Issuu on Google+


EZİYET

Ağaç duruyor. Yol da, ot da. Duran bir şey var bende. Ağaç gibi. Onu ayaklandırıp, oradan oraya gitmem zor. Bende bir ağaç duruyor, bir ot. Eserse arada rüzgâr Ağacın saçlarını o tarıyor. Aşk ayaklandırmıştı bir kere hatırlıyorum, ama… Şimdi rüzgâr. Şimdi güz. Ağacın dallarını zorluyor.

HÜZZAM

Bütün suyunu dışarı terleyen Kuru ota döndürdün beni Kırkına ermeden, neden? Kış odasında camda buğu şimdi nefesim Bozkırda erguvan rüzgârdı eskiden.

22


TORMENT

The tree waits. The road too, and grass. Something waits still in me, like the tree. Difficult for me to rouse, to go from here to there. A tree, grass, waits in me, if wind sometimes blows it combs the tree’s hair. Once love roused it I remember, but… Now wind now autumn compels the tree’s branches.

MELODY

You turned me into dry grass That sweats out its juice Before I turned forty, why? Now my breath is mist on glass in the winter room Once it was purple wind on the steppe.

23


İNCİR

Ne yaprakları hatırlıyor ne güneşi Ne de düşmüş dalından. Balı içinde kurumuş bir heves gibi Duruyor yerinde geçen sonbahardan

KESİF SU

Puslu ve sarı bir Çin sabahı gibiyim bazen Sağım solum kış, şehir Üstüne ay mavisi düşmüş bazen uzak nehir Dünya bana göre bazen, bazı zehir.

AFRİKA

Savanda, sararmış kuru otlar arasında Dolanan yalnız bir fil gibiyim. Durduk yerde bir Igaussu şelalesi, Ya da aklımdan şimşekler geçir benim.

24


FIG

Remembers neither leaves nor sun Nor falling from its branch Its honey like a dried desire within Still in its place from last autumn.

DENSE WATER

Sometimes I’m like a misty yellow Chinese morning Winter, the city all around me, Sometimes a far-off river where the moon’s blue has dripped… Sometimes the world is for me, a kind of poison.

AFRICA

On the savanna I’m like a lone Elephant wandering in The dry yellowed grass. Conjure me out of the blue An Iguassu waterfall or lightning.

25


FERAH AYİNİ

Dünyanın bir yerinde, burada, bir göl öylece duruyor. Mavi eflatun bir sabah Dünyanın bir yerinde kendini yavaş yavaş kuruyor. Bir kadın, benden biraz küçük, ılık ılık, bana dünyayı, sabahın hayretini anlatıyor: (Bir su şiirinde ben, gürül gürül akan aşağı illermişim eskiden) Bir kadın, benden biraz küçük, Sıçrayan Su olsun mesela adı, üstümdeki sessiz örtüye yağıyor. Burada, dünyanın bir yerinde, bir göl, öylece duruyor, Arkada dağlar var, onlar; daha da dağ daha da dağ daha da dağ diye benim eflatunuma vuruyor. Bir şaman, burada, bir şaman davuluna Sabah olana dek kayının kederiyle vuruyor.

26


RITE OF FERAH

Somewhere in the world, here, there stands a lake. A blue lavender morning somewhere in the world slowly forms itself. A woman, a little younger than me, softly explains to me the world, the astonishment of morning: (Once, in a water poem, I was lowlands that flowed mightily) A woman, a little younger than me, let’s say her name is Splashing Water, pouring on my silent shroud. Here, somewhere in the world, there stands a lake, There are mountains behind it, beating my purple saying more mountain, even more. A shaman here, beating a shaman drum Until morning with the sorrow of a beech tree.

27


Excerpt from & Silk & Love & Flame by Birhan Keskin