Page 1

28

Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012


“ENDONEZYA BALİ” [ Yazı ve Fotoğraflar ]

Asutay AKBAYIR | Başkent Ü Öğr. Gör.

Bütün insanlar, doğa ve doğanın tüm canlıları kutsaldır, saygıyı ve sevgiyi hak ederler. Birbirini incitmemek ve doğanın tüm canlılarına sevgi göstermek sayesinde kendi evrimimizi tamamlayabiliriz. Evren sürekli bir oluşum içerisindedir. Başlangıçta hiçbir şey yoktu ve buna mutlak boşluk deniliyordu, daha sonra pozitif ve negatif var oldu, bu evrenin oluşmasına yol açtı, ardından canlılar yaratıldılar ve en son olarak da krallıklar… İnsanoğlu doğduğunda okyanustan çıkmış bir su damlası gibidir ve öldüğünde tekrar okyanusa yani özüne döner…

29 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012


dünyanın konuştuğu meşhur BALİ nasıl bir yermiş görelim bakalım.” diye başladığım yolculuk belki de hayatımın dönüm noktalarından birini oluşturdu... Yazımın başlangıcındaki satırları BALİ’nin en büyük tapınağı olan ve 14’üncü yüzyıldan günümüze kadar varlığını sürdürmüş Besakih Tapınağı’nın en yüksek noktasından çevreyi seyrederken dinledim. BALİ’deki 11.000 (!) tapınaktan en büyük ve en eski olanı… Dalış aktivitesine bakış açım bir kez daha pekişti: “Dalmak, yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak ve yeni bir şeyler yapmaktır…” Bu dinginliği bu huzuru yaşadığım anlarda 3031 m yüksekliğindeki Agung Yanardağı’nın eteklerindeydim, 1963 yılında volkanlar saçmış bir yanardağın….

30 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

1969 yılında karada dünyaya geldim, 1983 yılında su altında yaşamaya başladım… O tarihten bu yana cennet ülkemizin neredeyse tüm sahillerinde daldım, sayısız canlı türüyle tanıştım. Dünyamızın aslında bir su dünyası olduğunu ve karada bulunduğumuz süreler içerisinde “varoluşumuzu” özlediğimizi fark ettim. Bir süre sonra diğer ülkelerin su altı dünyalarını da keşfetmek üzere yola çıktım. 1996 yılındaki ilk Kızıldeniz dalışımın ardından, Maldivler, Malezya derken yolum Endonezya’ya düştü. 22 Ekim 2012’de “Şu tüm

Bir gezgin hele bir de “dalgıç” bir dalış turundan neler bekler ? Bu turu organize ederek dalgıçlarımı BALİ’ye götürmeye karar verdiğimde, başlangıç olarak çok yönlü bir araştırmaya giriştim. Okuduklarım ve dinlediklerim beni çok etkiledi. Endonezya BALİ belki de Dünya’da tabiatın en iyi korunmuş olduğu bölge idi, su altı da aynı şekilde. Bölge halkının ve yönetiminin bunu nasıl başardıklarını ise orada 10 gün kaldıktan sonra daha iyi anladım. On günlük bir turda ne kadar çok gezilip ne kadar çok şey görülebilirse hepsini yaşadığımızı söyleyebilirim. Şimdi geriye dönüp baktığımda bu kadar kısa bir süreye sığdırdıklarımızı görmek bu


turu organize eden kişi olarak beni bile şaşırtıyor. Kintamani’deki doğa harikası Batur Gölü kıyısında Agung ve Batur Volkanlarını ve bu dağların eteklerindeki pirinç tarlalarını seyrederken yediğimiz harika deniz mahsülleri, dev tropikal meyve bahçesindeki gezintimiz esnasında dünyanın en özel kahvesi olan Luwak kahvesini içerken aldığımız tat ve bu kahvenin “nasıl yapıldığını” öğrendiğimiz an hissettiklerimiz (!) Ubud köyündeki maymunlar ormanında o harika canlılarla oyunlarımız, Taro köyünde ormanın içinde Asya filleri üzerinde gerçekleştirdiğimiz safarimiz, yerli halkın evlerine ziyaretlerimiz ve yaşam tarzlarını anlatmaları, Kehen ve Besakih Tapınaklarına turlarımız, halkın ibadetlerini seyredişimiz, azgın Ayung Nehri’nde 9 km’lik rafting maceramız ve tabi ki dalışlarımız… Evet yanlış okumadınız biz dalmaya gittiğimiz o cennette tüm bunları ve daha fazlasını yaşadık. Bu yazımda sizlerle BALİ’yi paylaşmak istiyorum. Yolculuk ve Bali’ye ilk adımlar…

İlk dalışlar… BALİ’nin en büyük dalış merkezlerinden biri olan ve PADI’nin yetkilendirdiği bir dalış okulu transfer aracı bizi otelimizden aldı. Aslında otelimizin konumunu belirlerken çok stratejik davranmıştım. Endonezya BALİ’nin en güzel dalış bölgeleri, adanın güney doğusundaki Sanur sahilinin tam karşısında bulunan Nusa Penida ve Nusa Lembongan adalarıdır. Bu adaları birbirinden ayıran dar bir boğaz inanılmaz su altı canlılarına ev sahipliği yapar. İşte bu sebeple eğer karada ve denizde çok uzun transferlerle vakit kaybetmek istemiyorsanız Sanur sahili konaklamak için en doğru yer. Zira otelinizden dalış merkezinize 10 dakikalık bir transferin ardından teknenize biniyor ve 30 dakikalık bir deniz yolculuğu ile büyüleyici dalış bölgelerine varıyorsunuz… Dalış bölgelerine giderken zaman zaman size yunuslar eşlik ediyor zaman zaman da balıkçıl kuşlar…

31 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

Benim gibi uzun uçuşları sevenler için birebir. Malezya havayolları ile İstanbul’dan Malezya Kuala Lumpur’a yaklaşık 11 saatlik bir uçuşun ardından Endonezya Bali Denpasar Havaalanına 2,5 saatlik bir aktarmayla ulaştık. 5 saat olan zaman farkı Türkiye’de saat ayarlaması yapılınca 6 saate çıktı ve bizler de Jet Lag nedir iyice öğrenmiş olduk… Havaalanında bizi gerçek bir Balili olan tur rehberimiz karşıladı. Kendisinin güler yüzü ve çat pat Türkçe kelimelerle yaptığı espriler sayesinde tüm yorgunluğumuz yerini bir anda neşeye bıraktı. Gördüğümüz tüm Balililer gibi tur rehberimiz de işini çok iyi yapmaya ve misafirlerini mutlu etmeye çalışan “huzur verici” bir insandı. Bizleri transfer aracımızla 30 dakikalık ufak bir yolculuğun ardından Bali’nin en güzel sahillerinden biri olan Sanur sahilindeki otelimize ulaştırdı. Otelden içeriye girdiğimizde boynumuza takılan çiçekler, ikram edilen meyve suları gerçek bir “uzak doğu” karşılaması oldu. Otel çok çok büyüktü. 7 adet restoran, 3 havuz, 1 kilometrelik bir sahil, su sporları merkezi, tropik bahçeler, canlı müzik, Bali dansı gösterileri, animasyon, masaj salonu… Sadece oteli gezmek bile birkaç saat alabilirdi… Gündüz vakti hepimiz odalarımıza çekilip uyumayı tercih ettik ve akşam otelin İtalyan restoranında buluşma kararı aldık. 6 saatlik zaman farkından dolayı

hepimize bir durgunluk gelmişti. Yerel saatle 20:00 de deniz kıyısında kumların üzerinde grubumuz için hazırlanmış olan özel masada barbekü partisine katıldık. Canlı müzik inanılmazdı. Sahnedeki bayan solisti dinlerken bu müziğin “amatör” olduğuna inanmakta çok zorlandık. Okyanusla baş başa ilk gecemizdi... Ertesi gün BALİ su altı dünyası ile tanışacaktık. Geceyi çok uzatmadık ve daha önce hiç görmediğimiz ve tatmadığımız uzak doğuya özgü meyvelerimizi yedikten sonra odalarımıza çekildik.


İlk dalış günümüzde Nusa Penida bölgesinde 3 dalış gerçekleştirdik. İlk önce adanın kuzeyindeki bölgeleri keşfetmeye karar verdik ve bu amaçla iki dalış gerçekleştirdik. Bunlardan birincisi “Buyuk” isimli dalış bölgesiydi, ikinci dalışımızı da “Sental Point” bölgesine gerçekleştirdik. Nusa Penida’nın kuzey sahili su altında son derece sağlıklı ve renkli mercanları barındırıyor. Sental Point de bu mercan tarlalarının tam ortasındaki nokta. Sığ bölgelerdeki mercanlar El Nino kasırgasında hasar görmüşler fakat bölgenin üretkenliği sayesinde kendilerini kısa sürede onarmışlar. Mürenler, aslan balıkları ve mavi noktalı vatozlar bölgenin standart canlılarından. 25 m’den biraz daha derine inildiğinde boyları 5 m’yi aşan dev mercanlara rastlanabiliyor.

32 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

Günün üçüncü dalışını gerçekleştirmek için adanın batısına geçtik ve çok meşhur olan “Crystal Bay” bölgesine dalmaya karar verdik. Adından da anlaşılacağı gibi kristal berraklığındaki suyu ve mükemmel görüşü ile pırıl pırıl bir dalış bölgesi. Sahildeki vahşi yaşam ve tropik bitki örtüsünü seyrederken 5–6 m derinliğinde tertemiz kumluk bir alana alçalıyor ve mükemmel bir resifi sağınıza alarak ilerliyorsunuz. 20 – 22 metre civarında durup biraz beklediğinizde “mola mola” balıklarını görme ihtimali çok yüksek. Zira tam bu noktada bu devasa canlılar ağızlarını açarak hareketsiz bekliyorlar ve parazitlerini temizleyen diğer küçük balıklarla

etkileşime geçiyorlar. Ancak “mola mola” görmek için tam sezonunda orada olmakta fayda var bunun içinde en uygun zamanın ağustos başı veya ekim ortası olduğu söyleniyor. Uzun sözün kısası günün en harika dalışıydı diyebilirim; zira dalmadan önce arkamızda bıraktığımız sahilin görüntüsü su altında bile uzun süre gözlerimin önünden gitmedi. Bu harika dalışların ardından huzurla dolmuş olarak Sanur sahilindeki otelimize döndük. Zihnimden Dünya’nın diğer dalış bölgelerindeki hatıralarımı geçirdim. Malezya’daki kadar çok köpekbalığı ve dev balık sürüleri görememiştim, Kızıldeniz’deki kadar çok çeşitli ve renkli balık da görememiştim. Nereye benziyor diye düşündüm ve en çok Maldivler’e benzettim. Bolca mercan ve bolca sürü balığı… Fark ise mercanların çok sağlıklı olmasıydı. Bu beni ümitlendirdi; çünkü yok olmakta olan mercan resiflerinin insanoğluna ne kadar büyük bir zarar vereceğinin bilincindeyim. İşte kendini insandan korumayı başarabilmiş bir bölge diye geçirdim içimden… Bali dansı 3 dalışın vermiş olduğu tatlı yorgunlukla otelimize döndükten sonra ikinci akşamımızda otel dışında orijinal BALİ dansı seyrederken yerel mutfağı da tanıyabileceğimiz bir restorana gitmeye karar verdik. Kısa bir araştırmanın ardından otelimize çok yakın bir sokakta bu tarife uyan çok güzel bir mekan olduğunu öğrendik. Bizi en çok etkileyen ise restoranın bizi almak için servis aracı göndermesi, yetkililerin kapıda karşılaması, hoş geldin kokteylleri ikram edilmesi ve grubumuz için tam sahne önünde bir masa hazırlanmış olması oldu. Bu misafirperverlikten duyduğumuz mutluluğun zirvesindeyken ortamda bulunan bölgesel müzik aletlerini kullanmamız restorandaki diğer misafirleri oldukça neşelendirdi. Ardından sahneye büyüleyici ve rengarenk kıyafetleri ile BALİ dansçıları çıktı. Dansçıların yüzlerinden hiç eksik olmayan gülümseme ve uyumlu hareketleri sayesinde bir müddet gözlerimizi sahneden alamadık. Yemekler soğuyordu… Hepimiz fotoğraf makinelerimiz ile bu muhteşem sanatın her anını yakalama gayreti içerisindeydik. Gösterinin sonunda dansçılarla birlikte hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedik. Şaşırtıcı ölçüde makul bir hesap ödeyerek restoranın tahsis etmiş olduğu ücretsiz servis aracı ile otelimize geri döndük. Bir kez daha “iyi ki gelmişiz” diye geçirdim içimden ve ertesi gün dalacağımız


bölgelerin daha da güzel olmasını dileyerek tropik ağaçlar içerisinde ve deniz kıyısındaki odamda uykuma daldım. Dalışa devam

ayrılmış olan masa yine sahnenin tam önündeydi. Ancak bu sefer canlı müziğin çok çok ötesinde bir sahne gösterisiyle karşılaştık. Bu büyük sürpriz Bali maceramızın beklentilerimizin çok üzerinde olacağını bize bir kez daha gösterdi. Canlı müziğin ardından sahneye çıkan 4 ayrı dans grubunun arkasından ateşle adeta oyun oynayarak dans eden son derece profesyonel gösteri ustaları tarafından büyülendik. Işıklar kapanıp ruhumuz ve bedenimiz var olduğumuz ortamdan soyutlandığında, dakikalar boyunca, mitolojik hikayelere konu olmuş savaşların ve zafer figürlerinin içerisinde bulduk kendimizi. Kameramla o anları fotoğraflarken doğru saliseleri yakalamakta zorlanmadım; çünkü o teatral anlatımın tam ortasında figürlerin ifade ettikleri tüm anlamları duyumsuyordum… Tadı damağımızda kalan o gün ve gecenin ardından bir sonraki gün gerçekleştireceğimiz Bali kültür turlarının hayalini kurarak günü tamamladık. Batik dokuma sanatı Dalışsız geçireceğimiz ilk günün sabahında dillere destan Bali kültürü ve doğası ile ilgili neler göreceğimiz konusunda büyük bir merak ve heyecan içerisinde başladık yolculuğumuza. İlk olarak Bali’nin meşhur Batik dokuma sanatını yerinde görmek ve bu muhteşem kumaşların o harika renklere nasıl kavuştuklarını anlamak üzere Denpasar’daki Sumerta bölgesine ziyaret gerçekleştirdik. Burada yerel bir dokuma atölyesinde

33 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

Bali’deki üçüncü günümüzün sabahı teknemizle bu sefer Toyapakeh isimli dalış bölgesini keşfetmeye karar verdik. Toyapakeh bölgesi bir önceki gün daldığımız Nusa Penida’yı Nusa Lembongan’dan ayıran boğazın kuzeyinde bulunuyordu. Yani “akıntı” ile karşılaşacaktık. Akıntı deyince ortalama bir dalgıcın aklında nasıl bir kavram belirdiğini tahmin edersiniz… Ancak gerek Maldiver’de gerek Kızıldeniz Shark Resifinde, gerekse Malezya Sıpandan’da Barakuda noktasında bazen öyle akıntılarla karşılaşırsınız ki böyle bir akıntıyı anlatabilmeniz, tarif edebilmeniz neredeyse imkansızdır. Bunu ancak yaşayarak görürsünüz. İşte Toyapakeh de yaptığımız iki dalışın ikisi de böyleydi. Suya atlar ve alçalırsınız, dalış arkadaşınızdan kopmamak ve hareketsiz bir biçimde kalmak tek amacınızdır, su sizi alır ve sabit bir derinlikte yüz metrelerce sürükler siz sadece o akıl almaz, o büyüleyici su altı dünyasının vücudunuzun altından bir film gibi kayarak ilerlediğini seyredersiniz. Havanız azaldığında yukarı çıkış işareti ile birlikte yükselir ve yüzeye varırsınız. Bir tek palet bile vurmadan doyasıya gezmiş, doyasıya görmüşsünüzdür. Derler ki : “Eğer Bali’ye dalışa geleceksen ve tek bir dalış hakkın varsa Toyapakeh’e dal yoksa pişman olursun.” İşte biz mercanların su altında anıtlar kadar büyümüş olduğu bu sıra dışı dalış bölgesine iki dalış gerçekleştirdik. Misafirlerim “akıntı dalışının” okyanuslarda ifade ettiği anlamı gördüler ve bu harika duyguyu emniyetli bir ortamda yaşadılar. Ne mutlu bana… Günün üçüncü dalışını ise boğazdan iyice uzaklaşarak, açık denizde kuzey batıda “Sakenan” bölgesinde gerçekleştirdik. Burada kendimizi dev bir akvaryumun içerisinde hissettik. Anemon balıkları ve diğer rengarenk tropikal balıklar etrafımızı sardılar, elimizi uzatsak dokunacağız. Meraklı gözleri ile bizi tanımaya ve niyetimizi anlamaya çalışan ve karalarda neler yaşandığından habersiz binlerce harika canlı… Ne kadar şanslı olduğumu düşümdüm bir kez daha. Şükrettim bütün bunları görebildiğim için… Bir dalış günü daha bitmişti. Zaman akıp gidiyordu. Akşam otelde bizi bekleyen bir Moğol barbekü gecesi ve canlı müzik vardı. Grubumuz için


ve el boyaması ile üretildiğini görmek hepimizin içerisinde hayranlık uyandırdı. Pamuklu ya da ipek kumaşların üzerinde parafin, reçine ve yağla karışık ılık balmumu kullanılıyor. Desenler üzerine bu karışım sürülmüyor. Kumaş boyanıyor ve daha sonra ılık suyla yıkanıyor. Yıkamanın ardından karışımın sürüldüğü yerlerde boya kalmıyor ve kumaştan çıkıyor. Boya sadece desen formatı üzerinde kalıyor. Bu işlem desene istenen renk verilene kadar defalarca farklı renkli boyalarla tekrar ediliyor ve en sonunda kumaş son halini alıyor. Gözlerimle görmeseydim inanamazdım! Bu kadar emek harcanarak hazırlanan bir kumaş ile dikilen bir kıyafeti giymek Bali insanının neredeyse günlük yaşantısının bir parçası haline gelmiş. Günümüzün dev dokuma tesislerinde saniyeler içerisinde üretilen desenli kumaşları düşündükçe dünyamızın kaybettiği kültürel değerlere bir kez daha tanık oluyorum.

34 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

Luwak kahvesi çalışan sanatçıları seyrettik. “Batik” sanatının Bali insanının sanatçı ruhunu ortaya koyan unsurlardan biri olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Özellikle “Cava” halkının dinsel mitolojik figürlerinin elle resmedildiği bu dokuma sanatını modern batik sanatçıları tabiat ile ilişkilendirilmiş figürlerle de zenginleştirmişlerdi. Bu harika dokuma kumaşların gözümüzün önünde çok özel boyalarla

Dünyanın en pahalı kahvesi Luwak kahvesi ( bir kilosu 700 usd ) nasıl üretiliyor seyredip tadına bakmak belki de Bali maceramızın en ilgi çekici aşamalarından biriydi. Bunu yaşayabilmek için öncelikle Sri Vadisi’nde tropik meyve ağaçlarının olduğu dev bir bahçeye gittik. Burada bizi her zamanki misafirperverliğiyle Balili dostlar karşıladılar. Öncelikle bahçeyi gezdik. “Salak” ve


“Rambutan” isimli ilk kez tattığımız ve ilk kez gördüğümüz meyveleri yerken içimden geçen şey çok netti : Ne kadar kısa bir hayatımız var, görmediğimiz ve bilmediğimiz şeyleri öğrenebilmek için zaman yetmeyecek… Bu çok farklı tatların ardından her birimizin önüne ücretsiz olarak 6’şar değişik kahve getirildi. Bu kahvelerin tadına bakarken hepimiz birer kahve uzmanı edasıyla fikirler beyan etmeye başladık ve en sonunda birer bardak dünyanın en meşhur kahvesi Luwak kahvesinden tatma aşamasına geldik. Çok lezzetli ve farklı olduğunu söyleyebilirim. Ancak kahvenin yapılış şeklini öğrenince biraz şaşırdığımı da itiraf etmeliyim. “Paradoxurus hermaphroditus” isimli kediye benzeyen çok çok şirin bir hayvan en güzel taze kahve çekirdeklerini yiyor. Ardından şirin hayvanımızın midesindeki enzimler kahve çekirdeğine nüfuz ediyor. Biyolojik etkileşimin ardından dışkılanan kahve çekirdekleri şekillerini aynen muhafaza ediyorlar. Özenle yıkanan, kurutulan çekirdekler öğütüldükten sonra dünyanın en meşhur ve en pahalı kahvesi ortaya çıkıyor… Hepimize afiyet olsun. Kintamani – Batur Gölü, Agung ve Batur Volkanları

Maymun Ormanı Yemekten sonra günü tamamlamaya niyetimiz yoktu ve çok merak ettiğimiz “sevimli” maymunlarla tanışmaya Ubud köyüne gittik. Orada bir maymun ormanı olduğunu biliyorduk ancak tam olarak

35 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

Aslında en büyük hayalim bu manzarayı görmekti ve bu hayal gerçek oldu. Kahvemizi yudumladıktan sonra soluğu Kintamani’de aldık. Burası bir doğa harikası… Anlatmak çok zor ama deneyeceğim. Dev bir göl hayal edin. Yüksek bir tepede bir terastasınız, hafif bir esinti var ve yemeğinizi yerken gözlerinizin önünde elinizle dokunacağınızı hisssettiğiniz bir mesafede 1717 m yüksekliğindeki aktif bir volkan olan Batur Volkanı ile hemen onun yanında 3031 m yüksekliğindeki diğer bir volkan olan Agung Dağı var. İkisinin yanında da balık kaynayan meşhur Batur Krater Gölü ve Agung Dağı’nın eteklerinde pirinç tarlaları… Sadece yeşil, mavi ve kahverengi… Zaman zamanda gökyüzündeki beyaz bulutlar… Rüzgarın sesi ve büyülenmişliğin huzuru. Umarım anlatabilmişimdir. İşte öğle yemeğimizi burada yedik. Bizim çöp şişimiz kadar güzel olmasa da Bali’nin çöp balığı da çok lezzetli diyebilirim.

neyle karşılaşacağımızı tahmin edemiyorduk. Ormanın kapısında muz satan seyyar satıcılardan bolca muz aldıktan sonra ormana girmemizle etrafımızı yüzlerce maymunun sarması bir oldu. Ne yapacağımızı şaşırmıştık. Bazılarımız ellerindeki muzları atarak kaçmayı tercih ettiler zira maymunlarımız muzları kapmak konusunda biraz fazla ısrarcıydılar. Ben ise maymunlarla biraz “oyun oynamayı” tercih ettim. Yere oturdum ve muzlarımı sıkıca kavradım. Bir süre sonra yaklaşık beş altı tane irice maymunun bana doğru sinsice yaklaştıklarını gördüm. Bir planları olduğunu hissedebiliyordum. Muzların üzerine kapaklandım ve ne yapacaklarını seyretmeye başladım. O sırada tur rehberinin “muzları bırak” diye ısrarla bağırdığını duyuyordum ama buna hiç niyetim yoktu. Muzlarımı daha da sıkıca kavradım ve başımı koruyarak maymunlarla mücadele etmeye başladım. Her yerimi sarmış olan maymunlara benim daha güçlü ve zeki olduğumu anlatmaya kararlıydım!.. Bir süre sonra ayağa kalktım ve maymunlara karşı sert bir bakış ile hamle ettim. İçlerinden bir tanesi bütün dişlerini göstererek benim üzerime yürüdü ben de onunla aynı mimiği kullanarak onun üzerine yürüdüm. Bir yandan da muzları kafamın üzerinde tutarak ulaşamayacağı bir mesafede tutmaya çalışıyordum. Bu arbede esnasında etrafımızı sarmış ve bu kavga sahnesini görüntüleyen turist kalabalığını fark etmem zaman aldı. En sonunda muzlarımı kurtarmış olmanın vermiş olduğu


gururla sol kolumda birkaç diş izi ile olay bölgesini terk ettim. Yorgun fakat gururluydum… Ancak elimdeki dev muz koçanına baktığımda gördüğüm manzara inanılmazdı. Muzlarımın kabukları duruyor ancak içleri boştu. O an bir dahaki Bali ziyaretimde maymunları hafife almamaya karar verdim. Unutmadan, maymun ormanında sakın elinizi cebinize sokarak yürümeyin, zira maymunlar derhal etrafınızı sararak cebinizde ne olduğunu anlamak için üzerinize tırmanmaya başlayacaklardır. Maymun ormanında en çok etkilendiğim manzaralardan biri de çok derin bir vadide akan nehir ve bu vadiye inşa edilmiş ejder heykelleriydi. Bu kaygan zeminden aşağıya inerek fotoğraf çektirmek isterken çok büyük riskler üstlendiğimizi itiraf etmeliyim. Ejder heykellerinden birinin üzerine tırmanmaya çalışan bir arkadaşımız kaygan ve yosunlu zemini dikkate almadığı için kendisini yuvarlandığı nehirden çıkarmak biraz zaman kaybına yol açtı. Rafting macerası

36

Ertesi gün bu kadar macera yetmiyormuş gibi aynı gün içerisinde hem rafting hem de fil safari yapmaya karar verdik. Yorucu olacağı kesindi ama grupta herkes kesin bir kararlılık gösterdi. Ben ise dünden razıydım. Planı uyguladık ve ilk olarak Ayung Nehri’ne yol aldık. Can

Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

yeleklerimizi giyip küreklerimizi aldık ve rafting botlarımıza yürümemiz söylendi. Keşke birisi bize botlarımızın birkaç yüz metre derinlikteki bir vadinin dibinde akan çılgın bir nehrin dibinde olduğundan bahsetseydi… Sanırım bu maceranın en maceralı bölümünün bitmek tükenmek bilmeyen o merdivenlerden yarım saat boyunca aşağıya inerken, basamaklara dikkat etme gayreti içerisinde neredeyse şaşılaşan gözlerim sebebiyle zaman zaman “keşke paraşütle atlasaydım” dediğim anlar olduğunu itiraf etmeliyim. Botlara ulaştığımızda bir müddet “Lütfen beni birkaç dakika yalnız bırakın kendime gelmem lazım.” dediğimi hatırlıyorum. Çok yüksekti ve çok fazla basamak indik. Botlara 4’er kişilik gruplar halinde bindik. Her botta profesyonel bir rehber bizlere ne yapmamız gerektiğini söylemek üzere hazır bulunuyordu. Tam 9 kilometrelik ufak çaplı şelalelerle dolu bir yolculuk bizi bekliyordu. Rehber çat pat bir İngilizce ile bize şunları söyledi: “İleri dediğimde ileri kürek çekin, geri dediğimde geri kürek çekin, dur dediğimde kürekleri içeri alın ve dik pozisyona getirin.” Kendisine “Hepsi bu mu bize anlatmak istediğin başka bir şey yok mu ?” diye sorduğumu hatırlıyorum zira botta hayatında ilk defa kürek çekecek 3 bayanla birlikteydim ve bir an ümitsizliğe kapıldığımı söylemem yalan olmaz. Bunun üzerine rehberden müsaade isteyerek bottaki takım arkadaşlarıma ufak bir brifing vermeye karar verdim. Ne de olsa 1984 – 1988 yılları arasında Deniz lisesinde bize kürek çekmeyi öğreten komutanlarımdan öğrendiklerim kafama “silinmemek üzere” kazınmış durumdaydı. Rehber kusurumuza bakmasın ama can emniyetimiz açısından ilk dakikadan itibaren botun kontrolünü ele geçirdim ve komutları brifingimde öğrettiğim şekilde ben vermeye başladım : “Al beraber” “Hoooy hop” – “Hoooy hop”, “Siya”, “Siya tut”, “Alabanda kürek”, “Hisa kürek”… Bot rehberi beni ve ekibimi şaşkınlıkla izliyordu, tüm diğer botları geçerek ve tüm zorlu bölgelerden rahatça geçerek ilerliyorduk. En sonunda botta çılgın bir Türk denizcisi olduğunu anlamış olacak ki arkasına yaslanıp bizi seyretmeye başladı zaten kendisine de fazla bir seçenek bırakmamıştık… Bizler Barbaros Hayrettin’in torunları olarak nağralarımız Ayung Nehri Vadisi’nde yankılanarak ilerlerken sollayarak geçtiğimiz Japon turistler ise suya dayanıklı son model kameraları ile bizi bolca görüntülediler. Eğer şu anda Japonya’da “Hoooy hop” diye bağırarak kürek çeken kişilere rastlanırsa bunun sebebinin


bizler olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 9 kilometrelik parkurda en zevkli anlardan biri, vadiden nehre akan coşkulu bir şelalenin altında mola verdiğimiz andı. Nehrin üzerine yerli hak tarafından inşa edilmiş ip ahşap birleşimi köprüler ise kendimizi “Indiana Jones” filmlerinden birinde gibi hissettirdi. Rafting macerasının sonlarına yaklaşırken birden çok moralim bozuldu; tahminimce yokuş aşağı indiğim birkaç bin basamağı bu sefer yokuş yukarı çıkmak zorunda kalacaktık. Öyle de oldu…

37 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

Fil safari Taro köyüne doğru yola koyulduk ve safari parkına vardık. 43 yıllık hayatımda, bir fil ile sarmaş dolaş olabileceğim 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Artık kontrol dışındaydım, maymunlarla savaşmış, 9 km rafting yapmış ve adrenalinim en üst seviyede bir tur organizatörü olarak fillerle de iletişim kurabileceğimden emindim. Bunu yapmakta çok gecikmedim bulduğum ilk filin kulaklarını kaşıyıp sevgisini kazandıktan sonra birkaç bambu yedirip, iyice yumuşattım o da hortumunu boynuma doladı ve hatıra fotoğrafı çektirdik. Baba filler, anne filler, fil yavruları… İrili ufaklı 20 kadar fil ile iletişim kurduktan sonra bizi ikişer ikişer o fillere bindirdiler ve yaklaşık 45 dakika sürecek safarimiz başladı. Bir filin üzerinde iki turist ve bir de eğiticisi varken sanki üzerinde hiçbir şey yokmuş gibi arada bir

durup ağaçlardan bir şeyler koparıp beslendiğine hatta yanından geçen diğer fillerle sohbet ettiğine tanık olmak gerçekten son noktayı koydu… Bir kez daha “ölmeden evvel yapılması gereken çok şey var” diye geçirdim içimden… Aynı parkta bayrak direğine bayrak çeken, basket atan, suluboya fırçasıyla resim yapan filler de gördüm. Artık bu kadarı da fazla


acaba rüyamı görüyorum dediğim anlar oldu. Hava kararmaya başlamıştı. Otelimize döndük çünkü ertesi gün büyük gündü “Dünyaca meşhur US Liberty batığına dalışa gidecektik…” Tulamben – US Liberty batık dalışı

38

Tulamben bölgesi, otelimizin bulunduğu güney doğudaki Sanur sahiline uzak ve kuzeydoğu istikametindeydi. Buraya kara yolu ile transfer edildik. Transfer yaklaşık 2 saat sürdü ve sonunda Tulamben sahiline ulaştık. Araçtan indik ve kumsala yürüdük. Kıyıdan dalış yapacaktık zira bu meşhur batık sahilden 5 dakika yüzme mesafesindeydi. Ortalıkta başlarının üzerinde 200 barlık yüksek basınçlı dalış tüpleri ile gezen Balili bayanları görmek biraz şaşırmamıza yol açtı. Düzinelerce bayan, yüzlerce dalgıcın lojistiğini sağlamak üzere başlarının üzerinde (elle tutmadıkları) 15 kiloluk yüksek basınç tüpleri ile koşuşturuyorlardı. Biraz tedirgin olduğumu ifade etmeliyim. Kısa bir brifingin ardından kıyıdan hafif dalgalı bir ortamda suya giriş yaptık ve sol çapraza doğru su altından ilerlemeye başladık. 10 dakika sonra karşımıza çıkan batık adeta metal yığını değil bir mercan bahçesi idi. Gördüklerime inanamadım. Yolda ilerlerken gördüğümüz ve kumdan kafalarını çıkarıp bizi seyreden yüzlerce meraklı deniz yılanı bile önemini yitirdi. Gördüğümüz batık muhteşemdi!

Mercanlar ve sürü balıkları bu batığı adeta yeniden şekillendirmişler ve apayrı bir güzellik katmışlardı. İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Japon torpidosu tarafından batırılan 120 metre uzunluğundaki bu Amerikan gemisi, 1963 yılında Agung Volkanı’nın patlaması sonucunda dibe doğru kaymış ve en derin noktası 29 m’de olacak şekilde zemine yerleşmiş. O günden bugüne kadar da mercanların istilasına uğrayarak yüzlerce değişik su altı canlısı için yepyeni bir yuva olmuş. Gördüklerimizi ve o renk cümbüşünü anlatacak kelimeler çok az… O gün bu batığa iki dalış yaptık ve otelimize döndük. Ertesi gün yine çok yoğun geçecekti. Bali Aga’ya giderek Balililerin yaşam tarzlarını orijinal evlerinde gözlemleyecek, ardından da Kehen Tapınağı ile Bali’nin en büyük tapınağı olan ve ana tapınak olarak adlandırılan Besakih Tapınağı’nı ziyaret edecektik… Bali Aga – Panglipuran evleri :

Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

Mükemmel bir proje. Bali yönetimi Bali Aga bölgesinde Panglipuran evleri adı altında “koruma altında” mükemmel bir proje geliştirmiş. Bali kültürünü ve halkın yaşam tarzını görmek isteyen yabancı turistler bu evleri ziyaret ediyorlar. Halk ile sohbet ediyorlar, onları yemek pişirirken, tapınırken, hayvanlarını beslerken kısaca doğal ortamlarında “saygı ile” gözlemliyor ve fotoğraflar çekiyorlar. Bu evler ve evlerde yaşayanlar tamamen yönetimin koruması ve desteği altında. Tur rehberi, köyün çevre ve bölge planlamasının bir insan vücudu şeklinde gerçekleştirildiğini, köyün başının neresi olduğunu ve benzeri bilgileri anlatıyor. Dinlerken tapınak bölgesinin köyün başı olduğunu ve halkın inançları sebebiyle evler arasında asla duvarlarla setler çekilmediğini, tüm yaşayanların dostluk ve uyum içerisinde yaşadıklarını, aralara katı sınırlar ve bariyerler koyulmasının halkın gelenek ve inançlarına aykırı olduğunu anlatıyor. Attığınız her adımda söylenenlerin fiziksel olarak köyün tasarımına da yansıdığını gözlemliyorsunuz. Mutfaklarda kullanılan fırınlardaki ateşin hem ısınmak, hem ıslak odunları kurutmak hem de aynı anda yemeği pişirmek amacıyla nasıl tasarlandıklarına tanık olduğunuzda gerçekten şaşırıyorsunuz. Köyü gezerken zaman zaman bazı köy sakinlerinin evlerinin kapısına bir miktar haşlanmış pirinç bıraktıklarını görürseniz şaşırmamak gerekiyor zira yazımın başında da belirttiğim gibi Bali halkı sadece


insana değil, aynı zamanda tabiata ve o pirince ihtiyacı olan karıncalara ve böceklere de sevgi ve saygı duyuyor… Kehen Tapınağı :

Besakih Tapınağı : Bali’deki son durağımız 11.000 tapınağın en büyüğü ve en kutsalı sayılan dolayıyla da “Ana Tapınak” olarak adlandırılan Besakih Tapınağı idi. Agung Dağı’nın güney yamacına kurulmuş olan tapınağın giriş kapısına giden yolu tırmanmak istemeyenler için yolun altında motosiklet kiralayanlar var. Dilerseniz motorla yukarıya çıkıp dönüşte de park ettiğiniz motorunuza binip geri geliyorsunuz. Tapınak 14’üncü yüzyılda inşa edilmiş çok büyük bir yapı. Kendi içinde 22 paralel alt tapınak var. 1963 yılında kutsal sayılan Agung Volkanı’nın püskürmesi sonucunda 1700 kişi ölüyor. Lavlar tapınağa metreler kala duruyor. Bu olay halk tarafından tanrıların bir mesajı olarak kabul ediliyor. İnanış o ki tanrılar güçlerini gösterdiler ama kutsal olan bu yapıya zarar vermediler… 1995 yılında Besakih Tapınağı “Dünya Kültürel Mirası” olarak kabul ediliyor.

Tapınağın en yüksek bölgesine çıkıp tasarımını seyrettiğinizde, dağa bakan ilk duvarın hemen altında birkaç metrelik toprak bir boşluk olduğunu fark ediyorsunuz. Bu boş toprak evrenin yaratılışından önceki “hiçlik” dönemini simgeliyor, biraz ileride solda ve sağda görülen kuleler pozitif ve negatifi simgeliyor; inançlarına göre evrenin ve dünyanın yaratılışından evvel pozitif ve negatif kavramı yaratılmış, ardından evreni simgeleyen yapılara rastlıyorsunuz, daha sonra tabiatı ve son olarak da krallıkları… İşte böyle geçti bir Endonezya Bali macerası, heyecan ve duygu dolu… Öğrendim, yaşadım, geliştim… Daldım ve gerçek dünyamız olan su altı dünyasını ziyaret ettim, tırmandım ve kutsal olduğuna inanılan volkanların eteklerindeki tapınaklarda insanların inançlarına nasıl sahip çıktıklarına tanık oldum. Hiç kötülük görmedim, hiçbir olumsuzluğa rastlamadım… Bahşiş verdiğimde almamak isteyen ve mahcubiyet duygusu yaşayan fakir insanlar gördüm. Yeni bir yer gördüm, yeni insanlarla tanıştım ve yeni bir şeyler yaptım… Bir kez daha Dünya’nın ne kadar büyük benim ne kadar küçük olduğumu anladım. Bu unutulmaz turda aklıma ne mi kazındı ? “İnsanoğlunun doğduğunda okyanustan çıkmış bir su damlası olduğu…”

39 Sahil Güvenlik Dergisi ° Aralık 2012

Kehen Tapınağı ziyaretimiz gerçekten etkileyiciydi diyebilirim, zira Hinduizm dininde halkın ve rahiplerin tanrılarına armağanlar sunmaları ve bu aşamadaki seremonileri gerçekten izlenmeye değer. Tabi ki bazı sınırlar var. Örneğin izleyicilerin bellerine sardıkları örtülerle diz kapağı altlarına kadar örtünmeden tapınaklara girmeleri kesinlikle yasak. Esas enteresan olan sokaklardaki heykeller de dahil tamamının bellerinde bu örtülerin bağlı olması… Tapınaktan içeriye girdiğiniz andan itibaren tanrılara sunulmak üzere özenle hazırlanmış olan hediye paketleri ile karşılaşıyorsunuz. Bazılarının içinde pirinç ve meyveler varken bazılarında çöp şiş, tavuk ve balık türü yiyecekler var. Merak ettim sordum bu kadar yiyecek ziyan mı oluyor diye? Tapınma seremonileri bittiğinde ise insanlar bir araya geliyor ve bu yiyecekleri tüketiyorlarmış. Bir de “tanrılar” kelimesini pek benimsemiyorlar zira temelde tek bir tanrının varlığına inandıklarını ancak tanrının kendileri için ifade ettikleri anlamlara göre farklı simge ve isimler kullandıklarını anlatıyorlar. Bizim için biraz karmaşık ancak onlar için son derece doğal bir inanış tarzları var. Ulaşmak istedikleri sonuç ise “evrimini tamamlamış iyi insanlar olabilmek”…

Edonezya Bali  

Edonezya Bali