilir. Tensorflow, pytorch, opencv gibi teknolojiler kullanılmaktadır. Otonom araçlar, kanser teşhisi, yüz tanıma, ürün kalitesinin belirlenmesi gibi sağlıktan tarıma finanstan sigortacılık sektörüne kadar pek çok alanda farklı senaryolarda fayda elde edilebilir. Turkcell’deki senaryolar: •Bir bölgedeki insan sayısının tespiti •Obje etiketleme •Zararlı içerik tespiti •OCR yöntemi ile kimlik, pasaport ve faturalarda ad,soyad, tc, adres, telefon bilgilerinin dijital ortama aktarılması •Bir maddenin çöp yada geri dönüşüm için tespiti gibi çok farklı alanlarda bu yeteneğimizi kullanıyoruz RPA (Robotic Process Automation) Sanayi devriminin geçen yüzyılda geldiği nokta ağır iş gücü gerektiren işleri makinelere yaptırarak üretimi ve kalitesini arttırmak olmuştu. Bu devrim, daha az insan gücüne ihtiyaç duymak demekti ve binlerce insanı işsiz bıraktı. Fakat aynı zamanda da farklı iş kollarını ortaya çıkarmıştı. Endüstri teknolojileri robotların iş hayatına sadece fiziksel ortamda katılmasını yeterli görmedi. Artık sandalyesinde oturup rutin işler yapan insan gücüne de gözünü dikmişti ve bu rutin arka ofis, operatif işleri hatasız bir taklitle otomatikleştiren uygulama sürecine Robotic Process Automation(Robotik Süreç Otomasyonu) – RPA adı verildi.

Bu robotlar, veri girişinden, anomali tahminleyip alarm üretmeye, müşteri hizmetlerinden, e- posta okuyup doğru aksiyonları almaya kadar her şeyle başa çıkmak için ofis operasyonlarında hızla çalışanların yerlerini almaya başladılar ve şirketlere 7/24 bir iş gücü sağladılar. RPA’yı benimseyen kuruluşlar artan verimlilik ve düşük işletme maliyetleri ile ödüllendirilirdi. RPA in faydaları; •Artan Hız:İnsan gücüne göre kat kat hızlı. •Düşük Operasyonel Risk: İnsan hatasını ortadan kaldırıyor. •Azaltılmış Maliyetler: Görevlerin otomatikleştirilmesiyle, üretkenlik çıktısı üzerinden yaklaşık %30’luk bir maliyet tasarrufu sağlanabilir. Yazılım robotları da bir tam zamanlı çalışandan daha ucuza mal oluyor. •Artan Çeviklik: 7/24 çalışılabildiği için daha esnek iş kaynakları düzenlenmesi •Daha İyi Uyum: İş süreçleri, gerekli düzenlemelere ve iş standartlarına daha yüksek uyum sağlar. •Çalışan Deneyimi: Artan personel verimliliği ve daha az yıpranma. RPA, makine öğrenimi algoritmaları ve yapay zeka ile birlikte çok daha fazla yetenek kazanacak. Ufukta doğal dil işleme ve bilişsel otomasyon gibi yetenekler var; bu da botların daha akıllı hale geleceği ve sonuçta hızla değişen durumlara daha fazla uyum sağlayacağı anlamına geliyor. Gelecekteki RPA, işlerin nasıl otomatize edileceğine bile karar verip aynı zamanda süreçleri öğrenecek ve uyarlayabilecek. Ya da daha sade bir ifadeyle, botlar nasıl daha iyi botlar olacağını öğrenecekler. Sezen Felekoğlu Senior Expert AI Product Manager Caner Çanak Artificial Intelligence Manager

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

4


Güncel ||

ROBOTEL TÜRKIYE Robotel Nedir? Dünyadaki örneklerden esinlenerek 3 boyutlu yazıcı teknolojisinin insan hayatına nasıl etki edebileceğini göstermek için yola çıktık. Şimdi ise gönüllülerden oluşan kocaman bir aileyiz. Robotel Türkiye ile ülkemizin her köşesinde ihtiyaç sahiplerine özellikle çocuklara ulaşabilmeyi hedefliyoruz. El ve parmak deformasyonu olan çocuklarımıza Robotel dediğimiz mekanik aletleri 3 boyutlu yazıcı ile yaparak tamamen ÜCRETSİZ olarak teslim ediyoruz.

Standart Robotel tamamen mekaniktir, yani elektrik ya da herhangi bir motora ihtiyaç duymaz. Bileğinizi / dirseğinizi büktüğünüzde, ön kolunuza bağlı ince kablolar parmaklarınızı harekete geçirir ve bu sayede eliniz kapama/kavrama işlevlerini görür. Bileğinizi / dirseğinizi serbest 5

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

bıraktığınız anda ise eliniz zaten kendiliğinden açılır. Eğer standart kalıplar size uymuyor ise diğer tür kalıplar denenebilir (Mesela dirseğin işlevsiz olduğu durumlarda). Motora sahip Robotel projeleri üzerinde ise hala çalışılmakta. Robotel Türkiye Hakkında Robotel Türkiye el ve parmak protezi ihtiyacı duyan bireylere, özellikle çocuklara kişiye özel ölçü ve niteliklerde 3 boyutlu yazıcılarla üretilmiş, ekonomik ve kullanılabilir robot el uygulamalarının ücretsiz paylaşıldığı bir platformdur. 2014 yılında bir sosyal sorumluluk projesi olarak 5 dakika Tasarım Ajansı tarafından başlatıldıktan sonra 2016 sonundan itibaren STK olarak çalışmaya devam etmektedir. Amacımız başta çocuklar olmak üzere Türkiye’de parmak ve el deformasyonu nedeniyle proteze ulaşamayan veya kullanamayan herkese destek vermek ve özellikle çocukların ve gençlerin teknolojiyi sosyal faydaya çeviren bu aparatlar ile hayata katılabilmelerini sağlamaktır. Robotel İhtiyacı & Sebepleri ABS (Amniotic Band Syndrome) doğuştan itibaren çocukların gelişiminde özellikle uzuvları etkileyen bir hastalıktır. ABS hastalığına ek

olarak tramva sonucu uzuv kayıpları da özellikle parmak ve el bölgesinde oldukça yüksek oranlarda görülüyor. Dünyada protezlerin çoğunda hareket kabiliyeti özellikle el ve parmak protezlerinde ikinci planda kalmış durumda. Bunun yanı sıra mevcut protezler gelir seviyesi orta ve düşük olan ailelerin karşılayabileceği fiyatlardan çok yukarıda. Bu nedenlerle tüm dünyada çocuklarda protez takma süreci sıkıntılı; çünkü gelişimiyle birlikte sık sık değiştirilme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla çoğu gelişimini tamamlayana kadar protezden yoksun kalıyor. Kısaca Roboteller çok kullanışlı; çünkü hem ucuz hem fonksiyonel. Ancak özellikle protez çağına gelene kadar çocuklara hayat kalitelerini büyük oranda yükseltecek bir çözüm sunuyor. Robotel Türkiye Operasyon İlk Roboteli 2014’te yaptıktan sonra projeyi paylaşmak, herkesin yapabileceğini anlatmak için www.robotel.org sitesinde yayınladık. Duyuldukça bize gelen talepler çoğaldı ve yeni projeler üzerinde çalışmaya başladık. Ve nihayet Robotel


|| Güncel Türkiye ile başta çocuklar olmak üzere ihtiyaç sahiplerine ulaşarak gönüllüler ile buluşturan bir ağ oluşturduk. 2016-2017’de Robotel ailemiz en hızlı büyümeyi yaşadı ve çok sayıda kardeşimize seçtikleri motiflerde eller teslim ettik. Ayrıca birkaç kardeşimize büyümeleri ile ihtiyaç duydukları ikinci ellerini teslim ettik. Şimdi toplam yapılan Robotel sayısı 50’yi geçti; halen de süregelen onlarca vaka var. Bugün 2500’den fazla gönüllü & 300’den fazla 3 boyutlu yazıcı ile gelen taleplere destek olmaya çalışıyoruz. Türkiyenin her yerinden başvuran ihtiyaç sahiplerine Robotel yapmak için organize oluyoruz. Merkez İstanbul ile birlikte Ankara ve İzmir’deki Robotel gönüllüleri düzenli olarak her ay toplanıyor. Yeni gelen gönüllülere bilgi veriliyor; çalışma gruplarında iletişim toplantıları yapılıyor. Zaman zaman eğitimler ve aitle buluşmaları düzenleniyor. Başlattığımız bu projeyi daha yaygınlaştırmak, ailemizi büyütmek ve sürdürülebilir model oluşturmak adına 2016’da STK olma kararı aldık. Robot El Derneği kuruluşu 2017’de tamamlandı. Ayrıca 2017’de Sabancı Vakfı tarafından Fark Yaratanlar projesi olarak seçildik. Kurucularımızdan Zeynep Karagöz, 2017 TEDx Reset programı dahil pek çok platfromda ve yayında hem Robotel Türkiye hem de Maker Çocuk & Maker Atölye sosyal girişimleri ile yer aldı.

Nasıl Gönüllü Olunur? Robotel’de gönüllü olup destek olmak için tasarımcı ya da üretici olmaya gerek yok! İhtiyaç olan özellikler heves ve özveri. Robotel’deki süreçler başvuru, duyuru ve tespit, belgeleme & ölçü alımı, tasarım, baskı & montaj

ve en sonunda teslim ve kontrol. Bununla birlikte gönüllüler bu süreçlerin dışında da destek olabiliyor. Robotel Türkiye ekibi gelen ihtiyaç taleplerini değerlendirdikten sonra gönüllülere çağrıda bulunuyor. Her vaka için isteyenlerden ekipler oluşturuluyor. Tüm süreci bir kişi veya bir ekip takip edebiliyor, ya da yardımlaşma ile ortak bir çalışa yapılabiliyor. Sonrasında Robotel teslimi ile uyumu ve çalışırlığı kontrol edilip eğer bir değişiklik veya iyileştirme gerekiyorsa tasarım sürecine geri dönerek işlemler tekrarlanıyor. Gelecek & Hedefler Hedefimiz bireysel gönüllü ağının tüm Türkiye’yi kapsayan aktif ve sürdürülebilir bir model ile çalışmasını sağlamak ve kurumsal destekler ile Robotel Türkiye Projesini genişleterek daha çok ihtiyaç sahibine ulaşmasını sağlamaktır.

ru yapılması, Robotel’den geri dönüş yapılması, aylık toplantıya gelinmesi Duyuru & Tespit Projenin duyurulması, yaygınlaştırılması ve ihtiyaç sahiplerinin belirlenmesi Belgeleme & Ölçü İhtiyaç sahiplerinin durumlarının fotoğraflarla belgelenmesi, ölçü alınması Tasarım İhtiyaç durumuna göre model belirlenmesi, gerekli tasarım revizyonlarının yapılması Baskı & Montaj Robotel parçalarının 3 boyutlu yazıcılar ile basılması ve parçaların monte edilmesi Teslim & Kontrol Robotel’in sahibine teslimi, test ve gerekirse revizyon tespiti Zeynep Karagöz Robotel Türkiye Kurucusu

Ayrıca tasarımlar üzerinde hem daha verimli, kullanışlı modeller yaratmak hem de ulaşılabilir, pratik elektronik / robotik Robotel tasarımları ortaya çıkarmak için çalışıyoruz. Bu alanda Robotel sahiplerine bisiklete binmek, bilgisayar ve mobil cihazlar kullanmak gibi ek işlevlere uygun aparatlar modeller geliştirmek; daha hareketli ve işlevsel modeller ana hedefler arasında yer alıyor. Robotel Süreçleri Başvuru Gönüllülük formu doldurarak başvu2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

6


Bilim ve Teknoloji ||

MESELE YALNIZCA PARA DEĞIL: BLOK ZINCIRI VE KAYSERI’DEKI ÇIFTÇI AMCALARIMIZ Lidyalı tüccarları düşünün... Para olarak bildiğimiz metayı ilk uygulamaya koyduklarında, bütün Lidyalıların konudan haberleri yoktu. O değişim aracı zamanla yaygınlaştı, ticaret yollarıyla dünyaya açıldı. Sığ bir mantıkla, parayı bulan Lidyalıların hala düdüğü çalması gerekiyordu. Ne yazık ki bugün düdüğü çalanlar daha farklı aktörler. Günümüz teknolojik ve bilimsel gelişmeleri de aynı etki ile yayılıyor. En basit örnekle, akıllı telefonlar piyasa ilk sürüldüğünde, herkes o telefonlara anında sahip olamadı. Bir tarafta insanlar Mars’ı dünyalaştırma hayali için çalışırken, diğer tarafta hala Dünya’nın şekli hakkında tartışmalar yürütülüyor. Gereken zamanın miktarı değişse de her keşfin, her

teknolojinin, her düşüncenin yaygınlaşması için zamana ihtiyaç var. Bugün ekonomik ve teknolojik olarak bir başka dönüm noktasının, bir başka yaygınlaşma dalgasının tam içindeyiz. Kayseri ya da Adıyaman’ın köylerinde yaşayan çiftçi amcalarımız paradan haberdar, çünkü yaygın olduğu bir dünyada doğdular. Bundan 50 sonra benzer şartlara sahip olan bir insan, blok zincirinin ne olduğunu çok iyi bilecek, onu hayatının önemli bir parçası olarak görecek. Blok zinciri teknolojisinin temelinde yatan mantık, onu bir değişim aracı olarak nitelendirmekten daha fazlasını vadediyor. Bitcoin, internetin kirli yüzünde ortaya çıkan, yasalardan bağımsız bir değişim aracı olabilir. Maaşlarımızın banka hesaplarına yatıp, fiziksel olarak elimize geçmeden harcayabildiğimiz teknolojilere Kayseri ve Adıyaman’daki o çiftçi amcalarımız bile alışmaya başladılar. Kriptolama düşüncesi, bilgisayarların ortaya çıkma nedeni. Tarihin ilk bilgisayarı olarak bilinen Antikyt-

7

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

hera’dan bugüne kadar amaç, bilgiyi kolayca aktarmaktı. Sonra o bilginin güvenliği için derin ve haklı endişeler içerisine girdik. Günümüzün en büyük problemi ise verilerimizin, yani varlığımıza ilişkin kanıt sayılabilecek, dijital ortama aktarılabilen her şeyimizin güvenliği oldu. İstihbarat sırlarından paramıza, gündelik alışkanlıklarımızdan benimsediğimiz düşüncelere kadar her şey artık dijital. Kuşkusuz, günümüzün en ilginç, en yanlış anlaşılan, en bilinmeyen ve bilinmek zorunda olan devrimiyle karşı karşıyayız. 1. Dijital sandıklar ve blok zinciri: Seçimler, düşündüğünüze hala çok geleneksel olarak işleyen bir sisteme sahipler. Fiziksel olarak oy kullanmanız gereken yerde bulunmanız, bir kağıdın üzerine, kapalı ve özel bir alanda damga vurup, kapalı bir zarfa koyduktan sonra yine sayıma kadar açılmayacak olan kapalı bir sandığa atmanız gerek… Blok zinciri sayesinde Mars’a gitseniz, Dünya’daki mahalle muhtarınız için güvenilir şekilde oy kullanabileceksiniz.


|| Bilim ve Teknoloji 2. Sağlık, sigortacılık ve blok zinciri: Kalıtsal hastalıklara sahip olan bir çocuğun, büyüyüp iş sahibi olduktan sonra hayat sigortası yaptırmak istediğini düşünelim. Şeker, kanser ve daha pek çok hastalık riski olan birisi, herhangi bir kalıtsal hastalığı bulunmayan diğer kişiyle aynı sigorta primini ödüyor. Bir başka deyişle sigorta şirketi, aynı para karşılığında hastalık riski yüksek kişi için daha çok risk alıyor. Peki ya şirket, bu kişinin hastalık riskini önceden bilse? Sağlık verilerinize sahip firmalar, o bilgilerin güvenliğini ve değiştirilemeyeceğini blok zinciri teknolojileri sayesinde belirleyecekler. Hatta o verileri farklı firmalarla paylaşma yetkisi doğrudan sizin elinizde olacak. Belki de sağlık bilgilerini paylaştığınız için sigorta şirketleri, size ücretsiz poliçeler sunacaklar. 3. Muhasebe hatalarına ve skandallarına son: Her şeyin herkes tarafından görüldüğü bir deftere yalan şeyler yazamazsınız. Muhasebe dünyasında, nice yolsuzluklar, nice skandallar yaşandı ve hala yaşanıyor. Blok zinciri ise hem muhasebe maliyetlerini düşüyor, hem de insan hatası ve kusurunu ortadan kaldırıyor. Burada kripto paradan değil, türü fark etmeksizin her türlü paranın bilgisine dair düzenlemelerden söz ediyoruz. 4. WhatsApp üzerinden para göndermek: Facebook, geçtiğimiz yıl çok ilginç bazı yatırımlar yaptı. Şirket, blok zinciri teknolojilerinden sorumlu bir birim kurarak başına David

Marcus adındaki birisini getirdi. Marcus, ABD’nin ve dünyanın en köklü kripto para borsalarından Coinbase’in yönetim kurulu üyelerinden birisiydi. İşin rengi sonradan ortaya çıkmaya başladı. Marcus ve ekibi, Hindistan’da test edilmeye başlanacak bir teknoloji için kollarını sıvadı. Şirketin WhatsApp uygulaması üzerinden para havale işlemleri için kripto para birimi geliştirdiği ortaya çıktı. Banka yok, bankamatik yok, gün ya da saat beklemek yok, yüksek komisyon ücretleri yok, resmi sınırlar yok… Facebook, para gönderme ve alma işine girmeye başladı. Bankalar ve geleneksel servisler, böyle bir devrime ayak uyduramadıklarında yok olacaklar. 5. Kalite bir bütündür, ancak güvensiz olabilir: Bugün firmalar, ne kadar kaliteli işler başardıklarını anlatmak için milyonlarca dolarlık yatırımlar yapıyorlar. Blok zinciri ise kalite güvencesi vermek için eşsiz bir yöntem sunuyor.

Gıda, tarım, sağlık ürünleri gibi her türlü sektörde tüketicilerin üretimin her anına tanık olabildiklerini düşünün… Bir kilo pirinç aldığınızda, ambalaj üzerinde nerede üretildiğine dair bir ibare ararsınız. Peki ya o ibare blok zinciri ile bir QR kodu ile ekranınıza gelse. Kuşkusuz, ambalajların üzerindeki bilgileri değiştirmek daha kolay, ancak blok zincirinde o bilgiyi değiştiremezsiniz. Kalite herkes için önemlidir, blok zinciriyle tüketiciden tedarikçiye herkes, elindeki mal, hizmet ve ürün hakkındaki kalite bilgilerine erişebilecek. Hatta sırf bu süreci yönetmek için şirketler kurulacak. Pazarlama ve itibar yönetimi alanındaki küresel ve güçlü ajanslar, çoktan benzer sistemlerin temelini attılar bile. Blok zincirinin yenilenebilir enerji kullanımı ve dağıtımı, gayrimenkul alım satımı gibi pek çok alanda devrim yaratmaya başladığını da belirtmek gerek. Kripto paralar ise bu devrimin çok çok ufak bir parçası. Nasıl yaygınlaştığını ve dünyayı değiştirdiğini Kayseri ve Adıyaman’daki o çiftçi amcalarımızla birlikte göreceğiz. Şahin Kılınç Editör @Webtekno

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

8


Sanat ||

ATATÜRK VE KİTAP Her İstanbul seyahatine hatta bazı diğer seyahatlere de giderken, yanımıza mutlaka kitaplarını aldırırdı, ama İstanbul’a gidiş başkaydı. İstanbul’a her gidişte çok fazla kitap alırdık. Şimdi bu arada çok önemli bir özelliğini de anlatmak istiyorum. İlk İstanbul seyahatine giderken istediği kitaplar o kadar fazlaydı ki, karton kutular buldurup kütüphaneye getirtmiştim, tam içine kitapları doldurmak üzereyken Atatürk kütüphaneye geldi ve ne yaptığımı sordu, “İstediğiniz kitapları karton kutular aldırdım, onların içine koydurup özel trene naklettireceğim” deyince “Dur biraz bekle” dedi. Kitap adedine şöyle bir baktıktan sonra kütüphaneden çıktı, odasına gitti. Biraz sonra, bir baktım iki tane cephane sandığını, muhafız alayı erleri getirip kütüp-

9

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

haneye koyuverdiler ve gittiler. Ne olduğunu anlamadan, bakıp dururken Atatürk içeri geldi, benim şaşkın şaşkın baktığımı görünce, “Ne o Nuri oğlum, şaşırdın değil mi? Şaşırma şaşırma, savaşta bunlarla cephane taşıdık, sen o zamanlar çocuktun, bilemezsin, bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti, yeni bir savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve okumakla, kitapla olur; işte şimdi cephane taşıdığımız o sandıklara kitaplarımı koy, bu sandıklarla taşınsın, cephanenin yerini artık kitaplar alsın” dedi. ATATÜRK’e Dipler ve Yazarlar Bu kadar çok okumayı ve yazmayı seven Atatürk’ün tabiidir ki edip ve yazarlara karşı çok büyük bir sevgisi ve saygısı vardı. Zaman zaman onları da köşke davet ederdi. Hatta bazen kütüphanede kabul eder, kitaplar üzerinde görüş alışverişinde bulunurdu. Gençlik yılları Rumeli’de geçtiği için, o yıllarda çöküş devrini yaşamakta olan Osmanlı Devleti yıkılmakta olduğundan, yeni bir Türk Devleti’nin kurulmasına ilişkin çalışmalar

içerisinde, milli duyguları, vatan ve millet kavramını, yazdıkları şiirlerle halklarına duyurmaya çalışan genç ve vatansever Türk şairleri, onun ilk büyük hayranlığını kazanan kişiler olmuştur. Bunların başında Namık Kemal, Mehmet Emin Yurdakul ve Tevfik Fikret gelmiştir. Atatürk bu üç şairi hiç unutmamış, her zaman ve her yerde bu üç büyük vatan şairini hep anmış, hatırlamış, şiirlerini bizzat okumuş veya okutturmuştur. “İlk Hürriyet, Vatan ve Türk kavramlarını kafalara sokan bunlardır” derdi. Bunların haricinde Ziya Gökalp’i de çok takdir ederdi. Hatta hiç unutmuyorum, Dolmabahçe Sarayı’ndaydık. Muhtelif kitaplarını Ankara’dan her zamanki gibi getirmiştim, ama bu seyahatinden evvel bana Ankara’da Ziya Gökalp’in ki-


|| Sanat letlerin kalkınmasında gazetelerin, mecmuaların, dergilerin dinamizmi, halkı harekete geçirmek, vazifelerini bihakkın icra ve ifa etmekle kaim olabilir” cümleleriyle istikbalden ne denli ümitli olduğunu göstermiştir. Nitekim bu görüş ve düşüncelerin tezahürü olarak gazeteci Necmettin Sadak Bey’in, Reis-i Cumhur İsmet Paşa tarafından Hariciye Vekili olarak atanması, onun ileri görüşlerinde ne denli yanılmaz olduğunu bir kere daha ispatlamıştır. taplarını koymamı özellikle istemişti. Ayrıca Fransız yazar Claude Farrére’in Fransızca yazılmış kitaplarını da özellikle getirmemi ister ve de çok beğenerek okurdu. Atatürk gençlik yıllarında başlayan Fransız dili merakından dolayı ve de o kültürle büyümüş olduğu için çokça Fransızcakitapokuduğunubiliyordum. Nitekim İstanbul’da Dolmabahçe’de kaldığım sürede hep o Ziya Gökalp kitapları ile o ünlü Fransız yazarın yazdığı kitabı okumuştur. Atatürk’ün Fransız yazar ve düşünürlere ait okuduğu başka kitaplar da vardı. Hayran olduğu Jean Jacques Rousseau’nun kitaplarını da zevkle okuduğunu her zaman ve her yerde çok keyifle anlatırdı. Ayrıca Montesquieu da tesiri altında kalıp çok okuduğu yazarlardandı. Atatürk, gençliğinden beri öğrendiği için çok iyi Fransızcası vardı. Bilahare Ali Fuat Cebesoy’dan da “Fransızca hocam” diye bahsederdi. Almancası da iyiydi. Almancayı tedavi için gitmiş olduğu Almanya’nın Karlsbad şehrinde kaldığı dönemlerde öğrenmeye başladığını söylerdi. Ekseriyetle methettiği, beğendiği yazarlar arasındaki Yunus Nadi, Necmettin Sadak, Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi birçok yazarlarımız için “Milletin uyanmasında, memleketimizin gelişmesinde, çok büyük rolleri ve hizmetleri olacağından kimsenin şüphesi bulunmamalıdır” derdi.

Yeni Türk harflerinin çıkış günlerinde Sarayburnu Parkı’nda yaptığı konuşmasının akabinde, gazetelerde çıkan yazıların, halk üzerinde yaptığı etki büyük olduğundan “Yazdıkları bu yazıların değeri ölçülemeyecek kadar büyüktür” diyerek memnuniyetini belirterek ilave etmişti. “Bu edip ve yazarlar, o günlerde yeni harflerle ilgili olarak birkaç satırla yetinmeyerek, günden güne daha uzun daha çok yazılar yazarak, bir an önce milletin bu yazıları kavramalarına, benimsemelerine amil olmuşlardır. Bir gün gelecek bu tarihsel anıları yıllar sonra kadirşinas Türk yazarları her fırsatta âlemi medeniyete açıklayacak ve ispatlayacaklardır. Siyasi yazarlarımızdan birçokları bu milletin siyasi hayatına girecek, bir gün vekil, başbakan hatta bir gün cumhurbaşkanı dahi olabilecekleri kanısındayım. Medeni mil-

İleriye dönük bu görüş ve düşüncelerini direktif verir gibi ve de kelimelerin üzerine basarak tek tek söylerdi. O esnada çıt çıkmaz, herkes büyük bir huşu ile o büyük lideri dinlerdi. Bu konuşmalar ve sohbetlerde hazır bulunan zevat arasında Şükrü Kaya, Şükrü Naili Paşa, Vasıf Çınar, Nuri Conker, Şükrü Saraçoğlu, Mahmut Esat Bozkurt gibi yakın dostlarını hatırlıyorum. Mustafa Kemal Uluslu Araştırmacı Yazar 43-44 Dönem T.Futbol Fed. Baş

Şapka inkılabında Yunus Nadi Bey’in büyük çabalarını Hakkı Tarık Us Bey’in emeklerini hep övmüştür. 2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

10


Bilim ve Teknoloji ||

HAVA SAVUNMA TOP SİSTEMLERİ VE ASELSAN Birçok kaynak, Hava Savunma tarihini 1912’de Trablusgarp’ta Osmanlı İmparatorluğu askerlerinin İtalyanların 28 uçak ve 4 balondan oluşan hava filosuna karşı tüfek ve topları uçaksavar silahı gibi kullanması ve bu şekilde ilk olarak bir İtalyan uçağının düşürülmesi ile başlatmaktadır. Dolayısıyla hava savunma amacıyla gökyüzüne dönerek ilk ateş edenlerin Türkler olduğunu görüyoruz. Kurtuluş Savaşı’nda da askerlerimize ellerindeki tüfekleri kullanarak havada nasıl uçak vuracaklarına dair eğitimler verilmekteydi. Bu ilk yıllarda kara harbi için geliştirilmiş silahların küçük değişikliklerle uçaksavar silahı olarak kullanılmaya çalışıldığını görüyoruz. Sonra ise hava vasıtalarının yaklaşmakta olduğunun tespitine ve bunun sonrasında etkili şekilde ateş altına alın-

11

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

malarının sağlanmasına özelleşmiş çözümler üretilmiş ve kullanılmıştır. Hava savunma silahlarının tarihine bakıldığında 35 mm Oerlikon hava savunma toplarına değinmeden geçmek mümkün değildir. 1906 yılında İsviçre’de kurulan Oerlikon firması 1924 yılında uçaksavar topu alanında faaliyete başlamış ve 1936 yılında sadece araştırma geliştirme yapmak üzere Contraves (Latince kuşlara karşı anlamında) şirketini faaliyete geçirmiştir. Oerlikon Contraves 20 mm’lik toplarla başlayan serüvenine 35 mm toplarla devam etmiştir. 35 mm Oerlikon çekili uçaksavar topları şu anda da pek çok ülke tarafından kullanılan en yaygın hava savunma topu olarak öne çıkmaktadır. 35 mm topların başarısı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de dikkatini çekmiş ve yapılan lisans anlaşması ile 1989 yılında MKEK Çankırı Silah Sanayii (ÇANŞAŞ) topların üretimine başlamıştır. Ancak yirmi kadar top üretildikten sonra üretime devam edilmemiş ve yapılan yatırım uzun süre atıl olarak kalmıştır. Bu dönemin sonrasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın 35 mm kundağı motorlu

hava savunma top sistemi ihtiyacına yönelik olarak 1995 yılında başlatılan tedarik süreci sonuçlandırılmadan durdurulmuştur. İhtiyaçların yeniden gözden geçirilmesi ve ASELSAN’ın tanımlanan ihtiyacı karşılayan bir sistemi milli olarak geliştirebileceğinin değerlendirilmesi sonucunda 2010 yılında SSM ile ASELSAN arasında namlulu hava savunma sistemlerinin yurt içinde geliştirilmesine; mevcut 35 mm çekili hava savunma toplarının da modernize edilmesine yönelik iki sözleşme imzalanmıştır: 1.Kundağı Motorlu Namlulu Alçak İrtifa Hava Savunma Silah Sistemi (KORKUT) ve Ateş İdare Cihazı (AİC) Geliştirme Sözleşmesi 2.35 mm Oerlikon Modernizasyonu ve Parçacıklı Mühimmat Geliştirme Sözleşmesi Bu sözleşmeler kapsamında uçaklar ve helikopterlerin yanı sıra havadan karaya füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları gibi güncel hava tehditlerine karşı yüksek etkinlik düzeyine sahip sistemler geliştirilmiş ve üretilen ilk sistemler K.K.K.lığına 2016 yılında teslim edilmiş ve bu sistemlerin seri üretimine başlanmıştır.


|| Bilim ve Teknoloji ASELSAN tarafından geliştirilmiş olan hava savunma top sistemlerinin ve bu sistemlerde kullanılmakta olan 35 mm Parçacıklı Mühimmat’ın (ATOM) havadan karaya füzelere karşı etkinliği; 2015 yılında yapılan atışlı testlerle kanıtlanmıştır. Söz konusu testlerde, füze saldırı senaryosunu uygulayan yüksek hızlı, jet motorlu bir hedef uçak kullanılmıştır. Bu nitelikte bir test, dünyada çok az ülke tarafından gerçekleştirilebilmekte ve etkinliği bu şekilde kanıtlanan az sayıda sistem bulunmaktadır. ASELSAN Dergisi’nin Ocak 2018 sayısında yer alan aşağıdaki paragraflar da testin yapıldığı güne ilişkin izlenimleri en güzel şekilde özetlemektedir: “Yoğun ve zorlu çalışmalar neticesinde testin gerçekleştirileceği gün gelmişti. Ekip üyeleri güneşi atış alanında karşılayacak kadar erken saatte son kontrolleri gerçekleştirmek için çalışmalarına başlamıştı. Gerçekleştirilecek test bu güne kadar ASELSAN’ın hava savunma alanında gerçekleştireceği en zorlu ve kapsamlı testti. Bu nedenle, sadece atış alanında faaliyet gösteren proje ekibi değil, ASELSAN’daki proje ekibi de yoğun bir heyecan yaşıyordu. Atış alanında bulunamayan ASELSAN, SSM, K.K.K. lığı ve Hv.K.K.lığı personeli için atış alanındaki test görüntüleri canlı ve

şifreli şekilde uydu üzerinden ASELSAN spor salonuna aktarılmaktaydı. Yüzlerce kişinin canlı olarak tanık olduğu bu zorlu test, yapılan ilk denemede başarılı şekilde gerçekleştirildi ve hedef uçak vurularak düşürüldü. Bu esnada atış alanında ve ASELSAN spor salonunda yaşanan sevinç tüm ekibin yüzünden, alkışlarından, sarılmalarından ve hatta gözyaşlarından okunabiliyordu.”

namlulu silahlara ve füzelere dayalı hava savunma sistemlerinin temel bileşenleri olan radar, komuta kontrol, atış kontrol ile haberleşme alt sistemlerini tamamen milli imkânlarla geliştirmektedir. ASELSAN aynı zamanda hava savunma sistemlerinin sistem seviyesi tasarımı, üretimi, entegrasyonu ve testi konusunda gerekli tüm yeteneklere sahiptir.

Kurulduğu günden bu yana planlı, disiplinli çalışma yöntemi ve nitelikli insan kaynağı ile üretimin yanı sıra tasarım ve geliştirme yeteneklerinin yurtiçinde kazanılmasına büyük önem veren ASELSAN’da bu ilkeler doğrultusunda yürütülen özverili çalışmaların meyvelerinden birisi de hava savunma alanında kazanılan birikimdir. ASELSAN, mevcut yetenekleri ile alçak ve orta irtifada

Dinçer Nalbantoğlu ASELSAN Proje Müdürü

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

12


Bizden ||

İNTEK’18

Merhaba sevgili okurlar, bu sayfada sizlere, ikincisini gerçekleştirdiğimiz İntek’18 etkinliğimizin çalışmalarına nasıl başladık, etkinliği çıkarana kadar mutfağında neler yaşadık ve bilmek isteyebileceğinizi düşündüğümüz bilgilerden bir demeti konuşmacılarımızdan çeşitli tavsiyelerle birlikte paylaşacağız. 5 Aralık Dünya Mühendisler Günü’nde düzenlediğimiz etkinliğimizi, çoğunluğu mühendislik öğrencisi olmak üzere teknolojiye, girişimciliğe, inovasyon ve başarı hikâyelerine ilgi duyan öğrenci arkadaşlarımızın katılımıyla gerçekleştirdik. Etkinliğimizde birçok arkadaşımızın, kariyer planlarken idol olarak alacağını düşündüğümüz, aynı zamanda onlara fikirlerini nasıl hayata geçireceğini ve zorluklar karşısında nasıl pes edilmeyeceğini aktarabileceğine inandığımız, alanlarında uzman konuşmacılarımızın katılımıyla düzenledik. Peki, kim bu konuşmacılar? Fazla meraklandırmadan sizlere etkinliğimize katılan değerli konuşmacılarımızı nasıl çağırdık, onların hangi özellikleri bizde merak uyandırdı bahsedelim… Geleceğe yönelik çalışmalar yap ama değerlerini kaybetme… Çoğumuz fikirlerimize ışık tutan birçok konuşma içeren Tedx Talks konuşmalarını yakından takip ediyoruz. Böyle bir platformda dikkatimizi çeken birçok durum söz konusu olmuştur. İşte bizimde bu noktada dikkatimizi çeken uzaylı kostümüyle yapılan bir konuşma oldu. Hani bazı konuşmalar vardır… Başta nasıl bir konuşma olduğuna dair fikir üretemeyebilirsiniz, fakat sonrasında dinlediğinizde sizi birçok konuda yönlendirebilecek bir konuşma olduğunu anlarsınız. Konuşmasını dinlediğimizde etkinliğimizde ağırlamamız gerektiğini, fikirlerini bizzat kendinden dinleme fırsatını tüm üniversitenin elde etmesi gerektiğini düşündük. 13

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

Geleceğin Liderleri temalı bir sunum gerçekleştiren Fırat Uzer geleceğe odaklanırken, gelecek için çalışmalar yaparken değerlerimizi kaybetmeden bunu gerçekleştirmemizin önemini vurguladı. Zaten öyle olması gerekmez mi? Değerlerimizi; adaletli olmayı, sevgiyi, saygıyı, yardımseverliği, alçakgönüllülüğü, dürüstlüğü kaybetme noktasına gelirsek ne kalır ki geriye…

Kariyer planı mı yapıyorsun, etkili CV hazırla… Evet… Ve kariyer planı yapan bütün öğrencilerin kafasında mezun olmadan önce ve mezun olduktan sonra güncel olarak sürekli düzenlemesi gereken aktif bir CV hazırlama konusunda mutlaka soru işaretleri vardır. Eminiz ki siz de daha önce Google’a “Etkili CV nasıl hazırlanır?” diye sormuşsunuzdur. İşte bu yüzden gündemin en popüler konularından biri


|| Bizden olan Profesyonel CV Hazırlama ve Kariyer Planlama hakkında bizleri aydınlatan ve etkili bir CV için öğrencilik hayatımızda neler yapmamız gerektiğinden bahseden, bir İK(İnsan Kaynakları) gözünden CV’nin nasıl olması gerektiğini bizlere aktaran İnsan Kaynakları Direktörü Tayfun Pirpir’i konuşmacı olarak ağırladık.

Fikirlerin önemsiz değil, yeter ki geleceğe taşımak için adım at… Bizler öğrenciyiz ve genç girişimciler her zaman ilgimizi çekmiştir. Bu kişiler hakkında nasıl fikir üretti, fikrini geleceğe taşırken neler yaptı ve sonucunda elde ettiği başarıyı insanlara nasıl sundu gibi birçok konuda merak içindeyiz. Bu bakımdan etkinliğimizde genç bir girişimciyi ağırlamak istedik ve bu yolda Youthall Kurucu Ortağı Elis Yılmaz ile iletişime geçtik. Kendisini yakından takip ediyor ve bize deneyimlerini aktarmasını istiyorduk. Bir genç girişimcinin hayatından kesitleri canlı olarak dinlediğimiz, ders çıkardığımız, konuşmasıyla herkese hitap eden bir konuşmacıyı ağırlamak bizim için inanılmazdı.

Siber güvenlik hakkında bilgi sahibi ol, gelecekteki savaşlar bu yönde… Teknoloji çağında yaşıyoruz ve her geçen gün gelişen ve değişen bir yapının içindeyiz. Neredeyse tüm bilgilerimizin, iletişimimizin, işlemlerimizin internet üzerinde olduğu ve internetin öneminin gittikçe arttığı bu günlerde siber güvenliğin ne denli

önemli olduğunu görüyoruz. İnsanlığın var oluşundan bugüne kadar savaşların olduğunu ama zamanla savaşların şekil ve yöntem değiştirdiğini günümüzde ve gelecekte savaşların siber ortamda yapılacağını öngören ve siber güvenliğinin önemini vurgulayan, Stuxnet’e yerleştirilmiş mesajlardan bahseden Minhac Çelik’i bu konuda bilinçlenmenin sağlanması için etkinliğimizde ağırlama şansı elde ettik. Eminiz ki birçok kişinin aklının bir yerinde siber güvenlik yer edinmiştir. Yoksa siz hala araştırmadınız mı? Küçük bir tavsiye hala geç sayılmaz…

Yenilikçi ol ki sektöre yön ver… Türkiye’nin en büyük savunma elektroniği kuruluşu olan ASELSAN’ı bilmeyen yoktur. 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulan ve gün geçtikçe büyüyüp savunma sanayisinde yerli ve özgün bir yaklaşımla bu ihtiyaçların karşılanmasının da ötesine geçerek, bugün savunma sanayisinde ihracat yapan milli gururumuz haline gelmiştir. ASELSAN’ın yaptığı çalışmaları yetkili birinden dinlemenin sektöre yön verecek olan biz mühendis adayları için yol göstereceğini düşündük. ASELSAN’daki yenilikçilik yaklaşımını ve ülkemizde ilklerini gerçekleştirdikleri projeleri, Dinçer Nalbantoğlu’ndan “Milli Teknoloji Geliştirme Üzerine Bir Başarı Öyküsü: KORKUT PROJESİ ve Sürdürülebilir Başarı” temalı sunumuyla

dinleme şansı elde ettik. Deneyimli birinden yenilikçi yaklaşımı dinlemek, bunu üniversitedeki arkadaşlarımızın da yararlanabileceği bir salon etkinliğinde sunmak bizler için unutulmaz bir tecrübeydi. Gelelim bize… Daha önce birçok salon etkinliğinde görev aldık, katılımcı olarak bulunduk. Ama IEEE BAUN olarak ev sahibi olduğumuz böyle bir etkinliğin koordinatörleri olmak bizim için unutulmaz bir tecrübeydi. Eşsiz deneyimlerini bizimle paylaşan konuşmacılarımız ile tüm öğrencilerin hayatlarına ufacık da olsa dokunduğumuzu hissediyoruz. Bu bizim için çok ama çok anlamlı... İnsanların hayatına dokunabileceğimiz bir ortamı oluşturmanın vermiş olduğu gururu yaşıyor ve etkinlikte bize tecrübelerini aktaran konuşmacılarımıza, bu organizasyonda yer almış tüm ekip arkadaşlarımıza, etkinliği yaparken maddi manevi desteğini esirgemeyen değerli üniversite yönetimimize, hocalarımıza, mentörlerimize ve sponsorlarımıza teşekkür ederiz. Bu aileye yakışır bir etkinlik yapmanın sorumluluğu bilincinde ilerlemeye gayret ettik. Ne kadar başarılı olduk takdiri size kalmış… Fatma Nur Tetik Abdulkadir Yıldırım İNTEK’18 Eş Koordinatörleri

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

14


Güncel ||

ISITMALI CEKET PROJESI Fuarlara katılmayı çok seven biriyim. Hemen hemen zamanım varsa konusunun ne olduğuna bakmadan fuarlara katılırım. Yurtdışında bir süre çalıştıktan sonra tatil yapmayı planlıyordum ve tatil için Çin’deki fuara gideyim aslında tüm hikaye böyle başladı. Çin’de ki Canton fuarına katıldım sanırım 2010 yılıydı ve orada bir ısıtmalı ceket gördüm. Bu beni heyecanlandırdı çünkü 2003 yılında ısıtmalı ceket konusunda proje geliştirmeye çalışıyordum. Başarılı olamamıştım. Fuardaki firmadan numune satın aldım ve denedim. Bunun ısıtmadığını fark ettim sonra parçalara ayırarak inceledim. Eksiklerini, neden ısıtmadığını veya çok az ısıttığını anlamaya çalıştım . Ardından bunu nasıl düzeltebileceğimiz konusunda çalışmalar yapmaya başladım. Isıtmalı ceketin çalışma mantığı şöyleydi ; montun içerisinde resistans gibi bir sistem var ve buna elektrik verildiğinde ısınıyordu. Isının arttırılması için neler yapılması gerektiğini tespit ettikten sonra bu projeyi hayata geçirmeye karar verdim. O dönemler paraya ihtiyacım vardı ve bu sebeble iş kurmaktansa yine maaşla çalışmam gerekiyordu ben de bir süre daha uluslararası bir inşaat firmasında çalışmaya başladım. Sene 15

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

2016’da şirketten ayrıldım. Elimde bir miktar birikmiş para vardı ve televizyonda KOSGEB adında bir kurumun reklamını gördüm. Projelere destek veriyorlardı. Bende başvurdum. Ardından 32 saatlik bir eğitim verildi. Sertifikamı aldım . Bu süre içerisinde de ben LTD bir şirket kurdum. Ofis tuttum ofis mobilyaları aldım 18 Mayıs 2017de ofisim hazırdı. Proje dosyam da onaylanmıştı. Sırada ısıtmalı ceketi üretmek vardı. Daha öncesinde yaptığım araştırmada fiber karbon sisteminin Güney Kore’de çok kaliteli olduğunu tespit etmiştim ve Güney Kore’ye gittim firmalarla görüştüm hatta orada bazı numune çalışmaları yaptım. Sonrasında bu sistem için gerekli olan Karbonu alıp Çinde işleyen bir firmaya gittim. Aslında amacım bunu ülkemizde %100 yerli olarak üretmekti fakat bu karbon işleme makinaları maalesef ülkemizde yoktu ve çok pahallı makinalardı bu sebeple karbonu Kore’den alıp Çin’de işleyerek sistemin bir kısmını üretmeye karar verdim. Sonrasında sistemin buton kısmı yani devre modülü olan kısmını kendim tasarlayarak PCB modül şeklinde başka bir firmada ürettim. İzmir’de bir tekstil atölyesi kurdum sonuçta bu sistemi birde monta eklememiz gerekiyordu.

Bu tesiste ürettiğimiz ısı sistemini mont üreterek içerisine monte etmeye başladık. İlk denemelerimiz prototip çalışmalarımız maalesef çok başarılı olamadı. Hatta kullandığımız sistem o dönem 7,4V ile çalışan özel bir bataryaya gerek duyuyordu bu yüzden özel batarya ithalatı yapmamız gerekiyordu. Bu ithalat için benim bazı kurumlara ciddi paralar yatırıp üye olmam gerekiyordu. O dönem bataryayı sona bırakmıştım önce ısıtmalı ceketi üretecektim ve sonrasında bataryayı satın alacaktım. Batarya ithalatı için gereken parayı kurumlara yatırmaktansa sistemi yeniden revize etmeye karar verdim. Bunun bedeli bana çok ağır olmuştu. Çünkü kış mevsimini kaçırmıştım. Elimde ısıtmalı ceketler var ama batarya yoktu sadece numune bataryalar vardı. İşin kötü yanı para da bitmek üzereydi J Bankadan


|| Güncel kredi çektim ve tekrar Kore’ye gittim Çine gitim amacım özel bir bataryaya gerek duymadan sistemin enerji ihtiyacını çözebilmekti. Bende heryerde bulabileceğim powerbankı kullanmayı düşündüm. Her şeyi çöpe attık ve yeniden başlamam gerekti. Yeniden Korey’e Çin’e giderek kendi tasarımım olan devre modülünü yaptırdım ve sistemi yeniden kurmayı başardım.

Şimdi Powerbank ile çalışan ısı sistemimiz olmuş oldu fakat ortada herhangi bir mont yoktu,pek çok destek veren yere başvurdum. Hatta Tübitak’a başvurdum ama değerlendirmeye bile alınmadı. Lisans eğitimimi tamamlamadığım için böyle bir çalışmayı değerlendiremeyeceklerini öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Sonrasında TEB Girişim Evi’ne başvurdum kurul bu projenin ticarileşemeyeceğine ve başarılı olamayacağına karar verdi. Bayağı moral bozan zor bir dönemdi açıkçası. Sonra atölyedeki makinaları sattım ve atölyeyi kapattım. Pek çok arkadaşım başka bişeyler yapmamı önerse de açıkçası vazgeçmek istemedim. Arkadaşlardan eşten dosttan borç aldım. Bankaları zorladım ve bir miktarda kredi çektim. Ardından cari çalışarak az miktarda kumaş satın aldım amacım deneme yapmaktı.

yeniden ısıtmalı ceket numunesi üretmeye başladım. Isıyı korumak içinde ayrıca montun içerisine kaz tüyü ayarındaki mikro silikonlu elyaf kullanmaya karar verdim. İlk numunemi ve sonunda ilk numunemi Haziran 2018 de başarılı bir şekilde tamamladım . Şimdi sırada seri üretim vardı fakat maalesef yine para bitmişti. 3 kere sıfırdan başlayarak ısıtmalı ceket projesini tamamladım yine borç aldım kartları fulledim kredi çektim KMH hesapları fulledim bazen kirayı bile ödeyemediğim dönemler oldu Sonunda ilk parti seri üretimi tamamladım Eylül 2018de satışa hazır bir duruma getirdim. Oldukça zor dönemler yaşadım fakat vazgeçmeden bu projeyi hayata geçirdim. İlk satışımı Balıkesir’e yaptım. Bu yüzden Balıkesir benim için çok önemlidir. Ardından 20 farklı model daha yaptık.İnternet üzerinden satışlarımız devam ediyor. İlk ihracatımızı Almanyaya yaptık ufak adetlerdi ama şuan ciddi siparişler almaya başladık. Hatta Almanya Berlin’de bir satış ofisimiz bile oldu. Amacımız ihracat yaparak ülkemize döviz kazandırmak ve markamızın tanınırlığını sağlayarak hem ülke genelinde hem de yurtdışı pazarında bir yer edinmek istiyoruz. Şuan Lacoste gibi bir firmaya numune yaptık ve sonucunu beklemekteyiz eğer onaylanırsa Lacoste gibi bir firmaya mal üreteceğiz. Ayrıca ürettiğimiz ısıtmalı ceket dışı nda askerlerimiz ve polislerimiz için ne yapabiliriz diye düşündük. Bazı prototip ısıtmalı asker kamuflajları ürettik şuan Milli Savunma Bakanlığı’na sunuma hazır-

lanıyoruz. Ayrıca iş güvenliği konusunda da Isıtmalı İş Güvenliği Montu yaptık ilk sevkiyatımız Hollanda’ya olmuştu. Şimdi yurt içinde Arçelik Yıldız Entegre ve Koza Altın işletmeleri gibi firmalara fiyat çalışmaları yapıyoruz. Bu uzun ve yorucu bir yoldu . Bu yolda sonuca varmamın en büyük etkeni asla vazgeçmemek oldu diyebilirim. Ülkemizde tanınan kurumsal bazı firmalara da sunum yaptık (Boyner, Loft,Colins, LCW gibi) ve hala bu konudaki çalışmalarımız devam etmekte. Bu kış sonuçlanmasa da gelecek kış ısıtmalı ceket konusunda ciddi bir marka değerine sahip olmayı hedefliyoruz. Gelecek 5 yıl içerisinde ülkemizde 100 kişiden 11 in de ısıtmalı ceket olacağını düşünüyoruz. Bu pazarın ilk kurucularından biri olmanın gurununu yaşıyorum. Dünyada bu sektörde 12 firma bulunmakta bizde bunlardan biriyiz. Hatta şunu söylemek beni mutlu ediyor , dünyanın ilk ısıtmalı kot ceketini ve dünyanın ilk ısıtmalı deri ceketini yapmayı başardık. Bu bizim diğer firmalardan farkımızı göstermekte, daha yenilikçi daha inovatif fikirlerle pek çok proje geliştirmeye devam edeceğiz. Ürünlerimizi her zaman daha da geliştireceğiz. Şuan bu konuda araştırmalar yapmaya devam ediyoruz diyebilirim. Gerek kumaş kalitesi gerek ısı sistemi olarak yada modeller olarak üretimimiz her zaman diğer firmalardan çok daha iyi olacaktır. Şimdilik büyük hayalleri olan küçük bir firmayız. Cengiz Kılıç NGD Tekstil Kurucusu

Sonra bir fasoncuyla anlaştım orda numuneler hazırlamaya başladık. İlk başta herşey yolundaydı ama ikinci kere ürettiğimiz ısıtmalı ceket ısıtsa da ısıyı koruyamıyordu. Bunu fark ettiğimde neredeyse yıkıldım. Sonra özel kumaşlar kullanılması gerektiğini fark ettim. Ülkemizdeki en büyük markalara kumaş veren bir firma buldum onlara projemi anlattım. Bana özel olarak kaplamalı kumaşlar ürettiler, özel miflonlu softshell kumaş yaptılar. Numune kumaşları alarak 2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

16


Bizden ||

SADECE ÜNİVERSİTE OKUMAKLA OLMAZ Zaten okuyamıyoruz dediğinizi duyar gibiyim ama benim değinmek istediğim konu alanında söz sahibi firmaların yöneticilerinin de desteklediği , üniversite öğrencilerine yönelik programların var olduğu ve bu programlara seçilen öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine yönelik çalışmalar, eğitimler yapıldığı hatta seçilenlerin girişimcilik fikirlerini canlandırdığı programlardan bahsediyorum. Ayrıca sektörün ileri gelenleri ile tanışma fırsatı da cabası tabii ki. Böyle anlatınca biraz karışık durduğunun farkındayım bu yüzden ilk örneğimizle devam ediyorum. →GİRİŞİMCİLİK VAKFI Amacı nedir derseniz kendileri bir cümle ile özetlemiş. ”Girişimciliğin önemini bilen ve değişimin anahtarı olduğuna inanan iş insanları ve fikir önderleri tarafından kurulan Girvak, girişimcilik kültürünün yaygınlaşması ve girişimciliğin gençler arasında bir kariyer seçeneği haline gelmesi amacı ile çalışıyor.”

17

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

Özetle gençlere girişimcilik ruhunu işlemek için faaliyetler yapan bir vakıf diyebiliriz.Tabii bu faaliyetlere katılmak için “Fellow” olmanız gerekli yani Girvak Fellow Programına başvurup 6 aşamayı geçmelisiniz .(Bu aşamalardan en eğlenceli olan kısım kendinizi ve hevesinizi anlattığınız 2 dakikalık bir video yapmanızı istemeleri, zorlu süreçleri geçtikten sonra son iki aşama olan online mülakat ve yüz yüze mülakatı da geçerseniz,tebrikler artık bir Fellow’sunuz.) Bu aşamaları geçince ne elde ediyoruz peki? İlham,Network ve Burs Her iki ayda bir yapılan FellowUplar’da, ilham verici girişimci hikayeleri ve başka bir yerde öğrenemeyeceğimiz detayları dinleyebiliyoruz. Etkinliklerde network sağlayabiliyor, alanında uzman kişilerle birebir sohbet etme şansı yakalayabiliyoruz.Bir de her ay güzel bir miktar burs veriyorlar.(Unutmadan söyleyelim yurt dışı gezisine de götürüyorlar seçildiğimiz ilk yıl .) Girişimcilik Vakfının Yönetim Kurulu kimlerden oluşuyor? -Yönetim kurulu başkanı- Sina Afra(Markafoni kurucu ortağı(ondan önce eBay’de 5 yıl çalışmış kendisi),Endeavor Türkiye Yönetim K. ve 2014’te

Avrupa’nın en önemli 100 girişimcisinden biri seçildi.) -Erol Bilecik (Index Grup Kurucusu ve CEO, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı) -Hakan Baş (Lidyana.com, Peak Games, Krombera, Anibera, Groop App ve Supermassive kurucu ortağı olan Hakan Baş, şu an Lidyana.com CEO’su olarak görev yapmaktadır.) -Yomi Kastro (Inveon Bilgi Teknolojileri’nin ve Inventures’ın kurucusu ve CEO’su) -Pelin Kuzey (Google Türkiye Kamu İlişkileri Müdürü) →İNOVATİM

İnovatim de kendi amacını şu şekilde açıklamış ; “Türkiye’de kendi başına çabalayan girişimci ruhlu öğrencilerin keşfedilmesini sağlamak ve o öğrencilerin enerjisini, üretkenliğini doğru kanallara aktarmak.” Bir İnovatimli olmak için yine birkaç aşamadan geçmeniz gerekiyor eğer


|| Bizden seçilirseniz İnovatim’in size katacaklarını kendileri şu cümle ile net bir şekilde özetlemiş ; “İnovaTİM 150 üniversitede inovasyon, bilgi çağı ekonomisi ve girişimcilik konularında kendini geliştirerek çalışmalar gerçekleştiren 2256 kişilik büyük bir ailedir. İnovaTİMli öğrenciler profesyoneller ile yurtdışına gidiyor, inovasyon ve girişimcilik üzerine eğitimler alıyor, burs alıyor ve projeler geliştiriyor. Ayrıca Türkiye İnovasyon Haftası etkinliklerine, meet-up’lara, şirket gezilerine katılarak kendini her alanda geliştirmeye devam ediyor.” Son olarak İnovaTİM ,TİM’in (Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin) kurduğu bir yapıdır. (2018 Türkiye İnovasyon ve Girişimcilik Haftası’ndan bir kare) →YGA (YOUNG GURU ACADEMY) YGA’nın hedefi çevresindeki sorunlara duyarlı ve bu sorunların çözümüne yönelik dünya çapında inovasyonlar geliştiren YGAlılar yetiştirmek.

Bir YGA’lı olmak için 5 aşamalı bir elemeden geçmeniz gerekiyor .Seçilen 50 kişi ile ise YGA Liderlik Programında üst düzey yönetici, akademisyen, sanatçı ve bilim insanlarından oluşan, aralarında Prof. Aziz Sancar, Prof. Doğan Cüceloğlu, Ahmet Bozer, Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı gibi isimlerin yer aldığı YGA Hayal Ortaklarından 1.000 saatin üzerinde eğitim yapıyorlar. Bu eğitimin başarılı sonuçlanmasından sonra YGAlılar, Londra, New York, Boston ve Silikon Vadisi’nde gerçekleştirilen YGA Liderlik Kampı’na katılma hakkı kazanırlar. Toplamda 5000 saat eğitim gören YGAlılar artık öğrendikleri bilgileri

kullanarak gönüllü çalışma ile görme engelliler, yetimler, yenilenebilir enerji konularında birlikte ürettikleri ve hayata geçirdikleri projelerle dünyada ilklere imza atmaya çalışırlar. Öğrendiklerini projelerine aktarır ve toplumun gelişmesinde katkı sağlarlar. Yaptıkları çeşitli projelerden örnek verecek olursam; Hayal Ortağım Projesi (200.000 görme engellinin teknolojiye ve bilgiye erişimini sağlıyor.) “ Hibrit Jeotermal Güneş Enerjisi Santrali” ve “ Yüzer Güneş Enerjisi Sistemi” projeleri Bilim Seferberliği Projesi (Anadoluya Bilim Göçü,TWIN,Bilin Deneyin Tv Programı,Bilim Merkezleri)

mun içinde var oldukça bu toplum ile birlikte yaşayacağız.Toparlayacak olursam, çok çalışmalı, çabalamalı ve aynı zamanda duyarlı bireyler olarak kendimizi geliştirmeliyiz.Çünkü bu hayatta en büyük yatırımımız kendimize yaptığımız yatırımdır. Çok sevdiğim bir söz ile size veda etmek isterim.”Belli bir amacı olmayan her şey bir yanılgıdan ibarettir.” Çalışmaya devam :) Aslı Karaçalı IEEE BAUN Educational Activities Committee Başkanı

Bunlar dışında YGA’nın düzenlediği bir zirve var ilk başvuruda eğer seçilirseniz zirveye katılmak için hak kazanıyorsunuz zirve ise insanın ufkunu açan ,hem sosyal hem teknik açıdan tam doyuruculukta geçiyor. Zirvedeki atmosferi görüp YGA’ya bağlanan bir sürü YGAlı olması zirvenin güzelliğini özetliyor bence. Bunlar sadece örnek olabilecek birkaç program ve kuruluş ,okulda her şeyi öğrenemeyeceğimiz gibi sadece okulu bitirmeye çalışarak da mühendis (diğer çoğu meslek için de geçerli) olamayız maalesef.Kendimizi ve daha da önemlisi yaşadığımız çevreyi geliştirmeliyiz.Çünkü biz bu toplu2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

18


Bilim ve Teknoloji ||

AKILLI ŞEBEKE SISTEMLERI İÇIN BINA OTOMASYON ÇÖZÜMLERI Küresel ısınma, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları gibi kavramların önem kazanmasıyla birlikte akıllı evler ve binalar hayatımıza daha fazla girmeye başlamıştır. Akıllı şebekelerin yaygınlaştırılmasıyla sağlanmakta olan ulusal çaptaki enerji verimliliğinin, vatandaşların ev tüketimlerinde uygulayabilecekleri tasarruf yöntemleriyle de genişletilebilmesi mümkündür. Bu sayede enerji verimliliği en küçük tüketim noktalarına kadar indirgenebilir ve ulusal çapta bir verimlilik sağlanabilir. Akıllı Şebekeler Akıllı şebekeler, elektrik şebekelerinin merkezi olarak yönetilebilmesini, izlenip kontrol edilebilmesini, akıllı sayaçlar üzerinden verilerin otomatik olarak toplanabilmesini ve bu verilerin enerji verimliliği açısından değerlendirilebilmesini kapsamaktadır. Akıllı şebekeler ile tüketicilere dağıtılan enerjinin verimliliği takip edilebilmektedir. Bölgesel bazda toplam enerji üretim ve tüketim değerleri izlenebildiğinden, aynı zamanda talep tahmini yapılarak üretilen enerjinin verimli dağıtılması sağlanabilmekte dir.

Günümüzde akıllı şebeke ağı günden güne genişlemektedir. Dağıtım şirketleri kurdukları altyapı ve sistemlerle şebekedeki sorunları daha erken tespit edip çözüm sunabilmektedir. Uzaktan sayaç okuma sistemleriyle de özellikle yüksek tüketimli abone lerin ya da üretim santrallerinin endeks değerlerini takip edebilmektedir. Akıllı şebekelere kapsam olarak ev tüketicilerini de dahil edebiliriz fakat bu toplam tüketimi ölçen elektrik sayacıyla sınırlı kalmaktadır. Mevutta akıllı şebekeler ev ya da bina içerisindeki tüketim dağılımı ya da enerji verimliliğiyle ilgilenmemektedir. Üç tarifeli sistemle (gündüz, puant ve gece) tüketiciye farklı fiyatlandırma uygulamakta, vatandaşların enerji tüketimlerini ucuz olan zaman diliminde yapmalarını teşvik etmektedir. Bu sayede tüketim talebini dengele-

19

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

meye çalışmaktadırlar. Fakat bunun yanında vatandaşların ev içerisinde örneğin buzdolabı - çamaşır makinesinin tüketimini ayrıştırarak analiz yapmamaktadır. Aslında bu noktada bina otomasyon sistemleri devreye girmektedir. Bina Otomasyon Sistemleri Bina otomasyon sistemleri; ev ya da bina içerisindeki aydınlatma, perde-jaluzi, ısıtma-soğutma gibi cihazları kontrol edebilen sistemlerdir. Aynı zamanda alarm çıkışı olan cihazlardan gelen alarm verisini işleyip kullanıcıları uyarabilen eklentileri mevcuttur. Ek olarak kapı görüşme sistemleri(interkom), IP kamera izleme ve güvenlik modüllerini de içerisinde barındırmaktadır. Bina otomasyon sistemlerinin temel amacı ev ya da bina içerisindeki cihazların otomatik olarak kontrolünün sağlanmasıdır. Bu kontrol genel-


|| Bilim ve Teknoloji likle mobil uygulamalar ile telefon ya da tablet üzerinden yapılmaktadır. Kullanıcıların bina otomasyon sistemlerini kullanmalarında konfor genellikle ilk sırada gelmektedir. Güvenlik ve ener ji tasarrufu ise bu sistemlerin kullanılmasındaki diğer nedenlerdendir.

Bina otomasyon sistemine dahil cihazlar birbirleriyle etkileşim içerisinde çalışabilmek için güçlü bir haberleşme standardına ihtiyaç duyarlar. Dünya çapında kabul görmüş ve standartlaşmış protokollerin, sürdürülebilirlik, rekabet artışı, birlikte çalışabilirlik, uyumluluk, ürün çeşitliliği ve desteği gibi nedenlerle özel protokoller ile tanımlanmış otomasyon sistemlerine göre önemli avantajları vardır. Bu bağlamda bakıldığına KNX protokolü, gerek ilk resmi ev ve bina otomasyon standardı olması, gerekse dünya çapındaki üretici ve uygulayıcı yaygınlığı ile ön plana çıkmaktadır. KNX protokolü, özellikle Avrupa’da

ev ve bina otomasyon sistemleri alanında en yaygın kullanılan otomasyon protokolüdür. Kablolu, kablosuz ve PLC(Power Line Communication) haberleşme kanallarını desteklemesine rağmen uygulamaların %90’dan fazlası kablolu olarak çalışmaktadır. Akıllı şebeke yönetimine katkı sunabilmek ve enerji verimliliğini bina düzeyine kadar indirgeyebilmek, bina otomasyon sistemlerinin akıllı şebeke sistemlerine entegre edilmesiyle mümkün olabilir. Bu kapsamda bina otomasyon sistemleri, ev tüketicilerinin enerjiyi daha verimli kullanmalarını teşvik edilebilir ve ulusal enerji verimliliğine katkı sunabilir. Makel, Gresbas(Grid Responsive Society Through Building Automation Systems) projesiyle bu amaca yönelik çalışmalar yapmaktadır. Gresbas Projesi Gresbas, Makel’in İstanbul Teknik Üniversitesi ve Portekiz Enstitüsü INESC TEC ile ortak yürüttüğü bir projedir. Proje, oyunlaştırma algoritmaları ile ev sahipleri arasında oluşturulacak rekabet vasıtasıyla binaların talep yönetim sistemlerine aktif katılımını sağlamayı amaçlamaktadır. Büyük binalarda ya da sitelerde, örneğin binanın farklı katlarındaki

daire sahiplerinin aralarında rekabet etmesi gibi, oyunlaştırma temelli rekabet, binadaki tüketiciler için oluşturulacaktır. Bu yaklaşım, daire sahiplerini talep yönetim programlarına katmak için motive etmek / ödüllendirmek suretiyle elektrik maliyetlerini azaltmasına ve enerji verimliliğini artırmasına olanak tanıyacaktır. (www.gresbas. eu)

Gresbas projesi Tübitak 1509 uluslararası sanayi arge projeleri destekleme programı tarafından desteklenmektedir. Avrupa birliği ayağında da Era-Net Smart Grid desteği bulunmaktadır. Haziran ayında İngiltere’nin Manchester şehrinde University of Manchester’da gerçekleşen IEEE PES Powertech konferansında Gresbas projesi ile alakalı özel oturum açılmış, proje ortakları ITU ve INESC TEC ile birlikte Makel olarak sunum gerçekleştirilmiştir. Projenin uygulama safhasında Portekiz ve Türkiye’de seçilen binalara sistem kurulumu yapılacak ve kullanıcıların enerji verimliliği ile ilgili

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

20


Bilim ve Teknoloji || oyunlaştırma tekniklerine ve ödül sistemine ne ölçüde cevap verdiği analiz edilecektir. Makel’in Gresbas Projesindeki Rolü Makel, Gresbas projesine katkı sunmak amacıyla KNX protokolüne uyumlu akıllı ev ürünleri ve sistem bileşenleri geliştirmektedir. Proje kapsamında KNX universal ikili girişi, KNX varlık dedektörü, enerji analizörü, SELV güç kaynağı gibi ürünlerin yanında KNX kablosuz RF ürünleri de tasarlanmaktadır. Ev içerindeki aydınlatma, ısıtma ve soğutma sistemlerinin kontrol edilmesini sağlayan KNX aktüvatörler ve diğer gerekli sistem bileşenlerinin tasarlanması da proje kapsamında tamamlanacaktır. Makel aynı zamanda oyunlaştırma algoritmalarının uygulanacağı ve kullanıcıların çeşitli ödüllerle motive edileceği arayüz yazılımına da KNX sisteminden veri aktaracaktır. IP tabanlı mini sunucu cihazı ile KNX hattında oluşan cihaz etkileşimleri ve enerji analizöründen alınan enerji değerleri belirli aralıklarla ya da anlık olarak merkezi sunucuya aktarılacaktır. Bu sayede sunucu taraflı servisler ve arayüz uygulamaları sürekli olarak ihtiyaç duyulan verilerle beslenecek ve kullanıcılara oyunlaştırma temalı raporlar ve öneriler sunabilecektir. Aynı zamanda sunucu tarafındaki

21

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

arayüz uygulamalarının KNX cihazlarını kontrol edebilmeleri için de erişim noktası geliştirilecektir. Sonuç Bina otomasyon sistemlerinin talep yönetim sistemlerine entegre edilmesi ve ülke çapındaki enerji verimliliğine katkı sunabilmesi olasıdır. Bu olasılık Gresbas projesi kapsamında geliştirilecek oyunlaştırma algoritmaları, motivasyon sağlama ve ödüllendirme kurguları ile daha da güçlenecektir. Proje ile kazanılacak tecrübe ve bilgi birikimi, ülkemizin ve dünyamızın geleceğini etkileyebilecek önemli konulardan ola enerji

verimliliği için çok değerli olacaktır. Makel, gerek Gresbas projesi gerekse KNX uyumlu ürün tasarımları ve uzaktan sayaç okuma sistemi gibi diğer projelerle enerji verimliliğine katkı sunacak ürünler ve yazılımlar geliştirmeye devam edecektir. Ünal Küçük Makel AR-GE Direktörü


|| Bilim ve Teknoloji

4D YAZICILAR VE AKILLI MALZEMELER 4D Yazıcılar ve Akıllı Malzemeler Günümüz üretim yöntemlerinde malzemenin sünek veya iletken olması gibi özellikler tek başına yeterli olmamakta ve malzemeden ‘akıllı’ olması beklenmektedir. Dijital çağa adım attığımız bu dönemde sadece eşyalar ve makineler değil, malzemeler de akıllı hale geliyor. Bu yazımızda akıllı malzeme kavramını ve son nesil baskı teknolojisi olan 4D yazıcıları inceledik. 3D yazıcılar üretim süresi, modülerlik ve maliyet gibi parametrelerde sağladığı avantajlar ile son yılların akıllı üretim teknolojilerinde kritik bir öneme sahip. 3D yazıcılarla ev, otomobil gibi büyük ölçekli çıktılar alınmasının yanında endüstriye kolay entegre olabilen makine parçaları gibi küçük ölçekli mekanik aksamlar da basılabiliyor. Önemli bir pazar haline gelen 3D yazıcı sektörü akıllı üretimin yaşandığı 4. sanayi devrimine yön veren oluşumlardan biri konumunda. Ancak bu baskı üretim teknolojisi 3D yazıcılar ile sınırlı kalmayacak gibi gözüküyor. Yakın gelecekte sadece ürünün akıllı olması değil, ürünün basımında kullanılan malzemenin de akıllı olması gerekiyor. Akıllı ve programlanabilir malzemeler, kendi kendini inşa ederek proses işleyişinde zaman ve verimlilik sağlıyor. Bu akıllı malzemeler ile baskı üretim ise 4D yazıcılar ile yapılabiliyor. 4D yazıcılar ve akıllı malzemelerin kullanımına ilişkin ilk haberi Skylar Tibbits, 2013 yılında yaptığı TED konuşmasında vermişti. Skylar yaptığı konuşmada; şu an in-

şaat ve imalatta kullanılmakta olan malzemelerin çevresel değişiklik durumunda kullanılamaz hale gelebildiğini ve bu tip durumlarda yeni maliyetlerin ortaya çıktığını belirtmişti. Peki bu son nesil akıllı ürünler ve 4D baskı bizlere ne gibi yenilikler sunuyor? Bilindiği gibi 3D yazıcılar en, boy ve yükseklik girdileri ile 3 boyutlu baskı yapıyor. 4D yazıcılar ise en, boy, yükseklik girdilerine uzayın 4. Boyutu olan ‘zaman’ girdisini de ekliyor. Ancak buradaki 4. Boyut olan zaman boyutu sürekliliği değil, etkiye bağlı bir şekil değiştirme fonksiyonunu oluşturuyor. Buradaki şekil değiştirme fonksiyonunda zaman, ışık, ısı, nem gibi değişkenler bulunuyor. Yani 4D yazıcıda akıllı ve programlanabilir malzeme kullanarak bastığınız ürün, sizin dışarıdan bir müdahaleniz olmadan ortam koşullarına göre kendini ayarlayabiliyor. Bunu daha net açıklamak için enerji üretim santralinde kombine çevrim kısmındaki bir su/buhar vanasını örnek verebiliriz. Boru içinden geçen su/buhar sıcaklığı önceden ayarlanan set değerini geçtiği anda akıllı malzeme ile yapılan vana kendi kendini kapatabilir. Böylelikle ek bir kontrol, izleme sürecine gereksinim

duyulmaz. Tabii 4D baskı teknolojisi sadece on/off ile kısıtlı değil. Gelecekte sipariş ettiğiniz eşya ufacık bir paket halinde size ulaşabilir ve bu pakete şekil değiştirme fonksiyonundaki değişkeni (sıcaklık, su vb) uyguladığınızda o ufacık paket istediğiniz eşya haline dönüşecek. 4D yazıcılar, 3D yazıcıların bastığı her ürünü basabilecek özellikte olmasının yanı sıra tek seferde monte edilemeyecek ürünlerin de birleşmesini sağlıyor. Bu yazıcıların özellikle inşaat, robotik ve tıp sektöründe yaygınlaşacağı ön görülüyor. Şu anda 4D yazıcı sektörü gelişim aşamasında. Wollongog Üniversitesi’nden ”ACES” adlı kuruluş günümüz 4D yazıcı sektörüne öncülük ediyor.

Burak Kesayak Endüstri 4.0 Platformu Sektörel Yayın Yönetmeni

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

22


Güncel ||

BIR MÜHENDIS ADAYININ MEZUN OLMADAN YAPMASI GEREKEN 10 MADDE Günümüzün rekabet ortamında artık iyi olmak değil, en iyi olmak gerekiyor. Bunun için yapılabilecek şeyler oldukça geniş bir çerçevede düşünülebilir, hele ki bir mühendis adayı iseniz. Gelin şimdi hep birlikte sizin için hazırladığımız 10 maddelik eylem planımıza bakalım. 1) Yabancı Dil Sorunsalı Benim önceliğim yabancı dil. Malumunuz İngilizce tüm dünyayı küreselleşmeyle birlikte fethetti. İngilizcenizi olabildiğince geliştirmeye bakın gibi klasik cümlelerden kurtulun öncelikle. Şimdi, eğer yapabiliyorsanız 1-2 aylığına da olsa bir dil okuluna gidin. İmkanınız yoksa Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yazın turistler için aradığı Turist Danışmanlığına başvurun. İngilizce pratiğiniz bir hayli gelişecektir. Mühendislik okuyorsanız ve uluslararası birkaç dergi takip etmiyorsanız bunu kimseye söylemeyin, aramızda kalsın. Oradan makaleleri Türkçe’ye çevirmeye çalışın. Dahası bence artık Türkçe gazete okumayı bırakın. Ortalama seviye bir İngilizce ile yabancı gazetelerin kıyısından köşesinden tutarsanız. 3 ay sonra hem İngilizceniz hem dünya görüşünüz ciddi mesafe kateder. Gelelim 23

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

ikinci dil problemine. Bence İngilizceniz biriyle tartışma yapabilir seviyeye gelmeden ikinci bir dil öğrenmek gereksiz. Üstelik daha herhangi bir konuda uzmanlaşmadan. Bu konuda gerçektende o kadar çok insan görüyorum ki; daha İngilizcesi oturmadan başka bir şey öğrenmeye çalışıyor. İkiside yarım yamalak. Boşuna vakit kaybı. 2) Hangi Programlama Dili Son yarım çeyrek yüzyılda, İngilizce ile birlikte bilgisayar da dünyayı fetheden şeylerdendi. Burada mutlak önceliğimiz Excel ve Access olsun. Benim gözlemlediğim öğrenci office programlarını her nedense çok basit bir şeymiş gibi görüyor. Ama gel gelelim bir makro çalıştır veya veri çek dediğimizde sancılanmalar başlıyor. İnternet bu konuda sonsuz bir deniz. Exceli yutun, Access ile de cilasını çekin. Şimdi sırada ise daha teknik şeyler var. Bir kere C dili cebimizde dursun. Üstüne Java, C++, C# ekleyebilirsiniz. Benim önerim Javadır. Hem kolaydır hem de daha geniş bir uygulama sahası vardır. Matlab, AutoCad gibi paket programlar eğer okuduğunuz bölümle doğrudan ilgiliyse biraz fedakarlık edip profesyonel destek

almak sizi yukarılara taşıyabilir. 3) Sosyal Beceriler Mühendislerin toplumda genel anlamda bir kabul görmüş bir algısı vardır. Sosyal yönden eksiklerdir. Evet bu bence doğrudur, çünkü mühendisliğin sosyal bir dal içerebileceği son 20 yılda anlaşıldı, dahası satış ve pazarlamanın gücü bu denli bilinmiyordu. Biz bugüne bakalım ve kendimiz ve sosyal yönümüz ne olabilir ona bakalım. Bir kere üniversite hayatınız boyunca kesinlikle bir şey satmaya çalışın ne olursa gerekirse kapı kapı satın, reddedilmeyi iyice bir öğrenin. İnsan ilişkileriniz ve kendinize güveniniz zirve yapar. Hatta bir stajınızı satış ve pazarlama bölümünde yapın. Sunum yönünüzü geliştirmeye çalışın. Her şeyinizle çok iyi olabilirsiniz, ama bunu ne kadar satarsanız karşı taraf o kadar alır. Kısacası “yırtık” olmaya bakın. 4) Staj Dünyası Kesinlikle duymuşsunuzdur naylon staj yapmayın diye. Peki neden naylon staj yapmayın? Evet stajlarınızda bir şeyler öğrenirseniz ama bu kısıtlı vakit ve bir stajyere verilen görev düşünüldüğünde asıl noktayı çoğu zaman ıskalıyoruz.


|| Güncel Yaptığımız stajlar bize nerde mutlu olup olmayacağımızı gösterir. Örneğin dev, kurumsal bir firmada staj yaptınız sabah 8.30 akşam 17.30. Her gün aynı moment, aynı işleyiş, dev bir karar mekanizması. Sizin o girmeye can attığınız şirket, bir anda gözünüzde sıradanlaşabilir ve size göre olmadığını farkedersiniz. Biraz da stajlarınızı bu yönde değerlendirin. Eğer staj başvuru dönemindeyseniz ve arayışınız varsa youthall. com’u ziyaret etmeyi unutmayın. 5) Bir Şeyler Ortaya Koyabilme Sonuç olarak mühendisiz bir şeyler öğrenme azminde ve gayretindeyiz. Peki öğrendiğim şeyleri ne yapabilirim. Çok basit “Yazın”. 21. yüzyılda kağıda yazmanın bir anlamı olmayacağına göre en basiti bir blog açın. Tavsiyem Wordpress’tir. Blog sizi mühendislik yönünden hayata bağlar, kendinizi geliştirir, öğrenme isteğinizi kamçılar. Blogla birlikte göreceksiniz, uluslararası bloggerları, bilim laboratuarlarını, mühendislik sitelerini de takip etmeye başlayacaksınız. 6) Üniversite Kulüpleri Üniversite kulüpleri öğrencilere artı değer oluşturan oluşumlardan biri. Ancak bu denli kaliteli ve iyi öğrenci kulubü ne yazık ki ülkemizde yok bu bir gerçek. Her rektör seçildiğinde kulüplere bir değinir o kadar. Neyse biz ne yapabiliriz ona bakalım. Öncelikle hazırlık, 1. sınıf ve 2. sınıf öğrencisi iseniz iyi bir kulüp bulun ve yapışın. Dediğim gibi iyi bir kulüp sizi bir oranda yetiştirir. Sizlere tavsiyem 3. ve 4. sınıfa geldiğinizde kulüp faaliyetlerini bırakmanız. Çünkü artık yavaş yavaş profesyonel hayata girmeye başlamalısınız. Popüler bir iş ilanı sitesinde günde rahat 10 tane (İstanbul için tabi) uzun dönemli stajyer ilanı çıkıyor 3. ve 4. sınıflar için. Eğer iş ile okulu birlikte gö-

türürüm diyorsanız hiç durmayın. 7) Bir İş Fikri Bir iş fikriniz olsun. O fikri hayata geçirmeye çalışın. Çok büyük bir kısmımız bu iş fikrimizi hayata geçiremeyeceğiz. Ancak bu yolun kazanımları gerçekten çok fazla. Bir şirket nasıl açılır, bir fikir kime nasıl sunulur, yatırımcı nasıl ikna edilir, nasıl başarısız olunur, tanıştığınız yeni insanlar ve dahası. Aslında yukarıdaki saydığımız bütün maddeler içinde güzel bir uygulama sahası bu madde. Kesinlikle bir el atın derim ben. 8) Not Ortalaması Konusu Gelelim not ortalamasına. Burada ben konuyu ikiye ayırıyorum. Birincisi akademik bir hayata yönelecek olanlar. İkincisi kendi işini kuracak veya bir şirkette çalışmayı tercih edecek olanlar. Birincisiyle başlayacak olursak evet akademi hayatı için not ortalaması önemli hatta oldukça önemli. Bu yüzden notlarınıza dikkat etmek için sizin için gerçekten de gereklidir. İkinci kısım iş hayatını tercih edecek olursak not ortalaması bazen hiç bir şey olabilir bazen her şey olabilir. Örneğin ortalaması 3.67 olupta Microsoft Access ilk defa duymuş bir mühendis adayı pek rağbet görmeyebilir. Ya da çok fazla iş deneyimleri olup, 7 yılda 29 yaşında okulu bitirmek çok da kulağa mantıklı gelmiyor açıkcası.

9) Sosyal Medya Farkındalığı Sosyal medyayı etkin biçimde kullanın. İnsan kaynakları uzmanları iş görüşmesinden önce kişiyi çoğunlukla “googlelıyorlar”. Etkin ve insanlara güven veren bir Facebook, Twitter, Pinterest özellikle iş dünyası için Linkedin hesabınız olsun. Linkedin genelde öğrenciler arasında atlanıyor ama gerçektende Linkedin’ı doğru kullanabilmek önemli. Kişisel markanızı sosyal medyada gösterin. 10) Tespit ve Gözlem Yapabilme Şimdi yukardaki maddelerin hepsini unutun. Kendi eylem planınızı kendiniz çıkarın. Çünkü her eylem planı kişiye özgüdür. İşe kendinizin eksik ve geliştirilemeye muhtaç yönlerinizi belirlemek ile başlayın. İnanın eksikleri gidermek, onları tespit etmek ve kabullenmekten daha kolay. Hem etrafınızı hem de kendinizi gözlemleyerek sonuca çok daha kolay ulaşabilirsiniz. Elis Yılmaz Youthall Kurucu Ortağı

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

24


Bilim ve Teknoloji ||

YILDIRIMDAN KORUNMA SİSTEMLERİ FABRİKA VE ENDÜSTRİYEL TESİSLERDE AG PARAFUDR KULLANIMI ZORUNLUDUR ! Yıldırım, bulut ile yer arasında meydana gelen yüksek gerilimli bir elektrik deşarjıdır. Yıldırımın meydana gelebilmesi için bulut ve yerin farklı elektrik yüklerine sahip olması ve belirli bir potansiyel farka erişmesi gerekmektedir. Bulut ile yer arasındaki potansiyel farkı artarak belirli bir değere eriştiğinde, hava iletken olmamasına rağmen hava içerisinde iletken bir kanal oluşur ve elektriksel deşarj başlar, yani yıldırım meydana gelir.Ülkemizde küresel ısınmaya paralel olarak yıldırım deşarj sayısı ve şiddeti %300 oranında bir artışla 2018 yılını kapattı.Bu inanılmaz artışda özellikle endüstriyel ve yanıcı patlayıcı tesislerde doğru önlemlerin alınması gerekliliğini gün yüzüne çıkardı.

25

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

Yıldırım olayında ortaya çıkan enerji yaklaşık 1010 joule kadar olup bu enerji saniyenin bir milyonda biri zarfında geçtiği hava sütununun sıcaklığını 15.000 santigrat dereceye kadar ısıtabilir. İşte yıldırımın yakıcı ve yıkıcı etkisi açığa çıkan bu enerjinin sonucudur.Tesisin enerji hattına ulaşabilecek bu darbe nanosaniye mertebesinde tüm makine ve sistemleri yakabileceği gibi çok stratejik bir noktanın çökmesini sağlayabilir. Yangın riski ise her zaman 1.öneme sahiptir. Yıldırım darbesi direkt olarak tesise düşebileceği gibi, yüksek /alçak gerilim hatları veya toprak üzerinden eşpotansiyel farklılıktan dolayı ilerleyip tesislerde hasara sebep olabilir. Yıldırım darbesinin düştüğü yerden 2 kilometre yarıçapında bir alana etki etme özelliği bulunmaktadır. Toprağa akan darbe direnç farklılığından dolayı tesisin enerji hattından, data hattından, yerel iletişim ağından, CCTV hattından veya Telekom hattından ilerleyip tesis içerisinde yer alan elektriksel cihazlara ve otomasyon sistemine za-

rar verebilmektedir.Ups ve generatör sistemlerinin kullanılması tesisin yıldırımdan korunmasına vesile olmaz aksine bu sistemlerinde korunması gerekmektedir. Ciddi hasarların meydana gelmemesi için paratoner veya pasif yakalama uçları ile oluşturulan fiziksel korumanın yanında AG Parafudr ürünleri ile de tesis içi korumanın sağlanması gerekmektedir. AG Parafudr ürünleri 3 tipten oluşmaktadır.Yılkomer olarak partneri olduğumuz Raycap ‘ın 2400 farklı parafudr tipi bulunmaktadır ve tesisin doğru korunması için mutlaka bir keşif çalışması yapılması gerekmektedir.Ancak temel olarak sı-


|| Bilim ve Teknoloji nıflara ayırırsak Tip 1 (B Sınıfı), yıldırım darbelerine karşı koruması; Tip 2 (C Sınıfı) ani aşırı gerilim darbelerine karşı koruması; Tip 3 (D Sınıfı) ise hassas cihazların korunması için kullanılan ürünlerdir.Ürün koruma değerleri,modelleri ciddi farklılıklar göstermektedir.Uc,Imax,Iimp değerlerine göre ürünler seçilmelidir.Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte AG Parafudr ürünleri de gelişmiş ve tüm korumayı sağlayan tipte (Tip 1+2 ve Tip 1+2+3) ürünler ortaya çıkmıştır. Fabrika ve endüstriyel tesislerin topraktan gelebilecek darbelere karşı korunması, sırası ile, Trafo AG çıkış noktaları,ana dağıtım panolarının korunması, tali dağıtım panolarının korunması,MCC ve otomasyon panolarının korunması ve hassas cihazların korunması şeklinde adım adım koruma yapılarak sağlanmaktadır. Telekom hatları,Ethernet hatları,POE hatları,Switchler,Modemler risk analizisonucuna göre mutlaka korunmalıdır. Sistemde parafudr kullanımından çok doğru parafudr kullanımı önemlidir.Ve doğru parafudr kullanımından daha da çok doğru ürün montajı önemlidir.Sizlere MOV+GDT hibrit teknolojili(Safetec) ürünleri seçerek keşif yaptıktan sonra uzman kadromuzla montaj edilmesini önermekteyiz. STANDART VE YÖNETMELİK AÇISINDAN PARAFUDR KULLANIMI ZORUNLU MUDUR?

Olası olumsuz bir durumda hem yasal hem de sigorta firmaları açısından konu oldukça önem arz etmektedir.

İŞ GÜVENLİĞİ YÖNETMELİĞ KAPSAMINDA AG PARAFUDR KULLANILMALIDIR. İş güvenliği yönetmeliği kapsamında tüm tesisin korunması IEC 62305 Standartı kapsamında olması gerektiği belirtilmektedir. Sonuç olarak hem teknik hemde yasal açıdan olumsuz bir durumla karşılaşmamak adına tesisinizde AG Parafudr kullanımını bir an önce yaptırmanızı öneririz.

İÇ TESİSAT YÖNETMELİĞ MADDE 43 İç tesisler yönetmeliği madde 43 Kapsamında bir tesiste dış yıldırımlık sistemi var ise AG Parafudr kullanımı zorunludur.

Unutmayın Yılkomer ‘Değerlerinizi Korur!’ Serdar Aksoy Yıldırımdan Korunma Merkezi Genel Koordinatör

Şu ana kadar sizlere teknik açıdan parafudr kullanımını anlatmaya çalıştık.Ancak bir tesiste mühendisseniz ve tesisin yasal olarak sorumluluğu üzerinizdeyse aşağıdaki maddelere mutlaka göz atmanız gerekmektedir.

YILDIRIMDAN KORUNMA YÖNETMELİĞİ MADDE 25 Yıldırımdan korunma yönetmeliğ madde 25 Kapsamında tesiste AG Parafudr kullanımı zorunludur.Çevirisi DKD -Darbe koruma düzeneği olarak yapılmıştır. 2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

26


Güncel ||

BUTGEM [BURSA TICARET VE SANAYI ODASI EĞITIM VAKFI] BUTGEM Eğitim Merkezi Amaç; sanayide aranılır, yüksek vasıflı, birlikte çalışma alışkanlığı kazanmış, toplumsal sorumluluk sahibi, bağımsız düşünce yeteneği gelişmiş ve özgüven sahibi teknik elemanlar yetiştirmekte ve ömür boyu eğitim felsefesine uygun Meslek Edindirme ve Meslek Geliştirme programları sunmaktadır. BUTGEM ‘in Mesleki Eğitim ‘e tahsis ettiği toplam kapalı alan 12,000 m²’ dir. Kurumumuzun var oluş nedenleri: • Okullarımızda , iş yerlerinde değerlendirilecek, ileri teknoloji kullanan ve nitelikli kalifiye eleman yetişemiyor olması, işletmelerin işe aldıkları bireylere yeniden eğitim vermek zorunda kalması, • Günümüz koşullarının; çalışanların istihdamda sürekli kalabilmesi için yaşam boyu eğitilmelerini gerektirmesi, bu yol ile sürekli yeniliklerin takip edilmesi , • Bireylerin istihdam edilebilirlik derecesinin arttırılmasının günü27

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

müz teknolojisine uygun, esnek ve pratik teknik eğitimle sağlanabilir olması, • Sanayiciden gelen, markalaşmaya yönelik tasarım eğitimi talebi ve bu eğitime zemin oluşturacak, teorik ve teknik eğitim ihtiyacı, • Gençlerin; bilgi çağına ayak uydurarak ve ileri teknolojiyi kullanarak meslek edinme, meslek değiştirme ve meslek geliştirme ihtiyaçları, • Global dünya ekonomisinde, her türlü temel prensip işletme davranışında ölçülebilir verimlilik değerlerinin aranması gereği olarak ; bu aklı yaşatarak, firmasını taşıyabilecek elemanların yetişmesidir . BUTGEM Eğitim kompleksinde; tamamen en son teknoloji bilgisayarlarla donatılmış ve yine en son sürüm yazılımların kullanıldığı muhtelif Meslek Eğitimlerine ait ‘Amfi’ düzeninde derslikler olduğu gibi her türlü teçhizatın bulunduğu uygulama atölyeleri de mevcuttur.

Eğitim Merkezimizdeki programlara; mesleğini geliştirmek isteyen veya yeni teknoloji eğitimlerini almak isteyen; meslek lisesi, meslek yüksek okulu ve üniversite mezunları katılabilmektedir. Ayrıca mesleği olmayan ve Meslek sahibi olmak isteyen en az lise mezunu gençler katılabilmektedir. Eğitimlerimiz Bursa sanayisinin ihtiyaçlarına göre devamlı revize edilmekte ve sertifikalarımız T.C. Milli Eğitim Bakanlığı onaylıdır. Yılda ortalama 2500 kursiyer programlarını tamamlamaktadır . Kursiyerler, % 80 oranında hemen kurs sonrası istihdam edilebilmektedir. Neden BUTGEM ? •Sanayiye , beklentileri doğrultusunda ‘Sanayici Gözüyle’ personel yetiştirebilmek , •Günümüz koşullarının gereği olarak ; çalışanların istihdamda sürekli kalabilmesi için yaşam boyu


|| Güncel eğitim ile desteklenme ihtiyacı , •Bireylerin istihdam edilebilirlik derecesinin arttırılmasının günümüz teknolojisine uygun, esnek ve pratik teknik eğitimle sağlanabilir olması, •Sanayiciden gelen, markalaşmaya yönelik tasarım eğitimi talebi ve bu eğitime zemin oluşturacak, teorik ve teknik eğitim ihtiyacı, •Gençlerin; bilgi çağına ayak uydurarak ve ileri teknolojiyi kullanarak meslek edinme, meslek değiştirme ve meslek geliştirme ihtiyaçları, • Global dünya ekonomisinde, her türlü temel prensip işletme davranışında ölçülebilir verimlilik değerlerinin aranması gereği olarak; bu aklı yaşatarak, firmasını taşıyabilecek uzman atölye işgücünün yetişmesidir . Misyon Bilimsel yöntemleri kullanma becerileri ile donanmış, birlikte çalışma alışkanlığı kazanmış, çalışkan, yüksek vasıflı, yaratıcı ve pozitif düşünen, toplumsal sorumluluk sahibi, bağımsız düşünce yeteneği gelişmiş, özgüven sahibi, sanayide tercih edilen, orta kademe teknik elemanlar yetiştirilmesine katkıda bulunmaktır. Vizyon Yaşam boyu eğitim anlayışıyla, ülkemizin teknolojik, ekonomik ve sosyal alanda çağdaş uygarlık düzeyine çıkma yolunda öncü ve örnek bir eğitim kurumu varlığını sürdürmek.

artarken diğer taraftan da tasarım ve üretim bilinçleri güçlendirilmektedir. 8 yıldan bu yana düzenlenen yaz kurslarından ise şimdiye kadar yaklaşık 1400 öğrenci faydalanmıştır. Kurslar sayesinde geleceğin tasarım odaklı mühendislerinin yetiştirilmesi sağlanmıştır. Bursa Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren çocuk merkezleri ile de ortak çocuk eğitimleri düzenlenmektedir. Bu doğrultuda 4 yıldır devam eden Telden Araba Kursları çocukların kişisel gelişimine destek olmaktadır. Kurumsal Eğitim Kalifiye, nitelikli personele olan ihtiyaç günümüzde oldukça yüksektir . Bu sebeple kurumların rekabet araçlarının en önemlilerinden bir tanesini Yetişmiş İnsan Gücü’dür . Sanayinin gelişmesi ve kalkınması ancak böyle mümkündür. İşte bu yüzden; Özel ve Resmi Kurumlara, kurumsal bazda eğitimler sunmaktayız.. Eğitimlerimiz tamamen kurumun ve katılımcıların ihtiyaçlarına göre düzenlenir ve sonuç odaklıdır. Eğitimler ; eğitim merkezimizde veya kurumun kendi bünyesinde verilebilmektedir. Sıkça Sorulan Sorular Kurslarınız ücretli mi? Şu an için tüm kurslarımız ücretsiz olarak verilmektedir.

Akşam ve gündüz kurslarınız arasında ne fark var? Gündüz verilen kurslarımız meslek edindirme, akşam verilen kurslarımız meslek geliştirme kurslarıdır. Yol,sigorta,yemek vb. masrafları karşılıyor musunuz? Hayır, hiçbir şekilde masraf karşılamıyoruz. Eğitimleriniz nerede veriliyor? Eğitimlerimiz Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’ nde yer alan merkezinde verilmektedir. Kurs bitiminde Sertifika veriyor musunuz? Kurs bitiminde bölüm öğretmenlerinin yapacakları sınavlara göre MEB onaylı katılım belgesi veya başarı belgesi vermekteyiz. Birden Fazla kursa başvuru yapabiliyor muyuz? Hayır, her kursiyer tek bir kursa başvurabiliyor. Birden fazla kursa başvurulması halinde, sadece ilk yapılan başvuru dikkate alınıyor. butgem.org.tr

Çocukların hayal gücünü ve tasarım kabiliyetini de geliştirmeyi amaçlayan BUTGEM, Telden Araba, Maket Robot, Ahşap Oyuncak ve Origami- Kağıt Sanatları kurslarıyla yaz döneminde 9-13 yaş arası çocuklara 15’ er kişilik gruplar halinde eğitimler vermektedir. Bu eğitimlerde öğrencilerin özgüveni 2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

28


Güncel ||

GİRİŞİMCİLERİN İZLEMESİ GEREKEN YOL

Herkesin bir fikri var. Bazı kişilerin de “süper” fikirleri var. Peki, bu “süper” fikir başarılı bir girişim kurmak için yeterli mi? Hadi gelin beraber bakalım. En baştan söyleyeyim; süper bir fikrinizin olması maalesef yetmiyor. Ne yapacağınızı, nereden başlayacağınızı bilmiyor olabilirsiniz. Bu yazıyı yol gösterebilmek için hazırladım.

Öncelikle, sadece girişim kurmak ya da zengin olmak için girişim kurulmaz. Çözüm bulduğunuz gerçek bir sorunla başlar her şey. En güzel yanı şu ki; girişimciliğe adım atarken genç olmanız, yaşlı olmanız, eğitiminiz ya da tecrübeniz çok da sorun değil. Şartlar aslında herkes için eşit. Bir silikon vadisi klişesi olarak biliyoruz ki 10 girişimden 9’u batıyor. Peki neden? Cbinsights’ın yaptığı araştırmanın sonucu olarak 1. Sırada pazarın bu ürüne ihtiyacı olmaması konusu var. Demek ki sadece süper bir fikrimiz olması değil konu, başka 29

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

dinamikler de var. Biraz bunlardan bahsedelim.

Fikir İlk soru; fikriniz bir probleme çözüm oluyor mu? Hayatta problemlerden hep kaçmaya çalışsak da söz konusu girişim olunca problem neredeyse biz onu arıyor olmalıyız. 2008 yılında Travis ve Garrett’ın taksi bulamama problemi sonucu Uber doğdu, Reed Hasting DVD film kiralama mağazasına filmi geç verip 40 dolar ceza ödeme sorunu yaşamasaydı bugün Netflix de olmazdı. İnsanlar problemlerini çözecek ürünleri satın alır ve problemlerini çözecek kişilere para verir. Guy Kawasaki’nin sevdiğim bir sözü

var; “Fikirler kolaydır. Zor olan onları hayata geçirmek.” Fikir değil de, o fikri hayata geçirme kısmı odak noktanız olmalı. Fikrinizi saklamayın! Aklımıza “süper” bir fikir geldiğinde onu bir sahiplenir, kimselerle paylaşmak istemeyiz. Fikrinizi paylaşmaktan çekinmeyin, herkesle paylaşın. Zaten bu kadar çalınabilir ve yapılabilir bir fikirse bunu hayata geçirdiğiniz gün de birisi çalabilir. Bunu nasıl önleyeceksiniz? İnsanlar fikrinizi çalabilir ama sizi çalamaz. Sizin düşüncelerinizi, sizin motivasyonunuzu çalamaz..Fikirler kolaydır, zor olan onları hayata geçirme kısmıdır. Çok endişeniz varsa, bir yemek gibi düşünün. Yemeği ballandıra ballandıra anlatın ama tarifini vermeyin. Youtube üzerinden Ömer Erkmen ve Sonat Kaymaz’ın hazırladığı “Yeni Nesil Kafası”sayfasını takip etmenizi ve özellikle bu konuda neler söylediklerini dinlemenizi tavsiye ederim.


|| Güncel Hedef Kitle Derslerimde verdiğim bir örnektir; Yıllar önce Ege bölgesinde bir restoranda günün yemeklerini anlatmak için bir garson arkadaş yanımıza geldi. Bana uzun uzun yaptıkları Bamya’nın tazeliğinden, mahsülleri kendilerinin yetiştirdiğinden, kullandıkları özel domateslerden vs bahsetti. İyi güzel de, ben bamya sevmiyorum! İşte hedef kitle belirlemeden yola çıkarsak başımıza gelecek olan bu. Ürünümüzle alakasız insanlara ulaşmak için boşuna kürek çekeceğiz. Girişimimizi ilk etapta ne için kurduk? Bir probleme çözüm olmak için. Bu problemi yaşayan kim? İşte bu kitleyi iyi anlamak personalar belirlemek hem girişimimizi yönetirken hem de pazarlama stratejilerimizi belirlerken önemli olacak. Vereceğimiz kararları sadece biz istiyoruz diye değil, kitlemiz isteyeceği için uygulamalıyız.

Kaynak: seminercikiz.wordpress.com Yalın Kanvas ( Lean Canvas) ve Minimal Viable Product Bize hep “büyük düşün” denildiyse de girişimcilik serüveninizde çok da büyük düşünmeden, basit bir başlangıç yapmalısınız. Başarılı olmuş girişimlerin hangisine bakarsanız bakın, hepsi aslında basit bir fikirle başladı. Basit ve küçük başla sonra büyüt. Başarmak istediğin tek bir hedefi, derdine çare bulmak istediğin tek bir müşteriyi hayal et ve bunun neden yapmak istediğinle ilgili tek bir düşüncen olsun. İşte tam bu aşamada MVP (Minimal Viable Product devreye giriyor). MVP bir öğrenme sürecidir. Ürününüzün en minimal değerdeki halidir. İlk etapta iş gören çok basit bir modeldir. Minimum çabayla maksimumda geri bildirim alır, yolu-

nuza sağlam adımlarla ilerlersiniz. Ürünü anladık peki, bu işi büyütmek için ne yapacağız, nereden başlayacağız? Bir girişim fikrini geliştirmek ve bir startup’a dönüştürmek için ilk başvurabileceğin yöntem Alexander Osterwalder tarafından geliştirilen bir Yalın Kanvas Modeli olmalı diye düşünüyorum. Problem, çözüm, maliyet, rekabet ve kanallar gibi bu işi büyütmenize ve geliştirmenize yarayacak tüm öğeleri tek bir sayfada toplayabileceksiniz. Etrafınızda doğru insanlar olsun. Ekibin önemi bazen yeterince önemsenmiyor. Başarılı bir girişim için ilk adımlardan biri güvenebileceğiniz bir ekibinizin olması. Bu ekiple sürekli aynı düşünmek zorunda değilsiniz, ki zaten düşünmeyin. Temelde değerleriniz aynı olsun, yaptığınız işe inansınlar. Sadece iş arkadaşlarınız değil çevreniz de önemli . İş, hukuki veya teknik olarak soru sorabileceğiniz insanlar listeniz olsun. Size sadece “aslansın kaplansın, fikir süper” değil, size gerçekleri söyleyecek insanlar olsun. Tabi etrafınız her ne kadar süper insanlarla çevrili de olsa, bu süre zarfında herkes sizinle kendi aklını paylaşacak. Herkesin dediğini yapmak zorunda değilsiniz, tüm geri bildirimleri bir havuzda toplayın ve içinden gerekeni alın. İşiniz için doğru olanı yine siz karar vereceksiniz. Kişisel Marka ve Satış Burada ürününüzü satmaktan bahsetmeyeceğim. Markalarla çalışırken üründen önce, kişilerin kendi markası üzerine çalışıyorum. Ürünü satacak olan sizsiniz. Sadece ürün satmayacaksınız. Yatırımcılara fikrinizi satacaksınız, ekibinizi bu işe inandırmak için onlara önce hayallerinizi satacaksınız.. Yatırım alma süreçlerinde sanki önemli olanın sadece fikrimiz olduğunu düşünürüz hep. Size ufak bir tüyo; yatırımcılar ya da sizi kabul edecek kuluçka merkezleri, fikrinizin “neden”lerindense, önce sizin “neden” bu işe giriştiğinizi, sizin sebebinizi öğrenmekle daha çok ilgilenecek. Bir girişimci satış konusunda çok iyi

olmalıdır. Bu konuda kendisini eksik hissediyorsa Udemy, Coursera gibi kanallardan eğitimler alabilir ve bu konuları işleyen kitaplar okuyabilir. Tutku ve Motivasyon Girişimcilikte en önemli mesele motivasyon. Çok çalışma, uykusuz geceler, dedikasyon, ve bolca başarısızlıklar gerekecek. Tüm bu motivasyonun temelinde de bu işi tutkuyla yapmak var. Her şey tutkuyla, bu işin sabah uyanma sebebiniz olmasıyla başlıyor. Eğer siz bu işe tutku duymuyor heyecanla anlatmıyorsanız, bir yatırımcıyı, müşteriyi, basından birisini ya da herhangi bir kişiyi nasıl etkileyeceksiniz? Motivasyonumuzu en çok düşüren etken karşımıza çıkan problemler olacak. Toyota’nın iş dünyasına kazandırdığı “problemin olmayışı, problemdir (No problem is a problem)’’sözünü unutmayın. Bu girişime başlama sebebiniz de bir problem değil miydi? Girişimcilikte hatalı olan değil hatalarından ders almayanlar, pes edenler ve sebat etmeyenler kaybediyor. Kuluçka Merkezi Bu konuda çok soru alıyorum. Bir fikrimiz var ve destek için nerelere başvurabiliriz. Unutmayın, bir girişimi hayata geçirirken ilk hedefiniz yatırım olmamalı. Bu hataya çok düşüyoruz. Sağlam bir ekip kurmak, deneme yanılma ile bu fikri belli bir aşamaya getirmek, network’ümüzü genişletmek.. Bunların hepsi yatırımdan çok daha önce geliyor. Dilimize Incubator kelimesinden kuluçka olarak da çevrilen Kuluçka Merkezleri size ofis imkanı, eğitim, network, mentör ve hatta yatırımcıyla iletişim sağlayabiliyor. Her kuluçka merkezinin amacı farklı, kabul ettiği girişimci aşaması farklıdır. Ekip kurma, yalın kanvas, MVP gibi süreçleri tamamladıktan sonra ihtiyacınıza uygun olacak kuluçka merkezleri için araştırmanıza başlayabilirsiniz. Göksemin Gökalp Özdemir Stratejik Marka Danışmanı

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

30


Bilim ve Teknoloji ||

ROBOTLAR, TASARIM VE YASAL DÜZENLEMELER Robotik, makine mühendisliği, elektronik mühendisliği, bilgisayar mühendisliği ve mekatronik mühendisliği dallarının ortak çalışma alanıdır. Doktrinde robotun çeşitli açıklamaları yapılmakla beraber en genel tanımıyla robot, kısmen veya tamamen otonom olarak işleyen yeniden programlanabilen makinedir Hareket edebilen, çevresini algılayabilen, sonuç çıkarıp karar alabilen makineler de denebilir. Bu açıdan bir robot yapay zekaya da sahip olabilir; klasik bakış açısıyla bir programcı tarafından yapılması gereken iş için programlanabilir.

31

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

Robot kelimesinin kökeni ise Çek yazar Karel Čapek’in 1921 yılındaki tiyatro oyununa dayanır ve Çek Dili’nde kölelik ve zorla çalıştırma kelimelerinden türetilmiştir. Robotlar sonrasında birçok bilimkurgu romanının konusu olmaya devam etmiştir. Bu anlamda 1941’de Isaac Asimov tarafında teknolojik açıdan da tutarlı bir robot kavramı geliştirilmiştir. Belirlediği yasalar robot ve insan arasında hukuki ve ahlaki ilişkinin de temelini oluşturmaktadır. Bu yasalar: • 0- Bir robot insanlığa zarar veremez veya hareketsiz kalarak insanlığın zarar görmesine izin veremez. (Bu yasa, sonradan “Sıfırıncı Yasa” olarak eklenmiştir.) • 1- Bir robot, 0. kuralla çelişmediği sürece, hiçbir şekilde insanoğluna zarar veremez veya pasif kalmak suretiyle zarar görmesine izin veremez. • 2- Bir robot, 0. ve 1. kurallarla çelişmediği sürece, kendisine insanlar tarafından verilen komutlara itaat etmek zorundadır. • 3- Bir robot, 0., 1. ve 2. kurallarla çelişmediği sürece, kendi varlığını korumak zorundadır. Kökeni eskilere dayanmakla beraber, işlevselliğe ve robotların potansiyel

kullanımlarına yönelik araştırmalar 20. yüzyıla kadar büyümemişti. Robotlar Avrupa’da başlangıçta eğlence amaçlı üretilmişti. Bunlar çoğunlukla insan veya hayvan hareketlerini taklit eden mekanik oyuncaklardı. İnsanlar bu oyuncakların çalışma prensipleri veya mekanizmaları ile değil daha çok görüntüleriyle ve marifetleriyle ilgileniyorlardı. Sadece belli bir görevi yerine getirmek için mekanik olarak programlanmışlardı. Başka bir iş yapabilmeleri için sökülüp baştan yapılmaları gerekliydi. Algılayıcı veya detektör benzeri aygıtlar taşımıyorlardı ve çevrelerine bir tepki veremiyorlardı. İlerleyen dönemlerde sanayileşmenin de etkisiyle sırasıyla 1930’lu yıllarda uçak tasarımcıları uçaklar için otopilotu tasarladılar. Aynı dönemde ilk olarak sprey boya ile duvarları boyayan endüstriyel robotlar yapıldı. 1940’larda ise Westinghouse yatay düzlemde bağımsız olarak tümüyle hareket eden iki robot yarattı. 1980’li yıllara gelindiğinde başta Japonya, Avrupa ve Amerika olmak üzere büyümüş bir robot endüstrisi oluştu. Gelişen üretim süreciyle bera-


|| Bilim ve Teknoloji ber fabrikalardaki sayıları artık binleri bulmuş durumda. Örneğin Amazon’un yirmi ana dağıtım deposunda toplam 45.000 robot çalışmakta. Sağlık sektörü, savaş sanayii, radyoaktif alanlar da robotların en çok kullanıldığı yerlerin başında gelmekte. Günümüzde robotlar herhangi bir durumda ve herhangi bir amaç için kullanılabilir. Araştırma, tasarlama, yurtiçinde ve yurtdışında ticari veya askeri alanda çeşitli pratik amaçlara hizmet edebilir. Daha çok tehlikeli ortamlarda, üretim süreçlerinde veya insanın hayatta kalamayacağı yerlerde kullanılır. Son zamanlarda ise gelişen yapay zeka ile beraber, yapay zekalı robotlar insana özgü olduğunu düşündüğümüz pek çok alanda da varlık göstermeye başladılar. Bu gelişmelere bağlı olarak, insan-robot etkileşiminin artması ile birlikte hem sosyal hem de yasal normların tekrar gözden geçirilmesi gerekliliği ortaya çıkıyor. İnsanlar için yaşam sosyal ve yasal normlarla doludur ve günlük yaşamımıza girmeleri ve insanlarla karmaşık etkileşimleri dolayısıyla robotların bunlara en azından asgari düzeyde uyması gerekir. İlerleyen otonomluk seviyesi ile birlikte, bu tür robotlar sahiplerinin sürekli kontrolü altında olup istenildiğinde

açılıp kapatılabilen araçlar olmayacaklar. Robotların bu sosyal ve yasal normlara uymaması, onları sürekli kontrol altında tutmayı gerektireceğinden, sağlayacakları faydanın da azalmasına sebep olacaktır. Robotlar ve insanlar arasındaki etkileşimin düzenlenmesi çok yönlüdür. Bir taraftan tasarımla, sosyal ve hukuksal normlarla robotların davranışlarına yön verilirken, diğer taraftan robot tasarımları kullanıcı davranışlarını şekillendirmekte ve bizleri yeni normlar oluşturmaya itmektedir. Tasarım ve teknik araçlar, robotu çalıştığı çevrede ilgili normlara uygun hale getirebilmek için kullanılabilir. Robot tasarımları, kullanıcılar için zararlı olmadıklarını garanti eden standartlar gözetilerek yapılmalıdır. Üretim bağlamında robotların yapımına ilişkin ISO gibi standartlar mevcuttur. Öte yandan endüstriyel robotlar “makine” olarak sınıflandırılır ve dolayısıyla Avrupa Birliği’ndeki Makine Direktifi gibi makine düzenlemeleri kapsamına girer. Bu düzenlemeler ve standartlar büyük çapta, sağlık ve güvenlik gereksinimlerini karşılamak için robotların tasarımlarına ve uygulamalarına rehberlik eder.

Meseleyi karmaşık hale getiren ise sadece makine davranışları değil aynı zamanda kullanıcılardır. Robot tasarımları yalnızca ürünlerin kullanım fonksiyonlarını şekillendirmekle kalmayıp bunları kullanan tüketicilerin davranışlarına da etki etmektedir. Örneğin, tüketiciden edindikleri veriler yoluyla günlük hayata yönelik rutinler için pek çok öneride bulunmaktadır. Ancak robotların artan kullanımları karşısında kullanıcıların da bunlardan doğacak riskler hakkında bilgilendirilmesi ve potansiyel zararlar karşısında yasal olarak da korunması gerekmektedir. Otonom araçları göz önünde bulunduralım, temel olarak günlük kullanımlarında trafik kurallarına uygun hareket etmeleri beklenir. Amerika’da seyahat eden bir aracın Nevada’dan yola çıkıp çeşitli eyaletlerden geçerek Washington’a gittiğini düşündüğümüzde, otonom araç farklı düzenlemeleri olan eyaletlerin sınırlarını geçmiş olacak. Bu durumda her sınır geçişinde mevcut yasal düzenlemelere uygun hareket etmesi ve tasarımının buna göre şekillendirilmesi gerekecektir. Öte yandan, belki de ilerleyen dönemlerde bu yasal normların algoritmalara kolayca dökülebilecek şekilde yapılması yani yasa yapış şeklimizin de değiştirilmesi gerekecektir. Sonuç olarak, gelişen teknolojilerin parlayan yıldızı olan robotlar, insanlarla olan etkileşimleri karşısında günlük hayattaki alışkanlıklarımızı yeniden düzenlerken, robot tasarımları da sosyal ve yasal normlar çerçevesinde, özellikle kullanıcıların karşılaşacağı risklerin en aza indirilmesi gözetilerek şekillenmektedir. Av. Selin Çetin robotic.legal Editörü

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

32


Güncel ||

BÜYÜK ŞİRKET Mİ, STARTUP MI? Sahi, böyle bir alternatifi düşünebilir misiniz? Üniversiteyi bitiriyorsunuz, tüm hayatınız önünüzde. Ufuklarda başedemeyeceğiniz bir sorun yok. Ve Türkiye’de ve yurtdışında ilk işiniz için başvurabileceğiniz sayısız muhteşem şirket var. Türkiye’de Garanti Bankası, Türk Hava Yolları veya Arçelik. Yabancı şirketlerde ise yelpaze öyle bir geniş ki: BMW, Google, McKinsey, Venture Capital şirketleri, Hedge fonları, Space X veya Tesla… Ben de yazarken gaza geliyorum. Bir de kimsenin ismini duymadığı startup şirketleri var. Büyük hayalleri olan şirketler… Kurucuları kendilerine girişimci diyen bir kaç tip… Bazıları daha nasıl para kazanacağını daha sökmemiş. Diğerleri daha yolun o kadar başındaki, her gün yeni sürprizlere gebe… Aralarında palazlanmış startup şirketleri de var tabii. O kadar hızlı büyüyor ki… Bir yerlere gideceği şimdiden belli. Ne yapardınız? Büyük şirket mi, startup mı? 33

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

– Babanıza sorarsanız, bir kaç hafta içinde büyük şirkette başlarsınız. – Büyükbabanız iki alternatifi de beğenmeyip, devletten daha iyisi yoktur diyebilir – En iyi arkadaşınıza sorsanız, o ne der acaba? – Peki, hayat arkadaşınıza sorsanız? “Ay, evlenecektik aşkım, nereden çıktı bu startup” der mi? Veya, “aslanım benim, kesin Startup’a gir” mi? Bence çok kararsız kalabilirsiniz. Onun için yakın çevrenize bu soruyu sormayın. Sakın sormayın. Sorunun cevabı her zaman aile ve ilişki boyutlarını da cevaba dahil edecektir. Gidin uzak çevrenize sorun. Göreceksiniz, çok daha verimli cevaplar alacaksınız (ve bununla ilgili Malcolm Gladwell’in “The Tipping Point” kitabında “weak ties” hakkında yazdıklarını okuyun lütfen). Kime sorup sormayacağınızı netleştirdikten sonra, en baştaki soruya geri dönemlim: Büyük şirket mi, startup

mı? Tercihiniz nedir? Biraz geçmişe dalalım o zaman… 1520 sene öncesine kadar startup seçeneğiniz yoktu. Yani şanslı kuşaktansınız. Maalesef bu sizin sorununuzu çözmüyor. Mesela 25-30 sene önce en baba iki meslek danışman veya yatırım bankacısı olmaktı. Bugün danışmanlık eskisi kadar olmasa da hala iyi bir meslek olarak kabul ediliyor. Ama bankacılık, Lehman Brothers sağ olsun, özellikle yurtdışında cazibesinden bir hayli yitirmiş durumda. “Wall Street” filminin o güzel dünyası artık geride kaldı. Bugüne dönüyoruz: karar verdiniz mi? Büyük şirket mi, startup mı? Daha hangi bilgilere ihtiyacınız var ki? Maaş bilgisine mi? Bence ikisi arasında ilk başta çok bir fark olmayacak. En azından öyle farz edelim. Ama maaş önemli dediğinizi duyuyorum. O zaman hemen en çok parayı veren şirkete gidin. Mesela silah üretimi, sigara şirketleri vs. Ah, birde mutluluk diye


|| Güncel bir boyut var. Buna anlam veya yaptığınız işi sevmekte de diyoruz. Bunlar önemli mi? O zaman dünyayı değiştiren şirketler bulalım. Sanki startup tercihi şu an yükseliyor… Ama özel sağlık sigortası? Hayda, o nereden çıktı şimdi? O zaman yeniden büyük şirket düşünelim arkadaşlar. Bu gidiş gelişler de sürecin doğal bir parçası. Başladığınız güne kadar içinizdeki bir ses hep diğer alternatifin çiminin daha yeşil olduğunu söyleyecek (ama kararınız ne olursa olsun, öyle değil, ben söylemiş olayım). Markafoni çok hızlı büyüyordu. Şirketi altı ay içinde Asmalımescit’te ki ilk yerinden (Otto’nun üstü) Harbiye’de 11 katlı bir yere taşımıştık. İlk 12 ayda çalışan sayısı 50 civarına yaklaşmıştı. İkinci sene ise 150-170 kişi kadar aramıza katıldı. Harbiye binamız 11 katlıydı ama dört kat yer seviyesinin altındaydı. Bu katlarda rutubet, küf, en aşağıda hatta farelerin gezdiği bir yerdi. Ama bugün orada calışmış, Markafoni’cilere sorsanız, dünyanın en güzel ofisiydi diyebilecek kadar çok deli çıkabilir. Olay çalışıldığı değildi, tamamiyle yazılan bir hikayenin bir parçası olmaktı. Gündüzünüz gecenize karışıyordu. Kim kimin sevgilisiydi bilinirdi. Kim kiminle kavgalı bilinirdi. Ne servis vardı ne başka “kurumsal” bir güzellik. Harbiye’nin ilk zamanları düzenli bir anarşiydi. Ben bu yapıya bayılırdım. O zaman doğru insanları bulmak ve onları Markafoni’de çalışmaya ikna etmek son derece zordu (herkes tam tersini zannediyor). İsim vermeden birkaç tane anekdot paylaşmak istiyorum… (Hikayelerdeki başrol oyuncuları alınmasın lütfen): En yukarı kattaki odamda bir aday oturuyor. Çok güvendiğim başka bir arkadaşımızın referansıyla buluşturulmuşuz. Bu arkadaş takım elbise ve kravat ile gelmiş. Sonradan bir Spartalı’ya dönüşecek bu arkadaşımız o gün kan ter içinde. Sıcaktan mı, kilodan mı, heyecandan mı, anlayabilmiş değilim. Ben ona bir görev teklif ediyorum… O ise Vodafone ve Markafoni arasında karar vermesi gerektiğini söylüyor. Bir kaç gün sonra arayıp,

Markafoni’yi tercih ettiğini söylüyor. Sevincimden uçuyorum (ilk kez kurumsal bir şirket ile bizim aramızda biri lehimize bir tercih yapıyordu). Sonrasında senelerce beraber güzel işler çıkardık. Bir başka hikaye ise şirket içi aşk hikayesi. Kısadan anlatmak gerekirse, erkek tarafı kız tarafına aşık oluyor. Bir aşk yaşıyorlar. Kız bir süre sonra evlenip yurt dışına gideceğim diyerek son noktayı koyuyor. Erkeğimiz depresyonlar geçiriyor ve sonunda kendini toparlaması için onu bir süre yurtdışına gönderiyoruz (bir startup’tık ama yurtdışına ilk açılan Türk internet şirketiydik). Döndüğünde yeniden normale benziyor. Buraya kadar ilginç bir şey olmayabilir ama startup olunca, tüm şirketteki çalışanlar bu hikayenin en ince detayına kadar her şeye hakimdi. Sabahları kahvem geldiğinde, ilk konu bu olurdu: bizim Leyla ve Mecnun neler yaptı diye konuşurduk. Herkes konuşurdu. Bir onlar bunun farkında değildi sanırım. Startup öyle bir yer ki, bir gün siteyi yazan iki arkadaş odanıza gelip, “abi biz gidiyoruz, uzak diyarlara, Sülün Osman’ın peşinden” diyebiliyorlar. Birdenbire şirketin tüm dengeleri altüst oluyor. Yaşadığınız heyecan ve sıkıntı sizi yepyeni yerlere götürebiliyor. Bir iki insana bağımlılığının ne kadar riskli bir olay olduğunu hayat size ufak dokunuşlarla hatırlatmış oluyor (kendime not: bu hikayeyi bir gün çok detaylı yazacağım). Şirket yemeklerinin ve partilerinin hikayeleri olsun (Kumkapı yemeği acaba kaç gün konuşulmuştu), bir süre sonra çalışanların en sevdiği arka-

daşlarını şirkete sürükleye sürükleye getirmeleri olsun… Gün geliyor, kendinizi son derece yoğun bir dünyanın içinde buluyorsunuz. Bu dünyadan sonra çıkanların bir bölümü girişimci olmuştur. Genelde biri dışında hepsinin başarılı olduğunu düşünüyorum. Çoğu başka şirketlerde çalışmaya başlamışlardır – ama bir daha bu kadar yoğun duygusal bir ortama girdiklerini düşünmüyorum. Bu yukarıdaki hikayeler hoşunuza gitti mi? O zaman sizin yeriniz startup. Yukarıdaki hikayeler size garip geliyorsa, büyük bir şirkette başlamanız faydalı olabilir. Benim nacizane tavsiyem, kalbinizin sizi çağırdığı tarafa gitmeniz. O kadar değişik kriter var ki. Analiz ederek bu ikilemin içinden çıkamayacaksınız. Bir startupa bir şans verin ve oranın müziğiyle dans etmeye başlayın. Hoşunuza giderse, hayatınız boyunca unutmayacağınız bir deneyim ve bir dönem olacağından kuşkunuz olmasın. Eğer ama hoşunuza gitmezse, büyük şirketler biraz daha deneyimli birini işe almaktan mutluluk duyacağına emin olabilirsiniz. Ha, birde üçüncü bir opsiyon var tabii ki. Girişimci olmak. Eğer müziği çalan kişi siz olmak istiyorsanız, bu bence en heyecan verici opsiyon ama yazının odak noktası başka olduğundan, bu konuya girmedim. Karar verdikçe, bana Twitter’dan bir mesaj atarsanız, sevinirim. “Gezen kurt, aç kalmaz’’ Sina Afra Seri Girişimci, Yatırımcı, Yönetici

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

34


Röportaj ||

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız ? Girişimcilik hayatım, üst üste gelen iki uluslararası ödülle başladı (Michael Jackson Anıt Tasarımı Dünya Birinciliği ve British Council -Young Design Entrepreneur- finalistliği). Sonrasında Sanayi Bakanlığı tarafından tasarımı Ar&Ge kabul edilen ilk tasarımcı oldum ve Boğaziçi Üniversitesi Teknopark ‘ın hem kuruluş firması ve Teknoparklar dahiline kabul edilen ilk tasarım firmasıyım. Zaman içinde gittikçe daha çok kişi ve kurumu kendime ve yaptığım girişime inandırarak, doğal bir şekilde öncü ve lider olarak konumladım. Fransa Dış İşleri Bakanlığı tarafından ‘Geleceğin Lideri’ olarak onurlandırıldım ve Fransa’ya davet edildim. 2015 yı-

35

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

AYŞE ÖREN

lından beri, Dünya’da daha yeni gelişmekte olan uzay mimarisi üzerine konferanslar veriyor ve bu alanda çalışmalarımı sürdürüyorum. Uzay mimarı nedir ve mesleğin geleceği nedir ? Aslında iki taraflı düşünmek lazım, Uzayı nasıl yaşanılır kılarız ve bu konu Dünya’ yı daha iyi hale getirmek için kullanılabilir mi? Geçen Hafta Çin’in Ayın görünmeyen bölgesine inişi bir çağı geri açtı o da Uzay çağı.Sadece Uzay mimarisi gibi bir alanla ilerleyemezsiniz. Çünkü bir ütopyadan bahsediyoruz. Olasılıklar üstüne düşünmek,”Nasıl” sorusunun cevabını aramak üstüne. Mesela Tibetli rahipler dağlarda insanlardan uzak teknoloji olmadan yaşayanlar, Afrika’da açlığa ve susuzluğa dayanan, her zor koşulda yaşayan, bu kişilerin yaşamını örnek alabiliriz. Çünkü sonuçta Uzayda yaşamaya karar veren insanlara gül bahçesi sunamıyoruz şu an. Bu konunun, nasıl gelişeceği üstünde düşünmek işin felsefi kısmını oluşturuyor. Teknolojik kısmında malzeme bilimini öne çıkacak, üretilebilir ve yeni

bir dil yaratılması gerek. Böylece her gezegen için baştan başlamadan eldeki varyasyonla ilerlenebilir. Mimari deyince aklımıza insan geliyor.Uzay yapılarında, önümüzdeki dönem robotlar hakim olmaya devam edecek. Mimari bir sonraki evrede gerçekleşir. Robotlar şartların iyice anlaşılmasını sağlayacak. Güvenliğimiz için de böyle olması gerek. Peki Uzay mimarisi nasıl gelişecek diye sorarsan, İlk önce (ki Virgin 50 km yukarı çıkmayı başardı) Önümüzdeki dönem bu yükseklikten Dünya’nın yuvarlağını gören insan sayısında artma olacak. İlk önce dakikalarla başlayacak ve sonrasında saatlere uzayacak kalma zamanları. Bu da aslında havacılık sektörünü etkileyecek daha üst atmosfer seviyesinden daha az yerçekimiyle kayarak dünyayı çok daha ulaşılabilir hale getireceğiz. Elon Musk’ın dikey iniş roketleri ve bunla uğraşan firmaların ekonomiyi aslında havacılıktan sağlayacak. Bu seviyede giden uçaklar tasarla-


|| Röportaj netimindeyim. Kurgu oluşturmak ve lider rolde kalmak için strateji geliştiriyoruz. Yeni oluşumlar kuruluyor. Bunları da zaman içinde öğreneceksiniz.

nırken de beraberinde Düşük Dünya yörüngesinde kalış başlayacaktır. Böylece muhtemelen şişme yapılarda, gözlem evi ya da kısa dönem kalınacak mekanlara doğru ilerleyecektir. Üniversite hayatınızda uzay mimarlığı hakkında bir çalışmanız oldu mu ? Hayır olmadı. Üniversiteden mezun olduktan sonra nerelerde çalıştınız uzay mimarlığı alanında kariyerinize nasıl yön verdiniz ? Ben her şeyin başında girişimciyim ve fırsat gördüğüm alanda ilerlerim ve bundan çekinmem, insan varlığının başından beri merak sahibi olmuştur. Gidilmeyen yerlere gitmiş yaşanmayacak ortamlarda yaşamıştır, bundan sonraki evrede de böyle bakınca Uzay ve denizaltının olduğunu söyleyebiliriz. Şu anda yaptığınız ve yapacağınız çalışmalardan bahsedebilir misiniz ? Rick Tumlinson ‘la çalışıyorum hedef ve amaçlarımız var. Aslında işin yö-

Ne zaman uzayda yaşamak mümkün olacak ? Konuya girdiğimden beri düşüncelerim ve fikirlerim değişti ve geliştiğini başladığım noktada kalmadığımı görüyorum. Yukarıda anlattığım gibi düşük yörüngede Dünya’yı gözlemleyebiliriz 10 sene içinde. Ay’da yaşam,tatbikî şart, Ay’da kalıcı bir koloni kurmak uzay için kırış noktası olur Mars, şu an çok uzak gelecek söyleyebilirim ve Dünya’ nın alternatifi ve umududur. Bize tavsiye olarak verebileceğiniz anınız veya tecrübeniz var mı ? Hayat hem çok kısa ve anlamsız, hem çok uzun ve derin. Hangisini tercih edeceğiniz size kalmış. Ben yaşamımızı tercihlerin belirlediğine inananlardanım. Kimisi tek yönlü olmaktan zevk alır, kimisi rengarenk giyinir. Bana sanki bu hayat, insanın kendinden ve kendine yaptığı bir yolculuk gibi geliyor. Başladığın noktaya geri dönüyorsun sanki.

renebilir miyiz ? Ben kariyerimin başından beri üniversitelerde yer aldım ve her zaman öğrenciler etrafımda oldu, aslında her şeyi biliyorsunuz, bir tek motivasyona ihtiyacınız var. IEEE’de kendi motivasyonunuzu sağlamak ve birbirinize güç vermeniz konusunda hem lokal de hem de global de etkili bir öğrenci grubu. Son olarak eklemek istedikleriniz var mı ? Teşekkür ederim değerli sayfanızda yer verdiğiniz için. Ayşe Ören Uzay Mimarı DesignArt Kurucusu

IEEE hakkındaki düşüncelerinizi öğ-

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

36


Hobi ||

FORMALAR NUMARALARIYLA YAZILAN HIKAYELER NBA her şeyiyle hikayeler dünyasıdır. Bugün NBA’i takip eden bir çok basketbolsever konuları rakamlar ve istatistikler ile tanımlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor. Halbuki bir ressamın tablosu, değerini üzerine ne kadar, kaç mililitre boya harcadığıyla ölçülmüyor takdir edersiniz ki. NBA’i bence bir çok şeyden ayıran en büyük özelliği bir hikayesi olması. Olayların nasıl geliştiği, neye sebep olduğu ve sonucunda hikayenin nereye doğru sürüklendiği. Uzağa gitmeyelim; LeBron James, Cleveland’da 4 NBA Finali’nin 3ünü kaybetmeseydi bugün Lakers forması giyecek miydi? Hikayeler demişken, bir de formalar var. Formalardaki numaralar bazen gözümüze isimlerden bile daha belirgin çarpar. Hafızamızda bazen oyuncuları isimlerinden önce forma numaralarıyla kodlarız. 23 dediğimizde hemen gözümüzün önüne Kırmızı Chicago Bulls forması gelir mesela. Bazen bu numaralar o oyuncuların bizde bıraktığı izlerden dolayı anlam kazanır. Bir de oyunculara sorun! Bazen de o numaralar o oyuncularda bir takım izlerden dolayı anlam kazanır. Yani kısacası forma numaralarının arkasında da bir hikaye yatabiliyor. Beşiktaş’ın efsane kaptanı, rüzgarın oğlu solbeki İbrahim Üzülmez vardı. Namı-ı diğer “Deli İbrahim”. Kendisi 11 sezon boyunca Beşiktaş forması giydi, forma numarası 19’du. İbrahim Üzülmez, düzgün bir karakterdi ama bir süper yıldız 37

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

vesaire değildi. Gayet de doğal ve mütevaziydi. Verdiği bir röportajı hiç unutmuyorum. “Neden 19 numaralı forma? Sizin için hikayesi nedir?” sorusuna verdiği cevap şöyledir; “Bilmem. Beşiktaş’a transfer olduğumda boşta olan numaralardan biriydi. Verdiler giydim.” Bazen de hikaye bu kadar basit bir şekilde hikayesi olmayabiliyor. Aslında kapsamlı bir yazı yazmaya kalksam herhalde Yüzlerce hikaye yazabilirim. Ama yazının fazla uzun olmamasını ve sıkılmadan yazıyı tamamlayabilmenizi istiyorum. O yüzden 10 tane örnekle yetineceğiz.

Kevin Durant: Herkes bilmez ama Kevin Durant’ın #35 numaralı forma giyme hikayesi enteresandır. AAU koçu Charles Craig ile ilişkisi çok derin olan Durant, koçunun 35 yaşında öldürülmesi nedeniyle onu onurlandırmak için 35 numaralı formayı giymektedir. Gilbert Arenas: Gilbert Arenas nam-ı diğer “Agent Zero” biliyorsunuz ki #0 numaralı

formayı giymiştir. Bunun nedenlerinden biri kendisinin bir zamanlar bir hiç olduğunu kendisine hatırlatması içindir. Aslında bu 0 sayısının bir kaç hikayesi daha vardır ama benim ilgimi çeken olan ise buydu.

Michael Jordan: Bazılarınız “Neden Michael Jordan’ı en başta yazmadın?” diyebilir. Ama bütün formalar ve numaralar kutsaldır ve bu konuda top10 sıralama şeklinde yazmayı bir saygısızlık olacağını düşündüm. Gelelim Majestelerine… Herkes bir çok kişinin neden #23 numaralı formayı giydiğini bilir. Cevabı basittir: Michael Jordan. Peki Michael Jordan neden 23 numaralı formayı giydi sizce? Michael, büyürken hep abisi Larry ile basketbol oynardı ve bugün bile hala Larry’nin ondan daha iyi olduğunu düşünür. Michael, liseye başladığı dönemlerde abisi Larry kendi takımında 45 numaralı formayı giyerdi.


|| Hobi Michael ise kendisinin abisinin yarısı kadar iyi bir oyuncu olduğu düşündüğü için 23 numaralı formayı giymeyi seçmiştir. Düşünsenize; hikaye bu kadar ilginç. Bugün 23 numaralı forma her zaman bir kişiyi hatırlatır. Metta World Peace: Ron Artest. Asıl adı bu. Yani değiştirmeden önce. Dennis Rodman’ın açık ara lider olduğu NBA tarihinin en ilginç oyuncular listesinde hiç zorlanmadan ilk beşte yerini alabilir sevgili Artest. Kavgalarıyla olduğu kadar adamlığıyla da çok fazla iz bırakan World Peace, 2009 yazından Lakers’a trasnfer olduktan sonra #37 numaralı forma giymesinin nedeni kendisi kadar tuhaf. 2009’un Haziran ayında Dünyanın Gelmiş Geçmiş en büyük süperstarı Michael Jackson’ın ölmesi bence o yıllarda dünyayı sallayan en büyük olaydı desek yanlış olmaz. Jackson’ın efsane albümü Thriller’ın zamanında listelerde 37 hafta zirvede kalması dolayısıyla Artest 37 numaralı formayı giymiştir o sezon. Ben sadece yazdım, yorumu size bırakıyorum.

Damian Lillard: Bak bu güzel. Damian Lillard’ın #0 numaralı formayı giyme hikayesi alfabedeki “O” harfinden ötürü. Oakland’da doğdu, Ogden Universitesi’nde basketbol oynadı, ve

ilk NBA takımı Oregon eyaletinde yani Portland. Yani formasındaki #0 sayısı alfabedeki “O” harfini temsil etmektedir. Dwyane Wade: Dwyane Wade’in #3 numaralı formayı giymesi çok dindar bir Hristiyan olmasından dolayıdır. Hristiyanlıkta 3 sayısı kutsaldır ve “Baba-Oğul ve Kutsal Ruh”u temsil etmektedir. Bu yüzden #3 O’nun için inancını temsil etmektedir.

Dennis Rodman: Rodman, NBA tarihinin en çılgın oyuncusu olduğu artık malum bir gerçek. Cinsel eğilimi, Madonna’yla ilişkisi ve seks skandalları vesilesiyle her zaman gündem olmuştur. Rodman, kariyeri boyunca zaten hep ilginç forma numaraları giymiştir. Ama kariyerinin son yılnıda Dallas Mavericks’ta cinsel bir anlamı temsil eden “69” numaralı formayı giymek istemiştir. David Stern buna izin vermemiştir ve bu yüzden Rodman 70 numaralı formayı giymiştir. NBA tarihinden hiçkimse 69 numaralı formayı giymediğini de hatırlatmamız gerekir. Ne diyelim; kısaca Dennis Rodman.

Chris Paul: Chris Paul’un #3 numaralı formayı giymesi tamamen ailevi bir durum. Babası ve büyük abisinin isimleri Charles’tı. Bu onları CP1 ve CP2 yapmıştır. Otomatik olarak

Chris’i CP3 pozisyonuna koymuştur. Hiç akla gelmez yani. Steve Nash: Steve Nash’in normalde forma numarası 13’tü. Lakers’a transfer olunca 13 numaralı formanın Wilt Chamberlain’dden ötürü emekliye ayrılmıştır. Steve Nash’te futbola olan tutkusundan dolayı “playmaker”ı temsil eden “10” numaralı formayı giymiştir. Steve Nash aynı zamanda belirli bir yaşa kadar futbol oynamıştır.

Russell Westbrook: Westbrook, lise yıllarında UCLA’den beri “0” numaralı formayı giymektedir. Bu O’na yaşanılan her şeyin ardından yeni baştan başlamayı hatırlattığını ifade etmiştir. “Bazen bir şeyler yaşarsınız ve yeni bir başlangıç ararsınız. 0’a dönüp 0’dan başladığınızda her şeyi yeniden daha iyi yapabilmenize yardımcı olur. Yeniden rüzgarı alırsınız arkanıza.” gibi bir ifadesi de vardır forma numarası sorulduğunda.

Ara Gözbek

Yazar, Radyo Programcısı, Yorumcu 2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

38


Bizden ||

KEŞFET KENDİNİ ‘Nasıl yani insan kendini nasıl keşfedebilir ?` diyorsan gel yazıma kulak ver . Keşfetmek nedir peki ? Önce ana kelimemizi tanımlayarak başlayalım. Keşif , Türk Dil Kurumu’na göre var olduğu bilinmeyen bir şeyi bulmak olarak tanımlanıyor. Sahi farkında mıyız kendimizdeki gücü ,belki de farkına varamadığımız yeteneklerimizi ? Biz mi kendimizi keşfederiz yoksa birileri tarafından keşfedilmeyi mi bekleriz ? Peki sen hangisisin ? Genelde etrafımızdaki insanları gözlemleriz değil mi ? Ya kendimizi peki ? Biz kendimizi gözlemlemez miyiz ? Elbette gözlemleriz. Hangi konularda hassas olduğumuzu biliriz,sinirlenince en uç noktamızı biliriz,en sevdiğmiz yemeği,izlemekten keyif aldığımız film türü39

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

nü,yapmaktan hoşlandığımız eylemleri biliriz ve daha bir çok şeyi... E peki ne kadar iyi bir gözlemciyiz ? Yoksa sadece farkında olup bir şey yapmıyor muyuz ? Neden yapmayalım? Ya da hala farkında değil miyiz ? O kurduğumuz güzel hayaller var ya hani düşünürken gülümsediğimiz hayallerimiz.. İşte hayallerimizin gerçekleşmesi kendimizi iyi tanımamızdan ,tanımak da gözlemlerimizden geçiyor . Gelin en baştan başlayalım.Hayata ilk gözlerimizi açtığımızda hiçbir şeyi bilmiyorduk.Nefes alıp veriyorduk ve küt küt atan minicik bir kalbimiz vardı. O zamanlar birşeylerin farkında değildik tabi.Konuşmayı,emeklemeyi,yürümeyi,su içmeyi ve birçok eylemi bilmiyorduk.

Ailemiz öğretti bize her şeyi.İlk onlar anladı dilimizden,hislerimizin tercümanı oldular.Yıllar geçti,büyüdük hala da büyümeye,olgun birer birey olmaya devam ediyoruz. Yıllar geçiyor, zaman durmuyor. Değerimizin farkında mıyız? Birilerinin ‘iyi ki varsın’ demesini mi bekliyoruz? Peki beklemeli miyiz ? Hayır ! Neden birilerini bekleyelim ki.Ne istiyoruz ? Başarı mı,huzur mu,sağlık mı,mutluluk mu,barış mı,para mı yani bu soruların sonu gelmez.Ama cevabı kendimizde saklı. Ne istiyorsak onun üzerine yoğunlaşmalıyız. İstediklerimiz,hayallerimiz öyle uzaktan hayal etmekle gerçekleşmiyor. Bazen şans eseri gerçekleşse de bazı şeyler emek harcanmadığı zaman haz vermiyor,mutluluk,gurur vermiyor.


|| Bizden Hayat kolay değil,zor.Bazen engebeli,bazen yokuş aşağı gün geçmiyor ki aynı ruh halinde kalabilelim.Bu konuda hemfikirizdir diye düşünüyorum. Eğer kendimizin,değerimizin kıymetini bilirsek ve bunların farkında olup kendimiz için bir şeyler yaparsak,emek verirsek,çabalarsak inanın her şeyin üstesinden geliriz! Aslında küçüklüğümüzden itibaren kendimizi tanımaya,yeteneklerimizin,ilgi alanlarımızın farkında olmaya başlıyoruz. Yazımın giriş kısmından bu yere kadar keşfetmenin akılda yer etmesi üzerine konuştum şimdi de beraber biraz içselleştirelim.İçinizden ’Kendimizi nasıl keşfedeceğiz,nasıl değerimizin farkına varacağız?’ diye soruyorsunuz sanki. Dediğim gibi öncelikle birisinin bizi bir şeyler yapmak için yüreklendirmesine,süslü laflar söylemesine gerek olmadığını düşünüyorum.Çünkü kalpten istersek, yaparız ve beraberinde başarıyı da getireceğine inanıyorum. Siz de kendinize inanmalısınız. Kalp demişken pozitif düşünmenin, iyi niyetli olmanın kendimizi bulmamızda ve başarı sağlamamızda yardımcı olacağını düşünüyor ve ‘Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer.’ sözüne inanıyorum. Mesela bir günümüz üzerinden açıklayarak ana düşünceyi sizlere aktarmak istiyorum; her gün okula veya işe giderken aynı mesafeyi yürüyoruz (zamanla farkına varıyoruz ki hızlı yürüyebildiğimizin),okulda eğitimimizle ilgili çalışmalar yapıyoruz.Çırak olarak başladığımız bu eğitim–öğretim serüvenimizde (yeri geliyor kendimizi yetersiz hissettiğimiz zamanlar oluyor) Ama gün geçtikçe farkına varıyoruz ki aldığımız eğitimler sonucunda alanımızda yetkin birer birey olmaya başlamışız.

Arkadaşlarınızla muhabbet ederken espri kabiliyetiniz olduğunun farkına varabilirsiniz. Yolda gördüğünüz susamış köpeğe şişenizdeki suyu verip merhametli olduğunuzu, yanından geçtiğiniz ağacın yapraklarını düşerken gördüğünüzde hüzünleniyor veya baharda ağaçlar çiçek açtığında tebessüm ediyor yani küçük olaylar ruh halinizi etkiliyor ve bunun farkına varıyorsanız kendi benliğinizi bulmaya başlamışsınız demektir. Sizi bir başkası değil en iyi kendiniz anlarsınız. Kendinizi gözlemlerken hoşlanmadığınız şeylerin de farkına varırsınız.Beğenmediğiniz bir eşya,damak tadınıza uymayan bir yemek,kokusundan hoşlanmadığınız bir parfüm ,belki de sohbet etmeyi sevmediğiniz bir insan yani karşılaştığımız küçük farkındalıklarla bile kendimizi keşfederiz. Hangi yaşta olursanız olun hedefleriniz,istekleriniz,hayalleriniz olsun ki yaşamaktan haz duyun.

vin ki hayatta sizi sevmeye devam etsin.Severek yaptığınız iş size iyi gelecek, kendinize olan güveninizi ve başarınızı da arttırıcaktır. Gerçekçi olun ,hayallerinizden vazgeçmeyin , korkmayın. Kaygılarınızın üstüne giderseniz başarılı olacağınızı düşünüyorum.Unutmayın korktukça tutsak ,umut ettikçe özgür olursunuz. Size iyi gelen,yüzünüzü güldüren,hayatı sevdiren her ne varsa hayatınızda olması ve güzelliklerin peşinizi bırakmaması dileğiyle … Zehra Kasap Balıkesir Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğrencisi

Yaşanılanlar,insanlar,kişisel sorunlar,iş hayatı,günlük tempo ,yaşadığınız çevre şartları hatta mevsimler bile sizi iyi veya kötü etkileyecektir. Küçük şeylerle mutlu olmaya,yaşadığınız yenilgilerden ders almaya bakın .Çünkü insan edindiği tecrübeler ile olgunlaşıyor. Ama ne olursa olsun kendinizi se-

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

40


Bilim ve Teknoloji ||

ALÜMINYUM KABLO MU, YOKSA BAKIR KABLO MU? Gelişen teknolojinin etkisiyle, yatırımcılar maliyetlerini azaltmak amacıyla mevcut ürünlere denk özelliklerde olan farklı ürün arayışı içerisindeler. Kablo sektörü için bu arayış özellikle kablo üretiminde hammadde olarak kullanılan alüminyum ve bakır kıyaslamasında öne çıkmaktadır. Alüminyum(Al) ve Bakır(Cu) hakkında Alüminyum gümüşümsü bir renge sahip, yumuşak ve hafif bir metaldir. Yer kürenin yaklaşık %8 oranında alüminyumdan meydana geldiği tahmin edilmektedir. Doğada serbest olarak çok nadir bulunur. Üretim süreci çok karmaşıktır ve yüksek miktarda enerji gerektirir. Elektroliz sonucu %99,5 saflık seviyesinde alüminyum elde edilir. Alüminyumun içerisinde yer alan yabancı maddeler metalin dayanıklılığını azaltacağından, bunun önüne geçmek ve %99,9 oranında saf alüminyum elde etmek için elektrolitik saflaştırma metodu uygulanır. Bakır ise kızıl bir renge sahip, doğada serbest veya bileşik olarak bulunan bir metaldir. Yapısının 41

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

yumuşak olması ve kolay işlenebilmesi sebebiyle eski çağlardan bu yana dünyada en çok kullanılan metaller arasındadır. Yer kürede %0,01 oranında olmasına karşın, madencilik firmalarının öncelikle tercih ettiği maden türüdür. Teknik değerlendirme Alüminyum ve bakırın teknik özelliklerini kısaca iki ana başlık altında toplayabiliriz. • Fiziksel özellikler • Elektriksel performans Bu iki ana başlığı değerlendirmeye alırken unutmamamız gereken en önemli nokta, bu özelliklerin birbirleri ile etkileşim içerisinde olduğudur. Her iki metali fiziksel olarak kıyasladığımızda, öne çıkan en önemli nokta ağırlıklarıdır. Çünkü alüminyumun özgül ağırlığı, bakırın özgül ağırlığından daha düşüktür. Bu sebeple, kullanılması planlanan iletkenlerin fiziksel özellikleri ağırlık ve boyut olarak önem kazanır.

Özgül ağırlığı düşük olan alüminyum bakıra göre yaklaşık olarak

yarı yarıya daha hafiftir. Ancak iletkenlik özellikleri ele alındığında, bakırın iletkenliğinin alüminyuma göre çok daha iyi olması ya da alüminyumun direncinin bakıra göre daha yüksek olması, aynı sistem için gerekli olan alüminyum iletkenin fiziksel yapısının %15-25 oranında daha fazla olması anlamına gelmektedir. Kablo kesit hesabında kullanılan gerilim düşümü formülünden faydalanarak, bu iki metalin iletkenlik özellikleri karşılaştırıldığında;

Aynı sistemde kullanılabilen alüminyum iletkenli kablo kesitinin, bakır iletkenli kablo kesitinin yaklaşık olarak 1,6 katı olması gerekmektedir. Öte yandan, elektriksel performans olarak direnç yapısı ile birlikte, dielektrik özellikleri, empedans karakteristiği, kısa devre dayanımı gibi özelliklere bakılırken, fiziksel performans olarak ise,sıcaklık artışına olan tepkisi,


|| Bilim ve Teknoloji yangın dayanıklılığı ve mekaniksel dayanımı gibi konuların ele alınması gerekmektedir. Kısa devre anında, bakır iletkenler alüminyum iletkenlere göre mekanik mukavemetini daha iyi korurlar. Alüminyum kullanılması, rijit iletkenlerde çekme ve bükülmelere, esnek iletkenlerde ise bükme, gevşeme veya sıkıştırma gibi olaylara sebebiyet verebilir.

Alüminyum iletkenler titreşim, çatlama ve kırılmalara bakır iletkenler kadar dayanıklı değildir. Mekaniksel yorulma, tekrarlanan yükleme ve boşaltma streslerine maruz kalındığında ortaya çıkar ve mikroskobik çatlaklara sebep olabilir. Bu çatlaklar, zamanla kritik boyuta ulaşabilir ve büyük kopmalara yol açabilirler. Termal iletkenliklerini incelediğimizde ise, akım altında oluşan ısı, bakır iletken tarafından çok daha hızlı dağıtılır. Bu durum, örneğin herhangi bir motorun aşırı akım çekmesi sırasında oluşan ısının transferinde önemli bir özelliktir. İletkenin daha küçük çaplı olarak seçilmesi, ısının yüzeye daha kısa bir yoldan hızlı olarak aktarılmasını sağlar.

Bakır elementi, yüksek ergime sıcaklığı sayesinde termo-aktif süreçlerde meydana gelen mekaniksel kuvvetlere (genleşme, büzüşme vb.) mekanik özelliklerini kaybetmeden dayanabilir. İletken malzemelerin seçiminde önemli etkenlerden birisi de bağlantı ve eklerdir. Elektriksel bağlantıları etkileyen dört ana mekanizma vardır. Bunlar: • Oksitlenme • Galvanik etki • Soğuk akış / Sünme • Termal genleşme Oksitlenme: Bağlantı noktasında metal-metal temasının azalmasına veya temas direncinin artmasına sebep olan oksit, sülfit veya inorganik filmlerden meydana gelir. Bu etki temas yüzeyinin ısınmasına ve bağlantı noktasındaki sıcaklığın artmasına neden olarak arızalanmaya sebep olabilir. Alüminyumun aksine, bakır bağlantılar nadiren aşırı ısınır ve yüzey hazırlığı ya da oksit önleyici bileşiklerin kullanılması gerekmez. Galvanik etki: Alüminyum ve bakır birbirleri ile temasa geçtiklerinde alüminyum, elektrolitik etki ile yapısal özelliğini fiziksel olarak kaybedebilir. Temas yüzeyinin azalması veya korozyon gibi sebeplerle, bağlantı noktası hem mekaniksel hem de elektriksel olarak bozulur. Bu nedenle, kontak contaları, bimetal sonlandırma veya özel teçhizat kullanımı gibi ekipman ve aksesuarlar ile birlikte

kullanılan alüminyum iletken bir dizi ekleme tekniğine ihtiyaç duymaktadır. Soğuk akış / Sünme: İyi bir bağlantı yapısı oluşturabilmek ve iletkenlerin yüksek temas sağlaması için basınç uygulanır. Bu işlem, metalin “akmasına” yani deforme olmasına neden olabilir. Bu etki daha çok alüminyum iletkenlerde görülür iken, daha sert bir yapıya sahip bakır iletken için etkisi önemli olmayacak kadar azdır. İletken stres altında iken, stresin seviyesi, süresi ve sıcaklığına bağlı olarak oluşan plastik deformasyonuna “sünme” denir. Hem soğuk akış hem de sünme, temas basıncında azalmaya, artan ek direncine ve dolayısıyla aşırı ısınmaya yol açar. Alüminyum, bakırdan daha fazla, daha hızlı ve daha düşük sıcaklıklarda süner. Termal genleşme: Yük altında ısınmakta olan bakır-bakır, pirinç-bakır veya kablo pabucu ile yapılan bağlantı noktalarında gevşeme gözlenmezken, alüminyum iletkenlerde termal genleşmedeki yüksek farklar zaman içerisinde gevşemeye sebep olabilir. Temas direncinin artması, aşırı ısınmayı ve ark potansiyelinin artmasını, dolayısıyla yangın riskini arttırır. Bakır ile yapılan ek bağlantıları, alüminyum ek bağlantılara göre daha güçlü, korozyona daha fazla dayanıklı, soğuk akışa ve termal etkilere daha az duyarlı oldukları için daha güvenilir ve uzun ömürlüdür.

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

42


Bilim ve Teknoloji || Montaj Yapısı ve Maliyet Kablolar ister alüminyum ister bakır olsun, montaj sırasında dönüş noktalarında art arda bükülmelere veya çekme kuvvetlerine maruz kalırlar. Bu bükülmeler, iletkenin fiziksel olarak zorlanmasına sebep olmaktadır. Bununla başa çıkmak için, iletkenin esnek bir yapıya sahip olması gereklidir. Uluslararası TS EN 60228 üretim standartına göre hazırlanmış olan kablolar dört sınıfa ayrılır. • Sınıf 1: Katı iletkenler • Sınıf 2. Örgülü iletkenler • Sınıf 5: Bükülgen iletkenler • Sınıf 6: Bükülgenliği Sınıf 5’den daha fazla iletkenler. 1. ve 2. sınıf iletken üretimi için hem alüminyum hem de bakır malzemenin kullanılmasına izin verilir iken, 5. ve 6. sınıf iletken üretimi için sadece bakır kullanılmasına izin verilir. Bunun sebebi ise, bakırın esnek yapıya uygun olmasıdır. Aynı standart, alüminyum iletkenlerde yeterli mukavemetin sağlanması amacıyla minimum boyut olarak, 10 mm² ve üzerindeki kesitlerde üretilmesine izin vermektedir. TS EN 60228 ve TS EN 50565-1 standartlarında izin verilen bükme yarıçapları, kablo çapının 2 katı ile 15 katı arasında değişkenlik gösterebilir. Ancak aynı akım taşıma kapasitesindeki kablolar için, alüminyum kablo daha büyük kesitli olacağından, daha geniş bir bükme açısı ile döşenmesi kaçınılmaz olacaktır. Enerji tasarrufu ve CO2 emisyonu yönünden ele aldığımızda, elektrik ve ısıyı en iyi ileten metaller arasında, bakır öne çıkmaktadır. Bakırın özdirencinin düşük olması, kullanıldığı cihaz ve ünitelerde enerji 43

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

performansının iyileştirilmesinde önemli ölçüde rol oynarken, enerji tasarrufu sağlayarak üretilen CO2 gazı emisyonunun azalmasına da katkıda bulunur. Kurulum, işletme ve bakım maliyetleri değerlendirildiğinde, alüminyumun yatırım maliyeti her ne kadar bakıra göre daha uygun olsa da bu metallerin bakım masrafları, kurulum ekipmanları, imalat masrafları ve kurulum işçiliği gibi konular toplam maliyete dahil edildiğinde, alüminyumun sağlamış olduğu maliyet avantajı ortadan kalkmış gibi olmaktadır. Alüminyum ve Bakır kablo karşılaştırma örneği İlgili karşılaştırma tablosu örneğinde, aynı akım taşıma kapasitesine sahip olan alüminyum ve bakır kablonun, yazımızda da bahsettiğimiz teknik değerlerinin birbir-

leri ile karşılaştırılması görülmektedir. Bu tabloya göre alüminyum iletken kullanılması durumunda; Kablo toplam çapı %17 artmakta, İletken çapı %27 artmakta, Bükme yarıçapı %17 artmakta, Sevk makara boyutu %18 artmakta, İletkenlik direnci %3,8 artmakta, İletken kayıpları %4,1 artmakta, Ekran kayıpları %40 artmaktadır. Bu sebeple, alüminyum kablonun bakır kabloyla kıyaslaması yapılırken sadece satın alma maliyeti değil, teknik şartların işletmenin yapısına uygunluğu ve işletme maliyetlerine olan ya da olabilecek etkisinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Can Sağkol Prysmian Group Ürün Müdürü


|| Bilim ve Teknoloji

Türkiye’nin yanı sıra dünya’ nın çeşitli ülkelerinden okurlarımızın gönderdiği güzel fotoğrafların bir kısmını paylaşmak istedik. Bizimle fotoğraf paylaşan okurlarımıza teşekkür ederiz.

Siz de paylaşmamız için instagram hesabımıza iletebilir veya hastag üzerinden paylaşabilirsiniz.

@ieeebaunfoton

#fotodafoton 2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

4


Güncel ||

NEDEN KENDİ PARAMIZI BASIP ZENGİNLEŞMİYORUZ? Hepimizin Aklındaki Soru: Neden Daha Fazla Para Basarak Ülkenin Borçlarını Ödemiyoruz? Ülke ekonomilerini konuşurken, ülkenin varlıkları, parasının yabancı paralar karşısındaki değeri gibi konuların yanında, iç ve dış borçları da elbette önemlidir. Ve ekonomiye az çok ilgi duymuş herkesin, hayatında en az bir kez kendine ya da çevresine sorduğu bir soru olur; “Madem ki borcumuz var, o halde neden daha fazla para basıp bu borçları ödemiyoruz?” İşte bu sorunun yanıtını Ekşi Sözlük ve Twitter yazarı systemfailed14’ün ilgili entry’sinden, kendisinin de izniyle derledik. “Para” dediğimiz şey, her şeyden önce bir değişim aracıdır. Paranın olmadığı zamanlarda insanlar 10 kilo buğday verip 1 tavuk alıyordu. Lidyalılar’ın milattan once 700lü yıllarda ticaretle uğraşırken takas yönteminden kurtulmak için buldukları çözüm yolu para, böylelikle bir başka değişim aracı olarak keşfedilmiş oldu. Para basmak (emisyon) işlemini ülkemizde Merkez Bankası kontrol eder ve parayı kafasına göre basamaz. 45

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

Çünkü devletler, dolaşıma para sokabilmek için bir karşılık göstermek durumundadır. Yani para basabilmek için, elinizde (hazinenizde) altın rezervi olması gerekir.

den daha fazla miktarda harcanması gerekir. Yani enflasyon ortaya çıkar. Basit bir örnek verelim: Diyelim ki ülkedeki iç piyasada x kadar TL, ve y kadar da dolar var.

Öncelikle, tüm dünyadaki devletler ve şirketler kendi aralarındaki tüm ticarette dolar kullanarak alışveriş yapıyorlar. Uluslararası geçerliliği olan, tüm dünyanın tanıdığı tek şey dolar. Dış dünyadan aldığımız, getirdiğimiz ve sattığımız her şey dolar olarak tanımlanmış. Yani dışarıya olan dolar borcumuzu TL olarak ödeyemiyoruz. İkinci olarak, para basmak piyasaya daha çok para enjekte etmek demektir. Piyasada para bol olduğundaysa, paranın değeri düşer.

Biz bir x kadar daha TL basarak iç piyasadaki dolarları topladığımızda, dolaşımdaki TL miktarı 2 katına çıkacağından, TL’nin değeri 2 kat kadar düşer. Doların değeri ise 2 kat artar. Ya da 3000 TL maaş aldığımızı farz edelim.

Para, piyasadaki bolluğu nedeniyle değerini kaybettiğinde, bir ürünün edilinebilmesi için o para birimin-

Paranın değeri düştüğünde, çoğunluğunu yurt dışından kullandığımız tüketim ürünlerini daha pahalıya almaya başlarız. Bir anda her şeye zam gelmeye başlar; enflasyon tavan yapar; ve 3000 TL pul olur. Bu konuda belki de en bilinen örnek, Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya örneğidir. Savaş giderlerini karşılayabilmek için durmaksızın para basan Almanya, bu dönemde hiperenflasyonla dengesini iyice kaybetmiş, fiyat artışlarına paralel seyretmesi gereken banknotları basamamaya başlamış, ve bir ekmeğin bir kasa para ile alı-


|| Güncel Yatırımcılar kendi ülkelerinde değersizleşen dolarla bir halt olmayınca, ellerindeki yüklü paralarla Türkiye gibi ülkelere gittiler. Buralarda yatırım veya finansal olarak bu sıcak parayı gömdüler. Amerika kendi ekonomisini düzeltmeye başladıkça ise, artık bu dışarıdaki doları kendi ülkesinde geri çekmeye başladı.

nır hale geldiği bir döneme girmiştir. 1920’lerin Almanya’sında, ısınmak için para yaktıkları bilinir. Düşünün ki kömür almak için para harcamaktansa para yakmak daha mantıklıdır. Ayrıca gün içinde dükkan ve restoranlarda insanların ellerinde yeni fiyatları gösteren tabelalarla dolaştıkları bir dönemdir bu; para işlevselliğini tamamen kaybetmiştir.

fazla şey alabilmek mümkün olacak. Dünyada karşılıksız para basabilen tek ülke Amerika Birleşik Devletleri. 2008’deki krizden sonra parada genişleme politikasına giderek, deli gibi para basıp borç ödemişti. Sonuç ne oldu? Ülkeye dolar girmesiyle beraber 1 dolar = 1.2 TL’ ye kadar düştü bundan birkaç sene önce. Piyasada deli gibi dolar vardı.

Buradaki

Aşırı olarak bastığı bu dolar yüzünden ABD, eskiden 100 dolara 1000 ton buğday alırken aynı 100 dolara 250 ton buğday almaya başlamış; eskiden 2000 dolara Türkiye’de deli gibi tatil yaparken, aynı tatil için 5000 dolar ödemek zorunda kalmaya başlamıştı.

çözüm

ne

peki?

Çözüm elbette, iç piyasadaki doları daha da arttırmak. Peki arttırmak için ne lazım? Üretmek lazım. Sen üreteceksin ve dışarıya satarak ülkeye dolar sokacaksın. Ülkedeki dolar miktarı arttıkça TL değer kazanacak; ve ülke olarak dışarıya bağımlı olduğun ürünler daha ucuz gelecek. Ve 3000 TL maaşla daha

FED’in faiz arttırımı da bunun bir sebebidir. Yani ABD, cebinde parası olan yatırımcılara bir nevi “gelin ben size daha yüksek faiz veriyorum”, dedi. Yani karşılıksız para basarak kendi ekonomisini düzelten ABD, yine dünyanın tanıdığı tek para olan doların değerini yükseltmiş oldu. Yani kısacası işin özü, ülkelerin ekonomilerini daha ihracat odaklı kurabilmelerinde. Tabii ihracatı yapılan ürünlerin katma değeri de olması gerekiyor. İhracat sağlayacak kalemlerde ülkenin elini güçlendirecek atılımlar, ya da örneğin çok büyük bir ithalat kaleminden bizi kurtaracak, yenilenebilir enerji yatırımları gerek. Diğer türlü, işimiz zor. Salih Bulut Net Koruma Kurucusu

Ardından yatırımcılar, ellerindeki dolarlarla “gelişmekte olan ülkelere” yöneldiler.

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

46


Hobi ||

YOLDA OLMAK Seyahat etmek her zaman bir yere, bir şeye ulaşmak degil, yollarda olmak, ait olduğunu hissettiğin yerde var olmaktır. Bu akşam ne yiyeceginin planını yapmamak, yorulduğun yerde doymak, kaybolmak, bir ton eğlenceye ve bir o kadar sıkıntıya katlanmak, sıkıntıya katlanmayı oğrenmek, başlı başına ‘’öğrenmektir‘’. Kendime ait bir dünyayı yaşayabilmek icin yola çıktım. Kimsenin ne yapacağımı bana sormadığı bir yerde büyümüş biri olarak. Çoğu Anadolu insanı gibi. 18, 19 yaşlarını, hayatının en güzel çağlarını sürekli bir gerginlik ve huzursuzluk içinde geçireceğini düşünmüş bir ergenken,pişman olmamak için, öğrenebildiğim

47

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

kadarını öğrenmek için,yolda bekleyen her kültürü, her insanı kucaklayabilecek kadar özgür olmak için. Yolda olmak bir kayboluş olmalıdır çoğu zaman. Huzursuzluklarından, şehirleşmenin getirdiği gergin ortamdan “artık yeter” noktasına gelmeden huzurlu bir kaçış hali alabilmelidir. Ülkemizde çoğumuzun kabul ettiği bir gerçek var “Yolda olmak genelde bir boş bulunmuşluktur, boş gezenin boş kalfası olma durumudur.” Kültürümüzün, bu ülkenin ve bu toplumun çok büyük gezginlere sahip olduğunu, aslında bizim kültürümüzde seyahat etmenin özel bir yeri olduğunu anlaması gerekiyor. “Yolda olmak” felsefesini insanlara aşılamak, bu kültürün İlber Ortaylı, Barış Manço, Sunay Akın, Evliya Çelebi gibi gezginlere sahip olduğunu ve yolda olmanın kişisel gelişime faydasını daha fazla insana anlatmalıyız. Üniversitede öğ-

reneceğinizden çok daha fazlasını yollarda öğrenebileceğinizi unutmayın. . Belki de seyahat; beklentilerle büyümüş sevimli bir çocuğun huzursuzluklarının umududur. Yola çıktığınız zaman yola bir aitlik hissedersiniz. Kopamazsınız ondan, bir daha,bir daha ve bir daha gidersiniz. Gitmediğinizde size huzur veren yere ihanet ettiğinizi düşünebilirsiniz. Son zamanlarda seyahatin bana hissettirdiği en özel his bu. Daha fazla aitlik. Jon Krakauer ‘in her dizesi ders olacak sözlerini aklınızdan çıkarmayın.’’ Yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin


|| Hobi ğım bir zamanda bunların sadece bir bahane olduğunu kabul ettim.

tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz.” Hayatta özgürlük kadar kutsal olan, elinizden asla alinamayacak şeylerden biridir hayal kurmak. insan karakterinin en saf olduğu eylem. Bir gün Hindistan’da,öteki gün Patagonya’da, bir sonraki gün Avusturalya’ da uyanmayı hayal ettiğim zaman. Birinin çıkıp ‘’ sensin bu dünyanın Spartacus’ u korkma !’’demesi gerekiyor.

Asya’ da 10 Türk Lirasına paşalar gibi yaşadığım dönemler, nerdeyse dünyanın %70inin vizesiz olmasını öğrenene kadar. Bizi kendimizle yüzleştirecek her şeyden, ölümden korkar gibi korkuyoruz. Anlamak için kendimize gereken zamanı tanımıyoruz. Sizce de yeteri kadar lüks yaşamadık mı? Yatabiliriz bazen sokakta, Michelengelo’da, San Marco’da, La Rambla’da. Magusa’ da kenarı uçurum olan surların tepesine oturup fotoğraf çekilmek istediğinizde size doğru anne modunda ”don’t sit there you’re gonna faaaallll!!” diye saçlarını savura savura koşan turist teyzeyi kim sakinleştirecek? Sevgili okur; sözün özüne gelirsek ben gittim gezdim siz de gezin de dememek lazım, eğer hayatınızda bazı şeyleri çok istiyorsanız ve bu seyahat ise; dupduru algılarla, farklı coğrafya ve kültürlerde özgür anılar biriktirmek sizi geliştirecektir. Yosun tutmayan bir insansanız hiçbir şeye ilişik kalamazsınız. in-

sandan ayrılırsınız, şehirden ayrılırsınız, mekandan ayrılırsınız, aileden ayrılırsınız. Üst seviyeye geçtiğinizde fiziki olarak yer değiştirmeniz de gerekmez, ruhen her şeyden öyle güzel ayrılırsınız ki hayatınızın bileşenlerinden sığınacak bir kavuğunuz kalmaz. Rutini kıran ve rutine dönmeyi güçleştiren bir tedavi yöntemi varsa, hayatınızda kendinizi hala mutlu eden bir şeyler olmadığını düşünüyorsanız. Geç kalmayın. İnsanın hayatını daha güzel bir yere getirmek istediği anlar vardır. “O an” birilerinin çıkıp size bir şeyler söylemesi gerekiyorsa basit bir dil ile söylüyorum. ” ah şimdiki aklım olsa ” dememek icin. Bu dünyanın panzehiri seyahattir. Insan; hayatındaki o acı veren büyük boşlukları başka kültürlerin sarılmasıyla tedavi eder. Sevgiyle kalın. Bestami Köse İnterrail Türkiye Kurucusu

Yıllarca birisi geziyorsa benden farklı herhangi bir şeye sahip olduğunu düşünürdüm. Olsa da yesek dediğimiz ‘’ baba parası ‘’ bu bahanelerden başı çekiyordu. Bahanelerine sadık bir toplum olarak ‘’ vize almanın çok zor olduğunu düşünmem’’ ikinci sıradayken güzel bir atak ile ‘’ dil bilmiyorum’’ bahanesi üçüncü sırayı alıyordu. Kırılganlığımızı, şefkate duyduğumuz ihtiyacı; hırslarımınızın gölgesindeki statümüz, ego showlarımız ve maddi kazancımızla gidermeye çalıştı2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

48


Sanat ||

FİLM ÖNERİSİ YORUMLAMASI ÇİÇERO Merakla, olumlu beklentilerle ve heyecanla gittim Çiçero’ya, bu ne kadar iyi bir şey biliyor musunuz? Tıpkı yönetmen filmi gibi yapımcı filmi de imza oldu! Filmin öyküsü: 25 Kasım 2001’de, yani bundan 18 yıl önce, evet, 18 yıl, Murat Yetkin, Radikal’deki köşesinde “Çiçero Türk casusu muydu?” başlıklı bir yazı kaleme almış. Nitekim, Murat’ın casusluk hikayelerine merak sardığı sonradan belgelere dayanan iki muhteşem casusluk romanı yazmasından belli! Kendisine bunu hatırlattım, “Çiçero’nun asıl öyküsü ikinci kitapta” dedi. Henüz okuyamadım, ama haberiniz olsun. Öyküye dönersek, Murat Yetkin o yazısında aslında filmin senaryosuna kaynak oluşturacak bir biçimde Arnavut kökenli İlyas Bazna’nın Ankara’da Alman ve İngiliz Sefaretleri’nde çalıştığını ve casusluk yaptığını anlatıyor. İngilizlerden aldığı bilgileri Almanlara satan Bazna için önemli bir soru soruyor, “Bazna Türk casusu muydu, MİT elemanı mıydı?” Bu sorunun yanıtını filmin tadını kaçırmamak adına vermeyece49

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz

ğim. Sonuç olarak bir casusluk filmi ve yüksek gerilimde geçiyor, öykünün tamamını anlatırsam nasıl seyredeceksiniz, hele katil kim söylersem? Ama şu kadarını söyleyebilirim: II. Dünya Savaşı bütün dünyada yakıp yıkarak devam ederken savaşın dışında kalma çabası içindeki Ankara’da da casuslar savaşı sürmekte, her yerde ajan kaynamakta, İngiltere ve Almanya, Türkiye’yi kendi yanlarında yer alması için ikna etmeye çalışmaktadır. İlyas Bazna’nın Arnavutluk’daki çocukluğuyla başlayan film, daha ilk sahnelerden savaşın ne kadar korkunç olduğunu hatırlatıyor seyirciye: çoluk çocuk, hayvan demeden vahşice katledilen bir kasaba halkının cesetleri yerlerde yatarken çeteciler avlarının tadını çıkarmakta ve içip içip hareket eden her şeye silah sıkmaktadır. İlyas, saklandıkları bodrumda sağ kalmıştır ama aklı meydanda kalan down sendromlu kardeşi Ali’dedir. Onu aramaya çıkar, canlı bulur ama kurtaramaz. Filmde daha sonra rastlayacağımız engelli çocuk hikayesine buradan bağlantı verelim. Almanlar

Ari bir ırk yaratmak çılgınlığı içinde engelli ve down senromlu Alman çocukları da toplayıp gaz odalarında öldürmektedir. Alman Sefaretinde Büyükelçinin sekreteri olarak çalışan güzel Alman kadınının en büyük zaafı ise budur, down sendromlu çocuğu.. II. Dünya Savaşı hudutlarımız dışındadır ama Almanlar ve İngilizler Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için komplolar hazırlamaktadır. İnönü hükümeti ise bu komplolara karşı komployla cevap verir ve ülkeyi kan gölüne dönmekten kurtarır. Türkiye, o dönem belki ekonomik olarak çok sıkıntı çeker ama II.


|| Sanat Dünya Savaşı cehenneminden de uzak durabilir! Ne yazık ki günümüz politikacıları İsmet İnönü’nün askeri dehasını anlamadıkları gibi, siyasi dehasını da anlamayacak ve onu suçlamak ve aşağılamak için ellerinden geleni yapacaklardır. Filmde tek benimseyemediğim oyuncunun İsmet İnönü’yü canlandıran oyuncu olduğunu söylesem haksızlık etmiş olur muyum? Dönem dekoru ve dış sahneler dahil her şey çok iyi giderken 1943 yılında o trendeki İnönü ve Churchil’in gizli buluşma sahnesi o kadar önemli ki. İşte İnönü orada fizik olarak pek benzemiyor maalesef. Filmde casusluk sahnelerindeki heyecan ve gerilim dozu gayet iyi, çoğunda kendime, sakin ol, film seyrediyorsun demek zorunda kaldım! Hatta 50 model klasik arabalarla takip sahneleri bile başarılı ve sevimliydi. Filmde sadece casusluk heyecanı yok, aşk da var. Alman elçinin aşkı mide bulandırırken İlyas’ın aşkı göz yaşartıyor. Ve bu aşk, an geliyor ona vazifesini bile unutturuyor. Aslolan vatandır! WOLVERINE 2012 ABD yapımı WOLVERINE, fantastik-aksiyon türündeki,126 dakika süreli filmin yönetmen koltuğuna ticari filmler çekmede oldukça usta bir yönetmen olan James Mangold oturmuş. Başrolleri ise filmin ortak yapımcılarından olan Hugh Jackman,Tao Okamoto,Rila Fukushima,Hiroyuki Sanada,Brian Tee,Hal Yamanouchi ve Will Yun Lee paylaşmış. Marwel Comics’in en sevilen kahramanlarından birisi olan Wolverine, okuyucusu ile ilk kez ”The Incredible Hulk” çizgi romanının 180. sayfasında karşılaşmıştır. Bugün vizyona giren Wolverine, serinin ikinci filmidir. Ama bu filmin bir başka özelliği ise adında ”X Man” geçmeyen ilk Wolverin filmi ünvanına sahip olmasıdır. 2009 yılında vizyona giren ilk film,sinemalarda fazla ilgi görmemiş ve hayal kırıklığı yaratmıştı.Buna rağmen ikincisi çekildi ve film Japonya’daki tusunami felaketi nedeni ile vizyona 1 yıl geç girmiş oldu.Bu ikinci filmin konusu,1982’de dört bölüm olarak yayınlanan çizgi romanın bölümlerinden oluşturuldu.Filmin baş kadın

sevilesi yönetmen Hopper. Bu harika yol hikayesinin başlanacak öyle çok yeri var ki neresinden tutup çekelim ilk ilmeği bilemedim doğrusu. Başrollerini Jack Nicholson, Dennis Hopper ve Peter Fonda gibi usta oyuncuların paylaştığı bu harika yol filmi, bağımsız sinemanın en önemli örneklerinden kabul edilir. Yönetmen Dennis Hopper’ın ilk filmi olma özelliği taşıyan yapıt, 1969 yılında Cannes’da Altın Palmiye’ye aday gösterilmiş, Best First Work kategorisinde ödül almıştır. oyuncuları,bu filmden önce hiçbir filmde rol almadılar.Bu film onların ilk sinema deneyimi.Filmde görülen her savaş silahının Japonya’da sembolik bir anlamı var.Wolverine,Japonca’da ”isimsiz Adam” anlamında sözlüklerde yer alıyor.Filmin hikayesini beğenmememe rağmen Wolverine,ilk filmden kat kat üstün bir film. Filmin konusu ise dünyayı kurtarmak için sevdiği kadını öldürmek zorunda kalan Logan,x-men grubundan ayrılmış ve yalnız yaşamaya başlamıştır. Karşısına Yukio isimli esrarengiz bir Japon kadını çıkar.Bu kadın,Logan’ın 2.dünya savaşında Nagazaki’ye atılan atom bombası sırasında hayatını kurtardığı ve şimdilerde çok zengin olan bir Japon askerinin emrinde çalışmaktadır.Bu kadın Logan’a son günlerini yaşayan eski arkadaşının kendisini görmek istediğini söyler.Yukio ile birlikte Japonya’ya giden Logan,burada kendisini ölümsüzlük,güç ve para hırsıyla sarmalanmış bir karmaşanın içinde bulur.Logan,eski arkadaşının torunu Mario’yu kötülerden korumak ve kötüleri yok etmek için zorlu bir maceranın içerisine girecektir.

Filmin konusu: Uyuşturucu satarak kazandıkları parayı Amerika’da harcamaya karar veren iki hippinin ‘özgür’ olabilme ve geleneksel yapıyı zedeleyip kendi bakış açıların aktarma çabaları anlatılmaktadır. Bu çabalar, ‘özgürlükler ülkesi’ Amerika’nın bireysel özgürlüğe gösterdiği tahammülsüzlüğe karşı duyulan tepkinin yansımalarıdır. Doğaçlama diyalogların muazzamlığı ve efsanevi müzikleri ile dikkat çeken filmde sunulan yaşam şekli, ‘Heavy Metal’ müziğin ortaya çıkmasını sağlayan temel unsurlardan biri olarak kabul görmüştür. Özellikle Jack Nicholson’ın esrar kullandığı sahnedeki doğaçlama, filmin en güzel sahnelerinden birini ortaya çıkarmıştır. Neyse diyeceğim odur ki bu film gerçekten birçoğunun film listesinde ‘Top 10’ listesine hiç zorlanmadan girecektir. İzlenilmesi gereken harika filmlerden bir tanesi. ortaokul.com

EASY RIDER Öyle bir film çekildi ki 1969 yılında, yalnızca yol filmi severleri toplamadı yamacına. Kimler kimler sevmedi ki. Motosiklet sürücülerinin, ilgisi sevgisi olanların kalbinde taht kurdu bir kere. Öyle sinematik ifadeler teknikler kullanıldı ki akademik anlamda öğrencilere örnek olarak gösterildi, okutuldu. Film severleri hele birer birer değil yüzer yüzer topladı 2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

50


Hobi ||

İÇTİĞİNİZ KAHVE NE KADAR SAĞLIKLI? İşte Daha Sağlıklı Kahve İçmeniz İçin Deneyebileceğiniz 11 Yöntem Siz de kahvesiz bir gün geçiremiyorsanız onu daha sağlıklı hale getirmek için önerilen yöntemleri deneyebilirsiniz. Ama her şeyde olduğu gibi kahvenin de faydasını görebilmek için doğru şekilde tüketilmesi gerektiğinden bahsetmiştik. Peki kahvenin doğru şekilde tüketimi nasıl olur? Gelin bakalım: 1. Gece 02.00’den sonra kahve tüketmeyin.

Kahve, beslenmenizdeki en zengin doğal kafein kaynaklarından biridir. Kafein, kahvenin bu kadar popüler olmasının ana nedenlerinden biri olan bir uyarıcıdır. Size bir enerji sarsıntısı verir ve yorgun hissettiğinizde uyanık kalmanıza yardımcı olur. Ancak günün geç saatlerinde kahve içerseniz, uykunuzu etkileyebilir. Niteliksiz uyku, birçok sağlık problemiyle ilişkilidir. 2. Kahvenizi şekersiz tüketin. Kahve kendi içinde sağlıklı olmasına rağmen, kahveyi şekerle birlikte

kolayca zararlı bir içeceğe dönüştürebilirsiniz. Şeker, yüksek miktarda fruktoz nedeniyle, obezite ve diyabet gibi her türlü ciddi hastalıkla bağlantılıdır. Bu yüzden kahvenizi şekersiz içmeye kendinizi alıştırın. 3. Kaliteli bir marka seçin ve organik olanları tercih etmeye çalışın. Kahvenin kalitesi, işleme yöntemine ve kahvenin nasıl yetiştirildiğine bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. Kahvenizde bulunabilecek böcek ilacını ve zararlı kimyasalları tüketmek istemiyorsanız, kaliteli ve organik bir marka seçin. 4. Çok fazla içmekten kaçının. Orta derecede kahve alımı sağlıklı olsa da, çok fazla içmek genel yararlarını azaltabilir. Aşırı kafein alımı, insanların hassasiyeti değişiklik gösterse de, çeşitli olumsuz yan etkilere sahip olabilir. Çok fazla kahve içmek, olumsuz yan etkilere neden olabilir. Bununla birlikte, bu, tüketilen kafein miktarına ve bireysel toleransa bağlıdır.

51

“Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !” || 2018 - 2019 Güz


|| Hobi zararlı maddelerini vücuda almamak için suyun da süzülmesi gerekir. Bu ayrıca kahvenin tadını da değiştirir ve lezzet verir.

5. Kahvenize biraz tarçın ekleyin. Tarçın, özellikle kahve tadıyla iyi karışan lezzetli bir bitkidir. Araştırmalar tarçının şeker hastalarında kan şekeri, kolesterol ve trigliseritleri düşürdüğünü gösteriyor. Biraz tatlılık katmaya ihtiyacınız varsa tarçın ekleyerek tadı dengeleyebilirsiniz. Fakat tarçını da küçük miktarda kullanmaya dikkat edin. 6. Krema seçiminde dikkatli olun ya da kullanmayın. Süt ürünü olmayan kremalar yüksek oranda işlenir ve şüpheli içerikler içerebilir. Kahvenizi bir kremayla seyreltmeyi seviyorsanız, tam yağlı süt veya krema seçmeyi düşünün. İçeriği markaya göre değişir ve bazıları diğerlerinden daha sağlıklı olabilir. 7. Kahvenize kakao ekleyin. Kakao antioksidanlarla doludur ve kalp hastalığı riskini azaltmak da dahil olmak üzere birçok sağlık yararı

ile ilişkilidir. Kahvenize tat vermek için az miktarda kakao ekleyebilirsiniz. 8. Kahvenizi kağıt filtre kullanarak demleyin. Demlenmiş kahve kandaki kolesterol seviyesini artırabilecek bir diterpen olan cafestol içerir. Ancak, bu maddenin seviyesini yalnızca kağıt filtre kullanarak azaltabilirsiniz. Kağıt filtre ile kahvenin demlenmesi, cafestol miktarını etkili bir şekilde azaltır, ancak kafeinin ve faydalı antioksidanların geçmesine izin verir. 9. İçme suyu kullanın. Kahvenin içerisindeki kimyasalları ayırmak için kağıtta süzmek gibi,

10. Kahveyi dışarıdan almak yerine evinizde yapın. Her gün ofiste kahve içmek için bir dükkana uğruyor ya da makinelerin kahvesiyle günü geçiriyor olabilirsiniz. Fakat kahve de aynı yemekler gibi faydasını gösterebilmek için kaliteli olmalı ve steril şekilde demlenmelidir. Kahveyi evinizde rahatlıkla yapıp bir termosla taşıyabilirsiniz. 11. Kahvenizin içine şurup eklemeyin. Özellikle kahve dükkanlarının farklı tat vermek amacıyla yaptığı bu karışımlar, düzenli tüketimde sağlık açısından ciddi zararlara neden olabilir. Şurupları bir kenara bırakıp sağlık dolu kahvenizi yudumlamaya bakın. Başak Nur Süner Onedio Editörü

2018 - 2019 Güz || “Güçlüyüz; Çünkü Sen Varsın !”

52


Profile for Foton - IEEE BAUN

foton#5  

Foton, IEEE Balıkesir Üniversitesi Öğrenci Topluluğu tarafından hazırlanan bilim ve teknoloji dergisidir. Birbirinden değerli, alanında uzma...

foton#5  

Foton, IEEE Balıkesir Üniversitesi Öğrenci Topluluğu tarafından hazırlanan bilim ve teknoloji dergisidir. Birbirinden değerli, alanında uzma...

Advertisement