Issuu on Google+

ceren oykut hayal meyal


tarla sınırı field border

(6 parça) kağıt üzerine mürekkep / (6 pieces) ink on paper

29.5 x 41.5 cm 2012


HAYAL MEYAL Çiğdem Öztürk

Gülmeyelim düşeriz.* Bütün bu hengâme içinde yapılabilecek en aklı başında iş katıla katıla gülmek, ama oluru yok. Biri başlasa gerisi gelecek belki. Üstümüzdeki heyula hele bir arkasını dönse… Dört yanı vinçlerle çevrili bir şehirde yıkım üstüne yıkım izliyor, yükselen binalara bakıp bakıp üzerine bir bardak soğuk su içmeye mecbur kalıyoruz, bir demli çay hasretiyle. Ceren Oykut bir çaykoliktir, öyle ki olmayacak saatlerde bile çay bulunabildiği için yaşadığı şehre ayrı bir hayranlık duyar. Yeni düzende çay ocaklarının yerini zincir kahve dükkânlarına bırakması Oykut’un hasar tespitinde yabana atılamayacak bir yer tutuyor. Şehir zemin katlardaki çay ocaklarını eze eze atmosferi zorlayan gökdelenlerin tepesine doğru yükseldikçe gülesi geliyor insanın. Bir deli gülmesi? Ama gülmeyelim, düşeriz. Ceren Oykut, böylesi bir hercümerçte hayal meyal seçilenleri desenliyor. Gerilere, hakkında pek az kayıt tutulan günlere uzanıyor; bir zamanlar var olmuş ama sonra isimleri unutulmuş şehirler de katılıyor hesabın içine. Belki de bu yüzden bu sergide bir araya gelen desenler modern alanlardan ziyade mağara duvarlarında bulunmaya daha yatkın. Oykut’un desenleri ele geçirilmiş bir anı tasvir etmiyor, bakınca durduğu yeri değil, öncesini ve sonrasını düşünmeye zorluyor. Haliyle karşısında durduğumuz an hayal meyal olmaya mahkûm. Sadece geçmiş değil, gelecek de hayal meyal. Oykut, toprağın taşı, kumu, betonu yutarak kendine dönüştüreceği zamanla da ilgili, en az geçmiş kadar. Rakı Masası ve İkarus sıradan olanı fantastiğe dönüştüren desenler. İnsan hayalden uzaklaştıkça sıradana sığınıyor. Bir zamanlar sahip olduğu kanatları ve yüzgeçleri unutup kendini baş, gövde, kol ve bacaktan ibaret sayıyor. Oykut’un Rakı Masası’ysa bir sualtı manzarası gibi, masanın etrafındaki ahali yüzgeçlerinin farkında. İkarus deseninde adeta kanatlar

çıkmış, belediye otobüsünün yarattığı sarsıntıyı küçük çırpınışlarla savuşturuyor. Çoğumuzun gündelik diyerek geçiştireceği bu haller, Ceren Oykut’un kaleminde akla hayale sığmayacak kadar büyülü. Herkes bir yere gidiyor, çok işleri var. Otobüsler hıncahınç dolu, içlerinde bir o yana bir bu yana savruluyor insanlar. Kaçı nereye gittiğini biliyor? Koca kent bunun için mi kuruldu? Herkes meşgul gözüksün diye. İşi olmayan kapı dışarı! Fotoğraf çeken turistin yanından geçerken bu yüzden mi dişlerini gıcırdatıyor köşedeki köftecinin siparişleri götüren komisi? Ya fotoğraf çeken turist kendi memleketinde bir geminin kazan dairesinde üç paraya çalışıyorsa! Amele pazarında sıra beklerken niye kimsenin çıtı çıkmıyor, sigaralardan derin nefesler çekiliyor? Ayazda otobüs sırasına girmiş insanların üzerine püskürtülen egzoz gazı neden bir isyana sebebiyet vermiyor? Ceren Oykut “Hayal Meyal” için işe küçük heykellerle başladı. Bu heykelcikler kendilerine bir şehir aradı ve çizgilerin kaderini tayin etti. Fakat meydanlar, caddeler, sokaklar, binalar, geçitler kimin için yapıldığı bilinmeksizin inşa edildi ve insansız kaldı. Bu inşaatın işçileri, mühendisleri ve kâhinleriyse evsiz. Oykut, hayal meyal akıp giden zaman boyunca asla kurulamayacak bir kenti ve kopamayan kıyameti desenledi.  Oykut sergi için, ilk sözü kâhinlerin, son sözü leyleklerin söylediği bir efsaneden yola çıktı; Evliya Çelebi’nin aktardığı haliyle bir şehrin kuruluş efsanesinden. Vaktiyle kâhinlerin sözüne kulak verilerek inşa edilen bu şehirde hesapları şaşırtan bir leylekmiş. Bütün işçiler, mühendisler ilk kazmayı vurmak için pürdikkat çan sesini beklerken, havada uçan bir leylek ağzındaki yılanı çanın üzerine düşürüp de ses dalga dalga yayılınca canhıraş bir çalışma başlamış. Kâhinler ne dedilerse de dinletememişler sözlerini, kimse bırakmamış işini. Bu nedenle bu şehir belini doğrultamamış hiçbir zaman. Şehir üstüne şehirler kurulmuş, mezar üstüne evler yapılmış, binalar yıkılmış koca caddeler açılmış, yine de yetmemiş. Önümüzdeki bu manzara özellikle bir kişiye odaklanmıyor, bir dizi anti-portre ile karşı karşıyayız. Biri diğerinden önemli değil, herkes doğal tarihin parçası. Ceren Oykut bu doğal tarihe bakıp hayal meyal görünenleri kıvamlı ve demli desenlerle sunuyor. * Vüs’at Bener “Bay Muannit Sahtegi’nin Notları”, YKY, 2003, İstanbul.


terlik

slipper

41.5 x 29.5 cm 2012

(diptik) kağıt üzerine mürekkep / (diptych) ink on paper


anıt monument 28.5 x 21 cm 2012

kağıt üzerine mürekkep / ink on paper


INDISTINCT Çiğdem Öztürk

Let’s do not laugh, otherwise we fall*. The most rational thing to do in this turmoil is to laugh hysterically, but that does not seem quite possible. If one starts, maybe the rest will join. If only the specter above us turns its back… In a city surrounded with cranes from all quarters, we watch destruction over destruction; looking at the rising buildings, our hands are tied and we are longing for a glass of well-steeped Turkish tea. Ceren Oykut is so addicted to tea that she has a special admiration for her city for being able to find a glass of tea even at the most improbable times. The fact that tea houses are being replaced by chain coffee shops, occupies a significant role in Oykut’s damage assessment. While the city rises up to the top of skyscrapers that hit the atmosphere by trampling the tea houses on the ground floors, one wants to laugh. A laugh of a lunatic? But let’s do not laugh, otherwise we fall. Ceren Oykut depicts the indistinctly seen in this turmoil. She reaches out for the past, for the days about which there had been registered a little information; the cities that had existed once but later had their names forgotten are also included in this account. Maybe this is why the drawings in this exhibition are more suitable for the walls of a cave rather than in modern spaces. Oykut’s drawings do not depict a moment that is seized; when you look at them, they make you think about the time before and after them, not the time they are in. Consequently, the moment that we face is predestined to be indistinct. Not only the past, but the future is indistinct as well. Oykut is interested in time when the earth will swallow stones, sand, and concrete and transform them into itself, as much as she is interested in the past. Rakı Table and Ikarus are kind of drawings that transform the ordinary into fantastic. The more humans withdraw from fantasy, the more they seek refuge in ordinary. Forgetting about the wings and fins that they once had, they think of themselves made up of just head, torso, arms, and legs. However, Oykut’s Rakı Table is like underwater scenery; the folks around the table are aware of their fins. In the Ikarus drawing, the wings are

almost grown, fending off the tremor caused by the city bus with small flutters. These circumstances that most of us would find casual and brush over are unimaginably magical through Ceren Oykut’s pencil. Everyone is going to somewhere; they have a lot to do. The city buses are jam-packed; people are being flung around in them. How many of them know where they are going? Is this huge city built for this? Just to make everyone look busy. Wanderers, get out! Is this why the busboy of the meatball restaurant, who is carrying the orders, grind his teeth while passing by the tourist who is taking photos? What if the tourist is working in the boiler room of a ferry for a pittance in his own country! Why not uttering a peep while waiting in the line in the job market, but inhaling a deep smoke instead? Why the exhaust spewing out of the bus does not lead to any revolt among people waiting on the bus line? Ceren Oykut embarked on “Indistinct” with statuettes. These statuettes looked for a city for themselves and predestined the lines. But the squares, avenues, streets, buildings, and passages were built without anyone knowing whom they were built for and they remained unmanned. And the workers, engineers, and oracles remained homeless. Oykut depicted the city that can never be built and the apocalypse that fails to take place through a time streaming indistinctly. Oykut took a legend - in which the oracles make the opening and the storks make the closing remarks- as a start point for this exhibition; a legend of the construction of a city that is authored by Evliya Celebi. In this city, which was formerly built by the guidance of oracles, it had been a stork who led to a miscalculation. While all the workers had been waiting snap-sharp for the sound of the bell, a flying stork had dropped the snake in his mouth on the bell and that sound had spreaded leading to a bitter workout. Whatever the oracles said could not make anyone stop working. This is why this city had never recovered. Cities had been built one after another, houses were built over graves, buildings had been taken down to construct huge streets. Nevertheless, all these had fallen short. This scenery before our eyes does not specifically focus on a single person; we are up against a number of anti-portraits. None of them is more significant than the other; everyone is a piece of the natural history. Looking at this natural history, Ceren Oykut depicts the indistinctly seen with viscous and wellsteeped drawings. * Vüs’at Bener “Bay Muannit Sahtegi’nin Notları”, YKY, 2003, İstanbul.


7 x 5 cm


7 x 5.5 cm 6.5 x 5.5 cm

6 x 4.5 cm

inhabitants sakinler polyester, 2012


ikarus’u beklerken waiting for ikarus

kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 38 x 45 cm, 2012


ikarus (diptik) kağıt üzerine mürekkep / (diptych) ink on paper 38 x 45 cm (her biri / each), 2012


kuşuçuşu

as the crow flies


(triptik) kağıt üzerine mürekkep / (triptych) ink on paper

29.5 x 41.5 cm (her biri / each) 2012


gezinti

walk

kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 38 x 45 cm, 2012


rakı masası rakı table kağıt üzerine mürekkep / ink on paper

38 x 45 cm 2012 sayfiye banlieue (triptik) kağıt üzerine mürekkep / (triptych) ink on paper 41.5 x 29.5 cm (her biri / each) 2012


ayak izi I / footprint I

ayak izi II / footprint II

kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 15 x 19 cm, 2012

kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 15 x 19 cm, 2012

ayak izi VIII / footprint VIII kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 15 x 19 cm, 2012


ayak izi VI / footprint VI kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 15 x 19 cm, 2012

ayak izi VII / footprint VII

ayak izi IX / footprint IX

kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 15 x 19 cm, 2012

kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 15 x 19 cm, 2012


Bu katalog, 2 — 30 Mart 2013 tarihleri arasında x-ist tarafından düzenlenen Ceren Oykut’un “Hayal Meyal“ adlı sergisi nedeniyle 1000 adet basılmıştır. This catalogue, of which 1000 were printed, has been prepared by x-ist on the occasion of Ceren Oykut’s exhibition “Indistinct” shown between March 2 — 30, 2013.

Yayınlayan / Published by Artı Sanat Üretim Hizmetleri Ltd. Şti. Abdi İpekçi Caddesi Kaşıkçıoğlu Apt. No:42/2 Nişantaşı, İstanbul, Türkiye T +90 212 291 77 84 F +90 212 343 69 35 Koordinasyon / Coordination E info@artxist.com Yasemin Elçi W www.artxist.com Katalog Yazisi / Text Çiğdem Öztürk Çeviri / Translation Ayşe Payır Fotoğraflar / Photographs Mesut Güvenli Grafik Tasarım / Graphic Design Okay Karadayılar

Renk Ayrımı, Baskı ve Cilt / Color Seperation and Printing Mart Matbaacılık Sanatları Tic. ve San. Ltd. Şti. Mart Plaza, Merkez Mh. Ceylan Sk. No: 24 Nurtepe, Kağıthane, İstanbul T +90 212 321 23 00 F +90 212 295 1107 W www.martmatbaa.com.tr


KAPAKTA / ON THE COVER

gezinti (detay) / walk (detail) BU SAYFALAR / THIS SPREAD

sakinler inhabitants polyester, çeşitli boyutlar / various sizes, 2012

kağıt üzerine mürekkep / ink on paper 38 x 45 cm, 2012


indistinct


Ceren Oykut, Hayal Meyal // Indistinct