Page 1

UFKUN ÖTESİNDE AYLIK DERGİ

ETETİK HAZİRAN 2018

BİLİMSEL ARAŞTIRMA DERGİSİ

B

ilim Nedir...

Gerçek bilim tanımı üzerine hoş bir makale

D

erin Dünya Devleti

Oluşumu, Amaçları, Taktikleri...

B

alık Gözü Lens Sahtekarlığı...

Gördüklerinize inanın, lenslere değil

C

hemtrails...

Kimyasal Savaş Dosyası 2

O

kültizm, Simya ve Büyü

Şeytanın İlmi ...

H.A.A.R.P İklim mühendisliği kılıı görünmeyen gerçek ...

www.zetetikdergi.com - www.duzdunya.org - www.geokomplo.net


2

Ayın sözü

”İnsanın gözü ancak bildiği ve anladığı şeyi görür, ancak daha derin bilgi ve kültürün bize gösterdiği birçok şeyi, önümüzde durduğu halde yıllarca görmemiş olabiliriz.”

Wolfgang Van Goethe

ETETİK


Künye

3

İmtiyaz Sahibi Düz Dünya Grubu Editör

Kapak İllüstrasyonu Grak Tasarım-Fotoğraar Ahmet Salim MALAZ Emir DENİZ Çevirmen Emir DENİZ Redaksiyon Ebru DURMUŞ Yazarlar Mehmet SAYGICI Emir DENİZ Ahmet Salim MALAZ Oğuzhan SIRKINTI Osman ÖZTIN Uğur ERGÜN Emre GÜNEY Umut METİN Sezgin YILDIRIM Özlem BÜYÜKAKIN Osman Atıf BEKTAŞ Ebru DURMUŞ Zehra BETAŞ

Yayın Türü ; Aylık Dijital Ücretsiz Sürekli Yayın

Her türlü yayın hakkı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince Düz Dünya Grubu’na aittir. Tanıtım Amacıyla kısa alıntılar, yazı ve görsel kullanımı yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. Baskılı olarak dağıtılamaz. Ücretsiz ve dijital olarak kullanılabilir. İlgili Web Sayfaları www.zetetikdergi.com www.duzdunya.org

ETETİK

Ahmet Salim MALAZ


Bağlantılar

ETETİK

4

Resmi Dergi İnternet Sitemiz www.zetetikdergi.com Resmi Düz Dünya İnternet Sitemiz www.duzdunya.org


Editörden

5

KUŞATILMIŞ İNSANLIK Geçmiş, şimdi, gelecekten ibaret olan ve ne zaman sonlanacağını bilmediğimiz bu kısa hayatlarımızda önceliğimiz her an, ya kapital ya da sağlık olmuştur. İnsanı insanca yaşatan en önemli iki olmazımız. Kapital ve sağlık.

ETETİK

Tarihin her döneminde insanlar paranın peşine düşmüş, bu yolda sağlıklarını yitirmişler ve yitirilen bu sağlığı ise yine kazandıkları paraları harcayarak kazanmışlardır. Bu kısır döngü insanları o kadar kuşatmış ki, neredeyse tamamı sağlıklı düşünme yetisini kaybetmiş, göremez, duyamaz ve kısacası insanca yaşayamaz hale gelmişlerdir. En doğru tabirle kapitalin ve sağlıksızlığın kölesi olmuşlardır. Çağımızın en büyük ve en acımasız köle sistemlerinden biri sağlık sistemi ve bu sistemi ellerinde tutan elit tabaka dediğimiz, Siyonizm'in ve kabalanın etkisi ve emri altındaki bir avuç azınlıktır. Bu azınlık binlerce yıldır insanları tam bir süt sağma makinası olarak görmüşler ve görmektedirler. Kitle gıda tüketiminin neredeyse tamamını ellerinde tutan bu küçük ama kapital olarak güçlü azınlığın plânları nedeniyle, yıllardır milyonlarca insan, ya savaşlarda ya da sağlıksız besin tüketimi nedeniyle can vermiştir. Evet! Gıda tüketiminde yaratıcının bizlere sunduğu ve bedenimiz için yaşam kaynağı olacak vitamin ve minerallerin tümünün üretim ve kontrolü, bu azınlığa geçtiğinden beri sağlık sektörü bayram havası yaşamaktadır. Genetiği değiştirilmiş organizmalar ve tohumlar… Bunlardan üretilen ve besinlerin ana kaynakları olan ürünler, tamamıyla genetik mühendisliği ürünü ve zehir saçan birer fabrika gibi çalışıyorlar. Doğal üreme sisteminden saptırılan gıda üretimi, insan neslinin hayat süresini kısaltmakla kalmıyor, yıllarca insanları hastanelere ve ilaçlara mahkûm ediyor. İroniye bakın ki yediklerimiz kimyasal maddeler, tedavimiz kimyasal maddeler. Yani kısacası bu tamamen ve bilinçli olarak insan neslini ortadan kaldırmak ve kalan azınlığı da köle olarak çok daha etkili bir şekilde kullanmak amaçlı bir programdır. Gökyüzünden uçaklarla sıkılan chemtrails spreylemeleri, ( HAARP) atmosferdeki aşırı iyonlaşmış elektromanyetik dalgalar (ELF) ile insanları beyinsel düzeyde davranışlarını kontrol etmeleri, GDO ( genetiği değiştirilmiş gıdalar) ile de ziksel hastalıkları çoğaltmaları ve sermaye kontrollü bankalar ile de maddi olarak ödenemeyecek borç yükü engelleriyle kuşatılan insanoğlu, tam bir cezaevi içerisinde yaşamaya(!) devam etmektedir. Barış için savaş ya da düzenli toplum için düzensiz toplum safsatasıyla hareket eden bu bir avuç şeytanın bu sinsi planları, elbette son bulacaktır. Ancak bu, tamamen insan neslinin uyanması, neden ve ne amaçla bu düz toprak parçasına gönderildiğinin farkına varmasıyla gerçekleşecektir. İnsan, insani erdemlerle yani doğa ve doğasıyla barışık yaşarsa insan olur. Neden, nasıl ve kim sorularını her an sorarak, gerçeği aramaya başlamanız dileği ile….

A.Salim MALAZ Grak Ve Editör


Dergi yazar ekibi

ETETİK

6

A.Salim MALAZ Editör

Mehmet SAYGICI Yazar

Emir DENİZ Çevirmen

Oğuzhan SIRKINTI Teknik Yazar

Osman ÖZTIN Yazar

Emre GÜNEY Yazar

Umut METİN Yazar

Uğur ERGÜN Yazar

Sezgin YILDIRIM Yazar

Zehra BETAŞ Yazar

Osman Atıf Yazar

Ebru DURMUŞ Redaksiyon

Özlem BÜYÜKAKIN Chemtrails Yazar


Bilim Nedir

7

Bilimin gücü nereden gelir ? Bilim, binlerce yıldır süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur: çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma. Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım. Çeşitlilik

TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor: Bilim : "Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.” "Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.” "Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci." İnsanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle insan, varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir. Gök gürlemesi, şimşek çakması, Ay’ın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazen onun merakını çekmiş, bazen onu korkutmuştur. Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Bilim neyle uğraşır? Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca ziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır. Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır.

Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıandırılamaz. Süreklilik

ETETİK

Bilim nedir ?

Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar, örgütler , imparatorlar ve hatta bazı dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır. Yenilik

Süregelen "değişim" içinde, her gün yeni bilim alanları ve bilimsel bilgiler ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, tekniğin verdiği en iyi imkanlarla herhangi bir anda gözlemlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir. Ayıklanma

Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur. Bu noktada şu soru akla gelecektir.

Sürekli yenilenme ve ayıklanma süreci içinde olan bilimsel bilginin doğruluğu, evrenselliği savunulabilir mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek için, bilimsel bilginin nasıl üretildiğine bakmamız gerekecektir. Çoğu kişinin sandığının aksine, bilgi üretme yöntemlerimiz çok fazla değildir. Yalnızca iki yöntemimiz vardır: Tümdengelim ve tümevarım.


8

Bilim Nedir

Tümdengelim

ETETİK

Tümdengelim (akıl yürütme), tümel bir önermeden tikel önerme çıkarma eylemidir. Tümdengelimde kritik bir noktayı vurgulamak gerekir. p -> q (p önermesi q önermesini gerektirir) bir akıl yürütmedir. Tümdengelimin bu basit çıkarım kuralı, p öncülünün doğru olup olmadığını araştırmaz. p öncülünün doğruluğunu göstermek mantık bilim dalının değil, ilgili başka bilim dallarının işidir. O yalnızca, "p doğru ise q da doğrudur" der. Örneğin, "Bu bardaktaki sıvı su ise, içinde hidrojen ve oksijen atomları vardır." önermesi mantık açısından doğrudur. Ama o bardak içindeki sıvının su olup olmadığı sorusunu yanıtlamak mantığın değil, kimya biliminin işidir. Bu kritik nokta nedeniyle, bazı düşünürler tümdengelimi bilimsel bilgi üretme aracı olarak kabul etmez. Bunda ortaçağ kilisesinin, tümdengelimi ustalıkla kendi dogmalarını egemen kılmak için kullanmış olmasının etkisi büyüktür. Ancak, p öncülünün doğruluğunu garanti edebildiğimiz zaman, tümdengelim yöntemi daima doğru sonuca ulaşır. Bu niteliği ile tümevarım yönteminden daha kesindir. Başka bir bakış açısına göre, tümdengelimi ortadan kaldırdığımızda, mantığın, yani akıl yürütme sanatının da ortadan kalktığını görürüz. Deney ve gözlemlerden genel sonuçlara ulaşmak için bile tümdengelimin usavurma yöntemlerine ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla, deney ve gözlemin yapılamadığı zamanlarda akıl yürütmeyle bilgi üretirken; yani p=q akıl yürütmesini kullanırken, p öncülünün doğruluğunu garanti edebilmeliyiz. Tümevarım

Tümevarım, tikel önermelerden tümel önerme oluşturma yordamıdır. Felse deyimiyle öznelden nesnele geçiştir. O, gözlem, deney, hesap vb. yollarla bir doğa olayının genel yasasını kurmaya çalışır. Tümevarım ilkesi bilim ve teknikte, başlıca bilgi üretme aracı olmuştur ve bu işlevini sürdürmektedir. Fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilimlerde edindiğimiz doğanın bilgilerini tümevarım yöntemine borçluyuz. Bilgiyi Doğrulamak

Bilim dogma değildir. Bilimde bağnaz inanca yer yoktur. Descartes'in deyişiyle o, "herşeyden şüphe eder". Bilimin gücü o şüphede yatar. Matematiksel bilimlerde akıl yürütmeye (tümdengelim) dayalı olarak bilginin doğruluğu ispat edilebilir.

Ama deneysel bilimlerde bilginin doğruluğunu ispatlamak her zaman mümkün olmaz; ama şüphe edilen bilginin yanlışlanmasına (falsication) çalışılır. Deney, gözlem veya akıl yürütmeyle üretilen bir bilgi, bilimsel bilgi havuzuna girer. O havuz dergiler, kitaplar, sempozyumlar, konferanslar, konuşmalar gibi her türlü yayın ve iletişim araçlarıyla gelen bilgilerden süzülerek oluşur. Bilimsel bilgi havuzuna giren her bilgi, o andan itibaren daima dünyadaki herkesin denetimine (şüphesine) açıktır. Bilgi havuza girerken nasıl üretildiği de belli olmalıdır. Nasıl üretildiği belli olmayan dogmatik söylemler bilimsel bilgi havuzuna giremez. Her isteyen o yöntemleri şüpheyle inceleyebilir. Deney ve gözlemleri tekrarlayarak doğru olup olmadığını denetleyebilir. Deney ve gözlemlerden çıkarılan sonuçların mantık açısından doğru olup olmadığı, bilinen öteki bilgilerle çelişip çelişmediği denetlenir. Bunu başka türlü söyleyelim. Deney, gözlem veya akıl yürütmeyle bilgi üretme süreci tekrarlanabilir olmalıdır. Yani sizin, bilimsel bilgi diye havuza koyduğunuz bilgiyi, aynı yöntemlerle başkaları da üretebilmelidir. Aynı deney ve gözlemi tekrarladığında aynı sonuçların (veri, data) çıktığını görebilmelidir. Örneğin, siz bir embriyonun gelişimini gözlemleyip bir takım sonuçlara ulaştıysanız, aynı deneyi aynı koşullarda başkaları da yapıp aynı sonuçlara ulaşmalıdır. Verilerinizin yanlışlığı, nitelik veya nicelik olarak yetersizliği ortaya çıkarsa, ya da elde edilen verilerden vardığınız yargıda mantıksal hata varsa, yanlışınız hemen ortaya çıkar ve dolayısıyla ürettiğiniz bilgi havuzda barınamaz. O tür bilgiler kendiliğinden dışarı atılmış olur. Burada bilimsel bilgiyi güçlü kılan nokta şudur :


Bilim Nedir

9

Bunun bir istisnası, doğruluğu tahmin edilen, ama ispatlanamayan "conjecture" (tahmin) lerdir. Conjecture, havuza girmeye aday bir bilgidir; bir anlamda bir sorudur. O soruyu yanıtlamak için ilgili bilim adamları kolları sıvayıp işe koyulur. Bazen "conjecture" un doğruluğu ya da yanlışlığı hemen ispatlanabilir. Bazen da on yıllar hattâ yüz yıllar boyunca ispatlanamayabilir. Uzun süre ispatlanamayan "conjecture" lar, çoğunlukla önemli yan ürünler verirler. Onu doğrulamak ya da yanlışlamak için çalışan bilim adamları, araştırmaları esnasında ortaya çıkan ama ondan çok farklı olan yeni bilgiler edebilirler. Matematikte ve zikte bunun pek çok örnekleri vardır. Fermat problemi ve röntgen ışınları buna iyi örnek oluştururlar. Bütün bu söylediklerimiz, bilimsel bilgi havuzundaki bilgilerin yenilenme ve ayıklanma sürecidir. Bilimin gücü buradan gelir. Daima denetleniyor, ayıklanıyor, çeşitleniyor ve yenileniyor. Ama bu sürece, bilgi üretiminin kendisinin apaçık yöntemleri dışında hiç bir güç etki edemiyor. Tabii, depremler, su baskınları vb. tekrarlanamayacak ya da deneyi yapılamayacak doğa olayları vardır. O durumlarda tümevarım değil, tümdengelim (akıl yürütme) kullanılacaktır. Örneğin, gelecekteki bir depremin konumunu, şiddetini, yapabileceği tahribatı vb. tahmin ederken, p=q akıl yürütmesini kullanacağız. Bu iş için, önceki depremlerle mukayese ederek p öncülü için iyi bir tahmin yapmak düşünülebilecek yollardan birisidir. Ama, bunun bir tahmin, bir olasılık olduğunu, gerçeğe uymayabileceğini daima biliyor olacağız. Bilimsel Teori Nedir? Bir paradigma içinde bir bilgi üretmek ile var olan paradigmaların dışına çıkıp yeni bir teori yaratmak arasında büyük fark vardır. Bilimsel teori yaratma olgusunu astronomi ve zikteki gelişmelerle açıklamaya çalışalım. İnsanoğlu varoluşundan beri gök cisimlerinin hareketlerini merak etmiş, onları gözlemiştir. Babil, Mısır ve Helen uygarlıklarının evrenin yapısını anlamak için büyük çaba harcadıkları bilinir. İznik (Nikea) doğumlu Hipparkos (M.Ö. 190-120) yüzlerce yıldızdan oluşan bir katolog derlemiş ve yıldızları parlaklıklarına göre altı sınıfa ayırmıştır.

ETETİK

Bir bilginin bilimsel bilgi havuzuna girmesine engel olabilecek hiç bir otorite yoktur. Aynı şekilde, bir bilginin havuzdan atılmasına karar veren bir otorite de yoktur. Yanlışlığı gösterilen bilgiye kimse itibar etmez, kimse onu kullanmaz, kendiliğinden değerini yitirmiş olur.

İskenderiyeli Batlamyus [Klaudyos Ptolemayos (MS ~85-165)], uzun yıllar süren gözlemlerden sonra, bir evren modeli oluşturmuş; geniş astronomik ölçüm cetvelleri ve bir yıdız kataloğu hazırlamıştır. Büyük Bileşim (Arapça: Kitab el Macisti, Latince: Almagest, Yunanca: Mathematike Syntatksis) adıyla bilinen bu eser Yunan ve Babil uygarlıklarının gökbilim bilgilerinin bir derlemesidir. Derlemenin çoğu kendisinden önce yaşamış olan Hipparkos'a dayanır. Bu Avrupa’da son 500 senedir bilimi tekeline alan bir grubun öncülüğünde harmanlanmış , daha önce yapılanlar bir kenara konularak kendi inançları üzerine yeni bir bilim inşaa edilmeye çalışılmıştır. Biz tüm dinleri ve bilimi ‘Sümerler’ e dayandırılmak istense de bugün Şanlı Urfa Göbekli Tepe kazıları tüm bilim camiasın dogmalarını alt üst etmiştir. Tarihin en derin koridorlarında dolaşırken aslında kadim bir bilimin yavaş yavaş insanlara unutturulmak istenmesi , yerine farklı bir grubun kendi tarihini yazabilmek adına kendi dinlerini , kendi kültürlerini bilimsel makale ve tezler ile destekleyerek genel geçerli kabul görüşlere başvurarak , sorgulanamayan bir bilim ( ki buna şu an Müsbet Bilim denmektedir ) görüşünün ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu güç dengesinin tek taraı değişimi gerçekleri örtemese de yanlı bir bilim aristoktasisi yaratmıştır.

Mehmet SAYGICI Yazar


10

Ayın Fotoğrafı

ETETİK

Ahmet Salim MALAZ 20.05.2018 03:30


11

ETETİK

Bilim Nedir

Hiç kimse, görmek istemeyen kadar kör değildir.

İbn-i SİNA


Okültizm

ETETİK

12

OKULTİZM SİMYA VE BÜYÜ


Okültizm, temel olarak doğaüstü kuvvetler veya varlıkların inancı, bilgisi ya da kullanımı ile ilgili çeşitli teoriler ve uygulamalardır. Temelde büyülü ya da kutsal olan bu tür inanç ve uygulamalar, tarih boyunca tüm insan toplumlarında kaydedilen, hem doğasında hem de toplumların kendilerine karşı tutumlarında rol oynayan önemli farklılıklar ile ortaya çıkmıştır. Batı'da okültizm terimi, söz konusu uygulamaların ve inançların hakim olan Dünya görüşüne ters düşmediği halde, diğer toplumlarda elde edilemeyen bu bilgiler, entelektüel ve ahlaki açıdan sevimsiz tepkiler edinmiştir. Arapçada okültizm’e İlm-i Gayb denir. Anlamı “gizli ilimler” demektir. Bu gizli uygulamalar, uygulayıcının kendi ya da talep edenin yararına “doğal yasaları manipüle etme yeteneği “ olduğu varsayımına odaklanır. Bu tür uygulamalar sadece ahlaki yasaların kırılmasını da içerdiğinde; kötülük olarak görülmeye eğilimlidir. Bazı antropologlar, (okültizmin temel bileşeni olan)sihir ve din arasında açık bir ayrım yapılmasının mümkün olmadığını savundular ve bu, bazı melez olmayan toplumların dini sistemleri için de geçerli olabilir. Bununla birlikte, argüman, hem doğal hem de ahlaki yasayı değişmez olarak gören ana dinlerin herhangi biri için geçerli değildir..

Batı'nın okültizm geleneği, yaygın olarak düşünüldüğü gibi, tüm gizli uygulamaların altında yatan eski bir “gizli felsefedir.” Bu gizli felsefe, bir yandan Helenistik büyülerden ve simyadan, diğer yandan da Yahudi mistisizminden gelir. Başlıca Hellenistik kaynak, Astroloji ve diğer gizli bilimler ve ruhsal yenilenme ile ilgili olan Hermes Trismegistos ile ilişkili metinler olan Corpus Hermeticum'dur. Yahudi unsuru, Orta Çağ'dan beri Avrupa'daki akademisyenlere aşina olan ve Rönesans sırasında Hermetik metinlerle bağlantılı olan Kabala tarafından (Tevrat'ın gizli, mistik bir yorumu doktrini) beslenmektedir. Hermetizm olarak bilinen, sonuçta ortaya çıkan Hermetik-Kabalistik gelenek, hem teori hem de büyülü pratiği bir araya getirerek, büyücülük ya da büyücülüğün şeytani büyüsünün aksine, doğal olarak ve dolayısıyla iyi, büyü olarak sunulan ikincisiyle birleşmiştir.

13

ETETİK

Okültizm

Ezoterik hareketlerin kökenine ilişkin çok çeşitli görüşler mevcuttur. İnanışa göre antik zamanlardan beri inisiyeler ve bunları eğiten “bilge üstadlar” mevcuttur ve bunlar “sırlar” adı verilen, avamın idrak edemeyeceği bir takım gizemli ezoterik bilgilere sahip olduklarını iddia etmektedirler. Bu bilgiler özellikle insanın başlangıcı ve sonuyla, ölümden sonraki hayatla ve Tanrı ile ilgilidir. Hemen hemen tüm ezoterik ve okült geleneklerde ortak payda teşkil eden bazı inançlar ve ilkeler vardır. Bunların başında Tanrı’nın birliği inancı gelmektedir. Sıradan halkın Tanrı’nın farklı meziyetlerini algılayabilmesi için çok tanrılı bir inanca sahip olmasına göz yumulsa da, inisiyeler kendi içlerinde evrenin tek Yaratıcısı olan Yüce Varlığa inanmaya devam etmişlerdir. Her şeyi yaratan Tek Tanrı inancının bütün antik medeniyetlerde geçerli inanç olduğunu söylenmektedir. Hatta Mısır’da tek Tanrı inancının Hz. Musa’dan önce de var olduğunu gösteren bazı kaynaklar mevcuttur. Mısır rahipleri bunu halka açıklamaktan korkmuşlardır, ta ki Ikhnaton adıyla bilinen IV. Amenhotep’e kadar. Fakat, bu inancı açıkça halkına anlatan Ikhnaton ölünce, tekrar çoktanrılı inanç hakim olmuştur.


14

Okültizm

Gelelim Simya’ya.. Simya terimi V.I.T.R.I.O.L’ün taşıdığı mana gibi “ölümlü” olanın içinde gizli “ebedi” olanı bulmaktır. Zihnimizi kutuplaştırarak dönüştürmek ise, en yararlı ilk başlangıçtır. O halde ilk anahtar; “dönüşüm”dür. Saaşma, irade ve imajinasyon gücü buna eşlik etmelidir.

ETETİK

Hermetik felsefede kutuplaşmış belli güç alanları vardır, iki kutup arasındaki sayısız derecelerle titreşen frekansları, irade gücü sayesinde bir diğeri ile değiştirmek ve farklı düzeylerde titreştirmek, yapılması ilk gerekenlerdendir. Okültistler, bütün ilmi alanları özümleyerek, irade ve zeka ile gelişerek, arınmalıdır. Simya ilmi, ezoterik yaklaşımla simyacının dönüşmesi ve saaşmasına nasıl işaret ediyorsa, sembolik olarak, özdeki mükemmel hale dönüşmek de arınmaktır. Madenlerin altına çevrilişi gibi, büyük bir çalışmanın taşıdığı sırrın anahtarı, aslında, azametli bir hazineyi; hakikati bulma uğraşıdır. Simya sanatına baktığımızda, karanlık çağlarda Avrupalılar tarafından uygulandığında, aynı zamanda Alkemi terimini icraatlarının genel anlamı olarak da uyarlandığını görüyoruz. Önemli herhangi bir değişiklik yapmadan, bilgilerini aldığı Arap ve Su Simyagerlerin yöntem, felsefe ve amaçlarını da uyarlıyorlardı..

Oysa, bu bir yanılsamadır. Ortaçağ Simyagerleri sadece kutsal niteliği olan bir kimyayla ilgilenmiyorlardı. Aynı zamanda, birçok bakımdan modern bilimi aşan kimya ve zik konusunda son derece ileri düzeyde bilgileri vardı. Dahası, kimyasal açıdan Simyanın motivasyonu açık bir zihinle anlaşıldığı anda, dirayetli irdeleyici Simyanın belirli bir Kimyasal Ruhsal Tradisyonun dışında her şey olabileceği yönündeki modern eğilimin doğru olmayacağı olasılığını kabul etmeye başlayabilir. Simyagerin kendini keşfetmeye karşı motivasyonu basittir. Standart yüksek maji felsefesiyle, hatta herhangi bir saygın kadim felsefeyle hiç bir şekilde çelişkisi yoktur. Magus veya diğer bir deyişle majisyen Hermes'in Zümrüt Tabletinden "yukarıdaki aşağıdaki gibidir ve aşağıdaki yukarıdaki gibidir" sözünü sıkça alıntı yapar. Zira bu, onun için ruhsal alemler ve Dünya arasındaki eşleşmeyi gösterir. . Peki ya “Büyü” ve “Kara Büyü”.. Negatif enerji türlerinin yarattığı olumsuz tesirlerin aktarımı ‘Büyü’ yapmaya yönelik bazı işlemleri belirlemektedir. İnsanın şuurunu bocalatmak, enerji ritmini ve iradesini bozmak için, farklı materyaller, harf, rakam şekil dizilerinden oluşan tılsımlar vefkler, dua ve zihin gücü yardımıyla, belli enerji odaklarından çekilerek gönderilen tüm etkilere; “Büyü” tanımlaması getirilebilir.

Arap ve Su Simyagerler de, Grekler ve Mısırlılardan önemli değişiklik yöntemler öğrenmişlerdi.. Bu gerçeklerden yola çıkarak görebiliriz ki, gerçek Simya geleneği, metot ve felsefesini koruyarak en az 3500 yıl veya daha uzun bir süredir var olmaktadır. Simyagerin motivasyon, metot ve amaçları hakkında inisiyatik bir bilgisi olmayınca, tehlikeli kimyasal maddelerle uğraşmanın herhangi bir yararlı tarafı olmadığı yönünde sanatı kötüleyenlerin kirlerine kapılmak çok kolaydır. Hele hele modern teknolojinin yararlarından faydalanmayan "cahil" bir ortaçağı okültist söz konusu olduğu zaman. .

Yasaların; formüle edilmiş büyük sanat ve maji yetisi ile doğadan kaynak alarak doğaüstüne, sonra da doğaya aktarılmasıdır bir bakıma. Kara büyüde , şer varlıklar sıklıkla, kendileri için yapılan törensel eylemlerle kurban-kan-duman-aroma ikramları ile desteklenerek, yakarışlarla davet edilmektedir. Yere beyaz unla çizilmiş tılsım şekillerinin kullanıldığı voodoo; kara büyü deyince akla ilk gelen tekniktir. Ortaçağda kara büyü performansı içeren Grimoire’ler yazılmıştı, ancak uygulanması güç işlemlerle doluydular ve önerilen materyalleri bulmak zordu.


15

Okültizm

Tabi bunu sadece dua ile yapılan Havass yöntemlerini bunlardan apayrı tutmak gerekiyor. Kara büyü, sabit odaklardan, aşırı negatif enerji çekilmesi ve hedef kişiye yüklenilmesiyle yapılır.

“Gizli Üstadlar” teorisi iki farklı şekilde ifade edilebilmektedir. Birincisine göre inanılmaz kudrete sahip “insanüstü” bazı varlıklar bulunmakta olup, bunlar gizli merkezlerinden insanlığı yönlendirmektedirler. Özellikle teozostlerin ve bazı Yeni Çağ akımlarının bu düşüncede oldukları söylenebilir. Daha iddiasız bir hipoteze göre ise, tarih boyunca insanın kendini tamamlamak için ihtiyaç duyduğu Dönüşümü sağlayacak bilgilere sahip ve bunu koruyan bir takım insanlar olagelmiştir. Bu insanların temsil ettiği okullar, kendini tamamlamış kamil bireyler yetiştirmektedir. İnisiyatik bir yöntemle nesilden nesile devredilen bu öğretideki kamil insanlar, diğer teoride olduğu gibi insanüstü varlıklar değillerdir ama kendilerini eğitmişler ve aydınlanmışlardır. Arkeolojik ve Antropolojik araştırmalarla, 15 Milyon yıl önceye kadar izlerini insandan, günümüze kadar Büyüsüz ve Dinsiz yaşamış bir topluma rastlayamıyoruz.. Büyücülük, tarih boyunca bazı meslekler ile de bağdaştırılmıştır. Mesela “mezarcılar” ölülerle temas halinde olduklarından “çobanlar” yıldız ve bitkilerle iç içe olduklarından büyüye yatkın görülmüşlerdir. Bunun yanı sıra toplum içerisindeki konumlarından ötürü büyücülüğün atfedildiği kişiler de vardır. Buna örnek olarak; Avustralya’daki “Aruntaslarda” grubun şe ; hem ayinin şe, hem de büyücüdür. Bu kişinin, tinsel güçlere sahip olduğuna ve ruhlarla temas kurabildiğine inanılmaktadır. Dinlerini terk eden insanlar, mesela “kiliseden kopan papazların büyücü haline geldiği inancı” da dikkat çekicidir. Yani dini sapkınlık, büyücülük ile özdeşleştirilmiştir. Yabancılar da potansiyel birer büyücüdür. Örneğin, Avustralyalı kabilelere göre, her ölüm, “kabile dışındakilerin” yaptıkları büyülerin sonucudur. Brahmanlar da, Araplar, Yunanlılar ve Cizvitlere göre büyücü olarak görülmüşlerdir.

ETETİK

Antik ezoterik geleneğin ortaya çıkışı ve nesilden nesile aktarılışında dayanak noktası, her çağda mevcut olan “gizli üstadlar” ve bilge kişilerdir.

Büyücü olarak tabir edilen kişi, bağlı olduğu toplum içerisinde her zaman özel bir konuma sahip olmuş, kendisine ustalık atfedilmiştir. Olağanüstü niteliklere sahip olan büyücüler, birçok hikâyenin ve efsanenin başkahramanı da olmuşlardır. Bu hikâyeler ve efsaneler, büyücünün imajını toplum önünde daha da pekiştirmiş ve ona yakıştırılan insan-üstü durumlar artarak devam etmiştir. Büyücü, insanlara, doğaya, ruhlara gerekirse Tanrılara boyun eğdirecek bir etki yaratır. Aynı anda birden çok yerde bulunabilir, şeytan ile iş birliği yapabilir. Büyücünün ruhu, normal insanların ruhundan çok daha farklıdır. Bedeninden kolaylıkla ayrılabilir, daha karanlık yönleri vardır. Büyücü gerektiğinde iki ayrı kişi haline gelmektedir. Uçması da buna bağlıdır. Sabbat ayinlerine (şeytanın başkanlığında büyü ile uğraşanların (cadıların) her cumartesi gittikleri gece toplantısı) giden büyücünün, yerine kendinin birebir kopyası olan, “Vicarium daemonem” bir iblis bıraktığına inanılmıştır. Büyücü aynı zamanda gerektiği zaman metamorfoz (başkalaşım) yaşamaktadır. Yani insan formundan, hayvan formuna kolaylıkla geçiş yapmaktadır.


Okültizm

ETETİK

16

Buna örnek olarak; Ortaçağ’da yer alan “Striga” kavramını gösterebiliriz. Striga, hem büyücü hem de bir kuştur. Büyücü, rastgele bütün hayvan biçimlerine geçiş yapamaz, kendine özel bir biçime sahiptir. Kimi kedi olur, kimi kurbağa. Birçok büyücünün de hayvanlardan oluşan yardımcıları vardır. Bu tip durumlarda büyücünün gücü hayvanlarla olan ilişkilere dayandırılmıştır. Hindistan’daki büyü geleneği hala metamorfoz ile beslenmektedir. Büyücünün hayvan yardımcılarından başka bir de yardımcı ruhları vardır. Bu sayede, ölülerin ruhlarıyla, perilerle irtibata geçebilmektedir. Çok ilginç bir şekilde büyücü, tüm ruhların dillerini bilir, yaptığı ayinlerle onlara ulaşır. Büyücünün ataları arasında başka büyücüler olduğu ve onların ruhları sayesinde büyücülüğün korunduğuna inanılmıştır. Ruhlarla ve iblislerle yakın ilişkiler söz konusudur. Bu yakınlık, cinsellik olarak düşünülebilir. Örnek verirsek, kadın büyücüler şeytanla birlikte olur ve bu, onlara özel bir güç katar. Sabbat ayini şeytanla birlikte olunan bir ayin olarak tasvir edilmiştir. Bu tarz birliktelikler kimi zaman evlilik aşamasına bile taşınmıştır. Bu inanç bir dönem Avrupa’yı saran bir inanç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başka inanca göre ise, büyücü, şeytandan izler taşımaktadır. Mesela büyücünün dili deliktir ve bu şeytana ait bir izdir. Hıristiyan Avrupa’da büyücü olan kişi kötü ruhların etkisi altındadır. “Şeytan Çıkarma” ya da diğer adıyla “Ruh Kovma” adı verilen ayinlerin temeli bu inanca dayanmaktadır. Kötüden uzak durun, sevgiyle kalın...

Yararlanılan Kaynaklar: Britannica, İndigo, Geçmişten Bugüne Gizemcilik İlgi Alanları Tradisyonları ” Ferda Ercan Uyulan

Ebru DURMUŞ Yazar


YALAN VE GERÇEK !!!

17

ETETİK

Uyanın !

YALANLARIN GERÇEK, GERÇEKLERİN YALAN OLDUĞU, BÜYÜK ALDANIŞ ÇAĞINA HOŞGELDİNİZ… BİLİMİN TEK ELDE TOPLANDIĞI, İNSANLARIN ALGILARIYLA OYNANDIĞI, BEYİNLERİN VE ANLAYIŞLARIN İFLAS ETTİĞİ, TERSLERİN DÜZ, DÜZLERİN TERS GÖRÜNDÜĞÜ, BU MATERYALİST DÜNYA’NIN BARONLARININ, EN BÜYÜK YALANLARINDAN BİRİSİ DEŞİFRE EDİLİYOR. SİZ !!! YALNIZ DEĞİLSİNİZ, TEK DEĞİLSİNİZ, ÖNEMSİZ DEĞİLSİNİZ. HİÇ DEĞİLSİNİZ, EVREN’DE ÖNEMSİZ BİR NOKTA DEĞİLSİNİZ, TEK BİR NOKTADA EVRENSİNİZ…. HİZMETİNİZE VERİLEN GÜNEŞ’İ, AY’I VE YILDIZLARI TANIYIN…

ONLAR VE AYAKLARINIZIN ALTINDAKİ BU TOPRAK SİZİN İÇİN VAR EDİLDİ…. SİZİN İÇİN VARLARIN FARKINA VARIN… EY İNSANLIK !!! AYAĞA KALK VE HAYKIR !!!

“BİZ BURDAYIZ VE ÇOĞALIYORUZ. YALANLARINIZI ALIP GİDEBİLDİĞİNİZ SINIRA KADAR GİDİN. SINIRI GEÇERSENİZ YAŞARSINIZ. GEÇEMEYİP GERİ DÖNERSENİZ BURADA GERÇEKLERİN FARKINA VARMIŞ İNSANLAR BULACAKSINIZ.” UYANIN! KENDİNİZ İÇİN KATI KALIPLARINIZI BİR KENARA BIRAKIN VE GERÇEKLERE CESARET EDİN… VE GERÇEĞİN KAPILARINI ARALAYIN. ARTIK ŞEYTANIN ÇAĞI SONA ERİYOR. GERÇEK DÜNYA’YA HOŞ GELDİNİZ… GERÇEĞİN ÇÖLÜNE HOŞ GELDİNİZ…


Chemtrails Dosyası 2

KİMYASAL SAVAŞ DOSYASI 2

ETETİK

18

CHEMTRAILS


Chemtrails Dosyası 2

19

...

1968 yılında ABD Deniz Kuvvetlerinden Dr. Pierre St. Amand; hava ve hava şartlarının en iyi silahlardan biri olduğunu ifade etmiştir: ABD’nin hava modikasyonunu bilil bir savaş silahı olarak kullanması konusunda önemli ilk kanıt 1967 – 1972 yılları arasında Vietnam Savaşında gerçekleştirdiği Popeye Operasyonu’dur . Ho Chi Minh üzerinde bulutlar kurşun ve gümüş iyodür ile gizlice tohumlanarak askeri hedef bölgelerde muson yağışlarının süresi ortalama 30 – 45 gün uzatılmıştır. Bu sürede aralıksız yağan yağmur nedeniyle Vietnam askeri ikmal yolları çamur deryasına dönmüş ve asker ve teçhizat nakli sekteye uğratılmıştır. ABD Eski Savunma Bakanı Robert S. Mc Namara uluslararası bilim camiasının bu uygulamalara itirazları olacağının farkında olsa da Başkan’a sunduğu bildiride; geçmişte bu tür itirazların ABD’nin ulusal güvenliğini sağlamaya yönelik askeri faaliyetleri durdurmaya bir engel teşkil etmediğini belirtmiştir. Kimyasalla hava modikasyonu programı Tayland’dan Kamboçya, Laos ve Vietnam’a kadar uygulanmış ve iddialara göre Kongre’de taktik silah olarak kullanılmak üzere bir hava modikasyonu programı olduğunu dahi kesinlikle yalanlamış olan ABD Savunma Bakanı Melvin Laird’in izni olmaksızın ABD Dış İşleri Bakanı Henry Kissinger ve CIA tarafından nanse edilmiştir .

ETETİK

ABD Savunma Bakanlığı tarafından havanın bir “savaş silahı” olarak kullanılmasına yönelik deneylerin geçmişi 1940’lı yıllara uzanıyor. İlk deneme Sirrus Projesi (Project Cirrus ) ismiyle 1947 yılında günümüzden tam 71 yıl önce General Electric Corporation, ABD Meteoroloji Bürosu, ABD ordusu Muhabere Teşkilatı, ABD Deniz Kuvvetleri Araştırma Dairesi ve ABD Hava Kuvvetleri ortaklığında bir kasırgayı değiştirme deneyi; kasırgaya kurubuz (katı CO2) ile bulut tohumlama yapılmıştır.

ABD’nin yürüttüğü hava durumu ve iklim manipülasyonu uygulamalarının geçmişi ve niteliği konusunda önemli ipuçları veren bir diğer önemli kaynak ise ABD Senatosu’nca Mayıs 1978’de yayınlanan “Hava Modikasyonu Programları: Sorunlar, Politika ve Potansiyel” isimli 741 sayfadan oluşan belgedir. Gizliliği kaldırılmış olan bu belge 1940’lardan başlayarak sürdürülen modern hava modikasyonu uygulamalarının varlığını doğrulamaktadır. Belgenin Özet ve Sonuçlar bölümünde (XIX); hava modikasyonunun kullanım amacının genel olarak şiddetli fırtına, sis, dolu, yıldırım gibi zararları önlemeye yönelik insani faydalar için atmosfer koşullarının bilerek değiştirilmesi olduğu belirtilmekle birlikte hava modikasyonu faaliyetlerinden hepsinin herkesin yararına olmasının düşünülemeyeceği; bazı hava modikasyonu uygulamalarının düşmanın hareket kabiliyetini veya taktik teyakkuzunu engelleme amacıyla bir savaş silahı olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Ayrıca, atmosferdeki süreçler ulusal sınırlarla sınırlı olmaksızın işlediğinden hava modikasyonunun uluslararası bir boyutu da bulunmaktadır.


Chemtrails Dosyası 2

ABD Hava Kuvvetleri: “2025’te Havanın sahibi biz olabiliriz.” ABD Hava Kuvvetlerine sunulan Ağustos 1996 tarihli Araştırma Raporu; Askeri Güç Çarpanı Olarak Hava: 2025’te Havanın Sahibi Olmak (Weather as a Force Multiplier: Owning the Weather in 2025 ) ABD’nin gelecekte baskın bir hava ve uzay gücü olarak kalmasını sağlayacak şekilde hava modikasyonu sistemindeki kavramların, imkanların ve teknolojilerin incelenerek bir strateji taslağının ortaya konulması amacıyla yürütülmüş çalışmadır. Raporda ABD hava ve uzay kuvvetlerinin, yeni teknolojilerden yararlanarak ve bu teknolojileri savaşmak amacıyla kullanacak şekilde geliştirmeye yoğunlaşarak 2025 yılında “havanın sahibi” olabileceği öne sürülmüştür. Rapora göre; bu tarz bir imkân, askeri unsurlara savaş alanını hayal edilemeyecek kadar şekillendirme yeteneği vermektedir. Bir hava modikasyonu sistemi savaş esnasında aşağıdaki potansiyel imkanları sağlayabilir:

YAĞIŞ başlığı altında ; Yağışları azaltma veya artırma yeteneğinin önemli faydalı vardır. Yağışlar, pek çok askeri operasyonu etkileyebilmektedir. En önemlisi askeri güçlerin karadaki hareket kabiliyetinin etkilenmesidir. Yağışları etkilemek 2 yolla fayda sağlayabilir;1) Yağış artırılarak mıntıka çamura bulanır ve arazide düşmanın trak kabiliyeti azaltılır ki bu aynı zamanda düşmanın moralini de etkiler. 2) Yağışın engellenmesi ile çamura bulanmış bir alanın kuruması sağlanarak dost kuvvetlerin trak kabiliyeti artırılabilir. Yıllardır yağış modikasyonu konusunda araştırmalar devam etmekte ve bu tür teknolojinin bir boyutu Vietnam Savaşındaki operasyonlara uygulanmıştır. Hava modikasyonu sistemi; hava durumunu değiştirme maksatlı bir takım müdahale tekniklerinden oluşur, bunlar içinde meteorolojik süreçlere ya enerji ya da kimyasallar katılması da dahildir. Bu müdahaleler; bulutlar ve yağışı, fırtına yoğunluğunu, iklimi, uzayı veya sisi etkileyerek pek çok yolla yapılabilir. William M. Gray’in karbon siyahı tozunun (is karası) güneş emilimi potansiyelinden makul şekilde istifade edilerek yararlı önemli etkiler sağlanabilir” şeklindeki hipotezi araştırdığı çalışması sonuç olarak kuru alanlarda orta ölçekte yağmur yağışını artırma, sirrus bulutları oluşturma ve kümülonimbüs (gök gürültülü fırtına) bulutlarını artırmak amacıyla bu teknolojinin kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Bu teknoloji şöyle tarif edilebilir: Siyah katrandan bir çatının güneşli bir günde güneş enerjisini emerek ısı yayması gibi kömür siyahı da kolaylıkla güneş enerjisini emmektedir.

ETETİK

20


Chemtrails Dosyası 2

Eğer yağış artırma teknikleri başarıyla geliştirilir ve doğru doğal koşullar da oluşursa, karbon tozunu istenen yere serpebiliriz. Karbon tozunun tamamen kontrollü, güvenli, uygun maliyetle ve sağlıklı şekilde taşınması için yeniliğe ihtiyaç vardır. Sayısız serpme/yayma teknikleri üzerinde çalışılmaktadır ancak bunlar içinde en uygun, güvenli ve az maliyetli olduğu görüşülen metot; hedef hava üzerinden uçarak karbon partiküller oluşturmak amacıyla art-yakıcı tipte (afterburner-type) jet motorlarının kullanılmasıdır. Bu metot sıvı hidrokarbon yakıtın art- yakıcının yanıcı gazlarına enjeksiyonuna dayanmaktadır. İnsan unsurunu saf dışı bırakarak bu teknolojinin güvenilirliğini en yüksek seviyeye çıkartmayı öneriyoruz. Bugüne kadar insansız hava araçları (UAVs) konusunda yapılan pek çok çalışmaya göre bunlar tamamen olmasa da pilotlu uçakların kabiliyetlerini karşılayabilirler. Eğer söz konusu insansız hava aracı teknolojisi; görünmez ve karbon tozu teknolojileri ile birleştirilirse elde edilecek sonuç; hedef alana doğru seyir halinde iken herhangi bir yerde kendiliğinden karbon tozu yaratabilen ve radarlar tarafından görülmeyen bir insansız hava aracı olacaktır. Bu dağıtım sistemi; yağış artırmak dışında yağış engelleme amaçlı da kullanılabilir. Her ne kadar yukarda bahsedilen çalışmada yağış engelleme amaçlı bulut tohumlama konusu önemli ölçüde ele alınmamış olsa da bu olasılık vardır. SİS: Genel olarak başarılı bir sis dağıtma uygulamasında bir tür ısıtma veya tohumlama sürecine gerek vardır. Hangi tekniğin kullanılacağı sisin türüne bağlıdır. En basit anlatımla soğuk ve sıcak olmak üzere 2 çeşit sis vardır... Soğuk sis, 32 °F ’in altındaki derecelerde oluşur. Bu sisi dağıtmak için en bilinen yöntem buz kristallerinin büyümesini artıran maddelerle havadan tohumlamadır. Sıcak sis ise 32 °F’nin üzerinde meydana gelir ve uçuş operasyonlarında yaşanan sis kaynaklı problemlerin %90’ından sorumludur. Bu tür sisi ortadan kaldırmak için en bilinen yöntem ısıtmadır çünkü sisin buharlaşması için küçük bir ısı artışı genelde yeterli olmaktadır.

Ancak ısıtma genellikle pratik olmadığından en etkili bir diğer yöntem higroskopik (nem çeken) tohumlamadır. Bu yöntemde su buharını emen maddeler kullanılır. Havadan veya yerden uygulanabilir. Mikrodalgalar ve lazerler gibi yönlendirilebilir radyan enerji teknolojilerinin geliştirilmesi sıcak sisin dağıtılmasında yeni imkanlar sunabilir. Halihazırda nano teknolojiye dayalı akıllı maddeler (smart materials); temelde gigaops bilgisayar kabiliyeti ile geliştirilmektedir. Sisin türüne göre bu akıllı maddeler büyüklüklerini en uygun boyuta ayarlayabilir ve hatta süreç boyunca bu ayarlamayı sürdürebilirler. Boşlukta kalma kapasitelerini ayarlayarak, birbirleriyle iletişime geçerek ve kendi kendilerini sisin içinde yönlendirerek sis dağıtma kalitesini artırabilirler. Daha geniş bir sensor networkü ile entegre olarak hızlı ve sürekli etkililik-geri-bildirimi sağlayabilirler, tohumlama etkisini artırmak için ısı ve polaritelerini değiştirebilirler. Yukarda belirtildiği gibi insansız hava araçları bu akıllı maddeleri taşıma ve dağıtma amaçlı kullanılabilir. Sisler, tankların veya askerlerin hareketlerinin, askeri operasyonların, tesislerin veya teçhizatın hızlıca gizlenmesi için oluşturulabilir.

ETETİK

Karbon, geniş bir su kaynağı üzerinde mikroskobik boyutlu veya “toz” şeklinde havaya serpildiğinde, ısınarak havayı ısıtır, böylece aşağıdaki geniş su kaynağından buharlaşma miktarı artar. Hava ısındıkça hava parselleri yükselecek ve yükselen hava parselleri içindeki su buharı sonunda bulut oluşturmak üzere yoğunlaşacaktır. Buluttaki damlaların ölçüsü su buharı yoğunlaştıkça artacak, sonunda daha fazla asılı kalamayacak kadar ağırlaştığında yağmur veya başka türde yağış olarak yağacaktır.

21

Yapay Hava Durumu: Hava modikasyonu girişimlerinin çoğu belirli ön koşulların varlığına bağlı olsa da bunlar mevcut olsun olmasın hava durumu etkilerinden bazılarının yapay olarak yaratılması mümkün olabilir. Örneğin, son kullanıcı tarafından alınan hava durumu bilgisine etki edilerek sanal hava durumu yaratılabilir. Küresel veya lokal meteorolojik bilgi sistemlerinden parametre değeri algıları veya imajları gerçek olandan farklı olacaktır. Algıdaki bu farklılık son kullanıcının düşük operasyonel kararlar almasına yol açacaktır. Nano teknoloji de yapay hava koşulları yaratılmasında imkanlar sunmaktadır. Tamamı birbirleriyle ve daha büyük kontrol sistemleri ile iletişim halinde olan mikroskobik bilgisayarlı partiküllerden oluşan bulut veya bulutlar muazzam bir kabiliyet sunacaktır. Birbiriyle bağlantılı, atmosferik olarak hareketli ve 3 boyutlu navigasyon kabiliyeti olan bu tür bulutlar çok sayıda özelliğe sahip olacak şekilde tasarlanabilir. Optik sensörleri engelleyebilir veya diğer gözetim metotlarına karşı geçirimsiz hale ayarlanabilirler. Özellikle, amaçlı ve zaman ayarlı yıldırımlar meydana getirmek için atmosferdeki elektrik potansiyelinde değişiklik yaratabilirler. Elde edilen güç düzeyleri etkili bir hava saldırısı silahı olmasına yetecek kadar olmasa dahi pek çok durumda psikolojik operasyonlarda olağanüstü bir potansiyel sağlayabilir.


22

Chemtrails Dosyası 2

İstenen bir etki yaratmak maksadıyla yapay hava kullanmanın önemli bir avantajı ise planlı eylemler olduğu halde bunların doğal hava olaylarının sonucuymuş gibi görünmeleridir. Ayrıca, bunları uygulamak potansiyel olarak oldukça ucuzdur. Rutgers Üniversitesinden nano teknoloji konusunda araştırma yürütmekte olan J Storrs Hall’a göre söz konusu nano partiküllerin üretim maliyeti hemen hemen patatesin üretimiyle aynı olabilir. Bu durum öncelikle özel sektör tarafından karşılanacak ve 2025 yılına ve belki de daha öncesine kadar sabit giderler olarak değerlendirilecek olan araştırma ve geliştirme maliyetlerini elbette düşürmektedir.

ETETİK

Hava, yaptığımız her şeyi etkiler ve hava modikasyonu bizim uzay – hava çevresine egemen olma kabiliyetimizi artırabilir. Başkomutana muharebe alanını şekillendirme imkânı sağlar. Süreci en uygun şekilde kullanmak için lojistik araçları sağlar. Kokpitte savaşçılara ihtiyaçlarına uygun tasarlanmış bir operasyon ortamı sağlar vb. Özetle;

Her ne kadar 2025’te hava durumunun sahibi olmak konulu belgede geçen uygulamaların geleceğe yönelik senaryolar ve kurgusal durumlar olduğu notu eklenmiş olmakla birlikte internette yabancı kaynaklarda biraz detaylı konu araştırması yapan, başının üzerindeki gökyüzünü dikkatli gözlemleyen ve tüm Dünyadan bu konudaki paylaşımları görerek takip eden herkes bu belgede yazılanların üstelik belge tarihinden sonra değil, bir çoğunun hava bir savaş silahı olarak kullanılmak üzere 1940ın sonlarından başlayarak bilil uygulanıyor olduğunu kolaylıkla fark edecektir. ABD Ordusu üstelik HAARP programı ile bütün Dünyada tarımsal, ekolojik, ekonomik sistemlerde dengeleri alt üst edebilecek şekilde hava durumu modellerini değiştirebilme kapasitesine sahiptir. HAARP’in gücü ve maksadına ilişkin tartışmalarda resmi niteliği yönüyle Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Silahsızlanma Alt Komitesinin 05 Şubat 1998 tarihinde düzenlediği HAARP konulu oturumu ve devamında Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler, Güvenlik ve Savunma Komitesinin çevre, güvenlik ve dış politika konulu 14 Ocak 1999 tarihli raporu, Avrupa Parlamentosunun HAARP ile ilgili karar önergesi ve gerekçelerinin dikkate alınması önemlidir:

“HAARP; iklimi bozan bir silah sistemidir” (HAARP- a weapons system which disrupts the climate)

HAARP pek çok amaç için kullanılabilir. Atmosferin elektriksel özelliklerini manipüle ederek yüksek miktarlarda enerji yönetilebilir; askeri bir silah olarak kullanıldığı taktirde, düşman üzerinde yıkıcı etki yaratabilir; belirlenmiş bir alana herhangi bir konvansiyonel vericiden milyonlarca kat fazla enerji verebilir; bu enerji hareketli bir hedefe yönelik olarak kullanılabilir. Çevre üzerinde geniş kapsamlı etkileri ile küresel anlamda endişe konusudur.


Chemtrails Dosyası 2

Bu teknolojinin gelişmiş ülkelerin elinde olduğunu aklımızda tutarak hava/hava durumunu yönetebilen bir ülkenin bu teknolojiye sahip olmayan ülkelerin hangi unsurlarını rahatlıkla yönetilebileceğini düşünelim: Mevcut teknoloji ile hava durumu manipüle edilirken; doğal yağmur bulutlarının dağıtılması, yer değiştirilmesi, her tür yağışın azaltılması, artırılması, sis/fırtına/yıldırımlar oluşturulması veya lokasyoınlarının değiştirilmesi, etkilerinin azaltılması veya artırılması, elektromanyetik frekanslar ve oluşturulan yapay bulutlar yoluyla doğal nemin çekilerek kuraklık yaratılması yoluyla ekim-dikim veya hasat zamanı mevsimdışı don, dolu, kar, sel gibi beklenmedik hava olayları yaratarak tarımsal üretimin azaltılması, gıda tedariki kontrolünün ele geçirilerek dar boğaz yaratılması, seller/aşırı yağışlar ile inşaat ve emlak sektöründe rant yaratılması, aşırı hava olayları ile müdahale ve savunma gücünün zayıatılması, aşırı hava olaylarına bağlı yaşanabilecek maddi kayıplar (ev, işyeri, ürün, makine teçhizat vb) sonucu banka kredi borçlanmalarının artırılması ve ekonomik bağımlılık yaratılması,

yine meydana getirilen yapay aşırı hava olaylarına bağlı sağlık sorunları nedeniyle insanların yaşam kalitesinin azaltılması, kimyasal ve ağır metal maruziyetine bağlı sağlık sorunları nedeniyle toplumların küresel ilaç kartelinin tekeline bırakılması, keza artan hastalıklarla işgücü/eğitim kaybı yaratılması, aşırı hava olayları ile ulaşım ve taşımacılığın sekteye uğratılması, turizm sezonunun ilgili taraarın ekonomik çıkarlarına göre uzatılması veya kısaltılması gibi toplumlara ve yaşadıkları çevreye düşmanca amaçlarla maddi ve manevi zararlar verilmesi veya elektromanyetik frekans dalgaları ile bireysel veya toplumsla zararlara yol açacak şekilde zihin kontrolü yapılması mümkündür.

ETETİK

HAARP’in elli yıldır “Uzay Savaşları” projesini de içeren atmosferi ve iletişimi kontrol altında tutmayı hedeeyen askeri amaçlı yoğun uzay araştırmaları vardır. Bu tür bir araştırma ciddi çevresel tehditleri ve insan yaşamına sayılamayacak zararlı etkileri üzerinden değerlendirilmelidir. Hava durumu modellerinde değişikliklere yol açmış olabilir. Bugün HAARP’in ne kadar zarar verebildiğini kimse bilmiyor. Askeri araştırmaların çevresindeki gizlilik duvarları kaldırılmalı ve söz konusu askeri araştırma projelerine açıklık getirilerek Parlamentonun kontrolünde demokratik olarak denetlenmelidir vb. WMO nın Temmuz 2013 tarihli Hava Modikasyonu Araştırması Uzman Komitesi Başkan Raporu’nda belirttiği; ABD Ulusal Bilimler Akademisi (National Academy of Sciences) nin görevlendirdiği iklim mühendisliği (jeomühendislik) ile ilişkili Güneş Işınımı Yönetimi ve CO2 odaklı bir çalışmanın sponsorları arasında NOAA olmasının yanı sıra CIA’nın de yer alması dikkat çekici bir başka önemli ayrıntıdır. Yukarda 03 – 05 Aralık 2015 tarihlerinde gerçekleştirildiğinden söz ettiğim Güvenlik Konferansı “Atmosferik Manipülasyon; İmkanlar ve Tehditler” konulu İklim Modikasyonu Çalıştayı vizyon belgesinde de bazı kaynakların aşırı hava olaylarında ve iklimde görülen bozulmanın Hava Modikasyonu (Atmosferik Manipülasyon) uygulamaları nedeniyle olduğunu ve henüz bu teknolojiye sahip olmayan birçok ülkenin farkında olmadan bir iklim savaşına maruz kaldığını ileri sürdükleri belirtilerek söz konusu teknolojinin düşmanca amaçlarla kullanılabilme potansiyeli görüldüğü gibi ilgili kurumlarca da doğrulanmakta ve konuya dikkat çekilmektedir.

23

Bunun anlamı şudur; hava durumu bir silah ola ra k kulla nıla ra k 1 ) d oğ a l iklim m od elleri değiştirilerek yapay hava koşulları ile Dünya gezegeninin tamamı veya herhangi bölgesi veya devlet/ler tek elden yönetilebilir, 2) elektromanyetik dalgalarla, aerosollerde nano teknolojiye dayalı akıllı maddelerle toplumların algısına veya bedenlerine de istendiği her an erişilebilir, izlenebilir, hükmedilebilir. Bu zarar verici kimyasallı uygulamalar gerçek ve belgelerle sabittir. Nasa uydu görüntüleri ile de doğrulanan ve chemtrails spreylemelere ilaveten HAARP EMF dalgaları ile uygulanan hava manipülasyonunun izlerini sizler de gökyüzünüzde gözlemleyebilirsiniz. Küresel kartelin devletlere doğrudan hükmetme aracı olarak kullandığı iklim ve hava durumunu modikasyonu/iklim mühendisliği uygulamalarının gün yüzüne çıkartılması konusunda sessiz kalamayız. Temiz hava soluma, temiz çevrede yaşama ve temiz su kullanma hakkı Anayasa ile güvence altına alınmış haklarımızdır. Baştan sona oldukça zorlu ve önemli bu mücadelede başarı şansı yakalayabilmemizin tek yolu hepimizin bu mücadelede yer almasıdır çünkü toplumda ancak büyük çaplı farkındalık yaratarak ve büyük kitlelerle bunun önünün alınması mümkün görünmektedir. Lütfen gözlemleyiniz, araştırınız, öğreniniz, paylaşarak ilgilileri ve çevrenizi haberdar ediniz, sosyal medyada ülkemizden ve yurtdışından Chemtrails karşıtı sayfaları, grupları, web sitelerini takip ediniz, ülkemizde ve yaşadığımız gezegende canlı yaşamını yok eden bu çığırından çıkmış uygulamalara karşı yaşama sahip çıkınız. Gidebileceğimiz başka bir ülke yok… Gidebileceğimiz başka bir gezegen de yok... CHEMTRAILS DURDURULMALIDIR

Özlem BÜYÜKAKIN Chemtrail Yazar


Bakmak ve Görmek

BALIK GÖZÜ LENS SAHTEKARLIĞI

ETETİK

24

Balık gözü lens ya da geniş açı lenslerin bir türlü anlamayan insanlara, bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Konuyla ilgili araştırmalar yapan bir insan olarak, bana bazı kişiler düzenli olarak dünyanın eğimini gördüklerine inandıkları videoların ve görsellerin linklerini gönderiyorlar. Ancak aslında gördükleri şey, kameranın lenslerinden kaynaklanan, zorlama bir eğimdir. Bu lenslere, balık gözü ya da geniş açık lens deniliyor. Go Pro ve Tomtom kameralarda standart olarak geliyor. Aslında bütün action kameralarda bu lens standardı var. Balık gözü lensin tanımı şöyle : “Geniş panoramik yada yarım küre görüntüsü oluşturmak için güçlü bir görsel bozunum oluşturan ultra geniş açılı lens.” Bu lensler ufuk hizasında düz bir şekilde ayarlandığında, tuhaf bir eğim ya da bozunum yaratmıyorlar. Sadece sağa ve sola ultra geniş görüntü veriyorlar. Kenarlardan biraz bozunum oluyor, ancak süper geniş açılı bir görüntü veriyorlar. Kameranın bakış açısını aşağı doğru eğdiğinizde, görüntü yukarı doğru bir tümsek olacakmış gibi ya da bir eğim varmış gibi görüntü veriyor. Bunun tam tersinde ise, yani bakış açısını yukarı çevirdiğinizde ise görüntü çukurlaşıyor. Yani kısacası kameranın yukarı eğiminde görüntü “bir kâseyi”, aşağı eğiminde ise “bir küreyi” andıran görüntü oluşuyor. Bu eğimi insanların görmesi ve tanıklık edip inanmalarının tek nedeni, Hollywood lmlerinde ve televizyon programlarında ve NASA, ESA gibi uzay araştırmaları yaptığını söyleyen kurumların görsellerinde kullandıkları geniş açı lenslerdir. Birçok insanın dünyanın eğimini gördüklerine inanmalarının nedeni budur. Geniş açı lenslerle çekilmiş Yotube ve benzeri video portallarında binlerce video bulabilirsiniz. Skydiving videolarında , balon uçuş testlerinde ve 2012 yılında Redbull atlayışı yapan Felix Baumgartner’in videosunda. Bu sayede insanlar gerçek bir eğim gördüklerine inandılar. Felix’in 128 bin feet yükseklikten bu atlayışı, geniş açı balık gözü lenslerle çekilmiş görüntülerdi. Ancak 120-130 bin feet yüksekliklerde, bozunum olmayan normal lenslerle yapılan yüzlerce çekimde, eğim görmeniz mümkün değildir. Birçok video portalında bunları bulmanız mümkündür. Ayrıca yüksek irtifada uçan uçaklarla yolculuk yaparken mutlaka pencereden dışarı bakmayı unutmayın. Göreceğiniz görüntü hiç eğimi olmayan düz bir hat olacaktır. Size inanmanızı istedikleri şeylere inanarak , yalnızca kendinizi kandırırsınız. Uyanın. Gerçekleri araştırın. Dünya’nın bir eğimi olmadığı gerçeğinin farkına varın.


25

ETETİK

Bakmak ve Görmek

Uluslararası Uzay İstasyon(ISS)’dan balık gözü lens ile çekilen Dünya görüntüleri

Balık gözü lensli fotoğraf makineleri ile çekilen Sahil görüntüsü...


Polaris Yıldızı

ETETİK

26


Nasa ve modern astronomiye göre Dünya, saatte 1000 mil hızla, kendi orta ekseni etrafında dönen, dev bir küre. Güneşin etrafında ise saatte 67000 mil hızla dönüyor ve bu komple sistemin ise Samanyolu Galaksisi etrafında saatte 5000 bin mil hızla yol alıyor. Aynı zamanda Samanyolu Galaksisi de 670 milyon mil hızla uzay boşluğunda belirli bir rotada fırlıyor. Ve bütün bu hareketler sözde 14 milyar yıl önce olduğu iddia edilen “Big Bang” patlamasından kaynaklanıyor. Bu hesaba göre hepimiz, eşzamanlı olarak saatte toplam 670,5 milyar mil hızla, farklı vektörel doğrultuda hız yaptığımız anlamına geliyor. Bu zamana kadar hiç kimse böyle büyük bir hızla ve vektörel yönde hareketin hissedildiğini, ne ölçtüklerini nede duyduklarını söylemelerine rağmen, insanların büyük bir çoğunluğu ayaklarının altındaki hareketsiz dünyanın, hiç sorgulamadan saatte 600 milden daha hızlı hareket ettiğini kabul ediyorlar. Nasa ve modern astronomi, Polaris yani kuzey yıldızının 323-434 ışık yılı yada yaklaşık 2 katrilyon mil uzakta olduğunu söylüyorlar. Öncelikle unutmayın ki, 1,9 katrilyon ile 2,6 mil uzaklık arasında 600,000,000,000,000 mil vardır. Eğer modern astronomi yıldızlara olan mesafede bile anlaşamayıp arada yüzlerce trilyon mil fark veriyorsa, belki de “BİLİM” hatalıdır ve teorilerinin yeniden incelenmesi gereklidir. Ancak bu hatalı bilimin, yıldızların uzaklığını açıklamalarına izin verilse bile, heliosentrik astronomlar hala daha, Polaris yıldızının nasıl oluyorda her zaman mükemmel bir şekilde, tam Kuzey Kutbunun üzerinde yer almayı başardığını yeterinde açıklayamıyorlar. Eğer küre Dünya evrende saatte 670,000 mil hızla fırlarken, batı doğu ekseninde satte 1000 mil hızla dönüyorsa, Güneşin yörüngesini saat yönünün tersinde saatte 67,000 mil hızla dönüyorsa, Samanyolu içerisinde saatte 500,000 mil hızla helezonik olarak dönüyorsa, nasıl oluyor da, 2 katrilyon mil uzaklıktaki Polaris yıldızı, gün be gün, yıllar boyunca, tam kuzey yönünün üzerinde konumunu koruyabiliyor ? Bu 2 katrilyon mil uzaktaki Polaris yıldızının da, Dünyanın eş zamanlı sallanan, dönen ve fırlayan hareketlerini takip etmesi anlamına geliyor ki, bu durumda Polaris evrenden aynı yönde tam olarak saatte 670 milyon mil hızla fırlıyor, aynı şekilde saatte 500 bin mil hızı takip ediyor, Samanyolu galaksisinde 225 milyon yıldır sipral dönüş yapıyor ve aynı şekilde saatte 67 bin mil hızı yansıtıp, Güneş etrafında 367 gün yörüngede kalıyor olurdu ! YA DA DÜNYA SABİTTİR. Tıpkı sağduyu ve günlük deneyimlerimizin kanıtladığı gibi.

27

ETETİK

Polaris Yıldızı

Newton teorisine göre dünya Haziran ayında, Aralık ayındaki pozisyonunun 190 milyon mil uzağındadır. Şimdi, orta Güney enlemlerinde olan bizlerin pencereden baktığımızda, tüm yıl boyunca, aynı pencerenin, camın aynı bölümünün aynı köşesinde, Kuzey yıldızını görebiliyor olmamız, akıllı her insan için, Dünya’nın hiçbir hareket göstermediğinin en büyük kanıtıdır. Yalnızca bu değil. Küre Dünya modelinden bakıldığında, Polaris yıldızı nerdeyse hemen Kuzey kutbu(!)nun üzerinde yer alır ve Güney yarımküre(!)nin herhangi bir yerinde görünür olmamalıdır. Heliosentrik ( Güneş merkezli ) modelde, Polaris yıldızının Güney yarımküre(!)de görülebilmesi için, gözlemcinin bir şekilde ayaklarının altındaki kürenin içinden bakması ve millerce mil, kara ve denizin şeffaf olması gerekmektedir. Ancak Polaris yıldızı yaklaşık 23,5 derece Güney enleme kadar görülebilmektedir.


28

Polaris Yıldızı

Eğer Dünya bir küre ise ve Kuzey yıldızı Kuzey ekseninde askıdaysa, onu Ekvator ötesinde tek bir derece ya da kutuptan 90 derecede görmek imkânsız olurdu. Görme hattı belirlenen küreyi teğet geçer ve bunun sonucunda, Kuzey yıldızından birkaç mil dışarı ve farklı bir yöne doğru olurdu. Ancak Kuzey yıldızının Ekvatorun ötesinde, Oğlak dönencesine kadar bile görülebilir olduğu birçok vaka kaydedilmiştir. Yani Dünyanın küre olduğunu söyleyenler haklı ise, Ekvatorun güneyinde seyahat edenlerin Kuzey yıldızı Polaris’i görmesi mümkün değildir. Ama durum hiçte öyle değildir. Oysa gayet iyi biliyoruz ki bu yıldız, denizciler tarafından, ekvatorun 20 dereceden fazla Güneyinde bile gözlemlenmektedir. Bu gerçektir. Tıpkı diğer düz Dünya gerçekleri gibi.

ETETİK

Çaresiz heliosentrik modelciler, bu göze batan problem için, aslında küre(!) Dünya’nın 23,5 derece geri dikey eksene doğru yatık olduğunu iddia ettiler. Yaptıkları bu zekice değişime rağmen, teorileri hala diğer birçok takımyıldızlarının görünülürlüğünü açıklamıyorlar. Örneğin Büyükayı, Polaris’e çok yakın, 90 derece Kuzey enleminde ( Kuzey Kutbu(!) ), aşağı doğru 30 derece Güney enlemine kadar görülebilir durumdadır. Tilkicik takımyıldızı 90 derece Kuzey enleminden 55 derece Güney enlemine kadar görülebilmektedir. Boğa, Balık ve Aslan takımyıldızları 90 derece Kuzey enleminden 65 derece Güney enlemine kadar gülebilmektedir. Kova ve Terazi 65 derece Kuzey enleminden 90 derece Güney enlemine kadar görülebilmektedir. Başak takımyıldızı 90 derece Kuzeyden 80 derece Güneye kadar görülebilmektedir. Ve Orion takımyıldızı 85 derece Kuzeyden 75 derece Güney enlemine kadar görülebilmektedir. Küre(!) Dünya üzerindeki bir gözlemcinin, ne kadar eğim ya da yatıklık olursa olsun, bu kadar uzağı görebilmesi mantık olarak mümkün değildir. Heliosentrik modelde ortaya konulan yalan ve yanlış kanıtların hepsinden, sadece bir tanesini ele aldığımızda bile, Küre modelin ne kadar saçma ve yalan olduğunu ortaya çıkmaktadır.


SESSİZ SAVAŞ

29

ETETİK

H.A.A.R.P.

H.A.A.R.P. H.A.A.R.P (Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Progamı) & Chemtrails (Kimyasal Püskürtmeler) Yüksek teknoloji ürünü olan elektromanyetik cihaz, H.A.A.R.P; alçak frekans dalgaları ile çok güçlü etkiler ortaya çıkarır. 50’den fazla anten vasıtası ile atmosfere verilen alçak dalga boyların da olan frekanslar; halihazır da etkin olarak kullanılan ve buna müteakiben tanık olduğumuz hava durumlarını, iklimleri yönlendirir ve kötü şartların oluşmasına neden olur. H.A.A.R.P; alçak dalga boylarında frekanslar üreterek, canlılar üzerinden değişkenlik gösteren psikolojik dejenarasyon etkenlerini de ortaya çıkarır. Alçak frekanslar; hem doğada, hem canlılar üzerinde çok büyük etkiler oluşturur. Kimyasal Püskürtmelerin (Chemtrails) içerisinde bulunan, nano boyutta indirgenmiş ağır metaller ve karbon nanotüpler; havada ve atmosfer de iletkenlik sağlayarak, H.A.A.R.P gibi yüksek frekanslar üreterek hede vuran cihazlara yüksek potansiyel yaratır ve verimli zemini oluşturur. Belirli hesaplamalar ile gökyüzünde kullanılan frekanslar; insanlar üzerinde iç ses gibi telkinler üretebilir, statik (durağan, hissiz, hipnotik) duruma getirebilir, güç zorluğu, baş ağrısı, hareket kabiliyetinin yitirilmesine sebep olur. Özellikle psikotronik alan da kullanılan bu yöntemler, hükümetlerin ve medya ağının algı operasyonlarına entegreli biçimde harekete geçirilir.

Bunun etkilerini, akıllı ve farkındalık kapasitesi yüksek olan kişiler az çok tahmin edebilir… Kimyasal Püskürtmeler her ne kadar Güneş’i, Küresel olarak engellemek amaçlı atıldığını iddia etseler de; yaşam alanlarının, tarım alanlarının ve su havzalarının üzerinde yoğunlaştığı gün gibi ortadadır. H.A.A.R.P, Kimyasal Püskürtmelerin (Chemtrails) içeriğini kullanarak yağışlar üretir. Çeşitli operasyonlara entegreli olan harekatlara dahil bu yağışlar; toplumları ve şehirleri baskı altında tutmak ve zayıatmak için kullanılır. Bu yağış kontrolünün büyük sebebi de; özellikle ash ,ani yağışlar ile bir bölgeye yağdırılarak, o bölge de ki yer altı petrol ve gaz yataklarına; su dolumuyla basınç yaratmak, yerin gerilimini arttırmak ve H.A.A.R.P dalgaları ile de katmanları harekete geçirerek, yer altı patlaması yaratabilme tekniklerini de içermektedir.


30

H.A.A.R.P.

Kimyasal Püskürtmeler, yüksek elektromanyetik cihazların frekanslarına zemin hazırlarken; bunları kontrol eden ticari piyasalar oluştururlar. Gündem21 ve karbon salınımı piyasaları; küresel ısınmaya karşı kurulan organizasyonların perde arkasında tüm bu olanları gerçeleştirir ve düzenler. Dünya ısınıyor, kurtaralım derken; insanların herşeyini ellerinden alıp, şirketlere ve şirkete dönüştürülmüş hükümetlere devrini sağlamak ve kendi sömürü düzenlerini bedavaya getirmek gibi planları dahilinde işlerini yürütürler. Bu sistemin içerisinde bulunan HES’lerin (Hidroelektrik Santral) projelendirilmesi; doğa katliamı madenler ve mineral yatakların da gaz ve petrol çıkartılması istenilen yerler de uygulanan en belirgin hareketlerdir.

ETETİK

Atmosferin ısısını kontrol edebildikleri gibi, yer altını da ısıtabilir. Küresel ısınmayı tetikleyen mikro ve makro hava durumu değişimleri, küresel hava akımlarının yönlendirilmesi ve kontrol edilmesine kadar büyük etkilere sahiptir. Bu yüzden 50’den fazla anten kullanmaktadırlar. Yerel radar ve hava durumu radarlarının pek çoğu da, mikro iklim değiştirilmesi hava durumunun silah olarak kulanılmasına olanak verir.

Bir de bunun yanına CERN gibi bir manyetik alan üreticinin de eklenmiş olduğunu da var sayarsak; Dünya’nın elektromanyetik alanını, çoklu insan yapımı aletler ile varyasyonel etkileşimlerin ve nedenlerin sebep olduğu yıkımları meydana getirir. Ülkemiz de son 60 yıl da olanlar; Jeo Mühendislik ürünü olan Kimyasal Püskürtmeler (Chemtrails) ile birlikte yürütülen yüksek teknolojik H.A.A.R.P ile kontrol edilmiştir ve edilmeye de devam ediliyordur. İstanbul Üniversitesinin 10 yıllık bilimsel araştırma ve sonuçlarında; %80-%90 oranında ki yağışlar %50’nin altına düşmüştür.

H.A.A.R.P, Echalon altında çalışan bir sistemdir. (ECHELON, Dünya medyası ve popüler kültürün; AUSCANZUKUS olarak bilinen Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından imzalanan UKUSA antlaşmasına dayalı bir istihbarat sinyalleri toplama ve analiz ağı işletimini açıklarken kullandıkları isimdir.) Askeri amaçlı olarak ağırlıklı bir tempo da kullanılır. H.A.A.R.P kapandı söylentileri yaygınlaşsa da, kapandığı günden beri çalışmasını, tam kapasite askeri silah olarak kullanılmaya devam ediliyordur. Kapandı denildiğinden beri (yani bilgi sızması engellendiğinden beri) ; Dünya üzerindeki kasırgaların ve depremlerin etkin bir şekilde arttırılmasına müteakiben; ülkelerin harap edilmesi, kıtlık ve hava durumu değişimi ile milyona varan insan kayıplarına sebep olmuştur.

Salgın hastalıkların da sebep olduğu kimyasal püskürtmeler (Chemtrails), 1950’li yıllara dayandığı bilinmektedir. Uzun zaman önce ülkemiz de yaşanan Siroz’dan dolayı ölen yüksek sayı da ki kayıplar da kimyasal püskürtmelerin neden olduğu operasyonlardır. Diğer etiyolojisi bilinmeyen ve kimyasallar ile ilişkili olan ölümler de, bu zehirlenmelerin ürünüdürler. Hepatit, çocuk felci, menenjit, çiçek vs… Kendi ülkelerinde ki toplumları da kontrol etmek, nüfus azaltmak, azaltırken kâr etme amaçlarını sürdürmektedirler. Ne gariptir ki yöneticileri uygulattıkları ülkelerin memurları ve siyasileri de; bilinçli olarak uyguladıkları bu operasyonlardan dolayı yaşamını yitirmektedir. Dünya ekonomisini elinde tutan elitler ise; onlarca defa organ değiştirerek, yaşamlarını koruma gayreti içerisindedirler.


Ramazan özel

Merhaba kıymetli okurlar. Bir ramazan ayına daha Allah’a şükürler olsun kavuştuk. Bilindiği üzere Ramazan ayında oruç tutmak şu beş kişiye farzdır. Ÿ Ÿ Ÿ Ÿ Ÿ

Müslüman olması. Dînen mükellef olması. Oruç tutmaya güç yetirmesi. Mukim olması (yolcu olmaması). Oruç tutmamaya engel olan hiçbir şeyin olmaması.

Bu beş şarta haiz olup oruç tutanlar hakkında sevgili peygamberimiz, "Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır." buyurmuştur. Peki bu oruç nedir ne değildir? Şimdi buna bir bakalım ; Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir. Orucun, sabır, şükür, nes terbiyesi gibi diğer ibadetlerle irtibatı vardır. Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtıysa açlıktır. Açlık, kalpde incelik doğurur. Her zaman tok olan şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, açın hâlini bilmez. Az yiyenin vücudu sıhhatli olur. Hadis-i şerifte, (Oruç tutan sağlıklı olur) buyuruldu. (Taberani) (Çok yemek, hastalıkların başı, az yemek [perhiz etmek] ilâçların başıdır. Midenin üçte biri yemeklere, üçte biri içeceklere ayrılmalıdır. Üçte birinin hava payı, yani boş olması en aşağı derecedir) hadis-i şerini işiten gayrimüslim bir doktor, (Yemek hakkında bundan daha iyi bir söz işitmedim. Bu sözü ancak hikmet ehli bir zat söyleyebilir) der. Son zamanlarda yapılan bilimsel araştırmalar vücudumuza orucun çok büyük yarar ve faydaları olduğunu tespit etmiş bulunmaktadır. 39. Nobel Tıp ödülünü alan doktor Ohsumi ne söylemiş?

"Üç günlük oruçtan sonra vücudun bağışıklık mekanizması yeni akyuvar oluşumunu tetikliyor, vücut bağışıklık sistemini tamamiyle yeniliyor. Bu konuda müslümanların orucu adeta bir yenilenme programı olarak karşımıza çıkıyor. Hücreler bize benzemeseler bile bazı durumlarda aynı insanlar gibi hareket ediyorlar. Çöplerini özel torbalara dolduruyorlar (otofagozomlar), ve konteynerlara depoluyorlar (lizozomlar). En kirli olanları yok edilip sindiriliyor, bazıları da yeniden dönüştürülerek enerji üretiminde kullanılıyor. Böylece erken yaşlanmanın önü tıkanıyor.”

ETETİK

Oruç ibadetinin hikmeti, manası ve faydaları

31

Otofaji ayrıca “vücut stress altındayken, oruç tutarken ya da açlık sırasında çok fazla çalışıyor. Hücre, enerji üretimini kendi iç imkânlarını kullanarak yapmaya çalışıyor ve tabiki ilk olarak çöpünü ve patojen bakterileri sindirerek temizliğe başlıyor. Otofaji sürecinde belli bir süreklilik olmaz ise, parkinson hastalığı, diyabet ve kanser hastalığı kaçınılmaz olabiliyor.” şeklinde konuşuyor. Yılda bir ay kadar bir süre ara vermeden aç kalmanın harikulâde bir tasarım olduğunu söyleyebilirim. İslamın, hastalıkların tehlikesini otomatik olarak ortadan kaldıran bir sağlık programı var. Peygamberimizin "Oruç tut sıhhat bul" sözlerinin bilim ile örtüşmesine şaşırmıyoruz. Vel hasılı kelam , bize oruç gibi maddi manevi faydalı bir ibadeti emreden rabbimize şükürler olsun. Orucumuz ve oruçlarınız makbul ve kabul olsun saygı ve sevgilerimle...

Osman ÖZTIN Yazar


Düz Dünya Gerçeği

Öyargı hayata kirli bir pencereden bakıp herşeyi kirli bilmektir. La Edri

ETETİK

32


Düz Dünya Gerçeği

Tüm Dünyada ve ülkemizde, çocukluğumuzdan itibaren bizlere dayatılan, yanlış ve kasıtlı olarak uyuşturma ve ezber üzerine dizayn edilmiş eğitim sistemi hüküm sürmektedir. Bu sadece ülkemizde değil tüm Dünyadaki en büyük sorundur. Eğitim sistemi, bizden önceki nesli düşünemez sorgulayamaz ve anlayamaz bir köle olarak yetiştirdiği gibi, bizleri de ve bizden sonrakileri de bu şekilde yetiştirmektedir. Okumaktan aciz, sadece kendi istekleri doğrultusunda yaşamaya alıştırılmış ve gerçek bilgiden uzak, yalanlarla örülü bu eğitim siteminin, bizlere verdiği ilk kural “bilim ne derse doğru” yasasıdır. Bilim nedir? Bilimi kimler yapar ve bilim adamı kime denir? Bunlar önemli değildir. Akademik seviyede bir kâğıt parçasını gösterirler ve al işte bu diplomadır, doktoradır, ordünaryüslüktür derler. Ana akım medyaya da çıkarırlar ve önüne birde prof ekini koydular mı, koyun sürüsü gibi eğitilmiş insanlar öylece dinlerler. Dinlemekle kalmazlar, sözde bilime İnanırlar ve iman ederler. Sonra daha da ileri giderler, ana akım medya ve sözde bilim adamlarıyla bilimi Tanrı ilan ederler. Bilim ve teknolojinin, her daim istedikleri gibi olmasını dikte ederler. İnsanlar öylesine çaresizce sistemin eğitim kölesi olur ki, bu uğurda ölmeyi bile göze alabilecek kapasiteye gelirler. Önyargılar ve algılardaki kasıtlı olarak yerleştirilmiş bilinç, artık her verileni kabul etme derecesine ulaşmış olur. Bu sayede insanlar, deşifre edilen gerçek bilgi ve bilimi, ana akımın istediği ve sistematize ettiği düşünce ve beyin yapısıyla çözmeye odaklanırlar. Bu nedenle, tam bir gerçek bilgi olan düz Dünya olgusunu, her zaman eski bilgi ve deneyimleriyle anlamaya çalışırlar. Çünkü çocukluktan itibaren verilen algı anlayışı, baştan çürük olduğundan, çıkarttıkları sonuçlar da yanlış olur. Yani eğri kalemle düz çizgi çizilmemektedir.

Bir düşünün. Bir inşaat yapılıyor. Temel kazıldı. Malzemeler yıkıldı. Ustalar(!) harcı karmaya başladı. Ancak, çimentonun sağlamlık derecesi düşük, kullanılan donatı demirleri ucuz kalitede ve hatta çalışan ustalar(!) bile işi bilmemekte. İnşaat başladı ve bir süre sonra binanın yapımı bitti. Dışarıdan bakınca bina gayet şık alımlı ve her şeyiyle oturmaya müsait bir yapı. İçi de büyük ve yapılı. Şimdi bu binanın çürük olduğunu ve iyi olmadığını söylerseniz, daireyi satın alacak olan insan, size inanmayacaktır. Çünkü bina gerçekten görünüşü ve oturum konforu bakımından mükemmel görünmektedir. Öyle ki, bu çürük inşa edilen binanın dairelerine, yüksek bir yat çekerlerse, daha da popüler hale gelecektir. İşte. Günümüz bilimi, insanların akıllarında bu şekilde inşa edilmektedir. Malzeme çürüktür. İnsanları eğitirken verilen bilgiler çürük bir çimento veya kalitesiz bir inşaat demiri gibidir. Bu nedenle görüntü ve algı ne kadar olumlu olursa olsun, akıllara kazınan şekil ve algılar hatalı olunca, yeni bilgilerinde anlaşılması o denli zor olmaktadır.

ETETİK

Düz Dünya Gerçeği ve Küre Dünya Manipülasyonu

33

Düz dünya konusunu iyi anlamak için, öncelikle önyargılarınızı bir kenara bırakmanız ve eski eğitim donelerinizi yok etmeniz gerekmektedir. İlk olarak uzay denilen bu devasa boşluğu kafanızdan silerek başlayalım. Uzay yoktur. Uzay olarak algılanan kavram, düz dünya gerçeğinde farklı bir yapıdadır. Uzay konusuna geleceğiz. İkinci olarak, düz Dünya algılarınızda ilk aklınıza gelen bir tepsi gibi yada kenarlarından aşağı düşmek gibi saçma düşüncelerinizde bir kenara atın. Düz Dünya gerçeğinde bir kenar yoktur. Kenar olarak düşündüğünüz şekil düz Dünya gerçeğinde Antarktika buz duvarlarıdır. Bu duvarlar öyle yüksektir ki, dünya üzerindeki tüm deniz ve okyanusları içerisinde barındırır. Yani. Sözde bilimin dediği gibi, Antarktika bir ada değil, Dünyanın düz zeminini bir çember gibi çevreleyen buz duvarlarıdır. Duvarın yüksekliğinden sonra uzayıp giden ve daha önce kimsenin ulaşamayacağı uzaklıklarda karanlıklar ve buz çölleri vardır. Yapılan Uluslararası Antarktika antlaşması nedeniyle, Antarktika’nın istediğiniz yerine öyle elinizi kolunuzu sallayarak keşif için gidemezsiniz. Belirlenen noktalarda askeri birlikler mevcuttur. Hani tatil ya da tur için gidiliyor ya! İşte oralar belirlenen ve sizin gidip “işte gidilebiliyormuş” demeniz için yapılan turlar ve gezilerdir. Kaçak yollarla giden, hapse ve para cezasına çarptırılan onlarca kâşif vardır.


34

Düz Dünya Gerçeği

Diğer bir mesele ise, dünyanın altında ne olduğudur. Küre Dünyada bizlere ilkokuldan itibaren Dünyanın 7 katmanından bahsederler. Bu tamamıyla önermedir. Çünkü insanlık tarihinde, dünyanın altına inilebilen maksimum derinlik 12262m’dir. Kola derin sondajı adında, Sovyetler Birliği tarafından Kola Yarımadasında yapıldı. Malzemelerini alıp bölgeye gelen bilim adamları çukurun yakınlarında bir kamp kurup araştırmaya başladılar. Çukur oldukça genişti ve Dünyanın katmanları hakkında detaylı bilgi edinebilmek ve detaylı veri için daha derine inen bir çukur açmaya karar verdiler. İlk sondaj faaliyetleri 24 Mayıs 1970 tarihinde başlamıştır. En derin sondaj 1989 yılında 12.262 metreye ulaşmıştır. O dönemde delinen en derin sondaj olma özelliğini kazanmıştı. Şimdi durum bu şekildeyken, bu sözde ana akım, hangi dayanak ve bilimi kanıtlayarak bize dünyanın 7 katman olduğunu ve merkezinde de magma olduğunu dikte ettiler. Asıl amaç Dünyayı küreselleştirmektir. Küre şekli vererek, diğer sözde bilgilerle durumu destekleme çabasıydı. Günümüzde insanlar hala, bir topun üstünde yaşadığımız ve altımızda 7 kat olduğunu düşünüyor. Çünkü ana akım sözde bilim öyle diyor. Bilim diyorsa doğrudur(!) Bir başka mesele de uzay konusu. Evet. Üstümüzde gezinen yıldızlar, Ay, Güneş ve Dünyanın hareketi ile var olduğunu düşündüğümüz, günler ve mevsimler. İşin aslı, dönüp duran ve sözde olmayan uzayda, mermiden binlerce km daha hızlı seyreden bir sistemin çalıştığı yalanıdır. Sayılar ve uzaklıklar o kadar devasa ve o kadar muhteşem ki, akıl alır gibi değil. İşte bu yalandır. Ne kadar çok akıl almaz rakam ve büyüklük, o kadar anlaşılmazlık, komplikasyon ve beyinlerde o kadar karışıklık. Gerçekte ise düz zemin olan düz Dünyamız, kesinlikle hareket etmemektedir. Tüm gök cisimleri bizlerin üzerinde dönmektedir. Düz Dünya sisteminin üzerinde bir kubbe mevcuttur. Bu kubbe uzay olarak nitelendirilen, aslında bilinen ancak kamuoyundan gizlenen farklı bir yapıdır ve kubbenin ise kristalize yapıya sahip olduğu düşünülmektedir.

ETETİK

Bu kubbe, Güneş, Ay ve yıldızların içinde bulunan yapıdan, bizim düzlemsel yeryüzünü ayıran koruyucu bir tabaka şeklindedir. Bu kubbenin yer düzlemiyle birleştiği alan, Antarktika buz çölünden belirli uzaklıktadır. İşte. Düz Dünya savunucularının belirtmiş olduğu Antarktika’daki duvar, bu kubbenin yer düzlemiyle bileşen bölgesidir. Yani insanoğluna, bu düzlemsel mekândan çıkış, bir şekilde yasaklanmıştır. Duvarın ötesinde ne olduğu ise bilimi ve ana akımı elinde tutanlarca bilinmesine rağmen, gerçeği kamuoyundan gizlemektedirler. Bu sistemin anlaşılabilmesi, bu 3 maddeyi algılayabilmemize bağlıdır. Bu maddeler, düz Dünya gerçeğine açılan en önemli kapıdır. Bu nedenle, eski alışılmış ve öğrenilmiş coğrak algılarınızı bir kenara bırakarak, konuyu bu şekilde ele almanız halinde bazı şeyleri daha net anlayacaksınız. Sonrasında ise, aklınızda günlerin, ayların, mevsimlerin nasıl oluştuğuna dair sorular belirecek ve size kesin olarak şunu diyebilirim ki, düz Dünya konusunda hepsinin, akılcı, mantıklı, birebir, gözlemli deneyler ve bilgilerle karşılığı vardır. Bilim gözlemlerle sabit ve kanıtlıdır. Büyük patlama teorisi gibi, akla zarar konuların bile ifadesi TEORİ’dir. BIG BANG TEORİSİ. Yani kanıtlanmamış. Yani gerçek değil. Ama diplomalı yalancılar söyleyince doğrudur. Hayatınıza yeni bir kapı açın. İnsan olmak algılayabilmek, anlamak ve gözlemlemek ile mümkündür. Gerçeği arayın. Size sunulanı değil, sizde var olan ve yaratıcının bahşettiği bedensel ekipmanlarla gerçeği algılayın. İnsan olmak ve var olmak için aklımızı kullanmamız gerekiyor. Akıl en büyük erdemdir. Gerçeğin peşinde olmanız dileği ile…

A.Salim MALAZ Grak Ve Editör


35

ETETİK

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm 1

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm


Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm 1

ETETİK

36

Bugün yeryüzünde çok sayıda bağımsız devletin varlığına inanılmaktadır. Fakat bu devletlerin yöneticilerinin kendi ülkelerini ve halklarını ilgilendiren basit konularda bile kendi bağımsız iradeleriyle karar vermekte zorlandıklarını görürsünüz. Bir önemli husus da şudur: Bilindiği üzere çağımızda demokrasi adeta bütün insanlığa mal edilmiş bir "siyasi din" haline getirilmiştir. Hatta demokrasi çağımız siyasetinin ‘a priorisi’ yani öncülüdür. Bu yüzden demokrasinin de, tıpkı aklın ‘a priorileri’ gibi muhakemeden ve tartışmadan uzak tutulması gerektiğine inanılır. Oysa birçok ülkede halkın büyük bir çoğunluğunun seçtiği ve istediği kişiler bir türlü yönetime gelemezler. Bunlardan bazıları işin içine girdiğinde kendilerine sunulan demokrasinin sadece bir seraptan ibaret olduğunu fark ederler. Bazıları Cezayir'de olduğu gibi yönetime talip olurken kendilerini zindanda bulurlar. Bazıları da yönetime gelseler bile iktidara gelemezler. Siyaset meydanlarında prim yapmak için savunduklarına karşı en başta onların kullanıldığına şahit olursunuz. Bütün bunları görünce bir "derin devlet" gerçeği karşınıza çıkar. Aslında bu "derin devlet" gerçeği sadece lokal veya ulusal değildir. "Derin devlet" gerçeğinin global yönünün, lokal yönüne baskın olduğunu unutmayalım. Bu yüzden günümüz dünyasını karıştıran gizli ellerin sahiplerini tanımak için araştırma yapanlar bir "Dünya Derin Devleti"yle veya "Gizli Dünya Devleti"yle karşılaşmışlardır. Geçtiğimiz Mayıs ayında Amerika'da Bilderberg Grubu'nun yıllık toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantıyla birlikte söz konusu “Gizli Dünya Devleti” veya “Dünya Derin Devleti” konusu yeniden gündeme geldi. Ancak yapılan yorumlarda ağırlıklı olarak Bilderberg konusu öne çıktı. Oysa Bilderberg Grubu, yirminci yüzyıla damgasını vuran ve 21. yüzyılda da dünya üzerindeki sultasını daha da güçlendirme amacına yönelik yeni teoriler geliştiren karanlık ağın sadece bir organıdır. Söz konusu karanlık ağla ilgili yorumlarda dikkat çeken bir şey de ağırlıklı olarak, emperyalizmin bu ağ üzerindeki etkisine ve rolüne dikkat çekilmesiyle yetinilmesidir. Bazı yorumcular, 20. yüzyılda hüküm süren emperyalizmin uluslararası siyonizmle ilgisine de dikkat çekiyorlar ama birçoklarınca bu gerçek göz ardı ediliyor. Siyonizm, 1897 Basel konferansıyla teşkilatlanmaya başlayan bir ideolojik oluşumdur. Yahudiler bu konferanstan önce de devlet yönetimleriyle irtibat kurarak birtakım siyasi oyunlar çeviriyorlardı. Ancak siyonist ideolojiye göre teşkilatlanmanın başlamasıyla birlikte bu işi tek merkezden ve daha organize bir şekilde yürütmeye başlamışlardır. Böylece güçlerini ve etkilerini daha da artırmışlardır.


Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm 1

37

Aynı ferman 1785 Ağustos'unda tekrarlandı ve böylece Bavyera'da sadece İlluminati değil, masonluk da silinmiş oldu. Bavyera'da Illuminati ve masonluğun yasaklanmasının Avrupa ve Amerika'da ciddi bir etkisi oldu. Bayağı korku ve telaşa kapılan diğer ülkelerdeki masonlar kendilerine de yasak getirilmemesi için büyük bir gürültü kopardılar. Öyle ki ABD başkanı George Washington, tereddütlere kapılan Amerikalı masonlara güvence verme ihtiyacı duydu.

Karanlık Bir Şer Örgütü : İlluminati Şebekesi Yukarıda sözünü ettiğimiz Bilderberg Grubu, Illuminati şebekesinin bir organıdır. Ancak Illuminati şebekesi 18. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkarken, Bilderberg Grubu 1954'te ortaya çıkmıştır. Yani arada 177 yıllık bir zaman farkı var. Temelinde "aydınlanma, ruşenilik, vahdet-i vücud felsefesi" gibi muhtelif felse akımların etkisi olduğu iddia edilen İlluminati hareketi, 1 Mayıs 1776'da Adam Weishaupt tarafından Almanya'nın Bavyera eyaletinde kurulmuştur. Daha doğrusu o tarihte bir Illuminati örgütlenmesi ortaya çıkmıştır. Weishaupt, Ingolstadt Üniversitesi'nde hukuk profesörü iken masonik eğilimlere merak sarmış ve bir gizli örgüt kurmuştur. 1779'a gelindiğinde Illuminati örgütünün 54 üyesi bulunuyordu ve Bavyera eyaletinin dört şehrinde teşkilatlanmıştı. Örgüt üyeleri ağırlıklı olarak masonik kimlikleri öne çıkarıyorlardı. Almanya'daki din adamlarının hemen tamamı Illuminati şebekesine düşmandı. Bunun sebebi elbette onun, hıristiyanların değerleriyle alay eden, bu değerlere iğrenç bir şekilde saldıran Tapınak Şövalyeleri'nin devamı olduğunun tahmin edilmesiydi. Ayrıca Illuminati üyeleri zaman zaman yönetimi de hedef alan yayınlar yapıyorlardı. Bu yüzden 1784'te teşkilatlarına bir polis baskını gerçekleştirildi ve birçok üyeleri göz altına alındı. 22 Haziran 1784 tarihinde de Bavyera Elektörü bir ferman yayınlayarak Illuminati örgütünü tamamen kapattı. Örgütün üyelerinin çoğu tutuklandı. Başta lider Weishaupt olmak üzere birçok üyesi de ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Bavyera'da yasaklanan Illuminati ve mason teşkilatları çok geçmeden yer altı örgütleriyle faaliyetlerini sürdürdü. Fakat bu kez Almanya dışına da uzanarak tüm Avrupa'da teşkilatlanmak için faaliyetlerini hızlandırmaya başladı. Örgütlenme çalışmalarını hızlandırmasında Johann Bode adlı bir masonun önemli katkıları oldu. Bazı kaynaklara göre Goethe, Mozart, Schiller ve Herder gibi birçok ünlü bu örgütün saarına katılmışlardır.

ETETİK

Biz bu araştırmamızda siyonizm ve bu ideolojinin organik yapısı üzerinde durmayacağız. Ağırlıklı olarak yukarıda sözünü ettiğimiz “Dünya Derin Devleti” yahut “Gizli Dünya Devleti”, bu gizli devletin dünyanın her tarafına elini uzatan teşkilatları ve bu teşkilatlarla siyonistlerin irtibatları hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

Yeraltı teşkilatlarının yapılandırılmasında farklı isimler kullanıldı. Örneğin Fransız Devrim Kulübü ve Jacobin Kulübü Illuminati hareketinin devamını sağlamak için kurulmuş oluşumlardır. Bunlar asıl önemli faaliyetleri yer altından yürütüyor, ama masonluğun çok fazla murakabe altında olmadığı yerlerde salon toplantıları da düzenliyordu. Fakat bu toplantıları yine de halka açık değil, sadece üyelerin katılabildiği türden toplantılardı. Örneğin Jacobin Kulübü için tutulan salona 1300 üye katılıyordu. Tamamen üyelere mahsus ve gizli olarak düzenlenen bu toplantılara Fransa'nın en iyi eğitim görmüş ve en etkin kişileri katılırdı. Jacobin'lerin ideali, tüm kurumları ve krallığı ortadan kaldırarak adına "Yeni Dünya Düzeni" ya da "Evrensel Cumhuriyet" dedikleri bir düzen kurmaktı. Illuminati, kelime olarak aydınlıkçılar veya aydınlananlar anlamına geliyor. Kök olarak İtalyanca'dır. Fransızca'da ışık anlamına gelen ‘la lumière’ kelimesi de aynı kökten gelir. Birçok araştırmacının ortak tespitine göre kri altyapısı ve temeli Tapınak Şövalyeleri' ne dayanıyor. Kuruluşundaki amacı Avrupa masonluğunu bir çatı altında birleştirmekti.

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm


38

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm 1 Illuminati'nin Temelini Oluşturan Tapınak Şövalyeleri :

ETETİK

Illuminati şebekesinin kri altyapısını oluşturan Tapınak Şövalyeleri orijinal adıyla "Tampliye Tarikatı" Haçlı seferleri sonrasında Kudüs'te kuruldu. Bu adı almalarının sebebi ise iddia edildiğine göre Kudüs kralının Süleyman mabedinin bulunduğunu ileri sürdükleri bölgeyi koruma görevini kendilerine vermesiymiş. Masonluğun da temel kriyatını geliştiren Tapınak Şövalyeleri muhtelif adlarla varlığını sürdürmüştür. Bugün bu hareketin en çok tanınan kolu ise Sion Birliği'dir. Sadece masonluğun değil siyonizm ideolojisinin kriyatının geliştirilmesinde de rolleri olduğu bilinen Tapınak Şövalyeleri kısa zamanda büyük servetler elde etmişlerdir. Batı'nın yalnızca en büyük askeri gücü olmakla kalmayıp aynı zamanda en önemli tüccarları arasında ilk sıralarda yer aldılar. Tapınak Şövalyeleri hareketi bugünkü masonlar gibi gizliliğe büyük önem verirlerdi. İlginçtir ki Batı'ya ait olduğu sanılan bu örgütün mensupları Hz. İsa'yı yalancı peygamber olarak tanımlıyorlardı. Haça tükürmeyi, haçın üzerine basmayı ve hıristiyanların dini değerlerine hakaret etmeyi adeta kutsal iller addediyorlardı. Bunun sebebi ise asıl kir babalarının ve organizatörlerinin yahudi kökenli olmasıydı. Bir ara siyasi otoritelerinin zayıaması sebebiyle hıristiyanların dini değerlerine hakaret ve saldırı suçlamalarıyla yargı önüne çıkarıldılar ve bazıları ölüme mahkum edildiler. Ama daha sonra saklanmayı yani yer altına çekilmeyi başararak varlıklarını sürdürdüler.

Birçok araştırmacının ortak tespitine göre masonluk hareketinin temelini de bu Tapınak Şövalyeleri hareketi oluşturur. Her iki hareketin aynı simgeleri kullanmaları bu yöndeki kanaati desteklemektedir. Ayrıca Tapınak Şövalyeleri'nin hıristiyanların dini değerlerine hakaretten dolayı yargılanmalarından sonra yer altına girmelerinin ardından masonluk örgütleriyle ortaya çıktıkları tahmin edilmektedir. Bu kanaati destekleyen muhtelif tarihi belgeler ve bilgiler de bulunmaktadır. Fakat mason kardeşler adıyla yeniden örgütlenirken biraz daha tedbirli hareket etmeyi tercih etmişlerdir. Bu kez hıristiyanların dini değerlerini aşağılayıcı tutum içine girmektense onları çok rahatsız etmeyecek hatta onların da kabul edebilecekleri bir kri altyapı oluşturmaya özen göstermişlerdir. Ayrıca masonlukta gizliliğe önem vermiş, kendilerini çok fazla açığa vurmaktan sürekli kaçınmışlardır. “Tapınak Şövalyeleri”, “Mason Biraderler” ve “Illuminati Şebekesi”, hepsi aynı kaynaktan beslenmiştir. Illuminati şebekesini oluşturanlar ise hem masonluk hem de Tapınak Şövalyeleri hareketi ile irtibatı olan kişilerdi. “Tapınak Şövalyeleri”, “Mason Biraderler” ve “Illuminati Şebekesi”'nin kriyatlarını, tören biçimlerini, beyin yıkama metodlarını ve simgelerini bağımsız bir bakış açısıyla inceleyenler bunların hepsinin de aynı kaynaktan beslendikleri ve aynı amaca hizmet ettikleri üzerinde ittifak etmektedirler. Illuminati şebekesinin Ortaçağ'daki siyonizm hareketi olarak nitelendirebileceğimiz Tapınak Şövalyeleri'nin diğer adıyla Tampliye tarikatının bir devamı olduğu konusunda kir veren bazı bilgileri burada aktarmak istiyoruz:


Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm 1

39

ETETİK

Nesta H. Webster'in Secret Societies and Subversive Movements adlı çalışmasında ünlü büyücü ve okült uzmanı Cagliostro'nun Illuminati şebekesine katılması münasebetiyle düzenlenen tören hakkında şu notlar aktarılıyor: "İçi evrak dolu demir bir sandık açıldı. Töreni yöneten kişi sandıktan el yazması bir kitap aldı ve ilk sayfasını okudu: "Bizler, Tampliyelerin Büyük Üstadları..." sözlerini kanla yazılmış bir and izliyordu. Söz konusu bu kitap "İlluminizm"in aslında tüm monarşilere ve kiliseye karşı bir nifak olduğunu, ilk saldırının Fransa tahtına yöneleceğini ve Fransa'da krallığın çökertilmesinden sonra sıranın Roma'ya geleceğini belirtmekteydi." Burada vurgulanan hususlar gerçekten üzerinde durulması gereken şeylerdir: Birinci olarak: El yazması kitabın bir sandıkta saklanması ve törende oradan çıkarılması işlemini ele alalım. Sandık yahudi literatüründe özel bir mana taşımaktadır. Yahudilerin bu konudaki dini anlayışlarına temel teşkil eden hadiseye Kur'an-ı Kerim'de de işaret edilir. Talut ve Calut kıssasında Talut'un komutanlığının ilahi bir hükme dayandığını bildirmek için o dönemin peygamberinin verdiği bilgi hakkında şöyle buyurulur: "Peygamberleri onlara: "Onun hükümdarlığının belgesi, size, içinde Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesiyle Harun ailesinin geriye bıraktıklarından arta kalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı Tabut'un gelmesidir. Eğer iman ediyorsanız, bunda sizin için bir delil vardır" dedi." (Bakara, 2/248) Burada tabut ile kastedilen bir sandıktır. Yahudiler bu sandığın bugün hala dünyada dolaştığına inanırlar. O sandığın taşıdığı manayla irtibatlandırmak için de el yazması kutsal kitaplarını özel bir sandık içinde saklarlar. Dini törenlerinde kitaplarını bu sandıktan çıkarır, tören sonrasında yine özenle sandığa yerleştirirler. İkinci olarak ‘kanla yazılan and’ üzerinde durmak gerekir. Kan sembolü, siyonizmde ve bu ideolojinin temelini oluşturan dini literatürde sıkça kullanılan bir semboldür. Ancak kanla ilgili semboller genellikle gizli tutulur. (Necip el-Kiylani'nin Yahudinin Kanlı Böreği adıyla Türkçe'ye tercüme edilen tarihi ve belgesel romanında, siyonizmin temelini oluşturan dini literatürdeki "kan" kutsamasına işaret eden önemli bilgiler ve belgeler mevcuttur.) Üzerinde durulması gereken üçüncü husus Illuminati'nin aslında kiliseye karşı olduğu hususudur. Tapınak Şövalyeleri de kiliseye karşı tavır alan ve hıristiyanların dini değerlerine hakaret eden bir hareketti. Ama bu konuda izledikleri tutum tepkilere yol açınca ve birçok idam cezasına kapı açan yargılamalara sebep olunca söz konusu tarikat yer altına çekilmiş, ardından farklı bir yüzle ortaya çıkmıştı. Fakat bu farklı yüzünde hıristiyanların değerlerini hedef alan, bu değerlere hakaret anlamı içeren tavırlar dışa pek yansıtılmıyordu. Gerçekte ise bu konuda değişen bir şey yoktu. Aradaki tek fark bu düşmanlığın artık bir ‘nifak’a dönüşmesiydi ki bu husus da yukarıdaki notta vurgulanmaktadır. Dördüncü husus Illuminati'nin Avrupa'daki monarşilere karşı bir hareket olduğunun vurgulanmasıdır. Bu tutum özellikle entelektüel kesimin ilgi ve desteğinin kazanılmasının en önemli sebebiydi. Ne var ki entelektüel kesimde ortaya çıkan monarşi karşıtlığının Illuminati tarafından yönlendirilmesi, monarşik düzenlerin yerine geçecek yönetimlerin tek merkezden kontrol edilmesine ve bu kontrolün de Illuminati şebekesinin elinde olmasına fırsat verecekti. İlk doğuş yeri olan Bavyera'da yasaklanmasından sonra ağırlık merkezini Fransa'ya taşıyan Illuminati hareketinin bu ülkedeki monarşik düzene karşı çalışmalara ağırlık vermesi dikkat çekmektedir. Daha önce de söz ettiğimiz üzere, Illuminati'nin bir devamı durumundaki Jacobin Kulübü'nün üyeleri monarşik düzeni yıkıp yerine “Yeni Dünya Düzeni” yahut “Evrensel Cumhuriyet” olarak adlandırdıkları yeni bir yönetim getirmeyi bir ideal olarak görüyorlardı. 1785'te Almanya'dan kovulan Illuminati'nin Fransa'da bu çalışmaları hızlandırmasının üzerinden çok fazla zaman geçmeden 1789'da Fransız Devrimi'nin gerçekleşmesi bir tesadüf olmasa gerek. Fransız Devrimini hazırlayan sebepleri ve gelişmeleri incelediğimizde çok ilginç şeylerle karşılaşırız. Bakın William T. Still'in New World Order adlı eserinde ne deniyor: "1789 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İlluminatilerin tahıl piyasasında gerçekleştirdikleri manipulasyonlar sonucunda yapay bir buğday darlığı yaratıldı. Bu durum o denli geniş bir açlığa yol açtı ki, tüm ülke kısa zamanda ayaklandı. Olayların başını çeken kişi, Fransa Büyük Doğusu'nun Büyük Üstadı Orleans Dükü idi. İlluminatiler, halkın çektiği acıları bir araç olarak kullanarak yarattıkları huzursuz ortamın devrimci eylemlerine yararlı olacağını planlamışlardı. Gerçekten de, besin stoklarını bloke ederek ve Ulusal Meclis'te tüm reform girişimlerini engelleyerek, durumu iyice kötüleştirdiler ve halkı tam anlamıyla açlığa mahkum ettiler...

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm

14 Temmuz günü Bastille yağmalandı. Özgür bırakılan tutuklu sayısı yalnızca yedi idi. Fransız tarihçiler bugün, eylemin asıl amacının Bastille'i yıkmak ve tutukluları kurtarmak olmadığını belirtiyorlar. Asıl amaç Bastille'de saklanan barut ve silâhları ele geçirmekti. Böylece silâhlanan Jakobenler, 22 Temmuz gününden başlayarak o güne dek eşi görülmemiş ve titizlikle planlanmış bir ihtilâl girişimini sahneye koydular. Bu dönem tarihte "Büyük Korku" diye adlandırılacaktır... Öncelikle tüm ülkede eşzamanlı bir panik duygusu yaratıldı. Köyden köye, kentten kente giden atlılar, yurttaşlara "haydutların" yaklaşmakta olduğunu ve kendilerini korumak istiyorlarsa silâha sarılmaları gerektiğini bildirdiler. Ayrıca, tüm bu olayların sorumlularının malikânelerde ve şatolarda gizlendikleri, bizzat kralın buraları ateşe vermelerini buyurduğu yurttaşlara söylendi. Fransa kralına bağlı olan halk bu emirlere uydu. Artık alevlerin denetlenmesi imkansızdı, yağma ve yıkım sürerken, anarşi gittikçe yaygınlaşıyordu...


40

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm 1

Paris sokakları teröre teslim olmuştu...1793 Kasım'ında tüm Fransa'da rahiplerin öldürülmeye başlanması, dine karşı bir kampanyanın yürürlüğe girdiğini ortaya koyuyordu. Tüm mezarlıklara, İlluminatilerin ünlü sloganı olan "Ölüm Sonsuz Bir Uykudur" sözlerini içeren yazılar asılmaya başlandı. Paris'teki kiliselerde "Akıl Bayramları" adı altında eğlentiler düzenleniyor, fahişeler tanrıça gibi tahta çıkarılıyorlardı. Bu törenlerin bir adı da "Exoterion"du ve Weishaupt'un kaleme aldığı "Aşk Tanrıçasının Kutsanması" adlı bir şiiri örnek alıyorlardı...

ETETİK

Thomas Jefferson, üç yıl süren Fransa elçiliğinden 1791'de Amerika'ya geri döndüğünde, tüm bu kıyımı "ne güzel bir devrim" diye tanımlamış ve tüm Dünyaya yayılmasını umut ettiğini yazmıştır. Jefferson, neredeyse tüm Fransa halkının Jakoben olduğuna inandığını açıklamıştır. Ona göre, bu büyük çoğunluk, ulusal iradeyi açıkça ortaya koymaktaydı... 1793 yılının sonlarına doğru, yeni devrim yönetimi sayıları yüz binlere ulaşan işsizlerle yüz yüze kaldı. Devrimin önderleri, sonradan bütün diktatörlerin taklit edeceği yeni bir "terör" projesini uygulamaya geçirdiler: Nüfus azaltılması!

Amaç Fransa'nın yirmi beş milyona ulaşan nüfusunu on altı milyona indirmekti. Robespierre, nüfusun azaltılmasını kaçınılmaz buluyordu. Nüfusun azaltılması ile görevli devrim komitesi üyeleri, gece gündüz harita başında her kentte kaç kellenin kopartılması gerektiğini hesaplıyorlardı. Devrim mahkemeleri kimlerin ölmesi gerektiğine karar veriyor ve sonu gelmez bir kurban sürüsü giyotinin yolunu tutuyordu. Yalnızca Nantes'de, bir gece içinde 500 kimsesiz çocuk kent mezbahasında öldürülüyor, 144 yoksul kadın nehre fırlatılıyordu." Fransız Devrimi'nde masonların rolüne işaret amacıyla Nesta H. Webster de Secret Societies and Subversive Movements adlı eserinde şunları yazıyor: "1789 yılında krallığın yıkılması ile birlikte, 10 Ağustos gününden başlayarak üç renkli Fransız bayrağı devrimin kızıl bayrağı ile değiştirildi. "Yaşasın Kral Orleans" çığlıkları ile masonların "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" seslenişi sokakları kapladı." İşte böyle bir devrim, Dünyadaki kalabalık kitleleri yönlendiren medya organı tarafından yeni bir çağ açan, dünyayı demokrasi ile tanıştıran son derece önemli bir olay olarak lanse edilmiştir. İlluminati Şebekesinde İhanetin Cezası Ölümdür

İlluminati adını ve üyelerini inanılmaz bir sır gibi saklayan ölümcül bir kuruluştur. Bugün hemen her ülkede mevcuttur. Özel eğitim, tören ve alt kültürlerden gelmeyenler İlluminati'ye kabul edilmezler. ABD başkanlarının pek çoğu İlluminati'den ya icazet alırlar ya da üyesidirler. İlluminati o kadar gizlidir ki, varlığından bile bahsedilmez. Bu gizli örgüte ihanet edenlerin cezası kayıtsız şartsız ölümdür. Illuminati'nin NATO ile veya Gladyo gibi yeraltı örgütleri ile de ilişkisi olduğu bilinmektedir. İnşallah bu ilişkiden ileride söz edeceğiz. Irkçılığın Babası Cecil Rhodes ve Illuminati

19. yüzyılın ikinci yarısında Illuminati Şebekesi'nin en çok öne çıkan adı Cecil Rhodes adlı İngiliz siyasetçidir. Bu kişi Güney Afrika'yı tümüyle yerlilerin ellerinden alarak sömürgeciliğin kontrolüne sokan adamdır. Güney Afrika topraklarını aynı zamanda oldukça insafsızca yönetmiş ve çıkardığı tnelerle yerli halktan pek çok insanın kırılmasına sebep olmuştur. Zaten Güney Afrika'yı sömürgecilerin kontrolüne sokmasındaki başarısı izlediği tne politikalarından kaynaklanıyordu. İzlediği tne politikasında seçtiği iki kabileyi birbirine düşürüyor, bu iki kabilenin fertleri iyice birbirlerini kırıncaya kadar hadisenin dışında kalmaya yahut bir yandan ateşin üzerine benzin dökmeye devam ediyordu. Her iki kabile de iyice zayıf düştükten sonra müdahale ediyor, "barış ve anlaşma" sağlama iddiasıyla her ikisini birden kontrolüne alıyordu. Bu amaçla: "Önce sorun çıkar, sonra çözüm öner" teorisini geliştirmişti. Irk ayrımı politikasının kir babası da odur. Onun bu kriyatı yüzünden Güney Afrika'nın yerlileri ve asıl sahipleri olan siyahlar yıllarca zulme, aşağılanmaya maruz kaldılar. Rhodes, politik alanda bu oyunları çevirirken kendisi de Güney Afrika'nın bütün zenginliklerine kondu. Elmas kaynağı yönünden oldukça zengin olan Güney Afrika'nın elmas tarlalarını işleterek hayal edebileceğinin çok üstünde servete sahip oldu. Bugünkü Rhodesia adlı ülke de adını onun soyadından alır.


Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm 1

41

ETETİK

Nesta H. Webster'in Secret Societies and Subversive Movements adlı çalışmasında ünlü büyücü ve okült uzmanı Cagliostro'nun Illuminati şebekesine katılması münasebetiyle düzenlenen tören hakkında şu notlar aktarılıyor: "İçi evrak dolu demir bir sandık açıldı. Töreni yöneten kişi sandıktan el yazması bir kitap aldı ve ilk sayfasını okudu: "Bizler, Tampliyelerin Büyük Üstadları..." sözlerini kanla yazılmış bir and izliyordu. Söz konusu bu kitap "İlluminizm"in aslında tüm monarşilere ve kiliseye karşı bir nifak olduğunu, ilk saldırının Fransa tahtına yöneleceğini ve Fransa'da krallığın çökertilmesinden sonra sıranın Roma'ya geleceğini belirtmekteydi." Burada vurgulanan hususlar gerçekten üzerinde durulması gereken şeylerdir: Birinci olarak: El yazması kitabın bir sandıkta saklanması ve törende oradan çıkarılması işlemini ele alalım. Sandık yahudi literatüründe özel bir mana taşımaktadır. Yahudilerin bu konudaki dini anlayışlarına temel teşkil eden hadiseye Kur'an-ı Kerim'de de işaret edilir. Talut ve Calut kıssasında Talut'un komutanlığının ilahi bir hükme dayandığını bildirmek için o dönemin peygamberinin verdiği bilgi hakkında şöyle buyurulur: "Peygamberleri onlara: "Onun hükümdarlığının belgesi, size, içinde Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesiyle Harun ailesinin geriye bıraktıklarından arta kalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı Tabut'un gelmesidir. Eğer iman ediyorsanız, bunda sizin için bir delil vardır" dedi." (Bakara, 2/248) Burada tabut ile kastedilen bir sandıktır. Yahudiler bu sandığın bugün hala Dünyada dolaştığına inanırlar. O sandığın taşıdığı manayla irtibatlandırmak için de el yazması kutsal kitaplarını özel bir sandık içinde saklarlar. Dini törenlerinde kitaplarını bu sandıktan çıkarır, tören sonrasında yine özenle sandığa yerleştirirler. İkinci olarak ‘kanla yazılan and’ üzerinde durmak gerekir. Kan sembolü, siyonizmde ve bu ideolojinin temelini oluşturan dini literatürde sıkça kullanılan bir semboldür. Ancak kanla ilgili semboller genellikle gizli tutulur. (Necip el-Kiylani'nin Yahudinin Kanlı Böreği adıyla Türkçe'ye tercüme edilen tarihi ve belgesel romanında, siyonizmin temelini oluşturan dini literatürdeki "kan" kutsamasına işaret eden önemli bilgiler ve belgeler mevcuttur.) Üzerinde durulması gereken üçüncü husus Illuminati'nin aslında kiliseye karşı olduğu hususudur. Tapınak Şövalyeleri de kiliseye karşı tavır alan ve hıristiyanların dini değerlerine hakaret eden bir hareketti. Ama bu konuda izledikleri tutum tepkilere yol açınca ve birçok idam cezasına kapı açan yargılamalara sebep olunca söz konusu tarikat yer altına çekilmiş, ardından farklı bir yüzle ortaya çıkmıştı. Fakat bu farklı yüzünde hıristiyanların değerlerini hedef alan, bu değerlere hakaret anlamı içeren tavırlar dışa pek yansıtılmıyordu. Gerçekte ise bu konuda değişen birşey yoktu. Aradaki tek fark bu düşmanlığın artık bir ‘nifak’a dönüşmesiydi ki bu husus da yukarıdaki notta vurgulanmaktadır. Dördüncü husus Illuminati'nin Avrupa'daki monarşilere karşı bir hareket olduğunun vurgulanmasıdır. Bu tutum özellikle entelektüel kesimin ilgi ve desteğinin kazanılmasının en önemli sebebiydi. Ne var ki entelektüel kesimde ortaya çıkan monarşi karşıtlığının Illuminati tarafından yönlendirilmesi, monarşik düzenlerin yerine geçecek yönetimlerin tek merkezden kontrol edilmesine ve bu kontrolün de Illuminati şebekesinin elinde olmasına fırsat verecekti. İlk doğuş yeri olan Bavyera'da yasaklanmasından sonra ağırlık merkezini Fransa'ya taşıyan Illuminati hareketinin bu ülkedeki monarşik düzene karşı çalışmalara ağırlık vermesi dikkat çekmektedir. Daha önce de söz ettiğimiz üzere, Illuminati'nin bir devamı durumundaki Jacobin Kulübü'nün üyeleri monarşik düzeni yıkıp yerine Yeni Dünya Düzeni yahut Evrensel Cumhuriyet olarak adlandırdıkları yeni bir yönetim getirmeyi bir ideal olarak görüyorlardı. 1785'te Almanya'dan kovulan Illuminati'nin Fransa'da bu çalışmaları hızlandırmasının üzerinden çok fazla zaman geçmeden 1789'da Fransız Devrimi'nin gerçekleşmesi bir tesadüf olmasa gerek. Fransız Devrimini hazırlayan sebepleri ve gelişmeleri incelediğimizde çok ilginç şeylerle karşılaşırız. Bakın William T. Still'in New World Order adlı eserinde ne deniyor: "1789 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İlluminatilerin tahıl piyasasında gerçekleştirdikleri manipulasyonlar sonucunda yapay bir buğday darlığı yaratıldı. Bu durum o denli geniş bir açlığa yol açtı ki, tüm ülke kısa zamanda ayaklandı. Olayların başını çeken kişi, Fransa Büyük Doğusu'nun Büyük Üstadı Orleans Dükü idi. İlluminatiler, halkın çektiği acıları bir araç olarak kullanarak yarattıkları huzursuz ortamın devrimci eylemlerine yararlı olacağını planlamışlardı. Gerçekten de, besin stoklarını bloke ederek ve Ulusal Meclis'te tüm reform girişimlerini engelleyerek, durumu iyice kötüleştirdiler ve halkı tam anlamıyla açlığa mahkum ettiler...

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm

14 Temmuz günü Bastille yağmalandı. Özgür bırakılan tutuklu sayısı yalnızca yedi idi. Fransız tarihçiler bugün, eylemin asıl amacının Bastille'i yıkmak ve tutukluları kurtarmak olmadığını belirtiyorlar. Asıl amaç Bastille'de saklanan barut ve silâhları ele geçirmekti. Böylece silâhlanan Jakobenler, 22 Temmuz gününden başlayarak o güne dek eşi görülmemiş ve titizlikle planlanmış bir ihtilâl girişimini sahneye koydular. Bu dönem tarihte "Büyük Korku" diye adlandırılacaktır... Öncelikle tüm ülkede eşzamanlı bir panik duygusu yaratıldı. Köyden köye, kentten kente giden atlılar, yurttaşlara "haydutların" yaklaşmakta olduğunu ve kendilerini korumak istiyorlarsa silâha sarılmaları gerektiğini bildirdiler. Ayrıca, tüm bu olayların sorumlularının malikânelerde ve şatolarda gizlendikleri, bizzat kralın buraları ateşe vermelerini buyurduğu yurttaşlara söylendi. Fransa kralına bağlı olan halk bu emirlere uydu. Artık alevlerin denetlenmesi imkansızdı, yağma ve yıkım sürerken, anarşi gittikçe yaygınlaşıyordu...


42

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm 1

İşte bu Rhodes, 19. yüzyılın sonuna doğru Londra'da oldukça etkili bir faaliyet merkezi oluşturan Illuminati şebekesini devreye soktu. Bu şebekenin amacı ise dünyayı tek merkezden yönetmek, dolaylı sömürgeciliğin çengeline takılan devletlerin yöneticilerini yetiştirmek ve onlar vasıtasıyla bütün Dünyaya kumanda etmekti. Bu amaçla “Rhodes Bursları” adıyla geleceğin yöneticisi olacak üniversite öğrencilerine yardım ve onların murakabe edilmesi amacıyla bir organizasyon oluşturdu.

ETETİK

Rhodes bursuyla okuyan öğrenciler diğerlerinden bayağı farklı kabul ediliyordu. Çünkü onlar belli bir amaç için hazırlanıyordu. Onlar ülkelerine döndüklerinde yönetim, ekonomi ve medya alanında önemli noktalara yerleşebilmek için çalışacaklardı. Bunun yanı sıra gittikleri yerlerde Illuminati şebekesinin temsilcisi olarak çalışacaklardı. Illuminati şebekesi onları ülkelerine döndüklerinde kendi gayretleriyle baş başa bırakmayacak hedeenen noktalara yerleşmeleri için gerekli irtibatları kuracak, bu amaçla siyasi baskı gücünü kullanacaktı. Illuminati şebekesi Rhodes burslarıyla okuyan üniversite öğrencileri için aynı zamanda bir beyin yıkama mekanizması olarak çalışıyordu. Onları belirlenen amaçlara hizmet etmelerini sağlayacak kirlerle donatmak için çabalıyordu. Kendilerine dünya hesapları açısından parlak bir gelecek hazırlamak isteyenler için de Rhodes bursları sadece bir eğitim bursunun yani maddi yardımın temin edilmesinden ibaret değildi. Bunun çok çok ötesinde bir anlam taşıyordu. Bu yüzden maddi durumları iyi olan öğrenciler de bu Rhodes bursları organizasyonuyla irtibat kurmak için fırsatları değerlendiriyorlardı. Talep çok olduğu zaman da Rhodes burslarını koordine edenler açısından iş kolaylaşıyordu. Çünkü amaçlara uygun olanları seçme ve gerektiğinde aralarından eleme yapma imkanı doğuyordu. Dünya’daki birçok önemli yönetici, “Rhodes burslarıyla” üniversite tahsilini gerçekleştirmiştir. Bunlardan biri de ABD'de iki dönem başkan seçilen Bill Clinton'dur. Cecil Rhodes, 1902'de ölürken tüm mal varlığının Rhodes bursları için kullanılmasını vasiyet etti. Vitrinde Rhodes, Arkada Rothschild Ailesi

Buraya kadar verdiğimiz bilgilerden Illuminati şebekesinin etkili kılınmasında ve Rhodes bursları organizasyonunun oluşturulmasında Cecil Rhodes'in adının öne çıktığı anlaşılıyor. Fakat onun arkasında duranlar ve asıl işin sermayesini sağlayanlar farklıydı. O da Rothschild ailesi. Peki neyin nesidir bu aile? Bu aile bankacılık alanında tam anlamıyla bir saltanat oluşturmuş oldukça zengin bir aileydi. Fakat burada dikkatlerden kaçmaması gereken husus bu ailenin yahudi azınlığa mensup olduğudur. Bu aile maddi gücünü kullanarak siyasi alanda pek çok iş becermiştir. Hatta Hitler'le de yakın irtibatı olduğu bilinmektedir ki inşallah bu hususa ileride temas edeceğiz. Bir sonraki sayıda görüşmek dileği ile...

Zehra BETAŞ Yazar


43

ETETİK

Ayın Fotoğrafı - Emir DENİZ

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm

Çevirmen ve Fotoğrafçı Emir DENİZ arkadaşımızın objektinden Sirius yıldızı...


ETETİK

Yalan zeka işidir, Dürüstlük ise cesaret... Eğer zekan yetmiyorsa yalan söyleme ! Cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene.

Victor HUGO

Zetetik Dergi Türkiye Haziran Sayısı  
Zetetik Dergi Türkiye Haziran Sayısı  
Advertisement