Issuu on Google+


wow�D[L,D� �csw����o ....,

r

r

1 ı.....

-


Editör: Emine Merdim Yılmaz Yayıncı: Arkitera M i marl ı k Merkezi Grafik Tasarı m : Fı rat Seymen Kapak Fotoğrafı: Pelin Derviş (Kapak fotoğraft, "Ytltn En Onemli Olayt"nt seçmek amactyla yaptlan anket sonucunda belirlenmiştir.)

Tatsuya Yamamoto Fotoğrafı: Gürkan Akay Baskı: Scala Matbaacılık ISBN: 978-975-8970-06-3 istanbul, 201 1 © Arkitera M imarlık Merkezi Tüm hakları saklıdır. MERKEZi ARCHITECTURE CENTER A R K 1 T E R A MiMARLIK

i


Aralık ı 6

1

Şubat ı 38

.

�'

Nisan ı 92

-

j

Kasım ı 236

-

��


2 0 10 ' u n A r d ı n d a n . . . Ekonomik krizin etkisini fazlasıyla h is­ setiğimiz 2009 senesini geride bıraktı­ ğ ı m ııda 201 0 'dan oldukça umutluyduk. Kötü bir senenin ardından umut se­ nesi olması dışında, 2 0 1 0 ' u n Arkitera için anlamı 10 seneyi geride bırakmış olmamızd ı . Geçen 1 O seneye yakından bakınca, Türkiye'de mimarlık alan ında pek çok ilki gerçekleştirdiğimizi çok ra­ hatlı kla söyleyebiliyoruz. 201 O senesin­ de bu ilkler arasına Açık Kapı Festivali ve Arkitera Seyahat B u rsu 'nu kattık. Arkitera için başka anlaml ı bir olay ise Aralı k ayında TSM D tarafından verilen Basın-Yayın Ödülü'ydü. 2004 sene­ sinde yine TSMD tarafından verilen M imarlığa Katkı Ödülü'nün ard ı ndan bu ödül ile 201 O senesi bizim için daha da bir anlamlı hale geldi. G enel g ündeme baktığımız zaman ise gerek Türkiye'de gerekse Dünyada hareketli bir yılı geride b ı raktık . Şangay EXPO ve Venedik M imarlı k Bienali

gibi iki büyük etkinlik, tamamlanan yeni binalar, yarışmalar, Emre Arolat Architects'in Ağa Han Ödü l ü ' n ü kazan­ ması, Haydarpaşa Tren Garı'nda çı kan yangın, diğer önemli kayıplar dışında Tatsuya Yamamoto'nun zamansız ölümü geçtiğimiz senenin çok konuşulan-tar­ tışı lan başlıklarıyd ı . Her sene olduğu gibi bu başlıklar ile beraber tüm önemli gelişmeleri M i marlık Almanağ ı ' n ı n say­ falarında bu labilirsiniz. Almanağ ın bu sayısı ile beraber iki yenilik geliyor. Bunlardan bir tanesi bu sayıdan itibaren geçerli. Geri bı­ raktığımız senenin önemli olayını anket ile belirleyip onu kapağa taşıyacağız. Bu almanağın kapağını süsleyen olay Haydarpaşa Tren Garı ' nda çı kan yan­ gın oldu. Bir diğer belki de en kökten yenilik ise Almanak 20 1 1 senesinden itibaren basılmayacak olması. Daha fazla kişiye ulaşmak için internet üze­ rinden yayınlanacak. Kapak için yapılan yenilik i nternet üzerinden hazı rlanacak almanak için de geçerli olacak.

Emine Merdim Yılmaz Ocak 201 1


��-Jj-etr·oit'e gidiyordu . iıffı: �M.o· c: derg isinde 23 Nlljlj��·tJfaarj:f1; n Oğlu, Şimdi" adir Saarinen' i n profil i n i 'lç -�ıi!"a ktr. Bir yı ldan biraz uzun bir sonra ise Aline B . Saarinen ola­ bilinecekti. 320 hektarl ı k bir alanda geniş bir havuz etrafına dağıtılmış 25 bina ile Ali ne' in ayakları yerden kesi ldi. Üç katlı binaların uzun kenarında Mühendisli k v e Araştı rma, H izmetler, Süreç Gelişti rme ve Stil departmanları bulu­ nuyord u . Kompleksin bu kısmı hala yeni sayılan yeşil perde cam d ı ; kısa duvarlar parlak cilalı sarı, turuncu, iki kırmızı, iki mavi , yeşil, gri ve siyah tuğ lalardan oluşuyor­ d u . Parlak aluminyum kubbe, test edilip G M arabaları nın sergilendiği dairesel

üzerini kapatıyordu . Parlak metrelik paslanmaz çelik su kulesi, dümdüz arazide G M ' in gökyüzündeki yerini işaretliyord u . Aline, gelecekteki eşinin doğumgü­ nünde ona bir mektup yazdı : General Motors projesi herkesin hakkında yazdığından daha fazlasıyd ı : gerçek b i r yirminci yüz y ı l anıtı, " kendisi mühendislik harikası olan endüstriyel bir ürün", teknolojinin güzel bir ifadesi, ilişkileri değiştirmede yaratıcı, büyük ve harika, konsepti plan ve detayland ı r­ maya kadar taşı makta harika, insan ı n gururunu makina ile yüz yüze getiren bir grup bina, çok insanca . . . Bu yazı ve Saari nen'e ait daha fazlası 1 90 6 - 1 9 7 7 yılları arasında Smithsonian'da Amerikan Sanat Arşivleri (Archives of American Art-AAA) tarafından "Aline ve Eero Saarinen Makaleleri" olarak dijital formatta sunuldu. Mektupları, özellikle Aline' in yukarıda yapılan alı ntıdaki gibi romantik yazışmaları, kendi alanında yıldız olan, daha önceden ayrı ayrı bağ­ ları olan (Eero'nun eski bir karısı ve iki çocuğu; Aline'in ise eski bir nişanlısı, iki çocuğu ve gazetecilik kariyeri vardı) iki eşit birey arasında yaşanan yıldırım

aşka zaman zaman şok edici derecede içten bir bakış sağ lıyor. Birlikte oldukları i l k gün, iş sonunda geri çekildi ve erkek öne çıktr. . . . güzel bir yemekti, ama ikimiz de yabanc ı , soluksuz ve korkunç h issedi­ yorduk. Hala bana uçağ ımı erteleten dürtünün etkisindeydik. Cranbrook'a, karanlık odaya kaçtık ve ilk kez birlikte olduk, acele ile olsa da böylece i kimiz de ilk olduğunun farkındayd ı k . Sonra havaalanına giderken Aline'in otobiyog­ rafisinden bahsederken nişanlan man ın adı şöyle bir geçti . Sonra, gizli arabanın içinde, siyah palto ve siyah şapkanla sana baktım ve seni tekrar görmeyi ne kadar istediğimi düşündüm . . . (Bunu ilk, AAA'da b i r mikrofilmden okuduğumda gözlerime inanamam ış­ tım. Anlatı lanlar uzun bir süre çı kmadı aklımdan) Eero'nun çok kısa süren kariyerin­ de ( 1 9 6 1 yılında, 51 yaşında beyin tümöründen vefat etti) başta gelen destekçisinin Aline olduğunu belirten gezici sergi " Eero Saarinen: Geleceği Biçimlendirmek"in de öne sürdüğü gibi aşk ve mimarlık, Aline ve Eero birbirin­ den etkilendikleri anda karışmıştı bile. 10 Kasım'da New York Müzesi ' nde


7

Aralık 2009

açı lan sergi Aline' nin, Times için hazır­ l adığı Eero profilini ve yazışmalarından alıntıları ve Aline'in en çok satanlar ara­ sına girmiş " G ururlu Malikler" kitabını da içeriyor. Aynı zamanda, Eero'nun vefatından sonra Aline'in şöhretli kari­ yeri, yazılı basından televizyona geçişi ve sonunda kendi sabah programı olan " Sadece Kad ınlar için" adl ı programının sunuculuğunu yapması üzerinde du­ ruyor. Aline, N BC 'nin Paris büro şefi olmak için (yabancı bir bü roya gönde­ rilen ilk kadın) programı bıraktığında, Barbara Walters programı devraldı . Eero v e Aline'nin romantik yazışmala­ rı, hayvanları nın adları, zarflar ve kağıt­ tan kesilmiş kalplerin yan ı sıra, Eero'nun psikoloğu ile olan karanl ı k yazışmaları da vard ı . Bu yazışmalarda Eero' nun, i l k eşi olan Lily Swann Saarinen hak­ kında, Aline öncesi nde Saarinen ailesi tarafından yarı evlat edinilmiş Florence Knoll ve isveçli tekstil tasarımcısı Astrid Sampe gibi başka kad ınlarla yaşadığı aşkları yazıyord u . Bir ayağı psikoloj i k ve fiziksel olarak d ışarıda olarak uzun yıl lar boyunca boşanma tehditi ile yaşamış (mektu pları nın çoğu bir uçakta yazılm ış) Aline'e yazılmış tarih atıimam ış bir mek­ tupta Eero' nun kad ın problemleri terapi­ den, meslek düşkünü romantizmlerine taşıyordu . Tanıdığı tasarı mcı çiftierin evlil iklerini ne kadar m utlu olduklarının bir tablosunu yaparak sı ralıyor ve kendi (gelecek) evlil iklerinin analizi n i yapıyord u . Yaptığı hesaplama aslında havaalanlarında ve ticari ortaklıklarda kullandığı bir hesaplamaydı ancak özel hayatında kul lanmamak için h içbir ne­ den görmemişti. Bu tablo, AAA (sayfa 25) ve New York M üzesi' nde görülebi lir. En üstte 1 00 ile 90 puan arasında ken­ di ailesi, mimar Eliel Saarinen ve tekstil tasarımcısı Loja Saari nen, " Charlie" ve Ray Eames vard ı . 70 ile 80 puanlar arasında G i rardlar, 30 ile 40 puan arasında Knollar, Louchheimlar, Eero ve Lily Saarinen "dejenerasyon öncesi" vard ı . 1 5 puanla George Nelsons belli ki sevgisiz bir evliliğe hapsolmuştu. Henry ve Doris Dreyfuss' u da l isteye ekleyebi­ lirdi. Doris kendi ofisini yürütürdü ve iş hayatı ile kişisel hayatı birbirinden ayır­ mak için " Bayan Marks" olarak tanınırd ı . Eero Saarinen'in ilk evliliğinin sonra-

dan anlaşı lan problemi çok bariz görü­ nüyord u . 1 937 yılında Cranbrook'ta Lily Swann ile tanı ştığında o, heykeltraş, eski buz pateni yarışmacısı ve önemli bir New York ailesinin göz kamaştırıcı kızıydı . 1 939 yıl ında evlendiler, 1 941 yılında Eric ad ında bir oğlu, 1 945 yılın­ da ise Susan ad ında bir kızı oldu. Tıpkı annesinin babasının komisyonlarına katkıda bulnduğu gibi, Lily de eşinin erken projelerinin bazılarına -bir tanesi 1 947 yılında ödül kazanan Gateway Arch olmak üzere- heykellerle katkıda bulundu. Eero, Charles Eames ' i n Ray ' i gibi, işte ve hayatta bir eş istedi. i şleri büyüyüp seyahatleri arttıkça Lily Bloomfield 'daki evlerinde iki ufak çocukla kaldı. Hatırladığı kadarıyla Lily depresyondayd ı , muhtemelen dengesizdi ama Eero da kendi hızına yetişemediği için çok

ın .s

";:: .!! ö ili � N

� � o o

u.

n;

c:

1-

bariz bir hayal kırıklığı yaşıyordu . Öte yandan, A l i n e çalışan bir ka­ dındı. Bir dad ısı ve eski kocası vardı . Makalenin yayınlandığı aylardan önce de sonra da Eero'yu görmek için çok çaba sarfetti. Onunla Beşinci Cadde ve 5 6 . Sokak ' taki Langdon Oteli ' nde bu­ luştu, New Hope'a gitti, G M kateteryası için hazırlanan Harry Bertoia' n ı n gös­ terimi üzerine görüştü, onunla M IT'nin Kresge Şapel ' i n maketleriyle dolu Bostan'da bir otel odası nda buluştu ve Hans Knoll'a mobilya fikirlerini sunma­ sını izledi . Tanıştı kları gün bile akşam yemeğ inde G i rardlar, Alexander ve Susan, Detroit ' ten gelen tasımcı ruh lar ve komşular ile tanıştı. Evlendikten son­ ra Aline, kendisini eşinin öncü rol oyna­ dığı m imarl ı k dünyasından kurtarması gerekti. Bunun yerine, Eero Saarinen


8

Aralık 2009

& Ortakları' nda "Enformasyon Servisi

Başı" oldu ve projeleri daha önce ça­ l ıştığı dergilerin editörlerine gönderip müşteri leri kişisel ve profesyonel olarak cezbetti. Hem eşinin hem kendisinin işini başarıyla ilerletti. Saari nen'in kariyerinin sanatsal desteği aileye yeni bir üyeyi de dahil etti ve 1 955 yılında Eames doğd u . Aline' i n yardı m ları, Eero vefat et­ ti kten sonra onun Amerikan mimari panteonu ndaki yerini koruma şeklinde devam etti . Aline ile Saari nen'in uzun süredir ortağı olan Kevin Roche ve John Dinkeloo ü l keyi gezerek firman ı n tasarım v e inşaat aşamasındaki dokuz tasarı m ı n ı n da (Dulles Havaalan ı , TWA Terminali, Yale için iki konut projesi, St. Louis'deki Gateway Arch ve CBS B inası) Saarinen binası olarak tamam ­ landığı ndan emin oldular. 1 962 yılında, " i şinde Eero Saarinen" adlı Saarinen ' i n yazı ları n ı v e inanılmaz siyah beyaz fotoğraflarını içeren bir kitap yayınlad ı . 1 965'te tamam lanmasından sonra C B S B inası için d e b i r kitap taslağı çıkarttı, çünkü bu projenin Saari nen'in en med­ yatik projesi olduğunu düşünüyordu . H e p Lily Saarinen (ve Catherine Woermann Eames, ve Wi kipedia'da bulamadığım diğer mimarların ilk eşleri) için kötü h issederim. Eero ve Lily'nin ilişkilerinin bugün daha farklı olacağ ı n ı d üşünmek istiyoru m . Li ly, heykeltraş olmak yerine Eero ile mimarlık fakülte­ sine birlikte g idebi lird i . Kendi başına Gateway Arch yarışmasına g i rebilird i . Evlenmek i ç i n biraz bekler, çocuk sah i ­ bi olmak i ç i n daha da beklerd i . Aline'a tercih edilmek yerine, bir Aline olabilirdi. Eero'nun ablası, bir zamanlar Eliel ve E e ro Saarinen ortağı olan m i mar J . Robert F. Swanson ile birli kte çalıştı ve mobilya, tekstil, moda ve iç mekan tasarımı yaptı. Ve en azı ndan kulağ ımda kalanlara göre , mimarl ık okulları bazen çöpçatan servisi gibi h izmet veriyor. Eşimin Yale'deki sınıfında birçok kişi birbiri ile evlendi ve Booklyn'de bizden beş blok ötede oturuyor; d iğerleri, bü­ yük bir firmadaki ilk işlerinde tanıştı kları bir mimarla evlendi. 2007 yılı nda Robin Pogrebin bu modanı n günlüğünü tuttu ve ShoP, nArch itects, WORKac gibi çiftler tarafı ndan yürütülen firmalardan bahsetti. Zaten Diller Scofidio (+

Renfro'nun hangi sın ıfa girdiğini tam bilemiyorum), Tod Wil liams ve Billie Tsien ile Sauerbruch H utton vard ı . Zaha Hadid'den bir sonraki Pritzker Ödül ü ' n ü kazanan kad ı n mimarın da bir ortaklık içerisinde olacağı kuvvetle muhtemel. SANAA' n ı n Japon m imarı olan Kazuyo Sejima bir sonraki aday olabilir; Ryue Nish izawa ile çal ışıyor. Şansa, Priztker j ü risi geçtiğimiz 1 O yılda kuralları tekrar yazdı . 1 99 1 yılında Robert Venturi ödülü kazandığında ortağı ve eşi olan Denise Scott-Brown d ı şarıda bırakılmıştı ama Herzog & de Meuron 2001 yılında ödülü birli kte aldı. Neden bu kadar çok mimarın birbiri ile evlendiği sorul uyor ve benim teori m , işte ve yaşamda iyi ortaklığın aynı temele oturması. Bir ortak, diğerinde olmayan yeteneklere sahip olabiliyor. Gözlemlediğim birçok mimari ortak l ı kta birisi görünen yüz diğeri tasarım gücü ol uyor, biri eleştirmen , diğeri iş gücü ol uyor. Evlil ikle ortaklar arası nda orantılı bir güven seviyesi olmalı; bu neden bir bireyde aranmasın ki? M i marlık fakü l ­ tesi nin eziyetli programı bu yetenekleri görücüye çı kartıyor. M i marlık fakültesin ­ d e olduğu kadar baskı altında olan bir insan az görülür. Onu 1 O bardak kahve ve uykusuz üç geceden sonra hala se­ viyorsanız, yüzük takmalısınız.Meslekte hala yeterince temsil edilmeyen kadı n lar için tek başına olmak yeri ne bir ortaklık içerisinde yer almasını kötü ya da geri bir adım olarak görmüyorum. 2008 U l usal M imarl ı k Akreditasyon Kurulu ra­ poruna göre mimarlık mezunu öğrenci­ lerin %41 ' i kad ı n , öte yandan 2009 AlA Firma Anket i ' ne göre AlA üyesi firma sahiplerin i n %27 'si kad ı n . AlA gönüllü bir organ izasyon olduğu için mimarlık yapan tüm kadı n ları kapsamıyar ancak bu yine de büyük bir boşlu ktur ve mes­ leğin i leri seviyelerinde daha da büyüyor (patron veya ortaklar). Architectural Record dergisi 2006 yılında kad ı n mes­ lektaşlarla anket yaptığında birçoğu kendi firması n ı yürütmenin kendi lerine özgü rlük getirdiğini söylemiş (bazıları çocuk büyütürken büyük esneklik sağ­ lad ı ğ ı n ı söylemiş). 1 990 ve 2000'1erde mimarlık fakültesinden mezun kad ın ların bir erkekle ortaklık kurmayı kısıtlayıcı görmediğini düşünmek isterim ve belki bir eşle ortak olmak iş-hayat dengesi

kuruyor. Eero ve Aline gibi, mi marlarla evlenen mimarlar tamamlayıcı eşlerle, dillerini, fedakarl ıklarını anlayan ve aynı estetik arayışa önceli k veren birilerini arar. Aline'ın, Eero'nun doğumgününü kutlayan mektubunda onun mimarl ığın­ dan bahseder, bu yüzden Detroit'tedir ve bu yüzden kendini hayran bırakır. M imarisi kadar yaratıcı, büyük, mü kem­ mel ve i nsan olduğunda erkek, kad ı n ı n dizlerinin bağı çözül ü r. M i marl ık, işlediği zaman bizi tıpkı eşimiz gibi kendimizden geçirir.

L e v e n t- ' t- e Ta h l i y e Ş o k u ! Ta rih: 1 Aralık, NTVMSNBC

Bölgede ü n l ü restoran, modaevi, mağaza ve gece kulübünün de bulunduğu işlet­ melerin sahipleri isyanda . . . 1 . , 2 . , 3 . , v e 4. Levent bölgesi ile Konaklar M ahallesi, geçtiğimiz yılın Mayıs ayı nda i stanbul l l l N u maralı Kültür ve Tabiat Varl ı klarını Koruma Kurulu Müdürlüğü tarafı ndan "Kentsel Sit Alanı" olarak tescil edilm işti . Bu karar, bölgedeki binaların sadece konut olarak kullanı lması, h içbir şekilde ticari faaliyete izin verilmemesi anlam ına ge­ l iyord u . Kentsel Sit Alanı olarak i lan edilmesi­ nin ard ı ndan Beşi ktaş Belediyesi tara­ fından bölgeye, "Koruma Kurulu kararı ile korunan Levent evleri konut d ı ş ı , işyeri o larak kullanı lamaz" yazılı afişler ası l d ı . Koruma Kuru l u ' nun kararının yan ı sıra bu bölge Beşiktaş Geri Dönüşüm ve Etkilenme Bölgesi Uygu lama i mar Planı kapsam ında, yerleşme ve mimari stil leri itibarıyla geleceğe i nti kal etti­ rilecek örnek prestij mahalleleri olan alanın içerisinde kalıyordu . Bu iki unsur bi rleşince bölgedeki villalarda yer alan ticari işletmeler için çanlar çal maya başlad ı . Her iki kararı gerekçe göste­ ren Çağdaş Levent Derneği ve bölge­ de yaşayan vatandaşlar bu kararların uygu lanması ve buradaki işyerleri nin tah liye edilmesi için belediyeye şikayet başvurularında bulundu lar. Ve Koruma Kurul u ' n u n kararı n ı n üzeri nden yaklaşık 1 , 5 yıl geçtikten sonra tahliye işlem leri başlat ı l d ı . Levent'te yer alan tüm ticari işletmelere tebligat gönderen Beşi ktaş Belediyesi , 1 ay içerisinde işyerierini


Aralık 2009

tah liye etmelerini istedi . Bu kapsamda bölgede yer alan tüm restoranlar, bü­ yük-küçük mağazalar ve diğer işyerleri kapatılacak ve buralar konut olarak kullanılmaya başlanacak. Aldıkları tah­ l iye tebligatlarıyla şaşkına dönen işyeri sahipleri, karara tepki gösteriyorlar. Beşiktaş Belediyesi konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada ise şöyle denildi: " Bölgede bulunan sivil toplum örgütleri ve vatandaşları m ız 1 . , 2., 3 . , 4 . Levent Mahalleleri 'nde konut olarak tescil ve i lan edilen parsellerde yer alan binalardaki işyerlerinin yasal çerçevede tah liyesinin sağlanması ve anılan binala­ rın amacına uygu n şekilde konut olarak kullandırılması için belediyemize başvu­ ruda bulunmuşlard ı r. Başkanlığımız ta­ rafı ndan yapılan değerlendirme sonucu, bu bölgede konut alanında kalan tüm işyerlerinin program dahilinde ticari faa­ l iyetten men edilerek binaların amacına uygu n şekilde konut olarak kullandırıl­ masının sağlanması yönünde çalışmalar başlatılm ıştır."

Zama n S e fe r i h i s a r ' ı n S a k i n i Ol d u ! Tarih: 2 Aralık, NTVMSNBC

Türkiye'de birçok sahili beton ormanı hali ­ ne getiren turizm seferberliğine direnen izm ir'in Seferihisar ilçesi , bunun ödülü­ nü aldı: Dünyanın 1 29 . "sakin şehri" izmir'in Seferihisar i lçesi , italya'da bir kuruluş tarafından verilen ve karşı­ lığında turist getirisi olan "sakin şehir" ödülünü aldı. Setona teslim olmayan, sakin ve huzurlu bir belde olarak kalan Seferihisar'ın Belediye Başkanı Tunç Soyer, ödülü ve hedeflerini Canlı Gaste'ye anlattı: Bunun için 6 ay boyun­ ca çalıştık. Sakin şehir olman ın 52 krite­ rinin her biriyle ilgili bir şeyler yapmaya uğraştık. Alt yapıyla ilgili maddelerin yanında, örneğin kent trafiğinin sakin akması, yaya, bisiklet, atlı ulaşım yolla­ rının olması, balkonların bol sardunyalı olması ve fast food'dan uzak eski lez­ zetlerin bulunması gibi konıular vard ı . Ödül için bu özelliklere sahi p yerler italya'da bir kuruluş tarafından verilen bu ödül için başvuruda bulunuyor. Kendi başına u laslararası bir marka ve

bunun alıcısı var. Talep var ve dünyanın en çağdaş projelerinden biri. i nsanlık büyük kentlerden kaçıp sakin bir yaşa­ ma ve tatile ulaşmak istiyor. Biz bu ödülü alan 1 9. ü l ke olduk ve 1 29. kent olduk. Organizasyon geçmişi eskiye dayanmıyor, 10 yıllık. Öncelikle eski yapı stoğu n u restore etmeye, eski gelenekleri kent hayatına sokmak, ev ve köy pansiyonu ile butik otelleri artırmak, eski lezzetleri çoğalt­ mak, kent trafiğini yavaşlatmak, daha sevimli ve güleryüzlü kent olmak için çalı şacağız. Turizm Bakan lığı 'na göre bizden sonra Türkiye'den 60'a yakın kent benzer başvuruda bulunmuş. Ayrıca Türkiye bu konsepte çok uygun. B ugüne kadar hep gruplar halinde turistler gelir ve oteliere kapanı rlard ı . Burada doğrudan o kente geliyorlar. Kentin lokantalarında yiyor, kahvelerin­ de oturuyor ve sokaklarında geziyorlar. Bunun için Turizm Bakan l ı ğ ı ' n ı n da desteğine ihtiyaç var. Yeni bir turizm modeli ve konsepti . . . i nanıyorum ki des­ tek de verecekler. Başarıl ı olmamız şart çünkü bizden sonrakilerin önünü açma­ mız gerekiyor.

Kô b e, Gö k d e l e n l e r i n Gö l g e s i n d e Ka l a c a k Tarih: 2 Aralık, Hü rriyet

Suudi Arabistan hükümeti, Kabe'nin et­ rafındaki Ecyad Kalesi 'nden sonra son Osmanlı eseri olan revakları da yıkıyor.

9

Kabe ve çevresinin yeniden düzen­ lenmesi için açılan yarışmaya pek çok ünlü m imar farklı projelerle katıldı. Kral Abdullah'ın seçiminden sonra proje uygulamaya konulacak. Suudi Arabistan'da Kral Abdülaziz'in talimatıyla başlatılan Mekke'yi yeniden yapılandırması bittiğinde Kabe'nin çeh­ resi uzay üssü gibi olacak. Aynı Ecyad Kalesi gibi, yıkılacağına kimsenin ihti­ mal vermediği Osmanl ı eseri revakların hac dönemi sonrasında yıkımı na baş­ lanması bekleniyor. Planlara göre revak­ lar Ocak 201 0'da tamamen yıkılmış ola­ cak. Kabe'nin 560 metre mesafesinde h içbir yapı bulunmayacak.

7 bin b i n a yıkılacak 12

şer i"tl i yol yapıla c a k Kral Abdullah ' ı n milyonlarca dolar döktüğü sır gibi saklanan projelerden birine göre revaklada birlikte 7 bin bina yerle bir edilecek, yerine 12 şeritli yol yapılacak. Bin Ladin Grup'un üstlenme­ si beklenen ilk etap, 14 milyar Dolar'a mal olacak. Projeyle, inşası 3 yılda biten ve 5 kat­ tan oluşan say alanı d ışında, Kabe'nin çevresi tamamen değişecek. Kral ' ı n sarayı , bölgedeki 5 yıldızlı oteller ve Hazreti M uhammet'in doğduğu evin bulunduğu alan da proje içinde kalacak. Kabe'ye 560 metre mesafede hiçbir yapı bulunmayacak. Üç yıldır büyük bır hızla üzerindeki binalar yıkılıp tıraşianan Ömer Dağ ı ' n ı n yerine de 3 yıl içinde bitirilmesi hedeflenen oteller kompleksi yapılacak.


ıo

Aralık 2009

Kôbe i ç i n p roj ele r M üslüman dünya tepki gösterse de Suudiler Kabe için bu tür "tu ristik" pro­ jelerden vazgeçmiyor.

Ka n u n i Sult-an i st-emiş Mim a r Sinan yapmışt-ı Mescid-i Haram ' ı n ortasındaki Kabe' nin yüksekliğini aşmayan revaklar Kanuni Sultan Süleyman'ın isteğiyle M imar Sinan tarafından çizildi. H icretin 1 7 ve 26'ncı yı llarında Kabe'nin çevre­ sindeki evler yıkı larak, avlu genişletildi ve çevresi duvarla çevrildi. Duvarların iç kısmındaki revakları n , ustasının çi­ zimleriyle 1 590'da M imar M eh med Ağa tarafından yapıldı.

V i z e s i z Ke n t" M ima r i s i Tarih: 9 Aralık, World Arch itecture News, Wikipedia DERLEYEN: DiLEK ÖZTÜRK

Son dönemde yaşanan politik gelişme­ lerle, Türkiye'ye Orta Doğu ve Afrika kapısı açıldı. Avrupa Birliği'ne karşı, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Meden iyeti

özendiril iyor. Suriye, Lübnan ve Libya, Ortadoğ u'da Türkiye'den vize almayan ülkeler. Hepsinin birçok ortak noktası var. Hepsi, savaşlardan, sömürge ol­ maktan çıkmış. Hep yeniden yapılanmış. Farklı etni k grupların farklı kültürlerin ve yaşam tarzları şehirlerin formuna etki etti. Avrupa h imayesinde kendi kimliğin­ den çıkarılan bu ü l keler, bağ ımsızlıkla­ rını kazandıktan sonra, yine Avrupa kö­ kenli şi rketler ve insiyatifler yardı mıyla "geliştirilmeye" çalışılıyor. Petrol zengini şehirlerde, geçmişte yaşanan iç savaş ve istilalar, hafızalardan bir an önce silinmek istercesi ne, 5 yıldızlı oteller ve milyon Dolar' l ı k konutlada bezeniyor.

Lübnan Tarihteki Feni ke uygarl ığının vatanı Lübnan'ın, kuzeyinde ve doğusunda Suriye, güneyinde israil yer alıyor. Lübnan iç Savaşı'ndan dolayı oluşan göç ve demografik değişikli kten dolayı kentlerde etnik yapı oldukça çeşitli. Değişik zamanlardaki istila ve göçler, Haçlı Seferleri, iç çatışmalar, dünya savaşları, Avrupal ılar'ın istila emelleri ve günümüzdeki süper güçlerin karmaka­ rışık olan Ortadoğu'yu ellerine geçirme arzuları küçük bir Ortadoğu ülkesi olan Lübnan'ı mozaik taşına çevirdi. Bu yüzden nüfusun yarıdan fazlası yabancı kaynaklı. Bu etnik çeşitlilik, sosyal haya­ ta ve şehirlere de yansıyarak, kentlerin mimari yapılarını da etkiledi. 1 900 yıl ında, 20. yüzyıl başı tüm dünya için çok ümit vericiyd i . Fakat 1 . ve 2. Dünya Savaşları, yeni yaşam şekilleri oluş­ turmaya ve modernizmin ilk işaretlerini yaymaya başladı . 1 950' 1erden itibaren Lübnan, beliri periyodlarda, bomba­ lanma ve yıkım aşamalarından geçti. 1 975'te başlayan iç savaştan bu yana silah l ı çatışmalar, bu kadar fazla asker ve sivil teşkilatlar bulunması dolayısıyla zaman zaman arttı ve bölgede ateşsiz bir gün hemen hemen hiç geçmedi . 1 990' 1ardan sonra, Lübnan'da yeniden yapı lanmanın ihtiyacı h issedilmeye başlandı.

Ort-adoğu ı n u n Pa r i s ı i : Bey rutBu durumda olan b i r ülkede yeniden yapılanmaya başlamak, geçmişi unut­ mak isterken, geçmişin izi n i takip etmek, buna göre şehirleri yen iden ayaklandır­ mak, ironik bir durum . . . Beyrut m imarisi bunu görmek için iyi bir örnek. Beyrut şehri şaşırtıcı raddede ve h ızla yeniden yapılandırılırken , Lübnan 'da iki temel


Aralık 2009

felsefe arasındaki çatışma da açığa çıktı. Bir yanda geçmişi bir an evvel unutup, geleceği inşa etmek isteyen­ ler. Öte yanda, geçmişi unuttuğumuz takd irde, aynı sürecin yenilenmesinden ürkenler. Hangi yolu seçtiğinize bağ l ı olarak bambaşka b i r kentsel planlama hazı rlayabil irsiniz. Bir an evvel iç savaşı unutmaktan yana olan lar, Beyrut'u yeni­ den bir "Avrupa başkenti " yapmak yan­ lısı olan lard ı . Öldürülen devlet başkanı Hariri bu yaklaşımın temsilcisiydi bir anlamda. Bütün Beyrut şehirini modern bir unutuşun merkezi şeklinde yeniden inşa etme yolunu seçti. Bu uğurda yük­ sek meblağlar harcadı , tasarı m lar seçti , yurtdışına öğrenciler gönderd i . Bu yaklaşıma en sert eleştiri sanatçı lardan ve mi marlardan geldi. Bun lardan biri de Bernard Huri. Bernard Huri, Lübnanl ı bir mi mar. U nutuşu eleştirrnek için " i nadına hatırlatma" yolunu seçenlerden. Huri, Lübnan'da son yirmi senedi r devam eden yeniden yapılanma mimarisini "ya­ pay bir Levanten Disneyland"a benzeti­ yor. Sanki hiçbir şey olmamış, onca acı ve travma yaşanmam ı şçasına bir an ev­ vel unutup hayatı mıza bakal ım m imarisi buna tezat olarak kendisi nin bir " hafıza koleksiyoncusu" olduğunu düşünüyor. U n utulan, yolda bırakılan , istenmeyip çöpe atılan ne varsa kültürde ve tarihte, bun ları topluyor birer birer. Bu sebep­ ten ötürü H u ri ' n i n i nşa ettiği lokantalar, diskotekler ve kamu bi naları iç savaşı un utmaktan ya da un utturmaktan değ i l , tam tersine hatırlatmaktan yana. Bunların içinde en önemlilerinden bir tanesi 801 8 isimli devasa bir eğ­ lence mekan ı . Huri, bu tasarım için yer ararken, tarihsel açıdan son derece travmatik bir nokta seçmiş. 1 976'da Falanj mi lisieri n i n Filistiniiieri taşıyan bir

otobüsü tarayıp, hepsin i öldürdükleri yer. Bu katliam Lübnan iç Savaş ı ' n ı tetikleyen temel hadiselerden biriyd i . i şte H u ri eğlence mekanını tam da b u noktada inşa etti. Mekan ı n tüm ayrın­ tıları insanları geçm işin acılarıyla yüz­ leştirrnek amacıyla tasarlan d ı . Duvarlar basık ve dar, ince uzun bir koridordan geçerek giri l iyar içeri, konuklar kendile­ rini bir mülteci kampında h issetsinler ve böyle bir yerde bulunmanı n ne demek olduğunu hiç olmazsa birkaç saatliğine yaşasınlar d iye. içerisi kimi zaman bom­ balanmış bir sokağ ı , kimi noktalarda bir tabutu andı rıyor. Tüm ayrı ntılar buna uyg u n , gölgeler, duvarlardaki ren kler, ı ş ı klandırma . . . Gece bel l i bir saaten sonra binanın üst tarafı tamamen açı l ı­ yor ve konuklar, kendilerini yıldızların ve açı k havan ı n altı nda buluyorlar. . .

Libya Ü lkenin adı olan " Libya", eski M ısırlılar'ın N i l ' i n batısında yaşayan Serberiler için kullandıkları Lebu sözcüğünden gel iyor. Sözcük eski Yunanca'ya " Libya" olarak geçmiştir. Osmanlı i mparatorluğu'nun zayıflad ı ­ ğ ı dönemde, 1 9 1 1 ' d e italyanlar bölgeyi işgal ettiler. Daha sonraki dönem lerde her türlü üstünlüğe sahip olan italya ülkenin tamam ı n ı kontrol etmeyi başardı . Birleşmiş M i lletler 1 949'da Libya'nın bağ ı msız bir ülke olması gerektiğ i kara­ rını ald ı . Libya'da 1 969 Devri mi' nden sonra, başkent Tripal i 'de dramatik değişikli kler yaşand ı . Kentte kolani etkisi ve Avrupa mirası artık arzu edilmedi. Sokakların isimleri ve bütün işaretler değişti, Şehir nüfusu birden artış gösterdi . Bu nüfusu yerleştirebiirnek için, acele ile yapılan şehi r planında, yeni banliyöler oluşturul­ d u . Bu durum diğer biyik kentlerde de

ll

(Bengazi gibi) görülen ulaşım sorununu yarattı . Geleneksel Libya m imarl ığı artık tari­ hi mimarl ı k diye anılıyor. Libya'da gele­ neksel mimari, islami kültürden, yaşam kültüründen, iklimden, çöl yaşam ı ndani Akdeniz'li ol maktan ve birçok etni k gru­ bun karışı klığı ndan i lham aldı ve gelişti. Eski Tripali şehri, de bu gelenekiere ve yaşam tarzına göre şekillendi. Dar, gölgeli sokaklar, camiler ve bunların et­ rafı nda gelişen meydanlar, kör avlular. . . Günümüzde b u eski kentteki evler, artık faki rler ve şehre yeni umutlarla gelen taşralı lar için sadece birer barı ­ nak olarak kullanıl ıyor. Bazı bi naların çoğu yıkılma teh likesiyle karşı karşıya. Kentteki mi mari miras, daha iyi bir şe­ hir hayatı oluşturmak için kul lan ılmad ı . Sadece birkaç bina yenilendi ve restore edilerek farklı bir fonksiyon için kullanıl­ dı. i ngliz konsolosluğu ve Fransız Okulu gibi . . . Libya artı k , maceraperest turistlerin akın edeceği yeni bir hedef. . . Bu, he­ men gerçekleşebilecek bir proje değil ama, Trabl usgarp kıyılarında, hükümetin petrolden kazandığı mi lyonlarca dolarla giriştiği 5 yıldızlı otel inşaatlarından geçilmiyor. Libya, Yunan ve Roma uygarlı kları kalıntıları, tarih öncesinden kalma kaya sanatının görülebileceği açıkhava ören yerleri, ve kum sahil leri ile batı n ı n yeni çekim noktası . Durumun siyasi yönüne bakacak olursak, ül l ke yönetim indeki Kaddafi de bu dönüşümü destekle­ yenierin başında. Kaddaf i ' n i n " Yeni Libya' sı", kitle turizmi ile birlikte gelecek değişime hazırlan ıyor. Kaddafi , Avrupa Birliği ideallerini esas alarak, bir Afrika Birleşik Devletleri yaratma peşi nde. Avrupa Birliği ' n i idealize ederek ve her adımında AB 'den destek alarak, ülkenin


Aralık 2009

12

yarısından fazlasını yabancı yatırımcı ve insiyatifiere kazandırarak oluşacak bir Afrika Devlet i ' n i n peşinde . . . Libya son yıllarda, Birleşik Krallık için i nşaat sektörü açısından g itgide parlayan bir yıldız gibi . . . Önümüzdeki 10 yı ldaki i nşaat projeleri içi n , hükümet tarafı ndan yaklaşık 300 m ilyar Pound ayrıl d ı . Son birkaç yılda, Birleşik Krallık emlak danışmanları Libya ile yakın i lişkiler kurmaya çalışıyor ve büyük projeler için ödüllendiriliyor. Libya' n ı n tekliflerle dolu tapsisin i n içinde sadece WSP, Atkins, Scott Wilson gibi büyük oyu ncular yok. Ayrıca Libya' n ı n yerel insiyatifleri de, konut, eğitim ve sağlık sektörlerinde yatırım yapmaya başlad ı . Turizm, reklam alanlarında d a dolayısıy­ la bir gelişme yaşand ı . Libya, Dubai'de yapılan hatalardan yola çıkarak, şehir planlama, ü l ke

master planı ve mimari tasarıma önem vermeey başladı . Projelerini tamalaya­ bilmeleri içi n , yerel firmalara, büyük ve tan ı n m ı ş şirketlerden yardım geliyor. Libya, ingiltere ve ingiltere'de eğitim almış devlet yetkililerinden destak alma­ ya da devam ediyor. Başkent Tripel i 'deki U KTI ekibi n i n başında o l a n Gareth O ' Brien, " O rtada pek çok fı rsat var. Fakat, uzun süreli ilişkileri yür��tebilmemiz için sabra i h ­ tiyacımız var," diye ekliyor. Libya'daki ingiliz gruplar ve yetkiller, kentler için destek ve gerekli i lişkileri sağlamaktan kaçınmıyor. Mahallelerde, her biri 200 bin Dolar'dan satı lacak 25 bin yeni daire yapılıyor ve yapımına devam ediyor. Kısacası , Libya gelişiyor ve gelişme­ ye de devam edecek. Ü l kede bu açıdan pazarlama marketi çok önemli bir yer tutacak. Sömürge olmaktan çıkmış bu ülken i n , yine Avrupa sermayesi kullanarak, kendi için yarattığ ı hayalini ne kadar kaldırabilece­ ği de tartışılır. . .

'iii

Cl> "'

;o

.c

.!!!'

Suriye, tarih boyun­ ca pek çok uygarl ı k tarafı ndan isti la edildi. 1 920'den 1 946'ya kadar Fransa yöneti­ minde kald ı . 1 958'de, M ısır ile Birleşik Arap Cumhuriyeti ' n i kur­ d ular. Bu birliktelik, ancak 3 yıl sürd ü . israil 1 98 1 yılında Suriye'deki Golan Tepeleri ' n i , tek taraflı

olarak işgal etti. Bu işgal, bugün hala iki ü l ke arasında sorun u . Suriye'deki geleneksel mimari , hızla gelişen şehireilik hareketleri, planlama süreci, inşaat teknolojileri, mimarlı k eği­ timinin standartlaştırılması ve tamamen arabaya odaklanan " modern yaşam sti l i " yaratma kayg ı ları nedeniyle yok o l d u . Suriye'de mimarl ı k eğitimi, h e r zaman mühendislikle birlikte an ıldı. 1 946'da ü l ke Fransız mandasından çıktıktan sonra, şehirleri geliştirebilecek bir tane bile m imar yoktu. Sadece Avrupa kö­ kenli m ühendisler vard ı . S uriye, b u yüzyılda, birçok farklı mimari sti l ve akıma, yeni yaklaşımiara tan ı k oldu. M imarl ı k eğiti mi modernist ve geleneksel arasında gidip geldi. Ü l kedeki farklı m imarları n , farklı stil­ leri, farklı planlamalara sebep oldu. M i marlı kta yeni nesil , S uriye için alter­ natif vizyonlar geliştirme peşinde. Suriye'de şehr merkezleri dışında da modernizmin geliştiğini görebiliriz. Geleneksel m imari yok olmaya başlıyor ve yerini yeni sti ller almaya çalışıyor. M i maride yen i trendleri yeşil ve sürdürülebili r akımlarla devam ediyor. Binalarda enerji kullanımı ve daha çev­ reci binaların ve çevrelerin oluşturulma­ sına son yıllarda dikkat ediliyor.

Halep Suriye'de tari h i bölge koruması ve şehir yenileme kon ularında da çalışma­ lar yapılıyor. Su riye'n i n en eski şehirleri olan Şam ve Halep'in, 1 950' 1erde şe­ h i rcilik açısından yeniden değerlendiril­ mesi gerektiği düşünüldü. Bu eski şehir merkezleri, diğer bölgelerden , yüksek binalar ve geniş bulvarlarla ayrıldı.


13

Aralık 2009

radığı Moğol saldırılarından dolayı çoğu eserini kaybetmiştir. Osmanlı lar, şehri ele geçird i kten sonra buraya pek çok tarihi bina ka­ zandırmışlar ve şehrin en güzel yapıtla­ rından biri olan tren garı n ı Osmanlı lar yapmıştır. Modern Şam, 2000 ' 1 i yıllarda aşırı gelişme gösterdi. Şehi r, şu anda iki bölümden ol uşuyor: Yeni Şam ve Eski Şam. Eski Şam şehir merkezinde tarihi yapıların olduğu klasik kesimdir.

'iii

� 'g

(,)

co

'g "'

"'

::2 Ci c

� ;. "'

c.

.!!

"' :ı: "' 'C

:..

The Hebrew Universi ����������������������������� ----� ---��� o Jerusalem & The Jewish National & University Library

Şeh irlerde koruma ve nüfusu sabit tut­ ma adına planlama çal ışmaları yapıldı. Yapı lan bu çalışmalar, bina ölçeğinde kalarak, sadece binaların restore edile­ rek , içinde yaşayanların burada tutulma­ sını amaçlad ı .

Şam Suriye'nin en büyük şehri olup, aynı zamanda başkenti. Dünya tarihi boyun­ ca, hiç aralıksız en uzun süre kullanılan şehir olarak anıl ır. Merkez nüfusu yakla­ şık 4 milyon olup civar nüfus ile birlikte 6 , 5 milyona ulaşıyor. Emeviler, devrinde dünyanın kültür ve medeniyet merkezi olması sebebi ile mimari yapısı bir hayli gelişkindi. Kent m imarisinde Arap, Yunan ve Roma

etki leri görülüyord u . Dünyadaki i l k mo­ dern park örnekleri burada görülmüş­ tür ve buradan ispanya'ya ve oradan Avrupa'nın tamamına taş ı n d ı . Fakat uğ-

Yeni şam ise merkezin etrafını saran yer yer merkeze biraz uzak modern yapıda binalar ve şehir düzenlemesine sahip yerlerdir.


14

F o r e i g n Offic e A r c h i t" e c t" s ( FOA ) Ka p a n ı y o r Tarih : 1 0 Aralık DERLEYEN: EMiNE MERDiM YILMAZ

Meydan Alışveriş Merkezi ' n i tasarlayan Foreign Office Architects (FOA)'nın ortakları ofisi kapatma kararı aldı lar. Kapatma kararının ardında 1 O yıllık evliliklerini bitirmiş olmaları olduğu söy­ leniyor. 1 995 yılında Alejandro Zaera- Polo ve Farshid Moussavi tarafı ndan ku­ rulan ofis 14 yıl boyunca arasında R I BA ve Venedik Mimarlık Bienal i ' n i n olduğu p e k ç o k ödül kazanm ışlard ı . Yokohama'daki Uluslararası Liman Terminali projelerine 2004 yılında Enric M i ralles M i marl ık Ödülü verilmişti.

Tü r k iye ' n i n i l k Ç ime n t- o Me s l e k L i s e s i I s t- a n b u l ' d a Aç ı l d ı . . . .

Tarih: 1 4 Aralık YAZAN: SELiN BiÇER

Türk çimento sektöründe, gençlere yeni iş alanları yaratmaya ve sektörün en önemli gündem maddeleri arasında yer alan "yetkin insan kaynağı" ihtiyacını karşı lamaya yönelik bir girişim olan TÇM B Çi mento Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi 'nin açılışı 1 2 Aralı k 2009

Aralık 2009 tarihinde yapı ldı. istanbul Valiliği tarafından Küçükbakkalköy'de tahsis edilen top­ lam 21 bin metrekare arsa üzerine inşa edilen okulun tasarımı TeCe M imarlık ve D B M i marlık'a ait. ismine ve işlevine yakışır şekilde hem cephede, hem de iç mekanlarda kullanılan brüt beton, uygulama sırasında ustaca kullan ılmış. Statik ekibin bunun gerçekleşmesinde katkısı ise yadı rganamaz. 1 5 .304 metrekare kapalı alana sahip ve yaklaşı k 20 m ilyon TL'Iik yatırımla kuru lan okulun öğrencileri, inşaat teknolojisi, tesisat teknolojisi ve iklim­ lendirme, elektrik-elektronik teknolojisi alanlarında eğitim alacak. 1 7 derslikte 51 O öğrenci kapasite­ sine sahip TÇ M B Çimento Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi 'nde, Müzik ve Resim Sı nıfları ile Bilgisayar, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Yabancı Dil Laboratuarları; Çimento, Beton, Kagir, Mekanik, Demir ve Ahşap Atölyeleri, 450 kişilik Konferans Salonu, Kapalı Spor Salonu, Kantin, Yemekhane, Kütüphane ve Lojmanlar yer alıyor. Çi mento sektörü adına bir i l k olma özelliği taşıyan okulun açı l ışında konuşma yapan Türkiye Ç imento Müstahsilleri Birliği (TÇ M B) Başkanı Adnan iğ nebekçili, Türkiye'de ve sek­ törde yaşanan nitelikli eleman sıkıntısı­ na çözüm bulmak için bu tarz girişimle­ rin büyük önem taşıdığını söyledi. Birlik ve üyelerinin im kanları çerçevesinde benzer projeleri , önümüzdeki yıllarda başka şehi rlerde de sürdürme arzusun­ da olduklarını beli rtti . Ataşeh ir'deki toplu konut çılgınlığı içinde adeta Metropolis'i andıran bir çevrede okul tüm modernliğiyle yere sağlam basıyor. M imarlı k eğitimi sı ra-

"Tl o

ô

ec<

� �

;;.

sında verilen projelerde l ise ya da dengi bir okul tasarianırken d ikkat edil mesi gereken her kural okulda iyi biçimde uygulanması hemen dikkat çekiyor. Kot farkları akılcı çözümleri beraberinde getiriyor. Çatı terasları ve avlular saye­ sinde koridorlar, derslik ve atölyeler ile yönetim odaları bol ışı kla besleniyor. Avluların peyzaj projesine uygun yapıl­ maması projeyle ilgili tek eksikliği göze batırıyor: Yeşil ! Aynı yöne dizilen derslikler ve atölye­ ler bahçe ve avlulara açılı rken yönetim mekanları bunlara dik konu mlan ıyor. Okulun tüm mekanlarında görsel iletişim ana karar olarak verilmiş gibi gözüküyor. Uygulama yürütücülüğü Tepe i nşaat tarafından yapılan projede kontrolörlük ne yazık ki m imari ekibe verilmemiş. M imari ekiple bu konuyu görüştüğümüz zaman, gönüllü olarak sıklıkla inşaatı kontrole gelip gittiklerini ve bazı zorluklarla karşiiaştığını belirttiler. Belki bu aksaklı ktan dolayı birkaç detay hemen d ikkat çekiyor. Örneğ i n , brüt beton duvarlara süpürgelik yapılması , doğ-

!c. � Ci .;..: �

>Ol

2

o u.


ramalarda malzeme olarak alümiyum düşünüldüğü halde PVC uygu lanması ve bu malzemenin iç ve dış mekanlarda farklı renkte olması, seçilen mobilyala­ rın mekaniara olan uyumsuzluğu gibi . . . .

I s t- a n b u l Re s me n 2 01. 0 Av r u p a K ü l t- ü r Ba ş k e n t- i Tarih: 1 5 Aralık, Milliyet

istanbul Büyükşehir Belediye M eclisi 1 . Başkan Vekili Ahmet Selamet, 2009 Avrupa Kültür Başkenti olan Litvanya'nın Vilnius kentinde, 201 O Avrupa Kültür Başkentliği unvanı n ı tes­ lim aldı .

Büyükşehir Belediyesi 'nin açıkla­ masında, Vilnius Resim Galerisi' ndeki törene, Selamet'in yanı sıra diğer 201 O Avrupa Kültür Başkentleri olan Macaristan' ı n Pecs Beled iye Başkanı Zsolt Pava ve Almanya' n ı n Essen Belediye Başkan Vekili Rudolf Jelinek ile 201 1 Avrupa Kültür Başkenti Taliinn Belediye Başkanı Edgar Savisaar ve 2014 Avrupa Kültür Başkenti Riga Belediyesi Meclis Başkanı Nils Usakovs katıldı. Ödülü alan Selamet, 201 O'da istanbul'u bir kongre merkezi, tarihi ve turistik merkez haline getirmeyi amaçladı klarını söyledi. Selamet ayrıca, 201 O Avrupa Kültür Başkentliği paye­ sini en iyi şekilde taşıyacakları nı ve de­ ğerlendireceklerini ifade etti. Törende, 201 O Avrupa Kültür Başkentleri istanbul, Pecs ve Essen'e ödülleri tak­ dim edildi.

Aralık 2009

15

S e y i r Te ra s l a r ı Bo ş a lt- ı l d ı

özelli kle kısa mesafelerde otomobile binmek yerine sağlıklı bir yaşam için istanbulluları pedal çevirmeye teşvik ediyor. i S PARK Genel M üdürü Kadir G urbetci " Sürdürülebilir sosyal soru m ­ l u l u k çalışmaları yaparak daha yaşa­ n ılabilir bir kent için Bisiklet Parkları vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Hep birlikte gelecek nesillerin sağlıklı bir çevrede yaşamasına katkı sağlamak durumundayız," dedi. işte Bisiklet Parkları: Bostancı açı k , Kartal i DO, Kadıköy açık, Bostancı Günayd ı n , Üsküdar Katotoparkı , Üsküdar Tanzim , Kadıköy N i kah Dairesi, Kadıköy Yeni Salı Pazarı , Kartal Dragos i B B , Kalamı ş turing, Bostancı cep, Maltepe i DO , Merter,

Tarih: 1 6 Aralık, Yeni Asır YAZAN: ŞAFAK iNCE

izmir'en en gözde yerleri arasında yer alan 1 . Kordon'daki seyir teraslarındaki işletmelerin koyduğu masa ve sandal­ yeler, Büyükşehir Belediyesi Zabıta M üdürlüğü ekipleri tarafından kaldırıldı. Ayrıca, zemine " L" şeklinde krom levha­ lar çakılarak işyerlerinin işgaliye sınırları belirlendi. Birinci Kordon'da geçtiğimiz ay kaldırım işgali ve tente kontrolü ya­ pan zabıta ekipleriyle işletmeci ler ara­ sı nda çıkan kavganın ardı ndan zabıta ekipleri, Pasaport ile Gümrük arasında kaldırım sın ırların ı , yere çaktığı krom levhalarla bel i rledi . i şletme sahiplerine

" L" şeklindeki levhaları taşan masa ve sandelyelere el konulup ceza uygulana­ cağı bildirildi.

Pe d a l Çe v i rme y i Seve n le r . . .

Yenikapı i DO , Eminönü i DO, Beşiktaş iDO, Ortaköy iDO, Galatasaray Ü niversitesi önü, Kabataş i DO , Beşiktaş i n ö n ü Stadı önü, Karaköy iDO, incirli metrobüs, Florya, Güneşli, Bakırköy, Küçükçekmece belediye yan ı , Topkapı trafik eğitim park ı .

Tarih: 2 1 Aralık, NTVMSNBC

i stanbul'da bisi klet severlerin bisikletlerini güvenle park edebilecekleri parkların sayısı giderek artıyor. iSPAR K , tüm dünyada düzenlenen "Car Free Day Otomobilsiz Gün" etkinlikleri kapsamın­ da; çevre bilincini geliştirmek, kent içi ulaş ımda ekolojik, ekonomik, psikolojik ve doğal yaşama en uygun olan bisiklet kullanımını teşvik etmek amacıyla 5 otoparkında bisiklet park alanları açt ı . Çalışmalarını devam ettiren i SPAR K , kent genelinde 2 1 bisiklet parkını da istanbullular'ın h izmetine sundu. Kentte halen 26 noktadaki 44 üni­ tede bisiklet parklar mevcut. i S PARK

Ge l e c e ğ i n Şe h i r l e r i n i n U t- o p y a s ı Ka r a n t- i n a Alt- ı n d a Tarih: 23 Aralık, io9.com YAZAN: GEOFF MANAUGH ÇEviREN: SELiN BiÇER

Geleceğin şehirleri hakkında konuşuldu­ ğunda sadece fütüristik m imariyi ya da henüz ortaya çıkmamış olan kentsel teknolojileri düşünmek işin kolay yol u oluyor.


Aralık 2009

16

Ama hiçbir zaman salgın hastalı kların ve virüs salgınlarının şehirleri şekillendi­ rebileceği düşünülmüyor. Geleceğin şehirleri epidemiyoloj i k (salgın hastalıklardan söz eden bilim) olarak ele alındığında, geleceğin kent­ sel yapıları onlara işlev kazandıracak olan yeni teknolojiler kadar hastalıklar tarafından da şekillendirilecek. Bu d u ru m sağ l ı k altyapısının bir sorunu olsa da, J oseph Bazalgette' in Londra Kanalizasyonları nı ya da kam u sağ l ı ğ ı , güvenliği ve aci l karantina için çok daha karmaşık bölgeleme konu­ sunu akla getiriyor, şehi r çoğunlukla bölgesel hastal ı k rezervuan tarafı ndan şekillendiriliyor. Günümüzden yüz yıl, hatta bin yıl sonra bu biyoloj i k tehditler şüphesiz insan topl u l u klarının mekansal organi ­ zasyonunda r o l oynayacak. Ama hastal ı kların geleceğin şehirleri üzerindeki etkileri nasıl tahmin edi­ lecek? Bir tür tıbbi ütopya yolda mı ve bunu inşa edecek olan kim? Eğer şehrin inşas ından Hastalık Kontrol Merkezleri sorumlu olucaksa, örnek vermek gerekirse Rem Koolhaas ya da Dubai'yi tasarlayan Skidmore Owings & Merrili yerine bunu yapacak olan Dünya Sağ l ı k Örgütü olucaksa, tasa­ rımın neye benzeyeceğini hayal etmek ilginç görünüyor. Acaba böyle bir şehi r nasıl görünürdü? Ayrıca, H1 N 1 , kuş gribi, yeniden d irilen tüberküloz ve SARS gibi salgın hastal ı kların hüküm sürdüğü bir çağda gezegenin ekolojik paylarından ortaya ç ı kan ve henüz adı bile olmayan veya öngörülemeyen hastalıklardan bahset­ meye bile gerek duymaksızın zamanı­ mızın büyük epidemiyolojistleri mimari tasarımın en önemli seviyesi (sıfırdan bütün bir şehi r yaratmak, izolasyon şehirleri, karantina, biyoloj i k kontrol ve mekan olarak yok edilmiş bulaşıcı şehirler) üzerinde deney yapmaya baş­ lamadan önce ne kadar süre geçecek? iyi taranmış kanalların ve havadar ka­ musal alanların şehri Thomas More'u n Ütopya'sı g i b i , başka bir deyişle plan l ı , a m a sağ l ı klı b i r bölge hatırlamaya değer görülüyor. Hastalıksız bir şehrin inşası uygun tasarım araçlarını gerektiriyor. Örneği n , Wolfram Virüs Yayılımı

Kontrolü için Dinamik Ağ Tasarımı'nı geliştird i . Bu program "optimum kay­ nak tahsisi kullanıldığı zaman Hong Kong ' u n 18 ilçesinde SARS virüsünün yayılması nın dinamiklerini gösteriyor." Bu simülasyonda, yeşil renk hastalık bulaşmamış bir bölgeyi ifade ediyorken, bulaşan bölgeler için kırmızı ve kırmızı­ nın tonları enfeksiyon düzeyini belirtmek için kullanılıyor. Koyu kırmızı bölgede daha fazla hastalık bulaşmış insan bulunduğunu, açık kırmızı ise daha az kişiye bulaşmış olduğunu gösteriyor. izleyici virüsün optimum tasarım kullanı­ larak çok hızlı bir şekilde d urdurulduğu-

gösteriyor. Michael Winterbottom'un Code 46 filmi ise genetik eğilimler ve hatta kan grubu gibi şeylere göre kü­ resel seyahatin artarak düzenlenmesi fikrine dokunuyor, ama mi marları n ve kentsel planciların Geleceğin Metrosu vizyonları nın hatırlaması gereken bir şey var k i , o da vücudun biyolojik sa­ vu nmasızlıklarının ve çok daha büyük mekansal yansımaları nın her zaman olacağ ı . Belki de bunun b i r başka yolu da e n gelişmiş tıbbi atı l ı m iara rağmen yarı nın kentsel ütopyasının hala karantina ko­ ğ uşların ı içeriyor olması.

:ı '"' o

ü

� E

Q)

'N :O

... ..

c o

o

u.

n u görebiliyor, bu bölgelerde başlangıç koşullarını önemserneden h ızla yeşile dönüyor. Aslında her şey çok açı k : parametre­ leri değiştirip doğru kombinasyonu bu­ lana kadar insanları, binaları, d uvarları, hastane koğ uşlarını, kanalizasyonları, vb. taşıyınca şehrin tasarı m ı kendi ken­ dine hastalığı durdurmak için yardımcı olabilir. Bazı hava kilitleri, nefesli klerin filtrasyonu , gri ve siyah su arıtma tank­ ları, antivirüs kaplamalar, vb. ekleyip biraz daha iyi grafikler elde edince ve zevkinize göre aynı araçları uzay gemisi ütopyası veya bilim-kurgu şehri oluştur­ mak için kullanılabil i r. Gattaca g ibi filmler zaten geleceğin metropolünün iyileştirme vizyonu n u

Bo r u s a n ' d a n Komp l e B i r S a n at" E v i Tarih : 23 Aralık, Radikal

Borusan Holding'in baştan aşağı yen i le­ diği istiklal Caddesi üzerindeki tarihi bina, ocak ayından itibaren Borusan M üzik Evi olarak faaliyete geçiyor. 1 875 yılında Fransız bir m imar tarafı ndan inşa edilen altı katlı bina; konser ve prova salonlarının yanı sıra, seminer ve ufak çaplı dans performansları nın da gerçekleştirilebileceği kompozisyonuyla sanatseverlerin memnun edeceğe ben­ ziyor. Restorasyonunu Askon inşaat ve mimar Gökhan Avcıoğlu'nun üstlendiği mekanda haftanın üç günü klasik oda


17

Aralık 2009

müziğ i , caz, dünya müziği konserleriyle modern dans gösteri leri yer alacak. Sergi alanı olarak tasarlanan giriş katı, başka birçok etkinliğin de düzen­ lenmesi ne uyg u n , esnek bir yapıda ta­ sarland ı . i kinci ve üçüncü katta bulunan konser salonu , balkon dahil toplam 200 seyirci kapasiteli. Dördüncü katta altı ayrı prova salonu bulunuyor. Beşinci ve altıncı katlarda ise çok amaçlı etkinli kler gerçekleştirilebiliyor. Seyir terasıyla da misafirlerine detaylı bir istanbul manzarası sunan Borusan M üzik Evi , bünyesinde barındırdığı çağdaş sanat yapıtlarıyla da müzik ile görsel sanatlar arasında bir bağ kurma­ yı amaçlıyor. Düzenli konserlerin düzenleneceği, açı l ışı 8 Ocak' ta Mercan Dede konseriyle yapılacak mekanda B i FO klasik Kart sahipleri Borusan istanbul Filarmoni Orkestrası ' n ı n provalarını izle­ yebilme şansına sahip olacak.

. I s t- a n b u l ' u n Çe h r e s i Değ i ş e c e k, Em i n ö n ü S a h i l i F u t" b o l a Aç ı l a c a k

rülü kavşak yıkı lacak. Araçlar eskiden Tansaş'ın bulunduğu noktadan yeraltına alınacak, yaya üst geçidinin bulunduğu noktadan çıkış yapacak. Kabataş istika­ metinden gelen ve Barbaros Bulvan ' n ı kullanacak araçlar i l e Ortaköy istikame­ tine gidecek araçlar da yine bu nokta­ dan yeraltına girecek. Beşiktaş, 10 bin metrekarelik meydana kavuşacak.

Bet-o n Ye rine Kü lt- ü r Me rkez i Bayrampaşa kavşağı ç ıkışında i ston Beton Şantiyesi olarak kullanı lan 1 O bin metrekarelik alanda 268 araç kapasiteli otopark, 600 kişilik Kültür Merkezi pro­ jesi hazırlandı. Kültür merkezinde, tiyat­ ro salonu, stüdyolar, 4 adet çok amaçlı salon, 1 . 000 kişilik yemek salonu , kü­ tüphane ve lokanta bulunacak.

istan bul Büyükşehir Belediyesi , 201 02014 döneminde hayata geçireceği pro­ jelerle kentin çehresini önemli ölçüde değiştirecek. Bazı meydanlarda trafik yeraltına alı nacak. istanbul Büyükşehir Belediyesi ta­ rafından hazırlanan ve 201 0-20 1 4 dö­ nemi nde hayata geçi rilmesi planlanan projeler kentin çehresini değiştirecek. Beşiktaş ve Eminön ü ' nde trafik yeraltı­ na alınacak, Kabataş'a martı şeklinde iskele inşa edi lecek , Kadıköy'deki otobüs ve minibüs durakların ı n yeri değiştirilerek rıhtım düzenlenecek, Haliç' ten taranan çamurların biri ktirildi­ ği Alibeyköy Taş Ocakları park olacak.

Beşikt-aş Trafiği Ye ralt-ına Barbaros Bulvan' ndan akan araçları Ortaköy istikametine yönlendiren köp-

Kabataş iskele Binaları Fikir Projesi kapsam ı nda Üsküdar, Yalova-Adalar ve Kadı köy iskeleleri yeni lenecek. Yalova­ Adalar iskelesi ana konsepti ortaya ko­ yan istanbu l ' u ve Boğazı simgeleyecek bir heykel bina olarak tasarlandı. Stilize bir martı şeklinde önerilen bu binada 475 metrekarelik iki ayrı terminalden ve iki asma katta bulunan kafeterya ve idari bölümden oluşacak. Kullanım dışı saatlerde kültürel aktivitelere, sergi gibi faaliyetlere de olanak sağland ı .

Mü l k iyel i le r B i r l i ğ i ' n e .d e Anıla ra da Il k Ka zma V u r u l u y o r Ta rih: 28 Aralık, Radikal

Haliç ' i n Çam u r u n d a Çiçek Haliç ' i n dibinden taranan çam urların aktan ldığı 500 bin metrekarelik Alibeyköy Taş Ocakları, rekreasyon alanı olarak düzenlenecek. Dolgu ça­ m u r çökme işlemi tamamlanan alanda, çiçekler ve çeşitli bitkiler diki lecek, bi­ siklet ve koşu yolları, açı k spor alanları, sandal la gezi yapılabi lecek bir gölet, çocuk oyun alanları, restoran , kafeterya, seyir terasları oluşturu lacak.

Tarih: 24 Aralık, Hü rriyet YAZAN: ŞENOL COŞKUNER

Ka bat"a ş ' a Ma rt-ı İs kele

Eminö n ü ' n e Fut-bol Sa h a s ı Eminönü Sah i l i ' ne 1 2 b i n metre­ karelik açı k futbol sahası yapı lacak. Yen i Cami ile Sarayburnu arası ndaki trafik yeraltına alı narak Si rkeci sahi l i trafikten arındırılacak. Yeni Cam i ' ni n yan ı ndan yeraltına girecek araçlar Sarayburnu' nda sahi l yoluna ç ıkacak.

Ka dıköy ' de Du ra k Ye ri Değişece k Kad ıköy Vapur iskelesi-Et Balık Kurumu Arası Rehabil itasyon Projesi kapsam ı nda rıhtı mdaki minibüs durak­ ları Haydarpaşa Garı yan ındaki dolgu alan ına, otobüs durakları ise eski balı k satış birimlerinin olduğu alana alınacak. Boşalacak 61 bin metrekareli k rıhtım bölgesi gezinti ve dinlenme amaçlı dü­ zenlenecek.

Mül kiyeliler Birliği bi nası "yeniden yapı ­ landı rma" gerekçesiyle b u g ü n yıkılacak. Kimi M ü lkiyeliler tepkili: "Ankara' nın devrimci tari h i yok edilecek." Yı llarca sadece Mül kiyeli lerin de­ ğil sanatçı , ayd ı n , akademisyen ve gazetecilerin masalarında memleket meseleleri ni konuştuğ u , anı ları nı pay­ laştığı Ankara' n ı n si mge yerleri nden Mül kiyeliler B irliği Vakfı ' n ı n hizmet ve sosyal tesis olarak kullanılan binasına bugün kazma vuruluyor. Bazı Mül kiyeli ler " Onca anımız, h i ka­ yemiz ve yaslandığımız koca bir tarih bir anda kaybolacak" diyerek yıkıma tepki gösterirken, dernek yönetimi ise binan ı n yeniden yapılandırılması projesinin 1 97 1 yılına ait olduğunu ancak 1 980 darbesi nedeniyle yaşama geçiri lemed iğini savundu. Mülkiyeliler B irliği Vakfı ' nca hizmet binası ve sosyal tesis olarak kulla­ n ılan Kızı lay'daki Mül kiyel i ler Birliği bi nasın ı n yıkımına bugün başlanıyor. Binan ı n Mül kiyeli ler Birliği Derneği ve Vakfı Yönetim Kurullarınca yenilenmek amacıyla yıkılmasına karar veril mişti. Ancak Ankaraldar bi naların 'iş merkezi yapılacağ ı ' n ı beli rterek du ruma tepki göstermişti. Mül kileyilerin bir kısmı yönetimin bi­ nanın yıkılıp yeniden inşa edilmesi işini "yap- işlet-devret" işlem iyle bir şirkete devretmesine tepki göstererek, binanın tadilattan geçirilerek uzun yıllar boyun-


18

A R K T E RA

W�ın: �t:Jd30

ca hizmet vermeye devam edebileceği uyarısında bulundu.

Anıla rımız Yo k Edilecek Anarşi Kollektifi adına yapı lan açı kla­ mada, " Yıl larla biriktirdiğimiz onca anı­ mız, h i kayemiz ve yaslandığımız koca bir tarih bir anda kaybolacak . Ankara' n ı n devrimci demokrat tarihi de bütün yaşananlada birlikte yok edile­ cek. Ve yerine kimse için hiç bir anlam ifade etmeyen beton, cam , demirden ibaret bir yapı gelecek. Bu bir zihniyete işaret ediyor, ne­ oliberal zamanın ruhu bu olsa gerek" denildi.

Darbe Olmasaydı . . Bu iddialara Birlik ve Vakıf Yönetim Kurulları ise şu yanıtı verd i : " M ülkiyeliler

Aralık 2009

Birliği Sosyal Tesislerinin yeniden ya­ pılandırılması bugün ortaya çıkan bir durum deği l . 1 97 2 'de Mül kiyeli ler Birliği Vakfı ' n ı n kuru lmasıyla başlayan v e s o n üç yıldır da yeniden canlandırılarak yürütülen bir süreçtir. Binaların yeniden yapıland ırıl­ masının iradesi 1 97 1 'de ortaya çıktı. B inaları satın alan ve M ü lkiye Topluluğunun kullanıma sunan Ayhan Açı kalın başkanlığındaki M ül kiyeliler Birliği Yönetimi yeniden yapılandırmayla ilgili, 1 978 yılında Vedat Dalokay ' a bir proje hazırlattı. Bu proje, bütün hazırlıkları tamam­ lanmış olmasına rağmen 1 2 Eyl ü l nede­ niyle hayata geçirilemed i . Yeniden yapı­ landırma sürecini tüm yetkili kurulların katılımı ve i radesiyle devam ettireceğini ifade eden mevcut Mülkiyeliler Birliği

Yönetim Kurul ları , Genel Kurul iradesiy­ le yeniden yetkilendirilmiştir. M ü lkiyeli ler Birliği yetkili tüm kurulları ile bu süreci devam etti rmiş ve belirli bir olgunluğa getirmiştir."

Değe ri Oranında Ar-ta c a k Vakfın verdiği bilgiye göre, binanın yen ilenmesiyle değeri de yüzde 60 ora­ nında artacak. i nşaat M ühendisleri Odası'ndan alı nan rapora göre, bugünkü değeri 8 milyon 380 bin TL olan binanın değeri 13 m ilyon 852 bin TL olacak. Yen ileme çal ışmalarıyla M ü lkiyeliler Birliği üyelerinin kullandığı mevcut kul­ lanımda yaklaşık 1 80 metrekare olan sosyal alanlar da 1 .080 metrekareye çıkarılacak. •


------


İsviç reli M ima r l a r ı n M i n a r e Ya n ı t- ı Tarih: 4 Ocak, Cumhu riyet YAZAN: OKTAY EKiNCi

isviçre'deki " minare referand u m u " için Avrupa M imarlar Konseyi (ACE) ile isviçre M imarlar Birl i ğ i ' ne (CSA) bi­ rer mektup göndererek " mesleki ve kültürel kaygıları"nı bildiren M imarlar Odası'na yanıt geldi. M imarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu 9 Aralı k 2009 tarihli mektubunda, dinsel bir mi mari simge için hal koylaması yapılması nın "tartışmalı" olduğunu vurgulayarak " Demokrasinin , düşünceyi ifade özgür­ lüğünün, bütün i nsanlığın ortak isteği olmasın ı dilediğimiz bir çağda, insan ın inanç simgeleri n i çoğunluk isteğiyle yasaklamak demokrasiyle nasıl bağda­ şabilir?" diye sormuş ve özetle şunları belirtmişti: " Çağlar boyu her türlü dinsel inanışı n yan yana var olabildiği bir ülkenin, Anadol u ' nun çocukları olarak, bu türlü bir yasaklamay ı , ayrımcılığı anlamad ı ­ ğ ımızı d i l e getirmek zorundayız. M inare yasaklaması , çağdaş olması gereken bir ü l kede gerçekleştiğ inde, öteki ülkelere yandaş ya da karşıt örnek oluşturabilecek bir davranış olarak bizi endişelere düşürmektedir. Bu davran ı ­ şı n örnek alındığı bir dünyayı düşünmek bile istemiyoruz . . . "

demokrasinin tüm özgürlü kleri içeren bir biçimde sürmesine inanan bir kültü­ re sahip olduğumuzun altını çizmek iste­ riz. Dinler ve etn i k gruplar hiçbir istisna olmaksızın isviçre'de on yıl lar boyunca birlikte uyum içinde yaşamaktadır. Bu tartışmada biz m imarları da ilgilendiren konu , dini veya etn ik herhangi bir ayrım­ cılığı hiçbir şeki lde kabul edemeyece­ ğimizdir. . . " Bazı politikacıların istekleri sonu­ cunda "çeşitli manipülasyonlar " ı n yapı labildiği belirtilen C S A yan ıtında, söz konusu referandumun "özgürlük,

eşitlik ve kardeşli k " kavramları üzerine kurulu 1 50 yıllık isviçre Anayasası ' n ı geçersiz kı lamayacağı vurgu lanarak şunlar anı msatılıyor: " i sviçre'deki en eski mi nare Neuchatel 'dedir ve restore edilerek tarihi anıt statüsüne alınmıştır. Le Corbusier' in 1 9 1 6-1 7'de tasarla­ dığı "Türk Villası" projesi de kesinlikle unutmadığımız bir örnektir ... " isviçreli mi marların bu yanıtlar ı , "siyasi " bir karar olduğu anlaşılan tartışmalı minare refe­ randumunun, ülkenin aydı n çevrelerince uygun karş ı lanmadığının da belgesi olarak yorum lan ıyor. . .

" E n d işele r i n i z i Paylaşıyo r u z " M imarlar Odası'nın b u serzenişi üzerine AB'nin mimarlık politikalarına da danışmanlık yapan AG E'nin Dönem Başkanı J u hani Katainen 1 1 Aral ık 2009 tarihinde verdiği yanıtta, " konuyu önemsedi klerini ve din özgürlüğünün yapılardaki ifadesi konusunu yeni dö­ nemde ele alacakları n ı , " beli rtti. CSA Başkanı Regina Gonthier ile isviçre M imarlar Konferansı Başkanı Pierre Henri Schmutz'un 23 Aral ı k 2009 ta­ rihini taşıyan ortak imzalı yanıtlarında ise " Din ve etnik köken gibi en temel konularda bile toplumun genelinde ve devletlerde görülmekte olan hoşgörü eksikliğine ilişkin aktarm ış olduğunuz endişelerinizi biz de paylaşıyoruz . . . " denilerek şunlar belirtiliyor: " i sviçre'de

zu m

M i n a r ett ­ ve rbat


B u r ç H a l i fe ' y e Me r h a b a Dey i n! Tarih: 5 Ocak, BBC, Wall Street Journal DERLEYEN: SERZAN GÖK

Milli Hasılası ' n ı n yüzde 23 'ünü oluştu­ ruyor. Komşu emirlik Abu Dhabi'nin bu borcun 10 milyar Dolar'lık kısmını Aralı k 2009 tarihi nde karşılamasıyla kriz kıs­ men de olsa atlatıldı.

Dubai, komşusu Abu Dhabi 'den borç ala­ rak geçici olarak hallettiği kredi probleminden sonra, 4 Ocak 201 0 Pazartesi günü dünyanın en yüksek gökdeleni olan Burç Halife'yi görkemli bir tören ve havai fişek gösterileri ile nihayet kullanıma açtı. 2004 yıl ından beri inşaatı devam eden Burç Halife'nin açıl ışında Dubai 'nin yöneti­ cileri hazır bulundu lar. Uzun zamandı r Burç Dubai (ingilizcesi: Burj Du bai) ile adlandırılan bu yapının resmi isminin de Burç Halife (ingilizcesi: Burj Khalifa) olacağı açılış gününde bildirild i . Yükseliği de 828 metre olarak açık­ landı. Bugüne kadar dün­ yanın en yüksek gökdeleni olan ve Tavyan'da yer alan Tapei 1 0 1 gökdeleni 508 metre yüksekliğindeydi.

Dubai'de Ekonomik Kr-iz 2008 y ı l ı sonunda başla­ yan ve 2009 yılında kötüle­ şen emlak sektöründen en fazla etkilenen bölgelerin başında gelen Dubai 'nin, bu rekor yüksekliğindeki gökdeleninin açı lışı ile ya­ tırımcıların güvenini kazan­ masın ı n Dubai ' l i yöneticiler tarafından ümit edildiği belirtildi. Dubai'de kriz 27 Kasım 2009 tarihinde, Birleşik Arap Emirlikleri ' n i n bir par­ çası olan Dubai 'deki devlet tekellerinden ve ana yatırım şirketlerinden birisi olan Dubai World ve onun em­ lak bölümü olan Nakheel ' i n 60 milyar Dolar' l ı k borcuna altı ay er­ teleme talep etmesiyle başladı. Emlak ve inşaat sektörü Dubai 'nin Gayri Safi

Bu r-ç Halife ' n in Açılışı Son yıllarda Dubai etkileyici yapay ada projeleri, kendi ekseni etrafında

dönen yapılar ve yedi yıldızlı otelleri ile gündeme geliyord u . B u yapı lara şimdi dünyanın en yüksek gökdeleni olan Burç Halife eklendi. Empire States Bi nası ' n ı n yaklaşık i ki katı olan bu gökdelen 95 kilometre uzaktan bile gözlem lenebiliyor. 28.261 adet cam panel ile kap­ lanmış cephesi de çöl güneşi altında sürekli parıldıyor. Bu yapının tasarlanması ve inşaat ı , daha önceden hiç umul­ madık teknik ve lojistik problem­ leri ve özgün çözümleri de bera­ berinde getirdi. Yapının maruz kaldığı tek problem yüksekliği değildi. Dubai 'nin sürekli güçlü rüzgarlara maruz kalması ve dep­ remierin olduğu jeoloj i k bir hatta yer alması da inşaatı etkileyen önemli faktörler oldu . Burç Halife'nin inşaatının yatı ­ rımcısı olan Emaar' ı n basın söz­ cüsü Ali Alabbar bu hususta şu yorumda bulundu: "Bu problem­ Ierin hepsine karşı çözüm öneri­ lerimiz vardı ama gerçekten işe yarayıp yaramayacağ ını biz de merak ettik. Binaya iki defa yıldı­ rım çarptı, geçen sene merkezi i ran'da olan bir depreme maruz kaldık. Ayrıca her dönemde fark­ lı yerlerden ve farklı kuvvetlerde esen rüzgarlara maruz kalıyoruz. Elde ettiğ imiz sonuçlar son dere­ ce ümit verici. Bu projenin inşası için emeği geçen tasarı mciları ve diğer katılımcıları buradan selamlamak istiyorum." Burç Halife'nin i nşaatında yer alan firmalardan birisi de Kanada kökenli ve rüzgar mühendisliği konusunda uzmanlaşmış RWDI firması idi. Normal alanda 50 kilometreye kadar ulaşan rüzga­ rın hızı, kulenin en yüksek nok­ tasından bunun üç katına kadar ulaşabiliyor. RWD I ' nin rüzgar m ühendisliği takımının O rtadoğu müdürü Wayne Boulton rüzga­ ra dayanıklılık için nasıl testler gerçekleştirdiklerini şu şekilde açıklad ı : " i l k aşamada yapının ölçekli bir mode­ lini rüzgar tüneline koydu k ve onu test ettik. Rüzgar tünelinde farkl ı kuvvette


ve yönde rüzgarları test etme şansı mız var. Normal ve olağanüstü şartlarda binanın yüzeyinin ne tür baskılara maruz kalacağını da denedik." 828 metreye yükselen Burç Halife, o güne kadar dünyanı n en yüksek gökde­ leni olan Tayvan 'daki Taipei 1 0 1 ' i n 508 metrelik rekorunu rahatl ıkla geçti. Son on yılda dünyadaki gökdelen i nşaatları­ nın çoğunluğu Doğ u 'da gerçekleşiyor. Dünyan ı n en yüksek beş gökdeleni n ­ d e n dördü Asya'da v e Ortadoğu'da yer alıyor. Dünyanın önden gelen g lobal emlak şirketlerinden olan Jones Lang LaSalle'nin danışmanlarından Andrew Charlesworth bu duruma şu yorumu getird i: "Bu i nşaatların temelinde ken ­ d i n e güven yatıyor. Gelişmekte olan ekenomilerin çoğunluğu kendilerini dün­ yada önemli figü rler olarak görüyorlar ve de bu tür projeleri gerçekleştiriyor­ lar. Dünyan ı n refah ı Batı'dan Doğ u ' ya geçmeye başladı bile. Gelişmekte olan ekonomiler, gelecekten beklentilerini de göz önü nde tutarak, g lobal dünyada yer almak istiyorlar." Dubai her şeyin en fazlasının ger­ çekleştiği bir yer. Her yapılan en büyük ve en etkileyici olmak zorunda. Ama dünyada daha önceden inşa edilmiş d iğer en yüksek binalar gibi Burç Halife de ekonom i n i n son derece iyi olduğu şartlarda başlandı ve emlak sektörünün dibe vurduğu zamanda tamamlan d ı . Empire States 1 930'1u yıllardaki Büyük Bu hran'da, Petronas Kuleleri ise 1 990'1ı yıllardaki Asya finansal krizi sıra­ sında tamamlanmıştı. Ancak Emaar'ın basın sözcüsü Ali Alabbar bu konuda aynı fikirde değil: " Bugün itibariyle binadaki mekanların yüzde 90'ı satılmış durumda ve de bu yüzde doksanın binaya yerleşeceğine inan ıyoruz. Ayrıca satışlar ile yüzde 10 kar etmemiz dolayısıyla şanslıyız. O rjinal hedefimiz inşaat masrafları n ı n satış geli rleriyle ayn ı ol masıyd ı. 200 hektarlık bir alana yayılmış bir gökde­ lenden ancak bu kadar kar getirmesini beklemiştik . " Yatırımcı n ı n kar etmiş olmasının e n önemli sebeplerinden birisi arazinin nakit yerine ipotek yolu ile satın alı n ­ mış olunmasıydı . Diğer önemli faktör ise apartman dairelerinin birçoğunun

emlak krizinden önce satılmış olması. Binadaki ofis ve daire sahipleri ödeme­ lerin i n yüzde 80'inin çoktan gerçekleş­ tirdi kleri için kalan yüzde 20 ödemeyi de taşındıktan sonra gerçekleştirecek­ ler. Dubai'deki birçok tamamlanmayan yatırımın aksine buradaki yatırımcılar­ dan geri çekilen çok az oldu. Dubai son yirmi yıldır inanılmaz gelişme gösterd i . Birleşik Arap Emirlikleri'nin kurucusuna adanmış 1 2 şeritli Şeyh Zayed Yolu şehirin tam or­ tası ndan geçiyor. Yirmi yıl önce birkaç yüksek yapının yer aldığı bu bölgede şimdi yüzlerce yapı birbirine bitişik bir şekilde yer alıyorlar. Ama son üç yıldı r, çılgınca devam eden i nşaat yarışı adeta durdu. Birçok bölgede şimdilik sessizlik hakim. Yatırımcılar şimdilik mevcut projelerin bir an önce tamamlanmasını hedef­ l iyorlar ve yeni projeleri askıya almış d u ru mdalar. Middle East Economic Digest dergisin i n bildird iğine göre yak­ laşık 1 9 0 m ilyar Dolar' l ı k emlak yatırımı şimdilik beklerneye alı n d ı . Dünyan ı n geri kalan ında da o l d u ğ u g i b i bankalar kredi vermeye, yatırımcı lar da mevcut paralarını harcamak konusunda çekim­ serler. Burç Halife, Körfez bölgesinde bir süreliğine en son tamamlanmış gök­ delen i nşaatı olacak - en azından kısa dönemde . . .

• •

• •

Sayılarıo Bu rç Halife 95 kilometre uzaklıktan bile görü ne­ biliyor 504 metreye kadar çıkan ana asansör mevcut 57 adet asansör mevcut 49 kat ofisler ayrıldı 1 .044 adet apartman dairesi yer alıyor 275 metreye kadar kadar yükselen su hareketleri yapan bir çeşme kule­ nin temelinde yer alıyor. Bu çeşme dünyan ı n en yüksek perfomans gös­ teren çeşmesi olacak. 28.261 adet cam panel kulenin cep­ hesinde yer alıyor

H e r Be l e d i y e Ba ş k a n ı B i r Ta n e Z a h o H a d i d B i n a s ı Gö rme k I s t" e r! Tarih: 6 Ocak, Sabah YAZAN: ŞELALE KADAK

Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi ve en müte­ vazı mimarlardan biriyle kon uşmuştum geçtiğimiz hafta son u . Ağa Han Ödüllü m imar Han Tümertekin, şu sıralar şeh­ rin e n büyük kültür merkezi projesini hayata geçirmekle meşgul. Garanti Bankas ı ' n ı n kültür merkezi olarak kullanacağı Bankalar Caddesi'ndeki "ağırbaşlı banka bi nası" cıvıl cıvıl, i nsanların g i rip çıktığı bir kül­ tür merkezine dönüştürmek için çalışan Han Tümertekin'den, m imarların ego­ suna dair bir yerlere not düşülmesi ge­ reken ilginç cümleler d uydum ve altı n ı n çizilmesi gerektiğini d üşünerek bugün köşeye aldım. Dünyada m imariye gerçekten büyük önem veren şehirler var. Türkiye'de ne yazık ki binaların yüzde 90'ı yapsatçı müteahhitlerin elinden çıkmadır, derme çatmadır ve çirkin m i çirkindir. Neyse ki son yıllarda güzel bir projesi olan hangi işadamıyla konuşsam, bir de iyi bir mimar arayışında olduğunu görürür sevinirim. Bilirim ki iş dünyası m imariye önem vermeye başlarsa, bu dalga dal­ ga topluma da yapılacak. Peki ama ya mimarın egosu nasıl denetlenecek? Bu kez de m imarın esiri olmak gibi bir sıkıntı da ortaya çıkmaya­ cak mı? işte bu soruları hakikaten de mü­ tevazılığının altını çizdiğim mimar Tümertekin'e sord u m , o da en samimi haliyle anlattı.

Bu dold u r u şla z o r olabili r ! Harvard'da iki dönem ders veren, 2009'da yine Harvard lı öğrencilerin yaptığı Yenikapı Projes i ' n i n jü risinde yer alan , Lozan Politekni k Ü niversitesi'de 15 m imarl ı k öğrencisine Galata ve Perşembe Pazarı için projler yaptıran Han Tümertekin kendisi dahil Türk m i marların dikkatli davranmazsa hata yapabi leceği n i söylüyor ve "Türkiye'de


üzerine ilgi çevrilmiş m imarlar olan biz­ ler bu dolduruşla egomuzu denetleye­ meyebiliriz" diyor. Tümerteki n ' i n çarpıcı fikirleri şöyle:

Tadını kaçırma ris k i ! Tadı n ı kaçırma riski ! Dünya bunu ciddi olarak tartışıyor. M i marın egosu denetlenmesi çok zor bir olgudur. Bu denetlerneyi yapabilirse en iyi mimar yapabilir, kaynağında bitirebilir. Ama ne yazık ki mimar çevresiyle, eğitimiyle bu­ nun üstesinden gelemez! Yani egonuzu tasarımın önemli bir dinamiği olarak kul lanabilirsiniz. Ama tutabilmeniz de lazım. N itekim bunun dozunu kaçıran m imarlar var ama dünya da onları istiyor. Her şehrin belediye başkanı şehirlerin­ de bir tane Zaha Hadid binası görmek istiyor mesela. Bilbao gibi sadece demir sanayinin yaşattığı tatsız tuzsuz bir şehre, Frank Gehry'nin yaptığı ilginç müze biçimi (bina değil) birden o şehre turist akını sağlayabilir. Ama istanbul

gibi üzerinde hiçbir şey yer almasa dahi son derece kişilikli olan bir şehre böyle bir yapının, bu tür insanların ne kataca­ ğı tartışmalıdır. Yapmamalı lar demiyo­ rum ama di kkat edilmeli diyorum . " Han Tümertekin'i dinleyince düşünmeden edemiyorum . Ünlü mimar Zaha Hahid'in yol u son birkaç yıldır hiç olmadığı ka­ dar çok Türkiye'ye düşmeye başlad ı . Kartal 'da etkileyici bir projeyi belediye­ nin isteğiyle yapalı çok oldu. Gehry'nin çarpıcı kültür merkezi projesi ise proje­ nin sahibi i nan Kıraç ile TRT ve Büyük Şehi r Belediye Başkanı Kadi r Topbaş arasındaki sorunlard ın çözümünü bek­ l iyor. Yani bizim belediye başkanlarımız da Hadidler, Gehryler olsun istiyor mutlaka ama projelerin sonu bir türlü gelem iyor, orası ayrı. Tabii söz konusu olan istanbul ise çok dikkatli olu nması gerektiğ i de ortada. Şu sıralar bir de herkes çevreci bina­ lardan söz ediyor. Öyle ya, 2 0 1 0 yılında her şey gibi binalar da yeşil olmalı!

Tümertekin, buna da karşı çı kıyor. " Ben önüne gelen binanın çevreci ve yeşil olduğu için o kavramiara karşı tedbirli yaklaşıyorum" diyor. Tümertekin'e göre iyi bir tasarım zaten çevrecidir de, yeşildir de mordur da turuncudur da. Mesele iyi tasarım yapmak. "Az enerji harcamalı, kötü eskimemelidir. Eskimesi bir lezzete dönüşmelidir" di­ yor.

K u z e y De n i z i ' n e Ye n i R ü z g a r Tü r b i n le ri Ku r u la c a k Tarih: 7 Ocak, CNN Türk

Avrupa'daki 9 ü l ke Kuzey Denizi açı klarına kurulacak dev rüzgar türbinlerinden elektrik üretecek. Elektrik binlerce kilo­ metrelik kablolarla kıta genelinde dağ ı ­ tılacak. Proje 1 0 yılda tamam lanacak ve en az 30 m ilyar Euro'ya mal olacak.


Almanya' n ı n yanı sıra ingi ltere, Fransa, Belçika, Dan imarka, Hollanda, i rlanda, Lüksemburg ve Norveç'in de ortak olacağı proje ile ilgili ilk toplantı 9 Şubat ' ta yapılacak. Almanya Ekonomi Bakan l ı ğ ı ' n ı n koor­ di natörlüğünde yürütülen proje hazırlık­ larının somutlaştırmak amacıyla bu ay içinde bir toplantı yapılacak. En geç mart ayında düzenlen mesi planlanan yüksek düzeyli buluşman ı n ard ından sonbaharda d a projeye katılan hü kümetlerin imzası bekleniyor. Çevre dostu enerj iden elde edilen elektriğin aynı zamanda Norveç' i n hid­ roelektrik ve Kuzey Den izi 'nin dibindeki gelgit santraliarına bağlanacağı açık­ land ı . Şu anda Kuzey Denizi ' ndeki rüzgar türbin lerinden elde edilen elektrikten 50 bin evin enerji ihtiyacı karşılanıyor. Avrupa Birliği 2020 yılına kadar elekt­ rik enerjisinin yüzde 20'sini yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya kararlaştır­ m ıştı.

Beyoğ l u ' n u n Ye n i Y ı l d ı z ı Şiş hane Ta rih: 1 1 Ocak, Yeni Şafak YAZAN: ERTAN ALTAN

Galata Kulesi çevresinde, tarihi Beyoğlu Belediye bi nasıyla aynı meyda­ na bakan ve çevresi çok sayıda tescilli yapıyla kuşatılmış, özellikle Haliç'ten bakıldığında Pera-Galata'ya ait özgü n peyzajda yer alan Şişhane bölgesi bugünlerde hareketli günler yaşıyor. istanbul'un kültür-sanat hayatına yaptığı katkılarla şehir hayatının vazgeçil mez kurumlarından biri olan istanbul Kültür Sanat Vakf ı ' n ı n Şişhane'deki yeni bi­ nası Deniz Palas, Beyoğ l u ' n u n bugün kıyısında kalmış en eski semtlerinden biri olan Şişhane'ye yeniden hayat verd i . Taksim- Maslak metro hattının Şişhane'ye bağlanması, yeni açı lan mekanlar ve ufukta görülen projelerle Şişhane istanb u l ' u n iddialı merkezleri n­ den biri ol maya hazırlanıyor. Yirminci yüzyılın başlarında mimar Georges Coulouthros (Yorgo Kulutros) tarafı ndan, Art N ouveau stilinde inşa edilen Deniz Palas i KSV ' n i n ev sah ipli­ ğinde Şişhane'yi sanatseverlerin uğrak bir bölgesi hal ine getird i . Binanın giriş katında, tasarım ve sanat tutku nlarının çok özel armağan alternatifleri bulabi­ Ieceğ i yepyeni bir adres, i KSV tasarım dü kkanı yer alıyor. Borsa yöneti minde h izmet verecek olan " Peral ı " adl ı kafe de binanın giriş katında. Deniz Palas' ı n giriş v e birinci katında yer alacak per­ formans merkezi " Salon", oturmal ı 250, ayakta 600 kişi l i k kapasitesiyle klasik, caz, rock, alternatif ve dünya müziği konserlerinin yanı sıra tiyatro gösterileri, çocu k etkinlikleri, panel ve konferansla­ ra da ev sahipliği yapıyor. Yeni yılla birli kte Deniz Palas i stanbu l ' u n en renkli etkinliklerinin mer­ kezi olacak.

Gö r ü n ü rl ü k Proj e s i Aydınlat-manın Merkezin deydi

Tepebaşı ve Galata'nın yan ı başı nda tari hi bi nalarla çevrelenmiş Şişhane Yokuşu, yeni açılan eğlence mekan lar ı , galeri leri, i KSV 'nin yeni bi nası olarak düzenlenen Deniz Palası ve Haliç ' i gören eşsiz manzarasıyla Beyoğ l u ' n u n önemli merkezlerinden biri olmaya aday. istan b u l ' u n en eski tarihsel merkezle­ rinden olan Beyoğl u - Pera Bölgesi nde,

Uzun zamand ı r istanbul 'daki ayd ın­ latma ve avize esnafının merkezi olan Şişhane, Tünel ve Galata meydanları­ nın kültü r-sanat-eğlence faaliyetlerine açı lmasından sonra geçiş ve durak­ lama noktası ol maktan vakit geçirilen bir merkez olmaya terfi etti. Fason ve kopya üretimle ünlenmiş bir yer olarak tasarı met iarın ve tasarım markaları nın uzak durduğu, ya da bu bölgeyle iliş­ kilerini g izlediği bir yer olan Şişhane

komşusu Galata Meydan ı ' nda alternatif kültü r-sanat çalı şmaları yapan Galata Perform'un etkinlikleriyle ilgi görüyor. Her yıl Galata ve çevresinde etkinlik­ ler düzenleyen Galata Perform, Made in Şişhane adl ı projeyle tasarım meraklı la­ rını bu bölgeye çekiyor. Türkiye'nin 1 00 y ı l l ı k aydınlatma merkezi olan Şişhane, birçok il işkiyi ve güçlü üretim ağ ı n ı içinde barı ndı rıyor. Bölgedeki ü retim büyük fabrikalardan farklı olarak tek bir atölyede değil, bölgeye yayılmış bir ağ üzerinden yapıl ıyor. Kentteki birçok noktaya uğrayarak şekillenen ürünler bölgedeki ustalarla etkileşimli bir şeki l ­ de i mal ediliyor.

Emla k Fiyat-la rı Art-ıyor Kısa bir süre öncesi ne kadar üzerine para verilse kimsenin oturmak isteme­ yeceği Galata'da emlak fiyatları artık 60-1 00 bin TL civarı ndaydı. Bugün ise, bu semtte ev sahibi olmak için milyon dolarları gözden çıkarmak gerekiyor. Galata bölgesindeki bu artış tari hi bina­ larla bezeli Şişhane'de de emlak fiyatla­ rını artıyor. Masiak-Taksim metrosunun Şişhane durağ ı n ı n açı l ması, U n kapan ı köprüsünün yanı nda inşaatı başlayan Haliç metro geçişi inşaatı da Şişhane bölgesi ndeki emlak fiyatlarının artması­ nın diğer bir neden i .

Leve nt-e nle r ' in Pet-it-s Champs d e s Mort" ' u ydu Tepebaşı çevresi 1 9 . yy' ı n s o n çey­ reğine kadar M üslüman mezarl ı klarıyla kaplıyd ı . Pera'ya yerleşmiş olan yaban­ cılar ve Levantenler önce bir gezinti yeri, daha sonra da yerleşim bölgesi olarak, 1 9 . yy' ı n sonlarında buralarda yoğunlaş­ maya başladılar. Tepebaşı ' ndan aşağ ı, yamaç boyunca, Peralı yabancıların ve Levantenlerin Petits Champs des Mort (Küçük Mezarlık) ded ikleri; oldukça bakımsız, mezarlıktan çok, servil i , ağaç­ l ı k bir kırlık alanı and ıran M üsl üman mezarl ığı uzanırd ı . Mezarlı klar 1 870' 1er­ den itibaren yavaş yavaş kalkarken, Altıncı Daire-i Belediye'nin i l k başkanı Blacque Bey döneminde Tepebaş ı ' n ın imarı başladı . Tepebaşı Bahçesi de bu dönemde tanzim edildi. Semtin bazıları bugüne kadar gelebilmiş binaları nın bir bölümü de yine 1 9. yy' ı n son yıl larıyla 20. yy'ın hemen başında inşa edildi.


Bunlar o dönemde Avrupa kentlerinde de benzerleri görülen mimari özelli klere sahip, çok katlı, görkemli, cepheleri süslemeli güzel binalardı . Tepebaşı semtinin güney sınırı sayılabilecek Şişhane Meydan ı ' ndaki Altıncı Daire-i Belediye binası, Corpi Sarayı olarak bilinen 1 880' 1erin ilk yı llarında yapılmış Amerika Birleşik Devletleri Elçiliği eski binası , 1 890' 1arın aratalarında açı lan ve semte önemli bir renk kazandıran Pera Palas, Londra Oteli, Bristol Oteli, italya Evi , Societa Operaia binası, ABD Elçiliği'nin karşısındaki Union Française binası bunların başlıcaları. .

ARK IV B u l u şma l a r ı - 1. : Te p e Na r e i "ty Ko n u t" Ye r l e ş k e s i Tarih: 1 2 Ocak YAZAN: SELiN BiÇER

Çanakkale Serami k & Kalebodur spon­ sorluğunda 1 1 Ocak 2 0 1 0 tarihinde yapı lan ARKIV Buluşmaları 'nın ilk d u rağı Tepe Narcity Konut Yerleşkesi

old u . Projeni n m imarı Nevzat Sayı n'ın önderliğinde i hsan Bilgin, Mehmet Kütükçüoğ l u , Can Çinici, Al işan Çırakoğ lu, Doğu Kaptan, Hakan Demirel, Pel i n Özgen ve Arkitera M imarl ı k Merkezi' nden Ömer Kan ıpak ve Emine Merdim Yı lmaz ' ı n katılımıyla gerçekleşen toplantıda önce Maltepe Başı büyük bölgesi gezildi. Gezi sırasında Başıbüyük Belediyesi Meclis Üyesi Adem Kaya'dan Başıbüyük'ün tari h i dinlendi. Bölgenin neden ve nasıl gelişamediği tartışıldı. Daha sonra proje, m i marın ı n ağzından dinlendi. Genel olarak vaziyet planı, rant kaygıları , planlama hataları, bölge ve bölgenin gelişiminde toplu konut çılgınlığı konusunun etkileri tartışıldı. Ve sonrasında da bloklar gezildi.

O E s k i Hal i n d e n Eser Yo k Şimd i Davetli bir m imari proje yarışması sonucunda oluşturulan Tepe Narcity Konut Yerleşkesi, Maltepe Başıbüyü k'te, Maltepe Üniversitesi ve Askeriye'yle komşu yaklaşı k 1 45 .000 m2' l i k kalp şeklinde bir vadiye kurulmuş olan bir yaşam alan ı . 4 ve 9 kat arasın-

da değişen "sırablok" ların yanı sıra 1 5 ve 30 katlı iki kuleden oluşan, toplam inşaat alanı 220.000 m2 olan, 75 ve 300 m2 arasında büyüklüğe sahip sayı­ ları 1 . 300'ü aşan birimden oluşuyor. Yerleşke kurulmadan önce vadide bul unan eski dere yatağı kullanılarak künklerle toplanan sular arazinin aşağı kısmı nda bulunan su havzalarına indi­ rilmiş. Arazinin belediyen in 20. yüzyıl ortalarında beli rlediği yollarla bölünmüş olması yerleşimi zorlarken yönelimi azaltmış. Çevresine müdahalenin de yasak olması tasarımı kısıtlam ış. Bu mevcut araç yolların ı n tasarlanan yaya yollarıyla kesilmesine de izin verilmemiş.Narcity tekrar eden biri mlerin ölçek doğrultu­ sunda farklı şekilde tasarianması nın iyi bir örneği. Daha önceleri az sayıda ko­ nut tasarlamış olan büro bu sayıda bir toplu yaşamı tasarlamak için adeta can atmış. Denize hakim bir vadide konum­ lanan arazide bulunan, belki de yeşil olarak kalması gereken yerleşke 8x20 metrelik modüllerin farklı kombinasyon­ larının biraraya gelmesinden oluşuyor. 8 metrelik eni olan birimler çok eğimli bir arazide az hafriyat yapılmasınma i m kan


vermiş. Arazinin düz olan bölümündeki bloklar den ize dik ve çift yönlü, arazinin eğik olan bölümündeki bloklar ise deni­ ze paralel olarak tek yönlü yerleştirilmiş. Renkli cepheleriyle uzaktan ve birarada görüldüklerinde kaleydoskop etkisi ya­ pan binalar gereksiz fazlalı klardan uzak, yal ı n , modern dünyan ı n gerektirdiği gibi tasarlan mış, peyzaj la iç içe geçmiş duru mda. Arazide taban alanı kullanı­ mının %25'1e sınıriandıniması insani bir ölçekte yapılaşmayı beraberinde getirmiş. Toplam 23 bloktan oluşan yer­ leşkede bulunan 1 358 birimin %25'ini 1 +1 , %26'sını 2+1 , %25'ini 3+1 ve kalan %24'ünü 4+1 ve dubleks birimler oluşturuyor. Bu da her isteğe eşit yanıt verebilen bir sistem gelişti riidiğini gös­ teriyor. Bunun temelinde yarışma esna­ sında Tepe'den gelen "alt gelir grubu" için konut tasariama fikri yatıyor. Her ne kadar bu amaçla tasarlanm ı ş olsa da yerleşkede konut fiyatları diğer toplu konut hücreleriyle hemen hemen ayn ı . . . Klasik TOK i konutlarına aşina ol­ duğum uz bu zamanlarda, çoğunluğu yatay ve uzun olan konut blokları nın inşaat maliyeti iyi bir şantiye yönetimi

sayesinde kule blokların kiyle hemen hemen aynı olmuş. Ancak blok cep­ helerinin uzun olması manzarayı kimi zaman kestiği için eleştirilmiş. Projenin i l k önerilerinde her bloğun zemin ve çatı katları sosyal merkez olarak düzenlendi­ ği halde bu gerçekleşememiş. Tasarım aşamasında düşünülen daha sonra uy­ gulanamayan, tek şey bu değ i l . Pek çok düşünce eskizden öteye gidememiş. M i marın sunumuyla pararlel gerçekle­ şen tartışmanın bel kemiği mimarlıktan çok yerleşkenin çevresiyle olan i lişkisi, bölgede yarattığı toplu konut furyası oldu. Bölge sık sık Çekmeköy, Narcity ise yine aynı mimarın eli nden çı kan Evidea ile karşılaştırıldı.

Mima rlık öld i mi? Issız acun kaldı mi? ARKIV B uluşmaları 'nın ilk ayağında sık sık tartışı lan konulardan biri de bir mimarın tek başına tüm bu rant kaygısı, planlama yaniışiarına karşı nasıl bir mücadele vereceği ya da müdahele edeceği oldu. Şehrin merkezinde mevcut dokuya

ayak uydurmak m ı daha zor? Yoksa hiçliğin ortasında yoktan var etmek mi?

E v i H e r Zama n S ı rt- ı n d a Tarih: 1 2 Ocak, Birgün

Şehir hayatının günlük koşuşturmasından kaçıp kurtulmak isteği duyduğunu be­ lirten Kevin Cyr tarafından tasarlanan "Camper Bike" adındaki bu ilginç araç istenilen kaçış noktalarına götürmekle kalmıyor ayrıca evinizin de gelmesini sağlıyor. Karavanı bisi kletle uyariayan Kevin Cyr, 2008 yılından beri tasarımla­ rını hayata geçirdiğini belirtiyor.


Ş a ş ı rt- ı c ı Ama H a l e n L o s Ve g a s ' "t a n Al a b i l e c e ğ im i z De r s l e r Va r Tarih: 1 8 Ocak, New York Times YAZAN: NICOLAI OUROUSSOFF ÇEviREN: SERZAN GÖK

1 968 yılında A B D ' l i ünlü mimar ve mi­ marlı k teorisyenleri Robert Venturi ve Denise Scott Brown, yanlarına Yale Ü niversitesi' nden bir düzine m i marlık öğrencisini de alarak, Las Vegas'a git­ tiğinde onları m ilyon dolarlı k su gösteri­ leri veya korsan gemileri beklem iyord u . Van Gogh ' u n resimlerinin sergilendiği hotel galerileri de yoktu henüz. Helmut Jahn tarafından tasarlanm ı ş l ü ks apart­ rnan kuleleri veya Daniel Libeskind tara­ fından tasarlanmış alışveriş merkezleri de i nşa edilmemişti .

O sene Robert Venturi ile Denise Scott Brown daha yen i evlenmiş ve de ortak iş açmayı planlıyorlard ı . Çiftin amaçlarından birisi i ki nci Dünya Savaşı sonrası son derece sıkıcı fonksiyone­ lizme dönüşmüş Modernizm'den kurtul­ mak idi. Robert Venturi ve Scott Brown çiftinin 1 972 yılı nda yayınladıkları kitap olan " Las Vegas'tan Öğrenmek" mi-

marlık tarihinde yayınlanmış en önemli manifestolardan birisi oldu . B ugün olması mümkün gözükmese de, kitap yayınlandığı zaman popüler Amerikan kültürünü tarafından çabucak ve sami­ mi bir şekilde benimsenmişti. Yale M imarl ı k Fakültesi Galeris i ' nde 5 Şubat 201 O tarihine kadar sergilene­ cek " Neler Öğrendik: Yale Las Vegas Stüdyosu ile Venturi, Scott Brown & Ortakları" sunumu mimarlığın kısırdön­ güden çıkış yolları aradığı o dönemde m imarların Las Vegas'ta yaptıkları çal ışmaları incelese de, bu projelerin ne kadar etkili olduklarını öğrenmeniz pek mümkün olmuyor. Ayrıca gazeteci Tom Wolfe'nin 1 964 yılında yayılanan Esquire dergisinde belirttiği " ihtişamlı ve parlak ışıkların olduğu bugünkü po­ püler Las Vegas'ı öngörmek bu çalışma ile pek mümkün olamazd ı . Ne olursa olsun bu çal ışma, herkesin bu seyahatlerin sonucunda varılan ke­ şifler ve onların getirdiği heyacanı his­ setmek için, mutlaka görülmesi gelen bir sergi . Varılan sonuçları inceleyince bugün bile bize öğretecekleri olduğunu farketmek mümkün. Sergide i l k seya­ hat sırasında çekilen 1 OO'e yakın Las Vegas fotoğrafı da bulunuyor. Sevimli bir fotoğrafta Denise Scott Brown elleri belinde ve h ırslı bir şekilde gülümser­ ken poz vermiş. Hemen arkasında ise Strip (Las Vegas ' ı n ana caddesi) , zayıf ışı klar dizisi, izole edilmiş hoteller ve yarı boş park yerleri olarak gözüküyor. Robert Venturi ile Denise Scott

Brown çifti, ABD'nın doğusunda odak­ lanan, Harvard Ü niversitesi ' nde Walter G ropius, Şikago'da M ies van der Rohe ve MOMA'da Philip Joh nson'un oluştur­ duğu mimari kurumsallaşmadan olduk­ ça uzakta idiler. O fotoğrafiara bakıldı­ ğında sanki Strip bölgesi tarihin ağırlığı altında ezilmiş m imari anlayışa karşı alternatif bir gelecek öneriyor h issini veriyor. Aynı zamanda Rönesans'tan Haussman ' ı n Paris'ine ve modern mi­ mariye uzanan rasyonelliği de reddedi­ yar görünüyor. Tıpkı ingiliz mimarlık eleştirmeni ve tarihçisi Reyner Sanham' u n aynı tarih­ lerde Los Angeles şehrinde yaptığı gibi, Robert Venturi ile Scott Brown çifti de, bu şehri sanki arabalarını camından dışarı bakıyormuş gibi gözlemlediler ama onların metodu tarihsel olmaktan ziyade daha çok analitik idi. Bu sergi için hazırlanan kısa bir videoda çiftin de beli rttiği gibi Los Angeles' ı , arad ı kları­ na uygun şekilde "saf" ve izole edilmiş bir yer olmadığı için, tercih etmediler. Esas aradı kları hayatın hızını ve karma­ şıklığını yansıtan ve uygulanabilecek bir tasarım felsefesi idi. Bu bağlamda daha konsantre ve kolay bir bölge olan Las Vegas'ta çalışmayı tercih ettiler. Örnek vermek gerekirse sergideki ufak çizimlerden birisi olan bir gazino­ ya ait ışıklı tabela bu konsantre bölge tanım ına uyuyor, tipik bir gazi no tabe­ lası olup üzerinde logosu, etrafında yanıp sönen ışıklar yer alıyor ki Strip bölgesinin her tarafı ndan görülebilsi n .


Daha detaylı bilgiler tabelanın altında yer alıyor, böylece otoparka yaklaşan araçlardaki insanların okuyabilmesine imkan veriliyor. Sergideki d iğer tabela fotoğrafları nda ise geçicilik h issi ken­ dini kolaylıkla h issettiriyor. Mesela bir seçim kampanyası tabelası bakımsız bir kamyonetin caddeye yakı n kısı­ m ı nda yer alıyor, " inci l " keli mesi bir at arabası n ı n vagonuna büyük harflerle yazılmış. Asl ı nda dikkatle gözlemlendiği zaman bi naları bu tabelalara kıyasla son derece monoton görünüyorlar. Örnek vermek gerekirse tek başına boş araziye d i kilen beyaz renkli Dunes Gazi nosu, etkinliğini kaybetmeye baş­ layan Modernizm akım ı n ı n çok acı klı bir örneği olarak görün üyor. Gerçek d ünyada var olan tasarı m la­ rının gözlem lenebilmesi, yerel doku n u n detaylı olarak incelenmesi ile d irekt bağlantılıdır. Sı raya diziimiş ve bir araban ın camından d ışarı bakılarak çe­ kilmiş fotoğraflar serisi, daha önceden ABD'li pop-art sanatçısı Ed Ruscha' n ı n Los Angeles'da yaptığı benzer proje­ den il ham alı narak gerçekleştiril d i . Her iki örnekte de boş alanlar ile ucuz ve az katlı yapıların yatay düzeydeki ritmik düzeni insanda yoğ u n ve anlamlı duygu­ lar uyandı rıyor. Bu çalışmayı yapan takım daha geleneksel inceleme metodlarını da uygulad ılar. Mesela 1 8 . yüzyıldan beri kullanı lan, karmaşı k haritalandı rmalarda yer alan dolu ve boş alanları analiz eden Nolli Tek n i ğ i ' n i kullandı lar (örneğin dolu alanlar Stri p'e özg ün karakterin i veren yoğ un aktivitelerin olduğu gazina bölgeleri, boş alanlar ise otoparklar). Robert Venturi ile Denise Scott Brown bu çalışman ın sonucunda, geleneksel ve değişmesi zor olan esteti k kurallar yeri ne insanların çelişkili ihtiyaçları ve arzu ları n ı yansıtan bir m imarl ı k akı m ı yaratmayı arzu etmişlerd i . Serginin geri kalan kısmında bir kısmı Las Vegas seyahatinden önce i nşa edilmiş, Robert Venturi ve Scott Brown'un m imarl ı k ka­ riyerlerinde öneme sahip eserlerinden bazıları da serg ilen iyor. Robert Venturi 1 960'1ı yıllarda kendisini hem isyankar, hem orj i nal bir m imar olarak ünlü eden projesi olan ve de annesi için tasarladı ­ ğ ı Vanna Venturi Evi de bu sergide yer alıyor. Modern ist ve geleneksel m i mari

referansları içeren bu yapı m imarl ı ğ ı n sembol i k fonksiyonunu vurgulaması bağlamında son derece etkileyici . Sergilenen fotoğraflarda beni m şahsen beğendi klerim arasında 1 988 yılında Euro Disney için tasarlanan ama inşa edilmeyen ve de korkunç Disney çizgi film karakterleri n i n in yol boyunca seri halinde bilboard tabelalarında ser­ gi lenmesini öneren bir tasarım da var. Bu fotoğ raf adeta bir karabasan gibi sonu gel meyen bir yolda bir araba kulla­ n ı lması ile Ameri kan kültü rünün çocuk­ ça bir hale geti ril mesi aynı fotoğrafta bir araya getirmiş. Bu serginin nostalj i k bir yan ı da var. 70'1i yaşlardaki Scott Brown ile Haziran 201 0'da 85'ine ba­ sacak olan Robert Ventu ri'nin uzun ve verimli kariyerleri nin sonuna yaklaştığını h issedebilirsiniz. O zamandan beri dün­ ya da çok değişti. Birçoğunun Scott Brown ve Robert Venturi' nden i lham aldığı ve günümüzdeki mimarlık d ünya­ sında etkili isimlerin çoğunluğu mimar­ l ı ğ ı n potansiyelini üç boyutlu bilgisayar ortam ı nda değerlendirmeyi, mimarlığ ı n sembol i k değerine tercih ediyorlar. Bazı mimarlar çoktan Modernizm' i n son dönemlerinde kamuya açık alanların ticarileşletirilmesine direnme örnekleri ni incelemeye başlayarak, bu kısırdöng ü­ den çıkma yolları n ı aramaya başladı lar bile. Scott Brown ve Robert Ventu ri ' n i n de çözmeye çalıştığı ve insanlığın artan h ızla gelişmesi nin geti rdikleri problem­ ler ve taleplerine günümüz mi marları da cevap veremiyor. " Las Vegas'tan Öğrenmek" yayınladığı dönemde bizler otoyollara ve McDonalds' lara alışmaya çalışıyord u k . O gün lerden bu yana rek­ lam kültürü son derece güçlendi ve per­ vasızlaştı. Günüm üzde Las Vegas şe­ hiri , tıpkı Ortadoğu'da olduğu gibi, son derece lüks hotel ve alışveriş merkezleri ve fantastik projelerle doldu. Ç i n ' i n yeni ve yüksek yapıları inşa etme hızı ve ora­ n ı ile karşılaştırıldığında, ikinci Dünya Savaşı sonrası Amerika'daki gelişmeler son derece silik görün üyor. Scott Brown ve Robert Venturi'ye bugün geçmişe oranla daha ihtiyaç duyuyoruz.

Ko n g re Va d i s i ' n d e Son Hal ka da Tamaml a n d ı Ta rih: 20 Ocak, YAZAN: DiLEK ÖZTÜRK

2008 yılı ndan beri tartışılan Kongre Vadisi' ndeki M u hsin Ertuğrul Sahnes i ' n i n yapı m ı tamamlandı ve sonunda hizmete açı ldı. Bina tamam­ lanı ncaya kadar geçen süreç, hem sanatçı lar, hem mimarlar hem de 201 0 Avrupa Kültür Başkenti kaygı l ı istan bul şehri için sancılı geçti . . . Bütün bu sü­ recin sonunda Muhsin Ertuğrul binası, yine aynı , eski fon ksiyonuyla, kullanıcı grubu nun ihtiyaçlarına daha çok h itap eden bir şekilde karşım ıza çıktı . . . Biz d e Arkitera M i marlık Merkezi olarak, proje müel lifi Arima M i marl ı k ' ı n ortakları Erol Kuzubaşıoğlu v e Erkan Altuğ ile görüştük. Erol Kuzubaşıoğlu, bu projenin as­ l ı nda sadece M u hsin Ertuğrul Sahnesi olmadığı, binanın projenin sadece bir parçası olduğunu beli rtti. Kongre Vadisi bir bütün olarak ele alındığında, burada 3 önemli si mge olduğuna di kat çeken mi mar, i nşaat yapılı rken bun lara da dikkat edildiğ ini belirtti . Bu 3 si mge, M u hsin Ertuğrul Binası, Demokrasi Heykeli ve Osman lı Çeşmesi . . . Yap ı n ı n eskiye kıyasla, içinde çal ı ­ şacak olan insanlara daha i y i h izmet edeceğ inin altını çizen Kuzubaşıoğ l u , en büyük değişikliğin sah ne d üzen inde olduğunu söyled i . " Sahne genişledi ve akustik, dekor ve ses sistemi değişti. En önemlisi de sanatçı ların şimdiye kadar ki en büyük sı kıntısı olan sahne arkası kullanım alanları düzen len d i . K u l i s d ı ş ı n d a , dört sanatçı i ç i n ayrı oda yap ı l d ı . Şartlar eskisinden çok daha iyi. Ayrıca 6 . badrum katında bir depolama ü n itesi yap ı l d ı . Gi riş-çıkışlar, servis üni­ teleri, dekor gi rişleri göz önünde değil, hepsi binanın arka tarafında." Erol Kuzubaşıoğlu, yapım aşama­ sında aldıkları tepkiler ve sanatçıların bu binan ın yıkılması ve yerine yeniden yapılmaması kaygı ları ile ilgili, aslında bu durumun tam tersine, en başından beri sanatçı lada birli kte çalıştı kları n ı v e on lardan f i k i r aldıklarını söyled i . Konsept projeleri tiyatro sahnesinde


sanatçılara anlattıklarını ve süreç içinde tiyatrocularla hareket ettiklerini belirten Kuzubaşıoğ l u , buna rağmen kamuo­ yunda ol uşan kaygıyı yokedemedi klerini ekledi. Kuzubaşıoğlu, M u hsin Ertuğrul Sahnesi'nin zamanında bitmesi ile ilgili " Binanın zaman ında bitmesi için önceden belirlenen kriterler vardı. Her şeyden önce Kongre M erkezi 'nin I M F toplantısına yetişmesi gerekiyord u . B u bina zaten 1 3 ay gibi çok kısa bir süre­ de bitti," diye de ekliyor. "Yapı, hedef­ lenen zamanda bitti. Bu durum, büyük bir kısmı toprak altında olan inşaatta zorluklar yaşanmasına neden oldu." Hedeflenen projelerin tamamlandı ğ ı Kongre Vadisi' nde, şu anda sadece peyzaj çalışmaları, açık alan ve yayalaş­ tırma düzenlemeleri devam ediyor.

Ço k U z u n Zama n O n c e, Ço k Ço k U z a k B i r Go l a k s i d e . . . Tarih: 26 Ocak, Architects' Journal, Wookieepedia, Architecture.about.com ÇEviREN: SELiN BiÇER, DERYA YAZMAN, DiLEK ÖZTÜRK

C N BCE'de tekrar yayınlan maya başlanan efsane film serisi Star Wars (Yıldız Savaşları), sadece sinema dünyası n ı d e ğ i l , m imarl ı k dünyasını da derinden etkiledi. Çekim yapılan yaratılan me­ kanlar, Dünya'nın farklı bölgelerinde bulu nan önemli yapılara referans verdi, vermeye de devam ediyor. Architects' J ournal söz konusu film serisinin en önemli yapılarını seçmiş. Yıldız Savaşları ' n ı n yaratıcısı ve amatör m imar George Lucas, medya patronu William Randolph Hearst'ın " Xanadu Kalesi "nin tasarı m ları nı oldukça fazla yakı ndan izlemekle suçlanıyor. Oysa ilhamını almak için daha da yakına bakmalı: çektiği Yıldız Savaşları filmleri muhteşem bir mimariye sahip. Coruscant, Naboo, Tatooine gezegen­ lerinin esrarengiz m imarl ı ğ ı yaratırken gerçek dünyada bulabileceğ iniz tarihi yapılardan esinlenildi. Yönetmen George Lucas New York Times'daki röportaj ında " Ben, Viktorya dönemine ait bir kişiyim. Viktorya' nın insan yapımı eserlerine aşı ğ ı m . Sanatı biriktirmeyi seviyorum. Yapıları ve bunun gibi birçok eski şeye hayranı m " , ded i . George Lucas'ın hayatı, onun fil mleri gibi hem fütüristik hem de nostaljik. Star Wars filmlerini onun tüm bu bilinen nirengi

noktaları için izlemek gerekir. işte Architects' J ournal'ın Yıldız Savaşları yapıları arası ndan seçtiği en popüler 1 0:

1.0 . Clo u d Cit-y

(Bulut- Şe h i r-) , Bespin 1 6 kilometre çapındaki basit ve zarif Cloud City (Bulut Şehir) Bespin gezegeninin yukarısında yüksekte bir yerde bulunuyor. Sahibi olan Landa Calrissian, oteller ve casinolar ile ta­ mamlanan üst düzeyde iyi döşenmiş bu l ü ks tatil bölgesini yönetiyor. Fincan tabağı şeklindeki yapının Dünya'daki yansımasının John Lautner' ı n Kemosfer Evi olduğu san ı lıyor.

9. Senat-o Bin a s ı , Co r u s c a nti k i kilometreden daha fazla bir eni olan bu yapı siyaset konuları üzerinde bir karaltı gibi belli belirsiz bir güce sahip. Çekirdek Kurucuları Caddesi'nin sonunda yer alan Büyük Meclis Salonu, her biri bir senatör için yapılmış 1 .024 uçan " repulsorpod"a sahip büyük bir oditoryumu içeriyor. Bu oditoryumda Başkan Palpatine ile Büyük Jedi Ustası Yoda arasında m u hteşem bir düello gerçekleşiyor. Jean Nouve l ' i n Abu


Dabi 'deki Louvre'u ile benzerlikleri ise d ikkat çekici.

8 . Sa n d c r-awler-, Tat-ooine Asl ında b i r bina ol maktan ç o k biçi­ minden kaynaklanan anıtsal niteliği olan ve poligonal cephelerinin varlığı bu Jawa Sandcrawler' ı bir binaymış gibi gösteriyor. Bu büyük araçlar Tu nus'taki bir otelden Rem Koolhaas' ı n Porta'daki Casa de M usica yapısına kadar çeşitli binalardan i lham alıyor.

7. Br-ight- Tr-ee Village ,

En d o rParlak Ağaç Köyü sürdürülebilirliği ve düşük teknoloji gelişimi ile bir örnek oluşturuyor. Endor' u n ay ormanının bu Ewok yerleşimi geleneksel izleri takip ediyor. Saz ve yapraklada örtülmüş çatısı olan kul übeler, gövdede bulunan şefin kulübesinin etrafında bir ağacın ana dalları üzerine yerleştirilmiş. M i mar Wicket W. Warrick tarafı ndan değer­ lendirilmiş B REEAM Sertifikası 'na göre karbon salımı sıfır yerel kaynaklı malzemeleri kullanarak ve Endor'un sıkı yapı düzenlemeleriyle bu gelişimi epey aşıyor.

sanki Piranesi tarafından tasarlanmış bir büyük iglooya benziyor. Sağ l ı k tesisleri boyunca bir komuta merkezi ve büyük bir hangarın yan ı sıra, bu ürkütücü barışçıl üs çevre savunma siperleri ve v-1 50 Gezegen Savunma iyon topun u içeriyor.

5 . Ar-t-i sanal dwellin g s (Za naat- kon ut-la r-ı) , Tat-ooine Eğer Güneybatı Amerika'ya seyahat ettiyseniz, bir çöl gezegeni olan Tatooine'i de tanırsınız. Doğal kaynak­ ları gittikçe azalan Gerorge Lucas'ın sanal gezegeni, yıllarca parça parça bir şekilde kuruldu. Kavisli, toprak yapı ları Arizona ve New Meksiko'daki kerpiç

lunan Luke S kywalker'ı n evi sevim l i , kubbeli, kerpiç yapılar i ç i n Ksar Ouled Soltane gibi Tu nus'un Serberi tah ıl arn­ barları nı anımsatıyor.

6 . Ec ho Ba se (Ec h o Ü s s ü ) , H ot-h Hoth ' u n donmuş yüzeyinin altı nda kalan doğal buz mağaralarından Echo Üssü 'nü oluşturmak Binbaşı Kem Monnon altındaki Mühendisler Birliği ittifakı'nın iki yılını ald ı . Sonuç hem teknik, hem de estetik açıdan etkileyici,

yapılara benziyor. Aslında, Tatooine'de gördüklerimizin çoğu Tunus'ta çekil­ di. Kerpiç binaların birkaçı ada şehri Ajim 'den geldi. iki güneşli ıssız bir gezegende bu-

4. bölümdeki Lars Ailesi Malikanesi Tu nus'un Matmata şehrinde bulunan Sidi Driss Ote l i ' nde çekildi. Çok katmanlı birinci bölüm, Tataooine'nin kuzeybatısında bulunan Hotel Ksar Hadada'da çekildi. Anakin'in çocu kluk dönemindeki evi , aslında bir köle mer­ kezi olan konut kompleksi. Lars ailesi­ nin malikanesinde olduğu gibi yüksek teknolojiyle i l kel yapı lar kullanıldı. Yatak odaları ve mutfaklar, mağaralardaki gibi pencere ve depo alanlarına sahip.

4. Co r- u s c a nt-, heme n h e r­ şey i l k bakışta yoğ u n nüfuslu gezegen Coruscant oldukça fütüristik görü­ nür. Coruscant sürekliliği olan bir yer. Gökdelenlerin atmosferin alt sınırını uzattı ğ ı yerde çok düzeyli bir mega­ lopolis. Fakat bu modernizmin M ies van de Rohe versiyonu değil. Lucas


şehri, Art Deco ya da Art Modern m i ­ marl ı ğ ı n ı n pürüzsüz çizgileriyle v e daha eski, daha piramidal şekillerle kombine etmek istedi.

Kuala Lumpur ve Hong Kong 'un New York'a eklenmiş olduğunu düşünün, daha sonra da bu sonucun karesini alın. Eski Cumhuriyet ' in başkentinin kentsel dağ ı n ıklığı aşırıya kaçıyar ve Yunan şehi r planlamacısı Konstantinos Doxiadis'in ecumeonpolis vizyonunu gerçekleştiriyor. Bir gezegenin tama­ m ı n ı kapsayan tek bir şehir! Coruscant Senato Alanı'nın " Yeni M imari" tarzı için Kahire'nin yükselen m inarelerini andıran ve Manhattanvari gökdelenlerle bıçak kadar ince d i kilitaşların arasında yuvalandığı bir ortak uyum olduğu söy­ lenebilir.

3 . J e d i Ta pın ağı , Co r- u s c a ntJedi Tapınağ ı ' na yakından bir bak ı n . Sanat departmanı çeşitli tasarımlarla deney yapt ı . Harika yapının dini dünya­ sını tavsiye eden dokular ve biçimleri

için uğraştı. Sonuç ise, gotik pence­ relerin bilinen revakları ile birçok doku­ naklı helezon oluştu . Jedi'nin Tapınağı Avrupa katedralinin uzaktan kuzeni olmaya başlad ı . Belki de bu, Viyana'da bir ilk . . . Tapınağın d ı ş formu , gelişmiş savun­ ma gücünü sağlayan dış taş d uvarları ve durasteel kaplamaları ile Maya tapı ­ nakları nın sağlam tipoloj i lerini uyarlıyor. B i r kilometre yüksekliğindeki zigürat Güç bağı üzerine inşa edilmiş ve eğ itim tesisleri için geniş oda, konaklama ve Jedi Arşivi 'ne sahip. Tapınağın en yükseğinin adı Tranq u i l l ity Spire olan ve Aya Sofya'yı saran m inarelere benze­ yen beş kulesi bulun uyor.

2 . Jabba t-he Hut-t- ' ın Sa r-ay ı , Tat-ooine Bu anıtsal yapı taş ve metalden yapılmış üç silindirik kuleden oluşuyor. Tatooine gezegenin Kuzey Kum Denizi

kıyısında yer alan saray aslında B 'omarr Rahipleri tarafından bir manastır olarak inşa edilmiş. Sarayın hantal kitlesi çev­ resine hakim işkence odaları , droid ha­ vuzu, dondurulmuş düşmanların (örne­ ğ i n , zavallı Han Sola) depolandığı alan ve Rancor çukuruna ev sahipliği yapıyor. C3PO burayı tanı mlarken " Bu raya saray demek oldukça zor, R2. Daha çok bir demir döküme benziyor, " diyor. Üçüncü Charles tarafından inşa edilen Kraliyet Sarayı, kapı ları, ikon kolonları ve mermer koridorlarıyla çok romantik. Ölçek olarak daha küçük olsa da, saray, Fransa'daki Versailles ile kıyaslanıyor.

1. . İ k i n c i Ölüm Yıldızı Tatmin edici bir geri dönüş ile klasik simetriye sahi p Ölüm Yıldızı açı k ara kazanan oldu. i nşaatın geciktiğine ve yapısal zayıflığa dair söylentilere rağ­ men, bu tehditkar küresel yığının brutal altyapısı Ledoux ve Saullee'den Heerim Architects'in Ay Oteline kadar etkisini yansıtıyor. Bunların dışında, küçü k, seyrek nü­ fuslu gezegen Naboo'nun romantik şe­ hirleri ileri medeniyetler tarafından inşa edildi. Yeşil kubbeli yapıları ile büyük bir karmaşa yaratan Theed Saray ı , hem klasik hem de barak bir tarza sahip. italya'da bulunan Trento kenti gibi bir masal şehri gördüğüm üzü sanabiliriz. Gerçekten de saraydaki iç mekan çe­ kimleri, Napali'nin yakını nda bulunan Kraliyet Sarayı'nda yapıldı. Güç sizinle olsun . . .


M ima r y a d a Hep s i Tarih: 26 Ocak, New York Times YAZAN: KRISTINA SHEVORY ÇEviREN: GÖKÇE ARAS

Seattle'daki Baliard Çiftçi Pazarı'nda geç­ tiğimiz haftason u , yoldan gelip geçen ler John Morefield ' ı n bir politikacı olduğu­ n u düşündüler. Standına gelen lere gü­ lü msedi , el salladı ve merhaba diyerek arkadaş caniısı bir görüntü çizdi. Bütün ihtiyacı parti rozeti ve bayraklarıyd ı . Asl ında 29 yaşındaki Morefield b i r politikacı değil sadece iş arayan bir m imard ı . " 5 Sent'e M imar" tabelasının altında, el yapımı ahşap standının arka­ sında, bozuk para atılabilecek kutusuyla birli kte oturuyord u . 5 Sent için her türlü mimari soruyu cevaplamaya hazırd ı . Morefield, 2008 yılında i ş i n i kaybetti , hem d e iki defa. Bu durgunluğu arka­ daşları ve ailesinin tasarım işlerini yapa­ rak atlatabileceğini düşündü ama işler tükendi, o da stand ı n ı kurdu. Bunun, kendisi gibi 2 0 ' 1 i yaşları nda, bağlantıları ve zengi n bir portfolyusu olmayan birisi­ nin, kolay yoldan kendi kendine müşteri bulması n ı sağlayacak bir yol olduğunu düşündü. Morefi leld durum unu şöyle özetliyor: " Nasıl yol alacağ ı m ı bilmiyord u m . Başka hiçbir seçeneğim yoktu. Bu durgunluk büyük bir darbe olm uştu ve bu işi yap­ mak zorundayd ı m " . Geçtiğ i m iz y ı l k i kötü ekonomi v e gay­ rimenkul sektöründeki patlama binlerce mimarı ve tasarımcıyı işsiz bırakarak onları iş bulma ve yaratma konusunda zorlad ı . i ş Departman ı ' n ı n son verilerine göre Amerikalı mimarl ık ofislerinde geç­ tiğimiz Temmuz ayında 224.500 olan çalışan sayısı geçtiğimiz Kasım ayında 1 84 . 600'e düştü. AlA' n ı n (American I n stitute of Arch itects) şef ekonomisti Kermit Baker ise sektörle ilgili şun ları söylüyor: " Ekonomi böyle düşerken saklanacak yer bulmak gitgide zorlaşıyor. Şu anda hiçbir sektör güçlü deği l " . Endüstri kendini topariasa b i l e hiçbir şey net değil. M imarl ı k firmaları işten çı karmalara devam ediyor ve Baker faturalar iyileşene kadar yeniden işe al ımların en erken bu yılın ikinci yarısına kadar olmayacağ ı n ı düşünüyor.

Bütün bunlar yaşan ırken, işten atıl­ mış olan mimar ve tasarımedarın çoğu m imarl ı kla i lgisi olmayan yeteneklerin i keşfediyorlar. Walt Disney l magineering 'de çal ışan 26 yaşı ndaki tasarımcı Natasha Case ve gayri menkul geliştirici arkadaşı Freya Estreller, i kisi de geçtiğ imiz yıl işlerini kaybetmişler. Bunun üzerine iki arkadaş, Los Angeles'da Ms. Case' i n e v yapı m ı dondurmalı sandviçlerin i yapmaya başlamışlar. Frank Gehry'nin adına benzeyen çilekli dondu rma ve şekerli kurabiye Frank Behry ve M ies van der Rohe'nin adına benzeyen van i l ­ y a tohumlu dondu rma v e çikolatalı par­ çacıklı kurabiye M ies Vanilla Rohe kısa zamanda sevilmiş. " Yeni şeyler denemek için çok güzel bir zamanda olduğumuzu hissediyorum" diyen Case, 2008 yılında Kaliforniya Ü n iversitesi'nde m i marl ı k ve yemek arası ndaki i lişki üzerine yüksek l isans yapm ış. Case, " Her zaman yapmak istediğiniz, tutkun olduğunuz şeyleri yap ı n " diyerek duygularını dile getiriyor. Case ve Estreller geçtiğimiz N isan ayı nda kamyonları Coolhaus'u Palm Springs' in yakı nlarındaki Coachella Valley M üzi k ve Sanat Festivali ' nde yürütmeye başlad ı klarından beri, Fran k Gehry'nin ofisi, Walt Disney lmagineering ve Disney Channel ' i n et­ kinl iklerine yemek hizmeti verdiler. O nların ilk yatırım maliyeti de çok az. Öncelikle 20 yaşı ndaki posta kamyonu Craigslist adlı ilan sayfasından satın alıp yeniledi ler, gümüş ve sakız pembe­ sine boyadılar ve bütün bunları 1 0.000 Dolar'a hallettiler. Yedi adet tam ve yarı zaman l ı eleman aldı lar, şu anda kendi­ lerini geçindirebiliyorlar ve genişlemeyi düşünüyorlar, (Hamptons'daki kamyon­ ları şu anda çalışıyor ve onlar ürü nlerini doğal gıdalar satan Whole Foods ma­ ğazalarına sokmaya çal ışıyorlar). Leigh Ann Black bir yıl önce işini kaybedene kadar Seattle'da mimari tasarımcı olarak çalışıyordu . Uzun bir iş arama sürecinin ardı ndan geçtiğimiz Haziran ayında hasta büyükannesine göz kulak olmak için memleketi Water Valley'a geri dönmüş. 30 yaşı ndaki Black şu anda ailesinin garajında yaşıyor, artı k çanak-çömlek sevgisine dair bir şeyler yapmak için

yeterli zamanı var. Ailesi nin eskiden at ağ ı l ı olarak kullandığı yeri bir stüdyoya dönüştürmüş. Yerel çömlekçilere çırak­ l ı k yapmayı ve birçok seramik progra­ m ı nda uygulamalar yapmayı planl ıyor. i şlerini çiftçilerin marketinde satmayı ve günün birinde bu sanatı öğretmeyi um uyor. Black, "30 yaşıma geldiğimde ola­ cağ ımı hayal ettiğim yerde değilim ama geride olmaktan gerçekten ilham ald ı ğ ı m ı hissediyorum", diyor ve ekl iyor "Ailemle birlikte olmanın getirdiği avan­ tajlar var, her ay ki ra, araba ve mutfak giderleriyle uğraşmam gerekmiyor. Nefes alabi ldiğim bir odam var." 33 yaşındaki Debi van Zyly geçti­ ğimiz mayıs ayında Los Angeles'da bulunan küçük kon ut firmasındaki işini kaybetmiş ve yapabildiği kadar serbest tasarımcı olarak çalışmaya karar vermiş, Getty ve H u ntington müzelerindeki ser­ gi tasarımlarını yapmaya, boş zamanla­ rında ise " kooky" ad ı n ı verdiği ahtapot ve deniz anası gibi örme doldurulmuş oyuncaklar yapmaya başlamış. i nternet günlüğünü okuyanların ısrarıyla bu oyuncakları n ı sadece el işi ü rü nlerin satıldığı Etsy sitesi üzerinden satmaya başlamış. Les Petites Betes Sauvages adı n ı verdiği bu tasarı mları onun kira ve d iğer harcamalarına katkı sağl ıyor. Zyl, " Sadece eğitimini aldığınız işi yapmakla yükümlü olduğunuzu düşü­ n ürsünüz, sonra kriz vurur ve kariyeri­ nizi piyasanın yönlendirdiğinin farkına varı rsın ız", diyor ve ekliyor, "Bu durum kendimi itelemeye ve bireysel olmaya zorluyor. Beni m mottom hiçbir şeye hayır deme". Lombard 'dan Richard Chuk, yatırımcı olan iki müşterisi projeleri n i finanse edemeyince reklam tasarı mcısı olarak çalıştı ğı yerdeki işini kaybetmiş. Eşi, 6 ve 7 yaşlarındaki iki çocuğ u na bakabil­ mek için iş aramaya başlamış. 38 yaşındaki Chuk, başkanlık seçim­ lerinin olumlu dalgasının da etkisiyle iş aramaya gayet iyimser başlamış. ilk üç ay boyunca, oldukça n itel ikli pozisyonlar için yaklaşık 1 50 yere iş başvurusu yapmış fakat sadece bir iş görüşmesine çağrılmış. Daha sonraları ise ilanı çıkan nadir işlere başvurmuş, ama zaman ı n ı n çoğu­ nu çocuklarına göz-kulak olarak, mi mari


.

lisans sınaviarına çal ışarak ve bedrumu­ nu yenilemeyle harcam ış. Chuk bu ay, kamyonculuk okuluna başlamış. Chuk, " H ayatınızın bir yılının gittiğini h issediyorsun uz " , diyor ve ekli­ yor, " B u durum maaşları ve deneyimleri kaybettiriyor. Fakat pozitif düşünmeli ve ileri gitmelisiniz. Ben buna bir eğitim olarak bakıyorum. Bu size birçok kapı açıyor ve bu nların size yard ım edip ede­ meyeceğini asla bilemezsiniz". Seattle'daki mimar Morefield, stand ı ­ n ı ilk kurduğunda (ve web sitesini arch i­ tecture5cents.com), sadece iş bu lana kadar yeterli kazancı sağlamayı umuyor­ du. Oysa, birçok sipariş aldı - iki katlı bir ek bina, masa, ebeveyn yatak odası - kendi kendine çalışabilecek kadar pa­ rası olunca bunları gerçekleştirecek. Geçtiğimiz yıl 50.000 Dolar'dan faz­ lasını kazandı - başkaları için çalışırken aldığı maaştan daha fazlası - bu yıl daha fazlasını kazanmayı bekliyor. Morefield, " Bu tam da beklediğim şey haline geldi " , diyor ve ekliyor, "Çok iş var, bu korkutucu ama her dakikasını seviyorum. Birisi bana bir bilgisayarın arkas ı nda oturmam için 80.000 Dolar önerse bile, artık bunu yapamam . "

ARK IV B u l u ş ma l a r ı An ka ra ' ya Uğ r a d ı Tarih: 27 Ocak YAZAN: ÖMER KANIPAK

Çanakkale Seramik&Kalebodur spon­ sorl uğunda 25 Ocak 201 0 tarihinde yapılan ARKIV Buluşmaları ' n ı n ikincisi O DTÜ Teknokent kampüsü içinde yer alan Galyum Blok'ta gerçekleştirildi. Projenin mimarı Alişan Ç ı rakoğ l u ' n u n liderliğinde yapılan geziden sonra O DTÜ M imarlı k Fakültesi dekanı Haluk Pamir, aynı fakültede öğretim görevlisi olan Ayşen Savaş ve Abdi Güzer'in yan ı sıra Hasan Özbay, Aslı Özbay, Orçun Ersa n , Yaman Pamukçu, Erkan Eraslan ve Arif Balaban' ı n katıldığı proje tartış­ ma toplantısına geçi ldi. Toplantı önce­ sinde, bir an lamda işveren konumunda olan ODTÜ Teknokent Genel M üd ü rü M u stafa ihsan Kızıltaş tüm Teknokent kampüsünün gelişim i n i , kendi beklenti­ lerini ve bugüne kadar üretilmiş yapılara dair değerlendirmelerini anlattı. Galyum Blok' u n , Teknokent'te üretilen ilk yapı olan ve Semra Teber tarafından tasar­ lanan i kizler Blok'la birlikte kullanıcı

lll

;;lll· :ı ;; 3

memnuniyeti en yüksek iki binadan biri olduğunu vurgulayan K ızı ltaş, teknokent kampüslerinde en önemli kriterlerin i n işletme maliyetleri d ü ş ü k v e kiralanabilir alanın toplam yapı alanlara oran ı n ı n yüksek olduğu tasarımları tercih etmek olduğunu belirtti.


" Bi n a ODTÜ Mima rlık Fa k ü lt-e s i ' n in Brüt­ Ya k laşımın d a n Epey Esinlenmiş" Daha sonra söz alan ODTÜ öğretim görevlisi Ayşen Savaş, O DTÜ olarak kampüs yapı larında sürdürdükleri davetli yarışma model i n i anlattı. Daha sonra söz alan binan ın mimarı Alişan Ç ı rakoğl u , yapının ana tasarım kriteri olarak üzerinde arazide yer alan şevi anlattı. Bu şevi koruyarak ve kı rmızı bir d uvarla daha da belirgin hale getir­ dikten sonra fonksiyonları barındıran dar ve geniş iki dikdörtgen kütlenin bu şeve dik bir biçimde toprağ ın üstünde uçarmı ş gibi konumlandığını belirten Ç ı rakoğl u , giriş aksı nın binanın eni bo­ yunca boşaltı ldığını ifade etti. Toplantıya katılan Hasan Özbay'ın da beli rttiği gibi Galyum Blok, içinde bu­ lunduğu ODTÜ kampüsündeki m imarlık fakültesinin brüt yaklaşımından epey esin lenmiş. Ç ı rakoğl u brüt beton kolon ve perdelerin yanı sıra, kabadan ineeye doğru evrilen farklı malzemeleri ustaca bir arada kullanmış.

Devam Eden İnşaat-la r Sebebiyle Peyzaj Tasa rımı Tamamlan amıyor Asl ında binanın arkasında yer alacak yeşil alana yayaların daha kolay erişimi­ ni sağlayacak şekilde tasarlanmış olsa da bu aks henüz tamamlanmayan tek­ nokent peyzaj tasarımı ve arka tarafta henüz i nşa edilmemiş yapılar nedeni i le planlandığı gibi kullanılam ıyor. Yine de bina içinde yer alan farklı katlardaki zengin avlu topoğrafyası, d ı ştan monob­ lok ve katı duran bu kütlenin içeriden çok farklı algılanmasına neden oluyor. Yarışma aşamasında binanın zemin artı iki kat olması planlanmış iken, ze­ minin yapısı gereği inşaat aşamasının başında yapıya bodrum kat eklenmesi zorunda kalınmış. Bu da tasarımda özellikle bir bahçe olarak tasarlanan avlunun yeşi l bir terasa dönüşmesine ve dolayısı ile maliyetierin artmasına neden olmuş. Bu buluşmada bir önceki ARKiV bu­ luşmasında olduğu gibi binanın yanısıra binanı n içinde bulunduğu daha geniş arazinin planlama yaklaşımı da yoğ un şekilde tartışıldı. M ustafa Kızıltaş'ın da

belirttiği gibi henüz tamamlanmayan yapılar ve peyzaj düzenlemesi nedeni ile ODTÜ Teknokent şu anda arazi üze­ rinde tek başlarına duran yapılar küme­ si halinde algılanıyor. Bu arada M ustafa Kızıltaş, O DTÜ Teknokent genel peyzaj düzenlemesi için de davetli bir yarışma açma hazırlığı içinde olduklarını toplantı sırasında beli rtti.

D ü n y a Ka z a n s a Iwa n Ba a n B i r Ke p ç e Ta rih: 27 Ocak, New York Times

YAZAN: FRED A. BERNSTEIN ÇEvi REN: PlNAR KOYUNCU

lwan Baan, son günlerde üç haftalık bir süre içinde Amsterdam, Meksiko City, Miami, New York, Milano, Roma, Tokyo, Medellfn ve Basel'e konarak, aralarında Herzog&de Meuron, Rem Koolhaas ve Toyo ıto'nun da olduğu dünyanı n bazı en iyi mimarları tarafından tasarlanan binaların fotoğrafları nı çekti. Steven Holl, Thom Mayne ve Japon firması SANAA, Baan ' ı n (34), dünyanın neredeyse en gezgin ve çalışmaları en çok yayınlanan m imari fotoğrafçısına

Diller Scofidio&Renfro'nun bir orta­ ğı olan Charles Renfro, High Line ve Lincoln Center'ın yen ilenmesi gibi pro­ jelerini fotoğrafiayan Baan için, m imari fotoğ rafçı l ıkla ilgili çalışmaya başladık­ tan sadece beş yıl sonra "tarzını bell i ediyor" diyor. On yıllar boyunca dergi editörleri, şehir plancıları ve m imarlar binaları eski zamana ait objeler gibi çerçeveleyen


durağan bir fotoğ raf stilini benimsemiş­ lerdi. Baan'ın işleri, hala mimarl ığı pohpoh­ layıcı ışıklar içinde ve dikkatle seçilmiş açılardan gösterirken, eski mesafeli mü­ kemmellik hissiyatından uzak duruyor. Onun yerine, binaların etrafında hareket eden gerçek insanlardan ve etrafiarında karışıklığa sebep olan gerçek kentler­ den kaynaklanan bir dağınıklık sunuyor. Baan, New York'a yaptığı son gezilerinden birinde, bi naları insan fotoğraflarının fonu olarak gördüğünü öyledi . Mayne tarafından tasarlanan East Viiiage'daki yeni Cooper U nion binasının resmine bakarken, Baan, " Bu fotoğraf, caddeden aşağı yürüyen ka­ d ı n ları anlatıyor" diyor. Baan' ı n çalışma­ ları, geç 20. yüzyılın önde gelen mimari fotoğ rafçı ları J u li us Shulman veya Ezra Stoller'a olduğu kadar, Diane Arbus ve Henri Cartier- Bresson'a da çok şey borçlu. Shulman'ın en çok, Los Angeles'ın üzerinde havada asılı duran cam evleri yüceltmesi ile bilinmesinin yan ında, Baan genelde tersini yapıyor; binaları, yayılmış kentlerin içinde küçük nesneler olarak fotoğraflamak için heli kopter kiralıyor. Eğer Shulman ve Stoller'ın sade biçimi övmesi, dönemlerinin sa­ delik yanl ısı modern m imarlığı ile uyum gösterdiyse, Baan ' ı n gerçek hayattaki büyüsü de Koolhaas gibi m imarların 2 1 . yüzyıl kentlerinin karışıklığını özüm­ seyen ve yansıtan binaları yarattığ ı bir zamana yakışabilir. Amsterdam'ın dışında büyüyen Baan, ilk fotoğraf makinası olan bir Agfa Clack'e 1 2 yaşında sahi p oldu ama hemen onu daha gelişmiş bir model ile değiştird i . 1 990' 1arın ortalarında Royal Academy of Art'ta, Lahey'de fotoğrafçılık eğitimi ald ı , ama m imari fotoğrafçılık yapmayı planlamıyordu, çünkü bunu denediği za­ man kendisinden " inanılmaz derecede sıkıcı 'fotoğraflar' istendi ğ i n i " söylüyor. Ve okulu hiç bir zaman bitirmedi , çünkü dediğine göre, bazı hocaları onun dijital çalışmalarını "gerçek fotoğrafçılık" ola­ rak kabul etmedi . 90'1arın sonunda, bir seri çocuk kitabı için fotoğraf çektiği New York'ta yaşadı . Nesiinin p e k çok teknoloji meraklısı gibi, Baan da internet tarafından büyü-


lenmişti. 2004'te Koolhaas' ı n araştırma atölyesi A M O tarafı ndan Avrupa' n ı n kültürü üzerine üretilen resim sergisini gördü, ve -iş arıyor olduğu için- bunu interaktif bir web sitesine dönüştürmek için bir öneri yazdı . Bunu önerisini yolladıktan aylar sonra, fikri ni Avrupa Birliğ i ' n i n resmi bir yetkilisine sunmak üzere, Koolhaas'a Brüksel 'e giderken eşlik edip edemeyeceğini soran bir tele­ fon aldı. Bu gezi , Koolhaas ile her sekiz haftada bir Pekin'e uçmayı gerektiren, Pekin CCTV kulesinin inşasını belgele­ me anlaşmasını da içeren, bir dizi ortak çalışmaya öncülük etti . " Kuş Kafesi " stadyum u tasarımı 2008 Olim piyatları için inşa edilmekte olan Herzog & de Meuron ve bir dizi rezi­ dans kulesinin köprülerle birleşti rilmesi ile oluşan Linked Hybrid bi nası tasarı­ mını yapan Steven Holl ofisleri ile irtibat kurdu ve binalarını fotoğraflaması n ı n m ü m k ü n o l u p olmad ı ğ ı n ı sordu. Baan müşterileri tarafı ndan seçil meyi bekle­ mek yerine, " bizim mimarlığ ı m ızı seçti" diyor Holl. Baan, şantiyede yaşayan -CCTV 'de sayı ları 1 0,00 0 ' i bulan- göçmen işçi­ lerden dolayı, Çin'deki projelerin onu çektiğini söylüyor; bu işçiler ona, fonda yeni binalar ile fotoğrafında bulunması n ı istediği topluluğu yaratıyordu. Ve gör­ düklerinden çoğunu fotoğrafları nda ya­ kalayabiliyordu . Kimse, eli nde Canon'u, kendi halindeki bu genç adama poz vermek için çaba göstermiyord u . Bekar v e bir yere bağ lı ol mayan Baan, yolculukları n ı kend isi ayarlıyor, kendi ücretleri n i e-mail yoluyla görüşüyor (üç dil bil iyor ol ması ona bu konuda fayda sağl ıyor) ve i htiyaç duyduğu tüm ekipmanı bir omuz çantasında taşıyor. M imarlar, onların müşterileri veya bazı Avrupa yayınları n ı da kapsayan dergileri için çal ışıyor. Geçen sene italyan tasa­ rım dergisi Abitare, Baa n ' ı kuzey kutup dairesinin kuzeyindeki, Holl tarafından tasarlan mış müze olan Knut Hamsun Center'ı fotoğraflaması için Norveç'e yollad ı . Daha sonra Holl, yeni pazarlara da dağıtılan fotoğrafların haklarını satın ald ı . Hol l ' u n deyimiyle, binanın uzak konumundan dolayı, Baan ' ı n fotoğrafla­ rının uluslararası olarak nasıl kavranaca­ ğı konusu çok önemliyd i . B o ş zamanlarında Baan , Al manya

MARTa Herford M üzesi' nde yapılacak olan bir sergi için, Avrupa'daki az bilinen bir d izi Richard Neutra evini fo­ toğraflıyor. Ayrıca, kişisel bir ilgi olarak, çağdaş Afrika mi marları n ı n işleri ni fo­ toğraflamak için sık sık Afrika'ya uçuyor. Geçen sene iki kitabı çıktı; biri New York' taki New M useum tasarımı ile bili­ nen Japon firması SANAA' nın işleri ile, diğeri Al manya Stuttgart'taki Porsche M üzesi ile ilgili. Porsche görevini, ara­ baları n şık ve lü ks görüntüsü ile binan ı n farklılı kları yaklaşı m ı göstereceğ ini bile­ rek kabul ettiğini söylüyor. Baan Amsterdam'da -sözde mem­ leketinde- mi mari maketierin içinden panoramik fotoğ raf çekme teknikleri gel iştirdiği bir atölyeyi sü rdürüyor. Baan ile beraber çal ıştığı mi marlar arası ndaki ortak yaşam ı n bir parçası olarak, mimarların olası müşterilerine sundu kları maket panoramaları, Baan ' ı n yen i siparişlar alması na yardımcı oluyor. Koolhaas gibi starlar için çalışmasının yan ı sıra Baan , Japonya' n ı n ücra köşe­ lerinde önemli derecede yenilikçi evler yaratan Sou Fujimoto da dahi l , hayranı olduğu genç mimarların işleri nin popü­ ler hale gel mesine de yard ım ediyor. Baan hiç bir zaman bir yere yer­ leşmeyebilir, ama bir arkadaşı olan Hol landa doğumlu mimar Florian l den burg ile, Brooklyn'de iki aile için bir ev inşa etmeyi düşünüyorlar (ldenburg'un eşi ve çocukları var). Böylece Baan ' ı n kalacak bir yeri ve bir başka hareketli şehirde, şaşırtıcı fotoğ­ rafları için fon olarak kul lanacağı başka bir binası olacak. . .

U n l ü Mima r ı n Ço kma s ı Ya k a l a n d ı Tarih: 28 Ocak, Vatan

YAZAN: MEHMET Ali DEMiR

" ihale işinizi hallederim " diyerek dolandır­ maya kalktı ama. istanbul'un si lüetini etkileyen çok önemli projelere imza atan Kıran ' ı n ad ı n ı kullanan kişi, bir rek­ lam şi rketine " Belediye'de ihale işinizi hallederi m " ded i . Ancak şirketin sahibi Kıran'ı arayı nca yakayı ele verdi. Kend isini ünlü m imar Hakan Kıran g ibi tan ıtarak istan bul Büyükşehir Belediyes i ' ni n reklam i halesine giren

şirketleri, " Tan ıdıklarım var, projenize hemen onay verd iririm" diyerek do­ landırdığı iddia edilen Meh met Hakan Özgül, polisin yaptığı operasyonla yakaland ı . Özgü l ' ün s o n olarak belediyenin rek­ lam ihalesine " Lale Durak" projesiyle katılan Ufuk Ü n iversitesi Anatomi Dalı Öğretim Üyesi ve Tunç-Toksay Reklam firması sahibi Dr. Erdinç Tunç'u 8 bin TL dolandırdığı ortaya çıktı. Dosya masrafı olarak önce 24 bin TL isteyen Özgül, Tu nç'un bu paranın çok olduğunu ve işi aldığı takdirde ortak olmaları n ı teklif etmesi üzerine fiyatı 8 bin TL'ye düşürdü. Tunç ile Levent'te bir köprü altında buluşan Özgül parayı aldı ktan sonra kayıplara karıştı. Özg ü l 'e bir türlü ulaşamayan Tunç'un durumu bir arkadaşına anlatması üzeri­ ne gerçek ortaya çıktı . Ü n lü mimar Kıran ' ı n bu tür işlere girmeyeceğ ini söylemesi üzerine Hakan Kıra n ' la görüşen Tunç, " Benimle konu­ şan kişinin sesi böyle değildi" diyerek dolandı rıldı ğını anlad ı . Hemen polise başvuran Tunç'un şikayeti üzerine harekete geçen polis ekipleri daha önce de poliste kaydı olan Özg ü l ' ü , Beykoz'da oturduğu viilada gözaltına alındı. Asayiş Şube M üdürlüğü' ndeki sorgusunda hakkın­ daki suçlamaları reddeden Özgül, Şişli Adliyesi 'ne sevk edildi. Öte yandan Özg ü l ' ü n belediyenin reklam ihalelerine giren Clear Chanel isimli firmayı da 250 bin Dolar dolandır­ dığı iddiasıyla i stan bul Adliyesi ' nde da­ vasının devam ettiği ortaya çıktı. •


3 0 0 M ima r l a A n k e t" Ya p ı H a n g i Mi Ço k F a z A b a rt"

sektörü nün profesyonellee bu kon udaki düşünceleri soruldu. Bu sorunun cevabı mimarlık camiasının ünlü bir ismi olacağı açıkça belliyd i , ancak kazanan k i m olacaktı? Ayrıca merak edilen diğer bir konu ise kimin hak ettiği yerde olmadığıydı. M u hteşem işler çı karan bu kadar mimar içinde en çok hakkettiği halde, üzerinde sahne ışıklarıparlayan kimlerdi? Sürekli ayn ı isimlerin haberlerin i duymak ya da oku­ maktansa bu konuyla ilgili bir anket ya­ pılıp insanların gerçek görüşleri alındı. 2 aydan kısa bir süre içinde 300 anket cevaplandı. Archi-N inja okurları ve Twitter takipçileri sayesinde iyi bir veri seti elde edild i . Anket sonuçlarına göre:

H a k ket-t-iğ i n d e n Fazla Beğe n ilen 1.0 Mima r1.0 . FJMT FJ MT, Avustralya' n ı n en çok ödül alan ofislerinden biri . Romaldo G i u rgola tarafından eleştrilen projelerinden biri AS I O için tasarlanan "canavar" görü­ nümündeki güvenlik binası. Binan ı n , Avustralya Parlamento Binası ve Burley Griffin Gölü'nün görüş hatları n ı mahfet­ tiği söyleniyor.

9. Le Co r-bu sie risviçreli - Fransız mimar Le Corbusier modern m imarinin öncüsü olarak tanı­ n ıyor. Ölümünden bu yana, bazı kentsel tasarım projelerini n yıkıcı ve savurgan ol ması O ' n u eleştiri okiarı n ı n hedefi haline getirdi. Le Corbusier, m imarlar ve mimarlık öğrencileri tarafından üzerinde en çok

çalışılan mimar oldu ki, sürekli hatırlanı­ yor olmak her zaman iyi bir şey değil.

8. Sant-iago Calat- r-ava i sviçre'de ilk ofisini açan ispanyol mi­ mar Calatrava'nın, mimarlık "elitleri " n i n arasında yer aldığı kabu l ediliyor. Calatrava'nın Bilbao'daki projesi, kırılmaya eğilimli ve yerel hava koşulları altında kayganlaşan cam seram iklere sahi p köprüsüyle birlikte yeterince tesis içermeyişi ile de pratiklikten uzak oldu­ ğ u için eleştirildi. Venedik'te tasarladığı köprü ise, projenin uygu n olmaması ve para kaybı olarak nitelendirmesi nede­ niyle açılış töreni ertelendi .

7. (BIG) Bj a r- ke Ingels

Gr-o u p Danimarkah m imar, Bjarke l ngels projeleri ile m imariye neşeli ve pratik bir yaklaşım gösteriyor. B u yaklaşımın ta kendisi belki de, m i marlığın perde arka­ sındaki "eski kafalı lar" tarafından takdi r edilmeyen B I G ' i n bu kadar eleştiriime­ sinin esas nedeni . Bjarke l ngels her iki listeye birden girerek tuhaf bir ilgiyi hak ediyor. Belki de firmanı n çekim gücü arttıkça ve daha fazla ilgi kazandıkça, projelerine karşı eleştiri grubunun ve

star m imarlardan nefret edenlerin daha fazla tepkisini çekiyor. Bjarke l ngels ' i n kısa bir süre i ç i n OMA'da çalışmış o l ­ ması v e belki de projelerin i n star mimar benzerlikleri durumu daha da talihsiz­ leşti riyor.

6 . Pet-e r- E i s e n ma n Amerikalı b i r m imar olan Eisenman, dekonstrüktivistler olarak bilinen mi­ marl ığın eklektik grubunun bir parçası. Projeleri sık sık kendi promosyonunu yaptığı için eleştirdi. Die Süddeutsche Zeitung'dan Merten Worthmann'ın söylediğine göre "çok pahalı, çok büyük ve içeriği çok yetersiz" olarak tanı m lanan Cidade da Cultura de Galicia projesi en çok eleşti­ rilen projelerinden biri.

5 . Nor-man Fost-e ringiliz mimar Foster, i n gi ltere'nin en üretken simgesel binaların ı n yaratıcısı olarak tanınıyor. Londra'da bulunan ve daha önce I RA tarafı ndan hasara uğratılmış tarihi bir binan ı n yeniden yapı lması fikrin i hiçe sayarak dikilen, resmi olarak Swiss Re olarak bilinen "The G herkin" Foster' ı n en çok tartışılan projelerinden biri.


39

Şubat 2010

4 . Rem Koolhaas Rem Koolhaas ise başka b i r star mimar. Pekin 'deki CCTV Binası Design Observer'dan Will iam Drenttell'in yo­ ğun eleştirisine göre "sivil ihmarkarl ığı tamamen sınırlamasa bile, bu ölçekteki bir projede estetik bir ifadeyi destek­ lemek için çok fazla çelik kullanımı ile kaçı rılmış bir fı rsat gibi görünüyor," Zaha Hadid 1 970'1erde Koolhaas altın­ da çalışmış, 1 97 7 yılında da O MA'nın ortağı olmuştu.

3 . Da n iel Lie b s k i n d Daniel Libeskind Polonya-Yahudi asıl­ l ı Amerikalı bir mimar. Libeskind 'in en iyi bilinen proje­ lerinden bazıları Berlin'deki Yahudi M üzesi, ABD 'de bulunan Denver Sanat M üzesi ve Toronto'daki Kral iyet Ontario M üzesi'ni kapsıyor. Libeskin d , Dünya Ticaret Merkezi 'nin arazisinde yapılacak olan yeniden inşa projesi için düzenlenen tasarım yarışmasını kazanarak medyada büyük dikkat çekti. Meslekteki birçok profesyonel Libeskind'in projelerini, güçlü bir fikir ile yaptığı binaların sürdürülebilir olma­ yışı ya da yer kavramı n ı hesaplamayışı

ve tasarımlarında binalardan daha çok kendi markasına odaklanm ı ş olması nedeniyle eleştirdi. Libeskind 'in eleş­ tirilen projelerinden üç tanesini şunlar ol uşturuyor: Libeskind'in "dünyanın en üst düzey sürdürü lebilirlik" olarak tasar­ ladığını iddia ettiği The Studio Series Villas projesinde prefabrik öncesini ele alıyor. TreeH ugger projeyi şöyle bir gözden geçirmiş ve ne sürdürülebilir, ne de kar­ şılanabilir olduğu yarg ısına varmış. DesignBoom'un bir okuyucusuna göre Polonya, Varşova'daki zlota 44 "bir anda parlayan bir hile ile mimari tasarım gibi davranan başka bir proje." Berlin'deki Yahudi M üzesi, çok "soyut" olması ve "eğitim içeriği"nin eksikliği nedeniyle birçokları tarafından eleştiri­ liyor. Super Colossal blog üzerinde bir gariplik kaydetti . Libeskind çoğ u zaman " Dünyaca ünlü mimar" olarak tarifiendi ve Libeski nd'in sitesindeki arama fonksiyo­ nunda " Dünya, ünlü, mimar" kelimeleri­ nin site çapı nda 6 .800 kez bulunduğu­ nu fark ettiler. Belki de bu şekilde tanınması bir te­ sadüf değil.

2 . F r-a n k Ge h r-y Frank Gehry Kanadalı bir mimar olup Los Angeles'a yerleşm iş. Gehry 'nin projeleri arasında Bilbao'daki G u ggenheim M üzesi, Minneapolis'te bulunan Wiestman Sanat M üzesi ve Kaliforniya Santa Monica'da yer alan özel konutu var. Gehry'nin projeleri, "star mimar"ın çal ışmaları olduğu ve form ile yapının işlevinden çok, bir Gehry binası olması nedeniyle ilgi çekmesi ile ayrımın işareti olduğu için eleştiriliyor. Gerçek soru ise Gehry'nin gerçekten büyük bir mimar m ı , yoksa sadece po­ püler mi olduğu? Gehry'nin eleştirilen projelerinden üçünü şunlar oluşturuyor: Bilbao'daki G uggenheim M üzesi'nin yapısı "güzel ve parlak" olsa da, kamusal bir alan için yetersiz, kente bir " kesinti" ola­ rak hizmet veren yapı insan faaliyetleri ve kent kültürü için başarısız gözüküyor. Walt Disney Konser Salonu G uggenhei m ' ı n bir "kopya"sı olarak kabul ediliyor. New York Times'ın vefat eden m imar­ lık eleştirmeni Herbert M uschamp'ın "denizden çıkıp sürünmüş, yuvarlanmış ve ölmüş bir şey" olarak nitelendirdiği


40

Şubat 201 0

Müzik Deneyimi Projesi ise başka bir saca sarılmış yapı . Gehry ' n i n projeleri çoğu zaman kaynak israfı ve işlevsiz ta­ sarı mlar olduğu iddiaları ile karşılaşmış, yeri çok az dikkate alınmış, sürdürülebi­ lirlik ve uygu n fiyat ilkeleri eksik kalmış olarak yorumlanıyor.

300 Kişiye Sord u k ve İş"te 1 N u ma ra ! Ta daaaaaa İŞTE ZAHAAAA ! ! 1 . Za h o Hadid

� 1-

Zaha Hadid 1 950 yılında Bağdat'ta doğdu. Hadid 2004 yılında, onu ça­ bucak şöhret yoluna taşıyan Pritzker Mimarlık Ödülü'nü kazand ı . Zaha' n ı n en i y i b i l i n e n projelerinden bazıları Vitra itfaiye i stasyonu, Almanya, Weil am Rhein'daki Lfone Pavyonu ve Londra'daki M illennium Dome'da bulu­ nan M i nd Zone. Oxford Koleji Eki Önerisi'nin inşası reddedildi, çünkü ısısal problemler var­ d ı , ayrıca bu durum araziye ve bağlama cevap vermeyen bir proje için önemli bir örnek oluşturuyor. Zaha projelerinin bayağ ılığı, her projesinde aynı tasarım yöntemleri yinelemesi, kamuyu ve yerini tamamiyle hiçe saydığı için eleştiriliyor.

Son tartışmalara göre, Zimbabwe dikta­ törü Robert M ugabe'ye bile benzetiliyor. Hadid 'in eleştirilen projelerinden üçü­ n ü şunlar oluşturuyor: 201 2 Londra Olimpiyatları Su Merkezi uygulamada eksiklikleri olan , bütçesini 3 kere aşan ve havuz salo­ n unda ahşap tavanı bulunan bir proje. Bakı mının sağlanamaması da eleştirilen başka bir konu. Capital Hill Residence projesi için yapılan bir yorumda (Photoshop'tan referans alınarak söylenecek olunursa) " Cione Stamp Tool "u kullanmış olmal ı , çünkü önceki tasarımiarına göre olduk­ ça tipik bir proje ve zar zor yaşanabilir bir yer durumunda. Antwerp'te Port Evi tasarı m ı arsada yer alan mevcut binaya saygı duymuyor.

Pe k i Kim Daha Fazla İlg iy i Ha k E d iyor? 10 . And rew May n a rd Andrew ve AMA eğlenceli ve iyi tasarlanm ı ş projeler üretiyor ki, daha geniş ölçekte fark edilmeyi hak ediyor. Andrew ' ü n en gözde projelerinden biri olan CVOS " Robot yiyen Banliyö" pro­ jesi ArchDaily ve l nhabitat gibi popüler bloglar arasında çok ilgi kazand ı .

9. Alva ro Siza Vie i ra Çağdaş bir Portekiz mimar olan Viera Lizbon, Chiado'da 1 998 Ağustos'unda çıkan yang ı nda tamamen tahrip olan bir alanda tamam ladığı ticari bir yenileme projesi ile 1 992 yılında Pritzker ödülünü ald ı . Son olarak l bere Camargo M üzesi tamamlandı.

8. Alej a n d ro Arave na lcon tarafından 20 genç mimar ara­ sında gösterilen Alejandro Aravena gelecek vaat eden bir mimar. Pirihueico Evi , Aravena tarafından tasarlanmış popüler bir proje.

7. UNS"t u d io Hallandalı bir mimari uygulama ve altyapı projelerinde uzman bir büro. U N kısaltması " U n ited Network", yani bir­ leşmiş ağ anlamına geliyor. Ortak do­ ğanın yansıtıcısı olan firma, farklı geç­ mişiere ve deneyimlere sahip dünyan ı n dört bir yan ı ndan gelen bireylerden oluşuyor. En tan ınan projelerinden biri Hollanda'daki Agora Tiyatrosu.

6 . Shigeru Ban Japonya kökenli Shigeru Ban, projele­ riyle hızlı bir fark yarattı. Projeleri içinde en önemlisi afet kurbanları için tasar-


41

Ş u b at 2010

s: ..

�·

;;:. tu o c. ., .. c

)(

ladığı geri dönüşümlü kağıt ve karton evler. San' i n en ünlü projesi 1 56 nakliye konteynerdan oluşan ve geçici bir yapı olan Göçebe M üzesi.

5 . Re n z o Pia n o Renzo Piano Pritzker M imarl ı k Ödülü ' n ü kazandığı ndan beri kendini kabul ettirmiş bir italyan mimar. Erken dönem inin en ünlü projelerinden biri olan ve 1 977 yılında Richard Rogers' la birlikte yaptığı ortak proje Paris'teki Georges Pompidou Merkezi. Piano Amerika' nın en büyük ikinci müzesi olan Şikago Sanat Enstitüsü için yaptığı ek bina ile çok ilgi kazandı.

4 . David Ch ippe r-field M imar David Chipperfield, dikkatli yapısal basitliği, mobilyadan kent planlama projelerine kadar geniş bir yelpazede çalı şmasıyla tan ımlanıyor. Chipperfield'in gü ncel projeleri arasın­ da Anehorage Tarih ve Sanat Müzesi ile Milan'daki Alaska ve Ansalado Kültür Şehirleri yer alıyor.

3 . Bj a r- ke Ingels 1 974'te Danimarka, Kopenhag'ta do­ ğan Bjarke l ngels, B I G ' u sadece 3 yıl önce 2006 yılında kurdu. Projelerini ne­ şeli ve pratik bir yaklaşım içinde tasarlı­ yor. 1 998 yılında 3. sınıf öğrencisi iken ilk yarışmasın ı kazandı ve daha sonra Rem Koolhaas için 3 yıl için çal ıştı. l ngels ' i n popüler projelerinden üçü

şunlar: 2008 yılında tamamlanan VM Dağ Konutları projesi bir dizi ödül ald ı , firman ı n e n ünlü v e e n iyi bilinen pro­ jelerinden biri oldu. Deniz Gençlik Evi de 2004 yılında Kopenhag M imarlı k Ö d ü l ü ' n ü alarak d ikkat çekti. Kopenhag'taki Scala Tower, çevre­ sindeki şehi r ile birbirine karışan ras­ yonel bir kule. Genç bir mimar olarak Bjarke l ngels, özellikle de deneyimlerini birleştirme becerisi, sosyal sorumlu­ luğu ve projelerinde kulland ığı keskin zekasıyla büyük başarı elde etti.

2 . Pe-ter- Zum"t h o r2009 Pritzker Ödülü kazanan isviçreli m imar, şu anda m imarlı k dünyasında kesinlikle bir " birinci kalite" olarak tanı­ nıyor. Zumthor'un duygu ifade edebilen binaları tasarlamak için bir motivasyonu var ve bir duruş ile kişil iğe sahip. Zumthor'un popüler projelerinden üçü şunlar: Avusturya, Bregenz'de bulunan Bregenz Sanat Evi cam ve çelikten oluşan bir yapı ve binanın içi beton bir kutudan yapılmış. isviçre'de Kaplıcalar, uzak dağ köyü Vals'te geometrik katılığıyla kaya yama­ cında bir büyük yerleşme gibi görünü­ yor. Zumthor'un en son projesi olan Brother Ciause Field Şapeli'nde kendi­ ne özgü bir teknik kullanıldı. Ağaç göv­ deleri etrafında yapı tasarlandı ve ahşa-

bı yakılarak kömürleşmiş bir görüntü ve koku elde edildi. ilginç olan bir başka konu ise, Zumthor projelerinin çoğun­ luğu yayınlanmad ı , çünkü m i marl ı ğ ı n ilk elden deneyim lenmesi gerektiğini hissediyor.

Ve En Çok İlg iyi H a k Eden Mima r-. . . 1 . Toyo I-to 1 941 yılında doğan Toyo lto, son de­ rece yaratıcı ve kavramsal mimarlığı ile büyük ölçüde bilinen bir Japon mimar. Projeleri hem fiziksel, hem de sanal dünyaları yönetiyor ve ifade ediyor. Kariyerinin başlarında, 1 976 yılında tamamlanan ve dikkat çekici Beyaz U ile 1 984'teki Gümüş Baraka önemli iki projesi. ıto'nun Yatsushiro Belediye M üzesi, 1 992 yılında 33. Mainichi Sanat Ödülü'nü kazandı. Güncel Serpentine Galeri Pavyonu projesi ise oldukça önem kazandı. ıto'nun popüler projelerinden üçü şun lar: Kaohsiung'da Dünya Oyunları Stadyumu, üzerindeki 8 . 844 tane gü­ neş paneli ile bu yapı yenilenebilir enerji kaynağı aracılığ ıyla gereken enerjinin % 75'ini üretiyor. Sendai M edyatek kütüphane, görsel medya merkezi ve yer hizmetleri dahil birçok fonksiyonu bünyesinde bulunduran bir tesis. Matsumoto Sahne Sanatları Merkezi çeşitli sanat faaliyetlerini barındı rıyor.


42

Şubat 201 0

Pamu k , Ma s u m i y e "t Mü z e s i P r o j e s i n i Ge r i Çe k t- i

giriş bileti yer almıştı. M üzeyi açmak için Alman m imar çift Brigitte-G regor Sunder'in düzenleme çalışmalarını bitir­ mesini bekleyen Pamuk, Ş ubat 2009 'da da kurduğu ' M asumiyet Vakfı' aracılığıy­ la da AKB Ajansı 'na başvurarak projeye mali destekte bulunu lmasını talep etti. Ajans da projeye 754 bin 500 TL tuta­ rında destek olunmasına karar verd i . Ancak A K B Ajans ı ' n ı n projeye verdiği destek, diğer desteklenen projelerle beraber gazetelerde tartışma konusu oldu. Ajans yine de müzenin önümüz­ deki Temmuz ayında açılacağ ı n ı ilan etti. Ocak 2 0 1 0 ' a gelindiğinde iki taksitlik ödeme de yapılmıştı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Pamuk, AKB Ajansı Yürütme Kuru l u ' na bir mek­ tup göndererek projeyi ajanstan geri çektiğini yazdı . Pamuk, mektubunda şimdiye kadar alı nan paran ı n da faiziyle birlikte geri ödeneceğ ini ifade etti.

Tarih: 1 Şubat, Yeni Şafak

Ve n e d i k M ima r l ı k Bie nali ' n i n Tema s ı : " Pe o p l e i n A r c h i "t e c "t u r e " Ta rih: 1 Şubat

tu iD' :ı

!! :;·

"' c:

iil

�: c: ;:ıı; "' N c

ın

.!!.

3' "'

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, 201 0 istanbul Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı' ndan gelecek 754 bin 500 TL ile kuracağı ve son roman ı n ı n adını taşıyan Çukurcuma'daki " M asumiyet M üzesi" adlı projesini ajanstan geri çekti. Habertürk Gazetesi 'nden Serkan Akkoç'un haberine göre, Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk'un 2008'de yayım­ lanan aşk romanı " Masum iyet Müzesi" ile eş zamanl ı olarak ayn ı isimde açmayı planladığı ve kitaptaki Kemal karak­ terin i n aşkı Füsu n ' u n hatıraları n ı canlı tutmak için biriktirdiği objelerin sergile­ neceği müze projesinde şok gelişme . . . Pam u k ' u n bu proje i ç i n satın aldığı istanbul Ç u kurcuma'daki Brukner Apartman ı ' n ı n restorasyonu 2003'te bitmişti. Kitabı n 574'inci sayfasında da müzenin bulunduğu yerin haritası ve

DERLEYEN: EMiNE MERDiM YILMAZ

Venedik M imarlık Bienal i ' n in küratörü Kazuyo Sejima 29 Ağustos-21 Kasım 2010 tarihleri arasında düzenlene­ cek bienalin temasını " People in Architecture" olarak açıkladı. Temayla ilgili kon uşan Sejima şunları söyledi: "Tema insanların m imarlıkla, m imarl ığın insanlarla ve insanların ken­ disiyle i lişki kurmasına yardım etmek anlamı n ı taşıyor. M i marlık 2 1 . yüzyılda yen i değerleri ve yeni yaşam tarzlarını açıklığa kavuşturabilecek mi? Bu sergi mimarl ı ğ ı n i m kanları ile ilgili bir deneyim olacak . " Bunun yan ı nda Sejima sergiye sa­ dece m imarların değil, sanatçılarında katıl ı m ı n ı beklediğini söyledi. Bu sene ayrıca bienale iki ayrı proje daha eklendi. Projelerden ilki olan "Architecture Saturdays" sergi süre­ since devam edecek bir tartışma ve performans serisi. 1 975 yılından beri küratörlük yapmış olan herkes tartışma­ lara başkanlık edecek. Bir d iğeri ise ün iversite projesi. B u projenin detayları yakı nda açıklanacak.

•'

..

..

·

..

.

.

.

.

·

·

·

·

·


Şubat 2010

M ima r l a r d a To p a l k a z a n d ı Tarih: 1 Şubat, Yeni Asır

izmir'de gerçekleştirilen seçimlerle 5 meslek odasında yen i dönem başkanla­ rı belirlendi. M imarlar Odası ' nda Hasan Topal göreve geldi. 3 listeni n yarıştığı M imarlar Odası izmir Şubesi seçimlerinde Hasan Topal başkanl ı ğ ındaki Çağdaş Demokrat M i marlar G rubu seçimi kazandı. Üyelerin sabah ı n erken saatlerinden itibaren büyük ilgi gösterdiği seçimler­ de oda tarihinin en yüksek katıl ı m ı ger­ çekleşti . Oylaman ı n ardından Çağdaş Demokratlar G rubu seçimi kazand ı . M imarlar Odası izmir Şubes i ' n i n dün O d a Merkez i ' nde yapılan seçim­ lerine Başkan Hasan Topal, Çağdaş Demokrat M i marlar Grubu ' nun başkan adayı olarak katıldı. Topal'ın l istesinin karşısında ise baş­ kanı seçimlerin ardı ndan belirleyecek olan M i marlı k için Demokrasi G rubu ve Kıvılcım Keskiner'in başkan adayı olduğu Değişim-Gelişim G rubu yer aldı. Uzun yıllardır iki l iste ile seçime gidilen TMMOB Mimarlar Odası izmir Şubesi ' nde bu yıl mevcut yönetime muhalif olanların , liste hazırlığı sırasında ön seçim kon usunda anlaşamamaları nedeniyle üç ayrı liste yarıştı.

L a b i r e n t" G i b i Ü s t" Ge ç it" H i zmet-e Aç ı l d ı

Tarih: 3 Şubat, Milliyet

ten geçen yayalar, geçidin karışık ancak güzel olduğunu söyledi. Bazı Rizei iierin karışıklığı nedeniyle " labirent" benzet­ mesi yaptığı geçide, yön tabelaları n ı n konulması istendi.

Üzerinden Minibüs Geçmişt- i Rize'de, i lave edilerek uzat ılan yaya üst geçidinden geçen yıl 26 M ayıs'ta sürücü ismail Gü ngör m inibüsü ile yolun karşısına geçmişti. Minibüsünde sürtünmelerden dolayı 2 bin l iral ı k hasar oluşan Güngör'e trafik ekipleri 1 8 9 lira para cezası uyg ulamış, bu olaydan son­ ra geçidi n her iki girişine de demir levha kon ularak araç girişi engellenmeşti.

M ima r l a r Od a s ı K a y s e r i Şubes i ' nde Gö r e v Da ğ ı l ım ı Ya p ı l d ı Tarih: 4 Şubat

M imarlar Odası Kayseri Şubesi'nde 23-24 Ocak 201 O tarihlerinde yapılan seçimler sonucunda yönetim kurulu belirlend i . Yönetim Kurulu asil üyelerin i n görev dağ ı l ı m ı aşağıdaki şeki lde oldu: Başkan: Hakan Mahiroğlu l l . Başkan: ismail Ruhlukürkçü Sekreter Üye: Pem begül Selman Sayman Üye: Rıza Gengeç Üye: Kasım Balcı Üye: Hakan Kılınc Üye: Güntülü Gündağ

YAZAN: MUHAMMET KAÇAR

Rize Belediyesi tarafı ndan yapımı na 4 ay önce başlanan yaya üst geçidinin i nşa­ atı tamamlandı. Sahil yol u üzerindeki merdivensiz, çıkışları hafif rampa şek­ l indeki yaya üst geçidine ilave edilerek inşa edilen ve Atatürk Caddes i ' n i sahil şeridine bağlayan üst geçit, yayaların kullanı m ına açıldı. ismail Kahraman Kültür Merkezi'ne bağlanan bir yolu n da ayrı ldığı üst geçit, 1 8 5 ton demir kul­ lanılarak 830 bin liraya mal edildi . 340 metre uzunluğundaki üst geçidi yayalar bir baştan diğerine yaklaşık 8 dakikada geçebi liyor. Cumhuriyet Caddesi ile Karadeniz Sahil Yol u ' nun dört şeridinin altından geçtiği merdivensiz üst geçit-

Kü ç ü kya lı A r k e o l o j i Pa r k ı P roj e s i ' n i n A k ı b e t- i Ne Olac a k ? Ta rih: s Şubat DERLEYEN: EMiNE MERDiM YILMAZ

l l . Dünya Savaşı'nda hava bombard ı manı sonucu kentlerin büyük ölçüde tahrip olması, üzerine kuruldukları eski dö­ nem lere ait kalıntıların ortaya çı kmasına neden olmuş. Bununla beraber ortaya çı kan kalı ntıların korunması, sergilen­ mesi , kent yaşamına kazandırılması

43

beraberinde çok katmanlı kentlerin tarihinin araştırılması " kentsel arkeoloj i " adında yen i b i r uzmanlık alan ı n ı oluş­ turmuş. Kültür ve Tabiat Varl ı klarını Koruma Yüksek Kurul u ' n u n (1 999/658 sayılı kararıyla değişiklik) 2005/ 702 sayılı i l ke Kararında kentsel arkeolaj i k alanları , " 3386 ve 5226 sayılı kanunlarla değişik 2863 sayılı Kanun kapsamına giren ar­ keolojik sit alanları ile birlikte korunması gerekli kentsel doku ları içeren ve bu özellikleri ile bütünlük arz eden koru­ maya yönelik özel planlama gerektiren alan lar, kentsel arkeolajik alanlardı r," şeklinde tanımlan ıyor. Alı nan karara rağmen Türkiye'de henüz kentsel arke­ olaj i k alan kavramı anlaşılmış ve gerekli olan disiplinlerarası çal ışma ortamı oluşturulmuş değil. Bu sorunun bir örneği istan b u l ' u n göbeğindeki Küçükyalı Arkeolaj i k Alan ı 'nda yaşanıyor. Yoğun kon ut dokusu nun arasına sıkışmış alanda M S 867-877 yıllarına tarihlenen Satyros Manastırı ve altında sarn ıç bulunuyor. Alanla ilgili 2005 yıl ında hazırlanan, daha sonra 201 O Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafı ndan da sah iplenilen Küçükyalı Arkeopark proje­ si kente kazandırı labilecekken, gerekli kazı izni zaman ında alınmad ı ğ ı , mülkiyet sorunları çözülmediği için proje rafa kalkmış gibi görünüyor. Ajans tarafın ­ dan arkeopark yapılacağı söylense de sadece arkeolajik kazı devam ediyor, proje anlamı nda yapılan bir şey yok. Konuya açıklık getirmek için proje mü­ ellifi Atölye M imarl ık'tan Sinan Omacan ile görüştük. Omacan , proje sürecin­ den günümüze yaşananları şu şekilde aktardı:

EM: i lk olarak Küçükyalı Arkeoloji Parkı projesinden bahsedelim ister­ sen iz SO: Küçükyalı Arkeolajik Park Projes i ' n i biz 2004 yılı sonu, 2005 yılı başında tamamlad ı k . Burası, Küçükyalı 'da şu anda mevcut konut dokusu arasında sıkışmış ve arkeolajik bir alan olman ı n dışı nda oranın da tek nefes alma mekanı olan bir Bizans manastır kalıntısı alanı. Bir yandan alanda yapılacak arkeolajik kazılar ve öte yandan da burasının çevrenin tek rekreasyon alanı


44

Şubat 2010

oluşunu birbirini zedelemeyecek, tersine güçlendirecek şekilde biraraya getirmeye çalıştık. Konu, burasının sadece çevresi gü­ venlik çitleriyle çevrilmiş bir arkeolajik alan olarak değil, bir arkeolajik park ala­ nı olarak projelendiril mesiydi . Bu şunun için öneml i , özellikle kent içi arkeoloji hassas bir yapıya sahi p olduğundan, ancak çevreden de gerekli desteği ala­ bildiği zaman bu korumayı uygulayabil­ mek mümkün. Dolayısıyla oradaki yerel unsurların desteğini alabilmek ve orada­ ki günlük yaşantıyı da zedelemeden bu işi başarabilmek gerekiyor. Projeye 2005'te böyle başlanmış­ tı, hatta daha sonra 2006'da U l usal M imarlık Sergisi 'nde ödül aldık. 2006 'da ödül aldı ktan sonra, orada henüz bir arkeolajik kazı tesis edilme­ miş olması sebebiyle uygulamaya geçi­ lemed i . Ancak 2008'den sonra, 201 0 Avrupa Kültür Başkenti istanbul ajansı projeye ilgi duydu ve gerçekleştirilmesi için çalışmak niyetinde oldukları n ı söy­ lediler.

EM: Arkeolaj i k Park' ı n tasa rlanması işi ilk olara k size nasıl gelmişti? SO: Arkeolajik alanlarda yeni yeni çalış­ maya başlad ığımız yıllardı . Şu anda ar­ keolojik kazı projesi n i istanbul Arkeoloji M üzesi ile beraber yürüten Alessandra Ricci orada yüzey araştırması yapmıştı. Önce burada bir koruma yapısı projesi yapmamızı önerdi. Daha sonra bunu bir arkeolajik park projesi olarak geliştirdik . A m a dediğim gibi o sırada burada bir kazı izni olmadığı için gerekli başvu­ rular da yapı lamadı ve prosedürler de başlatılamad ı . M ü lkiyet sorunları gibi bir takı m sorunların çözülmesi için uğraş gerekiyor ama bu arkeoloji parkı projesi ile her ne kadar tanıtımlar ve duyurular yapılsa da, şimdiye kadar pek bir şey uygulanamadı .

E M : Sizin tasarladığınız proje neyi kapsıyordu? Bir rekreasyon a l a n ı n ı n ya nı sıra binalar da olacak mıyd ı? SO: Şunları kapsıyordu: oradaki cami ve muhtarlığın önündeki meydan , et­ rafındaki yollar -ki onlar araç trafiğine kapatı lacaktı- bir tane çocuk parkını da içeren ve çay bahçesi gibi bir ta­ kım öğelerin de olacağı park alanı ve

sosyaı s o k a k

------

onun dışında asıl bu arkeolajik alan ı n çevresiyle, o n u n etrafındaki g ü n l ü k ha­ yatın sirkülasyonunu sarmalayan yeşil yumuşak bir sınırın da içinde olduğu bir ziyaretçi merkezi. Yani hem kazı ekibinin kullanım ına açı k hem de ziyaretçilerin bilgilendiril­ mesi amacıyla kullanı lacak ve oradaki mevcut sarn ıcın içine yapılacak olan , kültürel etkinliklerin de yapı labileceği fuaye alanı , kazı alanı ve bir de burası işletildiği zaman kullanılabilecek sergi veya satış amaçlı birkaç küçük pavyon . Meydan ise daha çok hem mahalle­ linin, hem cami cemaatinin kullanımına yönelik bir yer olacaktı.

EM: Peki Avrupa Kültür Başkenti Aja nsı'nın bu alanda ya pmak istedi­ ği şey nedir? SO: Şu anda sadece arkeolajik kazı sürdürülüyor orada, o kadar. Tabii bu da Arkeolajik Park' ı n yapılması anlamı­ na gelmiyor. Arkeoloji Parkı arkeolajik alan ın ka­ zılar tamamlandıktan sonra park olarak düzenlenerek ziyarete açılması anlamı ­ na gelmiyor.

Alanın arkeolajik kazılar ve yerel kullan ı mlar da dahil tüm kullanımlarının birbiri n i zedelemeden, bütünsel olarak ve baştan itibaren birarada tasarianma­ sı anlamına geliyor. Kent arkeoloj isinin güncel durumu bunu gerektiriyor. Elbette sorunlar var ve sorunların çözülmesi için uğraş gerekiyor ama proje ile ilgili hem arkeoloji ekibi hem de Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından her ne kadar tanıtımlar ve duyurular yapı lsa da, aslında şu anda doğrudan doğruya park projesinin ger­ çekleştirilmesine yönelik fiili bir çaba yok .

EM: Bası nda yansıyan sizin anlattık­ larınızdan b i raz farklı. Alessa ndra Ricci ' n i n de katıl d ı ğ ı bir toplantıda semt halkının desteğ i n i n a l ı ndığı, parkın 201 0'da halkın hizmetine gi­ receğ i haberleri çıktı. SO: Basında her ne kadar arkeolajik park projesi şeklinde tanıtım ları yapılsa da maalesef şu ana kadar sadece bir arkeoloji kazısı olarak devam ediyor ve 201 0 Ajansı tarafından destek de fiilen


45

Ş u b at 2 0 1 0

kısmen düzenlenmiş. Böyle giderse Küçükyalı 'daki alan da böyle kalacak ama bu alanların tümünün arkeolojik park olarak düzenlemesi olanağ ı n ı de­ ğerlendirmek gerekiyor."

Vamp i r d e n S a-t ı l ı k L ü k s E v Tarih: 8 Şubat, Haber Türk

YAZAN: HEJA BOZYEL

kazıya veriliyor. Ancak biz de gerekli uyarıları yapıyoruz ve buranı n gerçekten bir arkeoloji parkı olarak kazanılması yö­ nünde fiili ad ımların atılacağı u m uyoruz.

EM: Alana yaptığımız ziya ret sırasın­ da d i kkatimi çeken b i r nokta oldu. Genelde böyle boş alanlar çöplüğe dönüşür. Burası nispeten tem iz kalmış, bu durum neden kaynakla­ nıyor? SO: 2000 ' 1 i yılların başı nda veya biraz öncesinde sarnıç kısmı aslında tinerci­ lerin olduğu ve akşamcıların bira şişele­ rini attıkları bir yerdi. B i raz muhtarl ığın ve halkın arkeoloji ekibi tarafından bilinçlendirilmesi ve bi rkaç kapı koyui­ ması gibi basit güvenlik önlemiyle, kolay olmasa da kısmen daha iyi bir koruma sağlandı . Çöp sorun u da bu şekilde bir derece çözüldü.

EM: Peki a raştırma yaptığ ı nızda dü nyada, bu kadar kentin içine gir­ miş, kapalı ve koruna klı kalmış ben­ zer bir alan örneğ ine rastladınız mı? SO: Kentin bu kadar içerisinde kalan arkeolojik alan var m ı dır, doğrusu bilmi-

yoru m . Roma örneği var ama istanbul çok farklı ve çok sayıda tarih katmanla­ rını barı ndıran bir kent. Peter Zumthor' u n tasarladığı birkaç örnek var, yakı n zamanda tamamlanan Kolu mba M üzesi var örneğin, farklı ve çok ilginç bir örnek. Kent içi arkeoloji başlı başına bir alan, mesela istan b u l 'da yine bir arke­ oloji parkı olarak sunulmuş bir proje var. Sultanahmet ' teki Four Seasons Otel i ' n i n olduğu yerde ama şu anda halen kapalı olduğu için göremedik. Dolayısıyla oradaki arkeolojik parkın n iteliğinin ne olduğunu tam bilemiyoru m . Asl ında kentiçi t ü m arkeolojik araş­ tırma kazıların ı n kazı başı ndan itibaren halkın ziyaretine açı k şekilde tasarian­ ması en doğru olanı. Ama bu tür yerler var tabi ve kırsal alanlardaki arkeolojik alanlardan olduk­ ça farklı, kendine özgü sorunları var. i stanbul dışında da arkeoloj ik park olarak düzenlenmemiş ama bu potan­ siyeli taşıyan pek çok alan var, örneğin Edirne Kaleiçi ' n i n ilk suru ve kulesi Roma Kalesi' nden kalma bir parçadır,

Twi light Saga: Yen i Ay'da vampir ailesinin yaşadığı göz alıcı ev, Kanadalı bir emlak şirketi aracılığıyla satışa çıktı. Yaklaşık 3.3 milyon dolar değer biçilen evi kimin alacağı merak ediliyor. Twilight'ta ölümlü güzel Bella, ölüm­ süz aşkı Vampir Edward ' ı n evine ilk git­ tiğinde şöyle bir duraklar, evi şaşkınlıkla inceler. Edward "Ne o, tabutlar, zindan­ lar, hendekler m i olmasını bekliyordun?" der. . . Hayır, ne Bella ne de biz, tabut görmeyi beklemiyorduk ama dekoras­ yon dergilerinden fırlamı ş gibi bir ev de beklemiyordu k doğrusu. işte o malum ev, Twi l ight Saga: New Moo n ' u n çekimlerinden sonra ziyaret­ çilere açılmış ve vampir hayranların ı n akınına uğramıştı. Şi mdiyse tam tamına 3 . 298 milyon Dolar'a satılığa çıktı . Twilight her alanda yen i trendler yarattığ ı gibi, ev dekorasyonunda da yaratm ıştı. Sağda solda " Vampirlerin evinin tar­ zına sahi p olun, Edward ' ı n yatak oda­ sının havası n ı yakalayın" yazıları görür olmuştuk. Bu evi hem Twilight hem de dergiler için cazip kılan kişi , Skylab M imarl ı k'tan mimar Jeff Kovel . J eff Kovel kendini " Ben mimarlık, geliştirme ve rock'n rol l işindeyim" diyor. Ev şu anda Hoke ailesine ait (Hoke ailesinin vampirlerle kesi n likle i lgisi yok). Aile reisi John Hoke, Nike'da çalışan bir yönetic i . Tek hatası evi alır almaz kapılarını dekorasyon dergilerine açmak olmuş. H i kayen i n devamı , John Hoke'a gelen bir telefonla şekil değiştirir. Telefondaki kişi, evin i n bir filmde kul­ lanılıp kullanılamayacağ ı n ı sormaktadı r. O film Twilight Saga: New Moon çı kar. Filmin ard ından; sessiz, huzur dolu ev tanların ı n akınına uğrar.


46

Şubat 2010

Evi n Mima rı Ze n g i n Old u John Hoke, huzurlu yuvasının bu kadar popüler olmasının ardından evi satışa çıkarttı. Tabii ki evi n fiyatı Twilight sayesinde neredeyse iki katına çıktığı için, Hoke satış gerçekleşince büyük kara geçecek. Evin mimarı Jeff Kovel ise şöyle diyor: " Biz evi 2006'da tasarlamış, 2007'de bitirmiştik. Hemen yanında yeni bir ev daha yapacaktık ama film yüzünden olmad ı . Şimdi yen i bir vampir bulduğu­ muz takdirde yeni evi de yapacağ ız." Kovel başka vampir bulmayabilir ama kesinlikle büyük bir servet buldu: " Geçen Aral ı k ' ta ekip olarak Twilight'ı izlemeye gittik ve çok beğendik. Dünyanı n her yerinden tilmin tanları mail atıyor. Mailler arasında yeni ev projeleri için teklifler de var. H ırvatistan'dan Filipinler'e, Buenos Aires'den, Melbourne'a dünyanın her yerinden konut projeleri için anlaşmalar yapmaya başladık." Malum ev, kapısından içeri adı m atan herkesi zengi nleştiriyor galiba. Ama aranızda evi satın almayı düşü­ necek kadar zengin bir vampir Edward

hayranı varsa kötü haberi vereyim: John Hoke, evi satarken 3,3 m ilyon Dolarla birlikte, tilmin çekimlerinden kalan tüm eşyaları da alacak. Yani geriye sadece içinde vampirlerin soluduğu havayı soluyabileceğiniz güzel bir ev kalacak.

Beş Ya-ta k Odası Dö r-t Banyo Tasarım ödülü almış, 5 . 1 00 metre­ karelik alan üzerine kurulu ev, Kanada, Batı Vancouver'daki emlakçı Jason Soprovich aracıl ığ ıyla satılıyor. Beş yatak odas ı , dört banyosu, bir yemek odası, bir hobi/eğlence odası, yüzme havuzu ve ayrı bir koi havuzu var. Yerleşim alanlarına çok yakın olması­ na rağmen konumu sayesinde gözler­ den uzak olmak isteyenler için de ideal bir ev.

Edwa rd ' ın Evi Jaco b ' ın Ku l ü b e s i n e Ka rşı Twilight izleyicileri iki takıma ayrılmış durumda: Vampir Edward taraftarları ve kurtadam Jacob'ı tutanlar. Bella' nın büyük aşkı Edward, şehri terk ettikten sonra Jacob'la aralarında bir yakınlaş­ ma olmuşt u . Ancak bu aşk başlayama­ dan bitti. Bella'nın her seferinde Edward ' ı ter­ cih etmesinin nedeni o muhteşem evi olabilir tabii ki ama bir Jacob taraftarı olarak, onun kırm ız ı çatılı kulübeden bozma evi , Edward ' ı n vampirler için faz­ la aydınlık evi nden daha iyidir diyorum. Hem o güzelim evde Bella elini kes­ mişti de vampirlerden biri kızcağıza saldırmaya kal kışmamış m ıydı? Ne yapalı m biz öyle evi?


47

Ş u bat 201 0

Pi n k Floyd ' u n " An ima l s " Al b ü m ü n ü n Kapağı n ı S ü s leyen Fab r i ka Ge l e c e ğ i n i Arıyo r Tarih: 8 Şu bat, Treehugger YAZAN: STEPHEN MESSENGER ÇEviREN: TUGÇE ŞAHiN

Tarihte Pink Floyd'dan daha semboli k a l b ü m kapaklarına sah ip başka bir grup yoktur. M u htemelen grubun 1 97 7 tarihli "Animals" albüm kapağı da bunların arasında en çok simgeleşmiş alanıdır. Kuleler arasında süzülen şişme bir damuzun olduğu fotoğraf kültürel bir sembol oldu ve hala albümün yarattığı gerçeküstü bir etki ile ulusları etkiliyor. Avrupa'da bulunan tuğla binaların en büyüğü olan " Londra Battersea Power Station" 1 935 yılında, Thames Nehri 'nin g üney yakası ndan elektrik getirmek için inşa edildi. Yapının art-deco tarzı olması onu şehrin en gözde modern strüktürlerin­ den biri haline getirdi. Popüler kültür içindeki görü nümü nden dolayı da şehrin diğer yapıları içinde farkedilebilir hale geldi. Pink Floyd albümünün yanı sıra bina, The Beatles filmi " Help! "de, Morrissey ve The Who gibi başka i ngiliz grupları­ nın albüm resimlerinde de görüldü. Yaklaşık 50 yıllık bir hizmetten sonra Battersea Power Station 1 983 yılında kapatıldı. O zamandan beri istasyonun dö­ külmüş iç mekanları Full Metal Jacket, Aliens, Children of Men ve The Dark N ight gibi popüler bir çok filmde kulla­ nıldı. Son zamanlarda sanatçılar için sergi alanı olarak da kullanıl ıyor. Battersea Power Station medyada zaman zaman yer almasına rağmen, bina şu anda onarıma muhtaç bir halde duruyor. i ngiliz M i rası, istasyonun halini "çok kötü" olarak nitelendiriyor ve yapıyı " Risk Altındaki Binalar" listesinde bulun­ duruyor.

2004 yılında da enerji istasyonu dün­ yanı n tehlikeli 1 00 alanı ndan biri olarak gösterildi. Kapatıldığı ndan bugüne strüktürün park, alışveriş merkezi gibi farklı prog­ ramlarla dönüştürülmesine yönelik çok sayıda öneri oldu. 2008 yılında istasyonun şu anki sahipleri 300 m ilyon Dolar harcayarak istasyon u , biyolojik atık ve çöplerden enerji elde edilebilir bir tesise dönüştür­ me n iyetinde oldu kları n ı açıkladılar. Ayrıca alanın yakınında ekolojik ofis bi naları ve konut alanları yapıl ması planlan d ı . 201 1 'de başlanacak projenin 2020 yılında bitmesi bekleniyor. Fotoğraflar terkedi lmiş binaları fotoğ­ rafiayan i ngiliz fotoğraf sanatçısı Mark Obstfeld'e ait. Eğer dikkatli bakarsanız kazanların kaynama seslerin i , kır saçlı işçilerin kü­ rekle kömürleri atışları n ı ve hatta uçan domuzların haykırışiarını duyabilirsiniz.

Tae i z i n E n B ü y ü k Öl ç e ğ i · Bo n p a s t" o r Tarih: 9 Şubat YAZAN: DiLEK ÖZTÜRK

" Repensar Bonpastor" . . . Yani Bonpastor'u yeniden düşünmek ... Bonpastor, Barselona' n ı n kuzeyinde bir mahalle. Şimdi yıkıl ıyor. . . Kentsel dönüşüm ad ı altında Türkiye'de de görmeye çok alış­ kın olduğumuz görüntüler ve duru mlar ispanya'da da yaşanıyor. International Alliance of l nhabitants'ın açtığı yarışma ile aslında insanlardan yardı m talep ediliyor. Bu kentsel dönüşüm belki de dur­ durulamayacak, fakat yıkım olmadan, insan lar yerlerinden edilmeden , nasıl daha iyi bir yaşam sunulabilir sorununa alternatif çözümler aranacak. 4 Şubat Perşembe günü M i mar Sinan G üzel Sanatlar Ü niversitesi ' nde,


48

Şubat 201 0

International Alliance o f l nhabitants'dan katılımcı bir grup Barselona'da Bonpastor Mahallesi ' ndeki kentsel dö­ nüşüm projesin i , istanbul 'daki Sulukule Mahallesi ile entegreli bir şekilde sun­ dular. Bu sunumdan sonra Barselona'dan gelen ekiple bir söyleşi gerçekleştirdik. G rubun sözcüsü Stefano Portelli ve ekibi Bonpastor'da yaşananları sadece sivil bir i n isiyatif olarak değ i l , aynı za­ manda, bu mahallede yaşayan insanlar olarak anlattılar. Sandra, büyükan nesi, büyükbabası ve tüm ailesiyle Bonpastor'da yaşıyor. Dönüşüm projesinin uygulamaya ge­ çeceği günlerde, I nternational Alliance of l nhabitants için çalışan antrapolog Stefano Portelli mahallenin sosyal ana­ lizini yapmak için tüm evleri dolaşıyor. Sandra' nın evine geldiğinde, O 'nu bü-

yükbaba ve büyükanne karşılıyor. Aileyi daha iyi tan ıması için Sandra'yı da bek­ lernesi gerektiğini söylüyorlar. Sonra Stefano, Sandra ile görüşüyor ve O'na aşık ol uyor. 1 yıl sonra oğulları " M i rko" doğuyor. Bonpastor'dan çıkan bu hikaye ile birlikte işe koyuluyorlar. Bonpastor bir göçmen mahallesi. 1 929'da Barcelona' nın güneyinden ku­ zeyine göç eden düşük gelirli aileler için bir barı nma sorunu ortaya çıkıyor. Bu barı nma sorununa bir çözüm ge­ tirmek için devlet, kent merkezinin çok d ışında dört arsa satın alıyor ve bu ar­ salarda "sosyal konutlar" inşa ediyor. Sosyal konutlar, devlet tarafından desteklenen ve çok düşük kira ödemeyi gerektiren bir yerleşim alan ı . Stefano, sosyal konutların insanlar için ne kadar iyi bir şeymiş gibi gözü-

kürken, burada yaşamak için de önce "seçilmek" gerektiğinden bahsediyor. Sosyal konutlara taşınabilmek için insanlar önce başvuru yaptılar. Bu başvuru sırasında, insanlardan aldı kları maaşa göre bankada hesap istedi ler ve binlerce başvurudan hepsi de kabu l edilmed i . Zamanla Barselona kent merkezi gelişti ve çepedere doğru dayanmaya başlad ı . Böylece, bu dört arsan ın değeri d e arttı. Rant müjdesi veren bu arsalar, devlete, mül kiyetin kendi lerine ait oldu­ ğunu hatırlattı. Devlet, buradaki arsalar üzerine yeni yerleşkeler yapmak üzere bir karar aldı ve Bonpastor Mahallesi 'nin yıkımına karar verd i . Kentsel dönüşüm olarak adlandırılan bu hareketle, eski Bonpastor'a üst gelir


49

Şubat 201 0

grubuna hitap eden binalar yapılacak, burada yaşayan yerli halk da mahallenin çok yakın ındaki br alanda yeni , daha konforlu apatmanlarına kavuşacak. Bu durum hem mahalle içinde çeliş­ kiler yarattı , hem de insanların kendile­ rinde . . . Bonpastor sosyal konutlarında, kira oranları ailelere göre değişiyor. Yüksek kira veren de var (yaklaşık ayda 300 Euro), düşük kira veren de (ayda 1 0 Euro). B u iki grup arasında tabii k i bir dengesizlik oluşuyor. Yüksek kira verenler, daha iyi ko­ şullarda yaşayıp, daha az kira vermek istiyorlar. Bu yüzden dönüşüm projesini desteki iyorlar. Fakat, düşük kira veren grup ise, yeni konutların kirası nı karşılayamayacağı için, dönüşüme karşı çıkıyor. Dönüşüm projesinin yaşayanları ikiye bölmesi, sadece kira oranları ile bağ­ lantılı deği l. Yapı lan referandumda, halkın dönü­ şüme "evet" dediği ortaya çıktı. Hayır diyenierin çoğu, mahalleden kapama­ yan, burayla bağları olan 50 yaş üstü insanlar. . . Genç nüfus ise artık daha kaliteli ya­ şam standartlarında yaşamak istiyor. Steafno'nun anlattığına göre, mahal­ lede yaşayan ları, bu dönüşümden yarar sağlayacaklar ve zarar görecekler diye ikiye ayırmak mümkün. Yerel ve merkezi yönetmi n , mahalleye olan müdahalesine dur demek için de çok güçlü bir sosyal bilinciniz olması

lazım. G rid bir planın üzerine oturan, tüm binaların tek katlı olduğu bu mahalle, mekan bilincinin, komşuluğun, aidiyet duygusunun had safhada yaşandığı bir yer. Sandra ve Stefano'nun anlattıklarına göre, meydanlar ve sokakalar, gece bile olsa her zaman tanıdık insanlarla çevrili. Bu, insana güven veriyor.

Peki şu anda Bon pastor'da neler o l uyor? Hayat nasıl? Sandra bu soruya hayat çok karmaşık diye cevap veriyor. Dönüşümün 1 . ayağı gerçekleşmiş durumda. 1 00 konutun yıkımı gereçk­ leşti. 2. ayakta, bir o kadar konut daha kapatıldı. insanlar, evlerine giremiyorlar. Kapatılan evler, gece suç mahali oluyor. Son zamanlarda mahallede suç işlen­ me oran ı da g iderek artıyor.

Yıkım olmadan dönüşüm nasıl müm­ kün olabil ir? Peki, yıkım altı ndayken, bir mahallede nasıl yaşanabil ir? insan lar tepkilerini sunuyor. Sivil gruplar oluşturup, internette blog ya­ yınlıyorlar, sokak festivalleri yapıyorlar, protestolar gerçekleştiriyorlar, kapatılan evlere grafiti yapıyorlar. " Mahalle sadece konutların bulunduğu bir alan değil, toplumsal ve kültürel bir kimliktir," diye sözlerine devam eden aktivist grup, burada yapılan yeni planın, neler getireceğine dair sorular da so­ ruyor. " M odern bir şehi r m i yaratılacak burada, yatayda gelişmeden, dikeyde gelişmeye geçilecek. Bu, fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda sosyal bir değişim de . . . " Stefano, devletin hayatı insanlar için mümkün kılmadığının altını çiziyor. " Eğer 'mobbing' terimini bu proje için kullanabilseydi m , kesinlikle 'house mobbin g ' , yani konutlara sözlü taciz, terimini kullanırd ı m . Ç ü n k ü , yerel yönetim, i nsanlara ev­ lerinden çıkmaları için baskı yapıyor ve tehdit ediyor. . . " Bütün bu sorulara cevap bu labilmek ve tüm dünyan ın ilgisini Bonpastor'a çekmek için düzenlenen yarışma, her disipline açık.

Aç ı k A rt- ı rma d a H a y a l e t- B i r Şehi r Tarih: 9 Şubat, Birgün

Baltık ülkesi Letonya'da Sovyet ve ar­ dından Rus askerlerinin çekilmesinin ardından bomboş kalan ve bu nedenle "hayalet şeh i r" olarak anılan "Skrunda 1 ", açı k artırmayla 3 milyon Dolar'a satıldı . 4 5 0 b i n mekrekarel ik alan üzerine kurulmuş, 1 0 ' u apartman bloku olmak üzere, oteller, kulüpler, mağazalar ve garajlardan oluşan 70 binanın bulundu­ ğu Skrunda 1 şehrinin, bir Rus şirketi tarafından satın alındığı belirtiliyor.

Şe h ri n Geleceği Beli rsiz Letonya özelleştirme kurumundan yapılan açıklamada, " Uzun zamandır boş olan ve hiçbir ekonomik faaliyetin olmadığı bir yerin satılması memnun edici " denilirken , şehri satın alan Aleksejevskoje-Serviss adl ı Rus ş irketin bu yatırımı nasıl değerlendireceği bilin­ miyar. Letonya başkenti Riga'nın yaklaşık 1 50 kilometre batısında bulunan kent, Sovyet askeri ihtiyaçları için eski füze­ savar radar üssünün yakınında kurul­ muştu. Askerler, 1 994'te, ülkenin eski Sovyetler Birliği' nden ayrılmasından üç yıl sonra Letonya'dan çekildi. Ancak Moskova, Skrunda radar üssünü Ağustos 1 998'e kadar kiralama anlaş­ ması yaptığı için şeh ir boşaltılmamıştı. 1 998 yılına gelindiği nde ise, şehi rde kalan son Rus askerleri de Letonya'dan ayrılmıştı.

9p e r a B i n a s ı I s t- em i y o r u z Ta rih: 1 0 Şubat, M i lliyet

izmir Büyükşehir Belediyesi 'nin Karşıyaka Mavişehir'de yapacağı opera binasının imar planına, 1 00 semt sakini mülkiyet hakları zarar göreceği iddiasıy­ la itiraz etti. Proje için zemin etüdü olmad ı ğ ı , ope­ ran ın yapı yoğunluğunu artıracağı , trafi­ ği de olumsuz etkileyeceği öne sürüldü. Büyükşehir Belediye Meclisi ise itirazı reddetti.


50

Şubat 201 0

Begovic : " To p l u ma H i zme t" Et-me k B i z i Ço k M u t- l u E d i y o r " Ta rih: 1 0 Şubat

YAZAN: GÖKÇE ARAS

2003 yılı ndan itibaren farklı coğrafyalar­ dan birçok mimarı ağırlayan A R K I M EET konferanslarının 23.'sü 09 Şubat Salı günü Buildist'in desteğiyle Bahçeşehir Ü niversitesi ' nde gerçekleştirildi. 201 O yılı içerisinde yakın coğrafya­ lardan mimarları ağırlamayı hedefleyen ARKIM EET konferanslarının bu yılki ilk konuğu H ırvatistanlı ekip 3LHD Architects'in kurucu ortaklarından Sasa Begovic'ti. 3LHD, Zagreb Hırvatistan'da 1 994 yılında Sasa Begovic, Marko Dabrovic, Tatjana G rozdanic ve Silvije Novak tarafı ndan kurulmuş bir mimarlık ofisi. Kurucu ortakların hepsi Zagreb Üniversitesi M imarlı k Fakültesi mezunu ve hepsi de Zagreb'de çal ışıp yaşıyor­ lar. Sasa Begovic konuşmasına çalışma­ larından ve ülkelerinde neler olduğun­ dan bahsedeceğini söyleyerek başladı . Bir koşul olarak dönüşümü ofislerinin kuruluş öyküsü, Avrupa'da ve dünyada­ ki sınırların değişimini ve jeopoliti k ko­ numun önemini vurgulayan Begovic ül­ kelerinde Batı'nın yanı sıra Doğ u ' n un da

etkilerini hissettiklerini belirtti. Begovic, H ı rvatistan'ın geçmişte de günümüzde de şehirsel bir ülke olduğunu söyledi. H ı rvatistan' ı n uzun yıllar Osmanl ı i mparatorl uğu'nun sınırları içerisinde yer almasının da etkisiyle, kültürel etkileşimierin büyük bir kısm ı n ı oluş­ turan dil konusunda bile Türkçe ve H ı rvatça'nın birbiri lerine olan benzerli­ ğinden bahsetti.

m >< 'C o

"' o o "' :ı:

< � iii' or ::ı

"O ., < '< o ::ı c

Türkiye'yle bağları nın ekipleri için çok önemli olduğunu, Batı 'nın etkisinde bir ülke olsalarda Doğ u ' larında yer alan Türkiye'den de etkilendiklerini belirtti. Bu küçük analizierin ardından ofis­ lerinin kuruluş öyküsünden bahseden Begovic, ülkelerinde sistemin çöküşünü gördükleri bu süreçte onları ayakta tutan en önemli şeyin ekip çalışması olduğunu vurguladı. Daha sonra ça­ l ışmalarından örnekler kısmına geçen Begovic, ilk işlerinin çoğ unun konut yapıları olduğunu belirtti. Begovic sözlerine şöyle devam etti: " Ofisimiz yeni kurulduğunda konut ve iç mekan projeleriyle çalışmalarım ıza başladık. Kentlerimizde konutlada ilgili büyük bir boşluk vard ı . Yaklaşık 20 adet konut tasariadı k ve uyguladık. Bu süreçte malzemeyi ve alanı nasıl kullanacağım ızı ve müşteri ilişkilerini öğrendik."

EXPO 2005 Hırvat-ist-an Pavyo n u Begovic ilk u luslararası çalışma­ ları olan Aichi - Japonya'da düzenle­ nen EXPO 2005 için tasarladı kları H ırvatistan Pavyonu'nu izleyicilerle paylaştı.


Şubat 2010

Bu çalışmada ilk kez sanatçı lada birlikte bir çalışma gerçekleştir­ diklerini söyleyen Begovic bu ilk uluslararası deneyimi şöyle özetledi : " Yarışma sonucu kazandığımız bu projeyi önümüzde duran çok önemli bir iş olarak gördük. Japonlar arazi­ nin kullanımı konusunda çok hassas davranıyorlardı ve çağdaş yaklaşım­ lar istiyorlardı . Ü l keminizin bize ver­ diği kültürünün yanı sıra EXPO'nun ruhunu da yansıtmalıydık. Birçok sanatçıyla işbirliği yaptık. Pavyona g i ren ziyaretçilere 1 5 dakika içinde ülkem izdeki her şeyi göstermeliydik. " Kaustik" adı verilen grafik tasarımla ziyaretçilere H ırvatistan ' ı n üzerinden uçuyormuş gibi bir his verdik.

·;: .!!!. :c.. u

u.

.., �

>Cil

o

ö

u.

·u; Cl>

E

Cl>

c

Cl> N '" o -

c.

ll) .. >

it

önemli projelerinden biri olarak niteledi­ ğ i Memorial Bridge projesinde ise de­ ğişik bir yöntem izlediklerini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: " Eski kent merkezine çok yakın olan bu alanda anıtla eski kenti birleştirmemiz gereki­ yordu . Biz de önce yapıp sonra getirip buraya monte etmeye karar verdik. 2 , 5 yıl boyunca uğraştık v e 2 - 3 ay içerisin­ de yapıp kurulumunu yaptık. Öncelikle dijital ortamda tasarlad ık, sonrasında bir tersanede üretimini gerçekleştirdik. Üstün teknoloji kullan­ dığımız bu projede malzemeler de çok önemliyd i . Malzemelerle hem yataylığı hem de dikeyliği yakalamaya çalıştık. LED aydınlatmalar kulland ık. Bu proje bizim için rüya gibi bir işti ".

ise kentin yatak odası olarak tanımlad ı . Kutlamalarda d a , dini törenlerde de kullanılan halka açı k bu büyük alanı düzene sokmaları gerektiğini söyleyen Begovic, konseptlerinin alan ın sosyal özelliğini bozmadan Eski Saray ' ı n önün­ deki yüzeyi tek bir yüzey hal ine getirmek olduğunu söyledi. Begovic projenin getirdiği yank ıları ve projenin teknik özelliklerini şöyle özetledi: " B u proje medyaya yansı d ı , siyasi açıdan güzel tepkiler a l d ı ğ ı gibi protestolada da karşılaştı. Alanda yer alan Roma kalıntıların ı da koru­ maya çalıştık. Fakat bu medya deliliği U N ESCO 'ya kadar sıçradı ve Paris'e gidip U N ESCO Başkan ı ' na durumu aniatmarn gerekti. Bu projede birçok uzmanla beraber çalıştık. 6 - 7 ay bo­ yunca inşaat çalışmaları devam etti. Bu medya deliliği içinde bile bu işi bitirmeyi başardı k. Sonuçta ise basın bile bu projeyi beğendi. Projede ilk defa LED ışığını halka açı k alanda kullandık. Burası i nsanları n yatak odası gibi olduğu için temiz tutmaya çal ışıyorlar. Bu proje bizim için çok önemli, toplu­ ma hizmet etmek çok mutlu edici."

Zag re b ' de Da n s Merkezi

Pavyonu altı ay içinde iki milyon kişi ziyaret etti. Aynı projeyi 2008 EXPO Zaragoza'da da kullanmamız istendi. B u sefer ise H ırvatistan'da bir bahçenin içindeymiş hissini vermeye çalıştı k."

Memo rial Bridge 1 99 9 'da tamamlanan Begovic'in, e n

Riva Spli"t Sa h il Düze nlemesi H ırvatistan'ın ikinci büyük kenti ve Batı Roma i mparatorluğu'nun da önem­ li kentlerinden birisi olan Split'deki sahil düzenleme projesinde ise tam anlam ıy­ la bir medya savaşının ortasında kal­ d ı kları nı beli rten Begovic, proje alanını

Zagreb Belediyesi'nin eski bir sine­ ma binasını dans merkezine dönüştür­ mek istemesiyle ortaya çı kan projede Zagreb'de yer alan yaklaşık 40 adet dans şirketinin fikirlerini alarak projeye başladıklarını beli rten Begovic, bu proje üzerinden öğrencilere bir şeylerin olması için uzun seneler uğraşmaları gerektiğini söyledi. Çelik konstrüksiyonla binanın yapı­ sını korumaya çalıştı kları n ı , eski olan her şeyi kendi rengiyle b ı raktıklarını yeni olanları ise boyayla ayrıştırdıklarını belirten Begovic, dansçılar için temel merkez haline gelecek olan bu projede de grafik tasarımcı larla ve sanatçı lada çalıştıklarını söyledi . Bu proje seçkilerinin ardından ü ç büyük kentte yer alan halka açı k büyük projelerini izleyenlerle paylaşt ı : Bale kentindeki 1 50 kişilk Spor Salonu, Rijeka'daki 2 . 300 kişilik Zamet Centre, 1 2 .000 kişilik Split'deki Spaladium Center.


52

Şubat 2010

Bale ' de Spor Salo n u Topluma hizmet eden projeleri çok sevdikleri ni söyleyen Begovic, bu küçük şeh irdeki projeyi şu sözlerle an lattı: " Bale, binaları alçı ve taştan oluşan çok küçük bir şehir. Kısa zamada, kısıtlı bir bütçeyle basit detaylarla ve prefabrikasyon yöntemine uygu n bir tasarım yapmamız gerekiyor­ du. Dış cephesi şehrin özelliğini yansıtsın istedik. Fabrikada işçilerle beraber çalı ­ şarak istediğimiz g i b i bir desen yarattık ve bunu prefabrik panellere işledik. Bu alan şu anda bütün şehrin kullan­ dığı bir alan haline geldi."

Zame-t Cent-re Böylesi halka açık bir mekan için kent sakinlerinin 30 yıl beklediğini belirten Begovic, bu projenin en ilginç inşaat çalışmalarından birisi olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: " Kentte kullan ılan gelenesel taş örgüsünü modernize ederek bir desen yarattı k. Seram iği hem yatayda hem de dikeyde kullandı k . Bu desenleri kullanarak üstten bakıl ­ dığı nda "Zamet Center" yazısı ile görsel bir gürültü oluşturduk. Halk da heye­ canla bekledikleri bu merkeze büyük ilgi gösterdi."

Spalad iu m Ce nt-e r Ekibin en büyük projelerinden birisi olan ve Akdeniz kenti Split 'de konumla­ nan proje hentbol turnuvası için tasar­ lanmış. Begovic konseptlerini şöyle özetled i : " D ünya hentbol şampiyonasına 4 5 0 gün kala istenen bu proje için çok hızlı ol­ malıyd ı k ve konseptimiz basit olmalıyd ı . Şefaflı k h e r projede olduğu gibi yine bizim için çok önemliydi, en alt katta tamamen cam, üst kısımlarda ise gün ışığına göre renk değiştiren sandviç paneller kullandık." Begovic sözlerine son verirken Rijeka'da tasarladıkları henüz inşa edil­ meyen otobüs terminalinin görüntülerini izleyicilerle paylaştı. Begovic, salondan gelen , malzeme kullanımı ve yerellikle ilgili sorulara ce­ vap vererek sunumunu tamamladı .

" Gü n e ş l i Ku le ' n i n On e Ç ı k a n Yö n l e r i n d e n E n Ö n d e Ge l e n i J ü r i n i n de Uze rinde D u r d u ğ u Ya ş am Ka l i t- e s i Me s e l e s i " . .

. .

Tarih: 1 1 Şubat DERLEYEN: EMiNE MERDiM YILMAZ

Her yıl Cannes'da düzenlenen gayrimen­ kul etkinliği M I P I M ve mimarlık dergisi Architectural Review işbirliğinde veri­ len "AR M I P I M 201 0 Future Projects Awards" 4 Şubat'ta sonuçland ı . Henüz inşa edilmemiş y a d a tamam­ lanmamış projelerin katıldığı ödülde ipi göğüsleyenler arasında Türkiye'den Suyabatmaz Mimarl ı k ve projesi Güneşli Kule de var. Toplam 8 katego­ rinin yer aldığı ödülde Güneşli Kule ofis kategorisinde birinci oldu . Projenin müelliflerinden Arif Suyabatmaz ile bir söyleşi gerçekleşti­ rerek proje hakkında detaylı bilgi aldı k v e ödülü kon uştuk.


Şubat 201 0

Emine Merd i m Yı lmaz: Ö dül alan projeniz Gü neşli Kule Bağcı lar'da bulun uyor. i ncelediğimiz kadarıyla birbirini ta kip eden fa rkl ı katlar 23 kat boyunca yüksel iyor. Neden böy­ le bir form tercih ettiniz? Diğer tasa­ rım kriterlerinizden de bahsedeb i l i r misiniz? Arif Suyabatmaz: Güneşli Kule Projesi

Bağcılar'da Basın- Ekspres anayoluna dik uzanan 1 , 5 km'lik bir şerit üzerinde tasarladı ğ ı m ız üç yapıdan anayola en yakı n olan ı . Aynı zamanda arsa sahibi de olan yatırımcısının bizden istediği mevcut i mar koşulları dahilinde üreti­ lebilecek maksimum kullanım alanını sağlayan bir ofis yapısıyd ı . Arsa alanı , bölgeye ait emsal, yüksek­ lik ve imar durumu gibi veriler tasarımı­ mızın başlangıç aşamasında zaten bize yerleşebileceğimiz sınırları çiziyordu . Arsa üzerinde yükselen b i r yapının yoğu n trafiğe maruz ana yola yakınlığı­ n ı n her iki akış yönünden de algılana­ bilme olanağı sağlaması ise yerin bize sundukları arasında en fazla üzerinde durduğumuz konuyd u . Konuya yaklaşım biçimimizi v e tasa­ rımın çıkış noktası n ı belirleyenler, form arayışları ve tercih leri yerine, daha çok yer okuma üzerinden oldu. EMY: Projenizin çevresi ile olan iliş­

kisi n i nasıl yoru mlarsınız? A S : Gü neşli Kule'nin bulunduğu nokta

istanbul'un gelişmekte olan bölgelerin­ den Bağcılar'ın alt ucu. Sözünü ettiğim 1 , 5 km' lik şeridi n üst tarafında ağırl ıklı olarak konut blokları yer alırken Bası n ­ Ekspres Yol u ' na yakın a l t bölümde ise büyük üretim yapıları ve depolar, ticaret merkezleri ve bir zamanlar üzerlerinde böyle yapıların bulunduğu büyük boş arsalar bulunmakta. Güneşli Kule bu bağlamda barındırdı­ ğ ı işlevler açısından -ofis, ticaret- olma­ sı yerde bulunan bir yapı. Zaten yürürlükteki imar planları bu arsa için ofis işlevi n i öngörüyor. Zeminin kullanılması ve arsayı çevre­ leyen iki sokak arasında yaya akışının sağlanması yapın ı n çevresiyle kuracağı dolaysız ilişkinin ön koşullarıydı . Zeminde ana kütlenin aksine b u sefer yatayda uzayan ve içindeki geçitlerle iki sokak arasında bağiantıyı sağlayan

tek katlı bir ticaret kanadı sokak seviye­ sinde gerçekleşecek faaliyetlerin daha genişlemesini sağ lad ı . Yüksek yapıların alan ihtiyaçlarını kat­ larla gidermeleri ve bunun sonucunda kendi izdüşümleri d ı şı nda zeminde bı­ raktı kları tarifsiz boşlukların yaratacağ ı olumsuzluk ise boşluğa inşa edilecek ticaret bloğuyla yok edildi . Y i n e de bizce yapının çevresiyle kur­ duğu ilişkinin en kuvvetli tarafı bulundu­ ğu yere bir sonrakinin ne olacağ ına dair bir ipucu vermesi. Seli n Biçer: Son zamanlarda d ü nyada

mimarlık gündemini en az tasa rım ve uyg u lama kadar meşg ul eden konuların başında enerj i tasarrufu ve sürd ü rülebilirlik geliyor. Tasa rım sürecinde bu konulara dair ne gibi düşünceleri n i z oldu? Tamamlandığı zaman Güneşli Ku le'ye çevre dostu ve sürd ü rülebilir bir bina diyebilecek miyiz? AS: Enerji tasarrufu el bette tasarım gir­ dilerimizden biri oldu . Enerji tasarrufu genel olarak harcana­ na karşın alınan verimin artmasını sağla­ yan ve artıkları minimize eden ekipman ve sistemlerle sağlanıyor ve " Yeşil Bina" konseptinin anahtar kavramlarından biri. Enerji tasarrufu sağlayan sistemlerin birçoğunun Gü neşli Kule'de kullanıl­ ması bizim olduğu kadar işverenin de ulaşmaya çalıştığı çözümlerin başı nda gel iyor: Yapının üretiminin ve işletmesinin çevreye getirdiği yüklerin en aza in­ dirgenmesi ve yapının kullanıcı larına sunduğu yaşam kalitesinin en yüksek düzeye çı kması. Sürdürülebilirlik ise aslında bizim için tek bir bina için aldı ğ ı m ız tasarım kararları n ı n çok ötesinde tüm toplumu kapsayan uzun vadeli geniş bir konsept ve bugünün kaynaklarını tüketirken ge­ lecek nesillerin de ihtiyaçlarını karşıla­ maları gerektiğini düşünmekle ilgili. Tek bir yapının bu bağlamda sürdürü­ lebilirliğini sağlamak bir mimar için pek mümkün değ i l . Ç ü n k ü h e m üretiminde h e m de ope­ rasyonunda kullanılan kaynakları kontrol etme ve yön lendirme konusunda bir yaptırım gücümüz yok. M imarl ık tek başına sürdürülebilirlik

53

sağlayamaz. Ancak toplum düzeyinde sürdürü lebilirlik sağlanması konusunda mimarl ı ğ ı n üzerine büyük sorumluluklar düşmekte. EMY: Güneşli Ku le projesi n i n tasar­ lanması işi size nasıl geldi? AS: Bağcılar bölgesinde şu anda farklı

yatırımcı gruplar için üç ayrı proje yapı ­ yoruz. i l k projemiz iki rezidans yüksek yapısı ve G üneşli Kule'ye komşu bir arsada gerçekleşiyor. Genelde olduğu gibi farklı mimarlık büroları ndan bu proje için konsept pro­ jeler alan -bu projelerin bedellerini öde­ yerek- işverenin seçimini bizden yana kullanması ndan sonra gel işen çalışma şartları ve sonucunda ortaya çı kan mimari proje yine kendileri tarafından olumlu karşıianmış olmalı ki, ikinci proje olan bir konut yerleşkesi kon usunu (Güneşli Konutlar) ve son olarakta bu ofis projesini bizim yapmamızı istediler. EMY: Bu proje özelinde konuşmak gerekirse mimarlık ofisi-işveren i l iş­ kisini nasıl değerlendirebil i rsiniz? AS: Mimarl ı k ofisi-işveren i lişkisi asl ın­

da bir hizmet veren-hizmet alan ilişkisi. iki tarafında bu doğrultuda birbirleriyle ilişkiyi gereken hassasiyetlerle sürdür­ meye gayret etmesi ve üzerlerine düşe­ ni yapması önemli. Bu ilişkide ve beraberindeki alışveriş­ te ofis olarak mimarın işverene vermesi gereken hizmetin nitel iği ve kalitesi doğal olarak büronun mimarlık pratiği­ ne nasıl yaklaştığıyla, neleri dert edip etmediğiyle, ahlakıyla, kapasitesiyle belirlen iyor. Mimarlı k öznel bir dal olduğundan yaratıcılık, yetenek, görgü gibi paramet­ reler de rol alıyor. Aynı şeyler müşteri özellikleri olarak ta sıralanabilir. Güneşli Kule projesinde de müşteri ile olan ilişkimizin temelinde onun yatı­ rımına karşı yüklendiğimiz sorumluluğu mi marlığın ve iş dünyası nın etik kuralları dahilinde yerine getirmek yatıyor. Büromuzda ele aldığımız bütün projelerimizde öncelikle üzerinde dur­ duğumuz mesele mimarl ı k pratiğinin icrasında yüksek kalite ile tasarlanan projelerin işverenin yatırımının değerini arttıracak olması.


54

Şubat 2010

M imarın sağ layabileceği bu faydayı işverenin anladığı noktadan itibaren m i marlı k ofisi-işveren i lişkisi rahatl ıyor. EMY: " M I P I M Arch itectural Review Future Project Awards 2010"a baş· vurma fikri nasıl ortaya çıktı? i ı k kez mi başvu rdu n uz? AS: AR/M I PI M ödülüne ilk defa baş­

vurduk. EMY: Birincilik ödülü almanızı sağ· layan, projenizin öne çıkan yönleri sizce neydi? A S : Yarışma jürisinin projemiz hakkın­

da şöyle bir yorumu var, bizim elimize ulaşan: " Uzun süreli ve farklı amaçlarla kullanıma olanak sağlayan, kullan ıcıla­ rının yaşam kalitesini yükselten bu yap ı , düşey kütlesinin boşaltılması ile elde edilen yataylıkla bulunduğu çevreyle i lişki ve empati kurmaktadır." Güneşli Kule projesini bizim için öne çıkan yönlerinden en önde geleni jürinin de üzerinde durduğu yaşam kalitesi meseles i . Yaşam kalitesini yükseltmenin alet­ lerinden olan iç bahçeler genellikle gerçek anlamda kullanı l ı lan ve yapıyı zenginleştiren mekaniara dönüşmeyen etiketler olarak neredeyse her projeye etki yaratmak adına yerli yersiz yapıştı­ rı lıyor. Güneşli Kule projesi ise iç bahçele­ rini ele alış ve bu bahçeleri oluşturan farklı boşluklada yapının kütlesini oluş­ turma çabası ile bizce sıradan ofis yapı­ larına bir alternatif oluşturuyor. Diğer öne çıkan mesele de mimari projenin kalitesinin yatırımın değerin i arttırmas ı . EMY: D i ğ e r aday projeleri i nceleme şansınız oldu mu? Onlar hakkında ne düşün üyorsunuz? AS: Diğer kategorilerde birincilik ödü­

lüne layık görülen m i marl ı k büroları arası nda Atelier Jean Nouvel, Coop Himmelb(l)au, Perkins+Will, LAN Architecture gibi dünya devlerinin oldu­ ğunu biliyoru m . Ancak ö d ü l alan projeleri v e yarış­ maya katılan diğer adayları Cannes'da M I P I M etkinlikleri kapsamında incele­ me şansı nı bulacağı m .

EMY: M I PI M gibi gayrimenkul etkin·

l i klerine katılıyor musunuz? Eğer katılıyorsanız düşüncelerinizi ve izlenimlerinizi alabilir miyiz? AS: M I P I M ve benzeri gibi gayri­ menkul fuarlarına şimdiye kadar hiç katılmad ı m . Ödül töreni için gittiğ i mizde i l k defa böyle uluslararası bir platformu tanıyacağ ı m .

B i t-me y e n S e n fon i · Ay a z a ğ a K ü l "t ü r Me r k e z i Tarih: 1 6 Şubat, Mill iyet, Emıakkulisi.com, Arkitekt DERLEYEN: DERYA YAZMAN

Ayazağa Kültür Merkezi yaklaşık 20 yıldır süren bir çalışma süreci sonucu kente kazandınimaya çalışılıyor. Aynı zaman­ da konumu ve içinde barındırdığı tarihi değerler gereğince önemli bir kamusal mekan olma niteliği taşıyor. Fakat uzun seneler süren proje ça­ l ışmaları boyunca çeşitli nedenlerden dolayı uygu lanamamış ve üst ölçekli planlarda her ne kadar bir kimliğe sahip olsa da tam anlamıyla buna kavuşama­ mış bir proje. Ayazağa Kültür Merkezi'nin bitmek bilmeyen sancılı sürecini geçmişten günümüze özetlemek gerekirse: 1 987 yılında Ayazağa Kültür Merkezi'nin arazisi Kültür Bakan l ı ğ ı ' na geçti. Daha sonra 1 990' 1arın başında istanbul Kültür Sanat Vakfı (iKSV) ile bu alana bir kültür merkezi yapılması

konusunda anlaşıldı. Bu süreç ile i KSV tarafından bir davetli yarışma projesi ile bu alana yapılacak bir kültür merkezi projesinin oluşumuna karar verildi. Bu yarışma ul uslararası ölçekte bir yarışma olup, New York'tan Skidmore Owings & Merill, Londra'dan Arup Associates, istanbul 'dan Atelye "T" , Paris'ten APRAH, Troy'dan da M i noru Yamasaki Associates gibi mimarlık ofis­ leri davet edildi. O zamanlar düzenlenen bu yarışma­ nın seçici kurul üyeleri arasında Hayati Tabanlıoğlu, Tuluğ Baytı n , Doğan Tekeli gibi önemli isimler de yer alıyordu. Yarışma sonucu birinci seçilen Skidmore Owings & Merill (SOM ) m i marl ı k ofisi nin projesi şu hedefleri içeriyordu: " Davet edici bir bina arazi ilişkisi yaratmak ( " Osmanlı Külliyesi "ni anımsatacak şekilde bir model), arazi­ deki mevcut yapılardaki tarihsel havayı korumak, geniş kapsamlı kul lan ımı teş­ vik edecek bir planlamaya gitmek, lokal malzeme ve tasarım dilini taklide kaç­ madan tasanma dahil etmek, hiyerarşik konumları ve kullan ımları içerisinde iç ve dış mekanlar yaratmak, halka açık ve kapalı mekanları n ayrılmaları , maksi­ mum kullanım zenginliği ve fleksibilitesi yaratmak, en yeni akustik prensipierin uygulanması . " Bu proje 1 995 yıl ında uygulama aşamasına geçti fakat 2000 ' 1 i yıllarda yaşanan ekonomik kriz nedeni ile inşaat durduruldu. Buna ek olarak da arazinin bulunduğu askeri alanda Çinili Köşk, Süvari Köşkü ve Ayazağa Kasrı 'nın


Şubat 2010

bulunmasın ı n da ekonomik krizin yan ı sıra projeyi durduran etkenler arasında olduğu biliniyor. Yeni projenin mimarı Ertun H ızıroğlu'nun verdiği bilgiye ve yıkım kararına göre i KSV 'nin yürüttüğü inşa­ at, 65 bin metrekarelik projeyi 14 bin metrekare aşınca ve konser salonunun kotu Süvari Köşkü 'nün saçak kotunu geçince belediye inşaatı 1 998 yılında durdurmuş. Daha sonra 2006'da arazinin tahsisi i KSV'den geri alındı ve 2008'de Multi Turkmall firması ile anlaşma sağlan d ı . Halen daha devam eden proje sürecini M ulti Turkmall şirke­ ti tarafından seçilen Era M imarl ı k Ofisi gerçekleştiriyor. Proje kapsamında yapılacak olan merkezin birçok aktiviteyi gerçekleşti­ recek mekana sahi p olacağı söyleniyor. içinde klasik müzik konserleri, tiyatro, opera ve bale gibi sosyal aktivitelerin gerçekleşeceği salonların olacağ ı , kongre v e kültür ağırlıklı olarak kulla­ nı lacak yeni binanın içinde restoranlar ve toplantı salonlarında yer alacağı biliniyor. Tüm bunların yanında dans ve yoga salonları, müzik aletleri satıcıları , kitap­ çılar, galeriler ve ofisler de yer alacak. Kültür Bakanı Ertuğrul Gü nay, yaptığı bir açıklamada projenin 2 0 1 0 'da biterek hal kın hizmetine açılacağ ı n ı belirtmişti. Era M imarlık Ofisi Ayazağa Kültür Merkezi Projesi'ne yönelik çalışmala­ rına devam ediyor. Sonucu bekleyip göreceğiz . . .

At- a t- ü r k H a v a l ima n ı Te rmi n a l i Büy ü yo r Tarih: 1 6 Şu bat, Milliyet

YAZAN: FAiK KAPTAN

TAV istanbul Terminal işletmeciliği AŞ ve Devlet Hava Meydanları i şletmesi Genel M üdürlüğü arasında imzalanan ek sözleşme ile geçen yıl inşasına başlanan Atatürk Havalimanı iç ve Dış Hatlar Terminali Genişletilmesi Projesi bu ay sonunda tamalanacak. TAV istanbul Genel M üdürü Kemal Ü n l ü , 36 milyon Euro' luk projeyle 1 . 250 araçlık otopark ve iç hatlarda 3 yolcu

köprüsünün açıldığını, dış hatlarda da 3 yolcu köprüsü ile 1 8 bin 770 metrekare­ lik ek terminal alanının faaliyete geçece­ ğini söyledi. Ü n l ü , V I P salonuna 1 . 250 metrekare eklendiği n i , büyük gövdeli uçaklar için 220 numaralı köprünün de çift tünelli olarak inşa edildiğini kaydetti .

O Bi nayı Niç i n F r a n k Ge h ry Ya pma k Z o r u n d a ? Tarih: 1 6 Şubat, Akşam

YAZAN: ATILGAN BAYAR

Tamam, anladım; inan Kıraç şehre Suna K ı raç' ı n ad ını yaşatacak bir kültür merkezi hediye etmek istiyor. . . Tamam, anladım; Kadir Topbaş da, istanbul'a bir anıt bina yaptırmayı kafa­ sına koymuş . . . Tamam , anlad ı m ; bunun için e n uygun alan, Tepebaşı'nda bulunan o çirkin TRT binasının yeri . Şehrin öteki "anıt bina"larına, Ayasofya ve Sultanahmet Cam i i ' ne tepeden bakıyor. . . Tamam , anlad ı m , TRT Genel M üdürü o arazideki hissesini gerçek fiyatının al­ tına satmaya bir türlü yanaşmadığı için, takas türü çözümler bulunuyor. . . Tamam, anlad ı m , sesleri de çıkmadı­ ğına göre, doğrudur, dünya ölçeğinde anıtsal bina yapabilecek bir tek Türk mimar yok . . . Tamam, anlad ı m , H ürriyet yazarı Eyüp Can ve M i l liyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş projeye sonsuz destek veriyor. . . Tamam, anladım; konu çok önem l i , o yüzden bir mimar, elinden tutul up, ikide bir Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştürülüyor. . . A m a beni m anlamadığım, niçin istanbul'un ortasına dekonstrüktivist, şehrin mimari dokusuyla uyumsuz bir bina yapı lmak zorunda olduğu . . . Beni m anlamad ı ğ ı m , inan Kıraç' ın ifadesiyle, "Ayasofya ve Sultanahmet Camii ile konuşacak", bir bina yapılma fikrinin nereden çıktığı . . . iki dinin dinsel yapılarıyla bir " Kültür Merkezi"nin niçin konuşturulacağı . .. Benim anlamad ı ğ ı m , bu i ş için niçin dünyada 300 mimar arası nda yapı lan bir ankette "dünyanın en çok abartılan 2. m imarı" unvan ına kavuşan bir isim üzerinde ısrar edildiği . . . Benim anlamadığım, New York

55

Times mimari eleşti rmeni Herbert M uscham p ' ı n , bu mimarın, "denizden çıkmış ölü bir varlık"a benzettiği yapıtiarına niçin Paris' in, Londra' n ı n , Viyana' nın tarihsel dokuları içinde yer verilmezken, istanbul 'da pekala yer ve­ rilebileceğ i . . . Ben im anlamad ı ğ ı m , niçin bir konkur açılmadığı , neden başka mimarlara da "Ayasofya ve Sultanahmet Cami ile konuşacak" bir eser üretme i m kanı tanınmadığı? .. Ben im anlamadığım, niçin bu işi Frank Gehry adıyla tan ınan Ephraim Goldberg ' i n yapmak zorunda olduğu . . . Sanırım, beni m gibi m imariden anla­ mayan istanbullular'a, istanbul'un bu mülkü üzerine binayı yapmak isteyen inan Kıraç yanıt verebi lir. . . Fakat bir dakika, onu Frank Gehry'e yönlendiren bizzat Kadi r Topbaş imiş . . . O zaman soruyu Kadi r Topbaş'a sormak duru­ m undayız: istanbul neden "Ayasofya ve Sultanahmet Cam ii ile konuşacak" bir dekonstrüktivist (yapı sökümcü) "anıt bina"ya ihtiyaç duyuyor? Ve bu binayı niçin ve muhakkak surette Frank Gehry yapmak zorunda? Kendisi de bir m imar olan, Kadi r Topbaş, bu soru lara muhakkak surette tatmin edici bir cevap verecektir. Evet, bu tür projelerin, düşük profilli şehirle­ re kaktıları vardır. Örneğ in Gehry'nin yaptığı Bilbao M üzesi 'nin Bilbao'ya katkısı olmuştur. Ancak , yüksek kültürel profilli kentlerin merkezlerinde "tarih­ sellik dışı" anıt binaları n , bozma fonk­ siyonu da olabilir. Bu yüzden o müze, Barcelona'da değil, Bilbao'da yapılmış­ tır. Avrupa Kültür Başkenti konusunda da benzer bir karışıklık yaşanmadı mı? Macaristan' ı n Peç, Almanya' nın Essen gibi küçük şehriyle birlikte istanbul Avrupa Kültür Başkenti i lan edildi . . . Oysa, bu şehi rlerin muadil i Bursa veya Edirne olabilirdi. Ve bu projenin Bursa veya Edirne'ye çok büyük katkıları olur­ du. Sanırım, istanbul'un klasmanı da şaşırılıyor. Gehry binası da böyle bir kategori şaşkınlığının sonucu olabil i r. Büyükşehir Belediye Başkan ı ' n ı n bu konularda da söyleyecekleri vardır, mu­ hakkak . . . Sayın Başkan'a b u konuda sorular yöneltebileceği m bir mülakat yapmayı çok isterim doğrusu.


56

Şubat 201 0 .

ARK IV 1;3 u l u ş m a l a r ı - 3 · I s t- a n b u l Sa p p h i re Tarih: 1 7 Şubat

YAZAN: SELiN BiÇER

Çanakkale Seram ik & Kalebodu r spon­ sorluğunda 1 6 Şubat 201 0 tarihinde gerçekleşen ARKIV Buluşmaları ' n ı n üçüncüsü istanbul Sapphire'de yapı ldı. Buluşmaya projenin m imarı M u rat Tabanlıoğ l u ' n u n önderliğindeki toplantıya N evzat Sayın, Can Çinici, Alişan Ç ı rakoğlu, Kerem Erginoğlu, Boran Ekinci, Kurtul Erkmen, M u rat Aksu, Umut iyigün, Burak Altın ışık, lşıl Altı nışık, Pelin Özgen ve Arkitera M imarlık Merkezi 'nden Ömer Kanıpak, Beril Azizoğlu ve Emine Merdim Yılmaz katıld ı . Binanın 54. katında daha sonra res­ toran haline gelecek olan ve istanbu l ' u 3 6 0 derece seyretme i m kanı sunan te­ rasa sahi p mekanda M u rat Tabanlıoğlu projenin sunumunu gerçekleştirdi. Binanın yerleştiği arsa Büyükdere Caddesi üzerinde yer almasına rağmen Kağıthane Belediyesi 'nin sınırları içinde kalıyor. Dubai Towers tartışmalarıyla geçtiği m iz senelerde gündemden düş­ meyen bir çevrede yer alan arsa için daha önce aralarında Las Vegas tarzı 7 yıldızlı bir otelin de bulunduğu birçok farklı proje farklı mimarlık büroları ta­ rafından hazırlanmış. Bütün projelerin ortak noktası arsada yüksek bir yapının konum landırılması olmuş. Hatta burada bir inşaat başlamış, arsada hafriyat ve 3 badrum katının inşaası yapılmış. Projenin bu aşamasında devreye Tabanlıoğlu M imarlık girmiş ve projenin işlevinin konut ağı rlıklı olmasını önermiş. Tabanlıoğlu yaptığı sunumda toplam 261 metre yüksekliğe sahi p 61 katlı , narin yapının sorunlarından başka birisinin ise rüzgar etkisi olduğunu, bu problemi yapıya çift kabuk tasariayarak çözüldüğünü söyledi . iç mekanlar, d ı şta oluşturulan kabuk yardı m ı ile olumsuz meteoroloj i k koşullardan ve sesten ko­ runuyor. Bu şeffaf kabuk aynı zamanda iç mekan-dış atmosfer arasında tampon bölge oluşturuyor. Mentezler ve teknik donan ımla sağla­ nan doğal havaland ı rma sayesinde " ne-

fes alan bina", i klimlendirme için daha az enerji tüketiyor. Ayrıca dış cephe ve iç cepheler arasında çeşitli iklimlendir­ me alanları düzenleniyor, bu tampon bölüm lerde ayrıca binanın işletim des­ tek sistemleri ve mekanik sistemleri bulunuyor. Bina ayrıca otopark, alışveriş merkezi ve konut işlevlerini de içeriyor. Zemin altında yer alan 1 O badrum katının altısı otopark, zemin altı ilk 4 kat ise ise alış­ veriş merkezi ve hipermarket için kulla­ nılıyor. Yapının girişteki etekleri saydam olarak tasarlanmış, böylece gün ışığı badrum katiara kadar ulaşabiliyor.

verimliliğe ek olarak kesitte 4 , 20 metre yüksekliği ndeki kat yükseklikleri saye­ sinde aynı zamanda ferahl ı k sağlanmış. Sunumun ardından binan ın tamamlanan katları aras ından 33. ve 6 . katlar gezildi. 6 . katta yer alan Lounge'da tartışmalar devam etti. Oturumda en çok tartışılan konular­ dan biri yapının hangi tarzda bir hayata h itap ettiği üzerine oldu. " Her 3 katta bir bulunan gökyüzü bahçesine bakan konutlar arasında mahremiyet seviyesi­ nin son derece düşük olması bu hayat­ ları daha kısıtlar m ı , yoksa kişileri daha özgür kılar m ı ? " sorusuna karşı M u rat

Binanın üst katlarında 1 20 m 2 'den 1 .1 00 m2'ye kadar değişen, birbirinden farklı büyüklükte 1 77 adet konut yer alıyor. Tesisat birliği sağlanması için ıslak hacimler üst üste getirildiği halde planlar mümkün olduğunca esnek çö­ zülmüş. Residans kısmında 4 konut zonu bul u nuyor ve bu zonlar da kendi içerisinde her 3 katta bir gökyüzü bahçesi oluşturuyor. Zonlar arasında konum lanan katlarda konut kullanıcıları için çeşitli rekreasyon alanları düşünülmüş. Yapıda verimlilik çok önem kazanmış, konut kısmı nda merdivenler yapının iki yanı nda ikişer tane tasarlanmış, böylece kiralanabilir/satılabil i r alanlar arttırılmış. Plan üzerinde önemsenen bu

Tabanlıoğlu daha önce Levent Loft 'ta benzer bir senaryoyu öngördüklerini ve oradaki hayatın tahminlerinden daha rahat kabullenildiğini gözlem lediklerini anlattı. Toplantıya gelenlerin ortak görüşle­ rinden biri ise toplu konut çılgınlığının maksimuma çıktığı geçtiğimiz seneler­ de bina fonksiyonunun konut olmasının yanlış olabileceği yönünde oldu. B u yo­ rumlar karşılığ ında Tabanlıoğlu bugün olsa işvereni tarafından konut yerine ofis olarak düşünebilineceğini söyledi. Katılımcılardan birkaçı dairelerin fonk­ siyon değiştirip ofis olarak kullan ılacağı yönünde fikirlerini dile getirdiler.

ı: ı:

� ..

=­ o

CO<


Şubat 201 0

57

San F ra n s i s ko ' n u n S i s i Ta r i h m i Ol u y o r ? Tarih: 1 7 Şubat, NTVMSNBC

Kaliforniya sahilinin en önemli şehirle­ rinden San Fransisko'nun manzara resimlerine kon u olan sisi sadece " kartpostal"larda kalabilir. Kaliforniya kı­ yı larındaki serin deniz ile sıcak karasal kesimler arasındaki sıcakl ık farkı so­ nucu oluşan sis, bölgenin karakteristik iklimini temsil ediyor. Kaliforniya Ün iversites i ' nde yapılan araştırmaya göre 1 90 1 yılından beri sis oranı yüzde 56 'dan yüzde 42'ye düştü. B u da bir gündeki sis süresinin 3 saat azalmasına denk geliyor. Amerikan U l usal Bilim Akedemisi Dergisi ' nde yayınlanan sonuçlar, kıyı bölgesindeki havaalanlarında yapılan ölçümler so­ nucunda bir araya getirilen bulgulara dayanıyor. Araştırmanın yürütücüsü James Johnstone, henüz ellerinde bu olayın insan aktivitesi sonucu olduğu şeklinde bir kanıt bulunmadığını fakat sisteki düşünün nedenin kara ve deniz sıcaklığı arasındaki farkın azalmasının sonucu olduğunu kaydetti. Küresel ısınma nedeniyle aradaki sıcaklık farkının azalması ise sisin etki­ sini azaltarak soğutucu özelliğine sekte vuruyor. Bu ise bölgenin oksijen kay­ nağı Redwood Orman ı ' n ı ciddi şekilde tehdit ediyor. Ormanlar Tehdit AltındaAraştırmada imzası bulu nan Prof. Todd Dawson böl­ gedeki sisin, Redwood Ormanı ' ndaki su varlığının koru nması için kritik oldu­ ğunu ve düzenli ortaya çıkan sisin kay­ bolması durumunda ormanın tamamen yokolabilceğini açıklayarak yetkilileri uyardı .


58

Şubat 2010

U ra s & Dile k ç i S ü t" l ü c e ' d e Caml a r ı Aç ı l a n Ofis Ya p a c a k Tarih: 1 8 Şubat, Sabah Emlak

Aysir Turizm, Kazak ortağı ile Sütlüce Ofis Projesi adıyla yatırım yapıyor. Projenin m imarları Emir U ras & D u rmuş Dilekçi bölgenin karakterine uygu n ya­ tay ve camları açılan ofislerden oluşan bir proje çizdi. Bodrum Kempinski Otel i ' n i n sahibi olan Aysi r Turizm, otelin yüzde 75 his­ sesin i n alan Kazak ortağı ile birlikte son dönemde ofis ve rezidans projeleri n i n ilgi alanı nda olan Sütlüce'de bölgeni n karakteristik özelliklerinden izler taşı­ yan bir ofis projesine başlad ı . U ras & Dilekçi M i marlık tarafından tasarlanan proje 32 bin metrekare kapalı alan üze­ rinde inşa edilecek. Sütlüce Kongre M erkezi ' n i n açıl­ masın ı n ardı ndan bölgede başlayan hareketlenmeden nasibini almayı hedef­ leyen Sütlüce Ofis adını taşıyan proje bölgeni n ihtiyacına paralel olarak küçük ve ortak ölçekli şirketler hedeflenerek tasarlandı. U ras & Dilekçi M i marl ı k ortaklarından Durmuş Dilekçi projeyi bölgenin yapısı­ na uygun olarak yatay olarak planladık­ larını söylüyor.

18 Milyon Dola r ' a Malola c a k Kağıthane bölgesindeki yatay yapı­ lanmaya uygun olarak planlanan proje her biri altı kattan oluşan toplam üç yatay bloktan oluşacak. Dilekçi, her katta 250 ile 750 metrekare arasında değişen farklı büyüklü klerde kullanım alan ı yaratacakların ı belirtiyor. Dilekçi, camları açıiabi len ofis çal ışanların ı kapalı b i r alanlar sınırlamayan b i r ofis tasarladı klarını kaydediyor. Projede açık alanlara da vurgu yaptıklarına değ i nen Dilekçi, camları açıiabilen ofis çalışan­ larını kapalı bir alanlar sınırlamayan bir ofis tasarladıkları n ı kaydediyor. Projede açı k alanlara da vurgu yaptıkları na değinen D ilekçi, içeride büyük açı k alanlar v e sosyal ortamlar yarattıklarını de beli rtiyor. 18 m ilyon Dolar yatırımla yapı l ması planlanan projenin 201 0 sonunda tamamlanarak teslim edilmesi

öngörülüyor.

İç Me ka n d a S ü p riz Açıla r Dilekçi projenin konu m u n u n Haliç­ Kağıthane- Ayazağa aksı üzerinde yer alması ve yakın zamanda Büyükdere Caddesine paralel alternatif akslardan biri olağına da değ i niyor. U ras, projenin bulunduğı çevreye yenilikçi bir bakış açışı getirdiğine de­ ğ i niyor. Kağıthane bölgesi Dilekçi ise ' Cephede düzensiz dolu l u k ve boşluklarla iç mekanda süpriz bakış açı ları ya­ ratmaya çalıştık. Kul l n ı lan malzemelerin ağırl ı ğ ı ve dinginliği yapıya rafineri bir ifade kazandırıyor" diyor.

" Nit-elikli p roj e ye rine kendini i s pat- p roj esi" M i mar Dilekçi v e U ras i l e Sütlüce projesi d ı şı nda son dönemdeki m imari projeleri de kon uştu k . Dilekçi, gayrimenkul alanındaki yatı­ rım projelerinin son dönemde çok tehli­ keli bir alan yarattığını söylüyor. Dilekçi " Yatırımcılar farkiıiaşmak için projelere artık kendilerini ispat etme projeleri olarak bakıyorlar. Bu da onları tematik fikirlere doğru sürüklüyor. Tematik kurgu ise biçimsel referanslar barı ndı­ ra projelerde ortaya çıkıyor. Bunların hepsi Dubai gibi plastik bir şehir ortaya çı karıyor" diye konuşuyor. Antalya'daki turizm yapılarının adeta tematik bir dekor yarattığını söyleyen Dilekçi'ye karşı Emir U ras ise bu kav­ ramın artık metropollere de bulaştığına değiniyor. Dilekçi, istanbul gibi büyük şehirler­ de iyi niteliklere sahip konut projeleri bulmanın çok zor olduğuna değinerek " Fi rmalar artık sadece farklı bir müşteri profili yakalamak için iç mimariye yöneli­ yorlar. M i marinin çıkış noktası bu kadar ucuz değ i l " diyor.

Ofis ve Tu rizmin Çekim Me rkezi Haline Geliyo r Kağıthane Bölgesi, Büyükdere Caddesine paralel alternatif bir aks oluşturması nedeniyle son dönemde başta ofis ve rezidans olmak üzere gay­ rimenkul projelerinin çekim merkezi ha­ line geldi . Sütlüce Kongre M erkezi ' n i n açılmasıyla birlikte daha d a canlanan bölgede ilk olarak eski elektrik santral

Santral istanbul adıyla yenilenerek Bilgi Ü niversitesi'nin kampusü haline geti­ rilmiş ve bölgedeki ilk çekim merkez­ lerinden birini oluşturmuştu. Ardından Tekfen- OZ i n şaat, bölgenin karakterine uygu n ofis ve rezidans projesine baş­ lad ı . H i lton Worldwide oteller grubu ise Double Tree markası ile bölgedeki tu­ rizmden pay almak için yatırıma başlad ı . T ü m yatırımların en geç 201 1 yılında devreye girmesiyle birlikte bölgenin daha da değedenmesi beklen iyor.

Se rge Ş p it" z e r ' d e n I s t" a n b u l ' a Bi r Hediye · Mo l e c u l a r Tarih: 22 Şu bat YAZAN: SELiN BiÇER

Hasköy 'deki eski Mayor Sinagogu ' nda yer alan Malecular yerleştirmesi 20 Şubat 201 O Cumartesi günü Garaj istan bu l 'da yapılan bir etkinlikle başladı. Aslında bu yerleştirme 7 Eylül 2009'da neredeyse gizlice açılmış. işin sergilendiği mekanın çevresine ne bir işaret, ne de bir tabela konuldu ve hedeflendiği üzere kulaktan kulağa yayılarak duyuldu. Çünkü sanatçı bu yerleştirmeyi sergi ya da enstalasyon olarak nitelendirmemeyi seçmişti . içinde bir alüminyum döküm atölyesi , b i r kauçuk i malathanesi, bilardo salonu küçük bir restoran barındı ran ve depo olarak kullanılan ve adeta kaderine terk edilmiş olan mekan tarihi, ekonomik ve sosyal çağrışımlarla yüklü. Sanatçı mekanla kurduğ u ilişkiyi bir söyleşisinde şöyle dile getirmiş: " i stanbu l ' u n zaman içinde geçirdiği eko­ nomik sosyal, politik yaşamı ndaki güç­ lerden kaynaklanan değ işimin etkisiyle parçalanan mekan ı n dokusu beni çok etkiledi. Ve hemen bir şeyler yapmak istedim. Bu yerleştirmenin , tıpkı simyasal bir reaksiyonda olduğu gibi sorunlarla kay­ naşarak ve yüzleşerek gerçekliğin farklı katmanlarda okunmasın ı sağlaması n ı hedefledim". Malecular ( i STAN B U L) yerleştir­ mesi üzerine gerçekleşen tartışmaya


Şubat 201 0

sanatına dah il etmeyi düşün mediğini, ancak yaşam savaşiarına hayranl ı k duyduğunu v e bu durumun kendisini düşünmeye ittiğini beli rtti . Sanat yaşamı boyunca hiçbir işinde din temasını kullanmadığını belirten Spitzer mekanı gördüğünde bu işi yapması gerektiğini anlamış. " Benim istanb u l 'a verdiğim bir hediye" dediği işinin abartılmaması gerektiğ i n i , sade­ ce bu yerleştirme ile bu mekanın ya da Hasköy ' ü n kurtarılamayacağ ının altı nı özellikle çizdi .

sanatçı Serge Spitzer, Paris'ten Palais de Tokyo'nun direktörü Marc- Oiivier Wahler, Berl i n 'den Chipperfield Architects' in direktörü Alexander Schwarz, Londra'dan David C h ipperfield, Linz'den Lentos M üzesi Sanat Yönetmeni Stella Rollig, istanbul 'dan Ali Akay, Ferda Keskin ve Nevzat Sayın katıldı. Toplantıda katılımcı lar sırayla iş, me­ kan ve bu ikilinin çevresiyle ilişkilerini yorumladılar. Molecular ' ı n şehirlerin katmanlarını ve organi k boyutlarını

c

yansıttığı ifade edilirken başka bir yorum da işin gözlemlendikten sonra i nsanın hatıralarına yerleştiği üzerineyd i . istanbuı•un zaman içindeki parçalanan dokusundan etkilenen işin "su" gibi bir mekan yarattığına değinildi. Bir molekülün en küçük parça olup nasıl bir bü­ tünün tamamının özelliklerini taşıdığı ve bunun işe olan yansımaları konuşuldu. Herhangi bir şeyin genelleştirildikçe bir diğerine benzemesi n i n sonucu olarak öznel özelliğin önemi tartışıldı. Bu kon uşmaların ardından Spitzer, mikro ve mega yapı ların kendisini ilgi­ lendirdiğini ve esas işinin ölçekle oldu­ ğunu anlattı. Gelen soruları yanıtlayan sanatç ı , Hasköy'de özellikle sinegog çevresindeki insanların yaşamlarını

"'

u; "' "' u

�c

� iii �

>Cl o

o

LL

Serge Spitzer'in Hasköy'deki Mayor Sinagog'unda yer alan yerleştirmesi kış aylarında her gün 1 1 :00 ve 1 6:00 saatleri arasında, yılın diğer zamanların­ da ise 1 1 : 00 - 1 8 :00 saatleri arasında görülebiliyor. içinde tartışmaların da yer alacağı M alecular {ISTAN B U L) kitabı 2 0 1 0 M ayıs ayında basılacak.

New Yo r k ' a E y ü p S u l t- a n Cam i . . . Tarih: 22 Şubat, CNN Türk

New York'un Brooklyn semtinde 2003 yılı ndan beri i nşaatı devam eden Eyüp Sultan Cami ve Kültür M erkezi'nin Ağustos ayında tamamlanarak hizmete

59

g i rmesinin planlandığı bildirildi. New York Başkonsolosu Mehmet Samsar, Brooklyn Eyüp Sultan Cami Derneğ i tarafından düzenlenen ve ABD'de yaşa­ yan Tü rklerin katıldığı bilgilendirme top­ lantısında yaptığı kon uşmada, camiierin sadece dini görevlerin yerine getirildiği yerler olmad ı ğ ı n ı , Türk toplumu için birlik ve beraberliğinin sağland ığı yer­ lerden biri olduğunu söyledi. Özellikle yurtd ışında yaşayan Türk toplumu açısından Türk çocuklarının d in lerini , dillerini u nutmamaları için camiierin önemli olduğunu ifade eden Samsar, Eyüp S ultan Cami ve Kültür Merkezi ' n i n hizmete girdikten sonra sadece Ramazan'da ya da bir cenaze namazı için gelinen bir yer olmayaca­ ğ ı n ı , insanların akşam iş çıkışında veya hafta sonları çocuklarını alıp gelerek çay içebilecekleri, sohbet edebilecekle­ ri bir yer olacağ ı n ı kaydetti. Washington Din H izmetleri M ü şaviri Prof.Dr. Mehmet Paçacı da konuş­ masında, Eyüp S ultan Cami ve Kültür M erkezi inşaatında emeği geçen herke­ se teşekkür ederek, cami ve mescitleri n , Amerika'da yaşayan Türk toplumunun Amerikan kültürü altında ezilmemesi için çok önemli olduğunu belirtti. Prof. Dr. Paçacı , ABD'de yaşayan Türk toplu m u n u n birlik ve beraberliğini sağlamanın yollarından birinin cami ve kültür merkezlerinin sayısını artırmak olduğunu da ifade etti. New York Din H izmetleri Ataşesi Süleyman Doğan da yaptığı konuşma­ da, cam iierin yurtdışında Türk toplu­ munu ve kültürünü temsil eden önemli yerler olduğunu belirtti. Eyüp Sultan Cami Dernek Başkanı Kenan Taşkent ise merkezin kaba in­ şaatının yüzde 95'inin tamam landığını kaydederek, "Toplam 2 m ilyon 800 bin Dolar'a tamamlanacak camimiz için şu ana kadar 1 m ilyon dolar harcadık" diye konuştu. Merkezin tamamlandığında 800 kişi­ nin aynı anda namaz kı labiieceği kapa­ siteye sahi p olacağını beli rten Taşkent, cami ve kültür merkezi için halen ha­ y ırsever Türk toplumunun yardı miarı na başvurduklarını ve merkezi Ağustos ayında fiilen hizmete açmayı planladıkla­ rını söyledi .


60

Şubat 2010

WWF , Ke k o v a v e Ko ş i ç i n U y a r d ı Ta rih: 23Şubat, Mill iyet YAZAN: MERiÇ TAFOLAR

WWF-Türkiye (Doğal H ayatı Koruma Vakfı), Kaş ve Kekova kıyılarında 2002 'den bu yana ekonomik değeri yüksek olan lahoz ve orfoz bal ık türle­ rinin popülasyonunun azaldı ğ ı , fangri türünün popülasyonunun ise yirmide bir oranında düştüğü uyarısında bulunarak, bölgeye özgü bir koruma stratejisi geliş­ tirilmesi için çağrıda bulundu. WWF-Türkiye, 2002'de yaptığı bir çalışmayla Patara Plajı ve Üç Adalar arası nda kalan bölgenin u luslararası sözleşmeler çerçevesinde koruma altına al ındığını anımsatarak, Kaş ve Kekova arasında kalan kıyıların deniz türleri açı sından son derece zengin olduğunun tespit edildiğini belirtti. WWF-Türkiye'nin, 2006 ve 20 1 0 arası nda bölge ekasisteminin sağ lıklı olup olmad ı ğ ı n ı tespit etmek amacıyla balık, yumuşakça ve kabuklu türlerinin bölgedeki dağılımları ve popülasyon yoğ u n l u kianna yönelik araştı rma sonu ­ cunda bölgenin Akdeniz foku v e deniz kaplumbağası gibi önemli türlerin yer­ leşik popülasyonlarına da ev sahipliği yaptığ ının öğrenildiği belirtildi.

Fela ket" Uya r-ısı Araştı rmaların ardı ndan Kaş- Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi'nin orfoz, lahoz ve fangri gibi önemli bal ı k türle-

®

WWF

rinin yavrulama ve beslenme alanları olduğuna dikkat çekilirken , bölgedeki balı k popülasyon larında yaşanan azal­ maların av baskısı veya ekasistemde görülen yapısal değişikliklerden kaynak­ lanabileceğ i görüşü dile getirildi. WWF-Türkiye, " Koruma altındaki türlerin mevcut popülasyonlarının geniş­ letilebilmesi ya da en azından sabit tutu­ labilmesi için bölgeye özgü bir koruma stratejisinin gelişti rilmesi" çağrısında bulundu.

Vi z e Ka l k ı n c a AVM ' le r Rot" a y ı S ı n ı r a Çe v i r d i

gitti. Önceden hakim konumda olan AVM sahibi i ken yen i dönemde kıy­ mete binen perakendeci oldu. 50 bin metrekare kiralanabilir alana sahip bir merkezin maliyeti arsa payı hariç 1 00 m ilyon Dolar. Yatırımcı bunu 8 yılda çı karabilmek için metrekaresini 20 Dolar'dan kiraya veriyor. Arsa payıyla bu 30-35 Dolar'a çıkıyor. Küresel kriz öncesi metrekaresi 55 Euro'dan ki raya verme dönemleri geride kald ı . AVM ' Ierde yer alan 2 5 0 marka sahibi, "alternatif ol uşturma" kozuyla kiralarda büyük indirim yaptırmayı başard ı . Şimdi ise trend metrekare başı na kiralama de­ ğil cirodan yüzde vererek kiralama. Bu da ortalama cironu n yüzde 8 ' i civarı nda.

Tarih: 23 Şubat, Zaman Yazan: ibrahim Balta

iki ülke arasında vizelerin kalkmasından sonra Su riye halkı alışveriş için sınıra komşu şeh i rler iskenderun, Gaziantep ve Hatay'a gelmeye başladı. Öyle ki Suriye' nin başkenti Şam'dan çı kan bir kişi gümrük geçişi dahil 2 saat sonra Gaziantep'te oluyor. Sınır illerindeki mağazalar Suriyeliler ile dolup taşınca yen i açılacak alışveriş merkezleri (AVM) de rotayı güneydeki sınır i llerine çevirdi. AVM kiralaması yapan Kiralama Danışma Merkezi (KDM) şirketi Genel M ü dürü M u rat izci, Türkiye'de 20 1 0 yılında açı lacak 30 yeni AVM 'den 1 0' undan fazlasının güneyde­ ki sınır illerinde açılacağ ını söyled i . Yeni merkezlerin ağırlıkla güneyde açılmasının sebebini M u rat izci, 'Vizesiz geçişten sonra Suriye vatandaşlarının alışveriş için sınırdaki komşu Türk şe­ hirleri n i tercih etmesi' olarak açıklad ı . M u rat izci bu yıl iskenderun, Antakya, Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa'da yeni AVM ' Ier açılacağ ını söyledi . izci, "Artık Şam ile Gaziantep arası sadece 2 saat. Komşu ülke vatandaş­ larının alışveriş için gelmesi nedeniyle yeni AVM ' Ier bu iliere yöneldi," dedi. Halen biri Kırg ızistan'ın başkenti B işkek'te olmak üzere 15 projenin kira­ lamasını yaptıkları nı belirten izci, kendi projelerinin de S uriye sını rındaki illerde yoğ u nlaştığ ını ifade etti. izci 'nin verd iği bilgiye göre 2009'da AVM ' Ier kirada en az yüzde 20 indirime

Al k a z a r S i n ema s ı Ka p a n ı y o r Tarih: 25 Şubat, Mill iyet

istiklal Caddesi'nin en eski sinema salon­ ları ndan Alkazar, 1 Mart 'ta perdelerin i indirecek. Sanat filmleri ağ ırlıklı programıyla fark yaratan Beyoğl u 'ndaki Alkazar Sineması kapılarını kapıyor. Sinema yönetimi tarafından yapılan basın açıkla­ masında, " Büyük alışveriş merkezlerin­ deki son derece yüksek yatırımlarla ya­ pılan, teknolojik olanaklarla donatılmış olan ve popüler, ticari filmleri izleyiciye sunan 8 - 1 0 perdeli sinema salonlarına karşı ya da yan ıbaşında adeta kahra­ man bakkallar gibi küçük, iddiasız sanat sineması olmayı sürdürecek gücümüz ne yazık ki kalmadı , " deniliyor. Açıklamada ayrıca Kültür Bakanlığı ve Belediye'yle ilgili olarak da, " Sinema salonlarına bırakınız en küçük destek vermeyi, sinemaları birer sanat mekanı değil, eğlence mekanı olarak görüp olağan vergisel yükümlülüklerinin yanı sıra ayrıca bir de eğlence vergisi adıyla ek yükümlülük getiren, sinema salonla­ rını Amerikan film endüstrisinin popüler, ticari filmlerine mahkum eden merkezi yönetim, Kültür Bakan l ı ğ ı , Belediye yö­ netimleri adına sizlerden özür diliyoruz," cüm lelerine yer veriliyor.


Şubat 2010

Bu Bi na I n g i l i z le r ' i n Gö z ü n e B a "t "t ı .

Tarih: 25 Şubat, Yen i Şafak

Daniele Mattioli ingiltere hükümeti, Şangay Dünya Fuarı' ndaki standa yer­ leştirilen dev yapı için halkın vergilerini harcayınca ağır eleştirilere maruz kaldı. Proje, fuarda ing iltere standının gözbe­ beği olacak "Tohum Katedrali." 60 bin demir çubuktan ol uşan devasa yapı için, ingiltere 40 milyon Dolar harcad ı .

Bö y l e Ot- e l Ol u r mu ? Tarih: 26 Şu bat DERLEYEN: PlNAR KOYUNCU

Zaandam'daki yeni I n ntel Oteli şüphesiz yenilenen kent merkezindeki en dikkat çekici ve Hollanda'da bugü nlerde en çok konuşulan bina. Zaan bölgesinin sembolik yeşil ahşap yapıları hotelin tasarımcısı Wilfried van Winden (WAM architecten, Delft) için il ham kaynağı olmuş. Yapı bir noterin konutundan bir iş­ çinin kulübesine, geleneksel evlerin çeşitli örneklerinin ren kli bir yığını ade­ ta. Otel, müşterileri için kapılarını 1 8 Mart'ta açacak.

Gelene ksel Zaa n dam Evl e r i n i n Bir Yığını Wilfried van Winden oteli geçici bir ev olarak hayal ediyor. Yapı görünüşe göre Zaan bölgesinden yaklaşık yet-

miş küçük geleneksel evin üst üste koyulması ndan oluşuyor. Hotel eşsiz, tanıdık ama oriji nal ve kendine has. Sadece Zaandam'da fark edilebilecek bir tasarım ama aynı zamanda yerel geleneğin ötesine geçiyor ve onu yeni­ den canlandırıyor. Dahası , bina özellikle bu alana uygu n hale getirildi. 1 87 1 'de Zaandam'da Claude Monet tarafından yapılmış olan bir resimden esinlenen "The Blue House", son dikkat çeken şey. Genel sonuç çarpıcı, bina Wilfried van Winden'in desteklediği Fusion

Architecture (Füzyon M i marlı k) için bir örnek niteliğinde. Füzyon bugün ve geçmiş, gelenek ve yenileşme, yüksek kültür ve cehalet arasında bağlantı kur­ man ın yaratıcı bir yolunu temsil ediyor. Bu da, belirli yerel ama aynı zamanda evrensel pratiklere tekabül ederek, alışılmamış bir etkileyicilik üretir. "Ama m i marl ı k doğal olarak hareketlere de

61

doğrudan başvurur" diye belirtiyor Van Winden. " Bir tanıdığım geçenlerde 'Zaandam'a gittiğ i m ve oradaki binaları gördüğüm zaman kaçınılmaz bir şekilde bir tebessüm yayıl ıyor yüzüme,' dedi. Daha mükemmel bir i ltifat zor bulunur."

Şık Ye n i Bir Ot-elle Ye n i Bir Şe h i r Pla n ı Kuzey Hollanda Zaanstad belediye­ sinin merkezi, Zaandam şehir merkezi ve istasyon bölgesi bugünlerde kökten yeniden yapılandırıl ıyor. " l nverdan" kentsel imar şeması Soeters Van Eldonk architecten tara­ fından tasarland ı , tarihi sokak düzenini yeniden kuran , bir kanalı tekrar açan ve Zaandam' ı n kalbine sempatik atmosferi geri veren bir plan. Eyalet yol u ve demiryolunun üzerinde gelişmenin devamldığı aynı zamanda kentsel bölgeleri bu altyapıya bağladığı anlamına geliyor. Yeni otel, l nverdan planı dahilinde ilk tamamlanacak olan önemli bir yapı . 1 60 misafir odası ile beraber, otel aynı za­ manda bir bar-restoran, yüzme havuzu ve Fin saunası ve Türk hamarnı da bulu­ nan bir sağlık merkezi de sunuyor. Konferanslar için kalınacak yer eyalet yolu üzerinde inşa edil iyor ve 201 O son­ baharında tamamlanması planlanıyor. Kaplandığı alan kareye yakın bir şekil olan otelin kulesi yaklaşık kırk metre yükseklikte ve 1 1 katlı. Ahşap ve Eternit çimento lifi cephe kaplamasından yapılan bina, farklı pen­ cere düzeni, geniş çıınt ı l ı kesitleri ve ş ı k beyaz saçakları v e saçak pervazları ile de etkileyici bir görünüme sahip.


62

Şubat 201 0

Ka z u y o S e j ima + Ry u e N i s h i z awa ile Rolex � e a r n i n g Ce n t- e r Uze rine Söyle ş i Tarih: 26 Şubat DERLEYEN: TUGÇE ŞAHiN

Kazuyo Sejima ve Ryue N ish izawa'dan oluşan Japon mimarlık grubu SANAA' n ı n tasarladığı " Rolex Learning Center" geçtiğimiz gü nlerde açıldı. Bina üzerine bir söyleşi . . .

Tasa rı mın son haline kadar geçen sü reç nasıldı? ilk çalışmalarım ııda kütüphane, çok amaçlı salon, kafe ve diğer programlar çok katlı bir kule şeklinde bir araya gelmişti. Ancak sonunda, programı n da öngördüğü üzere öğrencilerin çalışabi­ lecekleri birçok alanı n tek bir zemin ve tek bir mekanda toplanmasının en iyisi olduğunu hissettik. Ancak alışılmış tek mekan çözümüne gitmedik, bütünleşik avl ular ve topografik organizasyonlarla programların ayrışmasını aynı zamanda da ilişkili olmasını sağladı k. Geniş tek mekanın aşağı yukarı dalgalanmas ı , insanların binanın merkezine ulaşabi­ leceği bir esas boşlu k tan ımlıyor. Bu binaya tek esas bir girişten ulaşmamızı mümkün kıl ıyor.

Tasa rımda çıkış noktanız ve etkilen­ diğiniz şeyler nelerdi? Parça parça oluşan bir tasarım olmad ı . Gereken programlar v e özel birimlerin ilişkileri üzerine çal ışarak en uygun biçi­ me ulaştık. Bir taraftan kendimize şunu sordu k : Nasıl bir mekanda p e k ç o k insan farklı aktiviteler yaparak birarada olabilir ve bu ndan keyif alabilir? Son şekle ulaş­ tı ktan sonra nasıl rampalar kullanılabile­ ceğim izi öğrenmek için Lozan ve isveç peyzajından merdivenler ve rampalar­ dan faydalandık.

i yi bir m i mari meka n ı n öğrenme sü­ recine katkı sağ layabileceğ i n i düşü­ n üyor musunuz? Tüm program, insanların tek bir konu üzerinde toplanabilecekleri, belki d iğer­ leriyle ilgilenebilecekleri tek bir mekan-

da bir araya geliyor, çünkü mekan tama­ men açı k ve birbiriyle ilişkili. Bu tipte bir açık mekanın yeni buluşmaları artırabi­ leceğini ve yeni aktivitelere teşvik ede­ ceğini u m uyoruz. Koridor ve sınıfların

kesin hatlarla bölündüğü geleneksel çalışma ortamlarıyla karşılaştırıldığında, burada farklı yollarla kullanı labilecek yeni mekanlar ve farklı aktif karşılaşma­ lar olacağı n ı düşünüyoruz.


Şubat 2010

The Rolex Learning Center oldukça yen i l i kçi bir bina. Müşteri n i n talebi· nin orij i nalde nasıl olduğundan bah­ sedebilir misiniz?

Bu eğitim merkezi üniversite planına bitişik olman ın yanı sı ra, kütüphane, çok amaçlı salon, kafe ve ofislerden oluşan kampüsün merkez birimi ola­ caktı. Geleneksel bir kütüphane yerine,

63

müşteri serbest ve kolay çalışma orta­ mının sağlanabileceği yeni bir mekan yaratılmasını istem işti.


64

Şubat 201 0

Yapıyı gerçekleştiri rken ka rşılaştığı· nız zorl ukları a n latabilir misiniz? Strüktür boyunca uzanan kabuk, üç boyutlu topoğrafya ve bunun programa göre ilişkisi, Japonya dışında bir bina yapmak, eğimleri n , merdivenlerin ayar­ lanması ve eğimli asansör zorluklardan bazılarıydı .

Rolex Learning Center benzersiz b i r topoğ rafyaya sahip. K i ş i n i n yaşaya­ cağı deneyimden ve nasıl kulla nabi· leceğ inden bahsedebilir misiniz? Bu yapı mimari ve topografik nitelikleri birarada barı ndırdığı için deneyimler sü­ rekli değişecektir. Bir odaya girerken ya da çıkarkenki etki m imari bir deneyim olabilir ama eğimlerden çaprazlama ya da bir füniküler ile çıkmak doğada bir tepenin üstünde olmaya daha yakın bir

deneyimdir. Ayrıca m imari elemanlarla bir topografya yaratmak, geleneksel binalarda hissedilmeyen mimari bir deneyim yaratır. Bir tepenin zirvesinde d urduğu n uıda diğer tepeyi göreme­ yebil irsiniz ancak rüzgarın hafif sesini d uyarsınız ya da başka bir yer olduğunu göremeyebilirsiniz ama bedeniniz diğer mekanla bir i lişki hisseder. Geleneksel tek mekan çözümlerinin aksine yeni ilişkiler doğurabilir ve bu da yen i mimari deneyimler yaratabilir.

Rolex Learning Center bulunduğu yerle, Lozan'ın coğrafyası ve iklimiy· le nasıl il işki ku ruyor? Mevcut ulaşım yol u kampusun dört ta­ rafı ndan da dolaşıyor. Her yönden ula­ şılabilmesi için Rolex Eğitim M erkez i ' n i n h e r tarafı açık. Binanın içinde yaratılan

peyzaj, kent ve kampüsün peyzaj ıyla birlikte gelişecek bir süreç içinde bu­ l unuyor.

Binanızın gelecekteki kullanıcı ları ve onların bu sıradışı mekana karşı beğenileri nin nasıl olması n ı bekl i· yorsunuz? Geleneksel bir bina değil, yeni; dolayı­ sıyla kullanıcıların yeni ve farklı yollarla bu binayı kullanacaklarını um uyoruz.

M üze, galeri gibi kullanımların yan ı ­ sıra bilim, m ühendislik öğrenimiyle ilgili bir bina üzerinde çalışı rken hangi fikirden etkilendi niz? insanların toplandığı, çalıştığ ı ve bilim üzerine tamamiyle yeni bir bakış açısı oluşturduğu mekanlar yaratabilme fırsa­ tından dolayı çok heyecanl ıydı k •


ACO, s i ze proj e l e r i n i zde saf cam ve doğal taya n s i a rı n veya

Avantajları • Estetik görü n ü m

se rbest alan uyg u l a m a l arı n ı n b u l u n d u ğ u , y ü ksek ka l ite l i banyo l a r i ç i n g ön ü l rahat l ı ğ ı y l a k u l lanabi leceğ i n i z g e l eceğ i n ü rü n ü n ü s u n uyor. 1 2 ' s i pas l a n m az çe l i k ve 1 8 ' i cam o l m a k üzere toplam 30 adet fark l ı ızgara model i i l e isten i l en boylarda

• Pas lan maz çe l i k • Lazer kes i m , i nce işç i l i k • Ku l l a n ı m rahat l ı ğ ı • Kolay ba k ı m

i m a l ed i l e n d u ş kan a l l arı n ı n ızgara l a rı üst ü n lazer teknoloj i s i

• Koku tutucu k i l it

i l e i m a l ed i l m e kted i r.

• Uyg u n fiyat

Ayrıca k ı r m ı z ı , mavi veya yeş i l ı ş ı k l ı d uş kan a l l arı i l e banyolarda isten i l en atmosfer yarat ı l a b i l m e kted i r.

ACO Yapı Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. istanbul (Genel Merkez) (0212) 347 52 54 (0212) 347 52 57

Telefon Faks

E-posta

info@acoturkiye.com

Ankara Bölge Müdürlüğü (0312) 426 29 44 (0312) 426 29 44 Faks Gsm (0533) 634 82 58

Telefon

E-posta

ankara@acoturkiye.com

izmir Bölge Müdürlüğü (0232) 372 88 44 (0232) 372 88 44 (0533) 558 63 37

Telefon Faks Gsm

E-posta

izmir@acoturkiye.com

Antalya Bölge Müdürlüğü (0242) 313 08 44 (0242) 3 1 3 08 44 Faks Gsm (0530) 665 1 8 26

Telefon

E-posta

antalya@acoturkiye.com

www.acoturkiye.com - www.duskanali.com

Adana Bölge Müdürlüğü (0322) 234 1 1 23 (0322) 234 1 1 23 Faks Gsm (0530) 665 18 25

Telefon

E-posta

adana@acoturkıye.com


Gü n e y S o n N o k t- a y ı Ko " Aç m ı y o r

gitmiş. Hazır değil. Beşte deil .. Resepsiyon sekizde . . Yedide niha­ yet vermiş ceketi terzi . Hemen oracıkta giymiş, ancak yetişecek . . Ve ne görsün . . Cebin üzerinde kocaman bir yağ lekesi . . " Bu ne" diye gürlemiş terziye . . "Ah bayım ah" demiş, terzi . . "Ceketi yarım saatte diktim, ama bu lekeni n ayn ısını yapabilmek beş saatimi aldı . O zamanda on takı m dikerdim .. "

Anladınız Değ i l mi? . .

Merkezi'nde dün incelemelerde l unan ve yapı lan salonları küçük ol­ duğu için beğenmeyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Güney, eski projelere göre yapı lan kültür merkezlerini eleştirdi. Bakan G ünay, " Eski projelerde bol m iktarda boş alan var. 1 O bin metreksre kapalı alanda 500 kişilik salon olur mu?" diye konuştu . Kültür merkezinin birçok eksiğinin bu­ lunduğunu belirten Günay, sorumlulara talimat vererek, eksiklerin bir an önce giderilmesini istedi .

Bü y ü k Bi r Hayal Kı rı klığı . . Ta rih: 2 Mart, Sabah YAZAN: HINCAL ULUÇ

Yeni yapılan M uhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na gittim ve hayal kırıklığına uğradım . . Yıkılmayı b i n kez hak eden, o hangar­ dan bozma eski leşin yerine, Modern Türk Tiyatrosunu kuran adamın adına yakışır muhteşem bir salon bekliyord u m . H e l e de A K M ' nin v e Ayazağa'nın acıklı durumları ortadayken ve 201 O Avrupa Kültür M erkezi istanbul'da doğru dürüst bir salon dahi yokken . . N e yapm ışlar bilir misiniz?. Çin'de 2 saatte provasız takım elbise diken terziler ünlüdür. Sabah kumaşı seçer, öğleden sonra takımı alırsınız. Amerikalı işadamı akşam büyük dev­ let resepsiyonuna gidecek. Smokini g iymiş ki, tam cebinin üzerinde koca­ man bir yağ lekesi . . Çı karmak mümkün değil. Doğru terzi­ ye koşmuş. " Bunun" demiş, "Aynısını yap bana . . Saat dörtte alırım . . "

O eski, çirkin salonu nerdeyse bire bir aynen yapmışlar. Üstelik daha kötü, daha baştan savma, daha şişirme bir kulisle . . Belediye büyük bir fırsatı kaçırmış . . Ben Topbaş'ın yerinde olsam bir daha yıktırırd ı m . Bu çirkinliğin mimarı kim, o n a dipla­ mayı kim vermiş, onu da merak ediyo­ rum. Ortaya çı kar m ı acaba?. .

B u Ar-ada . . . Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Ayazağa'yı yıkıp yerine "Arena" yapma­ ya kararlı alışveriş merkezi şirketçileri, i KSV Vakfı Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve Ayazağa'yı başı ndan beri vakıf adına izleyen mimar Doğan Tekeli'nin katılaca­ ğı bir toplantı düzenleme sözü verince "Ateşkes" i lan ettiğimi yazmışt ı m . Bir bakan i ç i n bu deyimi kullanmak istemem, hele " Dostum" dediğim birisi için. Ama Günay beni galiba uyutma niyetinde. Aradan bunca hafta geçt i . Ne s e s var, ne toplant ı . Sevgili Günay . . B e n i bilirsiniz . . Uyumam v e uyutmam . .

O l e S c h e e re n OMA ' d a n Ay r ı l ı y o r Tarih: 3 Mart

DERLEYEN: EMiNE MERDiM YILMAZ

O MA'nın Pekin'deki CCTV ve TVCC projelerinin arkasındaki isim olan Ole Scheeren kendi ofisini kurmak için or­ taklıktan ayrılacağı n ı doğrulad ı . 15 yıldır OMA'da çalışan Scheeren konuyla ilgili " Rem Koolhaas ve OMA ile olan iş birliğim benim için i nanılmaz bir tecrü­ beydi . Hem Doğu Asya hem de Kuzey Amerika'da başarılı projelere imza attık," dedi.

Yeni kuracağı efisin ismi ve yeri henüz açıklanmadı fakat Hong Kong Ü niversites i ' ne ziyaretçi öğretim üyesi olarak kabul edildiği söylendi. OMA'nın New York ofisini yöneten J oshua Prince- Ramus 1 996 yılında ortaklıktan ayrılarak kendi ofisi REX ' i kurmuştu .

Ş a t- o l u Al ı ş v e r i ş Me r k e z i E k im ' d e Ka p ı l a r ı n ı Aç a c a k Tarih: 3 Mart, Milliyet

istanbul Bayrampaşa'da içinde kongre, toplantı, gösteri, eğlence, alışveriş, konaklama gibi fonksiyonları bir arada sunacak olan alışveriş merkezi açıla­ cak. Özel likleri içinde barındıran Ora istanbul Alışveriş Merkezi 29 Ekim'de Bayrampaşa'da kapı ları nı açıyor. Bünyesinde 40 metre yüksekliğinde bir şatonun da bulunacağı temalı parka sahi p olacak projenin yatırımcısı Ora istanbul Gayrimenkul Yatırım ve Geliştirme A.Ş M u rahhas Üyesi Ah met U l u ğ , projeyi hayata geçirirken , 24 saat yaşayan bir şehir kesiti hayal ettiklerini arena, temalı park, outlet ve otel gibi biri mlerin de bu hayalin sonucunda şe­ killendirildiğini söyledi. Ora'nın Türkiye'nin ilk dev karma kullanımlı projesi olduğ unun altını çi­ zen Uluğ, " 70 bin metrekarelik arazi üzerinde, toplam inşaat alanı 360 bin metrekare olan Türkiye'nin ilk karma kullanımlı dev projesinin fikir aşaması, bir hayalden doğdu. 2000'1i yılların ba­ şında planlamaya başladığ ımız Ora' nın i nşaatına, 2008'de başladı k . Ekimde de hizmete açı lması nı planl ıyoruz" ded i .

13 , 5 Milyon Ziya r-et-ç i Hedefi Projeyle 2 bin 500 kişiye istihdam sağlanacağ ı n ı belirten U l u ğ , şunları söyledi: " Bugünkü maliyeti 330 milyon Euro olan projenin tamam landığında piyasa değerinin 450 milyon Euro olmasını bekliyoruz. Yı lda 1 3 , 5 milyon ziyaretçi ve 60 m ilyon Euro ciro hedef-


M a rt 2010

!iyoruz. Projeye sadece istanbul 'dan değil, Türkiye' n i n çevresi ndeki birçok ü l keden de büyük ilgi gösteri leceğ ini düşünüyoruz."

"Ço k k ulla n ımlı b i r m e r kez ola c a k" Ora Convent"ion Cent-e r : 2 7 bin metrekareye yayılan gösteri alanı kompleksi ve 6 bin 500 kişilik izle­ yici kapasitesine sahip. 2 1 bin metrekare üzerinde konum­ lanan Ora Temalı Park ise, Paris EuroDisney gibi dü nyaca ünlü temalı parkların da tasarımcısı Valerio Mazzoli tarafından tasarland ı . Proje içinde 4 yıldızlı Crowne Plaza ve 3 yıld ızlı Holiday I n n Express yer alıyor.

Ka p a l ı ç a r ş ı Kab u k De ğ i ş -t i r i y o r

Tarih: 3 Mart, Fatih Belediyesi, kapalicarsi.org.tr DERLEYEN: DERYA YAZMAN

Kapalıçarşı istanbul kentinin merkezinde yer alan dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşı larından biri. Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ve 1 46 1 yılında temeli atılan Kapalıçarşı , 45.000 m 2 ' 1 i k kapalı alan üzerine kurulmuş, 64 cadde ve sokağ ı , 1 6 hanı , 3 .600 dükkanı ile labirent şek­ linde konumlanmış bir merkez.

Geçmişt-e Kapalıça rşı Geçmişte burası her sokağ ında belir­ li mesleklerin yer aldığı ve bunları n da, el işi imalatı nın (manifaktür) sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari ahlak ve törelere çok sayg ı gösterilen bir çarşı idi. Günümüzde de yorgancısı ndan, halı­ cısıdan, terlikçisinden, fesçisinden tu­ tun da mücevhercisine, aktarına kadar her çeşit ticaret birimi yer alıyor. Şimdileri ise Kapalıçarş ı ' n ı n restoras­ yonu g ündemde . . . Fatih Belediye Başkanı M ustafa Demir'in 2 Aralık 2009 tarihinde ba­ sında yapmış olduğu bir açı klamada Kapalıçarşı ' n ı n sorunlarının başında çatı akması geldiğ i n i ve bu durumun Kapalıçarşı'yı çürüten bir durum oldu-

ğunu söyledi. Ayrıca çatılarda klimaların dış ünitelerinin görüntü kirliliği yarattığ ı v e buralara müdahale edeceklerini belirtti. Hedefleri arasında da 5366 sayılı yasaya göre dayanarak burayı yatay düzlemde kat mülkiyetine kavuşturmak olduğunu ekleyen Demir, yapılacak rö­ leve projeleri ile herkesin h u ku ken uy­ mak zorunda olduğu bir yönetim kurulu oluşacağını beli rtti. Arkitera M imarlık Merkezi olarak, 1 . Etap Yenileme Alanı avan ve uygulama projesinin sahibi olan Ütopya M i marl ı k ile Kapalıçarşı Restorasyon Projesi hakkı nda kısa bir söyleşi yapt ı k :

Ö ncelikle, Kapal ıça rşı Restorasyon Projesi size nasıl geldi? Kapalıçarşı 1 . Etap Yen ileme Alanı avan ve uygulama projesi işi Fatih Belediyesi'nden ihale ile alınmıştır.

. .:'., ' ..::," \\\ . ( \ \\ , -

�,.p

.....;:!"

67

i stanbul için çok önemli ve büyük bir proje. Ö ncesi ve son rası nda sık­ lıkla tartışılabilir. Böyle b i r projenin riskli olduğunu düşün üyor musu­ nuz? Projelerin tartışılma gerekçeleri çok öneml i . Tartışmalar bir proje risk deği l , geliştirici v e destekleyicidi r. Projenin değerini ve önemini ortaya koyar. Biz de projenin gerçekleştirilme süre­ cinde her tür katkıya açığız. Bu nedenle öncelikle çal ışma alan ın­ da bir ofis açtık. Kapalıçarşı'da aktif olan dernekler ile tan ıştık. Çalışman ın her aşamasının izlene­ bilmesi için bir süre sonra aktif hale geçecek olan web sitesi hazı rlık aşama­ sındadır. Çalışma sürecinde topladığımız tüm verileri halkın katılımı toplantılarıyla pro­ je paydaşları ile paylaşacağız.


68

Mart 2010

·­ -­ """

.... - -­

ı

--

.

1 !

.

\ . ...

\

..

Ya p ı K r e d i Ba n k a c ı l ı k A k a d em i s i Dü nya ı da E ğ it- im Kat-e g o r i s i n d e .. Y ı l ı n B i n a s ı .. Seçildi Tarih: s Mart

.. .

'· "

Bu proje ile neleri hedefl iyorsunuz? Her şeyden önce Kapalıçarşı ile ilgili bir projede var olmak çok önemli. Kapalıçarşı bir bütün olmasına rağ­ men günüm üze kadar yapı lan tüm mü­ dahaleler bireysel ve günlük çözümleri içermiştir. Kapalıçarşı'nın tüm verilerini elde ederek ve bugüne kadar elimizde var ol­ mayan rölövesini çı kartarak belgelerne işlemini gerçekleştireceğiz. Elde edilen veriler doğrultusunda saptanan sorunların çözümüne yönelik olarak kağ ıt üzerinde kalmayacak bir uygulama projesi yapacağız.

Proje çalışmala rı nız ne kadarlık bir süreçten oluşacak? Etaplamalar olacak mı? Proje çalışması 201 1 yılının sonuna kadar devam edecektir. iç içe geçmeler olsa da proje temel­ de üç etaptan oluşmaktadır.

Şu an projenin hangi aşamasında­ sınız?

l> c.

9,

Projem izde şu anda analiz ve rölöve aşamasındayız.

c c

c

Proje öncesi alanla ilgili ne tür analizler yapıldı? Proje sürecimiz i hale aşamasının so­ n uçlanması ile başlamıştır. Projenin i l k etabı analizlerden oluşmaktadır. Kapalıçarşı ve çevresi ile ilgili kentsel analizler, mülkiyet analizleri yapıldı. Literatür tarama çalışmaları zaten bu tür projelerin doğası gereği devamlılık göstermektedir.

Restorasyon konusunda herhangi b i r danışma n l ı k alacak mısınız? Kapalıçarş ı ' n ı n konu olduğu bir projede değil sadece restorasyon konusunda pek çok temel konuda danışmal ı k alı­ yoruz ve proje sonuçlanana kadarda almaya devam edeceğiz. Dan ışman l ı k aldığımız temel kon ular: restorasyon, sanat tarihi, arkeoloj i , hukuk, inşaat mühendisliği, halkla ilişkiler, zemin etü­ düdür.

Yapı Kredi Bankacıl ı k Akademisi, dünya­ nın en etkin ve prestijli mimarl ı k yayınları arasında bulunan Arch Daily tarafından eğitim kategorisinde Yı lın Binası (Building of the Year 2009) seçildi. 17 bin kişiye ulaşan Yapı Kredi ai­ lesinin hızlı gelişimine paralel olarak sektörün en iyi bankacılarını yetiştirme amacıyla kurulan Yapı Kredi Bankacılık Akademisi (YKBA) ArchDaily tarafın­ dan 2009 yılının eğitim alanında en iyi yapısı gösterilerek Yılın Bi nası ödülüne layık görü ldü. 2009 yılı içerisinde ArchDaily web sitesinde yayım lanan binaların oylamaya açıldığı yarışmada, eğitim, kültür, konut, ofis gibi 13 farklı kategorilerde okuyucuların en çok aday gösterdiği beş proje finale kaldı . Finale çıkan projeler arasında yer alan Y K BA binası, okuyucuların internet üzerinden kullandı kları oylar ile eğitim kategorisinde "Yılın Binası" seçildi. M i mari ve iç mekan tasarımı Teğet M i marl ık tarafı ndan yapılan ve projelen­ dirilmesi dört ay süren Y K BA binası, 9 bin metrekarelik alan üzerine inşa edildi. Finans sektörü için l ider insan kay­ nağ ını yetiştirme vizyonu çerçevesinde hizmete açılan binada, 32 sı nıf, üç anti, 1 80 kişilik konferans salonu, kütüphane, çağrı merkezi sınıfı, birebir banka şube­ sinin caniandınidığı simü lasyon sın ıfı ve oditoryum gibi mekanlar bulunuyor. Dış cephesinde yaşayan bir malzeme olan bakırın kullanıldığı Y K BA binasının bugün parlak bakır renginde olan dış cephesi yıllar içinde mat bir kahverengi­ ye, ardından da yeşile dönüşecek . Merkeze hakim olan dört ana renkten kırm ızı liderliği, lacivert bankacılığı, mor kişisel gelişimi ve sarı sosyal sorumlu­ luğu simgeleyen Y KBA'da dilek havuzu, tasarım ağaçlar, panoların yarattığ ı


69

M a r t 2010

Ebiç'e kadar devam edeceğiz. Bu ça­ lışma en az 3 yıl sürecek. Karşımızda kamulaştırmasıyla ve inşaat maliyetiyle çok ciddi bir proje var." Yapılacak sahil yolunun bir bölümün­ de ağaçlandırma çalışmalarının da yapılacağ ını kaydeden Yıldız, "Bu yol tamamland ığında insan larımız kendini tıpkı deniz kenarında, sahi lde yürüyor veya geziyor gibi hissedecek" ded i .

Kamu B i n a l a r ı Ru h s u z Tarih: 5 Mart, Zaman YAZAN: ESRA KESKiN, ELiF AKDENiZ

görsel estetiğin yanı nda Yapı Kredi'nin değerlerini temsil eden iletişim araçları bulunuyor.

Kay s e r i ' ye 3 2 km U z u n l u ğ u n d a S a h i l Yo l u Tarih: 5 Mart, Radikal

Kocasinan Belediye Başkanı Bekir Yıl d ız, Kayseri 'nin Kocasinan i lçesinde bulu­ nan Yamula Barajı kıyısına 3 2 kilometre uzunluğunda sahil yol u yapılacağ ı n ı belirtti . Yıldız, Kuşçu beldesinden başlayıp Ebiç köyüne kadar devam eden sahi l yolu projesinin hazırlandığını v e proje­ nin 3 bölümden ol uştuğ unu anlattı . Sah i l yolu çal ışmasını üç yıl süreceği­ n i ifade eden Yı ldız, şunları söyledi: "Yolun kamulaştı rmas ı , altyapısı ve 32 kilometrelik etabın açı lması 201 2 yılına kadar tamamlanacak. 32 kilometrelik sahil yol u üzerinde bir takım sosyal mekanlar, mesire alanları ve di nlenme yerleri de bulunacak. Yolu 3 kadernede 201 O, 201 1 , 201 2 yı llarında böl ümler halinde yapacağ ız. Bu yıl Kuşçu 'dan başlayıp Çevril ' e kadar getireceğiz. Daha sonraki iki adımda Çevril 'den

S ı radan alışveriş merkezleri, köprüler, stadyumlar artık yerini tasarım larıyla göz dolduran binalara bırakıyor. Hepsi görkemiyle bakanları büyülerken , okul, hastane, devlet dairesi gibi kamuya ait yapılar tasarımdaki gelişmelerden nasi­ "T1 g bini alamıyor. o � Uzun yoldan gelmiş, yorgun düşmüş � birçok insan görürüz, Haydarpaşa (') nı Garı ' nda. Sırtında çanta, bir elinde 3 !!!. bav u l , diğerinde poşetler olan bu in­ m a. sanlar, trenden indikleri an unuturlar nı 3 yorgunlukların ı . 1 03 yıl önce inşa edilen bu garın büyüsüne kapıl ır, bavul, çanta, poşet, yorgunluk dinlemez ve bir kare fotoğraf çekilirler hemen. Önünde fo­ toğraf çekilmek istenen, bakmaya dayu­ lamayan yapılar Haydarpaşa Garı ile de sınırlı değil tabii. Boğaziçi Ü niversitesi, Sultanahmet Tapu Kadastro M üdürlüğ ü , Sirkeci Postanesi bunlardan yalnızca birkaç ı. Saydığımız yapı ların ortak noktası hepsinin kamuya ait binalar olması. Bu yapı ların inşa edilmesinin üzerinden 1 00 yıllar geçmiş olmasına rağmen ilk günkü gibi büyülüyerlar görenleri. 1 03 yıl önce inşa edilen Haydarpaşa Tren Garı görenlerini hala büyülüyer Günümüzde ise teknoloj i , tasarım ve m imarideki gelişmelere rağmen inşa edilen kamu binaları, tüm soğukluğu ve griliği ile karşımıza çıkıyor. Son dö­ nemde Türkiye'nin pek çok i linde inşa edilen adalet sarayları ise bu gerçek­ liği bir kez daha gözler önüne seriyor. i htişaml ı binalar olması hedefiyle yola çıkılan binaları n , çevresine hiçbir katkısı olmad ığı gibi, mahkemelerin soğukluğu görenlerin yüzüne çarpıyor.


70

Mart 201 0

Türkiye'de yüksek sermaye grubunun yapmış old u ğ u , kamuya mal olmuş bi­ naların ilerleme kaydetmesi, hatta sivil m imari ile yarışmasına rağmen devlet kurumlarında çok gerilerde olduğumuz aşikar. Yeni inşa edilen okulların, camilerin, hastanelerin, üniversitelerin hepsi birbi­ rine benziyor. Avrupa ülkelerinde ise durum hiç de böyle değ i l . Öyle k i kam uya a i t binaların m imarisi­ nin özel kuruluşlara ait yapı ların m imari­ sinin önüne geçtiği bile oluyor. Avrupa'da hal böyle iken, Türkiye'de kamuya ait binalar neden sıradanlığını korumaya devam ediyor? M imarlar bu sorunun çözümü için Avrupa'da olduğu gibi ülkemizde de mimarlık yarışmalarının düzenlenmesini ve kamuya ait sı radan binaların değiş­ mesini istiyor. . .

Tü r k iye ' de k i kamusal binalar b i r b i r i n i n "tek r a r ı Selçuk Erdoğmuş ( M imar) : Gelişmiş ülkelerde okul, hastane, otopark, bele­ diye, adiiye binaları gibi kamusal yapılar için u lusal veya u luslararası katılıma

açık olmak üzere çeşitli m imari yarışma­ lar düzenlenir. Bu süreç mimari bürolar arasında rekabet oluşması n ı , rekabet sonucu da nitelikli projelerin ortaya çıkmasını sağ­ lar; özellikle genç mi marlar için mesleki alanın oluşmasına da katkısı olur. Ülkemizdeki kamusal yapılar ise bir­ birinin tekran oluyor ve niteliksiz yapı lar kent dokusunda yerini almaya devam ediyor. Türkiye'de de kamu binalarının yapımı için m imari proje yarışmalarının düzen­ len mesi gerekiyor. B u , yüzyılların kültürel birikimiyle oluşmuş şehirlerimiz adına çözüm üretil­ mesi gereken bir sorun olarak karşımız­ da duruyor.

Kamu binala rı kalit-eli fakat- est-et-ikt-en yo k s u n Dara Kı rmızıtoprak (Mimar) : Aslında kamusal binalarda kullanılan malze­ melerin kalitesi çok güzel fakat estetik anlamda sorunlar var. Özellikle belli metrekarelerin üzerine çıkmış kamusal binaların muhakkak birtakı m yarışmalar sonucunda ortaya çıkması kanaatindeyim. Başbakan ' ı n Atatürk Kültür Merkezi ile i l g i l i sıkıntısı n ı

bilen v e yakından takip eden bir insan olarak birçok kurulu geçme ve sivil top­ lum örgütünü aşma konusunda prob­ lemler çıktığının farkındayım. Bir yandan icran ın elinin kolunun da bağl ı olduğunu biliyorum. Ama hızlı bir şekilde yarışma yapılabi­ lir. B u işin estetik kazanmasına yardımcı olacaktır.

Kamu binal a rı i n s a nın içini kara rt-ıyor Korhan Gümüş (Mi mar): Türkiye'deki devlet daireleri ruhsuz, kamuya ait binaların tümü insanın adeta içini karar­ tıyor. Çünkü bu binalar olabildiği nce en düşük fiyata yaptınlmaya çalışılıyor. Bu konuda herhangi bir profesyonelliğe açılma gibi bir niyet yok. G üzel ve m imari yapılara ülkemizde sadece aileler ya da özel kuru luşlar ya­ tırım yapıyor. istanbul gibi güzel bir şehrin bulun­ duğu ülkemizde kamu sanata yatırım yapmıyor. Kamusal binaların kültüre açılması gerekiyor. M imarlar da özel alana hiz­ met veriyor. Bu konuda biraz sosyal soru mluluk alınmalı ve kamu teşvik edilmeli.

Devlet-, değişe n y ü z ü n ü b inalarda da göst-e rmeli Hakan Kaynar (Şeh ir-Kültür Tarihçisi): Bizler gri, dikdörtgen, asfalt bahçeli okullardan mezun olduk. Kamuya ait binalar hiçbir teknolojik yenilikten fay­ dalanmıyor. Ancak artık bir değişikliğe gidilmeli. Okullarda asfalt yerine yeşillik­ lerle kapl ı bahçeler olmal ı . Yen i eğitim sistemine uygun yeni mimari binalar yapılmal ı . Devlet değişen yüzünü bina­ larda da göstermeli. Özel kuruluşlara ait binaların işverenleri yeni teknolojiye, yeni mimariye daha açıklar. Bi naların çekici olmasına özen gösteriyorlar. Ancak kamu kuruluşlarında biçimden ziyade fonksiyon öneml i .

Birçok ş i r ket- devlet­ i h alele rine it-i b a r et-miyo r Önder Kaya (Yüksek M i mar): Türkiye'deki kamu yapıların ı n işvereni genellikle devlettir. Devlet yapılarındaki


71

M a rt 201 0

yetersizliğin iki önemli sebebi olduğunu söyleyebili riz. En önem lisi, mevcut ihale usulleridir. En uygu n fiyatla bina inşa edeni n iha­ leyi kazanması proje kalitesin i olumsuz etkilemektedir. Bu mantıksız tutum da meslekte başarılı birçok firmanın devlet ihalelerine itibar etmemesine yol açıyor. i ki nci önemli sorun ise devletin proje müelliflerinden " kontrollük hizmeti" ta­ lep etmemesidir. Bu da inşaat aşama­ sında mimarın tasarlad ığına müdahale edilmesine zem i n hazırlamakta ve proje­ nin karakterini ve işlevini kaybetmesine yol açmaktadır. .

I n ş a a -t S e k -t ö r ü n ü n I l k Kad ı n De r n e ğ i n i n Teme l l e r i A-t ı l d ı .

Tarih: 8 Mart YAZAN: ASLI

TÜFEKÇi

iş hayatında kad ı n olmanın büyük çaba ve özveri istediği düşünüldüğünde bunun inşaat sektörüne yansımalarını tahmin etmek zor olmasa gerek. Kaldı ki, Türkiye istatistik Kurumu ve­ rileri de kad ın istihdam ı n ı n en az olduğu sektör olarak inşaat sektörünü işaret etmekte. Okul sıralarında başlayan ge­ lecek sancıları, sahaya inildiğinde kadın olarak sektörde var olmanın zorlu kları karşısında meslek seçimi kon usunda doğru seçim olup olmad ı ğ ı n ı sorgula­ maya kadar varabiliyor. Erkek egemen bir sektörde sadece tasarım değil uygulama alanı nda da kendini geliştirmek, kariyerinde bu alan­ da i lerlemek isteyen kad ı n ı n işi hiç de kolay değil. Biliyoruz ki meslek hayatı boyunca hiç şantiye deneyimi olmayan kadı n lar var günümüzde. Bu belki iş verenden, belki işi talep edenden, belki şantiye şartlarından veya kültür ve eğitim farklı­ lıklarından ortaya çıkıyor. Sonuç olarak bu sektörde kad ın olmak iş hayatına 1 -0 yenik başlamak anlamına geliyor. Türkiye'de inşaat sektörünün ilk kadı n sivil toplu m kuruluşu " i nşaat v e Kadı n

Derneği (iVKAD)" işte bu sorunlara çözüm arayan yedi bayan mi mardan olu­ şan bir ekiple kuruld u . 8 M art Kadı nlar Günü öncesinde bir kokteyl ile açı lışı gerçekleşecek olan iVKAD Yönetim Kurulu Başkanı Rabia Rana ile Arkitera M i marlı k Merkezi olarak dernek hakkın­ da bir söyleşi gerçekleştirdik. Aslı Tüfekçi: i nşaat ve Kadın Derneği

( i VKAD) kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Rabia Rana: Bu oluşum hep aklım ız­ da vardı . Belki iki yıllık bir serüven bu. Yurtdışında birçok örnekleri vard ı . Örneği n , The Society of Women Engineers (SWE) 1 950, The National Association of Women in Construction (NAWIC) 1 953 ve Association for Women i n Arch itecture 1 922 yılında kurulmuştur. Emine Merd i m Yılmaz: Kuruluş aşama· sında sizinle birlikte yer a lan isimler kimler? RR: Dernek kurucularımız, Mimar Emel Özcan M ü rseloğl u (MSÜ), M i mar i lkin Bilgin Taşpı nar (ODTÜ) , Yüksek M imar Melda Gürbüz Karakişi (iTÜ), M imar N i lüfer Ustamehmetoğlu (iTÜ), M imar Özlem Kuru lar Benli (YTÜ) ve Yüksek M imar Bilge Kaya (YTÜ-BÜ). AT: Başlang ıçta sizi destekleyen,

daha sonra işbirl i ğ i içinde olduğu­ nuz kurum ve kuruluşlar va r mı? RR: Gerek iş arkadaşlarımız, gerek üniversitelerdeki hocalarımız ve d iğer kad ı n STK' lar arasında birçok sözlü anketler yaptık. Böyle bir organizasyon olsa katılır mısı nız? Bu tür bir oluşuma nasıl bakarsı nız? Türkiye'de böyle bir oluşumu destekler misi niz? soruları ile küçük bir kamuoyu yoklaması yaptık. Hocalarımızdan çok büyük destek ald ı k . Y i n e diğer kadı n STK' Iardan, Kadı n Dernekleri Federasyonu Başkan ı ' ndan ve meslektaşlarımızdan bu bağlamda olumlu "m utlaka" alı nca 2009 Aral ı k ayında resmen kurulduk. Kad ın lar günü dolayısıyla bir açılış kokteyli yapal ı m v e bas ı na duyuralım istedik. Kadın Dernekleri Fedarasyon u , Gelişim Platformu Derneği, Meslek Odaları ve sektörel firmalar destek veren kuruluş­ lardan bazıları.

EMY: Ü ye a lmaya başlad ınız mı?

Ü yel ik için bel l i kriterlerniz var mı? RR: Üyelik i ç i n özel b i r kriter aramıyo­ ruz. Yurtd ışında kadın mi marlar, kadın mühendisler olarak ayrılmış d urumda. Tabii bunlar 50-60 yıllık köklü kuruluşlar. Biz daha yeni başlıyoruz ve bu an­ lamda ayrılmayal ı m da istedi k . Ortak sahada çal ışıyoruz neden bunu birlikte başarmayalı m . Sektörde kad ı n olmanın verdiği zor­ l ukları birbirimize daha rahat aktarabile­ ceğimizi düşü nüyoruz. AT: Çok yeni olman ıza karşı katı l ı m

ora n ı nasıl? RR: Henüz çok yeni kuru lmuş olmamıza rağmen her geçen gün katılım hızla artıyor. Hedefimiz sadece inşaat sektörün­ deki kadı n ların soru n ları değil. Ekoloj i , yapı laşma, kentleşme g i b i genel so­ runlara da kad ın gözü ve hassasiyetiyle bakmayı, bu yönde çal ışmalar yapmayı amaçlıyoruz. AT: Gelecekteki projeleriniz neler·

dir? RR: Özellikle mühendislik ve m imarlık fakültelerinde okuyan başarılı kız öğren­ ciler için burs hedeflerimiz var. Sektörde kendilerini nelerin bekledi­ ğ i n i , karşılacakları zorlu klar karşısı nda nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konu­ sunda eğitimler ve seminerler vermek istiyoruz. Gençlere üniversite öncesi meslek seçimi aşamasında faydalı olabil meyi , "keşke tercihimi bu yönde kullan masayd ım" dedirtmemek için mesleğin güzelliklerini onlara aktarmayı hedefliyoruz. Sonuç olarak kad ı nların meslekleri ile gurur duymalarını istiyo­ ruz. Ayrıca, ilerideki projelerimiz arasında inşaat sektöründen olmayan kad ı n ları da demeğimize dahil etmek bulunuyor. Lise mezunu bayanlara, firmalar ve Milli Eğitimin Bakanl ı ğ ı ile de işbirliği sağla­ yabilirsek kadı n ları özellikle dekorasyon işlerinde sertifikalı ustalı k eğitimi, uzun vadede projelerimiz arası nda yer alıyor. Böylece kendilerine meslek sah ibi ola­ bilme imkanı sağlamak istiyoruz. Ama şu anda mimar mühendis dayan ışmasını gerçekleştirmeye çalışıyoruz.


72

Mart 201 0

AT: Derneğin yurtdışı bağ l a ntıları olacak mı? RR: Uzun vadede hedeflerimiz arasında yer alıyor. Gelecekte bağlantıya geçip ortak çalışma yapmak istiyoruz. Ama her şeyden önce, bizim onların 50-60 yıllık tecrübelerine ve bilgi birikimle­ rine ihtiyacımız var. Bunlar arasında daha öncede saydığım The Society of Women Engineers (SWE), The National Association of Women in Construction (NAW I C) ve Association for Women in Architecture bulun­ makta. Ayrıca The Society of Women Engineers (SWE) başkanı da bir Türk.

proje müdürü ve lider görmek istiyo­ ruz. Kad ınlar erkeklerde aynı sıralarda okuyorlar, baktığ ı n ız zaman belki okul sıralamasında ilk üçte oluyorlar fakat sonra zaman geçtikçe erkekler daha ön planda oluyor. Erkekler için daha çok fırsat söz konusu . Fakat ben kadın ların h ı rsına, becerilerine ve zekalarına çok güveniyorum . Gelecekte inşaat sek­ töründe kad ın liderlerin , yöneticilerin artacağ ına inanıyorum . AT: i VKAD ' ı n bahsettiğiniz konular

üzerine nasıl b i r etkisi olacak? Bu yönde projeleriniz nelerdir? RR: Üyelerimize mesleki gelişimlerinde

EMY: Bir mimar olarak sektörde

kadınlar ne gibi zorl uklarla karşıla­ şıyor? RR: Mezun oluyorsunuz ve sahaya iniyorsunuz. Sahada kendinizi yalnız hissediyorsunuz çünkü erkekler önyar­ gı ile yaklaşıyorlar. Belki de ustaların tepkisinden çekiniyorlar. Tabi burda erkek m ühendis ve m imar arkadaşlara haksızlık etmemek lazı m . Asl ında bu biraz kültürle alakalı . Yurtd ışında farklı mı? Hayır. Ama sayımız arttıkça tepkile­ ri de aza indirgeriz kanaatini taşıyoruz . . . Devlet istatislik Enstitüsü'nün raporuna bakıldığında kadınların istihdamı n ı n en az olduğu sektör inşaat sektörü. B u bili­ nen bir gerçek Dünya Bankası da bunu araştırmış ve inşaat sektöründe bu oran yaklaşık binde iki. AT: Peki sizce neden böyle b i r sonuç

çı kıyor ortaya? RR: Çünkü erkek işi olarak görülüyor. Her yeni mezun uygulamayı görmek is­ ter. Fakat bunun için doğru firma bulu­ nur mu bulunmaz m ı , olur mu olmaz m ı d iye h e p bir endişe içindedir. Hiç saha görmeyen kadı nlar olduğunu biliyoru m . Çoğunun içinde kalm ı ştır. Uygulamada inşaat sektörünün bir parçası ve kadın­ ların bu deneyimi yaşaması gerekli. EMY: Sizce işe alımda pozitif bir ay­ rımcı l ı k söz konusu m u ? R R : Özellikle sahada erkek elemanlar

tercih ediliyor. ilanlarını bu şekilde ve­ riyor. Gerçi artık birçok kad ın derneği de buna karşı ve bildiğim kadarıyla bu yasal olan bir yaklaşım değil. i nşaat sektöründe sahada daha çok kad ı n ,

ve kariyer hedeflerinde i htiyaçları ola­ cağına inandığımız eğitim ve seminerler düzenlemeyi, kariyer network ortamı kurmay ı , ortak platformlar yaratmayı hedefliyoruz. Ayrıca sektörel pek çok konuda da sosyal içerikli projelerimiz olacak. Etkinliklerimiz www.ivkad.org adresinden takip edilebilir.

B a n k a d a n S a n a t­ Aç ı l ım ı Tarih: 8 Mart, Sabah

Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma M erkezi ve M üzesi , Platform Garanti G ü ncel Sanat M erkezi ve Garanti Galeri, Garanti Kültür AŞ çatısı altında birleşiyor. Bu vesileyle Karaköy'deki Bankalar Caddesi üzerinde bulunan, Osmanlı Bankası M üzesi olarak bilinen, Fransız ası llı levanten mimar Alexandre Vallaury tarafından yapılan, 1 892 yılın­ da M erkez Bankası (Bank l m periale Ottomane) olarak hizmete açı lan bina, bütünüyle kültür sanatın hizmetine su­ n ulacak. Binanın ismi de Galata Binası olarak değişecek. Ayrıca Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi'nin sergi salonu nun yer ald ı ğ ı , 1 9 . yüzyıldan kal­ ma bina da elden geçiriliyor. Bu binanın yeni adı ise Beyoğlu olacak.

15 bin met- re kare Garanti Bankası Genel Müdür Yard ı mcısı Nafiz Karadere, Beyoğlu ve Galata binalarında toplam 15 bin metrekarelik alanda hizmet verileceğini söyledi. Garanti Kültür A.Ş. Program Di rektörü Vasıf Kortun ise i k i binanın işlevlerinin ayrı olacağını, Beyoğlu

Binası'nın bir "sergi makinesi" gibi iş­ leyeceğini, Galata Binası'nın ise daha çok araştı rma merkezi gibi faaliyetlerine devam edeceğini, ayrıca 1 00 bin kitap potansiyeli bulunan arşivi , m üzesi ve düzenlenecek konferans, atölye çal ış­ maları , eğitim programlarıyla fikir ve dü­ şünce üretilecek bir yer olacağını vur­ guladı. Kortun, iki binayı birbirine dijital şekilde bağlayacak program üzerinde çal ıştıklarını da kaydetti. Restorasyon çalışmaları Ağa Han ödüllü mimar Han Tümertekin tarafından yürütülüyor.

A r k i t- e r e Kamp ü s t- e · Ön c ü oğlu M ima r l ı k ' ı n Kat- ı l ım ı � le E rc iy e s U n i v e r s i "t e s i ' n d e Ge r ç e k l e ş t- i Tarih: 9 Mart YAZAN: DERYA YAZMAN

Arkitera M imarl ı k M erkezi , 201 0 yılı içinde Anadolu'daki m i marlı k fakültelerinde, m imarların katılı mıyla gerçekleşecek bir konferans serisini Medyasoft 'un deste­ ği ile başlattı. Arkitera Kampüste'nin ilk konferan­ sı, Öncüoğl u M i marl ı k ' ı n ortaklarının katılı mlarıyla 4 Mart 201 O tarihinde Kayseri Erciyes Ü niversitesi M i marl ı k Fakültesi 'nde gerçekleşti. Öncüoğlu+ACP M imarl ı k ' ı n genel müdürü Enis Öncüoğlu, Öncüoğlu M imarlık'ın kuruluşundan bu yana ge­ çen dönemden söz etti . i l k yıllarda sadece kamuya çalışan bir ofis olduğunu söyleyen Öncüoğ l u , daha sonraki yıllarda yurtd ışı projelerine yönelerek geniş bir coğ rafyaya yayıldık­ larını ifade etti. Öncüoğ lu+AC P M imarl ı k ' ı n şu anda Türkiye'de istanbul ve Ankara olmak üzere Almanya, Rusya ve Kazakistan'da ofisleri yer alıyor. 1 964 yılında kuru lan firma, genel müdür Enis Öncüoğ lu ve ortakları Önder Kaya, Cem Altınöz, Cumhur Keski nok, Claus Jungk tarafın­ dan yönetiliyor. Öncüoğl u , ürettikleri proje örneklerini aktarmadan önce firmanı n faaliyetlerin-


73

M a rt 2010

İ zmir Mavişe h i r Ş u a n uyg ulama aşamasında olan proje, konut bloklarının arsa çeperinde kon umlanması ile arsanın ortasında konut sakinleri için yeşil alan ve su öge­ si ile sosyal bir mekan yaratıldı . Fakat proje aşamasında Belediyelerle sürekli görüşülmesine rağmen uygulamada çıkan sorunlar nedeni ile revize olan bir proje. Bu nedenle projeye yönelik 4 alternatif proje üretildi.

St-. Pet-e rs b u rg Fo r u m , Ru sya

den kısaca söz etti: " Proje çal ışmala­ rının yanı sıra son 3 -4 senedir artarak devam eden mesleki etkinliklere katı­ l ımlarımız oldu." Bu etkinliklerin içinde Fransa'da gerçekleşen MAPIC Fuarı , M I P I M Fuarı ve Dubai'de gerçekleşen Cityscape fuarları gibi önemli platform­ lara katılımları olan Öncüoğlu+AC P Mimarl ı k , birçok yarışmada ödül elde eden bir mimarlık ofisi. Daha sonra Öncüoğ l u konuşmasına, firma olarak mimarlık anlayışları nı en iyi şekilde ifade ettiğini düşünd ükleri projelerinden örnekler aktararak devam etti:

8199 İst-a n b u l Ko n ut-la rı Büyükdere Caddesi ' nde konumlanan B 1 99 istanbul Konutları ' n ı n , istanbu l ' u n tarihi kentsel topoğ rafyasından ve silüetinden ilham alan tasanma sahi p bir yarışma projesi. G ültepe Bölgesi ile Büyükdere Caddesi arasındaki mekansal ayrışmayı birleştirecek bir köprü. Projede modüler entagrasyonu ve açık alanlar ile yaya sirkülasyonun en iyi şekilde organizasyonunu sağlanması arnaçiand ı.

Oslo M u se u m Oslo'da kentsel limanın yanında açı ­ l a n arsada gerçekleşen bir yarışma pro­ jesi olan Oslo M useum'da ekolojik bina tasarımı amaçland ı . Konumu ve tasarımı gereği simgesel bir yapı . Yarışma ka­ zanılmamasına rağmen üzerinde çok

konuşulması gereken önemli bir proje. Konuşmaya ortaklardan Önder Kaya devam ederek, projelerinden birkaç örnek anlatmaya devam etti:

Eczacıbaşı Ar-Ge Merkezi Bozüyük'de yarışmaya açılan bu proje ile akışkanlık, tektonik, esneklik ve teknoloji gibi kriteler doğrultusunda tasarım gerçekleşti. Yarışma kazan ıl­ mamasına rağ men, Cityscape'de ödül almış bir proje.

Bu proje ile Rusya'nın kent planlama anlayışiarına ve kriterlerine (yapıların güneş alması, bina cephe renklerinin mevcut dokuya uyumluluğu,vs.) uygun­ luğun sağlanması amaçlandı . Fakat ekonomik kriz nedeni ile beklernede olan bir proje.

" Mima rlık sadece t-asa rım d eğil . Bi rçok mesle k i d i s iplini bir a rada g e re kt-i riyo r " Erciyes Ün iversitesi M i marlık Fakültesi Dekanı'nın " M imarlı kta teknik mi yoksa tasarım m ı önemli? i kisinin bir aradalığını siz nasıl başarıyorsunuz?" sorusuna Öncüoğlu, " M imarlık sadece tasarım değil. Birçok mesleki d isiplini (işletme, h u kuk, vs.) bir arada gerek-


74

Mart 2010

tiriyor," ded i . Ortaklardan Önder Kaya da mimarlı k mesleğini sevmekle ve bu konuda kend i n i geliştirmekle bir yerlere gelinebileceği n i , kişi n i n kendi merakı sayesinde m imarlık alanında hem tekni k yönden h e m de tasarım yön ünden ken ­ d i n i geliştirmesin i n mümkün olacağ ı n ı vurguladı .

" Ku rumsallaşm a k ç o k önemli , firmamızın b u n u başa rdığına i n a n ıyo r u m " Dinleyicilerden gelen " B u kadar geniş bir çalışma kadrosuna sahip ve birçok şehi rde ofisleri bulunan bir firma nasıl organize bir şekilde çalışmayı ba­ şarabiliyor?" sorusuna Enis Öncüoğlu, firma olarak kurumsal laştıklarını ve bunun çok önemli olduğunu söyledi . " Çalışma saatlerimiz bellidir v e haftason­ ları dahil çalışm ıyoruz. Ofislerimiz ile ortaklaşa çözümler üretmek üzere koor­ dine bir şekilde çalışıyoruz." dedi. Enis Öncüoğl u ' n u n babas ı n ı n da m imar olması n ı n ona ne gibi katkılar sağladığı soruld uğunda da Ö ncüoğl u , bunun çok büyük bir avantaj olduğundan ve ondan çok şey öğrendiğinden, babasından devraldığı mesleği kendisinden sonra gelecek olan kuşaklara en iyi şekilde aktarmaya çal ıştıkları n ı söyledi. Öğrencilerden gelen bir diğer soru da, " B üyükdere Caddesi'nde bu denli yüksek yapılaşmanın burası için uygu n o l u p olmad ı ğ ı v e burasının daha n e kadar bu t ü r b i r yapılaşmayı kald ı ra-

bilecek kapasite de olduğu" konusun­ daydı . Öncüoğ l u , bu durumun çok doru olduğuna fakat ülkemizde malesef şehir planlama konusunun çok fazla etki l i olmad ı ğ ı n ı vurgulad ı . Öncüoğlu konuşmasın ı tamamlarken , m imarl ık mesleğinin bir yaşam sti li olduğu ndan ve sürekli insan ı n kendisini geliştirmesi ile başanya ulaşılan bir meslek olduğu­ n u , lisan kon usun u n da mimarl ı k bilgisi kadar önemli olduğunu ve lisan bilgileri

sayesi nde yurtdışına açı labildiklerini söyled i . Katılımın oldukça fazla olduğ u , Erciyes Ü niversitesi M imarlı k Fakültesi 'nde gerçekleşen Arkitera Kampüste' n i n bir sonraki buluşması 18 Mart 201 0 tarihinde Bursa U ludağ Ü niversitesi M i marlık Fakültesi' nde ger­ çekleşecek.

Gö s t- e r i n i n D r ama S a h n e s i Tarih: 1 1 Ma rt, Chicago Tri bune, Contract Magazine DERLEYEN: DiLEK ÖZTÜRK

Bütün bu kalabalık ve takı m elbiseler, ok­ sijen suratlar, kucak dansçıları, sıfır be­ denler ve tabi i ki, u n utmadan, ödüller. . . Hepsi sahnede yer almak zorunda. Yoksa, Jennifer An iston nasıl Brad ve Angie'nin karşısında dengede d u rabile­ cek? Kanye West nasıl Taylor Swift ' i n sözü nü kesebilecek? T i n a Fey v e John Stewart, nerede tekrar tekrar ödül alır­ ken pis pis gülümseyebilecekler? Oscar Ödül Töreni ' n i evde izleyenler içi n , bu olay tamamen bir yıldız yağmu­ rundan ibaret. Abur cuburlarla kane­ pemize yaslanır, kırmızı halıdan gelip


75

Mart 2010

geçenleri çekiştirir ve Brad Pitt ' i n sah­ nede nerede d u rduğunu kestirrnek için gözlerim izi kısarak televizyona bakarız. (Bu yazıdaki i kinci Brad Pitt ibaresi, ama üzgünüm, bunun için yapabilece­ ğim bir şey yok . . . ) Kodak Tiyatrosu'nun tasarımcısı ve mimarı David Rockwell, ikinci yılı nda, Akademi Ödülleri için sahne tasarla­ mayı göze aldı. Bu hiç de kolay bir iş değildi. Tasarı m ı , gösteri nin tamamın­ daki estetikle bütün leşmeliydi ve ayrıca gösteriye gölge d üşürmeyecek şekilde olmalıyd ı . Ama neyse ki, " H ospitality Design", bu seneki tasarımın model, kavram ve görselleşti rmelerine göz atma fırsatı yakalad ı . David Rockwelll, son o n yılını, Broadway için mekan ve çevre tasar­ lamakla geçird i . " Hairspray" ve "Catch Me If You Can" müzikallerinin sah­ neleri n i de tasarladı . Yani bu seneki Oscar ödül töreni için daha tecrübeliydi . Rockwell, " Birçok giriş yaratmak zorun­ dasınız, bir kameranı n bakış açısı ndan algılanabilecek büyük arka planlar ol­ malı ve esas olan, bir hikaye anlatmalısı­ nız, " diyerek, sahne tasarı mının önemini vurgulad ı . Rockwell, geçtiğimiz sene, kesi nlikle güzel bir şey yaptı. Bu tasarı­ mından birkaç yenilikçi eleman, bu sene de kalıcı oldu. Geçen sene, oturma üniteleri, daha "sami m i " bir his vermek için yen iden tasarlanmıştı. Rockwell'e göre, bu sene de " topluluk anlayışı"nı yansıtacak bir tasarım gerçekleşti. Sahnenin iki kadernesi var. Biri sunu­ cular, bir tanesi de müzik performans­ ları için . . . Ayrıca, Geçen sene olduğu gibi bu sene de Swarovski sahneyi par­ Iatmaya devam ediyor. Swarovski taşlar, sahnede büyük kristal bir perde şeklini aldı. Perdenin tasarımı için toplam 1 00.000 kristal taş kullanı l d ı . Rockwell, perdeyi vurgulayan şekli yakalamak için, kesi lmiş taşlar kullandıklarını belritti. Ayrıca, perdenin sahnede en dikkat çe­ kici eleman olduğunu ve bu yüzden de abartılı bir tasanma gidildiği ni söyledi. Bu sene, sahne Los Angeles'ın so­ yut-modern dekorasyonundan ilham aldı ve platin , d uman kahverengisi ve beyaz gibi renklere büründü. Zarif ışıltı lar, tıpkı yıldızların boyunlarında görmeye alışkın olduğumuz gerdanlıklar gibi, tüm sahneye yayıldı. Beyaz renk sah nesinde,

sah ne silüetinin daha iyi algı landığı be­ l i rten Rockwell, bunun da aslında moda için iyi bir zemin oluşturduğunu da söz­ lerine ekledi . Sahnede, dönen 3 adet platform, d uvarlarla kapatıldı . Bu duvar­ lar, aynı zamanda bir projeksiyon alan ı­ na dönüştü. LED ekrandan, sunucuların çıktığı sahnede filmlerden parçalar gösterildi. Sahnede kul lanı lan beyaz kumaştan yapılmış panaramik arka plan ise, yönetmenleri n , sahne derinliğini ku llanma isteklerini tatmin ediyor. Rockwell, sah ne tasarımı ile ilgili, en çok ışık kullanımından heyecan duy­ d u ğ u n u belirityor. Yansıtıcı aynalarla birlikte, sahne, daha derin bir mekan görünümünü kazanıyor. Rockwell, " i nsanların gösteriyi izle­ meleri, sunucu ve ödül kazananları sah­ nede görmeleri ve bunlardan kaynakla­ nan güzel tepkileri almak benim için çok heyecan verici," şeklinde düşü ncelerini ifade ediyor. Sahne tasarı m ı , aslında gösterinin tamam ı n ı etkiliyor. Mekanların organi­ zasyonu, tüm gösteriyi yönlendiriyor ve bizim seyrettiğimiz şey, haftalarca düşünülmüş, yazı lmış, çizilmiş çalışma­ ların bir sonucu ... Sahnenin, insanların kendilerini rahat hissetmesi, yu karıda, gururl u , heyecanlı hissetmelerini de sağlayan bir fonksiyonu var. " Gösterinin draması hiç belli olmaz. Kimin ne zaman, nasıl davranacağ ı nı önceden kestiremezsiniz. Zaten Oscar' ı n en büyüleyici anları da span­ tane olanlar. . . Spontane anları planla­ yamazsınız, ama insanların rahat hisse­ debilecekleri, kendilerini topl uluğun bir parçasıymış gibi hissetmelerini sağlaya­ cak mekanlar yaratabilirsiniz." Rockwell, bu sözleriyle tasarladığı çevreden ne kadar heyecan d uyduğunu da belirtiyor. Oscar ödül töreninde, her şekilde, yıldızlar, parlayan tek şey olmad ılar. . .

Çat- ı l a r d a I n s a n Bo y u n d a Çı p l a k Hey kelle r Tarih: 1 2 Mart, Radikal

New York ' ta, bazı binaların çatılarına ve bazı meydanlara çağdaş sanat çalışma­ sı kapsamında insan boyunda nü hey-

keller yerleştirildi. ingiliz sanatçı Antony Gormley'in tasarladığı ve düşmek üzere olan insan izlenimi veren bu erkek hey­ kellerin üçü, dün ve bugün binaların çatıları na yerleştirildi. Sanatçının vücu­ d undan hareketle tasarlanmış toplam 31 heykelin, aralarında Empire State binasının da bulunduğu New York'un tanınmış binaları ile meydanlarına yer­ leştirileceği beli rti ldi.

B i r Mima r l ı k E l e ş "t i rme n i B i r Diğe r i n e Savaş Aça r s a Tarih: 1 5 Mart, Design Observer YAZAN: ALEXANDRA LANGE ÇEviREN: PlNAR KOYUNCU

Geçenlerde bir editöre, üniversiteden me­ zun olduğumda hayalimin mimari eleş­ tirmen olmak olduğunu söylediğimde, güldü. Bana değil (sanm ıyorum) ama kaderine terk edilmiş olan bir mesleğe talip olma fikrine . . . internet ortamında hem herkes hem de hiç ki mse birer eleştirmen ve m imarlık konuşmaları -ge­ nelde binaların yokluğunda- h ızla çoğa­ lıyor. Yine de hala sayılabilecek birkaç mimarlı k eleştirmeni var ve The New York Times' tan Nicolai O u roussoff muhtemelen en güçlüsü (tek rakibi, şu anda The New Yorker'da olan selefi Paul Goldberger). Ouroussoff ' un mi­ marlıkla ilgili her yerde ve sık sık yazma fı rsatı var. Konuyla pek de ilgili olmayan insanlar tarafından ve önemli insanlar tarafından okun uyor. Ouroussoff son m imari eleştirmeni mi olacak sorusu , şunu söylemeyi daha da zorunlu hale getiriyor: "O yeterince iyi değ i l . Kalpleri veya zihinleri kazanmıyor." 1 985'te Michael Sorkin Viiiage Voice'te " Neden Goldberger Bu Kadar Kötü" başlıklı bir makale yazdı . Paul Goldberger'in


76

Mart 2010

Times Meydan ı ' n ı n müstakbel yapıları hakkında son zamanlarda Times'da çıkan sütu nlarından bir kısm ı , Sorkin ' i kişisel saldırı d u rumuna soktu. E l e aldı­ ğ ı konu tasarı mlar değildi, gerçi masif, tekrarlanan J ohnson/Burgee bi naları gerçekten berbattı , ama esas konu Goldberger'in onların yanında veya karşısında yer alma beceriksizi liği idi. "Goldberger çelişkili görüşlerin varlı ğ ı n ı görüşünün ol maması meziyetini göster­ mek yoluyla, ustaca sunuyor," diye yazdı Sorkin, " Stratejisi her konumu almak." Şimdi , ben 1 980' 1erin M ichael Sorki n ' i gibi huysuz veya eğlenceli değ i l i m , a m a öfkesini paylaşmadan da edeme­ yeceğim. Goldberger ile ilgili olarak onu öfkelendiren , Goldberger'in kendi d üşüncesini açıklamadaki beceriksizliği ve güç karşısında doğruları konuşmayı reddetmesi (Philip J ohnson' ı n yöntemi ile) idi. O u roussoff ile ilgili olarak beni öfkelendiren ise, kısmen bunun tersi. Ouroussoff ' u n tasarım ile ilgili bir görüşü var, ama yazdığı eleştiri yazıları bu görüşten fazlasını sunm uyor. Yaklaşımı (biraz tarih, daha az politika, ara sıra şehircilik) eleştirinin rolün ü sadece m i marl ığın görünümü üzerine yorum yapmaya indirgiyor. Görünümün sattırıcı özellik olduğu patlama yılları için o mükemmel bir eleştirmen olabil i r, ama bu resmi, küresel yaklaşı m sıkın­ tılı dönemlerde uygu nsuz görünüyor. Değerlend i rme kriterleri benim için hiç­ bir zaman açık değildi, ta ki bu makale için kolları sıvayana kadar. O n u tekrar okuyarak, bir özelliği hakkında yaygı n savunmalar b u l d u m : " Ye n i ." Eğer sattığı şey buysa, onu alıyorum. Üç sebepten dolayı: Nerede yaşadığını bimiyoruz, güvenilmez biri ve (yeterince) umursa­ m ıyor.

New Yo r k ' "ta Yaşıyormuş Gibi Gö rü nmüyo r Times m imarlık eleştirisi şehi r polis memurları v e politikacılar i ç i n olduğundan, yerellik bir gereklilik olmalı. O u roussoff buraya 2004'te, Los Angeles Times'ta Herbert Muschamp'ın yerine geçmek üzere işe alındığı zaman taşınmış olmalı ama hiç çevresinden bahsettiğini, sevdiği bir park veya plaza veya kentin hepi­ mizin kullandığı kaldırımlarından söz

ettiğini hatı rlamıyorum. Alice Twemlow geçenlerde Design Observer'da en iyi tasarım eleştirisinin kullanıcı tecrübesi­ ne ve mütevazi dile dayandığını ve aynı standard ı n m imarl ı k eleştirisine de uy­ gu lanabileceğini ileri sürd ü . Eleştirilerin nereden geldiğini bilmek, özelli kle kentsel kon ularda, kişisel olarak onla­ rın neyi tercih ettiğini bilmeye yardı m eder: yüksek binalar veya k u m taşın­ dan yapılar, büyü k veya küçük parklar. Ouroussoff koşuya çıkar mı? Köpeği var mı? M etroya biner mi? Mimarlıkla ilgili olmadı kların ı düşünen okurları işin içine katmak için en kolay yol paralel bir tecrübe sunmaktır, örneğ i n bir bi naya bir yabancı gibi yürüyerek yaklaşmak gibi. Kişisel ifşa talep etmiyorum - ki LA Times'ta Ouroussoff ' u n yerine geçen Christopher Hawthorne ailesinden bahsettiği zaman beni cezbeder - ama bizim gerçekliğimizde yaşad ı ğ ı n ı hisset­ mek istiyoru m . B unca zamandan sonra, nadiren ayakları yere basıyormuş gibi yazıyor. Aşağ ıdaki paragraflar Brooklyn'deki masif Atlantic Yards projesi için O u roussoff 'un eleştiri yazılarından al ındı. ilk eleştirisinden O u roussoff ' u n Brooklyn'de h i ç b u l u n u p bulunmad ı ğ ı belirsizdi , bizim m imar Frank Gehry ' n i n taraftarı olduğumuzu düşünmüş olmalı. 5 Temmuz 2005'te şöyle yazdı : Frank Gehry ' n i n yeni tasarımı, 1 9.000 kişi l i k Nets sahasına bağlanan 21 dönümlük yüksek binalar koridoru on yıl lard ı r önerilen belki de en önemli kentsel gelişim planı. Eğer onaylanırsa, Brooklyn siluetini kökten değiştirecek, kentin Manhattan 'a kültürel bir rakip olarak ortaya çıkışını yeniden doğrula­ yacak. Buna Brooklyn halkı n ı n tek bir cevabı olabilirdi: Frank Gehry ' n i n doğrulaması­ na ihtiyacımız m ı var? Bazıları, özelli kle kent plancısı Jane Jacobs' u n yan ındakiler, gelişmeni n çok büyük olmasından şikayetçi olacak. Ama kentler güzelliklerin i farklı ölçekie­ rin karışımından alı rlar; kişi gelişmenin itici biçimlerini Brooklyn'in kültürel açıdan yüksel mesi nin simgesi olarak görebilir. Burada Ouroussoff harika bir kur­ nazlı k sergiliyor, muhalefeti bir grup Jacobsçu d uygusal olarak (yanlış)

tan ımlıyor ve bize Gehry ' n i n yeni m imar­ l ı ğ ı n ı n kentin en iyi temsilcisi olacağ ını bildiriyor. Bu kum taşları anlaşılan o kadar gerici ki bunlar ve projenin var olan içeriği sadece üç cümlelik bir pa­ ragraf gerektiriyor. Ouroussoff hiçbir zaman okurları n ı Fiatbush ve Atiantik caddelerinin rüzgarlı, iyi ticaret yapılan köşesindeki bu alanı n önemine yönlen­ d irmeye zahmet etmedi . Doğal olarak Brooklyn blogcuları bu eserle, geçerli ve komplocu sebeplerle olaylı bir gün geçirdiler. Daha sonra O u roussoff Times kari­ yerindeki daha da sert yazılarından bi­ rinde, Gehry'e tehlikeli görüşten uzak­ laşması n ı söylediği zaman düzeltmeler yapmaya çalışacaktı. 2 1 Mart 2008'de şöyle yazdı : Hiçbir gelişme şu anda masada olan tasarım ı inşa etmeye tercih edilemezdi . Can sıkıcı olan şey, rakipierin çok az seçeneği var gibi görü nmesi. Bunu d u rd u rmak için umumi bir kampanya başlatabiliriz. Forest C ity Ratner' i n daha çok parayla ortaya çık­ ması için dua edebiliriz . . . " Biz"in kullanımı ürkütücüydü , Ouroussoff kendini bir anda rakiplerle aynı hizaya getirmişti , ama gerçekte Frank Gehry ' n i n itibarı kon usunda " bi­ zim" seçeneklerimiz kadar endişeliyd i . Bay Gehry, öte yandan , çekip gidebi­ lir ... Ama uzaklaşmasıyla yalın bir gerçe­ ğ i ifade edecektir: Bu noktada Atlantic Yards gelişiminin New Yorklular'a söz verilen projeyle hiçbir alakası olmuyor. Gehry'nin dikkat çekici kariyeri boyun­ ca kendine koyduğu standartları da yükseltmiyor. Ouroussoff hiçbir yazısında kesişimi var olduğu gibi veya Brooklyn' i n yen i ­ d e n doğuşuyla ilgili kişisel tecrübe su­ nan bir şekilde tanı m lamad ı . Tüm bildiği kendi makalesinde okuduklarıymış gi­ biyd i . Ofiste maketleri görebilirdi. Frank Gehry ile konuşabilirdi. Yeterli olacaktı. Geçen sene Paris'te çeşitli ünlü m imar­ ların yeniden gelişme alanlarında dola­ şı rken çok daha çoşkulu ve hususi idi. ilk Atlantic Yards makalesi Ouroussoff ' u Muschamp ve Goldberger gibi bir karakter olarak kabu l ettirmeye yönelikti. M uschamp'ın Rem Koolhaas, Frank Gehry, Peter Eisenman ve Diller + Scofidio'yu da


M a rt 2010

içeren önemli isimler listesini sürekli tekrarlaması o kadar dikkat çeker hale geldi ki, bu durum M ichael Sorkin ' i bu m imarların kaç defa o sütunlarda anla­ tıldığını yayınlamak için kışkırttı. Eğer Ouroussoff'un hasılatını bir liste haline getirecek olursak, isimler biraz değişik olacaktı, ama vurgu aynı kalacaktı: Gehry 'ye, Zaha Hadid'e, Jean Nouvel'e evet; henüz ismini duy­ mad ığınız kişilere hayır. O halde çev­ resi u luslararası mimarlık mesleğinin değ işen dünyası ol uyor. Büyük ismin etkisi nerede varsa, oraya gidiyor (son zamanlarda Boston' a ve Basel ' e) . Bu yaklaşım sadece çağdaş mimarlığın mekansızlığa korkunç eğilimini güçlen­ dirir ve New York Times eleştirisi ni New York'tan ayırır. Bir tasarımı herhangi bir yerde yargılayabilir, ama işlevine, kent­ selliğine veya yaşanabilirliğine değer biçemez. Ayrıca tekrar ziyaret etmesi ihtimali yoktur, çünkü bu bir uçuş daha gerektirecektir. Ouroussoff, Zaha Had i d ' i n Roma'daki 2 1 . yüzyıl sanat müzesi MAXXI 'yi eleştirdiğinde, en iyi yaya yaklaşımının Via Luigi Paletti yolundan olduğunu önermişti, ama o caddeyi veya baskın nesnenin etrafını tan ı m ­ lamadan . Hadid 'den başka hakkında konuşulacak hiç birşey yoktu.

Za ha Hadid Ta rafı n d a n Ta s a rlanan MAXXI M ü z e s i i k i günlük b i r " M imarlı k önizlemesi" için Cumartesi günü halka açılacak olan MAX X I , bu kenti gök gürlemesi gibi sarsacak. Duygusal çizgileri, kentin enerjisini tam da kentin göbeğine çeki­ yor, etrafındaki herşeyi ürkek gösteriyor. M üzenin ilk sergisini gerçekleştirmeyi planlad ı ğ ı bahara kadar sanattan yok­ sun kalacak olan galeriler, herhalde eski papan ın iradesini memnun edecek bir hareketlenme yaşayacaktır. Bernini bile, zannediyorum , kıvrımları nı takdir edecektir. O papay ı , U rban V l l l ' i (1 5681 644) "artistik can yoldaşı heykeltraş ve m imar G ian Lorenzo Bernini ile bera­ ber m üsrif yeni projeler hayal eden biri" olarak tanımlamanı n ve onun MAXXI heyecanı n ı hayal etmenin tu hafl ığ ıyla ve kalitesizliğiyle başa çıkmak benim için zor. Bunlar M uschamp'ın boş laflarıydı ve gözleri binanın onun için hazır olma-

d ı ğ ı kon usundaki rahatsız edici gerçek­ ten başka yere çekmeye çalışıyordu . Ouroussoff, Times eleştirmeni olduğu için öncelikle sahnedeydi , ama o bile işinin tam olarak yapılmad ı ğ ı n ı itiraf et­ mek zorunda kaldı: Bilmediğimiz ve bir süre bilmeyeceği­ miz şey, galerilerin kalabalıkların hare­ ketine olanak tanıma ihtiyacı ile sanata kafa yormak için gereken dinginlik ara­ sındaki dengeyi nasıl kuracağ ı . Sanata kafa yormak. M üzeler zaten bunun için var, öyle değil mi? Ouroussoff ' u n maka­ lesi MAXXI 'yi " b u kentin yeni olana artık alerjik olmadığının kanıtı ve Roma'yı hala m imari kalıntıların bir kataloğu gibi gören öğrenci ve turistlere bir sitem" olarak, işleyen bir bina olmaktan daha önemliymiş gibi gösteriyor. Roma'ya da Brooklyn'e davrandığı gibi davranıyor: kıvrım l ı hatlara sahip bir U F O tarafı n­ dan uykudan uyandırıldığı için minnettar olan nostaljik bir şeh ir.

Güven ilmez Biri New York Üniversitesi'nde ve Görsel Sanatlar Okulu'nda m imari eleştiri konusunda ders veriyoru m . Güneele bağ l ı kalmaya çalışarak, s ı k

77

sık Ouroussoff makaleleri bel irliyorum . Genellikle, Ouroussoff' u n yaklaşımında ziyade, konuyu tartışı rken buluyoruz kendimizi. Nadiren, aklım ıza saplanıp kalan bir deyiş kullan ıyor, veya karşılaş­ tırmalar yapma riskini alıyor. Yazılarının duygusal eğilimi her zaman Times'ın Sanat böl ümündeki kalan kısırnlara oldukça yakı n : konuyu iyi bilen, tüm dayanakları kapsayan , ama her nasılsa meziyetsiz. Bu tarafsızlık onun eleştirel tavrını anlamayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Ouroussoff'un izini takip etmek (öğrencilerimin okuduğum uz eleştiriler için bunu yapmaları nı teşvik etsem dahi) on ları işinin ehli yazarlar­ dan yapmaktan başka bir yere götürme­ yecektir. Bu pek çok d urumda bir artı olacaktır, ama bence bu, eleştiri ile ala­ kah değil. Eleştiri nin, bir sonraki söyle­ necek şeyi sabırsızlıkla bekleyen takip­ çileri olmalıdır. Herbert M uscham p'ın yazdı klarına inanamadığınız günler bana nostaljik geliyor. Ouroussoff sadece can sıkıntısına sebep oluyormuş gibi görü nüyor. Ouroussoff'un sanatsal tutkudan yoksun olması onu tembel yazılara, kelimelere, tanımlamalara, açıklanamaz varsayım iara ve görünen,


78

Mart 2010

daha sonra tekrar görünen üretilmiş karşıtiara yöneltiyor. High Line için yazdığı oldukça niteliksiz olan yazıda, coşku ona Carrie Bradshaw'dan Bambi'ye, bazı argolu atıflarda bulunma ilhamı vermiş: Bütün bunları nostalji k duygusal bir tecrübe olmaktan kurtaran, bu bileşenleri bir araya getiren çok yönlülüktür. Sadece çalıların arasındaki demiryolu hattının parçaları hakkında konuştuğu göz önüne alınırsa, makale­ sine bir not veriyor olsaydı m öncelikle şunu sorardı m : " Bütü n bunlar" neler? Ve sonra da, kim High Line' ın nostalji k olacağ ını kim söyledi k i ? Nostalji haya­ lini, bir paragraflık bir fırtına estirerek, sadece onu yıkmak için öne sürüyor. High Line makalesindeki nostaljiyi kö­ tüye kullanmasından öyle vuruldum ki, gazete kupürlerimi dikkatle inceled i m . Tekrar tekrar nostalji ortaya çıktı , hiçbir zaman açıklanmamış, olumsuz bir şey olarak. East River Waterfront tasarım­ ları için yazd ığı benzer yazıda şöyle diyordu : Günümüzün tipik nehir kenan yerleşimleri, geleneksel sokak lambaları ve ilginç park bankları i le, kente h içbir zaman olmayan bir nostalji sızdırıyor. 1 880' 1erin sokak lambalarını yeniden üretmememiz gerektiği kon usuna katılı­ yorum . Ama "nostalji " (kimin nostaljisi? Hangi çağ , hangi m i marl ı k için nos­ talji?), bağlam olmayınca bir kuklaya, çağdaş m imarların zafer kazanmasına yarayan göz boyayıcı bir rakibe dönüşür. O u roussoff'un, Renzo Piano'nun lsabella Stewart Gardner'a ek tasarı mı ile ilgili 20 Ocak makalesinde başka bir kukla ortaya çıkar: italyan m imar Renzo Piano perşembe günü burada lsabella Stewart Gardner M üzes i ' ne ek tasarı m ı n ı göz önüne koyduğu zaman, muhtemelen birkaç kaş yukarı kalkacak. Bostan' ı n kültürel gözlemcileri değiş­ meyi iyi karşılamaz . . . H oş, korumacılar meşale ve tırmı klarını bir kenara bırak­ malılar. Kimin kaşları? Neden tırmı klar? Bostan'ın korumacı bir üsluba sahip olması klişesine inan ıyorum ama bu tür yüzeysel bir tanıtım çok basit. Ek için bir karşıtlık icat etti ve sonra da onu iki paragraflık bir alanda yok etti. Bu üretilmiş bir tiyatro oyunudur ve sadece bizim binaya erişimimizi geciktirir. Eğer tasarı mın bir kusuru varsa,

Gardner' ın hafızası nda ezilip gitmesi değil, onu fazlasıyla sayg ıyla el üstün ­ de tutmasıdır. Piano tasarımında, var olan müzenin kutsallığını korumaya o kadar d ikkat etmiş ki, kendinizi galeri­ ler arasında ziyaretçilerin günümüzde yaptığı gibi keyifle gezmek yerine, parmaklarınızın ucunda yürürken bula­ bilirsiniz. Neden tırm ıklarımızı sıradanlığa karşı kaldırmayalım? O uroussoff ' u n , Piano'nun işleri hakkındaki geçmiş makalelerini okursanız, Piano'nun çok ihtiyatlı -muhtemelen nostaljik!- oldu­ ğu tartışmasını öne sürdüğünü fark edersiniz. Burada, Piano'nun Whitney M üzesi eki hakkında: Böylesine alçak­ gönüllülük övgüye değer görülebilir. Kim kentin mimari geçmişini korumak istemez ki?Ama büyük tasarım hiçbir zaman ihtiyatlı değildir; bir korku orta­ m ı nda ortaya çıkamaz. Risk, binanın eninde sonunda fazla bastırılmış ol­ masıdır, sanki sığdırılmak için çok uğ­ raşmış gibi. Eğer Piano gerçekten bu kadar da sıkıcı ise, Ou roussoff onun işini bitirmeli, müze müdürlerini onun­ la bir daha çalışmaktan men etmeli. Ama bunu yapamaz, çünkü bazen

Piano'dan ve tarihten hoşlanır: Sonuç olarak, Morgan eki tam olgunluğa eriş­ miş olan bir ustanı n işi ve bu nedenle çelişki konusunda başı dik. Piano artık geçmişi yok etmekle uğraşmıyor; körü körüne ona tapmıyor da. Şimdiki za­ manda yaşarken, nadide hazilerinin de değerini biliyor. Sonuç kentten geri çe­ kilmeyen, ona tekrar tekrar aşık olmamı­ za sebep olan bir binadır. Belki de onu, sürekli fikrini değiştirmeye devam ettiği için bir eleştirel örnek olarak derslerim­ de ele alamıyoru m .

U mu r-samıyo rBence m imarlık duygusaldır. Korkunç bir bina görd üğ ümde, hatta sadece bü­ yük, rüzgarl ı , kontrol edilemez kamusal alanlar gördüğümde çıldırıyorum. M uschamp'ın yazılarındaki en iyi gö­ rüşlerden biri, onun da çıldı racak olma­ sıyd ı . Çirkinlik ve sıradanlık bir hakaretti. M uschamp'ın Times'taki zamanı sona erene kadar, uydurmalarından yorul­ muştum - büyük imgelem uçuşları, mi­ marlık, şiir ve film arasında sadece ken­ d isi için anlaşılır olan bağlantılar, aynı ünlü isim listesinin monoton tekrarı . . . Herkesin farklı b i r kırılma noktası


vard ı . Ama şimdi, neden tüm bunlara katlanmak zorunda olduğumuzu gö­ rüyorum . Umursuyordu , ve oldukça uzun bir süre umursamaya devam etti. Ouroussoff genelde sadece benzer büyük-isim listesini savunmaya devam ediyor. (Önemli bir istisna: " New York City, Tear Down These Wal ls," bu ma­ kalede Madison Square Garden, Javits Center, Charles Gwathmey ' in Astor Place'deki mül kiyeti ve 2 Columbus Girele'ın yıkımını savunmuştu .) Ani bir enerji patlamas ı : " Manhattan'ın büyük bir metropol olarak geleceği var m ı ? " diye sormuştu 1 O Eyl ü l 2009'da, Jean Nouvel'in şehir merkezinde tartışmalı devasa bina tasarımı için. Eğer ceva­ bın evet olacağı n ı um uyorsanız, Kent Planlama Departman ı ' n ı n çarşamba günü aldı ğ ı , 53. Cadde'deki Modern Sanat M üzesi 'nin yanında önerilen ku­ lenin tepeden 6 1 m budanması kararı ümidinizi kıracaktır. Tasarım görüşlerinin henüz tamamen gel işmed iği doğru. Üç tepe noktası çok si metrikti ve bu da onlara belli belirsiz durgun bir görünüm veriyordu. Daha ince noktalara sivrilebilirlerd i . A m a Nouvel, mesleğin en yaratıcı güç­ lerinden biri, bu konularla başa çıkma konusunda daha yetkin olabilird i . B u makale bizi Sorkin ve Goldberger'e geri döndürüyor. Şimdi barıştılar ve panellerde beraber görü­ nüyorlar, dolayısıyla fazla alıntı yapmak ve arkadaşlı klarını bozmak istemiyorum. Ama Sorkin Goldberger'e, Joh nson' ı n mega-kulelerinin t e k ihtiyacı olan şeyin sokak seviyesinde birkaç yerden ma­ kaslanıvermek olduğunu ileri sürdüğü için özellikle sald ırdı ve bu problem as­ lında dekoratifti, kavramsal değildi. Ouroussoff ise zıt fikirde -daha uzun daha iyidir- ama Goldberger gibi m ima­ rın fikrinin üstün lüğünü tartışıyor. " B u adam ç o k i y i " , diyormuş g i b i görünüyor, "sadece ona istediğini yapması için izin vermeliyiz" ve detaylar için daha sonra endişelenmeliyiz. Böyle yaparak, Ouroussoff Nouvel'in projesi ile ilgili başka pek çok problemi göz ardı etmeli. Problemler sokak düzeyinde, in­ sanların yaşadı ğ ı yerde. 54. Cadde zaten boşluktan ve yeni MoMA' n ı n boş cepheleri ve heykel bahçesinden dolayı gü ney tarafında bir rüzgar tüneli

M a rt 2010

79

ve N ouvel ' i n kulesi o çizgiyi gerçekten tutuyor. Ouroussoff şöyle yazdı : Tasarımın güzelliği, akılcı oranların­ dan, özellikle kapladığı küçük alan ile m uazzam yüksekliği arasındaki abartıl­ mış ilişkiden geliyor. Sokaktan görüle­ ceği gibi, binanın geri çekilmiş cephele­ ri enfes bir baş dönmesi hissine sebep olacaktır. Doğrusu bu sözüne i nanmalıyız. Baş dönmesi her yöne gidebilir. Ouroussoff, şehri bölgelendirme kanunlarının kule­ nin geliştiricisine St. Thomas Church gibi yakın olmayan nirengi noktaların ı n hava sahasını yığmasına i z i n veren yoruma açı k okumasın ı ve kuleyi kulla­ nacak olan M odern Sanat M üzesi 'nin şehir merkezindeki silueti daha da yükseltecek rol ünü açıklamadan , şehir planlama başkanı Amanda Burden'ı iler­ lemenin bir düşmanı olarak tasvir eder. Politikay ı , yaya etkisi değerlendi rmesiy­ le beraber, bunun d ışında tutuyor. Ouroussoff bizi orada ol mayan bina­ lar boyunca yürüttüğ ü zaman, görsel mimarlığın tecrübesi ile i lişki kurarken pek çok okuyucunun Whitney M üzesi veya Berkeley Sanat M üzesi gibi binala­ rın şehir merkezinde var olup olmad ı ğ ı konusunda kafaları nı karıştı racak kadar M u mfordçu. En çok, inşa edilmemiş m i marlığıngüzellikleri konusunda ikna edici, çünkü gerçek dünya henüz tasarımına göre etkilenmemiştir. Son tasarı m ı için, Ouroussoff m imarın hayal­ lerinin sonsuz yenilemeleri n i destekler. Nouvel'in kulesine dönecek olu rsak: Yine de, şehi r merkezi silueline bir müzenin bir parçası gibi davranma görüşü çok rahatsız edici. Her bir yeni nesil mimarın ve inşaalçının kentte iz bırakma isteği New York 'u olduğu hale getirmek için olmazsa olmaz. New York Times m imari eleşti rme­ ninin ku rtarmaya çal ıştığı şey bizim şehrimiz olmal ı , Frank Gehry veya Jean Nouvel (veya Philip Joh nson) ' ı n koca­ man işleri değ i l . Onlar kurtulabilir ama biz (ve Times' ın kendisi) sonuçlarla beraber yaşamak için olduğumuz yerde kalırız. Nouvel kulesi savunmasında Ouroussoff yeniyi kendi seçkin eleş­ tirel değeri olarak benimsemeye her zamankinden daha da yaklaşıyor. Bu yüzden nostalji kötüdür. Bu yüzden Zaha ve Frank ve Jean iyidirler. Bu

yüzden Renzo bazen iyidir, veya sadece (Whitney konusunda Rem Koolhaas gibi) daha iyisi olmad ı ğ ı zaman iyidir. Bu yeterli değ i l . Mimarlık eleştirisi sadece basitçe yeni olan hakkında ola­ maz çünkü bu kesinlikle d ünya turuna, hayal kurmaya, şimdi sahi p olduğumuz heykel gibi mimari yaklaşımına yol açar. i htiyacımız olan şey, 3 boyutlu görsel­ leştirmeler ile binaları farklı olarak ele alan eleştiridir, çünkü kullan ıcılar son eleştirmendir. Biz, bizi binanın ilişkileri­ ne, duygularına ve dokularına bağlayan eleştiriye ihtiyaç duyarız, sadece yeni değerine değil. Yere, o yerin tarihine bağlı eleştiriye ihtiyaç duyarız, böylece yollar ileriye doğru çağalır (ve binayı sadece biçimli birşey olarak algılamaz). O uroussoff yeterince iyi değil çünkü m imari kültürdeki en kötü modaları des­ tekliyor, hiçbir zaman nereden geldiğini açıklamıyor ve hiçbir zaman gidebilece­ ğ imiz pek çok farklı yeri incelemiyor.

Çaml ı c a ' n ı n Ye n i K u l e s i U l u s l a ra ra s ı Ya r ı ş ma y l e Be l i r l e n e c e k Ta rih: 1 5 Mart, istanbul Büyükşehir Belediyesi

Çam lıca'daki televizyon antenierini topla­ yarak görüntü kirliliğini ortadan kaldı ra­ cak " Çaml ıca Ortak Anten Kulesi"nin projesi uluslararası bir yarışmayla seçi­ lecek. istanbul Büyükşehir Belediyesi, projenin startını verdi . istanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, 1 1 Mart 201 O tarihli birleşiminde proto­ kolü geçtiğimiz Aralı k ayında Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadi r Topbaş tarafından imzalanan " Çamlıca TV Kulesi ve Entegre Tesisleri "nin uy­ gulama projesi için start verd i . Belediye Meclisi ' nde oybirliğiyle geçen raporla, projenin ulusal ve uluslararası bir yarışmayla belirlenmesi için Başkan Topbaş'a yetki verildi. Çamlıca Tepesi'ne kurulacak tek bir antenle hem şehrin çeşitli yerleri nde yer alan antenler kald ı rı larak görüntü kirliliği ve radyasyon tehlikesi bitiri lecek, hem de istanbul modern, anıtsal bir eser kazanmış olacak. istanbul Büyükşehir


80

Mart 2010

Belediyes i ' n i n Çaml ıca'da tahsis ettiğ i 1 4 bin metrekare alana kurulacak kule ve entegre tesislerinin inşa maliyeti U laştırma Bakanlığı tarafından karşı ­ lanacak. istanbul'un siluelini olumsuz etkilemeyecek güzel bir eserin ortaya çı kmasını amaçlayan proje, Kültür ve Tabiat Varlı klarını Koruma Kuru lu'nun da onayından geçecek. i nşa edi lecek proje, yarışmada seçilen üç proje ara­ sından istanbullular tarafından belirle­ necek. istanbul Büyükşehir Belediye'nin u laştırma Bakanl ı ğ ı adına yü rüteceği uygulama projesi kapsamında, 280 metre yükseklikte olması öngörülen modern bir kule yapılacak. TV vericileri, restoranlar, seyir terasları, konaklama­ sız eğlence ve ticari alanların bulunaca­ ğı projede, istanbulluların piknik yapma­ sı için yeşil alanlar da olacak. Yap - işlet­ Devret modeliyle yapılması planlanan projenin tamamlanmasının ard ından, Çamlıca Tepesi ve Kı nahada'daki anten­ ler kald ıracak. Böylece, 201 0 Avrupa Kültür Başkenti olan istanbul, modern ve estetik bir eser kazanm ı ş olacak istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, söz konusu protokolü imzalamasının ardından basın mensupları na yaptığı açıklama­ da, " i stanbul için çok büyük kirlilik arz eden Çaml ıca Tepesi ' ndeki antenler ve Kınahada'daki antenler bundan böyle tarihe karışacak. Çünkü bu antenler çirkin görüntüleri ile istanbul'a yakışmı­ yorlardı . Ayrıca sağlık açısından ve psi­ kolojik olarak Çamlıca'da insanlarımız bu antenierden rahatsızdı . Bu kule bü­ tün antenieri toplayıp dijital yayına geçiş sürecinde önemli bir hizmet verecek. Yarışma sonunda belirlenecek ilk üç projeden hangisinin tercih edileceğ inin beli rlenmesi için i stanbullulara mü raca­ at etmeyi düşünüyoruz" demişti.

Tu rhan Selç u k 3 2 K ı s ım Te kmi l i B i r d e n ! Tarih: 1 6 Mart, Wikipedia, Ekşisözlü k, Karikatürcüler Derneği DERLEYEN: DiLEK ÖZTÜ RK

Türk m izahının önde gelen isimlerinden biri olan Turhan Selçuk'u 1 1 Mart 2010 tarihinde kaybettik. Türkiye'de

" Karikatürcüler Derneğ i " nin kurucuların­ dan olan Selçuk, bir çok karikatür kah­ ramanı yarattı . ilk olarak Akbaba'da çalı şmaya başlayan sanatçı, ondan sonra Aydede, Yön, Devrim Örneği gibi dergilerde ve M i lliyet, Akşam gibi günlük gazetelerde çalıştı. Sanatçı yaptığı çalışmalarda, yaşa­ dığı dönemi, hayal ettiği , kurguladığı zamanları kendi üslubuyla kaleme aktarıyordu . Selçu k'un kah ramanlarının v e hika­ yelerinin mekanları ile ilgili olarak da yazmamak olmazdı. Dönemlerin her anlamda yansımasının kaçını lmaz ola­ cağ ı şehi r hayatı, mizaha ve karikatüre direk olarak malzeme veriyor çünkü . . . Sokaklar, mahalle hayatı , kıyafetler, meydanlar, saraylar, evler, hayatlar. . . Sanatçı , e n çok Abdü lcanbaz karak­ teriyle tanın ıyor. Abdülcanbaz, 1 950 sonrasında yaratılmış bir halk kahra­ manı asl ı nda . . . Bu kahramanın hikayesi de çok ilginç. Çünkü, en başta Aziz Nesin ve Rıfat l lgaz'ın senaryoları ile, Selçuk'un yarattığı karakterin tam zıttı olarak, kurnaz, açıkgöz bir turist rehberi karşımıza çıktı. Bu karakteri tiyatro ve sinemada da canlandı ran Selçu k, 1 99 1 yılında, Abdülcanbaz'ı PTT pulları üzerine de çizd i . Türkiye ve Avrupa'da bir çok müzede karikatürleri sergilenen sanatçı , en son Cumhuriyet gazetesinde çizi­ yord u . Gazeteci-yazar i lhan Selçu k'un kardeşi olan Turhan Selçuk'un yaptığı

" i nsan Hakları" konulu karikatür sergisi Avrupa Konsey i ' n i n önerisiyle ilk kez Strazburg'da açı l d ı ve dünyanın birçok ü lkesinde sergilendi. Abdülcanbaz'ın H ikayesi " Ben Abdülcanbaz' ı kahraman lık ötesi kaba kuvvetten güç alan, yozlaşmış bir çizgi ­ roman türünden ayı rıp, arılmak istedi m . Bir roman y a da bir hikaye anlatımının sanat değerini katarak bunu grafik sa­ natın çizgi gücüyle de besleyerek kişili­ ğini bulması yolunda çalı şt ı m . " Abdülcanbaz'ın hikayesi ilk olarak 1 957 yılında M i l liyet gazetesinde başla­ d ı . Senaryoları önce Aziz Nesin yazıyor­ d u . Daha sonra kısa bir süreliğine Rıfat llgaz yazmaya başladı . O dönemdeki Abdülcanbaz, bir turist rehberi, bir yeşilçam simsarı, bıçkın, kurnaz, açıkgöz bir tipti. R ıfat l lgaz'ın yazmayı bırakmasıyla Turhan Selçuk yeni bir karakter yaratmaya karar verd i . Selçuk'a göre bu yeni karakter, halktan bir kişiydi . iyiden, doğrudan, halktan, haktan yana old uğu için de güçlü. Selçu k, " Halkını seven her dürüst ve namuslu kişide az çok Abdülcanbazlık vardı r, " diye de ekliyor. Abdülcanbaz'da hikayeler tarihten, gü ncel sorunlara geniş bir yelpazeden seçili. Örneğin "Seyahat " i çizerken, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi ' nden esin­ lendi. " Ramona Karaleeinin Aşkı"nda, Selçuk, bir sahafta bulduğu ispanyolca bir kitaptan esinlend i . Bilim Kurgu hi-


M a rt 2010

ABDÜL CANBAZ

kayelerinde ise J ules Verne'nin etkileri görülüyor. Abdülcanbaz ' ı n en sevilen maceralarından biri olan "Toprak Nihayetlerine Seyahat" ise, istanbul Küçükçekmece imam ının yazdığı kü­ çük bir risaleye dayanıyor. Maceralara, zamanın popüler isimleri, siyasetçiler, sinemadan ve edebiyattan kahramanlar da katılıyor. Bazı hikayelerde, hikayenin konu­ su hakkında tarihi bilgiler veriliyor. " Tulumbacılar Futbol Takımı" nda tutbo­ lun geçmişi, "Tekerleğin Öyküsü " nde tekerleğin gelişimi, "Sahra Kaplanı " nda petrol ün tarihçesi veriliyor. Toplumsal eleştiri Abdülcanbaz' ı n her hikayesinde yer buluyor. Abdülcanbaz dini istismar eden, halkı sömüren ki­ şilere karşı savaşıyor. Ayrıca Turhan Selçuk , sosyal sorunlara, güncel konu­ lara sık sık göndermelerde bulunuyor. Abdülcanbaz'ın M ı sır'a gittiği bir macerada, zaman ın Kıbrıs Rum l ideri Makarious birkaç karede görünyor. Abdülcanbaz ve Mekanlar istanbul kent silüetinde, Osmanlı kılıklı in­ sanlar ve bir uzay çarpışması . . . Abdülcanbaz' ı n zaman v e mekan kaygı­ sını ne kadar taşımad ı ğ ı n ı anlatıyor . . . Kahramanımız Abdülcanbaz istanbul'da kendine kiralık bir ev arama­ ya başlar. Eski püskü, Osmanlı devrin­ den kalma bir ev bulur. Bir göz atmak için içeri g i rer, fakat oracıkta uyuyakalır, rüya alemine dalar. işte çizgi romanda geçen bütün bu

ne her ne kadar pala bıyıklı ve şalvarlı karakterler koysa da, arka plandan ken­ dini oldukça bell i eden bu öğeler, bize öncelikli olarak mekanı çağrıştırıyor ve hikayenin geçtiği zaman ı düşünmeye başlıyoruz. Yaratıcısı Turhan Selçuk'un ifadesiyle Abdülcanbaz, "0, her çağda halkın özlemini d uydu ğ u , hayallerinde yaşattığı efsanevi bir tiptir. Bazen masal dün­ yalarında, bazen günümüzde sürdürür yaşantısını, bazen de uzayı adımlar." Gerçekten de Abdülcanbaz mace­ raları zaman ve mekan tan ımaz. Kimi buzullarda, kimi yerin yedi kat altında, kimi de uzayda geçer. Abdülcanbaz için Afrika'ya, Ay'a seyahat etmek, m ilattan önceki dönemlerde gezinmek ya da ge­ leceğe gitmek sorun değildir. Macera neredeyse oradadır. Ancak yaşadığı dönem çoğunlu kla Osmanlı'nın son zamanlarıd��r. Günümüzde Abdülcanbaz ve Turhan Selçuk'un hala hatırlan masın ı ve yeni nesillere aktarılmasını sağlayan birtakı m çalışmalar var. Bunlardan bir tanesi d e Berat ilk'in "Abdülcanbaz'ın u z u n met­ rajlı film" projesi. i l k , aslında profesyo­ nel bir animasyon sanatçısı. Hamurdan, kilden, maketten yarattığ ı karakterlere, kullandığı bilgisayar programlarını kata­ rak animasyonlar hazırlıyor.

G_EÇMIŞTE MDI VE

maceralar, Abdülcanbaz'ın o evde gör­ düğü rüyalardı r aslında. Her şey o evde başlar. Karakterimiz hep bir rüya aleminde olduğu için de, kendini sürekli aynı kıyafetlerle görür. Abdülcanbaz her ne kadar kıyafetleri ve tarzıyla Osmanlı döneminden kalma bir karakter gibi görünse de, macerala­ rındaki mekanlar daha moderndir. Farkl ı zamanlarda geçen hikayelerinde, me­ kan arka plandan rahatlı kla okunabilir. Cami m inarelerinden, cumbalı evlerden , o hikayenin istanbul'da geçtiğini çıka­ rabiliriz. Bazen de apartmanlar, büyük , cam pencereler, gökdelenler v e çanak antenler kullanır. Bu arka plandan da, zamanın günümüze daha yaklaştığını ve Abdülcanbaz'ın artı k kent merkezinde bulunduğu anlaşılabilir. Mekan, h iç kuşkusuz ki, aynı zamanda bir "sın ırlandırma"dır. Abdülcanbaz'da da yaşanan serüven etrafında sınırı çekilmiş bir mekan ol­ gusu var. Mekan, bir anlamda denetim altına alınıyor. Arka planda da olsa, me­ kanı n ipuçları olmadan sanki o hikaye havada kalacakmış gibi d uruyor. . . Turhan Selçuk'un d a son zamanla­ rında çizgisi değişti ve daha çok grafik anlatıma yöneldi . Bu durum, karakter ve mekan çizimierinden anlaşılıyor. Bu tarzı ile, mekansal öğeler de, karikatür­ lerde daha keskin, detaysız ama daha vurgulu bir şekilde karşımıza çıkıyor. Mesela, sadece gökdelen silüeti ve çanak anten çizerek, bu mekanın önü-

Şanzelize P ro j e s i y l e T r afi k Y e r a l t" ı n a Inece k .

Tarih: 1 6 Mart, Sabah YAZAN: HASAN AY

Zincirlikuyu- 4 . Levent trafiğini yeraltına alıp, caddeyi Paris'in ünlü caddesi Şanzelize'ye çevirecek proje hazırlandı . Yaklaşık 200 m i lyon dolara mal olması tahmin edilen proje belediyeye sunuldu. istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı n vizyon proje­ lerinden biri olan Zincirlikuyu- 4 . Levent arasındaki trafiğin yeraltına alınması projesine işadamı Harndi Akın'dan katkı gel d i . Yaklaşık 200 m ilyon Dolar'a mal olması tah min edilen projeyi hazırlatıp belediyeye sunan Akın, " Londra'da, Paris'te gördüğümüz bir hat olacak. Paris'in ünlü caddesi Champ


82

Mart 2010

Elysees'deki gibi yaz akşamları insanlar müzik çalacak, pandommi yapanlar, sa­ natını sergileyenler, kitap satanlar, res­ samlar olacak. Hem buradaki ekonomik merkezler, yeni yapılacak yerler değer kazanacak hem de burada oluşacak iş alanları sayesinde orta düzeydeki esnaf gelir elde edecek," ded i . Yeşil alan artacakAkın'ın projesine göre, trafik Zincirlikuyu'daki Garanti Bankası Genel M üdürlük binasından 4. Levent'teki i ş Kuleleri 'ne kadar yer altına alınıyor. G idiş-geliş olarak hazırla­ nan yaklaşık 2 kilometrelik tünelin üstü ise, yaya yolları, meydan lar, dükkanlar, kateler ve oyun alanları ile donatıldı. Bölgedeki yeşil alan azlığının da göz önüne alındığı projede, yayalaştırdan alana çok sayıda ağaç di kilmesi de öngörüldü . Projenin bölgeye sosyal ve ekonomik açıdan katkı yapacağı n ı vurgulayan H a m d i Akın, " Kadir Topbaş, projeyi görd ü . Kendisi de yapmayı çok istiyor. Bunu belediye kendisi de yapa­ bilir veya yap-işlet-devret metoduyla da yaptı rabilir. Bir veya birden başka şirket bunu üstlenebilir. Son derece uygun bir proje. Finansmanı bölgeyi iyi bilen bankacı ve işadamlarıyla oturularak çözülebilir. Burada çok sayıda kiralana­ bilir alan ortaya çıkıyor. Bu yerlerin çok fazla ilgi göreceğine inan ıyoru m , " dedi. Projenin 1 00-200 m ilyon Dolar arasın­ da bir maliyeti olabileceği n i beli rten Akı n , şunları söyledi : " 7-1 O kilometre uzunluğunda tüneller yapı lıyor. inşai bir zorluğu da yok. i nşaat çalışmasına belli bir süre katlanılabilir. Alternatif yollarla çözüm ü retilebilir, en fazla 1 senede biter Maliyet açısı ndan da çok önemli değil. Bu ndan büyük birçok proje ya­ pıldı. Hem zaman hem maliyet olarak başarılamayacak bir iş değil. 1 00-200 milyon Dolarlık bir iş. Bu raya milyar Dolarlık projeler yapıyor. Burada ortaya çı kacak sosyal tasarruf ve ekonomik değer çok daha büyük olacak. Halka bir şeyler kazandı racak. Belediye yaya yo­ lunu değerlendirebilir. Meydanlar ol uşa­ cak. Ofisler, dükkanlar, cafeler, alışveriş yerleri oluşturulabilir. Bütün bunlardan orta düzeyde esnaf için ciddi anlamda bir ekonomi ortaya çıkacak. Bu da çok büyük bir kazanı m . "

T ü r k i y e ,' d e M ima r a Ima r Ka r a r Ve r i y o r Tarih: 18 Mart, Hürriyet Emlak YAZAN: SEDA TABAK

H ayata geçirdiği projelerle dikkat çeken Gökhan Avcıoğl u , bugüne kadar, Esma Sultan Yalısı, Kadıköy'deki yeraltı tuva­ leti, Beşiktaş Bal ı k Pazarı gibi ul usla­ rarası ölçekte önemli pek çok projeye imza attı. " Bizde mimara, imar karar veriyor" d iyen Avcıoğlu ile Türkiye'de yapılan işler ve şehi rei lik kavramı üzeri­ ne konuştuk . . . Şehireilik kavram ı nedir? Nasıl geli­ şiyor şehir?Tek tek binaların biraraya geldiği şey bir kompozisyon oluşturuyor. Şehi r dediğimiz şey budur. Son zaman­ larda şehi reilik kon usunda sıkıntımız var. Türkiye'deki alışkanlıklar ve yönetme­ l i kler ve şehri algılayış biçimimiz değiş­ meye başlad ı . M imari açıdan olumlu bir değişme yaşanırken , şehireilik açısın­ dan sıkıntılı bir durum olmaya başlad ı . Ters yönde yani . . . Bu değişim nasıl oldu?Yürüme özellikli alanlardan çok otomobil ağır­ lıklı alanların oluşmaya başlamasıyla. Dolayısıyla şehireilik bakım ından olum­ suz gelişmeler yaşanıyor. M i marların inşaalçıların memnun olduğu bir durum var. Fakat şehrin memnun olmad ığı bir d u ruma doğru gidiyoruz. Kendi içinde kuratılmış bölgeler gibi yaşayan semt­ ler oluşmaya başlad ı . Mesela istanbul içinde dükal ıklar gibi . . Ataşehir, Ataköy, Beylikdüzü, Avcılar gibi . . . Alışveriş için gelinebilecek yerler olmaktan çıkıyorlar. Ataşehir'de gezemezsiniz mesela.

Mima r- olar-ak gid işat-t-a n r-a h at-sızız Yapılması gereken nedir peki? Bundan soraki aşamada yapılması gereken şey daha mantıklı şehir plan­ lamaları yapmak. Şu anda, şehirsel düzlemde sorunlar çözülemiyor. Ya da konutlar bir yere yığıl ıyor ve o bölgede sel oluyor. Dolayısıyla şehireilik anla­ mında bunların entegrasyonu öneml i . Birbirinden ç o k bağ ımsız, aynı sokak üzerinde yanyana hareket eden, aslında aynı şeyi söyleyen, sonunda birbirinin ayağına basan projeler olmaya başladı . Biz bilmiyoruz istanbul'un çevresini

kim geliştirdi. Kararlar neye dayanı larak alı nıyor? Bunlar ayrı bir tarikat gibiler. . . K i m bunlar? Ataşehir'i mesela kim planiadı bunu bilmiyoruz. Nasıl bir şehir ifade ediyor Ataşehir? Türk yerleşim sistemi midir? B u soruların cevapların ı merak ediyorum. B i z mimar olarak her­ şeyin altına imza atıyoruz fakat gidişat­ tan rahatsızız. Her şeyi içinde barındı­ ran site konseptine karşısınız sanırım . . . i nsanlar günlük hayatlarında e v içindeki ilişkileri nden memnun olsalarda, bütün bunların toplamı ndan sosyal bir çevre yaratı lam ıyor. sosyal çevre ölmeye başladı . Yani alışveriş merkezi, ev, ya­ takhane, okul, işyeri arasında geçen ve sadece en kısa varılacak yolu takip et­ mek, parka bırakmak, almak ve çıkmak. Başka yapılan birşey yok . Aman dışarı çı kmayın projeleri bunlar. . . insanlar şu an için memnunlar bu durumdan. Fakat bir kaç sene sonra bu doygunluğa ulaştıkları zaman mutsuz olacaklar. Dolayısıyla eski şehi rlerin yerleşim sis­ tem leri doğru. Altta dükkan, üstte yerle­ şimin bulunduğu sokak sistemi.

M imarlık eğitimi yeterli mi sizce? M imarl ık eğitiminde iki tane eksik var Türkiye'de. Bir tanesi m imarl ık sonuçta sanatla bilim arasında bir konu. Ne sanat ne de bili msel birşey. M imar bireyselleşti kçe kendisine ait bilgi leri farklılıkları yarattı kça, asl ında topluma gerçekten bir mimar olarak servis veriyor. Farklı olması içinde genel kültü­ rünün ve yeteneğinin yüksek seviyede olması lazım . Bunu oluşturabilecek olan da eğiti m . B u n u n da eğitim süresince verilmesi çok zor. Bir d iğer eksi k ise arazi geliş­ tirmeciliğini öğreten okullar lazım. Bir kaç üniversiteyle konuşuyoruz. Bu konu mimarlık okulu açmaktan daha önem l i . Bu b i r bilim değil ama b i r i l i m . Bugüne kadar inşaat sektörünün gelişmesi incelenmeli, tez konusu olmal ı . Yurt dışı ve yurt içi işleri masaya yatırılmalı. Çözüm lerin yurtd ışında arandı ğ ı , başka ülkelerde uyg u lanan yöntemle burası yapılmadığı için, yeni şehir plan lamacı­ ları yetişti rilmeli.

i stanbul'u nasıl bul uyorsu nuz? istanbul çok önemli bir şehir. Bir çok medeniyeti içinde barındıran. Burada


83

M art 201 0

m ek işin kolay k ı s m ı . . . Evet. Bina işin kolay kısm ı . Projelerimizde zaten daha çok bunun üzerine kuru l u . Hem bir yan­ dan mesleğ imizin eksik kalan kısmına önem veriyoruz hem de mesela bizim şu anda yaptığımız projelerden biri Beşiktaş Balı k Pazarı ve Kadıköy'deki tuvalet projesi u luslararası ölçekte bili­ nen projeler haline geldi. Bu projelerde Türkiye'den daha çok uluslararası öl­ çeklerde övgü alıyoruz. Bu da bizim için çok önem l i .

Başa rısız müt-ea h h it" h e r şeyi et-kiliyor i nşaat sektörü n ü n gelişi m i n i nasıl buluyorsun uz? herhangi bir şey yapmak heyecan verici. Keşke bu genel şehi r kurgusu konusunda da mimari yaptığınız proje­ ler kadar iyi sonuçlar alabilsek. Henüz heyecan yaratabiicek şehi r planlarıyla karşı karşıya deği liz. Parselasyon düzeni boğulmuş bir şehi r var karşın ızda. Sanki planlama­ da dümdüz bir araziymiş gibi yapılmış. Şehrin eğrileri kullanılarak 3 boyutlu bir tasarım şehi rciliği bulunmuyor. Yani şöyle söyleyeyim; belki bizim yaptığımız binalarla küçük güzel se­ kanslar, sahneler yaratabili riz. iyi bir kavga, öpüşme veya patlama sahnesi gibi . . . M imarimiz kadar şehirciliğimiz kon usunda iyi sonuçlar çıkmadı bir kaç kuşaktır. Örneği n , dünyada bahçe duvarı olan gökdelenler Maslak, Levent hattında bulunu r. Gökdelenler hava haklarını kullandı k­ ları için yerdeki hakları n ı yayalara dev­ rederler. Bizdeki gökdelenler ise bahçe duvarıyla çevrili. Sonra oralarda trafik büyük soru n oluyor. Trafikte sı kışanlar­ da kendileri . . . Halbuki o bölgenin komple yayaya uyg u n , altlardan girilen, bekçi kulübe­ leri olan bariyerler olmayan bir düzene geçmesi lazım. Bunu geliştirmek için bazı planlar yaptık. Değişik katlarda yani herkesin gire­ bileceği katlar site sah iplerinin gireceği katları ayırmak gibi çözümler geliştiri­ lebil ir. M i marlığa fetişist gözle bakmıyorum

Projelere yaklaşı rkenki prensipleri­ niz neler? Öncelikle dikkat ettiğimiz şey insan ve çevre verileri. Bazen bunun hiç olmad ı ğ ı yerlerle de karşılaşabilirsiniz. istan b u l ' u n şöyle bir şansı var. Hem es­ kinin hem yeninin ol ması nedeniyle bu sorgu lamayı en iyi yapabildiğimiz şehi r­ lerden bir tanesi. Hemen yanı başım ız­ da bin 500 yıllık binalar var. Dolayısıyla eski yaşamları kurgulayabiliyorsunuz. M imarlığa fetişist gözle bakmıyorum . Taşlar, pencereler, m imari . . . içindeki yaşam önemli. Biz m imari grup olarak daha kamusal alanların kullanı m ı üzeri­ ne projelere önem veriyoruz. Hatta bu konuda en çok proje üreten gruplardan bir tanesiyiz. Dolayısıyla bizi sadece konut projeleri yapmak çok doyurm uyor.

Size göre b i r mimarın esas görevi nedir? M i marın esas görevi bunlar üzerinde çalışmaktır. Eskiden bu kadar farklı di­ siplinler yoktu . M imarlar konutlarla değil kamu projeleriyle i lgilenirlerd i . Halk evi n i kendi yapardı . ABD'de hala böyle insanlar kendi evlerini kendileri yapıyor­ lar. Onunda faydası var buna biz mimar­ sız m imarlık diyoruz. M imarlara yararlı faydalı kamusal projeler kalıyor. Bizim vizyonumuzda önümüzdeki dö­ nemlerde bu tür projeler var. Mimarl ı kta yeterince m imari gruplar olduğunu ve de m imaride de diğer branşlara naza­ ran iyi projeler çıktığ ı n ı gözlüyoruz. Ama eksik olan şey şehircilik ... B u ayrı bir tecrübe ve bilgi istiyor. Yani bina üret-

i nşaat sektörü işsizliği süspanse ettiği için başıboş bir sektör. Kendi iç de­ netimi olmayan bir sektör. Türkiye'deki inşaat sektörün ü n organize edilmesi lazı m . Mesela Bankacılık Düzenleme Kan u nları gibi onlarda da kan unların ol­ ması lazı m . Bu kadar vahşi bir düzende olmaması lazım. Başarısız bir müteahhit herşeyi kötü yönde etkiliyor. Yapılan işler fazla bireysel ve içe dönük kalıyor.

Nasıl i şler ya pılmalı? Ü ç kavrama dikkat edilmeli. Bunlar creativite, teknoloji ve business . . . Creativite şehircilik, teknoloji altyapısı ve bunun doğru şekilde kon umlan ması business ise hem oturanlara hem ge­ zenlere hem de turizme hizmet etmeli . Öyle birşey olmalı k i insanlar orayı gez­ mek istemeli, görmek istemeli.

Tü r k iye ' de mima rlık k reat"iv ağırlıklı Türkiyedeki mi marlığı n a s ı l bul uyor­ sunuz? Türkiye'deki mimarlı k teknolojk özellikte değil, kreativ ağırlıklı. Malzeme seçme­ ye, malzeme kompoze etmeye dayalı. Mekan kalitesi ve yapısal strukturel özellikler taşımıyor. Bir yapının teknolo­ jisine de bir yapı n ı n ortak mekanlarına da hayranl ı k duymalısınız. B u kon uda eksiklik var. O da talebin metrekare ağırlıklı gelmesinden kaynaklanıyor. Mimarlıktan bahsedebilmek için ölçüle­ meyen değerlerden bahsetmeliyiz.


84

Mart 2010

Nedir bu ölçü lemeyen değerler? Ölçülemeyen değerler matematiğin olmadığı hisler. Hacimle olur. insan minimum 2 metreküpte yaşar. Bu da içine kaç insanın girebileceğini gösterir. Dolayısıyla metrekare söz konusuysa mimarlıktan değilde imardan söz ede­ biliriz. M imarlı ktan söz etmek için erken. Ayrıca Türkiye'de m imarlara iş ısmarla­ manın şekli nde bir yan lışlık var. Talebin inşaatçıdan gelmemesi lazım. M imar imara karar verir. Türkiye'de ise tam tersi imar mi mara karar veriyor.

Nasıl oluyor? Türkiye'de m imarın herkes müşterisi olabilir. Bunu kabul ediyoruz. Ancak kamusal alanda m imarın seçilebilmesi­ nin metodları vardı r. Mesela yarışmalar. . . Seçilme kriterlerinin hem kamusal ko­ nularda hem de özel sektörde gözden geçirilmesi lazım . M i marı seçerken ya­ rattığ ı metrekare ya da fiyatına göre se­ çilemez. Mezun olan herkes eğer eniş­ tesi i nşaatçıysa mimari proje yapabilir d iye birşey yok yan i . M imarl ı kta kayırma olmamalı . Bilimsel değil enteresan bir iş yani . herhangi bir yere dünyaya bişey ekliyorsun. O ekleme nasıl olmalı eklediğin zaman getirdiği problemler. Rüzgarın gelişini değiştiriyorsun ordaki trafiği değiştiriyorsun. Oraya yeni bir enerji getiriyorsun ya iyi bir enerji ya da kötü bir enerji . . Bu tür yerlerde alternatf yaratmak referenadum yapmak gere­ kiyor.

A r k it- e r a Kamp ü s t- e · H a n T ü me r t- e k i n ' i n Kat- ı l ım ı i l e �u r s a Ulu dağ U n i v e r s it" e s i ' n d e Ge r ç e k l e ş t- i

Kayseri Erciyes Üniversitesi M i marl ı k Fakültesi'nde gerçekleşmişti. i kincisi ise Han Tümertekin'in katılımı ile 19 Mart Cuma günü Bu rsa Uludağ Üniversitesi'nde gerçekleşti. Han Tümertekin, sunumuna 1 976 yılın­ da mimarlık eğitimine başladı ğ ı zaman­ lardaki m imari deneyimlerini anlatarak başladı . Çizdiği ilk teknik resim çizimle­ rinin şimdiki mimarlık anlayışında nasıl etkiler bıraktığından söz etti. Daha sonra sunumuna yaptığı 8 projesi­ n i anlatarak devam etti.

Tarih: 22 Mart YAZAN: DERYA YAZMAN

Çat-alhöy ü k Müze ve Ziya ret-çi Merkez i , 1998

Arkitera M imarlı k Merkezi, 201 0 yılı içinde Anadolu'daki mimarlık fakültelerinde, mimarları n katılım ıyla gerçekleşecek bir konferans serisini M edyasoft 'un des­ teği ile başlattı. Arkitera Kampüste'nin ilki, Öncüoğlu M imarlık'ın ortakları nın katılımlarıyla 4 Mart 201 O tarihinde

Konya Ovası'nda, Çatalhöyük Kazı Alan ı'na uygulanan bir tasarım projesi. Henüz gerçekleşmiş bir proje değ i l . Tümertekin, projede öncelikli soruna yönelik bir tasarım gerçekleştirdiklerini belirtti. Alanın ovada yer almasından dolayı mekanı n erişebilirliğinin önemli

olduğ undan ve mekan ı n en doğru şeki l­ de organize edilmesi gerekli liğinden söz etti. Bunu da tek bir bina ile çözmenin doğru bir yaklaşım olmayacağ ından ve bu nedenle topografya doğrultusunda farklı katlarda mekanlar yaratarak müze ve ziyaretçi merkezini alt katta, kazı ala­ n ı n ı da üst katta bırakarak bir tasarım oluşturdukları n ı vurguladı .

B2 Evi , Aso s, 2001 Tümertekin, 2004 yılında Ağa Han M imarlı k Ödülü'nü kazanan B2 Evi ' n i ç o k a z müdahale ile a z bakım gerek­ tiren, abartısız bir yapı olarak tasarla­ d ı kları n ı ve manzara faktörünün bu yapı için en önemli tasarım kriteri olduğunu söyledi . Tasarı mda sınırlamalar ile ça­ lışmanın önemli olduğundan söz eden Tümertekin , bu projesi nin mühendis - m imar i lişkisinin oldukça gelişmiş örne­ ği olduğunu beli rtti. Ayrıca yapıda sade­ ce yerel işgücü ve malzeme (taş, beton)


85

M art 2010

Zo rlu Proj e s i Zorlu yarışmasındaki projelerinde ise, projenin merkezi parselde yapılacak olması nedeni ile açı larla oynanarak dar- geniş cephe görünümleri elde edildiğini söyleyen Tümertekin, alanda kat yükseklik sınırlaması olduğu için yer üstünde oldukça az ala n , yer altı nda da oldukça fazla alan yaratarak projeyi çözdüklerini söyledi.

Ordos 100 Proj e s i , Çin

kullandıkların ı vurgulad ı .

SM Ev i , 2006 S M Evi ' n i n B2 Evi 'ne göre daha büyük bir yapı ve daha farklı istekler doğrultusunda yapılması istenen bir ev olduğunu söyleyen Tümerteki n , uzun cepheli bir yapı olduğu için mecburen binanın taşıyıcıları görünür olduğunu söyledi. Fakat bunun mühendislik karar­ ları ile manzarayı etkilemeyecek şekilde tasarland ı ğ ı n ı vurguladı . Bu projede de, hem çatı hem de cephelerde doğal malzeme (taş) kullanılmış.

rak Galata Kulesi'ni görmekte olup, arka cephesinin de yaşanabilirliğinin sağlanması amaçlanarak gerçekleş­ tirilmiş bir tasarım . Arka cephede bir düşey bahçe yaratarak, yapın ı n Galata Kules i ' n i gören ön cephesinin yanında arka cephesinin de fark edilebilir ve yaşanabilir olması sağ­ lanmış. Cafe Türk, ParisParis'te yap­ tı kları Cafe Türk ile hem yeme-içme hem de gösteri alanı olarak kullanılacak çok fonksiyonlu bir yapı tasarlandığını söyleyen Tümertekin, yapıyı ikili bir yapı modeli ile çözdüklerini belirtti . Bu yap ı , ahşap v e sökülebilir bir yapı .

Galat-a Meydanı' n d a k i Sanat" Evi

San-tralist-a n b u l

Bu ev Galata Kules i ' n i n hemen kar­ şısında yer alan ve sahibinin çağdaş sanat koleksiyonların ı sergileyebile­ ceğ i , konuklarını ağırlayabileceği bir mekan olarak tasarianması n ı istediği bir yapı. Mekanı n ön cephesi direk ola-

Santralistanbul projesi d e , eski tribün binası n ı enerji müzesi ne dönüştürmek üzere gerçekleştirilmiş bir proje. Makinelerin üzerinde, cam malzeme kullanarak oluşturulmuş bir yaya platfor­ mu ile mekanı n izlenmesi sağlan mış.

"Tl

s.

o (Q<

o .,

3 !!!. m

3

c. .,

Çin'in Ordos Bölgesi 'nde çöl bir alanda yapı lan master plan doğrultu­ sunda önerilen 1 00 adet viiian ı n dün­ yan ı n farklı ülkelerinden seçilen 1 00 mimar/m i marl ı k ofisi tarafından tasar­ lanması istenen bir proje. Tümertekin, Türkiye'yi temsil eden davetli bir mimar olarak projenin başlangıç aşamasındaki alan gezilerini anlatt ı . A l a n ı n ç ö l olması nedeni ile v e iklim şartları gereği tasarladı kları yapının içe kapalı bir yapı olması gerektiğini d üşü­ nen Tümertekin, yine yerel malzemeler (bambu, tuğla) kullanarak yaptıkları bir yapı olduğunu söyledi . Dinleyicilerin soruları ile konferans devam etti. Bir d i nleyicinin " Neden hep projelerinizde yerel malzemeler kullan­ dınız? Başka malzemeler kullanarak da iyi sonuçlar elde edemez m iydiniz?" so­ rusuna Tümertekin: " Bizim eğilimimiz mekanın kurgulanmasında yerelliği kullanmak. Bir başka kişi başka şekilde kullana­ bilir. Değişikliği, gelişmeleri nasıl kullan­ d ı ğ ı n ızla bağlantı l ı bir şey bu," ded i . " Peki çalışmalarınızın kabul görünürlü­ ğünü nasıl sağlıyorsunuz? Nasıl güçlü kalmayı başarıyorsun uz ? " sorusuna da, " Ö ncelikle çok çalışarak ... Kendi ilgi alanına konsantre olup, o konu üzerinde ilerlemek çok önem l i . M i marlı k modadan uzak olmalı," di­ yen Tümertekin, ilk işinin isviçreli bir m imarı tarafı ndan çizilen Ankara'daki Rolex Dü kkanı ' n ı uygulamak olduğunu söyledi. Hazır bilgiyi değerlendirdiğini, hiçbir zaman bilmişlik taslamadı ğ ı n ı ve eline geçmiş bu hazır bilgiyi en iyi şe­ kilde kulland ı ğ ı n ı söyleyerek , başanya ulaşmanı n kolay bir süreç olmad ı ğ ı n ı vurgulad ı .


86

Pe r i b a c a l a r ı Ü n i v e r s i t- e y e M ima r i Mot- i f Ol d u

Mart 2010

Taş işçilikleri ni, d i kdörtgen camlarını projemizle birleştirdik. Bazılarını aynen aldık. Bazıların ı da yorumlayarak proje-

Tarih: 22 Mart, Zaman YAZAN: ŞABAN GÜNDÜZ

Dünyan ı n köklü ün iversiteleri, araştırma ve eğitimde gösterdi kleri başar ı n ı n yanı sıra tarihlerinden güç alan mimari sem­ bolleriyle de öne çıkıyor. Türk ü niversiteleri ise bilimsel ça­ l ışmaları bir yana geleneksel mimari özellikleriyle bile tanı n mıyor. Bu eksik­ liği fark ederek çalışmalara başlayan Yüksek M i mar Zeynep Konur, üniver­ sitelere farklı bir mimari kimlik kazan­ d ırıyor. Konu r, yöresel m imari ve yapı tarzlarını çizdiği ü niversite projelerine uygu luyor. Konur, projelerinde Osmanl ı v e Selçu klu'dan gelen Türk mimarisini kullan ıyor. Nevşehir Ü niversites i ' n i n projesini çizen Zeynep Konur, yörede bulunan

mize uyarlad ık." diye konuşuyor. Konur, toplam 10 bin metrekare alan üzerine kurulacak ü niversitenin her şeyiyle ' N evşehir kokan' bir proje olduğunu belirtiyor.

M u s c h amp Ma n h at-t- a n ' a Na s ı l R u h u n u Ko y d u

Tarih: 24 Mart, New York Times ÇEviREN: DiLEK ÖZTÜRK

peribacaların ı mimari motif olarak kul­ land ı . Türkiye'deki ü niversitelere farklı bir kimlik kazandırmak isteyen Konu r, "Amerikan ü niversitelerin i n kampüsleri mimari açıdan çok güzel. Doğayla iç içe. Orada okuyan öğrenciler kendisini çok şanslı h issediyor. Ama Türkiye'de binalar sanki rastgele yapılmış. M imari bir kimlik yok." diyor. Nevşehir'in yan ı sıra Duml upınar ve Türk Ata (Bilecik Söğüt'te) ü niversi­ telerinin projeleri n i de üstlenen Konu r, çalışmalarını yöresel mimari tarzları ve malzemelerine göre şekillendiriyor. Çizimiere başlamadan 6 kişilik ekibiyle yöreyi inceliyor. Elde ettiği bulguları, kendi yorumunu da katarak projeye yan­ sıtıyor. Nevşehi r Ü niversitesi'nin m imari yapısına dünyaca ünlü peribacaların ı uygulayan Konur, " Ü niversite projesini çizmeden Nevşehi r ' i n geleneksel mima­ risin i , peribacaları ve Asmalı kanak ev­ lerini en i nce detayına kadar inceledik.

"Şehrin Kalpleri" Herbert Muscham p ' ı n , 1 99 2 'den, akciğer kanseri nedeniyle 2007 'de hayatını kaybedene kadar çalıştığı New York Times eleştirmenli­ ğinin büyük seçkisini bir araya getiriyor. M uschamp, Philadelphia'da yetişti. Ona göre Philadelphia'da kendini bir şeyler hissetmeye bırakan ve bırakma­ yan insanlar vardı . " Ben ilk gruba dahil olmak istiyordu m , " diyordu . Hiçbir zaman b u yeniyetme ilgisi n i yitirmedi . N e w York'a, A n d y Warhol'un Fabrikas ı 'nda biraz takı l mak için kaç­ tığında, ayrıca etkilendiği bir yazar da olan Walter Parker tarafından destekle­ nen "öznel eleştri" üzerine düşün meye ve çalışmaya başlad ı . Zaman içinde yenilenerek, Frank Gehry, M uschamp'ın bitmek bilmez heyecan ını hep tazeledi . Gehry ' n i n binalarını öyle bir takı ntıyla kaplıyordu ki, kendi n i , bir halk ozanı gibi, Monty Python ve Holy G rail 'e methiyeler dü­ zerken buluyordu . Gehry ' n i n Bilbao'daki Guggenhei m ' ı , "sakat kültürümüzün Lourdes" i olarak tanı mlanmayı hak ediyor olabilir. Bu abartılı anlatı m , okura bazı şeyleri hissettirebilitor. M uschamp'ın Gehry

hakkında bu kadar çok yazmasının en önemli sebeplerinden birinin, Gehry ' n i n özgür binaları n ı n , Muscham p'ın " m o r gazeteciliği"ne zem i n hazırlaması o l ­ duğu g i b i . . . G uggenheim'in Marilyn Monroe gülümsernesi kadar ünlü olma­ sı gibi . . . M uschamp, New York Times'da hayli sağlam bir yer edindi. Yaptığ ı işin, sosyal , ekonomik ve moral açısından da O ' na kattığı çok şey vard ı . Her şeyden önce, birden bir d ü nya gezgini olabiliyor, güzel otellerde kalabiliyor (ki bu konudaki zevki ve seçimini tahmin edebilirsin iz . . . ), gösterişli binaları görüp i nceleyip, m imarlarıyla tan ışabiliyord u . Bu durum, kendine has, parlak bir ga­ zetecilik anlayışına sahip olmasını da doğurdu. M uschamp'ın bu seçkisi, eğer daha az yazısıyla oluşturulsaydı , daha iyi an laşılabil irdi . Çünkü, bu 850 sayfan ı n çoğunda, fikirleri birbirini kaçınılmaz olarak tekrarlıyor ve kitap, takip etmesi zor bir hal alıyor. "Şehrin Kalpleri" kitabı, New York' u n belirli zaman periyodlarındaki mimarlık kültürünü vermesi açısından çok önemli. Le Corbusier, New York gökdelenleri­ ni, erken 20. yüzyıl gotik katedrallerle karşılaştırıyor. Bu sırada, Muschamp kariyerine başladı ğı nda, şehrin m imarisi 1 4 . yüzyıl ortalarındaki Fransız katedral m imarların ı n yaşadığı güç kaybı sorunu ile karşı karşıyaydı . Bu, M uschamp'ın kendi önsezileriyle haber yaptığı bir dönemdi. New York 'da 1 960' 1ara kadar çok önemli bi nalar inşa edilmemişti. Modernizm özg ü n düşüncelerini yitirdi ve post- modernizm gevşek tarihçilik an layışı içinde yeniden var oldu. Kariyeri geliştikçe, Muscham p ' ı n ilk çalışmaya başladığı yıllarda, Dünya'yı gezi p kon uştuğu Amerikal ı olmayan m imarların büyük bir ksım ı New York 'ta önemli binalar yapmaya başladı lar. Renzo Piano' n u n New York Times bina­ sından, Rem Koolhaas' ı n Prada dükka­ nına kadar . . . New York Times'taki durmak bilme­ yen heyecan ı ve isteği ile, Muschamp, biraz da bilinçsiz bir şekilde entelektüel açıdan kendini yeniledi. Eleştirileri de kendi gibi hoşgörülü olsa da, bir şehrin mimarisin i n yeniden doğ uşunda oynad ı­ ğ ı rolü kabullenmek gerekir.


87

M a rt 2010

S e r p e n t- i n e ' i n 2 01. 0 Yı l ı Pavyo n u n u J e a n No u v e l Ta s a r l ı y o r

"

Ta rih: 23 Mart, Building Design DERLEYEN: EMiNE MERDiM YILMAZ

Serpentine Galeri ' n i n her sene farklı bir mimarın tasarladığı pavyon projesin i n 1 0 . yaşında. 201 0 ' n u n galeri i ç i n b i r başka ö n e m i de 40 seneyi geride bırak­ mış olması. 10 ve 40. yaş kutlamaların ı n yapıla­ cağı bu sene pavyon projesi Pritzker Ödüllü m imar Jean Nouvel'e teslim edilmiş.

Ay t" a ç D u r a k v e " Ye n i Ad a n a " l ı l a r Ta rih: 24 Mart, Cumhuriyet YAZAN: OKTAY EKiNCi

Pavyon tamamlandığı zaman m imarın Birleşik Krallık'taki ilk binası olacak. Fondaki yeşil ile zıtlık oluşturan kır­ m ızı pavyon Londra' n ı n simgesel posta kutularına ve otobüslerine referans veriyor. Daha önceki senelerde olduğu gibi pavyon yaz boyunca açık olu rken Arup mühendislik konusunda, geliştirici Stanhope da şemanı n geliştirilmesi konusunda yard ı mcı olacak. Bu sene ayrıca pavyonda Fransız sanatçı Christian Boltanski ' n i n ensta­ lasyonları ile açıkhavada masa tenisi masaları yer alacak.

ettiğ i " programda yine kendisi veriyor; " Kuzeyde ne kadar arsa varsa imarı be­ nim zamanımda yapıldı. Arsa sahi pleri zengin oldu. Adana beni niye seçti? O yüzden seçiyor. . . Yan i Adana'da "demokrasi şampi­ yon u " olmanın sırrı, " kente değil ranta hizmet " ! .. Bunu başkanın kendisi de "açı kça" söylüyor. . . Tarlalar "Arsa"laşınca . . . Çünkü Durak'ın " kuzey" dediği yer, yıllardı r " ü niversitelerde örnek gösterilsin" di­ yerek övgüler dizdiği "Yeni Adana" . . . Kentin kuzeyinde sayısız "gökdelen yavrusu " apartmanın caddeler boyunca sı ralandığı Yen i Adana, asl ında kendi­ sinin de hem " kazanç kaynağ ı " hem de "seçim güvencesi "dir. Yakın geçmişe dek kentin " kırsal" ı olan o n binlerce dönüm araz i , şe­ hirciliğin ve mimarlığın tüm ilkeleri çiğnenerek "yüksek yoğunluklu apartmanlaşma"ya açı ldı. Böylece " tar­ laları arsalaşan" lar, kısa sürede "gayri­ menkul zengini" olunca, adeta şü kran duygularıyla oy yağdırdı lar. . . Durak'ın " müteahhit" olarak binlerce konut yapıp pazarladığı Yeni Adana ise "asıl Adana" adeta terk edilerek, yani kentin eski ve tarihi semtleri bakımsıı­ lığa ve çöküşe bırakılarak, belediyenin özel ve ayrıcalıklı ilgisiyle geliştirildi. Sayısız yap-sat apartmanı n ı n "zemin katları ticaret"e ayrılarak sözde "mo­ dern kent" yaratıldı. . . Adına " imar planı" denilen "yol ve parselasyon krokileri "yle tam 40 cami yeri de ayrılarak apartman arsalarına dönüştürülen tarlalar, sahiplerine ve yap-sat inşaatçı larına yüksek emlak rantları sağlad ılar. . . Şimdi Aytaç Durak diyor k i : " B u yüz­ den beni seçen Adanalılar ahmak m ı ? " Elbette değiller, a m a gerçek Adana' n ı n gözden çı karı ldığı bir anlayı­ şa; tarihi kente değil " rant ekonomisi"ne h izmet eden bir belediyeciliğe oy yağ­ dırmanın "Adanal ı " l ı k olmadığını da kim bilir kaç kez yazmışımdır. . . Hele Durak'ın " Belediye başkanı olmasaydım servetim daha fazla olur­ du" sözünü de her duyduğumda şunu söylemiştim; "Ama o zaman binlerce konut yapıp pazarladığı Yeni Adana da olmazdı ki . . . " Yen i Adana' n ı n bizzat kendisi " kente

Ü l kemizde en uzun süre belediye baş­ kanı olan Aytaç Durak bunca yıl sonra " imar yolsuzluğu"yla suçlanıyor. " Rüşvet" almakla suçlad ı ğ ı bir belediye meclisi üyesince "en büyük imar talancısı" ilan edilince, medyanın ilgi odağı oldu. Sadece Adana Büyükşehi r Belediyesi'nin d e ğ i l " Belediyeler Birliğ i " n i n de kuşaktan kuşağa başkan­ l ı ğ ı n ı yapan Durak, "gayrimenkul zengi­ n i " olmakla sorgulanıyor. Her iki görevin i de "seçilerek" üstle­ nen; yan i hem "hal k " ı n hem de " beledi­ ye başkanları " n ı n beğenisini kazanan Durak, sandı ktan hep farklı partilerle çıktığı için siyasi görüşü de "önemsen­ meyen" bir siyasetçi . . . istanbul 'a gelerek ul usal basınla "dertleşen" Durak, dudak uçuklatan " imar servet i " n i n sorgulanmasına kıza­ rak diyor ki; " 7 defa seçim kazan d ı m ; Adanalı ahmak değil. . . " Ne var ki Durak' ı M H P 'den istifa et­ tiren Bahçeli de dahil kimsecikler şunu sormuyor; "Ahmak olmayan Adanalılar, Aytaç Durak'tan acaba 'kente hizmet ' le­ ri nedeniyle m i vazgeçemiyorlar?" i şte bu " temel" sorunun yanıtın ı 1 6 Mart 'ta C N N -Türk'te, aniden " terk


88

Mart 2010

karşı e n büyük i mar suçu"dur. Aynı suça yıllarca seyirci kalındıktan sonra şimdi kalkıp "Aytaç Durak yağmacı'' demenin nasıl tan ı m lanması gerekti­ ğini " Eski Adanalı lar"a bırakıyorum . . çünkü onlar, örneğin tarihi Tepebağ Mahallesi ' ndeki görmüş geçirmiş kahvelerde "AIIahına kadar" doğruları konuşurlardı . .. " Yeni Adanalı lar" ise o kimliksiz beton kulelerinin altındaki son­ radan görme "cafe" lerde Durak'ı nasıl savunacakların ı düşün üyor olmalılar. . . .

ARKIV S a ç k i l e r i 2 0 0 8 ve 2 0 0 9 So n u ç la n d ı Tarih: 26 Mart YAZAN: SELi N BiÇER

Arkitera M i marlık M erkezi 'nin, Türkiye'deki mimarlık üretimini bel­ gelemek amacıyla bu yıl ikincisini gerçekleştirdiği ARKiV Seçkileri projesinin sonuçları belli oldu. Amacı, Türkiye'de 2008 ve 2009 yılları içinde üretilen mimarlığı kayıt altına alıp, bir kaynak oluşturmak olan ARKiV Seçkileri

projesi, Türkiye'nin tek m imarlık başvuru kaynağı olan ve Çanakkale Seramik&Kalebodur sponsorluğunda yayınlanan ARKiV üzerinden yürütüldü. M imarlara yapılan çağrılar, projelerin toplanması, düzenlenmesi ve değer­ lendirilmesiyle birlikte toplam 4 aylı k yoğun bir çalışmanın ürünü olan be­ lirleme süreci 1 7 Mart 2 0 1 0 tarihinde yapılan Seçici Kurul değerlendirmesiy­ le tamam landı. Değerlendirmeyi, Türk Serbest M imarlar Derneğ i temsilcisi Aytek itez, istanbul Serbest M imarlar Derneği temsilcisi Hasan Çalışlar, izmir Serbest M imarlar Derneği temsilcisi Vedat Tokyay, Garanti Galeri'den Pelin Derviş ve Arkitera M imarlık Merkezi' nden Emine M erdim Yılmaz' ın oluşturduğu seçici kurul gerçekleştirdi. 17 Mart 201 0 tarihinde Arkitera M imarlı k Merkezi'nde yapılan toplantı­ da 2008 yılında uygulaması biten 1 08 proje ve 2009 yılı nda gerçekleşen 70 proje incelendi. Kültürel, sosyal , ekonomik, çevresel ve estetik değer ölçütleri göz önüne alı narak yapılan, seçici kurul üyelerinin kişisel yaklaşımlarının da yansıtıldığı değerlendirmen in sonucu oy çokluğuy­ la belirlendi. Toplantıda iç mekan düzenlemeleri ve yurtdışında yapılmış uygulamalar değerlendirme dışı bırakıldı. Üç turda gerçekleştirilen oylamanı n so­ nunda 2008 yılına ait 63 proje

ve 2009'a ait 34 proje elendi, eksik görülen dökümanların toplanmasına karar verildi. Eksiklerin tamamlanmasıyla birlikte ARKiV üzerinden son kez yapılan de­ ğerlendirme sonununda ise 68 proje ARK iV Seçkileri 2009'da yer almaya değer görüldü.


Türkiye sın ırları içinde 1 4 farklı kent­ ten yapıların yer aldığı seçkide, 32 yapı ile en çok temsil edilen kent istanbul. Bunu 6 yapı ile i zmir taki p ediyor. En çok örneği bulunan proje tipi ise 1 1 proje ile konut sitesi/grubu. 9 adet alışveriş merkezi/çarşı projesi ve 8 adet iş merkezi/ofis projesi en çok uygulu­ nan projeler arasında yer alıyor. ARKiV Seçkiler'inde yer alan projele­ rin tamamı www.arkiv.com.tr adresinde görülebilir.

P r i t- z k e r Od ü l ü B u S e n e Japonya ' ya Git-t- i . .

Tarih: 29 Mart DERLEYEN: EMiNE M ERDi M YILMAZ

Geçtiğimiz ay tamamlanan Rolex Learning Center ile isim lerinden sıkça söz etti­ ren Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa (SANAA) şimdi de aldıkları Priztker Ödülü ile mimarl ı k dünyasına isimlerini kalı n harflerle yazdı rdı lar. Aynı zamanda 201 0, SANAA'nın senesi sayılabilir. Daha önce de ortaklardan Kazuyo Sejima Venedik M imarlı k Bienal i ' ni n küratörü olarak açıklanmıştı. SANAA' n ı n başta Japonya olmak

M a rt 2010

89

üzere, Fransa, Almanya, ingiltere, Hollanda, isviçre, ispanya ve Amerika Birleşik Devletler i 'nde tamamlanmış binaları bulunuyor. Nagano Japonya'daki 0 - M useum , Almere Hollanda'daki Stadstheater Al mere " De Kunstlinie", Kanazawa Japonya'daki 2 1 . Yüzyıl Çağdaş Sanat M üzes i , Toledo ABD'deki Toledo M üzesi Cam Sanat Pavyon u , Essen Almanya'daki Zollverein School ve New York ' taki New M useum bell i başlı çalışmaları arasında sayılabilir.

ediyorum. Aynı zamanda bu ödül bana d inamizm kattı ve daha önce hiç bu şe­ kilde hissetmemişti m." Hyatt Vakfı başkanı Thomas J . Pritzker ise b u seneki ödül ile ilgili şun­ ları söyledi , " Üçüncü kez ödül iki kişiye birden veriliyor. 1 988 yılında Oscar N iemeyer ve Gordon Bunshaft; 2001 yılında Jacques Herzog ve Pierre de Meuron ödülün sahipleri olmuşlard ı. Bunun yanı nda daha önce Japonyalı mi­ marlara 3 kez ödül verilmişti. 1 98 7 yılın­ da Kenzo Tange, 1 993 yılında Fumihiko Maki ve 1 995 yılında Tadao Ando ödül alan isimlerdi." J ü ri başkanı Lord Palumbo, jürinin genel görüşlerin i şu şekilde aktardı , " O n ların mimarlığı aynı zamanda zarif ve güçlü; kusursuz ve akıcı; dahice yalnız fazlaca ya da açıkca zeki değil. Binalarının tasarımı başarılı bir şekilde bağiarnı ve içeriği ile bağlantıya geçi­ yor." Bu seneki j üride Lord Pal umbo d ışında Alejandro Aravena, Rolf Fehlbaum, Carlos J imenez, Ju hani Pallasmaa, Renzo Piano ve Karen Stein yer alıyordu.

Öd ü l Dör-d ü n c ü Kez Japo nyalı Mima r-la r-a Ve r- il iyo rÖdül kazand ıklarını öğrendikten sonra Kazuyo Sejima'nın tepkisi şu şekilde oldu, " Böyle bir ödül kazanmak beni heyecanlandı rdı. Pritzker ( Hyatt) Vakfı 'na, jüri üyelerine, bizimle çalışan işvereniere ve bütün destek verenlere teşekkür ediyorum. Bu ödül ile beraber daha iyi mimarlık yapmaya devam ede­ ceğ i m . " Benzer bir tepki de diğer ortak Ryue Nishizawa'dan geldi, onun açıkla­ ması şu şekilde oldu, "Bu ödülü büyük bir alçakgönüllü k ile alıyorum. Aynı zamanda çok gururlandım ve şaş ı rd ı m . Bu ödülün çabalarımızı cesaretlendi r­ rnek için verildiğini anlıyorum ve kabul

Öd ü l Tö r-e n i New Yo r- k ' t-a Ödül bu sene 1 7 Mayıs'ta New York'taki Ellis Adası ' nda yapılacak törenle verilecek. M imarlara 1 00.000


Mart 201 0

90

Dolar para ödülünün yanı sıra bronz madalya da hediye edilecek. Ödül her sene farklı bir kentte veriliyor. 2006 senesinde Paulo Mendes da Rocha'ya ödül istanbul'da verilmişti .

Geçt-iğimiz 1.0 Se n e İç e r- i s i n d e Ö d ü l Ka z a n a n İ s imler- Ş u n l a r- Olmu şt-u . 2009 Peter Zumthor, isviçre 2008 Jean Nouve l , Fransa 2007 Richard Rogers, Birleşik Krallık 2006 Paulo Mendes da Rocha, Brezilya 2005 Thom Mayne, Amerika 2004 Zaha Hadid, i ngiltere 2003 J mn Utzon, Danimarka

2002 Glenn M u rcutt, Avustrulya 2001 Jacques Herzog and Pierre de Meuron, isviçre 2000 Rem Koolhaas, Hollanda •


gele ceğimiz için üretiyoruz . . .

Yeni nesil bina/ara üstün özellik/i ve ç e vreye duyarlt ürünler/e esnek çözümler sunan Alu-line Mimari Sistemler, iş merkezlerinden lüks kon utlara, havaalanlanndan, i ç m e k a n uyg u la m a l a rt n a , h aya ttn her yerin de .

--;l u-l i ne1 Arc h i tect u r a l Syst e m s

www . a l u-line .com


B u r s a , " UN E Dü nya Mi r L i s t- e s i " Ya r ı ş a

Listesi'ne al ı n ­ süreci başlatt ı . i r Belediye Başkanı , kent ziynetlerinin dünası içi n , " U N ESCO Dünya si"ne girmenin büyük önem söyledi . kan Recep Altepe, " U N ESCO vuru sürecinin başlaması nedeniyle BUSKi Konferans Salonu'nda toplantı yapt ı . Başkan Altepe, Bursa' n ı n Hanlar bölgesi ile Cumalı kızık Osmanlı Kentsel ve K ı rsal yerleşmeleriyle bu listeye g i r­ meyi hak ettiğini söyledi. Osman l ı ' n ı n ilk eserlerini verdiği v e dünyaya medeni­ yetin i h raç edildiği kent olan Bursa' n ı n , zengin tarih v e kültür mirası n ı içinde barındırdığını anlatan Başkan Altepe, şöyle dedi: " Var olan değerlerimiz ve bu değerleri ayağa kaldırmak ve korumak için yap­ tığımız çalışmalarla Bursa, U N ESCO Dünya Mirası Listesi'ne g irmeyi hak ediyor. Bu l isteye girdiğimiz takdirde kent ziynetlerimizi dü nyaya tanıtmak için önemli bir şans yakalayacağ ız." Tarih i değerlerin ayağa kaldırılması ve Bursa' n ı n dü nyaya tanıtılması nokta­ sında kent d inamiklerinden de destek aldıkları n ı dile getiren Başkan Altepe, " Bu listede yer almak her yönden Bursa' n ı n gelişmesine önemli katkılar sağlayacak. Kentin d ünyaya tan ıtı m ı sağlan ı rken, U ludağ gibi doğal güzellik­ lerimizi de pazarlama konusunda önemli avantaj elde edeceğiz. Bu kent turizmi ne de önemli katkılar sağlayacak" diye konuştu . Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Seyfettin Avşar ve Genel Sekreter Yard ı mcısı Bayram Vardar'ın katıldığı toplantıda söz alan Kültür Varlıkları M üzeler Genel Müdürlüğü U N ESCO Biri m i ' nde görevli Yüksek Şehir Plancısı Evrim Ulusan ise, adaylık sürecinde izlenecek yol haritası hakkı n -

bilgiler verdi. Kültür v e Turizm ığı uzmanları tarafından incele­ nen bölgelerle ilgili dosya önümüzdeki aylarda hazırlanarak U N ESCO'ya gön­ derilecek.

" Ma s k P ro j e s i d e Me"t r o y a Be n z e d i " Tarih: 2 Nisan, Yeni Asır YAZAN: FATIH YAPAR

Başkan Tatı , eski Başkan Cemil Şeboy döneminde yapılan Atatürk Maskı ' n ı n metro projesinde olduğu g i b i işi bilme­ yen firmaya verildiğini öne sürdü. Buca Belediyesi eski Başkanı Cemil Şeboy döneminde yapımına başlanan ve bugüne kadar 4 m ilyon 200 bin TL para harcanarak inşaa edilen Yeşildere Yolu üzerindeki Atatürk Maskı yine bozuldu. Boyaları dökülen ve içeride oluşan rutubet nedeniyle görüntüsü çirkinleşen maskın bir türlü düzelmeme­ si Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı'yı çileden çıkardı. Başkan Tatı , " M askın içinde havalandı rma sorun u yaşıyoruz. işi bilmeyen firmaya maskın yapımı ve­ rilmiş. Yapacak bir şeyimiz yok . Daha önce pencere açm ı ştık fakat yeterli gelmedi. Tekrar pencereler açılarak içerideki havanın dolaşması sağlana­ cak. B u iş izmir'deki metro işine benze­ di. i ş bilmeyen firmalara verilen metro çal ışmaları da böyle sorun çı kartmı şt ı . Sonra başa gelenler metroda olduğu gibi zaman ve maddi kayıplara neden oluyor" diye konuştu. Tatı , "Firma yetkili­ leri bu zamana kadar hiç bu tür çalışma yapmad ıklarını kabul ediyorlar. Konu ile ilgili gerekli çalışmayı başlatt ı m . Meclis toplantıları n ı n ardı ndan yüklenici firma yetkilileri ile toplantı yapacağ ı m . Getirsinler kendi uzman larını bu i ş e bir çözüm bulsunlar" dedi.

Kayalıklara İnşa Ed ild i Buca Çaldıran mahallesi nde, Yeşildere yolu güzergah ına bakan kayalı klarda 3 yıl önce çalışmalarına başlan ılan Atatürk mask ı n ı n yapımı ndan önce bölgede zem i n etüdü ile statik çeli k projeleri yapılmıştı . i n şaatında 450 tondan fazla çelik taşıyıcı kullanı lan 42 metrelik mask, 3 kat püskürtme beton atılarak tamamlandı. Heykeltraş Harun

Atalayman' ı n yaptığı mask için Dokuz Eyl ü l Ü n iversitesi' nden danışman l ı k h izmeti al ındı. Mask geçtiğ imiz y ı l Eylül ayı nda törenle açı lmıştı .

To y o It-o ' n u n D i n l e n me Pa r k ı I n ş a a t- ı Du rdu ruldu .

Tarih: 5 Nisan, Designboom ÇEviREN: DiLEK ÖZTÜRK

Toyo lto tarafından tasarlanan ispanya' n ı n kuzeyinde, Torrevieja'da bulunan "din­ lenme parkı", kıyı kanunları ndan dolayı yapımı askıya al ındığı ndan dolayı, yarım bırakılmış h issin i veriyor. Bu durum, şimdi mimar Nathalie G idron tarafından bir sergide dile ge­ tirildi. G idro n , bir salyangaz formunda olan ahşap üzerine bakır kaplama olan binan ı n ne kadar harap bir halde alsu­ ğunun altı n ı çizd i . Binanın kaplandığı bakır zamanla aşınmış durumda, hatta yokolmuş. Ahşap sistem ise, rutubetten dolayı eğrilmiş. Gid ron, bu bina için " 2 1 . yüz­ yıl mimarlığ ının mücevherlerinden biri" tanı mlamasın ı yapıyor. Torrevieja yerel yönetim i i nşaar dur­ durulduktan sonra plan tadilatı yaptı ve projenin terkedildiğine dair çıkan söylemleri reddetti. Diğer politik gruplar ise, arazinin eski doğal haline dönmesi­ n i destekliyorlar.

XII . 2 0 1. 0 U l u s a l M ima r l ı k Od ü l l e r i Od ü l Ad a y l a r ı Be l i r l e n d i . .

. .

Tarih: 5 Nisan

M imarlar Odası ' n ı n her iki yılda bir dü­ zenlediği ve bu yıl XII. dönemi gerçek­ leştirilen Ulusal M imarlık Sergisi ve Ödülleri ' nde Seçici Kurul çalışmaları n ı tamamladı. Bu dönem, 1 6 0 eserin 1 2 1 1 pano ile katılımı değerlendirmeye alı n d ı . Doğan Tekeli başkanlığ ında, Boğaçhan Dündaralp, Namık Erkal , H üseyin Kahvecioğlu ve Nevzat i lhan'dan olu­ şan Seçici Kurul, " Büyük Ödül" (Sinan Ödülü), " M imarl ığa Katkı Dalı Başarı


Nisan 2010

Ödülleri" ve "Anma Programı " için ödüle değer görülen isimleri ve "Yapı " , " Proje" v e " Fikir Sunumu" dallarında ödül adaylarını belirledi . Ödül sahipleri ise, 16 Nisan 201 0, Cuma günü, saat 1 9 :00'da Ankara'da, Çan kaya Çağdaş Sanatlar M erkez i ' nde yapı lacak törende açıklanacak.

Büyük Ödül (Sinan Ö dülü): Mehmet Konuralp

Anma Progra mı:

Zeki Sayar

Mimarlığa Katkı Dalı Başarı Ö dülü:

Cevat Erder

Mimarlığa Katkı Da l ı "Seçici Kurul Özel Öd ü l ü " :

i m kan- M ekan G rubu

Ya pı Dalı Ö d ü l Adayl a r-ı •

Ercan Ağırbaş, Toplu Konut Südliche Furth, Neuss-Aimanya Alişan Çırakoğlu, Galyum Blok, O DTÜ-Ankara Kerem Erginoğlu, Hasan Çalışlar, Pendorya Alışveriş Merkezi, Pendik-istanbul Kerem Erginoğlu, Hasan Çalışlar, Turkcell Ar-Ge B i nası, Gebze-Kocaeli

Mehmet Kütükçüoğlu, Ertuğ Uçar, Novron Badrum Evleri Ardesco, Yalıkavak Badrum-Muğla Meh met Kütükçüoğl u , Ertuğ Uçar, Yapı Kredi Bankası Bankacılık Akademisi, Gebze-Kocaeli Suna Birsen Otay, Yalı kavak Butik Otel, Yalı kavak Badru m- Muğla Ayşe Defne Önen , Avanos 5D, Avanos-Nevşehir Gonca Paşalar, Emre Arolat, Gani Turunç, 7800 Çeşme Konutları ve Otel i , Çeşme-izm ir Şevki Pekin, TAYSAD (TOSB) Yönetim B i nası, Gebze-Kocaeli Melkan Gürsel Tabanlıoğlu, M u rat Tabanlıoğlu, Astana Arena, Astana-Kazakistan Melkan Gürsel Tabanlıoğlu, M u rat Tabanlıoğlu, M1 Meydan Merter Alışveriş Merkezi, Merter-istanbul A. Sinan Timoçin, Serkan iğdelipınar, Gürcistan iç i şleri Bakanlığı ve Polis Yönetim M erkezi , Tifl is-Gürcistan Tevfik Tozkoparan, Emre U laş, Ahmed Adnan Saygu n Sanat

ARK TERA

• •

c

aı "O

E

w

i;j E

(.)

.....

•CD

u.

::!:

"'

2:'

o

"O

aı Q. c

t::ı�IE C\[L{x']tıi"Jt.f:ıO

93

Merkezi, Güzelyalı - izmir Selim Velioğlu, U mut iyigü n , Orkun Özüer, M u rat Aksu, Türkiye Noterler Birliği Merkezi, Söğütözü-Ankara Fatih Yavuz, Ömer Emre Şavural, Hasan Okan Çetin , ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü M ü hendislik Laboratuvarları, Güzelyurt-KKTC Kerem Yazgan, Begüm Yazgan , ODTÜ Modsim Modelierne ve Simülasyon Merkezi, O DTÜ -Ankara Yapı Dalı/ Çevre Ödül Adayları Tamer Başbuğ, Hasan Özbay, Baran idil, Aslı Özbay, Mustafapaşa (Sinasos) Koruma Planı , Ü rgüp- Nevşehir Yapı Dalı 1 Koruma-Yaşatma Ödül Adayları M . Burak Altınışık, T Gül Köksal, Kazıklı Kervansaray Restorasyon u ve Çok Amaçlı Kültür Merkezi iç Ek yapısı, Gölcük- Kocaeli Kerem Erginoğlu, Hasan Çal ışlar, D D B Tuz ambarı, Kasımpaşa-istanbul Ali Emrah Ü n l ü , Fener ve Balat Semtleri Rehabilitasyonu, istanbul


A R K T E R A WrhJ&ıniE &�t'Jd':JO

94

Pr-oj e Dalı Ö d ü l Ad ayla r-ı •

Ercan Ağırbaş, Toplu Konut Korallusviertel, Hamburg-Al manya Kerem Erginoğ l u , Hasan Çalışlar, Tarsus S EV ilköğretim Okulu Kampüsü, Tarsus-Mersin Kerem Erginoğ l u , Hasan Çalışlar, iş Bankası 4 i şlem Ortak Servisler H izmet Binası, Tuzla- i stanbul Orçun Ersan, D-8, Beysukent-Ankara i brah i m Eyup, Tarman Ofisi, Kadıköy-istanbul Yeşim Hatırlı, Nami Hatırl ı , Teras Park, Oran-Ankara Cengiz Kabaoğlu, Zeynel Bey Türbesi Restorasyonu, Hasankeyf-Batman Aytaç Manço, Ali Manço, Tokyo Moda M üzesi, Tokyo-Japonya Aytaç Manço, Ali Manço, Benetton Ticaret, Ofis ve Konut Yapısı, Tahran-iran Şakir Meraki, Sokollu Mehmet Paşa Köprüsü Restorasyon u , Vişegrad-Bosna Hersek Beysun Mert, Teras Çorlu, Çorlu-Tekirdağ Suna B i rsen Otay, M üşkülüm Çiftliği Evleri , Gü müşlük Bodru m - M uğla Enis Öncüoğl u , Önder Kaya, Cem Altınöz, Cumhur Keskinok, Eczacıbaşı Ar-Ge Merkezi, Bozüyük-Bilecik Gonca Paşolar, Emre Arolat, Kerem Piker, Maslak No. 1 Ofis Yapısı, Masiak-istanbui Gonca Paşolar, Emre Arolat, Kerem Piker, Tekfen Kağıthane Ofisleri, Kağ ıthane-istanbul Gonca Paşolar, Emre Arolat, Kerem Piker, Rıfat Yılmaz, Yalı kavak Evleri, Bodru m - M uğla G onca Paşolar, Emre Arolat, Rıfat Yılmaz, Başak Akkoyunlu,

Nisan 2 0 1 0

Milas Golf Oteli, Bodrum- Muğla M u rat Arif Suyabatmaz, Hakan Demirel, Gü neşli Konutlar, Bağcılar- istanbul M u rat Arif Suyabatmaz, Hakan Demirel, Eko Park, Bağcılaristanbul Melkan Gürsel Tabanlıoğ l u , M u rat Tabanlıoğlu, istinye Rezidans, istinye-istanbul Mel kan Gürsel Tabanlıoğlu, M u rat Tabanl ıoğlu Maltepe Dragos Sanayi Alanları Kentsel Tasarı m ı , Maltepe-istanbul

F i k i r- S u n umu Dalı Ö d ü l Adayla r-ı •

Sıd ı ka Bebekoğlu, Kilis Kültür Envanteri Günay Erdem, Sunay Erdem, Eski Liman ve Orfirisey Kentsel Tasarı m ı , Reykjavik- izlanda Yamaç Korfa l ı , Pusu 2: Banka 1 Kumarhane, Londra- i ngiltere

Kat- ı l ım Ma k s im u m , Ko l o k y u m ' d a So r u la r Min imum Tarih: 7 Nisan YAZAN: SELi N BiÇER

Cami M i marisi Üzerine Fikir Yarışması Kolokyum ve Ödül Töreni 6 Nisan 2 0 1 0 S a l ı günü Kayseri'de Kadir H a s Kongre ve Spor Merkezi'nde gerçekleşt i . Fikir yarışması için 285 tane şartname al ı n ı rken 250 tane proje teslim edild i . Beklenenden fazla katılımın gerçekleştiğ i yarışmada sadece iki proje (birinde isim yazıldığı , diğerinde ise el yazısı kullanı ldığı

için) d iskalifiye edildi. Değerlendirmeye alı nan 248 proje içinden 6 tanesi eş değer ödüle layık görüldü . " M imar Sinan Günleri" etkinlikleri kapsam ında gerçekleştirilen ödül töreni ve kolokyum saygı duruşu ve istiklal Marşı'yla başlad ı . ilk olarak kürsüye Yıldız Teknik Ü niversitesi M imarlık Fakültesi Dekan ı Prof.Dr. Zekai Görgülü çıktı. Yaptığı konuşmada mimari yarışmaların mesleki disipline olan katkı larından bahsetti. Ayrıca Kayseri'nin gelişmekte olan bir kent olduğunu belirtti. Daha sonra Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki kürsüde kon uşma yaptı. Konuşması sırasında " M i mar Sinan'ı anmak, onu taklit etmek değil" diyen Özhaseki Sinan ' ı n zamanında geliştirdiği mi­ marlığı geçmek için mimarların çok çalışması gerektiğini anlattı. Camiierin tarihçesinden kısaca bahsetti ve bu fikir yarışması için 250 tane proje üretildiği­ ne göre bu konuda bir açlığın varoldu­ ğunu öne sürdü. Cami M imarisi Üzerine Fikir Yarışması 'nda 6 eş değer ödül sahip­ lerine (Cem i lhan - Tülin Hadi - Türkan Kahveci; Emine Didem Durakbaşa Ömer Selçuk Baz; Sahadır Altınkaynak - Tevfik Mehmet Aydı n ; Kutlu i nanç Bal - Hakan Evkaya; ibrahim Eyüp - Olcay Oval ı Eyüp; Özgür Karakaş), asıl jüri üyeleri (Prof.Dr. Zekai Görgülü, Nevzat Sayın, Cem Altı nöz, Ahmet Tahir Gül, Yener Torunoğlu), yedek jüri üyeleri (Deniz Dokgöz, E. Babür Ülgüner, Fatih Altun) ile emeği geçen ekibe plaketIeri verildi . --


N i san 201 0

Ödüllerin dağ ıtılmasından hemen sonra ası l jüri üyeleri kolokyumu başlat­ mak üzere yerlerini aldı . Prof. Dr. Zekai Görgülü kolokyum u yönetmesi için Aysel Çetinsoy ' u davet etti. Aysel Çetinsoy' u n yöneticiliğini yaptığı kolokyumun başında özelli kle kamu binaları için mimari yarışman açılmasının diğer kurum ve kuruluşlara örnek olacağına değinildi. Ancak kamu kuruluşları nın da bu konudaki isteksizli­ ği vurgulandı. Cami mimarisi üzerine düzenlenen yarışmayla ilgili ciddi bir emek harcan ıp hazırlanm ı ş 250 fikir projesinin bir kata­ log haline getirilme ve bunların içinden ayı klananların "tip proje" lere dönüşebii ­ me olasılığı jürinin yarışmayla i l g i l i kork­ tuğu bir konu olduğunun altı çizi ldi.

Prof.Dr. Zekai Görgülü yarışma süre­ cinden bahsetti. Şartname hazırlanırken atian ıian çok önemli bir konunun ödüller arasında "satınalma"lara yer verilmeme­ si olduğunu anlattı. Son elemeye 9 projenin kaldığını belirten Görgülü, satınalma ödülü atlan­ mamış olsaydı kalan 3 projeye de ödül verilebileceğini dile getird i . Bu 3 pro­ jenin sahiplerinden ilkinin kimliği saklı, ikincisi Boran Ekinci ve ekibi, üçü ncüsü ise Caner Bilgin - Büşra Al 'dan oluşan ekip olduğu açı klandı. Yarışmaya katı lan projeler M imarlar Odası tarafından bir kitap haline getiri­ lip basılacak. Kolokyumda sorulara geçildi. ilk sözü alan Mehmet Kasap kendisinin de bir katılımcı olduğunu söyledi ve jürinin raporlarının açıklanmayışını kolokyum aceleye getirildiği­ ne bağlad ı .

95

m .., c. tD CO•

� O: c. ı::

i kinci yorum Gazi ve Erciyes Ün iversiteleri'nde öğretim görevlisi ola­ rak çalışmış Sevgi Lökçe'den geldi ve öğrencilerinin böyle önemli bir konuda ürettikleri fikir projelerinin ödül almasın­ dan dolayı duyduğu gururu belirtti. Bir diğer söz alan kişi Kü rşat Açıkgöz oldu. Açıkgöz ' ün yarışmayla ilgili yoru­ mu Türkiye'deki mimarlık yelpazesinin bu yarışmada açıkça görüldüğü yönün­ de oldu . Yayınlanacak kitabın bu konu hakkı ndaki tartışmaları sürd ü receğini öne sürdü. Yapılan yorumlar üzerine jüri üyelerin­ den Nevzat Sayın " M imarlığa yakın du­ ran dine, dine yakı n olan mimarlığa uzak du ruyor" diyerek görüşlerini özetledi. Ülkemizde konut ve cam i m imarisinin ısrarla " birileri " tarafından mi marların elinden al ınışından dert yandı . Yeniden söz alan Kürşat Açıkgöz Avrupa'da zaman ilerledikçe m imari sti lierin i lerlediğini, buna karşın cami


96

Nisan 2010

m imarisi konusunda bizim treni kaçırdı­ ğ ı m ızı üzülerek beli rtti. Yeşi m Alemdar cami m imarisi üze­ rine gitmekten mimarları n çekinişini isviçre'deki m inare tartışmalarıyla ör­ neklendi rd i . Cami m imarisi üzerine sim­ gesel anlamlar yüklendiğini ifade eden Alemdar j üriye "minare"nin imgeselliği hakkındaki görüşleri ni sordu . Bu soru üzerine Nevzat Sayın her projenin kendine özgü kuralları olduğu­ nu söyledi ve ekledi , "Ödül alan projeler arasında hem minareli , hem de m inare­ siz yapılar var." Tüm mimari yarışmalarda katılımcılar kadar jürilerin de yarıştığını anlatan Sayın, bu yarışmada jürinin farklı isim­ lerden oluşsa, ödüllerin sahiplerinin de değişebileceğine işaret etti. Bunun üzerine söz alan Zekai Görgülü jürinin kural koymadan her projeyi kendi içinde değerlendirdiğini söyledi. Bazı projelerde m inarenin yapıyı tamamlayan bir ek olarak kulla­ nıldığı na dair örnekler verdi. Arsa seçiminin serbest bırakıldığı yarışmaya 248 adet farklı fikir sunuldu. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki birden fazla proje­ nin uygulanabilir olduğunundan duy­ duğu memnuniyeti dile getirdi. Jürinin ortak görüşü bu yarışman ın yarım kalmaması ve uçmaması oldu. Seçilen 250 projenin jüri raporlarının son anda tamamlanması ve katılımcı­ lar tarafından yeterince inlenemeyişi nedeniyle kolokyum az soruyla kısa sürede tamamlandı.

Ş a n g a y 2 0 10 E x p o Pav y o n l a r ı Tamaml a n ı y o r Tarih: 7 Nisan, Building Design YAZAN: AMANDA BAILLIEU ÇEviREN: TUGÇE ŞAHiN

Şangay 20 1 0 Expo için yapılan etkile­ yici pavyonlar şekillen meye başladı . ingiltere i ç i n Thomas Heatherwick'in tasarımı olan pavyon da bunlardan biri. Peki bu pavyonun vermek istediği mesaj ne? Fuarlara baktığınızda çok para har-

Şangay Pavyonu için 25 m ilyon Pound harcayan ingiltere, etkileyici mi­ marisiyle ilgi çekmeyi bekleyen tek ülke değil. Aynı zamanda özel odalarla Çinli yatırımcıları ikna edecek ve ingiltereli girişimcilerin yeni ortaklı klar kurmasını sağlayacaklar. 2005 Japonya Aichi Fuarı' nda ingiltere' nin pavyon için 3 mil­ yon Pound harcadığı ve şimdiki fuarın ise Çin'de olduğu düşünülürse ingiltere H ükümetinin bu pavyon için alışı lmadık bir cömertlik içinde olduğu söylenebilir. Bu sadece ticari ilişkilerle şekillenen bir durum değil, ingiliz hü kümeti ülkeyi

.. aı ,.

N' = ..,.

Qj (/) ;;;

E

:O ci

"'" .. .c ,. ..

;;

Q

E

Q) 'C

ö

;; 'C :O ;;;

,., Q) 'C .,.

w

candığını ve entellektüel bir değeri olmad ı ğ ı n ı görseniz bile, bu fuarlar ço­ ğunlukla yapıldı kları ulusun markalaşma çabalarıyla popüler oluyorlar.

en iyi şekilde anlatacak görüntüyü oluşturmak istiyor. Bu fuar Çinli ev sahiplerinin iş için uygun oldukları nı göstermelerinin bir başka yol u . Dünya genelindeki ekonomik durgunluğa rağ­ men, 250 pavyon ve 70 milyon katılım­ cının gelmesi beklenen fuar için Pekin Olimpiyatları 'nda harcanan miktarın iki katı harcand ı . Fuarlar teknoloji v e mimarlık ilişkile­ rini deneyimiemek için de elverişli bir ortam olarak görülüyor. Gün boyunca yapının ayd ınlatması için doğal ışıktan faydalanan Thomas Heatherwick' i n aksine birçok pavyon çeşitli yen i malzemelerle ön plana çıkmayı tercih ediyor. Foster'ın Birleşik Arap Beylikleri pavyonu ve Enric M i ralles­ Benedetta Tagliabue'nin i spanya pavyonuna karş ı l ı k Heatherwick' i n pavyonunun p e k dikkat çekici ol maya­ cağ ına dair fikirler de mevcut. Ancak

Ci ';}

� = c. .,

';} (ll =

.,

iii = ., = c ., =

3' .,

., ı:ı .,

� < '< o = c


97

Nisan 2010

8 fuar için ve son olarak da Aichi 'de ingiltere pavyonlarının tasarımını yapan Peter Higgins (Land Design Studios) pavyonun değerini sorguluyor ve diyor ki: " i ngiltere pavyonu çok dikkat çekici bir yapı olacak. Etkileyici bir görüntü ortaya çıkacak. Fakat bu yüksek harca­ man ı n geri dönüşü olacak m ı ? " H iggins, ingiltere'nin 2007 yılında yapılan yarış­ madan sonra bütçeyi kesinlikle artırd ığı noktası na dikkat çekiyor ve hükümetin safça Heatherwick pavyonunun 1 O mil­ yon Pound'luk bütçeyle yapılabilceğini umduğunu dile getiriyor. Ve pavyonun, " Daha iyi bir yaşam, daha iyi bir kent" olan fuar temasını ne kadarı n ı içerdiği­ n i sorguluyor. " Fuarlar deneysel kent alanları gibidir ve yapı lar da ddeneysel olmalıdır. Burada kastettiğim sürdürüle­ bilirliğin bir göstergesi olması gerektiği . E n azı ndan başka b i r yere taşıyabil mek için modüler olmalarını sağlayabiliriz." Ne yazık ki bu mümkün alamayacak. "Sütrüktür ingiltere'ye götürmemize izin verecek gibi değ i l , olabildiğince geri dönüştürmeye çalışacağ ız" diyor d ı şiş­ leri bakanlığı. Fakat Çin'in çeşitli yerlerindeki okul lara dağıtılacak olan 60.000 akrilik çubuğun ancak bir kısmı geri dönüştü ­ rülebilir görünüyor. Higgins' i n dediği gibi: " i ngiltere çok güzel bir strüktür inşa ediyor, ancak geri dönüştürülemeyecekse verdiği mesaj ne olacak?"

8 . IAH H U l u s la ra ra s ı Öğ r e n c i Ta s a r ım ya r ı ş ma s ı ' n ı n qz e l Ma n s i y o n Od ü l ü T ü r k Öğ r e n c i l e r i n Tarih : 8 Nisan

I nternational Association for Humane Habitat (IAHH) tarafından düzenlenen 8 . U luslararası Öğrenci Tasarım Yarışması ' n ı n " Özel Mansiyon Ödülü" Yı ldız Teknik Ü n iversitesi , M i marlık Bölümü öğrencileri Duygu Erg i n , Necla Ruken Bars, Ayşegul Arküden , Oguzhan Sur'un oldu. "Sürdürülebilen i nsan çevresinde karşı lanabilir konut­ laşma" temalı 8. Uluslararası Öğrenci Tasarım Yarışmas ı ' n ı açan IAH H , insan­ ların yaşayışını ve çevresini, uygu n tek­ noloj i , yeni tasarımlar, yapım tekn ikleri, planlama, incelenebilir açıdan pek çok bilim alan ı ndan beslenen yaklaşımlarla iyi leşti rmeyi amaçlayan gönüllü bir topluluk. IAH H , yarışmaya katılan öğ­ rencilerden insanların yaşadığı çevreye uyg u n ve maddi açıdan karşılayabile­ cekleri bir yaşam alan ı tasariamaiarı beklemekteydi . Yarışmada öğrenciler alanı kendi seçti. Tasarım bağlamında yerel özelliklere di kkat edilmesi ve

411112

" i nsan habitatının" bozulmadan süreklili­ ğinin sağlanabilmesi ana hedefti. Özel Mansiyon Ödülü'nü kazanan Y T Ü ' I ü ekip d e , bu konuda Mardin'de çalışmayı uygu n gördü. Tipik Mardin Evleri 'nden esinlenerek var olan mimarin i n gelişi­ minin incelendiği tasarı mda, değerlerin ve izierin bozulmadan nasıl daha iyi konu mlanabileceğ ine yönelik bir öneri geti rildi.

M ima r S a d e c e Ke n t- e De ğ i l Ge l e c e ğ e De S o r u ml u

Tarih: 8 Nisan, Hü rriyet Emlak YAZAN: SEDATABAK

DB Architecture ' in sahibi ünlü mimar Bünyamin Derman yarışmalarda aldığı başarılı sonuçlarla adı ndan sıkça söz ettiriyor. Biriktirdikleri, gördükleri ve içselleştirdiklerinden esinlendiğini dile getiren Derman ile, mimarl ığın gelece­ ğini ve sorumluluklarını konuştuk .

Mesleğe başlad ığınız günden bu ne geldiğiniz noktayı değerlendiri r misiniz? i nsan içine doğduğu dünyanı n imkanları ile kuşatılır ilkin. Ardı ndan olası dün­ yaların keşfi gelir. Ve i nsan, düşündeki hedefleri büyüterek, içinde yer almak isteyeceği olası dünyaları yaratmaya yö­ nelir. Benim mimarlık maceram da tam bu yol üzerindedir. Orta öğretim son­ ras ı , şartlar gereği seçimim yapı teknik l isesiydi. Ü n iversite sınavındaki tercih !istemde de m i marl ı k ve i nşaat mühen­ disliği vardı. Yıldız Teknik Ü niversitesi M i marlık Fakültesi'nin kapısından gir­ diğim zaman artık bir hedefim vard ı : iyi bir mimar olmak. Üçüncü sınıftayken bir gün okul koridorunda hocalarımızdan rahmetli Alpay Aşkun'a niyetimden bah­ sedip, beni yetiştirmesi n i istedi m . Bir taraftan okula devam ediyor, bir yandan da onun ofisinde çalışıyordum. Derken okul bitti. Asistanlık, öğretim üyeliği , yarışmalar derken, 1 995 yılında eşimle efisimizi açtık. Halen mesleki çalışmala­ rıma kurucusu olduğum D B M imarlık ve Danışman lık şirket i ' nde devam etmekte­ yim. Geldiğ imiz yer bu uzun ince yolda umut vadeden bir yer. Ama hedefe


96

Nisan 201 0

giden yol hala çok sabır, çok emek ve özveri istiyor.

Mimarlık sektörü n ü n geleceğ i n i na· sıl görüyorsunuz? Umut vaat ed iyor mu? Umut tabii ki var. Sahip olduğumuz genç nüfusun enerjisini doğru yönlendi­ rebilirsek neden olmasın.

Nasıl bir yol izlenmeli? Doğru eğitim politikaları , siyasi tutarlılık, ekonomik istikrar ve iş sürekliliği önemli konular. Eğer amaç standartları yükselt­ mekse önce eğitimle başlayacaksınız. M imarlar Odası, meslek yasamızın olmayışını dert edinecek. Ofislerimiz kurumsallaşacak. işverenlerimiz de iş yaptırma alışkanl ıkları n ı değiştirecekler. Tabii bunları n tümünün ihtiyaç duyduğu en önemli şey h iç kuşkusuz iş sürekliliği yani ekonomik istikrar ki tüm bunlar bir iş kültürüne dönüşebilecek kadar bir süre pratik edilebilsin.

M i marın soru m l u l u klarından bahse­ decek olu rsak ... Eco'nun tasarımcı v e tasarlanan ürün için yazılmış çok sevdiğim bir cümlesi vardır. Kısaca söylersek "Tasarımcı bir ürü­ n ü tasarlarken, aynı zamanda bir tüke­ tim tan ımı yapar. Yan i tasarı, hem ürün hem de onun etkileri üzerinedir". Biz m imarlar, ortaya koyduğumuz ürünlerle yapılı çevremizi i nşa ederken, insan­ lar için de bir yaşantı tan ımı yaparız. Üstelik bu tanı m geleceği de etkiler. Bu nedenle mimarın sorumluluğu yalnızca bugünün kentlerine ve kentli ­ lerine değil aynı zamanda geleceğidir. Tasarladığı mız yapı ların bulunduğu

Bu iş z o r, ç o k z o r Bir mimar açısından bina üretmek işin kolay kısmı mı? Bina üretim süreci projeden uygulama­ ya pek çok disiplinin bir arada çalıştığı uzun ve yorucu bir süreç. Farklı enstrü­ manlarla seslendirilen bir m üzik gibi. O güzel besteyi başarıyla seslendirene dek bazen uyu m l u , bazen rahatsız edici seslerin duyulduğu . . . Hani bu soru, ' i şin en zevkli kısmı tasarım mıdır' şeklinde soru lsaydı . Kuşkusuz . . . Zor ama evet, çok zevkli derdim. Ama bina üre­ timi çok sancı l ı bir süreç. işverenin de­ ğ işken istekleri, imarın getirdiği sınır ve zorunlu l u klar, mimarın mimarlık yapma

Sektörel değerlendirmeler yapılabi· l iyor mu peki? Hayır. Çünkü küresel ekonominin şe­ kil lendirdiği bir dü nya düzeni içindeyiz. Rekabet ölçütleri de değişti. Türkiye hem yerli hem de yabancı yatı rımcılar için iyi bir pazar. Standartlar yükselir­ ken buna ayak uydurabilmek çok önemli. Zira yabancı yatırımcılar yanlarında bankaları, m imarları ve malzeme firma­ larıyla geliyorlar. iç piyasada bile bir projenin yabancı bir mimar tarafından çizilmiş olmasın ı n pazarlama değeri var. H a l böyle olunca, taşeron laşmamak içi n , hem içerde hem de d ışarıda uluslararası standartlarda iş yapabilme yeterliliğine kavuşabilecek yapı lanmaların içinde olmalıyız. Bugün ülkemizde kalite belgeli , mes­ lek sigortası olan, kurumsal bir yapı içinde iş üreten 30-60 kişilik büroların sayısı parmakla sayılıyor. Çok güzel fikirlerimiz, tasarım becerilerimiz var, ama bunlar yetmiyor. i şte tam da bu nedenle işverenleri­ mizin, gerek özel sektörde, gerekse devlette proje elde etme yöntemi olarak yarışmaları tercih etmeleri, özellikle genç meslektaşlarımıza bu çetin reka­ bet ortamında eşit koşullarda iş yapabil­ me olanağı sağlayacaktır.

çevreye kazandırdığı katma değer gerçekten önemsediğim bir h usustur. Kentle entegre olabilmiş, mimarisi ve sunduğu yaşantı ile fark yaratabilmiş yapılar olmaları. Ayrıca bunlar, fonksiyonlarını en iyi şekilde ifa edebilen, işvereni açısından ekonomik getirisi yüksek, kullanıcısı için mekansal ayrıcalıklar su nan yapı lar olmalıdır.

isteği , maddi sıkı ntılar, beli rsiz teminler, bu arada bir de yönetmek zorunda ol­ duğunuz bir ofis. Ortaçg i l ' i n dediği gibi " Bu iş zor, çok zor" aslında.

i nşaat sektörünün gelişimini nasıl buluyorsu nuz? Dünya artık eskisi gibi değil. Matematiksel olarak değil ama farklı açılardan küçüldü. Bilgi ve teknolo-


jiye ulaşım kolaylaşırken, mesafeler kısaldı . N eredeyse ortak bir tüketim kültürümüz bile var. Görüntüde o ka­ dar benziyoruz ki birbirimize . . . inşaat sektörümüz gerek yapı teknolojisi , gerekse malzeme üretimi konusunda oldukça kayda değer yol aldı kan ımca. Türk müteahhitler bir süredir Rusya'da, Türki Cumhuriyetlerde, Romanya'da, Libya'da ve daha pek çok ülkede olduk­ ça nitelikli işler yapıyorlar. Aslında hare­ keti belirleyen, arz ve talep . . . M imarlık sektöründe olduğu gibi, inşaat sektö­ ründe de küresel ölçekte iş yapabilmek için ciddi bir yapı lanmaya ve güçlü bir ekonomiye i htiyaç var. Ve her iki sektö­ rün birbirine destek olmasına . . .

\

N isan 2010

99

ilk karalamalardan uygulanıp içinde yaşanmaya başlandığı zamana dek, zih­ ninizde bir yer işgal eder. Sonrasında bile gözünüz üstündedir. Deyim yerin­ deyse çocuğunuz gibidir. Önemsersiniz. Hemen hepsinin de bir h ikayesi vardır. Yine de hem ölçekleri hem de kamusal bi nalar olmaları nedeniyle çok insanın yaşayıp deneyimiediği iki yapıyı söyle­ yebilirim sanırım sorunuza cevap olarak. Dalaman Havalimanı ve 2 1 2 istanbul Alışveriş Merkezi.

Bu tarz projelerin geniş katılıml ı , farklı fikirlerin tartışıldığı bir yöntemle, kamuy­ la payiaşıiarak hayata geçirilebilmeleri, kentli bilinci ve duyarlılığının tesis edile­ bilmesi için önemlidir, m imarların mesle­ ki ve düşünsel gelişimi için de.

Sezgile rime g ü v e n i rim Bu projelere ya klaşı rkenki prensip· leriniz? Nelerden ilham a lıyorsunuz? " D uyulardan yoksun kavramlar boş, kavramlardan yoksun duyular kördür" der Kant. Sezgilerime güvenirim . Ama her defasında tasarıma başlarken kapanır, okumalar yaparım kendimce. işverenin beklentileri ve programın yanı sıra, tasarım nesnesinin bulunduğu yere ait, çevreyi , arsa topoğrafyasını, panoramayı incelediğim okumalardır bunlar ve sonra sıra oradaki yaşantıyı kurgulamaya gelir. Mekanlar ve kütlenin biçimlenişinin yeraldığı bazı karalamalar yaparım. Ardından bürodaki çalışma arkadaşlarımın da içinde yeraldı ğ ı bir tasarım ve konsept geliştirme süreci yaşarız. M imarl ı k yaşamla çok bağlantılı bir meslek. Yaşama dair her şey birer ilham kaynağı aslında. Biriktirdiklerimiz, gördüklerimiz, içselleştirdiklerimiz . . .

R e m Kool h aa s ' ın -ta rzını beğe n i rim M i marlık sektörü nün sıkıntılarından biri de konu kısırl ığı sa nırım ...

Beni e n ç o k heyeca nıa n d ıra n p roj em Dalaman Havalimanı Yaptıklarınız arasında sizi en fazla heyecaniandıran proje? Zor bir soru bu. M imarlar ve binaları arası ndaki ilişki, özne-nesne etki leşim­ leri açısından irdelendiğinde san ırım ilginç saptamalar yapılabilir. Her proje,

Piyasanı n talep ettiği proje konuları bazen sınırlanır. Örneğin bir süredir ofisierin çoğu , toplu konut veya alışveriş merkezi projesi çiziyor. Çünkü talep bu yönde. Şayet kendinizi tekrarlamıyorsa­ nız, belirli konuları, farklı arazilerde etüd ediyor olmak da geliştirir m imarı. Ama, belediye binası, eğitim-kültür yapı ları, hastaneler, kentsel tasarım projeleri gibi konular da var. Ve genellikle bu projeler belediyeler ya da bakanlıklar tarafından yarışmalar yoluyla elde edile­ bilecek kamusal projeler. M i marlık ya­ şam alanlarını biçimlendiren bir meslek.

Ü slubunu beğend i ğ i n i z bir mimar va r mı? Çalışmalarını yakından takip ettiğim ve beğendiğim birçok m imar var. Ama bunların içinden bir isim istendiğin­ de aklıma ilk gelen Rem Koolhaas. Koolhaas'ın ortaya koyduğu her ta­ sarı mın, bir düşünsel altyapısı vardır. G ünümüz kentlerine ve kentli yaşantı­ sına eleştirel bir gözle yeniden bakar. Düşünür ve yazardı r aynı zamanda.

Ba b i l K u l e s i n i Re fe r a n s Ala c a k

Tarih: 9 Nisan, Sabah Emlak

i ngiltere'nin başkenti Londra dünya mi­ marl ı k literatürüne girecek bir esere daha hazırlık yapıyor. Londrayı kırmızı bir yörüngeye çevirecek olan O rbit projesi 201 2 yılında şehirde yapılacak olan olimpiyatların da sembolü ola­ cak . Hindistan doğumlu m imar Anish Kapoor tarafından yapılacak proje aynı zamanda ingiltere'de yapılacak en bü­ yük halka açı k sanat ürünü olacak. Bin 400 ton Areeler Mittal çeliği kullanılarak yapılacak ve 1 1 5 metre yük­ sekliğindeki kule kırmızı bir trampete de benzetilen proje 30 m ilyon dolara malolacak. Kapoor'u projeyi yaparken Dünyanın 7 Harikası arasında yer alan Babil Kulesi'ni referans alacağı n ı söylüyor. Ç e l i k aksanın yapılmasından sonra başlanacak olan proje ile ilgili Londra Büyükşeh i r Belediye Bakanı Boris Johnson yapının Paris'teki Eyfel Kulesine rakip olacağını söylüyor.


Nisan 201 0

Roma n l a r a 2 Kat- l ı O s ma n l ı Ko n a k l a r ı

Tarih: 1 2 Nisan, Akşam

YAZAN: ERCAN ÖZTÜRK

Esenyurt Belediyesi' nden 5 bin Roman vatandaş için "yerinde dönüşüm". Gecekondular yıkılacak, apartman yaşamı n ı sevmeyen Romanlar için iki katlı Osmanlı konakları inşa edilecek. istanbul Esenyurt Belediyesi , Fatih Mahallesi ' nde yaşayan yaklaşık 5 bin Roman için Osmanlı mimarisinden ya­ rarlanacak. Yerinde dönüşüm ile gecekondular yıkılacak, ikişer katlı konaklar yapılacak. Bölgenin tasarımında da Osmanl ı m i ­ marisinden yararlanı lacak. Belediye 1 yıl önce Romanlara tapu­ ların ı dağıtmıştı. Konakları n da bu tapu­ lu arsalar üzerine kurulacağı n ı belirten Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu, " Genellikle Roman vatandaşlarımızı yaşadığı yerden koparıp başka yerlere gönderiyorlar. Alıştıkları yerlerden koparman ı n doğru olmadığını düşünü­ yorum. Bu nedenle arsalarının imar ve iskanlarını çıkartıp, tapularını verdim. Arsaları üzerine 2 katlı , Osmanl ı m ima­ risi n i yansıtan binalar yapacağız. Çünkü Roman vatandaşlarımız da yüksek bina­ da oturma kültürü yoktur. Geleneklerini sürdürsünler, kendi kültürleriyle modern yaşasınlar istiyoruz" dedi. Belediye, ha­ ziranda başlaması beklenen çalışmaları kısa sürede sonuçlandırmayı hedefliyor.

Okul ve Cami d e Yapıla c a k Proje, 7 0 dönümlük bir alanı kapsıyor. Yıkık-çatlak gecekonduların yerini 2 katlı akıllı binalar alacak. Osmanl ı m imarisi­ nin kullanılacağı projede, meydan, cami , okul v e sosyal yaşam alanları olacak.

Proj e Vat-a ndaşlar için Ka z a n ç Olac a k Başkan Kadıoğlu, " Kimseni n b u pro­ jede bir kaybı olmayacaktır. Bu proje tapuları olan bütün Roman vatandaşla­ rımız için kazançtır. Şehirleşmenin tüm özelliklerini yansıtan güzel bir konsept içerisinde, tüm ihtiyaçların ı bir arada sağlayacak bir mekan ortaya çı kacak" ded i .

Mima r l ı k Öğ r e n c i l e r i S i n a n ' a Kom ş u Ol d u

Tarih: 1 2 Nisan

YAZAN: GÖK ÇE ARAS

MSGSÜ, M i mar Sinan Araştırma Merkezi ile M imarlar Odası istanbul Büyükkent Şubesi tarafından düzenlenen ve istanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nca desteklenen M imar Sinan Araştırma Merkezi ve M üzesi U l usal Öğrenci M imari Fikir Yarışmas ı ' n ı n kolokyum u v e ö d ü l töreni 9 N isan 201 O tarih i nde MSGSÜ Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu'nda gerçekleştirild i . Kolokyumun açılış konuşmalarında sözü ilk olarak MSGSÜ Rektör Yard ı mcısı Prof.Dr. Oğuz Ceylan ald ı . Bu yarışmayla öğrencilerin farkında­ lı kları n ı artırmayı amaçladıklarını be­ lirten Ceylan, M imar Sinan Araştırma Merkezi ve M üzesi projesini gerçek­ leştirmeyi istediklerini söyledi . Ceylan , yarışmanı n gerçekleşmesinde emeği geçen tüm kuruluşlara, jüri üyelerine ve katılımcı öğrencilere teşekkürlerini belirterek sözlerine son verd i . Ceylan' ı n ardı ndan sözü alan M imarlar Odası Genel Başkanı Bülend Tuna teşekkü rlerin i sunarak başladığı konuşmasında en çok tanı ­ n a n mimar meslektaşı M i mar Sinan ' ı tanıtmak için çal ışmalar yapmanın gerekliliğinden bahsetti. Tuna, birçok medeniyetin eserlerini emanet ettiği bu topraklarda yaşayan m imarların sorumlulukların ı n farkında olmaları ge­ rektiğini ve bu tür yarışmaların da bu

farkındal ığı yaratması açısından önemli olduğunu vurgulad ı . Tuna, yarışmaların bir kültür olduğunu ve öğrenci yarış­ malarının da bu kültürün edinilmesi için önemli bir adı m olduğunu belirtti . Tuna' n ı n ardı ndan sözü M i marlar Odası istanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Prof.Dr. Deniz i n cedayı bu tür yarışmalada eğitimin bir tamamlayıcısı

Q)

ıl:

·o c '" c

'" N

:.:: '"

'" c '"

;; "C

•0 ... '"

;; u c

'" U< :;:)

olan eğitim kurumların ı n meslek ve uygulama alanıyla bütünleşmesin i n sağ­ lanmasından duydukları mutluluğu dile getirdi . inceday ı , M i mar Sinan'ın tasa­ rı mları nda toplumsal yaşam ve kentsel bütünlüğe verdiği önemi dile getird i . Mimar Sinan Araştırma Merkezi M üdürü Prof.Dr. Demet Binan ise söze merkezin kuruluş aşamasından bahsederek başlad ı . 2008 Mayıs ayında M imar Sinan Araştırma M erkezi ve Müzesi projesi için istanbul 201 0 AKB Ajan s ı ' na yaptıkları başvurunun


Nisan 2010

kabul edilmesinin fakat bütçe ayrılma­ ması ve merkez olarak istenen Salis Medreseleri 'nin istanbul Ü n iversitesi'ne devredi lmesinin de etkisiyle projenin gerçekleşememesinin nedenlerini sıra­ lad ı . Binan, M imar Sinan'ın mezarının ve evinin de bulunduğu Süleymaniye'nin bu proje için en uygun alan olduğunu vurguladı . Açılış konuşmalarının ardından jüri üyeleri kolokyum için sahneye davet edildi. Jüri Başkanı Prof.Dr. ilgi Yüce Aşkun yarışmaya katılan bütün öğren­ cileri tebri k ederek başladığı konuşma­ sına jürinin değerlendi rme kritelerinden en önemlilerini şöyle sıralad ı : Alan ın kullanımı, manzaraya yönelim, çevre yapılada ilişkiler, büyük kütlelerden ka­ çınma ve tescilli yapılada ilişki. Jüri, bir öğrencinin pafta sayısıyla i lgili sorusuna soru-cevapların ardı ndan maksimum pafta sayısını 3 olarak beli r­ lediklerini ve 4 paftayla katılan bir yarış­ manı yarışma dışı bı raktı klarını açıklad ı . Ö d ü l kazanan projelerde tarih i kagir yapıya çok müdahale edildiğini belirten bir diğer katılımcıya ise jüri üyelerinden Yegiin Kiihya Sayar, ödül kazanan pro­ jelerde yapının korunduğunu ve yapıya müdahaleleri hoşgörüyle değerlendir­ d ikleri cevabını verdi. Bir diğer jüri üye­ si Sinan O macan yarışmanın zorlu bir alanda zorlu bir konuya sahip olduğunu beli rtti, gelen 26 projeden 25'inin de­ ğerlendirmeye g i rdiğini, katı lımın sayısal olarak çok olmad ı ğ ı n ı ama nitelik olarak yüksek olduğunu vurguladı. Gelen projelerin hemen hemen ta-

mamında tescilli kagir yapının yanlış anlaşıld ığını düşündüğünü söyleyen Omacan , bu yapının bir yeraltı yapısı olduğunu ve binan ı n yeraltı cephelerine yaklaşmanın temelde büyük bir sorun yaralmadığını belirtti. Kolokyum izleyicilerinden Mimar Devrim Ç imen ' i n M i mar Sinan Araştırma Merkezi ve M üzesi projesinin yol haritası nedir? sorusuna ise J ü ri Başkanı Prof. Dr. ilgi Yüce Aşkun şu yanıtı verdi: Bu projenin gerçekleştiril­ mesi gibi bir niyet var, keşke bu alanda projeler üretebilsek ve bu projeleri gerçekleştirebilsek. Fakat bu alanda kamulaştırma yapmak çok zor, burası Sinan'ın evidir ve müzenin yer arasıdır. Kolokyumun ardından öğrencilere ödülleri takdi m edildi ve projelerin sergilendiği M imar Sinan Holü' ndeki kokteyle geçildi .

Ba r s e l o n a P,e n e y im i Uze rinden Ima la r l a Yü k l ü Öğ r e t- i l e r

ll

.

ll

Ta rih: 1 4 Nisan YAZAN: ASLI ÖZ BAY

ispanya Büyükelçisi ve 1 997-2006 döne­ mi Barselona Belediye Başkanı Joan Clos i M atheu, Türk Serbest M imarlar Derneği {TSM D) tarafından düzenlenen konferansta, başarı lı kentsel dönüşüm uygulamaları için Barselona'da be­ nimsenen temel politikaları görseller eşliğinde anlattı. Açı lışta bir konuşma yapan Bayındırlık ve iskan Bakanı M ustafa Demir, mimarlığı bir "sanat" alanı olarak algılad ıklarını vurgulayarak, m imarlık hizmeti vermenin zorluklarını bildikleri ni, müşavirlik hizmetleri ve meslek yasası konularının da gündem­ lerinde olduğunu hatırlattı. Bakan'ın tüm sunuşu izlediği gecede, bakanlıklar ve belediyelerde çalışan üst düzey yöneticilerin yoğun katılımı di kkat çekti. Yoğun programı nedeniyle konferansa katılamayacağ ı n ı bildiren TOKi Başkanı Erdoğan Bayraktar'ın tüm konuşmayı kaydettirmesi, konferansa verdiği öne­ min işareti olarak algıland ı . Joan Clos konuşmasına " . . . Ben buraya, size kentleriniz için tavsiyeler-

de bulunmaya değil, Barselona'daki dönüşümler için beli rlediğimiz ilkesel düşünceleri paylaşmaya geldim , " vurgu­ suyla başladı . Büyükelçi, başarılı kent­ sel dönüşümleri gerçekleşti rebiirnek için yapılması gerekenler konusu nda 7 temel ilkeye dikkat çekti: Kamusal alan kalitesinin kent açısından önemi, kanunların üstünlüğünü bir yönetim ilkesi olarak benimsemenin gerekliliği, yerel mali sistemin adil ve şeffaf yöneti­ m i , imar uygulamaları ile oluşan katma değerin kente dengeli dağ ı l ı m ı , motorlu trafik talebinin kontrol altına alınması ve yaya kullanım ına öncelik verilmesinin gerekliliği , karma kullanım esasına da­ yalı planlama anlayışı . . . Joan Clos, bu ilkeler doğrultusu nda Barselona'da ya­ pılan uygulamalardan örnekler gösterdi ve ilkelerin uygulanabilir politikalara dönüşmesinin yöntemlerini anlattı. Kamusal alanların bir kentin ruhunu, geçmişini ve kimliğini yansıtan, stratejik önemde kentsel mekanlar olduğunu vurgulayan Clos, bu tür alanların plan­ lanması ve tasarım ında bireysel değil, toplumsal çıkarların gözetilmesinin önem ini, örnekler üzerinden açıklad ı . Bu çerçevede, Barselona'daki olimpiyat köyü arsa mülkiyetlerinin % 50'sinin kamuya ayırılabilmesinin süreçlerine ve kentteki yolların nasıl düzenlendiğine ait detaylı uygulamaları örnekleyen Clos, nitelikli kamusal alanları yaratı rken, maliyetin ne tür paylaşımlada gerçek­ leşebileceğinin üzerinde durdu ve bir kentin total kalitesini arttırmanı n yolu­ nun, nitelikli ve çok sayıda kamusal alan yaratmaktan geçtiğini vurguladı . Çağdaş bir metropolün metrosuz ola­ mayacağ ı na vurgu yapan eski Belediye Başkanı , liberal söylemlerin "metro çok pahalı" iddiasına katılmad ı ğ ı n ı söyledi ve metrosuz bir kent trafiğinin çok bü­ yük sorunlara yola açacağını örneklerle savundu. Barselona'da motorlu araç trafiğinin %50 oranında azaltı lmasın ı sağlad ıklarını ve bunun için, kentteki tüm ulaşım sektörü temsilcileriyle 3 yıl süren görüşmeler sonucu bir uzlaş­ maya varı ldığını anlatan Clos, bugün özel taksi temsilcilerinin bile sonuçtan mutlu olduğunu, çünkü varılan sonucun Barselona'da topyekün bir can l ı l ı k ve kalkınma yarattığının herkes tarafından algı land ığını vurgulad ı .


Nisan 2010

Joan Clos, " kriz dönemlerinin yaratıcı potansiyellerini doğru değerlendirin" diyerek, Barselona'da gerçekleştirilen büyük ölçekli dönüşüm yatırımlarının 70 ' 1 i yıllardaki kriz sürecinde tasarlanan başarılı projelerin sonucu olduğunu vur­ guladı. Yatırımlar konusunda AB üyeli­ ğinin sanıldığı ölçüde büyük bir maddi destek sağlamadığını; tüm yatırımlarda merkezi hülkümetin %50 oranında pay sahibi olduğunu söyledi . Joan Clos'un önemli bilgilerle bezeli kon uşmasının detayları, TSM D tarafın­ dan yayına dönüştürülecek.

A r k it- e r a Kamp ü s t- e ' n i n 4 . Du rağ ı ' n d a Ca n Ç i n i c i KTU M ima r l ı k F a k ü lt- e s i Öğ r e n c i l e r i y l e B u l u ş t- u Tarih: 1 6 Nisan

YAZAN: GÖKÇE ARAS

Arkitera M i marl ı k Merkezi'nin M edyasoft ' u n desteği ile başlattığı 2 0 1 0 yılı içinde Anadolu'daki mimarl ı k fakültelerinde mimarları n katılımıyla gerçekleştirdiği konferans serisi Arkitera Kampüste'nin dördüncü d urağı , 1 5 N isan 20 1 0 tarihinde Can Çinici'nin katılımıyla Karadeniz Teknik Ü niversitesi' nde gerçekleştirildi. KTÜ M i marlı k Fakültesi KOSG EB Salo n u ' nda öğrencilerin yoğ un katılı­ m ıyla gerçekleşen konferansta ilk ola­ rak sözü alan Medyasoft ' u n Autodesk Ü rün Yöneticisi Duygu Kasal kısa bir sunumla öğrencilere M edyasoft ürün­ lerinden bahsetti. Daha sonra sözü alan Can Ç i n ici ilk olarak KTÜ M imarlık Fakültesi öğretim üyeleri ve öğrencile­ rine gösterdikleri ilgi için teşekkürlerin i sundu . Sözlerine i ş i n teknik boyutu ve m utfağından bahsedeceğini söyleyerek başlayan Çinici son gün lerde herke­ sin dilinde olan ve politik bir malzeme haline gelen " kentsel dönüşüm"ü nasıl algılad ıkların ı ekibiyle beraber yaptıkları çalışmalar üzerinden anlattı.

Fe n e r- BoloT Ke nTsel Ta sa rım Proj e s i " Dünya hiçbir zaman iyi b i r yer olma­ yacak ve biz de bu çamurlu yollardan hep geçmek zorunda kalacağ ız. Biz bu işi ya yapacaktık ya da yapmayacaktık bir anlamda bıçak sırtındaydık. Sonuç olarak bu projeye bir anlamda "daldı k " . Fener-Balat'da sahil şeridi yen ilemesin i yapan 6 ofisten biriyiz, Haliç'e cephesi olan 200 metrelik bir alan bizim proje alan ımız. Bu alandaki parsellerden %90'ı tescilli. Burası çürüyen bir doku , buradaki yapı stoğu g ünden güne çü­ rüyor. Aynı zamanda bu alanda barınma ve gelir bulma çabası var ve bölge halkı n ı n binalara tavrı da şiddet dolu. Bizim burada geliştirmeye çalıştığ ı mız şey "çürüyen şey nasıl yen ilenir, yıkı­ lırsa nasıl yıkılır"d ı . Bölgede, eskiden Haliç kenarında depolar olduğu için içe dönük sokak yapısı n ı n hakim olduğu görülüyor, ama şimdi bunu ters-yüz etmemiz lazı m. Yapıların çoğu yığma sistem olduğu için yapının bir yerin-

deki çürüme yapının tümünü etkiliyor. Avl uları olmayan, ışık almayan, kullanım alanları az binalar bunlar ayn ı zamanda. Koruma Kurulu ' n u n " koru" dediği her şeyi korumalı mıyız sorusunu da sorduk. Bütün bu analizierin ardı ndan çal ış­ maya başlarken öncelikle parselasyonu düzeltelim dedik. O rtadaki çizgileri silerek oluşturduğumuz parsellerde beli rlediğimiz iki parametreye uygun ortada çekirdeğin olduğu ve cephede çekirdeğin olduğu iki tipoloji önerdik. Yandaki çizgileri silerek önerdiğimiz parselasyanda ise en fazla 3 parseli bir­ leştirdiğimiz öneriler geliştirdik. Bütün bu çalışmalarda geleneksel dokuları baz alarak yenileme yapmayı önerdik. Surun arkasında kalan kısımlarda nötr kalmak istedik ve buralarda Haliç'e bakan teraslar oluşturduk. H içbir tarihi değer taşımayan yapıların yerine de yine bölgedeki dolu-boş oranını dikkate alarak tasarımlar geliştirdik. Sura tecavüz eden b inaları ise geri çektik. Bölgenin her yerinde " ben yeni-


N isan 2010

rölöveleri olduğu için tekrar yapı lmsını istiyor, ek binan ın ise herhangi tarihi bir değeri olmad ı ğ ı n ı söylüyor. Fakat bizim için tam tersi bir durum söz kon usu biz bu ek binan ın da bir değeri old uğunu düşündük. Bu bölgede bulunan bina­ ların genel özelliği alt katların ı n halkın kullanabildiği alanlar olması, dolayısıyla biz de zemin katı konuttan ayırıp sokak açarak ofis ve kültür alanı olarak düzen­ led i k . Buradaki ek bina şu anda kendi kendine türemiş bir dans grubunun merkezi, ek bina ve arkadaki binan ın arasında kalan boşluğun da ileride bu tür aktiviteler için uygu n bir performans merkezi olarak düşündük."

Kağıt- h a n e

'ü c G c: ll u

yim, sen eskisin" kıyaslamasına girme­ den, kahramanl ı k yapmadan bir şeyler önerelim istedik. Bu proje " kes-yapıştır olmuş" eleştirilerine maruz kalabilir ama bu eleştiriyi kabul ediyorum. Yeni bina yapı lacak yerlerde, yeni bina yapma hakkı m ızı dokuya uyarak kullandı k . Bence Fener-Balat'daki en önemli şey ışık kalitesi, bunu da koru­ mamız gerektiğini düşündük. Renk ola­ rak ise tipplojiye göre farklılaşan birbiri­ ne yakı n tonlarda bir skala düşünüyoruz. Fatih Belediyesi bu projeyi şartlı olarak geçirdi, cepheleri değiştirmem izi istedi ama prensiplerim izden geri adım atmak da istemiyoruz."

Galat-a AŞ Proj eleri " Galata A Ş , Galata'da y e r alan eski bir Fransız Okul u , onun ek binası ve arkada eskiden bir yapının konumlan­ dığı bir parselden oluşan bu alanda kısa dönemli kiraya verilebilecek da­ i reler istedi . Koruma Kurulu eskiden binanın konumlandığı alandaki binanın

" i BB Belediye Başkanı Kadi r Topbaş bir gün Bilgi Ü niversitesi M imari Tasarım yüksek l isans bölümüne gelip Kağ ıthane'yi çalışın dedi . Biz de bunun üzerine stüdyodaki öğrencilerle bu alanı çalıştık. Büyükdere Caddesi ' n i n de enerjisiyle bu alan bugünlerde oldukça revaçta. Kağıthane bölgesinde genel­ likle müteahhit-mimar ve mal sahibi üçlüsüyle bir şeyler gelişiyor. Burası Kağıthane ama Türkiye'nin herhangi bir yerine benziyor, gecekondudan imar affına uğramış hibrid bir alan. Öncelikle stüdyoda yaptığımız çalış­ malarda öğrencilere imar yönetmelikleri­ ni tamamıyla askıya almalarını söyledi m . Öğrencilerden b i r parsel seçmelerin i , sonra çevredeki yapıları varsayarak b i r imar yoğunluğu sağlamaların ı , komşu parsel kavramı n ı dikkate almalarını ve yayılarak, çoklu parseller yaratarak biriektilik yaratmalarını bekledik. Bu alanda her parsel biribine benziyor ama aslında hepsi ayn ı , sokak yaşantısı var ama çocukların top oynayacakları bir alan yok ve mevcut imar yönetmeliğine göre de bunu yaratmak nerdeyse im­ kansız. Öğrenciler bu alan üzerinde seçtikleri parsellerde çok değişik fikirler geliştir­ diler."

Bost-an cı' da Apa rt-rna n Proj e s i "Tam d a öğrencilerle Kağıthane'de b u projeleri yaparken ofise b i r apartman projesi geldi. Çoğu apartman projesi­ nin cephesinde genellikle 3 malzeme

kullanıl ıyor biz bu projede cam hariç cephede 2 malzeme kullanalım dedik. Sadece sıva ve porselen kulland ık, fazladan hiçbir malzeme kullanmadı k. Alt katı tamamen boş bı rakarak sert bir alan bıraktık."

Ast-a n a ' d a Okul Proj e s i " Ekim 2009 'da Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev' i n de talebiyle i ngiltere'deki bir okulun Astana'ya bir merkezini yapmamız istend i . Kazakistan 'da bürokrasi yükü çok fazla, yapı lan her çizimin onayın ı n alın­ ması gerekiyor, neyse ki proje yönetimi bu konuda çok iyi. Bizim de önerileri­ mizle projeyi geliştiriyoruz. B u okula öğ­ renciler 3 yaşında geliyorlar 18 yaşında üniversiteye de hazırlanı p bırakılıyorlar. Eğitim binaları her zaman plansız olmaya mahkum çünkü eğitimin ihtiyaç­ ları zamanla değişime uğruyor. Eğitim yapısı anlamında benim sevdiğim bir örnek yok. Burada da iki şeyi reddettik, bell i bir merkezden dallan ıp budaklanan bir ta­ sarım ve bir kola takılan kollarla yapılan etaplama. Astana çok soğuk bir kent, Ankara gibi yeni kuruluyor ve m imari bir sergi alanı gibi . Biz bu alanda ne yapacaksak önce sınırlayalım ve bu sınırın da dışına çok çıkmayal ı m istedik. Okul denilen yapıda sınıflar, koridor­ lar ve büyük kütleler yer alıyor. Sınıfları cidara, büyük kütleleri de içeri alarak bir tasarım yaptık. Proje beğenilip kabul edildikten sonra arazi değişti. Bu araziye göre tasarımı çok da değiştirmeden yeniden ele ald ı k . Bize ilk geldiklerinde öyle bir o k u l ya­ pın ki tamamen brüt beton olsun dediler, fakat inşa süresinin de gecikmesiyle brüt beton yapmak çok da m ümkün olmayacak sanırım." Can Çinici 'nin projelerini dinle­ yicilerle paylaşmasının ardından öğrencilerden gelen soruların da ce­ vaplanmasıyla konferans sona erd i . Bir sonraki Arkitera Kampüste toplantısı M edyasoft' u n desteğiyle, 7 Mayıs 201 0 Cuma günü izmir 9 Eylül Ü niversitesi M i marlık Bölümü'nde saat 1 3:30'da Nevzat Sayın'ın katılımıyla gerçekleşe­ cek.


Nisan 201 0

E rg i n oğ l u & Ça l ı ş l a r XII . U l u s a l Mima r l ı k Od ü l l e r i ' n i Top l a d ı

ll

ll

. .

Tarih: 1 9 Nisan YAZAN: DERYA YAZMAN

M imarlar Odası 'nın her iki yılda bir düzenlediği ve bu yıl X I I . dönemi gerçek­ leştirilen Ulusal M i marlık Ödülleri, 1 6 N isan 201 0 tarihinde Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenen tören­ le sahiplerini buldu. Bu dönem, 1 60 eserin 1 2 1 1 pano ile katılımı değerlendirmeye alınd ı . Doğan Tekel i başkan lığ ında, Boğaçhan Dündaralp, Namık Erkal, Hüseyin Kahvecioğ l u ve Nevzat ilhan 'dan oluşan Seçici Kurul, " Büyük Ödül" (Sinan Ödülü), " M imarlığa Katkı Dalı Başarı Ödülleri" ve "Anma Programı" için ödüle değer görülen isimleri ve "Yapı " , " Proje" ve " Fikir Sunu mu" dallarında ödül alanları belir­ ledi. Program , M imarlar Odası Genel Başkanı H. Bülend Tuna'nın konuşması ile başladı . Tuna, e n önemli ödül olan Sinan Ödülü'nün 1 960'1arda m imarl ığa adı m atarak büyük katkıda bulunan Mehmet Konuralp'e verildiğini söyledi. 201 O -201 2 döneminin anma prog­ ramında ise Zeki Sayar'ın anılacağını ve onun, mimarlık mesleğine önemli katkıları olan, Cumhuriyet Dönemi ' n i n en önemli m imarlarından biri olduğunu vurgulad ı . M imarlığa Katkı Dalı'nda "Başarı Ödü l ü " , Cevat Erder'e verildi. Cevat Erder, teşekkür konuşmasında, M imarlar Odası 'nın " Kültür Varlıkları" n ı koruma konusunda ç o k önemli katkıla­ rının olduğu bir örgüt gücü olduğundan ve onlar sayesinde mesleğine olan say­ gısının arttığından söz etti. Mimarlığa Katkı Dal ı 'nda "Seçici Kurul Özel Ödülü", i mkan Mekan Grubu'na verildi. Diğer kategorilerdeki ödüller ise şu şekilde sıralandı:

Ya pı Dalı Baş a rı Öd ülü : •

Kerem Erginoğlu, Hasan Çalışlar Turkcell Ar-Ge Binası, Gebze- Kocaeli.

Mehmet Kütükçüoğlu, Ertuğ Uçar - Yapı Kredi Bankası Bankacılık Akademisi, Gebze­ Kocaeli

Ya pı Dalı 1 Ko ruma­ Yaşat-ma Öd ülü : •

Kerem Erginoğlu, Hasan Çalışlar D D B Tuz ambarı, Kasımpaşa-istanbul. M . Burak Altınışık, T. G ü l Köksal - Kazıklı Kervansaray Restorasyonu ve Çok Amaçlı Kültür M erkezi iç Ek Yapısı, Gölcük- Kocaeli

Proj e Dalı Ö d ü lü : •

Ercan Ağırbaş - Toplu Konut Korallusviertel, Hamburg Kerem Erginoğ l u , Hasan Çalışlar Tarsus SEV ilköğretim Okulu Kampüsü, Tarsus-Mersin .

Proj e Dalı "Seçici Ku rul Ö zel" Ö d ü l ü : •

Cengiz Kabaoğlu - Zeynel Bey Türbesi Restorasyonu, Hasankeyf- Batman .

F i k i r S u n u m u Dalı Öd ülü : •

Günay Erdem, Sunay Erdem Eski Liman ve O rfirisey Kentsel Tasarı m ı , Reykjavik-izlanda.

Farklı kategorilerdeki ödüller verildik­ ten sonra seçici kurula plaketler verildi. Seçici Kurul Başkanı Doğan Tekeli, bu tür önemli organizasyonların insanlara d uyurulmadığını, başka ülkelerde bu tür töreniere devlet büyüklerinin de katıldı­ ğını fakat ülkemizde bunun söz konusu bile olmad ı ğ ı n ı söyledi . Tören, Doğan Tekeli'nin konuşması ile sona erd i .

Eme k ' i n Y ı k ı lma s ı K ü l "t ü r e l B i r S o y k ı r ımd ı r Tarih: 1 9 Nisan, Sabah YAZAN: MEVLÜTTEZEL

Yıkılmayacakmış,aynen üst kata taşınacakmış . . . Siz kimi kandırıyorsunuz! Planları niye bugüne kadar sakladı nız? Bizans sarayının üstüne otel yapan, kültürel mirasları n talan edilmesine göz yumduğu için U N ESCO 'dan bile fırça yiyen bir zihniyet {bkz. i stanbul'un Dünya Kültür M i rası Listesi'nden çıka­ rılması tehlikesi), " Emek Sineması'nı yıkmayacağ ız, yeni yapılacak alışveriş merkezinin üstüne taşıyacağız" dese kim inanır ki! Daha önceki örneklerde olduğu gibi yine kandırıyorsunuz mille­ ti. Sunduğunuz proje "deli şaçmas" . . . Madem "Yukarı taşı rız'' gibi fantastik bir öneride bulunuyorsunuz, o zaman yukarı taşımadan da yapabilirsiniz! Hem maliyeti de az olur. Aslında neden !aşıyorsunuz ya da yıkıyorsunuz? Zaten her yeri alışveriş merkezi (AVM), kafe, dönerci yaptınız. Bu tarihi binadan ne istiyorsu nuz? Bari o kalsın geriye . . . Koltukları eskiymiş, kötü kokuyormuş, kimse film izlem iyormuş, zarardaymış . . . Valiahi ben h i ç kötü koktuğunu hatırla­ m ıyorum . Koltuklar eskiyse de değiştiri­ lir bir gecede.

Bir Yaz a r Neden AVM İst-e r Zarar ediyorsa d a etsin kardeşim! Bu memlekette zarar etmeyen proje m i kal­ dı? Karayol u tünelleri, barajlar vs . . . Ne yapacaksınız? Yeni Emek ' i n gişe geli­ riyle bütçe açığı n ı m ı kapatacaksınız? Emek Sineması, zarar etse de yerinde d urmalı . Çünkü o eski Beyoğlu'nun


N i s a n 2010

yıkılmayan birkaç kalesinden biri. Emek'te herkesin bir hatırası var. . . Kimi i l k filmini izledi , kimi i l k kez öpüş­ tü, kimi de sineman ı n efsane sanatçıla­ rını görme fırsat ı n ı buldu orada. Rahat koltuklarda film izlemek isteyen , gitsin Kanyon'a, istinye Park'a . . . Sorarım size, Emek yıkılı rsa, Beyoğlu' nda geriye tören düzenlenebilecek bir salon kala­ cak mı? Emek Sineması ' n ı n yıkılması kültürel bir soykı rımd ır. Eğer yıkılırsa gelecek nesiller sizleri lanetle anacak . . . H e r yeri yıkıp, AVM cehennemine çevir­ diğiniz için. Sevgili köşe yazarı arkadaş­ larım, ağabeylerim niye savunuyorsunuz Emek ' i n yıkılmasını? Hiç m i vicdanınız sızlam ıyor. " Kar etmiyormuş, kimse film izlemiyormuş" diyorsunuz. Nasıl kapi­ talist bir zihniyete sahipsi n iz? Tarihten, kültürden bahsediyoruz arkadaşlar! Sevgili yazar arkadaşlar. . . Yurtdışına çıktığın ızda, Venedik'te, Paris'te birden kendinizi 1 8 ' i nc i , 1 9' u ncu yüzyıldan kal­ ma can l ı bir müzede yürüyor gibi hisset­ miyar musun uz? istanbul 'da tarihi do­ kusunu tamamen koruyan tek bir sokak gösterin bana lütfen. Çocukl uğunuzun geçtiği mahallelere hiç mi yolunuz düş­ müyor? Arnavut kaldırımlı kaç sokak, kaç cumbalı ev kaldı? Araştırmaya zahmet etmeyin. Ben size yazarım. Sıkı duru n ! Doç. Dr. Turgut Cansever'e göre 1 950 yılında toplam 1 00 bin "tarihi ev"e sahip olan istanbul 'da bugün ayakta kalan tarihi ev sayısı sadece 500 . . . Cansever'e göre istanbul, tarihini ko­ ruma açısından Uganda, Kamboçya ve Vietnam 'dan bile daha kötü durumda. Ne yapacaksınız bu kadar çok AVM 'yi?

Sorumlulukt-an Kaçıyo rla r istanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan ı Kadir Topbaş, Beyoğlu Belediyesi Başkanı Ahmet M isbah Dem ircan ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'dan da hiç ses yok . . . Daha kötüsü onlar da " K i rl i , oturulmaz koltuk­ lar" geyiğine takılmışlar. Sayın Günay, Topbaş ve Demi rcan . . . Emek'in koltuk­ larını yenilernek kaç gününüzü alır, lüt­ fen söyley i n ! Bir de " B u işi uzmanlara bırakal ı m , kararı onlar versin" deyip so­ rumlu olmaları gereken en önemli kon u ­ da topu başkalarına atıyorsunuz. Eğer Emek yıkılırsa, tarih , bu işin sorumlusu

olarak en başta üçün üzü gösterecek . . . " Beyoğl u ' n u AVM cehennemine çeviren belediye başkanları', " i stanbul'daki en büyük tarihi yıkımlar, o bakanın döne­ minde yaşand ı " diyecekler arkanızdan i

B re z i l y a ' n ı n " Ye n i " B a ş k e n t- i 5 0 . Yı l ı n ı K u t- l am a y a Hazı rlan ıyo r Tarih: 20 Nisan, BBC, Wikipedia DERLEYEN: PlNAR KOYUNCU

Brasilia 1 950' 1erin sonunda, ülkenin kal binde yen i bir başkente sahip olma konusundaki uzun vadeli bir Brezilya rüyasını gerçekleştirerek, hızla inşa edilen bir kentti.

O zamanki başkan J uscelino Kubitschek, halkına 50 yıllık ilerlemeyi 5 yılda gerçekleştirecekleri ve bunun için de hummalı bir şekilde çalışacakla­ rı sözünü verdi . Brasilia i nşaat halindeyken, başkanın projeleri teftiş etmek için geceleri yol­ culuk ettiği ve sonraki gün normal işine devam etmek için o zamanki başkent Rio de Janeira'ya döndüğü söyleniyor­ du. Yen i başkentin inşa edilmesi için Brasilia'ya dünyan ı n dört bir yanından işçiler geldi. i nşa çalışmaları biti nce işçiler çevredeki köylerde kaldılar. G oias eyaleti ndeki yeni başkent yak­ laşık 3,5 yıllık hızlı gelişme sürecin i n ardı ndan 2 1 N isan 1 960'ta resmen ilan edildi. Kentin en çarpıcı binaları­ nın çoğu, betonu ve eğrileri belirgin


1 06

ARK TERA

t:ı:J�[E

�t:ıtf:ID

Nisan 2010

bir farklılıkla kullanan m imar Oscar N iemeyer tarafı ndan tasarland ı . Bunlar arasında, iki mil let meclisi binasını tem­ sil eden içbükey ve dışbükey kubbeleri ile U l usal Kongre binası ve 1 6 kolonu­ nun bir araya gelmesi ile cennete uzatıl­ mış elierin temsil edildiği kent katedrali de yer alıyor.

"Tesad üfi" BaşkentB u , gelecek için yen i bir görüş tem­ sil edecek olan, cesur ve etkileyici bir durumdu. "Yeni yapılar ve yeni Brasilia planı fikri başlı başına modern bir Brezilya imajı yaratmak içindi," diyor Brasilia M erkez Ü niversitesi Profesörü J ose Galbinski. " B u , eski Brezilya i le, eski gelenek ile bir çelişkiydi." Bununla beraber, Galbinski 'ye göre bu etkileyici değişim, öneri uzun bir süredir ortalıkta dalaşmasına rağ men, sonuçta neredey­ se tesadüfen oldu. " Yeni başkent fikri, yıllar boyu ölü bir haber gibi kaldı . Kimse bu ko­ n uyu önemsemedi, ta ki J uscelino Kubitschek zaman ına kadar. Başkanl ı k için kampanya yaparken, bir genel mitingde genç bir adam ta­ rafından anayasaya uyup uymayacağ ı sorulduğu zaman şöyle cevap vermiş­ ti, 'Tabi ki uyacağ ı m , başkanl ı k için adaylığımı koydum.' Genç adam , ana­ yasada başkentin Rio de Janeira'dan Brezilya'nın içine alı nması gerektiğini söyleyen bir bölüm olduğuna dikkat çekiyord u . Kubitschek buna şaşırıp kald ı , çünkü bu kon uyu hiç düşünme-

mişti. Şöyle cevap verdi, ' Tamam , sana cevap vereceğim, anayasadaki herşeye uyacağı m ve harekete geçeceği m . " Bu yıl Brezilya h a l k ı başkentlerinin 50. yıl dönümünü kutluyar ve hatta Rio de Janeira'da her yıl düzenlenen karna­ vaıda samba okullarından biri temasını Brasilia olarak seçti. Rio' nun 1 960'taki değişim sonucunda bu kadar çok şey kaybetmesinden sonra, bu fevkalade cömert bir jestti. Ama önemli bir kon u ­ ğun ülkenin başkenti için yapılan kut­ larnalara katılmaması dikkate değerdi. Brasilia valisi Jose Roberto Arruda, bir yolsuzluk soruşturmasını engellemeye çalışmak suçlamasıyla gözaltındaydı .

c:

c .. !!!.

"' o :ı CQ

iD 3::: <D

;o. <D !:!.

Ulusal televizyonda geniş yan kı uyan­ dıran bir yayında odak noktası olmuştu. G izlice kaydedilen film iddialara göre hem valiyi hem de diğer politikacıları rüşvet alı rken gösteriyor, ama o bunu yalanlıyor. Bazı görüntülerde ise yetki­ l i lerin para tomarlarını iç çamaşıriarına ve çarapiarına doldurduğu görülebiliyor. Brasilia' n ı n en önemli caddesi olan Anıtsal Aksın ilk kısmı Bakanl ıklar Meydanı olarak biliniyor. Önemli h ü kü­ met binaları, an ıtlar burada bulunuyor. Buradaki binaların isimleri şu şekilde: Brasflia Katedrali, Kültürel Kompleks (Ulusal Kütüphane ve Ulusal M üze), ltamaraty Sarayı, Dışişleri Bakanlığı, Ul usal Kongre Merkezi, Ulusal Bahçe, Ul usal Anıt, J K , Anıtı, Televizyon Kulesi, Tres Poderes Meydan ı , Planalta saray ve Adalet Sarayı. Burası ile ilgili önemli bir efsanede d ünyadaki en geniş yol olduğu ile ilgili. Bu bilgi gerçek olmasa da dünyadaki en geniş refüje sah i p bölünmüş yol olarak Guinness Rekorlar Kitabı ' n a g i rmiş.

Oscar Niemeyer Ta rafı n d a n Brasilia ' d a Ta s a rl a n a n Binala rdan Ba zıla rı Ulusal Ko n g re Merkezi Oscar N iemeyer tarafı ndan tasarla­ nan kongre merkezi modern Brezilya M i maris i ' n i n en önemli örneklerinden


Nisan 201 0

birisi. Bina, Brasilia' n ı n ana caddesi olan Anıtsal Aks' ı n (Eixo Monumental) tam ortasında yer alıyor. B i nanın çatı­ sı nda, soldaki yarım daire senatonun üstünü, sağdaki yarım daire ise millet­ vekillerinin üzerinde yer alıyor. ikisinin ortasında ise ofis binası bulunuyor. Etrafında bulunan binaların bir kısmı da tüneller ile birbirine bağl ı . 1 987 yılından beri U N ESCO Dünya M i rası Listesi ' nde.

Alvo r-ada Sa r-ayı B rasilia'da ilk inşa edilen binalardan. Alvorada Yarımadası'nda yer alıyor. N iemeyer'in diğer binalarında olduğu gibi burada da modernizm ve basitlik hakim. 7.000 metrekarelik 3 katlı binanın ze­ min katında oditoryu m , onun üzerindeki katta resmi resepsiyonların verildiği odalar ve en üst katta ise konutlar bulu­ nuyor. Bunun haricinde bir kütüphane, olimpik havuz, müzik odası , yemek oda­ sı ve toplantı odaları bulunuyor.

Pla n alt-o Sa r-ayı Oscar N iemeyer tarafından tasarla­ nan bina Brasilia'daki en önemli bina­ lardan bir tanesi. Cumhurbaşkan ı ' n ı n çalışma mekanı olan b i n a 36.000 metrekare alana sahip. i nce çizgiler ve binanın dışındaki kolonlar basitliği ve modernizmi yansıtıyor. Binan ı n dışında­ ki havuz 1 99 1 yılında inşa edild i .

Kült-ü r-el Kompleks (Ulusal Küt-ü p h a n e ve Ulusal Müze) Anıtsal Aks'ı n üzerindeki iki binada Oscar N iemeyer tarafı ndan tasarlanmış. 1 4.000 metrekarelik kütüphanede top­ lam 300.000 kitap yer alıyor. 1 4 . 500 metrekarelik alana sahip müzede ise 780 kişilik oditoryum ve laboratuvar bulunuyor. Kubbeli mekanın etrafında zemi nden yükselen rampa bulunuyor. Mekan ayrıca geçici sergiler için de kullanı lıyor.

Br-asilia Kat-ed r-ali Oscar N iemeyer tarafından tasarla­ nan katedral 1 970 yılında hizmete açıldı. Katedral her biri 90 ton olan 16 beto­ narme kolon tarafı ndan taşı n ıyor.

t<e n d i Ay a k l a r ı U s "t ü n d e D u r a n Kamu B i n a s ı

Tarih: 20 Nisan, Sabah Emlak

Norveç'in Oslo şehrinde ahşaptan ya­ pılan bu ilginç yapı binaların da kendi ayakları üzerinde durabileceğ ine bir örnek. AWP + Atelier Oslo M imarlı k şi rketleri tarafından hayata geçirilen Lantern projesi kamu alanları n ı n m ima­ risinde adeta bir manifesto özelliği taşı­ yor. 1 , 2 milyon Euro yatırımla yapı lacak ve çatısı dört büyük meşe sütununu oluşturduğu proje aslında eski gotik bina mimarisinden yola çıkarak ahşap bir örneğini oluşturuyor. Soğu k iklimi nedeniyle m imaride her türlü malzeme kullanımına i m kan vermeyen bir coğ raf­ yada yapılan Lantern projesi dağ evleri­ nin şehir içindeki bir örneğin i oluşturu­ yor. Tek farkı ise uzun ayaklar üzerinde d urması ve dışındaki cam cephesi.

NAI , H e n r y U rbac h v e Ome r Ka n ı p a k ' ı Ağ ı r l ı y o r Tarih: 22 Nisan, NAl ÇEviREN: DERYA YAZMAN

N A l ' n i n hedeflerinden biri, günümüz mi­ marl ığındaki küresel temalar hakkı ndaki bilgi değişiminin uluslararası tan ıtı m ı n ı yapmak. Bu d a , kurumun yaptığı ser­ gilerin, konferansların , tartışmaların ve uluslararası uzmanların Hollanda'ya davetlerinin nedenini gösteriyor. Bu ay, NAl iki özel konuk ağırlıyor : San Fransisko Modern Sanat M üzesi' ndeki Mimarlık ve Tasarım Küratörü Henry U rbach ve istan bul 'daki Arkitera Mimarlık M erkezi Koordinatörü Ömer Kanıpak.

H e n r-y U r- b a c h Henry U rbach, 2006 Eylül ayından beri San Fransisko M odern Sanat M üzesi 'ndeki M i marlık ve Tasarım Küratörü olarak görev alıyor. New York ' ta Henry Urbach Architecture ad ında bir galeriye sahip. NAi 'de 2002 yılında sergilenen, 50'den fazla " G izli Alan" lar üzerine sergi küratörlüğü yapt ı .

Bu nedenle kü ratörlük, öğretmenlik, editörlük üzerine geniş bir deneyime sahip. Onun mimarlı k ve tasarım üzerine olan mesleki görüşleri, New York Times, l nterior Design ve Metropolis gibi çeşitli mimarlık dergilerinde yayınland ı . 22-23 Nisan tarihlerinde Rotterdam kuru mları, mi marları ve küratörleri ile görüşmek üzere Rotterdam'da olacak.

Öm e r- Ka nıpak 2000 yılında Ömer Kanı pak v e onun iki ortağ ı , m imarı n profesyonel pratiği n i , mimari kültürü v e Türkiye'deki m imar­ l ı ğ ı n niteliğini kuvvetlendirrnek için Arkitera M imarlık Merkezi ' n i kurdular. Kanı pak ' ı n yayın larda yazıları yayınlandı. Son 3 senedir, istanbul 201 O Kültür Başkenti programı kapsamında önemli görevlerde rol aldı . 26 N isan-1 Mayıs tarihleri arasında çeşitli kültürel amaçlı kurumları ziyaret etmek ve karar alıcılar­ la görüşmek üzere Hollanda'da olacak. NAl uluslararası ziyaretçi programı, Dış i şleri Bakan lığı tarafından yapılan bağ ış ile finanse ediliyor.

EXPO 2 01. 0 Av u s t- u r y a Pa v y o n u ' n u n T ü r k O rt- a ğ ı Z e yt- i n o ğ l u M ima r l ı k i l e Söyle ş i Tarih: 26 Nisan ÇEviREN: TUGÇE ŞAHiN DERLEYEN: DERYA YAZMAN

Şangay World Expo 201 0 ' na katı lan ül­ kelerin pavyonları n ı n inşaatları sürüyor. Avusturya Pavyonu' nun i nşası tamam­ landı. Pavyonun tasarı m ı için yarışma düzenlenmiş ve yarışmayı Viyana merkezli S PA N ve Zeyti noğlu M i marl ı k ortaklığındaki proje kazanmıştı. Avusturya Pavyonu, 2 .000 metrekare büyüklüğünde alan üzerinde konum la­ nıp, ziyaretçileri kar kaplı dağlarda, or­ manlarda, nehir kenarlarında ve kentsel peyzaj içinde bir yolculuğa çıkarıyor. Pavyon ile " Uyumu H isset" teması altında Avusturya' n ı n doğal güzellikleri ve simgeleşmiş binalarından Viyana


Nisan 2010

Belediye Binası sergilenecek. Arkitera M imarlık M erkezi olarak Avusturya Pavyonu'nu tasarlayan fir­ malardan Zeytinoğlu M imarlı k ofisi ile pavyonları hakkında bir söyleşi gerçek­ leştirdik:

Ö ncelikle m i marlık ofisi niz olan Zeytinoğlu Mimarl ı k'tan ve proje· lerinizin içeriğinden bahsedebi l i r misiniz? Çalışmalarımız oldukça geniş bir m ima­ ri çeşitlilik içeriyor. Sadece m imari ve iç mekan tasarımı h izmeti vermiyoruz. Ayn ı zamanda kentsel gelişim v e hem özel hem de kamusal yatı rımlar üzerine de çal ışıyoruz. Geçen yıllar boyunca proje çeşitliliği ofis binalarından özel konutlara, özel­ likle otel tasarımı üzerine yoğunlaşmış, restaurant tasarımiarına kadar değ işim gösterdi .

Şangay 2010 Expo' nun teması " Daha iyi bir kent, daha iyi bir ya­ şam". SPAN firmasıyla birlikte 2010 Şangay fuarı için tasarladığınız Avusturya Pavyon u ' n u n temel kon­ septini neler oluştu ruyor? Proje fikri süreklilik, akıcı yüzeyler, me­ kanlar arasında kesintisiz bağlantılar fikrinden, iç ve dış mekanlar arasındaki il işkileri olabildiğince ustalıkla tanı m ­ Iayarak pavyon içinde devamlı bir akış oluşturabi lmek üzerine bir konsept ge­ l i ştirme temeline oturuyor. Akıcı geçişler ve eğrisel dolaşım hatları sadece pavyon u n formunun bir yansıması değil, bu konsept cephede­ ki ren k değişimleri, masa ve oturma yerleri nin tasarı mı, medya içeriklerinin konsept tasarımı ve tavan aydı nlatmaları gibi ufak ayrıntılara kadar düşünülerek kararlaştırıldı. Bunların hepsi pavyonun niteliğini artıran özellikler. Temel konsept cephe tasarımına da yansıtıldı. 1 O milyondan fazla porselen parçala­ rı n tümü bir kabuk oluşturuyor. Bu por­ selen taneler aynı zamanda Avusturya ve Çin aras ındaki i lişki lere de gönder­ me yapıyor. Avusturya, Avrupa'daki çin porseleni üretimi yapan en eski ülke. SPAN & Zeytinoğlu, Avustu rya Pavyonu için Du Paquier vazolarından

da esinlendi. Tıpkı doğadan da ilham aldı kları gibi. Bunu bir metafor olarak düşünmekten öte, doğada karşı laşıla­ bilecek geometrisel ve matematiksel sistemlerin konsept tasarı mına entegre edildiği söylenebilir. Bu yeni teknolojik sistemlerin kullanı­ mıyla mümkün olan bir şey. Hepsi temelde matematiksel sistem­ lere dayanan bir parça müziğin içinde bulabileceğiniz ritimden ağaç dalların ı n biçimlen işindeki düzene, istiridye ka­ buğundaki geometriye kadar her şeyi tarifleyebilen , evrensel bir dil olarak düşünüldü. Elimizdeki bilgisayar gücü, doğayı daha yüksek bir çözü nürlükte algılama­ mıza yard ı m etti. Aynı zamanda m imariyi oluştururken bu düzenlemeleri nasıl kullanacağı mızı da etkiledi. Özellikle Avusturya Pavyonu'nun tasarım ıyla ilgili olarak, genell ikle kar­ maşık topolojik geometriler hakkında daha fazla bilgi kazanabilmek amacıyla bili msel araştırmalarda kullanılan özel bir bilgisayar sistemi kullan ı l d ı . Bu yapı bu teknoloji kullanılarak geliştirilmiş ilk yapıdır. Karmaşık eğ imli yüzeylerin tan ım lan­ ması ve bunların i nşa edilebilir hale gel­ mesi açısı ndan topoloj i , matematiksel sistemin temel konusu olmuştur. Avusturya Pavyon u konsepti, atmos­ ferin u lusal etkileşimler de doğurmasın ı umarak duygusal bir çeşitlilik oluşturul ­ ması üzerine kuruldu. Sergi alan ının içerisindeki yol sade­ ce Avusturya peyzaj ı n ı tasvir eden bir mekan oluşturmaktan öte akustik etkiler, değişken sıcaklı klar ve derin bir mekan algısı gibi çeşitli yoğunlu klarda hisler de verebilecek bir mekandır.

Ziyaretçi için zemin ve duvar tasarım­ ları da bir etkileşim doğuracak. Bu etkileyici mekan formları sergin i n ö n e m l i bir parçası olsa da pavyonun temel birleşeni programın kendisidir. Çok sayıda müzik performansı, Viyana'nın klasik müziğin başkenti olduğu dönemlerden (Mozart, Schubert, StrauB . . . ) modern dönemin Avusturyalı bestecilerine kadar (Mahler, Schönberg .. ) ve modern Viyana elekt­ roni k müzik sahneleri, pavyon içindeki programın temel bi rleşenleri oldu. Bu i l k mekandan sonra ziyaretçiler ikinci kattaki restoranda gerçek Avusturya misafirperverliğini deneyimle­ me şansın ı bulacaklar. Restoranın başlıca özelliği mekanın içe dönük doğası . . . Manzara i ç alandaki "schani­ garden"a odaklan ıyor. Bu durum pav­ yon içinde hem gürültüden biraz uzak­ laşma hem de heyecanlı bir aksiyon etkisi imkanı sunuyor. Burası dinlenmek, Avusturya yemek­ lerini, şaraplarını, harika kahvelerin i ve ünlü Viyana pastaların ı tatmak için çok iyi bir yer. Pavyon her şeyi göz önünde bu­ lunduran bütü n leşikli bir sanat eseri (Gesamtkunstwerk) gibi davranmakta­ d ı r.

Projenizde kırmızı ve beyaz renkler oldukça baskın. Bu ren klerle özel· likle vurg u lamak istediğiniz bir şey va r mı? S PAN & Zeytinoğl u , pavyon u n konsepti olarak kırmızı - beyaz ve zarifçe kub­ beleştirilmiş Du Paquier vazolarından ilham almıştır. Başka bir açıdan doğanı n kendisi de model olarak al ı n mıştır.


N isan 201 0 .

Tasa rımı gerçekleştiri rken Çin'e ait yöresel özel l iklerden kulland ı ğ ı n ı z oldu mu? Kusursuz cephe yüzeyini oluşturmada oldukça eski bir Çin materyali olan porselenden faydalandık. 10 milyon u aşkın sayıda kırmızı v e beyaz renklerin­ de porselen parçası yüzeyi kaplamada kullan ı l d ı . Porselen için aynı zamanda Avusturya ve Çin arasındaki kültürel köprü diyebiliriz. Her iki toplum içinde porselen oldukça önemli bir değere ve kültürel öneme sahip. Avrupa da Avusturya Çin porseleninin en eski i malatçısı olmuştur. Ç i n 'de Avusturya'dakinden 1 .000 yıl daha eskiye dayanan porselen üretim inin imalatı, Avusturya'da Barok dönemine dayanmaktadır. Seramiğin dış kaplama parçası ola­ rak kullanılması ya da serami k cephele­ rin olduğu Avustu rya mimarisine Otto Wagner' i n Majolica evi ya da Frederick Kiesler imzalı "Sh rine of the Book" pro­ jesi örnek gösterilebilir.

Şangay 201 0 Türkiye Pavyonu ' n u gördünüz m ü ? Proje ha kkında n e düşünüyorsunuz? Türkiye Pavyonu'nu gezebileceğim resmi açılış gününü sabırsızlıkla bekli­ yoru m . Kültürel geçmişe dayalı oldukça il­ ginç bir senaryosu var. M i mari açıdan gerçekleşti rilişi ve far­ kedilir olması konusunda oldukça merak doluyum.

Os c a r N i eme y e r Ye n i d e n H a s 't a n e y e Ka l d ı r ı l d ı Tarih: 27 Nisan, Archinect DERLEYEN: EMiNE MERDiM YILMAZ

Oscar N iemeyer, Rio de Janerio'da yeni­ den hastaneye kaldırı ldı. Samaritano Hastanesi ' n i n yetkilisinin yaptığı açıklamaya göre 1 02 yaşındaki mimarın durumu hakkı nda detaylı bir açı klama henüz yapı lamıyor. Niemeyer, geçtiğimiz sene Ekim ayı n ­ da kalbindeki ritm düzensizliği sebebiy­ le 3 hafta hastanede kalm ıştı.

" B u I ş Ne d e n M ima r l a r a B ı r a k ı lma s ı n ? " Ta rih: 27 Nisan DERLEYEN: DiLEK ÖZTÜRK

Şangay Expo ' n u n açılmasına sayılı günler kaldı . Hazı rlık süreci içinde, ülkeler, bürokratik sorunlar ve pavyonları n ı n farklı tasarı mları ile g ö z önünde oldular. Şangay'da Türkiye Pavyonu, 9 Mart 201 O'da kamuoyuna tan ıtı ldı. Pavyon , tasarımı, teması v e süreç içinde açık­ lanmayan mimarı ile birçok tartışmaya sebep oldu. Bütün bu süreçlerdeki dinamikleri açığa çıkarmak ve pavyon u n yapım aşamasında neler yaşandığını b i ­ rinci ağızdan öğrenmek adına, Arkitera M imarlık Merkezi olarak projenin m imari danışmanl ı ğ ı n ı ve ayrıca küratörlüğünü de yapan Doç. Dr. Ayşen Savaş'la gö­ rüştük . Savaş, yapının aslında, m imari b i r e k i b i n ü r ü n ü d e ğ i l , bir zanaat ü r ü n ü o l ­ duğu v e önümüzdeki yıllarda yapılacak Expo' larda, m imarlığı ne kadar ön plana çıkarabileceğ imizi, bunun mimarlık için ne kadar iyi bir deneyim olduğunu he­ pimizin sorgulaması gerektiğinin altını çizdi. Ayşen Savaş, Şangay Expo'daki Türkiye Pavyonu'nun, mevcut bir EXPO .,. "' > "' konteyner yapısı n ı n cephe ve iç mekan 1/) ı: düzenlemeleri ile dönüştürülmesi sonu­ 41 cunda elde edi ldiğini bel irtti . Cepheler "' için de daha önceden 3 adet alterna,0, o tifi n belirli olduğunu söyleyen Savaş,

.....

&

bunlara Çatalhöyük temasını eklediğini söyledi. Çatal höyük teması, bu, bilinen en eski yerleşim alanında bulunan bir duvar resminden esinlenilerek yapıldı. Savaş, bu birebir yaklaşımın, günümüz mimarl ı ğ ı n ı n biçim bulma (form finding) araştırmalarına, bulunmuş bir formla (object trouve) yaklaşarak farklı bir tartışma alanı yaratabilineceğine inana­ dığını beli rtti . Cephenin ve iç mekandaki çok kat­ manlı sergi yüzeyleri nin inşasında, daha önceden m imarlık eğitimi almış sanatçı ­ lar, heykeltraşlar çalıştı. Savaş, Şangay Expo'daki Türkiye Pavyonu'nun özellikle bir m imari iş değil, bir zanaat işi olduğunu belirtiyor. Çünkü, ortada inşa edilen bir bina yok. Yeniden tasarlanan bir yapı yok ve dolayısıyla, bu, yapısal mimarin in ağır bastığı bir konsept değil. Proje, Çin'deki " U n iq ue" adlı, müzecilik konu­ sunda uzmanlaşmış bir inşaat firması ile birlikte yapılmış. Kiralanan 2000 metrekarelik alanda kon uşlanan pavyon , expo süresince aktif olacak ve bu 6 aydan sonra, diğer ülke pavyonları gibi yıkılacak. Yan i orta­ da geçici bir durum var. Buna göre de, Ayşen Savaş, özellikle geri dönüşümü kolay, geçiciliğe daha yatkın malzeme­ lerin seçildiğ ini beli rtiyor. Pavyonun iç mekanı nda belirlenen 3 alt başlık doğrultusunda bir tasarım gerçekleştirildi. " Geçmiş", " Günümüz" ve "Gelecek " başlıklı temalar, " Daha iyi


Nisan 2010

Bir Şeh ir, Daha iyi Bir Yaşam" teması­ na uyacak şekilde mekanda şekil aldı. Pavyon'da ayrıca istanbul 201 O Avrupa Kültür Başkenti ile ilgili bir alanın ay­ rıldığını belirten Savaş, özellikle "360 Derece istanbul" filminin onları çok heyecan landırdığını belirtti. 360 derece açıdan çekilen bu fil m , görüntüleri ve sunduğu sonsuz açıl ı görüntüleriyle gerçekten büyüleyici olacağa benziyor. Savaş, geçtiğimiz haftasonu yapı l a n Expo'nun ön açı lışında, Türkiye Pavyonu'na ilk 5 saatte toplam 1 1 . 600 ziyaretçinin geldiğini beli rtti. Bu rakam, diğer ülke pavyonlarına göre bir hayli fazla . . . Son olarak, sergi ile ilgili konula­ rın uzmanlarından derledikleri makaleler, fotoğ rafların yayınlanacağı bir kitap çı kacağ ı n ı söyleyen Savaş, Expo paY­ yonlarında "mimarlığın" daha ön plana çı kması ve temaların m i marlı k üzerinden kurgulanması adına, " B iz niye bir şey yapamayalım, bu iş neden m imarlara bırakılmasın?" diyerek m imarl ık dünya­ sını örgütlenerek bu konuya "önceden hazırlanmaya" davet etti.

3 . Kö p r ü ' n ü n Gü z e r g a h ı Aç ı k l a n d ı ! Ta h mi n l e r Doğ r u Ç ı k t- ı Tarih: 29 Nisan, Hürriyet

29 N isan 201 0 tarihinde Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve istanbul Büyükşeh i r Belediye Başkanı Kadir Topbaş yaptı kları ortak basın toplantısında 3 . Köprü 'nün güzergahını açıkladılar. Yapılan açıklamaya göre Boğaz geçiş noktalarının Garipçe ve Poyrazköy olduğu, daha önce yapı lan eleştirilerin odak noktası olan orman alanları nın da korunacağı söylendi. Garipçe ve Poyrazköy ile ilgili yapı ­ lan açıklama geçiş noktası konusunda daha önce yapılan tahminierin doğru olduğunu gösteriyor. Ormanların ne denli korunacağı n ı zaman gösterecek. Herkes tarafından tahmin edilen bir şey var ki güzergahın üzerindeki pek çok arsan ın çoktan pay­ laşıldığı, yapılan açıklama ile değerini kat be kat arttırdı ğ ı . H ürriyet gazetesinde yayınlanan ha-

bere göre köprü nün güzergahı şu şe­ kilde: " Boğaz geçiş noktaları Garipçe ve Poyrazköy mevkiidir. Çevre Yolu bölümü ise malum Anadolu Yakasında ve Avrupa Yakasında olmak üzere iki bölümden oluşmaktadı r. Kınalı Odayeri , Asya Yakası Paşaköy Akyazı , köprü ile birlikte yapılacak çevre yolu bölümü ise Odayeri, Paşaköy, Poyrazköy, Garipçe kesimidir. Toplam 260 km anayol ve buna bağ lı bağlantı yol larında oluşmak­ tadır. Yaklaşık maliyet 6 m ilyar Dolar civarındadır, kamulaştırma bedeliyle birlikte. Seçilen güzergahın tercihinde öne çıkan kriterlerden de bahsetmek istiyorum. Yeşil alanların korunması için istanbul Bağazı ve yakın çevresinden şehir içine doğrusal bağlantılar projede asgari ölçüde bulunmuştur. Belgrad Ormanları, Fatih Ormanları, Polonezköy Milli Park gibi orman alanlarıyla tarihi yerlerin korunması temel hedef olarak benimsenmiştir. Kamulaştırma mali­ yetinin yüzde 75 oranı nda daha düşük olması dikkate alınan diğer bir kriter olmuştur. Kuzey Marmara Otoyolu istanbul'un batı sınırında 41 derece enlem 28 dere­ ce boylamında bulunan Kınalı mevkiin­ de TEM Otoyolu kavşağında başlamak­ ta, kömür ocakları mevkiini katetmekte, istanbul Bağazı'nı ise 41 derece enlem 29 derece boylamla bir asma köprüyle geçmekte, daha sonra paşaköy mevki­ ine ulaşarak, 40.8 derece eylem 29.4 derece boylarnda Gebze civarında izmir otoyolu ayrımına ulaşmaktadır."

De n i z c i l i k Mü z e s i Yıl So n u nda Aç ı l ı y o r Tarih: 28 Nisan, Radikal

M üzede, dü nyan ın en eski kadırgası ile en zengin saltanat kayı kları koleksiyonunun da yer aldığı 40 bin eserin bir bölümü sergilenecek. Türkiye'nin denizcilik alanında en büyük müzesi olan Deniz Kuvvetleri Komutanl ı ğ ı istanbul Deniz M üzesi 'nin yeni müze binası, yılsonun­ da ziyarete açılacak. Aralarında, dünyanın en eski kadır­ gası ile en zengin saltanat kayı kları koleksiyonunun da yer aldığı 40 bin

eserin büyük bir böl ümünün aynı anda sergileneceği yeni müze, ziyaretçileri denizcilik tarihinde yolculuğa çıka­ racak. istan bul Deniz Müzesi 'nden aldığı bilgiye göre, müze 31 Ağustos 1 897 'de Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa' nın emri, Tersane Komutanı Amiral H ikmet Paşa' nın des­ teği , Binbaşı Sü leyman N utki tarafından Tersane-i Amire bünyesindeki Mayın M üfreze Komutanlığına ait binada dün­ yanın nadir örneklerinden biri olarak " M üze ve Kütüphane idaresi " adıyla kuruldu. Yıllar içinde yer ve isim değişiklikleri yaşayan m üze, son olarak 27 Eyl ü l 1 961 tarihinde Beşi ktaş iskele Meydan ı 'nda bugün bulunduğu yere taşındı ve istanbul Deniz M üzesi adıyla hizmet ver­ meye başlad ı . Denizcilik kültürü eşsiz eserlerini barı ndıran müzenin fiziki ko­ şullarının iyileştirilmesi ve optimum ser­ gileme olanağ ı sunan, çağdaş bir müze için Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca " i stanbul Deniz M üzesi M i mari Proje Yarışması" düzenlendi. 2005 yılında Teğet M i marlık'ın kazandığı projenin inşaat çalışmaları, 2010 yılı sonunda tamamlanmak üzere devam ediyor.

Ye n i M ü z e Yıl So n u n d a Açıla c a k istanbul Deniz M üzesi Komutanı Kurmay Kıdemli Albay Ali Rıza işipek, müzelerinin halen halkın ziyaretine açık olduğunu, ancak ilave müze binası inşaatının devam ettiğini, inşaat tamam­ land ığında 15 bin metrekarelik kapalı bir sergi alanı imkanına kavuşacaklarını ve Türkiye'nin en büyük müzeleri arası nda yer alacakları nı söyledi. işipek, yeni Deniz Müzesi tamamlan­ dığında tarihi kadırga ve saltanat kayık­ larını daha modern sergileme imkanları­ nı kullanarak ziyaretçilere sunacakların ı anlattı. M üzede geniş bir kültür merkezi­ nin de bulunacağ ı n ı , içindeki 200 kişilik konferans salonunda uluslararası sem­ pozyum, konferans, seminer düzenleme i m kanına kavuşacaklarını belirten işipek, " M üzemizde çocuklar için oyun alanları, interaktif sistemler bulunacak. Özellikle çocuklarım ıza denizciliğimizi sevdirmeyi amaçlamaktayız. i nteraktif sistemleri kullanarak onlara denizliği sevdireceğiz, öğreteceğiz," dedi. •


b;anca


M i n y a -t ü r E v im i z e H o ş Ge l d i n i z Ta rih: 3 Mayıs, Sabah {New York Times) YAZAN: KATE MURPHY

Princeton Ü n iversitesi' ndeki i leri Çalışmalar M erkezi 'nin Müdüru C hristine �.,,.•., ,..,m mimari ve tasarı ilgisi var. 39 yaşındaki 2008 yılı Steven

m ' u n ona tavandan yere cereleri olan havadar bir ev <>rnn<>·�ıvıa başladı. Bu ev onun istediği döşeyebileceği bir yer olacaktı. Kocasının daha geleneksel zevklerini ve çocukların bir şeyleri kırma olasılığını göz önüne almayacağı bir sığınak. " Evi ilk önce i lan sitesi Craigslist' te gördüm ancak kendime almak için fazla anlam­ sız olduğunu düşündüm," diyor. "Sonra kocam bana onu Noel hediyesi olarak aldı. Büyük ihtimalle içimdeki canavarın farkında değildi." O zamandan beri 6 ev daha satın aldı . Onları ş ı k döşenmiş kanepeler, deri şezlonglar, şekilli plastik sandalyeler, cam masalar, Pop Art ve çelik Jambalar gibi modern mobilyalarla donattı. Onları sürekli yen iden dekore edip fotoğraflarını çekiyor. Bunlar Architectural Digest ya da Dwell dergisinin kapak sayfalarına koyula­ bilecek değerde fotoğraflar. Sadece

te run var o da evlerin minyatür maları. Küçüğün Çağrısı (Cal! of the Smail) isimli bloguna fotoğrafları koyan Ferrara, sayıları gittikçe artan, kendini minyatür modern tasanma adayanlar­ dan birisi. Düzgün çizgilere ve şık iç tasanma olan hayranlıklarıyla mini-modernistler, gösterişli Viktoria veya Tudor tarzlarını tercih eden oyuncak bebek evi düşkün­ lerinden tamamen farklılar. B ugün Ferrara'nın modern iç tasarım blogu gibi çok sayıda internet sitesi var. G ittikçe artan sayıda firma da, insanların gerçeğine sahip olmak için fazla pahalı buldukları modern evlerin ve eşyaların ufak kopyalarını üretiyorlar. Böylece mini-modernisıler hayal lerin­ deki evleri yaratabi liyorlar. Mini evlerini bodrum katında saklayan Ferrara, " Ü ç çocuğum o l d u ğ u düşünülürse, evim iyi, konforlu ve iş görüyor" diyor. Ancak oturma odasını kalın geometrik desenli d uvar kağıdı ile döşediği ya da zemini beyaz sahte kürk halı ile kapladığı mini evleri ona daha yaratıcı olma fırsatı sunuyor. Le Corbusier ya da Charles Eames gibi tasarı meliarın modern mo­ bilyalarının minyatür taklitlerini parçası 30 dolardan daha az bir fiyata alabiliyor. Gerçekleri için bunun kat be kat daha fazlası nı vermesi gerekirdi. Ferrara, internetteki açı k arttırma ve oyuncak sitelerinde dolaşıyor. Japon Reac ve i ngiliz Elf M i nialures gibi firma-

ların ı n yeni mini-modern ürünlerinden veya eski oyuncaklardan alıyor. ingiltere Brighton'da grafik tasarı mcı olarak çalışan Annina Günther, kolek­ siyonuna ilk başladığ ında, " Benimle dalga geçerler diye insanlara söylemek­ ten kaçı nıyordum. Ancak gördükleri zaman anlıyorlar" diyor. 28 yaşındaki Gü nther' i n , Annina'nın M inyatürleri (Miniatures by Annina) isimli bloguna ve Flickr'e fotoğraflarını koyduğu dört oyuncak evi var. M i n i evleri yaşanm ı ş gibi görünüyor ve tasarı mlarında Edward Hopper resi mleri ni hatı rlatan bir melankoli var. " Ben hayali mekanlar yaratm ıyorum " diyor v e ekliyor, "Amacım gerçekleri, şehirde yaşamanın metanetini ve dağ ı ­ nıklığını göstermek." ll

ll

Kı ş la Şe h ri B i r M ü z e y e Um u t" Bağ l a d ı

Ta rih: 3 Mayıs, Sabah (New York Times)

Uzaktan bakınca yeni Pompidou müzesi çorak endüstriyel bir arazinin ortasında yükselen kar beyazı bir mantara benzi ­ yor. Lorraine bölgesinde yer alan bu nis­ peten sessiz şehirde inşa edilmiş bina­ nın avangart şekli, müzeye çeşitli isimler takılmasına yol açtı. Belediye başkanı müzeye "Şirinler Evi " diyor. Binanın Japon mimarı S higeru Ban çatının şek­ lini yıllar önce Paris'ten aldığı örgü bir bambu şapkadan esinlenip tasarlamış. B u yüzden bazı çevre saki nleri "Çin Şapkası" gibi daha şık bir lakabı tercih ediyor. Modüler yapısı ve fütürist tasarı mıy­ la, Paris'teki ünlü Pompidou Kültür Merkezi'nin ilk bölgesel şubesi olan ve kapı larını Mayıs ayında açmayı plan­ layan Pompidou-Metz birçok kişi için pek çok farklı şeyin simgesi. Ancak yeriiierin umudu onun şehirlerini yen i bir Bilbao yapması . Çoğunlukla d ikkatler­ den kaçan, gösterişten uzak, 1 27 bin 500 nüfuslu bir burjuva şehri olan Metz, Fransa' nın en büyük askeri üslerinden birine ev sahipliği yapıyor. Bu ağırbaşl ı çevrede, göz alıcı bir modernliğe sahip, çağdaş sanata adanmış müze binası başlangıçta anlamsız, hatta biraz da tuhaf bulundu.


113

Mayıs 2010

basit şekilleri nden, ince malzemelerin­ den ve doğal ışığ ından büyülendiğini söylüyor. " insanlar buraya bayılıyor. Bir n umaralı sohbet konuları oldu burası" diyor. " Pompidou" ismi onun için özel bir şey ifade etmese bile, Wilhelm de binanın m imarisinden oldukça etkilen­ miş. " Bu radaki insanlar modern sanat hakkında fazla şey bilmiyor. Ama çatı mu hteşem" diye konuşuyor.

Çö p Ş e h i r

Tarih: 3 Mayıs, NTVMSNBC

Yüzyıllar boyunca Alman ve Fransız egemenliği arasında gidip gelen giren Metz, bir kimlik sorunu yaşıyor. 1 7 'nci yüzyıla kadar 700 yıl boyunca Al manya egemenliğinde olan Metz, daha sonra 1 8 7 1 -1 9 1 8 arası ve 1 940-1 944 arası Modern Almanya egemenliği altında kaldı. Belediye Başkanı Dominique G ros, i kinci Dünya Savaşı ' n ı takip eden yı llar boyunca Metz'in bir güven krizi ya­ şad ı ğ ı n ı söylüyor. " B u kargaşalar şehrin özgüvenini yaralad ı " diyor. M u hteşem bir ortaçağ ve Belle Epoque mimarisine sahip olan Metz' i n büyük bir opera binası yok. Sadece b i r tiyatrosu v e bir düzine kadar d a sanat galerisi var. Şehrin başl ıca cazibe öğesi olan, Avrupa' nın en büyük vitray ko­ leksiyonlarından birine sahip, 1 3 ' ü ncü yüzyıldan kalma St. Etienne katedrali bile Metz dışında fazla bilinmiyor. Şehrin merkezi caddelerinden Place Saint-Jacques'ta yer alan Kangourou Cafe'nin sahibi 43 yaşındaki Corinne Wilhelm, " Fransa' nın geri kalanı için biz kasvetli ve çirkin bir kışla şehriyiz" diyor. Konferanslar, filmler ve gösterilerle bir kültür merkezi olarak h izmet ver­ mesi amaçlanan müze, büyük ölçüde Lorraine bölgesi ve Metz belediyesi tarafından finanse edildi. M üze, Avrupa' nın en büyük modern sanat koleksiyonuna sahip Paris'teki Pompidou Kültür Merkezi'nin arşivinde­ ki 65 bin sanat eseri arasından seçim yapabi lecek.

ispanya'nın Bilbao şehrinin, Frank Gehry'nin tasarladığı çarpıcı G uggenheim müzesiyle başlayan dönü­ şümüne burada g ıptayla bakılıyor. Metz, Avrupa' nın sanat merkezi olmayı hayal ediyor ama bu belediye başkanı dahil birçok kişinin tabiriyle " G uggenheim etkisi " n i yakalaması gerektiği anlamına gerekiyor. Metz Ü niversitesi'nin Rektör Yard ı mcısı ve Tarih Profesörü Gerard M ichaux, " M etz en başından beri G uggenheim etkisini yakalamaya çalışı­ yor. Bilbao'yla aynı potansiyele sahibiz ve bu uzun vadeli bir süreç olsa da, ekonomik kazanç sağlamak için elimiz­ den geleni yapacağız" diyor. Bernard Staudt gibi bazı yerliler müzeden yararlanmaya başlamış bile. Binanın

1 980' 1ere kadar Kahi re'de özel bir çöp toplama sistemi yoktu. Bu işi Zabbaleen adı n ı verdikleri kişiler ya­ pıyorlard ı .Onlar da çöpteki meyve sebzelerle domuzları besliyor, metal artıkları nı ise toplayıp satıp az da olsa para kazanabiliyorlard ı . Bu resmi olma­ yan çöp toplama işlemi hala kısmen devam ediyor. Zabbaleen'ler Kahire'de hergün üretilen 6 . 500 ton çöpün yarısını topluyorlar. Kalan yarısını ise belediyeler ve özel şirketler topluyorlar. Zabbaleen' lerin yaşadığı bölgenin ad ı ise " Çöp Şehir" . . . Kahire'de yaklaşık 70.000 Zabbeleen ' i n yaşadığı düşünü­ lüyor. Çöp Şehir'deki hayat ise al ışıla­ gelen şehirlerdeki yaşamdan çok farklı. Çöp Şehir'deki her bir çöp parçasının bir önemi, işlevi var. Yiyecek atıkları hayvanlar için ayrılıyor. Onarılabilecek ne varsa onarılıyor. . . Satılabilecek en küçük metal parçası bile biriktiriliyor. Kahi re Belediyesi Çöp Şeh i r ' i kald ı r­ mak istiyor. Bunun için bi rkaç kez giri­ şimde bulundu .


Moyıs 201 0

O k u l Ya p ı l d ı Gi r i ş i Yo k ! Ta rih: 7 Mayıs, CNN Türk

Rize'de M i l l i Eğitim Bakanlığı tarafı ndan yaptırılan Anadolu Lisesi ' n i n girişi, 40 metre karelik arsa sorun u nedeniyle yapılamıyor. Rize' n i n Hayrat Mahallesi'ndeki Rize Çay Hayrat Anadolu Lisesi yapım ı işi Milli Eğitim Bakanlığı Yatırımlar ve Tesisler Daire Başkan lığı tarafı ndan 2006 yılında ihale ile bir firmaya verildi. ilgili firma, 24 derslikli okulun inşaa­ tına başlamasının ard ı ndan projen i n 40 metre karelik bölümünün, Tatoğlu ailesi­ ne ait kamulaştırması yapı lmamış arazi üzerinde olduğu anlaşıldı. Mahkemeye başvuran Kadir Tatoğ l u , okul i nşaatını durdurdu. Milli Eğitim Bakanlığı kamulaştırma soru nu sonrası okulun projesinde yeni­ lerneye giderek 5 ayl ı k aranın ard ı ndan okul i nşaatının devam etmesini sağ lad ı . i nşaat M ühendisi Ali Metin, ARAM i nşaat firması olarak okul i nşaatının ya­ pımını üstlendiklerini beli rterek, " i nşaat çal ışmaları sırasında projenin yanlış olduğunu görünce ilgili kişileri uyararak kamulaştırma sorununun giderilmesini istedik. Ancak bize sorun yaşanılmaya­ cağı , i nşaata devam etmemiz söylendi. Ard ı ndan arazi sahiplerin i n mahkemeye başvurması sonucu i nşaatı durdurduk" ded i . Proje tadilatının ard ı ndan inşaata de­ vam ettiklerini ifade eden Metin, " Okulu dört derslik küçülterek inşaata devam etti k. Okul bitme aşaması nda. Ancak öğrenci giriş merdiveni, tören alan ı vatandaşı n arazisine denk geldiği için yapılam ıyor. Engel l i asansörü yapıla­ m ıyor. Öğrenciler, öğretmenler, veliler, arabalar dokuz metrelik arka bahçe girişini kullanmak zorunda. Bu da çok sağlıklı olmayacak. Öğrencilerin ders arasında bahçeye çıkma imkanları olma­ yacak. O kul içinde hapsolacaklar" diye konuştu. Arazi için "nası lsa kamulaştırırız" mantığı güdüldüğünü öne süren Metin , " Şimdi okul var, ancak g i rişi yok. Okulu küçülttük. Eğer kamulaştırma sorun u çözülmezse bu okulun eğitime açı iabil­ mesi çok zor " dedi.

Ma h kemeye Başv u rd u B u arada Milli Eğitim M üdürü Rasim Çelik, yaptığı açıklamada, kamulaştırma sorununun çözümü için anlaşma sağla­ yamadıklarını kaydederek, " Burada bir kamu yararı var. Vatandaşla anlaşama­ yınca biz de arazin i n kamulaştırılması için mahkemeye başvu rduk. inşaat ça­ lışmaları devam ediyor. Okul açılmadan mahkemenin karar vereceğ ini düşünü­ yoruz" diye konuştu.

A r k i"t e r a Kamp ü s t- e ' n i n 5 . Ko n fe r a n s ı Ne v z a t" Say ı n ' la Izmi r po k u z E y l ü l U n i v e r s i"t e s i' n d e Ge r ç e k l e ş t- i .

Tarih: 1 3 Mayıs

N e j a t" E r s i n Ve fat" E "t "t i Tarih: 1 2 Mayıs

Ulusal Mimarlık Ödülleri 'nde 2002 yılında M imarlığa Katkı Dal ında Başarı Ödülü kazanan Nejat Ersin 1 1 Mayıs Salı ak­ şamı GATA Hastanesi 'nde vefat etti. Uzunca bir süredir rahatsız olan Ersin uzun yıl lar boyunca kamu ve özel sektörde mimar olarak çalıştı, M i marlar Odası ' n ı n kurulması ve örgütlenmesi sürecine de oldukça büyük katkı lar yaptı.

Nej at" E r s i n H a k kında 1 924 yılında Darıca'da doğan Nejat Ersin, 1 950 yılında G üzel Sanatlar Akademisi ' nden mezu n oldu . Mezuniyet sonrası bir süre özel bürolarda çalışan Ersin, kısa bir süre de Malatya'da, Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde mimar olarak görev yapt ı . 1 952 yılında Ankara i mar M üdürlüğü ' nde, 1 953 yılında Hava Meydanları işletmesi M üdürlüğü' nde çalışmaya başladı . 1 960-1 994 yılları arasında serbest çalışmaya başladı . Bu süreçte, Sedad Hakkı Eldem ' l e birlikte Başbakanl ı k Ek Binas ı ' na da birlikte imza att ı . Najat Ersin, Eldem'in ö l ü m ü olan 1 989 yılına kadar 27 yıl süreyle, onun Ankara'daki işlerine vekalet etti. Meslek hayatında, sadece m i marl ı k pratiğinde yer alan bir mimar olarak kalmayıp, M imarlar Odası ' n ı n kurulması ve örgütlenmesi sürecine de oldukça büyük katkılar yaptı . 1 955'den itibaren Ankara Şubesi ' nde, 1 959 'dan itibaren de M erkez Yönetim Kurul u ' nda, 1 97 1 'e kadar sürekli görev aldı .

YAZAN: DiLEK ÖZTÜRK

Arkitera M imarlık M erkezi ' n i n Medyasoft 'un desteği ile düzenlediği Arkitera Kampüste ' n i n beşinci toplan­ tısı, 7 Mayıs 201 O tarihinde Nevzat Sayın ' ı n katılımıyla izmir Dokuz Eylül Ü niversitesi'nde gerçekleştiri ldi. Sayı n , " inşa etme bağlamında m i marl ık" başlığı altında, projelerinden bir kısm ı n ı , ya­ şadığı süreçle birlikte anlattı . Özellikle kulland ığı malzemeler, proje yaptığı bölgelerin özellikleri, binanın fonksiyonu gibi koşulların tasarımda nasıl kullanıla­ bileceğini ve ne kadar öenmli olduğuna değindi. Öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleşen konferansta ilk olarak sözü alan Medyasoft'un Autodesk Ürün Yöneticisi Duygu Kasal kısa bir sunum­ la öğrencilere M edyasoft ürünlerinden bahsetti. Sayın, konuşmasına izmi r Buca'da bulunan Dokuz Eylül Ü niversitesi karn­ püs planını eleştirerek başlad ı . izmir'de böylesi büyük bir parselde, aralarında çok uzak mesafeler bulunan kampüs binaları n ı n , öğrenciler arasındaki i letişi­ m i engellediğini ve izolasyon yarattı ğ ı n ı söyledi. Nevzat Sayın, Dikili-Yahşibey Yaz Okulu, Santralistanbul, Pulver Depo ve Ü retim Yapısı, Merit Gemicilik Ofis Yapısı, Umur Matbaa ve Kı rtasiye Fabrikası, SSK Çok Amaçlı Konser Salonu projelerini anlattı. Anlattığı bu projeleri birleştiren tek gerekçen i n "yapı labilirlikleri" olduğunu belirtti. " Bir yapı, bildiğiniz gibi, pek çok açıdan ele alınabilir. Estetik, teknolojik, sosyo­ kültürel, ekonomik açıdan ele alınabilir. Ama benim burada anlatmak istediğim şey, inşa edilebilirlik anlamında bi naları incelemek. Yapıları hep, estetik anlam­ da ele alıyoruz, nasıl göründükleriyle ilgilieniyoruz. Nasıl görkemli oldukların ı ,


M ay ı s 2010

bugünün üsluplarını ne kadar yansıt­ tıkların ı konuşuyoruz, ama nasıl inşa edilebildikleri bizim dünyamızda çok zor kon uşuluyor. Ama tasarımın bir ucu da burası. Yapının tasarlandığı şekliyle üretilmesi bazen zor olabiliyor," diyerek konuşması nın mimarlık adına öneminin altı nı çizdi . Sayın, bu projeyi, h e r a y staj yapmak için gelen öğrencilerle birlikte yü rütüyor. Dikili Vahşibey'de kalan bu öğrenci grubu 1 ay boyunca hem staj yapıyor, hem de bina yapımına katkıda bulunu­ yor. Yahşibey köyü, zeytinyağ yapımı ve balı kçılığın yoğun olduğu bir köy. Ekip, burada bulunan yapılardan bir kısmında onarım ve iyileştirme, bir kısmında da tamamen yenileme gerçekleştridi. Bu projede nüfusun daha fazla artmaması­ na dikkat edildiğini beli rten Sayın, nüfus artış h ızı olarak belirlenen %1 O' luk pay içinde, en fazla 1 1 yeni bina yapabile­ ceklerini söyledi. Nevzat Sayın ve ekibi öğrencilerin kaldığı yaz okulu evini de tasarladı . Bu ev, tamamen ilkel kal ıplar üzerine oturtuldu, çok sıradan gibi gö-

züken bir tasarım yapıldı, ancak en son gelinen nokta çok önemli . . . Zanaatkarl ı k bu projede en ön planda. Yapının taş duvarları , köydeki taş evierden izlene­ rek yapıldı. Bu noktada Nevzat Sayın , "Yerellikten öğrenebileceğimiz neler var?" sorusunu sordu. " M imarlık hep görünmek ve patı rtı çı karmak üzerineymiş gibi anlaş ı l ı rken, burada tam tersi görünmemek, ve bura­ da bizden önce var olan şeylerin izlerin i sürmek g i b i b i r yol izliyoruz," diyen Nevzat Sayın, bu köy evlerinde d ışar­ dan göremeyeceğimiz, içeride bir avlu yaşam ının olduğuna dikkat çekti. Bu köyün koşullarını zorlyacak her­ hangi bir şey yapmamayı kural olarak kabul eden Sayın, bu projede, özellikle bölgede bulunan malzemelerin kulla­ nıldığının ve zannatkarliğin ön plana çıktığının altı nı çizdi . Bölgedeki evlerin yapımında tamamen yerel işgücü ve malzeme kul lan ıldı. Bölgenin kendine has mimari özelliklerinin dışı nda, yapı­ lara bi raz daha modern bir çizgi katıld ı . Pencereler daha büyük yapıldı v e bazı

llS

binalarda beton kullanıldı. Satralistanbul, Osmanlı i m paratorluğu zamanında, istanbul ' un ilk elektrik santrali olan Silahtarağa Elektrik Santrali'nin kente yeniden kazandırılmış hali. 1 9 1 0'da inşa edil­ meye başlanan ve 1 986 yılına kadar aktif çalışan santral, bu yıldan sonra, 2006 'ya kadar yeni bir işlev kazanmadı . Santralistanbul, Haliç'in en uç nokta­ sında bulunduğu için konumu oldukça öneml i . Sayın, " i stanbul 'da bunun gibi başka bir yer yok," diyor. Sayın, bina yenilenirken, eski fotoğ raf ve belgelerden faydalanıldığını söyledi. Eski fabrikada bulunan kayıtlar, binan ın eskiye sad ı k bir şekilde yenilenmesi için yeterli olmuş. Bugunün modern kent hayatına önemli derece katkı sağlayan ve mekansal kalite açısı ndan bir örnek oluşturan yapı , Eylül 2007 'de kullanıma açıldı. Burada bulunan yapılar, kendi dö­ nemlerinin üsl upların ı çok iyi taşıyor. Sayın bu noktada hoş bir tesadüften bahsetti . Santrale ilk defa gird ikleri


Mayıs 201 0

zaman, bu çöküntü binaların içinde, bul­ du kları bir dolabın içinde, buranın 1 9 1 0 yılında Fransızlar tarafı ndan çizilen ilk planı n ı buldukların ı söyledi. 1 957 yılın­ da Seyfi Arkan tarafından yapılan sant­ ral yapısının da paftalarına kadar, bütün paHalarını eksiksiz bir biçimde bulduk­ larını belirten Sayın, "dünyada hakkında en çok evrak olan eski yapı"nın bu yapı olduğunu da vurg ulad ı . Bütün bunlara rağmen, yapının dönüştü rülmesindeki sıkıntılara değinen Nevzat Sayın, " Neyi nasıl kullanacağ ı mızı biliyorduk, ama burada bilemediğimiz bir şey vardı. Bu fabirkada, asbest gibi ağı r kimyasal­ ların veyağların oluşturduğu bir kirlilik vard ı . Neye nasıl m üdahale edeceği mizi bilemedik. Bu yüzden de Almanya'daki Ruhr havzasında, sanayi yapıları nın na­ sıl dönüştürülebileceği ile ilgili çalışan bir uzmanı buraya çağ ı rdık," dedi. Bugün, bu yapı, içinde istanbul Bilgi Üniversitesi i letişim Fakültesi , M imarlı k Fakültesi v e Sosyal Bilimler Enstitüsü gibi eğitim binaları nın dışında, Enerji M üzesi , Çağdaş Sanatlar M üzesi ve yeme-içme mekanları nı barındırıyor. Dudullu Organize Sanayi Bölgesi 'nde bulunan Pulver Depo ve Ü retim Yapısı, bina yapı m süreci açısından diğer yapılara kıyasla daha kolay. Sayın, OSB' lerin i nşa izinleri ile i lgili tamamen kendi yönetmeliklerinin olduğunu ve bu yönetmeliklere göre bölgenin içinde bina inşa edilebi leceğ inden bahsetti. Nevzat Sayın, bu konuyla ilgili olarak, planlanacak her alanı n , yerel yönetim­ den gelmeyen, tamamen kendi içinde örgütlenmiş bu alanlar gibi olması nı dilediğini belirtti . Bu yapıda, arazi bir dezavantaj ol­ maktan çı karak, avantaja dönüştürüldü. Kot farkı , binanın araziye yatayda yayıl­ ması nı sağladı ve düşeyde de yönetim ve üretim birim leri iyi kurguland ı . Her kottan, farklı fonksiyon kullanı mları için birer giriş var. Böylece, bina, büyük bir rampayla sarı lmış hissini veriyor. Böylece, üretim, yönetim, personel ve depolama ilr ilgili üniteler açık ve net bir şekilde çözüme kavuştu rulmuş oldu. Gebze'de bulunan bu yapı kom leksi, aynı işverene ait, fakat birbirinden tama­ men bağ ımsız. ikisi de farklı malzemeler üretiyorlar. Biri toz boya, biri kauçuk üretiyor.

Bu üretimin yapılması için kullanılan makineler çok büyük. Dolayısıyla, plan çizmeden önce, makine büyüklüklerinin ve üretim dön­ güsünün nasıl olacağına karar vermek gerekiyor. Bu aşamadan sonra da bina tasarım sürecine geçildi . Fabrika bi naları, prefabrik teknikle yapı ldı. Gövde betonarme prefabrik elemanlarla inşa edildi, diğer ikinci dercede önemli ünitelerde ise, çeli k kullanıldı. Yapılar, d ışarıdan ne kadar sakin görünse de iç mekanları bir o kadar karışık. Bu mekanların birbiriyle enteg­ reli bir şekilde tasarlanması da süreç içinde zaman almış.

Vi z e s i z Ru sya ' da n M ima r i Ya n s ıma l a r Ta rih: 1 4 Mayıs, Wikipedia, Skypalace DERLEYEN: DERYA YAZMAN

Rusya, geçirmiş olduğu savaşlar, yıkım lar, yangınlar ve politik değişimlere rağmen Dünya'daki zorluklar karşısında direnen güçlü ülkelerden biri. Doğu Slavlarla başlayan tarihsel süreci , geçirdiği birçok evrimierin ardın­ dan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti 'nin bağı msız bir hale gel­ mesi ile Rusya Federasyonu'nun oluşu­ munun ardı ndan bugünkü şekl ini ald ı . Bu hafta içinde yapı lan anlaşma i l e Rusya da artık vizesiz olarak gidebile­ ceğimiz ülkeler kervanına katıldı. Bu durum aslında turist olarak kenti ge­ zebilmek, farklı dönemlerin kentsel ve m imari ölçekteki yansımalarını görebil­ mek ad ına olumlu bir yaklaşı m . Çünkü Rusya, Avrupa ülkelerinden sonra m imari açıdan her dönemin farklı izlerini içinde barı ndıran ve bu izleri de koruya­ bilen bir ülke. Rusların mimari süreci, Slavlar' ın yapmış olduğu ağaç evler ile başladı . O dönemde ağaç, "sonsuzluğun sembol ü" olarak nitelendirild i . Kyivan Rus'da ah­ şap kiliseler yapıldı. Daha sonraları Bizans kültürü beni m ­ senerek, Slav m imarlar kendi geliştirdik­ leri matematiksel hesapları kullanmayı tercih ettiler. Kyivan Rus'daki taş kilise-

ler, Yunanlar tarafından Bizans uslübu ile i nşa edildi. 1 2 . yy'dan sonra Doğu Slavik taş mimari tarzı, Beyaz Rusya'da belirmeye başladı. Beyaz Rusya kendi mimari tar­ zını Batı Avrupa Tarzı olarak nitenlendir­ di. Çünkü o dönem, Beyaz Rusya'daki aristokratlar Katolikliği değiştirmek isti ­ yordu . Bu nedenle bu dönemde m imari açıdan Batı tarzı benimsend i . 1 237 - 1 240 dönemlerinde Rusya, Moğollar tarafından işgal edildi. Bu dönemde kent parçalanmak istendi ve m imari açıdan gelişim duraklad ı . Doğu R u s dönem inin ilk taş kilisesi bu dönemde ancak 2 nesil sonrasında inşa edilebildi. Bir tek Novgorod ve Pskov'da kiliseler yapı ldı. 15. yy'da M oskova'daki okullardaki m imari gelişimi Pskov'dan mimarlar destekled i . Bu m imarlar Moskova m imarisi adına seçkin rollere sahipti. 1 6. yy'da Pskov'daki okullar Eski Rus tarzı mimarisinden sonra kuzey m imari tarzının oluşumunu tetikledi ve Moskova tarzını oluşturd u . Bu dönemin en önem­ li yapılarından biri St. Basil Katedrali . Pskov'lu m i mar Postnik Yakovlev tara­ fından 1 555 - 1 5 6 1 tarihlerinde i nşa edilen katedral , Rus Goti k tarzını en iyi şekilde gösteriyor. 1 7. yy'da Naryshkins ve Stroganovs adlarındaki zengi n tüccar aileleri, Rusya'da Avrupa mimarisine benzer (Rus Barok M imarisil tarzda kiliselerin yapımına destek oldu. Rusya, 1 7. ve 1 8. yy' larda Sibirya üzerinde sömürge kur­ ma teşebbüsünde bulundu. Bu durum Sibirya Barak tarzını doğurdu. 1 8. yy' ı n sonlarında v e 1 9.yy'ın ortalarında da Moskova ve St Petersburg'da baskın olan tarz Neoklasizm/imparatorluk'tu. Bu dönemin en önemli Rus m imarları ise Vasily Bazhenov, Matvei Kazakov, Andrei Voronikhin, Andreyan Zakharov'du. 1 8 1 2 yıl ında Napolyon ile olan sa­ vaş döneminde Moskova yandı ve 1 850' 1ere kadar hiçbir şey yapılmadı. Bu dönemde "milliyetçilik" olgusu Rusya'da kendini oldukça gösterdi ve bu durum m imariye de yansıdı. 1 9. yy'da geleneksel Rus mimarları, Rus M imarisi'ni yeniden canlandırmaya baş­ ladı lar. Genelli kle Moskova tarzı çizimler yapıldı, fakat bazen diğer mimari tarzlar-


M ayıs 2010

dan da destek alı n d ı . Örneğ i n , Bizans tarzı canlandırma modelinin de hakim olduğu görülüyor. 20. yy'ın başlarında da ilk önce, Kom unizm bir çok Rus ve Yahudi entelektüeller tarafı ndan desteklendi. 1 920' 1erde ise ultra-modern " konstrükti­ vizm" tarzını yarattılar. Daha sonra da "Stalin" tarzı öne çıktı. Fakat Stalin tarzı, Konstrüktivizm gibi değildi, daha çok neo-klasik mimari­ ye benziyordu. 1 93 1 - 1 935 seneleri arası nda inşa edilen Moskova'nın en önemli Stali n tarzı yapıları Mokhovaya Caddesi B i nası, Moskova Otel, STO Binası i d i . 1 935'de yapılan Moskova Master Planı da Stalin kentsel gelişim modelini içeriyordu . Bu plana göre bazı kararlar alınmıştı: Kentsel yapı adalarının büyüklükleri 1 , 5-2 ha'dan 9 - 1 5 ha kadar çıkabilir. Yen i gelişim alanlarında nüfus yoğun­ luğu 400 ki/ha ile sınırlanmal ı . Binalar, en fazla 6 katlı olmalı. Fakat 1 . derece ana caddelerde 7-1 0 - 1 4 katlı olabilir. Dolgu alanları 1 . kademe yollardır. Ancak, 1 . kademe konut ve ofis binaları için imara açılabilir. Bu dönemde Sovyetler Birliği, "yeral­ tı sarayları" olarak nitelendirilen metro mimarisine önem verd i . Moskova ve St. Petersburg 'un dışında da diğer Sovyet şehirleri olan Kyiv, Kharkiv, Tiblis, Bakü 'de metro istasyon u tasarlad ı . Bu tasarımlarda sanatın etkisini de görmek oldukça mümkün. Yapılan bu metro istasyon tasarımları aslında şehirlerin sanatsal ve mimari açıdan sembollerini si mgeliyord u . 1 990 v e 2000' 1 i yıllarda binlerce yen i ibadet yeri i n ş a edildi . Bazı R u s mimarisi hayranları bu dönemde yapı lan yapı lar hakkında şu yorumları yapmış: Rusya' n ı n en yeni dini yapıları, dünya seviyesinde değiller. Rus m imarisinin gelişimi, Ortodoks felsefesine oturmalıyd ı . Bun lar, R u s gelenekselliğidir. G ü nümüzde ise Dünya ' n ı n birçok ülkesinde olduğu gibi Rusya'da da gökdelenler yüksel iyor. Gökdelenlerin bulunduğu Moskova' n ı n merkezi i ş ala­ nı, modern Rusya'yı yansıtıyor.

B u Ne Pe r h i z Bu Ne Lahana Tu r ş u s u ? Tarih: 1 8 Mayıs YAZAN: SELi N BiÇER

Edirne Belediyesi i mar ve Şehi reilik M üdürlüğü tarafından açılan Selimiye Cami Çevresi Ulusal Kentsel Tasarım Proje Yarışması' n ı n sonuçları 24 Mart 2010 tarihinde açıklandı. Selimiye Cami Türkiye'nin U N ESCO Dünya Mirası Ön Listesinde yer aldığı ve 201 0 yılı içinde eserin asıl listeye alınması beklentisi uğruna verilen uğ­ raşlar nedeniyle yaklaşık 2 ay sonra 1 7 Mayıs 201 0 tarih inde Edirne Ticaret ve Sanayi Odası'nda gerçekleştirilen ödül töreni ve Kolokyum'u Arkitera olarak sizin için izledik. Kolokyumda asıl jüri üyelerinden Prof. Dr. Zeynep Ahunbay (J üri Başkanı),

Prof. Dr. ilgi Yüce Aşkun , Dr. Turgay Ateş, Yeşim Hatırlı, Prof. Dr. Nevzat ilhan, Öğr.Gör. Dr. Oktan Nalbantoğl u , D o ç . D r . Yegan Kahya Sayar v e yedek jüri üyelerinden O rçun Ersan hazır bu­ lundu. Katılımcı sayısının bell i ki hesaplan­ � madığı için kolokyumu bir çok kişi ayak­ � ta izlemek zorunda kaldı . n ., Kolokyumda çok tartışılan konular)> ... "'" dan en önemlisi ise şartnarnede "yarışı: ::J ma alan ında kazı yapılamaz" maddesi­ nin yer almasıyla ilgil iydi . Şartnarnede v e soru-cevap bölü m ­ lerinde bu konu açıkça beli rtilmesine rağmen, bazı projelerde yol kotunun değiştirilmesin i n neden diskalifiye sebebi olmadığına dair ilk soru Ali

117

Muslubaş'tan geldi. Bunun üzerine söz alan H üseyin Bütüner yaklaşık 2 , 5 ay boyunca emek verilen projelere bakmak için jürinin sadece 3 gün harcamış olmasını ve jüri raporlarındaki metin lerin yetersizliğini eleştirdi . B u n a karşılık Jü ri Başkanı Ahunbay eleştirileri haksız bulduğunu açıklad ı . Oktan Nalbantoğlu daha sonra sözü devralarak jüri raporun u okudu . Salondan gelen başka bir eleştri ise yarışma konusunun Edirne olması ndan dolayı proje süresinin az gelmesiyle ilgili oldu. J ürinin bu konudaki eleştirilerle hem fikir olduğu, ancak sürenin belediye tarafından beli dendiği belirti ldi. Bu yüzden ilk tur elernede tüm projelerin geçirildiği açıklandı. Yeşim Hatırlı projeleri incelemek için yeterince zaman ayı rdıkları n ı ve koruma planların ı aydı ngere basarak her bir

paftanı n üzerine tek tek koyarak incele­ mede bulunduklarını anlatt ı . Şartnamedeki esaslar g ö z önüne alındığında i h lal edilmiş kurallara sahip projelerin derece almaları sonucu nda yarışmanın iptal edilme olasılığı soruldu. Jürinin yanıtı ise yarışmaya toplam 54 projenin teslim edildiği ve bunlardan yaklaşık 1 5 tanesinde yol kotunun de­ ğiştirildiğine değinildi. Jüri insiyatifini kullandığını ve projeler için harcanan emeğ i n daha önemli ol­ duğunu beli rtti. Söz alan Devrim Çimen jürinin proje müellifi gibi davranamayacağı yorumu­ n u getirdi. J ü rinin yaptığı değerlendirme sonu­ cunda kentsel dönüşüm kavramı n ı n


Moyıs 201 0

çevre düzenlemesine dönüştüğü belir­ tildi. Sinan Omacan ise bu fikre katıldığını şu sözlerle beli rtti: " Yeşil açık alanlar ve peyzaj düzenlemeleri bir kenti kurtara­ maz". Bu yarışmanın değerlendirilmesi sürecinde jürinin şartnamenin gerek­ tirdiklerini yerine getirmemesinin diğer mimari proje yarışmalarını etkilediğini beli rten O macan jüriye yarışmacıların kime güveneceğini sordu. Prof.Dr. Nevzat i lhan ve Dr. Turgay Ateş yarışmacıların eleştiride bulunarak sorulara yanıt vediğini söyledi. Dr. Turgay Ateş kentsel tasarım 1 şehi r planlamanın mimarlık dünyasından çıkan ve tek bir doğrusu olmayan olgu­ lar olduğunu söyledi ve bu yarışmanın şeh ireilik için çok önemli bir ad ı m oldu­ ğunu belirtti . Kolokyumu izleyenler arasında bu­ lunan Lale Süman, Selimiye Cam i ' nin bulunduğu alanda çok uzun süre önce yıkılmış ya da yok olmuş olan han, ha­ mam, kervansaray, vb yapı ların kalıntı la­ rı n ı n bulunduğunu iddia etti. Bu yüzden burasının çok değerli olduğundan ve tek bir ağaç dikmek için bile kazı yapar­ ken çok iyi düşünmemiz gerektiğinden bahsetti . Seyirciler arasında yer alan yerel bir gazeteci yarışman ın Edirne halkını çok heyecanlandırdığını söyledi. Halkın konuyla ilgili en çok merak ettiği şey ise kazanan projenin uygulanıp uygulanma­ yacağı olduğunu da sözlerine ekled i . B u n u n üzerine Edirne Belediye Başkan Yard ı mcısı N ihan Akdere, pro­ jelerin uygulama projesi aşamasına gel mesi nin özellikle 201 0 yılı içerisinde Dünya M i rası olması için U N ESCO'ya önerilen kentin yararına olacağını anlattı. Yeniden söz alan Hüseyin Bütüner Edirne söz konusu olunca kazanan pro­ jenin yeterince araştırma yapılmadan oluşturulduğunu düşündüğünü söyledi . Başka bir eleştiri ise jürinin yarışma­ ya yeterince sahi p çıkmamasıyla ilgiliydi. J üri üyelerinden Doç . D r. Yegan Kahya Sayar yarışmanın zor bir konuya sahip olduğunu, yarışmacıların birden fazla problemle karşı karşıya bulun­ duğunu anlattı. Üst ölçekten en alta çözülmesinin beklendiğini belirtti. B u yüzden isteneni verebilen proje sayısı-

n ı n oldukça a z olduğunu söyledi. Buna rağmen içi nde çok iyi fikirleri barı ndıran ve parça parça çok iyi çözümler getiren projelerin bulunduğunun altı nı çizerken tüm projeler için ortak görüşün fikirlerin yeterince olgunlaşmam ış olması oldu­ ğunu beli rtti. Yarışmayla ilgili en can alıcı noktalar­ dan biri de açı klanan sonuçlarda hiçbir projenin satınalma ödülüne değer gö­ rülmemesi oldu. Konuyla ilgili O rçun Ersan yarışma kurumunun çok hassas olduğunu ve meslek çevresinde el üstünde tutmaya çalıştıkları bir durum olduğunu anlattı. Jüri olarak geldikleri noktadan mem­ nun olduklarını belirten Ersan, j ürinin yine insiyatifini kullanarak bu ödülü da­ ğ ıtmad ı ğ ı n ı açıklad ı . Ayrıca yol katu nun değiştirilmesini bir tasarım kriteri olarak görmediğini söyledi. Tartışmanın hararetini arttıran kon uş­ macılardan biri yine Devrim Çimen oldu. Yarışmacıların yönetmelik ve yasalara uymak zorunda olduğunu, uymayanların ise d iskalifiye edilmesi gerektiği düşün­ cesini yineledi ve yarışmada keyfiyet olduğunu iddia etti. Bunun üzerine salondan gelen başka bir soru ise jürinin projelerin iyi yönlerini gördüğü halde bunları neden raporlara yansımadığı üzerine geldi. Jüri değerlendirmesi sırasında ilk ola­ rak yarışmacıların hazırladıkları raporları okumuş, çünkü bazı projelerde çizimler yeterince anlatamıyormuş. Nevzat i lhan teorinin iyi, uygulaman ın ise yeterince iyi olamadığı belirtti. Devrim Çimen yine söz aldı ve jürinin kolokyumda bahsetti kleri konuların ra­ porlarda da yazması gerektiğine değin­ di. 1 980' 1erde Eskişehir'de yapılan bir yarışma için hazırlanan raporların okun­ masının iyi bir örnek olacağ ı n ı da belirtti. Başka bir yoru m ise raporlarda son elemeye 4 projenin kaldığı halde diğer projelerin nası l ödüle layık görüldüğ üyle ilgili oldu. Değerlendirme sonunda ödül sayısı kadar proje kalmayınca jüri son elerneyi tekrar yapmış ve yeni bir seçime göre ödüller dağıltımış. Tartışmaların ardından ödül törenine geçildi ve sırayla jüri üyeleri kazananla­ ra plaketierini verdi.

Yarışma projelerinin ve maketierin aynı binada yer alan bir konferans salo­ nunda sandalyelere dayanmış bir şekil ­ de sergilenmesi tepkilere neden oldu.

Ta r i h i S "t u "t "tg a r"t Me r k e z Ga r ı Yı k ı l ac a k mı ? Tarih: 25 Mayıs DERLEYEN: PlNAR KOYUNCU

Tarihi Stuttgart M erkez Garı, tren garını ve demiryollarını baştan sona yeniden inşa etmeyi kapsayan " Stuttgart 2 1 " projesi sebebiyle, yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Projenin resmi başlangıç tarihi 2 Şubat 201 O olarak duyurulmuş­ tu. Garın kanatları nın yıkımının ise Eylül 201 O 'da gerçekleştirilmesi planlan ıyor.

Ocak 201 O'da garın m imarı profesör Paul Bonatz' ı n torunu Peter Dübbers, gar binasının kısmi olarak yıkılmasını engellemek için gerekli yasal adımları attı . 20 Mayıs 2 0 1 0 'da mahkeme Deutsche Bahn (Alman Demiryolu) şirketinin garın kanatlarını yıkmasına izin verdiği yönündeki kararını açıkladı. 2008 yılı sonunda hazırlanan bir dilekçeye, oldukça yüksek bir katılımla 4.995 vatandaş tarafından destek veril­ di. Fakat Şubat 201 0 'dan beri son ka­ rar, komitede yer alan politik partilerden biri tarafından illegal bir şekilde engel­ lendiği için bir karara varılamadı . Garın yıkılmasına karşı çıkanlar, Avrupa Parlamentosu'na da bir dilekçe verdiler. Stuttgart Garı gibi durumlarda bu parlamentoya veto hakkı vermesini birlikte umdukları diğer ülkelerden ben­ zer g irişimler tarafından da desteklenen


M ayıs 2010

119

dilekçe (www.patrimoine-heritage.eu) adresinden okunabilir. Vatandaşların yaklaşık yüzde 70'i tarafından desteklenen birlik " K 2 1 " (www.kopfbahnhof-21 . de) ' i n yanı sıra, yıkıma karşı olan dernekler tarafından yaklaşık 30 haftad ı r her pazartesi günü binlerce vatandaşın katılımıyla, tarihi garın kısmen yıkılmasına sebep olacak olan " Stuttgart 2 1 " projesine karşı protestolar yapılıyor. Genel ekonomik krizin bir etkisiyle "Stuttgart 2 1 " projesi Alman hükümeti tarafından ciddi bir şekilde gözden geçirilebilir.

Aç ı k Ka p ı F e s t- i v a l i ' n d e I l k Gü n ! .

Tarih: 25 Mayıs

YAZAN: DERYA YAZMAN

22 M ayıs 201 O tarihinde başlayan Açık Kapı Festivali ' n i n ilk günü, Beyoğ l u ' ndaki Borusan M üzik Evi ile başlayan turumuz Florya'daki Atatürk Köşkü ile sona erd i . Borusan tarafından satınalınan bina­ nın restorasyonu Gökhan Avcıoğlu tara­ fından yapıldı. Binanın tasarım konsepti, müzik kutusu olarak düşünülmüş. Bina da sergileme katları dışı nda bir de kon­ ser salonu yer alıyor. Binanın iç mekan tasarı mı oldukça esnek. Sergileme malzemelerine ve ihtiyaç duyulan mekana yönelik, hare­ ketli alçıpan duvarlar sayesinde alanda genişlemeler ve daralmalar yapılabiliyor. Cam kullan ımı ile mekanda şeffaflık ön plana çıkarılmış. Borusan Müzik Evi ' nde, konser ve müzik aktivitelerinin d ışında sergileme­ ler de yapılıyor. Diğer bir açık kapı mız olan Florya Atatürk Deniz Köşkü, 1 93 5 yılı nda Cumhurbaşkanl ı ğ ı Yazlık Köşkü olarak yaptırılmış. M i marı ise Seyfi Arkan . Atatürk ' ü n sağlığına kavuşabil mesi için inşa edilen ve bir dinleme mekanı ola­ rak tasarlanan bu yapı grubu, Atatürk Deniz Köşkü, Genel Sekreterlik ve Yaverlik Binaları' ndan oluşuyor. iç mekanda yer alan mobilyaların bir kısmı orijinal haliyle korunurken, bir kıs­ mında yenilemeler yapılmış. iç mekan oldukça sade ve işlevsel olarak tasar­ lanmış. Ahşap yapı olması ve denizle

iç içe olduğundan ötürü suyla temas etmesi nedeniyle binada oluşabilecek zarariara karşı , bina sürekli restore ediliyor.

Aç ı k Ka p ı H e y b e l i a d a' d a y d ı Ta rih: 26 Mayıs

YAZAN: DiLEK ÖZTÜRK

Heybeliada, Açık Kapı'nın ilk gününde, festivale önemli bir ev sahipliği yaptı. Adanın iki karşı tepesinde bulu nan ve birbirine bakan Hüseyin Rahmi G ürpınar Evi ve Heybeliada Ruhban

Okulu kapalı kapılarını açtı. H üseyin Rahmi G ürpınar'ın adaya yerleşmesi sağlık sebeplerinden kaynaklanıyordu. 17 yaşında vereme yakalanan ve annesini de veremden kaybeden Gürpı nar, o zamanlar istanbul 'daki tek senatoryumun olduğu Heybeliada'ya geldi. Bu evi de, aldığ ı arazini üzerine yaptırd ı . 1 9 1 2 'den 1 944'e kadar burada yaşadı . Bina profesyonel b i r m üdahale görmemiş. Yapılan bağ ışlada sadece basit onarım ı yapılmış. 3 katlı olan ve Heybeliada'nın önemli bir manzara noktasında bulunan ev, bugün m üze


'l/loyıs 20'0

olarak kullan ı l ıyor. Hiç evlen mediği bili nen Gürpınar, hayatının son yıllarını bu evde albay bir arkadaşıyla geçirdi. Arkadaşına evin çatı katında verdiği oda, karşıda Ruhban Okulu'na ve di­ ğer adalara bakıyor. Evde, G ürpınar' ın kendi eliyle işlediği el işleri, yastı klar, fotoğraf makinesi ve çektiğ i fotoğraflar, yazıları n ı yazdı ğ ı masası, eskizleri ve fotoğraflarıyla dolu bir oda sergileniyor. Eşyalarının çağuna hiç dokunulmamış evde, G ürpınar'ın gündelik hayatında kullandığı pek çok eşyayı görmek de mümkün. H üseyin Rahmi G ürpınar' ı n evinden sonraki durak Heybeliada Ruhban Okulu 'yd u . Ruhban Okulu ' na ulaşmak için ya taytona binebilirsiniz ya da be­ nim gibi adanın çevresinden yaklaşık 30 dakika yürüyerek tepeye çıkabilirsiniz. Ruhban Okulu, kıyıdan sanki gizemli ve kimsenin içeriye alınmadığı bir "site" gibi gözüküyor. Papaz yetiştiren bu okul, dışarıdan duvarlarla kaplanmış ve ada hayatı ndan izole edilmiş duru mda. Okula giden yokuştan çı karken binayı görmek için sabırzılanıyorsunuz, çünkü az sonra görmek istediğiniz manzarayı hayali n iz­ de canlandırabiliyorsunuz. Okul ' u n g i rişinde büyük ve özenle koru n m uş bir bahçesi var. Okul binası­ nın kapısı ndan içeri girdiğinizde bir iç avlu sizi karşıl ıyor. Okulun giriş katında,

derslikler, tuvaletler, disiplin odası ve revir bulunuyor. Badrum katında kü­ tüphaneler var. Bir kütüphane odası tamamen öğrencilere ayrılmış durumda. Öğrenciler burada ders çalışıp, araştır­ ma yapıyorlarmış. Rehber, daha sonra bizi , kimsenin g i remediği, kütü phanenin özel bir bölümüne götürd ü . Buraya, kütüphane görevlisinden başkası gire­ miyor. Odadan içeri girdiğimizde, raflar­ daki eski kitaplar ve kemerlerle ayrılmış

ince ve uzun kütüphane koridoru dikka­ timizi çekiyor. Maalesef sadece kapıdan bakabiliyo­ ruz ve fotoğraf çekemiyoruz ama bu bile bu özel kitaplık hakkı nda biraz da olsa fikir sahibi olmamıza yetiyor. Rehberin söylediğine göre, burada hiç el yazması kitap yok. En eski kitap 1 400'1erden kalma. Fakat, burada bulunan daha eski ki­ tapların şu anda Vatikan'da olduğunu söyleyen kütüphane görevlisi, kitapların buradan çalınarak Vatikan'a götürüldü­ ğünü belirtiyor. Binanın 2. katı tamamen yatakhane olarak kullanılıyor ve dışarıya kapalı. Kütüphanelerden çıktı ktan sonra, okul binasının arka kapısından avluya çıkıyoruz. Hemen karşımızda okulun kilisesi çıkıyor. Kilise çok gösterişli bir şekilde süslenmiş. Kiliseni n arkasında ise tüm adaya hakim bir manzara noktası var. H üseyin Rahm i Gürpınar'ın evinden gördüğü­ müz bu tepeden, bu defa karşı tepeye bakıyoruz. Farklı etnik kökenierin ve kültürlerin h issedildiği ve bunun da sokaklara, m imariye oldukça yansıyarak, güzel bir çeşitliliğin yaşandığı Heybeliada'da, kapalı kapılar ard ında, aslında bize ait pek çok şey buluyoruz.


Mavı � 2010

A r k it" e r a Kamp ü s t- e ' n i n Alt- ı n c ı D u r a ğ ı Gö k h a n Avc ı oğ l u i l e �o n y a S e l ç u k U n i v e r s i "t e s i' y d i Tarih: 25 Mayıs YAZAN: DiLEK ÖZTÜRK

Arkitera M i marlık Merkezi 'nin Medyasoft 'un desteği ile düzenlediği Arkitera Kampüste'nin altıncı durağ ı , 18 M ayıs 20 1 0 tarihinde G ökhan Avcıoğlu'nun katı l ı m ıyla Konya Selçuk Ü niversitesi'ydi . Öğrencilerin yoğ u n katılımıyla ger­ çekleşen konferansta i l k olarak sözü alan M edyasoft'un Autodesk Ü rün Yöneticisi Duygu Kasal kısa bir sunum­ la öğrencilere Medyasoft ürünlerinden bahsetti . M imarlı k eğitimini seçme sebebinin babası olduğunu anlatan Avcıoğlu, çocukluğunda, babasının mesleği

sebebiyle bir çok Anadolu şehrini gezdiğini ve sonunda böyle bir karar ald ı ğ ı n ı anlattı. Aynı zamanda, Selçuk Ü niversitesi'nden mezun olan Gökhan Avcıoğlu, konferans salonundaki kala­ bal ığa, bir m imar olarak mimarlığa bakış açısı n ı , ekibiyle birlikte benimsedikleri tasarım sürecini ve gerçekleştirdiği pro­ jeleri anlattı. Avcıoğlu, projelerini hazırlarken, en iyisinin kendi tasariama aracını ken­ dinin yapması gerektiğinden bahsetti . Tasarı m sürecinde, ölçek sorunun ortadan kaldırıp birebir çal ışmak ve her türlü alternatifi aynı anda görmek açısı ndan bilgisayar programlarının kullanılması nın, görselleşme tekniklerini geliştirmenin ne kadar önemli olduğu­ nun da altını çizdi . Kapalıçarşı çevresinde pilot b i r bölgede yapılan proje, 5x5 hücre sis­ temi ile tasarlanmış. Bu hücre sistemi Osmanlı zamanından kalan bir inşa sistemi. Eminönü gibi tarihi ve ticaret ve hizmet sektörlerinin yoğ u n olduğu bir bölgede, ticaret ve konutun bir arada olduğu bir sistem tasarlamak, buraya

tamamen farkl ı bir gözle bakmaktan geliyor. Bu hücrelerden yola çı kan Avcıoğlu ve ekibi tek birimden çoğlarak alternatifler oluşturdular. Tarihi merkez­ de bulunan bu arazide mül kiyet sorun u vard ı . Bu sistem, eski dokuyla i l i ş k i ku­ ruyor. Alt katlar dükkan, üst katlar konut olacak şekilde tasarlanan yapı , geçişle­ re, süprizli mekaniara açı l ı p bulunduğu mekanda fark yaratıyor.

KUUM Bodru m , özellikle yaz tatillerinde nüfusu oldukça artan bir yer. Fakat bu bölgede sadece konutların olması, mekanı öldü rüyor. i nsanlar 2-3 ay kalıp istanbul'a gidiyor ve konutlar yılın uzun bir döneminde boş kalıyor. Bu amaçla, Avcıoğlu, bu otel projesini gerçekleş­ tirmiş. Bu projede, eğimli bir arazinin nasıl kolay kullanı labdiğini gösteren alternatifler hazırlandı. Avcıoğl u ' nun birçok projesinde olduğu gibi, K U U M 'da da " manzara" oldukça öneml i . Evler, arazide her kö­ şesinden denizle buluşmaları için, buna göre fiziksel olarak biçimlendi. Otel


Mayıs 2010

odaları n ı n h içbiri aynı boyutta değ i l . Smai l , medium, large v e xlarge şeklinde biçim lenen otel odaları bulunuyor. Avcıoğlu bu projesinde taş kullan­ mış. Öğrencilerden gelen, " Mimarlı kta tarzının modern gözükse de, gele­ nekse formlar ve malzemeler kullanı­ yorsunuz ... " ifadesine Avcıoğlu, " Ben Cumhuriyet dönemine takılmış durum­ dayım. Bu dönemde bazı şeyler tam yerine oturmad ı . B e n , ideolojik mimarlığa dair b i r şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Ne tasar­ Iayacağı mı tasadamak benim için daha önemli. Çok kritik bir dönemdeyiz. Artık post­ post modern bir dönemdeyiz, moderniz­ min yıktığ ı çok şey oldu," diyerek yanıt verdi.

Hor-izon PointKadastral açısından çok soru nlu olan bu arazide, deniz manzarası n ı n ön pla­ na çı karılması amaçlandı. Evler arasına mahremiyet vermek ama ışığı da kaçırmamak için yardımcı duvarlar yapıldı. Evlerin birbirine baktığı yan duvarlarda mahremiyeti sağlamak için genelde pencere yok. Bu binada ve arazide, olumsuz gibi gözüken herşey, aslında oranın özellik­ lerini oluşturmaya başlıyor.

Cast-le Roc k Castle Rock'ın bulunduğu arazi, eski Bodrum'a bakıyor. Arazinin yukarısın­ dan aşağıya doğru evler küçülüyor.

FGA B u proje de deniz, arazi kullanış ve binaların konuşlandırı lması soruları ile başlamış. Bu prje için Gökhan Avcıoğlu, önce mevcuttaki ağaçları bel irlemiş. Ağaçlardan geriye kalan alanlarda ise binalar yerleştirilmiş. Eğimli ve bol ağaçlı bir arazide binaların yerleştirilme­ si de kolay olmamış.

Beş i kt-aş Balık Paz a r-ı Beşiktaş'ın kalbi olarak da adlandı­ rabileceğimiz bal ı k pazarı, Beşiktaş Belediyes i ' n i n kentsel dönüşüm projesi içinde yer alıyor. Balı k pazarını bulunduğu dağ ı n ı k­ lıktan kurtarmak içi n , toplam 26 adet

esnaf için tez gahlar tasarland ı . Pazarın dışını ise çelik strüktürden bir taşıyıcı kabuk kapl ıyor. Bu kabuğun çeli kten ya­ pılması n ı n sebebi ise, bu alanı n ileride sanatçı lar için bir gösteri platformu ola­ bilmesi. 2010 Avrupa Kültür Başkenti ve istanbul Bienali ile ortak çalışmalar olacak. Bu proje, ulusal ölçekte çok sevildi. Kamusal alan ı n günlük aktivitelerle ya­ şaması en önemli amaçlardandı.

Bo r- u s a n M ü z i k Evi Bu binada, daha önce Esma Sultan Yal ısı'nda da yapılan cephe giydirme çalışması yapıldı. Mümkün olduğu ka­ dar az taşıyıcı sistem kullanılarak, me­ kandan kazanıldı. Binan ı n dışarıdan estetik gözükmesi çok önemliydi . Bunun için de, bir sanat­ çıyla anlaşıldı ve binanın dışının, içinde­ ki sese göre renk değiştirmesi sağlan d ı . Ç e l i k olan bu yapıda, d i ğ e r ç e l i k ya­ pılarda olduğu gibi, elektronik, mekanik sistemlerin de binayla birlikte çözülmesi gerekiyordu.

One&Or-tOrtaköy'de bir konut projesi olan One&Ort, deneysel bir çalışma as­ l ında . . . 4 tip blok n izam tasarlandı ve binaların her katında farklı bir tasarım kullanıldı. Bu yüzden de her bina katının yüzölçümü birbirinden farklı. Binaların her noktasından ön cephe büyütülerek ışığı içeri almak ve komşu­ luk ilişkilerini güçlendirmek amaçlanmış. Çatılarda da yeşil eleman kullanıldı ve ortak kullanıma açılmış. Avcıoğlu, kon uşmasın ı n sonunda mimarl ığın sürpriz istediğ i n i , m i marl ığın aslında toplum üzerinden kendini anlat­ mak için bir yöntem olduğunu beli rtti . " Yeşil m imarl ı ğ ı neden kullan ıyorsu­ nuz? Duyarlılıktan m ı yoksa bir tasarım verisi olarak m ı ? " sorusuna, " Bunu dik­ kate almak lazım. M imar için kirlenmiş dünya da bir araç, yeşil de bir eleman. Taş, 3 m ilyon yıllık bir malzeme, kullan­ marnam imkansız. Ayrıca taşı n görsel bir etkisi de var. Taş güzel yaşlanıyor. M i marl ı kta yarı açı k mekanlar da çok önemli. Revaklar gibi, avlular gibi . . . Ben böyle unutulmuş şeylerin üstüne gitme­ ye çal ışıyorum , " diyerek yanıt verdi.

Aç ı k Ka p ı F e s t- i v a l i ' n d e De n i z c i l e r i ç i n Bi r Pu s u la Ge z i l d i : Ah ı r k a p ı Fe n e r i Tarih: 25 Mayıs YAZAN: SELiN BiÇER

Açık Kapı Festivali kapsamında 23 Mayıs 2 0 1 0 tarihinde Eminönü Keneddy Caddesi'nde yer alan Ahı rkapı Feneri gezildi. Geziye mimar ve tasarımciların dışında feneri görmek isteyen kişilerin i lgisi fazlaydı . Fener'den görülen i stanbul'un eşsiz manzarası katılımcılar tarafından amatör-profesyonel şekilde fotoğrafiand ı . istanbul 'da yapılan i l k fener olarak Boğaz girişinde meydana gelen önemli bir deniz kazasından sonra yapılmış. Sultan l l l . Osman bu durumu değerlen­ d i rmiş ve kendisinin verdiği talimat üze­ rine Kaptan - ı Derya Süleyman Paşa'ya Marmara surların ı n Otluk Kapısı M evki' ndeki burcun üzerinde bir fener yapı lması emrini vermiş. ilk yapıldığın­ da ahşap olan fener, 1 857 'de Sultan Abdülmecit tarafından taştan yeniden yaptırılmış. Geçirdiği çeşitli onarı mlada günümüze kadar gelen bu fener kulesi, deniz seviyesinden 36 metre yükseklik­ te. Kare tabanl ı bir kaide üzerinde silin­ d i ri k bir gövde yükseliyor. Kare kaiden i n üzerini çepeçevre bir balkon dolaşıyor. Fener 5 , 5 saniyede bir çakıyor ve bu ışık yaklaşık 40 kilometre uzaklıktan algı lan ıyor. Bu yüzden de denizciler için bir pusula görevi yapıyor.


Mayıs 2010

S a p p h i re ' d e H a y a t- Ba ş l ı y o r Tarih: 27 Mayıs, Hü rriyet Emlak

Dünya' nın sayılı konsept projeleri arasın­ da yer alan istanbul Sapphire'in Eylül 201 O 'daki açılışı için tam 1 .000 kişi çalışıyor. Son 1 00 gün için başlayan geri sayı­ mın sonucunda, rezidans, seyir terası ve alışveriş merkezi konuklarını ağı rla­ maya başlayacak. Bu hummalı çalışma istanbul Sapphire'de yeni bir yaşam konseptini hayata geçirmeyi hedefliyor. Açıklamaya göre, istanbul Sapphire, tasarımı, hizmetleri ve sıradışı konsepti ile geri sayıma başladı . istanbul ' u n üzerinde gökyüzüne yükselirken sadece bir bina değil, farkı hissedilebilen bir yaşam tarzı sunan istanbul Sapphire'de hayat 1 .000 kişi­ nin hummalı çalışmasıyla Eylül 201 0'da başlayacak. Kiler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kiler, " Böylesine özel bir projede her geçen gün hedefierimize ulaştığ ımızı görmenin yanı sıra 1 000 kişiye istihdam sağlamaktan dolayı gu­ rur duyuyoruz," dedi . i stanbul Sapphire'i tasarlarken kente duydukları sorumluluğu yerine getirmek amacıyla seyir terasını projelendirdik­ lerini de belirten Kiler, 236. metrede yer alan seyir terası Eylül 201 0 'da istanbul'un güzellikleri n i kentin en yük­ sek noktasından izleme fı rsatı sunmaya hazırlandıklarını vurgulad ı. M i mari tasarımı ve sunduğu h izmet­ lerle lüksü yeniden tan ı mlayan istanbul Sapphire, hacimli mekanlarda, istanbul silüetinin bir parçası olarak yaşamak is­ teyenlere merhaba demeye hazırlanıyor. Dünyanın sayılı konsept projeleri arasında yer alan istanbul Sapphire, geçmişi, bugünü ve geleceği içerisinde barı ndırıyor. Her üç katta bir yer alan d i key bahçe ve balkonlarıyla özlem duyulan sıcak komşuluk ilişkilerine, balkonlu ve bah­ çeli bir yaşama yeniden bir kapı açarak geçmişi içinde barındırıyor. Sahip olduğu sıradışı tasarı m , üstün teknoloji ve sunduğu farklı hizmetlerle istanbul Sapphire bugünü geleceğe taşıyor.


�ayıs 20'0

Maç ka ' ya L ü k s ü Zo r l a y a n Ra z i d a n s Ge l i y o r

Tarih: 27 Mayıs, Milliyet YAZAN: EBRU DUMAN

Giorgio Armani'nin sanatsal yönlendir­ mesini yaptığı Armani/Casa ve Astaş Gayrimenku l ' ü n ortak projesi olan Maçka Recidences için ilk adı m atı ldı. Kempinski'nin işleteceği rezidans, özel­ l ikle beş yıld ızlı otel hizmeti ile iddial ı . Astaş Gayrimenkul v e G iorgio Arman i ' n i n sanatsal yönlendirmesi altı n­ da olan Armani/Casa'nın ortak projeleri Maçka Residences dün düzenlenen basın toplantısıyla tanıtı ldı. Yaklaşık 300 milyon dolar değerinde olan proje, Astaş Gayrimenkul'e ait olan Maçka'daki arsanın toplam 7 bin metre­ karelik bölümünde 1 4 , 1 3 ve 1 2 katlı üç bloktan oluşuyor. Projedeki konut sayısı 1 70 olarak belirlendi. 60 bin metrekare inşaat alanı na sahip olan Maçka Residences, beklentileri yüksek müşterilere hizmet vermek için giriş katında yer alan seçkin tasarım­ cılar, güzellik merkezleri, diyetisyenler, modacılar ve gurme marketten oluşan 42 özel mekanla da dikkat çekiyor. Projenin bir diğer özelliği de bu alan­ da 1 50 yılı aşan tecrübeye sahip olan Kempinski SA'nın işletecek olması. Maçka Residences, Kempinski'nin Astaş ile üçüncü işbirliği olacak. Kuruluş, daha önce de Astaş Gayrimenkul ' ü n Astoria ve Bellevue isimli rezidans projelerinin işletmeciliği­ ni üstlenmişti.

"2 bin Kişiye İş Sağlaya c ağız" Astaş Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Aşç ı , toplantıda, diğer yatırımlarında olduğu gibi dünya çapı n­ daki ilişki ve tecrübelerinden gelen güç­ le dünyanın en güzel binalarını yaratmak için önde gelen uluslararası markalarını kendilerine katılmaları için davet etmeye karar verdiklerine di kkat çekti. Kempinski SA'yı bu doğrultudaki iş­ birliği örneklerinden biri olarak gösteren Aşçı, 201 2 yılının başlarında bitirmeyi planladı kları projeyle doğrudan 2 bin ki­ şiye iş sağlamanın yanında 1 O bin kişiye

de dolaylı olarak iş yaratmış olacakları nı vurgulad ı .

Met-re ka re Fiyat-ı ı 6 bin Dola r 1 70 konutluk Maçka Residence'da daire çeşitliliği oldukça yüksek tutuldu. Projede alanları 70- 7 7- 1 35- 1 41 - 202 -232- 435- 500 metrekare olan daireler bulu nuyor. Daire tipleri ise 1 +1 , 2+1 , 3+ 1 , 4+ 1 ve penthouse olmak üzere 1 O farklı tipte tasarlandı. Projede metrekare fiyatı ise 1 O bin ile 16 bin dolar aralığ ında değişiyor.

Maç ka Re s id e nces ' in 4 Özelliği Boğaz Manzarası: Tam ad ıyla Maçka Residences l nterior Design by Armani/ Casa Boğaz, Adalar ve Sarayburnu ' n u gören manzarasıyla oldukça iddial ı .

olan Luxury Fitness Maçka ve üç havuz bunlardan bazıları. Kempinski ' nin işlet­ mesini yapacağı rezidansda otel, uçak, restaurant, konser bileti rezervasyonları, l imuzin, tekne gibi araçlarya ulaşım ve transferleri sağlayacak konsiyerjin yanı sıra valet parking, oda temizliği, kahvaltı servisi, Business Center, çamaşır, aşçı ve garson, evcil hayvan-bahçıvan ve çiçek bakım ı , ev içi teknik bakım ve onarım desteği , IT destek ve parti-davet organizasyonu bulunacak. Lob i , ortak alan, banyo ve mutfak­ ların tasarım ve inşası nı Armani/Casa yapacak.

EAA - Em r e A r o l a t" A r c h i "t e c "t s , 2 01. 0 Ağ a H a n M ima r l ı k Od ü l l e r i Finalinde . . . . .

Arma n i Ca sa Ta sa rımı : G iorgio Armani ' nin sanatsal yönlen­ dirmesi n i yaptığı Armani/Casa, lobilerin, ortak alanların, banyo ve mutfakların yanı sıra bazı daireleri nin tasarım ve inşasını gerçekleştirecek. M utfaktan parkeye, vitrifiyeden arma­ türe, tekstilden mobilyaya tüm detaylar Armani/Casa tasarımı olan projede stüdyo ve bazı diğer daireler, Armani/ Casa tasarımı mobilyalar ile full deko­ rasyonl u olarak satışa sunuluyor.

Mim a r i ve Çev reye Duya rlı Tas a rım : Projenin iddialı olduğu bir diğer alan ise özel tasarlan mış rezidans g irişleri ve tavan yüksekliği sekiz metre olan lobiler. Projede tüm rezidanslarda zeminden tavana kadar uzanan geniş cam cephe­ ler bulu nuyor. Çevreye duyarlı olan binalar, enerji tasarrufu sağlayan ve hayatı kolay­ laştıran akıllı otomasyon sistemleri ile donatı lıyor.

Sosyal Do n at-ıla r ve Hizmet-le r : Maçka Residences'in d ikkat çekici noktalarından biri de sosyal donatılan. Tam gün g üneş alan özel tasarımlı gü­ neşlenme terasları, yaklaşık 5 bin met­ rekare üzerine kurulu Uzakdoğu esinli­ leriyle tasarlanmış spa ve fitness alanı

Tarih: 28 Mayıs

Ağa Han M imarl ı k Ödülleri 'nin 201 0 yılı finalistleri organizasyonun u luslararası bağ ımsız jürisi tarafından resmi olarak açıklandı . EAA- Emre Arolat Architects, i pekyol Tekstil Fabrikası ile finale kalan tek Türk m i marlı k ofisi oldu. EAA-Emre Arolat Architects, dünyanın sayılı m i marlı k ödüllerinden biri olan v e 1 97 7 yılından beri her üç senede bir M üslüman ço­ ğunluktaki ülkelerde yer alan çağdaş ve başarılı mimari ve kentsel tasarım örneklerine verilen Ağa Han M i marlı k Ödülleri 'nin 2 0 1 O yılı finalistleri arasın­ da yer alan 19 m imarlı k ofisinden biri oldu . . . 1 1 . Ağa Han Mimarlık Ödülleri Mastır J ü risi 'nin değerlendirmesine göre, çalışanların refah ı ile işverenin üretim hedeflerinin mekana entegrasyonunda m imar ve işverenin başarıl ı işbirliğine iyi bir örnek teşkil eden i pekyol Tekstil Fabrikası, yönetim ve üretim alanlarını aynı çatı altında buluşturan ve dünya­ daki endüstri yapıları nın pek çoğunda rastlanan hiyerarşik düzenleme ve kötü yaşam koşullarından uzak duran mimari çözümlemesiyle finalde yarışmaya hak kazandı. Yerel malzeme kullanımı, düşük enerj i


'VIcy s 20'0

performansı, üretim alanlarına doğal ışık ve hava sağlayan iç bahçeleri, çalı ­ şanların konforu i ç i n düşünülmüş sosyal alanları, ipekyol Tekstil Fabrikası'nın Ağa Han M imarl ı k Ödü lleri ' nin kriterle­ riyle buluşan diğer mimari nitelikleriydi . Finale kalan 1 9 proje arasında c Edirne'deki i pekyol Tekstil Fabrikası "' E .... dışında, ispanya, Çin, Arnavutluk, ., aı Bangladeş, Burkina Faso, Hindistan, . � Endonezya, Iran, Lübnan, Malezya, Fas, ..... Katar, Suudi Arabistan, Sri Lanka ve �� o Tu nus' ta yer alan, konut, eğitim, kültür, &

endüstri gibi çeşitli işlevlerdeki m imari yapılar ile restorasyon ve kentsel koru­ ma projeleri de bulun uyor. Fransız M imar Jean Nouvel ' i n de aralarında bulunduğu " M aster Jüri"nin, aday gösterilen 401 proje arasından seçtiği 1 9 yapı, m imar, kentsel planla­ macı ve mühendislerden oluşan bağ ım­ sız bilirkişiler tarafı ndan ziyaret edildi . Finalist yapı ların, kullanıcıları nın fi­ ziksel, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları n ı , ruhsal v e kültürel beklentilerini ne denli karşılayabildiğini, yerel kaynakların ve

üretim tekniklerinin sözkonusu yapılar­ daki yaratıcı kullanımlarını ve benzeri projeler için nasıl birer örnek teşkil et­ tiklerini inceleyen bilirkişiler, görüşlerini Haziran ayında yarışman ın uluslararası jürisine su nacaklar. Jü rinin değerlendirmesi sonucunda 1 1 . Ağa Han M imarlık Ödülleri'ne layık görülen projeler, Ekim 201 O tarihinde Doha, Katar'daki islam Sanatları M üzesi' nde yapılacak olan ödül törenin­ de açıklanacak.


Mayıs 201 0

Aç ı k Ka p ı F e s t-. i v a l i ' n d e 6 G u. n .1 .

Tarih: 28 Mayıs YAZAN: GÖKÇE ARAS

Açık Kapı Festival i ' n i n 6. günü (27 Mayıs Perşembe), Balat ' taki Sveti Stefan Bulgar Kilisesi ile başlayan turumuz Alman Konsolosluk Binası ile sona erd i .

Sve"ti S"tefa n Bulg a r Kil i s e s i Dünya'daki tek demir kilise olan Sveti Stefan Bu lgar Kilisesi ziyaretçilerini giriş kapısındaki Avusturya'da Viyana şehrinde faaliyet gösteren Rudolf von Wagner fabrikasın ı n adıyla karşılıyor. Prens Stefan Bogori d i ' n i n bağı şladığı arazi ve üzerindeki ahşaphane, istanbul 'daki Bulgarlar' ı n gönüllü yar­ dımlarıyla kiliseye dönüştürülmüş. 9 Ekim 1 849 yılında Slavca dilinde bir ayinle takdis edilen kilise ve iki sene sonra karşısına inşa edilen metoh bina­ sı Bulgarlar' ı n kültürel ve dini bilincinin uyanışının beşiği olmuş. 1 898 yılı nda yanmış olan ahşap kiliseni n yerine, dönemin padişahının yeni bir kilise ya­ pılması için az bir süre tanı ması üzerine bugün hala ayakta olan demir kilise inşa edilmiş. Projenin mimarı Hovsep Aznavour. Toplam 500 ton ağırlığında demir dökülmüş ve sonradan parçalar burada birleştirilmiş.3 kubbeli ve haç şeklinde olan kilise, diş süslemelerinin zenginliği ile de dikkatleri üzerine çeki­ yor. M i h rabı Haliç'e dönük. Çan kulesi giriş kapısı n ı n üzerinde ve 40 metre

yükseklikte.Çan kulesindeki altı adet çanı n hepsi Rusya'nın Yaroslavl şehrin­ de dökülmüş olup, günümüzde iki tane­ si mükemmel bir şekilde kullanı labiliyor. Bahçede bulunan heykeller çal ınma teh l ikesine karşın içeri al ınmış. Kil ise halen yaklaşık 400 cemaatiyle faaliyeti­ ne devam ediyor. Metoh binasının ise iç restorasyonu tamamlanmış, dış cephe yen ilemesinin başlaması bekleniyor.

Fe n e r Rum Pa"t r i k h a n e s i Günün diğer açık kapısı olan Fener Rum Patrikhanesi 'nde ise ziyaretçi eki­ binden birisi nin tan ıdığı olan Patrikhane görevlisinin anlatımıyla ayrıntı lı bir tur gerçekleştirildi. istanbu l ' u n fethinden sonra, gayrimüslim olan toplu mların yaşayışına dair düzenlemeler, Fatih Sultan Mehmet ' i n çıkardığı termana bağlanmış, böylece Fener Rum Patrikhanesi de denilen Rum Ortodoks Patrikhanes i ' n i n yasal statüsü süreklilik

kazanmış. l l . Gennadios'un Patrik ol­ masıyla, Patrikhane faaliyetlerin i kentin ikinci büyük kilisesi olan ve şimdiki Fatih Cam i ' n i n yerinde konum lanan Havariyun Kilisesi' nde yürütmeye başlamış. Bu kilise H ristiyan nüfusun azalması ve güven lik nedeniyle 1 455'te boşaltılmış. Patrikhanedeki taht Çarşamba sem­ tindeki Pammakaristos Manastırı'na ta­ şınmış. Havariyun Kilisesi'ne göre daha küçük ve güvenli olan Pammakaristos, 1 51 8 'e restore ve l l . leremias' ı n patrik­ liği sırasında da genişletilerek yen iden i nşa edilmiş. 1 586'da, l l l . M u rad döneminde bo­ şaltılan kilise, 1 59 1 'de Fethiye adıyla camiye dönüştürülmüş. Patrikhane, önce Fener'deki Vlah Sarayı Kilises i ' ne, 1 597 'de ise Ayvansaray'daki Ayios Dimitrios Kilises i ' ne taşındı. Patrikhane, 1 60 2 'de Fener'de bulunan Ayios Yeoryios Manastır ı ' na yerleşmiş ve bu tarihten sonra faaliyetini burada sürdürmüş. H izmet binası n ı n 1 941 'de yanması üzerine, 1 989'da Yüksek M imar Aristidis Pasadeos nezaretinde başlatılan onarım çalışmaları 1 99 1 'de tamam lanmış. Patrikhane, faaliyetini halen yen i bina­ sında yürütüyor. O rtodoks cemaatinin en önemli uğrak yeri olan Patrikhane binasının içinde birçok kutsal emanet bulunuyor.

Kırım Anglikan Kilisesi Kırım Kilisesi y a d a K ı r ı m ' ı Anma Kilisesi istanbul ' u n Beyoğlu i lçesin­ de konumlanan bir Anglikan kilisesi . ingilizierin Kırım Savaşı'nın ard ı ndan


1 27

M ay s 2010

ların ve taytonların kon uşlandırıld ığı yerde bugün vize bölümü binası ve iki giriş kulübesi bulunuyor. Binanın giriş kapısına yakın bir yerde konumlanan inşa edildiği dönemin padişahının he­ diyesi olan çeşme ise 1 . Dünya Savaşı sırasında zarar görmemesi için binanın içine taşınmış.

Ya r ı ş m a Ş a rt- n ame l e r i I n t- e r n e t- t- e Tarih: 31 Mayıs

bu olayın anısına yaptırdı kları kilise. Neogotik tarzda 1 868 yılında yapılan kilisenin mimarı ise C . E . Street. Kilisenin günümüzde Sri Lankalı ve Uzakdoğulular'dan oluşan yaklaşık 40 kişilik bir cemaati var. Sri Lankalı göçmenler de kilise arazi­ si içinde yaşıyorlar ve cemaatin bağış­ larıyla kiliseyi ayakta tutarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Kilisede pazar günleri ayin yapı l ıyor ve ziyaretçilerden bağı ş talep ediliyor.

Doğa n Apa rt-ma n ı istiklal Caddesi ' ne paralel olarak uza­ nan Serdar-ı Ekrem Sokağ ı ' nda konum­ lanan Doğan Apartmanı U biçimindeki mimarisi, sarı boyalı heybetli cephesiyle çevre binalar arasında hemen göze çar­ pıyor. Açık Kapı etki nliğinde apartman sakinlerinin rahatsız olmaması için bi­ nan ın sadece bahçesi ve terası ziyarete açıldı. Prusyalı ünlü devlet adamı Bismarck, 1 860'1arda istanbu l 'da bulunan temsilci­ sine, burada bir elçilik binası inşa ettir­ mek üzere arsa satın aldırtmış. Bu arsa bugün, üzerinde Doğan Apartman ı ' n ı n bulunduğu yaklaşık 1 . 7 0 0 metrekarelik arazi. 1 8680de arsadaki iki katlı ve bahçeli Türk konağı resmen Prusya Elçiliği olmuş. Ancak elçilik daha sonra buradan taşınmış. Bugün Doğan Apartmanı ismini taşıyan binayı ise 1 89001arda Belçikalı Helbig Ailesi inşa ettirm iş. Apartman görevlisinin verdiği bilgiye göre binanın m imarı nın Raimondo D 'Aronco olduğu rivayet ediliyor. 1 9 1 9 'ya kadar Helbig Ailesi 'ne ait olması nedeniyle bina o yıllarda Helbig Apartmanı olarak kayıt­ lara geçmiş. Bina, aralarında " Eşkıya"

ve " M uhsin Bey"in de bulunduğu birçok sinema ve reklam filmine ev sahipliği yapmış.

Alm a n Kon solo s l u k Binası Günümüzde istanbul Alman Başkonsolosluğu olarak kullanılan bina, Alman i mparatorluğ u ' n u n 1 877 yılında ilk yeni Büyükelçilik binası olarak hiz­ mete girmiş. Türkiye Cumhuriyeti 'nin 1 923'te kuruluşundan sonra başkentin Ankara'ya taşınması ve tüm yabancı büyükelçi liklerin de bu nakle uymaları neticesinde, 1 926 yılına kadar Alman i mparatorluğu 'nun Büyükelçiliği olarak hizmet veren bina, bu tarihten itibaren başkonsolosluk olarak kullanılıyor. Almanya'nın gücünü temsil eden çatıdaki iki başlı dökme demir kartal heykelleri 1 . Dünya Savaşı'nın ardından kaybolmuş. iki başlı kartal figürü bina­ nın iç mekanı ndaki birçok mobilyada da görülüyor. Binanın -tasarruf tedbiriyle bağlantılı olarak ortaya çıkan- bir başka özelliği de dış cephesinin kırmızı tuğ lalarla ve sadece az yerde açık doğal taşla kap­ lanmış olması. inşaat projesinin tasarımı ve binanın yapımında, inşaatın başlamasından kısa bir süre sonra vefat eden H . Goebbels ve i nşaatı bitiren A. Kortüm adlı iki mimar görev almış. Binanın bahçe bölü­ mündeki msuhteşem sütunlu merdiven tırabzanı da M imar Kortüm'ün eseri . Bina çok sayıda büro ve başkon­ solasun ikametgahının d ışında, dört makam lojmanı ve Alman Arkeoloji Enstitüsü ' nün istanbul Şubesi'ni de çatısı altında barındı rıyor. Arazi üzerinde ayrıca geçmişte ahır-

Arkitera M imarlık Merkezi, Buildist ' i n des­ teğiyle Türkiye'de açılan ulusal mimarlık ve kentsel tasarım yarışmaların ı n bilgile­ rini bir internet sitesi haline getirdi . http://sartname.arkitera.com adresin­ de yayınlanan sitede 1 973 yıl ından gü­ nümüze açılan 200'den fazla yarışman ın şartnameleri, soru-cevapları, tutanakları, jüri raporları ve fotoğrafları yer alıyor.

Sit-e H a k kın da M imarl ı k yarışmaları nın Türkiye'deki m imarlık ortamı için önemi büyük. Açılan yarışmaların pek çoğu uygulan­ masa da projelerin tartışmaya açılma­ sına, ortam ın demokratikleşmesine, başarılı m imari örneklerin ortaya çı kma­ sına, genç m imarların isimlerini duyur­ masına öncü lük ediyor. Hasan Özbay'ın desteğiyle TH&idil'in arşivinden faydalanı larak hazırlanan site ile özellikle 2000 yılından önce açılan, bilgilerine ulaşılması oldukça güç olan yarışmaları gün yüzüne çıka­ cak. Dağınık halde duran bu bilgilerin bir başlık altında toplanması yarışmalar konusunda araştırma yapan kişilerin işini oldukça kolaylaştıracak.

Sit-eyle İ lgili Bazı Sayıla r Sitede yer alan yarışmaların 7 adeti 1 973-1 980, 72 adeti 1 98 1 -1 990, 68 adeti 1 99 1 -2000 yılları arasına açılmış. 2001 'den günümüze 59 adet yarışma­ nın bilgisi yer alıyor. Açılan her yarışma ile bilgiler gü ncellenecek. Bunun yan ında sitede, 25'inin çevre fotoğra­ fı, 41 ' inin i htiyaç programı , 1 02'sinin soru-cevapları, 1 0 ' unun sözleşmesi, 1 47 'sinin şartnamesi, 89'unun tutanağı , 37 'sinin d e kitapçığı yer alıyor.


Arkiv B u l u ş ma l a r ı - 7 : Tü r k iye Not-e r l e r B i r l i ğ i Me r k Bi n a � ı

lan manızı ve yönü nüzü bulmanızı l<olaylaştırıyor. " Çok Avrupai bir bina" olduğu yönü n ­ de o l u m l u görünmeyen eleştiriler alan yap�� , aslında klasik Türk mimarisinden çok da kopu k değil. Çünkü karvansaray plan şeması kullanılarak tasarlanmış. Yapı üç koldan oluşuyor. Dördüncü kol -

bu ralara da duvarlar yapı l ması gereklili­ ğinin ortaya çı ktığ ı n ı , bunları da maliyeti yüksek olmasına rağmen, işverenin po­ zitif yaklaşı m ı ile yine şeffaf malzeme ile çözdüklerini fakat merdiven basamakla­ rı için bunun mümkün olmad ı ğ ı n ı anlattı. Bina gezildikten sonra bodrum kata inilerek, buradaki 500 kişilik şık konfe-

da yapı kütlesi yerine avluda noterierin beraber film izlemesi ni, sunum yapma­ sını sağlayan projeksiyon duvarı var. Avludaki yeşil alan buradan dışarıya doğru da devam ederek, yapının çevre­ siyle de ilişki kurmasın ı sağlıyor. Yap ı n ı n çevresi ile ilişkisi kurmasını hedefleyen bir diğer elemanı da, inşa edil mekte olan metronun tamamlanmasıyla yaya güzergahı üzerinde kalacak olan uzun duvar. Kamuya terk edilen bu duvarın dışı­ n ı n sergi amacıyla kullanılması, binanın gelecekteki yaşamı üzerine mimarları n kurdukları hayallerinden biri. Avluya bakan cephelerde şeffaf mal­ zeme kullanılarak, ortadaki sosyal me­ kanı n içeriye de taşı nması hedeflenmiş. Bu şeffaflık aslında tüm binaya yayıl­ mış durumda. Ofisler birbirinden cam bölmelerle ayrılıyor. Ayrıca yapıya kimlik kazandıran önemli öğelerden biri olan ana merdi­ ven ve korkuluklar da geçirgen malze­ melerle tasarlanmış. Yapının dört köşesinde bulunan sir­ külasyon noktalarının da şeffaf olarak tasarlandığı ndan bahseden iyigü n , yangın yönetmeliği n i n değişmesi ile

rans salonu görüldü ve toplantı odala­ rı ndan birine geçildi. Burada da Umut iyigün binanın ilk tasarı m aşamasından, tamamlanmasına kadar geçen süreçte yaşadıklarını bir sunumla m isafirlere aktardı . Yarışma kazanıldıktan sonra üç y ı l herhangi bir şey yapı lmamış. 2006 yılında Noterler Birliği yönetim kurulu m imarlarla iletişime geçerek projenin başiatı iması n ı istem iş. Yarışmayı kazanan proje çok beğe­ nilmasine rağmen, "prestijli bir yapı istedikleri n i " belirterek, bu çevredeki diğer yapıları da örnek göstererek yük­ sek bir yapı istediklerini beli rtmişler. Bu aşamada projenin mimarları yoğu n bir çaba göstererek, işvereni " prestijli yapı demen i n , yüksek yapı demek olmadığı­ na" ikna etmişler ve yarışma için tasar­ ladıkları ilk projede ısrarcı olmuşlar. Genel olarak işveren olumlu olmasına rağmen, m i marlar bazı konularda müca­ dele etmek durumunda kalmışlar. MuuM M i marlı k olarak kurulduları ilk yıllarda daha çok iç mekan tasarımları yaptıkların ı belirten iyigü n , Noterler Birliği binasında da mobilya seçimini kendileri yapmak istediklerini, ama bu

Tarih: 1 Haziran YAZAN: PlNAR KOYUNCU

Çanakkale Serami k & Kalebodur sponsorluğunda yapılan Arkiv Buluşmaları' n ı n yedincisi 3 1 Mayıs 201 0 tari inde Ankara- Söğütözü' ndeki TürkiyEY oterler Birliği M erkez binasın­ da yapıldı . Projenin m imarları olan MuuM M i marl ı k ' tan U mut iyigün ve M u rat Aksu ' n u n l iderliğinde gerçekleşen gezi­ ye, Celal Abdi Güzer, Çağ la Öncüoğlu, Yeşim Hatırlı , Ayşen Savaş, Cem Altınöz, Pelin Özgen gibi isimlerin yanı sıra, Arkitera M imarlık Merkezi' nden Ömer Kanıpak ve Beril Azizoğlu katıl d ı . U m u t iyigün, binanın Orkun Özüer ve Selim Velioğlu'nun da katılımıyla toplam dört müellif tarafından 2003 yılında yarışma projesi olarak tasarlan­ d ı ğ ı n ı belirterek, yapı ile ilgili detayları katılımcılara aktardı . 2006 yılında proje­ lendirilmesine, 2007 'de uygulanmasına başlanan yapıda, yarışma için yapılan ilk tasarımın konsepti her zaman korun­ maya çalışılmış. Fakat ilk aşamada ön görülen konaklama birimi ile tenis kortu ve yüzme havuzu, daha sonra gereksiz görülerek program biraz hafifletilmiş. Bunun dışında, yarışma aşaması ndan uygulama aşamas ı na geçilirken avlunun peyzaj tasarımı değiştirilmiş ve birinci bodrum kattaki sosyal alanların yerine bilgi işlem merkezi yapılmış. Ayrıca yönetim katındaki toplantı salonunun bulunduğu, avluya doğru çıkıntı yapan konsolun altına dışarıdan iki tane kolon eklenmesi gerekmiş. U mut iyigün, Noterler Birliği M erkez B inası tasarı m ı nda bu ofis yapısının bir iletişim ortamı olarak ele alındığını özellikle belirtti . Bunun sağlanması içi n , baştan beri yapıyı b i r iç avluyla beraber tasadamışlar ve yapının her yerine yayı­ lan sosyal ortak alanlar (yemekhaneler ve teraslar) düşünmüşler. Avl u , yapının neresinde olursanız olun algılanabiliyor, bu da yapı içerisinde kendinizi konum-


Hazl •on 201 0

konuda biraz sıkı ntı yaşad ı klarını anlattı. M imarlar olarak, böyle bir yapıya hafif, sade, geçirgen, "bir tabla, 4 ayak, bir de sandalye" şeklinde minimum mobil­ yalar düşünmüşler, ama noterler bu ko­ nuda itiraz ederek, daha ağı r mobilyalar seçilmesi n i , yoksa rahat çalışamayacak­ larını belirtmişler. Bulunan orta nokta

ofis mekanlarında proje mimarlarının seçtiği mobilyaları n , yönetim birimlerin­ de ise işverenin istediği tarzda mobilya­ ların yerleştirilmesi olmuş.

Ala n Mem n u n Sat-an Mem n u n Yapı bir yıl önce kullanıma açı l m ı ş v e genel olarak "alan memnun satan memnun" durumu olduğu söylenebi-

lir. Noterler burada çal ışmaktan çok memnun, iç açı c ı bir çalışma ortamına, yeşil bir avluya, geniş sosyal mekaniara sahipler, bina ile gurur duydukları n ı belirtiyorlar. M imarlar ise n ispeten anlayışlı bir işverenle çalışmış olmanın ve yarışma projelerini fazla değiştirmeden uygulayabilmen in haklı keyfini sürüyorlar. Tabii ki onlara göre her şey tam ta­ mı na istedi kleri gibi olmuş değil. Devlet müteah­ hiti ile çalışma­ n ı n bazı olumsuz yanlarını gör­ müşler. Fakat meslek yaşan­ tıları n ı n başla­ rında böyle bir bina tasarlamı ş v e uygulamı ş olmaların ı n öne­ minin ve bunun kendilerine olan güveni arttırd ı ­ ğ ı n ı n farkındalar. Bu başarıyı yakalamalarında önemli noktalar­ dan birinin de uyumlu bir ekip­ le çalışıyor ol­ malarını beli rten U mut iyig ü n ' ü n s u n u m u n u ta­ mamlaması ile soru -cevap kıs­ mına geçild i .

Salonda bulunan mi marlardan Ayşen Savaş, böyle bir bina tasarladı kları için ve bunu uygu lamayı her şeye rağmen başarabildikleri için m imarlara teşek­ kür ederek sözlerine başlad ı . " Çarlık Rusyası' nda kadınların güzelliklerinin ortaya çı kması için omuzlarında bir maymun taşıdıkları n ı , bu 'çirkin' may­ munu görenlerin , kadının güzelliğinin hakkı nı daha çok verdiğini" söyleyen

AR

K � T E R A txılı::ı�IE 6\Q-Iylt-,t"Jcf:ıO

1 29

m imar, salondakileri gülümseten bu örneği ile, çok beğendiği bu binanı n güzelliğinin çevresindeki çirkin yüksek yapılar sayesinde ortaya çıkacağ ını belirtti. Yapının aydı n latma tasarı m ı n ı kimin yaptığı konusunda gelen bir soru üze­ rine iyigün, Philips'ten yard ı m alarak kendileri yaptıkların ı , Türkiye'de dona­ nımlı aydı nlatma tasarımcılarının henüz olmadığını söyledi . Binanın tam kapasitesi ile çalışıp çalışmadığının sorulması üzerine de, şu anda 350-400 civarı nda çal ışan olduğunu, ama yapının 500 kişiye göre tasarland ı ğ ı n ı yani büyümeye yönelik potansiyele uygun olduğunu beli rtti. Binanın en güzel kullanımının açılış gününde tüm mekanların dolması ile gerçekleştiğini de sözlerine ekled i . Katılan mimarların b u binaya karşı duydukları heyecanı ve beğeniyi be­ lirtmeleri ve yapının mimariarı na tekrar teşekkür etmeleri ile toplantı sona erdi. Toplantı salonundan çıkıldığında yapı ­ n ı n mimarları n ı v e misafir m imarları kötü

:ı "' :ı

� c

;: "' c

in

bir sürpriz bekliyordu. " Merdivenler çok şeffaf, kad ı n çalışanlarımızın etek giymesi sorun oluyor. Bir şey yapılamaz m ı ? " sorusuna, m imarlardan " hayır" ce­ vabı almalarına rağmen, bina yönetimi basamaklar arasındaki boşlukları yarı şeffaf bir malzeme ile kapatmaya başla­ m ı ştı bile . . .


Hazıran 201 0

At- a k ö y S a h i l i n de A r k e o l o j i k Ka z ı Yap ı laca k Tarih: 2 Haziran, Zaman

istanbul 7. Kültür ve Tabiat Varl ıklarını Koruma Bölge Kurulu, TOK i 'nin satışa çı kardığı Ataköy sahilindeki 1 63 . parsel­ de Osmanlı dönemi Baruthane yapılar topluluğuna ait mühimmat tünelleri ile l l . Mahmut tuğrasının yer aldığı yapılarda tahribat olup olmadığının anlaşılması için arkeolajik çalışma yapılmasına ka­ rar verd i . Türkiye M i mar v e M ühendisler Odası istanbul Büyükkent Şubesi ile Trakya 1 . Büyükkent Bölge Temsilciliği, 1 Şubat 201 O'da Anıtlar Kuru l u ' na başvurarak, Bakırköy Zeytinlik Mahallesi' ndeki 1 8 pafta 564 ada eski 1 51 parselin ifrazıy­ la oluşan mülkiyeti TO Ki Başkanlığı 'nda olan 1 63 . parselde, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurul u'nun 20 Mart 1 956 tarih ve 470 sayılı kara­ rıyla tescilli Osmanl ı dönemi Baruthane yapılar topluluğuna ait mühi mmat tünel­ leri ile l l . M ah mut tuğrasının yer aldığı yapıların yok olduğunu bildirdi. Talebi inceleyen kurul, tahribatın söz konusu olup olmadığının belidenebilmesi için alanda istanbul Arkeoloji M üzeleri M üdürlüğü denetiminde gerekli arke­ olajik çalışmaların (yüzey araştırması, sondaj gibi) yapılarak raporların kurula iletilmesine karar verd i .

An k a r a Mo d e r n Y ü z ü n e , Ce r Mo d e r n ' e Kav u ş t- u Ta rih: 2 Haziran YAZAN: EMiNE M ERDi M YILMAZ

M üze binaları, m imarileri ve içinde açılan sergiler ile sadece yerli turistlerin değil yabancı turistlerin de gezi durağı oluyor, bir anlamda da kent ile özdeşleşiyorlar. Böyle bir müzenin senelerdir eksik­ liğini çeken Ankara sonunda modern sanat müzesine, Cer Modern'e kavuştu. M i mari projesi Uygur M i marlık tarafı n­ dan hazırlanan müze aslında bir dönü­ şüm projesi. Cer M odern, eski eski vagon tamir-

haneleri, cer atölyeleri ve bu binaları saran betonarme yeni bir binadan olu­ şuyor. 1 1 . 500 metrekarelik bir alana yayılan, 1 O senelik bir çalışman ın ürünü olan müzede, 4.500 metrekarelik sergi sa­ lonu, 700 metrekareli k fotoğraf galerisi, müze mağazas ı , 370 kişilik konferans salonu, çok amaçlı salon, kafe ve hey­ kel parkı bulunuyor. G iriş katındaki ana salonlarında dö­ nüşümlü olarak, yılda dört kez müzenin

kendi derlediği sergiler, u luslararası galeri ve müze ağlarıyla yapılan işbirliği ile derlenen çalışmalar serg i lenecek.

M ü z e n i n Mimarla rın d a n Semra Uyg u r i l e Söyleşi Ankara'nın modern yüzü olmayı he­ defleyen Cer Modern'in müelliflerinden Semra Uygur ile projenin nasıl ortaya çıktığını, tasarım kriterlerini ve işveren ile olan i lişkilerini konuştuk.


daha kısa olan hangarlar. Aşağıdaki fotoğrafta sol tarafta görülen uzun , üze­ ri alüminyum kaplı olan hangar da ikinci dönemde yapılan, 92 metre uzunluğun­ da bir yapı . Birinci dönem yapılan üç hangarın iki tanesi demiryolu hattı o alanda değiş­ tirildiği için ve o zaman yıkılacak bina niteliğinde görüldüğü için demiryolları tarafından mecburen yıkıldı. Bizim restorasyon yapmadaki mantı ­ ğ ı m ız da projesinde de görülebileceği üzere eski yapıyı sargı bezi gibi sarmak. Sağ tarafta görülen beton yapı da sanki bir baston gibi yapıyı ayakta tutan bir konsept üzerine gelişti. Üstünde d urduğumuz alan ı n da altın­ da yeni yapılar vardır. Toplantı salonları, galeri gibi mekanlar o açı k alanın altın­ da bulunuyor

EMY: Cer Modern ' i n Ankara ' n ı n i l k modern sanat müzesi olduğ u n u dü­ şünürsek sizce kente nasıl b i r katkı­ sı olacak? SU: Aslında Ankara için çok geç kal­ mış bir yatırım b u . Yanındaki konser salonu da bitince -ki bu da tıpkı Cer Modern'de olduğu gibi, şimdiki Kültür ve Turizm Bakan ı ' n ı n büyük katkılarıyla gerçekleşiyor- Ankara'da geç kalmış ama başkentin yüzünü göstermeye aday bir yapı olduğunu düşünüyoruz.

EMY: i şveren ve mimar i lişkisini bu ya pı özelinde nasıl yorumlarsınız? SU: Biz bu projeleri yüklenici olan Baki

EMiNE MERDiM YILMAZ: Cer Modern ' i n projesinin elde edil işinden inşa edilişine kadar 1 0 sene geçti. Geçen zaman zarfında yaşananları aktara­ b i l i r misiniz? SEMRA UYGUR: Cer M odern ' i n i nşa edildiği yer AKM 4. Bölge'de yani bizim Cumh urbaşkanl ı ğ ı Senfoni Orkestrası Konser Salonu yaptığ ı m ız alanda ve yarışma sürecinde yıkı lacak yapılar kap­ sam ındaydı . Daha sonra 1 995'te Milli Komite'nin burayı korumaya alma kararı

nedeniyle alan ın telif haklarına sahip ol­ duğumuz ve konser salonuyla uyumunu sağlamamız gerektiği için bunu yaptık.

EMY: Proje, eski vagon ta mirhaneleri ve cer atölyelerinin restorasyonu ya­ nında, bir de yen i bir binanın tasa rı­ mını kapsıyor. Yeni bi nadaki tasarım kriterleri niz neydi? su: O rada iki dönemde yapılmış dört hangar var. Birinci dönem hangariarı üç tane ve büyük, en ieri geniş boyları

inşaat'a yaptık. 10 sene sürdü ve bunun nedeni yük­ leniciden değil ödenek yetersizliğinden ve dur-kalk'lardan kaynaklan ıyor. Biz Baki i nşaat ' la çok iyi bir iletişim içerisinde bunu götürdük ve gayriresmi olarak sürekli inşaatın başında bulunma şansı m ız oldu. Ama bu yapının bitirilişine esas sa­ hiplik eden de bizzat Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay. Sürekli şantiyeyi ziyaret etti, üzerinde durd u , titizlendi , bitirilebilmesi için gö­ rüşlerimizi aldı . Ankara'da bu yatırımı bitireceğine dair söz vermişti ve bunu gerçekleştirdi. işveren açısından bir sıkı ntımız oldu­ ğunu söyleyemeyiz ve gayet iyi ilişkiler içerisinde götürdük bu işi.


Haziran 2010

Ma r a c a n a ' n ı n Ye n i l e n me s i 4 0 0 M i l y o n Do l a r Tarih: 4 Haziran, Radikal

Brezilya'da 2014' te düzenlenecek Dünya Kupası'na hazırlanı lan Rio De Janeira'daki Maracana Stad ı 'nın onarım çalışmaları için yaklaşık 400 milyon Dolar harcanacak. Rio De Janeira Eyaleti Spor ve Turizm Bakanı Marcia Lins, O G lobo gazetesine yaptığı açıklamada, yenileme ve onarım çalış­ maları nın 2 ay sonra başiayacağı n ı ve 20 1 2 ' nin Aralı k ayında sona ereceği n i beli rtti. L i n s , 60 yıl önce i n ş a edilen Maracana'daki çalışmaların toplam maliyetinin 393 milyon Dolar olacağı n ı v e stadı n 2 0 1 3 ' teki Konfederasyon Kupas ı ' na hazır olacağı n ı söyledi . 1 950'deki Dünya Kupası'nda 200 bin seyirci kapasiteli olan Maracana'nın şu anki kapasitesi 82 bin 238. Bu kapasi­ tenin onarım ve yenileme çalışmalarıyla 90 bine çıkarılması planlanıyor.

Dev , D i ş i v e M e t- a l d e n Ta rih: 7 Haziran, Sabah DERLEYEN: FiSUN YALÇINKAYA

Çağdaş sanatın öncüsü Louise Bourgeois, New York'ta 98 yaşında ha­ yatını kaybetti. Yaşamının sonuna dek üretmeye devam eden Bourgeois'yı, kendi röportaj larından bir derlemeyle anıyoruz. Çağdaş sanat dünyası , Maman ad ını verdiği dev, dişi ve metalden örümcekleriyle tanınan, gelmiş geç­ miş en önemli heykel sanatçılarından birini kaybetti. 1 9 1 1 doğumlu Louise Bourgeois, 31 M ayıs günü geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yum-

du. 20. yüzyıl sanatını etkileyen ve 2 1 . yüzyılda d a çalışmalarını devam ettiren sanatçı , ölmeden önce de 5 Haziran'da Venedik'te açmayı planladığı yeni sergisinin hazırlıkların ı sürdürüyordu. 1 938 'den itibaren ABD'de yaşamaya başlayan Fransız asıllı Bourgeois, sanat tarihçisi Robert Goldwater'la evliydi. ilk kez 1 945'te New York'taki Bertha Schaefer Galerisi'nde bir resmi sergilenen ve 1 960' 1arda New York sanat ortam ında tanı nan Bourgeois, 1 974'te yaptığı heykeli Destruction of the Father'la (Baban ın Yok Edilmesi) babasıyla karmaşık ilişkisini ortaya koy­ d u . 1 990'1arda insan vücudunun spiral hareketini gösteren Arch of Hysteria'yı tamamlayan sanatçı, tam da bu tarih­ lerde, daha sonra sanatının merkezine yerleşen figürlerden biri olacak, Maman adlı dev örümceğiyle tanın maya başlad ı . 1 999 'da yaptığı 1 0 metrelik bu örümcek Tate Modern'de, New York Rockefeller Plaza'da, Havana'da ve pek çok şe­ hirde sergilendi. Bu alışılmadık figür daha sonra istanbul ve Venedik dah il pek çok Bienal'de yer aldı. Günümüzde hala pek çok genç sanatçıyı etkilerneye devam eden Bourgeois, Max Ernst, Constantin Brancusi, Francis Bacon gibi isimleri etkilendiği sanatçılar ara­ sında sayıyord u . Bourgeois, şiddet,

tutsaklık, korku ve öfke barındıran eserlerini anlatırken çocukluğundan da bahsetti.

Neden ö rümcek? Bourgeois, Maman adl ı örümcek figürlerinden şöyle bahsediyor: " N eden m i örümcek? Annem yüzünden. Çünkü çocukluğum boyunca beni m en iyi ar­ kadaşı m annemdi. Annem de babam da sanatla iç içe insanlardı . Annem te­ laşsız, kararl ı , zeki, sabırlı, huzur verici, mantıklı, zarif, maharetli, temiz ve be­ cerikliydi; tıpkı bir örümcek gibi. Onsuz yapamazdı m . Ayrıca, babam metresiyle birlikteydi ve annem, beni ve kendini bu durum karşısında aptalca, utanç verici, meraklı her türlü soruya ve olumsuz düşüneeye karşı savunabilecek kadar da güçlüydü. Beni m çalışmaları m , iliş­ kilerimin portreleridir. Bunlardan da en önemli olanı annemle olanı . "

Ame ri ka ' yı na sıl keşfe-t-ti? 1 938'de Fransa'dan ABD 'ye kaçak bir kız olarak geldim, bir Amerikalıyla evlendim ve New York'a taşındım. Eğer Paris'te kalsaydı m belki de ailem yüzünden sanat hayatına devam etmez­ dim. New York'a geldiğimde aniden onlardan bağ ımsız oldu m . Ama Fransız


Ka le Ta s a r ı m Me r k e z i B E DA ' y a Ka b u l Edildi Tarih: 9 Haziran

Avrupa' nın tasarım birlikleri, enstitüleri ve tasarımı tanıtma amaçlı kurulan yerel ve ulusal merkezlerin üye olarak kabul edildiği B EDA'nın (The Bureau of European Design Associations), 201 0 Mart ayında Lizbon'da yapılan Genel Kurul sonuçları açıkland ı . Kale Tasarım Merkezi, b u sene birli­ ğe katılan 6 uluslararası üye arasındaki yerini alarak, BEDA'ya Türkiye'den üyeliği sağlanan ilk kuruluş olmaya hak kazandı. Tasarım değeri nin tanılılması ve ileti­ şimini sağlamak amacıyla faaliyet gös­ teren B EDA'nın tasarım birlikleri, eğitim enstitüleri ve merkezlerinden oluşan üyeleri arasında; Politecnico di M ilano, Finlandiya Tasarı mcılar Birliği Ornamo, Norveç Tasarım Konseyi gibi saygın tasarım kuruluşları yer alıyor.

olmanın ve memleket özleminin etkisini üzerimde hep hissettim. Hem uyum hem de d ı şlanmayı aynı anda yaşad ı m . Böylece ilk dönem heykellerime büyük ölçüde bu durum yansıd ı . "

bir trajed i . Ben yal nız bir uzun yol koşu­ cusuyum. H içbir akıma ait değilim ve bu sorun değil."

Bana g ö re yaşam sadece b i r t" raj e d i

Gerçekten b i r şeyler ifade etmek zorunda olduğumda, ancak böyle za­ manlarda çalışabi liyorum . Bunun tam olarak nasıl bir his olduğunu tarif ede­ mem. Ama bir şeyler hazır olduğunda bunu hemen hissediyorum ve harekete geçiyorum . Bu çok güçlü bir ihtiyaç ve ona karşı koyam ıyorum. H i slerinizi ifade edebilmek için kendinize karşı çok esnek ve anlayışlı almalısınız. Yaşad ı klarımdan ve sonuçlarından esin­ lendiğimi biliyorum, o kadar. Sanatım yen i lenmenin bir yol u . "

Louise Bourgeois'nın 2 0 . yüzyıl sanat akım iarına etkisi yadsınamaz, ama o yaşamı boyunca sanatında kendine has bir tür yarattı ve hiçbir akıma ait olmad ı . Sanatçı b u n u ş u sözlerle ifade ediyor: " i l k yıllarda çal ışmalarım sürrealizmin bir parçası olarak görü ldüyse de bu olduk­ ça büyük bir hata. Sürrealizm benim için lanetlenmiş bir şey. Çünkü onlar her şeyi büyük bir şaka olarak görür. Bana göreyse yaşam tamamen büyük

San at-ım ye n ilenme n i n b i r yolu oldu


Hazıran 201 0 .

I s t- a n b u l H i l t- o n Ot- e l i ' n i n 5 5 . Yı l ı Tarih: 1 0 Haziran, Cumhu riyet Dönemi Türk Mimarlığı, Tasa rım+Kuram, Arkitekt YAZAN: DiLEK ÖZTÜRK

Bugün istanbul H ilton Oteli'nin açı lışının 55. yıldönümü. istanbul H ilton Oteli, Hilton Otelleri'nin Amerika'dan sonra yurtdışında açılmış olan ilk örneği , Türkiye v e istanbul'un i l k 5 yıldızlı oteli olması açısından önem taşıyor. 1 952 yılında Amerikalı m imarlar, Skidmore, Owings ve Merill (SOM) tarafından tasarlan otel, Cumhu riyet mimarl ığı açısı ndan döneminin kapanı­ şını simgeliyor. Amerikalı firma S O M 'a, otelin tasarlanmasında Sedad Hakkı Eldem yerel danışmanlık yaptı. Tasarımın SOM grubuna ait olduğu projenin yerel danışman ve katılımcı m imarı Sedad Hakkı Eldem. SOM gru­ bunun ve yatırımcı firmanın Eldem'den beklentisi, yapıyı "yerelleştirecek" bazı ayrıntıları eklemek ve detaylandırmakt ı . Ancak, m imarın bu katkıyla yetinmekte zorlandığı ve SOM 'Ia kurulan ilişkinin kolay olmadığı o yılların m imari efsana­ leri arasında yer alacaktı. Eldem ' i n H ilton projesiyle ilişkisi, daha sonra da farklı aşamalarda devam etti. 1 965'te inşa edilmemiş, yeni ek odalar önerisi vard ı . 1 975'te ise otopark, mağazalar ve hatta daha sonrasında da bir ofis bloğun u içeren yerleşim önerilerinde bulundu. 1 984'te ise şadı rvan inşa edildi ve ek odalar ile aditaryum bloğu inşasına başlandı. 2 1 'e 1 00 metre boyutunda bir dik­ dörtgenler prizması biçimindeki H ilton Oteli, döneminde yapım kalitesi, yal ı n geometrisi, yüzeylerinin sadeliği, yapıl­ dığı yıllardaki abartısız dekorasyonu ve işlevsel öncelikleri ile Türkiye'de " ulus­ lararası üslupun karakteristliği" olarak algılanmış ve uluslararası otel zincirleri­ nin işletmecilik kurallarının da tanıtıcısı oldu . Otel, ana kütle ve işlev çözümü bağ­ lamında dönemin Amerikan büyük kent­ sel konaklama yapısı formatiarına uygun olarak tasarlandı. Yapımında kullanılan teknoloji ve malzeme bileşimi açısından da o yılların Türkiye'si için olanakların sın ırları dışı nda kalıyordu.

Sedad Hakkı Eldem, 1 952 yılında ta­ sarladığı istanbul H i lton Otel i ' nin özel­ l ikle Türk Lokantası bölümünde altıgen formları çatıdaki baca ve ışıklıklardan, plan düzenine ve iç mekan için özel tasarlanmış seramiklerde de tasarımda bütünsellik oluşturacak şekilde kullandı. Ana giriş saçağ ı , O ryantal çağrışımlı "uçan halı" figürünün stilize edilmiş hali olup tamamen Eldem'in tasarı m ı . Ana otel bloğu, Türkiye M i marlığı için yen i ufuklar açan b i r örnek oldu. H ilton Oteli, istanbul'a sadece mi­ mari açıdan bir yenilik katmadı, yaşam tarzını da değiştirdi. Kentte uluslararası tarzda tasarlan­ mış olan bu otel, iç mekanlarında mi-

safiriere ve kentliye de pek çok olanak sağlıyordu. Zamanla otel, konaklama dışında, beş çayları, düğünler, yemek ve çeşitli organizasyonlar için de tercih edilmeye başlandı . istanbul 'da böyle bir otel olması, artık kent hayatına "otelde vakit geçirme ve oteli özel duru mlar için değerlendirerek prestij kazanma" gibi faaliyetleri de sakmuş oldu. Amerika'dan sonra ilk kez Türkiye ile dünyaya açı lan H ilton Oteli ' nin, istanbul üzerindeki etkisinin bu şekilde olması da kaçınılmazdı . Bugün Harbiye'de bu­ lunan H i lton , belki de kongre vadisinin bu bölgede oluşması açısından da bir başlangıç oldu.


H cziraoı 201 0

Prof. Dr. Gü n d ü z Gö kçe : Sed a d Bey ' li Yılla rdan . . . M i mar Sinan Güzel Sanatlar Ü niversitesi'nin çıkarmış olduğu Tasarım+ Kuram dergisinin 6 . sayısında, rektör Prof. Dr. Gündüz Gökçe, Sedad Hakkı Eldem ve Hilton Oteli ile ilgili şunları yazıyor: " 1 955 yazında tamam ­ lanmakta olan H ilton'un şantiyesinde Sedad Bey ' i n yanında çalışmaya başla­ d ı m . Sene içinde bizi H i lton'a götürmüş ve yapım hakkında bilgiler vermişti . Şimdi ise H ilton ' u n Baumeisster'de yayınlanacak planları çizilecekti. Bunlar için Amerika'dan Skidmore, Owings&Merril firmasından gelen çizimlerden yararlanı lacaktı. Yapım sıra­ sında projelerle özellikle alt katlarda ve çatıda büyük değişiklikler yapıldığı için bu oldukça zor bir işti. Klasik orta koridorlu plan şemasın­ daki yatak katları d ışında, proje büyük değişikliklere uğramıştı. G irişteki " Uçan H al ı " motifi saçaktan başlayarak dükkanlar, lobi restoran ile zemin katın tümü, bu katın bahçe ile olan i lişkileri, bahçe düzeni, şadırvan, köşedeki pavyon, bütün bunların man­ zaraya açılmaları, çatı düzenlemeleri burada çizilmişti ve tamamen Sedad Bey'e ait idi. Ayrıca, iç dekorasyanda kullanı­ lan geleneksel Osmanlı motiflerin­ den yola çıkılarak yapılmış çini lere yön veren de o olm uştu. Akademi 'deki öğretim çizgisinin çok dışında, malzeme, teknoloj i , boyut v e kavram açı larından bura­ da gördüklerim önemli bir deneyim ­ di beni m için."

Arkit·e k-t ' de İs-ta n b u l Hil-ton O-teli Arkitekt Dergisi, istanbul Hilton Oteli'ne, 1 952 yılının N isan-Mayıs sayısında yer verdi. Tartışmalara yol açan, istanbul'daki ilk 5 yıldızlı otel olması ve barındı rdığı ulusla­ rarası tasarım stillerinden dolayı döneminde çığ ır açan otelin m imari özellikleri ile ilgili dergi şunları söy­ lüyordu: "Türkiye Cumh uriyeti Emekli Sandı ğ ı , istanbul'un Boğaziçi'ne nazır mutena bir semtinde, geniş

bir park içinde, 278 odal ı bir otel inşa ettirecektir. Her türlü konforu, ısıtma, havalandırma ve aydı nlatma bakımından en mütekamil tesisatı havi olacak bu binayı 20 sene müddetle Milletlerarası Otelcilik Şirketi H i lton Müessesesi işle­ tecektir. Bina, 2 esas kısma ayrılacaktır. 1 . Sekiz katı ihtiva eden yatak kısm ı , 2 . oturma v e yemek salonları i l e idare ve servis kısımları, zem inden itibaren üç kat yerleştirlmiştir. 3 . 900 metrekare bir saha kaplayan giriş katı idare servisi, kabul ve oturma salonlarına tahsis edilm iştir. Manzara tarafından binanın uzunlu­ ğu nca uzanan ve oturma salonlarından büyük cam satıh lı sürme kapılara ay­ rılmış olan geniş bir teras, müsait ha­ valarda bu salonların temadisini teşkil edecektir. Otel müşterilerine bir kolaylık olmak üzere tuhafiyeci, antikacı, banka, ber­ ber ve bir "soda fountain" gibi bazı dükkanlar gene bu katta bir süs avlusu etrafında toplanmıştır. Arazinin meylinden istifade edilerek yemek salonları g i rişin altındaki katta, manzara tarafında yerleştirilmiştir. Bunların biri, binaya bir tarafından bağlı üç tarafı açı k takriben 250 kişilik bir yemek ve dans paviyon u, diğer ka-

AR

K � T E R A t:;::J�IE tı[LiyJtıt'Jt.f:ıO

1 35

yar bölmeler sayesinde büyüyüp küçü­ lebi len takriben 600 kişilik esas yemek salonudur ki cem'an 850 kişiye yemek servisi yapacak demektedir. Bu katlardan başka, binanın teras şeklinde olan damında da Boğaziçi'nin eşsiz manzarasına karşı kapalı ve açı k kısımları havi, daha ziyade gece işleye­ ceği düşünülen bir bar bulunmaktadır. Otel binasının inşaat sistemi beto­ narme karkastır. Duvarları tuğla, beton, blok ve köpüklü beton blok olmak üzere başlıca üç kısıma ayrılmaktadır. Yatak odaları arasındaki bölerneler 10 cm kalınlığında köpüklü beton blok duvar olacaktır. Giriş katında sokak ve dükkan cep­ heleri, alt katta sota ve yemek paviyonu koridoru duvarları nın iç yüzü Kütahya çinisi ile kaplanacaktır. Sofada asansör mahallerinin etrafı renkli somaki, barlar, büyük yemek salonu ve giriş holü duvarları lambri olacaktır. Binadaki dış kaplama ve kafesler umumiyetle dış sıvaya uygun olarak beyaz mermer pirinçli suni taş plaklar olacaktır. Yalnız zemi n katın idare ve dükanlar kısmının duvarı ve yemek paviyonunun duvarı mermer kaplanacaktır."


1 36

ı

A R K T E R A W�ı:;x:m: ��D

Ge l e c e ğ i n Şeh i rle rinde Ça-t ı ş ma l a r m ı Ol a c a k ? Tarih: 1 1 Haziran, Milliyet Emlak

Nevzat Sayın'dan geleceğ i kurgulamasını istedik. O n u n geleceğ indeki kentler olabildiğince "açık" ama, var olan şart­ lara baktığı zaman sitelere hapsolmuş varl ı klılar ile duvarların arkası ndaki yok­ sulların çatışmaianna sahne olacağı n ı düşünüyor. Nevzat Sayın tasarladığı yapılar ka­ dar yazdı klarıyla da kitleleri etkileyebile­ cek isimlerden . En son Nar City isimli renkli bir projeyle ismini bir kez daha duyduk. Pek çok ulusal m imarlık ödülü alan ve dört kez de Ağa Han M imarlık Ödülleri 'ne aday gösterilen Sayın 'a da geleceğin şehirlerin i sorduk. Say ı n , geleceğin n a s ı l olacağı n ı anlamak için geçmişe bakmakta yarar olduğunu söy­ lüyor ve ekliyor.

Sit-ele r-e Hapsolmuş Va r-lı k la r- ve Yo ksullar" 1 O y ı l önceki y a d a 5 0 y ı l önceki geç­ mişe baktığ ı m ızda çok farklı şehirlerde yaşadığımızı söylemek zor. Neredeyse aynı şeyleri konuşuyor, aynı sorunlara çözüm arıyor ve bulduğ umuzu sanıyo­ ruz. Bugün giderek artan bir tuhaflık olarak kent topraklarının rant aracı olarak savruk bir biçimde heba ediliyor olması da cabası. Geleceği n kentinten söz edebilmek için geleceğin projele­ rine sahip olmak gerekir oysa global­ leştiği söylenen dünyada gelir dağ ı l ı m ı , olanakların v e kazançların paylaşımı konusunda büyük açı klıklar var. Böyle giderse geleceğin kentleri kendilerini güvenlik duvarları arkasındaki sitelere hapsetmi ş varlılılarla duvarların dışında kalan yoksullar arasındaki çatışmaların sahnesi olacak gibi görünüyor. Ama bu durum 50 yıldır böyle. Bakarsınız çatış­ ma falan çıkmaz ve böylece sürer gider. G ittiği yere kadar."

"Açıkşe h i r- Olmalı Geleceğin Şe h i r-le r-i" Nevzat Sayın'a geleceğin şehirleri­ nin nasıl olması gerektiğini soruyoruz. Kentlerin "açıkşehir" olarak tasarian­ ması gerektiği n i söylüyor. Yan i etkilere,

Hazıran 201 0

i lişkilere, beklenmedik tan ışıklı klara açık şehirler . . . " Ve olanaklara erişimin herkes için kolay olduğu, eğitim, sağlık, barı nma gibi temel ihtiyaçların herkes için kolay giderilebilir olduğu bir şeh ir iyi olurdu doğrusu" diyor ve devam ediyor: "Ayrışmamış, kimsenin kendinden vaz­ geçmeden ötekiyle olabildiği, bilgisi n i , görgüsün ü , deneyimlerin i v e beklentile­ rini aktarabildiği bir paylaşımın olduğu yerler olsa şehirler harika olurd u . "

H a y d a r p a ş a Ga r ı Ta s a r ım Al a n ı Ol d u Tarih: 1 4 Haziran, Akşam

Geçen hafta sonu Haydarpaşa Garı' ndan yükselen müzik ve binaya yansıyan gör­ sel tasarım eserleri, Kadıköylüler'den büyük ilgi gördü. Nerdworking ekibinin "Yekpare" isimli projesi olan bu çalışma­ n ı n detayları n ı öğrendik. Geçen hafta sonu Anadolu Yakası ' n ı n tarihi bi naları ndan Haydarpaşa Garı'ndan yükselen sesler ve binaya yansıyan görsel ta­ sarım eserleri, olaydan bihaber olan Kadıköylüleri merak içinde bırakmıştı. . . Konudan haber olmayanlar sonradan anladılar ki tüm bunlar "nerdworking" oluşumunun projesi "Yekpare'nin bir parçasıyd ı . Yekpare projesine gelme­ den önce nerdworking"i tanımalı önce . . . Nerdworking, 2009 yılında Erdem Dilbaz tarafından, kamusal alanda et­ kileşi mli teknolojik ürünler geliştirmeye

yönelik başlatılmış bir network projesi ve Türkiye, Almanya, Japonya'dan 1 3 sanat, tasarım, illüstrasyon , hareketli animasyon , programlama, elektronik, robotik ve mekatronik profesyonelinin bir araya gelmesiyle oluşmuş. Nerdworking fuar ve benzeri ticari organizasyonlardan sahne sanatiarına kadar farklı sektörlere içerik geliştiriyor, ürün hazırlıyor.

M ü z i k ve Gö r-sel San at-la r- Bir- Ar-ada Yekpare projesini oluşturan Erdem D ilbaz anlatıyor: " H aydarpaşa Garı' n ı kullanma fikri nerdworking ekibinin beklentilerin i n çok üzerinde bir iş. istanbul 201 O A K B Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği'nden Ü mit Özdemir'in cesur talebi ve girişimi olmasa böyle bir iş ortaya çı kmazd ı . Yekpare'yi hazırlayan nerdworking sanatçılarından Görkem Şen , Deniz Kader ve Candaş Şişman'a binan ı n modellenmesinden 1 0 adet kuvvetli projeksiyen u n birlikte işlemesine kadar destek olan en az 30 kişi daha oldu." Erdem Dilbaz, Yekpare projesinin hi­ kayesin i şu şekilde özetliyor: 'istanbul 201 0 AKB Ajansı'nın bizden talebi Nazım H ikmet ' i n anılacağı etkinlikte, Haydarpaşa Garı ' n ı n coğrafi, ekono­ mik, sosyal, politik ve estetik değerleri üzerinden istan b u l ' u anlatmamızdı . Bu büyük şans oldu. Genç bir ekipsiniz, beklentilerinizin üstü nde bir teklif ge­ liyor; işin içinde istanbul var, daha ba­ şından belli ki dünyadaki örneklerinden


Çetindoğan müze ve yatırımlarını M i l liyet'e anlatt ı .

Müze Fikri Nasıl Doğdu? Belli bir büyüklüğe ulaşmıştı kolleksi­ yonumuz. Bunu sanatseverlerle de bu­ l uşturmak istedik. Haliç'te bir bina aldık. M üzeyi büyük bir hayranlığımın olduğu Zaha Hadid yapacak. Biliyorsunuz Kadi r Topbaş, Karta l ' ı n kentsel dönü­ şüm projesi için Hadid ' i Türkiye'ye da­ vet etmişti. Hadid ' i n futuristik bir çizgisi var ama Türk m imarisiyle kendi tarzını harmanlayacak.

Sizin pera kendedeki büyüklü ğ ü n üz nereye ulaştı? farklı olacak . . . Lakin kazın ayağı öyle değ i l ! istanbul 8 . 500 yıllık bir şehir. O kadar yıl klişeler üzerine çökmüş. Yani "çamura basmadan nasıl geçeceğiz biz buradan? " sorusu vardı aklımızda. Bu nedenle sembolizm üzerinden etkileyici bir sahne performansı hazırlamaya odaklandı k . Doğu- Batı geçidinin hatta tam da Kuzey-Gü ney enleminin göbe­ ğ indeki hikayeyi anlatmak için, güneşi dünyayı Doğu 'dan Batı'ya kat eden bir gözlemci olarak, Haydarpaşa Gar ı ' n ı n üzerine doğurarak başladı k hikayemize. 1 950' 1ere geldiğimizde Haydarpaşa Garı ' n ı enlemesine 3 dilime bölüp her birini vagonlara, trenlere çevirip ilerlet­ tik. Hazırlad ı ğ ı m ız ses kompozisyonuyla da görsellerimizi destekledik."

Pla�fo rmla r ı , Ba�an İs kele Old u Projenin teknik süreci d e hayli ente­ resan olmuş, Di lbaz anlatıyor: "Sanki Haydarpaşa Garı ' n ı n o kadar yoğ u n kavramsal içeriği yokmuş gibi önüne çektiğimiz platform da hikayesiyle geldi. Platform olarak karşımıza batan Karaköy iskelesi çıktı ! Ses hızından dolayı platform üzerine kurduğumuz sistemden sesi 1 , 5 saniye önce vermemiz gerekiyor ki ince ayarla sahi ldekiler ses ve görüntüyü senkro­ n ize algılayabilsin. Böyle bir içeriğin çıkmasını ve herkese ilk defa yakından görebilecekleri böyle bir oyun sergile­ rneyi o kadar istiyorduk ki, aklı olanın yapmayacağı şeyi yapıp 2 hafta içinde böyle bir iş çıkarttık.

Demet­ Saba n c ı ' n ı n M ü z e s i Za h o H a d i d e Ema n e t" •

Tarih: 1 4 Haziran, Millliyet

Maçka Oteli ' n i alarak turizme giren Demet Sabancı Çetindoğan, eşi Cengiz Çetindoğan ile Haliç'te müze kuruyor. Tasarımcı , kentsel kategori­ de sınırları zorlayan ünlü mimar Zaha Hadid. Geçen hafta görkemli bir açılışla Harvey N ichols'u Ankaralılarla buluştu­ ran Dernsa G rup, Haliçte m imarisiyle çok konuşulması beklenen klasik ve çağdaş sanat eserlerinin sergileneceği bir müze kuruyor. M üzeyi eserleri dil­ lere destan I rak asıllı ünlü m imar Zaha Hadid tasarlayacak. Demet Sabancı Çetindoğan ve eşi Cengiz Çet i ndoğa n ' ı n eser sayısı bine ulaşan kolleksiyonunda kim ler yok ki . . . Türk resminin klasikleri kabul edilen Şeker Ahmet Paşa, H üseyin Zekai Paşa, Osman Nuri Paşa, Nazmi Ziya, Avni Lifij, Namık ismail, i brahim Çal l ı . Ve tabi çağdaş resmin temsilcilerinin eserleri . . .

Eşim Cengiz Çetindoğan ile birlikte yönettiğimiz Dernsa 225 milyon TL ciroya ulaştı. Perakende de son olarak H arvey N ichols Ankara'yı aştı k . Bu ay ise Nişantaşı Brandroom mağazamızı açıyoruz.

Harvey N ichols'ta ci roya da ya nsıyan bir değişim izlendiği şehir efsanesi haline geldi neredeyse. . . H arvey N ichols'ı aldığım ızda çok geniş bir ev eşyaları bölümü ekledik. Çocuk bölümünde çeşit artırdık. Yeni marka­ lada daha geniş bir fiyat aralığı yarattı k. Artık mağazada pahallı ürünlerde var ucuz ürün lerde. Örneği n giysi reyonla­ rında 1 55 TL'den başlayan ürünlerimiz bulunuyor. Mağazanı n çok lüks ve içeri girilmez olduğu kanısı yaygınlaşmıştı. Oysa öğrencilerin de alacağı çok uygun fiyatlı markalar olduğunu gördü insanlar. Markalarda 44 - 46 bedeniere de yer verdik. i kramı başlattık mağa­ zada. Bu markan ı n yurtdışı mağazalarında olmayan bir konsepttir ama Türk tüketi­ cisi giysi bakarken arada çay ı n ı , kahve­ sini içmek ister. C i lt bakımı, makyaj odaları ekledik. Mağaza bize geçtiğinden bu yana ciro­ da yüzde 20 artış oldu.

Dernsa 800 Çalışana U l aştı Just Cavall i , Mathercare gibi u luslara­ rası 13 markan ı n Türkiye temsilciliğini yapan Dernsa G rup perakende sektö­ ründe ulaştığı 84 mağaza ve 800 çal ı ­ şanla artık " büyük bir oyuncu." Dernsa Group'un Başkan Vekili Demet Sabancı

Eğitim ka n a l ı n ız ZTV'de içerik çeşit­ lenecek mi? ZTV sınaviara hazırlanan gençlere yard ımcı olmak için yola çıktı ğ ı m ız bir projeydi . Maalesef ü niversite için her çocuğun


1 36

ı

ARK TERA

W�EE �t:ıdJO

dersaneye gitme imkanı yok . Benim için daha farklı bir anlam yüklendi ZTV. KPSS sınavına hazırlanan me­ murların da ZTV izlediğini gördük. Cezaevlerinden mahkum mektupları geldi , " B izde internet imkanı yok, sınav­ Iara hazırlanıyoruz, TV'den bu i m kanı sunduğunuz için sağ olun" diyorlardı. Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanlığı'yla sözleşme yaparak lisan ve açıköğretim programlarını da yayınla­ mak için anlaştık. Şimdi satranç eğitimi­ ne başlayacağız.

Maçka Ot-eli ile "tu rizme g i riyo r Ka n d i l l i konutla rıyla gayrimenkul geliştirme işine g irdi n iz? Fa rklı sek­ törlere yatırımlar olacak mı? Turizme giriyoruz. N işantaşı' ndaki eski Maçka Otel ' i aldık. Türkiye'nin ve istanbul ' u n geleceğini çok parlak gö­ rüyoruz. Coğrafyan ın parlayan yıldızı olan istanbulum uza lüks markalı bir butik otel kazandırmak istedik. Dünyada otelcilik işi artık başka bir noktaya g idiyor. M ü şterilerin beklentileri çevre dostu , çevreye duyarl ı hizmet anlayışını ön plana çıkaran otelierin tercih edildiğini gösteriyor. Biz de Dernsa olarak böyle bir kon­ septle ortaya çı kacağız. Boğaz'a bakan Kandilli viiialarının satışına temmuzda başlıyoruz. Satışlarda bir arada yaşa­ maktan keyif alacak ailelerin olmasına özen göstereceğiz.

İt-alya n la r- ' a M ü z e Ya pt-ı Zaha Hadid'in Roma için tasarladı ğ ı v e açılışı mayıs ayında yapı lan çağ­ daş sanat müzesi MAXXI 1 50 milyon Euro'ya mal oldu. Klasik m imaride iddialı Roma'ya futuristik imzasını atan Hadid ' i n yaptığı müzenin açılışına 3 bin kişi katıldı. Cincinnati'deki Rosenthal Çağdaş Sanat Merkezi, Avusturya l nnsbruck'taki Sergisel Kayakla Atlama Platformu, Strasbourg 'daki Terminus Hoenheim- Nord ve Tokyo'daki G uggenheim M üzesi ' n i de Hadid ta­ sarladı.

Haziran 2010

M ima r l ı k S a v a ş a H i zmet­ Edince

Bu devasa fabrikalar, ayrıca ülke için büyük oranda bir istihdam sağl ıyor­ d u . Özel likle de kad ınlar için .. Savaş zaman ında kadınların tüm beklentileri değişmişti. i kinci Dünya Savaşı sırasında kent­ lerin büyük bir bölümü yok oldu, büyük anıtsal binalar yıkıldı . Buna karşı, nazilere karşı kampan­ yalar başlatıldı. Özellikle Dresden, Düsseldorf ve Svelingrad 'da, Nazi mimarlığına ve naziler için bina inşa etmeye karşı propogandalar yapıldı, şehirlerde kampanyalar düzenlendi, posterler dağıtıldı. Bu kampanyalara dönemin önemli bir degisi olan Metron Magazien büyük destek verdi ve kampanyanın medyada duyulması nı sağlad ı .

Tarih: 1 5 Haziran

YAZAN: DiLEK ÖZTÜRK

istanbul Bilgi Ü niversitesi M i mari Tasarım Yüksek Lisans Program ı ' n ı n düzen­ lediği M odern M i marl ı k Seminerleri kapsamında, Jean Louis Cohen, " i kinci Dünya Savaş ı ' nda M i marlı k " başl ıklı bir konferans düzenled i . i kinci Dünya Savaşı, kentlerin gelişi­ minde çok büyük rol oynad ı . Kentlerin yıkımı ve yaşanan felaket dışında, savaş mimarisi adına pek çok yapı, şehir ha­ yatına g i rdi. Savaş, için silah yapımında kul lanılan çelik ve daha bir çok malzemenin üretil ­ mesi i ç i n büyük fabrikalara i htiyaç vard ı . Karagahlar, esir kampları, askeri yerleş­ meler. . . Bunların hepsinin tasarlanması gerekiyordu . M i marlık savaşa hizmet edecekti. Şehirlerde savaşa yardım edecek mekanlar yaratılacak, savaş endüstrisi entlerin kimliğini oluşturacaktı. Savaş, böylece bir organizasyon faktörü haline geldi . Banliyöleri nasıl bir tarza sah ip olacaktı? Modern, organik ya da yoksul mahalleler şeklinde mi . . . Nazi ordusuna silah yapımında kul­ lanılacak malzeme ü reten fabrikaların yapılması gerekiyord u . Bu fabrikaların tasarı m ı n ı da devrin önemli m imariarı na yaptıracaklardı . Savaş sırasında fabri­ ka tasarımı en acil konulardan biriyd i . Özellikle Al manya'nın Berlin şehrinde yapılması planlanan çeli k üreten fabri­ kalardan söz ediliyordu . Fakat bunların çoğu inşa edilmedi.

Ke nt-sel Ölçe kt-e Deva sa Ya pıla r

ii E"'

li: "'

E

"'

Q.

{2 !:! 'i .ı: u lll :ı

<t

Savaş, çok sayıda kentsel ölçekte büyük yapının inşa edilemesine sebep oldu. Naziler, silah üretim ve bomba test etmek için oluşturdukları merkezler adeta birer endüstri şehrine dönüştü. Almanlar' ın raketlerini test ettikleri ünitelere ihtiyaçları vardı. Bu, çok bü­ yük ölçekte kentsel yapılar inşa etmek demekti. Ayrıca bu fabrikalarda toksik bir madde olan u ranyum da üretiliyordu. Bu fabrika daha sonra bombaland ı . Auschwitz, tamamen i kinci Dünya Savaşı ile gelişmiş bir endüstri kenti. Savaşın bu şehre kattığ ı yapılar, kentin form unu önemli derecede etkiled i . Auschwitz, Almanlar tarafından kuru­ lan en büyük kamptı. Toplama, imha ve zorunlu çal ıştırma kamplarından oluşan bir kamplar kompleksiydi. Polanya'da


Krakow yakı nlarındayd ı . Auschwitz kamp kompleksi üç büyük kamptan oluşuyordu. 26 Eylül 1 941 'de Rudolf HöB, 1 00.000 Rus savaş esiri için bir çalış­ ma kampı kurulması yönünde emir aldı. Bu kamp Brzezinka'da Auschwitz l ' i n yaklaşık 3 k m uzağ ında kuruldu. Naziler yöre halkını evlerini terk etmeye zorla­ dı lar ve i nşaat malzemesi elde etmek üzere evlerini yıktılar. Kamp yaklaşık 5 km2 alana kuruldu . Bu geniş alan içinde farklı bölü mleri olan kampın tamamı kuvvetli elektrik akımı verilmiş dikenl i tellerle çevrildi. Başlang ıçta bu kampın, savaş esir­ lerin i n ve tutukluların zorunlu olarak SS için çalışması amacıyla kurulduğu san ı l ıyordu. Kampın asıl işlevi birkaç ay sonra ortaya çıktı. 1 941 sonlarında Auschwitz 1 'de denemeleri yapılan zehirli bir gaz­ la, 1 942 yazında gaz odasında ölümler başlatıldı. Önce Rus komiserler ve çalışamayan tutuklular öldürüldüler. K ısa süre sonra da anne ve çocuklar ve diğer çalışamayacak kişiler kampa getirildiklerinde hemen ayıklanarak gaz odalarına gönderilmeye başlandı. A B D ' n i n Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanl ı ğ ı olan Pentagon binası, bu dönemde inşa edilen en önemli karargahlardan biriydi. Bina, mi­ marisiyle de dikkat çekiyordu. 1 942-43 yılında inşa edilen Pentagon binası, hiç asansörünün olmaması ve yatayda geli­ şerek çok büyük bir alanı kapsamasıyla di kkat çekiyor. Amerikalı mimar George Bergstrom tarafı ndan tasarlanan bina, kapsadığı 604. 000 metrakarelik alanıyla Dünya' n ı n yatayda büyüyen en geniş binası. Beşgen biçiçmindeki yapı , mer­ kezinde yine ayn ı formda bir meydan da bulunduruyor. Savaşta yaşanan bu gelişmelere karşı bir tepki olarak da, "Şehirlerim izi savaştan nasıl koruyabi li­ riz? " sorusu ön plana çıktı. Le Corbusier' i n düşeyde yükselen yapıları bu duruma bir çare olarak gözüküyordu. Ama havadan savaş ola­ bileceği hiç hesaba katılmadı. M imarlar özellikle 1 937 'den sonra şehi rlerin savaştan nasıl korunacağı ile ilgili bir­ likler oluşturdular ve dergiler çı kardılar. Kentlerin korunma yöntemlerinden biri

de binaları n altında yapılacak olan sığı ­ nak alanlarıydı. Yer altı nda nasıl bir hayat oluşturu­ labilecekti? Kamuflaj fikri dönemim m imarları ve şehi r plancılarının karşılaş­ tı kları en büyük sorun oldu.

Büyü kşeh i r Pla zaya mı Ta ş ı n ı y o r ?

Belediye Sarayı'nda ise sadece Başkanlık, Genel Sekreterli k , Belediye Meclisi ve diğer bazı biri mlerin kalacağı kulisiere yansıyan bilgiler arasında. Kaynak arayışı ndaki belediyenin Taksim Tepebaşı ' ndaki istanbul Metropolitan Planlama Merkezi ' n i n bulunduğu binayı da satmayı düşündüğü konuşulurken burada çal ışan planlamacıların da Başkanlık Sarayı'na taşınacağı konu­ şuluyor.

Ta rih: 1 8 Haziran, Yeni Şafak

istanbul Büyükşehir Belediyes i ' n i n Merter Ek H izmet Binas ı ' n ı n satı lması ve bura­ da çalışanların Mecidiyeköy'de kirala­ nan iki plazaya taşınacağ ı iddia ediliyor. Ekonomik krizde bütün birimlerini bir araya toplayarak zaman, ulaşım ve i ş tasarrufu sağlama yoluna gitme kararı alan Büyükşehir Belediyesinin çok de­ ğerli semtlerdeki ek binalarını satarak yatırımlara kaynak oluşturma çabası içine girdiği belirtiliyor. Kulis istanbul i nternet Sitesi ' n i n haberine göre, istanbul Büyükşehir Belediyes i ' n i n Merter Ek Hizmet Binası ' n ı n satılması ve burada çalışanların Mecidiyeköy'de kiralanan iki plazaya taşınacağı iddia ediliyor. istan bul Büyükşehir Belediyesi yakla­ şık 52 bin çalışanı ile dev bir yapı. Saraçhane Başkanlık Sarayı ve Merter'deki Ek H izmet binalarında görev yapan belediye çalışanları, bu­ günlerde taş ınma telaşı içinde. Küresel ekonomik kriz nedeniyle kaynak ara­ yışlarını sürdüren istanbul Büyükşehi r Belediyesi bütün birimlerini bir araya toplayarak zaman, ulaşım ve iş tasarru­ fu sağlama yoluna giderken bir taraftan da çok değerli semtlerdeki ek binalarını satarak yatırımlara kaynak oluşturma çabası içine girdiği belirtil iyor. Merter Ek Bina ve Tepebaşı i M P Satılacak mı? Saraçhane Belediye Sarayı'ndaki büyük binasın ı n 6 . katını tamamen boşaltarak avukatlara ve istimlak müdürlüklerine tahsis eden istanbul Büyükşehir Belediyesi ' nde şimdi de Merter Ek Hizmet B inası ' n ı n tamamen boşaltılarak yapı lış gayesi olan otopar­ ka çevrileceği ya da satılacağı konuşu­ luyor. Belediyenin açıkta kalan birçok biriminin Mecidiyeköy civarında kirala­ nan iki plazaya taşınacağ ı , Saraçhane

Rami K ı ş ı a s ı M ü z e ve K ü t- ü p h a n e Ol u y o r Tarih: 21 Haziran, Radikal

istanbul Büyükşehir Belediyesi' nden alı nan bilgiye göre, Rami Kışiası alanı, müze, kütüphane, alışveriş ve 200 bin metrekareye varan peyzaj düzenlemesi ile istanbul'un en önemli odak noktala­ rından biri haline getiril iyor. istanbul 201 O Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Kan u n u ' nda, Rami Kışias ı ' n ı n restorasyon , rölöve, h e r türlü proje ve inşaatının ajans tarafından yapılacağ ı maddesi yer alıyor. Buna göre, Ram i Şehir M üzesi Projes i ' n i n önemli bir par­ çası olan istanbul Kütüphanesi'nin ya­ pımını başiatacak işbirliği protokolü, bir süre önce Kültür ve Turizm Bakanlığı, istanbul Büyükşehir Belediyesi ve istanbul 201 0 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından imzalandı. Kütüphane, kışianın bugünkü özel­ liğinin, m imari formun u n özgünlük, ka­ pasite ve rasyonel kullanım açısı ndan çağdaş kütüphane şartlarına imkan ver­ memesi nedeniyle kışla binasına ek bir yapı tasarımı ile yapılacak. Kütüphane binasının uygulama projesi ve inşası, istanbul 2 0 1 0 AKB Ajansı tarafından gerçekleştirilecek. 3 m ilyon kitap kapa­ sitesi ve sınırsız dijital kayıt imkanı ile 75 bin metrekarelik inşaat alanına sahip kütüphane, Şehir M üzesi'nin kuzey-do­ ğusundaki boş alanda, kışla yapısıyla gabaride (bir binan ı n , yöre imar dairesi­ nin öngördüğü azami yüksekliği) yarış­ mayacak bir şeki lde tasarlandı. Ayrıca kütüphanenin günümüz malzemesi ve tekniğiyle çağdaş form lu bir yapı olması da amaçlan ıyor.


Haziran 201 O

B u i l d i s t" Z i r v e y e O-t u rd u Tarih: 22 Haziran YAZAN: DERYA YAZMAN

Clarion Survey ve Arkitera M imarlık M erkezi işbirliğinde 30 Eylül - 3 Ekim 201 O tarihlerinde gerçekleşecek olan Buildist Yapı Malzemeleri Fuarı 'nın ikinci tanıtım toplantısı istanbul'un en yüksek binası olan istanbul Sapph i re'de gerçekleşti. Özlem Gürses'in sunuculuğu yaptığı geceye m i marlık, yapı-malzeme dün­ yasından ve basından çok sayıda kişi katıldı. Katılımcı lar, Sapphire' in 54. katında büyüleyici bir manzarası eşliğinde Buildist Yapı Malzemeleri Fuarı hakkı n­ daki gelişmelerden haberdar oldular. Basın toplantısında ilk olarak Arkitera M imarlık Merkezi'nin ortaklarından Ömer Yılmaz, Buildist hakkındaki geliş­ meleri basın mensuplarına aktardı . Buildist Yapı Malzemeleri Fuarı 'nın alışılmış fuarlardan farklı olacağından ve nitelikli ziyaretçi getirmek asıl amaç­ ları içinde olduğ undan söz etti.

Balkanlar, eski Sovyet Cumhuriyetleri, Kuzey Afrika ve O rtadoğu ülkelerinin hedef ülkeler arasında yer aldığı belir­ ten Yı lmaz, 5 ana madde ile bu hedefi sağlayacaklarını söyledi : • Özel Fuar Konsepti • Yaygın iletişim • Etkinlikler • U luslararası Ziyaretçi • Gayrimenkul Buluşması

Sek"törle rle Or-ta k Çalışmala r Ekoloji - Yapı i lişkisine bu fuar kap­ samı nda önem verileceğini söyleyen Yılmaz, Ç E D B i K ile birlikte fuar kapsa­ mında Ç E D B i K Arena adı altında kon­ feranslar silsilesi ile LEED ve BREAM eğitimleri verileceğini beli rtti. Kariyer.net ile i nsan kaynakları konu­ sunda çal ışmalar yapılacağı n ı , Serbest M imarlar Derneği ile de fuar alanında sergilerin düzenleneceği n i söyledi .

F u a r Ziya ret-çileri içinde Mim a rla rın Ka-tılımını Sağlama k M imarların fuar­ ları çok fazla ziyaret etmediğini söyleyen Yılmaz, bu durumu kırmaya çalışacak­ ların ı , fuarın ulaşım, konfor ve etkinlik­ leri ile bu durumun gerçekleşmesine katkı sağlayacağ ı n ı vurgulad ı .

Buildis"t Mimarlık Kül"t ü r ü n ü Des-tek liyo r " Buildist M i marlık Kültü rünü Destekliyor" sloganıyla Arkitera olarak birçok pro­ jeye imza attıldığını söyleyen Yılmaz, Buildist ' i n m imarl ık ile iç içe bir yapıda i lerleyeceğinden söz etti.

Yarışma Şartnamelerinin internet or­ tam ına aktarılması, Açık Kapı Festivali, A R K I M EET Konferansları, Arkitekt Dergileri'nin yayınlanması gibi önemli m imarl ı k veritabanı ve organizasyonla­ rının Buildist tarafından desteklenerek gerçekleştiğini belirtti . Daha sonra Clarion Events C EO ' su Simon Kimble, bu zamana kadar yap­ m ı ş oldu kları çok sayıdaki etki nliklerden bahsetti. Survey ' i satın alarak, bu fuar ile bu birlikteliğin ilk çal ışması gerçekleşti­ receklerini ve bu şekilde çalışmalarına h ızlı ve başarı lı bir şekilde devam ede­ ceklerini söyledi . Arkitera M i marl ı k Merkezi g i b i mimar­ l ı k dünyasında tecrübeli ve başarılı bir firma ile gerçekleştirecekleri fuar ile iyi sonuçlar elde edeceklerine inandıklarını beli rtti. Clarion Survey Fuarcılık G rup Fuar Direktörü Horst Rudolph, Survey Fuarcı lık'ın mobilya sektöründe uzman­ laşmış olduğundan ve bu sektör dahilin­ de çok sayıda fuar gerçekleştirdiklerin­ den bahsetti . Arkitera ile gerçekleştirdikleri bu ortaklıkla iyi sonuçlar elde edeceklerini beli rterek, bu çalışmadan dolayı mem­ nuniyetlerini belirtti. C larion Survey Fuarcılık Satış M üdürü Sinan Karahanoğlu da, ger­ çekleştirmiş oldukları fuar çalışmala­ rından bahsederek, Buildist ile farklı bir konsepte başarı elde edeceklerini vurguladı. Gecenin ilerleyen saatlerinde i M SAD (inşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği) Başkanı Orhan Turan söz alarak, Türkiye'nin inşaat sektöründeki gelişme­ lerinden bahsetti. Türkiye'nin inşaat ve altyapı sektö­ ründe h ızla ilerlediğini söyleyen Turan, 2008 yılında Türk inşaat Sanayi 'nin ihracatta 1 . sı rada olduğunu belirtti. Orhan Turan, 201 O yılında gerçekle­ şecek olan Buildist Yap ı Malzemeleri Fuarı ' n ı n da bu gelişmelere katkı sağla­ yacağını vurguladı . Konuşmaların ardından akşam yeme­ ğ i ile devam eden buluşma, istanbul'un eşsiz gece manzarası ile katılımcıları hayran bırakarak, hafızalardan silinme­ yecek bir deneyim yaşattı.


Ya z S ı c a ğ ı n a Çö z ü m : B u z Mü z e s i De n e y im i Tarih : 22 Haziran

Geçtiğimiz aylarda Forum istan bul'da açı lan Magic I ce (Buz M üzesi) Forum istanbul'da açıl d ı . Projenin müelliflerin­ den Çağla Akyürek Elmas ile görüşerek

proje hakkında bilgi aldık. " Forum istanbul içerisinde yer alan Magic Ice-Buz M üzesi projesi, ilk olarak bize anlatıldığında çok heyecanlandık ve böylesine değerli bir projede yer almak­ tan büyük mutluluk duyduk. Çünkü dün­ yada tekti, başka bir örneği yoktu. Elimizde örnek olarak isveç'teki buzdan otel ve Londra ve birkaç yerde uygulanm ı ş Buz barlar vardı. Ama or­ talama 23 derece bir alışveriş merkezi içerisinde uygulanmış buzdan bir müze daha önce hiç yapılmamıştı. Projenin diğer tasarlad ığımız projele­ re göre değişik kriterleri vardı. Öncelikle süre çok kısıtlıydı. M i mari projelendirme için bir aylı k bir süremiz vard ı . Uygu lama süresi ise 2,5 ay ile sınırl ıydı . M üze alanı - 1 0 derece olacaktı, bu

da hem tasarımda, hem de seçeceği­ miz malzemelerde çok di kkatli olmam ızı gerektiriyordu. Malzemelerin bu soğu­ ğa dayanıklı olmaları gerekliyd i . Sergi alan ını gezme süresi 20-30 da­ kikayd ı , o zaman gelen müşteriyi sergi alanına almadan önce vakit harcatma­ m ız, merakı n ı arttırmamız, kısaca yapa­ cağımız m imari mekanlarla, fuayelerle müşterileri oyalamamız gerekiyordu .

"T1 o

Bir de işin teknik kısmı yani isveç'teki Torne nehrinden kesilip getirilen, kalı p halinde duran buzları muhafaza edece­ ğ imiz -20 derece olacak soğuk depo, teknik hacim, ofis kısımları gibi işletme­ yi ilgilendiren bölümler bulun maktaydı . Projenin tasarımı nda buz, kar, fiyord, dağ gibi doğa eleman ları i lham kay­ nağ ı mız olmuştur. Bu yüzden projede duvarlar 90 derece açı lı değil, organik formlardan oluşmaktadır. Birbiri içine akan mekanlar sayesinde ziyaretçiler, sakin, doğal ve huzur için­ de kendilerini bir mekandan diğerine geçerken bulacaklardır. Bu hareket insan hareketine uyumlu, yumuşak bir m imariyi şekillendirmiştir. Tasarım ayrıca Viking ve Norveç te­ maları üzerine kuruludur. Dairesel forml u Fuaye 1 de buz te-

; �

cı c:

.,

� J> ,.. ., =

'<

ması işlen miştir. Yerde camdan bir buz resmi , üzerinde yılın belli zamanlarında oluşan kuzey ışıkları n ı anlatan bir bari­ sol aydı nlatma ile tema vurgulanmıştır. Duvarlar buz efekli boya ile boyanmıştır. Üçgen form lu Fuaye 2'de aniatılmak istenen dağ teması ile Norveç ' i n bir şehri olan Lototen'deki dağlar, gerçek fotoğrafların ı n duvarlara aktarılması ile bütün leştirilm iştir. Fuaye 3'de yine Norveç'in bu defa görkemli ormanları teması işlenmiştir. Mekan zemi n , duvar ve tavan olmak üzere her yeri farklı ahşap konstrüksi­ yonlarla kaplanmıştır. Fuayelerde kısa gezintiler yapan ziya­ retçiler için bir de si nema salonu hazır­ lanmıştır. Elips formundaki bu mekanda bir tan ıtım filmi seyreden ziyaretçiler birazdan kendilerini bulacakları büyülü bir mekana hazırlamış olacaklard ı r. Ziyaretçi bu noktadan sonra vestiyere yönlendirilmiştir. Burada kendisini so­ ğuktan koruyacak olan özel paltasunu alacak ve hazı rlık mekanı olan sıfır de­ rece odaya girecektir. Geri sayım başlamı şt ı r. B irazdan özel olarak italya'dan getirtilen soğuk oda kapıları açılarak ziyaretçiler buzun bü­ yüsü ile buluşacaklardır. Sergi alan ında ziyaretçiler bir yandan isveç'ten gelen heykeltıraşların yine isveç'teki Torne nehri nden getirilen buzlardan yaptığı birbirinden m uhteşem buzdan heykelleri, buzdan tünelleri, Viking gemisini, Viking evini gezerken, bir yandan da Vikinglerin istanbul'a geliş öyküsünü okuyarak tarihte bir ge­ zintiye çıkacaklardır. Tamamı kar ve buzdan oluşan bu at­ mosferde, özel ışık ve müzik gösterileri eşliğinde kutup canl ıların ı n buzdan hey­ kelleri sergilenmektedir. Sergi alanı çıkışında onları bir sürpriz beklemekte, vitamin barda buz bardak içinde meyve suyu keyfin i tadacaklardır. Sergi alan ı ndan çıkan ziyaretçi önce paltasun u geri vermek üzere vestiyeri bulacak, ardı ndan sergi alanı nda çe­ kilen fotoğrafları n ı satın alabilmek için fotoğraf böl ümüne yönlenecektir. Burası aynı zamanda hediyelik eşya satın alma alan ıdır. Yine burada formlar organik, daireseldir. Aynı formlar, asma tavan ve ayd ınlat­ ma ile vurgulanm ıştır.


Haziran 2010

Ad n a n Me n d e r e s ' e Çe v re Do s t- u Od ü l ü

Çı ra k la r , Ma d o n n a v e Mü z e le rle Ş ö h r e t" i B u l d u !

izmir Adnan Menderes Havalimanı'na bü­ yük onur ... TAV Havalimanları Holding tarafından işletilen d ı ş hatlar terminali, Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi' nce (AC I Europe) bu yıl ilk kez verilen " Eko-Yenilik Ödülü"ne değer bulundu. " Başarı lı çevre projeleri uygulamala­ rıyla Avrupa'daki havalimanları arasında çevreye olan duyarlılığı ve çevresel ye­ niliklere verdiği destek" nedeniyle layık görüldüğü bildirildi. italya'nın M i lano kentinde gerçekleş­ tirilen törende, TAV izmir ad ına ödülü, TAV Havali manları H olding icra Kurulu Başkanı Sani Şener ald ı . Şener, "TAV Havalimanları olarak faaliyette bulunduğumuz tüm şehir ve bölgelerde sürdürülebilir kalkınma poli ­ tikaları geliştiriyor v e çevreci uygulama­ ları yakından takip ediyoruz. Bugüne kadar çevre duyarl ılığı kap­ samında birçok proje geliştirerek, haya­ ta geçirdik. ACI Europe tarafından izmir Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminal i ' nde uyguladığı başarılı çev­ resel yönetim politikalarıyla ilk olarak TAV izmir'e verilen ' Eko-Yenilik Ödülü', Türkiye'nin de çevre duyarlılığına verdi­ ğ i destek ve önemi göstermiştir," dedi . izmir Adnan Menderes Havaliman ı ' n ı n geçen yıl ACI Europe tarafı ndan verilen Birinci Seviye Karbon Sal ı m ı Doğrulaması Sertifikası'nı aldı­ ğını da hatırlatan Sani Şener, konuşma­ sına " Bugün aldığımız bu ödül, çevre yönetimi politikamızda sürdürdüğümüz istikrarın ve çevre projelerine verdiğimiz önemin de bir göstergesi olmuştur," di­ yerek devam etti. Şener, H ü kümetlerarası iklim Değişimi Panel i 'nden yapı lan açıklama­ ya göre, havacılık sektöründeki karbon­ dioksit emisyonunun dünyadaki iklim değişimine etkisinin yüzde 5 olduğunu ve bu rakamın da yüzde 2 ' 1 i k kısmının sadece havalimanlarının kendi operas­ yonlarından oluştuğunu vurgulayarak konuşmasını noktaladı .

You Tube'daki videoda Madonna, Malawi, Lilongwe'deki bir okul inşaatında, ilk tuğ layı koyarken görünüyor. M imarl ı k uzmanlarına göre i s e , videodaki gerçek yıldız, 40 hektarlık kampüs arazisinde Madonna'nın yan ında d u ran adam . Ad ı , Markus Dochantschi. Almanya doğum­ lu, New York'ta yaşıyor ve Malawi 'deki Raising Malawi Academy for G irls'ün tasarı mcısı . . . Genç b i r mimar için Madonna ta­ rafından desteklenen yüksek prestijli bir okul projesini hayal etmek zor olsa gerek. Hele ki ilgi odağ ı hep ünlü pop yıldızında olunca . . . Dochantschi şikayet etmiyor. Zaha Hadid ile birlikte çal ıştığı 7 yıl süresince, spot ışıkları ndan sakın ­ manın nasıl olduğunu nasılsa öğrend i . 4 2 yaşında olan m imar, 2002'de Hadid ' i n yanından ayrıldı. Pritzker Ödülü kazananların arasından sıy­ rılarak, kendi gibi Avrupa doğumlu birkaç m imarın da bulunduğu grubun öncüsü oldu. Bu grupta, Tayland do­ ğumlu Japonya' nın ustası Tadao Ando için 7 yıl çalışan 41 yaşındaki Kulapat Yantrasast da var. Yantrasast 2003 ' te Los Angeles'a taş ı n d ı . Şimdiden, tasarladığı büyük bir müze bi nası var. G rupta, Hollanda doğumlu, Kayuzo Sejima ve Ryue N ishizawa'nın ortak­ lığındaki Sanaa'da 8 yıl çal ışan 34 yaşın­ daki m imar Florian l denburg da var. Bu bahar, Sanaa Pritzker Ödülü'nü kazandı. Kaderin cilvesi ki bun­ dan sadece birkaç ay önce Brooklyn'de yaşayan ve çalışan ldengurg ve karısı Jing Liu, Modern Sanatlar M üzesi tara-

Tarih : 22 Haziran, Milliyet Ege

Tarih : 24 Haziran, New York Times ÇEviREN: DiLEK ÖZTÜRK

fından düzenlenen Genç M i mar yarış­ ması nı kazand ılar. " Di rek Dansı" adını taşıyan yerleştirmeleri, 27 Haziran'da açılacak. Bu 3 mimarı n , evlerinden binlerce kilometre uzağa gidip, Amerika'ya yer­ leşmeleri d ışındaki bir ortak noktaları da, ofislerinin şifreli, esrarengiz isim­ lere sahip olması. M imarl ı k böylesine bir depresyondayken, star m imarlar bile eski çalışanlarına iş veremezken, genç m imarlar, pazar için iyi haber. Tadao Ando'nun yanında çalışmış olan Yantrasast, bu kon uda, " Kimse ona bir şey vermedi ve beni m de aynı dersi öğrenmemi istedi , " diyor. Genç mimar ve akıl hocasının dansı riskli . Bu dansa iki tarafın ya da tek tarafın ineinmesi dahil olabilir. ldenburg, 2007 'de Sanaa'yı terk etme kararı aldı­ ğında, bir mimarlık dergisi olan A+U 'da, Japonya dışındaki ofisierin formları ile ilgili stratejilerini yazd ı . Bunun üzerine Sanaa'nın ortakları Sejima ve Nishizawa, bu yazı hakkında bir bildiri yayınladılar. ldenburg, "Onlar için çok işe yarayan bir elemandı m . Japon hiye­ rarşik sisteminin dışındayd ı m . Bu, daha önce deneyim ledikleri bir şey değildi," diyor. Yantrasat da Japonya'da çıraklığını yapm ı ş bir mimar. M imarl ı k alanında doktorasını yapmak üzere Tayland 'dan


Tokyo'ya taşındı. Tadao Ando' nun dersini dinledikten sonra, O ' n u , 1 996 yılında, Modern Sanatlar M üzesi Yarışması projesinde çal ışmak için Osaka'ya kadar izled i . Ando, yarışmayı kazandığında, Yantrasast 'tan yanı nda kalmasını istedi . Böylece, genç m imar, çocuk sahibi olmayan Ando ve eşi Yumiko için sanki bir oğul gibi oldu .Yantrasast, 2003 yı­ lında Los Angeles'a taşınmak için firma­ yı terk etti. Kusursuz ingilizce konuşu­ yor ve kendine Venice Beach civarında havuzlu bir ev i nşa ettiriyordu . G rand Rapids Sanat M üzesi, yeni b i ­ naları için b i r mimar aradıklarında, yeni birini istediler ve Ando'yu değil, O'nun çırağını tercih ettiler. G rand Rapids binası, Ando'nun en yi işini anımsatan, hayret verici bir m imari yapıya sahip. Yantrasast, bu binayı her ne kadar Ando'nun işleri ne göre daha "açı k" bulsa da, Japon hassasiyeti, gerginlik, kontrol ve disiplinle alakalı. Taylandlılar, daha açık şeyleri sever­ ler," diyor. Bu açı klığı, bilinçsiz olarak m i marl ığına kattığını söylüyor.

Ku lepaT Ya n T rasasT Şimdi Yantrasast, göstermiş olduğu başarılarda, Japonya'da kaldığı uzun yılların katkısı olduğundan bahsedi ­ yor. Sanki, Amerika'da hala Ando'nun gözü ve kulağı ... Ayrıca, Amerika'daki herhangi bir işinde Ando'ya yardımcı

olmaktan mutluluk duyacağı n ı belirtiyor. " G uggenheim olmadan Frank Lloyd Wright bugun bildiğimiz Frank Lloyd olmayacaktı . " Dochantschi d e şanslı mimarlar­ dandı. Almanya'da çalıştı ktan sonra Japonya'ya birkaç gezi yapt ı . Hem Arata l sozaki'yle, hem de Fumihiko Maki'yle çal ıştı. Fakat 1 995'te Zaha H adid'le çalışmak için ayrı ldı. O 'n u , "çok çaba gerektiren a m a ç o k güven verici," şeklinde tanı m lad ı . Bundan son­ ra, Dochantsch i ' n i n söylediğine göre, Haidid'in çalışan ları gittikçe azaldı ve çok az bir kısmı bina yapı m sürecinde çalıştı. 1 997 'de, H adid, Rosenthal G ü ncel Sanat M erkezi için yapı lan ko­ misyonu kazandığında, kendisini bu ül­ kede kanıtlama şansın ı da bulmuş oldu. Dochantschi , proje m imarı olarak bilni­ yordu. Zamanı n ı n çoğ unu New York'da geçird i . Birdenbire, bir Amerikal ı 'yla evlendi. M üze inşaatı tamalandığı nda da, Manhattan'a yerleşmeye karar verdi. Dairesinde küçük ölçekli projeler yapar­ ken birden bire kendini, binlerce hak­ tarl ı k alanları kapsayan master plan ları yaparken buldu. 2008'de, Dochantschi'nin efi­ sindeki bir stajyer, Raising Malawi Akademisi ' n i n yöneticisiyle tanıştı ve Dochantsch i ' n i n bu binayı yaptığ ı n ı söyledi . Madonna' nın hayvan severliğini kontrol altına alan Philippe van den Bossche tarafından işe alınmıştı ve zamanının çoğunu bu projeye harca-

yacağına söz vermişti. 40 hektarl ı k bir alana tasarladığı kampüs, çatısında bir nevi origami taşıyordu. Ateş tuğlası kullanmayı reddetti. Bir tasarı mcıdan çok, Malawi 'nin kültürü ve ekonomisi il ilgli şeyler okudu. Fakat aynı zamanda da faturalarını ödemesi , para kazanması gerekiyordu. Bu yüzden, Almanya' nın Aachen kentindeki komisyon tam zamanında imdadına yetişti. Aachen Üniversitesi için 50 milyon Dolar'lık bir laboratuvar ve sınıf binası tasarladı . B u bina, Hadid'in işlerine benzemiyor. Dochantschi, Hadid ' i n tarzına özenmi­ yor. Sadece uzman l ı ğ ı n ı ve sabrını ör­ nek alıyor. Dochantschi bu konu hakkın­ da, " Biz sanat dünyasında değiliz. Tek gecelik başarı abidesi olmamızı bek­ leyemezsiniz," diyor. l denburg da akıl hocalarından öğrendiklerini işine nasıl yansıttığından bahsediyor. Doğup bü­ yüdüğü H ollanda'da, Rem Koolhaas'ın etkisi altında bilinen metod: " Önce binayı şekillendi rirsi n , sonra şekli inşa edersin," diye geçiyordu. Japonya'da şekil lendirmek, daha ustaca bir şeyin başlangıcı olarak geçiyor. ldenburg'a göre, Hollanda'daki mimarl ı k dünyası kendi kendini kutlar durumda. Okulu olan Delft'teki hocası Sejima'nın öğ­ rettiklerinden sonra, Tokyo'ya onun ve Nishizawa' nın yanında çalışmaya gitti . Hollanda'daki bir devlet programından faydalandığı için de, maaşının çoğ u, bu program tarafı ndan karşılandı. Sanaa, Toledo Sanat M üzesi ' n i n cam pavyonunu tasariama işini aldığında, ldenburg, vaktinin çoğunu Amerika'da geçirmeye başladı. Sanaa' nın New York'taki ilk işi olan New M useum ile birlikte de, l denburg ve karısı Liu, bu­ raya yerleşme kararı aldı. M O M A pro­ jesine ek olarak l denburg ve Liu Güney Kore'de bir galeri tasarlıyorlardı . ldenburg, " M imarlık sabır işi . . . i l k on sene boyunca sadece hayatta kalmayı u m malısınız," diye ekliyor. Dochantschi ise, genç m imarları n düşük maaşları nedeniyle, sermaye için para biriktirmeleri n i n çok zor oldu­ ğu ndan bahsediyor. " Yeteri kadar tec­ rübeniz oluncaya kadar bekleyin, fakat çok fazla beklerseniz, geçindirmeniz gereken bir aileniz olur," diyor ve ekli­ yor: " Yani, zıplamak için sadece doğru zamanı bulmanız gerekiyo r ! "


Haılran 2010

DOCOMOMO , IM Pe i ' n i n S u n d r ome ' n u Ko r u ma k i ç i n Sava ş ıyo r Tarih: 24 Haziran, Building Design YAZAN: ELIZABETH HOPKlRK ÇEviREN: EMiNE MERDiM YILMAZ

DOCO M O M O , I M Pei 'nin 1 970 yılında i nşa edilmiş Sundrome (New York J F K Havaalanı Terminal 6 } binasının yıkılma­ sını önlemek için Liman Otoritesi ' n i ikna etmeye çalışıyor. Yıllardı r devam eden lobi çalışma­ larına rağmen bina, Eero Saarinen' n Terminal 5 ' i kadar itibar görmedi. Esas olarak ulusal havayollarına hizmet eden bina şu an boş. DOCO M O M O , şeffaf açık strük­ türü ile devrim yaptığını, 1 970 yılında tamamlandığında havaalanı m imarisine yeni bir yorum getirdiğini beli rtiyor. Geniş açıklıklı terminal binası daha sonra Pei 'nin Washington U l usal Sanat Galerisi Doğu B inası ve Louvre Pirarnidi gibi çalışmalarına da ilham verd i . Liman Otoritesi, kargo v e uçaklar için daha fazla yere ihtiyacı olduğunu söylüyor. Konuyla ilgili, kurumun yetkilisi Anthony R Coscia, " Yapılacak yıkı mlar bize J FK ' i modern hala getirme, bölge­ nin ekonomik büyümesine ayak uydur­ ma şansı verecek, " diyor.

Lo n d ra I s -t a n b u l Değ i ş im P r o g ramı B i r K i "t a p Do ğ u r d u .

Ta rih: 25 Haziran

Londra'da faaliyet gösteren The Architecture Foundation tarafından her sene başka bir şehi rle birlikte yü­ rütülen değişim programının son ayağı 3 Tem muz'da istan bul 'dan Londra'ya gidecek mi marların bu çalışmanın ürünü olan kitabın tanıtım toplantısına katılımı ile sona eriyor. Programa katılımcı olarak seçilen m imarları n istanbul 'da m imarlı k pratiği üzerine yap­ tıkları tartışmaların toplandığı " istanbul

para-doksa" isimli kitabın tan ıtımı aynı zamanda Londra M i marl ı k Festival i 'nin son etkinli klerinden biri olacak. Arkitera M i marlık Merkezi ve Garanti Galeri 'nin yerel destekçisi olduğu Londra-istanbul m imarl ık değişim programı kapsamında Londra'dan David Kohn , Studio Weave ve 00:/, istanbul 'dan Aslı Kıyak ingin, Boğaçhan Dü ndaralp (ddrlp) ve N ilüfer Kozikoğlu (Tuşpa NK) seçilmiş ve geç­ tiğimiz Kası m ayında Londra kökenli mimarlık ofislerinin istanbul'a gelmesiy­ le programın ilk somut adımı atılmışt ı . iki y ı l d ı r devam eden bu değişim prog­ ramının sonunda bir kitap yayınlan ması baştan planlanmamıştı, böyle bir ürün fikri süreç içinde gelişti. Architecture Foundation öncekilerden farklı olarak bu seferki değişim programında seçilen mimarları bir yarışmaya davet etti. Kon u , kurumun yeni taşındı kları binalarının teras katının Londra M i marlık Festivali süresince kullanılabilecek şekilde dü­ zenlenmesi idi. Değişim programının ruhuna daha uygun olacağı düşünce­ siyle istanbul 'daki m imarların önerisiyle yarışma fikri ortak bir atölye çalışma­ sına dönüştü rüldü. Bir aşamaya kadar Londra ve istanbul kökenli m imarların birlikte yürüttüğü çalışmada ortaya çı­ kan alternatifler, yatırımcı firman ın ter­ cihleri ve ingiltere'deki katı yapılaşma yönetmelikleri nedeniyle rafa kaldırıldı. Sadece temel güvenlik önlemlerinin alındığı ve temel gereksi n imierin kar­ şılandığı basit bir düzenlemenin David Kohn tarafından projelendirilmesine karar verildi. Uygulama için ayrılan büt­ çenin bu karar ile rahatlaması üzerine Architecture Foundation , David Koh n haricindeki diğer b e ş m imara M i marlık Festivali kapsamında düzenlenen te­ rasta birer etkinlik yapmaları önerisinde bulundu. Bunun üzerine istanbul 'dan katılan ekipler kendi payiarına düşen bütçeyi birleştirerek bu deneyimi bir yayınla kalıcı bir ürüne dönüştürmeyi tercih etti. Garanti Galeri'nin yanı sıra süreci başından beri yakı ndan takip eden British Counci l ' ı n verdiği ek destekle bu yayının hayata geçirilmesi için yeterl i kaynak yaratılmış oldu. Değişim prog­ ramına istanbul 'dan katı lan m imarları n yakın çevrelerinden davet edilen akade­ misyen ve mimarlarla Garanti Galeri 'nin

ev sah ipliğ inde gerçekleştirilen toplantı­ larında istanbul 'da m i marlı k pratiğ i , mi­ marları n pozisyonu ve metropolde mi­ mari üretim gibi konu lar konuşu ldu. Bu konuşmalar yayına hazır metinlere, me­ tinler de Orhan Kolukısa' n ı n tasarı m ıyla " istanbul para-doksa/Kent ve M i marlık Üzerine Konuşmalar" isimli bir kitaba dönüştü. Editörlüğünü Pel i n Derviş'in üstlendiği kitapta ayrıca konuşmaları bağlamsal bir zemine oturtan küçük bir istanbul sözlüğü ile mimarları n ikişer projesi yer alıyor. Osmanlı Bankası M üzesi ve Robinson Crusoe'dan te­ min edilebilecek kitabın dili Türkçe ve i ngilizce.

Dem i r Ç ı k a rma k için 20 bin Ki ş il i k Şeh ri Ta ş ı y a c a k l a r Ta rih: 25 Haziran, Zaman

isveç' i n demir rezerviyle ünlü kenti Kiruna, göçe hazırlan ıyor. Yaklaşık 800 milyon ton demir üzerine kuru lduğu tespit edi­ len şehirde ü lkenin resmi maden firması, belediyeyle el sıkıştı. 20 bin nüfuslu Kiruna, 57 m ilyar 678 bin TL karşı­ lığında 4 kilometre uzağa taşınacak. Dünyanın önde gelen demir-çelik üreti­ cilerinden isveç'te firmalar, yeraltındaki demiri çı karmak için ne gerekiyorsa yapıyor. Ü lkenin resmi madencilik fir-


Haziran 201 O

malarından biri olan LKAB, geçtiğimiz günlerde eşi benzeri görülmemiş bir karara imza atarak isveçlilerin maden çıkarma konusunda ne kadar iştiyaklı olduğunu gösterdi . Demir rezervleri yüzünden yaklaşık 20 bin kişinin yaşadığı Kiruna isimli kenti tamamıyla boşaltmak isteyen firma, bu yüzden kent sakinlerine 57 m ilyar 678 bin TL (300 milyar isveç Kronu) teklif etti. Geçtiğimiz hafta­ larda LKAB ' ı n teklifi ni değerlendiren Kiruna Belediyesi yetkilileri, uzun süren tartışmalar sonrasında öneriye 'evet' diyerek kentin taşınmasını kabul etti. Madencilik firması temsilcileri ve bele­ diye yetkilileri, önceki gün şehir meyda­ nında bir tören düzenleyerek anlaşma i mzalad ı . Anlaşmayla birlikte kentin b i r bütün olarak yaklaşık 4 kilometre kuzeydoğu­ daki Tuolluvaara bölgesine taş ı n masına karar verildi. Önümüzdeki yıldan itiba­ ren başlanacak taşınma işlemlerinin 30 ile 50 yıl içerisinde tamamlanması plan­ lanıyor. Kiruna' nın taşınması için 57 mil­ yar 678 bin TL'yi gözden çıkaran LKAB firması , her şeye rağmen büyük bir kar elde edecek. Yap ılan araştırmalar, ken­ tin altındaki demir rezervinin yaklaşık 800 m ilyon ton olduğunu gösteriyor. ilk olarak 1 900 yılında demir çı karılan Kiruna, mevcut rezervleriyle dünyanın en büyük demir madenierinden biri ola­ rak biliniyor.

Mega M ü z e ' n i n Ye r i n i Şa ngay ' da Ko n u ş t- u l a r

ARK TERA

tr:ı�ın: J:\[ljYltıi"Jt.f:ıl]

1 45

YAZAN: SELiN BiÇER

Projenin m imarı Gökhan Avcıoğlu'nun önderliğindeki toplantıya Tabanl ıoğlu M i marl ı k ' tan M u rat Cengiz, Sali h Yılgörür, M artı D M i marlık'tan Dürrin Süer, Metin Kılıç, Deniz G üner, Şanal Mimarl ı k'tan Alexis Şanal , Ç ı rakoğlu M imarl ı k ' tan Alişan Çırakoğl u , Zehra Uçar, TAGO M i marlık'tan Müge Eker Eryarar, Erkut Eryarar, HomeArt ' tan Yasemi n Savc ı , Çanakkale Seramik&Kalebodur'dan Ayşen Uz, Pelin Özgen ve Arkitera M i marlık M erkezi ' nden Ömer Kanıpak katıldı. Kuum H otel Spa mimarı Gökhan Avcıoğlu tarafından RAF dergisinin 27. sayısında verilen proje eki üzerinden anlatıldı. Toplantıya katı lanların en çok tartıştığı konular arası nda 1 960'1ar son­ rası Badrum için yapılmış imar planları ve sektörel yaklaşım lar baş sırayı aldı . Daha sonra t ü m ekip projeyi gezdi. Badrum'un tarihinden ve burada yaşamanın avantaj larından bahseden Avcıoğlu, 1 960'1arda sürgün yeri olarak kullanıldığı için zamanında gereken ilgiyi görernediğini belirtti. Bu yüzden yazlık mekaniara ve balı kçı köylerine dö­ nüşmüş. Badrum ' u n buraya gelen lerde alışkanlık yaptığını beli rten mimar, kış mevsiminin kısa sürmesi ve bölgenin ucuz olması nedeniyle rahatça üniversi­ te, teknapark gibi işlevler için kullanıla­ bileceğ ini anlattı. Turizm sektörünün herhangi bir şekil­ de sekteye uğraması tehlikesine karşı m imar ve işveren ortak bir kararla proje­ nin sadece otel işlevinde olmaması ge­ rektiğine karar vermiş ve böylece konut işlevi olan yapı lar da eklenmiş. Proje konut, butik otel ve otel işlevlerinin bir tür karışımından oluşuyor. M imar bu alana tek bir bina yapmaktansa, küçük ölçekli yapılar tasariaman ın daha keyifli ve eğlenceli olduğunu beli rtti . Yaklaşık 350 metre uzunluğundaki bir sahile yerleşen projede tüm odalar deniz manzarasına yönelmiş durumda. Tasarı mda den ize bakan cepheler mümkün olduğunca geniş tutulunca aynı zamanda g i riş ve banyoların bulun­ duğu koridor cephesi daha kısa olmuş ve duvarlar açılı olmak zorunda kalmış.

Kalebodu r sponsorluğunda gerçekleşen ARKiV Buluşmaları 'nın sekizincisi 26 Haziran 201 0 tarihinde Badru m'da yer alan Ku um Hotel Spa'da yapıldı.

Ayrıca mahremiyeti çok önemsedikleri için yan cepheler de genelde sağ ır bı­ rakılmış. Arazide araç kullanım ına sınır getirilmiş. Otel içinde yürüyerek, bisik-

Tarih: 24 Haziran, Milliyet

Kültür Bakanı Günay'la, Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu, EXPO Şangay'daki izmi r standında bu luştu, kente yapılacak Ege Medeniyetler M üzesi 'nin yerini tespit etti. Büyükşeh i r Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Şangay EXPO'da, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Gü nay' la, Ege Medeniyetler M üzesi ' n i görüştü. Büyükşeh i r Belediyes i ' n i n , Şangay EXPO 'da açtığı stand ı ziyaret eden Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, hem Büyük Kanal Projesi 'nin hem de izmir'in tanıtımına yönelik bu çalışmanın kent ve ülke yararına önemli kazan ı mlar sağlayacağ ı n ı söyledi. Stant zeminindeki dev izmir haritası üzerinde Büyük Kanal Projesi 'yle ilgili, iZSU Stant Direktörü Meral Çoban'dan bilgi alan Bakan G ünay, daha sonra, izmir'e kurulacak Ege Medeniyetler M üzesi konusunda Başkan Aziz Kocaoğlu 'yla görüşme yaptı. M üze ye­ rinin harita üzerinde tespitiyle başlayan 'mini zirve'ye, Kültür ve Turizm Bakan lığı Müsteşar Yardımcısı Şenay Başer'le Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da katıldı.

" El Ele Çalışacağız " izmir'e kazandırı lacak yeni müze konusunda kararl ılıklarını dile getiren Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, " Kentimize yapacağımız müze konusunda Sayın Bakan' l a aynı heyecanı duyuyoruz. El ele vererek en kısa süre içinde bu projeyi gerçekleştir­ mek arzusundayız," diye konuştu.

ARKIV B u l u ş ma l a r ı - S · K u u m H ot- e l S p a Tarih: 28 Haziran


146

A R K T E RA

t::ıEb:J�ın: &�t::Jı13D

Hazıran 2010

!etle ya da özel araçlarla dolaşılı rken, denizden de ulaşım sağlanıyor. Otel ve konut işlevinin yanı sıra projede Spa da bulunuyor. Yabancı kaynaklı olan ve dilimize yerleşen bu terimin sudan gelen anlamı nda olduğunu beli rten Avcıoğl u , hamarnı Türkler'den öğrenen toplumların günümüzde benzer bir olguyu evirip çevirip geri sattıkları konu­ sunda dert yandı . Konuşma sırasında imar yönetmeliğinin g üncel olmadığına değinildi. Yönetmeliklerin hala eski balı kçı köylerinde bulunan evlere göre kurallar (pencere boşlu k ebatlar ı , çatı­ lar, cephe renkleri, vb.) içerdiği belirtildi . Avcıoğ l u ' na gelen sorulardan biri özel­ l ikle de son tecrübeleri sırasında neden organik m imariyi denediği hakkındayd ı . B u n u n üzerine mimar, " bağlam" i l e çalışmayı sevdiğini v e " bağlam" ile " kavram" arasındaki ayrımı sık sık araştırdığını anlattı. Özellikle Amerika'da geçirdiği seneler boyunca bu konuyu düşünmek ve tartışmak için uzun zaman harcad ı ğ ı n ı belirtti. Mimara gelen sorulardan bir diğeri ise yapıların tasarım prensipleri sonu­ cunda neden yığma olmadığı hakkın ­ dayd ı . M i mar m ühendislerin vizyon unun bu durumu baştan görebi lmek için ye­ terince gelişmemiş olduğunu , yaptı kları hesaplar sonucunda i ş işten geçtikten sonra bu kararın doğruluğunu anladık­ larını söyledi.

A r k i t" e r a M ima r l ı k �e r k e z i ÇEDBIK , IMSAD ' a U y e Old u Tarih: 28 Haziran

Arkitera M imarl ı k Merkezi, 9 Ekim 201 0 'da 10. yaşını kutlamaya hazı rlanır­ ken dernek üyelikleri i le sektörel i lişkile­ rini sağlamlaştırıyor. Arkitera M imarl ık M erkezi 'nin üye olduğu derneklerden bir tanesi i nşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (i MSAD). Türkiye'de inşaat sanayisinin ve ilgili sektörlerinin gelişmesi ve bü­ yümesini sağlamak, sektörde kuralların oluşturulması ve uygulanmasına yönelik çalışmalarda bulunmak ve toplum bilin­ cini geliştirmek konusunda çal ışmaları olan i MSAD 1 984 yılında kuruldu. Üye olunan bir diğer dernek ise Çevre Dostu Yeşi l B inalar Derneği (Ç EDBiK). 2007 yıl ında yapı sektörü­ nün sürdürülebilir ilkeler ışığında geliş­ mesine katkı sağlamak amacıyla kuru­ lan Ç E D B i K Dünya Yeşil B inalar Konseyi (WGBC) ağ ında yer alıyor •


..... --. r -:,,- .-... .; • ·

· -=-

ıı - - � ':Ti .. - _=:Eo

.J

•..

'

> -ı

: �

' ı- - -�

-�

·rı:- ���

ı • t· . ........ . . .-" - ,. �

c

'•

�.

ll

.

·- = :ı_u;-

1 ...... � -" ., .,

t!J

A R K IV S PO NSO R U

- · .

--- ;. ::==ı . a

,•

··.>.

.ı.

l

Kalebodur

Ql.

_..J_

,.

www. a r k i v . c o m . t r

·-1. . .


Kolaydo s kop E t- k i l i B i n

genheim, Dallas Wyly Tiyatrosu MA ile ortak yürütülen projelerd i . ilk olarak aktard ığı Seattle H al k Kütüphanesi 'ydi. Zaman içinde h a l k kü­ tüphanelerinin misyonları n ı değiştirme­ ye başladığını bundan yola çı ktıklarını ,

Tarih: 1 Temmuz YAZAN: EMiNE M ERDi M 2 0 1 O senesinin ilk

ikinci örnek ise Las Vegas'taki H erm itage Guggenheim M üzesi oldu. Bu bi nada yaşanan en büyük zorluk­ lardan bir tanesi h ırsızlık sorunu olmuş. G üvenlik konusuna büyük önem veril­ miş. M üzenin di kkat çeken noktaların -

sini m imar­ - Ramus'un ağin Vakko'nun davetiisi r araya geldik. O kişinin bulunduğu ilk olarak sözü Cem Hakka ir Topbaş ' ı n Kartai-Pendik ve

ders almış olacak ki " B u b inayı yabancı bir m imara tasarlattığ ı m için kusura bakmayın, bir dahaki sefere Türk bir mimar ile çalışacağ ı m . Bu binada za­ man ı m ız oldukça kısıtlıydı düşünmek için çok fazla zaman ı m ız yoktu ," diyerek g � sözü m imara verd i .

J o s h u a Prince - Ra m u s ve Ofis i REX Ramus, Vakko Moda M erkezi 'ne geçmeden diğer çalışmalarından ve ofisinden kısaca söz etti. OMA'nın eski ortaklarından olan Ramus 2006 yılından ayrılarak kendi kanatları ile uçmaya karar vermişti. Söz ettiği projelerden, Seattle Halk Kütüphanesi, Las Vegas Hermitage

c en. !!! Gi lll 41 ..

·c;; .. ı:

:ı o o .c

o:::ı

� ·e .ı::. .. 0::

sonuçta elde edilen ürünün kütüpha­ neye çok fazla benzemediğ ini söyledi . Binanın formunun eskiz yaparak de­ ğ i l , yaptıkları analizler sonrası ortaya çıkan diyagramlardan ve süreç içinde oluştuğunu belirtti. Bi nayla ilgili m imarın kendi fikrini empoze ediyor şeklinde eleştirilmesine de kat ılmadığını çalışanların isteklerine cevap veren bir bina olduğunu söyledi.

., o

CC<

ô

i" "' :ı DI "' "' :ı

dan b i r tanesi sergi panoları. H ızla pas­ lanan çeliğin tercih edildiği panolar fon olarak güzel bir ren k ortaya çı karmış. 2009 y ı l ı n ı n Ekim ayında açılan Dallas'taki Wyly Tiyatrosu, şehrin yeni AT&T Performans Sanatları Merkezi'nin bir parçası . Binan ı n en önemli özellik­ lerinden biri dışarıdan içi nin görünmesi ve tasarlanan mekani k sistem ile 1 5 daki kada oturum düzeni n i n değişmesi. Louisville M useum Plaza ise ara­ larında belki de en şanssız olanı. Kar getirmesi beklenen bir projeyken, yaşa­ nan krizler sebebiyle inşaatı neredeyse durma noktasına gelmiş. 2 senelik duraksaman ın ardı ndan bulunan fon ile i nşaatına yeniden başlanmış. Üst üste yığılmış kutu şeklindeki bina farklı fonk­ siyonları barı ndırıyor. Son örnek ise New York Madison Avenue'deki Calvin Klein mağazası için noel vitrini tasarımıyd ı . işverenin talebi üzerine Calvin Klein kadınını yansıtan Barbie bebeği için modern bir bebek evi tasarlanmış.

Va k ko Moda Me r ke z i Farklı ölçekteki 5 örneğin ardından sıra Vakko M oda Merkezi'ne geldi. Proje, mimarın ABD sınırları dışı ndaki


Mevcut kabuk ve içerisinde düşünü­ len çelik iskeletin uygulanması 6 hafta sürmüş. Bu süreç işveren için de zorlu geçmiş. Strüktür konusunda her şeyin rayına oturmasının ardından 2 hafta sonra çeli k siparişleri verilmiş ve inşaat başlamış. Strüktürü dışı nda mimarın streç film etkisini yaratmak üzere cam cephe tasarlanmış. Yangına, depreme ve suya dayanıklı olarak tasarlanan cam özel olarak bu bina için üretilmiş. Bu konuda mimar, "Amerika'da yüksek teknolojiyi kolaylıkla kul lanabiliyoruz fakat zanaat

uygulanmış belki de ilk projes i . Farklı bir coğ rafyada olması nın dışı nda bina­ nın yapılış süreci farklı zorlukların ya­ şanmasına neden olmuş. Bunlardan en başta geleni zaman darlığı. Merter'deki binaların ı boşaltmaları nın ardından

yeni bir bina arayışına giren Vakko, fabrika için yeri bulmuş ama yaratıcı ekip için farklı bir arayışa girmişler. Sonunda Nakkaştepe'deki yeri bul­ muşlar fakat arsada bulunan kaba inşaat halindeki yapı m imar ve işve­ ren için ikinci bir zorluğu beraberinde getirmiş. Tasarım , yönetim ve medya kadrosunu bir arada bulunmayı ge­ rektirmesi bir başka zorluk olmuş. M imar, tanışmaları ndan kısa bir süre sonra arsayı yerinde ziyaret etmek için bir pazartesi günü istanbul'a gelmiş. Mevcut programa göre yetişmesi için çarşamba günü inşaata başlanması gerekiyormuş. Süreci h ızlandırmak ad ı ­ na daha önce iptal edilen aşağı yukarı aynı büyüklükteki Pasadena Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü Annenberg Center projelerinin programını Vakko Moda Merkezi'ne uygulamışlar.

"'11 o

ccı

ô

(') �

3 !!!. m

3

c. � :ı

konusunda eksikliklerimiz var. Siz bu konuda çok şansiısı n ız. Hem teknoloji­ niz hem de çok iyi zanaatkarlarınız var," dedi. Dış cephesi kadar binan ı n iç mekan­ ları da oldukça dikkat çekici. Malzeme işçiliği ile dikkat çeken binanın iç rne­ kanlarında kaleydoskop etkisi yaratmak için farklı açılardaki aynalar kullan ı l m ı ş . Aynalar farklı görüntüler oluşmasına sebep olurken alışık olmayanlar için baş dönmesine neden oluyor.

Mimar-İşve ren İli ş k i s i M imarın üzerinde önemle durduğu bir başka konu da işveren ile olan i lişkiyd i . Mimar, ilk defa b i r işveren i l e çok fazla uyum içinde çalıştıklarını beli rtti . Sonuçta da hem mimarı hem de işvereni tatmin eden bir sonuç ortaya çıkmış.

Son olarak günümüzün popüler tema­ sı olan sürdürülebilirliğe bina üzerinden atıfta bulunan Ramus, burada olduğu gibi yarım kalmış binaların değerlendiri­ lebileceği n i söyledi. Soru-cevap bölümü ol madan mimarın sunumu sona erd i .

Binada Baş ka Nele r Va r? B inada, 200 kişinin çalışabiieceği ofisler d ışında sunumun yapıldığı bir oditoryum ; mimarlık, tasarım ve moda eserlerini barındıran Vitali Hakka Kütüphanesi; özel tasarım eşarp, giysi,

Şen Şapka'nın şapkaları ve eski rek­ lamların sergilendiği müze; kafeterya ve Power G roup yer alıyor. Radyo ve televizyonu bünyesinde barı ndıran Power G rup'un ofisleri faz­ lasıyla şeffaf ve geçirgen binada ola­ mayacağı için binayla bağ lantılı olacak şekilde zeminin altında yer alıyor. Kabloların zeminde tasarım unsuru olarak kullanıldığı bölümde yayın odala­ rı, ofisler ve toplantı odası bulunuyor. Yapım ve taşınma süreci nin bir başka zorlu aşaması da Vakko' nun Merter'deki binasında bulu nan Bedri Rahm i Eyüboğlu, i lhan Koman, Jale Yılmabaşar ve Nevzat Yüzbaşıoğ l u ' na ait olan her biri büyük öneme sahi p eserlerin buraya getirilmesi olmuş. Eserler, binanın g i riş, müze katı, kütüp­ hane gibi yerlerine sergileniyor.


Temmuz 201 0

Yü z e r S a h n e ' d e " Ge ç i c i Ke n t- l e r � roj e s i " Od ü l l e r i S a h i p le r i n i Buldu Tarih: 1 Temmuz

YAZAN: DERYA YAZMAN

201 0 Avrupa kültür başkentleri istanbul, Pecs ve Ruhr'un ortak projesi olarak hayata geçen "Geçici Kentler - 201 O Avrupa Kültür Başkentleri Arası nda Diyalog" (The Temporary City - A Dialogue between the European Capital s of Culture 201 O) projesinin ödül töreni 30 Haziran 201 O tarihinde Haliç Tersanesi' nde gerçekleşti. " G eçici Kentler/Temporary Cities" projesi kapsamında düzenlenen u l us­ lararası atölye çal ışmaları ile üç kentin öğrencilerini bir araya geldi. Almanya'dan Dortmund Teknik Üniversitesi, RWTH Aachen Üniversitesi ve Siegen Üniversitesi; Macaristan 'dan Pecs Üniversitesi, Türkiye'den ise istanbul Bilgi Üniversitesi ve Yı ldız Teknik Üniversitesi olmak üzere toplam 6 üni­ versite ve çeşitli enstitülerin katılım ıyla gerçekleşen proje, atölyeler, proje yarışmaları, sempozyumlar, vb. etkin­ likleri içeren 3 yıllık bir proje olarak kurgulandı. Ödül töreninde ilk olarak istanbul Bilgi Ün iversitesi ' nden M u rat Güvenç, sağlık soru n u nedeniyle törene katı la­ mayan i h san Bilgin'in yerine açı l ı ş ko­ nuşmasını yaptı. Projeyi aktarmak üzere proje yürütücülerinden, Yı ldız Teknik Üniversitesi ' nden Doç . D r. Zeynep Enlil söz aldı . Enlil, yurtdışı - Türk işbirliği ile oluşan bu projenin, istanbul açısın­ dan öneminden söz etti. Haliç'in kültür havzasına dönüşümüne katkı sağlayan bu projenin, tersanelerde gerçekleşe­ bilecek kültür etkinliklerini gösteren iyi bir örnek olduğunu söyledi. Projenin başlangıç aşamasında birinci seçilecek olan projenin uygulanması hedefi ile gerçekleşen sü reçte, tam anlamıyla seçilen proje kararlarını gerçekleşti­ remediklerini vurg ulayan Enlil, projeye katkı sağlayanlara teşekkürlerini suna­ rak kon uşması nı tamamladı .

:;· !:!.

"tl

o (D" ':S. ,..

lll N lll :ı lll :ı <D ,..

-o·

o: Q. ı::

C:

:ı ı::

� ;o. <D :ı

Daha sonra istanbul 201 O AKB Ajansı Genel Sekreter Yard ı mcısı Mehmet Gürkan , proje hakkındaki olumlu düşüncelerini katılımcılar ile pay­ laşarak, sanayi alan ının kültürel mekana dönüşümünü sağlayan iyi bir proje oldu­ ğunu ifade etti. Haliç Tersanesi'nin içinde oluşturulan ve kente geçici, yeni bir kamusal alan kazandıran biri ncilik ödülü alan proje kapsamı nda tersane havuzlarından biri­ ne "yüzer bir sahne" yerleştirildi. Bu sahnede, mansiyon ödülleri ile birincilik ödülünü kazanan proje grupla­ rına ödülleri verildi. Birincilik Ödülü'nü " Fioating Surfaces" projeleri ile M üge Yorgancı (Yıldız Teknik Ün iversitesi), Ceyda Cihangir ( i stanbul Bilgi Ü niversitesi), Duygu Kirişoğlu (Yıldız Teknik Ü niversitesi), Fazıl Efe i lgen (istanbul Bilgi Üniversitesi) alırken , Mansiyon Ödülü'nü "dockspark0 1 0" projeleri ile Alper Çakıroğlu (Yıldız Teknik Üniversitesi) Emre Kovankaya (Yıldız Teknik Ü niversitesi), Serkan Sınmaz (Yıldız Teknik Ü niversitesi) aldı . Diğer bir ödül olan " Yeşil" Mansiyon Ödü l ü ' n ü de " re.cycl ing re.carnation re. lation. ship" projesi ile Sarah Pallischeck (TU Siegen) aldı. Tersane için tasarlanan projeler için oluşturulan sergi alanında, proje kapsa­ mında üretilen işler izleyicilerin ilgisine sunuldu. Haliç Tersanesi' nde gerçekleşen ödül töreni, DAAU (Anarşist Akşam Eğlencesi) müzik grubunun verdiği kon­ serin ard ından sona erd i .

Ş a n g a y 2 010 Expo Ingiliz Pa v y o n u RIBA L u b e t- k i n Od ü l ü ' n ü Ka z a n d ı ..

Tarih: 2 Temmuz, RIBA ÇEviREN: BAHAR BAYHAN

Şangay World Expo 201 0 kapsamında Heatherwick Studio tarafı ndan tasarlanan ingiliz Pavyonu R I BA (Royal lnstitue of British Architects) Lubetkin Ödü l ü ' ne layık görüldü. "Seed Cathedral " olarak adlandı rı lan, ahşap bir çerçeve içine oturtulmuş 7,5 metre uzunluğundaki ince akrilik alüminyum çubuklarla buruşuk bir kağıt görüntü­ sünü andıran ingiliz Pavyon u merkezde inşa edildi. Uzun çubu klar, karahindiba ve denizkestanesine benzetilerek farklı bir etki yaratıldı. UK Trade & l nvestment (UKTI) ta­ rafından desteklenen ödül töreni 29 Haziran 'da " Royal institute of British Architects"in Londra'daki merkez ofisin­ de yapıldı. R I BA u luslararası ödülü ve R I BA Avrupa Birliği Ödülü de bu tören­ de sahiplerine verildi. ingiliz Pavyonu projesi diğer iki aday proje olan O ' Donnell and Tuomey tarafından gerçekleştirilen Dublin'de Timberyard sosyal konut projesi ve David Chipperfield Architects tarafın­ dan gerçekleştirilen Alaska Rasmuson M erkezi ' nde Anehorage M üzesi 'yle sıkı bir rekabetten sonra kazanan oldu . Yapı hakkında R I BA Lubetkin Ödülü jürisi ve R I BA başkanı Ruth Reed


Te m m u z 2010

şunları söyledi: " R I BA Lubetkin Ödülü uluslararası mimarlığın gösterilmesi açısından önemli bir ödül. Birçok m i mar bu sayede kendi ülkelerinde yaptıkları projeleri ni uluslararası düzeyde göste­ rebiliyor. Bu yıl en yaratıcı mimarı seç­ mek her zamankinden zor oldu. D iğer projeler arasında seçilerek Lubetkin Ödülü'nü kazanan ve ingiltere için de önemli bir simge olacak bu projeyi gerçekleştiren Heatherwick Studio'yu kutlamak gerek." Ödülün adı dünyaca ünlü m imar Berthold Lubetkin'den ( 1 9 0 1 - 1 990) geliyor. Ödülü kazanana ise sanatçı Peter Weigl tarafından tasarlanan ve Lubetkin'in Londra Hayvanat Bahçesi ' ndeki Penguen Havuzu tasa­ rımına dayanan eşsiz bir dökme beton plak sunuluyor.

J e a n No u v e l Ta r a f ı n d a n Ta s a r l a n a n S e r p e n -t i n e Ga l e r i Pa v y o n u Aç ı l ı y o r Ta rih: 9 Temmuz, Bustler ÇEviREN: BAHAR BAYHAN

Bu sene (Serpentine'in 40. yıldönümü), Serpentine Galeri Pavyonu Fransız mi­ mar Jean Nouvel tarafından tasarlandı . B u , aynı zamanda şimdiye kadar tasarlanmış 1 O. pavyon ve mimarın ingiltere'de gerçekleştirdiği ilk bina olacak.

:ı c o ,.

> .. D.

Serpentine Galeri için pavyon tasarı­ m ı , m imari deneyimleri ve süregelen ge­ leneği yansıtan ul uslararası bir platform haline geldi. Açılış davetinden itibaren 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlanan bina dünya çapında benzersiz bir mo­ del ortaya koyuyor. 201 0 Pavyonu için yapılan tasar ı m , hafif malzemeleri v e metalle çarpıcı biçimde desteklenmiş yapısı ile bir zıtlık ortaya koyuyor. Bütün bina, park alanının yeşiliyle bir kontrast oluşturan canlı bir kırmızı renk ile kaplı. Bu renkte, Londra'n ı n simgesi haline gelmiş gele­ neksel telefon kulubeleri, posta kutuları ve otobüslerden ilham alınmış. Bina, cesur geometrik formlardan, büyük geri çekilebilir tentelerden ve çim ierin üstünden 12 metre yükselen eğimli duvarlardan oluşuyor. Serpentine Galeri Parkı'na, Maraton'a ve değişken yaz havasına uyum sağlayacak kon­ ferans salonu ile dikkat çeken camlar, polikarbon ve çatı yapıları binanın d ı ş v e iç alanları nda ç o k yönlü bir sistem yaratıyor. Nouvel 'in Serpentine Galeri Pavyonu, bir kamusal alan, bir buluşma yeri niteli­ ğ inde işlev görüyor. Galeri ' n i n , kamusal toplantıları ve etkinlikleri ile beğenilen programı her yaz 250.000 ziyaretçi çekiyor. Pavyon tasarımı, geleneksel Fransız açık masa tenisi masalarıyla betimlenen eğlence anlayışına vurgu yapıyor. Ekim ayına kadar kalacak olan Pavyon'un açı lışı 10 Temmuz'da Serpentine Galeri'nin bahçesinde

ARK TERA

t:::ı�ın: ,\\[LjyJtıt<Jtf30

1 51

yapılacak. Jean Nouvel 12 Temmuz Pazartesi günü saat 1 7:00 'da yapılacak bir toplantıda Pavyon tasarı m ı n ı anla­ tacak. Serpentine Galeri 'nin yöneticisi J ulia Peyton Jones ve yönetici yardımcısı Hans U lrich Obrist şunları söyledi : " Nouvel ' i n dünyaca beğenilen çalışması­ nı Londra'ya getirmek bizim için büyük bir onur." Serpentine Galeri Pavyonu'na hiçbir bütçe sağlanmad ı . Fiyatının yalnızca %40'ı kadarı spansorlar tarafından karşılandı . Serpentine Galeri birçok şirketin ortaklığıyla ortaya çıktı. 1 O. yıl­ dönümü vesilesiyle Pavyon programı bu yıl ingiltere Sanatlar Konseyi tarafından destekleniyor.

S -t e v e n H o l l M ima r l ı k Ta r a f ı n d a n Ta s a r l a n a n K n u "t H a m s u n Me r k e z i 2 01. 0 K u z e y No r v e ç M ima r l ı k Od ü l ü ' n ü Ka z a n d ı Ta rih: 9 Temmuz

DERLEYEN: BAHAR BAYHAN

Steven Hall M imarlık, Norveç, Hamoroy'da gerçekleştirdikleri Knut Hamsun M erkezi tasarımı ile 201 O Kuzey Norveç M i marlık Ödül ü ' ne layık görüldü. Bu ödül her yıl Kuzey Norveç'in tarihi, kültürel, ekonomik ve fiziksel özelliklerini gösteren projelere veriliyor. 4 Ağustos 2009'da, Knut Hamsun'un 1 50 . yıldönümünde ka-

·;:;

� Qj :E c :ı

E


Temmuz 201 0

pılarını açan Knut Hamsun Merkezi, Norveç' i n en tanınmış yazarına ve 1 920 Nobel Ödül ü ' ne adand ı . J ü r i , açı l ı v e cüretkar buldukları ve peyzaj düzenlemesi ile öne çıkan binayı övdü. Bina, Hamsun'un büyüdüğü çiftliğin yanı nda, Homoray ' u n Presteid köyünden Kutup Dairesi'nin yukarısına kadar olan 2 . 700 m 2 alan üzerinde bulunuyor. B inada sergi alanları, kütüp­ hane ve okuma odası, bir kafe ve bir konferans salonu yer alıyor. Hamsun'un insan zihnindeki karışık­ lıklar konulu araştırmalarından etkilenen yapı bir örnek olarak ve aydınlatmayı ve alandaki canlılığı güçlendirecek, m imari alanında Hamsun'un karak­ terini yansıtacak şekilde tasarlandı. Hamsun'un yazılarından esinlen ilerek tasarlanan binada izleme balkonunda ve döşemelerde yazarın satır araların­ dan seçilmiş cümleler ifade edi lmeye çalışılmış. Hamsun Merkezi'nin tasarım konsepti olan " Bedene benzer bir bina: Görünmez güçlerin savaş alan ı " yapının içinde de dışında da farkediliyor. Ahşap görünümlü bina, yüzey boyunca dele­ rek geçen gizli bir darbeyle noktaland ı . Binanın omurgası delikli pirinçlerden inşa edildi ve merkezi bir asansör etkisi yarattı. Katranl ı siyah ahşap dış cephe, Noreç ' i n ortaçağ ahşap kiliselerini andı ­ rıyor v e teras bahçesindeki uzun bambu oluklar Norveç' i n geleneksel çim bah­ çelerine atıfta bulunuyor.

M ima r l ı k Ya y ı n l a r ı Ha k k ı n da B i lme d i k l e r i n i z · MARK Tarih: 1 2 Temmuz DERLEYEN: DiLEK ÖZTÜRK

Yayı n lar, gü ndelik hayatım ııda birçok konu hakkı nda bilgi sahibi olmamızı sağla­ dığı gibi m i marlık alanında da gü ncel konulara ve yaklaşımiara ulaşmamızı sağlıyor. Online ya da basılı yayınlar ile Dünya'daki m imarlık konuların ı öğrene­ biliyor, belki de tasanma yönelik yeni trendleri yakalayabiliyoruz. Arkitera M i marlık M erkezi olarak, dünyaca ünlü mimarlık yayınları (dergi ya da online yayın) hakkında bir araştır-

ma başlattık. Bu yayınların bize aktarı­ lan ların dışı nda görün meyen kısımları­ nın işleyişleri, organizasyon ları hakkı n­ da bilgi edinmek, yani işin mutfağına dikkat çekmek istedik. Yurtdışından birçok yayınla gerçekleştirdiğimiz kısa söyleşilerden ilki genel yayın yö­ netmenliğini Robert Thiemann ' ı n , şef editörlüğünü Arthur Wortmann'ın ve editörlüğünü David Keuning ' i n yaptığı Mark Dergisi ile.

Ne zaman, nasıl ve kim tarafından kuruld u n uz? Bize biraz tarihçen iz­ den bahseder misin iz? Mark, ayrıca Frame'i de yayıniayan yayın grubumuzun ikinci dergisi. Frame, 1 997 'den beri yayınianıyor ve iç mi­ marlıkla ilgili. 2004 yılında, ikinci bir dergi çı karmayı düşünüyorduk. Bize, mimarlıkla ilgili bir dergi hazırlamak çok mantıklı geld i . Sonuçta iç mimarl ıkla da ilgisi var. . . Ç ı karacağ ımız bu ikinci derginin Frame ile hafif örtüşmesi bizim için avantajlar sağlayableceğini anladık. Okuyucular ve reklam vermek isteyen­ ler, böylece her iki dergiyle de ilgilene­ bileceklerd i . Bu da aslında oldu. Birçok okuyucu hem Mark, hem de Frame'e üye oldu.

Ekibinizin profili nası l ? Farklı mes­ lek dallarından çalışanlarınız va r mı? Kaç çeşit departma na ayrıl ıyor­ sunuz? Mark, sadece iki editör ve Amsterdam'daki ofisimizdeki stajyer­ den oluşuyor. Hepsi m imar. Derginin beyin leri ve en iyi sonucu alabil mek için dünyan ı n dört bir yan ından yetenekli yazarlar ve fotoğrafçı lada çalışıyorlar. Ayrıca dışarıdan bir grafik tasarımcı­ sıyla da çalışıyoruz. Bunun dışındaki her şey, dağıtımdan, satışa her bölü m ofisimizin içinde.

Kon ularınızı neye göre, nasıl belirli­ yorsunuz? Beslendiğiniz kayna klar? Mark'ta yayınlanan m imarların çoğ u, bizimle serbest çalışan yazar ve fotoğ­ rafçılar tarafından önerilen m imarlar. Bu yazar ve fotoğ rafçılar çok seyehat ediyorlar, kendi yerel marketlerini iyi bi­ l iyorlar ve bize, nerede en ilginç insanı ve projeyi bulabileceğimizi hemen söy­ lüyorlar. Son zamanlarda, mimarlar bize

u laşıp projelerini gönderiyorlar. Tabii ki biz de neler olup bittiğini takip etmek için bir çok bloğu takip ediyoruz.

Teknolojiden nasıl faydalan ıyorsu­ nuz? (Tweeter, facebook, bloglar ) ...

Facebook'ta olsak bile, daha bu tür bir ağdan çok faydalanmıyoruz. Tabii ki böyle bir dergiyi internet ve mailler olmadan çı karamazdı k , fakat bu tür tek­ noloji bunu çok kapsamıyor.

S ize gelen tepkiler genelde nasıl ol uyor? Olumsuz tepkilere karşı na­ sıl bir tavı r a l ıyorsun uz? Dergi için genelikle olumlu geri dönüş­ ler aldığımız için çok şanslıyız. i nsanlar yaptığımız şeyin kalitesini seviyor. H erşeyden önce, dergiye çıkardığımız proje ve insanların seçimi ve ayrıca derginin yapılış biçimi beğeniliyor. G rafik tasarım, görüntü işleme, kağıt seçimi ve baskıya çok enerji harcıyoruz. Hatıriayabiidiğim tek kötü geri dönüş, grafik tasarımcıların değiştirilmesiyle ilgiliydi ... Bunu iki defa yaptık, fakat okuyucularımız bundan hoşlan mamaya devam etti. Dergiyi uzun yıllar boyunca aynı şekilde görmek istiyorlar.

Yayınımza kullanıcılar, okuyucular da katkı yapıyor mu? i nteraktif bir orta m var mı? Sanırım, bazı okuyucularımız kendi işle­ rini bize yolluyorlar. Eğer ilginç bir ça­ lışmaysa, dergide yayınlıyoruz. i nternet sitemizde gerçek anlamda bir i nteraktif­ lik söz konusu değ i l .

D i ğ e r o n l i n e v e bası l ı yayı nla rdan nasıl beslen iyorsunuz? Kendi alan ı mııda çok blog ve dergi okuyoruz. Fakat, bir yandan da, başka­ ların ı n neler yaptığı hakkında çok şey bilmek, kendi yaratıcılığ ı n ızı felç ediyor.

Mimari yayında, gazetec i l i k ve mi­ marlık a rasında ka l ıyor musunuz? Hangisi daha ağır basıyor? Bu soruyu anladığımdan emin değilim. M i marl ı k adına bir gazeteci gibi yayın yapıyoruz. Yani , yayınlanması için ne istersek onu seçiyoruz ve istediğimiz bi­ çimde yayınlıyoruz. Yayınladığımız çalış­ ma hakkında eleştirel olmaya çalışıyoruz ya da en azından konularımızia kendimiz


arasına biraz mesafe koyuyoruz.

Görsel tasarım, web-tasa rımı sizin için ne kadar öneml i? Bunun hem basılı dergi hem de web sitesi için, güncel bir görüntü ve his vermesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Dünya'da neler olup bitti­ ğini tasarımımıza taşımak ve en azından donanımlı görünmek istiyoruz. Bunun da ötesinde, mimarları n, estetiğe değer veren hassas insanlar olduğunu düşü­ nüyoruz. Bu yüzden de yayınlarımızın gözü tatmin etmesini istiyoruz.

M i m a rl ı kla ilgili etkinlikler yapıyor musunuz? Kuru m u n uzda, mimariiğı nereye kadar açıyorsunuz? Daha m imarlıkla ilg i l i bir etkinlik ta­ sarlamad ı k . Mark, herşeyden önce iyi bir dergi çıkarmak amacıyla, küçük bir takı m tarafından kuruldu. Belki de daha büyüdüğümüzde m imarlıkla i lgili bir et­ kinlik yapmamız ilginç olacak . .

I s t- a n b u l o � h i l i p p e S t- a r c k Im z a l ı Ra z i d a n s Ge l iy o r ı

Tarih: 1 4 Temmuz, Milliyet

YAZAN: TEBERNÜŞ KiREÇCi

Philippe Starck ve John H itchox tara­ fından geliştirilen "yoo i nspired by Starck" Projesi'ni Arjantin, Meksika ve Singapur'un ardından istanbul'a geti­ ren Say Yapı Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Yiğit , Philippe Starck imzalı bir proje kazandırman ın mutlulu­ ğu içinde olduklarını söyledi . Say Yapı Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Yiğit, yoo'nun istanbul'a kuruluşundan 10 yıl sonra gelebildiğini söyledi . Ulus'ta 22 bin metrekare arsa üzerinde geliştirilen 250 milyon dolar­ l ı k projede özel temalı iç mekanların Türkiye'de kabul görmesinden çekinme­ diğinin altı nı çizen Sabri Yiğit , " i stanbul dünyanın en kendine has kentlerinden birisi. Türkiye'de ayrıca emlak piyasası hızla gelişiyor.

Ka z a n a n İ st-a n b u l Ola c a k Sektöre farklı b i r soluk getirecek " branded home" kavramı n ı Philippe

Starck ile getiriyoruz. Bu projenin hem yabancı ve hem de Türkler'den ilgi gö­ receğini biliyoruz. Türkiye'deki sanat ve cemiyet hayatının önemli yüzleri buraya ilgi gösterecek , " dedi. Proje tamamlandığında istanbul'un kazancının büyük olacağının altını çizen Yiğit, Ulus'taki rezidansın yatay kon­ septte gerçekleştiri leceğini belirtti. Yoo istanbul projesinin yaşam alanlarına farklı bir soluk getireceğine i nancının tam olduğunu söyleyen Yiğit, " Ph i l ippe Starck imzalı 1 00 daire Türk emlak sek­ törüne farklılık katacak. Çünkü istanbul son yıl larda emlak konusunda önemli bir gelişim gösterdi. Birçok gerçekleştirilen konut ve ofis projeleri farklı laşmanı n ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkard ı . Sektördeki b i r diğer trend de sür­ dürülebilir projelerin sayısının artması" diye konuştu. i nsanların artık çok yorulduğunu ve evlerine gittiklerinde nefes almak iste­ diklerini belirten Yiğit , "Aslında basit bir gerçek var. Herkes yoğun bir stres altında çalışıyor ve gerçek bir yuva ara-

yışında. Bize dayatılan lüks anlayışının dışında gerçek yuvalar arıyoruz," diye­ rek sözlerin i bitirdi.

La n s m a n ı Eylül' d e Yoo istanbul, Say Yapı Teknoloji tara­ fından 250 m ilyon dolarlı k bir harcama ile Ulus'ta 22 bin metrekarelik bir alan üzerine gerçekleştiriliyor. Projede stüd­ yo dairelerden 4 yatak odalı dairelere çeşitli büyüklükte alternatifiere yer veri­ liyor. Lansman ın Eylül ayında yapı l ması beklenen yoo istanbul'da metrekare fi­ yatları 1 0- 1 2 bin Dolar arasında olacak.

Dü nya Ma r- ka s ı Geçtiğimiz 1 O y ı l içerisinde yoo dün­ yanın her yerinde uluslararası partnerle­ riyle işbirliği yaparak, Asya, Avustralya, Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika ile O rtadoğu'da çok çeşitli, dikkate değer binalar ve büyük konut projeleri gerçek­ leştird i . Yoo, halen 27 ülkedeki 42 projede yer almakta ve 7 milyar dolar değerin­ deki 1 O binden fazla dairenin yapımı na katkıda bulunuyor.


Temmuz 201 0

Ko r u ma Ku ru lla rında M ima r l ı k Tarih: 1 5 Temmuz, Cumhuriyet YAZAN: OKTAY EKiNCi

Kısaca " Koruma Kurulu" dediğimiz " Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları "ndan "serzeniş"ler artıyor. . . Bunu söylerken " koruman ın zorunlu olarak engellediği imar çı karları"ndan ötürü bu kurullada zaten barışık olma­ yan rant düşkünlerini kastetmiyoru m . Üzerinde durduğumuz, korumadan giderek "ödün" verildiği; tarihsel ve doğal m i rasın yaşatıl masında "yetersiz" ve hatta "yanlış" proje ve planların da onaylanabildiği yönündeki duyarlı ser­ zenişler . . . M imarlar Odası Antalya Şubesi 'nin yayımladığı " Batı Akdeniz M imarl ı k " dergisi , s o n zamanlarda herkesin konuştuğu ama açık ortamlarda pek tartışılmayan bu gerçeği dosya konusu yaptı. Mesleki ilgisi nedeniyle " Koruma Kurullarında M imarlı k ve Etik" başlığı ile açtığı tartışma için dosya yazariarına özetle şu soruları yöneltti: •

Kurullarda görev yapan m imarların mesleki etik ve sorumluluklar açısı ndan taşıdıkları yükümlülükler nelerdir? Kurul üyesi serbest mimarların , aynı kurulun yetki alanlarında mesleki faaliyetlerine devam etmeleri uygun mudur? Kurulda mimari projeler görüşülürken proje müellifi mimarın da toplantıya katılması nasıl kurumsallaşabilir? Gözlemci olarak katılan Mimarlar Odası temsilcisinin de " korumada uzman ve birikimli olma"sı uyarıları haklı mıdır? Kurullarda kimi projelerin "düzeltilerek" onaylanması " tasarımda değişiklikler"e de yol açtığında, " müelliflik" zedelenmiyor mu? Kurulların çalışma tarzı ve yapılanmaları nasıl olmalıdır?

işte, her biri Koruma Kurullarına yıllar­ ca emek vermiş uzman m imar yazarların, dergideki kapsamlı yanıtlarından bazı kısa vurgulamalar:

"Gü n dem"le r-de Açıklık Prof.Dr. Hakkı Ö nel (YT Ü ): Kurul

üyeli klerinde siyasal yakı nlı kların yerine üniversitelerin ve meslek odalarının güvence verecekleri uzmanlık birikim­ lerinin esas alınmasını önererek diyor ki: " Kurul gündem leri açık ortamlarda ve başvuru sırasına göre belirlenmeli; kimilerinin kayırıld ığı izlenimlerine ortam hazırlanmamalıdır."

uzman ve birikimli olması koşuluyla ku­ rul lara, oy kullanarak da katılabi leceği n i savunarak şunları belirtiyor: " Bi r kurul üyesi yandaş olamaz, her zaman taraf­ sızd ı r. Oyunu hep kültürel varlıkların veya çevrelerinin kurtarılması ve koru n­ ması için kullanmalıdır."

Üyel ikTe De neyim Prof.Dr. N u ran Zeren G ü lersoy (YT Ü ): Kurullardaki "teknik

"Oy b i r-l iği" Olmalı Prof. Ataman Demir (MSGS Ü ): Tarihi

çevrede her yen i yapının "çevresiyle uyum" una öncelik verilmesi gerektiğini beli rterek şun ları vurgul uyor: " Kurullarda kararlar oybirliğiyle ve gerek­ çeleri ayrıntılı belirtilerek alınmal ı ; m i ras üzerinde oy pazarlığı yapılmamal ıdır."

düzeltme" leri aşan " proje değişik­ likleri "ne mimarların susmalarını "onay" beklentilerine bağlayarak diyor ki: " Kurul üyesinin, 'eleştiren ama çizeme­ yen ' konumda olmaması için 'deneyimli' m imar olması gerekiyor."

H u k u kç u "Üye" Olamaz Prof.Dr. Cengiz Eruzun (MSGS Ü ):

"A"tana n"ın Sor-umluluğu Prof.Dr. Emre Madran (ODT Ü ):

Son dönemlerdeki üyeliklerde sadece "atayan"ın değ i l , "atanan"ın da uzmanlığı önemsemediği n i beli rterek diyor ki: "Seçilecek üyenin ' koruma konusunda uzman olması' yönetmelik h ükmüdür ve mirasının esenliği içindir. . . "

Duya r-lı ve Ta r-afsız Prof. Dr. Gül Asatekin(Bahçeşehir Ü ):

Kurullarda "prestij" için değil "so­ rumluluk" duygusuyla üye olunmasını anımsatarak şunları vurguluyor: " H em korunacak varlıkların saptanması; hem de korunma yöntemlerinin beli rlenerek projelerin değerlendirilmesinde görev almak, bilimsellik, duyarlılık, tarafsızl ı k gerektirmektedir."

PoliTi ka E k s ik liği Prof.Dr. Haluk Sezgin (Maltepe Ü ):

Her iktidar değişikl iğinde kurul üyeleri­ nin de değişmesin i , " Devletin sürekli bir koruma politikasının olmayış ı " na bağ­ layarak diyor ki: "Bu durum korumada da dönemsel farklılıklara neden oluyor. Bir restorasyonun hangi siyasal süreçte yapıldığını görebilmek kadar bilim dışı ne olabilir? M i marın görevi, hizmet etti­ ği kentin kimliğine sahip çıkmaktır. . . "

Temsilcili kTe de Uzmanlık Prof.Dr. Peyman i lgi Aşkun (MSGS Ü ): M imarlar Odası temsi lcisinin

Kurul üyesi m imarları n korumada "yük­ sek lisans" yapmalarını zorunlu görerek şunları vurgul uyor: " Ü lkemiz koşulla­ rında kurul başkanı mimar olmalıdır; hukukçu ise danışman olabilir, üyeliğ ine gerek yoktur."

Düzeıt·me Ye r-ine Uzlaşma Prof. Ha nde Suher ( i T Ü ): M i mari projeler üzerindeki kurul düzeltmelerinin " mimara saygısızl ı k " olduğunu belirterek şunu öneriyor: " Kurul görüşünü yazılı olarak belirlemeli, m imar karşı düşün­ cesinde diretebilmeli; sonucu uzlaşılan tasarım belirlemelidir."

Pa r-a Ye r-ine KülT ü rProf. Dr. Mete Tapan (iT Ü ):

M i marlıktaki tasarı mın kültür varlıkla­ rının restorasyonunda daha da önem kazandığı n ı anımsatarak diyor ki: " Hem eskiyi korumak, hem de yeniyi yaşat­ mak mimarinin özüdür. Taşkışla' nın otel yapılmak istenmesine karşı { 1 980' 1er) ' Paranı n ömrü kısa, kültürün ise uzundur' demiştim ; bugün de geçerli . . . "

"İlkeli" Saygınlık M i m a r N u rhan Ercan (Emekli Kurul Müdürü): Kurullarda uzman (raportör)

m imar olmanın, binlerce dosyayla iç içe yaşamak ve hem mevzuatı hem de uygulamaları yakı ndan izlemek anlamına geldiğini anımsatarak şunları söylüyor: " Kültür mirası m ızın korunabilmesi için insan ilişkilerini iyi yönetmek, yapılan


işe doğru sahip çıkmak, insana, hak ve düşüncelerine saygı göstermek bir raportörün görevidir. i lkel i duruş saygı uyandırır. . .

İhale Sist-emi Ya n lış

Prof. Dr. Abdüsselam U luçarn (Batman Ü ): Kurullar doğru projeler

onayiasa da uygulama denetlenemediği için yanlış restorasyon ların çoğald ığına dikkat çekerek diyor ki: " i halede en az parayı verene bu iş yüklenildiği zaman, ' mutlaka para kazanacak' ilkesi de göz önünde bulundurulu nca, olan eski eser­ Ierimize oluyor. . . "

Rem Koo l h a a s ' a Al "t ı n A s l a n Od ü l ü . .

Tarih: 1 6 Temmuz

DERLEYEN: EMiNE MERDiM YILMAZ

Venedik M imarlık Bienali kapsamında verilen Altın Aslan Yaşam Boyu Başarı Ödülü bu sene Rem Koolhaas'a veril­ di. Karar, bu seneki bienalin küratörü Kazuyo Sejima' nın önermesi üzerine jüri başkanı Paolo Baratta tarafından alındı.

ll

E u r9pe 40 U nde r 4 0 Od ü l l e r i n i n Sah iple ri Go n c a Pa ş o l a r v e Ke rem P i k e r Ol d u ll

Tarih: 1 6 Temmuz YAZAN: SELiN BiÇER

" Europe 40 Under 40" Ödü lleri "The European Centre for Architecture Art Design and Urban Studies" ile "The C hicago Athenaeum: M useum of Architecture and Design" kurumları ta­ rafı ndan, dünya mimarisinin geleceğine

ışık tutacak yeni jene­ rasyonu teşvik etmek amacıyla, her yıl Avrupa ülkelerdeki en başarıl ı genç mi marlara veriliyor. J ü ri üyeleri, yarışmaya katılan m imarların farklı kategorilerdeki proje­ lerini, çağdaş mimariye gösterdikleri yenilikçi yaklaşım lar, son inşaat teknolojilerin kullan ı m ı , farklı materyalierin araş­ tırılması, enerji tasarrufu

ve çevre duyarl ı l ı ğ ı , inşa edilecek böl­ geyle uyumluluk gibi kritere göre de­ ğerlendiriyor. Bu sene 1 7 farklı Avrupa ülkesinden 40 gelecek vaadeden genç m imara verilen " 2 0 1 0 Europe 40 Under 40" ödüllerini Türkiye'den almaya hak kazanan iki isim Gonca Paşolar ve Kerem Piker oldu. Bu konuyla ilgili EAA 1 5 Temmuz 201 0 Perşembe sabahı Ortaköy Radisson Bl ue'da bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında açı lış konuşması yapan Ömer Kanıpak konuyla ilgili şunları söyledi: "Bu ödül Avrupa Birliği üyesi ve adayı olan ülkelerde 40 yaş ı n altında yetenekli ve gelecekte isimlerini daha sık duyacağ ımız m imarlara veri­ liyor. Bu sene iki Türk m imara, Gonca Paşolar ve Kerem Piker'e, u luslararası jüri tarafı ndan verildi. Arkitera Mi marl ı k Merkezi olarak 2004 yılı ndan beri Türkiye ölçeğ inde 40 yaş altındaki m i ­ marlara " G e n ç M i mar Ödülü" veriyoruz. Benzer ödüller dünya çapında birçok ülkede de veriliyor ve 40 yaş eşiği bu meşakatli meslek için yeni bir başlangıç olarak kabul ediliyor," dedi ve Paşolar ile Piker'i tebrik etti. EAA ortaklarından üçünün 40 yaşının altı nda olduğ una dikkat çeken Kanı pak bu tutu mundan dolayı Emre Arolat'a da tebrikleri n i s u n d u . K ı s a konuşmasıyla ortakları n ı onurlandıran Emre Arolat i s e , bugüne dek birçok ödül aldığ ı n ı , ancak " Europe 40 Under 40" kazananları arasında ken ­ di i s m i geçmemiş olsa b i l e , ortaklarının bu ödülü almalarından d uyduğu gurur ve m utluluktan bahsetti. M imarlığın ve m imarların artık Türkiye'de konuşuluyor


Temmuz 2010

olmasını büyük bir fı rsat olarak değer­ lendird i . Sözü alan G onca Paşalar, Arolat M i marlık'la birlikte çalışmaya 2002'de başlad ığ ında, bu süreçte kendisine çok fazla sorumluluk verildiğini ve ilk ciddi işinde duyduğu sıkıntıları ve karın ağrılarını anlattı. 8 yıl içinde durumun tersine döndüğünü, artık şantiye ya da ofiste başkaları nın karınların ı ağrıtan bir hale geldiğinden bahsetti. 1 .000 m 2 ' 1ik projeler çizen 15 kişilik bir ofisten şu an 98 kişiye büyüyüp 750.000 m2'1ik projelerle uğraşan bir ofis haline geldik­ lerini belirtti. Daha sonra Kerem Piker, " Europe 40 Under 40" ile bilgilerden bahsetti. 25 yaşında genç bir mimar olarak katıldığı EAA ile gece gündüz çok çalışarak m i marlı k macerasına de­ vam ettiğinden bahsetti. ilk başta 15 ki­ şilik genç ve yaratıcı çekirdek kadronun az sürede çok proje ürettiğini anlattı. Bu ödüllü 98 kişilik ekiple birlikte ald ık­ larını söyledi ve ekibine teşekkür ett i . Sorulara geçi ldiğinde ilk soru hangi projelerle ödülün kazanıldığı hakkınday­ d ı . Gonca Paşalar ödülün içeriğini açık­ lad ı . M imarın kendi üzerine daha çok sorumluluk aldığı projeler olan Sabiha Gökçen Havalimanı, Siemens Park davetli yarışmaları ve izmir Narltdere Falkart projeleriyle ödüle layık görüldü­ ğünü söyledi. Kerem Piker ise ödül için göndermiş olduğu projelerin Maslak ' ta yüksek yapı, Kağıthane Ofisleri ve Badrum'da Büyük Kulüp binası oldu­ ğunu beli rtti . Gelen başka bir soru ise ödülün ne zamandan beri verildiği ve Türkiye'den kazanan başka bir mimarın olup olmad ığıyla ilgiliydi . 2008 'den beri verilen ödülü Türkiye'den yine aynı yıl Cem Yurtsever, Ayşin i pekçi ve Melkan Gürsel Tabanlıoğ l u ' n u n kazandığı an­ latıldı.

Öd ü l l e rle i l g i l i Dereceye giren 1 7 ülkeden 4 0 m i ­ marın projeleri ilk olarak Ekim ayında Madrid, ispanya'da yapılacak olan "The City and the World" sempozyumu sırasında serg ilenecek. Yı l boyunca Avrupa' nın farklı şehirlerinde dolaşa­ cak olan gezici serginin son durağı ise ABD 'deki dünyaca ünlü C hicago Athenaeum M imarl ık ve Tasarım M üzesi olacak.

M ima r l ı k Ya y ı n l a r ı Ha k k ı n da B i lme d i k l e r i n i z · Mo n o e l e

Teknoloj iden nasıl faydalan ıyorsu­ nuz? (Tweeter, facebook, blog l a r ) ...

Biz de herkesin takip ettiği blogları izliyoruz. Monoele' ı n pazarlama stra­ tejisi daha çok kesin hedefler üzerine. Twitter'dan asla milyonlarca takipçimiz olsun istemiyoruz.

Tarih: 1 9 Temmuz YAZAN: EMiNE MERDiM YILMAZ

Monoele'ı tam olarak bir mimarlık dergisi olarak adlandırmak doğru değ i l . Dergi bir hayat kültürünü aşılarken bunun içine mimarl ı k ve tasarı m ı da dahil ediyor. 2007 yıl ında, Wallpaper dergisinin kurucusu (daha sonra ayrılan) ve Financial Times köşe yazarı Tyler Brule tarafından kuruldu. Merkezi Londra'da, Tokyo, Zürih ve New York gibi kentlerde de büroları var. Daha önce Mark dergisinin editörüne sorduğu muz soruları Monoele' ın yetkili­ lerine de yönelttik. Soruları tasarım bölümü editörü H ugo MacDonald cevaplad ı . Diğer bö­ lümlerin editörleri ise şu şekilde: Affairs ve Business: Andrew Tuck Culture: Robert Bound Edits: Saul Taylor ve Alicia Kirby

Ne zaman, nasıl ve kim tarafı ndan kuru ldun uz? Bize biraz tarihçeniz· den bahseder misiniz? Monoele, 2007 Şubat ayında kuruldu. Monocle, dergi, i nternet ve perakende bölümleri ile bütünsel bir marka ve merkezi Londra'da. Monoele, dünya çapında eğitim düzeyi yüksek kadın ve erkeğe ulaşmayı hedefleyen hem basılı hem de dijital bir yayın. Küresel olaylar, iş dünyas ı , kültür ve tasarı ma odakla­ nıyor. M isyonumuz, dünyaya göz kulak olmak.

Kon uları nızı neye göre, nasıl belirli· yorsunuz? Beslend i ğ i n i z kaynaklar nedir? Dergi, "affairs" için "A", " business" için " B" , "culture" için " C " , "design" için "D" ve "edits" için " E " olmak üzere toplam 5 bölüme ayrıl ıyor. Edits daha hızlı tempolu, tüketici, yemek ve seyahat bölümü. Sonuç böl ümü Expo olarak adlandırıl ıyor. B unlar için kaynaklarımız Aarhus'tan Zhongshan'a kadar uzanan m uhabirieri miz ve destekçilerimiz.

Size gelen tepkiler genelde nasıl ol uyor? Olumsuz tepkilere karşı na­ sıl b i r tavır al ıyorsun uz? M onoele' ın izleyici kitlesi oldukça sesli ve ekibirnizle yakı n ilişki içinde. Derginin içeriğ i ile ilgili gün içinde yüzlerce email alıyoruz. izleyiciniz ile bağlantı kurmak ve bunun için ortam yaratmak, negatif/pozitif geri dönüş olması konusunda cesaretlendirrnek hayati önem taşıyor. Onlar ile irtibatta kalmak, onların fikirlerini almak bir yayın çıkarmaktan daha da öte.

Yayın ımza kullanıcılar, okuyucu lar da katkı yapıyor mu? i nteraktif bir ortam var mı? Herhangi bir şey ile ilgili herkesten, her yerden gelecek önerilere açığız. Bu dünya çapında olmayı başarmak, uzak yerelere ulaşmak ve g üncel kalmakla ilgili. Editoryal ekibirnizin hepsinin email adresleri dergide var. Bu yeterince inte­ raktif zaten daha görsel bir şey yapmak zorunda hissetmiyoruz. Bunun yerine bir arada olmayı, onları düzenli bir şekilde yaptığımız Monoele partilerine davet etmeyi tercih ediyoruz.

Mimari yayında, gazetecilik ve mi· marlık arasında kal ıyor musunuz? Hangisi daha ağır basıyor? Gazetecilik yaptığımız işin temeli. Büyük fikirler ortaya koyan, iyi söylen­ miş, güzel bir şekilde fotoğraflanmış, düzenlenmiş ve en kaliteli şeki lde basıl­ mış; geçici ol mayan, fı rlatıp atılmayan değerli ve koleksiyon yapı labilir yayın çıkarmak önem l i . M imarlı k M onoele'da " D " bölümünün bir parçası . Burada, sosyal ölçekte bir şeyler başarabilen projeler bulmayı amaçlıyoruz. O ay içinde açılmış en son mimarlık örnekleri bizim hedefi miz değil. Bunun yerine örneği n , kı rsal alanda yapılmış, iyi tasarlanmış, doğal mal-


zerneler kullanı l m ış, daha bir çevrede yaşamayı teşvik eden bir Norveç hasta­ nesine odaklanmayı tercih ediyoruz.

Görsel tasarım, web-tasa rımı sizin için ne kadar önemli? Kötü bir şekilde tasarlanmış bir yayın ya da internet sitesinde kimse vakit ge­ çirmek istemez. Tasarı m , içeriğin en iyi şekilde sunulmasıdır. Dolayısıyla, yayın açısından hem basılı hem de dijital or­ tam , mağazalarımız ve diğer ürünlerimiz için iyi tasarım çok önemli.

Mimarlıkla ilgili etk i n l i kler yapıyor musunuz? Kurumunuzda, mimariiğı nereye kadar açıyorsunuz? Şu an H ong Kong'taki ofisimizi ve ma­ ğazamızı yapılandırıyoruz. Eylül'de New York'ta bir mağaza açmak için çalışma yapıyoruz. Bunlar bizim m imarimiıle ilgili. M imarlıkla ilgili etkinliklere gelince kesin olmasa da " Setter Urban ism" konusu ile ilgili bir forum yapacağız. Önümüzdeki dönemde en önemli mi­ marl ık etkinliği Ağustos ayında başlaya­ cak olan Venedik M imarlık Bienali, ekip olarak orada olacağız.

Ge l e n e k s e l i l e Ça ğ d a ş Ay n ı Çat- ı Al t- ı n d a B u l u ş t- u Tarih : 21 Tem m uz, Sabah

YAZAN: FlRAT KARADENiZ

Bayburt ' u n 85 haneli Bayraktar köyüne kurulan, gelenekselle çağdaşı buluştu­ ran Saksı M üzesi dün açı ldı. Başta mü­ zeye karşı çıkan köylüler, artık gelecek umutlarını Baksı M üzes i ' ne bağlamış durumda. Ressam ve Okan Ü niversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan ı Prof. Dr. H üsamettin Koçan'ın doğduğu yer olan Bayburt'un Bayraktar köyüne inşa ettiğ i Baksı M üzesi, d ü n Kültür v e Turizm Bakanı Ertuğrul G ünay ' ı n katılımıyla kapılarını resmen açt ı . Açılışta Bakan Günay, " Bugün, ü ç yıllık görev süremin e n güzel günlerin­ den biri. Kültür ve sanata ulaşım i m kanı olanlara değil de, bu olanaklara aç olan­ lara ulaşmak baldığım en büyük hediye," diye konuştu .

Baksı M üzesi, Koçan ' ı n gençliğ inden beri hayalini kurduğu bir proje olarak 10 yılda tamamlandı. Koçan, " Sanat belli merkeziere sıkı­ şıp kalmıştı, bu müzeyle bunu yıkmak, sanatı merkezin dışına da çıkarmak iste­ dik" dedi. Saksı 'nın bir diğer amacının da yöresel seramik ve dokuma gele­ neklerini tekrar canlandı rmak olduğunu vurgulayan Koçan, bu sebeple müzede geleneksel zanaatları ile modern sanat eserlerinin yan yana sergilendiğini an­ lattı. Koçan'ın bir diğer motivasyonu da müzeyle Bayraktar köyüne iş sahaları kazandırmak. Bayburt ' ta kültür turiz­ minin Saksı M üzesi sayesinde yeni bir i ş sahası oluşturacağına inanan H ü samettin Koçan, bölgenin uzun yıl­ lard ı r dışarıya göç verdiğini ama müze sayesinde ' köye dönüşün' gerçekleşe­ bileceğini söyledi .

" Köy İ k iye Böl ü n d ü " Köy halkı d a H üsamettin Koçan'dan farklı düşünmüyor. Bayraktarlı lar, Saksı M üzesi sayesinde geleceğe artık daha u m utlu baktıklarını belirtiyor. Ama bu durum, sadece yeni iş sahaları açılacak ol masıyla ilgili değ i l . Geleceğe umutla bakmalarının en önemli nedeni, müze­ nin köyün kültür seviyesine katkı yapa­ cağına inanmaları. Hatta köyde kon uş­ tuğumuz çocukların çoğu , " büyüyünce H üsamettin Koçan" olma hayali kuruyor. Ama köylülerin Saksı M üzesi'ni kabul etmeleri çok da kolay olmamış. Koçan ' ı n akrabası olan Azimet Yı ldırım, 2003 ' te müzenin temeli atıldığında köyün i kiye böl ündüğünü hatırlıyor. Kim ileri müzenin ne işe yarayacağ ı n ı bil­ mediğinden, bu yatırımı 'delilik' olarak görmüş. Yavaş yavaş bu sesler kesilmiş, çünkü müzenin yapımına başlanmasıyla, hem siyasilerin i lgisi hem köye yapılan hizmetler artm ış. Yıldırı m , yıllardır ha­ yali n i kurdukları sulama göletinin müze sayesinde gerçeğe dönüştüğünü anlatı­ yor ve " Köylü karşı çı kmaktan vazgeçti. Artık herkes destek yarışında" diyor. 76 yaşındaki Sali h Yı ldırım ise " H üsamettin Koçan, Bayraktar köyünde bir toh u m ekti . Meyveleri uzun yıllar toplanacak" sözleriyle Bayraktar köyü halkına tercüman oluyor.

30 Bin Met-re ka re l i k Ala n Saksı M üzesi , sürekli sergileme bölümleri , dönemsel sergi mekanları , konferans salonu, kütüphane, konuk evleri ve atölyelerle 30 bin metrekarelik bir alana yayılıyor. M üzede halk resimleri koleksiyonu, yerel el sanatlarını yansıtan örnekler ve bir çağdaş sanat koleksiyonu bir arada yer alıyor. M üze, sanatla zenaatı buluş­ turuyor. Her yıl 20 sanatçı bölgeye davet edi­ lecek ve üretilen işler bir sonraki yılın sergisini oluşturacak. Sergilenmiş işler ise depo- müzede sürekli sergilenmeye alınacak. M üzenin kavramsal projesin i , Metin Koçan ve H üsamettin Koçan ta­ sarladı. Saksı M üzesi 'nin uygulama pro­ jesini ise mimar S inan Genim gerçek­ leştirdi •


Ta rt- ı ş ma l ı P Ye n i d e n Aç Tarih: 2 Ağustos Kaynak: HaberTürk

Yapıldığı günden diği Eskişehir

m i kroplu çıkması ki havuzun , havuz şartna­ ığı gerekçesiyle Sağlık üğü tarafından kapatılmıştı. iye yapay plaj yeniden düzenledi. Daha önce gerekli sağlık şartlarına uymadı ğ ı tespit edilen kumların su ile bağlantısını önleyici düzenlemeler yapılarak suyun dibi ile kenarların ı sert malzeme ile kaplandı. Çalışmaların ta­ mamlanmasının ard ından yapay plaj ve yüzme havuzu tekrar hal kın kullanım ına açıldı.

S n o h e "t"ta , New Yo r k ' u n Time s Me y d a n ı ' n ı Ye n i d e n Ta s a r l a y a c a k Tarih: 3 Ağustos, Bustler ÇEviREN: BARIŞ GÖGÜŞ

Norveçli m i marl ı k ofisi Snohetta, Amerika'da bir galibiyet cümbüşünde gibi görünüyor. Geçen haftalarda S F M O MA yarışması nı kazanmasının ardından, Brodway boyunca Times Meydan ı ' n ı da kapsayan bir yaya mey-

i(j

g.

lı e :�

serisi tasarlayacak. New York' ta meydanlardaki yapı ­ lanma i ç i n 201 2 yılı bekleni rken , b u arada Tem muz ayında sanatçı M olly Dillworth'un geniş ölçekli yüzey işle­ me yapıtı " Serin Su, Sıcak Ada (Cold Water, Hot lsland)" sergilendi. New York Şehri U laşım Departmanı ve New York Şeh rini Geliştirme Belediye Fonu, Shonetta' n ı n sorumlu olduğu, alanın kal ıcı yeniden yapı lanma projesi için ayrı tasarım süreçleriyle iler­ lerken, mevcutta Times Meydan ı ' nda bulunan sokak görünümünü yenileye­ cek ve hayat verecek geçici işlemler bulmak için bir tasarım yarışması başlattı. Plan lar, araç trafiğini Times Meydan ı ' ından tamamen kald ırmayı öngörüyor. Shonetta'nın liderlik ettiği ekip ayrıca WXY M i marlık ve Tasarım , Weidlinger Associates (mühendisler) , Matthew Nielsen (peyzaj), Billing Jackson Design (endüstri) ve Bexel'ı (görsel-işitsel) da kapsıyor. S honetta'nın New York ve Oslo'da ofisi var.

� A n g e l a B re a d y � RIBA ' n ı n Ye n i i Ba ş k a n ı Ol u y o r

� Tarih: 3 Ağustos, Building Design YAZAN: ANDREA KLETINER � ÇEviREN: BARIŞ GÖGÜŞ ı::ı

c: � Angela Bready Eylül başındaki seçim-

�- �..

o !::!

�� C C/l

� -=

��

lerde başkanlığı devralacak ve 1 Eylül 201 1 'de Ruth Reed'in yerine geçerek 2 yıllık başkanlık dönemine başlayacak. . I rianda doğumlu olan Bready, " B ready Mallalieu Architects" in yönetici-

si, London Metropolitan U niversity için konuk eleştirmen, ve ayrıca " Civic Trust Awards"ın başkan vekili. O, " R I BA başkanı olarak öncelikle­ rim , R I BA'nın m i rasını üyelere uygun şekilde, mümkün olabildiğince garanti altına almak ve tüm üyeleri, iyi tasarı­ mın yararlarını binalara, topluluklara ve çevreye aktarabilmek için avukatlar gibi davran maya teşvik etmek olacaktı r, " di­ yor ve ekliyor; " Tasarımda sürdürülebilirliğin önemi üzerinde durmaya devam edeceği m v e ek olarak meslekteki çeşitlilik için daha fazla baskı yapacağ ı m . Ben ayrıca karşılaştığımız çevresel ve ekonomik problemlerle toplu olarak mücadele edebilmemiz için, yapı endüstrisi ile olan ulusal ve uluslararası bağları geliş­ tirmeyi hedefliyorum." Bready, 74. R I BA başkanı ve bu po­ zisyona sahip olan ikinci kadı n olacak. .

I SO 5 0 0 L i s t- e s i ' n d e 2 4 IMSAD U y e s i .

. .

Tarih: 2 Ağustos

i S O - i stanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" arasında 24 adet i M SAD üyesi yer ald ı . iso 500 Listesi ' nde yer alan üyeler: • • • • • • • •

• • •

Tasçeli k Profil ve Sac Endüstrisi AŞ Borusan Mannesmann Boru San. ve Tic. AŞ Fırat Plastik Kauçuk San. ve Tic. AŞ Akçansa Çimento San. ve Tic. AŞ Assan Alüminyum San. ve Tic . AŞ Trakya Cam San. AŞ Türk Demir Döküm Fabrikaları AŞ Nuh Çimento San . AŞ Betek Boya ve Kimya San. AŞ Kaleserami k Çanakkale Kalebodur Seramik San. AŞ Eczacıbaşı Yapı Gereçleri San . ve Tic. AŞ Nuh Beton AŞ izocam Tic. ve San. AŞ Palisan Boya San. ve Tic. AŞ


• •

• • •

• •

• •

Kale Kilit ve Kal ı p San. AŞ Ege Profil Tic. ve San. AŞ Marshall Boya ve Vernik San. AŞ Baymak Makina San. ve Tic. AŞ Dow Türkiye Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti. Kalekim Kimyevi Maddeler San. ve Tic. AŞ (Konsolide Faaliyeti sonucu) Hakan Plastik Boru ve Profil San. Tic. AŞ BASF Yapı Kimyasalları San. AŞ Sekaert izmit Çelik Kord San. Tic. AŞ Onduline Avrasya i nşaat M alzemeleri San. ve Tic. AŞ

I n e e p -t i o n y a d a M ima r l a r Da h a F a z l a Uyu s aydı Nele r Ya p a b i l i r l e r d i Tarih: 4 Ağustos Kaynak: Australian Design Review ÇEviREN: DiLEK ÖZTÜRK

David Neustein, lnception'ı, mimar ve modern kentin idealleştirilmiş gerçekliği paralelinde inceliyor. Şimdiye kadar bütün şikayetleri duy­ dunuz. Ayrı mcılık durmalı. Moda tasarımcıları nın aksine, rock yıld ızları ve mimarlar filmlerde çok yanlış gösteriliyorlar. " M y Architect" filmiyle bu anlayış yok oldu sand ı k ama onda da makineleşmiş bir yapı vardı. Sketches of Frank Gehry eğlenceli bir filmdi, tabii çok çaresizle yapılan birkaç araba kavalamaca sahnesi dışında . . . Silah lar, patlamalar, koşturmalar içe­ risindeki Matrix üçlemesinde " M imar" diye adlandırı lan bir karakter vardı fakat tüm yaptığı gün boyu bir odada oturup televizyon izlemekti. Tan rıya şükür ki C hristopher N olan bize " l nception"ı getirdi. Şu anda gös­ terimde olan film, bize, m imarları n en iyi yaptığı şeyi gösteriyor. M imar rolünde izlediğimiz Ellen Page ile birlikte, Nolan hepimizin beklediği idealleşmiş bir ger­ çekl iği gözler önüne seriyor. Tüm mi marların aksine, Page'in karakteri, Ariadne, genç ve çekici bir kadın. Ariadne ayrıca yine diğer tüm

m imar kadı nların aksine başkaların ha­ yatların ı gözetleyip, onların hayalleriyle yaşamıyor. Onun yerine, okuldan sonra, çalışma hayatına g irmeden direk olarak, başkaları nın hayallerini tasarlamak için işe alınıyor! Maalesef ki gerçek mimarlı k dünyası ve filmlerdeki m i marl ı k neredeyse ayn ı . i k i s i de fantezi v e arzulama dünyası n ı anımsatıyor fakat çoğu da bir yandan dahiyane bir şekilde bizi soymak için hazırlanmış birer tuzak. ilham ve ger-

çeklik arası ndaki bu bağ , Calvino'nun Zobeide'sini akla getiriyor. Arzuların kadınını yakalamak için tasarlanan labirent, sadece çirkin bir yapı olarak karşımıza çıkıyor.1 Eğer bu manzaranın alaycı olduğunu düşünüyorsanız, Westfield Bondi J unction olarak da bilinen buzlu cam­ dan yapılma, ruh parçalayıcı şu labirent­ te bir gezinin. Frank Lowy' n i n hayaline hoşgeldiniz. M ichel Houellebecq son zamanlarda


Ağustos 201 o

şöyle bir şey yazd ı : " B u mekanların ruhu kötü, insanca değil, acımasız, ma­ kineleşmiş bir his yaratıyor. Derin lerde, herkeste . . . H erkes burayı yıkmayı arzu­ luyor. "2 l nception ' ı n çılgın yıkım ve patlama sahnelerine nasıl bu kadar heyecanlı bir şekilde tepki verdiğimize şaşmamalı . Bunun b i r nedeni de f i l m kahramanları­ nın rüya bölgeye ulaşmak için ne kadar çabalad ı ğ ı n ı görmek. Rüyanı n içindeki her rüya, uyanık dünyaya bir o kadar daha az bağ l ı . Rüya sürecinin en dibin­ de, zaman, kendiliğinden inanılmaz bir şekilde yavaş akıyor. Tuhafdı r ki, bu rüyaların mekanları idealden çok uzak. l nception'da, kahra­ man ı m ız Dom Cobb' un karısıyla birlikte, yıllarca süren rüyalar sayesinde inşa ettiği bir şehirle karşılaşıyoruz. Çift, boş sokaklarda el ele gezindiğinde, bir­ den bu mekan ın onların hayalierindeki şehir olduğuna inanmamız gerektiğini düşünüyoruz. Neden Le Corbusier ya da Robert Moses dışı nda kimsenin böylesi bir kenti hayal edebileceği hala pek açı k değil. Pek uygun bir balayı noktası olmad ığı da apaçık ortada . . . lzgara plan dokusu v e kuleleri ile, b u şehir, Corb'un " Radiant City"si y a da La Defense'nin steril mekanları ile tuhaf bir benzerlik içinde. Kentin çeperinde, pırıl pırıl binalar, yüksek gecekondulara yol veriyor. Çeper, kumdan bir kale gibi rüzgardan aşınıyor.Birçok metropol gibi, Dom ve Mal ' ı n vizyonları daha d u rgun (aynı zamanda daha az ilginç) bir şekil­ de gelişmeye devam ediyor. Kentin tam kalbinde çok tuhaf bir şey keşfediyoruz. Burada, sığ bir havuz içinde, Dom ve Mal'ın uyan ı k hayatlarında yaşadıkları tüm evler birbirinin ayn ı . Bunlardan so­ nuncusu, M al ' ın çocukluğunu geçirdiği, bir gökdelene komşu, küçük bir kulübe­ yi andı ran ev. Buradaki kulübe aslındaki tüm şehirdeki havayı yakalamak için orada. O rada, eski nostaljiyi hatırlatmak için duruyor, metropoliste samanlığın içindeki bir iğne3 gibi ... Farklılığı vurgu­ lamaya çalışan, herşeyin aslında o ka­ dar da doğru olmadığının sinyalini veren bir ev. Gördüğünüz gibi, ütopya, hafıza kaybına bağ l ı . ideal kent, başarısızlığa mahkum ediliyor. Konu olarak, kayıp kulübe ayrıca iki ya da daha fazla güncel heykel çalışma-

In Theatres March 19 Jim CARREY

This Spring, Clear Your Mind

Kote WINSLfT

Klrst.n DUNST

Mork RUFFALO

Ellfoh WOOD

Tom WJLKINSON

You can erase sameone from your mlnd. Cettlng them out of your heart is another atory.

sını akla getiriyor. Rachel Whiteread ' ı n 1 993'te yaptığı " House", Gordon Matta-Clark' ı n "Splitting" adlı çalışma­ ları gibi. Güncel bir yerleştirme olan House, birkaç yıkık dökük ev arasında betonarme yapısıyla mekanda negatiflik yaratıyor. Bununla eşit derecede performans sergileyen Splitting 'de ise, MattaClark tipik bir banliyö evine testere ve çekiçle giriyorlar. Evin ortasında vahşi bir performans sergileyerek, evcilliği ve güveni yok ediyorlar. Bu işlerdeki yeniden yapılanma, yıkma durumları, toplaman ın başka bir formu.4 Kent ise güçlü bir okyanus gibi. Matrix'de olduğu gibi l nception'da da, rüyaları mız değiştirilebilir çipler sayesinde seviye­ lendirilebiliyor. G üçlü iki paralel dünyanın çalıştığı bir başka film olan M ichel Gondry'nin Eternal Sunshine of the Spotless Mind'daki Joel, kendi isteği ile uyku­ sunda hafızası n ı sildiriyordu. Hafızası çaresizce çökerken, Joel , son anılarına eski sevgilisi ile birlikte tutunmaya çalı ­ şıyord u . Hafızası silindiğinde, aşıkların buluştuğu ev de etrafiarında çöküveri­ yordu . O n e Day in t h e Life o f Ivan Denisovich filminin kahramanı, hapis­ hanedeki hücresinde örülen duvarlada birlikte, aslında yenilgi kaçınılmaz oldu­ ğu nda edinilen dü rtüleri gösteriyordu . 5 Bu davranış b u g u n de gayet doğru.

Bugün de gereksiz satatü sembolleri, anlık heyecan veren aletler ve anlık şe­ hirlere karşı verdiğimiz tepki kaçını lmaz olarak bu oluyor. . .

Öze-t O halde lnception bize nasıl bir so­ nuç sunuyor? Ne yazık ki, bugünün film­ leri izleyiciyi havada ası lı kalan şeylere terk ediyor. Her zaman yapılan, h ikayeyi tam ortasından yakaladığımızı sandığı­ mız anda, sanki birinin fişi çekip o ana kadar algılad ıklarımızı altüst etmesi . . . B u mutlu son sadece karakterin bir yanılsaması mı? Artık izleyici h ikayeye mükemmel bir son verme görevini üstleniyor. Nolan bu tekniğin kaşifi gibi. Daha önce de Memento'da ayn ısını kullanmıştı. " H avada asılı kalan son" durumu, daha sonra Bryan Singer' ı n T h e Usual Suspects v e David Lynch' i n Mulhol land Drive fil mleri ile en s o n d u ­ rumuna erişti. Bu teknik her yeni filmde geliştikçe, sonuçları da bir o kadar kli­ nikleşiyor. Aslında bu da bir tür seçim taktiği gibi: Karışıklık yaratmak, kannat vermekten her zaman daha kolay. 1. ltalo Calvino, ·cities and Desire s•, in lnvisible Cities, Harcaurt Brace Jovanovich, 1 978 2. Michel Houellebecq, • Approaches to Distress•, The Paris Magazine. 4. Say•, Haziran 2010, s 52·62 3. Elliot Smith, " Needle in the Hay", The Royal Tenenbaums film müziklerinden, Hollywood Records, 2001 4. . . . şeylerin insanı var ettiğini ve onlara yanlış bir bilinç verdiğini söyleyebilirsiniz. Jean-Paul Sartre, Critique of Dialectical Reason 2, Verse, 2006 5 . Alexander Solzhenitsyn, One Day in the Life of Ivan Denisovich, Santam Books, 1 990


ğzye ğ i n U n i v e r s i t- e s i Çe kme k ö y ' d e Çe v re c i Kamp u s In şa Ediyo r

püs, kaynak ve işletme maliyetleri nin ekonomik kullanımıyla sürdürülebil irlik konusunda bir örnek teşkil edecek.

Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü çevre dostu binalara yönelik u luslararası arenada kabu l gören bir

Fakülte binaları, araştırma laboratuvarları, öğrenci yurtları, öğrenci merkezi, sosyal yaşam alanları ve spor alanlarıyla 1 00 bin metrekarelik alanda inşa edilen Özyeğin Üniversitesi Kam püsü Boğaz Geçişi için yapı lması planlanan yeni köp­ rünün de güzergahı üstünde bulun uyor. 1 00 bin metrekare kapalı alana sahip kampüsün ilk etapta bir fakülte binası ve öğrenci merkezi hizmete girecek. Özyeğin Ü niversitesi lisans öğrencileri 20 1 1 -201 2 akademik yılı itibariyle yeni kampusta öğrenim görecekler. Yeni kampüs ile Altunizade kampüsü ve öğrenci konukevleri arasın­ da servislerle kesintisiz ulaşım sağlana­ cak. Özyeğin Üniversitesi'nin dil hazırlık okulu, işletme yüksek l isans programla­ rı, yönetici eğitimleri ve kuluçka merke­ zinin faaliyetleri Altunizade kampüsünde devam edecek. Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü 'nün üç boyutlu videosu üni­ versitenin www.ozyegin.edu.tr adresin­ deki internet sitesinden izlenebiliyor.

sertifika sistemi olan LEED sertifikasına sahip ilk Türk kampusu olacak. 1 998 yılında ortaya ç ı kan LEED sertifika sis­ temi , Amerikan Yeşil Binalar Konseyi (USG BC) tarafından gelişti rilmiş bir çevre dostu bina sertifikasyon siste­ midir. LEED sertifikasının alınabi lmesi için Özyeğin Üniversitesi Kampüsü ' nde bulunacak bazı özell ikler şunlar olacak: Bina arazisinde, inşaat esnasında ve sonrasında doğal yaşam ın korunmasına azami ölçüde dikkat edilecek. Bina ara­ zisinde bitkilendi rilecek alanların oranı % 5 0 ' n in üzerinde olacak. Yapılaşman ı n altyapıya ve özelikle yağmur suyu şebekesine getireceği yükün en aza indirgenmesi için sert ze­ minlerin oranı düşük tutulacak, mü mkün olduğunca geçirgen yüzeyler kullanıla­ cak. Ayrıca çatıya ve diğer sert zeminle­ re düşen yağ mur suyu toplanarak tekrar kullanı lacak. Bina ve daha sonra oluşturulacak kampüs çevresinde topl u taşıma imkan­ ları oluşturularak, bi reysel araç kullanı­ m ı en aza indirgenecek. Bitkilendirilmiş yeşil çatı uygulama­ sıyla ısı adası miktarı azaltılacak. Çevreye daha az zararlı h ibrid ve düşük emisyonlu araçların kullan ı m ı n ı teşvik etmek amacıyla bu araçlara özel park yerleri ayrılacak.

Ta rih: 4 Ağustos

Özyeğin Üniversitesi'nin yeni kampüsü­ nün inşaatı Çekmeköy Alemdağ 'da baş­ lad ı . 1 00 bin metrekarelik alanda inşa edilen Çekmeköy kampusunun, çevre dostu bi nalara yönelik u luslararası are­ nada kabul görmüş bir sertifika sistemi olan LEED sertifikasına sahip ilk Türk kampüsü ol ması hedeflen iyor. Özyeğin Ün iversitesi lisans öğrencileri 201 1 201 2 akademik yılı itibariyle Çekmeköy kampusunda öğrenim görecekler.

i l k üç yılında istanbul ' u n en merkezi noktalarından Altunizade'de akademik hayatını sürdüren Özyeğin Ü niversitesi'nin yeni kampüs inşaat çalışmaları Çekmeköy, Alemdağ'da başlad ı . Özyeğin Üniversitesi kampüsü , dünyanı n önde gelen pek çok üniversi­ tesinin kampüs ve binaların ı da tasarla­ yan RMJM firması tarafından tasarlandı. RMJM m imarl ık grubunun üniversiteler için tasarladığı diğer projeler arasında Columbia Ün iversitesi Tıp Merkezi, Cambridge Ün iversitesi Will iam Gates Binası, Princeton Ün iversitesi Bowen Binası, Oxford Üniversitesi Kimya Araştırma Binası, U n iversity of West Scotland Ayr Kampüsü bulunuyor. Doğal malzeme kullan ı m ı n ı n ön plana çıktığı Özyeğ in Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü binaları nın tanımlayıcı özel­ likleri ışık ve şeffaflık olacak. Esnek ve modüler bir anlayışla inşa edilen kam-

Özyeği n Ü n ive r-sit-esi Kamp ü s ü LEED Ser-t-ifikesına Sa h ip İlk Tü r- k Kamp ü s ü Ola c a k


Ağustos 20 ı O

Musluklardan toplanacak gri suyun arıtılarak, sifonlarda tekrardan değer­ lendirilmesi ile su tasarrufunda önemli bir adı m atılacak. Binadaki enerji harcayan tüm sistem­ ler, LEED tarafından belirtilen prosedür­ lere uygun olarak denetlenecek. Bina kapsamında kullanılan aydın­ latma ve mekanik sistemlerinde enerji verimliliği ön planda tutulacak. Binada her türlü sistemin enerji sar­ fiyatları enerji analizörleri ve akıllı bina otomasyon sistemleri vasıtasıyla göz­ lemlenecek. Proje kapsamında soğutma sistemle­ rinde çevre dostu soğutucu akışkanlar tercih edilecek. inşaat esnasında oluşa­ cak atı kların geri dönüşümü ile ilgili kap­ samlı bir atık yönetim planı hazırlanacak. Projede kullanı lacak bazı inşaat mal­ zemeleri nin yerel olması ve en az %20 oranı nda geri dönüştürülmüş içeriğe sahip olması şartı aranacak. Binada inşaat esnasında iç mekanlarda kullanı ­ lacak yapı kimyasalları, insan sağ l ı ğ ı na zararlı VOC (uçucu organi k bileşik)

içerikleri en az olanlardan tercih edi­ lecek. Bina kullan ıcılarının sağlı kları ve yaşam konforu ön planda bulundurula­ cak. I sıtma ve aydınlatma sistemlerinde bireysel kontrole önem verilerek enerji tasarrufunun artırılması hedefleniyor. Bina tasarı m ı nda günışığı ndan en üst düzeyde faydalanılacak.

E d i r n e d e n Ağ a Han o Uzanan Bi r Ipe kyol u ı

ı

ll

.

ll

Tarih: 5 Ağustos

YAZAN: SELiN BiÇER

EAA'nın bu sene Aga Han Ödülü'ne aday olan yapısı ipekyol Tekstil Fabrikası'nı gezdik ve kullanıcılarıyla yapı hakkında konuştuk . Bu kez yapıyı m i marın ağ­ zından değil kullanıcılarının gözünden inceledi k.

İpe kyol i ç i n İşve r-en ve Mima r- El Ele Şu an firmanın başka bir markası olan Machka için tasarım ve basit dikiş-

lerin yapıldığı Bomanti'deki eski fabrika i htiyaca cevap veremediği için özellikle abiye modeller, fason imalat yapan atöl­ yelere veriliyorm uş. Ve bu durum şirket içinde istenmeyen bir durum olduğu için yeni bir fabrika inşa ettirmeye karar verilmiş. Emre Arolat Architects'in i T K i B için 1 998 yılında tasarladığı yapı dolayısıyla ipekyol ile bir tanışıklı kları bulunuyor. işveren tasarımın i l k aşamasından başlayarak iş akışı n ı çok iyi açı klayarak m imara destek vermiş. Bu da m imarın işini epey kolaylaştırmış. Sonuçta orta­ ya çıkan yapı iş sürecini hızland ı ran ve işlevsel bir hal aldığı için işveren olduk­ ça memnun durumda. Yapının programı ol uştururken fabrika yöneticilerinin engin deneyimlerinden faydalanıldığı için EAA mekan organi­ zasyonu konusunda çok iyi bir iş çıkar­ m ı ş . ıtalya başta olmak üzere Avrupa'da birçok fabrika gezilmiş, ancak aradık­ larını kriteriere uygun bir örneğe rastla­ mamışlar. Son olarak izmir'deki Hugo Bass'un fabrikası gezilmiş, ipekyol


Tekstil Fabrikas ı ' n ı n yapı m ı tamamlan­ d ı ktan sonra iade-i ziyarette de bulunul­ muş. Sonuç olarak ortaya çıkan türünün diğer örneklerine göre hala çok i leri bir yapı . Üst giyim bantı , alt giyim bantı ve elbise bantı olmak üzere toplam 3 bant bulunuyor. Bu bantlar da kendi içlerin­ de alt bantlara ayrılıyor. Tasarım sürecinde hem mimar hem de işveren gelecek on yıl ları düşünerek hareket etmiş, şirketin o günkü ihtiya­ cının yaklaşık iki katı büyüklüğünde bir arsa alınmış. Şu anda kapalı alanın yarısı kullanılıyor. Yer olarak Edirne' nin seçilmesi nin bir­ kaç ana nedeni var, hem istanbul'a hem de sınır kapısına olan yakınlığı, arazi fiyatlarının istanbul'a oranla daha düşük olması ve Trakya'da işçil i k ücretlerinin daha düşük olması. Fabrika çalışanla­ rının neredeyse hepsi Edirne'de ikamet ediyor. Binanın hemen yanında yer alan an­ cak tamamlanmamış bir de misafirhane yapısı mevcut. Kriz döneminde yapıyı

tamamlamak firma açısından ekonomik bulunmad ı ğ ı için çelik iskelet halinde hala duruyor. Her ne kadar yapı büyü­ meye müsait olsa da ek bina yapma konusu hiç gündeme gelmemiş.

İpe k yol Te kst-il Fa b r i ka sı' n d a Çalışma k Nasıl Bir Şey? Çal ışanlara sorulduğunda herkes binadan genel olarak çok memnun durumda. Bunun en büyük etkisi daha önce çalıştıkları yerlerle kıyaslıyor ol­ maları. Tavan katunun yüksek oluşundan gelen terahl ı k duygusunu, çoğu duvarın camdan yapılması nedeniyle h issedilen şeffaflı ğ ı , yemekhanenin şıklığını ve özellikle gece aydı nlatmasının görkemi­ ni beğeniyorlar. Bunca beğeni ve şükrana rağmen ufak tefek şeylerden de rahatsızlar. Havalandırma sisteminin Edirne iklimine karşı yetersiz kal ı ş ı , günde yaklaşık 6 saat boyunca güneş alan cephedeki ısı yalıtımının yetersizliği, beton duvarların

brut bırakılması ve sigara içme yerlerin­ de üst örtü lerin yetersiz oluşu şikayet edilen noktalar.

Sayıla rıo İpekyol Te kst-il Fa b ri ka s ı •

• • • • •

2006 yılında i pekyol firması istanbul Bomanti'den Edirne'deki yeni binasına taşındı. Şu an binada toplam 420 kişi ça­ lışıyor. Bunlardan 65 kişi " B eyaz Yakal ı " konumunda. Binanın bakım ı için görevlendiril­ miş yaklaşık 15 kişi var. Temizlik yapmakla görevli 4 kişi bulunuyor. Ayda 45.000 parça mal üretiliyor. Haftada 45 saat çalışıl ıyor. Edirne için istihdam sağlama konusunda i pekyol Tekstil Fabrikası üçüncü du rumda. ilk iki sı rayı fason mal üreten başka iki tekstil fabrikası almış. Arsa alanı 20.000 m2 iken top­ lam kapalı alan 1 6 .000 m2.


Ağustos 201 O

GSM K u l e l e r i n e Rü zga r Tü rb i n i

Tuzambarı, Turkcell Ar-Ge Binası, Pendorya Alışveriş Merkezi ve Tarsus Sev i l köğretim Okulu Kampüsü projele­ riyle 201 0'un U l usal M i mari Ödülleri ' n i de kazanmıştı.

Tarih: & Ağustos Kaynak: HaberTürk

Türkiye'nin önde gelen i letişim ve teknoloji şirketleri nden Turkcell ' i n , GSM kulele­ rinde güneş veya rüzgardan enerji elde edilmesini öngören projesini uygulama­ ya koyduğu bildirildi. Turkcell Şebeke O perasyonlarından Sorumlu Genel Müdür Yard ımcısı i lter Terzioğlu, Antalya'da düzenlediği toplantıda, Turkcel l ' i n dünyada bir ilki gerçekleştirerek GSM kulelerinde rüz­ gar türbini kullanılması projesini hayata geçirdiğini belirtti . Rüzgar ve gü neş enerjisiyle çalışan kuleler sayesinde hem enerji tasarrufu hem de kullanıcı lara kesintisiz hizmet sağlandığına işaret eden Terzioğ lu, ülke genelinde toplam 2 1 7 noktadaki G S M kulelerine rüzgar veya güneşten enerji elde eden sistemler kurulduğunu anlattı. Terzioğlu, bunlardan 1 0 'unun Akdeniz'de bulunduğuna di kkati çe­ kerek, " Kulelere yerleştirilen rüzgar türbini ya da güneş enerjisi panelleriyle, bir taraftan enerji tasarrufu sağlanırken , diğer taraftan da kullanıcılara kesintisiz iletişim hizmeti sunu lmasına başlandı',' dedi. GSM kulelerinde, sürdürülebilir do­ ğal kaynaklardan enerji elde edilmesini öngören projenin, tamamen, kurumda çalışan m ühendislerin bilgi birikimiyle hayata geçirildiğini ifade eden Terzioğlu, projenin başarıyla sonuçlanmasın ı n ardından, aynı yöntemle uygulamaya konulacak baz istasyonları sayısının hızla artırılacağ ını kaydetti. Terzioğl u , bu çerçevede Turkcel l ' i n yıl sonuna kadar çevre dostu alternatif enerji kaynaklarından yararlanmayı öngören sistemler için 5 m ilyon Dolar yatırım yapacağını bildirdi. Turkcell'in şu anda baz istasyonların­ da alternatif enerji kaynakları ile ürettiği elektrik enerjisi ile yılda ortalama 300 evin yıllık elektrik tüketimini karşılayacak miktarda tasarruf sağlandığına işaret eden Terzioğl u , şu bilgileri verdi: " Baz istasyonlarında hayata geçirdi­ ğimiz diğer tasarruf yöntemleriyle de ilk yıl 1 0, 7 m ilyon kWh enerji tasarrufu bekliyoruz. Bu miktar, dört kişilik bir ailenin 46 bin 521 günlük, yani tam 1 27

yıllık elektrik tüketi mine eşit. Turkcell olarak teknoloj ideki liderliğimizi çevre dostu çözümler üretmek için kullan ıyor ve dünyada ilkiere i mza atmaya devam ediyoruz."

Ça ğ d a ş T ü r k Mima r i s i D ü n y a Mima r l ı k F e s t- i v a l i ' n d e Ta rih: 9 Ağustos

TOCA enerji ve geri dönüşüm kategori­ sinde Yevlah Azertahum Tohum işleme Kampüsü projesi ile finale kald ı M imarl ık mesleği alanında nitelikli projeleri ödüllendirmek amacıyla her yıl düzenlenen Dünya M i marlık Festivali (WAF) 201 0 ödüllerinin finalistleri belli oldu. 3-5 Kası m tarihleri arasında Barselona'da gerçekleştirilecek testi­ vale geçen yıl 71 ülkeden toplam 1 507 mimar son 18 ayda ürettikleri projelerle katılmıştı. Bu yılki başvuru sayısı daha yüksek olurken, ön eleme sonrasında finale kalanlar arasında Türk mimarlar da var. Festivalde " Tamamlanmış Binalar", "Geleceğin Projeleri", " i ç Mekan ve ihtiyaca Yönelik Tasarımlar" ve "Yapısal Tasarım" olmak üzere dört ana katego­ ride 27 ödül dağıtılacak ve 236 proje finalde yarışacak. Emre Arolat ve Tabanlıoğlu M imarl ı k ' ı n üçer, Tekeli -Sisa, N S M H , Suyabatmaz, ERA, Autoban, TOCA ve Koleksiyon'un birer projesi fi­ nalde yer almaya layık bulunurken , Ergi noğlu&Çalışlar M imarlık'ın aday gösterdiği dört proje de finale kalmış durumda. Erginoğlu&Çalışlar M imarl ı k , D D B

2 01. 0 D ü n y a M ima r l ı k Gü n ü Tema s ı Aç ı k l ç n d ı : " Da h a Iy i l:(e n "t l e r , Da h a Iy i Ya ş amla r : Ta s a r ım l a S ü rdü r ü le b i l i rl i k Tarih: 1 o Ağustos

Kaynak: Mimarlar Odası Genel Merkezi

Her yıl Ekim ayının ilk Pazartesi günü kut­ lanan ve bu yıl 5 Ekim'de düzenlenecek olan Dünya M imarlık Günü ve Dünya Habitat Günü temaları, Şanghay Expo 201 0 teması olan " Daha iyi Kent, Daha iyi Yaşam"dan esinlenerek belirlendi. U l uslararası M imarlar Birliği (U lA), 201 0 yılı Mimarlık Günü'nün temasını " Daha iyi Kentler, Daha iyi Yaşam lar: Tasarımla Sürdürülebilirlik" olarak be­ lirledi. Tema, daha iyi bir kent ve daha iyi bir yaşam için mimarlık ve tasarı mın rolünü vurguluyor ve U lA' nın Aral ı k 2009 'daki Kopenhag Zirvesi'ne sunduğu " Tasarımla Sürdürülebilirlik" bildirgesine referans veriyor. Bildirge, U lA'nın iklim değişikliğinin yapılı çevre üzerindeki olumsuz etkileri­ n i azaltmak veya tersine çevirmek konu­ sundaki hissettiği sorumluluk üzerinde duruyor. Dünya mimarlarının tasarımları aracı­ lığıyla çevresel etkiyi minimuma indire­ bilecekleri ve sürdü rülebilir bir çevreye katkıda bulunabileceklerini belirtiyor. Birleşmiş M illetler ise bu yılki H abitat Günü' nün temasını " Daha iyi Kent, Daha iyi Yaşam" olarak belirledi . Bu temayla, eşitsizlikler v e farkl ı l ıkları azaltan, yoksul ya da zengin olsun, tüm kültür ve yaş gru pları için konut sağla­ yan sürdürülebilir bir kentsel dünya için ortak vizyon un vurgulanması amaçla­ n ıyor.


B u Ko l o k y u m d a S o r u l a r Az , Te ş e k k ü r l e r Ço k Tarih: 1 1 Ağustos

YAZAN: DERYA YAZMAN

Kocaeli Büyükşeh i r Belediyesi' nce dü­ zenlenen " izmit Sah i l i Peyzaj ve Kentsel Tasarım Proje Yarışması"nın kolokyum ve ödül töreni 10 Ağustos 201 0 tari­ hinde izmit Süleyman Demirel Kültür Merkezi 'nde gerçekleşti. 49 projenin katıldığı yarışmada dereceye giren pro­ jelerin ödülleri sahiplerini buldu. Kolokyumun başkanl ı ğ ı n ı izmit M imarlar Odası' ndan Yalçın Ergen yaptı. Soruların yok denecek kadar az oldu- c Cl> ğu kolokyum da dereceye giren projele­ ı:ı 'ii re yönelik herhangi bir soru gelmed i . Q; (/)

izleyecilerden biri, jüri üyelerine ya­ rışma alanın seçimiyle ilgili soru yöneltti. Alanın sulak alan içerisinde yer ald ı ğ ı n ı beli rten izleyici, alanı n seçim kriterlerin i öğrenmek istedi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi i mar ve Şehireilik Dairesi Başkanı ve aynı zamanda yarışmanı n j ü r i üyesi olan Gökmen Mengüç, alan ın yer seçimi açısından izmit'in M iA'sına çok yakın bir yerde oluşuna ve bu alan ı n merkezi iş alanının denizle buluş­ tuğu alan olması nedeniyle alanın öne­ m inden bahsetti. Alanın normal sulak alanlardan biraz daha farklı olduğuna dikkat çeken Mengüç, şartnarneyi sulak alanı tanı m lamak üzere bilgi, belge ve verilerle desteklediklerini söyledi. Diğer bir soru da yarışmaya katılan fakat teslim saatinin gecikmesi ne­ deniyle projesi kabul edilmeyen Can

Kubin'den geld i . Kubi n , Ankara'dan izmit'e elden teslim etmek üzere gön­ derdikleri projenin saatin 1 7: 2 7 olması nedeniyle 27 dakikalık geç kalmadan ötürü projelerinin kabul edilmediğini, oysa ki kargoyla teslim edilen projelerin al ındığını söyledi. Bu durum hakkında şartnamenin yetersiz bilgi verdiğini söyleyen Kubin, bu kadar emek veren insan lara yapılan bir haksızlık olduğunu savundu. i hmalkarl ık yüzünden projesi­ nin yandığın ı ve başka yolu varken şart­ narnede bel irtilmediği için yapamadı ğ ı n ı söyleyen Kubi n'e jüri üyelerinden, olan durumun yasal çerçevede gerçekleştiği ve maalesef elden teslim gelse bile üzü­ lerek kabul edemedikleri yanıtı geldi. Daha sonra jüri başkanı Prof. Dr. H üseyin Cengiz yarışma süreciyle ilgili

kon uşma yaptı. Cengiz, değerlendirme­ de 4 aşamalı bir süreç gerçekleştirdik­ lerini ve ilk aşamada tüm çalışmaların emeğine saygı duyduklarından ötürü hiçbir projeyi elemediklerini söyledi . Değerlendirme kriterlerini söyleyen Cengiz, tüm katılımcılara teşekkürlerin i sundu. Cengiz ayrıca, Can Kubin'in projesinin kabul edilememesinden duy­ duğu üzüntüyü de belirtti. izleyicilerden gelen, " Projenin uy­ gulama programı ne olacak? Proje ne zaman hayata geçecek ya da geçecek m i ? " sorusuna Gökmen Mengüç, bü­ yükşeh i r belediyesi idaresinin bilebile­ ceği bir iş olduğunu ama belediyenin uygulamak için böyle bir yarışma yaptı­ ğını söyledi. Kolokyum, jüri üyelerinin yarışma hakkındaki fikirleri n i n alınmasıyla sona

erd i . Jüri üyeleri, bu yarışmanın gerçek­ leşmesinde katkıda bulunan herkese ve özellikle de Kocaeli Büyükşehir Belediyesi 'ne teşekkürlerini sundular. Yarışma sonucu elde edilen projelerin çok başarı lı olduğunu ve hepsi nin ayrı bir emek ürünü olduğunu bel irttiler. Kolokyum Başkanı Yalçın Ergen ise, izmit ' in sahil kenti olduğunu ama sahil kenti gibi yaşamad ığını söyledi . Bu so­ runun çözülmesinde bu tip yarışmaların önemini vurgulad ı . Kolokyumun sona ermesi i l e ö d ü l tö­ renine geçildi. Ödüller verilmeden önce, Kocaeli Büyükşeh i r Belediye Başkanı i brahim Karaosmanoğlu konuşma yaptı. Karaosmanoğlu konuşması nda, izmit kentinin sanayi kenti olduğunu ve bu zamana dek plansız geliştiği ni ama artık Kocaeli ' nde plansız bir yerin kalmadığ ı ­ nı söyledi . Yapı lan bu yarışmanı n hem tüm kentin geleceği açısından hem de körfezin bir model olabilmesi adına öneminden söz etti. Karaosmanoğl u ' nun konuşmasının ardından ilk önce yarışma jüri üyeleri­ ne ve raportörlere katkı larından ötürü plaketler verildi. Daha sonra mansiyon ödülleri sahiplerini bulurken ardı ndan üçüncülük, ikincilik ve birincilik ödülleri verildi.

Birincilik ödülünü kazanan ekibin başı olan Dr. Ervin Garip ödül töreni sonrası projesi hakkında görüş bildirdi. Ödül töreni n ardı ndan yarışma ser­ gisi , i brah i m Karaosmanoğ l u ' n u n da katılım ıyla gezildi.


Ağustos 201 O

B u r s a At- a -t ü r k K ü l t- ü r Me r k e z i v e Me r i n o s Pa r k ı ' n a Od ü l . .

Tarih: 1 3 Ağustos

Her yıl m imarlık alanında dünyanın en başarılı projelerine verilen "The I nternational Arch itecture Awards" ( U luslararası M imarl ı k Ödülü) ödülleri­ nin 201 0 yılı sahipleri açıklandı.

Merinos Fabrikası ve çevresi, Bursa Büyükşeh i r Belediyesi tarafından ye­ niden işlevlendirilerek kentin sosyal ve kültürel ihtiyacına cevap verecek biçim­ de projelendirildi. 2 Şubat 1 93 8 ' te Mustafa Kemal Atatürk tarafından açı l ı p ve 2000 yılına kadar işlevine devam eden Merinos Fabrikası, 2005 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından , bir geri dönüşüm projesi olarak ele al ınmış

Fabrika B inası ve Park ile bütünleşe­ cek şekilde tasarlanan Atatürk Opera ve Konser Salonu, içinde 1 680 kişilik opera-bale-devlet senfoni orkestra salo­ nu, 840 kişilik konferans-konser-gösteri salonu, 400 kişilik senfoni orkestra sa­ lonu, 1 .000 kişilik balo salonu , sergile­ me, kafeterya v.b. biri mleri barındırıyor.

S a n -t r a l i s t- a n b u l Çağ d a ş S a n at- l a r Mü z e s i ' n e U l u s l a ra ra s ı M ima r l ı k Od ü l ü . . . . .

Tarih: 1 1 Ağustos

Cafer Bozkurt M imarlı k imzalı " Bursa Atatürk Kültür Merkezi ve Merinos Parkı " projesi dünyanı n 38 ülkesinden ödül almaya hak kazanan 95 projeden biri oldu. "Chicago Athenaeum M imarlık, Sanat ve Tasarım M üzesi" ile "Avrupa M imarl ık, Sanat, Tasarım ve Kentsel Planlama Merkezi" tarafın­ dan organize edilen ve jüri üyeleri her yıl farklı bir ülkenin seçkin m imarları akademisyenleri ve mimarl ı k eleştir­ menlerinden oluşan ödüllerde, bu sene değerlendirmeyi Colegio Architectos de la Cuidad de Mexico ve Sociedad de Arcquitectos Mexcicanos kuru mları nezdinde Meksikalı m imarlar gerçek­ leştirdi . Ödüller 4-7 Kasım tarihleri arasında Madrid'de "The City and The World" Konferansı kapsamı ndaki törenle sahip­ lerine sunulacak. Ödüllü projeler Madrid'de sergilen­ dikten sonra da Avrupa ve Amerika'nın çeşitli kentlerinde de izleyici ile bulu­ şacak. Cumhuriyet Tarihi içinde sanayi­ leşmenin sembollerinden bi risi olan

ve inşa ettirildi. Merinos Park, Meri nos Kültür M erkezi ve Atatürk Opera ve Konser Salonu ol mak üzere üç temel başlıktan meydana gelen bu kentsel dönüşüm projesi, 2007 yılında Tarihi Kentler Birliği " Başarı Ödülü"ne de layık gö­ rülmüştü. 270.000 m 2 ' 1 i k arsanı n , 208.000 m 2 ' 1 i k kısmını kapsayan Merinos Park, kentin ve yakın çevresinin i htiyacını kar­ şılamaktadır. Binlerce yeni ve eski ağaçları, göleti, koşu ve bisiklet yolları, oturma yerleri, çocuk oyun alanları, kateteryası ve pek­ çok başka özellikleri ile, Merinos Park, Bursa şehri için önemli ve merkezi bir rekreasyon kompleksi oluşturuyor. Teknolojik, fonksiyonel ömrünü kay­ betmiş bulunan eski Merinos Fabrikası Binası ' n ı n yeniden işlevlendi rilerek res­ torasyonu bu projenin en temel karakte­ rini oluşturmaktadır. Yeni Merinos Kültür Merkezi içinde müzik konservatuvarı , sanat galerileri, sanat atölyeleri, kütüphane ve tekstil ile ipek müzeleri bulundu ruyor.

EAA-Emre Arolat Arch itects ve Nevzat Sayın M imarl ı k Hizmetleri, Santralistanbul Çağdaş Sanatlar M üzesi yapısı ile " I nternational Architecture Awards 201 0 " ödüllerinin sahipleri oldu. Her yıl m imarlık alanında dünyanın en başarı lı projelerine verilen "The I nternational Arch itecture Awards" ödüllerinin 201 O yılı sahipleri açıklandı. Santralistanbul Çağdaş Sanatlar M üzesi dünyanı n 38 farklı ülkesinden ödül almaya hak kazanan 95 proje­ den biri oldu. " C hicago Athenaeum M i marlık ve Tasarı m Müzesi" ile "Avrupa M imarlık, Sanat, Tasarım ve Kentsel Planlama Merkez i " tarafından organize edilen ödüllerde jüri üyeleri her yıl farklı bir ülkenin seçkin mimarları , akademisyenleri ve mimarlık eleştirmen­ lerinden oluşuyor. Ödüllerde bu sene değerlendirmeyi Colegio de Arquitectos de la Cuidad de Mexico ve Sociedad de Arquitectos Mexicanos kurumları nezdinde Meksikalı mimarlar gerçekleştird i . Bu yıl rekor sayıda katılımın gerçek­ leştiği yarışmada jüri, gökdelen yapıla­ rından kültür merkezlerine, okul ve kam­ püs yapılarından stadyumlara, restoras­ yon projelerinden dini yapılara, toplu konutlardan kentsel planlama projele­ rine kadar dünyanı n farklı ülkelerinde yer alan çok geniş bir yapı yelpazesini inceleyerek seçimini yapt ı . Ödüller 4-7 Kasım 201 O tarihleri arasında Madrid, ispanya'da gerçekleştirilecek olan "The


Ağustos 2010

City and The World " Konferansı kapsa­ mındaki törenle sahiplerine sunulacak. Konferans paralelinde düzenlenecek olan ödüllü projeler sergisi, Madrid'den sonra Avrupa ve Amerika' nın çeşitli kentlerinde de dolaşarak, mimarl ı k izle­ yicileriyle bul uşacak. Eski Silahtarağa Elektrik Santralı ' n ı n yenilenerek müze, rekreasyon ve eğitim tesislerine dö­ nüştürülmesi projesi kapsam ında ha­ yata geçirilen Santralistanbul Çağdaş Sanatlar Müzesi 'nin EAA-Emre Arolat Architects ve Nevzat Sayın M imarlı k H izmetleri imzalı tasarımında, yıllar önce yıkılmış ve sadece temel izlerinin görülebildiği iki büyük kazan dairesi yapısı nın, geleneksel bir yaklaşımla yeniden inşa edilmesi yerine, kendile­ rine atfedilen yeni işievin de içerildiği bir yorumla, bir anlamda soyutlanarak tasarianmaiarı yoluna gidildi. Herhangi bir zaman dilimine sonuna dek angaje olmadan o yer ile hemhal olma motivasyonu ile biçimlenen yapılar, "zamansız" denebilecek bir yönelimle kurgulandı.

Wat' e r C u b e S u Pa r k ı ' n a D ö n ü ş "t ü

Tarih: 1 6 Ağustos Kaynak: CRI Online YAZAN: LUO CHUN ÇEvi REN: BAHAR BAYHAN

2008 Pekin Olimpiyat Oyunları için PTW tarafından tasarlanan ve inşa edilen U l usal Yüzme M erkezi veya Water Cube (Su Kübü), 1 0 ayl ı k bir iyileştirme süreci nden sonra 8 Ağustos'ta yeniden açı ldı. Yeni Yüzme Merkezi'nde havuzun yanı sıra eğlenceli su parkı da mevcut. Yeni su parkı, Asya'da bina içinde bulunan en gelişmiş ve en büyük su parkı . 1 O muhteşem tur ve eğlencesiyle su parkı kentiilere ideal bir rekreasyon alanı sunuyor. içeride, park, balonlar ve tavandan sarkıtılan rengarenk kurdeleler ile mavi bir dünya ve havuzda ise bir su altı dün­ yası yaratıldı. Mavi ve büyüleyici ortam ziyaretçilere "Avatar" tilmindeki sahne­ leri hatırlatıyor. Pekin Eğlenceli Sihir

AR

K � T E R A W�r:E tı[l.f;1tıt'lt:f03

1 67

S u kübü Su parkı genel müdürü Alan Mahony su parkın ı n aslında, ziyaretçile­ re "Avatar" fimindeki sahneleri yaşatma­ sı amacıyla tasarlandığını söylüyor. " Dalga Havuzu "nda ziyaretçiler gerçek bir denizdeymişcesine yüzüyar ve eğle­ niyor. Burası aileler, çiftler ve arkadaş­ lar için ideal bir mekan . Dalgalar her 1 0 dakikada bir oluşturuluyor ve insanların eğlenmelerini sağlıyor. Dalgalar durdu­ ğunda ise ziyaretçiler suda rahatlıyor. Çocuklar suda durabiliyor ve yüzme egzersizleri yapabiliyor veya aileleriyle suda eğlenceli vakit geçirebiliyor. Burada, aileler, çiftler ve arkadaşlar suda eğlenceli vakit geçirebilir ve uyumun, sevginin, arkadaşlığın keyfini sürebilir. " H ız Kayd ırağ ı " en favori aletlerden biri. Gözlemcimiz Paul Stephen bunu denemek istedi . 20 dakika bekledikten sonra sırası geldi. Denedikten sonra ise şunları söyledi : " Çok hızlıydı ve muhteşem bir deneyimdi. Kesinlikle denemenizi öneririm . " Sonrasında ise bunu tekrar yapmak istediğinn i söyledi ve tekrar uzun bir sı raya girdi.


Ağustos 201 O

Diğer bir heyecen verici aktivite ise "Aqualoop". Oyuna katılanlar, 40 metrelik kırmızı dikey bir tüpün içinde duruyorlar. Kişilerin ayağ ının altndaki kapak şeklindeki bir kapı geri sayım­ dan sonra açılıyor. Çığlıklada i nsanlar döngüye d üşüyor ve sonra döngünün içinde herkes roller coasterdaym ışca­ sına bir çember çeviriyor. Çok heyecan verici ve ilgi çekici görünüyor. Paul bunu denemek istedi . Maalesef güven­ lik kuralarına göre katılımcı olmak için fazlasıyla uzundu. Personel 1 , 40-1 , 90 metreler arasındaki uzunlukta olanların katılabildiğini söyledi. Bütün bunlardan başka Tornado, Bullet Bowl, Ride House, Çocuk Havuzu ve diğer birçok aktivite bulunu­ yor. Tornado, büyük bir top içinde yu­ varlanabilen ve 4 kişinin içine girebildiği bir top. Fakat güvenlik denetimi sebe­ biyle bu aktivite kullanıma açık değildi. Pekin 'deki Olimpiyat Oyunları süre­ since ve sonrasında Su Kübü Pekin 'de sembolik bir yer haline geldi ve her gün ziyaretçi akınına uğruyor. Artık burası sadece bir yüzme kulübü değil, aynı zamanda bir tatil durağı . Aileler, çiftler v e arkadaşlar havuz keyfi için bu raya geliyor ve havuzdan çok ayrı bir eğlence dünyasına adı m atıyor.

Gü n a y Çi l i n g i roğ l u ' n u K a y b e -t -t i k Tarih: 20 Ağustos 2010

Türk modern m imarl ı k tarihinin önemli binalarından istanbul Reklam Sitesi ve Tercüman Gazetecilik ve Matbaacılık Tesisleri 'nin mimarı Günay Ç i lingiroğlu 18 Ağustos 201 0 tarihinde vefat etti. Cenazesi 20 Ağustos Cuma günü Levent Camisi'nde kılınan i kindi nama­ zının ardı ndan Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Gü nay Çili n g i roğlu H a k kın da 2 4 Mayıs 1 936 yılında M udanya Bu rsa'da doğdu. 1 956 yılında italyan Lisesi ' n i , 1 9 6 1 yılında istanbul Teknik Üniversitesi M imarlık Fakültesi M imarlı k Bölümleri ' n i bitirdi.

Önemli binaları arasında, istanbul Reklam Sitesi (1 963-72) • Dragos Oteli (1 970-72, M uhlis Tunca, Erdal Erkut, Bilge Kıray, Mutlu Çili ngiroğl u , i lhan Gültan ile} • Tercüman Gazetecilik ve Matbaacılık Tesisleri ( 1 972-74, M .Tunca ile), • Pensoy Evi ( 1 9 76 -78} • Karaköy Ticaret M erkezi (1 9767 8 , M u h l is Tunca, Bilge Kı ray, M . Çilingiroğlu ile) • Makina Kimya Endüstrisi Sergi ve Konaklama Binası (1 978-80} • Gürsel Evi (1 982-84} • Tümen Evi (1987-89} • Ankara'da Erg Sanayi Sergi ve Genel M üdürlük Binası (1 98389, Davran Eşkinat ile} bulunu­ yordu . •

Ve n e d i k M ima r l ı k Bie nali ' n de Ge r i S a y ım Ba ş lad ı Tarih: 27 Ağustos 201 0

YAZAN: EMiNE MERDiM YILMAZ

" People Meet in Architecture" başl ığı al­ tında düzenlenen 1 2 . Venedi k M imarlık Bienali, 26 Ağustos 201 0 tarihinde Teatro Piccolo Arsenale'de düzenlenen basın toplantısıyla kapılarını ilk olarak

dünyanın dört bir yanı ndan gelen basın mensupianna açtı. Basına özel olarak gerçekleşen etkinliklerin ardı ndan, bi­ enal 29 Ağustos'ta bütün ziyaretçilere açılacak. Bienalin d irektörü Paolo Baratta ve kürator Kazuyo Sejima'nın hazır bulun­ duğu basın toplantısında bienalin içeriği ve ziyaretçileri nelerin beklediği ile ilgili bilgiler verildi. Geçtiğimiz senelere göre daha fazla ilginin gözlendiğ ini söyleyen Baratta, basın toplantısında ilk olarak italya Kültür Bakanlığı'ndan gelen mektubu okudu. Ardından sıkl ı kla sorulan " Bi r m imar­ l ı k sergisi nasıl olmalıdır?" sorusunun cevabı n ı vermek istiyorum diye sözle­ rine devam etti, " B i r mimarlık sergisi kendi dilini kul lanmal ıdır. Sadece bir döküman sergisi olmamalı ayrıca günlük ve olağan arasındaki yeni olanakları gösteren görsel bir tecrübe yaşatmalı." 2008 yılında Aaron Betsky'nin küra­ törlüğünü yaptığı bienalin teması " O ut There: Architecture Beyond Building (Orada: Binaların Ötesindeki M i marlık)" ismini taşıyor ve mimarl ığın sadece bina inşa etmek olmadığına işaret edi­ yordu . Bu tema Baratta'ya göre h e m eğlen­ celi hem de karamsar bir içerik sunu­ yordu . Bu seneki bienalde Sejima'nin etki­ siyle m i marlı kta daha dingin bir döneme giriliyor.


Ü n ive rsit-ele r ile İ ş Bi rliği Baratta, bu seneki bienalde ü niver­ siteler ile yapılan işbirliğ inin üzerinde önemle durdu. Üniversitelere yaptıkları çağrı sonucunda sadece italya'dan değil Avrupa'daki diğer ülkelerden ve Amerika Birleşik Devletleri'nden olumlu cevaplar aldıkların ı , bu işbirliğinin hem öğrenciler hem de öğretim üyeleri için önemli olduğunu söyledi . Daha sonra sözü küratör Sejima'ya verd i . Sejima bienali n ilk kad ı n ayrıca Fuksas'tan sonra profesyonel olarak m imarlı k yapan ikinci küratorü. " Yaklaşık bir sene önce bana kürator olmam teklif edildiği zaman reddet­ meyi düşünüyordu m . Daha sonra bu teklifin hayatımda alabileceğim önemli bir ödül olduğunu farketti m , " diyerek sözlerine başladı ve şu şekilde de­ vam etti: " 2 1 . yy'in başlamasıyla pek çok şey değişti. i nsanlar, kültürler ve ekonomiler birbirine hiç olmadığı kadar bağ l ı . Teknolojinin avantajlarını kullanarak insanları birbirine farklı bir yolla, internet i le bağlıyoruz. Bu yen i dünyada mimarl ığın eşsiz v e ö n e m l i b i r

yer tuttuğunu düşünüyoru m . Palazzo delle Esposizioni'de ve Arsenale'de bi rbirinden farklı büyü klükte odalar bulunuyor. Her bir sergi mekanı kendi alan ını ve her katılımcı eşsiz mimari bağlam içinde kendi projesini oluştu­ ruyor. Böylelikle bu atmosfer içinde tek bir bakış açısı yerine birden fazla bakış açısını görme şansı doğuyor. Bu insan­ ların m i marlıkla, mimarlığ ı n , insanlar, insanların birbiri ile ilişkisi için bir zemi n oluşturuyor. B u n u n yan ında, mekanlar sadece mimarlar tarafından oluşturul ­ muyor. işin i ç i n e sanatçılar, m imarlar ve mü hendisler de giriyor. Hepsi mimarlık ve i nsanla farklı i lişkiler kuruyor." Sej ima'nın aynı zamanda ortağı olan ve sanat danışmanlığını yapan Ryue N ishizawa ve diğer danışman Yuko Hasegawa'ya teşekkür etmesinin ard ın­ dan soru-cevap kısmına geçildi. Bu sorulardan bir tanesi kentin bie­ naldeki rolü üzerindeyd i . Sejima, cevap olarak bienalde kentin farklı yansımaların ı görebileceğimizi söyled i . Katı lımcıları nasıl belirlediniz şeklinde gelen soruya da "yaptığımız araştırma­ lar sonucunda katılımcılara karar verdik," şeklinde cevap verdi.

Önemli Bilg ile r G iardini 'deki tarihi pavyonlar, Arsenale ve şehrin farklı noktalarındaki mekanlarda toplam 53 ul usal katılımcı bulunuyor. Bunların arasında bulunan Arnavutluk, Bahreyn, iran , Malezya, Ruvanda ve layiand bienale ilk kez ka­ tılan ülkeler. Bienale paralel 20 etkinlik düzenle­ niyor. Bu sene uzun bir aradan sonra 2 mekan Bienal 'e katıldı. Bunlardan birisi Sala delle Colonne ve diğeri ise ASAC Library. Altın Aslan Ödülü 28 Ağustos 201 0 tarihinde G iardini 'de yapılacak tören ile Rem Koolhaas'a verilecek. Uzun bir zamandır konuşulmasına ve bu konuda pek çok soru gelmesine rağ­ men Türk M imarlığı bu senede Venedi k M imarlık Bienal i ' nde yer almıyor. Bu konuda Dışişleri Bakan l ı ğ ı ' n ı n bir çalışma yaparak bienale başvurması gerekiyor. iki ay su ren , dünyanı n dört bir ya­ nından ziyaretçilerin geldiğ i , bu önemli mimarlık etkin liğinde Türk M imarl ığı da diğer ülkeler gibi temsil edilmeyi hak­ kediyor.


Ağustos 201 O

Za h o H a d i d A n a '( u r d u I ra k i ç i n I l k P ro j e s i n i Ta s a r l ı y o r Tarih: 27 Ağustos Kaynak: Building Design Online ÇEviREN: PlNAR KOYUNCU

Zaha Hadid ' i n doğduğu ülkedeki ilk işi, I rak M erkez Bankası yönetim binaları tasarım ı olacak. Hadid ve ekibi, ban­ kanın yöneticisi Sinan ai-Shabibi ile ilk detayları görüşmek için bu ayın başında istanbul'a gelip çalışmaya karar verdi. I rak H ükümeti Zaha Hadid M imarlık'ı Temmuz ayı sonlarında M erkez Bankas ı ' n ı n Bağdat'taki yen i yönetim merkezi için bir tasarım konsepti hazır­ lamaları, fizibilite çalışması yapmaları ve bir özet hazırlamaları için görevlendirdi. istanbul 'daki buluşmada bir sözcü şöyle dedi: " B u ilk çalışmalar projenin amaçları, başarı kriteri ve gelecek yıllar boyunca I rak Cumhuriyeti'nin bağ ımsızlığının sembolü olacak milli bir kurum olan bankan ın gerçekleştireceği operasyonel işlevleri üzerine yoğunlaş­ mıştır. " Bankan ın güvenlik özellikleri konusundaki detayların açı klanması pek mümkün değil, fakat 1 97 2 'de Londra'ya gelen Bağdat doğumlu m i ­ m a r i ç i n esas koşul , tasarımının terörist saldı rı lara dayanıklı olmas ı . Danimarkal ı Dissing & Weitling tara­ fından 1 985'te tasarlanan ve mermer kaplamalı betonarmeden yapı lan mev­ cut modernist yönetim yapısı Haziran ayında 18 insan ın ölümüyle ve 50 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan bir isyancı sald ırısına uğradı . Bankanı n jeneratörü bombalandı v e dört intihar bombacısı ana girişte kendilerini pat­ lattılar, bu da güvenlik güçleri ile silahlı EI- Kaide destekçileri arasında üç saat süren bir çatışmayı ateşled i . 1 94 7 ' d e kurulan banka Arap dünya­ sındaki ilk merkez bankalarından biriydi ve I rak' ı n milli para birimi dinarı piyasa­ ya sürme hakkı olan tek kurumdu. Hadid'in sözcüsü bankanın I rak'ın yeni sembolü rolünü üstleneceğini beli rtti. " Yeni yönetim merkezi, C B I 'nin (Irak Merkez Bankası) I rak'ta devam eden istikrar, gelişme ve ekonomik bü­ yüme konularını yürütmesi için parasal otoritesi n i sağlamlaştıracak."

OMA ' n ı n Ön d e r l iğ i n d e Mo s k o v a ' d a Ye n i B i r M ima r l ı k O k u l u Aç ı l ı y o r S "t re l k a Tarih: 27 Ağustos

YAZAN: GÖKÇE ARAS

1 2 . Venedik M imarlık Bienali açılış konuş­ malarının ardından Arsenale'deki Teatro Piccolo'da bienal kapsamında düzen­ lenen Rethinking Education etkinliğinin bir parçası olarak OMA'nın öncülüğün­ de Rusya Moskova'da açılan Medya, M imarlık ve Tasarı m master programla­ rını içeren Strelka'nın tanıtımının yapıldı­ ğ ı bir panel düzenlendi. OMA'nın beyin takımı AMO Ekim ayında eğitime başlayacak olan Strelka için bir eğitim programı geliştirmiş. Strelka, Venedik Bienali süresince ulu­ sal m i marl ı k camiasına tanıtılacak. Strelka'nın kurucuları Alexander Mamut ve llya Oskolkov-Tsentsiper, Strelka'yla birlikte Moskova'nın kal-

bi nde bu yeni bir araştırma merkezini barındıran Rusya'da mimarlık eğitiminin standartlarının da yükseleceği ni vurgu­ ladılar. Rem Koolhaas ise Strelka' n ı n öğre­ tim elemanlarını tanıttı ve birbirinden bağı msız 5 temayı içeren araştı rma gündeminden bahsetti. Koolhaas özellikle Rusya için zorunlu dünya çapında ise oldukça önemli olan konuları içeren bu 5 temayı şöyle sıra­ ladı: Tasarım , Enerji, Koruma, Kamusal Alan ve Azaltma. O MA'nın ortaklarından aynı zamanda da AM O ' nun direktörü olan Reinier de G raaf ile dan ışman ve yazar M i chael Schindhelm, Strelka' nın eğitim prog­ ram ının oluşturulmasına katkıda bulun­ muşlar. Strelka ve OMA bienalin anahtar ko­ nularından birisi olan mimarlık eğiti m i n i yeniden e l e almak v e b u n u bienal prog­ ramına dah il etmek konusunda işbirliği içinde çalışacaklar. Bienal boyunca öğrenciler için eğitim olanakları da sunan paneller, sergiler, workshoplar düzenleyecekler.


O s ma n l ı ' y l a Ya ş ı "t C u ma l ı k ı z ı k Köy ü T o p y e k u n Re s t- o re E d i lece k Tarih: 30 Ağustos Kaynak: Zaman

Oğuz boylarından Kızı klar tarafından yaklaşık 700 yıl önce U l udağ etek­ lerinde kurulan ve tarihi dokusuyla bugünlere kadar hiç bozulmadan gelen Cumalıkızık köyü, restore edilerek asırlar boyu doğal güzelliğini koruması sağlanacak.

Proje kapsam ında Cumalıkızık köyü 7 bölgeye ayrılacak; sit alanı içinde orijinalitesi bozulmamış ev, sokak ve meydanlar aslına uyg un şekilde restore edilecek. Tarihi evleri , ortasından su akan taş sokaklarıyla görenleri yüzyı llar öncesine

götüren Cumalıkızı k ' ı , önümüzdeki asır­ Iara taşımak amacıyla Bursa'nın merkez Yıldırım Belediyesi, il Özel idaresi ve Türkiye M imarlar ve Mühendisler Odası (TMM O B) Bursa Şubesi tarafından yürütülen proje kapsamında, köyde SiT alanı içinde doku bütünlüğü ve karakteri bozulmamış evler, sokak ve meydanlar, 7 bölgeye ayrılarak asl ına uygu n şekilde restore edilecek. Yı ldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin, Türkiye'nin 4' üncü büyük kenti olan Bursa'da 700 yıldır değişmeden bugünlere gelen Cumalıkızık köyünün, erken Osmanl ı kırsal mimarisinin tek örneği olduğunu beli rtti. Cumalıkızık ' ı n , Osmanlı ' n ı n ilk dö-

nemlerinde kurulan 7 Kızık köyünden biri olduğunu, bu köylerden bugüne kadar gelen tek köyün Cumalıkızık olduğunu anlatan Keskin, " i şte C u malıkızık'taki güzelliği, özelliği yaşatabilmek ve 3 . bin yıla aklarabil­ mek adına, belediye olarak bir model

proje geliştirdik. Yaşayan Osmanlı köyü Cumalıkızık altyapısı, meydanları, cumbalı evleri, kadının ayrı erkeğin ayrı çaldığı kapı tokmakları, sokaklarından sulama sularının aktığı özellikli bir yer­ dir," dedi. Keskin, belediye olarak vatandaşların buradaki evlerini dışarıdan hiç kimseye satmamalarını istediklerin i , bu kapsam­ da onlara zaman zaman pansiyonculuk, işletmecilik eğitimleri verdiklerin i belir­ ten Keskin, şöyle devam etti: " Köylüler el emeğiyle ürettikleri çeşitli yiyecekleri evlerinin önünde kurdukları stantlarda, köyü ziyarete gelen turistlere satıyorlar. Bunun yanı sıra fiziki bir çalışma yürütüyoruz. Bu kapsamda köyü 7 ayrı bölgeye ayı rdık. Buradaki bütü n evleri tek tek restore ediyoruz. Projeleri Anıtlar Kuru l u ' ndan geçirdikçe çalışma­ lar sürüyor. Dileğimiz buradaki 1 69 tane tescil l i evin , restore edilmesi v e sonra bu g ü ­ zelliğiyle özelliğiyle turizme açı lması. Zaten şu haliyle de turizme açık oldu­ ğuna göre, ileride dünyanı n gözbebeği haline gelecek. Zaten U N ESCO, bizim projemizi dün­ yanın önemli 10 projesi arasına alma çalışması yapıyor. Cumalıkızık'taki 1 69 ev, ilk zamanlardaki gibi ama restoras­ yonları yapılmış olarak geleceğe intikal edecek. Restorasyon sonucunda tarihi evlerin yanı sıra köy meydanı , pazar alanı , oto­ parkıyla yaşayan bir Osman lı açık hava müzesini gerçekleştirmiş olacağız." Cumalıkızık'ta yürütülen projenin sadece fiziki bir proje olmad ığına da deği nen Keskin, şunları kaydetti: "Aynı zamanda bir ruh da var projemizde. Safranbolu ve Beypazarı ' nda olduğu gibi işletmeciler değil de köylüler ta­ rafından işletilmesini istiyoruz. Zaten pansiyonculuk eğitimi vermemizdeki gaye de b u . Vatandaşlarımız evlerinden çıkma­ dan yapıyoruz restorasyonları. Maddi açıdan da onların sembolik katkıları var. Geri kalan masrafı biz ve proje ortakla­ rım ız karşıl ıyor. Projemiz bittiğinde değil Türkiye'nin, dünyanın ineisi olacaktır Cumalıkızık." Keskin, projenin maliyetinin 20 mil­ yon l iranı n üzerinde bir m iktara mal ol­ masının beklendiğini sözlerine ekled i .


Ağustos 2010

Ba s k e t- b o l Ş am p i y o n a s ı n ı n E n Ye n i Oy u n c u s u · A n k a r a A re n a Tarih: 31 Ağustos

DERLEYEN: EMiNE M ERDi M YILMAZ

201 0 Dünya Basketbol Şampiyonası 28 Ağustos-1 2 Eylül tarihleri arası nda Türkiye'de düzenleniyor. 24 takımın kupaya ulaşmak için yarış­ tığı Şampiyona için toplam 4 şehir ve 5 salon seçildi. istanbul 'da Abdi ipekçi Arena ve S inan Erdem Spor Salon u , Ankara'da Ankara Arena, izmir'de Halkapınar Spor Salonu , Kayseri 'de ise Kadir Has Spor Salonu seçilen salonlar. Salonlar arasında yeni yapılan tek bina olan Ankara Arena'nın proje müel­ liflerinden Kerem Yazgan ile bir söyleşi gerçekleştirdik ve projesini detaylarıyla anlatmasını istedik. EMiNE MERDiM YILMAZ: Dü nya Basketbol Şampiyonası 201 0 yılında Türkiye'de, Ankara, i stanbul, i z m i r, Kayseri olmak üzere toplam 4 şehir­ de, yapılacak. Anka ra'da maçların ya pılacağı Ankara Arena'yı siz tasar­ ladınız. Projenin tasa riama işi size nasıl geldi? K E R E M YAZGAN: Türkiye Basketbol

Federasyonu Ankara Arena' n ı n proje­ lendirilmesi için bizimle temasa geçti ve işi bize verdiler. Ankara Arena yeni yapılan tek bina asl ı nda. istanbul Sinan Erdem mevcut bir salon içine yapılmış bir salon. Biz aynı zamanda, izmir'deki Halkapınar Spor Salonu ve istanbul 'daki Abdi i pekçi Arena' n ı n da F I BA kurallarına göre yenilenmesi ile ilgili de proje çalışması yaptık. EMY: Diğer salonların içinde en yeni olan Ankara Arena FIBA kriterlerine göre ya pıldı. Bu kriterler neydi ve tasarımınızı nasıl etkiledi? K Y : FIBA' n ı n 201 0 Dünya Basketbol Şampiyonası için hazırlad ı ğ ı 263 sayfa­ lık " Bid&Event Manual" isimli bir kitap­ çık var. Biz bu kitapçığı takip ettik ve oradaki kriterlerin tamam ı n ı uyg u lamaya çalıştık.

B u kriterler, ana oyun alan ı , antre­ man salonu, dolaşı m alanları, soyun­ ma odaları , hakem odaları , ilk yardım odası , doping odası , basın bölümü, ambü lans bekleme yeri , tribünler, su itler, destek servis alanları, ofisler, konferans salonu, oyuncu ve basının buluştuğu " m ixed zone", akreditas­ yon merkezi, gönüllüler soyunma ve çal ışma odaları, depolar, yükleme alanları, park alanları ve oyun alanı aydınlatma güçleri, acil aydınlatma, havalandırma, ses sistemleri, mo­ dem hatları vb. modern bir salonda olması gereken tüm fonksiyon ve tekn ik konularla ilgili ilişkileri, boyut­ ları belirleyen kriterlerdir. Ayrıca, bu kriterlerin yanı sıra, F I BA 201 0 Organizasyon Direktörü Predrag Bogosavljev, Türkiye Basketbol Federasyonu danışmanı m imar Ersin Ersoy, TBF F I BA ve Dış i lişkiler Direktörü Emir Turam, TBF Sportif Faaliyetler Direktörü Emin Balcı ve TBF Genel Sekreteri Ali Özsoy ile yaptığımız toplantılarda projeyi tartışarak geliştirdik. EMY:

Bunlar dışında projenizi şe­ killendiren diğer tasa rım kriterleri neydi? KY: Ankara Arena salonu Milli

Komite' nin kararıyla kentin göbeğin­ de, 19 Mayıs Stadyumu'nu da içeren spor ve rekreasyon alanı olarak C u m h uriyetin başkentinin planlama-


"T1

sının bir parçası olan, karşısında tari h i Tren Garı, Gençlik Parkı , yakın ında Eski Meclis, AKM'nin olduğu bir arsa­ da yer alıyor. Büyü klük olarak da F I BA standartlarında 1 0.000 kişilik bir salon için limitleri olan bir arsa. Ancak, bunun yanı sıra, kentin içinde, kolay ulaşılır bir konumda çok amaçlı bir salon yapma seçimi burada 365 gün yaşayabilecek bir potansiyel i de beraberinde getiriyor. Tasarım ı , öncel ikle yapının yer alaca­ ğı bağlamdaki konum u , büyüklüğü ve şehirle kurulacak farklı il işkiler üzerin­ den kurguladık. Ayrıca, bizim tüm pro­ jelerde geliştirmeye çalıştığımız mimari tasarı mın içsel, kendine özgü tasariama ve yapma bilgisini geliştirmeye yönelik "tasarım eyleminin tasarı m ı " fikri ile de esnek-sistematik bir tasarım anlayışını bu rada uygu lamaya çalıştık. Bir de ana karar olarak strüktürü öne çıkaran birçok spor salonu projesinden farklı olarak, strüktürü vurgulamamaya çal ıştık.

s.

o CD<

n CD 3 2!. m

3 c. CD :ı

Buna ayrıca mimari kültür birikimimizi de ekleyerek temelde 5 ana faktörü bir araya getiren bir tasarım oldu diyebiliriz. Bunlar özetle, F I BA 2 0 1 0 kriterleri, bağlamla kurulan ilişkiler, dizaynagrafik tasarım, strüktürün öne çıkarıl maması kararı, m i marlık kültüründen öğrend i kle­ rimiz. Biraz daha açarsak: • •

F I BA kriterlerini yukarıda özetle­ meye çalıştı m . Çevresiyle birlikte yaşayan bir bina olabilmesi için çitsiz, her yönden ulaşılabi lir (girilip-çıkı­ labilir ve çok yönlü), fuayesi ta­ mamiyle şeffaf, terasları olan bir yapı tasarladı k . Katmaniaştırma-katmaniarın yan yana gelmesiyle elde edilmiş sis­ tem kesitinin tekran (SANAA'nın Rolex Center'ındaki gibi tek bir ana sistem kesiti ve onun çeşitlendirilmesiyle) ve döndü­ rülmesiyle -döngüsel tekran ile "tasarım eyleminin tasarımı" - ta-

sarı mın dizaynografisini kurduk. B u kesitte tribünleri en iyi görüş sağlayacak şekilde parabolik olarak çözdük. Kütle etkisini hafifletmek için en uzun yerde 1 57 m ' lik makasiarı olan çatı strüktürünü yok etmek, göstermek istemeyerek, cep­ hede saklayarak, d ışarıda uçak kanadı gibi en ucta 1 2 cm'e kadar i ncelttik. Ortadaki dev ekranın asıldığı yerde makaslar 760 cm'e kadar yükseliyorlar. Tü m salonu 8 ile 1 5 m arası sa­ çak yapacak şekilde bir çatı ile kapladık. Etkiyi biraz daha hafif­ letmek için çepeçevre saçakların altına yansıtıcı yüzeyler koydu k. Yine binanın kütlesin i hafiflet­ mek için modern mimarlığın en önemli birikimlerinden yal ın şeffaflık (literal transparency) ve olgusal şeffaflık (phenomenal transparency) fikri aracılığıyla algıyı derinleştirdik. Dışarıdan


1 74

AR

K � T E R A l'ı:l�EE t:\[1.f;1tıt'ltf:ıO

bakıldığı nda, göz farklı hiza­ lardaki katmanları algı latarak, F I BA kriterlerine göre tamamen günışığına kapalı olması gereken salon kısmına en yakın olan WC duvarlarına ve salon g i riş kapıla­ rına kadar canl ı ren kler kullana­ rak, görüşü, saçaklarla beraber yaklaşık 1 7 m'ye kadar iç yüzeye kadar derinleştirdik. Bu sayede, hem algı derinleştiği için kütle etkisi hafifledi , hem de içerideki hareket dışarıya yansıdı.

Ta sa rım s ü re c i . . . EMY:

Ankara Arena, sadece basket· bol maçları için değil çok amaçl ı olarak tasa rlandı. Her sporun farklı tasa rım gereksi ni mleri var. Bu soru­ n u nasıl çözdü n üz ve tasarımın ıza nasıl yansıttı nız? KY: Ölçü olarak en büyük, u luslararası ölçülerde bir buz hokeyi pistini baz ala­ rak değişebil i r bir zem i n yarattık. Salon bu sayede hem buzla kaplanabilirken hem de buzlar eritilip zemi n , sökülebi­ lir parkeler ya da l inolyum gibi baska malzemelerle de kaplanabilir oldu . Ö n tribünleri çepeçevre teleskopik yaptık, böylece farklı organizasyonlara göre saha büyüyüp küçülebilir bir d inamizm kazand ı . Bir sahanın çok amaçlı kulla­ n ılabilmesi nin en önemli kriterlerinden birisi de sahanın ortasına kadar tırların ve diğer servis araçlarının rahatça girip çıkabilmesidir. Ankara Arena salonunda bu giriş hem i nşaatı kolaylaştırdı hem de salon içi tüm servisierin buradan yapı labilmesini sağlad ı . Tabii kenarlarda dev depolar da yapıyorsunuz ve elektrik ve akustik aksamı da buna göre düzenli­ yorsunuz. Bu amaçla, akustik için saha­ nın ve tribünlerin üstünde belli bir kısmı düzensiz delikli alçı panel ile kapland ı . EMY: Projenizin açıklama meti ninde Anka ra Arena'nın kendisine odak· lan mayan çevresiyle i l işki kuran ve kentle bütün leşen bir bina olduğunu söylüyorsunuz. Bu il işkiden kısaca söz edeb i l i r misiniz? KY: Konum itibariyle doğal bir birl iktelik zaten var, kalabal ı k bir kentli binanın et­ rafından akıyor. Biz buna, Gençlik Parkı ve Tren Garı önündeki meydanların bir

Ağustos 201 O

uzantısı olabi lecek tüm salonu çepeçev­ re saran açı k alanlar ekledik. Ayrıca, bu alanların çitsiz ve gece g ündüz kulla­ nılabi lecek, rekreatif ve çok amaçlı ol­ masını da amaçladı k . Doğu tarafındaki meydana dev ekran ekleyerek buranı n daha canl ı olmasını sağlamaya çal ıştık. Henüz atıl olarak duran AKM alanı ile Gençlik Park ' ı n ı ilerideki bir i lişkilen­ meyi açık bırakmak için bir yaya aksı ile bağladık. Salonun fuayesin i çepeçevre konumlandırarak tamamen şeffaf yap­ tık. Salonun içindeki lerle dışı ndakiler görsel ilişkiye girdiler. Fuaye kotunda ve üst tribünlerde teraslar yarattı k. Bu teraslardan özellikle batı terası ndan An kara'ya derinlemesin e manzaraya bakış imkanı sağlad ık. Güney ve güney­ batıdan da Gar ve Paraşüt Kulesi'ne bakan geniş bir teras yaptık. Salonda bir aktivite olmadığı zamanlarda da ça­ lışabilecek restoran ve kateler ekledik. Ayrıca, otopark 2 kat bodrumlu olduğu için üst yüzeyi de çok amaçlı kullanıla­ bilir oldu. EMY: M i mari tasa rım dışında, peyzaj ve iç mekan tasarı mı da mimar· lık ofisiniz tarafı ndan yapıl ıyor. Buradan bakıldığı zama n bütünsel bir tasarım anlayışı içinde çal ışmayı yü rüttüğ ü n üz görü l üyor. Bu zorlu süreçte ekibinizi nasıl organize et­ tiniz? KY: Özellikle zaman olarak 3,5 ay gibi

çok kısa bir süremiz, proje ve i nşaatın yetişmemesi olası lığı vard ı . Neredeyse ofisin % 8 0 ' i bu işe kanalize oldu, yo­ ğunlaşt ı k . Tam bir ekip çalışması oldu. Peyzaj da, iç m imari de mimarl ı ğ ı n b i r parçasıdır. iç m imari yukarıda bah­ settiğim derinlik, katmanlaşma, şeffaflık, renk kullanımı, vb. m imarinin bir parçası olarak düşünüldü. Örneğin, tabelalar hem içerideyken sizin doğru tribün ü bulman ıza yarayan h e m de derinliği arttırmak için boyut ve renkleri ile dışa­ rıdan da algılanan öğeler olarak tasar­ landılar. Bu tarz dinamik ilişkiler kuru­ larak iç-dış bir bütün olarak ele al ındı. Peyzajdaki sert zeminler salonun eliptik şeklini halka halka takip ederek bazen itfaiye ve ambulans yolu, VIP yolu olur­ ken , yer yer de topoğrafyanı n eğimini alan merdivenlere dönüştüler. Ağaçlar ve ayd ı nlatma elemanları, bayraklar

da bu halkalarda dizilimini buldular. Dışarıya dev ekran kondu, alttan ışıklı oturma birimleri bu halkaları takip ettiler. En uçtaki kaldırırn lara kadar salona çok yönlü yaklaşım ve boşaltma sağlana­ bilmesi için tüm elemanlar birbirleriyle tasarlanan o tek sistem kesiti ile i lişkile­ nerek yerlerin i buldular. Tasarımı siste­ matik-esnek olarak ele almak, mimarın elini baz alan anlayışlardan daha çok bir sistem haline getirmek ekibin de o sis­ tem i esnetip geliştirip, içine daha rahat girip projede varolabilmesi ni ve projeyi sahiplenmesini getiriyor. Hatta inşaatı yapan ustaya kadar bu anlayış sürüyor. Bir an lamda tasarı mdaki tasarımı ber­ raklaştıran ve sadeleştiren hamleleriniz inşaatta sizin ekibi nize dahil değilmiş gibi gorunen ustayı da, o farkında ol­ masa da süreçte ekibin ve tasarımın bir parçası yapıyor. Ekibiniz böylece bir anlamda genişliyor. B iz bunu birçok projede yaşıyoruz. EMY: Spor salonunun olduğu yerde Paolo Vietti-Violi, Ladislas Kovacs tarafından tasarlanan ve Docomomo tarafından Türkiye'nin modern m i ra­ sı olarak belgelenen 1 9 Mayıs Stadı b u l u n uyordu. Stadyumun yerine ya pılan yeni binanın mimarı olarak tepki çekebi leceğinizi düşündünüz mü? KY: Biz sadece An kara Arena'yı tasaria­ d ık ve hayata geçi rilmesine katkıda bu­ lunduk. Ankara Arena 1 9 Mayıs stadyu­ munun yerine değil yakı nına yapılmıştır. 1 9 Mayıs stadyumunun yerine önerilen ve basında çıkan proje ile bizim hiçbir i lgimiz yoktur. EMY: Günümüzde profesyonel spor faaliyetlerinin yapı lacağ ı binaların tasa rımında m utlaka bir danışman· la çalışıl ıyor. Burada da danışman olarak Sport Concepts'in ismi görü· nüyor. Danışmanlık işinin nasıl yürü· düğünü ve hangi nokta larda devreye gird i kleri ni an lata b i l i r misiniz? KY: Bizden önce Sport Concepts T B F 'ye bir konsept proje çizdi ve da­ n ışmanlık yaptı. Ancak daha sonra, biz işi ele aldık ve başlangıçtaki elips fikri n i koruyarak, çatısı, cephes i , kesitleri, yer­ leşimi ile yen i bir proje yaptık.


AR

Ağustos 201 0

K � T E R A Wlı:tJ&Gr':ı[E ���D

1 75

Ve n e d i k Bie n a l i ' n de Od ü l l e r Sahiple rini Buldu . .

Tarih: 31 Ağustos DERLEYEN: BAHAR BAYHAN

Jüri başkanlığını Beatriz Colomina (ispanya) ' n ı n yaptığı, Francesco Dal Co (italya), Joseph G rima (italya), Arata lsozaki (Japonya), Moritz Küng (isviçre), Trinh T. Minh-ha (Vietnam)'dan oluşan jüri 201 0 M imarl ı k Bienali Ödülleri 'nin kazanlarını şöyle belirledi: En iyi U l usal Katılım Altın Aslan Ödülü Reclaim projesi ile Bahreyn Kral l ı ğ ı ' na Proje Ekibi: Bah reyn Kentsel Araştırma Kurulu {Tamadher Al Fahal; Muna Yateem; Fay Al Khalifa; Deena Ashraf; Fatema AI­ Hammadi; Mohammed AI-Oari); LAPA (Harry G ugger; Leopold Banchini; Simon Chessex; Russell Loveridge; Ning Liu) ve Cam ille Zakharia (fotoğraf­ çı ve mühendis) ve Mohammed Bu Ali (yapımcı) Komisyon Üyesi: Kültür ve Haberalma Bakanlığı' ndan Noura AI­ Sayeh Küratörler: Noura AI-Sayeh ; Fuad AI -Ansari. M i marlık Buluşması Sergisi En iyi Proje Altın Aslan Ödülü "Architecture as air: Study for chateau la coste"

)>

Pa k i s t- a n ' d a Selle r " Iç De n i z " ��� Ol u ş t- u r d u

projesi ile Junya. lshigami ve ortaklarına � ; M i marlı k Buluşması Sergisi Genç � Katılımcı Gümüş Aslan Ödülü "7 rooms iil 2 1 Perspectives" projesi ile Kersten 3: Geers David Van Severen ofisi ve Bas �· Princen'a, veri l d i . ı: c. Tarih: 31 Ağustos, Milliyet Resmi ödüllerin yanı sıra ul uslararası '< jüri 3 özel mansiyon ödülü verme kararı Q Pakistan'da sel suları köyleri yutmaya den ;: aldı. Bu mansiyonlar, Amatör M imarlık vam ediyor. Kuzey Pakistanıda 3 milyon co .. Stüdyosu tarafından gerçekleştirilen 200 bin hektar tarım alanını basan sel c (Çin) Decay of a Dome projesi, M umbai iii suları çekil meye başladı ancak ülkenin n ° Stüdyosu tarafından gerçekleştirilen güneyi için tehlike çanları çalıyor. ; (Hindistan) " Work Place" projesi ve i ndus Nehri 'nin taşmasının ardınPiet O udolf tarafı ndan gerçekleştirilen dan yarım milyondan fazla Gü ney (Hol landa) " l l G iardino delle Vergini" Pakistanl ı 'ya evleri n i boşaltmaları projesine verildi. söylendi. Sel tehlikesi ile karşı karşıya kalan yerler arasında, ülkenin en büyük şehri Haydarabad da var. Şu anda Kotri Baraj ı ' n ı n kontrol altında tuttuğu azgın sulara daha ne kadar dayanabiieceği bi­ linmiyor. Yukarıdan bakıldığında denizle birleşmiş sular bir okyanusu andırı rken barajı da aşmaları durumunda yardım örgütü Oxfam'a göre sel suları "dünya­ n ı n en büyük tatlısu göl ü " n ü oluşturabilir. Hava araçlarıyla tehlike bölgesinde olan Pakistanlılar'a evlerini terk etmeleri için sinyal verilirken, erzak ve geçim kaynak­ larını geride bırakmak istemeyenierin evlerinde kalmayı sürdürdükleri görüld ü . Kent halkının yüzde 70'i ise yüksek yer­ lere tı rmanarak sel sularından kaçmaya çal ışıyor. Son 48 saat içerisinde seller dolayı­ sıyla 1 milyon Pakistanlı daha evlerini boşaltmak zorunda kald ı • 1

" c

.. D. c

z=

lll

..


.

I n ş a a tS e k t- ö r ü n e F re n i

, bina sayısında yüzde 46, 1 , değe­ e yüzde 36,3 ve daire sayısında yüz­ de 33,9 gerileme yaşand ı . Kon ut satış­ larında da bir önceki yılın ilk çeyreğine oranla yüzde 2 1 , 1 , bir önceki çeyreğe kıyasla ise yüzde 26.1 ' l i k gerileme oldu. Bu oran büyük illerde ortalamanın altın­ da seyretse de Doğu ve Gü neydoğu'da çok daha yüksek rakamlara u laştı.

AVM ' le r- Ar-t-a r-ken Fa b r- i ka Yapılmıyo ran alacağ ı n ı gösterdiğ i Itene göre bu yılın ilk çey­ geçen yıla oranla özel sektörün ları yüzde 2 2 ' n i n üzerinde artar­ kamu yatırımları yüzde 25,7 azaldı. Konut satışlarında aynı dönem yüz­ de 2 1 ,1 ' l ik gerileme yaşanırken i nşaat ruhsatlarında ruhsat verilen yapıların yüzölçümü yüzde 1 0, 3 ve kullanma izin belgesi verilen yapı ların yüzölçümü de yüzde 38,3 düştü. Bültende, i nşaat sek­ törünün bu yılın ilk çeyreğinde bir ön­ ceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 8 büyüdüğü belirtilirken "Ancak 2008 ve 201 0 yılları n ı n birinci çeyrekleri kı­ yasland ığında sektördeki üretim rakam­ ların ı n 2008 ' i n yüzde 1 2 , 1 gerisinde olduğu görülmektedir," dendi. Sektörde geleceğe dönük saptarnalara işaret edilen bültende, " Geleceğe yönelik niceliksel göstergelerin altyapı i nşaat­ ları açısından kamunun sabit sermaye yatırımları , bina i nşaatları açısından özel sektör sabit sermaye yatırım ları ile yapı ruhsatları, konut talebi açısından satış trendleri olduğu bilinmektedir. Yıl ı n ilk çeyreği itibariyle göstergelerin üçünün negatif bir seyir içinde olması sektörün önümüzdeki gelişmeleri açısından iyim­ serliği engelleyici niteliktedir," dendi. Bültende, kamu yatırımiarına 201 O yılında geçen yıla göre yüzde 26,4 daha az olmak üzere 41 m ilyar TL ay­ rılmış olması n ı n da 2 0 1 0 yılının izleyen dönemlerinde kamu altyapı yatırımları açısından umut vermediği beli rtildi. Belediyeler tarafından verilen i nşaat ruhsatlarındaki gerilernelere de işaret edilen bültene göre yapı ruhsatı verilen yapıların yüzölçümünde yüzde 1 0, 3 , bina sayısında yüzde 1 6 , 5 , değerinde yüzde 5 , 1 ve daire sayısında yüzde 1 düşüş oldu. Yapı kullanma izin belgesi verilen yapıların yüzölçü münde yüzde

Bültende ayrıca, son dönemde alışveriş merkezlerinin (AVM) bina ya­ tırımları içindeki payın ı n arttı ğ ı , toptan ve perakende ticaret binalarma verilen yapı ruhsatlarında 201 0 mart ayında önemli artış yaşandığı bildirildi. Yapı ruhsatlarında ilk 3 aylı k dönem­ de geçen yıla oranla en büyük gerile­ menin yüzde 44,9 ile sanayi binaları ile depolar kategorisinde, ikinci büyük gerilemenin de yüzde 40,8 ile ofis ve işyeri binalarında gerçekleştiği gözlend i .

1. 2 . Ve n e d i k Mima r l ı k Bie nali ' n den I z le n imle r Tarih: 2 Eylül YAZAN: GÖKÇE ARAS

26 Ağustos 201 O tarihinde yapılan açı­ lış töreniyle basın ziyaretine açılan " i n sanlar M i marlıkla Buluşuyor" temalı

.c "'

ii:

'"

.:

ı: Cil "C "C

:i:

,., o a:ı Cil .c ı-

1 2 . Venedik M imarlı k Bienali için ha­ zırlanan projeler ana etkinlik mekanları G iardini ve Arsenale ' i n yanı sıra şehrin farklı yerlerine dağılmış diğer sergi sa­ lonlarında 21 Kası m 2 0 1 0 tarihine kadar görülebilecek. Kazuyo Sejima küratörlüğünde ger­ çekleşen 1 2 . Venedik M imarlık Bienal i uzun bir aradan sonra tekrar bir mi­ marın elinde. Kazuyo Sejima sergin i n yönetimi i ç i n Yuko Hasegawa v e Ryue Nishizawa'nın sanat danışmanları n ı da görevlendirmiş. Dolayısıyla 1 2 . Venedik M i marlık Bienali ' nde öncekilere na­ zaran sanat çalışmaları n ı n öne çıktığı görülüyor. Sejima' n ı n açılış kon uşmasında da bahsettiği gibi her bir sergi mekanı ken­ d i alanı n ı ve her katılımcı mimari bağlam içinde kendi projesini oluşturmuş. Sergi, geçtiğimiz bienalierin aksine tema etrafında bir bütün olarak okun­ m uyor. Sergide, bütün katılı mcıların mekanları farklı şekilde ele aldıkları ve hepsinin m i marl ı k ve insanla farklı i lişki­ ler kurduğu açıkça görülüyor. Sergi nin ana mekanları ndan olan Arsenale ziyaretçilerini ilk olarak bi­ enalin ana temasıyla aynı adı taşıyan " i nsanlar M imarlıkla Buluşuyor" sergisiy­ le karşı lıyor. Smiljan Radic + Marcela Correa, Wim Wenders, Toyo lto gibi farklı coğ rafyadan 20 farklı ekip tara­ fından ele alı nan birçok fikir insanlarla farklı anlatım biçimleriyle buluşuyor. Sergide ilk olarak Smiljan Radic +


177

E y l ü l 2010

Marcela Correa ekibinin "The Boy H idden in a Fish" adlı çal ışması bulu­ nuyor. Masif granitten oluşan çalışma kabuklu bir deniz canlısını andırıyor. Ekip çalışmasını, depremin ardı ndan tıpkı David Hockney'in kuru çizgilerinin arkası ndaymış gibi korunaklı, güzel kokulu ve barışcıl bir geleceği yen iden inşa etmeyi istiyoruz, sözleriyle anlatıyor. Serginin girişinde dağıtılan üç bo­ yutlu gözlüklere ikinci kısımdaki Wim Wenders' ı n SANAA'nın Rolex Learning Center binasını m i marlarının ve kullanı­ cılarının ağzından anlattığı kısa filmde ihtiyaç duyul uyor. " If B uildings Could Talk . . . " çalışmasında Wim Wenders binaların kullanıcı larıyla nasıl iletişim ku-

n ö

a 1/1 ı;ı

"'

ıı:

racağını izleyicilerle birlikte keşfediyor. Serginin kütlesiyle ziyaretçileri şaşır­ tan Balaneing Act ise Anton Garcia­ Abrii&Ensamble Studio'nun elinden çıkmış. Balaneing Act bir denge oyu n u . Mekanda uzunlamasına konumlanan iki strüktürel çizgi orijinal mekanı değiş­ tiren bir aracı gibi çalışıyor. Architecten de vylder vinck taillieu Ord os 1 00 projesi için tasarlad ı kları konutların çizimlerini i nsanlarla buluş­ turmuş. Ekip çizimi nihai bir başlangıç ve buluşma için nihai bir alan olarak konumlandırdığını vurguluyor. Serginin belki de en az vakit geçirilebilecek mekanı Transsalar Klimaengineering + Tetsuo Kondo ça­ l ışması olan Cloudscapes. Mekandaki

ID Ol iii :ı n

:;·

cc

bulut kütlesi mekanın içinden geçen rampayla yukarılara doğru çıkıldıkça çok daha yoğun olarak h issedi l iyor. Ekip bu çal ışmayla insanlara su bu­ harı nın ruhani dünyasında yaşamanın nasıl olacağ ını anlatmak istem iş. Walter N iedermayr çalışmasında 1 97 9 'daki islam devri minden doğan ve Batı m imarisinden etkilenen i ran kentsel tasarım ıyla antik Pers m imari­ sinin tarihi kentleri ve kültürel alanları arasındaki benzeşmeyi saptamaya odaklanmış. J u nya. lshigam i+Associates bir öğ­ renci çalışmasıyla karşımıza çıkıyor. Bienal boyunca buradaki öğrenciler Avrupa' nın herhangi bir yerinde konum­ lanacak olan yaklaşık 1 4x4x4 metre

ölçülerinde bir bina tasarlayacaklar. Aynı zamanda bienali kapsamında uluslararası jürinin verdiği 3 özel mansiyon ödülünden birisini alan Studio M umbai, Work Place adlı çalışmasını büyük ölçekli maketler, modeller, malzemeler, eskizler ve çizimlerden oluşan ürünlerle fikirlerin keşfedildiği tekrarlanan bir süreçten oluşan çevre olarak tanıml ıyor. Birçok malzemenin ve mobilyanı n dev ölçekli prototipieri sergi mekanı n ı dolduruyor. Fransız ekip R&Sie(n) ' n ı n fikri Thebuildingwhichneverdies ' ı n iddiası ise ziyaretçiyi bir şeylere dokundurarak hem merakını uyandırmak, hem cezbet­ mek hem de geri püskürtmek. Hans U lrich Obrist, yaklaşık 20 yıldır sürdürdüğü " Söyleşi Projesi "ne de katkısının ol ması için bienalin küratörü Kazuyo Sejima tarafı ndan tüm bienal katılımcılarıyla yapılacak bir söyleşiler dizisi hazırlaması için davet edilmiş. Serginin bu bölü münde tüm bienal katılımcı larıyla yapılan söyleşiler ekran­ lardan izlenebiliyor. Duvardaki panoda ise Obrist ' i n 20 yılda söyleşi yaptığı yaklaşık 800 isim yazı lmış. Mark Pimlott ve Tony Fretton tara­ fından hazırlanan Piazzasalone ça­ lışmasında şu anlayıştan yola çıkmış: M imarlık ve sanat şimdiki deneyim leri ilişkilendirme ve kurgu yoluyla geçmiş­ ten etkilenerek anlamaya öncelik verir. Bu yıl güncel teknolojik gelişmelerin de yakından takip edilebileceği bir sergi sunan bienalde sanat ve teknolo-


Eylül 2010

jinin iç içe geçtiği "Your Split Second House" çalışması en çok dikkat çeken çalışmalardan birisi.Çalışmada zaman kavramı şöyle tan ı mlan ıyor: " Salise iki Q) "' dakika arasındaki bir mekan. Geçmiş :::1 o ve gelecek arasında, ama şu an değil, :ı: "' ama şimdinin bir parçası, h içlik, bir ba� c. kıma donmuş zaman." o c Çinli ekip Amateur Architecture � Studio ise kendisine ayrılan sergi alanı - 8_ nı boşluklu bir kubbeyle kaplamış. Basit � a; :il bir batı kubbesini andı ran bu çalışma ı:ıı geleneksel Ç i n konstrüksiyon prensibiy- ; .ı:. u le i nşa edilmiş.

Metropolitan Opera H ouse projesini konsept aşaması ndan çalışma maketle­ rine kadar anlatıyor. Janet Cardiff' i n The Forty- Part Motet adlı projesi de bu yılki bienalin değişik çalışmalarından birisiydi. Mekandaki hoparlörler sayesinde ziyaretçi lere çok­ sesli bir koronun provasındaymış hissi veriliyor. Berger&Berger'in " Ça va, a prefab­ ricated movie theater" adl ı projesi ise sadece filmiere ve onların atmosferine odaklanan prefabrike bir tiyatro. Arsenale'deki sergiyi Arjanti n ,

Asma bir kat üzerine kon umlandırılan çalışmaları izlemek için çıkı labilen merdivenler, kah tamamen asma kata çı karak kah çalışmaların içine çıkarak ziyaretçiyi şaşı rtıyor. 1 2 . Venedik M i marl ı k Bienal i ' ni n bir diğer ana mekanı olan G iardini 'deki ana sergide ise Renzo Piano, Rem Koolhaas, SANAA, A R U , Andrea Branzi gibi birçok önemli m imarın ça­ l ışmaları yer alıyor. G iardini yaklaşık 30 ülke pavyonuna da ev sahipliği yapıyor. B ienal hakkındaki bir diğer haberimizde sergilerle ilgili detaylı bilgiler vermeye devam edeceğiz.

" E la lem K ü l "t ü r ü n e Sahip Çı k ıyo r

"

Ta rih: 3 Eylül YAZAN: AHMET VEFiK ALP

Ünlü m imar Toyo lto bienalde hala i nşası devam eden Taichung :::1

c o >o >

"' Q.

"' >o

.�

Estonya, H ırvatistan, Malezya, Arnavutluk, Bah reyn Krallığı, Yugoslavya ve Makedonya, U krayna, H ı rvatistan, Çin ve italyan pavyonları izliyor. Bahreyn Krallığı Reclaim projesi ile En iyi Ulusal Katılım Altın Aslan Ödü l ü ' n n de sahibi oldu. italyan pavyonunun bu seneki teması AI LAT I . Gelecekten Yansımalar. Aynı zamanda italya' n ı n tersten okunuşu olan A l LATI 'yi serginin küratörü Luca Molinari şöyle özetliyor: "AI LAT I . Gelecekten Yansımalar, mimarimizi u luslararası alanda canlandı rmak için geleceğe karşı somut bir meydan okuma. A I LAT I , ltalia kelimesi üzerine bir ayna oyunu ancak hepsinden öte, italyan mi mari kimliğinin kalbini göste­ riyor." Pavyonun ilk bölü münde geleceğin projelerine odaklanan çalışmalar sıra­ lan ıyor, ikinci bölümü ise ilk bölü mün gerçekçiliğine karşı bir çal ışmalar dizisi.

2006 yılı Mayıs ayında Sofya'da Dünya Mimarlık Trienali yapıldı. 22 ülkeden 1 52 mimar projeleriyle yarışmaya ka­ tıldı. Pierre Andre Dufetel (Fransa), Manfredi N icoletti ( ltalya), Yury Platonov (Rusya), Georgi Stoilov (Bulgaristan), Kiyonori Ki kutake (Japonya), Jan Hoogstad (Hollanda) ve Ahmet Vefik Alp (Türkiye) den olu­ şan uluslararası Jüri Fransa, Malta ve Bulgaristan 'dan gelen 3 projeye Büyük Ödül verdi. Dikkatimi çeken B ulgar Profesör M i mar Jeco Tilev ' i n U N ESCO Büyük ödülünü kazanan " Seuthopolis" projesi oldu. Bu projeyi Büyük Ödül için öne­ ren bendenizdim. Türkiye'mizin yöneticileri, bilim adamları, düşünenleri günlük men­ faatler, kavgalar, dedikodulada uğ­ raşıp Bergama'da Allianoi, Dicle'de Hasankeyf, Fı rat'ta Zeugma antik kentlerinin baraj inşaatları nedeniyle sular altında kalış sürecini çaresiz sey­ rederken, komşu Bulgar'ın ayn ı kadere mahkum olmuş bir antik kenti kurtarmak için hazırlad ı ğ ı proje jürinin oybirliği ile hiç tartışmasız Büyük Ödüllerden bir tanesine layik görüldü. Seuthopolis projesiyle M i mar Jeco Tilev 1 950'1i yıllarda baraj gölü nede­ niyle sular altında kalan kültürü hem


Eylül 2010

kurtarıyor hem de turistik bir tesis yara­ tarak gelir elde ediyor. Antik Odrissia Devletinin Başkenti, Kral l l l . Seuthes in şehrinin geçmişi M Ö 4.YY'a dayanıyor. Filibenin kuzeyinde Koprinka Baraj ı ' n ı n su toplamasıyla s u n i g ö l altında kalan antik kent 420 metre çaplı bir dairesel duvar içine alınıyor. Dairesel bir dal­ gakıranın ortasında kalan sular boşal­ tıldıktan sonra tarih temzilenip dünya kültürüne geri verilirken çevredeki dairesel yapı oteller, lokantalar, müzeler ile zengin bir kültürel ve turistik tesis oluşturuyor. Seuthopolis'e tekneler, yat­ larla geliniyor. Projenin gerçekleşmesi bulu nacak finansman fonlarına bağ l ı . AB yolundaki Bulgaristan bu konuda zorlanmayacak­ tır umarı m . Ancak düşüncesi bile yeterl i . Mesele, örümcek kafaların yerini berrak beyinierin alması. Özetle, proje gerçekleşebilirse Komşu kısmetse bir taşla 3 kuş vura­ cak. Hem kültürüne sahip çıkacak, hem barajı yapılacak, hem turizm yapacak.

A r k i "t e r a H a b e r B ü l "t e n i 5 0 0 H a ft- a d ı r H i ç Tat- i l Yapma d ı Tarih: 3 Eylül

2000 yılından beri mimarlık kültürünün gelişmesi için ulusal ve uluslararası alanda çalışan Türkiye'nin ilk bağı msız mimarlık merkezi Arkitera, haftanın gün­ demini Arkitera Haber Bülteni ile yaka­ lıyor. Arkitera.com, RAF Ü rün Dergisi, Gazeteparc ve ARKiV'den derlenen haber, söyleşi, dosya ve projeler yurtiçi ve yurtd ışından 1 00.000'den fazla kişi­ ye ulaşıyor. 500 haftadı r aralıksız olarak üyelerine gönderilen bülten, pek çok ilki ve yeniliği de bünyesinde barındırıyor.

Mima rlık Alanının İlk E - b ü lt- e n i M imarlık alanında i l k e-bülten olma özelliği taşıyan Arkitera M i marlı k Merkezi'nin t ü m yayınlarının içeriğinden derlenen Arkitera Haber Bülteni , 5 Şubat 2001 tarih i nden itibaren, hiç ak­ samadan her Pazartesi d ileyen herkesin e-posta adresine yollanıyor. O hafta içinde gündemi takip edemeyenler

" K im N e De r s e De s i n B u P ro j e y i Bo z ama y a c a k . B i z I s ra r l ı y ı z B u P ro j e Uyg u la n ac a k "

Arkitera Haber Bülteni sayesinde, bir önceki hafta içinde gerçekleşen olay­ lardan ve gerçekleşecek etkinliklerden haberdar oluyor.

T ü r k M ima r l a r a P,o l o n y a ' d a n Od ü l Tarih: 3 Eylül

Polanya'nın Gdansk kentinde inşa edilecek " 2 . Dünya Savaşı Müzesi" için 26 Ocak 2 0 1 0 tari hinde açılan uluslararası m imari proje yarışmasında 1 . aşamayı geçen 1 29 proje g rubu arasında yapılan i kinci aşama değerlendi rmesi sonucunda Selim Vel ioğlu, Erce Funda, Orkun Özüer, Ersen Gömleksiz'den oluşan Türk ekibi mansiyon kazand ı . 1 Eylül Dünya Barış G ü n ü ' nde açıklanan sonuçlar şöyle:

Tarih: 6 Eylül YAZAN: DERYA YAZMAN

istanbul Metropoliten Planlama ( i M P) , daha öncede birçok yarışma projesinin sergilenmesine olanak sağladığı gibi 3 Eylül - 3 Ekim 201 O tarihleri arasın­ da 24 Haziran 201 O'da sonuçlanan _& "Zonguldak Lavuar Koruma Alanı ve Çevresi Koruma, Planlama, Kentsel Tasarım ve Peyzaj Düzenleme Proje :;; c; E 'Gi Yarışması" nda ödül alan projelere de ev � U; sahipliği yapıyor. :;; w >- :: Serginin açılış töreni Zonguldak �E 1 . Ödül: Studio Architektoniczne, E -� Belediye Başkanı ismail Eşref ' i n de Polanya �"' ...:� katılımı ile 3 Eylül Cuma günü istanbul {:!_ ... Metropoliten Planlama Merkez i ' nde 2. Ödül: Piotr Plaskowicki & Partnerzy Qj � gerçekleşti. Architekci, Polanya �Gl .; "g 3. Öd ü l : BETAPLAN S . A . , Yunanistan Serginin açılış konuşmasın ı i M P ::.: Gl - Qi 1 . Ma nsiyon: Ad Artis Emerla Kentsel Tasarım ve Yarışmalar G rubu :;ı ııı lll ...: Jagiellowicz Wojda Sp61ka Jawna, koordinatörü M u rat Vefkioğlu yaparak, E� Zonguldak Belediye Başkanı ismail Polanya � ], 2. Mansiyon: DIZARH" Ltd . , Bulgaristan .� 5 Eşref'e söz verildi. 3. Mansiyon: Selim Velioglu, Erce ismail Eşref, öncelikle Zonguldak'ı Funda, Orkun Özüer, Ersen Gömleksiz, tarihsel süreç içinde ele alarak geçir­ � ;g> Türkiye � �Gl diği ekonomik ve sosyal değişim lerden o 4. Ma nsiyon: Domino" G rupa � ::.. söz etti. Enerji sektörünün değişimi ile Architektoniczna Wojciech Du naj, kömür üretiminin azalmasından ötürü :ı; Po ı onya başka sektörleri ön plana çıkarmak n; ':! c •O .. .. istediklerini söyleyen Eşref, Zonguldak Ul ı'!! Daha fazla bilgi için: kentinin gerçek bir kent kimliğine sahi p ; :c � o olduğunu vurgulad ı . Yarışma alan ı n , http://www.muzeum1 939. pl/ o o

:� � � :;

__

uı ::ıı:


Eylül 2010

Bu süreç biraz uzad ı , biraz zaman kaybettik. Yaklaşık 6 aylık bir yarışma süreci ile şartnameni n hazırlanması ve yarışmanın yapılması, jürinin değer­ lendirmesi, sonuca bağlan ması tüm bu süreç 24 Haziran 2 0 1 0 tarihinde tamamlandı .

Pekiyi sizce çıkan sonuçtan halk memnun oldu mu, benimsedi mi projeyi? Eğer başlangıçta biz yapmış olsaydı k , dayatmış alacaktık. A m a öyle olmad ı . Yarışma i l e t ü m halkın görüşleri al ındı, farklı katılı mcılar katıldı. Ben bir firmaya ihale verseydi m , ş ikayetler çıkabilirdi. Çok ses çıkmad ı , çok ufak tefek sesler çıktı onlarda çok önemli değ i l . Zaten o çıkan seslerde projede derece alama­ yanların çıkardığı sesler oldu, onlarda eleştiri sayılmaz. 1 950'1erde yıkılan kömür lavuar alan ı n ı içeren 80.000 m 2 ' 1 i k b i r alan olduğunu, 2006 yılında kalan yapıların ve alanı n koruma altı na aldığını söyleyen Eşref, bu alanın Zongu ldak kenti için cazibe noktası olmasına yönelik böyle bir proje yarışması yaptıkları n ı söyledi. ismail Eşref, açılış konuşmasını ta­ mamlarken " K i m ne der ise desin bu projeyi bozamayacak. Biz ısrarl ıyız, bu proje uygulanacak," sözlerini ifade ede­ rek emeği geçen herkese teşekkürlerin i sundu. Tören, Belediye Başkanı ismail Eşref ve katılımcıların ödül alan projeleri ince­ lemesiyle devam etti. ismail Eşref birinci proje hakkında, Zonguldak' ı n meydan sıkıntısı olduğunu ve bu projenin bu sorunu en iyi şekilde çözdüğünü, sosyal donatı açısından oldukça fazla, otopark sorununa yönelik önemli kararlar alı n d ı ğ ı n ı , manzara fak­ törün ü n önemsendiğini vurg u lad ı . i M P Kentsel Tasarım v e Yarışmalar Grubu koordinatörü M u rat Vefkioğ l u ' n u n "Yarışma alanın yan ında yer alan !imanın değişimi söz konusu olacak m ı ? " sorusuna ismail Eşref, !imanın değişi m i n i n söz kon usu olabile­ ceğ i n i , kömürün şimdilerde demir-çelik sektörü için kullandığını ve bu sektörle­ rin de limanların ı n artık başka yerlerde yer seçtiğini ve zamanla bu ! iman ı n boşa çı kacağ ı n ı söyledi .

Bu nedenle de ileriki zamanlarda bu ! i manın yarışma alan ına entegre olması­ nın söz konusu olabileceğini vurguladı. Daha sonra Zonguldak Belediye Başkanı ismail Eşref, proje müellifi Oktan Nalbantoğlu, jüri başkanı Prof. Dr. Gülşen Özaydın ve Prof. D r. Cengiz G iritlioğlu Arkitera M i marlık Merkezi ' n i n sorularını yanıtlayarak, yarışma v e b i ­ rinci seçilen proje hakkı nda görüşleri n i paylaştılar.

Bu yarışma için kent konseyinin top­ landığından söz ettiniz. Kent konse­ yi nin çalışmalarından ve bu konseye kimler katı ldığından bahseder misi­ niz? Halk, bu alan için beklenti lerini sizlere söyleyebildi mi? Ben göreve geldiğim zaman bu işi kendim yapmayı düşünmedim. Öncelik halkındı. Kent konseyine sunduk. Kent konseyi, halkın isteklerini beli rttikleri bir platform . Kent konseyi 3 ay bu iş için çalıştı. 1 20 kişilik bir gruptu. istekleri bizim söylediklerimizdi: Meydan olsu n , kültür merkezi olsun, bina yoğunluğu olması n , otopark olsu n , yeşil alan çok olsun . . . Belediye meclisi de kent konseyinin söylediklerini benimsedi ve bazı ilaveler­ le (nikah salonun eklenmesi, madenci­ likle ilgili bir sembolü n , heykelin olması gerektiğini ben önerdim) hal k ı n , beledi ­ yen i n istekleri ortaya ç ı k m ı ş oldu.

Uygu lama ile i l g i l i olarak bir eta p­ lama olacak mı? Alandaki öneriler kamusal alana yönelik. Beled iyeye bütçe açısından büyük b i r mal iyet olacak. Bunu nasıl çözmeyi planlı­ yorsunuz? Bu planlama açısından olumlu ad ı mlar attık. Herkesin beklentisi 80.000 m 2 ' 1i k alan ı çizip proje alanı olarak tan ım la­ maktı . M ü lkiyet, Türkiye Taş Kurumu (TKK ) ' n u n . TKK takas yapmak istedi. Bu bizim için avantaj oldu. M ü lkiyet sorununu çözdükten sonra i mar durum u na gelirsek, biz fonksiyen­ lara göre i mar alanlarını böldük. Tümüne özel proje alanı deyip geçe­ mezsiniz, dolayısıyla i mar planın hüküm­ leri ile alanı bölmeye çalıştık. Koruma kurulu hala ısrar ediyor, proje alanı bir bütün olsun diye. Ama o şekilde çözüm­ lenemiyar ki. O nedenle böldük ve bu şekilde yaptı k , 2 gün önce de meclisten geçti. Mül kiyet bölünebilir halde çıktı. Şimdi, 1 2 Eylül 'den sonra koruma kurulu belediye meclisi ile toplanıp, ka­ rar alacak. Daha sonra tatbikat projeleri kalıyor. Onaylar gerekiyor. Biz bu proje­ yi önümüzdeki senenin başı nda uygula­ nabilir hale getirmeyi düşünüyoruz.

2008 yılında M i m a rlar Odası ' n ı n d üzenlemiş olduğu Kent Düşleri Atölyesi oldu. Bu çalışmalar son u­ cundan da öğrenci lerden güzel öne-


riler geldi. Bu öneri leride uyg u lama aşamasında değerlend irmeyi düşü­ nüyor musunuz? Çok iyi bir çalışmaydı . Öğrenciler çok güzel çalışmalar yaptı. Bu yarışma projesinde de 30'un üzerinde yarışmacı vardı ve hepsinde çok güzel kararlar vardı . Diyoruz hepsinden birşey alıp, öyle uygulasak diye. Ama tabi i bu yarışmanında bir birin­ cisi var. Proje müellifimiz Oktan Bey de uygulama aşamasında diğer proje­ lerdende bişiler alalı m fikrine katılıyor. Düzeltme aşamasında hem öğrenci projelerinden hem de diğer projelerden öneriler paylaşabiliriz. J ü ri üyemizinde kararı ile düzeltmeler yapmak mümkü n . Her projede güzel şeyler vardı, değişik bakış açıları vardı.

Zonguldak bundan sonra yeni ya rış­ malara ev sa h i p l i ğ i yapacak mı? Yeni yarışma gerektiren şu an bir ala­ nımız yok ama alan yaratttığ ımızda düşünüyorum. Kentsel alanda insan­ ların günübirlik gidebilecekleri hobi evleri düşünüyoru m . Bir alanım var ama küçük geldi biraz, 50.000 m 2 ' 1 i k bir alan. Daha geniş bir alan elde ettiğimiz takdirde yine yarışma ile bu alanda da proje uygulamak istiyorum.

"Geçmi şe saygı duya rak dikkatl i mü­ dahalele rde bulunmaya başladık" Birinci projenin müelliflerinden Oktan Nalbantoğlu projeleri hakkında, "Zonguldak'daki Lavuar alanı kentin sürdürebiiiriiği açısından çok önemli bir yeri. Kenti hem kuzeyden hem de do­ ğudan birleştirebilecek bir odak . Hem yaya hareketleri hem de ulaşım olanak­ larını çözebilecek bir yaklaşım önerdik. TKK'nın bu yeri kentin önemli bir noktasında yer seçmiş. Zonguldak i nanı lmaz bir kentsel belleğe sahip. Kararların çok önemli olması lazım. Geçmişe saygı duyarak dikkatli m üda­ halelerde bulun maya başladık. Bu ka­ rarlar çok radikal kararlar değildi. Ben Zonguldak'a ilk defa yarışma için gittim, ama kenti iyi okumaya çalıştık. Kentin en önemli sorunlardan bir tanesi yaya ulaş ı m ı . Kentsel yoğunluğu fazla olan bir kent. Denizin kıyısında bir kent ama deniz ile iç içe değil. Engeller çok fazla. Mekana tamamen yaya ön-

Eylül 2010

181

celikli bir yaklaşım getirdik . M eydan ve kültür yapısı vard ı . Meydan ile yaya köp­ rüleri kurguladık. Meydan ın çok formatı­ nı bozmadan kentin ihtiyacı kadar öner­ dik. Kriblaj binaları, kuleler ile yaya ha­ reketini ve fonksiyonları bütün leştirecek bir tasarım, filo alanlarının altında sergi alanları önerdik. Tari h i dokuyla beraber çağdaş mimarinin de beraber olmasın ı özendiren bir proje ortaya çı karmaya çalıştık," şeklinde açı klama yaptı.

teşekkür edilmesi gerekir. Projenin ka­ tılımcı bir yaklaşım çerçevesinde kurgu­ lanması ve yarışmacılarında aynı şekilde çalışmış olmaları Zonguldak'ın bir şansı olduğunu düşün üyorum . Ortak, birlikte üretim artık çok öneml i . Sayın başkanın heyecanı b e n i çok inandırıcı olduğu görüşünde, o konuda çok sevindim. Yarışmalar yapılır, birinci seçilir ve o şekilde kalır. Ben birçok yarışmada jü ri üyeliği ve başkanlığı yaptım. Ama bütün emekler boşa gitmiştir, projeler rafa kaldırılmıştır. Bir yönetim gelmiş böyle bir yarışma açmış, fakat o dönem bit­ miş başka bir yönetim gelm iştir. Zihniyet olarak olarak geçmişteki tüm çalışmaları çöpe atmıştır. Bu kopukluk, bu kesiklik, yapılması mümkün olan birçok işin yarım kalmasına ya da işten vazgeçilmesine neden olm uştur. Bu durumun çözülmesi lazım, sürdü­ rülebi lirliği yasal olarak sağlamak lazım. Ben kaç tane proje yaptım, fakat yönetim değişikliği nedeni ile hiçbiri uygulanmadı . Projelerin uygulanabilirliği, yönetim değişikliklerinden etkilenmemeli. Bu yarışmadaki sinerjinin devamını diliyorum ve gerçekten başarılı bir uygulaman ın yapılmasını da görmek istiyorum , " diyerek yarışma hakkı ndaki düşüncelerini paylaştı. Zonguldaklı bir vatandaşın " Bundan sonraki proje alanın Zonguldak Otobüs Terminali'nin olması gerektiğini düşünü­ yoru m . Şu an orası çok eskimiş durum­ da, çok güzel projeler yapılabilir," fikrine Zonguldak Belediye Başkanı ismail Eşref, "Terminal proje alanın d ışında, ama mevcut durumun iyileştirilmesine yönelik bir ihalem var. Bu bina kötü bir bina. Fakat bu binayı yı kamıyoruz, çünkü kıyı kenar çizgisi arkasından geçiyor. Yani kıyı kenar çizgisi deniz tarafında. Hatta il Emlak M üdürülüğü, kıyı kenar çizgisinin arka tarafında özel mülkiyet olamaz diye bir çok yapının tapusunu iptal etti. Ama elde edilmiş bir hak var. O da nedir: Bina 1 980 senesinde, kıyı kanunundan önce yapılmış. Korunacak bir bina değil ama iyileştireceğiz. i hale açtık, çok güzel bir yapı olacak," şeklinde cevap verdi.

"Tüm kurumlar ve halk bera berd i k. Kenti herkes o kadar ben i msedi ki, Zonguldak için en iyisi olmasını i stiyord u" Jüri Başkanı Prof.Dr. Gülşen Özaydı n yarışma ve birinci seçilen proje hakkın­ da şu şekilde yorum yaptı : "Jüri üyele­ rini çok heyecaniadıran süreç yaşadık. Katılımcı bir süreç yaşadık. Belediye üyeleri, mimarlar odası, TKK, madenciler odası başkanı, halk katıldı . Tüm kurumlar ve halk beraber­ dik. Kenti herkes o kadar benimsedi ki, Zonguldak için en iyisi olması nı istiyor­ du. Rafa kaldı ran proje yarışmalarından çok farklı bir yarışmaydı. Yarışamaya katı lanlarda çok inanarak yaptı. Endüstri mirasının yeniden işlev­ lendirilmesi açısından bu ölçekteki ilk örneklerinden biri. Diğer bir konuda belediye başkan ı m ızın bu konuya gönül vermesinden ötürü çabucak ilerlemesi . . . Birinci projeyi diğer projelerden ayıran ilkeler: Şartname çok iyi hazırlanmıştı. Şartnamedeki ilkelere ve amaçlara en iyi uyan projeyi seçmek. Kenti dönüştürüp yepyeni bir çevre yapmak yerine, geçmişi koruyan bir tasarım aniayaşının olmas ı . Yap ı alanları ile açı k alan dengesiz çok iyi kurgula­ naması. Yaya platformlarının. U laşırn ı n müdahalenin radikal bir müdahale o l ­ madan çözümlenmesi. Birkaç kritiğimiz oldu, yasal süreç içerisinde onları proje müellifinden bekliyoruz."

" Projenin katılı mcı bir yaklaşım çer­ çevesinde kurgulan ması ve yarışma­ cılarında aynı şekilde çalışmış olma­ ları Zonguldak'ın bir şansı olduğunu düşünüyorum " Prof.Dr. Cengiz G iritlioğlu d a " Gördüğüm kadarı i l e hem bu yarışmayı organize edenler hem de katılımcılara


Eylül 2010

Ya p ı K r e d i Eme k l i l e r i Va k f ı ' n ı n 5 4 Y ı l l ı k Ga r a j ı 3 0 Milyon Do l a r ' l ı k Re z i d e n s a Dö n ü ş ü y o r Tarih: 6 Eylül, Hürriyet YAZAN: Ali ÖZTÜRK

Ofton i nşaat Yönetim Kurulu Eş Başkanı Yusuf Şimşek, istanbul-Elmadağ'dan Dolapdere'ye inen yol üzerindeki eski tamirhanelere talip olduklarını beli rterek, "Yapı Kredi Bankası Mensupları Emekli Sandığı Vakfı 'nın, 1 956'da alıp yıllardı r tamirhane, garaj v e yakıt ikmal merkezi olarak kullandığı binasının yerine de rezidans yapıyoruz. Banka emekl ileri 3 milyon Lira edebilecek binadan 4-5 kat para kazanacak" dedi . istanbul'un kalbi sayı lan Taksim'e 5 dakika yürüme mesafesindeki Dolapdere-Eimadağ yokuşundaki kötü görüntü , eski otomobil tamirhanesi ile depoların ofis ve rezidans binalarına dönüşmesiyle ortadan kalkıyor. Bu yo­ kuşta Andromeda Disko'ya da ev sa­ hipliği yapan binaları satın alıp, Taksim Elysium Suites'in inşaatına başlayan, rezidans için Rixos G rubu'yla anlaştık­ larını hatırlatan Ofton i nşaat Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Yusuf Şimşek, " 1 40 suit bulunan projede pazarlamayı da Rixos yapıyor. Üçte biri satıldı. Bitişiğinde, bize ait bir binada rezidans yapacağ ız. Ayrıca, 50 yıldan fazladı r Yapı Kredi Bankası Mensu pları Vakf ı ' na ait olan ve tamirhane, garaj, depo ve ya­ kıt ikmal merkezi olarak kullan ılan binayı da yıktık, rezidansa başlıyoruz," dedi. Aynı yokuş üzerinde, yaklaşık 700 metrekare arsada halen 4 bin 800 met­ rekare kapalı alana sahip bir ofis binası i nşaatına devam ettiklerini belirten Yusuf Şimşek, Yapı Kredi Mensu pları Emekli Sandığı Vakfı'nın arsası nda ise ruhsat alma aşamasında oldukların ı vurgulad ı . Şimşek, şunları söyledi: " Ramazan Bayram ı ' ndan sonra temeli atıyoruz. Bodrum katlarıyla birlikte 1 1 katlı bir bina olacak. Arsan ın büyüklüğü 2.8 m ilyon lira. 80 metrekare ile 1 60

metrekare aralı ğı nda daireler olacak. Rezidansı, 201 1 sonuna kadar teslim edeceğiz. Projede metrekare fiyatları 3-4 bin Dolar'dan başlayacak. Yapı Kredi Bankası Mensu pları Yardı m ve Emekli Sand ığı Vakfı, binayı satmak istese 3-4 milyon Dolar'a satabilirdi, kat karş ı l ı ğ ı anlaşma ile 1 4-1 5 milyon Dolar'a yakın kazanırlar. Projeye Taksim Elysium Residence ad ı n ı vereceğiz."

Ba n ka Araçla rının i kmal merkezi Vakıf yetkilileri d e , yıllarca garaj ve tamirhane olarak kullanılan binanın h i ­ kayesini anlatırken, şu bilgileri paylaştı: " 1 956 yılı nda vakfımızca satın alınan Elmadağ Garaj B inası , 1 972 yılına kadar garaj, tamirhane ve depo olarak kullanılmak üzere m uhtelif kişilere ki­ ralanm ı ştı. Ağustos 1 97 2 'den itibaren de yine garaj ve tamirhane olarak kulla­ nılmak üzere Yapı ve Kredi Bankası'na kiralanan binada, uzun yıllar banka araçlarının bakım ve tamirleri yapıldı."

Likör Ara z i s i n e 3 Ay rı Dava Ofton i nşaat ' ı n Mecidiyeköy'de, eski Likör Fabrikası 'nın arazisini alan konsorsiyumun da ortağı olduğunu hatırlatan ve yıllardır açılan davalarla uğraştıkların ı kaydeden Yusuf Şimşek, şöyle konuştu: " Yürütmenin durdurul­ ması için açılan ilk iki dava lehimize sonuçland ı . Fakat bu davalarla uğraşır­ ken bir başka dava daha açıldı, o dava ise aleyhim izde. Fakat temyiz hakkım ız var. Bu projede, başlangıçta deniz se­ viyesinden 400 metreye kadar çı kacak inşaat hakkı mız, 300 metrenin altına indi. Mecidiyeköy'ün rakımını da düşü­ nürsek, bölgedeki yüksek binalar kadar yüksek bina olacak. Yoğun yapılaşma olmayacak."

Ka sımpaşa ' da 4 Yıldız lı Ot-el , Rasat- h a n eye Komşu Lüks Sit-e Ofton i nşaat Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Yusuf Şimşek, Ofton'un Kasımpaşa'da, Piyalepaşa Bulvan 'nın başlangıç noktasında, 4 yıldızlı bir otel inşaatına başiayacağını da beli rterek, " B u otel için uluslararası otel zincirle­ riyle görüşüyoruz. Arsa dah i l , bize 35

m ilyon Dolar'a malolacak. Ekim ayında ruhsatı alıp inşaata başlayacağız. 300 odalı oteli, 20 1 2 sonuna kadar bitirmek istiyoruz" dedi . Ayrıca, Çengelköy'de, Kandilli Rasathanesi'nin yakınında 30 dönümlük bir arazide 1 80 lüks daire bu­ lunacak sitenin inşaatına başlayacakla­ rını bildiren Yusuf Şimşek, Bu projenin büyüklüğü de 45 milyon Dolar. Nisan ayında inşaata başlamak istiyoruz," diye konuştu. Ofton'un Bomanti'de inşaatı devam eden Elysium Fantastic Residence projesinde de toplam 346 daireden 72 'si satılmayı bekliyor. Proje, Şubat 201 1 sonunda teslim edilecek.

Ümra n iye ' d e Tra b z o n s p o r i ç i n Kamp Ye ri Ya pıyo r u z Ofton inşaat Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Yusuf Şimşek, merkezi istanbul'da olan Trabzonlu iş Adamları ve Bürokratlar Birliği'nin (TiAB) de Yönetim Kurulu Başkan Vekili. Şimşek, TiAB ' ı n bir süre önce Ümraniye'de, Çekmeköy yolu üzerindeki 500 dönüm­ lük Çırçır Ormanı ve mesire alan ı n ı , Orman Bakanlı ğ ı ' n ı n açtığı ihalede kira­ ladıklarını ve burada mesire alanları nın yanı sıra, lüks bir restorana, pideciye ve kafelere yer açtı klarını ifade ederek, "Arazi içinde, ağaçların daha az olduğu bölümde, Trabzonspor istanbul'a gel­ diğinde kullansın diye idman sahası, kamp yeri yapacağız. M üthiş istanbul manzarası olduğu için, kendi aramızda, Trabzon'un Boztepe'sine atıf yaparak, 'istanbul'daki Boztepe' diyoruz," dedi.

� o r d F o s t- e r , I s "t a n b u l ' a B ü y ü k d e re ' d e n Gi r d i Tarih: 6 Eylül, Mill iyet YAZAN: TEBERNÜŞ KiREÇCi

Çevreci projeler kadar tarih i mekanın özelliklerini ve dokusunu bir araya ge­ tirdiği projelerle dünyanın en önemli m imarlarından biri olarak kabul edilen Lord Norman Foster'ın m i marlı k ofisi Foster+Partners Türkiye'ye geliyor. Şirket, Türkiye'de gayrimenkul sektö­ ründe faaliyet gösteren EriaPartners ile işbirliği yaparak istanbul'a 'ikon yap ı ' lar


Eylül 2010

kazandırmayı planl ıyor. iki şirketin ilk or­ tak projesi ise Büyükdere Caddesi'nde olacak. 201 O'da başlayacak proje, A plus yaşam tarzına uygun rezidans ve ofis karması olarak tasarland ı . Ayrıca proje, inovatif bir m imari olan "ikon yapı" üzerine kurgulanacak.

Fost-e r- ' ın Çizg ile r-i İst-a n b u l ' d a Ş u anda yatırım değeri 700 m ilyon Dolar olan pek çok proje üzerinde çalışan EriaPartners Kurucu Ortakları Aytek Şavkan ve Dr. Fritjof Fuchs, konu hakkında yaptıkları açıklamada Narman Foster'ın m imarl ık ofisi Foster+Partners' ı n imzası nı istanbul'a taşımak için kolları sıvadıklarını altını çizdi ler. Aytek Şavkan, ortaya konulan bu işbirliğiyle kültü rel m irasa da katkıda bulunmak isteklerini beli rtti. M imar Foster ile Büyükdere'de plan­ ladıkları yeni projeyle 201 O yılındaki toplam yatırımlarının 1 milyar doların üzerine çı kacağ ı n ı belirten Şavkan, " Lord Narman Foster, dünyanın başlıca m imarlık ödüllerini alarak son 40 yıla bir çok proje sığdırdı. 73 ülkede SOO'den fazla ödül aldı , " dedi .

Pe k i n Te r-minali Lo r-d ' u n E s e r- i Lord Narman Foster, bugüne kadar dünyanı n en büyük terminali olan Pekin Terminal i ' n i n de aralarında bulunduğu pek çok projeyi yarattı . Foster'ın proje­ lerinden bazıları şöyle: • New York'ta Hearst Genel Merkezi, Swiss Re's Londra Genel Merkezi, • Fransa'da M illau Viaduct, N imes Sanat M üzesi, • Al manya'da Parlamento B inası Reichstag, Com merzbank Merkezi, • Hong Kong ve Londra'da H S BC ' nin Genel M üdürlük B inaları,

E r-iaPa r-t- n e r-s , Şim d i Ant-alya için çalışıyo rEriaPartners'ın şu anda üzerinde çalıştığı ve yatırım değeri 700 mil­ yon Dolar'ı bulan projelerden biri Antalya' nın Lara bölgesinde inşa edi­ liyor.

48 bin metrekare brüt kiralanabilir alana sahi p bir AVM projesi olan 'TerraCity'de 1 40 mağaza ve 28 resto­ ran bulunuyor. 201 1 yılının ilk yarısında tamamla­ narak kapılarını ziyaretçilerine açması planlanan projeye 2 1 0 milyon dolarlık yatırım yapıldı.

1 2 . Ve n e d i k M ima r l ı k Bie nali ' nde n I z l e n im l e r - 2 .

Tarih: 7 Eylül ÇEviREN: BARIŞ GÖGÜŞ DERLEYEN: GÖKÇE ARAS

Kazuyo Sejima küratörlüğünde ger-

çekleşen ve 2 1 Kasım 2 0 1 0 tarihine kadar görülebilecek olan 1 2 . Venedik M imarl ı k Bienal i ' nin ana mekanlarından bir d iğeri G iardini 'deki ana sergide Renzo Piano, Rem Koolhaas, SANAA, ARU, Andrea Branzi gibi birçok önemli mimarın çalışmaları yer alıyor. Bienalin tümüne yansıyan sanat ça­ lışmalarının yoğunluğu buradaki ana sergide de devam ediyor. G iardini'de ana sergi dışında Almanya, ingiltere, Rusya gibi birçok ülke pavyonu da ko­ numlanıyor. Ayrıca Bienal 1 0 yıl sonra sonunda kütüphanesine de kavuştu . ilk aşa­ ması 2009 Haziran ayında tamamla­ nan Çağdaş Sanatlar Tarihsel Arşivi Kütüphanesi (ASAC)'ın açılışı Ağustos sonunda bienalin açılışıyla yapıldı.


Eylül 2010

G iardini 'deki ana sergi mekan ında birçok mimari ekip ve sanatçı katı l ı m ­ cılar i ç i n birer görsel şov hazırlamışlar. Bu yıl Altın Aslan Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nü de alan Rem Koolhaas' ı n ekibi O M A v e A M O ise uzu n b i r süre­ ce yayılan araştı rmaları nı katılı mcılara kronolojik sı rayla aktarıyor. AM O ' n u n " Venedik Bienali 2 0 1 0 : Koruma, Venedik, italya" başlıklı araştırması koruma kavramının günümüzdeki an­ lamına odaklanan 26 proje üzerinden dillendiriyor.

Ven e d i k Bie nali 2010 : Ko r-uma , Ve n ed i k , İt-alya 2010 " Biz dünyayı değiştiren mimarlar, ko­ ruma manifestolarına ya ilgisizdik ya da düşman. 1 981 'de, Portoghesi'nin 'Geçmişin Varl ı ğ ı ' ndan beri, başarılı mimarl ı k bienalieri koruma konusuna neredeyse hiç önem vermedi . OMA v e A M O en başından beri geç­ mişi sapiantı haline getirmişti. Bu sergi için başlıca fikrimiz, zaman ve tarihle il­ gili, daha önce sunulmamış, çalışmanı n gövdesini oluşturacak 26 projeye odak­ lanmaktı. Bu odanın içinde, bu gayret­ Ierin belgeler yığınını gösteriyoruz. Ama 201 0 yılı, m imarlar için şimdiye kadar kuramlaştırılmamış içeriklere sahip olan iki eğilimin mu hteşem kesişiminin yılıdır: küresel " koruma" destek kuvvetlerinin, gezegende daha büyük alanları kurtar­ ma tutkusu ve bir sosyal proje olarak, mimarlığın savaş sonrası döneme ait delillerini saf dışı bırakma arzusu. i kinci odada, koru manın ve yıkımın, zamanın doğrusal evrim hissini yok eden eş za-

manlı burkulmaları gösteriyoruz. Bu iki oda birlikte, CRONOCAOS sürecini belgel iyorlar. Çalışmada, devasa gelişim dalgaları içine iliştirilmiş, dünyayı gitgide artan bir hızla değiştirecek gibi görünen baş­ ka bir çeşit değişim var: dünyada çeşitli koruma usulleriyle değişmez ilan edilen alanlar katlanarak büyüyor. Bugün dünyamızın büyük bir bölümü (yaklaşık % 1 2); baştan sona düşünülmemiş, bilmediğimiz, sözü geçmeyen usullere teslim edilmiş yasak bölgelerden oluşu-

yor. Koruma ise, el altından yapı lan bu i lahiaştırma sonucunda bu yeni impa­ ratorluğuyla ne yapacağı n ı tam olarak bilemiyor. Bu uzak görünen alana yalınlan bir kuramı n yokluğu ve ilginin eksikliği, her sene korumanın ölçeği ve önemi bü­ yüdükçe, tehlikeli hale geliyor. Ruskin ve Viollet - le - Duc gibi düşünürlerden

sonra modernislieri n kibirleri, korumacı bakışı abes ve alakasız bir figür haline getirdi. Postmodernizm ise geçmişe olan sözde bağ l ı l ı ğ ına karşın daha iyisini yapmad ı . Bugün ise, bu radikal değişikliğin ve radikal durgunluğun bir arada varoluşuyla nasıl uzlaşılması gerektiği konusunda neredeyse hiçbir fikir yok . Korumanın doruğuna doğru yol aldıkça, bel irsizlikler ve çelişkiler kuv­ vetleniyor: • Seçim kriterleri belirsiz ve elastik çünkü dünyada bulunan tüm ko­ şulları içermek zoru nda • Zaman , bıraktığı izierde durdu­ rulamaz, ama korumacılığın cep­ haneliğ inde, zaman ın etkilerinin nasıl yönetileceği ve " korunanın" nasıl yaşalacağ ına dair bir ele alış yok . • Farklı kültürlerin koruma bağla­ mında devamlılığı ya da malzeme, iklim ve çevre faktörlerine göre kendileri için gerekli olan koruma modellerini nasıl yorumlayacağı konusunda küçük bir farkındalık yaratma. • Koruma, ilan edilmemiş ideo­ lojisiyle bazı otantikli kleri tercih eder. Diğerlerini ise - genel anlamda ve politik açıdan zor olanlar - çok can alıcı noktalar bile olsa gizler. • Korumanın gitgide azalan tutku­ suyla, yeni yapılanma ve koruma mecburiyeti arasındaki zaman farkı iki bin yıldan neredeyse sıfıra kadar düştü. Koruma yakın-


Eylül 201 0

da geriye dönük olmayı bırakıp i leriye dönük olmaya başlayacak ve tamamen hazırlık olan için karar almaya zorlanacak. Koruma, geniş bir kültürel ilgi alanı olmaktan çıkıp, po­ litik bir meseleye, politik dürüst­ lükten çabuk etkilenen bir miras hakkına dönüştü. Otantiklik havası verilerek ve itina göste­ rilerek, koruma kitle akınlarını tetikleyebilir. Birçok açıdan geç­ miş, yalnızca bir gelecek planına dönüşüyor. Koruman ı n , istisnai olan - ko­ runmayı hak eden - üzerindeki devamlı vurgusu, kendi biçim bozukluğunu yaratıyor. istisnai olan normal hale geliyor. S ı radan olanı korumakla ilgili hiç fikir yok.

Ani değişimierin küresel dalgalanma­ sında belli bir tür, korumanın kuşatma­ sı ndan kaçtı. Açık sezon, savaş son rası sosyal mimarlık konusuyla ilan edildi. Doruk noktasında, güçlü bir kamu sektörünün yarattığı şartlar altında m i marlı k , sosyal bir proje olarak gelişebil irdi. Dip nokta­ sında ise, özel sektör tarafından zayıfla­ l ılan kamu sektörü bunu yok ediyor. Artık dünya üzerinde, savaş sonrası m imarisinin - ve m i marlığın sosyal yaşa­ mı organize etme yetisini şekillendiren iyimserliğin - estetik ve ideolojik açılar­ dan bir çöküş olduğu konusunda fikir birliği oluştu. Tesli miyetimiz, ticari olarak son kul­ lanma tarih i olan yapılara sahi p piyasa ekonomisinin göze çarpan mimarlığı içinde belirtilmiştir. Tıpkı parçası olduğu modernizm gibi, koruma da batılı bir icattır. Ama batının gücünün azalmasıyla artık batının ellerinde değil. Bizler artık onun değerini tanımlayanlar değiliz. Dünyanın koruma ve gelişme arasın­ da arabulucu olacak bir sisteme ihtiyacı var. Modernleşme içinde karbon ticareti­ ne denk bir şey olabilir miydi? Modern bir ulus, başka bir ulusa değişmemesi için ödeme yapabilir miydi? Kostarika yağmur ormanlarında olduğu gibi, geri kalmışlık bir kaynak haline gelebilir mi? Çin, Venedik'i kurtarmalı mı?

Korumanın gelişimi , onun zıttı bir kuramın gelişmesi ni gerekli kılıyor: ne tutulup, neden vazgeçilmeli, ne silinip, ne terkedilmeli. Aşamal ı tahrip sistemi şöyle örneklenebilir: çağdaş m i marl ığın inandırıcı ol mayan süreklilik iddiasını bırakması gerek. Bu uygarlığımızın zayıf­ layan kabuğu altındaki tabula rasa'yı or­ taya çı karı rdı. Tıpkı bu fikirden vazgeçip özgürlüğe hazır olan biz batılılar gibi . " 1 2 . Venedik M imarlık Bienali, G iardini ve Arsenale ana etkinlik mekanları dı­ şında Venedik'e yayı lan birçok paralel etkinlik ile bienal katıl ımcıların ı n ziyaret­ lerini bekliyor.

New Yo r k u n E n Da r E v i F i y a "t ı y l a D u d a k U ç u k l a "t ı y o r ı

Tarih: 8 Eylül, Hü rriyet

Uçuk ev fiyatlarıyla bilinen New York'ta 1 873 yıl ında inşa edilen ve 2,7 metre genişliğiyle şehrin en dar evi ünvanına sahi p olan yapı , küçüklüğüne rağmen fiyatıyla parmak ısırtıyor. iki ev arasındaki dar geçide daha sonra inşa edilen üç katlı, 1 2, 8 metre uzunluğundaki bu yapı için 2 , 7 milyon Dolar fiyat biçiliyor. ilginç yapısıyla birçok insan ın dikka­ tini çeken bu ev aynı zamanda bölgede meraklı turistlerin en çok fotoğrafını çektiği yapı özelliğini de taşıyor. Diğer taraftan i lginç mimariye sahip bu evin önceki sakinleri arasında yer alanlar da bu yapıya tarihsel bir değer katıyor. Binanın üzerinde bulunan küçük bir tabelada, şair Edna St. Vincent M i l lay ve antrapolog Margaret Mead ' ı n h ayat­ ların ı n bir bölümünü bu dar evin duvar­ ları arasında geçirdiği bilgisi veriliyor.

Şimd iden Üç Tal i p l i s i Va r Bu ev için biçilen fiyat her ne kadar dudak uçuklatsa da, satışla ilgilenen emlak ofisinden Alex N icholas halihazır­ da üç taliplinin bulunduğunu beli rtiyor. N icholas, evin çok dar olmasından dolayı evin içinin dekorasyonunun çok akıllı biçimde yapılması gerektiğine işa­ ret ediyor.

N icholas, şu andaki sahiplerinin evi 2000 yıl ında 1 ,6 milyon Dolar'a satın aldığı bilgisini de veriyor. Evin giriş katında mutfak ve oturma odası bulunurken, ikinci katta iki oturma odası ve en üst katta da yatak odası yer alıyor. Bununla birlikte mutfak taban ın­ dan açı lan kapaktan kilere iniliyor. Nicholas arka tarafta ufak bir bahçesi de bulunan evin benzerinin olmaması , tarihi v e şehrin en iyi korunmuş bölge­ lerinden birinde yer alması nedeniyle istenilen fiyata satılacağ ı n ı düşünüyor.

N i ş a n "t a ş ı , 9 ı dan Son ra O l ü Olma y a c a k Emla k F i y a t- l a r ı En Az Yüzde 5 0 A rt- a c a k . .

Tarih: 1 3 Eylül, Akşam YAZAN: ŞENAY KÖŞDERE

Lüksün adresi N işantaşı -Abdi ipekçi Caddesi, ekim ayı ortasında yeni çeh­ resine kavuşacak. Otomobiller caddeye park edemeyecek, kateler kaldırıma taşacak. Bu aralar, N işantaşı caddelerindeki afişler " Farkı olacak, çünkü N işantaşı" slogan ıyla yen i bir projenin haberini veriyor. Söz konusu proje, Şişli Belediyesi'nin başlattığı Teşvikiye-Kentsel Tasarım Projesi'nin 2 'nci etabı . Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, N işantaşı ' n ı daha estetik ve şık bir görünüme kavuşturmak için başlattıkları proje sonrasında semtin, Paris, Roma, Barselona gibi kentlerle yarışacak hale geleceğini beli rtti . Projenin başlangıç noktası Abdi ipekçi Caddesi . Yenileme çalışmaları kapsamında yollarda asfaltlama çalış­ ması nın yapılmayacağı n ı , bunun yerine N işantaşı'nın bütün ara sokaklarının Bergama taşıyla döşeneceğ ini vurgu­ layan Sarıgül, "Yollar Bergama'da özel olarak kesilmiş, Bergama granitinden küp taşlarla kaplanacak. Yaya kaldırım­ ları ise N işantaşı'na özgü olarak yeşil diyabaz ve granit taşın birleşmesiyle daha estetik ve şık bir görünüm kazana­ cak," diye anlattı.


Eylül 201 0

Tu r ist-ler i ç i n Çekim Me r ke z i Söz konusu projenin amacın ı n , cad­ deye daha çok i nsan çekmek olduğunu söyleyen Sarıgü l , ' Biz Nişantaşı ' n ı n bir çekim merkezi olmas ı n ı , istanbul'a ge­ len bir turistin Nişantaşı'na uğramadan ülkesine dönmemesin i istiyoruz. Şu anki değeriyle Türkiye ' n i n gayri­ menkul açısından en kıymetli caddesi olan Abdi i pekç i ' n i n değerinin bu pro­ jenin sonrasında yüzde 50 artmasını planlıyoruz' ded i .

At-iye So kağı da Trafiğe Kap a n a c a k Pa r k Ya sa kla nıyo r Proje kapsamında Abdi i pekçi Caddesi ' n i n trafiğe kapanmayacağını ancak artık caddeye otomobil park edil­ meyeceğini belirten Sarıgül, "Beyoğlu trafiğe kapandıktan sonra bölgeye araçlarıyla gelen belli bir müşteri profi­ lini kaybetti. " Biz bu hataya düşmedik. insanlar araçlarıyla da caddeye girebi­ lecek. Ama artık park edemeyecekler" diyor. Bu projeyi hayata geçirmeden önce onlarca şehir gezip, ineelediğini ve buna göre bir plan hazırlad ı klarını ifade eden Sarıgül, ekim ortasında projenin tamamlanmasıyla birlikte Abdi ipekçi Caddesi'nde çeşitli kültür ve sanat akti­ vitelerine ağırlık verileceğ i n i , açı k hava sergileri yapılacağını söyledi.

Abdi i pekçi'de başlayan Kentsel Tasarı m projesine daha sonra N işantaşı, Teşvikiye, Amerikan Hastanesi ve Topağacı Meydanı ' n ı da içine alan yaklaşık 30 sokakta uygulanması plan­ lan ıyor. Projenin ikinci etabı Abdi i pekçi ' n i n b i r paralelindeki M i m Kemal Öke Caddesi'nde uygulanacak. Üçüncü aşamada ise Atiye Sokağı ta­ mamen trafiğe kapatılacak. Atiye Sokak, butikleri, takı dükkanları , restoran ve kateleriyle yaşayacak.

Ze k e r i y a k ö y ' e Gü n d o ğ u m u n d a n E s i n le n e n P r o j e Ge l i y o r

800 Bin TL

Tarih: 1 3 Eylül, Sabah Emlak

Nişantaş ı ' n ı n yeni yüzüne kavuşturul­ ması için toplamda 800 bin TL yatırım yapılacak.

YAZAN: DiLEK TAŞ

Ye n i Ma r kala r Gelecek Mevcut projede, kafe-bar v e resto­ ranların dışında başka işletmeler de kald ı rı mlardan faydalanabilecek. Bölgede Türkiye' n i n önde gelen kafe ve işletmelerin i n yer alacağ ını belirten Sarıgül, kafe ve işletmelerin yan ı sıra mağazaların da kaldırırnlara masa kura­ bileceğini söyledi . Pek ç o k yeni markanın caddede yer alabimek için sı rada beklediğine de di kkat çeken Sarıgül, " 9 'dan sonra ölü olan Nişantaşı artık gece de yaşayan bir semt olacak. Bu esnafa da büyük katkı sağlayacak," dedi.

Zekeriyaköy, gün doğarken açan çiçek­ lerden esinlenerek yapılan ve iki farklı kabuktan oluşan çatısı ile dikkat çeken yeni bir mimari konseptle tanışıyor. ECE Beton'un sahibi Mahmut G ündoğan, i nşaat sektörüne adı m atıyor. Gündoğa Evleri adı n ı taşıyan proje i l e Zekeriyaköy'de butik konspette 14 dubleks olmak üzere toplam 4 ünite binadan oluşuyor. Projenin mimarları Gökhan Avcıoğlu ve Dara K ırm ızıtoprak, projenin konseptinde " G üne huzurla uyanma" temasından yola çıktıkların ı söylüyor. M i mar Kırmızıtoprak, projedeki evlerin

en büyük özelliği " kabuk şeklinde açı l ı r izlenimi veren" çatıları n ı n g ü n ı ş ı ğ ı n ı içeri alması olduğunu çekiyor. Metrekaresi 5 B i n Dolar Olacak 6 dönüm arazi üzerine inşa edilen G ündoğa Evleri projesinde her biri bir­ birinin aynısı olan dört ayrı ahşap kapla­ malı üniteden meydana geliyor. Projenin içinde fiat ve dubleks da­ irelere yer veriliyor. Fiat daireler 1 50 metrekare büyü klüğündeki 3+ 1 ' lerden oluşurken dubleks daireler ise 250 met­ rekare büyüklüğündeki 4+ 1 dairelerden meydana geliyor. i n şaatına bu yılsonundan önce baş­ lanacak projenin 201 2 yılının baharında teslim edilmesi planlanıyor. Projedeki metrekare fiyatları n ı n ise ortalama 5 bin Dolar civarında olacağı tah min ediliyor. Zekeriyaköy' ü n en butik ve farklı projelerinden biri olması beklenen G ündoğa Evleri projesinde ev sahipleri­ nin yaradanabiieceği sosyal tesisler de yer alacak. Havuz, spa gibi imkanların yanı sıra kafe ve restoran gibi özel me­ kanlar da proje içinde yer alacak. Kırm ızıtoprak, projede hedef kitlenin " iyi eğitimli, çocuklu, kent soylusu, haya­ tını temize çekmiş," kişilerden oluşaca­ ğ ı n ı belirtiyor. Projede az ü nite yer almasından do­ layı ev sahipleri nin benzer gelir seviyesi ve yaşam biçimlerinden gelen isan lar­ dan oluşacağ ı n ı da sözlerine ekliyor.

Çat-ının Ahşapı Ka n a d a ' da n Dik çatı ları ile dikat çeken projede masif ve laminat sedir ağacı kullanılıyor.


Eylül 2010

M i mar Avcıoğlu , " G etirilecek ağaçlar Kanada sedir ormanları nda özel olarak yetiştiriliyar ve eski loft şeklindeki de­ polardan al ı n ıp yeniden kullanıma hazır hale getiriliyor," diyor.

M ima rlar p roj e gelişTirici l e r i n e d ö n ü ş üyor M i mar Kırmızıtoprak v e Avcıoğlu, yaptı kları projelerle konut sektörü nde butik yatırımlar yapabilecek oyuncuların mimarı oldu kları n ı söylüyor. Eski müteahhitlik anlayışının fazla büyük ve aşırıya kaçan mimarisine al­ ternatif olarak daha az sayıda ve nitelikli konutlar yapmayı tercih etti klerin i söyle­ yen Kırmızıtoprak ve Avcıoğlu , m imarla­ rın son dönemde proje çizim inden arazi seçimine, izin alım süreçlerine kadar tüm süreçlerle ilgilenir duruma geldiğini yani artık başlı başına bir proje geliştiri­ ci oldukları n ı da kaydediyor. .

I s t- a n b u l ' u n Ya k ı n Ta r i h i n i n Dö k ü ma n t- a s y o n u Tarih: 15 Eylül YAZAN: DiLEK ÖZTÜRK

istanbul 201 O Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve istanbul Bilgi Ü niversitesi 'n i n düzen lediği " i stanbul 1 9 1 0-20 1 0 Kent, Yapı l ı Çevre ve M imarlı k Kültürü Sergisi" n i n açılışı 1 4 Eylül 'de Santralistanbul 'da gerçekleşti. Serginin açılışında istanbul Bilgi Ü niversitesi M imarlık Fakültesi Dekanı i hsan Bilgin bir konuşma yapt ı . Bilgin, bu serginin Türk m imarlık tarihi­ nin belgelenmesi açısından çok önemli olduğunun altın ı çizd i . 1 9 1 0 yılından günü müze kadar gerçekleşen şehi reilik ve m i marl ı k akımlarını yansıtan sergi, alanında usta isimlerin nadide ve bu­ l u nmayan çizim ve eskizlerini de gözler önüne seriyor. i hsan Bilgin, kon uşmasında mimarlı k öğrencilerine, ç o k mimarlı k anlattığın ı , esas ondan duymak istediklerinin 70'1erde öğrenci olmanın nasıl oldu­ ğunu belirtti. 60'1arda lise, 70'1erde üniversite okuyan biri olarak, 70' 1erde istanbul'da öğrenci olmayı bu sergiden görebileceklerini belirten Bilgin, sergiyi hazırlama aşamas ı nda tüm ekip olarak hangi süreçlerden geçtiklerini de anlattı.

Günümüzde var ol mayan, istan b u l ' u n farklı dönemlerine ait v e farklı nedenler­ le yıkılıp günü müze kadar ulaşamam ış Antiochos Sarayı, Polyeuktos Kilisesi, Galata Surları, Çandarl ı Hamamı, ineili Köşk, Direklerarası, Sadabad Sarayı, Taksim Kışlası, Eski Ç ı rağan Sarayı, Darülfünun Binası , Ayastefanos Anıtı ve Levent i laç Fabrikası gibi yapı ların bulunduğu 1 2 binadan oluşan bu seçki, gerçekleşecek sergilerin ana çerçevesi­ ni oluşturuyor.

istanbul 1 9 1 0-201 O Kent, Yapılı Çevre ve M i marl ı k Kültürü Sergisi, enerj i müzesinde dört kata yayılmış d urumda. Türkiye'nin sosyo-ekonomik değişimlerinin paralelinde dönüşen de­ mografik yapı ve kentsel mekanlar eskiz, harita ve çevre planlarıyla aniatılmaya çalışılmış. Daha çok bir dökümantasyon havası nda olan serginin, önümüzdeki g ünlerde kataloğu hazırlanacak. Küratörl üğünü, istanbul Bilgi Ü niversitesi M imarlık Fakültesi Dekanı ihsan Bilgin ve M imarlık Yüksek Lisans Programı akademisyenlerinden Günkut Akı n , Burak Boysan , Sibel Bozdoğan , M u rat G üvenç, Tansel Korkmaz ve Eda Yücesoy ' u n üstlendiği serg i , 20 Kasım'a kadar ziyaret edilebilecek.

İsTa n bu l ' u D ü ş ü n e c e k , İsTa n bu l ' u Öğ reneceğiz

Hayal e t" Y a p ı l a r Ca n l a n ı y o r ! Tarih: 1 5 Eylül

DERLEYEN: DERYA YAZMAN

istanbul 201 O Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kentsel Projeler Direktörlüğü projeleri kapsamında, iTÜ M imarlık Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Turgut Saner dan ışmanlığı nda, Cem Kazar ve l ş ı l Ü nal tarafı ndan kurulan PATTU M i marl ı k ' ı n çalışmaları i le ortaya çı kan "istan bul'da "Tarih ve Yıkım/ Hayal-et Yapılar" projesi sergisi, 1 4 Eylül Salı günü Ç ı rağan Sarayı Heykel Galerisi'nde düzenlenen açılış koktey­ liyle izleyicilerin i lgisine sunuldu.

.§Cl)> �

"' N o :.::

E Cl) <J

Bu sergiyle birlikte, Avrupa Kültür Başkentliği sürecinde, izleyicilerin istanbul'la ilgili düşün meye sevk edi­ leceği , düşün ürken de geçmişiyle ilgili bilinmeyen pek çok yan ı n ı n öğrenile­ ceğini söyleyen istan bul 201 O Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Üyesi Korhan Gümüş, "Bu sergi fikrinin ortaya çıkmasını sağlayan amaç bence kent belleğinin yeniden canlandırılması değil, yalnızca. Bu sergide yer alan an ıt yapıların çoğ u n u n bir takım yol genişlet­ me, fonksiyon değişikliği, yen i bir proje yapımı nedeniyle yok oldukları düşü­ nülürse, bu sergi "yıkım" sorunsal ının m imarlığı ve kenti nasıl kapalı, m inimal bir düşünce dünyasına mahkum ettiğini gösteriyor. Çünkü kritik bir profesyonel deneyim içinde kolaylıkla fark edile­ bilecek bir durumu, yani yok olmanın ne anlama geldiğini fark etmek; karşı entelektüel süreçlerin yarattığı şiddetin


Eylül 2010

kentteki izleri ni okumak için bazen yı lla­ rın geçmesi gerekiyor" diye konuştu. Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Yı lmaz Kurt ise, " Bu proje iki taraflı düşündürmeyi sağl ıyor. istan b u l ' u n kay­ bettiklerini göstermek adına çok önemli bir çalışma," diye konuştu.

Ama ç , Yıkıma Ka r-şı Ha s s a s iyet- Oluşt-u r-m a k v e Gü ncel Kalmasını Sağlam a k Hayal-et Yapılar Projesi' n i n sahip­ lerinden lşıl Ü nal projelerine emeği geçen destekçilere teşekkürlerini sunarken, Cem Kozar da proje fikrinin, istanbul'daki seçilen 1 2 yapı yıkılmasaydı kent bu duru mdan nasıl etkilen irdi sorusuyla geliştiğini belirte­ rek, " Projenin amacı kentlilerde yıkıma karşı bir hassasiyet oluşturmaktır. Esas düşünce: Kentin yen ilenmesi için yıkım gerekebilir; fakat kentin tarihi bu yıkımlarla birlikte yok ol mamalıdır. iTÜ M imarl ı k Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Turgut Saner'in danışman l ı ğ ıyla, istanbul 201 O Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve PATTU ' n u n destekleriyle ha­ yata geçirilen bu proje tarih araştırması, 3D modelleme, kentsel araştırma, kent­ sel senaryo, yerleştirmeler, ana sergi, websitesi, kitap ve reklam aşamaların­ dan oluşacaktır," diyerek projede emeği geçen herkese teşekkürlerin i sundu.

Yapıla r-a Do k u n ! Projeye katkıda bulunan nerdworking 'den Erdem Dilbaz, " Yapılara Dokun" ad ı alt��nda yapmış ol­ duğu görsel fotoğraflama ile insanların yapı fotoğrafiarına dokunarak istedikleri boyut ve şekilde i ncelemelerine olanak sağlıyor.

Ser-gi 15 Eylü l-18 E k im Ta r-ihler-i Ar-a sında Hey kel Gale r- i s i ' n de Gö r-ülebilirHayal-et Yapılar Projesi kapsamında­ ki 12 yapı n ı n yerleştirmelerinin ilki ola­ ğan Eski Ç ı rağan Sarayı, 1 5 Eylül- 1 8 Ekim 201 0 tarihleri arasında Çırağan Sarayı ' n ı n Heykel Galerisi' nde ziyaret edilebilir. Diğer yapılarla ilgili yerleştir­ meler de 1 5 Ekim'den itibaren yapıların geçmişte bulundukları yerlere kon u l ma-

'!?

ya başlanacak. Taksim Maksemi'nde 20 i .. Kasım- 1 9 Aralık tarihlerinde gerçek" lll leşecek ana sergi olmak üzere, sergi .. Ol kitabı ve web sitesi ile de günümüze �" kadar ulaşamamış bu yapıları kentiiierin :; (1) belleğine geri çağ ırmayı hedefliyor. .. � ,.

J ü r i n i n Yo r u m u B i r Ya r ı ş ma P roj e s i n i n Öz g ü r l ü ğ ü n ü K ı s ı "t l a y a b i l i r mi ?

Tarih: 20 Eylül YAZAN: SELi N BiÇER

Düzce Ticaret ve Sanayi Odası Hizmet Binası Ulusal M imari Proje Yarışmas ı ' n ı n ödül töreni ve akabinde kolokyumu 1 7 Eylül 201 O tarihinde Düzce Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Salon u ' nda gerçekleşti. 3 - 6 Ağustos 201 O tarihinde teslim alı nan projeler arasından 1 1 5 tanesi değerlendi rmeye alındı. Bunların içinden bir tanesi kimlik zarfı olmadığı içi n , bir diğeri ise geç teslim edildiğ inden dolayı

Cl)

·o C. "'

ı:

o

:iii�

yarışma dışı kaldı . 1 8 Ağustos 201 O tarihinde yarışma sonuçlandı , 3 adet ödül, 5 mansiyon ve 5 tane satınalma ödülü verildi. Ödül töreninden önce Düzce Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Metin Büyük yaptığı konuşmada şu an kullanı lan mevcut yapının Düzce'nin en iyi binala­ rından biri olduğunun altını çizd i . Şehir merkezinde yer alan mevcut binanın d ışarıdan gelen kullanıcılara yetmediği­ ni, toplantı odalarına sığamadıkların ı ve otopark soru n u nedeniyle yen i bir arsa­ da yen i bir bina yapma kararını yaklaşık iki yıl önce aldı klarını belirtti. Sadece şu an için değil, i leride de kaliteli bir yapıda hizmet verebilmek adına yapının tasarianmasın ı n tek bir mimara veril­ mesi yerine ülke çapı nda düzenlenen bir m imari proje yarışmasıyla ol masına karar verdiklerini söyledi. Yarışmaya katılımın yoğ u n olmasından duydukları memnuniyeti ifade etti. Daha sonra sözü Meclis Başkanı N usret Özsoy ald ı . Konuşma yapmak üzere kürsüye Jüri Başkan ı Nesrin Yatman çağırıldı. Yatman çok emek ve­ rilmiş olan 1 1 5 adet projeyi incelemek-


Eylül 2010

ten dolayı memnun olduğunu kaydetti. Konuşmasının sonunda jüri ve m imarlık mesleği adına Düzce Ticaret ve Sanayi Odası 'na teşekkür etti. Oturuma verilen kısa bir aranın ard ı n ­ dan kolokyuma geçildi. Kolokyum yöne­ ticiliğini üstlenen Ercan Çoban bu tip yarışmaların desteklenmesi gerektiğini söyledi . 1 972 yılından beri mimarlık için emek verdiğini söyleyen Çoban meslek hakkında yapılan negatif yöndeki ko­ n uşmalardan hazzetmed iğini sözlerine ekled i . Ve kolokyum için salondan soru­ lar alındı. Katılımın fazla olmadığı kolokyumda sadece iki soruldu, ancak jürinin bu soru lara yanıt verişi ve çıkan tartışma otururnun 2,5 saat sürmesini sağlad ı . Ö d ü l alan proje müelliflerinden N ihat Eyice jürinin raporda projeleri inceler­ ken oybirliğiyle eleme yapmasının nede­ nini sordu .

�: kısmında kat yükseklikleri ve adedi §' konusunda gelen bir soruya jürinin imar n yönetmeliğini referans olarak gösterdi­ ğini ancak bu yönetmeliğe uymayan bir projenin neden ve nasıl birinci olduğu­ (D. n u anlayamadı ğ ı n ı belirtt i . . Bu soruya h e r bir j üri üyesi kendi deneyimlerinden yola çıkarak ayrı ayrı Tarih: 21 Eylül YAZAN: DERYA YAZMAN cevaplar verdi. Bu sırada tartışma tüm salona hitap " O DTÜ Öğrenci Merkezi Binası ve O DTÜ etmekten çok ayn ı zamanda yerel bir Meydanı M imari Proje Yarışmas ı " n ı n ko­ lokyum ve ödül töreni 20 Eylül Pazartesi m imar olan ve satınalma ödülü kazanan projelerden birinin müellifi olan i rfan günü ODTÜ M i marlık Fakültesi Amfisi ' nde gerçekleşti. Dursu n ' l a bir tür münakaşaya dönüştü. Törenin açı l ı ş konuşmasını O DTÜ KUZEY CEPHESI 1/200 Rektörü Ahmet Acar yaptı. Acar, Öğrenci M erkezi uygulamaları çok fazla yapılan bir proje olmad ı ğ ı n ı ve farklı bir şey yapmak istediklerini söylerek, yarış­ macılara ve jüri üyelerine teşekkürlerini sundu. Kolokyumun oturum başkanlığı n ı yapan O DTÜ M imarlık Fakültesi Dekan ı GÜNEY CEPHESI 1/200 Haluk Pamir, katılımcılara ve d inleyi­ cilere " Projenin ortaya çıkışı ile ilgili bir soru veya düşüncesi olan var m ı ? " sorusunu yöneltti. Bunun üzerine ya­ rışmaya katılanlardan Cem Açı kkol söz hakkı isteyerek düşüncelerini ifade etti. Kısacası jürinin savunduğu görüş tek Açıkkol, O DTÜ ' n ü n yapdışının da bir bir fikirden oluşuyordu : yarışma ile olduğundan, uzun zamandır O DTÜ 'de yarışma açılmadığından ve M imarl ık mesleği özellikle ülkemizde dış etkenler (yönetmelikler, vb) nedeniy­ açılan yarışmaların ODTÜ ' n ü n orijinal le yeterince daralırken avan proje n iteli­ halini bozduğundan söz etti. O DTÜ ğ i nde teslimi istenen bir yarışma projesi Rektörü 'ne yönelerek, " Lütfen daha fazla bina yapmayalı m . Okulumuzu imar yönetmeliği kuralları gibi kalı plar içinde özgürce tasarlanamaz. gecekondu görüntüsünden kurtulalı m . O rij inal binaları y a yeniyelim y a da yıkıp Ve j üri yarışma katıl ımcıları n ı n bu gibi nedenlerle yönlendiri lmesi fikrini doğru yeşil alan yapalı m , " diyerek bu konu bulmadı kların ı belirtti. hakkındaki sıkı ntısı n ı dile getird i . Avan projenin müellifleri tarafından B u n u n üzerine jüri üyelerinden Doç. proje ilerledikçe geliştirileceğine inan­ Dr. Baykan Günay, " Bu eleştirilerin dığı belirten jüri birinci olan projenin biz de farkındayız. Bizim de uyg u n m imari yorumu ndan memnun oldukları­ bulmadığımız yapılaşmalar var. Bunları n ı anlattı. düzeltmeye çal ışıyoruz. Fakat yen i Kolokyu m birincilik ödülünü alan pro­ b i n a yapma konusuna gelirsek, YÖ K je müelliflerinden Bülent Çetin'in yaptığı ün iversitemize alı nan öğrenci sayısını konuşmayla son buldu. arttırdığında kimsenin sesi çıkmad ı . Bu l l

" ODTU ' n u n � Mey d a n.� � Değ i l Oğ re n c i Me r k e z i n e I h -t i y a c ı Va r "

,..

:;· i l k soruyu yanıtlamak üzere Nesrin !:!. o Yatman j üri değerlendirme sürecinden iii :ı elinde kalan bir listeyi çıkard ı . Katıldığı "O j ü ri ler içinde ilk kez böyle bir durumla .2. ., karşılaştığ ı n ı belirten Yatman, jüride ikna ve uzlaşma ortam ının yakaland ı ğ ı n ı belirtti. J ü ri üyeleri diğer birçok yarışman ı n aksine bu yarışmaya katılan projeleri i n ­ celemek i ç i n u z u n saatlerin i ayırd ı klarını ve çok sıkı tartışmaların gerçekleştiğini belirtti. Bu sayede her bir j ü ri üyesinin projeleri tek tek oylaması yerine ortak bir görüş alınarak eleme yapıld ığını açıklad ı . Bir diğer soru ise satınalma ödülü kazanan ekiplerden birinde yer alan Umut Özdemir'den geld i . Yarışma sürecinde soru-cevaplar


Eylül 2010

da bir gerçek. ODTÜ çok iyi projelere de sahip. Türkiye'nin en iyi teknoparkını kurd u , " diyerek şu şekilde sözlerine devam etti: " Yapılaşmadaki yaşanan bu dağınıklığın nedenleri içinde telif hakları meselesi de çok önemli . Behruz Çinici 'ye tekiifte bulunduk böyle bir yarışma açacağ ız, jüriye katıl diye. Kendisi ben yaparsam bu projeyi olur dedi. Bu şekilde yaparak gençlere fır­ sat vermemek olm uyor," dedi. Oturum başkanı " Haluk Pamir'in jüri değerlendirmesi hakkı nda sorusu olan var m ı ? " sorusuna yine yarışmacı Cem Açıkkol tekrar söz alarak, birinci olan projeyi hem eleştirdi hem de övdü. Açı kkol, " B u projede salonlar çok öneml i . Ama birinci projenin salon larına bakıldığ ı nda oranlarında hata olduğu , 3 . boyutta da bu hataların görülülüyor. Ayrıca salonların tavan yükseklikleri 4 metre. Oysa ki daha yüksek olmalı. Formları da çok dikdörtgen olduğu için sahne ile olan ilişkiler çok iyi kurulama­ mış," diyerek birinci projeyi eleştirdi . Daha sonra, birinci projenin 3 tane çok üstün gördüğü özelliğinden bahsetti: " i lki, yapının çizgisel formunun kurularak meydanı tarif etmesi. i ki ncisi, spor sa­ lonu ile önemli bina arasında bir sokak var. Ve bu sokağın doğu yönünde ikinci bir dış mekan oluşturulmuş. Bu çok hoş bir tasarı m . Üçüncüsü ve en önem­ lisi, üst katta meydan oluşturulması ve bu meydandan da arka peyzaja bağla­ nı lıyor olması , " diyerek projenin olumlu yönlerini ifade etti. Birinci Mansiyon Ödülü sahiplerin­ den Onat Öktem' i n jüriye yöneltm iş ol­ duğu, " M eydan konusunda tatmin edici kararlar alındığını düşün üyor musunuz? Bu kararlardan iyi bir envanter oluşabilir m i ? " sorusuna jüri başkanı " Bence iyi bir envanter oluştu . Mevcut yapıyla kurulduğu ilişki, farklı seviyelerde açı k alanlar üretilmesi adına birincilik ödülü kazan proje çok iyi. i kinci ve üçüncü projelerde de benzer başarı söz konu­ suyd u , " dedi. J üri üyelerinden Doç. Dr. Celal Abdi Güzer ise, "Zor bir arsa olmasına rağ­ men, birinci projedeki meydan tanı m ı çok iyi ," diyerek düşüncesini ifade etti. Dinleyicilerden O DTÜ 'den Aydan Balamir, yarışma hakkındaki fikirleri n i şu şekilde ifade etti: " Yarışman ın m i -

marlık dünyası nı daha sarsıcı ve altüst edici olması nı beklerdim. ODTÜ 'de yapılan böyle bir yarışma literatüre ge­ çecek bir yarışma olmalıyd ı . Ama sakin geçen bir yarışma oldu. Çok nitelikli projeler var fakat, sanki en başından ses getirebilecek bir tanım ortaya kana­ rak, program öyle hazırlanmalıydı diye düşünüyoru m . " O DTÜ Rektörü Ahmet Acar'ın başka bir toplantıya katılma durumu olduğun­ dan kolokyuma ara verilerek, ödül töre­ nine geçildi. Derece giren proje müelliflerine sıra­ sıyla ödüllerini Ah met Acar verd i . Acar, " O DTÜ üzerinde herkesin çok beklentisi var. Bu beklentileri karşıla­ maya çal ışıyoruz. Fakat statik olmamız mümkün değ i l . Çinici ' nin yapmış ol­ duğu planın üzerinde hiçbir değişiklik yapmamamız statik kalmamız demek olur. Gelişmeye yönelik stratejilerimiz var. Ü niversite yaşayan bir kurum ve dönüşümler sağlık bir şekilde olmal ı , " diyerek törenden ayrıl d ı . Acar'ın ardından Mimarlık Fakültesi Dekan'ı Haluk Pamir, uzun zamandır jüri üyeliğini yapmadığını ve bu yarışmada daha önce görmediği bir durumu beli rt­ ti: " Hiçbir yarışmacı ödülünü aldıktan sonra jürinin suratı na bile bakmad ı , elini sıkmad ı , " diyerek yaşamış olduğu üzün­ tüyü ifade etti. Ödül töreninden sonra kolokyum ağırlıklı olarak, yarışma için hazırlanan mimari programın nasıl oluşturulduğu ve "meydan" kavramı konusundaki tar­ tışmalarla devam etti.

Jüri başkanı, öğrenci topluluk me­ kanlarını tasarian ın zorl uğundan, birçok kavram ı ortaya koymak gerektiğinden ve öğrencilerden herhangi bir program talebi gelmediğinden söz etti. Din leyicilerden biri, " O DTÜ Meydanı , bana çok inandırıcı gelmiyor. i htiyaç var m ıydı ? Bilemiyorum . Biraz yapay geliyor. Ama tabiki yapılanların nasıl yaşacağı n ı zaman gösterecek , " diyerek düşüncele­ rini ifade etti. Diğer söz alan bir dinleyici, "Öğrenci merkezi genel müdürlüğe atfediliyorsa, acaba öğrenci merkezi öğrencilerin kendi kendine dönüştürebilecekleri alan m ı olmalıydı? Sorusunu akıllara getiriyor," dedi. Bunun üzerine jüri üyelerinden Doç. Dr. Güven Arif Sarg ı n , " Programda öğrenci topluluğu i ç i n hiçbir kısıtlama yok. Birinci proje bu anlamda, öğrenci mekanların ı tüm arsaya yayarak çok olumlu bir karar sergilemiş," diye yanıt verd i . J üri Başkanı ise, " Nasıl esnek mekan önerebil iriz ki öğrenciler bir şeyler kata­ bilsin? sorusuna yanıt aradık. Herhangi bir şekilde tasarımcıyı bağlamadı k. Ama gönül isterdi ki tamamen esnek bırakmak programı . Fakat, mevcut du­ rum ve esneklik arasında oluşabilecek gerilim de söz konusu," diyerek fikirleri­ ni sundu . Öğrencilerden birinin, " Spor alanları geliştirilecek mi, ya da başka alanlar önerilecek m i ? " sorusuna, Haluk Pamir, " Yarışma alanın i lerisindeki yeşil alanlara spor alanları yapılabilse keşke. Ordunun yard ım ıyla yeşil alana dönüş-


Eyl ü l 2010

!!! �

�: H i n d i s t- a n ' ı n

türülen alanları, Orman Bakan l ı ğ ı ' na teslim ettik. Orman Bakan l ı ğ ı ' n ı n da o bu alanları bize karşı korumasıyla karşı 'C karşıyayız maalesef," diyerek yanıt verdi. o iD' ODTÜ 'de Meydan olması konusun­ da da jüri üyelerinden Doç. Dr. Celal Abdi Güzer, "Şartnamede meydan tan ı m ı bina tanımı ndan çok daha fazla. istenilen farklılık, biçimsel farklılık değil tabiiki. Bence bu farklılık jürinin yazdığı şartnameyle olmuyor. J ü ri değ i l , katılım­ cı belirleyici olmal ı . J ü rinin yapacakları her zaman sınırl ıd ır. Belirli kısıtlamalar dışında başka açı l ı mların olduğunu dü­ şünmüyorum , " diyerek fikrini belirtti. Haluk Pamir'in birincilik ödülü alan proje müelliflerine, " S izce, O DTÜ Meydanı tanımı sizin projenizde sahip­ lenildi mi?" sorusuna proje müelliflerin ­ d e n , " B u bir süreç. B i z elimizden gele­ nin en iyisini yapmaya çalıştı k. M eydan tarif etmek zordur. Meydanın sınırını yapı ile bütünleştirerek tanım lamayı amaçladı k , " diyerek yanıt verdi. Daha sonra Cem Açıkkol tekrar söz alarak, " O DT Ü ' n ü n meydana ihtiyac