Page 1

AŞIRI DOZ

HAZIRAN 2015

KI TLE Y E D E G I L, KÜTL EY E H ITA P ED EN B IR TA K IM S EY L ER . . .

SAYI: 1

Kadir GÜRDEMİR > Ali LİDAR > Şeyma KAPLAN > Enes AVCIOĞLU > Ayça ŞEN > Ara GÜLER > Nuran ÇETİNKAYA > ah Muhsin ÜNLÜ > Kaan SARPKAYA > Kartay HAKAN > Mete AVUNDUK > Mehmet TEZ > Baran ÇAKIR > Ahmet KAYA > Ümit Yaşar OĞUZCAN > Ahmet Emre DURSUN > Batuhan ÇOBAN > Hafif Müzik > Gülşah DURANTAŞ > İ.E 5 SORU 5 CEVAP: ADAMLAR - RÖPORTAJ: İKİYE ON KALA


ASIRI DOZ KÜNYE HAZIRAN 2015, SAYI: 1 EDITOR IMTIYAZ SAHIBI YAYIN KURULU

BAYAN NURAN ÇETİNKAYA BAY İ.E ASLAN BAY KADİR GÜRDEMİR BAYAN GÜLŞAH DURANTAŞ BAY İ.E ASLAN

SOSYAL MEDYA

BAYAN NURAN ÇETİNKAYA

FOTOĞRAF

BAYAN GÜLŞAH DURANTAŞ

TWITTER MAIL

@asiridozfanzin asiridozedebiyat@outlook.com

AŞIRI DOZ’A YAZI YOLLAMAK İÇİN: “asiridozedebiyat@outlook.com” ADRESİNE MAİL ATIN. DETAYLI BİLGİ SOSYAL MEDYA ADRESLERİMİZDE BULUNMAKTADIR. BU FANZİNDE YAYIMLANAN BÜTÜN YAZI VE GÖRSELLERİ BAŞKA BİR FANZİNDE YA DA KAR AMACI GÜTMEYEN İNTERNET PLATFORMLARINDA DİLEDİĞİNİZ GİBİ KULLANABİLİRSİNİZ. ESKİLERİN DEDİĞİ GİBİ: “YAŞASIN FOTOKOPİ, YAŞASIN KAOS!


EDITORYAL ‘’Abi kafanda kurbağa var.’’

Acı çektik. Hem de dibine kadar! Ama ne oldu sonunda? Bu acıları hiçbir halta dönüştüremedik. Yemek olmadı bu acılardan, su olmadı, mutluluk olmadı. Bu acılar kalem oldu, kağıt oldu bir anda. Sadece acılar da değil aslında, bir sürü şey birikir bir sürü duygu. Mutluluk, hüzün, yalnızlık…Hepsi birikir. Aşırı doz duygu yoğunluğu oluşur kafanda.Bu duygular yetmezmiş gibi bir de sürekli mücadele ettiğimiz iç ses vardır ki susmak bilmez.Zaman geçtikçe daha da hırçınlaşır, baş edemez olursun.İlla ki bir şeye benzetecek olsam bende kurbağaya benzetirdim!Özgürlüğüne kavuşmuş bir kurbağanın vıraglamaları... Lakin bizimkilerin kafasında genelde şiir olur, hikaye olur. Ne işimiz var bizim hayvanlarla? Biz yolda yürümek isteyip belediyenin açtığı çukura düşenlerdeniz. Balkona çamaşır asmaya ya da sigara içmeye diye çıkıp ‘’Ulan manzara ne güzel aşağıda.’’ deyip atlayanlardanız. Bizden çok normal şeyler beklemeyin! Nuran ÇETİNKAYA, Editör


ah Muhsin Ünlü sonra sen kendi yolunu çizdin. benim ilkokulda resmim zayıftı, pek bir şey çizemedim. bir işe girdim. beşiktaş’ta bir eve taşındım ve sigarayı bıraktım. bulaşık makinem var, alttan iki dersim var, bir kitap projem var ve sen yoksun...

-4-


YA Z A R

Şeyma Kaplan FOTOGRAF

Skyler White

S

en dondurmayı kışın sat pal-

kasımda aşık olurken sen martta aşık

tosuna

adam-

ol. İnsanlara fazla acıma onlar senden

lara. Ateşi yazın yak ısın. Ağla herkes

zenginlerdir. Devlet büyüklerine fazla

gülerken. Ağlat palyaçoları. Susma herkes

güvenme onların adaletten anladığı yok.

susarken, sen konuş onlar dinlesin. Islık

Dar düşünme, senin düşüncelerine saygı

çal ezan okunurken. Herkes dar giyinsin

duymayanlara sen saygı duy. Herkes su-

sen bol giyin. Herkes onları suçlarken

sarken sen dök içindekileri, rahatla biraz,

sen destek ol. Işıklarını kapatırken on-

anlat... Sen anlatmayı seversin. Anlat ki

lara sen aç ışıklarını... Onların okumaya

onlar bilinçlensin.

bürünmüş

üşendiğini sen mum ışığında oku. Onlar -5-


96.3 ARABESK FM KAN VE BILEK İBRAHİM ETHEM ASLAN Sezonun ilk ‘Kan ve Bilek’ partisi sert

peynir vardır masada. Günün tek boş

yaklaşır ve fısıldar: “Bu yeni gelen karıya

geçmişti.

programcılarından

saati 1-2 arasıdır ve bu saatte kahvaltı

da ayar oluyorum. Burada herkes ya çay

Cabir Waits, aşırı kan kaybından has-

Gece

edilir. 10 dakika sonra bitecek Kazım’ın

içer, ya alkol. Latte nerden çıktı amına

taneye kaldırıldı; biri tuvalet köşesinde

programını bekler herkes.

koyayım!”

uyuşturucu akışını sağlayan Haydar

Radyonun tek bayan sunucusu Melike

Masada ihtiyar kurt Muhsin Elvan ile

Haydar aşırı dozdan direkt morga yol-

az sonra yayına girecektir. Melike en çok

tek kalan Ke, Selami’den rakı şişesini

landı. Ke’ye göre ise her şey olağandı.

hayal kurmaktan hoşlanır. Boş zaman-

istedi. Selami, dün bileğini kestiği çakıy-

larında kitap ön sözleri okur. En sevdiği

la rakı şişesinin üstündeki bantı söküp

“Günaydın,” dedi telefondaki bayan

renk saydamdır. Çaycı Niyazi gelip latte-

rakıyı ağır ağır bardağa döktü, kulağı

dinleyen.

sini bıraktıktan sonra yayına girer: “Evet

onlardaydı.

“Saçma sapan konuşma,” dedi Ka-

değerli Arabesk dinleyenleri, bu gece

“Sikseler gelmez, 30 yıldır ortalarda

zım Ardına. Bir yandan da çakmak-

progresif arabesk müziğin dahisini

yok. Adam delirmiş lan, kendini eve

olmak üzere üç dinleyen intihar etti,

la bira kapağını açmaya çalışıyordu.

kapatmış. Karısı öldüğü için kendini

“Nasılsınız, ne yapıyorsunuz, bizi niye

eve kapatan erkek gördün mü daha

aradınız sabahın bu saatinde?”

önce? İkinci ergenliğini yaşıyor, adam

“İşe gidiyorum, arabadayım. Sesini duy-

depresyonda,” dedi Muhsin. Tek seferde

mak istemiştim,”

bardağı yarılamıştı.

“Dün kan gelene kadar kafamı duvara vurmaya başladım,” “Ne kadar sonra geldi?” “Gelmedi, hala vuruyorum,” Tak, tak, tak, tak...

“Bu saatte ne işi ya?” “Senin yaptığın ne?” “Ben ne yaptığımı bilmiyorum,” dedi Kazım. Artık açabilmişti bira kapağını. Bunun mutluluğuyla bu sabah Müslüm

“Bi hal çaresine bakacağız artık, yarın gidelim de konuşalım,” dedi Ke, tek seferde bardağı bitirdikten sonra. Öğlen yapılan toplantı sonucunda

Gürses çalmadı. Çünkü Müslüm Gürs-

pazartesi gününün teması yalnızlık

es’i sevmezdi Kazım.

olarak belirlendi. Dünyanın çeşitli noktalarında, çeşitli kökenlere, çeşit-

Vakit öğleye gelirken programcıların çoğu artık uyanmış, radyonun salonuna geçmişlerdi. Arabesk FM’in üst katında programcılar için yataklar bulunur. Alt katta stüdyolar, toplantı odası ve çok geniş bir salon vardır. Salonun ortasında uzun bir masa vardır. Ofisboy Selami kahvaltıyı hazırlamış, masanın üzerine 12 çeşit peynir, ikişer simit ve birer çay koymuştur. Belki de yemek listesini hazırlayan Ke, vaktiyle “seversem abartırım” dediği için bu kadar çeşit

li dillere, çeşitli insanlara seslerini dinleyeceksiniz. Yeniliklere açık olun! Yeni Türkü’den geliyor, Akdeniz Akdeniz!”

duyuruyorlardı. Gecenin ilk programı Naşit Musa’daydı. “Ölmek üzereyim baba,” dedi dinleyen. “Şüphesiz,” dedi Naşit. Suratında bıkkın

Odadan çıkan Niyazi, ofisboy Selami ile karşılaşır. Niyazi’nin lakabı Karga’dır, ama bunun anlamını bilen çok az kişi vardır. Karga en çok şarkı söylemekten hoşlanır. Boş zamanı yoktur ve renk körüdür. Karga Niyazi, ofisboy Selami’nin kulağına sır verecekmiş gibi

-6-

bir ifade vardı, artık uyumak istiyordu. “6 ay önce bi kadını terk ettim. Hayatımda ilk defa bi kadını terk ettim aslında. Çok fazla sahiplenmişti beni. Bunaldım. Allah belamı versin, mutluluk mu batmış! Şimdi şimdi anlıyorum bunu. Çok yalnız kalınca... Neyse uzatmayayım, kız altıncı günün sabahında intihar etti.


Hayatım yıkıldı, nasıl bi duygu, anlata-

“Zagor fazla uzatmayayım. Tekrar aramıza dönmeni istiyoruz. Yoksa burada çürüyüp gideceksin.

mam. Üç hafta sonra babam ikinci kalp

Eski günlerdeki gibi programımızı yapalım, kafamız dağılır hem. Gırgır şamata bi şekilde orada vakit

krizini geçirdi ama önceki kadar şanslı

geçiyor. Tamam dersen akşam yayındayız,” dedi Ke, Zagor’un birazdan onları bağırarak kovacağını

değildi. Babamdan iki gün sonra annem

bilmediği için.

öldü. Balkondan düşmüş ama hiç zan-

Radyoya döndüklerinde Muhsin, Ke’ye kızıyor: “Gitmeyelim dedim amına koyayım, elin delisiyle bizi

netmiyorum, bilerek atladı bence. Ba-

muhatap ediyorsun. Bağırdı, çağırdı, kovaladı! Sen tutmasan alacaktım ayağımın altına ama neyse. Bir

bam annemi sevmezdi, görücü usulü

daha Zagor falan bahsetme bana, seni de sikerim.”

evlendiler ama annem babama ilk

“Abi yeter amına koyayım siktir git, canım sıkkın zaten,”

görüşte aşık olmuş, hala ilk günkü gibi

“Selami, rakı getir lan!”

severdi. Hiç ‘seni seviyorum’ demedi

İstemeden kulak misafiri olan sabah programcılarından Hozan, Karga’ya fısıldayarak soruyor: “Abi

ama severdi, bilirdik. Çünkü annem

kimden bahsediyorlar, sen bilirsin?”

haklı olduğu durumlarda bile hep taviz

“Zagor diye bi manyak var. Bundan 30 küsür sene önce Ke ile program yapıyorlardı. O zamanlar

verirdi, bundan kaybediyordu bence,

radyonun en popüler zamanlarıydı, bunların programı da bi o kadar popülerdi. Neyse tam darbe

ama farkında değildi. Annemden 3 ay

zamanları bizim programcılardan birkaçı tutuklanıyor. Aralarında Ke, Muhsin abi, Albay Nazım falan

sonra askerler haber getirdi, abim şe-

da var. Zagor da karısına haber yollamış, ben de tutuklandım diye ama değil, gününü gün ediyor,

hit olmuş. Mutfakta yemek yaparken

darbe bu puşta yaramış resmen. Metresiyle birlikte yaşıyor iki ay. Karısı da öğreniyor galiba bir yerden,

elektrik çarpmış, tam şehit denemez

sonra intihar ediyor. Zagor da karısı öldükten sonra evden dışarı bir daha adım atmıyor. Birlikte de

aslında. Ama öyle diyorlar. Değil bence.

birkaç kez gittik ama geri getiremedik buraya. Salonun ortasına pastel boyayla bi resim çizmiş. Oradan

Gazetelerde, televizyonlarda haberleri

ileri geçemiyordu. Manyak amına koyayım!” dedi Karga, bilgece bir tavırla. “Ama çok zeki, yakışıklı,

çıktı şehit oldu diye ama kimse elek-

komikti pezevenk. Radyonun bu kadar popüler olmasında büyük payı var,”

trik çarptığını söylemedi. Neyse. Abi-

Ke rakı şişesini de alıp odasına geçerken bir misafir geliyor. Takım elbiseli, kravatlı bu adamın Zagor

min haberini aldığım gece kendimi

olmadığına kendini inandırmaya çalışıyor ama başaramıyor. Tıpkı eski günlerdeki gibi... Çünkü Zagor

astım. Sabah bir uyandım, yerdeyim.

programı bu kıyafetlerle sunardı.

Bayılmışım, sonra intihar ipim kopmuş galiba. Adam akıllı ölmeyi bile becer-

sürecek...

emiyorum. Dün kan gelene kadar kafamı duvara vurmaya başladım,”

İ.E

“Ne kadar sonra geldi?”

“bölüm sonu canavarı: umay umay, kazım koyuncu - kalbim acıdı”

“Gelmedi, hala vuruyorum,” Tak, tak, tak, tak... Dün geceki bütün yayınları dinleyen ve 4 gündür hiç uyumayan Ke, Muhsin ile beraber Zagor’un evinin yolunu tutmuş. Sabahın 8’inde. Öğrendiklerine göre Zagor 6’da uyanırmış. Bu durumda çok da erken sayılmazdı gittikleri saat. Nihayet geldiklerinde Ke cesaretini toplayıp kapıyı çalar. Kapıyı açan Zagor misafirlerini görünce epey şaşırır, içeri buyur eder. Zagor salon masasının üzerinde çalan radyoyu kapatır. “Hozan Ahmed yayına girmiş, saat 8 oldu mu ya?” dedi Muhsin, imalı bir şekilde. “Oldu, oldu. Dün gece Naşit’in yayınını dinledim. Sonra uyuyakalmışım. Radyo da açık kalmış. Arada bi açıp bakıyorum ne oluyor, ne bitiyor diye.” diye cevap verdi Zagor.

-7-


ALI LIDAR

TESIRSIZ PARÇALAR #310 Olmak istediği yerde olamayan herkes, biraz acıklı biraz da komik ( he amk he trajikomik derler ona, çok biliyonuz!) bir gülümsemeyle dolaşır sokaklarda. Özellikle Ekim’de, özellikle yağmurun yağmak isteyip de yağamadığı zamanlarda, özellikle çok popüler olmayan bir Müslüm Gürses şarkısı mırıldanarak, özellikle mutsuz, ekseriyetle nereye gideceğini bilmeyerek, bilhassa da kendisi dahil hareket eden her şeye, hatta hareketin kendisine küfür ede ede…

A

Yirmilerimin sonunda bırakmıştım kendimle hesaplaşmayı. Allahın ve annemin benim için öngördüğü hayata eyvallah diyerek, ikisinin gölgesine sığınıp kaderime razı olmuş; kitaplarımla, oyuncaklarımla ve iki gecede bir içtiğim bir kaç kırmızı tuborgla kendime yalandan bir mutluluk sığınağı inşaa etmiştim. Kendimi kandırmışım, otuz altı yaşıma bir gün kala fark ettim (doğum günüm üç ekim) Bana iyi gelecek bir tek şey var artık. Benim yüzümü güldürecek bir tek kişi.. Büyük beklentilerim yok, kurduğum en baba hayal bile standart ve ortalama. İçinde rengi çok önemli olmayan panjurlar, ev oturmaları, adı Nar olan bir kız çocuğu ve ille de öpmeden uyumayacağım bir çift çıkık elmacık kemiği olan, bana ait, minik bir dünya. Hepsi bu kadar. Valla hepsi bu kadar, artan bir şey varsa alın aranızda paylaşın… Perec bir kitabında şey diyordu, insan mutluluğu yakalayamaz, insan mutluluğu tarif bile edemez. İnsan sadece nedensizce mutlu olur, nedensizce de mutsuz. Bu ikisini birbirinden ayıran herhangi bir çizgi falan da yoktur. Sadece hayat vardır, içinde her boku barındıran lanet bir hayat, sırası geldikçe de her şey yaşanır. O kadar.. Şimdi diyorum ki ben de Perec ustanın affına sığınarak, sıram gelmedi mi hala?

-8-


AY I S I G I Y Ü KS E L I N C E BASLAR HÜZÜN KADİR GÜRDEMİR Seninle trene bindiğimiz saate 5 kala içtim bugün Asla koşturmadım gara çünkü acele işe sen karışmayacaktın Ne sadece vagonda zorunluluktan görüştüğüm yolcular ne de makinist fark etmeyecekti yokluğumu Tek bir bekleyenim, o da sen ol. Parke taşlara yayılıyorum üç parmakta şişe, iki parmak sigara Şiirler üredikçe elimde, utanmadan çalıyorum birer ikişer Ama vicdanım rahat, sen de ezan vakti kalbimi çalmıştın Parmak uçlarını uzat, ürkek bebek gibi sıkıca tutayım. Boşa geçen zamanımız telaş veriyor dutların gölgesinde Eğilip köstekli saate bakınca acılarımı sırtlıyorum Zıplayıp dutun dallarına asınca acılarımı Gözlerimde uzuyor saç tellerin. Temmuzda doğmuş umut saçan masum bir çocuksun...

-9-


HAFIFMUZIK.ORG SUNAR...

KURT COBAIN’IN INTIH A R N OT U N U T- S H I RT YA P T I L A R Ünlü insanların konu alındığı anı t-shirt’leri tasarlamak ve satmak alışıldık bir olay ama bu defa işin dozu biraz kaçtı.

A

Consequence of Sound‘da çıkan bir habere göre internet üzerinden t-shirt satmak isteyen Tayland’lı iki girişimci, müzik dünyasında son 20 yılın en çok satan temalardan biri olan Kurt Cobain’i kullanmak istediler ve yaratıcı fikir olarak da t-shirt’ün üzerine Cobain’in kendi el yazısıyla yazılmış intihar notunu koydular. Ebay ve Etsy’de satışa sunulan t-shirtler kısa sürede internette viral olunca, gelen tepkilere dayanamayan siteler ürünün satışını durdurmak ve listelerden çıkartmak zorunda kaldılar. Ebay ve Etsy ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla, “İntiharı öven, şiddet içeren, seksüel, dini ve ırksal ayrımcılık barındıran ürünler satışa sunulamaz” maddesinden yola çıkarak söz konusu t-shirt’ün satışını yasakladıklarını duyurdular.

HAFTA SONU LİSTESİ METE AVUNDUK

1. “He’ll Have To Go” – Ry Cooder “Chicken Skin Music” albümü çok dinledim son zamanlar. Video da harikaymış.

Valentine Şüphesiz en iyi pop kayıtlarından biri. Hiç eskimiyor, aksine hep yön veriyor.

2. “Give Me Some Peppermint Freedom” – The Orchids Hafif müzik tarihinde bir karadelik bu plak.

4. “Thunder Road” – Bruce Sprinsteen “Born To Run” albüm, kutsal kitap gibi. 5. “Interstate 5” – The Wedding Present Başyapıt.

3. “You Made Me Realise” – My Bloody

- 10 -


5 SORU 5 CEVAP: ADAMLAR Adamlar, Tolga Akdoğan, Burak Güngörmüş, Gürhan Öğütücü, Burak Irmak ve Berkan Tilavel’den oluşuyor. Yola Halimden Konan Anlar ile çıkan Tolga Akdoğan artık yeni bir isim ve müzikal yaklaşımla, kendi bestelerini halka arz ediyor. “Eski Dostum Tankla Gelmiş” isimli debut albümünü People Make Music etiketiyle yayımlayan grup, ilk tekli olarak “Bi Öyle Bi Böyle” isimli şarkısını servis etmişti. Sık sık Karaköy Külah sahnesine konuk olan Adamlar, şarkılarında ‘insanın düştüğü durumlar’a değiniyor.

Selda Bağcan, Neşet Ertaş… Yazmakla bitmez, saygı duruşuyla selamlarız o güzel insanları. Filmlerden “Mulholland Drive”, “The Wall, 2001: A Space Odyssey”, “The Party”, Pembe Panter’ler daha neler neler. Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Borges, Bukowski. Charles Mingus, Sonny Rollins ve Miles Davis (1967 – 1970 arası özellikle). The Piper At The Gates Of Down, A’mak-ı Hayal, Benimle Oynar Mısın, Binbir Gece Masalları. Berkan: Denis Villeneuve, Red Garland (ağır sıklet boksör / pamuk gibi caz piyanisti), Thelonious Monk (kendi de deli müziği de…), Antoine de Saint-Exupéry, Ünlü Onur, Giovanni Guidi, John Cage. Filmler: “Enemy”, “The Secret Life of Walter Mitty”, “Midnight In Paris”… Albüm: Giovanni Guidi – “City of Broken Dreams”, Enrico Pieranunzi – “Play Morricone”, Myriem Alter – “Alter Ego” vs.

N

asıl tanıştınız? Tolga: Karga’dan Tayfun Polat aracılığıyla basçımız Burak Güngörmüş’le tanıştım. Burak Güngörmüş aracılığıyla gitaristimiz Gürhan Öğütücü’yle tanıştım. Davulcumuz Berkan Tilavel kendi kendini tanıştırdı bize. Aramıza nasıl girdi şu an hatırlayamıyorum. Her gelen bir tanıdığını tavsiye etti ve öyle öyle tamamlandık aslında. Son olarak da klavyecimiz Burak Irmak’ı evrene sipariş verdik. Sağ olsun çok geciktirmeden geldi o da.

Hiç dinlememiş birine müziğinizi nasıl anlatırsınız? Tolga: Sinemadan çıkılan an, uzanıp kendi yanaklarından öpmek, boksör şair centilmen boğa farazi sıkıyorum boydan boya. Olmadı şöyle diyelim: gitar-bas-davul-klavye dörtgeninde bağırıp çağıran ya da içine içine üfleyen hikayeler, insanın düştüğü durumlar. Burak G.: Derdimizi çalarak anlatmaya çalışıyoruz aslında. Bağımsız bir şarkı yazarının iç dünyasından yola çıkarak onun hikayesini müzikle canlandırıyoruz. Kullandığımız elementler blues, rock, funk, hip hop. Çok detaylı düşünülmüş, süslemelerden uzak direkt bir tavırla çalıyoruz. Yüksek enerji hattı geçiyor sahnemizden. Berkan: Karanlık, puslu, içine girmek yürek ister gibi.

İlk konseriniz neredeydi? Neler çaldınız, kimler izledi, ortam nasıldı? Tolga: İlk konserimiz albümümüzü çıkardığımız gün Jolly Joker’da oluverdi. Kendi şarkılarımızı çaldık, albümden ve albümde olmayanlardan. Ortam ateşliydi, ilk kıvılcımdı, yavaş yavaş harlanıyor.

Şu ara kafayı taktığınız sanatçı/albüm/şarkı/soundtrack hangisi? Neden? Tolga: Tarkan Teymen’in radyo programı “Ve Telefon Acı Acı Çalar”. Burak G. : CSNY / Deja Vu / Broken Arrow / The Dead Presidents, değişiyor öyle, denk geldi. Berkan: Branford Marsalis – “Gloomy Sunday”.

Düşünce dünyanızı en iyi tarif eden isimler/filmler/kitaplar/ albümler hangileri? Tolga: En iyi denince yaşanılan kasılmayı azaltalım ve şimdi, şu an aklıma gelenler diyelim de öyle cevaplayalım: İsim: Louis C.K., Turgut Uyar, Carl Sagan. Film: “Night on Earth”, “Withnail And I”, “Aaah Belinda”. Kitaplar: Kara Kitap, Aylak Adam, Tehlikeli Belki. Albüm: Tom Waits – “Rain Dogs”, Gorillaz – “Demon Days”, Beatles – “Abbey Road”. Burak G.: Büyük bir resim var her şeyi aynı anda canlı görebildiğimiz. Bir de düşünsel olarak iletişimde olduğumuz güzel insanlar var. Büyük bir aile gibi görüyorum onları. Syd Barrett, Otis Redding, BB King, Albert King, CCR, Sly & The Family Stone, CSNY, Erkin Koray, Fikret Kızılok,

- 11 -


HAFIF MÜZIK A L K A N AV C I O G LU YA Z D I : “CANNES’DA YUHALANAN FILMLER” Sadece kötü filmlerin yuhalandığına inanıyorsanız, bir kez daha düşünün. Filmlerin yuhalanması her daim Cannes Film Festivali’ni gündemde tutan olaylardan biri olmuştur. Filmler prömiyerini gerçekleştirdikten sonra, salondaki izleyici ve eleştirmenlerin filmi alkışlayarak ya da yuhalayarak tepkilerini göstermeleri aslında pek çok festivalin geleneği. Ancak Cannes, bu konuda diğerlerinden daha tutkulu ve keskin bir festival. Alkışlamanın süresi diğer festivallere göre çok daha tutkulu ve uzun, yuhalamaların şiddeti de diğer festivallere göre oldukça sert. Festivalin tarihi de bu kültürü ve Cannes’ın bu konudaki namını besleyen faktörlerden. Geçtiğimiz Pazar günü sona eren 68. Cannes Film Festivali yine bir yuhalama vakasıyla gündemdeydi. Altın Palmiyeli yönetmen Gus Van Sant’ın son filmi ‘The Sea of Trees’ eleştirmenlerden öyle kötü bir tepki aldı ki daha gösterildiği ilk günde Cannes’ın en kötü filmi olarak nam saldı. Filmin yuhalanışı ve arkasından eleştirmenlerin yazdığı yazılar öylesine acımasızdı ki ilerleyen günlerde bazı gazetelerde Cannes’daki bu linç kültürünü sorgulayan makaleler çıktı. Gerçekten de Gus Van Sant’ın filminin aldığı tepkiler gereksiz derecede sert ve negatifti. Bana kalırsa, yarışmada bu filmden daha kötü filmler bile vardı ve beğenilmese de, Gus Van Sant’ın filmi bu derece kötü tepkileri hak etmiyordu. Fakat bu talihsiz piyango, Cannes’da her sene bir filme vurur. Geçtiğimiz sene Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi ‘Kayıp Nehir’ (The Lost River) ilk gösteriminin ardından neredeyse karanlıklara gömüldü. Acımasız eleştiriler adeta filmin kaderini etkileyecek düzeydeydi. Peki Cannes’ın kurbanları hep haklı bir şekilde yuhalanmalara mı maruz kalmıştı? Festivalin tarihindeki benzer vakaları düşününce karşımıza çok ilginç bir tablo çıkıyor. Tabi ki Cannes’da yuhalanan her film için geçerli değil -bazıları gerçekten kötü- ancak zamanının önünde olan yenilikçi pek çok başyapıtın ilk gösterimlerinde yuhalandığını görüyoruz. Bunlardan bazılarının hakkı yıllar sonra teslim edildi. Bazılarıysa daha o sene jüri tarafından ödüllendirildi. Bazılarıysa adın çıkmış dokuza inmez sekize misali kaderlerine karşı koyamayıp gişede battı ve unutuldu. Şimdi gelin, Cannes Film Festivali tarihinde yuhalanan önemli filmlere bir göz atalım. Macera (L’Avventura), 1960 Sinema tarihinin tartışmasız en önemli filmlerinden biri olan ‘Macera’ Cannes’daki ilk gösteriminde feci şekilde yuhalanmıştı. Efsaneye göre, filmin başrol oyuncusu Monica Vitti gözyaşları içinde salonu terk etmek zorunda kalmıştı. Aslına bakılırsa, yönetmen Antonioni’nin dönemin sinema dilinin geleneklerine toptan karşı çıktığı bu avangard filmin izleyici tarafından yuhalanması bir sürpriz değil. Film, o sene Jüri Özel Ödülü’nü kazandı ve hemen arkasından zaman içerisinde sinema tarihinde katıksız bir başyapıt olarak yerini aldı. Taksi Şoförü (Taxi Driver), 1976 İnanması oldukça güç fakat bugün artık sinema tarihine mal olmuş Martin Scorsese’nin başyapıtı Cannes’da ilk gösterildiğinde sayısı azımsanamayacak derecede negatif eleştiri aldı. Sadece gösterimlerde değil, o sene Altın Palmiye’yi

- 12 -

kazandığı açıklandığında da salondan bazı yuhalamalar yükselmişti. Filmin daha sonra 4 dalda Oscar’a aday olduğunu ve yüzyılın en iyi filmlerinden biri olarak değerlendirildiğini sanırım hatırlatmamıza gerek yok. Hayat Ağacı (The Tree of Life), 2011 Terence Malick’in filminin başına gelen o tipik, acımasız yuhalanmalardan biri değildi. Fakat film biter bitmez küçük bir grup tarafından yuhalanmaya başladı. Arkasından pek çok arthouse filmde olduğu gibi, yuhalamalara cevap niteliğinde bir alkış koptu salondan. Yine de bu olay o kadar enteresandı ki, gösterimden sonra pek çok gazetenin başlığı Malick’in son filminin yuhalandığı şeklindeydi. Film, salonu olduğu gibi eleştirmenleri de bölmeye devam etti. Ta ki ödül gecesinde Altın Palmiye’yi alana kadar. Arkasından pek çok yılsonu listesinde Yılın En İyi Filmi seçildi ve En İyi Film dalında da Oscar adaylığı kazandı. Kıyamet Öyküleri (Southland Tales), 2006 Yönetmen Richard Kelly ilk filmi ‘Donnie Darko’ ile öyle benzersiz bir başarıya imza atmıştı ki ikinci filmine dair beklentiler adeta gökyüzündeydi. Belki bu yüzden hayal kırıklığı kaçınılmazdı. Ama kimse böylesine bir kötü tepkiyi tahayyül etmiyordu. Filmin Cannes’da gösterilen versiyonu son kurgusu değildi ve 3 saatten uzundu. Gösterimden sonra film ‘The Brown Bunny’ninkini aratmayacak kadar kötü tepkiler aldı ve bir daha toparlaması imkansız hale geldi. Yeni bir kurguyla vizyona girdiğinde de gişede batmaktan kaçınamadı. Eleştirmenleri de fena bir şekilde bölen filmin savunucularının sayısı oldukça az. Fakat sinema tarihinde epik başarısızlıklar yaşamış pek çok film gibi, bu filmin de tuhaf bir çekiciliği ve kıymeti yok değil. Vahşi Duygular (Wild at Heart), 1990 David Lynch’in filminin başına gelenler ilginç çünkü ‘Vahşi Duygular’ gösterimlerden sonra çok da acımasız bir tepkiyle karşılaşmadı. Fakat ödül töreninde Altın Palmiye’yi bu filmin kazandığı açıklandığında alkışlamaların yanında salondan istikrarlı yuhalamalar yükseldi. 1987’de Altın Palmiye kazanan ve salondaki yuhalamalara cevap veren Maurice Pialat’ın başına gelenin bir benzeri diyebiliriz.


BIR GÜN HERKES 15 DAKIKALIGINA ROCKÇI OLACAK! Gülben Ergen’in ardından Seda Sayan da rockçı olunca üşenmedim kimler rockçı olmuş araştırdım. Kimi peruk takıyor, kimi boynuna gitar asıyor, kimi simsiyah makyaj yapıyor, kimi sadece ‘oluyor’ Seda Sayan rockçı oldu. “Yağmur Altında Eriyorum” şarkısıyla yaza merhaba diyen Seda Sayan, rock türündeki bu şarkı ile hayatında bir ilki gerçekleştiriyor.” (Hayırlı olsun.) Gülben Ergen rockçı oldu. “Vıdı Vıdı” isimli yeni klibinin çekimlerinde elinde gitarıyla poz veren Ergen, sıradışı görüntüsüyle şaşırttı.” (Sıradışı dediği rockçı herhalde, nasıl olunuyorsa artık…) Bülent Ersoy rockçı oldu. “Ersoy ‘Aşktan Sabıkalı’ isimli albümünün kapağında rockçı pozları verdi.” (Maryln Manson ile Şebnem Ferah arası bir noktadaydı hatırladığımız kadarıyla.) Sinan Özen rockçı oldu. “TRT 1’de yayınlanan ‘Gece Vardiyası’ adlı programa geçtiğimiz gün şarkıcı Sinan Özen konuk oldu. Özen programda, bir rock yıldızını canlandırarak herkesi şaşırttı. Tiyatro tecrübesi olduğunu söyleyen Özen; bu performansı için peruk takarak fiziğini de değiştirdi. (Robert De Niro mübarek.) Gökhan Özen rockçı oldu. “‘Yıldız Masalı’ adlı dizide ‘Rockçı Kaya’ karakteriyle izleyicinin karşısına çıkan Özen, ‘Ruhumun bir tarafı rockçı’ dedi.” (Çılgınsın Gökhan!) Haluk Bilginer rockçı oldu. “‘İstanbul’un Altınları ‘ dizisinde oynayan Haluk Bilginer rock şarkısı, ilginç kıyafeti ve uzun saçları ile izleyenleri ekrana kilitledi.” (E tabii bakakalmıştır insanlar.) Nilüfer rockçı oldu. “Nilüfer, hayranlarına büyük bir sürpriz yaptı; 12 rockçıyla stüdyoya girdi ve klasikleşmiş şarkılarını onlarla birlikte rock formatında seslendirdi.” (Valla albüm gayet iyiydi. Nilüfer rockçı oldu, gayet iyi oldu…) Basketçiler rockçı oldu. Evet böyle bir haber de var. Anadolu Efes oyuncuları stüdyoya girerek Duman’ın şarkısını seslendirdi. Tom Cruise rockçı oldu. Bunu araya sıkıştırmadan edemedim bu da dünyadan ‘rockçı oldu’ haberi. “‘Rock of Ages’ adlı filmde bir rock yıldızını canlandıran Tom Cruise: ‘Oynadığım karakter doğası gereği cinselliği limitsiz yaşayan biri. O yüzden fiziksel olarak onu bu özelliğiyle yansıtmam gerekiyordu’ dedi.” (Suri rockçı baba istemedi diye de haber var.) Sean Penn rockçı oldu. Evet o da oldu. O da “This Must Be The Place” isimli yeni filminde Nazi avcısı bir rock yıldızını canlandırıyor. Uzmanlara sordum (bkz. tanıdığım kadınlar) “Sean Penn yıkılıyor” dediler. Sean Penn doğuştan rockçı bence de… Hülya Avşar rockçı oldu. Hatırlayan var mı bilmiyorum ama 2007’de gelmişler Avşar’a bir sabah rockçı olmuş: “Kolay kolay şarkı beğenmeyen ve ayrıca yapımcı Erol Köse ile aralarındaki anlaşmazlık yüzünden kasetini çıkarmakta geciken, güzel sanatçı yeni al-

bümünde ilk kez rock bir parça söylecek.” (Emre Aydın’ın şarkısı. Bu arada kaset mi kaldı ki?) Mustafa Sandal rockçı oldu. “Mustafa Sandal, Muhabbet Kart’ın yeni reklam filminde yine ilginç bir imaja büründü. Daha önce dedesiyle kamera karşısına geçen ünlü popçu, bu kez de Akrep adında bir rockçı oldu.” (Ne hoş.) Tuğçe Tayfur rockçı oldu. (Ferdi Tayfur’un kızı…) Ak Parti Çukurova Belediye Başkan Adayı Nevzat Ardıç rockçı oldu. “Ak Parti Çukurova Belediye Başkan Adayı Nevzat Ardıç’ın sponsor olduğu ve büyük destek verdiği Çukurova Rock günlerinde amatör rock grupları sahne alarak performanslarını sergilediler. Ardıç, konserde rockçı tişörtü giydi .” (Yorumsuz.) Fatih Ürek rockçı oldu. “46 dergisinin gecesinde sahnede kendinden geçip şarkı söyledi.” (Rockçı olunca kendinden geçmiş…) Orhan Gencebay rockçı oldu. “Gencebay, ‘Yeni albümümde klasik Orhan Gencebay tarzına, rock ve Anadolu rock tarzını da ekledim. Ben rock tarzını ilk kez ‘Hatasız Kul Olmaz’da kullanmıştım. ‘Yeneceğim Kendimi’ de yine böyle bir çalışma oldu” dedi. (Orhan Baba ne diyosa o…) Megastar rockçı oldu. “Ünlü sanatçı Tarkan’ın 2008 yaz başında çıkartmayı planladığı albümü yavaş yavaş şekillendi. Geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamalarında ‘Yeni albümümde her tarzdan parçalar olacak’ diyen Megastar’ın, daha çok rock tarzında şarkılar seslendireceği ortaya çıktı.” (Yakın tarihten şahane bir ‘çıktı’ haberi.)

- 13 -

Emel Sayın rockçı oldu. “Türk Sanat Müziği’nin efsane ismi Emel Sayın, hayranlarını şaşırtmaya hazırlanıyor. İstanbul’da düzenlenecek olan ‘Bi’ Büyük Fest’in tanıtım toplantısında objektiflerin karşısına geçen sanatçı, rock grubu Gripin’le sürpriz bir düet yapacaklarını söyledi. (Arşivler yalan söylemez.) Sinem Kobal rock’çı oldu. “Bebek’te arkadaşlarıyla bir kafede oturan ve sohbet eden Sinem Kobal, müzik hakkında konuşuyor olacak ki, bir ara rock müzikseverleri tarafından kullanılan ve evrensel bir işaret olan ‘rock forever’ hareketini yaptı. Böylece Sinem Kobal’ın rock müzik hayranı olduğu ortaya çıkmış oldu. (Vay canına sayın seyirciler…) Hande Yener rockçı oldu. “Grup Ünlü’nün ‘Rüya’ adlı şarkısını yeniden yorumlayan Yener ve Seksendört grubu, aynı zamanda sözü ve müziği Sinan Akçıl’a ait olan ‘Öfkem Var ‘ şarkısına da önümüzdeki hafta piyasaya çıkacak olan bu mini albümde yer verecekler.” (Akçıl da rockçı olmuş sayılıyor mu acaba?) Havuç rockçı oldu. (Evet olmuştu hatırlıyoruz.) Ece Gürsel rockçı oldu. “Modellikten sahnelere transfer olan Ece Gürsel, Taksim Mask Live’da sahne aldı. Gürsel, rock tarzındaki şarkılarıyla büyük beğeni kazandı.” Sibel Tüzün rockçı oldu. Sanırım 90’lar falandı. Bir sürü dövme yaptırıp sonra da sildirdiğini hatırlıyorum. Kısmet… Velhasıl benim anladığım iki şey var: Bir. Hep popçular rockçı oluyor, rockçılar popçu olmuyor. İki. Bir gün herkes 15 dakikalığına da olsa rockçı olacak Türkiye’de. Cümleten rock’n roll günler…


BENI GÜZEL H AT I R L A ORHAN VELİ beni güzel hatırla! bunlar son satırlar... farzet ki, bir rüzgârdım, esip geçtim hayatından ya da bir yağmur sel oldum sokağında sonra toprak çekti suyu... kaybolup gittim, belki de bir rüya idim senin için. uyandın ve ben bittim... beni güzel hatırla! çünkü; sevdim seni ben, herşeyini... sana sırdaş oldum, dost oldum, koynumda ağladın. yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini, beni üzdün, kınamadım. alışıktım vefasızlığa, el oldun aldırmadım... beni güzel hatırla! sayfalarca mektup bıraktım sana. şiirler yazdım her gece, çoğunu okutmadım. sakladım günahını, sevabını içimde sessizce gittim... senden öncekiler gibi sen de anlamadın. beni güzel hatırla! sana unutulmaz geceler bıraktım sana en yorgun sabahlar... gülüşümü, gözlerimi, sonra sesimi bıraktım. en güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka, söylenmemiş “merhaba”lar sakladım her köşeye vedalar bıraktım duraklarda. ne ararsan bir sevdanın içinde fazlasıyla bıraktım ardımda. beni güzel hatırla! dizlerimde uyuduğunu düşün, saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı, mutlu olduğun anları getir gözünün önüne. alnından öptüğüm dakikaları... birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün şaşırtmayı severim biliyorsun. bu da sana son sürprizim olsun. şimdi, seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum beni güzel hatırla. gidiyorum...

- 14 -


AHMET KAYA

o

nlarla konuşmuyordum çünkü onlarla konuşamıyordum. giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. mesela terziye gidip, onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. bir gün gittim dedim ki: ‘biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep...’ bana dedi ki: ‘rica ederim.’ öyle bir ağrıma gitti ki: ‘ben de sana rica ederim,’ dedim.. ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zannettim.

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR (1. MEKTUP)

g

eceydi...bütün insanların çırılçıplak olduğu bir zamandı. onları düşünüyordum; gümüş tepsilerdeki kristal kadehlerden zamanı yudumlayan insanları düşünüyordum. irili ufaklı aynaların karşısında enseleri bembeyaz kadınlar boyanıyordu. uzun uzun parmakları vardı kadınların.. öpülmeye alışmış olgun dudakları vardı. kocaman kocamandı kalçaları. o kadınları düşünüyordum.

ben seni düşünüyordum. çünkü geceydi. sevişme zamanıydı insanların. yalnızdım. beni kuşatan duvarlar birer beyaz çarşaftı bu saatte. kapılar tüylü, yumuşak battaniyelere benziyordu. ben seni düşünüyordum. kim bilir ne güzeldin soyunduğun zaman? nasıl kadındın? nasıl öpüşürdün kim bilir? nasıl kadın kadın kokardı her yerin? tutup avuçlarıma sığdırıyorum seni, gözlerime, dudaklarıma sığdırıyorum.

bir kurt bir geyiği kovalıyordu yüreğimde. geyik soluk soluğaydı, yorgundu, bitkindi. karların üzerinde akıp giden bir yıldız gibiydi. koşuyordu. koşmak kurtuluş değildi belki, ama bir ümitti. koşmalıydı.

sensiz kahrolmak vardı. seninle yaşamak vardı dolu dizgin. seninle her gece birbirimizi yenilemek vardı odalarda. odalara sığmamak vardı. bir sel gibi taşmak vardı gecelerden. elimi uzatsam tutabilirdim seni. öyle yakındın. zamana kokun sinmişti. belki de uzaktan günlerce koşsam yetişemezdim sana. zamana kokun sinmişti. tuttum resmini indirdim duvardan. duvar ağlamaya başladı.....

oysa birer namlu ağzıydı kurdun gözleri. avına güvenle, şehvetle yaklaşıyordu. yeni bilenmiş, sedef saplı bıçaklara benziyordu dişleri, bütün dileği et ve kandı. istese geyiğe hemen yetişebilirdi, ama uzasın istiyordu bu şehvetli koşu, bu bütün damarlarına yayılan sarhoşluk bitmesin istiyordu.

- 15 -


AYÇA ŞEN

R Ü Ü YA A

b

ir köy pazarındayım. Pazarcı, henüz dokusunu kaybetmemiş şehre yakın köyün gün görmüş, yerel kıyafetli köylüsü. Tezgahında dururken ona şehirden geldiğimizi, buraları beğendiğimizi ve yan köylerden birine taşındığımızı söylüyorum. Köylü adam “Bulunduğunuz yerin değerli madenleri nelerdir” diye soruyor, Toni adama “Çatal kaşık, altın maltın” diyor. Adam hafifçe gülüyor, bense karnımı tuta tuta, gözlerimden yaşlar gelerek gülüyorum. Çatal kaşık değerli madenmiş. Altın maltın maltına gelecek kadar da değersiz. O kadar katıldım ki gülerken uyanırken aslında gülerken büyük enerji harcadığımı hissettim. Rüyada gülmek zevkli ama yorucu.

Rüyada ağlamak da yorucu. Bütün benliğinle ağlıyorsun. Oysa normal hayatta ağlarken o kadar şiddetli olmuyor. Acaba nasıl görünüyorum, acaba bu açıdan gözlerim Emel Sayın’a benziyor mu filan diye düşünüyorsun, bu tip kaygıların oluyor ve o ağlama ağlamakan biraz çıkarak magazin bir hal alıyor. Aslında öylesi daha iyi. Gerçi benim bazen hiç rol yapmadan, profil vermeden ağlamışlığım vardır, o zamanlar insan vay anasını diyor, ne olacaksa olsun, diyor, topunun diyor, o şekilde diyor. Ama elbette her ağlamada bunu yaparsan afedersiniz anarşist olunabilir. Yani her seferinde içten içten ağlanmaz ki. N’oluyoruz yani çok ağır bir edebiyat oyunu mu yazıyoruz yaşamak yerine. Velhasıl kelam, rüyalar iyidir. Salt duyguyu yaşarsın. Üçkağıt, çift kağıt hiç biri olmaz. Gerçi ben bir seferinde rüyamda cigaralık içmiştim ve başım dönüyordu fakat uyanınca herhalde dedim, tansiyonum filan düştü. Yani ne saçma di mi, insan rüyasında kafası güzel gezer mi? Mesela gülerken de rüyada aşırı gülünüyor, o da fazla mesela. Çok katılıyor insanın içi. Evet uyanmak istemiyorsun rüyanda gülerken fakat uyandıktan sonra da bir süre karın kasların devam ediyor gülmeye fakat çok saçma olduğunu fark ediyorsun ayılınca. Sonra hayatta komik buldukların komik gelmemeye başlayabilir. Düşünsenize, çocukken komik bulduklarımıza da büyüdükten sonra hiç gülmüyoruz. Demek ki bu yaşlarda güldüklerimize de yaşlanınca gülmeyeceğiz. Yıllar geçtikçe hayatın kalitesinin artması gerek oysa. Gittikçe azalması kötü. Belki de iyidir, insan hayatı azaldıkça kalmak için bir sebep bulamazsa içi rahat gider. Bu yüzden uykumuzu iyi alalım.

- 16 -


TOPRAK Yürüdüğüm yollar karanlık sokaklara çıkarken ben tarifi imkansız bir acının peşinde sürükleniyorum yerlerde dikenlerden kelebekler 2 günlük ömürlerinin çetelesini tutuyorlar ben çeyrek asırlık ömrümde daha dün ne yediğimi bilmiyorum bak bu yollar bu evler benim senin için kurduğum hayallere gebe şimdi hüzünlü bir kuşum ben sen bilmezsin sen benim hayallerimi yok etmiştin bir silah vardı elinde demek isterdim fakat;sen en koyu gecede ben sana güvenmişken bir iğne ucu büyüklüğündeki yüreğinle beni darmadağın ettin ben sana güvenmişken en zoru da bu oldu aslında en zoru da en can alıcısı da bu oldu ben bu insanlar arasında bir çığlık gibi kaldım içimin acısıyla ben o denizlerin ardında, o dağların ardında bir güneş gibi battım karanlığa!

GÜLŞAH DURANTAŞ

- 17 -


MERCEDES KADIR

bu can sıkıcı mercedes hikayesini bırakın gelin size keyifli bi “mersedes” hikayesi anlatiim: bazılarınıza anlatmışımdır.. fotodaki abinin ismi kadir, mersedes kadir. akli dengesi yerinde değil ve bütün gün üstünde dolaştığı önünde mercedes arması olan sopayı mersedes’i zannederek yaşıyor. buraya kadar tamam. anlatmaya bayıldığım kısmı bundan sonra başlıyor.. koskoca bir şehir , kadir’in mersedes hayalini her şeyiyle sahiplenmiş durumda.. kadir trafik ışıklarında duruyor, arabasını park ediyor, diğer arabalar trafikte ona yol veriyor, ona göre parkediyor. bütün şehir o “mersedes”in farkında! kadir sopasını mercedes servisine götürüyor, ustalar bütün ciddiyetleriyle arızaları anlatıyor, bi usta sopaya teyp takıyor, diğeri aynasını, armasını yeniliyor.. sıkı durun; trafik polisleri yanlış yere parkettiğinde ya da ‘çok hızlı gittiğinde’ kadir’e ceza yazıyorlar, zamanı geldiğinde muayeneye gönderiyorlar! bir koca şehir, malatya, kadir’in hikayesini onunla birlikte yaşıyor. bir ‘deli’nin sopasına göre yaşayan şehirlerin, sopayla, sapanla, satırla birbirlerini kovalayan şehirlere dönüşmesini gördükçe bu hikayeyi anlatırım senelerdir.. bazıları anlar.

FA C E B O O K ’ TA N A L I N M I S T I R

- 18 -


DAVET CAN YÜCEL “Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim” diye düşündüm. Mutfak işinden de anlarım. Donattım sofrayı. Bayağı uğraştım. Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. Bayağı da para gitti. Birinin yediğini öbürü yemez. Ötekinin içtiğini beriki içmez. Dört kişilik sofra kurdum. Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatırladım. Müziği de ayarladım. Geldiler. 20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz. Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum. Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim. Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu. Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi. Yatıştırayım dedim. “Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı. Komşular alttan üstten duvarlara vurdular. Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı. Evin de içine ettiler. Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine...

- 19 -


I SYA N I M MARADONA KARTAY HAKAN

T

ürklerin İslam’la tanıştığı ilk yıllardan itibaren günümüze kadar, tarihimizde belki de en çok karşılaştığımız cümledir bu: “Din Elden Gidiyor!” Kimi zaman öç almak için, kimi zaman yeniliklerin şiddetle reddi için; kimi zaman menfaat, kimi zamansa gerçekten ‘dış mihrakların’ çıkarları için ciddi manada “isyan” niteliği taşıyan bu olaylara biraz değinelim istiyorum. İlk ciddi isyan 1420 yılında, Osmanlı’nın ikinci kurucusu olarak kabul edilen Çelebi Mehmet dönemi. Kulağımızın aşina olduğu Şeyh Bedrettin İsyanı… Şeyh Bedrettin; iyi eğitim görmüş, neredeyse bütün İslam alemini dolaşmış, saygın, tanınan bir insan. Dini görüşleri Osmanlı’ya uymayan Şeyh Bedrettin’in müritleri Börtlüce ve Torlak Kemal İzmir çevresinde isyan başlatıyor. Tabi ‘kudretli’ Osmanlı tarafından bastırılıyor bu isyan.

meyhaneden çıkmayan, günümüz tabiriyle ‘ayyaş’ bir adam. İsyan etme gerekçesi ise tuhaf bir şekilde , “din elden gidiyor.” İsyan etme gerekçesi dindar biri olduğu için değil. Kendisinin kardeşi çarşıda gebe bir kadını katlediyor ve gasp ediyor. Dönemin sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın adamları kardeşini yakalıyor ve ibret-i alem için meydanda sallandırıyor. Bunu gören Halil intikam istiyor ve isyanı başlatıyor. Sonuç ise III. Ahmet tahttan indiriliyor, Damat İbrahim Paşa idam ediliyor ve Lale devri bitiyor.

Böyle hepsini tek tek yazıp sizi sıkmayacağım tabii ki. Okuduğum ve öğrendiğim kadarıyla en büyüklerine geçmek istiyorum. Sultan III. Ahmet dönemi yani Lale Devri. İstanbul’un dört bir yanı lalelerle donatılmış; Hünkâr ve Sadrazam Damat İbrahim Paşa halkın açlığına, fakirliğine, yoksulluğuna rağmen güllük gülistanlık bir hayat yaşamakta. Halk isyan etse tabii ki de haklı. Nitekim ediyor da. Ama burada isyandan çok isyanı başlatan kişi önemli… Patrona Halil. Elebaşı Patrona Halil, halk sefalet içerisindeyken bu duruma dayanamamış ve isyan etmiş. Delikanlı adam, Osmanlı’ya kafa tutmuş. Helal olsun. İşin aslı böyle değil tabi. Patrona Halil dediğimiz adam;

Siyasi durumlar karışık, Ruslar, İngilizler, Fransızlar artık çekiniyor, III. Selim devletin zararına olan her şeyi neredeyse bitiriyor ve devlet kendi dönemi içinde yükselişe geçiyor. Bu iş ne paşaların, ne Şeyhülislamın, ne mültezimlerin ne de batılıların işine gelmiyor tabii. Kabakçı Mustafa seçilmiş kişi oluyor. “Din elden gidiyor” diye başlattığı isyan sonucu III. Selim tahttan indiriliyor, ıslahatlar sona eriyor, Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa yardımıyla başsız kalan devletin başına IV. Mustafa geçiriliyor.

İlgimi çekenlerden diğer bir isyan; Kabakçı Mustafa İsyanı… III. Selim dönemi. Padişahın yaptığı birçok girişimle devlet batıyı yakalama yolunda önemli adımlar atıyor. Yenilik üstüne yenilik… Nizam-ı Cedid ordusu büyük sayılabilecek zaferler kazanıyor. En önemlisi de Napolyon’a karşı kazanılan Akka Savuması.

Biraz daha yakın tarihimize gelelim istiyorsanız. Şimdiye kadar yazdıklarım belki de unutulmuştur ama hala hatırlanan ve unutulmayacak olay olan, Menemen

- 20 -


Olayı. Cumhuriyetin henüz 7. Yılı. Dünyanın büyük devletleri tarafından “10 yıl yaşamaz” denilen Türkiye Cumhuriyeti sanılanın tam aksine onlarca yıl sürecek varlığının temellerini atıyor. İnkılaplar, devrimler peş peşe geliyor. Batılılar bu durumdan rahatsız. Yeni siyasi rejim karşıtı gruplardan belki de zamanına göre en büyüğü olan ve günümüzde de bu unvanı korumak için ‘mücadele eden’ Nakşibendi Tarikatı tetikçi seçiliyor. Dış mihraklar ve iç mihraklar el ele… Tarikat lideri Şeyh Esad ve arkadaşları planı hazırlıyor ve devreye sokuyor. Yedek subay ve öğretmen Kubilay yönetimindeki manga katlediliyor. Kubilay’a yardıma koşan bekçiler de Kubilay’la beraber canice öldürülüyor ve kafaları kesilip mızraklara takılarak Menemen’de dolaşılıyor. Yazımın başında da belirttiğim gibi, “din elden gidiyor” isyanları neredeyse hiçbir zaman dindar bir kişi veya kişiler tarafından çıkarılmamış, din her zaman amaçlarına ulaşmak isteyenlerin aracı olarak kullanılmıştır. Günümüzde de dolaylı yoldan bizlere hissettirilen “din elden gidiyorların” altında mutlaka bir şeyler aramak gerekir. Çünkü tarih; tekerrürden ibarettir…

- 21 -


HALKLA ILISKILER Batuhan ÇOBAN - Kaan SARPKAYA Merhaba, sizi tanıyabilir miyiz?

Vaktiniz varsa birkaç soru sorabilir miyiz?

M: Ben Mert. 22 yaşındayım. Manisa’da oturuyorum, Du-

Y: Tabii, neden olmasın.

man konseri için buraya geldim. Çok kalabalıkmış ya...

İsminiz?

Gitar çalmaya ne zaman başladın?

Y: Yaren ben. yaş 17.

M: 9 sene önce başladım. Herkeste olduğu gibi, “Yıldızların

Nerede oturuyorsun?

Altında” çalmıştım ben de ilk... Şimdi yelpazeyi biraz daha

Y: Ankara’da oturuyordum, İzmir’e taşındım. Nedenini sormayın, ailevi

genişlettik çok şükür. Halil Sezai çalayım mı?

problemlerden dolayı...

Yok... Ne tür filmler izliyorsun?

En sevdiğin yazar?

M: Porno :) Naughty america , brazzers , mofos... :)

Y: Sabahattin Ali tabiiki de.

En son izlediğin film?

Kürk Mantolu Madonna mı Kuyucaklı Yusuf mu?

M: Hızlı ve Öfkeli 7.

Y: Seçmesem olmaz mı?

Ee peki...

Başka, kendinle ilgili son bir şeyler?

M: Amına koyim ya bi çay ısmarlayın da öyle devam edek...

Y: Ben okumayı beceremedim, size başarılar diliyorum. Okul nasıl gidiyor

...

bu arada?

M: Ya amına koyim sabahtan beri dilim damağım kurudu, kalkın bari bi bira alıp gelek...

Merhabalar, ufak bir sohbet yapabilir miyiz? Ot dergisi okumanız ilgimizi çekti de...

Merhaba, sizi tanıyabilir miyiz?

Ş: Hoşgeldiniz, buyurun...

F: Ben Ferdi.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Kaç yaşındasın?

Ş: Şafak ben, 94’lüyüm

F: 22.

94 kaç oluyordu ya?

Okuyor musun?

Ş: Valla bilmiyorum ya. Bu sohbet nerede kullanılacak?

F: Evet, üniversite. Celal Bayar.

Bir fanzin hazırlıyoruz. Birkaç sayfalık bir köşe var, onun için.

En sevdiğin film hangisi?

(Kapak taslağı gösterilir.)

F: Yüzüklerin Efendisi serisine hastayım. Ha bi de Kaybe-

Ş: Ali Lidar, Batuhan Dedde, ah Muhsin Ünlü... Devamlı olacaksa çok iyi

denler Kulübü var. Radyo kayıtlarını bile hemen her gün

bir şey. Merak ettiğim bir şey var, ah Muhsin Ünlü sizin için yeni yazı

dinliyorum neredeyse. Nejat İşler’e hayranım.

yollayacak mı?

Barda filmini izledin mi?

Eski yazılarını derleyeceğiz.

F: İzlemem mi ya, Nejat İşler’in oynadığı her filmi izledim.

Ş: Uzun zamandır yazmıyor diye biliyorum çünkü.

Başka?

Yok canım, birkaç ay önce Ot’ta yeni şiiri yayımlanmıştı. “Bir Tatlı

F: Tiyatroyla uğraşıyorum. 6 senelik bi geçmişim var. Büyük

Baretta” idi ismi.

bir diziden ufak bir rol bekliyorum, bugün yarın haber ge-

Ş: Baretta diyince Murat Menteş geldi aklıma. Neyse...

lecek. Oyuncu olmak için koşturuyorum.

Güzel kitaptı ama bir Ruhi Mücerret değil tabi.

Bizim fanzinden arkadaşlar da kısa film yazıyorlar. Geçen

Ş: Kesinlikle değil.

sene bir radyo programı yapıyorlardı, onunla alakalı bir

Yalnız mısın, birini mi bekliyorsun?

karamizah sanırım.

Ş: Kız arkadaşım gelecek birazdan.

F: Oyuncu lazım mı?

Neler dinliyorsun?

Sen numarasını yaz istersen, 0546...

Ş: Çok şey dinliyorum. Erkin Koray, Cem Karaca çok severim, Ahmet

F: 0..5...4...6...

Kaya da öyle. Neşe Karaböcek var. Kibariye’nin hastasıyım bak mesela...

- 22 -


Ona büyük hastayım. Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Fikret

D: Yok, sorun değil ya, 23 yaşındayım. Sen kaç yaşındasın?

Kızılok’u çok aşırı seviyorum.

18’im ben daha.

Büyük Ev Ablukada ile başlayan postmodern müzik

D: Hadi ya...

akımıyla ilgili ne düşünüyorsun, sevdiğin gruplar var mı?

Dinlediğiniz müzik türünü sorayım bari?

Yüzyüzeyken Konuşuruz’un albümlerini pek beğenmedim

D: Ruh halime göre değişiyor ya, karışık.

ama eski kayıtları çok güzel. Yok Öyle Kararlı Şeyler, Kaç

Bu aralar ne dinliyorsun?

Canım Kalmış falan da iyi. Büyük Ev Ablukada’nın da birkaç

D: Arabesk :)

şarkısını seviyorum fena değil. Bu arada yeni fark ettim, arka

Sebebini sorsam ayıp olur mu?

kapakta Sen Aydınlatırsın Geceyi mi var?

D: Reddedildim ya.

Arka kapağı sevdiğimiz filmlere ayırdık. Alıntı yapıyoruz,

Neyse konuyu değiştireyim o zaman. En son hangi filmi izledin?

izledin mi filmi?

D: Söylemesem olmaz mı ya :)

Onur Ünlü’nün deli hastasıyım ben. Ah Muhsin Ünlü diy-

Porno mu? Rahat olabilirsin.

ince bi kıllanmıştım zaten. Film çok iyidi. Alıntıyı da güzel

D: Yok canım. Grinin Elli Tonu. Söylemeseydim adım pornocuya

seçmişsiniz, en sevdiğim sahnelerindendi bu.

çıkardı şimdi. Aşk Sana Benzer var bir de. Bu ikisin izlemiştim

Filmin sonu hakkında ne düşünüyorsun, kanın dondu

en son.

mu senin de?

Konser için mi geldin?

Abi ne diyosun, kaç dakika kendime gelemedim ben. Bekli-

Yok, kongreye geldim ben. Bursa’dan.

yor falan böyle, o neydi ya!

Peki, Bursa mı, İzmir mi desem?

Ben Masumiyet’ten bir alıntı yapalım dedim. Hani şu

Tabii ki de İzmir.

Zagor’un hikayesi var ya, Haluk Bilginer’in efsane tiratı.

Okuyor musun?

Ama arkadaşlar çok ağır olur dedi. Lan derginin adı Aşırı

Evet, Uludağ Üniversitesi. Kimya bölümü.

Doz zaten, neyin ağırı!?

Büyüyünce ne olacaksın :)

Masumiyet de apayrı bir şey bak bu arada. Zeki

İzmir’e yerleşip koca bulucam. Şaka şaka, öğretmenlik

Demirkubuz’u da çok severim. Masumiyet, Kader, Yazgı ef-

düşünüyorum.

sane bir üçlemedir. Mesela Derya Alabora bu rolden sonra...

Aradığın bir kriter var mı, buradan duyuralım?

Küfür edebiliyor muyuz?

Hahaha kıllı olsun :)

Evet, evet, rahat ol...

Peki bir dedikodu var. Yoklamada başkası senin yerine imza

Bu filmden sonra fahişe rollerinde oynamaya başladı. Kadın

atabiliyormuş?

kaç yaşına geldi, en son Müzeyyen’de de o roldeydi. Ondan

Evet, 15 20 kişi toplanıp imza attırmışlığımız var.

başka da birkaç filmde daha fahişe rolü oynamıştı.

Başkası sizin yerinize sınava girebiliyor mu?

(O sırada Şafak’ın kız arkadaşı Kübra gelir, tanışılır...)

Yok, o kadar geniş değil.

K: Sigara içiyor musunuz?

Vakit ayırdığın için teşekkürler, bol şans!

Yok, eyvallah. Sen neler dinliyorsun? K: Teoman çok seviyorum ben.

Selamlar, sizi tanıyabilir miyiz?

Ş: Tam bir ergen değil mi?

C: Cansu ben

Son albümünü dinledin mi? Sözleri çok Yeşilçamvari gel-

Kaç yaşındasın?

di bana, çok klişe laflar kullanılmış. Dayımın Facebook’ta

C: 16.

paylaştığı fotoğraflı sözler gibi. “Yana yana söndüm / Çe-

Dinlediğin müzikler neler?

lindi gönlüm / Yaşamadan öldüm” ne abi ya?

C: Jazz çok seviyorum.

K: Öyle deme ya...

Başka?

(Yaklaşık 20 dakikalık kayıt özet olarak bunu içermektedir.

C: Başka yok, Jazz sadece :)

Kayıttaki teknik arızalardan dolayı arada sesler kesilmiş ve

Ne tür filmler izliyorsun?

devamındaki ortalama 45 dakikalık konuşma kopmuştur.

C: Aksiyon, macera izliyorum genelde.

Buna rağmen çok keyifli bir sohbetti :))

En sevdiğin yönetmen? C: David Fincher.

Merhaba, biz bir dergi için köşe hazırlıyoruz da, ufak bir

En sevdiğin film?

sohbet yapabilir miyiz?

C: Fight Club ve Lucy?

D: Madem bu kadar isteklisiniz, yapalım :)

Lucy’nin sonundan sen de memnun değilsin değil mi?

Sizi tanıyabilir miyiz?

C: O ne saçma şeydi ya. Ama film genel olarak güzeldi laf ettirmem.

D: Duygu ben.

Son olarak?

Kadına yaşı sorulmaz ama...

C: En büyük Fenerbahçe! Vakit ayırdığın için teşekkür ederim.

- 23 -


YESILÇAM ÇIFTLERI GÜLŞAH DURANTAŞ

A

H MÜJGAN AH

Elbet bir gün biz yuva kurarız derken, duydum, evlen-

Gerçek aşkı aslında Çolpan İlhan’dı. Gü-

mişsin sen zengin bir gençle.. Zengin olsaydım, sensiz

zelliğiyle, masumluğuyla Sadri Alışık’ın

kalmazdım.Her an düşünüp, seni hiç ağlamazdım.

yüreğinde derin izler bırakmıştı. Bu izlerin

Param olsaydı, aşkım kalırdın. Seve seve yanımda ben-

başlangıcı,en büyüğü ve en kalıcısı Yalnızlar Rıhtımı fil-

imle yaşardın. Nikah resimlerimizi de çektirdiydik. Son-

mindeki sarılma sahnesinde oldu. Kamera birden ‘’stop!’’

ra karpuzcu raşit ağabeyinin kayınbiraderine borç eder-

dedi. Durdular. Sarılarak birkaç dakika boyunca bekle-

ekten nişan yüzüklerimizi de yaptırmıştık. Ama Müjgan

diler. Çolpan İlhan’ın anlatmadan önce derin bir nefes

takmadı bunu. Takamadı, uçuverdi elimden.

aldığı, yıllarca sürsün istediği o an hayatlarının dönüm

Meğer gizlice altın bir kafes bulmuş kendine. Müjgan’ın

noktasıydı.

gelinliğini hususi diktirmişler, benim gibi kiralık tel du-

Ama Sadri Alışık’ın bir de Müjgan’ı vardır ki... Çoğu kişi

vak almaya kalkışmamışlar yani. Öyle sevindim ki.. Me-

onu gerçek aşkı Çolpan İlhan sanar. Çünkü; işte Sadri abi

sut ve bahtiyar olsun diye dualar ettim her gece..

böyledir. Filmi öyle gerçekmiş gibi ruhunuza işletir ki,

Sonra ne mi oldu? Müjgan gibi bende birbirimize et-

sanki hayatına kamera koymuşuz da onu izliyormuşuz

tiğimiz sözleri, ettiğimiz yeminleri unuttum.

gibi hissettirir. Müjgan’a olan aşkından bize kalan en

Bir daha mahalleye gelmedi Müjgan, gelemedi. Bizim

acıklı sahne, gazinodaki o konuşması olmuştur.

dar ve eski sokaklara otomobili sığmıyormuş dediler.

“Semtimizin bir tanesiydi Müjgan. Saçları sırtına ka-

Senede birkaç ay zaten Avrupa’daymış dediler. Zaman

dar sırma sırma dökülür,Elleri ufacık, gözleri dört defa

şifalı bir ilaçtır, unutursun dediler.

lacivertti. Ve de her ne hikmetse, o da bana gönüllüydü.

Unuttum, bende unuttum. Hiç aklıma gelmedi. Hatırla-

Öyle bir sevdim ki Müjgan’ı,Dünyamı şaşırdım, haddimi

mıyorum Müjgan’ı, hatırlamıyorum şimdi!’’

bilemedim. Evleniriz gibi geldi bana. Evimiz, yuvamız olur, ışığımız yanar, fakir soframız kurulur gibi geldi.

SEVGİ “EMEKTİ” DİYENLERE

Sahil bahçesinde gazoz içerekten, gizli gizli mal-ü hülya

‘’Elini tuttum, sıcacıktı.. Sanki yüreği elimdeymiş gibi.’’

kurardık.Sonrada çarşılara giderdik.

Sevginin ne olduğunu sorgulatır, yüreği ezer, paramparça

Eşya beğenirdik, elden düşme. Aynalı konsolumuz, topu-

eder Selvi Boylum Al Yazmalım. Kabuk bağlamayan on-

zlu karyolamız bile olacaktı.

larca yaraya parmak basar.

Müjgan’ın her an, her bi daim yanında olacaktım. Ama

İlyas hiç solmamasını dilediğim gülüşüyle bakar her de-

olmadı. Gitti..

fasında Asya’nın yüzüne. Asya eşarbı gibi kıpkırmızı olur

Nereye mi ? Paraya gitti abicim, paraya.Nasıl da sevmiş-

İlyas’ın bakışlarıyla. Sonra sonra tabii, ne gülüş kadar

tim yıllarca ben seni. Her akşam bekledim yollarını.

- 24 -


Gözyaşları, hüzünler, acılar birdenbire hayatlarının

YEŞİLÇAM’IN EN SEVİMLİ ÇİFTİ

merkezi olur. Asya çocuğuyla bir başına kalır. Ama Ce-

Bir dönemin en komik, en neşeli çiftiydi Gülşen Bu-

mşit.. Cemşit gelir Asya’yı kurtarır içerisinde bulun-

bikoğlu ve Tarık Akan. Çapkın oğlan, delikanlı kız ya da

duğu muhtaç durumdan. Ki bence, filmdeki asıl aşık

çapkın oğlan zengin kız karakterleriyle bütünleşmişer-

Cemşit’dir. Çünkü; sevgi emektir işte. Ve İlyas, korkmuş,

di. Ki Tarık Akan yakışıklılığından ötürü, hep çapkındı.

kapana sıkılmış, sevgsine sahip çıkamayan bir karak-

Ama işte filmlerinin teması her zaman güzeldi bu ikili-

terdir. Emek vermeden, mutlu olmak ister. Ama bu üç

nin. Sonunda, kız oğlanı adam ediyordu! İpe sapa gelmez

karakterin arasında en çok yara almış, en çaresiz kişi yine

birisiyken Tarık Akan, Gülşen Ablamız sayesinde yola

bir kadındır.

geliyor ve kendine çeki düzen veriyordu. Zaten Gülşen

Ve filmin son sahnesinde, artık her şey bir düğüm olur.

Bubikoğlu’nun güzelliği karşısında yola gelmeyecek

Asya, İlyas’a doğru yürümeye başlar. Cemşit başını yere

erkek yoktur! Yaşayan bir efsanedir kendisi. İpince kaşın

eğer, teslim olmuş gibidir Asya’nın vereceği her karara.

yakıştığı tek kadındır. Tarık Akan da bu güzelliğin farkın-

Ama Samet ‘’Baba!’’ diyerek Cemşit’e doğru koşmaya

da olduğundan, peşinden koşar hiç bırakmaz! Hep bir

başlar. Cemşit için artık güneş yeniden doğar.

umudu vardır ona kavuşacağı güne dair. Gülşen Ablamız

‘’Samet baba demişti.. Onu babalığa seçmişti. Sevgi ney-

da az fena değildir, Tarık da gönlü olmasına rağmen hep

di? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti..’’

kaçar, kaçar, kaçar.. Ama sonunda dayanamaz tabi. Gönül

Ve Asya Cemşit’in yanına gider. Arkasını dönüp son

bu iflah olmuyor işte. Sert kız çizgisinden çıkar birden,

bir kez İlyas’a bakar. Ne kadar acı çektiği, darbe aldığı,

aşkla birlikte gözü kör olur, cici mi cici bir kıza dönüşür.

yorulduğu, çok yorulduğu, Samet için ayakta dimdik

Bu hali bile çok güzel ve çok özeldir. Ve Ah Nerede filmi,

durmak zorunda olduğu, Cemşit’e nankörlük yapamay-

bu durumun en güzel şekilde örneğidir.

acağı, ama yine de İlyas’a aşık olduğu, çok aşık olduğu bu

‘’Korkarım oturma odamıza kadar geleceksiniz?’’

3 saniyelik bakışından anlaşılır. İlyas’ın bakışlarında ise

‘’Davet ederseniz memnuniyetle..’’

sadece pişmanlık vardır..

- 25 -


TA R I H T E N ARA GÜLER’İN GÖZÜNDEN 60’LI VE 70’Lİ YILLARDA İSTANBUL

- 26 -


ISA BARAN ÇAKIR

BIR INCE IHANET

belki yan komşunda bir volkan patlar, sesleri duyarsın. çığlık olur çocuklar, buz gibi birer ter damlası olur koskoca insanlar… belki başka diyarda bir adam aşık olur ne sesini duyarsın ne öfkesini, onun kalbi erir de bir başka adamın dudaklarından gözlerine akar. ruhu cam bir şişeye hapsolur da engin denizden sana gelen bir armağan olur, sen duymamaya devam edersin. belki evini bir sel götürür de sana ait her şey bir intihar olup balkonundan atlar. sen yine seyredersin…

- 27 -


R Ö P O R TA J : IKIYE ON KALA GÜLSAH DURANTAS

Y

ollarla problemleri olan, sokağın ortasında durmayı, ılık kahveyi, sigarayı ve sohbeti çok seven İzmirli grup İkiye On Kala ile röportaj yaptık. Kendileri hakkında fazla bilgiye ulaşmak mümkün olmasa da, kendilerini deşifre etmemek isteseler de çaktırmadan onları tanımaya çalıştık. Şimdi öncelikle halinizi hatrınızı sorayım. Nasılsınız? - Çok teşekkür ederim, fena değil. Sizin nasıl gidiyor ? Bana vakit ayırdığınız için tekrar çok teşekkür ederim. Ben de heyecanlı ve bir o kadar da mutluyum. - Ne güzel o vakit. Ne demek efendim. Şimdi müsaadenizle sorularıma geçmek istiyorum. Bir müzik grubu kurmaya nasıl karar verdiniz? Öyle birdenbire mi aklınıza geldi, yoksa hep aklınızdaydı da uygun zaman mı bulamamıştınız? Şimdi müsaadenizle sorularıma geçmek istiyorum. Bir müzik grubu kurmaya nasıl karar verdiniz? Öyle birdenbire mi aklınıza geldi, yoksa hep aklınızdaydı da uygun zaman mı bulamamıştınız? - Hiçbir şey planlı olmadı. Geçtiğimiz son 3-4 yıl berbattı benim için, hiçbir şey yolunda gitmiyordu. 2014 kışı ise artık patlama noktasına gelmiştim ve blog yazmaya karar verdim. Tabi uzun yıllardır yazı ve şiir yazardım fakat saklardım. O kış, bunları paylaşmak istedim. Yazı yazmaya karar verdikten birkaç ay sonra, yakın bir arkadaşımın da telkiniyle, yazılarımı paylaşmaktan vazgeçerek, şarkı yapmaya karar verdim. Ama henüz şarkı bestelememiştim. Başımdan son olarak bir olay daha geçti ki grup adı da buradan çıktı, ilk şarkımı o gece besteledim, sonra kayıt almayı denedim. Ki tüm bu süreçlerde yalnızdım. Grup olayı ise zamanla oluştu, ben şarkılarımı paylaştıkça, hoşuma gitmeye başladı. Çünkü artık kendimi ifade ediyordum. Bir nevi dinleyicilerle dertleşiyordum. Onlardan aldığım güzel

mesajlar da müziği ifade aracım olarak kullanmamı körükledi açıkçası. Derken; bir kaç zaman sonra 3 kişi olduk. Çok da güzel olmuş. Şarkılarınız herkesin hayatına muhakkak bir noktada dokunuyordur. Açıkçası ben, her şarkınızda kendi hayatımdan bir şeyler buluyorum. Peki grup adı hangi olayla ortaya çıktı? İkiye on kalada ne oldu? - Yaşadıklarım bana kalsın istiyorum açıkçası. Ama bir süredir o vakitlerde yazı yazmaya başlamıştım zaten. Son olarak yine bir gün, kötü bir şey de yaşayınca ve o saatlerde olunca tabi bir de o saatlerde şarkı yazınca. İkiye On Kala diye kaldı aklımda hep. Şarkıları da, benim için anlamlı olan bir zaman diliminin adı altında paylaşma kararı aldım. Anladım. Eğer size yaşadığınız kötü olayları hatırlattıysam çok üzgünüm. - Hayır, sorun yok. Hatırımdan çıkan şeyler değil. Ki insanın yaşadıklarını unutmaması gerekir diye düşünüyorum. Tüm kırgınlığımızla yahut mutluluğumuzla, yaşanmışlığımızla; biz buyuz işte değil mi, neden unutalım? Öyle elbette... Neyse, güzel şeylerden bahsedelim artık. Albüm ne zaman çıkarmayı düşünüyorsunuz? - Açıkçası benim böyle bir planım yok. Fakat yakın çevrem ve dinleyici arkadaşlardan aldığımız elektrik albüm çıkarmamız gerektiği yönünde. Bu, benim için doğru bir şey mi bilemiyorum. İstanbul’a gittiğimde çok şey değişecek sanırım. Ama bu değişime albüm süreci dâhil olur mu emin değilim. Ben kendi halimdeyim ve yazar-çizerim, hepsi bu kadar. Evet, ama bir albümünüz olsa ne kadar güzel olur. Dinleyicilerinize de çok güzel bir hediye olur. Benim gönlüm de bir albüm çıkarmanızdan yana... Siz yine yazmaya, çizmeye devam edin ama bir köşede de albümünüz olsun. Bunu lütfen bir kez daha

- 28 -


düşünün. - Teşekkür ederim :)) Dediğim gibi; kafamda böyle bir plan yok ama şartlar nasıl gelişir onu da bilemem. Ben olmasından yahut olmamasından yana değilim. Sadece düşünmedim böyle şeyleri. Müziğime idealist bir perspektifle bakamıyorum yani. Şartlar uygundur, bakarsınız albüm yaparız. Ya da... her neyse işte :) Anlıyorum.. :)) Şarkılarınıza gelecek olursak, bu şarkıları nasıl bir kafayla yazıyorsunuz? Sanki hiçbiri ayıkken yazılamazmış gibi. Çok farklılar. - Geçtiğimiz Ağustos ayına kadar çok fazla alkol alırdım. Ve yazarken genelde alkollü olurdum. Fakat Ağustos ayından bu yana, alkol hiç almadım. Midemde sorun var sanırım, masum bir bira dahi içsem, karıma inanılmaz ağrılar giriyor. Hoş, doktora da gitmedim. Ama özledim..:)) Midenizde sorun varsa, almayın tabii ki. Dikkat edin kendinize . İhmal etmeyin, muhakkak bir doktora da gidin en kısa zamanda. Böyle kamu spotu gibi konuşuyorum ama hepsi sizi düşündüğümden.. :) - Teşekkür ederim )) çok kötüyüm hastane işlerinde. Fobim var belki de. Cevabını en çok merak ettiğim soru; ‘’iyi ve güzel kadınlar hep ağlar’’ şarkısı nasıl ortaya çıktı? Bir hikâyesi var mı? - Tüm şarkıların hikâyesi var efendim. Fakat bunlardan bahsetmek, anlamsızdır ya da şarkının anlamını yitirmesine neden olur diye düşünüyorum. Çünkü anlatılan her şey biraz daha değer kaybeder. Haklısınız.. Fakat ben kendime çok yakın hissettiğim için sorma gereği duydum. - Tabi ki, sorun değil )) Fakat kusuruma bakmayın diyeyim o halde. Yok ne kusuru.. Estağfirullah. Gerçek meslekleriniz neler peki? - Ben Ege Üniversitesi İletişimden mezun oluyorum bu yıl. Diğer arkadaşlarımızın değişme durumu olduğundan şimdilik bahsetmek anlamsız. Ama onlar da iletişim sektöründe çalışıyorlar. Peki, bir tercih yapacak olsanız müzik yapmayı mı, yoksa iletişim sektöründe çalışmayı mı tercih ederdiniz? - Elbette müzik yapmayı tercih ederim. Beklediğim bir cevaptı :)) Lisedeyken ya da daha küçükken böyle bir şeyi hayal etmiş miydiniz? Müzik ile ilgili bir şeyler yapmayı? - Evet, o zamanlar çok yoğun uğraşlarım olmuştu müzikle ilgili. Fakat zamanla değişti fikirlerim. Tabi; hayat canımı çok sıkınca yeniden müzik

yapmaya başladım. Tabi lisedeki gibi bir idealizm olmadan… Peki lisedeyken sizi en çok etkileyen şairler, yazarlar, müzisyenler kimler olmuştu? Veya şu anda en çok etkilendiğiniz sanatçılar kimler? - Bu yaşıma kadar; Orhan Veli, Attila İlhan / Skid row vokali Sebastian Bach, Zeki Müren’den etkilendiğim kadar kimselerden etkilenmedim Orhan Veli ve Attila İlhan, o kadar kendi hallerindeler ki, o kadar yavan, o kadar iddiasız... Öyle kendi kendine işte... Sebastian Bach ve Zeki Müren de benim için gerçek starlardır. Hem müzik kariyerleri ve iddialarıyla hem de yaşanmışlıklarıyla ve içindeki kırgınlıklarıyla benim için diğerlerinden farklıdırlar. Evet, Sebastian Bach sadece müzik yapmıyor. Müziğinin içerisine bir hayat sığdırıyor. Toplumsal sorunlara değinmesi vs. Zeki Müren de çok büyük bir üstat. Orhan Veli ve Atilla İlhan zaten şiirimizde çok önemli yerlere sahiptirler. Ama şöyle de bir şey var, sizin bu sanatçılardan etkilenmeniz kendinize özgü bir müzik yapmanızı sağlamış. Bazı müzisyenler etkilendiklerini aynen kopyalarlar. Ama siz asla öyle değilsiniz. - Teşekkür ederim. Bu insanlar, müziğime değil, daha çok yaşanmışlıklarıma, ezoterik dünyama dahil oluyorlar. Bir şey daha sormak istiyorum. Büyük Ev Ablukada ile başlayan postmodern akımdan ne kadar etkilendiniz? - O konuda biraz gerideydim aslında. itiraf etmeliyim ki; Büyük Ev Ablukada’yı bilmiyordum. Yüzyüzeyken Konuşuruz’u dinlemiştim fakat; kendi halinde avangart bir grup sanmıştım, ilgilenmemiştim pek. Sonra sonra dinleyicilerden gelen mesajlar ve interneti kurcalamamla tanıştım hepsiyle :)) aramızda kalsın bu :)) cehalet resmen. Hayır, cehalet değil tabi ki.. Bilmek zorunda değildiniz. Ki zaten araştırıp öğrenmişsiniz :)) Evet, zorunda değildim. Ama çok sık internet kullanan biri olarak, garipsedim durumu biraz. Evet, anladım. Eğer sizin bana sormak istediğiniz bir şey yoksa ben izninizle artık sohbetimizi burada sonlandırayım. Her şey için dergimiz adına çok teşekkür ederim. Başarılarınızın devamını, müziğinizin hiç susmamasını diliyorum… Çok çok teşekkür ederim. Umarım hayatınız için her şey yolunda gider. İstediğiniz zaman yazabilirsiniz. Selamlar olsun, iyi kalın.

- 29 -


Annem bir kış gecesi gitti gökyüzüne koşarak... Küçükken yıldızlara bakarak, “kendi yıldızını seç” derdi, Ben elimle gösterirdim en parlak, en güzel olanı. Biliyorum benim için bir yıldız almaya gitti o derin karanlığın içine, ama dönücek O en parlak yıldızla beraber... Geldiğin de ben ona diyeceğim ki; “Annecim bırak o yıldızlar gökyüzünü aydınlatsın, bırak karanlık manzaramızı aydınlatan güzellikler olarak kalsın, bozma gökyüzünün düzenini. Tanrı kızmasın bize...” Tanrı demişken ondan da bi ricam olucak, Gönderme anneleri gökyüzüne, bırak hep bizim yanımızda kalsınlar.

F OTO G R A F V E YA Z I

Ahmet Emre DURSUN

- 30 -


D

ergiyi hazırlarken şunları dinledik, sizinle de bir paylaşalım dedik. Belki hoşunuza gider. AYRILANLAR IÇIN Timur Selçuk, 1967, 45’lik.

NICK TO THE CHOPPER Barış Manço, 1977, Uzunçalar.

IN THE COURT OF THE CRIMSON KING King Crimson, 1969, Uzunçalar.

RUBBER SOUL The Beatles, 1965, Uzunçalar.

BENI SEÇTIĞIN BU YERDE Umut Adan, 2014, 45’lik.

REAL GONE Tom Waits, 2004, Albüm.

OLSUN Pilli Bebek, 2007, Albüm.

GALLOWS / WA Iskeletor, 2014, 45’lik.

HÜCUM KAYITLAR Flört, 2014, Albüm.

BENIMLE OYNAR MISIN Bülent Ortaçgil, 1993, Uzunçalar.

NEREDE KALMIŞTIK Cem Karaca, 1992, Albüm.

MTV UNPLUGGED IN NEW YORK Nirvana, 1994, Uzunçalar.

- 31 -


S E N AY D I N L AT I R S I N G E C E Y I

bu hayatta herkesin bir derdi var cemal. benimki de bu. ölemiyom be …. iyi bir şey sanıyon de mi? herkesler öyle sanıyo. ama gel bi de bana sor? en berbat tarafı ne biliyon mu? hiç kimseden hiçbir şeyden korkun galmıyo. ar damarı çatlıyo adamın. doğru ne yanlış ne her şey garışıyo kafanda. bu ….. 100 sene önce neye inandıklarını bilsen çok gülesin. 100 sene sonra neye inancakla onu da biliyo olcem. ya, her şeyleri biliyom ben cemal. he, her şeyleri bilmek ile hiçbir şey bilmemek aynı. odun gibi oluyon. onun için çok fazla gurcalama meseleleri. eninde sonunda ölcek birisinin. bu dünyanın dertleeni çözmesine imkan yok.

PUXA VIDA!

Aşırı Doz #1  

Sayı 1, Haziran, Aylık ücretsiz neşriyat.

Aşırı Doz #1  

Sayı 1, Haziran, Aylık ücretsiz neşriyat.

Advertisement