Page 1

AŞIRI DOZ

KASIM 2015

KITLEYE DEGIL KÜTLEYE HITAP EDEN BIR TAKIM SEYLER

SAYI 3

• KADIR GÜRDEMIR • TUGÇE BAYIR • EMRAH BAHADIR • EMRE ÖZKAN • NUR ERBEK • LEVENT E. YURDACAN • NATASHA WINN • JAN DEMIR • MERT KARACA • BURCU ERALI • NEYSE • GÖRKEM EMIR • PELIN YAVUZ • MUSTAFA YILDIZ • ARJEN ARI • EFECAN SEZER • ORKAN DAL • JIM MORRISON • ÇAGLA ÇAVDAR • AKIF HATUNOGLU • ORHAN VELI • ÇAGLA ÇAVDAR • SERCAN ÖZLÜ • ÜMIT YASAR OGUZCAN • FATIH KÜÇÜK • CAHIT SITKI TARANCI • FU • I.E ASLAN


orhan veli kanık

bir garip şair BIR GARIP ORHAN VELI İstanbul’da Boğaziçi’nde Bir garip Orhan Veli’yim Veli’nin oğluyum Tarifsiz kederler içindeyim Urumeli Hisarı’na oturmuşum Oturmuş da bir türkü tutturmuşum İstanbul’un mermer taşları Başıma da konuyor martı kuşları Gözlerimden boşanır hicran yaşları Edalım... Senin yüzünden bu halim. İstanbul’un orta yeri sinema Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama El konuşurmuş, görüşürmüş bana ne Sevdalım... Boynuna vebalim İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim Bir garip Orhan Veli’yim


perşembe günü hikayeleri

kadir gürdemir

KARLAR YAGDI BASA LEYLAM Aşırı Doz -yayımlanmayan- Eylül için hazırlanan Neşet Ertaş dosyasından, ütopik bir öykü. Diğer yayımlanmayan sayıların dosyalarını önümüzdeki aylarda teker teker sizlere sunacağız.

O’na ve Neşet Baba’ya… Sırtımı dönüp sesin geldiği yöne döndüm. Karanlıktan yüzünü ayırt edemesem de ağacın altına çökmüş rakı Saat gecenin dördüydü. Ayaklarımı uzatmış sigara içen bir ihtiyardı. “Buyur dayı,” dedim. Yanına gelmem içerken; bir yandan cama vuran yağmuru izliyor, bir yan- konusunda ısrarcı olup, “bi bak hele, bi bak,” diye karşılık dan radyo frekanslarını karıştırıyordum. verdi. “Yardım et de şu ışıklara kadar gidelim,”. “Kusura “Gece 2’de müzikli, konulu, canlı… 1685 Sokak! Yalnı- bakma dayı, acelem var, Leyla’mın yanına gitmem gerzlığınıza yalnızlık katacağız.” Dibe Vuruş Radyosu… Zap! ek,” dedim. “Gönül Mecnun olmuş, çölde geziyor. Ben“Tarlasına girip mahsulüne zarar veren iki ineği ‘terörist’ im Leylam Ankara’daydı. Öyle âşık olduk ki, babamın diye güvenlik birimlerine bildiren muhtar görevden…” sözünü dinlemedim. Evlendik ettik, üç tane çocuk Paralel Radyo… Zap! yaptık. Sonra anlaşamayınca ayrı yastıklara baş koyduk,” “Dermansız bir derde düştüm, dermanı var yar elinde,” dedi yaşlı adam ve poşetinden plastik bardak çıkarıp 96.3 Arabesk FM… bir duble de bana doldurdu. “İlk görüşte aşk, dayı… Okulun bahçesinde gördüm Neşet Ertaş’ı duyunca kaskatı kesildim. ben bunu. O an cız etti içim. Ufak bir Elim değiştirmeye varmadı. Sigaranın soruşturma, ismini öğrendim. Her külü üzerime döküldü, yağmur kesgece tekrar ettim, anca üç ay sonra ildi, radyo cızırdamaya başladı… cesaret edebildim yüzüne söylemNeşet Ertaş’ı duyunca Karşımda Leyla’mı gördüm. eye. Zaman geçtikçe daha çok kaskatı kesildim. Elim Doğrulmaya çalıştım, bir adım bağlandım. Şiirler yazıp eline değiştirmeye varmadı. Sigaranın külü geri gitti. Ben ona yaklaştıkça tutuşturdum, hatta bir iki üzerime döküldü, yağmur kesildi, o geri gitti. Neden? Neden ben kere yan yana bile geldik,” radyo cızırdamaya başladı… ona yaklaştıkça o geri gidiyordedim, “ama sevmedi işte,”. Karşımda Leyla’mı du, sanırım bunu hiçbir zaman “Aşk biterse yorulur insan, ben anlayamayacağım. Ümidimi kesne zaman ölürsem Neşet yoruldu gördüm. meyip peşine takıldım. Sonuçta o desinler,” dedi. bana gelmişti. Soluğu sokakta aldık. Gece vakti koşup gitmesine gönlüm elKarga sesiyle irkildim ve az önce nelvermiyordu fakat yanıma da gelmiyordu. er olduğunu anlamaya çalıştım. Burası neresiydi ve burada ne işim vardı? Dün Kafamda bir plan kurup yolun aydınlık köşesine gizlen- geceki adam da kimdi? dim. Sonuçta karanlıktan korkardı ve sokakta yalnızca ben olduğum için yanıma gelecekti. Ama gelmedi. O Yerdeki boş rakı şişesini ve plastik bardakları poşete korkularıyla yüzleşti, benim ise korktuğum başıma geldi. doldurup evimin yolunu tuttum. O gece Neşet Ertaş’ın Az da olsa ümidim vardı. Onu bulmalıydım çünkü yap- evine gittiğimi ise çok sonra anlayacaktım. bozun eksik çarpası ondaydı. Bu sefer yolun karanlık tarafını izledim. Yokuştan aşağı inerken, “yavrum, bi bak hele,” diye bir ses duydum.


çağla çavdar

camel soft günlükleri

OLMASAYDI SONUMUZ BÖYLE Evimin küçük salonunda camel soft paketinden bir sigara çıkarıp yaktım. Babadan kalma antika bir radyom var, hala sağlam. Sigarayı yakarken radyoda ‘Yakarım Geceleri’ şarkısının çaldığını fark ediyorum.

şey bir adet camel softsa, dünyanın bütün palavralarına kulaklarınızı kapatmışsınız demektir. Ve aşk da bana göre bu palavraların içindedir. Yine de bu şarkı beni etkilemiyor değil. İkinci camel softumu da yakıyorum, o sıra Ahmet Kaya geceleri yakıyor. Radyodaki “Evet, sevgili dinleyenler, Bilmen Ne FM’den hepinize kadın ise palavralarına devam ediyor. Bilmem kimlere iyi akşamlar diliyoruz. Bu yağmurlu Kasım akşamın- daha saygı duyduğunu, sevgiyle andığını, ne kadar da, umarım hepiniz sıcacık yuvalarınızdan, rahat iyi bir insan olduğunu falan, sanki sahiden bunları koltuklarınızdan bizi dinlemektesiniz. Şimdi Ahmet düşünüyormuş gibi, insanlara anlatıyor. Sanki bahsetKaya’dan bir parça sizlerle…” tiği kişiler yaşarken bir çok saygısızlığa ve haksızlığa maruz kalmamış, yaşadıkları yerden, yuvalarından Bilmem Ne FM daha bir sürü şey söylüyor, Ahmet uzaklarda göçüp gitmemiş gibi bu hayattan... RadyoKaya’nın ne kadar saygı değer bir sanatçı olduğun- daki kadın ölülere saygı duyuyor, çok şükür. dan, kendisini saygıyla andıklarından falan işte. Yirmi yaşındaysanız ve şu hayatta elinizde tutabildiğiniz tek Ölüm… Bir kitapta mı okudum, filmde mi izledim tam bilmiyorum ama insan yaşarken, ölüme hazırlık olsun diye küçük ölümler tadarmış. Gerçi ben çok kitap da okumam, evden işe, işten eve... En son Ahmet Telli’nin bir şiir kitabını almıştım, Asuman’dan hediye. Asuman demişken, üçüncü camel softumu da yakıyorum. O sırada radyodaki kadın ikinci bir Ahmet Kaya şarkısını bizlere sunuyor: “Kendine iyi bak, beni düşünme. Su akar yatağını bulur.” Ölüm, diye fısıldadım kendi kendime üçüncü sigaramın yarısına gelmişken. Önce birkaç ay evvel toprağa verdiğim babamı geçirdim aklımdan. Bir insanın gözlerine bakıyorsunuz, ertesi gün, bir ay sonra ya da birkaç sene sonra o gözler ebediyen kapanmış oluyor. Gözlerini kapayıp giden, gördüklerini de alıp götürüveriyor sanki. Geriye birkaç fotoğraf, birkaç kesin konuşma ve anı kalıyor zihninizde. Asuman’dan neden uzak kaldığımı düşündüm sonra, belki bu da benim küçük ölümlerimden biriydi, hani şu hazırlık aşamasında olan... Tuhaf, manasız... Ben o kadar çok küçük ölüm yaşamıştım ki, aslının şimdiye dek gelmemiş olması akıl sır ermeyen bir durumdu. Aslında hayatımın Asuman kısmına gelene dek, çok şey kaybettiğimi anımsadım. Bunu anımsadığım sıra, dördüncü sigaramı yakıyordum. Yine de Asuman’dan neden uzak kaldığımı düşündüm durdum. Yalan yok, beni gerçekten seviyordu. Dahası bekliyordu da. Ona bir kez olsun yanımda olma şansı vermeme rağmen, yanımda olmak için epey çırpınmıştı. Anlatması güç İllüstrasyon: Efecan Sezer -4-


intiharlar kuşandım bir his, sanki Asuman’dan uzak durmam gerekiyor gibi içimde yer edinmişti. Dokunduğum, baktığım her şey soluyor, ölüyor, gidiyordu. Belki de Asuman’ı hayatımda tutabilmemin yolunu bu şekilde bulmuştum. Asuman’a âşık değildim. Yirmi üç yaşındaysanız ve elinizde kalan tek şey camel softunuzsa, aşk sizin için uzak bir histir. Yine de bir müddet onu sevmedim desem yalan olacak. Sonra işte o anlatılması zor olan his... Asuman’a âşık değildim, ama o da benim küçük ölümlerimden biriydi belki, kim bilir? “Gözüm yaşarıyor, yüreğim kanıyor. Olmasaydı sonumuz böyle…”

aşırı web açıldı! www.asiridoz.com dijital fanzin - ekstra içerikler yayımlanmayan köşeler, paf takım..

Elektrik 1000 Volt veya üzerinde elektrik akımına kapılırsak ne olur? Ölüm süresi: 2 Saniye. Ölüm sebebi: İç organlarımız yanar ve ağır doku kaybından kim vurduya gideriz. Yaralı veya sakat kalma riskimiz: Akım kesilmediği sürece kurtulma şansımız yoktur. Hadi yine onu bir ihtimale bağlayalım: On milyonda 1. Hissedeceğimiz acı oranı: Çok kısa süreceği için %25 Kafaya Ateş Etme Kafamıza pompalı ya da büyük çaplı mermi barındıran silahla sıkarsak ne olur? (Tam şakağımıza.) Ölüm süresi: 1 saniye Ölüm sebebi: Beyin ölümü gerçekleşir, beraberinde hızlı kan kaybından taklaya geliriz. Kurtulma şansımız: %3 Hissedeceğimiz acı oranı: Hızlı ölüm gerçekleştiği için %5. İlaç Yüksek dozlu herhangi bir ilaçtan bir kutu alırsak (15-20 adet arası) sonumuz ne olur? Ölüm süresi: 10 dakika Ölüm nedeni: Karaciğerimiz iflas eder veya kalp krizi geçiririz. Ya da ikisi bir arada gerçekleşir. Yaralı kalma veya kurtulma şansımız: %50 Hissedeceğimiz acı: %40 Aşırı Doz Damarımıza yüksek dozda uyuşturucu (Eroin,morfin) enjekte edersek n’olur? Ölüm süresi: 5 dakika Ölüm nedeni: Beyne pompalanan kandaki oksijenin yok olması sonucu beyin çalışmaz. Buna ilaveten kişi kalp krizi geçirir. Kurtulma şansı: %5 Hissedilecek acı: Neredeyse sıfırdır. Çünkü beyin alınan aşırı dozda uyuşturucudan dolayı vücudu artık hissedemez. (devamı 7. sayfada!) -5-


jan demir

şiddete meyyalim vallahi dertten

BIR INTIHARIN IZINDE: EDEBIYATÇILAR Doğumlardan çok ölümlerin bizi ilgilendirdiği bu çağ- Büyük ‘Dünya Savaşları’yla, açlıkla, doğal felaketle da, yaşama tutunamayanların, düşeceklerini bile bile sarsılan dünya, biteviye toplu intiharlara, toplumsal aslolan düzeni yıkmak suretiyle gerçekleştirdiği eylem- bunalımlara sebebiyet vermişti. Zweig, Wirginia Wolf, dir intihar. İntihar eylemini gerçekleştiren insan, kend- Walter Benjamin gibi isimlerde bu bunalım sonucu, inini yıkmak için değil, kendini yeniden inşa etmek için tiharın sonsuz kurtuluş olacağına kanaat getirmiştiler. bu yolu seçmiştir. İntihar, onlar için kendini zorlu bir uğraşla yeniden ele geçirmeyi, varlığı içine, baskı yapıp Fars topraklarında Kafka Halet-i Ruhiyesi; Sadık Higirmeyi, belli belirsiz ilerleyen tanrıdan önce davran- dayet’de baskı ve umutsuzluk sonucu intiharı seçmişti. mayı sağlayacak bir araçtı yalnızca. İntiharla kendi tasarımını doğaya yeniden uygulayan insan, ilk kez Ekim Devriminin şairi olan Mayakovski de, insanların kendi iradesiyle biçimlendirmişti her şeyi. Böylece in- devrim idealleri karşısındaki inançsızlığı ve umutsuz tihar eden kişi, güçlerinin, eğilimlerinin ve gerçekler- aşkları nedeniyle, geride son bir not bırakarak intiharı inin yönünü kendi seçmiş oluyordu. Çünkü yaşamın seçmişti. kendisi zaten bir çözüm değildi; yaşam, benimsenmiş, belirlenmiş, seçilmiş hiçbir varoluş Hepinize!.. İşte ölüyorum. Kimseyi suçlatürüne sahipte değildi. Onlar için mayın bundan ötürü. Hele dedi- koduyaşam, arzular ve kötülükler dizisidan, unutmayın ki, merhum nefret ydi. Yaşamları acıyla yoğrulmuştu ederdi. Anacığım, kardeşlerim, ve çoğu zaman maskeli yüzlerle yoldaşlarım! Bağışlayın beni. İş Mektubun ilk dizesi aşındırdıkları hayattan mağlup değil bu, biliyorum (kimseye halet-i ruhiyesini ve intihar kararını ayrılmışlardı. Hayatın diz boyu de öğütlemem), ama benim balçık kötülükleri arasında, tüm insanlara açıklar durumdaydı. ‘’Sevgilim, için başka bir çıkar yol kalbata çıka geride verilen mümamıştır. yine çıldırmak üzere cadelenin izi kalmıştı. Onlar, olduğumu hissediyorum. Ve ben dövüşmekten yorgun düşmüş “Artık sabahı da kaplıyor acı” bu kez iyileşemeyeceğim.’’ Gladyatörleriydi hayattın. diye not düşerek sonsuz uyku için çok sayıda uyku hapı içerOnlar, ne çarkı kırılmış düzenin ek intiharı seçen Cesare Pavese, kölesi oldular; ne de insanlığın İtalyan faşizmi tarafından yıllaronuruna yağan bir damla kar. Kimi ca hücrelerde tutularak, intiharının öldürülmekten yaşayamamış Yahudilegerekliliği yönünden kararlar almasını rin, Almanya’sından geliyordu, kimisi aydınsağlamıştı. lık bir çağa yönelen dünyanın tersine karanlığa gömülen İran’ın toprağından. Çiğnenmiş bir döneme II.Dünya Savaşı’nın yarattığı kasvet, üretken yoksundenk geliyordu bütün günler ve ölmek güzel geliyordu, luğu gibi nedenlerle ruhsal bunalıma giren Virgiana bu ütopya yolcularının öykülerine. Wolf, geride bir intihar mektubu bırakarak Ouse Nehri’nin sonsuz akışına kendini teslim etti. Mektubun Tezer Özlü, Nilgün Marmara, Sylvia Plaht, Walter Ben- ilk dizesi halet-i ruhiyesini ve intihar kararını tüm jamin, Stefan Zweig, Sadık Hidayet, Hemingway, May- insanlara açıklar durumdaydı. ‘’Sevgilim, yine çıldırakovski, Cesare Pavese, Metin Kaçan (...) gibi isimler- mak üzere olduğumu hissediyorum. Ve ben bu kez iyin günleri de, çiğnenmiş bir döneme denk geliyordu. ileşemeyeceğim.’’ Kiminin kanında ‘’Yaşama karşı ölüm’’ yazıyordu, kiminin ‘’Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yük- Hayattan, dünyadan, insanlardan, duygulardan, hislesekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum, rden kaçarak av tüfeği ile kendini vurarak hayatına son ölemiyorum.’’ yazıyordu. Ölüm onlar için, yaşamın bir veren Hemingway da diğer meslektaşları gibi intiharı ucundan bir ucuna her gün ölmekten çok daha cazip seçerek, bir yıldız gibi kayıp gözden kaybolmuştur. geliyordu. Sylvia Plaht’ın intiharı, en tutkulu intihar olmuştur. ‘’Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar’’ di- Çocuklarının odasına süt ve kurabiyelerini götürdükten yerek yaşayacaklara büyük ders veren dizelerde, şairler sonra, tüm kapıları kapatır. Dikatlice kapı aralıklarını tarafından biteviye sarf edilmişti.

-6-


bantladıktan sonra aşağı iner ve fırının gazını açarak kafasını fırından içeriye sokar... Nilgün Marmara ise Sylvia Plaht’ın ölümünden etkilenerek, oturduğu dairenin balkonundan aşağı bırakır kendini. (...) Bütün intiharlar aynı sonucu doğurmuştu, hepsi için hayatlarının en tutkulu, en yasa dışı eylemi olmuştu. “Yaşama karşı ölüm” onlar için slogan olmuştu.

Bilekleri Kesmek paralel olacak şekilde kesersek ne Bileklerdeki ana atardamarın olur? bulunduğu yer kesilirse neler yaşarız? Ölüm süresi: 3-4 dakika. Ölüm sebebi: Solunum yollarının Ölüm süresi: 9-10 dakika tıkanması sonucu nefes alamama Ölüm sebebi: Bilekler kesildiği ve kan kaybından kaynaklıdır. anda büyük bir acı hissedebil- Yaralı kalma ihtimali: %3 iriz. Ancak kan kaybı esnasın- Hissedilecek acı: %65 (Belki de da acıdan eser kalmaz ve ölüm en canlı, iliklere kadar hissediuykusuna dalarız. lecek bir intihar yöntemidir.) Yaralı olarak kurtulma şansı: %10 Hissedilecek acı oranı: %10 Yüksekten Atlamak En az 30 metre yükseklikten sert Gaz Teneffüs Etmek bir zemine atlamak. Gaz ile intihar edilirse ne kadar sürer, ne olur? Uzun süre zehir- Ölüm süresi: 5 saniye. li gazı içimize çektiğimizde nasıl Ölüm nedeni: İç organlar patlar, bir ölüm bizi bekliyor olur? kafatası yarılabilir ve kırılan kaburga kemikleri kalbi parçalayÖlüm müddeti: Maksimum 15 abilir. dakika Kurtulma şansı: %5 Ölüm nedeni: Oksijen yetme- Hissedilecek acı: %7 zliği, beyne oksijenin gitmemesi, kalp krizi ve akciğer kanamasıyla Tren Rayları sonuçlanır. Tren rayına kafayı dayayıp intiKurtulma şansı: %10 hara kalkışmak. Hissedilecek acı oranı: %6 (Belli bir süre sonra ciğerlerimi yanma- Ölüm süresi: 1 saniye ya başlar ve sonunda hissizleşer- Ölüm nedeni: Beyin ile vücut ek ölüm gerçekleşir.) arasındaki iletişimin kopması. Kurtulma şansı: Boğaz Kesmek %0.0000000000000001 Gırtlağı kesici bir aletle çeneye Hissedilecek acı: %3

hayat bi yanıyla güzeldir canım - ölümden dönenler Bir gün uyandı ve birden bana sinirlenesi tuttu. Herhalde “Natasha’ya sinirlenmeliyim, ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin, kızmalıyım ona” diye düşündü. Sonra birden ağlamaya başladım ve ona her şeyi daha da berbat ettiğini, kendimi öldüreceğimi söyledim. Bunu birbirimize defalarca söylediğimiz için, beni ciddiye bile almadı.

natasha winn

Kendimi çok değersiz hissettim. Yaşamayı haketmediğimi düşündüm. Söylediği her şey, yaptığı her şey... Bilmiyorum. Rezil biri olduğumu ve bu rezalete son vermenin de ölüm olduğunu düşündüm. Eğer sizin de kız arkadaşınız ya da erkek arkadaşınız bir gün size “Öldüreceğim kendimi!” derse, onu ciddiye alın. “Hep söylüyorsun zaten bunu!” demeyin...

-7-


fatih küçük

emrah bahadır

YARABANDI

BEKLERKEN

I. İnsan Memelerinden emer hayatın Adaleti

Hiç evlenmedim ben. Doğru insanı birkaç defa bulur gibi oldum. Hepsi de mükemmel kadınlardı kıyas yapmaksızın. Ama her birinde evlilik fikri yaklaşınca parasızlık Çin Seddi gibiydi önümde. Açlıktan ölmüyordum tamam da edebiyatçının doyduğu da görülmüş şey değildi hani. İşte böyle böyle yirmiler otuzları, kırklar ellileri kovaladı. Nihayetinde de fakircesinden çakma bir ‘bay C’ peyda oldu benden. Mükemmeli aramam sebep oldu bence buna. Orta direk bir hayat, başımızı sokacak bir göz oda olmamalıydı benim yaşantım. Müstakil bahçeli bir daire, bir tane yazlık, kapıda iyisinden bir arabam yoksa evlenip çoğalmak ne haddime dedim. Bunları kendim için de asla istemedim. Bir aile kuracaksam, Süpermen olmak istiyordum onların gözünde. Yeşilçam figüranlığı gelmiyordu bana. Yani kafam biraz başka çalışıyordu anlasanıza… Ya da evet, tamam korktum. Yetmemekten korktum. Kuracağım hayatta eşime çocuğuma yetememekten korktum. Yılmaz Güney misali bir mandolin, İbrahim Tatlıses gibi bir flüt alamamaktan korktum. Korktukça çekindim. Çekindikçe içime kapandım. Şair-yazar hem içine kapanıktır biraz ama benimki haddini aştı. İçim rutubet doldu. Çürüdü. Kendimden soğudum sonra böyle oldukça. Kendini sevmeyen başkasını sevemezmiş ya hak verdim. Yalnızlığı sevdikçe daha çok sevdim! Biliyorum bir gece kapattığım gözlerim hiç açılmayacak. Günler sonra leş kokusu fark ettirecek yokluğumu, beni sevmeyen mahalleliye. Ve ziyaretçisi olmayan bir mezar olacağım kimsesizler mezarlığında… Ne hayat ama! Bazı zamanlarda intihar da geliyor aslında aklıma. Ama ölümü beklemekten büyük heyecan var mıdır ki insanoğluna?

-8-

Kördür Kimine hayatın uçları Emziklerinin Böyle sürüldü piyasaya Hüviyetli üyeleri Gaddar ve zalimler tayfasının Arka sokağın pezevenkleri filminin Birinci sınıf karakter oyuncusu olmaktan başka Tek meziyetleri Eziyetlikleri Tek oturumluk hayat sınavında Baraj sorusunun Satır vururlar satır aralarında Güzel insanların kalemlerine İsterler, yaratmak Kelamsız caniler Güzel insanlardan Deseni birkaç damla kanla çizili Yetim bir gözyaşı kadar masum Şeytana yazılan Tek kurşun fiyatındaki İntihar mektuplarının Mısra aralarına sinmiş Devrik sebepleri II. Şiirden anlamayan kızlar için Mısra akıttık Şiirler ucuza, Kızlar öküze, Şair temyize… Ah etsen de gitti Vah desen de gitti Bu hikaye de burada bitti.


tuğçe bayır

eksik bir şey mi var?

ÇARESIZLIK Hiç bütün olamadım, uyum sağlayamadım. Kaçtım; eti kemiği olan, nefes alan her şeyden. Sığındım; insanların olmadığı her yere. Hep bi’ yarım kalmışlık. Mutfaktan kovulduğun için kahve yapamadan herhangi bir işe başlamaya kalkışmak, teşebbüs etmek. Tadı tuzu yok, ne yapsan eksik, tıkanmamak elde değil.

Elbette ki konuşmadım. Bütün laflarımı teker teker yuttum ve kendisiyle geçirdiğim kaotik günlerden miras kalan sinirlerime hakim olamama güdüsüyle çekip gittim. Artık derdim aşkı dolu dolu yaşamak değil de, aşkın geride bıraktığı enkazlardan 18 saate rağmen burnu kanamadan çıkan depremzedeler kadar şanslı sıyrılabilmek. Bir benzetme yapmak istedim ve ortaya az önce okuduğunuz Bütün yazını sigara içerek ya da bana beni anlatarak cümle çıktı, hala daha bir gün mutlu olabileceğime nasıl geçiren bir arkadaşım vardı, bu iki işin herhangi birinden inanıyorum? Bilmiyorum. Soruları üzerindeki yüklerden vakit artarsa muhakkak diğerini yapardı. Es geçtiğini hiç kurtarmaya hep çok üşendim. görmedim. Hayattan hiç beklentim kalmadı dediğimde insanlar “Seni çok seviyorum. İçimde bi’ şeyler eksik, hayatımda bana gülüp geçti. Fark ettim. Ama salağa yattım, öfkebirçok yer eksik, seninle tamamlıyorum.” mi ve örselenmişliğimi yüzlerine vurmadım. Çünkü hayattan hiç beklentim kalmadı. En beklediğin insan, Yengeçti. Mino’nun Siyah Gülü‘nü okuduktan sonra seni sana adım atmaya layık görmeyince sahip olduğunu “yengecim” demeye başladım ona. “Benden bi’ bok ol- düşündüğün hiçbir şeyin esasında sonuna kadar seninle maz yengecim, boş ver beni.” gitmeyeceğini fark ediyorsun. Bir kere daha ve daha iyi. Kafasına dank etmek diye bir deyim olmasaydı, şüphesiz Bu lafı ettikten sonra kaçırdım gözlerimi. Kendi ve- ki ben bulurdum.* fasızlığımdan korkarak, yüzündeki şaşkınlığı ve hüznü görmemek için kaçırdım. Benim ruhum dipsiz bir Ne yapacağımı bilemediğim ama aynı zamanda da çok kuyudur. “Yok canım daha neler, bundan daha kötüsü ol- güçlü durman gereken zamanlarda ağlama isteğim gelirse amaz artık.” diye kendime bir garip teselli verirken daha ilk önce çenem büzüşür daha gözlerim bile dolmadan. da dibe battığımda anladım ve kendimden vazgeçtim. Kendime dair emin olabildiğim tek şey bu. Ve yine eminAma buna rağmen hala kızabildiğim oluyor insanlara, il- im ki, beni kafamın içinde dönüp duran tilkilerden senin gisizlikten yakındığım günler oluyor. Ben bile içeride nel- dışında hiçbir şey kurtaramayacak. er döndüğünü merak etmiyorken, insanların psikiyatrları sıkıntıdan uyutan halet-i ruhiyemi çözüp beni benden iyi *Yoksa siz Ruhi Mücerret’i hâlâ okumadınız mı? anlamalarını, sonra da gelip anladıklarını anlatmalarını beklemek nasıl bir bencillik? Sen hiç yaşadın mı bilmiyorum, bana hep oluyor. Şu an parmaklarımın tuşlara basarak çıkardığı klavye sesi dışında çıkan sinek vızıltıları bile kulaklarımı tırmalıyor. Bazen o kadar korkuyorum ki yalnızlıktan, yani o kadar korkulur. Bazen o kadar insan yok ki çevremde, oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyorum sırf insanlar çaresiz kalınca ne yapar unutmamak için. Bazen de bazı sabahlara uyanıyorum Tomris Uyar okumaktan başka hiçbir işin rast gitmeyeceği. Biraz rahatlamak adına gittiğin kitapçıda, tüketim taleplerini karşılamadığı için çok satamayan kitaplar rafının arkasında eski sevgilinle göz göze gelmek. “Seni seyretmekten uyuyamadığım geceler, birlikte kahvaltı yaptığımız sabahlar nerede? Ekvatoral iklim bölgelerinden daha yeşil bir şey varsa onlar da yüzündeki iki çift gözdü ve ben seni değil onları öpmek istiyorum.” -9-


i.e aslan

yalnızlık üzerine öyküler

KI BURADAYIZ HALA!* I. Eylüldü ve bahardı, hafif yağmurluydu. Vapur mideni bulandırıyordu ama taksiye de binmek istemiyordun çok yazar diye. İddaadan 285 TL kazandığımı, paramız olduğunu ve taksiye binebileceğimizi söyleyemezdim sana çünkü iddaayı bıraktım sanıyordun. Pot kırmamak için metroya bindik. Sahile inerken iki sigara yaktım, ikincisinin yarısını sen içtin, bir de çakmağı kaybettin. Bakkaldan 2 Duvel, 2 Calsberg, bir paket Camel White ve bir çakmak aldık, tuvaleti kullandıktan sonra sahile indik. Yeni şeyler denemeyi seviyorduk. Bu yüzden daha önce içmediğimiz biralar ve henüz keşfetmediğimiz Camel tütünlerini içtik. “Calsberg gazoz gibi ama Duvel her türlü gidiyor,” demiştin, Camel White’ı henüz yorumlamamıştın. Bu olumlu demekti. Bir şeyi yorumlamamışsan bilirdim ki henüz tadını çıkarıyorsun.

dum. Tamam, iyi bir çevirmen değildim ama orijinal dilinden Kafka okuyan bir adama böyle şeyler söyleyemezdin. Babam inşaat işçisi, annem Fahri Kafkaesk idi. Dolayısıyla söylediklerimin aksi mümkün olamazdı.

Birkaç gün geçti, cebimdeki bozuklukların hepsiyle çiğdem almaya gitmiştim. Geldiğimde yanında Ümit, Metin Amca ve Şevin Teyze vardı. İlk defa o zaman tanışacaktık ve neyse ki yeterince çiğdem vardı. Metin Amca çantasından 70’lik votka çıkardı, pet bardakları pay edip vişne suyu ile dengeledi. Bu iki ihtiyar yolun karşısında, kitapçının üst katındaki lüks dairede oturuyordu. Ümit’in nereden geldiğini ise sanırım kimse bilmiyordu. Votkanı fondip yaptıktan sonra yanağımı öptün. Biraz sonra Ümit, “Abi 22 yaşında bir genç polis tarafından öldürülmüş, Twitter’da yazıyor,” dedi. “Kesin bilgi mi?”, “Kesin bilgi,”. Bitmeyen Calsberg’le çimleri suTamam, layıp ara sokaklardan Kıbrıs ŞehitSaatlerce ağlamıştın o gün, iyi bir çevirmen değildim leri’ne girdik. Çok fazla gürültü hatırlıyorum. Korkmaman için ama orijinal dilinden Kafka vardı ama rahatsız değildik. Bir Şevin Teyze bizi evine davet okuyan bir adama böyle şeyler boşluk bulup kalabalığın arasıetmişti, sen bana sarılmıştın. söyleyemezdin. na sıkıştık. Sol elinle elimi tuKorktuğunda bana sarılırdın, Babam inşaat işçisi, tup sağ elini yumruk yapmış, ben de sana kitap okurdum. annem Fahri Kafkaesk idi. devrimci türküsüne eşlik ediyorMetin Amca ile ufak bir kitap Dolayısıyla söylediklerimin dun. Bir müddet sonra meşaleler sohbeti üzerine en çok Dostoaksi mümkün olamazdı. yakıldı. Hayatımda bir kez maça yevski sevdiğini söyledin. Murat gitmiştim, 7 yaşındayım, Adana Menteş diyemedin, çünkü bilirdin Demir tribününde... İşte aynı o ortam ki bu yaşta entelektüeller klasiklerden vardı. O kişiler, o ışıklar, o şarkı… Bütün şehir hoşlanırdı. Hemen bir taktik geliştirip uzun griydi. Deniz bile… Sigaradan bir duman alıp şarkının bir sohbete zemin hazırladın. Metin Amca, sanki arksonuna yetiştim: “Gelip geçenler diyecek merhaba, adaşıymış gibi Dostoyevski için “Yalancı, adi, kumarmerhaba ey güzel çiçek!” Sonrası alkışlar ve dudak- baz bir adamdı. Öyleydi ki babası bile nefret ederdi ların… ondan. Ama şimdi ona hayran milyonlarca insan var çünkü işiyle kişisel yaşamını ayırt etmesini biliyorII. du,” dedi. “Belki çok iyi bir yalancı olduğu için iyi Haziran gelmişti. Dolayısıyla yaz gelmişti. Mart’ta bir yazardı,” dedim. “Dostoyevski çok mütevazı bir erken rezervasyonla Haziran’ın ilk haftasına Bodrum yazardı, asla abartmazdı,” dedi Şevin Teyze. Sohbetatili ayarlamıştık ama tadımız kaçmıştı. Her Haziran ti sabaha kadar uzatmak için konuyu yuvarlamıştın, olduğu gibi gene o şakayı yaptın: “Hatırlat da Haziran çünkü karanlıktan korkuyordun ve bu sohbet sana iyi sonlarında çocukluğumuzu yakalım,” diye. Entelektüel gelmişti, anlamadım sanma. “Kafka da öyle… Yani çok şakası diyordun sen buna. Ben sana ne kadar “entelek- pasif, cesaretsiz bir adamdı. Aptalın tekiydi hatta. Ama tüellik bu değil,” desem de aldırmıyordun. İki Kafka çok iyi yazardı,” demiştin ve bilgece bir üslup takınıp okudum, adam mı oldum diye düşünmemi istiyordun. bir sigara yakmıştın. Bu laflar Kafka’ya olduğu kadar Oysa ben Kafka kitaplarını Türkçe’ye kazandırıyor- banaydı da, fark etmiştim ama “Allah var iyi yazardı,”

- 10 -


pelin yavuz GEÇMISE KARISAN

deyip onaylamıştım. “Kafka öylesine salak bir insandı ki, kendisi için ölümü göze alan kadının yanına gidemedi, cesaret edemedi buna,” demişti Şevin Teyze, sen gülmüştün çünkü senin nazarında o Kafka bendim. “Neden,” diye sorunca “Patronundan izin alamadı angut,” diye konuyu toparladı Metin Amca.

Son zamanlarda epey bi duygusallaştım, ‘Dokunsanız ağlayacağım’dan öte, dokunacağınızı düşünecek olsam gözlerim doluyor, ölüyorum. Çünkü ruhen ölmek kimseyi ağlatmaz, bunu biliyorum. Ve sizde bilirsiniz ki daha kibar bir vedadır kalbin kuş misali göç etmesi. Gökyüzüne bakmayı unutan insanlara, bulutları hatırlatır çünkü kuşlar ve insanlar gözyaşlarını daima toprağa sunarlar. Ölmek, gökyüzünü unutmak değil de bulutlara küsmektir belki; bazen insan en sevdiğine kapatır ya kalbini. İşte tam da öyle!

Sabah olup ihtiyarlar evlerine -Ümit’in nereye gittiğini bilmiyorum- gittiğinde tekrar ağlamaya başlamıştın. “Katledilmiş,” dedin. Saçlarını öptüm, “Katilleri yakalanmayacak,” diye ekledin. İyice sarıldım sana, daha çok ağladın. “Yine öldürecekler,” dedin, “Belki seni, belki beni…”. “Öldürmeyecekler, güven bana,” dedim. Tutamayacağım sözlere hep inanmıştın bugüne kadar, gene inandın. Az ötede oturan grubun telefonunda ‘Haziranda Ölmek Zor’ çalıyordu. Zor olan başarılmıştı ve ben gene sözümü tutamadım.

Kapanan her kalp bir yara demektir. Ve anıları yara bandı tutmaz. Bu yüzdendir kan kaybından ölen ruhlar. Geçenlerde küçük çocuklar gibi bulutlara baktım ve yine seni buldum orada. En son gözlerim kısılana dek gülmüştüm, güneşe bakıp, sen varsın diye gülmüştüm. “Her şeyi anladım da bulutların arasından gelen ince ışıklar gözlerimi parlatırken, senin kalbimi kanatman neden be çocuk?” demiştim sana. Gerisi hep suskundu. Küskündü. Ne sen anlattın bana, ne ben senin için sağır olmayı göze aldım. Ve ben bunu bu akşam tekrar anladım; Benim kalbim, senin kalbinin içinde ölmüş. Mekanı cennet mi olmuş bilemem ama, gökyüzü gibiydi gözlerin o kahverengiliğine rağmen. En azından bir gök ile temiz toprağa sığmış, sana yakışmış kalbim. Dua et sevdiğim, ruhum huzur bulsun kalbinde. Ayna demiş ya zamanında “Ölünce sevemezsem seni?”

III. 2 sene geçti aradan. Gezi Parkı’nın üzerinden 2 sene, onlarca ay, sayısız gece ve gündüz, 1’i ciddi 3 kadın, yüzlerce şiir ve yüzlerce yalan geçti. 2 sene geçti ölümünün üzerine. Direnişte ölmedin ama epilepsi illetinden öldün. Entelektüel terimiyle Dostoyevski Hastalığından… Gene kordondayız. Metin Amca var, Şevin Teyze var, Ümit var, çiğdem yiyoruz ve sen yoksun. Birazdan çıkıp kitap alacağız sana. Ama kim olduğunu söylemeyeceğim, okuyunca anlayacaksın. Biliyorum, karanlıktan korkuyorsun. Bu yüzden geceleri cama çıkıp sana kitap okuyorum, bilmiyorum duyuyor musun? Murat Menteş’in de dediği gibi, “Korkma ben varım,” sevgilim. Toprak kokan saçlarından öpüyorum.

Ben senin kalbinde ölüyorum. Dilerim unuturum seni, dilerim kemiklerim kalbinde çürürken bu şarkı çalar. Şimdi sana soruyorum: “Ölünce sevemezsem seni?”

İ.E “yoldaşlar, yolu güzel yapanlar adına…” Bölüm sonu canavarı: Grup Munzur, Siliye

Anılar gibi geçmişe karışan ve ölene dek gökyüzüne hasret yaşamak zorunda kalan tüm kuşlara...

*bANDİSTA, 2014 albümü

- 11 -


kadir gürdemir

anlatın beraber gülelim EMRE ÖZKAN

Kadir Gürdemir’in yeni kitabı ‘Perşembe Günü Şiirleri’nden, tadımlık...

gözlerimde tutamadığım bir sevgi, iki dal cigara buğulanmış camlar, ismini kazımış. kalbin yüreğine atarken yazdığım o kadar şiir ağaca kazınmış izmarit dolmuş ıslak kaldırımlar, büyük yük ölüm. o kadar ki, perdeler boğularak sararmış. musluktan damlar gibi sesinin titremesi, acımış yıllanma, iki kibrit çöpü yalnızlık. aynı dörtlükte sıkışmışız, gülüşün silgi tozu, dağılmışız. yaşım on yedi çiçekleri günlük suluyorum ama mevsimlere sözüm geçmiyor. bir yandan şiir okurken bir yandan da geçmişi anmak gibi.

- 12 -


çağla çavdar

erkeklere ağlamanın 101 yolu

FIKRET Ben artık bu dünyaya katlanamıyorum Fikret. İçinde yor sonra, birçoğu bundan sonraki hayatında onlara bulunduğumuz bu zamana en çok, bu insanlara... Beni kin besleme fırsatı bile elde edemeden gidiyor ama kaplakların yaygın olduğu, fotoğrafların renksiz ama fo- lanlar ediyor işte Fikret. Kızlar babalarından, babalar toğraftaki gülümsemelerin sıcak ve gerçek olduğu kızlarından... Sağcılar solculardan, solcular sağcılardan. zamanlara göndersinler. Ben bu dünyaya da, bu hayata Hayat kadınlarından, homoseksüellerden, güzellerden, da katlanamıyorum diyorum sana Fikret, bunu iyi düşün. çirkinlerden, ünlülerden, ünsüzlerden, fakirlerden, zeBu söylediklerimi kapını çalıp yüzüne söyleyebilsey- nginlerden.. Delirmek üzereyim! Çocuklardan Fikret, dim, bana gülerdin biliyorum. Otuz iki yaşındayım ama çocuklardan nefret ediyorlar! Ben bu dünyada yaşamak sen yine de çocukmuşum gibi bakar, çocuk olduğumu istemiyorum Fikret, beni buralardan götürmen gerekirdüşünürdün. Ama Fikret sen de beni anla, benim hayatı- di. Sana gitme demedim, nereye gidiyorsan beni de yanıma bir tek iyi adam girmedi, bunların en başında babam na almalıydın. Sen kötü dünyalar görmüş, ama yine de var sen de biliyorsun. Sen herkesten iyi biliyordun bunu, iyi yerlere açılan kapıların anahtarlarını cebinde taşıyan öyleyse neden gittin? Neden yani Fikret, niye? Kolbir adamdın Fikret. Bir gün ikimiz de ölüp gideundan tutup seni karşıma oturtup, bir kere ceğiz, biliyorsun. Kendi inanç, ideoloji bile “Neden?” diye soramadım, sana heve düşüncelerimiz uğruna mücadele sap soramadım gözlerinin içine baka verip, onları savunurken de olmayBen otuz iki baka, kızamadım. Seni ne kadar acak bu. O kadar fiyakalı olmayyaşındayım Fikret, sevdiğimi biliyordun diyemedim, acak Fikret, sen de biliyorsun. otuz iki mumu sığdıracak büyüklükte neden gittin diye öfkeyle soraBu dünya böyle işte cancağızım. bir pasta alabilecek madım. Sen iyi adamdın Fikret, Aynı anda birileri ölüyor, birilekadar param da yok, niye gittin? ri doğuyor.. Kimisi tam şu anda üstelik kendimi pasta sevdiklerine kavuşurken, kimisi sevmediğime inandırdım Beni anla Fikret. Ben bu dünyadan onlardan ayrılıyor. Kimisi savaşçünkü yaşlanıyorum. öylesine uzağım ki, seninle aramta, kimisi saraylarında isimlerini dakine uzaklık diyemem. Kırk yıl telaffuz edemediğimiz çeşit kahvelöncesinde olmalıydım, kendi inanç erini yudumluyor. Birileri kendilerini ve düşüncelerimi savunurken bir gün, bir dördüncü kattan boşluğa bırakıyor. Bazı kurşunla ölmeliydim. O zaman bir işe yaradığımı çocuklar dayak yiyor, bazı çocuklar tecavüz edilhissedebilirdim. Ama ben bu zamandayım, bu naylon ip öldürülüyor. Çok acı var Fikret, ben bunca acı içinde ve plastik insanlar arasında, bu kötü adamların içinde, bunca yıl sadece seni sevmekle meşguldüm. Bu yüzden bu sahte yüzlerin gözü önündeyim ve ölümüm bu dört bu dünyadan işe yaramaz bir kadın olarak göçüp gideduvar arasında, belki bu masa başında, ya da kim bilir ceğim, belki anahtarlarını da benimle beraber gömerşu yatakta olacak. Ben sende kırk yıl öncesini bulmuş- sin, belki o anahtarların işe yaradığı bir yere giderim, ne tum Fikret. Bütün o siyah beyaz fotoğrafları, cızırtılı dersin? Hani şu iyi yerlerin kapısını açan anahtarların plakları, iyi insanları, bütün iyi babaları, iyi ağabeyleri senin… sende buldum. Ben senin dünyana aittim Fikret, beni anlamalısın. Ben otuz iki yaşındayım Fikret, otuz iki mumu sığdıracak büyüklükte bir pasta alabilecek kadar param da Son zamanlarda bunu öyle çok düşünüyorum ki, bazen yok, üstelik kendimi pasta sevmediğime inandırdım kafayı yiyeceğimden korkuyorum. İnsanlar birbirinden çünkü yaşlanıyorum. Seni severek yaşlanıyorum, anlıyor nefret ediyor Fikret, sebepsiz yere. Erkekler kadınlardan musun? Senelerdir aynı soruyu soruyorum şu dört dunefret ediyor. Onlara tecavüz ve işkence edip, öldürüp vara, bahçe kapısının hemen önündeki çöpe, köşedeki bir kenara atıyorlar. Kadınlar da erkeklerden nefret edi- sokak lambasına. Sen iyi adamdın Fikret, niye gittin? - 13 -


orkan dal

eski hatıralar ansiklopedisi

TAVA N A R A S I N DA U N U T U L A N TA H TA AT I N Ü Z E R I N D E K I KO R K U : B E YA Z M A N TO Sabah olmuş. Yazı beklerken yağan Nisan yağmuru, ok- Farklılaşmış birini görmek insanların hoşuna gidiyoryanus iklimini sıcaklığına düşürmüş havanın sıcaklığını. du; o farklı kişinin bulunduğu mağazadan alışveriş yapSosyal medyada “Kış geri geldi.” , “Mikail akıllı ol.” ve maları, insanlara, gereksiz bir tatmin sağlıyordu. O, bu hatırlamadığım paylaşımları okuduktan sonra, popüler popülerliğe aldırış etmeden, ayrıldı oradan. Kaçtı. Ne kakültürün insanları nasıl yönettiğini henüz idrak et- dar baskı görürse görsün, farklı olduğu yüzüne ne kadar mişken, su ısıtıcımın sesini duydum ve kahvemi yaptım. vurulursa vurulsun devam etti yoluna. Kendini ve derHava, eşine ancak İngiltere’de ya da Amerika’nın kuzey- dini anlatamadığı için girdi denize; en iyisi yok olmak, batısında rastlanabilecek kadar kasvetliydi. Kahvemi alıp, dedi, kendi kendine. İnsanlar, onun ardından gitmedi, odama geçtim. Bugün, hafta içi boş olan tek günümdü ve gitmeye çalışan bıyıklı genç de baskıyla durduruldu. bunu değerlendirmem lazımdı. Kahveyi masanın üzer- Kayboldu. Bıyıklı genç, dayanamayarak ve baskıya aline koyarken, kulpu koptu ve okumaya hazırlandığım dırış etmeden, ardından gitti; lakin her şey için çok geçti, kitabın üzerine döküldü. Havanın ağırlığı, hareketler- bulunamadı. Belki de beyaz mantolu adam bıyıklıydı ya imi de ağırlaştırmıştı. Kitabı, havaya kaldırdım. Bir da bıyıklı genç beyaz manto giyiyordu… miktar kahve aktı, tamamı değil. Birazını, kitap içmişti. Umursamadan, kitaptan akanla birlikte masada bulu- Yeni bir fincan kahve gördüm masamın üzerinde. Ne nan kahveyi sarı bir bez yardımıyla sildim. yaptığımın farkında değilim. Derken, evin çatı Kitabın önsözünü okumadan, içindeki katından gelen fısıltıları duydum. Kedidir hikâyeleri okumaya başladım. Dışarıo kedi. Hafif bir tebessümle devam etda inceden bir yağmur başlamıştı. tim, okumaya. Okuma, kısa sürdü. Anneme dönüp, Yağmur, okunacak metin, kahve Merakım ağır bastı ve merdivenbüyük bir özgüvenle varsa; dördüncüyü tamamlamak lere yürüdüm. Merdivenlerden lazım geldiğini biliyordum. Erik ağır ağır çıkarken merdivenler “Ben buradayım sevgili okuyucum, Satie’nin Gnossienne ve Gymkulaklarımı tırmalayan sesler sen neredesin acaba?” dedim. nopédies serilerini çalma listeme çıkarıyordular. Hızlı çıksam, Soğuk bir şekilde; koydum ve çalma tuşuna bastım. tırmalamayan; fakat rahatsız “Çok içiyorsun” dedi. edeci bir ses çıkacaktı. Kendimi Çok içiyordum. Yağmur, şiddetini arttıracak, diye ne kadar rahatsız edebileceğimi düşündüm. Ardından; yağmur… görmek adına yavaşça çıktım. Üç Büyük özgürlük, yağmur, ıslanmayı dakika sürmüştür, sanırım. Rahatsız bilenler içindir, tümceleri döküldü olmuştum, ama beyaz mantolu adam ağzımdan. Metni okumaya başladım. İlgimi rahatsız olmamam gerektiğini söylüyordu. çekmişti. Yazar, güzel ayrıntılarla bezemiş metÇatı katının kapısını açtığımda rahatsız oldum. ni. Modernist bir yazar, dedim. İlerledikçe, ayrıntıların Bir kedi… Haklı olmanın bana bu kadar rahatsızlık vereyanında hikâyenin içinde boşluklar da olduğunu ayrım- ceğini düşünmemiştim. Kediyi süzdükten sonra, kapıyı sadım. O halde, bir post-modern yazar olmalıydı. Sahi, kaplumbağa yavaşlığında kapadım. Kahvem soğuyordu. yazarın adı neydi? Kitabın önyüzüne baktım, Oğuz Atay yazıyordu. İlginç, adını hiç duymamıştım. Oku- Aşağıya indim, masamın başına döndüm. Fincana domayı sürdürdüm. Bir yaz günü, beyaz bir manto giyen kundum, ılıktı. Getiren, fazla uzağa gitmiş olamaz klişesiadam. Yerleşik değerleri reddeden ve onlara karşı ken- ni telkin ederek, kendi kendimi rahatlatmaya çalıştım. dini, susarak savunan bir adamdı. Yazar, basit kelimeler kullanmış; lakin anlatımın arkasındakileri ayrımsamaya Tedirgindim. Belki de korkmuştum ve onu bekliyorbaşladığımda, kahvenin soğukluğu ya da yere inen göğün dum. Başlığı gördüm ve irkildim. Korkuyu beklerken… kitaplığın en başına takıldı, Godot’yu akıbetinden tamamen soyutlamıştım kendimi. Beyaz Gözüm, beklerken… Godot, korku olabilir miydi? Bunun cevmantolu adam turist sanıldı, küfürler yedi. Buna rağmen, abını ancak okuduktan sonra verebilirdim. Okumaaldırış etmedi. O, istediği beyaz mantonun içerisinde ya başladım. Yalnız ve beceriksiz bir karakter çarptı memnundu. Diğerlerinden farklı olduğu için gördüğü gözüme. Yalnız kalmak için kendini soyutlayan, zaman baskı, onu ilgilendirmiyordu. Var olan yollardan değil, zaman bundan şikâyet eden bir karakter. Hikâyenin doo kadar hoşuma gitmiş ki yaktığım sigaram, bir kendi açtığı yoldan ilerliyordu. Bu yolda, biraz sigara kusu nefes alamadan kül olmuş. Yağmur şiddetini azaltmış, sattı, biraz da kibrit… Vitrinde manken olarak durdu. kedi hâlâ tavan arasında. Bu korkuyu, kendim yarattım. - 14 -


Kimseye zararı olmayan kediden korkmayı başarmıştım. Metin aktıkça, kızgın miyav sesleri duyuyorum ve merdivenden çıktığım sıradaki çıkan seslerden bile rahatsız edici, bu ses. Artık, bir kedi değil, kedigiller ailesinden başka bir tür olduğunu düşünüyorum. Onun, kapıyı kırıp, aşağıya inip, beni paramparça edeceği düşünceleri hâkim olmaya başlıyor, benliğim üzerinde. Bu düşünceler bana ait değildi. Daha önce bunları düşünen birileri olmalıydı; fakat benim onlara ulaşacak gücüm yoktu. Biri bana korku verirken, ben de bir başkasına korku verebilirdim. İnternetten, aslan kükremeleri, kaplan ve leopar sesleri indirdim. Dışarıdan geçenler oldukça, sesi açıp, onların yağmurun oluşturduğu sus birikintileriyle kendilerini ıslatmasını izliyordum. Keyif vericiydi. Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum. Korkuttuğum insanların yüzünde gördüğüm ifade sıradanlaşınca ve vicdanım bu olaya el vermeyince, insanları korkutmayı bıraktım. Miyav! Bu olaylar yaşandıktan sonra, kendimi masa başında babama mektup yazarken buldum. Ona öldüğünde yeteri kadar üzülemediğimi dile getirdim hayattaki başarısızlıklarımı reddedilişlerimi düşünemediğimi Beynimde bütün düzenleri yıktığımdan onlardan biri olmayacağımdan kendime ait düşüncelerimin olmayışından her şeyin önceden düşünüldüğünden küçükken bana yapmayı öğrettiği tahta atı yaptığımdan ve daha bir sürü şey konuşmayı unutuşumdan bahsettim tıpkı bu cümleleri yazarken noktalama işaretleri ve yazım kurallarını unuttuğum gibi.

giysilerim vücuduma yapışmış, anahtarın hangi cebimde olduğunu hatırlamama ya da aramama gerek yok. Anahtarı kolayca bulup, kapıyı açtım ve doğruca çatı katına yöneldim. Kapıyı tereddütsüzce açtım. Kedi uyuyordu. Uyandırmamak için yavaşça yaklaştım, alıp aşağıya indim. Mutfaktan bir kâse alarak, koltuğa oturdum ve ıslak olan bacaklarımı uzattım. Şişeyi açarken, kedi uyandı. Üzerimdeki ıslaklığı hissetmiş olmalı. Sütü kaseye boşalttım ve kedinin içişini izledim. Kâse yarılanmışken, kapı açıldı. Gelen annemdi. Beni gördüğünde şaşırmış bir şekilde: Bu ne hal? Neden ıslak ıslak oturuyorsun? Kucağındaki o şey de ne? Sokaktan mı aldın onu? Soru bombardımanına tutulmuştum. Ne evet ne hayır diyebiliyordum. O an, aklıma Albert Camus’ nün Tersi ve yüzü denemesi geldi. İkisinin de içinde tezat barındırıyor olması, aralarındaki tek alakaydı. Korku, sütü içmeyi bitirdi. Doğruldum ve ayağa kalktım. Korkuyu yere bıraktım. Annemin sorularına ve serzenişlerine cevap vermeden, üzerimdeki beyaz mantoyu çıkardım. Bu sırada korku, tahta atın altına doğru yavaş yavaş yürüyordu. Anneme: “Yıllardır bu kediyi tavan arasında unutmuşuz, iyi ki açlıktan ölmemiş zavallı” dedim. Annem, hâlâ şaşkındı. Babama yazdığım mektuptan ve onu benim götürdüğümden bahsettim. Annem: “Amma da hikâye!” dedi. Korku, kendisini bekleyen tahta atın altına çoktan yerleşmiş ve uyumuştu bile. Anneme dönüp, büyük bir özgüvenle “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” dedim. Soğuk bir şekilde; “Çok içiyorsun” dedi. Çok içiyordum.

Babam, bir demiryolu işçisiydi, mesleğini çok severdi. Alnından damlayan terin, kendi yaptığı rayın korozyonuna neden olduğunu gördüğünde, gücünün farkına varırdı. “Bu olayı televizyonda mı izledim, bir yerde mi okudum, Vasiyeti de “Demiryolu kıyısına gömün beni” olmuştu. rüyada mı gördüm, yoksa bizzat yaşadım mı hatırlamıyoVasiyetini yerine getirip, ona demiryoluna elli iki metre rum.” uzaklıkta bir mezar yaptırmıştık. Rahmetli elli iki yaşında ölmüştü. Yazdığım mektubu gönderecektim; fakat adres olarak ne yazacağımı bilmiyordum. Sonunda, beynim bir an olsun çalıştı ve mektubu kendin götür, düşüncesi yankılandı kafamın içerisinde. Üzerimi giyip, hazırlandım. Mezara giderken, bir şişe şarap aldım. Parayı öderken, iki yıldır mezara gitmediğimi ayrımsadım. İleride on yaşlarında bir kız çocuğu gördüm, çiçek satıyordu. “Abi be, bi çiçek alsan da eve boş gitmesem, bubam döve sonra beni” O da, korkuyu bekliyordu. Bir demek çiçek aldım. Yağmurun ardından gökkuşağı gördüğüm nadir olurdu. Kız mutlu olduğundan mı bilinmez, kızın ardında bir gökkuşağı gördüm. Yoluma devam ettim, mezara geldim ve bildiğim birkaç duayı aceleyle okudum. Ardından şarabı açmaya çalıştığımda mantarlı olduğunu gördüm. Tirbuşonla açmak lazım gelirdi. Tirbuşon yoktu. Şişenin ağız kısmını kırdım ve mezarı şarapla suladım. Büyük içiciydi rahmetli! Mektubu bir gün okuması dileğiyle bıraktıktan sonra evin yolunu tuttum. Yolda yürürken bir bakkal ve bir kedi gördüm. Biraz ıslanmışım. Yağmur ne zaman yağmıştı bilmiyorum. Bir şişe süt aldım. Bakkal kediye vereceğimi sandı, vermedim. Arkamdan küfür etmiştir herhalde. Yağmurun yağdığına tanık oldum. Eve yürüdüm. Islak İllüstrasyon: Efecan Sezer - 15 -


jim morrison

ümit yaşar oğuzcan SAHIBINI ARAYAN MEKTUPLAR - 3 Gelme diyecektim, geldin. İyi ettin geldiğine. Neredeyiz? Bir şehir yanıyor, dikkat et. Tutuşabiliriz. İşte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına, saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl. Yanıyorsun, yanıyorum, yanıyoruz. Aranmakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. Yine de memnunum. İyi ettin geldiğine. Taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi. Ellerini ver, ellerini. Öpüşmeye susadım. Tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni. Titreme, yanıyorsun. Koluma yat, sağ erkek koluma, güçlü erkek koluma. Dağılsın saçların, bırak. Nasıl olsa onları da öpeceğim tutam tutam. Kulak memelerini, gür kaşlarını, dudaklarını da öpeceğim. Dolgun dudaklarını seven, gözlerini, artık yaşamıyoruz. Belki de yaşamak bu, bizim bilmediğimiz. Öyleyse yeni yeni başlıyoruz yaşamalara, derin nefes almalara, o ölümsüz olmalara. Bir ekşi elma ısırıyordum, dişlerim kamaşıyordu omuz başlarını gördükçe ve biraz sen oluyordum sevdikçe, sevildikçe. (ışığı söndür) diyordun, inadına yakıyordum. Yalvarıyordun, çıldırıyordum. hiç ağlamadın. Ağlasan ne değişecekti. Ama ağlamadın işte yükseldin, yüceleştin. Tanrılaştın bir yerde. Öyle güzeldin anlatılmaz. Alnımdan ter boşanıyordu, saçlarım yapış yapış olmuştu. Yüz merdiven inip yüz merdiven çıkıyordum bir dakikada. Derin bir kuyudan su çekiyordum. Bir mağara ağzından sana sesleniyordum. Karanlıklar içinde birbirimizi aydınlatıyorduk. Sağır bir zamandı yaşadığımız. Sağır ve merhametsiz. Kör bir geceydi yumruklayan kapıyı, kör ve dilsiz.

YEDI SANIYE İlk saniyede, varolduğun zaman, Bize katılıyorsun bu garip dünyada. İkinci saniyede, yavaşça büyüyorsun, Evrene bakıyorsun hayretler içinde. Üçüncü saniyede, hala çok gençsin, Sahte rüyalara inanıp yanlış yollara gidiyorsun. Dördüncü saniyende, bir taş kadar yanlızsın, Sonsuza kadar sevmek için seçiyorsun birini. Beşinci saniyede, yüzlere karşı savaşıyorsun, Yanlız olmamana rağmen, kimse yardım etmiyor sana. Altıncı saniyede, görünmez bir ordu boğuyor seni, Zamanın eli tarafından yakalanıyorsun. Yedinci saniyede, ölüyorsun, Ve biz seni unutuyoruz...

Artık hiç sönmeyecektik biliyorum...

Çeviren Mert Karaca

ez ji hevalımın - arjen ari ÖPÜCÜKLER GÖMDÜM BIR VADIYE

savaştadır şimdi benim gibi şiir ne zaman süzerseniz kavramları kandan acılardan mısralar, matemlerden dörtlükler o zaman okuyun bu şiirimi o zaman aşk sızacak bu şiirimden…

- 16 -

şer de ye mîna min niha helbest jî kengî parzinîn biwêj ji xwînê ji êşê rêz, ji şînê çarîn helbesta min hingî bixwîn wê evîn jê binizile…


genç senaristler için bölüm sonu tiratları

6 kelimelik hikayeler Ernest Hemingway yıllar önce arkadaşlarıyla girdiği bir iddia sonucunda 6 kelimelik bir hikaye yazdı ve sonrasında bu akım gittikçe yayıldı. Biz de geçen sayıdan itibaren bir karar aldık ve bu akımı yaşatacağımıza yemin ettik. - Bazen anlayamıyorum ama artık hiç şaşırmıyorum. - Dün bütün dertlerim çok uzak görünüyordu. - Peki ya Adem Havva’ya aşık olmasaydı... - Soğuk bira sıcak bir omuzdan iyidir. - Hatalıyım ve numaram hemen elinin altında. - Onu Mardin’de bekledim durdum, Mersin anlamış. - Koşmak istiyorken ben, şimdi sürünmeye muhtacım. - Sonunda su versen de toprak verimsizdi. - Tam sıra bana gelmişti, paydos dediler. - Kucağımdaydı, dudaklarımla örtmüştüm üzerini. Hiç uyanmadı. - Oysa ben intihar edecektim, gribim geçti. - Yaşarken öldürüp mezara gömmüyordu, en sevdiğim. - Gözlerim sevgi arardı, senin telefonun kapalı. - Sevgili beyaz, diğer renklerin canı yanıyor. - Kırılan sigarayı tamir edersin… Kırılan kalbi? - Gitmeliydi, yeterince kalmıştı, kendini kaybedecek kadar. - Penceresindeki solgun çiçeklere bile onu anlattım. - Gülen gözlerinin içinde ön koltuk abonesiydim. - Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır dedi, yukarıdaki ses. - İkimiz de yaşayacağız, ölü veya diri...

TRUE DETECTIVE Bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi. Çok fazla bilinçlendik. Doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı. Bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız. Hepimiz bir yanılsama içindeyken, duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat, aslında bir hiç olan bireyleriz. - Bence türümüzün yapması gereken en onurlu davranış, programlamamazı reddedip üremeyi durdurmak ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa son vermektir. - O halde neden sabah yataktan kalkıyoruz ki? - Ben de kendime bunu soruyorum. Ama aslında bu sorunun cevabı, intihar etme cesaretimin olmamasıdır. Büyüdükten sonra ölmek biraz sorun yaratıyor. Olan olmuştur artık. Çok geç. - Eğer insanlar inançlı olmasaydı, neler yapardı düşünebiliyor musun? - Şuan ne yapıyorsak aynısını. Sadece biraz daha açık. - Hadi lan oradan, ortalık kan gölüne dönerdi, ahlaksızlıktan geçilmezdi. - Eğer bir insanı doğru yolda tutan tek şey ilahi mükafatsa dostum, o kişi adinin tekidir. - Sen hiç, kötü bir adam olup olmadığını merak ettin mi? - Hayır, Marty. Ben merak etmem. Dünyanın kötü adamlara ihtiyacı var. Biz de diğer kötü adamları uzakta tutarız. Fark ediyorsun ki, tüm hayatınız, sevginiz, nefretiniz, hatıralarınız, acılarınız... Hepsi aynı şeydi. Hepsi bir rüyaydı. Kilitli bir odada sakladığınız rüya. İnsan olduğuna dair bir rüya!

Siz de 6 kelimelik hikayelerinizi bize gönderebilir, gelecek sayıda bu köşede yerinizi alabilirsiniz! asiridozedebiyat@outlook.com

- 17 -


kadir gürdemir + i.e

sohbet muhabbet

MUSTAFA YILDIZ Değerli karikatürist Mustafa Yıldız ile, bir pazartesi sabahı Konak’ta buluşup çay içtik. O sırada Osmanlı’dan günümüze karikatürü, mizah dergilerini, gündemi, Gezi’yi, Kobani’yi ve Dersim’i konuştuk. Fakat Kadir 1,5 saatlik konuşmanın yalnızca yarım saatlik kısmını kaydedebildiği için hepsini aktaramıyoruz :) Her sanatçı veya bu işle ilgilenen hangi grup olursa olsun sadece karikatür değil, çok küçük yaşlarda ve çocukken başladım derler, maalesef bende de öyle oldu. Bu olayın bende de olma nedeni, ben 1959 doğumluyum. Çocukluk yıllarım 60’lı yıllara denk geliyor, tabi şimdiki gibi televizyon, internet filan yok. Eve bir tane Akbaba Mizah Dergisi giriyor. Babamda gazetelere düşkün birisiydi, o zamanlar Günaydın ilk renkli gazete olarak çıkıyor. Bunlara gelince tabi Teksas Tommiks, Cep Fotoroman bu tür yayınlar abimin takip ettiği en büyük yayınlardı. Böylelikle gazeteleri babam dergileri abim getirirdi. Sonucun bu dergiler bende müthiş bir etki yaratıyor(SOLDAN SAĞA KADİR GÜRDEMİR, MUSTAFA YILDIZ, İ.E) du. Akbaba’daki kargacık burgacık çizgiler okuma yazmam güzel örneği İran. Şuanda İran, molla rejimi baskı olmasa bile karikatürden bir altında ve korkunç derecede karikatürcü patlaması şeyler anlıyordum. Anlam çıkartmaya çalışıyordum. Bu etkiler bende gittikçe derinleşti, bunun sonucunda var. Çünkü genelde böyle kapalı baskıcı toplumlarda da Teksas Tommiks ve Zagor’un bende bütün sayıları yazarçizer çok çıkar ama demokrasisi gelişmiş ülkelerde pek fazla olmaz. Bir de karikatür biraz garibanoluştu. Yerli kahramanlar Tarkan, Karaoğlan, Tolga, lıktan yana sanat türü. O yüzden bir ülkede ne kadar Kaptan Swing say sayabildiğin kadar korkunç bir ezilmişlik, horlanma, dışlanma, faşizm ve zulüm merakım oluştu. varsa orda mutlaka bir tepki olarak karikatürcülerde mizahçılarda katlarca olacaktır. Aslında etki-tepki deKadir nerede kaldı bu arada ya, sigara almaya mı mek daha doğru olur. Bir yandan bu işi bastırabilmek, gitti? Camel ya bu, Afrikaya’ya falan mı gitti, deve yazarçizerleri susturayım derken aslında tam tersi bu arıyor herhale. Belki Samsun 216 desen, Samsun’dan giderek çoğalıyor. Dediğim gibi bu sadece ülkemiz alır gelirdi. için değil tüm darbelerin yaşandığı veya sivil görüntü Baskı zamanlarında mizah daha da güçlenir. Bu bi- altında şuanda maalesef ülkemiz belki bir darbe zimde hem çizer hem de devrimci, mücadeleci olarak dönemi yaşamıyor ama sivil görünüm altında yani halkın oylarıyla seçilmiş bir iktidar tamamen faşizan içinde bulunduğumuz bir konu. 80 ihtilali diyelim, bir baskıyla özellikle basın, gazete ve karikatürcülerin faşist darbesi. Bu mizahçıların 80,90’lı yıllarında üzerine oynuyor. Biz 12 Eylülü en acımasız bir şekilde gırgır döneminde ihtilalden sonra belli zaten. Buna yaşamış insanlar olarak ben bu dönem kadar örnek tabi ki ülkemizde ki süreçte verilebilir ama en

- 18 -


baskı görmedim. Ara rejim dediğimiz, Turgut Özal bugün Pkk’nin yaptığı eylemler terör kapsamında iktidarında biz o zaman Yeni Asır / Gıcık’taydık yani ama bunu ayrıştırmak gerekiyor. Pkk ile Kürtler adamı her türlü yerin dibine vuruyorduk ama hiçbir karıştırılmamalı fakat bugün bir Kürt meselesi var şekilde böyle baskı altında bulmuyorduk. Ortanın bunu kimse inkâr edemez. Kobani’de bunlardan bir sağında bulunan bir gazetede bile biz dilediğimiz gibi tanesi Dersim’de yani bu bir soykırımdır. Bugün iktidarı eleştirebiliyorduk. Buna rağmen şuan gelinen ülkemize çok acı bir şekilde Ezidi’ler Suriye’den geldi. nokta sivil görünüm adı altında diktatörlük var. Bu Zaten hangi ırktan olursa olsun bir sanatçının ırkı, bizim eski siyasetimizde de vardı. Biçim değişebilir; dini, dili, partisi olmaz. Dünyayı da, Ezen-ezilen, askeri olabilir, yarı askeri olabilir, sivil olabilir ama Sömüren-sömürülen diye ayırır. Karikatürcü her bu ülkede faşistlik diktatörlük varsa biçim değişebilir zaman ezilen ve sömürülenden yanadır. İsterse ulusal lakin diktatörlük her zaman diktatörlüktür. Çünkü savaş olsun isterse milletler arasındaki katliam olsun biçimin nasıl olması diktatörlüğü değiştirmez. O karikatürcüler olarak ezilen ve sömürülenin yanında yüzden dediğim gibi böyle baskılarda karikatürcü bulunmamız gerekiyor. Ülkemiz için bitirilmemiş ve mizahçılar patlayacaktır. Ülkemizde de yaşanıyor 40 yıllık mesele bir 10 yıl daha uzatılmaya çalışılıyor. genç nesil özellikle sosyal medya dediğimiz alanda 5.000 köy korucusundan bahsediliyor, 5.000 özel kendini gösteriyor. Belki de mizahın daha uç noktaasker yetiştirilmesi bu ne demek bu savaşın ileriye larına sürüklüyor. Bence bunlar bir umut dönük gideceğini söylüyor. Bu kandan ben bütün bu karamsarlığın olduğu beslenmem, bir Kürt köylüsüyle bir noktada nasıl bir gezi direnişi Türk köylüsü de beslenmez. Bir çıktı tüm kötü bulutları yıktı Türk işçisiyle Kürt işçisinin alın şuanda da mizahçıların teri de aynı sadece boy pos Atılan onlarca bomba, varlığını sürdürmesi gerek sakal bıyık farklıdır. Bakın sen kimin dağını bombalıyorsun? sosyal medya gerek basınbugün ölen askerlerin Kendi dağını bombalıyorsun. da birer umuttur. Basında birçoğu gariban, dağdaSadece orda Pkk’lılar yok, ki nedende artık dergilki Pkk’li de köy çocuğu. orda tavşanda var kurtda var er satmıyor. Karikatür Kardeşliği pekiştirecek bir yandan da doğanı mahvediyorsun. geçim kaynağından insanlar birbirini vuruyor. Beni bunlar ilgilendiriyor, çıktı tamam biz İzmir Peki, kandan kimin çıkarı atılan her bombadan sonra olarak zaten hiçbir zaman var? İç, dış silah tacirlerinin yangın çıkıyor. karikatürü geçim kaynağı çünkü korkunç bir şekilde olarak görmedik birçok usta bu ülkenin parası telef oluyarkadaşımız var çizen ama ya or. Bir uçak kalkıyor bir tekeri grafikerlik yapıyor ya ajanslardeğişmesi milyon dolarlar. Atılan da çalışıyor. Ekmeği yine çizgiden onlarca bomba, sen kimin dağını bomkazanıyor ama maalesef karikatürden balıyorsun? Kendi dağını bombalıyorsun. kazanmıyor. Lafı toparlayacak olursak ne kadar baskı Sadece orda Pkk’lılar yok, orda tavşanda var kurtda zulüm o kadar karikatür ve mizah. var bir yandan da doğanı mahvediyorsun. Beni bunlar ilgilendiriyor, atılan her bombadan sonra yangın Gezi’den sonra karikatürde ve alternatif medyada çıkıyor. İsterse Kolombiya’da olsun bu bana aynı acıyı bir patlama oldu. Şuanda bizim Bir Kere Dergisi’ni veriyor çünkü biz dünyalıyız. Demek istediğim gibi de biçimlendirmek istedikleri o. Aylık olarak çıkacak safımız emekten yanadır. Bu olayları gençler birçoğu ve dediğiniz gibi Ot’la başlayan Kafa filan, mesela bilmemekte bu olayların temeli ekonomiktir. KapitalL’manyak Manyak oldu... Bu tarz aylık çıkan dergiler ist sistemden dolayı ürettikleri silahları satma sevbaya bi raflarda gözükmeye başladı. dasıdır. İki taraf da şehit değil yani niye bir buzdolabı üreticisinin ürününü satması için ben niye öleyim. O Bugün Kürt meselesi denilen bizim ulusalcıların yüzden sanatçıların safı bellidir, eğer o safta değillveya işte Atatürkçü görünüp bu meseleyi görmeerse satılmışlardır. Bugüne kadar kimse bizi satamadı mezlikten gelen, “Vay efendim Kürt meselesi varsa satamayacakta, yerimizi safımız bellidir. Herhalde Türk meselesi yok mu?” diyen Söke’deki bir köylü bu kadar yeterdir, şimdi bana Konağa karşı slogan ile Şırnak’da ki bir köylünün sorunu kesinlikle bir attıracaksınız. değil, yani bunu kör sağır sultan anlar. Tamam - 19 -


levent e. yurdacan

Yeni insanlara mizahı yaymaya çalışıyorum. Haftanın 7 günü bir semt merkezinde; Gaziemir belediyesi, Bayraklı belediyesi ve Çiğli belediyesiyle de olursa birkaç okulda dâhil bu işi yaymak için uğraşıyorum. Geleceğe duyarlı insanlar olmaları için çabalıyorum. Bu gençlerin eserlerini Milliyetteki Cacık sayfasına koymaya çalışıyorum, Bayraklı Kültür Sanat Dergisine en az 15-20 çocuğun karikatürünü koyuyorum. Ocak ayında çıkmasını planladığımız Smyrna Mizah Dergisinde ise en az 2 sayfayı gençlere ayırmak onlara sayfalar açarak onları çizgili dünyaya bulaştırmaya devam ediyorum. Bunların dışında 16-17 yıldır çıkan eski Marko Paşanın devamı olan Homur Mizah Dergisini çıkarıyoruz. İlk çıktığı sayıdan beri Evrensel Gazetesi ile 45 sayı ek olarak çıktı şimdi bağımsız olarak çıkıyor oraya çiziyorum. Ankara Çayyolu Dergisine sayfa hazırlıyorum. Ayrıca sergiler açmaya devam ediyorum, en son fuarda açtık Otomobilsiz Kentler Günü ile ilgili ve 1 Eylül Dünya Barış Gününde sergi açtık. Ben bu işleri yaparken amacım bu kente güzel insanlar yetiştirebilmek bunu da en büyük kazanç olarak görüyorum ve bu şekilde tüm sanat dallarındaki insanların yeni insanları kendi saflarına çekmelerini istiyorum. Saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.

IYI HISSETTIREN KÜÇÜK DARBELER, GÜZEL NOTALAR Hiçbir şeyi anlamıyordum, nasıl yaşadığımı, neden yaşadığımı, bu şanssızlığın nereden geldiğini, kadınların benden neden uzaklaştıklarını, her şeyin neden beni bir köşeye sıkıştırmaya çalıştığını… Anlamıyordum. Sanki her şey bir anda olmuştu. Dişlerinin yarısı dökülmüş, alkolik, yaşlı, terk edilmiş, ter kokan, ince ve zayıf kolları olan güçsüz gazi bir baba gibiydim. Kalan dişlerimin yarısı da benden çok daha güçlü, çok daha yapılı, kalın ve kaslı kolları olan bir “erkek” tarafından güçlü yumruklar aracılığıyla dökülmüştü. Aslına bakarsak neredeyse hiçbir zaman şansım olmadı. Çoğu konuda şanssızdım. Ama yine de nadir de olsa, küçük şanslı anlarım oluyordu. Bu anları fark edip gülümsüyordum. Sonra şanssızlık tekrar başlıyordu. Ta ki bir başka küçük, şanslı anım gelene kadar. Daha sonra, bu küçük anlar da gittiler. Mutlu değildim. Bunun olmasını istiyordum, fakat şanssızlık… Nasıl bir anda gitmişti onu da anlayamamıştım. Gitmişti sadece. Şansım hakkında tek bildiğim buydu. Her şey üstüme geliyordu ve benim hiçbir şeyle yüzleşecek cesaretim yoktu. Tam bir ödlektim. Daha sonraları, arkadaşım diyemeyeceğim kadar itici birisi bana defalarca: “Kumarda kaybeden, aşkta kazanır. Ama sen ikisinde de kaybettin.” dedikten sonra gülerdi. Bunu yaklaşık dört defa yaptı. Midemi bulandırmıştı. Midemi hep bulandırıyordu. O aptala karşı hiçbir konuda yenilmek istemiyordum. Hiçbir aptala hiçbir konuda yenilmek istemiyordum. İşi bilmeyen hiç kimseye yenilmek istemiyordum. Ama yeniliyordum. Tekrar ve tekrar ve tekrar… O aptallara karşı komik duruma düştüğüm her an küfür ediyordum. Yanımda kim var kim yok diye bakmıyordum. “Kim, ne der?” diye düşünmüyordum. Sadece küfür ediyordum. Sesli küfür edebildiğim için kendimi şanslı saymalıydım. Sesli küfür edemeyenler, küfür etmeye korkanlar ve küfür bilmeyenler vardı. Onların işi daha zordu. - 20 -


mert karaca

olmayacak dualar köşesi sercan özlü

ARAMIZDA MESAFELER Artık çok uzağız, Aramızda bir ayrılık kadar yol var, Bilmem bir ayrılık ne kadar, Rotam hiç sapmadı çıkmaz sokaktan Biliyorsun, akortsuz bir hayatın insanlarıyız hepimiz. Uzak akrabalar gibiyiz, Yanlız bayramdan bayrama konuşan. Umarım bir an önce deliririz, Öyle ya, deliye her gün bayram. Ve bir takvim yaprağı daha düşer zaman ağacından. Ne kadar iyi olduğunu bilemem, Ama ne kadar kötüsün düşüncesi içimi kemirir, En nihayetinde bu tür basit aksiyonlar, Aynı yarına uyananlar için olağan olağanüstü eylemlerdir

i.e aslan

Ve de uzun vaadede her eylem rutine evrilir... Öyle bir yaşamak ki bizimki, Vasıfsız işçi ilanı üzerine doğmuş gibiyiz. Öyle kurbanlarız ki biz, Hepimiz katledilmiş fakat intihar süsü verilmişiz. Sanki yaşamak özünde bir teşebbüs değilmiş.

- 21 -


burcu eralı

güneş yine doğuyor

HER SABAH YENIDEN Saat gecenin üçüyse ve siz hiçbir şey yapmıyor, benim gibi saatlerdir sadece duvarları izleyip sigara üstüne sigara yakıyorsanız… Sadece nefes alışveriş sesinizden başka bir ses yoksa, kirası ucuz olsun diye beşinci kattan tuttuğunuz, rutubet kokusunun ciğerlerinizi zorladığı, evinizin içinde. Boş sigara paketlerinin size acıyarak baktığını fark ettiğinizde içinizde oluşan o yanmayı anlatacak kimseniz yoksa üstelik delirmemek için yanınızda duran abajurla bile konuşabilirsiniz. Çünkü o an anormal olan sizin bir abajurla konuşmanız, çenenizden damlayan yaşların betonun üstünde minik bir su birikintisi oluşturması değil, yanağınızın iki yanında solgun çizgiler oluşturan gülümsemenizdir. Artık gücünüzün tükendiğini hissediyorsunuz ama bir şey yapmak için uğraşmıyorsunuz bile. Siz insanlar; o kadar bayılıyorsunuz ki boş konuşmaya, sözde olduğunu savunduğunuz karakterlerinizi, çamaşır ipine asarmış gibi, önümüze seriyorsunuz. Uçlarından yalanlar damlıyor oysa. Kirli hayatlarınızı beyazlarla yıkadınız, beyaz yanlarınız da kirlendi şimdi, yazık. Halinizden memnunsunuz çünkü bazıları kaybederken, bazıları kazanır ve siz vicdanlarınızın sizden bir şey götürmediğini bildiğiniz için, kazanmanın zaferiyle çıldırıyorsunuz. Siz bu dünya hikâyesinin noktası olmaya alıştınız, bizse virgül olabilmenin manidar hırsıyla devam ettirmeye çalışıyoruz anlamından çoktan çıkmış cümleleri. Geceleri uykunuzda bile sizi rahat bırakmayan, gündüzleri sırtınıza atlayıp sizin bir türlü evcilleştiremediğiniz veballerinizin altında eziliyorsunuz ve ancak o zaman acı çekip, ağlayabiliyorsunuz. Gözyaşlarınızın sizi temizlemek için akmadığı günışığı gibi ortada, gizlenemez bir şekilde sizi ele veriyor. Çünkü bazı ağlamalar, vücudunu ve insanını beğenmeyen ruhların, üzüntülerini dile getirme yollarıdır. İstemsizce ağlarsınız ya, işte bu yüzden.

“Gene sabah olacak ve ben gene öleceğim...” Yalnız Brit

Zaman gecenin bir yarısı ve insanı mütemadiyen “Ben niye bu dünyadayım?” diye düşündüren saatlerin tam çeyreğinde, aniden bastıran yağmurla istemsizce kalkıyorsanız saatlerdir oturduğunuz soğuk betondan, ruhunuz avaz avaz çıkıp gitmek istiyordur bedeninizden, bu sıkıcı hapishaneyi terk etmek istiyordur. Sonra onu biraz rahatlatmak için sonuna kadar açtınız balkonun camını. Bu balkon camları niye demir parmaklıklı diye düşündünüz, alt tarafı bir kaçış yolumuz olacaktı onunda önünü kapatmışsınız. Biraz daha rahatladınız belki de bu yağmur içinizde günden güne daha da yükselen volkanik dağları yatıştırdı bir anda, zaten insanın yangınını hangi itfaiye söndürebilirdi ki? Bilmiyorum ama insan tek başına arka fonunda gecenin mağmum sessizliği varken ve yağmur taneleri hızla tenine çarptığı yerden, baştan aşağı bir ürperdi duyuyorken, bir aydınlanma içgüdüsüyle huzuru hissediyor belki de. Ya da öyle olması gerektiğini düşündüğü için, beyni ona çoğu zamanki gibi oyun oynuyor. Saat gecenin bitişi, sabahın ısrarla sizi karanlığınızdan sökmeye çalıştığı zamanlardan biri olduysa artık, kapandığınız ininizden, günlük hayatın rutin çirkinliğine, işe yaramazlığına çıkacaksınız demektir. Aynanın karşısında kendi yüzünüz yerine bir Medusa görüyorsanız her sabah, kendinizden bir kez daha nefret ediyorsunuz. Biliyorum çünkü insanın en büyük düşmanı yine kendisidir. Tanrının cennetten kovduğu o şeytan her birimizin içinde. Dünyanın asıl savaşı da budur, insan kötü yanını yenerse bu dünya bu ülke güzelleşir, aksi halde içimizin savaşı daima devam eder ve binlerce yarayla bu savaştan sağ çıkamayız. Bu yüzden her sabah yeniden uyanıyoruz. Uyumayanlar da dâhil… Bu hayatın içinde bir yer bulabilmek ve o yerde savaşımızı sürdürebilmek için. İllüstrasyon: Görkem Emir

- 22 -


nur erbek

deniz kokusu getiriyorum

MAVI DALGA Saçlarım ne zamandır bir deniz kokusuna sarılmış bilmiyorum. Her dalgalandığında nasıl da senin kokun geliveriyor anlamıyorum. Rüzgarla beraber ne zaman yüzüme vursa, sanki yüzün yüzüme değiveriyor. Acımasız bir sevgi biçimiyle tekrardan karşılaşıyorum. Bu da tevafuk değildi, yüreğimdeki bu azap da tevafuk değildi. Saçlarımı ellerimle topluyorum. Sanki boynuma geçmiş bir halatı çıkarırmışçasına her telini topluyorum. Bazen makası alıp saçlarımı kesmek istiyorum. Her telde başka bir anımız benden, bizden, kopacak sanıyorum. Bir enstrümanın telleri gibi her hareketlerinde başka bir şarkımızı kulağıma fısıldıyorlar.

Eski günler antikacının en unutulmuş raflarına saklanmıştı. İkimizin de o tozlu raflarla soluk soluğa kalmaya niyeti yoktu. Bazen eylemlerden çok niyetleri önemliydi ya, işte şimdi niyetin önemiyle tanışıyorduk. Onunla beraber kaç hane dolaşmıştık? Hatırlayamayacağım kadar çok olmalıydı.

Sahil kenarında bir banka oturduk. Denizin kokusu burnumda, mazinden yadigar dost yanımda, sızımsa tam şuramda sol kaburganın altında sızım sızım sızlıyor. İlk önceleri nelerden konuşacağımızı bilemesek de daha sonralarında susacak mısra sonunu bulamadık. O Sen gideli günler çok oldu. Güngün anladım ki haneler artık yeni. Kokun hala burada. ler o kadar çok oldu ki üç haneli Hanelerin sadece içinde yaşayanSen gideli çok oldu; elin, sayılarla tanıştım. O hanelerde ne lar değişmemiş, aynı zamanda gözlerin, yüzün gideli çok oldu yangınlar vardı ah bir bilsen! Ah! eski koltuk takımları yenilenama kokun gitmedi. Bir bilsen hanelerde o ne hikâyemiş, perdeleri yıkanmış, halısı Bu sarı fırtına dindi ler yaşanıyor. Her gün başka bir değiştirilmişti. Günler aslında ama rüzgarlar haneyi ziyaret ediyorum. Rüzgarın puslu ve yorgun değildi, aksine dinmedi. misafir olmadığı haneleri daha çok aydınlık ve dinçti. Ben mazideki seviyorum. Sen sarı bir fırtınasın, ufak hanelere tıkılıp kalmış bir meczupparçalarından oluşan bir rüzgara kapıltum. Dostum ise gelecek hanelerinin maktan korkuyorum. Tek haneli bir günde inşa etmekle uğraşan savaşçı bir askerdi. fırtınaya tutulduğumu hatırlıyorum. Mavi dalga gibi sarı Onunla daha çok konuşmak istiyordum. O kadar çok fırtınaya kapıldığımı çok iyi hatırlıyorum. Üç haneli gün- istiyordum ki daha cümlem bitmeden bir yenisini daha lerde en ufak bir rüzgarla yıkılacağımı biliyorum. hafızamda saklamaya başlıyordum. Aynı zamanda onu bir o kadar çok dinlemek istiyordum. Hanelerinde gezinŞimdi gözlerimin önüne dökülen perçemimi ellerimle mek belki bir kahvesini içmek istiyordum. Dostum bana geriye doğru itiyorum. Kokun hala burada. Sen gideli dedi ki “Kaçtığın bir başkası değil. Kaçtığın, yüzleşmeçok oldu; elin, gözlerin, yüzün gideli çok oldu ama kokun kten korktuğun ve uzaklaşmak istediğin sensin. Halbugitmedi. Bu sarı fırtına dindi ama rüzgarlar dinmedi. ki senin kaçman değil kendine sımsıkı sarılman gerekiÜzgünüm hatta kırgınım. Lakin kabullendim. Bu ka- yor dostum, çünkü seni ayağa kaldıracak ancak sensin. bulleniş ve sonrası yerini meltemlere bırakmadı. Kabul- Çünkü bir sen bilirsin gerçek yaralarını.” Dostum, benim leniş hayatın cemresi olmadı. Kabullenmek ne içimdeki yaralarımı sarmak yerine bana ilacımı vermişti. Beni bir fırtınaları dindirdi ne de güzel mevsimleri haber verdi. gün avutacak cümleler kurmak yerine bir ömür ayakta Hayatın akışına ilerlemesi için bir sebepti, tıpkı diğer her tutacak sözler söylemişti. Yıllarca kaçıp durduğum ama şey gibi. hep tutsak olduğum hanelerden artık ayrılmaya o zaman karar verdim. Artık hürdüm. Artık savrulan değil, akışıBu akıp giden günlerin herhangi birinde yürürken eski na yol alan mavi bir dalgaydım. bir dostla karşılaştım. Sıcak bir tebessümle merhabalaştık.

- 23 -


çağla çavdar + i.e

pardon bir dakika bakar mısınız?

NEYSE Aşırı Doz olarak; Selim Kırılmaz, Melih Balta ve Deniz Ünlü üçlüsünden oluşan, sıkı bir ekip ruhu ve özgünlük taşıyan, şarkılarında samimiyet ve sorumluluk duygularının öne çıktığı Neyse grubu ile ufak bir sohbet ettik. Kendilerini yakalamışken aklımıza ne geldiyse sorduk.

Grup üyeleri ile nasıl bir araya geldiniz ve bu işe olan 30-40 kişilik bir topluluğa hepimizin sevdiği grunasıl başladınız? pların şarkılarını çalmıştık. Başta Pearl Jam, RadioSelim: Deniz’le anaokulundan süregelen, ortaokul head, Muse, Rage Against the Machine, System of a yıllarında ivmelenen bir arkadaşlığımız vardı. Lise Down, Tool, A Perfect Circle gibi alternatif rock gruyıllarında bir diğer eski arkadaşımız olan (gitarist) plarının şarkılarını çalıyorduk. Albümün yayınlandığı Aykut Akdağ’ın fikriyle bir müzik grubu 2011 yılına kadar Beyoğlu ve Kadıköy’deki hekurulmuş oldu 2000 yılında. Hepimiz men hemen tüm rock barlarda ve kimi aynı semtte yaşıyorduk. Bir aile Üniversite şenliklerinde bu şekilde kurup kurumsal kariyer yolunu “cover” çalmaya devam ettik. seçen Aykut’un 2010 yılında İlk konserimizi Yeşilköy’den taşınıp gruptan Grubun gelecek planları neler, Beyoğlu Gitar Bar’ d a vermiştik. Bir ayrılmasıyla da Deniz ve albüm hazırlıkları var mı? hafta içi günüydü. ben kalmış olduk Neyse’nin Deniz: İkinci albümümüz için Hemen hepsi arkadaşımız olan demirbaşları olarak. uzun zamandır bir hazırlık 30-40 kişilik bir topluluğa sürecindeydik ve sona epey hepimizin sevdiği Grubun ismini “Neyse” koyyaklaştık. Kesin tarih veremegrupların şarkılarını manızın bir hikayesi var mı? mekle beraber çok geçmeden çalmıştık. Deniz: 2000’den 2004 yılıyayınlamak niyetindeyiz. na kadar hiç sahne almadığımız için grup ismi arayışı da çok ciddiye Konserlerinizde devamlı yeni coveralınmıyor, bir şekilde erteleniyordu. İlk lar çalıyorsunuz. Repertuvarınızdan bahsahnemizden bir kaç gün önce Selim’in geçtiğimiz seder misiniz? 3 küsür yıl içinde birçok isim, sıfat ve tamlamayı den- Deniz: Repertuarımız aslen 9 adet albüm şarkısı ve emiş olduğumuzu; belki de ‘Oysa’, ‘Neyse’ gibi tüm- değişen sayıda coverdan oluşuyor. Coverları seçerken leçler, ünlemler vs. arasında bir isim arayabileceğimizi söz içeriklerinin, şarkıların hikayelerinin grubun önermesiyle, biraz da can havliyle grup ismi olarak söylediği sözden ayrı düşmemesini de genellikle tercih Neyse sahiplenilmiş oldu. ediyoruz. İlk konserinizi nerede verdiniz? Neler çaldınız, ortam nasıldı? Deniz: İlk konserimizi Beyoğlu Gitar Bar’da vermiştik. Bir hafta içi günüydü. Hemen hepsi arkadaşımız

Hiç dinlemediğiniz birine müziğinizi nasıl anlatırsınız? Selim: Anlatmadıklarımızı ifade edebilmek için müzik yapıyoruz aslında ama bir paragrafta anlatmak

- 24 -


cahit sıtkı tarancı

zorunda kalsak “müzikal evreni önemli ölçüde Ortadoğu ve Balkan ezgilerinden müteşekkil bir şehrin (İstanbul) sesini İngiltere ve Amerika menşeili rock enstrümanlarıyla ifade eden ve bu ifadeyi toplumsala duyarlı, protest sözlerle buluşturmaya gayret eden bir müzik” olarak özetlerdik herhalde.

DESEM KI

Bize bir şarkınızın hikayesini anlatır mısınız? Selim: 2009 yerel seçimleriydi. Ortalık yine bildiğimiz bayraklar, flamalar, palavralarla doluydu. İnsanları bir kaç senede bir sandığa gidip zarf atmaya hapseden temsili demokrasi anlayışına tepkimiz seçim haftasında ‘Yapma Meydan’la dile gelmişti mesela.

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır, Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını, Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Düşünce dünyanızı en iyi tarif eden isimler, kitaplar, filmler, albümler hangileri? Selim: Fikirler, duygular değişen şeyler. Son yıllarda Turgut Uyar öne çıktı benim için özellikle şarkı sözleriyle ilişkimde. İlk albümde Marx ve Foucault metinleri üzerimde daha etkiliydi. Sinemada ABD dışı bağımsız filmleri daha yakın buluyoruz. En son “El Meidan”ı izledik mesela beraber.

Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin! Desem ki... İnan bana sevgilim inan, Evimde şenliksin, bahçemde bahar; Ve soframda en eski şarap. Ben sende yaşıyorum, Sen bende hüküm sürmektesin. Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber. Günlerden sonra bir gün, Şayet sesimi farkedemezsen, Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden, Bil ki ölmüşüm. Fakat yine üzülme, müsterih ol; Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini, Ve neden sonra Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede, Hatırla ki mahşer günüdür Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

Bu aralar neler dinliyorsunuz? Deniz: Son yıllarda önceki yıllarda ilgimiz dışında kalmış olan Ortadoğu kökenli müzisyenleri epey dinler olduk. Alaa Wardi, Hayajan, İbrahim Malouf, Avishai Cohen bunlardan bazıları. Yakın zamanda nerelerde çalacaksınız? 24 Ekim Cumartesi Ankara Noxus Bar’da olacağız.

- 25 -


akif hatunoğlu

şehit polis memurunun vasiyeti Eğer bir gün yaban ellerde şehit düşersem Hiçbir hükümet temsilcisi gelmesin cenazeme (Vali, milletvekili, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı vs.) Neden diye sormayın… Çünkü onlar uyuduğu için bunca şehitler verildi… Allah’tan dileğim aileme ve ülkeme yaşattıkları acının binlerce mislini yaşasınlar. Anneciğim, babacığım ellerinizden tekrar öperim, Hakkınızı helal edin, size layık bir evlat olamadım, İhtiyaçlarınız karşısında yanınızda bulunamadım, Hakkınızı helal edin… Hakkınızı helal edin… Kızım benim tatlı meleğim seni çok seviyorum, Mis kokulum benim… Kızımı önce Allah’a sonra annesine sonra da annem

Hiçbir suretle devlete kızımı emanet etmiyorum. Çıkıp kürsüden sakın ha konuşmasınlar ‘emaneti emanetimizdir’ diye, Devlet ite köpeğe göz yumup bizlerin elini kolunu bağladıysa Benim zaten zerre kadar güvenim yok bu hükümete, devlete. Silah arkadaşlarım, yoldaşlarım, kardeşlerim hepiniz Allah’a emanetsiniz, Devlet uyuduğu için bizler öldük, Türk Devleti, sizler uyumayın ki diğer Mehmetçikler ve polislerimiz yaşasın, ulusumuz yaşasın, boyun bükmeyin. Naaşıma gelince babam uygun görürse Pozantı, Tekir’deki yayla evimizin bahçesine gömün.

ve babama emanet ediyorum. Sabiş’im benim biricik tatlı meleğim,

Yok derse de nereyi uygun derse ondan izin alınsın, istediği yere defnedin.

BU NE BIÇIM HIKAYE BÖYLE

- 26 -

I.E ASLAN


long-playlist

çalışma odası

Çağla Ç. • Neyse, Siyah • Rehber, Sorgu • Sezen Aksu, Sarı Odalar • Ahmet Kaya, Niye Böyle Anne İ.E • bANDİSTA, Unadikum • Yeni Türkü, Gülebilmez Gülüm • Replikas, Yaş Elli • The Handsome Family, Weightless Again • Zeki Müren, Elbet Bir Gün Buluşacağız FU • Abdal, Ervah-ı Ezelde • Pilli Bebek, Sakarya • Ahmet Kaya, Mahur, • Mehmet Güreli, Uçurtma • Erkin Koray, Karlı Dağlar

• Olum 3 ay ara vermişiz, niye söylemiyosunuz? • Bana doğum günümde 400 milletvekili alsaydınız dergi üç ay ara vermeyecekti! • Biz halı sahada ofsayt taktiği uygulayan bi ekibiz, bize bişi olmaz hacı! • İlk defa dergiyi zamanı basacağız galiba... • Gene mi köşeler eksik çıktı aq! • Oha dağılıyor muyuz lan? Oğlum dağılmayalım, vallahi çok yalnızım! • Paketteki son Camel Soft’tan bile zevk alamıyorum artık. • Elbet bir gün dimi lan? Ha? • Arkadaşlar ofisi bu gece boşaltıyoruz, kendinize dikkatli davranın, öperler.

Kadri • Neşet Ertaş, Yare Gidem • Aşık Mahsuni, Mevlam Gül Diyerek • Hozan Beşir, Elfida • Ahmet Kaya, Karar Vermek Zor • Emel Sayın, Rüyalar Gerçek Olsa Orkan • The Underground Youth - Hope & Pray • The Brian Jonestown Massacre - Anemone • The Stevenson Ranch Davidians - No Tomorrow • Midlake - Roscoe • Mercury Rev - Goddess on a Highway

aşırı doz belli belirsiz bir yolculuğa çıktı. bu yolda emek veren herkese binbir selam olsun! elbet bir gün, tekrar döneceğiz..

Aşırı Doz Kasım 2015 - Aylık Bağımsız Kültür Sanat Dergisi > İmtiyaz Sahibi: Bay İ.E ASLAN -Yayın Kurulu: Bay Kadir GÜRDEMİR, Bayan Çağla Nur ÇAVDAR, Bayan FU, Bay İ.E ASLAN facebook, twitter, instagram: asiridozfanzin - www.asiridoz.com - asiridozedebiyat@outlook.com Abonelik: Fanzinin batma ihtimaline karşın henüz abonelik işlemi yapılmamaktadır. Aşırı Doz Edebiyat’ta yayımlanan her türlü yazı ve çizi; kar amacı gütmeyen herhangi bir fanzinde ve platformda dilediğiniz gibi kullanılabilir. Eskilerin dediği gibi: “Yaşasın fotokopi, yaşasın kaos!” - 27 -


serdar akar

puxa vida! DAR ALANDA KISA PASLASMALAR “Niye böyle oldu be abi? Ben çok sevmiştim be abi.O kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar. Benim günahım ne be abi?” “Bak koçum! Belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer...heh! Bizim olanlar ya da olmayanlar... Hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır! ama inan yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün... Sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. Ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... Ressam olur bazıları başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.” “Beni çok derin kazıdılar abi... Ama altından sarı yeşil çıktı hehe!”

Aşırı Doz #3  

"Çok uzaktır dostlar bizim yolumuz, bulana yürüyene bin selam olsun!" Aşırı Doz Kasım > Dosyalar: Ahmet Kaya, Neşet Ertaş, İntihar > Röport...

Aşırı Doz #3  

"Çok uzaktır dostlar bizim yolumuz, bulana yürüyene bin selam olsun!" Aşırı Doz Kasım > Dosyalar: Ahmet Kaya, Neşet Ertaş, İntihar > Röport...

Advertisement