Page 1


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

EDİTÖRDEN Merhaba hayatın tüm sıradanlığından bunalmış ama her şeye rağmen sesini çıkarmayan, her gün aynı şeyleri yapan ve giderek robotlaşan insanlık. TabuKıran tabularınızı yıkmaya geliyor. İnsan olduğunuzu kanıtlamak için size ne yapmanız gerektiğini söylemeye geliyor. Size kıçınızı o eski sofadan kaldırıp televizyonu kapat ve bir kitap oku demeye geliyor. Hep birlikte içine sıçtığımız dünyaya bir şeyler borçlu olduğumuzu hatırlatmaya geliyor. Popüler kültüre karşı, burjuvanın değil sokağın edebiyatını yapmaya, sizin sesiniz olmaya geliyoruz. Kimi zaman ölüm döşeğinde bir adamın, kimi zaman parklarda sabahlayan bir sarhoşun kimi zaman ise hayattan bunalmış, aşağılanmış bir fahişenin hikayesini bulacaksınız bu dergide.Yani sokağın hikayelerini. Bizler sokakların gerçek sahibi şehrin kötü çocuklarıyız. Bir şeylerin farkında olan ve sisteme karşı herkes biziz aslında… Şu anda güçlü bir yazar kadromuz yok, sadece kendi yazılarımızla hazırladık bu dergiyi. Daha sonraki sayılarda sizden gelen yazı, şiir, çizim v.b eserlere de yer vereceğiz. Her konuda eserlerinizi bize gönderebilirsiniz. TabuKıran senindir unutma “Bizim için önemli olan ne düşündüğün değil düşünebilmendir” TabuKıran kafası estiğinde çıkar! Aynı bizim gibi. Kafamız ne zaman eser de bir şeyler karalamak istersek o zaman sizlere ulaşacağız. Bize daha sık ulaşmak isterseniz kıçınızı kaldırıp iki satır bir şeyler yazın. TabuKıran yeryüzündeki tüm tabulara karşıdır. Cinselliğin utanılacak bir yanı olamaz! Tanrı ile konuşmak ne kadar normalse tanrı hakkında konuşmak da o kadar normaldir. Her şeyi konuşan, her şeyi yazan bir dergidir TabuKıran. Homofobiye, transfobiye, türcülüğe, ayrımcılığa, faşizme, ırkçılığa karşı sert bir duruştur. İnsanlara insan olduklarını hatırlatmak, gerçekleri görmelerini ve aslında hepimizin bu büyük evrende değersiz birer varlıklar olduğumuzu haykırmak için varız. Haydi çık sokağa, isyan et! Çocuklarla oyun oyna, bir sarhoşla muhabbet et, bir kitap al kendine, yeni insanlarla tanış, insan olduğunu ve yaşadığını kanıtlamak için bir şeyler yap… TabuKıran Fanzin yayın manifestosu için tıkayınız…

barisazar@gmail.com TabuKıran Fanzin Genel Yayın Yönetmeni

2


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

ANORMALİTE ÜZERİNE BİR YAZI

Annemin anormal bir şekildeki anormal olduğuma dair anormal ısrarı üzerine beni zorla psikiyatriste götürmeye çalışması gerçekten çok anormal bir durumdu. Annemi kırmamak adına biraz da eğlenceli olacağını düşündüğüm için bu önerisini kabul ettim. Anormal olmadığımı biliyordum. Bana göre anormal olan annemdi. Sürekli psikiyatriste giden ve sakinleştiriciler içen oydu. Oysa benim bunlara ihtiyacım yoktu. Kafamda bu düşüncelerle psikiyatristin kapısına kadar gelmişiz. İçeri girdim. Psikiyatrist “Buyurun.” dedi. “Buyurdum” dedim içimden ve karşısına oturdum. “Şikayetiniz nedir?” “Şikayetim nedir mi?” “Evet” “Şikayetim şu : Sizinle arasındaki hiyerarşik düzeni kaldırıp sizi bir doktor olarak değil, bir arkadaş olarak görmek ve dertlerini size anlatmak üzere buraya geliyor insanlar. Ama siz şikayetiniz nedir diyerek onlara doktor olduğunuzu hatırlatıyorsunuz. Adeta çok uzatma arkadaş dök içini ve paramı ver demenin kibar bir yolu bu.” Adam şaşırmıştı. “Basit bir şikayetin nedir? sorusuydu sadece.” “Evet ama siz kulak-burun-boğazcı değilsiniz.”

3


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “Peki o zaman neden buraya geldin diyelim.” (Kibar olmaya çalışıyordu) “Annem istedi” dedim. Biraz duraksadım. Kendi irademi de bu işe katmalıydım. “Bir de eğlenceli olabileceğini düşündüm.” “Eğlenceli demek.” Buna sinir bozulmuştu – ya da ben öyle sanıyordum- “Annen neden istedi peki?” “Çünkü annem kendisi anormal olduğu için benim de anormal olduğumu düşünüyor. Çünkü ben onun oğluyum. Öyle bir şey işte.” Bir an duraksadım. Tam bir şey söyleyecekken sözünü kestim. “Bir dakika ben anneme anormal diyemem ki.” “Neden annen olduğu için mi?” “ Saçmalamayın gerçekler hiyerarşi tanımaz.” “Neden peki?” O an gözüme aptal kız çocukları gibi görünmüştü.

“Çünkü anormalite diye bir şey yok. “ “Elbette yok bunu sen uydurdun sanırım. Böyle bir kavramı ilk senden duyuyorum.” Dört bir yanımdan adeta cahillik akıyordu.

4


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “Elbette yok. Ama normal kelimesinin önüne bir A getiriyorsunuz ve insanları anormal diye damgalıyorsunuz. Oysa onların sizden eksiği yok aksine bir A harfi fazlalığı var.” “Bazen fazlalıkların sana bir faydası yoktur. Mesela kadınları önemseyen iki erkek düşün. Biri fazla kilolu biri normal kilosunda…” “Psikiyatri servisi üst katta mı?” Anlamsız bir bakış atarak: “Nasıl yani burası işte?” “Pardon ya ben sizi diyetisyen sanmıştım.” Bu çok ağır olmuştu. Ama psikiyatristse bana katlanmak zorundaydı. Onun için TUS’dan farklı olmalıydım. “Haklısın saçma bir benzetme oldu.” Yapma bunu doktor. Bana senden üstün olduğumu hissettirme. Etrafta böbürlenerek dolaşmama izin verme. İçimden bunları söyledim ve doktora çok sinirlenmiştim.

“Haklıyım tabi. Sizin derdiniz ne ha? Mesela kime deli diyorsun sen doktor?” “Doktor mu? Hiyerarşiyi yıktık sanıyordum.” “Doktooooor.” Bunu söylerken gülüyordum. O da gülmeye başladı. İlk defa gülüyorduk. “Bak delikanlı, senin bir şeyin yok sadece fazla bilmişsin.” “Muayenehanenizi büyültmeniz gerekecek.” “Anlamadım”

“Sorun bende değilse insanlarda o zaman. Hepsini buraya sığdırmanız zor olabilir.” “Bunları yazacaksın değil mi?” “Evet, sanırsam.” “Beni nasıl yazacaksın?” “Şöyle diyeyim: Sizin bir kadın, benim de bir deli olduğumu anlayamayacaklar.”

5


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “Ben bile anlayamadım ki.” “Kadın olduğunuzu mu?” “Hahah evet sanırsam.” “Hoşça kal doktor.” “Hoşça kal çocuk.” Tam çıkacakken arkamdan seslendi. “HOŞÇA ile KALı ayrı yaz. Benim için.” Gülümsedim ve kapıyı kapattım. Çıktığımda annem meraklı gözlerle bana bakmaktaydı. “Nasıl geçti?” “1 yanlış 1 boşum var.” Bu cevap onu tatmin etmedi olsa gerek ki kapıyı tıklatıp içeri girdi. 5 dakika sonra çıktığında annemin gözleri fal taşı gibiydi. “Ne dedi doktor, neyim varmış?” “Hiçbir şeyin yokmuş gayet normalmişsin.” “İşte bak kadının yarım saatte anladığını sen 16 yılda anlayamadın.” “Kadın mı?” Annem tekrar kapıyı tıklattı ve telaşla içeri girdi.

6


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

ÇALINTI

Garip olaylara rast geliyordum. Gözümün önünde işlenen cinayetler, tecavüzler, gasplar, kaçakçılıklar, çalıntılar yığını… Belkide insanlığın en iyi yaptığı şey buydu, bir şeyi en iyi biçimde çalıp kendine çıkarması. Anlamadığım şey bunu yaparken bazen benim gibi iğrenç bir insanı da alet etmeleri. hepsinin orospu çocuğu olduğunu düşünmüyor değilim. Benim nadir oluşan bir kaç sözümü çalıyorlar, kendi sosyal ortamlarında kendileri YAZMIŞ gibi gösteriyorlar. Sonra da yapısal yapaylaşmış bir hatun onlara mesaj atıyor: “aaa ne kadar güzel ve içten yazmışsın, çok başarılı buldum” “eheheh, evet, ilham geldi mi tam geliyor, tabi yetenekte var biraz” “ben senin ilham perin olabilirim mesela, benim yanımda yazar mısın bir gün?” “neden olmasın, tabii” “sonrada sikinin o kocaman mor başını ağzıma alırım” …

7


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 gibisinden düşünceler içindeydim ki evimin kapısı çalındı.” bu saatte kim acaba” diyemeyecek kadar normaldi saat. Kıçımı ve düşüncelerimi yataktan kaldırdım. Düşüncelerimi gömlek cebime, kıçımı da olması gereken yere koydum. Kapıyı açtım. Postacı.

“bir mektubunuz var?” “evet görüyorum” “buyurun” “kolay gelsin”

Kolay gelmeyeceğini ikimizde biliyorduk. Yatağıma gittim. Kıçımı koydum. Düşüncelerimi çıkarmamaya karar verdim. Kimden geldiği yazmıyordu ama KADIN ruhu vardı. Zariflik ve koku. Yavaşça yırttım zarfın yırtılması gereken kısmını. Zarfın beyaz yüzeyinden gelen koku yoğun bir hal almıştı çoktan. Bir kağıt. Üzerinde narin bir el yazısı. Aynen şöyle diyor: ” umarım iyisindir, seni çok seviyorum.” Hay Allah. Umarım iyiyimdir ama… Ruhani bir yapıt beklemiştim. Aslında hiçbir şey beklememiştim. Tüm bu koca beklentisizliğimin üstüne gelince, hiç beklediğim gibi çıkmadı açıkçası. Yerdeki biramı aldım. Az vardı içinde. Dipledim. Yeni bira alacak param olup olmadığını düşündüm, yoktu. Mektubu yanıtlayabileceğim param da yoktu. Bilgisayarın başına geçtim. Bunu yazdım ve sonuna geldim. Beğendiğiniz güzel bir söz varsa çalın, paylaşın kendi adınızla. Belki bir kız sikinizi yalamak falan ister…

8


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

AZRAİLİN PİÇİ Birazdan ölüyorum. Sadece BEŞ kadın ağlayacak arkamdan. Ve tek BİR erkek. Cennet ile cehennem: Sıçmak ile osurmak arasındaki o ince çizgi. Fakat asıl gerçek KABIZLIK.

-Kadınlar, Alkol, Kusmak. Alkol kusmak, Kadın kusmak. Kustuğun yere sıçmak ve Cami duvarına işemek.-

Birazdan öldüm. Sadece DÖRT kadın ağladı arkamdan. Ve tek BİR erkek. Tanrı bir kadın. Ve ben ona edilmiş bir küfürken Yürümez bu pazarlık. Hayallerini gerçekleştirecek gücün yoksa Hayat zaten bir mezarlık.

9


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

Öyle Bir Şey Bugün herkesle konuşmaya çalıştım. Önce büyük bir boşluk geldi gözümün önüne. Sonra da karalar bağlamış bir merdiven. Ama öyle bildiğiniz merdivenlerden değil. Bende bilmiyormuşum öyle merdivenleri. Zaten merdiven de değilmiş. Kendimi bir anda kızıllı bir kadının yanında buldum. Merdivenler dolusu perde döktü ayağıma. Oysa ben ayağımı sevmem hiç. Dünyadaki hiçbir ayağı sevmiyorum ben. Bugün ayağı olmayan herkesle konuşmaya çalıştım. Önce bir kadın geldi. Kızıllı. Sonrada delirmiş ıslaklıklar serdi önüme. Omzumun sağ yanı öyle bir ağrıdı ki bütün kadınlar sarıldı bana. Hiçbiri hayatında bir mazluma vermemiş. Oysaki dünya veresiye kadardı. Bunu da bizim bakkal Turguttan öğrendim. Bizim Bakkal Turgut’un çok acayip alışkanlıkları var. Mesela şiir yazıyor. Üstelik Uyar, uymaz her şeyi ekliyor şiirlerine. Geçen gün az değil çok konuştum onunla. Bir Allah üç kilo domates eklemişti mesela. Bugün elimden geldiğince fahişelerle konuştum. Elimden geldiğince fahişeler azarladı beni. Sonra gittim bende dünyadaki bütün kırmızı ışıklarda durdum. Bir kırmızı ışıkta bir fahişe vardı. Bende sevdim dedim ona. Siktir lan dedi. Bende severim ulan dedim. Orospu çocuğu dedi bana. O günden beri hiçbir zaman İspanya’yı ağzıma almadım. Kitabımın adına öyle bir şey koyacağım ki allah bile kıskansın. Bugün bir parkta durup oturdum. -Gel lan buraya! -Efendim? -Utanmıyor musun o bankta oturmaya? -Haklısın. -Korkmuyor musun? -Delirmekten, o yüzden hiçbir ismimi banktan almadım ben. -Bende allahtan çok korkuyorum. -Bende. -O zaman sonunda hiçbir şey olan her t’siz gibi mirasını ölü bir güvercine bıraktın değil mi? -Öyle yaptım.

10


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

YALNIZLIK ÜZERİNE Bir tek yalnızlığımız, ömür boyu yalnız bırakmaz bizi… Can Dündar Aslında her insan bir parça yalnızdır. Ama kimse kabullenmez yalnızlığını. Mesela kimse yalnız başına sinemaya gitmez ya da yalnız başına bir konsere gidip bira içmez. Yalnızlığını saklamak ister çünkü... Yalnızlıktan korkar kimi insanda. Karanlıktan korkanlar da bu gruba girer. Çünkü karanlıktan değil karanlıkta yalnız kalmaktan korkar insan. Yalnızlık aslında bilinenin dışında sevgilisi olmamak değildir. Hani o da yalnızlıktır ama bir parçasıdır sadece. Hatta bir sevgilisi, çok sayıda arkadaşı olan ve sürekli kalabalık yerlere takılan insanlar da yalnız olabilir. Gerçek anlamda yalnızlık dertleşecek insan bulamamak, her attığı adımı tek başına atmak, hayallerde yaşamaktır. Yalnız insan hep hayallerinde başarılı olur. Sevgilisi vardır hayallerinde, arkadaşları, hep destek gören adımları... "Yalnızlık kutsaldır" demiş Farid Farjad. Gerçekten de öyledir. Yalnızlık acı vermesine rağmen içinize işledikçe onu kabullenir kutsallaştırır ve bir süre sonra vazgeçemezsiniz... Sanırım ben yalnızım... Bu çocukluğumdan beri peşimi bırakmayan bir şey. Mahallede maç yaparken hep kaleye geçirirlerdi beni, en güçlü takımın kalecisiydim hep. Hiç top gelmezdi kaleye yalınız kalırdım.... Fotoğraf albümünde evin balkonunda yalnız başıma dururken çekilmiş bir fotoğrafım vardı onu gördükçe ağlardım. Düşünsenize en sevdiğim roman kahramanı Robenson'du. Adada yalnız kalan ve kendisini kurtarmaya geldiklerinde burada mutlu olduğunu söyleyen adam. Yalnızlık bir tercih değildir. Ama zamanla bir tercihe dönüşür.

Yalnızlığım sevgilimin olmayışından falan değil. -sevgilim yok o ayrı konu- Düşüncelerimde yalnızım, hep azınlıkta kalan hep muhalif olanım, ne zaman bir adım atmak istesem arkamdan gelen kimse olmuyor mesela... Ama yalnızlığa alışıyor insan. Bir çok şeyi yalnız başına yapabileceğini anlıyor yavaş yavaş. Kışları buğulanan otobüs camlarında x-o-x oynuyorum mesela... Yalnızlık her an her yerde çıkabiliyor karşımıza, en son eski bir plakta rastladım yalnızlığa; Sibel Egemen- Yalnız Adam…

11


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

ÇOCUKLUĞUM-DAN

Korkunç bir dönemdi. Her dönem gibi. Babam manyağın tekiydi. "EVDE ÇIT SES OLMAYACAK" , "GÜRÜLTÜ YAPMAYIN", "MAÇ İZLİYORUM" gibi bir sürü takıntısı vardı. Ben 10 yaşındaydım. Dayanılmazdı. Gençliğim sömürülüyordu. En ufak seste dayak yiyordum. Öyle böyle değil. Ağlamıyordum ama. Alışmıştım. Güçlüydüm. Şimdikinden daha çok. Babam kendine göre ahlaklıydı. Düzenli ve temizdi. Terbiyeliydi ve saygındı. Ailesi için çalışan temiz bir adamdı. Babam gibi bir adam AHLAKLI ise, ben öyle olmamaya karar verdim. Ahlaksız bir ayyaş olacaktım. En azından. Yine SES ÇIKARMAYIN’lı bir gece idi. maç izliyordu babam. Kardeşimle ben odada güreşiyorduk. Severdim onunla güreşip şakalaşmayı. Hep alt ederdim. Bazen de bilerek yenilirdim. Güzel günlerdi. Güzeldi ama babama göre ÇOK SES ÇIKARMIŞ tık. Ne olduğunu anlayamadan babamın kükreyişini ve ayağını yere vurarak koşuşunu duymuştuk. Tanrı yoktu bu andan itibaren. Hiçbir şey yoktu. Ölüm dünyaya inmiş bizi yok etmek için çığlık atarak koşuyordu. Kapıyı kıracak gibi açarak odaya girdi. . Annem onu durdurmaya çalıştı ama başaramadı. Hatta seslerden anlaşıldığı kadarıyla babam bize bir yaratık gibi koşarken anneme de bir tokat çakmıştı. Bunu kesin olarak hiç öğrenemedim. Neyse, odaya girdi, kardeşimi tuttu, havaya kaldırdı, yere fırlattı. Bana baktı, bağırdı: AĞĞĞĞAĞAĞĞĞĞ! Koca yaratık babam. Baba. Kutsal döl.

12


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 Karnıma bir tane çaktı. Bitmiştim. Yere yığıldım. 10 yaşında zayıf bir çocuğa karşılık, 35 yaşında iri yarı bir adamın destekli yumruğu. Adil değildi. Hayatın adil olmadığını babamdan öğrendim. Yere yığıldım. Kafama bir tekme attı. Kulağımdan tutup beni yerden kaldırdı. Ağlamıyordum ama. Güçlüydüm. Suratıma bir tokat yerleştirdi. Sinirli sinirli bakıyordum babama. Böyle iyi kavga etmeyi ondan öğrenmiştim. Minnet duyuyordum. Hala kulağımı tutuyordu. Bıraktı. İtti duvara. Öyle hızlı çarptım ki kaburgalarım yer değiştirdi diye düşündüm. Babam bana sinirlice bakıyordu. kardeşim fırlatıldığı yerde sessizce duruyordu. Ben duvara yapışıktım. "siktir git koca canavar" diye bağırdım babama. Suratıma bir tane tokat daha yedim. Salyam aktı. "terbiyesiz pisliğin tekisin" dedi. "senden bir bok olmayacak, sen benim kanımı taşımıyorsun" dedi. Bende salyamı sildim. Odadan çıktı. Sonra annemle kavga ettiler. Kardeşim gülüyordu. Ben de güldüm. Güreşmeye devam ettik. Her şeye rağmen güreşebiliyorduk en azından. Bu iyiydi. Herkes yattı. Babam yatak odasından bile bize bağırıyordu. "TEK ÇIK ÇIKARTIRSANIZ SİZİ ÖLDÜRÜRÜM". Ciddiydi canavar. Biz kıkırdaşarak gülüyorduk. Cesaretliydik ama aynı anda tehlikenin farkındaydık da. Felaket çişim gelmişti. Gülünce iyice hissettirmişti çiş kendini ama odanın kapısını açtığım an, karanlık koridora adımımı atamadan babam yataktan fırlayıp kafamı koparabilirdi. En iyi ihtimalle. Korkmuştum. Hayal gücüme yenilmiştim. Gülmeyi kestik. Uyumaya çalıştım. Yarım saat geçti. 45 dk geçti... Hayır, olmuyordu. Ya altıma işeyecektim, ya da başka bir çözüm bulmalıydım. Buldum. Balkona çıkacaktım ve oradaki küçük su ızgaralığına işeyecektim. Hani olur ya; balkonu yıkarsın ve suların akması gereken bir delik vardır, o delik işte, ızgaralık denmiyor olabilir. Konumuz o değil ama. Çıktım balkona. Karşı binada bizim daireyle aynı hizadaki dairede olan kadın balkondaydı. Sikmişim kadını, basur olucam şimdi işemezsem dedim. Kıçımı kadına döndüm ve ızgaralığın deliklerinden aşağı işedim. şşşşşşşşrşlşrlşlrşlrşrşrrşrrlşrlşlş! Ve tanrı oradaydı işte. RAHATLIK. Odaya girdim. Yatağıma uzanıp yorganımı üstüme çektim. Kıkırdadım 5 saniyeliğine. Sonrada uyudum.

13


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

TANRI – ŞARAP ŞİŞESİNDEKİ SON DAMLA Tanrı varsa ve evrenin en iyi varlığıysa neden kötülüğü yarattı, dedim içimden. Yürüyordum cebimde beş kuruş param olmadan. Eve gitmeye de bünyem müsaade etmiyordu. Bir otoritenin varlığı şu an istediğim en son şeydi. Bir parka sığınmaya karar verdim. Parklar tanrının eviydiler. İlla zengin, fakir, çüksüz, zenci, albino, fahişe, serseri, avukat, doktor olman gerekmezdi tanrının evinde. Bedavaydı tanrı gibi. Hem tanrı hakkında DÜŞÜNECEKSEM ona kendimi en yakın hissettiğim yerde DÜŞÜNMEliyim diye DÜŞÜNDÜM. Bir banka oturdum. Tanrı neden kötülüğü yaratmış olabilirdi? Bizi sınamak mıydı istediği, yoksa bizimle oynamak mı? Bizi sınamak evrenin en iyi varlığına göre bişey değildi, oynamak mı hiç sanmıyordum. Hmm KÖTÜLER cehenneme gider hmm. Beynim ölmek üzereydi. Tanrı nasıl olur da insanların KÖTÜ olmasına izin verebilirdi? KÖTÜ kullarını cezalandırırdı tanrı, CEHENNEMİNDE onları sonsuz acıya mahkum ederek. KÖTÜ kullarına KÖTÜLÜK yapmak. Bu benim tanıdığım BÜYÜK tanrıya göre bişey değildi, hatta tanıdığım hiçbir tanrıya göre değildi. Aklıma bi süre sessizlik hakim oldu. Ezan SESi bu SESSİZliği bozdu. ALLAH SEN BÜYÜKSÜN diyerek bi adam geçti önümden. Tanrı büyük falan değil kendini kandırma diye bağırdım arkasından. Duymadı , zaten amacım kendimi ona değil TANRIya duyurmaktı. “yakşamlar genç adam” “yakşamlar” “oturabilir miyim?” “tabi” her yanı yırtılmış takım elbisesi ve elinde şarabıyla yanıma oturdu yaşlı adam. Çiş ve ucuz şarap kokuyordu. Şarap içen adamları severdim, ucuz şaraba mahkum olan adamları ise çok severdim. “tanrı” dedim. “tanrı neden kötülüğü yarattı aklım almıyor.” “çok basit” dedi yaşlı adam. “her şeyin çok iyi olduğunu bir düşünsene”

14


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “evet gerçekten bu çok İYİ olurdu” “senin için ama tanrı için değil. Eğer her şey iyi olsaydı tanrı benim gibi şaraba mahkum olurdu herhalde.” “neden ki? kendisi gibi kocaman tahtına kurulur, meleklerine koskoca bir kase mısır patlattırır ve mutlulukla yarattığı şeylerin mutluluğunu izleyerek gününü gün ederdi” “Düşün evlat düşün her şey iyi olsaydı tanrıya ihtiyaç kalır mıydı ha? Kim tanrıya sığınırdı ki? Tanrı yalnızlığı Ademle tattı evlat. Kadınını bulunca onu unutan biricik oğlu Ademle. Bu tanrıya o kadar koydu ki kötülüğü yolladı dünyaya, hepimizi Ademin cezasını çekmeye mahkum etti. Bu adil değil belki de, ama unutma ki İsa da çarmıha gerilmişti.” Şarabından koca bir yudum aldı. “İçelim evlat içelim, Tanrıya içelim.” “Vay canına” bizim moruk çok haklıydı. “Seni bu hale ne getirdi?” “İYİLİK” şarabından koca bir yudum daha aldı. Uyanıyordum. Yeni doğmuş bebekten hiçbir farkım yokmuş gibi hissettim bir an, tüm düşündüklerim yalanmış gibi. BİR AN yaşlı adam bendim sanki. “hey genç adam bana bak ben tanrıyım, bu da benim koca göbeğim” diye ayağa fırladı yaşlı adam. “Mikail yağdır yağmurunu da bir banyo yapalım yahu, Azrail öldür hemen şu kafiri, İsrafil üfle artık şu sura da kopsun kıyamet yoruldum be emekli oluyorum hah hah haa öhööö öğhööö” delirmişçesine gülüyordu. Ben de gülüyordum. Eğer tanrı yaşlı adamsa ona inanıyordum. Şişeyi kafasına dikti. “Aoo bitmiş ya kulum” dedi. Önümde eğildi “Kulları olmadan tanrı bir hiçtir bunu unutma, şimdi benim şarap almaya gitmem gerek bir kadeh içmeden uyuyamıyorum malum çok yorucu bir iş. Kendine iyi bak genç adam.” “sen de” Ellerini havada sallaya sallaya yürüdü. Bir süre sonra gözümün göremeyeceği kadar uzaklaşmıştı. Bir tanrı kadar hızlıydı doğrusu. Bi süre daha parkta oturdum ve hiçbir şey düşünmedim. Ayağa kalktım. Bilinçaltıma işlendiği gibi karşıdan karşıya geçmeden önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa baktım. Oysa yol bomboştu ve aklımda tek bir cümle dolanıyordu: KÖTÜLÜK DEĞİL İNSANDI YARATILAN.

15


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

PANDİK

Karanlığı yarıp yüzüme baktı. Nemliydi yüzü ve gökyüzü. Ekimdi. Evet. Hatta benim doğum günümdü. Şimdi hatırladım. Karşıma geçmiş bana bakıyordu. Öldürecekti herhalde beni. Hak etmişimdir. Sustu. Sustu. Sustu. En iyi yaptığımız şeydi bu ve bir anda: “çok iğrenç bir yüzün var, sivilceli ve yağlı” dedi “haklısın” dedim. “ama seni böyle seviyorum ben, trajik ve iğrenç bir yaratık gibi yanımda gezdirmek hoşlanıyorum seni” dedi. Kırılmıyordum. Alınmıyordum da. O işleri çok önceden bırakmıştım. “haklısın “dedim. Çenesini avucumla kavrayıp kendime doğru çektim. Dudağından uzun bir öpücük aldım. Güzeldi, nemli. Hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam etti. Gerçekten hiçbir şey olmamış olabilirdi. Farkında değildim.

16


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “iyi yazıyorsun, belki de kötü, ama daha ahlaklı şeyler yazsan olmaz mı, çok iğrenç detaylara ve sapkınlıklara takılı kalıyorsun” “o zaman bittim demektir” “hadi canım, sen öyle san, dediğim gibi yazmayı denedin mi hiç? He?” “evet, kusmaktan bayılıyordum az daha” “saçmalıyorsun Tugay” “haklısın” “üşüyor gibisin” “korkuyorum” “neyden” “her şeyden” Sağ elimle kalçasına sarıldım, kendime çektim ( bu konuda iyiydim) sol elimle pandik attım. Tam isabet. Deliği hissettim. Şakağıma bir tane yumruk çaktı. Sertti eli. Şimdi fark ediyordum. Beynim zonkladı. SARI, YEŞİL, TURUNCU, MAVİ, MOR ışıklar çaktı kafamda. Ağrı. Sancı. Adildi ama. Pandiğe karşılık yumruk. İyi gelmişti. Bir saat sonra şişip daha da ağrımaya başlayacaktı, ama kimin umurundaydı ki 1 saat sonrası. “seks, içki ve sigaradan başka bir şey düşünmüyorsun Tugay, kendine çeki düzen vermen gerek” dedi. “çeki düzen vermekten kastın, kendimi o bok çuvallarına dönüştürmekse eğer, kusura bakma.” “ön yargılısın” “gerekeni yapıyorum” “sana nasıl dayanabildiğimi hiç anlamıyorum” “bende kendime nasıl dayanabildiğimi anlamıyorum” “seni seviyorum” “talihliyim, evet, bende seni seviyorum” İyi olduğum şeyi yaptım, kendime çektim ve öptüm. Uzun sıcak, cesaretli ve nemli bir şekilde. Şakağım ağrıyordu.

17


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

BABAMI MERAKTAN ÖLDÜRDÜĞÜM YAŞTAYIM

Diğer günlerden farksız bir şekilde uyandım. Diğer günlerden farksız bir şekilde kahvaltıda çikolata kremalı ekmek yedim. Diğer günlerden farksız bir şekilde dişlerimi 3 dakikada fırçaladım ve diğer günlerden farksız bir şekilde annem tarafından okula uğurlandım. Her şey çok farksızdı. Dünüm, bugünüm, yarınım. Hatta yarından sonramı bile bugünden görebiliyordum. Bugünü bir önceki gününden farksız olan okulumdaydım. “Günaydın A…..” “Günaydın Esra” “DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN” Doğum günüm mü? Bugün benim doğum günüm müydü? Yani bundan 16 yıl 9 ay 10 gün önce iki insan sırf canı sıkıldığı için sevişmişti ve ben mi olmuştum? Peki, bana sormuşlar mıydı? Üzgündüm, çok üzgündüm çünkü Shakspeare bu sefer yanılmıştı. Tüm mesele hiçbir zaman olmak ya da olmamak olmamıştı. “Teşekkür ederim” o gün içinde 50-60 kere daha bu diyalogun teşekkür eden adamı oldum. Karanlıktaydım ve hem ışığa basıp hem çantamdan anahtarımı çıkarmaya takatim yoktu. Ben de zile bastım.

18


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “hoş geldin” “anne bugün benim doğum günümmüş ya” “evet oğluşum” “oğluşum dediğine göre beni isteyerek yaptınız öyle mi? Kazara olmadım yani?” “salak salak konuşma” Salak salak konuşma cevabı sorumun tam karşılığı değildi. Yani hala kazara olma ihtimalim yüksekti. “akşam baban pasta alacak gelirken. Şöyle güzel bir doğum günü yapalım” “buzluğa koy o pastayı. Ben ölünce helva niyetine dağıtırsınız” “illa insanın keyfini kaçıracaksın” “yahu ne alakası var. Sadece helvayı sevmiyorum.” Yanağına bir öpücük kondurdum. Bu kadını seviyordum. “nereye gidiy…” Bugün benim doğum günümse bunu kutlamalıydım öyle değil mi? Haylazın Yeri’ne gidecektim birkaç kadeh bir şey içecektim ve doğduğum için tanrıya önce küfredecek sonra bir kadeh de ona ısmarlayacaktım. “Semih naber la?” “Olum Semih deme lan bana abi de. Bissürü hatunun içinde.” “Tamam ABİ, bana bi tuborg açsana” Bob Dylan’da gitarını eline almış KNOCKIN’ ON HEAVEN’S DOOR diye haykırmaktaydı. Keyfime diyecek yoktu. “Semih bugün benim doğum günümmüş ya la” “Aferin la bir yıl daha yaşamayı başardın, kendinle gurur duy” Şu semih ne adamdı yahu? Sadece konuşmak için düşünürdü. Etrafıma bir göz attım. Sağımda bir kız ve bir oğlan birbirlerini sevmekteydi. Solumda iki hatun dedikodu yapmaktaydı. Semih tuborgu masanın üstüne koydu. “Herkese kendi cebinden bir tuborg” diye bağırdım. “Ben tuborg sevmem, miller istiyorum” dedi arkamdan kalınca bir ses. “Seni küçük orospu” Bir kahkaha koptu. Semih bile gülümsemişti. “Bugün benim doğum günüm hah ha” 2.tuborgumu bitirmiş ve viskimi ısmarlayacakken solumdaki dedikodu yapan hatunlardan birisi yanıma oturdu. “Bugün doğum günün ve yalnız başına burada oturmayı tercih ediyorsun, yalnızlık çekmiyor musun?”

19


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “Yalnızların yaşadığı bir dünyada yalnızlık çekmek gereksiz kalabalık değil de nedir minik kuşum?” “Ama doğum günün yani sonuçta.” “Düşünsene sen ve ben, bir kanepede...” “Yavaş ol” “Hah ha, yok canım öyle bir şey değil, sen ve ben bir kanepede önce pasta yiyoruz, sen bana bir hediye veriyorsun, sonra ben senin dizine yatıyorum ve birlikte çarkıfelek izliyoruz. Ne kadar eğlenirdik düşün minik kuşum.” “Seni anlıyorum.” “Seni anlayabilmesini anlayamıyorum” diye araya girdi Semih. “Sen bizi mi dinliyorsun lan” “Zararı yok minik kuşum, 5 dk sonra her şeyi unutur.” “Haklı” dedi Semih ve elindeki bardağı silmeye devam etti. “Arkadaşın nerede?” “Annesi aradı ve yarım saat önce gitmesi gerekti” “Senin gitmen gerekmiyor mu? “İstiyorsan gidebilirim, haklısın yalnız kalmak için gelmiştin buraya” ayağa kalktı çantasına uzandı ki çantasını tuttum. “Lütfen otur yavrukuş, sen Tanrının bana doğum günü hediyesisin ve seni küstürürsem Tanrı bir dahaki doğum günlerimde bana hediye göndermez.” “Ooo İsa’yla falan mı konuşuyorum yoksa.” “Hayır bebeğim. Ben Joseph.” “Joseph mi?” “Evet tanrının en yakışıklı oğlu.” Yakışıklı olmadığımı biliyordum ama çakırkeyiftim ve bugün benim doğum günümdü. “Sana doğum günü hediyesi olarak bir viski ısmarlamama ne dersin?” “Nasıl yani? Aksine benim sana bir hediye vermem gerekmiyor mu?” “Ne fark eder ki? Ortada bir doğum günü ve bir hediye var. Bu hediyenin kime verildiğinin ne önemi var.” “Vay canına. Düşündürmek için konuşuyorsun. Ve viski sevmem.”

20


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “Semih ABİ bi viski bi de tuborg” çok zekiydi ve dalgalı saçları vardı. Zeki kadınları severdim, zeki ve dalgalı saçları olan kadınlara tapardım. “Buradaki herkesi öldürsem, polis gelinceye kadar 5 dk kadar yalnız kalabiliriz.” “Sırf benimle yalnız kalmak için buradaki tüm insanları öldürmezsin” “Seninle yalnız kalmak için kendimi bile öldürebilirim.” “Sana suni teneffüs yapmak için seni öldürebilirim.” “Çok içmiş olmalısın” “Sanırım” gülüyorduk konuştuğum her kadınla olduğu gibi. Kadınlar beni güldürüyor muydu yoksa onların gülmesine mi gülüyordum? İnanın bilmiyorum. Bilmek de istemiyordum, hala da istemiyorum. “Şu an bissürü arkadaşın facebookta onların doğum gününü kutlamalarına cevap vermeni bekliyor” “Bissürü arkadaşım yok ki.” “Ama doğum gününü kutlayan bissürü insan vardır. Eğer onlara cevap vermezsen üzülecekler.” “İnsanları üzmeyi sevmem. Semih laptopunu versene la” “Semih değil göt. Kaç kere söylicem” “Seni Semihken daha çok seviyorum.” “Vay piç. Gene fethettin gönlümü. Al.” “Sağol bebeğim” “Laptopu neden istedin ki?” “İnsanların doğum günümü kutlamalarına beraber cevap vereceğiz. Bunu istemez misin?” “Oha çok hoşsun” Ah yavrum inan ne Mark’ın sikimsonik sitesinin iğrenç arka planını çekebilecek durumdayım, ne de tanımadığım insanlara teşekkür edebilecek. Tek istediğim seni bir daha görebilmek. Bunun için açıyorum sana sayfamı ve tek istediğim eve gittiğinde sızmadan önce şu zavallıyı bulup eklemen. Çünkü eğer uyursan ismimi hatırlamayacaksın. Sabırsız gözlerle laptopun açılmasını beklerken telefonu çaldı.

21


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “Annem” “Ee aç” “Sanırsam çok geç kaldım.” “Tamam işte aç ve ona geç kaldığının farkında olduğunu söyle” “ALO” “Neredesin kızım?” O kadar çok bağırıyordu ki müziğin sesine, sarhoşluğuma ve telefonun benim kulağımda olmamasına rağmen onu duyabiliyordum. “Ezgiyleyim, dedim ya bir arkadaşın doğum günü var geç gelebilirim diye” “Saat 11 oldu, 1 saat önce evde olman gerekirdi, çabuk eve gel, baban küplere bindi” “Tamam özür dilerim.” Telefonu çantasına koyarken yüzündeki korkuyu gördüm. “Gitmem gerek, iyi ki doğmuşsun” Dudağımın kenarına bir öpücük kondurdu. Çantasını omzuna taktı. Minik kuşumun ellerimden kayıp uçmasına izin vermek üzereydim. Viskimi dipledim. Ama yapamayacaktım. Bir elimle kolundan tutup gitmesini engelledim diğer elimle belinden tutup kendime çektim. Uzun bir öpücük verdim ona. “Hep burada mı takılırsın?” “Her sene.” “Gitmem gerek.” Ellerim artık bomboştu. İKİ kadeh viski daha içtim. BİR kadehte tanrıya ısmarladım. Ve son otobüse yetişmek için bardan aceleyle çıktım. Anahtarı deliğe sokmaya çalışırken babam kapıyı açtı. “Neredesin oğlum sen? Öldük meraktan” “Dedim ya bir arkadaşın doğum günü var geç gelebilirim diye” Babam çok boş ve korku dolu bir bakış attı. YOKSA DEMEMİŞ MİYDİM?

22


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

DELİ Gün geçtikçe her şey daha çok berrağa bürünüyor. Güzel kadınlar, çirkin adamlar, yaya geçitleri, umumi tuvaletler. Bir kokoreç için en iyi lokantanın olduğu yer kültür parkın oralar. El ele değmez, gözü görmez kuğular. Sarı sarı akan şelale benzeri yapılar. Kime selam verilir bilmez pavyonlar hep açlığın ürünü ölü tanrılar. Bir ölümün somutlaştırdığı saçmalıklar, bir benin bütün rasyonel halleri. Bir kedi. Kaç kedi hayatınızı sorgulatabilir size? Ben cevap veriyorum, bir. Sayılar bahaneler üretip yerlerinde durmazlar belki. Ama sonucu ne olursa olsun devam etmek mi önemli? Bir! Bir kedi, tam ezilmiş, intibah sokağının ortasında. Kanlar pencerelerinize yorabilir güvercinleri. Güvercinler sizi Meksika’ya yorabilir mesela. Ama önemli olan sorgulamaksa frengileri, ölmekten pek de caymamak gerek yeri geldiği zaman. Beni örnek almanız gerekirken gidip kendiniz olmanız ne kadar bahtsız insanlar olduğunuzu gösterir gibi. Ben, yeri geldiğinde ölüyorum mesela. İnsan bilmeli kendini, uzun uzun yazıları okuyup ne yapmak gerektiğini bilmeli. Ben, evet hep kendimden bahseden biriyim zira yok kimse çevremde, başka bir ben daha, evet bu da kendinden bahseden şerefsizin önde gideni, bir gün öyle bir şey gördük ki tüm hayatımız yokuştan aşağı yöne meyillendi. Sarı sarı akan şelalelerin içinde bir ölü bedeni. Ne yapmalı bunu dedim ben. Götürmeli hiçe ki bilsin ne yaptığını. İnsan ölünce ne yaptığını bilemez mi dedim diğerine. Bilmiyorum dedi. Daha insan yaşarken ne yaptığını biliyor mu ki dedi? İkna etti beni, tuttuk ölünün kolundan yaşıyormuşçasına götürdük delinin birine. Delinin biri dedi ki, hahaayt salaklar! İnsanlar çok salak! O kadar salak ki, bu salaklık gözlerini kör etmiş! Siz sanıyor musunuz tuttunuz omuzlarından bir ölünün getirdiniz buraya! Hahayt bu insanlar beni öldürecek, oysa ben ölüyüm zaten. Oysa o tuttuğunuz kadın yaşıyor. Hem de az yaşamıyor. Hemen indirdik omzumuzdan yeşillere, tam belimden bir taverna aktı. İnanamazsınız. Hahayt dedi deli, hiçlikte. Bende anladım tam o anda. Döndüm dedim ki, Öldükten sonra insan ne yaptığını bilemez. Niye dedi öteki, çünkü biz bilmiyoruz ne yaptığımızı da ondan. Bir daha döndüm bu sefer deliye. Öptüm elini, tam başıma koyacakken yapışık dudaklarıma fısıldadı son nefesini, ölmek dedi. Eee dedim. Ölmek dedi. Eee dedim, güzel kadınların sahip olmadığı tek şey dedi. Eyvallah dedim. Bıraktım dudaklarını ki sapa sağlam değsin yere. Yok oldu gitti deli koca hiçlikte.

23


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

NO WOMEN NO CRY

Annem eğer bir yere gideceksem mutlaka beni uğurlamalıydı. Bunu yapmadığı gün ölüm riskimin 80 kat daha fazla olduğuna inanıyordu. Beni uğurlayacağım diye kaç yemek yakmışlığı var ikimizde net hatırlayamıyoruz. Onun yanında olmadığım her an ÖLEBİLİRDİM. O yüzden benimle vedalaşmalıydı. Arkamdan tüm gereksizliğiyle dualarını haykırmalıydı. Ayakkabılarımı bağlamama izin vermeyip bana sıkıca sarılmalıydı. Bu beni son görüşü olabilirdi. Hayır hayır benim annem bu kadar paranoyak olamazdı. Kendini kandırma tabi ki de olabilirdi. O gün bir şeyler oldu. Annem psikiyatri ilaçlarının verdiği etkiyle horul horul uyuyordu ve benim onu uyandırmaya hiç niyetim yoktu. Kapıyı sessizce kapatıp çıktım evden. Bu kapanış aslında içimdeki devrimin sessiz haykırışlarıydı. Bu günün sonunda eve geldiğimde annemin karşısına geçip “bak ÖLMEDİM anne” diyebilecektim. Sonsuzluğumdaki SONum olan OKULuma doğru gidecek olan otobüse SON anda yetiştim. İki kişilik bir koltuğun cam kenarındakine oturdum. Normalde koridor tarafında otururdum aslında. Çünkü o zaman yanınıza oturacak o kişiyi siz seçebilirdiniz. Cam kenarındaysanız seçme şansınız yoktur.

24


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 Otobüs birkaç yaşlı insan daha alıp hareket etmeye hazırdı ki biri otobüse vurdu. Otobüs durdu. Otobüs şoförü kızgındı, yolcular kızgındı. Homurdanmalar başlamıştı ki o tüm güzelliğiyle otobüse bindi. Ya homurdanmalar kesilmişti; ya da artık hiçbir şey duymuyordum. “Ben… dilerim… okula… kalacaktım…” Evet, hiçbir şey duymuyordum. Kulaklıklarımı çıkarıp onu İZLEMEYE başladım. Çantasını açtı ve pazarda kaybolan çocuğunu arayan anne telaşıyla kentkartını aramaya başladı. O kenkartını ararken ben kenkartı arayışına aşık olmuştum bile. Kentkartını bulmuştu –o sırada bir anne çocuğunu öperek evden uğurluyordu, bundan çok emindim-. Her şey yoluna girmişti ki: “BAKİYENİZ YETERSİZ” Etrafına umutsuzca baktı ama yolcular hala ona kızgındı. Kimseye yalvarmaya niyeti yoktu; hele ki içi nefretle dolmuş kendini insan sanan Bİ otobüs dolusu et yığınına hiç yoktu. Şoförün yanına eğildi: “ inince doldursam olur mu?” “olur mu hiç abicim, ya otobüste birinden rica et ya da in bakkaldan doldurup bir sonrakine bin” “ya ama okula geç kal…” ***** Gerzek şoföre eğer bu otobüsten inip BİR sonrakini beklemek zorunda kalırsam okula geç kalacağımı açıklayacaktım ki BİR anda yanımda o belirdi. Simsiyah gözleriyle önce bana sonra şoföre baktı, arka cebinden kentkartını çıkardı. “bir tam bas seni et yığını” diye haykırdı. Şoför şaşkındı, ben şaşkındım. “lütfen bir tam bas et yığını” şoförün sol kulağına yaklaştı. “bir tam” dedi. “ne diyorsun sen lan” Önce ÖĞRANCİ- TAM – ENGELLİ yazan tuşlardan TAMa bastı. Sonra kentkartını makineye okuttu. Şoför arkasından bir şeyler söyleyecek oldu. Birkaç yaşlı adam “genç o, ergen o, boş ver” gibisinden sakinleştirdiler onu. Zaten şoför iki kelimeyi birleştirene kadar o kulaklıklarını takıp ikili koltuklardan birinin cam tarafındakine oturmuştu. O kulaklıklarını takarken ben onun kentkart basışına aşık olmuştum bile. BİR süre ayakta şaşkın şaşkın onu izledikten sonra gidip yanına oturdum. “merhaba ne…” ***** …din..yor..un” kulaklıklarımı çıkardım.

25


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “az önce ne dinlediğimi mi sordun” “evet, ilk kez konuşacağım ve kulağında kulaklıkları olan birine ne sorabilirim ki başka” “bilmem, ben küfrederdim herhalde” “bu kadar insanın içinde?” “evet” “yapamayacağını ikimizde biliyoruz” “hepinizin olmayan beynini s…” eliyle ağzımı kapatmıştı. Teni dudaklarıma temas ediyordu ve bu beni aşırı mutlu etmişti. Bize bakan yolculara gülümseyip “he he şakalaşıyoruz” dedi. Fazla tatlıydı. “biğ eğlini çek bak tımım demiğycem” “söz mü” evet anlamında kafamı salladım. Elini çekti. “…ikeyim” şakalaştığımızı düşünen yolcular bir daha dönüp bakmadı. “yapacağımı biliyordun hadi kabul et” “şüphelerim vardı” gülüştük. “adın ne? “İREM, senin?” “A.. ***** Gerçekten çok güzeldi ismi. Masum görünmesini sağlayan, aklından neler geçtiğini gizleyen ve çok derin bakan gözleri vardı bir de. “Hazır adını öğrenmişken artık ne dinlediğini sorabilir miyim?” “haa, no women no cry” “katılıyor musun şarkının sözlerine” “yani kadınlar beni ağlatmazlar, genelde mutlu ederler ama sürekli iyi hissetmemi sağlayan şeyleri sevmiyorum” “kadınları sevmiyor musun yani?” “BELKİ, bazen, BAZI kadınları” “bazı kadınlar demek, hmmm” “evet, bazı durumlarda”

26


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 “biraz kafam karıştı” “boş ver benimki hep karışık” gülüyorduk. Ve ben gamzelerine aşık olmuştum bile ***** Otobüsten indiğimizde ilk derse yetişmesi imkansızdı. “ilk derse girmezsen ne olur?” “zaten geç kaldım” “süper” yüzüme annesel bir ayıplama bakışı attı. “ çok garip ama çooook şey birisin” “çok ney?” “çok tatlı işte” “sen çok, çoksun” ***** ONU SEVİYORDUM ***** Onu seviyordum. Okulunun önündeydik. “sana sarılabilir miyim?” dedi. “tabi” dedim. “seni bir daha görebilecek miyim?” “belki, bilmiyorum. Sadece var olma ihtimalini düşünüp kafayı yemek istiyorum” “hoşça kal” “hoşça kal” Saatime baktım zaten yarım gün yok yazılmıştım. Otobüse atladım ve eve geri döndüm. Annem kapıyı uykulu gözlerle açtı. “n’oldu?” dedi. “bak ÖLMEDİM anne” dedim. Çünkü zaten doğduğum an ÖLMÜŞTÜM.

27


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

SARI ÇAKMAK Sabah. 05.35. gecenin çöküntülü bedeni sineye çekilmiş bir yırtıcı gibi, gözleri kısık, yeleleri kirli, gururlu ve kararlı. Hafiften yağmur çiseliyor. Sabah ama gece. Uzun zamandır güneş yüzü görmüyorum. 6 gibi uyanıp 6 gibi uyuyordum. Lanet denilen zırvalık işte. Karanlık. Uluyan köpekler, sakallar, yüzler, spor yapan şişkolar, götlerinde sinekler uçuşan sporcular, dünden kalma 1 paketin %79 u dolu murattı. Para meselesi tabii. o ayrı konu. Yakıyorum bir tane, gazı dibe dayanmış sarı çakmağım zorlansa da, rüzgârı alt edip yakıyorum. Bir hatunla buluşmam gerek. Harikulade melek ile ben öyle anımsıyorum. İlkin son defasında. boynum da uluma çantam, elimde sigaram, sevgilimin verdiği kitap çantanın içinde ve yalnızlığım. Çok yorgun. Bir miktar para. Hatun zengin bir bölgede yaşıyor. Harikulade hatun. Sigaram ile kitabımdan 4 sayfa daha tüketiyorum. Saat 6’yı geçiyor. Bende karşıdan karşıya geçiyorum. Düz hesap. Dolmuş geliyor. Binip yola koyuluyorum. İniyorum. Gölet denilen bir mekân var. Gerçekten de gölet var içinde. Şaşırtıcı geliyor bana. Çünkü genelde isim ne ise, o orada yoktur. Bu konuyu sistem karşıtı anarşistlere bırakıyorum. Beni aşar. Zaten çok fazla irdelediğimden yazar olmak zorunda kaldım. Bir sigara daha yakıyorum. Bir kadın düşünüyorum. Ama hangi kadını? Sanırım 1900 öncesinden bir kadın. Ya da 2078 sonrasından bir kadın. Hepsi aynı şey. Şehvet, pislik, yalan, ruh, emicilik ve aşırılık. Üşümeye başlıyorum. Yağmur şiddetini arttırıyor. Bir yere hikaye yazmam gerektiğini anımsıyorum. Bir dergiye. Daha sonra diyorum kendime, şuan çok soğuk. Titreme evresine geçiyorum. Trans. Elimdeki kitaptan 2 sayfa koparıp yakıyorum sarı çakmağımla. Hafiften ısınıyorum. Bir sigara daha yakıyorum. Hatunu arıyorum. Gelmek üzere olduğunu söylüyor. Seviniyorum. En azından sarılıp ısınabileceğim bir beden diye geçiriyorum içimden. Yağmur hızlanıyor. Tanrı bu sefer alt edebilecek gibi geliyor üstüme. Sert, acımasız, ayyaş, son ritmini toplamış kavisli bir hızla. Bir sigara daha yakıyorum, ardı ardına. Hatun geliyor. Sıcak (en azından kapalı) bir yer bulamazsak öleceğimi bildiğimden, o kutsal yeri aramaya koyuluyoruz. Buluyoruz. Giriyoruz içeri. Bir güvenlik kulübesi. Lüks semtin lüks güvenlik kulübesi. Sıcak. Dışarıyı seyrediyoruz. Gölet. Ördekler. Ördekler. Ördekler ve siyah bulutlardan fışkırtılan yağmur. Hatuna arkadan sarılıyorum. Beline, eline, yüzüne, sıcaklık ve ördekler ve fışkırtma. Biraz zaman geçtikten sonra güvenlik geliyor. Onun yeri sonuçta. Zengin semtim zengin güvenliği. Sertçe kulübenin kapısını açıyor. Biz de sert gibi görünerek kulübeden çıkıyoruz. Oysaki herkes tahrik olmuş durumda. Ben malumunuz. Hatun malumunuz. Güvenlikçi: bu yalnız gölet de ördekten başka verici bir dişi gördüğü için, malumunuz.

28


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

“n’apıyordunuz burada?!” “dışarısı soğuk, burada duruyoruz o yüzden” “heeaa, dışarıda sevişemediniz burada sevişiyorsunuz dimi?” “….” “bir daha görürsem polise veririm sizi” “heeea” Göletten ayrılmamız gerektiğini ima etmişti güvenlik. Ama ayrılmadık. Prensip meselesi. Az ileride ki çardaklara oturduk. Üstü kapalı. Yanları açık. Yine üşüyordum. Bizim az uzağımızda da temizlik görevlisi. Lüks semtin lüks temizlik görevlisi. Sarıldım hatuna. Sıcak yüz, sıcak beden, sıcak bedenler. Kısacık bir elbise giymişti. Onun tabiriyle “eğilince çok kısa oluyor”du. Son zamanlarda gördüğüm en iyi bacaktı onunkiler. Sıcak ve de ısınmakla üşümek arasında kararsız kalmıştım. Üşüdüm. Prensip meselesi. Kısa bir zaman sonra güvenlik görevlisi geldi. Bize doğru.

29


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

“siz hala burada mısınız?” “gördüğün gibi evet” “n’apıyorsunuz?” “alışveriş merkezinin açılmasını bekliyoruz” “ben size gidin demedim mi?” “öyle mi dediniz?” Temizlik görevlisiyle konuşur. Temizlik görevlisi ne oldu ki der. Güvenlik; bunlar kulübe de sevişiyordu der. Görevli nasıl sevişiyorlardı der. Güvenlik bildiğin sevişiyorlardı der. Temizlik görevlisinin de siki kalkar. Ardından, güvenlik bize dönüp: “terbiyesizler hiç utanmıyor musunuz”? “hayır” Hatuna bakar ve: “yaşın kaç senin” “17″ Bana bakar ve aynı soruyu sorar: “18″ “hiç utanmıyor musunuz”? “hayır” Temizlik görevlisi bize bakar ve: “hiç utanmıyor musunuz?” “hayır”

30


TabuKıran Fanzin Ekim 2012 Tanrı bize bakar ve: “hiç utanmıyor musunuz”? “hayır” Göletten çıktık sonra. Sinirliydim. Ama kavga edemezdim. 2 büyük adam. Prensip meseli aslında. Neyse, bir sigara daha yaktım. Alışveriş merkezi açıldı. Girdik. 9 liraya bir bira içtim. Hem de yarım şişe bira. Adam şişeyi aldı, bardağa döktü, şişenin yarısı bitince bardak tam doldu. Yarım şişe bira; 9 lira. Lüks kentin lüks birası. Isındım en azından. Ardından bayağı işedim. Güzeldi. Sinemaya girdik hatunla. Dediğim gibi, bacaklar, kollar, dudaklar, saçlar, yüz, o yüz, ruh, ihtişam (nasıl kelime be bu), şehvet, dünyadaki bir melek parçası, bağımlılık uyandıran her şey, lüks hatun, kadınım, bebeğim…

-malumunuz sinemada yaptıklarımız O gün o çocuk çok şey yaşadı dahasında. Sadece boşalmanın nirvana noktasına ulaşılmanın verdiği kutsal zevkin çekirdeksel animeliğinin dışa vurumunu görmedi, ne gördüğünü o bile unuttu. Ama daha çok şey yaşandığından emindi. Sarı çakmağı da şahidiydi. Şimdi nerede derseniz sarı çakmak; onu bile unutmuştu. Eve gitti. Bunu yazdı. O dergiye gönderebilecek bir yazısı vardı artık.

31


TabuKıran Fanzin Ekim 2012

ASETON YAĞMURLARI Bir gecem daha olsa O gece sadece doğsam Sen yanımdayken Sokak lambaları bira şişeleriyle sevişse Bize aldırmadan Ve karanlık Saklasa tüm yalanlarımızı Yetim bir saat sabaha sürüklenirken Yalnız bir bulutun tenha gölgesinde Sadece seni sevsem Tüm renkler anlamını yitirse Saydamlık zafer sarhoşu Etrafa güller saçsa Ve ben Sana ojeler sürsem Ansız gelen aseton yağmurunda İşte o gece sabaha karşı Korkusuz ölsem Ve toprak Zamansız açılmış mektup gibi Sen koksa Gramofonlar çalsa benliğimde Tahrik olmuş bir papatya Kulağıma bir ŞİİR fısıldasa İşte o zaman anlasam Yaşadığım her dakika seni sevdiğimi...

32


TabuKıran Fanzin 1. Sayı  

Kafası estiğinde çıkan düşünen edebiyat dergisi... BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN NE DÜŞÜNDÜĞÜN DEĞİL, DÜŞÜNEBİLMENDİR.

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you